POSTER BİLDİRİLERİ

PB 01
Depresyonda Afektif Mizaç Ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*, Duru Gündoğar**, Yeliz Banu Küçüksubaşı*, Bülent Kadri Gültekin* *Erenköy Rsheah ** Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD.
Amaç: Bu çalışmanın amacı, major depresif bozukluk tanılı olgularda afektif mizaç ile dayanıklılık arasında bir ilişki olup olmadığını, bir ilişki mevcutsa eğer, bunun sağlıklı bireylerdekinden farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Major Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Kontrol grubu, depresif bozukluklu olgularla yaş ve cinsiyet yönünden benzer, daha önce psikiyatrik başvuru ve tedavi öyküsü olmayan 100 sağlıklı bireyden oluşmuştur. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile, dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında hem de sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik altboyutu ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında, hem sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanırken, her iki grupta gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında ise her iki grupta orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında depresif bozukluk tanılı olgularda ters bir ilişki saptanırken, sağlıklı bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile afektif mizaç tipleri arasında her iki grupta bir ilişki gösterilmemiştir. Sonuç: MDB’ta hipertimik mizaç ile psikolojik dayanıklılık arasında güçlü bir ilişki vardır. MDB’ta mizaç tipi ile psikolojik dayanıklılığın aile uyumu alt boyutu arasındaki ilişki, sağlıklı bireylerdekinden farklılaşmaktadır.

PB 02
Depresif Bozuklukta Afektif Mizaç ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki Çocukluk Çağı Travması Olan ve Olmayan Olgularda Farklı Mıdır? Duru Gündoğar*, Sermin Kesebir**, Yeliz Banu Küçüksubaşı**, Elif Tatlıdil Yaylacı** *Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, majör depresif bozukluk tanılı olgularda efektif mizaç ile dayanıklılık arasındaki ilişkinin çocukluk çağı travması olan ve olmayan olgularda farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Majör Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Çocukluk çağı travmasının (ÇÇT) varlığı Erken Travma Anketi ile belirlenmiştir. Bulgular: MDB olgularında psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki bulunurken, ÇÇT olan olgularda psikolojik dayanıklılık ile depresif mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik alt boyutu ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki saptanırken, gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif mizaç arasında ÇÇT olmayan olgularda orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki saptanırken, ÇÇT olan bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile depresif mizaç arasında çocukluk çağı travması olan grupta orta derecede bir ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Çocukluk çağı travması olan ve olmayan depresif olgularda mizaç ve dayanıklılık arasındaki ilişki birbirinden farklılaşmaktadır.

PB 03
Bipolar Bozukluk Hastalarında Beyin Kökenli Nörotrofik Faktör (Bdnf) Geni Val66met Ve Val66val Polimorfizmi İle Hastalık Özellikleri Ve Obsesif Kompulsif Belirti İlişkisi Ekrem Hasbek*, Serap Erdoğan Taycan**, Aydın Rüstemoğlu**, Feryal Çelikel**, İlker Etikan** *Sivas Devlet Hastanesi, Psikiyatri Kliniği **Tokat Gaziosman Paşa Üniversitesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmada Bipolar Bozukluk (BB) hastalarında beyin kökenli nörotrofik faktör (brain- derived neurotrophic factor=BDNF) geni val66met ve val66val polimorfizmi ile hastalık özellikleri ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre BB tanısı alan 106 gönüllü hasta dâhil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Hastalık Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulandı. Hastaların venöz kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmış, elde edilen DNA’lar kullanılarak PCR-RFLP yöntemi ile BDNF gen polimorfizmine bakılmıştır. İstatistiksel değerlendirme SPSS 19.0 versiyonu ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamıza alınan 106 hastanın 28’i (%26) BDNF val66met polimorfizmi taşırken, 78 hasta (%74) BDNF val66val polimorfizmi taşıyordu. Alel sıklıklarına baktığımızda met aleli (%13), val aleli ise (%87) oranında bulunmaktaydı. Hastalık belirtilerinin başlangıç yaşı karşılaştırıldığında val66met grubunda 28,11±11,09 iken val66val grubunda 23,88±8,93 yaş olarak tespit edildi ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p=0.047). İki grup antidepresan ile tetiklenen manik atak varlığı açısından karşılaştırıldığında, val66met grubunda val66val grubuna göre daha fazla sayıda hastada antidepresan ile manik atak tetiklendiği görüldü ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark mevcuttu (x²= 5,797, p=0,029). Bunlar dışında çalışmada incelenen diğer hastalık özellikleri açısından bir fark belirlenemedi. Her iki gruptaki OKB eştanı yüzdeleri, MOKSL toplam ölçek ve alt ölçek puanları, BDÖ ve BAÖ puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızın sonucunda 78 hastada BDNF val66val, 28 hastada ise val66met polimorfizmi olduğu belirlendi, literatürdeki beyaz ırkta yapılan çalışmalarla genel olarak uyumluydu. Val66val grubundaki hastalarda BB başlama yaşının val66met grubundakilere göre daha erken olduğu ve val66met grubundaki hastalar arasında antidepresan ile tetiklenen mani atağına istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha fazla rastlandığı belirlendi. Bu iki duruma ilşikin olası sebepler tartışıldı. KAYNAKLAR 1.Tsai SJ. Is mania caused by overactivity of central brain-derived neurotrophic factor? Med Hypotheses. 2004; 62: 19-22. 2.Hong CJ, Association study of a brain-derived neurotrophic-factor genetic polymorphism and mood disorders, age of onset and suicidal behavior. Neuropsychobiology.

PB 04
Bipolar Bozukluğu Lityum, Valproik Asit Ya Da Atipik Antipsikotik Monoterapisi İle Remisyonda Olan Hastaların Bilişsel İşlevleri Vesile Şentürk Cankorur (1) ,Hilal Demirel(2), Sibel Çakır(3),Sermin Kesebir(4),E.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest (3)İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (4)Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Bipolar bozukluktaki bilişsel işlev kusurlarının ötimik dönemlerde de mevcut olduğuna işaret eden çalışmalar vardır, ancak bunların ne kadarının ilaç yan etkisi olduğu tam olarak bilinmemektedir. Daha önceki çalışmamızda, lityum (Li) ya da valproik asit (VPA) monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştu. Bu çalışmada, atipik antipsikotik (AP) monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek, bilişsel işlevler ve bilişsel işlevler üzerindeki olası ilaç etkileri incelenmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I ya da II tanısı ile izlenen, en az bir aydır remisyonda olan, Li (n=28), VPA (n=25) ya da atipik AA (n=38) monoterapisi uygulanan 86 ötimik erişkin hastadan oluşmaktadır (30 erkek, 56 kadın). Bu örneklem grubunda psikomotor hız, dikkat, bellek, görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevler değerlendirilmiştir. Ortalama yaş 36.6 ±12.2, eğitim süresi 12.4 ±3.9 yıl, monoterapi süresi 10.25 ± 18.93 ay, Hamilton Depresyon Ölçeği puanı 3.31 ±3.67, Young Mani Değerlendirme Ölçeği puanı 1.31 ±2.43 olarak bulunmuştur. Bulgular: Li grubu ile VPA grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmadı. Antipsikotik grubunda işlem belleği performansı Li grubuna (WAIS-R Aritmetik 11.75 ± 4.07’ye 8.71 ± 3.31, p =0.01), görseluzaysal beceri ise VPA grubuna (WAIS-R Küplerle Desen 30.25 ± 6.82’ye 22.29 ± 10.16, p =0.005) göre daha düşük bulundu. Tartışma: Daha önce gerek duygudurum dengeleyici gerekse AP ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. Bu çalışma, AP’lerin bilişsel işlevler üzerinde olumsuz etkileri de olabileceğine işaret etmektedir. Bu hipotez izlem çalışmalarıyla ele alınmaya değer olabilir. Anahtar Kelimeler: Atipik antipsikotik, bilişsel işlevler, bipolar bozukluk, duygudurum

PB 05
Multiple Skleroz Öncesinde Bipolar Bozukluk: Bipolar Bozukluk Nörolojik Temelli Bir Hastalık Olabilir Mi? Tuğba Kara*, Özlem Girit Çetinkaya*, Ayşe Fulya Maner*, Belma Doğan Güngen** *Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Özet: Multiple sklerozda nöropsikiyatrik belirtiler oldukça yaygındır. Multiple sklerozda psikiyatrik belirtilerin varlığı hastalığın klinik olarak ilk ortaya koyulduğu zamandan beri bilinmesine rağmen bu konu son 20 yıldır daha ayrıntılı çalışılmaktadır. Multiple skleroz ile bipolar bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozuklukları, öfori, kişilik bozuklukları gibi komorbid psikiyatrik bozukluklar bulunmaktadır. Multiple sklerozda görülen psikiyatrik bozukluklar hastaların ailelerinde, işlerinde ve sosyal hayatlarında bozulmalara yol açmakta, hayat kalitesini düşürmekte ve multiple sklerozun neden olduğu fiziksel yetersizlik majör depresyonun nedeni olabilmektedir. Multiple skleroz ile birlikte ortaya çıkan majör depresyon multiple sklerozun tedavi rejimine uyumu azaltmaktadır. Multiple Sklerozda bipolar bozukluk tahmin edildiğinden daha sık görülmektedir. Multiple Sklerozda görülen bipolar bozukluğun etyolojisine dair çalışmaların sayısı sınırlıdır ve bu çalışmalarda genetik etkiler, ilaçların yan etkileri ve beyin demiyelinizan lezyonlara odaklanılmıştır. Bu makalede bipolar bozukluğun eşlik ettiği bir multiple skleroz olgusu sunulmuştur. Multiple Skleroz ile bipolar bozukluk ve majör depresyonun komorbid olduğu vakalarda manyetik rezonans görüntülerinin özellikleri, majör depresyon ve bipolar bozukluk’ un etiyolojisi ve multiple skleroz için uygulanan tedavinin nöropsikiyatrik etkilerini tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: multiple sclerosis, bipolar disorder, manyetik resonans görüntüleme

PB 06
Bipolar Bozukluk Tanılı Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Mizaç Özelliklerinin Karşılaştırılması Ve Kliniğe Yansımaları Aylin Elri Arslan*, Feryal Çam Çelikel**, Serap Erdoğan Taycan**, İlker Etikan**** *Giresun Devlet Hastanesi, Psikiyatri Bölümü **Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ***Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıp Bilişimi AD
Amaç: Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların mizaç özelliklerini belirlemek, klinik özelliklerle, işlevsellik ve dürtüsellik düzeyleri ile ilişkisini araştırmak ve yanı sıra ailedeki mizaç özellikleri ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Hipotezimiz, hastaların kendi mizaç özellikleri ile ailesindeki bireylerin mizaç özellikleri arasında bir ilişkinin bulunabileceği, hastalardaki baskın mizaç özellikleri ile dürtüsellik düzeyleri arasında doğru, işlevsellik düzeyleri arasında ise ters yönde bir ilişkinin kurulabileceği yönündedir. Yöntem: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı konan ve halen remisyonda olan 60 hasta ve bu hastaların 60 sağlıklı birinci derece akrabaları dahil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Tıbbi Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I), afektif mizacı değerlendirmek için Memphis, Pisa, Paris ve San Diego Mizaç Değerlendirme Anketi Türkçe formu/MPPS-MD (TEMPS-A) anketi ve Bipolar Bozuklukta İşlevsellik Ölçeği (BB-İ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği, 11. versiyon (BIS-11) uygulandı. Bulgular: Bulgularımıza göre depresif mizaç kadınlarda daha sıktı; siklotimik mizaç erken hastalık başlangıç yaşı, sinirli mizaç ise psikotik özellikli atak varlığı ile ilişkiliydi. En çok depresif ve endişeli mizacın işlevselliği bozduğu; hipertimi dışında tüm mizaç özelliklerinin genel anlamda dürtüsellik düzeylerini arttırdığı; motor dürtüselliğin tüm mizaç özellikleri ile dikkatle ilişkili dürtüselliğin ise depresif, siklotimik ve hipertimik mizaç ile ilişkili olduğu gözlendi. Hasta yakını grubunda en az bir baskın mizacı olan 29 hasta (%48) vardı. 15 kişide (%25) baskın mizaç depresif, 5 kişide (%8,3) sinirli, 4 kişide (%6,7) endişeli, 3 kişide (%5) siklotimik, 2 kişide (%3,3) hipertimik mizaca rastlandı. Hasta ve hasta yakınları arasında yalnızca hipertimik mizaç (t=4,00, p=0,001) ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Tartışma: Bulgularımız, bipolar bozukluk hastalarının ataklar arası iyilik dönemlerinde bile afektif değişimler yaşadığını ve hatta bu mizaç düzensizliklerinin etkilenmemiş akrabalarında da gözlendiğini ortaya koymakta ve bipolar bozukluğun gelişiminde hipertimik mizacın ailesel, olasılıkla kalıtsal, temelini doğrulamaktadır.

PB 08
Depresyon Hastalarında Kişilik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Bengü Yücens, Mehmet Hakan Türkçapar, Erkan Kuru, Yasir Şafak, Mehmet Emrah Karadere Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: Kişilik özellikleri, psikiyatrik rahatsızlıkların tanısının konması ve tedavisi için önemli faktörlerden biridir. Literatürde depresyon hastalarında komorbid kişilik bozukluğunun kötü prognozla ilişkilendirilmesi hastalığın seyri ve tedavi sürecinde kişilik özelliklerinin etkili olduğunu düşündürmektedir. Depresyon hastalarında kişilik bozukluğu oranlarının sağlıklı kontrollere göre daha yüksek olduğu ile ilgili bir çok literatür bulunmaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız da depresyona eşlik eden kişilik özelliklerini tespit etmektir. Yöntem: Çalışmaya, Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne başvuran; DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre Major Depresyon tanısı almış 30 hasta ve 31 sağlıklı kişi alınmıştır. Hastalara SCID-I, Sosyodemografik veri formu, Kişilik İnanç Ölçeği-Kısa Form (PBQ-STF) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 61 hastanın 30’u depresyon, 31’i kontrol grubuna alındı. Çalışmaya katılanların 32’si erkek, 29’u kadındı. Her iki gruptaki kadın erkek oranları birbirine benzerdi. Hastalara uygulanan PBQ sonucunda depresyon hastaları ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; bağımlı (p=0.001), pasif agresif (p=0.001), obsesif kompulsif (p=0.004), antisosyal (p=0.001), paranoid (p=0.002), borderline (p=0.001), çekingen (p=0.001) kişilik alt ölçek puanları depresyonu olan grupta kontrol grubuna oranla daha yüksekti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Buna karşın her iki gruptaki narsisistik (p=0.513), histrionik (p=0.300), şizoid (p=0.043) kişilik alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Tartışma ve Sonuçlar: Elde edilen veriler sonucunda depresyonu olan hastalarda çekingen, bağımlı, obsesif kompulsif, antisosyal, borderline kişilik özellikleri literatürle uyumlu olarak daha yüksek oranda tespit edilmiştir. Paranoid ve histrionik kişilik özelliği ile ilgili sonuçlar literatürden farklılık göstermekle birlikte ve şizoid kişilik özelliklerine ilişkin veriler değişkendir. Depresyona eşlik eden kişilik özelliklerinin tespit edilmesi, hastalığın tanısının netleştirilmesi, tedavi sürecinin daha sağlıklı yürütülmesine yardımcı olacaktır.

PB 09
Erişkin Bipolar Ve Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğunun Nöropsikolojik Açıdan Karşılaştırılması Neslihan Levent *, Selim Tümkaya**, Figen Çulha Ateşçi**, Halide Tüysüzoğlu***, Nalan K.Oguzhanoglu**, Gülfizar Varma** Osman Özdel** *Kumluca Devlet Hastanesi **Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD ***Kastamonu Devlet Hastanesi
Bipolar ve Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu(DEHB)olan hastalarda aşırı konuşma, hareketlilik, dikkatsizlik, dürtüsellik gibi örtüşen belirtilerin olması ve yüksek eştanı oranları bu iki hastalığın birbirleri ile bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir 1. Çalışmamızın amacı, bipolar ve DEHB’li erişkin hastaların nöroanatomik değişikliklerin bir yansıması olarak düşünülebilecek nöropsikolojik bulgularını kontrol grubu ve kendi aralarında karşılaştırarak, bu iki bozukluk arasındaki olası patofizyolojik ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya 66 bipolar bozukluk tanılı hasta, 62 Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanılı hasta ve 58 sağlıklı kontrol alındı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Hamilton Depresyon, Young Mani Derecelendirme Ölçeği, Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi SCID-I, Turgay’ın Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Değerlendirme Ölçeği, Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve Nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Yaş, eğitim seviyesi ve cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (sırasıyla p=0.07, p=0.34, p=0.7). Gruplar Wisconsin kart eşleme testi kurulumu sürdürmede başarısızlık dışında tüm nöropsikolojik testlerin alt testlerinde anlamlı farklılıklar bulundu (p=0.000- p=0.018). İkili karşılaştırmalar yapıldığında bipolar hastalar sayı dizisi, sözel bellek süreçleri testi, Wisconsin kart eşleme testi (WKET) ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre daha kötü performans gösterdi. DEHB’li hastalar ise stroop test ve sözel bellek süreçleri testinin tutarsızlık alt testinde kontrollerden daha kötüydü. Bipolar bozukluklu hastalar DEHB li hastalardan Stroop testi dışındaki tüm testlerde genel olarak daha kötü performans gösterdiler. Buradan yola çıkarak bipolar bozukluklu hastaların dikkat açısından DEHB hastalarına benzer bozukluklar gösterdiği fakat sözel bellek ve yürütücü işlevler alanlarında daha kötü performanslara sahip olduğu söylenebilir.

PB 10
Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastaların Demografik Ve Klinik Özellikleri Hidayet Ece Arat, Başak Bağcı, Onur Ulaş Ağdanlı, Havva Afşaroğlu, Ebru Onrat, Ayşegül Özerdem, Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş: Bipolar Bozuk (BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. Uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri hastalık epizodlarının yinelemelerini önleme, işlevselliği artırmada önem taşımaktadır. Hastaların özelleşmiş polikliniklerde izlenmesi tedaviye katılımlarını artırmaktadır. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak demografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü, BB Polikliniğine başvurmuş olan hastalar alınmıştır. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin Probel veri tabanı incelenerek, hastaların yaş, cinsiyet, tanı, son klinik durum, kullandığı ilaç tedavileri değerlendirilmiş; verilerin istatistiksel analizleri SPSS 15.0 ile kategorik değişkenler için Ki-Kare, sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis testleri uygulanarak yapılmıştır. Bulgular: Hastaların tanı dağılımları; BB Tip-1 %58.9, BB Tip-2 %3.8, manik kayma %5.7, Şizoafektif Bozukluk % 2.5, madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluğu % 0.8, Siklotimik Bozukluk % 0.3, BB tanısı olup alt tipi belirlenememiş hasta oranı %28.1 idi. Tüm hastaların yaş ortalaması 42.91±14.01 idi. Tanı alt gruplarının yaş ortalamaları farklı değildi (p=0.063). Hastaların % 61.3’ü kadın, %38.7’si erkekti. Hastaların cinsiyet dağılımları tanılarına göre farklı değildi (p=0.094). Hastaların %57.2’si lityum, %48.2’si valproat, %64.9’u atipik antipsikotik kullanıyor, %1.6’sı ilaçsız izleniyordu. Duygudurum dengeleyici (DDD) monoterapi %20.7, ikili DDD % 6.5, üçlü DDD % 0.3, tek DDD ve antipsikotik kullanımı %39.2, ikili DDD ve antipsikotik kullanımı %15.3, üçlü DDD ve antipsikotik kullanımı % 0.3, bir veya daha fazla antipsikotik kullanımı %3, DDD ile birlikte antipsikotik ve antidepresan kullanımı %7.6, DDD ve antidepresan kullanımı %4.9 idi. Sonuç: Hastaların % 3.8’i BB Tip 2 tanısı ile izlenmektedir. Bu bulgu, literatürde tanımlanmış olan %10- 15’lik oranın altındadır. Bu durum çalışmanın retrospektif olması, alt tipi belirlenemeyen hasta grubunun fazla sayıda olması ya da BB Tip 2 tanısının gözden kaçırılıyor olmasıyla ilişkili olabilir.

Görsel varsanıları mevcuttu. Yatışının 6. Hastanın acil servise getirilmeden önceki 3 gün evdeki tüm eşyaları çöpe atma şeklinde garip davranışları. Hastaya Zuclopentiksol depot 200 mg yapıldı. Gününde yüksek dozlarda antipsikotik uygulanmasına rağmen süreğen ve şiddetli ajitasyonunun olması. Ailesi acil servise garip davranışları. oldukça ajite. Hastaya gün aşırı 8 kez EKT uygulandı. Bu yazıda bir olgu üzerinden akut manik epizotta EKT’nin yeri tartışılmıştır. konuşmaları. düşünce içeriğinde evli ve hamile olduğuna yönelik delüzyonel düşünceleri vardı. Olgu: A. uykusuzluğu olmuş. Psikomotor ajitasyonu mevcuttu. karnında 11 bebek olduğunu söylüyormuş. Uykusu düzeldi. Günümüzde psikofarmakoloji alanında hızlı ilerlemelere rağmen özellikle dirençli olgularda EKT halen etkili bir tedavi olarak uygulanmaktadır. lityum 600 mg/gün tedavisi başlandı. Özellikle psikotik belirtilerin yüksek olduğu ve agresyonun yüksek olduğu durumlarda EKT tedavisi düşünülmelidir. Düşünce akışı hızlı. Olanzapin 15mg/gün p. bekâr. özkıyım riski yüksek major depresyon ve bipolar depresyon ve postpartum psikotik bozukluklarda ilk seçenek tedavi olarak düşünülse de akut manideki yeri tartışmalıdır. ilaç alımını reddetmesi üzerine hastaya EKT yapılması planlandı.o. psikotik düşünceleri kayboldu. 6. Gebe olduğunu. EKT’ye yanıt oranı tedaviye dirençli olgularda yaklaşık %60-70 olarak bildirilmiştir. aşırı öfkeliliği olması üzerine getirdi. Bu belirtilerin ön planda olduğu hastalarda zaman kaybetmeden ilk seçenek olarak EKT uygulaması yapılabilir. hasta olmadığını düşünüyordu. görüşmeyi reddediyor.PB 11 Akut Manide Elektrokonvulsif Terapi Ne Zaman Yapılmalı? Ömer Faruk Uygur. çalışmıyor. Bu olguda antipsikotik tedaviye yanıt alınamayan ve EKT ile hızlı düzelme gösteren psikotik belirtili akut manik epizot geçiren bir hasta sunulmuştur. Hastanın nörolojik muayenesi ve beyin MR görüntüsü normaldi. Bizim sunduğumuz olguda EKT ile hızlı düzelme saptanmıştır. üniversite mezunu. İlk ruhsal muayenesi: Kendine olan ilgi ve bakımı azalmış. İlaç alımını kabul etti. aşırı sinirliliği.EKT sonrasında psikotik belirtilerinde ve ajitasyonunda azalma oldu. kadın.K. Hasta psikotik belirtili manik epizod tanısı düşünülerek psikiyatri kliniğine yatırıldı. . Tartışma: Elektrokonvulsif terapi klinik pratikte özellikle katatonik tip şizofreni. Psikiyatri AD Giriş: Elektrokonvulsif terapi (EKT) 1938 den buyana duygudurum bozukluklarınıda içeren birçok psikiyatrik bozukluğun tedavisinde güvenle uygulanmaktadır. uykusuzluğu. Duygulanımı öfkeli. psikotik düşüncelerinin devam etmesi. ilaçlarını almaya başladı ve tedavi için işbirliği kurdu. Bilge Burçak Annagür Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi. 42 yaşında.

post-hoc Bonferroni.0001). Nefize Yalın.091).34) folat ortalamaları ise kontrol grubundan (8.98±288. Bazı klinik çalışmalarda.0001. %4’ü iki uçlu depresyon (s=71). p=0. p=0. Yöntem: Çalışma geriye dönük bir çalışmadır. iki uçlu.17±4. %81. bilişsel bozukluklar gibi birçok nöropsikiyatrik hastalığın patogenezinde rol oynar. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Folat ve B12 vitamini eksiklikleri duygudurum bozuklukları. Bulgular: Çalışma grubunun %14. Özellikle tek uçlu kadın depresif hastalarda folat düşüklüğün saptanması önemlidir.13) ve iki uçlu depresyon tanılı hastaların (7.95±240. B12 vitamini . Kadınlarda sadece folik asit ortalamaları tekuçlu depresyonda (7.PB 12 Tek Uçlu Ve İki Uçlu Depresif Bozukluk Tanılı Hastalarda. p=0. Tek uçlu (7. Anahtar kelimeler: depresyon. post-hoc Bonferroni. p=0. Tekuçlu ve ikiuçlu depresyonda B12 vitamini ve folat ortalamaları farklı değildi. folat ve B12 vitamini desteğinin antidepresanlara yanıtı arttığı gösterilmiştir.58) farklı değildi (Bonferroni.59±3. p=0. Tek uçlu (405.0001ve p=0. Hasta grubu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi’ne son beş yıl içinde iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanısı ile yatarak tedavi edilmiş. Ayşegül Özerdem. Üç grup arasında ortalamaları farklı bulunmamıştır (ANOVA. p=0.002). ikiuçlu depresyonda(7. folat.28) düşüktü (ANOVA.003). B12 vitamini ve folat değerleri normal dağılımda olmadığı için logaritmik transformasyon değerleri karşılaştırılmıştır. 19-82 yaşları arasındaki 331 hastadan.003 ve p=0. kontrollerden düşükken (Bonferroni. Depresyonda. p=0.7’si (s=260) tek uçlu. Hasta ve kontrol grubunun. kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 1440 hastadan oluşturulmuştur. plazma folat düzeyleri düşük ve homosistein düzeyleri yüksek bulunmuştur.73) daha yüksekti (ANOVA.08) ve iki uçlu depresyon (439.52±4.085).67±4.3’ü kontrol grubunu (s=1440) oluşturmuştur.30) tanılı hastaların B12 VİTAMİNİ vitamini ortalamaları kontrol grubundan (343.97±195.B12 Vitamini Ve Folat Düzeyleri Yaprak Çilem Yalçın Arslan. B12 vitamini ve folat düzeyleri yaş ile pozitif bağıntılı idi.89). B12 vitamini ve folat değerleri hastanenin merkez laboratuarının veri tabanından sağlanmıştır. Bu çalışmanın amacı iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanılı hastaların atak sırasında ölçülen B12 vitamini ve folat düzeylerini birbirleriyle ve kontrol grubuyla karşılaştırmaktır. Sonuç: Hem iki uçlu hem de tek uçlu depresyonda serum folat düzeyinin kontrol grubundan düşüklüğü literatür ile uyumludur.67±4.0001. B12 vitamininin beklenenin aksine depresyon hastalarında daha yüksek saptanması kliniğimizde B12 vitamini hızlı saptanarak replase edilmesi ile ilişkili olabilir.

şirketin adamlarının kendisini takip ettiği. Bu olgu. Tan GM . . 2. The nosological significance of Folie à Deux: a review of the literature. Berna Binnur Akdede. 5:11. Bu sürede olgunun internet aracılığıyla yakın iletişimde olduğu annesinde benzer düşünceler başlamıştır. staj yaptığı şirkete zarar ettirdiği. Ayaktan izlemi yapılan olgunun tanısı 2 yılın sonunda İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiştir. Deniz Ceylan. Bipolar Disord 2004. paylaşılmış psikotik bozukluk olgularının klinik izleminde ve ayırıcı tanısında duygudurum bozukluklarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. isteksizlik. Bu sunumda. Tartışma: İki Uçlu Duygudurum Bozukluğunda paylaşılmış psikotik belirtilerin ortaya çıkışı nadir görülen bir durumdur. Annals of general Psychiatry 2006. erkek olgunun 2010 yılı ocak ayında bir şirkette staj yapmaktayken mutsuzluk. Patel A. Folie a deux in bipolar affective disorder: a case report. ailesinin ve kendisinin zarar göreceği yakınmaları başlamıştır. hastalığın tanısını zorlaştırmış ve geciktirmiş olmasıdır. Arnone D. 6: 162–165. Olgu: 23 yaşında. Ryan W. Arnone D. ilk psikiyatrik başvurusunda şizofreniform bozukluk tanısı almış. Patel AS. Paylaşılmış psikotik bozukluk tanısıyla psikiyatri servis yatışı yapılan hasta Şizofreniform bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk tanıları ile taburcu edilmiştir. uzun dönem izleminde tanısı İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiş bir paylaşılmış psikotik bozukluk olgusu tartışılacaktır. Dikkat edilmesi gereken husus hastalığın ilk ortaya çıkışında görülen bu durumun. Tunç Alkın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Paylaşılmış psikotik bozukluk (Folie a deux) ender görülen ve sıklıkla şizofreni hastalarında tanımlanan klinik bir sendromdur. Kaynaklar: 1.PB 13 Paylaşılmış Psikotik Belirtilerle Başlayan İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu Güneş Şayan Can.

Mol Psychiatry 2006. & Lozono. Pages 482-495 3. Kaynaklar: 1. Depresyon. Dahlberg. L. A. Yasin Bez. fiziksel-cinsel travma. 15-24 yaş aralığında olması bu bölgede aile içi sorunların intihar girişimeri için önemli bir risk faktörü olduğunu düşündürmektedir. impulsivite gibi intihar açısından risk oluşturan nedenler arasında aile içi sorunların da bulunduğu daha önceki çalışmalarda bildirilmiştir (2). Mehmet Cemal Kaya. B. İntihar girişimlerinin yaklaşık yarısının (%49. Bireylerin tıbbi kayıtlarına ulaşıldı.Bondy B. Yöntem: Türkiye’nin güneydoğu illerinden Şanlıurfa ilindeki iki hastaneden küçük olan Balıklıgöl Devlet Hastanesi acil servislerine suisit girişimi nedeniyle başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi. World report on violence and health..9). En sık intihar nedeni ise aile içi sorunlar olarak bildirilmişti (%37. Buettner A. Teena Willoughby Examining the link between nonsuicidal self. Sonuç: Araştırmamızda Şanlıurafa’da bir devlet hastanesi acil servisine intihar nedeni ile yapılan başvuruların büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğu görülmüştür.. Issue 6. Başvuruların yarısından fazlasının evli olup. Bu çalışmada amacımız Şanlıurfa ilinde intihar girişimi nedeni ile acil servise başvuran hastaların özelliklerini ortaya koymaktır. Mehmet Güneş. Bulgular: 2011 yılı içinde hastane acil servisine 227 kişinin suisid girişimi nedeni ile başvurduğu anlaşıldı. J. Ciddi bir halk sağlığı problemi olup Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl bir milyondan fazla insan intihar etmektedir ve dünyada yaşanan ölümlerin %2’si intihar nedeni iledir (1). 11: 336-51. Geneva: World Health Organization . 78 (%22)’i erkekti. Zwi. Zill P.8) 16-24 saatleri arası gerçekleştirildiği görüldü. Hamza. E. Mahmut Bulut. Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi Amaç: İntihar istemli olarak kişinin yaşamına son vermesidir. Volume 32. Hastaların %57’si 15-24 yaş aralığındaydı ve %51’i evliydi.PB 14 Şanlıurfa’da Bir Devlet Hastanesi Aciline İntihar Nedeniyle Başvuruların Değerlendirilmesi Abdullah Atli. Tıp Fakültesi. Klinik ve fenomenolojik özellikleri kaydedildi ve incelendi. Chloe A. R. En sık intihar şeklinin yüksek doz ilaç alma olduğu tespit edildi. G. (2002). Stewart. Genetics of suicide.. Sever Beşaltı. August 2012. Bunların 177 (%78)’si bayan. Sonuç olarak Şanlıurfa ilinde intihar girişimi ayrıntılı olarak ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. 2. borderline kişilik özellikleri. Mercy. Krug.). L. Dünya Sağlık Örgütünün 2002 yılında yayınladığı rapora göre 15-44 yaş arası ölüm nedenleri içinde intihar dördüncü sırada yer almıştır (3). (Eds..injury and suicidal behavior: A review of the literature and an integrated model Review Article Clinical Psychology Review. Aytekin Sır Dicle Üniversitesi. Shannon L. A.

PB 15
Nitratların Anksiyete Ve Depresyon Oluşturmaya Etkileri Var Mı? Yuksel Kıvrak*, Adnan Özçetin**, Yelda Yenilmez*, Yusuf Ersan*, Ahmet Ataoğlu** *Kafkas Ü. Tıp Fakültesi ** Düzce Ü. Tıp Fakültesi
Amaç: Gıdaların korunma ve saklanması için yaygın olarak kullanılan nitrat ve nitritler methemglobinemiye yol açmakta ve kanda O2 taşınmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca nitrit skonder aminlerle reaksiyona girer ve nitrozaminler oluşur. Bunların ise kanserojenik, mutajenik, teratojenik özellikleri vardır(1)(2). Bununla beraber dışardan alınan nitratların depresyon ve anksiyete üzerindeki etkileri yeterince aydınlatılmamıştır. Bu çalışmanın amacı nitratın, nitrat ve C vitamininin farelerde oluşturulmuş depresyon ve anksiyete modeli üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 30 tane 4 aylık, erkek, sağlıklı 30,8 ± 1.18 g ağırlığında Swiss albino cinsi fareler alındı. Fareler random olarak üç gruba ayrıldı. Sırasıyla izotonik (NaCl), NaNO2 100 mg/kg/gün, VitC 10 mg/kg/gün + NaNO2 100 mg/kg/gün olacak şekilde 90 gün boyunca oral olarak verildi. Açık alan (open-field) testi ve kuyruktan asma testi uygulandı. Bulgular: NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fareler NaCl verilen (kontrol grubu) farelerle açık alan testi (kaşınma, kare, şahlanma ve dışkılama) ve kuyruktan asılma (immobilizasyon) testi açısından karşılaştırıldı. Hayvan modellerinde anksiyete benzeri durumun belirlenmesinde kullanılan açık alan testinde gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunamadı. Depresyon modeli olan kuyruktan asılma testinde immobilizasyon süresi kantrol, NaNO2,Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplarda sırası ile (ortalama±standart hata) 95.80±12.98, 147,33±14.05, 160,80±14.01 olarak ölçüldü. ANOVA testinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.005). Çoklu karşılaştırma (LSD) testinde ise kontrol grubu ile NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fare grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (sırayla p=0.014 ve p=0.002), (Tablo 2). Ancak NaNO2 ile Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplar arasında ise istatistiksel fark yoktu (p=0.497). Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda nitritin fare kuyruktan asma testi depresyon modelinde hareketsizlik süresini artırdığını, depresyona sebeb olabileceğini, vit C uygulamasının yeterince koruyucu olamayabileceğini bulduk. Askorbik asitin nitrit ve nitrozamine bağlı genotoksisiteyi ve sitotoksisiteyi azaltmaktadır(3). Depresyon modelinde etkilememesinin sebebi farklı dozlarda uygulamayı yapmamamız olabilir. Çalışmamızda elde edilen sonuçların genelleştirilebilmesi için geniş ölçekli çalışmaların uygun olabileceğini düşünmekteyiz. Kaynaklar 1. Connolly D, Paull B. Rapid determination of nitrate and nitrite in drinking water samples using ion-interaction liquid chromatography. Analytica chimica acta. 2001;441(1):53–62. 2. Roberts TA, Dainty RH. Nitrite and nitrate as food additives: rationale and mode of action. Ellis Horwood

PB 17
İntihar Davranışında Tiroid Fonksiyonları Gazi Unlu, Mustafa Alper, Emre Aydemir, Abdullah Bolu, Murat Erdem, Mehmet Ak GATA Psikiyatri AD
Giriş: İntihar davranışının, genellikle umutsuzluk, engellenmiş istekler, baş edilemeyen stres veya çaresizlik gibi hislere karşı tepkisel olarak ortaya çıktığı bilinmektedir (1). İntihar eden veya intihar girişiminde bulunan kişilerin %94’ünde en az bir ruhsal hastalık bildirilmektedir (2, 3). Troid fonksiyonlarının insan davranışlarını belirgin bir biçimde etkiledikleri bilinmektedir. Hipertiroidi hastalarda anksiyete, gerginlik, irritasyon ve labil duyguduruma neden olurken hipotoidi depresif semptomlara neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışmadaki troid fonksiyonlarının intihar davranışı üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: GATA Psikiyatri kliniğinde intihar girişimi nedeni ile yatırılan 50 hastanın klinik verileri incelendi. Hastaların tiroid fonksiyonlarını gösteren biyokimyasal testleri incelendi. Bu sonuçlar sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş, değişkenler arasındaki farkların anlamlılık oranları, cinsiyete göre dağılımlar elde edilmiş ve tartışılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 25.83±5.89’di. Kontrol grubunun yaş ortalaması 26.46±6.54’tü. Hastaların T3 seviyeleri 3.27±0.24 kontrol grubunun ise 3.29±0.58’di. Hastaların T4 seviyeleri 0.86±0.10, kontrol grubunun ise 1.17±0.22 idi. Hastaların T4 seviyelerinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü. Tartışma: Hastaların T4 seviyelerinin anlamlı şekilde düşük olması bu patolojinin depresif semptomlara neden olmasının getirmektedir. Bu konuda yapılacak geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Kaynaklar: 1) Karamustafalıoğlu O, Özcelik B, Bakım B, Ceylan YC, Yavuz BG, Güven T, Gönenli S. İntiharı öngörebilecek bir araç: Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2010; 23:152-157. 2) Roy A, Psychiatric Emergencies: In Sadock BJ, Sadock VA (editors). Comprehensive Textbook of Psychiatry. Seventh edition, Baltimore: Lippincott Williams & Wilkins, 2000, 2031- 2040. 3) Bolu A, Doruk A, Ak M, Özdemir B, Özgen F. Uyum Bozukluğu Olgularında İntihar Davranışı. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2012;25:58-62.

PB 18
İntihar Girişimi Nedeniyle Konsulte Edilen Olgularda Başa Çıkmatutumları Şükriye Boşgelmez Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: İntihar girişimi nedeniyle konsulte edilen olgularda başa çıkma tutumlarını belirlemek. Yöntem: 1Şubat 2008-31 Mart 2009 arasında intihar girişimi nedeniyle konsulte edilen 51 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik bilgi formu ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılarak veriler toplanmıştır. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U) kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Çalışmaya katılanların %84.3’ü (n=43) kadın, %15.7’si (n=8) erkekti. Yaş ortalaması 25.06±7.425 (aralık 17-44), çoğunluğu lise düzeyinde eğitim almıştı (n=20, %39.2). %45.1’i bekar (n=23); %41.2’si evliydi (n=21). %74.5’inde (n=38) daha önce girişim yoktu; 13 kişi ( %25.5) daha önce intihar girişiminde bulunmuştu. %62.7 ‘si (n=32) intihar girişimi öncesi tetikleyici bir olay bildiriyordu. En yüksek COPE puan ortalaması dini olarak başa çıkma (12.27±3.38), en düşük puan ortalaması şakaya vurma (6.92±2.80) maddelerindeydi. Hastaların %35.3’ü (n=18) major depresif bozukluk (MDB), %11.8 (n=6) depresif duygudurumu ile giden uyum bozukluğu tanısı aldı. Uyum bozukluğu tanısı alanlarla ve MDB tanısı alanlar arasında COPE puan ortalamaları arası fark yoktu. İntihar girişimi öncesi tetikleyici olay bildiren, MDB tanısı almayan hastalarla MDB tanısı alan hastaların ortalama COPE puanları karşılaştırıldığında tetikleyici olay bildiren ancak MDB tanısı almayan hastaların sorun odaklı başa çıkma tutumlarından olan yararlı sosyal destek kullanımı ve geri durma puanlarının daha düşük olduğu saptandı (sırasıyla p= 0.014, z=2.46; p=0.010, z=2.57). Tartışma: Daha önceki çalışmalar intihar girişiminde bulunan kişilerde sosyal desteğin önemini vurgulamaktadır. Stresli yaşam olayları karşısında sosyal desteğin kullanımı MDB tanısı olmayan kişilerde etkili bir başa çıkma tutumu olabilir.

PB 19
Bipolar Bozukluk I Tanılı Ötimik Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Tepki Ketleme Ceren Hıdıroğlu*, Ayşe Er*, Gizem Işık**, Deniz Ceylan***, Serhat Taşlıca*, Ayşegül Özerdem*,*** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimleri AD ** Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Amaç: Dürtüsellik artışı birçok psikiyatrik hastalıkta görülür. Tepki ketleme (response inhibition), artmış dürtüsellik göstergelerinden biridir. Bipolar bozuklukta dürtüsellik ve tepki ketlemede bozulma hastalık dönemlerinin yanı sıra ötimi döneminde bile sürmekte, hastaların sağlıklı akrabalarında da gözlenmektedir. Bu özellikleriyle bir endofenotip adayıdır. Tepki ketleme, değişen koşullarda, gerekli olmayan ve uygunsuz olan davranışın bastırılmasıdır. Stop-Sinyal(Dur Sinyali) testi, başlamış olan tepkinin bastırılmasını değerlendiren davranış temelli bir testtir. Bu çalışmada, bipolar bozukluk I tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında tepki ketleme davranışının, sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, 18–65 yaş arası, bipolar bozukluk I tanılı 20 ötimik hasta, 13 birinci derece akraba ve hastalar ile yaş, cinsiyet ve eğitim bakımından uyumlu 20 sağlıklı kontrol alınmıştır. Tepki ketleme davranışı StopSinyal(Dur Sinyali) Testi ile değerlendirilmiştir. Üç gruba ait, “doğruluk skorları” ve “stop sinyal tepki süresi(SSTS)” çok yönlü varyans analizi ile karşılaştırılmıştır. Doğruluk skorları kişinin “dur” ve “git” durumlarında ne kadar başarılı olduğunu gösterir. “Stop sinyal tepki süresi(SSTS)” ise kişinin tepki ketleme sırasındaki kontrolü hakkında bilgi vermektedir. Bulgular: Üç grup arasında yaş(p=0,85), cinsiyet(p=0,56) ve eğitim(p=0,51) bakımından fark görülmemiştir. Stop-Sinyal testinde “doğru git” deneme sayısı üç grup arasında farklılık göstermiştir(p=0,007). Bipolar hastalar, akrabalardan(p=0,043) ve sağlıklı kontrollerden(p=0,011) “git” denemelerinde anlamlı olarak daha az doğru basmıştır. “Git” denemelerinde basmama ya da geç kalma sayısı gruplar arasında farklılık göstermektedir(p=0,08). Bu farklılık bipolar hastaların, sağlıklı kontrollerden anlamlı olarak daha başarısız olmalarından kaynaklanmaktadır(p=0,006). Stop sinyal tepki süresinde(SSTS), 3 grup arasında anlamlı fark bulunmamasına rağmen(p=0,119), hastalarda(316,65± 20,58), akraba(298,22± 26,69) ve sağlıklı kontrollere(304,75± 29,49) göre uzama olduğu gözlenmiştir. 3 grup arasında “dur” denemelerindeki doğru cevap sayısı(p=0,666) ve “durlarda basma” sayıları arasında fark yoktur(p=0,561). Sonuçlar: Çalışmanın bulguları literatür ile uyumlu olarak, bipolar bozukluk tanılı hastaların sağlıklı kontrollere göre tepki ketleme sırasında başarısızlık yaşadıklarını göstermektedir. Stop sinyal tepki süresindeki(SSTS) uzama, önceki çalışmalarla birlikte değerlendirildiğinde, hastaların tepki ketlemedeki kontrolsüzlükleri ile açıklanabilir. Akraba grubunda hastalar ile benzer sonuçlar saptanmamıştır. Bu sonuç, tepki ketlemenin bipolar bozuklukta endofenotip adaylığı açısından olumsuz bir bulgudur. Katılımcı sayısındaki yetersizlik çalışmanın sınırlılığıdır.

P 20
Şizofren Hastalarda Baş ağrısının Değerlendirilmesi Hülya Güveli*,Bülent Bahçeci**, Serkan Kırbaş***,Çiçek Hocaoğlu**, Gökhan Kandemir**, Hatice Alibaşoğlu****, Fatmagül Çelik**, Murat Aslan**, Ayşe Köroğlu**, Selim Polat**, Çağdaş Yeloğlu** *İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü **Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Psikiyatri AD ***Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Nöroloji AD ****Rize Devlet Hastanesi
Amaç: Başağrısı birçok ruhsal bozukluğun seyri sırasında görülebilmektedir. Özellikle duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve somatoform bozukluklarla ilgili pek çok çalışmada bu durum bildirilmiştir (1,2). Şizofrenili hastalarda ise, başağrısı sıklığını araştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır (3,4). Biz çalışmamızda şizofrenli hastalarda sağlıklı grupla karşılaştırarak başağrısı ve hangi tip başağrılarının olduğunu araştırmayı amaçladık . Yöntem:101 hasta ve 89 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Hastalara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin, hastalığı ile ilgili bilgilerin ve başağrısı ile ilgili soruların yer aldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Şu anda ya da geçmişte başağrısı olduğunu ifade eden hastalar başağrısının değerlendirilmesi amacıyla nöroloji polikliniğine yönlendirildi. Burada bir nöroloji uzmanı tarafından başağrısının karakteri ve tipi değerlendirildi. Başağrısının sınıflandırılması için Uluslararası Başağrısı Sınıflaması (ICH- 2004) kullanıldı. Bulgular:Şizofrenli hasta grubunun %38.6’sı başağrısı tanımlarken, kontrol grubunda bu oran %37.1 olarak bulundu. Her iki grupta da en fazla gerilim tipi başağrısı (GTBA) görülmesine rağmen (hasta grubu=%31.7, kontrol grubu=%18) şizofreni grubunda GTBA kontrol grubundan anlamlı olarak daha fazla bulundu (p=0.045). Migren tipi başağrısı ise kontrol grubunun %11.2’sinde görülürken, hasta grubunun %2’sinde görülmekteydi (p=0.02). Şizofrenili hasta grubu kontrol grubuna göre başağrısı yakınmasını daha az dile getirmekteydi. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada şizofrenili hastaların normal populasyon kadar başağrısına maruz kaldığı, başağrısı yakınmasını normal topluma göre daha az dile getirdikleri sonucu elde edilmiştir. Bu konuda yapılacak geniş örneklemli çalışmalar ve oluşturulacak tedavi protokolleri şizofrenili hastaların yaşam kalitesinin artmasına da katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, başağrısı, migren Kaynaklar: 1. Kroenke K, Price RK. Symptoms in the community: prevalence, classification, and psychiatric comorbidity. Arch Intern Med 1993;153: 2474-2480. 2. Merikangas KR, Angst J, Isler H. Migraine and psychopathology: results of the Zurich Cohort Study of Young Adults. Arch Gen Psychiat 1990;47: 849-853. 3. Mehta D, Wooden H, Mehta S. Migraine and schizophrenia [Letter]. Am J Psychiat 1980;137:1126. 4. Kuritzky A, Mazeh D, Levi A. Headache in schizophrenic patients: a controlled study. Cephalalgia 1999;19: 725–727.

PB 21
Şizofreni Tedavisinde Antipsikotik Tedavide Güçlendirme Veya İlaç Değişimine Gidilen Hastalar Arasında Farklar Virginia L. Stauffer1,Haya Ascher-Svanum1,Alan J.M. Brnabic1,Anthony H. Lawson1, Bruce J. Kinon1,Peter D. Feldman1, Katarina Kelin1,Murat Altın2 1.Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Giriş: Şizofreni hastalarının tedavi optimizasyonları zor bir süreçtir ve genellikle hastanın mevcut tedavisinin güçlendirilmesi (augmentasyon) veya başka bir ilaca geçişten mi yarar göreceğini tespit etmek güçtür. Bu post hoc analiz antipsikotik tedavisi güçlendirilmiş veya başka bir ilaca geçilmiş hastaların sonuç ölçümlerini karşılaştırmaktadır. Yöntemler: Şizofreni tedavisinde oral antipsikotik ilaç alan erişkin hastalar 12 aylık, çok uluslu, gözlem çalışmasında (F1D-AY-B033) değerlendirilmiştir. Klinik ve işlevsellik sonuçları ilk tedavi ilacı değişiminde/güçlendirmede (bir sonraki değişiklikten 0-14 gün önce) değerlendirilmiş ve ilaç değişimi veya tedavi güçlendirilmesi yapılan hastalar birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Bu tür verileri olan az sayıda hasta bulunması nedeniyle bulguların yorumlanmasında etki büyüklüğü (ES) temel alınmıştır. Bulgular: İlaç değişimi verilerine 87 hastada (34 hastada güçlendirme; 53 hastada ilaç değişimi) ulaşıldı. Her iki grupta tedavi değişikliğinin birincil nedeni yetersiz yanıttı, fakat ilaç uyumu, ilaç değişimi yapılan grupta (%26.4 vs. % 8.8) daha belirgindi. Klinik şiddetteki değişimler, çalışma başlangıcından ilaç değişimine kadarki sürede benzer (Klinik Global İzlenim- Şiddet ölçeği) olmasına rağmen 12 maddelik Kısa Form Sağlık Anketi (SF-12) skorlarının fiziksel bileşeni ile ölçülmüş olan hastanın fiziksel iyilik hali tedavi güçlendirmesi yapılan grupta düzelmiş, fakat ilaç değişimi yapılan grupta kötüleşmiştir (tedavi güçlendirmesi: +7.71±11,98; ilaç değişimi: – 1,87±10,98; ES=0.85). Benzer olarak, ruh sağlığının belirlenmesinde kullanılan SF-12 ruh sağlığı bileşen skoru (tedavi güçlendirmesi: +2,41±13,64; ilaç değişimi: –1,08±9,98; ES=0.314) tedavi güçlendirmesi yapılanlan hastalarda iyileşirken ilaç değişimi yapılanlarda azalmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Durumu kötüleşen veya anlamlı iyileşme görülmeyen hastalar klinisyenleri başka bir antipsikotik ilaca geçmeye yöneltebilirken, klinisyenler hasta biraz iyileşme gösterdiğinde iyileşmeyi tedaviye başka bir antipsikotik ilaç ile güçlendirerek desteklemeye çalışmaktadır. Mevcut bulgular, şizofreni tedavisinde hekimlerin tedavi güçlendirmesine kıyasla başka bir ilaca geçiş konusunda belirttikleri nedenler ile uyumludur. Bu bulguların desteklenmesi için ileri çalışmalar yapılmalıdır.

PB 22
Olanzapin Uzun Etkili Enjeksiyon İle Tedavi Edilen Şizofreni Hastalarının Remisyon Oranları 1David P. McDonnell,1Holland C. Detke,1Chakib Battioui,1Hong Liu-Seifert,1Haya AscherSvanum,1Peter D. Feldman, 2Murat Altın 1. Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Amaç: Bu analiz Olanzapin uzun etkili enjeksiyon (OUEE) ile tedavi edilen şizofreni hastaları arasında uluslararası, uzun dönem, açık etiketli bir klinik çalışmada (clinicaltrials.gov numarası : NCT00320489) semptomatik remisyon oranlarını değerlendirmektedir. Yöntem: Çalışmaya poliklinikte şizofreni (DSM-IV veya DSM-IV-TR) tedavisi almakta olan 18-65 yaş arası erkek veya kadın hastalar katılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterleri arasında taramada Klinik Global İzlenim- Şiddet skoru (CGI-S) ≤4 ve Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS ) skoru<70 , relaps riskine sahip olmak(geçen 24 ay içerisinde artmış bakım ihtiyacı olan/hastaneye yatış gerektiren ≥2 sayıda klinik kötüleşme epizodu olan hastalar), ve yetersiz klinik yanıt, advers olaylar veya mevcut antipsikotik tedaviye uyumsuzluk nedenli devam eden tedavide değişiklik ihtiyacı yapılması bulunmaktadır. Hastalar çalışma başlangıcında 405 mg OUEE intramüsküler enjeksiyonundan ve 4 haftada bir 150-405 mg esnek doz enjeksiyonundan bir kez almıştır; toplam gözlem süresi 2 yıl kadardır. Tarama sonrasında hasta vizitleri başlangıç ve 1, 2, 4 haftanın sonunda ve daha sonra her 4 haftada bir olacak şekilde düzenlenmiştir. Remisyon, ortak kriterlere (Andreasen ve ark’ı, 2005) göre ≥6 ay için 8 kilit PANSS maddenin skoru ≤3 olacak şekilde tanımlandı (168+ gün). Bulgular: Toplam olarak 254 hastanın hem başlangıçta hem de başlangıç sonrasındaki olanzapin UEE ile remisyon oranları değerlendirilmiştir. Çalışma süresince genel remisyon oranı %57.9 (147/254) olarak bulunmuştur. Başlangıçta remisyonda olmayan hastalar arasında %37.5’i (39/104) remisyona girerken başlangıç sırasında remisyonda olan hastaların %72’si (108/150) remisyonda kalmaya devam etmiştir. Tartışma ve Sonuç: Olanzapin UEE tedavisine geçildikten sonra 5 hastanın yaklaşık 2’si şizofreni açısından stabil iken başlangıçta remisyonda olan hastaların yaklaşık dörtte üçü remisyonda kalmaya devam etti. Bu bulgular olanzapin UEE ile tedavisinin şizofreni hastalarının uzun dönem tedavi sonuçlarının stabil olması ile ilişkili olduğunu göstermektedir

PB 24
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde Psikoz Hastaları İçin Ayaktan Grup Psikoterapi Uygulamaları Bilge Togay, Selahattin Bölek, İlker Taşdemir, Meliha Öztürk, Amber Özhan, Ceylan Ergül, Gülzade Urazbekova, Gülşah Karadayı, Birgül Emiroğlu, Alp Üçok İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş-Amaç: Şizofreni tedavisinde ilaç dışı yaklaşımların önemli bir yeri vardır. Hastalar farmakolojik tedavilere iyi yanıt verse de yaşam kalitesinde kötüleşme, toplumsal ilişkilerde sınırlılık, bilişsel belirtiler, rezidüel belirtiler, iş kaybı ya da iş veriminde düşme görülebilmektedir. (1)Bu bildirinin amacı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde 1998 yılından beri şizofreni hastaları için yürütülen grup psikoterapileriyle ilgili deneyimleri paylaşmaktır. Özet: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde takip edilen hastaların bir kısmı farmakolojik tedaviye ek olarak grup psikoterapisine de katılmaktadır. Hastalar haftada bir gün, bir saat süren, iki terapist tarafından yürütülen grup psikoterapilerine düzenli olarak devam etmektedir. Kliniğimizde 5 ayrı grup izlenmektedir. Grupların en eskisi 15 yıldan beri, en yenisi 3 yıldan beri sürmekte ve gruplar açık grup niteliğindedir. Gruplar ortalama 8-12 kişiden oluşmaktadır. Grup terapileri integratif yaklaşımla yürütülmektedir. Bu yaklaşımla etkileşimin teşvik edildiği, davranışçı terapinin, hatta zaman zaman dinamik ilkelerin kullanılması söz konusudur. Seanslarda rol oynama ve problem çözmeyi kapsayan sosyal beceri eğitimi, hastanın yalıtılmışlık hissini giderip ait olma hissini güçlendiren destekleyici tedaviler, iç görü kazandırmaya yönelik yaklaşımlar ele alınmaktadır.(2) Seanslarda belirli aralıklarla çeşitli modüller uygulanmaktadır. Grupta en çok gündeme gelen konular, stigma, iş başvuruları ile ilgili güçlükler, ilaç yan etkileri, ilaç uyumsuzluğu olarak özetlenebilir. Sonuç: 15 yıldır yürütülen grup terapilerinin hastalardan alınan geri bildirimler de göz önüne alındığında grup yaşantısının hastaların anlamlı sosyal ilişki kurması, grup dışı paylaşımları cesaretlendirmesi, yalnızlık ve çaresizlik hissini gidermesi, farmakolojik tedavinin yanı sıra destekleyici olması açısından katkı sağladığı söylenebilir. Kaynaklar: 1-Heinssen RK, Liberman RP, Kopelowicz A: Psychosocial skills training for schizophrenia: lessons from the laboratory. Schizophr Bull 2000; 26:21-46. 2- A. Ucok, H. Atlı, Z. Çetinkaya, P.E. Kandemir: Şizofreni hastalarında bütüncül yaklaşımlı grup tedavisinin yaşam kalitesine etkisi. NP Arşivi 2002;39:113-118

PB 25
Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde Takibi Yapılan Ve Ruh Sağlığı Hastanesinde Yatarak Tedavi Gören Psikotik Bozukluk Tanılı Hastalarda İçselleştirilmiş Damgalanma: Bir Karşılaştırma Çalışması Onur Tankaya, Ayşe Gökçen Gönen, Mehmet Çevik Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Ruhsal hastalıklarda damgalanma sık görülür, yaşam kalitesini bozar ve hastaların tedavi arayışlarında önemli bir engel oluşturur (1). Bu çalışmada Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde (SRSHH) yatarak tedavi gören ve aynı hastaneye bağlı olarak çalışan bir Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde (TRSM) takibi yapılan psikotik bozukluk tanılı hastalarda içselleştirilmiş damgalanmanın kıyaslanması amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın örneklem grubunu SRSHH’de yatarak tedavi gören ve TRSM’de takibi yapılan toplam 43 psikotik bozukluk tanılı hasta oluşturmuştur. 18-65 yaş aralığındaki hastaların alındığı çalışmada TRSM’den 22, SRSHH’den 21 katılımcıya Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması (RHİDÖ) ve sosyodemografik veri formu uygulanmıştır (2). Bulgular: TRSM ve SRSHH grupları arasında yaş ortalaması ve eğitim süresi açısından anlamlı farklılık yoktu [yaş için sırasıyla (n=22) 35,22±6,52 yıl ve (n=21) 37,90±12,11 yıl], (eğitim süresi için sırasıyla 8,6±3,3 yıl ve 8,1±3,4 yıl). TRSM’de takibi yapılan hastaların ortalama hastalık süresi ise anlamlı olarak daha uzundu (sırasıyla 14,5±6,2 ve 9,4±9,5, p<.05). Yabancılaşma, kalıp önyargıların onaylanması, algılanan ayrımcılık, sosyal geri çekilme, damgalanmaya karşı direnç alt ölçek puanları ve toplam ölçek puanları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Modern psikiyatrik yaklaşımların ve hastaların psikiyatri hastaneleri dışında toplum içinde tedavi edilmelerinin hedeflerinden biri de damgalanmanın azaltılmasıdır (3). Çeşitli araştırmalarda toplumsal yaklaşımların damgalanmayı azalttığı yönünde bulgular bildirilmişse de tam tersini destekleyen bulgular da bildirilmiştir (3). Bizim çalışmamızda da TRSM’de takip ve tedavisi yapılan hastalarla hastanede yatarak tedavi gören hastaların içselleştirilmiş damgalanma hisleri açısından fark bulunmamıştır. Buna karşın TRSM’de takibi yapılan kadın hastaların erkeklerden daha fazla içselleştirilmiş damgalanma yaşadıkları saptanmıştır. TRSM’de damgalanma karşıtı çalışmalar daha aktif bir şekilde sürdürülmelidir. Kaynaklar 1. Çam O, Çuhadar D. Ruhsal Hastalığa Sahip Bireylerde Damgalama Süreci ve İçselleştirilmiş Damgalama. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2011;2(3):136-140. 2. Ritsher JB, Otilingam PG, Grajales M (2003) Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. Psychiatry Res, 121: 31-49. 3. Angermeyer MC, Link BG, Majcher-Angermeyer A. Stigma perceived by patients attending modern treatment settings. Some unanticipated effects of community psychiatry reforms. J Nerv Ment Dis. 1987 Jan;175(1):4-11.

PB 26
Atipik Antipsikotiklerle Tedavi Gören Şizofrenili Hastalarda Cinsel İşlev Bozuklukları Çiçek Hocaoğlu*, Fatmagül H. Çelik**, Gökhan Kandemir**, Hülya Güveli***, Bülent Bahçeci* *Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği *** İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü
Amaç: Yeni nesil antipsikotik ilaçların keşfi ve şizofreni tedavisinde kullanılmaya başlanması ile hasta işlevselliği ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileriyle 90’lı yıllardan itibaren şizofreninin tedavisi önceki yıllara göre farklı bir boyut kazanmıştır. Ancak 2.kuşak antipsikotikler birçok üstünlüklerine karşın, özellikle uzun dönemde prolaktin arştı ve cinsel yaşamı olumsuz olarak etkilemeleri son yıllarda dikkat çekicidir. Ayrıca şizofrenili hastaların cinsel yaşam ile ilgili konular muayene sırasında çoğunlukla sorgulanmamakta ya da hasta tarafından dile getirilmemektedir. Biz de bu amaçla atipik antipsikotik tedavisi alan şizofrenili hastalarda cinsel yaşamları ile ilgili durumu anlamaya ve mevcut literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 2011 ve 2012 yıllarında hastanemiz Psikiyatri Polikliniğinde DSM-IV-TR'ye göre şizofrenik bozukluk tanısı ile izlenen hastalardan evli veya aktif cinsel yaşantısı olan; 18-65 yaş arası, en az 3 ay boyunca aynı antipsikotik ilacı (monoterapi) uygun dozda kullanan; ölçekleri doldurabilecek işlevselliği ve eğitim düzeyi olan ve çalışma için bilgilendirilmiş onay formunu imzalayan hastalar arasından seçilen olgular dâhil edildi. Herhangi bir fiziksel hastalığı olanlar, cinsel bozukluğa neden olabilecek başka herhangi bir ilaç kullanımı (antidepresan, antihipertansif, antidiyabetik vs) olanlar; alkol ve/veya madde kullanım bozukluğu olanlar çalışma dışı bırakıldı. Kontrol grubu, çalışmanın amacı ve gerekçesi hakkında bilgi verildikten sonra çalışmaya katılmaya gönüllü olan, geçmişte ve halen psikiyatrik hastalık, tıbbi hastalık ile tedavi görme öyküsü olmayan, heteroseksüel ilişkiye girebileceği bir partneri olup, cinsel yaşantısını etkileyebilecek ürojinekolojik patolojik bulgusu olmayan hastanede çalışan personel veya hasta refakatçisi olan kişiler arasından ve hasta grubundaki kişilere yaş, cinsiyet ve medeni durum açısından benzer özelliklere sahip olan kişilerden oluşturuldu. Tüm olgulara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni hali, meslek, yaşadığı yer ), hastalığı ile ilgili soruların (hastalık süresi, tedavi süresi, kullanılan ilaçlar) yeraldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği kadın ve erkek formu uygulandı. Bulgular: 101 hasta ve 89 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilen 101 şizofrenili olgunun %37.6’sı (38) kadın, %62.4’ü (63) erkekti. Hasta grubunun yaş dağılımı 19-62 yaş ve ortalama yaşı 39+ 10.2 idi. Olguların hastalık süresi 2 ve 37 yılları arasında değişmekte olup, ortalama hastalık süresi 15,68±9.52 yıldı. Hastaların %86.1’ i düzenli olarak antipsikotik ilaç tedavisi almaktaydı. Hastaların SAPS puan ortalaması 38.80±24.56 iken SANS puan ortalaması 49.49±26.32 idi. Her iki grubun ACYÖ puanları karşılaştırıldığında hasta grubunda cinsel istek azlığı, cinsel açıdan uyarılma güçlüğü, cinsel uyarılmanın sürdürülmesinde güçlük, orgazm güçlüğü ve orgazmın yeterince tatmin edici olmadığı saptanmıştır.

PB 27
Paliperidon Er’nin Yakın Zamanda Tanı Konmuş Şizofreni Hastalarının İlaç Tedavisine Yönelik Öznel Tutum Ve Düşünceleri Üzerine Etkileri: İlaç Tutum Envanteri-10 (Daı-10) İle Değerlendirme Ozan Pazvantoğlu(1), Ömer Böke(1), Alp Üçok(2), Mustafa Bilici(3), Meram Can Saka(4), Ahmet Ayer(5), Haldun Soygür(6), Selçuk Kırlı(7), Özmen Metin(8), Şükrü Uğuz(9) (1)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (3)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmanın amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl), son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın ve ilaç güvenliliğinin araştırılmasıdır. Bu bildiride paliperidon ER’nin hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri üzerine etkileri sunulmuştur. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya alınan hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri "İlaca-Karşı-Tutum-Envanteri-10 (Drug- Attitude-Inventory; DAI-10)" ile bir yıl süresince dört kez değerlendirilmiştir. DAI-10 ölçeği hastaların 'doğru' veya 'yanlış' seçeneklerini seçtikleri ve toplam skorun -10 ile +10 arasında değiştiği bir ölçektir. Pozitif ve negatif skorlar, sırasıyla, ilaca karşı olumlu ve olumsuz tutum ve düşünceleri yansıtır. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. Analizlere ise en az iki vizite gelen hastalar dahil edilmiştir (ITT popülasyonu; n=62). Hastaların %76’sı erkek, ortalama yaş 27.9±8.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. Hastaların 46’sı (%74.2) kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı, 16 (%25.8) hasta ise çalışmaya alındıkları sırada herhangi bir antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı. Hastaların çalışmanın başlangıcındaki DAI-10 skoru ortalaması 3.84±4.42 idi. DAI-10 skoru 3’üncü aydan itibaren başlangıca göre anlamlı düzeyde yükselmiş ve 6’ncı ayda 2.51 (%95GA: 1.00―4.03) puan artışla 6.46±3.71, 9’uncu ayda 2.64 (%95GA: 1.06―4.23) puan artışal 7.16±2.86 ve 12’nci ayda 1.64 (% 95GA: -0.15―3.44) puan artışla 6.71±12.5 puana ulaşmıştır. DAI-10 skorundaki değişim erkek vs. kadın hastalar arasında, başka ilaçtan paliperidona geçen vs. ilaç kullanmazken paliperidona başlayan hastalar arasında ve paranoid vs. diğer tip hastalar arasında farklı bulunmamıştır. Sonuçlar: Bu çalışmada, yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşüncelerinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.

3 ve genel psikopatoloji altölçeği puanı için %23. Yüzde azalma miktarı %29. Hastalar 12 aylık süre boyunca 3 ayda bir izlenmiştir. PSP puanı 70’in üzerinde olanların oranı başlangıçta sadece %4.4 (%95GA: 8.6―19.7 (%95GA: 7. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Psp.9±8. Mustafa Bilici(1). son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan çok-merkezli bir klinik çalışmanın sonuçları sunulmuştur.1±12.1 puana ulaşmıştır. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır.7 (%95GA: 17.0±20. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların semptomlarında ve işlevselliğinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir.7. Başlangıçta 82.3±30. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş. Tedaviye yanıt asıl olarak PSP ve ayrıca GAF ve PANSS ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Meram Can Saka(3). Selçuk Kırlı(7).8 olarak gerçekleşmiştir.4±12. Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. negatif sendrom altölçeği için %33.7±27. Ahmet Ayer(4).4±12.2±24.8 iken.7) puan artışla 65. . Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD Amaç: Bu bildiride. Psikiyatri Kliniği (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi.7±20. Başlangıçta 45.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 13. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir.9―21.2±11. Hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı.5―33. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.7 olarak gerçekleşmiştir. n=62). Şükrü Uğuz(9) (1)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi.9) puan azalarak 53. Özmen Metin(8). Alp Üçok(2). Ömer Böke(6). Psikiyatri AD (4)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (5)Dr. ortalama yaş 27.4±12.6 puana gerilemiştir. Başlangıçta 50. Tek-Kollu. Onikinci ayda yüzde azalma miktarı pozitif sendrom altölçeği için %29. Haldun Soygür(5).8) puan artışla 62. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT-LOCF popülasyonu. çalışma süresince giderek artmış ve 12’nci ayda %28. Gaf Ve Panss İle Etkinlik Değerlendirilmesi Hüseyin Güleç(1). birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl).5 puana ulaşmıştır. Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı. Hastaların %76’sı erkek.8 olan toplam PANSS puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde azalmış ve 12’nci ayda 25. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi.6’ya kadar yükselmiştir. Psikiyatri AD (3)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.PB 28 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı AçıkEtiketli. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi.6 olan PSP puanı.4 olan GAF puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 15.

diğer bir hastada ensefalit olabileceği düşünülmüş. 9 kız. beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG). 4 tanesinde akut geçici psikotik bozukluklar. elektroensefalogram (EEG).ps+. bir hastada steroid tedavisine başlanmış. 15pss. 4 hastanın beyin MRG’sinde patoloji saptanırken 5 hastada kromozomal farklılıklar (15 pstk+. ekip çalışmalarına daha fazla özen gösterilmesi gereklidir. . Emine Taşyürek. Görüntüleme. 12 tanesinde ise şizofreni benzeri akut psikotik bozukluklar düşünülmüştür. Anti-ds DNA.PB 29 Yatarak Tedavi Gören İlk Atak Psikotik Çocuk Ve Ergenlerde Rutin Laboratuar. Tartışma: İlk atak psikotik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde yapılması önerilen rutin değerlendirmelerde özellikle beyin görüntülemesi ve genetik analizlerde pozitif sonuçlara ulaşılabilmektedir. Yöntem: Bu çalışmada. Kabakulak Ig G ve M. 3 hastada EEG anomalisi saptanırken 1 hastada ANA. tiroid fonksiyon testleri. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Amaç: İlk atak psikozlarda ayırıcı tanı açısından fizik muayene ve nörolojik muayenenin yanı sıra laboratuar. Ancak. genetik ve elektrofizyolojik tetkiklerin önemli bir yeri bulunmaktadır. amonyak. Pınar Öner. Anti Nükleer Antikor (ANA). 16qh+. 2 hastada Anti TPO pozitifliği saptanmıştır. yaş Aralığı 10-18) ilk atak psikoz vakasının yukarıda belirtilen parametrelerdeki rutin değerlendirme sonuçları özetlenmiştir. bu bulguların değerlendirmesinde ve yorumlanmasında sorunlar yaşanmaktadır. Genetik Ve EEG Değerlendirme Sonuçları Özgür Öner. Literatürde her olgu için temel biyokimya ve hemogram ile sedimentasyon tetkiklerinin yanı sıra. seruloplazmin. görüntüleme. diğer pozitif bulgular ise izlemde ilgili branş uzmanları tarafından anlamlı bulunmamıştır. Anti Glutamik Asit Dekarboksilaz (GAD).15cenh+. Yapılan konsültasyonlar sonucunda bir hastada immun vaskülit olabileceği. Sonuçlar: Hastaların 6 tanesinde ilk atak psikotik belirtiler affektif psikoz. yatarak tedavi gören 22 çocuk ve ergen (13 erkek. Anti Tiroid Peroksidaz (TPO). HSV Tip1 Ig G ve M. 3 hastada ise Kabakulak IgM pozitif bulunmuştur. Esra Çöp Dr Sami Ulus EAH. 14pss. Gerek psikiyatri uzmanlarının gerekse konsültan hekimlerin daha geniş bir yorumlama becerisine ulaşabilmesi için. Anti Tiroglobulin antikorlarının değerlendirilmesi ve karyotip istenmesi önerilmektedir. 1qh+) bulunmuştur. 3 hastada HSV Tip1 IgM.

Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ). (2010) Insight in Schizophrenia: A Review. M. Bu nedenle şizofreni tedavisinde hastalardaki içselleştirilmiş damgalamanın değerlendirilmesi. Current Psychiatry Reports. Psikiyatri AD Amaç: İçselleştirilmiş damgalanma şizofreni hastalarının değersizlik duygusu. Tıp Fakültesi. Bulgular: RHİDÖ toplam puanı ile PANSS toplam puanı. • Freudenreich. O. M. 31 –49. düşük benlik saygısı. Esra Aydınlı*. İçselleştirilmiş damgalanma. Hastalara Pozitif Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS). hastaların psikiyatrik ve psikososyal tedaviye yönelimini ve tedaviyi sürdürümünü olumsuz yönde etkiler (Freudenreich ve ark.C. C. İUÖ. 12. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi. Berna Binnur Akdede**. Tedavisiz geçen psikoz süresi uzun olan ve intihar girişimi öyküsü olan hastaların daha yüksek RHİDÖ puanları aldığı görüldü.PB 30 Şizofreni Hastalarında İçselleştirilmiş Damgalanmanın Tedavi İşbirliğine Etkisi Elif Yıldırım*. utanç toplumsal ve mesleksel işlevsizlik ve sosyal geri çekilme yaşamasına neden olur. Kaynakça: • Baier. Tartışma: Bu çalışmada hastalardaki içselleştirilmiş damgalanma eğiliminin hastanın tedavi işbirliği geliştirmesini olumsuz etkilediği saptandı. içgörü ile ilişkili bulundu. şizofreni hastalarının içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin ve içselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum ve diğer klinik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Cather. gerektiğinde psikoeğitim tedavinin ilaç tedavisine eklenmesi gerekmektedir (Baier.E.B. & Goff. Berna Yalınçetin*.. Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. 65. Psychiatry Research. İUÖ toplam puanı ile negatif yönde bir ilişki saptandı.. D.. 2004). (2004). (2003). Bu çalışmada. Bunlara ek olarak damgalanma. D. P.C. Evins. İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Formu ve İlaç Uyum Ölçeği (İUÖ) uygulanmıştır. Attitudes of schizophrenia outpatients towards psychiatric medications: relationship to clinical variables and insight. 2010). 1372–1376. Özge Kutay*. . Henderson. • Ritsher. PANSS pozitif belirtiler ve PANSS genel psikopatoloji alt ölçekler toplam puanı arasında ile pozitif yönde. A. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar Polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş 46 şizofreni hastası çalışmaya alındı. Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi.356–361. J.G. Journal of Clinical Psychiatry. 121. & Grajales. Otilingam.. hastaların ilaç almamalarına yol açıyor olabilir ve bu da hastalardaki klinik belirtilerin düzelmesini ve iyileşmenin sağlanmasını engelliyor olabilir (Ritsher ve ark. Şilay Sevilmiş*. 2003).

15’i risperidon. Selma Bozkurt Zincir*. Tartışma: Atipik antipsikotiklerin. antipsikotik tedavinin metabolik değerler açısından herhangi bir değişiklik yapmadığı görülmüştür. 5’i aripiprazol. Ali Emrah Bilgen*. hiperglisemi ve kilo alımında artış gibi metabolik değişikliklere neden olduğu bilinmektedir. 6’sı ketiyapin. karaciğer ve böbrek fonksiyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Amaç: Çalışmamızda antipsikotik tedavi alan ilk atak psikotik bozukluk tanısı alan hastalarda. Murat Erdem* * GATF Psikiyatri AD. Mehmet Koçer*. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası kan lipid profili. Yapılmış çalışmalarda takiplerin 6 ay veya 1 yıl gibi uzun süreli olduğu durumda veya yeni atipik antipsikotik başlanan hastalarda 1 ay gibi kısa süreli takiplerde bu değerlerin değiştiği görülmektedir. . Yöntem: 2011-2012 mayıs tarihleri arasında GATF Psikiyatri kliniğinde yatırılarak tedavi gören DSM-IV tanı kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı almış 49 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. 7’si haloperidol kullanmaktaydı. Sonuç: Çalışmamızda atipik antipisikotik kullanmakta olan hastaların 2 aylık takipleri sonucunda. Hastaların tedavi öncesi ve tedaviye başladıktan 8 hafta sonra kan lipid profilleri ile karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri değerlendirildi. ilaç kullanımının metabolik yan etkilerini gözlemlemek amaçlanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların 16’sı olanzapin. Kullanılan antipsikotik ilaca göre de anlamlı bir fark yoktu.PB 31 İlk Atak Psikotik Bozukluk Tanısı Alan Hastalarda Antipsikotik Kullanımının Metabolik Parametreler Üzerine Etkisi Serkan Zincir*. farklı reseptör profilleri nedeniyle tip 2 diabet.

(P=0.019) S32: Şizofreni doğuştan gelen bir hastalıktır.028) S8 için.6 (n=74) olumlu tutum bildirilmiştir.0 (n=6) olumsuz tutum bildirmiştir.9 (n=94) olumsuz tutum belirtilmiştir. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %34.7 (n=17) olumlu tutum belirtilmiştir.020) S16 için: Yakınlarında ruhsal problem olanlarda %26. S32 için: kendisinde ruhsal problemi olanlarda %75.5 (n=5) olumsuz iken. Kendisinde ruhsal problem olanlarda %71. kendisinde ya da yakınında ruhsal problemi olması şizofreni karşı tutum oluşturmada etkili olmuştur. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %37. Bu çalışmada.6 (n=2) olumlu iken.5 (n=3) olumlu iken. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %83. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t.8 (n=23. Bulgular: S8:Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. büyüdüğü yer ve anne-baba eğitim düzeyi faktörleri etkisizdir. S8 için. orta olanlarda %28.6(n=16) olumsuz iken. sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %81.9 (n=10) olumlu tutum bildirilmiştir. Sınıf öğrencileri arasında gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu ve Şizofreni hastalarına karşı tutum envanteri uygulanmıştır. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %7.0 (n=56) olumlu. medeni durum. S27 için: yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %52. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %79. Sosyoekonomik düzey.9 (n=29) olumsuz tutum bildirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %85. cinsiyet. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %8. Bu bildiride çalışmaya ait ilk veriler sunulmaktadır.4 (n=5) olumsuz tutum bildirilmişken kendisinde ruhsal problem bulunmayanlarda %25. (P=0. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %28.019) S16:Şizofren bir kişiyle evlenebilirim.8 (n=11) olumsuz tutum bildirilmiştir.0 (n=2) olumsuz iken. psikiyatri stajı sonrası ve meslek hayatına başlarken olan tutumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır.0 (n=4) olumlu tutum bildirmiştir.6 (n=73) olumsuz tutum bildirilmiştir. Yine kendisinde ruhsal problem olanlarda %62. doğduğu yer.) olumsuz. Yöntem: CBU Tıp Fakültesi 2.026) S27: şizofreni psikoterapi ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. Yine kendisinde ruhsal ruhsal problem olanlarda %25. bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik nesneye karşı öğrenilmiş. Düşük olanlarda ise %60. ilerleyen dönemlerde aynı öğrencilerin teorik eğitim aldıktan sonraki. (P=0. Psikiyatri AD Giriş / Amaç: Tutum. .3 (n=7) olumlu yanıt bildirilmiştir.1 (n=6) olumlu iken. Burak Uykur.2 (n=12) olumlu iken. (P=0.4 (n=17) olumsuz iken.001) Sonuç: Araştırmamıza göre şizofreniye karşı olumsuz tutum geliştirmede yaş.0 (n=6) olumlu iken. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %69.test uygulanmıştır.5 (n=22) olumlu. tıp eğitimi sürecinde öğrencilerin şizofreniye karşı tutumlarının ve ilerleyen süreçte tutumlarındaki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. (P=0. Duygu Kuzu. (P=0. olumlu ya da olumsuz tepkide bulunma eğilimidir.2 (n=82) olumlu tutum bildirilmiştir. Ruhsal bozukluğu olan bireylerin kabul görmeleri veya dışlanmaları toplumun özellikle de sağlık çalışanlarının tutumları ile doğrudan ilişkilidir.4 (n=82) olumsuz tutum bildirilmiştir.PB 32 Tıp Fakültesi İkinci Sınıf Öğrencilerinin Şizofreniye Karşı Tutumlarının Değerlendirilmesi Cengiz Cengisiz. düşük olanlarda ise %40. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %18. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %11. S16 için. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %67.5 (n=5) olumsuz iken. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %15. ruhsal problemi olmayanlarda %73. Zeliha Yaşa. orta olanlarda %70.

Şizofrenide ZT bozukluğunun empati ve içgörü yetenekleriyle ilişkilerini inceleyen az sayıda çalışma bulunmaktadır. 1079:25-35. içgörü yetersizlikleri nedeniyle kişisel deneyimlerini fark edememekte. Bulgular: Şizofreni hastalarının DEZİTÖ toplam puanlarının klinik belirtilerden varsanı. Nur Erdil*. dolayısıyla kendisinin ve diğerlerinin hem zihinsel hem duygusal perspektiflerinin faklı olabileceği anlayışını geliştirememekte olabilirler. Bora E. hastalığa ve tedaviye yönelik içgörü yetenekleriyle doğrudan ilişkili olduğu saptandı. Kaynaklar 1.PB 33 Şizofrenide Zihin Teorisi Bozukluğunun Empati Ve İçgörü Yeteneği İle İlişkisi Banu Değirmencioğlu*. varsanı belirtileri de olan hastaların daha şiddetli ZT bozukluğu gösterdiği saptandı. Hastalar. Şizofreni hastalarında ZT bozuklukları birçok çalışmada gösterilmiştir ve hastalardaki psikososyal işlev bozukluğu ile doğrudan ilişkilidir. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. hastalığın ve sosyal sonuçlarının farkındalığı ve pozitif belirtilerin farkındalığı ile ilişkili olduğu bulundu. Psych Clin Neurosci. Sonuç: Şizofreni hastalarında ZT bozukluğunun. Pozitif ve Negatif Belirtiler Ölçeği (PANSS). Hastaların empati becerileri de yetersizdi. Arch. Bulgu.7 kat daha yüksek düzeyde öngörmekte olduğu görüldü. hastaların empatik becerileri. 257(2):104-111. duygulanımda küntlük ve suçluluk duygularıyla anlamlı derecede ilişkili olduğu saptandı. İçgörü.. Bu çalışmada şizofrenide ZT bozukluğunun hastaların empati yeteneği ve hastalığın belirtileri. sosyal ve tedavi sonuçlarına yönelik farkındalığı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. 2007. Anahtar Sözcükler: Şizofreni. Atabay İ. Theory of mind and unawareness of illness in schizophrenia : Is poor insight a mentalizing deficit? Eur. Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZİTÖ). Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (AHİÖ) uygulandı. Empati. . Berna Binnur Akdede**. hastaların empati becerileriyle. 2006. 2. Aslıer M. Aynı zamanda ZT bozukluğunun. Ayrıca. Şehitoğlu G. Yöntem: Çalışma DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısını karşılayan 89 hastadan oluşan bir örneklem üzerinde gerçekleştirildi. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Amaç: Zihin teorisi (ZT) sosyal-bilişle ilgili bir işlevdir. Veznedaroğlu B. Çalışmaya alınan şizofreni hastalarında özellikle duygulanımda küntleşmenin varlığının. simulation and enactive social cognition. Adolphs R. ZT’nin içgörü yeteneğini yordadığı görüşünü(1) destekler niteliktedir... Zihin Teorisi. kişisel deneyimlerin başkalarının zihinsel-duygusal durumlarını anlayabilmek için kullanıldığı görüşünü(2) kuvvetlendirmektedir. Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ)-A Formu. benliğin diğer kişilerin algılanmasında bilişsel bir filtre olarak görev yaptığı. bu belirtilerin olmadığı hastalara oranla ZT bozulmasını 2.. Duygulanımda küntleşmenin yanı sıra. Brain Research. How do we know the minds of others? Domain-specificity.

EKT eşik ortalaması düşük ve yüksek olan olgular arasında tedavi öncesi (TÖ) ve tedavi sonrası (TS) bakılan PANNS. Selma Bozkurt Zincir *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Şizofreni tedavisinde ilk sıra tedavi olarak antipsikotik ilaçlar düşünülmektedir.2 düzeyinde negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=-0. Bu iktal EEG parametreleri. üstünde kalan değerler uzun EKT olarak değerlendirildi. Altında kalan değerler düşük eşik. CGI. Buna göre postiktal supresyon ortalama süresi arttıkça BPRS puanı azalmaktaydı. EKT Eşik medyan değeri %37 kesme değer olarak değerlendirildi. Bu alandaki çalışmaların hastaların klinik gidişine yol gösterici olması ve bilişsel yan etkileri en aza indirmek için alınacak önlemler açısından oldukça önemli bir yeri vardır. Böyleyken EKT. Bulgular: Postiktal supresyon ortalama süresi ile BPRS arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere yapılan korelasyon analizi sonucunda. . Çalışmalarında depresyon hastalarında EKT tedavisi ile periiktal EEG parametrelerinde tek klinik iyileşme göstergesi postiktal supresyon olmuştur. Ortalama EKT toplam seans süresi kısa ve uzun olan olgular arasında TÖ ve TS bakılan PANNS. prefrontal yavaşlama. CGI.05).PB 34 Elektrokonvülsif Tedavi Alan Şizofreni Hastalarında Eeg Değişikliklerinin Klinik Özellikler Ve Tedaviye Yanıtla İlişkisi Gülnihal Gökçe Şimşek. üstünde kalan değerler yüksek eşik olarak değerlendirildi.05). literatürde en çok üzerinde durulan nöbet eşik değeri ortalaması. EKT’nin şizofrenideki terapötik etkinliğini ve tedaviye yanıtı belirleyen değişkenleri araştıran çalışmalar oldukça sınırlıdır. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0.000<0. EKT eşiği düşük ve yüksek olan olgular arasında BPRS ölçümleri açısından farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. akut alevlenme ve tedaviye dirençli 70 şizofreni hastası çalışmaya alınmış ve 61'i çalışmayı tamamlamıştır. Ancak sıklıkla tedavi uyuncu iyi olmamakta ve yeterli tedaviye rağmen bu hastaların neredeyse % 25'i antipsikotik ilaç tedavisine kısmi yanıt vermekte veya hiç yanıt vermemektedir.05) . tedavi öncesi ve sonrası PANSS. postiktal supresyon.952. puanlar arasında %95. tedavi öncesi ve sonrasında klinik özellikleri ile iktal EEG parametreleri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. prefrontal inhibisyon ile ilişkili olarak serebral kan akımında ve metabolizmasında azalma gibi EKT için etki mekanizmaları içermelidir. EKT kararı alındıktan sonra. Hastalık şiddeti girişteki ve her seans sonrası BPRS.05). kognitif durum ise FAB ( frontal değerlendirme bataryası) ile değerlendirilmiştir. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p> 0. p=0. Etkin bir EKT. CGI ile izlenmiş. Altında kalan değerler kısa EKT. Çalışmamızın amacı. Yöntem ve Gereçler: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 6 ay içinde Psikoz servislerine yatışı yapılan ve EKT kararı alınan 18-65 yaş arası kadın ve erkek. EKT toplam nöbet süresi kısa ve uzun olan olgular BPRS ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermiyordu (p>0. Bizim çalışmamızda da şizofreni hastalarında paralel bulgular görülmüştür ve EKT nin bilişsel durum üzerine etkisine bakıldığında kısa dönemde anlamlı bir değişikliğe işaret edecek bir bulguya rastlanmamıştır. Çalışmamızda. EEG nöbet süresi ve postiktal süpresyon süresidir. Toplam EKT toplam nöbet süresi medyan değeri 279 sn kesme değer olarak değerlendirildi. etkin bir tedavi olan EKT nin uygulanması sırasında tedavi etkinliğini ve yan etkilerini objektif olarak öngörebilmede bu iktal EEG parametrelerinin önemli olduğunu ve gelecek çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurgulamak istedik. elektrokonvülsif tedavinin (EKT) etkinliğinin ve yan etkilerinin iktal EEG bulgularıyla olan ilişkisini araştırmaktır. Tartışma ve Sonuçlar: Sackeim ve ark hipotezine göre EKT deki nöbetin kendisi değil nöbete verilen postiktal süpresyon teröpotik olandır. Avrupa’da ve birçok gelişmekte olan ülkede oldukça sık kullanım alanı bulmaktadır. Ümit Başar Semiz.

Mustafa Bilici(3).9±8. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. fiziksel fonksiyonlar skoru ve vücut ağrısı skoru ile vücut kitle indeksi ve lipid profili değerleri arasında negatif korelasyonlar saptanmıştır. . Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş. Ahmet Ayer(5). Alp Üçok(2). Özmen Metin(8). Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. başlangıçta ve 12’nci ayda açlık kan şekeri ve lipid profili araştırılmıştır.9 olmuştur. vücut ağrısı. Haldun Soygür(1).1―20.9±16. SF-36 toplam skor. Hastaların %76’sı erkek. Bu bildiride.6) puan artışla 62.8 (%95GA: 7. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi.0. Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bu iyileşmeler paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir. vitalite.0 olan SF-36 toplam skoru 3’üncü ayda 9.3―13.5 ve 12’nci ayda 12. Paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında ve fiziksel toplam skor. Hastalara 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır.0±17. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT popülasyonu. Psikiyatri Kliniği. 6’ncı ayda 13. Ömer Böke(6). Psikiyatri AD Amaç: Şizofreni tedavisi sırasında gözlenen metabolik sorunların yaşam kalitesi üzerine etkileri henüz tam olarak araştırılmamıştır. Düşük vücut kitle indeksi ve lipid değerleri olan şizofreni hastalarında yaşam kalitesi daha yüksektir.4 (%95GA: 5. Selçuk Kırlı(7). Meram Can Saka(4). ortalama yaş 27. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Sf-36 İle Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi Ersin Hatice Karslıoğlu(1). Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. n=62). (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi. emosyonel roller ve ruhsal sağlık) benzer şekilde anlamlı iyileşmeler gerçekleşmiştir. Hastalarda 12 ay boyunca 3 ayda bir SF-36 ölçeği uygulanmış ve vücut ağırlığı ölçümü yapılmış.5 (%95GA: 5. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı (non-switch grubu).2―19. Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek (switch grubu) çalışmaya alındı. Şükrü Uğuz(9) (1)Dr. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların yaşam kalitesi ile ilgili tüm bileşenlerde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. fiziksel toplam skor. fiziksel roller. ruhsal toplam skor ve tüm altölçek skorlarında (fiziksel fonksiyonlar. sosyal fonksiyonlar. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Psikiyatri AD (3) Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Başlangıçta 53.5±15.7) puan artışla 70. Tek-Kollu.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi.PB 35 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı Açık Etiketli. birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş ve son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan bir klinik çalışmanın yaşam kalitesi ile ilgili sonuçları sunulmuştur.9±17. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır.5) puan artışla 67. genel sağlık.

Bu çalışmada. alfa melanosit stimule eden hormon (α-MSH) ve kokain ve amfetamin ile regüle edilen transkript (CART)) ve leptinin. NPY. Bulgular: Risperidon tedavisi gören hastalarda kontrole göre plazma leptin seviyeleri artmış ve kilo aldıkları gözlemlenmiştir. gen ekspresyon seviyelerindeki değişimler ise kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksyionu (qRTPCR) ile ölçülmüştür. . POMC. serotonerjik antagonist olan atipik antipsikotik risperidon ile 4 hafta tedavi edilen erkek şizofren hastalardaki plazma seviyeleri incelendi. Levent Sütçigil**. plazma seviyelerinin ise arttığını göstermiştir. bu nedenle de kilo alımına ve leptin seviyelerinde artışa neden olduğu düşünülmektedir. α-MSH ve CART seviyeleri tedaviden önce düşük olup. Bununla birlikte. şizofreni tedavisinde başarı göstermelerine rağmen.PB 37 Atipik Antipsikotik Risperidon Tedavisinde İştah Kontrolünde Rol Alan Hipotalamik Nöropeptitlerin Seviyelerinin İncelenmesi Canan Kurşungöz*. risperidonun kısa dönem kullanımda dahi POMC nöronları üzerindeki serotonerjik antagonizmi ile iştahta artışa. fakat beklenmedik bir şekilde CART mRNA seviyelerinin düştüğünü. AgRP ve NPY mRNA ekspresyonlarının ve plazma seviyelerini azaldığını. çeşitli yan etkiler göstermektedir. serotonerjik antagonizm ile bu nöropeptilerin plazma seviyelerini değiştirebileceği hipotezine bağlı olarak. ilaç tedavisiyle değişiklik göstermemiştir. Yöntem: İnsan ve sıçanlarda plazma nörohormon konsantrasyonları enzim bağlı immünosorbent assay (ELISA) ile. Mehmet Ak**. Sıçanlarla yapılan çalışma. uzun dönem kullanımlarında. Risperidonun. hipotalamik nöropeptiler/horomonların (nöropeptit Y (NPY). Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. iştah düzenlenmesinde rol alan. ilacın kilo alımına neden olabileceği düşünülmektedir. Tartışma ve Sonuçlar: Sonuç olarak. en önemlisi kilo alımı olmak üzere. Tülin Yanık* *Orta Doğu Teknik Üniversitesi **Gülhane Askeri Tıp Akademisi. Amaç: Atipik antipsikotikler. Bu aday genlerin mRNA ekspresyon seviyelerinin belirlenmesi için erkek Wistar sıçanlara 4 hafta oral yoldan risperidon verilmiştir.

047 idi.5 (n=646) olarak bulundu. Eğitim süreleri açısından karşılaştırıldığında 2 yıllık okullardaki depresyon oranı %36 iken 4 yıllık okullarda depresyon oranı %26. Oğuzhanoğlu NK. Ama üniversite öğrencilerinde depresyon oranı genel toplum ortalamasından daha yüksektir.0 olarak tesbit edildi (p>0. Üniversite öğrencilerinde depresif belirtiler ve sosyodemografik özelliklerle ilişkisi. Tartışma ve Sonuç: Biz üniversite öğrencilerinde depresyon oranını %30. Bulgular: Öğrencilerin BDÖ puanları 0 ile 62 arasında değişmekte olup ortalaması 13. p=0. Özdel O. Birinci öğretim de depresyon oranı %29.001). Yöntem ve Gereçler: Kafkas Üniversitesi’ne bağlı 5 fakülte ve 8 yüksek okulda eğitim alan 2556 birinci sınıf öğrencisinin 2168’i (% 84.3(3):155–161.05).9) arasındaki farkın önemli olmadığını bulduk (χ2=0. Doğduğu aylara göre dört gruba ayrıldığında depresyon açısından gruplar arasında depresyon açısından fark görülmedi. depresyon yaygınlığı % 30. Örneklemin yaş ortalaması ile BDÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0.204.9) ile erkeklerdeki depresyon oranı (%30. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002. p=0. Deneklerin doğum aylarıyla ve doğum mevsimi ile depresyon oranları arasında ilişki olmadığını bulduk.8) katılmıştır. .9.1idi (p<0.PB 40 Üniversite Öğrencilerinde Depresyon Prevalansı Doğum Mevsimi Ve Diğer Faktörlerle İlişkisi Yüksel Kıvrak. Emrullah Sevim Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Pek çok insan kolej yıllarının hayatlarının en iyi yılları olduğuna inanır. Hatalı olanlar çıkarıldıktan sonra 2118’i değerlendirmeye alınmıştır.6 iken ikinci öğretimde %32.651). Kadın (%29. Üniversite öğrencilerinde depresyonu ve onun özelliklerini değerlendirmek önemli sağlık araştırma konusudur(1). n=396) öğrenciler arasında depresyon açısından fark bulunmadı (χ2=0. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Anket Formu ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Çalışmamızda kadınlardaki depresyon oranı (%29. BDÖ’ne göre kesme puanı 17 olarak alındığında. Bostancı M.Özdel L.50±8.9. 651). n=250) ve erkek (%30. Kaynak: 1.5 olarak bulduk. 204.05). Öğretim türü açısından bakıldığında gündüz eğitim gören birinci ve gece eğitim gören ikinci öğretim türlerinin öğrencilerin depresyonunu etkilemediğini bulduk.

Duygu Kuzu. Gönüllü olan öğrencilere 4 oturumdan oluşan 15 günde bir toplanan 1.(2). Bu çalışmanın amacı.6’dan (n=0)%0’a düşmüş. (p < 0. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=8)%42.(p<0. Soru 3: Ahmet Bey’(Şizofreni belirtileri gösteren bir olgu)’in bu durumu kişilik yapısının zayıflığından kaynaklanmaktadır.1’e düşmüş. Bu alanda daha büyük örneklemlerle yapılacak karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.5 saat süren sizofreni hastalariyla birlikte katılacaklari bir etkilesim grubu uygulamasi yapılmıştır.(p < 0. .PB 41 Şizofrenide Damgalama İle Mücadelede Birebir Etkileşim Grubunun Şizofreni Hastalarına Yönelik Tutumlar Üzerindeki Etkisinin Değerlendirilmesi Burak Uykur.(p <0. Zeliha Yaşa.05) Soru 18: Bir Şizofrenle ev arkadaşı olmam. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t. Psikiyatri Kliniği Giriş / Amaç: Birey yâda toplum kendisini ürküten rahatsız eden bir durum ile karşılaştığında sıklıkla onu kendisinden dışlayıp. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip. ‘’Birebir etkileşim grupları’’ bu yöntemlerden biri olabilir. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=10)%52. etkileşim grubunu tamamlamıştır.05) Soru 14: Şizofrenili hastalar toplum içinde serbest dolaşmamalıdır. etkileşim grubundaki öğrencilerin bütün tutumları olumlu yönde değişme eğilimindedir.9’dan (n=1)%11. Yöntem: CBU Tip Fakultesi 2.1’den (n=1)%10’a düşmüş. Çalışmaya katılan öğrencilerin 11 tanesi her dört oturuma da katılarak. Ruhsal hastalıklara yönelik olumsuz tutumları azaltmaya yönelik klasik eğitimlerin dışında yeni bir takım yöntemlerden de faydalanılabilir. 4 oturumun tamamlanmasından sonra etkileşim grubunun etkisini değerlendirmek amacıyla aynı ölçekler tekrar uygulanmış ve etkileşim grubu öncesi ve sonrasında öğrencilerin şizofreni hastalarına yönelik tutumları karşılaştırılmıştır. Bu çalışma bulgularına göre ‘’Şizofren bir kişiyle evlenebilirim’’ sorusu dışında. yabancılaştırma yoluna gider. Sizofreni hastalarina karsi tutum envanteri uygulanmıştır.test uygulanmıştır. Cengiz Cengisiz. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=11)%57. onların toplumdan dışlanmasına kadar giden davranış bütünüdür.05) Soru 8: Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. hastalarla birebir temasın sağlandığı etkileşim grubununşizofreni hastalarına yönelik tutumlar üzerindeki etkisini değerlendirmektir.05) Tartışma: Yapılan araştırmalar öğrencilerin ve kurumlarda çalışan sağlık profesyonellerinin psikiyatri hastalarına ve hastalıklarına yönelik tutumun son 10 yılda değişiklik göstermediğini. Sinif öğrencileri arasinda gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Eğitim Araştırma Hastanesi. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=12)%66. Damgalama bazı hasta gruplarına karşı toplumun tavır alması. Bulgular: Etkileşim grubuna katılmaya 19 öğrenci gönüllü olmuştur. Bütün ruhsal hastalıklar arasında damgalamadan en fazla etkilenen grup şizofreni hastalarıdır. hala reddedici ve dışlayıcı olduğunu göstermiştir.6’dan (n=3)%30’a düşmüş. Tıp öğrencilerinin tutumlarının belirlendiği çalışmalarda psikiyatri eğitimi almış olmanın şizofreni hastalarının toplum içindeki yaşamı ile ilgili olumsuz tutumları değiştirmediği saptanmış.

8’i kadın. şiddet ve adli öykü açısından öyküsü olan ve olmayanlarda yaş.3 yıldır. alkol-madde kullanımı. Tartışma ve Sonuçlar: Psikotik bozukluklar gibi kronik ve bireyin işlevselliğini belirgin ölçüde bozan hastalıkların sadece psikofarmakolojik yaklaşımlarla çözülemeyecek güçlükleri bireyin yaşamına taşıdığı bir gerçektir. Hastalık öncesi çalışma yüzdeleri 68. %53. çalışma durumları hakkında veriler danışan değerlendirme formları taranarak paylaşılacaktır. Danışanların %17.1’inin alkol kullanımı ve %4.82. Yöntem ve Gereçler: Merkezde yapılan çalışmalar özet olarak sunulacak ve takibi düzenli olarak (haftanın 1-5 günü) merkezde yapılan danışanların sosyodemografik verileri sunulacak.9’unun madde kullanımı öyküsü bulunmaktadır.3 iken hastalık sonrası bu yüzde 7.02 yıl olup kadınların eğitim süresi anlamlı olarak erkeklerden kısa tespit edilmiştir ve hastalık süresi ortalamaları 14.1’inin adli öyküsü olup suisid girişimi.3’ü düşük. şiddet öyküsü. .05). Bulgular: Merkezde takibi olan 41 danışanın %90. Onur Tankaya.6’sının geçmişte suisid girişimi öyküsü. Danışanların %46.7’si orta düzeyde gelirleri olduğunu bildirmişlerdir. eğitim süresi ortalaması 8.3’e gerilemiştir. Bu noktada psikososyal girişimler ön plana çıkmakta TRSM’ler bu bireylerin topluma kazandırılması amacıyla hizmet vermeyi amaçlamaktadır. hastalık süresi ve eğitim süreleri açısından fark saptanmamıştır (p<0. Osman Şalış. Emel Alkan Pazvantoğlu Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Amaç: Bu posterin amacı Ocak 2011’de faaliyetlerine başlayan Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin (TRSM ) işleyişi ve deneyimleri hakkında bilgi vermek ve takibi düzenli olarak merkeze gelmek suretiyle yapılan danışanların verilerini paylaşmaktır. Yaş ortalamaları 34. Danışanların %36. TRSM’lerden takibi yapılan bireylere ait özelliklerin bilinmesi gereksinimlerin tespiti ve hizmet planlamasında gereklidir.2’sinin tanısı şizofreni olup danışanların %48. %61’inin (sözel veya fiziksel) şiddet öyküsü ve %17. ülkemizde sınırlı oranda veri bulunan adli öykü. suisid girişimi öyküsü.PB 44 Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Bulgu ve Deneyimleri Ayşe Gökçen Gönen. %78’i bekârdır.

Bir hastada EKT. Tartışma ve Sonuçlar: EKT’ye yanıt veren dirençli ruhsal rahatsızlıklarda depreşme ve yinelemenin önlenmesinde sürdürüm ve idame EKT’nin yeri olabilir. Belirtilen özellikler dışında. bir hastada ek olarak kullanılan ilaçlar ile ilişkili komplikasyonlar nedeniyle iki hastada erken dönemde EKT sürdürümünün kesildiği anlaşıldı. hastalık ve EKT ile ilişkili parametreler yönünden araştırıldı. Bu bildiride. tıbbi komplikasyonlar ile ilişkili müdahaleleri içeren EKT kayıtları. nöbet özellikleri. Yöntem ve Gereçler: 2003-2012 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde EKT uygulanan tüm hastaların kayıtları incelendi. Akut hastalık dönemi sonrasında sürdürüm veya uzun dönemde idame amacı ile en az bir seans EKT uygulanan tüm hastalar değerlendirilmeye alındı.6 idame). Sürdürüm ve idame EKT’nin endikasyonları. Yavuz Ayhan. . kliniğimizde uygulanmakta olan sürdürüm ve idame EKT’leri gözden geçirmeyi ve vakaların klinik özelliklerini sunmayı planladık. Hastane dosyaları ve vital bulgular. bipolar affektif bozukluk(s=2) idi. EKT sayısının en az 3 ile en çok 44 olduğu görüldü.PB 45 İdame Ve Sürdürüm Tedavilerinde Elektrokonvulzif Tedavinin Yeri Gamze Bostankolu. Bulgular: Toplam 8 hastanın sürdürüm veya idame EKT aldığı tespit edildi (3 erkek. şizofreni(s=2). Dirençli şizofreni teşhisli iki hastada pozitif psikotik belirtilerde gerileme tespit edildi. 5 kadın. Özellikle dirençli vakalarda sürdürüm ve idame tedavisinde EKT’nin kullanımı ile ilgili olgu sunumları ve serilerin yanı sıra daha ayrıntılı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. bu bildiride. Bu bildiride kliniğimizde uygulanan sürdürüm ve idame EKT’ler ile ilgili veriler özetlenmiştir. Tedaviye devam eden duygudurum bozukluğu vakalarında fayda sağlandığı ve uzun dönem iyilik halinin olduğu gözlendi. etkinliği ve yan tesirleri geniş örneklemli çalışmalar ile belirlenmiş değildir. anestezi notları. Koray Başar. Hastaların teşhisleri depresyon(s=4). İdame EKT süresinin en uzun 57 ay. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Elektrokonvulsif tedaviye (EKT) yanıt veren bazı olgularda depreşmenin önlenmesi için sürdürüm (continuation) ve yinelemenin önlenmesi için idame (maintenance) EKT uygulanabilmektedir. hastaların tıbbi öyküleri de kısa vaka raporları halinde sunuma hazırlandı.

. Üç gün dinlenme dönemi verilerek açık alan (openfield)testi ve kuyruktan asma testi 360 saniye süre ile uygulandı. 2.3000±0. Bulgular: Kontrol ve deney grubunda sırası ile (ortalama±standart hata).79. Ge Y. Wang J. Rastgele sayılar tablosu ile oluşturulan ilk gruba 40 ppm F kontrol grubuna ise 0.44. kaşınma sayıları daha az idi. Biochemical changes in brain and other tissues of young adult female mice from fluoride in their drinking water.38(2):127–32. 2006.7000±0. Ning H.3±1.01. 4.009. Barbar S. Fareler iki gruba ayrıldı.47258 p=0. 234±15. Fluoride.007.2±1. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 20 tane 4 aylık. hareketsizlik süresi 23610E2±19. Wang S. Florür ve depresyon ilişkisini inceleyen hayvan çalışması tesbit edemedik. Açık alan testinde ise deney grubunda dışkılama sayısı daha fazla iken gezilen kare sayısı. Saxena A. kaşınma 3. Bu çalışmada fare depresyon ve anksiyete modelinde florürün etkisini araştırmak amaçlandı.8 ± 1. Rao P. şahlanma 35.39(4):280–4.1000±0. 2005.18 g ağırlığında Swiss cinsi fareler alındı.33500. Deneyimizin florürün anksiyojenik olduğunu ama anti-depresana benzer etkisi olmadığını gösteren ilk çalışma olması açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz Kaynaklar 1. Kuyruktan asma testi sonuçları incelendiğinde immobilizasyon süreleri açısından deney grubu ile kontrol grubu arasında önemli bir farklılık saptanmadı.39.94 değerleri elde edildi.8000±0.23333 p=0. Bhatnagar R.48 p=0. erkek.009. Bhatnagar M. Meena P. Fluoride.002.27 p=0. şahlanma. 184±18. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada deney grubunda horizontal aktivite vertikal aktivite ve grooming değerlerinin anksiyeteye bağlı olarak azaldığını bulduk p<0. 2. ve diğerleri. Defekasyon sayısı ise deney grubunda artmıştı.85 p=0. 26. gezdiği kare sayısı 258±15. Florürün etkilediği organlardan biri de beyin(1)(2)(3) olduğu bilinmekle beraber anksiyete ve depresyon modellerindeki etkisini yeterince aydınlatılmamıştır.3 ppm F içeren içme suyu ad libitum 90 gün boyunca verildi. sağlıklı 28. dışkılama sayısı 2. Effects of high fluoride and low iodine on brain histopathology in offspring rats.PB 46 Florürün Fare Anksiyete ve Depresyon Modelinde Etkisi Yüksel Kıvrak Kafkas Ü Tıp Fakültesi Amaç: Florozis esas olarak diş ve iskelet sisteminde olumsuz etkiler oluştursa da yapılan pek çok çalışma beyin ve diğer organ sistemlerinde de hastalık yapabileceğini göstermiştir.97.

1±13.9 iken herhangi bir kişilik patolojisi olmayanların yaş ortalamaları 43. aşırı savunmacı yaklaşım ve benzeri nedenlerle testi geçersiz sayılmış olanlar değerlendirmeye alınmamıştır. Ancak toplumda silah sahibi insanların sadece bir kısmının ruhsat almak için başvurduğu düşünülürse ruhsatsız silah taşıyanlarda kişilik psikopatolojileri görülme sıklığı ile ilgili eldeki verilerle bir öngörüde bulunmak mümkün olmayacaktır.5-6.5) idi.05 kabul edilmiştir. Ankara: HYB yayıncılık. Katagorik verilerin değerlendirilmesinde fisher exact test.1 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0. % 10. İstatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0.3. Kişilik Bozuklukları.PB 47 Silah Ruhsatı Almak İçin Başvuranların Kişilik Profilleri Toplumdan Farklı Mıdır? Hayriye Baykan Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Silah bulundurma ve taşıma ruhsatı için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için psikiyatri polikliniğine başvuranların kişilik profillerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.697). Genelde kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülmektedir (1). Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 15. Tartışma: Kişilik bozukluklarının genel toplumda görülme sıklığı %6-9 dolaylarındadır. Başvuran erkeklerin yaş ortalamaları (±standart sapma) 43. Kaynaklar: 1-Köroğlu E. sürekli verilerin değerlendirilmesinde student’s t test kullanılmıştır. Bu kesitsel incelemede de benzer şekilde kişilik psikopatolojisi saptanma oranı %10 olarak bulunmuş ve cinsiyetler arasındada anlamlı farlılık bulunmamıştır. MMPI’da psikopatolojisi olanların yaş ortalamaları (±standart sapma) 45. Testi doldurmak istememe.0 paket programı kullanılmıştır.6±12. 189’u erkek (% 94.8±12. Bayraktar S. kadınların ise 43.Haziran ayları arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne silah ruhsatı almak için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için müracat eden 200 kişinin MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri) sonuçları geriye yönelik olarak değerlendirilmiştir.1’i kadın. Bulgular: Silah ruhsatı almak amacıyla başvuran 200 kişinin 11’i (%5. cinsiyetler arasında psikopatoloji görülmesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p=0.5) kadın.3±11. %15 gibi yüksek oranlardan da söz edilmektedir.622).1 ‘i erkeklerden oluşmakta olup. Yapılan MMPI neticesinde 20 kişide psikopatoloji (%10) saptanmıştır.891). Psikopatoloji saptananların %9. Yöntem: Çalışma 2012 yılı Ocak . 2007 s. .1 olup benzer şekilde aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmemiştir (p=0.

34 ve standart sapması 10.S. psikolojik şiddet algılarının X= 43. Sağlık çalışanlarının cinsiyete göre psikolojik şiddet alt boyutlarından olan sosyal itibarı etkileme ve sosyal ilişkileri etkileme bakımından istatistiksel açıdan %95 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini Muğla ili Fethiye ilçesi kamu hastanesi ve merkez sağlık ocaklarında çalışan 450 sağlık çalışanı oluşturmaktadır.23 olduğu görülmektedir. onların kişilikleridir. Bulgular:Araştırmaya katılan sağlık çalışanların % 85’i kadın. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık sektöründe görülen mobbing davranışlarının mağdur kadar toplum sağlığını da olumsuz etkilediği bilinmektedir. Kişilerin psikolojik şiddet uygulama veya buna maruz kalma durumlarında belirleyici olan faktör. yasal tedbirler alınmalıdır. % 68’ i evli. bu olgunun yıkıcı olduğunun resmen ilan edilmesi. %10’unu teknisyendir. Sağlık çalışanlardan %51’i işyerinde psikolojik şiddet mağduru olduğunu düşünmektedir.46’dır. psikolojik şiddet algılarının X=51. Sağlık çalışanlarının %15’i doktor.PB 49 Sağlık Kurumu Çalışanlarında Psikolojik Şiddet (Mobbing) Algısı Ve Kişilik Özellikleri Değerlendirilmesi Deniz Kader Şarlak. Araştırmada veriler kişisel bilgi formu. Elde edilen veriler istatistik paket programı olan S. Analiz sonuçlarına incelendiğinde. korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. %75’i hemşire.57 ve Ss= 10. sistemli bir şekilde düşmanca ve ahlakdışı bir iletişim kullanılarak uygulanan bir psikolojik baskıdır. % 60’ı yüksekokul mezunu olduğu ve % 40’ının 1-5 yıl arasında çalıştığı saptanmıştır. Verilen değerlendirilmesinde frekans dağılımı. psikolojik şiddet (mobbing) algı belirleme ölçeği (Leyman) ve beş faktör kişilik envanteri olmak üzere 3 ölçek kullanılarak elde edilmiştir.0 kullanılarak analiz edilmiştir. araştırmaya katılan 450 sağlık çalışanının toplam psikolojik şiddet algı puan X= 51. Kadın çalışanların.78’tür. t-test. stres ve öfke yönetimi. İstatistiksel testlerde anlamlılık düzeyi 0. iş yeri şiddetini önleme. Sağlık çalışanlarına psikolojik şiddetin tanımlanması. Erkek çalışanların.S. kişinin işini verimli bir şekilde yapmasını engelleyen tüm davranışlara kadar açıklanması. Araştırma. %40’ı 31-40 yaş aralığında. Beş faktör kişilik modelinin duygusal denge alt boyutu ve psikolojik şiddetin alt boyutu olan sosyal ilişkilere yönelik eylemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır.14. Ss=10. sorun ve çatışma çözme becerileri kazandırılmalı. Ayşegül Cengiz Muğla Üniversitesi Fethiye Sağlık Yüksekokulu Amaç: Psikolojik şiddet (mobbing) iş yerinde. Muğla ili Fethiye ilçesinde bulunan kamu hastanesinde ve merkez sağlık ocaklarındaki sağlık çalışanlarının psikolojik şiddet (mobbing) ve kişilik özelliklerine göre algı düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. sözlü saldırılardan.38.P. . uygulanan psikolojik şiddetin ihbar olarak kabul edilmesi ve soruşturma başlatılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarına.05 olarak alınmıştır.

Türkiye'de ateşli silahla intiharlar 2002 yılında %18. Demirkan S.tr İstatistik Kurumu Resmi İnternet sitesi . Bu çalışmada amacımız Güneydoğu illerimizden Şanlıurfa’da silah ruhsatı için rapora başvuranların özellikleri incelenmektir. Şahısların 34’ü 18-25.8) ve diğer nedenler (%6. 2. Demirkan Ö.gov. Dal U. Başvuran kişilerin %42.PB 50 Silah Ruhsatı İçin Rapor Başvuruları: Şanlıurfa Örneği *Abdullah Atli. www. Psikoloji Birimi Amaç: Toplumumuzun genel olarak ateşli silahlara karşı eğilimi olduğu bilinmekte ve son yıllarda bireysel silahlanmada artış olduğu gözlenmektedir (1). Şanlıurfa’da silahlanma ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Sonuç: Şanlıurfa’da silah ruhsatı başvurularının nerede ise tamamını erkekler oluşturmuştur. Psikiyatri AD **Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi. riskli işte çalışıyor olma (%4. *Mehmet Güneş. 77’si 45-55 yaş aralığında ve 31’i 55 yaşın üstünde olup %89.4’ü evliydi. Adlî Psikiyatri Dergisi. Eğitim durumuna bakıldığında 14 kişinin okuma yazna bilmediği. Başvuruda bulunan kadınlara sorulduğunda 8 kişinin eşinin hukuki sorunları nedeniyle silah ruhsatı alamadığını ve bu yüzden kendisinin başvurduğunu. komşusunda silah bulunması (%2. 146 kişinin ilköğretim mezunu. Yöntem: Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine silah ruhsatı almak için sağlık kurulu raporuna başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi. adam yaralama/öldürme gibi bazı ciddi sosyal sorunların artmasında silahlanmanın önemli etkisi olabilir. Başvuranlar tarafından silahlanma gerekçeleri olarak güvenlik (%81.2’si aylık bin liranın altında geliri olduğunu ifade ederken %30. Bununla beraber Şanlıurfa’da 2010 yılı içinde 57 adam öldürme ve 96 adam yaralama suçu işlenmiştir (2). miras kalmış olması (%4. *Aytekin Sır *Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. 87 kişinin ortaöğretim ve kalan 37 kişinin ise yüksek öğrenim gördüğü anlaşılmıştır.2). Güvenlik nedeniyle silah ruhsatı başvurusunda bulunma bildirilen en sık neden olmuştur. 2:21-30. Öte yandan başvuranların önemli bir kısmının genç ve ortaöğretimini tamamlamamış kişiler olması toplumda bilinçsiz bir şekilde artan silahlanma açısından uyarıcı niteliktedir.4’ünün ise üç bin lira üstü geliri olduğu görüldü.3). Ayrıca başvuranların neredeyse yarısının ekonomik durumu iyi değilken başvuruda bulunmuş olması dikkat çekicidir.7) gösterildi.tuik.1’ye yükselmiştir. **Sever Beşaltı. 13 (%4. 81’i 35-45. *Mehmet Cemal Kaya.9). Beyaztaş FY (2005) Silâh sâhibi olması sakıncalı kişilik özellikleri. 2011 yılında Şanlıurfa’daki toplam 37 intihar vakasının 17’si silahla gerçekleşmiştir. 3 kişi ölen eşinden miras kalan silahı bulundurmak istediğini ve iki kişinin de riskli iş nedeni ile başvuru yaptığını bildirdi. *Yasin Bez. Dolayısıyla intihar etme. *Mahmut Bulut.6)’ü kadın toplam 284 kişi başvurmuştur. Kaynaklar: 1.4)’i erkek. Bulgular: Ekim 2010-Mart 2012 tarihleri arasında 271 (%95.1 ile iken 2011 yılında %26.

4’ü başka bir şehre yerleşmek olarak sıralamıştır. toplum sağlığının geliştirilmesi çalışmalarına ışık tutması beklenir. Anahtar Kelimeler: Spiritüalite. ruhsal iyilik. % 35. % 10. Öğrencilerin % 27. % 22.7’si kaza olarak sıralamıştır. % 12.5) erkek olup 165’i (% 45.1’i eğitim fakültesi öğrencisi idi. SS. Toplumun her kesiminin ruhsal sağlık durumunun aydınlatılmasının. Konya **Selçuk Üniversitesi Akşehir Kadir Yallagöz Sağlık Yüksekokulu.3) birinci sınıfta idi. sosyal. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini 2011-2012 eğitim öğretim yılında Konya il merkezinde bulunan üniversite öğrencileri oluşturdu. üniversite öğrencilerinin % 27. Türkçesinin geçerlilik ve güvenilirliğinin yapıldığı. % 72. Veri toplama aracı olarak. Tartışma ve Sonuçlar: SS’nin GSA-12 ile paralel sonuçlar vermesi. Delaney’in geliştirdiği. sağlığın tanımında yer alan “tam iyilik hali”nin komponentlerinden biridir.7’si veteriner fakültesi. Fakülteler. genel sağlık. Etkili faktörlerde iyileştirme girişimleri ile ruhsal durumda da iyileştirmelerin sağlanabileceği kanaatine varıldı.5’i iletişim fakültesi ve % 23. Ancak toplum içi çalışmalarda sağlığın bu bileşeninin araştırılması yeterince ele alınmamıştır.7’si istediği bölüme yerleşmek ve % 10. Bu araştırma üniversite öğrencilerinin genel sağlık ve spirütüel durumlarını değerlendirmek amacıyla betimleyici olarak yapılmıştır. fen.PB 51 Üniversite Öğrencilerinin Genel Sağlık ve Spiritüel Durumunun Değerlendirilmesi Said Bodur*. Akşehir-Konya Amaç: Ruhsal sağlık.6’sı bir yakınının ölümü. her gruptan rastgele belirlenen bir fakülte ve bölümünün birinci ve dördüncü sınıflarından 364 üniversite öğrencisi örnekleme alındı.12’nin skorları arasında doğrusal ilişki belirlendi. ruhsal durumu 4 faktörle açıklayan bir ölçektir.2 ruhsal yönden tam iyilik halinde iken.3’ü ciddi bir sağlık sorunu ve % 2. Bulgular: Üniversite öğrencilerinin yaş ortalaması 22±3 olup 202’si (% 55. Kullanılan SS göre. bir demografik anket ile “Spiritüalite Ölçeği (SS)” ve “Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12)” kullanıldı. sağlık ve eğitim bilim alanı olarak sınıflandı.8’i orta ya da düşük ruhsallık içinde olduğu bulundu. Öğrenciler hayatlarını çok etkileyen ve olumsuz olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ilk üç sırada. SS ve GSA. okuduğu bölüm ve kitap okuma alışkanlığı arasında anlamlı ilişki saptandı. algılanan dindarlık. Hayatlarını çok etkileyen ve olumlu olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ise. Ruhsal durumu iyi olması ile algılanan maneviyat. Selma İnfal***Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. % 26. % 3. bu ölçeğin ruhsal iyilik halinin tespitinde geçerli bir ölçek olduğu izlenimimizi güçlendirmiştir.2’si üniversite okumaya hak kazanmak. Üniversite öğrencilerinin ruhsal durumu bazı faktörlerle ilişkilidir.6’sı mühendislik fakültesi. üniversite öğrencisi .

. Kaynaklar: 1-Beesdo K. Depresyon anksiyete ve karışık anksiyete depresyon gruplarının HAM-D skorları sırasıyla 21. Sonuç: Anksiyete ve depresyon arasındaki ilişkide risk faktörlerine yönelik yapılan çalışmalar depresyon ve anksiyete bozukluklarının altta yatan aynı psikopatolojinin farklı görünümleri olabileceğini düşündürmektedir. Depresyon grubunda 233 (%32.9) hasta vardı. Çanakkale **Siverek Devlet Hastanesi Biyokimya. anksiyete bozukluğu. Pine DS. 2-Karadağ H. karışık anksiyete depresyon grubunda 180(%24. Majör Depresyon ve Anksiyete Bozukluğunun Birlikte Görüldüğü Durumların Klinik Özellikleri: Karşılaştırmalı Bir Çalışma. karışık anksiyetedepresyonu olan toplam 724 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Türkçapar H.0). eşzamanlı hastalık ve ortak risk faktörleri yoluyla ilişkili bulunmuşlardır (1). Hastaların yaş ortalaması. Bulgular: Hastaların 487’si kadındı.2). Yöntem: Siverek Devlet Hastanesine 2009-2010 yılları arasında başvuran depresyon. Şanlıurfa Giriş: Anksiyete ve depresyon klinik özellikleri. Örsel S. Barlow DH (2009) A proposal for a dimensional classification system based on the shared features of the DSM-IV anxiety and mood disorders: implications for assessment and treatment. Arch Gen Psychiatry. Amaç: Bu çalışmada depresyon ile anksiyete bozukluğu arasında sosyodemografik yönden ve vitamin B12 ve TSH düzeyleri açısından özellkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Lieb R (2010) Incidence and risk patterns of anxiety and depressive disorders nd categorization of generalized anxiety disorder.PB 52 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastalarda Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarının Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerinin Karşılaştırılması Elif Karaahmet* Adnan Kirmit** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. 67:47-57. Kart A. Kayran E. Psychol Assess. Bir anksiyete veya depresyonu olan hastaların %55'inde değerlendirme sırasında en az bir tane eşzamanlı anksiyete veya depresyon olduğu.15 ve 20 idi. Son dönemde yapılan birçok klinik ve epidemiyolojik çalışma anksiyete bozuklukları ve depresyonun sıklıkla eş hastalık olarak ortaya çıktıklarını bulmuştur (2). İç içe geçmiş bu hastalıklar arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha ayrıntılı verilerle araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. 3-Brown TA. Özcaltepe B. bu grupların HAM-A skoru sırasıyla 15. Gruplar arasında vitamin B12 eksikliği ve TSH düzeyi açısından karşılaştırıldığında gruplar anlamlı fark saptanmadı. 12 ve 22 idi. Klinik Psikiyatri 2011. 14:164-172. patofizyoloji ve tedavideki farklılıkları nedeniyle ayrı bozukluklar olarak düşünülürken. 21: 256-271. anksiyete grubunda 311(% 43. eğitim düzeyi ve medeni durumu açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. bildirilmiştir (3).

Dikilitaş Y. 4. 1(2):16-20. Depresyonla birlikte diğer Eksen I sıklıkla bir arada görülmektedir(3). 168:17-30.4 ile en sık görülen obsesif kompulsif bozukluktu. Kadın olmak. Depresyon tanısı alan olguların yaş ortalaması 32. Kaya M. Alpert J. Farklı bölgelerde yapılacak çalışmalarla bölgesel farklılıkların belirlenmesi açısından yararlı olacaktır. Yedikardaşlar C. Br J Psychiatry. 1996.3-Kessler RC.4’ünün eğitim düzeyi ilkokul ve altıydı. Nierenberg AA. Nelson CB. Emül M. 3. Ünal S. et al. %43.2-Kaya B. yineleme. Yöntem: 2009-2010 yılları arasında Siverek Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran hasta kayıtları geriye dönük olarak tarandı. McGonagle KA. Klinik çalışmalarda ekhastalığının varlığı depresyondaki alevlenme. Kaynaklar: 1. kalıntı belirtiler. %67. Eştanılar içinde %29. %57.4’ü evliydi. tarihsel bir bakış. 38:129-33. Bulgular: tüm taranan grubun %35. %70. 1960’lardan günümüze depreyonun epidemiyolojisi. J Affect Disord. çalışmamızda ön plana çıkan faktörlerdir. Bir Devlet Hastanesine Depresyon Nedeniyle Başvuran Olgularda Sosyodemografik Özellikler. .8’i depresyon tanısı almaktaydı.4-Fava M. Coşkun A. intihar eğilimi ve psikososyal sorunların artışına neden olan etmenler arasında yer aldığı gösterilmiştir(4). 2. Bu çalışma bir devlet hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran kişilerle sınırlıdır. Rosenbaum JF.14’tü. Sık görülmesinin yanı sıra yarattığı yetiyitimi ve ekonomik sonuçlar depresyon araştırmalarının önemini artırmaktadır(2). Toplam 948 hasta içinde depresyon tanısı alan 340 hastanın verileri SPSS paket programı kullanıldı. Amaç: Depresyon tanısı alan kişilerin sosyodemografik ve klinik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yüksel Kıvrak** * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri Anabilimdalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı Giriş: Depresyon dünyada halk sağlığını en çok tehdit eden sorunların başında yer almaktadır(1).5’inde diğer bir eksen I bozukluğu eşlik etmekteydi. Abraham M. HAM-D ortalaması 21. Klinik Psikiyatri. Pava JA. Güncel Psikiyatri ve Psikonörofarmakoloji 2011. eğitim düzeyi düşüklüğü. 1996. süregenleşme.Yalvaç HD. 2007.9’u kadındı. 10:3-10. Comorbidity of DSM-III-R major depressive disorder in the general population: results from the US National Comorbidity Survey.PB 53 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Bir Yıl İçinde Başvuran Depresyon Tanılı Hastaların Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri Elif Karaahmet*. Gender differences in Axis I comorbidity among depressed outpatients. Sonuç: Depresyonun ortaya çıkmasına çeşitli risk faktörleri mevcuttur. HAM-A ortalaması 16 idi.

505 yıl olarak bulunmuştur. anksiyete bozuklukları %28. Anahtar sözcükler: Psikiyatri polikliniği.44 olup. Hastaların %65. dikkat eksikliği ve davranış bozukluklarıdır.28 ±2. sosyodemografik faktörler.8 (n=398). Kars Amaç: Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine bir yıl içinde başvuran hastaların sosyodemografik özellikleri ile tanı grupları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı. psikotik bozukluklar %5. Ortalama geliş sıklığı 2.7’si (n=906) kadın. psikiyatrik tanı . Hastaların büyük çoğunluğunu şehir merkezinden gelenler oluşturmaktadır.Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Psikiyatri AD.DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre duygudurum bozuklukları %56. Çalışmamızda başvuran hastaların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturdu. En sık konulan tanılar duygudurum bozuklukları. Tartışma ve Sonuç: Sosyodemografik veriler ile tanı grupları arasında anlamlı olarak ilişki saptandı. dikkat eksikliği ve davranış bozuklukları %5. Hastaların %56. toplam poliklinik sayısı 3144’dür.7’si (n=781)35 yaş altın.3’ü (n=472 ) erkekti. Yöntem: Mayıs 2010-2011 tarihleri arasında başvuran 1378 hastanın poliklinik kayıtlarının incelenmesi ile elde edilen veriler değerlendirildi. Tanı grupları ile kontrol için polikliniğe başvurma oranları arasında farklılıklar saptanmıştır. anksiyete bozuklukları. Ortalama yaş 34.İbrahim Yağcı. %34. Kars’ta çocuk psikiyatristi olmadı. somatoform bozukluklar %1.5 (n=779).PB 54 Bir Üniversite Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastaların Sosyodemografik Özellikleri ile Tanı Grupları Arasındaki İlişki Nurcihan Akbulut.3 (n=74).9 ± 16.dadır. Kırsal kesimden başvuru oranı düşük saptandı.ğından dolayı polikliniğimizde çocuk yaş grubu hastalarda muayene edildiğinden çalışmaya alınmıştır.3 (n=19). Bulgular: 1378 hasta muayene edildi.6 (n=78) oranında görüldü.

Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Toplulukçu yeterlilik. (1989) UCLA yalnızlık ölçeginin geçerlik ve güvenirligi.7 (23): 4– 18. belirlenen bir hedefi gerçekleştirmek için gereken eylemliliği örgütleyip yürütmede bir grubun kendi kaynaklarına olan ortaklaşmış inancı olarak tanımlanmıştır. İnci Özgür İlhan**. Social Indicators Research. Ölçeğin bu son haliyle üç faktörlü yapının varyansın % 60.PB 55 Toplulukçu Yeterlilik Ölçeğinın Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması Fatma Yıldırım*. Kaynaklar: Bandura A (1997) Self-efficacy: the exercise of control. and Elderly Adults. New York Freeman. Bu çalışmada toplulukçu yeterlilik kavramının Türkçede özgün olarak geliştirilecek bir ölçek yoluyla geçerliliğinin sınanması amaçlanmıştır. toplulukçu yeterliliği ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Toplulukların karşılaştıkları sorunları çözmesi ve toplumsal değişimlerin oluşumunda toplulukçu yeterliliğin önemli bir etkisi vardır.59 olarak bulunmuştur. Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Demir A. Mehmet Çolak****. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. Senol-Durak E. Nail Dertli*. Faktör analizi yapılmış. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki erişkin yaş grubundan 415 gönüllü katılımcıda uygulanmıştır. Geçerlik ve Güvenirliği. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Eker D. Türk Psikiyatri Dergisi. Durak M. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 168 kişide ikinci kez uygulanmıştır. Türk Psikoloji Dergisi. . 12(1): 17-25.96 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 168 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0.0’ını açıkladığı görülmüştür. Duru Gündoğar***. Tartışma ve Sonuçlar: Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. Correctional Officers. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 28 maddelik son hali verilmiştir. 99:413–429. Arkar H. Sıla Yüce**. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 43 maddelik bir taslak oluşturulmuştur.

