POSTER BİLDİRİLERİ

PB 01
Depresyonda Afektif Mizaç Ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*, Duru Gündoğar**, Yeliz Banu Küçüksubaşı*, Bülent Kadri Gültekin* *Erenköy Rsheah ** Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD.
Amaç: Bu çalışmanın amacı, major depresif bozukluk tanılı olgularda afektif mizaç ile dayanıklılık arasında bir ilişki olup olmadığını, bir ilişki mevcutsa eğer, bunun sağlıklı bireylerdekinden farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Major Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Kontrol grubu, depresif bozukluklu olgularla yaş ve cinsiyet yönünden benzer, daha önce psikiyatrik başvuru ve tedavi öyküsü olmayan 100 sağlıklı bireyden oluşmuştur. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile, dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında hem de sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik altboyutu ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında, hem sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanırken, her iki grupta gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında ise her iki grupta orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında depresif bozukluk tanılı olgularda ters bir ilişki saptanırken, sağlıklı bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile afektif mizaç tipleri arasında her iki grupta bir ilişki gösterilmemiştir. Sonuç: MDB’ta hipertimik mizaç ile psikolojik dayanıklılık arasında güçlü bir ilişki vardır. MDB’ta mizaç tipi ile psikolojik dayanıklılığın aile uyumu alt boyutu arasındaki ilişki, sağlıklı bireylerdekinden farklılaşmaktadır.

PB 02
Depresif Bozuklukta Afektif Mizaç ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki Çocukluk Çağı Travması Olan ve Olmayan Olgularda Farklı Mıdır? Duru Gündoğar*, Sermin Kesebir**, Yeliz Banu Küçüksubaşı**, Elif Tatlıdil Yaylacı** *Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, majör depresif bozukluk tanılı olgularda efektif mizaç ile dayanıklılık arasındaki ilişkinin çocukluk çağı travması olan ve olmayan olgularda farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Majör Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Çocukluk çağı travmasının (ÇÇT) varlığı Erken Travma Anketi ile belirlenmiştir. Bulgular: MDB olgularında psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki bulunurken, ÇÇT olan olgularda psikolojik dayanıklılık ile depresif mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik alt boyutu ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki saptanırken, gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif mizaç arasında ÇÇT olmayan olgularda orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki saptanırken, ÇÇT olan bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile depresif mizaç arasında çocukluk çağı travması olan grupta orta derecede bir ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Çocukluk çağı travması olan ve olmayan depresif olgularda mizaç ve dayanıklılık arasındaki ilişki birbirinden farklılaşmaktadır.

PB 03
Bipolar Bozukluk Hastalarında Beyin Kökenli Nörotrofik Faktör (Bdnf) Geni Val66met Ve Val66val Polimorfizmi İle Hastalık Özellikleri Ve Obsesif Kompulsif Belirti İlişkisi Ekrem Hasbek*, Serap Erdoğan Taycan**, Aydın Rüstemoğlu**, Feryal Çelikel**, İlker Etikan** *Sivas Devlet Hastanesi, Psikiyatri Kliniği **Tokat Gaziosman Paşa Üniversitesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmada Bipolar Bozukluk (BB) hastalarında beyin kökenli nörotrofik faktör (brain- derived neurotrophic factor=BDNF) geni val66met ve val66val polimorfizmi ile hastalık özellikleri ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre BB tanısı alan 106 gönüllü hasta dâhil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Hastalık Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulandı. Hastaların venöz kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmış, elde edilen DNA’lar kullanılarak PCR-RFLP yöntemi ile BDNF gen polimorfizmine bakılmıştır. İstatistiksel değerlendirme SPSS 19.0 versiyonu ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamıza alınan 106 hastanın 28’i (%26) BDNF val66met polimorfizmi taşırken, 78 hasta (%74) BDNF val66val polimorfizmi taşıyordu. Alel sıklıklarına baktığımızda met aleli (%13), val aleli ise (%87) oranında bulunmaktaydı. Hastalık belirtilerinin başlangıç yaşı karşılaştırıldığında val66met grubunda 28,11±11,09 iken val66val grubunda 23,88±8,93 yaş olarak tespit edildi ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p=0.047). İki grup antidepresan ile tetiklenen manik atak varlığı açısından karşılaştırıldığında, val66met grubunda val66val grubuna göre daha fazla sayıda hastada antidepresan ile manik atak tetiklendiği görüldü ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark mevcuttu (x²= 5,797, p=0,029). Bunlar dışında çalışmada incelenen diğer hastalık özellikleri açısından bir fark belirlenemedi. Her iki gruptaki OKB eştanı yüzdeleri, MOKSL toplam ölçek ve alt ölçek puanları, BDÖ ve BAÖ puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızın sonucunda 78 hastada BDNF val66val, 28 hastada ise val66met polimorfizmi olduğu belirlendi, literatürdeki beyaz ırkta yapılan çalışmalarla genel olarak uyumluydu. Val66val grubundaki hastalarda BB başlama yaşının val66met grubundakilere göre daha erken olduğu ve val66met grubundaki hastalar arasında antidepresan ile tetiklenen mani atağına istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha fazla rastlandığı belirlendi. Bu iki duruma ilşikin olası sebepler tartışıldı. KAYNAKLAR 1.Tsai SJ. Is mania caused by overactivity of central brain-derived neurotrophic factor? Med Hypotheses. 2004; 62: 19-22. 2.Hong CJ, Association study of a brain-derived neurotrophic-factor genetic polymorphism and mood disorders, age of onset and suicidal behavior. Neuropsychobiology.

PB 04
Bipolar Bozukluğu Lityum, Valproik Asit Ya Da Atipik Antipsikotik Monoterapisi İle Remisyonda Olan Hastaların Bilişsel İşlevleri Vesile Şentürk Cankorur (1) ,Hilal Demirel(2), Sibel Çakır(3),Sermin Kesebir(4),E.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest (3)İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (4)Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Bipolar bozukluktaki bilişsel işlev kusurlarının ötimik dönemlerde de mevcut olduğuna işaret eden çalışmalar vardır, ancak bunların ne kadarının ilaç yan etkisi olduğu tam olarak bilinmemektedir. Daha önceki çalışmamızda, lityum (Li) ya da valproik asit (VPA) monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştu. Bu çalışmada, atipik antipsikotik (AP) monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek, bilişsel işlevler ve bilişsel işlevler üzerindeki olası ilaç etkileri incelenmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I ya da II tanısı ile izlenen, en az bir aydır remisyonda olan, Li (n=28), VPA (n=25) ya da atipik AA (n=38) monoterapisi uygulanan 86 ötimik erişkin hastadan oluşmaktadır (30 erkek, 56 kadın). Bu örneklem grubunda psikomotor hız, dikkat, bellek, görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevler değerlendirilmiştir. Ortalama yaş 36.6 ±12.2, eğitim süresi 12.4 ±3.9 yıl, monoterapi süresi 10.25 ± 18.93 ay, Hamilton Depresyon Ölçeği puanı 3.31 ±3.67, Young Mani Değerlendirme Ölçeği puanı 1.31 ±2.43 olarak bulunmuştur. Bulgular: Li grubu ile VPA grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmadı. Antipsikotik grubunda işlem belleği performansı Li grubuna (WAIS-R Aritmetik 11.75 ± 4.07’ye 8.71 ± 3.31, p =0.01), görseluzaysal beceri ise VPA grubuna (WAIS-R Küplerle Desen 30.25 ± 6.82’ye 22.29 ± 10.16, p =0.005) göre daha düşük bulundu. Tartışma: Daha önce gerek duygudurum dengeleyici gerekse AP ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. Bu çalışma, AP’lerin bilişsel işlevler üzerinde olumsuz etkileri de olabileceğine işaret etmektedir. Bu hipotez izlem çalışmalarıyla ele alınmaya değer olabilir. Anahtar Kelimeler: Atipik antipsikotik, bilişsel işlevler, bipolar bozukluk, duygudurum

PB 05
Multiple Skleroz Öncesinde Bipolar Bozukluk: Bipolar Bozukluk Nörolojik Temelli Bir Hastalık Olabilir Mi? Tuğba Kara*, Özlem Girit Çetinkaya*, Ayşe Fulya Maner*, Belma Doğan Güngen** *Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Özet: Multiple sklerozda nöropsikiyatrik belirtiler oldukça yaygındır. Multiple sklerozda psikiyatrik belirtilerin varlığı hastalığın klinik olarak ilk ortaya koyulduğu zamandan beri bilinmesine rağmen bu konu son 20 yıldır daha ayrıntılı çalışılmaktadır. Multiple skleroz ile bipolar bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozuklukları, öfori, kişilik bozuklukları gibi komorbid psikiyatrik bozukluklar bulunmaktadır. Multiple sklerozda görülen psikiyatrik bozukluklar hastaların ailelerinde, işlerinde ve sosyal hayatlarında bozulmalara yol açmakta, hayat kalitesini düşürmekte ve multiple sklerozun neden olduğu fiziksel yetersizlik majör depresyonun nedeni olabilmektedir. Multiple skleroz ile birlikte ortaya çıkan majör depresyon multiple sklerozun tedavi rejimine uyumu azaltmaktadır. Multiple Sklerozda bipolar bozukluk tahmin edildiğinden daha sık görülmektedir. Multiple Sklerozda görülen bipolar bozukluğun etyolojisine dair çalışmaların sayısı sınırlıdır ve bu çalışmalarda genetik etkiler, ilaçların yan etkileri ve beyin demiyelinizan lezyonlara odaklanılmıştır. Bu makalede bipolar bozukluğun eşlik ettiği bir multiple skleroz olgusu sunulmuştur. Multiple Skleroz ile bipolar bozukluk ve majör depresyonun komorbid olduğu vakalarda manyetik rezonans görüntülerinin özellikleri, majör depresyon ve bipolar bozukluk’ un etiyolojisi ve multiple skleroz için uygulanan tedavinin nöropsikiyatrik etkilerini tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: multiple sclerosis, bipolar disorder, manyetik resonans görüntüleme

PB 06
Bipolar Bozukluk Tanılı Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Mizaç Özelliklerinin Karşılaştırılması Ve Kliniğe Yansımaları Aylin Elri Arslan*, Feryal Çam Çelikel**, Serap Erdoğan Taycan**, İlker Etikan**** *Giresun Devlet Hastanesi, Psikiyatri Bölümü **Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ***Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıp Bilişimi AD
Amaç: Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların mizaç özelliklerini belirlemek, klinik özelliklerle, işlevsellik ve dürtüsellik düzeyleri ile ilişkisini araştırmak ve yanı sıra ailedeki mizaç özellikleri ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Hipotezimiz, hastaların kendi mizaç özellikleri ile ailesindeki bireylerin mizaç özellikleri arasında bir ilişkinin bulunabileceği, hastalardaki baskın mizaç özellikleri ile dürtüsellik düzeyleri arasında doğru, işlevsellik düzeyleri arasında ise ters yönde bir ilişkinin kurulabileceği yönündedir. Yöntem: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı konan ve halen remisyonda olan 60 hasta ve bu hastaların 60 sağlıklı birinci derece akrabaları dahil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Tıbbi Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I), afektif mizacı değerlendirmek için Memphis, Pisa, Paris ve San Diego Mizaç Değerlendirme Anketi Türkçe formu/MPPS-MD (TEMPS-A) anketi ve Bipolar Bozuklukta İşlevsellik Ölçeği (BB-İ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği, 11. versiyon (BIS-11) uygulandı. Bulgular: Bulgularımıza göre depresif mizaç kadınlarda daha sıktı; siklotimik mizaç erken hastalık başlangıç yaşı, sinirli mizaç ise psikotik özellikli atak varlığı ile ilişkiliydi. En çok depresif ve endişeli mizacın işlevselliği bozduğu; hipertimi dışında tüm mizaç özelliklerinin genel anlamda dürtüsellik düzeylerini arttırdığı; motor dürtüselliğin tüm mizaç özellikleri ile dikkatle ilişkili dürtüselliğin ise depresif, siklotimik ve hipertimik mizaç ile ilişkili olduğu gözlendi. Hasta yakını grubunda en az bir baskın mizacı olan 29 hasta (%48) vardı. 15 kişide (%25) baskın mizaç depresif, 5 kişide (%8,3) sinirli, 4 kişide (%6,7) endişeli, 3 kişide (%5) siklotimik, 2 kişide (%3,3) hipertimik mizaca rastlandı. Hasta ve hasta yakınları arasında yalnızca hipertimik mizaç (t=4,00, p=0,001) ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Tartışma: Bulgularımız, bipolar bozukluk hastalarının ataklar arası iyilik dönemlerinde bile afektif değişimler yaşadığını ve hatta bu mizaç düzensizliklerinin etkilenmemiş akrabalarında da gözlendiğini ortaya koymakta ve bipolar bozukluğun gelişiminde hipertimik mizacın ailesel, olasılıkla kalıtsal, temelini doğrulamaktadır.

PB 08
Depresyon Hastalarında Kişilik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Bengü Yücens, Mehmet Hakan Türkçapar, Erkan Kuru, Yasir Şafak, Mehmet Emrah Karadere Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: Kişilik özellikleri, psikiyatrik rahatsızlıkların tanısının konması ve tedavisi için önemli faktörlerden biridir. Literatürde depresyon hastalarında komorbid kişilik bozukluğunun kötü prognozla ilişkilendirilmesi hastalığın seyri ve tedavi sürecinde kişilik özelliklerinin etkili olduğunu düşündürmektedir. Depresyon hastalarında kişilik bozukluğu oranlarının sağlıklı kontrollere göre daha yüksek olduğu ile ilgili bir çok literatür bulunmaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız da depresyona eşlik eden kişilik özelliklerini tespit etmektir. Yöntem: Çalışmaya, Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne başvuran; DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre Major Depresyon tanısı almış 30 hasta ve 31 sağlıklı kişi alınmıştır. Hastalara SCID-I, Sosyodemografik veri formu, Kişilik İnanç Ölçeği-Kısa Form (PBQ-STF) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 61 hastanın 30’u depresyon, 31’i kontrol grubuna alındı. Çalışmaya katılanların 32’si erkek, 29’u kadındı. Her iki gruptaki kadın erkek oranları birbirine benzerdi. Hastalara uygulanan PBQ sonucunda depresyon hastaları ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; bağımlı (p=0.001), pasif agresif (p=0.001), obsesif kompulsif (p=0.004), antisosyal (p=0.001), paranoid (p=0.002), borderline (p=0.001), çekingen (p=0.001) kişilik alt ölçek puanları depresyonu olan grupta kontrol grubuna oranla daha yüksekti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Buna karşın her iki gruptaki narsisistik (p=0.513), histrionik (p=0.300), şizoid (p=0.043) kişilik alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Tartışma ve Sonuçlar: Elde edilen veriler sonucunda depresyonu olan hastalarda çekingen, bağımlı, obsesif kompulsif, antisosyal, borderline kişilik özellikleri literatürle uyumlu olarak daha yüksek oranda tespit edilmiştir. Paranoid ve histrionik kişilik özelliği ile ilgili sonuçlar literatürden farklılık göstermekle birlikte ve şizoid kişilik özelliklerine ilişkin veriler değişkendir. Depresyona eşlik eden kişilik özelliklerinin tespit edilmesi, hastalığın tanısının netleştirilmesi, tedavi sürecinin daha sağlıklı yürütülmesine yardımcı olacaktır.

PB 09
Erişkin Bipolar Ve Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğunun Nöropsikolojik Açıdan Karşılaştırılması Neslihan Levent *, Selim Tümkaya**, Figen Çulha Ateşçi**, Halide Tüysüzoğlu***, Nalan K.Oguzhanoglu**, Gülfizar Varma** Osman Özdel** *Kumluca Devlet Hastanesi **Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD ***Kastamonu Devlet Hastanesi
Bipolar ve Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu(DEHB)olan hastalarda aşırı konuşma, hareketlilik, dikkatsizlik, dürtüsellik gibi örtüşen belirtilerin olması ve yüksek eştanı oranları bu iki hastalığın birbirleri ile bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir 1. Çalışmamızın amacı, bipolar ve DEHB’li erişkin hastaların nöroanatomik değişikliklerin bir yansıması olarak düşünülebilecek nöropsikolojik bulgularını kontrol grubu ve kendi aralarında karşılaştırarak, bu iki bozukluk arasındaki olası patofizyolojik ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya 66 bipolar bozukluk tanılı hasta, 62 Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanılı hasta ve 58 sağlıklı kontrol alındı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Hamilton Depresyon, Young Mani Derecelendirme Ölçeği, Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi SCID-I, Turgay’ın Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Değerlendirme Ölçeği, Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve Nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Yaş, eğitim seviyesi ve cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (sırasıyla p=0.07, p=0.34, p=0.7). Gruplar Wisconsin kart eşleme testi kurulumu sürdürmede başarısızlık dışında tüm nöropsikolojik testlerin alt testlerinde anlamlı farklılıklar bulundu (p=0.000- p=0.018). İkili karşılaştırmalar yapıldığında bipolar hastalar sayı dizisi, sözel bellek süreçleri testi, Wisconsin kart eşleme testi (WKET) ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre daha kötü performans gösterdi. DEHB’li hastalar ise stroop test ve sözel bellek süreçleri testinin tutarsızlık alt testinde kontrollerden daha kötüydü. Bipolar bozukluklu hastalar DEHB li hastalardan Stroop testi dışındaki tüm testlerde genel olarak daha kötü performans gösterdiler. Buradan yola çıkarak bipolar bozukluklu hastaların dikkat açısından DEHB hastalarına benzer bozukluklar gösterdiği fakat sözel bellek ve yürütücü işlevler alanlarında daha kötü performanslara sahip olduğu söylenebilir.

PB 10
Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastaların Demografik Ve Klinik Özellikleri Hidayet Ece Arat, Başak Bağcı, Onur Ulaş Ağdanlı, Havva Afşaroğlu, Ebru Onrat, Ayşegül Özerdem, Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş: Bipolar Bozuk (BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. Uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri hastalık epizodlarının yinelemelerini önleme, işlevselliği artırmada önem taşımaktadır. Hastaların özelleşmiş polikliniklerde izlenmesi tedaviye katılımlarını artırmaktadır. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak demografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü, BB Polikliniğine başvurmuş olan hastalar alınmıştır. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin Probel veri tabanı incelenerek, hastaların yaş, cinsiyet, tanı, son klinik durum, kullandığı ilaç tedavileri değerlendirilmiş; verilerin istatistiksel analizleri SPSS 15.0 ile kategorik değişkenler için Ki-Kare, sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis testleri uygulanarak yapılmıştır. Bulgular: Hastaların tanı dağılımları; BB Tip-1 %58.9, BB Tip-2 %3.8, manik kayma %5.7, Şizoafektif Bozukluk % 2.5, madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluğu % 0.8, Siklotimik Bozukluk % 0.3, BB tanısı olup alt tipi belirlenememiş hasta oranı %28.1 idi. Tüm hastaların yaş ortalaması 42.91±14.01 idi. Tanı alt gruplarının yaş ortalamaları farklı değildi (p=0.063). Hastaların % 61.3’ü kadın, %38.7’si erkekti. Hastaların cinsiyet dağılımları tanılarına göre farklı değildi (p=0.094). Hastaların %57.2’si lityum, %48.2’si valproat, %64.9’u atipik antipsikotik kullanıyor, %1.6’sı ilaçsız izleniyordu. Duygudurum dengeleyici (DDD) monoterapi %20.7, ikili DDD % 6.5, üçlü DDD % 0.3, tek DDD ve antipsikotik kullanımı %39.2, ikili DDD ve antipsikotik kullanımı %15.3, üçlü DDD ve antipsikotik kullanımı % 0.3, bir veya daha fazla antipsikotik kullanımı %3, DDD ile birlikte antipsikotik ve antidepresan kullanımı %7.6, DDD ve antidepresan kullanımı %4.9 idi. Sonuç: Hastaların % 3.8’i BB Tip 2 tanısı ile izlenmektedir. Bu bulgu, literatürde tanımlanmış olan %10- 15’lik oranın altındadır. Bu durum çalışmanın retrospektif olması, alt tipi belirlenemeyen hasta grubunun fazla sayıda olması ya da BB Tip 2 tanısının gözden kaçırılıyor olmasıyla ilişkili olabilir.

kadın. Günümüzde psikofarmakoloji alanında hızlı ilerlemelere rağmen özellikle dirençli olgularda EKT halen etkili bir tedavi olarak uygulanmaktadır. lityum 600 mg/gün tedavisi başlandı.PB 11 Akut Manide Elektrokonvulsif Terapi Ne Zaman Yapılmalı? Ömer Faruk Uygur. Psikiyatri AD Giriş: Elektrokonvulsif terapi (EKT) 1938 den buyana duygudurum bozukluklarınıda içeren birçok psikiyatrik bozukluğun tedavisinde güvenle uygulanmaktadır. aşırı öfkeliliği olması üzerine getirdi. İlk ruhsal muayenesi: Kendine olan ilgi ve bakımı azalmış. Yatışının 6. Bu yazıda bir olgu üzerinden akut manik epizotta EKT’nin yeri tartışılmıştır.o. Tartışma: Elektrokonvulsif terapi klinik pratikte özellikle katatonik tip şizofreni. Uykusu düzeldi. Görsel varsanıları mevcuttu. Özellikle psikotik belirtilerin yüksek olduğu ve agresyonun yüksek olduğu durumlarda EKT tedavisi düşünülmelidir. ilaçlarını almaya başladı ve tedavi için işbirliği kurdu. çalışmıyor. 6. ilaç alımını reddetmesi üzerine hastaya EKT yapılması planlandı. Düşünce akışı hızlı. görüşmeyi reddediyor. psikotik düşünceleri kayboldu. 42 yaşında. Gününde yüksek dozlarda antipsikotik uygulanmasına rağmen süreğen ve şiddetli ajitasyonunun olması. özkıyım riski yüksek major depresyon ve bipolar depresyon ve postpartum psikotik bozukluklarda ilk seçenek tedavi olarak düşünülse de akut manideki yeri tartışmalıdır. . Olanzapin 15mg/gün p. psikotik düşüncelerinin devam etmesi. EKT’ye yanıt oranı tedaviye dirençli olgularda yaklaşık %60-70 olarak bildirilmiştir. İlaç alımını kabul etti. Ailesi acil servise garip davranışları. Hasta psikotik belirtili manik epizod tanısı düşünülerek psikiyatri kliniğine yatırıldı. Olgu: A. Bilge Burçak Annagür Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi. karnında 11 bebek olduğunu söylüyormuş.EKT sonrasında psikotik belirtilerinde ve ajitasyonunda azalma oldu. Hastaya Zuclopentiksol depot 200 mg yapıldı. Psikomotor ajitasyonu mevcuttu. Bu belirtilerin ön planda olduğu hastalarda zaman kaybetmeden ilk seçenek olarak EKT uygulaması yapılabilir. Gebe olduğunu. düşünce içeriğinde evli ve hamile olduğuna yönelik delüzyonel düşünceleri vardı. üniversite mezunu.K. hasta olmadığını düşünüyordu. Duygulanımı öfkeli. bekâr. Hastanın acil servise getirilmeden önceki 3 gün evdeki tüm eşyaları çöpe atma şeklinde garip davranışları. uykusuzluğu. Hastanın nörolojik muayenesi ve beyin MR görüntüsü normaldi. Bizim sunduğumuz olguda EKT ile hızlı düzelme saptanmıştır. oldukça ajite. aşırı sinirliliği. uykusuzluğu olmuş. konuşmaları. Hastaya gün aşırı 8 kez EKT uygulandı. Bu olguda antipsikotik tedaviye yanıt alınamayan ve EKT ile hızlı düzelme gösteren psikotik belirtili akut manik epizot geçiren bir hasta sunulmuştur.

folat ve B12 vitamini desteğinin antidepresanlara yanıtı arttığı gösterilmiştir. p=0. p=0.89). kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 1440 hastadan oluşturulmuştur. p=0. iki uçlu. p=0.30) tanılı hastaların B12 VİTAMİNİ vitamini ortalamaları kontrol grubundan (343. Anahtar kelimeler: depresyon.B12 Vitamini Ve Folat Düzeyleri Yaprak Çilem Yalçın Arslan.0001ve p=0.3’ü kontrol grubunu (s=1440) oluşturmuştur. %4’ü iki uçlu depresyon (s=71). Kadınlarda sadece folik asit ortalamaları tekuçlu depresyonda (7.59±3.34) folat ortalamaları ise kontrol grubundan (8. Özellikle tek uçlu kadın depresif hastalarda folat düşüklüğün saptanması önemlidir. Hasta ve kontrol grubunun.085). post-hoc Bonferroni.0001. p=0. B12 vitamini ve folat düzeyleri yaş ile pozitif bağıntılı idi. ikiuçlu depresyonda(7.67±4. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Folat ve B12 vitamini eksiklikleri duygudurum bozuklukları.7’si (s=260) tek uçlu. Tek uçlu (405.95±240. folat. Nefize Yalın. Depresyonda. bilişsel bozukluklar gibi birçok nöropsikiyatrik hastalığın patogenezinde rol oynar.52±4. B12 vitamininin beklenenin aksine depresyon hastalarında daha yüksek saptanması kliniğimizde B12 vitamini hızlı saptanarak replase edilmesi ile ilişkili olabilir. Hasta grubu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi’ne son beş yıl içinde iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanısı ile yatarak tedavi edilmiş.73) daha yüksekti (ANOVA.97±195.08) ve iki uçlu depresyon (439.0001).98±288. Ayşegül Özerdem.58) farklı değildi (Bonferroni.17±4. %81. p=0.67±4.003). B12 vitamini .0001. Bazı klinik çalışmalarda.091). Üç grup arasında ortalamaları farklı bulunmamıştır (ANOVA.28) düşüktü (ANOVA.003 ve p=0. kontrollerden düşükken (Bonferroni.13) ve iki uçlu depresyon tanılı hastaların (7. B12 vitamini ve folat değerleri hastanenin merkez laboratuarının veri tabanından sağlanmıştır. p=0. Bulgular: Çalışma grubunun %14. Bu çalışmanın amacı iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanılı hastaların atak sırasında ölçülen B12 vitamini ve folat düzeylerini birbirleriyle ve kontrol grubuyla karşılaştırmaktır. 19-82 yaşları arasındaki 331 hastadan. post-hoc Bonferroni. Tek uçlu (7.002). Tekuçlu ve ikiuçlu depresyonda B12 vitamini ve folat ortalamaları farklı değildi. plazma folat düzeyleri düşük ve homosistein düzeyleri yüksek bulunmuştur. Yöntem: Çalışma geriye dönük bir çalışmadır. Sonuç: Hem iki uçlu hem de tek uçlu depresyonda serum folat düzeyinin kontrol grubundan düşüklüğü literatür ile uyumludur.PB 12 Tek Uçlu Ve İki Uçlu Depresif Bozukluk Tanılı Hastalarda. B12 vitamini ve folat değerleri normal dağılımda olmadığı için logaritmik transformasyon değerleri karşılaştırılmıştır.

erkek olgunun 2010 yılı ocak ayında bir şirkette staj yapmaktayken mutsuzluk. ailesinin ve kendisinin zarar göreceği yakınmaları başlamıştır. Patel A. Folie a deux in bipolar affective disorder: a case report. Paylaşılmış psikotik bozukluk tanısıyla psikiyatri servis yatışı yapılan hasta Şizofreniform bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk tanıları ile taburcu edilmiştir. Deniz Ceylan. şirketin adamlarının kendisini takip ettiği. Bu sürede olgunun internet aracılığıyla yakın iletişimde olduğu annesinde benzer düşünceler başlamıştır. Kaynaklar: 1. Annals of general Psychiatry 2006. Arnone D. Bu sunumda. The nosological significance of Folie à Deux: a review of the literature. Tan GM .PB 13 Paylaşılmış Psikotik Belirtilerle Başlayan İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu Güneş Şayan Can. 6: 162–165. isteksizlik. 5:11. . Olgu: 23 yaşında. hastalığın tanısını zorlaştırmış ve geciktirmiş olmasıdır. Bipolar Disord 2004. Arnone D. uzun dönem izleminde tanısı İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiş bir paylaşılmış psikotik bozukluk olgusu tartışılacaktır. ilk psikiyatrik başvurusunda şizofreniform bozukluk tanısı almış. Tartışma: İki Uçlu Duygudurum Bozukluğunda paylaşılmış psikotik belirtilerin ortaya çıkışı nadir görülen bir durumdur. 2. Berna Binnur Akdede. Tunç Alkın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Paylaşılmış psikotik bozukluk (Folie a deux) ender görülen ve sıklıkla şizofreni hastalarında tanımlanan klinik bir sendromdur. Patel AS. Dikkat edilmesi gereken husus hastalığın ilk ortaya çıkışında görülen bu durumun. paylaşılmış psikotik bozukluk olgularının klinik izleminde ve ayırıcı tanısında duygudurum bozukluklarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Ryan W. Bu olgu. staj yaptığı şirkete zarar ettirdiği. Ayaktan izlemi yapılan olgunun tanısı 2 yılın sonunda İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiştir.

Zwi. Dünya Sağlık Örgütünün 2002 yılında yayınladığı rapora göre 15-44 yaş arası ölüm nedenleri içinde intihar dördüncü sırada yer almıştır (3). Ciddi bir halk sağlığı problemi olup Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl bir milyondan fazla insan intihar etmektedir ve dünyada yaşanan ölümlerin %2’si intihar nedeni iledir (1). Mahmut Bulut. R. Sonuç olarak Şanlıurfa ilinde intihar girişimi ayrıntılı olarak ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Issue 6. En sık intihar şeklinin yüksek doz ilaç alma olduğu tespit edildi. Kaynaklar: 1. borderline kişilik özellikleri. Chloe A. World report on violence and health. Buettner A.8) 16-24 saatleri arası gerçekleştirildiği görüldü. Mehmet Güneş. Tıp Fakültesi. En sık intihar nedeni ise aile içi sorunlar olarak bildirilmişti (%37. 15-24 yaş aralığında olması bu bölgede aile içi sorunların intihar girişimeri için önemli bir risk faktörü olduğunu düşündürmektedir. Geneva: World Health Organization . B. İntihar girişimlerinin yaklaşık yarısının (%49. J. Volume 32. Sonuç: Araştırmamızda Şanlıurafa’da bir devlet hastanesi acil servisine intihar nedeni ile yapılan başvuruların büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğu görülmüştür. Hamza.injury and suicidal behavior: A review of the literature and an integrated model Review Article Clinical Psychology Review. August 2012. Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi Amaç: İntihar istemli olarak kişinin yaşamına son vermesidir. Dahlberg. Genetics of suicide. 78 (%22)’i erkekti. 2. Depresyon.. & Lozono. 11: 336-51. Zill P..Bondy B. Mehmet Cemal Kaya. L. (2002).9). Bulgular: 2011 yılı içinde hastane acil servisine 227 kişinin suisid girişimi nedeni ile başvurduğu anlaşıldı. impulsivite gibi intihar açısından risk oluşturan nedenler arasında aile içi sorunların da bulunduğu daha önceki çalışmalarda bildirilmiştir (2).PB 14 Şanlıurfa’da Bir Devlet Hastanesi Aciline İntihar Nedeniyle Başvuruların Değerlendirilmesi Abdullah Atli. Klinik ve fenomenolojik özellikleri kaydedildi ve incelendi.. Mol Psychiatry 2006. Bunların 177 (%78)’si bayan. L. Teena Willoughby Examining the link between nonsuicidal self. A. fiziksel-cinsel travma.). Krug. Stewart. G. Bireylerin tıbbi kayıtlarına ulaşıldı. Aytekin Sır Dicle Üniversitesi. Hastaların %57’si 15-24 yaş aralığındaydı ve %51’i evliydi. Sever Beşaltı. (Eds. Pages 482-495 3. Bu çalışmada amacımız Şanlıurfa ilinde intihar girişimi nedeni ile acil servise başvuran hastaların özelliklerini ortaya koymaktır.. Yöntem: Türkiye’nin güneydoğu illerinden Şanlıurfa ilindeki iki hastaneden küçük olan Balıklıgöl Devlet Hastanesi acil servislerine suisit girişimi nedeniyle başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi. E. A. Shannon L. Başvuruların yarısından fazlasının evli olup. Mercy. Yasin Bez.

PB 15
Nitratların Anksiyete Ve Depresyon Oluşturmaya Etkileri Var Mı? Yuksel Kıvrak*, Adnan Özçetin**, Yelda Yenilmez*, Yusuf Ersan*, Ahmet Ataoğlu** *Kafkas Ü. Tıp Fakültesi ** Düzce Ü. Tıp Fakültesi
Amaç: Gıdaların korunma ve saklanması için yaygın olarak kullanılan nitrat ve nitritler methemglobinemiye yol açmakta ve kanda O2 taşınmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca nitrit skonder aminlerle reaksiyona girer ve nitrozaminler oluşur. Bunların ise kanserojenik, mutajenik, teratojenik özellikleri vardır(1)(2). Bununla beraber dışardan alınan nitratların depresyon ve anksiyete üzerindeki etkileri yeterince aydınlatılmamıştır. Bu çalışmanın amacı nitratın, nitrat ve C vitamininin farelerde oluşturulmuş depresyon ve anksiyete modeli üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 30 tane 4 aylık, erkek, sağlıklı 30,8 ± 1.18 g ağırlığında Swiss albino cinsi fareler alındı. Fareler random olarak üç gruba ayrıldı. Sırasıyla izotonik (NaCl), NaNO2 100 mg/kg/gün, VitC 10 mg/kg/gün + NaNO2 100 mg/kg/gün olacak şekilde 90 gün boyunca oral olarak verildi. Açık alan (open-field) testi ve kuyruktan asma testi uygulandı. Bulgular: NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fareler NaCl verilen (kontrol grubu) farelerle açık alan testi (kaşınma, kare, şahlanma ve dışkılama) ve kuyruktan asılma (immobilizasyon) testi açısından karşılaştırıldı. Hayvan modellerinde anksiyete benzeri durumun belirlenmesinde kullanılan açık alan testinde gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunamadı. Depresyon modeli olan kuyruktan asılma testinde immobilizasyon süresi kantrol, NaNO2,Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplarda sırası ile (ortalama±standart hata) 95.80±12.98, 147,33±14.05, 160,80±14.01 olarak ölçüldü. ANOVA testinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.005). Çoklu karşılaştırma (LSD) testinde ise kontrol grubu ile NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fare grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (sırayla p=0.014 ve p=0.002), (Tablo 2). Ancak NaNO2 ile Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplar arasında ise istatistiksel fark yoktu (p=0.497). Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda nitritin fare kuyruktan asma testi depresyon modelinde hareketsizlik süresini artırdığını, depresyona sebeb olabileceğini, vit C uygulamasının yeterince koruyucu olamayabileceğini bulduk. Askorbik asitin nitrit ve nitrozamine bağlı genotoksisiteyi ve sitotoksisiteyi azaltmaktadır(3). Depresyon modelinde etkilememesinin sebebi farklı dozlarda uygulamayı yapmamamız olabilir. Çalışmamızda elde edilen sonuçların genelleştirilebilmesi için geniş ölçekli çalışmaların uygun olabileceğini düşünmekteyiz. Kaynaklar 1. Connolly D, Paull B. Rapid determination of nitrate and nitrite in drinking water samples using ion-interaction liquid chromatography. Analytica chimica acta. 2001;441(1):53–62. 2. Roberts TA, Dainty RH. Nitrite and nitrate as food additives: rationale and mode of action. Ellis Horwood

PB 17
İntihar Davranışında Tiroid Fonksiyonları Gazi Unlu, Mustafa Alper, Emre Aydemir, Abdullah Bolu, Murat Erdem, Mehmet Ak GATA Psikiyatri AD
Giriş: İntihar davranışının, genellikle umutsuzluk, engellenmiş istekler, baş edilemeyen stres veya çaresizlik gibi hislere karşı tepkisel olarak ortaya çıktığı bilinmektedir (1). İntihar eden veya intihar girişiminde bulunan kişilerin %94’ünde en az bir ruhsal hastalık bildirilmektedir (2, 3). Troid fonksiyonlarının insan davranışlarını belirgin bir biçimde etkiledikleri bilinmektedir. Hipertiroidi hastalarda anksiyete, gerginlik, irritasyon ve labil duyguduruma neden olurken hipotoidi depresif semptomlara neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışmadaki troid fonksiyonlarının intihar davranışı üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: GATA Psikiyatri kliniğinde intihar girişimi nedeni ile yatırılan 50 hastanın klinik verileri incelendi. Hastaların tiroid fonksiyonlarını gösteren biyokimyasal testleri incelendi. Bu sonuçlar sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş, değişkenler arasındaki farkların anlamlılık oranları, cinsiyete göre dağılımlar elde edilmiş ve tartışılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 25.83±5.89’di. Kontrol grubunun yaş ortalaması 26.46±6.54’tü. Hastaların T3 seviyeleri 3.27±0.24 kontrol grubunun ise 3.29±0.58’di. Hastaların T4 seviyeleri 0.86±0.10, kontrol grubunun ise 1.17±0.22 idi. Hastaların T4 seviyelerinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü. Tartışma: Hastaların T4 seviyelerinin anlamlı şekilde düşük olması bu patolojinin depresif semptomlara neden olmasının getirmektedir. Bu konuda yapılacak geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Kaynaklar: 1) Karamustafalıoğlu O, Özcelik B, Bakım B, Ceylan YC, Yavuz BG, Güven T, Gönenli S. İntiharı öngörebilecek bir araç: Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2010; 23:152-157. 2) Roy A, Psychiatric Emergencies: In Sadock BJ, Sadock VA (editors). Comprehensive Textbook of Psychiatry. Seventh edition, Baltimore: Lippincott Williams & Wilkins, 2000, 2031- 2040. 3) Bolu A, Doruk A, Ak M, Özdemir B, Özgen F. Uyum Bozukluğu Olgularında İntihar Davranışı. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2012;25:58-62.

PB 18
İntihar Girişimi Nedeniyle Konsulte Edilen Olgularda Başa Çıkmatutumları Şükriye Boşgelmez Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: İntihar girişimi nedeniyle konsulte edilen olgularda başa çıkma tutumlarını belirlemek. Yöntem: 1Şubat 2008-31 Mart 2009 arasında intihar girişimi nedeniyle konsulte edilen 51 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik bilgi formu ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılarak veriler toplanmıştır. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U) kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Çalışmaya katılanların %84.3’ü (n=43) kadın, %15.7’si (n=8) erkekti. Yaş ortalaması 25.06±7.425 (aralık 17-44), çoğunluğu lise düzeyinde eğitim almıştı (n=20, %39.2). %45.1’i bekar (n=23); %41.2’si evliydi (n=21). %74.5’inde (n=38) daha önce girişim yoktu; 13 kişi ( %25.5) daha önce intihar girişiminde bulunmuştu. %62.7 ‘si (n=32) intihar girişimi öncesi tetikleyici bir olay bildiriyordu. En yüksek COPE puan ortalaması dini olarak başa çıkma (12.27±3.38), en düşük puan ortalaması şakaya vurma (6.92±2.80) maddelerindeydi. Hastaların %35.3’ü (n=18) major depresif bozukluk (MDB), %11.8 (n=6) depresif duygudurumu ile giden uyum bozukluğu tanısı aldı. Uyum bozukluğu tanısı alanlarla ve MDB tanısı alanlar arasında COPE puan ortalamaları arası fark yoktu. İntihar girişimi öncesi tetikleyici olay bildiren, MDB tanısı almayan hastalarla MDB tanısı alan hastaların ortalama COPE puanları karşılaştırıldığında tetikleyici olay bildiren ancak MDB tanısı almayan hastaların sorun odaklı başa çıkma tutumlarından olan yararlı sosyal destek kullanımı ve geri durma puanlarının daha düşük olduğu saptandı (sırasıyla p= 0.014, z=2.46; p=0.010, z=2.57). Tartışma: Daha önceki çalışmalar intihar girişiminde bulunan kişilerde sosyal desteğin önemini vurgulamaktadır. Stresli yaşam olayları karşısında sosyal desteğin kullanımı MDB tanısı olmayan kişilerde etkili bir başa çıkma tutumu olabilir.

PB 19
Bipolar Bozukluk I Tanılı Ötimik Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Tepki Ketleme Ceren Hıdıroğlu*, Ayşe Er*, Gizem Işık**, Deniz Ceylan***, Serhat Taşlıca*, Ayşegül Özerdem*,*** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimleri AD ** Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Amaç: Dürtüsellik artışı birçok psikiyatrik hastalıkta görülür. Tepki ketleme (response inhibition), artmış dürtüsellik göstergelerinden biridir. Bipolar bozuklukta dürtüsellik ve tepki ketlemede bozulma hastalık dönemlerinin yanı sıra ötimi döneminde bile sürmekte, hastaların sağlıklı akrabalarında da gözlenmektedir. Bu özellikleriyle bir endofenotip adayıdır. Tepki ketleme, değişen koşullarda, gerekli olmayan ve uygunsuz olan davranışın bastırılmasıdır. Stop-Sinyal(Dur Sinyali) testi, başlamış olan tepkinin bastırılmasını değerlendiren davranış temelli bir testtir. Bu çalışmada, bipolar bozukluk I tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında tepki ketleme davranışının, sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, 18–65 yaş arası, bipolar bozukluk I tanılı 20 ötimik hasta, 13 birinci derece akraba ve hastalar ile yaş, cinsiyet ve eğitim bakımından uyumlu 20 sağlıklı kontrol alınmıştır. Tepki ketleme davranışı StopSinyal(Dur Sinyali) Testi ile değerlendirilmiştir. Üç gruba ait, “doğruluk skorları” ve “stop sinyal tepki süresi(SSTS)” çok yönlü varyans analizi ile karşılaştırılmıştır. Doğruluk skorları kişinin “dur” ve “git” durumlarında ne kadar başarılı olduğunu gösterir. “Stop sinyal tepki süresi(SSTS)” ise kişinin tepki ketleme sırasındaki kontrolü hakkında bilgi vermektedir. Bulgular: Üç grup arasında yaş(p=0,85), cinsiyet(p=0,56) ve eğitim(p=0,51) bakımından fark görülmemiştir. Stop-Sinyal testinde “doğru git” deneme sayısı üç grup arasında farklılık göstermiştir(p=0,007). Bipolar hastalar, akrabalardan(p=0,043) ve sağlıklı kontrollerden(p=0,011) “git” denemelerinde anlamlı olarak daha az doğru basmıştır. “Git” denemelerinde basmama ya da geç kalma sayısı gruplar arasında farklılık göstermektedir(p=0,08). Bu farklılık bipolar hastaların, sağlıklı kontrollerden anlamlı olarak daha başarısız olmalarından kaynaklanmaktadır(p=0,006). Stop sinyal tepki süresinde(SSTS), 3 grup arasında anlamlı fark bulunmamasına rağmen(p=0,119), hastalarda(316,65± 20,58), akraba(298,22± 26,69) ve sağlıklı kontrollere(304,75± 29,49) göre uzama olduğu gözlenmiştir. 3 grup arasında “dur” denemelerindeki doğru cevap sayısı(p=0,666) ve “durlarda basma” sayıları arasında fark yoktur(p=0,561). Sonuçlar: Çalışmanın bulguları literatür ile uyumlu olarak, bipolar bozukluk tanılı hastaların sağlıklı kontrollere göre tepki ketleme sırasında başarısızlık yaşadıklarını göstermektedir. Stop sinyal tepki süresindeki(SSTS) uzama, önceki çalışmalarla birlikte değerlendirildiğinde, hastaların tepki ketlemedeki kontrolsüzlükleri ile açıklanabilir. Akraba grubunda hastalar ile benzer sonuçlar saptanmamıştır. Bu sonuç, tepki ketlemenin bipolar bozuklukta endofenotip adaylığı açısından olumsuz bir bulgudur. Katılımcı sayısındaki yetersizlik çalışmanın sınırlılığıdır.

P 20
Şizofren Hastalarda Baş ağrısının Değerlendirilmesi Hülya Güveli*,Bülent Bahçeci**, Serkan Kırbaş***,Çiçek Hocaoğlu**, Gökhan Kandemir**, Hatice Alibaşoğlu****, Fatmagül Çelik**, Murat Aslan**, Ayşe Köroğlu**, Selim Polat**, Çağdaş Yeloğlu** *İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü **Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Psikiyatri AD ***Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Nöroloji AD ****Rize Devlet Hastanesi
Amaç: Başağrısı birçok ruhsal bozukluğun seyri sırasında görülebilmektedir. Özellikle duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve somatoform bozukluklarla ilgili pek çok çalışmada bu durum bildirilmiştir (1,2). Şizofrenili hastalarda ise, başağrısı sıklığını araştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır (3,4). Biz çalışmamızda şizofrenli hastalarda sağlıklı grupla karşılaştırarak başağrısı ve hangi tip başağrılarının olduğunu araştırmayı amaçladık . Yöntem:101 hasta ve 89 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Hastalara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin, hastalığı ile ilgili bilgilerin ve başağrısı ile ilgili soruların yer aldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Şu anda ya da geçmişte başağrısı olduğunu ifade eden hastalar başağrısının değerlendirilmesi amacıyla nöroloji polikliniğine yönlendirildi. Burada bir nöroloji uzmanı tarafından başağrısının karakteri ve tipi değerlendirildi. Başağrısının sınıflandırılması için Uluslararası Başağrısı Sınıflaması (ICH- 2004) kullanıldı. Bulgular:Şizofrenli hasta grubunun %38.6’sı başağrısı tanımlarken, kontrol grubunda bu oran %37.1 olarak bulundu. Her iki grupta da en fazla gerilim tipi başağrısı (GTBA) görülmesine rağmen (hasta grubu=%31.7, kontrol grubu=%18) şizofreni grubunda GTBA kontrol grubundan anlamlı olarak daha fazla bulundu (p=0.045). Migren tipi başağrısı ise kontrol grubunun %11.2’sinde görülürken, hasta grubunun %2’sinde görülmekteydi (p=0.02). Şizofrenili hasta grubu kontrol grubuna göre başağrısı yakınmasını daha az dile getirmekteydi. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada şizofrenili hastaların normal populasyon kadar başağrısına maruz kaldığı, başağrısı yakınmasını normal topluma göre daha az dile getirdikleri sonucu elde edilmiştir. Bu konuda yapılacak geniş örneklemli çalışmalar ve oluşturulacak tedavi protokolleri şizofrenili hastaların yaşam kalitesinin artmasına da katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, başağrısı, migren Kaynaklar: 1. Kroenke K, Price RK. Symptoms in the community: prevalence, classification, and psychiatric comorbidity. Arch Intern Med 1993;153: 2474-2480. 2. Merikangas KR, Angst J, Isler H. Migraine and psychopathology: results of the Zurich Cohort Study of Young Adults. Arch Gen Psychiat 1990;47: 849-853. 3. Mehta D, Wooden H, Mehta S. Migraine and schizophrenia [Letter]. Am J Psychiat 1980;137:1126. 4. Kuritzky A, Mazeh D, Levi A. Headache in schizophrenic patients: a controlled study. Cephalalgia 1999;19: 725–727.

PB 21
Şizofreni Tedavisinde Antipsikotik Tedavide Güçlendirme Veya İlaç Değişimine Gidilen Hastalar Arasında Farklar Virginia L. Stauffer1,Haya Ascher-Svanum1,Alan J.M. Brnabic1,Anthony H. Lawson1, Bruce J. Kinon1,Peter D. Feldman1, Katarina Kelin1,Murat Altın2 1.Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Giriş: Şizofreni hastalarının tedavi optimizasyonları zor bir süreçtir ve genellikle hastanın mevcut tedavisinin güçlendirilmesi (augmentasyon) veya başka bir ilaca geçişten mi yarar göreceğini tespit etmek güçtür. Bu post hoc analiz antipsikotik tedavisi güçlendirilmiş veya başka bir ilaca geçilmiş hastaların sonuç ölçümlerini karşılaştırmaktadır. Yöntemler: Şizofreni tedavisinde oral antipsikotik ilaç alan erişkin hastalar 12 aylık, çok uluslu, gözlem çalışmasında (F1D-AY-B033) değerlendirilmiştir. Klinik ve işlevsellik sonuçları ilk tedavi ilacı değişiminde/güçlendirmede (bir sonraki değişiklikten 0-14 gün önce) değerlendirilmiş ve ilaç değişimi veya tedavi güçlendirilmesi yapılan hastalar birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Bu tür verileri olan az sayıda hasta bulunması nedeniyle bulguların yorumlanmasında etki büyüklüğü (ES) temel alınmıştır. Bulgular: İlaç değişimi verilerine 87 hastada (34 hastada güçlendirme; 53 hastada ilaç değişimi) ulaşıldı. Her iki grupta tedavi değişikliğinin birincil nedeni yetersiz yanıttı, fakat ilaç uyumu, ilaç değişimi yapılan grupta (%26.4 vs. % 8.8) daha belirgindi. Klinik şiddetteki değişimler, çalışma başlangıcından ilaç değişimine kadarki sürede benzer (Klinik Global İzlenim- Şiddet ölçeği) olmasına rağmen 12 maddelik Kısa Form Sağlık Anketi (SF-12) skorlarının fiziksel bileşeni ile ölçülmüş olan hastanın fiziksel iyilik hali tedavi güçlendirmesi yapılan grupta düzelmiş, fakat ilaç değişimi yapılan grupta kötüleşmiştir (tedavi güçlendirmesi: +7.71±11,98; ilaç değişimi: – 1,87±10,98; ES=0.85). Benzer olarak, ruh sağlığının belirlenmesinde kullanılan SF-12 ruh sağlığı bileşen skoru (tedavi güçlendirmesi: +2,41±13,64; ilaç değişimi: –1,08±9,98; ES=0.314) tedavi güçlendirmesi yapılanlan hastalarda iyileşirken ilaç değişimi yapılanlarda azalmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Durumu kötüleşen veya anlamlı iyileşme görülmeyen hastalar klinisyenleri başka bir antipsikotik ilaca geçmeye yöneltebilirken, klinisyenler hasta biraz iyileşme gösterdiğinde iyileşmeyi tedaviye başka bir antipsikotik ilaç ile güçlendirerek desteklemeye çalışmaktadır. Mevcut bulgular, şizofreni tedavisinde hekimlerin tedavi güçlendirmesine kıyasla başka bir ilaca geçiş konusunda belirttikleri nedenler ile uyumludur. Bu bulguların desteklenmesi için ileri çalışmalar yapılmalıdır.

PB 22
Olanzapin Uzun Etkili Enjeksiyon İle Tedavi Edilen Şizofreni Hastalarının Remisyon Oranları 1David P. McDonnell,1Holland C. Detke,1Chakib Battioui,1Hong Liu-Seifert,1Haya AscherSvanum,1Peter D. Feldman, 2Murat Altın 1. Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Amaç: Bu analiz Olanzapin uzun etkili enjeksiyon (OUEE) ile tedavi edilen şizofreni hastaları arasında uluslararası, uzun dönem, açık etiketli bir klinik çalışmada (clinicaltrials.gov numarası : NCT00320489) semptomatik remisyon oranlarını değerlendirmektedir. Yöntem: Çalışmaya poliklinikte şizofreni (DSM-IV veya DSM-IV-TR) tedavisi almakta olan 18-65 yaş arası erkek veya kadın hastalar katılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterleri arasında taramada Klinik Global İzlenim- Şiddet skoru (CGI-S) ≤4 ve Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS ) skoru<70 , relaps riskine sahip olmak(geçen 24 ay içerisinde artmış bakım ihtiyacı olan/hastaneye yatış gerektiren ≥2 sayıda klinik kötüleşme epizodu olan hastalar), ve yetersiz klinik yanıt, advers olaylar veya mevcut antipsikotik tedaviye uyumsuzluk nedenli devam eden tedavide değişiklik ihtiyacı yapılması bulunmaktadır. Hastalar çalışma başlangıcında 405 mg OUEE intramüsküler enjeksiyonundan ve 4 haftada bir 150-405 mg esnek doz enjeksiyonundan bir kez almıştır; toplam gözlem süresi 2 yıl kadardır. Tarama sonrasında hasta vizitleri başlangıç ve 1, 2, 4 haftanın sonunda ve daha sonra her 4 haftada bir olacak şekilde düzenlenmiştir. Remisyon, ortak kriterlere (Andreasen ve ark’ı, 2005) göre ≥6 ay için 8 kilit PANSS maddenin skoru ≤3 olacak şekilde tanımlandı (168+ gün). Bulgular: Toplam olarak 254 hastanın hem başlangıçta hem de başlangıç sonrasındaki olanzapin UEE ile remisyon oranları değerlendirilmiştir. Çalışma süresince genel remisyon oranı %57.9 (147/254) olarak bulunmuştur. Başlangıçta remisyonda olmayan hastalar arasında %37.5’i (39/104) remisyona girerken başlangıç sırasında remisyonda olan hastaların %72’si (108/150) remisyonda kalmaya devam etmiştir. Tartışma ve Sonuç: Olanzapin UEE tedavisine geçildikten sonra 5 hastanın yaklaşık 2’si şizofreni açısından stabil iken başlangıçta remisyonda olan hastaların yaklaşık dörtte üçü remisyonda kalmaya devam etti. Bu bulgular olanzapin UEE ile tedavisinin şizofreni hastalarının uzun dönem tedavi sonuçlarının stabil olması ile ilişkili olduğunu göstermektedir

PB 24
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde Psikoz Hastaları İçin Ayaktan Grup Psikoterapi Uygulamaları Bilge Togay, Selahattin Bölek, İlker Taşdemir, Meliha Öztürk, Amber Özhan, Ceylan Ergül, Gülzade Urazbekova, Gülşah Karadayı, Birgül Emiroğlu, Alp Üçok İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş-Amaç: Şizofreni tedavisinde ilaç dışı yaklaşımların önemli bir yeri vardır. Hastalar farmakolojik tedavilere iyi yanıt verse de yaşam kalitesinde kötüleşme, toplumsal ilişkilerde sınırlılık, bilişsel belirtiler, rezidüel belirtiler, iş kaybı ya da iş veriminde düşme görülebilmektedir. (1)Bu bildirinin amacı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde 1998 yılından beri şizofreni hastaları için yürütülen grup psikoterapileriyle ilgili deneyimleri paylaşmaktır. Özet: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde takip edilen hastaların bir kısmı farmakolojik tedaviye ek olarak grup psikoterapisine de katılmaktadır. Hastalar haftada bir gün, bir saat süren, iki terapist tarafından yürütülen grup psikoterapilerine düzenli olarak devam etmektedir. Kliniğimizde 5 ayrı grup izlenmektedir. Grupların en eskisi 15 yıldan beri, en yenisi 3 yıldan beri sürmekte ve gruplar açık grup niteliğindedir. Gruplar ortalama 8-12 kişiden oluşmaktadır. Grup terapileri integratif yaklaşımla yürütülmektedir. Bu yaklaşımla etkileşimin teşvik edildiği, davranışçı terapinin, hatta zaman zaman dinamik ilkelerin kullanılması söz konusudur. Seanslarda rol oynama ve problem çözmeyi kapsayan sosyal beceri eğitimi, hastanın yalıtılmışlık hissini giderip ait olma hissini güçlendiren destekleyici tedaviler, iç görü kazandırmaya yönelik yaklaşımlar ele alınmaktadır.(2) Seanslarda belirli aralıklarla çeşitli modüller uygulanmaktadır. Grupta en çok gündeme gelen konular, stigma, iş başvuruları ile ilgili güçlükler, ilaç yan etkileri, ilaç uyumsuzluğu olarak özetlenebilir. Sonuç: 15 yıldır yürütülen grup terapilerinin hastalardan alınan geri bildirimler de göz önüne alındığında grup yaşantısının hastaların anlamlı sosyal ilişki kurması, grup dışı paylaşımları cesaretlendirmesi, yalnızlık ve çaresizlik hissini gidermesi, farmakolojik tedavinin yanı sıra destekleyici olması açısından katkı sağladığı söylenebilir. Kaynaklar: 1-Heinssen RK, Liberman RP, Kopelowicz A: Psychosocial skills training for schizophrenia: lessons from the laboratory. Schizophr Bull 2000; 26:21-46. 2- A. Ucok, H. Atlı, Z. Çetinkaya, P.E. Kandemir: Şizofreni hastalarında bütüncül yaklaşımlı grup tedavisinin yaşam kalitesine etkisi. NP Arşivi 2002;39:113-118

PB 25
Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde Takibi Yapılan Ve Ruh Sağlığı Hastanesinde Yatarak Tedavi Gören Psikotik Bozukluk Tanılı Hastalarda İçselleştirilmiş Damgalanma: Bir Karşılaştırma Çalışması Onur Tankaya, Ayşe Gökçen Gönen, Mehmet Çevik Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Ruhsal hastalıklarda damgalanma sık görülür, yaşam kalitesini bozar ve hastaların tedavi arayışlarında önemli bir engel oluşturur (1). Bu çalışmada Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde (SRSHH) yatarak tedavi gören ve aynı hastaneye bağlı olarak çalışan bir Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde (TRSM) takibi yapılan psikotik bozukluk tanılı hastalarda içselleştirilmiş damgalanmanın kıyaslanması amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın örneklem grubunu SRSHH’de yatarak tedavi gören ve TRSM’de takibi yapılan toplam 43 psikotik bozukluk tanılı hasta oluşturmuştur. 18-65 yaş aralığındaki hastaların alındığı çalışmada TRSM’den 22, SRSHH’den 21 katılımcıya Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması (RHİDÖ) ve sosyodemografik veri formu uygulanmıştır (2). Bulgular: TRSM ve SRSHH grupları arasında yaş ortalaması ve eğitim süresi açısından anlamlı farklılık yoktu [yaş için sırasıyla (n=22) 35,22±6,52 yıl ve (n=21) 37,90±12,11 yıl], (eğitim süresi için sırasıyla 8,6±3,3 yıl ve 8,1±3,4 yıl). TRSM’de takibi yapılan hastaların ortalama hastalık süresi ise anlamlı olarak daha uzundu (sırasıyla 14,5±6,2 ve 9,4±9,5, p<.05). Yabancılaşma, kalıp önyargıların onaylanması, algılanan ayrımcılık, sosyal geri çekilme, damgalanmaya karşı direnç alt ölçek puanları ve toplam ölçek puanları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Modern psikiyatrik yaklaşımların ve hastaların psikiyatri hastaneleri dışında toplum içinde tedavi edilmelerinin hedeflerinden biri de damgalanmanın azaltılmasıdır (3). Çeşitli araştırmalarda toplumsal yaklaşımların damgalanmayı azalttığı yönünde bulgular bildirilmişse de tam tersini destekleyen bulgular da bildirilmiştir (3). Bizim çalışmamızda da TRSM’de takip ve tedavisi yapılan hastalarla hastanede yatarak tedavi gören hastaların içselleştirilmiş damgalanma hisleri açısından fark bulunmamıştır. Buna karşın TRSM’de takibi yapılan kadın hastaların erkeklerden daha fazla içselleştirilmiş damgalanma yaşadıkları saptanmıştır. TRSM’de damgalanma karşıtı çalışmalar daha aktif bir şekilde sürdürülmelidir. Kaynaklar 1. Çam O, Çuhadar D. Ruhsal Hastalığa Sahip Bireylerde Damgalama Süreci ve İçselleştirilmiş Damgalama. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2011;2(3):136-140. 2. Ritsher JB, Otilingam PG, Grajales M (2003) Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. Psychiatry Res, 121: 31-49. 3. Angermeyer MC, Link BG, Majcher-Angermeyer A. Stigma perceived by patients attending modern treatment settings. Some unanticipated effects of community psychiatry reforms. J Nerv Ment Dis. 1987 Jan;175(1):4-11.

PB 26
Atipik Antipsikotiklerle Tedavi Gören Şizofrenili Hastalarda Cinsel İşlev Bozuklukları Çiçek Hocaoğlu*, Fatmagül H. Çelik**, Gökhan Kandemir**, Hülya Güveli***, Bülent Bahçeci* *Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği *** İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü
Amaç: Yeni nesil antipsikotik ilaçların keşfi ve şizofreni tedavisinde kullanılmaya başlanması ile hasta işlevselliği ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileriyle 90’lı yıllardan itibaren şizofreninin tedavisi önceki yıllara göre farklı bir boyut kazanmıştır. Ancak 2.kuşak antipsikotikler birçok üstünlüklerine karşın, özellikle uzun dönemde prolaktin arştı ve cinsel yaşamı olumsuz olarak etkilemeleri son yıllarda dikkat çekicidir. Ayrıca şizofrenili hastaların cinsel yaşam ile ilgili konular muayene sırasında çoğunlukla sorgulanmamakta ya da hasta tarafından dile getirilmemektedir. Biz de bu amaçla atipik antipsikotik tedavisi alan şizofrenili hastalarda cinsel yaşamları ile ilgili durumu anlamaya ve mevcut literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 2011 ve 2012 yıllarında hastanemiz Psikiyatri Polikliniğinde DSM-IV-TR'ye göre şizofrenik bozukluk tanısı ile izlenen hastalardan evli veya aktif cinsel yaşantısı olan; 18-65 yaş arası, en az 3 ay boyunca aynı antipsikotik ilacı (monoterapi) uygun dozda kullanan; ölçekleri doldurabilecek işlevselliği ve eğitim düzeyi olan ve çalışma için bilgilendirilmiş onay formunu imzalayan hastalar arasından seçilen olgular dâhil edildi. Herhangi bir fiziksel hastalığı olanlar, cinsel bozukluğa neden olabilecek başka herhangi bir ilaç kullanımı (antidepresan, antihipertansif, antidiyabetik vs) olanlar; alkol ve/veya madde kullanım bozukluğu olanlar çalışma dışı bırakıldı. Kontrol grubu, çalışmanın amacı ve gerekçesi hakkında bilgi verildikten sonra çalışmaya katılmaya gönüllü olan, geçmişte ve halen psikiyatrik hastalık, tıbbi hastalık ile tedavi görme öyküsü olmayan, heteroseksüel ilişkiye girebileceği bir partneri olup, cinsel yaşantısını etkileyebilecek ürojinekolojik patolojik bulgusu olmayan hastanede çalışan personel veya hasta refakatçisi olan kişiler arasından ve hasta grubundaki kişilere yaş, cinsiyet ve medeni durum açısından benzer özelliklere sahip olan kişilerden oluşturuldu. Tüm olgulara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni hali, meslek, yaşadığı yer ), hastalığı ile ilgili soruların (hastalık süresi, tedavi süresi, kullanılan ilaçlar) yeraldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği kadın ve erkek formu uygulandı. Bulgular: 101 hasta ve 89 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilen 101 şizofrenili olgunun %37.6’sı (38) kadın, %62.4’ü (63) erkekti. Hasta grubunun yaş dağılımı 19-62 yaş ve ortalama yaşı 39+ 10.2 idi. Olguların hastalık süresi 2 ve 37 yılları arasında değişmekte olup, ortalama hastalık süresi 15,68±9.52 yıldı. Hastaların %86.1’ i düzenli olarak antipsikotik ilaç tedavisi almaktaydı. Hastaların SAPS puan ortalaması 38.80±24.56 iken SANS puan ortalaması 49.49±26.32 idi. Her iki grubun ACYÖ puanları karşılaştırıldığında hasta grubunda cinsel istek azlığı, cinsel açıdan uyarılma güçlüğü, cinsel uyarılmanın sürdürülmesinde güçlük, orgazm güçlüğü ve orgazmın yeterince tatmin edici olmadığı saptanmıştır.

PB 27
Paliperidon Er’nin Yakın Zamanda Tanı Konmuş Şizofreni Hastalarının İlaç Tedavisine Yönelik Öznel Tutum Ve Düşünceleri Üzerine Etkileri: İlaç Tutum Envanteri-10 (Daı-10) İle Değerlendirme Ozan Pazvantoğlu(1), Ömer Böke(1), Alp Üçok(2), Mustafa Bilici(3), Meram Can Saka(4), Ahmet Ayer(5), Haldun Soygür(6), Selçuk Kırlı(7), Özmen Metin(8), Şükrü Uğuz(9) (1)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (3)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmanın amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl), son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın ve ilaç güvenliliğinin araştırılmasıdır. Bu bildiride paliperidon ER’nin hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri üzerine etkileri sunulmuştur. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya alınan hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri "İlaca-Karşı-Tutum-Envanteri-10 (Drug- Attitude-Inventory; DAI-10)" ile bir yıl süresince dört kez değerlendirilmiştir. DAI-10 ölçeği hastaların 'doğru' veya 'yanlış' seçeneklerini seçtikleri ve toplam skorun -10 ile +10 arasında değiştiği bir ölçektir. Pozitif ve negatif skorlar, sırasıyla, ilaca karşı olumlu ve olumsuz tutum ve düşünceleri yansıtır. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. Analizlere ise en az iki vizite gelen hastalar dahil edilmiştir (ITT popülasyonu; n=62). Hastaların %76’sı erkek, ortalama yaş 27.9±8.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. Hastaların 46’sı (%74.2) kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı, 16 (%25.8) hasta ise çalışmaya alındıkları sırada herhangi bir antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı. Hastaların çalışmanın başlangıcındaki DAI-10 skoru ortalaması 3.84±4.42 idi. DAI-10 skoru 3’üncü aydan itibaren başlangıca göre anlamlı düzeyde yükselmiş ve 6’ncı ayda 2.51 (%95GA: 1.00―4.03) puan artışla 6.46±3.71, 9’uncu ayda 2.64 (%95GA: 1.06―4.23) puan artışal 7.16±2.86 ve 12’nci ayda 1.64 (% 95GA: -0.15―3.44) puan artışla 6.71±12.5 puana ulaşmıştır. DAI-10 skorundaki değişim erkek vs. kadın hastalar arasında, başka ilaçtan paliperidona geçen vs. ilaç kullanmazken paliperidona başlayan hastalar arasında ve paranoid vs. diğer tip hastalar arasında farklı bulunmamıştır. Sonuçlar: Bu çalışmada, yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşüncelerinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.

Gaf Ve Panss İle Etkinlik Değerlendirilmesi Hüseyin Güleç(1). Haldun Soygür(5).1±12. Özmen Metin(8). Psikiyatri AD Amaç: Bu bildiride.5 puana ulaşmıştır.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. Hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. Başlangıçta 82. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT-LOCF popülasyonu. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş.9) puan azalarak 53. Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı. Alp Üçok(2).4±12. Meram Can Saka(3).7 (%95GA: 17. negatif sendrom altölçeği için %33.6’ya kadar yükselmiştir. çalışma süresince giderek artmış ve 12’nci ayda %28. Tedaviye yanıt asıl olarak PSP ve ayrıca GAF ve PANSS ölçekleri ile değerlendirilmiştir.6 puana gerilemiştir. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Psp. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların semptomlarında ve işlevselliğinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir.8 iken. Mustafa Bilici(1). n=62). Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 13. Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. Başlangıçta 50.9―21. ortalama yaş 27.4 (%95GA: 8. Ömer Böke(6). Şükrü Uğuz(9) (1)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi.4 olan GAF puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 15.0±20. Ahmet Ayer(4). Onikinci ayda yüzde azalma miktarı pozitif sendrom altölçeği için %29. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan çok-merkezli bir klinik çalışmanın sonuçları sunulmuştur. Başlangıçta 45.PB 28 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı AçıkEtiketli. Psikiyatri AD (3)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. PSP puanı 70’in üzerinde olanların oranı başlangıçta sadece %4. . Selçuk Kırlı(7).8) puan artışla 62.7±27. Psikiyatri Kliniği (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. Yüzde azalma miktarı %29. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi.3±30.7±20.4±12. Hastalar 12 aylık süre boyunca 3 ayda bir izlenmiştir.7 (%95GA: 7.9±8.2±11.5―33.3 ve genel psikopatoloji altölçeği puanı için %23.7.6―19.7) puan artışla 65. Hastaların %76’sı erkek. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı.8 olarak gerçekleşmiştir.6 olan PSP puanı.2±24.1 puana ulaşmıştır.8 olan toplam PANSS puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde azalmış ve 12’nci ayda 25. birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl). Tek-Kollu. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD (4)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (5)Dr. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.4±12.7 olarak gerçekleşmiştir.

Esra Çöp Dr Sami Ulus EAH. genetik ve elektrofizyolojik tetkiklerin önemli bir yeri bulunmaktadır. 2 hastada Anti TPO pozitifliği saptanmıştır. Anti Tiroglobulin antikorlarının değerlendirilmesi ve karyotip istenmesi önerilmektedir. Anti Tiroid Peroksidaz (TPO). Emine Taşyürek. bu bulguların değerlendirmesinde ve yorumlanmasında sorunlar yaşanmaktadır. . beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG). Kabakulak Ig G ve M. Literatürde her olgu için temel biyokimya ve hemogram ile sedimentasyon tetkiklerinin yanı sıra.15cenh+. Görüntüleme. Genetik Ve EEG Değerlendirme Sonuçları Özgür Öner. ekip çalışmalarına daha fazla özen gösterilmesi gereklidir. 16qh+. amonyak. 15pss. görüntüleme. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Amaç: İlk atak psikozlarda ayırıcı tanı açısından fizik muayene ve nörolojik muayenenin yanı sıra laboratuar. Anti Nükleer Antikor (ANA). 1qh+) bulunmuştur. tiroid fonksiyon testleri. Ancak. diğer pozitif bulgular ise izlemde ilgili branş uzmanları tarafından anlamlı bulunmamıştır.PB 29 Yatarak Tedavi Gören İlk Atak Psikotik Çocuk Ve Ergenlerde Rutin Laboratuar. Sonuçlar: Hastaların 6 tanesinde ilk atak psikotik belirtiler affektif psikoz. 4 tanesinde akut geçici psikotik bozukluklar. Tartışma: İlk atak psikotik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde yapılması önerilen rutin değerlendirmelerde özellikle beyin görüntülemesi ve genetik analizlerde pozitif sonuçlara ulaşılabilmektedir. diğer bir hastada ensefalit olabileceği düşünülmüş. 4 hastanın beyin MRG’sinde patoloji saptanırken 5 hastada kromozomal farklılıklar (15 pstk+. 14pss. Pınar Öner. 12 tanesinde ise şizofreni benzeri akut psikotik bozukluklar düşünülmüştür.ps+. Gerek psikiyatri uzmanlarının gerekse konsültan hekimlerin daha geniş bir yorumlama becerisine ulaşabilmesi için. Yöntem: Bu çalışmada. HSV Tip1 Ig G ve M. elektroensefalogram (EEG). yaş Aralığı 10-18) ilk atak psikoz vakasının yukarıda belirtilen parametrelerdeki rutin değerlendirme sonuçları özetlenmiştir. seruloplazmin. bir hastada steroid tedavisine başlanmış. Anti Glutamik Asit Dekarboksilaz (GAD). Anti-ds DNA. Yapılan konsültasyonlar sonucunda bir hastada immun vaskülit olabileceği. yatarak tedavi gören 22 çocuk ve ergen (13 erkek. 9 kız. 3 hastada EEG anomalisi saptanırken 1 hastada ANA. 3 hastada HSV Tip1 IgM. 3 hastada ise Kabakulak IgM pozitif bulunmuştur.

C.. O. şizofreni hastalarının içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin ve içselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum ve diğer klinik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Psychiatry Research. utanç toplumsal ve mesleksel işlevsizlik ve sosyal geri çekilme yaşamasına neden olur. Evins. 2010).. Esra Aydınlı*. Cather. A. içgörü ile ilişkili bulundu. Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi. düşük benlik saygısı. D. İUÖ. Kaynakça: • Baier. 121. 2003). • Ritsher.E. 2004). gerektiğinde psikoeğitim tedavinin ilaç tedavisine eklenmesi gerekmektedir (Baier. Henderson. & Grajales. Özge Kutay*. J. & Goff. Berna Yalınçetin*. 65. Bunlara ek olarak damgalanma.G. Psikiyatri AD Amaç: İçselleştirilmiş damgalanma şizofreni hastalarının değersizlik duygusu. Bulgular: RHİDÖ toplam puanı ile PANSS toplam puanı. PANSS pozitif belirtiler ve PANSS genel psikopatoloji alt ölçekler toplam puanı arasında ile pozitif yönde. Otilingam. Şilay Sevilmiş*. Tartışma: Bu çalışmada hastalardaki içselleştirilmiş damgalanma eğiliminin hastanın tedavi işbirliği geliştirmesini olumsuz etkilediği saptandı. 12. P. . Journal of Clinical Psychiatry. (2010) Insight in Schizophrenia: A Review. Bu çalışmada.C. (2004). Hastalara Pozitif Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS). İçselleştirilmiş damgalanma.C. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar Polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş 46 şizofreni hastası çalışmaya alındı. hastaların ilaç almamalarına yol açıyor olabilir ve bu da hastalardaki klinik belirtilerin düzelmesini ve iyileşmenin sağlanmasını engelliyor olabilir (Ritsher ve ark. İUÖ toplam puanı ile negatif yönde bir ilişki saptandı. Berna Binnur Akdede**.. D. Attitudes of schizophrenia outpatients towards psychiatric medications: relationship to clinical variables and insight.. İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Formu ve İlaç Uyum Ölçeği (İUÖ) uygulanmıştır. • Freudenreich. Bu nedenle şizofreni tedavisinde hastalardaki içselleştirilmiş damgalamanın değerlendirilmesi. 1372–1376. Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ). 31 –49. Current Psychiatry Reports.356–361.B. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi. (2003). M. Tıp Fakültesi. Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure.PB 30 Şizofreni Hastalarında İçselleştirilmiş Damgalanmanın Tedavi İşbirliğine Etkisi Elif Yıldırım*. M. Tedavisiz geçen psikoz süresi uzun olan ve intihar girişimi öyküsü olan hastaların daha yüksek RHİDÖ puanları aldığı görüldü. hastaların psikiyatrik ve psikososyal tedaviye yönelimini ve tedaviyi sürdürümünü olumsuz yönde etkiler (Freudenreich ve ark.

Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Amaç: Çalışmamızda antipsikotik tedavi alan ilk atak psikotik bozukluk tanısı alan hastalarda. Tartışma: Atipik antipsikotiklerin.PB 31 İlk Atak Psikotik Bozukluk Tanısı Alan Hastalarda Antipsikotik Kullanımının Metabolik Parametreler Üzerine Etkisi Serkan Zincir*. hiperglisemi ve kilo alımında artış gibi metabolik değişikliklere neden olduğu bilinmektedir. Mehmet Koçer*. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların 16’sı olanzapin. Yapılmış çalışmalarda takiplerin 6 ay veya 1 yıl gibi uzun süreli olduğu durumda veya yeni atipik antipsikotik başlanan hastalarda 1 ay gibi kısa süreli takiplerde bu değerlerin değiştiği görülmektedir. Yöntem: 2011-2012 mayıs tarihleri arasında GATF Psikiyatri kliniğinde yatırılarak tedavi gören DSM-IV tanı kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı almış 49 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. Ali Emrah Bilgen*. karaciğer ve böbrek fonksiyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. . Murat Erdem* * GATF Psikiyatri AD. 6’sı ketiyapin. Kullanılan antipsikotik ilaca göre de anlamlı bir fark yoktu. Selma Bozkurt Zincir*. ilaç kullanımının metabolik yan etkilerini gözlemlemek amaçlanmıştır. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası kan lipid profili. Hastaların tedavi öncesi ve tedaviye başladıktan 8 hafta sonra kan lipid profilleri ile karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri değerlendirildi. farklı reseptör profilleri nedeniyle tip 2 diabet. 15’i risperidon. antipsikotik tedavinin metabolik değerler açısından herhangi bir değişiklik yapmadığı görülmüştür. 5’i aripiprazol. Sonuç: Çalışmamızda atipik antipisikotik kullanmakta olan hastaların 2 aylık takipleri sonucunda. 7’si haloperidol kullanmaktaydı.

7 (n=17) olumlu tutum belirtilmiştir.019) S32: Şizofreni doğuştan gelen bir hastalıktır. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %28. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %18.4 (n=82) olumsuz tutum bildirilmiştir. (P=0.4 (n=5) olumsuz tutum bildirilmişken kendisinde ruhsal problem bulunmayanlarda %25. doğduğu yer. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %69.) olumsuz.8 (n=11) olumsuz tutum bildirilmiştir.3 (n=7) olumlu yanıt bildirilmiştir. Bulgular: S8:Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir.028) S8 için.4 (n=17) olumsuz iken. Kendisinde ruhsal problem olanlarda %71. (P=0.PB 32 Tıp Fakültesi İkinci Sınıf Öğrencilerinin Şizofreniye Karşı Tutumlarının Değerlendirilmesi Cengiz Cengisiz. Bu bildiride çalışmaya ait ilk veriler sunulmaktadır.9 (n=10) olumlu tutum bildirilmiştir.2 (n=82) olumlu tutum bildirilmiştir.5 (n=3) olumlu iken.6 (n=74) olumlu tutum bildirilmiştir. S16 için.1 (n=6) olumlu iken. Duygu Kuzu. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %67. düşük olanlarda ise %40. Düşük olanlarda ise %60. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %11. orta olanlarda %28. Yine kendisinde ruhsal ruhsal problem olanlarda %25. Sosyoekonomik düzey. sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %81. Sınıf öğrencileri arasında gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu ve Şizofreni hastalarına karşı tutum envanteri uygulanmıştır. Zeliha Yaşa. ruhsal problemi olmayanlarda %73.0 (n=4) olumlu tutum bildirmiştir. Yöntem: CBU Tıp Fakültesi 2. orta olanlarda %70.019) S16:Şizofren bir kişiyle evlenebilirim. tıp eğitimi sürecinde öğrencilerin şizofreniye karşı tutumlarının ve ilerleyen süreçte tutumlarındaki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t. Bu çalışmada. ilerleyen dönemlerde aynı öğrencilerin teorik eğitim aldıktan sonraki. S8 için.026) S27: şizofreni psikoterapi ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. medeni durum. . (P=0. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip. cinsiyet.6 (n=2) olumlu iken. bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik nesneye karşı öğrenilmiş. Burak Uykur.2 (n=12) olumlu iken.9 (n=94) olumsuz tutum belirtilmiştir.test uygulanmıştır. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %83. olumlu ya da olumsuz tepkide bulunma eğilimidir. psikiyatri stajı sonrası ve meslek hayatına başlarken olan tutumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. (P=0. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %79. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %85. büyüdüğü yer ve anne-baba eğitim düzeyi faktörleri etkisizdir.6 (n=73) olumsuz tutum bildirilmiştir.9 (n=29) olumsuz tutum bildirilmiştir.0 (n=2) olumsuz iken.5 (n=5) olumsuz iken. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %7. S32 için: kendisinde ruhsal problemi olanlarda %75.0 (n=6) olumsuz tutum bildirmiştir. (P=0.020) S16 için: Yakınlarında ruhsal problem olanlarda %26. S27 için: yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %52.001) Sonuç: Araştırmamıza göre şizofreniye karşı olumsuz tutum geliştirmede yaş. (P=0.5 (n=5) olumsuz iken.8 (n=23.5 (n=22) olumlu. Yine kendisinde ruhsal problem olanlarda %62. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %37. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %15. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %8.6(n=16) olumsuz iken.0 (n=56) olumlu. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %34.0 (n=6) olumlu iken. kendisinde ya da yakınında ruhsal problemi olması şizofreni karşı tutum oluşturmada etkili olmuştur. Ruhsal bozukluğu olan bireylerin kabul görmeleri veya dışlanmaları toplumun özellikle de sağlık çalışanlarının tutumları ile doğrudan ilişkilidir. Psikiyatri AD Giriş / Amaç: Tutum.

Ayrıca. 257(2):104-111. Brain Research. 1079:25-35..PB 33 Şizofrenide Zihin Teorisi Bozukluğunun Empati Ve İçgörü Yeteneği İle İlişkisi Banu Değirmencioğlu*. Bulgu. Bulgular: Şizofreni hastalarının DEZİTÖ toplam puanlarının klinik belirtilerden varsanı. Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ)-A Formu. Arch. hastaların empatik becerileri. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (AHİÖ) uygulandı. Anahtar Sözcükler: Şizofreni. Şizofrenide ZT bozukluğunun empati ve içgörü yetenekleriyle ilişkilerini inceleyen az sayıda çalışma bulunmaktadır. Kaynaklar 1.. Veznedaroğlu B. Hastaların empati becerileri de yetersizdi. İçgörü. Sonuç: Şizofreni hastalarında ZT bozukluğunun. Pozitif ve Negatif Belirtiler Ölçeği (PANSS). 2007. varsanı belirtileri de olan hastaların daha şiddetli ZT bozukluğu gösterdiği saptandı. duygulanımda küntlük ve suçluluk duygularıyla anlamlı derecede ilişkili olduğu saptandı. Theory of mind and unawareness of illness in schizophrenia : Is poor insight a mentalizing deficit? Eur. Şizofreni hastalarında ZT bozuklukları birçok çalışmada gösterilmiştir ve hastalardaki psikososyal işlev bozukluğu ile doğrudan ilişkilidir. sosyal ve tedavi sonuçlarına yönelik farkındalığı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. dolayısıyla kendisinin ve diğerlerinin hem zihinsel hem duygusal perspektiflerinin faklı olabileceği anlayışını geliştirememekte olabilirler. benliğin diğer kişilerin algılanmasında bilişsel bir filtre olarak görev yaptığı. hastalığa ve tedaviye yönelik içgörü yetenekleriyle doğrudan ilişkili olduğu saptandı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu.7 kat daha yüksek düzeyde öngörmekte olduğu görüldü. Aynı zamanda ZT bozukluğunun.. Bu çalışmada şizofrenide ZT bozukluğunun hastaların empati yeteneği ve hastalığın belirtileri. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Amaç: Zihin teorisi (ZT) sosyal-bilişle ilgili bir işlevdir. Adolphs R. Berna Binnur Akdede**. 2006. . kişisel deneyimlerin başkalarının zihinsel-duygusal durumlarını anlayabilmek için kullanıldığı görüşünü(2) kuvvetlendirmektedir. Şehitoğlu G. Duygulanımda küntleşmenin yanı sıra. Empati. Zihin Teorisi. Aslıer M. Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZİTÖ). hastaların empati becerileriyle. Hastalar. Çalışmaya alınan şizofreni hastalarında özellikle duygulanımda küntleşmenin varlığının.. Yöntem: Çalışma DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısını karşılayan 89 hastadan oluşan bir örneklem üzerinde gerçekleştirildi. hastalığın ve sosyal sonuçlarının farkındalığı ve pozitif belirtilerin farkındalığı ile ilişkili olduğu bulundu. How do we know the minds of others? Domain-specificity. simulation and enactive social cognition. Psych Clin Neurosci. Atabay İ. ZT’nin içgörü yeteneğini yordadığı görüşünü(1) destekler niteliktedir. 2. bu belirtilerin olmadığı hastalara oranla ZT bozulmasını 2. içgörü yetersizlikleri nedeniyle kişisel deneyimlerini fark edememekte. Bora E. Nur Erdil*.

Ümit Başar Semiz. etkin bir tedavi olan EKT nin uygulanması sırasında tedavi etkinliğini ve yan etkilerini objektif olarak öngörebilmede bu iktal EEG parametrelerinin önemli olduğunu ve gelecek çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurgulamak istedik. Toplam EKT toplam nöbet süresi medyan değeri 279 sn kesme değer olarak değerlendirildi.000<0. Bu alandaki çalışmaların hastaların klinik gidişine yol gösterici olması ve bilişsel yan etkileri en aza indirmek için alınacak önlemler açısından oldukça önemli bir yeri vardır.2 düzeyinde negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=-0. Avrupa’da ve birçok gelişmekte olan ülkede oldukça sık kullanım alanı bulmaktadır. CGI. akut alevlenme ve tedaviye dirençli 70 şizofreni hastası çalışmaya alınmış ve 61'i çalışmayı tamamlamıştır. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0. Altında kalan değerler düşük eşik. Buna göre postiktal supresyon ortalama süresi arttıkça BPRS puanı azalmaktaydı. EEG nöbet süresi ve postiktal süpresyon süresidir.05) . üstünde kalan değerler yüksek eşik olarak değerlendirildi. Bizim çalışmamızda da şizofreni hastalarında paralel bulgular görülmüştür ve EKT nin bilişsel durum üzerine etkisine bakıldığında kısa dönemde anlamlı bir değişikliğe işaret edecek bir bulguya rastlanmamıştır. tedavi öncesi ve sonrası PANSS. Böyleyken EKT. Selma Bozkurt Zincir *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Şizofreni tedavisinde ilk sıra tedavi olarak antipsikotik ilaçlar düşünülmektedir. elektrokonvülsif tedavinin (EKT) etkinliğinin ve yan etkilerinin iktal EEG bulgularıyla olan ilişkisini araştırmaktır. EKT toplam nöbet süresi kısa ve uzun olan olgular BPRS ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermiyordu (p>0. Altında kalan değerler kısa EKT. üstünde kalan değerler uzun EKT olarak değerlendirildi. Çalışmamızın amacı. tedavi öncesi ve sonrasında klinik özellikleri ile iktal EEG parametreleri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. postiktal supresyon. Hastalık şiddeti girişteki ve her seans sonrası BPRS. EKT’nin şizofrenideki terapötik etkinliğini ve tedaviye yanıtı belirleyen değişkenleri araştıran çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bulgular: Postiktal supresyon ortalama süresi ile BPRS arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere yapılan korelasyon analizi sonucunda. Etkin bir EKT.05). literatürde en çok üzerinde durulan nöbet eşik değeri ortalaması. puanlar arasında %95. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p> 0. Yöntem ve Gereçler: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 6 ay içinde Psikoz servislerine yatışı yapılan ve EKT kararı alınan 18-65 yaş arası kadın ve erkek. EKT eşiği düşük ve yüksek olan olgular arasında BPRS ölçümleri açısından farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. CGI. prefrontal yavaşlama. prefrontal inhibisyon ile ilişkili olarak serebral kan akımında ve metabolizmasında azalma gibi EKT için etki mekanizmaları içermelidir. kognitif durum ise FAB ( frontal değerlendirme bataryası) ile değerlendirilmiştir.952. p=0. Tartışma ve Sonuçlar: Sackeim ve ark hipotezine göre EKT deki nöbetin kendisi değil nöbete verilen postiktal süpresyon teröpotik olandır. EKT kararı alındıktan sonra.PB 34 Elektrokonvülsif Tedavi Alan Şizofreni Hastalarında Eeg Değişikliklerinin Klinik Özellikler Ve Tedaviye Yanıtla İlişkisi Gülnihal Gökçe Şimşek.05). Ortalama EKT toplam seans süresi kısa ve uzun olan olgular arasında TÖ ve TS bakılan PANNS. CGI ile izlenmiş. Ancak sıklıkla tedavi uyuncu iyi olmamakta ve yeterli tedaviye rağmen bu hastaların neredeyse % 25'i antipsikotik ilaç tedavisine kısmi yanıt vermekte veya hiç yanıt vermemektedir. . Çalışmalarında depresyon hastalarında EKT tedavisi ile periiktal EEG parametrelerinde tek klinik iyileşme göstergesi postiktal supresyon olmuştur.05). EKT eşik ortalaması düşük ve yüksek olan olgular arasında tedavi öncesi (TÖ) ve tedavi sonrası (TS) bakılan PANNS. EKT Eşik medyan değeri %37 kesme değer olarak değerlendirildi. Bu iktal EEG parametreleri. Çalışmamızda.

Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş ve son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan bir klinik çalışmanın yaşam kalitesi ile ilgili sonuçları sunulmuştur.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. ortalama yaş 27. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların yaşam kalitesi ile ilgili tüm bileşenlerde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir.0 olan SF-36 toplam skoru 3’üncü ayda 9. Alp Üçok(2). sosyal fonksiyonlar. Selçuk Kırlı(7). vitalite. Bu bildiride.5 ve 12’nci ayda 12. fiziksel fonksiyonlar skoru ve vücut ağrısı skoru ile vücut kitle indeksi ve lipid profili değerleri arasında negatif korelasyonlar saptanmıştır. Hastaların %76’sı erkek. (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi.6) puan artışla 62. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı (non-switch grubu). Düşük vücut kitle indeksi ve lipid değerleri olan şizofreni hastalarında yaşam kalitesi daha yüksektir. Hastalarda 12 ay boyunca 3 ayda bir SF-36 ölçeği uygulanmış ve vücut ağırlığı ölçümü yapılmış. fiziksel toplam skor.0. Hastalara 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Mustafa Bilici(3). Paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında ve fiziksel toplam skor. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. genel sağlık. ruhsal toplam skor ve tüm altölçek skorlarında (fiziksel fonksiyonlar. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi.9±8. n=62). Şükrü Uğuz(9) (1)Dr.8 (%95GA: 7. Meram Can Saka(4). Başlangıçta 53.9±16.1―20. Ömer Böke(6).7) puan artışla 70. başlangıçta ve 12’nci ayda açlık kan şekeri ve lipid profili araştırılmıştır. Özmen Metin(8). .PB 35 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı Açık Etiketli. vücut ağrısı. Ahmet Ayer(5). Bu iyileşmeler paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. fiziksel roller.2―19. Tek-Kollu.9±17.4 (%95GA: 5.3―13. SF-36 toplam skor.0±17. Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. 6’ncı ayda 13. Psikiyatri Kliniği.9 olmuştur.5±15. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT popülasyonu. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır. Psikiyatri AD (3) Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD Amaç: Şizofreni tedavisi sırasında gözlenen metabolik sorunların yaşam kalitesi üzerine etkileri henüz tam olarak araştırılmamıştır. emosyonel roller ve ruhsal sağlık) benzer şekilde anlamlı iyileşmeler gerçekleşmiştir. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Sf-36 İle Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi Ersin Hatice Karslıoğlu(1). Haldun Soygür(1). Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek (switch grubu) çalışmaya alındı.5 (%95GA: 5.5) puan artışla 67. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş.

risperidonun kısa dönem kullanımda dahi POMC nöronları üzerindeki serotonerjik antagonizmi ile iştahta artışa. Risperidonun. AgRP ve NPY mRNA ekspresyonlarının ve plazma seviyelerini azaldığını. fakat beklenmedik bir şekilde CART mRNA seviyelerinin düştüğünü. Bununla birlikte. Bu çalışmada. bu nedenle de kilo alımına ve leptin seviyelerinde artışa neden olduğu düşünülmektedir. ilaç tedavisiyle değişiklik göstermemiştir.PB 37 Atipik Antipsikotik Risperidon Tedavisinde İştah Kontrolünde Rol Alan Hipotalamik Nöropeptitlerin Seviyelerinin İncelenmesi Canan Kurşungöz*. plazma seviyelerinin ise arttığını göstermiştir. Mehmet Ak**. serotonerjik antagonist olan atipik antipsikotik risperidon ile 4 hafta tedavi edilen erkek şizofren hastalardaki plazma seviyeleri incelendi. hipotalamik nöropeptiler/horomonların (nöropeptit Y (NPY). Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. uzun dönem kullanımlarında. Sıçanlarla yapılan çalışma. Tülin Yanık* *Orta Doğu Teknik Üniversitesi **Gülhane Askeri Tıp Akademisi. Levent Sütçigil**. en önemlisi kilo alımı olmak üzere. Tartışma ve Sonuçlar: Sonuç olarak. iştah düzenlenmesinde rol alan. POMC. alfa melanosit stimule eden hormon (α-MSH) ve kokain ve amfetamin ile regüle edilen transkript (CART)) ve leptinin. Yöntem: İnsan ve sıçanlarda plazma nörohormon konsantrasyonları enzim bağlı immünosorbent assay (ELISA) ile. α-MSH ve CART seviyeleri tedaviden önce düşük olup. şizofreni tedavisinde başarı göstermelerine rağmen. NPY. Bu aday genlerin mRNA ekspresyon seviyelerinin belirlenmesi için erkek Wistar sıçanlara 4 hafta oral yoldan risperidon verilmiştir. serotonerjik antagonizm ile bu nöropeptilerin plazma seviyelerini değiştirebileceği hipotezine bağlı olarak. ilacın kilo alımına neden olabileceği düşünülmektedir. Bulgular: Risperidon tedavisi gören hastalarda kontrole göre plazma leptin seviyeleri artmış ve kilo aldıkları gözlemlenmiştir. Amaç: Atipik antipsikotikler. gen ekspresyon seviyelerindeki değişimler ise kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksyionu (qRTPCR) ile ölçülmüştür. çeşitli yan etkiler göstermektedir. .

n=250) ve erkek (%30.9) arasındaki farkın önemli olmadığını bulduk (χ2=0.1idi (p<0. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002.9) ile erkeklerdeki depresyon oranı (%30. Ama üniversite öğrencilerinde depresyon oranı genel toplum ortalamasından daha yüksektir. 204.5 (n=646) olarak bulundu.3(3):155–161. Bulgular: Öğrencilerin BDÖ puanları 0 ile 62 arasında değişmekte olup ortalaması 13. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Anket Formu ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Tartışma ve Sonuç: Biz üniversite öğrencilerinde depresyon oranını %30.001).651).8) katılmıştır. depresyon yaygınlığı % 30. Çalışmamızda kadınlardaki depresyon oranı (%29. Emrullah Sevim Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Pek çok insan kolej yıllarının hayatlarının en iyi yılları olduğuna inanır. 651). Eğitim süreleri açısından karşılaştırıldığında 2 yıllık okullardaki depresyon oranı %36 iken 4 yıllık okullarda depresyon oranı %26.6 iken ikinci öğretimde %32.047 idi.05). .5 olarak bulduk. Özdel O. p=0. Yöntem ve Gereçler: Kafkas Üniversitesi’ne bağlı 5 fakülte ve 8 yüksek okulda eğitim alan 2556 birinci sınıf öğrencisinin 2168’i (% 84. Bostancı M. Kadın (%29. Üniversite öğrencilerinde depresyonu ve onun özelliklerini değerlendirmek önemli sağlık araştırma konusudur(1).0 olarak tesbit edildi (p>0.9.50±8. p=0. Birinci öğretim de depresyon oranı %29. Kaynak: 1. Oğuzhanoğlu NK. Deneklerin doğum aylarıyla ve doğum mevsimi ile depresyon oranları arasında ilişki olmadığını bulduk.9.Özdel L. n=396) öğrenciler arasında depresyon açısından fark bulunmadı (χ2=0. Hatalı olanlar çıkarıldıktan sonra 2118’i değerlendirmeye alınmıştır. Örneklemin yaş ortalaması ile BDÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0. BDÖ’ne göre kesme puanı 17 olarak alındığında.204.PB 40 Üniversite Öğrencilerinde Depresyon Prevalansı Doğum Mevsimi Ve Diğer Faktörlerle İlişkisi Yüksel Kıvrak.05). Doğduğu aylara göre dört gruba ayrıldığında depresyon açısından gruplar arasında depresyon açısından fark görülmedi. Üniversite öğrencilerinde depresif belirtiler ve sosyodemografik özelliklerle ilişkisi. Öğretim türü açısından bakıldığında gündüz eğitim gören birinci ve gece eğitim gören ikinci öğretim türlerinin öğrencilerin depresyonunu etkilemediğini bulduk.

hastalarla birebir temasın sağlandığı etkileşim grubununşizofreni hastalarına yönelik tutumlar üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Bulgular: Etkileşim grubuna katılmaya 19 öğrenci gönüllü olmuştur.5 saat süren sizofreni hastalariyla birlikte katılacaklari bir etkilesim grubu uygulamasi yapılmıştır.(p < 0. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=8)%42. Soru 3: Ahmet Bey’(Şizofreni belirtileri gösteren bir olgu)’in bu durumu kişilik yapısının zayıflığından kaynaklanmaktadır. Sinif öğrencileri arasinda gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu. Bütün ruhsal hastalıklar arasında damgalamadan en fazla etkilenen grup şizofreni hastalarıdır. ‘’Birebir etkileşim grupları’’ bu yöntemlerden biri olabilir. Tıp öğrencilerinin tutumlarının belirlendiği çalışmalarda psikiyatri eğitimi almış olmanın şizofreni hastalarının toplum içindeki yaşamı ile ilgili olumsuz tutumları değiştirmediği saptanmış.PB 41 Şizofrenide Damgalama İle Mücadelede Birebir Etkileşim Grubunun Şizofreni Hastalarına Yönelik Tutumlar Üzerindeki Etkisinin Değerlendirilmesi Burak Uykur. Çalışmaya katılan öğrencilerin 11 tanesi her dört oturuma da katılarak. 4 oturumun tamamlanmasından sonra etkileşim grubunun etkisini değerlendirmek amacıyla aynı ölçekler tekrar uygulanmış ve etkileşim grubu öncesi ve sonrasında öğrencilerin şizofreni hastalarına yönelik tutumları karşılaştırılmıştır.(2). Psikiyatri Kliniği Giriş / Amaç: Birey yâda toplum kendisini ürküten rahatsız eden bir durum ile karşılaştığında sıklıkla onu kendisinden dışlayıp. (p < 0. etkileşim grubunu tamamlamıştır.05) Tartışma: Yapılan araştırmalar öğrencilerin ve kurumlarda çalışan sağlık profesyonellerinin psikiyatri hastalarına ve hastalıklarına yönelik tutumun son 10 yılda değişiklik göstermediğini.test uygulanmıştır. hala reddedici ve dışlayıcı olduğunu göstermiştir.(p<0. Bu çalışmanın amacı. etkileşim grubundaki öğrencilerin bütün tutumları olumlu yönde değişme eğilimindedir. Gönüllü olan öğrencilere 4 oturumdan oluşan 15 günde bir toplanan 1. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=11)%57. Yöntem: CBU Tip Fakultesi 2.6’dan (n=3)%30’a düşmüş. Bu alanda daha büyük örneklemlerle yapılacak karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. yabancılaştırma yoluna gider.05) Soru 8: Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. Duygu Kuzu. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Eğitim Araştırma Hastanesi. Bu çalışma bulgularına göre ‘’Şizofren bir kişiyle evlenebilirim’’ sorusu dışında. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=10)%52. Ruhsal hastalıklara yönelik olumsuz tutumları azaltmaya yönelik klasik eğitimlerin dışında yeni bir takım yöntemlerden de faydalanılabilir. Sizofreni hastalarina karsi tutum envanteri uygulanmıştır.05) Soru 14: Şizofrenili hastalar toplum içinde serbest dolaşmamalıdır. Cengiz Cengisiz.6’dan (n=0)%0’a düşmüş.1’den (n=1)%10’a düşmüş. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip.9’dan (n=1)%11. Damgalama bazı hasta gruplarına karşı toplumun tavır alması.1’e düşmüş. onların toplumdan dışlanmasına kadar giden davranış bütünüdür. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=12)%66. Zeliha Yaşa. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t.(p <0.05) Soru 18: Bir Şizofrenle ev arkadaşı olmam. .

Bu noktada psikososyal girişimler ön plana çıkmakta TRSM’ler bu bireylerin topluma kazandırılması amacıyla hizmet vermeyi amaçlamaktadır.02 yıl olup kadınların eğitim süresi anlamlı olarak erkeklerden kısa tespit edilmiştir ve hastalık süresi ortalamaları 14.PB 44 Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Bulgu ve Deneyimleri Ayşe Gökçen Gönen. çalışma durumları hakkında veriler danışan değerlendirme formları taranarak paylaşılacaktır.7’si orta düzeyde gelirleri olduğunu bildirmişlerdir. Tartışma ve Sonuçlar: Psikotik bozukluklar gibi kronik ve bireyin işlevselliğini belirgin ölçüde bozan hastalıkların sadece psikofarmakolojik yaklaşımlarla çözülemeyecek güçlükleri bireyin yaşamına taşıdığı bir gerçektir.3 iken hastalık sonrası bu yüzde 7.6’sının geçmişte suisid girişimi öyküsü.3 yıldır. suisid girişimi öyküsü. şiddet öyküsü. %61’inin (sözel veya fiziksel) şiddet öyküsü ve %17.3’ü düşük. alkol-madde kullanımı.1’inin alkol kullanımı ve %4. şiddet ve adli öykü açısından öyküsü olan ve olmayanlarda yaş. . Yöntem ve Gereçler: Merkezde yapılan çalışmalar özet olarak sunulacak ve takibi düzenli olarak (haftanın 1-5 günü) merkezde yapılan danışanların sosyodemografik verileri sunulacak. Osman Şalış. %53. eğitim süresi ortalaması 8.1’inin adli öyküsü olup suisid girişimi. TRSM’lerden takibi yapılan bireylere ait özelliklerin bilinmesi gereksinimlerin tespiti ve hizmet planlamasında gereklidir.82.9’unun madde kullanımı öyküsü bulunmaktadır. hastalık süresi ve eğitim süreleri açısından fark saptanmamıştır (p<0. Danışanların %36. Yaş ortalamaları 34. Hastalık öncesi çalışma yüzdeleri 68. Danışanların %46.8’i kadın.2’sinin tanısı şizofreni olup danışanların %48. Bulgular: Merkezde takibi olan 41 danışanın %90.3’e gerilemiştir. Emel Alkan Pazvantoğlu Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Amaç: Bu posterin amacı Ocak 2011’de faaliyetlerine başlayan Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin (TRSM ) işleyişi ve deneyimleri hakkında bilgi vermek ve takibi düzenli olarak merkeze gelmek suretiyle yapılan danışanların verilerini paylaşmaktır.05). Onur Tankaya. Danışanların %17. %78’i bekârdır. ülkemizde sınırlı oranda veri bulunan adli öykü.

Hastane dosyaları ve vital bulgular. Dirençli şizofreni teşhisli iki hastada pozitif psikotik belirtilerde gerileme tespit edildi. Tedaviye devam eden duygudurum bozukluğu vakalarında fayda sağlandığı ve uzun dönem iyilik halinin olduğu gözlendi. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Elektrokonvulsif tedaviye (EKT) yanıt veren bazı olgularda depreşmenin önlenmesi için sürdürüm (continuation) ve yinelemenin önlenmesi için idame (maintenance) EKT uygulanabilmektedir. İdame EKT süresinin en uzun 57 ay.6 idame). Yöntem ve Gereçler: 2003-2012 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde EKT uygulanan tüm hastaların kayıtları incelendi. Bir hastada EKT. Sürdürüm ve idame EKT’nin endikasyonları. Belirtilen özellikler dışında. Tartışma ve Sonuçlar: EKT’ye yanıt veren dirençli ruhsal rahatsızlıklarda depreşme ve yinelemenin önlenmesinde sürdürüm ve idame EKT’nin yeri olabilir.PB 45 İdame Ve Sürdürüm Tedavilerinde Elektrokonvulzif Tedavinin Yeri Gamze Bostankolu. Bu bildiride. bipolar affektif bozukluk(s=2) idi. nöbet özellikleri. tıbbi komplikasyonlar ile ilişkili müdahaleleri içeren EKT kayıtları. Bu bildiride kliniğimizde uygulanan sürdürüm ve idame EKT’ler ile ilgili veriler özetlenmiştir. Hastaların teşhisleri depresyon(s=4). hastalık ve EKT ile ilişkili parametreler yönünden araştırıldı. kliniğimizde uygulanmakta olan sürdürüm ve idame EKT’leri gözden geçirmeyi ve vakaların klinik özelliklerini sunmayı planladık. Yavuz Ayhan. bu bildiride. hastaların tıbbi öyküleri de kısa vaka raporları halinde sunuma hazırlandı. Koray Başar. etkinliği ve yan tesirleri geniş örneklemli çalışmalar ile belirlenmiş değildir. 5 kadın. bir hastada ek olarak kullanılan ilaçlar ile ilişkili komplikasyonlar nedeniyle iki hastada erken dönemde EKT sürdürümünün kesildiği anlaşıldı. anestezi notları. . Akut hastalık dönemi sonrasında sürdürüm veya uzun dönemde idame amacı ile en az bir seans EKT uygulanan tüm hastalar değerlendirilmeye alındı. Özellikle dirençli vakalarda sürdürüm ve idame tedavisinde EKT’nin kullanımı ile ilgili olgu sunumları ve serilerin yanı sıra daha ayrıntılı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. EKT sayısının en az 3 ile en çok 44 olduğu görüldü. Bulgular: Toplam 8 hastanın sürdürüm veya idame EKT aldığı tespit edildi (3 erkek. şizofreni(s=2).

Wang J.007. kaşınma 3. Biochemical changes in brain and other tissues of young adult female mice from fluoride in their drinking water. Meena P. erkek. Saxena A.48 p=0.01.3000±0.33500. Ge Y. Barbar S. Bu çalışmada fare depresyon ve anksiyete modelinde florürün etkisini araştırmak amaçlandı.2±1. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada deney grubunda horizontal aktivite vertikal aktivite ve grooming değerlerinin anksiyeteye bağlı olarak azaldığını bulduk p<0. 2005. 2.94 değerleri elde edildi. Florür ve depresyon ilişkisini inceleyen hayvan çalışması tesbit edemedik. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 20 tane 4 aylık. Bhatnagar M. Defekasyon sayısı ise deney grubunda artmıştı.39(4):280–4.009.002.47258 p=0. Üç gün dinlenme dönemi verilerek açık alan (openfield)testi ve kuyruktan asma testi 360 saniye süre ile uygulandı.009. 2.7000±0.27 p=0.39.23333 p=0. ve diğerleri. 4. 2006.38(2):127–32. Fluoride. Ning H. sağlıklı 28.PB 46 Florürün Fare Anksiyete ve Depresyon Modelinde Etkisi Yüksel Kıvrak Kafkas Ü Tıp Fakültesi Amaç: Florozis esas olarak diş ve iskelet sisteminde olumsuz etkiler oluştursa da yapılan pek çok çalışma beyin ve diğer organ sistemlerinde de hastalık yapabileceğini göstermiştir. Rastgele sayılar tablosu ile oluşturulan ilk gruba 40 ppm F kontrol grubuna ise 0. Kuyruktan asma testi sonuçları incelendiğinde immobilizasyon süreleri açısından deney grubu ile kontrol grubu arasında önemli bir farklılık saptanmadı.3±1. gezdiği kare sayısı 258±15.1000±0. Fareler iki gruba ayrıldı. 26. şahlanma 35. 184±18.44. Deneyimizin florürün anksiyojenik olduğunu ama anti-depresana benzer etkisi olmadığını gösteren ilk çalışma olması açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz Kaynaklar 1. şahlanma. Bulgular: Kontrol ve deney grubunda sırası ile (ortalama±standart hata). Wang S.85 p=0. Fluoride.97. Rao P. hareketsizlik süresi 23610E2±19. 234±15. Açık alan testinde ise deney grubunda dışkılama sayısı daha fazla iken gezilen kare sayısı. Effects of high fluoride and low iodine on brain histopathology in offspring rats. dışkılama sayısı 2.3 ppm F içeren içme suyu ad libitum 90 gün boyunca verildi.18 g ağırlığında Swiss cinsi fareler alındı.79. . Florürün etkilediği organlardan biri de beyin(1)(2)(3) olduğu bilinmekle beraber anksiyete ve depresyon modellerindeki etkisini yeterince aydınlatılmamıştır. Bhatnagar R.8000±0.8 ± 1. kaşınma sayıları daha az idi.

Bulgular: Silah ruhsatı almak amacıyla başvuran 200 kişinin 11’i (%5. kadınların ise 43. % 10.1±13. Bu kesitsel incelemede de benzer şekilde kişilik psikopatolojisi saptanma oranı %10 olarak bulunmuş ve cinsiyetler arasındada anlamlı farlılık bulunmamıştır. . %15 gibi yüksek oranlardan da söz edilmektedir. MMPI’da psikopatolojisi olanların yaş ortalamaları (±standart sapma) 45. Kaynaklar: 1-Köroğlu E. 2007 s. cinsiyetler arasında psikopatoloji görülmesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p=0.891).1’i kadın. 189’u erkek (% 94. Ankara: HYB yayıncılık.PB 47 Silah Ruhsatı Almak İçin Başvuranların Kişilik Profilleri Toplumdan Farklı Mıdır? Hayriye Baykan Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Silah bulundurma ve taşıma ruhsatı için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için psikiyatri polikliniğine başvuranların kişilik profillerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yapılan MMPI neticesinde 20 kişide psikopatoloji (%10) saptanmıştır.1 olup benzer şekilde aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmemiştir (p=0. sürekli verilerin değerlendirilmesinde student’s t test kullanılmıştır.622). Yöntem: Çalışma 2012 yılı Ocak .8±12. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 15. Kişilik Bozuklukları. Genelde kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülmektedir (1). Başvuran erkeklerin yaş ortalamaları (±standart sapma) 43. aşırı savunmacı yaklaşım ve benzeri nedenlerle testi geçersiz sayılmış olanlar değerlendirmeye alınmamıştır.5-6.3. Katagorik verilerin değerlendirilmesinde fisher exact test.5) kadın. Psikopatoloji saptananların %9.5) idi.697).1 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.1 ‘i erkeklerden oluşmakta olup.Haziran ayları arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne silah ruhsatı almak için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için müracat eden 200 kişinin MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri) sonuçları geriye yönelik olarak değerlendirilmiştir. Bayraktar S.05 kabul edilmiştir.9 iken herhangi bir kişilik patolojisi olmayanların yaş ortalamaları 43. İstatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0. Ancak toplumda silah sahibi insanların sadece bir kısmının ruhsat almak için başvurduğu düşünülürse ruhsatsız silah taşıyanlarda kişilik psikopatolojileri görülme sıklığı ile ilgili eldeki verilerle bir öngörüde bulunmak mümkün olmayacaktır. Testi doldurmak istememe.6±12.0 paket programı kullanılmıştır. Tartışma: Kişilik bozukluklarının genel toplumda görülme sıklığı %6-9 dolaylarındadır.3±11.

46’dır. stres ve öfke yönetimi. İstatistiksel testlerde anlamlılık düzeyi 0. %10’unu teknisyendir.23 olduğu görülmektedir. Verilen değerlendirilmesinde frekans dağılımı. korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır.PB 49 Sağlık Kurumu Çalışanlarında Psikolojik Şiddet (Mobbing) Algısı Ve Kişilik Özellikleri Değerlendirilmesi Deniz Kader Şarlak.S. sorun ve çatışma çözme becerileri kazandırılmalı. sistemli bir şekilde düşmanca ve ahlakdışı bir iletişim kullanılarak uygulanan bir psikolojik baskıdır.38. bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak. Kadın çalışanların.P.0 kullanılarak analiz edilmiştir. uygulanan psikolojik şiddetin ihbar olarak kabul edilmesi ve soruşturma başlatılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Ss=10. Sağlık çalışanlardan %51’i işyerinde psikolojik şiddet mağduru olduğunu düşünmektedir.78’tür. psikolojik şiddet (mobbing) algı belirleme ölçeği (Leyman) ve beş faktör kişilik envanteri olmak üzere 3 ölçek kullanılarak elde edilmiştir. Sağlık çalışanlarına psikolojik şiddetin tanımlanması. onların kişilikleridir. Erkek çalışanların. Muğla ili Fethiye ilçesinde bulunan kamu hastanesinde ve merkez sağlık ocaklarındaki sağlık çalışanlarının psikolojik şiddet (mobbing) ve kişilik özelliklerine göre algı düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. iş yeri şiddetini önleme. %40’ı 31-40 yaş aralığında. bu olgunun yıkıcı olduğunun resmen ilan edilmesi. yasal tedbirler alınmalıdır.14. Elde edilen veriler istatistik paket programı olan S. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık sektöründe görülen mobbing davranışlarının mağdur kadar toplum sağlığını da olumsuz etkilediği bilinmektedir. psikolojik şiddet algılarının X= 43.S. Araştırma. sözlü saldırılardan. kişinin işini verimli bir şekilde yapmasını engelleyen tüm davranışlara kadar açıklanması. Bulgular:Araştırmaya katılan sağlık çalışanların % 85’i kadın. Ayşegül Cengiz Muğla Üniversitesi Fethiye Sağlık Yüksekokulu Amaç: Psikolojik şiddet (mobbing) iş yerinde. t-test. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini Muğla ili Fethiye ilçesi kamu hastanesi ve merkez sağlık ocaklarında çalışan 450 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Sağlık çalışanlarının cinsiyete göre psikolojik şiddet alt boyutlarından olan sosyal itibarı etkileme ve sosyal ilişkileri etkileme bakımından istatistiksel açıdan %95 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur.57 ve Ss= 10. %75’i hemşire. % 60’ı yüksekokul mezunu olduğu ve % 40’ının 1-5 yıl arasında çalıştığı saptanmıştır. psikolojik şiddet algılarının X=51. % 68’ i evli. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarına. Beş faktör kişilik modelinin duygusal denge alt boyutu ve psikolojik şiddetin alt boyutu olan sosyal ilişkilere yönelik eylemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır.05 olarak alınmıştır. araştırmaya katılan 450 sağlık çalışanının toplam psikolojik şiddet algı puan X= 51. Kişilerin psikolojik şiddet uygulama veya buna maruz kalma durumlarında belirleyici olan faktör. Sağlık çalışanlarının %15’i doktor. Araştırmada veriler kişisel bilgi formu. Analiz sonuçlarına incelendiğinde. .34 ve standart sapması 10.

Şahısların 34’ü 18-25. riskli işte çalışıyor olma (%4. Dolayısıyla intihar etme.4’ünün ise üç bin lira üstü geliri olduğu görüldü. *Aytekin Sır *Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.gov. Başvuranlar tarafından silahlanma gerekçeleri olarak güvenlik (%81. *Yasin Bez. Eğitim durumuna bakıldığında 14 kişinin okuma yazna bilmediği. **Sever Beşaltı. Ayrıca başvuranların neredeyse yarısının ekonomik durumu iyi değilken başvuruda bulunmuş olması dikkat çekicidir. Bu çalışmada amacımız Güneydoğu illerimizden Şanlıurfa’da silah ruhsatı için rapora başvuranların özellikleri incelenmektir.3). Türkiye'de ateşli silahla intiharlar 2002 yılında %18. miras kalmış olması (%4. Demirkan S. Öte yandan başvuranların önemli bir kısmının genç ve ortaöğretimini tamamlamamış kişiler olması toplumda bilinçsiz bir şekilde artan silahlanma açısından uyarıcı niteliktedir. Bununla beraber Şanlıurfa’da 2010 yılı içinde 57 adam öldürme ve 96 adam yaralama suçu işlenmiştir (2). www.tr İstatistik Kurumu Resmi İnternet sitesi . 77’si 45-55 yaş aralığında ve 31’i 55 yaşın üstünde olup %89.9).PB 50 Silah Ruhsatı İçin Rapor Başvuruları: Şanlıurfa Örneği *Abdullah Atli.1 ile iken 2011 yılında %26.4)’i erkek.2’si aylık bin liranın altında geliri olduğunu ifade ederken %30. 3 kişi ölen eşinden miras kalan silahı bulundurmak istediğini ve iki kişinin de riskli iş nedeni ile başvuru yaptığını bildirdi.8) ve diğer nedenler (%6. 87 kişinin ortaöğretim ve kalan 37 kişinin ise yüksek öğrenim gördüğü anlaşılmıştır. Sonuç: Şanlıurfa’da silah ruhsatı başvurularının nerede ise tamamını erkekler oluşturmuştur. Dal U. Başvuruda bulunan kadınlara sorulduğunda 8 kişinin eşinin hukuki sorunları nedeniyle silah ruhsatı alamadığını ve bu yüzden kendisinin başvurduğunu.2). 2.1’ye yükselmiştir. 13 (%4. Adlî Psikiyatri Dergisi. Beyaztaş FY (2005) Silâh sâhibi olması sakıncalı kişilik özellikleri. Psikoloji Birimi Amaç: Toplumumuzun genel olarak ateşli silahlara karşı eğilimi olduğu bilinmekte ve son yıllarda bireysel silahlanmada artış olduğu gözlenmektedir (1). Psikiyatri AD **Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi.6)’ü kadın toplam 284 kişi başvurmuştur.tuik.7) gösterildi. *Mahmut Bulut. Bulgular: Ekim 2010-Mart 2012 tarihleri arasında 271 (%95. komşusunda silah bulunması (%2. Yöntem: Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine silah ruhsatı almak için sağlık kurulu raporuna başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi.4’ü evliydi. *Mehmet Cemal Kaya. 81’i 35-45. Başvuran kişilerin %42. Güvenlik nedeniyle silah ruhsatı başvurusunda bulunma bildirilen en sık neden olmuştur. 2:21-30. adam yaralama/öldürme gibi bazı ciddi sosyal sorunların artmasında silahlanmanın önemli etkisi olabilir. *Mehmet Güneş. Kaynaklar: 1. Şanlıurfa’da silahlanma ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. 2011 yılında Şanlıurfa’daki toplam 37 intihar vakasının 17’si silahla gerçekleşmiştir. 146 kişinin ilköğretim mezunu. Demirkan Ö.

2 ruhsal yönden tam iyilik halinde iken. her gruptan rastgele belirlenen bir fakülte ve bölümünün birinci ve dördüncü sınıflarından 364 üniversite öğrencisi örnekleme alındı. % 3. Toplumun her kesiminin ruhsal sağlık durumunun aydınlatılmasının. sosyal. Kullanılan SS göre. SS ve GSA. Hayatlarını çok etkileyen ve olumlu olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ise. genel sağlık. ruhsal durumu 4 faktörle açıklayan bir ölçektir. Akşehir-Konya Amaç: Ruhsal sağlık. Anahtar Kelimeler: Spiritüalite. algılanan dindarlık.7’si kaza olarak sıralamıştır. Fakülteler.2’si üniversite okumaya hak kazanmak. Delaney’in geliştirdiği. Bu araştırma üniversite öğrencilerinin genel sağlık ve spirütüel durumlarını değerlendirmek amacıyla betimleyici olarak yapılmıştır. üniversite öğrencilerinin % 27. üniversite öğrencisi . Ancak toplum içi çalışmalarda sağlığın bu bileşeninin araştırılması yeterince ele alınmamıştır.3) birinci sınıfta idi.5’i iletişim fakültesi ve % 23. Üniversite öğrencilerinin ruhsal durumu bazı faktörlerle ilişkilidir.12’nin skorları arasında doğrusal ilişki belirlendi. Öğrenciler hayatlarını çok etkileyen ve olumsuz olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ilk üç sırada. ruhsal iyilik. % 12. bu ölçeğin ruhsal iyilik halinin tespitinde geçerli bir ölçek olduğu izlenimimizi güçlendirmiştir.1’i eğitim fakültesi öğrencisi idi. sağlığın tanımında yer alan “tam iyilik hali”nin komponentlerinden biridir. Etkili faktörlerde iyileştirme girişimleri ile ruhsal durumda da iyileştirmelerin sağlanabileceği kanaatine varıldı.6’sı bir yakınının ölümü. Türkçesinin geçerlilik ve güvenilirliğinin yapıldığı. Veri toplama aracı olarak. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini 2011-2012 eğitim öğretim yılında Konya il merkezinde bulunan üniversite öğrencileri oluşturdu. bir demografik anket ile “Spiritüalite Ölçeği (SS)” ve “Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12)” kullanıldı.5) erkek olup 165’i (% 45. toplum sağlığının geliştirilmesi çalışmalarına ışık tutması beklenir. % 35.3’ü ciddi bir sağlık sorunu ve % 2. SS. % 72. sağlık ve eğitim bilim alanı olarak sınıflandı.8’i orta ya da düşük ruhsallık içinde olduğu bulundu. fen. Selma İnfal***Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı.7’si veteriner fakültesi. Konya **Selçuk Üniversitesi Akşehir Kadir Yallagöz Sağlık Yüksekokulu. Ruhsal durumu iyi olması ile algılanan maneviyat. okuduğu bölüm ve kitap okuma alışkanlığı arasında anlamlı ilişki saptandı. % 22. Bulgular: Üniversite öğrencilerinin yaş ortalaması 22±3 olup 202’si (% 55. % 10.7’si istediği bölüme yerleşmek ve % 10. Öğrencilerin % 27. Tartışma ve Sonuçlar: SS’nin GSA-12 ile paralel sonuçlar vermesi.4’ü başka bir şehre yerleşmek olarak sıralamıştır.6’sı mühendislik fakültesi. % 26.PB 51 Üniversite Öğrencilerinin Genel Sağlık ve Spiritüel Durumunun Değerlendirilmesi Said Bodur*.

Bir anksiyete veya depresyonu olan hastaların %55'inde değerlendirme sırasında en az bir tane eşzamanlı anksiyete veya depresyon olduğu. Türkçapar H. . Kaynaklar: 1-Beesdo K. Bulgular: Hastaların 487’si kadındı. Psychol Assess. Sonuç: Anksiyete ve depresyon arasındaki ilişkide risk faktörlerine yönelik yapılan çalışmalar depresyon ve anksiyete bozukluklarının altta yatan aynı psikopatolojinin farklı görünümleri olabileceğini düşündürmektedir.2). Çanakkale **Siverek Devlet Hastanesi Biyokimya. Depresyon anksiyete ve karışık anksiyete depresyon gruplarının HAM-D skorları sırasıyla 21. karışık anksiyetedepresyonu olan toplam 724 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Kayran E.9) hasta vardı.15 ve 20 idi. anksiyete grubunda 311(% 43. Pine DS. Gruplar arasında vitamin B12 eksikliği ve TSH düzeyi açısından karşılaştırıldığında gruplar anlamlı fark saptanmadı. 14:164-172. bildirilmiştir (3). Barlow DH (2009) A proposal for a dimensional classification system based on the shared features of the DSM-IV anxiety and mood disorders: implications for assessment and treatment. 3-Brown TA. eğitim düzeyi ve medeni durumu açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. 21: 256-271. Yöntem: Siverek Devlet Hastanesine 2009-2010 yılları arasında başvuran depresyon. Son dönemde yapılan birçok klinik ve epidemiyolojik çalışma anksiyete bozuklukları ve depresyonun sıklıkla eş hastalık olarak ortaya çıktıklarını bulmuştur (2). Arch Gen Psychiatry. eşzamanlı hastalık ve ortak risk faktörleri yoluyla ilişkili bulunmuşlardır (1). Amaç: Bu çalışmada depresyon ile anksiyete bozukluğu arasında sosyodemografik yönden ve vitamin B12 ve TSH düzeyleri açısından özellkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. İç içe geçmiş bu hastalıklar arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha ayrıntılı verilerle araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Depresyon grubunda 233 (%32. patofizyoloji ve tedavideki farklılıkları nedeniyle ayrı bozukluklar olarak düşünülürken. anksiyete bozukluğu.PB 52 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastalarda Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarının Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerinin Karşılaştırılması Elif Karaahmet* Adnan Kirmit** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. 12 ve 22 idi. Hastaların yaş ortalaması.0). 2-Karadağ H. 67:47-57. Kart A. Özcaltepe B. Lieb R (2010) Incidence and risk patterns of anxiety and depressive disorders nd categorization of generalized anxiety disorder. Klinik Psikiyatri 2011. karışık anksiyete depresyon grubunda 180(%24. Majör Depresyon ve Anksiyete Bozukluğunun Birlikte Görüldüğü Durumların Klinik Özellikleri: Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Örsel S. Şanlıurfa Giriş: Anksiyete ve depresyon klinik özellikleri. bu grupların HAM-A skoru sırasıyla 15. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı.

Klinik Psikiyatri. . %57. Dikilitaş Y. Farklı bölgelerde yapılacak çalışmalarla bölgesel farklılıkların belirlenmesi açısından yararlı olacaktır.14’tü. Depresyonla birlikte diğer Eksen I sıklıkla bir arada görülmektedir(3). Comorbidity of DSM-III-R major depressive disorder in the general population: results from the US National Comorbidity Survey. Yöntem: 2009-2010 yılları arasında Siverek Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran hasta kayıtları geriye dönük olarak tarandı. Bir Devlet Hastanesine Depresyon Nedeniyle Başvuran Olgularda Sosyodemografik Özellikler. Toplam 948 hasta içinde depresyon tanısı alan 340 hastanın verileri SPSS paket programı kullanıldı. 1(2):16-20.5’inde diğer bir eksen I bozukluğu eşlik etmekteydi. Bu çalışma bir devlet hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran kişilerle sınırlıdır.3-Kessler RC. McGonagle KA. HAM-D ortalaması 21. Alpert J. yineleme. Abraham M.9’u kadındı. 168:17-30. Klinik çalışmalarda ekhastalığının varlığı depresyondaki alevlenme. süregenleşme. eğitim düzeyi düşüklüğü. Br J Psychiatry.4’ünün eğitim düzeyi ilkokul ve altıydı. 10:3-10. Kaynaklar: 1. çalışmamızda ön plana çıkan faktörlerdir. Rosenbaum JF.PB 53 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Bir Yıl İçinde Başvuran Depresyon Tanılı Hastaların Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri Elif Karaahmet*. Amaç: Depresyon tanısı alan kişilerin sosyodemografik ve klinik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.8’i depresyon tanısı almaktaydı. Nelson CB. Coşkun A. Kadın olmak. 1996. Sık görülmesinin yanı sıra yarattığı yetiyitimi ve ekonomik sonuçlar depresyon araştırmalarının önemini artırmaktadır(2). Emül M. Bulgular: tüm taranan grubun %35. et al. Depresyon tanısı alan olguların yaş ortalaması 32. Gender differences in Axis I comorbidity among depressed outpatients. 2007. 2. Yedikardaşlar C.4’ü evliydi.Yalvaç HD. tarihsel bir bakış. Nierenberg AA. Ünal S.4 ile en sık görülen obsesif kompulsif bozukluktu.4-Fava M.2-Kaya B. %70. 1960’lardan günümüze depreyonun epidemiyolojisi. Yüksel Kıvrak** * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri Anabilimdalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı Giriş: Depresyon dünyada halk sağlığını en çok tehdit eden sorunların başında yer almaktadır(1). Eştanılar içinde %29. %43. J Affect Disord. HAM-A ortalaması 16 idi. 38:129-33. %67. intihar eğilimi ve psikososyal sorunların artışına neden olan etmenler arasında yer aldığı gösterilmiştir(4). kalıntı belirtiler. 3. 1996. Kaya M. Pava JA. Güncel Psikiyatri ve Psikonörofarmakoloji 2011. 4. Sonuç: Depresyonun ortaya çıkmasına çeşitli risk faktörleri mevcuttur.

7’si (n=781)35 yaş altın. Ortalama geliş sıklığı 2.44 olup. Ortalama yaş 34.Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Psikiyatri AD. psikotik bozukluklar %5. somatoform bozukluklar %1. Kars Amaç: Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine bir yıl içinde başvuran hastaların sosyodemografik özellikleri ile tanı grupları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı. En sık konulan tanılar duygudurum bozuklukları.3’ü (n=472 ) erkekti. Kırsal kesimden başvuru oranı düşük saptandı.İbrahim Yağcı.7’si (n=906) kadın. Hastaların %65. toplam poliklinik sayısı 3144’dür.505 yıl olarak bulunmuştur. anksiyete bozuklukları %28.28 ±2. Hastaların %56. %34. Çalışmamızda başvuran hastaların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturdu.6 (n=78) oranında görüldü.5 (n=779). Tanı grupları ile kontrol için polikliniğe başvurma oranları arasında farklılıklar saptanmıştır. anksiyete bozuklukları. dikkat eksikliği ve davranış bozuklukları %5.PB 54 Bir Üniversite Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastaların Sosyodemografik Özellikleri ile Tanı Grupları Arasındaki İlişki Nurcihan Akbulut.3 (n=19).dadır. Hastaların büyük çoğunluğunu şehir merkezinden gelenler oluşturmaktadır. dikkat eksikliği ve davranış bozukluklarıdır. sosyodemografik faktörler. Yöntem: Mayıs 2010-2011 tarihleri arasında başvuran 1378 hastanın poliklinik kayıtlarının incelenmesi ile elde edilen veriler değerlendirildi.ğından dolayı polikliniğimizde çocuk yaş grubu hastalarda muayene edildiğinden çalışmaya alınmıştır. psikiyatrik tanı .3 (n=74).DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre duygudurum bozuklukları %56.9 ± 16. Anahtar sözcükler: Psikiyatri polikliniği. Bulgular: 1378 hasta muayene edildi. Kars’ta çocuk psikiyatristi olmadı. Tartışma ve Sonuç: Sosyodemografik veriler ile tanı grupları arasında anlamlı olarak ilişki saptandı.8 (n=398).

Türk Psikoloji Dergisi. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 43 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. Kaynaklar: Bandura A (1997) Self-efficacy: the exercise of control. Eker D. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 168 kişide ikinci kez uygulanmıştır. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. (1989) UCLA yalnızlık ölçeginin geçerlik ve güvenirligi.7 (23): 4– 18. Mehmet Çolak****. Nail Dertli*. 12(1): 17-25. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı.59 olarak bulunmuştur. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 28 maddelik son hali verilmiştir. Arkar H. Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Duru Gündoğar***. Faktör analizi yapılmış. toplulukçu yeterliliği ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Bu çalışmada toplulukçu yeterlilik kavramının Türkçede özgün olarak geliştirilecek bir ölçek yoluyla geçerliliğinin sınanması amaçlanmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. Demir A.0’ını açıkladığı görülmüştür. belirlenen bir hedefi gerçekleştirmek için gereken eylemliliği örgütleyip yürütmede bir grubun kendi kaynaklarına olan ortaklaşmış inancı olarak tanımlanmıştır. Sıla Yüce**.PB 55 Toplulukçu Yeterlilik Ölçeğinın Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması Fatma Yıldırım*.96 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 168 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0. Durak M. İnci Özgür İlhan**. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Toplulukçu yeterlilik. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. Geçerlik ve Güvenirliği. Correctional Officers. Ölçeğin bu son haliyle üç faktörlü yapının varyansın % 60. Social Indicators Research. Senol-Durak E. 99:413–429. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Türk Psikiyatri Dergisi. Toplulukların karşılaştıkları sorunları çözmesi ve toplumsal değişimlerin oluşumunda toplulukçu yeterliliğin önemli bir etkisi vardır. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki erişkin yaş grubundan 415 gönüllü katılımcıda uygulanmıştır. and Elderly Adults. New York Freeman. .

p<0.01). oksijenli kan akımı aktivasyonu için bu enterferans koşullarının tümünde en yüksek hemodinamik yanıt orta kanallarda gözlenmiştir.Sinem Burcu Erdoğan***. içerisinde cevap vermesi beklenmektedir. bilişsel görev sırasında motor/görsel/işitsel uyarılarla korteksin fonksiyonel aktivitesini inceler. Çalışmamızda Stroop bilgisayar versiyonu kullanılmıştır.63. 16 dedektör bulunmaktadır. Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır. Incongruent-Nötral ve Congruent-Nötral enterferans koşulları için istatistiksel olarak anlamlı bölgeler belirlenmiş (z= 1. birey ve grup düzeyinde ‘Hiyerarşik Genel Lineer Model’ kullanılarak incelenmiş. Dedektörler sağ Prefrontal Korteks (PFK). alışılmış bir davranış örüntüsünü bastırabilme ve olağan olmayan bir davranışı yapabilme yeteneğini ölçer. non-invasiv nörogörüntüleme tekniği olup. Kullandığımız cihazda 4 ışık kaynağı. Doğru yanıtlar ve tepki süresi farkları arasındaki fark Friedman Anova testiyle incelendi. Bu çalışmada bilişsel bir test sırasında sağlıklı katılımcılarda IYKAS’daki değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Congruent(uyumlu). **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. değişen talepler doğrultusunda ve bir “bozucu etki” altında değiştirebilme becerisini. farklı renklerle yazılan ‘XXX’ sembolünün olmasıdır. Stroop bozucu etkisi (enterferans).007). kan oksijenlenme dinamiklerini belirlemede güvenilir bir nörogörüntüleme yöntemi olarak kabul görmeye başlamıştır. altta yazılan renk isminin rengi yukarıda yazılanla aynıysa sola aynı değilse sağ tuşa basılması istenir. ***Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Amaç: İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi (IYKAS). Incongruent-Congruent ve Congruent. Incongruent-Congruent. hata sayısı ve bu üç koşul arasındaki süre farkıyla ölçülmüştür. beyindeki hemoglobin konsantrasyonu değişikliklerinin ölçümüne dayanan. Doğru yanıtlar arasındaki fark anlamlıydı (p=0. Bu fark. Katılımcıların genel olarak %45’nde. Yaş ortalamaları 26. Stroop testi algısal kurulumu. Stroop Bozucu Etkisi. sol-orta PFK ve sol PFK’yi göstermek üzere konumlandırılmaktadır.PB 56 Yüksek Eğtimli Sağlıklı Kişilerde Stroop Testi Sırasında Hemodinamik Yanıtın İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi Tekniği (IYKAS) İle İncelenmesi Handan Noyan*. Katılımcıların bilişsel bir test sırasındaki hemodinamik yanıtları. Testin bilgisayar versiyonunda. rengin renk ismiyle uyumlu olması.Nötral enterferans koşullarında en yüksek hemodinamik yanıtın bilateral kanallarda olduğu gözlenirken. Tartışma: Bulgularımız IYKAS’ın. IncongruentNötral enterferans koşulunda orta kanallarda olduğu görülmüştür. Stroop bozucu etkisinin PFK’daki spesifik kognitif aktivasyonlarını ölçen bir ölçüm aracı olabileceğini göstermektedir. congruentla nötral arasında ise trend düzeyindeydi (p=0. en yüksek doğru yanıtı nötral koşulunda gösterdi. Incongruent(uyumsuz). PFK .066). düşük maliyetli.065). Süre farkları arasındaki fark trend düzeyindeydi (p=0.05). Bulgular: Çalışma.Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim ABD. üniversite öğrencisi/mezunu 13 sağlıklı gönüllüyle yürütülmüştür. Oksijensiz kan akımı aktivasyonu için.Ata Akın***. nötralle incongruent arasındaydı (p=0.69’dur. Yöntem ve Gereçler: IYKAS. en düşük doğru yanıtı incongruent koşulunda. Anahtar Kelimler: IYKAS. sağ-orta PFK.İlker Taşdemir**. rengin renk ismiyle uyumlu olmadığı. Kullanılan parametreler.Miray Erbey*. nötr ise yukarıda bu sefer renk isminin olmayıp. Katılımcdan 3 sn. Bilge Togay**. Katılımcılar.

Hasan Herken** *Denizli Devlet Hastanesi. Denizli Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). Bu çalışmada. WKET’de erişkin DEHB’liler ile kontrol grubu arasında farklılık bulunmadı. Metod: Çalışmaya DEHB tanısı almış olan 18-60 yaş arası 60 olgu ve 60 sağlıklı kontrol alındı. Erişkin DEHB’ lilerde duyusal bütünleştirme alt testinde ve alt test maddelerinden işitsel görsel bütünleştirme ve dokunsal algının değerlendirildiği söndürmede kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. “Diğer” alt testlerinden bellek 5 dakika. stroop ve Wisconsin kart eşleme testi (WKET)) uygulandı. duyusal bütünleştirmenin ise parietal lob ile ilişkili olduğu düşünülmektedir (3). Denizli **Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. . sözel bellek ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptandı. nörolojik değerlendirme ise 59 vakaya ve 44 kontrol bireyine yapılabilmiştir. Bulgular: Erişkin DEHB grubunda sayı dizileri. Psikiyatrik hastalıklardaki beyin fonksiyon bozukluklarının araştırılmasında kullanılan silik nörolojik belirtiler daha çok çocukluk çağı DEHB’de araştırılmıştır. kodlama ve geri çağırmadaki sorunlara ikincil gelişen bellek sorunları ve öğrenme güçlüğü. duyusal-motor alanın bulunduğu parietal lobda ve/veya bunların birbirleriyle bağlantısını sağlayan fronto-striatal yolaklarda bir işlev bozukluğu olduğunu düşündürmektedir. Motor koordinasyonun frontal lob ve serebellumla. erişkin DEHB’ lilerin frontal bölge fonksiyonlarına duyarlı nöropsikolojik test performansları ve silik nörolojik belirtilerin araştırılması hedeflenmiştir. DEHB’de görülen el hareketlerindeki beceriksizliği de içeren motor koordinasyon bozuklukları. Her iki gruba Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve nöropsikolojik testler (Sayı dizleri. erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon. sözel bellek. bakışı sabit tutma güçlüğü gibi göz hareketlerinde görülen sorunlar kranial sinir hasarından çok okulomotor koordinasyon bozukluğunu düşündürmektedir. Çalışmamızda. duyusal bütünleştirme. Silik nörolojik belirtilerde erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon ve alt test maddelerinden başparmak opozisyonunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. sinkinezi ve bakışı sabit tutma güçlüğü alt test maddelerinde erişkin DEHB’lilerde kontrol grubuna göre düşük performans saptanmıştır.PB 57 Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Nöropsikolojik Fonksiyonlar ve Silik Nörolojik Bulgular Ayşe Nur İnci Kenar*. kontrol grubunun 42’sine. frontal lobda. Sinkinezi. Nöropsikolojik testler vakaların 51’ine. frontostriatal döngü üzerinde durulmaktadır (2). hareket ve dikkatin düzenlenmesinden sorumlu olan serebellumda. nöropsikiyatrik bir bozukluk olup erişkinlerdeki prevalansı %1-4 arasındadır (1). sinkinezi ve bakışı sabit tutmada düşük performans saptanmıştır. tepki inhibisyonunda güçlük olduğu görülmektedir. Etyopatogenezinde. kavramsallaştırma ve sorun çözme becerilerinin iyi olduğu ancak basit dikkat sorunları. Sonuç: Çalışmamıza göre. Psikiyatri Kliniği. erişkin DEHB’ lilerde.

). Bu sonuç vaka sayılarının azlığından kaynaklanabilir. Çocuklukta cinsel istismara maruz kalma sıklığı %10-40 olarak bildirilmektedir. Bununla birlikte çocuk/ ergen grubunda istismar olayının gerçekleştiği yere bakıldığında 1. %4 iken 50 yaş üzerinde bu oran %89. Çoğunluğun çocuk/ergen yaş grubu vakalardan oluşması ve istismarın bazı özelliklerinin erişkin grubunda farklılık göstermesi.7 olarak bulunmuştur.PB 58 Çocuk/Ergen ve Erişkin Yaş Gruplarında Yaşanan Cinsel İstismar Olaylarının Karşılaştırılması 1Serap Erdoğan Taycan. 3Feryal Çam Çelikel. Çocuk ve ergen vakalar ile erişkin vakaların çeşitli özelliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. 28’i ise 18 yaşın üzerindedir. Bunun dışında çalışmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Tıp Fak. apartman boşluğu vb. ergen ya da bir diğer erişkini cinsel arzu ve gereksinimlerini karșılamak için güç kullanarak.) yer almaktadır. köylüsü vb. İstismarcının yakınlığı. araba.3’e %10. az oranda da yabancılar tarafından gerçekleştirilen istismar vakalarına rastlanmaktadır.Temmuz 2011 tarihleri arasında. istismara maruz kalmaları sebebiyle Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan değerlendirilmesi istenen vakaların bilgilerine geriye dönük tarama ile ulaşılmıştır. erişkin istismarlarında 1. sırada kapalı alan. saldırının türü ve psikiyatrik değerlendirme sonucu konulan tanılar açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Türkiye toplumunda diğer toplumlardan farklı olarak yasal yaş doldurulmadan yapılan evliliklerin genellikle gebelik sürecinde fark edilmesi sonucu adli vaka olarak değerlendirildiği görülmektedir. sırada ev. Tıp Fak. 50 vaka 18 yaşın altında. 2. . sırada ev gelmektedir. 18 yaş altındakilerin kadın-erkek oranları %96’ya. sırada açık alan gelirken. 2Ali Yıldırım. İstismarcı çoğunlukla çocuk ya da genç tarafından tanınan kişiler olmakta. Psikiyatri AD Amaç: Cinsel istismar. Psikiyatri AD. tehdit ya da kandırma yolu ile kullanmasıdır. 2Gaziosmanpaşa Ünv. Dikkati çeken bir diğer farklılık çocuk/ergen grubunda istismarcıların büyük çoğunluğu erkek arkadaşlardan oluşurken erişkinlerde ilk sırada kan bağı bulunmayan tanıdıklar (komşusu. Yöntem ve Gereçler: Mağdurun ve istismarın çeşitli özelliklerini değerlendirmeyi amaçlayan bir anket aracılığı ile konsültasyon notları geriye dönük olarak incelenmiştir. Bulgular: Eylül 2010.Temmuz 2011 tarihleri arasında cinsel istismar sonrası ruh sağlığının bozulup bozulmadığının değerlendirilmesi istenen 78 vakaya rastlanmıştır. 2. 3Gaziosmanpaşa Ünv. sırada kapalı alan (araç içi. Bu çalışmada Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Eylül 2010. 2Erdal Özer Gaziosmanpaşa Ünv. 3. Cinsel istismarın nesnesi olarak genellikle kadın cinsiyetinin görüldüğü bilinmektedir. erişkinlerin çocuk. Adli Tıp AD. olayın yaşandığı yer. özel ilgi gerektiren konulardır. Tıp Fak.

Aydın. Tartışma: Yapılan benzer çalışmalar ile karşılaştırıldığında Aydın ilindeki cinsel istismar oranının daha yüksek çıkmasının nedeninin olguların bildirilme oranının yüksek olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür.1) olguya ise suçun hukuki anlamını bildiği ancak sonuçlarını yönlendirme yeteneğinin olmadığı şeklinde rapor düzenlemiş.1) olguya bildiği. İki yüz yetmiş iki olgudan 149’unun (%54. ÇERSAH uzmanlarına yönlendirilen 33(%22. 6(%18.Aydın.6(n=77) ile hırsızlık. Cinsel istismar mağduru olmak %31. Cinsel istismar olgularının %77’sinin en az bir psikiyatrik tanı aldığı ve %50’sine medikal tedavi başlandığı. ancak %63’ünün tedavisini sürdürmediği saptanmıştır. %57. .2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın il merkezi ve ilçelerinden adli rapor istemi ile Aydın Devlet Hastanesi ÇERSAH ve Adnan Menderes Üniversitesi ÇERSAH ve Adli Tıp Anabilim Dalı’na yönlendirilen çocuk ve ergen adli olguların tümünün verileri geriye dönük olarak incelenmiştir. sosyodemografik özellikleri. zeka düzeyleri.3 olduğu saptanmıştır. Börte Gürbüz*.7) iddia edilen suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı sorulmuş. tedaviye başlama ve sürdürme oranları incelenmiştir.Türkiye **Aydın Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniği. Psikiyatrik tedavi başlanan cinsel istismar olgularının %63’ünün tedavisini sürdürmediği tespit edilmiş olup tedavi devamlılığı için sağlık kurumları ve ilgili diğer birimler arasında işbirliği içerisinde yürütülecek yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.3(n=85) oran ile en sık polikliniklere yönlendirilme nedeni olup bunu %28. psikiyatrik tanıları.6) bilmediği.7(n=26) ile yaralama suçları takip etmektedir.PB 59 Aydın İlinde Bir Yıl İçerisindeki Tüm Çocuk ve Ergen Adli Olguların Değerlendirilmesi Hatice Aksu*.3’ü kız(n=115). madde kullanım öyküleri. Sevcan Karakoç Demirkaya**. %9. tedavi süreçleri. iddia edilen suç türü. gönderilme nedenleri. adli tıp uzmanları ise değerlendirdikleri 116 olgunun hepsine (%100) bildiği şeklinde rapor düzenlemiştir. Aydın. psikiyatrik tanıları.Türkiye Amaç: Bu çalışmada 2011 Temmuz-2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın ilinde adli rapor istemi ile adli tıp ve çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniklerine (ÇERSAH) yönlendirilen tüm çocuk ve ergen adli olguların geliş nedenleri.1) olgudan 22’sine(%66.46±2. Olguların sosyodemografik özellikleri. Yöntem: 2011 Temmuz.Türkiye ***Adnan Menderes Üniversitesi Adli Tıp AD. 5(%15. Sonuçlar: Aydın ilindeki tüm olguların(n=272) %42. suç profili ile ilişkili özelliklerinin incelenmesi ve ilin bu yaş grubu için genel profilinin çıkarılması amaçlanmıştır.7’si erkek(n=157) olup ortalama yaşın 13. Berk Gün*** *Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.

%26.**Cemile Demirel *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında Yüzdelik. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Problem Çözme Envanteri kullanılmıştır. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır.1’i herhangi bir spor dalı ile ilgilenmezken.sınıf ve %23 4. %48.94 bulunmuştur.**Özge Işıldar. .94) düşük olduğu ve öğrencilerin problem çözme düzeylerinin yeterli olduğu söylenebilir. Örneklem olarak Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir. 3’ü evli 245’i ise bekârdır. Problem çözme becerisi gelişmiş olan bir hemşire sağlık hizmetini çok daha profesyonel sağlayabilir. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu.sınıf.sınıf şeklindedir. Örneklem grubunun %77.9’u ilgilenmektedir.5’i kısmen başarılı. 58’i erkektir. %43.6 1. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. %27 2. Uşak Amaç: İnsan yaşamı çeşitli sorunlarla doludur. hemşirelik öğrencilerinin ölçekten aldığı toplam puan ortalamasının (89. Tartışma ve Sonuçlar: Ölçekten en az 32. %4. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330).4 3. **Hamdullah Omay. %31.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. **Huriye Hakut.PB 61 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Problem Çözme Becerilerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin problem çözme becerilerinin ilişkili olduğu bazı değişkenleri ortaya koymak ve problem çözme becerilerini ölçmek. Buna dayanarak araştırmamızın sonucunda. Hemşirelik Bölümü.**Sinem Kaya. %23. Eğitim süreleri boyunca ve meslek yaşamlarında hasta bireylerle çalışma imkânı bulan hemşirelerin çalışma yaşamlarında karşılaştıkları problemleri çözme konusundaki becerileri önemlidir. %2. %22. Frekans ve Ki-kare testleriyle yapılmıştır.8’i çok başarılı. en fazla 192 puan alınabilmekte ve ölçekten alınan toplam puanların yüksekliği bireyin problem çözme becerileri konusunda kendini yetersiz olarak algıladığını göstermektedir. Bunların 190’ı kadın.8’i herhangi bir sanat dalıyla ilgilenmezken.**Seda Çağlı.2’si ilgilenmektedir. sınıf.**Ceyda Şenol. %68. Sağlık Yüksekokulu. bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir.8’i başarılı. Katılımcıların Problem Çözme Envanteri Toplam Puan Ortalamaları 89.

öfkeyle ilişkili davranışlar grubunda.67. %4. Katılımcıların öfkeyle ilişkili davranışlarında saldırgan ve sakin davranışlar benzer puanları almıştır. . %28. öfkesine yönelik düşünceler 20. umursamaz tepkiler 7.93. saldırgan davranışlar 32.82. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır. Katılımcıların ölçek puan ortalamaları. **Şerife Aktaş. %0.67. %54’ü başarılı.82. 3. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Çok Boyutlu Öfke Ölçeği kullanılmıştır. eleştirilme 16. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. ciddiye alınmama 73. kendine yönelik öfke düşünceleri 16. %23’ü ise okumadığını belirtmiştir.sınıf.9’u ilgilenmektedir.sınıf ve %16.4’ü ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. öfkeye ilişkin belirtiler 36. okul şiddetinin önlenmesi ve okul güvenliğinin sağlanması için okul şiddetinin ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerin anlaşılması önem kazanmaktadır. pasif-agresif tepkiler 33. öfkeye ilişkin düşünceler grubunda. intikama yönelik tepkiler 57.64. sakin davranışlar 32. %40. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır. %31. kişilerarası tepkiler grubunda.66. %26. dünyaya yönelik öfke düşünceleri 10. haksızlığa uğrama 69.28. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir.74.4 2. 3’ü evli 232’si ise bekârdır.57.7’si çok başarılı. Bu sonuç adölesan bireylerin beklenen davranış özellikleri ile örtüşmektedir. Uşak Amaç: Son zamanlarda okullarda artan şiddet olayları kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Bu bağlamda.PB 62 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Öfke İfade Etme Biçimlerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün.63. öfkeye yol açan etmenler grubunda. Örneklem grubunun %77’si derse ait olmayan kitaplar okuduğunu.4. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin öfke konusundaki duygu. Bunların 180’ı kadın. diğerlerine yönelik düşünceler 20.99. kaygılı davranışlar 12. Şiddetin doğmasında önemli yeri olan öfke Bu faktörlerden birisidir.87 şeklinde bulunmuştur.9’u kısmen başarılı.2 4. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmanın sonucuna göre özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerden oluşan örneklem grubunun öfkelenme nedenlerinde ilk sırayı ciddiye alınmama almaktadır.10. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 235 kişiye ulaşılmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330). Hemşirelik Bölümü. sınıf. Bulgular: Araştırmaya 235 kişi katılmıştır.sınıf şeklindedir. düşünce ve tutumlarını belirlemektir. içe dönük tepkiler 32.**Nergis Küçükfalay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. %29. 55’i erkektir.42. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. Sağlık Yüksekokulu.

veya MI T-skorları ≥60 olan hasta yüzdeleri arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>. Indianapolis. Lilly USA.2. Ph.. New York. 4. (MI)) birleşiminden bir genel skor (Global YöneticiPuanı. Ek olarak.. The Vermont Clinical Study Center. Ph. yöneltme. Durell. i3 Statprobe. planlama/organize olma ve görev izlem alt ölçeklerinde plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülürken (p<0. 4. Engelleme. Aynı zamanda 3 geçerlilik ölçeği içerir: Negativite. 9 adet birbiri ile çakışmayan klinik ölçek içerisinde. tedavi.D. New York University. çift kör. GEC. İki indeks skorun (Davranışsal Düzenleme İndeksi(BRI) ve Üstbiliş İndeksi. hafta sonlanım noktasına kadarki ortalama değişiklikler bir ANCOVA modeli (terimler. kendini izlem. yönetici işlevleri farklı açılardan değerlendiren.ABD. kişinin kendisinin cevapladığı 75 maddeden oluşmaktadır. 5 Lilly Türkiye Medikal Departman (Eli Lilly & Company adına sunumu gerçekleştirecektir) Amaç: DEHB olan genç erişkinlerde atomoksetin (ATX) tedavisinin plaseboya kıyasla Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri – Erişkin Sürümü Kişisel Bildirim (BRIEF-A) üzerine olan etkilerini değerlendirmek.Richard Rubin.5. materyallerin organizasyonu ve duygusal kontrol alt ölçeklerinde anlamlı fark görülmemiştir.D. 3= davranış sıklıkla görülür). ATX grubunda plasebo grubuna kıyasla anlamlı derecede daha fazla iyileşme gözlenmiştir. plasebo kontrollü çalışmada 12 hafta boyunca ATX (20-50 mg BID. GEC) elde edilir.3. Lenard Adler. BRIEF-A’da başlangıçtan 12. BRI ve MI bileşik skorlarında plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak daha fazla iyileşme görülmüştür. Hastalar 3 puanlık bir Likert ölçeğinde davranışı değerlendirir (1=davranış hiç görülmez. M.D. Sonuç: BRIEF-A alt ölçeklerindeki değişimlerle ölçülen yürütücü işlevlerde. ABD. Indianapolis. M. Nadirlik ve İstikrarsızlık.Departments of Psychiatry and Child and Adolescent Psychiatry.556). Burlington. Todd M. . Dustin D.. bu Faz 4.Erişkin Sürümü (BRIEF-A) Atomoksetin Etkileri 1.. BRI.D. başlangıç skoru. Ruff. başlama. Kübra Özbek 1. araştırıcı) kullanılarak analiz edilmiştir.PB 64 Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri .D. David Williams3 . ABD 3. Jody Arsenault.4. çalışma hafızası. M. Bulgular: Başlangıçta GEC.. çok merkezli.05). Yöntemler: DEHB olan genç erişkinler (18-30 yaş).ABD 2. N=161) veya plasebo (N=167) almak üzere randomize edilmiştir. BRIEF-A .