Katılımcıların bilişsel bir test sırasındaki hemodinamik yanıtları.69’dur. Katılımcdan 3 sn.065). Oksijensiz kan akımı aktivasyonu için. nötralle incongruent arasındaydı (p=0.Nötral enterferans koşullarında en yüksek hemodinamik yanıtın bilateral kanallarda olduğu gözlenirken. bilişsel görev sırasında motor/görsel/işitsel uyarılarla korteksin fonksiyonel aktivitesini inceler. congruentla nötral arasında ise trend düzeyindeydi (p=0. Çalışmamızda Stroop bilgisayar versiyonu kullanılmıştır. alışılmış bir davranış örüntüsünü bastırabilme ve olağan olmayan bir davranışı yapabilme yeteneğini ölçer. Incongruent-Congruent. en düşük doğru yanıtı incongruent koşulunda. Stroop testi algısal kurulumu. ***Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Amaç: İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi (IYKAS). sol-orta PFK ve sol PFK’yi göstermek üzere konumlandırılmaktadır. Dedektörler sağ Prefrontal Korteks (PFK). beyindeki hemoglobin konsantrasyonu değişikliklerinin ölçümüne dayanan. Congruent(uyumlu). Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır. Kullandığımız cihazda 4 ışık kaynağı. Doğru yanıtlar arasındaki fark anlamlıydı (p=0.05). Bu fark.Ata Akın***.PB 56 Yüksek Eğtimli Sağlıklı Kişilerde Stroop Testi Sırasında Hemodinamik Yanıtın İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi Tekniği (IYKAS) İle İncelenmesi Handan Noyan*. farklı renklerle yazılan ‘XXX’ sembolünün olmasıdır. Stroop Bozucu Etkisi. nötr ise yukarıda bu sefer renk isminin olmayıp.01). hata sayısı ve bu üç koşul arasındaki süre farkıyla ölçülmüştür. Yaş ortalamaları 26. Katılımcıların genel olarak %45’nde. Incongruent-Congruent ve Congruent.Sinem Burcu Erdoğan***. Stroop bozucu etkisi (enterferans). içerisinde cevap vermesi beklenmektedir. Bilge Togay**. oksijenli kan akımı aktivasyonu için bu enterferans koşullarının tümünde en yüksek hemodinamik yanıt orta kanallarda gözlenmiştir. 16 dedektör bulunmaktadır. Anahtar Kelimler: IYKAS. **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. kan oksijenlenme dinamiklerini belirlemede güvenilir bir nörogörüntüleme yöntemi olarak kabul görmeye başlamıştır. Tartışma: Bulgularımız IYKAS’ın. Katılımcılar. Stroop bozucu etkisinin PFK’daki spesifik kognitif aktivasyonlarını ölçen bir ölçüm aracı olabileceğini göstermektedir.63. Bu çalışmada bilişsel bir test sırasında sağlıklı katılımcılarda IYKAS’daki değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Süre farkları arasındaki fark trend düzeyindeydi (p=0. PFK . değişen talepler doğrultusunda ve bir “bozucu etki” altında değiştirebilme becerisini. birey ve grup düzeyinde ‘Hiyerarşik Genel Lineer Model’ kullanılarak incelenmiş. Bulgular: Çalışma.İlker Taşdemir**.007). rengin renk ismiyle uyumlu olmadığı. düşük maliyetli. Incongruent(uyumsuz). sağ-orta PFK.Miray Erbey*.Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim ABD. Doğru yanıtlar ve tepki süresi farkları arasındaki fark Friedman Anova testiyle incelendi.066). Kullanılan parametreler. Yöntem ve Gereçler: IYKAS. rengin renk ismiyle uyumlu olması. Incongruent-Nötral ve Congruent-Nötral enterferans koşulları için istatistiksel olarak anlamlı bölgeler belirlenmiş (z= 1. IncongruentNötral enterferans koşulunda orta kanallarda olduğu görülmüştür. p<0. en yüksek doğru yanıtı nötral koşulunda gösterdi. non-invasiv nörogörüntüleme tekniği olup. üniversite öğrencisi/mezunu 13 sağlıklı gönüllüyle yürütülmüştür. Testin bilgisayar versiyonunda. altta yazılan renk isminin rengi yukarıda yazılanla aynıysa sola aynı değilse sağ tuşa basılması istenir.

erişkin DEHB’ lilerde. Denizli **Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Erişkin DEHB’ lilerde duyusal bütünleştirme alt testinde ve alt test maddelerinden işitsel görsel bütünleştirme ve dokunsal algının değerlendirildiği söndürmede kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. tepki inhibisyonunda güçlük olduğu görülmektedir. kontrol grubunun 42’sine. sinkinezi ve bakışı sabit tutmada düşük performans saptanmıştır. sözel bellek. stroop ve Wisconsin kart eşleme testi (WKET)) uygulandı. duyusal bütünleştirme.PB 57 Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Nöropsikolojik Fonksiyonlar ve Silik Nörolojik Bulgular Ayşe Nur İnci Kenar*. Her iki gruba Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve nöropsikolojik testler (Sayı dizleri. kavramsallaştırma ve sorun çözme becerilerinin iyi olduğu ancak basit dikkat sorunları. Nöropsikolojik testler vakaların 51’ine. frontostriatal döngü üzerinde durulmaktadır (2). duyusal bütünleştirmenin ise parietal lob ile ilişkili olduğu düşünülmektedir (3). Bu çalışmada. Denizli Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). DEHB’de görülen el hareketlerindeki beceriksizliği de içeren motor koordinasyon bozuklukları. Hasan Herken** *Denizli Devlet Hastanesi. Sonuç: Çalışmamıza göre. Motor koordinasyonun frontal lob ve serebellumla. hareket ve dikkatin düzenlenmesinden sorumlu olan serebellumda. bakışı sabit tutma güçlüğü gibi göz hareketlerinde görülen sorunlar kranial sinir hasarından çok okulomotor koordinasyon bozukluğunu düşündürmektedir. Silik nörolojik belirtilerde erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon ve alt test maddelerinden başparmak opozisyonunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. Etyopatogenezinde. nöropsikiyatrik bir bozukluk olup erişkinlerdeki prevalansı %1-4 arasındadır (1). Sinkinezi. erişkin DEHB’ lilerin frontal bölge fonksiyonlarına duyarlı nöropsikolojik test performansları ve silik nörolojik belirtilerin araştırılması hedeflenmiştir. Bulgular: Erişkin DEHB grubunda sayı dizileri. nörolojik değerlendirme ise 59 vakaya ve 44 kontrol bireyine yapılabilmiştir. duyusal-motor alanın bulunduğu parietal lobda ve/veya bunların birbirleriyle bağlantısını sağlayan fronto-striatal yolaklarda bir işlev bozukluğu olduğunu düşündürmektedir. erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon. frontal lobda. . Psikiyatri Kliniği. WKET’de erişkin DEHB’liler ile kontrol grubu arasında farklılık bulunmadı. Psikiyatrik hastalıklardaki beyin fonksiyon bozukluklarının araştırılmasında kullanılan silik nörolojik belirtiler daha çok çocukluk çağı DEHB’de araştırılmıştır. kodlama ve geri çağırmadaki sorunlara ikincil gelişen bellek sorunları ve öğrenme güçlüğü. sözel bellek ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptandı. Metod: Çalışmaya DEHB tanısı almış olan 18-60 yaş arası 60 olgu ve 60 sağlıklı kontrol alındı. Çalışmamızda. “Diğer” alt testlerinden bellek 5 dakika. sinkinezi ve bakışı sabit tutma güçlüğü alt test maddelerinde erişkin DEHB’lilerde kontrol grubuna göre düşük performans saptanmıştır.

7 olarak bulunmuştur. Tıp Fak. sırada ev. erişkinlerin çocuk.Temmuz 2011 tarihleri arasında cinsel istismar sonrası ruh sağlığının bozulup bozulmadığının değerlendirilmesi istenen 78 vakaya rastlanmıştır. sırada açık alan gelirken. Bu çalışmada Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Eylül 2010. Dikkati çeken bir diğer farklılık çocuk/ergen grubunda istismarcıların büyük çoğunluğu erkek arkadaşlardan oluşurken erişkinlerde ilk sırada kan bağı bulunmayan tanıdıklar (komşusu. 18 yaş altındakilerin kadın-erkek oranları %96’ya. Çocuklukta cinsel istismara maruz kalma sıklığı %10-40 olarak bildirilmektedir. sırada kapalı alan. 3. az oranda da yabancılar tarafından gerçekleştirilen istismar vakalarına rastlanmaktadır. 2. apartman boşluğu vb. Bunun dışında çalışmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Adli Tıp AD.) yer almaktadır. Tartışma ve Sonuçlar: Türkiye toplumunda diğer toplumlardan farklı olarak yasal yaş doldurulmadan yapılan evliliklerin genellikle gebelik sürecinde fark edilmesi sonucu adli vaka olarak değerlendirildiği görülmektedir. 2Erdal Özer Gaziosmanpaşa Ünv. sırada kapalı alan (araç içi. tehdit ya da kandırma yolu ile kullanmasıdır. İstismarcı çoğunlukla çocuk ya da genç tarafından tanınan kişiler olmakta. Bulgular: Eylül 2010. Çocuk ve ergen vakalar ile erişkin vakaların çeşitli özelliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çoğunluğun çocuk/ergen yaş grubu vakalardan oluşması ve istismarın bazı özelliklerinin erişkin grubunda farklılık göstermesi. %4 iken 50 yaş üzerinde bu oran %89. 28’i ise 18 yaşın üzerindedir. olayın yaşandığı yer.Temmuz 2011 tarihleri arasında. Yöntem ve Gereçler: Mağdurun ve istismarın çeşitli özelliklerini değerlendirmeyi amaçlayan bir anket aracılığı ile konsültasyon notları geriye dönük olarak incelenmiştir. araba. özel ilgi gerektiren konulardır. 3Gaziosmanpaşa Ünv. İstismarcının yakınlığı. ergen ya da bir diğer erişkini cinsel arzu ve gereksinimlerini karșılamak için güç kullanarak. köylüsü vb. Tıp Fak. 2Ali Yıldırım. saldırının türü ve psikiyatrik değerlendirme sonucu konulan tanılar açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. 3Feryal Çam Çelikel. 2. sırada ev gelmektedir. Tıp Fak.3’e %10.PB 58 Çocuk/Ergen ve Erişkin Yaş Gruplarında Yaşanan Cinsel İstismar Olaylarının Karşılaştırılması 1Serap Erdoğan Taycan. Bununla birlikte çocuk/ ergen grubunda istismar olayının gerçekleştiği yere bakıldığında 1. Psikiyatri AD Amaç: Cinsel istismar.). . Cinsel istismarın nesnesi olarak genellikle kadın cinsiyetinin görüldüğü bilinmektedir. Bu sonuç vaka sayılarının azlığından kaynaklanabilir. 50 vaka 18 yaşın altında. 2Gaziosmanpaşa Ünv. erişkin istismarlarında 1. Psikiyatri AD. istismara maruz kalmaları sebebiyle Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan değerlendirilmesi istenen vakaların bilgilerine geriye dönük tarama ile ulaşılmıştır.

tedavi süreçleri. tedaviye başlama ve sürdürme oranları incelenmiştir. Börte Gürbüz*. sosyodemografik özellikleri. 5(%15. adli tıp uzmanları ise değerlendirdikleri 116 olgunun hepsine (%100) bildiği şeklinde rapor düzenlemiştir. Tartışma: Yapılan benzer çalışmalar ile karşılaştırıldığında Aydın ilindeki cinsel istismar oranının daha yüksek çıkmasının nedeninin olguların bildirilme oranının yüksek olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür.6) bilmediği. Berk Gün*** *Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.1) olgudan 22’sine(%66. Sonuçlar: Aydın ilindeki tüm olguların(n=272) %42.7’si erkek(n=157) olup ortalama yaşın 13. zeka düzeyleri. İki yüz yetmiş iki olgudan 149’unun (%54.PB 59 Aydın İlinde Bir Yıl İçerisindeki Tüm Çocuk ve Ergen Adli Olguların Değerlendirilmesi Hatice Aksu*. Olguların sosyodemografik özellikleri. madde kullanım öyküleri.Türkiye ***Adnan Menderes Üniversitesi Adli Tıp AD. Cinsel istismar olgularının %77’sinin en az bir psikiyatrik tanı aldığı ve %50’sine medikal tedavi başlandığı. gönderilme nedenleri. Psikiyatrik tedavi başlanan cinsel istismar olgularının %63’ünün tedavisini sürdürmediği tespit edilmiş olup tedavi devamlılığı için sağlık kurumları ve ilgili diğer birimler arasında işbirliği içerisinde yürütülecek yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. psikiyatrik tanıları. %9. Sevcan Karakoç Demirkaya**. iddia edilen suç türü. Aydın.2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın il merkezi ve ilçelerinden adli rapor istemi ile Aydın Devlet Hastanesi ÇERSAH ve Adnan Menderes Üniversitesi ÇERSAH ve Adli Tıp Anabilim Dalı’na yönlendirilen çocuk ve ergen adli olguların tümünün verileri geriye dönük olarak incelenmiştir.7) iddia edilen suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı sorulmuş.Aydın. 6(%18.3(n=85) oran ile en sık polikliniklere yönlendirilme nedeni olup bunu %28. Yöntem: 2011 Temmuz. Cinsel istismar mağduru olmak %31.3’ü kız(n=115).6(n=77) ile hırsızlık.46±2.Türkiye Amaç: Bu çalışmada 2011 Temmuz-2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın ilinde adli rapor istemi ile adli tıp ve çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniklerine (ÇERSAH) yönlendirilen tüm çocuk ve ergen adli olguların geliş nedenleri. .Türkiye **Aydın Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniği. ancak %63’ünün tedavisini sürdürmediği saptanmıştır.Aydın. psikiyatrik tanıları.3 olduğu saptanmıştır. %57. suç profili ile ilişkili özelliklerinin incelenmesi ve ilin bu yaş grubu için genel profilinin çıkarılması amaçlanmıştır.1) olguya ise suçun hukuki anlamını bildiği ancak sonuçlarını yönlendirme yeteneğinin olmadığı şeklinde rapor düzenlemiş.1) olguya bildiği. ÇERSAH uzmanlarına yönlendirilen 33(%22.7(n=26) ile yaralama suçları takip etmektedir.

%4. Örneklem grubunun %77.4 3. 3’ü evli 245’i ise bekârdır.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir.8’i herhangi bir sanat dalıyla ilgilenmezken. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin problem çözme becerilerinin ilişkili olduğu bazı değişkenleri ortaya koymak ve problem çözme becerilerini ölçmek. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. %27 2.8’i çok başarılı.**Ceyda Şenol. Hemşirelik Bölümü. en fazla 192 puan alınabilmekte ve ölçekten alınan toplam puanların yüksekliği bireyin problem çözme becerileri konusunda kendini yetersiz olarak algıladığını göstermektedir. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır.**Sinem Kaya. Eğitim süreleri boyunca ve meslek yaşamlarında hasta bireylerle çalışma imkânı bulan hemşirelerin çalışma yaşamlarında karşılaştıkları problemleri çözme konusundaki becerileri önemlidir. %23. Tartışma ve Sonuçlar: Ölçekten en az 32. Buna dayanarak araştırmamızın sonucunda.94 bulunmuştur.sınıf ve %23 4.8’i başarılı. hemşirelik öğrencilerinin ölçekten aldığı toplam puan ortalamasının (89.1’i herhangi bir spor dalı ile ilgilenmezken.94) düşük olduğu ve öğrencilerin problem çözme düzeylerinin yeterli olduğu söylenebilir.**Cemile Demirel *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. %26. **Huriye Hakut.5’i kısmen başarılı.PB 61 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Problem Çözme Becerilerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün.2’si ilgilenmektedir.6 1. bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir. %48. Problem çözme becerisi gelişmiş olan bir hemşire sağlık hizmetini çok daha profesyonel sağlayabilir. %31. Örneklem olarak Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330). Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. Bunların 190’ı kadın. . Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında Yüzdelik. %43. sınıf. %22. Frekans ve Ki-kare testleriyle yapılmıştır. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Problem Çözme Envanteri kullanılmıştır. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir.9’u ilgilenmektedir. 58’i erkektir. %2. **Hamdullah Omay. %68. Sağlık Yüksekokulu. Katılımcıların Problem Çözme Envanteri Toplam Puan Ortalamaları 89. Uşak Amaç: İnsan yaşamı çeşitli sorunlarla doludur.**Seda Çağlı. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu.sınıf şeklindedir.sınıf.**Özge Işıldar.

7’si çok başarılı.82. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. %40.sınıf şeklindedir. pasif-agresif tepkiler 33.4’ü ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir.PB 62 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Öfke İfade Etme Biçimlerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 235 kişiye ulaşılmıştır. kendine yönelik öfke düşünceleri 16. öfkeyle ilişkili davranışlar grubunda. Bunların 180’ı kadın. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. 3’ü evli 232’si ise bekârdır.93.42.28. %26.4 2.74. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır. Şiddetin doğmasında önemli yeri olan öfke Bu faktörlerden birisidir.82.57. %4.sınıf ve %16.9’u ilgilenmektedir. sınıf. Katılımcıların öfkeyle ilişkili davranışlarında saldırgan ve sakin davranışlar benzer puanları almıştır. 3. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin öfke konusundaki duygu. %23’ü ise okumadığını belirtmiştir. %28.63. **Şerife Aktaş. okul şiddetinin önlenmesi ve okul güvenliğinin sağlanması için okul şiddetinin ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerin anlaşılması önem kazanmaktadır.99.sınıf. öfkesine yönelik düşünceler 20. düşünce ve tutumlarını belirlemektir. Örneklem grubunun %77’si derse ait olmayan kitaplar okuduğunu. Bulgular: Araştırmaya 235 kişi katılmıştır. intikama yönelik tepkiler 57.9’u kısmen başarılı.64. saldırgan davranışlar 32. Uşak Amaç: Son zamanlarda okullarda artan şiddet olayları kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. sakin davranışlar 32. öfkeye ilişkin düşünceler grubunda. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330).2 4.66. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Çok Boyutlu Öfke Ölçeği kullanılmıştır.67. haksızlığa uğrama 69.4. öfkeye yol açan etmenler grubunda. diğerlerine yönelik düşünceler 20. dünyaya yönelik öfke düşünceleri 10.10. Sağlık Yüksekokulu.87 şeklinde bulunmuştur.**Nergis Küçükfalay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. içe dönük tepkiler 32. kaygılı davranışlar 12.67. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır. Hemşirelik Bölümü. Katılımcıların ölçek puan ortalamaları. %29. %54’ü başarılı. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir. . %0. umursamaz tepkiler 7. Bu sonuç adölesan bireylerin beklenen davranış özellikleri ile örtüşmektedir. Bu bağlamda. ciddiye alınmama 73. %31. kişilerarası tepkiler grubunda. öfkeye ilişkin belirtiler 36. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmanın sonucuna göre özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerden oluşan örneklem grubunun öfkelenme nedenlerinde ilk sırayı ciddiye alınmama almaktadır. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. 55’i erkektir. eleştirilme 16.

BRIEF-A’da başlangıçtan 12. çalışma hafızası. Ph. M.. ABD 3.Erişkin Sürümü (BRIEF-A) Atomoksetin Etkileri 1. Ek olarak. Jody Arsenault. GEC) elde edilir. Yöntemler: DEHB olan genç erişkinler (18-30 yaş). Dustin D.. Lilly USA. İki indeks skorun (Davranışsal Düzenleme İndeksi(BRI) ve Üstbiliş İndeksi. 9 adet birbiri ile çakışmayan klinik ölçek içerisinde. yönetici işlevleri farklı açılardan değerlendiren.PB 64 Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri . Durell. başlangıç skoru. çok merkezli. plasebo kontrollü çalışmada 12 hafta boyunca ATX (20-50 mg BID. BRI. ATX grubunda plasebo grubuna kıyasla anlamlı derecede daha fazla iyileşme gözlenmiştir. 4. Todd M. Kübra Özbek 1. BRI ve MI bileşik skorlarında plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak daha fazla iyileşme görülmüştür.05). The Vermont Clinical Study Center. Engelleme. M.D. BRIEF-A . (MI)) birleşiminden bir genel skor (Global YöneticiPuanı. kendini izlem. Indianapolis. ABD. kişinin kendisinin cevapladığı 75 maddeden oluşmaktadır. David Williams3 . New York. Burlington. çift kör.D. hafta sonlanım noktasına kadarki ortalama değişiklikler bir ANCOVA modeli (terimler. Bulgular: Başlangıçta GEC. i3 Statprobe.556). başlama. planlama/organize olma ve görev izlem alt ölçeklerinde plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülürken (p<0.3. bu Faz 4.D. yöneltme. M.D.ABD. 4.Richard Rubin. Sonuç: BRIEF-A alt ölçeklerindeki değişimlerle ölçülen yürütücü işlevlerde. N=161) veya plasebo (N=167) almak üzere randomize edilmiştir. Aynı zamanda 3 geçerlilik ölçeği içerir: Negativite.ABD 2.Departments of Psychiatry and Child and Adolescent Psychiatry. araştırıcı) kullanılarak analiz edilmiştir. tedavi.. Ph..2. New York University. GEC. . Hastalar 3 puanlık bir Likert ölçeğinde davranışı değerlendirir (1=davranış hiç görülmez. Ruff. Indianapolis. Nadirlik ve İstikrarsızlık.4.. 5 Lilly Türkiye Medikal Departman (Eli Lilly & Company adına sunumu gerçekleştirecektir) Amaç: DEHB olan genç erişkinlerde atomoksetin (ATX) tedavisinin plaseboya kıyasla Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri – Erişkin Sürümü Kişisel Bildirim (BRIEF-A) üzerine olan etkilerini değerlendirmek. materyallerin organizasyonu ve duygusal kontrol alt ölçeklerinde anlamlı fark görülmemiştir.5. veya MI T-skorları ≥60 olan hasta yüzdeleri arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>. Lenard Adler.D. 3= davranış sıklıkla görülür).

%38.5’i 1-3 yıl.56. Örneklemde 124 adet olan çekişmeli nitelikteki dava dosyası incelendiğinde ise. %21. Toplam 611 boşanma dava dosyası evreni oluşturmakta olup. Kadın yaşı X=36.3’ünde ayrı yaşama/fiziki ayrılık süreci.7’sinde müşterek çocuk olup. Çocuk durumu incelendiğinde %63.87±12. 18 yaş altı çocuk olan ailelerin %69.4’ü 4-6 yıl. ilk sırada ege bölgesinin yer aldığını rapor etmektedir.6’sında ise çocuk/lar reşit yaştadır. retrospektif ve tanımlayıcı nitelikteki bu çalışmada boşanmak için başvuran aile özelliklerinin ve boşanma gerekçelerinin araştırılması amaçlanmıştır. ayrıntılı gerekçe.10 olarak saptanmıştır.7’sinde psikolojik şiddet. .2’si 7-9 yıl.0’ı bir yıldan az. Bulgular: İncelenen davaların %60. %29. %20. Yöntem: Gerekli kurumsal izinler alınarak. Türkiye istatistik kurumu.6’sında nafaka talep ve/veya onayı olduğu dikkati çekmektedir. %48.4’ünde kavga/hakaret.1’inin halen devam ettiği görülmektedir. Çiftlerin evlilik yılı incelendiğinde. Fethiye Sağlık Yüksek Okulu Amaç: Boşanma aile bireylerini etkileyen travmatik bir süreçtir. erkek yaşı X=40.4 maddi sorunlar. %66’9’unun kadın tarafından açıldığı. örneklemin % 43. En küçük çocuğun yaşı ise X=5. çalışma ulaşılabilen 336 dosya üzerinden gerçekleştirilmiştir. %19. bunların ise sadece %49.7’sinde çocuk/lar 18 yaşından küçük.5’inde aldatma/zina. Kader ŞARLAK* *Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi. %18. %16. Bölgede aile danışmanlığı hizmetlerine önem verilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.1’i kadın tarafından açılmıştır ve %63.6’sında eşlerden biri yabancı uyrukludur. Bu dosyalarda yer alan boşanma gerekçeleri incelendiğinde ise. Fethiye Adliyesi’nde Ocak-Haziran 2012 tarihlerinde gerçekleştirilen çalışmada. Fethiye ise son yıllarda en çok boşanmanın olduğu ilçe olarak öne çıkmaktadır ve 2011 yılında 1512 evlenme 408 boşanma gerçekleştiği belirtilmektedir.33 olarak saptanmıştır ve çiftlerin %8. %18. 2010 yılında asliye hukuk mahkemelerine başvurularak açılan boşanma davalarına ait dosyalar retrospektif olarak incelenmiştir.PB 65 Boşanmak İçin Başvuran Aile Özelliklerinin ve Boşanma Gerekçelerinin İncelenmesi: Fethiye Örneği Sibel COŞKUN*. %18.9’unda alkol/madde bağımlılığı yer almaktadır.93±4. Muğla ili Fethiye ilçesinde gerçekleştirilen kesitsel. % 6. %36. iddia ve delillerin daha çok "çekişmeli" olarak adlandırılan dava dosyalarında yer aldığı belirlenmiştir. Veri toplama aşamasında iken arşiv numaralandırma sisteminde yapılan değişiklik nedeniyle tüm dosyalara ulaşılamamış. %19’u 10-20 yıl arası ve % 14. evlenen her beş çiftten birinin boşandığını. "Anlaşmalı" olarak adlandırılan boşanma davası dosyalarının genelinde boşanma gerekçesinin "aile birliğinin temelden sarsılması" olarak ifade edildiği.1’i anlaşmalı boşanma davası niteliğindedir.9’u 20 yıl üstüdür.8’inde kadına yönelik fiziksel şiddet. %12.2’sinde velayet anneye verilmiş olup. evren dahilinde olan fakat eşlerin takipsizliği veya feragat nedeniyle kapanan dosyalar gerekli bilgileri kapsamadığından çalışma kapsamına alınmamıştır.51±11.

Yirmi yıldır çalıştığı iş yerinde son beş yıldır üstleri tarafından baskı ve haksızlığa maruz kalma. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. 2000 .2012 tarihinde indirilmiştir.*A. İşten çıkarılması sonucunda.Yaşanılan ruhsal sorunların kişilerin maruz kaldıklarını iddia ettikleri bezdiri olayı ile ilgili olduğu kanaatine varılmıştır. eksen 4’te ise iş yerinde yaşadığı psikolojik şiddet saptanmıştır. 2. Eur J Work Organ Psychol. **Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp AD. 5 (2):165-184. Bezdiriye bağlı olarak gelişen patolojileri değerlendirmek için ruhsal belirtilerin işyerinde yaşanan olumsuzluklarla ilişkilendirilmesi ve nedensellik bağının kurulması gerekmektedir (2). taciz. American Psychiatric Association. karmat tip” olarak belirlenmiştir. çoğunlukla işyerinde karşılaşılan yaş. iftira atılma.** Servet Yana. kovulma anını hatırlama.Leymann H (1996).gov.pdf adresinden 11. küçük düşürülme. İş yerinde bezdiriye maruz kaldığını iddia ederek Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş.*Celaleddin Turgut.tr/komisyon/kefe/docs/komisyon_rapor_no_6. tehdit edilme. Sonuç: Saptanan belirti ve bulguların iddia edilen bezdiri süreciyle olan ilişkisi incelenmiştir. Kaynaklar: 1. otuzlu yaşlarda. ırk. Amaç: Mobbing (bezdiri). “The Content and Development of Mobbing at Work”.l**Ümit Biçer. Olgu 1: AA. yaşadığı baskıları aklından çıkaramama. Olgu 2: AB.Mevcut belirti ve bulgular sonrası DSM IV-TR’ye (4) göre tanısı “Uyum Bozukluğu. Bu çalışmada iki olgunun ruhsal ve yasal değerlendirilmelerinin tartışılması amaçlanmıştır.**Ömer Turan. “İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu” (2011). rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişiye yönelik duygusal saldırganlık olarak tanımlanmıştır (1). . Bu uygulamalar sonrası kişi işyerine giderken başına kötü bir şey geleceğine dair kaygı ve iç sıkıntısı yaşamaya başlamış. kendisiyle birlikte görünmek istemediğini. arama kurtarma biriminde görevli olarak çalışıyor. cinsiyet gibi herhangi bir ayrımcılık olmadan. Psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda DSM IV-TR’ye (4) göre eksen 1’de major depresif bozukluk.tbmm. evli ve işçi. http://www.08. 3.İşyerinde keyfi yer değişikliği ve çalışma saatlerinde uygun olmayan düzenlemeler yapılmış. bezdiriye ilişkin ruhsal sorunların tanımlanmasına ve yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. İş arkadaşlarının kendisinden kaçtığı.Tamer Aker *Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri AD. Text Revision (DSM-IV-TR). eksen 3’te lomber disk hernisi. DC: American Psychiatric Association. Tartışma: Bezdiri ve sonuçları psikiyatrinin önemli bir gündemi olmaya başlamıştır. Bu konudaki artan farkındalık tedavi ve yasal değerlendirme amaçlı başvuruları artırmaktadır. hakaret edilme. kırklı yaşlarda. saygınlığının azaldığını ve “kaybeden” olduğunu düşünmeye başlamış. bedensel engeli olmasına rağmen yapamayacağı işleri verme gibi davranışlarla karşılaştığını belirtmiştir. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine.. çökkünlik belirtilerinin yanı sıra. tıbbi ve toplumsal durumunda kötüleşme yakınmaları olmuş. Washington. iş yerinde yaşadığı bezdiri olayının neden olduğu sorunların saptanması için Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş. Bu ilişkide zamansal birliktelik ve içerik benzerliği üzerinde durulmuştur.PB 66 Psikiyatrik ve Adli Yönleriyle Bezdiri (Mobbing) Olgularına Yaklaşım *Hatice Sodan Turan.

kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p= 0.İst Tıp Fak Derg. Bu çalışmada Balıkesir Gönen Devlet Hastanesinde çalışan sağlık personelindeki tükenmişlik düzeyini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır.PB 67 Bir İlçe Devlet Hastanesi Çalışanlarında Tükenmişlik Birmay Çam Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş ve Amaç: Tükenmişlik. kurumdan ayrılmayı düşünmek (p=0.Tükenmişlik.039).3P Dergisi. iş veriminde azalma yanısıra depresyon.182.001).029).003).67(11):561-5. 2.002). Holsboer-Trachsler E(2010)The burnout syndrome--an overview. Sosyodemografik bilgi formu ve Maslach tükenmişlik ölçeği uygulandı.037). Veriler spss v.023). p=0. Tükenmişlik sendromunun ortaya çıkmasında kişilik özelliklerinden çok içinde bulunulan iş koşulları daha önemli risk faktörü olarak kabul edilmektedir.0 paket programında değerlendirildi.032). ilişki sorunları ve kardiyovasküler hastalıklara neden olabilmektedir.68:29-32. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. Çocuğu olmayanlarda (p=0.025) duyarsızlaşma anlamlı düzeyde yüksekti.4:28-33.190.15.041).Brand S. Evlilerde(p=0. yaş ve fiziksel ruhsal hastalık varlığı ile tükenmişlik arasında ilişki yoktu.Ther Umsch. Haftalık çalışma süresi ile duygusal tükenmişlik arasında pozitif ilişki vardı(r=0. 3. Duyarsızlaşma ile meslekte geçirilen süre arasında negatif ilişki saptandı(r=-0. Cinsiyet.Kaçmaz N(2005)Tükenmişlik (Burnout) sendromu.000) duygusal tükenmişliğin öngörücüleri olarak saptandı.Ergin C(1996)Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin Türkiye sağlık personeli normları.Yaygınlığı %10 ile %50 arasında bildirilmektedir(2). hizmet götürdüğü insanlarla ilgilenemiyor oluşu yada aşırı stres ve doyumsuzluğa tepki olarak kendini psikolojik olarak işinden geri çekmesi olarak tanımlanan işyeri kaynaklı bir sendromdur(1). . Kaynaklar: 1. Sonuç: Çalışma süreleri ve işyeri koşullarının düzeltilmesi ve tükenmişliğin farkında olmak önem taşımaktadır. Kişisel başarı düzeyi kurumdan ayrılmayı düşünenlerde anlamlı düzeyde düşük(p=0. Bulgular: Çalışmaya 131 kişi katıldı. meslek. üniversite mezunu olanlarda (p=0. kurumda çalışmaktan memnun olmamak(p=0. psikosomatik hastalıklar.001) duygusal tükenmişlik anlamlı düzeyde yüksek idi. p=0. Yöntem: Çalışmaya hastanede çalışan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 131 kişi alındı. kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p=0.037) tü ve kurumdan ayrılmayı düşünme kişisel başarı düzeyinin yordayıcısı olarak bulundu(p=0. cinsel problemler.Nov. Evli olmak (p=0.Türkiye’de 7255 sağlık çalışanı ile yapılan bir çalışmada pratisyen hekimler ve hemşirelerde duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları en yüksek bulunmuştur(3).022). kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. iş kaybı. uyku sorunları. hizmet kalitesinde düşme. kişilerin mesleğin anlam ve amacından kopması. alkol madde kullanımı.

Mg/kg olarak ilaç dozu tedaviye “iyi” yanıt verme ile ilişkili değilken. diğerleri p<. **Harvard Medical School.001). tedaviye iyi yanıt verenlerin oranı (CGI 1 ya da 2) ise %45.Mehmet Şahin*. dikkat eksikliği.8. Bilişsel testlerdeki düzelmenin öğrenmeyle ilişkili olabileceği akılda tutulmalıdır.4. Tartışma: Atomoksetin tedavisi DEHB’de etkin ve genel olarak kabul edilebilir yan etkilere sahip bir tedavi şekli olarak ortaya çıkmaktadır. davranım sorunları ve toplam puanlarındaki değişim. Tedaviye herhangi bir yanıt verme ile DEHB alt tipi ve eşhastalanım arasında bir ilişki bulunmazken. Ankara. .05). Pınar Öner*. Kaygı Bozukluklarının varlığının ve mg/kg olarak ilaç dozunun tedavi üzerine olan etkileri incelenmiştir. KOKG/DB olanların tedaviye “iyi” yanıt verme olasılığı daha düşük bulunmuştur (%52. Bu çalışmanın amacı. Ayrıca DEHB alt tipi. Tedaviye hiç yanıt vermeyen olgularda ilaç dozu gözden geçirilmelidir. anne.7’ye karşılık %36. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. Çocuk Ergen Psikiyatrisi. Öğrenme Güçlükleri. tedaviye “herhangi” yanıt verenlerin aldığı ilaç dozu hiç yanıt vermeyenlerden ortalama olarak daha yüksek bulunmuştur (F=3. x2=4. Yan etkiler UKU yan etki ölçeği ile değerlendirilmiştir. Karşıt Olma Karşı Gelme/Davranış Bozukluğu.04). Olguların yarısından fazlasında herhangi bir yan etki görülürken az sayıda olguda yan etkilerden ötürü tedavi değiştirilmek zorunda kalınmıştır.9. Children's Hospital. Atomoksetin potent bir norepinefrin geri alım inhibitörüdür ve dopamin üzerine anlamlı etkisi bulunmamaktadır. p=0.baba ve öğretmen Conners ölçeklerindeki hiperaktivite. DB olan olgular tedaviye daha az olumlu yanıt veriyor olabilir. p=0. Boston Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tedavisinde yer alan stimulan olmayan tedavilerden birisi de atomoksetindir. Sonuçlar: Tedaviye herhangi bir yanıt (CGI düzelme 3 ya da daha iyi) olanların oranı %73. Miray Akıncı*.2 olarak saptanmıştır. Halil Kara*.04. Yöntem: 168 çocuk ve ergen DEHB olgusunun 6-8 haftalık dönemde atomoksetin tedavisine verdikleri yanıt incelenmiştir.PB 68 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Atomoksetin Tedavisi: Naturalistik Bir Örneklemin Retrospektif Değerlendirmesi Özgür Öner*. ve daha küçük bir alt grupta (n=58) Trail-Making-Test (TMT-A) ve WISC-R Şifre alt testindeki değişim incelenmiştir. Atomoksetinin plasebodan etkili olduğunu gösteren birçok çalışma bulunmaktadır.001).5. Klinisyen tarafından doldurulan global klinik izlenimde tedaviyle değişim. natüralistik bir izlem ortamında atomoksetinin etkinlik ve yan etki profilinin geniş bir klinik populasyonunda incelenmesidir. Esra Çöp*. TMT-A ve WISC-R Şifre puanları ise anlamlı olarak yükselmiştir (p<0. Tedavi ile anne baba ve öğretmen ölçek puanları anlamlı olarak düşmüş (anne baba davranım sorunları puanı p=0.

Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği. %3.3 Abdullah Atli. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü . sağlık memuru. %10.World Health Organization.Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Anadolu Psikiyatri Dergisi.4’ü(n=280) ise son bir yılda en az bir kez şiddet olayına maruz kalmıştı.3:14-54 .6(n=60) idi.gov.8(n=84) ve hangi tür saldırıya maruz kaldığını belirtmeyenlerin oranı ise %10.2 Yasin Bez.) oluşmaktaydı. Ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılan çalışmalar yeterli düzeyde değildir. Kaptanoğlu C. ebe.5’i(n=354) çalışma hayatları boyunca. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Yenilmez Ç. %54’ü(n=308) bayandı. Biz bu çalışmada Ağrı ilindeki sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sıklığını araştırmayı amaçladık. hem sözel hem de fiziksel saldırıya uğrayanların oranı %14. teknisyen vs.PB 69 Ağrı İlindeki Sağlık Çalışanlarının Şiddete Maruz Kalma Durumları Mahmut Bulut.3 Mehmet Cemal Kaya.9’u(n=56) sağlık memuru.tuik. %9. diş hekimi ve eczacı) olmasına rağmen sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılmış çalışma sayısı çok azdır(2). Günay Y.151’i hekim olmak üzere toplam 389. şiddete maruz kalındıysa şiddetin tipinin ne olduğu gibi bilgileri içeren bir anket hazırlanarak Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Ağrı ilindeki tüm devlet hastanelerine gönderildi.1’i(n=216) ise diğer yardımcı sağlık personelinden(güvenlik. 2) www.5’i(n=56) hekim. 2002. Olguların %9. Yöntem ve Gereçler: Ağrı ilinde bulunan sağlık çalışanlarına. Yapılan çalışmalarda sağlık çalışanlarının %25-88’inin son bir yılda şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir(3). Giriş: Şiddet “Kişinin kendisine ya da başka birisine. %28’ (n=159) hemşire.4(n=8).Atatürk Ünviversitesi Eğitim Fakültesi. şiddetin önlenmesi yönünde daha etkin programlar geliştirilmesine yardımcı olacaktır.494 sağlık personeli (hemşire. Şiddetin nedenleri ve risk gruplarına yönelik çalışmalar yapılması. Diyarbakır 2. Erzurum 3.tr 3)Ayrancı Ü.3 Aytekin Sır.¹ Sultan Berk Halmatov.4). World report on violence and health. Anketi gönüllü olarak dolduran 567 olgu çalışmaya dahil edildi. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre 16 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir. Çalışmamızın sonuçları literatürle uyumluydu(%49. bir gruba ya da topluma karşı fiziksel gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi” olarak tanımlanmaktadır (1). Geneva. %49. Türkiye’de 2008 yılı itibarı ile 113. Kaynaklar: 1) Krug EG et al.3 Mehmet Güneş. Bulgular: Olguların %46’sı(n=261) erkek. tıbbi sekreter. Olguların %62. 2002.4’ü(n=59) ebe. Diyarbakır. şiddete maruz kalınıp kalınmadığını. Çeşitli sağlık kurumlarında ve sağlık meslek gruplarında şiddete uğrama sıklığı.Patnos Devlet Hastanesi. Sözel saldırıya uğrayanların oranı %36.7(n=208). Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı.3 1. fiziksel saldırıya maruz kalanların oranı %1.5’i(n=20) diş hekimi ve %38. Ağrı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.

44±22 (5-87) idi. duygudurum ve anksiyete bozuklukları oluşturmaktadır. cerrahi branşlar içinde ise anestezi ve ortopedi en sık konsültasyon isteyen kliniklerdir.7’si (n=109) kadın.2’si emekli. %22.2’sinde en az bir ruhsal patoloji saptanmış ve hastaların % 74. Bulgular: Çalışmamızın yapıldığı iki aylık süre içinde hastanemizde yatarak tedavi gören (n=8871) hastaların %2. %7.3’ü evli. Konsultasyon istem yazılarına bakıldığında. Konsulte edilen hastaların %74.1’ine psikiyatrik ilaç önerilmiştir. isteme nedenleri. %50’si ilkokul. konsültasyonu isteyen klinikler.4’ü bekar.2’si cerrahi branşlardan istenmişti. %49. %48.1’ine psikiyatrik tedavi önerilmiştir. Fiziksel hastalığı nedeniyle yatan hastalarda konsültasyon hizmeti sayesinde psikiyatrik değerlendirme ve müdahale fırsatı sağlanmaktadır. yaş ortalaması 51.8 organik mental bozukluklar. . Bu çalışmada hastanemizde psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların klinik ve demografik özellikleri. Psikiyatri konsültasyonu istenen 224 hastanın %51. %23. %14. % 8’inin ajitasyon.3’ünün suicid girişimi.8’i dahili branşlardan.3’ü (n=115) erkek.9’unun tarafınızca değerlendirilmesi istemiyle herhangi bir neden belirtilmeden konsulte edildiği. Hastaların psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda konulan tanılar arasında en sık %26.3’ünün duygudurum bozukluğu ve %10. %21. Nuray Atasoy.8 duygudurum bozuklukları. isteyen klinik.9 anksiyete bozuklukları yer almaktadır. Konsültasyonların %59. %40.6’sının gece uyuyamaması nedeni ile konsulte edildiği saptandı. konulan psikiyatrik tanılar ve verilen tedaviler ile ilgili bilgilere dosyalardan geriye dönük olarak ulaşılarak yapılmıştır.7’sinin anksiyete. Genel nüfusta ruhsal bozuklukların yaygınlığı %16 iken. %17.5’inden psikiyatri konsültasyonu istenmiştir. Psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların %90.3’ü dul veya boşanmış. Hasret Ozan Keser. %10. Yöntem: Bu araştırma 01/03/2012 ve 30/04/2012 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yatarak tedavi gördüğü süreçte psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların sosyodemografik bilgileri. %32’si ortaokul-lise mezunu olduğu görüldü. Levent Atik Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Fiziksel hastalığı olanlarda ruhsal bozukluklar sağlıklılara göre daha sık görülmektedir. Hastaların %60. Özge Saraçlı. Olguların %9. psikiyatrik tanı ve tedavilere göre dağılımı incelenmiştir.8’inde herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı konulmadığı görülmüştür.PB 70 Bir Üniversite Hastanesinde Yatan Hastalardan İstenen Psikiyatri Konsültasyonlarının Değerlendirilmesi Melek Cengiz. %22.6’sı işsiz veya ev hanımı. Bunların çoğunluğunu madde kötüye kullanımı. Dahili branşlar arasında FTR ve endokrin. Tartışma Çalışmamızda dahili branşlarda konsültasyon isteme oranı cerrahi branşlardan yüksektir. fiziksel tanıları. konsültasyonun istenme nedeni. hastaların % 25. fiziksel hastalığı olanlarda %21-26 arasında bulunmuştur.

Hasan Bağcı. OR=2. x2=10.30.Gruplar arasında alel frekansları ve alel varlığı oranları ki-kare testi ile karşılaştırıldı. Ficks C.Nov 22. Koray Karabekiroğlu. .2011:1–28. Sonuçlar: SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi DEHB tanısından ziyade DEHB'li çocuğa sahip olma ya da bir diğer deyişle genetik olarak yüklü olma ile ilişkili olabilir. Ömer Böke.745. rs1051312 arasında ise nominal ilişki bildirilmiştir(1). Ebeveynlerin 108'i yaşamlarının hiç bir döneminde DEHB tanısı almazken (No-DEHB). p=0. Yakın tarihli bir metaanalizde.The genetics of attention deficit/hyperactivity disorder in adults.009.Faraone SV. a review. Sezgin Güneş.05). Ahmet Rifat Şahin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Giriş ve Amaç: Sinaptozomal-ilişkili protein-25 (SNAP-25).Çalışmamızın sonuçları rs1051312 polimorfizmi ile DEHB ilişkisini desteklememiştir.0001. Seher Akbaş.PB 71 Dehb Tanılı Çocukların Ebeveynlerinde DEHB ile SNAP-25 Gen Polimorfizmlerinin İlişkisi Ozan Pazvantoğlu. 120'si ya çocukluk dönemlerinde ya da halen DEHB tanısına sahipti. Katılımcılardan alınan periferik kan örneklerinde SNAP-25 gen polimorfizmleri (rs3746544. Gökhan Sarısoy.1038/mp.53.Birden fazla bireyinde DEHB tanısı (ailesel DEHB) olan ailelerde DEHB için genetik yüklülüğünün daha fazla olduğu bilinmektedir(2). Bu çalışmanın amacı.Waldman ID. OR=1.Buna karşın riskli bireylerde diğer genetik ya da genetik dışı faktörlerin katkısıyla DEHB geliştiği. rs1051312) çalışıldı. OR=1.Bu polimorfizme ait T aleli bu yüklülük için risk aleli gibi görünmektedir. Öte yandan rs1051312 polimorfizmi alel frekans ve oranları gruplar arasında anlamlı farklılık göstermedi. Yöntem: En az bir DEHB'li çocuğa sahip 228 ebeveyn ve kendilerinde ve çocuklarında DEHB olmayan sağlıklı kontrol (SK) grubu (n=109) çalışmaya dahil edildi. DEHB'li çocukların ebeveynlerinden oluşan genetik olarak yüklü bir erişkin örnekleminde DEHB ile SNAP-25 geninin iki polimorfizmi (rs3746544.641. Kaynaklar: Gizer IR. sinaptik iletim ve plastisite mekanizmalarında merkezi role sahip bir proteindir. p=0. x2=6. Işıl Zabun Korkmaz. Zeynep Yeğin. p=0. Candidate gene studies of ADHD: a meta-analytic review.2011. rs1051312) arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.doi: 10. Ebeveyn grupları arasında ise alel frekansı ve alel varlığı oranları açısından anlamlı farklılık bulunmadı. x2=16.126:51–90 Franke B. Bulgular: Hem DEHB hem de No-DEHB grubu SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi alel frekansı açısından SK grubuna göre anlamlı farklılık gösterdi (sırasıyla. p=0. Her iki ebeveyn grubu da SK grubuna göre daha fazla oranda T alleline sahipti (sırasıyla.2011. çocukluk çağı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile bu proteini kodlayan genin rs3746544 polimorfizmi arasında anlamlı.001. bu faktörler yoksa bu yüklülüğün fenotipe yansımadığı düşünülebilir. Hum Genet 2009. x2=5.206.017. OR=2.884.Molecular Psychiatry. Asherson P et al.138.25).

6’sı (n=84) erkek. Saldırganların büyük çoğunluğu hasta yakınlarından oluşmaktaydı(sözel saldırı %40. Walters J.48) ve devlet-üniversite(p=0. Kaptanoğlu C.42). Kürşat Altınbaş Giriş: Sağlık ortamında hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son yıllarda artış gösterdiği düşünülmektedir. saldırılardan benzer oranda etkilenmesi ve uygulanan sağlık politikalarını var olan şiddet ortamının sorumlusu olarak görmesi oldukça çarpıcıdır. Kadir Arslan. Oral Et. Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre kat kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. asistanuzman(p=0. . 2011.2’si evli(n=99). Kaynaklar: Adaş E. %65.32) hastanelerinde saldırıya uğrama oranları benzerdi.PB 72 Çanakkale İlinde Son 1 Yılda Hekime Yönelik Saldırıların Değerlendirilmesi: Bir Anket Çalışması Sedat Yelpaze. bu sorunun çözümüne ilişkin çıkış yolları sağlayacağını düşünmekteyiz.2008.8. dahili-cerrahi birimler(p=0. Araştırma görevlisi-uzman/öğretim üyesi(p=0. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışmakta olan araştırma görevlisi ve öğretim üyeleri ile Çanakkale Devlet Hastanesi'nde çalışmakta olan uzman hekimlere dağıtılmıştır.5’i(n=76) uzman/yard.4).2’si (n=77) son bir yıl içinde en az bir kez sözel ve/veya fiziksel saldırıya uğradığını bildirmişti. Tartışma: Toplumda yaygınlaşma eğilimi gösteren şiddet. Mehmet Nezir İşleyen. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Çanakkale Devlet Hastanesi’nde çalışan hekimlerine yönelik saldırıları birçok yönden incelemeyi amaçladık. Hekimlere Yönelik Şiddet Üzerine Bir Değerlendirme. Günümüze kadar birçok çalışmada sağlık alanındaki fiziksel ve sözel saldırılar farklı açılardan işlenmiş olmasına rağmen.08).4’ü (n=85) üniversite hastanesinde. ülke genelinde yapılacak çalışmaların. Biz de buradan hareketle. Türkcan A. Yöntem: Araştırmacılar tarafından hekimlerin son 1 yılda uğradığı saldırıları baz alınarak hazırlanan anket formları . Emel Peker.46) arasında karşılaştırıldığına anlamlı farklılık saptanmadı. n=31). Ayrancı Ü. Bu alanda. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002. yarısı (n=65)dahili branşlarda. Hekimlerin büyük bir çoğunluğu uğradıkları saldırıların en önemli nedeni olarak kötü sağlık politikalarını görmekteydi(%83.3.7±8. Çeşitli Sağlık Kurumlarında ve Sağlık Meslek Gruplarında Şiddete Uğrama Sıklığı.doç. A survey of verbal and physical assaults towards psychiatrists in Turkey.57(6):631-6. Elbek O.82) ve devlet-üniversite hastanesi(p=0. Elif Karaahmet. normal dağılmayanlar için Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. fiziksel saldırıların yarısı(n=3) acil servislerde gerçekleşmişti. daha geniş örneklem ile daha kapsamlı.5). Yenilmez Ç. Günay Y.n=65) ve neredeyse hepsi hekime yönelik şiddetin son yıllarda arttığını düşünmekteydi (%97. Anket doldurmayı kabul eden 130 kişiden elde edilen veriler SPSS'e girilerek tanımlayıcı istatistikler ve grupların sayısal değişkenlerinin karşılaştırmasında normal dağılım gösterenler için bağımsız grupların t-testi. Sözel saldırılar büyük oranda poliklinik odalarında gerçekleşmişken(%61. ülkemizde bu alanda yapılmış araştırma sayısı kısıtlıdır. Altınbaş G. Hekimlerin %59. sağlık sektörünü de ciddi bir biçimde etkilemektedir. Katılımcıların yaş ortalaması 36. konumunda çalışıyordu. Toplum ve Hekim.3 (ortanca 35 yıl) idi. Cinsiyet dağılımı dahili-cerrahi bilimler(p=0. %76.Int J Soc Psychiatry. çalıştıkları kurum ve konumdan bağımsız olarak. %58. Hekimlerin önemli bir bölümünün cinsiyet.23:2:147-160 Altınbaş K. Bulgular: Araştırmaya katılanların %64. 3:147-154.

9’u sigara kullanırken.59. Bunların 190’ı kadın. %48.PB 73 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Sosyal Beceri Düzeylerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. Alt ölçek puan ortalamaları ise. Örneklem grubunun %10. sosyal anlatımcılık. hemşirelik bölümü öğrencilerinin en yüksek puan ortalamaları sırasıyla.8’i başarılı.**Ceyda Şenol.5’i kısmen başarılı.26. 58’i erkektir.**Özge Işıldar. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. Bu doğrultuda hemşirelik bölümü öğrencilerinin genel anlamda sosyal beceri düzeylerinin yüksek olduğu söylenebilir.3’ü alkol kullanırken. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır.31 bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin sosyal beceri düzeylerini değerlendirmek ve bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir.1’i kullanmamaktadır. düşüncelerini de anlamak ister. 48. Bu davranışlar genel olarak sosyal beceri olarak adlandırılmaktadır. Katılımcıların Sosyal Beceri Envanteri toplam puan ortalamaları 280. Tartışma ve Sonuçlar: Araştırma sonucuna göre. . %2. duyuşsal kontrol.8’i çok başarılı. sosyal duyarlık. Hemşirelik Bölümü. 44. 52. duyuşsal anlatımcılık. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330). %43. Sağlık Yüksekokulu. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. duyuşsal duyarlık. 42. 46. sosyal anlatımcılık ve duyuşsal kontrol şeklindedir.**Hamdullah Omay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir.34.41. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. **Huriye Hakut.7’si kullanmamaktadır. sosyal kontrol. **Seda Çağlı. **Sinem Kaya.31 puanın iyi bir puan olduğu kabul edilebilir. Uşak Amaç: İnsan kişiler arası iletişim gereği ilişki kurduğu insanların duygularını. **Cemile Demirel. Envanterin bütününden alınabilecek en yüksek puanın 450 olduğu düşünülürse Katılımcıların dereceleme ölçeğinden almış olduğu ortalama 280. Bu da bireyin bir takım becerilere sahip olmasıyla mümkündür. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. Hemşirelik bölümü öğrencilerinin sağlık hizmeti verirken danışanla terapötik iletişim kurmaları son derece önemlidir. duyuşsal duyarlık. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Sosyal Beceri Envanteri kullanılmıştır. %90. %4.46. %9. 46. duyuşsal anlatımcılık.02 şeklinde saptanmıştır. %89.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. Sosyal kontrol. 3’ü evli 245’i ise bekârdır. sosyal duyarlık.

Bullying. B.7-67 gibi geniş bir aralıkta bildirilmiştir(4).10. Occup Environ Med 2000.The experience of bullying in Great Britain: The impact of organizational status. ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkisine. Bulgular: Çalışmaya katılanların %58. Those who can. 2001. Vathera J. Bullying in medicine. Bullying in Turkish white-collar workers. BMJ. 2.324:786. H.Kivimäki K. bully. Psikiyatristlerin işyerinde yıldırmanın farkında olması kişilerin tedavisinde ve izleminde yararlı sonuçlar doğuracaktır. Araştırmada veriler olumsuz davranışlar anketi (NAQ-R) ve sosyodemografik veri formu kullanılarak elde edilmiş.5’inde depresyon. 2004. 443-465. Metod: Bu çalışmanın evrenini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İzmit Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır aynı işyerinde çalışmakta olan toplam 166 kişi oluşturmuştur.PB 74 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Çalışanlarda İşyerinde Yıldırma (mobbing) Sıklığı Elif Karaahmet* Ülkem Angın Öztürk** Özge Şimşekyılmaz Saraçlı*** Levent Atik**** Nuray Atasoy**** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD **Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ***Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: İşyerinde bir veya daha fazla kişinin genellikle bir kişiye yönelttiği uzun süreli ve tekrar eden olumsuz davranışlarla açıklanan işyerinde yıldırma (mobbing) olgusu(1).56:226– 231. do. 5. C.4’ü işyerinde yıldırmaya maruz kalmaktaydı.. Occupational Medicine 2006. . those who can’t. %23. European Journal of Work and Organizational Psychology. katılımcılara SCID-I uygulanmıştır. Amaç: Psikiyatri polikliniğine başvuran psikiyatrik hastalığa sahip kişilerde işyerinde yıldırmanın sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Elovainio M. Türkiye’de ise oran %55 olarak bildirilmiştir(5). & Faragher. worker’s health. Yıldırmaya maruz kalanlar arasında psikososyal bozuklukların ve intihar eğilimlerinin yüksek olduğu ve bu kişilerin daha sık hastalık izni aldıkları belirlenmiştir(3). 4. Cooper. Workplace bullying and sickness absence in hospital staff. J Epidemiol Community Health. ekonomik olarak geçimini sağlamasına ya da bunların hepsine birden zarar verir(2). 2002. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanların %70. Kaynaklar 1.Field T. mağdurun sağlığına.Hoel. and labor instability.Godin IM. L. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında komorbidite açısından fark yoktu. Bayram N.Bilgel N. Bunların da % 51. haysiyetine. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarlarda psikiyatrik hastalık oranları istatistiksel anlamlı düzeyde fazlaydı.58:258-9. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında yaş. 3. çalışma süresi ve gelir düzeyi açısından fark yoktu.1’i erkekti ve %67’si lise ve üniversite mezunuydu. Sonuç: İşyerinde yıldırma ciddi sonuçlara doğuran bir durumdur ve kişilerde psikiyatrik hastalıklara neden olmaktadır. Dünyada işyerinde yıldırmanın yaygınlığı %2. Aytac S.57:656–660.7’sinde anksiyete bozukluğu saptandı..

Ankara. DHB ile izlenen çocuk ve ergen hastaların ebeveynlerindeki çaresizlik. kronik seyirli. tükenmişlik ve kaygı düzeyleri ile bunlarla ne ölçüde ve nasıl başa çıkabildiklerini araştırmaktır. Anksiyete ve tükenmişlik derecelerinin DHB ile geçirilen süreden ve sosyoekonomik koşullardan olumsuz etkilendiği ve bu koşulların başa çıkma yöntemlerini de değiştirdiği açıktır. Deneklere Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kullanılan başa çıkma yöntemleri: Bir ön çalışma. Çalışmamızın amacı. BAÖ ile COPE sonuçları karşılaştırıldığında ise yüksek anksiyete puanları ile sorun odakli başa çıkma.PB 75 Dikkat Eksikliği ve Bozukluklu Çocuk ve Gençlerin Ebeyenlerindeki Çaresizlik. okuryazar (ort. ebeveyn veya bakım verenlerde de damgalanma ve tükenmişliğe neden olabilen zorlu bir hastalıktır (1. Tartışma ve sonuçlar: DHB ile yaşamanın özellikle annede belirgin olmakla birlikte ebeveynlerde hem tükenmişliğe hem de dangalanma hissine neden olacak düzeyde zorlayıcı bir durum olduğu görülmüştür (3). Hasta ile ilgilenme yılı ile tükenmişlik arasındaki ilişkiye bakıldığında. düzenli çalışanlar işsizlere göre daha çok şakaya vurma yöntemini kullanıyordu. Baş Etme Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve hasta yakını anket formundan oluşan testler uygulandı. 2008. Damgalanma yaşayanlar ise belli bir alt başlık kullanmıyordu. Durukan İ. Anadolu psikiyatri dergisi. sürenin artışı ile hastanın tedavisinde güçlük çekme. DHB ebeveyninin sorunlarla başa çıkma yöntemleri arasında madde kullanmının yüksek oluşu da DHB'nin genetik yatkınlığını ve yine DHB.Form I ve II). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde tükenmişlik düzeyleriyle kısa ve uzun etkili metilfenidatın bu tükenmişliğe etkisi. Maddi sorun yaşayanlar anlamlı olarak daha fazla aktif başa çıkmayı. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu. Ankara Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DHB). İstanbul ***Ankara Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı AD. 20 anne ve 18 babadan oluşan toplam 38 ebeveyni çalışmaya alındı. Psikiyatri Temel Kitabı 2. Erdem M. Köroğlu E. 9:217-223. Sözel şiddete maruz kalanlar inkârı. Sarıpınar E. Güleç C. özellikle de sorun odaklı başa çıkma yöntemini kullanıyorken. 3. psikiyatrik sorun yaşayanlar da sorun odaklı başa çıkma ve davranışsal olarak boş verme yöntemlerini tercih ediyorlardı. Tükenmişlik ve Kaygı Düzeyleri ile Bunlarla Başa Çıkma Yolları Gülnihal Gökçe ŞİMŞEK*. Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE). J Pediatr. hastanın davranışlarını denetlemede güçlük çekme. Kaynaklar: 1. Ayla Aysev***. %92'si evli ve yaş ortalaması 41+/-13 olan. 18-65 yaş arası. çocuğu tarafından fiziksel şiddete maruz kalma. toplum tarafından damgalanma yaşama ve dışlanma oranı babalara göre annelerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu. çalışmayı gönüllü olarak kabul eden. Akın B. dini olarak başa çıkma ve madde kullanmı arasında anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Öğrenim yılı ile dini olarak başa çıkma arasında negatif anlamlı ilişki vardı. Şener Ş. hastaya acıyarak davranma ya da dışlama ve ebeveynin madde kullanım sıklığı doğru orantılıydı. 18:283-291 . Eğitim yılı 9+/-8) . Baskı 2007. İstanbul ** Maltepe Üniversitesi Psikiyatri AD. sağlıklı. Yöntem ve Gereçler: Çocuk ruh sağlığı polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı kriterlerine göre DHB tanısı ile takip edilen 6-18 yaş grubu çocuk ve ergenlerin. 2. fiziksel şiddete maruz kalanlar ise plan yapmayı. dolayısıyla sadece hastada değil. Aytül HARİRİ**. Durumsal ve Sürekli Kaygı Envanterleri (STAI.Madde Bağımlılığı birliktelik riskini akla getirmektedir. tedavisi güç ve yaşam tarzını olumsuz etkileyebilen. 2009. Tufan A. Bulgular: Çocuğunun hastalığı dolayısıyla kendisinde psikiyatrik sorunların oluşması.2).

okul başarısı ve aile ilişkileri kötü olan ve aile gelir durumu düşük olan öğrenciler ile arkadaş düşüncesini önemsemeyen ve hayır demede zorlananlarda akran baskısı puanları daha yüksektir. %34.0’ının anne eğitim durumu ilköğretim olup.52. %54. %37.1’inin özgüven algısının “çok”. Öğrencilerin %41. Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi'nin X=64. Akran baskısı ölçek puan ortalamaları Fethiye Teknik Endüstri Meslek Lisesi'nin X=56.0’ının 16-17 yaş arası ve %62. sınıf. bireyin içinde bulunduğu grubun etkisi ile bir şeyi yapmak için arkadaşları tarafından zorlanması veya cesaretlendirilmesi olarak tanımlanan bir şiddet davranışıdır. % 51. Anahtar Sözcük: Akran Baskısı. %85. Bu okullarda eğitim gören toplam 2297 öğrenciden. Bu değişkenlere göre ölçek puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0. Veriler sosyodemografik değişkenlere ilişkin sorulardan oluşan anket formu ve Kıran (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan 34 soruluk “Akran Baskısı Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır.8’inin ekonomik gelir algısının “orta düzey” olduğu saptanmıştır.8’inin ailesinin genel tutumunu “ilgili”. Verilerin analizinde yüzdelik hesaplamalar ile Kruskal wallies ve t-testi kullanılmıştır.PB 76 Lise Öğrencilerinde Akran Baskısı Fadime Funda Erdil*. lise öğrencilerinde akran baskısının araştırılması ve bazı demografik değişkenler açısından analizi amacıyla yapılmıştır. Fethiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi ve Karaçulha Çok Programlı Lisesi seçilmiştir.0’ının aile ilişkisini “çok iyi” olarak tanımladığı bulunmuştur. %56. %71. Bu çalışma. ailesi ilgisiz olan.7’sinin anne ve babasının sağ ve beraber olduğu.8’inin samimi olduğu arkadaş sayısının “4 ve daha fazla”.99±22.05).05). Sibel Coşkun** * Fethiye Esnaf Hastanesi ** Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Giriş ve Amaç: Akran baskısı. Gereç ve Yöntem: 2012 yılında Muğla ili Fethiye ilçesinde yapılan araştırmada evreni temsilen Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi.93. ailelerden yazılı onam alınabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 440 öğrenci ise örneklemi oluşturmuştur.99±31. % 63. Ayrıca. arkadaş sayısı ve özgüveni az olan.5’inin 1. Ayrıca. Ergenlik. Anadolu Lisesi öğrencilerinin ise genel lise ve meslek lisesi öğrencilerine göre daha fazla akran baskısına maruz kaldıkları saptanmıştır ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0.7’sinin 2 kardeş olduğu. Bulgular: Öğrencilerin %53. . Araştırmada erkeklerin kızlara göre.9’unun erkek. Ergenlik pek çok riski taşıyan zorlu bir geçiş dönemidir ve akran baskısının daha çok ergenlik döneminde ve gençlerin zamanının çoğunu geçirdiği okul ortamı ile arkadaş gruplarında görüldüğü belirtilmektedir. Lise Öğrencisi. %52. boş zamanlarını televizyon izleyerek geçiren.1’inin okul başarısının “orta” düzeyde olduğu belirlenmiştir. Karaçulha Çok Programlı Lisesi'nin X=52.05±22.85 olarak saptanmıştır.

002) görülmüştür. PolR199H açısından tedavi yanıtı kötüleşenlerin polimorfik olduğu ve anlamlı farklılık bulunduğu belirlenmiştir (p=0. 20 DEHB+Asperger Bozukluğu. S75N. Eyüp Sabri Ercan*. CGI-I yanıtı polimorfizm ilişkisine bakıldığında. MPH verildikten sonra anne-babalar Turgay DEHB Ölçeğini. CES-1 geninin 16. İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji AD. YGB olan olgularda % 50 oranında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) komorbiditesi olduğu bilinmektedir. Tartışma: YGB+DEHB olan olgularda pür DEHB ya da DEHB+ Hafif Düzey Mental Retardasyon olan olgulardan daha düşük MPH yanıtı elde edilmiştir. Yöntem: Çalışmaya 7-12 yaş aralığında 25 DEHB+ Yüksek Fonksiynlu Otizm. . DEHB tedavisinin klasik ilacı olan Metilfenidat (MPH) ise YGB olan olgularda pür DEHB olan olgulardan daha az etkili olmakta ve kötü tolere edilmektedir. MPH’ ın YGB alt tipleri arasındaki farklı yanıt ve CES1 gen polimorfizmi ilişkisinin YGB spektrumundaki klinik ve etyopatolojik çeşitliliğe de ışık tutabileceği öncü bir çalışmadır. Elif Ercan***.PB 77 Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Hiperaktivite Semptomlarına Metilfenidatla Yetersiz Yanıt: CES1 Polimorfizminin Rolü var mı? Ülkü Akyol Ardıç*. Deniz Yüce****. 22 DEHB+Otizm olan olgu ve 34 pür DEHB olan kontrol grubu olarak alınmıştır. Olguların iki hafta boyunca ilaç kullanmaması sağlanıp MPH verilerek tükürük örnekleri alınmıştır. Ankara Giriş: Otizm ve diğer Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (YGB) gerek bireyin gerekse ailenin ve toplumun yaşam kalitesini derinden etkileyen bozukluklardır. İzmir ***Ege Üniversitesi Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık AD. Buket Kosova** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. MPH temelde Karbosilesteraz-1 (CES-1) enzim sistemiyle metabolize edilmektedir. kromozomun olması YGB+DEHB olan olgularda CES-1 enzim sisteminin araştırılması gerektiğini düşündürmektedir. Olguların alınan tükürük örneğindeki hücrelerden tanıya kör araştırmacı tarafından DNA izolasyonu gerçekleştirildikten sonra. DEHB+YGB olan olgularda MPH’ a yetersiz yanıtın veya olumsuz yan etki profilinin CES-1 enzim sisteminin genetik yapısındaki bir bozukluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ise bugüne kadar hiç araştırılmamıştır. Bulgular: Çalışma gruplarının polimorfizm dağılımlarına bakıldığında POLR199H açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu (p=0. Duygu Aygüneş**.01). DEHB ve YGB’dan sorumlu olduğu öne sürülen ortak gen lokuslarının arasında 16. İzmir ****Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Prevantif Onkoloji AD. CES-1 için genotip belirlemesi yapılarak (CES-1 R199H. klinisyen ise Klinik Global İzlem Ölçeği –İyileşme (CGI-I) ve yan etki değerlendirme ölçeğini doldurmuşlardır. 22 DEHB+Hafif Düzey Mental Retardasyon. kromozomdan kodlanması. I49V ve G143E GEN POLİMORFİZMLERİ) mutant veya heterozigot olanlar polimorfik olarak değerlendirilmiştir.

hekimler kimyasal tespitin tercihi hastanın yaşına ve kilosuna göre ayarlanması gerektiğini düşünmekte. bu nedenle hemşire ve hekimlere uygulama konusunda büyük rol ve sorumluluklar düştüğü anlaşılmaktadır . sürekli bir eğitimin verilmemesi nedeniyle sağlık çalışanları farklı tutum ve davranış sergileyebilmektedir. Burhanettin Kaya 3 1 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. hemşireler hekimlere göre sağlık personeli. hangi durumda hangi tespit yöntemi tercih edilmeli sorusuna halen cevap bulunamamış olmakla birlikte uygulamalar hakkında hem ülkemizde hem de dünyada yeterli araştırmaların yapılmadığı da görülmektedir. hasta ve hasta yakını arasında yaşanan iletişim sorunlarının tespit kullanımını artıracağını düşünmektedirler. hemşireler hastanın şiddet içerikli davranışlarında artış olmaması için mutlaka fiziksel/kimyasal tespit yöntemlerinin kullanılması gerektiğini belirtmekte.PB 78 Psikiyatride Kullanılan Hasta Tespit Yöntemleri Ve Hemşire Ve Hekimin Hasta Tespiti İle İlgili Görüşleri Yasemin Ucun 1. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. Bulgular: Hemşireler fiziksel tespiti daha çok tercih etmekte. Yöntem: Çalışmaya üniversite ve sağlık bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan 53 klinik hemşiresi 55 araştırma görevlisi hekim alınmıştır Bu araştırmada veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 25 soru içeren bir anket ile elde edilmiştir. kendine ve çevresine zarar vermesine neden olabilmektedir. Nermin Gürhan 2. Tespit kullanımında yasal ve etik konular hakkında her iki meslek grubu da birbirine yakın cevap verirken. uygulama hakkında sağlık çalışanlarının yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları. yasal boşluğun olması. Bu nedenle fiziksel-kimyasal tespit yöntemleri güvenlik amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. uygulayan ve uygulanan üzerinde olumsuz fiziksel ve psikolojik etki yaratabilmektedir. hemşireler şiddet ve saldırganlık içeren davranışların olması durumunda fiziksel yada kimyeasl tespiti daha çok tercih etmekte. Tespit uygulamasına kimin karar verdiği. Uygulamada belli bir standardın olmaması. hasta ve hasta yakınından onam alınması konusunda ise çekimser davrandıkları görülmektedir Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına baktığımızda belirtilen görüşler klinik uygulama arasında farklılıkların olduğu. Ankara Giriş ve Amaç: Psikiyatri hastaları istekleri dışında tedavi olmak durumunda kalabilmekte ve zorla hastanede alıkonulabilmektedir. İstatiksel değerlendirmede Fisher’s ve Pearson ki-kare testi kullanılmıştır. Bu araştırma psikiyatride çalışan hemşire ve hekimlerin tespit yöntemlerinin kullanımına ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu durum hastanın saldırgan davranışlar sergilemesine. Uygulamada etik ve hukuki sorunlar yaşanabilmekte.

8 oranında istatistiksel olarak pozitif ilişki saptandı.38±0.38±0.27-4.05) Yale Brown ile DIS-Q arasında %27. çocukluk çağı travması ölçeği ortalama skoru 2. DIS-Q ile Çocukluk çağı travması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.56 bulundu. disosiyasyon ölçeği(DIS-Q) ve Yale Brown obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği(Y-BOCS) kullanılmıştır.384) ay bulundu.27 DİS Q 1. Tartışma: Çalışmamızda özellikle Yale Brown ile DIS-Q puanları önemli oranda korelasyon göstermiştir.76 CTQ 1. Bu çalışmanın amacı OKB’si olan hastalarda disosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travması sıklığının araştırılmasıdır.22’ydi (18-54 arası). Filiz Kulacaoğlu. (p<0.77 2. DIS-Q ortalama skoru 2.76. (p>0. Disosiyatif bozukluklar psikiyatride çoğu bozuklukla birlikte görülebilen ama özellikle borderline kişilik bozukluğu. konversiyon bozukluğu ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile birlikteliği sık olan bir bozukluktur.05) (Tablo 3). % 53. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.05) Cinsiyet. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya 60’ı kadın.37±7.56) yüksek çıkması göz önüne alındığında OKB hastalarında travmatik yaşantıların önemli olduğu ve klinik olarak bir anlam ifade edebileceği söylenebilir. Hastalara yapılan Yale Brown ölçeği ortalama skoru 23.23±0.( Tablo 2) Tablo 2: Ölçekler puan dağılımı Min-Max Mean±SD Yale Brown 3-40 23. 18’i erkek toplam 78 hasta alındı.40-3.38±0.58 (2. % 71.87 2. İstanbul.27. Hastaların %41’i (n=35) ilkokul mezunu. DIS-Q skoru. Cenk Ural. . Bizim çalışmamızda CTQ puanları ile Yale Brown arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı ama CTQ ortalama skorunun (2. Sonuç olarak OKB hastalarının ilaç ve bilişsel davranışçı terapiyle tedavisi sürecinde disosiyatif belirtilerin tedaviye dirençte önemli bir parametre olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.56 Hastalığın süresi ile DIS-Q ve çocukluk çağı travmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.37±7. medeni durum ve eğitim düzeyi ile Yale Brown skoru. Ortalama hastalık süresi 82. %33’ünde ise cinsel istismar belirlenmiştir.8’i (n=56) evli. Çalışmada 40 sorudan oluşan çocukluk çağı travması ölçeği.(p>0. Amaç: Türkiyede disosiyatif bozukluğu olan hastalarla yapılan bir çalışmada hastaların %46’sında fiziksel istismar. Mahir Akbudak. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Bağcılar EAH psikiyatri polikliniğine 2008 Ocak ile 2010 Aralık ayları arasında başvuran hastalar alınmıştır.47±67.23±0. Çocukluk çağı travması skoru arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı.8’i (n=42) ev hanımıydı. Hastaların yaş ortalaması 31. Çalışmaya ilk kez psikiyatri polikliniğine başvuran ve DSM-IV-TR kriterlerine göre OKB tanısı alan 78 hasta alınmıştır.PB 79 Obsesif Kompulsif Bozukluğu Olan Hastalarda Disosiyatif Belirtiler ve Çocukluk Çağı Travması Hasan Belli.

%61(50)’i evli. DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre OKB tanısı almış 82 hasta alınmıştır. %52.96±7. Ortalama hastalık süresi 7. %6. diğer hastalarda (%63. %26. nadir rastlanan bir bozukluk olduğu düşünülmekteyken.29±10. %22 (18)’si kontrol tipi. Bizim bu çalışmadaki amacımız da OKB tanısı almış hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesidir.78 yıldı.Bengü Yücens*.4 (2)’ü cinsel obsesyon şeklindeydi.6 (30)’sında tek başına OKB görülürken. Kompülsiyon tipleri açısından ise dağılım. Hastaların obsesyon tiplerinin dağılımı. Hastaların %36. %13. %9. Bulgular: Çalışmaya katılan 82 hastanın %23.5-3) olduğunu göstermektedir.8 (63)’i kadındı. eğitim düzeyi literatürle benzerlik göstermekle birlikte cinsiyet dağılımında belirgin olarak literatürden farklılık tespit edilmiştir.4 (43)’ü temizlik-yıkanma tipi . Emrah Karadere*. Klinik özelliklere baktığımızda en sık görülen bulaş-kirlilik tipi obsesyon ve temizlik-yıkanma tipi kompülsiyon literatürle uyumlu bulunmuştur.4) komorbid başka ruhsal rahatsızlıklar vardı.39±3. buda literatürle uyumlu gözükmektedir. %52. Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne Ocak 2011 ile Kasım 2011 tarihleri arasında başvuran.PB 80 Obsesif Kompulsif Bozuklukta Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerin Değerlendirilmesi Erkan Kuru*. %36.1(5)’i dua-tövbe etme tipi kompülsiyon şeklindeydi. Hastalara SCID-I. medeni durum. Sosyal Anksiyete Bozukluğu %7. Hastaların %70.8(8)’i dini.6(30)’sı bekar.3(15)’ü şüphe tipi. Yöntem: Çalışmaya.Hakan Türkçapar* *Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Amaç: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) yapılan ilk epidemiyolojik araştırmalarda. Hastaların ortalama eğitim süresi 10. M. Yasir Şafak*. %76. %2.6(12).7(58)’sinde aile öyküsü yokken. Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği-Semptom listesi (YBOC-SC) uygulanmıştır. Sosyodemografik veri formu.32±8. %2. M. Hastaların birinci derece akrabalarında OKB tanısı bulunduğu belirlenmiştirki.4( 43)’ü bulaş-kirlilik tipi. . Dr. Komorbidite oranlarıda literatürle uyumludur ve en sık major depresyon olarak tespit edilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 32.3(6) olarak tespit edildi.45 yıl iken ortalama başlangıç yaşı 24. Major Depresyon %28(23). Sırasıyla en sık görülen ektanılar. %18.8(22)’inde birinci derece akrabalarında OKB mevcut idi. son dönemde yapılan çalışmalar sanılanın aksine OKB’nin yaygınlığının sık (%2.24 iken.2 (19)’si erkek.4 (11)’si tekrarlama tipi.4(2)’ü boşanmıştı. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) %14. Tartışma ve Sonuçlar: Hastalığın başlangıç yaşı.05’ti.

Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A).075). Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D).566. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından birbirlerinden anlamlı farklılık göstermiyorlardı (tümü p>0.249. Gülfizar Varma*. Çalışmalar arasındaki farklılık yöntemsel farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir. p=0. Bulgularımız genel olarak OKB hastalarının BKT performanslarının kontrollerden farklı olmadığını göstermiştir. p=0. BKT2 (F=1. . Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve PEBL-BKT(Psychology Experiment Building Language. BKT1 (F=0.113) seviyelerinden hiçbirinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Filiz Karadağ*. bizim bulduğumuz gibi bozuk performans göstermediğini bildiren çalışmalar da mevcuttur.BKT4 (F=0. p=0.05).Bechara kumar oynama testi) uygulanmıştır.091.764).149. p=0.330.PB 81 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Bechara Kumar Oynama Testi Performansları Selim Tümkaya*.BKT5 (F=2. Shane T. Figen Ateşçi*. Denizli **Michigan Üniversitesi Psikoloji AD. Bu çalışmanın örneklemi 40 OKB hastası ve 39 kontrolden oluşuyordu. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği. BKT3 (F=3. Gruplar yaş. OKB li hastaların bu bozuklukları ölçtüğü düşünülen Bechara kumar oynama testinde kötü performanslar gösterdiği bildirilmesine rağmen. USA Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında karar verme süreçlerinde bozukluklarının olduğu bilinmektedir. OKB hastalarının bu testte bozuk performansa sahip olduğunu bildiren birçok çalışma olmasına rağmen. Nalan K. Osman Özdel*.567).287).p=0.Oğuzhanoğlu* *Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. tersi sonuç bildiren çalışmalar da mevcuttur. Mueller**.

Nalan K.1. p= 0.05).946) ve bilişsel farkındalık (t= . Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A). Bu çalışmanın örneklemi 51 OKB hastası ve 46 kontrolden oluşuyordu. Üstelik bu bozuklukların obsesyon ve kompulsiyonların gelişiminde rolü olduğu düşünülmektedir.028). Bulgularımız OKB hastalarının bozulmuş üstbiliş fonksiyonlarına sahip olduğunu göstermiştir.067. Osman Özdel. Figen Ateşçi. p= 0. Yaş. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği. OKB hastaları ÜBÖ nün olumlu inançlar (t= -. kontrol edilmezlik/tehlike (t= -6.PB 82 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastalarda Üstbiliş İşlevleri Selim Tümkaya. düşünceleri kontrol ihitiyarcı (t= . Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında bilişsel bozuklukların yanı sıra üstbiliş bozukluklarının da görüldüğü bildirilmiştir. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D).000).5.392.098. Filiz Karadağ.000)alt ölçeklerinde anlamlı farklılıklar gösteriyorlardı.152.234. . p= 0.Oğuzhanoğlu Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD. p=0. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından gruplar birbirlerinden farklılık göstermiyorlardı (P>0. Bu çalışmanın amacı OKB hastalarını üstbiliş işlevleri açısından sağlıklı kişilerle karşılaştırmaktır.167) alt ölçeklerinde kontrollerden farklılık göstermezken. p= 0. Gülfizar Varma. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve Üstbiliş ölçeği (ÜBÖ) uygulanmıştır. bilişsel güven (t= -2.

YAB tedavisi alanların %36. Son 6 ay içinde kalp çarpıntısı.5’u yalnız SNRI ve %8.3’tü.7’sinde tetkik yapılmıştı. yüksek tansiyon gibi şikayetlerle hastaneye ayaktan başvuran hastaların oranı % 77.2’si ise herhangi bir tedavi almamaktaydı. Yöntem ve Gereçler: 2011 yili son 6 ayi ve 2012 ilk 6 ayi arasinda yapılan ve prospektif müdahalesiz anket çalışması olarak tasarlanan çalışmaya Ankara Numune ve Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastaneleri Psikiyatri Kliniklerine başvuran 18 yaşından büyük. Hastaların %55. Tartışma ve Sonuçlar: Literatürlere göre Türkiye’de herhangi bir somatik problemle birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran kişilerin %22. Sheehan Yetiyitimi Değerlendirmesi puanındaki değişim ve hastanın mesleki etkinliği. %18. %9. YAB için %34. çalışmaya katılmaya olur veren bireyler alınmış ve geçmişe yönelik bilgilerinin sorulduğu çalışma anketi uygulanmıştır. YAB olan hastalar hem komorbid psikiyatrik hastalıkların sıklığı hem de yeterli tanı ve tedavi olamamaları nedeniye sağlık sistemini çok fazla kullanıyor olabileceği düşüncesiyle yapılan bu çalışmada literatüre uygun biçimde eştanılı psikiyatrik hastalıkların yüzdesi yüksek bulunmuştur (%72.1’inde bipolar bozukluk mevcuttu. %14. bunların %55. Hastaların %86.4 hipertansiyon. Anksiyete bozuklukları için özgün tanı konma oranları %35-65.4’ünde YAB olduğu ortaya çıkmaktadır.2) Bu hastaların % 50‛sinin tanı aldığı ve tanı alanların da %50‛sinin gerekli tedaviyi alabildiği düşünülmektedir.2’si kadın) alındı.3’ü herhangi bir sebep ile acil servise başvurmuş. sosyal yaşam ile boş zaman uğraşıları ve aile yaşamında görülen yeti yitimi üzerine katkısı ve hastanın hastalık şiddeti ile ilişkili yaşam kalitesi değerlendirilecektir. %11 hipertansiyon+diyabet. % 5.6’sı son 6 ay içinde YAB için tedavi almakta. Sonuçlar: Çalışmaya ortalama yaşları 44. çeşitli sebepler ile başka bir uzmana konsültasyona gönderilen hasta oranı ise %46.2’si YAB tedavisi dışında bir tedavi almakta. %25’i SSRI+benzodiazepin.7’sinde majör depresyon. %7. DSM-IV tanı kriterlerine göre YAB teşhisi almış olan. %5.3’ü hastaneye yatırılmıştı. Hastaların %42.6’sında panik bozukluk.9’u yalnız SSRI.3’ünde obsesif kompulsif bozukluk. Sosyal fobi için % 24’tür. %25. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması olan çalışmamızda ayrıca uygunsuz tanı ve tedavi nedeni ile oluşan maliyet yükü.PB 83 Yaygın Anksiyete Bozukluğu Olan Hastalarda Uygun Olmayan Tanı ve Tedavi Nedeniyle Meydana Gelen Hasta Yükünün Değerlendirilmesi Nesrin DİLBAZ. bu hastaların %53. Bu yazıda YAB olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması amacı ile yapılmış olan çalışmanın ön sonuçları verilmektedir. bunların %86.32 yıl olan 97 hasta (%73.7’sinde tetkik yapılmıştı. YAB dışında başka bir psikiyatrik bozukluğu olanların oranı %72.3’ü SSRI+antipsikotik almaktaydı.86±12.4 idi. %8.7’sinde psikiyatrik hastalık harici eşlik eden bir hastalık mevcuttu.6 kalp hastalığı. %20. .9 mide/sindirim sistemi hastalığı. Anket sorularını anlamaya veya açık ve net cevaplar vermeye engel olacak düzeyde kognitif bozukluğu bulunanlar hariç tutulmuştur. Oğuz KARAMUSTAFALIOĞLU Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Amaç: Birincil amacı.2’ydi. Son 6 ay içinde hastaların %9.

p < . p = . p = .61.41).045.009).0001. Obsesif kompulsif bozukluklu (OKB) hastaların sosyal fonksiyonlarında bozuklukların olduğu düşünülmekte. OKB: t(24) = -2. 49] = 5. fakat bu bozuklukların mekanizması bilinmemektedir. Postür ve bakış aynı yönde olduğunda. ηp2 = . Bakış yönü OKB ve kontrol gruplarının mesafe algılaması değiştirmiyordu. 49) = 4.35. Bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda bakış yönünün etkisi anlamlıydı (F(1. bakış yönünün etkisi anlamlı değildi (F(1.82.032). bu illüzyon daha şiddetli görülebilecektir. bugüne kadar OKB hastaları ile yapılmış olan çalışmalarda birbirleri ile çelişen sonuçlar bulunmuştur. p < . Bu konuda. ηp2 = . .104). Gülfizar Varma*. Fakat tüm bu çalışmalarda kullanılan yöntemler. Fakat bu etki OKB hastalarında kontrollere göre anlamlı olarak daha zayıftı. ηp2 = . Bu test karikatürlerin birbirlerine baktıkları pozisyonlarda karikatürler arasındaki mesafelerin. Filiz Karadağ*. ηp2 = . Bulgularımız bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda OKB hastalarının bakış etkisine kontrollerden daha az hassas olduğunu göstermektedir. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından anlamlı farklılık göstermeyen 25 OKB hastası ve 26 kontrolden oluşmaktaydı. Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu* * Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Hull Üniversitesi Psikoloji AD.021.0001.38. Çalışma gruplarımız yaş.24. vakaların sosyal işaretleri değerlendirmesi için istemli dikkatlerini kullanmalarını yeterli kılmaktadır. 49) = 1. Tjeerd jellema**.21. başarılı sosyal ilişkiler kurmak hızla değişen sosyal işaretlerin istemli bir çaba sarfetmeden tanınmasını gerektirir. T. 49) = 34.080).71. Osman Özdel*. birbirlerine bakmadıkları pozisyonlardaki mesafelere göre daha kısa algılanması esasına dayanmaktadır. p = .PB 84 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Sosyal İşaretleri İstemsiz Dikkat ile Farketme Düzeyleri Selim Tümkaya*.test hem OKB hastalarının hem de kontrollerin karikatürlerin birbirine baktığı pozisyondaki mesafeleri daha yakın algıladıklarını gösterdi (Kontroller: t(25 ) = -5. p = 0. 2x2x2 ANOVA 3 yönlü (Postur-bakış zıtlığı x bakış yönü x grup) bir ilişkinin varlığını gösterdi (F [1. Bu nedenle istemsiz dikkat sosyal işlemlemede önemle bir role sahiptir. Ayrıca anlamlı bakış x grup ilişkisi bulundu (F (1. Daha dikkat çekici olan bakış yönünün postüre zıt olduğu pozisyonda. Bu amaçla sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınmasını ölçmek için özel olarak geliştirilmiş olan Sosyal mesafe muhakeme etme testinin bir versiyonunu kullandık (SMMT). Figen Ateşçi*. Bu bilgilerin ışığında biz Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınınma süreçlerini araştırmayı amaçladık. Oysaki günlük hayatta. Bu bulgular OKB hastalarının sosyal işaretleri istemsiz/spontan dikkat ile fark etme bozukluklarının olduğunu düşündürmektedir.

Sonuçlarımız literatürle uyumludur. Anksiyete bozukluklarının dağılımı incelendiğinde. 42(%55. Gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı(P>0. Dental anksiyetesi olanlarda bir ya da daha fazla psikiyatrik bozukluk tanısı konması ihtimali anksiyetesi olmayanlara göre daha fazladır(44). 1(%1.05).2). 2(%2. Int Dent J.6) özgül fobi kan-enjeksiyon-yara tipi ve 24(%31. Berggren U. Bu hastalara sosyodemografik veri formu ve Dental korku skalası verildi. DSM-IV kriterlerine göre düzenlenmiş olan yapılandırılmış görüşme formu SCID-I kullanılarak Dental Fobi tanısı kondu. 43(%56. Dental fobi birçok ülkede ağız ve diş sağlığının korunmasında büyük bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. örneklem grubunda 40(%48. Şeref Özer. Yapılan çalışmalarda diş hekimi korkusunun %4-16 arasında değiştiği bildirilmiştir3. 5(%6.Locker D.2)sinde. Yüksel Kıvrak**. Bulgular: Anksiyete bozuklukları açısından eştanı olarak karşılaştırıldığında. Kesme puanı 55 ve üstü olan hastalara.Lundgren J. diş tedavisini ve dişhekimlerinin rahat çalışmasını engelleyen önemli bir sorundur. ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Epidemiyolojik çalışmalar popülasyonun %4 ile %16’sinde dental tedavi konusunda sorun olarak kabul edilebilecek düzeyde korku ve anksiyete olduğunu düşündürmektedir(1.9)’unda major depresyon tanısı kondu. Dental anxiety among patients prior to different dental treatments. Thomson WM. Berggren U.6) yaygın anksiyete bozukluğu. Psychological disorders and dental anxiety in a young adult population. 11(%14.001). 2(2.9)’unda başka bir anksiyete bozukluğuna rastlandı(p<0. Psychophysiological reactions in dental phobic patients with direct vs.Carlsson SG. Carlsson SG. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada dental fobisi olanlarda olmayanlara göre ikinci bir psikiyatrik eş tanı olma olasılığının daha fazla olduğunu bulduk.6) agorafobi ile birlikte panik bozukluk. Eur J Oral Sci 2001. Anksiyete bozukluğu başta gelirken bunu duygudurum boukluğu izlemektedir. Peretz B.PB 85 Dental Fobisi Olan Hastalarda Psikiyatrik Bozuklukları Eştanısı Süleyman Gündüz*.3)obsesif kompulsif bozukluk.Stabholz A. Yaygın görülen bu durumun tesbit ve tedavi edilmesinin koruyucu ve tedavi edici diş sağlığı hizmetlerini olumlu etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Aynı evrenden gelişigüzel seçilen bu kişilere SCID-I uygulanarak diğer anksiyete bozuklukları eştanısı araştırıldı. Latif Ruhşat Alpkan *Kars Devlet Hastanesi. 35: 3-12. Dental fobisi olan 76 hastadan 32(%42. 21(%27. Dental fobisi olmayan grupta ise 14(%16. indirect fear acquisition. 1. . Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Bahçelievler Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde çalışma hakkında bilgilendirilip katılmayı kabul eden 600 hasta alındı. Distimi tanısı dental fobik grupta 2 hasta. 37(%48.3) özgül fobi hayvan tipi.6) özgül fobi durumsal tipte şeklnde saptandı. 3(%3.6) panik bozukluğu olmadan agorafobi.7) özgül fobi doğal-çevre tipi.6) sosyal anksiyete bozukluğu.Lundgren J. Community Dent Oral Epidemiol 2001. Psychophysiological reactions in dental phobic patients during video stimulation. dental fobisi olan kişilerin 63(%82. Dental anksiyete. 109: 172-177. fobik olmayan grupta ise 1 hastada saptandı.1)’inde (major depresyon tanısı kondu. Poulton R. 4. 1999. Diş hekimi korkusunun sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğu düşünülürse diş hekimi fobisi tedavilerinin etkinliğini optimize etmenin kişisel ve sosyoekonomik yararlar sağlayacağı düşünülebilir(4). 3.49: 90-94. 2. Diş hekimi korkusu geçmişten günümüze uzanan ve gelecekte de hastaların diş tedavisinden faydalanmalarına engel teşkil edeceği düşünülen bir olgudur. 29: 456-463.5) panik bozukluk. Kontrol grubuna DFS ölçeğinden 54 ve altında olanlar alındı. Journol of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry 2004.9)posttravmatik stres bozukluğu.

p<0. bu yaşantılara tanık olmak da kişileri etkileyebilir.30) travmatik stres ve depresyon belirtileri düşük düzeyde saptanmıştır( 6. Yöntem VeGereçler: 112 Acil Sağlık Hizmetleri Sağlık Çalışanı Soru Formu ve Travmatik Stres Belirti Ölçeği (Başoğlu ve ark. Bu tür olayları yaşamak kadar. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Depresyon. İkincil Travmatik Stres.05).. Bulgular: Elde edilen sonuçlarda. Prof. .. 1. A.85±7. Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanı.PB 86 Ambulans Çalışanlarında İkincil Travmatik Stres Belirtileri Aslı YEŞİL. 39 paremedik ve 74 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 324 sağlık çalışanına uygulanmıştır. 2010) ambulanslarda görev yapan 41 doktor. Bu nedenle ambulans çalışanlarının psikoeğitsel çalışmalarla desteklenmeleri. Dr. Tamer AKER Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. Kadınlarda travmatik stres ve depresyon belirtilerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p< 0.bu süreçte özellikle tükenmişliğe yönelik önlem alınması görev sırasında ve sonrasında yaşayacakları sıkıntıları aza indirmede etkili olabilir. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark.01. işleri nedeniyle sürekli zor durumda olan hastalara hizmet vermekte. Bu nedenle bu çalışmada ambulans çalışanlarının iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan travmatik stres belirtilerini saptamak amaçlanmıştır. & SBE Ruhsal Travma ve Afet Çalışmaları Birimi. 170 ebe/hemşire/sağlık memuru/acil tıp teknikeri. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. doğal afet.58. Tükenmişlik. Ambulans çalışanları.74). sağlık çalışanlarında belirgin tükenmişlik belirtileri saptanırken (12. 2001). Tartışma Ve Sonuç: Ambulans çalışanları görevleri nedeniyle başta tükenmişlik olmak üzere ruhsal açıdan sıkıntı yaşamaktadırlar..56±6. felaket gibi kriz durumlarında aktif görev almaktadırlar.76±2.

Cremer J. düzen kompülsiyonları olan hastalar sertralin (150 mgr/gün) ile tedavi ediliyorken yapılan kontrol muayenelerinde olgulardan birinde cinsel içerikli ve saldırganlık-zarar verme obsesyonlarının da olduğu anlaşıldı. kontrol. and cognitive models in obsessive compulsive disorder. Ayrıca yüksek dissosiasyon düzeyleri OKB hastalarında direnci ve BDT’ye düşük cevabı predikte edebilir (2). Kaynaklar: 1. Fricke S. metakognisyonlar ve istenmeyen düşüncelerin süpresyonu ile ilişkisine dikkat çeker ve bunun travmatik yaşantılar ve dissosiasyonla ilişkili olduğunu iddia eder (1). Tartışma: OKB’de kognitif modeller obsesif düşünce ve eylemlerin. Tedavilerinin 18. Relations between childhood traumatic experiences. Held D.75:40–6. Boysan M. OKB hastalarında yukarıda bahsedilen durumların tespiti ve tedavinin bu yönde devamının gerektiğini hatırlatmaktadır. Hastanın amnezi ve depersonalizasyon gibi dissosiyatif belirtiler göstermesi üzerine hastaya ve karşılaştırma amacıyla ikizine DES uygulandı (sırasıyla 55 ve 22). Beşiroğlu L. Dissociation as a predictor of cognitive behavior therapy outcome in patients with OCD. kuşku. Dizigot olgularımızdan dissosiasyon düzeyi yüksek ve çocukluk çağı travması olan hastada obsesyonların ayrı niteliğinin olması. Çelik C. Peter H.Selvi Y. İlk tedavi başvuruları 3 yıl önce olan ve başlangıçta kirlilik. tedaviye dirençli olması. dizigot kadın hastalar. simetri obsesyonları ve temizlik. Atli A. Psychother Psychosom 2006. Tedavi bu aşamadan sonra ayrıldı ve ilk olguya aripiprazol 10 mgr/gün eklendi. Kaçınma davranışları ve anksiyete belirtilerine ikizine göre daha fazla sahip olan hastada yapılan görüşmelerde bir travma öyküsü olduğu anlaşıldı. Moritz S. Bu olgu halen kısmi düzelme ve ikinci olgu ise belirgin düzelme ile takip edilmektedir. Olgular: 20 yaşında bekâr. Van Giriş: OKB ve dissosiyatif bozukluklar ayrı bir durum olarak görülse de OKB hastaları sık dissosiyatif belirtiler gösterirler.Mesut Işık. Bu olgu ikizine göre SSRI tedavisine dirençliydi. OKB hastalarındaki dissosiasyonun çocukluk çağı travmalarından kaynaklandığını gösteren çalışmalar vardır (1).PB 87 OKB Semptom Şiddeti ve Tedaviye Direnç’te Dissosiyatif Bozukluk Birlikteliğinin Rolü: Dizigot Olgular Adem Aydın. ayında dissosiyatif belirtileri olan olgu’nun depresyon ve YBOCS skorları daha yüksekti. Int J Psychiatry in Clin Pract. Bu yazında OKB tanısı konulan dizigot ikiz hastaların semptom şiddeti ve prognoz açısından ayrışmalarında dissosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travmasının belirleyici rolü üzerinde durulacaktır. 1–7.sHand I. 2. 2011.Yavuz Selvi.Rufer M. . Psikiyatri. Güleç M.Ekrem Yılmaz Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. Aydın A. dissociation.

İstanbul ***Diyarbakır Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Bulgular: Her iki grup arasında BDAÖ skorları açısından anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0. FMS olan grupta BDÖ. Yüksek ağrı skorlarının bedenselleştirme . TAÖ. Seçil Uysal*** *Adana Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. hasta grubuna ek olarak vizuel analog skalası (VAS) uygulanmıştır. Hasta ve kontol gruplarına sosyodemografik veri formu. Nuran Erden**. Diyarbakır Amaç: Fibromiyalji sendromu (FMS). Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ). Toronto Aleksitimi Ölçeğİ (TAÖ-20). TAÖ skorları kontrol grubundan anlamlı yüksek saptanmıştır (p<0. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). bedensel ve psişik semptomların birlikte görüldüğü bir hastalıktır. Aleksitimi ve Ağrı İle İlişkisi Aylin Ağırman*. FMS'da depresyon ve aleksitimi önemli oranda tabloya eşlik etmektedir.Yarkın Özenli*.PB 88 Firomiyalji Sendromu Olan Hastalarda Bedensel Belirtileri Abartma. cinsiyet.05). FMS grubunda VAS skorları ile BDÖ. Bu çalışmada fibromiyalji sendromunda görülen diğer bedensel belirtiler ve bu belirtilerin ağrı skorları ve aleksitimi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.005).05). . BDAÖ skorları arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p<0. Yöntem: Bu çalışmaya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran. Adana **Özel Median Hastanesi Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Kliniği. Amerikan Romatoloji Birliği tarafından geliştirilen ölçütlere göre FMS tanısı konan ve çalışma ölçütlerini karşılayan ardaşık 50 kadın hasta. eğitim durumu açısından uyumlu 29 sağlıklı gönüllü alınmıştır. kontrol grubu olarak yaş. aleksitimi ve depresyon ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. SONUÇ: FMS grubunda bedensel duyumları abartma kontrol grubundan farklı bulunmamıştır.

t=-3. B=1.28 toplam puanları anlamlı olarak yüksekti (Sırasıyla. dissosiyatif boyutun ve alkol kullanımının KB’de intiharın hatırlanmasını ve bu hastalara yaklaşımda duygusal istismarın dikkate alınmasını desteklemektedir. duygusal istismar ve dissosiasyonun şiddeti ile daha önceki hastane yatışlarının yordadığı görülmektedir. p=0.91. TAS-A. t=-3. p=0.005.04. KB’li hastaların stresle baş etmede dissosiasyonu ya da alkolün sağladığı kimyasal dissosiasyonu kullandıkları düşünülebilir.15. p=0. Toronto Aleksitimi Skalası (TAS). p<0. Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-28) ve sosyodemografik veri toplama formu verildi.004.71. Bulgularımız. t=2.05. kötü ekonomik durum. Çalışmaya 1865 yaş arası kişiler dâhil edildi. Hasta grubu intihar girişimi hikâyesine göre iki gruba ayrıldı. p=0. Duygusal istismar da konversiyon bozukluğundaki dissosiayonun yordayıcılarından biridir. psikiyatri ve halk sağlığının en önemli konularından biri olmaya devam etmektedir. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES). Kendini yönetme ve işbirliği yapma puanları ise intihar girişimi olan grupta düşük bulundu (Sırasıyla. duygusal istismar. Ömer Yanartaş**. cinsiyet. Bulgular İntihar girişimi olan (n=33) ve olmayan (n=57) grup karşılaştırıldığında iki grup arasında demografik ve klinik değişkenlerden. t=-2. Psikiyatri Kliniği.93. p=0. Psikiyatri Kliniği.03.001.01.97. Konversiyon bozukluğunda (KB) intihar düşünceleri ve girişimlerinin sıkça görüldüğü bildirilmesine rağmen bu konuda yeterince çalışma bulunmamaktadır. Wald=5. B=0. p=0.003. . t=-2. B=1. yalnız yaşama.01). t=-2.003). Boşanmış ya da dul olmak. t=-2. t=3. eğitim süresi. İntihar girişimi olan grupta. Aydınlatılmış onamları alındı. p<0. ailede psikiyatrik hastalık. p=0. Alkol kullanımı.44. DES ve yatış sayısının intihar varlığını yordadığı tespit edildi (Sırasıyla.27.12. p=0. t=-2. DES. Kikare=2. Leman İnanç* * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. BAÖ. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 90 hasta alındı. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ).71.05). Wald=5. B=0.02. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi.007. göç etmiş olma. Kikare=6. Wald=6. yaş.43. duygusal istismar ve CTQ.04. BDÖ. p=0. Wald=3.83.PB 89 Konversiyon Bozukluğunda İntihar Girişiminin Yordayıcıları Medine Yazıcı Güleç*.85. DES-taxon. İstanbul Giriş İntihar.001). alkol kullanımı en yüksek oranda olmak üzere. yatış sayısı ise intihar girişimi olan grupta anlamlı olarak yüksek bulundu (Sırasıyla.36). KB’nin tipi ve madde kullanımı açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. p=0.78. Tartışma KB’de intihar girişimlerini. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. Tüm katılımcılara Mizaç Karakter Envanteri (MKE).58. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ).03.85. t=3.04.

zarardan kaçınma ve sebatkarlık. p<0. p<0. kişiliği boyutsal olarak da değerlendirmeyi önermektedir. düşük dopaminerjik aktivite. Leman İnanç*.02. t=-2. Kişilik araştırmalarında güncel yaklaşım. Çalışmaya 18-65 yaş arası kişiler dâhil edildi. olumlu alışkanlıklar. Ömer Yanartaş**. Mizaç Karakter Envanteri (MKE) kişiliği boyutsal olarak değerlendiren ve psikobiyolojik olarak modelleyen bir yaklaşım sunmaktadır. Wald=10. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. t=8. dürtü sellik.98. amaçlılık. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. çabuk yorulma.) boyutlarının yüksek olduğunu göstermektedir.PB 90 Konversiyon Bozukluğunda Mizaç ve Karakter Medine Yazıcı Güleç*.. Ahmet Üzer* *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. t=-6. Tüm katılımcılara MKE ve sosyodemografik veri toplama formu verildi.16). karakter boyutlarından ise kendini yönetmenin konversiyon bozukluğunu yordadığı görülmüştür. B=0. Psikiyatri Kliniği.30. cinsiyet (ki kare=2.66. t=5.) ve zarardan kaçınma (endişe. B=0. (sırasıyla.46.16) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Aydınlatılmış onamları alındı.35. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi.42.001.) düşük olduğu görülmektedir. Yenilik arayışı.60. p=0. zarardan kaçınma. belirsizlik korkuları. . p<0. karamsarlık.08). Psikiyatri Kliniği. p=0. p=0.00.) ve işbirliği yapmanın (sosyal hoşgörü. B=-0.93.02. KB olan hastalarda mizaç boyutlarından yenilik arayışı ve zarardan kaçınma kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek. İstanbul Giriş Konversiyon bozukluğu (KB) ile kişilik bozuklukları sıklıkla bir arada bulunmaktadır ve KB’nin klinik görünümüyle ilişkisi gösterilmiştir. Wald=7. sebatkarlık ve kendini yönetmenin KB varlığını yordadığı görüldü (Sırasıyla.10. karakter boyutlarından ise kendini yönetme ve işbirliği yapma anlamlı olarak düşük bulundu. ilkeli olma. kendini kabul.42. Wald=4. Bulgular Hasta ve kontrol grubu arasında yaş (t=1.15.001). Tartışma Bulgularımız KB’de yenilik arayışı (heyecan arama.11. Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde borderline kişilik bozukluğu görünümüyle uyuşmaktadır. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. merhametlilik. empati. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSHEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 94 hasta ve 57 sağlıklı kontrol alındı. B=0. eğitim durumu (t=1. zarardan kaçınma ise yüksek serotonerjik aktiviteyle ilişkilidir.99). p=0.001. yardımseverlik. Karakter boyutlarına bakıldığında ise kendini yönetmenin (sorumluluk alma. Wald=4.

Yapılan ruhsal muayenede affekt çökkün. Klinik global izlenim ölçeğinde şiddet alt ölçeği: 5 idi. altta yatan herhangi bir lokal veya sistemik neden bulunmamasına rağmen ağızda yanma ve karıncalanmayla giden kronik bir hastalıktır(1. Psikolojik faktörlerin hastalığı ortaya çıkarabileceğine dair hipotezlerin yanında birçok çalışmada bu hastalarda komorbid psikiyatrik durumların da yüksek olduğu gösterilmiştir. anksiyete. venlafaksin 75 mg\gün başlanmış ve bedensel anksiyete belirtilerinde azalma olmasına rağmen ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetinde değişiklik olmamış. Depresyon en sık görülen hastalık olmakla birlikte. bu belirtilere bir açıklama ve çare bulabilmek umuduyla sık sık sağlık hizmeti talebinde bulunurlar. bedensel belirtilerin yoğun. Esra Ercan**. . hekimlerin hastanın yakınmaları konusunda çaresiz hissetmeleri.4. Ahmet Tiryaki* *Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. Yapılan Dermatoloji konsultasyonunda oral mukozanın dermatolojik fizik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu saptanmayan hasta ağız yanması sendromu olarak kabul edildi.7). kanser fobisi. Ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetleri 5 yıl içinde artarak devam etmiş. Dermatoloji Anabilim Dalı Amaç: Yanan Ağız Sendromu(YAS). sağlık hizmetleri açısından maddi ve manevi yük oluştururlar (6. Bu olgudan yola çıkılarak daha fazla sayıda olgularla yapılacak ileri çalışmalarla YAS’ın etyopatogenezine katkıda bulunulabilir. fiziksel bir hastalığa atfettikleri bedensel belirtileri nedeniyle yoğun sıkıntı yaşarlar.2). Hastanın şikayetleri ilk olarak 5 yıl önce dudaktaki kabarıklık nedeniyle dış merkezde alınan biyopsi sonrası başlamış. yineleyici tıbbi başvurular.5). Beck depresyon ölçeği 20. Tartışma ve Sonuç: Fizyolojik ya da organik bulguların bulunmadığı tekrarlayan kronik bedensel yakınmalar. Deniz Aksu Arıca***. “Somatoform Bozukluk” tanı ölçütlerini doldurmayan bu vakalar. aile sorunları nedeniyle psikiyatriye başvuran hastaya essitolopram 10 mg\gün. Olgu: Kırkdokuz yaşında. evli hasta Periodontoloji Kliniğinden sebebi bulunamayan ağızda yanma şikayeti nedeniyle KTÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniğine konsülte edilmiştir. Etyopatolojisi ile ilgili birçok faktör öne sürülmekle birlikte. O dönemde alınan biyopsi sonucu fibroepitelyal papillom olarak değerlendirilip eksize edilmiş. Periodontoloji Anabilim Dalı ***Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. düşünce içeriğinde bedensel yakınmalar ve hipokondriyak uğraşlar belirgindi.PB 91 Yanan Ağız Sendromu: Somatoform bozukluk mu? Evrim Özkorumak*. kadın. zararlı ve rahatsız edici olarak tanımlanması bedenselleştirmeye işaret edebilir. 1 yıl önce anksiyete belirtileri. net olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. DSM-IV tanı sistemine göre. Beck Anksiyete Ölçeği 25 puan. Bu şikayetle çok kez periodontoloji ve dermatoloji kliniklerine başvurduğu fakat önerilenlerden fayda görmemiş. Son 5 yıldır ağızda özellikle dilinde ve dudaklarının iç kısmında yanma. karıncalanma ve acıma hissediyormuş. hipokondriyazis en yaygın belirtilerdir (3. Psikiyatri Anabilim Dalı **Karadeniz Teknik Üniversite Diş hekimliği Fakültesi.

eğitim verilen grupta bilgilendirme ve psiko-eğitim verilmeyen gruba göre fizik sağlık. Lea RH. Browne MW. sosyal ve iş-okul aktivitelerinin önemli derecede engellendiği sonuçları elde edilmiştir (1. Fentiman IS.PB 92 Mastalji Hastalarında Bilgilendirme ve Psiko-Eğitimin Yaşam Kalitesine Etkisi Yarkın Özenli*. Management of Breast Pain. 3. J Clin Pract 2000. Kaynaklar: 1. sosyal fonksiyon. fiziksel rol güçlüğü. Bulgular: Bilgilendirme ve psiko. Rastgele seçilen 57 hastaya bilgilendirme ve psikoeğitim verilmiş geriye kalan 38 hasta bilgilendirme ve psiko-eğitim almamıştır. Bilgilendirme ve psiko-eğitimden 1 ay sonra SF -36 yaşam kalitesi ölçeği tekrar uygulanmıştır. genel sağlık.2006. emosyonel rol güçlüğü. Yapılan çalışmalarda mastaljinin fiziksel.demogrofik form ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği tüm hastalara uygulanmıştır. Agah Bahadır Öztürk** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. ağrı. Adana ** Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. Mastalgia. vitalite. Metod: Çalışmaya organik etiyoloji bulunmayan 95 mastaljili hasta dahil edilmiştir. ( tüm sonuçlar: p<0. Szuck B. 2. Shriver CD. mental sağlık yaşam kalitesi alt ölçek sonuçları için istatistiksel olarak anlamlı düzelme bulunmuştur. Saettler E. Faiz O. Am J Obstetric and Gynecology 1997. Rosolowich V. Relationship of cyclical mastalgia.000) Sonuç: Mastalji hastalarında verilen bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesinin yükselmesinde faydalı bir seçenek olduğu düşünülmektedir.20:198. J Obstet Gynaecol Can. Ader DN. Adana Giriş: Mastalji.54:228-32. günlük yaşamı oldukça engelleyen ve önemli tıbbi maliyetlere yol açan bir durum olarak kabul edilmektedir. ruhsal. Sosyo. 3) Bu çalışmada amaç organik etiyolojisi olmayan bir grup mastaljili hastada bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesine etkisini araştırmaktır.28(1):49-71 . Premenstrual syndrome or recurrent pain disorder.200. 2.

Mastalji gibi ağrının ön planda olduğu hastalıklarda duyguların sembolik beden diliyle dışa vurumu somatizasyonu doğurabilir (3). 2. Somatoform Disorder (WPA Series Evidence and experience in psychiatry.87. J Am Coll Health 1995. Merskey H. Özenli Y.Tere L. Bu bulgular mastalji hastalarının psikiyatrik tedavinin içinde bulunduğu multi-disipliner bir yaklaşıma ihtiyaç gösterdiğine işaret edebilir. medeni durum açısından uyumlu sağlıklı gönüllü 35 kişi katılmıştır. Bu çalışmanın amacı organik etiyoloji olmayan mastalji hastalarında somatizasyon semptomlarının varlığını araştırmaktır.54. Çalışma grubunun SDQ ölçeği çalışma grubunun 30.001) Sonuç: Organik etiyoloji saptanmayan mastalji hastalarında somatizasyon bulguları ve düzeyi normallere göre yüksek bulunmuştur. 9). kontrol grubunun 20. 2006. Metot: Çalışmaya Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi kliniğine meme ağrısı yakınmasıyla gelen yapılan tetkikler sonucunda organik bir pataloji saptanmayan 58 mastalji hastası ve yaş.94±1.PB 93 Organik Etiyolojisi Olmayan Mastalji Hastalarında Somatizasyon. Vol. Do somatic comlaints mask negative affect in youth. 2. Kontrollü Bir Çalışma Agah Bahadır Öztürk* Yarkın Özenli** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği.55 olarak bulunmuştur.62 olarak bulunmuş olup fark istatistiksel olarak bulunmuştur (p<0.001). Adana *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Topal K. Prevelence and associated risk factors of somatization disorder among Turkish students. eğitim düzeyi. 3. Bulgular: SCL-90 somatiasyon alt ölçeği mastalji hastalarında 2. 44:9195. Mai F. Ghiselli W. Çalışma ve kontrol grubuna somatizasyon semptomları varlığını tanımlamada SCL-90 somatizasyon alt ölçeği ve somatizasyon düzeyini belirlemede Somatizasyon Disosiyasyon Ölçeği (SDQ) uygulanmıştır.p. kontrol grubunun 0. Kaynaklar 1. 10: 131-136. Yoldaşcan E. Gruplar arasında SCL-90 somatizasyon alt ölçeği için fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0. Anatolian J of Psychiatry 2009.91±0.23-65. Adana Amaç: Somatizasyon en basit anlamıyla fizik bulgularla ve tetkiklerle açıklanamayan bedensel yakınmalar ve belirtiler olarak tanımlanabilir (1.12±0. Hoboken NJ.2). . John Wiley&Sons. Somatazation and conversion disorder.10±8.

Bulgular: OHA grubunun bazı bellek işlevlerinin kontrol grubundan anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmektedir. Akdeniz ülkelerinde sık görülen hastalığın ülkemizde en sık görüldüğü şehir Antakya’dır. Hasta ve kontrol grupları. Hastalıkta kognitif ve akademik yetersizlikler olabilmektedir. ilerleyici. İptal Etme Testinde (İET) doğru işaretlenen harf sayısı. OHA grubunun şekil kopyalama (görsel bellek) ve şekiller için kazanım puanı ile hem görsel (şekiller) hem de sözel bellek (kelimeler) için anlık ve gecikmeli hatırlama (15 dk. Yöntem: Çalışmaya 65 orak hücre anemili ve 58 normal kontrol hastası alınmıştır. Psikoloji Bölümü. Ancak bu konuda yeterli çalışma olmadığından hastalığın doğasını anlamak açısından bu çalışma yapılmıştır. Hatay Amaç: Orak Hücreli Anemi (OHA) Hb A’nın Hb S’e mutasyonu sonucu oluşan genetik bir hastalıktır. Tıp Fakültesi Nöroloji AD. Şanlıurfa ****Silopi Devlet Hastanesi. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.PB 94 Nörolojik Olarak Sağlam Orak Hücreli Erişkinlerde Nörokognitif Bozulma Asena Akdemir. . Tüm katılımcıların psikiyatrik ve nörolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. İz Sürme Testi (İST) puanları açısından incelendiğinde. Konya **Mustafa Kemal Üniversitesi. Banu Cangöz. yaşam süresini ve kalitesini azaltıcı bir hastalık olan OHA’nin önemli komplikasyonlarından olan kognitif yetersizlik üzerinde yeterince çalışma yapılmamıştır.) puanları arasında anlamlı fark vardır. Kronik. İST A Süresi. B Süresi. İki grup. A Hatası ve B Hatası puanları açısından anlamlı fark olduğu gözlenmiştir. Katılımcılılara nöropsikolojik işlevlerini değerlendirmek amacıyla 3Kelime-3Şekil Testi (3K-3S). Tartışma: Sonuç olarak OHA’li hastaların beyinde görünür bir hasar olup olmadığından bağımsız olarak kognitif işlevleri bozulmaktadır Bu hastalardaki yetersizlik ayrıntılı kognitif muayene sonucu saptanabildiğinden klinik olarak özel öneme sahiptir. Saat Çizme Testi (SÇT). Şırnak *****Mustafa Kemal Üniversitesi. atlanan harf sayısı ve yanlış işaretlenen şekil sayısı puanları açısından farklılık göstermiştir. Hastaların kranial MR’ları çekilmiştir. Selçuklu Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. İptal Etme Testi (İET) ve İz Sürme Testi (İST) uygulanmıştır. Serkan Yılmazer. Hatay ***Harran Üniversitesi. Bahar Sarı Narğis *Selçuk Üniversitesi. İsmet Melek.

Fatma Özlem Orhan*. DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-IV-Text Revision) tanı ve değerlendirme sistemine göre psikiyatr tarafından SCID-I/CV (Structered Clinical Interview for DSM-IV. Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza 126 kronik prurituslu hasta alındı.3) ve obsesif kompulsif bozukluk (%7.7’sinin daha öncesinde psikiyatrik başvuruları mevcuttu. Psikiyatri AD. Çalışmamızda depresif bozukluklar içinde en sık major depresif bozukluk (%25.9) tespit edilmiştir.6’sında anksiyete bozuklukları tespit edilmiştir. Buna rağmen hastaların sadece %16. Perihan Öztürk**. liken simpleks kronikus ve prurigo nodülaris şeklinde kaşımaya sekonder deri lezyonları saptandı. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. bu hastalarda psikiyatrik değerlendirmenin önemine işaret etmektedir.05). %42.2) ile karşılaştırıldığında yüksek oranlardadır.7’sinde ekskoriyasyon. Dermatoloji AD. Bulgular: Kronik prurituslu hastaların %70.1’inde depresif bozukluklar. Psikiyatrik bozukluk saptanan hastaların %57. %28.5’inde farklılaşmamış somatoform bozukluk. Kronik prurituslu hastalarda. Kahramanmaraş ***İnönü Üniversitesi. Tıp Fakültesi. Malatya Amaç: Kaşıntı ya da pruritus. Tıp Fakültesi. Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulandı. Birincil deri ve sistemik hastalığı saptanamayan kronik prurituslu hastalarda yüksek oranda psikiyatrik bozuklukların görülmesi ve özellikle depresif belirtilerin eşlik etmesi. Psikiyatrik tanı alan grupta jeneralize kaşıntı ve BDE puanları. Yasemin Akman**. birincil deri hastalıkları ve kaşıntıya sebep olabilecek sistemik hastalıklar hariç tutulan kronik prurituslu hastaların sosyodemografik verilerini incelemek. Pruritusta psikiyatrik bozuklukların görülme oranı. deri hastalıkları içinde en sık görülen semptomdur.6’sında 1-3 arası değişen sayılarda psikiyatrik bozukluklar saptandı. Kronik pruritus. Hastaların sosyodemografik verilerini ve hastalığıyla ilgili özelliklerini içeren form dolduruldu. Tüm kronik prurituslu hastaların %62'sinde hafiften şiddetliye değişen oranlarda depresif belirtiler saptandı. Halk Sağlığı AD.PB 95 Kronik Pruritus Hastalarında Psikiyatrik Profil Oğuz Akman*. psikiyatrik tanı almayan gruba göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0.1 ile depresif bozukluklar olarak tespit edilmiştir. ülkemizdeki psikiyatrik bozuklukların yaygınlığı (%17. Ali Özer***.3’ünde deride herhangi bir lezyon saptanmazken. %32. Bu çalışmadaki amaç. . anksiyete bozuklukları içinde de en sık yaygın anksiyete bozukluğu (%10. Clinical Version) uygulanarak psikiyatrik tanılar araştırıldı. En sık görülen psikiyatrik bozukluklar ise %34. varsa psikiyatrik bozukluklarını ve depresif belirtilerini ve bunlar arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. birçok deri ve sistemik hastalıklarda görülebildiği gibi psikiyatrik bozukluklarda da görülebilmektedir. kaşıma isteğine neden olan rahatsızlık verici duyu olup. Mehmet Fatih Karaaslan**Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. Tartışma ve Sonuçlar: Bizim çalışmamızda hastaların %34. Tıp Fakültesi.3). kaşıntının özelliklerini. psikiyatrik tanı alan grupla almayan grubun her ikisinde de kadınların oranı fazlaydı.

önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan. KBY hastalarında depresyon ve anksiyete en sık görülen psikiyatrik hastalıklardır ve morbiditeyi artırmaktadır (2).69:201-6. Tıp Dergisi 2000. diğer birçok kronik hastalıkta olduğu gibi birçok ruhsal ve sosyal sorunun da eşlik ettiği görülmektedir. Bu nedenle bu hasta grubunun düzenli olarak psikiyatrik değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Hemodiyalize giren kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda psikopatoloji. Hemodiyaliz programına alınan hastalarda. Hemodiyaliz hastalarında anksiyete. 8:287-292. sosyodemografik veri formu uygulanmış ve tamamıyla SCID-I görüşme yapılmıştır. Ülkem Öztürk****. % 31.9’u kadındı.8 ile yaygın anksiyete bozukluğu vardı. Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye’nin sosyokültürel açıdan farklı iki farklı bölgesinde hemodiyaliz tedavisi gören hastaların psikiyatrik hastalık düzeylerinin araştırılmasıdır. Patient perceived barriers to treatment of depression and anxiety in hemodialysis patients. Bulgular: hastaların % 68.163-172. Tamam L. Dwyer A. 2008.3’ünde en az bir psikiyatrik hastalık varken % 11.8’i okuryazar değildi. Hastaların % 49.4’ünde iki psikiyatrik hastalık bulunuyordu. Metod: Çalışma Siverek Devlet Hastanesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hemodiyaliz tedavisi almakta olan toplam 69 kişi üzerindeyürütülmüştür. Yıldızgördü E. Clin Nephrol. Ondokuz Mayıs Ü. İkinci sırada % 7. depresyon ve cinsel yaşam. % 43. Psikiyatrik hastalıkların dağılımına baktığımızda % 29 ile en sık oranda depresyon görülmekteydi. Yüksel Kıvrak***. Savaş H. Özge Şimşekyılmaz Saraçlı**.1’i erkek. Kaynaklar: 1-Şentürk A.PB 96 Hemodiyaliz Tedavisi Almakta Olan Hastalarda Psikiyatrik Hastalık Sıklığı Elif Karaahmet*. her yaş grubunu etkileyen bir hastalıktır (1). Yapılan bir çalışmada diyaliz tedavisi alan hastaların % 70’inin psikiyatrik hastalıklarının farkında olmadıkları gösterilmiştir (3). Barlıoğlu H. . Hastalara Hamilton anksiyete ve depresyon ölçekleri. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007. 17. Sonuç: Hemodiyaliz hastalarında depresyon başta olmak üzere psikiyatrik hastalıklar sıklıkla eşlik etmektedir. 2-Bahar A.2 ile uyum bozukluğu ve % 5.5’i çalışmıyordu. Hastaların % 34. Kürşat Altınbaş* * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD ** Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD *** Kafkas niversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Kronik böbrek yetmezliği (KBY) yaşamı tehdit eden. 3-Johnson S.

22(%46.079). Relationship between upper gastrointestinal symptoms and lifestyle. 118 hasta ile araştırma tamamlandı. Mustafa Ari**. psikotik. 2004 Eki. Helicobacter (H) Pylori doku testi uygulanan hastalar dâhil edildi.8)’si kadındı. Her iki grupta somatizasyon alt skalasında aldıkları puan kesme puanı olan1’in üzerinde olmakla beraber.070. Aralarında fark olmasına rağmen bu fark anlamlı değildi(x2=0. obsesyon. depresyon. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda dispepsi etiolojisi amacı ile endoskopi için başvuran kişilerde hp enfeksiyonu ile ruhsal belirtileri arasında ilişki olmadığını bulduk. Alınan dokuya üreaz test uygulanarak H. Hpylorili olanların 16(%34. Scand. kişiler arası duyarlılık. SCL 90 ölçeği uygulandı. Yelda Yenilmez*. Gastroenterology. 127(4):1239–55. Suppl.0)’i kadındı.Pylori varlığı incelendi.0) sı erkek. 1999. paranoid ve gsi endeksi alt gruplarından yüksek puan almışken hylori olmayan grubun somatizasyon.2)’i erkek. Yöntem ve Gereçler: Dispeptik şikâyetleri nedeniyle endoskopi ünitesinde üst endoskopi uygulanan 150 hasta çalışmaya alındı. Gastroenterol. Sarnelli G. kişiler arası duyarlılık alt skalalarından aldıkları puan 1’in üzerinde tesbit edildi.Stanghellini V. Ayrıca yine bu bölgelerden alınan doku örnekleri histopatolojik inceleme ile HP varlığı doğrulandı. Yusuf Günerhan*. J. Scl 90 değerleri ve alt ölçekleri açısından her iki grup arasındaki puan farklarının anlamlı olmadığı görüldü. 1. Endoskopik işlem sırasında antrumdan ve pilordan üçer doku alındı. Pathophysiology and treatment of functional dyspepsia.Tack J. obsesyon. . Biz bu çalışmamızda hpli olan ve olmayan kişilerdeki ruhsal belirtileri incelemeyi ve hp nin ruhsal belirtilere neden olup olmayacağını araştırmayı amaçladık. ve ek alt skalalarından yüksek puan almışlardı. Hpylorili grup anksiyete. öfke. Dispepsili hastalarda hem hp ile psikolojik belirtiler arasında ilişki olmadığını hem de hplilerin bile ayrıca psikiyatrik yönden değerlendirilmesinin önemli olduğunu gösteren ilk çalışma olmasından dolayı araştırmamızın önemli olduğunu düşünmekteyiz. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi *** Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Psikolojik faktörlerin(1) ve h pylorinin(2) gis i etkilediği bilinmekle beraber dispeptik yakınmaları olan kişilerde hp ile psikolojik faktör ilişkisi yeterince aydınlatılmamıştır.PB 97 Helicobacter Pylori Psikiyatrik Semptom Gelişimine Neden Olur mu? Yuksel Kivrak*. 231:29–37. psychosocial factors and comorbidity in the general population: results from the Domestic/International Gastroenterology Surveillance Study (DIGEST). Hpyloi olmayanlar ise 25(%53. 31(%66. hp+li grup ayrıca anksiyete. Bulgular: H pylorili olan ve olmayan 118 kişinin sonuçları değerlendirmeye alındı. p=0. depresyon. 2. Bisschops R.

PB 98 Vajinismusu Olan Kadınlarda Depresyon. Bulgular: Vajinismusu olan 25 kadından 2’sine (% 8) spekulum muayenesi yapılabilmiştir. Tartışma ve Sonuçlar: Vajinismus etyolojisinde yer alan etmenlerden biri olan cinsel bilgi yetersizliği bu çalışmada gösterilirken. Yapılan jinekolojik değerlendirme sonrasında herhangi bir patolojik bulgu saptanmayanlar hasta grubunu oluşturmuştur. eğitim. vajinismus. Birinci basamak ve cinsel işlev bozukluğu polikliniğine başvuran kadın hastalarda da en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur(1-3). Kadın Doğum Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Vajinismus. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu.toplam puan ve doyum. Anksiyete Düzeyi ve Cinsel İşlevler Evrim Özkorumak* . GRCDÖ’de vajinismus dışında diğer alt puanların sağlıklı kontrollere göre yüksek olması vajinismusta birleşmede zorluk dışında cinsel cevap döngüsünün diğer basamaklarında da sorun olabileceğini işaret edebilir. meslek. Psikiyatri Anabilim Dalı **Çaykara Ataköy Ruh VE Sinir Hastalıkları Hastanesi ***Karadeniz Teknik Üniversitesi. Tıp Fakültesi. Diğerlerine sadece unimanuel muayene yapılmıştır (n=23.Elif Şimşek Kaygusuz*. cinsel işlev ve anksiyete. Depresyon ve anksiyete düzeyleriin vajinısmus etyolojisindeki yeri ile değerlendirilmelidir. Mehmet Armağan Osmanağaoğlu*** Karadeniz Teknik Üniversitesi. Hasta grubu evlilik uyumlarını sağlıklı hastalara göre anlamlı olarak daha kötü olduğunu bildirmişlerdir. Hasta grubuna yaş ve eğitim açısından eşleştirilmiş 25 cinsel birleşme sorunu olmayan sağlıklı kontrol alınmıştır. Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği(GRCDÖ). kaçınma. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışmaya KTÜ Tıp Fakültesi psikiyatri polikliniğine cinsel birleşmede bulunamama nedeniyle başvuran DSM-IV’e göre vajinismus-yaşamboyu sürekli tip tanısı alan 25 kadın hasta alınmıştır. Ahmet Tiryaki*. Hasta ve kontrol grubu arasında yaş. depresyon düzeyleri açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırmaktır. diğer bir etmen olan cinsel travma öyküsü hiçbir hastada bildirilmemiştir(4). Bu çalışmanın amacı vajinismus tanısı konulan hastaları sosyodemografik özellikler. Tıp Fakültesi. Hastaların tümü organik nedenli vajinismusun ekarte edilmesi amacıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı tarafından değerlendirilmiştir. % 92). Filiz Civil Arslan**. vajinanın dış üçte birindeki kaslarda cinsel birleşmeyi engelleyecek biçimde. BAÖ ve GRCDÖ. BDÖ. orgazm alt puanları hasta grubunda anlamlı yüksek bulunmuştur(Tablo1). Bu tanımlayıcı veriler vajinismus etyolojisinde farklı etmenlerin çalışılacağı ileri çalışmalara ışık tutacaktır . Cinsel travma hiçbir hastada bildirilmemiştir. İlişki sıklığı açısından hasta ve sağlıklı kontroller arasında fark yoktur. yineleyici ya da sürekli olarak istem dışı spazm olarak tanımlanan bir cinsel ağrı bozukluğudur. Beck depresyon Ölçeği(BDÖ) ve Beck anksiyete Ölçeği(BAÖ) uygulanmıştır. çalışma durumu açısından fark yoktur. Cinsel bilgi düzeyi hasta grubunda sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha kısıtlı ve yanlıştır.

işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeyleri ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır.4 1.8 9. iş doyumu ve tükenmişlik ölçek puanlarının kadın cinsel işlev bozukluğunu öngörmediği bulundu. Kadın Cinsel İşlev İndeksi Türkçe formu (KCİİ). Tablo1. Önder Kavakcı.PB 99 Araştırma Görevlilerinde Cinsel İşlevin Tükenmişlik.Logistik regresyon analizi yapıldığında işe bağlı gerginlik.5 1. Yüksek Lisans Tezi.1 KCİİ 25. tükenme. evlilik yılı 6. tükenme.6 1. Hekimde tükenmişlik sendromu. Yöntem: Çalışmaya katılmayı kabul eden üniversite hastanesinde görev yapan en az bir yıllık evli 41 kadın araştırma görevlisi sosyodemografik veri formu.0 1. 2005.7+-4. ağrı) puanları ile işe bağlı gerginlik.9 KCİİ-uyarılma 4.2 3. İşe Bağlı Gerginlik Ölçeği (İBGÖ). İşe Bağlı Gerginlik ve İş Doyum Düzeyleri İle İlişkisi Derya Güliz Mert. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeylerinin cinsel yaşamlarının herhangi bir alanını etkilemediği bulunmuştur.6 MTÖ-KB 19.Meslek dışı yaşamı doğrudan etkileyen. (3) Vızlı C. Aile sorunları biçiminde ortaya çıkan belirtilerinden biri de cinsel işlevlerde anormallikler olarak ifade edilebilir (3). uyarılma. Ölçeklerin ortalama puanları tablo 1’de gösterilmiştir. Uzman hekimlerde mesleki doyum.tatmin. Tükenmişlik çok çeşitli belirtilerle ortaya çıktığı görülmektedir. Marmara Üniversitesi.1 KCİİ-ağrı 4. İş Doyumu Ölçeği(İDÖ) formlarını doldurdu. sürekli özveri gerektiren hekimlik mesleğinde. (2)Musal B.0 KCİİ-tatmin 4.10:2-7. doyum. Ergin S.4 9.5 yıl. Bulgular: Çalışmaya katılan araştırma görevlilerinin yaş ortalaması 32.Kişisel Başarı MTÖ-DYS:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuyarsızlaşma . hemşirelik gibi insanlarla yoğun ve süreğen ilişkide olan mesleklerde görülmektedir(1).4 1.3 İDÖ 35. Ünlüoğlu G. Sonuç: Bu kadın örnekleminde. duyarsızlaşma. kadın araştırma görevlilerinde cinsel işlevin.3 KCİİıslanma 4.2 KCİİ-istek 3. Psikiyatri Bülteni 1992. Elçi ÖÇ.2 KCİİ-orgazm 4. 1:108-13.2 yıl idi. iş doyumu da büyük önem taşımaktadır(2). KCİİ ve alt ölçek (istek.8 4. orgazm. İstanbul. kişisel başarı ve duygusal tükenme arasında anlamlı korelasyon bulunmadı. Toplum ve Hekim.8+-3.Bu çalışmada. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilimdalı Amaç: Tükenme ve işe bağlı gerginlik daha çok hekimlik.7 MTÖ-DYS 6.9 İBGÖ 40 7. 1995.1 MTÖ-DT:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuygusal Tükenme MTÖ-KB:Maslach Tükenmişlik Ölçeği. Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ).3 0. Kaynaklar: (1) Düzyürek S.1 5. Ölçeklerin Ortalama Puanları Ortalama SD Ölçek MTÖ-DT 18. ıslanma. Görme Engelliler İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerle Normal İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerin Tükenmişlik Düzeylerin Karşılaştırılması Üsküdar İlçesi Örneği.

Anahtar Kelimeler: Medikal Kurtarma Ekipleri. 17 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 164 sağlık çalışanına uygulanmıştır.08±7. itfaiye çalışanları. mesleki tatmin yüksek bulunmuştur (12.79±6.01.50. tükenmişliğe (burnout) ve çeşitli ruhsal sorunlara neden olabilir. Çalışanların desteklenmesi açısından bireysel ve toplumsal özellikleri kadar bilişsel işlevlerini de değerlendirmek önemlidir.08). Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad. Tamer Aker Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. Oluşturulacak destek programlarında. Dr. Tartışma Ve Sonuç: Elde edilen sonuçlarda medikal kurtarma ekiplerinin dünyayla ilgili olumsuz bilişlerinin. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. Çalışanların görev sırasında karşılaştıkları travmatik olaylar eşduyum yorgunluğuna( compassion fatigue). Tartışma: UMKE çalışanlarında ruhsal sorunlar belirgin bir sağlık sorunudur.10. Ulusal Medikal Kurtarma Ekiplerinin (UMKE) iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan ikincil travmatik stres.37.41±11. 36. Psk. İkincil Travmatik Stres.48. Oya Karaali Aktaş.01). 9. p<0. r=0. tükenmişlik belirtilerini ve travma sonrasında gelişen bilişlerini saptamak amaçlanmıştır. Travma Sonrası Biliş Ölçeği (Yetkiner. 2010).01. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark.. & Sbe Ruhsal Travma Ve Afet Çalışmaları Birimi.62). Medikal kurtarma ekiplerinin kendileriyle ilgili olumsuz bilişleri yükseldikçe dünyaya ilişkin olumsuz bilişleri.PB 100 Medikal Kurtarma Ekiplerinde Travmatik Stres Ve İlişkili Bilişsel Özellikler Aslı Yeşil. polisler. Sağlık çalışanları. p<0. Depresyon. sivil savunma ekipleri ve diğer meslek grupları meslekleri gereği travmatik olaylarla karşılaşan meslek gruplarıdır. Tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu belirtilerinin düşük olduğu bulunurken. p<0. r=0. Yöntem Ve Gereçler: UMKE Soru Formu.46. A.65±5. Bilişsel Özellikler. kendisiyle ilgili olumsuz bilişlerine göre daha ön planda olduğu saptanmıştır (38. 63 ebe/hemşire/sağlık memuru. Prof. Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğüruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. 48 acil tıp teknikeri ve paramedik. Bu nedenle bu çalışmada. özellikle travmatik stres ve tükenmişliğin belirtilerinin sağaltımı gibi konularda psikososyal ve psikoeğitsel yaklaşımları bilişsel uygulamalarla da desteklemek yararlı olabilir. 2010) medikal kurtarma ekiplerinde görev yapan 36 doktor. . tükenmişlik belirtileri ve eşduyum yorgunluğu belirtileri de yükselmektedir(r=0.