4 maddi sorunlar.7’sinde psikolojik şiddet.5’inde aldatma/zina. . Muğla ili Fethiye ilçesinde gerçekleştirilen kesitsel.7’sinde müşterek çocuk olup. %12.9’unda alkol/madde bağımlılığı yer almaktadır.3’ünde ayrı yaşama/fiziki ayrılık süreci. %16.93±4. 18 yaş altı çocuk olan ailelerin %69. retrospektif ve tanımlayıcı nitelikteki bu çalışmada boşanmak için başvuran aile özelliklerinin ve boşanma gerekçelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu dosyalarda yer alan boşanma gerekçeleri incelendiğinde ise.33 olarak saptanmıştır ve çiftlerin %8.9’u 20 yıl üstüdür. %19. En küçük çocuğun yaşı ise X=5. evlenen her beş çiftten birinin boşandığını. %18. Veri toplama aşamasında iken arşiv numaralandırma sisteminde yapılan değişiklik nedeniyle tüm dosyalara ulaşılamamış.1’i anlaşmalı boşanma davası niteliğindedir.51±11. örneklemin % 43. %21. %29. %18.0’ı bir yıldan az. %66’9’unun kadın tarafından açıldığı. %18. ayrıntılı gerekçe. iddia ve delillerin daha çok "çekişmeli" olarak adlandırılan dava dosyalarında yer aldığı belirlenmiştir. çalışma ulaşılabilen 336 dosya üzerinden gerçekleştirilmiştir. %20.6’sında eşlerden biri yabancı uyrukludur.PB 65 Boşanmak İçin Başvuran Aile Özelliklerinin ve Boşanma Gerekçelerinin İncelenmesi: Fethiye Örneği Sibel COŞKUN*. erkek yaşı X=40.1’inin halen devam ettiği görülmektedir. %38. Fethiye Adliyesi’nde Ocak-Haziran 2012 tarihlerinde gerçekleştirilen çalışmada.6’sında nafaka talep ve/veya onayı olduğu dikkati çekmektedir.6’sında ise çocuk/lar reşit yaştadır. Fethiye Sağlık Yüksek Okulu Amaç: Boşanma aile bireylerini etkileyen travmatik bir süreçtir. "Anlaşmalı" olarak adlandırılan boşanma davası dosyalarının genelinde boşanma gerekçesinin "aile birliğinin temelden sarsılması" olarak ifade edildiği. Kader ŞARLAK* *Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi.8’inde kadına yönelik fiziksel şiddet. bunların ise sadece %49.5’i 1-3 yıl.10 olarak saptanmıştır. %19’u 10-20 yıl arası ve % 14. Toplam 611 boşanma dava dosyası evreni oluşturmakta olup. Kadın yaşı X=36. Çiftlerin evlilik yılı incelendiğinde. 2010 yılında asliye hukuk mahkemelerine başvurularak açılan boşanma davalarına ait dosyalar retrospektif olarak incelenmiştir. %36. %48.2’sinde velayet anneye verilmiş olup.87±12. Türkiye istatistik kurumu.56. Örneklemde 124 adet olan çekişmeli nitelikteki dava dosyası incelendiğinde ise. evren dahilinde olan fakat eşlerin takipsizliği veya feragat nedeniyle kapanan dosyalar gerekli bilgileri kapsamadığından çalışma kapsamına alınmamıştır. Fethiye ise son yıllarda en çok boşanmanın olduğu ilçe olarak öne çıkmaktadır ve 2011 yılında 1512 evlenme 408 boşanma gerçekleştiği belirtilmektedir. ilk sırada ege bölgesinin yer aldığını rapor etmektedir.1’i kadın tarafından açılmıştır ve %63. Bölgede aile danışmanlığı hizmetlerine önem verilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir. Çocuk durumu incelendiğinde %63.4’ünde kavga/hakaret.2’si 7-9 yıl. % 6. Bulgular: İncelenen davaların %60.4’ü 4-6 yıl.7’sinde çocuk/lar 18 yaşından küçük. Yöntem: Gerekli kurumsal izinler alınarak.

Bu çalışmada iki olgunun ruhsal ve yasal değerlendirilmelerinin tartışılması amaçlanmıştır. Sonuç: Saptanan belirti ve bulguların iddia edilen bezdiri süreciyle olan ilişkisi incelenmiştir. karmat tip” olarak belirlenmiştir. 5 (2):165-184. taciz. Eur J Work Organ Psychol.Mevcut belirti ve bulgular sonrası DSM IV-TR’ye (4) göre tanısı “Uyum Bozukluğu. yaşadığı baskıları aklından çıkaramama. Amaç: Mobbing (bezdiri). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. ırk.** Servet Yana. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. küçük düşürülme. İş yerinde bezdiriye maruz kaldığını iddia ederek Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş.l**Ümit Biçer. bedensel engeli olmasına rağmen yapamayacağı işleri verme gibi davranışlarla karşılaştığını belirtmiştir.*A.Yaşanılan ruhsal sorunların kişilerin maruz kaldıklarını iddia ettikleri bezdiri olayı ile ilgili olduğu kanaatine varılmıştır. DC: American Psychiatric Association. . Olgu 1: AA. 2000 . hakaret edilme. bezdiriye ilişkin ruhsal sorunların tanımlanmasına ve yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır.tr/komisyon/kefe/docs/komisyon_rapor_no_6.*Celaleddin Turgut. kırklı yaşlarda. 3. Washington. kendisiyle birlikte görünmek istemediğini.08. Psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda DSM IV-TR’ye (4) göre eksen 1’de major depresif bozukluk. evli ve işçi. Bu ilişkide zamansal birliktelik ve içerik benzerliği üzerinde durulmuştur.Leymann H (1996). çökkünlik belirtilerinin yanı sıra. eksen 4’te ise iş yerinde yaşadığı psikolojik şiddet saptanmıştır. cinsiyet gibi herhangi bir ayrımcılık olmadan. Tartışma: Bezdiri ve sonuçları psikiyatrinin önemli bir gündemi olmaya başlamıştır. saygınlığının azaldığını ve “kaybeden” olduğunu düşünmeye başlamış. Yirmi yıldır çalıştığı iş yerinde son beş yıldır üstleri tarafından baskı ve haksızlığa maruz kalma. “The Content and Development of Mobbing at Work”. çoğunlukla işyerinde karşılaşılan yaş.gov.tbmm. **Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp AD. American Psychiatric Association. Olgu 2: AB. rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişiye yönelik duygusal saldırganlık olarak tanımlanmıştır (1). iftira atılma.. tıbbi ve toplumsal durumunda kötüleşme yakınmaları olmuş. http://www. Bu konudaki artan farkındalık tedavi ve yasal değerlendirme amaçlı başvuruları artırmaktadır. otuzlu yaşlarda.**Ömer Turan. arama kurtarma biriminde görevli olarak çalışıyor. 2.PB 66 Psikiyatrik ve Adli Yönleriyle Bezdiri (Mobbing) Olgularına Yaklaşım *Hatice Sodan Turan.pdf adresinden 11.2012 tarihinde indirilmiştir.İşyerinde keyfi yer değişikliği ve çalışma saatlerinde uygun olmayan düzenlemeler yapılmış. “İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu” (2011). tehdit edilme. İşten çıkarılması sonucunda. İş arkadaşlarının kendisinden kaçtığı. eksen 3’te lomber disk hernisi. Bezdiriye bağlı olarak gelişen patolojileri değerlendirmek için ruhsal belirtilerin işyerinde yaşanan olumsuzluklarla ilişkilendirilmesi ve nedensellik bağının kurulması gerekmektedir (2). kovulma anını hatırlama. Bu uygulamalar sonrası kişi işyerine giderken başına kötü bir şey geleceğine dair kaygı ve iç sıkıntısı yaşamaya başlamış. Kaynaklar: 1. Text Revision (DSM-IV-TR).Tamer Aker *Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri AD. iş yerinde yaşadığı bezdiri olayının neden olduğu sorunların saptanması için Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş.

Bu çalışmada Balıkesir Gönen Devlet Hastanesinde çalışan sağlık personelindeki tükenmişlik düzeyini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır.0 paket programında değerlendirildi.190. Kişisel başarı düzeyi kurumdan ayrılmayı düşünenlerde anlamlı düzeyde düşük(p=0. hizmet kalitesinde düşme. Haftalık çalışma süresi ile duygusal tükenmişlik arasında pozitif ilişki vardı(r=0.001). kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p=0. kişilerin mesleğin anlam ve amacından kopması. ilişki sorunları ve kardiyovasküler hastalıklara neden olabilmektedir. Evli olmak (p=0.3P Dergisi. uyku sorunları.022). Çocuğu olmayanlarda (p=0.Nov.68:29-32.Kaçmaz N(2005)Tükenmişlik (Burnout) sendromu.041). Holsboer-Trachsler E(2010)The burnout syndrome--an overview. kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p= 0.037). 3. 2. Bulgular: Çalışmaya 131 kişi katıldı.Yaygınlığı %10 ile %50 arasında bildirilmektedir(2).002). kurumda çalışmaktan memnun olmamak(p=0. hizmet götürdüğü insanlarla ilgilenemiyor oluşu yada aşırı stres ve doyumsuzluğa tepki olarak kendini psikolojik olarak işinden geri çekmesi olarak tanımlanan işyeri kaynaklı bir sendromdur(1). Veriler spss v.023).000) duygusal tükenmişliğin öngörücüleri olarak saptandı. Yöntem: Çalışmaya hastanede çalışan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 131 kişi alındı.Tükenmişlik.15. psikosomatik hastalıklar. Tükenmişlik sendromunun ortaya çıkmasında kişilik özelliklerinden çok içinde bulunulan iş koşulları daha önemli risk faktörü olarak kabul edilmektedir.67(11):561-5.001) duygusal tükenmişlik anlamlı düzeyde yüksek idi. kurumdan ayrılmayı düşünmek (p=0.4:28-33. Sosyodemografik bilgi formu ve Maslach tükenmişlik ölçeği uygulandı. iş kaybı.PB 67 Bir İlçe Devlet Hastanesi Çalışanlarında Tükenmişlik Birmay Çam Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş ve Amaç: Tükenmişlik. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. iş veriminde azalma yanısıra depresyon. Kaynaklar: 1.032). Sonuç: Çalışma süreleri ve işyeri koşullarının düzeltilmesi ve tükenmişliğin farkında olmak önem taşımaktadır. Duyarsızlaşma ile meslekte geçirilen süre arasında negatif ilişki saptandı(r=-0. cinsel problemler. Evlilerde(p=0. üniversite mezunu olanlarda (p=0.Brand S.003).039).İst Tıp Fak Derg.Ther Umsch. Cinsiyet.Türkiye’de 7255 sağlık çalışanı ile yapılan bir çalışmada pratisyen hekimler ve hemşirelerde duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları en yüksek bulunmuştur(3).182.025) duyarsızlaşma anlamlı düzeyde yüksekti. p=0. alkol madde kullanımı. p=0. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0.037) tü ve kurumdan ayrılmayı düşünme kişisel başarı düzeyinin yordayıcısı olarak bulundu(p=0.029).Ergin C(1996)Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin Türkiye sağlık personeli normları. meslek. . yaş ve fiziksel ruhsal hastalık varlığı ile tükenmişlik arasında ilişki yoktu.

dikkat eksikliği. . p=0. Bu çalışmanın amacı. DB olan olgular tedaviye daha az olumlu yanıt veriyor olabilir. Yan etkiler UKU yan etki ölçeği ile değerlendirilmiştir. Boston Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tedavisinde yer alan stimulan olmayan tedavilerden birisi de atomoksetindir.001).PB 68 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Atomoksetin Tedavisi: Naturalistik Bir Örneklemin Retrospektif Değerlendirmesi Özgür Öner*.7’ye karşılık %36. Atomoksetin potent bir norepinefrin geri alım inhibitörüdür ve dopamin üzerine anlamlı etkisi bulunmamaktadır. Tartışma: Atomoksetin tedavisi DEHB’de etkin ve genel olarak kabul edilebilir yan etkilere sahip bir tedavi şekli olarak ortaya çıkmaktadır.05). Kaygı Bozukluklarının varlığının ve mg/kg olarak ilaç dozunun tedavi üzerine olan etkileri incelenmiştir. Miray Akıncı*. **Harvard Medical School. Bilişsel testlerdeki düzelmenin öğrenmeyle ilişkili olabileceği akılda tutulmalıdır. ve daha küçük bir alt grupta (n=58) Trail-Making-Test (TMT-A) ve WISC-R Şifre alt testindeki değişim incelenmiştir.5. Atomoksetinin plasebodan etkili olduğunu gösteren birçok çalışma bulunmaktadır.4. TMT-A ve WISC-R Şifre puanları ise anlamlı olarak yükselmiştir (p<0.001). Ayrıca DEHB alt tipi. tedaviye iyi yanıt verenlerin oranı (CGI 1 ya da 2) ise %45.Mehmet Şahin*. Çocuk Ergen Psikiyatrisi.8. x2=4. natüralistik bir izlem ortamında atomoksetinin etkinlik ve yan etki profilinin geniş bir klinik populasyonunda incelenmesidir. Sonuçlar: Tedaviye herhangi bir yanıt (CGI düzelme 3 ya da daha iyi) olanların oranı %73.04.baba ve öğretmen Conners ölçeklerindeki hiperaktivite. p=0.9. tedaviye “herhangi” yanıt verenlerin aldığı ilaç dozu hiç yanıt vermeyenlerden ortalama olarak daha yüksek bulunmuştur (F=3. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. davranım sorunları ve toplam puanlarındaki değişim. Pınar Öner*. KOKG/DB olanların tedaviye “iyi” yanıt verme olasılığı daha düşük bulunmuştur (%52. Children's Hospital. Karşıt Olma Karşı Gelme/Davranış Bozukluğu. Mg/kg olarak ilaç dozu tedaviye “iyi” yanıt verme ile ilişkili değilken.04).2 olarak saptanmıştır. Halil Kara*. anne. Esra Çöp*. Tedavi ile anne baba ve öğretmen ölçek puanları anlamlı olarak düşmüş (anne baba davranım sorunları puanı p=0. Olguların yarısından fazlasında herhangi bir yan etki görülürken az sayıda olguda yan etkilerden ötürü tedavi değiştirilmek zorunda kalınmıştır. Ankara. Yöntem: 168 çocuk ve ergen DEHB olgusunun 6-8 haftalık dönemde atomoksetin tedavisine verdikleri yanıt incelenmiştir. Klinisyen tarafından doldurulan global klinik izlenimde tedaviyle değişim. Tedaviye hiç yanıt vermeyen olgularda ilaç dozu gözden geçirilmelidir. Öğrenme Güçlükleri. diğerleri p<. Tedaviye herhangi bir yanıt verme ile DEHB alt tipi ve eşhastalanım arasında bir ilişki bulunmazken.

Türkiye’de 2008 yılı itibarı ile 113. şiddete maruz kalındıysa şiddetin tipinin ne olduğu gibi bilgileri içeren bir anket hazırlanarak Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Ağrı ilindeki tüm devlet hastanelerine gönderildi.151’i hekim olmak üzere toplam 389.4(n=8). tıbbi sekreter. %54’ü(n=308) bayandı.¹ Sultan Berk Halmatov. Geneva. Yapılan çalışmalarda sağlık çalışanlarının %25-88’inin son bir yılda şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir(3).7(n=208).World Health Organization.3 Abdullah Atli. Yöntem ve Gereçler: Ağrı ilinde bulunan sağlık çalışanlarına.3 Mehmet Güneş. fiziksel saldırıya maruz kalanların oranı %1.Atatürk Ünviversitesi Eğitim Fakültesi.) oluşmaktaydı. Olguların %9. şiddete maruz kalınıp kalınmadığını.9’u(n=56) sağlık memuru. Anadolu Psikiyatri Dergisi. Biz bu çalışmada Ağrı ilindeki sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sıklığını araştırmayı amaçladık. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği.1’i(n=216) ise diğer yardımcı sağlık personelinden(güvenlik. bir gruba ya da topluma karşı fiziksel gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi” olarak tanımlanmaktadır (1). Çalışmamızın sonuçları literatürle uyumluydu(%49.5’i(n=354) çalışma hayatları boyunca.3:14-54 . %9.4). 2002. Günay Y. %3.3 Aytekin Sır.2 Yasin Bez. Kaynaklar: 1) Krug EG et al. 2002.tuik. sağlık memuru. hem sözel hem de fiziksel saldırıya uğrayanların oranı %14. Kaptanoğlu C.gov. Erzurum 3. %49. Anketi gönüllü olarak dolduran 567 olgu çalışmaya dahil edildi. Giriş: Şiddet “Kişinin kendisine ya da başka birisine.3 Mehmet Cemal Kaya. Şiddetin nedenleri ve risk gruplarına yönelik çalışmalar yapılması.Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Olguların %62. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü .4’ü(n=59) ebe. Sözel saldırıya uğrayanların oranı %36.4’ü(n=280) ise son bir yılda en az bir kez şiddet olayına maruz kalmıştı. Bulgular: Olguların %46’sı(n=261) erkek. %28’ (n=159) hemşire.8(n=84) ve hangi tür saldırıya maruz kaldığını belirtmeyenlerin oranı ise %10. 2) www.494 sağlık personeli (hemşire. Ağrı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.3 1. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre 16 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir. Diyarbakır 2. World report on violence and health. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Çeşitli sağlık kurumlarında ve sağlık meslek gruplarında şiddete uğrama sıklığı. Diyarbakır.5’i(n=56) hekim. %10. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılan çalışmalar yeterli düzeyde değildir. Yenilmez Ç.PB 69 Ağrı İlindeki Sağlık Çalışanlarının Şiddete Maruz Kalma Durumları Mahmut Bulut. diş hekimi ve eczacı) olmasına rağmen sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılmış çalışma sayısı çok azdır(2).6(n=60) idi.tr 3)Ayrancı Ü.Patnos Devlet Hastanesi. ebe.5’i(n=20) diş hekimi ve %38. şiddetin önlenmesi yönünde daha etkin programlar geliştirilmesine yardımcı olacaktır. teknisyen vs.

Olguların %9. Hastaların %60. Fiziksel hastalığı nedeniyle yatan hastalarda konsültasyon hizmeti sayesinde psikiyatrik değerlendirme ve müdahale fırsatı sağlanmaktadır.3’ünün suicid girişimi. % 8’inin ajitasyon.3’ü evli. %22.PB 70 Bir Üniversite Hastanesinde Yatan Hastalardan İstenen Psikiyatri Konsültasyonlarının Değerlendirilmesi Melek Cengiz. Konsültasyonların %59. . Genel nüfusta ruhsal bozuklukların yaygınlığı %16 iken. yaş ortalaması 51.2’si cerrahi branşlardan istenmişti. Konsulte edilen hastaların %74. Dahili branşlar arasında FTR ve endokrin.3’ü dul veya boşanmış.5’inden psikiyatri konsültasyonu istenmiştir.9 anksiyete bozuklukları yer almaktadır. isteyen klinik. Levent Atik Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Fiziksel hastalığı olanlarda ruhsal bozukluklar sağlıklılara göre daha sık görülmektedir.4’ü bekar. Bu çalışmada hastanemizde psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların klinik ve demografik özellikleri.7’sinin anksiyete. konulan psikiyatrik tanılar ve verilen tedaviler ile ilgili bilgilere dosyalardan geriye dönük olarak ulaşılarak yapılmıştır.3’ünün duygudurum bozukluğu ve %10. isteme nedenleri.8’i dahili branşlardan. Tartışma Çalışmamızda dahili branşlarda konsültasyon isteme oranı cerrahi branşlardan yüksektir. cerrahi branşlar içinde ise anestezi ve ortopedi en sık konsültasyon isteyen kliniklerdir.1’ine psikiyatrik ilaç önerilmiştir. Konsultasyon istem yazılarına bakıldığında. fiziksel hastalığı olanlarda %21-26 arasında bulunmuştur.8 organik mental bozukluklar.8 duygudurum bozuklukları. Bulgular: Çalışmamızın yapıldığı iki aylık süre içinde hastanemizde yatarak tedavi gören (n=8871) hastaların %2.6’sı işsiz veya ev hanımı.8’inde herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı konulmadığı görülmüştür. konsültasyonu isteyen klinikler. %32’si ortaokul-lise mezunu olduğu görüldü. %40. %7. %22. %17. %23. konsültasyonun istenme nedeni.6’sının gece uyuyamaması nedeni ile konsulte edildiği saptandı.9’unun tarafınızca değerlendirilmesi istemiyle herhangi bir neden belirtilmeden konsulte edildiği. Hasret Ozan Keser. %10. %49. %48. %21. Psikiyatri konsültasyonu istenen 224 hastanın %51. psikiyatrik tanı ve tedavilere göre dağılımı incelenmiştir. Nuray Atasoy. fiziksel tanıları. Bunların çoğunluğunu madde kötüye kullanımı. %50’si ilkokul.2’sinde en az bir ruhsal patoloji saptanmış ve hastaların % 74. %14.1’ine psikiyatrik tedavi önerilmiştir.3’ü (n=115) erkek. Özge Saraçlı.7’si (n=109) kadın. duygudurum ve anksiyete bozuklukları oluşturmaktadır. Yöntem: Bu araştırma 01/03/2012 ve 30/04/2012 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yatarak tedavi gördüğü süreçte psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların sosyodemografik bilgileri.44±22 (5-87) idi. Psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların %90. Hastaların psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda konulan tanılar arasında en sık %26. hastaların % 25.2’si emekli.

Ficks C. bu faktörler yoksa bu yüklülüğün fenotipe yansımadığı düşünülebilir.126:51–90 Franke B.Buna karşın riskli bireylerde diğer genetik ya da genetik dışı faktörlerin katkısıyla DEHB geliştiği. x2=6. Ebeveynlerin 108'i yaşamlarının hiç bir döneminde DEHB tanısı almazken (No-DEHB).Birden fazla bireyinde DEHB tanısı (ailesel DEHB) olan ailelerde DEHB için genetik yüklülüğünün daha fazla olduğu bilinmektedir(2).Faraone SV. Katılımcılardan alınan periferik kan örneklerinde SNAP-25 gen polimorfizmleri (rs3746544. Öte yandan rs1051312 polimorfizmi alel frekans ve oranları gruplar arasında anlamlı farklılık göstermedi. Ebeveyn grupları arasında ise alel frekansı ve alel varlığı oranları açısından anlamlı farklılık bulunmadı. Bu çalışmanın amacı. Her iki ebeveyn grubu da SK grubuna göre daha fazla oranda T alleline sahipti (sırasıyla.2011. Bulgular: Hem DEHB hem de No-DEHB grubu SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi alel frekansı açısından SK grubuna göre anlamlı farklılık gösterdi (sırasıyla.53. Sonuçlar: SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi DEHB tanısından ziyade DEHB'li çocuğa sahip olma ya da bir diğer deyişle genetik olarak yüklü olma ile ilişkili olabilir. x2=16.017. p=0. Hasan Bağcı. rs1051312 arasında ise nominal ilişki bildirilmiştir(1). x2=5.05).Çalışmamızın sonuçları rs1051312 polimorfizmi ile DEHB ilişkisini desteklememiştir. p=0. Sezgin Güneş. OR=1. p=0.001. Koray Karabekiroğlu.884.Nov 22. DEHB'li çocukların ebeveynlerinden oluşan genetik olarak yüklü bir erişkin örnekleminde DEHB ile SNAP-25 geninin iki polimorfizmi (rs3746544.641. x2=10. 120'si ya çocukluk dönemlerinde ya da halen DEHB tanısına sahipti. .PB 71 Dehb Tanılı Çocukların Ebeveynlerinde DEHB ile SNAP-25 Gen Polimorfizmlerinin İlişkisi Ozan Pazvantoğlu. Zeynep Yeğin.1038/mp. Gökhan Sarısoy.The genetics of attention deficit/hyperactivity disorder in adults. OR=1. Işıl Zabun Korkmaz. Asherson P et al.2011.Molecular Psychiatry. Hum Genet 2009. Yöntem: En az bir DEHB'li çocuğa sahip 228 ebeveyn ve kendilerinde ve çocuklarında DEHB olmayan sağlıklı kontrol (SK) grubu (n=109) çalışmaya dahil edildi. Kaynaklar: Gizer IR.Bu polimorfizme ait T aleli bu yüklülük için risk aleli gibi görünmektedir. Ömer Böke. rs1051312) çalışıldı.138.25). Seher Akbaş. p=0. çocukluk çağı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile bu proteini kodlayan genin rs3746544 polimorfizmi arasında anlamlı. OR=2.206.Waldman ID.Gruplar arasında alel frekansları ve alel varlığı oranları ki-kare testi ile karşılaştırıldı.009. Ahmet Rifat Şahin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Giriş ve Amaç: Sinaptozomal-ilişkili protein-25 (SNAP-25).doi: 10.2011:1–28. Candidate gene studies of ADHD: a meta-analytic review. Yakın tarihli bir metaanalizde. OR=2. rs1051312) arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. a review.30.745. sinaptik iletim ve plastisite mekanizmalarında merkezi role sahip bir proteindir.0001.

Kadir Arslan.PB 72 Çanakkale İlinde Son 1 Yılda Hekime Yönelik Saldırıların Değerlendirilmesi: Bir Anket Çalışması Sedat Yelpaze. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002. Hekimlerin önemli bir bölümünün cinsiyet.08). bu sorunun çözümüne ilişkin çıkış yolları sağlayacağını düşünmekteyiz.23:2:147-160 Altınbaş K. Sözel saldırılar büyük oranda poliklinik odalarında gerçekleşmişken(%61. n=31). Ayrancı Ü. konumunda çalışıyordu. asistanuzman(p=0. fiziksel saldırıların yarısı(n=3) acil servislerde gerçekleşmişti. 2011.48) ve devlet-üniversite(p=0. Hekimlerin %59. normal dağılmayanlar için Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların %64. Türkcan A.57(6):631-6. Bu alanda. Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre kat kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Yöntem: Araştırmacılar tarafından hekimlerin son 1 yılda uğradığı saldırıları baz alınarak hazırlanan anket formları . Altınbaş G. sağlık sektörünü de ciddi bir biçimde etkilemektedir. Tartışma: Toplumda yaygınlaşma eğilimi gösteren şiddet. Saldırganların büyük çoğunluğu hasta yakınlarından oluşmaktaydı(sözel saldırı %40. A survey of verbal and physical assaults towards psychiatrists in Turkey.8. Katılımcıların yaş ortalaması 36. Hekimlerin büyük bir çoğunluğu uğradıkları saldırıların en önemli nedeni olarak kötü sağlık politikalarını görmekteydi(%83. daha geniş örneklem ile daha kapsamlı. çalıştıkları kurum ve konumdan bağımsız olarak. ülkemizde bu alanda yapılmış araştırma sayısı kısıtlıdır.doç. Hekimlere Yönelik Şiddet Üzerine Bir Değerlendirme. Yenilmez Ç. %76.2008.32) hastanelerinde saldırıya uğrama oranları benzerdi.5).4). saldırılardan benzer oranda etkilenmesi ve uygulanan sağlık politikalarını var olan şiddet ortamının sorumlusu olarak görmesi oldukça çarpıcıdır. Kaynaklar: Adaş E. Günümüze kadar birçok çalışmada sağlık alanındaki fiziksel ve sözel saldırılar farklı açılardan işlenmiş olmasına rağmen.3 (ortanca 35 yıl) idi. Oral Et. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışmakta olan araştırma görevlisi ve öğretim üyeleri ile Çanakkale Devlet Hastanesi'nde çalışmakta olan uzman hekimlere dağıtılmıştır.46) arasında karşılaştırıldığına anlamlı farklılık saptanmadı. yarısı (n=65)dahili branşlarda.2’si (n=77) son bir yıl içinde en az bir kez sözel ve/veya fiziksel saldırıya uğradığını bildirmişti. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Çanakkale Devlet Hastanesi’nde çalışan hekimlerine yönelik saldırıları birçok yönden incelemeyi amaçladık. Elbek O.42).4’ü (n=85) üniversite hastanesinde. Günay Y. %65. Anket doldurmayı kabul eden 130 kişiden elde edilen veriler SPSS'e girilerek tanımlayıcı istatistikler ve grupların sayısal değişkenlerinin karşılaştırmasında normal dağılım gösterenler için bağımsız grupların t-testi. . Elif Karaahmet. Walters J.n=65) ve neredeyse hepsi hekime yönelik şiddetin son yıllarda arttığını düşünmekteydi (%97. Araştırma görevlisi-uzman/öğretim üyesi(p=0. Kaptanoğlu C. Çeşitli Sağlık Kurumlarında ve Sağlık Meslek Gruplarında Şiddete Uğrama Sıklığı.82) ve devlet-üniversite hastanesi(p=0.6’sı (n=84) erkek.2’si evli(n=99).Int J Soc Psychiatry. Cinsiyet dağılımı dahili-cerrahi bilimler(p=0. Kürşat Altınbaş Giriş: Sağlık ortamında hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son yıllarda artış gösterdiği düşünülmektedir. Emel Peker. 3:147-154.3. Mehmet Nezir İşleyen. %58. Biz de buradan hareketle.7±8. ülke genelinde yapılacak çalışmaların. dahili-cerrahi birimler(p=0.5’i(n=76) uzman/yard. Toplum ve Hekim.

46. duyuşsal duyarlık. 58’i erkektir. Bunların 190’ı kadın. Sağlık Yüksekokulu.8’i başarılı. . Örneklem grubunun %10. %2. Bu doğrultuda hemşirelik bölümü öğrencilerinin genel anlamda sosyal beceri düzeylerinin yüksek olduğu söylenebilir. sosyal anlatımcılık. 3’ü evli 245’i ise bekârdır. düşüncelerini de anlamak ister. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330). sosyal duyarlık. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu.02 şeklinde saptanmıştır. hemşirelik bölümü öğrencilerinin en yüksek puan ortalamaları sırasıyla. 46. Katılımcıların Sosyal Beceri Envanteri toplam puan ortalamaları 280. %48. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Sosyal Beceri Envanteri kullanılmıştır.26.**Ceyda Şenol. Sosyal kontrol. 42.7’si kullanmamaktadır. 44. %4.3’ü alkol kullanırken. Tartışma ve Sonuçlar: Araştırma sonucuna göre. **Seda Çağlı. **Huriye Hakut. duyuşsal duyarlık. Alt ölçek puan ortalamaları ise.31 puanın iyi bir puan olduğu kabul edilebilir. **Cemile Demirel.**Özge Işıldar. 46.1’i kullanmamaktadır. 48.34. 52.5’i kısmen başarılı. %89. Hemşirelik Bölümü. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin sosyal beceri düzeylerini değerlendirmek ve bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir.**Hamdullah Omay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. %90.8’i çok başarılı. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır. sosyal kontrol.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. Hemşirelik bölümü öğrencilerinin sağlık hizmeti verirken danışanla terapötik iletişim kurmaları son derece önemlidir. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır.59. Uşak Amaç: İnsan kişiler arası iletişim gereği ilişki kurduğu insanların duygularını. %9. duyuşsal anlatımcılık. %43. duyuşsal anlatımcılık. Bu davranışlar genel olarak sosyal beceri olarak adlandırılmaktadır. duyuşsal kontrol. Bu da bireyin bir takım becerilere sahip olmasıyla mümkündür. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. sosyal duyarlık. Envanterin bütününden alınabilecek en yüksek puanın 450 olduğu düşünülürse Katılımcıların dereceleme ölçeğinden almış olduğu ortalama 280.31 bulunmuştur. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. **Sinem Kaya.41. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. sosyal anlatımcılık ve duyuşsal kontrol şeklindedir.PB 73 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Sosyal Beceri Düzeylerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün.9’u sigara kullanırken.

Cooper.4’ü işyerinde yıldırmaya maruz kalmaktaydı. Occupational Medicine 2006. Metod: Bu çalışmanın evrenini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İzmit Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır aynı işyerinde çalışmakta olan toplam 166 kişi oluşturmuştur. Those who can. Occup Environ Med 2000. BMJ.The experience of bullying in Great Britain: The impact of organizational status.Field T. 2001. 2004. C. L. çalışma süresi ve gelir düzeyi açısından fark yoktu. H. Bunların da % 51. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarlarda psikiyatrik hastalık oranları istatistiksel anlamlı düzeyde fazlaydı. 4. . Aytac S.56:226– 231. Bullying in medicine. bully.7’sinde anksiyete bozukluğu saptandı.Hoel. Dünyada işyerinde yıldırmanın yaygınlığı %2. Bayram N. %23. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında yaş. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanların %70. 3. 2. katılımcılara SCID-I uygulanmıştır. Workplace bullying and sickness absence in hospital staff. Bulgular: Çalışmaya katılanların %58. 443-465. Amaç: Psikiyatri polikliniğine başvuran psikiyatrik hastalığa sahip kişilerde işyerinde yıldırmanın sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır.57:656–660.5’inde depresyon. Türkiye’de ise oran %55 olarak bildirilmiştir(5). & Faragher. those who can’t. 5. do..Kivimäki K. and labor instability. Kaynaklar 1.10. European Journal of Work and Organizational Psychology.Godin IM.58:258-9. Bullying. Elovainio M.1’i erkekti ve %67’si lise ve üniversite mezunuydu. mağdurun sağlığına. ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkisine. Araştırmada veriler olumsuz davranışlar anketi (NAQ-R) ve sosyodemografik veri formu kullanılarak elde edilmiş. Bullying in Turkish white-collar workers. Yıldırmaya maruz kalanlar arasında psikososyal bozuklukların ve intihar eğilimlerinin yüksek olduğu ve bu kişilerin daha sık hastalık izni aldıkları belirlenmiştir(3). Vathera J. J Epidemiol Community Health. haysiyetine.324:786.. Sonuç: İşyerinde yıldırma ciddi sonuçlara doğuran bir durumdur ve kişilerde psikiyatrik hastalıklara neden olmaktadır.7-67 gibi geniş bir aralıkta bildirilmiştir(4). 2002.Bilgel N. B. Psikiyatristlerin işyerinde yıldırmanın farkında olması kişilerin tedavisinde ve izleminde yararlı sonuçlar doğuracaktır. worker’s health. ekonomik olarak geçimini sağlamasına ya da bunların hepsine birden zarar verir(2). İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında komorbidite açısından fark yoktu.PB 74 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Çalışanlarda İşyerinde Yıldırma (mobbing) Sıklığı Elif Karaahmet* Ülkem Angın Öztürk** Özge Şimşekyılmaz Saraçlı*** Levent Atik**** Nuray Atasoy**** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD **Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ***Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: İşyerinde bir veya daha fazla kişinin genellikle bir kişiye yönelttiği uzun süreli ve tekrar eden olumsuz davranışlarla açıklanan işyerinde yıldırma (mobbing) olgusu(1).

çocuğu tarafından fiziksel şiddete maruz kalma. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu. %92'si evli ve yaş ortalaması 41+/-13 olan. 2008. ebeveyn veya bakım verenlerde de damgalanma ve tükenmişliğe neden olabilen zorlu bir hastalıktır (1. çalışmayı gönüllü olarak kabul eden. Akın B. Güleç C. DHB ile izlenen çocuk ve ergen hastaların ebeveynlerindeki çaresizlik. okuryazar (ort. sürenin artışı ile hastanın tedavisinde güçlük çekme. Baş Etme Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve hasta yakını anket formundan oluşan testler uygulandı. Ayla Aysev***. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kullanılan başa çıkma yöntemleri: Bir ön çalışma. Ankara. 18-65 yaş arası. kronik seyirli. İstanbul ** Maltepe Üniversitesi Psikiyatri AD. İstanbul ***Ankara Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı AD.PB 75 Dikkat Eksikliği ve Bozukluklu Çocuk ve Gençlerin Ebeyenlerindeki Çaresizlik. Bulgular: Çocuğunun hastalığı dolayısıyla kendisinde psikiyatrik sorunların oluşması. Çalışmamızın amacı. Tükenmişlik ve Kaygı Düzeyleri ile Bunlarla Başa Çıkma Yolları Gülnihal Gökçe ŞİMŞEK*. Ankara Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DHB). DHB ebeveyninin sorunlarla başa çıkma yöntemleri arasında madde kullanmının yüksek oluşu da DHB'nin genetik yatkınlığını ve yine DHB. Öğrenim yılı ile dini olarak başa çıkma arasında negatif anlamlı ilişki vardı. Köroğlu E. J Pediatr. özellikle de sorun odaklı başa çıkma yöntemini kullanıyorken. Deneklere Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). Sarıpınar E. dolayısıyla sadece hastada değil. Anksiyete ve tükenmişlik derecelerinin DHB ile geçirilen süreden ve sosyoekonomik koşullardan olumsuz etkilendiği ve bu koşulların başa çıkma yöntemlerini de değiştirdiği açıktır. 2. psikiyatrik sorun yaşayanlar da sorun odaklı başa çıkma ve davranışsal olarak boş verme yöntemlerini tercih ediyorlardı. Durumsal ve Sürekli Kaygı Envanterleri (STAI. düzenli çalışanlar işsizlere göre daha çok şakaya vurma yöntemini kullanıyordu.Madde Bağımlılığı birliktelik riskini akla getirmektedir. 9:217-223.2). Eğitim yılı 9+/-8) . Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE). Yöntem ve Gereçler: Çocuk ruh sağlığı polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı kriterlerine göre DHB tanısı ile takip edilen 6-18 yaş grubu çocuk ve ergenlerin. dini olarak başa çıkma ve madde kullanmı arasında anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Damgalanma yaşayanlar ise belli bir alt başlık kullanmıyordu. 20 anne ve 18 babadan oluşan toplam 38 ebeveyni çalışmaya alındı. Tartışma ve sonuçlar: DHB ile yaşamanın özellikle annede belirgin olmakla birlikte ebeveynlerde hem tükenmişliğe hem de dangalanma hissine neden olacak düzeyde zorlayıcı bir durum olduğu görülmüştür (3). Anadolu psikiyatri dergisi. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde tükenmişlik düzeyleriyle kısa ve uzun etkili metilfenidatın bu tükenmişliğe etkisi. Sözel şiddete maruz kalanlar inkârı. Kaynaklar: 1. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Tufan A. Hasta ile ilgilenme yılı ile tükenmişlik arasındaki ilişkiye bakıldığında. Baskı 2007. Maddi sorun yaşayanlar anlamlı olarak daha fazla aktif başa çıkmayı. 3. tedavisi güç ve yaşam tarzını olumsuz etkileyebilen. Erdem M. Şener Ş. hastaya acıyarak davranma ya da dışlama ve ebeveynin madde kullanım sıklığı doğru orantılıydı. Durukan İ. toplum tarafından damgalanma yaşama ve dışlanma oranı babalara göre annelerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu. BAÖ ile COPE sonuçları karşılaştırıldığında ise yüksek anksiyete puanları ile sorun odakli başa çıkma. tükenmişlik ve kaygı düzeyleri ile bunlarla ne ölçüde ve nasıl başa çıkabildiklerini araştırmaktır.Form I ve II). sağlıklı. hastanın davranışlarını denetlemede güçlük çekme. fiziksel şiddete maruz kalanlar ise plan yapmayı. Psikiyatri Temel Kitabı 2. 18:283-291 . 2009. Aytül HARİRİ**.

1’inin özgüven algısının “çok”. Sibel Coşkun** * Fethiye Esnaf Hastanesi ** Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Giriş ve Amaç: Akran baskısı.99±22.0’ının anne eğitim durumu ilköğretim olup. Bu çalışma.8’inin ailesinin genel tutumunu “ilgili”.52.PB 76 Lise Öğrencilerinde Akran Baskısı Fadime Funda Erdil*.8’inin ekonomik gelir algısının “orta düzey” olduğu saptanmıştır. Karaçulha Çok Programlı Lisesi'nin X=52. Ayrıca.05±22. bireyin içinde bulunduğu grubun etkisi ile bir şeyi yapmak için arkadaşları tarafından zorlanması veya cesaretlendirilmesi olarak tanımlanan bir şiddet davranışıdır. Anadolu Lisesi öğrencilerinin ise genel lise ve meslek lisesi öğrencilerine göre daha fazla akran baskısına maruz kaldıkları saptanmıştır ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0.5’inin 1. Gereç ve Yöntem: 2012 yılında Muğla ili Fethiye ilçesinde yapılan araştırmada evreni temsilen Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi. ailelerden yazılı onam alınabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 440 öğrenci ise örneklemi oluşturmuştur. %37. %71. Bulgular: Öğrencilerin %53. % 51. Fethiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi ve Karaçulha Çok Programlı Lisesi seçilmiştir. sınıf. Lise Öğrencisi. %85.1’inin okul başarısının “orta” düzeyde olduğu belirlenmiştir.05). Ayrıca. Bu değişkenlere göre ölçek puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.85 olarak saptanmıştır. Bu okullarda eğitim gören toplam 2297 öğrenciden. . Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi'nin X=64.7’sinin anne ve babasının sağ ve beraber olduğu. ailesi ilgisiz olan. arkadaş sayısı ve özgüveni az olan. %54. lise öğrencilerinde akran baskısının araştırılması ve bazı demografik değişkenler açısından analizi amacıyla yapılmıştır. Öğrencilerin %41. Akran baskısı ölçek puan ortalamaları Fethiye Teknik Endüstri Meslek Lisesi'nin X=56. Veriler sosyodemografik değişkenlere ilişkin sorulardan oluşan anket formu ve Kıran (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan 34 soruluk “Akran Baskısı Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır.99±31. %56. Verilerin analizinde yüzdelik hesaplamalar ile Kruskal wallies ve t-testi kullanılmıştır. Ergenlik pek çok riski taşıyan zorlu bir geçiş dönemidir ve akran baskısının daha çok ergenlik döneminde ve gençlerin zamanının çoğunu geçirdiği okul ortamı ile arkadaş gruplarında görüldüğü belirtilmektedir. %34. Ergenlik.05). %52.9’unun erkek.7’sinin 2 kardeş olduğu.0’ının aile ilişkisini “çok iyi” olarak tanımladığı bulunmuştur.8’inin samimi olduğu arkadaş sayısının “4 ve daha fazla”. Araştırmada erkeklerin kızlara göre. boş zamanlarını televizyon izleyerek geçiren. % 63.0’ının 16-17 yaş arası ve %62.93. Anahtar Sözcük: Akran Baskısı. okul başarısı ve aile ilişkileri kötü olan ve aile gelir durumu düşük olan öğrenciler ile arkadaş düşüncesini önemsemeyen ve hayır demede zorlananlarda akran baskısı puanları daha yüksektir.

S75N. YGB olan olgularda % 50 oranında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) komorbiditesi olduğu bilinmektedir. Eyüp Sabri Ercan*. Deniz Yüce****. Olguların iki hafta boyunca ilaç kullanmaması sağlanıp MPH verilerek tükürük örnekleri alınmıştır. MPH’ ın YGB alt tipleri arasındaki farklı yanıt ve CES1 gen polimorfizmi ilişkisinin YGB spektrumundaki klinik ve etyopatolojik çeşitliliğe de ışık tutabileceği öncü bir çalışmadır. Elif Ercan***.PB 77 Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Hiperaktivite Semptomlarına Metilfenidatla Yetersiz Yanıt: CES1 Polimorfizminin Rolü var mı? Ülkü Akyol Ardıç*. 22 DEHB+Hafif Düzey Mental Retardasyon. CGI-I yanıtı polimorfizm ilişkisine bakıldığında. MPH verildikten sonra anne-babalar Turgay DEHB Ölçeğini. İzmir ***Ege Üniversitesi Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık AD. DEHB ve YGB’dan sorumlu olduğu öne sürülen ortak gen lokuslarının arasında 16.01). CES-1 geninin 16. Duygu Aygüneş**. İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji AD. kromozomdan kodlanması. klinisyen ise Klinik Global İzlem Ölçeği –İyileşme (CGI-I) ve yan etki değerlendirme ölçeğini doldurmuşlardır. Bulgular: Çalışma gruplarının polimorfizm dağılımlarına bakıldığında POLR199H açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu (p=0.002) görülmüştür. PolR199H açısından tedavi yanıtı kötüleşenlerin polimorfik olduğu ve anlamlı farklılık bulunduğu belirlenmiştir (p=0. MPH temelde Karbosilesteraz-1 (CES-1) enzim sistemiyle metabolize edilmektedir. I49V ve G143E GEN POLİMORFİZMLERİ) mutant veya heterozigot olanlar polimorfik olarak değerlendirilmiştir. Yöntem: Çalışmaya 7-12 yaş aralığında 25 DEHB+ Yüksek Fonksiynlu Otizm. Ankara Giriş: Otizm ve diğer Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (YGB) gerek bireyin gerekse ailenin ve toplumun yaşam kalitesini derinden etkileyen bozukluklardır. Buket Kosova** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Tartışma: YGB+DEHB olan olgularda pür DEHB ya da DEHB+ Hafif Düzey Mental Retardasyon olan olgulardan daha düşük MPH yanıtı elde edilmiştir. CES-1 için genotip belirlemesi yapılarak (CES-1 R199H. kromozomun olması YGB+DEHB olan olgularda CES-1 enzim sisteminin araştırılması gerektiğini düşündürmektedir. 22 DEHB+Otizm olan olgu ve 34 pür DEHB olan kontrol grubu olarak alınmıştır. DEHB tedavisinin klasik ilacı olan Metilfenidat (MPH) ise YGB olan olgularda pür DEHB olan olgulardan daha az etkili olmakta ve kötü tolere edilmektedir. Olguların alınan tükürük örneğindeki hücrelerden tanıya kör araştırmacı tarafından DNA izolasyonu gerçekleştirildikten sonra. 20 DEHB+Asperger Bozukluğu. DEHB+YGB olan olgularda MPH’ a yetersiz yanıtın veya olumsuz yan etki profilinin CES-1 enzim sisteminin genetik yapısındaki bir bozukluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ise bugüne kadar hiç araştırılmamıştır. . İzmir ****Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Prevantif Onkoloji AD.

Bu nedenle fiziksel-kimyasal tespit yöntemleri güvenlik amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. Tespit uygulamasına kimin karar verdiği. Ankara Giriş ve Amaç: Psikiyatri hastaları istekleri dışında tedavi olmak durumunda kalabilmekte ve zorla hastanede alıkonulabilmektedir. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü.PB 78 Psikiyatride Kullanılan Hasta Tespit Yöntemleri Ve Hemşire Ve Hekimin Hasta Tespiti İle İlgili Görüşleri Yasemin Ucun 1. hangi durumda hangi tespit yöntemi tercih edilmeli sorusuna halen cevap bulunamamış olmakla birlikte uygulamalar hakkında hem ülkemizde hem de dünyada yeterli araştırmaların yapılmadığı da görülmektedir. Burhanettin Kaya 3 1 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. Bu durum hastanın saldırgan davranışlar sergilemesine. hasta ve hasta yakını arasında yaşanan iletişim sorunlarının tespit kullanımını artıracağını düşünmektedirler. Bu araştırma psikiyatride çalışan hemşire ve hekimlerin tespit yöntemlerinin kullanımına ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Bulgular: Hemşireler fiziksel tespiti daha çok tercih etmekte. kendine ve çevresine zarar vermesine neden olabilmektedir. hemşireler şiddet ve saldırganlık içeren davranışların olması durumunda fiziksel yada kimyeasl tespiti daha çok tercih etmekte. sürekli bir eğitimin verilmemesi nedeniyle sağlık çalışanları farklı tutum ve davranış sergileyebilmektedir. uygulayan ve uygulanan üzerinde olumsuz fiziksel ve psikolojik etki yaratabilmektedir. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Uygulamada belli bir standardın olmaması. hekimler kimyasal tespitin tercihi hastanın yaşına ve kilosuna göre ayarlanması gerektiğini düşünmekte. uygulama hakkında sağlık çalışanlarının yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları. Tespit kullanımında yasal ve etik konular hakkında her iki meslek grubu da birbirine yakın cevap verirken. Nermin Gürhan 2. Yöntem: Çalışmaya üniversite ve sağlık bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan 53 klinik hemşiresi 55 araştırma görevlisi hekim alınmıştır Bu araştırmada veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 25 soru içeren bir anket ile elde edilmiştir. İstatiksel değerlendirmede Fisher’s ve Pearson ki-kare testi kullanılmıştır. bu nedenle hemşire ve hekimlere uygulama konusunda büyük rol ve sorumluluklar düştüğü anlaşılmaktadır . Uygulamada etik ve hukuki sorunlar yaşanabilmekte. yasal boşluğun olması. hasta ve hasta yakınından onam alınması konusunda ise çekimser davrandıkları görülmektedir Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına baktığımızda belirtilen görüşler klinik uygulama arasında farklılıkların olduğu. hemşireler hastanın şiddet içerikli davranışlarında artış olmaması için mutlaka fiziksel/kimyasal tespit yöntemlerinin kullanılması gerektiğini belirtmekte. hemşireler hekimlere göre sağlık personeli.

% 71. Çalışmada 40 sorudan oluşan çocukluk çağı travması ölçeği. İstanbul.87 2.27-4. Çalışmaya ilk kez psikiyatri polikliniğine başvuran ve DSM-IV-TR kriterlerine göre OKB tanısı alan 78 hasta alınmıştır. Hastaların %41’i (n=35) ilkokul mezunu.05) (Tablo 3).23±0.23±0.77 2. DIS-Q ortalama skoru 2.27 DİS Q 1.8’i (n=42) ev hanımıydı. Bu çalışmanın amacı OKB’si olan hastalarda disosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travması sıklığının araştırılmasıdır. DIS-Q ile Çocukluk çağı travması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Çocukluk çağı travması skoru arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç olarak OKB hastalarının ilaç ve bilişsel davranışçı terapiyle tedavisi sürecinde disosiyatif belirtilerin tedaviye dirençte önemli bir parametre olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. konversiyon bozukluğu ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile birlikteliği sık olan bir bozukluktur. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Bağcılar EAH psikiyatri polikliniğine 2008 Ocak ile 2010 Aralık ayları arasında başvuran hastalar alınmıştır.384) ay bulundu.(p>0.PB 79 Obsesif Kompulsif Bozukluğu Olan Hastalarda Disosiyatif Belirtiler ve Çocukluk Çağı Travması Hasan Belli. çocukluk çağı travması ölçeği ortalama skoru 2. %33’ünde ise cinsel istismar belirlenmiştir.05) Yale Brown ile DIS-Q arasında %27. Ortalama hastalık süresi 82. medeni durum ve eğitim düzeyi ile Yale Brown skoru. Filiz Kulacaoğlu. DIS-Q skoru.22’ydi (18-54 arası).38±0.27.37±7.58 (2.56) yüksek çıkması göz önüne alındığında OKB hastalarında travmatik yaşantıların önemli olduğu ve klinik olarak bir anlam ifade edebileceği söylenebilir. Hastaların yaş ortalaması 31.8 oranında istatistiksel olarak pozitif ilişki saptandı.38±0. % 53.56 Hastalığın süresi ile DIS-Q ve çocukluk çağı travmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.05) Cinsiyet.76. Bizim çalışmamızda CTQ puanları ile Yale Brown arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı ama CTQ ortalama skorunun (2. Hastalara yapılan Yale Brown ölçeği ortalama skoru 23.40-3.8’i (n=56) evli. (p>0. . Disosiyatif bozukluklar psikiyatride çoğu bozuklukla birlikte görülebilen ama özellikle borderline kişilik bozukluğu. Amaç: Türkiyede disosiyatif bozukluğu olan hastalarla yapılan bir çalışmada hastaların %46’sında fiziksel istismar. Mahir Akbudak. Tartışma: Çalışmamızda özellikle Yale Brown ile DIS-Q puanları önemli oranda korelasyon göstermiştir.( Tablo 2) Tablo 2: Ölçekler puan dağılımı Min-Max Mean±SD Yale Brown 3-40 23.37±7. (p<0. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. 18’i erkek toplam 78 hasta alındı.76 CTQ 1.56 bulundu. disosiyasyon ölçeği(DIS-Q) ve Yale Brown obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği(Y-BOCS) kullanılmıştır.38±0.47±67. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya 60’ı kadın. Cenk Ural.

32±8. Ortalama hastalık süresi 7. Tartışma ve Sonuçlar: Hastalığın başlangıç yaşı. . Yöntem: Çalışmaya. %2. Kompülsiyon tipleri açısından ise dağılım. nadir rastlanan bir bozukluk olduğu düşünülmekteyken.8(22)’inde birinci derece akrabalarında OKB mevcut idi. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) %14.3(15)’ü şüphe tipi.5-3) olduğunu göstermektedir. Hastalara SCID-I.4 (11)’si tekrarlama tipi. %52. buda literatürle uyumlu gözükmektedir. Hastaların ortalama eğitim süresi 10. %18. %52. DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre OKB tanısı almış 82 hasta alınmıştır.7(58)’sinde aile öyküsü yokken. Hastaların birinci derece akrabalarında OKB tanısı bulunduğu belirlenmiştirki. %22 (18)’si kontrol tipi. %9.Bengü Yücens*. eğitim düzeyi literatürle benzerlik göstermekle birlikte cinsiyet dağılımında belirgin olarak literatürden farklılık tespit edilmiştir. %36. %76.39±3. Emrah Karadere*.8 (63)’i kadındı.6 (30)’sında tek başına OKB görülürken. Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği-Semptom listesi (YBOC-SC) uygulanmıştır.3(6) olarak tespit edildi. diğer hastalarda (%63. Major Depresyon %28(23). Hastaların obsesyon tiplerinin dağılımı. Hastaların %36.78 yıldı.PB 80 Obsesif Kompulsif Bozuklukta Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerin Değerlendirilmesi Erkan Kuru*.24 iken. Dr. son dönemde yapılan çalışmalar sanılanın aksine OKB’nin yaygınlığının sık (%2. Sosyal Anksiyete Bozukluğu %7. Hastaların %70. medeni durum. %2.Hakan Türkçapar* *Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Amaç: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) yapılan ilk epidemiyolojik araştırmalarda.4 (43)’ü temizlik-yıkanma tipi .2 (19)’si erkek.4(2)’ü boşanmıştı. Yasir Şafak*.6(30)’sı bekar.6(12). Hastaların yaş ortalaması 32.96±7. Komorbidite oranlarıda literatürle uyumludur ve en sık major depresyon olarak tespit edilmiştir. M.05’ti.4( 43)’ü bulaş-kirlilik tipi.1(5)’i dua-tövbe etme tipi kompülsiyon şeklindeydi. %26.4) komorbid başka ruhsal rahatsızlıklar vardı. Bulgular: Çalışmaya katılan 82 hastanın %23. Sırasıyla en sık görülen ektanılar. M. Bizim bu çalışmadaki amacımız da OKB tanısı almış hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesidir. %61(50)’i evli. Klinik özelliklere baktığımızda en sık görülen bulaş-kirlilik tipi obsesyon ve temizlik-yıkanma tipi kompülsiyon literatürle uyumlu bulunmuştur.4 (2)’ü cinsel obsesyon şeklindeydi. %6. Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne Ocak 2011 ile Kasım 2011 tarihleri arasında başvuran.8(8)’i dini. %13.45 yıl iken ortalama başlangıç yaşı 24. Sosyodemografik veri formu.29±10.

Bechara kumar oynama testi) uygulanmıştır. BKT2 (F=1. BKT3 (F=3. Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A).Oğuzhanoğlu* *Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Denizli **Michigan Üniversitesi Psikoloji AD.113) seviyelerinden hiçbirinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Gruplar yaş. Bu çalışmanın örneklemi 40 OKB hastası ve 39 kontrolden oluşuyordu.PB 81 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Bechara Kumar Oynama Testi Performansları Selim Tümkaya*. p=0. Gülfizar Varma*.566. Figen Ateşçi*.BKT5 (F=2.330. p=0. . p=0. Çalışmalar arasındaki farklılık yöntemsel farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir. bizim bulduğumuz gibi bozuk performans göstermediğini bildiren çalışmalar da mevcuttur. BKT1 (F=0. Shane T. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve PEBL-BKT(Psychology Experiment Building Language. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D). Bulgularımız genel olarak OKB hastalarının BKT performanslarının kontrollerden farklı olmadığını göstermiştir. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından birbirlerinden anlamlı farklılık göstermiyorlardı (tümü p>0.149. OKB li hastaların bu bozuklukları ölçtüğü düşünülen Bechara kumar oynama testinde kötü performanslar gösterdiği bildirilmesine rağmen.BKT4 (F=0. OKB hastalarının bu testte bozuk performansa sahip olduğunu bildiren birçok çalışma olmasına rağmen.p=0.075). tersi sonuç bildiren çalışmalar da mevcuttur.567). USA Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında karar verme süreçlerinde bozukluklarının olduğu bilinmektedir. p=0. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği.05). Osman Özdel*. Filiz Karadağ*.764). Mueller**.287).249. Nalan K.091.

05).392.1.098. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında bilişsel bozuklukların yanı sıra üstbiliş bozukluklarının da görüldüğü bildirilmiştir. Osman Özdel. p=0. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği.067.5. Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A). Filiz Karadağ. Nalan K.000)alt ölçeklerinde anlamlı farklılıklar gösteriyorlardı. Üstelik bu bozuklukların obsesyon ve kompulsiyonların gelişiminde rolü olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın örneklemi 51 OKB hastası ve 46 kontrolden oluşuyordu. Bulgularımız OKB hastalarının bozulmuş üstbiliş fonksiyonlarına sahip olduğunu göstermiştir.152.234.028).000).946) ve bilişsel farkındalık (t= .Oğuzhanoğlu Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD. p= 0. p= 0. . Yaş. düşünceleri kontrol ihitiyarcı (t= . Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D). cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından gruplar birbirlerinden farklılık göstermiyorlardı (P>0. kontrol edilmezlik/tehlike (t= -6. Figen Ateşçi. OKB hastaları ÜBÖ nün olumlu inançlar (t= -. bilişsel güven (t= -2. p= 0. Gülfizar Varma.PB 82 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastalarda Üstbiliş İşlevleri Selim Tümkaya. p= 0.167) alt ölçeklerinde kontrollerden farklılık göstermezken. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve Üstbiliş ölçeği (ÜBÖ) uygulanmıştır. Bu çalışmanın amacı OKB hastalarını üstbiliş işlevleri açısından sağlıklı kişilerle karşılaştırmaktır.

%14.9 mide/sindirim sistemi hastalığı.5’u yalnız SNRI ve %8.2’ydi.9’u yalnız SSRI. çeşitli sebepler ile başka bir uzmana konsültasyona gönderilen hasta oranı ise %46. çalışmaya katılmaya olur veren bireyler alınmış ve geçmişe yönelik bilgilerinin sorulduğu çalışma anketi uygulanmıştır.86±12. YAB dışında başka bir psikiyatrik bozukluğu olanların oranı %72. Tartışma ve Sonuçlar: Literatürlere göre Türkiye’de herhangi bir somatik problemle birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran kişilerin %22. bu hastaların %53. YAB tedavisi alanların %36.2’si kadın) alındı. % 5.3’ü herhangi bir sebep ile acil servise başvurmuş. bunların %86. Sosyal fobi için % 24’tür. DSM-IV tanı kriterlerine göre YAB teşhisi almış olan.4’ünde YAB olduğu ortaya çıkmaktadır. Son 6 ay içinde hastaların %9. %8.3’ünde obsesif kompulsif bozukluk. %7.4 hipertansiyon.1’inde bipolar bozukluk mevcuttu. Sheehan Yetiyitimi Değerlendirmesi puanındaki değişim ve hastanın mesleki etkinliği. yüksek tansiyon gibi şikayetlerle hastaneye ayaktan başvuran hastaların oranı % 77. Bu yazıda YAB olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması amacı ile yapılmış olan çalışmanın ön sonuçları verilmektedir.3’tü. .2’si YAB tedavisi dışında bir tedavi almakta.2’si ise herhangi bir tedavi almamaktaydı. Son 6 ay içinde kalp çarpıntısı.3’ü hastaneye yatırılmıştı. sosyal yaşam ile boş zaman uğraşıları ve aile yaşamında görülen yeti yitimi üzerine katkısı ve hastanın hastalık şiddeti ile ilişkili yaşam kalitesi değerlendirilecektir.32 yıl olan 97 hasta (%73. Oğuz KARAMUSTAFALIOĞLU Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Amaç: Birincil amacı. %25’i SSRI+benzodiazepin. Hastaların %86. YAB için %34. %5.4 idi. %9. bunların %55. %20. Hastaların %42. Yöntem ve Gereçler: 2011 yili son 6 ayi ve 2012 ilk 6 ayi arasinda yapılan ve prospektif müdahalesiz anket çalışması olarak tasarlanan çalışmaya Ankara Numune ve Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastaneleri Psikiyatri Kliniklerine başvuran 18 yaşından büyük.2) Bu hastaların % 50‛sinin tanı aldığı ve tanı alanların da %50‛sinin gerekli tedaviyi alabildiği düşünülmektedir. Sonuçlar: Çalışmaya ortalama yaşları 44.6’sında panik bozukluk.6 kalp hastalığı.PB 83 Yaygın Anksiyete Bozukluğu Olan Hastalarda Uygun Olmayan Tanı ve Tedavi Nedeniyle Meydana Gelen Hasta Yükünün Değerlendirilmesi Nesrin DİLBAZ.7’sinde tetkik yapılmıştı. %18. %25.7’sinde majör depresyon.6’sı son 6 ay içinde YAB için tedavi almakta.7’sinde tetkik yapılmıştı.3’ü SSRI+antipsikotik almaktaydı.7’sinde psikiyatrik hastalık harici eşlik eden bir hastalık mevcuttu. Anket sorularını anlamaya veya açık ve net cevaplar vermeye engel olacak düzeyde kognitif bozukluğu bulunanlar hariç tutulmuştur. %11 hipertansiyon+diyabet. YAB olan hastalar hem komorbid psikiyatrik hastalıkların sıklığı hem de yeterli tanı ve tedavi olamamaları nedeniye sağlık sistemini çok fazla kullanıyor olabileceği düşüncesiyle yapılan bu çalışmada literatüre uygun biçimde eştanılı psikiyatrik hastalıkların yüzdesi yüksek bulunmuştur (%72. Anksiyete bozuklukları için özgün tanı konma oranları %35-65. Hastaların %55. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması olan çalışmamızda ayrıca uygunsuz tanı ve tedavi nedeni ile oluşan maliyet yükü.

cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından anlamlı farklılık göstermeyen 25 OKB hastası ve 26 kontrolden oluşmaktaydı. . Fakat tüm bu çalışmalarda kullanılan yöntemler. Postür ve bakış aynı yönde olduğunda. ηp2 = . p < . 49] = 5.080). p < .71. Figen Ateşçi*. 49) = 1. p = 0.032). T.38. Bu bilgilerin ışığında biz Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınınma süreçlerini araştırmayı amaçladık. 2x2x2 ANOVA 3 yönlü (Postur-bakış zıtlığı x bakış yönü x grup) bir ilişkinin varlığını gösterdi (F [1. Bu nedenle istemsiz dikkat sosyal işlemlemede önemle bir role sahiptir. Gülfizar Varma*. bakış yönünün etkisi anlamlı değildi (F(1. 49) = 4.82. Çalışma gruplarımız yaş. fakat bu bozuklukların mekanizması bilinmemektedir. Bakış yönü OKB ve kontrol gruplarının mesafe algılaması değiştirmiyordu. Ayrıca anlamlı bakış x grup ilişkisi bulundu (F (1. Bu amaçla sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınmasını ölçmek için özel olarak geliştirilmiş olan Sosyal mesafe muhakeme etme testinin bir versiyonunu kullandık (SMMT). Osman Özdel*. birbirlerine bakmadıkları pozisyonlardaki mesafelere göre daha kısa algılanması esasına dayanmaktadır. ηp2 = . Bu test karikatürlerin birbirlerine baktıkları pozisyonlarda karikatürler arasındaki mesafelerin. Fakat bu etki OKB hastalarında kontrollere göre anlamlı olarak daha zayıftı. Bulgularımız bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda OKB hastalarının bakış etkisine kontrollerden daha az hassas olduğunu göstermektedir. Filiz Karadağ*.41). Obsesif kompulsif bozukluklu (OKB) hastaların sosyal fonksiyonlarında bozuklukların olduğu düşünülmekte.104). Bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda bakış yönünün etkisi anlamlıydı (F(1. bugüne kadar OKB hastaları ile yapılmış olan çalışmalarda birbirleri ile çelişen sonuçlar bulunmuştur.PB 84 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Sosyal İşaretleri İstemsiz Dikkat ile Farketme Düzeyleri Selim Tümkaya*. Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu* * Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Hull Üniversitesi Psikoloji AD.0001. Bu bulgular OKB hastalarının sosyal işaretleri istemsiz/spontan dikkat ile fark etme bozukluklarının olduğunu düşündürmektedir. p = . ηp2 = .24.test hem OKB hastalarının hem de kontrollerin karikatürlerin birbirine baktığı pozisyondaki mesafeleri daha yakın algıladıklarını gösterdi (Kontroller: t(25 ) = -5. OKB: t(24) = -2. p = . başarılı sosyal ilişkiler kurmak hızla değişen sosyal işaretlerin istemli bir çaba sarfetmeden tanınmasını gerektirir. Daha dikkat çekici olan bakış yönünün postüre zıt olduğu pozisyonda. bu illüzyon daha şiddetli görülebilecektir.21.021. 49) = 34. Tjeerd jellema**. ηp2 = . vakaların sosyal işaretleri değerlendirmesi için istemli dikkatlerini kullanmalarını yeterli kılmaktadır.0001.045. p = .35.61.009). Bu konuda. Oysaki günlük hayatta.

Psychophysiological reactions in dental phobic patients during video stimulation. Aynı evrenden gelişigüzel seçilen bu kişilere SCID-I uygulanarak diğer anksiyete bozuklukları eştanısı araştırıldı.3)obsesif kompulsif bozukluk.6) agorafobi ile birlikte panik bozukluk.001). 21(%27. 3. Anksiyete bozukluklarının dağılımı incelendiğinde. dental fobisi olan kişilerin 63(%82. Dental fobisi olmayan grupta ise 14(%16. 4. 35: 3-12. Distimi tanısı dental fobik grupta 2 hasta.2). 2(%2. Kontrol grubuna DFS ölçeğinden 54 ve altında olanlar alındı.3) özgül fobi hayvan tipi. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Bahçelievler Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde çalışma hakkında bilgilendirilip katılmayı kabul eden 600 hasta alındı. Diş hekimi korkusu geçmişten günümüze uzanan ve gelecekte de hastaların diş tedavisinden faydalanmalarına engel teşkil edeceği düşünülen bir olgudur.6) sosyal anksiyete bozukluğu. Eur J Oral Sci 2001. Berggren U. örneklem grubunda 40(%48. DSM-IV kriterlerine göre düzenlenmiş olan yapılandırılmış görüşme formu SCID-I kullanılarak Dental Fobi tanısı kondu.Stabholz A. indirect fear acquisition.Carlsson SG.2)sinde.6) yaygın anksiyete bozukluğu. Poulton R.7) özgül fobi doğal-çevre tipi. Kesme puanı 55 ve üstü olan hastalara. 1(%1. Latif Ruhşat Alpkan *Kars Devlet Hastanesi.9)’unda başka bir anksiyete bozukluğuna rastlandı(p<0. Int Dent J. 5(%6. Carlsson SG.Locker D.1)’inde (major depresyon tanısı kondu. . 2(2. 109: 172-177. 3(%3. Psychophysiological reactions in dental phobic patients with direct vs. Yüksel Kıvrak**. 29: 456-463.Lundgren J.05).5) panik bozukluk. Community Dent Oral Epidemiol 2001. 37(%48. Bulgular: Anksiyete bozuklukları açısından eştanı olarak karşılaştırıldığında.9)posttravmatik stres bozukluğu. 1. Yapılan çalışmalarda diş hekimi korkusunun %4-16 arasında değiştiği bildirilmiştir3.49: 90-94.6) özgül fobi durumsal tipte şeklnde saptandı. Dental anxiety among patients prior to different dental treatments. diş tedavisini ve dişhekimlerinin rahat çalışmasını engelleyen önemli bir sorundur. 11(%14. Diş hekimi korkusunun sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğu düşünülürse diş hekimi fobisi tedavilerinin etkinliğini optimize etmenin kişisel ve sosyoekonomik yararlar sağlayacağı düşünülebilir(4). Journol of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry 2004.PB 85 Dental Fobisi Olan Hastalarda Psikiyatrik Bozuklukları Eştanısı Süleyman Gündüz*. Peretz B. Thomson WM. Dental fobi birçok ülkede ağız ve diş sağlığının korunmasında büyük bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. Berggren U. Gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı(P>0. 2. 43(%56. 42(%55. Dental anksiyete. Anksiyete bozukluğu başta gelirken bunu duygudurum boukluğu izlemektedir. Dental anksiyetesi olanlarda bir ya da daha fazla psikiyatrik bozukluk tanısı konması ihtimali anksiyetesi olmayanlara göre daha fazladır(44). Psychological disorders and dental anxiety in a young adult population. 1999. Dental fobisi olan 76 hastadan 32(%42.9)’unda major depresyon tanısı kondu. Yaygın görülen bu durumun tesbit ve tedavi edilmesinin koruyucu ve tedavi edici diş sağlığı hizmetlerini olumlu etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Bu hastalara sosyodemografik veri formu ve Dental korku skalası verildi.6) özgül fobi kan-enjeksiyon-yara tipi ve 24(%31. fobik olmayan grupta ise 1 hastada saptandı. Şeref Özer. Sonuçlarımız literatürle uyumludur.6) panik bozukluğu olmadan agorafobi.Lundgren J. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada dental fobisi olanlarda olmayanlara göre ikinci bir psikiyatrik eş tanı olma olasılığının daha fazla olduğunu bulduk. ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Epidemiyolojik çalışmalar popülasyonun %4 ile %16’sinde dental tedavi konusunda sorun olarak kabul edilebilecek düzeyde korku ve anksiyete olduğunu düşündürmektedir(1.

Bu nedenle bu çalışmada ambulans çalışanlarının iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan travmatik stres belirtilerini saptamak amaçlanmıştır.74). & SBE Ruhsal Travma ve Afet Çalışmaları Birimi. A.. 1.56±6.58.. Kadınlarda travmatik stres ve depresyon belirtilerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p< 0.85±7. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Tükenmişlik. Bulgular: Elde edilen sonuçlarda. p<0. Dr. İkincil Travmatik Stres.bu süreçte özellikle tükenmişliğe yönelik önlem alınması görev sırasında ve sonrasında yaşayacakları sıkıntıları aza indirmede etkili olabilir.05). Yöntem VeGereçler: 112 Acil Sağlık Hizmetleri Sağlık Çalışanı Soru Formu ve Travmatik Stres Belirti Ölçeği (Başoğlu ve ark. bu yaşantılara tanık olmak da kişileri etkileyebilir. doğal afet.PB 86 Ambulans Çalışanlarında İkincil Travmatik Stres Belirtileri Aslı YEŞİL..76±2. Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanı. sağlık çalışanlarında belirgin tükenmişlik belirtileri saptanırken (12. Ambulans çalışanları. 170 ebe/hemşire/sağlık memuru/acil tıp teknikeri. 2010) ambulanslarda görev yapan 41 doktor. .30) travmatik stres ve depresyon belirtileri düşük düzeyde saptanmıştır( 6. işleri nedeniyle sürekli zor durumda olan hastalara hizmet vermekte. Depresyon. Tartışma Ve Sonuç: Ambulans çalışanları görevleri nedeniyle başta tükenmişlik olmak üzere ruhsal açıdan sıkıntı yaşamaktadırlar. Bu nedenle ambulans çalışanlarının psikoeğitsel çalışmalarla desteklenmeleri. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. Bu tür olayları yaşamak kadar. felaket gibi kriz durumlarında aktif görev almaktadırlar. 2001). Tamer AKER Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. 39 paremedik ve 74 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 324 sağlık çalışanına uygulanmıştır. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark.01. Prof.

Bu olgu ikizine göre SSRI tedavisine dirençliydi. Ayrıca yüksek dissosiasyon düzeyleri OKB hastalarında direnci ve BDT’ye düşük cevabı predikte edebilir (2). Fricke S.sHand I. Tartışma: OKB’de kognitif modeller obsesif düşünce ve eylemlerin. Tedavi bu aşamadan sonra ayrıldı ve ilk olguya aripiprazol 10 mgr/gün eklendi.PB 87 OKB Semptom Şiddeti ve Tedaviye Direnç’te Dissosiyatif Bozukluk Birlikteliğinin Rolü: Dizigot Olgular Adem Aydın.Selvi Y. Boysan M. Peter H.Yavuz Selvi. kontrol.75:40–6. Dissociation as a predictor of cognitive behavior therapy outcome in patients with OCD. düzen kompülsiyonları olan hastalar sertralin (150 mgr/gün) ile tedavi ediliyorken yapılan kontrol muayenelerinde olgulardan birinde cinsel içerikli ve saldırganlık-zarar verme obsesyonlarının da olduğu anlaşıldı. Beşiroğlu L. İlk tedavi başvuruları 3 yıl önce olan ve başlangıçta kirlilik. Bu yazında OKB tanısı konulan dizigot ikiz hastaların semptom şiddeti ve prognoz açısından ayrışmalarında dissosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travmasının belirleyici rolü üzerinde durulacaktır. and cognitive models in obsessive compulsive disorder. Bu olgu halen kısmi düzelme ve ikinci olgu ise belirgin düzelme ile takip edilmektedir. tedaviye dirençli olması. Çelik C.Mesut Işık. OKB hastalarındaki dissosiasyonun çocukluk çağı travmalarından kaynaklandığını gösteren çalışmalar vardır (1). simetri obsesyonları ve temizlik. Kaçınma davranışları ve anksiyete belirtilerine ikizine göre daha fazla sahip olan hastada yapılan görüşmelerde bir travma öyküsü olduğu anlaşıldı. 2011.Rufer M. Kaynaklar: 1. Psychother Psychosom 2006. Van Giriş: OKB ve dissosiyatif bozukluklar ayrı bir durum olarak görülse de OKB hastaları sık dissosiyatif belirtiler gösterirler. OKB hastalarında yukarıda bahsedilen durumların tespiti ve tedavinin bu yönde devamının gerektiğini hatırlatmaktadır. kuşku. Atli A. Güleç M.Ekrem Yılmaz Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. Aydın A. metakognisyonlar ve istenmeyen düşüncelerin süpresyonu ile ilişkisine dikkat çeker ve bunun travmatik yaşantılar ve dissosiasyonla ilişkili olduğunu iddia eder (1). dizigot kadın hastalar. Psikiyatri. dissociation. Moritz S. Olgular: 20 yaşında bekâr. Tedavilerinin 18. Dizigot olgularımızdan dissosiasyon düzeyi yüksek ve çocukluk çağı travması olan hastada obsesyonların ayrı niteliğinin olması. Relations between childhood traumatic experiences. 2. . Hastanın amnezi ve depersonalizasyon gibi dissosiyatif belirtiler göstermesi üzerine hastaya ve karşılaştırma amacıyla ikizine DES uygulandı (sırasıyla 55 ve 22). 1–7. Cremer J. ayında dissosiyatif belirtileri olan olgu’nun depresyon ve YBOCS skorları daha yüksekti. Held D. Int J Psychiatry in Clin Pract.

hasta grubuna ek olarak vizuel analog skalası (VAS) uygulanmıştır. bedensel ve psişik semptomların birlikte görüldüğü bir hastalıktır. Bu çalışmada fibromiyalji sendromunda görülen diğer bedensel belirtiler ve bu belirtilerin ağrı skorları ve aleksitimi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.005). . TAÖ. kontrol grubu olarak yaş. eğitim durumu açısından uyumlu 29 sağlıklı gönüllü alınmıştır. FMS grubunda VAS skorları ile BDÖ. FMS'da depresyon ve aleksitimi önemli oranda tabloya eşlik etmektedir.PB 88 Firomiyalji Sendromu Olan Hastalarda Bedensel Belirtileri Abartma. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). SONUÇ: FMS grubunda bedensel duyumları abartma kontrol grubundan farklı bulunmamıştır. Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ). Adana **Özel Median Hastanesi Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Kliniği. cinsiyet. Yüksek ağrı skorlarının bedenselleştirme .05). FMS olan grupta BDÖ. Yöntem: Bu çalışmaya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran. BDAÖ skorları arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p<0. Bulgular: Her iki grup arasında BDAÖ skorları açısından anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0. TAÖ skorları kontrol grubundan anlamlı yüksek saptanmıştır (p<0. Nuran Erden**. Hasta ve kontol gruplarına sosyodemografik veri formu. Aleksitimi ve Ağrı İle İlişkisi Aylin Ağırman*. Diyarbakır Amaç: Fibromiyalji sendromu (FMS).Yarkın Özenli*. Toronto Aleksitimi Ölçeğİ (TAÖ-20). Amerikan Romatoloji Birliği tarafından geliştirilen ölçütlere göre FMS tanısı konan ve çalışma ölçütlerini karşılayan ardaşık 50 kadın hasta. Seçil Uysal*** *Adana Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. aleksitimi ve depresyon ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.İstanbul ***Diyarbakır Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.05).

Kikare=6. t=-3. İntihar girişimi olan grupta. Konversiyon bozukluğunda (KB) intihar düşünceleri ve girişimlerinin sıkça görüldüğü bildirilmesine rağmen bu konuda yeterince çalışma bulunmamaktadır.36). p=0. p=0. B=1.004.04.58. Psikiyatri Kliniği.001).007.PB 89 Konversiyon Bozukluğunda İntihar Girişiminin Yordayıcıları Medine Yazıcı Güleç*.93. duygusal istismar ve dissosiasyonun şiddeti ile daha önceki hastane yatışlarının yordadığı görülmektedir. Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-28) ve sosyodemografik veri toplama formu verildi. p=0.85. KB’li hastaların stresle baş etmede dissosiasyonu ya da alkolün sağladığı kimyasal dissosiasyonu kullandıkları düşünülebilir. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan.15. Leman İnanç* * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. alkol kullanımı en yüksek oranda olmak üzere. B=0. Tüm katılımcılara Mizaç Karakter Envanteri (MKE).97. DES.01). Tartışma KB’de intihar girişimlerini.03. p<0. TAS-A. p=0. Boşanmış ya da dul olmak. p=0.01.71. Aydınlatılmış onamları alındı.28 toplam puanları anlamlı olarak yüksekti (Sırasıyla. p=0.005. . yatış sayısı ise intihar girişimi olan grupta anlamlı olarak yüksek bulundu (Sırasıyla. BAÖ. kötü ekonomik durum. p=0. Kikare=2.001. Duygusal istismar da konversiyon bozukluğundaki dissosiayonun yordayıcılarından biridir. DES-taxon. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi. t=-2. Wald=5. duygusal istismar. İstanbul Giriş İntihar. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 90 hasta alındı. KB’nin tipi ve madde kullanımı açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0. Wald=3.02. t=-2.03. DES ve yatış sayısının intihar varlığını yordadığı tespit edildi (Sırasıyla.003).05). Wald=5.91.04. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. p<0. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). Alkol kullanımı.43. Bulgular İntihar girişimi olan (n=33) ve olmayan (n=57) grup karşılaştırıldığında iki grup arasında demografik ve klinik değişkenlerden.71. psikiyatri ve halk sağlığının en önemli konularından biri olmaya devam etmektedir. duygusal istismar ve CTQ. ailede psikiyatrik hastalık. Ömer Yanartaş**.05. BDÖ. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES). Psikiyatri Kliniği. B=1. t=-2. Bulgularımız. t=-3. t=3.003. p=0.12.85. p=0.83. Kendini yönetme ve işbirliği yapma puanları ise intihar girişimi olan grupta düşük bulundu (Sırasıyla. Wald=6.78. Hasta grubu intihar girişimi hikâyesine göre iki gruba ayrıldı. t=2. yaş. t=-2. Toronto Aleksitimi Skalası (TAS). t=-2. t=3. yalnız yaşama. B=0.27. Çalışmaya 1865 yaş arası kişiler dâhil edildi.44.04. cinsiyet. eğitim süresi. dissosiyatif boyutun ve alkol kullanımının KB’de intiharın hatırlanmasını ve bu hastalara yaklaşımda duygusal istismarın dikkate alınmasını desteklemektedir. p=0. göç etmiş olma.

Tartışma Bulgularımız KB’de yenilik arayışı (heyecan arama.001. B=-0.42. t=5. Çalışmaya 18-65 yaş arası kişiler dâhil edildi.00. kendini kabul. zarardan kaçınma ise yüksek serotonerjik aktiviteyle ilişkilidir. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi.16) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu.) düşük olduğu görülmektedir. olumlu alışkanlıklar. eğitim durumu (t=1.11. B=0. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. cinsiyet (ki kare=2. Ömer Yanartaş**. B=0.35. kişiliği boyutsal olarak da değerlendirmeyi önermektedir.93. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. Yenilik arayışı. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. düşük dopaminerjik aktivite.PB 90 Konversiyon Bozukluğunda Mizaç ve Karakter Medine Yazıcı Güleç*. Wald=7. karakter boyutlarından ise kendini yönetme ve işbirliği yapma anlamlı olarak düşük bulundu.001. amaçlılık. yardımseverlik. Psikiyatri Kliniği.15. Tüm katılımcılara MKE ve sosyodemografik veri toplama formu verildi. p=0.16). Wald=4.60.) boyutlarının yüksek olduğunu göstermektedir. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSHEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 94 hasta ve 57 sağlıklı kontrol alındı. B=0. ilkeli olma. sebatkarlık ve kendini yönetmenin KB varlığını yordadığı görüldü (Sırasıyla. p<0. Kişilik araştırmalarında güncel yaklaşım. zarardan kaçınma.46. karakter boyutlarından ise kendini yönetmenin konversiyon bozukluğunu yordadığı görülmüştür. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. çabuk yorulma. p=0. zarardan kaçınma ve sebatkarlık.001). Aydınlatılmış onamları alındı.08). dürtü sellik.98.99). (sırasıyla.10. p<0. t=8. Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde borderline kişilik bozukluğu görünümüyle uyuşmaktadır. .) ve zarardan kaçınma (endişe. Ahmet Üzer* *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Mizaç Karakter Envanteri (MKE) kişiliği boyutsal olarak değerlendiren ve psikobiyolojik olarak modelleyen bir yaklaşım sunmaktadır. p=0.. belirsizlik korkuları. Psikiyatri Kliniği. p<0. Karakter boyutlarına bakıldığında ise kendini yönetmenin (sorumluluk alma. p=0.) ve işbirliği yapmanın (sosyal hoşgörü. KB olan hastalarda mizaç boyutlarından yenilik arayışı ve zarardan kaçınma kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek. t=-2.30. t=-6.42. karamsarlık. empati. İstanbul Giriş Konversiyon bozukluğu (KB) ile kişilik bozuklukları sıklıkla bir arada bulunmaktadır ve KB’nin klinik görünümüyle ilişkisi gösterilmiştir. Leman İnanç*. Wald=10.66. Bulgular Hasta ve kontrol grubu arasında yaş (t=1.02. Wald=4. merhametlilik.02.

Esra Ercan**. karıncalanma ve acıma hissediyormuş. Ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetleri 5 yıl içinde artarak devam etmiş. hipokondriyazis en yaygın belirtilerdir (3. DSM-IV tanı sistemine göre. aile sorunları nedeniyle psikiyatriye başvuran hastaya essitolopram 10 mg\gün.7). Bu şikayetle çok kez periodontoloji ve dermatoloji kliniklerine başvurduğu fakat önerilenlerden fayda görmemiş. Yapılan ruhsal muayenede affekt çökkün. zararlı ve rahatsız edici olarak tanımlanması bedenselleştirmeye işaret edebilir. Yapılan Dermatoloji konsultasyonunda oral mukozanın dermatolojik fizik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu saptanmayan hasta ağız yanması sendromu olarak kabul edildi. altta yatan herhangi bir lokal veya sistemik neden bulunmamasına rağmen ağızda yanma ve karıncalanmayla giden kronik bir hastalıktır(1. Klinik global izlenim ölçeğinde şiddet alt ölçeği: 5 idi. kanser fobisi. Periodontoloji Anabilim Dalı ***Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. bedensel belirtilerin yoğun. düşünce içeriğinde bedensel yakınmalar ve hipokondriyak uğraşlar belirgindi.2). Etyopatolojisi ile ilgili birçok faktör öne sürülmekle birlikte. anksiyete. . Psikolojik faktörlerin hastalığı ortaya çıkarabileceğine dair hipotezlerin yanında birçok çalışmada bu hastalarda komorbid psikiyatrik durumların da yüksek olduğu gösterilmiştir. Beck Anksiyete Ölçeği 25 puan. bu belirtilere bir açıklama ve çare bulabilmek umuduyla sık sık sağlık hizmeti talebinde bulunurlar. Olgu: Kırkdokuz yaşında. Tartışma ve Sonuç: Fizyolojik ya da organik bulguların bulunmadığı tekrarlayan kronik bedensel yakınmalar. yineleyici tıbbi başvurular.4.PB 91 Yanan Ağız Sendromu: Somatoform bozukluk mu? Evrim Özkorumak*. Bu olgudan yola çıkılarak daha fazla sayıda olgularla yapılacak ileri çalışmalarla YAS’ın etyopatogenezine katkıda bulunulabilir.5). Hastanın şikayetleri ilk olarak 5 yıl önce dudaktaki kabarıklık nedeniyle dış merkezde alınan biyopsi sonrası başlamış. Depresyon en sık görülen hastalık olmakla birlikte. Son 5 yıldır ağızda özellikle dilinde ve dudaklarının iç kısmında yanma. Psikiyatri Anabilim Dalı **Karadeniz Teknik Üniversite Diş hekimliği Fakültesi. O dönemde alınan biyopsi sonucu fibroepitelyal papillom olarak değerlendirilip eksize edilmiş. fiziksel bir hastalığa atfettikleri bedensel belirtileri nedeniyle yoğun sıkıntı yaşarlar. hekimlerin hastanın yakınmaları konusunda çaresiz hissetmeleri. Ahmet Tiryaki* *Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. 1 yıl önce anksiyete belirtileri. Deniz Aksu Arıca***. venlafaksin 75 mg\gün başlanmış ve bedensel anksiyete belirtilerinde azalma olmasına rağmen ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetinde değişiklik olmamış. Beck depresyon ölçeği 20. evli hasta Periodontoloji Kliniğinden sebebi bulunamayan ağızda yanma şikayeti nedeniyle KTÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniğine konsülte edilmiştir. net olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Dermatoloji Anabilim Dalı Amaç: Yanan Ağız Sendromu(YAS). kadın. sağlık hizmetleri açısından maddi ve manevi yük oluştururlar (6. “Somatoform Bozukluk” tanı ölçütlerini doldurmayan bu vakalar.

Adana ** Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. Browne MW. Bilgilendirme ve psiko-eğitimden 1 ay sonra SF -36 yaşam kalitesi ölçeği tekrar uygulanmıştır. 3. sosyal ve iş-okul aktivitelerinin önemli derecede engellendiği sonuçları elde edilmiştir (1. 2. Relationship of cyclical mastalgia.000) Sonuç: Mastalji hastalarında verilen bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesinin yükselmesinde faydalı bir seçenek olduğu düşünülmektedir. 3) Bu çalışmada amaç organik etiyolojisi olmayan bir grup mastaljili hastada bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesine etkisini araştırmaktır. Ader DN. Kaynaklar: 1. Metod: Çalışmaya organik etiyoloji bulunmayan 95 mastaljili hasta dahil edilmiştir. vitalite. Yapılan çalışmalarda mastaljinin fiziksel. Premenstrual syndrome or recurrent pain disorder. Agah Bahadır Öztürk** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Mastalgia.200. Shriver CD. sosyal fonksiyon. Sosyo. Bulgular: Bilgilendirme ve psiko. Fentiman IS. Szuck B.PB 92 Mastalji Hastalarında Bilgilendirme ve Psiko-Eğitimin Yaşam Kalitesine Etkisi Yarkın Özenli*. fiziksel rol güçlüğü. ( tüm sonuçlar: p<0. Am J Obstetric and Gynecology 1997. günlük yaşamı oldukça engelleyen ve önemli tıbbi maliyetlere yol açan bir durum olarak kabul edilmektedir. 2. J Obstet Gynaecol Can. Adana Giriş: Mastalji. emosyonel rol güçlüğü.20:198. Management of Breast Pain. Saettler E. J Clin Pract 2000.2006.54:228-32. mental sağlık yaşam kalitesi alt ölçek sonuçları için istatistiksel olarak anlamlı düzelme bulunmuştur. ağrı. Rastgele seçilen 57 hastaya bilgilendirme ve psikoeğitim verilmiş geriye kalan 38 hasta bilgilendirme ve psiko-eğitim almamıştır. genel sağlık.28(1):49-71 . Lea RH.demogrofik form ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği tüm hastalara uygulanmıştır. Rosolowich V. ruhsal. Faiz O.eğitim verilen grupta bilgilendirme ve psiko-eğitim verilmeyen gruba göre fizik sağlık.

Adana Amaç: Somatizasyon en basit anlamıyla fizik bulgularla ve tetkiklerle açıklanamayan bedensel yakınmalar ve belirtiler olarak tanımlanabilir (1. kontrol grubunun 20. kontrol grubunun 0. Mai F.10±8.12±0. Somatoform Disorder (WPA Series Evidence and experience in psychiatry. Bulgular: SCL-90 somatiasyon alt ölçeği mastalji hastalarında 2.PB 93 Organik Etiyolojisi Olmayan Mastalji Hastalarında Somatizasyon. Metot: Çalışmaya Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi kliniğine meme ağrısı yakınmasıyla gelen yapılan tetkikler sonucunda organik bir pataloji saptanmayan 58 mastalji hastası ve yaş.001) Sonuç: Organik etiyoloji saptanmayan mastalji hastalarında somatizasyon bulguları ve düzeyi normallere göre yüksek bulunmuştur. Kontrollü Bir Çalışma Agah Bahadır Öztürk* Yarkın Özenli** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği.91±0.87. 9). Topal K. Özenli Y. Gruplar arasında SCL-90 somatizasyon alt ölçeği için fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.94±1. Do somatic comlaints mask negative affect in youth. 2. Prevelence and associated risk factors of somatization disorder among Turkish students. Merskey H. 3. Bu bulgular mastalji hastalarının psikiyatrik tedavinin içinde bulunduğu multi-disipliner bir yaklaşıma ihtiyaç gösterdiğine işaret edebilir.23-65. 2006. Çalışma grubunun SDQ ölçeği çalışma grubunun 30.p. medeni durum açısından uyumlu sağlıklı gönüllü 35 kişi katılmıştır.Tere L.54. Anatolian J of Psychiatry 2009. 44:9195. Ghiselli W. Çalışma ve kontrol grubuna somatizasyon semptomları varlığını tanımlamada SCL-90 somatizasyon alt ölçeği ve somatizasyon düzeyini belirlemede Somatizasyon Disosiyasyon Ölçeği (SDQ) uygulanmıştır. . Hoboken NJ. Yoldaşcan E. eğitim düzeyi. Adana *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. John Wiley&Sons.2). Vol. 2.001). 10: 131-136. J Am Coll Health 1995. Kaynaklar 1. Mastalji gibi ağrının ön planda olduğu hastalıklarda duyguların sembolik beden diliyle dışa vurumu somatizasyonu doğurabilir (3). Bu çalışmanın amacı organik etiyoloji olmayan mastalji hastalarında somatizasyon semptomlarının varlığını araştırmaktır. Somatazation and conversion disorder.62 olarak bulunmuş olup fark istatistiksel olarak bulunmuştur (p<0.55 olarak bulunmuştur.

Hastalıkta kognitif ve akademik yetersizlikler olabilmektedir. yaşam süresini ve kalitesini azaltıcı bir hastalık olan OHA’nin önemli komplikasyonlarından olan kognitif yetersizlik üzerinde yeterince çalışma yapılmamıştır. Selçuklu Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Bulgular: OHA grubunun bazı bellek işlevlerinin kontrol grubundan anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmektedir. Akdeniz ülkelerinde sık görülen hastalığın ülkemizde en sık görüldüğü şehir Antakya’dır.PB 94 Nörolojik Olarak Sağlam Orak Hücreli Erişkinlerde Nörokognitif Bozulma Asena Akdemir. Şırnak *****Mustafa Kemal Üniversitesi. İptal Etme Testinde (İET) doğru işaretlenen harf sayısı. Banu Cangöz. Hastaların kranial MR’ları çekilmiştir. Saat Çizme Testi (SÇT). ilerleyici. Hasta ve kontrol grupları. Konya **Mustafa Kemal Üniversitesi.) puanları arasında anlamlı fark vardır. İsmet Melek. Ancak bu konuda yeterli çalışma olmadığından hastalığın doğasını anlamak açısından bu çalışma yapılmıştır. Şanlıurfa ****Silopi Devlet Hastanesi. İki grup. Tüm katılımcıların psikiyatrik ve nörolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Hatay Amaç: Orak Hücreli Anemi (OHA) Hb A’nın Hb S’e mutasyonu sonucu oluşan genetik bir hastalıktır. B Süresi. Hatay ***Harran Üniversitesi. atlanan harf sayısı ve yanlış işaretlenen şekil sayısı puanları açısından farklılık göstermiştir. İST A Süresi. Serkan Yılmazer. Bahar Sarı Narğis *Selçuk Üniversitesi. OHA grubunun şekil kopyalama (görsel bellek) ve şekiller için kazanım puanı ile hem görsel (şekiller) hem de sözel bellek (kelimeler) için anlık ve gecikmeli hatırlama (15 dk. Tartışma: Sonuç olarak OHA’li hastaların beyinde görünür bir hasar olup olmadığından bağımsız olarak kognitif işlevleri bozulmaktadır Bu hastalardaki yetersizlik ayrıntılı kognitif muayene sonucu saptanabildiğinden klinik olarak özel öneme sahiptir. Katılımcılılara nöropsikolojik işlevlerini değerlendirmek amacıyla 3Kelime-3Şekil Testi (3K-3S). Tıp Fakültesi Nöroloji AD. Yöntem: Çalışmaya 65 orak hücre anemili ve 58 normal kontrol hastası alınmıştır. A Hatası ve B Hatası puanları açısından anlamlı fark olduğu gözlenmiştir. Kronik. . Psikoloji Bölümü. İptal Etme Testi (İET) ve İz Sürme Testi (İST) uygulanmıştır. İz Sürme Testi (İST) puanları açısından incelendiğinde.

Pruritusta psikiyatrik bozuklukların görülme oranı. psikiyatrik tanı almayan gruba göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0.9) tespit edilmiştir. Yasemin Akman**. Psikiyatrik tanı alan grupta jeneralize kaşıntı ve BDE puanları. deri hastalıkları içinde en sık görülen semptomdur. Birincil deri ve sistemik hastalığı saptanamayan kronik prurituslu hastalarda yüksek oranda psikiyatrik bozuklukların görülmesi ve özellikle depresif belirtilerin eşlik etmesi. %28. Bu çalışmadaki amaç. Ali Özer***.2) ile karşılaştırıldığında yüksek oranlardadır. liken simpleks kronikus ve prurigo nodülaris şeklinde kaşımaya sekonder deri lezyonları saptandı. Malatya Amaç: Kaşıntı ya da pruritus. Tüm kronik prurituslu hastaların %62'sinde hafiften şiddetliye değişen oranlarda depresif belirtiler saptandı. Dermatoloji AD. Perihan Öztürk**. Çalışmamızda depresif bozukluklar içinde en sık major depresif bozukluk (%25. Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulandı. ülkemizdeki psikiyatrik bozuklukların yaygınlığı (%17. Tıp Fakültesi.1’inde depresif bozukluklar. Tıp Fakültesi.5’inde farklılaşmamış somatoform bozukluk. Tıp Fakültesi.6’sında 1-3 arası değişen sayılarda psikiyatrik bozukluklar saptandı. Hastaların sosyodemografik verilerini ve hastalığıyla ilgili özelliklerini içeren form dolduruldu. DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-IV-Text Revision) tanı ve değerlendirme sistemine göre psikiyatr tarafından SCID-I/CV (Structered Clinical Interview for DSM-IV. %42. Clinical Version) uygulanarak psikiyatrik tanılar araştırıldı. Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza 126 kronik prurituslu hasta alındı. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. Mehmet Fatih Karaaslan**Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. Tartışma ve Sonuçlar: Bizim çalışmamızda hastaların %34. Kronik prurituslu hastalarda. Bulgular: Kronik prurituslu hastaların %70. bu hastalarda psikiyatrik değerlendirmenin önemine işaret etmektedir. Kahramanmaraş ***İnönü Üniversitesi. psikiyatrik tanı alan grupla almayan grubun her ikisinde de kadınların oranı fazlaydı.7’sinin daha öncesinde psikiyatrik başvuruları mevcuttu.7’sinde ekskoriyasyon. birçok deri ve sistemik hastalıklarda görülebildiği gibi psikiyatrik bozukluklarda da görülebilmektedir. %32.6’sında anksiyete bozuklukları tespit edilmiştir.05). Buna rağmen hastaların sadece %16. anksiyete bozuklukları içinde de en sık yaygın anksiyete bozukluğu (%10.3) ve obsesif kompulsif bozukluk (%7. . Kronik pruritus. Fatma Özlem Orhan*. Halk Sağlığı AD. Psikiyatri AD. varsa psikiyatrik bozukluklarını ve depresif belirtilerini ve bunlar arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.1 ile depresif bozukluklar olarak tespit edilmiştir. birincil deri hastalıkları ve kaşıntıya sebep olabilecek sistemik hastalıklar hariç tutulan kronik prurituslu hastaların sosyodemografik verilerini incelemek.3). En sık görülen psikiyatrik bozukluklar ise %34. Psikiyatrik bozukluk saptanan hastaların %57. kaşıma isteğine neden olan rahatsızlık verici duyu olup.3’ünde deride herhangi bir lezyon saptanmazken. kaşıntının özelliklerini.PB 95 Kronik Pruritus Hastalarında Psikiyatrik Profil Oğuz Akman*.

Ülkem Öztürk****.PB 96 Hemodiyaliz Tedavisi Almakta Olan Hastalarda Psikiyatrik Hastalık Sıklığı Elif Karaahmet*. Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye’nin sosyokültürel açıdan farklı iki farklı bölgesinde hemodiyaliz tedavisi gören hastaların psikiyatrik hastalık düzeylerinin araştırılmasıdır. KBY hastalarında depresyon ve anksiyete en sık görülen psikiyatrik hastalıklardır ve morbiditeyi artırmaktadır (2). Clin Nephrol. Yıldızgördü E. Tıp Dergisi 2000. Hastaların % 34. Bulgular: hastaların % 68.163-172. 17. Sonuç: Hemodiyaliz hastalarında depresyon başta olmak üzere psikiyatrik hastalıklar sıklıkla eşlik etmektedir.3’ünde en az bir psikiyatrik hastalık varken % 11. Kaynaklar: 1-Şentürk A. Kürşat Altınbaş* * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD ** Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD *** Kafkas niversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Kronik böbrek yetmezliği (KBY) yaşamı tehdit eden. 3-Johnson S.69:201-6. . 2-Bahar A.8 ile yaygın anksiyete bozukluğu vardı. depresyon ve cinsel yaşam. Metod: Çalışma Siverek Devlet Hastanesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hemodiyaliz tedavisi almakta olan toplam 69 kişi üzerindeyürütülmüştür. Hemodiyalize giren kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda psikopatoloji. Hemodiyaliz programına alınan hastalarda. Barlıoğlu H.8’i okuryazar değildi. % 31. diğer birçok kronik hastalıkta olduğu gibi birçok ruhsal ve sosyal sorunun da eşlik ettiği görülmektedir.2 ile uyum bozukluğu ve % 5.9’u kadındı. % 43. Hastaların % 49. 8:287-292. 2008. her yaş grubunu etkileyen bir hastalıktır (1). İkinci sırada % 7.1’i erkek. Ondokuz Mayıs Ü. Yüksel Kıvrak***. Özge Şimşekyılmaz Saraçlı**. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007.5’i çalışmıyordu. Patient perceived barriers to treatment of depression and anxiety in hemodialysis patients. Savaş H. Hastalara Hamilton anksiyete ve depresyon ölçekleri. Bu nedenle bu hasta grubunun düzenli olarak psikiyatrik değerlendirmeye alınması gerekmektedir. önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan. Yapılan bir çalışmada diyaliz tedavisi alan hastaların % 70’inin psikiyatrik hastalıklarının farkında olmadıkları gösterilmiştir (3). sosyodemografik veri formu uygulanmış ve tamamıyla SCID-I görüşme yapılmıştır. Psikiyatrik hastalıkların dağılımına baktığımızda % 29 ile en sık oranda depresyon görülmekteydi. Tamam L. Dwyer A.4’ünde iki psikiyatrik hastalık bulunuyordu. Hemodiyaliz hastalarında anksiyete.

Yöntem ve Gereçler: Dispeptik şikâyetleri nedeniyle endoskopi ünitesinde üst endoskopi uygulanan 150 hasta çalışmaya alındı.Tack J. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda dispepsi etiolojisi amacı ile endoskopi için başvuran kişilerde hp enfeksiyonu ile ruhsal belirtileri arasında ilişki olmadığını bulduk. psychosocial factors and comorbidity in the general population: results from the Domestic/International Gastroenterology Surveillance Study (DIGEST). Yusuf Günerhan*. Relationship between upper gastrointestinal symptoms and lifestyle.Stanghellini V. Gastroenterology. Biz bu çalışmamızda hpli olan ve olmayan kişilerdeki ruhsal belirtileri incelemeyi ve hp nin ruhsal belirtilere neden olup olmayacağını araştırmayı amaçladık. obsesyon.0)’i kadındı. Pathophysiology and treatment of functional dyspepsia. Endoskopik işlem sırasında antrumdan ve pilordan üçer doku alındı. J. Scl 90 değerleri ve alt ölçekleri açısından her iki grup arasındaki puan farklarının anlamlı olmadığı görüldü. 127(4):1239–55. Aralarında fark olmasına rağmen bu fark anlamlı değildi(x2=0. paranoid ve gsi endeksi alt gruplarından yüksek puan almışken hylori olmayan grubun somatizasyon. Suppl. . Bulgular: H pylorili olan ve olmayan 118 kişinin sonuçları değerlendirmeye alındı. 22(%46.2)’i erkek.PB 97 Helicobacter Pylori Psikiyatrik Semptom Gelişimine Neden Olur mu? Yuksel Kivrak*. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi *** Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Psikolojik faktörlerin(1) ve h pylorinin(2) gis i etkilediği bilinmekle beraber dispeptik yakınmaları olan kişilerde hp ile psikolojik faktör ilişkisi yeterince aydınlatılmamıştır. 2. hp+li grup ayrıca anksiyete. 1. kişiler arası duyarlılık. 31(%66. kişiler arası duyarlılık alt skalalarından aldıkları puan 1’in üzerinde tesbit edildi.Pylori varlığı incelendi. Alınan dokuya üreaz test uygulanarak H. depresyon. psikotik. obsesyon. Bisschops R. 2004 Eki. Hpylorili olanların 16(%34. Scand. depresyon. Dispepsili hastalarda hem hp ile psikolojik belirtiler arasında ilişki olmadığını hem de hplilerin bile ayrıca psikiyatrik yönden değerlendirilmesinin önemli olduğunu gösteren ilk çalışma olmasından dolayı araştırmamızın önemli olduğunu düşünmekteyiz. 118 hasta ile araştırma tamamlandı. Ayrıca yine bu bölgelerden alınan doku örnekleri histopatolojik inceleme ile HP varlığı doğrulandı. 1999. Yelda Yenilmez*. Gastroenterol. öfke. SCL 90 ölçeği uygulandı.079).8)’si kadındı. Her iki grupta somatizasyon alt skalasında aldıkları puan kesme puanı olan1’in üzerinde olmakla beraber. Sarnelli G. Hpylorili grup anksiyete.070. Mustafa Ari**. Hpyloi olmayanlar ise 25(%53. ve ek alt skalalarından yüksek puan almışlardı.0) sı erkek. p=0. 231:29–37. Helicobacter (H) Pylori doku testi uygulanan hastalar dâhil edildi.

depresyon düzeyleri açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırmaktır. GRCDÖ’de vajinismus dışında diğer alt puanların sağlıklı kontrollere göre yüksek olması vajinismusta birleşmede zorluk dışında cinsel cevap döngüsünün diğer basamaklarında da sorun olabileceğini işaret edebilir. Birinci basamak ve cinsel işlev bozukluğu polikliniğine başvuran kadın hastalarda da en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur(1-3). Psikiyatri Anabilim Dalı **Çaykara Ataköy Ruh VE Sinir Hastalıkları Hastanesi ***Karadeniz Teknik Üniversitesi. Cinsel travma hiçbir hastada bildirilmemiştir. orgazm alt puanları hasta grubunda anlamlı yüksek bulunmuştur(Tablo1). çalışma durumu açısından fark yoktur. Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği(GRCDÖ). Tartışma ve Sonuçlar: Vajinismus etyolojisinde yer alan etmenlerden biri olan cinsel bilgi yetersizliği bu çalışmada gösterilirken. Yapılan jinekolojik değerlendirme sonrasında herhangi bir patolojik bulgu saptanmayanlar hasta grubunu oluşturmuştur. yineleyici ya da sürekli olarak istem dışı spazm olarak tanımlanan bir cinsel ağrı bozukluğudur. cinsel işlev ve anksiyete. Tıp Fakültesi. eğitim. Mehmet Armağan Osmanağaoğlu*** Karadeniz Teknik Üniversitesi.toplam puan ve doyum. Diğerlerine sadece unimanuel muayene yapılmıştır (n=23. Hasta grubu evlilik uyumlarını sağlıklı hastalara göre anlamlı olarak daha kötü olduğunu bildirmişlerdir. Bu çalışmanın amacı vajinismus tanısı konulan hastaları sosyodemografik özellikler. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışmaya KTÜ Tıp Fakültesi psikiyatri polikliniğine cinsel birleşmede bulunamama nedeniyle başvuran DSM-IV’e göre vajinismus-yaşamboyu sürekli tip tanısı alan 25 kadın hasta alınmıştır.PB 98 Vajinismusu Olan Kadınlarda Depresyon. İlişki sıklığı açısından hasta ve sağlıklı kontroller arasında fark yoktur. Anksiyete Düzeyi ve Cinsel İşlevler Evrim Özkorumak* .Elif Şimşek Kaygusuz*. vajinismus. Depresyon ve anksiyete düzeyleriin vajinısmus etyolojisindeki yeri ile değerlendirilmelidir. Ahmet Tiryaki*. kaçınma. Beck depresyon Ölçeği(BDÖ) ve Beck anksiyete Ölçeği(BAÖ) uygulanmıştır. meslek. Bu tanımlayıcı veriler vajinismus etyolojisinde farklı etmenlerin çalışılacağı ileri çalışmalara ışık tutacaktır . % 92). Cinsel bilgi düzeyi hasta grubunda sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha kısıtlı ve yanlıştır. Hastaların tümü organik nedenli vajinismusun ekarte edilmesi amacıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı tarafından değerlendirilmiştir. Kadın Doğum Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Vajinismus. Hasta grubuna yaş ve eğitim açısından eşleştirilmiş 25 cinsel birleşme sorunu olmayan sağlıklı kontrol alınmıştır. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu. vajinanın dış üçte birindeki kaslarda cinsel birleşmeyi engelleyecek biçimde. Tıp Fakültesi. Hasta ve kontrol grubu arasında yaş. BAÖ ve GRCDÖ. BDÖ. Filiz Civil Arslan**. Bulgular: Vajinismusu olan 25 kadından 2’sine (% 8) spekulum muayenesi yapılabilmiştir. diğer bir etmen olan cinsel travma öyküsü hiçbir hastada bildirilmemiştir(4).

Meslek dışı yaşamı doğrudan etkileyen. (2)Musal B. kadın araştırma görevlilerinde cinsel işlevin. Yüksek Lisans Tezi.2 yıl idi. Önder Kavakcı. sürekli özveri gerektiren hekimlik mesleğinde. Tablo1.8 9. uyarılma. Aile sorunları biçiminde ortaya çıkan belirtilerinden biri de cinsel işlevlerde anormallikler olarak ifade edilebilir (3). kişisel başarı ve duygusal tükenme arasında anlamlı korelasyon bulunmadı.9 KCİİ-uyarılma 4. doyum.0 1.Bu çalışmada.3 0. Ünlüoğlu G. Psikiyatri Bülteni 1992.6 MTÖ-KB 19. Yöntem: Çalışmaya katılmayı kabul eden üniversite hastanesinde görev yapan en az bir yıllık evli 41 kadın araştırma görevlisi sosyodemografik veri formu. tükenme.10:2-7.PB 99 Araştırma Görevlilerinde Cinsel İşlevin Tükenmişlik. 2005.1 5.9 İBGÖ 40 7. KCİİ ve alt ölçek (istek.Kişisel Başarı MTÖ-DYS:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuyarsızlaşma .1 KCİİ 25. ıslanma.2 KCİİ-istek 3. Uzman hekimlerde mesleki doyum. Bulgular: Çalışmaya katılan araştırma görevlilerinin yaş ortalaması 32. Toplum ve Hekim.3 İDÖ 35.Logistik regresyon analizi yapıldığında işe bağlı gerginlik. Sonuç: Bu kadın örnekleminde. Ölçeklerin ortalama puanları tablo 1’de gösterilmiştir.1 KCİİ-ağrı 4. Tükenmişlik çok çeşitli belirtilerle ortaya çıktığı görülmektedir.4 1. Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ). İş Doyumu Ölçeği(İDÖ) formlarını doldurdu. evlilik yılı 6.4 1.8 4.2 3. Ergin S. İstanbul. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeylerinin cinsel yaşamlarının herhangi bir alanını etkilemediği bulunmuştur.4 9. iş doyumu da büyük önem taşımaktadır(2). hemşirelik gibi insanlarla yoğun ve süreğen ilişkide olan mesleklerde görülmektedir(1). iş doyumu ve tükenmişlik ölçek puanlarının kadın cinsel işlev bozukluğunu öngörmediği bulundu. (3) Vızlı C. tükenme.8+-3.7+-4.6 1.5 1. Kaynaklar: (1) Düzyürek S. duyarsızlaşma. Elçi ÖÇ. Görme Engelliler İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerle Normal İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerin Tükenmişlik Düzeylerin Karşılaştırılması Üsküdar İlçesi Örneği. ağrı) puanları ile işe bağlı gerginlik. Marmara Üniversitesi. 1:108-13.1 MTÖ-DT:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuygusal Tükenme MTÖ-KB:Maslach Tükenmişlik Ölçeği.3 KCİİıslanma 4. İşe Bağlı Gerginlik Ölçeği (İBGÖ). Kadın Cinsel İşlev İndeksi Türkçe formu (KCİİ).0 KCİİ-tatmin 4. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeyleri ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır.2 KCİİ-orgazm 4. Hekimde tükenmişlik sendromu. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilimdalı Amaç: Tükenme ve işe bağlı gerginlik daha çok hekimlik. orgazm. İşe Bağlı Gerginlik ve İş Doyum Düzeyleri İle İlişkisi Derya Güliz Mert.tatmin. Ölçeklerin Ortalama Puanları Ortalama SD Ölçek MTÖ-DT 18.7 MTÖ-DYS 6. 1995.5 yıl.

2010). 48 acil tıp teknikeri ve paramedik. Psk. İkincil Travmatik Stres. Bu nedenle bu çalışmada.50..37. 17 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 164 sağlık çalışanına uygulanmıştır. Medikal kurtarma ekiplerinin kendileriyle ilgili olumsuz bilişleri yükseldikçe dünyaya ilişkin olumsuz bilişleri. r=0. Yöntem Ve Gereçler: UMKE Soru Formu. Tamer Aker Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. A. Oluşturulacak destek programlarında. Oya Karaali Aktaş.48. 63 ebe/hemşire/sağlık memuru.41±11. p<0. 2010) medikal kurtarma ekiplerinde görev yapan 36 doktor. r=0.65±5.PB 100 Medikal Kurtarma Ekiplerinde Travmatik Stres Ve İlişkili Bilişsel Özellikler Aslı Yeşil.79±6. sivil savunma ekipleri ve diğer meslek grupları meslekleri gereği travmatik olaylarla karşılaşan meslek gruplarıdır.08). Bilişsel Özellikler.08±7. Prof. mesleki tatmin yüksek bulunmuştur (12. Travma Sonrası Biliş Ölçeği (Yetkiner. Depresyon. 36. & Sbe Ruhsal Travma Ve Afet Çalışmaları Birimi. itfaiye çalışanları. kendisiyle ilgili olumsuz bilişlerine göre daha ön planda olduğu saptanmıştır (38. Anahtar Kelimeler: Medikal Kurtarma Ekipleri. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad. 9.01. Çalışanların görev sırasında karşılaştıkları travmatik olaylar eşduyum yorgunluğuna( compassion fatigue). tükenmişlik belirtileri ve eşduyum yorgunluğu belirtileri de yükselmektedir(r=0. Tartışma: UMKE çalışanlarında ruhsal sorunlar belirgin bir sağlık sorunudur. p<0. tükenmişlik belirtilerini ve travma sonrasında gelişen bilişlerini saptamak amaçlanmıştır. Tartışma Ve Sonuç: Elde edilen sonuçlarda medikal kurtarma ekiplerinin dünyayla ilgili olumsuz bilişlerinin. Çalışanların desteklenmesi açısından bireysel ve toplumsal özellikleri kadar bilişsel işlevlerini de değerlendirmek önemlidir.01. Tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu belirtilerinin düşük olduğu bulunurken. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark. Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğüruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. p<0.62). Sağlık çalışanları. polisler. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. Ulusal Medikal Kurtarma Ekiplerinin (UMKE) iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan ikincil travmatik stres. .46. Dr. özellikle travmatik stres ve tükenmişliğin belirtilerinin sağaltımı gibi konularda psikososyal ve psikoeğitsel yaklaşımları bilişsel uygulamalarla da desteklemek yararlı olabilir.01).10. tükenmişliğe (burnout) ve çeşitli ruhsal sorunlara neden olabilir.

Bu çalışmanın amacı acil serviste çalışan güvenlik görevlilerinin karşılaştıkları olumsuz davranışlar nedeniyle geliştirdikleri kaygı. %85’i lise. Yöntem ve Gereç: Çalışmada acil servis çalışanlarından 10-15’er kişilik grup görüşmeleri yapılarak karşılaşılan olumsuz olaylar konusunda bilgi alınmıştır. toplam Maslach puanlarında (p:0. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD Amaç: Sağlık personeline yönelik sözel ve/veya fiziksel şiddet olayları yaşanmaktadır.18 programına aktarılmış ve analizler yapılmıştır.029) Üniversite mezunlarının Beck puanları ortaokul mezunlarından daha düşüktür. onlardan olası tehlikelere karşı tetikte olmaları. Ortaokul mezunlarının depresyon değerlerinin üniversite mezunlarından anlamlı olarak daha fazla çıkması düşük eğitim seviyesinde depresyon bulgularının daha fazla olduğunu göstermektedir.040) anlamlı farklılık görülmüştür. tükenmişlik ve olası depresyon düzeyinin araştırılmasıdır.7 ± 4. Öğrenim düzeyi ile Beck puanları arasında ortaokul mezunları ve üniversite mezunları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki çıkmıştır. 11’i evli. Bulgular: Çalışmaya acil servis ve acil servis dışı hastane bölgelerinde çalışan toplam 44 erkek ve 7 kadın güvenlik görevlisi alınmıştır. Tükenmişlik ve Depresyon Düzeylerinin İncelenmesi Irmak Polat*.Sürekli Kaygı Envanteri (STAI). Yaşa göre kaygı. Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulanmıştır. 17 erkek ve 3 kadın. Elde edilen tüm veriler SPSS. .012). %10’u üniversite. ortalama yaş 28. Hastane acil servislerinde çalışan personele yönelik şiddetin önüne geçebilmede güvenlik görevlilerine pay düşmekte.028) ve toplam Beck puanlarında (p: 0.7 olarak tespit edilmiştir. ileri yaşlarda bu puanların daha az olması ve aralarında anlamlı bir farklılık görülmesi bu kişilerin ileri yaşta daha fazla mesleki tecrübe edinerek yaşadıkları olumsuz davranışların onlar üzerine daha az etki yaratacağını düşündürmektedir. tükenmişlik ve depresyon ölçeklerinin puanlarında çalışma yerine göre farklılık tespit edilmemiştir. Daha sonra her gönüllüye araştırmacılar tarafından hazırlananan sosyo-demografik veri formu. sorun çıktığı durumda müdahale etmeleri ve sağlık ekibi ile çevredeki diğer kişileri korumaları beklenmektedir. Maslach ve Beck puanlarının çalışma yerlerine göre analizinde istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. tükenmişlik ve depresyon düzeylerine bakıldığında. Toplam STAI. (p:0. Acil servis çalışanlarının 9’u bekar. Mustafa Alican Dirican*. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD **Profesör Dr. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda toplam kaygı. Acil serviste çalışanlar. %5’i ortaokul mezunudur. Yaşa bağlı olarak Maslach duygusal tükenmişlik alt ölçeği (p: 0. Durumluluk. duyarsızlaşma alt ölçeği (p:0.029). Hakan Coşkunol** *Araştırma Görevlisi Dr.PB 101 Acil Servis Güvenlik Görevlilerinin Kaygı.

6 yıl. İstanbul *** Yakın Doğu Üniversitesi Psikiyatri AD. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 14. İki grup arasında depresif semptomlar açısından anlamlı bir fark saptanmadı. Obeziteyi. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. alınan enerjinin. Mehmet Ak*.4±16.8 ve 43.7. Gökçe Özer*. beden algısı ölçeği puanı ortalama 130. psikosomatik bir hastalık olarak değerlendirip. Kontrol grubu olarak psikiyatrik herhangi bir tanısı olmayan sağlıklı 30 kişi dahil edildi. Bu çalısma ile obezite cerrahisi için başvuran hastalarda basta beden algısı.5±5. Hasta grubun yeme tutumu ölçeği puanı ortalama 23.7 olarak bulunmuştur.1. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 33.3 yıl olarak bulunmuştur.4±7.7±7. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 39. Ayrıca hasta grubun sürekli kaygı düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek olduğu ve yeme tutumları ölçeğinden daha yüksek skorlar aldıkları tespit edildi.5±22.5. Obezitenin tanımında yaygın olarak kullanılan parametre beden kitle indeksidir (BKİ). Selma Bozkurt Zincir**.8 ve 36. Yöntem: Çalışmaya son bir yıl içinde GATF Genel Cerrahi Polikliniğine obezite cerrahisi için müracaat eden ve durumları obezite cerrahisi için uygun olan 29 hasta alındı.7±12.9±8. Tartışma: Obezite cerrahisi için onay alan hastalar kontrol grubuyla kıyaslandığında. depresyon ve anksiyete olmak üzere psikopatolojinin belirlenmesi ve bu bireylerde psikopatolojiyi etkileyen özelliklerin ayrımlastırılması amaçlanmıstır.5±7.9±8. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 13. harcanan enerjiden fazla olmasından kaynaklanan ve beden yağ dokusunun artması ile karakterize olan kronik bir hastalıktır.9. beck depresyon ile STAI I-II ölçekleri uygulandı.3±10.5. Kıbrıs Amaç: Obezite. Süreçte 14 hasta obezite nedeniyle opere edildi. tedavisinde çok boyutlu bir terapi yaklaşımının gerekli olduğu belirtilmektedir. Bulgular: Obezite cerrahisi için onay almış hastaların yaş ortalaması 39. BKİ> 30 kg/m² eriskin obezitesi morbitide ve mortalite artısı ile iliskilidir.PB 102 Obezite Cerrahisi İçin Onay Almış Olgularda Yeme Tutumları ve Beden Algısı Serkan Zincir*.3±9. . Tüm katılımcılara yeme tutumları ölçeği.9 olarak saptanmıştır. Kontrol grubunun yaş ortalaması 36. Ali Bozkurt*** * Gatf Psikiyatri Abd. beden algısı ölçeği puanı ortalama 146. beklenen şekilde istatistiksel açıdan anlamlı oranda bedenlerinden hoşnutsuz oldukları gözlendi. yeme bozuklugu. beden algısı ölçeği.

Bu çalışmada konversiyon bozukluğu tanısı almış hasta grubunda savunma mekanizmaları. savunma biçimleri testi kullanılarak araştırıldı. ancak çalışmalar sonucunda genellikle çok etkenli bir bozukluk olduğu bildirilmiştir. İmmatür ve nevrotik savunmaların sık. Cihad Yükselir. Mustafa Alper. Yöntem: Çalışmaya Haziran 2010 . olgun savunmaların ise görece az kullanılması stres altında konversif semptomların gelişmesine yatkınlık oluşturabilir. ego gelişimi ve psikopatoloji ile yakın ilişki içerisindedir.PB 103 Konversiyon Bozukluğu Olgularında Savunma Biçimleri Serkan Zincir. Tüm olgulara savunma biçimleri testi verildi. Savunma mekanizmaları kişiliğin gelişiminde ve kişinin çevreye uyumunda önemli rol oynarlar ve kişiyi içsel çatışma ve duygusal sıkıntıdan korurlar. Tartışma: Egonun temel işlevlerinden birisi kişinin psikolojik denge durumunu korumak için savunmalar kullanmasıdır. Mehmet Ak Gatf Psikiyatri Abd. Bu bakımdan savunma mekanizmaları. Bülent Karaahmetoğlu.Şubat 2011 tarihleri arasında çeşitli bedensel yakınmalar ile gelen ve yapılan muayene sonrasında herhangi bir organik patolojiye rastlanmayan ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan 40 hasta ile 30 sağlıklı gönüllü alındı. daha çok immatür ve nevrotik savunma düzenekleri kullandıkları bulundu. sosyokültürel görüşler üzerinde durulmuş. . Sosyodemografik veriler yarı yapılandırılmış görüşme formuyla sorgulandı. Bu çalışmada DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan erkek hasta grubunda etiyolojik bir etken olarak savunma düzeneklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Konversiyon bozukluğu tanısı almış hastaların kontrollerden daha az olgun. Ankara Amaç: Konversiyonun etiyolojisinde çeşitli psikodinamik görüşler. nörobiyolojik ve genetik etmenler.

aleksitimi. Bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Bu çalışmanın amacı. sağlıklı 50 gönüllü alınmıştır. Muharrem Çiğdem**. aleksitimi. İstanbul **Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. İlerleyici olarak omurganın tutulması ile sonuçlanabilen sakroileit hastalığın en karakteristik ve en erken bulgusudur. Sonuç: Ankilozan spondilitli hastalarda. Selim Sağır*.05). Psikiyatrik durumun kötüleşmesi AS'in klinik olarak daha da kötüleşmesine neden olmaktadır. ankilozan spondilitli hastalarda benlik saygısı. Bu hastalarda en sık ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler depresyon ve anksiyete belirtileridir. depresyon ve anksiyete düzeylerini belirlemektir. kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır (p<0. normal populasyondan daha yüksek düzeyde belirti düzeyi bildirilmiştir. AS hastaları ile ilgili araştırmalar sınırlı sayıdadır. spinal eklemlerde ve komşu yapılarda belirgin inflamasyonla karakterize. Hastalara ve kontrol grubuna Toronto aleksitimi ölçeği. Bulgular: Kontrol grubuna göre hasta grubunda kaygı düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulunuştur (p<0. aleksitimi. benlik saygısı. AS hastaların ruhsal durumu ile ilgili yapılan araştırmalarda. Rosenberg Benlik Saygısı ölçeği. Diğer romatizmal hastalıkların psikiyatrik durumu ve yaşam kalitesi ile ilgili oldukça fazla sayıda araştırma yapılmışken. Yöntem: Bu çalışmaya. İstanbul Amaç: Ankilozan Spondilit (AS) etyolojisi tam olarak bilinmeyen. depresyon gözden kaçırılmamalıdır. İlhan Karacan** *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği. benlik saygısı. ayrıca depresyon puanlarında da anlamlı düzeyde farklılık saptanmıştır. Ruhsal durumla AS kliniği ve seyri arasında da karşılıklı etkileşim olduğu bilinmektedir. Benlik saygısı puanları. Zerrin Binbay*. Beck Depresyon ölçeği. fizik tedavi kliniğinde ankilozan spondilit tanısıyla takip edilmekte olan 50 hastayla. depresyon .PB 104 Ankilozan Spondilitli Hastalarda Benlik Saygısı ve Aleksitimi Mustafa Solmaz*. omurgada progresif ve asendan kemik füzyona yol açan inflamatuar bir hastalıktır.005). Psikiyatri Kliniği. Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-I ve STAI-II) uygulanmıştır.

Çeviren E. bireylerin çeşitli özellikleri ve ruhsal yapıları travmatik olay sonrası gelişen ruhsal bozukluklarda rol oynamaktadır (3). İçmeli C.4) oluşuyordu. Demet Havaçeliği2. Kaynaklar 1)Amerikan Psikiyatri Birligi. Travmatik olayın beklenebilirliği. Toksikolojji Ve İlaç Bilimleri Enstitüsü. Otuz olgu (%65. ölüm tehdidi.1) herhangi bir somatizasyon bozukluğuna veya depresif bozukluğa sahipti ve 19’unun (%63. İzmir Giriş ve Amaç: Ölüm.3) geçmişte bir psikiyatrik yakınması vardı.PB 105 Simav Depremi Sonrası Yakınması Olan Olgularda Ruhsal Durum Değerlendirmesi Burcu Yücetürk1. ağır yaralanma ya da beden bütünlüğüne yönelik bir tehdidin ortaya çıktığı ve kişinin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olaylar travmatik yaşantılar olarak tanımlanmaktadır (1). dördüncü baskı (DSM-IV). İzmir 2 Ege Universitesi Madde Bağımlılığı. 1999 Marmara depremleri: Epidemiyolojik bulgular ve toplum ruh sağlığı uygulamaları üzerine bir gözden geçirme. Method: Kütahya’nın Simav merkezli depremden en çok hasar gören Beyce. ASB tanısı alan 30 olgunun 12’si (%26. Ataoğlu A. evli (%76. Stresle Başaçıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Köroglu. Eğirler ve Gökçeler köylerine gidilmiştir. Deprem sonrası gelişen travma sonrası stres bozukluğu ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişki. Maraş A. Tartışma ve Sonuç: Travma sonrası stres bozukluğunun meydana gelmesinde tek etken maruz kalınan travmatik olay değildir (2). Ece Durmuşoğlu1.6) eşik altı anksiyete belirtileri saptandı.9). etki alanı genişliği.6) kadınlardan (%80. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı.2) ASB’nin DSM-IV tanı ölçütlerini karşıladı. Bulgular: Örneklemin büyük çoğunluğu ilkokul mezunu (%60. 2:8-18 3)Aker T. Hakan Coşkunol1 1Ege Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Ankara: Hekimler Yayın Birligi 2)Özçetin A.17(3):204-212 . Cem Çınar1. Bu çalışmada 19 Mayıs 2011 tarihinde Kütahya-Simav’ da meydana gelen deprem sonrasında ruhsal yakınması olan olgularda hangi oranda akut stres bozukluğu(ASB) geliştiğini değerlendirmek ve ASB gelişen olguların sosyodemografik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. ASB saptanan olgularda SBTÖ’de boyun eğici yaklaşım ve çaresiz yaklaşım puanları diğer alt ölçek puanlarından daha yüksekti. 1994. Burada yakınması olan 46 olguya ayrıntılı psikiyatrik değerlendirme yapılmıştır. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Düzce Tıp Dergisi 2008. Kalan olguların 15’inde (%32. etkilediği toplumun özelllikleri.

Ergenleri daha iyi anlamak ve bu dönemde ortaya çıkacak sorunların çözümü için ebeveyn tutumları ve ayrılma bireyleşme süreçlerinin de göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır.madde kullanımı olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0. Çalışmada Sosyodemografik Soru formu. özerkliği desteklemeyen ebeveyn tutumunun ile ilişkili bulunmuştur. Psikiyatri AD.001). anne baba tutumları. kız öğrencilerde depresyonun varlığına işaret eden BDÖ puan ortalamaları erkeklerden anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur (p= 0. Bahadır Bakım *Beşiktaş Sait Çiftçi Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Depresyonu olan ergenlerde anne aşırı koruma puanı depresyonu olmayan ergenlerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur ( p=0.bireyleşme özellikleri ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Psikiyatri AD.019 ve p=0. Adolesan Ayrılma Bireyleşme Testi (AABT). ayrılma.05). Ebeveyn Tutumları ve Sosyodemografik Faktörler Arasındaki İlişki İlke Yeşer Erensoy.PB 106 Lise Öğrencisi Ergenlerde Ayrılma Bireyleşme. Metod: Çalışmaya Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izin alınarak Şişli ilçesinde yer alan Devlet Lisesi ve Meslek Lisesi lise 2.019). Bulgular: Alışmaya katılan öğrencilerinden %25. madde. sigara. Çanakkale Amaç: Bu çalışmada orta ergenlik dönemindeki lise öğrencilerinde çeşitli sosyodemografik veriler ışığında. alkol. Burcu Yavuz. İstanbul ****Çanakkale Üniversitesi Tıp Fakültesi. madde gibi bağımlılık yapıcı maddeleri daha sık kullanmaktadır. Özerkliği engelleyen aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ayrılma bireyleşme sürecini olumsuz etkilemektedir. Alkol.6’ sında (n=100) depresyon ortalama puanı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş olup cinsiyetler açısından. Cinsiyetler açısından ayrılma bireyleşme döneminde sorun yaşayan ergenlerin geliştirdikleri uyum süreci açısından farklılıklar vardır. Oğuz Karamustafalıoğlu. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ergenlik döneminde depresyon gelişimi ayrılma bireyleşme süreci ve ebeveyn tutumları ile ilişkili bulunmuştur. Aynı şekilde ayrılma bireyleşme sorunları olan ergenlerde depresyona daha sık bulunmuştur. sınıf ve 3. . Sonuç olarak ebeveynle kurulan ilişki de ayrılma bireyleşme sürecini doğrudan etkilemektedir. Depresyon gelişimi bağımsızlığı. İntihar girişimi ve kendine zarar verici davranışların ise ayrılma bireyleşme özelliklerinden reddedilme beklentisi ve yutulma anksiyetesi ile ilişkili bulunmuştur (p<0. sigara kullanımı olan ve intihar girişiminde bulunmuş olduklarını belirten öğrencilerin depresyon ortalama puanları intihar girişiminde bulunmayanlara ve sigara. İstanbul **Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi. Depresyon. İstanbul ***Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ayrıca depresyonu olan ergenlerin hem anne hem de babalarının ilgi/kontrol puanları ise depresyonu olmayanlara istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0.05). Erkekler bu dönemdeki ayrılma bireyleşme sorunlarını aşmak için bağımlılık gereksinimlerini inkâr ederek. sınıf öğrencilerinden toplam 391 öğrenci dâhil edildi. Anne-Babaya Bağlanma Ölçeği ( ABBÖ).034). Psikiyatri AD. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı.

29 u küfre. bıçaklanma hatta cinsel tacize maruz bırakılma gibi değişik türlerde durumlarla baş başa kaldığı buna bağlı olarak bu hastalarda psikiyatrik ölçeklerle yapılan değerlendirmede. ** Ahmet Öztürk *Tuzla Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. Kaynaklar: 1. 13 ü bıçaklanmaya. küfür yeme. . kadınların şiddet türü olarak tokatlanma başta olmak üzere yumruklanma. hor görme. Erzurum Amaç: Aile toplumla ilgili en küçük sosyal birimdir. Sever A.Bağlı M. STAI ölçeğine göre iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sosyoloji 363-365. hikâyesinde aile içi şiddete uğrayan evli kadınların maruz kaldığı şiddetin özelliği ve bazı psikiyatrik parametreler yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Psikiyatri polikliniğine başvurmuş aile içi şiddete maruz kalmış 30 evli kadın katılımcı ile yaş. Katılımcılara Sosyodemografik veri formu. anksiyete. Durumluk –Süreklik Kaygı Ölçeği (STAI1-STAI2) ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) uygulanmıştır. Hastalarda kontrol grubuna göre BDE. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada aile içi şiddete uğrayan evli kadınların sağlıklı kontrollere göre sosyodemografik olarak incelendiğinde. sosyal destek mekanizmaları harekete geçirilmeli.Aslantürk Zeki. depresyon ve travmanın ruhsal etkilerinin göstergesi olarak değerlendirilebilecek dissosiasyon oranlarının sağlıklı kontrollere göre bariz olarak yüksek olduğu görülmüştür.PB 109 Aile İçi Şiddete Maruz Kalan Evli Kadınların Psikiyatrik Değerlendirilmesi *Hasibe Ebru Kaymaz. “Tabulaştırılan/Tabulaşan Kurumun (Ailenin) Kurbanlıklar Edinme Pratiği”: Levirat ve Sororat Aile ve Toplum Dergisi 2005 Cilt 2 Sayı 8 S: 9-22. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvurmuş. Beck Depresyon Ölçeği (BDE). sosyal hücresi olarak görür(1). BAE ve DES skorları anlamlı olarak daha yüksek çıkarken() p<0. fiziksel güç kullanma. Sosyolojinin kurucularından Le Play de aileyi toplumun en küçük birimi. Beck Anksiyete Ölçeği(BAÖ). hastanın tüm boyutlarıyla ele alınmasında fayda görülmektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre psikiyatri polikliniğine başvuran hastalarda aile içi şiddet mutlaka değerlendirilmeli. cezalandırma. 2. cinsiyet ve eğitim açısından eşleştirilmiş sağlıklı aile içi şiddete uğramayan 30 evli kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Amman Tayfun. 21 i yumruklanmaya. İstanbul ** Erzurum Bölge Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. “Kavramlar Kurumlar Süreçler Teoriler”. Bulgular: Aile içi şiddete hastalardan 29 u tokatlanmaya.05). Aile olarak tanımlanan bir grupta zorlama. öfke patlamalarıyla eslerden birine yöneltilen her turlu fiziksel ve / veya psikolojik şiddet davranışına aile içi şiddet” denir(2). 16 sı cinsel zorlanmaya maruz bırakılmıştı.

Cenk URAL. Duygudurum bozukluğu olarak ise ensık distimik bozukluk 2 hastada (%4) bulundu. Tartışma: Bizim çalışmamızdaki sonuçlara bakıldığında kozmetik rinoplasti yaptıran hastalarda psikiyatrik eştanı oranı yüksektir. BDÖ ve BAE toplam puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0. İki grup arasında anlamlı bir fark vardı (p = 0. sosyal izolasyon. . Beck Anksiyete Envanteri (BAE). 3 narsistik kişilik bozukluğu(% 6). Hastalarda SCL-90-R genel belirti düzeyi skoru. aile içi sorunlar. MD1. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya alınan rinoplasti hasta grubunda en az bir psikiyatrik tanı alan hasta sayısı 13 (%26). 1 histriyonik kişilik bozukluğu(%2). Belirti Tarama listesi . Kozmetik cerrahi yaptıran hastalarda bedensel görünümlerinden en çok memnun olmayanlar rinoplasti yaptıran hastalardır. bazı hastalar için sonuç bekledikleri gibi olmayabilir. Anksiyete bozukluklukları arasında 4 hasta ile (%8) özgül fobi ensık görülen anksiyete bozukluğuydu. Sonuçta BDD ve diğer psikiyatrik komorbidite bulunan hastaların önceden tespiti operasyonun başarısı için önemlidir. depresyon. Somatoform bozukluklardan Body dismorfik bozukluk (BDD) 6 hasta(%12) ile en sık görülen somatoform bozukluktu. sağlık personeline karşı öfke ve saldırganlığa varan sonuçlar ortaya çıkabilir. Giriş ve Amaç: Çoğu insan psikolojik olarak daha iyi hissetmek için kozmetik cerrahi işlemler yaptırmak isteyebilir. Diğer bir çalışmada BDD tanısı alan hastalarda kozmetik operasyon sonrası %84 oranında memnuniyetsizlik bildirilmiştir.PB 110 Kozmetik Rinoplasti Talebinde Bulunan Hastalarda Psikopatolojik Belirtiler Ve Eksen 1. MD1 . 2 obsesif kompulsif kişilik bozukluğu(%4). Gereç ve Yöntem: Çalışmaya KBB polikliniğine rinoplasti yaptırmak için ilk kez başvuran 18 yaş üstü 50 hasta ve kontrol grubu için cinsiyet ve yaş eşleştirmesi yapılan 50 hasta alındı. İstanbul.90 (revize edilmiş şekli) (SCL-90-R) uygulandı. Bazı çalışmalar bu işlemlerden hastaların gerçekten memnun kaldığını göstermektedir. Sonuçta tekrarlayan ameliyatlar.Türkiye. Bununla birlikte. Mahir Akbudak . Rinoplasti yaptıran hastalarda en sık görülen SCID-I tanıları somatoform bozukluk. 2 borderline kişilik bozukluğu(%4).006). Yapılan çalışmalarda kozmetik operasyon için başvuran hastalarda BDD %6-15 arasında bulunmuştur. Tüm katılımcılara DSM IV için yapılandırılmış klinik görüşme klavuzları SCID-I ve SCID-II uygulandı.0046). 1 kişidede bağımlı kişilik bozukluğu(%2) saptandı. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Ayrıca hastalara Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). En çok görülen ve rinoplasti sonrası memnuniyet açısından en riskli bozukluk BDD’dir. SCID-II tanılarına bakıldığında 3 çekingen kişilik bozukluğu(%6). kontrol grubunda ise 3 (%6) olarak bulundu. Eksen 2 Tanıları Hasan BELLI. anksiyete bozuklukları ve duygudurum bozukluklarıydı.

madde 3. 4.762’dir. 10. toplam varyansın %60. madde 3. F3’tür (eşcinsel olma ihtimali. Koray Başar**. 7. F2 (eşcinsellerle olası aile bağları. 15. Ölçeklerin birbirleri ile güçlü. 8. Cronbach alpha değeri 0. 67’si erkektir. 12. madde 1. Bunlar.917’dir. ülkemizde başka örneklemlerde yapılmış çalışmalarla aynıdır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. Yaşlarının ortalaması 28.75). Bu çalışmanın amacı yurtdışındaki çalışmalarda çok sık kullanılan ve ülkemizde geçerlik-güvenilirlik çalışmaları yapılmış olan Hudson & Ricketts Homofobi Ölçeği (HRHÖ) ile Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin (LGYT) genç hekimlerden oluşan bir örneklemde psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesidir. 24).947 olarak bulunmuştur. faktör sadece madde 19’dan oluşmaktadır. 11. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 2010 Eylül ayında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde çalışmakta olup araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve heteroseksüel olduğunu beyan eden 132 araştırma görevlisi oluşturmuştur. 9. Ancak 4. 7. Ayşegül Yılmaz Özpolat*. Faktör sayısı 3 ile sınırlandığında Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. 5. İki ölçek arasındaki ilişki için ise korelasyon analizi yapılmıştır. Bilge Bilgin* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı **Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Eşcinsel bireylerin aldığı sağlık hizmetinin kalitesi hekimlerin bu bireylere ilişkin tutumlarıyla yakından ilişkilidir. 6. Özge Altıntaş*. Elde edilen faktörler. Cronbach α değeri 0. maddelerin faktörlere dağılımı. Bu bulgular sayesinde eşcinsellere ilişkin tutum araştırmalarında hekimlerden oluşan örneklemlerde de bu iki ölçeğin güvenle kullanılabileceği söylenebilir. 2. Özdeğeri 1’in üzerinde. HRHÖ için ana bileşen analizi özdeğeri 1’in üstünde olan 4 faktör olduğunu ortaya koymuştur. F1 (eşcinsellerle sosyal ilişki kurma. 8). Ölçeklerin iç tutarlılığı için Cronbach α değerleri hesaplanmıştır. HRHÖ ile LGYT toplam puanları arasında anlamlı negatif ilişki vardır (r=-748. F1 (eşcinselliğe ilişkin olumsuz yargılar. 9.0001). iç tutarlılıklarının yüksek olduğu saptanmıştır. madde 1. . 4. 5. 18.3’tür (SS=2.5’i açıklanmıştır.55’ini karşılayan 2 faktör mevcuttur. Bulgular: Katılımcıların 65’i kadın. 19). 22. 17. 10) ve F2’dir (eşcinselliğin doğasına yönelik fikirler. 13. 23). HRHÖ ve LGYT verilmiştir. Sonuç ve Tartışma: Bu çalışmada her iki ölçek için ortaya çıkan faktörler. 14. p<0. Ölçeklerin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. 16. madde 2. 21. toplam varyansın %73. 20. anlamlı korelasyon gösterdikleri.913 olup. Yapılan çalışmalar Türkiye’de hekimlerin eşcinsellik konusunda bilgi eksikliklerinin olduğunu ve eşcinsel bireylerin sıklıkla homofobik/heteroseksist yaklaşımlarla karşılaştıklarını göstermektedir. 6. LGYT için Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0.PB 111 Genç Hekimlerde Hudson&Ricketts Homofobi Ölçeği ve Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin Psikometrik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Umut Altunöz*.

göz teması 0.91 özgüllük ve isme yanıt verme 0.87 özgüllük göstermektedir.82 duyarlılık ve 0.67 duyarlılık ve 0. özellikle hafif olgularda kesin tanının güçlüğü ve yeterli duyarlılık ve özgüllükte tarama araçlarının olmaması taramayı zorlaştırmaktadır. üç gözlem maddesinin (ortak dikkat.89 duyarlılık ve 0. .94 olarak saptanmıştır. Sonuçlar populasyon çalışmaları ile desteklenirse. Yöntem: 86 DSM-IV-TR OSB (62 otistik bozukluk. Tartışma: Sonuçlar 18-60 ay arası çocuklarda.70 özgüllük göstermektedir. Ancak. 24 başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk [YGB-BTA]). SİÖ puanının kesim noktasının üzerinde olması(>14)ve aynı zamanda en az bir gözlem maddesinin pozitif olmasının duyarlılığı 0. Ek olarak tüm olgular Vineland Uyum Davranış Ölçeği ve SİÖ ile değerlendirilmiştir. Pınar Öner*.90 özgüllük. göz teması ve isme yanıt) OSB için etkin bir tarama aracı olabileceğini düşündürmektedir. Tarama çalışmalarında daha çok anne baba tarafından doldurulan ölçekler kullanılmaktadır. OSB tanısı için 0. göz teması ve isme yanıt vermedir(gözlemcinin çocuğun ismini dört kez çağırması).73 duyarlılık ve 0. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH.85'tir.95 ve özgüllüğü 0. 18-60 ay arası çocuklarda OSB. 76 GG ve 97 TG olgusu çalışmaya dahil edilmiştir. Ankara **Harvard Medical School. OSB taramasında önemli bir aşama kaydedilmiş olacaktır. OSB olmadan gelişim geriliği (GG)ya da tipik gelişim (TG) gösteren olguların ayrımında üç gözlem maddesi ve Sosyal İletişim Ölçeği'nin (SİÖ) karşılaştırılmasıdır. Gözlem maddelerinden ortak dikkat 0.PB 112 Otizm Spektrum Bozukluklarının Taranması İçin Üç Gözlem Maddesi Özgür Öner*. En az bir maddenin pozitif olmasının duyarlılığı 0. Üç gözlem maddesi ortak dikkat (gözlemcinin hareketlerinin ve nesnelerin direk bakış ya da işaret etme hareketi ile izlenmesi). Sonuçlar: SİÖ. eğitilmiş profesyoneller kullandığında. Çocuk Ergen Psikiyatrisi.69 ve özgüllüğü 0. OSB'nun sıklığının yüksek olmaması. Boston Amaç: Otizm spektrum bozukluklarının (OSB) erken tanınması tedavi açısıdan önemlidir. Bu çalışmanın amacı. Children's Hospital.

Olgu1: S. Cinsiyet değişim operasyonu raporu için başvurdu. Sevgilisinin cinsiyetinin kadın olduğunu ailesi öğrenince önceden kapalı giyim tarzını benimsemesi konusunda baskı yapılmazken. A.33 yaşında. Kliniğimizdeki grup psikoterapisine iki yıl devam etti.MD3: Famıly attıtudes toward transgendered people ın turkey: experıence from a secular ıslamıc country (2)BBC NEWS Middle East Iran's 'diagnosed transsexuals' Story from BBC NEWS: http://news. Şahika Yüksel İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Kendi inançları ve yaşadıkları ortamda dini baskılar yoğun olan transseksüel kişiler değişim sürecinde ağır çelişkiler yaşamaktadır.32 yaşında. tesettür şeklinde örtülü. Tartışma: Biyolojik kadınlar için uygun görülen İslamik giyinme biçiminin ikincil cinsiyet özelliklerini gizleyen ve yaşam tarzının cinselliği yasaklayan yapısı kişinin hem cinsiyet disforisinden hem cinsel yöneliminden duyduğu sıkıntıyı azaltması muhtemeldir. Bu sunuda amaç dini inançları ile uyumlu şekilde kadın cinsiyetine uygun islami yaşam tarzlarını benimsemiş trans erkeklerin yaşadığı zorluklar ve eşlik ettiğimiz değişim sürecini aktarmaktır. İslam ilminde durumunu ‘hünsai müşkil’ (Hünsa: erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan kimse ) olarak adlandırdıklarını ve danışmış olduğu dini yetkililerin kendisinde bir erkek hücresi tespit edilirse ameliyat olmasına izin vereceğini belirtti. Acil Dâhiliye biriminden intihar girişimi sonrası gönderildi. G.H. MD. diğer islam ülkelerinden örnekler ve diğer dinlerin transseksüel bireylere tutumları ele alınmıştır. bu tercihlerini ailesinin onaylamadığını belirtti.5 yaşında bir oğlu var. MD2. 9. 20 yaşında bir rüyasından etkilenerek tesettür şeklinde kapanmayı ve medreseye yerleşip çarşaf giymeyi seçtiğini. Halen izlenmekte. Olgu3: G. Ş. çarşaflı. Transseksüel bireylerden oluşan grup terapisine üç yıl devam etti ve raporunu aldı. Tedavi sürecinde tam zamanlı erkek görünümünde yaşamaya başladı ve rapor verildi.uk/go/pr/fr/-/2/hi/middle_east/7259057.bbc. bekar. biyolojik kadın. kapanmaya ve evlendirilmeye zorlandığı ve bu nedenle intihar girişiminin olduğu öğrenildi.stm . Yüksel.25 yaşında biyolojik kadın. Kliniğimize kendini erkek gibi hissetme yakınmasıyla başvurdu. Kaynaklar: (1)A. Berna Özata. biyolojik kadın. Olgu2: B.PB 114 Örtülü Kadından Transerkek Olmaya Geçişte Yaşanan Zorluklar Bilge Togay. Bu vakalar ışığında ailelerin ve toplumun tutumu.co. Genç Dişçigil. Polat. Meteris. Önceleri İstanbul’da erkek görünümünde ama yaşadığı kentte örtülü bir kadın olarak ikili bir hayat sürüyordu. Yıllar süren dönüşüm sürecinde kendileri ve aileleri ile yapılan çalışma modeli aktarılacaktır. dini inanışları nedeniyle transseksüel bireylerin yaşadığı zorluklar.MD3.