Yöntem ve Gereç: Çalışmada acil servis çalışanlarından 10-15’er kişilik grup görüşmeleri yapılarak karşılaşılan olumsuz olaylar konusunda bilgi alınmıştır. %85’i lise.7 olarak tespit edilmiştir. Yaşa göre kaygı. tükenmişlik ve depresyon düzeylerine bakıldığında. Durumluluk.029) Üniversite mezunlarının Beck puanları ortaokul mezunlarından daha düşüktür.PB 101 Acil Servis Güvenlik Görevlilerinin Kaygı. 17 erkek ve 3 kadın.7 ± 4. Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulanmıştır. ileri yaşlarda bu puanların daha az olması ve aralarında anlamlı bir farklılık görülmesi bu kişilerin ileri yaşta daha fazla mesleki tecrübe edinerek yaşadıkları olumsuz davranışların onlar üzerine daha az etki yaratacağını düşündürmektedir. Toplam STAI. Mustafa Alican Dirican*. duyarsızlaşma alt ölçeği (p:0. onlardan olası tehlikelere karşı tetikte olmaları. %5’i ortaokul mezunudur. Hastane acil servislerinde çalışan personele yönelik şiddetin önüne geçebilmede güvenlik görevlilerine pay düşmekte. Hakan Coşkunol** *Araştırma Görevlisi Dr. Yaşa bağlı olarak Maslach duygusal tükenmişlik alt ölçeği (p: 0. Öğrenim düzeyi ile Beck puanları arasında ortaokul mezunları ve üniversite mezunları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki çıkmıştır. sorun çıktığı durumda müdahale etmeleri ve sağlık ekibi ile çevredeki diğer kişileri korumaları beklenmektedir.Sürekli Kaygı Envanteri (STAI). Bu çalışmanın amacı acil serviste çalışan güvenlik görevlilerinin karşılaştıkları olumsuz davranışlar nedeniyle geliştirdikleri kaygı. %10’u üniversite. Ortaokul mezunlarının depresyon değerlerinin üniversite mezunlarından anlamlı olarak daha fazla çıkması düşük eğitim seviyesinde depresyon bulgularının daha fazla olduğunu göstermektedir. tükenmişlik ve olası depresyon düzeyinin araştırılmasıdır.040) anlamlı farklılık görülmüştür. Elde edilen tüm veriler SPSS. Acil serviste çalışanlar. Acil servis çalışanlarının 9’u bekar. Maslach ve Beck puanlarının çalışma yerlerine göre analizinde istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. (p:0. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD **Profesör Dr.028) ve toplam Beck puanlarında (p: 0.029). toplam Maslach puanlarında (p:0. Tükenmişlik ve Depresyon Düzeylerinin İncelenmesi Irmak Polat*. 11’i evli. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda toplam kaygı. ortalama yaş 28. . Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD Amaç: Sağlık personeline yönelik sözel ve/veya fiziksel şiddet olayları yaşanmaktadır. Daha sonra her gönüllüye araştırmacılar tarafından hazırlananan sosyo-demografik veri formu. tükenmişlik ve depresyon ölçeklerinin puanlarında çalışma yerine göre farklılık tespit edilmemiştir.012). Bulgular: Çalışmaya acil servis ve acil servis dışı hastane bölgelerinde çalışan toplam 44 erkek ve 7 kadın güvenlik görevlisi alınmıştır.18 programına aktarılmış ve analizler yapılmıştır.

beden algısı ölçeği.7±12. İki grup arasında depresif semptomlar açısından anlamlı bir fark saptanmadı.8 ve 43. Kıbrıs Amaç: Obezite. beden algısı ölçeği puanı ortalama 146. Tüm katılımcılara yeme tutumları ölçeği. Tartışma: Obezite cerrahisi için onay alan hastalar kontrol grubuyla kıyaslandığında. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 14.9±8. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 39. Gökçe Özer*.4±7. Ali Bozkurt*** * Gatf Psikiyatri Abd. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 33. Obeziteyi. yeme bozuklugu. Kontrol grubunun yaş ortalaması 36.9 olarak saptanmıştır. beklenen şekilde istatistiksel açıdan anlamlı oranda bedenlerinden hoşnutsuz oldukları gözlendi.9±8. Yöntem: Çalışmaya son bir yıl içinde GATF Genel Cerrahi Polikliniğine obezite cerrahisi için müracaat eden ve durumları obezite cerrahisi için uygun olan 29 hasta alındı.5±5. depresyon ve anksiyete olmak üzere psikopatolojinin belirlenmesi ve bu bireylerde psikopatolojiyi etkileyen özelliklerin ayrımlastırılması amaçlanmıstır.3±10. Süreçte 14 hasta obezite nedeniyle opere edildi.3 yıl olarak bulunmuştur.4±16.7. Ayrıca hasta grubun sürekli kaygı düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek olduğu ve yeme tutumları ölçeğinden daha yüksek skorlar aldıkları tespit edildi.8 ve 36. İstanbul *** Yakın Doğu Üniversitesi Psikiyatri AD. beck depresyon ile STAI I-II ölçekleri uygulandı. alınan enerjinin.7±7. BKİ> 30 kg/m² eriskin obezitesi morbitide ve mortalite artısı ile iliskilidir.5±7. beden algısı ölçeği puanı ortalama 130.1. Obezitenin tanımında yaygın olarak kullanılan parametre beden kitle indeksidir (BKİ).7 olarak bulunmuştur. Bu çalısma ile obezite cerrahisi için başvuran hastalarda basta beden algısı.9.6 yıl. Mehmet Ak*.5±22. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 13. tedavisinde çok boyutlu bir terapi yaklaşımının gerekli olduğu belirtilmektedir. Bulgular: Obezite cerrahisi için onay almış hastaların yaş ortalaması 39. .3±9. psikosomatik bir hastalık olarak değerlendirip.5. Kontrol grubu olarak psikiyatrik herhangi bir tanısı olmayan sağlıklı 30 kişi dahil edildi. Hasta grubun yeme tutumu ölçeği puanı ortalama 23. harcanan enerjiden fazla olmasından kaynaklanan ve beden yağ dokusunun artması ile karakterize olan kronik bir hastalıktır.PB 102 Obezite Cerrahisi İçin Onay Almış Olgularda Yeme Tutumları ve Beden Algısı Serkan Zincir*. Selma Bozkurt Zincir**.5.

Yöntem: Çalışmaya Haziran 2010 . savunma biçimleri testi kullanılarak araştırıldı.PB 103 Konversiyon Bozukluğu Olgularında Savunma Biçimleri Serkan Zincir. Ankara Amaç: Konversiyonun etiyolojisinde çeşitli psikodinamik görüşler. Bu bakımdan savunma mekanizmaları. nörobiyolojik ve genetik etmenler. Bülent Karaahmetoğlu. olgun savunmaların ise görece az kullanılması stres altında konversif semptomların gelişmesine yatkınlık oluşturabilir.Şubat 2011 tarihleri arasında çeşitli bedensel yakınmalar ile gelen ve yapılan muayene sonrasında herhangi bir organik patolojiye rastlanmayan ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan 40 hasta ile 30 sağlıklı gönüllü alındı. Tüm olgulara savunma biçimleri testi verildi. Bu çalışmada DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan erkek hasta grubunda etiyolojik bir etken olarak savunma düzeneklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. daha çok immatür ve nevrotik savunma düzenekleri kullandıkları bulundu. ego gelişimi ve psikopatoloji ile yakın ilişki içerisindedir. . İmmatür ve nevrotik savunmaların sık. ancak çalışmalar sonucunda genellikle çok etkenli bir bozukluk olduğu bildirilmiştir. Savunma mekanizmaları kişiliğin gelişiminde ve kişinin çevreye uyumunda önemli rol oynarlar ve kişiyi içsel çatışma ve duygusal sıkıntıdan korurlar. Mustafa Alper. Cihad Yükselir. Sosyodemografik veriler yarı yapılandırılmış görüşme formuyla sorgulandı. Tartışma: Egonun temel işlevlerinden birisi kişinin psikolojik denge durumunu korumak için savunmalar kullanmasıdır. Konversiyon bozukluğu tanısı almış hastaların kontrollerden daha az olgun. Mehmet Ak Gatf Psikiyatri Abd. Bu çalışmada konversiyon bozukluğu tanısı almış hasta grubunda savunma mekanizmaları. sosyokültürel görüşler üzerinde durulmuş.

sağlıklı 50 gönüllü alınmıştır. ayrıca depresyon puanlarında da anlamlı düzeyde farklılık saptanmıştır. kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır (p<0. İlerleyici olarak omurganın tutulması ile sonuçlanabilen sakroileit hastalığın en karakteristik ve en erken bulgusudur.005). AS hastaları ile ilgili araştırmalar sınırlı sayıdadır. benlik saygısı. aleksitimi. Sonuç: Ankilozan spondilitli hastalarda. İstanbul **Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Selim Sağır*. Bu çalışmanın amacı.PB 104 Ankilozan Spondilitli Hastalarda Benlik Saygısı ve Aleksitimi Mustafa Solmaz*. normal populasyondan daha yüksek düzeyde belirti düzeyi bildirilmiştir. Bulgular: Kontrol grubuna göre hasta grubunda kaygı düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulunuştur (p<0. Muharrem Çiğdem**.05). AS hastaların ruhsal durumu ile ilgili yapılan araştırmalarda. depresyon ve anksiyete düzeylerini belirlemektir. Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-I ve STAI-II) uygulanmıştır. aleksitimi. Beck Depresyon ölçeği. Yöntem: Bu çalışmaya. omurgada progresif ve asendan kemik füzyona yol açan inflamatuar bir hastalıktır. Ruhsal durumla AS kliniği ve seyri arasında da karşılıklı etkileşim olduğu bilinmektedir. İstanbul Amaç: Ankilozan Spondilit (AS) etyolojisi tam olarak bilinmeyen. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği. Hastalara ve kontrol grubuna Toronto aleksitimi ölçeği. Psikiyatri Kliniği. Zerrin Binbay*. ankilozan spondilitli hastalarda benlik saygısı. spinal eklemlerde ve komşu yapılarda belirgin inflamasyonla karakterize. depresyon . aleksitimi. Bu hastalarda en sık ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler depresyon ve anksiyete belirtileridir. fizik tedavi kliniğinde ankilozan spondilit tanısıyla takip edilmekte olan 50 hastayla. Diğer romatizmal hastalıkların psikiyatrik durumu ve yaşam kalitesi ile ilgili oldukça fazla sayıda araştırma yapılmışken. İlhan Karacan** *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Psikiyatrik durumun kötüleşmesi AS'in klinik olarak daha da kötüleşmesine neden olmaktadır. Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit. depresyon gözden kaçırılmamalıdır. Benlik saygısı puanları. benlik saygısı. Rosenberg Benlik Saygısı ölçeği.

Kaynaklar 1)Amerikan Psikiyatri Birligi. ASB saptanan olgularda SBTÖ’de boyun eğici yaklaşım ve çaresiz yaklaşım puanları diğer alt ölçek puanlarından daha yüksekti. Ece Durmuşoğlu1. Bu çalışmada 19 Mayıs 2011 tarihinde Kütahya-Simav’ da meydana gelen deprem sonrasında ruhsal yakınması olan olgularda hangi oranda akut stres bozukluğu(ASB) geliştiğini değerlendirmek ve ASB gelişen olguların sosyodemografik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. İzmir 2 Ege Universitesi Madde Bağımlılığı. ağır yaralanma ya da beden bütünlüğüne yönelik bir tehdidin ortaya çıktığı ve kişinin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olaylar travmatik yaşantılar olarak tanımlanmaktadır (1).17(3):204-212 .2) ASB’nin DSM-IV tanı ölçütlerini karşıladı.4) oluşuyordu. Tartışma ve Sonuç: Travma sonrası stres bozukluğunun meydana gelmesinde tek etken maruz kalınan travmatik olay değildir (2). İzmir Giriş ve Amaç: Ölüm. Cem Çınar1. dördüncü baskı (DSM-IV).6) eşik altı anksiyete belirtileri saptandı. etki alanı genişliği. evli (%76. Düzce Tıp Dergisi 2008. 1999 Marmara depremleri: Epidemiyolojik bulgular ve toplum ruh sağlığı uygulamaları üzerine bir gözden geçirme. 2:8-18 3)Aker T. Bulgular: Örneklemin büyük çoğunluğu ilkokul mezunu (%60. etkilediği toplumun özelllikleri. Ankara: Hekimler Yayın Birligi 2)Özçetin A. 1994. Kalan olguların 15’inde (%32. Deprem sonrası gelişen travma sonrası stres bozukluğu ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişki.6) kadınlardan (%80. Çeviren E. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Ataoğlu A. Maraş A. Stresle Başaçıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Eğirler ve Gökçeler köylerine gidilmiştir.3) geçmişte bir psikiyatrik yakınması vardı.PB 105 Simav Depremi Sonrası Yakınması Olan Olgularda Ruhsal Durum Değerlendirmesi Burcu Yücetürk1. Demet Havaçeliği2.1) herhangi bir somatizasyon bozukluğuna veya depresif bozukluğa sahipti ve 19’unun (%63. ölüm tehdidi. Otuz olgu (%65. Travmatik olayın beklenebilirliği. Method: Kütahya’nın Simav merkezli depremden en çok hasar gören Beyce. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı. Toksikolojji Ve İlaç Bilimleri Enstitüsü. Köroglu.9). bireylerin çeşitli özellikleri ve ruhsal yapıları travmatik olay sonrası gelişen ruhsal bozukluklarda rol oynamaktadır (3). Hakan Coşkunol1 1Ege Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. İçmeli C. ASB tanısı alan 30 olgunun 12’si (%26. Burada yakınması olan 46 olguya ayrıntılı psikiyatrik değerlendirme yapılmıştır.

İntihar girişimi ve kendine zarar verici davranışların ise ayrılma bireyleşme özelliklerinden reddedilme beklentisi ve yutulma anksiyetesi ile ilişkili bulunmuştur (p<0. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ergenlik döneminde depresyon gelişimi ayrılma bireyleşme süreci ve ebeveyn tutumları ile ilişkili bulunmuştur. sigara kullanımı olan ve intihar girişiminde bulunmuş olduklarını belirten öğrencilerin depresyon ortalama puanları intihar girişiminde bulunmayanlara ve sigara. Erkekler bu dönemdeki ayrılma bireyleşme sorunlarını aşmak için bağımlılık gereksinimlerini inkâr ederek. İstanbul ****Çanakkale Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ayrıca depresyonu olan ergenlerin hem anne hem de babalarının ilgi/kontrol puanları ise depresyonu olmayanlara istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0. Özerkliği engelleyen aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ayrılma bireyleşme sürecini olumsuz etkilemektedir. Adolesan Ayrılma Bireyleşme Testi (AABT).05). Psikiyatri AD. ayrılma. Sonuç olarak ebeveynle kurulan ilişki de ayrılma bireyleşme sürecini doğrudan etkilemektedir. kız öğrencilerde depresyonun varlığına işaret eden BDÖ puan ortalamaları erkeklerden anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur (p= 0.001). Ebeveyn Tutumları ve Sosyodemografik Faktörler Arasındaki İlişki İlke Yeşer Erensoy. Alkol. sınıf ve 3. Metod: Çalışmaya Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izin alınarak Şişli ilçesinde yer alan Devlet Lisesi ve Meslek Lisesi lise 2.05). sigara. Burcu Yavuz. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Depresyon. Depresyonu olan ergenlerde anne aşırı koruma puanı depresyonu olmayan ergenlerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur ( p=0. madde gibi bağımlılık yapıcı maddeleri daha sık kullanmaktadır. Bulgular: Alışmaya katılan öğrencilerinden %25. Psikiyatri AD. İstanbul ***Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi. alkol. anne baba tutumları.019). sınıf öğrencilerinden toplam 391 öğrenci dâhil edildi. Çanakkale Amaç: Bu çalışmada orta ergenlik dönemindeki lise öğrencilerinde çeşitli sosyodemografik veriler ışığında. özerkliği desteklemeyen ebeveyn tutumunun ile ilişkili bulunmuştur. Depresyon gelişimi bağımsızlığı. Bahadır Bakım *Beşiktaş Sait Çiftçi Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Oğuz Karamustafalıoğlu.madde kullanımı olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0. Anne-Babaya Bağlanma Ölçeği ( ABBÖ). Psikiyatri AD. madde.6’ sında (n=100) depresyon ortalama puanı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş olup cinsiyetler açısından.034).bireyleşme özellikleri ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ergenleri daha iyi anlamak ve bu dönemde ortaya çıkacak sorunların çözümü için ebeveyn tutumları ve ayrılma bireyleşme süreçlerinin de göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır. . Cinsiyetler açısından ayrılma bireyleşme döneminde sorun yaşayan ergenlerin geliştirdikleri uyum süreci açısından farklılıklar vardır. Çalışmada Sosyodemografik Soru formu.019 ve p=0. İstanbul **Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi. Aynı şekilde ayrılma bireyleşme sorunları olan ergenlerde depresyona daha sık bulunmuştur.PB 106 Lise Öğrencisi Ergenlerde Ayrılma Bireyleşme.

Katılımcılara Sosyodemografik veri formu. bıçaklanma hatta cinsel tacize maruz bırakılma gibi değişik türlerde durumlarla baş başa kaldığı buna bağlı olarak bu hastalarda psikiyatrik ölçeklerle yapılan değerlendirmede. hikâyesinde aile içi şiddete uğrayan evli kadınların maruz kaldığı şiddetin özelliği ve bazı psikiyatrik parametreler yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre psikiyatri polikliniğine başvuran hastalarda aile içi şiddet mutlaka değerlendirilmeli. hor görme. STAI ölçeğine göre iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. fiziksel güç kullanma. Hastalarda kontrol grubuna göre BDE.05). Sosyoloji 363-365. 21 i yumruklanmaya. Kaynaklar: 1. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada aile içi şiddete uğrayan evli kadınların sağlıklı kontrollere göre sosyodemografik olarak incelendiğinde. Durumluk –Süreklik Kaygı Ölçeği (STAI1-STAI2) ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) uygulanmıştır. “Kavramlar Kurumlar Süreçler Teoriler”. cezalandırma. Bulgular: Aile içi şiddete hastalardan 29 u tokatlanmaya. öfke patlamalarıyla eslerden birine yöneltilen her turlu fiziksel ve / veya psikolojik şiddet davranışına aile içi şiddet” denir(2). küfür yeme. İstanbul ** Erzurum Bölge Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. sosyal destek mekanizmaları harekete geçirilmeli. BAE ve DES skorları anlamlı olarak daha yüksek çıkarken() p<0.Bağlı M. Beck Anksiyete Ölçeği(BAÖ). Erzurum Amaç: Aile toplumla ilgili en küçük sosyal birimdir. cinsiyet ve eğitim açısından eşleştirilmiş sağlıklı aile içi şiddete uğramayan 30 evli kadın çalışmaya dahil edilmiştir. sosyal hücresi olarak görür(1). depresyon ve travmanın ruhsal etkilerinin göstergesi olarak değerlendirilebilecek dissosiasyon oranlarının sağlıklı kontrollere göre bariz olarak yüksek olduğu görülmüştür. 13 ü bıçaklanmaya. . hastanın tüm boyutlarıyla ele alınmasında fayda görülmektedir. Amman Tayfun. anksiyete. 16 sı cinsel zorlanmaya maruz bırakılmıştı. Aile olarak tanımlanan bir grupta zorlama.Aslantürk Zeki. Yöntem: Psikiyatri polikliniğine başvurmuş aile içi şiddete maruz kalmış 30 evli kadın katılımcı ile yaş. Sever A.PB 109 Aile İçi Şiddete Maruz Kalan Evli Kadınların Psikiyatrik Değerlendirilmesi *Hasibe Ebru Kaymaz. Beck Depresyon Ölçeği (BDE). “Tabulaştırılan/Tabulaşan Kurumun (Ailenin) Kurbanlıklar Edinme Pratiği”: Levirat ve Sororat Aile ve Toplum Dergisi 2005 Cilt 2 Sayı 8 S: 9-22. ** Ahmet Öztürk *Tuzla Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvurmuş. 2. Sosyolojinin kurucularından Le Play de aileyi toplumun en küçük birimi. kadınların şiddet türü olarak tokatlanma başta olmak üzere yumruklanma. 29 u küfre.

sağlık personeline karşı öfke ve saldırganlığa varan sonuçlar ortaya çıkabilir. Mahir Akbudak . MD1. Yapılan çalışmalarda kozmetik operasyon için başvuran hastalarda BDD %6-15 arasında bulunmuştur.Cenk URAL. Duygudurum bozukluğu olarak ise ensık distimik bozukluk 2 hastada (%4) bulundu. Hastalarda SCL-90-R genel belirti düzeyi skoru.PB 110 Kozmetik Rinoplasti Talebinde Bulunan Hastalarda Psikopatolojik Belirtiler Ve Eksen 1. Beck Anksiyete Envanteri (BAE). En çok görülen ve rinoplasti sonrası memnuniyet açısından en riskli bozukluk BDD’dir. 2 borderline kişilik bozukluğu(%4). 1 kişidede bağımlı kişilik bozukluğu(%2) saptandı. aile içi sorunlar. Sonuçta tekrarlayan ameliyatlar. Giriş ve Amaç: Çoğu insan psikolojik olarak daha iyi hissetmek için kozmetik cerrahi işlemler yaptırmak isteyebilir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya KBB polikliniğine rinoplasti yaptırmak için ilk kez başvuran 18 yaş üstü 50 hasta ve kontrol grubu için cinsiyet ve yaş eşleştirmesi yapılan 50 hasta alındı. Tüm katılımcılara DSM IV için yapılandırılmış klinik görüşme klavuzları SCID-I ve SCID-II uygulandı. Ayrıca hastalara Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ).90 (revize edilmiş şekli) (SCL-90-R) uygulandı. SCID-II tanılarına bakıldığında 3 çekingen kişilik bozukluğu(%6). 2 obsesif kompulsif kişilik bozukluğu(%4). MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Belirti Tarama listesi .Türkiye. Diğer bir çalışmada BDD tanısı alan hastalarda kozmetik operasyon sonrası %84 oranında memnuniyetsizlik bildirilmiştir. sosyal izolasyon. Sonuçta BDD ve diğer psikiyatrik komorbidite bulunan hastaların önceden tespiti operasyonun başarısı için önemlidir.006).0046). MD1 . Bununla birlikte. Kozmetik cerrahi yaptıran hastalarda bedensel görünümlerinden en çok memnun olmayanlar rinoplasti yaptıran hastalardır. BDÖ ve BAE toplam puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0. Eksen 2 Tanıları Hasan BELLI. 1 histriyonik kişilik bozukluğu(%2). Rinoplasti yaptıran hastalarda en sık görülen SCID-I tanıları somatoform bozukluk. Somatoform bozukluklardan Body dismorfik bozukluk (BDD) 6 hasta(%12) ile en sık görülen somatoform bozukluktu. kontrol grubunda ise 3 (%6) olarak bulundu. İki grup arasında anlamlı bir fark vardı (p = 0. İstanbul. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya alınan rinoplasti hasta grubunda en az bir psikiyatrik tanı alan hasta sayısı 13 (%26). 3 narsistik kişilik bozukluğu(% 6). anksiyete bozuklukları ve duygudurum bozukluklarıydı. bazı hastalar için sonuç bekledikleri gibi olmayabilir. Anksiyete bozukluklukları arasında 4 hasta ile (%8) özgül fobi ensık görülen anksiyete bozukluğuydu. . Bazı çalışmalar bu işlemlerden hastaların gerçekten memnun kaldığını göstermektedir. depresyon. Tartışma: Bizim çalışmamızdaki sonuçlara bakıldığında kozmetik rinoplasti yaptıran hastalarda psikiyatrik eştanı oranı yüksektir.

iç tutarlılıklarının yüksek olduğu saptanmıştır. HRHÖ ve LGYT verilmiştir. ülkemizde başka örneklemlerde yapılmış çalışmalarla aynıdır. 20. Ölçeklerin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. 9. Yapılan çalışmalar Türkiye’de hekimlerin eşcinsellik konusunda bilgi eksikliklerinin olduğunu ve eşcinsel bireylerin sıklıkla homofobik/heteroseksist yaklaşımlarla karşılaştıklarını göstermektedir. 6. madde 3. p<0.913 olup. F1 (eşcinselliğe ilişkin olumsuz yargılar. 4. 7.PB 111 Genç Hekimlerde Hudson&Ricketts Homofobi Ölçeği ve Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin Psikometrik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. . 12. 15. 24). F3’tür (eşcinsel olma ihtimali. Elde edilen faktörler. 17.917’dir. 7. toplam varyansın %60. Cronbach α değeri 0. HRHÖ ile LGYT toplam puanları arasında anlamlı negatif ilişki vardır (r=-748. 13.55’ini karşılayan 2 faktör mevcuttur. faktör sadece madde 19’dan oluşmaktadır. 10) ve F2’dir (eşcinselliğin doğasına yönelik fikirler. İki ölçek arasındaki ilişki için ise korelasyon analizi yapılmıştır. madde 1.75).3’tür (SS=2. LGYT için Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. 16. maddelerin faktörlere dağılımı. Bulgular: Katılımcıların 65’i kadın. Cronbach alpha değeri 0.947 olarak bulunmuştur. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. Ancak 4.5’i açıklanmıştır. Bilge Bilgin* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı **Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Eşcinsel bireylerin aldığı sağlık hizmetinin kalitesi hekimlerin bu bireylere ilişkin tutumlarıyla yakından ilişkilidir. 22. Bunlar. Ayşegül Yılmaz Özpolat*. 10. Özge Altıntaş*. madde 3. Bu çalışmanın amacı yurtdışındaki çalışmalarda çok sık kullanılan ve ülkemizde geçerlik-güvenilirlik çalışmaları yapılmış olan Hudson & Ricketts Homofobi Ölçeği (HRHÖ) ile Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin (LGYT) genç hekimlerden oluşan bir örneklemde psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesidir. Ölçeklerin birbirleri ile güçlü. Özdeğeri 1’in üzerinde. anlamlı korelasyon gösterdikleri. madde 1. 4. 5. 21. 18. 2. 9. HRHÖ için ana bileşen analizi özdeğeri 1’in üstünde olan 4 faktör olduğunu ortaya koymuştur. 5. Yaşlarının ortalaması 28. 8. 8). 23). 11. Koray Başar**. toplam varyansın %73. Sonuç ve Tartışma: Bu çalışmada her iki ölçek için ortaya çıkan faktörler.762’dir. Bu bulgular sayesinde eşcinsellere ilişkin tutum araştırmalarında hekimlerden oluşan örneklemlerde de bu iki ölçeğin güvenle kullanılabileceği söylenebilir. madde 2. 14. Faktör sayısı 3 ile sınırlandığında Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. F2 (eşcinsellerle olası aile bağları. 19). Yöntem: Araştırmanın örneklemini 2010 Eylül ayında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde çalışmakta olup araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve heteroseksüel olduğunu beyan eden 132 araştırma görevlisi oluşturmuştur. 6. 67’si erkektir. Ölçeklerin iç tutarlılığı için Cronbach α değerleri hesaplanmıştır. F1 (eşcinsellerle sosyal ilişki kurma.0001).

91 özgüllük ve isme yanıt verme 0. Sonuçlar populasyon çalışmaları ile desteklenirse.87 özgüllük göstermektedir. Gözlem maddelerinden ortak dikkat 0. Boston Amaç: Otizm spektrum bozukluklarının (OSB) erken tanınması tedavi açısıdan önemlidir. Ankara **Harvard Medical School. Bu çalışmanın amacı. 18-60 ay arası çocuklarda OSB.67 duyarlılık ve 0. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. özellikle hafif olgularda kesin tanının güçlüğü ve yeterli duyarlılık ve özgüllükte tarama araçlarının olmaması taramayı zorlaştırmaktadır. Çocuk Ergen Psikiyatrisi. göz teması 0. . Tartışma: Sonuçlar 18-60 ay arası çocuklarda. göz teması ve isme yanıt) OSB için etkin bir tarama aracı olabileceğini düşündürmektedir. 24 başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk [YGB-BTA]). Yöntem: 86 DSM-IV-TR OSB (62 otistik bozukluk. Children's Hospital.PB 112 Otizm Spektrum Bozukluklarının Taranması İçin Üç Gözlem Maddesi Özgür Öner*. En az bir maddenin pozitif olmasının duyarlılığı 0. SİÖ puanının kesim noktasının üzerinde olması(>14)ve aynı zamanda en az bir gözlem maddesinin pozitif olmasının duyarlılığı 0.82 duyarlılık ve 0. Pınar Öner*. OSB'nun sıklığının yüksek olmaması. Sonuçlar: SİÖ. üç gözlem maddesinin (ortak dikkat. göz teması ve isme yanıt vermedir(gözlemcinin çocuğun ismini dört kez çağırması).95 ve özgüllüğü 0.85'tir. OSB taramasında önemli bir aşama kaydedilmiş olacaktır. Tarama çalışmalarında daha çok anne baba tarafından doldurulan ölçekler kullanılmaktadır. Ancak.69 ve özgüllüğü 0.70 özgüllük göstermektedir.73 duyarlılık ve 0. eğitilmiş profesyoneller kullandığında. 76 GG ve 97 TG olgusu çalışmaya dahil edilmiştir.89 duyarlılık ve 0.94 olarak saptanmıştır. Üç gözlem maddesi ortak dikkat (gözlemcinin hareketlerinin ve nesnelerin direk bakış ya da işaret etme hareketi ile izlenmesi). OSB tanısı için 0. Ek olarak tüm olgular Vineland Uyum Davranış Ölçeği ve SİÖ ile değerlendirilmiştir. OSB olmadan gelişim geriliği (GG)ya da tipik gelişim (TG) gösteren olguların ayrımında üç gözlem maddesi ve Sosyal İletişim Ölçeği'nin (SİÖ) karşılaştırılmasıdır.90 özgüllük.

bu tercihlerini ailesinin onaylamadığını belirtti. dini inanışları nedeniyle transseksüel bireylerin yaşadığı zorluklar. MD.25 yaşında biyolojik kadın. bekar. kapanmaya ve evlendirilmeye zorlandığı ve bu nedenle intihar girişiminin olduğu öğrenildi. Kaynaklar: (1)A. 9. Olgu3: G. Bu vakalar ışığında ailelerin ve toplumun tutumu. Acil Dâhiliye biriminden intihar girişimi sonrası gönderildi. Yıllar süren dönüşüm sürecinde kendileri ve aileleri ile yapılan çalışma modeli aktarılacaktır. A. Olgu1: S. çarşaflı. Kliniğimize kendini erkek gibi hissetme yakınmasıyla başvurdu. Yüksel. İslam ilminde durumunu ‘hünsai müşkil’ (Hünsa: erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan kimse ) olarak adlandırdıklarını ve danışmış olduğu dini yetkililerin kendisinde bir erkek hücresi tespit edilirse ameliyat olmasına izin vereceğini belirtti.bbc. Cinsiyet değişim operasyonu raporu için başvurdu. Berna Özata. Olgu2: B. biyolojik kadın.MD3.33 yaşında. Tedavi sürecinde tam zamanlı erkek görünümünde yaşamaya başladı ve rapor verildi. diğer islam ülkelerinden örnekler ve diğer dinlerin transseksüel bireylere tutumları ele alınmıştır.co.stm .5 yaşında bir oğlu var.MD3: Famıly attıtudes toward transgendered people ın turkey: experıence from a secular ıslamıc country (2)BBC NEWS Middle East Iran's 'diagnosed transsexuals' Story from BBC NEWS: http://news. G. Sevgilisinin cinsiyetinin kadın olduğunu ailesi öğrenince önceden kapalı giyim tarzını benimsemesi konusunda baskı yapılmazken.uk/go/pr/fr/-/2/hi/middle_east/7259057. Önceleri İstanbul’da erkek görünümünde ama yaşadığı kentte örtülü bir kadın olarak ikili bir hayat sürüyordu. 20 yaşında bir rüyasından etkilenerek tesettür şeklinde kapanmayı ve medreseye yerleşip çarşaf giymeyi seçtiğini. biyolojik kadın. Kliniğimizdeki grup psikoterapisine iki yıl devam etti. MD2.32 yaşında.H. Şahika Yüksel İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Kendi inançları ve yaşadıkları ortamda dini baskılar yoğun olan transseksüel kişiler değişim sürecinde ağır çelişkiler yaşamaktadır. tesettür şeklinde örtülü. Transseksüel bireylerden oluşan grup terapisine üç yıl devam etti ve raporunu aldı. Polat. Meteris. Genç Dişçigil. Bu sunuda amaç dini inançları ile uyumlu şekilde kadın cinsiyetine uygun islami yaşam tarzlarını benimsemiş trans erkeklerin yaşadığı zorluklar ve eşlik ettiğimiz değişim sürecini aktarmaktır. Tartışma: Biyolojik kadınlar için uygun görülen İslamik giyinme biçiminin ikincil cinsiyet özelliklerini gizleyen ve yaşam tarzının cinselliği yasaklayan yapısı kişinin hem cinsiyet disforisinden hem cinsel yöneliminden duyduğu sıkıntıyı azaltması muhtemeldir. Halen izlenmekte.PB 114 Örtülü Kadından Transerkek Olmaya Geçişte Yaşanan Zorluklar Bilge Togay. Ş.

Çalışmaya katılan bireylerin ilk kez suça karıştıkları yaş ortalama 22.11 Olumsuz öz yeterlilik %34. Çalışmamız örneklem sayısı arttırılarak devam etmektedir. Berrin İnci 2.21 %32.17±7. duygusal ihmal açısından gruplar arası karşılaştırma yapıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır(p>.68 %27.19 %33.86 %35.78 Olumsuz öz saygı %35. Fiziksel.2.3.07 %36. Bu pilot çalışmanın sonucunda farklı suçlardan hükümlü olan bireylerde çocukluk çağı travma yaşantısı açısından anlamlı bir farklılığın bulunamayışı. cinsel suç işleyenlerde ise %66. eğitim düzeyi. Sinem Torun 2. Kruskall-wallis analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Tüm örneklemde alkol-madde bağımlılığı.05). Ayrıca çalışmamızda yer alan hükümlülerin en çok fiziksel şiddet suçu işlediği (cinayet.PB 115 Farklı Suçlardan Hükümlü Olanların Çocukluk Çağı Travma Yaşantıları Ve Kişilik Özelliklerinin Karşılaştırılması A. Yetişkin Kişilik Değerlendirme Ölçeği(YKİDÖ) ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(CTQ-28)uygulanmıştır. kişilik bozukluğu %4.75±9. ilk suça karışma 11-18 yaşları. medeni durumda anlamlı fark bulunamamıştır. cinsel.Gruplar arasında yaş.18’dir.83 Duygusal tutarsızlık %39. cana yönelik şiddet ve mala yönelik şiddet)nedeniyle hükümlü olanlar arasında çocukluk çağı travmatik yaşantılarının ve kişilik özelliklerinin saptanması ve işlenen suç türüyle bu özelliklerin ilişkisinin araştırılmasıdır.21 %34. gruplar arasında farklılık saptanmamıştır.3. duygusal istismar ve fiziksel. cana yönelik şiddet suçları örnekleminde %51. YÖNTEM VE Gereçler: Çalışma Uşak E-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Temmuz-Eylül 2012 tarihleri arasında çalışma kapsamındaki suçlar nedeniyle hükümlü/hükümözlü/tutuklu olan ve çalışmaya gönüllü katılan 69 kişi arasında yapılmıştır.48’dir. yaralama. Katılımcılara Demografik Bilgi Toplama Formu. şiddete eğilim ve madde kullanımı gibi davranışların 15-17 yaş grubunda ortaya çıktığını bildiren çalışmalarla paralellik göstermektedir (9). örneklemin küçük olmasına bağlanmaktadır.11). Literatürde çocuklukta en fazla fiziksel şiddete maruz kalındığı bildirilmektedir(7.79 %29. Bu bulgu. ilk alkol/madde deneme ise 13-18 yaşları arasında olmaktadır. Çalışmamızda çocukluk çağı ihmal ve istismarının yetişkinlikte bazı psikiyatrik rahatsızlıklara neden olduğu bulunmuştur. Alt ölçeklere bakıldığında özellikle fiziksel ve duygusal istismar yüksek oranlarda bulunmuştur.9’dir. Uşak 4 Ege Üniversitesi Amaç: Farklı suçlar(cinsel şiddet.3 Azmi Varan 4 1 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD.05). İzmir 3 Uşak E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu.44 Bağımlılık %38. depresyon.31 %37.39 Duygusal tepkisizlik %35. anksiyete bozukluğu %1.86±7.69 %34. bu çalışmada da benzer bulgular elde edilmiştir. Örneklemin ilk kez alkol/madde denedikleri yaş 14. Örneklemler kişilik özellikleri açısından değerlendirildiklerinde. Toplanan veriler Chi-Square. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 34.7 oranındadır.76 %33. Çocukluk çağı travmatik yaşantılarının varlığı mala yönelik şiddet suçlularında %76. mala yönelik şiddet cana yönelik şiddet cinsel suçlar Düşmanlık/saldırganlık %35. Ender Altıntoprak 1. bu bulgu İşeri ve arkadaşlarının (2008) çalışmasıyla benzerlik göstermektedir. İzmir 2 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD. diğer araştırmalarla paralellik göstermektedir ve rehabilitasyon programlarında dikkate alınması gerektiği düşünülmektedir. Tartışma: Bu pilot çalışmanın bulgularına göre. .36 %38 Gruplararası karşılaştırma yapıldığında anlamlı fark bulunamamıştır(p>. Bu sonuçlar suç.90 %30 Olumsuz dünya görüşü %36. vb)saptanmıştır.4 yaygınlıkta saptanmıştır. S.55 %36.18 %24. gruplar arasında farklılık yoktur.

akraba evliliği ve kadının onayı olmadan evlendirme gibi sosyal faktörler önemli rol oynamaktadır (2). %26. Bildirilen en düşük evlenme yaşı 10. p=0. evlilik ile ilişkili sosyokültürel faktörleri. en düşük gebelik yaşı ise 13 olmuştur.¹ Mehmet Cemal Kaya. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 38. p<0. Çalışmada kotalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. EYE’lerde düşük sayısının daha fazla olması.D.778. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. Tartışma ve Sonuçlar: Diyarbakır’da EYE oranı Türkiye’nin batı bölgelerine göre daha yüksek olup.295. 18 yaşından önce 18 yaşından sonra evlenen kadınlara göre evlenmeden önce fakirliğin (χ2=15. Kadınların %37’si (n=166) 18 yaşından önce evlenmişti.232. Saka G.040) daha yüksek oranda olduğu.79. Yapılan anketle ilgili veriler bilgisayara girilerek istatistikleri SPSS 18. berdel gibi kültüre özgü özellikler.254. bunda başlık parası.1±11.479.05) daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.²Aytekin Sır.2. %26.org/progressforchildren/2007n6/index_41848. beşik kertmesi.7. Ceylan A ve ark. Bu çalışmada Diyarbakır’da yaşamakta olan evli kadınların aile özellikleri. berdel ve beşik kertmesi adetlerinin daha sık uygulandığı (χ2=10. herhangi bir hastalık ve nedeni olmayan ağrıları daha fazla bildirmeleri EYE’in kadın sağlığını kötü yönde etkilediğini göstermektedir. Diyarbakır Giriş: 18 yaşın altında yapılan evliliklere erken yaşta evlilik (EYE) denmektedir.001).¹ Abdullah Atli. Diyarbakır 2. Kaynaklar: 1. Ertem M.902.001) ve düşük sayısının (t=2. p=0.htm 2.http://www.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir.¹ Mehmet Güneş. EYE çoğunlukla erken ve sık gebeliklere yol açmakta ve anne ve çocuk ölüm riskini artırmaktadır (1. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.272. ortalama çocuk sayısının (t=8. p<0.001). akraba evliliğinin daha yüksek oranda gerçekleştiği (χ2=16.001 ).6’di. p<0.36. p<0. Erken yaşta evlenenlerde herhangi bir hastalıklarının olduğunu belirtme oranları daha yüksekti (sırasıyla %49. erken yaşta (18 yaşından önce) evlenme sıklığını ortaya koymak ve erken yaşta evlenme ile ilişkili faktörleri tespit etmeyi amaçladık.001).PB 116 Erken Yaş (18 Yaş Altı) Evlilikleri: Diyarbakır Örneği Mahmut Bulut. The factors associated with adolescent marriages and outcomes of adolescent pregnancies in Mardin Turkey . Bununla birlikte somatizasyonun bir işareti olan nedeni dobulunamayan ağrılar erken yaşta evlenenlerde çok daha yüksek oranda mevcuttu (sırasıyla %46.1.¹ Cem Uysal. χ2=25. başlık parası (χ2=17. p<0.¹ 1. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. evlilikle ilgili kadının görüşüne daha seyrek başvurulduğu (χ2=21. 17-65 yaş arası 500 kadına uygulanan bir anket ile gerçekleştirilmiştir.001) ve fiziksel ve sözel istismara maruziyetin (χ2=4. Adi Tıp AD.001).235.2). p<0. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kotalar belirlenip bu kotalara göre nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı tutturulmaya çalışılmıştır.unicef.χ2=12. p<0.001). p<0. Yöntem ve Gereçler: Çalışma Diyarbakır kent merkezinde ikamet eden.

kendini kötü hissetme.25±2.9’si (n=40) erkektir. “Hasta olarak hastaneye yatsanız eşcinsel olduğunu bildiğiniz bir hemşirenin size bakım vermesi neler hissettirir?” sorusuna. %14. dinsel n=8. % 16.% 18. Sevim Buzlu*.83. % 8. (stigma n=21. % 13. çevresel n=45 %18. Araştırmada literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların demografik özelliklerin yanı sıra. Bulgular: Araştırmaya katılan toplam 237 öğrencinin yaş ortalaması 20. Destek kategorisi altında kabullenme (n=15. Elif Açıkgöz** *İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi.43). Stigma kategorisi altında davranışsal (n=64. % 14. % 83.34).08) ayrılmıştır. % 8.08)].98.86) ile ortaya çıkmıştır. % 3. % 63. katılımcılar bakım almak zorunda kaldıklarında rahatsızlık duymayacaklarını (n=106. korku ve üzülme) ön plana çıkmaktadır. **İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu. [farklılık-(hastalık n=61. Katılımcıların “Eşcinsellik size göre nedir?” sorusuna verdikleri cevaplar “anlam” teması altında 4 kategori (varoluşsal çatışma n=20. bakıma ilişkin hissettiklerine temellenen açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılmıştır.72) ancak öncelikle eşcinsel bir hemşireden bakım almak istemediklerini (n=45. reddetme ve zarar verme isteği) ve duygusal (n=43. Leyla Küçük*.51). Amaç: Hemşirelik öğrencilerinin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin belirlenmesi amacıyla planlanmış bir araştırmadır. % 27) reaksiyon (arkadaşlığını kesme.98) belirtmişlerdir. Katılımcıların “En iyi arkadaşınızın eşcinsel olduğunu bilmek size neler hissettirir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “ikilem” teması altında “stigma” ve “destek” olarak iki kategoriye ayrılmıştır. tercih n=31. güvensizlik hissi. öfke. “Hemşire olarak çalışmaya başladığınızda eşcinsel birine bakım vermek size neler hissettirir” sorusuna katılımcıların çoğunluğu (n=151.1’i (n=197) kadın.% 21.37. % 6. Katılımcıların “Eşcinselliğin oluşum sebebi size göre nedir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “çeşitlilik” teması altında 4 kategoriye (hastalık n=111. % 18. % 46. saygı duyma (n=34.14) reaksiyon (kendini kötü hissetme. Funda Camuz*.34) ön plana çıkmaktadır. Yöntem: Çalışma bir Hemşirelik Fakültesinde okuyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 237 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. (literatürsel tanım n=51. Sonuç ve Öneri: Hemşirelik bakımının etkin bir şekilde verilmesinde öğrencilerin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin bilinmesi ve eğitim sürecinde konunun ele alınması önerilir.% 13. tedirginlik gibi duyguları yaşayabileceklerini ifade etmişlerdir. % 44.73 ) /(tercih n=31.39 olup.PB 117 Öğrencilerin Eşcinsellik Hakkındaki Görüşleri Sevil Yılmaz*. nötr kalma (n=34. Emre Çiydem**.71) bakım vermekten çekinmeyeceklerini ancak üzüntü. . % 25.32).

Olgulara sosyodemografik veri formu. Koo ve Lee sınıflamasına göre psikodermatolojik hastalık tanısı almış. Şırnak ** Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Ankara Koo ve Lee sınıflamasına göre psikiyatrik semptoma yol açan dermatolojik hastalıklar ve psikofizyolojik/stresle oluşan ya da artan hastalıklarda Tip D kişilik prevalansının belirlenmesi ve tip D olan ile olmayanların demografik özellikler. Stres ve Psikiyatrik Semptomatoloji: Ruhum mu Hasta Derim mi? Esra Etyemez* . DS 14 Ölçeği. stresle baş etme tarzları. Psikiyatriye yönlendirilmiş olan psikodermatolojik hastalık tanılı hastaların psikiyatrik değerlendirmesinde Tip D kişilik özelliklerinin öncelikli olarak saptanmasının bu hastalardaki psikiyatrik değerlendirmeyi daha da kolaylaştırabileceğini ve bu grup hastaların psikiyatrik değerlendirilmesinin daha detaylı yapılması gerekliliğini göstermektedir. Kısa Semptom Envanteri. HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Çanakkkale *** Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. stresle baş etme tarzları ve psikiyatrik komorbidite açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Stres İle Başetme Tarzı Ölçeği. HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır. stresle baş etme tarzları. stresli yaşam olayları sayısı. stresli yaşam olayları. Başak Şahin** . Psikodermatoloji hastaları ile sağlıklı kontroller arasında yapılan karşılaştırmalarda. stresli yaşam olayları sayısı ve bundan subjektif etkilenme oranları. okuryazar olup yaşları 18.8 bulunmuştur. Psikodermatolojik hastalık tanısı alan Tip D kişiliği olan ve olmayanlar arasında hastalığın başladığı dönemde psikososyal stresör varlığı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Kliniği’ne ayaktan başvuran ya da yatarak tedavi gören. .65 arası 181 hasta ve 57 sağlıklı kontrol çalışmaya alınmıştır. Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. algılanan sosyal destek. Stresli Yaşam Olaylarını Tarama Formu.PB 118 Psikodermatolojik Hastalıklarda Tip D Kişilik. Psikodermatoloji hastalarında Tip D kişilik prevelansı %34. Behçet Coşar*** * Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği.

Tartışma: TPD ve APHB tarafından ülke sınırları içinde bugüne kadar olan en geniş çaplı psikososyal destek hizmetini gerçekleştirilmiştir.6 büyüklüğündeki depremlerde 644 kişi hayatını kaybetmiş. 4152 kişi yaralanmış. iv. 252 kişi enkazdan sağ olarak kurtarılmış.2 ve 5. 23 Ekim 2011’de Erciş’te ve 9 Kasım 2011’de Van’da meydana gelen 7. Epidemiyolojik değerlendirme ve bölgesel afet ruh sağlığı politikası geliştirme olmak üzere temel olarak dört aşamada yürütülmüştür. Van’da görev yapan ruh sağlığı çalışanları ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik Temel ve İleri Düzey Ruhsal Travma Eğitimi verilmiş. Uygulamalar. Altınel G(2012) Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği Van Depremi Psikososyal Destek Çalışmaları Sonuç Raporu. Ulusal ve yerel resmi kurum ve kuruluşlar. Kaynaklar: 1-Akman P. Van ve Erciş’te 1500 afetzedenin katıldığı bir epidemiyolojik çalışma yapılmıştır. Değerlendirme. Bu çalışmada. Erciş ve Van dışına göç eden depremzedelere ulaşılması hedeflenmiştir. aspx?param=105 adresinden indirildi. Uygulanacak psikososyal müdahaleler kısa. 2-T. Psikososyal girişimler. ii. Erciş ve Van dışındaki depremzedelere yönelik yürüttüğü psikososyal müdahalelerin aktarılması ve genel bir değerlendirmesinin yapılması amaçlanmaktadır.tr/Sarbis/Shared/WebBelge.C. Ancak uygulamada karşılaşılan güçlükler ile afetlerle mücadelede hazırlıklı olmanın önemi bir kez daha hatırlanmış olup bundan sonraki afetler için geniş kapsamlı bir eylem planına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. . Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı(2011) AFAD Deprem Dairesi Van Depremi Raporu. Van dışında ise 2207 depremzedeye ulaşılmıştır. Sonuç: Psikososyal müdahalelerde Van ve Erciş’te toplam 14603.com/wpcontent/uploads/2012/04/van_psikososyal_deg_sonuc_rap. ‘Temel Sağlık Hizmetlerinde Ruhsal Travmaya Yaklaşım’ kitabı genişletilerek ve güncellenerek hazırlanmış ve Van depremi sonrasında kazanılan deneyim kitap haline getirilmiş. Eğitim ve yeterlilik artırma çalışmaları. Yöntem: Psikososyal müdahaleler TPD’ye ve APHB’ye üye gönüllüler tarafından yürütülmüştür.pdf adresinden indirildi. 10 Mart 2012’de http://www. i. sivil toplum kuruluşları ve uluslararası yardım kuruluşları ile eşgüdüm sağlanarak ortak çalışmalar yürütülmüştür. 12 Mart 2012’de http://www.deprem. normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkilemektedirler. orta ve uzun vadeli olarak planlanmıştır. Bu etkinliklerde Van.manevisosyalhizmet. çok sayıda ev ve iş yeri hasar görmüş ve yaklaşık bir milyon kişi bu depremlerden olumsuz yönde etkilenmiştir.PB 119 Bir Dayanışma Örneği: Van ve Erciş Depremleri Ardından TPD ve APHB Çalışmaları Feyza Çelik TPD Vandep Çalışma Grubu Amaç: Afetler insanlar için fiziksel. ekonomik ve sosyal kayıplar doğurarak.gov. Van’a görevlendirilen. iii. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin(TPD) üyesi olduğu Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği(APHB) ile depremin kişilerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek amacı ile Van.

00 arası uykusuz bırakıldılar.00 ile sabah 07. Besiroglu L. Vardiyalı sistemde çalışma uyku yoksunluğu’na sebep olmaktadır ve günümüz modern dünyasında sağlıklı bireyler sosyal aktiviteler nedeniyle kısıtlanmış bir uykuya sahiptirler Bu durum kronik uyku yoksunluğu olarak nitelendirilmektedir. 2. DHEA-S ve tiroid fonksiyon testleri için kan örnekleri alındı. İzmir Amaç: Uyku yoksunluğu hem uykunun fonksiyonlarının anlaşılması için sağlıklı bireylerde hem de depresif hastalarda tedavi amacıyla uzun yıllardır uygulanan bir yöntemdir (1).Yavuz Selvi. sT4 ve DHEA-S seviyelerinde anlamlı derecede artış tespit edilmiştir. .Lütfullah Beşiroğlu 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. Yöntem: Çalışmaya katılım şartlarını taşıyan 16’sı erkek 16’sı da kadın olan 32 bireye bir gecelik total uyku yoksunluğu uygulandı. Lepping J. Agargun MY. yorgunluk skorlarında yükselme gözlenmiştir. normalden sapan uyku deneyimlerinin dissosiyatif semptomlarla ilişkili olduğu yönündeki bilgilerle uyumludur (2). Kaynaklar: 1. Merekelbach H. Bulgular: Uyku yoksunluğu uygulanan bireylerde DDP’nin depresif şikâyetleri sorgulayan depresyon alt ölçeğinde ve dinçlik-aktivite skorlarında düşme. Çalışmamız. DDP depresyon alt ölçeğinde azalma ve yorgunluk alt ölçeğinde artma uyku yoksunluğu sonrası sT4 seviyesi artan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bireylerden uykusuzluk öncesi ve sonrası kortizol.599-606. Uyku yoksunluğu ile dissosiyasyon düzeylerinde artış.Sultan Kılıç. Tartışma: Uyku yoksunluğuyla T4 seviyelerindeki artış depresif duygudurumu yordayan alt ölçeklerdeki düşme ile korele bulunmuştur. Van 2Kahramanmaraş Afşin Devlet Hastanesi. Bireyler gece 22. 3Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi.PB 120 Uyku Yoksunluğunun Duygudurum Profili ve Dissosiasyon Üzerine Etkisi ve Biyokimyasal Değişimlerle İlişkisi Adem Aydın. Psikiyatri Birimi. Uyku yoksunluğu sonrası kortizol seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim elde edilememişse de. sT3. Giesbrecht T. Gulec M. J Abn Psychol 2007. 3. Jelicic M. DES skorları uyku yoksunluğu sonrası istatistiksel olarak önemli derecede artarken WBSI skorlarında anlamlı bir azalma tespit edildi. TSH.16: 241-244. Acute dissociation after 1 night of sleep loss. Uyku yoksunluğunun duyguduruma etkisinin değerlendirilmesi için Duygudurumları Profili (DDP). Kahramanmaraş. bir gecelik uykusuzluk sonrası bireylerde oluşabilecek duygudurum ve düşünce süreçlerindeki değişimler ile biyokimyasal değişimler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Selvi Y. Smeets T. Mood changes after sleep deprivation in morningness– eveningness chronotypes in healthy individuals. dissosiyatif belirtiler için DES ve düşünce süpresyonunun değerlendirilmesi için Beyaz Ayı Supresyon Testi (WBSI) uygulandı. J Sleep Res 2007. Uyku yoksunluğu sonrası DHEA-S seviyeleri artan bireylerde daha düşük depresyon puanlarının elde edilmesinin yüksek DHEA-S seviyelerinin stresin negatif etkisine karşı koruyucu etkisi ve kognisyonu düzeltmesinden kaynaklanıyor olabileceği sonucuna varılmıştır.

evli. hareket eder. Sağlık Hukuku Makaleleri. kullandığı ilaç X kategorisinde olmadığı için kürtaj yapılamayacağı söylenerek gönderilmiş. İstanbul Barosu Yayınları. Kaynaklar: 1. dört çocuklu.Komut S. 2012.II. altı ay önce psikiyatriste başvurmuş. yetkililerce izlenir. Olgu II: FD. Şu an hasta ilaçsız olarak polikliğimizde takip edilmektedir. Üç defa KHD polikliniğine giden hastaya çeşitli nedenlerle kürtaj yapılamayacağı söylenmiş. 40 yaşında.edu/sultankomut/Papers/587884/Turkiyede_Kadin_Cinsellik_ve_Kurtaj adresinden 22. Oradadır.PB 121 Psikiyatrik Hastalığı Olan Kadınlar ve Kürtaj Aslıhan Polat. http://khas.2012 tarihinde indirildi. “gebeliğin ilk on haftası dolana kadar herhangi bir neden aranmaksızın istek üzerine rahim tahliye edilir. “Türk Hukukunda Kadının Vücudu Üzerindeki Tasarruf Hakkını Sınırlayan Düzenlemeler”. Kanunun ilgili maddesine göre. KHD hekimi kürtaj yasasının çıktığını. Olgu I: NK. haftada bir psikiyatri poliklinik kontrolü ile takibi planlandı. 2. Türkiye'de Kadın. evli. Cinsellik ve Kürtaj. serbest bırakılır (2). kısıtlanır. kürtaj yapılmamış. Hasta bunun üzerine kürtaj kararından vazgeçti. İlaç tedavisine yanıtı iyi olan. .academia. üç çocuklu.08. Kürtaj kararı alan hasta. Plansız gebeliğini öğrendiğinde çok üzülmüş. NK bir hafta önce beş haftalık gebe olduğunu öğrenmiş. Yasal bir gereklilik “henüz” olmamasına rağmen.Basım:103-130. valproik asit 1000 mg kullanıyor. İstanbul. Kocaeli Amaç: Türkiye’de istemli kürtajın sınırları 1983 yılında Türk Ceza Kanunu (TCK) ile belirlenmiştir. “Majör Depresif Bozukluk” ön tanısıyla venlafaksin başlanmış.Tek GS. Gebeliği sonlandırmak için KOÜ KHD polikliniğine başvuran hasta. FD ve eşi bunun “Allah’ın istediği bir şey olduğunu” düşünerek kürtaj kararlarından vazgeçmişler. anne ve fetüs sağlığını etkileyecek bir durum olmadığı için kürtajın yapılamayacağı söylenmiş. ilkokul mezunu. yasaklanır. Yeni gündeme getirilen “vicdani red” uygulamasıyla birlikte. yasal değişiklikler yapılmadan ortaya çıkan düzenlemeler ve bu durumun kadın ruh sağlığı üzerindeki etkileri tartışılacaktır. satış elemanı olarak çalışan kadın hasta. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. rahim içi araç kullanırken gebe kalmış. KHD bölümünden hekime telefonla ulaşıldı ve tarafımıza kürtaj yapılacağı söylendi. Türkiye’de ne yazık ki kürtaj konusu her zaman sular altındaki bir denizaltı gibidir. gebelikteki ve doğum sonrası ortaya çıkması kuvvetle muhtemel ruh sağlığı problemleri de görmezden gelinmiştir. NK kürtaj için ilacın kategorisi ile ilgili rapor alması gerektiğini söyleyerek haziran – 2012’de polikliğimize başvurdu. Sonuç: Bu olgularda kadınların kendi bedenleriyle ilgili karar verme haklarının yok sayılmasının yanı sıra. hekimlerin çeşitli rapor talepleriyle hastalar oyalanmış ve sistemli bir yıldırma sonrası kürtaj kararından vazgeçmek zorunda bırakılmışlardır. bipolar bozukluk tanısıyla takipli kadın hasta. kürtajla ilgili ortaya çıkan bu durumun psikiyatrik hasta grubu açısından ayrı bir önemi olacağı açıktır. rapor olmadan kürtaj yapamayacağını söylemiş. Hastaya ise venlafaksinin X kategorisi bir ilaç olmadığı.” denilmektedir (1). Depresif yakınmaları devam eden hastanın ilaçsız olarak. kontrol edilir. her ilaç kesiminde şiddetli duygudurum atağı geçiren FD. Son günlerde tekrar tartışma konusu olan istemli kürtaj. NK aynı sorunla karşılaştığını söyleyerek tekrar geldi. Bunun için Kocaeli’nde bulunan bir dal hastanesinin kadın hastalıkları ve doğum (KHD) polikliniğine başvurmuş. gebeliğini sonlandırma kararı almış. 42 yaşında. 1. KOÜ KHD polikliniğine yönlendirildi. gebeliğin altı haftalık olduğu.

festivali etkili bulduklarını (%76. İkinci ankete katılan öğrencilerin çoğu afişleri (%72. Öğrencilerin %81. Programın başında madde kullanımı ve sosyal normlarla ilgili anket uygulanmıştır. çünkü madde kullanımının akranlarınca kabul gördüğü düşüncesi gencin o grubun içinde olmak amacıyla madde kullanımına zemin hazırlayabilir. alkol. *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencisi Giriş: Sosyal norm yaklaşımı riskli davranış oranlarını azaltmak için bir müdahale stratejisidir. % 59.PB 122 "Bağımlılığı Reddet. 2 ay sonunda anket ikinci kez uygulanmıştır. Anıl Gündüz.4’ü öğrencilerin sigara.3’ü. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı ve böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu inandığını.4’ü deneme amaçlı. Ekin Sönmez.7 ve %32. akranlarının alkol ve madde kötüye kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. Dilay Tunca.8’i sigara kullanımının yanlış olduğunu. alkol ve diğer maddelerin zararlarının anlatılmasını gerektiğine inandığını belirtmiştir. . Cengiz Çelebi. esrar kullanımı sıklığının ve öğrencilerde bu maddelerin kullanımıyla ilgili sosyal normların belirlenmesi ve sosyal normlar üzerinden hazırlanacak geri bildirimlerin ve sorunla ilgili farkındalık düzeyini artırmaya yönelik faaliyetlerin etkinliğinin araştırılmasıdır.9’u okulundaki öğrencilerin çoğunun sigara.2’si okulundaki çoğu öğrencinin (en az %51’inin) sigara içmenin yanlış olduğunu düşündüğünü.6) ve görüşlerinin olumlu (%73.4) etkilendiğini bildirmişlerdir.2).7’dir. %86. Bu yanlış algı düzeltilmelidir. %87. %74. Öğrencilerin yanıtlarıyla sosyal normları içeren ve yanlış algıları içeren posterler hazırlanarak okulda görülür yerlere asılmış. Öğrencilerin sadece. geribildirim afişlerini (%70. %36. Amaç: Çalışmanın amacı lise öğrencilerinde sigara. Sonuç: Öğrencilerin kendi ve arkadaşlarının tutumları hakkında düşündükleri arasında fark belirgindir. %54. alkol ve diğer maddelerin zararları hakkında bilinçlendirilmeleri gerektiğini düşünmektedir. Bulgular: Yaşam boyu sigara ve alkol kullanma sıklığı sırasıyla %29.2’si 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığını. Güler Kandemir. Hayata Evet!" (Sosyal Sorumluluk Projesi) Yıldız Akvardar.1’i okulundaki çoğu öğrencinin 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığına inandığını. Öğrencilerin. arkadaşlarının tutumlarına yönelik yanlış algı içinde oldukları görülmektedir. Bulut Güç* Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Yöntem: Pendik ilçesinde rasgele yöntemle seçilen bir lisede öğretmenlerin ve öğrencilerin katılımıyla okulun kendi kaynakları ve Pendik Belediye’sinin olanaklarıyla “Bağımlılığı Reddet!” konulu bir program hazırlanmıştır. %47. Gülhan Karaer.6). okulundaki öğrencilerin çoğunun deneme amaçlı.

Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Araştırmaya T. Alkol bağımlısı olan hastalara uygulanan Bağlanma Ölçeği ile Çift Uyum Ölçeği arasındaki korelasyon analizi sonucu ikircikli bağlanma arttıkça.C Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Alkol Ünitesinde ayaktan ve yatarak tedavi ve takip edilen ICD-10 Madde bağımlılığı tanı ölçütlerini karşılayan alkol bağımlılığı tanısı almış erkek hastalar ve sağlıklı eşleri (49 çift) alınmıştır. medeni durum. Çanakkale **Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. ** Esra Etyemez.=100. kontrol grubunun eşlerine (Ort.=62. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. çiftlerin bağlılığı ve çiftler uyumu ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır. çift anlaşması. *** Zehra Arıkan *Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. kontrol grubunun eşlerine (Ort.65) göre daha az çiftler arası uyum sergilemektedir. . Bağımlıların sıklıkla kişilerarası ilişkilerde sıkıntı yaşaması bunlarda da bir bağlanma bozukluğu olduğunu düşündürmektedir.=287. hem hastanın kendisi hem de yakınları için önemli bir psikososyal sorundur. meslek vb soruları içeren sosyodemografik veri formu.=59. Nisan 2011 ile Ağustos 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma.PB 123 Alkol Bağımlıları ve Eşlerinde Evlilik Uyumu ve Bağlanma Biçimi Arasındaki İlişki * Başak Şahin.32) göre daha az eşler arası bağlılık göstermektedir.97) göre daha az sevgi göstermektedir. Bu araştırmada alkol bağımlıları ve eşlerindeki bağlanma biçimi ve evlilik uyumu arasındaki ilişkinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Etkilenen bu çevrenin başında da aile ve evlilik kurumu gelmektedir.94).76).=80.78). Karşılıklı etkileşebilen.=91. Katılımcıların tamamına yaş. Evli çiftler için evlilik uyumlarında önemli sorunlar yarattığı görülen durumlardan biri eşlerden birinin ya da her ikisinin alkol bağımlılığının bulunmasıdır. Ankara Alkol bağımlılığı olan kişi alkol kullanımı nedeniyle sosyal ve mesleki alanda bozulma yaşar.=75. Çift Uyum Ölçeği tüm alt test ve toplam puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir.2) göre daha az çiftler arası doyuma sahiptir. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. evlilik uyumunu değerlendirmek için “Çiftler Uyum ölçeği” ve bağlanma biçimini değerlendirmek için “Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği” verilmiştir.=87. eğitim düzeyi. cinsiyet. Çalışmanın kontrol grubu da 48 çiftten oluşmaktadır. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. sevgi gösterme.=52.62) göre daha az çiftler arası anlaşma göstermektedir. Şırnak ***Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. kontrol grubunun eşlerine (Ort.=327. kontrol grubunun eşlerine (Ort. evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliği yapabilen ve sorunlarını olumlu bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu evlilik olarak tanımlanmaktadır.91). Alkol bağımlılığı.03). çift doyumu. Alkol bağımlılığı sadece rahatsızlığa sahip bireyi değil sosyal çevresini de etkilemektedir.

Katılımı artırmak üzere tüm öğrencilere Marmara Üniversitesi Rektörlüğü aracılığıyla iki kez. altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de uygulanan. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır.9’u) son iki ay içinde alkol kullanmamıştır. Anket Şubat 2012'de çevrimiçi oldu. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (%61. arkadaşlarının madde kullanımyla . Göztepe kampusundeki erkek öğrencilerin çoğu (%51. Kaan Kora*.0). web sitesine kayıt olan öğrencilere SPIN web aracığıyla üç kez hatırlatıcı mail gönderildi. Anıl Gündüz*. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 60. Tartışma ve Sonuç: Akranlarının davranışlarından etkilenen bu yaş grubunda.8’i). örn: Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%53.0’sı) son iki ayda hiç alkol kullanmamıştır. kampüslerindeki erkek öğrencilerin çoğunun en az iki haftada bir alkol kullandığını düşünmektedir. Kız öğrencilerin çoğu arkadaşlarının son iki ay içinde en az bir kez sarhoş olduğunu düşünürken. tutum ve algıları içeren. Bulut Güç**. Bulgular: Öğrencilerde akranlarının madde kullanımıyla ilgili yanlış algıların belirgin olduğu görülmektedir. Aslında. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. web sitesine kayıt olan öğrencilere projenin web sitesinde online olarak bulunan çalışma anketini tamamlamaları için e-posta gönderildi. Erkek öğrencilerin çoğu (% 67. Marmara Üniversitesi Göztepe Kampusu öğrencileri çalışmayla ilgili eposta gönderilerek kayıt olmaları için projenin web sitesine davet edildi.8) alkol kullanımını onaylamamaktadır. tutum ve algıları belirlenmiştir.5) kampus arkadaşlarının eğer okulu etkilemezse alkol kullanımını onaylayacağını düşünürken. Hüseyin Yüce**** *Marmara Üniversitesi Tıp FakültesiPsikiyatri AD. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 66’sı) hayatında hiç sarhoş olmadığını belirtmiştir. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlandı. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Projenin ilk aşaması olarak müdahale öncesi durum değerlendirmesi yapılmış ve öğrencilerin madde kullanım davranışları. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. İstanbul ****Marmara Üniversitesi Rektörlüğü Bilişim Merkezi. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. Yöntem: Madde kullanım davranışlarını. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan sosyal norm yaklaşımı. Avrupa Birliği tarafından desteklenen web tabanlı bir projedir. Cengiz Çelebi*.PB 124 SNIPE: Social Norms Intervention for the Prevention of Polydrug Use Üniversite Öğrencilerinde Madde Kullanımıyla İlgili Sosyal Normlar. Sibel Kalaca***. Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%56. kampus arkadaşlarının son iki ay içinde iki kez alkol kullandığını düşünmektedir. Türkiye Sonuçları Yıldız Akvardar*. Aslında. İstanbul Amaç: Öğrencilerin.

Duygusal ve cinsel yaşam anlatıları “eksik” anlatımlardan.PB 126 Alkol Bağımlılığı Olan Erkeklerin Evliliği ve Eşlerinin Kadınlık Halleri Salime Tarihçi*. Bu görüşmelerde ortak yaşantı süreci genellikle 5 yılın üstündedir ve kadınların yaş aralığının 30-60 yaş arasındadır. Ancak. Bulgular: Alkol bağımlılığı sorunu yaşayan erkeklerin birlikte yaşadığı kadınların genel olarak görüşme süresince “üzgün” olduğu gözlemlenmiştir. “razı” olma gerekçeleri anlaşılmaya çalışılmıştır. olguların sistematiği ile ilgili bilimsel bilgi sınırlı sayıdadır. kadınlar genel olarak ilişkilerinde “merhamet”. İlişkilerinin olumsuz tüm nedenleri bağımlıya ait. “Bağımlı koca” kadınlar için derin yalnızlık duygusu yaratmış. Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Mağdur ve masum kişiler olduklarına inanmakta ya da inandırmak istemektedirler. çözüm arama davranışından kaçınmakta oldukları. tek eşli olmaya inanç. Alkol bağımlılığı ve bağımlı eş ile kurulan ilişkinin özellikleri konulu niteliksel çalışmalar bu nedenle öğretici. Kadınların bağımlılık konusunda tanışıklıkları birinci aileden geliyorsa kabulleri. Kendilerini iyi ve mağdur olarak tanımlayan kadınların durumla yüzleşme. dolayısıyla önleyici çabalarda yol gösterici olacaktır. Bağımlıyı değil. bu davranışında bağımlılığı sürdürmekte dolaylı nedenlerden olabileceği görülmüştür . çocukların varlığı ortak yaşama “razı” olma gerekçeleri olarak önde sıralanmıştır. Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi’nde tedavi gören erkek hastaların eşleriyle yapılan derinlemesine görüşmelerde elde edilen metinlerin söylem analizi yapılmıştır. parçalardan oluşmaktadır. Bu çalışmada alkol bağımlılığı tedavisi gören kişilerle eşlerinin ilişkilerini sürdürürken kullandıkları anlamlar ve dayanaklar. “iyi insanlık” gibi olumlu değer yükü taşıyan kavramları kendi nitelikleri olarak belirtmişlerdir. sevseler bile o sevginin getirisi olan mutluluk ve tatmin beklentisi yok olmuş izlenimi edinilmiştir. kadınların söylemenin yaralı olabileceğine dair umutsuzluklarının keskin olduğu her görüşmede kendini göstermiştir. Tüm ilişkilerde çeşitli yoğunluk ve biçimlerde şiddetin var olduğu görüşmelerde ortaya çıkmıştır Tartışma: Madde bağımlılığı olan erkeklerin birlikte olduğu kadınların bağlılığının taşıdığı nitelikler ilişkinin sağlıklı olmadığını düşündürmüştür. olumsuz durumlara katlanma. maddeyi sorumlu tutma söylemi. görmezden gelme becerileri daha yüksek gibi görünmektedir. başka hayat kurmak imkânının sınırlılığı. Hatice Demirbaş***. Fatma Yıldırım****. “acıma”. Tüm görüşmeler içinde 50 görüşmenin metin içeriğinin göreli olarak tutarlı olduğunu düşünülerek değerlendirmeye alınmıştır. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi ***Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl ****Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl Amaç: Ev içinde kadına yönelen şiddet olgularında sayısal bilgilerde artış olmasına karşın. “sabır”. olumlu nedenleri kendilerine aittir. Anlatılamayan ve sır olanın söylem yoğunluğu. İnci Özgür İlhan**.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avustralya’da. Veri analizi yapılmış. yaş. yaklaşık 7000 öğrenciye ulaşılmıştır. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. Bulut Güç***. Anıl Gündüz*. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım.web tabanlı SNIPE projesinin tanıtımı amaçlanmaktadır. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. Anketi tamamlayan müdahale grubundaki öğrenciler kişisel sosyal norm geribildirimi verilen web sayfasına ulaşmaktadır.PB 127 SNIPE: Social Norms Intervention for the prevention of Polydrug usE Üniversite öğrencilerinde çoğul madde kullanımını önlemek için sosyal norm müdahalesi Yıldız Akvardar*. Temmuz-Ekim 2012 arasında müdahale çalışmasının tamamlanması planlanmıştır.Ocak 2013'te uygulanacaktır. Ankette cinsiyet. • Esrar. Kaan Kora*. Web sayfasının hazırlığı yapılmış. Üniversite öğrencileri için akranları en önemli sosyal başvuru kaynağıdır ve akranlarının madde kullanımının yüksek olduğu düşüncesi bireyin kendi kullanımında artışa yol açabilir. Proje ekibi tarafından madde kullanım davranışlarını. müdahale web sayfaları hazırlanmıştır. ikamet. Sibel Kalaca**** *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Marmara Üniversitesi Rektörlüğü ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 Öğrencisi ****Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Amaç: Çok merkezli. Slovakya Marmara Üniversitesi. Almanya Universiteit Antwerpen. İspanya University of Leeds. Bu yöntem Avrupa’da madde kullanımını önleme programlarında yaygın denenmemiştir. İngiltere Univerzita Pavla Jozefa Šafárika v Košiciach. SNIPE iki yıl sürecek ve e-sağlık müdahalesinin etkinliği altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de değerlendirilecektir. Avrupa Birliği tarafından desteklenen bir projedir. durum saptamasına yönelik birinci anket uygulaması tamamlanmış. uygulamak ve etkinliğini ölçmektir Yöntem: Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale öncesi durum değerlendirmesi • E-sağlık müdahalesinin uygulanması • Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale sonrası ve izlemde durum değerlendirmesi • SNIPE ve e-sağlık müdahalesinin kullanımı hakkında bilgi sağlamak üzere birçok dilde hizmet veren web sayfasının hazırlanması amaçlanmıştır. tutum ve algıları içeren. İngiltere Syddansk Universitet. Müdahale sonrası izlem anketi tüm gruplarda Eylül 2012. Cengiz Çelebi*. Danimarka Univerisdad de Navarra. Belçika University of Bradford. • Alkol ve sigara kullanımını azaltmak. • Çoğul madde kullanımını önlemek için bir e-sağlık müdahalesi geliştirmek. SNIPE katılımcıları Universität Bremen. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. kokain ve sentetik maddelerin kullanımını önlemek. dinsel inanış gibi kişisel bilgilerde yer almıştır. SNIPE projesinin amaçları. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlanmıştır. Türkiye . öğrencilere internet üzerinden akran davranışı hakkında doğru bilgi vermenin ve geri bildirimde bulunmanın madde kullanımını önleme açısından yararlı bir araç olduğu gösterilmiştir. Öğrencilerin. akademik başarı. Hüseyin Yüce**. Süreç: Tüm ülkelerde müdahale ve kontrol grupları oluşturulmuştur.

Genel Kurmay Başkanlığı. İstanbul. Journal of Substance Abuse Treatment 19:329-338. şiddet davranışının da erkek tarafından kadın üzerinde kontrol ve güç sağlama aracı olarak kullanıldığı ileri sürülmüştür. Alkol bağımlılığı olan erkeklerin eşlerinin BEM Cinsiyet Rolü Envanterine göre belirlenen Erkeksilik puanları ise kontrol grubundaki kadın eşlerinkine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi **Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu ***Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl ****Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl Amaç: Alkol kullanımı sıklıkla şiddet ve saldırganlıkla ilişkilendirilmiştir. . Kaynaklar Can S (2002) “Aggression questionnaire” adlı ölçeğin Türk popülasyonunda geçerlilik ve güvenilirlik çalışması. ardından lojistik regresyon analizi ile yapılmıştır. Guille L (2004) Men who batter and their children: an integrated review. Grupların şiddet ve saldırganlık özelliklerinin karşılaştırılmasında Saldırganlık Ölçeği. Tartışma ve Sonuçlar: Alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlık düzeyinin. Düşmanlık ve Dolaylı Saldırganlık ortalama puanları kontrol grubundaki erkeklerinkine göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Karşılaştırmalar önce tek değişkenli analiz yöntemleriyle. Smith JW (2000) Addiction medicine and domestic violence.PB 128 Alkol Bağımlısı Erkeklerde Saldırganlık ve Eşlerinin Toplumsal Cinsiyet Özellikleri İnci Özgür İlhan*. Çok değişkenli analizde anılan tüm alt ölçek puanları bağımsız değişkenler olarak alındığında. alkol bağımlılığı grubundaki erkeklerin Sözel Saldırganlık. Yöntem ve Gereçler: Alkol bağımlılığı tanısı konan 32 erkek ve eşleri çalışma grubunu. her iki gruptaki erkeklerin saldırganlık puanları arasındaki fark ortadan kalkmış ve alkol bağımlısı erkeklerin eşlerinin ve kontrol grubundaki kadın eşlerin Erkeksilik puanları arasındaki anlamlı farkın sürdüğü görülmüştür. Yaşın Dökmen Z (1996) BEM Cinsiyet Rolü Envanteri Kadınsılık ve Erkeksilik Ölçekleri Türkçe formunun psikometrik özellikleri. 7(1): 27-40. toplumsal cinsiyet özelliklerinin karşılaştırılmasında BEM Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılmıştır. Fatma Yıldırım***. alkol bağımlılığı tanısı konmamış 48 erkek ve eşleri ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Kriz Dergisi. Bu iki davranışın sosyokültürel bağlamda ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Hatice Demirbaş****. fiziksel saldırganlık dışında. Bu çalışmada alkol bağımlılığı olan erkeklerde saldırganlık/şiddete eğilim ve alkol bağımlısı erkekler ve eşlerinin toplumsal cinsiyet özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Aggression and Violent Behavior 9: 129–163. Alkol bağımlılığı/kullanımı davranışının da. Öfke. bağımlılığı olmayanlara göre yüksek çıkması. Salime Tarihçi**. Bulgular: Tek değişkenli analizlerde Saldırganlık Ölçeği’ne göre hasta grubundaki erkeklerin Fiziksel Saldırganlık alt ölçeği puan ortalaması kontrollerle istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermezken. Alkol bağımlılığı ve şiddet-saldırganlık arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet etmeni bir ara değişken olarak görünmektedir. uzmanlık tezi. alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlığı arttırdığını düşündürmektedir. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Servis Şefliği.

özdeğeri 1’den büyük 6 faktör elde edilmiştir. 17. Bu çalışmanın örneklemini bir psikiyatri Kliniğine başvuran ve orta evre demansı olan hastalar oluşturmuştur. Sevinç Kırıcı*. CMAE toplam puanı CDDÖ ve İFA toplam puanları ile ilişkilidir (ikisi için p<. 20. 21. bakımverenlerine. Ayşegül Sakarya*. Ajitasyon belirtilerinin bulunma sıklığının ve dağıldıkları faktör sayısının farklı olması örneklem farklılığından kaynaklanmış olabilir. sözel-fiziksel agresif olmayan davranış. Önceki çalışmalarla uyumlu olarak depresyon arttıkça ve işlevsellik azaldıkça demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin sıklığının arttığı saptanmıştır. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*. Cornell Demansta Depresyon Envanteri (CDDE). amaçsız el hareketleri. . karşı gelme eğilimi/negativizm (madde 19-%55) ve küfürlü konuşma ya da sözel saldırganlıktır (madde 4-%47).5’ini açıklayan. genel huzursuzluk (madde 29-%57). Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0. İşlevsel Faaliyetler Anketi (İFA) uygulanmıştır. Hastalara Standardize Mini Mental Test (SMMT). negativizim/saklama-istifçilik. İleride yapılacak çalışmalar ajitasyonun boyutlarının farklı demans türlerinde ortaya konmasını ve uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini hedeflemelidir. Orijinal ölçeğin faktör analizi çalışmaları bakımevlerinde yaşayan demanslı yaşlılarda yapılmış olup dört faktör önermektedir.Okan Er*. amaca yönelik olmayan ve konfüzyondan kaynaklanmayan uygunsuz sözel. Bulgular: CMAE ile değerlendirilen belirtilerden en sık görülenleri sırasıyla tekrarlayan cümle ya da sorular (madde 6-%65). Gülbahar Baştuğ**.PB 129 Demans Hastalarında Ajitasyonun Boyutlarının Değerlendirilmesi Umut Altunöz*.86 olan. Ölçek maddeleri faktör yüklerinin en yüksek olduğu faktörlere dahil edilmiş ve elde edilen faktörler içeriklerine göre adlandırılmıştır. Bu çalışmanın amacı demans hastalarında CMAE’nin Türkçe formunun faktör yapısını. Bilgen Biçer Kanat*. 100 hasta alınmıştır. DSM-IV-TR’ye göre demans tanısı alan. 25. maddeler) elenerek faktör analizi yapıldığında toplam varyansın %70. uygunsuz davranıştır. ≥65 yaşında. Engin Turan*Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. iritabilite/huzursuzluk. 28. Bunlar sözel-fiziksel agresyon.0001). 27. Cohen Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) demans hastalarında ajitasyon davranışlarının şiddetini değerlendiren bir ölçektir. vokal ve motor aktivite olarak tanımlanmaktadır. CMAE’nin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. Geriyatrik Psikiyatri Birimi **Çankaya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Giriş: Ajitasyon demans hastalarında sık görülmekte olup. Ölçekte 1’in üzerinde puanlanma sıklığı %10’un altında olan 7 madde (14. Sonuç ve Tartışma: Bu çalışma CMAE’nin demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin ve bu belirtilerin sıklığının belirlenmesinde iç tutarlılığı yüksek/güvenilir bir ölçek olduğunu ortaya koymuştur. CMAE. En sık bildirilen belirtiler ölçeğin kullanıldığı diğer çalışmalarla benzerdir. ajitasyonun boyutlarını ve bu boyutların ilişkili olduğu etmenleri ortaya koymaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine başvuran.

9±8. Alzheimer hastalarına bakımverenlerin yaşadıkları sorunlar literatürde “bakımveren stresi. iyi olma hali” biçiminde ele alınmıştır.2’dir. Bakımverenlerde yas yaşantısı. Yakın bellek bozukluğu ile başlar. .6±14. yükü. geri kalanı ise çocuk.PB 130 Alzheimer Hastalarının Bakımverenlerinde Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin Türkçe Formunun Psikometrik Özellikleri Ayşegül Sakarya*.o5). Umut Altunöz*. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*. Bakımverenlere MMBYÖ. depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ilişkili bulunmuştur.98 bulunmuştur. hatta yakınlarını bile anımsayamamaktadır.6. Geriyatrik Psikiyatri Birimi.3’ü (n=16) eşi.Ü. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar bakımverenin akrabası olması halinde birincil duygusal yaşantının “yas yaşantısı” olduğu görüşündedir (2).F. Psikiyatri Servisi. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). MMBYÖ toplam puanı ve altölçeklerinin (kendini adama-KA. BDÖ ve STAI-I ve II ile korelasyonuna bakılmıştır. İleride yapılacak çalışmalarda daha geniş örneklemlerde yas yaşantısını etkileyen etmenler ve ölçeğin Türkçe formunun faktör yapısı araştırılmalıdır.T. kardeş veya gelin/damatlarıydı. Böylece. Bu çalışmada Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin (MMBYÖ) Türkçe formunun psikometrik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Okan Er*. MMBYÖ’nün geçerlik ölçütü olarak ZBYDÖ.7’si (n=17) kadındır.D. Eğitim süresi 8. endişe ve kendini yalnız hissetme-EY) Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ). 56. MMBYÖ’nün Cronbach α değeri 0. bakımverenlerin ise 61. bakımveren yükü. Geriyatrik Psikiyatri Polikliniği’ne birinci derece yakını ile beraber başvuran. Bakımverenlerin ort. Ankara Giriş ve Amaç: Alzheimer hastalığı bilişsel işlevlerde yıkımla seyreden kronik bir tablodur. Psikiyatri A. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 77. Bilgen Biçer Kanat*. Psikiyatri AD. Sevinç Kırıcı*.9 olup. kendiliğinin ölümünü fiziksel varlığının kaybından önce yaşantılanmaktadır. Engin Turan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.6±4. Direnç Sakarya**. orta ve ileri evrelerde günlük yaşam aktivitelerinde bozulmaya yol açar (1). Çünkü Alzheimer hastalığında kişi ilerleyen dönemlerde kendi kimliğini yitirmekte. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri (STAI-I ve II) ile korelasyonları incelenmiş ve hem MMBYÖ toplam puanı hem de alt ölçek puanlarının sözü edilen ölçeklerle korelasyonları anlamlı bulunmuştur (Tüm ölçekler için p< o. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Ülkemizde Alzheimer hastalarına bakımveren yakınlarında yas yaşantısını araştıran bir çalışma bulunmamaktadır. Bakımverenlerin %53. güvenirliği için Cronbach α hesaplanmıştır. Tartışma: MMBYÖ’nün Türkçe formu Alzheimer hastalarına bakımverenlerde yas yaşantısını değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Yöntem: A. Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ). derinden üzüntü ve özlem-DÜÖ. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri(STAI-I ve II) uygulanmıştır. DSM-IV TR’ye göre Alzheimer tipi demans tanısı almış 32 hasta ve bakımverenleri alınmıştır. Ankara ** Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi.

. **Ahmet Topuzoğlu. **Taha Selim Bilgin . Önceki çalışmalarda bildirilen deliryum sıklığını tahmin edebilme oranlarının düşük olması çalışmamızda da benzerdir. Ancak deliryum olgularının önemli bir kısmına tanı koyulamamakta ve tedavi edilememektedir. yer vezaman oryantasyonunun kaybı en çok bilinen deliryum özellikleri iken (%94. ***Can Cimilli* Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Deliryum genel hastane içerisinde yaygın görülen ve tedavi edilmediğinde klinik gidişi olumsuz etkileyen akut klinik bir sendromdur. Katılımcıların %79. Niteliksel veriler için sayı yüzde şeklinde. Çalışmada amacımız üniversitemizde tıpta uzmanlık öğrencileri arasında bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesidir.2). Deliryumda bilgi düzeyini değerlendiren çalışmalarda benzer şekilde yoğun bakım.orta düzeyde olduğu görülmüştür. **Burcu Ünal. Katılımcıların deliryum tanı kriterleri ve deliryum muayene bulguları ile ilgili bilgi düzeyleri değerlendirildiğinde.5) ve konfüzyona eşlik eden letarjiden komaya kadar seyreden bilinç durumu değişikliği durumu (%53. Çalışmamızda katılımcıların %22.2 si ölçek kullandığını bildirmiştir. Katılımcıların % 22. cerrahi servisleri ve psikiyatri servisi dışındaki dâhili servislerinde çalışan tıpta uzmanlık öğrencileri içerisinde gönüllü olmayı kabul edenler ile yapılmıştır. Tartışma: Çalışmamızda deliryum ile ilgili bilgi düzeyinin sınırlı .4) en az bilinen tanı kriteri özelllikleriydi.9) akut başlangıçlı konfüzyonun varlığı (%59.7’si deliryumun tanısal kriterleri ile ilgili bilgisini yetersiz olarak değerlendirmekte olup deliryum ile ilgili %89’u yeterli eğitim almadığını düşünmekteydi.PB 131 Bir Üniversitesi Hastanesinde Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinde Deliryumda Bilgi Düzeyinin ve Tutumunun Değerlendirilmesi *Elif Onur Aysevener. geriyatri gibi klinik ortamlarda dahi bilgi düzeyinin yeterli olmadığını göstermektedir. Deliryum için geliştirilen birçok değerlendirme aracı ve tedavi rehberleri bulunmakla birlikte bu alanda yapılan çalışmalar pratik uygulama içerisinde sıklıkla tanısal araçların değerlendirme ve izlemde kullanılmadığını. ölçümsel veriler içinse ortamla ve standart sapma alınmıştır Bulgular: Araştırmaya toplan 74 kişi katılmıştır. %91. **Onur Küçükçoban . Çalışmamızın bulguları deliryum ile ilgili temel eğitimlerin tüm klinik alanlarda verilmesinin ve devamlılığın sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. deliryum ile ilgili temel bilgi düzeyinin yüksek bulunduğu kliniklerde dahi değerlendirme araçlarının kullanımı sınırlıdır. Çalışmamızda katılımcıların kendi bilgi düzeylerini ve eğitimlerini yeterli bulmamaları dikkat çekicidir. Çeşitli klinik branşlardan katılımcıların yatan hastalari çin deliryum sıklığı tahmini ortalaması %7.2’si deliryum değerlendirmesinde ölçek kullandığını bildirdi.3’tü.6. Deliryumun bağımsız bir prognostik faktör olduğunu düşünenler katılımcıların yalnızca %32. Bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesinde 13 başlık altında bilgi ve tutum düzeyini değerlendiren soruların yer aldığı anket formu kullanılmıştır.9’uydu. Yöntem: Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi acil servisi. tedavi rehberlerinin uygulanmadığını göstermektedir(1.

çoğunluğu ilkokul düzeyinde eğitim almıştı (n=35. Başvuranların % 66. . Yaş ortalaması 40. Tartışma: Sigara bağımlılığı tedavisinde motivasyon önemlidir. % 78.8’i (n=44) erkekti. Sonuçlar: Başvuran 92 kişinin % 52. 6 kişide (%27) değişim olmadı. sosyodemografik bilgileri ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılarak veriler toplanmıştır. Bırakanlarla bırakamayanlar arasında cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü. Yöntem: 2 Mayıs 2011-31 Temmuz 2011 tarihleri arasında sigara bırakma polikliniğine başvuran 92 hasta çalışmaya dahil edilmiş.18 (aralık 21-67). eğitim süresi. içilen günlük sigara miktarı ve Fagerström puanları açısından anlamlı fark saptanmadı.2’si (n=14) halen tedaviye devam ediyordu.PB 132 Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Sürdürülen Sigara Bırakma Polikliniğinin Sonuçları Şükriye Boşgelmez Psikiyatri Uzmanı Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Derince Kocaeli Amaç: Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran kişilerin tedavi sonuçları ve bunlarla ilişkili etkenleri belirlemek amaçlanmıştır. günlük sigara sayısı.5’inin (n=17) geçmiş psikiyatrik tedavi öyküsü vardı. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra ki-kare testi ve nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U testi) kullanılarak değerlendirilmiştir.3 (aralık 1-60). 2 kişiye yalnızca bilişsel davranışçı terapi uygulandı. Başvuranların %33’ü (n=22) tekrar kontrole geldi. Çalışmamızda psikiyatrik tedavi öyküsünün kontrollere devam etme ve sigarayı bırakmada olumsuz bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Fagerström puanları açısından anlamlı fark yoktu. %1’ine (n=1) yalnızca farmakoterapi uygulandı.3’ ü evliydi (n=72). Günlük içilen sigara sayısı 21.3’ü (n=61) daha önce psikiyatrik tedavi görmemişti.8±10. Başvuranların %77’sine (n=71) farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi. Fagerström nikotin bağımlığı ortalama puanı 5. Kontrole gelen 20 kişiye farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi.2’si (n=48) kadın. Kontrole devam edenlerden 7 kişi (% 32) en fazla 5 hafta içinde sigarayı bırakırken 9 kişi (yalnızca yalnız bilişsel davranışçı terapi uygulanan 2 kişi de dahil olmak üzere) (%41) içtiği miktarı %50 ve daha fazla azalttı. %38). ortalama yaş. %47.76 idi (aralık 1-8). % 15.23±1. %22’sine (n=20) yalnızca bilişsel davranışçı terapi. % 18.67±11. Hastaların bir yıllık geriye dönük kayıtları incelenerek hastaların kontrole devamı ve sigarayı bırakıp bırakmadıkları belirlenmiştir. Kontrole gelenlerle gelmeyenler arasında ortalama yaş. Cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü açısından da fark saptanmadı.

anhedonik. Radyoloji AD. öfkesellik. İki yıl öncesinde başlayan dalgınlık. Ruhsal durum muayenesinde duygulanımı apatik. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Olgu: Bay S. . Arif Demirdaş (3).PB 133 Pineal Bölgede Araknoid Kist ve Dissosiatif Füg Abdullah Akpınar(1). travmatik ya da inflamatuar nedenlere bağlı olarak görülmektedir. Pae CU. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Kim KS: A case of brief psychosis associated with an arachnoidcyst. Isparta 3. J Neuropsychiatry Clin Neurosci 2004. Psikiyatrik bozukluğa eşlik eden birkaç araknoid kist olgusu bildirilmiştir (3).Sommer IEC. esnaftır. Psikiyatri AD. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Isparta 2. Isparta Giriş: Beyinde araknoid kist konjenital. düşünce süreci yavaşlamış. Bir gün sabah evden işe gidiyorum diyerek çıktığında. Schiavetto A: The cerebellum in schizophrenia: A case of intermittent ataxia and psychosis clinical. Isparta 4. Diğer bir şehir ile herhangi bir bağlantısının olmadığını ve oraya neden ve nasıl gittiğini hatırlamamaktadır. Bu olguda dissosiatif füg ve pineal bölgede saptanan araknoit kist sunulmaktadır. Jun TY. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Child's Nerv Syst 1997. Isparta 5. Kafa içi boşlukları tutan lezyonların sadece %1’ini kapsar (1). Sonuç: Pineal bölge yerleşimli olan ve dissosiyatif füg tablosu görülen bu olgu sebebiyle dissosiatif bozuklukta organik bozukluğun araştırılmasının önemi tekrar gözlenmiştir. 2. İnci Meltem Atay (4). Chae JH. Psikiyatri AD. Polisler tarafından üç gün sonrasında başka uzak bir şehirde kişisel kimliği ile ilgili kafa karışıklığı içerisinde iken bulunmuştur. Psychiatry and Clin Neurosci 2002. evli. Psikiyatri AD. duygudurumu.Bahk WM. sistemik ve nörolojik muayenesi doğal. Kaynaklar: 1.Gözde Bacık Yaman (2). Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. 13:8-12. Bununla birlikte pineal bölge ve dissosiatif bozukluk ilişkisi ile ilgili çalışmalara ihtiyaç vardır. 50 yaşında. gerginlik. yaygın kaygılar ve iç sıkıntısının olduğu anlaşılmaktadır. 3. 16:400-8. ilkokul mezunu. yapılan laboratuar testleri normal sınırlardaydı. cognitive and neuroanatomical correlates. monoton ve çevresel. Psikiyatri AD.Ömer Yılmaz (5) 1. akşam eve gelmemesi ile ailesi polise başvurmuşlardır. Ailesi ile birlikte psikiyatri polikliniğinde değerlendirilmiştir. Kraniel Bilgisayarlı Tomografide Pineal bölgede Araknoid Kisti saptandı. Klinik görünümüne mental bozuklukların eşlik etmesi ender olarak görülmekte. çoğu olgu ise bulgu dahi vermemektedir (2). Smit LME: Congenital supratentorial arachnoidal and giant cysts in children: a clinical study with argumants for a conservative approach. konuşma miktarı azalmış. Tartışma: Araknoid kistin psikiyatrik bozukluklar ile ilişkisi hakkında bilgiler az sayıda olgu bildirimleri ile sınırlıdır.Turner R. 56:203-5.

zehirlenme. Hastanın öyküsünde 1 yaşında geçirilmiş tüberküloz menenjit. Biyopsi materyali kronik atrofik gastrit ile uyumlu saptandı. Hastanın takibi halen devam etmektedir.5 (11. folik asit ve demir eksikliği anemisi saptanan olguyu sunmak amaçlanmıştır.4 (39.3) MCV:59. Hastanın mevcut karbamazepin tedavisi azaltılarak kesildi. Burada mental retardasyon tanısı ile 20 yıldır psikiyatri polikliniğinden takip edilen fakat araştırıldığında kronik atrofik gastrit ile ilişkili B12.5-50. plastik ambalaj çiğneme.59) olarak saptandı. peçete yeme. .0-306. Hasta yaklaşık 7 yaşından beri mental retardasyona bağlı davranış problemleri nedeni ile takipliydi. B12. Motor aktivitesi artmıştı. Başvuru esnasında karbamazepin 800 mg/gün. PİKA ile mental retardasyon birlikteliği sık görülmektedir.PB 134 Mental Retardasyon Tanılı Hastalarda Komorbidite Ayşe Sakallı Kani. risperidon 2 mg/gün. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: PİKA yenilebilir olmayan maddelerin en az 1 ay süre ile yenmesi ile karakterize.Ü. Mental retardasyon varlığında görülen uygunsuz yeme davranışları pika olguları ile karışabilmektedir.7-35. Hastanın mevcut yakınmasının nutrisyonel bir eksiklik ile ilişkili olabileceği ve PİKA tanısı düşünülerek hemogram ve biyokimya tetkikleri istendi. Özge Kılıç.6 (80. Görüşme esnasında elindeki patlak balon ve jelatinleri çiğniyordu. ketiyapin 200 mg/gün tedavisi almaktaydı.27 (>6.5 (32. enfeksiyon ve intestinal obstrüksiyon ile sonuçlanabilen tehlikeli bir yeme bozukluğudur. Duygudurumu irritabl duygulanımı uygundu. Sonuç: Literatürde B12.8) folat:4. kağıtlarla oynama ve ağzına boncuk koyma şikayetleri ile getirildi.3 yaşında geçirilmiş shunt operasyonu mevcuttu. Replasman tedavisi sonrası kan değerleri normal düzeylere gelen hastanın mevcut pika davranışında azalma gözlendi. Olgu: 27 yaşında kadın hasta psikiyatri polikliniğine yakını tarafından 20 yıldır devam eden sinirlilik.7-95.6) B12:128 (180-914) demir:9 (60-180) TDBK:357 (250-450) ferritin:1.2) HCT:16. folik asit.6-17. Ruhsal durum muayenesinde kooperasyonu kısıtlıydı oryantasyonu kısmen korunmuştu. Hacı Murat Emül İ. demir eksikliğine bağlı pika olguları bildirilmiştir. Psikiyatrik tanı konulan kişinin hayatı bir statik duruma kavuşmamakta aksine yaşayan her organizma gibi dinamik seyretmektedir.5) MCHC:28. boğulma.7 (13. Hasta dahiliye polikliniğine yönlendirildi. Tetkik sonuçlarında Hgb:4. folat ve demir eksikliği etyolojisini araştırmak amacıyla endoskopik mide biyopsisi yapıldı. Bu nedenle mental retardasyon tanılı hastaların prognozundaki yakınmalarında tıbbi komorbiditenin göz önünde bulundurularak gerekli incelemelerin yapılması oldukça önemlidir.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. uykusuzluk. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde. Glukokortikoidlerle tedavinin özellikle ilk 3 ayında nöropsikiyatrik hastalıklarda yüksek bir insidans görülmektedir. Kliniğimizde takip edilen internal ve eksternal glukokortikoid maruziyeti sonrası manik atak gelişmiş iki hasta konunun önemini hatırlatmak ve dikkat çekmek için sunulmaya layık bulunmuştur. Düşünce içeriğinde referans. aileleri ve onları tedavi eden hekimleri tarafından takip edilmelidir. buffalo hump. 2. 2 ay önce başlayan son 20 gün içinde artan şüphecilik.PB 135 İnternal ve Eksternal Steroidlerin İndüklediği Manik Atak Müge YAŞAR. Didem MANAY ÇAKIR. Konuşma miktar ve hızı artmıştı. kooperasyonu tam işitsel ve görsel halusinasyonları mevcuttu. amenore ve hipertansiyonu mevcuttu. kendi kendine konuşma. Duygulanımı eleve. ACTH/HPA aksında bozulma vardı. deliryum/konfüzyon/dezoryantasyon. Glukokortikoide internal veya external maruz kalan hastalarda intihar. işitsel ve görsel halüsinasyonları mevcuttu. Yasemin GÖRGÜLÜ. Özel bir nöropsikiyatrik bozukluğa eğilim glukokortikoidlere maruz kalındığında aynı bozukluğu geliştirmeye eğilimli hale getirmektedir. konuşması amacına kısmen ulaşabiliyordu. saç dökülmesi. Düşünce içeriği grandiyöz ve mistik hezeyanları bulunan hastanın. Genel durum muayenesinde özbakımı ve impuls denetimi azalmış. obesite. Ruhsal durum muayenesinde bilinci açık. Glukokortikoid reçetelemek gerektiğinde ilişkili ciddi nöropsikiyatrik yan etkiler hastalar. konuşma hız ve miktarı artmıştı. Psikomotor ajitasyonu olan hastanın uyku ihtiyacı ve süresi azalmıştı. perseküsyon ve mistik hezeyanları vardı. Tetkikler sonucunda Hipofiz MRI görüntülemesinde adenohipofizde solid mikroadenom izlendi. Muhakemesi ve soyut düşüncesi bozulmuştu. erkek hasta etrafı kırıp dökme. Hastanın göz hastalıkları servisinde postoperatif sistemik iv dexametazon 8mg/gün tedavisi aldığı öğrenildi.Van Başkale Devlet Hastanesi. hirsitusmus. Olgu: 6 gün önce göz hastalıkları servisinde sol gözde glob perforasyonu sebebiyle opere edilmiş 36 yaşında. duygudurumu disforikti. saldırganlık yakınmalarıyla getirildi. Her iki hastanın da manik atağı glukokortikoidlerle tetiklenmişti ve glukokortikoid kan seviyesinin düşmesiyle gerilemişti. bu yan etkilerin görüldüğü hastalarda ilacın kesilmesi ya da dozun azaltılması düşünülmelidir. Düşünce akışında düşünce hızı artmıştı çağrışımları dağınıktı. mani. Opere edilen hastanın semptomları geriledi. 1. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Glukokortikoidlerin tetiklediği nöropsikiyatrik bozuklukların prevalans oranları %1-%50 arasındadır. zehirlendiğini düşünme ve garip davranışlar yakınmalarıyla getirilmişti. panik bozukluk gibi nöropsikiyatrik bozukluklar saptanmıştır. Taburcu edildikten 1 gün sonra uyumama ve konuşmada artma şikayetleri başlamıştı. hayaller görme. Duygulanımı eleve. Bacaklarında geniş ekimozlar. depresyon. Düşünce akışında çağrışımları dağınıktı. . Cushing sendromu tanısıyla endokrinoloji servisine transfer edildi . konuşması amacına kısmen ulaşıyordu. duygudurumu disforikti.olgu: 50 yaşında kadın hasta. Okan ÇALIYURT Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları.

Konsultasyonların %34. hastanede yatma süresinin kısalmasında ve hastane maliyetinin düşmesinde etkin bir rolü vardır. Nöroloji AD. izlenmesi ve önlenmesi üzerine odaklanmıştır. konulan tanı ve tedavilerine göre incelemektir. 17’si (% 38. hastalığın daha çabuk iyileşmesinde. emosyonel stres yaşayan fiziksel hastalığa sahip hastalarda psikiyatrik bozuklukların teşhisi. Konsultasyon istenen hastaların fiziksel tanılarına bakıldığında % 20.6 anksiyete. konsultasyon isteyen kliniklere.9 depresyon.7’si depresif belirtiler ve % 9. Ankara Amaç: Son yıllarda psikiyatri uygulamaları içerisinde önemli bir yere sahip olan Konsültasyon. Yöntem ve Gereçler: Mayıs 2012 tarihinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’nce konsultasyon hizmeti verilen hastalar alınmıştır.7’sini antidepresan grubu oluşturmaktadır. % 70. Hastaların %68.5’i konsultasyon istenme nedeni hakkında bilgi sahibiydi.4) kadın.8 uyku bozukluğudur. %22. Bu çalışmanın amacı. Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği BD. Konsultasyonların %79. Gonca GÜNAKAN GATA Ortopedi ve Travmatoloji AD. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’ nce verilen konsultasyon hizmetinin hastaların sosyodemografik özelliklerine.6’sına aynı gün içinde gidilmiştir.1’i organik etyoloji bulunamamasıdır. hasta bilgi formu ve KLP polikliğince konsültasyonda elde edilen veriler toplanmıştır.PB 136 Bir Eğitim Hastanesinde İstenen Psikiyatri Konsultasyonlarının Değerlendirilmesi Nursemin ÜNAL. Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bulgular: Çalışmaya 27’si (%61.Liyezon Psikiyatrisi. Nermin GÜRHAN. psikiyatrik hastalıkların ve ölümlerin önlenmesinde. %13.1’i dâhili branşlardan istenmiştir.7’si ‘Nereden geldiğimizi biliyor musunuz?’ sorusuna evet cevabı vermiştir.3 ile psikiyatrik değerlendirme istemi. depresyon başta olmak üzere psikiyatrik bozukluklar sık görülmektedir. % 13.6) erkek olmak üzere 44 hasta katılmıştır. Bu grubun tamamına bilgi doktoru tarafından verilmiştir.5’i kanser. Hastaların %72.6’sı ise kesinleşmemiş tanıydı. İlaçların % 47. konsultasyon istenme nedenlerine. %52. . Bu sebeple giderek önem kazanan KLP birimi hasta bireyin bütüncül yaklaşımla ele alınmasında.2’sine ilaç tedavisi başlanmıştır. Hastalardan konsultasyon istenme nedenlerine bakıldığına. tedavisi. En sık konulan tanılar % 40. Tartışma ve Sonuç: Yatarak tedavi gören hastalarda. Yapılan psikiyatrik değerlendirme sonucunda hastaların %75’ine psikiyatrik bozukluk tanısı konmuştur. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve iletişim kurulabilen 44 hasta örnekleme alınmış. % 6.5’i yazılı olarak istenmiş ve % 63.

** NICHD.PB 137 Alzheimer Hastalığı Tanısında Karboksipeptidaz E Bağlantısı Gizem Kurt*. . dolayısıyla yabanıl tür CPE’inin nöronları koruma özelliğini göstermesi için yetersiz kalabileceğine işaret etmektedir. USA Amaç : Dünya genelinde 35 milyon insan Alzheimer hastalığından muzdariptir. Dikkat çekici olan. salınımla ilgili çalışmalar sonucu. ER stresi ve mutant CPE’nin agregasyonu N2A hücre hattında incelenecektir. Tulin Yanik* * ODTÜ Biyolojik Bilimler. yaşlanmış nöronlarda CPE mutasyonunun nörodejenerasyona. Yöntem ve Gereçler : İnsan CPE genindeki nörodejenerasyonla bağlantılı olabilecek muhtemel mutasyonları araştırmak için. işlenmesi ve trafiği üzerine fare nöroblastoma hücrelerinde (N2A) çalışılmıştır. NIH. Alzheimer’lı korteks dokusunda bulunan. mutant proteinin yabanıl türün hücre içi trafiğini ve salınımını etkileyeceğine. sekansa 3 adenozin eklemesinin görüldüğü bir girdi bulunmuştur. MD. Tartışma ve Sonuçlar : Yabanıl tür CPE nöronların nöroproteksiyonunu sağlamaktadır. Bulgular : Veri bankası araştırmaları sonucunda. mutant proteinin yapıldığını fakat normal şekilde salınamadığını göstermiştir. CPE’nin amino ucundaki sekansa 9 yeni amino asit eklenmesine neden olduğu görülmüştür. CPE’deki mutasyon tek bir alelde bulunsa bile. Araştırmamızın sonuçlarının. Alzheimer hastalığının yeni bir genetik sebebinin tayin edilmesine ve böylece erken tanısına ve etkin tedavi yöntemlerinin oluşumuna katkı sağlayacağını ön görmekteyiz. Ankara. Daha sonraki aşamalarda. mutant proteinin aynı zamanda yabanıl tür CPE’yi yanlış yönlendirerek. Amiloid öncül proteininde olduğu gibi birçok gendeki mutasyonların Alzheimer’a sebep olduğu gösterilmiş olsa da vakaların yaklaşık %95inin sebebi bilinmemektedir. Öncül hormon işleyen bir enzim olan Karboksipepdidaz E (CPE)’nin. Türkiye. konstütatif salınım yolağına girmesine neden olduğu tespit edilmiştir. Niamh Cawley**. Nöron hücre hattında halen devam eden diğer çalışmalarımızla CPE mutasyonunun hangi hücresel mekanizmalarla nörodejenerasyona neden olduğunu aydınlatmayı hedeflemekteyiz. Mutant CPE üzerine N2A hücre hattında yapılan araştırmalar. yinelenmeyen nükleotit sekansı veribankasında insan CPE nükleotit sekansıyla GeneBank EST veribankasına karşı yapılan veribankası araştırması yapılmıştır. erişkin fare beyninde hipokampüsün CA3 bölgesindeki nöronların hücre yapılarını korumalarında (nöroproteksiyon) önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir. Peng Loh**. CPE’nin nörodejenerasyondaki rolünü belirleyip Alzheimer hastalığına neden olabilme olasılığını açıklayarak hastalığın erken teşhisine ve/ya tedavisine yönelik katkıda bulunmaktır. Nörodejenerasyonla bağlantılı olabileceği düşünülen bir mutasyon için oluşturulan konstraktla mutant CPE’nin biyosentezi. Elde edilen bulgularımıza dayanarak. Bu çalışmadaki amacımız. Mutant ve yabanıl tür proteinlerin görüntülenmesi ve analizi Western Blot methoduyla uygun antikorlar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu bulgu. Mutasyonun. Bethesda. dolayısıyla Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara sebep olabileceğini düşünüyoruz.

Süleyman Gündüz***. Psikiyatri Anabilim Dalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bu raporda. Yapılan tetkikleri normal sınırda saptanan hastada hipertansiyonun venlafaksin kullanımına bağlı geliştiği düşünüldü ve hasta taburcu edildi. Düzenli kontrollere gelmeyen hastanın. idrarda protein ölçümü. bu ilacın kan basıncını arttırabileceği ancak bu artışın ortalama 7 mmHg olduğu gösterilmiştir. renal ultrasonografi ve 24 saatlik idrarda vanil mandelik asit ölçümü istendi. Venlafaksinin kesilmesinden sonra yapılan takiplerinde kan basıncı 140/90’ın altında ölçülen hastada sekonder hipertansiyonun dışlanması amacıyla serum sodyum ve potasyum ölçümü. Vaka Sunumu: Major depresif hastalık tanısı mevcut olan 23 yaşında erkek hasta. aydaki muayenesinde zaman zaman başağrısının ve burun kanamasının olduğunu söylemesi üzerine ölçülen kan basıncı 210/170 mmHg olarak saptandı ve hasta hospitalize edildi. SCID-1 kriterlerine göre major depresyon tanısı konularak venlafaksin 75 mg/gün başlandı. major depresif hastalık tedavisinde kullanılan bir seratonin-norepinefrin geri alım inhibitörüdür. tedavi başlangıcından sonraki 10. aort diseksiyonu vb. Venlafaksine bağlı hipertansiyon. stroke. venlafaksin başlanan hastaların kan basıncı takibinin düzenli yapılması bu gibi komplikasyonların erkenden fark edilmesinde önemlidir. Bu nedenle. Bahattin Balcı** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. hipertansiyona bağlı akut komplikasyonlar (akut kalp yetmezliği.PB 138 Venlafaksin Kullanımına Bağlı Gelişen Akselere Hipertansiyon Yüksel Kıvrak*. Başvuru anında TA: 120/70 mmHg ve nabzı 76 vuru/dakika olan hastanın fizik muayenesi normaldi. ekokardiyografi. özellikle 150 mg/gün üzerinde dozlarla görülebilmekle birlikte. genç bir hastada günde 150 mg/gün venlafaksin kullanımına bağlı gelişen akselere hipertansiyon vakası bildirmekteyiz. Venlafaksin ile ilgili yapılan bir çalışmada. kan basıncındaki yükselme hafif ve geçicidir. İbrahim Yağcı*. Tartışma ve Sonuç: Diastolik kan basıncının 120 mmHg’yi aştığı durumlarda. Bu vaka.) görülebilir. . Psikiyatri Bölümü Giriş ve Amaç: Venlafaksin. venlafaksin ile nisbeten düşük dozlarda bile akselere hipertansiyon gelişebileceğini göstermektedir. Tedavinin beşinci ayında kontrole gelen hastada semptomların sebat etmesi üzerine venlafaksin dozu 150 mg/gün’e yükseltildi. Tolga Sinan Güvenç**. Özgeçmişinde veya soygeçmişinde hipertansiyon veya kronik renal hastalık bulunmayan hastaya. antidepresan tedaviye rağmen devam eden semptomlar nedeni ile kliniğimize başvurdu. Kardiyoloji Anabilim Dalı *** Kars Devlet Hastanesi. Nurcihan Akbulut*. Yelda Yenilmez*. .

Bu dönemde grup terapisine katılan klinik çalışanlarına araştırmacılar tarafından hazırlanan bir anket uygulanmış ve yarı yapılandırılmış bir görüşme yapılmıştır. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde Temmuz-Ağustos 2012 tarihlerinde yatan hastalarla yapılan grup terapisi süreci incelenmiştir. Tartışma ve Sonuç: Grup terapisi. Grup terapisi bütünlüklü bir psikiyatri eğitiminin temel bileşenlerinden biri olmalıdır. Medikalizasyonun. sinirbilim ve psikofarmakolojideki gelişmeler. diğer branşlarda olduğu gibi psikiyatride de hakim paradigma olduğu görülmektedir. Ömer Yanartaş. hekimlerin de terapötik kimliklerini ortaya koymalarını sağlamaktadır. klinikteki diğer çalışanlarla ilişkileri ve bir psikiyatri çalışanı olarak kendileri hakkındaki fikir üzerine etkileri başlıklarında incelenmiştir. hastalarının grup terapisinden en çok içgörü kazanma. Bu bağlamda grup terapisi daha çok hastaya daha doğrudan bir ruh sağlığı hizmeti verilebilme ve bunun için uygun terapötik alanı yaratma potansiyeli taşımaktadır. psikiyatri eğitiminde dengeyi psikoterapi aleyhine bozmuş ve biyopsikososyal model üzerinden eğitim ve pratiğe verilen önem azalmıştır. Bulgular: Katılımcıların grup terapisi hakkındaki görüş ve tutumları. Hülya Kervan*. Kendi kazandıkları becerileri. tedaviye uyumlarının kolaylaşması noktalarında fayda gördüklerini düşünmektedir. Katılımcıların çoğu. Ayrıca katılımcıların grup terapisi etkinliği sırasında zorlandıkları noktalar ve geliştiğini düşündükleri becerileri üzerine öznel ifadeleri yorumlanmıştır. Güler Özkan**. gözlem gücünün artması. Klinik çalışanları. fakat eğitimlerinde grup terapisine yeterince ağırlık verilmediğini düşünmektedir. empati becerilerinin gelişmesi. olumsuz eleştirilere toleransın artması olarak ifade etmişlerdir. Bunun bir yansıması olarak. ilişkilerinde önyargının azalması. özellikle terapötik ilişkide hastaların gerçek kimliklerini. Kemal Kuşçu Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı *Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Başhemşiresi **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Psikoloğu Amaç: Asistan eğitimi. . belirli sürede çok sayıda hastayı ilişkileri üzerinden tartışma imkanı vermekte. Ruh sağlığı çalışanlarına yönelik birçok eğitim programı bireysel terapi modeline dayalıdır ve grup terapisi eğitimini programın bir eklentisi olarak sunmaktadır. psikiyatrideki güncel tartışma alanlarından biridir. Bu çalışmada grup terapisi deneyimine psikiyatri eğitimi alan kişilerin bakışının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tedavi boyunca hastalar ve klinik çalışanlarının hem kendi aralarında hem de birbirlerine karşı gelişen yabancılaşmayı minimalize edebilme olanağı sunmaktadır. hastalarla ilişkileri. Grup terapisinin klinik çalışanlarının birbirleriyle ilişkilerinde saygıyı ve uyumu artırdığı görüşü vurgulanmıştır. Özellikle grup terapisinin tedavi edici ekibin profesyonel gelişimine ve kişilerarası klinik becerilerinin gelişimine etkileri gözden geçirilmiştir.PB 139 Psikiyatri Eğitiminde Grup Terapisinin Rolü: Bir Üniversite Kliniğinin Deneyimi Ekin Sönmez. Ender Atabay. grup terapisini etkin bir terapötik yöntem olarak görmekte.

deliryum (%12) ve bunaltı bozuklukları (%9) olmuştur. özkıyım girişimi (%10). depresyon. tedavisi. Bulgular: İki aylık dönemde en fazla psikiyatri konsültasyonu isteyen bölümler sırasıyla iç hastalıkları (%25). cerrahi öncesi psikiyatrik değerlendirme ve ilaç düzenlenmesi (%15). Ek tanılı durumların hastanede yatış süresi ve yeniden hastaneye yatışlar için bir risk etmeni olduğu kabul edilmektedir. Hastanede yatmakta olan hastalarda sık görülen psikiyatrik ek tanılar konusunda tedavi ekibinin iyi eğitimli olması ve zamanında psikiyatri bölümüyle temasa geçip ortak bir tedavi stratejisi belirlenmesi büyük önem taşımaktadır . Deliryum. panik ve somatizasyon bozukluğu hastanede yatan hastalarda daha sık olarak gözlenmektedir. yoğun bakım ünitelerinde ve büyük acil serviste Ocak-Şubat 2012 tarihlerini kapsayan dönemde izlenmekte olan ve psikiyatri bölümüne konsülte edilmiş 176 vakanın genel özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Veriler Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi hasta veritabanında bulunan psikiyatri bölümü konsültasyon notları ve hasta dosyalarından elde edilmiştir. madde kullanımı (%2) olarak saptanmıştır. İki aylık dönem boyunca konsülte edilen vakaların 28’i tekrar konsülte edilmiştir ve tedavileri düzenlenmiştir. uyku problemi (%3) ve alkol. Mevhibe İrem Yıldız Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Giriş: Konsültasyon liyezon psikiyatrisi fiziksel hastalığı olan ya da cerrahi girişim uygulanan hastalarda görülen ruhsal kriz ve hastalıkların araştırılması. izlenmesi ve önlenmesine yönelik hizmet sunan özelleşmiş bir psikiyatri disiplinidir. 30 hasta ise ilgili bölümden taburculuğu sonrası psikiyatri polikliniğine başvurmuştur. Deliryum tanısı konan hastaların %50’si sonraki altı aylık dönem içerisinde ex olmuş olup bu hastaların büyük çoğunluğu kanser nedeniyle hastanede yatmaktadır. ajitasyon/deliryum (% 16). Psikiyatriye hastaların danışılma nedeni ise sıklık sırasıyla depresyon (%30).PB 140 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ ndeki Psikiyatri Konsültasyonu Uygulamaları Şevin Hun. Amaç ve Yöntem: Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yataklı servislerinde. yoğun bakım üniteleri (%10) ve genel cerrahi (%8) olmuştur. acil servis (%17). Tıbbi hastalığı olanlarda genel popülasyona göre daha fazla psikiyatrik bozukluk rastlanmaktadır. İki aylık zaman diliminde en çok konulan tanılar duygudurum bozuklukları (%31). Özkıyım girişimlerinin 11’i dürtüsel özellikte olup 4 hastada duygudurum bozukluğu tespit edilmiştir. tanısı. Sonuç: Hem kriz durumlarına müdahalede hem de tıbbi hastalığa eşlik eden psikiyatrik durumların ortaya çıkarılması için konsültasyon liyezon psikiyatrisi büyük önem taşımaktadır. anksiyete (%6).

Bulgular: Yapılan faktör analizi sonucunda üç faktörlü yapının ölçeği en iyi temsil ettiği görüldü. ruhsal süreçlerdeki etkinliğinin araştırılmasına olanak sağlaması için İçe bakış ve İçgörü Ölçeği’nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özellikleri incelenmesi amaçlanmıştır. Ölçeğin iç tutarlık katsayısının 0. Yöntem: Çalışmaya ruhsal ve fiziksel bir hastalığı olmayan 101 kişi dahil edildi. SRIS).70 arasında olduğu görüldü. Ölçek "içe bakış".71 olduğu görüldü. Ayşe Şafak Ayvazoğlu Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Daha çok psikodinamik yaklaşımda yer bulan içe bakış ve içgörü değişkenlerinin klinik görünümlerdeki etkinliği hakkında bilgilerimiz sınırlı durumdadır. Alt ölçeklerin iç tutarlığı 0. "içe-bakışa ihtiyaç" ve "içgörü" olmak üzere üç alt faktörden oluşmaktadır.56-0. Demografik ve klinik veriler kişilerin beyanına göre elde edildi ve tüm katılımcılardan yazılı onam alındı. Bu çalışmada. Sonuç: Üçüncü boyut için bulguların değerlendirilmesinde dikkatli olunması önerisi ile ölçeğin Türk örnekleminde kullanılmasında psikometrik özelliklerin yeterli olduğu görülmektedir. Hüseyin Güleç.PB 141 İçe Bakış ve İçgörü Ölçeğinin Türkçe Uyarlamasının Güvenirlik ve Geçerliği Ön Çalışması İshak Sayğılı. Bazı maddelerin tekrar gözden geçirilmesi ve kültüre özgü değişikliklerin de yapılması sonrasında ölçeğin başka klinik örneklemlerle de araştırılması gerekmektedir. . Bu alanı değerlendirmeye yönelik geliştirilen araçlardan birisi de İçe bakış ve İçgörü ölçeği'dir (Self-reflection and Insight Scale.

Örneğin. “Hay yaşa. No 417]). İkinci temel eleştiri ise terapistin normal/olağan olanı anormal/patolojik şeklinde gösterdiğine duyulan inançtan kaynaklanmaktadır.” yazılı tabela. Yöntem ve gereçler: Araştırmada. günümüz mizah dergilerinde karikatüristlerin gözüyle psikoterapi/psikoterapistin temsilini değerlendirebilmek amacıyla Charles Gruner’in geliştirdiği bir mizah teorisi olan üstünlük kuramı bağlamında psikoterapi/psikoterapistin temsilinin neliğine ilişkin saptayımlarda bulunmaktır. Sayı 38. Sayı 30. psikoterapide var olduğu düşünülen. Dr. duvarda asılı diploma. 7’si ise Uykusuz Dergisi’nde bulunmaktadır. divana uzanmış bir hasta. Üstünlük kuramı açısından bakıldığında karikatüristin terapiye/terapiste yönelik eleştirileri iki başlık altında toplabilmektedir. odanın içindeki divan ya da konuşma balonlarında kullanılan ifadelerdir. Sonuç: Karikatür. No 357). gerçek bir saldırıdan farklı olarak şakacı saldırıdır. “Kapal[ı] alan korkusu var sizde” diyen terapiste “Sen de yok sanki gudik” diye yanıt vermektedir (Penguen Dergisi. Sami Ulus Kadın Doğum. Söz konusu karikatürlerde terapi/terapistin temsili önemli bir mizah kuramı olan üstünlük kuramı ile irdelenmektedir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Hastanesi (Ankara) Amaç: Çalışmanın amacı. 2009. haftalık olarak yayımlanan Penguen ve Uykusuz mizah dergilerinin 20092010 yıllarında yayımlanan tüm sayıları incelenmiş ve psikoterapi konulu toplam 21 karikatür saptanmıştır. 2010. . Bulgular: Araştırmada incelenen 21 karikatürde terapistin mesleki kimliğinin anlaşılmasını sağlayan öğeler beyaz önlük. “Dr. abartılılı biçim bozmalar ve dilsel ifadeler dolayımıyla bir mizah yapma sanatı olarak kendi içinde çok yoğun toplumsal eleştiri gücünü de barındırmaktadır. Güncel mizah dergilerinde yer alan psikoterapi konulu karikatürlerde ifade edilen terapiye yönelik eleştiriler (terapinin gerekli olmadığı ve ayrıca etiketlediği/stigmatize ettiği fikri) terapinin toplum tarafından nasıl alımlandığı üzerine tartışılmaya değer önemli bilgiler sunmaktadır. kişinin kendi sorunlarını kendisinin çözemeyeceği fikrine yöneliktir. Elif Odabaş Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi (Ankara). Örneğin. Eleştirilerden ilki. şurdan bir masal okusana” demektedir [Penguen Dergisi. Aristoteles’in gülmenin aslında alayın bir türü olduğu konusundaki görüşlerini geliştirerek mizahta üstünlük kuramını geliştiren Charles Gruner’e göre mizah.PB 142 Penguen ve Uykusuz Mizah Dergilerindeki Psikoterapi Konulu Karikatürlerin Üstünlük Kuramı ile Çözümlenmesi Serpil Aygün Cengiz. divanda uzanmış bir hastasına “Çocukluğunuza dönelim… Bana çocukluğunuzu anlatın lütfen” diyen terapiste elindeki Andersen masalları kitabını uzatan hasta. Bu karikatürlerden 14’ü Penguen.

B 143 Pisa Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. Hastanın rutin tahlilleri B12 vitamini eksikliği dışında olağandı.63(3):233-41. nörolojik patolojilerle birlikte ve idiopatik olgular şeklinde de görülebilmektedir (1). Yaklaşık 15 yıl önce şizofreni tanısı konulan ve uzun dönem haloperidol kullanan hastanın ilk şikâyetleri 8 yıl önce risperidon dozunun 4 mg/gün'den 8 mg/gün'e çıkılmasıyla. Oral. Yatışında “Ekstrapiramidal belirtileri değerlendirme ölçeği” (EPBDÖ) puanı 6 (çok ağır) olan hastanın izlemde puanı 4'e (orta şiddetli) geriledi.***Dursun Hakan Delibaş. 16 (3): 165-174. klozapin ve baklofen tedavisinden fayda görmüştür. gövdede gelişen bir geç distoni türü olarak tanımlanmış olup. Fizik tedavi egzersizleri de önerilen hasta klozapin 500 mg/gün ve baklofen 20 mg/gün ile taburcu edildi. **Abdurrahman Şeref Gülseren. ilk kez 1972 yılında Ekbom ve arkadaşları tarafından. Olgu: M. İlaca Bağlı Geç Başlangıçlı Hareket Bozuklukları Klinik Psikofarmakoloji Bülteni. Sendrom gelişirse kullanılan antipsikotik tedavisi kesilmeli. Tartışma: Pisa sendromu özellikle D2 reseptörlerine etkin antipsikotiklerin uzun süreli ve yüksek dozda kullanımında görülmektedir (2). Matsuaka CNS Drugs 2002.Ç. baklofen gibi miyorölaksan ilaçlar tedaviye eklenmelidir (3).2007 Mar. Nitekim olgumuz da yüksek potensli antipsikotikleri uzun süre yüksek dozda kullanmış. Türk. * İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Spina E. bel ve boyun bölgesinde kasılmalar şeklinde başlamış. Kaynaklar: (1) Suzuki. Anhedoni ve avolusyon şikâyetinde de gerileme oldu. Sendromun en sık sebebi antipsikotik ilaç kullanımı olup. Eur J Clin Pharmacol. 2006 . Antipsychotic-induced extrapyramidal symptoms in patients with schizophrenia: associations with dopamine and serotonin receptor and transporter polymorphisms. Organisite ekartasyonu açısından yapılan kranial ve spinal kanal MR çalışmaları. (2) Güzey C. Sayı: 4. İzlemde şikâyetleri ilerleyen ve yürüme güçlüğü gelişen hasta kapalı servise yatırıldı. Spigset O. Yürüme güçlüğünde belirgin iyileşme gözlendi. Epub 2007 Jan 17 (3) Öztürk. 34 yaşında erkek hasta. Çeşitli psikiyatri kliniklerinde değerlendirilen hastanın tedavisine 5 yıl önce biperiden 6 mg/gün ile ketiapin 900 mg/gün eklenmiş ve risperidon kademeli olarak azaltılarak kesilmiş. ayrıca tetrabenazin. İzmir Giriş: Pisa sendromu (pleurothotonus ). gövdenin laterale deviasyonu ve sagital eksende hafif arkaya rotasyonu şeklinde tanımlanmıştır. Nöroloji bölümüne danışılan hastanın tedavisine baklofen 20 mg/gün eklendi. viral ve romatolojik marker sonuçları normal olarak sonuçlandı. İzmir ** İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. EEG ve EMG tetkikleri. Cilt: 16. Scordo MG. İzmir ***İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. ekstrapiramidal sistem yan etki profili düşük antipsikotiklere geçilmeli. Hastanın kullandığı antipsikotikler ve biperiden tedavisi kademeli olarak kesilerek klozapin tedavisi başlandı. Landsem VM. Ruhsal durum muayenesinde anhedoni. anerji ve avolusyon tanımlanan hastanın fizik muayenesinde lomber ve servikal bölgede artmış kas tonusu ile gövdede antevert fleksiyon ile laterale deviasyon şeklinde postür anomalisi saptandı. Hastanın poliklinik izlemi devam ediyor. tüberküloz. Ancak psikotik bulguların tekrarlaması üzerine risperidon tedavisine yeniden başlanmış.

Gautam M. . bakır. 33:631-637. vaproatla ilişkilendirilen saç dökülmesi SSGI ile de olgu sunumları şeklinde ve en fazla fluoksetinle bildirilmiştir(2).4’ünün dermatolojik yan etkiler olduğu. Hastaya depresif bozukluk tanısıyla fluoksetin 20mg/gün başlandı. Psikotrop ilaçların özellikle saç gelişim döngüsünün telojen dönemini etkileyerek saç dökülmesine neden olduğu kabul edilmektedir. Saç dökülmesi ilacın alımını takiben birkaç ayda ortaya çıkmakta. Birinci ayın sonunda depresif semptomları gerileyen hastanın saç dökülmesi başladı. Drug Saf 1999. menopozda yada gebe olmayan hastanın uzun zamandır sadece astım bronşit tedavisi gördüğü. Yapılan bir araştırmada SSGI’lere bağlı tüm yan etkilerin %11. Dermatoloji tarafından değerlendirilen tiroid hormonları başta olmak üzere diğer hormon tetkikleri. Tedavinin kesilmesinin ardından saç dökülmesinin durduğu gözlendi. Olgu: 40 yaşında kadın hasta. Drugs and alopecia. Aslı Bilgin** *Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. uyku artışı yakınmaları ile psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın özgeçmişinde astım bronşit tanısı mevcut. folik asit düzeyleri normal olan. Australas J Dermatol 1983. Hastanın öyküsünden iki yıl önce de benzer şikâyetlerle essitalopram 10mg başlandığı. Adverse reactions of selective serotonin reuptake inhibitors: reports from a spontaneous reporting system. alopesi yanısıra anjioödem. saç dökülmesine neden olabilecek başka yeni herhangi bir ilaç kullanmadığı öğrenildi. B12. Alopecia due to psychotropic medications. Ann Parmacother 1999. 6 ay kullandığı ancak kilo alımından şikâyetçi olduğu öğrenildi. 3Blankenship ML. en fazla fluoksetin’e bağlı olduğu ve en sık olarak raş görüldüğü belirtilmiştir(1). tedavi kesildi. Kaynaklar: 1. tahammülsüzlük. sinirlilik. karaciğer böbrek fonksiyon testleri. vaskülit gibi ciddi dermatolojik yan etkilere yol açabilir.Spigset O. Hastada duloksetin tedavisine geçildi. hemogramı. Balıkkesir **Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği.PB 144 Fluoksetin Kullanımına Bağlı Saç Dökülmesi: Olgu Sunumu Birmay Çam*. olası dermatolojik reaksiyonlar açısından hasta izlenmelidir. Sonuç: Tedavi öncesi hastaların ilaçlara bağlı dermatolojik yan etki öyküsü alınmalı. Zonguldak Psikotrop ilaçlar ürtiker. çinko. demir. Hastanın saç dökülmesi fluoksetin kullanımına bağlandı. ilaç kesildikten 3-5 ay sonra saçlar normale dönmektedir(3). 20:277-287.2. Daha çok lityum. 24: 100-4. Moralsizlik. herhangi bir yan etki gözlenmeyen hastanın tedavisi kısmi düzelme ile deam etmektedir. 2.