9’dir.31 %37.55 %36.86±7. anksiyete bozukluğu %1.05).75±9. gruplar arasında farklılık yoktur. bu bulgu İşeri ve arkadaşlarının (2008) çalışmasıyla benzerlik göstermektedir. cinsel. gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. Katılımcılara Demografik Bilgi Toplama Formu. örneklemin küçük olmasına bağlanmaktadır. Çalışmamız örneklem sayısı arttırılarak devam etmektedir. medeni durumda anlamlı fark bulunamamıştır.79 %29.3 Azmi Varan 4 1 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD. S. Yetişkin Kişilik Değerlendirme Ölçeği(YKİDÖ) ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(CTQ-28)uygulanmıştır.3. Kruskall-wallis analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Tartışma: Bu pilot çalışmanın bulgularına göre. . yaralama.11 Olumsuz öz yeterlilik %34. Sinem Torun 2.18’dir.07 %36. duygusal ihmal açısından gruplar arası karşılaştırma yapıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır(p>.Gruplar arasında yaş. Bu sonuçlar suç.7 oranındadır. Fiziksel.4 yaygınlıkta saptanmıştır. Tüm örneklemde alkol-madde bağımlılığı.19 %33. Ender Altıntoprak 1. Toplanan veriler Chi-Square. İzmir 3 Uşak E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu.48’dir. Çocukluk çağı travmatik yaşantılarının varlığı mala yönelik şiddet suçlularında %76.2.68 %27. cana yönelik şiddet suçları örnekleminde %51. Ayrıca çalışmamızda yer alan hükümlülerin en çok fiziksel şiddet suçu işlediği (cinayet. Berrin İnci 2. duygusal istismar ve fiziksel. ilk suça karışma 11-18 yaşları.18 %24.39 Duygusal tepkisizlik %35. cana yönelik şiddet ve mala yönelik şiddet)nedeniyle hükümlü olanlar arasında çocukluk çağı travmatik yaşantılarının ve kişilik özelliklerinin saptanması ve işlenen suç türüyle bu özelliklerin ilişkisinin araştırılmasıdır.3. Örneklemin ilk kez alkol/madde denedikleri yaş 14.PB 115 Farklı Suçlardan Hükümlü Olanların Çocukluk Çağı Travma Yaşantıları Ve Kişilik Özelliklerinin Karşılaştırılması A.11). Çalışmamızda çocukluk çağı ihmal ve istismarının yetişkinlikte bazı psikiyatrik rahatsızlıklara neden olduğu bulunmuştur.36 %38 Gruplararası karşılaştırma yapıldığında anlamlı fark bulunamamıştır(p>.86 %35. depresyon.83 Duygusal tutarsızlık %39. bu çalışmada da benzer bulgular elde edilmiştir.21 %32. Literatürde çocuklukta en fazla fiziksel şiddete maruz kalındığı bildirilmektedir(7. mala yönelik şiddet cana yönelik şiddet cinsel suçlar Düşmanlık/saldırganlık %35. YÖNTEM VE Gereçler: Çalışma Uşak E-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Temmuz-Eylül 2012 tarihleri arasında çalışma kapsamındaki suçlar nedeniyle hükümlü/hükümözlü/tutuklu olan ve çalışmaya gönüllü katılan 69 kişi arasında yapılmıştır.17±7. Alt ölçeklere bakıldığında özellikle fiziksel ve duygusal istismar yüksek oranlarda bulunmuştur. ilk alkol/madde deneme ise 13-18 yaşları arasında olmaktadır. cinsel suç işleyenlerde ise %66. eğitim düzeyi. Bu bulgu.78 Olumsuz öz saygı %35. şiddete eğilim ve madde kullanımı gibi davranışların 15-17 yaş grubunda ortaya çıktığını bildiren çalışmalarla paralellik göstermektedir (9). Bu pilot çalışmanın sonucunda farklı suçlardan hükümlü olan bireylerde çocukluk çağı travma yaşantısı açısından anlamlı bir farklılığın bulunamayışı.21 %34.44 Bağımlılık %38. İzmir 2 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD. Çalışmaya katılan bireylerin ilk kez suça karıştıkları yaş ortalama 22. kişilik bozukluğu %4. Uşak 4 Ege Üniversitesi Amaç: Farklı suçlar(cinsel şiddet.69 %34.05). vb)saptanmıştır. Örneklemler kişilik özellikleri açısından değerlendirildiklerinde.76 %33.90 %30 Olumsuz dünya görüşü %36. diğer araştırmalarla paralellik göstermektedir ve rehabilitasyon programlarında dikkate alınması gerektiği düşünülmektedir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 34.

7.¹ Abdullah Atli. The factors associated with adolescent marriages and outcomes of adolescent pregnancies in Mardin Turkey . beşik kertmesi. Bu çalışmada Diyarbakır’da yaşamakta olan evli kadınların aile özellikleri.²Aytekin Sır. akraba evliliği ve kadının onayı olmadan evlendirme gibi sosyal faktörler önemli rol oynamaktadır (2).D. Saka G.778.htm 2. Ceylan A ve ark. p<0. %26. başlık parası (χ2=17.¹ Cem Uysal.2). Diyarbakır 2.232.¹ Mehmet Güneş. Yapılan anketle ilgili veriler bilgisayara girilerek istatistikleri SPSS 18. Bildirilen en düşük evlenme yaşı 10.1±11. EYE’lerde düşük sayısının daha fazla olması. p=0.001). Kadınların %37’si (n=166) 18 yaşından önce evlenmişti. p=0.2. Ertem M.6’di. akraba evliliğinin daha yüksek oranda gerçekleştiği (χ2=16. p<0. Kaynaklar: 1. berdel gibi kültüre özgü özellikler. p<0.001). erken yaşta (18 yaşından önce) evlenme sıklığını ortaya koymak ve erken yaşta evlenme ile ilişkili faktörleri tespit etmeyi amaçladık.unicef. Çalışmada kotalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışma Diyarbakır kent merkezinde ikamet eden. 18 yaşından önce 18 yaşından sonra evlenen kadınlara göre evlenmeden önce fakirliğin (χ2=15.272. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. en düşük gebelik yaşı ise 13 olmuştur. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 38.PB 116 Erken Yaş (18 Yaş Altı) Evlilikleri: Diyarbakır Örneği Mahmut Bulut.org/progressforchildren/2007n6/index_41848. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Diyarbakır Giriş: 18 yaşın altında yapılan evliliklere erken yaşta evlilik (EYE) denmektedir. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A.235. p<0. ortalama çocuk sayısının (t=8.1. bunda başlık parası.¹ 1.χ2=12. p<0. p<0. Adi Tıp AD.36.001) ve düşük sayısının (t=2. p<0.001) ve fiziksel ve sözel istismara maruziyetin (χ2=4.295. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kotalar belirlenip bu kotalara göre nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı tutturulmaya çalışılmıştır. evlilik ile ilişkili sosyokültürel faktörleri. χ2=25. %26. herhangi bir hastalık ve nedeni olmayan ağrıları daha fazla bildirmeleri EYE’in kadın sağlığını kötü yönde etkilediğini göstermektedir. Erken yaşta evlenenlerde herhangi bir hastalıklarının olduğunu belirtme oranları daha yüksekti (sırasıyla %49.http://www.79.254. Tartışma ve Sonuçlar: Diyarbakır’da EYE oranı Türkiye’nin batı bölgelerine göre daha yüksek olup.479. berdel ve beşik kertmesi adetlerinin daha sık uygulandığı (χ2=10. Bununla birlikte somatizasyonun bir işareti olan nedeni dobulunamayan ağrılar erken yaşta evlenenlerde çok daha yüksek oranda mevcuttu (sırasıyla %46.001). evlilikle ilgili kadının görüşüne daha seyrek başvurulduğu (χ2=21. 17-65 yaş arası 500 kadına uygulanan bir anket ile gerçekleştirilmiştir. EYE çoğunlukla erken ve sık gebeliklere yol açmakta ve anne ve çocuk ölüm riskini artırmaktadır (1.040) daha yüksek oranda olduğu. p<0.001 ).05) daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.¹ Mehmet Cemal Kaya.902.001).001).

73 ) /(tercih n=31.34) ön plana çıkmaktadır. saygı duyma (n=34.86) ile ortaya çıkmıştır. çevresel n=45 %18. “Hemşire olarak çalışmaya başladığınızda eşcinsel birine bakım vermek size neler hissettirir” sorusuna katılımcıların çoğunluğu (n=151. Bulgular: Araştırmaya katılan toplam 237 öğrencinin yaş ortalaması 20. Katılımcıların “Eşcinselliğin oluşum sebebi size göre nedir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “çeşitlilik” teması altında 4 kategoriye (hastalık n=111.% 13. Stigma kategorisi altında davranışsal (n=64.14) reaksiyon (kendini kötü hissetme.25±2. Elif Açıkgöz** *İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi. % 14. % 27) reaksiyon (arkadaşlığını kesme. bakıma ilişkin hissettiklerine temellenen açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılmıştır. Amaç: Hemşirelik öğrencilerinin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin belirlenmesi amacıyla planlanmış bir araştırmadır. .34). Destek kategorisi altında kabullenme (n=15.72) ancak öncelikle eşcinsel bir hemşireden bakım almak istemediklerini (n=45. öfke. (literatürsel tanım n=51. katılımcılar bakım almak zorunda kaldıklarında rahatsızlık duymayacaklarını (n=106. % 13.08)]. Funda Camuz*. %14.98. tercih n=31. Emre Çiydem**. Katılımcıların “En iyi arkadaşınızın eşcinsel olduğunu bilmek size neler hissettirir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “ikilem” teması altında “stigma” ve “destek” olarak iki kategoriye ayrılmıştır. % 46.1’i (n=197) kadın. % 16. % 3. % 44. % 8. [farklılık-(hastalık n=61. % 18.51). **İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu. dinsel n=8.83. reddetme ve zarar verme isteği) ve duygusal (n=43. nötr kalma (n=34.08) ayrılmıştır. Katılımcıların “Eşcinsellik size göre nedir?” sorusuna verdikleri cevaplar “anlam” teması altında 4 kategori (varoluşsal çatışma n=20.43). Sonuç ve Öneri: Hemşirelik bakımının etkin bir şekilde verilmesinde öğrencilerin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin bilinmesi ve eğitim sürecinde konunun ele alınması önerilir. Sevim Buzlu*. korku ve üzülme) ön plana çıkmaktadır.9’si (n=40) erkektir.71) bakım vermekten çekinmeyeceklerini ancak üzüntü. Araştırmada literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların demografik özelliklerin yanı sıra.32). % 25.98) belirtmişlerdir.37. (stigma n=21. güvensizlik hissi.39 olup. % 83.% 18. Leyla Küçük*. tedirginlik gibi duyguları yaşayabileceklerini ifade etmişlerdir. “Hasta olarak hastaneye yatsanız eşcinsel olduğunu bildiğiniz bir hemşirenin size bakım vermesi neler hissettirir?” sorusuna.% 21. kendini kötü hissetme.PB 117 Öğrencilerin Eşcinsellik Hakkındaki Görüşleri Sevil Yılmaz*. Yöntem: Çalışma bir Hemşirelik Fakültesinde okuyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 237 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. % 6. % 63. % 8.

okuryazar olup yaşları 18. stresle baş etme tarzları. stresli yaşam olayları sayısı ve bundan subjektif etkilenme oranları. algılanan sosyal destek. Çanakkkale *** Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Şırnak ** Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Olgulara sosyodemografik veri formu. Kısa Semptom Envanteri. Koo ve Lee sınıflamasına göre psikodermatolojik hastalık tanısı almış.PB 118 Psikodermatolojik Hastalıklarda Tip D Kişilik. Psikodermatolojik hastalık tanısı alan Tip D kişiliği olan ve olmayanlar arasında hastalığın başladığı dönemde psikososyal stresör varlığı.8 bulunmuştur. DS 14 Ölçeği. Behçet Coşar*** * Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Stresli Yaşam Olaylarını Tarama Formu. Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. . HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır. stresli yaşam olayları sayısı. Psikiyatriye yönlendirilmiş olan psikodermatolojik hastalık tanılı hastaların psikiyatrik değerlendirmesinde Tip D kişilik özelliklerinin öncelikli olarak saptanmasının bu hastalardaki psikiyatrik değerlendirmeyi daha da kolaylaştırabileceğini ve bu grup hastaların psikiyatrik değerlendirilmesinin daha detaylı yapılması gerekliliğini göstermektedir.65 arası 181 hasta ve 57 sağlıklı kontrol çalışmaya alınmıştır. Psikodermatoloji hastalarında Tip D kişilik prevelansı %34. Stres İle Başetme Tarzı Ölçeği. stresle baş etme tarzları. Başak Şahin** . Psikodermatoloji hastaları ile sağlıklı kontroller arasında yapılan karşılaştırmalarda. stresle baş etme tarzları ve psikiyatrik komorbidite açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Kliniği’ne ayaktan başvuran ya da yatarak tedavi gören. stresli yaşam olayları. Ankara Koo ve Lee sınıflamasına göre psikiyatrik semptoma yol açan dermatolojik hastalıklar ve psikofizyolojik/stresle oluşan ya da artan hastalıklarda Tip D kişilik prevalansının belirlenmesi ve tip D olan ile olmayanların demografik özellikler. Stres ve Psikiyatrik Semptomatoloji: Ruhum mu Hasta Derim mi? Esra Etyemez* .

ekonomik ve sosyal kayıplar doğurarak. çok sayıda ev ve iş yeri hasar görmüş ve yaklaşık bir milyon kişi bu depremlerden olumsuz yönde etkilenmiştir. 4152 kişi yaralanmış.deprem. ii. Van dışında ise 2207 depremzedeye ulaşılmıştır.C. Van’da görev yapan ruh sağlığı çalışanları ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik Temel ve İleri Düzey Ruhsal Travma Eğitimi verilmiş. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin(TPD) üyesi olduğu Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği(APHB) ile depremin kişilerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek amacı ile Van. Yöntem: Psikososyal müdahaleler TPD’ye ve APHB’ye üye gönüllüler tarafından yürütülmüştür. Eğitim ve yeterlilik artırma çalışmaları. Kaynaklar: 1-Akman P. aspx?param=105 adresinden indirildi. Van’a görevlendirilen. Ancak uygulamada karşılaşılan güçlükler ile afetlerle mücadelede hazırlıklı olmanın önemi bir kez daha hatırlanmış olup bundan sonraki afetler için geniş kapsamlı bir eylem planına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Van ve Erciş’te 1500 afetzedenin katıldığı bir epidemiyolojik çalışma yapılmıştır. sivil toplum kuruluşları ve uluslararası yardım kuruluşları ile eşgüdüm sağlanarak ortak çalışmalar yürütülmüştür. Altınel G(2012) Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği Van Depremi Psikososyal Destek Çalışmaları Sonuç Raporu.pdf adresinden indirildi.tr/Sarbis/Shared/WebBelge. Psikososyal girişimler. Uygulanacak psikososyal müdahaleler kısa. 10 Mart 2012’de http://www. Uygulamalar. Değerlendirme. iii. 23 Ekim 2011’de Erciş’te ve 9 Kasım 2011’de Van’da meydana gelen 7. Erciş ve Van dışına göç eden depremzedelere ulaşılması hedeflenmiştir. Ulusal ve yerel resmi kurum ve kuruluşlar. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı(2011) AFAD Deprem Dairesi Van Depremi Raporu. 12 Mart 2012’de http://www.2 ve 5. i. Sonuç: Psikososyal müdahalelerde Van ve Erciş’te toplam 14603. normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkilemektedirler.gov. 252 kişi enkazdan sağ olarak kurtarılmış. orta ve uzun vadeli olarak planlanmıştır.6 büyüklüğündeki depremlerde 644 kişi hayatını kaybetmiş. 2-T.manevisosyalhizmet. Tartışma: TPD ve APHB tarafından ülke sınırları içinde bugüne kadar olan en geniş çaplı psikososyal destek hizmetini gerçekleştirilmiştir. Erciş ve Van dışındaki depremzedelere yönelik yürüttüğü psikososyal müdahalelerin aktarılması ve genel bir değerlendirmesinin yapılması amaçlanmaktadır. iv.PB 119 Bir Dayanışma Örneği: Van ve Erciş Depremleri Ardından TPD ve APHB Çalışmaları Feyza Çelik TPD Vandep Çalışma Grubu Amaç: Afetler insanlar için fiziksel. Epidemiyolojik değerlendirme ve bölgesel afet ruh sağlığı politikası geliştirme olmak üzere temel olarak dört aşamada yürütülmüştür. Bu çalışmada.com/wpcontent/uploads/2012/04/van_psikososyal_deg_sonuc_rap. ‘Temel Sağlık Hizmetlerinde Ruhsal Travmaya Yaklaşım’ kitabı genişletilerek ve güncellenerek hazırlanmış ve Van depremi sonrasında kazanılan deneyim kitap haline getirilmiş. Bu etkinliklerde Van. .

Selvi Y. Jelicic M. Merekelbach H. Uyku yoksunluğu sonrası kortizol seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim elde edilememişse de.599-606. Kahramanmaraş. Çalışmamız.Lütfullah Beşiroğlu 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. Acute dissociation after 1 night of sleep loss. 3Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi. Kaynaklar: 1. Agargun MY. Bireyler gece 22. TSH. Uyku yoksunluğunun duyguduruma etkisinin değerlendirilmesi için Duygudurumları Profili (DDP). normalden sapan uyku deneyimlerinin dissosiyatif semptomlarla ilişkili olduğu yönündeki bilgilerle uyumludur (2).Sultan Kılıç. Lepping J.PB 120 Uyku Yoksunluğunun Duygudurum Profili ve Dissosiasyon Üzerine Etkisi ve Biyokimyasal Değişimlerle İlişkisi Adem Aydın. . Gulec M. Uyku yoksunluğu ile dissosiyasyon düzeylerinde artış.00 ile sabah 07. Bulgular: Uyku yoksunluğu uygulanan bireylerde DDP’nin depresif şikâyetleri sorgulayan depresyon alt ölçeğinde ve dinçlik-aktivite skorlarında düşme.16: 241-244. 2. DHEA-S ve tiroid fonksiyon testleri için kan örnekleri alındı. yorgunluk skorlarında yükselme gözlenmiştir. Mood changes after sleep deprivation in morningness– eveningness chronotypes in healthy individuals.00 arası uykusuz bırakıldılar. bir gecelik uykusuzluk sonrası bireylerde oluşabilecek duygudurum ve düşünce süreçlerindeki değişimler ile biyokimyasal değişimler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. J Sleep Res 2007. Psikiyatri Birimi. 3. sT3.Yavuz Selvi. sT4 ve DHEA-S seviyelerinde anlamlı derecede artış tespit edilmiştir. dissosiyatif belirtiler için DES ve düşünce süpresyonunun değerlendirilmesi için Beyaz Ayı Supresyon Testi (WBSI) uygulandı. Yöntem: Çalışmaya katılım şartlarını taşıyan 16’sı erkek 16’sı da kadın olan 32 bireye bir gecelik total uyku yoksunluğu uygulandı. Bireylerden uykusuzluk öncesi ve sonrası kortizol. İzmir Amaç: Uyku yoksunluğu hem uykunun fonksiyonlarının anlaşılması için sağlıklı bireylerde hem de depresif hastalarda tedavi amacıyla uzun yıllardır uygulanan bir yöntemdir (1). Smeets T. Giesbrecht T. DDP depresyon alt ölçeğinde azalma ve yorgunluk alt ölçeğinde artma uyku yoksunluğu sonrası sT4 seviyesi artan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Tartışma: Uyku yoksunluğuyla T4 seviyelerindeki artış depresif duygudurumu yordayan alt ölçeklerdeki düşme ile korele bulunmuştur. Uyku yoksunluğu sonrası DHEA-S seviyeleri artan bireylerde daha düşük depresyon puanlarının elde edilmesinin yüksek DHEA-S seviyelerinin stresin negatif etkisine karşı koruyucu etkisi ve kognisyonu düzeltmesinden kaynaklanıyor olabileceği sonucuna varılmıştır. Van 2Kahramanmaraş Afşin Devlet Hastanesi. Besiroglu L. DES skorları uyku yoksunluğu sonrası istatistiksel olarak önemli derecede artarken WBSI skorlarında anlamlı bir azalma tespit edildi. Vardiyalı sistemde çalışma uyku yoksunluğu’na sebep olmaktadır ve günümüz modern dünyasında sağlıklı bireyler sosyal aktiviteler nedeniyle kısıtlanmış bir uykuya sahiptirler Bu durum kronik uyku yoksunluğu olarak nitelendirilmektedir. J Abn Psychol 2007.

kürtaj yapılmamış. Yasal bir gereklilik “henüz” olmamasına rağmen. rahim içi araç kullanırken gebe kalmış. Depresif yakınmaları devam eden hastanın ilaçsız olarak. İlaç tedavisine yanıtı iyi olan. Oradadır. kullandığı ilaç X kategorisinde olmadığı için kürtaj yapılamayacağı söylenerek gönderilmiş. her ilaç kesiminde şiddetli duygudurum atağı geçiren FD. yetkililerce izlenir. haftada bir psikiyatri poliklinik kontrolü ile takibi planlandı. 2012. “Türk Hukukunda Kadının Vücudu Üzerindeki Tasarruf Hakkını Sınırlayan Düzenlemeler”. http://khas. altı ay önce psikiyatriste başvurmuş. KOÜ KHD polikliniğine yönlendirildi. Gebeliği sonlandırmak için KOÜ KHD polikliniğine başvuran hasta. Olgu II: FD. Cinsellik ve Kürtaj. Sonuç: Bu olgularda kadınların kendi bedenleriyle ilgili karar verme haklarının yok sayılmasının yanı sıra. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. 40 yaşında.academia. serbest bırakılır (2). yasal değişiklikler yapılmadan ortaya çıkan düzenlemeler ve bu durumun kadın ruh sağlığı üzerindeki etkileri tartışılacaktır. gebeliğini sonlandırma kararı almış. NK aynı sorunla karşılaştığını söyleyerek tekrar geldi. KHD bölümünden hekime telefonla ulaşıldı ve tarafımıza kürtaj yapılacağı söylendi. Plansız gebeliğini öğrendiğinde çok üzülmüş. kürtajla ilgili ortaya çıkan bu durumun psikiyatrik hasta grubu açısından ayrı bir önemi olacağı açıktır. hareket eder. KHD hekimi kürtaj yasasının çıktığını. hekimlerin çeşitli rapor talepleriyle hastalar oyalanmış ve sistemli bir yıldırma sonrası kürtaj kararından vazgeçmek zorunda bırakılmışlardır.II. gebeliğin altı haftalık olduğu. Bunun için Kocaeli’nde bulunan bir dal hastanesinin kadın hastalıkları ve doğum (KHD) polikliniğine başvurmuş. NK kürtaj için ilacın kategorisi ile ilgili rapor alması gerektiğini söyleyerek haziran – 2012’de polikliğimize başvurdu. rapor olmadan kürtaj yapamayacağını söylemiş. bipolar bozukluk tanısıyla takipli kadın hasta. kısıtlanır. Türkiye'de Kadın.Komut S. dört çocuklu. Kanunun ilgili maddesine göre. Türkiye’de ne yazık ki kürtaj konusu her zaman sular altındaki bir denizaltı gibidir. “gebeliğin ilk on haftası dolana kadar herhangi bir neden aranmaksızın istek üzerine rahim tahliye edilir.Tek GS. Yeni gündeme getirilen “vicdani red” uygulamasıyla birlikte. Üç defa KHD polikliniğine giden hastaya çeşitli nedenlerle kürtaj yapılamayacağı söylenmiş.2012 tarihinde indirildi. Kürtaj kararı alan hasta. Sağlık Hukuku Makaleleri. 2. üç çocuklu.PB 121 Psikiyatrik Hastalığı Olan Kadınlar ve Kürtaj Aslıhan Polat. evli. ilkokul mezunu.Basım:103-130. NK bir hafta önce beş haftalık gebe olduğunu öğrenmiş. gebelikteki ve doğum sonrası ortaya çıkması kuvvetle muhtemel ruh sağlığı problemleri de görmezden gelinmiştir. 42 yaşında. Kaynaklar: 1. satış elemanı olarak çalışan kadın hasta. FD ve eşi bunun “Allah’ın istediği bir şey olduğunu” düşünerek kürtaj kararlarından vazgeçmişler. İstanbul Barosu Yayınları. kontrol edilir. “Majör Depresif Bozukluk” ön tanısıyla venlafaksin başlanmış.08. evli. valproik asit 1000 mg kullanıyor. Şu an hasta ilaçsız olarak polikliğimizde takip edilmektedir.edu/sultankomut/Papers/587884/Turkiyede_Kadin_Cinsellik_ve_Kurtaj adresinden 22. Hasta bunun üzerine kürtaj kararından vazgeçti. Son günlerde tekrar tartışma konusu olan istemli kürtaj. anne ve fetüs sağlığını etkileyecek bir durum olmadığı için kürtajın yapılamayacağı söylenmiş.” denilmektedir (1). İstanbul. Hastaya ise venlafaksinin X kategorisi bir ilaç olmadığı. 1. Kocaeli Amaç: Türkiye’de istemli kürtajın sınırları 1983 yılında Türk Ceza Kanunu (TCK) ile belirlenmiştir. Olgu I: NK. yasaklanır. .

%86. %87. 2 ay sonunda anket ikinci kez uygulanmıştır. %36. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu. okulundaki öğrencilerin çoğunun deneme amaçlı. % 59. Öğrencilerin sadece.9’u okulundaki öğrencilerin çoğunun sigara. . Yöntem: Pendik ilçesinde rasgele yöntemle seçilen bir lisede öğretmenlerin ve öğrencilerin katılımıyla okulun kendi kaynakları ve Pendik Belediye’sinin olanaklarıyla “Bağımlılığı Reddet!” konulu bir program hazırlanmıştır.6).PB 122 "Bağımlılığı Reddet.6) ve görüşlerinin olumlu (%73. Öğrencilerin yanıtlarıyla sosyal normları içeren ve yanlış algıları içeren posterler hazırlanarak okulda görülür yerlere asılmış. %54.1’i okulundaki çoğu öğrencinin 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığına inandığını.4’ü deneme amaçlı. Bulut Güç* Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı ve böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. çünkü madde kullanımının akranlarınca kabul gördüğü düşüncesi gencin o grubun içinde olmak amacıyla madde kullanımına zemin hazırlayabilir. Hayata Evet!" (Sosyal Sorumluluk Projesi) Yıldız Akvardar. festivali etkili bulduklarını (%76. alkol ve diğer maddelerin zararlarının anlatılmasını gerektiğine inandığını belirtmiştir. Bulgular: Yaşam boyu sigara ve alkol kullanma sıklığı sırasıyla %29. alkol ve diğer maddelerin zararları hakkında bilinçlendirilmeleri gerektiğini düşünmektedir.4’ü öğrencilerin sigara. İkinci ankete katılan öğrencilerin çoğu afişleri (%72. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu inandığını.7’dir. Amaç: Çalışmanın amacı lise öğrencilerinde sigara. %74. Gülhan Karaer. Bu yanlış algı düzeltilmelidir. %47. Cengiz Çelebi. akranlarının alkol ve madde kötüye kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. Ekin Sönmez. Öğrencilerin %81. Programın başında madde kullanımı ve sosyal normlarla ilgili anket uygulanmıştır. Sonuç: Öğrencilerin kendi ve arkadaşlarının tutumları hakkında düşündükleri arasında fark belirgindir. *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencisi Giriş: Sosyal norm yaklaşımı riskli davranış oranlarını azaltmak için bir müdahale stratejisidir. esrar kullanımı sıklığının ve öğrencilerde bu maddelerin kullanımıyla ilgili sosyal normların belirlenmesi ve sosyal normlar üzerinden hazırlanacak geri bildirimlerin ve sorunla ilgili farkındalık düzeyini artırmaya yönelik faaliyetlerin etkinliğinin araştırılmasıdır. Anıl Gündüz. geribildirim afişlerini (%70. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. alkol. Öğrencilerin.8’i sigara kullanımının yanlış olduğunu. arkadaşlarının tutumlarına yönelik yanlış algı içinde oldukları görülmektedir.3’ü.4) etkilendiğini bildirmişlerdir.2’si okulundaki çoğu öğrencinin (en az %51’inin) sigara içmenin yanlış olduğunu düşündüğünü.2).2’si 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığını.7 ve %32. Güler Kandemir. Dilay Tunca.

*** Zehra Arıkan *Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. kontrol grubunun eşlerine (Ort.=62. Şırnak ***Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.03). sevgi gösterme.=287. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Alkol bağımlılığı sadece rahatsızlığa sahip bireyi değil sosyal çevresini de etkilemektedir. Bu araştırmada alkol bağımlıları ve eşlerindeki bağlanma biçimi ve evlilik uyumu arasındaki ilişkinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Alkol bağımlılığı.PB 123 Alkol Bağımlıları ve Eşlerinde Evlilik Uyumu ve Bağlanma Biçimi Arasındaki İlişki * Başak Şahin. Karşılıklı etkileşebilen.76). Bu araştırma.91).=52. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. eğitim düzeyi. çiftlerin bağlılığı ve çiftler uyumu ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Katılımcıların tamamına yaş.=75. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort.=91.2) göre daha az çiftler arası doyuma sahiptir. Ankara Alkol bağımlılığı olan kişi alkol kullanımı nedeniyle sosyal ve mesleki alanda bozulma yaşar. evlilik uyumunu değerlendirmek için “Çiftler Uyum ölçeği” ve bağlanma biçimini değerlendirmek için “Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği” verilmiştir.97) göre daha az sevgi göstermektedir.=80. Evli çiftler için evlilik uyumlarında önemli sorunlar yarattığı görülen durumlardan biri eşlerden birinin ya da her ikisinin alkol bağımlılığının bulunmasıdır.C Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Alkol Ünitesinde ayaktan ve yatarak tedavi ve takip edilen ICD-10 Madde bağımlılığı tanı ölçütlerini karşılayan alkol bağımlılığı tanısı almış erkek hastalar ve sağlıklı eşleri (49 çift) alınmıştır. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort.=327. kontrol grubunun eşlerine (Ort. çift anlaşması. hem hastanın kendisi hem de yakınları için önemli bir psikososyal sorundur.=59. medeni durum. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Araştırmaya T. . meslek vb soruları içeren sosyodemografik veri formu. Çift Uyum Ölçeği tüm alt test ve toplam puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir. Etkilenen bu çevrenin başında da aile ve evlilik kurumu gelmektedir. çift doyumu.65) göre daha az çiftler arası uyum sergilemektedir.78). ** Esra Etyemez.62) göre daha az çiftler arası anlaşma göstermektedir. cinsiyet. Çalışmanın kontrol grubu da 48 çiftten oluşmaktadır. Çanakkale **Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği.=100. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliği yapabilen ve sorunlarını olumlu bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu evlilik olarak tanımlanmaktadır. Nisan 2011 ile Ağustos 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.32) göre daha az eşler arası bağlılık göstermektedir. Bağımlıların sıklıkla kişilerarası ilişkilerde sıkıntı yaşaması bunlarda da bir bağlanma bozukluğu olduğunu düşündürmektedir. Alkol bağımlısı olan hastalara uygulanan Bağlanma Ölçeği ile Çift Uyum Ölçeği arasındaki korelasyon analizi sonucu ikircikli bağlanma arttıkça.=87.94). kontrol grubunun eşlerine (Ort.

Türkiye Sonuçları Yıldız Akvardar*. Aslında. Aslında.8’i). Projenin ilk aşaması olarak müdahale öncesi durum değerlendirmesi yapılmış ve öğrencilerin madde kullanım davranışları. İstanbul ****Marmara Üniversitesi Rektörlüğü Bilişim Merkezi. Bulut Güç**.0). Erkek öğrencilerin çoğu (% 67. kampus arkadaşlarının son iki ay içinde iki kez alkol kullandığını düşünmektedir.PB 124 SNIPE: Social Norms Intervention for the Prevention of Polydrug Use Üniversite Öğrencilerinde Madde Kullanımıyla İlgili Sosyal Normlar. Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%56. Cengiz Çelebi*.8) alkol kullanımını onaylamamaktadır. örn: Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%53. tutum ve algıları içeren. Hüseyin Yüce**** *Marmara Üniversitesi Tıp FakültesiPsikiyatri AD. Sibel Kalaca***. Avrupa Birliği tarafından desteklenen web tabanlı bir projedir. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. kampüslerindeki erkek öğrencilerin çoğunun en az iki haftada bir alkol kullandığını düşünmektedir. altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de uygulanan. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (%61. Anıl Gündüz*. Bulgular: Öğrencilerde akranlarının madde kullanımıyla ilgili yanlış algıların belirgin olduğu görülmektedir. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 60. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. web sitesine kayıt olan öğrencilere SPIN web aracığıyla üç kez hatırlatıcı mail gönderildi. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlandı. İstanbul Amaç: Öğrencilerin. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan sosyal norm yaklaşımı.0’sı) son iki ayda hiç alkol kullanmamıştır.5) kampus arkadaşlarının eğer okulu etkilemezse alkol kullanımını onaylayacağını düşünürken. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Katılımı artırmak üzere tüm öğrencilere Marmara Üniversitesi Rektörlüğü aracılığıyla iki kez. Kaan Kora*. Tartışma ve Sonuç: Akranlarının davranışlarından etkilenen bu yaş grubunda. Anket Şubat 2012'de çevrimiçi oldu. tutum ve algıları belirlenmiştir. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Yöntem: Madde kullanım davranışlarını. Göztepe kampusundeki erkek öğrencilerin çoğu (%51. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. arkadaşlarının madde kullanımyla .9’u) son iki ay içinde alkol kullanmamıştır. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. Marmara Üniversitesi Göztepe Kampusu öğrencileri çalışmayla ilgili eposta gönderilerek kayıt olmaları için projenin web sitesine davet edildi. Kız öğrencilerin çoğu arkadaşlarının son iki ay içinde en az bir kez sarhoş olduğunu düşünürken. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 66’sı) hayatında hiç sarhoş olmadığını belirtmiştir. web sitesine kayıt olan öğrencilere projenin web sitesinde online olarak bulunan çalışma anketini tamamlamaları için e-posta gönderildi.

sevseler bile o sevginin getirisi olan mutluluk ve tatmin beklentisi yok olmuş izlenimi edinilmiştir. dolayısıyla önleyici çabalarda yol gösterici olacaktır.PB 126 Alkol Bağımlılığı Olan Erkeklerin Evliliği ve Eşlerinin Kadınlık Halleri Salime Tarihçi*. Kadınların bağımlılık konusunda tanışıklıkları birinci aileden geliyorsa kabulleri. Duygusal ve cinsel yaşam anlatıları “eksik” anlatımlardan. İlişkilerinin olumsuz tüm nedenleri bağımlıya ait. “acıma”. Hatice Demirbaş***. maddeyi sorumlu tutma söylemi. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi ***Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl ****Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl Amaç: Ev içinde kadına yönelen şiddet olgularında sayısal bilgilerde artış olmasına karşın. “iyi insanlık” gibi olumlu değer yükü taşıyan kavramları kendi nitelikleri olarak belirtmişlerdir. kadınlar genel olarak ilişkilerinde “merhamet”. Bulgular: Alkol bağımlılığı sorunu yaşayan erkeklerin birlikte yaşadığı kadınların genel olarak görüşme süresince “üzgün” olduğu gözlemlenmiştir. Bu görüşmelerde ortak yaşantı süreci genellikle 5 yılın üstündedir ve kadınların yaş aralığının 30-60 yaş arasındadır. tek eşli olmaya inanç. çocukların varlığı ortak yaşama “razı” olma gerekçeleri olarak önde sıralanmıştır. Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi’nde tedavi gören erkek hastaların eşleriyle yapılan derinlemesine görüşmelerde elde edilen metinlerin söylem analizi yapılmıştır. Bağımlıyı değil. çözüm arama davranışından kaçınmakta oldukları. başka hayat kurmak imkânının sınırlılığı. Mağdur ve masum kişiler olduklarına inanmakta ya da inandırmak istemektedirler. görmezden gelme becerileri daha yüksek gibi görünmektedir. Alkol bağımlılığı ve bağımlı eş ile kurulan ilişkinin özellikleri konulu niteliksel çalışmalar bu nedenle öğretici. Ancak. olguların sistematiği ile ilgili bilimsel bilgi sınırlı sayıdadır. parçalardan oluşmaktadır. kadınların söylemenin yaralı olabileceğine dair umutsuzluklarının keskin olduğu her görüşmede kendini göstermiştir. “sabır”. Kendilerini iyi ve mağdur olarak tanımlayan kadınların durumla yüzleşme. olumlu nedenleri kendilerine aittir. bu davranışında bağımlılığı sürdürmekte dolaylı nedenlerden olabileceği görülmüştür . olumsuz durumlara katlanma. İnci Özgür İlhan**. Tüm görüşmeler içinde 50 görüşmenin metin içeriğinin göreli olarak tutarlı olduğunu düşünülerek değerlendirmeye alınmıştır. Fatma Yıldırım****. Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. “Bağımlı koca” kadınlar için derin yalnızlık duygusu yaratmış. “razı” olma gerekçeleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Tüm ilişkilerde çeşitli yoğunluk ve biçimlerde şiddetin var olduğu görüşmelerde ortaya çıkmıştır Tartışma: Madde bağımlılığı olan erkeklerin birlikte olduğu kadınların bağlılığının taşıdığı nitelikler ilişkinin sağlıklı olmadığını düşündürmüştür. Bu çalışmada alkol bağımlılığı tedavisi gören kişilerle eşlerinin ilişkilerini sürdürürken kullandıkları anlamlar ve dayanaklar. Anlatılamayan ve sır olanın söylem yoğunluğu.

uygulamak ve etkinliğini ölçmektir Yöntem: Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale öncesi durum değerlendirmesi • E-sağlık müdahalesinin uygulanması • Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale sonrası ve izlemde durum değerlendirmesi • SNIPE ve e-sağlık müdahalesinin kullanımı hakkında bilgi sağlamak üzere birçok dilde hizmet veren web sayfasının hazırlanması amaçlanmıştır. kokain ve sentetik maddelerin kullanımını önlemek. Temmuz-Ekim 2012 arasında müdahale çalışmasının tamamlanması planlanmıştır. ikamet.PB 127 SNIPE: Social Norms Intervention for the prevention of Polydrug usE Üniversite öğrencilerinde çoğul madde kullanımını önlemek için sosyal norm müdahalesi Yıldız Akvardar*. Süreç: Tüm ülkelerde müdahale ve kontrol grupları oluşturulmuştur. • Alkol ve sigara kullanımını azaltmak. Cengiz Çelebi*. Belçika University of Bradford. Üniversite öğrencileri için akranları en önemli sosyal başvuru kaynağıdır ve akranlarının madde kullanımının yüksek olduğu düşüncesi bireyin kendi kullanımında artışa yol açabilir. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. Anıl Gündüz*. akademik başarı. Bu yöntem Avrupa’da madde kullanımını önleme programlarında yaygın denenmemiştir. • Esrar. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. Proje ekibi tarafından madde kullanım davranışlarını. yaş.Ocak 2013'te uygulanacaktır. Anketi tamamlayan müdahale grubundaki öğrenciler kişisel sosyal norm geribildirimi verilen web sayfasına ulaşmaktadır. Web sayfasının hazırlığı yapılmış. Kaan Kora*. İspanya University of Leeds. SNIPE katılımcıları Universität Bremen. Bulut Güç***. SNIPE iki yıl sürecek ve e-sağlık müdahalesinin etkinliği altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de değerlendirilecektir. tutum ve algıları içeren. Sibel Kalaca**** *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Marmara Üniversitesi Rektörlüğü ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 Öğrencisi ****Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Amaç: Çok merkezli. İngiltere Univerzita Pavla Jozefa Šafárika v Košiciach. Veri analizi yapılmış. Hüseyin Yüce**. dinsel inanış gibi kişisel bilgilerde yer almıştır. durum saptamasına yönelik birinci anket uygulaması tamamlanmış. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avustralya’da. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlanmıştır. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. İngiltere Syddansk Universitet. • Çoğul madde kullanımını önlemek için bir e-sağlık müdahalesi geliştirmek. müdahale web sayfaları hazırlanmıştır. Müdahale sonrası izlem anketi tüm gruplarda Eylül 2012. öğrencilere internet üzerinden akran davranışı hakkında doğru bilgi vermenin ve geri bildirimde bulunmanın madde kullanımını önleme açısından yararlı bir araç olduğu gösterilmiştir. Danimarka Univerisdad de Navarra. yaklaşık 7000 öğrenciye ulaşılmıştır. Avrupa Birliği tarafından desteklenen bir projedir. Ankette cinsiyet. Slovakya Marmara Üniversitesi. Türkiye . SNIPE projesinin amaçları. Öğrencilerin.web tabanlı SNIPE projesinin tanıtımı amaçlanmaktadır. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. Almanya Universiteit Antwerpen.

Aggression and Violent Behavior 9: 129–163. Genel Kurmay Başkanlığı. Alkol bağımlılığı ve şiddet-saldırganlık arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet etmeni bir ara değişken olarak görünmektedir. Guille L (2004) Men who batter and their children: an integrated review. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Servis Şefliği. Tartışma ve Sonuçlar: Alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlık düzeyinin. fiziksel saldırganlık dışında. Smith JW (2000) Addiction medicine and domestic violence. Alkol bağımlılığı/kullanımı davranışının da. uzmanlık tezi. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi **Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu ***Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl ****Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl Amaç: Alkol kullanımı sıklıkla şiddet ve saldırganlıkla ilişkilendirilmiştir. Journal of Substance Abuse Treatment 19:329-338. . Salime Tarihçi**.PB 128 Alkol Bağımlısı Erkeklerde Saldırganlık ve Eşlerinin Toplumsal Cinsiyet Özellikleri İnci Özgür İlhan*. Kriz Dergisi. alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlığı arttırdığını düşündürmektedir. Bulgular: Tek değişkenli analizlerde Saldırganlık Ölçeği’ne göre hasta grubundaki erkeklerin Fiziksel Saldırganlık alt ölçeği puan ortalaması kontrollerle istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermezken. Yaşın Dökmen Z (1996) BEM Cinsiyet Rolü Envanteri Kadınsılık ve Erkeksilik Ölçekleri Türkçe formunun psikometrik özellikleri. alkol bağımlılığı tanısı konmamış 48 erkek ve eşleri ise kontrol grubunu oluşturmuştur. alkol bağımlılığı grubundaki erkeklerin Sözel Saldırganlık. Bu çalışmada alkol bağımlılığı olan erkeklerde saldırganlık/şiddete eğilim ve alkol bağımlısı erkekler ve eşlerinin toplumsal cinsiyet özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Fatma Yıldırım***. İstanbul. Karşılaştırmalar önce tek değişkenli analiz yöntemleriyle. ardından lojistik regresyon analizi ile yapılmıştır. her iki gruptaki erkeklerin saldırganlık puanları arasındaki fark ortadan kalkmış ve alkol bağımlısı erkeklerin eşlerinin ve kontrol grubundaki kadın eşlerin Erkeksilik puanları arasındaki anlamlı farkın sürdüğü görülmüştür. Alkol bağımlılığı olan erkeklerin eşlerinin BEM Cinsiyet Rolü Envanterine göre belirlenen Erkeksilik puanları ise kontrol grubundaki kadın eşlerinkine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Bu iki davranışın sosyokültürel bağlamda ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Düşmanlık ve Dolaylı Saldırganlık ortalama puanları kontrol grubundaki erkeklerinkine göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Öfke. Çok değişkenli analizde anılan tüm alt ölçek puanları bağımsız değişkenler olarak alındığında. Kaynaklar Can S (2002) “Aggression questionnaire” adlı ölçeğin Türk popülasyonunda geçerlilik ve güvenilirlik çalışması. Yöntem ve Gereçler: Alkol bağımlılığı tanısı konan 32 erkek ve eşleri çalışma grubunu. Grupların şiddet ve saldırganlık özelliklerinin karşılaştırılmasında Saldırganlık Ölçeği. 7(1): 27-40. Hatice Demirbaş****. şiddet davranışının da erkek tarafından kadın üzerinde kontrol ve güç sağlama aracı olarak kullanıldığı ileri sürülmüştür. bağımlılığı olmayanlara göre yüksek çıkması. toplumsal cinsiyet özelliklerinin karşılaştırılmasında BEM Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılmıştır.

ajitasyonun boyutlarını ve bu boyutların ilişkili olduğu etmenleri ortaya koymaktır. 25. vokal ve motor aktivite olarak tanımlanmaktadır. 17. negativizim/saklama-istifçilik. DSM-IV-TR’ye göre demans tanısı alan. 100 hasta alınmıştır. amaca yönelik olmayan ve konfüzyondan kaynaklanmayan uygunsuz sözel.5’ini açıklayan. Ajitasyon belirtilerinin bulunma sıklığının ve dağıldıkları faktör sayısının farklı olması örneklem farklılığından kaynaklanmış olabilir. uygunsuz davranıştır.0001). 21.PB 129 Demans Hastalarında Ajitasyonun Boyutlarının Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. maddeler) elenerek faktör analizi yapıldığında toplam varyansın %70. Ayşegül Sakarya*. En sık bildirilen belirtiler ölçeğin kullanıldığı diğer çalışmalarla benzerdir. Gülbahar Baştuğ**. Önceki çalışmalarla uyumlu olarak depresyon arttıkça ve işlevsellik azaldıkça demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin sıklığının arttığı saptanmıştır. Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0. CMAE’nin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine başvuran. Orijinal ölçeğin faktör analizi çalışmaları bakımevlerinde yaşayan demanslı yaşlılarda yapılmış olup dört faktör önermektedir. amaçsız el hareketleri. genel huzursuzluk (madde 29-%57). bakımverenlerine.Okan Er*. 27. CMAE toplam puanı CDDÖ ve İFA toplam puanları ile ilişkilidir (ikisi için p<. sözel-fiziksel agresif olmayan davranış. karşı gelme eğilimi/negativizm (madde 19-%55) ve küfürlü konuşma ya da sözel saldırganlıktır (madde 4-%47). Ölçekte 1’in üzerinde puanlanma sıklığı %10’un altında olan 7 madde (14. Sevinç Kırıcı*. Hastalara Standardize Mini Mental Test (SMMT). İleride yapılacak çalışmalar ajitasyonun boyutlarının farklı demans türlerinde ortaya konmasını ve uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini hedeflemelidir.86 olan. İşlevsel Faaliyetler Anketi (İFA) uygulanmıştır. . Cornell Demansta Depresyon Envanteri (CDDE). özdeğeri 1’den büyük 6 faktör elde edilmiştir. iritabilite/huzursuzluk. Engin Turan*Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Bulgular: CMAE ile değerlendirilen belirtilerden en sık görülenleri sırasıyla tekrarlayan cümle ya da sorular (madde 6-%65). Bilgen Biçer Kanat*. 20. Ölçek maddeleri faktör yüklerinin en yüksek olduğu faktörlere dahil edilmiş ve elde edilen faktörler içeriklerine göre adlandırılmıştır. 28. ≥65 yaşında. Bu çalışmanın amacı demans hastalarında CMAE’nin Türkçe formunun faktör yapısını. Cohen Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) demans hastalarında ajitasyon davranışlarının şiddetini değerlendiren bir ölçektir. Bu çalışmanın örneklemini bir psikiyatri Kliniğine başvuran ve orta evre demansı olan hastalar oluşturmuştur. Geriyatrik Psikiyatri Birimi **Çankaya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Giriş: Ajitasyon demans hastalarında sık görülmekte olup. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*. CMAE. Sonuç ve Tartışma: Bu çalışma CMAE’nin demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin ve bu belirtilerin sıklığının belirlenmesinde iç tutarlılığı yüksek/güvenilir bir ölçek olduğunu ortaya koymuştur. Bunlar sözel-fiziksel agresyon.

BDÖ ve STAI-I ve II ile korelasyonuna bakılmıştır.Ü. endişe ve kendini yalnız hissetme-EY) Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ). . MMBYÖ’nün geçerlik ölçütü olarak ZBYDÖ. MMBYÖ’nün Cronbach α değeri 0. Sevinç Kırıcı*. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar bakımverenin akrabası olması halinde birincil duygusal yaşantının “yas yaşantısı” olduğu görüşündedir (2).o5). yükü. MMBYÖ toplam puanı ve altölçeklerinin (kendini adama-KA. kendiliğinin ölümünü fiziksel varlığının kaybından önce yaşantılanmaktadır. DSM-IV TR’ye göre Alzheimer tipi demans tanısı almış 32 hasta ve bakımverenleri alınmıştır. Tartışma: MMBYÖ’nün Türkçe formu Alzheimer hastalarına bakımverenlerde yas yaşantısını değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Bakımverenlerin ort. Bakımverenlere MMBYÖ. Psikiyatri AD. depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ilişkili bulunmuştur. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). derinden üzüntü ve özlem-DÜÖ. Yöntem: A. Bakımverenlerde yas yaşantısı.6±14. Böylece. güvenirliği için Cronbach α hesaplanmıştır. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Ankara Giriş ve Amaç: Alzheimer hastalığı bilişsel işlevlerde yıkımla seyreden kronik bir tablodur. bakımverenlerin ise 61. 56. Eğitim süresi 8. Çünkü Alzheimer hastalığında kişi ilerleyen dönemlerde kendi kimliğini yitirmekte. Alzheimer hastalarına bakımverenlerin yaşadıkları sorunlar literatürde “bakımveren stresi. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri (STAI-I ve II) ile korelasyonları incelenmiş ve hem MMBYÖ toplam puanı hem de alt ölçek puanlarının sözü edilen ölçeklerle korelasyonları anlamlı bulunmuştur (Tüm ölçekler için p< o. Engin Turan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Umut Altunöz*. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri(STAI-I ve II) uygulanmıştır. Bu çalışmada Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin (MMBYÖ) Türkçe formunun psikometrik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Direnç Sakarya**. Yakın bellek bozukluğu ile başlar.F. geri kalanı ise çocuk. kardeş veya gelin/damatlarıydı.T. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*.98 bulunmuştur. Bilgen Biçer Kanat*. hatta yakınlarını bile anımsayamamaktadır.PB 130 Alzheimer Hastalarının Bakımverenlerinde Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin Türkçe Formunun Psikometrik Özellikleri Ayşegül Sakarya*.9±8.6. Bakımverenlerin %53.3’ü (n=16) eşi. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 77. Ankara ** Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi. bakımveren yükü.2’dir. Ülkemizde Alzheimer hastalarına bakımveren yakınlarında yas yaşantısını araştıran bir çalışma bulunmamaktadır. Geriyatrik Psikiyatri Birimi. İleride yapılacak çalışmalarda daha geniş örneklemlerde yas yaşantısını etkileyen etmenler ve ölçeğin Türkçe formunun faktör yapısı araştırılmalıdır. Psikiyatri A. orta ve ileri evrelerde günlük yaşam aktivitelerinde bozulmaya yol açar (1). Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ).6±4.9 olup. Geriyatrik Psikiyatri Polikliniği’ne birinci derece yakını ile beraber başvuran.D. iyi olma hali” biçiminde ele alınmıştır. Psikiyatri Servisi.7’si (n=17) kadındır. Okan Er*.

Çalışmamızın bulguları deliryum ile ilgili temel eğitimlerin tüm klinik alanlarda verilmesinin ve devamlılığın sağlanmasının önemini vurgulamaktadır.2 si ölçek kullandığını bildirmiştir.orta düzeyde olduğu görülmüştür. deliryum ile ilgili temel bilgi düzeyinin yüksek bulunduğu kliniklerde dahi değerlendirme araçlarının kullanımı sınırlıdır. Çalışmada amacımız üniversitemizde tıpta uzmanlık öğrencileri arasında bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesidir.PB 131 Bir Üniversitesi Hastanesinde Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinde Deliryumda Bilgi Düzeyinin ve Tutumunun Değerlendirilmesi *Elif Onur Aysevener.6. ölçümsel veriler içinse ortamla ve standart sapma alınmıştır Bulgular: Araştırmaya toplan 74 kişi katılmıştır. Deliryumda bilgi düzeyini değerlendiren çalışmalarda benzer şekilde yoğun bakım.3’tü.7’si deliryumun tanısal kriterleri ile ilgili bilgisini yetersiz olarak değerlendirmekte olup deliryum ile ilgili %89’u yeterli eğitim almadığını düşünmekteydi.2’si deliryum değerlendirmesinde ölçek kullandığını bildirdi. Deliryum için geliştirilen birçok değerlendirme aracı ve tedavi rehberleri bulunmakla birlikte bu alanda yapılan çalışmalar pratik uygulama içerisinde sıklıkla tanısal araçların değerlendirme ve izlemde kullanılmadığını.5) ve konfüzyona eşlik eden letarjiden komaya kadar seyreden bilinç durumu değişikliği durumu (%53. geriyatri gibi klinik ortamlarda dahi bilgi düzeyinin yeterli olmadığını göstermektedir.4) en az bilinen tanı kriteri özelllikleriydi. cerrahi servisleri ve psikiyatri servisi dışındaki dâhili servislerinde çalışan tıpta uzmanlık öğrencileri içerisinde gönüllü olmayı kabul edenler ile yapılmıştır. Önceki çalışmalarda bildirilen deliryum sıklığını tahmin edebilme oranlarının düşük olması çalışmamızda da benzerdir. . Katılımcıların %79. Ancak deliryum olgularının önemli bir kısmına tanı koyulamamakta ve tedavi edilememektedir. Çalışmamızda katılımcıların kendi bilgi düzeylerini ve eğitimlerini yeterli bulmamaları dikkat çekicidir.2). Çeşitli klinik branşlardan katılımcıların yatan hastalari çin deliryum sıklığı tahmini ortalaması %7. ***Can Cimilli* Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Deliryum genel hastane içerisinde yaygın görülen ve tedavi edilmediğinde klinik gidişi olumsuz etkileyen akut klinik bir sendromdur. Katılımcıların % 22. tedavi rehberlerinin uygulanmadığını göstermektedir(1. **Taha Selim Bilgin .9) akut başlangıçlı konfüzyonun varlığı (%59. Yöntem: Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi acil servisi. **Onur Küçükçoban . Çalışmamızda katılımcıların %22. Niteliksel veriler için sayı yüzde şeklinde. Deliryumun bağımsız bir prognostik faktör olduğunu düşünenler katılımcıların yalnızca %32. **Burcu Ünal. **Ahmet Topuzoğlu.9’uydu. Tartışma: Çalışmamızda deliryum ile ilgili bilgi düzeyinin sınırlı . yer vezaman oryantasyonunun kaybı en çok bilinen deliryum özellikleri iken (%94. Katılımcıların deliryum tanı kriterleri ve deliryum muayene bulguları ile ilgili bilgi düzeyleri değerlendirildiğinde. %91. Bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesinde 13 başlık altında bilgi ve tutum düzeyini değerlendiren soruların yer aldığı anket formu kullanılmıştır.

5’inin (n=17) geçmiş psikiyatrik tedavi öyküsü vardı. %22’sine (n=20) yalnızca bilişsel davranışçı terapi.2’si (n=14) halen tedaviye devam ediyordu. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra ki-kare testi ve nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U testi) kullanılarak değerlendirilmiştir.3’ ü evliydi (n=72). günlük sigara sayısı. Tartışma: Sigara bağımlılığı tedavisinde motivasyon önemlidir. % 18. Bırakanlarla bırakamayanlar arasında cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü. %1’ine (n=1) yalnızca farmakoterapi uygulandı. Günlük içilen sigara sayısı 21.76 idi (aralık 1-8).3 (aralık 1-60).23±1. Başvuranların % 66. Yaş ortalaması 40. Fagerström nikotin bağımlığı ortalama puanı 5. % 78.67±11. . 2 kişiye yalnızca bilişsel davranışçı terapi uygulandı.PB 132 Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Sürdürülen Sigara Bırakma Polikliniğinin Sonuçları Şükriye Boşgelmez Psikiyatri Uzmanı Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Derince Kocaeli Amaç: Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran kişilerin tedavi sonuçları ve bunlarla ilişkili etkenleri belirlemek amaçlanmıştır. sosyodemografik bilgileri ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılarak veriler toplanmıştır.8’i (n=44) erkekti.18 (aralık 21-67). % 15. ortalama yaş. Başvuranların %77’sine (n=71) farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi. %47. Başvuranların %33’ü (n=22) tekrar kontrole geldi. Hastaların bir yıllık geriye dönük kayıtları incelenerek hastaların kontrole devamı ve sigarayı bırakıp bırakmadıkları belirlenmiştir. Yöntem: 2 Mayıs 2011-31 Temmuz 2011 tarihleri arasında sigara bırakma polikliniğine başvuran 92 hasta çalışmaya dahil edilmiş. 6 kişide (%27) değişim olmadı. Fagerström puanları açısından anlamlı fark yoktu. Sonuçlar: Başvuran 92 kişinin % 52. çoğunluğu ilkokul düzeyinde eğitim almıştı (n=35.3’ü (n=61) daha önce psikiyatrik tedavi görmemişti. eğitim süresi.2’si (n=48) kadın. Cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü açısından da fark saptanmadı. Kontrole devam edenlerden 7 kişi (% 32) en fazla 5 hafta içinde sigarayı bırakırken 9 kişi (yalnızca yalnız bilişsel davranışçı terapi uygulanan 2 kişi de dahil olmak üzere) (%41) içtiği miktarı %50 ve daha fazla azalttı. Çalışmamızda psikiyatrik tedavi öyküsünün kontrollere devam etme ve sigarayı bırakmada olumsuz bir etkisinin olmadığı görülmüştür. %38).8±10. Kontrole gelenlerle gelmeyenler arasında ortalama yaş. Kontrole gelen 20 kişiye farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi. içilen günlük sigara miktarı ve Fagerström puanları açısından anlamlı fark saptanmadı.

Arif Demirdaş (3). Ailesi ile birlikte psikiyatri polikliniğinde değerlendirilmiştir. duygudurumu. Radyoloji AD. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. . Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Diğer bir şehir ile herhangi bir bağlantısının olmadığını ve oraya neden ve nasıl gittiğini hatırlamamaktadır. Tartışma: Araknoid kistin psikiyatrik bozukluklar ile ilişkisi hakkında bilgiler az sayıda olgu bildirimleri ile sınırlıdır.Turner R. ilkokul mezunu. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. çoğu olgu ise bulgu dahi vermemektedir (2). 50 yaşında. İki yıl öncesinde başlayan dalgınlık. Ruhsal durum muayenesinde duygulanımı apatik. düşünce süreci yavaşlamış. travmatik ya da inflamatuar nedenlere bağlı olarak görülmektedir. Chae JH. konuşma miktarı azalmış. Smit LME: Congenital supratentorial arachnoidal and giant cysts in children: a clinical study with argumants for a conservative approach.Ömer Yılmaz (5) 1.Gözde Bacık Yaman (2). Kim KS: A case of brief psychosis associated with an arachnoidcyst. Schiavetto A: The cerebellum in schizophrenia: A case of intermittent ataxia and psychosis clinical. Psikiyatri AD. Kafa içi boşlukları tutan lezyonların sadece %1’ini kapsar (1). Bu olguda dissosiatif füg ve pineal bölgede saptanan araknoit kist sunulmaktadır. J Neuropsychiatry Clin Neurosci 2004. Isparta 5. Klinik görünümüne mental bozuklukların eşlik etmesi ender olarak görülmekte. Psikiyatri AD. Isparta Giriş: Beyinde araknoid kist konjenital. Bir gün sabah evden işe gidiyorum diyerek çıktığında. Polisler tarafından üç gün sonrasında başka uzak bir şehirde kişisel kimliği ile ilgili kafa karışıklığı içerisinde iken bulunmuştur. gerginlik. Psikiyatri AD. 13:8-12. sistemik ve nörolojik muayenesi doğal. 16:400-8. Psychiatry and Clin Neurosci 2002. esnaftır. Kaynaklar: 1. Psikiyatrik bozukluğa eşlik eden birkaç araknoid kist olgusu bildirilmiştir (3). İnci Meltem Atay (4). yapılan laboratuar testleri normal sınırlardaydı. Pae CU.PB 133 Pineal Bölgede Araknoid Kist ve Dissosiatif Füg Abdullah Akpınar(1). Child's Nerv Syst 1997. öfkesellik. evli.Sommer IEC. yaygın kaygılar ve iç sıkıntısının olduğu anlaşılmaktadır. Isparta 3. akşam eve gelmemesi ile ailesi polise başvurmuşlardır. Isparta 2. Bununla birlikte pineal bölge ve dissosiatif bozukluk ilişkisi ile ilgili çalışmalara ihtiyaç vardır. cognitive and neuroanatomical correlates. Isparta 4. Sonuç: Pineal bölge yerleşimli olan ve dissosiyatif füg tablosu görülen bu olgu sebebiyle dissosiatif bozuklukta organik bozukluğun araştırılmasının önemi tekrar gözlenmiştir. Olgu: Bay S. monoton ve çevresel. 3. Psikiyatri AD. 56:203-5. anhedonik. Kraniel Bilgisayarlı Tomografide Pineal bölgede Araknoid Kisti saptandı.Bahk WM. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. 2. Jun TY.

2) HCT:16.0-306. .5) MCHC:28.4 (39. Biyopsi materyali kronik atrofik gastrit ile uyumlu saptandı. Burada mental retardasyon tanısı ile 20 yıldır psikiyatri polikliniğinden takip edilen fakat araştırıldığında kronik atrofik gastrit ile ilişkili B12. Hasta dahiliye polikliniğine yönlendirildi.7-95. Hastanın öyküsünde 1 yaşında geçirilmiş tüberküloz menenjit. Tetkik sonuçlarında Hgb:4. peçete yeme. Hastanın mevcut yakınmasının nutrisyonel bir eksiklik ile ilişkili olabileceği ve PİKA tanısı düşünülerek hemogram ve biyokimya tetkikleri istendi.7-35. PİKA ile mental retardasyon birlikteliği sık görülmektedir. Sonuç: Literatürde B12. Görüşme esnasında elindeki patlak balon ve jelatinleri çiğniyordu. Başvuru esnasında karbamazepin 800 mg/gün.8) folat:4.6 (80.27 (>6. folat ve demir eksikliği etyolojisini araştırmak amacıyla endoskopik mide biyopsisi yapıldı. kağıtlarla oynama ve ağzına boncuk koyma şikayetleri ile getirildi. Ruhsal durum muayenesinde kooperasyonu kısıtlıydı oryantasyonu kısmen korunmuştu. Psikiyatrik tanı konulan kişinin hayatı bir statik duruma kavuşmamakta aksine yaşayan her organizma gibi dinamik seyretmektedir. Hastanın takibi halen devam etmektedir. Hastanın mevcut karbamazepin tedavisi azaltılarak kesildi. ketiyapin 200 mg/gün tedavisi almaktaydı. demir eksikliğine bağlı pika olguları bildirilmiştir. B12. risperidon 2 mg/gün.59) olarak saptandı. Özge Kılıç. Mental retardasyon varlığında görülen uygunsuz yeme davranışları pika olguları ile karışabilmektedir.5 (11. folik asit. boğulma. Replasman tedavisi sonrası kan değerleri normal düzeylere gelen hastanın mevcut pika davranışında azalma gözlendi. folik asit ve demir eksikliği anemisi saptanan olguyu sunmak amaçlanmıştır.6-17. Motor aktivitesi artmıştı.3) MCV:59. Hacı Murat Emül İ.6) B12:128 (180-914) demir:9 (60-180) TDBK:357 (250-450) ferritin:1. Olgu: 27 yaşında kadın hasta psikiyatri polikliniğine yakını tarafından 20 yıldır devam eden sinirlilik.5-50. plastik ambalaj çiğneme.PB 134 Mental Retardasyon Tanılı Hastalarda Komorbidite Ayşe Sakallı Kani.Ü. enfeksiyon ve intestinal obstrüksiyon ile sonuçlanabilen tehlikeli bir yeme bozukluğudur. zehirlenme.5 (32. Bu nedenle mental retardasyon tanılı hastaların prognozundaki yakınmalarında tıbbi komorbiditenin göz önünde bulundurularak gerekli incelemelerin yapılması oldukça önemlidir. Hasta yaklaşık 7 yaşından beri mental retardasyona bağlı davranış problemleri nedeni ile takipliydi.7 (13. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: PİKA yenilebilir olmayan maddelerin en az 1 ay süre ile yenmesi ile karakterize.3 yaşında geçirilmiş shunt operasyonu mevcuttu. Duygudurumu irritabl duygulanımı uygundu.

2. erkek hasta etrafı kırıp dökme. Genel durum muayenesinde özbakımı ve impuls denetimi azalmış. Psikomotor ajitasyonu olan hastanın uyku ihtiyacı ve süresi azalmıştı. duygudurumu disforikti. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. . konuşma hız ve miktarı artmıştı. Duygulanımı eleve. Düşünce akışında çağrışımları dağınıktı. konuşması amacına kısmen ulaşıyordu. Özel bir nöropsikiyatrik bozukluğa eğilim glukokortikoidlere maruz kalındığında aynı bozukluğu geliştirmeye eğilimli hale getirmektedir. Kliniğimizde takip edilen internal ve eksternal glukokortikoid maruziyeti sonrası manik atak gelişmiş iki hasta konunun önemini hatırlatmak ve dikkat çekmek için sunulmaya layık bulunmuştur. saç dökülmesi. depresyon. Hastanın göz hastalıkları servisinde postoperatif sistemik iv dexametazon 8mg/gün tedavisi aldığı öğrenildi. Duygulanımı eleve. hirsitusmus. buffalo hump. Ruhsal durum muayenesinde bilinci açık. Düşünce içeriği grandiyöz ve mistik hezeyanları bulunan hastanın. deliryum/konfüzyon/dezoryantasyon. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Glukokortikoidlerin tetiklediği nöropsikiyatrik bozuklukların prevalans oranları %1-%50 arasındadır.Van Başkale Devlet Hastanesi. ACTH/HPA aksında bozulma vardı. Glukokortikoidlerle tedavinin özellikle ilk 3 ayında nöropsikiyatrik hastalıklarda yüksek bir insidans görülmektedir. kendi kendine konuşma. duygudurumu disforikti. Opere edilen hastanın semptomları geriledi. saldırganlık yakınmalarıyla getirildi. Okan ÇALIYURT Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. perseküsyon ve mistik hezeyanları vardı. Olgu: 6 gün önce göz hastalıkları servisinde sol gözde glob perforasyonu sebebiyle opere edilmiş 36 yaşında. Didem MANAY ÇAKIR. bu yan etkilerin görüldüğü hastalarda ilacın kesilmesi ya da dozun azaltılması düşünülmelidir. mani.olgu: 50 yaşında kadın hasta. Taburcu edildikten 1 gün sonra uyumama ve konuşmada artma şikayetleri başlamıştı. Cushing sendromu tanısıyla endokrinoloji servisine transfer edildi . hayaller görme. obesite. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde. Düşünce akışında düşünce hızı artmıştı çağrışımları dağınıktı. Tetkikler sonucunda Hipofiz MRI görüntülemesinde adenohipofizde solid mikroadenom izlendi. kooperasyonu tam işitsel ve görsel halusinasyonları mevcuttu. Düşünce içeriğinde referans. 2 ay önce başlayan son 20 gün içinde artan şüphecilik. Muhakemesi ve soyut düşüncesi bozulmuştu. Her iki hastanın da manik atağı glukokortikoidlerle tetiklenmişti ve glukokortikoid kan seviyesinin düşmesiyle gerilemişti. 1. zehirlendiğini düşünme ve garip davranışlar yakınmalarıyla getirilmişti.PB 135 İnternal ve Eksternal Steroidlerin İndüklediği Manik Atak Müge YAŞAR. panik bozukluk gibi nöropsikiyatrik bozukluklar saptanmıştır. Bacaklarında geniş ekimozlar. işitsel ve görsel halüsinasyonları mevcuttu. Glukokortikoid reçetelemek gerektiğinde ilişkili ciddi nöropsikiyatrik yan etkiler hastalar. Yasemin GÖRGÜLÜ. Konuşma miktar ve hızı artmıştı. aileleri ve onları tedavi eden hekimleri tarafından takip edilmelidir. Glukokortikoide internal veya external maruz kalan hastalarda intihar. konuşması amacına kısmen ulaşabiliyordu. amenore ve hipertansiyonu mevcuttu. uykusuzluk.

1’i dâhili branşlardan istenmiştir.7’sini antidepresan grubu oluşturmaktadır.1’i organik etyoloji bulunamamasıdır. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’ nce verilen konsultasyon hizmetinin hastaların sosyodemografik özelliklerine. En sık konulan tanılar % 40. Nöroloji AD.6’sı ise kesinleşmemiş tanıydı.PB 136 Bir Eğitim Hastanesinde İstenen Psikiyatri Konsultasyonlarının Değerlendirilmesi Nursemin ÜNAL. . Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği BD.6 anksiyete. Konsultasyonların %34.2’sine ilaç tedavisi başlanmıştır. Yapılan psikiyatrik değerlendirme sonucunda hastaların %75’ine psikiyatrik bozukluk tanısı konmuştur.8 uyku bozukluğudur. izlenmesi ve önlenmesi üzerine odaklanmıştır. Hastalardan konsultasyon istenme nedenlerine bakıldığına. hastanede yatma süresinin kısalmasında ve hastane maliyetinin düşmesinde etkin bir rolü vardır.5’i kanser. hasta bilgi formu ve KLP polikliğince konsültasyonda elde edilen veriler toplanmıştır.9 depresyon. Tartışma ve Sonuç: Yatarak tedavi gören hastalarda.7’si ‘Nereden geldiğimizi biliyor musunuz?’ sorusuna evet cevabı vermiştir. İlaçların % 47. Ankara Amaç: Son yıllarda psikiyatri uygulamaları içerisinde önemli bir yere sahip olan Konsültasyon. Bu sebeple giderek önem kazanan KLP birimi hasta bireyin bütüncül yaklaşımla ele alınmasında. Bu grubun tamamına bilgi doktoru tarafından verilmiştir. konsultasyon istenme nedenlerine. hastalığın daha çabuk iyileşmesinde. tedavisi. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve iletişim kurulabilen 44 hasta örnekleme alınmış.5’i yazılı olarak istenmiş ve % 63.Liyezon Psikiyatrisi. Bu çalışmanın amacı. % 13. emosyonel stres yaşayan fiziksel hastalığa sahip hastalarda psikiyatrik bozuklukların teşhisi. % 70. konulan tanı ve tedavilerine göre incelemektir. depresyon başta olmak üzere psikiyatrik bozukluklar sık görülmektedir. Gonca GÜNAKAN GATA Ortopedi ve Travmatoloji AD. Konsultasyon istenen hastaların fiziksel tanılarına bakıldığında % 20.4) kadın. psikiyatrik hastalıkların ve ölümlerin önlenmesinde. Nermin GÜRHAN. Konsultasyonların %79. Hastaların %68. Yöntem ve Gereçler: Mayıs 2012 tarihinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’nce konsultasyon hizmeti verilen hastalar alınmıştır.6’sına aynı gün içinde gidilmiştir.6) erkek olmak üzere 44 hasta katılmıştır. konsultasyon isteyen kliniklere.5’i konsultasyon istenme nedeni hakkında bilgi sahibiydi. Hastaların %72. %52.7’si depresif belirtiler ve % 9. %13. Bulgular: Çalışmaya 27’si (%61. %22.3 ile psikiyatrik değerlendirme istemi. 17’si (% 38. Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi. % 6.

Bu çalışmadaki amacımız. Nöron hücre hattında halen devam eden diğer çalışmalarımızla CPE mutasyonunun hangi hücresel mekanizmalarla nörodejenerasyona neden olduğunu aydınlatmayı hedeflemekteyiz. erişkin fare beyninde hipokampüsün CA3 bölgesindeki nöronların hücre yapılarını korumalarında (nöroproteksiyon) önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir. dolayısıyla Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara sebep olabileceğini düşünüyoruz. NIH. konstütatif salınım yolağına girmesine neden olduğu tespit edilmiştir. yaşlanmış nöronlarda CPE mutasyonunun nörodejenerasyona. Niamh Cawley**. Tartışma ve Sonuçlar : Yabanıl tür CPE nöronların nöroproteksiyonunu sağlamaktadır. salınımla ilgili çalışmalar sonucu. mutant proteinin aynı zamanda yabanıl tür CPE’yi yanlış yönlendirerek. yinelenmeyen nükleotit sekansı veribankasında insan CPE nükleotit sekansıyla GeneBank EST veribankasına karşı yapılan veribankası araştırması yapılmıştır. Tulin Yanik* * ODTÜ Biyolojik Bilimler. Mutant ve yabanıl tür proteinlerin görüntülenmesi ve analizi Western Blot methoduyla uygun antikorlar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Daha sonraki aşamalarda. Öncül hormon işleyen bir enzim olan Karboksipepdidaz E (CPE)’nin. Nörodejenerasyonla bağlantılı olabileceği düşünülen bir mutasyon için oluşturulan konstraktla mutant CPE’nin biyosentezi. Dikkat çekici olan. Mutant CPE üzerine N2A hücre hattında yapılan araştırmalar. CPE’nin nörodejenerasyondaki rolünü belirleyip Alzheimer hastalığına neden olabilme olasılığını açıklayarak hastalığın erken teşhisine ve/ya tedavisine yönelik katkıda bulunmaktır. Bulgular : Veri bankası araştırmaları sonucunda. Ankara. mutant proteinin yabanıl türün hücre içi trafiğini ve salınımını etkileyeceğine. Araştırmamızın sonuçlarının. Alzheimer’lı korteks dokusunda bulunan. USA Amaç : Dünya genelinde 35 milyon insan Alzheimer hastalığından muzdariptir. ER stresi ve mutant CPE’nin agregasyonu N2A hücre hattında incelenecektir. işlenmesi ve trafiği üzerine fare nöroblastoma hücrelerinde (N2A) çalışılmıştır. . Bu bulgu. Bethesda. sekansa 3 adenozin eklemesinin görüldüğü bir girdi bulunmuştur. Yöntem ve Gereçler : İnsan CPE genindeki nörodejenerasyonla bağlantılı olabilecek muhtemel mutasyonları araştırmak için. dolayısıyla yabanıl tür CPE’inin nöronları koruma özelliğini göstermesi için yetersiz kalabileceğine işaret etmektedir. Peng Loh**. mutant proteinin yapıldığını fakat normal şekilde salınamadığını göstermiştir. CPE’deki mutasyon tek bir alelde bulunsa bile. Türkiye. ** NICHD. Mutasyonun. Elde edilen bulgularımıza dayanarak. MD.PB 137 Alzheimer Hastalığı Tanısında Karboksipeptidaz E Bağlantısı Gizem Kurt*. Amiloid öncül proteininde olduğu gibi birçok gendeki mutasyonların Alzheimer’a sebep olduğu gösterilmiş olsa da vakaların yaklaşık %95inin sebebi bilinmemektedir. Alzheimer hastalığının yeni bir genetik sebebinin tayin edilmesine ve böylece erken tanısına ve etkin tedavi yöntemlerinin oluşumuna katkı sağlayacağını ön görmekteyiz. CPE’nin amino ucundaki sekansa 9 yeni amino asit eklenmesine neden olduğu görülmüştür.