Yarım paket/gün sigara kullanımı olan hastanın eşlik eden bir hastalığı mevcut değildi. Psikiyatriye yönlendirilen hastanın öyküsünde ev içi fiziksel ve sözel şiddete maruz kalma. Birçok genel tıbbi durum. Psikiyatri Kliniği. Yapılan tetkik ve muayenelerinde her iki memeden de süt geldiği. Vallverdu F. memeden süt gelmesi ve adet düzensizliği nedeniyle kadın hastalıkları ve doğum hekimine başvurmuş. Sonuç: Süregen travmatik yaşantıların ve psikojenik etmenlerin bedenselleştirilmesini çarpıcı şekilde ortaya koyan bu olguda da görüldüğü gibi galaktore için altta yatan bir neden bulunamayan durumlar olabilmektedir. eşlik eden genel tıbbi durumun saptanmadığı olgular bildirilmiştir (2). Bu yazıda bir olgu özelinde psikojenik galaktore olgusu tartışılacaktır. kendiliğinden süt gelmesi galaktore olarak adlandırılır. Ruhsal durum muayenesi. Özellikle öfkelendiğinde ya da sorun yaşadığında memeden süt geldiği öğrenildi. Galaktoreyi ortaya çıkarabilecek durumlarla ilgili ayrıntılı araştırmalara ve olgu sunumlarının bildirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. 2. Bagli M. Kocaeli Amaç: İki memenin duktal kanallarından.Cepicky P. Medifam.Clavero JT. 11:619-621. Pharmacopsychiatry. “Un Caso de Galactorrea Psicogena Sin Hiperprolactinemia o Sindrome de Nunes”. Cesk Gynekol.Feuchtl A. 52:132-3. geniş ailede olmakla ilgili yaşadığı güçlükler mevcuttu. Podruzek P (1987). 3. Bu tablo Nune’s Sendromu olarak da adlandırılmaktadır (3).PB 145 Bir Olgu: Prolaktin Yüksekliğinin Eşlik Etmediği Psikojenik Galaktore Aslıhan Polat (1). “Pharmacokinetics of M-Cholorophenylpiperazine After İntravenous and Oral Administration in Healthy male Volunteers: Implication fort he Pharmacodynamic Profile”. Redondo G (2001). Gutierrez N. 22 yaşında. geniş ailede yaşayan kadın hasta. bekâr. ilaç kullanımının olmadığı. Galaktorede prolaktin yüksekliği bizim için önemli bir değer olmakla birlikte prolaktin seviyesi normal iken de galaktore ortaya çıkabilmektedir. Uğur Çakır (2) (1) Kocaeli üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. durumu açıklayacak patoloji olmadığı saptanmış. eksen II’de B kümesi kişilik özellikleri. öğretmen. Hatice Sodan Turan (1). Kaynaklar: 1. Stephan R ve ark. genel tıbbi durumu ile ilgili tetkik ve konsültasyonları yapıldı. 37:180-8. (2004). Eksen IV’te ise birincil destek grubu ile sorunlar mevcuttu. psikometrik incelemeleri. çeşitli ilaç kullanımları galaktoreye neden olabilmektedir (1). yüksekokul mezunu. DSM IV-TR tanı sınıfandırma sistemine göre eksen I’de tanı almadı. “Psychogenic Galactorrhea (Nunes Syndrome)”. Kocaeli (2) Kocaeli Derince Eğitim Araştırma Hastanesi. . Yazında prolaktin yüksekliğinin eşlik etmediği. Olgu: ŞA.

Fluoksetin’le tam remisyon sağlanan bir kız hasta tartışıldı. 1 gün süren kusma atağı oldu. Ayrıca hastaların psikiyatrik açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. . daha çok çocuklarda ve adelösanlarda görülen henüz etiyolojisi bilinmeyen.10 kez kusma atağı oluyormuş ve ataklar 3 gün sürüyormuş. Yapılan tetkiklere göre kusmaya neden olabilecek herhangi bir organik neden saptanmamış. atak tedavisi ve atak aralıklarının uzatılması stratejilerini içerir. atağın önlenmesi. Kusma periyodları arasında hasta normal yaşamına devam etmektedir. Antidepresanlar. baş ağrısı oluyormuş. Ayrıca hasta kusma nedeniyle hastanede yatmaktan rahatsız olmaktaymış. Bu olgunun Fluoksetin’le belirtilerinin düzelmesi. peryodik kusma ataklarıyla başvuran çocuklarda akılda tutulmalıdır. Olgu: 14. hastalığın klinik bulgularına göre SKS tanısı konuldu. SKS tanısı konan. Bir yılda 9. yapılan ‘Durumluluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği’ne göre kaygı düzeyinin yüksek olduğu saptandı. bazı kusma ataklarının herhangi bir stres faktörüyle ilişkisi yokmuş. Özlem Gül Eser**. migren ilaçları ve antiepileptikler SKS'nin koruyucu tedavisinde kullanılmaktadır. Literatürde SKS’li hastalarda Fluoksetin kullanımıyla ilgili yayına rastlanılmamıştır. ayında hafif şiddette. Kahramanramaş *** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Yapılan psikiyatrik muayenede. herhangi bir psikiyatrik tanı almamasına rağmen. Sonuç: SKS. kaygısının azalmasına bağlı olabileceği gibi. Tartışma: Hastalığın tedavisi. Ali Nuri Öksüz*** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Hasta ataklarının olmadığı dönemlerde günlük işlevine devam ediyormuş. Bu olguda. herhangi bir organik sebep olmaksızın. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD. Atakların koruyucu tedavisi için herhangi bir ilaç kullanmamış. Koruyucu tedavisinde antidepresanların etkinliğini ve güvenilirliğini değerlendirmek için klinik çalışmalar yapılmalıdır. Kahramanmaraş ** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi. Sıvı elektrolit desteği ve antiemetik tedavilerle hastanın atakları kontrol altına alınıyormuş. Genellikle stresli durumlarda atakları artma göstermekte birlikte. 13 yaşındayken pediatrist tarafından. Tedavinin 3. Özgeçmişinde ve soygeçmişinde özellik yoktu. Hastanın ilk kusma atağı iki yaşında başlamış. kusma etyolojisinin açıklanamaması üzerine polikliniğimize yönlendirildi. Kahramanmaraş Giriş: Siklik kusma sendromu (SKS). saatlerce veya günlerce bulantı ve kusma ataklarının görüldüğü bir sendromdur. Daha sonraki 15 aylık izlem süresince kusma ataklarında tam düzelme gözlendi. yatarak tedavi gerektirmeyecek şekilde. kaygı düzeyinin yüksek olması ve bazı atakların stresle tetiklenebilmesi nedeniyle Fluoksetin 20 mg/gün başlandı. SKS’nin tedavisi konusunda tam bir görüş birliği bulunmamaktadır.PB 146 Fluoksetin ile Başarılı Bir Şekilde Tedavi Edilen Siklik Kusma Sendromu: Bir Olgu Sunumu Hatice Altun*.5 yaşında kız hasta. Kusma öncesinde birkaç saat süren bulantısı ve atak sırasında hastanede yatmasını gerektirecek şekilde halsizlik. Hastaya koruyucu tedavi olarak. bilinmeyen bir mekanizmayla da ilişkili olabileceği düşünüldü. Yapılan tüm tetkikler ve fizik muayene sonucu normal olan hastaya.

anhedoni. Bu sendromda kişi karakteristik olarak organları ve bedeni dahil tüm varlığını. Vitamin B12 eksikliği dışında rutin incelemeleri olağandı. çalışmayan kadın hasta. 2009. 3) Berrios GE. Acta Psychiatr Scand 1995. negativist tutum.PB 147 Cotard Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. Hastalar bedenlerinin ve organlarının bir bölümünün ya da tamamının ölü olduğuna inanırken. Yaklaşık bir ay boyunca yakınmalarında düzelme olmaması. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. . En çok görülen belirtiler depresif duygudurum. Cotard sendromu tanısı konularak izleme alındı. bizim hastamızın belirtileri de bu çerçeve içerisindedir. Tartışma: Cotard sendromu ender görülür. 9th Edition. 48 (2): 129-131. 2008 yılında Olanzapin ve Karbamazepin. Sarı İ. 1620. Mutsuzluk. ilkokul mezunu. **Doç. Cotard Sendromu: Ender Rastlanan Bir Vak’a New/Yeni Symposium Journal 2010. Venlafaksin 75 mg/gün ve Aripiprazol 10 mg/gün başlandı ve Aripiprazol dozu 25 mg/güne çıkıldı. Comprehensive Textbook of Psychiatry. Dr. Venlafaksin ve Lityum. bu dünyada değilim.. kollarım bende değil” şeklinde nihilistik sanrılar ile kendisini mezarda görme şeklinde görsel varsanılar tanımlandı. Ruiz P editors. psikomotor etkinlikte azalma saptandı. Sadock VA. Aripiprazol 25 mg/gün ile kombine sekiz seans EKT uygulanan hastanın belirtileri tam düzeldi. Hastamızda da EKT tedavisi başarıyla sonuçlanmıştır. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş: Cotard sendromu ilk kez 1880 yılında Jules Cotard tarafından tanımlanmıştır. **Almıla Erol.. “Ben öldüm. anerji. Bromet EJ. Havle N. Mojtabai R. p. bir yandan da ilginç bir biçimde ölümsüz oldukları sanrılarına sahip olabilirler. Beyin MRG ve EEG incelemeleri normal sınırlardaydı. iştahsızlık. 2009'da Sertralin ve Olanzapin. 2010'da Risperidon. Cotard’s syndrome: analysis of 100 cases. Cotard sendromu pek çok psikiyatrik hatta organik bozuklukla birlikte görülebilir (2). Zamanla ölü olduğunu düşünmeye başlamış. ilaç ve yiyecek alımının hiç olmadığı günlerin olması üzerine hastaya Elektro Konvulzif Tedavi (EKT) başlandı. In: Sadock BJ. nihilistik sanrılar. statüsünü ve sahip olduğu her şeyi kaybettiğini düşünür (1). Luque R. Other psychotic disoders. suçluluk ve ölümsüzlük düşünceleridir. anhedoni. Nitekim. Olgu: 32 yaşında bekar. Özgen G. kardeşleriyle İzmir'de yaşayan. Hastaya psikotik bulgulu depresyon. Ocak 2012'de Aripiprazol ve Lityum ile tedavi görmüş. İlk yakınmaları 2006 yılında iki yakınının arda arda ölümü sonrası suçluluk düşünceleriyle başlamış. **Levent Mete *Ass. suisidal düşünceler ve kollarının kendisine ait olmadığını düşünme eklenmiş. Hastalarda değişik psikiyatrik belirtiler olabilir. Her defasında yakınmaları düzelen hasta ilaçları kendiliğinden bırakmış ve yakınmaları tekrarlamış. 91: 185-188. 2) Özköse M. “Ben yokum siz sadece elbiselerimi görüyorsunuz” diyor ve uğraşılara katılmıyordu. Kapalı servise yatırılan hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygulanım. Cotard sendromunun tedavisinde çeşitli ilaçların yanı sıra EKT de önerilmektedir (3). Dr. Kaynaklar: 1) Fochtmann LJ. avolusyon.

Brunner/ Mazel Inc. 52 yaşında. oğluyla ve kaza anı ile ilgili yeniden yaşantılama belirtileri. Text Revision (DSM-IV-TR). Hatice Sodan Turan. Jacobs S (1999). kaza haberlerine yönelik kaçınma davranışları. Aslıhan Polat Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Klinik Psikiyatri 2004. (2001). “Ne Zaman Travmatik Yas Tanısı Konur? Ne Zaman Tedavi Başlar?”. konuşmama. kaza ile ilgili yoğun suçluluk düşünceleri. acı ve huzursuzluk hissi. Tedavisi travmatik yas belirtileri göz önüne alınarak düzenlenmiştir. şiddet içeren ve dehşet uyandıran bir şekilde ise kaybı yaşayan kişinin verdiği tepkiler “travmatik yas” olarak tanımlanır (1). Sezgin U. Travmatik yas. Olgu sayısının sınırlı olması. aile içi-toplumsal şiddet. Treatment and Prevention”. Torunu ile görüşmesine izin vermemiş. Bu yakınmaları bir yıldır devam etmesine rağmen. oğluna yönelik yoğun özlem duyguları mevcuttu. Olgun-Özpolat T. cinsel isteksizlik.7:167-175. Kazadan sonra oğlunun eşinin NY’ye yönelik suçlamaları olmuş ve evi bu nedenle terk etmiş. bedensel yakınmaları. “Traumatic Grief. . Travmatik yas sonrası ortaya çıkan patolojik belirtiler sıklıkla olağan yas gibi değerlendirilip gözden kaçabilir. Sonrasında dissosiyatif bir süreci olmuş. Toplum ve Bilim. “Yakınlarını Kaybeden Kişilerin Ruhsal Durumlarının ve Yas Tepkilerinin Karşılaştırılması”. Doğal afetler. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. 90:41-69. Yüksel Ş. Topçu Z. 2. Kocaeli Giriş: Kayıptan sonra ortaya çıkan ruhsal tepkilerin bütünü “yas” olarak değerlendirilir ve doğal bir sürecin parçasıdır. NY’nin halen devam eden depresif belirtileri. normal bir yas süreci gibi değerlendirilip tedavi arayışına gidilmemişti. Bu yazıda travmatik yasla gelen bir olgu tartışılacaktır. kazalar. çatışma ve savaşlar çok sayıda ani ve şiddet içeren kayba neden olabilmektedir (2). Son olarak oğlunun ‘frene bas baba’ sesini hatırlıyormuş. American Psychiatric Association. suçluluk düşünceleri. Tartışma: Jacobs’un (1) travmatik yas için önerdiği dört temel ölçüt göz önüne alındığında NY’nin tanısının travmatik yas olduğu kanaatine varılmıştır. DSM IV-TR’de “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” (TSSB) ölçütü içinde değerlendirilmektedir (3). DC: American Psychiatric Association. Ancak son aylarda işlevsellikte ciddi azalma olması üzerine yakınları tarafından polikliniğimize getirilmişti. Kaynaklar: 1. tanı karmaşası buna bağlı tedavi seçeneklerinin sınırlarının net olmaması bu olgulara yaklaşımı kısıtlayabilmektedir. kendine geldiğinde oğlunun kaza anında öldüğünü öğrenmiş. dünyanın darmadağın olduğunu düşünme şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurmuş. Travmatik yas nedeniyle ruh sağlığı çalışanlarına başvuru da sınırlı olmaktadır(4). Olgu: NY. 3. travmatik yasa ilişkin ayırt edici ruhsal sorunların tanımlanmasına ve değerlendirmede yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. Washington. Diagnosis.PB 148 Oğul Kaybı: Bir Travmatik Yas Olgusu Nermin Gündüz. Dişcigil AG (2004). erkek. Zeynep Yıldız Akbey. içe kapanma. Yüksel Ş. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. 2000 4. Kayıp beklenmedik. Bir yıl önce kendi kullandığı traktörün freni tutmaması neticesinde oğluna çarpmış.

kadın. psikomotor aktivite azalmış. Kandemir G. Ketiapin kullanımı sırasında ortaya çıkan sinüs taşikardisi: Üç olgu sunumu. Hastada ‘Depresif bozukluk’ düşünülerek yatışı yapıldı ve sertralin 50 mg/gün ve 100 mg/gün ketiapin başlandı. uykusuzluk iştahsızlık. düşük ses tonuyla kısa cevaplar veriyor. Akşam 22:00'da tek doz ketiapin alan hastanın saat 22:50 sularında aniden baş dönmesi ve gözlerde kararma hissi olup arteryel tansiyonu 80/60 mmHg. Olgu: H. ekstrapiramidal semptomlara ve antikolinerjik yan etkilere yol açmaması nedeniyle yaşlılarda tercih edilen atipik antipsikotiklerdendir (1). halsizlik. Hastanın tansiyonu 70/50 mmHg’ ye düştü.PB 150 Tek Doz Ketiapin Kullanımına Bağlı Yaşlı Hastada Gelişen Ciddi Hipotansiyon: Bir Olgu sunumu Osman Özdemir. Sonuç olarak ketiapinin sık karşılaşılan yan etkileri arasında olan hipotansiyon morbidite ve mortalite sebebi olduğu için özellikle yaşlı hastalarda dikkat edilmelidir. Çocukluk ve Ergenlik Dönemi Şizofrenisinde Tedavi. duygulanım depresif. moralsizlik. Ruhsal durum muayenesinde.iştah azalmış olarak değerlendirildi. Ketiapinin emildikten 2 saat sonra plazma tepe noktasına ulaşması ve yarılanma ömrünün 7 saat olması değerlendirildiğinde.19:55-58. Pınar Güzel Özdemir İpekyolu Devlet Hastanesi. Hasta trendelenburg pozisyonuna getirildi. Ketiapin sedasyona neden olduğundan yaşlı hastalarda düşük dozlarda hipnotik amaçlı kullanılabilmektedir. yaşlı bireylerde düşme ve kırıklara neden olduğu için tehlike oluşturmaktadır. 2001. ilaca bağlı hipotansiyon tanısını desteklemektedir(2).Hocaoğlu Ç. nabız 98 atım/dk olarak ölçüldü.E.4:25-37 . bilinç bulanıklığı ve uyku hali gelişti. kendine bakımı azalmış. Ketiapin. Hasta yoğun bakıma alınarak monitorize edildi. uyku. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2009. damar yolu açıldı ve serum fizyolojik (SF) verildi. Van Giriş: Baş dönmesi. Hıdıroğlu H. görüşmeye ilgisiz. Burada hipertansiyon öyküsü ve antihipertansif ilaç kullanan ancak tek doz 100 mg ketiapin verildikten sonra hipotansiyon gelişen ve yoğun bakım koşullarında stabilize edilen bir olgu sunumu yapılmıştır. Psikiyatri Bölümü. Tartışma: Antihipertansif kullanan ve tansiyonları normal seyreden hastaya ketiapin verildikten sonra arteriyel tansiyonu 80/60 mmHg’a düşmesi hastada ketiapine bağlı hipotansiyonu düşündürmektedir. halsizlik ve senkop gibi belirtilerle seyreden hipotansiyon. Takiplerinin dördüncü saatinde tansiyonları 110/70 mmHg’ye kadar çıkan hasta psikiyatri servisine alındı. hipertansiyon nedeniyle antihipertansif ilaç kullanımı vardı. 3–4 aylık iyilik halinden sonra ilaç kullandığı halde rahatsızlığı tekrarlamış. konuşmama. 10 ay önce benzer şikâyetleri başlayan hasta essitalopram 20 mg/gün ve trazodon 50 mg/gün tedavisinden fayda görmüş. Klinik Psikiyatri. şikâyetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurdu.Şenol S. 2. Özgeçmişinde. 66 yaşında. Kaynaklar: 1.

sık düşmelerinin başladığı öğrenildi. patlayıcı tarzda konuşan hastanın konuşmayı başlatmaktaki zorluğu. İleride yapılacak çalışmalar geniş vaka serilerinde bu tanıların klinik ve nöropatolojik açıdan aynı spektrumun içinde yer alıp almadığını aydınlatmayı hedeflemelidir. Bilişsel Kayıp için Bilgilendiriciye Uygulanan Anket: 4. Duraksayarak. Son yıllarda konuşma bozukluğu ile başlayan PSP olguları bildirilmektedir. PSP’nin Frontotemporal Demans (FTD) ile ilişkili olabileceği de bildirilmiştir.03 (>3. Nöropsikolojik Değerlendirme: Standardize Mini Mental Test: 14/30 (<24. yürütücü işlevlerde bozukluk ve diğer PSP bulguları eklenmiştir. sık düşme ve subkortikal tipte demans ile karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır. Olgu: İB. bozuk). bozuk). Saat Çizme Testi: 0/5 (<3. soyunup. literal parafaziler. Nörolojik muayene: Motor disfazi. . İşlevsel Faaliyetler Anketi: 14/30 (>9. Dört ekstremitede belirgin bradikinezi ve bilateral üst ekstremitelerde rijiditesi mevcuttu. dengesizlik. kesin tanı için postmortem incelemeye gereksinim vardır. yarım sözcükleri mevcuttu.giyinemediği. yerinde duramama. işçi emeklisi erkek hasta. Sonuç ve Tartışma: Nöropatolojik ve klinik açıdan PSP ve FTD’nin ilişkili olduğunu bildiren yayınlar artmaktadır. Frontal Değerlendirme Aracı: 4/18 (<9. apati. bozuk). uykusuzluk. karmaşık cümleleri anlamakta güçlük çekiyordu. Bu olgu FTD ya da Alzheimer hastalığının atipik varyantı ve PSP birlikteliği açısından tartışmalı bir olgu olup. bozuk). Psikiyatrik muayene: hafif depresif belirtiler. Erguvan Tuğba Özel KızılAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. saçlarını tarayamadığı. Belirgin vasküler patolojiye rastlanmamıştır. eğitimsiz. artikülasyon hataları. Bu bildiride konuşma bozukluğu ile başlayan. Vertikal bakış kısıtlılığı mevcuttu. orta beyin yapılarında atrofi ve buna bağlı olarak midsaggital kesitlerde ‘’hummingbird bulgusu’’ mevcuttur. bir PSP-FTD olgusu tartışılacaktır. sonrasında yakın bellek kusuru. üst ekstremitede belirginleşen simetrik rijiditesinin oluştuğu. disprozodinin eşlik ettiği hafif duyusal disfazi. Beyin MRG: Yaygın kortikal atrofi.PB 151 Konuşma Bozukluğu ile Başlayan Progresif Supranükleer Palsi ve Frontotemporal Demans Olgusu Umut Altunöz. Basit komutları anlayabiliyor. Bilgen Biçer Kanat. Bu vakada once konuşma bozukluğu başlamış. son zamanlarda evinin yolunu bulamadığı. Beyin PET: Sağ pariyeto-oksipital bölgede daha belirgin olmak üzere serebral kortekste yaygın metabolizma azalması. 76 yaşında. Bir yıl önce hafif unutkanlığı olan hastanın. bozuk). supranükleer tipte bakış felci. Son bir yıldır apati. sıvı gıdaları yutmakta güçlük çektiği bildirildi. L-Dopa tedavisine yanıt alınamadığı tıbbi kayıtlardan öğrenildi.4. Geriyatrik Psikiyatri Birimi Giriş: Progresif Supranükleer Palsi (PSP) simetrik akinetik-rijid parkinsonizm. apraksi. Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine beş yıl önce başlayan ilerleyici konuşma bozukluğu ile başvurdu. Konuşma bozukluğunun başlamasından yaklaşık bir yıl sonra bradikinezi. dengesizlik.

gazete.lise mezunu. unutkanlık ve böcekler görme şikayetleriyle başvurmuştur. çocuklara küfür etme. depresif belirtiler. sözel bellek ve bilgi işleme bozuklukları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir . Bu yazıda kompulsif biriktiriciliği bulunan üç farklı tipte demans olgusu sunulmuştur. moral bozukluğu. Geropsikiyatri Birimi ** Çankaya Üniversitesi. eşyaları koyduğu yerleri unutma yakınmalarıyla başvurmuştur. Yaşlılık çağında başlayanbiriktiriciliğin demans için öncül belirtilerden olabileceği akılda tutulmalıdır. yiyecek kaplarını biriktirdiği vebalkonun kullanılamayacak hale geldiği öğrenilmiştir. işçi emeklisi.Hasta Frontotemporal demans tanısıyla izleme alınmıştır. Olgu 2: NB. Yakınlarından davranış değişiklikleri ortaya çıkmadan önce hastanın eski halı. kadınlara sözel tacizde bulunmayakınmalarıyla başvurmuştur. Tartışma: Üç olguda da depresif belirtilerin bulunduğu ve demansın erken evrelerinde biriktiriciliğin olduğu dikkat çekmektedir. bu eşyalar nedeniyle evde adım atacak yer kalmadığı öğrenilmiştir. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. Sevinç KIRICI *. Kliniğimize eşiyle kavga etme. Kranial BT‘de diffüz serebral kortikal atrofi. Gülbahar BAŞTUĞ**.Eskiden obsesif kompulsif bozukluk bağlamında değerlendirilen bu davranış.PB 152 Üç Olgu ile Demansta Kompulsif Biriktiricilik Bilgen Biçer KANAT*. saksıları. Alzheimer Hastalığı tanısıyla izlenen hastanın evden gitme ve kağıt biriktirme (dolaplar dolusu eski gazete ve kağıt) gibi davranışları olduğu öğrenilmiştir. Umut ALTUNÖZ*.günümüzde bağımsız bir bozukluk olarak ele alınmaktadır. Olgu 1:İB. Psikoloji Bölümü Giriş:Kompulsif biriktiricilik yaşlılarda gençlere kıyasla daha sık görülmektedir (1). Kliniğimize söylenenleri hatırlayamama. uyuklama. İleri yaşta görülen depresyona eşlik eden kompulsif biriktiriciliğin yürütücü işlevler. düşünce içeriğinde fakirleşme.erkek hasta. . isteksizlik. erkek hasta. çakmak. Kraniyel MRG’sinde yaygın kortikal atrofi saptanmıştır. HastaLewy Cisimcikli Demans tanısı ile izleme alınmıştır. duygulanımında küntlük ve yürütücü işlevlerde bozukluk saptanmıştır. bitmiş otobüs kartı biriktirdiği. Psikiyatrik muayenesinde yakın bellek ve dikkat bozukluğu başta olmak üzere. 74 yaşında. eğitimsiz. emekli memur. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. 66 yaşında. Erguvan Tuğba ÖZEL KIZIL* *Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. camide türkü söyleme. uykusunda rüyalara uygun hareket ettiği. memur emeklisi. balkonunda sokaktan bulduğu plastik şişeleri. lisan bozukluğu ve yürütücü işlevlerde bozukluk. Kranial MRG‘de bilateral temporaparietal atrofi saptanmıştır. yakın bellek ve dikkat bozukluğu ile görsel varsanıları olduğu saptanmıştır. Kliniğimize iştahsızlık. apraksi. Demansta kompulsif biriktiriciliğin yaygınlığının %22 civarında olduğu bildirilmektedir. kalem. 81 yaşında. erkek hasta. Yakınlarından eşyalarını koyduğu yerleri unuttuğu. Olgu 3: CFT. Beyin PET görüntülemede frontal loblarda hafif ve temporal loblarda orta derecede hipometabolizma gözlenmiştir. lise mezunu. geceleri kalkıp dolaştığı.

5 mg 1x1 başlandı. depresif içerik mevcuttu. Dikkat. Venlafaksin. Benzer nöbetler. Düşünce içeriğinde hastalıkla ilişkili ve bedensel aşırı uğraşlar. bellek ve yürütücü işlevleri yaşına uygundu. kendiliğinden sonlanan ve sonrasında oryantasyonun olmadığı postiktal konfüzyonun seyrettiği bir nöbet görüldü. sık doktora gitme. kardiyolojik. Çiğdem Özkara2 1İstanbul Üniversitesi. idrar yapma güçlüğü. afekti uygundu. Venlafaksin 75 mg 1x1. hayattan keyif almama ve içe kapanma yakınmalarıyla başvurdu. Tablo. Hastanın bundan sonraki bir yıl boyunca nöbet geçirmediği öğrenildi. devamına gerek duyulmayarak 2.gün tonik kasılmalarla başlayan. Venlafaksinin terapötik dozda nöbete neden olması olgumuzu ilginç kılmaktadır. Ayrıntılı metabolik. Nöroloji AD. arkasından klonik atmaların eklendiği. polikliniğimize kabızlık.PB 153 Yaşlıda Terapötik Dozda Venlafaksine Bağlı Tekrarlayan Epileptik Nöbetler: Olgu Sunumu Özge Kılıç1. ayda kesildi. elektroensefalogram ve lomber ponksiyon incelemeleri sonucunda nöbeti açıklayacak hiçbir patoloji bulunamadı. Hastanın bu dozu aldığı 3. Olgu sunumu ile venlafaksine bağlı epileptik nöbet ile ilişkili yazının kısaca gözden geçirilmesi ve yaşlıda akılcı ilaç kullanımına dikkat çekmek amaçlanmıştır. Yatırılarak takip edilen hastanın aldığı paroksetin 20 mg 1x1 ve ketiyapin 100 mg 3x1 azaltılarak kesildi. venlafaksinin son dozu alındıktan 20 saat sonra gözlendi.günü 150 mg/gün dozuna çıkıldı. Yakınmaları 4 yıl önce kızının lösemi nedeniyle ölmesi ile başlamıştı. nörogörüntüleme. Hastada Major Depresyon ve Komplike Yas tanıları düşünüldü. Bedensel yakınmaları için yapılan incelemelerinde hiçbir patoloji saptanamamıştı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD. Psikomotor aktivitesi ve iştahı azalmıştı. 3 kez daha tekrarladı. Son nöbet. Tedavisi. başlanmasının 5. komorbidite ve çoklu ilaç kullanımı nedeniyle gençlerden daha sık olabilir. . Akut ve idame tedavide kullanılan antidepresanların yaşlıdaki en uygun dozlarının belirlenebilmesi için daha fazla kanıta gereksinim vardır. mirtazapin 15 mg 1x1 ve alprazolam 0. İstanbul Giriş: Psikotrop ilaçların. İstanbul 2İstanbul Üniversitesi. Yaşlılarda antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler. Venlafaksin kesildi. uyaranlara yanıtsız olduğu. Turan Ertan1. Olgu Sunumu: 80 yaşında. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. erkek hasta. Anhedoni ve anerji tarif etmekteydi. Levatirasetam. İnsomni mevcuttu. 3dk süren. sitalopram 20mg 1x1. terapötik dozda venlafaksin kullanımına bağlı tekrarlayan epileptik nöbetler geçiren bir olgu sunulacaktır. Psikiyatrik muayenesinde duygudurumu depresif ve anksiyözdü. Bu yazıda 80 yaşında. ketiyapin 125 mg 1x1 ve levatirasetam 250 mg 2x1/2 olarak düzenlendi. yaşa bağlı fizyolojik değişiklikler. Tartışma: Hayvan ve insan çalışmalarında venlafaksinin yüksek dozlarının prokonvülzan etki yaptığı gösterilmiştir. nöbet eşiğini düşürerek epileptik nöbetleri tetikleyebildikleri bilinmektedir. venlafaksine bağlı akut semptomatik epileptik nöbet olarak değerlendirildi.

Ayırıcı tanıda hastalığın başlangıç döneminde. semptomların şiddeti yıllar içinde sabit kalmakla birlikte dalgalanmalar görülebilen bir uyku bozukluğudur. VAN. 2.Yavuz Selvi İpekyolu Devlet Hastanesi Psikiyatri Bölümü VAN.Nishino S. uyku atakları ve katapleksi ile epilepsi özellikle atonik nöbetler düşünülebilir. gün içerisinde karşı konulamaz 15–20 dakika süren uyku atakları olunca tekrar psikiyatri polikliniğine başvurdu. kısa süreli uyku ataklarından oluşan. etyolojisi henüz tam belirlenemeyen. Adem Aydın. ancak antiepileptik tedaviden fayda görmedi. Bildiğimiz kadarıyla dissosiyatif belirtilerin öncülük ettiği olgu bildirilmemiştir. Sleep Med. 2007. Rickards H. O dönemde istirahatte ve uyku yoksunluğu sonrası çekilen EEG ve beyin MR tetkikleri normal olan hastanın uygulanan MSLT sonucunda ortalama uyku latansı 5 dakika olarak saptandı ve uyku başlangıçlı REM epizodları tespit edildi. Hasta halen modafinil 600 mg/gün ve fluoksetin 20 mg/gün kullanıyor. iki çocuklu. füg ve depersonalizasyon) tespit edilerek SCID değerlendirmesi ve DES uygulanmış. yerinde duramama şikâyetleriyle psikiyatri kliniğine başvurusu. Neuropsychiatric Disease and Treatment. BTA dissosiyatif bozukluk. Hasta nöroloji görüşü de alınarak epilepsi tanısı ile tedavi edildi. kadın. depresyon tanıları ve antidepresan tedavi ile taburcu olduktan 2 ay sonra ani dokunmalarda ve gülmelerde yere yığılma şeklinde nöbetleri başlayan hasta.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. Kaynaklar: 1. Bu yazıda dissosiyatif belirtiler ve depresif semptomları olan ancak kısa süre sonra aşırı uykululuk. 5 yıl önce başlayan uykusuzluk. Tartışma: Narkolepsi. ailesiyle yaşıyor. Giriş: Narkolepsi.PB 154 Dissosiyatif Semptomlarla Ortaya Çıkan Bir Narkolepsi Olgusu Pınar Güzel Özdemir. 2011:7 507–518. yatarak tedavi hikâyesi mevcut. gün içinde karşı konulamaz derecede şiddetli. ani düşme atakları ve hipnogojik halüsinasyonlar gibi narkolepsi belirtileri gösteren. farmakolojik olmayan yaklaşımlarla birlikte MSS uyarıcıları ve modafinil kullanılmaktadır (2). Ancak epilepside bilinç tümüyle kapalı ve postiktal konfüzyon görülürken narkolepside görülmez ve kişi hemen uyandırılabilir. Olgu: 35 yaşında. .Narcolepsy: a review. Narkolepsinin duygudurum bozuklukları ve şizofreni ile belirli semptomlarının örtüştüğü bildirilmiştir. klinik ve laboratuar değerlendirmeleri sonucunda narkolepsi tanısı konan ve tedavi edilen bir olgu sunulmuştur.Akintomide GS. aksine yakınmaları arttı. Hastanede yattığı dönemde dissosiyatif semptomlar (amnezi. sinirlilik. sıklıkla katapleksinin eşlik ettiği bir tablodur. Tedavisinde. Gündüz aşırı uykululuk ve katapleksi narkolepsinin iki önemli semptomudur (1). Hastanın dissosiyatif belirtileri tedaviden sonra gözlenmedi. Olgumuzda olduğu gibi antiepileptiklerden fayda görmez. Hastaya narkolepsi tanısı konularak ‘modafinil’ verildi ve belirgin fayda gördü.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. Clinical and Neurobiological Aspects of Narcolepsy.

başlangıçtan itibaren paterninde belirgin değişiklikler olması. etraftaki söylenenleri duyduğu ancak cevap veremediği bir nöbeti olduğu öğrenildi.Haşmet HANAĞASI**. Vaka: 25 yaşında erkek hastanın 13. Çekilen EMG de istemsiz kasılmalara eşlik eden motor ünite boşalımları görüldü. Tartışma: Hastanın kasılmalarının lokalizasyonu stiff person sendromu ile uyumluydu. . Doğan ŞAHİN**İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı **İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Giriş : Stiff Person sendromu çizgili kaslarda giderek artan istemsiz kasılma ve kas rijiditesi ile karakterize bir hastalıktır. Mehmet Barış BASLO**. ara vererek dört gün boyunca hiç olmaması. Bu kasılmaların son 2 ay içinde hastanın Ankara’ya gittiği 4 gün ve kliniğimizde yattığı 4 gün dışında her gün olduğu. kısa süreli ve tekrarlayıcı kasılmaları gözlemlendi.2011 tarihinde psikiyatrik değerlendirilmesi istendi. EEG. batın BT. Yatışı sırasında hastanın karın ve boynunda ritmik olmayan. Konversiyon bozukluğu organik bir sebeple açıklanamayan motor ve duyu alanında görülen işlev bozukluğudur. anti nöronal antikor paneli ve otoimmün ensefalit paneli negatif saptandı.08. Servis yatışı sırasında bakılan rutin biyokimya. Elif KOCASOY ORHAN**. kol ve bacaklara yayılır. EMG de kasların telkinle istirahate sevk edilebiliyor olması ve Anti GAD negatif olması stiff person sendromunu dışlayan bulgulardı. hemogram. Hastada 3 Haziran 2012 de ayağında kasılma ve hareket ettirememe başladığı. Ertesi gün hastanın tekrar göğüs ve boyunda kasılması olunca telkinle kasılmalar durdu ve tekrarlamadı. Tüm bu bulgular sonucunda hastanın tanısının konversiyon bozukluğu olduğuna karar verildi. Sertlik genellikle bel bölgesinden başlayarak aylar içinde sırt. Başar BİLGİÇ**. disosiatif nöbetlerin eşlik etmesi. üniversite mezunu ve dini bir cemaatle bağlantılı bir yurtta müdür yardımcısı olarak çalışıyor.PB 155 Stiff Person Sendromu ve Konversiyon Bozukluğu Ayırıcı Tanısı Yapılan Bir Hasta Meliha ÖZTÜRK*. fakat söz konusu kaslar telkinle istirahate sevk edilebiliyordu. ancak kasılmaların telkinle geçmesi. Amacımız İTF nöroloji kliniğinde stiff person ön tanısı ile yatırılan ve yatışı sırasında konversiyon bozukluğu ayırıcı tanısı için psikiyatrik değerlendirmesi istenen bir vakayı tartışmaktır. hastaneye yatışından önce 45 dakika süren “Alalh’ın isimlerini” bağırdığı bir nöbet olmaya başladığı ve bu arada bakılan Anti GAD antikorun negatif geldiği öğrenildi. göğsünde kasılma olan. ve üriner sistem USG normal bulundu. bakılan kanser belirteçleri. 9 Haziranda psikolojik stres sonrasında kollarını çapraz yaptığı. Hasta. toraks.

Köroğlu E. (2) 25 yaşında evli. (3) Antipsikotik ilaçların somatoform hastalıklarda kullnaımına ilişkin Decoutre ve arkadadaşlarının yapmış olduğu gözden geçirme çalışmasında özellikle fonksiyonel dispepsi tablosunun antipsikotik tedaviye iyi yanıt verdiğine dikkat çekilmektedir.PB 156 Sülprid Tedavisine İyi Yanıt Veren Sertraline Dirençli Somatizasyon Bozukluğu Olgusu Mustafa Burak Baykaran Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları E. boğazda düğümlenme duygusu yakınmaları olduğu da öğrenildi.Yücel B. Hastanın sertralin tedavisi sonlandırılarak 100mg. 2008.Decoutre L. kadın doğum. göğüs ağrısı yakınmalatı var bu ağerılrdan ve somatizasyon bozukluğu kriterlerini karşılayacak şekilde aralıklı bulantı ve kusmalar. mensturasyon sırasında ağrı.Baskı. Polat A. karın ağrısı./gün sülprid tedavisi başlandı. Hastanın 2 yıllık süre içinde dahiliye. EMG tekikleri yapımış.Öztürk O. çocuğu yok. geldi. endoskopi ve laparoskopik inceleme. 1. Moorkens G. 2/5 kardeş. Yaklaşık 6 ay süreyle psikiyatri takibinde olan hastanın sertralin100mg. Van den Eede E. çalışmıyan kadın hasta yaklaşık 2 yıldır devam eden karın ağrısı yakınması. Baskı. Ankara: Hyb Basım Yayın. Tijschr Psychiatr 2011. a review. Hastada yapılan tetkiklerde belirgin bir patoloji saptanmamış.538 3. Güleç C. nöroloji hekimerince takipleri yapılmış. (1) Hastamızda tablonun hızlı ve etkin düzelme gözlenmesi somatizasyon bozukluğu tedavisinde antipsikotiklerin en az antidepresanlar kadar önemli olduğunu göstermesi açısından değerlendirilmelidir. Hasta ile yapılan görüşmede ek olarak sırt ağrısı. 2007:369. (eds). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. 11.H. Hastanınn takipleri aylık olarak devam edildi.53:163-173 2. 2. Somatizasyon bozukluğu ve farklılaşmamış somatoform bozukluk in: Psikiyatri Temel Kitabı. Sabbe BG. boğazda düğümlenme şişikinlik yakınmalarının tamamen ortadan kaybolduğu görüldü. EEG.376 . Ankara: Tuna Matbaacılık. Uluşahin A. Antipsychotic agents in treatment of somatoform disorders. genel cerrahi.A. mensturasyon düzensizlikleri. Yaklaşık 4 ay süreyle izlenen hastanın tüm ağrı ve gastointatinal semptomlarınn kaybolduğu gözlendi. Literatürde somatizasyon bozukluğu farmakoterapisine ilişki kontrollü çalışma bulunmamaktadır. Somatizasyon bozukluğunda genç yaşlarda başlayan ve yıllarca süren çok değişik fizik belirtilerle giden bir rahatsızluık söz konusudur. 15 gün sonraki ilk kontrolde hastanın bulantı kusma./gün kullanımı mevcut.

yargılaması bozulmuştu. kooperasyon kısıtlıydı. amnezi ve epileptik nöbetleri de içerebileceği ve klinik pratikte bu tür olguların az olduğu bildirilmiştir (3). hipermetamorfoz. Bangen KJ et al. s. fokal ensefalitin en sık etkenidir. hiperseksüalite ölçütlerinden en az 3’ü olmalıdır. hipokampal gyruslarda volum kaybı” saptanmış. Yaşayan hastaların çoğunda sekel görülür. Buna ek olarak afazi. ağır seyirli. İzmir **İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Dementia Following Herpes Zoster Encephalitis. yakın ve uzak bellek.455 3. tuhaf konuşmaları olan. Lilly R et al. Dikkati dağınıktı. Görsel agnozi.Fallon B. 20 kırmızıküre bulunmuş. afazi. bellek bozukluğu. HSE tanısıyla antiviral tedavi başlanmış. Sonrasında unutkanlık. Düşünce içeriği fakir. Olgumuzda hiperoralite. amnezi. yakınlarını tanımayan hasta acil servise getirilmiş ve çekilen MR'ında “bilateral temporal hornların medial kesiminin tutan. bilişsel işlevlerde bozulma saptanmış ve Klüver-Bucy sendromu geliştiği düşünülmüştür. 2. evli. parankimal doku kaybı ve ensefalomalazik değişiklikler. baş ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından sinüzit tanısıyla. demans. Ruhsal durum muayenesinde. Neurology.PB 159 Herpes Ensefaliti Sonrası Gelişen Klüver-Bucy Sendromu: Olgu Sunumu Dursun Hakan Delibaş*. Nörolojik muayenesinde özellik yok. Kaynaklar 1. kafa travması. Olgu: 31 yaşında. Anlık. aşırı ve uygunsuz yemek yeme. Beyin omurilik sıvısında Pandy (+). 1983 Sep. tüm vücut da kasılmanın geliştiği epileptik nöbet sonrasında.A. 2010 October. Sadock BJ. Alzheimer hastalığı. Radyoloji Kliniği. Diğer Enfeksiyöz Hastalıkların Nöropsikiyatrik Yönü. devamlı aynı kelimeleri tekrar etme şeklinde yakınmaları devam etmiş. hiperoralite. geçmişini hatırlamama. Anksiyöz duygulanım gözlendi. azalmış vokal ve motor tepki. demans. Bilinç açık. Comprehensive Textbook of Psychiatry VIII. HSE gibi durumlar sonrasında oluşabilen postensefalitik bir sendromdur. çağrışımları dağınıktı.Uğur Demir**. Ertesi gün inkontinans. Temporal ve frontal lobların inferomedial bölümlerinde nekrotizan lezyonlar yapar(1). Perseverasyonları belirgindi. Tartışma: HSE tedavi edilmediği takdirde %40-70 ölümle sonuçlanır. İzmir Giriş: Herpes ensefaliti (HSE) sporadik. Klüver-Bucy sendromu. Sadock VA (ed) Güneş Kitapevi. soyut düşünmesi. 3 yıl önce ateş yüksekliği. kadın. Clin Neuropsychol. Klüver-Bucy Sendromu gelişebilir(2). Almıla Erol*. 24(7): 1193–1203 2. The Human Klüver-Bucy syndrome. antibiyotik tedavisi başlanmış. Ahmet Levent Mete* *İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. yönelim bozuk. Herhangi bir hastalık öyküsü olmayan hasta. Hastaya DSM-IV’e göre “Diğer Genel Tıbbi Durumlara Bağlı Demans” tanısı konuldu. Yöntem: Bu yazıda üç yıl önce geçirdiği herpes ensefalitinden sonra Klüver-Bucy Sendromu gelişen bir kadın hastanın tartışılması planlanmıştır. 90 beyazküre.33(9):1141- . Psikiyatri Kliniği.

. bu olayı tekrar tekrar hatırladığı. EMDR ile tedavi edilen vaginismus ile ilgili ülkemizde yayımlanmış iki olgu bildirimi bulunmaktadır4. Yapılan çalışmalarda cinsel taciz. EMDR’nin travma ile ilişkili belirtilerde iyileşme sağladığı bildirilmiştir. çocukluk döneminde cinsel travma yaşadığını bildiren erişkin kadınlarda travmaya bağlı semptomlarda azalma veya iyileşme sağladığı bildirilmiştir4. EMDR’nin travma öyküsü bulunan cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde terapiye uyumu artırıcı süreci hızlandıran bir tedavi tekniği olarak kullanılabileceği. Cinsel işlev bozuklukları polikliniklerinde yapılan araştırmalarda ise vajinismus sıklığı % 6675. Bu bildiride sekiz aydır cinsel ilişkiye girememe yakınmasıyla başvuran. EMDR’nin cinsel işlev bozukluklarında da etkili olduğu. Ankara ** Gazi Üniversitesi. 3 Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) tekniği Travma Sonrası Stres Bozukluğunda (TSSB) başta olmak üzere birçok ruhsal bozuklukta kullanılabilmektedir. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. beş yaşından itibaren yineleyici tecavüze uğradığı saptanan. Ankara Vajinismus vajinanın ön kısmının üçte birindeki kaslarda yineleyici ya da sürekli istem dışı kasılması ve sonucunda cinsel ilişkinin olanaksız olması olarak tanımlanmaktadır1. tedirginlik ve uyku bozukluğu bulunan. ağrılı jinekolojik muayene.9 bulunmuştur2. Cinsel Eğitim Araştırma ve Tedavi Derneğinin (CETAD) 2007 yılında gerçekleştirdiği araştırmanın verilerine göre vajinismus her 10-12 kadından birinde görülmektedir. Tıp Fakültesi. Bu olgunun cinsel terapilere yeni bir bakış açışı kazandırdığı.PB 158 Çocukluk Çağında Yineleyici Tecavüz ve Cinsel Taciz Öyküsü Bulunan Bir Vaginismus Olgusunda EMDR’nin Etkinliği Yasemin Hoşgören*. ilk cinsel ilişkinin ağrılı olması gibi travmatik yaşantılarının etiyolojik bir etken olduğu saptanmıştır. bu konuda yeni olgu sunumlarına ve araştırmalara gereksinim olduğu düşünülmektedir. Yapılan çalışmalarda çocukluk döneminde cinsel travma yaşamış kadınlarda. Burhanettin Kaya** * Ankara Üniversitesi. cinsel terapiye uyum sağlayamayan ve bir seans EMDR uygulaması ile iyileşen bir vajinismus olgusu sunulmuştur. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.

HAM-A 20-10/56. depresif duygudurum. sürekli anlamsız gülümseme mevcuttu. Göz muayenesinde bilateral Kayser-Fleischer halkası görüldü. fulminan hepatik yetmezlik olarak kliniğe yansırken nörolojik bulgular dizartri.PB 159 Deliryum Düşünülen Wilson Hastalığı: Bir Olgu Sunumu Atakan Yücel*. nörolojik. birkaç günde oryantasyon kusuru düzeldiyse de hareket bozukluklarında iyileşme minimaldi. Olgu:37 yaşında bayan. iskemik patoloji saptanmadı. Nedeni anlaşılamayan ekstrapiramidal ve serebellar bulgularla birlikte psikiyatrik semptomları olan genç hastalarda ayırıcı tanıda WH akılda tutulmalıdır. Beyin MRG’de bilateral bazal ganglionlarda. HAM-D 21-5/51 . Sonuç: WH’da hepatik belirtiler akut. halsizlik. amaçsız vücut hareketleri. DDÖ 10-4/33. Hasta kognitif testleri uygulayamadı.46 mg/dl (N:26-63 mg/dl). Dahiliye konsültasyonunda kompanse kriptojenik siroz düşünüldü. boyunda ayaklarda kasılmalar. Ünsal Aydınoğlu* * Atatürk Üniversitesi. Giriş: Wilson hastalığı (WH) selüler hasarla sonuçlanan bakır toksisitesiyle karakterize genetik zeminli bakır metabolizma bozukluğudur. Bazal ganglionlardaki simetrik izlenen patolojilere yönelik iskemik problemler düşünülerek nörolojiye konsülte edildi. kollarda bacaklarda distonik postür. yürümekonuşmada zorluk. heterojen intensiteler izlendi. Nörolojik değerlendirmede DTR bilateral hiperaktifti. milnasipran 100mg/gün. . siroz. Metabolik-infiltratif patolojiler yönüyle tetkikleri istendi. Erzurum. kronik hepatit. distoni. kilo kaybı bulgularıyla deliryum ve depresif bozukluk öntanıları düşünüldü. psikiyatrik belirtiler gösteren olgumuzda WH tanısına giden süreç ilginç bulunarak sunulmuştur. kısıtlı kooperasyon. yürüme bozukluğu. insomnia. Nermin Yücel**. talamuslarda. Sırayla 15 gün ve 45 gün sonra testlerde. tremor. ara ara ortaya çıkan oryantasyon kusuru. Kognitif bozukluk. Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. amisülpirid 200mg/gün tedavisine devam edildi. Hamilton Depresyon Ölçeği(HAM-D) 27/51. nukleus lentiformislerde atrofik değişiklikler. anksiyöz duygulanım. psikiyatrik semptomlarla kendini gösterebilir. Hamilton Anksiyete Ölçeği(HAM-A) 27/56 olarak bulundu. lorazepam 3mg/gün ile tedavisi sürerken hipertansiyon gelişmesiyle milnasipranı kesildi. 6 yıldır etiyolojisi açıklanamamış kriptojenik siroz öyküsü mevcuttu. vajinal kanama. çinko asetat tedavileri başlandı. Psikometrik değerlendirmede Deliryum Derecelendirme Ölçeği(DDÖ) 18/30. Hepatik. burun kanaması. Erzurum. ruhsal muayenede bilinci açık. yakınlarını tanımama şikayetleriyle polikliniğimize başvurdu. seruloplazmin düzeyi 1. 24 saatlik idrarda bakır düzeyi 248 μg/24saat (N:<50 μg/24saat) olarak bulundu. ** Atatürk Üniversitesi. Dahiliyeye rekonsülte edilen hastada WH tanısıyla penisilamin 150-300mg/gün. Hastanın kliniğimizde amisülpirid 200mg/gün. koreoatetozis. anhedoni. uykusuzluk. BDE 21-6/63 şeklinde iyileşme tespit edildi. ataksi gibi ekstrapiramidal etkilerle karakterizedir. Kadın doğum kliniğince tekrar kürete edildi. 2 ay önce abortus ve küretaj operasyonu sonrası anlamsız konuşmalar. Kriptojenik siroz öyküsü yanında nörolojik. Beck Depresyon Envanteri (BDE) 33/63. Elif Oral*. dizartri. depresyon da yaygın olarak görülür. vajinal kanaması kesildi. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. tremor.

disforik ve depresif duygudurumun ön planda olması nedeni ile psikotik belirtili depresyon tanısı düşünülmüştür. Klinisyenler özellikle geç yaşta başlayan ve psikotik semptomlarla kendini gösteren hastalarda hipotiroidiyi göz önünde bulundurmalıdırlar. 56 yaşında.45pg/ml (0. Konya. Tartışma Olgu için geç erişkin yaşta başlaması. çocuklarının kendisini zehirleyeceği düşünceleri başlamış. Vital bulguları normaldi.4) freeT4:1.52mıu/ml (0.03 pg/ml(24. Duygulanımı disforik. Hipotiroidinin depresyonla ilişkisi iyi bilinmesine karşın psikotik semptomlarla da ilişkisinin olduğunu göstermesi açısından iyi bir olgu örneği olduğu düşünülerek hazırlanmıştır. Tiroid hormon replasmanı başlanan hasta tedavinin 2. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik öyküsü bulunmayan hastanın son 1 haftadır içe kapanma. Hastaya tiroksin 75 mg/gün başlandı. Psikomotor ajitasyonu mevcut.27-4. Hastaya Ketiyapin 400 mg/gün başlandı. Hastanın bakılan tiroid fonksiyon testlerinde freeT3: 2. Ailesi tarafından baygın halde bulunan hasta acil servise getirilmiş. Nörolojik muayenede konfüzyon hali dışında bir patoloji saptanmadı. evli. Duygudurumunda depresif belirtiler devam eden hastaya essitalopram 10 mg/gün başlandı.1 IU/ml (0-34) olarak tespit edildi.93-1. Nitekim tiroid fonksiyon testlerinde görülen hipotiroidi bulgusu da bu hipotezimizi desteklemektedir.PB 160 Psikoz Kliniği ile Ortaya Çıkan Hipotiroidi Olgusu Şule Gündüz*.2) Anti-tg:527 IU/ml (0-115) Anti-tpo: 399. ilkokul mezunu. Kan biyokimya değerleri normal sınırlardaydı. Acil servise özkıyım girişimi nedeniyle başvurdu. Çağrışımlar dağınık. Yapılan endokrinoloji konsültasyonu sonucunda klinik tablo hashimato hipotiroidisi lehine yorumlandı. Olgu ND. . Tiroid hastalıkları her yaşta psikiyatrik semptomlara neden olabilir. kadın. Bilge Burçak Annagür* * Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği.5-8 arasında olduğu gösterilmiştir. Tiroid USG: Her iki tiroid parankimi minimal heterojen izlenmiştir. Farklı ilaçları alarak ve bileğini keserek kendisini öldürmek istemiş. Bu olguda hipotiroidiye bağlı olarak akut psikotik semptomlarla karşımıza çıkan bir olgu sunulmuştur. Bu olguda geç yaşta başlayan ve psikotik depresyonun ön planda göründüğü bir hipotiroidi olgusu sunulmuştur. Hastanın önceki psikiyatrik belirtisinin olmaması nedeni ile de organik bir etyoloji ön planda düşünülmüştür. Uykusuzluk ve yemek yememe şikayeti eklenmiş. Hastanın yatışı boyunca ağlamaları ve depresif duygudurumu mevcuttu. Psikiyatrik hastalarda klinik hipotiroidizm görülme oranı %0. Düşünce içeriğinde etrafındaki kişilerin kendisine zarar vereceklerine yönelik perseküsyon sanrıları mevcut. ev hanımı. Türkiye Giriş Hipotroidizm tiroid hormonun düşüklüğü sonucu oluşan klinik sendromdur. haftasından itibaren tiroid fonksiyon testlerinde ve psikotik belirtilerinde belirgin düzelme oldu. İlk ruhsal muayenesi: Bilinç konfüze. psikotik belirtilerin akut başlangıç göstermesi.7) TSH:8. komşularının kendisine kötülük edeceği düşüncesi.

Benzer psikiyatrik tablolar tiroid replasman tedavisi sırasında da bildirilmiştir (1. psikomotor aktivitesinin arttığı. Bunun dışındaki laboratuar tetkikleri normal sınırlardaydı. üç ay önce katarakt operasyonu geçirdiği öğrenildi. Walshe JWB.PB 161 Bir Olguda Bipolar Affektif Bozukluk ve İyatrojenik Hipertiroidiye Bağlı Deliryum Eştanısı Fikret Ferzan Ergün. deliryum vb psikiyatrik bozukluklarla ilişkilendirilmiştir. Tartışma: Bu olgunun kontrolsüz tiroksin kullanımının manik epizodu tetiklemesi ve deliryuma yol açması açısından tartışılması önemlidir. istemli dikkat ve yoğunlaşmasının bozulduğu saptandı. demans ve deliryum ön tanıları ile ketiapin 25mg/gün ve risperidon 2mg/gün tedavisi başlandı. duygulanımın öforik olduğu.31(5):762-4. hareketlilik şikâyetleriyle Erenköy RSHH acil psikiyatri polikliniğine başvurdu ve yatışı yapıldı. Bir haftanın sonunda valproik asit 500 mg/gün tedaviye eklendi. T3: 2. mini mental test puanı normal düzeye ulaştı. ancak son bir yıldır kontrole gitmediği.00. Hasta poliklinik takibi planlanarak taburcu edildi ve bir hafta sonraki poliklinik kontrolünde remisyon halinin devam ettiği gözlendi. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: Hipertiroidi mani. ayrıca beta talasemi ve hipertansiyon tanısı olduğu. ancak öforisi tedavinin daha geç döneminde ortadan kalktı. Kaynaklar: 1-Irwin R. Mini Mental Testten 18 puan aldı. Olgu: 30 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile düzensiz psikiyatrik tedavi tanımlanan 75 yaşında kadın hasta uykusuzluk. A report of 18 cases. hipomani. tiroksin kullandığı. T4: 1. 2-Brownliel BEW.45.' thyrotoxic psychosis'. Hastanın 15 yıldır tiroid tedavisi gördüğü.09 olarak bulundu. Yapılan değerlendirme sonucu Bipolar bozukluk psikotik özellikle manik epizot. hayvan şekilleri görme. konuşma miktar ve hızının arttığı. Aust NZJ Psychiatry 1997 Oct. duygudurumunun eleve. çok konuşma.2). anksiyete bozuklukları. Aile hekiminin önerisiyle tiroksin tedavisi kesilen hastada psikotik semptomlar ortadan kalktı. Wells JE: Psychoses associated with thyrotoxicosis. Servisteki ilk psikiyatrik muayenesinde yöneliminin bozuk olduğu. Delahunt J: Psychosis followin acute alteration of thyroid status. European J of Endocrinology 2000. 142:438-444. çağrışımlarının dağınık izlenimi verecek kadar hızlandığı. Hasta böcek ve çeşitli hayvanlar görme şeklinde görsel varsanılar ve bu böceklerin vücudunda dolaştığı şeklinde taktil varsanılar saptandı. Laboratuarında TSH: 0. yönelimi düzeldi. istemsiz dikkatinin arttığı. Jülide Güler. . Hasta perseküsyon ve referans hezeyanları tanımladı. with statistical analysis of incidence. Rae AM. Ellis PM.

spontan ağlamalar ve irritabilite gözlendi. Bu hastalardaki kompleks nörobiyolojik patolojiden dolayı birden çok reseptörü hedef alan tedaviler kaçınılmaz olmaktadır. Uygulanan risperidon 6mg/g ve valproat 1500mg/g tedavisi ile şikâyetlerinde gerileme gözlenmeyen hastanın valproat tedavisinin çapraz titrasyon ile 600mg/g karbamazepine değiştirilmesi ile klinik bulgularında gerileme gözlendi. Organik beyin sendromunda davranış kontrolünü sağlamada antipsikotiklere kıyasla GABAerjik sistem üzerinden düzenleme yapan karbamazepin gibi antikonvülsan tedaviler önerilmektedir. ani öfke patlamaları. . Düşünce içeriğinde eşine karşı kıskançlık hezeyanları ve homisidal düşünceler saptandı. İstanbul Son yıllarda cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde epilepsi ve tümör cerrahisinde olumlu sonuçlar alınmakla birlikte bu operasyonlar sonrasında organik beyin sendromu başlığı altında değerlendirilen bazı psikiyatrik tablolar geliştiği ve bu tablolarda tedaviye direncin sık görüldüğü gözlenmektedir. Alaattin Duran İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine sol frontotemporal oligodendroglioma rezeksiyonu sonrası gelişen gün içerisinde ani ağlamalar. Ömer Faruk Demirel. Olgumuz. Bu olgu ışığında da sol frontotemporal tümör rezeksiyonu sonrası gelişen psikiyatrik semptomatoloji ve bu tablolara psikofarmakolojik yaklaşım basamaklarının ele alınması amaçlanmıştır. eşine yönelik kıskançlık hezeyanları ve saldırganlık şikâyetleri nedeni ile başvurduPsikiyatrik muayenesinde emosyonel labilite. Hacı Murat Emül. duygudurum düzenleyiciler ve lityumun artan kullanımları ile nöropsikiaytrik sendromlarda görülen agresyon etkili olarak tedavi edilebilmektedir. Atipik antipsikotiklerin.PB 162 Sol Frontotemporal Tümör Rezeksiyonu Sonrası Gelişen Agresyonun Ön Planda Olduğu Psikoz Vakası Nazife Gamze Usta.

Ringborg U. Zeytinci İ. Aetiology and Prevention of Melanoma. ABC of Skin Cancer. Taburculuktan iki ay sonra yapılan izleminde iyilik halinin sürdüğü gözlendi. halsizlik. Sjoden P. MM hastalarında erken dönemde baş etme gücünü arttırmak. Servise yatırıldığında bir haftadır süren uyku hali.Brandberg Y. 31(2):157-162. 2. 2 mg/gün’e çıkarıldı.90 olduğu bir deri hastalığıdır(1). USA. The successful use of electroconvulsive therapy in a patient with interferoninduced psychotic depression. J ECT 2007. Tartışma-Sonuç: IFN-a kullanan kanser hastalarında sıklıkla depresyon görülmekte. değersizlik düşünceleri.2 sıklıkta görülen. Tedaviden 15-20 gün sonra yakınmalarında artış gözlenmiş. The Epidemiolgy. Mirtazapin 15 mg/gün ve Olanzapin 5 mg/gün tedavisi sürdürüldü. Istafanaus R. 537. 9. Burhanettin Kaya 2 1Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD 2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Malign Melanoma (MM) %18. beslenme reddi. 4. Psikoz nadir görülür(4). işitsel-görsel varsanıları vardı. Olgu: Kendine güvenmeme. Şahingöz M. Hastalığa ikincil depresyon %23 oranında görülmektedir(2). Venlafaksin 225 mg/gün. MM tanısı konduktan sonra IFN-a tedavisi başlamış. Skin Cancer: Recognition and Management. Depresyon %10-40 oranında görülür(3). USA.Kaya N.111-115. s. interferon alfa kullanımına bağlı psikoz gelişen ve EKT ile düzelen bir olgu kaynaklar ışığında tartışılmıştır. 5mg/gün Biperiden IM başlandı. Olgumuz EKT’nin IFN-a kullanımına gelişen psikozun tedavisinde yeri olduğunu düşündürmektedir.PB 163 Malign Melanom Tanısı Konan ve İkincil Depresyonu Olan Bir Olguda İnterferon Alfa Kullanımına Bağlı Psikoz Gelişimi ve Tedavide EKT’nin Etkisi Melike Küçükkarapınar 1. Yakınmalarında belirgin düzelme gözlendi. İki hafta sonra belirtilerinde gerilememe olmaması üzerine sekiz seans EKT uygulandı. s. Rajpar J. Bu bildiride MM tanısı konan. ikincil depresyonu olan. 75. psikoz. 23(4):291-292. İnterferon alfa kullanan malign melanomlu bir hastada ortaya çıkan mani: Olgu sunumu.Zincke MT. BMJ Books 2009. 5. Buna bağlı olarak depresyon. erken tedavi önemlidir. .Marsden J. konfüzyon gibi nöropsikiyatrik belirtiler %10 sıklıkta görülebilmektedir. Eur J Cancer 1995. yorgunluk yakınmaları olan 37 yaşında kadın hasta. Kurani A. erken tanı-tedavi ile beş yıllık sağkalımın %80.Schwartz RA. İlaç içmeyi reddettiği için 5mg/gün Haloperidol. Wiley-Blackwell 2008. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008. Kaynaklar 1. Risperidon 1 mg/gün başlandı. intihar düşüncesi. Tedavinin başından itibaren psikiyatrik değerlendirme ve izlem önerilmektedir. Hastalığın yinelemesi ve metastazı engellemek amacıyla IFN-a gibi immünomodulatuar ilaçlar kullanılmaktadır. 3. ikincil gelişen ruhsal bozuklukları tanıyabilmek. Psychological reactions in patients with malignant melanoma. Literatürde IFN-a kullanımına ikincil gelişen psikotik depresyonun tedavisinde EKT’nin yeri ile ilgili bir çalışma vardır(5). nadiren psikoz eşlik etmektedir.

Sonuç olarak antidepresanlara bağlı CD geliştiğinde cinsel yan etkileri daha az olduğu bilinen ajanlara geçmek tedavide yaralı olabilir. Keremhan Gözükara. 2. J Clin Psychopharmacol. Bu yazımızda cinsel yan etkileri çok az görülen bir antidepresan olan duloksetine bağlı gelişen RE olgusunu ilk defa bildirmeyi amaçladık. evli erkek hasta major depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu tanılarıyla 11 yıldır takip ve tedavi edilmekteydi. . fakat etkisizlik veya yan etki nedeniyle ilaçları değiştirilmişti.Serretti A. Erzurum Giriş: Retrograt ejakülasyon (RE) bir cinsel disfonksiyon (CD) olup. Dasgupta R. ² 1 Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.D. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. Treatment-emergent sexual dysfunction related to antidepressants: a meta-analysis. tedaviyi olumsuz etkilemektedir(2). Bu süreçte çeşitli antidepresan tedaviler almış. Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmektedir. Chiesa A.. Bu durumda yine CD yan etkisi düşük olan başka bir antidepresana geçilmiş ve bu yan etkiler tamamen düzelmiştir.¹*. Mehmet Cemal Kaya. Dasgupta P. J Med Case Rep. Yan etkiler nedeniyle fluoksetin tedavisi kesilip. 2009. boşalma hissi olmasına rağmen dışarı sperm akışı olmaması ve mesaneye doğru geri boşalma olarak tanımlanmaktadır(1). duloksetin 60mg/gün başlandı.. 2009. Yapılan üroloji konsultasyonu sonucunda RE tanısı konulan hastada RE’nun duloksetine bağlı olduğu düşünülerek cinsel yan etkisi az olan başka bir antidepresan olan bupropiyon 150mg/gün başlandı. Kliniğimize başvurusunda 6 aydır fluoksetin 20mg/gün alan hastada fluoksetine bağlı cinsel isteksizlik ve geç boşalma şikayetleri mevcuttu. Diyarbakır 2 Palandöken Devlet Hastanesi.3:7410. Olgumuzda fluoksetine bağlı CD gelişmesi nedeniyle duloksetin tedavisine geçilmiş fakat başka bir cinsel yan etki olan RE gelişmiştir.29(3):259–66. Üroloji Kliniği. Olgu: 43 yaşında.PB 165 Duloksetine Bağlı Retrograt Ejekülasyon: Olgu Sunumu Mahmut Bulut. Duloksetin tedavisine başlandıktan bir ay sonra fluoksetine bağlı cinsel yan etkiler düzelmiş. Kaynaklar: 1. Duloksetin tedavisinin kesilmesinden iki gün sonra hastanın RE şikayetleri sona erdi ve 6 aylık takibinde herhangi bir CD tariflemedi.Au E.¹. Yeni bir antidepresan olan duloksetinin cinsel yan etkileri plaseboya eşit düzeydedir(2). fakat orgazm problemleri başlamıştı. Retrograde ejaculation following open ureteric reimplantation: a case report. Tartışma: Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmekte olup.

akut psikotik atak tanısı konmuş. Diğer antikolinerjikler eczanelerden reçetesiz satın alınabilmektedir. sinirlilik olduğunu ifade ediyor. giderek artan kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyelleri son zamanlarda sıkça göze çarpmaktadır. Haziran 2006 ve Mayıs 2011 yıllarında bipolar bozukluk. ACG. kontrol amaçlı polikliniğimize başvurdu. keyifsizlik. yaklaşık 5 yıldır bağımlılık düzeyinde olmayan düzensiz esrar kullanımı mevcut. bir arkadaşının önerisiyle siklopentolat kullanmaya başlamış. Ruhsal muayenesinde depresif yakınmaları mevcuttu. Hasta bu ilacı depresif yakınmalar olduğu zamanlarda “manik halini özlediği için” kullandığını ifade ediyor. Kliniğimiz tarafından bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen bir hasta siklopentolat bağımlılığının da saptanması üzerine konuya dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur. Bu olgu da antikolinerjik ilaçların kötüye kullanımları/bağımlılıkları konusunda ilaçların ruhsatlandırılmaları. Antikolinerjik ilaçlar daha çok öforizan etkileri nedeniyle kötüye kullanılmaktadırlar. özgüveninin arttığını. manik epizod tanısı ile servisimizde yatırılarak uygun medikal tedaviyle takip edilmiştir. Ülkemizde antikolinerjik ilaçlardan sadece biperiden yeşil reçete ile verilerek kontrole tabi tutulmaktadır. Bu etkiler kullanan kişilerde çok konuşma. kullanmadığı zamanlarda ise sıkıntı. Siklopentolat hidroklorid oftalmolojide tanı amacıyla ve ameliyat öncesi değerlendirme amacıyla sık kullanılan topikal midriyatik. Bu ilaç dışında 5 yıldır 1 paket/gün sigara kullanmakta. Başlangıçta günde yarım şişe kullanırken son 6 aydır günde 1 şişe bitirmeye başlamış. reçete edilmeleri ve satılmaları konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. İlacı kullandığı zamanlar. Asıl olarak göz damlası olarak piyasada bulunan siklopentolatı göz damlası olarak değil de. sikloplejik bir tersiyer amin muskarinik reseptör antagonistidir. etrafı algılayışının değiştiğini. Ancak bu atak sonrasında depresif yakınmaları ortaya çıkan hasta. Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği 17 olarak tespit edildi. Siklopentolat. Yasemin Görgülü. Rugül Köse Çınar. ortamdan uzaklaştığını. özgüvende artış. ağız kuruluğu olduğunu. Tanısal oftalmik girişimlerin yanı sıra üveitis ve iritis tedavisinde de kullanılmaktadır.PB 168 Siklopentolat Bağımlılığı: Bir Olgu Sunumu Işıl Ateş Çöl. İlk psikiyatrik şikayetleri 2004 yılında başlamış. Mehmet Bülent Sönmez Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. toplum içinde rahat olma şeklinde tanımlanabilir. . Antikolinerjik ilaçların medikal kullanımlarıyla birlikte. 28 yaşında bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen erkek hasta. Siklopentolatı kesmesi önerilerek uygun tedavi düzenlendi. buruna damlatma yoluyla kullanmaya başlamış. uyku hali. İlacı en uzun 3 haftalık bir dönem bırakabilmiş. ülkemizde siklopentolat hidroklorid %1’lik solüsyon şeklinde ticari olarak satılmaktadır.

Hastanın bir yıldır sadece Tiyaneptini giderek artan yüksek dozlarda kullanması. baş ağrısı. Olgumuzda Tiyaneptin uyarıcı etkisi ve aynı etkiyi sağlamak için hasta tarafından dozun sürekli artırılmış olması ve ilacı bulamadığında yoksunluk belirtileri ile acil servise başvurması dikkat çekicidir.Gör. 2003)... kullanmak için çaba göstermesi.. Sıklıkla olan yan etkileri bulantı. Kognitif yönden Tiyaneptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmiştir (Labrid C ve ark. 2001). Yapılan laboratuar tetkiklerinde hematoloji ve biyokimya sonuçları normal sınırlardaydı. Ve ark.5 olmakla birlikte başka bir patoloji saptanmadı. kullanmadığında yoksunluk belitileriyle birlikte toplumsal ve mesleki etkinliklerinin azalması nedeniyle ilacı kötüye kullanımı olarak değerlendirildi ve hastada var olan durumu Tiyaneptin kötüye kullanımına bağlı yoksunluk belirtileri olduğu anlaşıldı Hastaya yoksunluk belirtileri nedeniyle diazepam 15 mg/SF İV infüzyonu başlandı. bekar. İlacını kullanmadığında yoğun sıkıntı hissiyle birlikte ilacı kullanmak zorunda kaldığı ve ilaçla birlikte rahatladığı öğrenildi. Tıp Fakültesi. iş yerindeki sorunlar ve bunlara bağlı kaygıları nedeniyle Tiyaneptine başlamış. Tiyaneptini ilk defa bir yıl önce arkadaşının önerisiyle eczaneden satın alarak kullanmaya başlamış.Dr.50 mg/gün dür. Tartışma Tiyaneptin beyinde seratonin geri alınımını arttıran ve nöronal dentritlerde stresin indüklediği atrofiyi azaltan bir antidepresandır (Antona J. Olgu: 27 yaşında. Tıp Fakültesi. Tiyaneptin pek çok antidepresanlardan farklı olarak karaciğerde Sitokrom p450 enzim sistemini kullanmadan metabolize olur. Anahtar kelimeler: Tiyaneptin. O dönemde moral bozukluğu.Dr. Hastanın tıbbi özgeçmişinde herhangi bir özellik saptanmadı. 2001). bu nedenle ilaç etkileşimi daha az olabilmektedir. 1992). çalışan kadın hasta. Akdeniz Üniversitesi. Yapılan ilk değerlendirilmede yüksek miktarda Tiyaneptin kullanmakta olduğu ve son iki gündür ilacını alamadığı bu nedenle de şikayetlerinin başladığı öğrenildi. ateş:36. Tiyaneptin kötüye kullanımı ile ilgili literatürde olgu sunumları bulunmaktadır. Diazepam infüzyonu sonrası şikayetlerinin gerilemesi ile AMATEM’de takip edilmek üzere acil servisten taburcu edildi. uyku bozukluğudur ve bu yan etkilerin zamanla azaldığı bildirilmiştir (Antona J. karın ağrısı. Akdeniz Üniversitesi.Dr.Gör. baş dönmesi. yoğun huzursuzluk hissi. çarpıntı ve yerinde duramama şikayetleriyle başvurdu. Antalya Giriş: Tiyaneptin trisiklik antidepresanlara yapısal olarak benzeyen yeni jenerasyon bir antidepresandır (Sánchez ve ark. Tiyaneptini eczaneden reçetesiz temin etme imkanı olduğu için bu konuda bir güçlük çekmediği anlaşıldı. Acil servise terleme. konstipasyon. Fizik muayenesinde TA:140/80 nabız:97. Antalya *** Arş. isteksizlik. Antalya ** Arş. 2003).5 mg doz ile başlamış sıkıntıları geçmeyince giderek dozu artırmış. bipolar depresion. Ve ark. Bu olguda depresif şikayetler nedeniyle doktor önerisi olmadan kendi başına Tiyaneptin başlayan ve giderek artan dozda kullanımı olan hastanın yoksunluk belirtilerinin gelişmesi ve Tiyaneptinin kötüye kullanımından söz edilecektir. yoksunluk . İlaca günlük 12. Son alarak 625 mg/güne kadar çıkmıştı. Çocuk Psikiyatri AD. beş olguyla yaptıkları çalışmada Tiyaneptinin psikostimulan etkileri görülmüştür (Leterme ve ark.PB 169 Tiyaneptin Kötüye Kullanımına Bağlı Yoksunluk Belirtileri Gelişen Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN*. Letterme ve ark. üniversite mezunu. Akdeniz Üniversitesi. Leyla AKGÜÇ**. Mustafa ERKAN*** * Arş. Tiyaneptinin major depresyon. distimi ve uyum bozukuklarında önerilen günlük dozu 25 . Tiyaneptin ilgili yapılan çalışmalarda güvenli olduğu bildirilmekle birlikte kötüye kullanımının olduğu klinisyenlerin gözden kaçırmaması gereken bir durumdur.Gör. kötüye kullanım. Psikiyatri AD. Tıp Fakültesi. Çocuk Psikiyatri AD. Tiyaneptin yüksek dozda iyi tolere edilebildiği belirtilmiştir. Nörolojik muayenesi normaldi. Psikiyatrik öz geçmişinde bir yıl önce var olan depresif şikayetler dışında başka özellik bulunamadı.

Hamdi Öztürk. Aile öyküsünde 1995 yılından bu yana kayıp olup.PB 170 Alkol Kullanımın Yol Açtığı Psikotik Bozukluk-Hallusinasyonlarla Giden: Bir Olgu Çetin Irmak. Kliniğimize yatışının olduğu gece gözlük camını kırarak bileklerini kesen olgunun yapılan psikiyatrik bakısında işitsel ve görsel hallusinasyonlar. Son birkaç yıldır her gün birkaç bira içen olgumuz. haber alınamamış bir de abi bulunmaktadır. Elif Tatlıdil Yaylacı. Bunun üzerine getirildiği acil serviste ajitasyon nedeniyle aralıklı olarak üç kez 10 mg im haloperidol uygulanmış. Olgu: 51 y. erkek. Bu dönemde olgu depresif belirtiler tanımlamaktadır ancak başvuru ve tedavi öyküsü bulunmamaktadır. psikomotor ajitasyon. . lise mezunu. İrritabl mizaç özelliklerine sahip olan olgumuzda yatışından bir hafta kadar önce kız arkadaşıyla olan ilişkisinin ifşa olduğu şeklinde düşünceler ve bu nedenle kendisine şantaj yapılacağı yönünde şüpheler başlamış. günümüze dek olan süreçte anne ve babasını kardiovasküler hastalık. fizik bakısında otonomik hiperaktivite ve tremor saptanmıştır. 70’lik ve 35’lik) alkol alımının ardından kendini öldürmesini söyleyen sesler duymaya başlamış. izleyen 48 saat içerisinde 205 cc (100’lük. hiç evlenmemiş olgu öldürüleceği korkusu ve kendini öldür diyen sesler duyduğu için getirildiği acil servisten şizofreni ön tanısı ile kliniğimize kabul edildi. Beş yıl önce iflas eden olgu. ablasını meme kanseri ve yeğenini boğulma sonucu kaybetmiş. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu olgu sunumunun amacı alkol kullanımının yol açtığı psikotik bozukluk tanılı bir olgunun ayırıcı tanı ve tedavisinin tartışılmasıdır. Bu sırada gerçeği değerlendirme yetisi de bozuktur.

Türkiye‘de kontrole tabi ilaçlardan olmamasına karşın kötüye kullanım potansiyeline sahiptir.Bu sunacağımız vaka bağlamında.Pskiyatri **Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari Koordinatörü Gabapentin. literatürdeki sınırlı sayıda olan gabapentin bağımlılığı kavramı gözden geçirilecektir.PB 171 Gabapentin Bağımlılığı: Bir Vaka Sunumu *Emine Merve Kalyoncu.Gabapentin. epilepsi. nöropatik ağrı ayrıca yaygın anksiyete bozukluğu. bipolar afektif bozukluk.migren tedavilerinde kullanılan bir gama-aminobutirik asit (GABA) analoğudur. **Erol Göka *Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi. .

In: Greenfield's Neuropathology. Hosp Med 2003. Korsakoff psikozunun temel belirtileri. Baskı. Nutritional and metabolic disorders.3). Buna karşın daha az sıklıkla bazı vakalarda psikiyatrik belirtiler de ön planda olabilmektedir. Chapter 10. Korsakoff psikozunun temel belirtileri bilişsel. Bunun nedenlerinden biri bozukluğun klinik sunumunun değişken olabilmesi ve başka nörolojik ya da psikiyatrik hastalıklarla karışabilmesidir. Kaynaklar: 1-Sadock BJ and Sadock VA. The Oxford University Press. Malabsorbsiyona neden olan diğer durumlar dışında özellikle uzun süreli alkol kullanımına bağlı olarak geliştiği bilinmektedir(1). 1. 3-Azim W. Bölüm. . A case of Kosakoff’s Syndrome improved by high doses of donepezil. özellikle bellek ile ilgili zayıflıklardır(1). duygudurum labilitesi) gösteren ve yaklaşık 7 yıldır “bipolar bozukluk” tanısı ile takip ve tedavi edilen bir Korsakoff psikozu vakasını sunduk. özellikle bellek zayıflıklarının ön planda olduğu bilişsel sorunlar olsa da.ön planda olabilir ve Korsakoff psikozu tanısı gözden kaçabilir.PB 172 Psikiyatrik Belirtilerin Asıl Tanının Gözden Kaçmasına Neden Olduğu Bir Korsakoff Psikozu Olgusu Eda Çetin.36:553-5. 8. önemli derecede bellek kusurları olduğu anlaşıldı. grandiyözite. Biz bu bildirimizde. Ancak yapılan değerlendirmeler sonucunda. Bu belirtiler daha çok ruhsal muayenenin düşünce içeriği alanıyla ilgilidir ve paranoid içerikli hezeyanlar biçimindedir(4). Araki M. Walker R. Ishimoto Y and Ohmori T. düşünce içeriği bozukluğundan ziyade duygudurum belirtileri (elevasyon.1 oranında saptanırken klinik populasyonda bu vakaların ancak %20’sinin doğru tanı alabildiği bildirilmiştir (2. 4-Iga JI. 2-Graham D.64:326-7. Wernicke’s encephalopathy: a frequently missed problem. sayfa 1094-5. olgumuzda olduğu gibi bazı durumlarda psikiyatrik belirtiler-hezeyanların yanı sıra duygudurum belirtileri. Ozan Pazvantoğlu. Klinik takiplerinde şimdiye dek Korsakoff psikozu tanısı konulmamıştı ve duygudurum düzenleyici tedavisi almaktaydı. 607-641. çok ve gereksizce para harcama. Cilt. Post mortem çalışmalarda %1. Alcohol & Alcoholism 2001. 10. Seventh edition. Kaplan and Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry. psikiyatrik belirtilerinin uzun süreli alkol kullanımına bağlı olduğu. Ömer Böke Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Korsakoff psikozu sıklıkla tiamin eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan nöropsikiyatrik bir bozukluktur. 2002. Lantos P (eds).

Ballantyne JC. Clinical guidelines for the use of chronic opioid therapy in chronic noncancer pain. Davies P et al. Neurology 1998. G. Fanciullo. Birçok klinisyen yan etkilerinden. Pain 2009. J. Fine. İzmir Giriş ve Amaç: Fentanil. **Can Eyigör***. P. Babul N. 3. Tartışma: Opioidler şiddetli sırt ağrısını azaltmada çok etkindir(1. özellikle rapor ile kullanılan opioidlerin kontrolsüzce birden çok hekim tarafından reçetelenmesinin. Aile hekimliğinin yaygınlaştığı ülkemizde bu grup ilaç tedavilerinin standardize edilmesi ve kontrol altında tutulmasının önemine dikkat çekmek istenmiştir Olgu: 24 yaşında. 2010 yılında kullanmakta olduğu oksikodon. Ağrıları geçmeyen hasta –yasal olmayan yollardan. Yüksek doz ilaç reçete edilmesi talebiyle başvurduğu algoloji uzmanı tarafından bağımlılık gelişmiş olabileceği düşünülerek Madde Bağımlığı Polikliniği’ne yönlendirilen hasta kliniğimize yatırılarak tedavisi düzenlendi. Aile hekimliği uygulamasının giderek yaygınlaşmakta olduğu ülkemizde. 15(2):136-40. Adler JA. Clin J Pain 1999. 50(6):1837-41.PB 173 Fentanil ile Kronik Ağrı Tedavisi Gören Bir Hastada Gelişen Bağımlılığa Multidisipliner Yaklaşım İsmail Özel*. tolerans gelişmesinden ve bağımlılık geliştirme potansiyelinden dolayı opioidleri kronik ağrı tedavisinde kullanmaktan çekinmektedir(3).Schofferman J.R. 2009 yılında ABD’de yaşadığı dönemde. opioid analjezik kötüye kullanımı/bağımlılığı sorununu arttırabileceği göz önünde tutulmalıdır. Suboxone temin etmekte zorlanan hasta. J. sırt ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından Schearman sendromu tanısı konularak oksikodon 30 mg/g ve diazepam 20 mg/G kullanması önerilmiş. İzmir ** Ege Üniversitesi Madde bağımlılığı. Efficacy of oxycodone in neuropathic pain: a randomized trial in postherpetic neuralgia. İzmir *** Ege Üniversitesi Anestezi ve Reanimasyon AD. 2. Psikiyatri AD. Tıbbi tedavi gerekçesi dışında kullanıldığında kötüye kullanım ve bağımlılık geliştirdiğine ilişkin olgu bildirimleri hızla artmaktadır.2). Chou. Sonuç olarak kronik ağrı için opioid kullanan hastalarda geniş bir değerlendirme ve izlem gerekmektedir. Algoloji BD. erkek hasta. . Meltem Uyar*** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi. Opioid kullanımı sırasında bağımlılık oranını belirleyebilmek için değişik risk skalaları kullanılsa da hangi hastaların bağımlılık geliştirebileceğini tahmin etmek güçtür. Long-term opioid analgesic therapy for severe refractory lumbar spine pain. Ender Altıntoprak*. yurt dışında olduğu gibi ülkemizde de. Hasta süreç içinde kullanmakta olduğu fentanil preparatını kendi kendine 200 mg/G doza yükseltmiş.Watson CP. standart ağrı tedavisine yanıt alınamayan kronik ağrı hastalarında daha yaygın kullanılmaya başlanan bir opioid analjeziktir. Toksikoloji ve İlaç bilimleri Enstitüsü. Kaynaklar: 1. diazepam ve tüm diğer maddeleri bırakarak yine yasal olmayan yollardan elde ettiği Buprenorfin/Nalokson kombinasyonu (Suboxone) 24 mg/G kullanmaya başlamış. yeniden ağrılarının artması nedeniyle bir ağrı kliniğini tarafından Fentanil (Durogesic) 12mg/G tedavisi başlanmış. 10(2):113-30.kullanmakta olduğu oksikodon dozunu giderek arttırarak 80 mg/G dozuna çıkarmış.

Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Psikiyatrik hastalığı olan kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma.PB 174 Psikiyatrik Kadın Hastada Şiddet: Olgu Sunumu Semra Enginkaya. Melahat Akbaş Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. gebelik-lohusalık dönemine. İstanbul. Son 15-20 yılda. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. şiddete maruz kalma sonrası baş etme yöntemleri. şiddetle ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır. dünyanın her yerinde. Tüm dünya nüfusunu temel alan 48 çalışmanın verilerine göre. Uzmanlık Tezi. şiddet uygulanan gebe psikiyatrik hastada. Doğanavşargil Ö. T. 17(2):107-114. Bu oranların kişilik bozukluğu. tedavi süreci. Vahip I. Bu olguda. anksiyete bozuklukları ve şizofreni tanısı olan kişilerde toplum genelinden daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Sağlık Bakanlığı. bebeğin bakımına ve sosyal yaşama uyum sağlama ve iletişim kurmaya yönelik yaklaşım anlatılmıştır. . bipolar bozukluk.C. Dünya Sağlık Örgütü kadınların eşleri ya da partnerleri tarafından şiddete uğrama oranını % 10-69 arasında bildirmiştir. İstanbul Şiddetin ülkemizde önemli bir toplumsal sorun olduğu bilinmektedir. Kaynaklar Temiz M. Psikiyatri Kliniği. Münevver Akın.

Biyolojik değişiklikleri ölçmek amacıyla az sayıda çalışma yapılmış ve bunlarda da gonadal hormonlar ve prolaktine odaklanılmıştır. Doğum sonrası depresyonunda ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı zıt duygular daha ön plandadır. Ali DORUK GATA Psikiyatri A. intihar düşüncelerinin yoğun olması ve bebeği emzirmesi de göz önünde bulundurularak EKT tedavisi uygulanmaya karar verildi. Son 2 gündür yoğun intihar düşünceleri mevcutmuş. EKT başarı ile uygulanmakta olan ve emziren annelerde bebeğe herhangi bir risk oluşturmadığından tercih edilebilecek bir seçenektir. Hasta ve yakını ile yapılan görüşme sonrası. Yapılan değerlendirmeler sonucunda DSM-IV kriterlerine göre pospartum depresyon tanısı alan hastanın başka bir psikiyatrik bozukluk ve hastalığı olmadığına karar verildi. Serkan ZİNCİR.Gazi ÜNLÜ. yoğun intihar düşünceleri mevcut ise. bayan hasta.D Ankara/TÜRKİYE Doğum esnasında oluşan dramatik biyolojik değişikliklerden dolayı postpartum mizaç bozukluklarının biyokimyasal ya da hormonal bir dengesizlik sonucu olduğu düşünülmektedir.gününde depresif belirtiler ile ailesi refakatinde kliniğe başvurdu. A. Bu makalede postpartum depresyon tedavisinde EKT nin başarısı tartışılacaktır.PB 175 Postpartum Depresyon Olgusunda Başarılı Elektrokonvülsif Tedavi: Olgu Sunumu Cihad YÜKSELİR. İlk 3 kür EKT sonrası semptomlarda kısmen azalma. 38 yaşında. A. İzlem sürecinde üç hafta sonra hastanın premorbidine döndüğü gözlendi. Mehmet KOÇER. Mehmet AK. . Adem BALIKCI. 8. Postpartum 10. Postpartum depresyon olgularında. Bununla birlikte depresif diğer belirtiler görülür.8 kür EKT uygulandı.O. kısa sürede tedaviye yanıt alınması isteniyorsa ve bebeğin gelişiminde anne sütünün önemi düşünüldüğünde.EKT sonrası tam remisyon sağlandı.

içeceklerle günlük sıvı alımının 100 bardağı bulduğu tespit edildi. Barton JL. Hastadan endokrinoloji konsültasyonu istendi ve psikojenik polidipsi teşhisi doğrulandı. Schizophr Bull 1994. valproik asit 1000 mg/gün ve lorazepam 2 mg/gün başlandı. Bunun üzerine hasta psikojenik polidipsi açısından tekrar değerlendirildi ve alınan anamnez sonucu hastanın günde 6070 bardak su içtiği.4) düzeyi düşük olarak tespit edildi. Cassidy JW. Altesman RI. Perez-Cruet J. Pavalonis D.141:436-437 . aşırı hayal kurma şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. Bu sunumda psikojenik polidipsi öyküsü olan bir Bipolar Affektif Bozukluk (BAB) vakası tartışılacaktır. İlaç tedavisi olarak amisülpirid 600 mg/gün. Biol Psychiatry 1979. Hasta polikliniğimize başvurduğunda 48 saat uykusuzluğa rağmen aşırı enerji hali ve fazla konuşması mevcuttu. Sıvı kısıtlaması yapıldı. Polidipsi ile giden psikiyatri hastalarında %69-83 oranları ile şizofreni en sık konulan tanıdır (1. Higgins PB. Hasta endokrinoloji polikliniği ile işbirliği kurularak yakın takibe alındı. Yanlış tedavi uygulandığında hayati komplikasyonlara neden olabilen bu hastalık. Bu açıdan psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar polidipsi açısından sorgulanmalıdır.14:839843 2. Disturbances of thirst and water homeostasis in patients with affective illness. polidipsi psikiyatrik hastalıklarda ortaya çıkabilmekte ve bu durum bazen morbidite ve mortalite riski olan hiponatremik ensefalopatiye yol açmaktadır.PB 176 Bipolar Affektif Bozukluk ve Psikojenik Polidipsi Birlikteliği Olan Bir Olgu Sunumu *Meral Elçi. *Şule Şirin Berk. Kaynaklar: 1-Jose CJ. intermittent hyponatremia and polydipsia. Daha sonraki kontrol muayenelerinde hastanın kan sodyum (133) düzeyinin normale döndüğü. Duygudurum bozukluğu olan ve nörotik hastalarda sıvı-elektrolit dengesi problemleri nadir olarak bildirilmiştir (3). günlük sıvı alımının azaldığı tespit edildi.Leadbetter RA. Shutty MS Jr. Konuşma akışı hızlı ve hedefine ulaşmıyordu. Hastanın yapılan rutin tetkiklerinde kan sodyum (126) ve üre (3. Barreira PJ. Olgu: 29 yaşında erkek hasta uykusuzluk. **Kamile Gül *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Amaç: Psikojenik polidipsi. Tartışma: Sonuç olarak. Psikojenik polidipsi tedavisinde amaç su içme davranışının değiştirilmesidir. Am J Psychiatry 1984. diğer çay vs. Multidisciplinary approach to psychosis.20:375-385 3-Zubenko GS. Hyponatremic seizures in psychiatric patients. altta yatan psikiyatrik hastalığın tedavisi ve sıvı alımının kontrolüyle kolaylıkla tedavi edilebilmektedir.2). psikiyatrik hastalığı olanlarda sık rastlanan bir durumdur. *Fatma Özlem Orhan. sinirlilik. 11 yıldır BAB tanısıyla takip edilen hasta dönem dönem hastanede yatarak dönem dönem de ayaktan duygudurum düzenleyiciler ve antipsikotikler kullanarak tedavi görmüş.

immobilizasyona bağlı dekübitüs ülserleri geliştiğinden ve yatışının 17. Kaynak: 1-Lannah L Lua ve Lin Zhang: Development of Parkinsonism following exposure to aripiprazole: two case reports. J of Medical case reports 2009. Babu GN. psikomotor aktivitesi azalmış duygudurumu depresif.D Giriş: Aripiprazol diğer atipik antipsikotiklerden farklı bir farmakolojik profile sahip bir atipik antipsikotiktir. Hasta aktif psikotik bulgu ve suisid/ homisid fikri tanımlamadı. akathisia and parkinsonism in asingle patient. . Olgu: 56 yaşında. Jülide Güler*.B. Hastanın yoğun rijiditesi nedeniyle hareket edememesinden dolayı yatağında yapılan muayenesinde öz bakımı azalmış.PB 177 Aripiprazol Kullanımına Bağlı Gelişen Parkinsonizm: Bir Olgu Sunumu Buğra Çetin *. konuşma miktarı ve tonlaması azalmış olarak değerlendirildi. bipolar affektif bozukluk (depresif epizot) ve nöroleptiğe bağlı parkinsonizm tanılarıyla yatışı yapılmıştır.2) Bu yazıda aripiprazol kullanımı sonrası gelişen şiddetli parkinsonizm olgusu sunulmuştur. Chandra P: Aripiprazole associated with acute dystonia.gününde valproat sodyum 500 mg/gün tedavisi ile taburcu edildi. tremor ve bradikinezisi mevcuttu. titreme. Mustafa Bilici** *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **İstanbul Medipol Üniversitesi Psikiyatri A. (1. D2 ve 5HT1A reseptörlerinin yüksek affiniteli parsiyel agonisti ve 5-HT2 reseptörünün de antagonistidir. 2-Saddichha S. Kullandığı antipsikotik ilaca bağlı parkinsonizm olduğu düşünülen hasta düzenlenen biperiden ve diazepam tedavisine yanıt vermediğinden. duygulanımı anksiyöz.3:6448. Clin Pharmacol 2011 Sep 8. remisyona giren hasta yatışının 34. Bu farmakolojik profilinden dolayı aripiprazole bağlı parkinsonizm beklenen bir yan etki değildir ve literatürde bildirilmiş az sayıda olgu vardır. 10 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile izlenen ve mükerrer hastane yatışları olan kadın hasta son beş gündür olan kasılma. hareketlerde yavaşlama şikayeti ile Erenköy RSHH acil polikliniğine başvurmuş. Hastanın takiplerinde lökositoz olmaması ve ateşinin en fazla 37. gününde suisid fikri bildirdiğinden dolayı 5 seans EKT uygulandı. Kumar R. Tartışma: Aripiprazol ile parkinsonizm oluşumu sık gözlenen bir durum değildir ve bu olguda bildirilen şiddette aripiprazole bağlı parkinsonizm tablosuna literatürde rastlanmamıştır. Gönül Yıldırım*. Hastanın rijidite. Yaklaşık bir ay önce kilo aldığı gerekçesi ile lityum ve valproat sodyum tedavisi kesilmiş ve aripiprazol 30 mg/gün ve venlafaksin 75 mg/gün şeklinde tedavisi yeniden düzenlenmiştir.5 derece olarak saptanması dolayısı ile nöroleptik malign sendrom dışlandı.

Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. yoğun ölüm düşünceleri ve uyku-iştah düzensizliği mevcuttu. . Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Sorrell JH. Yaklaşık 6 ay önce hasta psikotik belirtilerle hastaya aripiprazol başlanmış ve psikotik belirtiler bir aydan önce sonlandığı ifade edilmiş olup halen aripiprazol alımı devam etmektedir. hareketlerde yavaşlama. evli 4 çocuk annesi hastada 3 aydır süren hayattan zevk almama. Bu vakada EPS’nin sadece aripiprazolle ilişkilendirilmesi eksik bir yoruma neden olabilir. Ayrıca yoğun intihar düşüncelerinden dolayı elektrokonvulzif terapi (EKT) başlandı. Çünkü vakamız daha önce de aripiprazol almasına rağmen EPS ortaya çıkarmamıştı. Hasta major depresif bozukluk tanısı ile psikiyatri servisimize yatırıldı. 30 yaşında. Hasan Akçalı.Mehmet Güneş.21(2):127-9. depresyon gibi birçok psikiyatrik rahatsızlığın tedavisinde 2002 yılından beri tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır (1). Soy geçmişinde anne ve kuzeninde depresyon olduğu öğrenildi.L. ilkokul mezunu. Aripiprazole venlafaksin eklenmesi daha önce de literatürde bu kombinasyonu kullanan bir vakada parkinsonizm ortaya çıkması venlafaksinnin aripiprazolün EPS yapma riskini artırdığını düşündürtebilir (2). Tedavinin üçüncü haftasında hastada ekstrapramidal sendrom ortaya çıktı (dişli çark. Masand P (2004). tardiv distoni ve tardiv diskinezi kronik nitelikteki ekstrapiramidal yan etkilerdir. Mehmet Cemal Kaya. Akatizi. Olgu Sunumu: I. 2 aydır sertralin 100 mg/gün ve 6 aydır aripiprazol kullanan hastada yeterli düzelme olmaması nedeniyle sertralin sonlandırılıp venlafaksin başlandı ve aripiprazol devam edildi. distoni ve parkinsonizm akut. kendini mutsuz hissetme. Diyarbakır Giriş: Aripiprazol “dopaminerjik sistem stabilizatorü” olarak tanımlanan ilk yeni nesil antipsikotik ajandır. Toplam 9 EKT alan hasta.Biz de burada aripipazol ile ilişkili bir ekstrapiramidal olgusunu sunmayı amaçladık. 2.. 2006 Mar. Biz burada aripiprazol venlafaksin kombinasyonu ile beraber EKT tedavisi altında iken EPS ortaya çıkaran ve biperidenle düzelen bir vaka sunduk. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Kaynaklar: 1. bipolar bozukluk. Tartışma: EPS özellikle tipik antipsikotiklerle beraber sık görülen bir yan etkidir. Ann Clin Psychiatry 16: 155–166. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. gününde klinik durumunun düzelmesi ve yapılan norolojik değerlendirmesinde ekstrapiramidal sendrom belirtilerinin son 4 gündür olmaması üzerine venlafaksin. Mahmut Bulut. Int Clin Psychopharmacol. aripiprazol ve biperiden ile taburcu edildi.PB 178 Aripiprazole Venlafaksin Eklenmesi İle Meydana Gelen Ekstrapiramidal Sendrom: Olgu Sunumu Abdullah Atli. Şizofreni. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Gupta S. EKT ve venlafaksin-aripiprazol tedavisine biperiden 4 mg/gün eklendi. Aripiprazole: review of its pharmacology and therapeutic use in psychiatric disorders. Aripiprazolle kullanımıyla EPS az görülmekle beraber literatürde EPS vakaları bildirilmiştir.Aripiprazole-induced parkinsonism. tedavinin 35. tremor ve parkinsonyal postur şeklinde). Sharma A.

Bu sunumda karbamazepine bağlı bir hiponatremi olgusunun tartışılması amaçlanmıştır. kadın cinsiyet.2012’de taburcu edildi. Valproat 500 mg/gün başlandı. çok konuşma. baş ağrısı. Kaynakalar: 1)Dedinska I: Hyponatremia-carbamazepine medication complications. erkek.PB 179 Karbamazepin’e Bağlı Hiponatremi Olgusu Gönül Yıldırım. Unutkanlık. doz azaltılarak kesildi. 04. Çekilen EEG ve kranial MR normal olarak değerlendirildi. sinirlilik. üniversite mezunu. ancak tedaviden fayda görmeyen hastanın yatışı yapıldı. özellikle risk faktorlerinin varlığında serum sodyum seviyesinin yakından izlenmesi gerekmektedir. konuşma miktarı artmış. Olgumuzun 40 yaş üzeri risk grubunda yer alması ve karbamazepin kullanımına başlanmasından kısa süre sonra hiponatremi gözlenmesi bu bilgiyle uyumludur.5 mg/gün başlanan. evli. duygulanım irritabl. Ann Pharmacother. menstruasyon.2012'de tedavisine risperidon 1 mg/gün eklendi. polifarmasi hiponatremi riskini arttırmaktadır(4). 65(12):1976-1978 4)Salawu A: Hyponatremia during low-dose carbamazepine therapy.8-%40 arasında değişmektedir(2).2012’deki kan tetkikleri normaldi. Ann Afr Med.2012’de sodyum düzeyi normal değerlere dönmüş şekilde 137 mmol/L olarak saptandı. İlk psikiyatrik başvurusu 10 gün önce olan. Psikiyatrik muayene: Bilinç açık. Kliniğe yorgunluk. Sonrasındaki günlük takiplerde sodyum değerlerinin normal sınırlarda seyrettiği izlendi. 2007. psikiyatrik koşullar. 2005. Tartışma: Hiponatremi karbamazepin başlanmasının ardından 48 saat içinde ortaya çıkabilir(1). 40 yaş üzerinde olmak. hareketlilik şikayetleriyle başvurdu.06. Olgu: 43 yaşında. 2005. Karbamazepine bağlı hiponatremi insidansı %1. 18. Duygudurum düzenleyici olarak karbamazepin 400 mg/gün başlandı. vertigo şeklinde yansıyabildiği gibi asemptomatik de seyredebilir(1). duygudurum hipertimik. Buğra Çetin.06. serum sodyum konsantrasyonunun 135 mmol/l altına düşmesidir. oryante.06. psikotik bulgu saptanmadı. 2012.2012’de tekrarlanan tetkiklerinde sodyum düzeyi 126 mmol/L idi. Neurology. Karbamazepin. afektif semptomlarının gerilemesi üzerine 29. tahammülsüzlük. 11. Sıvı replasmanı kesildi. turizmci. Sıvı replasmanına rağmen günlük takiplerde hiponatremisi süren hastanın yatıştaki sodyumunun normal değerlerde olması nedeniyle hiponatreminin karbamazepin kullanımına bağlı gelişmiş olabileceği düşünüldü. Hasta.06. Özgür Süner. Vnitr Lek. koopere. Karbamazepin başlanan hastalarda. psikomotor aktivite artmış. olanzapin 2.05. Literatüre bakıldığında vakaların coğunun asemptomatik olduğu belirtilmekte olup karbamazepine bağlı hiponatremi gelişme olasılığının okskarbamazepine bağlı hiponatremiye göre daha az gözönünde bulundurulduğu ve asemptomatik olduğunda hiponatreminin ihmal edilebildiği varsayılabilir. Okskarbamazepin ve karbamazepin kullanımının karşılaştırıldığı bir çalışmada okskarbamazepine bağlı hiponatremi görülme oranı daha fazla bulunmuştur(3). Doç Dr Ümit Başar Semiz Kurum: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş ve Amaç: Hiponatremi. Hastanın yatışını takiben 30. 58(1):72-75 2)Kuz GM: Carbamazepine-induced hyponatremia:assessment of risk factors. 39(11):1943-1946 3)Dong X: Hyponatremia from oxcarbazepine and carbamazepine. polidipsi. 6(4):207-208 .

2012 yılında 3.(1) Literatürde çeşitli yöntemlerle onarılmış ya da onarılmamış intrakranial anevrizması olan hastalara uygulanan elektrokonvülzif tedavi olguları bulunmakla birlikte. kez psikiyatri servisine yatırılan hastaya tedaviye dirençli majör depresyon tanısı konularak elektrokonvülzif tedavi planı yapıldı.orta risk grubunda yer aldığı bildirildi.4) Bu olgu sunumunda geçmişte intrakranial anevrizma operasyonu yapılmış olan bir hastaya tedaviye dirençli majör depresyon nedeniyle uygulanan elektrokonvülzif tedavi tartışılacaktır. Literatür önerileri göz önüne alınarak hastaya genel anestezi altında ve ilk 3 seansı ameliyathanede olmak üzere 20 seans EKT uygulandı. işlevselliği azalmış. İşlem öncesinde ve sırasında bazal tansiyon değerlerinin düşük olması sağlandı. Operasyon sonrası hastanın çökkünlük şikâyetlerinde belirgin bir artış olmuş. Yapılan literatür taramasında intrakranial anevrizması olan hastalarda EKT uygulamasıyla ilgili olgu sunumlarına rastlandı. yaşamsal bulguları yakın takip edildi ve arteriyel tansiyonu sabit tutuldu. Sağ MCA sulama alanında yaygın laminer nekroz ve kistik ensefalomalazik değişiklikler olduğu tespit edilmiş. işlem öncesinde bazal tansiyon değerlerinin düşük tutulması ile elektrokonvülzif tedavi güvenli bir şekilde uygulanabilir. Elektrokonvülzif tedavinin kesin bir kontrendikasyonu olmamakla birlikte Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) rehberine göre artmış kafaiçi basıncıyla rüptüre olabilecek anevrizma ya da vasküler malformasyon eletrokonvülzif tedavinin komplikasyon riskini arttırırlar. 2007 yılında rüptüre olmuş sağ MCA (Orta serebral arter) anevrizması nedeniyle opere edilmiş ve anevrizma kliplenmiş. Ankara Giriş: Elektrokonvülzif tedavi tedaviye dirençli depresyonda iyi bir seçenektir. bu nedenle hastanın elektrokonvülzif tedavi açısından düşük. Olgu: Son 15 yıldır çökkünlük şikâyetleri olan 53 yaşında kadın hasta. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Bu tedaviden kısmen fayda gördüğü düşünülen hastada tedaviye bağlı herhangi bir komplikasyona rastlanmadı. .3. Majör depresyon tanısı konularak birçok farklı antidepresan ve güçlendirme tedavileri kullanmış fakat hastanın şikâyetlerinde bir değişiklik saptanmamış.(2. Tedavi öncesinde beyin cerrahisi bölümü tarafından değerlendirilen hastanın kliplenmiş olan anevrizmasının tedavi sırasında rekanalize olabileceği.PB 180 Opere İntrakranial Anevrizmalı Hastada Elektrokonvülzif Tedavi: Bir Olgu Sunumu İbrahim Karakaya.Özlem Erden Aki. Ş. özellikle işlem sırasında arteriyel tansiyon kontrolü. Sonuç: İntrakranial anevrizması olan hastaların elektrokonvülzif tedavi işlemi sırasında yaşamsal bulgularının yakın takibi. Koray Başar. ülkemizde bu konuda yapılan bir yayına rastlanmamıştır.

9 olduğu.4g/dl ve prolaktin değerinin 64. diğer değerlerinde patoloji olmadığı saptandı. hirsutizm. bu sebeple replasman tedavisi aldığı. ilkokul mezunu. kilo artışı ve halsizlik gibi yakınmalar başladı. hafif mental retardasyonu olan kadın hasta. depresif belirtilerinin olduğu dönemler tariflendi. Benzer birçok ilaç gibi valproatın da doz bağımlı yan etkileri mevcuttur. risperidon 3 mg ve valproat 1000 mg tedavisi başlandı. ayrıca kompleks parsiyel epileptik nöbetlerde ve migren profilaksisinde kullanılan bir ajandır. bu belirtilerin başlanan olanzapin 10mg/g. Takipleri sırasında hastanın olanzapin 10mg/g tedavisi kesilerek. İstenen kan tetkiklerinde hastanın trombosit değerinin 60. karbamazepin 400 mg/g tedavisiyle gerilediği ancak belirtilerin zaman zaman yinelediği öğrenildi.000/mm3. Aynı zamanda. Gelişim öyküsünde mental ve motor gelişim basamaklarında gerilik olduğu öğrenildi. çok konuşma. Seyrek rastlanan ancak ölümcül komplikasyonlara yol açabilecek bu yan etki açısından kan değerlerinin kısa aralıklarla takibi valproat kullanımı için sıklıkla üstünde durulan bir konu olmadığından klinisyenlerin bu konudaki farkındalığının arttırılması önem taşımaktadır. hemoglobin değerinin 9.PB 181 Valproat Kullanımına Bağlı Gelişen Trombositopeni: Bir Olgu Sunumu Neşe Yorguner. sinirlilik. insanlardan kuşkulanma. bekâr. hastanın ilk kez üç yıl önce uykusuzluk. cinsel istek artışı yakınmaları sebebiyle başka bir hastanenin psikiyatri polikliniğine götürüldüğü. duygulanımı uygundu. Mevcut trombositopenisi tedavilerin yan etkisi olarak yorumlandığından valproatı azaltılarak kesildi. kendi kendine konuşması. Doz bağımlı yan etkilerden olan trombositopeni çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. aşırı makyaj yapma.000/mm3 şeklinde arttığı saptandı. Klinik gözleme ve alınan öyküye göre hastaya bipolar bozukluk ve hafif mental retardasyon tanısı kondu. ancak trombosit değerlerinin normal aralığın alt sınırına yakın olduğu öğrenildi. hastanın tamamen içe kapandığı ve kimseyle konuşmadığı. Duygudurumu irritabldı. çok konuşma ve uykusuzluk yakınmaları mevcuttu. Tedaviyle psikotik belirtileri gerileyen hastada tedavinin üçüncü ayında adet düzensizliği. saldırgan davranışlarda bulunma.000-130. Muayene sırasında hastanın paranoid sanrıları. kadın cinsiyet ve düşük bazal trombosit düzeyidir. Olgu: 24 yaşında. Ocak 2012'de hastanenin psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın ailesinden alınan öyküden. Sonuç: Valproat kullanımına bağlı trombositopeni gelişimi için tanımlanan risk faktörleri yüksek kan valproat düzeyi. Kaan Kora Kurum: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Valproat. Geçmiş tetkikleriyle kıyaslandığında hastanın daha önceden de demir eksikliği anemisinin olduğu. cinsel istek artışı.000-114. İstenen IQ testi sonucu IQ:65 saptandı. bipolar bozukluklarda akut mani sağaltımı ve koruyucu sağaltımında. İki haftada bir yapılan tetkiklerde hastanın trombosit değerlerinin sırasıyla 85. .000-118.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Servisteki gözlemlerde işitsel ve görsel hallüsinasyonları. riboflavin. daha önce alkol ya da enerji içeceği kullanmadığı öğrenildi. içe kapanma. Yapılan ilk psikiyatrik muayenesinde bilinç açık. durgunluk. 21 yaşında erkek. Yakın bellek bozuk. Yönelim kooperasyondaki kısıtlılık nedeniyle değerlendirilemedi. gülme ve saldırgan hareketlerinin eklenmesi üzerine hasta takip ve tedavisi amacıyla servisimize yatırıldı. Yasemin Görgülü. Çağrışımlar yavaşlamış ve amaca varmıyordu. Yatışından önce 1 ay boyunca her gün düzenli olarak bir iki adet toplamda 60-70 adet enerji içeceği içtiği. Affekt künttü.PB 182 Enerji İçeceği Tüketimi Sonrası Gelişen Bir Akut Psikoz Olgusu Öznur Taşdelen. Hezeyan ve halüsinasyonları için dissimülatif tavırdaydı. kooperasyon kısıtlı. perseküsyon ve mistik hezeyanları olduğu tespit edildi. hekimle işbirliği ve dürtü kontrolü azalmıştı. uyku. beslenme. Başvuru şikayetlerine kendi kendine konuşma. Psikomotor aktiviteler azalmıştı ancak zaman zaman dezorganize hareketleri oluyordu.D. Bülent Sönmez. Hasta düzenlenen tedaviyle semptomlarının düzelmesi üzerine amisülpirid 1200 mg ve olanzapin 10 mg tedavisiyle “Enerji içeceği kullanımına bağlı psikotik bozukluk” tanısıyla taburcu edildi. Dikkati azalmıştı. Sorulara tek kelimelik cevaplar veriyordu. uzak belleği normaldi. Yapılan tetkiklerinde patoloji saptanmadı. sözel uyaranlara karşı ilgisiz ve lakayt bir tutum içindeydi. inostol. içe kapanma. Enerji içeceklerindeki maddelerin yalnız ve kafeinle birlikte kombinasyonuyla aşırı miktarda veya kronik tüketiminin akut ve uzun süreli etkisi tam olarak bilinmemektedir. Enerji içecekleri stimulan etkilerini dikkati ve performansı arttırarak gösterirler. nikotinamid. polikliniğimize durgunluk. ağlama yakınmalarıyla başvurdu. Yazımızda kafein ve aminoasit içerikli enerji içeceğinin yoğun tüketimi sonrası ortaya çıkmış bir akut psikoz olgusunu anlattık. Rugül Köse Çınar Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. . pridoksin. Yurdumuzda enerji içeceklerinin tüketiminin artması dolayısıyla ve bizim olgumuzda daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmadığı halde yoğun enerji içeceği tüketimi sonrası ortaya çıkan ve amisülpiride yanıt veren psikotik tablo saptanması nedeniyle sunulmaya layık görülüp enerji içeceklerinin risklerine dikkat çekilmek istenmiştir. Enerji içeceklerinin içeriğindeki asıl etken madde kafein olmakla birlikte taurin. Hastanın sistemik ve nörolojik muayenesi doğaldı. E. Enerji içeceklerinin popularitesinin gittikçe arttığının fark edilmesiyle yaratacağı istenmeyen olası sağlık sorunları dikkat çekilmektedir. diğer B vitaminleri ve başka bitkisel türevler de vardır. ağlama şikayetlerinin başladığı. Enerji içeceklerinin popularitesi ve kullanımı hızla artmaktadır. Özbakım. Cevapları perseveratifti. grandiyöz. sonrasında unutkanlık. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmayan ve daha önce hiç enerji içeceği içmemiş olan hasta.

Bizim olgumuzda da Nopoulos kriterlerine göre (Nopoulos et al. etiyolojisi hala tam olarak aydınlatılamamış bir ruhsal bozukluk olmasına rağmen. KSP’un ruhsal bozukluklar ile ilişkisi en çok şizofreni alanında çalışılmıştır.şizofreni etiyolojisine yönelik birçok hipotez arasında en önde gelenlerden biridir.5 mm ara ile alınan en az 4 koronal kesitte görülmesi) olmasından ötürü .biyokimyasal ve gelişimsel) faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.bu konu üzerinde yoğunlaşılması gerekmektedir. Artuner Deveci Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni.Şizofreni hastalarında sağlıklılardan daha yüksek oranlarda “geniş KSP” görülmesinin. çevresel ve biyolojik(genetik.Hastamızın tedaviye dirençli olması klinik takibi açısından önem arz etmekte olup.. Orkun Aydın.araknoid kistler ve diğer anormallikler gibi beynin gelişimsel bozuklukları birçok post-mortem inceleme ve nörogörüntüleme yöntemleriyle gösterilmiştir. hastanın klinik görünümü ve nörobilişsel yeti yitimi açısından öneminin tartışılması amaçlanmıştır. Duygu Kuzu. Nörogelişimsel model.Gelecek dönemdeki çalışmalarda bu konu hem hastaların işlevselliği hem de hekimlerin. .nörogelişimsel patolojilerin psikiyatrik hastalıkların tedavisi üzerine olan etkilerini değerlendirmeleri açısından önem arz etmektedir. Şizofreni ile anormal genişlikteki kavum septum pellusidum arasındaki ilişki incelenmesine karşın literatürde tedaviye yanıt oranlarının karşılaştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır.fizyolojik.PB 183 Cavum Septum Pellucidum Et Vergae ile Şizofreni Arasındaki İlişki: Bir Olgu Sunumu Kadir Aşçıbaşı.1998) KSP uzunluğunun 6 mm’nin üzerinde (1.”geniş KSP” olarak kabul edilmektedir.Şizofreni hastalarının sayıca önemli bir kısmında korpus kallosun agenezisi. Bu yazıda şizofreni hastalığı olan bir olguda saptanan “geniş KSP” ve KV’nin. şizofreni etiyolojisi için öne sürülen nörogelişimsel varsayımı destekleyen bir anatomik bulgu olduğu belirtilmiştir.Bizim hastamız gerek semptomların şiddeti açısından gerek nöropsikolojik testlerdeki başarısızlık açısından literatürde mevcut olan bilgilerle uyuşmaktadır.

aripiprazol 30 mg/gün. O tarihe kadar Klozapin 700 mg/gün. Oniki yıllık hastalık öyküsünde katatoninin eşlik ettiği herhangi bir başka psikotik alevlenme dönemi tanımlanmamaktadır. Mental ve fizik ajitasyon. akrosiyanoz ve hipotansiyon da sıklıkla bulunmaz. yemek yememe. i) NMS bir katatoni formudur. Ateş. Antipsikotiklerin D2 reseptör antagonist etkisi olarak katatonik sendromu indükleyebilir. konuşmama. Prodrom haftalardan aylara uzayabileceği gibi akut olarak da başlayabilir. v) NMS katatonik ve katatonik olmayan tipte olabilir şeklinde görüşler mevcuttur. nörolojik ve ilaca bağlı gelişebilen nöropsikiyatrik bir sendromdur. yıkıcı davranış. Psikiyatrik bakısında kooperasyonu kısıtlı. Letal (malign) katatoni ve nöroleptik malign sendrom (NMS) arasında. 2 hafta öncesinde 55 adet 30 mg aripiprazol ile özkıyım girişimi mevcuttur. risperidon 2 mg/gün ve risperidon consta 37. Olgu sekiz seans anestezili EKT ve olanzapin 20 mg/gün ile tedavi edilmiştir.5 mg/14 gün. tıbbi.PB 184 Lethal Katatoni: Bir Olgu Sunumu Mine Ergelen. stupor. Letal katatoni NMS’dan EPS rijiditesinin ve involanter hareketlerin olmayışı ile ayrılır. ateşi ve lökositozu bulunmayan olguda CK yüksekliği ve hipoproteinemi saptanmıştır. lamotrijin 200 mg/gün kullanmakta olan olguda. ii) NMS bir malign katatoni formudur. Bu sunumun amacı antipsikotik kullanımına bağlı gelişen bir letal katatoni olgusunun paylaşılmasıdır. Buğra Çetin. klasik kitaplarda ise letal katatoni olarak adlandırılan ve nadir göazlenen bu tablo. koma ve ölümle sonlanabilir. iv) Katatoni NMS için bir risk etkenidir. yüksek anksiyete düzeyi. DSM-IV’e göre ‘’Başka türlü adlandırılamayan ilaca bağlı hareket bozukluğu’’ olarak sınıflandırabileceğimiz. taşikardi. . uzun yıllar antipsikotik tedavi almış hastalarda ortaya çıkabilmektedir. iii) İkisi aynı ve tek bir sendromdur. oryantasyonu bozuk ve hallusine olan. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş ve Amaç: Katatoni psikiyatrik. Tedavide antipsikotiklerin kesilmesi. Olgu: 29 yaşında erkek hasta. yaşamsal fonksiyonların takibi (ani ölüm olabilir) ve yüksek doz lorazepam önerilmektedir. uygunsuz hareketlerde bulunma şikayetleri ve şizofreni ön tanısıyla servisimize kabul edildi.

Atakan YÜCEL**. Negatif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 67-29/125 ve Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeğinde 13-6/51 şeklinde iyileşme tespit edildi. Elif ORAL**. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. Sonuç: GSM’un temelinde seksüel çatışmalar. transeksüalite. baş dönmesi ve bayılma şikayeti sonrası genital kesi ve yoğun kanamasının farkedilmesi üzerine yakınlarının ısrarıyla acil servise başvurmuş. Öyküsünde 7 yıl önce başlayan evde kameraların olduğu. bu tedaviye 5 yıl önce Bipolar Affektif Bozukluk tanısı düşünülerek Lityum 600mg/gün eklendiği öğrenildi. acil müdahalenin ardından psikiyatrik ayırıcı tanı ve tedavi önem taşır. Çoğunluğu şizofreni olmak üzere affektif psikoz. Erzurum **Atatürk Üniversitesi. bu durumun iki yıldır hiç değişmediğini ve duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için de siyah bölgeleri keserek çıkarttığını ifade eden hastanın ruhsal muayenesinde yüzeyel affekt. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. düşüncelerinin okunduğu. ve 4. Somatik hezeyanları ve vulvar görsel halüsinasyonları sonucu GSM ile gelen bir olgu sunulmuştur. uzayıp şekil değiştiren siyah baloncuklar olduğunu. uykusuzluk şikayetleriyle psikiyatri hekimine başvurduğu ve Olanzapin 10mg/gün tedavisi önerildiği. . kalabalıktan kaçınma. referans fikirler ve insomnia bulgularında kısmi azalma olmuş. hastalığın ara dönemlerinde tam iyilik hali olmaması ve fiziksel görünümü dışında da var olan hezeyanları nedeniyle paranoid şizofreni öntanısıyla tedavisine Olanzapin 20 mg/g olarak devam edilmesi uygun bulundu. somatik hezeyan. Erzurum Giriş: Genital self-mutilasyon (GSM) nadir rastlanan ciddi bir kendini yaralama davranışıdır. labium majorda doku defekti oluşturmuş kesi (WHO genital mutilasyon sınıflamasına göre Tip III) tespit edilmiş. Yapılan psikometrik değerlendirmede tedavinin 1. Ağrı ve kanama en yaygın komplikasyonudur. Self. Yapılan jinekolojik muayenede her iki labium majusu içine alan. suture edilerek kanama kontrolü sağlandıktan sonra Psikiyatri konsultasyonu istenmiş. yapay bozukluk ayrıca halüsinasyon ve hezeyanların bir sonucu olarak psikotik bozukluklarda görülür. referans fikirler. Tedavi sonucu düşünce okunması. irritabl duygudurum. GSM’un risk faktörleri arasında halusinasyonlar. madde bağımlılığı ve sosyal izolasyon bulunur. posterior perineal cisime ulaşan. kişilik bozuklukları. görsel halusinasyon. izlendiği. İşlevselliğin birden çok alanda bozulmuş olması. beden imajında bozulma. Son iki yıldır genital bölgesinde.mutilasyon depresyon. Haftalarında sırasıyla Pozitif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 41-11/170. alkol intoksikasyonu ve kişilik bozukluklarında ayrıca bazı dini ve kültürel inanışlarda görülür. Hatice YÜCE** *Atatürk Üniversitesi. içselleştirilmiş agresyonun ifadesi veya suicidal amaç bulunabilir.PB 185 Genital Self Mutilasyon: Bir Olgu Sunumu Nermin YÜCEL*. komşularının hakkında konuştuğu fikirleri. yorum yapan sesler duyma. vücut dismorfik bozukluk. delüzyonlar. Olgu: 24 yaşında bayan. sosyal izolasyon bulguları mevcuttu.

Radtchenko A. Ankara Giriş: Katatoni psikomotor belirtilerin ön planda olduğu.2). Malur C. Katatonik vakalarda EKT’nin etkili bir seçenek olduğunu belirtilmektedir (1). Sonraki takip sürecinde bulguların ilerleyici şekilde düzeldiği görülmüştür. içmeme. Bulguların kısmen gerilemesi sonrası taburcu edilen hasta taburculuk sonrası altıncı günde. klinik takip sürecinde katotonik psikotik bir tabloya ilerleyen ve bu bulguların EKT tedavisi ile remisyonunun sağlandığı bir vaka sunulmuştur. erkek. 10 seans EKT sonrası bulgularda anlamlı düzelme olması neticesinde hasta antipsikotik tedavi ile taburcu edilmiştir. kullandığı ilaçların tamamını içerek suisid girişiminde bulunmuş.1:11-14 . uykusuzluk şeklinde yakınmalarının olması nedeniyle hastaneye başvurmuş.Ş. Sonuç olarak. Psikiyatri Dünyası 1999. dahiliye ve enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları alınmış. Pasol E. uzun süre psikotik belirtiler gözlenmeden konversif belirtilerin ön planda olduğu. 2001 Mar. sıkıntı ve iç daralması. “sendrom” olarak değerlendirilen bir klinik tablodur. Yaklaşık iki aylık takip sürecinde bulgularında kısmi gerileme olmuş. Bu takip süreci içerisinde hastanın nöroloji. Gaillard A. bayılma ve titreme atakları. Sonrasında Depresif Nöbet tanısıyla yatarak tedavisi tekrar düzenlenmiş. bekar hasta. Hastanın progresif olarak ilerleyen katotonik tablosunun tedavisi maksadıyla EKT uygulanmasına başlanmıştır. Murat Erdem GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik bozukluk öyküsü olmayan hasta. ya azalmış motor belirtiler ya da artmış psikomotor etkinlik veya bu iki özelliğin birbiri ardında değişimi ile kendini gösteren.Case report: electroconvulsive therapy in a 33-year-old man with hysterical quadriplegia]. 23 yaşında.PB 186 Prodromal Belirtileri Konversiyon Olan Katatonik Psikoz Olgusunda Elektrokonvulsif Tedavi: Olgu Sunumu Özgür Maden. Vakanın konversiyon bulgularının psikotik bozuklukların prodromal döneminde de baskın bulgu olabileceğini göstermesi ve bu tür vakalarda EKT' nin etkinliğini göstermesi açısından da önemli olduğu düşünülmüştür. Sonrasında psikomotor aktivitede azalma. (1. Francis A.17(1):55-9. Gaillard R. ortaokul mezunu. Lôo H. yememe. Olgu: O. mutizm bulgularının tabloya eklenmesi üzerine tekrar merkezimize yatışı yapıldı.ECT for prolonged catatonia. 2. 3. 2012 Feb. Mouaffak F. J ECT. keyifsizlik. Konversiyon ve anksiyete Bozukluğu tanılarıyla uyumlu düşünülen hastaya tedavi başlanmış. Konversiyon bozukluğu tarihsel olarak tanı yönünden nevrotik spektrumda değerlendirilmektedir. Adem Balıkcı. Süleyman Özselek. Mahmoud Almbhaideen. Encephale. Abdülkadir ÇEVİK. Mehmet Ak. Referanslar: 1.38(1):104-9. (3) Bu yazıda. Tartışma: Vakanın EKT uygulaması sonrası progresif olarak düzeldiği izlenmiştir. “atipik psikiyatrik” bulgular ile seyreden Konversif Bozukluk vakalarının ayırıcı tanısında Katatonik Psikoz da göz önünde bulundurulmalıdır. herhangi bir organik bozukluk tespit edilmemiştir. Beyazıt Garip.

Gebelikte psikofarmakolojik tedavinin yararları ve riskleri dikkate alınmalıdır. Psikiyatri Kliniği. Bu nedenle. Gurvich C. prematüre ve ölü doğum ile morfolojik ve davranışsal teratojenite risklerinin dikkate alınması gerekmektedir Şizofrenik popülasyonda doğum oranının normalden fazla olması gebelikte ilaç kullanımının önemini giderek arttırmıştır. Atipik Antipsikotiklerin Kadın Fertilitesi ve Gebelik Üzerine Etkileri: Olgu Sunumu Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2005. Rize *** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Selim Polat*. şüpheler. Ancak mevcut bilgiler ışığında gebelik sırasında kullanılmak zorunda kalınan hiçbir psikotrop ilacın tam emniyetli olmadığı açıktır. saldırganlık yakınmaları ile yakınları. Tıp Fakültesi. gebelik sırasında ilacını bırakan 8 aylık gebe 29 yaşındaki kadın hastayı literatür bilgileri eşliğinde sunmayı amaçladık. güvenlik elemanları tarafından kliniğimize zorla getirilen ve yatırılarak düşük doz haloperidol tedavisi başlanan 15 yıldır şizofreni tanısı ile farklı sağlık kuruluşlarında yatarak ve ayaktan tedavi görme öyküsü ile gebelik öncesi olanzapin 20mg/g tedavisi izlenen. perfenazin ile yapılan çalışmalarda malformasyon riskinin artmadığı ileri sürülmüştür. Fatmagül Helvacı Çelik*. Marston N. Meltem Puşuroğlu*. Bundan dolayı gebelikte ilaç kullanımına karar verilirken neonatal toksisite. Öte yandan ağır ruhsal bozuklukları olup gebe kalmış kadınların tedavi edilmedikleri takdirde hem kendileri hem bebek. Klasik antipsikotikler fetüs için görece daha güvenlidirler. haloperidol. McCauley-Elsom K. Gilbert H. Preliminary findings from the National Register of antipsychotic medication in pregnancy. hem de çevreleri açısından birçok ciddi sorunlar ile karşı karşıya kalabildikleri de bilinmektedir. Birçok atipik antipsikotiğin gestasyonel diyabeti tetikleyerek fetal malformasyon oranında artış yaptıklarına ilişkin anlamlı veriler mevcuttur. klinisyenler güvenli seçenekleri seçmeli ve kişiye özgü tedavi planları ve hasta takibi yapacak stratejiler izlemelidirler. Klorpromazin. de Castella A. Kaynaklar: 1Altıntoprak AE. Rize ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Bu nedenle gebelikten önce atipik antipsikotik kullanımını sürdüren anne adaylarında gebelik başladığında klasik antipsikotiklere geçiş yapılması önerilmektedir. Antipsikotik ilaçlar plasentadan serbestçe geçerler. kulağına sesler gelmesi uykusuzluk. Koturoğlu G. Aust NZJ Psychiatry 2008. Rize Psikotrop ilaçların güvenliği ve gebelikte psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılmaları ile ilgili çelişkili bulgular vardır. . Psikiyatri Kliniği. Gebelikte şizofrenik belirtilerde artış veya azalma olup olmadığı ve şizofrenik annelerin çocuklarında ilaç kullanmasalar bile konjenital anomali riskinin artıp artmadığı konusu tartışmalıdır.PB 187 Gebelikte Antipsikotik İlaç Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş Hünkar Yeloğlu*. Gönü AS. bu ilaçlar anne ve plasenta kanı arasında hiçbir engel olmadığından rahatlıkla fetüsa ulaşırlar.Kulkarni J.15(4):182-186 2. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Erol A. Gökhan Kandemir**. Çetin M. 42:3844. Gebelere ilaç verildiğinde. Çiçek Hocaoğlu*** * Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Biz de bu çalışmada son 1 aydır anlamsız konuşma ve davranışlar. Psikiyatri Anabilim Dalı.21(2):161-173 3. Fitzgerald P. Gebelikte psikotrop ilaç kullanımı: Bir güncelleme Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. Eğitim ve Araştırma Hastanesi.

Sonuç ve Tartışma: Klozapin nötropeniye direkt toksik etki ve immun mekanizmalar aracılığı ile yol açmaktadır. . tedavisinin düzenlendiği merkezde klozapin kesilmesi ve ketiapin başlanması planlanmış. Bu olgu sunumunda dokuz yıldan uzun süre klozapin kullanımı sonrasında ağır nötropeni gelişmesine rağmen klozapine devam edilen bir şizofreni hastasında. Ancak klozapinin etkili olduğu tedaviye dirençli hasta grubunda ilacı kesme kararını vermek güçtür. Anemi ve iki ay önceki tetkiklerinde saptanan nötropeni nedeniyle Hematoloji Bölümü’nce istenen periferik yayma. Yavuz Ayhan. Nötropeni ve agranülositoz klozapinin doza bağlı olmayan. İki ay sonra klozapin 100mg/gün ve ketiapin 100mg/gün alır iken şizofreni belirtilerinin alevlenmesi üzerine ketiapin dozu 600mg’a çıkılmış. viral belirteçler. Olgu: Yaklaşık otuz yıldır şizofreni tanısıyla izlenen 47 yaşındaki kadın hastaya. Hastanın iki aylık ayaktan takibinde nötropeni tekrarlamadı. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Davranış belirtilerinin yatışmaması üzerine hastanemize başvuran hasta servise kabul edildi. Ankara Giriş: Klozapin tedaviye dirençli şizofrenide etkinliği kanıtlanmış bir antipsikotiktir. daha nadiren yıllar sonra gelişen vakalar da bildirilmiştir. idiosenkratik. 2012’de nötrofil sayısının 510/ul saptanması üzerine.PB 188 Klozapine Bağlı Geç Başlangıçlı Nötropeni Olgusunda Klozapin Tedavisine Devam Edilmesi Gökhan Öz. Klozapin tedavisine devam edilmesi veya yeniden başlanması ile. yineleyen nötropeniye tedavi yaklaşımı tartışılacaktır. İlaçtan fayda gören hasta tıbbi kayıtlara göre bu süre zarfında klozapini 200-700mg/gün aralığında kullanmış. Klozapin 400mg/güne çıkılan hastada günlük tam kan sayımı yapıldı. Klozapine başlandıktan yaklaşık dokuz sene sonra. Bu yan etki genellikle erken dönemde görülse de. Tıp Fakültesi. Hastanemize başvuru esnasında nötrofil sayısı 2700/ul olan hastanın geçmiş tedavi yanıtı göz önünde bulundurularak klozapin tedavisinin devam edilmesi ve klozapin etkin düzeye gelinceye kadar ketiapin 900mg/güne devam edilmesine karar verildi. tedaviye direnç ve EPS yan etkilerine duyarlılık nedeniyle dokuz sene önce klozapin başlanmış. demir parametrelerinde nötropeni ile ilişkili olduğu düşünülen bir anormallik saptanmadı. Nötrofil düzeyi 1900e yükselen ve tekrar düşme saptanmayan hasta. klozapin kesilmesi ile geri dönüşlü olabilecek yan etkilerindendir. Bir ay sonra nötrofil değerinin 1000/ul saptanması üzerine lityum karbonat 600mg/gün ve beta glukan 20mg/gün başlandı. Klozapin ile nötropeni gelişen olgularda lityum karbonat ve beta-glukan eklenmesi nötropeniyi engelleyebilir. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi. nötropeni yineleyebilir. Koray Başar. olgumuzda olduğu gibi. davranış belirtilerinin yatışması üzerine taburcu edildi.

PB 189 Şizofreni mi. Hastanın aile öyküsünde de erken başlangıçlı benzer bir tablonun olması. Lab. Davranış planlaması yetersizdi. aslında hiç de nadir olmayan tanısal sorunlar bu olgu ile yeniden vurgulanmıştır. düşünce içeriğiçağrışımları değerlendirilemedi. 2-3 yıla kadar bilinen herhangi bir rahatsızlığı olmayan hastanın kendi kendine anlamsız mırıldanmaları başladığı. Bolu Giriş: Şizofreni ve frontotemporal demans arasındaki benzerlikler ve ayırıcı tanı ile ilgili sorunlar birçok araştırmacı tarafından vurgulanmıştır. Hastanın son bir yılda idrar ve gaita inkontinansı da ortaya çıkmış ve yemek de dahil olarak öz bakımı tamamen kaybolmuştu. zaman yönelimi azalmıştı. entelektüel fonksiyonlarda kayıp ve yürütücü işlevlerde bozulma ile birlikte beyin görüntülemesinde anormallikler de frontotemporal demans lehine bulgular olmakla birlikte şizofrenide de görülebilir. bu şekilde ağırlaşarak birkaç yıl içinde bilinmeyen bir nedenle öldüğü tespit edildi. Tartışma: Bu hastada frontotemporal demans ve şizofreni tanısından hangisinin konulacağı tartışmalıdır. genetik değerlendirilmenin de gerekli olduğunu düşündürdü. Daha önce birkaç kez psikiyatri başvuruları olmuş ve ismi hatırlanmayan ilçalar da kullanmıştı. Psikiyatri pratiğinde. Yer ve kişi yönelimi vardı. Ruhsal durum muayenesinde duygulanım ötimikti. Aile öyküsünde en büyük erkek kardeşinin de psikiyatrik tedavi aldığı. Bellek bozukluğu. Manyerizmi de mevcut olan hasta. yapılan MMT’de 15 puan aldı. anestezi ile çekilen MR’ında hafif derece serebral atrofi saptandı. Ancak bunlar frontotemporal demansı dışlamaya yetmez. Kliniğimize. hastamıza benzer yakınmaları olduğu. aynı ildeki bir ruh sağlığı hastanesinde 1 ay izlendikten sonra sevk edilmişti. tetkikleri sonucunda anemisi ve B12 eksikliği saptanan hastaya bunlara yönelik tedavi başlandı. varsanılar gibi psikotik bulgular ve başlangıç yaşı düşünüldüğünde hastada şizofreni olduğu kanaatine varılabilir. manyerizm. genetik değerlendirilmenin başka merkezde yapılmasına karar verilerek taburcu edildi. Anlık ve yakın bellek yetersizdi. en küçük çocuğunun zarar göreceği korkusuyla eve kimseyi istemediği ve sürekli dezorganize davranışlar sergilediği öğrenildi. özellikle psikotik bozuıkluklarda. kalıtımsal bir bozukluğun da söz konusu olabileceğini akla getirmektedir. Ailesinden alınan öyküde. Olgu: Bayan Z. öyküsünde işitsel varsanısı olan hastadan varsanıya dair belirti gözlenmedi.Burada. Osman Yıldırım Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikiyatri AD. otuzlu yaşlarının sonlarında ortaya çıkan şiddetli bilişsel ve psikotik bulguları mevcut olan bir kadın olgu sunulacaktır. . Merkezimizde yeterli altyapı olmadığı için hasta. Hasta aşırı hareketli olduğu için EEG çekilemedi. ilkokul mezunu. 5çocuklu bir ev hanımıydı. Dezorganize davranış. Erken Başlangıçlı Demans mı? Ağır Psikotik Belirtilerle Seyreden Bir Olgu Nefise Kayka. Hastanın kardeşinde benzer öykünün mevcut olması. Özellikle genç hastalarda bu iki tanı arasındaki ayrım daha da zorlaşmaktadır.40yaşında. Tanı netleştirilmesi amacıyla yapılan Nöroloji konsültasyonu yönlendirici olmadı.

S. SANS VE SAPS ölçekleri uygulandı. Mirena uygulanması sonrası psikotik atak geçiren olgu örneği sunulacaktır. güvenli. kadınlarda menstrüel döngü ile ilişkili olarak ortaya çıkan psikiyatrik semptomlara yönelik araştırılmalarda ortaya konmuştur.kez Mirena uygulanmasından sonra eşine ve kardeşine karşı referans fikirleri gelişmiş.Kan seks horman profili istendi.7 gün sonra ölçek sonuçları BPRS: 7. kontrosepsiyon yöntemi olan levonorgestrelli rahim içi araç uygulamasıdır. Levonorgestrel 19 nortestosteron.2. 1 ay sonra kontrolde BPRS: 1. bayan hastanın yakınmalarının 1 yıl önce doğum kontrol ve menorajiyi önleme amaçlı Mirena uygulamasından sonra depresif beliriler olarak başlamış. A.D Ankara/Türkiye Seks hormonlarının birçok psikiyatrik semptomatolojinin ortaya çıkması ve ağırlaşmasında rol aldığına dair veriler literatürde yer almaktadır. SAPS: 3 olarak değerlendirildi.Fikirlerinin hezeyan boyutuna ulaşması ve sosyal işlevselliğinin bozulması üzerine hasta ailesi tarafından kliniğe getirildi.Kan seks hormaon profilinde özellikle progesteron değerinde düşme vardı. En önemli kullanım alanlarından biri.Hasta isteği üzerine Mirena çıkartıldı. Ali Doruk Gata Psikiyatri A. Serkan Zincir. SAPS ve BPRS skorlarının düşmesi azalan kan progesteron düzeyi ile ilişkili olabileceği değerlendirilmiştir.DSM IV kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı kondu. Adem Balıkcı. Seks hormonlarının mental bir takım değişikliklere neden olması.Gazi Ünlü.(BPRS:46. uzun süreli bir kontraseptif araçtır. . Levonorgestrelli RIA( LNG-RIA) . RIA nın çıkarılması sonrası semptomların yatışması buna bağlı SANS. 33 yaşında.Risperidon 2 mg/gün tedavisi başlandı. SAPS:26). . Recai Kösem.E. Mehmet Ak. SANS: 0. BPRS. etkili. SAPS: 3 idi.PB 190 Levonorgestrelli RIA Uygulaması Sonrası Psikotik Atak: Olgu Sunumu Cihad Yükselir. SANS: 0. SANS:18. bir sentetik progesteron türevidir.

insanlardan ve sudan korkma şikayetleri ile güçlükle ikna edilerek birlikte yaşadığı annesi tarafından getirildi. öz bakımını yapmak istememe. Elif Tatlıdil Yaylacı. Kendini eve kapatmış. Bu sunumunun amacı d vitamini eksikliğinin psikotik bulgulara aracılık ettiğini düşündüğümüz bir olgunun paylaşılmasıdır. Annesinin stresli bir gebelik döneminin ardından dünyaya gelen olgumuz gelişim dönemlerini olağan bir şekilde geçen çekingen bir çocukmuş. P ve PTH değerleri nutrisyonel Ricketts olarak değerlendirildi. yaşından büyük gösteren olguda ruhsal gelişim ve reankarnasyon ilgili aşırı zihinsel uğraşılar mevcuttu ve içinde bulunduğu durumla ilgili iç görüye sahip değildi. açık öğretimden okula devam etmek istediği ve tedaviye katılımının iyi olduğu gözlemlendi. 2 ay kadar önce de saçları dökülmüş. Ca. Babada alkol ve kannabis bağımlılığı ve antisosyal kişilik özellikleri mevcuttur.5 mcg/gün. kliniğimize odasına kapanma. Yakınmaları 12 yaşındayken arkadaş çevresinden kopma. risperidon consta 37. . Son 8 aydır kimyasal madde içerdiğini söyleyerek süt ve süt ürünlerini yememeye başlamış. calcitriol 0. Uğur Öner. Klinik izlem sürecinde risperidon 3mg/gün. Orta ikinci sınıfta okulu tamamen bırakmış. tarih ve dilbilgisi konularında yazışmalar yapmaya ve tüm vaktini bilgisayar başında geçirmeye başlamış. vitamin D3 1760 IU/gün tedavisi ile hastanın dış dünya ile ilişkilerinin düzeldiği. Dört yaşında iken annesinden boşanan babasını bir daha görmemiştir. Okul ortamını düzeysiz olarak tanımlayan. Odasında internet üzerinden felsefe. Anormal ALP. olanzapin 10mg/gün. Eve kapanmasından 1 yıl kadar sonra internet üzerinden Çin’den kıyafet satın almış ve bir yıl boyunca sadece bu kıyafeti giymiş.5 mg IM.PB 191 Asperger Sendromu ile Şizofreni Arasındaki Süreçte D Vitamini Eksikliği: Bir Olgu Ahsen Eratalay. Olgu: 16 yaşında erkek olgu. tarih ve dilbilgisine özel ilgisi olan olgumuz Çocuk ve Ergen Psikiyatrisinde Asperger sendromu olarak tanılandırılmıştır. panjurları ve perdeleri kapalı tutuyormuş. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Nutrisyonel Ricketts güneş ışığından yoksun kalma ya da besinsel eksiklik sonucu ortaya çıkar. nedensiz okula gitmeme ile başlamış. calcium carbonate 5000mg/gun. Total alopesili.

Olgu: 18 yaşında erkek olgu babasının gerçek babası olmadığı. İsoretionini son 3 ayda kullanmaya başlamıştır. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu sunumun amacı babası şizofreni tanılı bir ergende isoretionin kullanımını izleyen akut psikotik tablonun paylaşılması ve ayırıcı tanının tartışılmasıdır. kimseyle konuşmuyordu. Antipsikotik tedavinin başlanmasının ardından bir hafta içerisinde pozitif psikotik bulguları gerileyen olgu içine kapandı. sınav ve dönüşü sürecinde şekillenmiştir. Son bir buçuk yıldır bir cemaat evinde kalmakta ve harp akademisi sınavlarına hazırlanmaktadır. Beş ay önce çok sevdiği dedesini kaybetmiştir. Ahsen Eratalay. 35 haftalık doğan olguda atrial septum defekti ve L1-3 sinostoz mevcuttur.PB 192 İsoretionin Kullanımına Bağlı Psikotik Bozukluk: Bir Olgunun Ayırıcı Tanısı Zeliha Ulaşlı. platonik olarak hoşlandığı kızı düşündüğünü söylüyor. ilaç kullanımına bağlı psikotik bozukluk ve şizofreniform bozukluk ayırıcı tanıları ile poliklinik kontrollerini sürdürmek üzere taburcu edildi. . amcasının kendisini öldüreceği şüphesi ile polisi araması üzerine getirildiği acil servisi takiben kliniğimize yatırıldı. Babanın hastalığı nedeniyle ailenin görüştüğü kimseler bulunmamaktadır. Psikiyatrik bakısında paranoid ve persekütif tarzda çok sayıda sanrı bulunan olguda yargılama ve iç görü önemli ölçüde azalmıştı. İlkokulda sakin sessiz bir öğrenci olan olgumuzun lisede okul başarısı azalmıştır. Psikotik bulgular sınav için Ankara’ya gidişi. Olgu kısa psikotik bozukluk. Elif Tatlıdil Yaylacı.

5-45 mg/gün) etkili olduğu bildirilmektedir (Zubenko ve Pope 1983). Tıp Fakültesi. Hastanın üçüncü gününde kas rijiditesinde ileri derecede artış oldu. NMS’nin patofizyolojisinde santral dopaminerjik sistem. yan etki . Antalya ** Arş. Hipotalamik D2 reseptör blokajı ısı merkezinde bozukluğuna.7-1.530 BIN/mm3 olarak sonuçlandı. Takiplerde yaklaşık 6-7 saat sonra idrar inkontinansı gelişti. nabız: 125/ dk.870 mg/dL (0. Akdeniz Üniversitesi. diazepam ve biperiden eklenmiş. Tartışma: Antipsikotik tedavinin önemli ve ciddi yan etkilerinden biri olan NMS her yaşta olabileceği gibi genelde genç erişkinlik döneminde sık görülmektedir (APA 1994) . Akdeniz Üniversitesi. terleme ve bilinç bulanıklığı gelişti. 1994). Antalya Giriş: Nöroleptik maling sendrom (NMS) antipsikotik kullanımına bağlı rijidite. Hasta tüm destekleyici tedaviye rağmen sekonder gelişen komplikasyonlar nedeniyle kaybedilmiştir. beraberinde yüksek ateşin de eşlik ettiği ölümcül ve acil tedavi gerektiren tıbbi bir durumdur (Kaplan ve ark. Hasta psikiyatri kliniği yoğun bakım odasına alındı. Hastanın yoğun bakım takiplerinde bromokriptin dozu 30-40 mg/gün’e kadar artırıldı. Akdeniz Üniversitesi. ancak yoğun bakımda muhtemel sekonder komplikasyonlar gelişmesi nedeniyle yaklaşık 25 gün sonra exitus oldu. Tipik belirtileri kaslarda sertleşme ve beden ısısında artış. Bu yazıda.2 mg/dL). depo antipsikotik kullananlarda bu oran %20 30'lara kadar yükselebilmektedir (Kaplan ve ark.Mustafa ERKAN*** * Arş. idrarda serbest hemoglobin: +++ idi.Dr. terlemesi devam etti. İlaç tedavisi olarak kas rijiditesini azaltmak amacıyla dopamin agonisti olan bromokriptinin (7.5 mg 2x1 başlandı.Gör. hidrasyon ile birlikte bromokriptin 2.000 U/L(38-190U/L). total kreatin kinaz: 2057 U/L. Acil serviste görülen hastanın tüm ilaçları kesildi. Ekg: Normal. Laboratuvar bulguları.480/mm3. periferde sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum salınımında artışla hipertermi. Nörolojik muayenede bilinç letarjik olup üst ekstremitelerde hafif rijidite mevcuttu. Hasta nöroloji kliniği ile konsülte edildi. 1999). lökosit:12. bilincinin tamamen kapanması üzerine hasta anestezi yoğun bakım ünitesine alındı. 1994) . Psikiyatri AD.Gör.Dr. batın ultrasonografisi: normal. Fizik muayenede. terleme. Taşikardi ve hipertansiyonu düzeldi. Çocuk Psikiyatri AD. bu olay rijidite ve tremora neden olmaktadır. Tıp Fakültesi. diskinezi gibi nörolojik belirtilerle başlayan.. 200 mg/gün ketiapin kullandığı saptandı. T. ateş: 37 °C. Hastanın ikinci gün takiplerinde tüm ekstremitelerde ciddi düzeyde kas rijiditesi gelişti.. rijiditesi azaldı. Hasta acil serviste takip altına alındı. bilinç bozukluğu.Gör. Hasta destekleyici tedavi için hospitalize edilmeli ve semptomatik tedaviye hemen başlanmalıdır (Caroff 1890) . lökositoz.000 U/L (0-40 U/L). Tedavi edilmediği zaman ölüm oranı %10-20 olup. acil servise akatizi nedeniyle başvuran ve yaklaşık 6-7 saatlik takip sonrası NMS belirtileri ortaya çıkmaya başlayan ve ikinci günde tüm NMS belirtilerini gösteren olgu sunulacaktır. akinezi. Hastada çoklu antipsikotik kullanımı ve haloperidol enjeksiyonu sonrasında akatizi benzeri tablo gelişmiş olup. Hastanın sedasyonu için lorazepam 2. NMS tanısı kondu. kreatin kinaz:1180. yüksek ya da değişken kan basıncı. NMS tedavisinde ilk adım antipsikotiklerin kesilmesidir. yaklaşık olarak ikici günde NMS semptomlarının tamamı ortaya çıkmıştır. lökosit:15. taşikardi. idrar kaçırma. Tıp Fakültesi. miyoglobin:389.600 ng/mL (25-72 ng/mL). kas rijiditesini ve kaslardaki yıkımı artırmaktadır (Gurrera RJ.. titreme. Çocuk Psikiyatri AD. antipsikotik.Leyla AKGÜÇ** . Antalya *** Arş. Beş gün önce kontrole giden hastaya eksitasyon nedeniyle 5 mg haloperidol intramuskuler enjeksiyonu yapılmış. Bir hafta sonra hastanın NMS bulguları geriledi. SGPT: 26. 27.000 U/L (0-41 U/L).v. Değerlendirilen hastanın on yıldır klozapin 300 mg/gün.A: 140/90 mmHg idi. kas membran disfonksiyonu ve sempatik sinir sistemi rol oynar.5 mg 3x1 tedricen artırılmak üzere başlandı. Olgu: 37 yaşında erkek hasta 19 yıldır şizofreni tanısı ile takip edilmektedir. idrar inkontinansı devam etti. ekokardiyografi: normal. Acil servise huzursuzluk. üç gün sonra hastada akatizi benzeri şikayatleri gelişmesi üzerine propranolol.00 eritrositler görüldü. bilgisayarlı beyin tomografisi normalidi. yutma güçlüğü. Anahtar Kelimeler: nöroleptik malign sendrom. BUN: 8 mg/dL (6-20 mg/dL). Bu nedenle NMS acil yoğun bakım ihtiyacı gerektiren ve tedavisinin dikkatle sürdürülmesi gereken bir tablodur. ancak ilaçlardan fayda görmemesi nedeniyle acil servise yönlendirilmiş. kreatin: 0. İdrar sedimentinde 7 lökosit. SGOT: 42. Hastaya soğuk uygulama yapıldı ve i. Dopaminerjik D2 reseptör blokajı en çok kabul edilen mekanizma olup. karaciğer enzimlerinde yükselme ve kas zedelenmesine ilişkin laboratuvar bulguları eşlik edebilir (Janicak ve Beedle 2009) .PB 193 Nöroleptik Malign Sendrom: Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN* .Dr. yerinde duramama nedeniyle başvurdu.

amaçlı gibi algılanan şiddet eylemleri ile seyreden ve aniden sonlanan bir klinik tablo sergilemektedir(1). Frontal lob epilepsisinde görülen psikiyatrik semptomatoloji: Olgu sunumu. Bu yazıda frontal lob epilepsisi saptanan bir olgu sunulacaktır.: Frontal lob partial seizures and psychogenic seizures: Neurology 1992. sayı 4. Williamson P. Hasta. çevresindekilere cevap verememe. frontal lob epilepsisi ile ilgili çalışmaların sayısındaki kısıtlılığı açıklamaktadır(1-3). Çekilen EEG lerde patoloji saptanmayan hastada pseudo epileptik nöbet olduğu düşünülmüştü. stereotipik davranışlar. 57 : 289-309 2. Neurol 1992. Hastanın gerekli tetkikleri yapılmıştır ve uyku EEG sinde sol frontal odak saptanan hastaya antiepileptik tedavi başlanmıştır. *Fatma Fariha Cengiz. Hastada bazen bir anda donup kalma. Klinik psikofarmakoloji Bülteni. Klinik tablonun söz edilen belirtilerle seyretmesi sıklıkla psödö-nöbet ve uyku bozuklukları ile karışmasına yol açmaktadır(2). bazen de ellerde ve ayaklarda kasılma. 25 senedir olan bayılma nöbetleri şikayetiyle hastanemize başvurdu. Aile hikayesinde marital problemleri olduğu görülen hasta çeşitli hastanelere başvurmuştu. tanı ve tedavi amacıyla yatırılmıştır. Olgu: 47 yaşında kadın hasta.PB 194 Psikiyatrik Semptomların Eşlik Ettiği Frontal Lob Epilepsisi: Olgu Sunumu *Esra Aydın Sünbül. 42: 1274-127 3. Saygı S. anlamsız hareketler tarifleniyordu. bayılma nöbetlerinin sıklaşması üzerine bize başvurmuş.S. . bazen atoni şeklinde yere düşme. **Özgür Bilgin Topçuoğlu*Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi **Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Giriş: Frontal lob epilepsisi primer olarak uykuda başlayan garip. Tartışma: Frontal epileptik nöbetlerin gerçek sıklığı tam olarak bilinmemektedir. Hastanın nöbetleri klinik açıdan çeşitlilik gösteriyordu. psikiyatrik olgularda organik etiyolojinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ve multidisipliner olarak yaklaşılması gerektiğini göstermektedir. gerek iktal ve interiktal fenomenolojisi ve çabuk yayılım göstermesine bağlı olarak sergilediği polimorf klinik özellikler. Bu vakada görülen psikiyatrik semptomatoloji. Kaynaklar: 1..D: Frontal lob seizures Problems of diagnosis and classification Adv. Katz A. gerek EEG bulgularının yorumlanmasındaki farklılıklar. Bunun nedeni olarak görülen tanı koyulmasındaki güçlükler son 15 yıllık literatüre yansımış olup. Cilt 9. bir şeyler arıyor gibi davranışlarda bulunma ... sağa sola bakma. Marks D.A. Spencer S.1999.

Duygulanım lakayt ve labil. WISC-R test sonucunda.B. Uzun etkili metilfenidat 36 mg/ gün ve pirasetam 1600 mg/ gün tedavisi başlanarak metilfenidat dozu tedricen 54 mg/ güne çıkıldı. derslerine konsantre olamadığı. Çocuk ve ergenlerde travma öyküsü varlığında görülen ani başlangıçlı davranış bozuklukları ve akademik problemlerde bu tanı akılda tutulmalıdır. uyku ve iştah artmıştı. sol üst ve alt ekstremite hemiparezikti. Çiğdrem Karakılıç**. 79. İçeriğe bedensel yakınmalar.B. Nuran Demir*.PB 195 Bir Ergende Künt Kafa Travmasına Bağlı Bileşik Tip Kişilik Değişikliği: Uzun Etkili Metilfenidat Ve Pirasetam Tedavisine Kısmen Yanıt Veren Frontal Lob Sendromu Zehra Topal*. Spontan ve iradi dikkat ve konsantrasyon azalmıştı. sözel Z. Yönelim tüm eksenlere tamdı. Bu çalışmada bir ergende GTDBKD’ nin oluşumu.B. talamus kontüzyonu ve beyin ödemi geliştiği öğrenildi. EEG normaldi. 42. toplam Z. perseverasyonlar saptandı. Tartışma: GTDBKD için kesin bir tedavi bulunmamakta ve semptom örüntülerine göre ilaç seçimi yapılabileceği ancak sonuçların tatmin edici olmadığı belirtilmektedir. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi.Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Genel Tıbbi Duruma Bağlı Kişilik Değişikliği (GTDBKD). Daha önce herhangi bir merkezden yardım almamıştı. Konuşma dizartrik ve yavaş. Bulgular GTDBKD lehine değerlendirildi. Belirtilerinde kısmen gerileme olan hasta halen polikliniğimizde takip edilmektedir. Öyküden. Çocuk ve ergenlerde bu bozukluğun olağan gelişimden belirgin bir sapmayı ya da en az 1 yıl süreli olarak önceki davranış örüntülerinde belirgin bir değişiklik olmasını kapsadığı belirtilmektedir (1). Nörolojik muayenede sol spastik hemiparezi ve dizartri saptandı. öfke kontrolünde güçlük şikayetlerinin olduğu öğrenildi. . Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. klinik görünümü ve tedavisinin tartışılması amaçlanmıştır. dizinhibisyon. duygudurum irritabl olarak değerlendirildi. bu olay sonrasında yakınmalarının başladığı. akademik başarısızlık ile ilgili temalar hakimdi. 57 olarak saptandı. kişilik örüntüsünün değişmesidir. Aile öyküsünde özellik saptanmadı. halsizlik. Cafer Alhan**. Ergenin ruhsal değerlendirilmesinde. tıbbi bir nedenle. on beş yaşında geçirdiği araç dışı trafik kazası sırasında künt kafa travması geçirdiği ve birkaç gün kadar süren bilinç kaybı olduğu. GTDBKD tanısı Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi yazını içerisinde şimdiye kadar görece ihmal edilmiştir (2). Hesaplama ve soyut düşünce bozuktu. Nöropsikolojik testlerde. kişinin daha önceki. Beyin MRG ile peri-ventriküler derin beyaz cevherde hiperintens belirsiz sinyal artışı saptandı. Geçmiş öyküden geçirdiği kaza sonrası travmatik sub araknoid kanama. düşünce akışı ayrıntıcı ve persevereydi. Olgu: On yedi yaşındaki lise ikinci sınıf öğrencisi erkek ergen polikliniğimize “unutkanlık” yakınması nedeniyle gelmişti. akıcılıkta azalma. Rutin biyokimya ve hemogram sonuçlarında patoloji saptanmadı. Psikomotor aktivite azalmış. performans Z.

Fenichel G. okskarbazepin. Bradley W. 3. Boston: 1985. olanzapin. Orphanet J Rare Dis. 5 yaşındayken denge kaybı. klonazepam. Tedavi bireysel ve semptomlara yönelik olarak düzenlense de risperidon Juvenil HK’nde bir tedavi seçeneği olabilir (1-3). Ropper A. Kaynaklar: 1. 6th ed. babasını rüyada görme. levatirasetam. New York: McGraw-Hill. dedesinin 5 yıl önce. babasının ise 2 ay önce vefat ettiği. Zehra Topal*. p. Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. Tartışma: HK 20 yaş öncesinde başladığında Juvenil HK olarak adlandırılmakta ve ilk olaraK davranım sorunları ve akademik problemlerle kendini göstermektedir. ed. 8 yaşındayken geceleri tonik. Adams RD.PB 196 Üç Kuşağında Huntington Koresi Görülen Bir Ailenin Çocuğunda Huntington Koresine Bağlı Demans Ve Yas Tablosu: Bir Olgu Sunumu Nuran Demir*. Cafer Alhan**. 2. Principles of Neurology. Annesi hastanın babasının vefatından sonra sık sık onun hakkında konuşma. kendisinin de ölüp ölmeyeceğini sorma. konuşmada azalma ve kelimeleri karıştırma yakınmalarının olduğu öğrenilmiştir. Geçmiş tıbbi öyküden hastanın değişken süre ve dozlarda risperidon. son bir yıldır unutkanlık. düşme yakınmaları olması üzerine başvurdukları merkezde HK tanısı konulduğu. 2).1060-1064. Marsden CD. Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD Giriş: Huntington Koresi (HK). .7/ 100. Klinik tablo genellikle 30 -50 yaşları arasında başlasa da.1914-1915. p. 2010. 5: 40. 1998. Bu yazıda üç kuşağında da HK görülen bir ailenin çocuğunda HK’ne bağlı Demans (Davranış Bozuklukları Olan) üzerine Yas tablosu eklenen bir çocuk olgunun değerlendirilme ve tedavisi sunulmuştur. Olgu: On yaşındaki erkek hasta “ağlamalar ve sinirlilik” yakınmaları nedeniyle yatırılmakta olduğu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde değerlendirilmiştir.000 olarak bildirilmektedir (1. Daroff RB. 3rd ed. annesinin Major Depresif Bozukluk tanısı ile fluoksetin kullandığı saptanmıştır. Victor M. çocukluktan yaşlılığa kadar geniş bir aralıkta görülebilmektedir. zaman zaman ölmemiş olduğunu. Roos RAC. Yaygınlığı 4. Öyküden hastanın yakınmalarının dört yaşında aşırı hareketlilik ile başladığı. Huntington’s Disease: a clinical review. valproat.5 mg/ gün başlanmış ve anneye önerilerde bulunulmuştur. In: Walter G. Aile öyküsünden baba ve dedesinin HK tanısı aldığı. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. beceriksizlik. otozomal dominant geçen ilerleyici bir nöropsikiyatrik hastalıktır. Neurology in Clinical Practice. alprazolam kullandığı ve tedaviden kısmen fayda gördüğü öğrenilmiştir. sesini duyar gibi olduğunu söylemenin eklendiğini belirtmiştir.klonik kasılmalarla nöbet geçirmeye başladığı. Yönelim bozukluğu ve belirtilerde gün içerisinde değişim saptanmayan hastanın HK’ne Bağlı Demans (Davranışsal Bozukluk Olan) ve Yas ölçütlerini karşıladığı düşünülerek risperidon 0.

balmumu esnekliği. (Fink ve Taylor 2006). 7 Haziran günü konuşması artan hastanın bir sonraki gecede ''Allah birdir ben öldüm'' içerikli bağırması olup. katalepsi. Sonrasında olanzapin ve sodyum valproate tedavilerini hasta reddetmiş. negativizm ve withdrawal bulguları olan hastada ilk başvurudaki otonomik instabilite bulgularıda düşünülerek malign katatoni tanısıyla lorazepam 5 mg/günden 12. Mustafa Güleç Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: Katatoni kavramı düşünce. eksite. Tartışma: Katatoni altta yatan bir nörolojik. duygudurum ve uyanıklılıktaki değişimlerin eşlik ettiği motor anormallikleri kapsamaktadır. Katatoninin retarde. üç saat uyumuş. 2005). manyerizm. Acil polikliniğinden ateş.5 mg/güne çıkacak şekilde başlandı. etrafına boş bakışı. Yöntem ve Gereçler: MK tanısı koyduğumuz bir vaka yoluyla MK’nin tanı ve tedavisini tartışmak. staring. koma. . Malign katatoni(MK) katatonik bulguların yanında otonomik instabilite olması ile karekterizedir(Hayashi ve ark. sinirliliği ve evden dışarı çıkma isteği mevcutmuş. Bulgular: 82 yaşında Bipolar Affektif Bozukluk tanılı hasta Sodyum Valproate. 9 Haziran sabahı çıplak dolaşması. Erol Ozan. posturing. Vakamızda yara yeri enfeksiyonu ve hastanın genel bakımı olumsuz faktörler olarak karşımıza çıkmıştır. tekrar değerlendirilen. olanzapin. MK tedavisinde lorazepam ilk seçenek olup gereği halindeyse EKT yapılmalıdır.PB 197 Malign Katatoni: Bir Vaka Sunumu Esat Fahri Aydın. Rijiditesi artan. destekleyici bakımlar( beslenme. abuli ve hipoaktif tip deliryumdan yapılmalıdır(Daniels 2009). periodik formları gibi malign formu da mevcuttur(Fink ve Taylor 2009). yara yeri bakımı) uygulanmalıdır.75 mg/gün başlandı. Malign Nöroleptik Sendrom(MNS) ön tanısıyla sevk edilen hasta nöroloji kliniğinde bromokriptin tedavisi alırken yapılan yatak başı değerlendirmesinde hastaya ilave nöroleptik önerilmedi. terlemesi. Tedavisinde öncelikle mortaliteyi azaltıcı. En yaygın belirtileri mutism. rijidite. psikiyatrik veya medikal rahatsızlıkla ilişkili olup ayırıcı tanısı akinetik mutizm. lorazepam kullanırken şifa sebebiyle 2012 yılı mayıs ayının ortasında lorazepam tedavisi devam ettirilmemiş. negativizm. staring ve rigiditedir(Taylor ve Fink 2003). rijidite bulgularıyla. Yedi gün sonraki değerlendirmede konuşmasında artış tespit edilen hastaya sodyum valproate 250 mg/gün ve lorazepam 0. Lorazepam tedavisiyle bulgularında azalma olan hastaya EKT yapılması planlanırken aspirasyon sonrası genel durumu kötüleşen hasta vefat etti. verbigerasyon.

konuşma bozuklukları. ağlama hali. serebellar. Tanıda en sık kullanılan yöntem BBT dir. athol. çabuk sinirlenme. baş ağrıları. ekstrapiramidal ve serebellar semptomlar sıklıkla izlenir. Zentrabl. 1. dentat nükleus ve sentrum semiovalede idiopatik kalsifikasyon görülmesi ile karakterizedir(1. Modrego PJ.. Esra Nigar Erkoç Ataoğlu** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bu kalsifikasyonların nasıl oluştuğu kesin olarak bilinmemekle beraber enfeksiyon. . moral bozukluğu. dikkat dağınıklığı.C. Von. * *Kars Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Fahr hastalığı. 50:129-33. Fayed N. 26: 367–369. 2. Rozdilshky B. Olgu Sunumu: 26 yaşında erkek hasta. Serrano M. hipokinezi. moral bozukluğu. Neurol Sci. Hastalığın tanımlanması uzun zaman önce yapılmasına rağmen etyolojisi net olarak aydınlatılmamıştır(3). simetrik kalsifikasyonlarla uyumlu görünümler izlendi Fahr hastalığı ilk defa 1930 yılında tanımlanmıştır. Süleyman Gündüz**.2).Fahr T. Tchong S. bekâr. ağlama.Alport E. dikkat dağınıklığı) ile başvurmuştur. 1930. Idiopathische verkalkung der hirngefasse. yaklaşık 3 aydır sıkıntı. 2005. Mojonero J. serebellar hemisferlerde belirgin. 3. tremor. Bizim olgumuzda da hasta ilk olarak nöropsikiyatrik belirtiler( sıkıntı. Neurol 1993. bazal ganglionlarda. mental ve zihinsel işlevlerde bozulma. unutkanlık ve baş ağrısı şikâyetlerinin olduğunu söyledi. Yaklaşık iki hafta sonraki kontrol muayenesinde depresif belirtilerinde (HAM-D:13) azalma görüldü. Kişilik değişiklikleri. bilateral striopallidodentat kalsinozis olarak da isimlendirilir. Allg.ve ataksi gibi hareket bozuklukları da yer alır. Bazal ganglionlar. Fahr’s Disease Associated with Astrocytic Proliferation and Astrocytoma Surg. Fahr’s syndrome presenting with pure and progressive presenile demantia. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak BBT’de görülen ve hiç bir nedene bağlanamayan çok sayıda bazal ganglion ve serebellar kalsifikasyon varlığında Fahr Hastalığı düşünülmeli. Baş ağrıları devam eden hastanın nörolojik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu görülmedi. metabolik ve genetik bozukluklarla ilişkili olabileceği belirtilmektedir. Klinik bulgular oldukça değişken olmasına rağmen nöropsikiyatrik. Hastaya unipolar depresyon öntanısı ile sertralin 50 mg/gün tedavi başlandı.PB 198 Fahr Hastalığı: Olgu Sunumu Yüksel Kıvrak*.Ang L. Burada nöropsikiyatrik semptomlarla gelen hastada ayırıcı tanıda Fahr Hastalığı’nın da dikkate alınması gerektiğini vurgulamak için bir olgu sunulmuştur. Daha önceden psikiyatri başvurusu olmayan hastanın soy geçmişinde nöropsikiyatrik hastalık tesbit edilmedi.C. 39:365-9. demans ve duygudurum bozuklukları gibi davranışsal bozukluklarının yanısıra rijidite. çok değişik nöropsikiyatrik bulgulara neden olabileceği unutulmamalıdır.. işsiz. Bilgisayarlı beyin tomografisinde (BBT) subkotikal alanda.

Kocaeli Amaç: Uyku terörü. Şikayetleri devam eden hastada klonazepam damla 1mg’a geçildi. 3. Kales JD. Soldatos CR. lorazepam 1mg başlandı. Olgu: EÇ. Martin ED (1980). 2000. aşırı korku. 37: 1413-7. kabus görme.PB 199 İki Olgu Özelinde Uyku Terörü ve Tedavi Yaklaşımı Hatice Sodan Turan. Ataklar sık ortaya çıkıyorsa trisiklik antidepresanlar. Szcus A. Klonazepam damla 1mg tedavisi ile ayda bir polikliğimizde takipleri devam eden hastanın 9. Şikayetleri üçüncü günden itibaren azaldı. Kaynaklar: 1. Erişkinlerde yaygınlığı %1’in altındadır (1). “Treatment of Sleep Disorders”. Birinci ayın sonunda şikayetleri tamamen düzeldi. Janszky J (2005). 1. 58 yaşında. alkol madde kullanımının kısıtlanması. Bu yazıda erişkin dönemde nadir görülen “uyku terörü” bozukluğunu ve bu bozukluğun tedavisini iki olgu özelinde tartışacağız. Charney DS. Arch Gen Psychiatry 1980. uykunun ilk saatlerinde.ayın sonunda ilaç tedavisi azaltılarak sonlandırıldı. yataktan düşme. korkunç rüyalar görme fakat rüya içeriğini hatırlayamama. Olgu: KE. Nermin Gündüz. başını çarpma gibi şikayetleri mevcuttu. uyku saatlerinin düzenlenmesi). seçici serotonin geri alım inhibitörleri. çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullandığı fayda görmediği öğrenildi. “Night Terrors. Sosyal. ağlama ya da yüksek sesli çığlıkla başlayan. yatak içerisinde artmış hareketlilik oluyormuş. KE 6-7 ay içerisinde çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullanmış. Hastaya DSM IV TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu ve klonazepam 1mg başlandı. mesleki ve ailevi işlevselliği ileri derecede bozulmuştu. erkek. sekiz aydır devam eden korkunç rüyalar görme. el ve kollarda istemsiz hareketler. 2. 2. Clinical Characteristic and Personality Patterns”. Halen polikliniğimizde kontrolleri sürmektedir. kadın. Hastanın uyku terör ataklarında yineleme olmadı. Benzodiazepinlerin kesilmesinden sonra daha şiddetli ataklar görülebileceği için tercih ederken dikkat etmek gereklidir (2). Sonuç: Erişkinlik döneminde nadiren görülmesine rağmen uyku terörü olguları psikiyatri polikliniklerinde karşımıza çıkmaktadır. delta uykusu sırasında meydana gelen. Text Revision (DSM-IV-TR). Hasta tedaviden belirgin fayda gördü. Caldwell AB. Hastanın 6 ay önce aynı şikayetlerle bir psikiyatri kliniğine başvurduğu. Uykuda bağırma. Washington. Ümit Tural Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı.146: 659-64. . Tedavileri ile ilgili bilgiler net olmadığı için farklı tedavileri kullanılmaktadır. uyku sırasında terleme. DSM IV-TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu. Klomipramin 75mg. Uyuyup uyumadığını anlayamama. uykuda bağırma ve bu sırada uyanamama hissi. Tedavinin ilk basamağı koruma önlemleridir (Yatak odası güvenliği. otonomik belirtilerde artışla karakterize ani terör ataklarıdır (1). American Psychiatric Association. bağırma şikayetleriyle polikliniğimize başvurmuş. uyku sırasında bağırma. benzodiazapinler kullanılabilir. kendine vurma. Uyku terörü bozukluklarında benzodiazepin kullanımı ile ilgili endişeler olmasına rağmen SSGİ ve TCA kullanımına yanıt vermeyen iki olgumuzda kullandığımız klonazepam tedavisinin etkili olduğu görülmüştür. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. uykuda kendine zarar veren davranışların olması. Kales A. 70 yaşında. bağırma şikayetiyle polikliniğimize başvurdu. Orv Hetil 2005. Aslıhan Polat. DC: American Psychiatric Association. yüzde kızarma.

We suggest that ECT be considered as a reasonable treatment alternative for relevant cases. Case Report 1 A 40-year-old white man had experienced combat related traumatic life events and demonstrated auditory and visual hallucinations. PTSD symptoms decreased by a mean of 37.2%. We reported two men with combat related PTSD and comorbid psychosis who were successfully treated with electroconvulsive therapy (ECT).1% and 44. DISCUSSION PTSD with severe depression is well documented about using the ECT but the ECT treatment in PSTD patients with psychotic features has not been well understood yet. hyperarousal and insomnia. BPRS and CAPS scores decreased by mean of %33. Key Words: ECT. He was admitted to the hospital but psychometric and clinical assessment showed insignificant improvement after the antipsychotic and antidepressant treatments so we decided to perform ECT and medication together. 10 sessions ECT was performed during the course of the treatment.IV criteria.3%.5 % compared to baseline scores respectively for two months. BPRS score decreased by a mean of % 35. recurring nightmares.6 and 37.PB 200 Posttraumatic Stress Disorder and Comorbid Psychosis: Electroconvulsive Therapy Response in Two Patients Barbaros Özdemir*. he clearly fulfilled the DSM-IV-TR criteria for PTSD and psychotic disorder not otherwise specified. psychosis . Beyazıt Garip*. Taner Öznur*.2. comorbidity. After the ECT. After the 8 sessions ECT treatment. post traumatic stress disorder. Case Report 2 The second case is 42 years old patient diagnosed with PTSD with psychotic features according DSM. persecutory delusions. After ECT treatment the dose of antipsychotic reduced. psychotic features of the patient got better. Süleyman Akarsu* *Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Psikiyatri AD İntroduction: Treatment methods are often not enough for decrease of all the PTSD symptoms. some of the psychotic features significantly improved. He was started on antipsychotic and antidepressant but didn’t show significant improvement after six weeks. especially in cases where PTSD is comorbid with psychosis. According to the our clinical interview. BPRS and CAPS scores decreased by 65.

Depress Anxiety. Tedavinin ardından meslek yaşamında ve özel yaşamında önemli iyileşmeler gösterdi. Ekonomik güçlükler nedeni ile eğitimini zorlukla sürdürmüş. Uzun yıllardır çocukluğu ile ilgili kâbuslar gördüğünü ve bunlardan çok rahatsızlık yaşadığını bildiriyor. Uyanık olduğu her an bu düşüncelerin kendisini rahatsız ettiğini bildiriyor. başka şeyler düşünmeye çalışma. hem OKB belirtilerinde hem de yaşamlarının diğer alanlarında iyileşmelere yol açabilir. Parker H. yaygınlığı yüksek olmasına rağmen üzerinde az çalışılmış bir durumdur (1). baş etmek için çocuklarından uzak durma. Babasının alkol sorunu varmış. Tartışma ve sonuç: Bazı OKB olgularında hastalık başlangıcı travmatik yaşantılar ile bağlantılı olabilir ve bu olgularda travma terapisi uygulamak. evli ve iki çocuk sahibi bir yıldır çocuklarına zarar vereceği şeklinde obsesyonları var. Olgu 2 Bayan B. Zohar J. 2008. Trafik kazası EMDR ile çalışıldıktan sonra TSSB ve depresyon belirtileri kayboldu. Travma tedavisinden sonra hasta daha önce yakınma olarak getirmediği birçok kontrol etme kompulsiyonunun ve temizlik obsesyonu ve kompulsiyonunun kaybolduğunu bildirdi. 42 yaşında memur. Bu çalışmada travma tedavisi ile obsesyonları düzelen iki olgu sunulacaktır. kabusları kayboldu. Yakınmalarının başlangıcına odaklanıldığında 12 yıl önce trafik kazası geçirdiği belirlendi. Infield AL. Bazı çalışmalarda travma sonrası stres bozukluğu(TSSB) ile birlikte olan OKB’nin tedaviye kötü yanıt verdiği bildirilmiştir(2).PB 202 Mazi Kalbimde Yaradır: Travma Tedavisi İle Düzelen İki Obsesif Kompulsif Bozukluk Olgusu Önder Kavakcı Cumhuryet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad Travmatik yaşantılarla ilişkili obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ya da obsesyonlar. TSSB açısından değerlendirildiğinde bozukluğun ölçütlerini de karşılıyordu ve Olayların Etkisi Ölçeği puanı 51 olarak bulundu. Tedavi sürecinde öncelikle annesinin ölümü başta olmak üzere çocukluk travmaları EMDR uygulanarak çalışıldı. Olgu 1 Bayan A.21(12):876-9 2-Gershuny BS. evden uzaklaşmaya çalışma şeklinde davranışlar geliştirmiş. İkinci evliliğindeki sorunlar nedeni ile başvurdu. yüksek düzeyde memur. Gentes EL.71 . Baer L.25:69. Kaynaklar 1-Nacasch N. Belirtileri Major depresyon ölçütlerini karşılıyordu. Trauma and posttraumatic stress disorder in treatment-resistant obsessive-compulsive disorder. Eur Neuropsychopharmacol. Jenike MA. 2011 Dec. Tedavi sonunda obsesyonları yok denecek düzeye geldi. 10 yaşındayken annesinin penisilin enjeksiyonu sonrası ölümüne tanık olmuş. High prevalence of obsessive-compulsive disorder among posttraumatic stress disorder patients. çocuğu yok. Fostick L. 37 yaşında evli.

.

PB 201 Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Kognitif Yıkım ve Psikotik Belirtiler ile Giden Yeni Bir Alt Grubu Mu ? Olgu Sunumu Ali Emrah Bilgen*. kişinin travmatik bir stresöre maruz kalması sonucu yeniden yaşantılama. Olgu: 43 yaşında emekli erkek hastanın 2011 Ağustos ayındaki başvuru yakınmaları. sonraki süreçte polis karakolunda elinde bıçağı ve komando teçhizatı ile sonlanan hatırlamadığı dissosiyatif dönemleri içeren belirtilerinin olduğu anlaşılmaktadır. düşünce içeriğindeki somutluk. Giriş: Travma sonrası stres bozukluğu. Beyazıt Garip*. Travma sonrası stres bozukluğu . Bilişsel bozukluk. disforik ve bilişsel bulguların değişik derecelerde bulunduğu bir bozukluktur. mimik ve jestlerinin silik ve sosyabilitesinin uzak ve soğuk olduğu tespit edilmiştir. zaman zaman öfke patlamaları. kaçınma. travmatik olayı yeniden yaşantılama. ilk başvurusu 2001 yılında olmuştur. otonomik. işitme halüsinasyonları. Ancak klasik bir TSSB’a göre kognitif yıkımın çok belirgin olması. CAPS ve İES testlerinde TSSB tanısına yönelik sonuçlar elde edilmiştir. Tartışma Hastanın öyküsünde ve ruhsal muayenesinde tanımlanan. Anahtar kelimeler: Psikotik özellikler. bazı dönemlerde kulağına operasyonla ilgili bilgileri içeren komutların gelmesiyle başlayan operasyon planı yapma. başka bir merkezde şizofreni tanısı konulmasına neden olan belirtilerin başında dissosiyasyonlar gelmektedir. Kamil Nahit Özmenler*. dönem dönem realiteye uyumun ciddi derecede bozulması. düşük doz antipsikotik tedaviler aldığı anlaşılmaktadır. algıda işitme halüsinasyonları. uykusuzluk. unutkanlık. çeşitli antidepresan. duygulanımda küntlük. Hastanın travmaya uyum sürecinde sergilediği referans hezeyanlar. Kognitif alanı değerlendirmek amacıyla uygulanan organisite testlerinde görsel algı motor koordinasyon. Aytekin Özşahin* *Gata Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlığı. kalabalık içine girmekten kaçınma. duygulanımında kısıtlılık. insanlara güvenememe. TSSB olarak değerlendirilen hastanın 2001-2006 yılları arasında 6 kez hospitalize edildiği. süreçte başka merkezlerde şizofreni tanısı ile takip edilen ve kognitif yıkımla seyreden bir olgudan yola çıkarak TSSB’ da yeni bir alt grubun tanımlanıp tanımlanamayacağı konusunu tartışmayı amaçladık. görsel bellek ve yürütücü işlevler alanında bozulma olabileceğine ilişkin bulgular saptanmıştır. kendisini değersiz hissetme şeklindedir. Hastanın ruhsal muayenesinde. akıştaki perseverasyonların varlığı. düşünce içeriğinde referans ve perseküsyon hezeyanları. anksiyolitik. Sürdürülen tedavilere rağmen birçok kez gece rüyasında teröristlerle çatıştığını görerek birlikte uyuduğu eşinin boğazına sarılma. Mehmet Ak*. yeniden yaşantılama ve kaçınma belirtileri negatif belirtiler şeklinde yorumlanmış olup tanımlayıcı anlamda şizofreni tanısı almış olduğu düşünülmektedir. Hasta 1990-1999 yılları arasında birçok silahlı çatışmaya girmiş. Biz bu yazıda savaş travmasına maruz kalmış olup kliniğimizce TSSB tanısı konulan. sembolizasyonun sık kullanılması bu vakaların tipik TSSB’a uymayan yanlarıdır.

travma odaklı psikoterapi haftada iki seans olarak başlanmıştır.K.’nın yaralı eşinin travmatik yaşantılarını içeren tekrar eden kâbuslarının olması. travmaya ve sürece ilişkin bilgilendirme yapılmış. mirtazapin 15mg/gün. Bilkent. Tedavisine. doğrudan travmatik yaşantısı olan birey gibi travmatik süreçten etkilenebileceği ve hastalık tablosunun gelişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Olgu Sunumu Seher YAĞMUR BİLEN. travmatik olayı tekrar yaşaması. fiziksel ve ruhsal travma mağduru olan hastaya refakat eden ve bakım veren eşinin sergilediği travmatik stres bozukluğu semptomlarına dikkat çekilerek. Bayan Y. travma çalışmalarında paylaşılan travmatik yaşantılarının da en az doğrudan travma yaşantısı kadar etkili olduğuna dikkat çekmek amaçlanmıştır. Bakım veren eş için. sosyal destek sistemlerinden faydalanması için ilgili birimlere yönlendirilmiştir. Psikiyatrik muayenesi ve psikometrik incelemesi sonrasında. Travma mağdurlarının yakınlarının/bakım verenlerinin. travma sonrası stres bozukluğu olarak değerlendirilmiştir. Bayan Y. kilo kaybı ve çabuk sinirlenme yakınmaları olması nedeniyle psikiyatrik değerlendirilmeye alınmıştır.K. Mehmet Alper ÇINAR TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi. venlafaksin 75mg/gün.PB 203 Bakım Verende Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Paylaşılmış Travma. Ankara Bu olgu sunumunda. yaklaşık bir yıl önce travmatik olayda yaralanma sonrası bileteral görme kaybı ve sol kalça dezartükülasyon ampütasyonu olan eşine refakat etmektedir. . Travma sonrası değerlendirmenin travmaya doğrudan maruz kalan birey kadar travmaya dolaylı olarak maruz kalan bireyleri de kapsaması. travmatik olayın hatırlatıcılarından kaçınma davranışı sergilemesi ve artmış uyarılmışlık semptomları sergilediği saptanmış. aynı travmatik süreçten etkilenen tüm bireylerin etkin yardım almalarına olanak sağlayacaktır. uykusuzluk.

ikincil travmatik stres ya da dolaylı travmatizasyon olarak ifade edilmektedir. Tartışma Cinsel istismar sonrasında çocuk ve ailesinde birçok psikiyatrik semptom gelişebilmektedir. babanın kendisine karşı ilgisizliği. Kahramanmaraş Giriş Kişinin yaşamını ya da beden bütünlüğünü tehdit eden her türlü durum kişi üzerinde travmatik etki oluşturabilmektedir. mağdurların yakınları ve yardım çalışmalarında görev alan kişiler de travmatik stres belirtisi gösterebilir. duygudurumu depresif. 1 kez suicid girişiminde bulunmuş. Olayı sürekli yeniden yaşantılaması ve olayı hatırlatıcı durumlardan kaçınması varmış. Uykusuzluk. Bu hasta kardeşinin travmasına tanık olmasa da. Sonuç Cinsel istismar tüm aileyi etkilediği için aile bireylerinin de psikiyatrik muayenesi göz ardı edilmemelidir. Travmatik olayların ardından. 4 yıldır her şubat ayında sıkıntısı artıyormuş. Bu grupların gösterdiği tepkiler. Kendisine bir kez sözlü tacizde bulunulmuş. düşünce içeriğinde stresörü ile ilgili sıkıntıları mevcuttu. olaya doğrudan maruz kalanların yanı sıra. Mental durum muayenesinde. İfadede yer alan taciz olaylarını. anne baba arasında sürekli tartışmaların olması. Travmaya dolaylı olarak maruz kalmanın ardından yaşanan psikolojik sürecin. duygulanımı anksiyöz. travmaya doğrudan maruz kalanların yaşantılarına benzer olduğu belirtilmektedir. keyifsizlik şikâyeti varmış. Bu hastada travma sonrası stres bozukluğu gelişmesinde. Olay şubat ayında olduğu için. babanın sürekli olaydan dolayı anneyi suçlaması. O gün kardeşini dışarıya gönderdiği için kendini olayların sorumlusu olarak görüyormuş. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Ali Nuri Öksüz** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Bu olguda kardeşine karşı yapılan cinsel istismarı kendi yaşamış gibi travma sonrası stres bozukluğu gelişen bir hasta tartışıldı. kendi yaşadığı bir travma gibi algılamış ve hastada bununla ilişkili psikiyatrik hastalık gelişmiştir. Baba bu olay için sürekli anneyi suçluyormuş. Kız kardeşi 4 yıl önce cinsel istismara uğramış.PB 204 Kardeşinin Cinsel İstismarı İle İlişkili Dolaylı Travma Sonrası Stres Bozukluğu Gelişen Bir Olgu Hatice Altun*. hastanın kendisini olayın sorumlusu olarak hissetmesi. Kardeşinin çocuk şubede verdiği ifadelerini okumuş. Hastada psikotik bulgu saptanmamıştır. Gelecekle ilgili herhangi bir beklentisi ve evlenme düşüncesi yokmuş. tanık olanlar. Olaydan sonra anne depresyon tanısı ile tedavi görmekteymiş. Olgu 15 yaşında kız hasta. öfke patlaması. mutsuzluk. sanki kendi başına gelmiş gibi hissediyormuş. annenin ciddi psikiyatrik probleminin olması. daha önceden kendisine sözlü tacizde bulunulması gibi faktörlerin etkili olabileceği düşünülmüştür. . Kendisini suçlu hissediyormuş.

ORS. somatik alt tipinde yer almaktayken. oldukça yoğun sıkıntı duyar ve daha çok kendilerini suçlama eğilimindedir.PB 205 Olfaktör Referans Sendromu: Bir Olgu Sunumu Zerrin Binbay*. toplum içine çıkmaktan kaçınırlar. Pryse-Philips. kişinin çevresine katlanılmaz ölçüde kötü bir koku yaydığına inandığı psikiyatrik bir bozukluktur. kötü koku yaydığını düşünen 26 yaşında bekâr bir kadın hasta sunulmaktadır. Psikiyatri Kliniği. son dönemlerde DSM-V ile ilgili yapılan çalışmalarda Obsesif Kompulsif Bozukluk spektrumunda bulunan hastalıklar içinde yer alması planlanmaktadır. Bu durumdan dolayı hastalar. hastalığı tanımlamış ve belirtileri temporal lop epilepsisi. hastaların daha iyi bir şekilde tedavi olmalarını sağlayacaktır. Bu olguda. Mustafa Solmaz* *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. İstanbul Olfaktör referans Sendromu (ORS) . Klinisyenlerin bu sendromu etkin bir şekilde değerlendirebilmesi. ORS. bu da sosyal ve mesleki anlamda geri kalmalarına yol açabilir. depresyon ve şizofrenide görülen olfaktör belirtilerden ayırmıştır. Anahtar Kelimeler: Olfaktör Referans Sendromu. Sanrılı Bozukluk. sıklıkla erken yaşta başlar ve bekâr erkeklerde daha fazla görülür. Major Depresyon .Selim Sağır*. DSM-IV’te. sanrısal bozukluk.

Derslerde sunum yapamama. Bu çalışmada sosyal fobi + depresyon tanısı alan bir hastanın bilişsel-davranışçı tedavi formülasyonunun açıklanması amaçlanmıştır. Bu tür temel inançlar bireyin sosyal ortamlarda beceriksizce veya kabul görmeyecek biçimde davranacakları ve bu nedenle olumsuz değerlendirilecekleri yönünde beklentiler geliştirmeleriyle sonuçlanmaktadır (3). erkek. bireyin utanç verici davranışlarda bulunma korkusuyla sosyal ortamlara ya da performans göstermesi gereken durumlara girmekten kaçınması şeklinde tanımlamaktadır. çocukluğunda sosyal çevreden izole bir yaşam süren hastamızın ailesinde en ufak hataların bile şiddetle cezalandırıldığı bilinmektedir. kendisine soru sorulduğunda gerginlik yaşama. . 50 dakikalık görüşmelerle takip edilen hastamızın terapi süreci devam etmektedir. 2 – Türkçapar. Bu durumla bağlantılı olarak hastamızın. Sosyal fobinin psikolojik kuramı. Bu beklentilerin neden olduğu kaçınma davranışları ise sosyal fobinin ilerleyişine katkıda bulunan bir kısır döngüyü ortaya çıkarmaktadır (1). Bu model göz önünde bulundurulduğunda hastamızın bilişsel-davranışçı terapi yönteminden fayda sağlayacağı düşünülmüş ve bu doğrultuda terapiye başlanmıştır. Tartışma: Hastamızın çocukluğunda yoğun bir biçimde aile içi şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. bekâr hasta. yurtta kalıyor. sınıf öğrencisi. M. Hafta 1 kere. Psikiyatri Dünyası. Z. H. “sunum sırasında hiç kaygılanmamalıyım” ve “insanlar benim heyecanlandığımı fark edip benimle alay edecek” gibi düşüncelere sahip olduğu belirlenmiştir. çarpıntı yaşama. Söz konusu şikâyetleri yaklaşık 16 yaşından beri yaşadığı ve daha önce NLP ve hipnoz gibi tedavi yöntemlerini denediği belirlendi. (2000).PB 206 Sosyal Fobinin Bilişsel Davranışçı Yöntemle Tedavisi: Bir Olgu Sunumu Gökce Gürdil Bilkent Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Gelişim Merkezi Giriş Sosyal fobi. Çocuklukta akranlarla yeterli düzeyde ilişki kurma olanağının bulunmaması ve yargılayıcı aile ortamı gibi faktörlerin hastamızda sosyal fobi gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Olgu sunumu 24 yaşında. insanların karşısında sesinin ve elinin titremesi. Bilişsel model açısından incelendiğinde söz konusu faktörlerin benlik saygısında düşüşe neden olduğu ve değersizlikle ilişkili temel inançların gelişimine yol açtığı görülmektedir (2). Sosyal fobi. Terapi sürecinde hastamızın sosyal ortamlarda kendini ifade etmekle ilgili işlevsel olmayan inançlarının işlevsel olanlarla değiştirilmesi ve davranışsal denemelerle sosyal becerilerinin geliştirilmesi planlanmaktadır. Ayrıca. 3 – Dilbaz. Klinik Psikiyatri. (1997). heyecanının belli olmasından kaygılanma. arkadaş edinmede zorlanma. ek 2: 27–32. moleküler biyoloji bölümü 1. M. N. Klinik Psikiyatri. 1: 18–2. söz konusu kaçınma davranışlarından dolayı iş ya da sosyal yaşamlarında belirgin bir kısıtlanma yaşarlar (1). Sosyal fobi tanısını alan bireyler. 2: 247–253. “arkadaşımdan bir şey istersem alay konusu olurum”. uykuya dalamama ve konsantrasyonda düşüş şikâyetleriyle merkezimize başvurdu. Kaynaklar: 1 – Sungur. (1999). Bilişsel-davranışçı yaklaşımlar ve sosyal fobi. Sonuçta hastamız kendisini ifade etmesinin cezalandırılma ve reddedilmeyle sonuçlandığını öğrenmiştir.

Algılamada taktil.2). Polikliniğimizdeki ruhsal durum muayenesinde. Bu düşüncelerin 6 yıldan beri olduğu yakınlarından öğrenildi. çağrışımları düzensizdi. A review of the phenomenology and cognitive neuropsychological origins of the Capgras syndrome. 2009. 2006 yılında çocuklarının devlet kurumlarında saklı tutulduğunu düşündüğü için defalarca polis karakollarına başvurmuş. 5 çocuklu. hastanın genellikle kendisine yakın olan diğer kişilerin ya da nesnelerin. evli.PB 207 Adli Yönüyle Dikkat Çeken Bir Capgras Olgusu Ali Aşkar. 2006 yılında 6 ay boyunca ketiapin 200mg/gün. bazen kendisinin onlara tıpatıp benzeyen ikizleri ile değiştirildikleri şeklinde sanrılarla karakterize bir sendromdur (1. Oyebode F. Kranial MR ve EEG’de özellik saptanmadı.5mg 14 günde bir başlanan hastanın. Risperidon consta 37. Fiziksel ve nörolojik muayenede özellik saptanmadı. çocuklarına işkence yapıldığı ve yanındakilerin yer altındaki çocuklarının ikiz eşleri olduğu düşüncesi ile yakınları tarafından polikliniğimize getirildi. Int J Geriatr Psychiatry. Eşini. ancak fayda görmemiş. 14:48-59 2. 1983. çocuklarının verilmesini istemiş yine aynı yıl içinde yaşadıklarından devletin kurumlarını sorumlu tuttuğu için tepki olarak Türk bayrağını indirmiş. Hastanın laboratuvar testleri normal sınırlarda bulundu. 1999. Düşünce içeriğinde paranoid persekütif sanrıları vardı. orada ateş yakıldığı. Burada adli yönüyle dikkat çeken bir Capgras olgusu tartışılacaktır. Sonuç: Bu Capgras sendromu olgusu Risperidon Constaya cevap vermesi ve adli olaylarla ilişkisi nedeniyle dikkat çekicidir. Kaynaklar: 1. Davranışlarında psikomotor ajitasyon belirgindi. Vaka: 51 yaşında. işitsel. Berson RJ. Capgras syndrome.Edelstyn NM. çocuklarını kabul etmiyor. onların ikiz eşleri ile değiştirildiklerini düşünüyordu.04. 2011 yılında da 1 ay boyunca olanzapin 20mg/gün kullanmış.The misidentification syndromes as mindreadind disorders. kadın. Ali Nuri Öksüz.Hirstein W. Hasta.140:969-978 . görsel ve koku halüsinasyonları mevcuttu. haftasında azalmaya başladı ve tedavinin 7. düşünce sürecinde bloklar mevcuttu. Bilgisayarla vücuduna girildiğini ve bu yöntemle kızlarına da tecavüz edildiğini düşünüyordu. ayındaki poliklinik kontrolünde Capgras sanrılarında tamamen düzelme sağlanmıştır. yer altından çığlık sesleri duyduğunu iddia ediyordu. ilkokul mezunu. Adli süreçteki psikiyatrik değerlendirmesinde “psikotik bozukluk” tanısıyla cezai ehliyetinin olmadığı şeklinde rapor düzenlenmiş. bastığı yerin sıcak olduğunu ve burnuna yanık kokusu geldiğini. sanrı ve halüsinasyonları tedavinin 4. İlk olarak 1923 yılında Capgras ve Reboul-Lachaux tarafından tanımlanmıştır (3).15:1-28 3. çevresel ve teğetsel konuşmaları vardı.2011 tarihinde evinin altında sığınak olduğu. Am J Psychiatry. ev hanımı. Cogn Neuropsychiatry. 18. Fatma Özlem Orhan Kahramanmaraş SÜtçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Capgras sendromu.

mevsimlik işler yapıyor. 1525-1533. (1) Biz bu makalede. kişide daha yüksek statüde birinin kendisine âşık olduğuna ilişkin sanrılarla giden bir bozukluktur. Sanrılı Bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk. şuan köyde. 2 yıl önce boşanmış. 3 kez şikâyet edildiği. David Enoch ve Hadrian Ball: Uncommon Psychiatric Syndromes. ama kendisini denemek ve ruh sağlığı yerinde mi kontrol ettirmek için hastaneye yatırılmasını sağlamak üzere davacı olduğunu düşünüyor. 2 yıl boyunca halakızına birçok kez telefonla tacizde bulunduğu. Kendisinin baş ağrısı ve yorgunluktan başka tarif ettiği bir şikâyeti bulunmamaktaydı. Delusional disorder and delusions: is there a risk of violence in social interactions about the core symptom? Behav Sci Law. Olgu: 34 yaşında erkek. daha çok kadınlarda görülmesine ve olgumuzun erkek olması. Bromet EJ. Karşısındaki kişinin reddedici davranışlarını rasyonalize ederek aslında kendisine âşık olduğunu ama her hangi bir sebepten dolayı böyle davrandığını düşünür. Fennig S. 2 ay süreyle cezaevinde kaldığı ancak eylemlerine devam ettiği öğrenildi. ilkokul mezunu. sendromun nadir rastlanması. Fourth Ed. Taylor PJ. 4 çocuğu var. bu etkilenmeye karşın kişide hezeyanların ısrarcı olması nedeniyle sunmayı amaçladık Kaynaklar: 1. adli makamlar tarafından hastanemize gönderilmiş olan. kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ” suçu nedeniyle ceza sorumluluğunun belirlenmesi istemiyle hastanemiz adli birimine yatırıldı. Great Britain. 3. Kaplan & Sadock’s Comrehensive Textbook of Psychiatry. anne babasıyla yaşıyor. adli mevzularla karşımıza çıkması ve hastanın yaşamının ne derece etkilenebileceği. Fochtmann LJ. Sekizinci Baskı.24(3):313-31. (2. Aydın H. 2006. Tartışma: Hastaların hezeyanlarıyla ilgili iç görüleri olmadığından ve hezeyanı dışında işlevselliği bozulmadığından. 2001 2.PB 208 Adli Olgu: De Clerambault Sendromu Hira Selma Kalkan*. sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile cinsel taciz. Kişinin yaşadığı yerden başka bir ilde avukatlık yapmakta olan halasının kızının da kendisini sevdiğini. 2007. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen kişi.) . çevre tarafından da fark edilemediğinden psikiyatri kliniğine başvuru çoğunlukla hastamızda olduğu gibi adli makamlarla başları dertte olduğunda mahkeme kanalı yoluyla olur.3) Bu olguyu. Hayriye Pınar Çağlar Nazalı** *Diyarbakır Ergani Devlet Hastanesi **Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: De Clerambault Sendromu olarak ta adlandırılan erotomani. düzenli geliri yok. Genellikle kadınlarda görülür. Güneş Kitabevi. işlediği öne sürülen “Tehdit. 2 yıldır çalışmıyor. erotomanik hezeyanlarla seyreden bir erkek olguyu tartışacağız.Bozkurt A (Çeviri Eds).

stromada incelme ve yüzey tahribatı ile seyreden bir kornea hastalığıdır. Psikoz ile keratokonus birlikteliği literatürde tek bir vakada bildirilmiş olup. bu iki tablonun tesadüften öte ortak bir etiylojik kökenden kaynaklanabileceği vurgulanmıştır. bir çok genetik sendrom ve özel gen bölgeleri ile ilişki bulmuşlardır. belirgin negatif belirtileri mevcuttu. güvensiz. enflamatuvar olmayan. Mevcut çalışmalar psikoz ve keratokonus için ortak bir patofizyolojik bağlantıya henüz işaret etmemiş olsa da ileride yapılacak çalışmalar böyle bir bağlantı olasılığını aydınlatmayı amaçlamalıdır. kompulsif. Soygeçmişinde major bir psikiyatrik rahatsızlık ya da keratokonus öyküsü yok. alfa-2 makroglobulin. Göz Hastalıkları bölümünde yapılan son kontrolünde ise keratokonusun çok ilerlediği. Bir yıl önce paranoid sanrılar. kulakları ve gözleriyle oynama. Ayrıca çevresel etmenlerin (gözü kaşıma gibi) varolan bir genetik yatkınlığın üstüne hastalığı alevlendirebileceği bildirilmiştir. metalloproteinazlar. kendi kendine konuşma yakınmaları ile getirilmiş. kliniğimize şizofreni tanısıyla yatırılmış. işitsel varsanıları mevcut olan hasta psikotik atak tanısı ile yatırılmış ve ketiyapin 600 mg/gün başlanmış. Bize ilk başvurusundan yaklaşık iki yıl önce başlayan. Şizofreni de genetik ve çevresel etmenlerin etiyolojisinde rol oynadığı ve benzer patofizyolojik mekanizmalarla oluşabilecek sendromların eşlik edebildiği bir hastalıktır (ör. . Özgeçmişinde belirgin özellik yok. Velokardiyofasiyal sendrom). paranoid sanrılar. İki hafta sonra psikotik bulguları yatışmış.PB 209 Keratokonus ve Psikoz Birlikteliği: Bir Olgu Sunumu Bilge Bilgin. giderek ilerleyen bulanık ve çift görmesi mevcutmuş. Göz Hastalıkları bölümünde hastaya keratokonus tanısı konmuş ve sert lens önerilmiş. anksiyeteli. Sonrasında avolüsyonu belirginleşmiş. okulu bırakıp açık liseye yazılmış. Umut Altunöz. İlerleyen dönemde gözlerinin düzeleceğini düşünerek gözlerini her gün dakikalarca yıkamış ve bu durum keratokunus tablosunu kötüleştirmiş. Hastanın son kontrolünde aripiprazol 10 mg/gün ile aktif psikotik bulgusu yoktu. Aripiprazol 30mg/gün ile belirgin düzelme gözlenmiş. Sonuç ve Tartışma: Keratokonusun etiyolojisine yönelik genetik bağlantı çalışmaları alfa-1 proteinaz inhibitörü. Keratokonus hastalarının normal populasyona göre daha sık paranoid. Alınganlık. SFRP1. bizar. kaçıngan kişilik özellikleri gösterdiğine dair yayınlar mevcuttur. ilerleyici. işitsel varsanıların eşlik ettiği bir psikotik atağı daha olmuş. sert lensleri kullanmayı reddeden hastaya kornea nakli düşünüldüğü not edilmiş. İnci Özgür İlhan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Keratokonus bilateral. Olgu: 21 yaşında lise 2’ye giden erkek hasta ilk olarak üç yıl önce Ergen Psikiyatrisi polikliniğine devamlı aynaya bakma. Bu bildiride keratokonus ile şizofreni komorbiditesi olan bir hasta sunulacak ve olası ortak etiyolojik faktörler tartışılacaktır.

Genelde asemptomatik seyreden ve insidental olarak tespit edilebileceği bildirilen bu konjenital anomaliye Asperger sendromu düşündüğümüz bir olguda rastlamış olmamız. Otistik spektrum bozuklukları hastalarında frontal lobun beynin yüksek kortikal merkezleri (örn.PB 210 Asperger Sendromu Bir Hemisferler Arası Bağlantısızlık Sendromu Olabilir mi? Bir Olgu Sunumu Alper BAŞ. Bu sunumda. Burç Çağrı POYRAZ. sözel ve sözel olmayan iletişimde azalma göze çarpan muayene bulgularını oluşturmaktaydı. disprozodi. otistik spektrum bozukluklarının beyindeki bağlantı işlevlerinde azalmaya bağlı oluşabileceği hipotezini destekler niteliktedir. 'fusiform face area') ile olan bağlantı işlevlerinde azalma ve desenkronizasyonu dikkati çekmektedir. Alınan anmanez ve yapılan klinik değerlendirme sonucunda DSM IV-TR ye göre Asperger sendromu tanısı konulan hastanın kraniyal MR görüntülemesinde korpus kallozum lipomu ve disgenezisi saptanmıştır. Cana Aksoy POYRAZ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Son fonksiyonel görüntüleme çalışmaları otistik spektrum bozukluklarında beyin işlevleri ile ilgili devrelerde anormallikler olduğunu göstermiştir. uyumsuzluk. Ailesi tarafından sosyal içe kapanıklık. sinirlilik ve garip davranışlarda bulunma şikayetleri tariflenen hastanın ruhsal durum muayenesinde göz kontağında azalma. . yeni ortaya çıkan kompleks parsiyel tipteki epilepsi nöbetleri için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğinde takip edilen ve davranım sorunları sebebiyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi polikliniğimize yönlendirilmiş olan 17 yaşındaki erkek hasta tartışılacaktır.

Beyin MRG ve EEG’de patoloji saptanmayan hastada ası ile suicidal girişim sonrası hipoksiye sekonder Deliryum düşünüldü ve risperidon 0. oryantasyon kusuru nedeniyle de Çocuk Psikiyatrisi konsültasyonu istenmiş. nerde olduğunu bilmeme. Anlamsız konuşmalar. Sonuç: Uygun olmayan TV programlarının etkilerinin çocuk ve ergen yaş grubu üzerinde daha belirgin olmak üzere duygudurum bozuklukları. YBÜ ihtiyacı buradaki tedavisinin üçüncü günü spontan solunumunun başlaması ve bilincinin açılması ile ortadan kalkmış. Terör olaylarını konu alan.PB 211 Şiddet İçerikli Televizyon Programı Sonrası Suicidal Girişim ve Deliryum: Bir Olgu Sunumu Atakan YÜCEL*. Nermin YÜCEL**. Olgu: 10 yaşında kız hasta. Tedavinin 3. Erzurum **Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi.51mg/gün ilaç tedavisi düzenlendi. Çocuk Psikiyatrisi AD. Beyin BT’de hipoksiye bağlı beyin ödemi tespit edilmiş ve buna yönelik tedavi verilmiş. Erzurum Giriş: Yaşama önemli katkıları olan medya araçlarının uygun olmayan şekil ve sürelerde kullanımının beden ve ruh sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir. medya çalışanlarının karşılaştıkları olaylar sonrası belirtiler göstermesi veya izleyicinin bir intihar olayının televizyonda ele alınış şeklinden etkilenmesi yönüyle karmaşık bir ilişki vardır. Olay yerindeki acil tıbbı müdahalenin ardından hastaneye götürülerek yoğun bakım ünitesine (YBÜ) alınan ve bu transfer sırasında üç kez arrest olan hastaya kardiyopulmoner resusitasyon yapılarak hayata döndürülmüş. yıkıcı davranım bozuklukları. Medya ve ruhsal hastalıklar arasında.Mustafa GÜLEÇ* *Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. epileptik nöbetler ve şiddet eğiliminde artışla ilişkili olduğu gösterilmiştir. şidddet içerikli bir filmde karakterlerden birinin kendini asarak intihar edişini izledikten sonra annesi tarafından evin bir odasında tavandan iple asılı halde bulunmuş. çevrede film oyuncularını gördüğünü söyleyerek onlarla konuşma şikayetleri olan ve bu şikayetlerinin ara ara artıp azalan özellikte olduğu öğrenilen hastanın yapılan ruhsal muayenesinde gün içinde dalgalanma gösteren bilinç ve oryantasyon bozukluğu. yakınlarını tanımama. . bellek ve hafızada zayıflama. Çocukların medya araçlarını zarar görmeden kullanmasının sağlanmasında ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte televizyon izlemesi etkili olabilir bu nedenle ailenin yeri ve önemi büyüktür.gününde oryantasyon kusuru düzelen hastanın tedavi öncesi ve 3 hafta sonrası sırasıyla Deliryum Derecelendirme Ölçeği 20-4/30. beslenme bozuklukları. kaygı bozuklukları. karakterlerden birinin asıyla intihar girişiminin anlatıldığı bir filmi izledikten sonra asıyla intihar girişiminde bulunan sonrasında deliryum gelişen bir olgu sunulmuştur. Psikiyatri AD. uykusuzluk. uyku bozuklukları. insomnia. eksitasyon muayene bulguları tespit edildi. Ayrıca alınacak yasal önlemlerin ve hazırlanacak eğitim programlarının da faydalı olacağını düşünmekteyiz. Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği 19-5/51 olarak iyileşme saptandı. işitsel-görsel halüsinasyonlar.

özellikle bacaklarda olmak üzere gerginlik huzursuzluk ve kasılma şikayetleri ile eşi eşliğinde tekrar polikliniğimize başvurdu.Y 32 yaşında kadın hasta. Hastanın yapılan muayenesinde bacak ve kol kaslarında rilidite ve kol kaslarında dişli çark belirtisi tespit edildi. Hastanın öz geçmişinde herhangi bir tıbbi hastalık öyküsü yoktu. Soy geçmişinde annede m. isteksizlik. MD1. Bu bilgiler ışığında hastada essitaloprama bağlı distoni düşünüldü. keyifsizlik. Hasta essitalopram dozunun 20 mg/güne çıkılmasının ikinci günü çenede ve ağız çevresinde kasılma. Olgu: E. Hasan Belli. serotonin-dopamin taşıyıcıları ve reseptör polimorfizmlerinin SGİ kullananlarda hareket bozukluğu olusumu için risk faktörü olduğu ileri sürmektedir. SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozuklukları sık görülmese de literatürde sitalopram. sertralin ve fluoksamine bağlı hareket bozuklukları tanımlanmıştır(1) Bu olguda essitalopram doz arttırımı sonrası gelişen bir distoni tablosu sunulacaktır. baş ağrısı.MD1. Bu konuda yapılan bir çalışma da sitokrom P450 enzim sistemi. iştahsızlık. .PB 212 Essitalopram Kullanımı Sonrası Ortaya Çıkan Distoni: Olgu Sunumu Mahir Akbudak.Türkiye Giriş: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SGİ) yan etkilerinin azlığı nedeniyle diğer antidepresan gruplarına göre sık kullanılan ilaçlardır. fluoksetin. ev işlerini yapamama şikayetleri ile polikliniğimize başvurdu. depresyon olduğu öğrenildi. bir ay sonra kontrolde essitalopram dozu 20 mg/güne çıkıldı. Hasta başka herhangi bir ilaç kullanımı veya hastalık tanımlamıyordu. Bu olayda serotonerjik ve dopaminerjik yolaklar arasındaki etkileşim Serotonerjik ve dopaminerjik çekirdekler arasındaki yaygın bağlantılar suçlanmaktadır. paroksetin.depresif bozukluk tanısı konularak essitalopram 10 mg/gün başlandı. İstanbul. özellikle SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozukluklarının mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır. Hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygudurum hakimdi ve psikomotor aktivitesi azalmıştı. halsizlik. ikinci sırada ise distoni bildirilmiştir. Literatürde SGİ sonrası gelişen hareket bozuklukları incelendiğinde en sık akatizi. Tartışma: Antidepresan. Hastadan alınan bilgiye göre essitalopram 20 mg/gün tedavisine geçilen ilk gün kısa süreli ağız kenarı ve çenede kasılma olduğu ama şikayetlerinin bir süre sonra kendiliğinden geçmesi üzerine doktora baş vurmadığı öğrenildi. Psikiyatride pratiğinde sık kullanılan bir antidepresan olan essitalopram kullanımı sonrası gelişen distoni nadir ve essitalopram kullanırken akılda tutulması gereken bir durumdur. Yaklaşık iki aydır süren mutsuzluk. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Cenk Ural. İkinci gün ilaç kullanımından bir süre sonra bacaklarda ve çenede kasılma ve ağrı olması üzerine polikliniğimize başvurduğu öğrenildi. . Hastaya m.

Kaynaklar: 1) Gerstmann J. Hastanın öyküsünde geçmiş yıllarda konversiyon doğasında bayılmalar ve yine konversiyon doğasında el ve kol uyuşmaları vardı. Kısa kognitif muayene (KKM) puanı 26/59 idi. sonrasında Gerstmann sendromu tanısı alan bir hastanın sunumu amaçlanmıştır. ev kadını. insanlara çarpma ve okuyup yazamama yakınmaları ile Nöroloji polikliniğine başvurmuş. Türk Psikiyatri Derg 2009. Basit hesapları yapamadığı. Difüzyon MRG’de sol frontal ve parietalde kortikomedüller bileşke yerleşimli erken evre infarktlar ve sol parietookspitalde daha geç evre iskemiler izlendi. Rutin incelemelerinde özellik yoktu. parmaklarını ayırt edemediği ve kullanamadığı saptandı. The Brain and Behavior. The enigma of Gerstmann’s syndrome revisited: a telling tale of the vicissitudes of neuropsychology. Dominant paryetal lob lezyonlarında görülür (2). Aniden başlayan sağ el ve kolda uyuşma. Yazma bozukluğu. sağ sol yöneliminde bozukluk ve parmak agnozisi ile karakterize bir sendromdur. Syndrome of finger agnosia. s. Nöroloji tarafından psikiyatri konsultasyonu istenmiş.PB 213 Konversiyon Bozukluğu Öyküsünde Gelişen Bir Gerstmann Sendromu: Olgu Sunumu Hasan Kenarlı. Özcan H. Levent Mete İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. anksiyöz duygulanım. hesap bozukluğu. Sadock VA. sabunu tutamama. 2007. paraları tanımadığı. Bu yazıda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanısıyla izlenmekte iken ektanı konversiyon bozukluğu şüphesi ile incelenen. Arch Neurol Psychiatry 1940. Brain 2010. yürürken sendeleme. agraphia and acalculia. Psikiyatri Kliniği Giriş: Gerstmann sendromu ilk kez Josef Gerstmann tarafından tanımlanmıştır (1). bulaşma obsesyonları. Dinç GŞ ve ark. bedenin sağ ve solu ile ilgili komutları yerine getiremediği. Katı İnsan Sendromunda Konversiyon Bozukluğu Yanlış Tanısı İki Olgu. Dehaene S. Ruhsal durum muayenesinde yönelimi tamdı. Pinel P. 30 yıldır obsesif kompulsif bozukluk tanısıyla izlenmekte. In: Kaplan & Sadock’s Synopsis of Psychiatry. . Olgu: 61 yaşında. 75. Almila Erol. 20(4):392-397 4) Rusconi E. Gerstmann sendromu tanısı kondu ve nörolojiye yönlendirildi. Psikiyatristlerin konversiyon bozukluğunun ayırıcı tanısında etkin rol alması gerekliliği açıkça sürmektedir. 3) Özer S. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. sağını solunu karıştırma. disorientation for right and left. 2) Sadock BJ. temizlik kompulsyonları vardı. Bizim hastamızın da önceden konversiyon bozukluğu tanısı almış olması bu tanıyı akla getirmekle birlikte kesin tanı konmadan önce gerekli incelemeler sürdürülmüş ve hastaya ilginç ve patogenezi üzerinde tartışmaların sürmekte olduğu Gerstmann sendromu tanısı konulmuştur (4). 44: 398–407. Tartışma: Organik hastalıkların ender olmayarak yanlışlıkla konversiyon bozukluğu tanısı alabildikleri bilinmektedir (3). Beyin Manyetik Rezonans Görüntülemesinde (MRG) sol parietooksipital ve frontalde korteks ve beyaz cevheri içine alan erken evre infarktlar izlendi. 133: 320-32. 10th edition. Kleinschmidt A.

Arif DEMİRDAŞ Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Kekemeliğin temel özelliği. Kekemeliğin iki tipi mevcut olup bunlar edinsel ve gelişimsel olarak ayrılmaktadır. Dr. Olgumuzda ise kronik düşük doz risperidon kullanımı sonrası gelişen kekemelik yan etkisi dikkat çekici olup ilk kez ayrıntılarıyla tartışılmıştır. Risperidon. Antipsikotiklerin kekemelik yan etkisi çok nadir görülmektedir. Edinsel kekemelik ise herhangi yaşta aniden başlayabilir. Bilal TANRITANIR.PB 214 Bir Paradoks Olarak Risperidon Kullanıma Bağlı Kekemelik Olgusu Dr. gerekse zamanlama yönünden yaşına uygun olmayan biçimde bozukluk olmasıdır. D₂ reseptör antagonizmasıyla striatal metabolizmayı artırarak kekemelik semptomlarını iyileştirmektedir. bireyin konuşmasının gerek akıcılık. duygudurum bozuklukları ve davranım bozuklukları hatta kekemelik tedavisi olmak üzere geniş bir spektrumda kullanılmaktadır. Literatürde psikotik bozukluğu olan kısa süreli yüksek doz risperidon kullanımına bağlı gelişen iki kekemelik olgusu dışında başka vaka sunumuna rastlanılmamıştır. Dr. Risperidon D₂ ve 5 HT₂A reseptörlerinin güçlü antagonisti olup α₁ ile α₂ reseptörlerine yüksek afinite göstererek etki etmekte ve psikotik bozukluklar. İlaç yan etkilerine bağlı olarak nadir de olsa edinsel kekemelik görülmektedir. Abdullah AKPINAR. Dr. İnci Meltem ATAY. Bununla birlikte çalışmalarda risperidonun kekemelik tedavisinde kullanılmasının yanı sıra kekemelik yan etkisinin bulunması bir paradoks olarak ilginç görünmektedir. Bu bozukluk seslerin ve hecelerin sık sık yinelemeleri ve uzatılmaları ile belirlidir. .

Ö. Yazıcı N. böbrek hastalıkları. sertralin 100mg/gün kullanan hastanın yakınmalarında gerileme olmaması nedeniyle tedavisi sertralin 100mg/gün. 21(3):249-52. antihipertansiflerin kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkar.17(1):121-6. gününde yüzde ve bacaklarda belirgin ödem gelişti. Ciddi yan etkileri fasiyal ödem. 28(3):191. 55 yaşında.. 31 yaşında depresyon tedavisi gören erkek hastada mirtazapinin başlanmasını takip eden 10. kadın hasta. Kaşektik olan ve uykusuzluk yaşayan hastanın tedavisine mirtazapin 15mg/gün eklendi. 3)Dhungana K. fasial bölgede yaygın ödem gelişti. Hematoloji ve biyokimya tetkiklerinin normal olduğu bu olguda ilacın kesilmesini takip eden 5. Tedavinin 5. mirtazapin 15mg/gün şeklinde düzenlendi. J Psychopharmacol 2003. davranış problemleri. Journal of Pharmacy Practice and Research. kemik iliği toksisitesi olarak tanımlanmıştır(1). Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. Mirtazapinin yan etkileri arasında en sık görülen halsizlik ve sedasyon iken. serotonin ve noradrenaline spesifik ilk antidepresandır. The pharmacovigilance of mirtazapine: results of a prescription event monitoring study on 13554 patients in England. gününde mirtazapin kesildi. Tedavinin 3. allerji. 2)Sarısoy G. Sonuç: Periferik ödem sıklıkla kalp. Major depresyon tanısıyla risperidon 1mg/gün.Y.(3) Migren ve depresyon tedavisi için mirtazapin kullanan 30 yaşında kadın hastada ilacın başlanmasından 3 gün sonra pretibial ödem gelişmiş ve tedavinin kesilmesi ile 2 gün içinde ödemin gerilediği görülmüş(4) İlk vakamızda yüz ve bacakta ödem gelişirken. Mirtazapine bağlı ödem yaklaşık %1 oranında görülmektedir. Bu yan etkiler içerisinde çok sık rastlanmayan periferik ödem yan etkisinin görüldüğü iki olgudan söz edeceğiz.Dahili ve kardiyolojik patoloji saptanmadı. erkek. 2. vol35. Anksiyete bozukluğu tanısıyla sitalopram 20mg/gün kullanıyordu. Uzar E. gününde mirtazapin kesildi. Olgu 2: H.(2). gününde periorbital. olgumuzda sadece fasiyal ödem görülmüştür. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Mirtazapin. Leman İnanç. . 1) Biswas PN. Olanzapin ve mirtazapinin birlikte kullanımıyla ilişkili periferik ödem : olgu sunumu. New Journal of Medicine 2011. Shankar PR. Yeliz Banu Gülşen. Mahir Yeşildal. görme bozukluğudur. Shakir SA..PB 216 Mirtazapine Bağlı Periferik Ödem:2 Olgu Sunumu Çiğdem Hazal Bezgin. Olgu 1: O. Das R1. 4)Yücel Y. Literatürde daha çok alt ekstremite ödeminden bahsedilirken. Mirtazapine induced lower limb oedema. en az rastlanan yan etkiler senkop. Literatürde sınırlı sayıda mirtazapinle ilişkili periferik ödem olgusuna rastlanmıştır. Wilton LV. 2005. issue 4. Mirtazapine induced edema. günde ödem ortadan kalkmıştır. boğaz ağrısı ve alt ekstremide ödemi ortaya çıkmıştır. günde ateş. her iki olgumuzda da fasiyal ödemin görülmesi dikkat çekicidir.Tedavinin 4. hipoproteinemi ile giden diğer hastalıklar. Tedavinin 4. 56 yaşında.

Psychosom Med.A bidirectional relationship between psychosocial factors and atopic disorders: a systematicreview and meta-analysis. HAM-A21 olarak skorlandı.İlaç tedavisi yanında verilen psikoedükasyon. Bu duruma en çok yol açan nedenler arasında anksiyete bozukluğu. Kaşınma davranışını başlatabilecek olumsuz emosyonlar ve davranışlar tespit edilerek hastanın hastalık üzerindeki kontrol duygusu artırılmaya çalışıldı. Psikiyatri polikliniğine başvurduğu sırada 25 mg hidroksizin ve 5 mg levosetrizin dihidroklorür tedavisinden fayda görmemişti. 48 yaşında kadın hasta.Steptoe A. Psikojen Pruritistir.46(3):235-244 .Alexander F.Alexander’ın nörodermatitleri psikosomatik hastalık sınıfı içinde ele almasından sonra bu konuyla ilgili araştırmalar artmıştır(1). Ayrıntılı öykü alınmış.Hasanoğlu A. Tartışma: Jeneralize pruritusun en önemli nedenlerinden biri. belirtiler arasındaki etkileşim iyi bilinmelidir. çalışıyor. İkinci haftanın sonunda hastanın kaşınma yakınmasında azalma görüldü.1950. 3. HAM-D16 HAM-A12 idi.2008 Jan. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Giriş: Psikososyal etmenlerin bazı fiziksel hastalıkların oluşu ve gidişi üzerindeki etkileri uzun zamandır bilinmektedir. Olanzapin 5mg/gün tedavisi başlandı. Hastaya Fluoksetin 20mg/gün.Ş. depresif bozukluk ve nevrotik kişilik yapısı vardır. Çiğdem Hazal Bezgin. Karışık Anksiyete ve Depresif Bozukluk tanısı kondu.Bunun yanında deri hastalıkları nedeniyle oluşan görünür değişiklikler ve hastalığın sonucunda oluşan ruhsal sıkıntılar kişinin hayat kalitesinde kötüleşmeyi de beraberinde getirir. 2.Hamer M. geleceğe yönelik ümitsizlik yakınmaları mevcuttu. herhangi bir sistemik neden. Olgu: H. Etkin bir tedavi için ayırıcı tanı iyi yapılmalı.Psychosomatic medicine.Atopik hastalıkların immunolojik kökenli olduğu bilinmekle birlikte.Chida Y. New York: Norton.altta yatan mental durumun önemli olduğu son yıllarda yaygın olarak ifade edilmektedir(2). Ancak stresörlerle birlikte kaşıntı şikayeti nüksetti.70(1):102-16.Psikokutanöz hastalıklarda Psikoterapötik Destek: Bilişsel Davranışçı Teknikler Yeni Symposium 2008. Huzursuzluğa neden olacak durumlarda kaşıntı uyaranı/kaşınma davranışı ilişkisi hakkında bilgi verildi. Esra Aydın Sünbül. HAM-D25. Yedinci haftadaki kontrolde hastanın kaşıntı yakınması kayboldu. dermatolojik ve immünolojik patoloji olmadığı kanısıyla yoğun emosyonel strese bağlı psikojenik ekskaryasyon olduğu düşünülerek psikiyatri polikliniğine yönlendirilmiş. Lezyonların kaşınma sonrası oluştuğunu daha sonra psikiyatrik tablonun eklendiğini belirtti. iştahsızlık.İşçimen A. Dermatoloji kliniğine 6 aydır devam eden yaygın kaşıntı ve tüm vücutta yaygın ekskaryasyonlar şikayetiyle başvurmuş. 1. evli. Hastanın uykusuzluk. her iki kol ve bacakta yaygın noktasal skarlaşmış lezyonlar ve hiperpigmente alanlar mevcuttu. sık ağlama.İçsel olarak hastalık üzerindeki kontrol duygusu hastalığın gidişine olumlu katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Fizik muayenede bedeninde.PB 218 Jeneralize Pruritis Olgularında Psikiyatrik Değerlendirme-Olgu Sunumu Fatma Fariha Cengiz.bilişsel ve davranışsal teknikler hastayı kaşınma davranışı konusunda duyarlılaştırarak hafif kaşıntı uyaranını uzaklaştırmasına yardımcı olabilmektedir(3). Ruhsal muayenede duygulanımın sıkıntılı ve depresif olduğu saptandı.

çocuğuna bakım vermekte güçlük. 2006. A Case Report”. Olgu: SK. Volz HP. Galaktore ise SSGİ kullanımında nadiren görülen bir yan etkidir (2. prolaktin yüksekliği tespit edilememiş olsa dahi bu vakalarda yan etki olarak galaktore ortaya çıkabileceği konusunda dikkatli olunması gerektiği ve SSGİ’lerde galaktore mekanizmasının incelenmesi için yeni araştırmalar gerektiği sonucuna varılmıştır. Ruhsal durum muayenesi sonucunda DSM-IV TR’ ye göre majör depresif bozukluk tanısı konuldu ve fluoksetin 20mg tedavisi başlandı. Sellers EM. huzursuzluk. Sonuç: Bu vakada her iki memede meydana gelen galaktoreyi açıklayacak genel tıbbi durum tespit edilmemiştir. ayında iki memeden süt gelme şikayeti tekrarladı ve fluoksetin tedavisi tekrar sonlandırıldı. memesinden süt gelmesi şikayetiyle polikliniğimize tekrar başvurdu. ayında hasta. “A Method for Estimating The Probability of Adverse Drug Reactions”. 3.3). Busto U.PB 219 Fluoksetin Kullanımı Sırasında Gelişen Bir Galaktore Olgusu Aslıhan Polat. Stahl SM “Galactorrhea Induced by Sertraline”. galaktore olgusu tartışılmıştır. Toplam 13 puan üzerinden 10 puan aldı.45 . 35 yaşında. alkol kullanımında artış. “Fluvoxamine and Galactorrhea. Moller HJ. Vandel P. Therapie 1994. Kaynaklar: 1. Hastaya galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği ile ilgili bilgi verildikten sonra fluoksetin 20mg tekrar başlandı. 7: 198222 2. Vandel S . cinsel istekte azalma. Tedavinin 9. evli. cinsel istekte azalma ve işlevselliğinde bozulma şikayetlerinin de eklenmesi üzerine. tek çocuklu kadın. Drug Treatment of Depression in the 2000s”.150:1269-70. günde sonlandığı ve tekrarlamadığı öğrenildi. Yapılan muayenesi ve testleri sonucunda tıbbi bir neden tespit edilemedi. üniversite mezunu. Kontrolde hastanın galaktoresinin 5. 4. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Fluoksetin kullanımının 3. Clin Pharmacol ther 1981. cinsel işlev bozuklukları ve gastrointestinal yan etkiler bulunmaktadır (1). Naranjo CA. Fluoksetin tedavisi sonlandırılan hastanın galaktore belirtisi sonlandı. Bunun üzerine galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği düşünülerek fluoksetin kesildi ve hasta on beş gün sonra kontrole çağırıldı. Baghai TC. Bronzo MR. Bonin B. 49:149-51. dikkat ve konsantrasyon eksikliği. Kocaeli. Am J Psychiatry. SSGİ’lerin sık görülen yan etkileri arasında iştah değişiklikleri.istek kaybı. Son altı aydır dikkat ve konsantrasyonda azalma. polikliniğimize yetersizlik. et al. An Biol Psychiatry. genel cerrahi konsultasyonu istendi. ilgi. ilgi-istek kaybı. Fluoksetin kullanımı esnasında. hasta polikliniğe başvurmuş. 30: 239. Bu yazıda fluoksetin kullanımı sonrası gelişen prolaktin seviyesinin artmadığı. 1993. Fluoksetin kullanımına bağlı yan etki olabileceği düşünüldü ve hastaya “NARANJO Adverse Drug Probability Scale” (4) uygulandı. Amaç: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSGİ) psikiyatrik ve psikosomatik bozuklukların tedavisinde önemli bir yere sahiptir. hayattan zevk alamama şikayetleri ile başvurdu.

essitalopram 10 mg.PB 220 Mirtazapinin İndüklediği Bruksizm: Olgu Sunumu Yazarlar: Özgür MADEN(*). noradrenalin yolaklarına yönelik kullanılan ajanların bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına yönelik çalışmalar bulunmaktadır. göğüste sıkışma hissi. Anksiyete Bozukluğu (Panik Bozukluk) ve Depresif Bozukluk tanılarıyla takip edilmiş. Ali Emrah BİLGEN(*) (*)GATA Askeri Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Giriş: Bruksizm fizyopatolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte. uykusuzluk şeklinde başlamıştır. Olgu Sunumu: S. Yakınmaları ilk kez 3-4 yıl önce isteksizlik. çevresine ilgide azalma. Hastanın uykuya dalmak ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının devam etmesi üzerine.B. serotonin. Hasta yaklaşık 1. Tedavinin ikinci ayında çeşitli yayınlarda motor hareket bozukluğu ya da fokal distoni olarak tanımlanan ve uykuda ortaya çıkan bruksizm tablosu gelişmiştir. etyolojisinde stres ve anksiyetenin risk faktörleri olabileceği düşünülmektedir. Tedavinin kesilmesinin dördüncü gününde bruksizm yakınmasının gerilediği.5 yıl boyunca essitalopram tedavisi kullandıktan sonra uykuya dalmakta güçlük ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının olması üzerine mevcut tedavisine mirtazapin eklenmiştir. fokal distoni. Prevalansı % 8 olarak bildirilen Sleep Bruksizm. Adem BALIKCI(*). Ketiapin ekleme tedavisinin mirtazapin nedeniyle gelişen bruksizm tablosunun düzelmesine katkı sağlayıp sağlamadığının açıklanması için ileriye dönük çalışma yapılmalıdır. nefes darlığı. Mirtazapin tedavisinin bruksizm etyolojisinde rol oynayıp oynamadığının aydınlatılması amacıyla mirtazapin tedavisine son verilmiştir. biyokimyasal ve metabolik testlerinde bruksizme neden olabilecek bir bozukluk tespit edilmemiştir. motor hareket bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Beyazıt GARİP(*). Bu vaka bildiriminin amacı literatürde daha önce hiç yayımlanmamış olan ve mirtazapine bağlı olarak uykuda ortaya çıkan bruksizm olgusunu sunmaktır. vücutta uyuşmalar. uyku . Bülent KARAAHMETOĞLU(*). Anahtar kelimeler: Mirtazapin./gün şeklinde tedavi düzenlenmiştir. ikinci haftasında da tamamen ortadan kalktığı tespit edilmiştir. bruksizm. SNRI ve antipsikotik kullanımı sonrasında ortaya çıkmaktadır. Mirtazapinin bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına dair daha önce herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. mirtazapin tedavisinin kesilmesinin ardından ketiapin 25 mg/gün tedaviye eklenmiştir. Bazı vakalarda antipsikotik kullanımının sonlandırılmasından sonraki yıllarda da bu tip motor hareket bozuklukları görülebilmektedir. Mirtazapinin bu vakada ya doğrudan etyolojik ajan olarak bruksizim tablosunun gelişmesine neden olabileceği ya da essitalopram ile additif etkileşime girerek tablonun ortaya çıkmasına katkı sağlamış olabileceği düşünülmektedir. Birçok motor hareket bozukluğu SSRI. serotonin. 41 yaşında hasta. Hastanın premorbidinde motor hareket bozukluğunu açıklayabilecek ailesel veya metabolik bir öyküsünün olmadığı. Tartışma Ve Bulgular: Bruksizm etyopatogenezinde çeşitli ajanlar suçlanmakla birlikte literatürde dopamin.

. Frontal lob sendromu. Selek S. FLS kalıcı beyin hasarına bağlı süregen bir sendrom olması nedeniyle davranışsal bozukluklar bir takım antipsikotiklerle kontrol altına alınsa da yüz güldürücü bir tedavi henüz oluşturulmamıştır. 2. muhakeme ve yorumlaması zayıftı. 2:47-55. Dikkati ve aritmetik becerileri orta. Tandem yürüyüşü her iki tarafa ataksikti.Büyüsel düşüncenin eşlik ettiği frontal lob sendromu: Olgu sunumu. Türkiye Klinikleri Psiki-yatri Özel Dergisi 2009. Rutin tetkiklerinde patoloji saptanmadı. sürekli dolaşma isteği. Hastanın sinirlilik eşyalara zarar vermesi çocuklara cinsel istismar davranışları ve yakınlarına şiddet göstermesi azaldı. Özovacı A. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2008.2). affekt labil ve uygunsuzdu. Oğuz Akman Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Frontal lob sendromu (FLS). kişilik ve davranış bozuklukları ile kendini gösteren tümör.5 mg/gün olarak düzenlendi. Burada iş kazası sonrası kafa travmasına ikincil frontal lob sendromu gelişen bir olgu tartışılacaktır. azalmış sosyal içgörü. Hastanın geçirdiği kazadan 3 hafta sonra başlayan uygunsuz gülmeler. Kranial MR’da sağ frontalde 2cmlik defekt ve frontal parankimde kortikal-subkortikal kistik ensefelomalazik değişiklikler saptandı. Hastaya olanzapin 10mg/gün ve karbamazepin 400 mg/gün başlandı. Olgu: 18 yaşında erkek hasta 2010 ekim ayında fabrikada geçirdiği iş kazası sonrası çökme kırığı olan hastada daha sonra gelişen beyin absesi nedeniyle nöroloji ve nöroşirurji servislerinde takip edilmiş. Bu hastalar bir takım duygusal ve davranışsal değişiklikler nedeniyle psikiyatriye başvurmaktadır. fayda göremeyince karbamazepin 800mg/gün risperidon consta 37. lorazepam 2. Aynı zamanda karar verme gibi kognitif fonksiyonlarda bozulma nedeniyle bu vakaların adli yönleri açısından dikkatle muayene edilmelidir. kız ve erkek çocuklara cinsel istismarda bulunma ve evdeki eşyalara zarar vermesi varmış.PB 221 Frontal Lob Sendromu. Sonuç: Hastamızda disinhibisyon. Davranışları dezorganizeydi.5mg im. Aydın N. epilepsi. EEG normaldi. Nörolojik muayenesinde sol üst ekstremitesinde paralizisi vardı. Olgu Sunumu Nükhet Yiğitbaşı. 18:309-312. enfeksiyon veya kafa travması gibi etyolojik faktörlere sekonder prefrontal korteksin hasarlandığı bir klinik tablodur (1. Hastanın psikiyatrik muayenesinde öz bakımı azalmış. Kaza sonrası gelişen motor defisiti için 20 gün fizik tedavi görmüş. Bu yüzden hekim bu konuda aile üyelerini bilgilendirmelidir.2. Fatma Özlem Orhan. serebrovasküler hastalık. risperidon 2mg/gün. uygunsuz davranışların varlığı gibi frontal bölge tutulum bulguları gözlenmekte ve bu durumu hastanın günlük aktivitesini son derece kötü etkilemektedir. Savaş HA. Yalç ın F. sık sık kavgaya karışma. Cansel N. Kaynaklar: 1.

Bülent Bahçeci3. Kognitif yönden tianeptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmektedir. Çiçek Hocaoğlu5 1 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Ahmet Şen4. kötüye kullanımı ve bağımlılık riski tartışılmıştır. 5 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Psikiyatri AD. Serotonin geri alım engelleyicilerine (SSRI) benzer etki potansiyeline sahiptir.PB 222 Tianeptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş H. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. yüksek doz kullanma ve tolerabilite yönünden bağımlı hastalarda risk oluşturabilmektedir. 8(suppl. Erim R. Antidepresanlara karşı bağımlılık gelişimesi tartışmalı ve literatürde az değinilmiş bir konudur. Antidepresanlar bağımlılık yapar mı? Tianeptin kullanan bir olgu Anadolu Psikiyatri Dergisi 2010. Anksiyolitik etki profili açısından trisiklik ve tetrasikliklere benzerlik göstermektedir. Rize. Çakmak D. Gökhan İlhan2. Tıp Fakültesi. Tıp Fakültesi. Anestezi ve Reanimasyon AD. kötüye kullanımı ile ilgili olgu sunumlarında özellikle uyarıcı etki vurgulanmıştır. Kalp Damar Cerrahisi AD. 4 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi.Saatçioğlu Ö. Şahin ÖÖ. 17(1):72-75 . (1992) Gradually increased doses of tianeptine: maximal tolerated dose and linearity of the pharmacokinetics. Yüksek doz tianeptin kullanımı ile ilgili yapılan birçok çalışmanın sonuçlarına uymamakla birlikte tianeptin. Rize. 3. Tianeptinin aşırı miktarda alınması konusunda çok az vaka bildirilmiştir. Psikiyatri Kliniği. Kaynaklar: 1. beyinde ve trombositlerde serotoninin presinaptik geri alınımını artırdığı gösterilmiştir. Tıp Fakültesi. Tiyaneptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu. Psikiyatri AD. Bazı olgu sunumlarında tianeptine tolerans geliştiği. esrar ve kokain kullanımı olan ve son bir yıldır yurtdışında öğrendiği bir yöntem olarak yüksek doz tianeptinin eritilerek toz haline getirilip daha sonra femoral arter yolu ile vücuda enjekte etmek sureti kullanan 29 yaşında erkek hastada tianeptinin etkisi. Bu nedenle tianeptin tedavisi. Biyokimyasal olarak. Tianeptin. güçlü hissetme hali olduğu ve yeniden alınmaması durumunda fiziksel yoksunluk işaretlerinin görüldüğü belirtilmiştir.11(2):190-193. tianeptinin tek ya da yineleyen dozlarda verildikten sonra. geçmişte eroin. 3 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi.Ansseau M.1):56. Tıp Fakültesi. Bu olgu sunumunda ise. von Freckell R ve ark. Yeloğlu1. Literatürde konu ile ilgili sunumlarda tianeptinin oral yolla yüksek dozda alımı ile bilgiler mevcuttur. Rize. Rize. dibenzotiazepin türünde atipik bir trisiklik antidepresandır.Tuğlu C. Rize. Ann Psiquiatria. Tianeptin strese verilen hipotalamo-pituiter-adrenal eksen yanıtını azaltır ve stresin yol açtığı davranışsal sorunları düzenler. 2 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Wauthy J. 2. .

anal yoldan tecavüze uğradığını ifade etti. ne dediğini bilmiyor” şeklindeki itirazı ile BRSHH’de bilişsel yeterliliğinin değerlemdirilmesi amacıyla 12 gün yattığı ve Akut Stres Bozukluğu (ASB) tanısı aldığı öğrenildi. Vaka3: Kamile Hanım 82 yaşında. aklı yerinde değil. Bir yıl önce eşi ve kızının mezarlarını ziyaretinde. İstanbul. Mahkeme’den ruh sağlığı değerlendirilmesi isteği ile başvurdu. köyde yalnız yaşadığı evine gece pencereden giren. Giriş: Yaşlıların fiziksel ve ekonomik istismar ve ihmali son yıllarda tartışılmala birlikte cinsel istismarları hakkında az çalışma vardır. yoldan geçen bir kişi tarafından kurtarıldığını ifade etti. MD ve TSSB tanıları aldı. iki çocuklu. Saldırganlar onların fiziksel mücadele edemeyecekleri genç ve kuvvetli erkekler. travmanın farkedilmesi ve alınacak önlemler tartışılmalıdır . Özellikle kurumlarda yaşayan ve mental kısıtlılığı olan yaşlıların aktardıkları olaylara ilişkin bilginin doğruluğuyla ilgili şüpheler. saldırganın tecavüz etmeye çalıştığını. İTF Adli Tıp A. kızıyla yaşıyor. dört çocuklu. Sonuç ve Tartışma: 70 yaş üstünde cinsel saldırı yaşayan üç dul kadında yalnız yaşarken çocuklarının yanına taşınmaları gerekmiş.PB 223 Sesini Duymadığımız Üç Kadın: 70 Yaş Üstü Cinsel Saldırı Şahika Yüksel * Atike Çıta * İlker Taşdemir * Gülzade Urazbekova* *İstanbul Üniversitesi. okuryazar değil. dul. gündüz genç bir adam tarafından saldırıya uğradığını. okuryazar değil. yok sayılan bir travma türü olan yaşlı cinsel istismarına dikkat çekmeyi amaçladık. dul. ilkokul mezunu. Üçünde de cinsel travmaya bağlı ciddi sorunlar olmasına karşın tedavi talepleri olmamış. saldırıdan önce Anadolu’da küçük bir kentin köyünde yalnız yaşıyormuş. İki yıl sonra yapılan değerlendirmesinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tanısı aldı. ölümle tehdit edildiğini. 2010 yılında. iki çocuklu. Yaşlıların cinsel istismarıyla ilgili bilgi azdır. Bu yazıda.D tarafından ruh sağlığının değerlendirilmesi amacıyla yönlendirilmişti. üvey oğlunun ismini kullanarak evine gelen yirmili yaşlarda bir genç tarafından cinsel ve fiziksel saldırıya maruz kaldığını ifade etti. dul. Ocak 2012’de. İç Anadolu’da bir ilçede yalnız yaşadığı öğrenildi. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Vaka2: Elmas Hanım 73 yaşında. çalışmıyor. Şikayetçi olduğu karakolda. Vaka1: Hatice Hanım 74 yaşında kadın. oğluyla kalıyor. yirmili yaşlardaki amcasının torunu tarafından bıçakla tehdit edildiğini ve kuvveti yetmediğinden karşı koyamadığını. saldırganın “yaşlı. Yaşlıların ihmal ve istismarı konusundaki çalışmalar gelişmiş ülkelerde. Major Depresyon (MD) ve TSSB tanıları aldı.

3). 29 yaşında. Nilgün Taşkıntuna*** *Başkent Ünv. yaklaşık 3 aylık risperidon kullanımı öyküsü olan ve pulmoner tromboembolinin risperidon kullanımına bağlı olarak geliştiği düşünülen bir olgu sunulacaktır. sedatif yaşam biçiminin VTE için risk faktörü olabileceği düşünülmüştür(7). sigara kullanımı. travma. S ve antitrombin III eksikliği. Tıp Fak. Tıp Fak. FDA kayıtlarına göre 1990-9 yılları arasında Atipik AP lerden klozapin kullanımına bağlı VTE gelişen 99 olgu bildirilmiştir. (3) Günümüze kadar VTE gelişimi için risk klozapin ile sınırlıyken. Atipik AP’lerin kullanımına bağlı gelişen VTE’nin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte. günümüzde olanzapin ve risperidon ile VTE ilişkisi olgu sunumları ile bildirilmiştir (5. Bu bildiride risperidon kullanımı dışında bilinen herhangi bir risk faktörü olmayan. son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımları artan ilaçlardır(1). yüksek beden kitle indeksi (BKİ). Tıp Fak. konvansiyonel AP ilaçlara göre ekstrapiramidal yan etkileri daha düşük olan . Konvansiyonel AP kullanımı ile VTE gelişme riskinin art tığına ilişkin bazı çalışmalar ve olgu sunumları yayınlanmıştır. . VTE gelişiminde İleri yaş. Nazan Şen**. disfibrinojenemi gibi kalıtımsal risk faktörleri rol oynamaktadır (2. kimi zaman ani ölüme yol açabilen VTE arasındaki ilişkiye dikkat çekmek ve VTE açısından erken tanı ve tedavi için bu ilaçları kullananlarda VTE’nin gelişebileceğinin akılda bulundurulması gerektiğinin önemini vurgulamak istedik.seratonejik reseptör blokajı yaparak etki gösteren. bu ilaçların kullanımına bağlı gelişen kilo artışı. Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü **Başkent Ünv. immobilizasyon gibi bazı kazanılmış ve protein C. konversiyon bozukluğu tanısı ile değerlendirilen. Ankara Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü Atipik antipsikotikler dopaminerjik.PB 224 Risperidon Kullanımına Bağlı Pulmoner Emboli: Olgu Sunumu Ebru Altıntaş*.6). Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü ***Başkent Ünv. Bu olgu sunumu ile son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımı hızla artan atipik AP’ler ile. Özellikle düşük potanslı antipsikotiklerin kullanımına bağlı venöz tromboemboli geliştiği bilinmektedir(4).

SÖZEL BİLDİRİLER .

Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim AD. Büyüsel Düşünceler Ölçeği ve Algılamada Sapmalar Ölçeği uygulanmıştır. perseveratif hata yüzdesi ve toplam cevap sayısı skorları. Sayı Dizini Testi. Ayrıca grupların şizotipinin üç alt tipine göre de farklılaşmadığı görülmüştür. Londra Kulesi Tesi’nin hamle sayısı ve negatif şizotipi skorlarının iki grup arasındaki farklılığı yordadığı bulunmuştur. Piramit ve Palmiye Ağaçları Testi ile değerlendirilmiştir. Londra Kulesi Testi’nin toplam doğru yanıtı. Katılımcılara Şizotipal Kişilik Ölçeği’nin Kısa Formu. kural hatası ve zaman skorları ve sözel akıcılığın fonetik akıcılık alt testinde anlamlı bir fark bulunurken diğer nöropsikolojik testlerde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı. şizofreni hastası yakınları arasında şizotipal özellikleri ve bilişsel işlev bozukluklarını incelemesi ve şizofrenide ailesel yatkınlığın olası etkilerini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda. Wiskonsin Kart Eşleme Testi’nin perseveratif hata skoru. WAIS-R’ın ikili benzerlikler alt testi. Yürütücü işlevler. İstanbul **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Anahtar Kelimler: Şizotipal özellikler. Çalışma 32’si şizofreni hastasının birinci dereceden sağlıklı akrabası ve 30 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere yaş. Ancak yapılan ileri istatistiksel analiz sonucunda. Bu çalışma. hamle sayısı. IOWA Kumar Testi. Bilişsel işlevler. Kognitif bozukluklar . eğitim ve cinsiyet değişkenleri açısında eşleştirilmiş 62 katılımcı ile yürütülmüştür. Sözel Akıcılığın Semantik ve Fonetik Akıcılık Testleri. İstanbul Bu çalışmada. şizotipinin üç alt tipine özgü kognitif bozuklukları nöropsikolojik testler ile incelemek ve şizofreni hastalarının birinci dereceden sağlıklı akrabalarında şizotipal kişilik özelliklerinin şiddetini ve sıklığını tespit etmek amaçlandı.S 01 Şizofreni Hastalarının Birinci Dereceden Sağlıklı Akrabalarında Şizotipinin Üç Alt Tipiyle İlişkili Kognitif Bozuklukların İncelenmesi Handan Noyan*. Türk popülasyonunda ilk defa. şizofreni hastası yakınları ile sağlıklı kontrol grubu arasında yürütücü işlevlerin değerlendirildiği Wisconsin Kart Eşleme Testi perseveratif hata. Stroop Testi. Wisconsin Kart Eşleme Testi. Londra Kulesi Testi.

sham grubu (2. *İlkay Kalkanlı. Sepsisli sıçanlarda plazma TNF düzeyi (232.13 cm yüksekliğinde. 4=Sürekli kafes kemirme. Cerrahi işlemden 24 saat sonra sham ve sepsis grubu sıçanlara psikoz yatkınlığını değerlendirmek için apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı. batın 4/0 poliglikan sütür ile kapatıldı. Prenatal infeksiyonların (viral.58±35. Sham ve sepsis grubu sıçanlara apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. IL-6 gibi temel inflamatuar sitokinler ve akut faz proteinleri artmıştır. Amaç :Psikotik hastalarda düşük dereceli bir inflamasyon bulunmaktadır. Sonuç: Sepsis sonucu gelişen inflamasyon ve endotoksemi. *Dilek Taşkıran *Ege Üni.inflamatuar sitokinler ve psikiyatrik hastalıklar (psikoz. 7 sıçan sham grubu olarak çalışmaya alındı.3= Sık kafes kemirme.TNF ve oksidan stres bağımlı dopaminerjik ve glutamaterjik modulasyon bu etkilere sebep olmuş olabilir. *Gözde Gökten. Apomorfin verildikten 10 dakika sonra her sıçan için 15 dakika gözlem yapıldı.Devam eden çalışmamızda sözkonusu etkilerin nöronal alt yolakları açıklanmaya çalışılacaktır. Her dakika stereotipi hareketleri skorlandı:0=Yok.sham grubu ile karşılaştırıldığında sterotipik davranışlarda artma oluşturmuş ve dopaminerjik etkiyi güçlendirmiştir. Bu sıçanlara laparotomi uygulandı ancak çekum perforasyonu yapılmadan tekrar 4/0 poligilan sütür ile batın kapatıldı.Bu test için 14 cm çapında. Bunun için çekum ileoçekal valvin distalinden pasaja izin verecek şekilde 3/0 ipekle bağlanıp 22 G iğne ile delindi.32±0.Ayrıca sepsis sonucu temel inflamatuar sitokin olan TNF-alfa plazma düzeyi ve oksidan stres artmıştır. **Fırat Üni.S 02 Sepsis ile İnduklenen Sistemik İnflamasyon ve Endotoksemi Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Artan Psikoz Yatkınlığının Gösterilmesi ve Bu Etkinin Plazmada Ölçülen TNF-Alfa ve Total Oksidan Düzeyi ile Korelasyonu *Oytun Erbaş..28 pg/ml) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. 3 mm lik gözenekleri olan tel kafes kullanıldı. Sepsisli sıçanlarda plazma total oksidan kapasite seviyesi sham grubuna göre anlamlı artmış (p<0. depresyon.5 mg/kg intraperitoneal(askorbik-asitte çözülerek) verildi. Materyal – Metod:Sistemik inflamasyon ve endotoksemi için sıçanlarda sepsis modeli oluşturuldu. 1=Nadiren koklama. Bu modelde sıçanlarda 5 saat sonra sepsis oluşmaktadır. **Kübra Erçalışkan.5= Aynı noktayı kemirme. **Burcu Efe.. bipolar disorder.(CLP). Bulgular: Sepsisli sıçanlarda sterotipi skoru (3.05) olarak bulundu. deliryum) arasındaki ilişki araştırma konusudur.0001) olarak bulundu. Biyomühendislik Fak.Sıçanlara öncelikle 10 dakikalık kafese alışma periyodunun ardından 1. Tıp Fak.0005) olarak bulundu. Şizofreni hastalarında sağlıklı kişilere göre TNF-alfa. Bizim çalışmamızda amaç TNF-alfa ve oksidan stres artışı ile giden organik sebepli inflamatuar patolojilerin psikotik süreçler üzerine etkisini ortaya koymaktır.47) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. Minimal fekal çıkış gösterilmesinden sonra intestinal anslar batın içine yerleştirilip.3 pg/ml). .2= Nadiren koklama ve nadiren kafes kemirme.sham grubu (24.56.54±11. bakteriyel) kortikal gelişimi etkilediği gösterilmiş olmakla birlikte. Sepsis modeli geliştirmek için 7 sıçana anestezi altında çekumu bağlama ve perfore etme modeli uygulandı.74±0.

tedaviye uyum ve stresle baş etme üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Derneğe üye olan hastaların dış dünyaya olan uyumlarında artma sağlanabilir2.Nermin Gürhan 2. yinelemelerin azalmasını sağlamaktadır. sağlık ve tedavi işlevsellik alanlarında daha iyi olması sosyalleşme ve çalışmanın olumlu etkilerini göstermektedir. tedavi uyumlarının daha iyi olması hastalık konusunda bilgi ve deneyim kazanma ile ilişkili olabilir. Çetin M. Psychiatric Services 2000. Hansell S. Mesleki rehabilitasyon ve desteklenmiş istihdam son derece önemlidir.Yıldız M. Burhanettin Kaya 3 1 Gata Hemşirelik Bölümü. Tedaviye Uyum ve Stresli Durumlarla Baş Etme Üzerine Etkisi Neşe Uğurlu 1. sağlık ve tedavi işlevsellik alanları daha iyi bulunmuştur. Kaynaklar 1. 4 Baskı. İstanbu: İncekara Kağıt Matbaası. Şizoreni Ruhsal Ve Toplumsal Tedavi Girişimleri. Bulgular: Derneğe üye olmanın ve aynı zamanda bir işte çalışmanın bireylerin sosyal ve mesleki işlevsellik alanlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür.2. . Bir işte çalışan hastaların çalışmayan hastalara göre mesleki işlevsellik alanı. İçinde: Ceylan E. kendine güvenli yaklaşım yöntemlerini etkili kullanmaları ilaç seçiminin önemli olduğunu düşündürmektedir. 2. Sonuç: Derneğe üye olan çalışan bireylerin sosyallik ve mesleki işlevsellik alanları diğer gruplara göre daha iyi bulunması.S 03 Şizofreni Tanısı Konan Hastalarda Bir İşte Çalışmanın ve Derneğe Üye Olmanın İşlevsel İyileşme. Hastalık süresi uzun olanların olumlu başaçıkma becerilerini kullanmaları. Olgulara Sosyodemografik bilgi formu. Bu araştırma şizofrenide işte çalışmanın ve derneğe üye olmanın işlevsellik.Olfson M. bir işte çalışan 15. Boyer AC. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. Stresle başa çıkmak için sosyal destek arayanların da ilaç yan etkisi göstermemeleri stresle başa çıkmanın tedavideki önemini göstermektedir. Kontrol grubu derneğe üye olmayıp bir işte çalışan 15 ve çalışmayan 15 hastadan oluşmuştur. derneğe üye olan bireylerin sosyallik. Şizofreni. Uygulanan tedaviye bağlı ilaç yan etkisi yaşamayan bireylerin sosyal destek arama yöntemi ile stresle daha etkili baş ettikleri görülmüştür. Walkup J. Mechanic D. Bu yöntem hastalığın gidişini olumlu yönde etkilemekte. ekonomik bağımsızlığını kazanması giderek zorlaşmaktadır1. derneğe üye ve çalışmayan 15 hasta alınmıştır. Predicting Medication Noncompliance After Hospital Discharge Among Patients With Schizophrenia. Tedavi uyum Ölçeği(MARS) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği(SBÇT) uygulanmıştır. editörler. 59 yıl tedavi gören bireylerin sosyal işlevsellik alanı ve tedaviye uyumları daha iyi bulunmuştur. Weiden JP. 2009.1403-1413. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Şizofrenide İşlevsellik Ölçeği(ŞİLO). Yöntem: Çalışmaya Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneğine üye olan. 1:216–222. Antipsikotik türüne göre hastaların iyimser yaklaşım. Ankara Giriş ve Amaç: Şizofreni hastasının işinin olması.

S 04 Eşlerinden Şiddet Gören Kadınların Eşlerindeki Alkol ve Madde Kullanım Özellikleri: İzmir Kadın Sığınmaevleri Çalışması Demet Havaçeliği*. Sözel şiddetin daha az belirtilmesinin nedeni kadının sözel şiddeti bir şiddet olarak değerlendirmemesi olabilir.8 alkol-madde kullanımını belirtmiştir. Eşlerine şiddete gösteren erkeklerin %66. Tüm şiddet türlerini birarada gösteren erkeklerin % 63. Alev Aktaş*. Kadınların %100’ü fiziksel şiddet. Verilerin analizinde ki-kare testleri kullanılmıştır.6’sı hukuki bir sorun yaşamış.) kullanım sıklığı arttıkça şiddet artmaktadır. %19. esrar ve uyarıcı(ekstazi vb. Kadınların aile içi şiddet ve türleri konusunda bilgilendirilmeleri ve şiddet sorununa alkol ve madde kullanımı üzerinden de çözüm üretilmesi gerekmektedir . Yöntem: Çalışmanın örneklemini İzmir ilindeki kadın sığınma evlerine Kasım 2011-Haziran 2012 döneminde barınma amaçlı ya da aile içi şiddet sebebiyle başvuran 67 kadın olgu oluşturmaktır.3 oranında alkol.2’si sözel şiddet gördüğünü belirtmiştir. fiziksel. %70.3’ü sadece alkol kullanmaktadır. Bu oran. İzmir **Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (EKAM). %45’i cezaevinde yatmıştır.4’ünün aylık geliri yoktur. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü (BATI). %24. Bulgular: Çalışmaya katılan sığınma evinde barınan 67 kadın olgudan %76’sı (n=51) eşinden şiddet görme sebebiyle kadın sığınma evine başvurmuştur. Bu oran. alkol ve madde kullanım sıklığı ile ilişki göstermektedir. Alkol. İzmir Amaç: İzmir ilinde sığınma evinde barınan. araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile ölçekler kullanılarak birebir görüşme yöntemiyle yapılmıştır. Tartışma ve Sonuç: Şiddetin oluşmasında önemli faktörlerden biri alkol-madde kullanımıdır. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. Nevin Yıldırım Koyuncu**.6’sı herhangi bir işte çalışmamaktadır.madde kullanımını ifade etmiştir. %92. madde kullanımı yaygınlığı ve özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Dilek Gürbüz*. Uygulama. ekonomik ve cinsel şiddet türlerinin hepsini bir arada görmüştür. Kadınların %41. Kadınlar. şiddet görme sebeplerinden biri olarak %35. eşlerinden şiddet gören kadınların şiddet yaşama durumları ile eşlerindeki alkol.7’si alkol ve madde . %33.6’sı ilkokul mezunudur. Şiddet uygulayan eşlerin şiddet uyguladığı dönemde alkol ve madde kullanımı yüksek orandadır. çalışmamızla paralellik göstermektedir.2’si sözel. Bu çalışmada eşinden şiddet görme sebebiyle başvuran 51 kadın olgunun ifadesine göre eşlerine ilişkin bilgiler değerlendirilmiştir. Uygulanan şiddet türleri ile eşlerdeki alkol kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunurken madde kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Yeniocak’ın (2011) sığınmaevi çalışmasında şiddet gören kadınlar şiddetin nedenlerinden biri olarak %35.

Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin ateşli silahlara anlamlı düzeyde kolay ulaştığı bulunmuştur. risk faktörleri arttıkça maddeye ulaşmaları artmaktadır. Sınıf ve 12. Bu çalışma sonuçlarına göre. bıçak vb. 9. . dolayısıyla suça eğilim arasında yüksek oranda ilişki olduğu söylenebilir.6) riskli aletleri taşımaktadır. Semt özelliklerine bağlı olarak öğrencilerin maddelere ulaşmaları farklılık göstermektedir.sınıflardaki kızların %3. bıçak vb.sınıf öğrencilerine göre daha yüksek orandadır.sınıf öğrencilerinden okulda riskli alet (silah. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri (BATI)Enstitüsü İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD İzmir Amaç: İzmir ilindeki 9.sınıf 4415. madde kullanımı ile riskli alet taşıma. Semt özellikleri öğrencilerin maddeye kolay ulaşmalarını etkileyen bir faktördür. Ender Altıntoprak*. Demet Havaçeliği*. madde satışı ve kullanımı. sigara. hırsızlık vb suça yönelik faaliyetler gibi risk faktörleri anlamlı düzeyde fazla olduğu bulunmuştur. Zeki Yüncü**. sıklığı. alkol ve tüm maddelere başlama yaşları daha erken ve son 1 yıl içindeki madde kullanım sıklığı ve arkadaşlarındaki madde kullanım yaygınlığı anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur. Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin yaşadıkları semtlerde güvenliğin yeterli düzeyde olmadığı. riskli aletlere daha rahat ulaşmasından kaynaklanmaktadır. 2010-2011 Eğitim-Öğretim yılında.sınıf öğrencilerinde silah. kesici aletlerin) taşıyan ve taşımayan öğrencilerin.9’u. deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu öğrencilerin verileri karşılaştırıldığında. Yöntem ve Gereçler: Çalışma epidemiyolojik. madde kullanım yaygınlığı ile kullanım özellikleri arasındaki farklılığı saptamaktır. Riskli alet taşıyan 9.sınıf 4276 toplam 8457öğrencinin verileri değerlendirilmiştir. erkeklerin %22.sınıf öğrencilerinin anne baba boşanma oranı taşımayan gruptan anlamlı düzeyde fazladır. Bulgular: 9. aletleri taşıma. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin yaşam boyu en az bir kez madde kullanımı. alkol. Ancak bu ilişkinin neden-sonuç bağlamında anlaşılması için kontrollü.2.sınıflardaki 4415 öğrenciden 430’u (% 9. Bu artış erkeklerin yaş ilerledikçe. çete yapılanması.S 05 İzmir Liselerinde Riskli Alet Taşıyan ve Taşımayan Öğrencilerin Madde Kullanım ve Semt Özellikleri Umut Yıldız*.7) .sınıflardaki 4276 öğrenciden 481’i (%11. 3. anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin sigara. erkeklerin %14’ü 15. 12. Tartışma ve Sonuçlar: 12. 12. İzmir Liselerinde eğitim gören 9. bıçak ve silah taşıma. 9. Riskli alet taşıyan öğrencilerde madde kullanım yaygınlığı. arkadaş çevrelerinde kullanım oranı bu aletleri taşımayan öğrencilere göre yüksektir. Bu sonuç Aras’ın bildirdiği ile paralellik göstermektedir. 12.sınıflardaki kızların %4. kesitsel alan araştırmasıdır. başlama yaşı.5’i riskli aletleri taşımaktadır.7’si. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. Sınıflarda kendi yaş grubunun üzerinde olan öğrencilerin riskli aletleri taşıma oranları yüksektir.

“Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği (APHHTÖ)” kullanılmıştır. 5. görevi. 2.05). Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing.49 ± 5. First Edition. 819-834. Çam O.31 ± 4.24 (max:20). adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.61 (max:30).37±7.Mental Health Nursing. 1.Martin T. İzmir Amaç: Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanelerinde çalışan hemşirelerin. “Tanıtıcı Bilgi Formu”. E.. varyans analizi ve korelasyon analiziyle incelenmiştir. (2011) Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği. Türkiye’deki 8 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde çalışan (N=910) ve araştırmaya katılmayı kabul eden ve ölçeğin %80’ini dolduran 620 hemşire ile yürütülmüştür. mesleki ve kurumdaki toplam çalışma süresi adli psikiyatri hastasına yönelik tutumlarını etkilememektedir (P> . 4. adli psikiyatri hastasını etkileyen yasal süreci bilme durumu ve adli psikiyatri biriminde hemşire çalışmasına ilişkin görüşleri adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını etkilerken (P< . sayı-yüzde dağılımları yapılmış ve değişkenler arasındaki ilişki t-testi. (2006) The Forensic Mental Health Nurse-A Literature review. . onlara güvenmediği ve sosyal olarak mesafeli davranma eğilimi gösterirken.Baysan-Arabacı L. Araştırmada. psikiyatri hastanesinde çalışmaktan memnun olma durumu.S 06 Türkiye’de Psikiyatri Hastanelerinde Çalışan Hemşirelerin Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Tutumlarını Etkileyen Faktörler Leyla Baysan Arabacı*. Xtehlikeligörme = 15. göreve başlama şekli. Wilson HS.25 (max:40) bulunmuştur. (2001) Something Special: Forensic Psychiatric Nursing. Contemporary Psychiatric. Adli Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Forensic Psychiatry) 2(4): 29-34. yaşı. Bulgular: Hemşirelerin %79. (2005) Adli Psikiyatri Hemşireliği. İzmir ** Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği AD. bu hastaların bakımını yürütme konusunda orta düzeyde istekli olduğu saptanmıştır. Xgüven = 20. en uzun süre yaşadığı yerleşim birimi. eğitim durumu.45 ± 3. çalıştıkları hastane. kadro durumu. medeni durumu. Hemşirelerin APHHTÖ toplam ve alt ölçek puan ortalamaları sırasıyla.98 ± 3..Ançel G.48’dir.07 ± 12.4’ü kadın ve yaş ortalamaları 34.46 (max:125). Chapter 35. Trigoboff. xtoplam = 69. adli psikiyatri hastanesine bakım verme durumu ve süresi. Nöropsikiyatri Arşivi Dergisi 48 (3): 175-183. Ed: Kneisl CR. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing. Hemşirelerin cinsiyeti. Verilerin değerlendirmesinde. Sonuç: Ülkemizde bölge ruh sağlığı hastanelerinde çalışan hemşirelerin. Mahire Olcay Çam** * İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği AD. adli psikiyatri hastalarını tehlikeli olarak gördüğü.33 (max:20) ve Xbakımvermedeisteklilik = 22. 3.Coram J. xsosyalmesafe = 10.05). 8 (1): 25-32. Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma. 13 (6): 780-785.Bowring-Lossock E. New Jersey. Pearson Prentice Hall. (2004) “Forensic Psychiatric Nursing”.

şizofreni 3 kişi (%13.05) arasında anlamlı ilişki vardı. Young-Mani Ölçeği. Duygusal şiddet gören kadın sayısı 17 (%74). Doğanavşargil Ö (2006) Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız. yatarak tedavi gören kadın hastalarda aile içi şiddet yaygınlığını araştırmaktır. anksiyete bozukluğu 6 kişi (%26.S 07 Psikiyatri Kliniğinde Yatarak Tedavi Gören Bir Grup Kadın Hastada Yaşam Boyu Aile İçi Şiddet Yaygınlığı: Ön Çalışma Verileri Aslı Tuğba Özboduç.0).002) ve ekonomik şiddet yaşama (ki kare=5.1). Türk Psikiyatri Dergisi. Yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığı ve klinik özelliklerle ilişkisi yeterince araştırılmamıştır. p=0. Amaç: Bu çalışmanın amacı. bipolar bozukluk 4 kişi (%17.Karakoç B. Hastaların yaş ortalaması %39. işlevsellik yönünden farklılık olup olmadığı araştırılacaktır. Çalışmanın 1 Mayıs 2012-1 Mayıs 2013 tarihleri arasında yatarak tedavi gören kadın hastalarla yürütülmesi planlanmıştır. Şiddet gören ve görmeyen kadınlar arasında yatış süresi. Ruh sağlığı çalışanlarının yatan hastaların tedavisinde söz konusu durumu dikkate almaları önemlidir. p=0.4). psikiyatri polikliniğine başvuran ve depresyon tanısı konan kadınlarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığını %64 olarak bildirmişlerdir2.7) idi. 17:107114. Hastalara tanılarına göre Hamilton Depresyon ve Anksiyete Derecelendirme Ölçeği. (Değerlendirmede) 3. Çocukluk döneminde fiziksel şiddet görme ile erişkinlikte fiziksel şiddet (ki kare=10. Karakoç ve arkadaşları.9 yıl. Klinik Global İzlenim Ölçeği ve Aile İçi Şiddet Araştırma Formu verilecektir. J Consult Clin Psychol. Gülseren L. Bulgular: Halen devam etmekte olan çalışmanın üç aylık dönemine ilişkin bulgular şu şekildedir. Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği. Hastaların 17’si (%74) yaşamlarının bir döneminde fiziksel şiddet görmüştü. Tartışma: Ön çalışma verileri yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığının yüksek olduğunu göstermektedir. .5). hastalık şiddeti. ekonomik şiddet gören kadın sayısı 11 (%47.Vahip I.6. Leyla Gülseren İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ülkemizde psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastalarla yapılan çalışmalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı %62 bulunmuştur1.1 ±13.2.Mueser KT. 2. Çam B ve ark. cinsel şiddet gören kadın sayısı ise 8 (%34. Tanı grupları arasında şiddet görme açısından fark yoktu. (1998) Trauma and posttraumatic stress disorder in severe mental illness. Goodman L. Kaynaklar: 1. Trumbetta S ve ark. Çiğdem Çolak Kalaycı.8). toplam yatış sayısı. (2012) Depresyon tanısıyla ayaktan tedavi görmekte olan kadın hastalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı. tanı dağılımı major depresif bozukluk 10 kişi (%43. 66: 493-499. Şizofreni gibi kronik ruhsal hastalığı olan kadınlar cinsel ve fiziksel şiddet açısından erkeklerden daha fazla risk altındadır3.