Bahattin Balcı** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. Kardiyoloji Anabilim Dalı *** Kars Devlet Hastanesi. Nurcihan Akbulut*. venlafaksin ile nisbeten düşük dozlarda bile akselere hipertansiyon gelişebileceğini göstermektedir. İbrahim Yağcı*. Tedavinin beşinci ayında kontrole gelen hastada semptomların sebat etmesi üzerine venlafaksin dozu 150 mg/gün’e yükseltildi. Psikiyatri Bölümü Giriş ve Amaç: Venlafaksin. venlafaksin başlanan hastaların kan basıncı takibinin düzenli yapılması bu gibi komplikasyonların erkenden fark edilmesinde önemlidir. . tedavi başlangıcından sonraki 10. genç bir hastada günde 150 mg/gün venlafaksin kullanımına bağlı gelişen akselere hipertansiyon vakası bildirmekteyiz. Venlafaksine bağlı hipertansiyon. aydaki muayenesinde zaman zaman başağrısının ve burun kanamasının olduğunu söylemesi üzerine ölçülen kan basıncı 210/170 mmHg olarak saptandı ve hasta hospitalize edildi. Psikiyatri Anabilim Dalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi.) görülebilir. Bu nedenle. renal ultrasonografi ve 24 saatlik idrarda vanil mandelik asit ölçümü istendi. antidepresan tedaviye rağmen devam eden semptomlar nedeni ile kliniğimize başvurdu. idrarda protein ölçümü. major depresif hastalık tedavisinde kullanılan bir seratonin-norepinefrin geri alım inhibitörüdür. Bu raporda. bu ilacın kan basıncını arttırabileceği ancak bu artışın ortalama 7 mmHg olduğu gösterilmiştir. Venlafaksin ile ilgili yapılan bir çalışmada. Süleyman Gündüz***. SCID-1 kriterlerine göre major depresyon tanısı konularak venlafaksin 75 mg/gün başlandı. Tartışma ve Sonuç: Diastolik kan basıncının 120 mmHg’yi aştığı durumlarda. Düzenli kontrollere gelmeyen hastanın. Yapılan tetkikleri normal sınırda saptanan hastada hipertansiyonun venlafaksin kullanımına bağlı geliştiği düşünüldü ve hasta taburcu edildi. . Başvuru anında TA: 120/70 mmHg ve nabzı 76 vuru/dakika olan hastanın fizik muayenesi normaldi. Bu vaka. Yelda Yenilmez*. ekokardiyografi. Tolga Sinan Güvenç**. hipertansiyona bağlı akut komplikasyonlar (akut kalp yetmezliği. aort diseksiyonu vb. özellikle 150 mg/gün üzerinde dozlarla görülebilmekle birlikte. Venlafaksinin kesilmesinden sonra yapılan takiplerinde kan basıncı 140/90’ın altında ölçülen hastada sekonder hipertansiyonun dışlanması amacıyla serum sodyum ve potasyum ölçümü. stroke. Vaka Sunumu: Major depresif hastalık tanısı mevcut olan 23 yaşında erkek hasta. Özgeçmişinde veya soygeçmişinde hipertansiyon veya kronik renal hastalık bulunmayan hastaya. kan basıncındaki yükselme hafif ve geçicidir.PB 138 Venlafaksin Kullanımına Bağlı Gelişen Akselere Hipertansiyon Yüksel Kıvrak*.

. gözlem gücünün artması. ilişkilerinde önyargının azalması. sinirbilim ve psikofarmakolojideki gelişmeler. Katılımcıların çoğu. psikiyatri eğitiminde dengeyi psikoterapi aleyhine bozmuş ve biyopsikososyal model üzerinden eğitim ve pratiğe verilen önem azalmıştır. Bu dönemde grup terapisine katılan klinik çalışanlarına araştırmacılar tarafından hazırlanan bir anket uygulanmış ve yarı yapılandırılmış bir görüşme yapılmıştır. Ender Atabay. Kemal Kuşçu Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı *Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Başhemşiresi **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Psikoloğu Amaç: Asistan eğitimi. hastalarla ilişkileri. hekimlerin de terapötik kimliklerini ortaya koymalarını sağlamaktadır. belirli sürede çok sayıda hastayı ilişkileri üzerinden tartışma imkanı vermekte. grup terapisini etkin bir terapötik yöntem olarak görmekte. Tartışma ve Sonuç: Grup terapisi. Grup terapisi bütünlüklü bir psikiyatri eğitiminin temel bileşenlerinden biri olmalıdır. Ömer Yanartaş. psikiyatrideki güncel tartışma alanlarından biridir. Kendi kazandıkları becerileri. Bu çalışmada grup terapisi deneyimine psikiyatri eğitimi alan kişilerin bakışının belirlenmesi amaçlanmıştır. klinikteki diğer çalışanlarla ilişkileri ve bir psikiyatri çalışanı olarak kendileri hakkındaki fikir üzerine etkileri başlıklarında incelenmiştir. Klinik çalışanları. Ayrıca katılımcıların grup terapisi etkinliği sırasında zorlandıkları noktalar ve geliştiğini düşündükleri becerileri üzerine öznel ifadeleri yorumlanmıştır. hastalarının grup terapisinden en çok içgörü kazanma. Bunun bir yansıması olarak. Bu bağlamda grup terapisi daha çok hastaya daha doğrudan bir ruh sağlığı hizmeti verilebilme ve bunun için uygun terapötik alanı yaratma potansiyeli taşımaktadır. Özellikle grup terapisinin tedavi edici ekibin profesyonel gelişimine ve kişilerarası klinik becerilerinin gelişimine etkileri gözden geçirilmiştir. Hülya Kervan*. Güler Özkan**.PB 139 Psikiyatri Eğitiminde Grup Terapisinin Rolü: Bir Üniversite Kliniğinin Deneyimi Ekin Sönmez. empati becerilerinin gelişmesi. tedaviye uyumlarının kolaylaşması noktalarında fayda gördüklerini düşünmektedir. diğer branşlarda olduğu gibi psikiyatride de hakim paradigma olduğu görülmektedir. Tedavi boyunca hastalar ve klinik çalışanlarının hem kendi aralarında hem de birbirlerine karşı gelişen yabancılaşmayı minimalize edebilme olanağı sunmaktadır. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde Temmuz-Ağustos 2012 tarihlerinde yatan hastalarla yapılan grup terapisi süreci incelenmiştir. Medikalizasyonun. Grup terapisinin klinik çalışanlarının birbirleriyle ilişkilerinde saygıyı ve uyumu artırdığı görüşü vurgulanmıştır. fakat eğitimlerinde grup terapisine yeterince ağırlık verilmediğini düşünmektedir. olumsuz eleştirilere toleransın artması olarak ifade etmişlerdir. Bulgular: Katılımcıların grup terapisi hakkındaki görüş ve tutumları. özellikle terapötik ilişkide hastaların gerçek kimliklerini. Ruh sağlığı çalışanlarına yönelik birçok eğitim programı bireysel terapi modeline dayalıdır ve grup terapisi eğitimini programın bir eklentisi olarak sunmaktadır.

yoğun bakım üniteleri (%10) ve genel cerrahi (%8) olmuştur. tedavisi. deliryum (%12) ve bunaltı bozuklukları (%9) olmuştur. panik ve somatizasyon bozukluğu hastanede yatan hastalarda daha sık olarak gözlenmektedir. Sonuç: Hem kriz durumlarına müdahalede hem de tıbbi hastalığa eşlik eden psikiyatrik durumların ortaya çıkarılması için konsültasyon liyezon psikiyatrisi büyük önem taşımaktadır. madde kullanımı (%2) olarak saptanmıştır. cerrahi öncesi psikiyatrik değerlendirme ve ilaç düzenlenmesi (%15). İki aylık zaman diliminde en çok konulan tanılar duygudurum bozuklukları (%31). depresyon. özkıyım girişimi (%10). Veriler Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi hasta veritabanında bulunan psikiyatri bölümü konsültasyon notları ve hasta dosyalarından elde edilmiştir. uyku problemi (%3) ve alkol. Ek tanılı durumların hastanede yatış süresi ve yeniden hastaneye yatışlar için bir risk etmeni olduğu kabul edilmektedir. ajitasyon/deliryum (% 16). Özkıyım girişimlerinin 11’i dürtüsel özellikte olup 4 hastada duygudurum bozukluğu tespit edilmiştir. yoğun bakım ünitelerinde ve büyük acil serviste Ocak-Şubat 2012 tarihlerini kapsayan dönemde izlenmekte olan ve psikiyatri bölümüne konsülte edilmiş 176 vakanın genel özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. izlenmesi ve önlenmesine yönelik hizmet sunan özelleşmiş bir psikiyatri disiplinidir. anksiyete (%6). 30 hasta ise ilgili bölümden taburculuğu sonrası psikiyatri polikliniğine başvurmuştur. Deliryum. Deliryum tanısı konan hastaların %50’si sonraki altı aylık dönem içerisinde ex olmuş olup bu hastaların büyük çoğunluğu kanser nedeniyle hastanede yatmaktadır. tanısı. acil servis (%17). Amaç ve Yöntem: Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yataklı servislerinde. İki aylık dönem boyunca konsülte edilen vakaların 28’i tekrar konsülte edilmiştir ve tedavileri düzenlenmiştir. Mevhibe İrem Yıldız Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Giriş: Konsültasyon liyezon psikiyatrisi fiziksel hastalığı olan ya da cerrahi girişim uygulanan hastalarda görülen ruhsal kriz ve hastalıkların araştırılması.PB 140 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ ndeki Psikiyatri Konsültasyonu Uygulamaları Şevin Hun. Tıbbi hastalığı olanlarda genel popülasyona göre daha fazla psikiyatrik bozukluk rastlanmaktadır. Bulgular: İki aylık dönemde en fazla psikiyatri konsültasyonu isteyen bölümler sırasıyla iç hastalıkları (%25). Hastanede yatmakta olan hastalarda sık görülen psikiyatrik ek tanılar konusunda tedavi ekibinin iyi eğitimli olması ve zamanında psikiyatri bölümüyle temasa geçip ortak bir tedavi stratejisi belirlenmesi büyük önem taşımaktadır . Psikiyatriye hastaların danışılma nedeni ise sıklık sırasıyla depresyon (%30).

Ayşe Şafak Ayvazoğlu Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Daha çok psikodinamik yaklaşımda yer bulan içe bakış ve içgörü değişkenlerinin klinik görünümlerdeki etkinliği hakkında bilgilerimiz sınırlı durumdadır. Demografik ve klinik veriler kişilerin beyanına göre elde edildi ve tüm katılımcılardan yazılı onam alındı. . Yöntem: Çalışmaya ruhsal ve fiziksel bir hastalığı olmayan 101 kişi dahil edildi. Ölçek "içe bakış".PB 141 İçe Bakış ve İçgörü Ölçeğinin Türkçe Uyarlamasının Güvenirlik ve Geçerliği Ön Çalışması İshak Sayğılı. SRIS). Bu alanı değerlendirmeye yönelik geliştirilen araçlardan birisi de İçe bakış ve İçgörü ölçeği'dir (Self-reflection and Insight Scale. Bazı maddelerin tekrar gözden geçirilmesi ve kültüre özgü değişikliklerin de yapılması sonrasında ölçeğin başka klinik örneklemlerle de araştırılması gerekmektedir. ruhsal süreçlerdeki etkinliğinin araştırılmasına olanak sağlaması için İçe bakış ve İçgörü Ölçeği’nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özellikleri incelenmesi amaçlanmıştır. Alt ölçeklerin iç tutarlığı 0.70 arasında olduğu görüldü. Hüseyin Güleç. Bu çalışmada.71 olduğu görüldü. Ölçeğin iç tutarlık katsayısının 0. "içe-bakışa ihtiyaç" ve "içgörü" olmak üzere üç alt faktörden oluşmaktadır. Bulgular: Yapılan faktör analizi sonucunda üç faktörlü yapının ölçeği en iyi temsil ettiği görüldü. Sonuç: Üçüncü boyut için bulguların değerlendirilmesinde dikkatli olunması önerisi ile ölçeğin Türk örnekleminde kullanılmasında psikometrik özelliklerin yeterli olduğu görülmektedir.56-0.

“Dr. haftalık olarak yayımlanan Penguen ve Uykusuz mizah dergilerinin 20092010 yıllarında yayımlanan tüm sayıları incelenmiş ve psikoterapi konulu toplam 21 karikatür saptanmıştır. “Hay yaşa. Eleştirilerden ilki. odanın içindeki divan ya da konuşma balonlarında kullanılan ifadelerdir. İkinci temel eleştiri ise terapistin normal/olağan olanı anormal/patolojik şeklinde gösterdiğine duyulan inançtan kaynaklanmaktadır. No 417]). No 357). Aristoteles’in gülmenin aslında alayın bir türü olduğu konusundaki görüşlerini geliştirerek mizahta üstünlük kuramını geliştiren Charles Gruner’e göre mizah. abartılılı biçim bozmalar ve dilsel ifadeler dolayımıyla bir mizah yapma sanatı olarak kendi içinde çok yoğun toplumsal eleştiri gücünü de barındırmaktadır. Örneğin. günümüz mizah dergilerinde karikatüristlerin gözüyle psikoterapi/psikoterapistin temsilini değerlendirebilmek amacıyla Charles Gruner’in geliştirdiği bir mizah teorisi olan üstünlük kuramı bağlamında psikoterapi/psikoterapistin temsilinin neliğine ilişkin saptayımlarda bulunmaktır. Sayı 30. Sayı 38. 7’si ise Uykusuz Dergisi’nde bulunmaktadır. şurdan bir masal okusana” demektedir [Penguen Dergisi. . Örneğin.PB 142 Penguen ve Uykusuz Mizah Dergilerindeki Psikoterapi Konulu Karikatürlerin Üstünlük Kuramı ile Çözümlenmesi Serpil Aygün Cengiz. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Hastanesi (Ankara) Amaç: Çalışmanın amacı. Elif Odabaş Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi (Ankara). Yöntem ve gereçler: Araştırmada. Sami Ulus Kadın Doğum. divana uzanmış bir hasta. 2010. gerçek bir saldırıdan farklı olarak şakacı saldırıdır. Üstünlük kuramı açısından bakıldığında karikatüristin terapiye/terapiste yönelik eleştirileri iki başlık altında toplabilmektedir. psikoterapide var olduğu düşünülen. Güncel mizah dergilerinde yer alan psikoterapi konulu karikatürlerde ifade edilen terapiye yönelik eleştiriler (terapinin gerekli olmadığı ve ayrıca etiketlediği/stigmatize ettiği fikri) terapinin toplum tarafından nasıl alımlandığı üzerine tartışılmaya değer önemli bilgiler sunmaktadır. Dr. Sonuç: Karikatür. Bulgular: Araştırmada incelenen 21 karikatürde terapistin mesleki kimliğinin anlaşılmasını sağlayan öğeler beyaz önlük. “Kapal[ı] alan korkusu var sizde” diyen terapiste “Sen de yok sanki gudik” diye yanıt vermektedir (Penguen Dergisi. 2009.” yazılı tabela. divanda uzanmış bir hastasına “Çocukluğunuza dönelim… Bana çocukluğunuzu anlatın lütfen” diyen terapiste elindeki Andersen masalları kitabını uzatan hasta. Söz konusu karikatürlerde terapi/terapistin temsili önemli bir mizah kuramı olan üstünlük kuramı ile irdelenmektedir. Bu karikatürlerden 14’ü Penguen. duvarda asılı diploma. kişinin kendi sorunlarını kendisinin çözemeyeceği fikrine yöneliktir.

2007 Mar. Landsem VM.***Dursun Hakan Delibaş. 16 (3): 165-174. 34 yaşında erkek hasta. Antipsychotic-induced extrapyramidal symptoms in patients with schizophrenia: associations with dopamine and serotonin receptor and transporter polymorphisms. **Abdurrahman Şeref Gülseren. Sendromun en sık sebebi antipsikotik ilaç kullanımı olup. anerji ve avolusyon tanımlanan hastanın fizik muayenesinde lomber ve servikal bölgede artmış kas tonusu ile gövdede antevert fleksiyon ile laterale deviasyon şeklinde postür anomalisi saptandı. İzlemde şikâyetleri ilerleyen ve yürüme güçlüğü gelişen hasta kapalı servise yatırıldı. Eur J Clin Pharmacol. İzmir ***İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. bel ve boyun bölgesinde kasılmalar şeklinde başlamış. Kaynaklar: (1) Suzuki. Epub 2007 Jan 17 (3) Öztürk. İlaca Bağlı Geç Başlangıçlı Hareket Bozuklukları Klinik Psikofarmakoloji Bülteni. Hastanın rutin tahlilleri B12 vitamini eksikliği dışında olağandı. Ancak psikotik bulguların tekrarlaması üzerine risperidon tedavisine yeniden başlanmış. Sendrom gelişirse kullanılan antipsikotik tedavisi kesilmeli. İzmir ** İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. ekstrapiramidal sistem yan etki profili düşük antipsikotiklere geçilmeli. Spigset O. Nitekim olgumuz da yüksek potensli antipsikotikleri uzun süre yüksek dozda kullanmış. tüberküloz. Fizik tedavi egzersizleri de önerilen hasta klozapin 500 mg/gün ve baklofen 20 mg/gün ile taburcu edildi.Ç. Hastanın poliklinik izlemi devam ediyor. Türk. İzmir Giriş: Pisa sendromu (pleurothotonus ). Yatışında “Ekstrapiramidal belirtileri değerlendirme ölçeği” (EPBDÖ) puanı 6 (çok ağır) olan hastanın izlemde puanı 4'e (orta şiddetli) geriledi. gövdede gelişen bir geç distoni türü olarak tanımlanmış olup. 2006 . gövdenin laterale deviasyonu ve sagital eksende hafif arkaya rotasyonu şeklinde tanımlanmıştır. * İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Yaklaşık 15 yıl önce şizofreni tanısı konulan ve uzun dönem haloperidol kullanan hastanın ilk şikâyetleri 8 yıl önce risperidon dozunun 4 mg/gün'den 8 mg/gün'e çıkılmasıyla. Hastanın kullandığı antipsikotikler ve biperiden tedavisi kademeli olarak kesilerek klozapin tedavisi başlandı. Yürüme güçlüğünde belirgin iyileşme gözlendi.63(3):233-41. (2) Güzey C. Organisite ekartasyonu açısından yapılan kranial ve spinal kanal MR çalışmaları. klozapin ve baklofen tedavisinden fayda görmüştür. baklofen gibi miyorölaksan ilaçlar tedaviye eklenmelidir (3).B 143 Pisa Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. nörolojik patolojilerle birlikte ve idiopatik olgular şeklinde de görülebilmektedir (1). Matsuaka CNS Drugs 2002. Cilt: 16. Anhedoni ve avolusyon şikâyetinde de gerileme oldu. Oral. Scordo MG. Ruhsal durum muayenesinde anhedoni. Sayı: 4. Olgu: M. Çeşitli psikiyatri kliniklerinde değerlendirilen hastanın tedavisine 5 yıl önce biperiden 6 mg/gün ile ketiapin 900 mg/gün eklenmiş ve risperidon kademeli olarak azaltılarak kesilmiş. ayrıca tetrabenazin. EEG ve EMG tetkikleri. viral ve romatolojik marker sonuçları normal olarak sonuçlandı. Nöroloji bölümüne danışılan hastanın tedavisine baklofen 20 mg/gün eklendi. Spina E. Tartışma: Pisa sendromu özellikle D2 reseptörlerine etkin antipsikotiklerin uzun süreli ve yüksek dozda kullanımında görülmektedir (2). ilk kez 1972 yılında Ekbom ve arkadaşları tarafından.

ilaç kesildikten 3-5 ay sonra saçlar normale dönmektedir(3). Psikotrop ilaçların özellikle saç gelişim döngüsünün telojen dönemini etkileyerek saç dökülmesine neden olduğu kabul edilmektedir.Gautam M. Adverse reactions of selective serotonin reuptake inhibitors: reports from a spontaneous reporting system. Tedavinin kesilmesinin ardından saç dökülmesinin durduğu gözlendi. Kaynaklar: 1. 6 ay kullandığı ancak kilo alımından şikâyetçi olduğu öğrenildi. uyku artışı yakınmaları ile psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın özgeçmişinde astım bronşit tanısı mevcut. 24: 100-4. Australas J Dermatol 1983. Sonuç: Tedavi öncesi hastaların ilaçlara bağlı dermatolojik yan etki öyküsü alınmalı. Hastaya depresif bozukluk tanısıyla fluoksetin 20mg/gün başlandı.2. Daha çok lityum. Saç dökülmesi ilacın alımını takiben birkaç ayda ortaya çıkmakta. Balıkkesir **Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Olgu: 40 yaşında kadın hasta. bakır. demir. herhangi bir yan etki gözlenmeyen hastanın tedavisi kısmi düzelme ile deam etmektedir. Hastanın saç dökülmesi fluoksetin kullanımına bağlandı. tedavi kesildi. menopozda yada gebe olmayan hastanın uzun zamandır sadece astım bronşit tedavisi gördüğü. Alopecia due to psychotropic medications. Ann Parmacother 1999. saç dökülmesine neden olabilecek başka yeni herhangi bir ilaç kullanmadığı öğrenildi. çinko. Moralsizlik. folik asit düzeyleri normal olan. vaskülit gibi ciddi dermatolojik yan etkilere yol açabilir. Hastanın öyküsünden iki yıl önce de benzer şikâyetlerle essitalopram 10mg başlandığı. 33:631-637. sinirlilik. karaciğer böbrek fonksiyon testleri. B12. 20:277-287.PB 144 Fluoksetin Kullanımına Bağlı Saç Dökülmesi: Olgu Sunumu Birmay Çam*. .4’ünün dermatolojik yan etkiler olduğu. vaproatla ilişkilendirilen saç dökülmesi SSGI ile de olgu sunumları şeklinde ve en fazla fluoksetinle bildirilmiştir(2). tahammülsüzlük. alopesi yanısıra anjioödem. Zonguldak Psikotrop ilaçlar ürtiker. Aslı Bilgin** *Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. olası dermatolojik reaksiyonlar açısından hasta izlenmelidir. en fazla fluoksetin’e bağlı olduğu ve en sık olarak raş görüldüğü belirtilmiştir(1). 2. Yapılan bir araştırmada SSGI’lere bağlı tüm yan etkilerin %11. Drugs and alopecia. Hastada duloksetin tedavisine geçildi.Spigset O. Drug Saf 1999. Dermatoloji tarafından değerlendirilen tiroid hormonları başta olmak üzere diğer hormon tetkikleri. Birinci ayın sonunda depresif semptomları gerileyen hastanın saç dökülmesi başladı. 3Blankenship ML. hemogramı.

eşlik eden genel tıbbi durumun saptanmadığı olgular bildirilmiştir (2). Sonuç: Süregen travmatik yaşantıların ve psikojenik etmenlerin bedenselleştirilmesini çarpıcı şekilde ortaya koyan bu olguda da görüldüğü gibi galaktore için altta yatan bir neden bulunamayan durumlar olabilmektedir. Yapılan tetkik ve muayenelerinde her iki memeden de süt geldiği. Eksen IV’te ise birincil destek grubu ile sorunlar mevcuttu. Kocaeli Amaç: İki memenin duktal kanallarından. Stephan R ve ark. Özellikle öfkelendiğinde ya da sorun yaşadığında memeden süt geldiği öğrenildi. Psikiyatriye yönlendirilen hastanın öyküsünde ev içi fiziksel ve sözel şiddete maruz kalma. bekâr. Galaktorede prolaktin yüksekliği bizim için önemli bir değer olmakla birlikte prolaktin seviyesi normal iken de galaktore ortaya çıkabilmektedir. “Pharmacokinetics of M-Cholorophenylpiperazine After İntravenous and Oral Administration in Healthy male Volunteers: Implication fort he Pharmacodynamic Profile”. kendiliğinden süt gelmesi galaktore olarak adlandırılır. öğretmen.Clavero JT. Pharmacopsychiatry. Ruhsal durum muayenesi. Cesk Gynekol. 11:619-621. Vallverdu F. “Psychogenic Galactorrhea (Nunes Syndrome)”.Cepicky P. Galaktoreyi ortaya çıkarabilecek durumlarla ilgili ayrıntılı araştırmalara ve olgu sunumlarının bildirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. . 52:132-3. Gutierrez N. ilaç kullanımının olmadığı. durumu açıklayacak patoloji olmadığı saptanmış. çeşitli ilaç kullanımları galaktoreye neden olabilmektedir (1). Medifam.Feuchtl A. Kocaeli (2) Kocaeli Derince Eğitim Araştırma Hastanesi. “Un Caso de Galactorrea Psicogena Sin Hiperprolactinemia o Sindrome de Nunes”. geniş ailede yaşayan kadın hasta. Yarım paket/gün sigara kullanımı olan hastanın eşlik eden bir hastalığı mevcut değildi. Yazında prolaktin yüksekliğinin eşlik etmediği. Bu tablo Nune’s Sendromu olarak da adlandırılmaktadır (3). 2. Kaynaklar: 1. eksen II’de B kümesi kişilik özellikleri. 3. genel tıbbi durumu ile ilgili tetkik ve konsültasyonları yapıldı. (2004). Uğur Çakır (2) (1) Kocaeli üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. 37:180-8. DSM IV-TR tanı sınıfandırma sistemine göre eksen I’de tanı almadı. Bagli M. 22 yaşında. Bu yazıda bir olgu özelinde psikojenik galaktore olgusu tartışılacaktır. yüksekokul mezunu. Olgu: ŞA.PB 145 Bir Olgu: Prolaktin Yüksekliğinin Eşlik Etmediği Psikojenik Galaktore Aslıhan Polat (1). Birçok genel tıbbi durum. Psikiyatri Kliniği. memeden süt gelmesi ve adet düzensizliği nedeniyle kadın hastalıkları ve doğum hekimine başvurmuş. psikometrik incelemeleri. Redondo G (2001). Hatice Sodan Turan (1). geniş ailede olmakla ilgili yaşadığı güçlükler mevcuttu. Podruzek P (1987).

kusma etyolojisinin açıklanamaması üzerine polikliniğimize yönlendirildi. Özlem Gül Eser**. Hastanın ilk kusma atağı iki yaşında başlamış. Ali Nuri Öksüz*** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Tedavinin 3. ayında hafif şiddette. Tartışma: Hastalığın tedavisi. Bir yılda 9.10 kez kusma atağı oluyormuş ve ataklar 3 gün sürüyormuş. Yapılan psikiyatrik muayenede. baş ağrısı oluyormuş. daha çok çocuklarda ve adelösanlarda görülen henüz etiyolojisi bilinmeyen. peryodik kusma ataklarıyla başvuran çocuklarda akılda tutulmalıdır. migren ilaçları ve antiepileptikler SKS'nin koruyucu tedavisinde kullanılmaktadır. Yapılan tüm tetkikler ve fizik muayene sonucu normal olan hastaya. herhangi bir psikiyatrik tanı almamasına rağmen. SKS tanısı konan. Daha sonraki 15 aylık izlem süresince kusma ataklarında tam düzelme gözlendi. Atakların koruyucu tedavisi için herhangi bir ilaç kullanmamış. Literatürde SKS’li hastalarda Fluoksetin kullanımıyla ilgili yayına rastlanılmamıştır. Antidepresanlar. . Ayrıca hastaların psikiyatrik açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. 13 yaşındayken pediatrist tarafından. SKS’nin tedavisi konusunda tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Kahramanramaş *** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. hastalığın klinik bulgularına göre SKS tanısı konuldu. herhangi bir organik sebep olmaksızın. yatarak tedavi gerektirmeyecek şekilde. kaygı düzeyinin yüksek olması ve bazı atakların stresle tetiklenebilmesi nedeniyle Fluoksetin 20 mg/gün başlandı. Kahramanmaraş Giriş: Siklik kusma sendromu (SKS). Koruyucu tedavisinde antidepresanların etkinliğini ve güvenilirliğini değerlendirmek için klinik çalışmalar yapılmalıdır.5 yaşında kız hasta. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD. Sıvı elektrolit desteği ve antiemetik tedavilerle hastanın atakları kontrol altına alınıyormuş. Yapılan tetkiklere göre kusmaya neden olabilecek herhangi bir organik neden saptanmamış. saatlerce veya günlerce bulantı ve kusma ataklarının görüldüğü bir sendromdur.PB 146 Fluoksetin ile Başarılı Bir Şekilde Tedavi Edilen Siklik Kusma Sendromu: Bir Olgu Sunumu Hatice Altun*. kaygısının azalmasına bağlı olabileceği gibi. yapılan ‘Durumluluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği’ne göre kaygı düzeyinin yüksek olduğu saptandı. Olgu: 14. bilinmeyen bir mekanizmayla da ilişkili olabileceği düşünüldü. Kusma öncesinde birkaç saat süren bulantısı ve atak sırasında hastanede yatmasını gerektirecek şekilde halsizlik. Kusma periyodları arasında hasta normal yaşamına devam etmektedir. Hastaya koruyucu tedavi olarak. bazı kusma ataklarının herhangi bir stres faktörüyle ilişkisi yokmuş. 1 gün süren kusma atağı oldu. atak tedavisi ve atak aralıklarının uzatılması stratejilerini içerir. Bu olgunun Fluoksetin’le belirtilerinin düzelmesi. Fluoksetin’le tam remisyon sağlanan bir kız hasta tartışıldı. atağın önlenmesi. Hasta ataklarının olmadığı dönemlerde günlük işlevine devam ediyormuş. Sonuç: SKS. Özgeçmişinde ve soygeçmişinde özellik yoktu. Genellikle stresli durumlarda atakları artma göstermekte birlikte. Ayrıca hasta kusma nedeniyle hastanede yatmaktan rahatsız olmaktaymış. Kahramanmaraş ** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bu olguda.

anhedoni. En çok görülen belirtiler depresif duygudurum. Comprehensive Textbook of Psychiatry. “Ben yokum siz sadece elbiselerimi görüyorsunuz” diyor ve uğraşılara katılmıyordu. 2008 yılında Olanzapin ve Karbamazepin. bir yandan da ilginç bir biçimde ölümsüz oldukları sanrılarına sahip olabilirler. Özgen G. 1620. İlk yakınmaları 2006 yılında iki yakınının arda arda ölümü sonrası suçluluk düşünceleriyle başlamış. . iştahsızlık. Acta Psychiatr Scand 1995. kardeşleriyle İzmir'de yaşayan. Aripiprazol 25 mg/gün ile kombine sekiz seans EKT uygulanan hastanın belirtileri tam düzeldi. ilaç ve yiyecek alımının hiç olmadığı günlerin olması üzerine hastaya Elektro Konvulzif Tedavi (EKT) başlandı. Hastalar bedenlerinin ve organlarının bir bölümünün ya da tamamının ölü olduğuna inanırken. Dr. nihilistik sanrılar. Tartışma: Cotard sendromu ender görülür. 2009. Ruiz P editors. **Almıla Erol. Hastalarda değişik psikiyatrik belirtiler olabilir. Yaklaşık bir ay boyunca yakınmalarında düzelme olmaması. suisidal düşünceler ve kollarının kendisine ait olmadığını düşünme eklenmiş. suçluluk ve ölümsüzlük düşünceleridir. **Levent Mete *Ass. Bu sendromda kişi karakteristik olarak organları ve bedeni dahil tüm varlığını. Kapalı servise yatırılan hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygulanım. Olgu: 32 yaşında bekar. 9th Edition. çalışmayan kadın hasta. Venlafaksin 75 mg/gün ve Aripiprazol 10 mg/gün başlandı ve Aripiprazol dozu 25 mg/güne çıkıldı. avolusyon. ilkokul mezunu. bizim hastamızın belirtileri de bu çerçeve içerisindedir. p. Mojtabai R. Hastamızda da EKT tedavisi başarıyla sonuçlanmıştır. Cotard sendromu tanısı konularak izleme alındı. Her defasında yakınmaları düzelen hasta ilaçları kendiliğinden bırakmış ve yakınmaları tekrarlamış. 2009'da Sertralin ve Olanzapin. Luque R. Other psychotic disoders. Cotard Sendromu: Ender Rastlanan Bir Vak’a New/Yeni Symposium Journal 2010. Kaynaklar: 1) Fochtmann LJ. Hastaya psikotik bulgulu depresyon. Cotard’s syndrome: analysis of 100 cases. kollarım bende değil” şeklinde nihilistik sanrılar ile kendisini mezarda görme şeklinde görsel varsanılar tanımlandı. anerji. Mutsuzluk.PB 147 Cotard Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. Sarı İ. In: Sadock BJ. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş: Cotard sendromu ilk kez 1880 yılında Jules Cotard tarafından tanımlanmıştır. Vitamin B12 eksikliği dışında rutin incelemeleri olağandı. 3) Berrios GE.. “Ben öldüm. statüsünü ve sahip olduğu her şeyi kaybettiğini düşünür (1). Sadock VA. negativist tutum. Beyin MRG ve EEG incelemeleri normal sınırlardaydı. Cotard sendromu pek çok psikiyatrik hatta organik bozuklukla birlikte görülebilir (2). Bromet EJ. Havle N. Zamanla ölü olduğunu düşünmeye başlamış. 2010'da Risperidon. Ocak 2012'de Aripiprazol ve Lityum ile tedavi görmüş.. Nitekim. Cotard sendromunun tedavisinde çeşitli ilaçların yanı sıra EKT de önerilmektedir (3). anhedoni. Dr. Venlafaksin ve Lityum. **Doç. 91: 185-188. 48 (2): 129-131. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. psikomotor etkinlikte azalma saptandı. 2) Özköse M. bu dünyada değilim.

Doğal afetler. Yüksel Ş. 90:41-69. tanı karmaşası buna bağlı tedavi seçeneklerinin sınırlarının net olmaması bu olgulara yaklaşımı kısıtlayabilmektedir. (2001). cinsel isteksizlik. Tartışma: Jacobs’un (1) travmatik yas için önerdiği dört temel ölçüt göz önüne alındığında NY’nin tanısının travmatik yas olduğu kanaatine varılmıştır. normal bir yas süreci gibi değerlendirilip tedavi arayışına gidilmemişti. Son olarak oğlunun ‘frene bas baba’ sesini hatırlıyormuş. American Psychiatric Association. Topçu Z. Kaynaklar: 1.7:167-175. bedensel yakınmaları. 2. kazalar. Travmatik yas. Bir yıl önce kendi kullandığı traktörün freni tutmaması neticesinde oğluna çarpmış. oğluyla ve kaza anı ile ilgili yeniden yaşantılama belirtileri. Jacobs S (1999). 2000 4. Yüksel Ş. aile içi-toplumsal şiddet. DC: American Psychiatric Association. Torunu ile görüşmesine izin vermemiş. Olgun-Özpolat T. Zeynep Yıldız Akbey. Washington. Tedavisi travmatik yas belirtileri göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Bu yazıda travmatik yasla gelen bir olgu tartışılacaktır. dünyanın darmadağın olduğunu düşünme şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurmuş. şiddet içeren ve dehşet uyandıran bir şekilde ise kaybı yaşayan kişinin verdiği tepkiler “travmatik yas” olarak tanımlanır (1). Travmatik yas nedeniyle ruh sağlığı çalışanlarına başvuru da sınırlı olmaktadır(4). kaza ile ilgili yoğun suçluluk düşünceleri. Text Revision (DSM-IV-TR). Kocaeli Giriş: Kayıptan sonra ortaya çıkan ruhsal tepkilerin bütünü “yas” olarak değerlendirilir ve doğal bir sürecin parçasıdır. suçluluk düşünceleri. Ancak son aylarda işlevsellikte ciddi azalma olması üzerine yakınları tarafından polikliniğimize getirilmişti. Brunner/ Mazel Inc. erkek. 3. Aslıhan Polat Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Hatice Sodan Turan.PB 148 Oğul Kaybı: Bir Travmatik Yas Olgusu Nermin Gündüz. Treatment and Prevention”. oğluna yönelik yoğun özlem duyguları mevcuttu. Kazadan sonra oğlunun eşinin NY’ye yönelik suçlamaları olmuş ve evi bu nedenle terk etmiş. Bu yakınmaları bir yıldır devam etmesine rağmen. 52 yaşında. “Traumatic Grief. çatışma ve savaşlar çok sayıda ani ve şiddet içeren kayba neden olabilmektedir (2). Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. Olgu: NY. kendine geldiğinde oğlunun kaza anında öldüğünü öğrenmiş. Klinik Psikiyatri 2004. NY’nin halen devam eden depresif belirtileri. . Olgu sayısının sınırlı olması. Sezgin U. kaza haberlerine yönelik kaçınma davranışları. içe kapanma. Kayıp beklenmedik. Diagnosis. “Ne Zaman Travmatik Yas Tanısı Konur? Ne Zaman Tedavi Başlar?”. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. Travmatik yas sonrası ortaya çıkan patolojik belirtiler sıklıkla olağan yas gibi değerlendirilip gözden kaçabilir. Dişcigil AG (2004). “Yakınlarını Kaybeden Kişilerin Ruhsal Durumlarının ve Yas Tepkilerinin Karşılaştırılması”. Toplum ve Bilim. Sonrasında dissosiyatif bir süreci olmuş. konuşmama. acı ve huzursuzluk hissi. DSM IV-TR’de “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” (TSSB) ölçütü içinde değerlendirilmektedir (3). travmatik yasa ilişkin ayırt edici ruhsal sorunların tanımlanmasına ve değerlendirmede yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır.

Klinik Psikiyatri. Hıdıroğlu H. 66 yaşında. Akşam 22:00'da tek doz ketiapin alan hastanın saat 22:50 sularında aniden baş dönmesi ve gözlerde kararma hissi olup arteryel tansiyonu 80/60 mmHg. kendine bakımı azalmış. Burada hipertansiyon öyküsü ve antihipertansif ilaç kullanan ancak tek doz 100 mg ketiapin verildikten sonra hipotansiyon gelişen ve yoğun bakım koşullarında stabilize edilen bir olgu sunumu yapılmıştır. Özgeçmişinde.Şenol S. bilinç bulanıklığı ve uyku hali gelişti. Hastada ‘Depresif bozukluk’ düşünülerek yatışı yapıldı ve sertralin 50 mg/gün ve 100 mg/gün ketiapin başlandı. Kandemir G. duygulanım depresif.iştah azalmış olarak değerlendirildi. şikâyetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurdu. konuşmama. 3–4 aylık iyilik halinden sonra ilaç kullandığı halde rahatsızlığı tekrarlamış. psikomotor aktivite azalmış. Ketiapinin emildikten 2 saat sonra plazma tepe noktasına ulaşması ve yarılanma ömrünün 7 saat olması değerlendirildiğinde. nabız 98 atım/dk olarak ölçüldü. damar yolu açıldı ve serum fizyolojik (SF) verildi. ekstrapiramidal semptomlara ve antikolinerjik yan etkilere yol açmaması nedeniyle yaşlılarda tercih edilen atipik antipsikotiklerdendir (1). Hastanın tansiyonu 70/50 mmHg’ ye düştü. Psikiyatri Bölümü. Hasta trendelenburg pozisyonuna getirildi.PB 150 Tek Doz Ketiapin Kullanımına Bağlı Yaşlı Hastada Gelişen Ciddi Hipotansiyon: Bir Olgu sunumu Osman Özdemir. moralsizlik. Hasta yoğun bakıma alınarak monitorize edildi. Ketiapin sedasyona neden olduğundan yaşlı hastalarda düşük dozlarda hipnotik amaçlı kullanılabilmektedir. halsizlik. hipertansiyon nedeniyle antihipertansif ilaç kullanımı vardı. Sonuç olarak ketiapinin sık karşılaşılan yan etkileri arasında olan hipotansiyon morbidite ve mortalite sebebi olduğu için özellikle yaşlı hastalarda dikkat edilmelidir. Ruhsal durum muayenesinde. uyku.Hocaoğlu Ç. Olgu: H. Ketiapin kullanımı sırasında ortaya çıkan sinüs taşikardisi: Üç olgu sunumu. 2. Tartışma: Antihipertansif kullanan ve tansiyonları normal seyreden hastaya ketiapin verildikten sonra arteriyel tansiyonu 80/60 mmHg’a düşmesi hastada ketiapine bağlı hipotansiyonu düşündürmektedir. Ketiapin. kadın. görüşmeye ilgisiz.4:25-37 . Van Giriş: Baş dönmesi.E. uykusuzluk iştahsızlık. 2001. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2009. düşük ses tonuyla kısa cevaplar veriyor. ilaca bağlı hipotansiyon tanısını desteklemektedir(2). Çocukluk ve Ergenlik Dönemi Şizofrenisinde Tedavi. Kaynaklar: 1. halsizlik ve senkop gibi belirtilerle seyreden hipotansiyon. Takiplerinin dördüncü saatinde tansiyonları 110/70 mmHg’ye kadar çıkan hasta psikiyatri servisine alındı. yaşlı bireylerde düşme ve kırıklara neden olduğu için tehlike oluşturmaktadır. 10 ay önce benzer şikâyetleri başlayan hasta essitalopram 20 mg/gün ve trazodon 50 mg/gün tedavisinden fayda görmüş.19:55-58. Pınar Güzel Özdemir İpekyolu Devlet Hastanesi.

Nörolojik muayene: Motor disfazi. sık düşme ve subkortikal tipte demans ile karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır. disprozodinin eşlik ettiği hafif duyusal disfazi. literal parafaziler. PSP’nin Frontotemporal Demans (FTD) ile ilişkili olabileceği de bildirilmiştir. bozuk). saçlarını tarayamadığı. Basit komutları anlayabiliyor. kesin tanı için postmortem incelemeye gereksinim vardır. sonrasında yakın bellek kusuru. Son bir yıldır apati. Belirgin vasküler patolojiye rastlanmamıştır. . yerinde duramama. artikülasyon hataları. orta beyin yapılarında atrofi ve buna bağlı olarak midsaggital kesitlerde ‘’hummingbird bulgusu’’ mevcuttur. Bu bildiride konuşma bozukluğu ile başlayan. Sonuç ve Tartışma: Nöropatolojik ve klinik açıdan PSP ve FTD’nin ilişkili olduğunu bildiren yayınlar artmaktadır. eğitimsiz. Geriyatrik Psikiyatri Birimi Giriş: Progresif Supranükleer Palsi (PSP) simetrik akinetik-rijid parkinsonizm. Erguvan Tuğba Özel KızılAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. sık düşmelerinin başladığı öğrenildi. uykusuzluk. L-Dopa tedavisine yanıt alınamadığı tıbbi kayıtlardan öğrenildi. 76 yaşında. apraksi. Bu olgu FTD ya da Alzheimer hastalığının atipik varyantı ve PSP birlikteliği açısından tartışmalı bir olgu olup. bozuk). bir PSP-FTD olgusu tartışılacaktır. Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine beş yıl önce başlayan ilerleyici konuşma bozukluğu ile başvurdu. Frontal Değerlendirme Aracı: 4/18 (<9. dengesizlik. supranükleer tipte bakış felci. son zamanlarda evinin yolunu bulamadığı. yürütücü işlevlerde bozukluk ve diğer PSP bulguları eklenmiştir. Nöropsikolojik Değerlendirme: Standardize Mini Mental Test: 14/30 (<24. soyunup. sıvı gıdaları yutmakta güçlük çektiği bildirildi.03 (>3. Saat Çizme Testi: 0/5 (<3. Bilişsel Kayıp için Bilgilendiriciye Uygulanan Anket: 4. Bu vakada once konuşma bozukluğu başlamış. dengesizlik. Duraksayarak. Olgu: İB.giyinemediği. İşlevsel Faaliyetler Anketi: 14/30 (>9. Bilgen Biçer Kanat. Vertikal bakış kısıtlılığı mevcuttu. yarım sözcükleri mevcuttu. Dört ekstremitede belirgin bradikinezi ve bilateral üst ekstremitelerde rijiditesi mevcuttu. karmaşık cümleleri anlamakta güçlük çekiyordu. Konuşma bozukluğunun başlamasından yaklaşık bir yıl sonra bradikinezi. Bir yıl önce hafif unutkanlığı olan hastanın. üst ekstremitede belirginleşen simetrik rijiditesinin oluştuğu. Son yıllarda konuşma bozukluğu ile başlayan PSP olguları bildirilmektedir. İleride yapılacak çalışmalar geniş vaka serilerinde bu tanıların klinik ve nöropatolojik açıdan aynı spektrumun içinde yer alıp almadığını aydınlatmayı hedeflemelidir. bozuk). patlayıcı tarzda konuşan hastanın konuşmayı başlatmaktaki zorluğu. bozuk). Beyin MRG: Yaygın kortikal atrofi.4. Beyin PET: Sağ pariyeto-oksipital bölgede daha belirgin olmak üzere serebral kortekste yaygın metabolizma azalması. apati. bozuk). işçi emeklisi erkek hasta. Psikiyatrik muayene: hafif depresif belirtiler.PB 151 Konuşma Bozukluğu ile Başlayan Progresif Supranükleer Palsi ve Frontotemporal Demans Olgusu Umut Altunöz.

bu eşyalar nedeniyle evde adım atacak yer kalmadığı öğrenilmiştir. Yakınlarından davranış değişiklikleri ortaya çıkmadan önce hastanın eski halı. Geropsikiyatri Birimi ** Çankaya Üniversitesi. Demansta kompulsif biriktiriciliğin yaygınlığının %22 civarında olduğu bildirilmektedir. lisan bozukluğu ve yürütücü işlevlerde bozukluk. isteksizlik. erkek hasta. İleri yaşta görülen depresyona eşlik eden kompulsif biriktiriciliğin yürütücü işlevler. Kranial BT‘de diffüz serebral kortikal atrofi. uyuklama. kadınlara sözel tacizde bulunmayakınmalarıyla başvurmuştur. Kliniğimize eşiyle kavga etme.Hasta Frontotemporal demans tanısıyla izleme alınmıştır. HastaLewy Cisimcikli Demans tanısı ile izleme alınmıştır. eğitimsiz. Gülbahar BAŞTUĞ**. Yakınlarından eşyalarını koyduğu yerleri unuttuğu. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. çocuklara küfür etme. Psikiyatrik muayenesinde yakın bellek ve dikkat bozukluğu başta olmak üzere. sözel bellek ve bilgi işleme bozuklukları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir . Kraniyel MRG’sinde yaygın kortikal atrofi saptanmıştır. Olgu 2: NB. Psikoloji Bölümü Giriş:Kompulsif biriktiricilik yaşlılarda gençlere kıyasla daha sık görülmektedir (1).PB 152 Üç Olgu ile Demansta Kompulsif Biriktiricilik Bilgen Biçer KANAT*.Eskiden obsesif kompulsif bozukluk bağlamında değerlendirilen bu davranış. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. uykusunda rüyalara uygun hareket ettiği. eşyaları koyduğu yerleri unutma yakınmalarıyla başvurmuştur. Alzheimer Hastalığı tanısıyla izlenen hastanın evden gitme ve kağıt biriktirme (dolaplar dolusu eski gazete ve kağıt) gibi davranışları olduğu öğrenilmiştir. yakın bellek ve dikkat bozukluğu ile görsel varsanıları olduğu saptanmıştır. Kliniğimize söylenenleri hatırlayamama. moral bozukluğu. Bu yazıda kompulsif biriktiriciliği bulunan üç farklı tipte demans olgusu sunulmuştur. .günümüzde bağımsız bir bozukluk olarak ele alınmaktadır. Tartışma: Üç olguda da depresif belirtilerin bulunduğu ve demansın erken evrelerinde biriktiriciliğin olduğu dikkat çekmektedir. kalem. geceleri kalkıp dolaştığı. Sevinç KIRICI *. Kranial MRG‘de bilateral temporaparietal atrofi saptanmıştır. işçi emeklisi. saksıları. erkek hasta. Yaşlılık çağında başlayanbiriktiriciliğin demans için öncül belirtilerden olabileceği akılda tutulmalıdır. düşünce içeriğinde fakirleşme. Beyin PET görüntülemede frontal loblarda hafif ve temporal loblarda orta derecede hipometabolizma gözlenmiştir. memur emeklisi. 74 yaşında. bitmiş otobüs kartı biriktirdiği. duygulanımında küntlük ve yürütücü işlevlerde bozukluk saptanmıştır. Umut ALTUNÖZ*. emekli memur. apraksi. 66 yaşında. Kliniğimize iştahsızlık. Erguvan Tuğba ÖZEL KIZIL* *Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. camide türkü söyleme. 81 yaşında. Olgu 1:İB.lise mezunu. lise mezunu. çakmak.erkek hasta. Olgu 3: CFT. unutkanlık ve böcekler görme şikayetleriyle başvurmuştur. depresif belirtiler. balkonunda sokaktan bulduğu plastik şişeleri. yiyecek kaplarını biriktirdiği vebalkonun kullanılamayacak hale geldiği öğrenilmiştir. gazete.

Hastanın bundan sonraki bir yıl boyunca nöbet geçirmediği öğrenildi. 3 kez daha tekrarladı. Venlafaksin 75 mg 1x1. Bu yazıda 80 yaşında. depresif içerik mevcuttu. kardiyolojik. Son nöbet. venlafaksinin son dozu alındıktan 20 saat sonra gözlendi. Psikiyatrik muayenesinde duygudurumu depresif ve anksiyözdü. Ayrıntılı metabolik.gün tonik kasılmalarla başlayan. Tablo. Tartışma: Hayvan ve insan çalışmalarında venlafaksinin yüksek dozlarının prokonvülzan etki yaptığı gösterilmiştir. Venlafaksinin terapötik dozda nöbete neden olması olgumuzu ilginç kılmaktadır. Psikiyatri AD. 3dk süren. Psikomotor aktivitesi ve iştahı azalmıştı. Yaşlılarda antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler.PB 153 Yaşlıda Terapötik Dozda Venlafaksine Bağlı Tekrarlayan Epileptik Nöbetler: Olgu Sunumu Özge Kılıç1. uyaranlara yanıtsız olduğu. Tedavisi. İstanbul Giriş: Psikotrop ilaçların. mirtazapin 15 mg 1x1 ve alprazolam 0. bellek ve yürütücü işlevleri yaşına uygundu. Turan Ertan1. Hastada Major Depresyon ve Komplike Yas tanıları düşünüldü. İnsomni mevcuttu. İstanbul 2İstanbul Üniversitesi. terapötik dozda venlafaksin kullanımına bağlı tekrarlayan epileptik nöbetler geçiren bir olgu sunulacaktır. Yakınmaları 4 yıl önce kızının lösemi nedeniyle ölmesi ile başlamıştı. Olgu sunumu ile venlafaksine bağlı epileptik nöbet ile ilişkili yazının kısaca gözden geçirilmesi ve yaşlıda akılcı ilaç kullanımına dikkat çekmek amaçlanmıştır. hayattan keyif almama ve içe kapanma yakınmalarıyla başvurdu. Çiğdem Özkara2 1İstanbul Üniversitesi. sitalopram 20mg 1x1. Anhedoni ve anerji tarif etmekteydi. Dikkat. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. yaşa bağlı fizyolojik değişiklikler. Akut ve idame tedavide kullanılan antidepresanların yaşlıdaki en uygun dozlarının belirlenebilmesi için daha fazla kanıta gereksinim vardır. devamına gerek duyulmayarak 2. polikliniğimize kabızlık. Olgu Sunumu: 80 yaşında. erkek hasta. Benzer nöbetler. . Bedensel yakınmaları için yapılan incelemelerinde hiçbir patoloji saptanamamıştı. venlafaksine bağlı akut semptomatik epileptik nöbet olarak değerlendirildi. idrar yapma güçlüğü.günü 150 mg/gün dozuna çıkıldı. kendiliğinden sonlanan ve sonrasında oryantasyonun olmadığı postiktal konfüzyonun seyrettiği bir nöbet görüldü. komorbidite ve çoklu ilaç kullanımı nedeniyle gençlerden daha sık olabilir. nöbet eşiğini düşürerek epileptik nöbetleri tetikleyebildikleri bilinmektedir. elektroensefalogram ve lomber ponksiyon incelemeleri sonucunda nöbeti açıklayacak hiçbir patoloji bulunamadı. Düşünce içeriğinde hastalıkla ilişkili ve bedensel aşırı uğraşlar. sık doktora gitme. başlanmasının 5. nörogörüntüleme. Yatırılarak takip edilen hastanın aldığı paroksetin 20 mg 1x1 ve ketiyapin 100 mg 3x1 azaltılarak kesildi. arkasından klonik atmaların eklendiği. ketiyapin 125 mg 1x1 ve levatirasetam 250 mg 2x1/2 olarak düzenlendi. afekti uygundu. ayda kesildi. Hastanın bu dozu aldığı 3. Venlafaksin kesildi.5 mg 1x1 başlandı. Levatirasetam. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Nöroloji AD. Venlafaksin.

uyku atakları ve katapleksi ile epilepsi özellikle atonik nöbetler düşünülebilir. sıklıkla katapleksinin eşlik ettiği bir tablodur. semptomların şiddeti yıllar içinde sabit kalmakla birlikte dalgalanmalar görülebilen bir uyku bozukluğudur. sinirlilik. Hastanın dissosiyatif belirtileri tedaviden sonra gözlenmedi. Bildiğimiz kadarıyla dissosiyatif belirtilerin öncülük ettiği olgu bildirilmemiştir. Sleep Med. Tartışma: Narkolepsi.Akintomide GS. gün içerisinde karşı konulamaz 15–20 dakika süren uyku atakları olunca tekrar psikiyatri polikliniğine başvurdu.Yavuz Selvi İpekyolu Devlet Hastanesi Psikiyatri Bölümü VAN.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. iki çocuklu. yatarak tedavi hikâyesi mevcut. Hasta halen modafinil 600 mg/gün ve fluoksetin 20 mg/gün kullanıyor. Hastanede yattığı dönemde dissosiyatif semptomlar (amnezi. aksine yakınmaları arttı. Ancak epilepside bilinç tümüyle kapalı ve postiktal konfüzyon görülürken narkolepside görülmez ve kişi hemen uyandırılabilir. ailesiyle yaşıyor. Rickards H. BTA dissosiyatif bozukluk. Adem Aydın. klinik ve laboratuar değerlendirmeleri sonucunda narkolepsi tanısı konan ve tedavi edilen bir olgu sunulmuştur.Nishino S. Narkolepsinin duygudurum bozuklukları ve şizofreni ile belirli semptomlarının örtüştüğü bildirilmiştir. Neuropsychiatric Disease and Treatment. ani düşme atakları ve hipnogojik halüsinasyonlar gibi narkolepsi belirtileri gösteren. Clinical and Neurobiological Aspects of Narcolepsy. ancak antiepileptik tedaviden fayda görmedi. Giriş: Narkolepsi. farmakolojik olmayan yaklaşımlarla birlikte MSS uyarıcıları ve modafinil kullanılmaktadır (2). VAN. 2. kısa süreli uyku ataklarından oluşan. 2007. . yerinde duramama şikâyetleriyle psikiyatri kliniğine başvurusu. Hastaya narkolepsi tanısı konularak ‘modafinil’ verildi ve belirgin fayda gördü. füg ve depersonalizasyon) tespit edilerek SCID değerlendirmesi ve DES uygulanmış. Ayırıcı tanıda hastalığın başlangıç döneminde. 2011:7 507–518. Gündüz aşırı uykululuk ve katapleksi narkolepsinin iki önemli semptomudur (1).Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD.Narcolepsy: a review. Tedavisinde. Hasta nöroloji görüşü de alınarak epilepsi tanısı ile tedavi edildi. Olgu: 35 yaşında. etyolojisi henüz tam belirlenemeyen. kadın. gün içinde karşı konulamaz derecede şiddetli. Kaynaklar: 1. Bu yazıda dissosiyatif belirtiler ve depresif semptomları olan ancak kısa süre sonra aşırı uykululuk. O dönemde istirahatte ve uyku yoksunluğu sonrası çekilen EEG ve beyin MR tetkikleri normal olan hastanın uygulanan MSLT sonucunda ortalama uyku latansı 5 dakika olarak saptandı ve uyku başlangıçlı REM epizodları tespit edildi. Olgumuzda olduğu gibi antiepileptiklerden fayda görmez. 5 yıl önce başlayan uykusuzluk.PB 154 Dissosiyatif Semptomlarla Ortaya Çıkan Bir Narkolepsi Olgusu Pınar Güzel Özdemir. depresyon tanıları ve antidepresan tedavi ile taburcu olduktan 2 ay sonra ani dokunmalarda ve gülmelerde yere yığılma şeklinde nöbetleri başlayan hasta.

Başar BİLGİÇ**. hemogram. EEG. Ertesi gün hastanın tekrar göğüs ve boyunda kasılması olunca telkinle kasılmalar durdu ve tekrarlamadı. . başlangıçtan itibaren paterninde belirgin değişiklikler olması. kol ve bacaklara yayılır.PB 155 Stiff Person Sendromu ve Konversiyon Bozukluğu Ayırıcı Tanısı Yapılan Bir Hasta Meliha ÖZTÜRK*. Tartışma: Hastanın kasılmalarının lokalizasyonu stiff person sendromu ile uyumluydu. etraftaki söylenenleri duyduğu ancak cevap veremediği bir nöbeti olduğu öğrenildi. Yatışı sırasında hastanın karın ve boynunda ritmik olmayan. ancak kasılmaların telkinle geçmesi.2011 tarihinde psikiyatrik değerlendirilmesi istendi.08. ara vererek dört gün boyunca hiç olmaması. Servis yatışı sırasında bakılan rutin biyokimya.Haşmet HANAĞASI**. anti nöronal antikor paneli ve otoimmün ensefalit paneli negatif saptandı. Hastada 3 Haziran 2012 de ayağında kasılma ve hareket ettirememe başladığı. Amacımız İTF nöroloji kliniğinde stiff person ön tanısı ile yatırılan ve yatışı sırasında konversiyon bozukluğu ayırıcı tanısı için psikiyatrik değerlendirmesi istenen bir vakayı tartışmaktır. Doğan ŞAHİN**İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı **İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Giriş : Stiff Person sendromu çizgili kaslarda giderek artan istemsiz kasılma ve kas rijiditesi ile karakterize bir hastalıktır. Bu kasılmaların son 2 ay içinde hastanın Ankara’ya gittiği 4 gün ve kliniğimizde yattığı 4 gün dışında her gün olduğu. disosiatif nöbetlerin eşlik etmesi. üniversite mezunu ve dini bir cemaatle bağlantılı bir yurtta müdür yardımcısı olarak çalışıyor. Tüm bu bulgular sonucunda hastanın tanısının konversiyon bozukluğu olduğuna karar verildi. bakılan kanser belirteçleri. Vaka: 25 yaşında erkek hastanın 13. batın BT. fakat söz konusu kaslar telkinle istirahate sevk edilebiliyordu. 9 Haziranda psikolojik stres sonrasında kollarını çapraz yaptığı. Elif KOCASOY ORHAN**. Sertlik genellikle bel bölgesinden başlayarak aylar içinde sırt. ve üriner sistem USG normal bulundu. Hasta. Çekilen EMG de istemsiz kasılmalara eşlik eden motor ünite boşalımları görüldü. hastaneye yatışından önce 45 dakika süren “Alalh’ın isimlerini” bağırdığı bir nöbet olmaya başladığı ve bu arada bakılan Anti GAD antikorun negatif geldiği öğrenildi. Mehmet Barış BASLO**. Konversiyon bozukluğu organik bir sebeple açıklanamayan motor ve duyu alanında görülen işlev bozukluğudur. kısa süreli ve tekrarlayıcı kasılmaları gözlemlendi. toraks. göğsünde kasılma olan. EMG de kasların telkinle istirahate sevk edilebiliyor olması ve Anti GAD negatif olması stiff person sendromunu dışlayan bulgulardı.

boğazda düğümlenme şişikinlik yakınmalarının tamamen ortadan kaybolduğu görüldü. Tijschr Psychiatr 2011. EMG tekikleri yapımış.A. 2008. Hasta ile yapılan görüşmede ek olarak sırt ağrısı. Baskı. geldi. kadın doğum. Polat A. 2/5 kardeş. Literatürde somatizasyon bozukluğu farmakoterapisine ilişki kontrollü çalışma bulunmamaktadır. mensturasyon sırasında ağrı. Sabbe BG.376 .Baskı./gün sülprid tedavisi başlandı.Öztürk O. genel cerrahi. (eds). Köroğlu E. endoskopi ve laparoskopik inceleme. (2) 25 yaşında evli. (3) Antipsikotik ilaçların somatoform hastalıklarda kullnaımına ilişkin Decoutre ve arkadadaşlarının yapmış olduğu gözden geçirme çalışmasında özellikle fonksiyonel dispepsi tablosunun antipsikotik tedaviye iyi yanıt verdiğine dikkat çekilmektedir.H.538 3. Hastanın 2 yıllık süre içinde dahiliye. çocuğu yok. Yaklaşık 4 ay süreyle izlenen hastanın tüm ağrı ve gastointatinal semptomlarınn kaybolduğu gözlendi. nöroloji hekimerince takipleri yapılmış. çalışmıyan kadın hasta yaklaşık 2 yıldır devam eden karın ağrısı yakınması. Hastanınn takipleri aylık olarak devam edildi. 11. a review. Somatizasyon bozukluğunda genç yaşlarda başlayan ve yıllarca süren çok değişik fizik belirtilerle giden bir rahatsızluık söz konusudur. Antipsychotic agents in treatment of somatoform disorders. Uluşahin A./gün kullanımı mevcut.Decoutre L. Hastanın sertralin tedavisi sonlandırılarak 100mg. 1. göğüs ağrısı yakınmalatı var bu ağerılrdan ve somatizasyon bozukluğu kriterlerini karşılayacak şekilde aralıklı bulantı ve kusmalar.PB 156 Sülprid Tedavisine İyi Yanıt Veren Sertraline Dirençli Somatizasyon Bozukluğu Olgusu Mustafa Burak Baykaran Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları E. karın ağrısı. boğazda düğümlenme duygusu yakınmaları olduğu da öğrenildi. mensturasyon düzensizlikleri. Van den Eede E. 15 gün sonraki ilk kontrolde hastanın bulantı kusma. Somatizasyon bozukluğu ve farklılaşmamış somatoform bozukluk in: Psikiyatri Temel Kitabı. (1) Hastamızda tablonun hızlı ve etkin düzelme gözlenmesi somatizasyon bozukluğu tedavisinde antipsikotiklerin en az antidepresanlar kadar önemli olduğunu göstermesi açısından değerlendirilmelidir. 2. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Hyb Basım Yayın. 2007:369.Yücel B. Güleç C. Moorkens G. EEG. Hastada yapılan tetkiklerde belirgin bir patoloji saptanmamış. Yaklaşık 6 ay süreyle psikiyatri takibinde olan hastanın sertralin100mg. Ankara: Tuna Matbaacılık.53:163-173 2.

kadın. 2. s. Anksiyöz duygulanım gözlendi. ağır seyirli. 24(7): 1193–1203 2. devamlı aynı kelimeleri tekrar etme şeklinde yakınmaları devam etmiş. Olgumuzda hiperoralite. Neurology. bellek bozukluğu. kooperasyon kısıtlıydı. aşırı ve uygunsuz yemek yeme. Klüver-Bucy Sendromu gelişebilir(2). Diğer Enfeksiyöz Hastalıkların Nöropsikiyatrik Yönü. soyut düşünmesi. hiperoralite. Temporal ve frontal lobların inferomedial bölümlerinde nekrotizan lezyonlar yapar(1). hipermetamorfoz. azalmış vokal ve motor tepki.33(9):1141- . Ahmet Levent Mete* *İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi.PB 159 Herpes Ensefaliti Sonrası Gelişen Klüver-Bucy Sendromu: Olgu Sunumu Dursun Hakan Delibaş*. amnezi. Lilly R et al. demans. Sadock VA (ed) Güneş Kitapevi. kafa travması.A. yargılaması bozulmuştu. Yaşayan hastaların çoğunda sekel görülür. Dementia Following Herpes Zoster Encephalitis. İzmir **İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. evli. Buna ek olarak afazi. İzmir Giriş: Herpes ensefaliti (HSE) sporadik. Radyoloji Kliniği. tuhaf konuşmaları olan. Herhangi bir hastalık öyküsü olmayan hasta. Hastaya DSM-IV’e göre “Diğer Genel Tıbbi Durumlara Bağlı Demans” tanısı konuldu. yakınlarını tanımayan hasta acil servise getirilmiş ve çekilen MR'ında “bilateral temporal hornların medial kesiminin tutan. Klüver-Bucy sendromu. Sadock BJ. Görsel agnozi. Yöntem: Bu yazıda üç yıl önce geçirdiği herpes ensefalitinden sonra Klüver-Bucy Sendromu gelişen bir kadın hastanın tartışılması planlanmıştır. 3 yıl önce ateş yüksekliği. HSE gibi durumlar sonrasında oluşabilen postensefalitik bir sendromdur. yakın ve uzak bellek. Ertesi gün inkontinans. baş ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından sinüzit tanısıyla.455 3. Comprehensive Textbook of Psychiatry VIII. demans.Fallon B. Nörolojik muayenesinde özellik yok. afazi. Sonrasında unutkanlık. fokal ensefalitin en sık etkenidir. amnezi ve epileptik nöbetleri de içerebileceği ve klinik pratikte bu tür olguların az olduğu bildirilmiştir (3). yönelim bozuk. 20 kırmızıküre bulunmuş. Ruhsal durum muayenesinde. geçmişini hatırlamama. Psikiyatri Kliniği. 1983 Sep. Düşünce içeriği fakir. Kaynaklar 1. 2010 October. HSE tanısıyla antiviral tedavi başlanmış. Almıla Erol*. çağrışımları dağınıktı. hipokampal gyruslarda volum kaybı” saptanmış.Uğur Demir**. antibiyotik tedavisi başlanmış. Perseverasyonları belirgindi. Dikkati dağınıktı. 90 beyazküre. The Human Klüver-Bucy syndrome. Tartışma: HSE tedavi edilmediği takdirde %40-70 ölümle sonuçlanır. parankimal doku kaybı ve ensefalomalazik değişiklikler. Bilinç açık. Alzheimer hastalığı. Clin Neuropsychol. tüm vücut da kasılmanın geliştiği epileptik nöbet sonrasında. bilişsel işlevlerde bozulma saptanmış ve Klüver-Bucy sendromu geliştiği düşünülmüştür. Olgu: 31 yaşında. Anlık. hiperseksüalite ölçütlerinden en az 3’ü olmalıdır. Beyin omurilik sıvısında Pandy (+). Bangen KJ et al.

ilk cinsel ilişkinin ağrılı olması gibi travmatik yaşantılarının etiyolojik bir etken olduğu saptanmıştır. bu olayı tekrar tekrar hatırladığı. bu konuda yeni olgu sunumlarına ve araştırmalara gereksinim olduğu düşünülmektedir. Cinsel Eğitim Araştırma ve Tedavi Derneğinin (CETAD) 2007 yılında gerçekleştirdiği araştırmanın verilerine göre vajinismus her 10-12 kadından birinde görülmektedir. tedirginlik ve uyku bozukluğu bulunan. Tıp Fakültesi. ağrılı jinekolojik muayene. beş yaşından itibaren yineleyici tecavüze uğradığı saptanan. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.9 bulunmuştur2. . Ankara ** Gazi Üniversitesi. Burhanettin Kaya** * Ankara Üniversitesi. cinsel terapiye uyum sağlayamayan ve bir seans EMDR uygulaması ile iyileşen bir vajinismus olgusu sunulmuştur. Bu olgunun cinsel terapilere yeni bir bakış açışı kazandırdığı. Yapılan çalışmalarda cinsel taciz. EMDR ile tedavi edilen vaginismus ile ilgili ülkemizde yayımlanmış iki olgu bildirimi bulunmaktadır4. Bu bildiride sekiz aydır cinsel ilişkiye girememe yakınmasıyla başvuran. Cinsel işlev bozuklukları polikliniklerinde yapılan araştırmalarda ise vajinismus sıklığı % 6675.PB 158 Çocukluk Çağında Yineleyici Tecavüz ve Cinsel Taciz Öyküsü Bulunan Bir Vaginismus Olgusunda EMDR’nin Etkinliği Yasemin Hoşgören*. Ankara Vajinismus vajinanın ön kısmının üçte birindeki kaslarda yineleyici ya da sürekli istem dışı kasılması ve sonucunda cinsel ilişkinin olanaksız olması olarak tanımlanmaktadır1. Yapılan çalışmalarda çocukluk döneminde cinsel travma yaşamış kadınlarda. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. 3 Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) tekniği Travma Sonrası Stres Bozukluğunda (TSSB) başta olmak üzere birçok ruhsal bozuklukta kullanılabilmektedir. EMDR’nin travma öyküsü bulunan cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde terapiye uyumu artırıcı süreci hızlandıran bir tedavi tekniği olarak kullanılabileceği. EMDR’nin cinsel işlev bozukluklarında da etkili olduğu. çocukluk döneminde cinsel travma yaşadığını bildiren erişkin kadınlarda travmaya bağlı semptomlarda azalma veya iyileşme sağladığı bildirilmiştir4. EMDR’nin travma ile ilişkili belirtilerde iyileşme sağladığı bildirilmiştir.

iskemik patoloji saptanmadı. 24 saatlik idrarda bakır düzeyi 248 μg/24saat (N:<50 μg/24saat) olarak bulundu. dizartri. kronik hepatit. Dahiliyeye rekonsülte edilen hastada WH tanısıyla penisilamin 150-300mg/gün. lorazepam 3mg/gün ile tedavisi sürerken hipertansiyon gelişmesiyle milnasipranı kesildi. Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. ** Atatürk Üniversitesi. Erzurum. ara ara ortaya çıkan oryantasyon kusuru. nukleus lentiformislerde atrofik değişiklikler. nörolojik. Sonuç: WH’da hepatik belirtiler akut.PB 159 Deliryum Düşünülen Wilson Hastalığı: Bir Olgu Sunumu Atakan Yücel*. BDE 21-6/63 şeklinde iyileşme tespit edildi. heterojen intensiteler izlendi. anksiyöz duygulanım. Psikometrik değerlendirmede Deliryum Derecelendirme Ölçeği(DDÖ) 18/30. seruloplazmin düzeyi 1. amisülpirid 200mg/gün tedavisine devam edildi. 6 yıldır etiyolojisi açıklanamamış kriptojenik siroz öyküsü mevcuttu. Elif Oral*. kilo kaybı bulgularıyla deliryum ve depresif bozukluk öntanıları düşünüldü. Hepatik. psikiyatrik semptomlarla kendini gösterebilir. burun kanaması. Kriptojenik siroz öyküsü yanında nörolojik. . Erzurum. depresif duygudurum. depresyon da yaygın olarak görülür. uykusuzluk. Hastanın kliniğimizde amisülpirid 200mg/gün. DDÖ 10-4/33. 2 ay önce abortus ve küretaj operasyonu sonrası anlamsız konuşmalar. tremor. birkaç günde oryantasyon kusuru düzeldiyse de hareket bozukluklarında iyileşme minimaldi. HAM-D 21-5/51 . halsizlik. insomnia. koreoatetozis. vajinal kanaması kesildi. kollarda bacaklarda distonik postür. yürümekonuşmada zorluk. yakınlarını tanımama şikayetleriyle polikliniğimize başvurdu. Nermin Yücel**. fulminan hepatik yetmezlik olarak kliniğe yansırken nörolojik bulgular dizartri. kısıtlı kooperasyon. amaçsız vücut hareketleri. Dahiliye konsültasyonunda kompanse kriptojenik siroz düşünüldü. Hamilton Anksiyete Ölçeği(HAM-A) 27/56 olarak bulundu. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. sürekli anlamsız gülümseme mevcuttu. ataksi gibi ekstrapiramidal etkilerle karakterizedir. distoni. Beck Depresyon Envanteri (BDE) 33/63. Nedeni anlaşılamayan ekstrapiramidal ve serebellar bulgularla birlikte psikiyatrik semptomları olan genç hastalarda ayırıcı tanıda WH akılda tutulmalıdır. yürüme bozukluğu. Kognitif bozukluk. Bazal ganglionlardaki simetrik izlenen patolojilere yönelik iskemik problemler düşünülerek nörolojiye konsülte edildi. Metabolik-infiltratif patolojiler yönüyle tetkikleri istendi. Nörolojik değerlendirmede DTR bilateral hiperaktifti. anhedoni. psikiyatrik belirtiler gösteren olgumuzda WH tanısına giden süreç ilginç bulunarak sunulmuştur. Sırayla 15 gün ve 45 gün sonra testlerde.46 mg/dl (N:26-63 mg/dl). çinko asetat tedavileri başlandı. Olgu:37 yaşında bayan. siroz. Giriş: Wilson hastalığı (WH) selüler hasarla sonuçlanan bakır toksisitesiyle karakterize genetik zeminli bakır metabolizma bozukluğudur. ruhsal muayenede bilinci açık. talamuslarda. boyunda ayaklarda kasılmalar. Hamilton Depresyon Ölçeği(HAM-D) 27/51. Hasta kognitif testleri uygulayamadı. Beyin MRG’de bilateral bazal ganglionlarda. Göz muayenesinde bilateral Kayser-Fleischer halkası görüldü. Kadın doğum kliniğince tekrar kürete edildi. tremor. Ünsal Aydınoğlu* * Atatürk Üniversitesi. HAM-A 20-10/56. vajinal kanama. milnasipran 100mg/gün.