çoğu (%75.3). Her gün sözel şiddet görme oranı %21. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne 15 Haziran – 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında başvuran kadın hastalarla (n=452) yapılan tanımlayıcı araştırmada Aile İçi Yaşantı Anketi ve SCL-90-R semptom envanteri uygulanmıştır.2’dir.68±0. Şiddet bireylerde psikiyatrik yardım gereksiniminin önemli nedenlerinden biridir.16 (13-36 yaş arası). Sözel şiddet görenlerde fobik anksiyete dışında.68’dir. Eşik üstü puanlar değerlendirildiğinde sözel şiddetle somatizasyon.79±10. çocukluk çağında şiddet görenlerde somatizasyon ve anksiyete dışındaki tüm boyutlarda şiddet görenlerin puanları görmeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur. Sözel şiddet gören kadınların çoğu (%65. Maruz kaldıkları aile içi şiddetin boyutunun ve ilişkili olabilecek sosyodemografik özelliklerin. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastaların 1. Evlenme yaşı ortalaması 20. fiziksel şiddet gördüğünü de belirtmiştir. şiddetin kadınlar tarafından dile getirilmediğini ve ruh sağlığı çalışanlarına bu konuda önemli görev düştüğünü göstermektedir.S 08 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Kadın Hastalarda Aile İçi Şiddet Yaşantısı Emel Buyraz Kurt. şiddet görmeme oranı %26. fiziksel şiddet görenlerde öfke düşmanlık ve fobik anksiyete dışında. Serkut Bulut. %12.40±0.9’u başkalarına uygulanan kaba kuvvetin hak edildiğini düşünmektedir. . fiziksel şiddet oranı %49. ortalama evlilik süresi 16.1.24±10. Psikiyatri AD. Neşe Yorguner. Alt gruplar arasında en yüksek puan ortalaması depresyon boyutunda (1.82) saptanmıştır. 2.0’dır. Yıldız Akvardar Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ekin Sönmez. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 36. Tartışma ve Sonuçlar: Aile içi şiddetle depresif belirtiler ağırlıklı olmak üzere psikiyatrik belirti şiddetinin arttığı görülmüştür. Katılımcılar arasında sözel şiddet görme sıklığı %70. Aile içi şiddet ile psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkinin.65 yıldır. her gün fiziksel şiddet görme oranı ise %1. depresyon puanları arasında pozitif anlamlı korelasyon saptanmıştır.4’ü kendilerine uygulanan kaba kuvveti hak ettiğini. Aile içi şiddete yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. 3. Aile İçi Yaşantı Anketi.72±4. Çocuk sahibi olma oranı %82.0.7) evlidir.88’dir. Katılımcıların %11. Vahip ve Doğanavşargil (2007) tarafından hazırlanan fiziksel eş şiddetini belirlemeye yönelik görüşme formundan yararlanılarak düzenlenmiştir.1’dir. Şiddet gören kadın hastaların bu durumu hekimleriyle paylaşmak konusunda istekli olmalarına karşın bu konuda bilgi verme oranlarının düşük kalması. Psikiyatri poliklinik görüşmelerinde şiddetin varlığı sorgulanmalıdır. İstanbul Amaç: Aile içi şiddet tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğu kadının sıklıkla karşılaştığı toplumsal bir sorundur. Katılımcıların ortalama SCL-90-R puanı 1.2’dir. obsesyon kompulsiyon. Aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda ruh sağlığı sorunlarının arttığı birçok çalışmada gösterilmiştir.

3 olarak saptanmıştır(p=0. Ayşegül Özerdem* ** *Dokuz Eylül Üniversitesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD **Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Temel Sinirbilimler AD Giriş: Kalp damar hastalığı olan bireylerde unipolar depresif bozukluk ve bipolar bozukluk daha fazla görülürken. Kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri arasında Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 447 hastadan oluşturulmuştur.9 u düşük HDL düzeylerine sahipken. unipolar (HDL:45. HDL düzeylerine bakıldığında bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41.05). LDL değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.05).0001). kontrol grubundaki kadınlar için %17. Bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41.52± 89. Yaprak Çilem Yalçın Arslan*.5. TG:161. LDL ve trigliserid istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0. kontrol grubundaki kadınlarda %21.86) grupları arasında kadın cinsiyet açısından anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0. Serum HDL ve TG değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde bipolar (HDL:43. Lipid değerleri gruplar arasında yaş ve cinsiyet kontrol edilmeksizin karşılaştırıldığında HDL. TG: 152.5.88±13. Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk depresif dönem içindeki hastalarda dislipidemi sıklığının unipolar depresif dönem içindeki hastalardakinden farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadın hastalar için %23.65±87. trigliserid (TG).80.S 09 Bipolar ve Unipolar Depresyonda Serum Lipid Düzeyleri: Yatan Hasta Grubunda Gözlemsel Bir Çalışma Nefize Yalın* **.9 unun trigliserid düzeylerinormalin üstündeyken. düşük ağırlıklı lipoprotein(LDL)) karşılaştırılmıştır. TG:134.108) Gruplar cinsiyet açısından karşılaştırıldığında ise anlamlı fark bulunmuştur (p>0. Tartışma: Kalp damar hastalıkları için önemli bir yordayıcı olan metabolik sendrom tanı kriterleri HDL ve TG değerlerini kapsar.11) ve kontrol (HDL: 43.58). bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadınlarda % 38. duygudurum bozukluğu tanısı olan bireylerde kalp damar hastalığı riskinin arttığı gösterilmiştir. Sonuçlar: Gruplar arasında yaş açısından anlamlı fark bulunmamıştır.98.92± 12.22±12.003).05). Yöntem: Bu geriye dönük çalışmada son beş yıl içinde bipolar(n=68) ve unipolar(n=250) depresif dönem tanısı ile yatarak tedavi edilmiş 19-82 yaşları arasındaki 318 hasta alınmıştır.8). Dislipidemiler kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörüdür. Zeliha Tunca*. Bu çalışmanın sonuçları depresif bozukluk tanısı olan kadın hastaların dislipidemi ve kalp damar hastalıkları açısından daha yüksek riske sahip olabileceğini göstermektedir. Bipolar depresif dönem riski daha fazla arttırmaktadır.82±93. (p=0. yüksek ağırlıklı lipoprotein (HDL).5 olarak saptanmıştır(p<0. Çalışmada bu üç grubun belirtilen süre içindeki ilk kez bakılmış serum lipid düzeyleri (total kolesterol.62. .

lityum serum düzeyleri ile TSH düzeyleri arasında korelasyon olmaması ve lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisine ilişkin istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamasına karşın. kategorik değişkenler için Ki-Kare. Bulgular: Lityum kullananların %20. sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis ve Mann Whitney testleriyle analiz edilmiştir.1 idi (p =0. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin veri tabanı incelenmiştir. valproat monoterapisine göre lipid profilini daha olumsuz etkilemektedir.88. İzmir Amaç: Bipolar Bozukluk(BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. lityum ve T3 hormonu arasındaki ilişki. HDL düzeyleri atipik antipsikotik kullanan ve kullanmayanlarda farklı bulunmadı. hastalık epizodlarının yinelemelerini önlemede. Havva Afşaroğlu.69). hasta ve yakınlarının tedaviye katılımlarını artırmakta. Ancak. antipsikotiklerin lipid profiline olumsuz etkisi açısından literatürle uyumludur.0 ile. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi( DEÜTF ) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak. Hastaların uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri. HDL düzeylerini etkilemediği saptandı. trigliserid. lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisi. valproat ve atipik antipsikotiklerin lipid profiline etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. TSH değerleri ile Lityum düzeyleri arasında korelasyon bulunmadı. Hidayet Ece Arat. lityum kullanmayan grupta T3 hormonu kullanım oranı %12. işlevselliği artırmada önem taşırken. Valproat kullanımının da total kolesterol. .88.S 10 Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastalarda Psikotrop İlaç kullanımının Tiroid İşlevleri ve Lipid Profillerine Etkileri Başak Bağcı. Onur Ulaş Ağdanlı. lityum kullanan hastaların daha fazla T3 hormonu kullandıklarının saptanmış olması Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda yüksek hipotirodi riskini desteklemiştir. BB Polikliniğine başvuran 367 hasta alınmıştır. (p=0. Sonuç: Bu çalışmada.5’i T3 hormonu alırken. Ayşegül Özerdem. lityum kullanan ve kullanmayanlarda farklı değildi (p=0. LDL.03). Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında DEÜTF Psikiyatri Bölümü. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Atipik antipsikotik kullananların trigliserid düzeyleri kullanmayanlardan yüksekti (p=0. total kolesterol. p=0. Trigliserid ve HDL düzeyleri ortalamaları ise lityum ve valproat monoterapisinde farksız bulundu. lityum. Ebru Onrat.15). Veriler SPSS 15. valproat monoterapisi alan hastalardan daha yüksekti. Lityum monoterapisi alan hastaların total kolesterol ve LDL düzeyleri ortalamaları. TSH değeri. p=0. Lityum monoterapisi.007). LDL. Antipsikotik kullanan hastaların trigliserid düzeylerinin daha yüksek saptanması. ilaç yan etkilerinin yönetilmesine katkıda bulunmaktadır.

Bu çalışmanın amacı ürik asit düzeylerinin İUB’un hastalık dönemleri. Hastalığa ilişkin bilgiler SKIP-TURK ile kaydedilmiş. Manik dönemde 1. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir. 41 İUB tanılı iyilik dönemindeki hasta ve 43 sağlıklı bireyde ürik asit düzeyleri karşılaştırılmıştır. .S 11 Mani.52). Manik dönem sayısı ürik asit düzeyi ile ilişkisiz bulunurken depresif dönem sayısı ile ürik asit düzeyleri arasında orta derecede bir ilişki vardır (r= 0. Sermin Kesebir. ve 2. hastalık dönemlerinin şiddeti YMDÖ ve HDDÖ ile ölçülmüştür. depresif dönemdeki ve iyilik dönemindeki olgularda orta derecede bir ilişki gösterilmiştir (sırasıyla r= 0.39. ve 2.38). hafta YMDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında orta. -80 santigrat derecede.035. p= 0. Hastalığın başlangıç yaşı ile ürik asit düzeyleri arasında manik dönemdeki olgularda zayıf bir ilişki. Arzu Bayrak. hafta HDDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında güçlü bir ilişki saptanmıştır (sırasıyla r= 0. depresyon ve iyilik dönemindeki iki uçlu hastalarda ürik asit düzeyleri sağlıklı bireylerdekinden yüksek bulunmuştur (F= 4. Çetin Turan Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulmanın iki uçlu bozukluk (İUB) patofizyolojisinde ve tedavisinde rolü olduğu düşünülmektedir.043). Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek. Sonuç: Bulgularımız İUB’un her döneminde pürinerjik işlevdeki bozulmaya dikkat çekmektedir. Yöntem: Bu amaçla yaş ortalamaları ve cinsiyet dağılımları benzer 43 İUB manik dönem. 0. Depresyon ve İyilikte Artmış Ürik Asit Düzeyleri: Kontrollu Bir Çalışma Özgür Süner.41. 0.43). iyilik ve sağlıklı bireyler arasında karşılaştırılmasıdır. Bu bozulma İUB’un klinik özellikleri ile ilişkili görünmektedir. depresif dönemde 1. Bulgular: Mani. 0. İkinci olarak ürik asit düzeylerinin dönem şiddeti ve hastalık süresi ile ilişkili olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. 20 İUB depresif dönem.26.51 ve 0.41 ve 0.

depresif. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Pz N200 genliği depresif dönemdeki olgularda daha düşük (p= 0.001. HDDÖ ile FDB puanı arasında güçlü ve ters. YMDÖ ile Stroop interferansı arasında güçlü. Fz ve Cz P300 latansı arasında orta derecede bir ilişki. Sermin Kesebir*. YMDÖ. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı.018). SCID-I. Sağlıklı bireylerde Fz.S 12 İUB’ta OİP ve Bilişsel İşlev: Dönem Şiddeti İle İlişkisi Esra Kaymak*. Bulgular: Posthoc analizlerde (Bonferroni düzeltmesi ile) manik ve depresif dönemdeki olgularda FDB toplam puanı daha düşük (p= 0. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. depresyon ve mani dönemindeki olgulardan daha kısa (p< 0.053) bulunmuştur. Fz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki bulunmuştur. manik dönemdeki olgularda Stroop interferansı daha yüksek (p= 0. depresif dönemdeki olgularda Stroop toplam süresi daha uzundur (p= 0. SKIP-TURK.006). 0. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk olgularında ve sağlıklı kontrollerde P50. Sonuç: İUB’ta bilişsel test performansı ve OİP her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireyler arasında farklılaşmaktadır. . Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak.001 ve 0. Cz P200 latansı mani dönemindeki olgularda daha uzun (p= 0. OİP değerleri ve bilişsel test puanları ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki bulunmaktadır. Psikiyatri Kliniği. Ayşe Akpınar**. HDDÖ.049). Fisun Mayda Domaç** **Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. N200. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. OİP ve bilişsel test performansı ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. Cz ve Pz P300 latansı iyilik. Nöroloji.045). N100. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders.033).

iyilik döneminde ise Fz N200 latansı ve Cz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki mevcuttur. .S 13 Mani. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. Ayşe Akpınar**. İyilik döneminde Stroop interferansı ile Fz. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. Cz ve Pz N100 latans ve genlikleri arasında güçlü bir ters ilişki. Cz ve Pz P50 ve N100 latansı arasında orta derecede ve Pz N200 genliği ile ters bir ilişki bulunmuştur. YMDÖ. Depresif dönemde FDB puanı ile Fz. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. Sağlıklı bireylerde FDB puanı ile Pz P300 genliği arasında bir ilişki vardır. Esra Kaymak*. Fz ve Pz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki. Depresif dönemde Stroop interferansı ile Cz N200 latansı arasında güçlü. Stroop toplam süresi ile Pz’de daha güçlü olmak üzere. Psikiyatri Kliniği. depresif. Cz ve Pz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki. N200. Sonuç: İUB’ta OİP ve bilişsel test performansı arasında her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireylerde farklılaşan ilişkiler bulunmaktadır. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. OİP ile bilişsel test performansı arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Nöroloji Kliniği. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk tanılı olgularda ve sağlıklı kontrollerde P50. Bulgular: Manik dönemde bilişsel test performansı ile OİP arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Stroop toplam süresi ile Fz P300 genliği arasında ters. SKIP-TURK. SCID-I. Depresyon ve İyilik Döneminde OİP ve Bilişsel İşlev Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı. Fisun Mayda Domaç** * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. HDDÖ. N100. Stroop interferansı ile Pz N200 latansı arasında ters ve güçlü. Pz N200 genliği arasında güçlü ve doğrusal bir ilişki sözkonusudur. Stroop toplam süresi ile Cz N200 latansı ve Pz N200 genliği arasında orta derecede ve güçlü ters bir ilişki bulunmuştur. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. Cz N200 genliği arasında güçlü bir ilişki gösterilmiştir.

59 S tanılı olgu manik dönem ve psikotik alevlenme döneminin başında. haftada YMDÖ ve PANSS ile değerlendirilmiş. Her iki grup ve her dört ölçüm için YMDÖ ve PANNS puanları ile ürik asit düzeyleri arasında bir ilişki gösterilmemiştir. plazma ürik asit düzeyleri ölçülmüştür. Sermin Kesebir. 1. Sevgi Gül Kabak. benzerdir (p= 0. Ferzan Fikret Ergün.S 14 Ürik Asit Düzeyleri İUB ve Şizofrenide Birbirinden Farklı Mıdır? Erkek Cinsiyette Dönem Şiddeti ile İlişkisi Bülent Kadri Gültekin. Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek. ve 3. İUB tanılı erkeklerde yinelenen ölçümler arasındaki fark (Boferroni düzeltmesi ile) başlangıç ve 1. Bu çalışmanın amacı İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeylerinin sağlıklı erkeklerden farklılaşıp farklılaşmadığının araştırılmasıdır.027). 2. hafta ürik asit düzeyleri arasında saptanmıştır (p< 0. . Sonuç: İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri birbiri ile benzer olup. Her iki grupta ürik asit düzeyleri ile dönem şiddeti arasında bir ilişki bulunmamıştır. hem Şizofreni (S) tanılı olgularda gösterilmiştir. önceki tanı ve tedavi öyküsü olmayan ve şimdiki psikiyatrik yakınması bulunmayan 30 sağlıklı erkektir. Kontrol grubu diğer iki grupla yaş ortalaması benzer.108).01). p= 0. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir. Bulgular: Hem İUB hem S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri sağlıklı erkeklerden yüksek bulunmuştur (F= 6. -80 santigrat derecede. İkinci olarak her iki tanı grubunda ürik asit düzeylerindeki azalmanın klinik iyileşme ile ilişki gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulma hem iki uçlu bozukluk (İUB). Yöntem: Bu amaçla 55 İUB. sağlıklı erkeklerden yüksektir..122.

Abdullah Genç. daha vicdanlı ve kendine daha fazla güvendikleri bulunmuştur.012). sabahçı.55 idi (p=0. Tevfik Kalelioglu. Suç işleyen grupta ortalama yaş 35. ailede psikiyatrik öykü ve alışkanlıkları açısından bir fark yoktu. Ölçekte alınan puanlara göre. Husrev Demirel.53±8. Bununla birlikte bizim başlangıç varsayımımıza ters olarak suç işleyen BAB hastalarında daha fazla akşamcı tip olabileceği ve daha impulsif olabileceğini bu çalışmada gösteremedik. Yöntem: Çalışmada hastalardan kronotipiyi değerlendiren sabahlılık-akşamlılık (SAÖ) ve HARE psikopati ölçeklerini doldurmaları istendi. Çok yeni yapılan bir çalışmada depresif hastalarda akşamcı kronotip olmanın daha yüksek impulsiviteye neden olduğu ortaya çıkarılmıştır. 9 sabahçı ve 16 hiçbir gruba girmeyen var iken. Tartışma: Birçok çalışmada uyku özellikleri ile duygudurum semptomları arasındaki ilişkiyi en az intihar girişimi ve duygudurum arasındaki ilişki kadar araştırılmıştır.927±10.28 ve p=0.232). Bununla birlikte duygudurum bozukluklarında suç işleme davranışı ve kronotipi arasındaki ilişki hiç araştırılmamıştır. Bulgular: Örneklem 43 suç işlemiş ve 55 suç işlememiş ötimik BAB hastasından oluşmaktaydı. medeni durum. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.S 15 Ötimik Bipolar Afektif Bozukluğu Olan Hastalarda Suç ve Kronobiyoloji Arasında İlişki Akif Taşdemir. Murat Emül 1 Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2 TC Adalet Bakanlığı. İstanbul Amaç: Duygudurumdaki diurnal varyasyonların varlığı ve uykudaki rahatsız edici ve dirençli bozulma afektif bozuklukta biyolojik ritimlerin primer olarak bozuk olabileceğini düşündürmektedir. . Gruplar arasında cinsiyet. Sirkadien ritimlerdeki bozulmanın hem bipolar afektif bozukluğun(BAB) hem de agresyon ve suç işleme davranışının patofizyolojisinde yer alabileceği ileri sürülmektedir. Bu çalışmada ötimik suç işleyen ve işlemeyen bipolar afektif bozukluğu hastasında kronobiyolojik özellikleri araştırma planladık. Sedat Demirbuga. suç işlemeyen grupta bu rakamlar sırasıyla 12. 6 ve 32 idi (X2=4. Kronotip olarak suç işleyen grupta 10 akşamcı. SAÖ. Psikiyatri AD. fiziksel ve mental performansları için tercih edilen zaman dilimini ve canlılık halini değerlendiren bir ölçektir. Çalışmanın görece örneklem sayısının azlığı bu duruma neden olmuş olabilir.54 ve suç işlemeyen grupta 37. Erhan Yüksek. hiçbir tipe uymayan ya da akşamcı tip olarak sınıflama yapılabilmektedir. yüksek skor aldıkça sabahçı. eğitim. daha güçlü iç kontrol. 4. 19 itemden oluşan uyanma ve yatma alışkanlıklarını.382). Hastalık süresi suç işleyen grupta anlamlı olarak daha kısaydı (p=0. düşük skor aldıkça akşamcı tipe yakınlaşılmaktadır. Ayrıca suç işlemeyen BAB hastalarının daha sonra suç işleyebilme potansiyelleri de kronotiple ilişki bulunamamasına yol açmış olabileceği düşünülmüştür. Önceki çalışmalarda sabahçı kronotipine sahip kişilerin akşamcı tiplere göre daha sağlıklı yaşam stili.ATİK 3 İstanbul Üniversitesi. Adli Tıp Kurumu. Skorları 16-86 arasında değişmekte.

2010). Arzu Sancak Bayrak. 1991). olgun) ayrı ayrı puanlanması istenmekte ve böylece bir bireydeki her düzeyin ne seviyede olduğu hakkında fikir edinilmesi sağlanmaktadır. açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. Dicle Bilge. madde toplam ilişkisi ve görüşmeciler arası tutarlığa bakıldı. ErNİNÖ’nun hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. . Yücel Yılmaz. Ölçek içerisinde 5 düzeyin (ilkel. Medine Yazıcı Güleç. Hülya Akar Özmen. Her görüşme görüntü kaydı ile kaydedildi. Bulgularımız. üçgen. dolayısıyla süreç takibinde kullanımına imkan sağlayacaktır. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nesne ilişkileri kuramı psikodinamik psikoterapi uygulamalarında geniş kabul gören bir teoridir. DSM 5 hazırlık çalışmaları içerisinde kişiliğe dair boyutsal modelin gözden geçirilmesine izin veren ve "temsil özelliği taşıyan" toplam 25 özgül kişilik özelliği görünümünün. Sera Elbaşoğlu. bir ön çalışma bulgusu olarak. Klinisyen için Kişilik Özelliklerini Derecelendirme Formu (ErKİKÖDF. Hastalara ErNİNÖ ve ErKİKÖDF'nin değerlendirildiği bir görüşme yapıldı. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve/veya II tanısı alan ve çalışmaya katılmaya onay vermiş 50 hasta dahil edilmiştir. Aynı oturumda işlevselliğin genel değerlendirmesi formu (İGD) da görüşmeci tarafından dolduruldu. kontrolcü. Ölçeğin Türkçe uyarlamasının güvenirliği amacıyla iç tutarlılık. araştırıcı. Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği (NİNÖ) bu yönüyle bilinen bir ölçektir (Azim ve ark. Bu çalışmada klinisyen ve/veya araştırmacıların kullanımı için ölçeğin Türkçe standardizasyonu planlandı. takip çalışmalarında iyileşmenin derecelendirilmesi. klinisyenler için tedavinin tasarlanmasında ve yürütülmesinde kolaylıklar sağlamaktadır. beş alanda fasetler olarak değerlendirildiği bir formdur (APA. Bu çerçevede hastaların nesne ilişkileri ve kişilik örgütlenmeleri hakkında izlenim sahibi olmak. tasarımlarının psikodinamik kuram içerisinde kabul gören kişilik örgütlenmesi ile eşleştirilebilir. Her iki ölçeğin de mevcut durumun monitorizasyonunda ve psikoterapi sürecini yordayıcı olabileceği beklenmekte olup. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek için 30 görüşme videosu aynı anda iki ayrı kör araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. Ayrı bir oturumda hastalara diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. Geçerlik analizleri olarak. ErKİKÖDF. Güvenirliği ve Geçerliği İshak Sayğılı. Ölçekte kast edilen “nitelik”. Bu amaçla hazırlanmış birçok yöntem vardır. Selvinaz Çınar Parlak. Clinician Trait Rating Form) ve İGD ölçeği uygulandı.S 16 Erenköy Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği’nin Faktör Yapısı. Nurdan Eren Bodur.

KÖTF’ün hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. Hülya Akar. Son yıllarda kişilik örgütlenmesinin ölçülmesi için değişik ölçekler geliştirilmiştir. . KÖTF. İshak Sayğılı. Kişilik örgütlenmesi tanısal formu (KÖTF) bunlardan bir tanesidir (Diguer ve ark. Medine Yazıcı Güleç. 2001). Kişilik İşlevselliği Düzeyleri (ErKİD. Selvinaz Çınar. Güvenirliği ve Geçerliği Yücel Yılmaz. Kişilik örgütlenmesi kavramı ile aynı zamanda nesne ilişkileri. diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. geniş bir klinik olanağa sahiptir ve içerdiği madde ve boyutları ile olguların hem formülasyonu hem de tedavinin planlanması aşamasında kolaylıklar sağlar. KÖTF. 21 maddeli bir ölçektir ve beş farklı kişilik örgütlenmesi boyutunu değerlendirir: kimlik. ErKİD ve İGD uygulandı. madde-toplam ilişkisine ve görüşmeciler arası güvenirliğe bakıldı. Bu model temel olarak üç kişilik örgütlenmesi düzeyi (psikotik. Sera Elbaşoğlu. olgun savunma mekanizmaları. Arzu Bayrak. Bulgularımız. KÖTF’ü benzerlerinden ayıran en önemli özelliği kolay uygulanabilirliği ile kullanıcı dostu olmasıdır. Bu çalışmada ölçeğin Türkçeye uyarlama çalışması planlanmaktadır. Level of personality functioning) ve İGD kullanıldı. Geçerlik için ise açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. Hastalara ErKÖTF. Dicle Bilge. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek amacıyla 30 görüşme videosu aynı anda iki (kör) araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. bir ön çalışma bulgusu olarak. borderline ve nörotik) tanımlamakta ve nesne ilişkileri teorisine dayanmaktadır. büyük ölçüde bilinçdışı ve erken deneyimlerin etkisi ile oluşan dinamik bir yapı olarak tanımlar. gerçeği değerlendirme ve nesne ilişkileri. nesne ve kendilik tasarımları gibi birçok bilinçdışı içerik ve süreç ifade edilmektedir. Ayrı bir oturumda hastalara. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve eksen II tanıları alan ve onam veren 50 hasta alındı. savunma mekanizmaları. Kernberg. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Kişilik örgütlenmesi kavramı ilk olarak Kernberg tarafından geliştirilmiştir. Nurdan Eren Bodur. Bu yönüyle hastaların sağaltım süreçlerinin monitorizasyonunu sağlarken bunun yanında değişime hassas özelliğinin gösterilmesi nedeniyle tedavinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yapısal değişimin değerlendirilmesinde kullanılabilir. ilkel savunma mekanizmaları.S 17 Erenköy Kişilik Örgütlenmesi Tanısal Formu Faktör Yapısı. kişilik örgütlenmesini stabil. Güvenirlik için iç tutarlılığına.

Berk M. Depress Anxiety.S 18 Yaygın Anksiyete Bozukluğunda Azalmış Sülfidril Düzeyi: Trait Marker (Yatkınlık Belirleyici) Olmaya Aday Bir Tetkik Mehmet Cemal Kaya(1). 16: 162–171. Hastaların –SH düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük bulundu (p <0. Bu gruplar arasında –SH düzeyleri açısından fark saptanmadı (F=0.2-Wittchen H-U. p=0. Biyokimya AD. Bush AI. Hastalarda –SH düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı olarak düşük olması oksidatif stresin dolaylı bir göstergesi olabilir(3). Psikiyatri AD. 12 erkek) sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmamıza alındı. Hastalık süresi ve –SH düzeyleri arasında negatif korelasyon bulunması YAB’da –SH düzeylerinin bir trait marker (yatkınlık belirleyici) olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. YÖNTEM DSM-IV’e göre ek hastalığı olmayan YAB tanısı almış 35 (23 kadın. Int J Neuropsychopharmacol. Small M. Salih Selek (4) (1) Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Thomson JA. Mahmut Bulut(1). Diabet Med 1990. 11. Hastalık süresi ve serum –SH düzeyleri arasında negatif bağıntı bulundu (r0=– 0. Mehmet Güneş(1).71. 2002. Tartışma ve Sonuç: YAB’da oksidatif denge ile ilgili parametreler çok az incelenmiş olup çalışmamız YAB'da SH düzeylerini inceleyen ilk araştırmadır.003. 7: 27–30. Abdullah Atli(1). p=0. Nurten Aksoy(3). Hastaların 15'i SSRI. Dean O. Şanlıurfa (3) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. Kaynaklar 1. Hastaların ve kontrol grubunun venöz yolla alınan kanlarından uygun yöntem kullanılarak serum –SH düzeyi ölçüldü. . İbrahim Fatih Karababa(2). burden.001).487.3.664). 12 erkek) hasta ve 35 (23 kadın.Collier A. Oxidative stress in psychiatric disorders: evidence base and therapeutic implications. Bradley H. Şanlıurfa (4) Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi. HAM-A ve –SH düzeyleri arasında ilişki bulunmadı (r0=–126. Wilson R. N=35). p=0. Diyarbakır (2) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. N= 35). 2. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) çoğu zaman psikiyatrik bozukluklara ek hastalık olarak görülen. 2008. Free radical activity in type 2 diabetes. yaşam boyu yaygınlığı %5 gibi yüksek olan fakat hakkında çok az araştırma yapılan bir bozukluktur (2). Ali Emhan Uzman(2). Psikiyatri AD. Psikiyatri AD.Ng F. Bulgular: Çalışmamızda hasta grubu ve kontrol grubu arasında yaş ve BMI arası anlamlı fark yoktu. 851-76. 12’si SNRI kullanırken 8’i ilaç kullanmamaktaydı. Hastalara Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A) uygulandı. Generalized anxiety disorder: prevalence.487. Biz bu çalışmamızda antioksidan mekanizmanın önemli bir elemanı olan serum serbest sülfidril (–SH) düzeylerini ek hastalığı olmayan YAB hastalarında incelemeyi amaçladık. 3. Yasin Bez(1). İstanbul Amaç: Son yıllarda psikiyatrik hastalıklar ve oksidan/antioksidan mekanizmalar arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok makale yayınlanmıştır (1). and cost to society.

Uzmanların % 65’i son iş gününde TSSB tanısı olan hastalarının olmadığını bildirirken. travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) en yaygın görülen anksiyete bozukluğu olduğu bildirilmektedir. travma deneyimlerini yeterince aramadıklarına ve travma terapisine yönelik eğitim almadıklarına işaret etmektedir.5’i terapi ve ilaç tedavisini birlikte kullandığını. TSSB hastalarını nasıl tedavi ettiklerini sorgulayan anket dağıtıldı. %11. %6. B) Yaşam boyu travmatik deneyimleri. Katılımcılara hastalarında A) Son bir yıldaki örseleyici/stresör olayları.9’u 2-5 %14. Bu araştırmada Türkiye’de psikiyatri hekimlerinin günlük uygulamalarında hastalarının travmatik deneyimlerini ne oranda değerlendirdikleri.1’i herhangi bir tedavi uygulamadıklarını ifade etmiştir. Derya Güliz Mert. %20.4’ü 0-1 %36.8’i sadece psikoterapi uyguladıklarını.S 19 Psikiyatri Hekimleri Travma Deneyimlerini Ne Kadar Değerlendiriyor? Önder Kavakcı. TSSB tanısını ne sıklıkta koydukları ve TSSB terapisine yönelik bir eğitim alıp almadıklarını değerlendirmek amaçlanmıştır. .4’ü bu tür bir terapi eğitimi almadığını bildirmiştir. Yöntem: Çeşitli illerden psikiyatri uzmanlarına en son iş günlerinde ne kadar hasta gördükleri.4 sadece ilaç tedavisi uyguladıklarını. Gözde Yontar Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Travmatik deneyimlerin psikiyatrik bozuklukların gelişmesi ve seyri üzerinde önemli etkileri olduğu.4’ü üç seçeneği %8. %3.1’i 6-9 %4. TSSB tanısı bulunan hastalarına uzmanların %82.7’si 1220 TSSB olan hasta gördüklerini bildirmişlerdir.1’i iki seçeneği %16. Katılımcılara son ay içinde kaç TSSB tanısı alan hastaları olduğu sorulduğunda. %27’si dört seçenekten sadece birini %40.8’i tüm seçenekleri aradıklarını bildirmiştir. son bir ayda ne kadar TSSB tanısını koydukları ile hastalarında travmatik deneyimler arayıp aramadıklarını. %35’i TSSB tanısı olan hastalarının bulunduğunu bildirmiştir. Bulgular: 159 psikiyatri uzmanı anketleri doldurdu. Örneklemin bildirdiği günlük görülen hasta sayısı ile ya da terapi eğitimi alınmış olması ile hastalarda travma öyküsü aranması arasında bir ilişki bulunmamıştır. Uzmanların %29.6’sı travma tedavisine yönelik bir terapi eğitimi aldığını. Sonuç: Bu sonuçlar psikiyatri uzmanlarının önemli bir kısmının epidemiyolojik çalışmaların bildirdiği oranların altında TSSB tanısı olan hasta gördüklerine. C) Yaşam boyu kayıplar ve yas deneyimlerini D) Çocukluk çağı travmatik yaşantılarını ne oranda aradıkları sorulmuştur. %70.

İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması Testi hastalara ve sağlıklı kontrol grubuna uygulandı. Yale Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği ile hastalık şiddeti belirlendi. saf kaygı ile otojen obsesyonlar arasında bir yerde durduğu söylenmektedir. Wisconsin Kart Eşleme Testi. 42 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Hakkâri Devlet Hastanesi İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: OKB’de bilişsel teori bağlamında obsesyonların otojen ve reaktif obsesyonlar olarak iki farklı gruba ayrılabileceği önerilmiştir. Sosyodemografik Bilgi Formu. 3) ilgili disfonksiyonel inançlar. Hastalara SCID 1 görüşmesi ile tanı kondu. yürütücü işlev bozukluğu olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Çok sayıda çalışmada bu iki alttipteki OKBli hastalar arasında birçok önemli alanda anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır.S 20 Otojen ve Reaktif Alttip OKBlilerde Yürütücü İşlevler ve Bellek Pınar Çetinay Aydın. Sayı Dizisi Testi. Buna rağmen bizim çalışmamızda yürütücü işlevler ve sözel bellek alanlarında bu iki alttipteki hastalar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Bu çalışmada bu iki alttipteki OKB hastalarının yürütücü işlev ve sözel belleklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Menemen Devlet Hastanesi. Bulgular: OKB tanılı hastalarda sağlıklılara göre wisconsin kart eşleme testi ve stroop testte (süre) anlamlı olarak daha düşük performans saptanmıştır. Gülperi Putgül Köybaşı. Stroop Test. 4) ilişkili kişilik özellikleri. Engin Sert. Otojen. Bizim çalışma sonuçlarımız da bunu desteklemektedir. dolduruldu. 14 otojen tipte toplam 62 OKB tanılı hasta. Bazı özellikleri açısından reaktif obsesyonların. Rey Sözel Öğrenme ve Bellek Testi. Tartışma ve Sonuçlar: OKB’ de primer bilişsel işlev bozukluğunun. Levent Mete Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. 1) Bilişsel değerlendirmeler ve nötralizasyon stratejileri 2) ilişkili OKB semptomları. 18 karışık. Yöntem ve Gereçler: 30 reaktif. . reaktif ve karışık tipteki OKB hastaları arasında yürütücü işlevler ve sözel bellek yönünden anlamlı farklılık saptanmamıştır. Beck Depresyon Envanterinden 17 altında puan alan hastalar çalışmaya dâhil edildi. Otojen obsesyonu olan hastalarda ise daha fazla düşünce bozukluğu olduğu öne sürülmekte bu obsesyon türüne sahip hastalarda büyüsel düşünce ve anormal algısal yaşantılar gibi şizotipal özellikler bulunmaktadır.

YB farklı yaş gruplarında ve sosoyoekonomik düzeylerde görülebilen bir hastalıktır. YB yaygınlığının %1. eksen tanısı saptanmıştır. Bu çalışmada. . YB’de psikiyatrik eş tanılar yaygındır. tıkanırcasına yeme bozukluğu yaygınlığı %0. Sonuç: Bu çalışmada. Çalışmada YB tanısı konulanların konulmayanlara göre daha fazla oranda orta düzeyde gelire sahip oldukları. Bulimiya nervoza yaygınlığı %0. Ayşegül Yağız Kartal. Klinik görüşme sonrasında yeme bozukluğu tanısı konulan bireylere ve kontrol grubuna eşlik eden I. Önder Kavakcı. yapılandırılmış klinik görüşmeler sonrası. Bulgular: YTT ile yapılan tarama sonucunda bu örneklemin % 5. eksen eş tanı oranı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha fazla saptanmıştır. kaçıngan kişilik bozukluğu tanıları bulunmuştur.52 olduğu bulunmuştur. En sık her biri %11.52 olarak saptanmıştır.63. En sık konulan eş tanı majör depresif bozukluk olmuştur.Tıkınırcasına yeme bozukluğunun en sık görülen YB olduğu saptanmıştır. eksen ve II. ailelerinde psikiyatrik tanıların daha fazla olduğu ve daha fazla ruhsal travmaya maruz kaldıkları saptanmıştır. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. YTT skoru 30’un altında olan bireylerden oluşturulmuştur. Gözde Yontar. Hastaların % 47’sinde (8/17) eşlik eden I. Ülkenin farklı bölgeleri ve değişik yaş gruplarını içeren. Hastaların %41’inde II. Çalışmanın ikinci aşamasında. YB tanısı kadınlarda (%88.8 oranında obsesif kompulsif kişilik bozukluğu. Hasta grubunda I. yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş. YB nokta yaygınlığı %1. eksen tanılarını saptamak amacıyla SCID-I (Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis-I Disorders) ve SCID-II (Structured Clinical Interview for DSM-III-R Personamy Disorders) uygulanmıştır. Kontrol grubu.25’inde yeme bozukluğu olabileceği saptanmıştır. Sivas Amaç: Ülkemizde yeme bozukluklarının epidemiyolojisi ile ilgili çalışmalar sıklıkla çocuklar ve ergenlerde yapılmış olup erişkinler ile ilgili yeterli veri yoktur. ve II. eksen tanısı saptanmıştır. Sivas il merkezindeki yeme bozukluklarının (YB) yaygınlığının saptanması ve bozukluğu olanların sosyodemografik özelliklerinin ve eşlik eden eksen-I ve eksen-II tanı sıklığının araştırılması amaçlanmıştır.2) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha sıktır.81 olarak bulunmuştur. Yöntem ve Gereçler: Çalışmada 18–44 yaş aralığındaki 1122 kişiye yeme tutum testi (YTT) uygulanarak kesme puanının üzerinde puan alanlar ile klinik görüşme yapılmıştır. geniş örneklemli ve tanıların klinik görüşmeler ile doğrulandığı çalışmalara ihtiyaç vardır.S 21 Sivas İl Merkezinde Yeme Bozukluklarının Yaygınlığı ve Eşlik Eden Psikiyatrik Tanılar Murat Semiz. toplum genelinin tarandığı. YB tanısı olmayan.

62 saniye. 25 mg/kg Agomelatin alan B grubunun 30 dk değerleri sırası ile 13. ve 60 dakikalardaki gruplardaki karşılaştırma için bağımsız örneklem tek yönlü varyans analizive sonrasında Tukey testi kullanıldı. 50 santigrad derece olarak ayarlanmış hot plate platformunda 30. 45.25 saniye.87 saniye. Üç ayrı zamandaki denek ve kontrol gruplarını karşılaştırmak için ilişkili örneklem iki yönlü varyans analizi uygulandı. Dakikada hem 12.5 mg/kg Agomelatin alan A grubunun. Üçer ml olmak üzere a grubuna 12. ve 60. Dakikalarda artmıştı. Fareler kontrol.5 hem de 25 mg/kg dozlarında analjezik etki göstermiştir. Tartışma ve Sonuçlar: Agomelatin hem 30. Dakikalarda değerlendirildi.036). Ibrahim Yagci. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü. Dakikada b grubunun ağrı eşiği a grubuna göre yükselmişti(P=0.S 22 Agomelatin' in Nosiseptif Sistem Üzerine Etkileri Yuksel Kivrak*. 16. Yelda Yenilmez*. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü.dakika hem de 60. hem de 60. Yöntem ve Gereçler: 4 aylık 24 Swiss cinsi fare kullanıldı. 30. grup a ve grup b olmak üzere üç gruba ayrıldı. . Saniyeye kadar reaksiyon gösterilmediyse o fare için ölçüm sonlandırıldı ve reaksiyon zamanı 45 sn kabul edildi. ve 60. kontrol grubuna serumfizyolojik intraperitıneal olarak verildi.5mg/kg. Hayati Aygun*. 30. 30. b grubuna 25 mg/kg Agomelatin. Agomelatin gruplarında ağrı eşiği kontrol grubuna göre hem 30.007). Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi ***Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Bu çalışmada antidepresan olan Agomelatin’in nosiseptif sistem üzerinde etkisi olup olmadığının araştırılması amaçlandı. 19 saniye olarak tesbit edildi.Mustafa Ari**. Dakikalardaki reaksiyon zamanları ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı idi(P=0. Bulgular: Kontrol grubunun. 29.37 saniye ve 60 dakika değerleri 15.37 saniye. Basaran Karademir*. 12. 25.

034) ve BAÖ (r=0. and pain: a review of recent clinical and experimental findings. depresyon puanları kadınlarda (4. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ).299.87. Depresyon.131.003)ile kadınlarda ise sadece BAÖ ile anlamlı korelasyonları olduğunu tespit ettik. p=0. kadınlardaki anksiyetenin ve bedensel duyularını büyütme özelliklerinin erkeklere göre daha fazla olduğunu bulduk.187. p=0.S 23 Cinsiyet. Erkeklerdeki ağrının yaş ve VKİ ile kadınlarda ise BAÖ ile ilişki olduğunu tesbit ettik.273.05). bu ilişkiye depresyon. King CD. (r=0. Korelasyon açısından değerlendirdiğimizde VAS ile VKİ(r=-1. The Journal of Pain. 90 lı yıllarla kıyaslandığında bu konudaki yayın sayısında %2000 kadar artış olmuştur(1). anksiyete. erkek 14.083. Anksiyete.27) erkeklere (4.67±5.57). (r=0. p=0.227. (r=0.001). p=0.28±2. ağrı değerlendirilmesi için Görsel Eşdeğerlik Ölçeği (GEÖ).79.133). p=0.003) puanları arasında korelasyon vardı. BDBÖ ile VAS. p=0.95)göre fazla olmakla beraber anlamlı farklılık tesbit edilemedi(p=0.004). yaşın ve kilonun etkisi var mıdır sorularını cevaplamayı amaçladık. BDBÖ açısından kadınların puanları 24.227. Yaş. Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Cinsiyet farklılığının ağrı üzerine etkileri araştırmacıların ilgisi artarak devam etmektedir. 1. erkeklere (3.80. BDÖ arasındaki korelasyonları sırası ile (r=0.002). bedeni duyuları abartmanın. p=0. (r=-0. VKİ.10(5):447–485. Sex. Çalışma olgu-kontrol çalışması şeklinde yapılmıştır. p=0. Vücut Duyularını Abartma Ölçeği (VDAÖ) olan test bataryası çalışmaya katılanlar tarafından dolduruldu Bulgular: Kadınların GEÖ değer ortalaması (4. cinsiyeti göz önüne alındığında da bu ilişkinin devam ettiğini gördük. Anksiyete puanları açısından cinsiyet farklılığı varken (kadın 20. Vücud Duyularını Abartma Değişkenlerin Ağrı Algılaması Üzerindeki Etkileri İbrahim Yağcı.44) göre daha fazla olmakla beraber farklılık önemli değildi (F=2. Erkeklerde VAS değerlerinin yaş(r=0. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışma Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesine ocak-haziran 2012 tarihleri arasında labaratuar tetkiki için kan alma merkezine ayaktan başvuran hastalarla yürütüldü.daha fazla olarak ölçüldü(F=1.3 3 iken erkeklerden 21. Biz de bu çalışmamızda en çok yapılan invaziv işlemlerden biri olan kan alma işlemi sırasında algılanan ağrı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını. Riley III JL.122). Cinsiyeti göz önüne alarak yaptığımız korelasyon incelemesinde ise VAS ile BAÖ(r=0.300. F-1.32±5. BAÖ. p=0. Ribeiro-Dasilva MC.Fillingim RB. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ).250.48±9. p=0. Rahim-Williams B.000) olarak ölçtük. p=0. Kilo.76±1.045) arasında ilişki bulduk. Sosyodemografik veri formu. Ağrının anksiyete ve VKİ ile ilişkili olduğunu. .021) ve VKİ(r=-0.96±7. p=0. p=0.007) ve VKİ(r=017.68±6.37.41.007). p=0.46±8. 2009. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ağrının algılanması açısından cinsiyetler arasında fark olmadığını. gender.331).610.

Böylece. Bu sonuçtan yola çıkılarak psikoterapi gibi hasta – terapist etkileşiminin yoğun olduğu durumlarda ileri teknolojik arayüzlerin kullanımının henüz erken olacağını düşünmekteyiz. insanın belirlediği seçimlere göre tahminde bulunurken. Mustafa Melih Bilgi*'. insanla karşılaşmada geri bildirimden etkilenme. karar verme ve buna göre bir yanıtta bulunma diğer bilgisayara oranla daha yüksek oranda olacak şekilde anlamlı farklılık göstermektedir. . anlamlı olarak insana karşı yapılan seçimlerden (-0. Ali Saffet Gönül*'****' *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri AD **Erciyes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ***Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü ****ABD Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Davranış bilimlerinin ve Psikiyatri’nin temel ilgi alanlarından bir tanesi insanların çevreleri ile olan ilişkisidir. Bu bulgular insan davranışını makinelere göre. Pek çok psikiyatrik bozukluk insan ilişkilerindeki geri bildirimlerin yorumlanması ile ilişkili belirtiler göstermektedir(kişilik bozuklukları. makinelerin özellikle sonucun matematiksel olarak önceden tahmin edilemez durumlarda. bilgisayara karşı yapılan seçimlerde grup bozulma katsayısı (0. davranışlarını öngörememektedir. Değerler varyans analizi kullanılarak analiz edildi.008).3198). Gönüllüler 2 seçimli bir karar verme ödevini bir bilgisayar programında gerçekleştirdiler. uçakların yönetimi gibi arayüzler) etkili olmaya başlamıştır. bilgisayar ve insana karşı olmak üzere 2 ödevden ve her bir ödevdeki 500 diziden oluşmaktadır.38 p=0. başka bir deyişle önceki yapılan seçimler sonraki gelen seçimler üzerinde daha büyük ve daha uzun süren etkiyi ortaya koymaktadır. Alpaslan Yılmaz**'.83 df=1. sanrı gelişimi). Tartışma ve Sonuçlar: Sağlıklı bireyler. Bu çalışmada iki yanıt alternatifi olan bir oyun kullanılarak bireylerin insandan ve bilgisayardan gelen geri bildirimler ile uzun dönemli davranışların nasıl etkilendiği araştırıldı. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yarı yapılandırılmış bir görüşme ile değerlendirilen. psikiyatrik ve diğer dahili hastalığı olmayan 20-30 yaş arasında 39 kişi alındı. her 2 ödev de birbirinden bağımsız ve ilişkisiz karar dizilerinden oluşmasına rağmen. Verilerin analizi her bir kişi için “karşılıklı bilgi işlevi” ile “logaritmik azalma oranı” hesaplanarak gerçekleştirildi. Bulgular: Bu çalışmada. Onur Uğurlu***'. Bilgisayar yönetimli karar verme süreçleri (Navigasyon.Son yıllarda teknolojik gelişmelere paralel olarak davranışlarımıza geri bildirim aldığımız veya verdiğimiz canlı olmayan arayüzler ortaya çıkmıştır. “Karşılıklı bilgi işlevinin maximum gecikme değeri''. diğer insanların daha fazla değiştirdiğini göstermektedir.0554) daha büyük bulunmuştur(F=7. bir önceki tahminlerinin geribildirimden daha çok etkilenen bir strateji göstermektedirler.S 24 Geri Bildirimler Karar Vermeyi Nasıl Etkiliyor? Teknolojik Geri Bildiriminin İnsan Geri Bildirimi ile Karşılaştırılması Melis Atlamaz*'. İnsanlar. Bu ilişki karşılıklı geri bildirimler ile şekillenmektedir. insana karşı yapılan seçimlerde diğer gruba göre daha büyük bulunmuştur. Bunun nedeni insan-insan etkileşiminde rol oynayan empati gibi kabiliyetlerin kullanılamaması olabilir. bilgisayara göre yapılan tahminlerine göre. Program.

.7±1. Ancak eğiticiler eğitimde verim almak için öğrencilerin görüşünü göz önünde bulundururken. Sonuç: Psikiyatri stajer eğitiminde ilgiyi ve verimi artırma çabaları giderek önem kazanmaktadır. Bu çalışmada psikiyatri stajını bitirmiş öğrencilerin stajın hemen bütün safhaları hakkında düşüncelerini geri bildirimle bize aktarmalarını amaçladık. Bu öğrencilerin 114’ü kadın iken 94’ü erkekti ve ortalama yaşları 22. Murat Emül İstanbul Üniversitesi. en yüksek oranda eğitimcilerden saldırgan hasta karşısında neler yapabileceğinin öğretilmesini beklemekteydi (%89). Yüzde 50 -53 öğrenci psikiyatri sınavının yalnızca bilgiyi ölçtüğüne ve beceriyi ölçmediğine vurgu yapmıştı. psikoendokrinoloji gibi) seminer/araştırma projelerine katılmayı doğru bulmuştu. ekibimizin hazırladığı 31 sorudan oluşan. Öğrencilerin %78’i araştırma görevlisi ile ve %64’ü bir hocayla hasta takip etmek istediğini söylemişti. Yüzde 70 öğrenci standart hasta video kayıtlarını izlemek ve tartışmak istediklerini bildirmişti. %54 öğrenci daha önceki sınıflarda iken psikiyatri ile ilgili (nöroimmünoloji. psikiyatri stajına öğrencilerin bakışını araştıran bir anket verildi. psikiyatri stajını bitiren ve çalışmaya katılmayı kabul eden tıp öğrencilerin bilgilendirilmiş onamı alındıktan sonra. sosyo-demografik özellik anketinin ardından. Bu çalışma ülkemizde bu amaçla yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önemlidir. Yöntem: Bu çalışmaya fakültemizde okuyan. deneyimli bir klinisyen olarak da öğretilmesi gerekenler arasında dengeyi gözetmelidir. Yüzde 76 öğrenci psikiyatrik belirtilerin genel tıbbi durumlarda da görülebileceğine inandığı için eğitimde konsültasyon ve liyezona ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmişti. Bulgular: Çalışmaya 208 öğrenci katılmayı kabul etmiştir.02 idi. Ömer Faruk Demirel. nöroanatomi. İstanbul Amaç: Tıp fakültelerinde psikiyatri eğitimine az önem verilmiş ve müfredata çok iyi entegre edilmemiş gibidir. Ayrıca. Erhan Yüksek. Öğrenciler. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD.S 25 Psikiyatri Stajı Tamamlamış Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Staj Eğitimi Hakkındaki Görüşleri Mihriban DalkıranVarkal.

değiştirilebilecek veya geliştirilebilecek etmenlerin belirlenmesinin.05). Stres Temometresi. Bulguların istatiksel analizinde Student’s t. çalışma durumu bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. TSB gösteren ve göstermeyen gruplar arasında yaş ortalamaları benzer bulunmuştur. Büyümeyi etkileyen. Haldun Soygür Ersin Hatice Karslıoğlu Sedat Batmaz Ali Çayköylü *Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi **Serbest Hekim ***Ankara Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi ****Mersin Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Son yıllarda pek çok klinisyen ve bilim insanı. büyümenin stres düzeyi ile ilişkisini belirlemek.S 26 Bir Travma Modeli Olarak Meme Kanseri Hastalarında Travma Sonrası Büyüme Sibel Koçbıyık. Bulgular Örneklem grubunda %75. Hastalara Yapılandırılmış MINI Görüşme. TSB toplam puanı ve alt ölçekler yönünden stres termometresi. Büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. . Travma sonrası büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. her bir hasta için söz konusu olan terapötik süreçleri anlamaya yönelik olması ya da TSB’yi etkileyebilecek dinamik. travmaya ya da ağır bir hayat krizine bağlı. Bu bakış açısı altında. Fisher’in Kesin Sonuçlu KiKare testi kullanılmıştır. Travma sonrası büyüme olarak adlandırılan bu değişim. Tartışma ve Sonuç: TSB açısından travma yaşayan hastalarımıza koyduğumuz psikiyatrik tanıların ve hastalarımızda saptadığımız psikiyatrik belirtilerin şiddetinin TSB’yi doğrudan etkilemediği görülmektedir. Pearson’un Ki-Kare. travmatik olayların ardından gelişen patolojik tepkilerin yanı sıra olumlu değişimler de yaşanabileceği üzerinde durmuştur. Yöntem: Çalışma Ankara Dr. TSB ile gelecekte gerçekleştirilecek araştırmaların mesleğimizin geleneksel tanımlayıcı ya da kategorize edici dar sınırlarının ötesine geçerek. Mann Whitney U. travmaya maruz kalan bireylerin rehabilitasyonunda önemli olacağı düşünülmektedir. varolşuşsal etmenlerin derinlemesine araştırılmasını hedeflemesi daha yarar sağlayacak gibi görünmektedir. PCL-C ve depresyon düzeyleri yönünden anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0. Abdurahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi polikliniğine ayaktan başvuran 150 meme kanseri hastası ile yapılmıştır.3 oranında Travma Sonrası Büyüme saptanmıştır. bireyin kendine bakışında. bilişsel. hayat felsefesinde olumlu yönde değişiklik olması anlamına gelmektedir. Hamilton Depresyon Ölçeği Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol ListesiCivilian Versiyonu. Travma Sonrası Büyüme ölçeği Ölçeği uygulanmıştır. büyümenin TSSB ve Major Depresif Bozukluk gibi ruhsal bozukluklarla ve bu bozuklukları oluşturan belirtilerin şiddeti arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. öğrenim düzeyi. Kesitsel bir ön çalışma olan bu çalışmada. kişiler arasında ilişkilerinde. medeni durum. travma sonrası büyüme gösteren hastalarda büyümenin sosyo-demografik verilerle ilişkisini incelemek. meme kanseri bir travma modeli olarak ele alındığında.

ÖDÜLE ADAY SÖZEL BİLDİRİLER .

Hastaların meslek durumuna bakıldığında %55. işçi. 2006. hastane yatış sayısı. 48(2):195-9. 4-Amador XF. İçgörünün işlevsellik üzerine olan etkisini araştıran daha önceki çalışmaların sonuçları tutarsızlık göstermekte ve hastalık belirtilerinin etkisini gözden kaçırmaktadır (2. İşlevselliğin anlamlı yordayıcılarının negatif belirtiler. 1994. psikososyal rehabilitasyon programlarının önemli olduğu söylenebilir. Kaynaklar 1-Stefanopoulou E. 5-Lysaker PH. 2002. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (SUMD). yaş. 256(6):356-63. 1997. eğitim süresi. %60.3’ ün (s=26) bağımsız bir işte çalıştığı (öğrenci. %15. Pozitif ve Negatif Sendrom ölçeği (PANSS). Psikiyatri Kliniği Amaç: Şizofreni hastalarında işlevselliğin düzelmesi hastalar ve aileler için önemli bir tedavi alanıdır (1). Özlem Bora**. **İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi.6’si (s=103) erkek iken yaş ortalaması 36. PANSS toplam ve alt puanları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu. İçgörüsü bozulmuş grupta işlevsellik düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük olduğu saptandı. 3). İşlevselliğin yordayıcıları regresyon analizi ile araştırıldı. Psychiatr Q. içgörüsü bozulmuş grupta 86 kişi olduğu saptandı.2 idi. 3-Mutsatsa SH. Tartışma Ve Sonuç: Geçmiş araştırmalara benzer biçimde (4. J Nerv Ment Dis.4’ü kadın (s=67). Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 18-65 yaş arasında 170 şizofreni tanılı hasta alındı. memur).SÖ 01 Şizofreni Hastalarında İç Görünün Bireysel ve Sosyal Performans İle İlişkisi Dursun Hakan Delibaş*. serbest meslek. Arch Gen Psychiatry. hastalık süresi. şizofreni hastalarında işlevselliğin arttırılması için içgörü artırıcı girişimlerin. 80(3):155-65. Bulgular: Çalışmaya katılan 170 şizofreni tanılı hastanın %39. Bu çalışmada içgörünün ve alt boyutlarının hastalık belirtilerinden bağımsız olarak işlevsellik üzerine olan etkisininin araştırılması amaçlanmıştır. %16. Hastalar içgörüsü bozulmuş ve bozulmamış olarak iki grupta incelendiğinde içgörüsü bozulmamış grupta 84 kişi. % 5. .9’ un (s=95) işsiz.74 ± 11. Psikiyatri Kliniği. Kişisel ve Sosyal Performans Ölçeği (PSP) uygulandı. 190(3):142-6. 2-Dickerson FB. %6. Cinsiyet. 2009. tedaviye olan içgörü ve anhedoniye olan içgörü olduğu saptandı. 5) bizim çalışmamız da içgörü ile sosyal işlevsellik arasındaki ilişkiyi bir kez daha orta koymuştur.5’ in (s=11) yakınıyla çalışan.9’ u (s=10) emekli idi. Hastalar SUMD puanlarına göre içgörüsü olan ve olmayan iki gruba ayrılarak işlevsellik düzeyleri karşılaştırıldı. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci. Çalışmamızın sonucunda. Psychiatr Serv.5’ nin (s=28) evhanımı. Levent Mete** *Kars Devlet Hastanesi. Tüm olgularla DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID-I) ile görüşüldü. Almila Erol**. 51(10):826-36. Çalışmamızın önceki araştırmalardan üstünlüğü hastalık belirtilerinin işlevsellik üzerine olan etkisinin de göz önünde bulundurulmasıdır.

Çalışmamızda sağlıklı insanların MKE’nin mizaç bileşenlerinde aldıkları puanlarla. sol orta temporal girus hacimleri ile negatif ilişkili olduğu tespit edildi. Bu bulgular ışığında beynin belirli yapısal özelliklerinin mizacı belirlediği söylenebilir. düşünceleri değerlendiren limbik sistem alanlarıyla zarardan kaçınma puanları arasında bağlantı saptanmıştır. MKE ile yapılan çalışmalarda mizaç bileşenlerinin büyük oranda genetik geçişli olduğu. sol fusiform girus. hayat boyunca değişmediği tanımlanmıştır. sol orta temporal girus hacimleri negatif ilişkili bulundu. sağ süperiyor paryetal lobül. folliküler fazda olan 50 sağ elini kullanan kadın gönüllü alınmıştır. Beyinde davranışları.SÖ 02 Mizaç ve Karakter Envanteri İle Değerlendirilen Mizaç Bileşenlerinin Beyindeki Yapısal İzdüşümleri Mustafa Melih Bilgi*. Sebatkârlık puanlarıyla sağ parahippokampal girus hacmi pozitif ilişki gösterirken. . Sebatkârlık puanlarıyla anlamlı bağlantılı olan bölgeler ise beyinde yürütücü işlevlerin düzenlendiği frontal bölge hacimleri olarak tespit edilmiştir. sol mediyal frontal girus hacimleri ile ödül bağımlılığı puanları arasında negatif ilişki belirlendi. İstatiksel analizler yaş ve toplam beyin hacimleri karıştırıcı faktörler alınarak çoklu lineer regresyon algoritmasıyla gerçekleştirildi. Ali Saffet Gönül*. Gönüllülerin aynı gün içinde MKE doldurması ve beyin MR’larının çekilmesi sağlanmıştır. sol parahippokampal girus. Bulgular: Çalışmamızda mizaç bileşenleri puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı korelasyon bulunan gri madde hacimleri aşağıdaki gibidir: Zarardan kaçınma puanlarıyla sağ orta frontal girus.* *Ege Üniversitesi Psikiyatri AD **Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Cloninger tanımladığı psikobiyolojik kuram doğrultusunda kişiliği incelemek için Mizaç ve Karakter Envanterini (MKE) geliştirmiştir. sağ singulat girus pozitif ilişki gösterirken. Görüntülerin analizi SPM 8 Programı yardımıyla VBM-DARTEL metoduyla yapıldı. Tartışma ve Sonuçlar: Bu çalışmada sağlıklı kontrollerde mizaç bileşenleri puanları ile beyindeki bazı bölgelerin gri madde hacimleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ödül bağımlılığı puanlarıyla beyinde uyaranın tanımının ve değerlendirilmesinin yapıldığı paryetal lob ve insula hacimleri ilişkili çıkmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya tıbbi öykü ve SCID ile değerlendirilmiş. Sol insula. Fatma Şimşek*. çeşitli beyin bölgelerinin gri madde hacimleriyle olası ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. ruhsal ve tıbbi hastalığı olmayan. Şebnem Tunay*. sağ inferior frontal girus. sağ frontal girus. sol prekuneus hacimleri arasında pozitif ilişki saptandı. Ödül bağımlılığı puanlarıyla bilateral paryetal postsentral girus. sağ orta temporal girus. Ayrıca mizaç bileşenlerinde alınan puanların çeşitli nörotransmitter sistemleriyle ilişkili olduğu iddia edilmiştir.

DTG verileri FSL (FMRIB's Software Library) program paketinin bir parçası olan FMRIB’s (Oxford Centre for Functional MRI of the Brain) Diffusion Toolbox yazılımı ile analiz edilmiştir. AB grup ile kontrol grubu karşılaştırıldığında AB grupta 4 farklı BC kümesinde anlamlı Fraksiyonel anizotropi (FA) düşüklüğü saptanmıştır. Kontrol grubu yaş ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 16 erkek gönüllüden oluşturulmuştur. Aynı zaman da BC bütünlüğü ile Iowa Kumar Testi (IKT) sonuçlarının arasındaki ilişki de araştırılmıştır. p=0.006. p=0. . Ali Kuserli***. küme 2 için r=0. Şeref Gülseren* * İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği **İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği *** Yüksekova Devlet Hastanesi **** Torbalı Devlet Hastanesi Amaç: Son yıllarda Diffüzyon Tensor Görüntüleme (DTG) çeşitli psikiyatrik hastalıklardaki beyaz cevher (BC) bütünlüğünün değerlendirilmesinde artan sıklıkta kullanılmaktadır. p=0. p=0. Fazıl Gelal**.356) ancak kontrol grubunun AB grubuna göre anlamlı olarak daha fazla avantajlı kart çektiği saptanmıştır (F=3. AB grupta kontrol grubuna göre anlamlı fark saptanan kümelerin FA değerleri ile IKT skorları arasında anlamlı bağıntı saptanmıştır (küme 1 için r=0. Ercan Durmaz*. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan hastalara ve kontrol grubuna KV için IKT uygulanmıştır. Kontrol grubunun anlamlı olarak FA düşüklüğü gösterdiği herhangi bir BC kümesi saptanmamıştır.513. görüntüleme ve IKT öncesinde en az 2 haftadır alkol kullanımı olmayan 17 erkek hasta alınmıştır. Karar-verme (KV) kavramı ile bağımlılığın tanımı içinde yer alan ‘olumsuz sonuçlarına rağmen madde kullanımının devam etmesi’ arasındaki benzerlik nedeniyle bağımlılarda KV davranışı birçok çalışmada araştırılmıştır.002). p= 0.444.014).SÖ 03 Alkol Bağımlılarında Diffüzyon Tensor Görüntüleme ve Karar-Verme Nabi Zorlu*. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya DSM-IV tanı ölçütlerine göre AB tanısı almış. Bulgular: IKT sonuçlarının değerlendirilmesi sonucunda çalışmaya alınan tüm örneklemin kart çektikçe avantajlı destelere yönelmedikleri (F= 1. küme 4 için r=0. AB hastalarda sağlıklı kontrollere göre BC'de yaygın FA düşüklüğü saptanmış ve FA değerleri ile IKT skorları arasında da anlamlı bağıntı saptanmıştır. Ebuzer Cenik****. küme 3 için r=0.108. Tartışma ve Sonuçlar: Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız literatürde AB hastalarda TBSS analizi kullanılarak KV süreci ile BC bütünlüğü arasındaki ilişkinin araştırıldığı ilk çalışmadır.247. Bu çalışmada faklı bir analiz tekniği olan Tract Based Spatial Statistics (TBSS) yöntemi kullanılarak alkol bağımlıları (AB) ve sağlıklı kontrollerin BC değişiklikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır.026. Hastalar ve kontrol grubuna SCID-I uygulandı.011. p= 0.386.435.

Ortalama izlem süresi 2.31 (SD±2. İzlemsel olarak yapılan nöropsikolojik değerlendirmeler belleği. nöropsikoloji. 1. 3. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları ilk değerlendirmede 36. İlk değerlendirme grubunda monoterapi süresi ortalama 10. Literatürde böyle bir çalışmaya rastlanmamıştır. Ancak araştırmalardaki ortak yargı izlem çalışmalarına ihtiyaç olduğu yönündedir. valproik asit veya atipik antipsikotik tedavisi alan 17-68 yaşları arasındaki toplam 30 ötimik hasta oluşturmaktadır.43).53 (SD±11.03)] anlamlı fark bulunmuştur.52) (p 0. Bu bulgular. Amaç: Bipolar bozukluğu olan hastalarda bilişsel işlev bozukluklarının var olduğu bildirilmektedir.58)’dir. YMRS puanları 1. Tartışma: Monoterapi ile izlemde olan ötimik dönemdeki bipolar bozukluğu olan hastaların bilişsel işlevlerinde süreç içerisinde belirgin bir değişiklik olmamaktadır.E. Yöntem: Çalışmanın örneklemini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I veya II tanısı ile izlenen. izlemsel desenle monoterapi ile takipte olan ötimik durumdaki hastaların bilişsel işlevlerinin lityum.93 (SD±3. lityum.6 (SD±12. en az bir aydır remisyonda olan. görsel uzaysal becerileri ve yürütücü işlevleri kapsamaktadır.31 (SD±3.56+30. Bu çalışmanın amacı. dikkati.99) yıldır.SÖ 04 Bipolar Bozukluğu Olan Lityum. Risperidon. Bilişsel işlevlerde ilk değerlendirme ve izlem sonuçlarında yürütücü işlevlerden tepki ketleme ve kategori değiştirme becerilerinde[İz Sürme Testi-B süre puanı(81. Ketiapin.25 (SD±18. psikomotor hızı. Aripiprazol) Monoterapisi ile İzlemde Olan Ötimik Dönemdeki Hastaların Bilişsel İşlevlerinin Değerlendirilmesi: Bir İzlem Çalışması Vesile Şentürk Cankorur (1) .05 (SD± 51.17). monoterapi. Son dönemde araştırmalar bilişsel işlev bozukluklarının türü ve olası nedenleri üzerine odaklanmış ve farklı bulgular bildirilmiştir. iyi seyirli bipolar bozuklukta bilişsel işlevlerin görece korunduğu şeklinde yorumlanmıştır. izlemde 38. ötimi. Bu çalışma bipolar bozukluğu bulunan ötimik dönemdeki hastaların bilişsel işlevlerini uzun bir izlem sürecinde her üç farmakoterapi grubunu kapsayarak değerlendiren ilk çalışmadır. HAM-D puanları 3.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir.4 (SD±3.33 ve 69. Ortalama eğitim seviyesi 12.93) ay iken izlem grubunda bu süre 56.03)’dir (sırasıyla ilk değerlendirme ve izlem).6 (SD±2.44+26.01) aydır. boylamsaldesen .37).Hilal Demirel(2).67). valproik asit ve atipik antipsikotik tedavi gruplarında incelenmesidir. Bu durum. Valproik Asit veya Atipik Antipsikotik (Olanzapin.53 (SD±1. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk.9) yıldır. bipolar bozukluğun bir spektrum içinde değerlendirilebileceğini ve bu spekturuma bağlı olarak da klinik seyrin ve bilişsel işlevlerin değişebileceğini düşündürtmektedir.

Metod: Katılımcılar klinik görüşme ve Wender Utah DEHB değerlendirme ölçeği uygulanması sonrası DEHB+ASKB.553). Korku ve üzgün yüz gibi stres ifade eden yüz ifadelerini tanımanın antisosyal davranışı söndürmede önemli bir rolü olduğu bulunmuştur. üzgün (p=0. Yüz ifadesinden duyguları tanıma normal sosyalleşme ve kişiler arası iletişim için olmazsa olmazdır. **** İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Bu çalışmada DEHB olanlarda impulsiviteve hiperaktivitenin ön planda olduğu antisosyal semptomlar daha baskındı ve DEHBASKB. şaşkın (p=0.498). Tartışma: DEHB çocukluk çağında başlayıp erişkinlik döneminde %25-68 oranında ASKB olarak sürebilmektedir. korkmuş (p=0.535). Murat Emül****. şaşırmış.001 ve 0. iğrenmiş (p=0. kızgın. kızgın (p=0. Her iki grup da hastalardan nötral (p=0. korkmuş.SÖ 05 Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB ) Olan ve Olmayan Antisosyal kişilik bozukluğu( ASKB) Olgularında Yüz İfadesinden Duygu Tanıma Erman Bagcioglu*. ASKB ve sağlıklı grup olarak üçe ayrılmıştır. ASKB ve sağlıklılar arasında yüz ifadesinden duygu tanıma oranları benzerdi. Bulgular: Çalışmada 34 ASKB+DEHB. *Afyonkocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Çalışmalarda bu iki özelliğin ön planda olduğu DEHB olgularının sosyal ilişkilere daha sık girdiği.04). erişkinde sıklıkla tutuklanma. 21 ASKB. Adli Tıp Kurumu . üzgün (p=0. korku (p=0.02 ve 0. Antisosyal davranışlar ve agresyonun.029).045) yüz ifadesini sağlıklı gruba oranla daha uzun sürede tanımıştı. başkalarından gelen ipuçlarına çok erkenden dikkat etmeye başlayarak sosyal durumlardaki güçsüzlüklerini kompanse edebildikleri düşünülmektedir. ***TC Adalet Bakanlığı.004) yüz ifadeleri ise yalnızca ASKB-DEHB olan grupta sağlıklılardan daha uzun iken hasta grupları kendi içinde anlamlı bir fark göstermemiştir. . Psikiyatri AD Amaç: Bir süreklilik arz eden dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB). iğrenmiş olmak üzere toplum tarafından sıklıkla kabul görmüş 7 yüz duygu ifadesinin bulunduğu A4 kartlara siyah beyaz olarak bastırılmış fotoğraflar kullanılmıştır.012). yargılanma ve antisosyal davranışlar gibi sıklıkla ciddi yaşam sonuçları olabilmektedir. üzgün.731). Esat Şahin***. Şaşkın (p=0. mutlu (p=0. Hasmet Işıklı*. Bu çalışmada DEHB olan ve antisosyal eylemlerde bulunan bireylerin yüz ifadesinden duygu tanıma özellikleri araştırılmıştır.002) ve mutlu (p=0. Eyüp Kandemir***. **Serbest.158).998). Ekman ve Friesen tarafından hazırlanan ve mutlu. Fotoğraflardaki duygu ifadelerini 45 cm mesafeden doğru şekilde ve en kısa sürede tanımaları istenmiştir. Üç grup arasında yüz ifadelerini doğru tanıma açısından anlamlı bir fark saptanmadı: nötral (p=0. DEHB olgularının dikkat eksikliği tipinde affekti tanımanın daha zor olduğu üzerinde durulmaktadır. öteki insanların sergilediği sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirmenin bir sonucu olabileceği düşündürmektedir. iğrenme (p=0.301). 39 kontrol grubu alınmıştır.

Tartışma: Sonuçlar ASKB olgularının kontrol grubuna göre hem nöronal bütünlük hem de membran dönüşümü ve metabolizma açısından farklılıklar gösterdiğini düşündürmektedir. . M. Bu çalışmada bu boşluk doldurulmaya çalışılmaktadır. ASRS toplam ve PCL-R toplam puanları bilateral ACC Cho/Cre.yetişkin DEHB belirtilerinin.Güner Sönmez*****.001). Adult ADHD Self Rating Scale (ASRS). Kocaeli. Yöntem: Örneklem 23 erkek ASKB olgusunu ve 21 yaş ve cinsiyet açısından benzer kontrol olgusunu içermektedir. **** Aksaz Asker Hastanesi Radyoloji Servisi. Özgür Öner**. ASKB’nun nörobiyolojisinde önemli yer tutabileceği. Aynı bölgelerdeki ölçümler ile WKET Tamamlanan Kategori puanı ise doğru orantılıdır. Sonuçlar: ASKB grubu hem PCL-R hem de DEHB değerlendirmelerinde anlamlı olarak yüksek ve puanlar almıştır (p<. Ali Kemal Sivrioğlu****. Tüm olgular PCL-R. Ayhan Algül*. Ankara. psikopatinin şiddetini gösteren Psychopathy Checklist-Revised (PCL-R) toplam puanı ile ters korelasyon gösterdiği tarafımızdan gösetrilmişti. Manyetik rezonans spektroskopi ile bilateral ACC. Bu bulgular. Grupların karşılaştırılmasının yanı sıra. Yetişkin DEHB belirtilerinin şiddeti artıkça ACC ve VMPFC Cho/Cre değerleri düşmektedir. 2-psikopati ile VMPFC nöronal bütünlüğünün daha özgül bir ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir. *** Gölcük Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniği. ***** GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Radyoloji Servisi. gerekse yapısal beyin görüntüleme çalışmalarında. Mesut Çetin*. Hakan Mutlu***** * Haydarpaşa GATA Psikiyatri AD. Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) de yürütücü işlevlerin değerlendirilmesi amacıyla uygulanmıştır. ve ventromedial prefrontal korteks (VMPFC) NAA/Cre ve Kolin (Cho) /Cre oranları hesaplanmıştır. Öte yandan. WKET performansı ise bu grupta düşüktür (p<. Bilateral VMPFC NAA/Cre değeri ise psikopatinin şiddeti ile ilişkilidir. klinik ve nöropsikolojik değerlendirmelerle MRS değerlerinin ilişkisi incelenmiştir.SÖ 06 Antisosyal Kişilik Bozukluğu’nda Manyetik Rezonans Spektroskopi Değerlendirmesinde Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtilerinin Etkisi Cengiz Başoğlu*. İstanbul . bilateral DLPFC NAA/Cre ve Cho/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri anlamlı olarak daha düşüktür (tüm karşılaştırmalar için en azından p<. ** Sami Ulus Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Kliniği. WUDÖ. dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC). psikopati ile olan ilişkisi de göz önüne alınarak. Alpay Ateş*. ASKB olan olgularda sıklıkla bulunan yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) bulgularının etkileri incelenmemiştir.02). Ancak. ASKB olgularının bilateral ACC Cho/Cre. sağ DLPFC NAA/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri ile ters orantılıdır. Ankara Amaç: Antisosyal kişilik bozukluğu (ASKB) ve ilişkili ancak farklı bir durum olan psikopatide beyin manyetik rezonans spektroskopi çalışmaları kısıtlıdır. Bilateral VMPFC NAA/Cre değerleri ise sadece psikopatinin şiddeti ile ilişklidir. ve Wender Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ) ile değerlendirilmiştir.001). 1. ASKB olgularında bilateral VMPFC NAA/Cre daha yüksek bulunmuştur. Servet Ebrinç*. Onat Yılmaz***. Şimdiye kadar bu konuda gerçekleştirilen çok az sayıda çalışmada anterior singulat korteks (ACC) N-asetil aspartat (NAA)/ Kreatinin (Cr) oranının. şu ana kadar yapılan gerek işlevsel.

İ. yaşamboyu Major depresif bozukluk ve bipolar bozukluk eştanıları daha yüksekti. Ardından DEHB eştanısını değerlendirmek için hastalara K-SADS-PL (Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Age Children—Present and Lifetime Version) DEHB modulü uygulanmıştır. 1 hastada hiperaktif/ impulsif tip ve 5 hastada ise BTA DEHB almaktaydı. SYÖ iş. 74 hastada dikkat eksikliği baskın tip. Hastalara LSAÖ (Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği). sosyal yaşam ve ev skorları artması.3) yaşamboyu DEHB eştanı ktiterlerini karşılamıştır.). işlevsellik düşmekte ve klinik seyir etkilenmektedir. ilk başvuru yaşı. Yaşamboyu DEHB varlığında SAB şiddeti artmakta. IGD şimdi ve geçen yıl skor düşmesi ilişkili bulunmuştur.DEHB grubunun yaş. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı düşmesi. DEHB varlığı ve hipomanik switch arasında bir ilişki olabilir. IGD şimdi ve geçen yıl skor ortalamaları daha düşüktü. Bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. İşlevselliğin Genel Değerlendirilmesi ( IGD ) . sosyal yaşam ve ev skorları daha yüksek. Erhan Ertekin. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi Psikiyatri Kliniği Sosyal Anksiyete bozukluğu (SAB) hastalarında yüksek oranlarda eştanı varlığı bildirilmesine rağmen bu çalışmalarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ( DEHB ) eştanısına bakılmamıştır.SÖ 07 Sosyal Anksiyete Bozukluğu Hastalarında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Eştanısının Sıklığı. kaçınma.DEHB grubunun LSAÖ kaygı. Sheehan Yetiyitimi Ölçeği ( SYÖ) uygulanmıştır. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB varlığı ile yaş. kaçınma. Oysa yapılan prospektif çalışmalarda DEHB’ nin sıklıkla erişkinliktede devam ettiği görülmüştür. ilk başvuru yaşı. Yaşamboyu DEHB eştanısı alan 89 hasta ile ( SAB. LSAÖ kaygı. .DEHB grubu). Klinik Özellikleri ve İlişkili Değişkenler : Ahmet Koyuncu. Çağrı Yüksel. Zerrin Binbay Bahat Sağlık Grubu. Çalışmaya primer tanısı SAB olan. 130 hasta ardışık olarak alınmış ve DSM-IV (SCID-I) uygulanmıştır. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı SAB grubundan daha düşüktü. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. Bunlara ek olarak yaşamboyu DEHB ile ilişkili değişkenler logistik regresyon ile değerlendirilmiştir. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB eştanısı yüksek oranlardadır ( özellikle dikkat eksikliği baskın tip). Ü. antidepresana bağlı hipomani öyküsü. Bunun nedeni ise uzun dönem boyunca DEHB’ nin bir çocukluk dönemi hastalığı olarak görülmesi olabilir. suisid girişimi. depresyonda atipik özellik. Bunlara ek olarak SAB. BDÖ. BDÖ (Beck Depresyon Ölçeği). SYÖ iş. 14 hastada bileşik tip. yaşam boyu DEHB eştanısı olmayan 36 hasta ( SAB grubu) sosyodemografik ve klinik özellikler ve eştanı oranları açısından karşılaştırılmıştır ( BTA DEHB hastaları karşılaştırmaya alınmamıştır. SAB. BDÖ. Toplam 94 hasta ( % 72.

Fluoksetinin travmatik stresteki etkinliğinin öğrenme işlevlerinde önemli rol oynayan muskarinik reseptörler aracılığıyla gerçekleşebileceğini bildiren son dönemlerde yayınlanmış bir çalışma mevcuttur(2).30(7):2741-54 . Sıçanlar dekapitasyonla öldürüldükten sonra beyinleri Paxinos-Watson Sıçan Beyin Atlası’ndaki koordinatlara göre amigdala. 2010. D-sikloserin NMetil-D-Aspartat reseptörünün glisin bağlanma bölgesinin parsiyel agonistidir. Behav Brain Res. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik AD. Ganasen KA. Cem Cerit****. Ipser JC. sönme uygulamasına D-sikloserin eklendiğinde daha hızlı biçimde azaldığı. Bu durum araştırmacıların ilgisini öğrenmeyi güçlendirebilecek ajanlara ve ilgili beyin mekanizmalarına yöneltmiştir. Sonuç: Kaçınma ve risk değerlendirme davranışlarının.232(1):124-9. Bu çalışmada kedi kokusu modelinde D-sikloserin’in kronik uygulamada farklı sürelerde korku sönmesi üzerine olan etkinliği ve NRζ1 tipi NMDA reseptör ekspresyonları üzerinde oluşturduğu değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Structural determinants of D-cycloserine efficacy at the NR1/NR2C NMDA receptors. hipokampüs ve frontal korteks bölümlerine ayrılmıştır. Psychiatr Clin North Am. Zafer Gören***. Burger PB.33:687-99. Wistar suşu sıçanlarda habitüasyon sonrası kedi tüyü kokusu modeliyle travmatik stres oluşturulmuştur. 2. Psikiyatri. Aynı deney ortamında sönme alıştırmasıyla birlikte 2 gruba sırasıyla 3 ve 5 gün günde bir kez 15 mg/kg D-sikloserin uygulanmıştır. amigdala ve prefrontal korteksin her üçünde de değiştirdiği izlenmiştir. Kaynaklar: 1. Aslı Aykaç**. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Farmakoloji AD. sadece travmatik stres oluşturulmuş sıçanlar ve tedavi olarak 3 gün sadece sönme alıştırması uygulanan sıçanlarla karşılaştırılmıştır. Mecit Çalışkan* * Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Aykaç A. Beynin farklı bölgelerindeki protein ekspresyonları. Yadav R. Geballe MT. Etki mekanizması tam olarak bilinmese de NR1 altünitesi üzerinden etkili olduğunu ve bu etkinliğin NR2 aracılığıyla düzenlendiğini bildiren bir çalışma mevcuttur (3). NRζ1 reseptör alt tiplerine özgün antikorlar kullanılarak Western Blot Tekniği ile belirlenmiştir. Kocaeli Amaç: Son dönemlerde korku cevaplarının sönmesini hedef alan araştırmalar bazı farmakoterapötik ajanların bilişsel davranışçı terapiyi kolaylaştırıp kolaylaştıramayacağı sorusunu gündeme getirmiştir (1). Cabadak H.D-sikloserinin TSSB’deki etkinliği ve nörobiyolojik etki mekanizmalarıyla ilişkili yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. 3. The change in muscarinic receptor subtypes in different brain regions of rats treated with fluoxetine or propranolol in a model of post-traumatic stress disorder. Le P et al. D-sikloserin uygulamasının NR1 ekspresyonlarını hipokampüs. koşullu uyaranla temasın ise arttığı gözlemlenmiştir. Aydın B. Hülya Cabadak**. Yöntem: Çalışmada. Stein DJ. Gören MZ. J Neurosci. 2010. Prakash A. Augmentation of Cognitive Behavioral Therapy with Pharmacotherapy.SÖ 08 Saldırgan Hayvan Kokusu ile Oluşturulmuş Travmatik Stres Modelinde D-Sikloserinin Korku Sönmesi ve NRζ1tipi NMDA Reseptör Ekspresyonu Üzerine Etkisi: Gökçe Elif Sarıdoğan*. 2012 . Bu gruplar hiç travma oluşturulmamış sıçanlar. İstanbul **** Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Dravid SM.

OG'da NKCC artışı azalmış hücresel immüniteye karşı bir kompansasyon nedeniyle olabilir. Yöntem ve Gereçler: Olgu grubunu(OG). Osman Abalı*.Ancak ergenlerde cinsel istismar(Cİ) sonrası immünolojik değişikliklerin araştırıldığı bir literatüre rastlanmamıştır.010).TSSB. Bulgular: Geçirilmiş TSSB(TSSB-G)tanılı(n=6)ve Şimdi TSSB(TSSB-Ş) tanılı olgu grubundaki ergenlerde (n:33) kontrol grubuna(n:10) göre eozonofil sayısı anlamlı şekilde yüksek(p:0. Nilgün Okumuş Akdeniz**. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. afektif/psikotik bozukluğu olmayan 10 ergen oluşturmuştur.013)ile oranı(p:0.psorizis.Tekrarlayan cinsel istismara(TCİ) maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) aktif T Hücreyi gösteren CD3+DR+T Lenfosit sayısında (p:0.Bu çalışmada Cİ mağduru ergenlerde ruhsal travmanın biyolojik sonuçları değerlendirilecektir.MDB. uyarılmış IFN-gamma seviyesi KG'ye göre anlamlı şekilde düşük saptanmıştır(p:0.Rutin kan tetkiki örneklemi kullanılarak.uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0.Olgu ve kontrol grubu KSADS-PL kullanılarak şimdiki ve geçirilmiş psikiyatrik hastalıkları değerlendirilmiştir.DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı alan ve herhangi bir tedavi almamış 13-18 yaş arası 33 olgu oluşturmuştur. Günnur Deniz** * İstanbul Üniversitesi.OG'da eozonofil sayısında artış ise. cinsel istismara(Cİ) uğrama nedeniyle adli makamlarca polikliniğimize yönlendirilen.Cİ'ye bağlı(ergenlerde)immünolojik denge bozulmuştur. İmmünoloji Anabilim Dalı.Kontrol grubunu(KG).037) saptanmıştır.DETAE immünoloji laboratuvarında periferik mononükleer hücre sayısı ve oranları. CD4+TH2 sitokinlerindeki artışın alerji. uyarılmış hücre içi sitokin seviyesi ve NK hücresi Sitotoksik aktivitesi(NKCC) değerlendirilmiştir.017)düşüklük saptanmıştır.TH1 alt tipinde ve immünregülatör etkili CD56+NK hücre alt tipinde azalmayı ve hücresel immünitede bir baskılanmayı düşündürtmüştür.030)çıkmıştır.027).04) ve T Lenfosit (p:0.OG'da olayın şiddeti arttıkça(tekrarlama penetrasyon-Fİ)kazanılmış immünitede baskılanma belirginleşmiştir.Total Lenfosit(p:0.025)yüzdesi KG'ye göre artmışken. Deneysel Tıp Arastırma Enstitüsü (DETAE).TCİ maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) CD3+DR+ T Lenfosit sayısı cinsel istismarı tekrarlamayan TSSB-Ş tanılı olgulara(n:8)göre düşük(p:0.SLE gibi hastalıklarda etkili olduğu bilinmektedir.Cİ'ye ek olarak fiziksel istismarada(Fİ) uğrayan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:11).05) sayısı Fİ'ye uğramamış TSSB-Ş tanılı olgulara(n:15)göre düşük saptanmıştır. istismara uğramamış.CD4+T Helper. .Romatoid artrit ve Multible Skleroz gibi kronik hastalıklarda belirlenen immünolojik değişikliklerle TSSB geliştiren erişkinlerdeki immünolojik değişiklikler benzer bulunmuştur.hücresel immünitede önemli rolü olan ve antiviral etkili IFN-gamma düşüklüğü. Tartışma: Olgu grubunda.TSSB-Ş tanılı olgularda(n:26) penetrasyona maruz kalanlarda(n:18).gamma seviyeleri ise anlamlı şekilde düşük(p:0.IL-5 salgılayan CD4+TH2 hücre alt tipinde ve NK2 hücre alt tipinde artış olduğunu düşündürtmüştür.uyarılmış IFN.046).024) KG'na göre anlamlı şekilde düşüklük saptanmıştır. İstanbul Bu proje İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Tarafından Desteklenmiştir.B Lenfosit(p:0. İstanbul Tıp Fakültesi.SÖ 09 Ergenlerde (13-18 yaş) Cinsel İstismar Sonrası İmmün Sistem Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Hamza Ayaydın*.DKB) yanında son zamanlarda travmanın biyolojik etkileride araştırılmaya başlanmış ve akut/kronik stres döneminde immünolojik değişikliklerin olduğu gösterilmiştir. Proje No: 16431 Amaç: Travma ve sonrasında gelişen bir çok psikiyatrik hastalığın (örn. MDB-Ş tanısının eşlik etmediği TSSB-Ş tanılı olgularda(n:6)eozonofil sayısı(p:0. kalmayanlara göre(n:8) eozonofil yüzdesi (p:0.009)ve NKCC(p:0.046)yüksek çıkmıştır.benzer sosyoekonomik düzeyde olan. İstanbul ** İstanbul Üniversitesi.Fiziksel istismara uğramamış TSSB-Ş tanılı olgularda(n:15).05) ve uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0.

99:413–429. Shapiro AD (2004) Social well-being in the United States: a descriptive epidemiology. Correctional Officers. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Faktör analizi yapılmış. Türk Psikiyatri Dergisi. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. Durak M. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Bireysel-ruhsal iyi olma hali ile sosyal iyi olma halinin kesişim alanı büyük olsa da. Eker D. Arkar H. Ölçeğin bu son haliyle dört faktörlü yapının varyansın % 48. Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Nail Dertli**.7 (23): 4– 18. Geçerlik ve Güvenirliği. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki 415 gönüllü erişkinde uygulanmıştır. Sıla Yüce*.78 olarak bulunmuştur. Sosyal iyi olma hali üzerine özgün bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Social Indicators Research. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 43 maddelik son hali verilmiştir. Mehmet Çolak****. Social Psychology Quarterly. (1989) UCLA yalnızlık ölçeğinin geçerlik ve güvenirliği. sosyal iyi olma halini ve dolayısıyla toplum ruh sağlığı düzeyini ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Kaynaklar Demir A. 61(2): 121-140. “Sosyal iyi olma hali” kavramı ile birey ve içinde yaşadığı toplumun karşılıklı bir bütün olarak sağlıklı yaşamasının tanımı kapsamlı olarak yapılmaya çalışılmıştır. Türk Psikoloji Dergisi. Tartışma ve Sonuçlar: Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. Duru Gündoğar***. 12(1): 17-25. and Elderly Adults. Keyes CLM (1998) Social well-being. Senol-Durak E. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0.95 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 171 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0. Keyes CLM. Fatma Yıldırım**. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 171 kişide ikinci kez uygulanmıştır. . Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı.SÖ 10 Sosyal İyi Olma Hali Ölçeğinin Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması İnci Özgür İlhan*. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 73 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. toplum ruh sağlığı söz konusu olduğunda bireysel-ruhsal iyi olma hali tanımı yetersiz kalmaktadır.1’ini açıkladığı görülmüştür.

Murray CJL.. Lopez AD. 1996. Merikangas KR.001. 287 mm3) ve sağlıklı kardeşlerinde (t= 4.**** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Van Erciş Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Birimi ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD.001. Tartışma ve Sonuç : Bu çalışmanın sonuçları ventral limbik yolağın bir parçası olan orbitofrontal korteksteki hacim azalmasının Bipolar bozuklukta kalıtsallıkla ilişkili olabileceği diğer taraftan bozulmuş ventral-limbik sistem etkilerini düzenleyen kortikal-kognitif yolağın bir parçası olan dorsolateral prefrontal korteks hacmindeki artışın ise hastalıktan koruyucu bir nöral marker olabileceğini ileri sürmektedir. Lifetime and 12month prevalence of bipolar spectrum disorder in the National Comorbidity Survey replication. p < 0. Arch Gen Psychiatry. Distributed by Harvard University Press.28. 2007. Georgia. Yöntem ve Gereçler: 28 ötimik Bipolar tip 1 bozukluklu Hasta.001.001. 2.36.13. 252 mm3) daha fazla olduğu gösterildi. .001. Sonuçlar: Gri madde analizlerinde Bipolar Bozukluklu bireyler (t=5. İkincil analizlerde sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bipolar bozukluklu bireyler (t=4. p < 0. Mehmet Çağdaş Eker*. 591 mm3) sağ serebellumda hacim kaybı ve Bipolar bozukluklu bireylerde sol presantral girusta hacimkaybı (t= 3. p < 0.SÖ 11 Bipolar Bozukluklukta Beyinde Hastalıktan Koruyucu ve Hastalık Açısından Riskli Bölgeler: Bipolar Tip 1 Bozukluklu Bireyler. World Bank.61. Mustafa Melih Bilgi*. AD Amaç: Bipolar bozuklukta hastalıktan koruyucu ve hastalıkla ilişkili yapısal endofenotipleri belirleme. Harvard School of Public Health.39. p < 0. Sağlıklı Kardeşleri ve Sağlıklı Kontrol Grubunun Karşılaştırıldığı Voksel Tabanlı Bir Magnetik Rezonans Görüntüleme Çalışması Fatma Şimşek*. 140 mm3) olduğu belirlendi..64:543-52. The global burden of disease : a comprehensive assessment of mortality and disability from diseases.08. Greenberg PE. Hirschfeld RM. Cambridge. Elde edilen T1 görüntülerinden voksel tabanlı ölçümlerde gri madde hacim farklılıklarını belirleyebilmek için SPM-8 ( Statistical Parametric Mapping) kullanılmıştır. Nöroradyoloji Birimi ****Mercer Üniversitesi. 516 mm3) ve bunların sağlıklı kardeşlerinin (t=4. p < 0. and risk factors in 1990 and projected to 2020. Ömer Kitiş***.001. Ali Saffet Gönül*. Angst J. et al. 99 mm3) sol orbitofrontal korteks hacimlerinin sağlıklı kontrollerden daha küçük olduğu diğer taraftan ise sağlıklı kardeşlerin sol dorsolateral prefrontal korteks hacimlerinin bipolar bozukluklu bireyler (t= 4. 368 mm3) ve sağlıklı kontrol grubundan (t=4. Cem Çınar*.001. p < 0. Akiskal HS. Petukhova M. World Health Organization. p < 0. injuries. 1. MA: Published by the Harvard School of Public Health on behalf of the World Health Organization and the World Bank . bu hastaların sağlıklı kardeşleri ve 30 sağlıklı kontrol grubu bireyin 3 Tesla Magnetik Rezonas (MR) Cihazı ile yapısal beyin görüntüleri elde edilmiştir. Serhan Işıklı**.23. Pskiyatri ve Kognitif Bilimler Anablim Dalı.

depresif grupların sadece duyguları inkâr alt ölçeğinde birbirlerinden istatistiksel olarak anlamlı şekilde ayırt edilebildiği görüldü. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edildi. B. Bulgular: Duygusal şemaları yönünden incelendiğinde. Tartışma ve Sonuçlar: Unipolar ve bipolar depresyon arasında üst bilişler ve duygusal şemaları kıyaslayan herhangi bir yayın yoktur. 4Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. grupların ayırt edilmesinde kullanılmak üzere ÜBÖ-30 ve LDŞSF uygulandı. 70 bipolar depresyon hastası ve 70 sağlıklı kişiden oluşan gönüllü grupları araştırmaya dahil edildi. duyguları inkâr alt ölçeğinde unipolar depresif grubun daha yüksek puan alıyor olması. Depresif belirtilerin şiddetini saptamak amacıyla BDÖ ve MADDÖ. Metakognitif modelin depresyonda ruminasyonlara daha fazla vurgu yapıyor olması ve karşılaştırılan gruplar arasında bu yönden bir fark olmamasına da dolaylı yönden işaret ediyor olabilir. Terapötik müdahale yöntemlerinin uygulanmasında bilişsel yapı farklılıkları önem kazanmakta ve gündeme alınacak konuların tespitinde devreye girebilmektedir. Bu nedenle sonraki çalışmalarda depresyona özgü üst bilişleri taramaya odaklanan ölçeklerin kullanılması yol gösterici olacaktır. Bipolar depresyon için giderek daha fazla psikososyal tedavi girişimlerine yer verilmektedir. Semra Ulusoy Kaymak2. ölçek maddelerinde görüldüğü üzere kişinin duygulara atfettiği önem ve bu duyguları inkâr ederek onlardan uzak durma isteğinin bipolar hastalarda kendini iyi gösterme çabasının yansıması olabileceğini düşündürmektedir. WHIPLASHED Kısaltması ve DBÖ ile tarama sonrasında bipolarite düşünülenler ve YMDÖ puanları ile karma dönem düşünülenler çalışmadan dışlandı. Duygusal şemalar açısından. 2A. kullanılan ölçeğin anksiyete bozuklukları açısından daha kullanışlı olabilmesi ile de açıklanabilir. 5Y. Hastalarla MINI tanısal görüşmesi yapıldı. Y. Üst bilişler yönünden incelendiğinde. her iki durumda benzer üst bilişsel süreçlerin işlediğini gösteriyor olabileceği gibi. En az bir aile üyesi ile görüşme. Üst bilişler açısından gruplar arasında bir fark tespit edilmemesi. Dış kapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Unipolar ve bipolar depresyonun ayrımında kullanılabilecek farklı bir bakış açısı olarak üst bilişler ve duygusal şemaların karşılaştırılması Yöntem ve Gereçler: Ağustos 2009 – Ocak 2012 arasında bir eğitim araştırma hastanesinin psikiyatri kliniğine başvuran 189 unipolar depresyon. Alanyazında depresif grupları birbirinden ayırt etmeye yarayacak yeni bakış açılarına ihtiyaç vardır. depresif gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. Mehmet Hakan Türkçapar5 1Mersin Devlet Hastanesi. . Sibel Koçbıyık4.SÖ 12 Üst Bilişler ve Duygusal Şemalar: Unipolar ve Bipolar Depresyon Ayrımı İçin Farklı Bir Bakış Sedat Batmaz1. 3Serbest Hekim. Arif Haldun Soygür3.

Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS). N-AA düzeyi KGİ puanı ile negatif korelasyon gösterdi. Klinik Genel İzlenim Ölçeği (KGİ) ile değerlendirilmiştir. talamus ve hipokampus bölgelerindeki N-asetilaspartat (N-AA). kolin (Cho). İlk atak erkek hastalarda ise hastalığın başlangıcından itibaren nöronal bütünlüğün bozulmuş olabileceğini düşündürmektedir. Kronik şizofreni hastalarında DLPFK Cho düzeyi negatif belirtiler ile pozitif korelasyon.*Duygu Kırtaş. serebral metabolit düzeylerinin gruplar arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Hipokampal bölgede ise ilk atak psikoz hastalarında SAPS puanı ile myo-I/Cre arasında pozitif korelasyon bulundu. daha önce ilaç tedavisi almamış veya minimal düzeyde antipsikotik tedavi görmüş 19 ilk atak psikoz hastası ve 30 sağlıklı kontrol vakası oluşturmuştur. hipokampus N-AA ve Cho düzeylerinde ise anlamlı azalma tespit edildi. miyoinositol (myo-I) metabolit düzeyleri ölçülmüştür. erkeklerde DLPFK myo-I/Cre oranı yüksek. Hasta grubunda psikiyatrik belirti şiddeti Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SANS). talamus. kronik şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrollerden oluşan grupların Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS) yöntemi ile dorsolateral prefrontal korteks (DLPK). hipokampal NAA/Cre ise düşük olarak bulgulandı. *Gülfizar Varma. kreatin (Cre). İlk atak yaşayan erkek ve kadın hastalarda DLPFK myo-I/Cre ve hipokampal N-AA/Cre oranları anlamlı farklılık gösterdi. Bulgular:Çalışmamızda kronik şizofreni hastalarında sağlıklı kontrollere göre DLPFK Cho düzeyinde anlamlı artış. . hipokampus ve anterior singulat korteks (ASK) bölgelerindeki metabolit seviyeleri karşılaştırılmış.*Yılmaz kıroğlu. Psikiyatri AD **Denizli Devlet Hastanesi Amaç: Çalışmamızda.**Taner Değirmenci *Pamukkale üniversitesi Tıp Fak. Gereç-yöntem: Çalışmanın örneklemini DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısı olan 30 hasta.SÖ 13 İlk Psikotik Atak ve Kronik Şizofreni Hastalarında Manyetik Rezonans Spektroskopi Bulgularının Karşılaştırılması *Filiz Karadağ. ASK. ilk psikotik atak hastaları. Tartışma:Bu bulgular kronik şizofreni olgularında DLPFK ve hipokampal bölgede nörodejeneratif bir süreci desteklemektedir.**Ceyhan Balcı. Diğer bölge ve metabolit değerlerinde ise gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. DLPFK.

PANSS (Pozitif ve negatif semptom skalası).02).04) ve depo antipsikotik ilaç (p=0. Şizofreni Hastaları için Yaşam Niteliği Ölçeği (QLSS).05. Bu araştırmada. iyileşmeyen ve tedavilerinde zorluklar yaşanan şizofreni hastalarında.02).04. yan etki oranları daha yüksek saptanmıştır. psikopatoloji daha ağır. yan etki oranı.01). antikolinerjik (p=0. İşlevselliğin Genel Değerlendirmesi Ölçeği (İGD). Yöntem ve gereçler: Şizofreni veya şizoaffektif bozukluk tanılı hastalar aldıkları antipsikotik tedavilere göre grup-landırılarak. p=0. QLSS skoru düşük saptanmıştır (p=0. yaşam kalitesi . p=0. Klinik ölçümlerde.SÖ 14 Şizofreni ve Şizoaffektif Bozukluk Hastalarında Çoklu Antipsikotik İlaç Tedavisinin Etkileri Deniz Ceylan. Zeliha Ersoy Sayın. işleyen belleği. DEÜTF Psikotik Bozukluklar Polikliniği’nde çoklu antipsikotik uygulama sıklığının değerlendirilmesi. Anahtar kelimeler: çoklu antipsikotik tedavisi. Çoklu antipsikotik uygulamasının hastalığın kliniğine etkilerinin değerlen-dirilmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. hastalık şiddeti. Bulgular: Çoklu antipsikotik kullanımı %60. Çoklu antipsikotik kullanan grubun PANNS skoru tek antipsikotik kullanan gruba göre yüksek (p=0. tek bir hastada iki ya da daha fazla antipsikotiğin bir arada kulla-nılmasını ifade etmektedir.2 saptanmıştır. nörolojik ve otonomik belirtiler alt ölçek puanları çoklu antipsikotik kullanan grupta yüksektir (sırasıyla. Ahmet Topuzoğlu. bilişsel işlevler. Klinik Genel İzlenim Şiddet Ölçeği (CGI-S). Meliha Diriöz. çoklu antipsikotik tedavisinin. UKU psikolojik.01). sözel öğrenme ve belleği değerlendiren testlerde bozulmada artış istatistiki olarak anlamlıdır. Çoklu antipsikotik tedavisi alan grupta yürütücü işlevleri. çoklu antipsikotik tedaviler kullanırken daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. yaşam kalitesi.01). Çoklu antipsikotik kullanan grup (n= 59) ile tek antipsikotik kullanan grup (n=39) arasında çalışabilirlik (p=0. Tartışma ve sonuçlar: Çoklu antipsikotik tedavisi alan hastalarda yaşam kalitesi düşük saptanırken.Berna Binnur Akdede. Sinem Yeşilyurt. UKU Yan Etki Değerlendirme Ölçeği (UKU-SERS) ve nörobilişsel testler kullanıldı. p=0. polifarmasi. Bu nedenle klinisyenlerin.01) kullanımı açısından anlamlı farklı-lıklar bulunmuştur. klinik parametreler ve nörobilişsel işlevler açısından karşılaştırıldı. yaşam kalitesine. semptomatik remisyon (p=0. Şizofreni tedavisinde çoklu antipsikotik ilaç kullanımının yararlı olduğuna ilişkin veriler sınırlıdır ancak yaratabileceği ek sorunlara ilişkin çok sayıda kanıt bulunmaktadır. bilişsel işlevlere ve yan etki profi-line etkisininin incelenmesi amaçlanmıştır. Köksal Alptekin Dokuz Eylül Üniversitesi Psikiyatri AD Giriş: Çoklu antipsikotik kullanımı.

PANEL ÖZETLERİ .

Silahlı çatışmaların yaşandığı coğrafyalar. Bu sunumda. kişinin bedensel ve/veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren davranış olarak tanımlanmaktadır. sokakta şiddet şeklinde sınıflandırılır. özellikle zorla yerinde edilme sırasında yaşanan şiddet ve mağdur olan sosyallik üzerine etkileri üzerinde durulacaktır. psikolojik. yaşlıya yönelik şiddet.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Çatışmanın Çözdüğü Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Altan Eşsizoğlu Şiddet. Şiddetin silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde kendisini yeniden ve yeniden üretiyor olması. mağdur ve zaman zaman fail konumundaki kişilerin oluşturduğu sosyalliğin ilişkileri ve değer yargıları üzerinde etkilere neden olur. davranışın yöneldiği kişiler açısından. . kadına. fiziksel. ev içinde. çocuğa. yapılan araştırmaların verileri üzerinden ülkemizin silahlı çatışma yaşanan bölgelerinde. Bu bölgelerde yukarıda sınıflandırıldığı şekli ile şiddetin bütün biçimlerinin uygulandığı görülür. şiddetin her biçimi bakımından uygun bir vasat sağlar. cinsel ve ekonomik şiddet şeklinde. Kullanılan yöntem açısından. iş yerinde. uygulandığı mekan bakımından.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Bir Türkiye sorunu olarak ülke içinde yerinden edilme Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : A. Tamer Aker .

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Kayıplarla yaşamak Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Ümit Biçer .

Bilişsel kuram rüyalara bu bakışı ile psikanalizin savunduğu biçimde rüyaların uykunun gardiyanı olmak gibi herhangi bir ruhsal işlevi olmadığını. rüyaları da bu iki kavramla ilişkili görür. Rosner RI (2002) Aaron T.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Bilişsel Davranışçı Terapi Açısından Rüyalar Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hakan Türkçapar 1959 yılında Aaron Beck’in psikanalizle ilgili şüpheleri ortadan kaldırmak ve psikanalitik kuramın geçerliliğini bilimsel açıdan göstermek için giriştiği rüya çalışmasının sonuçlarının psikanalitik varsayımları yanlışlaması onun yeni bir kuram olan bilişsel kuramı ortaya koymasında en önemli etken oldu. 7-21 . 16. endişeler. Beck’in ilk kuramı psikopatolojideki bilişsel etkenleri iki ana kavramla açıklar: 1) zihindeki anlık düşünce ve imgelerden oluşan ve duygularla yakından ilişkili olan otomatik düşünceler ve 2)Bunların oluşumuna yol açan ya da kaynağı olan örtük bilişsel yapılar (şemalar). anlaşılmaları için karmaşık yorumlara gereksinim olmadığını öne sürmüştür. Bilişsel kuram içinde birbirinden rüyalara farklı açılardan yaklaşan bilişsel kuramcılar olmakla beraber sonuçta bütün bilişsel kuramlar rüyaların bilinçli uyanık yaşamımızdaki kaygılar. ve arzuları yansıttığı. Kaynaklar 1. danışanların rüyanın öznel ve metaforik yanlarının araştırılmasından daha çok yararlanacaklarını öne sürmektedirler. uykudaki rüyalardaki içerik ve akış arasında bir süreklilik benzerlik olduğuna inanıyordu. Bu kuramcılar. Rüyaların oldukça sade ve öz metaforlar olarak işlev gördüklerine hatta modern psikodinamik rüya kuramının bu amaçla kullanılmasıyla danışanın kendisine özel bilişsel örüntülerinin ve anlamlarının açığa çıkarılabileceğini savunurlar. Bilişsel kuram içerisinde rüyalarla ikinci bir yaklaşım türü ise günümüz bilişsel terapistleri içinde yapımcı (constructivist) ekole yakın duran terapistlerin yaklaşımıdır. rüyaların içerikleri açısından otomatik düşüncelerin akrabası olduğu ve irrasyonel bilişlerle bir başka deyişle şemalarla ilişkili oldukları ve her ruhsal rahatsızlık için o duruma özgü bir örüntü gösterdikleri biçimindedir (1). rüyaların bireyin otomatik düşünce içeriği ve şemaları konusunda zengin bir kaynak olduğu konusunda hemfikirdirler. Beck. Bilişsel rüya kuramı. Beck’s Dream Theory in Context: An Introduction to his 1971 Article on Cognitive Patterns in Dreams and Daydreams. Rüya çalışmaların sonuçlarına dayalı olarak Beck’in geliştirdiği bilişsel rüya kuramı. bilinçliliğin kıyısında yer alan ve kendisini otomatik düşünceler ve gündüz rüyaları biçiminde ortaya koyan uyanık yaşamdaki kişiye özel bilişsel örüntüyle. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly. Bilişsel kuram rüyaların da otomatik düşüncelerin üretimine yol açan sürecin ürünü olduğundan hastanın psikolojik süreçlerini anlamak için çok uygun bir materyal olarak görür.

Rüyaların büyük kısmı uykuda da etkinliğini sürdüren bu benliğin görsel. duyguların betimlenmesi. kırılmışlıkların incinmişliklerin azaltılma çabası. . uykuda da etkin biçimde varlığını sürdürdüğünü göremememizden kaynaklanmaktadır. Benliğin kendi kendine konuşmalarının (hem uyanıklıkta hem uykuda) anlaşılmasının terapi için ne denli önemli olduğu açıktır. nedenselliğin baskın olmadığı. 1-Benlik uykuda da varlığını etkin biçimde sürdürür. Kanımca bütün bu yanılgılı yaklaşımlar benliğin (kendiliğin). Nedenleri ne olursa olsun bu durum rüyalara ilişkin geçerli ve işe yarar bir kavrayış geliştiremediğimizi gösterir. Rüyaların göz ardı edilmesi bu iç konuşmaların bir bölümünün hatta daha zengin ve yaratıcı olan bölümünün ihmal edilmesi anlamına gelir. simgesel. 2-Rüyalar uykudaki benliğin metaforik ve sembolik bir dille kendi kendine konuşmasıdır. kendine özgü dili göz ardı edilip uyanıklık dil yapısı üzerinden çözümlenmeye çalışıldığında anlaşılmaz kalırlar. Çünkü rüyadaki kendilik ne konuştuğunu bilmekte ve kendi konuşmasını anlamaktadır. problem çözme çabası. Bunca önemine karşın uygulamalarında rüyalara gereğince yer veren terapist sayısı şaşılacak düzeyde azdır. Uyanıklık düzeyinde benliğin kendi kendine konuşmalarının içerik ve biçim olarak farklı kategorileri vardır. Terapinin ana malzemesi bu iç konuşmaların içeriğidir. Bunu kavradığımız zaman terapide rüyalarla çalışmak yararlı ve nispeten kolay bir uğraşa dönüşecektir. Bir tür konuşma olan rüyalar. uzay zaman bağlantılarının önemini kaybettiği metaforik bir dil. Kimi klinisyenler de bir taraftan indirgeyici bir tutumla rüyaların anlamını daraltırken diğer taraftan da rüyaları ancak özel yöntemlerle çözümlenebilecek bir gize dönüştürmektedirler. Anlayamadığını saçma olarak nitelendirip göz ardı edilebilir kılmak uyanıklık zihninin çalışma ilkelerinden biridir. Oysa hiç kimse rüyanın içindeyken yaşadıklarına saçma demez. Aynı şekilde rüya düzeyindeki benliğin kendi kendine konuşmalarının da farklı kategorileri vardır. Bazı klinisyenler rüyaları biyolojik bir artefakt ya da zihinsel işleyişin atıkları gibi görme eğilimindedir. planlama. duyguları verbal imajlara yükleyip onlara akışkanlık kazandırma çabası. Ama rüyalara ulaşmamızı engelleyen asıl yanılgı onların bir benliğin eylemi olduğunu göremeyişimizdir. Bir terapist rüyaların önemini kuramsal tartışmalarla değil ancak onlarla çalışarak kavrayabilir. Rüyalarla daha etkin çalışabilmek için yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Gün içinde tam farkında olmasak da sürekli kendi kendimize konuşup dururuz. Doğal olarak her iki yaklaşım da klinisyenlerin rüyalara karşı mesafeli durmasına yol açmaktadır. istek doyurma gibi. Uykuda bu iç konuşmalarımız tümüyle kesintiye uğramaz. Öyle önemlidir ki. Bu sunuda rüya merkezli sürdürdüğüm terapötik çalışmalara dayanarak oluşturduğum kendi yaklaşımımı paylaşacağım. rüyalar ele alınmaksızın tamamlanan bir terapi ‘eksik kalmış bir terapi’dir. metaforik bir dille kendi kendine konuşmasından başka bir şey değildir.P 02 Psikoterapide Bır Araç Olarak Rüyalar Psikoterapide Rüyalarla Çalışmak: Yeni Bir Yaklaşım Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hayrettin Kara 10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 Rüyalar önemlidir. Belli bir deneyimden sonra bu iç konuşmaların içeriklerini ayırt etmek hiç de zor değildir. Bu yaklaşımın iki temel kabulü vardır. Nasıl uyanıklık yaşantımızın merkezinde bilinçli bir benlik varsa uykudaki rüya yaşantılarımızın merkezinde de bilinçli bir benlik vardır. Rüyalar sıklıkla bu ilkenin kurbanı olur. sürüp gider ama farklı bir dille.

REM uykusu bölünmeleriyle elde edilen rüya içerik analizleri terapinin seyrinde yol gösterici olabilir. Negatif rüya affekti ve REM özelliklerinin depresyonda klinik değişkenlerle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Depresyonlu hastalarda rüya hatırlama sıklığının artışının depresyondaki düzelmeyle ilişkili olması. boşanmış bireylerde yapılan izleme çalışmalarında önceki eşin rüya içeriğinde hakim oluşunun depresyondaki remisyon oranlarıyla korelasyon göstermesi rüya bilincinin uyanıklık bilinciyle bağlantılı olduğunun klinik kanıtlarıdır. üzerinde tartışmaya değer. mazokistik karakter ve negatif affektin varlığı suicide eğilimi ile korelasyon göstermektedir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Rüya bilinci Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Mehmet Yücel Ağargün Rüyaların problem çözme. . gecenin ikinci yarısında REM bölünmeleriyle elde edilen içerik analizlerinde. Bunun ötesinde. öğrenme gibi çok sayıda işlevi tanımlanmıştır. hafızanın restorasyonu. Depresyona özgü REM uykusu değişiklikleri (REM latensinde kısalma. travmatik olaylar sonrasında ve akut ve post travmatik stres bozukluğu ve disosiyatif bozukluklarda travmatik olayla ilişkili kabusların sık olarak ortaya çıkması ve bunların flashbacklerle ilişkili olması. Travma ve duydudurum bozukluğu hastalarında kabuslar ve suicid davranışı arasındaki ilişki kayda değerdir. REM yoğunluğunda artma gibi) suicidal davranışla ilişkili bulunmuştur. emosyon regülasyonu. Rüyalarda metakognisyonun rüya-terapi ilişkisine nasıl yansıtılabileceği konusu. rüyaların terapide gündeme getirilmesi gerektiğini ve rüyaların terapide kullanılabileceğini göstermektedir. Bu bulgular suicidal hasta da dahil. Psikoterapide rüyaların kullanımı bu bakış açısıyla bakıldığında oldukça anlamlıdır. Beyin görüntüleme çalışmalarında gösterilen ve elektrofizyolojik olarak REM uykusu ve uyanıklık bilinci sırasındaki patern benzerlikleri de bu ilişkinin göstergeleridir. melankolik depresyonda sabah erken uyanmalarının negatif rüya affektinin giderilmesine yönelik olduğunun ortaya konulması. Metakognitif süreçlerin uyanıklıkta olduğu kadar rüyalarda da söz konusu edilmesi gerektiğine ilişkin kanıtlar da giderek artmaktadır.

4 oranında DEHB saptanmıştır. Fiziksel saldırganlık ve şiddet her iki sorunda da görülmekte ancak birlikte olduklarında artar. Komorbidite ve tedavi edilip edilmediği bu oranları etkilemektedir. Ayrıca DEHB nöro-kognitif defisitler ve suç araştırılması gereken konulardan biridir.yasallarla sorun yaşama. DEHB olan erkek çocuklarda %1-18.kız çocuklarda %6-%34 suça karışma oranları saptanmıştır.yalan söyleme. Her iki bozukluk birlikte görüldüğünde bulgular ağırlaşmakta ve daha erken yaşta başlamaktadır. tanı konulmasından 5-8 yıl sonra aynı klinisyen tarafından yeniden değerlendirilmiştir.hırsızlık. Suça sürüklenmiş 52 çocuk ve ergende yapılan değerlendirmede %40. Davranım Bozukluğunun olumsuz yönleri son derece zararlı olabilir. İlaç tedavisi. tedavi edilmemiş DEHB de sık görülür ve bu bulgular suç ile bağlantılıdır. Eğitimden uzaklaşma.Bu çocuklarda alkol kullanımı. cinsel suçlar gibi sorunlar saptanmıştır. Madde kullanımı.silah kullanma. davranım bozukluğu gelişimini engelleme için de önemlidir. aile ve yaşlılarla problemler. Yapılan bir çok araştırma bu &4 ile %72 arasında değişen oranlar bildirmiştir. alkol kullanımı. davranım sorunları. bireysel koçluk DEHB bulgularıyla baş etmenin yanı ısıra. Suç Davranışı Ve DEHB Tedavi Edilmeyen DEHB İle Gençlik Dönemi Suç Ve Davranım Bozukluğu İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Bengi Semerci DEHB tedavisine erken başlanması prognoz açısından önemlidir. agresyon.sık kavgaya karışma. madde ve alkol kullanımı ile yasalarla başa girme sık görülür. Tedavi edilmeyen DEHB %25-50 oranlarında davranım bozukluğu gelişmektedir. Tedavi edilmeyen DEHB de akademik başarı düşer. Bu sonuçlar. Ayrıca çocuk yaş grubunda DEHB tanısı konulmuş ancak ailelerinin istememsi nedeni ile tedavi edilememiş 15 çocuk. aile terapisi. kazalar. .10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet.davranım bozukluğundan sonra dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun da suçu önleme çalışmalarında dikkate alınması gereken bir sorun olduğunu göstermektedir.

Rudatsikira E. Baskı. Bu risk faktörleri. Public Health 2012. sosyal bilişsel veya bilgi işlem süreçlerinde yetersizlikler.1. s. Exploring the relationship between ADHD symptoms and prison breaches of discipline amongst youths in four Scottish prisons. psikiyatrik tedavi öyküsü. Gordon V. 4. aşırı hız. küçük yaşlarda saldırgan davranış öyküsü bulunması. Peersen M. How do ADHD symptoms relate to personality among prisoners? Pers Individ Dif 2009. Turgay A. trafik ışıklarında bekleyememe. Bu konuda yapılan çalışmalarda. Şiddet davranışı sergileyen ve buna maruz kalan kişi profilleri incelendiğinde birçok risk faktörünün varlığı ve benzerliği göze çarpmaktadır. daha saldırgan bir şekilde araç kullandıkları. Örneklemek gerekirse son yıllarda DEHB’li olguların yaptıkları motorlu araç kazaları üzerinde önemle durulmaktadır. bunların %62. 2. semptomu olmayan mahkumlara göre hapishanede disiplinini bozan davranışlarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (3). DEHB semptomlarına sahip mahkumların. antisosyal inançlar ve tutumlar. 126(4):343-8. madde. davranım bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu ile ilişkili görünmektedir. Saldırganlık. yolunu kaybetme ve telaşlı dönüşler yapma gibi nedenlerden dolayı bu olguların sürücülük kalitelerinin düştüğü görülmüştür (4). geçmişte şiddete maruz kalma veya dahil olma. Tüm bunlara rağmen suç davranışı ve yasal sorunlar yaşamanın. Seter Siziya. Tutuklular üzerinde yapılan bir diğer çalışmada . Clinical Practice and Epidemiology in Mental Health 2008. Adamson S Muula. Variables associated with physical fighting among US high-school students. Daha çok tutuklular üzerine odaklı bu çalışmalar kadar genel toplumsal yaşam içerisinde DEHB’lilerin şiddet ve suç davranışları açısından değerlendirilmeleri de oldukça önemlidir. dürtüsellik. 47(1):64-8. tutukluların %52. İzlanda’da tutuklular üzerinde yapılan bir çalışmada. 3. Gudjonsson GH. Sigurdsson JF. Donnelly PD. Veriler. aile içinde çatışma ve şiddete maruz kalmadır(1). alkol veya sigara kullanımı. . Kaynaklar 1. DEHB’nin “Dikkatsizliğin Önde Geldiği Tip” inde ise bu durum kontrollerden farklılık göstermemektedir. DEHB. 4:16-24. eğilimi artıran göstergeleri olduğudur. Çocukluktan itibaren DEHB ile birlikte davranım bozukluğu olan olgular yasalarla sorun yaşama açısından daha fazla riske sahip iken. Williams DJ. Newton AK. geç kalma. Yine de unutulmaması gereken risk faktörlerinin şiddet davranışının bire bir nedeni olmayıp.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. düşük IQ.8-48. DEHB.2’sinin çocukluklarında Wender Utah Ölçütlerini. DEHB olgularının daha kötü sürücü davranışları gösterdikleri. Tedavi edilmeyen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun bedeli ve tedavide yenilikler. Ankara: Türkiye Klinikleri. Suç Davranışı Ve DEHB Farklı Örneklemlerde Şiddet Ve Suç Davranışına DEHB’nin Etkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Cengiz Tuğlu Hem genel popülasyonda hem de gençlerde görülen şiddet davranışı ölüm veya yaralanmalarla sonuçlanan önemli bir toplum sağlığı sorunudur. 2009. daha fazla araç kazası ve bedensel yaralanma riskine sahip olduklarına işaret etmektedir. duygusal stresin fazla oluşu. öğrenme güçlüğü. davranış/dürtü kontrolünde güçlük. Bu sunumda iki farklı örneklem grubunda (biri “DEHB tanısı alan üniversite öğrencileri üzerinde” diğeri “DEHB tanısı almış olan çocukların yine DEHB tanısına sahip ebeveynleri üzerinde”) gerçekleştirdiğimiz araştırmaların verileri ışığında şiddet ve suç davranışı ele alınacaktır. DEHB olgularında normal kontrollere göre daha sık olduğu bilinmektedir. kontrol grubuna göre. zamanı ayarlamama.5’inin de erişkinlikte DEHB tanı ölçütlerini karşıladıkları belirlenmiştir (2). antisosyal davranış ve şiddet davranışı. Young S. Attention deficit hyperactivity disorder (ADHD).

2001. Journal of the American Academy of Psychiatry and the Law.4 ) bulunan DEHB ‘nin fenomenolojik özellikleri adli olgular açısından önemli yansımalara sahiptir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. G.. toplum genelinde %1 olan tutuklanma oranlarının DEHB tanısı bulunan erişkin bireylerde %21 olarak tespit edildiği bildirilmektedir. (2001). W. 2) Siponmaa. (Babinski.Thome. M. Hengesch.. C .1 yaygınlık göstermesine karşılık DEHB öyküsü bulunan bireuylerde bu oarn %47 gibi yüksek bir rakamdır.Hartsough. Kadın olgularda da DEHB ‘nin adli olgularda daha sık gözlendiği belirtilmiştir.. 1999). Prevalence of childhood conduct and attention-deficit hyperactivity disorders in adult maximum-security inmates. J. R. L. 29. Suç Davranışı Ve DEHB Adli Olgularda DEHB:Bir Toplumsal Sağlık Sorunu Ve Koruyucu Hekimlik İlkeleri Açısından DEHB ‘Yi İyi Tanımak Ve Tedavi Etmek Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Umut Mert Aksoy Toplum genelinde erişkin yaşamdaki tüm psikiyatrik bozukluklar göz önüne alındığında önemli bir yaygınlık oranı (%4.. A. 2004. Psychometric and psychopathological characterization of young male prison inmates with and without attention deficit/hyperactivity disorder. Nyden. 1997) Ergenlerde yapılan çalışmalar özellikle aşırı hareketli-dürüsel alt tip’in ilerideki tutuklanma oranları ile korelasyon gösterdiğini. (Satterfield & Schell. Retz-Junginger. 420-426. G... Juvenile and young adultmentally disordered offenders: The role of child neuropsychiatric disorders.. 40. 1996). Kristiansson. farklı ceza hukuk sistemlerinin varlığı. olguların yaş ortalamalarındaki farklılık ve tanı için kullanılan araçlardaki farklılıklara bağlanabilir. . erişkin bireylerin kendi bildirimleri ile yapılan suç eylemleri ile yine aşırı hareketli ve dürtüsel belirtilerin doğru orantılı olduğu gösterilmektedir.. F.. Ancak her koşulda adli olgularda DEHB yaygınlılığının toplum geneline göre daha yüksek olduğu sonucuna varılabilir. 254. (Retz.. 201-208. Suç işlemiş bireylerde yapılan büyük çalışmalar.. (1996). Schneider. International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology. C. 263-271. Vitelli. buna karşılık Almanya ‘da tutuklu ergenler ile yapılan bir çalışmada bu oran DSM IV ölçütleri kullanıldığında %45 oranında saptamıştır. Retz-Junginger. Benzer bir diğer veriş ise herhangi bir nedenle tutuklanan bireylerin toplumda %2. Kısa Kaynakça: 1) Retz. & Lambert.(%10) Tutuklu kişilerde yapılan çalışmalarda varılan ortak nokta DEHB tanısı ve eşik altı DEHB belirtilerinin tutuklu kişilerde normal populasyona göre anlamlı derecede daha yüksek oranda %15-41 oranında saptanmıştır. Pajonk. Hengesch.Siponmaa ve ark. Tüm bu verilerin ışığında çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamında DEHB’yi tanımak ve etkili bir biçimde tedavi etmek toplum sağlığı açısından ve koruyucu hekimlik açısından önem taşıdığı ortaya çıkmaktadır. Suç işlemiş bireylerde yapılan çalışmalarda %4-%72 arasında geniş bir yaygınlık aralığı tespit edilmesinin nedenleri çalışmanın yapıldığı örneklemin farklılığı. (2004). &Gillberg. P. DEHB tanısının suç işleme açısından öngörücü bir gücü olup olmadığının araştırıldığı bir çalışmada DEHB ‘nin işlenen suçun niteliği ve biçimi ile ilgili öngörücü bir gücünün bulunmadığı ancak suçun niceliği-eylem sayısı ile ilgili olduğu öne sürülmektedir. DEHB ‘nin yaygınlık oranının bu kişilerde %14-19 aralığında olduğunu tespit etmektedir. European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience. Jonson. Çocukluk çağında DEHB tanısı alan bireylerin takip çalışmalarında bu kişilerin tanı almayan kişilere göre daha fazla adli olaya karıştıkları. 3) Vitelli. M. et al.

S. 36. Hartsough.and inattention as predictors of adult criminal activity.Childhood conduct problems. . J. 1726-1735. & Schell. 5) Babinski. hyperactivityimpulsivity. A prospective study of hyperactive boys with conduct problems and normal boys: Adolescent and adult criminality. Journal of Child Psychology and Psychiatry. L. M. C.4) Satterfield.40.Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry.. N... M. & Lambert. (1997). H. 347-355. (1999). A.

ailesellik özelliği taşıyan aday bir endofenotiptir. eylemleri seçme ve düzenleme. Bizim çalışmamızda bipolar tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarının BART testinde başarısız denemelerden sonra davranışlarını düzenlemede sağlıklı kontrollere göre daha başarısız oldukları görülmüştür. . kendilerine rehber ya da uzun zamanlı strateji olarak kullanmada güçlük yaşamaktadırlar. hastaların özkıyım girişimlerinin önüne geçilmesi ve tedavide yeni yaklaşımların geliştirilmesi için yol gösterici olacaktır. depresyon ve ötimi döneminde de artmaktadır. Bipolar tanılı hastalarda karar vermede bozulma. dürtüsellik bir eğilim ve davranış paternidir. Dürtüsellik ile ilgili çalışmalar genelde kendini bildirim ölçekleri ile yürütülürken risk alma eğilimi ve karar verme ile ilgili çalışmalar laboratuar temelli davranış testleri ile yürütülmektedir. Bipolar bozuklukta artmış dürtüsellik. ötimi de iken bile yüksek bulunmaktadır. dürtüselliğin farklı alt tiplerini ve kendini bildirim ölçeklerinin kaçırmış olduğu endofenotip özellikleri değerlendirmek mümkün olmaktadır. yürütücü işlevler ve bellek alanlarındaki bozulmaya odaklanırken. Bu sunumda konuyla ilgili literatürün ölçme yöntemleriyle birlikte kritik olarak sunumu yanı sıra grubumuz tarafından gerçekleştirilmiş dürtüsellik ve risk alma davranışı üzerine bipolar ötimik hastalar. Balon Analog Risk Testi (BART) kendini bildirim ölçeklerinden farklı olarak risk almayı davranışsal olarak değerlendiren laboratuar temelli bir ölçümdür. hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabaları ve sağlıklı kontrollerde yapılmış iki ayrı çalışmaya ait veriler sunulacaktır. ileriyi düşünmeden harekete geçme eğilimi. tercihleri sıralama. Bipolar tanılı hastalar geçmiş deneyimlerinden elde ettikleri bilgiyi. Davranış testleri ile BDÖ–11 ile ölçülen dürtüsellik düzeyinden farklı olarak. karar verme mekanizmaları ile ilgili bozulmalara dikkat çekmektedirler. nörobilişsel işlevlerde bozulmanın belirgin olarak göze çarptığı bir hastalıktır. risk alma. Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ–11) dürtüsellik düzeyini ölçmede kullanılan en yaygın kişisel bildirim ölçeğidir. alınacak hazzı erteleme ve uygunsuz davranışı baskılamada güçlük. Bipolar bozuklukta dürtüsellik karar vermedeki zayıflama ile de ilişkili görülmektedir. yapılan eylemin sonuçlarına karşı duyarsızlık olarak tanımlanabilir. sonuçları değerlendirme süreci anlamına gelmektedir. Karar verme ise. Dürtüsellik davranışsal. Risk alma davranışı. Dürtüsellik ve risk alma davranışı birbirine benzer özellikler gibi olsa da farklılaşmaktadırlar.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Bipolar Bozuklukta ''Karar Verme. bilişsel ve nörofizyolojik yönleri olan bir kavramdır. Dürtüsellik ve Risk Alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegül Özerdem : Ceren Hıdıroğlu Bipolar bozukluk. mani. Önceki çalışmalar bipolar bozukluk tanılı hastalarda dikkat. BART testinde olduğu gibi riskli karar verme ile öğrenme (davranışı geçmiş deneyimlere göre düzenleme) ilişkili görülmektedir. Bipolar bozuklukta dürtüsellik. bellek ve geriye dönük öğrenme ile ilişkili görülen bir endofenotiptir. son zamanlarda ötimi döneminde de devam eden dürtüsellik. seçilmiş stratejik cevap olarak varsayılırken. Bekleme. risk taşıyan bireylerde erken tanı sağlanması. Bipolar tanılı hastaların BDÖ–11 skorları. Dürtüselliğin bipolar bozukluğun psikopatolojisindeki çekirdek rolünün kalıtılabilen bir özellik olarak anlaşılması. Dürtüsellik düzeyinin hastalığın semptom şiddetinden ve hastalık dönemlerinden bağımsız olması dürtüselliğin bipolar bozukluk için çekirdek özelliklerden biri olduğu görüşünü desteklemektedir.

DEHB’si olan grupta kontrollere göre risk alma davranışında artış bulunmuştur. . Karar vermeyle birlikte risk almadaki değişmeler DEHB için trait özellik gösteren bir bozulmayı işaret edebilir. metakognitif yargılamalarda etkili olmayacağı düşünülmüştür. Bu davranış hem kazanma hem de kaybetme ile ilgili karar verme mekanizmalarının bozulmasına bağlı olabilir. dürtüsellik ve risk alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegü Özerdem : Devran Tan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'nda (DEHB) ''karar verme ve içeriğinde dürtüsellik ile risk alma'' nın nöropsikolojik test ve beyin görüntüleme çalışmalarıyla değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk Ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar DEHB'de ''karar verme. DEHB’de karar vermenin yürütücü fonksiyonlarla ilişkisi desteklenirken. Yapılan bazı çalışmalarda.

artıların ve eksilerin belirlenip değerlendirilmesi. Bu nedenle birçok kognitif faaliyette yer alan temel bir bileşendir. alternatiflerin yolların saptanması. risk alma davranışı gibi özellikleri nedeni ile bu basamaklar ve algoritma yeterince dikkate alınamayabilmektedir ve dolayısıyla bu basamaklar yeterince uygulanmadan. dürtüsellik.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Karar Vermede “Kognitif Model” Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Karar verme birçok alternatif durum ya da senaryo içinde seçim yapmak ile sonuçlanan mental süreçleri içerir. Amacın ve önem sırasının belirlenmesi. Bu konuşmada karar vermeyle ilgili kognitif süreçler ve karar vermenin incelenebileceği kumar testleri gibi nörokognitif testler ele alınacaktır. eksik değerlendirmelerle karar verilebilmektedir. sonuçların değerlendirilmesi ve ders alma gibi basamaklardan geçildiği düşünülmektedir. bilgi toplama. Psikiyatrik bozuklukların başka kognitif bozukluklar. kararın verilmesi. .

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Çocuk Psikiyatrisinde Şiddet Davranışının Öne Çıktığı Durumlara Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat :Ayten Erdoğan Son yıllarda çocuk ve gençlerde şiddet davranışının ortaya çıkmasında rol oynayan faktörleri belirlemeye yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. London: Routledge. Daha önceden yapılan çalışmalar şiddet davranışı ortaya çıkmasında rol oynayabileceği düşünülen sosyal ve çevresel konular üzerinde yoğunlaşmıştır. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. Toplanan veriler birlikte değerlendirildiğinde şiddet ve suç davranışının biyolojik. a New Beginning. sosyoekonomik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığı kabûl edilmektedir2. New York: The Guilford Press. 2-Solomon J. . Kaynaklar 1-Stevens A. genetik ve nörofizyolojik faktörlerin de belirlenmesi ile sosyal ve çevresel faktörlerin tek belirleyici olmadığı gösterildi. bu faktörlerin etkileşimi üzerinde durulacaktır. Price J (2000) Evolutionary Psychiatry. Bu panelde çocuklarda şiddet ve suç davranışının ortaya çıkmasında rol oynadığı belirlenen biyolojik ve sosyoekonomik faktörler açıklanarak. fakirlik gibi çevresel faktörler olduğunu belirttiler1. Second Edition. Bu çalışmalar şiddet ve suç davranışının oluşması için başlıca risk faktörlerinin sosyal eşitsizlik. Ancak son yapılan çalışmalarda şiddet ve suç davranışının oluşmasına neden olan biyolojik.

yemek bulmak için avcı agresyonu.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Yetişkinlerde şiddet davranışının ortaya çıktığı durumlara evrimsel bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Mehmet Kerem Doksat Saldırganlık (agresyon). 5-Enmarker I. İnsanlarda. Şiddetin ve vahşetin ortaya çıkışı. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. New York: Oxford University Press. östrojen. empati yeteneği bozulur. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. amigdala cevabını arttırarak. Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. 2-Decety J.50(9):533-540. P maddesi. en vahiminden de şiddete yol açar. Evrimsel skalada.6(2):153-162. Int J Older People Nurs. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp.23(1):45-67. 3-Solomon J. saldırganlık düzeyi yüksektir. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. 6. Hellzen O (2011) Management of person with dementia with aggressive and violent behaviour: a systematic literature review. Bunun psişik. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu hâl maalesef bunun bir vakıa olarak karşımızda durduğunu göstermektedir.1 Bowlby. feodalite. and male-male competition in primates: where do humans fit in? Hum Nat. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. terör gibi stresörler en sağlıklı psişik organizasyona sâhip olan bireylerde dahi regresyona ve en hafifinden sekterliğe. Polderman T. New York: Oxford University Press. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür.3 Temel güven eksikliği. başkalarının hakkını zedelemesi. hâttâ ontolojik olduğu kadar. İnsanlarda ise. evrimsel kökenleri de vardır.7 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. Hayvan çalışmaları. sadece insan doğasının özelliği değil. 4-Plavcan JM (2012) Sexual size dimorphism. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. Testosteron. norepinefrin saldırganlıkta artışla. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur. anlamsızlık ve değerlerin kaybının kaçınılmaz sonucu şiddettir. Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. canine dimorphism. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. Moya-Albiol L (2010) [The genetics of human violence][Article in Spanish] Rev Neurol. özgüven. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. Bir kere “güvensiz bağlanma” gelişince. . Olsen R. göç. anksiyete. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. sosyal. 6-Rebollo-Mesa I. Dolayısıyla. saldırganlık ise azalır. tehdit edici uyaranlara karşı. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. Bu travmaların fazla olması. bütün Homo sapiens sapiens birikiminin kaybı gibi görünse de.5. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving.4 Bâzı demanslı hastalardaki dezinhibisyon da böyle izah edilebilir. çocuklarda. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. dezinhibisyon. New York: The Guilford Press.

Fowles DC.21(3):913-938. boldness. and meanness.7-Patrick CJ. . Krueger RF (2009) Triarchic conceptualization of psychopathy: developmental origins of disinhibition. Dev Psychopathol.

özgüven. Hayvan çalışmaları. empati yeteneği bozulur. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. çocuklarda. New York: Oxford University Press. . 2-Decety J. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. tehdit edici uyaranlara karşı. tipik olarak “güvensiz bağlanma” gelişince. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. saldırganlık ise azalır.1 Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. norepinefrin saldırganlıkta artışla.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Anne Çocuk Arasındaki Bağlanmanın Niteliğinin Şiddetle İlişkisine Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Neslim G. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir.3 Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur. New York: Oxford University Press. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir.1 Bowlby. İnsanlarda ise. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar.3 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. Dolayısıyla. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. Doksat Saldırganlık (agresyon). duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. anksiyete.1 Testosteron. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. İnsanlarda. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. Anne sevgisinden mahrum yetişmiş çocuklarda. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. sadece insan doğasının özelliği değil. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. Bu travmaların fazla olması. yemek bulmak için avcı agresyonu. New York: The Guilford Press. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. başkalarının hakkını zedelemesi. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. P maddesi. Evrimsel skalada. 3-Solomon J. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. saldırganlık düzeyi yüksektir. östrojen. amigdala cevabını arttırarak. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir.

. somatostatin. Bu sunumun amacı bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidlerin rolünü tartışmaktır. Nöropeptidler aktivitelerinin ve davranış modulasyonu etkilerinin klasik nörotransmitterlere göre uzun olması nedeniyle afektif bozuklukların tedavisinde ümit vadeden terapötik hedeflerdir. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Aslıhan Sayın Hipotalamik-pitüiter-tiroid (HPT) ve/veya hipotalamik-pitüiter-adrenal (HPA) beyin sistemleri nöroendokrin stres yanıtlarında önemlidir ve bu nedenle duygudurum bozukluklarının patofizyolojisinde devreye girdikleri düşünülmektedir. Bipolar hastalarda rastlanan hiperkortizolemi ve deksametazon baskılanmaması korteksi glukokortikoid reseptörler aracılığıyla etkileyebilir ve hipokampusda nörogenezin down-regulasyonuna neden olabilir. Koritkotropin releasing hormon (CRH) antagonistleri tirotropin releasing hormonun (TRH) duygudurum dengeleyici etkisi olabileceği düşünülmektedir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Bipolar bozuklukta HPT ve HPA döngülerinde bozukluk olduğu bilinmektedir. Bipolar hastalarda vazopressin. endorfin ve diğer nöropeptidlerin değiştiğine dair bildirimler vardır.

tirotropin serbestleştirici hormon. uygulama biçimindeki zorluklar. interlökinler. nukleus akkumbens. nöromodülatör ve hormon olarak işlev görebilen özel moleküllerdir. çapraz reaksiyon ve ilaç etkileşimi açısından güvenilir olmaları. yan etkilerinin düşük düzeyde olması bu moleküllerin “ilaç” olarak avantajlarıdır. opioid peptidler (endorfinler. dolaşım ve sinir sistemlerinde yaygın olarak bulunan ve nörotransmitter. Benzer şekilde beyinde korteks hipokampus. Preklinik çalışmalar nörotensin uygulamasının antipsikotiklere benzer davranışsal etkiler ortaya çıkardığını göstermektedir. Taşikininler MSS’de nörotransmitter ve nöromodülatör görevler üstlenen bir başka nöropeptid grubu olarak son yıllarda dikkat çekmektedir. striatum ve substansia nigrada yoğun olarak bulunan kolesistokininin dopaminerjik sistem ile yakın ilişkisi olduğu gösterilmiştir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Bu nedenle nörotensin agonistleri şizofreni tedavisinde umut verici olarak görülmektedir. yukarıda bazı örnekleri verilen nöropeptidlerin olası “antipsikotik” etkinlikleri ve şizofreni tedavisinde neler vaat ettikleri tartışılacaktır. Buna karşın hedef reseptörlerine yüksek oranda özgüllük göstermeleri. amigdala. sekretin. Bunlardan ligandı nörokinin B olan NK3 reseptörlerinin uyarılması lokus seroleus’taki noradrenalin ve ventral tegmental alandan dopamin nöronlarının ateşlenmesine neden olmaktadır. vazoaktif intestinal peptid. MSS’de nörotensin sistemiyle mezokortikal ve nigrostriatal dopamin sistemleri arasındaki yakın ilişki ve ventral tegmental alan ile substansia nigradaki dopaminerjik nöronların %80’inde nörotensin reseptörlerinin bulunması nörotensinin şizofrenideki rolünü araştırma gereğini ortaya koymaktadır. Nörotensin MSS’de özellikle amigdala. nöropeptid reseptörlerini çeşitli MSS hastalıkları için önemli bir tedavi hedefi haline getirmiştir. somatostatin. lateral septum. Kolesistokinin. dinorfin. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Şizofreni Tedavisinde Nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Cem Cerit Nöropeptidler sindirim. substansia nigra ve ventral tegmental alanda yüksek konsantrasyonlarda bulunmaktadır. Nöropeptidlerin merkezi sinir sisteminin (MSS) normal işleyişinde önemli görevlerinin olduğunun keşfi. enkefalinler). Bu nedenlerle NK3 reseptör antagonistlerinin şizofreni tedavisindeki etkinliği ilgi çekmektedir. güçlü etkinliğe sahip olmaları. kan beyin bariyerini geçişlerindeki zorluklar gibi bazı teknik sorunlar ilaç olarak kullanıma girmelerini zorlaştırmıştır. taşikininler. Bu sunumda nöropeptidlerin “ilaç” olarak özellikleri. . Bunun yanında kolesistokinin reseptörlerinden CCKR1 polimorfizmi ile şizofreni arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. nörotensin. nöropeptid Y. Nöropeptidlerin kimyasal açıdan in vivo ortamda kararsız olmaları. Buna karşın NK3 reseptör antagonisti talnetant’ın sistemik olarak uygulanması prefrontal kortekste dopamin ve hipokampüste noradrenalin seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır. Şizofreni tedavisinde üzerinde durulan bazı önemli nöropeptidler şunlardır. kortikotropin serbestleştirici faktör. dokularda birikmemeleri.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Anksiyete ve depresyon tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Nurper Erberk Özen .

‘travma sonrası stres bozukluğu’ gibi kavramlar bu sunumda ele alınacak temel konuların çerçevesini belirliyor. özel olarak futbolun özünde bir şiddet var mı? Futbol/spor. ‘kitle psikolojisi’. körüklendiği. Bunun spora özgü olduğunu söylemek zor.Şiddeti doğuran temel mağduriyet kavramları neler? . ama özel ve ‘biricik’ bir örnek olarak futbolda şiddetin psikolojik haritasını çıkarmak. şiddeti ‘ontolojik’ olarak mı yaratıyor. ‘nefret suçları’.Türkiye’de taraftar stereotipi çıkarılabilir mi? Bölgesel/takımsal farklılıklar neler? .Bir psiko-sosyolojik alan olarak futbolsever tipolojisi nedir? Zaman içinde nereye evrildi? .Medya şiddeti yansıtıyor mu. ‘homofobi’. besliyor mu? . siyasi ve hukuksal referanslar neler? . Nedenleri aranan sorulardan öne çıkanlar şunlar: . spor sahalarındaki şiddetin ardındaki psiko-sosyal etkiyi hep beraber araştırmaya yönelik hazırlanmıştır.Sporun. ‘adalet eksikliği’.Kamu gücünün ve kamuoyunun bu şiddet karşısında konumu ne? Şiddete bakışın genel hatları ne.Futbol global bir şiddet yatağı mı? Yoksa yerel farklılıklar genelleme yapılamayacak kadar belirleyici mi? . ‘Bölgesel mağduriyetler’. ‘yönetenlerin şiddet politikaları’. ‘manipulasyon’.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. ‘insiyaki’. ‘bireysel şiddet’.Sporda şiddetle futbolda şiddet farklı şeyler mi? .Son bir yılda yaşananların yarattığı özel bir travma var mı? Travma sonrası bozukluklarla baş etmek mümkün mü? Amaç bu soruların muhtemel cevaplarını aramak ve sporda. Çünkü diğer sporlara ‘sıçrayan’ şiddet de futbol kökenli. ‘medya terörü’. ‘hukuki açıdan dokunulmaz bir alan’. ‘sosyal patlamaları önleyici işlev’. Bu sunum temel olarak bunun nedenlerini hep beraber düşünmeye. hatta yaratıldığı alanlardan biri futbol.Türkiye’de şiddetin kökenleri dünyadaki şiddetin kökenleriyle eşleşiyor mu? Nerelerde ayrılıyor? .‘Savaşın dili’.Cinsiyetçi dilin eleştirisi mümkün mü? Yoksa sporun dili evrensel olarak problemli mi? . yoksa kültürel bir şeyden mi bahsediyoruz? . ‘linç kültürü’. ‘örgütlü şiddet’. . ‘cinsiyetçilik’. Tamer Aker : Bağış Erten Türkiye’de şiddetin üretildiği.

Tamer Aker : Itır Erhat .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A.

Tamer Aker : Kaan Arslanoğlu .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A.

P. internet kullanımının kendi başına sorun olamayacağı. Byun ve ark (2008). Price ch 6. kişilik tipleriyle internet kullanımları arasında anlamlı ilişkiler tanımlanmaktadır. Gresle C ve ark. “Phenomenology of internet addiction” Internet Addiction Ed. Bireylerin teknolojinin etkisiyle dönüşen kendilik yapılarına dair kavrayışımızın artması klinik tanımlarımıza da iyileştirecektir. p:85-94 3. Kişilerin psikolojik profilleri. sexting and attachment in college students’ romantic relationships” Computer in Human Behaviors 28(2):444-449. Psikoaktif deneyim.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı Sanal Bağımlılığın Fenomenolojisi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Elif Mutlu İnternet 20. 6. Hızlı veri paylaşımı ve transferi sayesinde iş hayatında merkezi bir konumdadır. yani kumar bağımlılığıdır (3). bu teknolojiler aslında içinde yaşadığımız ve sevdiğimiz “hal”i etkiler ve olumsuz psikolojik etkilere yol açabilir(1). Araştırmalar internet kullanımının hem sosyal psikolojik hem psikopatolojik boyutlarına odaklanmaktadır. Teknoloji. özellikle de bilgisayarlar ve internet bazı özellikleri nedeniyle kolayca bağımlık yapan araçlar gibi gözükmektedir. Sanal bağımlılığın kimyasal bağımlılıklardakine benzer şekilde bir bağımlılık mı. İnternetin sunduğu uyarıcı içerik. (2012) Texting. Çoğu kullanıcı için internet önemli bir iletişim aracı. internetin değişen teknolojiyle birlikte çağımızın norm yaşam biçimi olduğu. sorun internet bağımlılığı değil. Drouin M ve ark. “Internet addiction: Metasynthesis of 1996-2006 Quantitative research. iletişimin ve bilgi paylaşımının neredeyse sınırsız seçeneğini sunmasıyla git gide popülerleşmiştir. düşük fiyat. otonomi ve anonimi (gizlilik) kombinasyonu adeta psikoaktif bir deneyim yaratır. Bununla birlikte uzmanların büyük bölümü internet kullanıcılarının %6-8’inin bağımlı olduğunu tahmin etmektedir (2). yoksa davranışsal bağımlıklar (kumar. Greenfield D. kendilik ve ilişkiler algısı araştırılmaktadır. görsel uyaran. Tosun L.” Cyberpsychology and Behavior 12:1-5. 90’larda topluma ulaşmış.” Computer in Human Behaviors 26(2):162-167 5. (4. Örneğin bu görüşe göre. İnternetle ortaya çıkan yeni yaşam biçimi. ulaşımın kolay olması. Bilgiye ulaşmayı ve evden dünyaya açılmayı sağlayan internet günümüzde bir milyardan fazla insanın günlük yaşamında vazgeçilmez bir araçtır. bağlanma stilleri. yüzyılın en önemli atılımlarından biridir.vb) gibi bir dürtü kontrol sorunu mu olduğu konusu tartışılmaktadır. internetten kumar oynamak. ve ark (2010) “Does internet reflect your personality? Relationship between Eysenc’s personality dimensions and internet use. . (1999)“Virtual Addiction: Sometimes new technology can create new problems”. davranışları etkilenme potansiyeli olan yaşantılardır. ancak başka sorunların ortaya çıkmasına aracılık ettiğidir. H. Başka bir deyişle. Internet sözcüğü 1982’de ortaya çıkmış. pratiklik. risk faktörleri ve tedavi önerileri belirlenmektedir (6). 2. hareketli bir iş alanı ve eğlenceli bir aktivitedir. Bunların dışında bir görüşse. Patolojik internet kullanımı araştırmaları sonucunda internet bağımlılığı için alt tipler.Klinik araştırmalarda karşılaşılan temel zorluk ise internet normal ya da sorunlu kullanımıyla ilgili standart kriterlerin olmayışıdır. Ögel K (2012) “İnternet Bağımlılığı: İnternetin psikolojisini anlamak ve bağımlılıkla başa çıkmak” İş Bankası Kültür Yayınları. O. Kaynaklar 1. İnternet bağımlığı yeni bir kavramdır ve halen tartışmalıdır. 4.seks. moodu değiştiren.5).

problemli internet kullanımı ve internet bağımlılığı olarak adlandırılmaktadır. zarardan kaçınma. Son olarak Montag ve arkadaşları. Sonuç olarak internet bağımlılığı. Anderson. Cloninger’in kişilik modelinde ölçülen 4 mizaç boyutu (yenilik arayışı. Yüksek zarardan kaçınma. Riskli internet kullanıcılarında ise normal internet kullanıcılarına göre ödül bağımlılığı. Sonuç olarak internet bağımlılığı olanlarda dürtüsellik ve kişilik özelliklerinin belirlenmesi farklı tedavi yaklaşımlarının uygulanması ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinde yararlı olabilir. Yinede alkol/madde bağımlılığında olduğu gibi bu kişilik özelliklerinin bu hastaların tanınmasında ve tedavisinde önemli bir rolü olabileceği akılda tutulmalıdır. Anahtar Kelimeler: İnternet Bağımlılığı. Bununla birlikte bu konuda çok sayıda literatür bulunmaktadır. Kişilik ve Dürtüsellik . Ayrıca dürtüsellik ve kişilik özelliklerine ilişkin bilgiler yüksek riskli hastaları tedavide kalmaya teşvik edecek tedavi planlarının geliştirilmesinde yardımcı olabilir. kendi kendini yönetme ve işbirliği puanları düşük bulunmuştur. Çalışmalarda internet kullanımına bağlı davranış problemleri. Ancak DSM IV’te tanımlanan bağımlılık ölçütleri sadece kimyasal maddeler için belirlendiğinden ve davranıșsal bağımlılıkları içermediğinden ve kimyasal olmayan davranıșsal bağımlılıklar DSM IV’te “dürtü kontrol bozuklukları” olarak değerlendirilmiştir. kendini aşma. Cloninger ve arkadaşları. kişiliğin iki temel bileşeni olan mizaç ve karakteri açıklayan boyutsal psikobiyolojik bir kişilik modeli geliştirmiş ve tanımlamıştır. Bu nedenle herhangi bir madde kötüye kullanımını içermeyen internet bağımlılığına en yakın bozukluğun DSM IV’te dürtü kontrol bozuklukları bașlığı altında yer alan “patolojik kumar oynama” olması nedeni ile tanı kriterlerine buna uygun olarak uyarlamıştır. daha düşük ödül bağımlılığı. Shapira ve arkadaşları. Yüksek yenilik arayışı. Ancak günümüze kadar internet bağımlılığı kavramı henüz resmi sınıflama sistemleri içerisinde tanımlanmamıştır. ödül bağımlılığı. yüksek yenilik arayışı ve düşük ödül bağımlılığı olduğu bildirilmiştir. düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği internet bağımlılığının şiddeti ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. Bağımlılık ve kişilik bozukluğu ile ilişkilendirilen düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği yapmanın da benzer bir şekilde internet bağımlılığında da önemli karakter boyutları olarak dikkat çektiği söylenebilir. İnternet bağımlılığı ile kişilik arasındaki ilişkiyi araştıran az sayıda çalışma yapılmıştır. internet bağımlılığının genel yapısının dürtü kontrol bozukluğu ile benzerlik gösterdiğini ve tanının DSM-IV-TR dürtü kontrol bozuklukları ölçütlerini temel alarak yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. problemli internet kullanımını kendi kendini yönetmenin nörotisizmden daha iyi bir belirleyicisi olduğunu belirtmiştir. işbirliği yapma. Her ne kadar bu kişilik özellikleri internet bağımlılığı ile ilişkilendirilse de bunun bir neden mi sonuç mu olduğunu söylemek zordur.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet bağımlılığında kişilik ve dürtüsellik Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Ercan Dalbudak Young’a göre internet tıpkı kumar gibi bağımlılık yaratmakta ve internet bağımlıları çeșitli dürtü kontrol bozukluğu belirtileri göstermektedir. Alkol bağımlılığının başlaması. İnternet bağımlılığı olan üniversite öğrencilerinde ise. zarardan kaçınma. sebat etme) ve üç karakter boyutu (kendi kendini yönetme. Madde bağımlılığı olanlarda alkol bağımlılığı olanlara göre daha yüksek yenilik arayışı puanı. kendi kendini aşma) tanımlanmıştır. sürmesi ve relapsında etken olduğu düşünülen yüksek yenilik arayışı. DSM-IV madde bağımlılığı ölçütlerine göre internet bağımlılığını tanımlamıştır. kendi kendini yönetme ve iş birliği yapma puanları bildirilmiştir. bir çok komorbid psikiyatrik hastalığın eşlik edebildiği bir fenomen ve genel olarak bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanmaktadır. bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanan internet bağımlılığında da mizaç boyutu olarak öne çıkmıştır. ve düşük ödül bağımlılığının ergenlerde internet bağımlılığı önemli bir yordayıcısı olarak saptanmıştır. patolojik internet kullanımı.

kanıta dayalı henüz yöntemler yoktur. Bu panelde. Bugüne kadar farklı yöntemler denenmekle birlikte en çok bilişsel davranışçı terapinin uygulandığı gözlenmektedir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet Bağımlılığında Yaklaşım Ve Tedavi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Kültegin Ögel İnternet bağımlılığı tam bir tanı kategorisi olarak tanımlanmamış olmakla birlikte. . aile terapisi ve farmakoterapi yer almaktadır. günlük klinik pratikte ruh sağlığı çalışanlarının karşısına bir sorun olarak çıkmaktadır. Tedavinin birinci aşaması motivasyonel görüşmedir. etkinliği araştırılmış. Son aşama ise re-entegrasyondur. Ancak tek başına bilişsel davranışçı terapinin yeterli olmadığı da araştırmalarda bildirilmiştir. Yeterince tanımlanmamış bu bozukluğun tedavisinde de kabul edilmiş. Farklı boyutları olan bu sorunun çözümü de farklı paradigmaların birlikte kullanımıyla mümkün olmaktadır. konuyla ilgili literatür bilgisi sunulacak ve bugüne kadar yaşadığımız deneyimler paylaşılacaktır. Tedaviye aşamalı bir bakış açısının yararlı olacağı gözükmektedir. İkinci aşamada bilişsel davranışçı terapi.

duygusal. Bu da bozuklukla şiddetin ne kadar iç içe olduğunu açıkça göstermektedir. fiziksel (dövme.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyallik mi Şiddeti Doğuruyor? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Adem Balıkçı Şiddet. amacı ve nesnesinin ne olduğu da önem kazanmaktadır. . gerçekleştirilecek işlemin doğası ve niteliğini bilmeme ya da yaptığının yanlış olduğunu bilmeme şeklinde tanımlanmaktadır. Halk arasında görülme sıklığı. Suç sorumluluğu açısından eylemin işlendiği sırada mantık hatası içinde olma ve bunun akıl hastalığına bağlı olması. bireyin tehlikeden kaçınma. Bir görüşe göre kişilik bozukluğu “süregen hastalıktır”. Antisosyal kişilik bozukluğu ise 15 yaşından beri süregelen. Bu durum dolaylı olarak antisosyalin şiddeti doğurduğunun kabulü anlamına da gelmektedir. tespit edilmesi son derece zor olabilen sözel. cezadan kaçma ve başkasının hakkının gaspı gibi özelliklerin ayırt edilmesi ve tartışılması faydalı olacaktır.sakatlama. Ruhsal bir hastalık olarak kabul etsek bile cezayı hafifleten bir mazeret oluşturmamaktadır. Doğrudan öfkeye ve dürtüselliğe bağlı olan şiddet ile bir menfaat temini. ekonomik şiddet eylemlerine kadar uzanabilen geniş bir kavramdır. ASKB ile ilgili yapılan çalışmaların çoğunun bozukluğun nedenini saptamaya yönelik olduğu görülmektedir. ASKB vakalarının suç sorumluluğu tam olarak kabul edilir.tecavüz ve hatta öldürme) şeklinde olabileceği gibi. adli sorunlar. Doğumsal genetik yapı üzerinde. Bozukluğun farklı bir yanı tanı koymak için 18 yaş sınırının getirilmiş olmasıdır. Bununla birlikte 15 yaşından önce de davranım bozukluğunun izlenmiş olması gereklidir. Bu durumda antisosyal tarafından yapılan şiddetin niteliği. uyarı arayışı. başkasının hakkını saymama ve haklarına saldırma örüntüsü. haz olmaması. çevresel veya biyolojik olarak hangi nedenle oluştuğu ile ilgili net bir bulgu elde edilmesi bu hastaların suç sorumluluğunu da tartışmaya açacaktır. sorumsuzluk. Bu durum genel olarak kabul edilmekle birlikte hastalığın genetik. dövüşler ya da saldırılarla belirlenmiş sinirlilik ve saldırganlık tanı kriterleri arasında bulunmaktadır. erkeklerde toplam nüfusun %3’ü ve kadınlarda %1’i olarak saptanmıştır. vicdansızlık.cinsel taciz. Psikiyatride en çok tartışmaya açık konu belki de nedensellik ilişkisidir. ödül davranışı ve amaca yönelik devamlılığındaki çeşitlemelerin bir bileşkesi olarak kişilik yaşamın ilk 2-3 yılı içerisinde şekillenmeye başlar.yaralama. yalan söyleme ile karakterize sık görülen bir bozukluktur. Bozuklukta dürtüsellik ve yineleyen kavga.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal kişilik bozukluğu temelinde şiddetle nasıl başedilir? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Ayhan Algül .

Beyin gelişiminin ergenlik sonrasına kadar devam ettiği göz önünde bulundurulacak olursa çevresel etmenlerin. Gözlenen bu paranoid kavrayış en sık görülen ve onları akranlarından ayıran en önemli özelliktir. sinaptik bağlantıların yapısı ve sayısı çevresel uyaranlar ile de yakından ilişkilidir. agresif hisleri uyarma. Dünya Sağlık Örgütü şiddeti kişiye yönlendirilmiş. özellikle maruz kalınan şiddetin çocuğun kişilik gelişimine biyolojik anlamda olumsuz etkilerinin olacağı açıktır. kritik dönemde izolasyonun iyi huylu denekleri saldırganlaştırdığı. Şiddete maruz kalan çocuklar aşırı uyarılmış. iyi huylu hayvanların çiftleştirilmesinden doğan yavrular saldırgan dişilerce büyütüldüğünde saldırgan oldukları gösterilmiştir. Çünkü antisosyal davranışlarda çevresel etkenler kadar nörobiyolojik faktörlerde oldukça önemli rol oynar. Ancak şiddetin.Sonuç olarak yapılan çalışmalar ve gözlemler şiddet ve davranış örüntülerinin sıkı bir ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. Şiddet sonucu. heterojen etyolojide çevresel etkenler içerisinde sayılabilecek önemli bir kavram olduğu unutulmamalıdır. Ancak şiddete maruz kalma ile antisosyal özellikler arasındaki doğrusal nedensellik tartışma konusudur. Zamanında müdahale edilemeyen ve tekrarlanan bu davranış örüntüleri ileride karşımıza antisosyal özellikler olarak çıkabilmektedir. cinsel. çocukta kendini ifade etme becerileri. olumsuz duygularını sözelleştirme ve empati yeteneği azalmaktadır. İlk olarak şiddetin ne anlama geldiği üzerinde genel olarak anlaşmak gerekir. Şiddet kategorilerini de fiziksel.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Şiddet Antisosyal Bireyleri Mi Doğuruyor? Antisosyal Davranış Örüntülerinde Şiddetin Yeri: Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Recep Tütüncü Şiddet ve antisosyal özellikler nedensellik bağlamında ele alındığında. kişilerarası ve kolektif olarak üçe ayırmıştır. Çocuğun intrauterin yaşamdan erişkinlik dönemine kadar her safha da karşılaştığı şiddetin maladaptif tutumlara yol açtığı bir çok çalışmada gösterilmiştir. . Cinsiyetin yanında yapılan genetik çalışmalar saldırganlığın kalıtsal boyutu olabileceği üzerinde durmaktadır. çevrelerini yanlış anlayabilen ve zararsız bir takım uyaranları tehlikeli olarak algılayabilmektedirler. insanlardaki şiddet davranışının en temel öncülüdür. Örneğin yapılan hayvan çalışmalarında anne ve babaları tarafından büyütülen farelerin yalnız annelerince büyütülenlere göre daha saldırgan olduğu. çevresiyle olan etkileşiminin ve geliştirdiği sosyal adaptasyonun kişilik gelişimi üzerine çok önemli etkileri vardır. Saldırgan davranışlar modelleme ve destek yoluyla da öğrenilebilmektedir. Dolayısıyla beyin gelişiminin devam ettiği çocukluk ve ergenlik döneminde yapılacak akıllı müdahaleler ve şiddetin önlenmesi ileride ortaya çıkması muhtemel antisosyal davranışları azaltacaktır. duyarsızlaştırma. Tüm diğer türlerde olduğu gibi erkekler kadınlardan daha fazla şiddete eğilimlidir. Bu da bize erkeği farklı kılan biyolojik faktörlerin şiddetin ortaya çıkışında rol aldığını düşündürmektedir. psikolojik. Dendrit ve akson dallanmaları. İnsanın doğuştan getirdiği özellikleri yanında. Bağlanma çalışmalarında şefkat ve temel bakım ihtiyaçlarını karşılayamayan. risk almayı teşvik yoluyla davranışı etkileyebilir. Medya ve bilgisayar oyunların da yer alan şiddet şekillendirme. inhibisyonu önleme. mahrumiyet ve ihmalkarlık olarak ayırt etmiştir. öfkelerini bebeğe yansıtan annelerin çocuklarında ileri dönemde özellikle erkeklerde saldırgan davranışlar daha fazla saptanmıştır. Erişkinlikte alınacak önlemlerin antisosyal davranışın elimine edilmesinde etkinliği çok daha azdır. Şiddetli cezalandırma ve tekrarlayan şiddet. antisosyal davranışın içerisinde şiddet hemen her zaman mevcuttur. miyelinizasyon.

Beynin ceo’su olan prefrontal korteksin planlama. Şiddet ve nörobiyolojik faktörler ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiler oldukça karmaşıktır. Loeber R. prolaktin. baş etme güçlüğüne ve impuls kontrolü. Yapılan bir çalışmada kavum septum pellusidum antisosyal kişiler. insula ve orbitofrontal korteksi içeren çeşitli limbik ve paralimbik yapılarda anormal yapı/işlev bildirilmişse de beyin bozulmaları bir sebepten ziyade. Erken yaşta ihmal. tutuklular ve mahkumlar arasında kontrollere göre anlamlı düzeyde daha yüksek düzeylerdeydi (1). hipokampüs. Kafa travması yaşamış kişilerde yapılan nörolojik araştırmalar bununla beraber genetik faktörler dışlanamazsa da beyin hasarının psikopati açısından etyolojik veya patofizyolojik önemine işaret etmektedir. özellikle de serotonin arasında açık bir ilişki vardır. Kaynaklar 1. yargı. Agresyon ve bazı nörotransmitterler. 197: 186-92. Diğer monoamin oksidaz (MAO) nörotransmitterlerinin olağan dışı düzeyleri. tepkide esneklik. hipotalamus. Serotoninin göreceli düşük seviyeleri veya azalmış serotonerjik aktivite impulsivite. sosyalizasyon eksikliği ve zayıf empati ortaya çıkar (2). serotoninki kadar aşikar olmasa da agresyon ve antisosyalite ile ilişkili bulunmuştur. yargılama ve nezakette bozulmalara yol açar. Beyin görüntüleme çalışmalarında şiddet gösteren antisosyal erkeklerde beyin lezyonları olmaksızın. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. Antisosyal suçlularda yapılan serotonin 2A reseptör gen polimorfizmi çalışmasında 5-HT2A -1438 GG genotipi antisosyallerde kontrollere göre daha düşük bulunmuştur (3). 2. prenatal ve natal komplikasyonlar da şiddetle ilişkili bulunmuştur. Şiddet ve serotonin ilişkisi öteden beri bilinen ve araştırılan bir husustur. Kişilik bozukluklarında şiddet davranışıyla ilişkili biyolojik faktörler pek çok çalışmada araştırılmıştır. kendini kontrol. bazı hormonlar özellikle adrenalin. . Öteden beri şiddet ve antisosyal davranışa nörogelişimsel bir temel hipoteze edilmişse de antisosyal popülasyonda yapılmış. travma ve kötüye kullanımlar beynin gelişimini etkiler. Yang Y. dikkat. impuls kontrol. Colletti P. Yanı sıra. agresif ve psikopatik yetişkin bireylerde amigdala. antisosyalite ve agresyonla ilişkili bulunmuştur. sonuçları öngörme işlevleri agresyon ve şiddet açısından oldukça önem arzeder.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal Kişilik Bozukluğu Temelinde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Servet Ebrinç Şiddet ülkemizde ve dünyada giderek artış gösterdiği görülen bir halk sağlığı problemidir. Prefrontal korteks ve onun anterior singülat korteksle ve amigdalayla bağlantılarındaki bozulma korku ve öfke artışına. 2008. posterior singülat. Yapılan çalışmalarda antisosyal suçlularda BOS/serum albumin oranları kontrollere göre daha yüksek bulunmuştur. anterior singüulat. şiddetle yaşamanın makul bir sonucu olabilir. sonuçta zayıf impuls kontrolü. Her ne kadar antisosyal. dolayısıyla kesitsel çalışmalardan nedensel bir sonuca varmak da zordur. Neurodevelopmental marker for limbic maldevelopment in antisocial personality disorder and psychopathy. Suçlulara uygulanan nöropsikolojik testler yürütücü ve düzenleyici davranışta prefrontal lop disfonksiyonuyla ilişkili defisitler tanımlamaktadır. Br J Psychiatry 2010. 363: 2491-503. kortizol ve testesteronun amprik olarak şiddetle ilişkili olduğu bildirilmiştir (4). kontrollere göre prefrontal korteks gri madde volümü daha küçük bulunmuştur. talamus. Neurobiology and the development of violence: common assumptions and controversies. erken nöral bozukluk gelişimini yansıtan yapısal bir beyin anormalliği çalışması yoktur. psikopatlar. Obstetrik. Lee L. Raine A. Pardini D.

. 21: 84–92. Lalumiere M. Fountoulakis NK. 28: 402-426. Harris GT. Kaprinis GS. Neurodevelopmental Insults. Personality disorders and violence. Current Opinion in Psychiatry 2008. and Antisocial Parenting. Criminal Justice and Behavior 2001. 4.3. Criminal Violence: The Roles of Psychopathy. Leucht S. Rice ME.

Meta-analysis of MTHFR gene variants in schizophrenia. Am J Med Genet B Neuropsychiatr Genet. Foroud T. 2011 Jun. Szelinger S. Genome-wide association of bipolar disorder suggests an enrichment of replicable associations in regions near genes. Edenberg HJ. Alliey-Rodriguez N. Potash JB. Zandi PP. Keating BJ.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozukluk Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Kürşat Altınbaş Bipolar bozukluk klinik olarak iyi bilinen bir hastalık olmasına karşın. Metaanalysis of genetic association studies on bipolar disorder. CACNA1C. Bloss CS. Greenwood TA. Bipolar bozukluk genetiğine ilişkin. Zandi PP. Liu C. Judy J. orta büyüklükte etki gücüne sahip aday genleri saptamada genom boyu ilişki çalışmaları daha da önem kazanmıştır. bipolar bozuklukta bildirilen en güncel genetik bulgular sunularak gelecek çalışma alanları ve beklentiler tartışmaya açılacaktır. Schork NJ. Am J Psychiatry 2011. İkiz çalışmalarında. Craig DW. ODZ gibi yeni aday genler tanımlanmaktadır. 168:253–256. küçük ve orta etki gücünde bir çok aday genin sorumlu olduğu görüşü kabul görmektedir. Günümüzde. Murray SS. Peerbooms OL. ANK3. her ne kadar veriler tutarlı olmasa da. Hastalığın kalıtımı. Badner JA. sistematik genom-boyu ilişki çalışmalarında bipolar bozukluk ve şizofreni için küçük etki büyüklüğünde ortak aday genlerin varlığı gösterilmiştir. Mahon PB. PLoS Genet. Drukker M. bipolar disorder and unipolar depressive disorder: evidence for a common genetic vulnerability? Brain Behav Immun. Koller DL. özellikle son dönem tüm genom ilişki çalışmalarında. genetik araştırmalar için en uygun fenotipin nasıl tanımlanacağı sorularını gündeme getirmiştir. Smith EN. Lawson WB. 2012 Jul. Berrettini WH.7(6):e1002134. Rice J. MTHFR in Psychiatry Group. 2. aday genleri içeren bir çok kromozomal bölge tanımlanmıştır. Panganiban C. NCAN. McKinney R. Kenis G. Mahon PB. özellikle son iki dekadda aday gen çalışmaları hız kazanmıştır. McMahon FJ. Delespaul P. . Hipolito M. şizofreni için tanımlanan nadir büyük yapısal varyantların (copy number variants) hastalığın ortaya çıkışında önemli olduğu düşünülmektedir. Bunun yanı sıra. Coryell W. Ancak saptanan aday genlerin etki güçleri göz önünde bulundurulunca sonuçlar umut kırıcı görünmektedir. Potash JB. Barrett TB. 2011 Nov. Zöllner S. klinik heterojenite ve şizoaffektif bozukluk ve majör depresyon gibi hastalıklarla bazı belirtilerin binişikliği. 3. bipolar bozukluğun psikiyatrik hastalıklar içinde kalıtılabilirliği en yüksek hastalıklardan olduğu gösterilmiş olmakla birlikte. Goes FS. Rutten BP. Gershon ES. Kaynaklar 1. Nwulia EA. Scheftner WA. Guo Y. Hoogveld L. Byerley W. Taylor J.25(8):1530-43. çoklu genetik ve çevresel etkenler nedeniyle karmaşıktır. Bu panelde. Zhang P. after GWaS: Searching for Genetic risk for Schizophrenia and Bipolar Disorder. Seifuddin F. Nievergelt CM. etyoloji ve patofizyolojisi halen yeterince anlaşılamamıştır. Shilling PD. Kelsoe JR. teknolojideki hızlı gelişmelere paralel olarak. Yapılan çalışmalarda bipolar bozukluğun kalıtılabilirliği %60-80 aralığında bildirilmiştir. Ancak şizofreni. Gershon ES. McInnis MG. van Winkel R. Bağlantı ve ilişki çalışmalarında. Günümüzde bipolar bozukluk genetiğinde. Son yıllarda bipolar bozukluğun ailesel geçişine ilişkin pek çok araştırmada önemli bulgular saptanmıştır. Jancic D.159B(5):508-18. Schulze TG. 4. Liu C. Bu nedenle. Nurnberger JI Jr. van Os J. yinelenemeyen küçük etki büyüklüğünde bir çok aday gen saptanmakla birlikte. Pirooznia M. de Hert M. bipolar bozukluğa özgü daha büyük etki gücünde DGKH.

Bipolar bozukluk yaygın bir psikiyatrik hastalık olmasına rağmen sıklıkla geç tanınmakta veya yanlış tanı konulmaktadır. Yapısal ve işlevsel nörokimyasalların tanımlanması bipolar bozukluğun patogenezini aydınlatmada yardımcı olabilir. Yapısal manyetik rezonans görüntüleme (yMRG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) bipolar bozukluk ile gri madde azlığının ilişkili olduğunu göstermiş ancak prefrontal korteks hacimlerinde değişiklik gösterilmemiştir. . Anterior limbik ağ içerisindeki özel ilişkileri hedef alan çalışmalardan bipolar bozukluğun nörobiyolojisine dair güçlü kanıtlar sağlanacağı düşünülmektedir. Kimyasal görüntüleme manyetik rezonans spektroskopi (MRS) yöntemi ile mümkün olmaktadır. Bipolar bozukluğun seyri ve ilaç etkisi görüntüleme bulgularını etkilemektedir. tek foton emisyon bilgisayarlı tomografi (SPECT) ve işlevsel manyetik rezonans (iMRG) görüntüleme sayılabilir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozuklukta Nörogörüntüleme Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Mehmet Alper Çınar Bipolar bozukluk %1. Beyin işlevleri dinlenme sırasında veya özel bir ödev sırasında saptanabilir. Hastalığın değişik safhalarında subgenual ve orbitofrontal kortekste aktivasyon anormallikleri bildirilmiştir. nüfusun yaklaşık %3’ünü etkileyerek yüksek yeti yitimine neden olmaktadır. Nörobiyolojik araştırma sonuçları tanısal kesinliği artırmaya. Bipoar bozukluğu olan kimselerde striatum ve talamus boyutlarında saptanan artış tüm çalışmalarda tekrarlanamamıştır.5 insidans oranı ile. Yapısal anormallikler işlevsel anormallik olarak tanımlanamasa da işlevsel çalışmalarda yol gösterici olmaktadır. Yapısal ve işlevsel nörogörüntüleme çalışmaları ile bipolar bozukluğun nörobiyolojik patogenezi hakkında kanıt sağlanmaya çalışılmaktadır. İşlevsel görüntüleme yöntemleri arasında pozitron emisyon tomografisi (PET). şizofreni hastalığı olan kimselerden farklı olarak normal hipokampus ile artmış amigdala hacimleri bildirilmiştir. Bipolar bozuklukta yapılmış yapısal görüntüleme çalışmalarında bazı nöroanatomik anormallikler tanımlanmıştır. tedavi yanıtını kestirmeye ve yatkınlık faktörlerini tanımlamaya yardımcı olacaktır. Amigdala ve hipokampus da ilgi gösterilen bölgelerdendir.

Başlıca sözel bellek. yürütücü işlevler. . Birinci derece akrabalarda bilişsel işlev bozuklukları görülüyor olması yatkınlık mekanizmalarının hastalıkla birlikte bilişsel işlev bozukluklarına neden olabildiğini.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevler Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Son yirmi yılla birlikte. Bu nedenle psikiyatrik hastalıklar için klinik semiyoloji dışı geçerli ve güvenilir ölçüler gerektiği vurgusu yapılmış ve bilişsel işlevler bu bağlamda boyutsal yaklaşım çerçevesinde biyomarkır arayışları içinde farklı olası bir zemin varsayılmıştır. Psikiyatrik hastalıkların heterojen olmalarının patogenez ve risk faktörlerinin tespit edilmesinin önünde en büyük engel olduğu düşünülmekteydi. ardından fenotip tanımlamaya olası katkılarından bahsedilecektir. bu nedenle bilişsel işlev bozukluklarının etyopatogenez ile ilişkili olabileceğine işaret etmekte. bu da bu varsayımla yola çıkan araştırmaların haklılığına işaret etmektedir. şizofrenide görülen araştırma dalgasına benzer biçimde iki uçlu bozuklukta bilişsel işlev bozuklukları ile ciddi biçimde ilgilenilmeye başlanmıştır. Bu konuşmada iki uçlu bozuklukta görülen bilişsel işlev bozuklukları özetlenecek. bilgi işleme hızı ve faal bellek gibi alanlarda tutarlı bulgular tespit edilmiştir.

Evidence for an association between tumor necrosis factor-alpha levels and lithium response. Gazioglu Bilgic S. BMC Psychiatry.Öncelikli lityum olmak üzere çok sayıda sağaltım seçeneğinin immün sistem üzerindeki etkisidir (1). Oral ET. Benzer etki düzeneklerine sahip sağaltım seçeneklerinin çoğu zaman İU bozuklukta yetersiz kalması. Lachowski A. İmmün sistem ile İU bozukluk arasındaki ilişkiyi ortaya koyan gözlemler oldukça dikkat çekicidir. Kaynaklar 1. J Affect Disord.İnterferon tedavisinin depresif belirtilere yol açması 3. 126:458-62. Guloksuz S.İU bozukluğa sıklıkla eşlik eden tıbbi hastalıkların (ör. Deniz G. İU bozuklukta görülen enerji kaybı. Altinbas K. Gazioglu Bilgic S. Oral ET. 3). Plasma concentrations of soluble cytokine receptors in euthymic bipolar patients with and without subsyndromal symptoms. Deniz G. Cetin T. metabolik sendrom. Halen yürütülmekte olan İU bozukluk sağaltımında minosiklin ve aspirin ekleme çalışmalarının erken sonuçları umut vericidir. Woldeyohannes HO. 30:497-521. ötimik dönemde ise immün sistem dengesi kısmen korunmaktadır (2. 4-Guloksuz S. McIntyre RS. 2009. Goldstein BI. Kennedy SH. (in press). araştırmacıları farklı alanlara yönlendirmiştir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta İnflamasyon Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sinan Gülöksüz İki uçlu (İU) bozukluk ile ilgili patofizyolojik düzeneklerin halen tam olarak açıklanamaması. Oral ET. İmmün sistem ile ilişkisi iyi bilinen lityumun uzunlamasına tedavi yanıt etkinliğinin temel bir pro-inflammatuar sitokin olan tümör nekrotizan faktör alfa (TNF-α) ile ilişkisi gösterilmiştir (4). uyku ve iştah bozuklukları gibi somatik belirtilerin immün sistem ile doğrudan ilişkisi 2. 1. Nutt DJ. Aktas Cetin E. 2-Guloksuz S. Cetin EA. Multipl skleroz. Deniz G. diabet gibi) immün sistem ile ilişkisi 4. Bu bilgilerden yola çıkılarak yürütülen çok sayıdaki güncel araştırma manik ve depresif dönemin artmış inflammatuar cevap ile ilişkili olduğunu göstermektedir. The effect of tumor necrosis factor antagonists on mood and mental health-associated quality of life: novel hypothesis-driven treatments for bipolar depression? Neurotoxicology. J Affect Disord. 2010. Öte yandan. van Os J. . ciddi yeti yitimine yol açan bu hastalığın etkin sağaltımını zorlaştırmaktadır. 3-Cetin T. Aktas Cetin E. romatoid artrit gibi immün sistem hastalıklarında kullanılan immün düzenleyicilerin duygudurum belirtileri üzerinde olumlu etkisi 5. Kenis G. Bu sunumda İU bozukluk ile immün sistem arasındaki ilişki incelenerek ileriye dönük araştırmaların öncül sonuçları değerlendirilecektir. van Os J. (in press). Cytokine levels in euthymic bipolar patients.Soczynska JK. Bunlar.

(i) Avrupa psikiyatrisindeki klasik ve güncel kuramların tekil bireyin çevreyle etkileşimini esas alması. kabul edilebilir bir ekolojik geçerlikle ve yeterince ölçünlenmiş görevlerle uygulandığında .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Psikiyatrik Bozukluklarda Sosyal Bilişin Near Infrared Spectroskopi (NIRS) ile Görüntülenmesi Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Bora Baskak Özellikle son on yılda sosyal bilişsel nöro-bilimin katkılarıyla sosyal biliş (SB) alanında son derece önemli bulgular elde edilmiştir: SB’nin davranışsal çıktısının genel bilişsel işlevlerin bir bileşkesi olmadığı. zihin kuramı bozuklukları. NIRS bu özellikleriyle psikotik bozuklukların etiyolojisinde epidemiyolojik bulgular ışığında ortaya atılan. sosyal yenilgi kuramlarının ya da çeşitli özgün sosyal etkileşim modellerinin sınanmasında kullanılabilir. Buna karşın. Şizofreni. psikopati ve otizm gibi pek çok bozukluk aslında sosyal bilişsel bozukluklar olarak nitelenebilir ve SB’nin görüntülenmesi bu bozuklukların etiyolojisine dair önemli ipuçları sağlayabilir. dahası kendine özgü bir nöro-fizyolojisi olduğu anlaşılmıştır. sosyal fobi. doğal bir ortamda uzun ve duyarlı bir ölçüm sağladığından. Non-invaziv bir yöntem olan NIRS. (ii) biyolojik psikiyatrinin lokomotifi olan psikofarmakolojideki tedavi algoritmalarının birey tabanlı belirlenmesi ve (iii) teknolojik yetersizlikler SB araştırmalarının da ufkunu daraltmıştır. .kestirimci geçerliği yüksek biçimde ölçebilir. SB’yi.

. depolama bileşeni. Yada bir telefon numarasını akılda tutmak istediğimizde. Ayrıca fNIRS sinyalinin özellikleri ve veri analizi sırasında karşılaşılabilecek zorluklar elimizdeki veriler üzerinden açıklanacaktır. Örneğin bir adres tarifi aldığımızda. Bu konuşmada. o adrese varana değin bunu uzamsal olarak kısa dönemli çalışma belleğinde işleriz. Dolayısıyla yüzeyel olarak korteksten kayıt alabilen fNIRS cihazı ile çalışma belleğinin faaliyetlerini incelemek mümkündür. Çalışma belleğinin bu işlemlerde yeralan alt-bileşenleri şunlardır: yürütücü bileşen. fNIRS ölçümleri üzerinden aktarılacaktır. rakamları sırasıyla içimizden tekrarlayarak çalışma belleğinde depolarız. kısa dönemli olarak faaliyet gösteren uzamsal ve sözel bilişsel işlevlerde yeralır. Bu bileşenlerin tümü sırasıyla dorsolateral prefrontal korteks. sağ/sol inferior frontal girus ve dorsal parietal kortekste lokalize olmuştur. Kendi elde ettiğimiz sonuçlar üzerinde durulacak.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Çalışma Belleğinin Prefrontal Korteksteki Bileşenlerinin Fnırs Yöntemiyle Araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Didem Gökçay Özet Çalışma belleği. olasılıksal öğrenme sırasında yoğunlukla kullanılan çalışma belleğinin aktivitesinin dinamik olarak nasıl gözlenebileceğine dair örnekler verilecektir. tekrar bileşeni. çalışma belleğinin hasta ve sağlıklı populasyonlardaki faaliyetleri.

Kaynaklar 1. 3. Special issue on Clinical Neuroengineering. Heidelberg. Onaral B. özellikle karmaşık düşünce süreçlerinin değerlendirilmesinde ümit vaat etmektedir. E. ışığın özgül dalga boylarında farklı emilim spektrumları ortaya çıkarmaktadır. beyin dokusunda absorbe olan ışığın emilim miktarı ile Oksi-Hb ve Deoksi-Hb seviyeleri hesaplanabilir. E.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? "FNIRS Nedir? Çalışma Prensipleri Nelerdir?" Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Halise Devrimci Özgüven Fonksiyonel Near-infrared spektroskopi (fNIRS). http://www. Pöppel. Dolayısıyla bu veriler.biomed. B. Y. IEEE Engineering in Medicine and Biology Magazine. Beer-Lambert yasasına göre. Berlin. 2010. Izzetoglu M. bu özellikleri nedeniyle de psikiyatri alanında. Functional Near Infrared Spectroscopy: An Emerging Neuroimaging Modality. Near-infrared spectroscopy for studying higher cognition. fNIRS. taşınabilir ve kolay uygulanabilir olması önemli avantajlarındandır.. 2. daha uzun sürede ve daha doğal bir ortamda kayıt alabilme imkânı sağlamakta. 25(4):54 . Philadelphia. fMRI ve PET gibi diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerinden farklı olarak. H. Functional Near Infrared Spectroscopy based Brain Computer Interface. Izzetoglu K. Gulyas. (2010).) Neural Correlates of Thinking. PhD Thesis. Hoshi. ışığın beyin dokusunda emilimini ölçmektedir. optik bir yöntemdir.62. beyin dokusu oksijenlenmesinin.. Ayaz. Drexel University. Bunce S.html 4. Diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerine kıyasla ucuz. PA. başka bir deyişle metabolizmasının in vivo belirteci olarak kullanılabilir. . (eds. (2006).edu/fNIR/CONQUER/Optical_Brain_Imaging. Oksihemoglobin (Oksi-Hb) ve indirgenmiş formu deoksi-hemoglobin (Deoksi-Hb). Ayrıca fNIRS..drexel. invazif olmayan. Springer-Verlag. in vivo koşullarda beyin oksijenasyonunun ölçülmesine olanak sağlayan. Kraft. Pourrezaei K..

invaziv olmayan. . FNIRS yöntemi daha önce Dikkat Eksikliği Hiperkativite Bozukluğu’nda kullanılmıştır. Bu çalışmalarda interferans kontrolü ve yanıt inhibisyonu sırasında DEHB olguları ile kontroller arasında farklar olduğu gösterilmiştir. Özellikle kortikal yapılardaki kan akımının ve oksi-deoksihemoglobin değerlerinin hesaplanmasında kullanılmaktadır. şimdiye kadarki literatür tartışılacak ve FNIRS özelinde dikkat işlevlerinin değerlendirilmesi üzerine görüşler sunulacaktır. Ayrıca. metilfenidat yanıtı ve genotip ile beyim kan akımı ve oksi-deoksihemoglobin değerleri arasındaki ilişki de incelenmiştir. uzun süreli veri toplanabilen ve nispeten ucuz bir işlevsel beyin görüntülemesi tekniğidir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Dikkat İşlevinin Araştırılmasında fNIRS Uygulamaları Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Özgür Öner İşlevsel Near Infrared Spektrsopkopi (fNIRS). Konuşmada.

doğru çocuklar yetiştirdik. Bu bir hekimlik çalışmasıdır ve hekimlik uygulamasında uyulması gereken. Bazı uzmanlar. Atalay Yörükoğlu’ydu. Onların ilklerinden biri. hasta ve hastalıkları rencide edici haberler yerine halkı bilgilendirici. Prof. ilk anda ilgi çekseler de. gitmeleri gereken yerin bir uzman olduğunu fark ettiler. Ama insanlar psikiyatrinin ne olduğunu. kendini şarlatanlıklar için reklam aracı olarak kullandırmamak. . Kendi meslektaşları arasında kimi zaman övüldüler. ilgisiz şeylerde psikiyatriden çözüm istemeye. Söz konusu çocuklar olduğu zaman tüm bunlar çok daha önem kazanır. Medyada yer almak için sadece işinizi iyi biliyor olmak yeterli değildir. etik kurallar. Dr. Psikiyatristlerin medya önünde yaptıkları ortak yanlışlar nedir? Ve hem yazılı hem de görsel basınla iletişimi geliştirmek için neler yapılmalıdır. doğruluk. Yaşadıkları ve gizlemeye çalıştıkları bazı sorunların çaresi olduğunu. bu süreci eğitim ve bilgi vermek değil. Sonra yavaş yavaş birileri bunun dışına çıkmaya başladı. Kurallar doğru konmalı ve mesajlar net verilmelidir. uyarıcı bir yayın yapmaktır. fark etmeden gereksiz. İnsanların bilgilendirilmesi gerektiğini söylemeye başladılar. doğru seçimleri yapmak. bu ilişkinin de düzgün ve kurallara uygun yapılması gerekiyor. Bunların hepsi toplum sağlığı açısından önemliydi. Bir çoğumuz onun önerileriyle. hastalara ve hastalıklara doğru yaklaşım için. başkalarının da benzer yakınmaları olabileceğini. zarar vermeme ilkeleri geçerlidir. Onu diğerleri takip etti. hastalıkların ve özellikle psikiyatri doktorlarının gizemli olması gerektiği savunuldu. kimi zaman eleştirildiler. hem de önemli şeyler oldu. Aynı zamanda iyi bir medya okur-yazarı olmanız gerekir. hatta zarar verici yöntemlerin reklamını yapmaya başladı. insanlar asıl amacı gördü ve umursamadı. Bu ilişki de medyaya düşen görev. verdiği bilgilerle doğru büyüdük. Medyada Yer Almak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Bengi Semerci Uzun yıllar psikiyatrinin.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Çocuk Psikiyatrı Gözüyle Medyayı Okumak. ne yapmaya çalıştığını öğrenmeye başladılar. Onları yenileri izledi. Çoğu kısa sürede yok oldu. Bazen kırıcılığa varan bu eleştirilere rağmen devam ettiler. kendi reklamları olarak gördüler. medyayla ilişki çok önemli. Bize düşen görevler belli. Ama her ilişkinin olduğu gibi. Gerçekten bilgilenme. Medya ise bazen ipin ucunu kaçırdı ve psikiyatrinin her kapıyı açan bir anahtar olduğu düşüncesine kapılıp. Bu arada olumsuzluklar olmadı mı? Oldu. psikiyatrinin tanınması.

üzerinde kara bulutların dolaştığı bir ülkede yaşayan insanların duygu ve düşünce dünyalarıyla ilgilenen psikiyatristlerin işi de en az biz gazeteciler kadar zorlu. Bir gazeteci arkadaşımız bir ameliyata girmiş. savaş naralarının atıldığı. Bunu yapabilmek için de kuşkusuz her söylenene hoşgörüyle. Zaten Türkiye’de kiminle karşılaşsanız gazeteciliği biz gazetecilerden daha iyi bilir. Keşke gazeteciler ve psikiyatristleri karşı karşıya getirebilsek ve sadece kendilerini eleştirmelerini isteyebilsek… . Maalesef bunu yeterince başardığımızı söyleyemem.Ancak böyle davranırsak o eleştirileri kendimiz ve mesleğimiz için artı değere dönüştürebiliriz. Tersine insan sağlığı ile ilgili bu tür yanlışlara medyanın zemin hazırladığının da farkındayım. kayda değer eleştirilerle haksız. ilkel eleştirileri ayırt edebilmek. Gazeteciler kadar göz önünde değiller yani. gazetecilerden farklı olarak eleştiriye hem alışık değiller. skandalların eksik olmadığı. Aslında psikiyatristler de mesleklerin icra ederken diğer hekimler gibi daha öznel alanlarda çalışıyorlar. Hergün bombaların patladığı. Medyayı aklamaya çalışmıyorum. Anlaşılan hekimler. O daha kolay gelebiliyor. Bu da kimi zaman övgüleri getirir ama çoğunlukla eleştirileriz. Önemli olan o eleştirilere açık olmak. algılama ve anlama çabasıyla yaklaşmak gerek. Bir de mesleki taassuptan dolayı kamuya açık alanlarda ve hatta meslek örgütlerinde kendilerini fazla eleştirmiyorlar. Psikiyatristler. Çünkü eleştiriye alışığız ama açık değiliz. O nedenle gazeteci-hekim ilişkisi sözkonusu olduğunda eleştirilen hep gazeteci tarafı olabiliyor. Galiba temel sorunlardan biri bu noktada yatıyor. Bu hekimler içerisinde psikiyatristlerin hiç de azımsanamayacak düzeyde olduğunu da söyleyebiliriz. Fakat eleştiri okları kendilerinde yöneldiğinde gazeteciler ve psikiyatristler epeyce farklılaşıyor. işimiz üzerine her sözü söyleme hakkını kendinde görür. felaketlerin. Oysa gazeteci doktorlardan izin alarak girmişti ameliyathaneye! Dolayısıyla da mesleki etikten söz edeceksek öncelik tıp etiği olmalıydı bence. Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisi olarak. Hatta gazeteciler de birbirini kıyasıya eleştirir. subjektif. Mesleğimizin doğası gereği yaptığımız ya da yapmadığımız işler nedeniyle hep göz önündeyiz. haklı. röportaj yapmıştı. bir hekim örgütünün bildirisini hatırlıyorum. eleştirdikleri medya aracılığıyla medyatik olmaya çalışmayı da yadırgamıyorlardı. medyayı eleştirmeyi doğal görmekle kalmıyor. hem de kapalılar.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Gazeteci gözüyle medya ve psikiyatri Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Faruk Bildirici Biz gazeteciler eleştiriye alışığız. Psikiyatristlerle ortak noktamız insan. Kimi hekimlerin medyatik olma çabası içine girmeleri! Medyatik olan kimilerinin de orada tutunabilmek için popüler söylemler geliştirmeleri. yerinde. hekimler gazeteciyi meslek etiğine uygun davranmamakla suçluyordu.

Tabi bu ideoloji ve değer yargılarının örneğin GLBT bireyler ve hakları konusunda ne kadar eşitlikçi ve özgürlükçü olduğu da belirleyici olacaktır. Medyanın haber inşa süreci Haberdar etmekten çok tek tip düşünce ve tepki üreten medya bu üretimi üç temel yolla gerçekleştirir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Psikiyatr Gözüyle Medyayı Okumak Ve Anlamak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Selçuk Candansayar Özellikle yaygın medya ulaştığı toplumun değer yargılarını ve kimlik algısını oluşturur. Medya en ilkel. Hikayeleştirme: haberin inşa edilirken ana fikir ve temasının amaçlanan bilgiyi biçimlendirecek şekilde inşa edilmesi. Eleştirel medya okurluğunun en güvenli yolu ise medyanın sunduğu ideoloji ve değer yargısına değil okurun kendi ideolojisi ve değer yargılarına güvenmesidir. Her medya grubu haberlerini kendi kontrolündeki tüm medya kanallarında hemen hemen aynı şekilde verme eğilimi gösterir. Çok okunmanın yolu ortalamanın altındaki eğitim. Bu süreç en muhafazakar haberlerin bile pornografik bir dille verilmesinin önünü açar. Medyanın toplumu tektipleştirme süreci geniş kitlelere ulaşabilirliğiyle yakın ilişkilidir. Egemen ideolojinin yeniden üretilmesi kitlelerin bu ideolojiyle biçimlenmesi ve tepki vermesi günümüz medyasının temel işlevidir. . tiraj vb. Okunma. Bu değer yargıları sanıldığı gibi hakikati temel almaz.) iki önemli etkide bulunur. en gerici değer yargılarına seslenir ve bunu en kışkırtıcı şekilde vermeye çabalar. maruz kalma oranları (rating. Sterotip oluşturma: Medya herhangi bir kimlik halini kendi bildiğince şekillendirerek okurun o kimlik hakkındaki bilgi ve değer yargısını inşa eder. Çerçeveleme: (framing) gerçekte olup biten yerine gerçeğin bir bölümünün algılanmasını ya da gerçeği çarpıtarak algılanan gerçeğin var olan gerçekten çok farklı olmasını sağlamak. bilgi ve olgunluk düzeyine seslenen haber tarzına zorlar.

(1993) X-Linked Borderline Mental Retardation with Prominent Behavioral Disturbance: Phenotype. 52:1032-1039. 3:21-26. Evolutionary and Genetic Explanation of Violent Crime (Chapter IV). .J.Brunner et al.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Homisid davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Erhan Akıncı İnsan davranışını belirleyen etmenler arasında psikososyal gelişim kadar kalıtımsal özellikler de önemli yer tutmaktadır. (2010) Violent Crime: Clinical and Social Implications. Serotoninin inhibitör özellikleri ile davranışların doğal fren sistemini sağlayan nörotransmiter olduğu bilinmekle beraber şiddet ve agresyona yönelik genetik araştırmalarda serotonerjik sistemde önem kazanmaktadır.Gottschalk.and Evidence for Disturbed Monoamine Metabolism. Bu sunumda elimizde var olan kısıtlı ve kesin yargılara varmak için görece yeni olan ama faydalı olabilecek homisidal davranış nedenlerine yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. Tuğlu C.G. and Agression: Evidence for the Differential Susceptibility Hypothesis. Bununla beraber şimdiye kadar yapılan genetik araştırmalar MAO-A aktivitesinde değişikliğe sebep olan genetik varyantların ve Y kromozomunun şiddet davranışına yönelik etkilerine dair tutarlı kanıtlar sunmaktadır. 76(6): 833–912. Genetic Localization. etkilenen erkeklerde hafif mental retardasyon ile beraber tecavüz. Şiddet ve agresyona yönelik davranış genetik çalışmaları nörotransmiterler üzerine odaklanmakla birlikte dopaminerjik sistem ve serotonerjik sistem üzerine yoğunlaşmaktadır. 3) H. (2011) Social Environment Variation. Kaynaklar 1) Ronal L.Simons. Şiddet ve agresyonun nedenleri hakkında sosyal öğrenme. Am. (2000) Şiddet ve Agresyonun Nörobiyolojisi: Klinik Psikiyatri. Genet. dürtüsel şiddet içeren suç davranışında öne çıkmakla beraber gen-çevre etkileşimine dair tutarlı kanıtlar bulunmaktadır. SAGE Publications. Dopaminerjik sistemin insan vücudunda haz-ödül sisteminin parçası olması ve dopamin salınımı ile öforik duygular oluşturması nedeni ile davranış genetiği çalışmalarında dopaminerjik genler öne çıkmaktadır. psikanalitik ve biyolojik kuramlar öne sürülmekle beraber son yıllarda nörobiyolojik çalışmalar ile genetik etkenlerin şiddet davranışının oluşumundaki rolü ile ilgili veriler mevcuttur. 1993 Yılında ilk kez Brunner ve arkadaşları tarafından tanımlanan X kromozom bağlantılı MAO-A aktivitesinden sorumlu yapısal gen polimorfizminin (Xp 11-22). Am Sociol Rev. 4) Abay E. p: 57-74. İnsan davranışına ait biyolojik kuramlar her ne kadar gelişim sürecinde olsa da ileriye yönelik araştırmalar ile bu yönde çözümlemeler daha da kolaylaşacaktır. kundakçılık ve teşhircilik gibi belirgin davranış problemlerinin nedeni olduğu belirtilmiştir. 2) M. Son yıllarda psikiyatrik bozuklukların ve insan davranışı ile ilgili kuramların nörobiyolojik sebeplerine yönelik çalışmalarda genetik araştırmalar öne çıkmaktadır. Hum. Kromozom anomalileri ve DNA polimorfizmi. İnsan Genom Projesinin genetik çalışmalara kazandırdığı ivme ile psikiyatrik bozuklukların etyolojisine yönelik moleküler sitogenetik ve moleküler genetik çalışmalar da son yıllarda artmıştır. şiddet. . Plasticity Genes.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Saldırgan davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serap Özçetinkaya .

152: 1075–1076. . 3) Brent DA. tirozin hidroksilaz (TH) genleridir. (2001) What can psychiatric genetics offer suicidology? Crisis. Bu aday genlerden en önemlileri serotonin taşıyıcı reseptör (SERT). katekol. Bugün için intihar davranışının psikopatolojilerden ve psikolojik stresörlerden bağımsız bir şekilde birden fazla genin birbiriyle etkileşimi ve çevre faktörlerinin de olaya katılmasıyla çok etkenli bir şekilde kuşaklar arası karmaşık kalıtım yoluyla aktarıldığı düşünülmektedir. 2) McGuffin P. triptofan hidroksilaz (TPH). İntihar davranışında genetik etkenlerin rolünü belirlemeye yönelik. Bu sunumda intihar davranışına yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. Farmer A ve ark. Araştırma sonuçları genetik faktörlerin rolünün. Öfke. 2). 5HT2A). Daha sonra tıbbın bu alanda gelişmesiyle intihar davranışının hangi kromozom üzerinde yerleştiğinin tahmin edilebildiği gen haritalama işlemi gerçekleştirilmiştir ve ilişkilendirme (association). Kaynaklar: 1) Roy A. Mann JJ (2005) Family genetic studies. bazı hastaların intihar girişiminde bulunmamaları intihar davranışı için yapısal yatkınlık ya da genetik eğilimin varlığının önemine ve bunun da psikiyatrik hastalıktan bağımsız olduğuna işaret etmektedir. Am J Psychiatry. Yani bazı bireylerin yapısal olarak intihar davranışına daha yatkın oldukları ve bu yapısal yatkınlığın dürtüsellik. suicide. diğer ruhsal hastalıklar ve psikolojik stresörlerden bağımsız olarak %30-50 oranında olduğunu göstermektedir (1. evlat edinme çalışmaları yapılmıştır. Marusic A. aile.O-metiltransferaz (COMT). 22: 61–65. Am J Med Genet C Semin Med Genet. ikiz. Segal NL. İntihar ve duygudurum bozuklukları klinik olarak birbirleriyle örtüşen tablolar olmalarına ve hatta intihar riskini en çok psikiyatrik bozukluğun artırdığı bilinmesine rağmen. 5HT1B. ilk olarak. agresyon gibi kalıtılabilir kişilik özellikleriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir (3). bazı serotonin reseptörleri (5HT1A. bağlantı (linkage) analizleri ile intihardan sorumlu olduğu düşünülen aday genler tespit edilmiştir. dürtüsellik gibi bazı ara fenotiplerin temelindeki genetik mekanizmaların intihar davranışıyla bağlantılarının gösterilmesi yapısal yatkınlık kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır. Sarchiapone M ve ark. (1995) Attempted suicide among living co twins of twin suicide victims.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Suicid Davranışın Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serhat Tunç İntihar davranışının oluşumunda genetik etkenlerin rolü ile ilgili tutarlı kanıtlar vardır. 133C:13–24. and suicidal behavior. monoamin oksidaz A(MAOA).

Uluşahin A (2009) Psikiyatride Uzmanlık Eğitimi.saglik. Bu sebeple asistan eğitimini bilimsel. The implications of core competencies for psychiatric education and practice in the US. ruh sağlığı uygulayıcısının yeterli psikiyatrik değerlendirme ile nitelikli ruh sağlığı tedavilerini uygulama kapasitelerini geliştirir ve ruh sağlığı sorunu ve bozukluğu olan geniş bir kitleye kapsamlı tedavi yaklaşımları sunmasını sağlar (1).Tükel R. yöntemini. Psychiatric education and training in Asia. International Review Of Psychiatry. Diğer tıp dallarından farklı olarak kurumun teknolojik imkanlarının katkısı sınırlı olmaktadır. Bazı ülkelerde eğitim programının hazırlanması ve yeterliliğin değerlendirilmesi ayrı kurumsal yapılar tarafından sürdürülürken. Bunun sonucunda. Alkın T. Hergüner S (2006). Yine Avrupa ülkelerinin kabaca üçte birinde eğitim öncesinde bir sınav uygulanırken (Fransa.23) Ankara:Tuna 5.Karabekiroğlu K. Macaristan. bu süre 3 ve 7 yıl arasında değişmektedir.pdf 4.Ülkemizde uygulanan psikiyatri uzmanlık eğitimi. Eğitim programının içeriği ve rotasyon süreleri de büyük farklılık göstermektedir. 20: 413418 . Kurumda eğitim alacak kişinin seçiciliğini azaltan bu yöntem eğitim programlarının belirlenmesinde uzmanlık öğrencisinin etkinliğini azaltmaktadır. çağdaş göstergeler ve yerel ihtiyaçlar ve uzmanlık öğrencilerinin talepleri ile uyumlu hale getirme çabası süren bir uğraş olacaktır. Literatürden elde edilen bilgiler ışığında ülkeler arası uygulama farklılıkları dikkat çekmektedir. Eğitimin etkinliği açısından bu müfredatları hazırlayan kurumlar hem bilimsel gereklilikleri hem de kültürel farklılıkları gözetmeye uğraşmaktadır. (2005) Atlas: Country profiles of mental health resources. Eur Child Adolesc Psychiatry. Doğangün B. yerini ve süresini belirleyen kurumlar bulunmaktadır. Psikiyatrinin sunduğu hizmetlerde niteliği halen uzmanın eğitimi belirlemektedir. ardından kısa süreli değişiklikler yaşansa da son süre 4 yıl olarak belirlenmiştir. Can J Psychiatry 48: 215-221 3. 15:467–475 6-Singh B. İngiltere. (s. Çoğu ülke bu ihtiyaçlar çerçevesinde çekirdek müfredatlar hazırlamaktadır. Ülkemizde de yakın zamana dek psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli toplam süre 5 yıl iken bu süre önce 4 yıla indirilmiştir.WHO. ülkelerin geliştirdiği sağlık politikaları. Ülkeler arasında uzmanlık eğitiminin yapılanmasındaki temel farklılıklar.gov. Ng C (2008). Ülkemizde uzmanlık eğitimine başlayabilmek için Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) yapılmaktadır.tuk.http://www. Kramer TAM.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Dünyada Asistanlık Eğitim Modelleri Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : İshak Saygılı Dünya Sağlık Örgütüne göre “psikiyatri eğitimi”. Kaynaklar 1.Scheiber SC.tr/pdfdosyalar/mevzuat/TUEY. Geneva: WHO 2. Ülkemizdeki durumu daha iyi anlayabilmek ve kültürel farklılıkları da dikkate alan etkin bir model oluşturabilmek için dünyadaki diğer psikiyatri uzmanlık eğitim modelleri incelenmiştir. Birçok ülkede bu eğitimin içeriğini. vb. Örneğin Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ülkemizde ayrı bir uzmanlık dalı ve Erişkin Psikiyatri Eğitiminde bir rotasyon programı iken Avrupa ülkelerinin üçte birinde Erişkin Psikiyatri Uzmanlığı içinde yer almaktadır (5). Psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli süre ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. kurumların olanaklarına ve kurumlardaki eğiticilerin nitelik ve niceliğine göre oldukça değişkenlik göstermektedir. kurumların tarihsel gelişimi ve yerel ihtiyaçlarla büyük oranda değişmektedir (6). diğerlerinde tek bir yapı bu iki görevi de üstlenmektedir (2). uygulanan eğitimin temel ürünü olan psikiyatri uzmanlarının donanımı da büyük farklılıklar göstermektedir (4). Ülkemizde psikiyatri alanında uzmanların yetiştirilmesinden ve değerlendirilmesinden Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) sorumludur (3).Yeterlik ve Eğitimin Akreditasyonu. Adamowski SE (2003). Ülkemizde de benzer bir uygulama görülmektedir. Child and adolescent psychiatry training in Europe: differences and challenges in harmonization.) diğerlerinde uygulanmamaktadır.

tr/page.org.http://www.7.psikiyatri.aspx?menu=114 .

genel olarak psikiyatri eğitiminden. Özlük haklarıyla ilgili yaşanan sorunların başında nöbet ertesi izin. Katılımcıların %80’i performans sisteminin uzmanlık eğitimini olumsuz etkilediğini söylemiştir. yıllık izin kullanamama. psikiyatri eğitimi veren kurumlardaki gönüllü temsilcilere basılı olarak gönderilmiştir. nöbet ücreti ve ek ödemeler gelmiştir. Bu çalışmada Türkiye’deki psikiyatri asistan hekimlerinin genel bir profilini elde etmeyi. genel memnuniyeti ölçmeyi amaçladık. katılımı konusunda hala eksiklikler mevcuttur. asistanlık özlük hakları konusunda sorunların ortaya çıkarılmasını hedeflemiştir. Psikiyatri uygulamasının en önemli ayaklarından biri olan psikoterapi gerek teorik gerekse de pratik olarak verilememektedir. Katılımcıların %95’i de psikoterapi eğitimlerinin Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından desteklenmesi ve verilmesi gerektiğini belirtmiştir. psikiyatri uzmanlık eğitiminin durumunu ortaya koymayı. Değişen sağlık sistemi hekimlerin hem hizmet üretiminde zorluklara neden olmakta hem de aldıkları eğitimin niteliğinde belirgin düşüşlere neden olmaktadır. iş yoğunluğu ve eğitici sayısının yetersizliği ise eğitim eksikliğine gösterilen en sık nedenlerin başında gelmiştir. . Sonuçlarda özellikle psikoterapi eğitimlerinde. Daha güncel bir sorun olarak ise katılımcıların %72’si sözel şiddete maruz kaldığını söylerken. %85’i ise geleceği planlamada güçlük yaşadığını belirtmiştir. bireysel süpervizyon alabilmede eksiklikler tanımlanmış. Sonuç olarak ülkemizde psikiyatri eğitimi sürecine eğitim alanların. Türkiye Psikiyatri Derneği’nden beklentileri değerlendirmeyi. eğitim alınan kurumun yapısal ve eğitim içeriği özellikleri. yani asistanların.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Türkiye Psikiyatri Asistan Profilinin İncelenmesi Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Necip Çapraz Türkiye’de psikiyatri uzmanlık eğitimi uzun yıllardan beri verilmektedir ve başarılı sonuçların yanı sıra gerek teorik alanda gerekse de pratik alanda eksiklikler göze çarpmakta ve bunlar tıpta uzmanlık öğrencileri tarafından dile getirilmektedir. Türkiye Psikiyatri Derneği Psikiyatride Asistanlık Çalışma Birimi içinde kurulan bir grup tarafından hazırlanan anket formları. %70’i ekonomik zorluk yaşadığını. %21’i fiziksel şiddete maruz kaldığını söylemiştir. Anket sosyodemografik bilgiler. Asistanların %60’ı özlük haklarıyla ilgili sorun yaşarken. alınan eğitim kurumundan.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Tıpta uzmanlık eğitiminin dünü ve bugünü Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Raşit Tükel .

neurobiyolojik mekanizmalar. Şiddet ve agresif davranışların nedenlerine yönelik yapılan çalışmalar araştırmacıların ilgi odağı olmuş ve bazı deneysel çalışmalar yapılmıştır. Methodolojik olarak agresyon araştırma modelleri değişik bilimsel yaklaşımlar içermektedir. kullanıldıklarında oluşan beklentiler ve kültürel gelenekler acısından birbirlerinden farklıdırlar. nörolojik ve çevresel-psikolojik boyutlarda ele alınması gereği ortaya çıkar. Her bir uyuşturucu madde doğrudan veya dolaylı olarak değişik yollarla agresif ve şiddet içeren davranışları etkilerler. (2) Yoksunluk durumunda olan bağımlıların madde arayışı içerisindeyken gösterdikleri agresif veya şiddet davranışları. Agresyon ve şiddet davranışları ile ilgili çalışmaları gözden geçirdiğimizde hayvanlarla yapılan sistematik deneysel çalışmaların öncelikli amacının agresif davranışların yakın ve uzak nedenlerini araştırmak olduğunu görürüz. elektrik şok uygulamaları. yemek ve uyaran kısıtlanması gibi major çevresel manipulasyonlar şeklindeydi. Hic bir genel prensip bu maddelere uygulanamaz. (3) Özellikle halüsünojen ve alkolün intoksikasyon durumlarında ortaya çıkan agresif davranışlar. Deneysel ortamlarda doğru sonuçlar elde etmek için agresyonun sınırlanmamasının doğuracağı deneklerin zarar görebilme ihtimali bu çalışmalarda oluşan etik ikilemdir. 1960 lı yıllarda bilimsel araştırmalarda uygulanan agresyon modelleri deneklerin tehlikeli durumlara maruz bırakılmaları. Geçmişte çevresel şartlar hoş olmayan şekillerde düzenlenerek deneklerde agresif ve defansif davranışlar oluşturularak yapılan bilimsel çalışmalardan elde edilen veriler kullanılıyordu. Bu maddelerin tek başlarına veya alkol ile birlikte kullanıldıklarında oluşan tahripkar davranışlardan hemen bir sonuca varmak yanlış değerlendirme olacaktır. Ancak bu durum özellikle gecmişlerinde agresif davranısları olan insanlar içi geçerlidir. verilen ödüllerin ellerinden alınması. bagımlılık yapma potansiyelleri. yasal ve sosyal kısıtlamalar. . aslında toplumumuzda yaşamın her alanında sıkça baş vurulan bir hareket tarzı olmasına rağmen söz konusu uygulayanlar bağımlılar olduğunda biz psikiyatristler dahil herkesin tepkisi ne yazık ki abartılı şekilde olumsuz olmaktadır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddet Davranışının Ele Alınması ve Tedavisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Ayhan Kalyoncu Şiddet. Diğer panelistlerin ve dinleyicilerin katılımı ile konuyu geniş bir şekilde ele alsacağımızı düşünüyor ve sizleri panelimize davet ediyorum. Bu yaklaşımlar etholojik nörolojik ve çevresel-psikolojik araştırma geleneklerinden kaynaklanır. Bağımlılık yapan psikoaktif maddelerin her biri farmakolojik özellikler. Bu durum özellikle yoksunluk bulguları şiddetli olan eroin ve kokain kullanıcıları için geçerlidir. Halbuki insanlarda yapılan araştırmalar çoğunlukla alkol ve uyuşturucu aldıktan sonra ortaya çıkan agresif davranışların sıklığını ölçmek ve nedenleriyle ilişkilendirmeyi hedefleyen çalışmalardır . Ancak gerek insanlarda gerekse hayvanlarda agresyonun araştırılmasına yönelik deneysel çalışmaları yapmak aynı zamanda etik bir ikilemi de beraberinde getirir. Yaklaşık 25 yıldır bağımlı hastalarla çalışan bir meslektaşınız olarak kanıtlara ama özellikle kendi deneyimlerime dayanarak konuşmamı yapacağım. Deneysel çalışmalar için karşımıza çıkan bu kısıtlamaları göz önüne aldığımızda uyusturucu ve alkol kötüye kullanım ve bağımlılığı ile insanların agresif ve şiddet içeren davranışların araştırılması için yapılacak olan çalışmaların etiyolojik. Bu yolları 4 ana başlık altında toplayabiliriz: (1) Maddelerin kullanımı veya yoksunluk durumları beyin mekanizmalarını direkt olarak aktive ederek agresyona neden olurlar. (4) Ekonomik değerleri yüksek olan eroin ve kokain gibi uyuşturucaların ticaretine bağlı yasadışı süreçlerde ortaya çıkan agresif davranışlar ve şiddet.

Konuşmamın kalan bölümünde sıra ile her bir psikoaktif maddenin ayrı ayrı agresyon ve şiddet ile olan ilişkisini değerlendireceğim ve bağımlı hastalarca uygulanan şiddetin tedavisi için etkili yaklaşımlardan bahsedeceğim. Son olarakta günlük meslek pratiğimizde karşılaştığımız bağımlı hastaları özellikle poliklinik şartlarında nasıl yönetebileceğimize dair örnekler üzerinden klinik deneyimime dayalı vereceğim önerilerle konuşmamı sonlandıracağım. .

Crime victimization in adults with severe mental illness: comparison with the National Crime Victimization Survey. Psikiyatri bozukluklar ve şiddet arasındaki ilişkiyi anlamak için geçmiş şiddet öyküsü. Arch Gen Psychiatry. Bazı çalışmalarda erken dönemde şiddete maruz kalma. Çocuklarda ve ergenlerde erken emosyonel ve davranışsal problemler hem kabadayılık gösterme. Weiner DA. madde kullanmak ve şiddet suçu işlemek yeniden şiddete maruz kalmanın göstergesi olarak bulunmuştur.a prospective follow-up study in prisoners with substance abuse. Abram KM.62. Kaynakça: Hakansson A. BMC Psychiatry. Üstü kapalı göstergeleri de ayırt etmek önemlidir. Teplin LA. Risk factors for criminal recidivism -.911. McClelland GM. doi: 10. hem de şiddete maruz kalma için risk faktörleri olarak gösterilmektedir.62:911–921.8. 2012 Aug 15. Şiddetin her zaman hastanın bizzat tehdit etmesi kadar açık olmayabilir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddetin Öngörülebilmesi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Figen Karadağ Sağlık çalışanlarının yarıya yakının kariyerleri boyunca şiddette maruz kaldıkları bildirilmektedir. Bu konuşmada madde kullanımı ve şiddet arasındaki ilişkiyi etkileyen faktörler ile şiddete uğrama ve şiddet gösterme arasındaki ilişkiye de değinilecektir.12(1):111. . Yapılan çalışmalar geçmişte şiddete uğramanın gelecek yaşamda da şiddete uğramak niçin risk faktörü olduğunu göstermektedir. Berglund M. 2005. madde kullanımı ve zorlayıcı yaşam olayları ile arasındaki ilişkiyi incelemek gerekir. erkek cinsiyeti.1001/archpsyc.

Şiddetin özgül bir türü olan saldırganlık çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir: saldırganlığın hedefi (kendine dönük veya başkasına yönelik). Bu rakamlara savaşlar. benzodiazepinler ve kannabisin şiddet davranışlarıyla ilintili olduğu bulunmuştur. biyolojik ve ruhsal-toplumsal nedenlerin hepsi karşılıklı ve önemli bir ilişki. Ülkemiz İçişleri Bakanlığı’na göre son 7 yılda eşi/eski eşi tarafından öldürülen kadın sayısı yüzde 1400 artmıştır. Levent Tokuçoğlu Kaynaklar    Atkinson A. Geneva. Syed Q (2009). bu bağlantının çok yüzlü ve karmaşık yanını nedensel olarak araştırmış çok az sayıda çalışma mevcuttur. gerek şiddet faili gerekse kurban olma olasığının.5 milyon insanın şiddet nedeniyle öldüğü belirtilmektedir (WHO 2007). Şiddet çok sayıda ve karmaşık nedeni. bir eşin diğerine karşı şimdide veya geçmişte bir zamanda fiziksel. 2007 Zilberman ML. Neurobiology of Agression and Violence. alkol ve madde kullanımıyla karşılıklı bağlantıları üzerinde durulmaya çalışılacaktır. eşhastalık (comorbidity) bağlamında psikiyatrik hastalıklarla madde kullanımı. alcohol and substance abuse. www. maddeyi temin etmek amacıyla şiddet davranışı ve hatta şiddet mağduru olduktan sonra madde kullanımına başlamak gibi çok sayıda karşılıklı ve birbirinin nedeni ve/veya sonucu olabilecek öğe mevcuttur.08. “Resmi kayıtlara göre” her gün 5 kadından 2'si şiddet görmekte ve günde ortalama 5 kadın hayatını kaybetmektedir. Ayrıca saldırganlık kasıtlı ya da dürtüsel olarak da sınıflandırılabilir. anabolik androjen streoidler. Yabancıların “domestic violence” ve “intimate partner violence” dediği şiddet. Bireysel. 2009. ayrıca amfetamin. WHO.uk (Son erişim tarihi: 24. Anderson Z. toplum ortalamasından daha yüksek olduğu belirtilmektedir (Atkinson 2009). 2005). saldırganlığın nedeni (tıbbi durumlar veya madde etkisi). Hughes K. Rev.chp. Daha geniş bir bakış açısıyla bakıldığında. evdeki çocukları ve yaşlıları da kapsayabilir (Zilberman. düzenekleri içeren bir fenomendir. Dr. etkileşim içerisindedir (ICAP. biyolojik. bu ev içi şiddet. 2005. Domestic violence. Ayrıca ülkemizde son zamanlarda çokça karşılaştığımız bir şiddet türüne dikkat çekilmeye çalışılacaktır: Eş/eski eş şiddeti. “top-down” denetim düzeneğinde bir bozukluk olabileceği belirtilmektedir (Siever 2008). toplumsal. Blume SB. ekonomik. Alkol ve madde kullanımı ile şiddet arasında belirgin ilişkiler olsa da. Athanasiadis’in (1999) bir gözden geçirme çalışmasında. sadece bireysel şiddeti içeren rakamlardır. Am orld Health Organization: Third Milestones of a Global Campaingn for Violence Prevention Report 2007: Scaling Up. Dünyada bir yıl içerisinde yaklaşık 1. kültürel.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Şiddet ve Şiddetin Alkol ve Madde Kullanımıyla İlintisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Levent Tokuçoğlu Kişilerarası şiddet ve alkol-madde kullanımı büyük bir toplum sağlığı sorunudur ve kullanıcıların. 27 (Suppll II): S51-5 . saldırganlığın türü (fiziksel veya sözel ya da doğrudan veya dolaylı). kültürel ve toplumsal olarak veya bir topluluğu dahil olma (örneğin. Şiddetle alkol-madde kullanımı arasındaki bağlantılar karışık olsa da. ruhsal bakış açılarını da içerecek şekilde. Örneğin. toplumsal. duygusal cürüm işlemesi halidir. maddenin ya da ilaçların etkisi altındayken şiddet edimi. Dürtüsel olanlarında otonom yanıtın yüksekliği ve beyinde prefrontal bölgeden limbik bölgelere doğru uzanan bir denetim ya da “fren” düzeneğinde.2012) Siever LJ. toplum kıyımlardaki ölümler dahil değildir. kokain ve krak kokain. Toplantıda şiddetin tanımlamaları yapılarak. Centre for Public Health Liverpool John Moores University WHO Collaborating Centre for Violence Prevention. Bellis MA. Switzerland. cinsel.org. holiganlık. Bras Psiquiatr. siyasi inançlar) sebebiyle karışılan şiddet davranışları. Sumnall H. alkolün ana risk etkeni olduğu. 2011).

ICAP Blue Book. alcohol and violence.  ICAP. Washington DC Athanasiadis L. 281-286 . 2011. Current Opinion in Psychiatry. 12. 2011. International Center for Alcohol Policies . (1999) Drugs.

Kaynaklar 1. Spektrumda sağa doğru ilerledikçe psikoterapiler arasındaki farklar bulanıklaşır ve birbirinden ayırt etmek zorlaşır. . terapistin başvurana karşı düzenliliği. Alptekin K. Hastaların çoğunun tedavisi destekleyici ve açıklayıcı unsurların birlikteliğini gerektirir (2). zaman zaman birbirlerinin tekniklerinden yararlanabilirler. Her ne kadar bu iki psikoterapi spektrumun sınırlarını belirliyor olsa da. S: 5-6. Destek. Herhangi bir psikoterapide kullanılan destek ile destekleyici psikoterapinin arasındaki ayrımın belirlenmesi oldukça önemlidir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Psikoterapiler Yelpazesinde Destekleyici Psikoterapi’nin Yeri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Halis Ulaş Bireysel psikoterapiler bir ucunda destekleyici psikoterapinin olduğu. gereksinimler ve çatışmalarla ilgili içgörü gelişimi ve hastanın bilinçli olarak bu çatışmaları çözme ve daha iyi bir şekilde bütünleştirme girişimini izleyen bir süreç yoluyla kişilik değişimini amaçlayan çeşitli yaklaşımlar için kullanılan ortak bir terimdir. Psikoterapinin destekleyici biçimleri de hastanın kendi zihinsel süreçleri hakkında farkındalıklarını genişletebilir ve bu nedenle açıklayıcı tekniklerin unsurlarını kullanmayı gerektirebilir. 2004. Rosenthal RN. Pinsker H. Destekleyici psikoterapi ise belirli bir hasta grubunun tedavisin de kullanılan özgül bir terapi yöntemidir (1). Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2009. Destekleyici Psikoterapi. American Psychiatric Publishing. Ulaş H. Introduction to supportive psychotherapy. Açıklayıcı psikoterapi terimi hasta ve terapist arasındaki ilişkilerin analizi ve daha önce tanınıp anlaşılmamış duygular. güvenilirliği ve dikkatliliği ile karakterize ve her psikoterapinin temelinde yer alan bir tekniktir.2(2):3540 2. Washington. diğer ucunda da psikoanalizi içeren açıklayıcı psikoterapinin bulunduğu bir spektrum olarak ele alınabilir. DC. düşünceler. Destekleyici Psikoterapi ile başlayan spektrumdan psikoanalize doğru ilerlenirken bu yelpazede destekleyici-açıklayıcı ve açıklayıcı-destekleyici psikoterapileri içerir. Winston A.

Terapist. terapistin girişimlerinin planlı ve özgül bir hedefi başarmaya yönelik olarak tasarlandığı. kendini daha çok açığa vurma eğiliminde ve genellikle daha konuşkandır. duygulanım ventilasyonuna ve bir yönlendirici teknik olan duygulanım kontrolüyle denge içinde dışavurumuna cesaretlendirilir. ancak eş zamanlı olarak aynı savunmayı hem destekleyip hem de sorgulayamaz. aktarım ve karşıaktarımın güncel durumu. hastanın güncel işlevselliğinin ne durumda olduğu. hastanın kişiliğine saygı gösterme ve hastaya bir erişkin olarak hitap etme terapötik işbirliği ve hastanın benlik değerinin artması için özen gösterilmesi gereken konulardır. bir savunmayı destekleyebilir ya da sorgulayabilir. TPD Destekleyici Psikoterapi Eğitimi Ders Notları. hasta düşmanca duyguları terapistin rahatça ele alabildiğini yaşantılar ve bir anksiyete kaynağı giderilir. Gelişimsel kökenlere inmek öncelikli amaç değildir. ortak amaçları olan iki erişkinin ilişkisidir ve hastaterapist etkileşimi karşılıklı konuşmaya dayalıdır. DP. tanısal değerlendirmeye dayalı bir tedavi yaklaşımıdır. semptomatolojisi. Savunmalar. DP’de de aktarım ortaya çıkar ancak tartışılmaz. belirtileri düzeltmek. yaşam koşulları yetersiz kişilerdir. görece sağlıklı bir kişinin bir yaşam olayıyla başa çıkmasına yardımcı olmak için doğrudan girişimlerde bulunan bir ikili (dyadic) tedavidir. içgörüye yönelik ya da açıklayıcı terapide de en çok destekleyici olan etkendir: Hastaya duygularının ve açmazının anlaşıldığını göstermek. Sessizlik olduğunda da terapist çok beklemez. . Destekleyici terapist açıklayıcı terapiste göre daha “gerçek”. ılımlı pozitif aktarımı destekler. hasta yıkıcı eyleme dökmelere girerse ya da terapiyi bırakması söz konusu olursa yorumlanır. benlik saygısını. Ayrıldıkları nokta bu amaçlara ulaşma yolları. Aslında içgörüye yönelik psikoterapi ile DP’nin ulaşmayı hedefledikleri amaçları arasında fark yoktur. gerçeklik unsurlarından sonra gelir. Kaynaklar Kaptanoğlu C. 2012. yani yöntemleridir. Destekleyici bakış açısından hasta-terapist arasındaki ilişki. Aktarım ister olumlu ister olumsuz olsun. DP’de olumsuz duygular tanınıp tartışılırsa. yalnızca uyumu bozucu nitelikte ise sorgulanır. DP ile tedavi edilen pek çok hasta. ancak terapiye önemli oranda engel olarak görülürse. Son görüşmeden bu yana hastamın yaşamında ne olup bittiği. Açıklayıcı psikoterapide. Hasta. empati kurma ve bunu gösterme. Terapist. ego işlevlerini ve uyum becerilerini geliştirmek. olumlu tepkiler ortaya çıkaracak sorular sorma. Hastayla ilgilenme. DP’de bilinçli sorun ve çatışmalar ele alınırken bunların altında yatan bilinçdışı çatışmalar ve kişilik özelliklerine yönelik girişimde bulunulmaz. hastanın öyküsü her seanstan önce gözden geçirilmesi gereken konulardır. onarmak ya da sürdürmek. kabullenme. Hasta uzun konuşmakta serbest olmakla birlikte. yargılayıcı bir dil kullanmaktan kaçınma. kronik hastalığı olan. daha aktif. hasta için denge figürü. görüşmeler sırasında hükmedici. özgül sorular yerine genel soruları tercih etme. Hastanın gerçekliği değerlendirmesine yardımcı olur. yinelemeyi en aza indirmek. Ankara. İlişkinin aktarımsal unsurları.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Temel İlkeleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Leyla Gülseren Gerçekte psikodinamik psikoterapi türlerinden biri olan destekleyici psikoterapi (DP). aktarım analiziyle hastanın iç dünyası anlaşılır. monolog yapması beklenmez. dış dünyayla kurulan bir bağlantı hatta dış dünyanın temsilcisi anlamına gelir. Terapist olumlu duyguların gelişimini teşvik eder. Aslında DP’de en çok destekleyici olan etken.

H. G. Rosenthal RN. İstanbul. 2011. Kuramı ve Uygulaması (Çev. Tuna Matbaacılık. 1994. Maraş). Atalay). Pinsker H (2004) Destekleyici Psikoterapiye Giriş (Çev. New York. Ankara. Routledge. A.Pinsker H (1997) A Primer of Supportive Psychotherapy. Eşsizoğlu. A. . C. Kaptanoğlu. Eylül yayınları. Winston A. Güleç. Wallace ER (1983) Dinamik Psikiyatri.

1960’lı yıllarlın ortalarına gelindiğinde artık yapısal değişim sağlayan tek tedavinin psikanaliz olmadığı yaygın kabul görmekteydi. Aynı yıl Bibring klasik analitik yöntemler olan yüzleştirme. 1946’da Alexander’ın içgörüye psikanalizde fazla önem verildiğine dair görüşü ise bir dönüm noktası kabul edilebilir. Bu nedenle psikanalistler psikanalizin ilk yıllarında destekleyici yöntemleri kendi yöntemlerinden ayırmak için büyük bir çaba gösterdiler. Erken dönem psikanalistlerin destekleyici tedavi yöntemlerine karşı olumsuz tavırlarından uzaklaşan ilk analist eksik yorumlamanın etkisi anlamaya odaklanan Glover’dır. O dönemde destekleyici terapi psikanalizin tam karşıtı olarak görülmüştü. netleştirme ve yorumlamanın dışındaki destekleyici yöntemler olan telkin. telkinin psikanalitik kurama göre nasıl etki ettiğinin açıklanmasına çalıştılar. manipülasyon ve abreaksiyonu tanımladı. .10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Volkan Topçuoğlu Psikanalizin ilk uygulayıcıları elde ettikleri tedavi başarılarının telkine dayalı olması suçlaması ile tekrar tekrar karşılaştılar. Bu dönem psikanalistlerine göre gerçek tedavi sadece psikanalitik yöntemler yoluyla mümkündü. 1954’de Knight klasik yöntemlerle tedavi edilip kötüleşen hatalardan yola çıkarak bazı hataların destekleyici yöntemin gerekli olduğunu savundu.

sokakta karşılaştığı insanlardan kendine yeni aileler oluşturmaya çalışan çocuğu. Korkutarak yaptırım uygulama alışkanlığı toplumumuzda maalesef yaygındır. ticari veya başka amaçlı sömürüyü kapsar. yaşamı. Ağustos 2006. geniş aile ve sosyal kurumlar içinde güvenli yaşam alanı oluşturulmalıdır. Ev içi şiddet (domestic violence) durumunda. Literatür: -Birleşmiş Milletler Çocuklara Yönelik Araştırması için Bağımsız Uzman Raporu. şiddetin görmezden gelinerek yok sayılması.000’den fazla çocuk öldürülmektedir ve şiddet sonucu meydana gelen yaralanmalar nedeniyle hastanede tedavi altına alınan çocuk sayısı 1-2 milyondur. çocukların ¾’ü anne karnından başlayarak annenin uğradığı şiddete ortak olmaktadır. Şiddet ve istismar üreten aile dış dünyaya kapalıdır. hızlı kentleşme. değersiz algıladığında. mutsuzluğun. çocuk cinsel istismarı ile ilişkisi. Öfke kolayca şiddet davranışına dönüşebilir. okullarda akran grubunun. kaygının. istismar edilen cinselliği nedeniyle kendini utanç içinde. BM. baba. etrafında oluşturduğu karışıklık ve korku ile güç gösterisi yapar. cinsel istismar ve ihmali veya ihmalkar davranışı. Sokakta kalma süreci arttıkça geri dönüşümsüz sorunlar ortaya çıkacaktır. Bu sunumda şiddetin doğası. ortaya çıkmaması. Evden kaçan çocuğun durumu acilen değerlendirilmeli.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Şiddet ve Çocuk Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Behiye Alyanak Şiddet. işverenler ve çocuk bakıcılarından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde yaşanan hızlı toplumsal değişimler. ihmale ve istismara. yalnızlıktan doğan öfkenin. Cinsel istismar çoğu kez gizli kalır. kendiliğini. hakkında açık ve dürüst konuşulamaması. madde kötüye kullanımına açık durumdadır. . sorumluluk. Yine aynı araştırma raporuna göre 2002 yılında tüm dünyada yaklaşık 150 milyon kız ve 73 milyon erkek çocuk. genci çok çeşitli sorunlar beklemektedir. dünyada 50. Çocuklara yönelik şiddetin çoğunluğu çocukların en yakınındaki kişilerden yani anne. Dünya Sağlık Örgütüne göre şiddet. şiddetin ortadan kaldırılması-kaldırılamaması değil. bilincin yeterince aydınlatmadığı alacakaranlıkta ortaya çıkan. 61. bağlılığın olmayışı amaçsız yalnızlığı ve buna bağlı öfkeyi ortaya çıkarır. Bildirilen olguların gerçekleşenlerin %15’i olduğu tahmin edilmektedir. Bunun için evden kaçan gençlerin ve ailelerinin değerlendirilmeleri ve desteklenmeleri amacıyla kullanılabilecek yataklı kurumlara acil ihtiyaç vardır. okul arkadaşları. Yapamadığımı yıkarım diyen şiddet. bütünüyle kötü. Genel Kurulu. Aile içinde şiddet ve istismar gördüğü için sokağa kaçan. zorbalığa uğrama şikayetleri günden güne artmaktadır. insanı insanlığından çıkaran yok edici eylemlerdir. alkol madde kullanımına ve suça yatkınlık görülmektedir. gelecek beklentisinde azalma. her yıl. Ailede sevgi ikliminin. Suça. umutsuzluk. Bizim için asıl sorun. cinsel ilişkiye zorlanmış veya cinsel şiddetin başka biçimlerine maruz kalmıştır. sosyoekonomik güçlükler ile ilişkili olarak çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları klinikleri başvurularında aile içi şiddete. töre cinayetlerine varan şiddet boyutu ve şiddetin nasıl çözümlenebileceği ile ilgili bir çerçeve verilecektir. Şiddete uğrayan çocuklarda mutsuzluk. Oturum. aşırı hareketlilik gibi belirtiler ortaya çıkmakta. cinsel istismara. Birleşmiş Milletlerin Çocuğa Yönelik Şiddet Araştırma Raporuna göre (2006) (UNVAC). Eğer sevgi birliğinin çocuğu değilseniz. öğretmenler. ruhları ve yaşamları yok eden şiddete seyirci kalınmasıdır. çetelerin baskısına. güven ve güç ilişkileri bağlamında insan sağlığı. şiddetin çocuğu olabilirsiniz. Kendisi şiddete uğrayan çocukların şiddet uygulayıcısı olma olasılığı daha yüksektir. özünü kaybedebilir. gelişmesi veya onuru açısından fiili veya potansiyel zararla sonuçlanan her tür fiziksel veya duygusal kötü muameleyi. Çocuk.

16(3):353-79. Koglin U. Pepler D. 2012.-Lichtwarck-Aschoff A. Cox R. Hasselman F. . -Röll J. Peterman F:Emotion Regulation and Childhood Aggression: Longitudinal AssociationsChild Psychiatry Hum Dev 10578-612. 2012. Nonlinear Dynamics Psychol Life Sci. Granic I: A characteristic destabilization profile in parentchild interactions associated with treatment efficacy for aggressive children.

Şiddet. bilgi ve deneyim alışverişi yapmak. ruhsal “sapkınlığı”ndan mı kaynaklanır? . şiddete tahammül eşiğini yükselterek boyun eğmeye devam etmesini sağlayan dinamikler var mı? Tüm dünyada ve ülkemizde kadına karşı şiddetin arttığı bir konjonktürde. hizmet ve itaat ilişkilerinin bu süreçte rolü var mıdır? Soru çok! . güçsüz ya da “güçsüzleştirilmiş” bir erkeğin doğal bir refleksi midir? . kadınların da “normalleştirme” süreci var mı? Şiddet uygulayan birey açısından.Şiddet. erkeğin alkol vb.Ya da farklı cinsler olarak “yaratılmış” ve farklı işlevlerle “donatılmış” olmalarıyla? . Bu zeminin. eşini “döven” kocanın. bu şiddeti. bağımlılıklarından. ulus.Erkek şiddetini ve kadınların bunu kabullenişini genlerle. şiddete maruz kalan bireyin ise.Şiddet.Ya da o erkeğin ait olduğu kültür. giderek daha büyük bir önem kazanıyor. ile? . bir süreç… Bu süreci taraflar nasıl algılıyor? Şiddetinin her iki tarafının. hormonlarla açıklayabilir miyiz? . oğullarına/kızlarına bıraktığı uğursuz bir miras mıdır? . alışkanlık vb. farklı ama görece eşit silahlarla bir çatışma mıdır? İktidar ve kontrol mekanizmalarının.Şiddet. öncelikle erkek şiddetinin nedenlerine yönelik kimi yaygın önkabulleri sorgulamadan oluşturulabilmesi mümkün mü? Örneğin.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Şiddet Sürecinin İki Tarafı Olarak Kadın Ve Erkek Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hülya Gülbahar Erkeğin kadına karşı şiddeti. görenek. gelenek. . sınıf. bu sorular üzerine daha derinleştirilmiş araştırmalar/tartışmalar. bu sürecin uzamasında ortak ya da farklı açılardan etkileri neler? Erkeğin “normal” bir davranış biçimi olarak gördüğü şiddeti. (kendi güçlü ya da güçsüz yönleriyle) aslında son tahlilde eşit olan iki cins arasında. dozunun artırarak devam ettirmesini sağlayan. her daim “süreklilik” niteliği taşıyan bir eylem. din. Ama bu arayışı oturtacak sağlam bir zemin gerek.

öfke giderici önlemlerin alınamamış olması gibi pek çok neden vardır. yasaların yetersiz kalması. Bu kötü gidişe son verebilmek için düşünsel olarak şiddete karşı çıkan insanların artması ve hümanistik bir düşünce biçimini yaymağa çalışması ne yazık ki toplumda yeterli karşılık bulamamaktadır. hastane idarecilerinin tecrübesizliği gibi faktörlerin yanı sıra hastane fizik şartlarının kötülüğü. Ülkemizin geleneksel eğitim ve davranış biçimleri arasında şiddetin belli bir yerinin olması da şiddet davranışını artırmaktadır. Ne yazık ki ilk akla gelen önlemler polisiye tedbirler ile olayları yatıştırmağa çalışmak olmaktadır. Bu nedenler bilimsel olarak araştırılmalı ve ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Bunları psikiyatrik ölçüler içinde ele almak ve değerlendirmek daha doğru olacak ve özellikle psikiyatristlerin eğitimle kazanacakları yeteneklerle önlemek nispeten kolay olacaktır. ancak geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde durum daha kötüdür. Bu artışın nedenleri yoğun ve hızlı göç. eğitim ve buna bağlı çözüm bulabilme yeteneği eksikleri. artmıştır. kendisini engellenmiş hissetme. Bu ülkelerde özellikle alt toplum katmanlarında şiddet neredeyse tek iletişim şekli halini almaktadır. bu mutlaka gerekli bir yaklaşımdır ancak olayların pek azı bu yöntem ile bastırılabilir. İleri ülkelerde gerek insanların şiddete başvurmadan sorun çözmeği öğrenmesi gerekse de devletin kontrolünün daha etkin olması sonucu. Ne yazık ki bu davranış biçimi insanlık geliştikçe azalmamış. Teknik gelişmeler şiddetin daha etkin ve kötü sonuçlar veren bir boyut kazanmasına neden olmuştur. . Savaş benzeri kitlesel şiddetin yanı sıra kişisel şiddet de son zamanlarda giderek tırmanmaktadır. Özellikle psikotik ve antisosyaller olmak üzere hastalarımızın başta biz psikiyatri uzmanları olmak üzere hastalıkları nedeni ile hekimlere yönelttiği şiddet davranışı. Yüzyıl önce yapılan bir savaşta sadece çarpışan askerler ve çarpışma yeri civarının şehirleri etkilenirken bugün tüm dünyayı ve insanlığı yok edebilecek silah ve teknoloji mevcuttur. Bunun pek çok nedeni vardır ve çok etraflıca araştırılması ve önlenmeğe çalışılması gereklidir. devletin gücünü yeterli gösterememesi veya göstermeğe çalışırken kendisinin şiddete başvurması gibi çok farklı olabilmektedir. Sonuç olarak her hastaneye çok sayıda polis koymak mümkün olmadığı gibi saldırganların zaman zaman polise de saldırdığını unutmamak gerekir. yerleşilen şehire ve kültüre uyum sağlayamama. Özellikle savaş teknolojisi ve silahların gelişmesi ile şiddetin sınırı sonsuza kadar uzanmaktadır. bireysel şiddet bazen çok yükselse de nispeten kontrol altına alınmaktadır. Ancak son zamanlarda ülkemizde gelişen bir başka hekime yönelik şiddet şekli ise hasta ve yakınlarının isteklerinin yerine getirilmemesi veya yapılmağa çalışılan işlemin yanlış anlaşılması gibi nedenlerle hekime yönelen şiddet davranışıdır. Bu tür şiddet çok eskiden beri tüm toplumlarda olmuştur ve özellikle daha yaşlı psikiyatristlerin hatırlayacağı bir çok meslektaşımız bu tür saldırılarla hayatlarını kaybetmiş veya yaralanmışlardır. Bu tür şiddetin son zamanlarda artmasında ülkenin sağlık sisteminde aşırı bir değişime gidilerek çok fazla hastanın kısa sürede bakılması dolayısıyla hastaya yeterli vakit ayırılamaması. Ülkemiz de bu şiddet salgınından nasibini fazlası ile almıştır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Meslektaşlara Yönelik Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hüsnü Erkmen İnsanlık tarihi boyunca şiddet tüm toplumlara etki yapmış bir davranış biçimidir. Bu tür şiddeti önlemek daha zor olacak gibi görünmektedir. Bu olaylar o kadar yoğundur ki bu konuşmayı dinleyen veya okuyan meslektaşlarımız arasında bile şiddete maruz kalanlar mutlaka mevcuttur. Özellikle son zamanlarda ülkemizde değişik bir şiddet şekli olarak hekime yönelik şiddet ortaya çıkmış ve ölüme kadar giden tatsız olaylar olmuştur. Hekime yönelik şiddeti biz psikiyatristler açısından ikiye ayırarak incelemek daha doğru olacaktır.

Yapılması gereken ise daha önce de anlatıldığı gibi bu şiddetin nedenlerini araştırmak ve basitçe çözülebilecek olan sorunların çözümünü en kısa zamanda sağlamak. Hastane ve sağlık kurumlarında olabilecek her türlü şiddet davranışının cezasını artıran yasal düzenlemelerin de yapılması gereklidir. uzun vadeli çözüm için ise özellikle kitle eğitim araçları ile bu davranışı değiştirmeğe çalışmak olmalıdır. Tüm sağlık çalışanlarının şiddetten uzak bir çalışma ortamına kavuşması dileği ile . Bilimsel olmayan yöntemlerle yapılacak çözümler sorunu daha karmaşık hale getirebilir. Sonuç olarak hekime yönelik şiddeti önlemenin birinci adımı sosyolojik. psikolojik ve psikiyatrik araştırmalar yapmaktır. Nedeni bilinmeden sorun çözülemeyeceği gibi var olduğu düşünülen sorun ve çözümlerinde bu araştırmalar sonucunda farklı sonuçlar ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir.

Çoğu kez gerek şiddet gösteren kişi. Herhangi bir travmayı izleyerek insanların kendi başlarına gelenlerden kendi kendilerini sorumlu tutmaları ya da başkalarını tarafından sorumlu tutulmalarının altında ADİL DÜNYA anlayışı yer almaktadır. Bunun bir nedeni de kendisini çaresiz hissetmesidir. İkincil travma olarak da tanımlanabilecek bu olgu. Bu sunumda ikincil travmalara neden olan adil dünya anlayışından söz edilecek ve ikincil travmaların önlenmesi doğrultusunda yapılabilecekler konusunda önerilerde bulunulacaktır. çoğu kez kadının uğradığı şiddet nedeniyle kendisini suçlu/hatalı bulmasından kaynaklanmaktadır. gerekse çevredeki yakınlar bu ikincil travmaların oluşumunu kolaylaştırmakta ve böylelikle hem kendi sorumluluk ve ‘suç’larını görememekte hem de kurbanın ortaya çıkan şiddetten kendisini suçlamasına neden olabilmektedir. kadına yönelik şiddete uygun bir zemin oluşmasında. Kadın bir yandan ilk travmanın (şiddetin) acısını yaşarken. . şiddete uğrayan kadının kendi rolü de küçümsenmeyecek oranda önemli olmaktadır. En tipik örneği şiddet olaylarında veya ırza geçme olaylarında mağdur olan kişinin saldırganı kışkırttığı biçimindeki suçlamalarla karşılaşmasıdır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Kadına Yönelik Şiddette Kadının Rolü ve İkincil Travmalar Oturum Başkanı : Mehmet Sungur Ne yazık ki. diğer yandan da kendini suçlayarak ikincil bir travmaya neden olmaktadır. ‘Sen ne yaptın da seni dövdü?’ şeklinde sorular ya da ‘Beni öylesine öfkelendirdin ki kendimi tutamadım’ biçimindeki açıklamalar şiddet mağdurunun mevcut durumu tam olarak kavrayamamasına neden olabilmektedir.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Evlilik içi şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Murat Dokur .

Bu sunumda literatür bilgisinin gözden geçirilmesinin yanında klinik deneyimlere yer verilmesi ve uluslararası medyada çok ses getirmiş ve hukuk sisteminde ciddi tartışmalara neden olmuş “Andrea Yates” ve “Sally Clark” vakalarının bize öğrettiklerinin tartışılması amaçlanmıştır. istenmeyen çocuk. Anne ve baba filisidleri arasında farklı özellikler incelenecek ve kültürel. akut psikotik. hukuki ve evrimsel bakış açısıyla filisid eylemi değerlendirilecektir. En sık kullanılan Resnick sınıflandırmasında alturistik. Terim farklılığının ötesinde bu üç grup arasında sosyodemografik özellikler. bipolar bozukluk sık görülmektedir. Filisid riski bulunan veya filisid eylemi gerçekleştirmiş ebeveynleri değerlendirmek çok zorlayıcı olabilir. Genel ilgi anne filisidlerine odaklanmasına rağmen baba filisidleri de özellikle daha büyük yaştaki çocuklarda ön plana çıkmaktadır. ilk yıl gerçekleşmişse infantisid terimi kullanılır. neonatisid. Psikiyatrik hastalığı olan ebeveynler içinde psikotik özellikli depresyon. kaza sonucu veya eşten intikam amacıyla yapılan filisid olmak üzere alt gruplar belirlenmiştir. Bu sunumda psikiyatrik hastalığı olan ebeveynlerin genel özelliklerinin belirlenmesi amacıyla literatür bilgisi sunulacak ve psikiyatri çalışanları olarak bu riski değerlendirmek ve önlemler almak konusunda dikkat edilecek hususlar ele alınacaktır. psikoz. ilk gün gerçekleşmişse neonatisid. eylemin biçimi ve nedenleri arasında ciddi farklar göze çarpmaktadır. infantisid . Filisid genel olarak 18 yaş altı çocukların ebeveynleri tarafından öldürülme eylemini tanımlarken. Çocukların genellikle dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korunması gerektiği düşünülürken çocukların öldürülmesi eyleminin sıklıkla ebeveynleri tarafından gerçekleştirilmesi ve dünyaya geldikleri ilk günün en riskli zaman olması oldukça trajiktir. psikiyatrik hastalıklar. Filisid eylemiyle ilgili sınıflandırmalar yapılırken bu farklar arasından özellikle nedenlere yönelik çalışmalar yapılmıştır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Filisid Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Armağan Özdemir Filisid toplumun her bireyi kadar psikiyatri alanında çalışanlar için de dehşet verici bir durumdur. Anahtar sözcükler: filisid.

Temel olarak cinsiyetler arasında bir farklılık yokmuş gibi görülmekle beraber bazı açılardan erkek ve kadınlarda görülen şiddetin etki mekanizmalarında değişiklikler saptanabilmektedir.sosyal etkenlerden de önemli ölçüde etkilenmektedir. İkiz aile çalışmalarında dürtüsel şiddetin % 70 oranında kalıtılabildiği gösterilmiştir. . Ancak saldırganlık ile hormonlar arasında anlamlı bir ilişki olmasına karşın bu dürtüler birçok biyo-psiko. dolaylı saldırganlığı kadın cinsiyet roller bağdaştırmaktadır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Kadın Ve Erkeklerde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Çağatay Karşıdağ İnsanlar sosyal olarak doğrudan saldırganlığı erkek cinsiyet rolleriyle. Ayrıca glutamaterjik/GABAerjik sistemindeki denge bozukluklarının da agresyon üzerine etkileri olduğu gösterilmiştir. yüksek dopamin ve katekolamin düzeyleri ile düşük serotonin düzeylerinin agresyonu arttırıcı bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Kadın ve erkeğin sahip olduğu farklı cinsiyet hormonlarının saldırganlık düzeylerini etkilediği.

anene ve geleneklerle örülü olan değerlerin zayıflamasını kadının şiddet davranışında ayrı bir sebep olarak ele alınabilir.Bazı toplumlarda zayıf ve hasta çocukların öldürülmesi geleneğide vardır. Sosyal değişimin en yoğun biçimde hissedildiği yüz yüze ilişkinin yerini formal ilişkilere bıraktığı şehirlerde kadın karmaşık bir ilişki ağı içinde giderek artan bir sorumluluk taşımakta .7 11.7 11.5 7. Çocuğunu Öldüren Kadınlar Total 32 100.Ülkemizde bu oran Doğudan batıya doğru artmakla birlikte %2. A . bu oran 8/100000 olarak verilmektedir. Kadınlar tarafından işlenen suçların en korkuncu ve en fazla raslananı olarak annenin çocuğunu öldürme davranışıdır.9 88.B.Neonatisid ise bu olayın doğumun ilk gününde olduğunu belirtir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Adli Tıp Kurumu’ na gelen kadınların şiddet davranışının araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Nihat Alpay Kadınların ekonomik sosyal ve siyasal yaşamda artan biçimde yer almaya başlaması ile birlikte kadın suçluluğunda belirgin bir artış olmuştur.7 19.0 .Ebeveyn tarafından çocuğun öldürülmesine filisid denir.2 76.5 57.8 100. Aslında fiklisid olgularının elde edilen rakamlardan çok fazla olduğu fakat filisidlerin aile tarafından normal ölümmüş gibi gösteriLdiği bu nedenle sayının az olduğu söylenebilir. Ve 15-24 yaş arasında 2.Filicid görece nadir bir olaydır.Kadınların en fazla işledikleri şiddet davranışları adam öldürme (çocuklarını ve eşleri ekseri olmak üzere).7 3.0 Cumulative Percent 7.. 2004) Cinsiyet suç işleme üzerine etkili olduğu erkeklerin kadınlardan daha fazla saldırgan bir eğilim içinde olduğu bilinmektedir.2 100.5 7.7 11.0 100.0 Valid Percent 7.5-3.D.5-14 yaş arasında 3.Örf.bu şartlara kadına karşı şiddet .5 57.7 11. Eşini Öldüren Kadınlar kişinin tahsil durumu Valid okur-yazar degil okur-yazar İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 2 3 15 3 2 1 26 Percent 7. Yapılan çalışmalarda testesteron hormonunun ve bu hormonun düzeyinin saldırganlıkla yakın ilişkisi olduğu bildirilmiştir. En sık sebebi olduğunu bildirmiştir.geçim zorluğu gibi olumsuz faktörler eklenince kadının şiddet davranışı da artmaktadır.öldürmeye teşebbüs ve yaralamalardır.8 100.A.5 olduğu belirtilmektedir.(Balçıoğlu ve ark.5 96. Ayrıca ekonomik ve sosyal yapıda hızlı değişimler genelde suç olgusunda ve özellikle kadınların işlediği suçlarda belirgin bir artışı beraberinde getirmiştir.aile geçimsizliği .0 .Araştırmalarda kadın suçlu sayısının en yüksek olduğu ülkelerde bile tüm suçluların ancak %20 ‘ si kadındır.Bunlar kendi toplumla rında olagan karşılandığı için filisid olarak kabul edilmemektedir.D Sağlık Bakanlığı tarafından 1997 yılında yapılan bir çalışmada homisid çocuk ölümlerinde 1-4 yaş arası 4.B.7 3.

.3 18.J Am Acad Psychatry 2007 Law35:74-83 4-Friedman SH. and Hakkanen H.Psychiatry (Edgmant)2007.Bourget D.0 Cumulative Percent 59. An Overview of Filicide.3 100.0 81.3 18.Henelius GW.9:27 .8 100. 2005. and Whitehurst L.5 6.No:1.Am J Psychiatry .0 cezai ehliyeti Valid var yok Total Frequency 19 13 32 Percent 59.... results of a nationwide register-based case-control study.0 62.0 1-Farooque R.5 12.5 6.G.and Emst FA.2003. Eronen M.6 100.6 100.hastanın tahsil durumu Valid egitimi yok İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 8 12 4 2 6 32 Percent 25. Lindberg L.162:9 5.8 100.0 Valid Percent 59.0 37.West S. A Review of Maternal and Paternal Filicide. Vol. Differences between homicide and filicide offenders. Journal of the National Medical Association. BMC Psychiatry 2009. Filicide : A rewıew of Eight Years of Clinical Experence.Horwitz SM. Child Murder by Mothers : A critical Analysis of the Current State of Knowledge and a Research Agenda.4 100.4(2):48-57 3.5 12.Resnick PJ.5 75. Grace J.95.4 40.0 Valid Percent 25. 2-.0 Cumulative Percent 25.Putkonen H.4 40.0 37.

dindar-dindar olmayan. gerçek bir demokrasi ve kardeşliğin hayat bulabilmesi. insanların yaşam içerisinde gerçekten de eşit olabilmesi için kimsenin ötekileştirilmemesi. bir insanı veya insan topluluğunu ‘’öteki’’ olarak görüp ondan uzaklaşmak. heteroseksüel-homoseksüel. özellikle 11 Eylül’den sonra müslüman-müslüman olmayan. bir gruba. topluma karşı gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi. yok etmeye veya kendine benzeterek ‘’kurtarmaya’’(!) çalışmaktır. beyaz-zenci. sağcı-solcu. Ak parti-cemaat gündelik hayatta en sık karşılaştığımız ötekileştirme örnekleri. Kadın-erkek. laik-laik olmayan. Türk-Kürt. onu potansiyel bir düşman olarak görmek. fakat hayatın her alanında bir başkası için öteki olmadığımız alan kalmıyor neredeyse. Şiddet ise. başka birisine. Aslında gündelik hayatta “hemşerim memleket nere?” ile başlıyor ötekileştirme. alevi-sünni. kişinin kendisine. Atatürkçü-Atatürkçü olmayan. zengin-fakir. kötü ve zararlı olarak damgalamak. . Farklılıkların barış içinde bir arada yaşayabilmesi. farklı görülenin kötülenmemesi ise umut edilen.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Ötekileştirme Ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Ayşe Gül Yılmaz Özpolat Ötekileştirmek.

Terör amaçlarına göre etnik. toplumun dikkatini çekmek. ancak büyük grupları etkilemesi hedeflenen eylemler olmasıdır. terörizmin psikolojisi incelenirken bireysel psikolojik kavramların yeterli olmayacağı.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Politik Psikoloji ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Erguvan Tuğba Özel Kızıl Politik psikoloji. Dolayısıyla. dini. . Yapılan çalışmalar teröristlerde majör psikopatolojilerin bulunmadığını desteklemektedir. terörün küçük bir gruba yönelik olan. huzursuzluk ve karmaşa yaratmayı amaçlayan her türlü psikolojik ve fiziksel şiddet içeren eylemleri kapsamaktadır. Terörizm. Bu panel sunumunda terörizmin altında yatan nedenler politik psikolojik kavramlar ışığında tartışılacaktır. konunun sosyopsikolojik ya da politik psikolojik kavramlarla ele alınması gerektiği bildirilmektedir. Terörün amacı direk olarak öldürmekten ziyade . endişe. politik yargı ve kararların altında yatan zihinsel süreçleri incelemektedir. Kitlesel şiddet ve soykırım gibi diğer şiddet davranışlarından farkı. ideolojik terör gibi altbaşlıklar halinde incelenmektedir. topluma zarar vermek ve bu yolla politik mesajların iletilmesini sağlamaktır. toplumda korku.

10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Şiddetin Psikodinamik Etiyolojisi ve Kimlik Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Rıfat İlhan Şiddet. tarihsel. Geniş Grup Kimliği . ekonomik. bireyin kim olduğuna ilişkin kendi düşüncelerini ve bireyin geçmişini. sosyopolitik alanlardan etkilenen ve köken alan çok boyutlu bir fenomendir. Anahtar Kelimeler: Şiddet. Kimliği berraklaşan kişi. gerçekçi bir kendilik algısı ile birlikte grubu ve idealleriyle içsel bir dayanışma duygusuna sahip demektir. Kimlik . Bunlarla birlikte gerek bireyler arasında gerekse de geniş gruplar arasında ki şiddetin ve çatışmanın kökeninde kimliğin önemli bir yeri bulunmaktadır. insanoğlunun biyopsikososyal özellikleri nedeniyle. Bu anlamda bireysel çekirdek kimliğin ve grup kimliğinin gelişiminde psikanalitik ve psikodinamik kuramların dikkate alınması. Kimlik. Şiddet. ontogenetik. evrimsel. şiddetin psikodinamik etiyolojisine ışık tutacaktır. birçok farklı görünüme ve nedene sahip olabilmektedir. şimdiki zamanını ve geleceğini kapsayan bir algıdır.

Yani medyanın gösteri dünyasında sunulan ve tüketilen terör haberleri birey ve toplumların uzaklarında yaşandığından içinde bulunulan durumun da devamını teşvik etmektedir. Toplumların tahammül eşikleri azalıyor. Böylece terör tanımı ile örtüşen bir biçimde. izleyicilerin duygularına hitap ederek izlenirliği artırmaktadır. Kısacası terör eylemleri uzaklarda yaşansa da medya aracılığı ile ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. olaydan uzaktaki toplumun diğer bireylerine de ulaşmış olmaktadır. Terör örgütleri medya aracılığı ile hem kendi ideolojilerine destek veren gruplara. toplum içinde gerginliklere yol açabiliyor. fiziksel olarak zarar görmeyen. . Bir diğer açıdan bakıldığında tüm bu karşılıklı bağımlılık modeli tarafların toplumlar üzerinde bir güç algısı oluşturmaya çalışmasını değiştirmez.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet ve Terör Terör ve Medya Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : B. Senem Çevik-Ersaydı Terörizm ve medya birbirine yaşamsal açıdan bağlı ve bağımlıdır. muhtemel hedef kitlelere hem de terör eylemlerine maruz kalan ülkenin halkına mesaj vermektedir. aidiyetin pekiştirilmesi ve en önemlisi de toplumsal statükonun devamı açısından hayatidir. Öte yandan terör ve medya ilişkisi devletlerin kendi sürekliliği. Bu da toplumsal bir regresyona neden olarak. Terör örgütleri ulusal ve uluslar arası kamuoyunu etkilemek amacıyla medyaya ihtiyaç duyarlar. Terör örgütleri medyayı bir propaganda aracı olarak kullanırken medya da bir yandan bu duruma yarı gönüllü bir alet olma yarışı içindedir. toplumların grup kimliklerinin bütünlüklerini de tehdit edecek boyuta varıyor. Medya üzerinden yürütülen bir güç mücadelesi ve psikolojik savaş grupların algılarını yönlendirmeyi amaçlamaktadır. Terör örgütlerinin medyaya olan yaşamsal ihtiyacı kadar medyanın da terör eylemlerini bir popüler kültür ve tüketim nesnesi olarak sunma ihtiyacı vardır. Terör ile ilgili yapılan haberler medya için büyük bir kaynak oluşturmakta.

atipik ve tipik tüm antipsikotiklerin etkili olduğu söylenebilir. dürtüsellik ve eşlik eden psikopati farklı bir yönetimi gerektirir. Psikotik belirtilerin kontrol altında tutulması. uzun dönemde ise serotonin geri alım inhibitörleri ve duygudurum dengeleyiciler yardımcı olabilir. şüphecilik. şizofreni hastalarında şiddet riskini azaltmada önemlidir. B . fiziksel kötüye kullanılma. Bu sunumda şiddet davranışının tedavisi. Tedavi uyumu olmayan hastalarda dikkatli olunmalıdır. impulsif saldırılara neden olabilir. yönetimi literatür bilgisi ışığında ele alınmaya çalışılacaktır. ailede suç kaydı.Volavka J.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şizofreni hastasında şiddeti önlemek ve başa çıkmak için neler yapılmalı ? Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ersin Hatice Karslıoğlu Şiddetin şizofreni hastalarında genel topluma oranla arttığını gösteren çalışmalar yanında artmadığını bildirenler de bulunmaktadır. Şizofreni hastalarının büyük çoğunluğu şiddet göstermese de az bir bölümünde saldırganlık devam edegelir. işsizlik. kimyasal tespit anlamına gelecek düzeyde sedasyondan kaçınılmalıdır. Çocukluk çağı bağlanma sorunları. Antipsikotikler birinci grup hastada etkili iken. hastaların damgalanmasına neden olur. davranım bozukluğu öyküsü olan.Şizofreni belirtileri ile ilişikili olanlar: Çoğunlukla emir veren işitsel varsanı. Citrome L. madde kullanım bozukluğu eşlik eden. Kaynaklar: 1. işsiz. Şiddet davranışı etyolojik olarak 3 ayrı alanda incelenebilir: 1. yaş.. antisosyal özellikler eşlik ettiğinde şiddet davranışının arttığı izlenilmiştir. erkek. Ruhsal hastalığa atfedilen şiddet suçları %5 kadar az omasına rağmen. Sorunun önemine sıkça vurgu yapılsa da şiddet davranışının tedavisi konusunda güvenilir bilgi azdır. şiddetle ilişkili olabilecek risk etmenlerinin (Geçmiş şiddet öyküsü. 2İmpulsivite: Hastalığın bir parçası olarak impulsivite artışı.. Trans. gerekirse geçici olarak hastayı tecrit etme uygulanabilir. Schizophrenia Bulletin (2011). Soc.Son olarak psikopati ile ilişkili impulsivite ve saldırganlık: Şizofreniye eşlik eden kişilik bozukluklarında. Empati her zamanki gibi esastır.. Phil. yeni boşanmış olma. Klozapine atfedilen özel bir anti-agresif etkinlik sözkonusu olsa da. işten yeni ayrılma. genç.vs) değerlendirilmesi ve yönetimi. kıskançlık varsanıları gibi pozitif belirtilerle ilişkilidir. Violent behaviour among people with schizophrenia: a framework for investigations of causes. and effective treatment. Kısa dönemde benzodiyazepinler. ilaç uyumunun gözden geçirilmesi. dikkati dağıtma. and prevention. alkol-madde kullanımı. İlaç tedavisinde hastanın sakinleştirilmesi esas olup.Hodgins S. 3. Şizofrenide şiddet riski olan hastaların tanınması ilk adımdır. Pathways to aggression in schizophrenia affect results of treatment.37(5):921-929. Tedavide bu 3 ayrı alana göre düzenleme gereklidir. Hastaya müdahalede öncelikle hastanın ve çalışanların güvenliği sağlanmalıdır. cinsiyet. R. dezorganize yaşam tarzı olan hastalarda risk daha yüksektir. 2.

Kulkarni JAust N Z J Psychiatry. Kaynaklar Fitzgerald PB. Bae SW. Benitez J (2005) Victimization of patients with schizophrenia and related disorders. Prindle C. Long JD (2001) Risks for Individuals With Schizophrenia Who Are Living in the Community. bu durumun olası nedenleri ve nasıl baş edilebileceği konuları ele alınmıştır. de Castella AR. genellikle şizofreni hastalarının neden olduğu şiddet akla gelmektedir. Brekke JS. şizofreni hastalarının şiddetten gördükleri zararlar.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Mağduru Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Haldun Soygür Şizofreni bağlamında şiddet söz konusu edildiğinde. Ayrıca şiddet sadece fiziksel bir eylemden ibaret olmayarak daha geniş bir şekilde tanımlandığında da. şizofreni hastalarının damgalanma ve ayrımcılığa maruz kalmaları. bu açıdan toplumu oluşturan diğer bireylere göre daha fazla risk altında oldukları ortaya konulmuştur. . Psychıatrıc Servıces. Filia KM. Oysa pek çok çalışmada şizofreni hastalarının şiddet eylemlerinin mağduru ya da kurbanı oldukları. 39(3):169-74. 52(10):1358-1366. Filia SL. Bu sunumda. toplum içinde eşit yaşama şansından mahrum olmaları gibi nedenlerle şiddetin mağduru oldukları görülmektedir.