Kan biyokimya değerleri normal sınırlardaydı. Klinisyenler özellikle geç yaşta başlayan ve psikotik semptomlarla kendini gösteren hastalarda hipotiroidiyi göz önünde bulundurmalıdırlar. 56 yaşında. Farklı ilaçları alarak ve bileğini keserek kendisini öldürmek istemiş. Acil servise özkıyım girişimi nedeniyle başvurdu. Hastanın önceki psikiyatrik belirtisinin olmaması nedeni ile de organik bir etyoloji ön planda düşünülmüştür. Duygudurumunda depresif belirtiler devam eden hastaya essitalopram 10 mg/gün başlandı. Düşünce içeriğinde etrafındaki kişilerin kendisine zarar vereceklerine yönelik perseküsyon sanrıları mevcut. disforik ve depresif duygudurumun ön planda olması nedeni ile psikotik belirtili depresyon tanısı düşünülmüştür. haftasından itibaren tiroid fonksiyon testlerinde ve psikotik belirtilerinde belirgin düzelme oldu. Konya. Psikomotor ajitasyonu mevcut. . Olgu ND. evli.52mıu/ml (0. çocuklarının kendisini zehirleyeceği düşünceleri başlamış.PB 160 Psikoz Kliniği ile Ortaya Çıkan Hipotiroidi Olgusu Şule Gündüz*. ev hanımı.93-1.2) Anti-tg:527 IU/ml (0-115) Anti-tpo: 399. Hastaya Ketiyapin 400 mg/gün başlandı. Tiroid USG: Her iki tiroid parankimi minimal heterojen izlenmiştir. İlk ruhsal muayenesi: Bilinç konfüze. Ailesi tarafından baygın halde bulunan hasta acil servise getirilmiş. Hastanın bakılan tiroid fonksiyon testlerinde freeT3: 2.45pg/ml (0. Psikiyatrik hastalarda klinik hipotiroidizm görülme oranı %0. Hastanın yatışı boyunca ağlamaları ve depresif duygudurumu mevcuttu. Nörolojik muayenede konfüzyon hali dışında bir patoloji saptanmadı. komşularının kendisine kötülük edeceği düşüncesi. Çağrışımlar dağınık. Tiroid hormon replasmanı başlanan hasta tedavinin 2. Vital bulguları normaldi.27-4. Uykusuzluk ve yemek yememe şikayeti eklenmiş. Yapılan endokrinoloji konsültasyonu sonucunda klinik tablo hashimato hipotiroidisi lehine yorumlandı.03 pg/ml(24. Türkiye Giriş Hipotroidizm tiroid hormonun düşüklüğü sonucu oluşan klinik sendromdur. Bilge Burçak Annagür* * Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. Tiroid hastalıkları her yaşta psikiyatrik semptomlara neden olabilir. kadın. Nitekim tiroid fonksiyon testlerinde görülen hipotiroidi bulgusu da bu hipotezimizi desteklemektedir. Tartışma Olgu için geç erişkin yaşta başlaması.1 IU/ml (0-34) olarak tespit edildi. Bu olguda geç yaşta başlayan ve psikotik depresyonun ön planda göründüğü bir hipotiroidi olgusu sunulmuştur. psikotik belirtilerin akut başlangıç göstermesi. ilkokul mezunu.4) freeT4:1.5-8 arasında olduğu gösterilmiştir. Hipotiroidinin depresyonla ilişkisi iyi bilinmesine karşın psikotik semptomlarla da ilişkisinin olduğunu göstermesi açısından iyi bir olgu örneği olduğu düşünülerek hazırlanmıştır. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik öyküsü bulunmayan hastanın son 1 haftadır içe kapanma. Bu olguda hipotiroidiye bağlı olarak akut psikotik semptomlarla karşımıza çıkan bir olgu sunulmuştur. Duygulanımı disforik. Hastaya tiroksin 75 mg/gün başlandı.7) TSH:8.

Jülide Güler. Laboratuarında TSH: 0.09 olarak bulundu.' thyrotoxic psychosis'. . 2-Brownliel BEW. psikomotor aktivitesinin arttığı. T3: 2. ayrıca beta talasemi ve hipertansiyon tanısı olduğu.31(5):762-4. Ellis PM. Kaynaklar: 1-Irwin R.PB 161 Bir Olguda Bipolar Affektif Bozukluk ve İyatrojenik Hipertiroidiye Bağlı Deliryum Eştanısı Fikret Ferzan Ergün. Servisteki ilk psikiyatrik muayenesinde yöneliminin bozuk olduğu. A report of 18 cases. Bunun dışındaki laboratuar tetkikleri normal sınırlardaydı. with statistical analysis of incidence. anksiyete bozuklukları. Bir haftanın sonunda valproik asit 500 mg/gün tedaviye eklendi. T4: 1. Hasta poliklinik takibi planlanarak taburcu edildi ve bir hafta sonraki poliklinik kontrolünde remisyon halinin devam ettiği gözlendi. Delahunt J: Psychosis followin acute alteration of thyroid status. mini mental test puanı normal düzeye ulaştı. duygudurumunun eleve. 142:438-444. hareketlilik şikâyetleriyle Erenköy RSHH acil psikiyatri polikliniğine başvurdu ve yatışı yapıldı. çağrışımlarının dağınık izlenimi verecek kadar hızlandığı. Aile hekiminin önerisiyle tiroksin tedavisi kesilen hastada psikotik semptomlar ortadan kalktı. deliryum vb psikiyatrik bozukluklarla ilişkilendirilmiştir. Walshe JWB. Benzer psikiyatrik tablolar tiroid replasman tedavisi sırasında da bildirilmiştir (1. konuşma miktar ve hızının arttığı. Olgu: 30 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile düzensiz psikiyatrik tedavi tanımlanan 75 yaşında kadın hasta uykusuzluk. Hasta perseküsyon ve referans hezeyanları tanımladı. demans ve deliryum ön tanıları ile ketiapin 25mg/gün ve risperidon 2mg/gün tedavisi başlandı. Tartışma: Bu olgunun kontrolsüz tiroksin kullanımının manik epizodu tetiklemesi ve deliryuma yol açması açısından tartışılması önemlidir. Hasta böcek ve çeşitli hayvanlar görme şeklinde görsel varsanılar ve bu böceklerin vücudunda dolaştığı şeklinde taktil varsanılar saptandı. European J of Endocrinology 2000.00. ancak son bir yıldır kontrole gitmediği. çok konuşma. hayvan şekilleri görme. istemli dikkat ve yoğunlaşmasının bozulduğu saptandı. Hastanın 15 yıldır tiroid tedavisi gördüğü. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: Hipertiroidi mani. üç ay önce katarakt operasyonu geçirdiği öğrenildi. Yapılan değerlendirme sonucu Bipolar bozukluk psikotik özellikle manik epizot. yönelimi düzeldi. ancak öforisi tedavinin daha geç döneminde ortadan kalktı. Mini Mental Testten 18 puan aldı. Wells JE: Psychoses associated with thyrotoxicosis. Rae AM. istemsiz dikkatinin arttığı.2). tiroksin kullandığı. duygulanımın öforik olduğu. hipomani. Aust NZJ Psychiatry 1997 Oct.45.

Hacı Murat Emül. Düşünce içeriğinde eşine karşı kıskançlık hezeyanları ve homisidal düşünceler saptandı. spontan ağlamalar ve irritabilite gözlendi. eşine yönelik kıskançlık hezeyanları ve saldırganlık şikâyetleri nedeni ile başvurduPsikiyatrik muayenesinde emosyonel labilite. Alaattin Duran İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Olgumuz.PB 162 Sol Frontotemporal Tümör Rezeksiyonu Sonrası Gelişen Agresyonun Ön Planda Olduğu Psikoz Vakası Nazife Gamze Usta. . ani öfke patlamaları. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine sol frontotemporal oligodendroglioma rezeksiyonu sonrası gelişen gün içerisinde ani ağlamalar. Ömer Faruk Demirel. Uygulanan risperidon 6mg/g ve valproat 1500mg/g tedavisi ile şikâyetlerinde gerileme gözlenmeyen hastanın valproat tedavisinin çapraz titrasyon ile 600mg/g karbamazepine değiştirilmesi ile klinik bulgularında gerileme gözlendi. Atipik antipsikotiklerin. Bu olgu ışığında da sol frontotemporal tümör rezeksiyonu sonrası gelişen psikiyatrik semptomatoloji ve bu tablolara psikofarmakolojik yaklaşım basamaklarının ele alınması amaçlanmıştır. Bu hastalardaki kompleks nörobiyolojik patolojiden dolayı birden çok reseptörü hedef alan tedaviler kaçınılmaz olmaktadır. Organik beyin sendromunda davranış kontrolünü sağlamada antipsikotiklere kıyasla GABAerjik sistem üzerinden düzenleme yapan karbamazepin gibi antikonvülsan tedaviler önerilmektedir. duygudurum düzenleyiciler ve lityumun artan kullanımları ile nöropsikiaytrik sendromlarda görülen agresyon etkili olarak tedavi edilebilmektedir. İstanbul Son yıllarda cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde epilepsi ve tümör cerrahisinde olumlu sonuçlar alınmakla birlikte bu operasyonlar sonrasında organik beyin sendromu başlığı altında değerlendirilen bazı psikiyatrik tablolar geliştiği ve bu tablolarda tedaviye direncin sık görüldüğü gözlenmektedir.

Yakınmalarında belirgin düzelme gözlendi. yorgunluk yakınmaları olan 37 yaşında kadın hasta. Depresyon %10-40 oranında görülür(3). beslenme reddi. USA. ikincil depresyonu olan. Tedaviden 15-20 gün sonra yakınmalarında artış gözlenmiş. Istafanaus R. Psychological reactions in patients with malignant melanoma. Sjoden P. 2. Rajpar J. İnterferon alfa kullanan malign melanomlu bir hastada ortaya çıkan mani: Olgu sunumu. Eur J Cancer 1995.Brandberg Y. Kurani A. 537. 23(4):291-292. Bu bildiride MM tanısı konan. Şahingöz M. 3. 5. Tartışma-Sonuç: IFN-a kullanan kanser hastalarında sıklıkla depresyon görülmekte. Kaynaklar 1. 9.Marsden J. 2 mg/gün’e çıkarıldı. 4. işitsel-görsel varsanıları vardı. interferon alfa kullanımına bağlı psikoz gelişen ve EKT ile düzelen bir olgu kaynaklar ışığında tartışılmıştır. Aetiology and Prevention of Melanoma.2 sıklıkta görülen. Zeytinci İ. Venlafaksin 225 mg/gün. Risperidon 1 mg/gün başlandı. değersizlik düşünceleri.90 olduğu bir deri hastalığıdır(1). BMJ Books 2009. Mirtazapin 15 mg/gün ve Olanzapin 5 mg/gün tedavisi sürdürüldü. Olgumuz EKT’nin IFN-a kullanımına gelişen psikozun tedavisinde yeri olduğunu düşündürmektedir. 75.Kaya N. Burhanettin Kaya 2 1Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD 2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Malign Melanoma (MM) %18. 5mg/gün Biperiden IM başlandı. The Epidemiolgy. s. Wiley-Blackwell 2008.Zincke MT. İlaç içmeyi reddettiği için 5mg/gün Haloperidol. erken tedavi önemlidir. USA. psikoz. intihar düşüncesi. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008. Psikoz nadir görülür(4). nadiren psikoz eşlik etmektedir. konfüzyon gibi nöropsikiyatrik belirtiler %10 sıklıkta görülebilmektedir. Literatürde IFN-a kullanımına ikincil gelişen psikotik depresyonun tedavisinde EKT’nin yeri ile ilgili bir çalışma vardır(5). The successful use of electroconvulsive therapy in a patient with interferoninduced psychotic depression. halsizlik. 31(2):157-162. Skin Cancer: Recognition and Management. İki hafta sonra belirtilerinde gerilememe olmaması üzerine sekiz seans EKT uygulandı.Schwartz RA. erken tanı-tedavi ile beş yıllık sağkalımın %80. Hastalığa ikincil depresyon %23 oranında görülmektedir(2). J ECT 2007. Hastalığın yinelemesi ve metastazı engellemek amacıyla IFN-a gibi immünomodulatuar ilaçlar kullanılmaktadır. MM hastalarında erken dönemde baş etme gücünü arttırmak. ABC of Skin Cancer. MM tanısı konduktan sonra IFN-a tedavisi başlamış. Buna bağlı olarak depresyon. ikincil gelişen ruhsal bozuklukları tanıyabilmek. . s. Ringborg U.111-115. Tedavinin başından itibaren psikiyatrik değerlendirme ve izlem önerilmektedir. Olgu: Kendine güvenmeme. Taburculuktan iki ay sonra yapılan izleminde iyilik halinin sürdüğü gözlendi. Servise yatırıldığında bir haftadır süren uyku hali.PB 163 Malign Melanom Tanısı Konan ve İkincil Depresyonu Olan Bir Olguda İnterferon Alfa Kullanımına Bağlı Psikoz Gelişimi ve Tedavide EKT’nin Etkisi Melike Küçükkarapınar 1.

29(3):259–66. 2009.¹*. Kaynaklar: 1. duloksetin 60mg/gün başlandı. Dasgupta P. Olgumuzda fluoksetine bağlı CD gelişmesi nedeniyle duloksetin tedavisine geçilmiş fakat başka bir cinsel yan etki olan RE gelişmiştir.Au E. Üroloji Kliniği. ² 1 Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Sonuç olarak antidepresanlara bağlı CD geliştiğinde cinsel yan etkileri daha az olduğu bilinen ajanlara geçmek tedavide yaralı olabilir. Diyarbakır 2 Palandöken Devlet Hastanesi.Serretti A. Tartışma: Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmekte olup. Treatment-emergent sexual dysfunction related to antidepressants: a meta-analysis. J Med Case Rep. Chiesa A. Mehmet Cemal Kaya. Yapılan üroloji konsultasyonu sonucunda RE tanısı konulan hastada RE’nun duloksetine bağlı olduğu düşünülerek cinsel yan etkisi az olan başka bir antidepresan olan bupropiyon 150mg/gün başlandı. J Clin Psychopharmacol. 2.. tedaviyi olumsuz etkilemektedir(2). 2009. Kliniğimize başvurusunda 6 aydır fluoksetin 20mg/gün alan hastada fluoksetine bağlı cinsel isteksizlik ve geç boşalma şikayetleri mevcuttu.PB 165 Duloksetine Bağlı Retrograt Ejekülasyon: Olgu Sunumu Mahmut Bulut.¹. Keremhan Gözükara. Dasgupta R. boşalma hissi olmasına rağmen dışarı sperm akışı olmaması ve mesaneye doğru geri boşalma olarak tanımlanmaktadır(1).. Duloksetin tedavisinin kesilmesinden iki gün sonra hastanın RE şikayetleri sona erdi ve 6 aylık takibinde herhangi bir CD tariflemedi. Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmektedir. fakat orgazm problemleri başlamıştı. Retrograde ejaculation following open ureteric reimplantation: a case report. Bu yazımızda cinsel yan etkileri çok az görülen bir antidepresan olan duloksetine bağlı gelişen RE olgusunu ilk defa bildirmeyi amaçladık. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. fakat etkisizlik veya yan etki nedeniyle ilaçları değiştirilmişti. Bu süreçte çeşitli antidepresan tedaviler almış.3:7410. evli erkek hasta major depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu tanılarıyla 11 yıldır takip ve tedavi edilmekteydi. Bu durumda yine CD yan etkisi düşük olan başka bir antidepresana geçilmiş ve bu yan etkiler tamamen düzelmiştir. Erzurum Giriş: Retrograt ejakülasyon (RE) bir cinsel disfonksiyon (CD) olup. Olgu: 43 yaşında. . Yan etkiler nedeniyle fluoksetin tedavisi kesilip. Duloksetin tedavisine başlandıktan bir ay sonra fluoksetine bağlı cinsel yan etkiler düzelmiş.D. Yeni bir antidepresan olan duloksetinin cinsel yan etkileri plaseboya eşit düzeydedir(2).

28 yaşında bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen erkek hasta. giderek artan kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyelleri son zamanlarda sıkça göze çarpmaktadır. toplum içinde rahat olma şeklinde tanımlanabilir. Bu ilaç dışında 5 yıldır 1 paket/gün sigara kullanmakta. Başlangıçta günde yarım şişe kullanırken son 6 aydır günde 1 şişe bitirmeye başlamış. Haziran 2006 ve Mayıs 2011 yıllarında bipolar bozukluk. ülkemizde siklopentolat hidroklorid %1’lik solüsyon şeklinde ticari olarak satılmaktadır. özgüveninin arttığını. sinirlilik olduğunu ifade ediyor. manik epizod tanısı ile servisimizde yatırılarak uygun medikal tedaviyle takip edilmiştir. yaklaşık 5 yıldır bağımlılık düzeyinde olmayan düzensiz esrar kullanımı mevcut. buruna damlatma yoluyla kullanmaya başlamış. Tanısal oftalmik girişimlerin yanı sıra üveitis ve iritis tedavisinde de kullanılmaktadır. Kliniğimiz tarafından bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen bir hasta siklopentolat bağımlılığının da saptanması üzerine konuya dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur. Antikolinerjik ilaçların medikal kullanımlarıyla birlikte. Siklopentolatı kesmesi önerilerek uygun tedavi düzenlendi. uyku hali. Siklopentolat hidroklorid oftalmolojide tanı amacıyla ve ameliyat öncesi değerlendirme amacıyla sık kullanılan topikal midriyatik. Bu olgu da antikolinerjik ilaçların kötüye kullanımları/bağımlılıkları konusunda ilaçların ruhsatlandırılmaları. reçete edilmeleri ve satılmaları konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Mehmet Bülent Sönmez Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. kontrol amaçlı polikliniğimize başvurdu. Diğer antikolinerjikler eczanelerden reçetesiz satın alınabilmektedir. Ruhsal muayenesinde depresif yakınmaları mevcuttu. Hasta bu ilacı depresif yakınmalar olduğu zamanlarda “manik halini özlediği için” kullandığını ifade ediyor. Siklopentolat. Rugül Köse Çınar. Ülkemizde antikolinerjik ilaçlardan sadece biperiden yeşil reçete ile verilerek kontrole tabi tutulmaktadır. Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği 17 olarak tespit edildi. İlacı en uzun 3 haftalık bir dönem bırakabilmiş. Bu etkiler kullanan kişilerde çok konuşma. özgüvende artış. ortamdan uzaklaştığını. Asıl olarak göz damlası olarak piyasada bulunan siklopentolatı göz damlası olarak değil de. İlacı kullandığı zamanlar. bir arkadaşının önerisiyle siklopentolat kullanmaya başlamış. Ancak bu atak sonrasında depresif yakınmaları ortaya çıkan hasta. . Yasemin Görgülü. akut psikotik atak tanısı konmuş. kullanmadığı zamanlarda ise sıkıntı.PB 168 Siklopentolat Bağımlılığı: Bir Olgu Sunumu Işıl Ateş Çöl. İlk psikiyatrik şikayetleri 2004 yılında başlamış. keyifsizlik. etrafı algılayışının değiştiğini. ağız kuruluğu olduğunu. ACG. Antikolinerjik ilaçlar daha çok öforizan etkileri nedeniyle kötüye kullanılmaktadırlar. sikloplejik bir tersiyer amin muskarinik reseptör antagonistidir.

Antalya *** Arş. Tıp Fakültesi. İlaca günlük 12. bekar. beş olguyla yaptıkları çalışmada Tiyaneptinin psikostimulan etkileri görülmüştür (Leterme ve ark. bu nedenle ilaç etkileşimi daha az olabilmektedir. Tıp Fakültesi. Çocuk Psikiyatri AD. Akdeniz Üniversitesi. yoksunluk . Sıklıkla olan yan etkileri bulantı. Tartışma Tiyaneptin beyinde seratonin geri alınımını arttıran ve nöronal dentritlerde stresin indüklediği atrofiyi azaltan bir antidepresandır (Antona J. Psikiyatrik öz geçmişinde bir yıl önce var olan depresif şikayetler dışında başka özellik bulunamadı. iş yerindeki sorunlar ve bunlara bağlı kaygıları nedeniyle Tiyaneptine başlamış.PB 169 Tiyaneptin Kötüye Kullanımına Bağlı Yoksunluk Belirtileri Gelişen Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN*.Dr. Hastanın bir yıldır sadece Tiyaneptini giderek artan yüksek dozlarda kullanması.Dr. İlacını kullanmadığında yoğun sıkıntı hissiyle birlikte ilacı kullanmak zorunda kaldığı ve ilaçla birlikte rahatladığı öğrenildi. Yapılan ilk değerlendirilmede yüksek miktarda Tiyaneptin kullanmakta olduğu ve son iki gündür ilacını alamadığı bu nedenle de şikayetlerinin başladığı öğrenildi. Ve ark. Acil servise terleme. Tiyaneptin ilgili yapılan çalışmalarda güvenli olduğu bildirilmekle birlikte kötüye kullanımının olduğu klinisyenlerin gözden kaçırmaması gereken bir durumdur. Hastanın tıbbi özgeçmişinde herhangi bir özellik saptanmadı. bipolar depresion. çalışan kadın hasta. Tiyaneptin pek çok antidepresanlardan farklı olarak karaciğerde Sitokrom p450 enzim sistemini kullanmadan metabolize olur. Tıp Fakültesi. Yapılan laboratuar tetkiklerinde hematoloji ve biyokimya sonuçları normal sınırlardaydı. Olgumuzda Tiyaneptin uyarıcı etkisi ve aynı etkiyi sağlamak için hasta tarafından dozun sürekli artırılmış olması ve ilacı bulamadığında yoksunluk belirtileri ile acil servise başvurması dikkat çekicidir. üniversite mezunu. Olgu: 27 yaşında. Mustafa ERKAN*** * Arş. Antalya ** Arş. Tiyaneptini eczaneden reçetesiz temin etme imkanı olduğu için bu konuda bir güçlük çekmediği anlaşıldı.. Antalya Giriş: Tiyaneptin trisiklik antidepresanlara yapısal olarak benzeyen yeni jenerasyon bir antidepresandır (Sánchez ve ark. 2003). Fizik muayenesinde TA:140/80 nabız:97. kötüye kullanım. 2001). Akdeniz Üniversitesi. yoğun huzursuzluk hissi.Gör. ateş:36. distimi ve uyum bozukuklarında önerilen günlük dozu 25 . Tiyaneptin yüksek dozda iyi tolere edilebildiği belirtilmiştir. Leyla AKGÜÇ**. Tiyaneptinin major depresyon..Dr. 2001). Kognitif yönden Tiyaneptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmiştir (Labrid C ve ark. kullanmak için çaba göstermesi. Bu olguda depresif şikayetler nedeniyle doktor önerisi olmadan kendi başına Tiyaneptin başlayan ve giderek artan dozda kullanımı olan hastanın yoksunluk belirtilerinin gelişmesi ve Tiyaneptinin kötüye kullanımından söz edilecektir.Gör. Akdeniz Üniversitesi. Letterme ve ark. konstipasyon. Ve ark. karın ağrısı. 1992).Gör. Son alarak 625 mg/güne kadar çıkmıştı. uyku bozukluğudur ve bu yan etkilerin zamanla azaldığı bildirilmiştir (Antona J. baş ağrısı. kullanmadığında yoksunluk belitileriyle birlikte toplumsal ve mesleki etkinliklerinin azalması nedeniyle ilacı kötüye kullanımı olarak değerlendirildi ve hastada var olan durumu Tiyaneptin kötüye kullanımına bağlı yoksunluk belirtileri olduğu anlaşıldı Hastaya yoksunluk belirtileri nedeniyle diazepam 15 mg/SF İV infüzyonu başlandı.5 mg doz ile başlamış sıkıntıları geçmeyince giderek dozu artırmış. Çocuk Psikiyatri AD. O dönemde moral bozukluğu. Psikiyatri AD. isteksizlik. Anahtar kelimeler: Tiyaneptin. çarpıntı ve yerinde duramama şikayetleriyle başvurdu.5 olmakla birlikte başka bir patoloji saptanmadı. 2003). baş dönmesi. Nörolojik muayenesi normaldi. Tiyaneptini ilk defa bir yıl önce arkadaşının önerisiyle eczaneden satın alarak kullanmaya başlamış.50 mg/gün dür. Tiyaneptin kötüye kullanımı ile ilgili literatürde olgu sunumları bulunmaktadır.. Diazepam infüzyonu sonrası şikayetlerinin gerilemesi ile AMATEM’de takip edilmek üzere acil servisten taburcu edildi.

. Bu sırada gerçeği değerlendirme yetisi de bozuktur. Son birkaç yıldır her gün birkaç bira içen olgumuz. Beş yıl önce iflas eden olgu. Hamdi Öztürk. psikomotor ajitasyon. lise mezunu. Olgu: 51 y. Aile öyküsünde 1995 yılından bu yana kayıp olup. haber alınamamış bir de abi bulunmaktadır. erkek. izleyen 48 saat içerisinde 205 cc (100’lük. hiç evlenmemiş olgu öldürüleceği korkusu ve kendini öldür diyen sesler duyduğu için getirildiği acil servisten şizofreni ön tanısı ile kliniğimize kabul edildi. Bunun üzerine getirildiği acil serviste ajitasyon nedeniyle aralıklı olarak üç kez 10 mg im haloperidol uygulanmış. İrritabl mizaç özelliklerine sahip olan olgumuzda yatışından bir hafta kadar önce kız arkadaşıyla olan ilişkisinin ifşa olduğu şeklinde düşünceler ve bu nedenle kendisine şantaj yapılacağı yönünde şüpheler başlamış. fizik bakısında otonomik hiperaktivite ve tremor saptanmıştır. ablasını meme kanseri ve yeğenini boğulma sonucu kaybetmiş. 70’lik ve 35’lik) alkol alımının ardından kendini öldürmesini söyleyen sesler duymaya başlamış. Elif Tatlıdil Yaylacı.PB 170 Alkol Kullanımın Yol Açtığı Psikotik Bozukluk-Hallusinasyonlarla Giden: Bir Olgu Çetin Irmak. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu olgu sunumunun amacı alkol kullanımının yol açtığı psikotik bozukluk tanılı bir olgunun ayırıcı tanı ve tedavisinin tartışılmasıdır. Kliniğimize yatışının olduğu gece gözlük camını kırarak bileklerini kesen olgunun yapılan psikiyatrik bakısında işitsel ve görsel hallusinasyonlar. Bu dönemde olgu depresif belirtiler tanımlamaktadır ancak başvuru ve tedavi öyküsü bulunmamaktadır. günümüze dek olan süreçte anne ve babasını kardiovasküler hastalık.

.Türkiye‘de kontrole tabi ilaçlardan olmamasına karşın kötüye kullanım potansiyeline sahiptir.PB 171 Gabapentin Bağımlılığı: Bir Vaka Sunumu *Emine Merve Kalyoncu. bipolar afektif bozukluk. epilepsi.Gabapentin.Pskiyatri **Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari Koordinatörü Gabapentin.Bu sunacağımız vaka bağlamında. **Erol Göka *Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi.migren tedavilerinde kullanılan bir gama-aminobutirik asit (GABA) analoğudur. literatürdeki sınırlı sayıda olan gabapentin bağımlılığı kavramı gözden geçirilecektir. nöropatik ağrı ayrıca yaygın anksiyete bozukluğu.

özellikle bellek ile ilgili zayıflıklardır(1). Nutritional and metabolic disorders. Post mortem çalışmalarda %1.1 oranında saptanırken klinik populasyonda bu vakaların ancak %20’sinin doğru tanı alabildiği bildirilmiştir (2. Korsakoff psikozunun temel belirtileri. Bölüm. 3-Azim W. Seventh edition. 2002. Chapter 10. 10. olgumuzda olduğu gibi bazı durumlarda psikiyatrik belirtiler-hezeyanların yanı sıra duygudurum belirtileri.3). Alcohol & Alcoholism 2001. Ancak yapılan değerlendirmeler sonucunda. 2-Graham D. A case of Kosakoff’s Syndrome improved by high doses of donepezil. Baskı. önemli derecede bellek kusurları olduğu anlaşıldı. 1. Lantos P (eds). duygudurum labilitesi) gösteren ve yaklaşık 7 yıldır “bipolar bozukluk” tanısı ile takip ve tedavi edilen bir Korsakoff psikozu vakasını sunduk. Buna karşın daha az sıklıkla bazı vakalarda psikiyatrik belirtiler de ön planda olabilmektedir. 4-Iga JI. psikiyatrik belirtilerinin uzun süreli alkol kullanımına bağlı olduğu. özellikle bellek zayıflıklarının ön planda olduğu bilişsel sorunlar olsa da.36:553-5. Kaplan and Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry. Bu belirtiler daha çok ruhsal muayenenin düşünce içeriği alanıyla ilgilidir ve paranoid içerikli hezeyanlar biçimindedir(4). 607-641. Ozan Pazvantoğlu. Araki M. 8.ön planda olabilir ve Korsakoff psikozu tanısı gözden kaçabilir. Ishimoto Y and Ohmori T. Kaynaklar: 1-Sadock BJ and Sadock VA. Hosp Med 2003. Wernicke’s encephalopathy: a frequently missed problem. grandiyözite. Cilt. The Oxford University Press. düşünce içeriği bozukluğundan ziyade duygudurum belirtileri (elevasyon. sayfa 1094-5.64:326-7. Klinik takiplerinde şimdiye dek Korsakoff psikozu tanısı konulmamıştı ve duygudurum düzenleyici tedavisi almaktaydı.PB 172 Psikiyatrik Belirtilerin Asıl Tanının Gözden Kaçmasına Neden Olduğu Bir Korsakoff Psikozu Olgusu Eda Çetin. Ömer Böke Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Korsakoff psikozu sıklıkla tiamin eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Korsakoff psikozunun temel belirtileri bilişsel. Bunun nedenlerinden biri bozukluğun klinik sunumunun değişken olabilmesi ve başka nörolojik ya da psikiyatrik hastalıklarla karışabilmesidir. In: Greenfield's Neuropathology. . Malabsorbsiyona neden olan diğer durumlar dışında özellikle uzun süreli alkol kullanımına bağlı olarak geliştiği bilinmektedir(1). Biz bu bildirimizde. çok ve gereksizce para harcama. Walker R.

P. Chou. Efficacy of oxycodone in neuropathic pain: a randomized trial in postherpetic neuralgia. Fine. Meltem Uyar*** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi. özellikle rapor ile kullanılan opioidlerin kontrolsüzce birden çok hekim tarafından reçetelenmesinin. G. diazepam ve tüm diğer maddeleri bırakarak yine yasal olmayan yollardan elde ettiği Buprenorfin/Nalokson kombinasyonu (Suboxone) 24 mg/G kullanmaya başlamış. Sonuç olarak kronik ağrı için opioid kullanan hastalarda geniş bir değerlendirme ve izlem gerekmektedir. Davies P et al. Neurology 1998. J. Ender Altıntoprak*. J. İzmir ** Ege Üniversitesi Madde bağımlılığı. opioid analjezik kötüye kullanımı/bağımlılığı sorununu arttırabileceği göz önünde tutulmalıdır. 15(2):136-40.R. Hasta süreç içinde kullanmakta olduğu fentanil preparatını kendi kendine 200 mg/G doza yükseltmiş. Tıbbi tedavi gerekçesi dışında kullanıldığında kötüye kullanım ve bağımlılık geliştirdiğine ilişkin olgu bildirimleri hızla artmaktadır.Schofferman J. Algoloji BD. İzmir Giriş ve Amaç: Fentanil. yeniden ağrılarının artması nedeniyle bir ağrı kliniğini tarafından Fentanil (Durogesic) 12mg/G tedavisi başlanmış. Psikiyatri AD. Pain 2009. Aile hekimliğinin yaygınlaştığı ülkemizde bu grup ilaç tedavilerinin standardize edilmesi ve kontrol altında tutulmasının önemine dikkat çekmek istenmiştir Olgu: 24 yaşında. Clinical guidelines for the use of chronic opioid therapy in chronic noncancer pain. 2010 yılında kullanmakta olduğu oksikodon. 10(2):113-30.2). Ballantyne JC. Babul N.Watson CP. tolerans gelişmesinden ve bağımlılık geliştirme potansiyelinden dolayı opioidleri kronik ağrı tedavisinde kullanmaktan çekinmektedir(3). İzmir *** Ege Üniversitesi Anestezi ve Reanimasyon AD. 2009 yılında ABD’de yaşadığı dönemde.kullanmakta olduğu oksikodon dozunu giderek arttırarak 80 mg/G dozuna çıkarmış. sırt ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından Schearman sendromu tanısı konularak oksikodon 30 mg/g ve diazepam 20 mg/G kullanması önerilmiş. Long-term opioid analgesic therapy for severe refractory lumbar spine pain. Tartışma: Opioidler şiddetli sırt ağrısını azaltmada çok etkindir(1. yurt dışında olduğu gibi ülkemizde de.PB 173 Fentanil ile Kronik Ağrı Tedavisi Gören Bir Hastada Gelişen Bağımlılığa Multidisipliner Yaklaşım İsmail Özel*. standart ağrı tedavisine yanıt alınamayan kronik ağrı hastalarında daha yaygın kullanılmaya başlanan bir opioid analjeziktir. Clin J Pain 1999. Suboxone temin etmekte zorlanan hasta. Fanciullo. Birçok klinisyen yan etkilerinden. 50(6):1837-41. Kaynaklar: 1. Yüksek doz ilaç reçete edilmesi talebiyle başvurduğu algoloji uzmanı tarafından bağımlılık gelişmiş olabileceği düşünülerek Madde Bağımlığı Polikliniği’ne yönlendirilen hasta kliniğimize yatırılarak tedavisi düzenlendi. **Can Eyigör***. . Toksikoloji ve İlaç bilimleri Enstitüsü. Aile hekimliği uygulamasının giderek yaygınlaşmakta olduğu ülkemizde. 3. Adler JA. Opioid kullanımı sırasında bağımlılık oranını belirleyebilmek için değişik risk skalaları kullanılsa da hangi hastaların bağımlılık geliştirebileceğini tahmin etmek güçtür. Ağrıları geçmeyen hasta –yasal olmayan yollardan. 2. erkek hasta.

gebelik-lohusalık dönemine. Tüm dünya nüfusunu temel alan 48 çalışmanın verilerine göre. 17(2):107-114. İstanbul. İstanbul Şiddetin ülkemizde önemli bir toplumsal sorun olduğu bilinmektedir. Psikiyatrik hastalığı olan kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma. Bu oranların kişilik bozukluğu. Psikiyatri Kliniği. Dünya Sağlık Örgütü kadınların eşleri ya da partnerleri tarafından şiddete uğrama oranını % 10-69 arasında bildirmiştir.PB 174 Psikiyatrik Kadın Hastada Şiddet: Olgu Sunumu Semra Enginkaya. Doğanavşargil Ö. anksiyete bozuklukları ve şizofreni tanısı olan kişilerde toplum genelinden daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Kaynaklar Temiz M. Melahat Akbaş Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. tedavi süreci. şiddet uygulanan gebe psikiyatrik hastada. Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız.C. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. T. dünyanın her yerinde. Sağlık Bakanlığı. . şiddete maruz kalma sonrası baş etme yöntemleri. Son 15-20 yılda. Bu olguda. şiddetle ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır. Uzmanlık Tezi. Vahip I. Münevver Akın. bipolar bozukluk. bebeğin bakımına ve sosyal yaşama uyum sağlama ve iletişim kurmaya yönelik yaklaşım anlatılmıştır.

8 kür EKT uygulandı. Doğum sonrası depresyonunda ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı zıt duygular daha ön plandadır. kısa sürede tedaviye yanıt alınması isteniyorsa ve bebeğin gelişiminde anne sütünün önemi düşünüldüğünde. İzlem sürecinde üç hafta sonra hastanın premorbidine döndüğü gözlendi.D Ankara/TÜRKİYE Doğum esnasında oluşan dramatik biyolojik değişikliklerden dolayı postpartum mizaç bozukluklarının biyokimyasal ya da hormonal bir dengesizlik sonucu olduğu düşünülmektedir. Biyolojik değişiklikleri ölçmek amacıyla az sayıda çalışma yapılmış ve bunlarda da gonadal hormonlar ve prolaktine odaklanılmıştır. A. Serkan ZİNCİR. EKT başarı ile uygulanmakta olan ve emziren annelerde bebeğe herhangi bir risk oluşturmadığından tercih edilebilecek bir seçenektir.gününde depresif belirtiler ile ailesi refakatinde kliniğe başvurdu. intihar düşüncelerinin yoğun olması ve bebeği emzirmesi de göz önünde bulundurularak EKT tedavisi uygulanmaya karar verildi. A. bayan hasta. Bu makalede postpartum depresyon tedavisinde EKT nin başarısı tartışılacaktır. Ali DORUK GATA Psikiyatri A. Yapılan değerlendirmeler sonucunda DSM-IV kriterlerine göre pospartum depresyon tanısı alan hastanın başka bir psikiyatrik bozukluk ve hastalığı olmadığına karar verildi. Postpartum 10. 8. Postpartum depresyon olgularında. Bununla birlikte depresif diğer belirtiler görülür. Son 2 gündür yoğun intihar düşünceleri mevcutmuş. yoğun intihar düşünceleri mevcut ise. Hasta ve yakını ile yapılan görüşme sonrası. Mehmet KOÇER. 38 yaşında. Adem BALIKCI.Gazi ÜNLÜ. Mehmet AK.O.PB 175 Postpartum Depresyon Olgusunda Başarılı Elektrokonvülsif Tedavi: Olgu Sunumu Cihad YÜKSELİR.EKT sonrası tam remisyon sağlandı. İlk 3 kür EKT sonrası semptomlarda kısmen azalma. .

Tartışma: Sonuç olarak. Perez-Cruet J. Sıvı kısıtlaması yapıldı. aşırı hayal kurma şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. valproik asit 1000 mg/gün ve lorazepam 2 mg/gün başlandı. Multidisciplinary approach to psychosis.141:436-437 . Schizophr Bull 1994. sinirlilik. Bu açıdan psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar polidipsi açısından sorgulanmalıdır.14:839843 2. Higgins PB.2). İlaç tedavisi olarak amisülpirid 600 mg/gün. Pavalonis D. 11 yıldır BAB tanısıyla takip edilen hasta dönem dönem hastanede yatarak dönem dönem de ayaktan duygudurum düzenleyiciler ve antipsikotikler kullanarak tedavi görmüş. Am J Psychiatry 1984. Hasta endokrinoloji polikliniği ile işbirliği kurularak yakın takibe alındı. içeceklerle günlük sıvı alımının 100 bardağı bulduğu tespit edildi. Kaynaklar: 1-Jose CJ. Bunun üzerine hasta psikojenik polidipsi açısından tekrar değerlendirildi ve alınan anamnez sonucu hastanın günde 6070 bardak su içtiği.20:375-385 3-Zubenko GS. Altesman RI. Cassidy JW. Shutty MS Jr. Daha sonraki kontrol muayenelerinde hastanın kan sodyum (133) düzeyinin normale döndüğü. Hyponatremic seizures in psychiatric patients. Barreira PJ. günlük sıvı alımının azaldığı tespit edildi. Hasta polikliniğimize başvurduğunda 48 saat uykusuzluğa rağmen aşırı enerji hali ve fazla konuşması mevcuttu.Leadbetter RA. intermittent hyponatremia and polydipsia. Bu sunumda psikojenik polidipsi öyküsü olan bir Bipolar Affektif Bozukluk (BAB) vakası tartışılacaktır. Biol Psychiatry 1979. Barton JL. altta yatan psikiyatrik hastalığın tedavisi ve sıvı alımının kontrolüyle kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. diğer çay vs. Duygudurum bozukluğu olan ve nörotik hastalarda sıvı-elektrolit dengesi problemleri nadir olarak bildirilmiştir (3). **Kamile Gül *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Amaç: Psikojenik polidipsi.4) düzeyi düşük olarak tespit edildi. Konuşma akışı hızlı ve hedefine ulaşmıyordu. Olgu: 29 yaşında erkek hasta uykusuzluk. Disturbances of thirst and water homeostasis in patients with affective illness. *Fatma Özlem Orhan. Psikojenik polidipsi tedavisinde amaç su içme davranışının değiştirilmesidir. Hastanın yapılan rutin tetkiklerinde kan sodyum (126) ve üre (3. polidipsi psikiyatrik hastalıklarda ortaya çıkabilmekte ve bu durum bazen morbidite ve mortalite riski olan hiponatremik ensefalopatiye yol açmaktadır. Yanlış tedavi uygulandığında hayati komplikasyonlara neden olabilen bu hastalık.PB 176 Bipolar Affektif Bozukluk ve Psikojenik Polidipsi Birlikteliği Olan Bir Olgu Sunumu *Meral Elçi. psikiyatrik hastalığı olanlarda sık rastlanan bir durumdur. Hastadan endokrinoloji konsültasyonu istendi ve psikojenik polidipsi teşhisi doğrulandı. *Şule Şirin Berk. Polidipsi ile giden psikiyatri hastalarında %69-83 oranları ile şizofreni en sık konulan tanıdır (1.

PB 177 Aripiprazol Kullanımına Bağlı Gelişen Parkinsonizm: Bir Olgu Sunumu Buğra Çetin *. gününde suisid fikri bildirdiğinden dolayı 5 seans EKT uygulandı. tremor ve bradikinezisi mevcuttu. konuşma miktarı ve tonlaması azalmış olarak değerlendirildi. 10 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile izlenen ve mükerrer hastane yatışları olan kadın hasta son beş gündür olan kasılma.3:6448. Mustafa Bilici** *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **İstanbul Medipol Üniversitesi Psikiyatri A. Hastanın takiplerinde lökositoz olmaması ve ateşinin en fazla 37.5 derece olarak saptanması dolayısı ile nöroleptik malign sendrom dışlandı. Gönül Yıldırım*. Bu farmakolojik profilinden dolayı aripiprazole bağlı parkinsonizm beklenen bir yan etki değildir ve literatürde bildirilmiş az sayıda olgu vardır. Clin Pharmacol 2011 Sep 8. akathisia and parkinsonism in asingle patient. Tartışma: Aripiprazol ile parkinsonizm oluşumu sık gözlenen bir durum değildir ve bu olguda bildirilen şiddette aripiprazole bağlı parkinsonizm tablosuna literatürde rastlanmamıştır.D Giriş: Aripiprazol diğer atipik antipsikotiklerden farklı bir farmakolojik profile sahip bir atipik antipsikotiktir. (1. Hastanın yoğun rijiditesi nedeniyle hareket edememesinden dolayı yatağında yapılan muayenesinde öz bakımı azalmış. immobilizasyona bağlı dekübitüs ülserleri geliştiğinden ve yatışının 17. Chandra P: Aripiprazole associated with acute dystonia. hareketlerde yavaşlama şikayeti ile Erenköy RSHH acil polikliniğine başvurmuş. Babu GN. Hasta aktif psikotik bulgu ve suisid/ homisid fikri tanımlamadı. Yaklaşık bir ay önce kilo aldığı gerekçesi ile lityum ve valproat sodyum tedavisi kesilmiş ve aripiprazol 30 mg/gün ve venlafaksin 75 mg/gün şeklinde tedavisi yeniden düzenlenmiştir. remisyona giren hasta yatışının 34. 2-Saddichha S.gününde valproat sodyum 500 mg/gün tedavisi ile taburcu edildi.2) Bu yazıda aripiprazol kullanımı sonrası gelişen şiddetli parkinsonizm olgusu sunulmuştur.B. psikomotor aktivitesi azalmış duygudurumu depresif. Olgu: 56 yaşında. titreme. Hastanın rijidite. Kumar R. . duygulanımı anksiyöz. D2 ve 5HT1A reseptörlerinin yüksek affiniteli parsiyel agonisti ve 5-HT2 reseptörünün de antagonistidir. Kullandığı antipsikotik ilaca bağlı parkinsonizm olduğu düşünülen hasta düzenlenen biperiden ve diazepam tedavisine yanıt vermediğinden. J of Medical case reports 2009. Jülide Güler*. bipolar affektif bozukluk (depresif epizot) ve nöroleptiğe bağlı parkinsonizm tanılarıyla yatışı yapılmıştır. Kaynak: 1-Lannah L Lua ve Lin Zhang: Development of Parkinsonism following exposure to aripiprazole: two case reports.

tardiv distoni ve tardiv diskinezi kronik nitelikteki ekstrapiramidal yan etkilerdir. Sharma A. 2006 Mar. Diyarbakır Giriş: Aripiprazol “dopaminerjik sistem stabilizatorü” olarak tanımlanan ilk yeni nesil antipsikotik ajandır. hareketlerde yavaşlama. EKT ve venlafaksin-aripiprazol tedavisine biperiden 4 mg/gün eklendi.L. ilkokul mezunu. Hasan Akçalı. Int Clin Psychopharmacol. depresyon gibi birçok psikiyatrik rahatsızlığın tedavisinde 2002 yılından beri tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır (1). Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 2.21(2):127-9. Ann Clin Psychiatry 16: 155–166.Aripiprazole-induced parkinsonism. Toplam 9 EKT alan hasta. Masand P (2004). Biz burada aripiprazol venlafaksin kombinasyonu ile beraber EKT tedavisi altında iken EPS ortaya çıkaran ve biperidenle düzelen bir vaka sunduk. Olgu Sunumu: I. aripiprazol ve biperiden ile taburcu edildi. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Aripiprazolle kullanımıyla EPS az görülmekle beraber literatürde EPS vakaları bildirilmiştir. Aripiprazole: review of its pharmacology and therapeutic use in psychiatric disorders. Hasta major depresif bozukluk tanısı ile psikiyatri servisimize yatırıldı.PB 178 Aripiprazole Venlafaksin Eklenmesi İle Meydana Gelen Ekstrapiramidal Sendrom: Olgu Sunumu Abdullah Atli. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Sorrell JH. Tedavinin üçüncü haftasında hastada ekstrapramidal sendrom ortaya çıktı (dişli çark. Yaklaşık 6 ay önce hasta psikotik belirtilerle hastaya aripiprazol başlanmış ve psikotik belirtiler bir aydan önce sonlandığı ifade edilmiş olup halen aripiprazol alımı devam etmektedir. 30 yaşında. 2 aydır sertralin 100 mg/gün ve 6 aydır aripiprazol kullanan hastada yeterli düzelme olmaması nedeniyle sertralin sonlandırılıp venlafaksin başlandı ve aripiprazol devam edildi. bipolar bozukluk. Tartışma: EPS özellikle tipik antipsikotiklerle beraber sık görülen bir yan etkidir. Kaynaklar: 1. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. . Mahmut Bulut. distoni ve parkinsonizm akut. Aripiprazole venlafaksin eklenmesi daha önce de literatürde bu kombinasyonu kullanan bir vakada parkinsonizm ortaya çıkması venlafaksinnin aripiprazolün EPS yapma riskini artırdığını düşündürtebilir (2). Çünkü vakamız daha önce de aripiprazol almasına rağmen EPS ortaya çıkarmamıştı. Ayrıca yoğun intihar düşüncelerinden dolayı elektrokonvulzif terapi (EKT) başlandı. tedavinin 35. evli 4 çocuk annesi hastada 3 aydır süren hayattan zevk almama. yoğun ölüm düşünceleri ve uyku-iştah düzensizliği mevcuttu. Mehmet Cemal Kaya. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı.. Gupta S.Biz de burada aripipazol ile ilişkili bir ekstrapiramidal olgusunu sunmayı amaçladık. tremor ve parkinsonyal postur şeklinde). Bu vakada EPS’nin sadece aripiprazolle ilişkilendirilmesi eksik bir yoruma neden olabilir. kendini mutsuz hissetme. Soy geçmişinde anne ve kuzeninde depresyon olduğu öğrenildi.Mehmet Güneş. gününde klinik durumunun düzelmesi ve yapılan norolojik değerlendirmesinde ekstrapiramidal sendrom belirtilerinin son 4 gündür olmaması üzerine venlafaksin. Akatizi. Şizofreni.

duygulanım irritabl. vertigo şeklinde yansıyabildiği gibi asemptomatik de seyredebilir(1). Valproat 500 mg/gün başlandı. Kaynakalar: 1)Dedinska I: Hyponatremia-carbamazepine medication complications. serum sodyum konsantrasyonunun 135 mmol/l altına düşmesidir. psikiyatrik koşullar. Literatüre bakıldığında vakaların coğunun asemptomatik olduğu belirtilmekte olup karbamazepine bağlı hiponatremi gelişme olasılığının okskarbamazepine bağlı hiponatremiye göre daha az gözönünde bulundurulduğu ve asemptomatik olduğunda hiponatreminin ihmal edilebildiği varsayılabilir. özellikle risk faktorlerinin varlığında serum sodyum seviyesinin yakından izlenmesi gerekmektedir. Doç Dr Ümit Başar Semiz Kurum: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş ve Amaç: Hiponatremi. olanzapin 2. evli. 2005. Vnitr Lek. Bu sunumda karbamazepine bağlı bir hiponatremi olgusunun tartışılması amaçlanmıştır. üniversite mezunu. Sonrasındaki günlük takiplerde sodyum değerlerinin normal sınırlarda seyrettiği izlendi.06. hareketlilik şikayetleriyle başvurdu. menstruasyon. erkek. Psikiyatrik muayene: Bilinç açık. 40 yaş üzerinde olmak.05. Olgu: 43 yaşında. Karbamazepin başlanan hastalarda. Duygudurum düzenleyici olarak karbamazepin 400 mg/gün başlandı. sinirlilik. Buğra Çetin. 18. koopere. 65(12):1976-1978 4)Salawu A: Hyponatremia during low-dose carbamazepine therapy. 2007.2012’de taburcu edildi.PB 179 Karbamazepin’e Bağlı Hiponatremi Olgusu Gönül Yıldırım. Hasta. 2012.2012'de tedavisine risperidon 1 mg/gün eklendi. 6(4):207-208 . 2005.06. Ann Afr Med. Olgumuzun 40 yaş üzeri risk grubunda yer alması ve karbamazepin kullanımına başlanmasından kısa süre sonra hiponatremi gözlenmesi bu bilgiyle uyumludur. 39(11):1943-1946 3)Dong X: Hyponatremia from oxcarbazepine and carbamazepine. Çekilen EEG ve kranial MR normal olarak değerlendirildi. oryante. Karbamazepin. Unutkanlık. polifarmasi hiponatremi riskini arttırmaktadır(4).2012’de tekrarlanan tetkiklerinde sodyum düzeyi 126 mmol/L idi.8-%40 arasında değişmektedir(2). Okskarbamazepin ve karbamazepin kullanımının karşılaştırıldığı bir çalışmada okskarbamazepine bağlı hiponatremi görülme oranı daha fazla bulunmuştur(3). polidipsi. ancak tedaviden fayda görmeyen hastanın yatışı yapıldı. konuşma miktarı artmış.2012’de sodyum düzeyi normal değerlere dönmüş şekilde 137 mmol/L olarak saptandı. turizmci. afektif semptomlarının gerilemesi üzerine 29. 04.06. duygudurum hipertimik. psikotik bulgu saptanmadı. 58(1):72-75 2)Kuz GM: Carbamazepine-induced hyponatremia:assessment of risk factors. Özgür Süner. çok konuşma.5 mg/gün başlanan. Ann Pharmacother. Sıvı replasmanı kesildi. Hastanın yatışını takiben 30. Tartışma: Hiponatremi karbamazepin başlanmasının ardından 48 saat içinde ortaya çıkabilir(1).2012’deki kan tetkikleri normaldi. doz azaltılarak kesildi. 11.06. Karbamazepine bağlı hiponatremi insidansı %1. tahammülsüzlük. Kliniğe yorgunluk. kadın cinsiyet. psikomotor aktivite artmış. Sıvı replasmanına rağmen günlük takiplerde hiponatremisi süren hastanın yatıştaki sodyumunun normal değerlerde olması nedeniyle hiponatreminin karbamazepin kullanımına bağlı gelişmiş olabileceği düşünüldü. İlk psikiyatrik başvurusu 10 gün önce olan. baş ağrısı. Neurology.

Tedavi öncesinde beyin cerrahisi bölümü tarafından değerlendirilen hastanın kliplenmiş olan anevrizmasının tedavi sırasında rekanalize olabileceği. Elektrokonvülzif tedavinin kesin bir kontrendikasyonu olmamakla birlikte Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) rehberine göre artmış kafaiçi basıncıyla rüptüre olabilecek anevrizma ya da vasküler malformasyon eletrokonvülzif tedavinin komplikasyon riskini arttırırlar. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Operasyon sonrası hastanın çökkünlük şikâyetlerinde belirgin bir artış olmuş.4) Bu olgu sunumunda geçmişte intrakranial anevrizma operasyonu yapılmış olan bir hastaya tedaviye dirençli majör depresyon nedeniyle uygulanan elektrokonvülzif tedavi tartışılacaktır.(2. . Sağ MCA sulama alanında yaygın laminer nekroz ve kistik ensefalomalazik değişiklikler olduğu tespit edilmiş.(1) Literatürde çeşitli yöntemlerle onarılmış ya da onarılmamış intrakranial anevrizması olan hastalara uygulanan elektrokonvülzif tedavi olguları bulunmakla birlikte.Özlem Erden Aki. 2007 yılında rüptüre olmuş sağ MCA (Orta serebral arter) anevrizması nedeniyle opere edilmiş ve anevrizma kliplenmiş. kez psikiyatri servisine yatırılan hastaya tedaviye dirençli majör depresyon tanısı konularak elektrokonvülzif tedavi planı yapıldı. Yapılan literatür taramasında intrakranial anevrizması olan hastalarda EKT uygulamasıyla ilgili olgu sunumlarına rastlandı. Literatür önerileri göz önüne alınarak hastaya genel anestezi altında ve ilk 3 seansı ameliyathanede olmak üzere 20 seans EKT uygulandı.orta risk grubunda yer aldığı bildirildi. 2012 yılında 3. ülkemizde bu konuda yapılan bir yayına rastlanmamıştır. Koray Başar. Majör depresyon tanısı konularak birçok farklı antidepresan ve güçlendirme tedavileri kullanmış fakat hastanın şikâyetlerinde bir değişiklik saptanmamış. Bu tedaviden kısmen fayda gördüğü düşünülen hastada tedaviye bağlı herhangi bir komplikasyona rastlanmadı.3. Sonuç: İntrakranial anevrizması olan hastaların elektrokonvülzif tedavi işlemi sırasında yaşamsal bulgularının yakın takibi. işlevselliği azalmış.PB 180 Opere İntrakranial Anevrizmalı Hastada Elektrokonvülzif Tedavi: Bir Olgu Sunumu İbrahim Karakaya. bu nedenle hastanın elektrokonvülzif tedavi açısından düşük. Ankara Giriş: Elektrokonvülzif tedavi tedaviye dirençli depresyonda iyi bir seçenektir. işlem öncesinde bazal tansiyon değerlerinin düşük tutulması ile elektrokonvülzif tedavi güvenli bir şekilde uygulanabilir. yaşamsal bulguları yakın takip edildi ve arteriyel tansiyonu sabit tutuldu. Olgu: Son 15 yıldır çökkünlük şikâyetleri olan 53 yaşında kadın hasta. Ş. özellikle işlem sırasında arteriyel tansiyon kontrolü. İşlem öncesinde ve sırasında bazal tansiyon değerlerinin düşük olması sağlandı.

saldırgan davranışlarda bulunma. Aynı zamanda. ayrıca kompleks parsiyel epileptik nöbetlerde ve migren profilaksisinde kullanılan bir ajandır. ancak trombosit değerlerinin normal aralığın alt sınırına yakın olduğu öğrenildi. ilkokul mezunu. hemoglobin değerinin 9. İki haftada bir yapılan tetkiklerde hastanın trombosit değerlerinin sırasıyla 85. duygulanımı uygundu. hastanın tamamen içe kapandığı ve kimseyle konuşmadığı. çok konuşma. Seyrek rastlanan ancak ölümcül komplikasyonlara yol açabilecek bu yan etki açısından kan değerlerinin kısa aralıklarla takibi valproat kullanımı için sıklıkla üstünde durulan bir konu olmadığından klinisyenlerin bu konudaki farkındalığının arttırılması önem taşımaktadır. kendi kendine konuşması. kilo artışı ve halsizlik gibi yakınmalar başladı. Gelişim öyküsünde mental ve motor gelişim basamaklarında gerilik olduğu öğrenildi. hafif mental retardasyonu olan kadın hasta. karbamazepin 400 mg/g tedavisiyle gerilediği ancak belirtilerin zaman zaman yinelediği öğrenildi. çok konuşma ve uykusuzluk yakınmaları mevcuttu. Olgu: 24 yaşında. bipolar bozukluklarda akut mani sağaltımı ve koruyucu sağaltımında.000-130. Ocak 2012'de hastanenin psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın ailesinden alınan öyküden. .000/mm3. insanlardan kuşkulanma. diğer değerlerinde patoloji olmadığı saptandı. Klinik gözleme ve alınan öyküye göre hastaya bipolar bozukluk ve hafif mental retardasyon tanısı kondu. Geçmiş tetkikleriyle kıyaslandığında hastanın daha önceden de demir eksikliği anemisinin olduğu.4g/dl ve prolaktin değerinin 64. Takipleri sırasında hastanın olanzapin 10mg/g tedavisi kesilerek. bu sebeple replasman tedavisi aldığı. Duygudurumu irritabldı. aşırı makyaj yapma. hastanın ilk kez üç yıl önce uykusuzluk. depresif belirtilerinin olduğu dönemler tariflendi. bekâr. Tedaviyle psikotik belirtileri gerileyen hastada tedavinin üçüncü ayında adet düzensizliği.PB 181 Valproat Kullanımına Bağlı Gelişen Trombositopeni: Bir Olgu Sunumu Neşe Yorguner. cinsel istek artışı yakınmaları sebebiyle başka bir hastanenin psikiyatri polikliniğine götürüldüğü. Benzer birçok ilaç gibi valproatın da doz bağımlı yan etkileri mevcuttur. risperidon 3 mg ve valproat 1000 mg tedavisi başlandı.9 olduğu. Kaan Kora Kurum: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Valproat. hirsutizm.000-114. Doz bağımlı yan etkilerden olan trombositopeni çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Muayene sırasında hastanın paranoid sanrıları.000/mm3 şeklinde arttığı saptandı. Mevcut trombositopenisi tedavilerin yan etkisi olarak yorumlandığından valproatı azaltılarak kesildi. bu belirtilerin başlanan olanzapin 10mg/g. İstenen kan tetkiklerinde hastanın trombosit değerinin 60. İstenen IQ testi sonucu IQ:65 saptandı. Sonuç: Valproat kullanımına bağlı trombositopeni gelişimi için tanımlanan risk faktörleri yüksek kan valproat düzeyi. cinsel istek artışı. kadın cinsiyet ve düşük bazal trombosit düzeyidir. sinirlilik.000-118.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Hastanın sistemik ve nörolojik muayenesi doğaldı. Rugül Köse Çınar Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Yurdumuzda enerji içeceklerinin tüketiminin artması dolayısıyla ve bizim olgumuzda daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmadığı halde yoğun enerji içeceği tüketimi sonrası ortaya çıkan ve amisülpiride yanıt veren psikotik tablo saptanması nedeniyle sunulmaya layık görülüp enerji içeceklerinin risklerine dikkat çekilmek istenmiştir. daha önce alkol ya da enerji içeceği kullanmadığı öğrenildi. Sorulara tek kelimelik cevaplar veriyordu. Yatışından önce 1 ay boyunca her gün düzenli olarak bir iki adet toplamda 60-70 adet enerji içeceği içtiği. Özbakım. diğer B vitaminleri ve başka bitkisel türevler de vardır. Enerji içeceklerinin içeriğindeki asıl etken madde kafein olmakla birlikte taurin.PB 182 Enerji İçeceği Tüketimi Sonrası Gelişen Bir Akut Psikoz Olgusu Öznur Taşdelen. hekimle işbirliği ve dürtü kontrolü azalmıştı. Yakın bellek bozuk. Bülent Sönmez. Enerji içeceklerindeki maddelerin yalnız ve kafeinle birlikte kombinasyonuyla aşırı miktarda veya kronik tüketiminin akut ve uzun süreli etkisi tam olarak bilinmemektedir. Yazımızda kafein ve aminoasit içerikli enerji içeceğinin yoğun tüketimi sonrası ortaya çıkmış bir akut psikoz olgusunu anlattık. Enerji içeceklerinin popularitesi ve kullanımı hızla artmaktadır. polikliniğimize durgunluk. durgunluk. inostol. 21 yaşında erkek.Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı.D. sonrasında unutkanlık. Enerji içeceklerinin popularitesinin gittikçe arttığının fark edilmesiyle yaratacağı istenmeyen olası sağlık sorunları dikkat çekilmektedir. Yasemin Görgülü. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Dikkati azalmıştı. grandiyöz. Yönelim kooperasyondaki kısıtlılık nedeniyle değerlendirilemedi. sözel uyaranlara karşı ilgisiz ve lakayt bir tutum içindeydi. kooperasyon kısıtlı. pridoksin. içe kapanma. Enerji içecekleri stimulan etkilerini dikkati ve performansı arttırarak gösterirler. E. . ağlama yakınmalarıyla başvurdu. Cevapları perseveratifti. Affekt künttü. uzak belleği normaldi. Başvuru şikayetlerine kendi kendine konuşma. Yapılan tetkiklerinde patoloji saptanmadı. Yapılan ilk psikiyatrik muayenesinde bilinç açık. gülme ve saldırgan hareketlerinin eklenmesi üzerine hasta takip ve tedavisi amacıyla servisimize yatırıldı. içe kapanma. perseküsyon ve mistik hezeyanları olduğu tespit edildi. Hezeyan ve halüsinasyonları için dissimülatif tavırdaydı. nikotinamid. ağlama şikayetlerinin başladığı. Daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmayan ve daha önce hiç enerji içeceği içmemiş olan hasta. Servisteki gözlemlerde işitsel ve görsel hallüsinasyonları. uyku. Çağrışımlar yavaşlamış ve amaca varmıyordu. Psikomotor aktiviteler azalmıştı ancak zaman zaman dezorganize hareketleri oluyordu. Hasta düzenlenen tedaviyle semptomlarının düzelmesi üzerine amisülpirid 1200 mg ve olanzapin 10 mg tedavisiyle “Enerji içeceği kullanımına bağlı psikotik bozukluk” tanısıyla taburcu edildi. beslenme. riboflavin.

nörogelişimsel patolojilerin psikiyatrik hastalıkların tedavisi üzerine olan etkilerini değerlendirmeleri açısından önem arz etmektedir. .fizyolojik.bu konu üzerinde yoğunlaşılması gerekmektedir.biyokimyasal ve gelişimsel) faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynadığı kabul edilmektedir. Orkun Aydın.Gelecek dönemdeki çalışmalarda bu konu hem hastaların işlevselliği hem de hekimlerin. hastanın klinik görünümü ve nörobilişsel yeti yitimi açısından öneminin tartışılması amaçlanmıştır.Bizim olgumuzda da Nopoulos kriterlerine göre (Nopoulos et al.Bizim hastamız gerek semptomların şiddeti açısından gerek nöropsikolojik testlerdeki başarısızlık açısından literatürde mevcut olan bilgilerle uyuşmaktadır. Duygu Kuzu.Hastamızın tedaviye dirençli olması klinik takibi açısından önem arz etmekte olup.Şizofreni hastalarında sağlıklılardan daha yüksek oranlarda “geniş KSP” görülmesinin.PB 183 Cavum Septum Pellucidum Et Vergae ile Şizofreni Arasındaki İlişki: Bir Olgu Sunumu Kadir Aşçıbaşı.”geniş KSP” olarak kabul edilmektedir.1998) KSP uzunluğunun 6 mm’nin üzerinde (1.araknoid kistler ve diğer anormallikler gibi beynin gelişimsel bozuklukları birçok post-mortem inceleme ve nörogörüntüleme yöntemleriyle gösterilmiştir.5 mm ara ile alınan en az 4 koronal kesitte görülmesi) olmasından ötürü . şizofreni etiyolojisi için öne sürülen nörogelişimsel varsayımı destekleyen bir anatomik bulgu olduğu belirtilmiştir.şizofreni etiyolojisine yönelik birçok hipotez arasında en önde gelenlerden biridir.. Bu yazıda şizofreni hastalığı olan bir olguda saptanan “geniş KSP” ve KV’nin. KSP’un ruhsal bozukluklar ile ilişkisi en çok şizofreni alanında çalışılmıştır. Şizofreni ile anormal genişlikteki kavum septum pellusidum arasındaki ilişki incelenmesine karşın literatürde tedaviye yanıt oranlarının karşılaştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Nörogelişimsel model.Şizofreni hastalarının sayıca önemli bir kısmında korpus kallosun agenezisi. çevresel ve biyolojik(genetik. Artuner Deveci Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni. etiyolojisi hala tam olarak aydınlatılamamış bir ruhsal bozukluk olmasına rağmen.

taşikardi. stupor. DSM-IV’e göre ‘’Başka türlü adlandırılamayan ilaca bağlı hareket bozukluğu’’ olarak sınıflandırabileceğimiz.PB 184 Lethal Katatoni: Bir Olgu Sunumu Mine Ergelen. Mental ve fizik ajitasyon. Prodrom haftalardan aylara uzayabileceği gibi akut olarak da başlayabilir. yaşamsal fonksiyonların takibi (ani ölüm olabilir) ve yüksek doz lorazepam önerilmektedir. koma ve ölümle sonlanabilir. Ateş. uygunsuz hareketlerde bulunma şikayetleri ve şizofreni ön tanısıyla servisimize kabul edildi. lamotrijin 200 mg/gün kullanmakta olan olguda. Letal (malign) katatoni ve nöroleptik malign sendrom (NMS) arasında. Bu sunumun amacı antipsikotik kullanımına bağlı gelişen bir letal katatoni olgusunun paylaşılmasıdır.5 mg/14 gün. klasik kitaplarda ise letal katatoni olarak adlandırılan ve nadir göazlenen bu tablo. v) NMS katatonik ve katatonik olmayan tipte olabilir şeklinde görüşler mevcuttur. . yıkıcı davranış. risperidon 2 mg/gün ve risperidon consta 37. konuşmama. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş ve Amaç: Katatoni psikiyatrik. Olgu: 29 yaşında erkek hasta. iii) İkisi aynı ve tek bir sendromdur. tıbbi. Letal katatoni NMS’dan EPS rijiditesinin ve involanter hareketlerin olmayışı ile ayrılır. ateşi ve lökositozu bulunmayan olguda CK yüksekliği ve hipoproteinemi saptanmıştır. iv) Katatoni NMS için bir risk etkenidir. nörolojik ve ilaca bağlı gelişebilen nöropsikiyatrik bir sendromdur. uzun yıllar antipsikotik tedavi almış hastalarda ortaya çıkabilmektedir. Olgu sekiz seans anestezili EKT ve olanzapin 20 mg/gün ile tedavi edilmiştir. aripiprazol 30 mg/gün. yüksek anksiyete düzeyi. O tarihe kadar Klozapin 700 mg/gün. oryantasyonu bozuk ve hallusine olan. Buğra Çetin. yemek yememe. i) NMS bir katatoni formudur. Tedavide antipsikotiklerin kesilmesi. akrosiyanoz ve hipotansiyon da sıklıkla bulunmaz. Oniki yıllık hastalık öyküsünde katatoninin eşlik ettiği herhangi bir başka psikotik alevlenme dönemi tanımlanmamaktadır. ii) NMS bir malign katatoni formudur. 2 hafta öncesinde 55 adet 30 mg aripiprazol ile özkıyım girişimi mevcuttur. Antipsikotiklerin D2 reseptör antagonist etkisi olarak katatonik sendromu indükleyebilir. Psikiyatrik bakısında kooperasyonu kısıtlı.

Atakan YÜCEL**. ve 4. beden imajında bozulma. Çoğunluğu şizofreni olmak üzere affektif psikoz. Haftalarında sırasıyla Pozitif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 41-11/170. sosyal izolasyon bulguları mevcuttu. Yapılan jinekolojik muayenede her iki labium majusu içine alan.PB 185 Genital Self Mutilasyon: Bir Olgu Sunumu Nermin YÜCEL*. labium majorda doku defekti oluşturmuş kesi (WHO genital mutilasyon sınıflamasına göre Tip III) tespit edilmiş. uzayıp şekil değiştiren siyah baloncuklar olduğunu. kalabalıktan kaçınma. kişilik bozuklukları. GSM’un risk faktörleri arasında halusinasyonlar. düşüncelerinin okunduğu. somatik hezeyan. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. bu tedaviye 5 yıl önce Bipolar Affektif Bozukluk tanısı düşünülerek Lityum 600mg/gün eklendiği öğrenildi. izlendiği. Negatif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 67-29/125 ve Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeğinde 13-6/51 şeklinde iyileşme tespit edildi. acil müdahalenin ardından psikiyatrik ayırıcı tanı ve tedavi önem taşır. baş dönmesi ve bayılma şikayeti sonrası genital kesi ve yoğun kanamasının farkedilmesi üzerine yakınlarının ısrarıyla acil servise başvurmuş. Tedavi sonucu düşünce okunması. Hatice YÜCE** *Atatürk Üniversitesi. Ağrı ve kanama en yaygın komplikasyonudur. suture edilerek kanama kontrolü sağlandıktan sonra Psikiyatri konsultasyonu istenmiş. hastalığın ara dönemlerinde tam iyilik hali olmaması ve fiziksel görünümü dışında da var olan hezeyanları nedeniyle paranoid şizofreni öntanısıyla tedavisine Olanzapin 20 mg/g olarak devam edilmesi uygun bulundu. delüzyonlar. Olgu: 24 yaşında bayan. Yapılan psikometrik değerlendirmede tedavinin 1. vücut dismorfik bozukluk. . transeksüalite. posterior perineal cisime ulaşan. uykusuzluk şikayetleriyle psikiyatri hekimine başvurduğu ve Olanzapin 10mg/gün tedavisi önerildiği.mutilasyon depresyon. Sonuç: GSM’un temelinde seksüel çatışmalar. yapay bozukluk ayrıca halüsinasyon ve hezeyanların bir sonucu olarak psikotik bozukluklarda görülür. Erzurum Giriş: Genital self-mutilasyon (GSM) nadir rastlanan ciddi bir kendini yaralama davranışıdır. Self. Elif ORAL**. görsel halusinasyon. Somatik hezeyanları ve vulvar görsel halüsinasyonları sonucu GSM ile gelen bir olgu sunulmuştur. İşlevselliğin birden çok alanda bozulmuş olması. referans fikirler. içselleştirilmiş agresyonun ifadesi veya suicidal amaç bulunabilir. madde bağımlılığı ve sosyal izolasyon bulunur. bu durumun iki yıldır hiç değişmediğini ve duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için de siyah bölgeleri keserek çıkarttığını ifade eden hastanın ruhsal muayenesinde yüzeyel affekt. Öyküsünde 7 yıl önce başlayan evde kameraların olduğu. Erzurum **Atatürk Üniversitesi. irritabl duygudurum. komşularının hakkında konuştuğu fikirleri. alkol intoksikasyonu ve kişilik bozukluklarında ayrıca bazı dini ve kültürel inanışlarda görülür. yorum yapan sesler duyma. Son iki yıldır genital bölgesinde. referans fikirler ve insomnia bulgularında kısmi azalma olmuş.

Psikiyatri Dünyası 1999. Ankara Giriş: Katatoni psikomotor belirtilerin ön planda olduğu. Konversiyon bozukluğu tarihsel olarak tanı yönünden nevrotik spektrumda değerlendirilmektedir. 2001 Mar. Hastanın progresif olarak ilerleyen katotonik tablosunun tedavisi maksadıyla EKT uygulanmasına başlanmıştır. Tartışma: Vakanın EKT uygulaması sonrası progresif olarak düzeldiği izlenmiştir. Konversiyon ve anksiyete Bozukluğu tanılarıyla uyumlu düşünülen hastaya tedavi başlanmış. bekar hasta. uzun süre psikotik belirtiler gözlenmeden konversif belirtilerin ön planda olduğu. uykusuzluk şeklinde yakınmalarının olması nedeniyle hastaneye başvurmuş. erkek. Sonuç olarak. Beyazıt Garip. Gaillard A. Mouaffak F. Gaillard R. keyifsizlik. Murat Erdem GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Francis A. 23 yaşında. Radtchenko A. 3. Malur C. Yaklaşık iki aylık takip sürecinde bulgularında kısmi gerileme olmuş. kullandığı ilaçların tamamını içerek suisid girişiminde bulunmuş.38(1):104-9.17(1):55-9. herhangi bir organik bozukluk tespit edilmemiştir. klinik takip sürecinde katotonik psikotik bir tabloya ilerleyen ve bu bulguların EKT tedavisi ile remisyonunun sağlandığı bir vaka sunulmuştur.ECT for prolonged catatonia. “atipik psikiyatrik” bulgular ile seyreden Konversif Bozukluk vakalarının ayırıcı tanısında Katatonik Psikoz da göz önünde bulundurulmalıdır. (1.1:11-14 . mutizm bulgularının tabloya eklenmesi üzerine tekrar merkezimize yatışı yapıldı. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik bozukluk öyküsü olmayan hasta. Sonrasında Depresif Nöbet tanısıyla yatarak tedavisi tekrar düzenlenmiş.2). Sonraki takip sürecinde bulguların ilerleyici şekilde düzeldiği görülmüştür. yememe. 2012 Feb. Vakanın konversiyon bulgularının psikotik bozuklukların prodromal döneminde de baskın bulgu olabileceğini göstermesi ve bu tür vakalarda EKT' nin etkinliğini göstermesi açısından da önemli olduğu düşünülmüştür. Katatonik vakalarda EKT’nin etkili bir seçenek olduğunu belirtilmektedir (1). (3) Bu yazıda. Abdülkadir ÇEVİK.Case report: electroconvulsive therapy in a 33-year-old man with hysterical quadriplegia]. 2. Mahmoud Almbhaideen. dahiliye ve enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları alınmış. sıkıntı ve iç daralması. J ECT. Olgu: O. içmeme. Süleyman Özselek. bayılma ve titreme atakları. Adem Balıkcı.Ş.PB 186 Prodromal Belirtileri Konversiyon Olan Katatonik Psikoz Olgusunda Elektrokonvulsif Tedavi: Olgu Sunumu Özgür Maden. Bulguların kısmen gerilemesi sonrası taburcu edilen hasta taburculuk sonrası altıncı günde. “sendrom” olarak değerlendirilen bir klinik tablodur. ortaokul mezunu. Bu takip süreci içerisinde hastanın nöroloji. Referanslar: 1. ya azalmış motor belirtiler ya da artmış psikomotor etkinlik veya bu iki özelliğin birbiri ardında değişimi ile kendini gösteren. 10 seans EKT sonrası bulgularda anlamlı düzelme olması neticesinde hasta antipsikotik tedavi ile taburcu edilmiştir. Mehmet Ak. Encephale. Lôo H. Pasol E. Sonrasında psikomotor aktivitede azalma.