3. 2012. Grann M. Schizophrenia Res 2011. Bununla birlikte hastaların çok önemli bir kısmının hiçbir şiddet davranışı içinde bulunmadıklarını da biliyoruz. . 37:877-878. Çalışmalar tutarlı biçimde şiddet davranışı gösteren şizofreni hastalarında komorbid madde bağımlılığı olduğunu ortaya koymuştur. Geddes JR. Evidence Suggests Complex Links Between Violence and Schizophrenia. Carpenter WT. 6:1-15. Soyka M. Schizophrenia Bulletin.308(7):658-659. Bridget M. Çalışmalar genel popülasyona göre hiç fark bulamama ile 7 kat artmış risk arasında değişiklik göstermiştir(2). JAMA 2012. bu bağı pekiştirmektedir(1). şizofreni hastaları ve yakınları üzerinde ağır bir örselenme oluşturmaktadır. Violence in first epizode psychosis. Sch Bull 2011. Gulati G. Kaynaklar 1. Wehring HJ. Neurobiology of Aggression and Violence in Schizophrenia. Schizophrenia and violence: Systematic review and metaanalysis. 308: 658-659. Ayrıca tedavi uyumunun kötü olması. Kuehn BM. Ruhsal hastalığı olan birinin şiddet eylemi ile ilgili herhangi bir haber.5). 2. Linsell L. şizofreni hastalarının genel popülasyona göre daha sık şiddet eylemi içinde bulunduklarını göstermiştir. Madde bağımlılığı kontrol edildiğinde. Violence and Schizophrenia. Ancak 1980’lerden sonra yapılan geniş örneklemli epidemiyolojik araştırmalar.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Nedeni Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ömer Böke İnsanlar sıklıkla şizofreni ve şiddet arasında doğrudan bir bağ olduğunu düşünmektedir. Özellikle kitlesel. Kuehn JAMA. Bunlarla birlikte tedavi altında olan şizofreni hastalalarında şiddet davranışının genel popülasyondan farklı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. ve gelişim döneminde maruz kalınan şiddet ve olumsuz sosyal koşullar ile şiddet davranışı arasında ilişki gösterilmiştir.. Fazel S. 6. Akademik ortamda ise 1980’lere kadar uzman görüşü çerçevesinde. A systematic review and meta-analysis. çok ciddi şiddet eylemi gerçekleştirenlerin ruhsal hastalığının olma şüphesinin basın organlarında işlenmesi. Nielssen O. Sunumda şizofreni hastalarının şiddet davranışı ile ilgili epidemiyolojik veriler sunulduktan sonra klinik ve nörobiyolojik farklılıklar özetlenecektir. Hastalarının uyguladığı şiddet davranışının yarısına yakın bir kısmının psikiyatri tedavisi öncesinde olduğu. şiddet davranışı sıklığının genel popülasyonla eşleştiğini gösteren çalışmalar vardır. şizofreni hastalığı ile şiddet eylemi arasında hiçbir bağlantı olmadığı ileri sürülüyordu. şiddet yoğunluğu ile tedavisiz geçen süre arasında ilişkinin bulunduğu ve özellikle istemsiz tedavi girişimleri ile birlikte şiddet davranışının ortaya çıktığı bildirilmiştir(3). Şizofreni hastalığının bazı farklı nörobiyolojik ve klinik özelliklerinin de şiddet davranışını belirlediği konusunda veriler vardır(4. 4. Plos Medicine 2009. Large MM. 37: 913-920. 5. 125: 209-220.

Basım. . ruhla beden arasında cinsellikten saygıya. Kendi biçimimizde şiir yazar. Öte yandan. Aşk ilişkileri: Normallik ve patoloji. Paul Verhaeghe. Çifte alev. Kaynaklar 1) 2) 3) Otto Kernberg. Evrendeki yaratıklar içinde en tutkulu olan ve en çok arayan insandır. çekişme. aşk-nefret bütünleşmesi aşk ilişkilerinin kapasitesinin önemli özelliğidir. Okuyan Us Yayın. kıskançlık ve nefreti de içerir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Paneli) Aşk Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Almila Erol Octavia Paz’a göre aşk. Ayrıntı Yayınları. Libido-saldırganlık. katedraller inşa eder ve öteki gezegenlere uçarız. sevecenlikten erotizme kadar bir dizi duyu ve duygu yelpazesi gibi açılır ama bu duygular düşmanlık. Bireyin saldırgan dürtülerinin yüceltilmesi sevgi ve ilgi kapasitesini doğurur. İstanbul 2002. 3. Aşk. kelimenin en geniş anlamıyla bir bütün olarak kültürün temelini oluşturur. Bu tutkunun kaynağı “o”nu tekrar keşfetmek için yorulmak bilmez arzudan başka bir şey değildir ve “o” herhangi bir biçim alabilir. Bu çift değerlilik (aşk-nefret) her anlamlı insan ilişkisinin olduğu gibi aşkın da karakteristiğidir ve aşk ilişkisi içerisinde tekrar canlanır. Octavio Paz. müzik dinler. yetişkin aşk her zaman libidinal olarak ve saldırganlıkla yüklenmiş benlik ve nesne temsillerinin bütünleşmesini içerir. korku. Yalnızlık zamanında aşk. İstanbul 2003. İstanbul 2011. Encore Yayınları.

ses ya da sözcüklerde biçimlenmiş olarak aktarması olarak tanımlamıştır. sanattan. yüceltme mekanizması ile toplum tarafından kabul edilebilir bir şekle girdiğini savunan Freud. baskı. kıskançlık. insanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra aynı duyguyu başkalarının da duyabilmesi için hareket. dostluk. 8:1-4. Sanat ve şiddet aslında yan yana gelmemesi gereken iki kavram gibi görünse de etik ve estetik çerçevede oluşan şiddet ve sanat bir arada yaşarlar. Yapı Kredi Yayınları. aşk. Sanatçıyı ise ruhunda güçlü içgüdüsel tutkuların varlığını duyan ve bu tutkuları oldukça dikkate değer bir yumuşatılmışlık içinde açığa vuran çekici bir insan olarak tanımlar. Diğer yandan. Sanat ve Şiddet. İstanbul 2012. 2:124-133. barış. Bastırılmış ilkel cinsel ve saldırgan dürtülerin. Sanat ve Delilik. Sigmund Freud’e göre yaratıcılığın kökeni bilinç dışıdır. çoğu zaman da ötüşürler. saldırganlık gibi duygu ve dürtülerin de bir yansıması olmuştur.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları “Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumşatmanın Yolları” Paneli Sanat Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Demet Gülpek Tolstoy sanatı. Sanat. 3. soylu ve yüce duygular kadar (sevgi. Klinik Psikiyatri 1999. nefret.Soygür H. Şiddet ise insanın saldırgan dürtülerinin bir çeşit dışa yansımasıdır. . insanla nesnel gerçeklik arasındaki estetik ilişki olarak da söz edilmektedir. hayranlık) kadar kin.Mülayim S. çizgi. Kaynaklar 1.Freud S. Ders Belgeliği 2000. sanat yapıtlarını birer yüceltme ürünü olarak nitelendirir. renk. 2. 5. Sanat ve Sanatçılar Üzerine.

1996. “hafif suçlar” olarak görülebilecek uyumsuzlukları gülerek cezalandırır. Sigmund Freud. Henri Bergson. Gündelik yaşamın uyumunu bozan ağır suçları hukuk yoluyla değerlendirip. . Kaynaklar 1. Gülme. hoşgörüsüzlüğe yol açan katı ve uyumsuz yanları gülünçleştirerek. şiddetin önemli kaynaklarından birisini hırpalar. adaletsizliğe. insanın esnemeyen. şiddetinin evcilleştirip yumuşatılmış. güçsüzleşmesine yol açar. Ayrıntı Yayınları. İstanbul. katı ve uyumsuz yanlarını törpüleyip düzeltmeye yönelik bir ceza sistemidir. 2. İstanbul.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanin Yollari” Panelinde Mizah Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Levent Mete Mizah. Bu da bir şiddettir. ayrımcılığa. en gelişkin hallerinden birisidir. infaz sistemiyle cezalandıran toplum. Payel Yayınları. Aynı zamanda. 1996. kan kaybetmesine. Günlük Yaşamın Psikopatolojisi. ancak.

istifleme bozukluğu. Yine obsesyonları tanımlayan birinci ölçüte OKB’li hastalarının çoğunun en azından orta derecede anskiyete ve zorlanma yaşaması ancak tüm obsesyonların belirgin anksiyete ve zorlanmaya neden olmaması nedeni ile “in most individuals”-“bireylerin çoğunda” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. Hem impuls hem de urge sözcüğünün bazı obsesyon tiplerindeki istem dışılığı (kontrol kaybını) karşılıyor olmasına karşın impuls ifadesinin ayırıcı tanıda karışıklık yaratacak şekilde impuls kontrol bozukluklarını çağrıştırabilmesi bu öneri için gerekçe olarak gösterilmektedir. DSM-IV’teki kişinin obsesyon ya da kompulsiyonları aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmesine ilişkin B ölçütünün farklı anlamlar içerebileceği. 7. DSM-IV’te süre eşiği klinik bir kanıt olmamasına karşın “günde bir saatten daha uzun zaman” ifadesi ile belirliydi. (b) İç görü ve belirteç değişiklikleri. Çok uzun süreden beri tartışılan “obsesif kompulsif spektrum” kavramı ya da daha kapsayıcı ifade ile “obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar” kavramı ilk kez DSM5’in yayımlanması ile birlikte psikiyatrik sınıflandırma tarihindeki yerini alacakmış gibi görünmektedir. Ayrıca “İçgörüsü az olan” ifadesi OKB’de . cilt yolma bozukluğu. beden dismorfik bozukluğu. cinsiyet ve yaş gruplarında uygun olma ya da uygun olmama ile ilgili yorumların farklılık göstermesi nedeni ile “unwanted”-“istenmeyen” sözcüğü ile değiştirilmesi önerilmektedir. istifleme bozukluğu ve cilt yolma bozukluğunu da içine alacak şekilde genişletilmiştir. madde kullanımına bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. parafililer. Bu konuşmada yalnızca obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. DSM-5 önerilerinde obsesif kompulsif bozukluk. Ayrıcı tanı ölçüte olan C ölçütü majör depresif bozukluk. 2. Böylece diğer bozuklukların ölçütlerinde kullanılan klinik ölçüt dili ile de uyumlu hale getirilmiş olacaktır. 3. “örneğin. 4. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri 1. 5. hastalık anksiyetesi bozukluğu. (b) İçgörü ve belirteç değişiklikleri 8.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Obsesif Kompulsif Bozukluk Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonunda obsesif kompulsif bozukluk üzerinde ne fazla değişiklik yapılması önerilen tanı kategorilerinden biridir. saç yolma bozukluğu (trikotilomani). Kanıt bulunmamasını ve kaba bir rehber ifade olduğunun vurgulanması için ifadenin başına “örneğin” getirilerek . DSM-IV ölçütlerinde var olan ve obsesyonları yaygın anksiyete bozukluğu ve psikotik bozukluklardan ayırt etmeye yarayan iki maddenin A ölçütünden kaldırılması ve ayırıcı tanı ölçütü olan C ölçütü içinde değerlendirilmesi önerilmektedir. günde bir saatten daha uzun zaman” şekline dönüştürülmesi önerilmektedir. OKB’de içgörü kavramının değişiklikler göstermesi ve sanrısal OKB inançları olması nedeni ile kaldırılması ve içgörü kavramında yapılacak yeni düzenleme içinde vurgulanması gerektiği önerilmektedir. 6. tıbbi durumlara bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. DSM-IV’teki içgörü değerlendirmesi hem belirişiz bir terminoloji kullandığı hem de OKB tipik bir epizodik hastalık olmamasına karşın şimdiki duruma odaklanmaktadır. dürtü denetim bozuklukları. Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütte “impuls” sözcüğünün yerine “urge” sözcüğünün kullanılması önerilmektedir. DSM-5’te obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri üç ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri. Yine Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütteki “inappropriate”-“uygunsuz” sözcüğünün obsesyonların ego-distonikliğinin belirlenmesinin güç olması ve çeşitli kültürlerde. obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar ve başka türlü adlandırılamayan obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar bu ana kategori altında sınıflandırılacaklardır. yaygın anksiyete bozukluğu.

İçgörünün daha geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gerektiği noktasından yola çıkılarak “iç görüsü iyi ya da yeterince olan”. Florida Obsesyon-Kompulsiyon Envanteri’ni. “içgörüsü az olan” ve “ sanrısal OKB inancı” şeklinde bir derecelendirme önerilmektedir. erkek cinsiyette daha fazla bulunması. 9. DSM-V görev grubu OKB’nin şiddetinin değerlendirilmesi için Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği. simetri ve tamlık obsesyonalrı. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler 10. Tamamen içgörüsüz olan bir OKB hastasının OKB yerine bir psikotik bozukluk olarak tanı alması ile ilgili sorunu da çözmemektedir. sıralama ve düzenleme kompulsiyonları. . içgörü değerlendirmesi için de Brown İnanç Değerlendirme Ölçeğinin kullanılmasını önermektedir. duyusal fenomenin ön planda olması belirli olan ve SGAİ’lerin antipsikotik le güçlendirilmesinden yarar sağlayan bir alttipin belirteci olarak “tik ile ilişkili” belirtecinin eklenmesi önerilmektedir.gerçekte var olan “iyi içgörü” ve “içgörüsüzlük” şeklide sınırları olan yelpazeyi karşılamamaktadır. Erken başlangıç. yüksek ailesel özellik göstermesi.

DSM-5’te travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri dört ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki değişiklikler. Travma ile doğrudan karşılaşma. Buna gerekçe olarak da muhtemel bir depresif ruminasyon durumunu dışarıda bırakmak şeklinde gösterilmiştir. D ölçütü kognisyon ve . Değişik kültürlerde daha kabul edilebilir olacak bir ifadenin yazılması gerekçe olarak gösterilmiştir. 2. DSM-IV’teki sürekli kaçınma ve genel tepkilerde azalmayı tanımlayan C ölçütünün iki ayrı ölçüte bölünmesi önerilmektedir. Kaza sonrası insanlardan kalan kalıntıları toplayan kişi olma ya da çocuk istismarının ayrıntıları ile defalarca karşılaşan polis memuru olma) (İşle ilgili olanlar hariç elektronik medya. uyum bozukluğu. (c) Alttip tanımlamaları. Maddelerde küçük değişikler yapılması önerilmiştir.. başkalarının travmaya maruz kalmasına şahsen tanık olma. travmanın tanımı ve travmayla karşılaşmanın hangi yollarla olabileceği ayrıntılı bir biçimde ifade edilmiştir. başka türlü adlandırılamayan travma ve stresle ilişkili bozukluklar ile daha ileri araştırma gerektiren bir durum olarak “ısrarlı karmaşık yas bozukluğu” bu ana tanı kategorisi içinde yer alacaktır. DSM-IV’ten farklı olarak yeni versiyonda travmanın belirsiz ve dar kapsamlı tanımı değiştirilmiş. film veya resimler yolu ile maruziyet bu ölçütü karşılamaz). “Olayı sık sık sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme” ifadesinin içeriği ve duygulanımının olay ya da olaylar ile ilişkili olduğu yineleyici ve zorlanma yaşatan rüyalar görme” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. yakın akrabaların ya da yakın arkadaşların saldırı ya da kaza ile gerçek ölüm ya da ölüm tehdidi yaşadığını öğrenmek.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Travma Sonrası Stres Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonu için DSM-IV’te anksiyete bozuklukları ve uyum bozuklukları bölümlerinde bulunan tanıları içerecek şekilde oluşturulacak “Travma ve stres ile ilişkili bozukluklar” ana tanı kategorisi önerilmiştir. c. (b) ciddi yaralanma veya (3) cinsel saldırı. “Olayın elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren. 1. travmatik olayın olumsuz ayrıntılarını tekrar tekrar yaşama veya aşırı derecede maruz kalma (ör. B3 maddesindeki flashback yaşantılarını da içeren disosiyatif yaşantıların tanımının en uç noktası mevcut durum ve çevreye karşı farkındalığın tam olarak kaybolduğu durumlar olan ve yelpaze kavramı şeklinde değiştirilmesi önerilmektedir. b. travma sonrası stres bozukluğu. DSM-IV’teki “kişinin tepkileri arasında aşırı korku. ergenler ve altı yaşından büyük çocuklara uygulanabileceğine ilişkin bir not ile başlamaktadır Altı yaş ve daha küçük çocuklar için daha sonra ele alınacak “okul öncesi alt tip” önerisi getirilmiştir. Bu konuşmada yalnızca travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. DSM-IV’teki yeniden yaşantılamayı tanımlayan B ölçütünde 1. Buna göre DSM-V taslağının C ölçütü kaçınmaları. (b) Belirteç değişiklikleri. istemsiz ve zorla ve zorlanma yaşatacak şekilde anımsanması” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. disinhibe sosyal bağlanma bozukluğu. (d) Şiddet belirlemesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki değişiklikler Tanı ölçütleri ölçütlerin erişkinler. akut stres bozukluğu. Buna göre: a. DSM-5 önerilerinde tepkisel bağlanma bozukluğu. ve 3. 2.. 3. düşlem. düşünce veya algıları da içeren anıları” şeklindeki ifade “travmatik olay ya da olayların kendiliğinden ya da bir neden bağlı olarak yineleyici. 4. Buna göre üç çeşit travma ile gerçekten karşılaşma ya da tehdit algılama bulunmaktadır: (a) ölüm. televizyon. çaresizlik ya da dehşete düşme vardır” ifadesinin yararsız olduğu için kaldırılması önerilmiştir.

5. diğerleri ve dünya hakkında ısrarlı ve abartılı olumsuz inanç ve beklentiler” şeklinde değiştirilerek daha belirgin ve kapsayıcı duruma genişletilmesi önerilmektedir. D3 maddesi ile yeni semptom olarak “kendini ya da başkasını ısrarlı şekilde suçlamak” ifadesi eklenmesi önerilmiştir. “güvenilecek kimse kalmadı”. (b) 7. b. DSM-IV’teki “bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma” ifadesinin DSM-V taslağında “travmatik olaydan sonra başlayan ya da kötüleşen “ben kötüyüm”. . E2 maddesinde ise yeni semptom olarak “umursamazlık veya kendine zarar verici davranış” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. c. Aşırı uyarılmışlık ve tepkiselliği tanımlayan E1 maddesinde daha önce “irritabilite ve öfke patlamaları” şeklinde olan ifadenin davranışı betimleyen önek şeklinde düzenlenerek “irritabl ve agressif” şeklinde yazılması önerilmektedir. (d) duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içerecek şekilde oluşturulacaktır. Yeni oluşturulan ve kognisyon ve duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içeren D ölçütünde bazı değişiklikler ve eklemeler yapılması önerilmektedir. Okul Öncesi Alttipi ve Disosiyatip Alttip önerilmektedir. Buna göre: a. “dünya tamamen tehlikeli” gibi kendisi. Alttip tanımlamaları DSM-5 taslağı için daha önceki versiyonda olmayan iki alttip. 6. D4 maddesi ile yine yeni bir semptom olarak “ısrarlı negatif emosyonel durum” ifadesi eklenmiştir. (c) 8. DSM-V genel mantığına uygun olarak TSSB için de şiddet belirlemek üzere ölçek kullanılması önerilmektedir. Belirteç değişiklikleri DSM-IV’te 3 aylık süre itibari ile vurgulanması istenen “akut” ve “kronik” belirteçleri ile 6 aydan sonra semptom başlangıcını tanımlayan “geç başlangıçlı” belirtecinin kaldırılması önerilmektedir.

yukardaki endikasyonlar ve müdahalelerin ayrıntıları anlatılacaktır. Neale MC. Lichtenstein P. çoğunlukla hekimin yansızlıktan uzaklaşma olasılığının yükseldiği durumlarda gerekli olur. . Sunumda. 60:1187-92. Bu olasılık akılda tutularak hem ailenin hem hastanın işbirliğini korumaya özen gösterilmelidir. Forssen U. tedavide ailenin yeniden ele alınması gereken durumları gözden kaçırmamak ve gerekli müdahalede gecikmemek önemli bir ilkedir. (iii) krize müdahale gerektiğinde. Schizophrenia as a complex trait: evidence from a meta-analysis of twin studies. ailenin etkin rol oynadığı ilk başvurular . duygu dışavurumunun yüksek olmasıdır (1). gibi. Hultman CM ve ark. Böyle müdahaleler. Expressed emotion and psychiatric relapse: a meta-analysis. ancak. duygu dışavurumunun belirtilerini.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni tedavisinde sorun olan aile Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : E. 2. nüks izlenimi veren krizler. Cem Atbaşoğlu Ağır psikiyatrik rahatsızlıklarda hastanın ailesinin tanı ve tedavideki rolü çok önemlidir. Şizofreniye ilişkin epidemiyolojik araştırmaların şu bulguları da.. Arch Gen Psychiatry 2003. gündemdeki soruna odaklanarak başlayıp ailedeki etkileşim örüntüsünü tekrar değerlendirmek.. karşılıklı beklentilerinin yüksek olması gibi) (ii) Psikozun ya da davranış belirtilerinin aile üyeleriyle ilgili ya da onlara yönelik olması (iii) Hastanın taciz yakınmasının bulunması ya da böyle bir izlenim edinilmesi (iv) Güncel bilgiye uygun ilaç tedavisiyle yeterli düzelme sağlanmaması Hastayla aileyi birlikte ele almak. Şizofreni tanısı konmuş olan hastaların aile üyelerinde gerek şizofreni belirtilerinin hafif biçimleri gerekse başka psikiyatrik tanılar. (ii) anamnezde gelişimsel özelliklere odaklanmak. gibi (4). Pediatrics 2008. klinik dışı nüfusa göre daha yaygındır (2-4). (iv) duygu dışavurumunun dinamiklerini / bilişsel bileşenlerini ayrıntısıyla değerlendirmek. Common genetic determinants of schizophrenia and bipolar disorder in Swedish families: a population-based study.. Ancak sadece duygu dışavurumuna odaklanmak yeterince kapsamlı bir değerlendirme yapmayı sağlamaz. 3. Yakın aile üyelerinin hastayla ilişkilerinin rahatsızlık seyrinde etkili olduğu bilinmektedir. Yip BH. Arch Gen Psychiatry 1998. Kendler KS. 373:234-9. 121:e1357-62. tanı ya da müdahale amaçlı muayene ve görüşmelerin ayrıntılandırılmasını ya da tekrarlanmasını içerir: (i) Hastadan alınan anamnezle aileden alınanı hep birlikte gözden geçirmek. Lancet 2009. aile üyelerinin tanısı konmamış hastalıklarının göstergeleri olabilecekleri olasılığını da düşünerek ele almak. Aileden kaynaklanan ve rahatsızlık seyrini olumsuz etkileyebilen zorlukların en iyi bilineni. Daniels JL. 1. Kriz durumları. Parental psychiatric disorders associated with autism spectrum disorders in the offspring. Hooley JM. Sullivan PF. Kaynaklar Butzlaff RL.. ailenin tedavi sürecinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir: Şizofreni nedeninin %65-80’lik kısmı kalıtılan özelliklere atfedilir. 4. Björk C ve ark. dolaylı olarak. 55:547-52. (v) aile üyelerinin tıbbi / nöropsikiyatrik muayenesi . Bu konuda hekim için uyarıcı olabilecek özellikler şöyle özetlenebilir: (i) Hastanın aile üyeleriyle ilişkisindeki sorunların ağırlıklı olması (aile üyeleriyle hastanın birbirlerinden yakınmalarının çok. Tanı konmuş tek vakanın bulunduğu aileler daha çok olduğuna ve aile üyelerinde psikiyatrik belirti bulma olasılığı ortalamadan yüksek olduğuna göre. tek hasta bulunan aileler birden çok hasta bulunan ailelerden çoktur.

Schizophrenia Bullatin. Şizofreninin gidiş ve sonlanımının yordanmasında negatif belirtiler pozitif belirtilerden daha önemli bulunmaktadır. Bu sunumda negatif belirtilerin tanımlanması. Şizofreni tedavisinde iyileştirilmesi en zor boyutlardan birisi olan negatif belirtilerin psikososyal ve psikofarmakolojik tedavisinde yeni arayışlar devam etmektedir. motivasyonda ve ilgide azalma en yaygın negatif belirtilerdir. varlığı pek çok gösterge ile gösterilmiş olan defisit sendromunun tanımlanmasında da kullanılmaktadır. Birincil negatif belirtiler. Buchanan RW.19:21-26. değerlendirilmesi. fizyopatolojisi. 2-Kirkpatrick B. Kaynaklar 1-Arango C. asosyalite. anhedoni. hastalığın gidişindeki rolü ve tedavisi gözden geçirilmiştir. Fenton WS.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni ve negatif belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Haldun Soygür Negatif belirtiler şizofreninin klinik tablosu içinde oldukça iyi tanımlanmış olmasına karşın. klinisyenler için özellikle birincil ve ikincil negatif belirtilerin ayırd edilmesi güçlük taşıyan bir alan olmayı sürdürmektedir. Carpenter WT (2004) The deficit syndrome in schizophrenia: implications for t he treatment of negative symptoms European Psychiatry. Bir çok hastada pozitif belirtilerin ortaya çıkmasından daha önce negatif belirtiler gelişebilmektedir. Kirkpatrick B. Marder SR (2006) The NIMH_MATRICS consensus statement on negative symptoms. 32:214-219. Konuşma içeriğinde azalma. Carpenter WT Jr. . duygulanımda küntlük.

"aşırı değerlenmiş düşünce" özellikleri gösteren OKB'li hastalar için “iç görüsü olmayan” diye bir alt tip tanımlamaktadır. Şizofreniye benzer düşünce bozuklukları gösteren OKB'lu hastalar için "Şizo-obsesif Bozukluk" tanısı geliştirilmiştir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreniye Eşlik Eden Obsesif Kompulsif Belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Köksal Alptekin Şizofreniye sıklıkla % 3.5 ile % 60 arasında değişen oranlarda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) veya obsesif kompulsif belirtiler eşlik etmektedir. Öte yandan Klozapin gibi bazı yeni ilaçların da OKB belirtilerini tetikleyebileceği daima göz önünde bulundurulmalıdır. benzerlikleri ve örtüştükleri noktalar da bulunmaktadır. . Genellikle OKB eş tanılı şizofreni hastalarında tedaviye direnç gelişmekte ve prognoz da kötü gitmektedir. OKB belirtileri gösteren şizofreni hastalarının ayrı bir şizofreni tipi olduğu öne sürülmüştür. Özellikle OKB'li hastaların bir kısmında görülen "aşırı değerlenmiş" düşünce. obsesyon ile sanrı arasındaki bir geçiş sürecini ifade etmektedir. Ancak bu bozukluğun OKB'den farklı bir hastalık olduğuna ilişkin yeterli kanıt üretilememiştir. Bu nedenle DSM-IV (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders). Oranların bu kadar farklı olması çalışmalarda kullanılan tanı ölçütleri ile örneklem sayısının farklılığından ve bazı çalışmalarda OKB tanısına. Geliştirilmekte olan DSM-V sınıflandırması da bu ayrımı koruyacak gibi görünüyor. bazı çalışmalar da ise obsesif kompulsif belirti sıklığına bakılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Şizofreni ve OKB'nin farklı yönleri olduğu kadar.

çevredeki eğlenti olanaklarından yararlanmalarının sağlanması hastane tedavisine eklenecek olan olumlu girişimlerdir. amaçsızlık. 2) depresyon. toplumsal beceri eğitimi ve iyileştirim çalışmaları) tedavi edilmesinin ilk dönem şizofrenide özkıyım düşünce ve davranışlarını önlediği gösterilmiştir. 6) hastaneden yeni taburcu olanlar. dürtüsellik ve amaçsızlık üzerine odaklanmış ruhsal tedavilerin de özkıyımı önleyici olabileceği düşünülmektedir. sırasıyla %50 ve %25 oranlarında. Çöküntü. etkili antipsikotik ilaç tedavisi. özellikle erkek ve hastalık öncesi bilişsel sığası yüksek olanlar. 5) paranoid ve ayrışmamış şizofreni tiplerinden olanlar. yaşamda anlam ve amaçların bulunmasının bireyi intihar düşünce ve girişimlerinden koruduğu belirtilmektedir. . 8) zorlu yaşam olayları olan ve uzun süre işsiz ve amaçsız yaşayan hastalar. Hastaların %3-10’u intihar girişimi ile yaşamlarına son vermektedirler. aile ve çevre desteğinin yeterli olmasının. kışkırtı. Hastalığın erken saptanmasının ve en uygun yöntemlerle (yerinde girişken tedavi. Bu noktada özkıyım için uyarıcı işaretleri tanımak yardımcı olabilir. ruhsal desteklerin sağlanması ve sıkı gözlem özkıyımı önlemeyi garanti etmese de bu hastalar için önemlidir. Özkıyım için yüksek riske sahip olan hastalar için hastane yatışı çok uygun olabilir. 6) aile ve çevre desteğinin yetersiz olması ve 7) hastalık öncesi zihinsel işlevselliğin yüksek olması sayılmaktadır. etkili tedavi. geleceğe dair umutların olmasının. bunaltı. Şizofrenide özkıyım riskleri açısından klinisyenin uyanık olması gereken noktalar şunlardır: 1) yeni tanı konmuş genç bireyler. korumalı ya da destekli iş yerlerine yerleştirilerek kendilerini işe yarar hissetmelerinin sağlanması. 5) yalnız yaşama. hastalığın birey ve aile üzerinde ciddi etkilerde bulunmaya devam eden önemli bir görüngüdür. Hastaların tedaviye uyumlarının tam olarak sağlanması ve etkili dozda antipsikotik ilacın verilmesi. 3) sık hastane yatışları. Şizofrenide özkıyım düşüncelerine karşı koruyucu etmenler çok çalışılmamıştır ancak yaşam doyumunun yüksek olmasının. Şizofreni ruhsal hastalığı olanlar arasında özkıyıma bağlı ölümlerde duygudurum bozukluğu ve alkol-madde kullanım bozukluğundan sonra üçüncü sırada yer almaktadır. 3) tedaviye uyumsuzluğu (kısmi uyum dahil) olanlar. 4) daha önce intihardan bahsetmiş ya da girişimde bulunmuş olanlar. umutsuzluk ve dürtüselliği fazla olan hastalar. Güvenli çevre. Her şeye rağmen bir hasta özelinde özkıyım davranışının ne zaman gerçekleşeceğini tam olarak kestirebilmek mümkün olmamaktadır.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofrenide Özkıyım ve Başetme Yolları Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Mustafa Yıldız Şizofrenide özkıyım düşüncesi ya da girişimi. bunaltı. dürtüsel davranışlar sergilenmesi ve duygusal değişimlerin sıklaşması gelmekte olan bir intihar davranışını haber verebilir. 4) ruhsal çöküntü. Hastaların ölüm düşüncelerinden bahsetmesi. umutsuzluk. aile tedavisi. bunaltı ya da çöküntü eklenmişse anksiyete ve depresyon giderici ilaçların eklenmesi özkıyımı önleyebilmektedir. Hastaların özkıyım niyetlerini gizleyebilecekleri de akıldan çıkarılmamalıdır. Hastaneye yatış oranları ve şiddet davranışları ile doğrudan ilişkili olan intihar için risk etmenleri olarak 1) genç yaşta hastalanmak. kapana kısılmışlık hislerinin olması. umutsuzluk. Hastaların akran destek grupları ile tanıştırılması. iyileştirim hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması. 7) madde bağımlılığı ve şiddet davranışı olanlar. Hastane çıkışında da yoğunluğu giderek azaltılan ayaktan tedavi programları sürdürülmelidir. kışkırma. 2) daha önce girişimde bulunmuş olmak. Yukarıda sayılan risk etmenleri ve koruyucu etmenler şizofreni tedavisiyle uğraşan klinisyenler tarafından daha hastalığın başından itibaren dikkate alınmalı ve hastalığın yönetimi ona göre sürdürülmelidir.

Kaynaklar 1. Jeste DV. Böke Ö (2010) Şizofrenide nüfus ve klinik özellikler: Çok merkezli kesitsel bir olgu kayıt çalışması. p:491-506. 3. Edit: Mueser KT. In: Clinical Handbook of Schizophrenia. Heisel M. 4. 62(3): 247-53. Arch Gen Psychiatry. Yazıcı A. 2. Bostwich JM (2005) The lifetime risk of suicide in schizophrenia. (2008) Suicide.J. Yıldız M. A reexamination. Shane Pankratz V. . Meltzer HY (2002) Suicidality in schizophrenia: a review of the evidence for risk factors and treatment options. Curr Psychiatry Rep. Turk Psikiyatri Derg 21:213-224. Palmer BA. 4:279-83.

şizofrenide olduğu gibi.2). Bunlar psikomotor hız. (2011) Meta-analysis of neuropsychological functioning in euthymic bipolar disorder: an update and investigation of moderator variabiles.C..J. Bu alana ilginin artmasındaki öncelikli nedenlerden biri. Bipolar Disord. ve ark. Ancak bipolar bozuklukta kognitif değerlendirmeye özgü bir batarya [The International Society for Bipolar Disorders-Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC)] önerilmektedir (3). (2010) The International Society for Bipolar Disorders.Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC). Robinson L. 93: 105-115. Bipolar Disord. Carreno J.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevlerin Değerlendirilmesi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Hilal Demirel Bipolar bozukluk ve bilişsel işlev bozukluğu ilişkisini araştıran çalışmalar son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Torres IJ. 13(4): 334-343. Kaynaklar 1. dikkat. 12(4): 351-363. Son dönemde yapılan metaanalizlere dahil edilen çalışmalar oldukça heterojen bir nitelik taşımaktadır (1.. Thompson J. Adı geçen bilişsel alanların değerlendirilmesinde kullanılan nöropsikolojik ölçüm araçları ve kullanımları ile ilgili detaylı bilgi verilecektir.bipolar bozuklukta da hastalıkla bilişsel işlevler arasındaki ilişkinin netleştirilmesine ihtiyaç vardır. Bipolar bozuklukta değerlendirilmesi gereken bilişsel alanları beş ana başlık altında toplamak mümkündür. .. Gallagher P. 3. ve Dickinson D. Buna parallel olarak çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmekte ve belli nöropsikolojik test performanslarının etki büyüklükleri geniş bir değişkenlik göstermektedir. görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevlerdir.T. J Affect Disord. Bu çeşitlilik şizofreni için kullanılan MATRICS (Measurement and Treatment Research to Improve Cognition in Schizophrenia) Consensus Cognitive Battary (MCCB)’e benzer bir kognitif değerlendirme bataryasının bipolar bozukluk için henüz söz konusu olmaması ile de ilgili gibi görünmektedir. Mann-Wrobel M. bilişsel bozuklukların bipolar bozuklukta endofenotip olabilme ihtimalinin görülmesidir. Artan bilgi birikimine rağmen bipolar bozuklukta saptanan bilişsel işlev bozukluğunun anlamı ve doğası yeterince bilinmemektedir. Söz konusu çalışmalarda yöntemsel farklılıklarla birlikte kullanılan nöropsikolojik değerlendirme araçlarının çeşitliliği de dikkat çekicidir. Bu nedenle. bellek. Malhi GS ve ark.M. (2006) A meta-analysis of cognitive deficits in euthymic patients with bipolar disorder. 2. Yatham LN.

İUB’ta frontotemporal ve temporoparyetal bağlantısal eşzamanlılığın dikkat. sözel öğrenme ve yürütücü işlevler başta olmak üzere çeşitli alanlardaki bilişsel bozulma. . kayıt ve geri çağırma süreçleri ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür. Battisti RA. nöral ağlardaki süregen bozulmanın sonucu olduğunu öne sürmüşlerdir. Ancak bütünleştirici bir duygudurum ve bilişsel işlev için kortikokortikal bağlantılar da sağlam olmalıdır (2). hem şizofreni hem İUB tanılı olgularda bilişsel ölçümlerdeki bozulma ile ilişkili bulunmuştur (3). Bipol Disord.130(1-3): 203-209. Yeni bir çalışmada ise. Petre V (2001) Wisconsin card sorting revisited: distinct neural circuits M. frontal uyumsuzluk negatifliği (mismatch negativity-MMN) düzeyi. Solms M. İUB’taki bilişsel işlev bozukluğunun. J Neurosci. Savitz ve arkadaşları (1). bu çalışmalar da sıklıkla şizofreni olguları ile yapılmıştır.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Biyolojik İzdüşümleri Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sermin Kesebir İki uçlu bozuklukta (İUB) dikkat. Schizophr Res. Petrides M.L. Monchi O. Philips & E. Bu sunumun devamında bilişsel işlev ile nörofizyoloji ve beyin görüntüleme arası ilişkiler güncel dizin eşliğinde tartışılacaktır. Word PB (2011) MMN/P3a deficits in first episode psychosis spectrum schizophrenia and bipolar subgroups. Kaur M. 7(3):216235. 21(19):7733-7741. Beyin elektrofizyolojisinin bilişsel bozulma ile ilişkili işlevsel karşılığı pek az çalışılmış olup. Frontolimbik bağlantıların İUB’ta etkilenmiş olduğu gösterilmiştir. Kaynaklar Savitz J. Vieta participating in different stage of the task dentified by eventrelated functional magnetic resonance imaging. hastalık ve iyilik dönemlerinde izlenmektedir. Ramesar R (2005) Neuropsychological dysfunction in bipolar affective disorder.

Ancak bilişsel işlev bozukluğunun kesin nedenleri. lityum ya da valproik asit monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştur. İki uçlu duygudurum bozukluğunun tedavisinde tedavi modalitesinin seçiminde farmakoterapinin bilişsel işlevler üzerindeki yan etkilerinin de değerlendirilmesi uygun olacaktır. Yürüttüğümüz çalışmalar bipolar bozuklukta bilişsel işlev bozukluğunun bipolar bozukluğun iyi prognozlu veya kötü prognozlu oluşu ile ilgili olabileceği gibi tedavi modaliteleri ile de ilişkili olabileceğini düşündürtmektedir. görseluzaysal beceri ise valproik asit grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Gerek duygudurum dengeleyici gerekse antipsikotik ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. seyri ve tedavi modaliteleri ile ilişkisine ilişkin bilgi sınırlı veya henüz bilinmemektedir. bilişsel işlevlerin değerlendirildiği bir diğer çalışmamızda ise lityum grubu ile valproik asit grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmazken.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Tedavi Modaliteleri İle İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Vesile Şentürk Cankorur İki uçlu duygudurum bozukluğunda bilişsel işlev bozukluğunun varlığı genel olarak kabul görmektedir. antipsikotik grubunda işlem belleği performansı lityum grubuna. Atipik antipsikotik monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek. . Yürüttüğümüz bir çalışmamızda.

kadının nefretle kalbini erkeğinden ayırmasına. Daha da ötesi bu yaşananları karşıdakine yaşatmakla ve öldürerek yok etmekle acılar bitecek gibi gelmiş. Bu konuşmada. Kurban olduğunu hissetme. Burada zorlanan her birey için ayrılık şiddetli bir deprem. Bu ayrılıklar. incinmeler ve kurbanlar. oğlunun intikam için öldürerek annesinden ayrılmasına değineceğim. yosma anne imgesinden ayrı tutulma çabası sürer. acı ve hüzün taşıyan bir deneyim. korku. Oedipus’un çağdaşı Orestes aracılığıyla araştırmaya ve yorumlamaya çalışacağım. Ama hüzün çok çok az. kibirli bir babanın kızını annesinden ayırmasına. Ama suçluluğu neredeyse onu delirtir. Orestes. Bu konuşmada şiddetin dozunun yükseldiği. ruhsal yapılanmada önemli değişimlere neden olabiliyor. Kadına ve anneye yönelik şiddet bir çerçeveye oturtulur. bunları yansıtmak ve diğerine yaşatmak bir seçenek gibi görünmüş. kan ve biraz suçluluk var. kaos yaratır ve katlanılabilecek bir durum değildir. Böylelikle ataerkil düzenin temsilcisi olur. korku. annenin korku yüzünden oğlunu uzak tutmasına. intikamlar ve saldırganlar yarattığından içinde ölüm. Benliğin önemli işlevlerinden birisi ayrılık karşısında içsel ve dışsal süreçleri yönlendirmek. Çünkü 3000 yıl öncesinin hikayesi bugün de sık sık sahneleniyor. ihtirasları için erkeğin kadınından ayrı durmasına. Bu şiddetli ayrılıkları. acı ve incinme dayanılmaz olduğunda. Ancak mahkemede yargılanınca aklanır ve babasının mirasını üstlenir. . Melek anne imgesinin. Ama sonrasında suçluluk ve yargılanma öne çıkmış. çaresizlik. İkisinin birleşmesi. agresyon. babasını aldatan ve sevgilisiyle babasını öldüren annesini ve sevgilisini öldürerek ailesinin namusunu temizler. öldürmeye vardığı durumlara odaklanacağım. ensest yasağını yıkar.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Ayrılmanın Şiddeti Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Ali Algın Köşkdere Ayrılık. içinde şiddet. Ayrılıklar.

aşkın nefrete dönüşümünden sık bahsedilir. senden nefret ediyorum ama böylelikle seni düşünüyorum”. aşk haz. paranoya. Freud.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Nefretin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Neslihan Zabcı Neden nefret? Bireysel olandan toplumsal boyuta dek uzanan geniş bir yelpazede yer alan ve güncel yaşantımızı. hatta onu var eden gerekli bir duygu mudur nefret? Nefrete düzenleyici bir rol atfetmek mümkün müdür? Çalışma bu sorular etrafında şekillenecek ve psikanalitik kuram esas alınarak nefret duygusunun kökenlerine ışık tutma amaçlanacaktır. depresyon gibi ağır patolojilerin kaynağında yer alır: tüm bu psikopatolojik durumlarda ya ötekinden. Nefret. genel olarak aşk ile birleştirilir. kuramında bu soruya ışık tutmuş. nefretin kökenleri psikanalitik kurama göre tartışılacak. psikopati. yaşadığımız dünyayı artan bir şiddette etkileyen nefretin bu hakimiyeti neden? Bu çalışmada. nefret bu yönüyle yapılandırıcıdır ancak aşırıya kaçtığında. toplumsal alanda şiddete uzanan sonuçlarına da değinilecektir. ya da kendinden nefret etme söz konusudur. nefretin kökeninde ilk nesne ile ilişkilerin belirleyici rolünü vurgulamıştır. nefretin içinden doğar. nefreti ölüm dürtüsü ile ilişkilendirmiş ve tüm bireylerde var olan kökensel bir duygu olarak tanımlamıştır. Klein. Ötekine ilişkin ilk düşünce nefretin içinden doğar diğer bir deyişle nefret düşüncenin beşiğidir: “eğer yanımda değilsen. nefret ise hoşnutsuzluk duygusundan hareketle oluşur. Peki bazı bireylerde “aşırıya kaçan” ve patolojik durumlara yol açan bu nefret yoğunluğunun kaynağında ne yatar? Varoluşu sürdürmek için gerekli nefret ile ölümcül nefret arasındaki ince çizgi nasıl belirlenir? M. ruhsal hayatımızın kökeninde var olan bir duygudur. Freud’un belirttiği gibi özne aşktan. Aşkla nefreti birleştiren derin bir bağ var mıdır? Nefret aşktan önce mi sonra mı doğan bir duygudur? Nesne sürekliliğini sağlayan. Hem nesne hem de düşünce hatta düşlem ve arzu da. nesne nefretten doğar. . Nefret.

Sonuçta hekim. Kaynaklar Beech B. Aggression and Violent Behavior 2006. yansıtma. sözel tehdit ya da aşağılama. hemşie ve hasta. fiziksel saldırısında saldırgan bireyin içsel yaşantılarının. Beech ve Leather 2006). Hasta birey kendisini ruhsal ve bedensel olarak tehdit altında hissedebileceği gibi. idealleştirme. Leather P. Klein M (1984) Envy and Gratitude and Other Works 1946-1963. 11:27– 43 Gates DM The epidemic of violence against healthcare workers.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Hekime Şiddet Nereden Çıktı Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Peykan Gökalp Hekim ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ülkemizde ve dünyada giderek tırmanmaktadır. Occup Environ Med 2004. değersizleştirme.18(1):72-79. Bir çeşit “annelik” işlevi beklenen acıları dindirip yatıştıran. Bunun nedenleri arasında toplumlarda şiddet davranışı sıklığının artışı. hasta yakını arasındaki ilişki iş başında birebir bir ilişkidir ve düşmanca aktarım ve bundan doğan olumsuz karşı aktarım dinamiklerinin anlaşılıp çözümlenmesi tüm taraflar için vazgeçilmezdir.61:649–650 Özmen M. London: The Hogarth Press . Hekime önelik şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar büyük önem taşımakla birlikte altta yatan ruhsal boyutu anlaşılmadan yapılabilecekler yetersiz kalabilir. aktarım dinamiklerinin ve “hasta” rolüne ilişkin ruhsal ihtiyaçlarının dikkate alınması vazgeçilmez öneme sahiptir (Özmen 2007). Workplace violence in the health care sector: A review of staff training and integration of training evaluation models. sağlık sistemine ilişkin etmenler. iyileştiren antik çağlardaki şifa merkezleri gibi bugünün sağlık kurumlarına da mucizevi iyileştiricilik özellikleri atfedilmekte bu aktarımsal eğilimin tam karşılık bulmaması durumunda ortaya çıkan hayal kırıklığı. ruhsal bir “gerileme” yaşamaktadır. Bu gerileme sürecinde erken bebeklik döneminden itibaren doyurulamamış olan ihtiyaçlarına ilişkin. eyleme vurma devreye girmektedir. Bu sunumda hekime yönelik şiddet konusu psikanalitik yaklaşımla ele alınacaktır. bakım veren. umutsuzluk bakımın kendinden esirgendiği duygusu yaratmaktadır. Bu davranışlar.”Tam uyumun” sağlanamadığı durumlarda da ilkel savunma düzenekleri. ekonomik. Türk Psikiyatri Dergisi 2007. O konumdayken beklentisi çevrenin ona tam uyum sağlamasıdır. Tıbbi hastalık Tanısı Konmuş Hastalarda Aktarım ve Karşıaktarım. Öte yandan sağlık çalışanına hasta ve/veya hasta yakınının sözel. öldürmeye kadar gidebilen fiziksel saldırılar şeklinde görülmekte ve diğer işyeri şiddet olgularına göre son birkaç yıla kadar çok düşük oranda bildirilmektedir(Gates 2004. yeterince doyum alamadığı ilk nesnesi anneye duyduğu öfke ve haset hekim veya hemşireye yansıtılır (Klein 1984). sosyal ve politik süreçler yer almaktadır.

11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Kronik Ruhsal Hastalıklardaki Şiddetin Önlenmesi ve Rehabilitasyonunda Uğraş Terapisinin (Ergoterapinin) Yeri Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Alev Büyükkınacı Uğraşı sağlıkla ilgili ya da kişisel. Uğraş terapisinin adli psikiyatri alanında çalışmaları daha öncesine dayanmakla birlikte. performans ve motivasyon alanlarında daha fazla deneyim sahibi olarak daha olumlu bir dünya görüşüne sahip olur (2).The Forensic Model of Occupational Therapy. sosyal ve yaşamsal ihtiyaç ve istekleri karşılamak üzere doğasında yapmak. Being in a Secure Forensic Psychiatric Unit: Every Day is the Same. Bireyin herhangi bir uğraşı içinde olmak durumunda olmasının gerekliliği ortaya konduktan sonra uğraşının nerde kullanıldığı.13:137-142 2-Occupation for occupational therapists. Bu hedefe ulaşmada hastanın var olan kaynaklarını kullanarak sadece bu davranışı önlemeyi değil hastanın kendi sorumluluğunu da alması amaçlanır. Uğraş terapistleri gerek adli gerek normal psikiyatri kliniklerinde olsun psikotik hastanın kişisel amaçları doğrultusunda yaşam doyumunun artmasında. 1( 1): 17-22 .2004. Klinik Psikiyatri 2010. tedaviye motivasyonunun sağlanmasında ve hastalık dışındaki kişilik alanlarının gelişmesinde hastaya yol gösterici rol üstlenirler. Uğraş terapisi(ergoterapi).pp:169-82 Blackwell 3. olmak ya da kendini gerçekleştirmek olan herhangi bir aktiviteye katılımı tanımlar. Henüz ülkemizde yeni gelişmekte olan bu meslek grubunun psikotik hastalarda şiddetin önlenmesi ve şiddet davranışı göstermiş hastaların rehabilitasyonunda önemli rol oynayabileceği artık gelişmiş ülkeler tarafından kabul edilmiştir.Batılı ülkelerde adli psikiyatri kliniklerinde bu alanda uzman uğraş terapistleri bulunmaktadır(3).Büyükkınacı Alev. Bu alanda çalışan uğraş terapistleri psikiyatristlerle birlikte çalışarak hastanın suç davranışlarının nedenlerini ve olumsuz davranışları tetikleyen uğraşıların bulunarak bunların yeniden yapılandırılmasını sağlamayı hedeflerler (2). Killing Time or Making the Most of It . publishing. Hastanın üretkenliğinin artması ve zihinsel uğraşılarının daha olumlu başka alanlara kayması şiddet davranışının önlenmesinde anahtar rolü oynar. Kaynaklar 1.Forensic challange.Smith SL. ne işe yaradığı önem kazanmıştır.3) Uğraş terapistleri bunu kişilerin bu aktivitelere katılma yetilerini arttırarak ya da destek sağlamak amacıyla çevreyi değiştirerek sağlarlar(1).Occupational therapy in healthcare 1984. Bu temel uğraş terapisi yöntemlerinin yanı sıra özellikle suç işlemiş psikiyatrik hastaların rehabilitasyonunda ve suç işlemelerinin önlenmesinde kullanılacak uğraş terapisi yöntemleri de ortaya konmuştur (2). Nikitin L. 67 (10): 430-438(9) 4. Matthew Molineux. Fossey E.Farnworth L. Hastanın amaçlı bir uğraşı içine girmesi içsel motivasyonunu ve yeterlilik duygusunu geliştirir ve hasta üretkenlik. (Ed). The British Journal of Occupational Therapy 2004. 1980’lerde uğraş terapistlerinin bu alanda uzmanlaşmalarının önemi konuşulmaya başlanmıştır(4).2) Uğraş terapisinin temel amacı kişileri günlük yaşam aktivitelerine katılımlarını sağlamaktır. Ülkemizde de psikiyatri kliniklerinde uğraş terapistlerinin yerlerini almaları bu açıdan önem taşımaktadır. Dünya Uğraş Terapisi Federasyonu uğraş terapisini şu şekilde tanımlamıştır:1) Uğraş terapisi sağlık ve iyilik halini uğraş ile sağlayan bir uzmanlık alanıdır.

şiddet olayı açısından “risk yönetimi “konusunda son derece donanımlı olmalıdır. -İnsanlara ve mülke yönelik geçmişteki saldırganlık eylemleri(örneğin kundaklama vb) -Geçmiş mahkumiyet ve adli tıp bilgileri -Belirtici veya uyarıcı işaretler –şiddet yaklaşımları .Alınacak bilgilerin güvenirliğini artırmak için en önemli unsur hasta ile etkin işbirliğinin kurulmasıdır. . -Kişinin sosyal geçmişi.arkadaşlardan ve hizmet alanın kendisinden bilgi alınabilir. Risk yönetimi süreğen olup bireylerin geçmişleri .geçmiş yaşam öyküleri bilinmeyen hastaları yaşadıkları ortamda değerlendirmektedir . Tehlikelilik ve suça eğilimin belirlenmesi klinik psikiyatrinin önemli konularından olmakla beraber TRSM nin önemli görevlerinden bir diğeri akıl hastalarının sergiledikleri şiddet davranışı konusunda topluma yol gösterici olarak damgalanmayı önlemektir. Hastalarını toplum içerisinde insan onuruna yaraşır şekilde yaşatmayı hedefleyen bu kurumların çalışanları. TRSM ler ciddi akıl hastalığı olan hastalara kesintisiz hizmet sunmak amacıyla kurulmuş olan kurumlardır.erken uyarı belirtileri vb konularda detaylı bilgiye dayalıdır.(Dilbaz 1999) Bakıcılardan .şiddet içeren fanteziler -Şüphelilik hezeyanları yoğunluğu -Kural ve düzenlemelere ilişkin düşünceler -Koruyucu faktörler -Kişinin güçlü yanları -Risk Yönetim planı(kim ne yapar .Bu hastaların şiddet riskini en aza indirgemek için en önemli araç yerel kurumlar arasında etkin ve akıcı işbirliğidir.(Johnson 1998) Hizmetler sürekli değişen ihtiyaçlara ve risklere göre esnek yardım ve sosyal yardım desteği sunmalıdır. ( Mental Health Risk Assessment and Management in Community Organizations 2009) Risk değerlendirmesi aşağıdaki konuları içermelidir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Trsmlerde Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Erkan Aydın Ciddi akıl hastalığına sahip hastaların özellikle kendine ya da çevresine zarar verme ihtimali yüksek hastaların sürekli olarak bir ruh sağlığı kurumu ile sürekli temas halinde olması son derece önemlidir.gizli düşmanlık -Sadistik yönelim.akarabalaradan .örneğin ajitasyon ve fiziksel göstergeler -Şiddet içeren düşünceler .Bazı araştırıcılara göre geçmişteki şiddet davranışı gelecekteki şiddet davranışı için yol göstericidir.ciddi akıl hastalığı olduğu düşünülen .risklerin nasıl alınacağının tanımlanması ) (Türkiye CMHC çalışma kılavuzu2012) Ancak TRSM ler kendisine herhangi bir kişi veya kurum tarafından bildirilen .tekrarlanan davranışlar -Dürtüsel davranışlar -Hastanın kendi mevcut durumu konusundaki içgörü ve anlayış düzeyi -Mevcut zihinsel durum .bilgi gereken diğer alanlar .

Rekreasyon alanlarının ve olanaklarının geliştirilmesinin. 2002). suç oranlarını ve şiddetini azalttığını göstermektedir. yaslara.6 milyon kişi şiddetten ölmektedir (Butchard ve diğerleri. bireyin yaşamındaki birçok sıkıntıdan kurtulmasını ve bireyin kendisini geliştirmesini sağlayarak. törelere ve ahlaki değerlere aykırı davranış. Rekreasyonun Türkçe karşılığı “Dinlence” olarak ele alınabilir. 2009. yılda 1. ilişkilerine ve sosyo-kültürel uyumlarına olumlu yönde etkilemektedir (Axelsen. Çalışmanın konusu rekreasyonun suç ve şiddet ile olan ilişkisidir. Birleşmiş Milletlere (2006) göre Dünya’daki her üç kadından biri fiziksel şiddete. Dünya’da her gün 4200 kişi. Şener ve diğ. Sonuç Yapılan çalışmalar rekreasyon alanlarının ve bu alanlarda yapılan aktif rekreasyon faaliyetlerinin insanların streslerini azalttığını. bu fiziksel enerjinin başka bir şekilde olumsuz olarak ortaya çıkmasına da neden olabilecektir. toplumun. .. şiddet ve suç ile negatif yönde bir ilişkisinin olduğunu göstermektedir. her beş kadından biri tecavüz girişimine maruz kalmaktadır. Diğer bir ifade ile insanın yaşam kalitesini artırmak için yaptığı faaliyetler rekreasyonun içeriğini oluşturmaktadır (Tütüncü ve diğerleri. gelirinin ve diğer birçok faktörün birlikte etkisinin olduğu belirtmek daha doğru olabilir. 2008). Kaliforniya eyaletinde yapılan çalışmalar bireylerin ilk suç işledikleri yaşların genel olarak (bir çan eğrisi şeklinde) 13 ile 20 yaşlarında yoğunlaştığını (en yoğun 17 yaş) göstermekte (CDYA. şiddet ise sindirmek için yaratılan olay veya eylem-kaba kuvvet olarak tanımlanmaktadır. Iwasaki. İngilizce yaratmak. Yapılan çalışmalar yapılan aktif rekreatif faaliyetlerin. 1981). bireylerin kendilerine. Bu kapsamda bireyler hayatlarının üçte birini rekreasyon faaliyetlerinde geçirmektedir. “rekreasyon” (recreation). Televizyonlardaki şiddet eğilimli yayınların. Elbette insanın şiddete olan eğilimi ve suç işleme yönelimi çok boyutlu değişkenler ile değerlendirilmelidir. Rekreasyon. Suç ve Şiddet İnsanların uzun ve sağlıklı yaşama istekleri. tekrar anlamına gelen “re” ön ekinin gelmesiyle oluşan. 2007). onları hem fiziksel hem de mental olarak rahatlamalarına fırsat tanıyan rekreasyon faaliyetlerine yöneltmektedir (Sağcan. 2009). Rekreasyon sağlıklı ve/veya engelli olan her yaşta ve beceri seviyesinde tüm bireyleri kapsamakta ve onların mutlu-kaliteli yaşama eğilimlerine bağlı olarak gelişmektedir. 2007. bunda etkisinin olduğu saptanmıştır. 2011). 2002) ve suç eğiliminin uzun süreler televizyon izleyen gençlerde daha yaygın olduğunu ortaya koymaktadır (Kolata. çalışma ve diğer etmenler tarafından yıpranan. Rekreatif etkinlikler. Türk Dil Derneğine göre suç. depresyona girmelerini önlediğini.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Rekreasyonun Suç ve Şiddet ile İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Özkan Tütüncü Giriş Rekreasyon. Turizm faaliyeti de bireyin boş zamanında gerçekleştirdiği bir rekreatif faaliyet olarak değerlendirilebilir. Dünyadaki 14-44 yaş arası ölümlerin en önemli ana sebebi şiddet olmaktadır (DSÖ. Bireyin suç ve şiddete yönelmesinde. Patry ve diğ. bireyin kişisel yapısının.. 2012). 1986). tek başına şiddet ve suç eğilimi azaltabileceğini belirtmek yanlış olabilir. Hatta rekreatif olanakların yetersiz olmasının yaratacağı olumsuz birikimler. Özellikle fiziksel bakımdan insanın en aktif olduğu gençlik yıllarında rekreatif faaliyetlerin yapılacağı alanların ve olanakların olmaması. oluşturmak anlamına gelen “create” fiilinin önüne. yorulan bireylerin yeniden canlanmaları anlamına gelmektedir (Axelsen. geleceğin bireylerine çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilecek olan nevrozların da tohumlarını atmaktadır (Usal. yeniden. 2007.

dikkati bir işe yöneltmede. kendini ifade etme ve etkileşim düzeyini arttırmada. güvenlik personeli bulundurulması. koridor ve salonlar hemşire odasından görülebilmelidir. kilit öneme sahiptir. semptom/agresyon yönetiminde.1’inde. Terapötik ortam oluşturma ve sürdürme bir ekip işidir ve bu konuda tüm ekip üyelerine önemli sorumluluklar düşmektedir. kontrolü. ayrıca tespit uygulanan hastaların çoğunda yatış esnasında içgörü bulunmadığı ve/veya istem dışı yatış yapıldığı belirlenmiştir. Ayrıca. yabancı bir ortamda bulunmaya bağlı olarak. hastayı iyileştirmeyi. ortamda koltuklar. Hastaların öz bakım ve günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürebilmesi sağlanmalı. ayrıca kurallar ve tedavi programı panoya asılmış olmalıdır. bulundurulmalı. Literatürde ise hasta kabul aşamasının önemine değinilerek kliniğe geldiklerinde ilgi ile karşılanan. Tedavi motivasyonunu arttırmada. özsaygısını desteklemeyi ve hastanın en kısa zamanda sosyal yaşama dönmesine yönelik olarak kaynakların ve ortamın yapılandırılmasıdır. Ortam kalabalık olmamalı. hastalar kişisel eşyalarını ve kişisel alanlarını kullanabilmelidir. bireysel ve ortak yaşam alanları ile ilgili sorumluluk alması desteklenmelidir. fiziksel ortam düzenlemesi ile ortamın sosyal yapılandırması (uğraş/meşguliyet etkinlikleri. hastalardaki agresyonu önleme ve kontrol etmede büyük öneme sahiptir. hastaların boş zamanını değerlendirmesinde. Psikiyatri kliniklerinde. Terapötik ortam. terkedilmiştik. Ortamda zarar verici olabilecek tüm objelerin uzaklaştırılmış/kontrol altında olması. özgüven. korku. Ekip. Özel gözlem ve izolasyon odası. kliniğe giriş çıkışların/eşyaların vb. kadın servislerinde tespit uygulama sayısı ve süresi daha fazla bulunmuştur. öfke gibi duygular yaşar. izolasyon odası bulundurma. güvenli ortam sağlama. bilgi verilerek oryante edilen hastaların daha az kaygı ve korku yaşadıkları belirtilmektedir. Ortamın terapötik yapılandırılmasında -hastanın özdenetim ve uyum becerilerini geliştirmeye yönelik olankurallar ve sınırlılıklar büyük öneme sahiptir. erkek hastaların %71. tedbirler alınmalıdır. Günlük yapılması önerilen günaydın toplantıları ise kurallara ve tedaviye uyumu sağlamada. hasta derecelendirme sistemi. hastanın “agresyon ve saldırgan davranış göstermesi” tespit uygulamasında ilk gerekçe olarak tanımlanmış. Coşkun ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmada. Tespit uygulanan kadın hastaların %56. Hasta odaları 2-3 kişilik olmalı. Psikiyatride tedavi ortamının terapötik nitelikte olması.4’ünde geçmişte şiddet davranışı saptanmış. hastaların agresyon potansiyeli değerlendirilmeli. salonlar etkileşimi arttıracak ve hastanın kendini evinde gibi hissedeceği şekilde düzenlenmeli. genelde kalabalık ve uyaranların fazla olduğu bir ortamda çeşitli düşünce ve davranış bozukluğu olan hastalarla bir arada olma. yalnızlık. tablolar vb. şiddet eğilimi olan/yeni yatan hastalar ile taburculuk aşamasında olan/ruhsal hastalığı daha hafif düzeyde olanlar birbirinden ayrılmalıdır. istem dışı yatış yapılması. kırmızı renk tonları tercih edilmemelidir. çevresel stresörlerin azaltılması. odalarda bireyin kişisel eşyaları için dolap vb. sağlığını yükseltmeyi. bulunmalı. sosyal toplantılar.) yer alır. Kurallar ve sınırlılıklar hastaneye yatışta gerekçeleri ile hastaya anlatılmalı. kuralların hangi özel durumlarda esnetilebileceğini bilmeli ve ekip içi tutarlılık sağlanmalıdır. güvenliği sağlamaya yönelik bazı kısıtlılıkların ve kuralların bulunması. Terapötik ortam oluşturulması kapsamında.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Psikiyatri Kliniklerinde Şiddet İle Başa Çıkmada Terapötik (Tedavi Edici) Ortam Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Sibel Coşkun Hastaneye yatan bir birey. kapalı devre kamera sistemi vb. . çaresizlik. endişe. kurallara ve tedavi sürecine uyumlu hastalar için bazı imtiyazlar/ödüller söz konusu olabilir. hastalarda iletişim/etkileşimi arttırmada. ortam kuralları ve sınırlılıklar. egzersiz ve psikoeğitim/beceri kazandırma grupları vb. çiçekler. Aktivite ve sosyal programlar ise. Terapötik bir ortam için hem hastalar hem çalışanların kendini güvende hissetmesi önemlidir. çatışmaları çözmede vb. çalışan personel ile iletişim/etkileşim kısıtlılığı ve psikiyatri hastalarına yönelik önyargılı tutum vb gibi nedenlerle hastalarda kaygı düzeyi ve agresyon potansiyeli artmaktadır.

çaresizlik ve anlaşılamama hissinin hastada agresyonu tetikleyebileceği unutulmamalıdır. ekip üyelerinin yeterli bilgi/eğitime ve analitik düşünme. Kurallar/sınırlılıklar ve etkileşim sınırlılığı ile sağlık personeline ulaşamama. Ekip tüm aktivitelere katılmalı. tedavi ve rehabilitasyona yönelik pek çok fayda sağlamaktadır ve mutlaka tedavi programında yer almalıdır. hastaları ve hastalar arasındaki dinamikleri gözlemlemeli.beceri kazandırmada vb. Özellikle meşguliyeti sağlamaya yönelik aktiviteler ve fiziksel egzersiz agresyon kontrolünde önemli yer tutmaktadır. Terapötik ortam oluşturmada. . sorununu dile getirememe ve sonuçta oluşan güvensizlik. hasta ile tedavi ekibi arasındaki etkileşim ve dinamikler de büyük öneme sahiptir. terapötik iletişim ve sorun çözme becerilerine sahip olması gerekmektedir. Tarih boyunca dışlanmış olan psikiyatrik hastalar insanca bir ortamda insanca bir tutum ile tedavi edilmeli. bilgi alışverişi yapmalıdır.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış İyi tanıklar hakikati arar Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Cem Kaptanoğlu .

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Adaletsiz Doğal Afetler Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Feyza Çelik Afetin meydana getirdiği yıkım ve neden olduğu kayıplar afetin türü. Kaynaklar: 1. Kayıplardan sorumlu tutulan kurum veya kişilerin cezasız kalması kişilerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu. 60. MJ. FH.Dünya Afet Raporu (World Disaster Report). Afetten etkilenen toplum içinde de yoksul ve sosyal desteği az olan bireyler hem ruhsal sorunların ortaya çıkması açısından daha fazla risk altındadır hem de var olan kaynaklara daha zor ulaşabilmektedirler. (2002).Norris. 2004. Doğal afetler gelişmekte olan veya yoksul ülkelerde daha fazla kayba neden olmakta. PJ. Bu panelde doğal afetlerin kişileri ve toplumları aslında eşit olarak etkilemediğine dikkat çekilmesi. Psychiatry. Gelişmiş ülkelere göre. Ayrıca. doğal afetlerin olumsuz etkileri daha fazla olmaktadır. & Watson. Friedman. yoksulluk ve buna bağlı ortaya çıkan yoksunluk da (eğitimsizlik. afet sonrası yaşam koşullarının daha kötü olduğu ve toparlanma sürecinin daha yavaş olduğu gelişmekte olan ülkelerde. büyüklüğü ve meydana geldiği bölge gibi afetin kendisine bağlı faktörlerin yanısıra afetten etkilenen toplumun ve kişilerin özelliklerine bağlı olarak da değişebilmektedir. 2.. doğal afetler. yoksul ve yoksunluk ile ilişkili olarak ortaya çıkabilecek ruh sağlığı sorunlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. 65: 240-60. her ne kadar doğal olaylardan kaynaklansa da afetlerdeki yıkımın ve sonraki süreçteki koşullarda insan etkisinin payı her zaman bulunmaktadır. alt yapı eksikliği) daha fazla afet ve travmatik yaşantı ile karşılaşmaya zemin hazırlamaktadır.000 disaster victims speak: Part II. Summary and implications of the disaster mental health research. .

Tesadüf sadece . Doğa yer değiştirirken . Seçilmiş bir bölgeye . Doğanın bununla bir ilgisi yoktu.El olan insanoğlu . bölgeyi korumakla görevli askerlerce ölüm saçıldı. doğa yasası. Seçiciliği yoktu elbet. elleriyle ölüm saçtı. Olayda tesadüf de yoktu. Bir yasa sözkonusu değildi.Deprem bir doğa olayı . Van’daki binalar sağlam olsaydı bunca can verilmezdi kuşkusuz ama doğa binanın sağlamlığına bakmaz. Ama orada ölen onlarca kişi zaten birdi. o gün orada ölenler değil de diğerleri olmamasıydı. . hareket ederken tesadüfen insanları aldı götürdü.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Biri yer den biri el den Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Hira Selma Kalkan Van’da yer sarsıldı. Uludere’da silahlar patladı . Tesadüfe yer yoktu . yüzlerce kişi toprağa verildi. Van’da olmasıysa bir tesadüf.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Roboski ve Van'da sessiz tanık! Medya… Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Murat Yalçın .

ruhsal bozuklukları sergiledikleri ortak özelliklere göre sınıflandırarak oluş nedenlerini tanısal değerlendirme dışında bırakan. Bu sunumda DSM-I’den DSM-V’e kadar “Yaygın Anksiyete Bozukluğu” tanısının sergilediği değişim üzerine eleştirel bir tartışma yürütülecektir. sınıflama sistemlerinde de bir değişimin yaşanmasına neden olmuştur. Psikiyatri kuram ve uygulamasına yansıyan bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında psikiyatri bilgisinin değişimi. Elimizde bu yönde yeterince veri olmasa da DSM-V i oluşturan ekip içinde bu bozuklukların travma ve stres etkenleri gibi etiyolojik süreçlerle bağlantısını koparan. DSM her dönemde baskın olan psikolojik kuram ve yaklaşımlardan etkilenerek biçimlenmekle beraber o dönemin bilime egemen olan ideolojik yönelimlerden de etkilenmiştir. Sınıflandırma sistemleri bir yandan ruhsal bozukluk ya da hastalıkları her psikiyatri profesyoneli için anlaşılır kılmaya çalışırken. DSM-V’in kavramsal gelişimi bu çelişkinin izleğinde sürmektedir. Öyle görünüyor ki. güncellenmiş versiyonlarının da iki kez gözden geçirildiği bir sınıflama sistemi aracılığıyla psikiyatrik bozuklukları anlamaya çalışıyoruz. Yıllar içinde Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflama sistemi olan ICD ile giderek yaklaşan dil ve ideolojik birliğine tanık oluyoruz. “endojen”leştiren tehlikeli bir eğilim olduğu da söylenmektedir. Amerikan psikiyatrisinin uluslararası dünyaya egemen olan ideolojisini barındıran ve yeniden üretme eğilimi gösteren. . Bugün halen sınıflama çalışmalarında tanımlayıcı yaklaşım-boyutsal yaklaşım çelişki ve çatışması yaşanmakta. aslında göz ardı eden bir yönelimi tercih etmiştir. tanısal kapsayıcılık konusunda da önemli sorunların yaşanmasına yol açmıştır. hatta yönelim sergilemiştir. Psikiyatri bilgisi ve yönelimi biyolojikleştikçe sınıflandırma da buna koşut olarak biyolojik belirlenimleri temel alan ya da gözeten bir değişim. anksiyete bozuklukları da bu süreçte kendine özgü bir evrim geçirmiş ve halen geçirmektedir. Tanımlayıcı-deskriptif psikiyatrinin “kutsal kitabı” niteliğindeki DSM. DSM’nin bu ideolojik belirlenim sürecinde ilaç endüstrisini de büyük payı vardır kuşkusuz. Bu yönelim bugün üzerinde tartışmaya devam ettiğimiz birçok sorunun da kaynağıdır. TSSB. DSM’nin bu eğilimi onu “Stres bozuklukları.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Yaygın Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Burhanettin Kaya Son 30 yıldır Amerikan Psikiyatri Birliği’nce geliştirilmiş ve bugüne dek dört kez güncellenmiş olan. Uyum Bozukluları” gibi gerçekliği göz ardı edememenin ürünü olan “anomali”lerle başa çıkmak zorunda bırakmıştır. Bu süreçten bazı ruhsal bozuklukların daha fazla dikkat etkilendiğini söyleyebiliriz.

2010. Social Anxiety Disorder:Questions and Answers for the DSM-V.Güz Özyıldız H.Bögels SM. korkulan sosyal durum sayısının net olmadığı. performans alt tipi denmesi yeterli mi?. anksiyetede görülen fiziksel belirtilerin de daha açık olması gerektiği dile getirilmiştir (2). DSM-III-R’da olduğu gibi yaygın tip SAB ile KKB birlikteliğine yer vermiştir(1). Depression and Anxiety. epidemiyolojik ve biyolojik özellikler açısından ilişkileri. ağırlıklı bulgunun performans kaygısı olması ile birlikte. birtakım değişikliklere maruz kaldığı için” ihmal edilmiş bir hastalık” olarak tariflenmiştir. Alden L. DSM-III sisteminde sosyal fobinin alt tipleri yoktur ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa sosyal fobi tanısına yer vermemektedir. selektif mutizm alt tip olarak uygun mu?. yaygın tip SAB nasıl olmalı idi. SAB ilk kez DSM-III’te sosyal fobi başlığı ile yerini almış yeni bir tanıdır. çekingen kişilik bozukluğu ise kaçıngan kişilik bozukluğu (KKB) olarak kabul görmüştür. DSM-V tanı sistemi ise özellikle alt tiplerdeki sorunlara dikkat çekmiştir. Bu noktada tartışılacak bir çok nokta gündeme gelmiştir. SAB ile çekingen kişilik bozukluğu birbirinin devamı mı? Gibi birçok soruya bu tartışma platformunda cevap bulunmaya çalışılacaktır. alt tiplendirmelerin belirlendiği ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa yaygın tip sosyal fobiye eş tanı olarak konulabileceği belirtilmiştir. Beidel DC ve ark. Anksiyete Bozukluklarında Son Gelişmeler. Sosyal fobi veya SAB Mu?. Ankara. 2006. http://www. Kaynaklar 1.37-45 2.Sosyal anksiyete bozukluğu ile kaçıngan kişilik bozukluğunun klinik. 27:168-189 3. DSM-IV tanı sistemine gelince sosyal fobinin adı sosyal anksiyete bozukluğu. KKB ile SAB’nun üst üste binen bir tanı olduğu ve ayrımında güçlükler yaşandığı. Social anxiety disorder(Social phobia).11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Sosyal Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Hatice Özyıldız Güz Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB) DSM tanı sınıflandırma sistemine geç girmiş ve her tanı sistemi değişikliğinde. (Ed:Dilbaz N)Pozitif Matbaacılık.org .dsm5. DSM-III-R’da ise sosyal fobinin adında herhangi bir değişiklik olmadığı.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Şizofreni spektrum bozuklukları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Erdal Işık .

Hezeyanlar hastaların büyük bir kısmında sistematizedir. koku ve dokunma hallusinasyonları görülmektedir. erotik ve grandiöz hezeyanlar da görülebilir. Geç şizofreni olgularının antipsikotiklere yanıt oranı orta düzeydedir. Yaş arttıkça tardiv diskinezi riski de artmaktadır. Schneider’in birinci sıra semptomlarından olan düşüncenin yansıması ve zorla düşünce sokulması semptomları az da olsa görülebilir. 65 yaş üstü toplumda şizofreni prevalansı % 0. motor beceriler ve sözel yeteneklerde kontrollere göre daha düşük performans göstermektedir. Hastalar sıklıkla başkaları tarafından zihinsel ve fiziksel olarak etkilendiğini söylerler. Nöroleptiklerin kesilmesi semptomların alevlenmesine yol açar. Geç başlayan şizofreni kronik gidişlidir ve spontan remisyon nadirdir. Tedaviye çoğunlukla hastanede başlanır. Çok geç başlangıçlı olgularda aile yüklülüğü daha azdır ve başta ileti tipi işitme kaybı olmak üzere duyu kaybı daha fazladır. Somatik. Geç başlangıçlı şizofreni hastalarında yeterli olan antipsikotik dozları genç hastalarda kullanılan dozun yarısı kadardır. Kompliansı artırmak amacı ile depoantipsikotikler dikkatlı bir şekilde kullanılabilir. Hastaların güvenini kazanarak tedaviye uyumlarını sağlamak zordur.1 ile % 0.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Yaşlıda Şizofreni Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Engin Eker Uluslar arası konsensus kriterlerine göre ilk atağını 40-59 yaş arasında geçiren hastalar geç başlangıçlı şizofreni. Çok geç başlangıçlı şizofreniye benzer psikozlarda bu doz daha da azaltılır. Geç başlangıçlı şizofren hastalar yönetsel işlevler. Semptomların tamamen ortadan kalkması nadirdir. Geç başlangıçlı hastalarda erken başlangıçlılara göre daha fazla görsel. . Geç başlangıçlı şizofre için çoğunlukla perseküsyon yapısında olmak üzere hezeyanlar ve çoğu kez işitsel hallüsinasyonlarla belirlidir. Hezeyanlı inanışlar genellikle kapsüle olurlar ve hastalar premorbid düzeyde fonksiyon yapacak hale gelirler. Daha çok komşular tarafından kendilerini öldürmek için planlar yapıldığını veya cinsel tacize uğradıklarını söylerler. Öğrenme yeteneğinde ise daha az performans kaybı gözlenir. Uygunsuz affekt ve çağrışımlarda zayıflama. Uzun süre nöroleptik kullananlarda. erken başlayan şizofreniye oranla daha az sıklıkla görülür.5 bulunmuştur.Genç başlangıçlı şizofreni hastaları içinde kadınlar erkeklere göre daha sıktır. Tedavide atipik antipsikotikler tercih edilmektedir. hatta kısa süreyle bu tedavileri alanlarda bile tardiv diskinezi görülebileceğini unutmamak gerekir. Hastalar idame tedaviye alındıklarında semptomlar görülmez. Bazen bu tip hastaları somatizasyon bozukluğu veya obsesif ruminasyonlardan ayırt etmek zor olabilir. 60 yaş ve üstünde geçirenlere ise “Çok Geç Başlangıçlı Şizofreni Benzeri Psikoz” terimleri kullanılmaktadır.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Çocukluk dönemi şizofrenileri ve tedavi yaklaşımları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Yasemin Işık Taner .

Yapılan bir hayvan çalışmasında RO493851 molekülü ile α–5 GABAA reseptörlerinin ters agonizmasının (α–5IA) fensiklidin ile oluşturulan bilişsel bozulmayı azalttığı gösterilmiştir.4 . Çeşitli GABAA reseptör alt tiplerinin varlığı gösterilmeden önce non-selektif GABAA parsiyel agonisti olan ve anksiyolitik olarak kullanılan “bretazenil”in. ve ortosterik agonist olan CGP44532 kullanılmıştır. Deneysel olarak. odaklanma ve dikkat fonksiyonlarında artma ile birlikte bilişsel kontrolde iyileşme. α–3 selektif GABAA reseptör agonisti olan TPA023(MK0777) 15 kronik şizofreni hastasında klinik olarak denenmiştir. Bu gözlemlerden yola çıkarak yeni kuşak GABAB reseptör agonistlerinin de benzer etkiye sahip olup olmadığını araştırmak amacı ile yapılan hayvan çalışmasında pozitif allosterik modülatör (PAM) olan GS39783. 3. Bu alt ünitelerin hepsinde ortaya çıkan farklı genetik varyantlar çok geniş bir reseptör yelpazesine neden olmaktadır.2 Buna ek olarak tedavi sonucunda EEG de frontal bölgede ɣ bandının kuvvetlendiği de gösterilmiş olup ɣ ossilasyonlarının GABAerjik internöronlar tarafından düzenlenen feedback inhibisyon tarafından oluşturulduğu ve buradaki anormalliklerin şizofreninin negatif ve bilişsel belirtileri ile ilişkili olduğu da düşünülmektedir. iki β ve bir γ alt ünitelerinden oluşan pentamer yapısındadır. α–2.1 Yakın zamanlı çalışmalar.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Psikofarmakolojik Yönleriyle Şizofreni ve Gaba Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Cengiz Güneş GİRİŞ Gama-aminobütirik asit (GABA). α–2. iki α. GABAA reseptör modülatörlerinin şizofreni tedavisinde faydalı olabileceğini düşündürmüştür. α – 5 GABAA reseptörlerine daha yoğun olarak bağlanan ve aynı zamanda α–3 GABAA reseptörlerinin parsiyel agonisti olan “imidazenil”in. bu da nöral eşzamanlılığın (senkron) gelişmesini işaret etmektedir. amaca odaklı davranışların sürdürülmesinde artışı beraberinde getiren işleyen bellekte iyileşme 2. memeli merkezi sinir sisteminde temel inhibitör nörotransmitterdir. Bunun açıklamasında da GABAB reseptör agonistlerinin sorumlu olan bölgelerdeki dopamin salınımını azalttığı iddia edilmiştir. (L655708 veya Ro 493851) Bunun ötesinde bu molekülün ɣ ossilasyonlarını da arttırdığı gösterilmiştir.3 GABAB RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAB reseptör agonisti olan baklofen ile yapılmış olan bazı hayvan çalışmalarında fensiklidin sonrası ortaya çıkan prepuls inhibisyon (PPI) defisitini geriye döndürdüğü ve amfetaminin neden olduğu dopamin artışını engellediği gösterilmiştir. GABAA RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAA reseptörlerinin α–3 ve α–5 alt ünitelerinin şizofreni patofizyolojisi ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir. α–3 selektif GABAA reseptör agonistlerinin şizofreninin bilişsel belirtileri üzerine etkili olabileceğini düşündürmektedir. şizofreni belirtileri sergileyen farelerde davranışsal bozuklukları düzelttiği ve sedasyon ve tolerans gelişimine yol açmadığı gösterilmiştir. GABAA reseptörü baskın olan inhibitör reseptör olarak görev yapmaktadır. 4 haftalık plasebo kontrollü çift kör çalışma sonrasında 1. orta-ağır şiddette şizofreni ataklarında %40 a kadar etkili olduğu ve ekstrapiramidal yan etki yapmadığının gösterilmesi. Her iki molekül de amfetamin ve MK-801 tarafından ortaya çıkan davranışsal yanıtları inhibe etmiştir. nöral eşzamanlılık “senkronite”de artma tespit edilmiştir. Sağlıklı gönüllülerde yapılan bir çalışmada da etanol ile indüklenen bellek bozulmasının α–5 GABAA parsiyel ters agonisleri ile azaldığı gösterilmiştir. GABAA reseptörleri.

Auta J. 1. ve ark. Atipik antipsikotikler içinde klozapin. 99:130-145 4. Ancak bunun alternatifi olan mevcut tedavilerde ısrarcı olmak ve şizofreninin bilişsel belirtilerini ihmal etmek daha maliyetli sonuçlar doğurmaktadır. Ballard TM. bu ilaçların VPA ile birlikte kullanılmasının sinerjistik bir etkiye yol açtığı iddia edilmiştir. 163: 1034-1047. Wieronska JM. (2011) The GABAB receptor agonist GP44532 and the positive modulator GS39783 reverse some behavioural changes related to positive syndromes of psychosis in mice. Kusek M. Neuropharmacolgy. Cho RY. Guidotti A. Patofizyoloji temelinde ortaya çıkacak olan bir tedavi etkeni. Wallace TL. Cook JM. Am J Psychiatry. reelin ve glukokortikoid reseptör promoter bölgelerinde metillenmeyi arttırdığı. Biochemistry and Behavior . ve ark. Tedaviden fayda görme ihtimali yüksek olan bireyler üzerinde denenmelidir. (2011): Epigenetic GABAergic targets in schizophrenia and bipolar disorder. Ancak bu konuda ilaç geliştirilmesinden önce şizofrenideki bilişsel bozulmalara neden olan nöral ağdaki bozulmaların ortaya konması gerekmektedir. Rodentlerde Valproik asitin (VPA) GAD67 ekspresyonunu arttırdığının gözlenmesinden sonra bu molekül GABAerjik transmisyonu arttıran bir ilaç olarak kullanılmaya başlanmıştır. olanzapin ve ketiyapinin DNA demetilaz aktivitesine sahip olduğu. 5. Tokarski K. bu etkinin VPA ve diğer HDAC’lar tarafından durdurulduğu ve geriye çevrildiği gösterilmiştir. British Journal of Pharmacology. 3. Lewis DA. (2011) : A Novel a5GABAAR-Positive Allosteric Modulator Reverses Hyperactivation of the Dopamine System in the MAM Model of Schizophrenia. Yakın zamanlı yapılan diğer çalışmalarda da VPA in hem Histon deasetilazları (HDAC) inhibe etmek sureti ile hem de reelin ve GAD67 promoter bölgelerindeki metillenmeyi azaltmak sureti ile GAD67 ve reelini arttırarak GABAerjik aktiviteyi arttırdığı gösterilmiştir. ve ark. Neuropsychopharmacology. Pharmacology. Hedef reseptöre yeterli bir potens ve spesifite göstermelidir.EPİGENETİK TEDAVİ STRATEJİLERİ Telensefalik GABAerjik genlerde epigenetik olarak ortaya çıkan bir downregulasyonun da şizofreni ve bipolar bozukluklarda görülen davranışsal ve bilişsel bozulmada etkili olabileceği öne sürülmüştür. 2. ve ark. (2008): Subunit-selective modulation of GABA type A receptor neurotransmission and cognition in schizophrenia. Gill KM. Ayrıca rodentlerde metiyonin uygulamasının GAD67. Referanslar 1. ve ark. Lodge DJ. . 165: 1585–1593. (2011): Drug targets for cognitive enhancement in neuropsychiatric disorders. Bu prensiplere uygun bir tedavi rejimi geliştirmek ilk bakışta zorlayıcı ve pahalı gibi görünmektedir. 3. Pouzet B. Carter CS. 60: 1007-1016. 36: 1903–1911 2.5 SONUÇ Şizofreninin bilişsel belirtilerini azaltmak için yeni tedavi ajanlarını geliştirilmesi gerektiği kaçınılmaz bir şekilde açıktır. Chen Y. Etkinliğin arttırılabilmesi için bilişsel-davranışçı terapilerin de kombine olarak kullanılması gerekmektedir.

( 7). İmmatür nöronlarda . GABA A reseptörleri alt ünite özelliklerine göre tonik ve fazik olmak üzere iki ayrı formda görev yapar. KCC2 deki defisit. GABAerjik inhibisyonda yetersizlikle sonuçlanır ve iskemi. ve 24. Glutamattan glutamik asit dekarboksilaz (GAD) enzimi aracılığıyla üretilir. saatlerde beyin bölgelerinde PV ve GAD67 mRNA ekspresyonuna bakılmış ve MK801 uygulamasından 4 saat sonra PV mRNA sının dentat girus ve hipokampusda azaldığı. Dopaminerjik nöronlardan dopamin üretimi doğrudan GABAerjik nöronların kontrolü altındadır. GABA reseptörleri GABA A ve GABA B reseptörleri olarak 2 ana gruba ayrılır. PV intenöronları serebral korteks de osilatör aktiviteyi regüle ederler. Pridoksal 5-fosfat (vitamin B6) GABA sentezinde temel kofaktördür. Genetik olarak pridoksin metabolizması anormalliği veya pridoksin antagonisti (örn:izoniazid) alınması. hipokampal nöronlarda shunting inhibisyon yoluyla inhibitör etkilidir. matür nöronlarda ise GABA depolarizasyonu. ve amigdalanın bazolateral nükleusuna yayıldığı gösterilmiştir. Romon ve arkadaşlarının yapmış olduğu bir çalışmada. NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla PV ekspresyonunun azaldığı gösterilmiştir. fizyolojik ve farmakolojik özellikler göstermektedir. Hayvan deney modellerinde. (8) Akut veya tekrarlayan NMDA antagonizması en yaygın kullanılan farmakolojik şizfreni modelidir. GABA A reseptörlerinin şizofreni ile alakalı olduğu bulunmuştur. Na. KCC2 nin yüzey expresyonu ve aktivitesi KCC2 residüsü Ser940 ile regüle edilir. hipokampus. travma. 24 saat sonra ise PV mRNA azalmasının medial prefrontal. GABA A reseptörleri 19 farklı alttipe ayrılır: Alttip kompozsyonun göre farklı anatomik. (5). GAD 67 primer GABA sentez enzimidir ve şizofreni hastalarında bu enzim mRNA larının neokortikal bölgelerde azaldığı görülmüştür. orbitofrontal ve entorhinal korteks. Ekstrasinaptik lokalizasyon gösteren δ alt ünitesi içeren reseptörler tonik GABAerjik inhibisyonu düzenlerler. Şizofrenide kortikal osilatör dinamiklerin bozulmasının pek çok nörokognitif defisitin temelinde yattığı bilinmektedir(6). Düşük GAD düzeyi düşük GABA yoğunluğuna ve sonuçta dopamin artışına yol açar. GAD aktivitesini bozarak GABA sentezinin azalmasına ve şizofreni ile ilişkili konfüzyon ve irritabilite belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Cl cotransporter ekspresyonu GABA nın depolarizan etkisi ile sonuçlanır. Klonazepam gibi GABA A reseptör agonistleri GABA aktivitesini artırarak bazı şizofreni belirtilerinde yatışmaya yol açarlar(1). Bunda primer olarak K/Cl cotransporteri KCC2 rol alır yetişkin beyninde. şizofreni semptomları ve davranışsal bulguları oluşturulmaya çalışılmıştır. Şizofrenide postmortem doku örneklerinde GABAerjik markerlerin azalması görülmüştür. K. ketamin. MK-801). MK801 uygulamasında sonra 4.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Preklinik Yönleriyle Gaba Şizofreni İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Hüseyin Günay Şizofreninin patofizyolojisinde inhibitör bir aminoaist nörotransmiter olan ɤ -amino bütirik asit (GABA) üzerinde de durulmaktadır. GABA nın inhibitör aksiyonları temel olarak klor gradienti ile sağlanır. epilepsi gibi pek çok hastalığa sebebiyet verebilir(2). . Şizofrenide parvalbuminin neokortikal bölgelerde ekspresyonunda da azalma vardır. Gabaerjik internöronlar piramidal hücrelerde perisomatik ve akso-aksonik uyarımda görevlidir ve kalsiyum bağlayıcı protein ve parvalbumin (PV) içerirler. nöropatik ağrı. postmortem şizofreni beyinlerindeki GABAerjik markerlerin azaldığı bulguların saptandığı bölümler ile paralellik göstermektedirler.(4). Akut NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla (PCP.(3). PV mRNA larının azaldığı bu beyin bölgeleri.

Mengod G. Stephen J. Coleman L. (2011) Expression of parvalbumin a nd glutamic acid decarboxylase-67 after acute administration of MK-801. Jarskog F.PFC de ki eksitatör piramidal nöronlar ve GABAerjik internöronlar birlikte prenatal ve postnatal dönemde executive fonksiyonların gelişiminden sorumludur. Hashimoto T.Uzun Ö. günde uygulanan NMDA antagonistlerinin yetişkin dönemde hipokampal nöronal kayba ve talamik bölgelerde hasara yol açtığı. Kaynaklar 1.1007/s00213-011-2268-6 9. 2008. s:21 2. Yizhar O. Akbarian S. süperfisial kortikal tabakalarda yaklaşık %50 GABAerjik internöron kaybına yol açtığı son zamanlarda gösterilmiştir. 2011 • 31(50):18198 –18210) 3. erişkin dönemdeki disfonksiyondan sorumlu olabilir. Romon T. Neurosteroidogenesis Is Required for the Physiological Response to Stress: Role of Neurosteroid-Sensitive GABAA Receptors. Roth RH (2007) Repeated phencyclidine in monkeys results in loss of parvalbumin-containing axo-axonic projections in the prefrontal cortex. Neuropsychopharmacology 33:141 –165 7. González-Burgos G (2008) Neuroplasticity of neocortical circuits in schizophrenia. Adell A. Elsworth JD. Nat Rev Neurosci 6:312– 324 5. Fulton M. Nature 459:698 –702 6. ( 9 ). Gelişimsel bir hasar. Huang HS (2006) Molecular and cellular mechanisms of altered GAD1/GAD67 expression in schizophrenia and related disorders. The Journal of Neuroscience. Ayrıca terk edilmiş gibi görünen eski hipotezlerin tozlu raflardan indirilerek tekrar gözden geçirilmesinde fayda olacağı kanaati giderek güçleniyor. Zhang F. 2011. December 14. I mplications for the NMDA hypofunction model o f schizophrenia. Brain Res Brain Res Rev 52:293 –304 4. Psychopharmacology DOI 10. Morrow BA. Sheryl S. Sohal VS. Volk DW (2005) Cortical inhibitory neurons and schizophrenia.. Lewis DA. MacKenzie G. Leon G. Sarkar J. (2009)Deficits in adult prefrontal cortex neurons and behavior following early postnatal NMDA antagonist treatment Pharmacology. Deisseroth K (2009) Parvalbumin neurons and gamma rhythms enhance cortical circuit perfor-mance. Wakefield S. Lewis DA. Ratlarda postnatal 7.Şizofreni Farmakolojik Tedavi Klavuzu. Sonuç olarak şizofreni ve GABA ilişkisinin nörobilim alanındaki gelişmeler ışığında yeniden değrelendirilmesi gerekiyor. Psychopharmacology Berl192:283– 290 8. Maguire M. Biochemi stry and Behavior 93 322 –330 .

şizofreni ve psikotik özellikleri olan iki uçlu bozuklukta %30-50 azalma saptanmıştır.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Şizofreni ve Gaba Yansımaları: Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Recep Tütüncü Gama amino butirik asit (GABA) santral sisteminde en yaygın inhibitör nnörotransmiterdir. Ancak postmortem çalışmalar bu görüşü desteklememiştir. Presinaptik olarak eksitatör nörotransmitelerin sinaptik aralığa salıverilmesini önler. ölüm anındaki agoniye bağlanmıştır. Genetik açıdan GABA internöronlarının farklı alt populasyonları ayrı prekörsörlerden kaynaklanır. şizofrenide GABA azalmasını göstererek. Şizofreni de GABA ile ilgili bulgular 1970’li yıllara kadar uzanmaktadır. . korteks ve hipokampusta azalmıştır. Presinaptik ve postsinaptik inhibitör etkileri vardır. Bu azalma hastalığa spesifik değilse de internöron eksikliği ile uyumludur. GABA’nın. benzodiazepin bağlanması değişmemektedir. GABA nöronlarının büyük kısmı lokal inhibitör internöronlardır. etyolojide yer alan diğer etkileyici faktörlerle birlikte yeni bir olasılıktır. Ek olarak GABAerjik nöronların ortaya çıkış zamanlaması ve sırası şizofrenide test edilmeye aday tüm genlerle aynı düzenleyici bağ ile ilişkili olabilir. bu durumun etyolojik bir model olduğunu ileri sürmüşlerdir. moleküler ve genetik açıdan ele alındığında şizofrenide gösterilenGABAerjik sistemdeki defisit. Böylece GABA-A reseptör bağlanmasında selektif kompansatuvar artış olurken. Bu durum moleküler delillerle de desteklenmiştir. GABA internöron alttiplerinde ki özgün değişiklikler şizofreni etyolojisinde rol alıyor olabilir. 1972 de Robert ve arkadaşları. Yetişkin döneminde GABA nöronları tarafından üretilen reelin düzeylerinde. Korteks ve hipokampusta parvalbumin içeren GABA internöronlarının azaldığı gösterilmiştir. 1978 yılında Bird ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada GABA azalması etyolojideki nörokimyasal anormalliklere değil. Sonuç olarak. Son on yılda şizofreni de GABA defisiti hipotezi tekrar önem kazanmıştır. Striatum gibi bazı alanlarda ana efferent nöron olarak bulunurlar. Bu faktörlerin anormal regülasyonu ile seçici GABA internöron formasyonu azalabilir ve genetik hassasiyete yol açabilir. Postsinaptik etkisini de GABA-A reseptörünün uyarılması ile sağlar. dopamin ile resiprokal ilişkisi vardır. GABA sentezleyen enzim GAD67 için mRNA ve protein düzeyleri.

belirli kesimlerin toplumsal bütünden ve sermaye birikim sürecinin dışında kalarak. güvencesizlik ve dengesizliğe yönelik yeni bir kavramdır. barınma gibi kaynaklara daha zor ulaşırlar. Siyah çocukların eğitim sırasında kendilerini daha aptal hissettikleri. Ayrımcılığa uğrayanlar sıklıkla yaşamlarının her yönüyle bundan etkilenirler. Psikiyatrinin ayrımcılık ve sosyal dışlanma ile uğraşmasının önemli nedenlerinden birisi de herhangi bir ruhsal hastalığa sahip olanların uğradığı ayrımcılık ve dışlanmadır. nesnel olduğu kadar öznel değerlendirmelere de açık bir süreç olup. beceriksiz. kültürel ve davranışsal boyutları olan. ırk. Ayrımcılığa uğrayan insanlarda ruhsal sorunlar ve hastalıklar çok daha sık görülmesine rağmen bu grupların ruh sağlığı hizmetlerine ulaşımı da kısıtlıdır. başkalarının kendileri hakkındaki olumsuz stereotipilerinin ne olduğunu bildiklerinden. senin kimliğin hastalıktır. Bu nedenle hissettikleri başarısızlık duygusu arttıkça kendilerini tamamen yenik hissedip. ruhsal hastalığa sahip olmak ya da şişmanlık gibi nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar daha şiddetli bir tepki çeker ve bu damgayı değiştirebilmek için harcadıkları boşa çıkan çabalar sonrasında kendilerini sıklıkla yenik. damgalanmayla ilişkili herhangi bir aktiviteyi yerine getirirken daha çok kaygı yaşar ve bu kaygı davranış üzerinde olumsuz etkilere yol açar.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. . Ayrımcılık ve damgalanmanın ruhsal sorunlara yol açması ile ilgili önemli bir sorun alanı da damgalanma nedeninin kontrol edilir olduğuna dair inançlardır. gelir dağılımından kendisinin ekonomiye yaptığı katkı doğrultusunda yararlanamamasıdır. Şişman olmaktan. etnik ve dini kimlik üzerine kurulsa da bir çok insan bir çok nedenle ayrımcılığa maruz kalmaktadır. İnsanlık tarihinin her döneminde ve halen bir grup insan. yoksulluk. bebeklerini bile işkence ile öldürecek kadar kadar vahşileşebilmektedir.’ HRANT DİNK İnsanlığın karşı karşıya olduğu sorunlardan en önemlilerinden birisi ve belki en önemlisi ayrımcılıktır. kadın olmaya. başka bir grup insana topluca atfettiği özellikler nedeniyle onlardan nefret edebilmekte ve o grubun çocuklarını. beceriksiz ve değersiz hissederler. Kadın olmak. ‘stereotipi tehdidi’ olarak isimlendirilen bir duygu yaşarlar. siyasal. Ekonomik. eğitim. yaşlı olmaktan ruhsal bir hastalığa sahip olmaya kadar bir çok nedenle ayrımcılığa uğramanız ötekileştirilmeniz mümkündür. sağlık. HIV gibi bir hastalığa sahip olanlar. Ayrımcılığın gözümüze en çok çarpan şekli milliyet. şiddetin ayrımcılığı Ötekinin Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Ayşe Devrim Başterzi ‘Kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak hastalıktır. şişmanlık gibi hemen göze çarpan nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar kendilerini gizlemek için saklanacak bir örtü bulamazken eşcinseller. özgüveni düşük bir izlenim yaratabilir. sosyal. Ayrımcılığa uğrama nedeninin görünür ya da gizli olması ortaya çıkan ruhsal sorunları değiştirebilmektedir. çabalamaktan vazgeçebilirler. cinsel yönelimden ten rengine. Ayrımcılığa uğrayan insanlar. etnik kimliği ya da politik inancı nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar damgalanma nedeninin su üstüne çıkmasını engellemek için çok daha kontrollü ve ihtiyatlı olma ve bu durumu gizlemeye çalışma gibi zorlu çabalara mahkum kılınırlar. Kimliğini yaşatabilmek için sana bir düşman gerekiyorsa. sigara içme. Örneğin bir kadın iş görüşmesinde erkeklere göre daha çok kaygı hissettiği için daha gergin. hukuki. eşitsizlik. Ayrımcılık ve sonucu olarak ortaya çıkan sosyal dışlanma. baştan başarısız olacaklarını düşünüp buna uygun davranışlar sergiledikleri gösterilmiştir. yoksul olmaktan HIV taşıyıcısı olmaya. özsaygı ve psikolojik olarak iyilik hali zarar görür. Kendilik değeri.

diğerleri başarısız olmuştur.(eds) Sosyal Psikoloji (çev. Rosenthal ve Jacobson’un deneyinde yapılan bir IQ testinden sonra okulda başarılı olacağı söylenen –ve aslında diğer çocuklardan farkı olmayan. Vaughan GM. Hollanda’da göç eden insanlar arasında ayrımcılığa uğradığını en çok hisseden grupta şizofreni riskinin yerlilere oranla 5 kat artması. Sonuç olarak ayrımcılığa uğrayan insanlar önyargılı tutumların kurbanıdır. pis. Kaynaklar 1. Perceived discrimination and the risk of schizophrenia in ethnic minorities : a case control study.43:953-959.çocuklar başarılı. Ankara. Eşitsizliğin Bedeli: Sosyal Dışlanma Psikozları Neden ve Nasıl Arttırıyor? Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni 2010. 3. 2. Gelmez A. Mackenbach JP. son günlerde ülkemizde giderek artan ötekileştirme politikaları içinde gerek psikiyatrinin günlük uygulamalarında ayrımcılığı ruhsal sorunlara yol açan bir stres faktörü olarak değerlendirmeyi. 13(3):8-10. 2007) 381-423. tembel olarak yaftalanırlar ve bu yargıların açtığı derin ruhsal yaralar pek çok ruhsal hastalığın gelişmesine yol açar. Ütopya yayınevi. beceriksiz. Yıldız İ. Binbay T. Kendi yaşamlarındaki olumlu deneyimleri. Hoek HW.Hogg MA. sorgulamayı gerekse koruyucu psikiyatri hizmetlerinde ayrımcılığa karşı çalışmalar yapmayı zorunlu hale getirmektedir. Soc Psychiatry Pschiatr Epidemiol 2008. Veling W.daha anlamlı girişimlere girmeyi reddetme) ve tersine ayrımcılığa (ayrımcılığa duyarlı insanların ayrımcılığa uğradıklarını düşündükleri gruptan insanlara aşırı olumlu değer atfetmeleri) bağlayıp kendi yaptıklarının değerini azaltabilirler ya da olumsuz davranışları nedeniyle aldıkları olumsuz tepkileri ayrımcılığa bağlayarak davranışlarını değiştirmeyi reddebilirler. kaba. saldırgan. daha ne yapayım istiyorsun. Diğerleri tarafından sıklıkla aptal.Damgalanmış bireyler başkalarının kendilerine yönelttikleri davranışların nedenleri konusunda oldukça duyarlıdırlar. . Ayrımcılığa uğramayı süreklileştiren şeylerden birisi kendini gerçekleştiren kehanetlerdir. akılda tutmayı. başarılarını tokenizme (bir azınlık grubuna karşı küçük ve önemsiz bir davranışta bulunarak -artık beni rahatsız etme.

şiddetin ayrımcılığı Ötekileştirme neden nasıl? Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Nur Engindeniz .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti.

şiddetin ayrımcılığı Ayrımcılığa uğrayanın hayatta kalma stratejileri Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Rober Koptaş .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti.

W. 1970 li yıllardan sonra ayrımcılığın toplumsal ve ruhsal temellerine yönelik araştırmalar ideolojik zemininden koparılmış ve daha çok tekil bireyin ayrımcılığına yönelmiştir. İlk yayınlandığında üzerinde büyük tartışmalar çıkan araştırma daha sonra bir şekilde gözden düşmüştür. politik süreçlerden çok bireysel özelliklere odaklanılmıştır. Bu soru aslında ırkçılık hakkında uzun yıllardır sorulurdu. Dünya Savaşı sonrasında Nazi ideolojisinin toplumda nasıl olup da geniş kabul gördüğü sorusu toplumbilimlerinin önemli çalışma alanlarından biri olmuştur. Ancak Nazi ideolojisi ve Yahudi soykırımının yarattığı şaşkınlık ve suçluluk duyguları bu çalışmaları hızlandırmıştır. ırkçı ruh haline bürünebildiğinin toplumsal ve bireysel değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. . şiddetin ayrımcılığı Ayrımcının Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Selçuk Candansayar Özellikle II. Bu konuşmada genel olarak ayrımcı ruhun üzerinden yükseldiği politik iklim ve koşullar tartışılacak ardından güncel durum üzerine düşünceler aktarılacaktır. Daha doğrusu ayrımcı ruhu hazırlayan ya da inşa eden ekonomik. Türkiye’de ayrımcılığın açık ve örtük boyutları gündelik hayatta yaygın olmasına karşın hep gözden uzak tutulmuştur. Adorno ve arkadaşlarının yaptıkları “Otoriter Kişilik” araştırmasıdır. Bu çok geniş kapsamlı araştırmada sıradan insanın nasıl olup da ayrımcı. Bu bağlamda en bilinen temel çalışma Frankfurt Okulu kuramcılarından T.

Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu İnternet ve video oyunlarında şiddetin sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Ayşen Çoşkun .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema.

. öldürmekte sakınca görmeyen kişiler bu davranışlarını “ya benimsin ya da toprağın” diye ifade edebilmektedirler. “Fatmagül” ve sonrasında “İffet” dizileri tecavüz temasının üzerine kurulmuş. “Öyle bir geçer zaman ki” dizisinde de Ali Kaptan çok sevdiği karısına tecavüz etmiştir… Bir şekilde öfkelendiği kız arkadaşının telefon numarasını piknik masasına Fatmagül’ün telefon numarası diye yazan kişiye rastlanabilmektedir. yaşatmak. hemen her dizide görülebilen hakaretler.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. “Kan davaları”. geniş izleyici kitlesi bulmaktadır. bir ölçüde Arka Sokaklar ve son zamanlarda da Behzat Ç. başka türlü sağlanamamış adaleti sağlamak. Şiddetin dizilerdeki yeri ve topluma. işkence dışında kalan özellikle kadına yönelik fiziksel ve sözel şiddet öylesine yaygın olarak kullanılmaktadır ki. çocuklara etkisi de çeşitli kesimlerin ilgisini çekmektedir. Son zamanlarda eşini ya da sevgilisini kendi malı olarak görüp. “namus veya töre cinayetleri” de bir dizide veya filmde tutarsa hemen yenileri yazılabilmektedir. Son zamanlarda özellikle gençler arasında giderek internetin ve sosyal medyanın öne geçmesi söz konusu olsa da hala TV programları. yapım ve yönetim çalışanlarının yaptıkları ve yapabilecekleri üzerinde de durulması planlanmaktadır. kadınlara tacizde bulunan erkeklerle mücadele etmek üzere kurmayı düşündükleri çeteye yardım istedikleri. Adanalı. ruh sağlığı çalışanlarının. haksızlıklarla mücadele etmek adına “kötüleri” (!) cezalandırmak için şiddet uygular. onun “öldür artık” yalvarmalarına dayanamayan Polat “kafasına sıkarak” Tombalacı’nın isteğini yerine getirir. Bu kişinin kabile mahkemesinde verilen karar sonucu kan davasına meydan vermemek amacıyla infaz edilmesi de üzerinde durulabilecek ilginç bir boyut olmuştur. tokatlamalar basit ayrıntılar halini almıştır. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu TV Dizilerinde Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Bülent Coşkun Televizyonun günlük hayattaki yerinin artması bazı TV programlarının daha fazla izlenmesine yol açmıştır. Ortadoğuda yaygın olarak izlenen bu diziden etkilendiklerini söyleyen 17 ve 18 yaşlarındaki iki Ürdünlü gencin bir taksi şoförünü kaçırdıkları. Sunum sırasında dizilerdeki çeşitli şiddet örneklerinin ele alınması yanında bu konuda eğitimcilerin. yaralama. Kurtlar Vadisinden bir iki örnek verecek olursak: Ünlü kafa kesme sahnesinde Polat Alemdar. gençlere. toplum tarafından kabul edilebilir değerleri korumak. Yine Çakır.. . kötü karakter uyguluyorsa cezalandırmayı hak edecek derecede “yanlış” yapmasıdır. İtilmiş ve Kakılmış tiplemeleriyle neredeyse aile içi şiddetin sevimli bir hale getirilmiş olduğu hatırlardadır. bıçaklamakta. Genellikle “dizi kahramanları”. bir baskında karısını öldüren Tombalacı’ya kol ve bacaklarını kırarak işkence uygularken. basın dünyası ile dizi yazım. Yine beş kişiyi cinayet çılgınlığı tablosuyla öldüren bir Yemenli işlediği cinayet konusunda Kurtlar Vadisinden etkilendiğini söylemiştir. Öldürme. Bütün bu dizilerdeki şiddetin ortak yönü. Dizilerin yazarları ve yapımcıları bu tür davranışların zaten hayatın içinde var olduğunu belirtseler de asıl ürkütücü olan bu tür sahnelerle. şiddeti dizinin kahramanlarından biri uyguluyorsa mutlaka makul (!) bir gerekçesinin olması. şoförün itiraz etmesi sonrasında da onu öldürdükleri bildirilmiştir. özellikle diziler. Özellikle öldürme. Bir başka sahnede Çakır bir tecavüzcüyü döverek öldürür. Cerrahpaşalı itiraz edince de kafasını keserek öldürür. bu çerçevede düşünülebilir. artık uyuşturucuların okullarda satılmayacağını söyler. bu davranışların olağanlaştırılıyor olmasıdır. Cinsel istismar ve tecavüz de şiddetin bazen neredeyse moda halini alan uygulamaları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. iletişimcilerin. Ezel. işkence şeklindeki şiddetin yoğun biçimde kullanıldığı dizilerin başında Kurtlar Vadisi gelmektedir. herhangi bir şekilde istediğine uymadığında dövmekte.

filmler. söz konusu şey şiddet olduğunda da neyin şiddet olarak tanımlanıp tanımlanmadığını. yeniden üretimdir. Olaylara. tam da bu özelliği nedeniyle ideolojik bir aygıt olarak gerçeklşiğe dair algılarımızı biçimlendirir. kurgudur. Eleştirel teoriye göre medya. günümüz Türkiye'sinde hala belirgin önemini koruyan televizyon programlarında şiddetin nasıl tanımlandığını. reklamlar gerçekten üretilmiş birer temsildir. Bu haliyle haberler. düşüncelere ilişkin neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen medya. içinde yaşadığımız gerçekliği yansıtmaktan öte yeniden üretme özelliğine sahiptir. .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Görsel Medyada Şiddetin Temsili Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hasan Akbulut Yazılı. değerlere. hangi şiddetin meşru hangisinin gayrımeşru olduğunu da belirler. özellikle kadın programlarında yoksul kadınların nasıl bir söylemsel şiddete maruz kaldığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu sunuş. özellikle belirli gruplara yönelik şiddetin nasıl görmezden gelindiğini. görsel ya da dijital olsun medya.

Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Sinemada Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hira Selma Kalkan Sinemanın hem toplumun belirli olaylara yüklediği anlamları yansıtması hem de toplumun belirli olaylara bakış açısını biçimlendirmedeki etkisi yadsınamaz. Bu amaçla Türkiye ‘de sinema filmlerinde şiddetin nasıl sunulduğu ve bunun toplumsal yansımaları örneklerle ele alınacaktır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. şiddeti önleme ve sağaltım çalışmaları açısından. dizi. internet ve video oyunlarında şiddetin nasıl sunulduğunu incelemenin yardımcı olacağı düşünülmektedir. film. . Şiddetin bireysel boyutunun yanı sıra toplumsal boyutunun da olması. şiddeti sunma şekli ve bunun toplum üzerindeki etkisi önemlidir. bu boyutların birbirini beslemesi sözkonusu olduğundan. İnsanların şiddete ilişkin oluşturdukları bakış açısı ve şiddete yükledikleri anlam üzerinde etkisi büyük olan medyanın.

Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Kendine tutunmak: Frida Kahlo Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Ayşegül Sütçü Yıldırım .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri.

Marksizm bütün içinde başat rolün içeriği düştüğünü. hem de nesnenin ait olduğu dünyayı değiştiren ve dönüştüren işlevine vurgu yapmaktadır. Bu yeti her insanda potansiyel olarak varolan. s. . hem de psikiyatrların ilgi alanlarında olmuştur. İstanbul 2009. ikincisi ise biçim-içerik bütünlüğünün sanatın eylemine ilişkin nesnel yasaları dile getirmesi. Sanatta biçim-içerik ilişkisini incelemek için maddeci diyalektiğin kategorilerine dayanılması gerektiği öne sürülmektedir. 2. Psikopatoloji ve Sanatsal Yaratıcılık. son nedeni ise biçim-içerik ilişkisinin yaratım sürecinin diyalektiğine sımsıkı bağlı olmasıdır2. Hayalbaz Kitap. sanat aracılığıyla ruhsal hastalıkların tedavisi bir uğraşı alanı olarak gelişmeye başlamıştır3. sanat yapıtının ve yaratıcışlık eyleminin değiştirici ve dönüştürücü olacağı düşüncesine katkı sağlamaktadır. Bertolt Brecht toplumcu gerçekçi sanatı tanımlarken sanatın bir ayna değil dinamo olduğunu belirterek hem ele aldığı nesneyi. Diyalektik biçim ve içeriğin bir ve aynı fenomenin birbirinden ayrılmaz iki yanı olduğunu öngörür ve bir bütünlük oluşturduğunu vurgular. Kaynaklar 1. Feuerbach üzerine tezlerinin 11. içeriğin içyapısının anlatımıdır da aynı zamanda. Bu değiştirme etkinliğinin devindiricisi yaratıcılıktır. Bunun yanında sanat yapıtını anlama sürecinde psikoloji kuramlarına sıklıkla dayanılmış ve büyük tartışmalar doğuran yorumlara kapanması çok da kolay olmayacak birçok kapı açılmıştır. Panele giriş niteliğinde olan bu sunumda özetlediğimiz bu tartışmalar ışığında diyalektik bakış açısıyla sanatsal yaratıcılık ve psikiyatri ilişkisi gözden geçirilmeye çalışılacaktır. Bu söylem özünde sanat ve yaratıcılık edimi içinde geçerlidir. Marx K.30-38. onun sanatsal üretimle ilişkisi hem sanat eleştirmelerinin. Ziss A. Bugüne dek birçok sanat dalında önemli yapıtlar üretmiş sanatçıların ruhsal yapısının çözümlenmesi. Pınarbaşı Matbaası. Ed: Yazıcı O. psikopatolojik sanat kavramının da tartışmaya açmış. 3. Biçimin etkinliği içeriğin gelişimini kolaylaştırmaktadır2. sanatsal yaratımın doğasını içeriğin ortaya koyduğunu öne sürerken. Engels F. Gerçekçi sanatta biçim ile içerik ve bunların diyalektik bütünlüğü sorunu bilimsel estetikte çok önemli bir yer tutmaktadır. Marx’ın 11. ki dış dünya ile etkileşimin bir yansıması olarak vardır. İstanbul 1975. maddeci diyalektik biçimin etkin karakterini kabul eder. İstanbul 2006. Parman T.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. Bunun ilk nedeni gerçeğin estetik özümsenmesinin biçimin içeriğe uygunluğunda kendini göstermesi. Estetik: Gerçekliği Sanatsal Özümsemenin Bilimi.tezi sanatın da dünyayı yalnızca yorumlamakla değil değiştirmekle olanaklı olacağı. oysa önemli olanın onu değiştirmek olduğunu söyler1. Sol Yayınları. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Diyalektik Bakış Açısıyla Psikiyatri ve Yaratıcılık Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Burhanettin Kaya Karl Marx. ve yine dış dünya ile etkileşimin sonucu olarak bir yapıta içerik ve biçim kazandıran bir eylemdir. Alman İdeolojisi (Feuerbach). Çığlığın Işıkla Buluşması. Biçim yalnızca sanatsal olayın dış görünüşü değildir.cisinde filozofların yalnızca dünyayı değişik biçimlerde yorumlamakla yetindiklerini. Yaratıcılık bir estetik üretimi ve değişimi içinde barındırır. Bunun yanında akıl hastalarının ürettiği sanat yapıtları.

sanatçının yaşamdaki duruşu. 17 Eylül 1925’de okuldan dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu trenin demir çubuklarından birisi sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmış. akciğer embolisi nedeniyle son nefesini verdiğinde. 1954’de çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilmiştir. 1950’de 9 ay hastanede kalmış. Çev: Hülya Uğur Tanrıöver. Rauda J. sanatçı kimliğini ve ortaya çıkardığı eserlerini. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası tüm hayatını değiştirmiştir. 2002. genel anlamda sanatçıların tutum ve dışavurumlarıyla desteklenmelidir. kişisel edinimleriyle ve farklı estetik algısıyla yorumlayan Frida Kahlo. Sanatın umudu yeşertmek ve canlı tutmak gibi bir gücü ve işlevi vardır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. İnsanlığın “trajedilerin sonu”un geldiği bir çağı görme umudu. Turhan M. 2010. 32 ameliyat geçirmiş. Diğer bir deyişle. “Yaşasın Yaşam” isimli bir resmidir2. Frida. sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürmüş. Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsüdür. Kahlo’nun pes etmeyen tavrı bahsettiğimiz yönelimleri fazlasıyla kapsamaktadır. yol gösterici ipuçları yakalamamıza neden olmuştur. Sanatçı. kazadan sonraki yaşamı korseler. gerçeklik ile fantazya arasında çatışıp duran insanın algılama boyutuna bağlı ortaya koyduğu plastik ifadenin iki zıt kavrama da karşılık gelebilme durumudur. arkasında bıraktığı son tablosu. 13 Temmuz 1954’te. anarşist bir edebiyat grubuna katılmış. Aşk ve Acı Frida Kahlo. sanata doğrudan yansımış. Sık sık sağlığı bozulan Frida. İstanbul. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen doğum tarihini. Eserlerinde sadece bireyi oluşturan iç (evre)–dış(sistem) denklemini çözmekle kalmayıp aynı zamanda toplumu oluşturan akımların gerçeklerini eserlerinde aynasallaştırarak (sürrealizm gibi) ironik bir şekilde ifade etmektedir1. aynı dönemde Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile tanışmış ve evlenmiştir. Devrimci bir ruh taşıyan Frida Kahlo’nun sistem eleştirisini yaparken “üçlü diyalektik” bir bilinçle davranması onun çok yönlü incelenmesini gerektirmektedir. yalnız ülkesinde değil. Kaynaklar 1. hastaneler ve doktorlar arasında geçmiş. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Dipfaz Bakış Açısıyla Frida Kahlo: İç . Frida Kahlo. Bu sunumda Dipfaz bakış açısıyla Frida’nın iç-gerçekliği ile dış-sistem arasındaki etkileşimi bir ressam gözüyle yorumlanacak ve tartışılacaktır. Okulda. yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. dayanılmaz acılarla başa çıkmak için tüm gücüyle resim yapmış. 1943’de 'La Esmeralda' adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlamış. diğer bir izleyici aynı resme bakıp realist dünyadaki dışsal verilere ulaşabilir1. .Gerçekten Dış – Sisteme Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Meral Turhan Dipfaz. dipfaz anlayışını açıklama sürecinde verilecek en iyi örneklerden biridir. izleyici Frida’nın resminde sürrealist dünyadaki içsel verileri algılarken. “Yürüyemezsem dans ederim” diyebilen acılar içinde geçen yaşamının son anında bile “yaşasın hayat” deyip kırmızı karpuzlarla natürmort çalışan. Sanatta Gerçeklik İle Fantazyanın Plastik Bir İfadesi Olarak Dipfaz. 2. Gazi Üniversitesi. Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş. Everest Yayınları. Sanatta ironik bir durumla karşı karşıya kaldığımızda dipteki gerçeklerin analizine dayalı yorum içeren bir bakış açısını içerir. Ankara. Kazadan sonra resim yapmaya başlayan Kahlo. dış bakış ve iç yaşam denklemini dengede tutabilecek algıyı geliştirir ve süreç içerisinde öğretici ve değişime öncü olabilecek vasfıyla yol gösterici olur. Frida’ nın farkında olmadan yakaladığı “dipfaz”daki gerçeklik algısı ironik bir görünümün ifadesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Hayatını. Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. 1938’de New York’ta açtığı sergi büyük ün getirmiş. 1954 yılında sağ bacağı kesilmiştir.

mesafe koyma aracılı farkındalık (detached mindfullness) ve metakognitif odaklı davranışsal deneylerle kişinin düşünce ve duygularıyla ilişki biçimini değiştirmeye çalışır. bu kez belirtilerin kontrol edilemezliği gibi temalarla negatif metakognitif inançlar aktive olur. Metakognitif terapide bu düşüncelerin içeriğiyle ilgilenilmez. Metakognitif terapi kuramına göre ruhsal bozukluklara neden olma konusunda düşüncelerin içeriği. dünya ve gelecek hakkında negatif inançları vardır. özellikle BDT ile örtüşen ve ayrılan yönleri açısından gözden geçirilecektir. düşünme eyleminin stili ve kontrolüne göre daha az önem taşımaktadır. Bu inançlar ruminatif düşünme stillerinin devamına ve üzüntüye ruminasyon odaklı yanıtların seçilmesine yol açar. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Metakognitif Terapi Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Erhan Ertekin Depresyonun metakognitif modeli depresyonun. Beck’in şema kuramında kişinin kendisi. Ayrıca metakognitif terapi dikkat eğitimi tekniği. Metakognitif terapide ise bu inançlar ruminasyonun içeriği ya da ürünü olarak görülür ve doğrudan yeniden yapılandırılmalarına çalışılmaz. bunların ruminasyonu tetiklediği ve onun sonucu olduğu gibi bir kısır döngü oluştuğunu kabul eder ve sürekli düşünme sürecini değiştirmeye odaklanır. bunlar bir hastalığın işareti”) ile ilişkilidir. Bilişsel. Metakognitif terapi bilişsel terapiden ruminasyon hakkındaki metakognitif inançlara odaklanmasıyla ayrılır. Tedavi BDT’den farklıdır. Bu sunumda depresyonda metakognitif terapi kuramı ve uygulamaları. buna “negatif bilişsel üçlü” denir. Ruminasyon hüzün ya da depresyonun nedenleri ve anlamı hakkında perseveratif biçimde negatif düşünmedir. Bir başka deyişle insanların ne düşündüğü değil. Sonra bu durumu kötüleştirir. Sonra kişi ruminasyon eyleminin farkına varmaz (meta-farkındalığın düşük olması) ve bunlar ısrarcı bir hal alır. . BDT’de sorun olumsuz otomatik düşünce içeriği ile formüle edilir ve “bilişsel üçlü” üzerinden düşüncelerin geçerliliği sorgulanır. Depresyonda ruminasyonun hüzün duygusuna veya değersizlik-yetersizlik düşüncelerine karşı çözümlerin keşfini sağlayacağına inanılır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. hüzne veya negatif düşüncelere yanıt olarak ruminasyonun aktive olmasından ve uyum bozucu başa çıkma davranışlarından kaynaklandığını öne sürer. Düşünce içeriği metakognitif terapide de önemlidir ama burada üzerinde durulan olağan kognisyonların değil metakognisyonun içeriğidir. nasıl düşündüğü üzerinden çalışılır. Bu süreçler ruminasyonların avantajları hakkında pozitif metakognitif inançlar (örneğin “neden mutsuz olduğum hakkında düşünmem iyileşmeme yardımcı olur”) ve depresif düşünce ve yaşantıların kontrol edilemezliği hakkında negatif metakognitif inançlar (“depresif düşüncelerim üzerinde hiç kontrolüm yok.

dış dünya ve gelecek ile ilgili şemaları ve olumsuz otomatik düşünceleri üzerine odaklanılır. içgörü kazanma. Ruminasyon hakkındaki olumsuz inanışlar ise depresyonun şiddetini artırır. John Wiley and Sons. süresinin ve oluşturduğu sıkıntının artması yanı sıra bireyin işlevselliğini bozması ve sonucunda giderek istenmeyen ve kontrol edilemeyen bir tepki gibi algılanır. Ancak sıklığının. Bu sunumda depresyonun oluşumu ve süregenleşmesini açıklamakta önemli bulunan metakognitif model bağlamında ruminasyonun rolü ve öneminden söz edilecektir. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyon ve Ruminatif Düşünceler Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Mehmet Zihni Sungur Depresyonun bilişsel davranışçı terapisi (BDT) sürecinde depresif bireyin kendisi. yetersizlik ve başarısızlık düşüncelerine yönelik tepkilerini (metakognisyonlarını) ya da neden depresyonda olduğu ile ilgili olarak ürettiği ve zincirleme olarak devam ettirdiği ruminasyonlarına yeterince gönderme yapmamıştır. Başka bir deyişle ruminasyonlar. (2004) Depressive Rumination. Oysa bugün elimizde metakognitif inanışların hem ruminasyonlarla hem de depresyonla bağlantılı olduğunu ve bu inanışların depresyona yatkınlık oluşturduğuna dair yeterince veri bulunmaktadır. Bilişsel.. Ruminasyonlar hastalar tarafından başlangıçta sorun çözme. Oldukça inatçı. Hastanın ruminasyonları hakkındaki olumlu inanışları gerek depresyonun oluşumunda gerekse depresif nükslerde önemli rol oynar. Wells A. tekrarlayıcı bir düşünce biçimi şeklinde seyreden ruminasyonlar başlangıçta “Neden böyle hissediyorum? Mevcut durum benimle ilgili hangi bilgiyi veriyor? Nasıl daha iyi hissederim?” gibi sorulara yanıt bulmaya yönelik olduğundan birey tarafından istemli olarak başlatılır ve olumlu olarak algılanır. England.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. depresyon tedavisinde oldukça etkili bir yaklaşım olmasına karşın ilginç bir biçimde bireyin değersizlik. BDT. olumsuz düşünceler ya da teması kayıp olan deneyimlerle ilgili olarak aktive olur. ileride aynı duruma düşmeme amacı ile başlatılan ve hastalığı daha iyi yönetmeye yönelik bir başa çıkma stratejisi olarak kullanılır. Referans: 1. . Papageorgiou C.

insanlardan uzaklaşmak. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Davranışçı Yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Şükrü Uğuz Depresyon kişinin kendini ödüllendirme davranışlarının azaldığı bir durumdur. Depresif bilişleri değiştirmenin yollarından birisi de hastanın depresyon sebebiyle yapmayı bırakmış olduğu davranışlarıyla ilgili aktivasyon planı hazırlamaktır. Hasta davranışsal aktivasyon planı ile hayat kalitesinin arttığını gözlemledikçe. Zevk veren davranışların azalması depresyondan olabileceği gibi. Bilişsel. . davranışların azalması depresyonun kötüleşmesine sebep olur. bu davranışları yapma sıklığı artacaktır. Davranış değişikliği için hoşa giden davranışlar listesi ve izlemek için günlük davranış kayıtları kullanılmaktadır. evde kalmak) kurtulmasını sağlayarak günlük işlevlerinin tekrardan kazanılması sağlanabilir. Terapistin görevi davranışları yapmaya isteksiz olan hastanın planlanan davranışları gerçekleştirme üzerine motivasyonunu artırmak ve hastanın davranışları gerçekleştirdikçe zevk alabildiğini takip etmesini sağlamaktır. Bu sayede işlevsel olmayan depresif davranışlardan (sürekli uyumak.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler.

Bilişsel. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda bilişsel yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Yusuf Sivrioğlu .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler.

Kilo alımı ve buna ikincil gelişen sağlık sorunları. yeme ve iştah mekanizmalarının düzenlenmesinde rol alan nöropeptitlerin de aynı yolaklar üzerinden sentezlendiği gösterilmiştir. Psikotik bozukluklarda alevlenmelerin ve tekrarlamaların önlenmesinde en uygun yol uzun süreli ilaç kullanımın sağlanmasıdır. pro-opiomelanocortin (POMC). Am J Psychiatry. Metabolic syndrome in patients with schizophrenia. Ananth J et al. hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilemekte. Ek olarak. yeme ve iştah mekanizmalarını düzenleyen hipotalamusun arkuat çekirdeğindeki nöropeptitlerle olan ilişkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. uzun süreli ilaç kullanması gereken bu hastalarda hipertansiyon. atipik antipsikotiklerin kilo alımına bu yolaklar üzerinden ve belirtilen aday nöropeptitlerin gen ifadelerini (Santral/perifer protein seviyeleri) değiştirerek sebep olup olmadığına dair bir çalışma literatürde bulunmamaktadır. Curr Pharm. 3. diyabet. Tedavi araştırmaları süreci içinde tedavi seçenekleri arasına girmiş atipik antipsikotikler hastaların yaşam kalitesini önemli şekilde etkileyen yan etkilere sahiptir. ODTU-GATA Projelerinin Sonuçları Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Levent Sütçigil Psikotik bozukluk bireysel ve ekonomik bedelleri çok ağır olan. Delayed Detection of Psychosis: Causes. 2. 64: 575-579. 157:1727-1730. Oluşan yan etkilerin başlıcaları sedasyon. koroner kalp hastalığı gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlanmaktadır. giderlerin artmasına neden olmaktadır (3). Ancak “ziprasidone” unda aynı yolakları etkilemesine rağmen kilo artışına neden olmaması. 2003. 1950’li yıllarda antipsikotik ilaçların keşfiyle psikotik bozuklukların semptomlarının tedavisinde önemli bir çağ başlamıştır. 2004. Kilo almaya neden olan mekanizmalar literatürde histaminerjik reseptörler ile serotonin ve dopamin reseptörleri üzerindeki etkilerden olabileceği öne sürülmüştür. İlaç uyumsuzluğu nedeniyle ilaç değişiklikleri ise. Ayrıca. ilaçlara uyumsuzluğun en önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Bu nörohormonların sentezi ve salgılanması. başka yolakların da kilo alımında rol alabileceklerini düşündürmektedir. enerji balans mekanizmaları beyinde hipotalamus tarafından gerçekleştirilmektedir. insanda yeme alışkanlıklarını. 2000. Bu çalışmalarda amaç. and Effect on Public Health. 10:2219-2229. Atipik antipsikotiklerin kilo alımına neden olan hücresel mekanizmaları henüz tam olarak açıklanamamıştır. Vücut ağırlığının kontrolü. Özellikle hipotalamusun arkuat çekirdeğinde sentezlenen ve salınan nörohormonlar.11 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 4 P 35 Atipik Antipsikotiklerin Yeme Davranışı ve Kilo Değişimi Üzerine Etkileri: ODTÜGata Proje Sonuçlarının Paylaşımı Atipik Antipsikotiklere Bağlı Kilo ve İştah Değişimi İle İlgili Psikotik Hastalarda Yapılan Çalışmalar. Consequences. hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkileyen ve dünya çapında önde gelen halk sağlığı problemlerinden biridir ve hastalığın tedavisinin finansal bedelinin tüm kanserlerin toplamından daha fazla olduğu düşünülmektedir (1). diyabet ve lipit profili üzerindeki olumsuz etkileridir (2). . Heiskanen T et al. kokain ve amfetaminle regüle edilen transkript (CART). Jeffrey A et al. pankreasın langerhans adacıklarında bulunan beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonu ve yağ dokusunda sentezlenip buradan salgılanan leptin hormonu tarafından kontrol edilir. Side effects of atypical antipsychotic drugs. vücut ağırlığı ve enerji metabolizmalarını düzenlemektedir. Ancak. Antipsikotik ilaçların psikotik semptomları serotonerjik ve dopaminerjik yolakları etkileyerek düzelttiği bilinmektedir. kilo alımı. POMC ve CART´ın iştah azaltan etkisinin yanında AgRP ve NPY´ın yemeyi tetikleyen fonksiyonları olduğu gösterilmiştir. nöropeptit Y (NPY) ve aguti bağlantılı peptit (AgRP). atipik antipsikotiklerden olanzapin ve risperidon’un neden olduğu kilo alımının. Kaynaklar 1. J Clin Psychiatry. Açıklanacak çalışmalar GATA Psikiyatri AD Başkanlığı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü Laboratuarlarında yapılmıştır.

Sezlev D. risperidon ve olanzapinin kısa dönem kullanımında. uzun dönem kullanımlarında başta kilo alımı olmak üzere. Akarsu S. Epub 2011 Jun 13. Vázquez MJ. Önceki araştırmalar.11 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 4 P 35 Atipik Antipsikotiklerin Yeme Davranışı ve Kilo Değişimi Üzerine Etkileri: ODTÜGata Proje Sonuçlarının Paylaşımı Atipik Antipsikotiklerin Kilo ve İştah Değişiminde Hipotalamik Mekanizmaların Etkisi. Nogueiras R. López M. Skrede S. İlaçların verildiği süre boyunca sıçanların aldıkları besin miktarları günlük olarak. Dört haftanın sonunda sıçanların hipotalamuslarından izole edilen total RNA örnekleri kullanılarak aday genlerin ifadeleri kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonuyla (qRTPCR) belirlenmiştir. ODTUGATA Projelerin Sonuçları Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Mehmet Ak Atipik antipsikotikler. Bu nöropeptitlerden. Yanik Thee investigation of leptin and hypothalamic neuropeptides role in first attack psy