Ancak mevcut bilgiler ışığında gebelik sırasında kullanılmak zorunda kalınan hiçbir psikotrop ilacın tam emniyetli olmadığı açıktır. Tıp Fakültesi. bu ilaçlar anne ve plasenta kanı arasında hiçbir engel olmadığından rahatlıkla fetüsa ulaşırlar. Rize *** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Gebelikte psikofarmakolojik tedavinin yararları ve riskleri dikkate alınmalıdır. haloperidol. Rize ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi.Kulkarni J. Öte yandan ağır ruhsal bozuklukları olup gebe kalmış kadınların tedavi edilmedikleri takdirde hem kendileri hem bebek. saldırganlık yakınmaları ile yakınları. de Castella A. Meltem Puşuroğlu*. Psikiyatri Kliniği. Psikiyatri Anabilim Dalı. Bu nedenle. Gönü AS. McCauley-Elsom K. Koturoğlu G. Marston N. perfenazin ile yapılan çalışmalarda malformasyon riskinin artmadığı ileri sürülmüştür. Klasik antipsikotikler fetüs için görece daha güvenlidirler. Fitzgerald P. . Kaynaklar: 1Altıntoprak AE. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Atipik Antipsikotiklerin Kadın Fertilitesi ve Gebelik Üzerine Etkileri: Olgu Sunumu Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2005.21(2):161-173 3. hem de çevreleri açısından birçok ciddi sorunlar ile karşı karşıya kalabildikleri de bilinmektedir. şüpheler. Bundan dolayı gebelikte ilaç kullanımına karar verilirken neonatal toksisite. kulağına sesler gelmesi uykusuzluk. Biz de bu çalışmada son 1 aydır anlamsız konuşma ve davranışlar. Fatmagül Helvacı Çelik*. Gebelikte psikotrop ilaç kullanımı: Bir güncelleme Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. Aust NZJ Psychiatry 2008. klinisyenler güvenli seçenekleri seçmeli ve kişiye özgü tedavi planları ve hasta takibi yapacak stratejiler izlemelidirler.PB 187 Gebelikte Antipsikotik İlaç Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş Hünkar Yeloğlu*. Gebelikte şizofrenik belirtilerde artış veya azalma olup olmadığı ve şizofrenik annelerin çocuklarında ilaç kullanmasalar bile konjenital anomali riskinin artıp artmadığı konusu tartışmalıdır. Klorpromazin. Gilbert H. Rize Psikotrop ilaçların güvenliği ve gebelikte psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılmaları ile ilgili çelişkili bulgular vardır. Antipsikotik ilaçlar plasentadan serbestçe geçerler. Çiçek Hocaoğlu*** * Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Birçok atipik antipsikotiğin gestasyonel diyabeti tetikleyerek fetal malformasyon oranında artış yaptıklarına ilişkin anlamlı veriler mevcuttur.15(4):182-186 2. prematüre ve ölü doğum ile morfolojik ve davranışsal teratojenite risklerinin dikkate alınması gerekmektedir Şizofrenik popülasyonda doğum oranının normalden fazla olması gebelikte ilaç kullanımının önemini giderek arttırmıştır. 42:3844. Psikiyatri Kliniği. gebelik sırasında ilacını bırakan 8 aylık gebe 29 yaşındaki kadın hastayı literatür bilgileri eşliğinde sunmayı amaçladık. Çetin M. Preliminary findings from the National Register of antipsychotic medication in pregnancy. Bu nedenle gebelikten önce atipik antipsikotik kullanımını sürdüren anne adaylarında gebelik başladığında klasik antipsikotiklere geçiş yapılması önerilmektedir. Gebelere ilaç verildiğinde. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Erol A. Gurvich C. güvenlik elemanları tarafından kliniğimize zorla getirilen ve yatırılarak düşük doz haloperidol tedavisi başlanan 15 yıldır şizofreni tanısı ile farklı sağlık kuruluşlarında yatarak ve ayaktan tedavi görme öyküsü ile gebelik öncesi olanzapin 20mg/g tedavisi izlenen. Selim Polat*. Gökhan Kandemir**.

Klozapin tedavisine devam edilmesi veya yeniden başlanması ile. Hastanın iki aylık ayaktan takibinde nötropeni tekrarlamadı.PB 188 Klozapine Bağlı Geç Başlangıçlı Nötropeni Olgusunda Klozapin Tedavisine Devam Edilmesi Gökhan Öz. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Sonuç ve Tartışma: Klozapin nötropeniye direkt toksik etki ve immun mekanizmalar aracılığı ile yol açmaktadır. viral belirteçler. Hastanemize başvuru esnasında nötrofil sayısı 2700/ul olan hastanın geçmiş tedavi yanıtı göz önünde bulundurularak klozapin tedavisinin devam edilmesi ve klozapin etkin düzeye gelinceye kadar ketiapin 900mg/güne devam edilmesine karar verildi. Ancak klozapinin etkili olduğu tedaviye dirençli hasta grubunda ilacı kesme kararını vermek güçtür. Yavuz Ayhan. 2012’de nötrofil sayısının 510/ul saptanması üzerine. Davranış belirtilerinin yatışmaması üzerine hastanemize başvuran hasta servise kabul edildi. Bu olgu sunumunda dokuz yıldan uzun süre klozapin kullanımı sonrasında ağır nötropeni gelişmesine rağmen klozapine devam edilen bir şizofreni hastasında. Nötrofil düzeyi 1900e yükselen ve tekrar düşme saptanmayan hasta. nötropeni yineleyebilir. Anemi ve iki ay önceki tetkiklerinde saptanan nötropeni nedeniyle Hematoloji Bölümü’nce istenen periferik yayma. Klozapin 400mg/güne çıkılan hastada günlük tam kan sayımı yapıldı. daha nadiren yıllar sonra gelişen vakalar da bildirilmiştir. Klozapine başlandıktan yaklaşık dokuz sene sonra. demir parametrelerinde nötropeni ile ilişkili olduğu düşünülen bir anormallik saptanmadı. olgumuzda olduğu gibi. idiosenkratik. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi. İki ay sonra klozapin 100mg/gün ve ketiapin 100mg/gün alır iken şizofreni belirtilerinin alevlenmesi üzerine ketiapin dozu 600mg’a çıkılmış. Ankara Giriş: Klozapin tedaviye dirençli şizofrenide etkinliği kanıtlanmış bir antipsikotiktir. davranış belirtilerinin yatışması üzerine taburcu edildi. İlaçtan fayda gören hasta tıbbi kayıtlara göre bu süre zarfında klozapini 200-700mg/gün aralığında kullanmış. tedaviye direnç ve EPS yan etkilerine duyarlılık nedeniyle dokuz sene önce klozapin başlanmış. klozapin kesilmesi ile geri dönüşlü olabilecek yan etkilerindendir. Bir ay sonra nötrofil değerinin 1000/ul saptanması üzerine lityum karbonat 600mg/gün ve beta glukan 20mg/gün başlandı. Tıp Fakültesi. tedavisinin düzenlendiği merkezde klozapin kesilmesi ve ketiapin başlanması planlanmış. Koray Başar. Nötropeni ve agranülositoz klozapinin doza bağlı olmayan. yineleyen nötropeniye tedavi yaklaşımı tartışılacaktır. Olgu: Yaklaşık otuz yıldır şizofreni tanısıyla izlenen 47 yaşındaki kadın hastaya. Bu yan etki genellikle erken dönemde görülse de. Klozapin ile nötropeni gelişen olgularda lityum karbonat ve beta-glukan eklenmesi nötropeniyi engelleyebilir. .

ilkokul mezunu.Burada. Bellek bozukluğu. genetik değerlendirilmenin başka merkezde yapılmasına karar verilerek taburcu edildi. entelektüel fonksiyonlarda kayıp ve yürütücü işlevlerde bozulma ile birlikte beyin görüntülemesinde anormallikler de frontotemporal demans lehine bulgular olmakla birlikte şizofrenide de görülebilir. Ancak bunlar frontotemporal demansı dışlamaya yetmez. Hastanın kardeşinde benzer öykünün mevcut olması. en küçük çocuğunun zarar göreceği korkusuyla eve kimseyi istemediği ve sürekli dezorganize davranışlar sergilediği öğrenildi. Tanı netleştirilmesi amacıyla yapılan Nöroloji konsültasyonu yönlendirici olmadı. Anlık ve yakın bellek yetersizdi. Erken Başlangıçlı Demans mı? Ağır Psikotik Belirtilerle Seyreden Bir Olgu Nefise Kayka. otuzlu yaşlarının sonlarında ortaya çıkan şiddetli bilişsel ve psikotik bulguları mevcut olan bir kadın olgu sunulacaktır.40yaşında. tetkikleri sonucunda anemisi ve B12 eksikliği saptanan hastaya bunlara yönelik tedavi başlandı. yapılan MMT’de 15 puan aldı. Psikiyatri pratiğinde. manyerizm. Bolu Giriş: Şizofreni ve frontotemporal demans arasındaki benzerlikler ve ayırıcı tanı ile ilgili sorunlar birçok araştırmacı tarafından vurgulanmıştır. bu şekilde ağırlaşarak birkaç yıl içinde bilinmeyen bir nedenle öldüğü tespit edildi. varsanılar gibi psikotik bulgular ve başlangıç yaşı düşünüldüğünde hastada şizofreni olduğu kanaatine varılabilir. Manyerizmi de mevcut olan hasta. 2-3 yıla kadar bilinen herhangi bir rahatsızlığı olmayan hastanın kendi kendine anlamsız mırıldanmaları başladığı. zaman yönelimi azalmıştı. Kliniğimize. aynı ildeki bir ruh sağlığı hastanesinde 1 ay izlendikten sonra sevk edilmişti. Özellikle genç hastalarda bu iki tanı arasındaki ayrım daha da zorlaşmaktadır. Lab. Hasta aşırı hareketli olduğu için EEG çekilemedi. kalıtımsal bir bozukluğun da söz konusu olabileceğini akla getirmektedir. Merkezimizde yeterli altyapı olmadığı için hasta. Ruhsal durum muayenesinde duygulanım ötimikti. genetik değerlendirilmenin de gerekli olduğunu düşündürdü.PB 189 Şizofreni mi. Hastanın son bir yılda idrar ve gaita inkontinansı da ortaya çıkmış ve yemek de dahil olarak öz bakımı tamamen kaybolmuştu. Davranış planlaması yetersizdi. Aile öyküsünde en büyük erkek kardeşinin de psikiyatrik tedavi aldığı. . Hastanın aile öyküsünde de erken başlangıçlı benzer bir tablonun olması. aslında hiç de nadir olmayan tanısal sorunlar bu olgu ile yeniden vurgulanmıştır. düşünce içeriğiçağrışımları değerlendirilemedi. Dezorganize davranış. Ailesinden alınan öyküde. 5çocuklu bir ev hanımıydı. Tartışma: Bu hastada frontotemporal demans ve şizofreni tanısından hangisinin konulacağı tartışmalıdır. Osman Yıldırım Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikiyatri AD. Daha önce birkaç kez psikiyatri başvuruları olmuş ve ismi hatırlanmayan ilçalar da kullanmıştı. anestezi ile çekilen MR’ında hafif derece serebral atrofi saptandı. Olgu: Bayan Z. hastamıza benzer yakınmaları olduğu. Yer ve kişi yönelimi vardı. özellikle psikotik bozuıkluklarda. öyküsünde işitsel varsanısı olan hastadan varsanıya dair belirti gözlenmedi.

SANS: 0. Ali Doruk Gata Psikiyatri A. güvenli.Hasta isteği üzerine Mirena çıkartıldı. A.7 gün sonra ölçek sonuçları BPRS: 7. En önemli kullanım alanlarından biri. 1 ay sonra kontrolde BPRS: 1.E.(BPRS:46.PB 190 Levonorgestrelli RIA Uygulaması Sonrası Psikotik Atak: Olgu Sunumu Cihad Yükselir. Levonorgestrel 19 nortestosteron.Gazi Ünlü. SAPS: 3 idi. Adem Balıkcı. SAPS: 3 olarak değerlendirildi. S. SANS VE SAPS ölçekleri uygulandı.Kan seks horman profili istendi. Recai Kösem.D Ankara/Türkiye Seks hormonlarının birçok psikiyatrik semptomatolojinin ortaya çıkması ve ağırlaşmasında rol aldığına dair veriler literatürde yer almaktadır. SAPS:26). uzun süreli bir kontraseptif araçtır. Mirena uygulanması sonrası psikotik atak geçiren olgu örneği sunulacaktır. SAPS ve BPRS skorlarının düşmesi azalan kan progesteron düzeyi ile ilişkili olabileceği değerlendirilmiştir. RIA nın çıkarılması sonrası semptomların yatışması buna bağlı SANS. bayan hastanın yakınmalarının 1 yıl önce doğum kontrol ve menorajiyi önleme amaçlı Mirena uygulamasından sonra depresif beliriler olarak başlamış.Fikirlerinin hezeyan boyutuna ulaşması ve sosyal işlevselliğinin bozulması üzerine hasta ailesi tarafından kliniğe getirildi.kez Mirena uygulanmasından sonra eşine ve kardeşine karşı referans fikirleri gelişmiş. . BPRS. Seks hormonlarının mental bir takım değişikliklere neden olması. 33 yaşında. kontrosepsiyon yöntemi olan levonorgestrelli rahim içi araç uygulamasıdır.Risperidon 2 mg/gün tedavisi başlandı. Levonorgestrelli RIA( LNG-RIA) . SANS:18. Serkan Zincir. kadınlarda menstrüel döngü ile ilişkili olarak ortaya çıkan psikiyatrik semptomlara yönelik araştırılmalarda ortaya konmuştur.Kan seks hormaon profilinde özellikle progesteron değerinde düşme vardı. bir sentetik progesteron türevidir. SANS: 0.2.DSM IV kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı kondu. etkili. Mehmet Ak. .

Olgu: 16 yaşında erkek olgu. Anormal ALP. calcium carbonate 5000mg/gun. Annesinin stresli bir gebelik döneminin ardından dünyaya gelen olgumuz gelişim dönemlerini olağan bir şekilde geçen çekingen bir çocukmuş.5 mg IM. risperidon consta 37. Son 8 aydır kimyasal madde içerdiğini söyleyerek süt ve süt ürünlerini yememeye başlamış. Dört yaşında iken annesinden boşanan babasını bir daha görmemiştir.5 mcg/gün. Eve kapanmasından 1 yıl kadar sonra internet üzerinden Çin’den kıyafet satın almış ve bir yıl boyunca sadece bu kıyafeti giymiş. insanlardan ve sudan korkma şikayetleri ile güçlükle ikna edilerek birlikte yaşadığı annesi tarafından getirildi. calcitriol 0. Klinik izlem sürecinde risperidon 3mg/gün. Yakınmaları 12 yaşındayken arkadaş çevresinden kopma. nedensiz okula gitmeme ile başlamış. Ca. Babada alkol ve kannabis bağımlılığı ve antisosyal kişilik özellikleri mevcuttur. panjurları ve perdeleri kapalı tutuyormuş. öz bakımını yapmak istememe. Total alopesili. açık öğretimden okula devam etmek istediği ve tedaviye katılımının iyi olduğu gözlemlendi.PB 191 Asperger Sendromu ile Şizofreni Arasındaki Süreçte D Vitamini Eksikliği: Bir Olgu Ahsen Eratalay. kliniğimize odasına kapanma. olanzapin 10mg/gün. . tarih ve dilbilgisine özel ilgisi olan olgumuz Çocuk ve Ergen Psikiyatrisinde Asperger sendromu olarak tanılandırılmıştır. Kendini eve kapatmış. Orta ikinci sınıfta okulu tamamen bırakmış. Elif Tatlıdil Yaylacı. yaşından büyük gösteren olguda ruhsal gelişim ve reankarnasyon ilgili aşırı zihinsel uğraşılar mevcuttu ve içinde bulunduğu durumla ilgili iç görüye sahip değildi. 2 ay kadar önce de saçları dökülmüş. P ve PTH değerleri nutrisyonel Ricketts olarak değerlendirildi. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Nutrisyonel Ricketts güneş ışığından yoksun kalma ya da besinsel eksiklik sonucu ortaya çıkar. Uğur Öner. vitamin D3 1760 IU/gün tedavisi ile hastanın dış dünya ile ilişkilerinin düzeldiği. Odasında internet üzerinden felsefe. tarih ve dilbilgisi konularında yazışmalar yapmaya ve tüm vaktini bilgisayar başında geçirmeye başlamış. Okul ortamını düzeysiz olarak tanımlayan. Bu sunumunun amacı d vitamini eksikliğinin psikotik bulgulara aracılık ettiğini düşündüğümüz bir olgunun paylaşılmasıdır.

PB 192 İsoretionin Kullanımına Bağlı Psikotik Bozukluk: Bir Olgunun Ayırıcı Tanısı Zeliha Ulaşlı. İsoretionini son 3 ayda kullanmaya başlamıştır. İlkokulda sakin sessiz bir öğrenci olan olgumuzun lisede okul başarısı azalmıştır. sınav ve dönüşü sürecinde şekillenmiştir. Babanın hastalığı nedeniyle ailenin görüştüğü kimseler bulunmamaktadır. 35 haftalık doğan olguda atrial septum defekti ve L1-3 sinostoz mevcuttur. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu sunumun amacı babası şizofreni tanılı bir ergende isoretionin kullanımını izleyen akut psikotik tablonun paylaşılması ve ayırıcı tanının tartışılmasıdır. Olgu: 18 yaşında erkek olgu babasının gerçek babası olmadığı. . Psikotik bulgular sınav için Ankara’ya gidişi. ilaç kullanımına bağlı psikotik bozukluk ve şizofreniform bozukluk ayırıcı tanıları ile poliklinik kontrollerini sürdürmek üzere taburcu edildi. Elif Tatlıdil Yaylacı. Antipsikotik tedavinin başlanmasının ardından bir hafta içerisinde pozitif psikotik bulguları gerileyen olgu içine kapandı. kimseyle konuşmuyordu. platonik olarak hoşlandığı kızı düşündüğünü söylüyor. Olgu kısa psikotik bozukluk. Son bir buçuk yıldır bir cemaat evinde kalmakta ve harp akademisi sınavlarına hazırlanmaktadır. Ahsen Eratalay. Beş ay önce çok sevdiği dedesini kaybetmiştir. Psikiyatrik bakısında paranoid ve persekütif tarzda çok sayıda sanrı bulunan olguda yargılama ve iç görü önemli ölçüde azalmıştı. amcasının kendisini öldüreceği şüphesi ile polisi araması üzerine getirildiği acil servisi takiben kliniğimize yatırıldı.

lökosit:15. total kreatin kinaz: 2057 U/L. acil servise akatizi nedeniyle başvuran ve yaklaşık 6-7 saatlik takip sonrası NMS belirtileri ortaya çıkmaya başlayan ve ikinci günde tüm NMS belirtilerini gösteren olgu sunulacaktır.600 ng/mL (25-72 ng/mL). rijiditesi azaldı.Leyla AKGÜÇ** . yaklaşık olarak ikici günde NMS semptomlarının tamamı ortaya çıkmıştır.00 eritrositler görüldü.. Ekg: Normal. diazepam ve biperiden eklenmiş. Akdeniz Üniversitesi. Hastanın yoğun bakım takiplerinde bromokriptin dozu 30-40 mg/gün’e kadar artırıldı. diskinezi gibi nörolojik belirtilerle başlayan. NMS tedavisinde ilk adım antipsikotiklerin kesilmesidir.000 U/L (0-40 U/L). kreatin: 0. 27.Gör. yutma güçlüğü. nabız: 125/ dk. bilgisayarlı beyin tomografisi normalidi. Hasta acil serviste takip altına alındı. terlemesi devam etti. Akdeniz Üniversitesi. depo antipsikotik kullananlarda bu oran %20 30'lara kadar yükselebilmektedir (Kaplan ve ark. 1994). idrar kaçırma. yüksek ya da değişken kan basıncı. 1994) . taşikardi. ancak yoğun bakımda muhtemel sekonder komplikasyonlar gelişmesi nedeniyle yaklaşık 25 gün sonra exitus oldu. Laboratuvar bulguları. Değerlendirilen hastanın on yıldır klozapin 300 mg/gün.Dr. idrarda serbest hemoglobin: +++ idi. ekokardiyografi: normal. Acil serviste görülen hastanın tüm ilaçları kesildi. Dopaminerjik D2 reseptör blokajı en çok kabul edilen mekanizma olup.530 BIN/mm3 olarak sonuçlandı. Acil servise huzursuzluk. Bu nedenle NMS acil yoğun bakım ihtiyacı gerektiren ve tedavisinin dikkatle sürdürülmesi gereken bir tablodur. karaciğer enzimlerinde yükselme ve kas zedelenmesine ilişkin laboratuvar bulguları eşlik edebilir (Janicak ve Beedle 2009) .Dr. Anahtar Kelimeler: nöroleptik malign sendrom. İlaç tedavisi olarak kas rijiditesini azaltmak amacıyla dopamin agonisti olan bromokriptinin (7. Hastaya soğuk uygulama yapıldı ve i.480/mm3. Bu yazıda. Takiplerde yaklaşık 6-7 saat sonra idrar inkontinansı gelişti. Hasta destekleyici tedavi için hospitalize edilmeli ve semptomatik tedaviye hemen başlanmalıdır (Caroff 1890) . ancak ilaçlardan fayda görmemesi nedeniyle acil servise yönlendirilmiş. Psikiyatri AD. Nörolojik muayenede bilinç letarjik olup üst ekstremitelerde hafif rijidite mevcuttu.5-45 mg/gün) etkili olduğu bildirilmektedir (Zubenko ve Pope 1983). beraberinde yüksek ateşin de eşlik ettiği ölümcül ve acil tedavi gerektiren tıbbi bir durumdur (Kaplan ve ark. lökositoz.2 mg/dL). bilinç bozukluğu. Hasta tüm destekleyici tedaviye rağmen sekonder gelişen komplikasyonlar nedeniyle kaybedilmiştir. terleme ve bilinç bulanıklığı gelişti. NMS’nin patofizyolojisinde santral dopaminerjik sistem. lökosit:12. Tartışma: Antipsikotik tedavinin önemli ve ciddi yan etkilerinden biri olan NMS her yaşta olabileceği gibi genelde genç erişkinlik döneminde sık görülmektedir (APA 1994) . SGPT: 26. kreatin kinaz:1180. Antalya Giriş: Nöroleptik maling sendrom (NMS) antipsikotik kullanımına bağlı rijidite. Akdeniz Üniversitesi.. Bir hafta sonra hastanın NMS bulguları geriledi. Beş gün önce kontrole giden hastaya eksitasyon nedeniyle 5 mg haloperidol intramuskuler enjeksiyonu yapılmış. akinezi. NMS tanısı kondu. hidrasyon ile birlikte bromokriptin 2. Hasta nöroloji kliniği ile konsülte edildi. Hasta psikiyatri kliniği yoğun bakım odasına alındı. batın ultrasonografisi: normal. 200 mg/gün ketiapin kullandığı saptandı. Antalya *** Arş. kas membran disfonksiyonu ve sempatik sinir sistemi rol oynar.000 U/L (0-41 U/L).5 mg 2x1 başlandı. Antalya ** Arş. Çocuk Psikiyatri AD.000 U/L(38-190U/L). Hastada çoklu antipsikotik kullanımı ve haloperidol enjeksiyonu sonrasında akatizi benzeri tablo gelişmiş olup..Gör.Dr.PB 193 Nöroleptik Malign Sendrom: Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN* . antipsikotik. bu olay rijidite ve tremora neden olmaktadır. BUN: 8 mg/dL (6-20 mg/dL). Tipik belirtileri kaslarda sertleşme ve beden ısısında artış. üç gün sonra hastada akatizi benzeri şikayatleri gelişmesi üzerine propranolol. yerinde duramama nedeniyle başvurdu. idrar inkontinansı devam etti. Çocuk Psikiyatri AD.Mustafa ERKAN*** * Arş. Olgu: 37 yaşında erkek hasta 19 yıldır şizofreni tanısı ile takip edilmektedir.Gör. kas rijiditesini ve kaslardaki yıkımı artırmaktadır (Gurrera RJ.870 mg/dL (0. miyoglobin:389. Hastanın üçüncü gününde kas rijiditesinde ileri derecede artış oldu. Fizik muayenede. titreme. Hastanın sedasyonu için lorazepam 2. Tedavi edilmediği zaman ölüm oranı %10-20 olup. ateş: 37 °C. SGOT: 42. Tıp Fakültesi.7-1. terleme. İdrar sedimentinde 7 lökosit. T. bilincinin tamamen kapanması üzerine hasta anestezi yoğun bakım ünitesine alındı. Taşikardi ve hipertansiyonu düzeldi. Hipotalamik D2 reseptör blokajı ısı merkezinde bozukluğuna. periferde sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum salınımında artışla hipertermi.v.A: 140/90 mmHg idi. Tıp Fakültesi. Tıp Fakültesi. Hastanın ikinci gün takiplerinde tüm ekstremitelerde ciddi düzeyde kas rijiditesi gelişti. 1999).5 mg 3x1 tedricen artırılmak üzere başlandı. yan etki .

sağa sola bakma. Bunun nedeni olarak görülen tanı koyulmasındaki güçlükler son 15 yıllık literatüre yansımış olup. gerek EEG bulgularının yorumlanmasındaki farklılıklar..S. Cilt 9. Hastanın gerekli tetkikleri yapılmıştır ve uyku EEG sinde sol frontal odak saptanan hastaya antiepileptik tedavi başlanmıştır. 25 senedir olan bayılma nöbetleri şikayetiyle hastanemize başvurdu.. Bu vakada görülen psikiyatrik semptomatoloji. Marks D. bir şeyler arıyor gibi davranışlarda bulunma . Hastanın nöbetleri klinik açıdan çeşitlilik gösteriyordu. 42: 1274-127 3. çevresindekilere cevap verememe. anlamsız hareketler tarifleniyordu. Williamson P. Kaynaklar: 1. bayılma nöbetlerinin sıklaşması üzerine bize başvurmuş. stereotipik davranışlar.A. amaçlı gibi algılanan şiddet eylemleri ile seyreden ve aniden sonlanan bir klinik tablo sergilemektedir(1).1999.D: Frontal lob seizures Problems of diagnosis and classification Adv. Hasta. frontal lob epilepsisi ile ilgili çalışmaların sayısındaki kısıtlılığı açıklamaktadır(1-3).PB 194 Psikiyatrik Semptomların Eşlik Ettiği Frontal Lob Epilepsisi: Olgu Sunumu *Esra Aydın Sünbül. sayı 4. psikiyatrik olgularda organik etiyolojinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ve multidisipliner olarak yaklaşılması gerektiğini göstermektedir. tanı ve tedavi amacıyla yatırılmıştır. Hastada bazen bir anda donup kalma. **Özgür Bilgin Topçuoğlu*Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi **Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Giriş: Frontal lob epilepsisi primer olarak uykuda başlayan garip. bazen de ellerde ve ayaklarda kasılma. Çekilen EEG lerde patoloji saptanmayan hastada pseudo epileptik nöbet olduğu düşünülmüştü. *Fatma Fariha Cengiz. Klinik tablonun söz edilen belirtilerle seyretmesi sıklıkla psödö-nöbet ve uyku bozuklukları ile karışmasına yol açmaktadır(2). 57 : 289-309 2. Tartışma: Frontal epileptik nöbetlerin gerçek sıklığı tam olarak bilinmemektedir. Neurol 1992. Klinik psikofarmakoloji Bülteni. gerek iktal ve interiktal fenomenolojisi ve çabuk yayılım göstermesine bağlı olarak sergilediği polimorf klinik özellikler. bazen atoni şeklinde yere düşme. Katz A. Aile hikayesinde marital problemleri olduğu görülen hasta çeşitli hastanelere başvurmuştu. . Frontal lob epilepsisinde görülen psikiyatrik semptomatoloji: Olgu sunumu. Spencer S. Bu yazıda frontal lob epilepsisi saptanan bir olgu sunulacaktır. Saygı S. Olgu: 47 yaşında kadın hasta.: Frontal lob partial seizures and psychogenic seizures: Neurology 1992..

sol üst ve alt ekstremite hemiparezikti. Nöropsikolojik testlerde. WISC-R test sonucunda. kişinin daha önceki. halsizlik. Çocuk ve ergenlerde travma öyküsü varlığında görülen ani başlangıçlı davranış bozuklukları ve akademik problemlerde bu tanı akılda tutulmalıdır. Konuşma dizartrik ve yavaş. Nörolojik muayenede sol spastik hemiparezi ve dizartri saptandı. akıcılıkta azalma. performans Z. Rutin biyokimya ve hemogram sonuçlarında patoloji saptanmadı. kişilik örüntüsünün değişmesidir. 79. Cafer Alhan**. bu olay sonrasında yakınmalarının başladığı. Bulgular GTDBKD lehine değerlendirildi. öfke kontrolünde güçlük şikayetlerinin olduğu öğrenildi. düşünce akışı ayrıntıcı ve persevereydi. İçeriğe bedensel yakınmalar. Psikomotor aktivite azalmış. Öyküden.B. Duygulanım lakayt ve labil. EEG normaldi. tıbbi bir nedenle. Yönelim tüm eksenlere tamdı. GTDBKD tanısı Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi yazını içerisinde şimdiye kadar görece ihmal edilmiştir (2). Ergenin ruhsal değerlendirilmesinde.B. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. Çiğdrem Karakılıç**. Bu çalışmada bir ergende GTDBKD’ nin oluşumu. Spontan ve iradi dikkat ve konsantrasyon azalmıştı. . Nuran Demir*. Tartışma: GTDBKD için kesin bir tedavi bulunmamakta ve semptom örüntülerine göre ilaç seçimi yapılabileceği ancak sonuçların tatmin edici olmadığı belirtilmektedir. 57 olarak saptandı.Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Genel Tıbbi Duruma Bağlı Kişilik Değişikliği (GTDBKD). Daha önce herhangi bir merkezden yardım almamıştı. uyku ve iştah artmıştı. akademik başarısızlık ile ilgili temalar hakimdi.B. Aile öyküsünde özellik saptanmadı.PB 195 Bir Ergende Künt Kafa Travmasına Bağlı Bileşik Tip Kişilik Değişikliği: Uzun Etkili Metilfenidat Ve Pirasetam Tedavisine Kısmen Yanıt Veren Frontal Lob Sendromu Zehra Topal*. Olgu: On yedi yaşındaki lise ikinci sınıf öğrencisi erkek ergen polikliniğimize “unutkanlık” yakınması nedeniyle gelmişti. Beyin MRG ile peri-ventriküler derin beyaz cevherde hiperintens belirsiz sinyal artışı saptandı. Hesaplama ve soyut düşünce bozuktu. duygudurum irritabl olarak değerlendirildi. 42. klinik görünümü ve tedavisinin tartışılması amaçlanmıştır. sözel Z. on beş yaşında geçirdiği araç dışı trafik kazası sırasında künt kafa travması geçirdiği ve birkaç gün kadar süren bilinç kaybı olduğu. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. toplam Z. derslerine konsantre olamadığı. talamus kontüzyonu ve beyin ödemi geliştiği öğrenildi. Uzun etkili metilfenidat 36 mg/ gün ve pirasetam 1600 mg/ gün tedavisi başlanarak metilfenidat dozu tedricen 54 mg/ güne çıkıldı. dizinhibisyon. Geçmiş öyküden geçirdiği kaza sonrası travmatik sub araknoid kanama. perseverasyonlar saptandı. Belirtilerinde kısmen gerileme olan hasta halen polikliniğimizde takip edilmektedir. Çocuk ve ergenlerde bu bozukluğun olağan gelişimden belirgin bir sapmayı ya da en az 1 yıl süreli olarak önceki davranış örüntülerinde belirgin bir değişiklik olmasını kapsadığı belirtilmektedir (1).

babasının ise 2 ay önce vefat ettiği. Ropper A. Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. kendisinin de ölüp ölmeyeceğini sorma. olanzapin. babasını rüyada görme. 2). New York: McGraw-Hill. Klinik tablo genellikle 30 -50 yaşları arasında başlasa da.5 mg/ gün başlanmış ve anneye önerilerde bulunulmuştur. Annesi hastanın babasının vefatından sonra sık sık onun hakkında konuşma. Neurology in Clinical Practice. Orphanet J Rare Dis. Cafer Alhan**. Marsden CD. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. son bir yıldır unutkanlık. Bu yazıda üç kuşağında da HK görülen bir ailenin çocuğunda HK’ne bağlı Demans (Davranış Bozuklukları Olan) üzerine Yas tablosu eklenen bir çocuk olgunun değerlendirilme ve tedavisi sunulmuştur. sesini duyar gibi olduğunu söylemenin eklendiğini belirtmiştir. Kaynaklar: 1. Bradley W. düşme yakınmaları olması üzerine başvurdukları merkezde HK tanısı konulduğu. Öyküden hastanın yakınmalarının dört yaşında aşırı hareketlilik ile başladığı. 1998. Olgu: On yaşındaki erkek hasta “ağlamalar ve sinirlilik” yakınmaları nedeniyle yatırılmakta olduğu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde değerlendirilmiştir. Boston: 1985. valproat. Daroff RB. okskarbazepin. konuşmada azalma ve kelimeleri karıştırma yakınmalarının olduğu öğrenilmiştir. p. annesinin Major Depresif Bozukluk tanısı ile fluoksetin kullandığı saptanmıştır. ed. 8 yaşındayken geceleri tonik. otozomal dominant geçen ilerleyici bir nöropsikiyatrik hastalıktır.1060-1064. 2. Aile öyküsünden baba ve dedesinin HK tanısı aldığı. levatirasetam.1914-1915. Geçmiş tıbbi öyküden hastanın değişken süre ve dozlarda risperidon. zaman zaman ölmemiş olduğunu. çocukluktan yaşlılığa kadar geniş bir aralıkta görülebilmektedir. Principles of Neurology. Tedavi bireysel ve semptomlara yönelik olarak düzenlense de risperidon Juvenil HK’nde bir tedavi seçeneği olabilir (1-3). . 5: 40. klonazepam. Fenichel G. Yönelim bozukluğu ve belirtilerde gün içerisinde değişim saptanmayan hastanın HK’ne Bağlı Demans (Davranışsal Bozukluk Olan) ve Yas ölçütlerini karşıladığı düşünülerek risperidon 0. 5 yaşındayken denge kaybı. beceriksizlik. dedesinin 5 yıl önce. Yaygınlığı 4. Huntington’s Disease: a clinical review. 6th ed.klonik kasılmalarla nöbet geçirmeye başladığı. 2010. 3rd ed. p. Zehra Topal*. Victor M. Adams RD.000 olarak bildirilmektedir (1.7/ 100. Tartışma: HK 20 yaş öncesinde başladığında Juvenil HK olarak adlandırılmakta ve ilk olaraK davranım sorunları ve akademik problemlerle kendini göstermektedir. 3. Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD Giriş: Huntington Koresi (HK). In: Walter G.PB 196 Üç Kuşağında Huntington Koresi Görülen Bir Ailenin Çocuğunda Huntington Koresine Bağlı Demans Ve Yas Tablosu: Bir Olgu Sunumu Nuran Demir*. alprazolam kullandığı ve tedaviden kısmen fayda gördüğü öğrenilmiştir. Roos RAC.

staring. posturing. olanzapin. Malign katatoni(MK) katatonik bulguların yanında otonomik instabilite olması ile karekterizedir(Hayashi ve ark. negativizm ve withdrawal bulguları olan hastada ilk başvurudaki otonomik instabilite bulgularıda düşünülerek malign katatoni tanısıyla lorazepam 5 mg/günden 12. rijidite. Tartışma: Katatoni altta yatan bir nörolojik. 9 Haziran sabahı çıplak dolaşması. yara yeri bakımı) uygulanmalıdır. balmumu esnekliği. terlemesi. verbigerasyon. 2005). abuli ve hipoaktif tip deliryumdan yapılmalıdır(Daniels 2009). katalepsi. tekrar değerlendirilen. Tedavisinde öncelikle mortaliteyi azaltıcı. Malign Nöroleptik Sendrom(MNS) ön tanısıyla sevk edilen hasta nöroloji kliniğinde bromokriptin tedavisi alırken yapılan yatak başı değerlendirmesinde hastaya ilave nöroleptik önerilmedi. etrafına boş bakışı. Bulgular: 82 yaşında Bipolar Affektif Bozukluk tanılı hasta Sodyum Valproate. psikiyatrik veya medikal rahatsızlıkla ilişkili olup ayırıcı tanısı akinetik mutizm. koma. Acil polikliniğinden ateş. destekleyici bakımlar( beslenme.PB 197 Malign Katatoni: Bir Vaka Sunumu Esat Fahri Aydın. Lorazepam tedavisiyle bulgularında azalma olan hastaya EKT yapılması planlanırken aspirasyon sonrası genel durumu kötüleşen hasta vefat etti. Sonrasında olanzapin ve sodyum valproate tedavilerini hasta reddetmiş. üç saat uyumuş. En yaygın belirtileri mutism. Vakamızda yara yeri enfeksiyonu ve hastanın genel bakımı olumsuz faktörler olarak karşımıza çıkmıştır. duygudurum ve uyanıklılıktaki değişimlerin eşlik ettiği motor anormallikleri kapsamaktadır. sinirliliği ve evden dışarı çıkma isteği mevcutmuş.5 mg/güne çıkacak şekilde başlandı. (Fink ve Taylor 2006). Mustafa Güleç Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: Katatoni kavramı düşünce. Erol Ozan. 7 Haziran günü konuşması artan hastanın bir sonraki gecede ''Allah birdir ben öldüm'' içerikli bağırması olup. negativizm.75 mg/gün başlandı. Katatoninin retarde. Yöntem ve Gereçler: MK tanısı koyduğumuz bir vaka yoluyla MK’nin tanı ve tedavisini tartışmak. staring ve rigiditedir(Taylor ve Fink 2003). eksite. MK tedavisinde lorazepam ilk seçenek olup gereği halindeyse EKT yapılmalıdır. . periodik formları gibi malign formu da mevcuttur(Fink ve Taylor 2009). manyerizm. rijidite bulgularıyla. Yedi gün sonraki değerlendirmede konuşmasında artış tespit edilen hastaya sodyum valproate 250 mg/gün ve lorazepam 0. lorazepam kullanırken şifa sebebiyle 2012 yılı mayıs ayının ortasında lorazepam tedavisi devam ettirilmemiş. Rijiditesi artan.

athol. Bu kalsifikasyonların nasıl oluştuğu kesin olarak bilinmemekle beraber enfeksiyon. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak BBT’de görülen ve hiç bir nedene bağlanamayan çok sayıda bazal ganglion ve serebellar kalsifikasyon varlığında Fahr Hastalığı düşünülmeli.C. moral bozukluğu. Bazal ganglionlar. Burada nöropsikiyatrik semptomlarla gelen hastada ayırıcı tanıda Fahr Hastalığı’nın da dikkate alınması gerektiğini vurgulamak için bir olgu sunulmuştur. bekâr.PB 198 Fahr Hastalığı: Olgu Sunumu Yüksel Kıvrak*. ağlama hali. * *Kars Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Fahr hastalığı.2). dikkat dağınıklığı) ile başvurmuştur. Zentrabl. Kişilik değişiklikleri. ağlama.Ang L. konuşma bozuklukları. işsiz. Neurol 1993. çok değişik nöropsikiyatrik bulgulara neden olabileceği unutulmamalıdır.. Rozdilshky B. 2. tremor. Bizim olgumuzda da hasta ilk olarak nöropsikiyatrik belirtiler( sıkıntı. 1. Baş ağrıları devam eden hastanın nörolojik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu görülmedi. serebellar. 26: 367–369. hipokinezi. . Hastalığın tanımlanması uzun zaman önce yapılmasına rağmen etyolojisi net olarak aydınlatılmamıştır(3). Fahr’s syndrome presenting with pure and progressive presenile demantia. Fayed N. unutkanlık ve baş ağrısı şikâyetlerinin olduğunu söyledi. Klinik bulgular oldukça değişken olmasına rağmen nöropsikiyatrik. mental ve zihinsel işlevlerde bozulma.C. Hastaya unipolar depresyon öntanısı ile sertralin 50 mg/gün tedavi başlandı. 2005. 39:365-9.Alport E. metabolik ve genetik bozukluklarla ilişkili olabileceği belirtilmektedir. ekstrapiramidal ve serebellar semptomlar sıklıkla izlenir. bazal ganglionlarda. bilateral striopallidodentat kalsinozis olarak da isimlendirilir. Idiopathische verkalkung der hirngefasse. Daha önceden psikiyatri başvurusu olmayan hastanın soy geçmişinde nöropsikiyatrik hastalık tesbit edilmedi. Yaklaşık iki hafta sonraki kontrol muayenesinde depresif belirtilerinde (HAM-D:13) azalma görüldü. Tchong S. çabuk sinirlenme. demans ve duygudurum bozuklukları gibi davranışsal bozukluklarının yanısıra rijidite. dentat nükleus ve sentrum semiovalede idiopatik kalsifikasyon görülmesi ile karakterizedir(1. Mojonero J. Allg. Neurol Sci. moral bozukluğu. Von. Fahr’s Disease Associated with Astrocytic Proliferation and Astrocytoma Surg. Modrego PJ.. dikkat dağınıklığı. yaklaşık 3 aydır sıkıntı. Olgu Sunumu: 26 yaşında erkek hasta. baş ağrıları. simetrik kalsifikasyonlarla uyumlu görünümler izlendi Fahr hastalığı ilk defa 1930 yılında tanımlanmıştır. Tanıda en sık kullanılan yöntem BBT dir. Süleyman Gündüz**. Esra Nigar Erkoç Ataoğlu** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi.ve ataksi gibi hareket bozuklukları da yer alır. Bilgisayarlı beyin tomografisinde (BBT) subkotikal alanda. serebellar hemisferlerde belirgin. 50:129-33. 3.Fahr T. 1930. Serrano M.

“Treatment of Sleep Disorders”. sekiz aydır devam eden korkunç rüyalar görme. Kocaeli Amaç: Uyku terörü. “Night Terrors. seçici serotonin geri alım inhibitörleri. Tedavileri ile ilgili bilgiler net olmadığı için farklı tedavileri kullanılmaktadır. American Psychiatric Association. erkek. Janszky J (2005). Text Revision (DSM-IV-TR). çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullandığı fayda görmediği öğrenildi. benzodiazapinler kullanılabilir. Nermin Gündüz. Erişkinlerde yaygınlığı %1’in altındadır (1). Hastanın 6 ay önce aynı şikayetlerle bir psikiyatri kliniğine başvurduğu. Birinci ayın sonunda şikayetleri tamamen düzeldi. Aslıhan Polat. lorazepam 1mg başlandı.PB 199 İki Olgu Özelinde Uyku Terörü ve Tedavi Yaklaşımı Hatice Sodan Turan. alkol madde kullanımının kısıtlanması. yüzde kızarma. Soldatos CR. aşırı korku. bağırma şikayetiyle polikliniğimize başvurdu. Klonazepam damla 1mg tedavisi ile ayda bir polikliğimizde takipleri devam eden hastanın 9. yataktan düşme.ayın sonunda ilaç tedavisi azaltılarak sonlandırıldı. Szcus A. Clinical Characteristic and Personality Patterns”. Charney DS. Hastanın uyku terör ataklarında yineleme olmadı. Ümit Tural Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 58 yaşında. Sonuç: Erişkinlik döneminde nadiren görülmesine rağmen uyku terörü olguları psikiyatri polikliniklerinde karşımıza çıkmaktadır. 37: 1413-7. mesleki ve ailevi işlevselliği ileri derecede bozulmuştu. Şikayetleri üçüncü günden itibaren azaldı. Arch Gen Psychiatry 1980. kabus görme. Orv Hetil 2005. Klomipramin 75mg. Ataklar sık ortaya çıkıyorsa trisiklik antidepresanlar. Hastaya DSM IV TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu ve klonazepam 1mg başlandı. başını çarpma gibi şikayetleri mevcuttu. Bu yazıda erişkin dönemde nadir görülen “uyku terörü” bozukluğunu ve bu bozukluğun tedavisini iki olgu özelinde tartışacağız. yatak içerisinde artmış hareketlilik oluyormuş. ağlama ya da yüksek sesli çığlıkla başlayan. Hasta tedaviden belirgin fayda gördü. uykuda kendine zarar veren davranışların olması. uyku sırasında bağırma. Martin ED (1980). 1. uyku saatlerinin düzenlenmesi). Benzodiazepinlerin kesilmesinden sonra daha şiddetli ataklar görülebileceği için tercih ederken dikkat etmek gereklidir (2). 70 yaşında. uykunun ilk saatlerinde. kadın. Uykuda bağırma. . el ve kollarda istemsiz hareketler. Olgu: KE. Halen polikliniğimizde kontrolleri sürmektedir. delta uykusu sırasında meydana gelen. Uyuyup uyumadığını anlayamama. DC: American Psychiatric Association. 2000. Şikayetleri devam eden hastada klonazepam damla 1mg’a geçildi. 2. otonomik belirtilerde artışla karakterize ani terör ataklarıdır (1). KE 6-7 ay içerisinde çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullanmış. kendine vurma. Kales JD. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. 2. Olgu: EÇ. Washington. Kaynaklar: 1. Sosyal. DSM IV-TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu. uyku sırasında terleme. uykuda bağırma ve bu sırada uyanamama hissi.146: 659-64. korkunç rüyalar görme fakat rüya içeriğini hatırlayamama. bağırma şikayetleriyle polikliniğimize başvurmuş. Caldwell AB. Uyku terörü bozukluklarında benzodiazepin kullanımı ile ilgili endişeler olmasına rağmen SSGİ ve TCA kullanımına yanıt vermeyen iki olgumuzda kullandığımız klonazepam tedavisinin etkili olduğu görülmüştür. 3. Tedavinin ilk basamağı koruma önlemleridir (Yatak odası güvenliği. Kales A.

psychotic features of the patient got better. recurring nightmares.1% and 44.2. psychosis . According to the our clinical interview. post traumatic stress disorder. Key Words: ECT. especially in cases where PTSD is comorbid with psychosis. he clearly fulfilled the DSM-IV-TR criteria for PTSD and psychotic disorder not otherwise specified. comorbidity.2%.IV criteria. He was admitted to the hospital but psychometric and clinical assessment showed insignificant improvement after the antipsychotic and antidepressant treatments so we decided to perform ECT and medication together. BPRS score decreased by a mean of % 35.PB 200 Posttraumatic Stress Disorder and Comorbid Psychosis: Electroconvulsive Therapy Response in Two Patients Barbaros Özdemir*.3%. Beyazıt Garip*. persecutory delusions. Case Report 1 A 40-year-old white man had experienced combat related traumatic life events and demonstrated auditory and visual hallucinations. PTSD symptoms decreased by a mean of 37. Süleyman Akarsu* *Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Psikiyatri AD İntroduction: Treatment methods are often not enough for decrease of all the PTSD symptoms. We suggest that ECT be considered as a reasonable treatment alternative for relevant cases. Taner Öznur*. After the 8 sessions ECT treatment. 10 sessions ECT was performed during the course of the treatment.5 % compared to baseline scores respectively for two months. He was started on antipsychotic and antidepressant but didn’t show significant improvement after six weeks. DISCUSSION PTSD with severe depression is well documented about using the ECT but the ECT treatment in PSTD patients with psychotic features has not been well understood yet. After ECT treatment the dose of antipsychotic reduced. BPRS and CAPS scores decreased by mean of %33. We reported two men with combat related PTSD and comorbid psychosis who were successfully treated with electroconvulsive therapy (ECT). Case Report 2 The second case is 42 years old patient diagnosed with PTSD with psychotic features according DSM. BPRS and CAPS scores decreased by 65. hyperarousal and insomnia. some of the psychotic features significantly improved. After the ECT.6 and 37.

71 . Gentes EL.PB 202 Mazi Kalbimde Yaradır: Travma Tedavisi İle Düzelen İki Obsesif Kompulsif Bozukluk Olgusu Önder Kavakcı Cumhuryet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad Travmatik yaşantılarla ilişkili obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ya da obsesyonlar. Uyanık olduğu her an bu düşüncelerin kendisini rahatsız ettiğini bildiriyor. Belirtileri Major depresyon ölçütlerini karşılıyordu. Kaynaklar 1-Nacasch N. evli ve iki çocuk sahibi bir yıldır çocuklarına zarar vereceği şeklinde obsesyonları var. Eur Neuropsychopharmacol. başka şeyler düşünmeye çalışma.21(12):876-9 2-Gershuny BS. TSSB açısından değerlendirildiğinde bozukluğun ölçütlerini de karşılıyordu ve Olayların Etkisi Ölçeği puanı 51 olarak bulundu. Baer L. Trafik kazası EMDR ile çalışıldıktan sonra TSSB ve depresyon belirtileri kayboldu. yüksek düzeyde memur. Tedavinin ardından meslek yaşamında ve özel yaşamında önemli iyileşmeler gösterdi. Olgu 1 Bayan A. yaygınlığı yüksek olmasına rağmen üzerinde az çalışılmış bir durumdur (1). Ekonomik güçlükler nedeni ile eğitimini zorlukla sürdürmüş. Tedavi sürecinde öncelikle annesinin ölümü başta olmak üzere çocukluk travmaları EMDR uygulanarak çalışıldı. Bu çalışmada travma tedavisi ile obsesyonları düzelen iki olgu sunulacaktır. Jenike MA. kabusları kayboldu. 2011 Dec. Uzun yıllardır çocukluğu ile ilgili kâbuslar gördüğünü ve bunlardan çok rahatsızlık yaşadığını bildiriyor. Tartışma ve sonuç: Bazı OKB olgularında hastalık başlangıcı travmatik yaşantılar ile bağlantılı olabilir ve bu olgularda travma terapisi uygulamak. Fostick L. Tedavi sonunda obsesyonları yok denecek düzeye geldi. Bazı çalışmalarda travma sonrası stres bozukluğu(TSSB) ile birlikte olan OKB’nin tedaviye kötü yanıt verdiği bildirilmiştir(2). Yakınmalarının başlangıcına odaklanıldığında 12 yıl önce trafik kazası geçirdiği belirlendi. Travma tedavisinden sonra hasta daha önce yakınma olarak getirmediği birçok kontrol etme kompulsiyonunun ve temizlik obsesyonu ve kompulsiyonunun kaybolduğunu bildirdi. 37 yaşında evli. çocuğu yok. High prevalence of obsessive-compulsive disorder among posttraumatic stress disorder patients. baş etmek için çocuklarından uzak durma. 10 yaşındayken annesinin penisilin enjeksiyonu sonrası ölümüne tanık olmuş. Babasının alkol sorunu varmış. 42 yaşında memur. Olgu 2 Bayan B.25:69. Zohar J. Trauma and posttraumatic stress disorder in treatment-resistant obsessive-compulsive disorder. hem OKB belirtilerinde hem de yaşamlarının diğer alanlarında iyileşmelere yol açabilir. Parker H. Infield AL. 2008. İkinci evliliğindeki sorunlar nedeni ile başvurdu. Depress Anxiety. evden uzaklaşmaya çalışma şeklinde davranışlar geliştirmiş.

.

kendisini değersiz hissetme şeklindedir. düşük doz antipsikotik tedaviler aldığı anlaşılmaktadır. duygulanımında kısıtlılık. Sürdürülen tedavilere rağmen birçok kez gece rüyasında teröristlerle çatıştığını görerek birlikte uyuduğu eşinin boğazına sarılma. TSSB olarak değerlendirilen hastanın 2001-2006 yılları arasında 6 kez hospitalize edildiği. Tartışma Hastanın öyküsünde ve ruhsal muayenesinde tanımlanan. otonomik. Aytekin Özşahin* *Gata Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlığı. bazı dönemlerde kulağına operasyonla ilgili bilgileri içeren komutların gelmesiyle başlayan operasyon planı yapma. Biz bu yazıda savaş travmasına maruz kalmış olup kliniğimizce TSSB tanısı konulan. kişinin travmatik bir stresöre maruz kalması sonucu yeniden yaşantılama. düşünce içeriğinde referans ve perseküsyon hezeyanları. kaçınma. Olgu: 43 yaşında emekli erkek hastanın 2011 Ağustos ayındaki başvuru yakınmaları. sonraki süreçte polis karakolunda elinde bıçağı ve komando teçhizatı ile sonlanan hatırlamadığı dissosiyatif dönemleri içeren belirtilerinin olduğu anlaşılmaktadır. çeşitli antidepresan. insanlara güvenememe. Beyazıt Garip*. sembolizasyonun sık kullanılması bu vakaların tipik TSSB’a uymayan yanlarıdır. Hastanın ruhsal muayenesinde. Kamil Nahit Özmenler*. Travma sonrası stres bozukluğu . ilk başvurusu 2001 yılında olmuştur. zaman zaman öfke patlamaları. başka bir merkezde şizofreni tanısı konulmasına neden olan belirtilerin başında dissosiyasyonlar gelmektedir. Mehmet Ak*. anksiyolitik. travmatik olayı yeniden yaşantılama. Bilişsel bozukluk. kalabalık içine girmekten kaçınma. dönem dönem realiteye uyumun ciddi derecede bozulması. unutkanlık. süreçte başka merkezlerde şizofreni tanısı ile takip edilen ve kognitif yıkımla seyreden bir olgudan yola çıkarak TSSB’ da yeni bir alt grubun tanımlanıp tanımlanamayacağı konusunu tartışmayı amaçladık. yeniden yaşantılama ve kaçınma belirtileri negatif belirtiler şeklinde yorumlanmış olup tanımlayıcı anlamda şizofreni tanısı almış olduğu düşünülmektedir. disforik ve bilişsel bulguların değişik derecelerde bulunduğu bir bozukluktur. CAPS ve İES testlerinde TSSB tanısına yönelik sonuçlar elde edilmiştir. Hasta 1990-1999 yılları arasında birçok silahlı çatışmaya girmiş. mimik ve jestlerinin silik ve sosyabilitesinin uzak ve soğuk olduğu tespit edilmiştir. görsel bellek ve yürütücü işlevler alanında bozulma olabileceğine ilişkin bulgular saptanmıştır. Ancak klasik bir TSSB’a göre kognitif yıkımın çok belirgin olması. duygulanımda küntlük. Anahtar kelimeler: Psikotik özellikler. Kognitif alanı değerlendirmek amacıyla uygulanan organisite testlerinde görsel algı motor koordinasyon.PB 201 Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Kognitif Yıkım ve Psikotik Belirtiler ile Giden Yeni Bir Alt Grubu Mu ? Olgu Sunumu Ali Emrah Bilgen*. Giriş: Travma sonrası stres bozukluğu. uykusuzluk. algıda işitme halüsinasyonları. düşünce içeriğindeki somutluk. akıştaki perseverasyonların varlığı. Hastanın travmaya uyum sürecinde sergilediği referans hezeyanlar. işitme halüsinasyonları.

travma çalışmalarında paylaşılan travmatik yaşantılarının da en az doğrudan travma yaşantısı kadar etkili olduğuna dikkat çekmek amaçlanmıştır. kilo kaybı ve çabuk sinirlenme yakınmaları olması nedeniyle psikiyatrik değerlendirilmeye alınmıştır. sosyal destek sistemlerinden faydalanması için ilgili birimlere yönlendirilmiştir. Olgu Sunumu Seher YAĞMUR BİLEN. yaklaşık bir yıl önce travmatik olayda yaralanma sonrası bileteral görme kaybı ve sol kalça dezartükülasyon ampütasyonu olan eşine refakat etmektedir.K. Mehmet Alper ÇINAR TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi. travmatik olayı tekrar yaşaması. uykusuzluk. Bilkent. Tedavisine. venlafaksin 75mg/gün. Travma sonrası değerlendirmenin travmaya doğrudan maruz kalan birey kadar travmaya dolaylı olarak maruz kalan bireyleri de kapsaması. Bayan Y. Psikiyatrik muayenesi ve psikometrik incelemesi sonrasında. mirtazapin 15mg/gün. travmaya ve sürece ilişkin bilgilendirme yapılmış. travma odaklı psikoterapi haftada iki seans olarak başlanmıştır. doğrudan travmatik yaşantısı olan birey gibi travmatik süreçten etkilenebileceği ve hastalık tablosunun gelişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. .’nın yaralı eşinin travmatik yaşantılarını içeren tekrar eden kâbuslarının olması. Ankara Bu olgu sunumunda. travmatik olayın hatırlatıcılarından kaçınma davranışı sergilemesi ve artmış uyarılmışlık semptomları sergilediği saptanmış. aynı travmatik süreçten etkilenen tüm bireylerin etkin yardım almalarına olanak sağlayacaktır.PB 203 Bakım Verende Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Paylaşılmış Travma. travma sonrası stres bozukluğu olarak değerlendirilmiştir. Bayan Y. Travma mağdurlarının yakınlarının/bakım verenlerinin. Bakım veren eş için. fiziksel ve ruhsal travma mağduru olan hastaya refakat eden ve bakım veren eşinin sergilediği travmatik stres bozukluğu semptomlarına dikkat çekilerek.K.

daha önceden kendisine sözlü tacizde bulunulması gibi faktörlerin etkili olabileceği düşünülmüştür. 1 kez suicid girişiminde bulunmuş. Olgu 15 yaşında kız hasta.PB 204 Kardeşinin Cinsel İstismarı İle İlişkili Dolaylı Travma Sonrası Stres Bozukluğu Gelişen Bir Olgu Hatice Altun*. Olay şubat ayında olduğu için. O gün kardeşini dışarıya gönderdiği için kendini olayların sorumlusu olarak görüyormuş. anne baba arasında sürekli tartışmaların olması. Kardeşinin çocuk şubede verdiği ifadelerini okumuş. Bu hasta kardeşinin travmasına tanık olmasa da. Mental durum muayenesinde. Kahramanmaraş Giriş Kişinin yaşamını ya da beden bütünlüğünü tehdit eden her türlü durum kişi üzerinde travmatik etki oluşturabilmektedir. travmaya doğrudan maruz kalanların yaşantılarına benzer olduğu belirtilmektedir. tanık olanlar. kendi yaşadığı bir travma gibi algılamış ve hastada bununla ilişkili psikiyatrik hastalık gelişmiştir. Sonuç Cinsel istismar tüm aileyi etkilediği için aile bireylerinin de psikiyatrik muayenesi göz ardı edilmemelidir. hastanın kendisini olayın sorumlusu olarak hissetmesi. babanın kendisine karşı ilgisizliği. Bu olguda kardeşine karşı yapılan cinsel istismarı kendi yaşamış gibi travma sonrası stres bozukluğu gelişen bir hasta tartışıldı. olaya doğrudan maruz kalanların yanı sıra. ikincil travmatik stres ya da dolaylı travmatizasyon olarak ifade edilmektedir. mutsuzluk. Hastada psikotik bulgu saptanmamıştır. Gelecekle ilgili herhangi bir beklentisi ve evlenme düşüncesi yokmuş. Travmaya dolaylı olarak maruz kalmanın ardından yaşanan psikolojik sürecin. 4 yıldır her şubat ayında sıkıntısı artıyormuş. düşünce içeriğinde stresörü ile ilgili sıkıntıları mevcuttu. Bu hastada travma sonrası stres bozukluğu gelişmesinde. Baba bu olay için sürekli anneyi suçluyormuş. Uykusuzluk. duygudurumu depresif. annenin ciddi psikiyatrik probleminin olması. duygulanımı anksiyöz. Olaydan sonra anne depresyon tanısı ile tedavi görmekteymiş. Ali Nuri Öksüz** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Bu grupların gösterdiği tepkiler. öfke patlaması. babanın sürekli olaydan dolayı anneyi suçlaması. Kendisini suçlu hissediyormuş. Tartışma Cinsel istismar sonrasında çocuk ve ailesinde birçok psikiyatrik semptom gelişebilmektedir. İfadede yer alan taciz olaylarını. Kendisine bir kez sözlü tacizde bulunulmuş. Travmatik olayların ardından. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. sanki kendi başına gelmiş gibi hissediyormuş. keyifsizlik şikâyeti varmış. Kız kardeşi 4 yıl önce cinsel istismara uğramış. mağdurların yakınları ve yardım çalışmalarında görev alan kişiler de travmatik stres belirtisi gösterebilir. . Olayı sürekli yeniden yaşantılaması ve olayı hatırlatıcı durumlardan kaçınması varmış.

Bu olguda. Sanrılı Bozukluk. hastaların daha iyi bir şekilde tedavi olmalarını sağlayacaktır. hastalığı tanımlamış ve belirtileri temporal lop epilepsisi. İstanbul Olfaktör referans Sendromu (ORS) . somatik alt tipinde yer almaktayken. DSM-IV’te. kötü koku yaydığını düşünen 26 yaşında bekâr bir kadın hasta sunulmaktadır. kişinin çevresine katlanılmaz ölçüde kötü bir koku yaydığına inandığı psikiyatrik bir bozukluktur. ORS. ORS.PB 205 Olfaktör Referans Sendromu: Bir Olgu Sunumu Zerrin Binbay*. Psikiyatri Kliniği. oldukça yoğun sıkıntı duyar ve daha çok kendilerini suçlama eğilimindedir. son dönemlerde DSM-V ile ilgili yapılan çalışmalarda Obsesif Kompulsif Bozukluk spektrumunda bulunan hastalıklar içinde yer alması planlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Olfaktör Referans Sendromu. Mustafa Solmaz* *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. depresyon ve şizofrenide görülen olfaktör belirtilerden ayırmıştır. toplum içine çıkmaktan kaçınırlar. Pryse-Philips. Bu durumdan dolayı hastalar. sanrısal bozukluk. sıklıkla erken yaşta başlar ve bekâr erkeklerde daha fazla görülür. Klinisyenlerin bu sendromu etkin bir şekilde değerlendirebilmesi. bu da sosyal ve mesleki anlamda geri kalmalarına yol açabilir. Major Depresyon .Selim Sağır*.

Sonuçta hastamız kendisini ifade etmesinin cezalandırılma ve reddedilmeyle sonuçlandığını öğrenmiştir. (1999). . 2: 247–253. (2000). Bu model göz önünde bulundurulduğunda hastamızın bilişsel-davranışçı terapi yönteminden fayda sağlayacağı düşünülmüş ve bu doğrultuda terapiye başlanmıştır. Psikiyatri Dünyası. ek 2: 27–32. Bu çalışmada sosyal fobi + depresyon tanısı alan bir hastanın bilişsel-davranışçı tedavi formülasyonunun açıklanması amaçlanmıştır. söz konusu kaçınma davranışlarından dolayı iş ya da sosyal yaşamlarında belirgin bir kısıtlanma yaşarlar (1). 3 – Dilbaz. arkadaş edinmede zorlanma. yurtta kalıyor. Bilişsel model açısından incelendiğinde söz konusu faktörlerin benlik saygısında düşüşe neden olduğu ve değersizlikle ilişkili temel inançların gelişimine yol açtığı görülmektedir (2). H. Söz konusu şikâyetleri yaklaşık 16 yaşından beri yaşadığı ve daha önce NLP ve hipnoz gibi tedavi yöntemlerini denediği belirlendi. bekâr hasta. “sunum sırasında hiç kaygılanmamalıyım” ve “insanlar benim heyecanlandığımı fark edip benimle alay edecek” gibi düşüncelere sahip olduğu belirlenmiştir. çarpıntı yaşama. Sosyal fobi. erkek. M. çocukluğunda sosyal çevreden izole bir yaşam süren hastamızın ailesinde en ufak hataların bile şiddetle cezalandırıldığı bilinmektedir. 1: 18–2. Hafta 1 kere. heyecanının belli olmasından kaygılanma. Z. Bu beklentilerin neden olduğu kaçınma davranışları ise sosyal fobinin ilerleyişine katkıda bulunan bir kısır döngüyü ortaya çıkarmaktadır (1). sınıf öğrencisi. Ayrıca.PB 206 Sosyal Fobinin Bilişsel Davranışçı Yöntemle Tedavisi: Bir Olgu Sunumu Gökce Gürdil Bilkent Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Gelişim Merkezi Giriş Sosyal fobi. 50 dakikalık görüşmelerle takip edilen hastamızın terapi süreci devam etmektedir. kendisine soru sorulduğunda gerginlik yaşama. Çocuklukta akranlarla yeterli düzeyde ilişki kurma olanağının bulunmaması ve yargılayıcı aile ortamı gibi faktörlerin hastamızda sosyal fobi gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Kaynaklar: 1 – Sungur. Klinik Psikiyatri. Bu tür temel inançlar bireyin sosyal ortamlarda beceriksizce veya kabul görmeyecek biçimde davranacakları ve bu nedenle olumsuz değerlendirilecekleri yönünde beklentiler geliştirmeleriyle sonuçlanmaktadır (3). Tartışma: Hastamızın çocukluğunda yoğun bir biçimde aile içi şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. M. 2 – Türkçapar. Terapi sürecinde hastamızın sosyal ortamlarda kendini ifade etmekle ilgili işlevsel olmayan inançlarının işlevsel olanlarla değiştirilmesi ve davranışsal denemelerle sosyal becerilerinin geliştirilmesi planlanmaktadır. “arkadaşımdan bir şey istersem alay konusu olurum”. insanların karşısında sesinin ve elinin titremesi. moleküler biyoloji bölümü 1. N. Klinik Psikiyatri. Bu durumla bağlantılı olarak hastamızın. Bilişsel-davranışçı yaklaşımlar ve sosyal fobi. (1997). uykuya dalamama ve konsantrasyonda düşüş şikâyetleriyle merkezimize başvurdu. bireyin utanç verici davranışlarda bulunma korkusuyla sosyal ortamlara ya da performans göstermesi gereken durumlara girmekten kaçınması şeklinde tanımlamaktadır. Olgu sunumu 24 yaşında. Sosyal fobi tanısını alan bireyler. Sosyal fobinin psikolojik kuramı. Derslerde sunum yapamama.

yer altından çığlık sesleri duyduğunu iddia ediyordu. Oyebode F.5mg 14 günde bir başlanan hastanın.140:969-978 . Capgras syndrome. Risperidon consta 37. haftasında azalmaya başladı ve tedavinin 7. onların ikiz eşleri ile değiştirildiklerini düşünüyordu. 2006 yılında 6 ay boyunca ketiapin 200mg/gün. Cogn Neuropsychiatry. çocuklarını kabul etmiyor.The misidentification syndromes as mindreadind disorders. ev hanımı.Edelstyn NM. ayındaki poliklinik kontrolünde Capgras sanrılarında tamamen düzelme sağlanmıştır. Sonuç: Bu Capgras sendromu olgusu Risperidon Constaya cevap vermesi ve adli olaylarla ilişkisi nedeniyle dikkat çekicidir. düşünce sürecinde bloklar mevcuttu. 1999. Davranışlarında psikomotor ajitasyon belirgindi. çocuklarının verilmesini istemiş yine aynı yıl içinde yaşadıklarından devletin kurumlarını sorumlu tuttuğu için tepki olarak Türk bayrağını indirmiş. Adli süreçteki psikiyatrik değerlendirmesinde “psikotik bozukluk” tanısıyla cezai ehliyetinin olmadığı şeklinde rapor düzenlenmiş. Int J Geriatr Psychiatry. Fiziksel ve nörolojik muayenede özellik saptanmadı. 2006 yılında çocuklarının devlet kurumlarında saklı tutulduğunu düşündüğü için defalarca polis karakollarına başvurmuş. 2011 yılında da 1 ay boyunca olanzapin 20mg/gün kullanmış. 18. Vaka: 51 yaşında. Am J Psychiatry. Polikliniğimizdeki ruhsal durum muayenesinde. Ali Nuri Öksüz. 14:48-59 2.PB 207 Adli Yönüyle Dikkat Çeken Bir Capgras Olgusu Ali Aşkar. 2009. Algılamada taktil. evli. Bu düşüncelerin 6 yıldan beri olduğu yakınlarından öğrenildi. Berson RJ. görsel ve koku halüsinasyonları mevcuttu.15:1-28 3. ancak fayda görmemiş. 5 çocuklu. çocuklarına işkence yapıldığı ve yanındakilerin yer altındaki çocuklarının ikiz eşleri olduğu düşüncesi ile yakınları tarafından polikliniğimize getirildi.Hirstein W. İlk olarak 1923 yılında Capgras ve Reboul-Lachaux tarafından tanımlanmıştır (3). Hastanın laboratuvar testleri normal sınırlarda bulundu. ilkokul mezunu. bazen kendisinin onlara tıpatıp benzeyen ikizleri ile değiştirildikleri şeklinde sanrılarla karakterize bir sendromdur (1. çevresel ve teğetsel konuşmaları vardı. Burada adli yönüyle dikkat çeken bir Capgras olgusu tartışılacaktır. Kaynaklar: 1.2). işitsel. Düşünce içeriğinde paranoid persekütif sanrıları vardı. Kranial MR ve EEG’de özellik saptanmadı. kadın. Fatma Özlem Orhan Kahramanmaraş SÜtçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Capgras sendromu.2011 tarihinde evinin altında sığınak olduğu. Eşini. A review of the phenomenology and cognitive neuropsychological origins of the Capgras syndrome. çağrışımları düzensizdi. hastanın genellikle kendisine yakın olan diğer kişilerin ya da nesnelerin.04. Hasta. 1983. sanrı ve halüsinasyonları tedavinin 4. bastığı yerin sıcak olduğunu ve burnuna yanık kokusu geldiğini. Bilgisayarla vücuduna girildiğini ve bu yöntemle kızlarına da tecavüz edildiğini düşünüyordu. orada ateş yakıldığı.

kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ” suçu nedeniyle ceza sorumluluğunun belirlenmesi istemiyle hastanemiz adli birimine yatırıldı.PB 208 Adli Olgu: De Clerambault Sendromu Hira Selma Kalkan*. erotomanik hezeyanlarla seyreden bir erkek olguyu tartışacağız. 2007. Tartışma: Hastaların hezeyanlarıyla ilgili iç görüleri olmadığından ve hezeyanı dışında işlevselliği bozulmadığından. Fennig S. düzenli geliri yok. 2 yıldır çalışmıyor. 2 ay süreyle cezaevinde kaldığı ancak eylemlerine devam ettiği öğrenildi. adli makamlar tarafından hastanemize gönderilmiş olan. Kişinin yaşadığı yerden başka bir ilde avukatlık yapmakta olan halasının kızının da kendisini sevdiğini. Aydın H. Karşısındaki kişinin reddedici davranışlarını rasyonalize ederek aslında kendisine âşık olduğunu ama her hangi bir sebepten dolayı böyle davrandığını düşünür.3) Bu olguyu. Great Britain. Hayriye Pınar Çağlar Nazalı** *Diyarbakır Ergani Devlet Hastanesi **Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: De Clerambault Sendromu olarak ta adlandırılan erotomani. David Enoch ve Hadrian Ball: Uncommon Psychiatric Syndromes. adli mevzularla karşımıza çıkması ve hastanın yaşamının ne derece etkilenebileceği. kişide daha yüksek statüde birinin kendisine âşık olduğuna ilişkin sanrılarla giden bir bozukluktur. Olgu: 34 yaşında erkek. ama kendisini denemek ve ruh sağlığı yerinde mi kontrol ettirmek için hastaneye yatırılmasını sağlamak üzere davacı olduğunu düşünüyor. mevsimlik işler yapıyor. 2001 2. sendromun nadir rastlanması. sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile cinsel taciz. Bromet EJ. 2006. Sekizinci Baskı. bu etkilenmeye karşın kişide hezeyanların ısrarcı olması nedeniyle sunmayı amaçladık Kaynaklar: 1. Taylor PJ. Kaplan & Sadock’s Comrehensive Textbook of Psychiatry. Fochtmann LJ. daha çok kadınlarda görülmesine ve olgumuzun erkek olması. Sanrılı Bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk. (2.Bozkurt A (Çeviri Eds). işlediği öne sürülen “Tehdit. Kendisinin baş ağrısı ve yorgunluktan başka tarif ettiği bir şikâyeti bulunmamaktaydı.24(3):313-31. (1) Biz bu makalede. Genellikle kadınlarda görülür. anne babasıyla yaşıyor. Delusional disorder and delusions: is there a risk of violence in social interactions about the core symptom? Behav Sci Law. şuan köyde. çevre tarafından da fark edilemediğinden psikiyatri kliniğine başvuru çoğunlukla hastamızda olduğu gibi adli makamlarla başları dertte olduğunda mahkeme kanalı yoluyla olur.) . 4 çocuğu var. Fourth Ed. 3. 3 kez şikâyet edildiği. ilkokul mezunu. 2 yıl önce boşanmış. Güneş Kitabevi. 2 yıl boyunca halakızına birçok kez telefonla tacizde bulunduğu. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen kişi. 1525-1533.

kaçıngan kişilik özellikleri gösterdiğine dair yayınlar mevcuttur. Hastanın son kontrolünde aripiprazol 10 mg/gün ile aktif psikotik bulgusu yoktu. metalloproteinazlar. Keratokonus hastalarının normal populasyona göre daha sık paranoid. Bize ilk başvurusundan yaklaşık iki yıl önce başlayan. Bir yıl önce paranoid sanrılar. Velokardiyofasiyal sendrom). paranoid sanrılar. İki hafta sonra psikotik bulguları yatışmış. bu iki tablonun tesadüften öte ortak bir etiylojik kökenden kaynaklanabileceği vurgulanmıştır. Özgeçmişinde belirgin özellik yok. Soygeçmişinde major bir psikiyatrik rahatsızlık ya da keratokonus öyküsü yok. . bizar. kendi kendine konuşma yakınmaları ile getirilmiş. işitsel varsanıları mevcut olan hasta psikotik atak tanısı ile yatırılmış ve ketiyapin 600 mg/gün başlanmış. güvensiz. Ayrıca çevresel etmenlerin (gözü kaşıma gibi) varolan bir genetik yatkınlığın üstüne hastalığı alevlendirebileceği bildirilmiştir. alfa-2 makroglobulin. kliniğimize şizofreni tanısıyla yatırılmış. Göz Hastalıkları bölümünde hastaya keratokonus tanısı konmuş ve sert lens önerilmiş. Olgu: 21 yaşında lise 2’ye giden erkek hasta ilk olarak üç yıl önce Ergen Psikiyatrisi polikliniğine devamlı aynaya bakma. Sonrasında avolüsyonu belirginleşmiş. işitsel varsanıların eşlik ettiği bir psikotik atağı daha olmuş. Mevcut çalışmalar psikoz ve keratokonus için ortak bir patofizyolojik bağlantıya henüz işaret etmemiş olsa da ileride yapılacak çalışmalar böyle bir bağlantı olasılığını aydınlatmayı amaçlamalıdır. enflamatuvar olmayan. anksiyeteli. Bu bildiride keratokonus ile şizofreni komorbiditesi olan bir hasta sunulacak ve olası ortak etiyolojik faktörler tartışılacaktır. giderek ilerleyen bulanık ve çift görmesi mevcutmuş. bir çok genetik sendrom ve özel gen bölgeleri ile ilişki bulmuşlardır. İnci Özgür İlhan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Keratokonus bilateral. belirgin negatif belirtileri mevcuttu. Psikoz ile keratokonus birlikteliği literatürde tek bir vakada bildirilmiş olup. sert lensleri kullanmayı reddeden hastaya kornea nakli düşünüldüğü not edilmiş. Umut Altunöz. stromada incelme ve yüzey tahribatı ile seyreden bir kornea hastalığıdır. SFRP1. Aripiprazol 30mg/gün ile belirgin düzelme gözlenmiş. Şizofreni de genetik ve çevresel etmenlerin etiyolojisinde rol oynadığı ve benzer patofizyolojik mekanizmalarla oluşabilecek sendromların eşlik edebildiği bir hastalıktır (ör. İlerleyen dönemde gözlerinin düzeleceğini düşünerek gözlerini her gün dakikalarca yıkamış ve bu durum keratokunus tablosunu kötüleştirmiş. okulu bırakıp açık liseye yazılmış.PB 209 Keratokonus ve Psikoz Birlikteliği: Bir Olgu Sunumu Bilge Bilgin. ilerleyici. kulakları ve gözleriyle oynama. Sonuç ve Tartışma: Keratokonusun etiyolojisine yönelik genetik bağlantı çalışmaları alfa-1 proteinaz inhibitörü. kompulsif. Alınganlık. Göz Hastalıkları bölümünde yapılan son kontrolünde ise keratokonusun çok ilerlediği.

. Otistik spektrum bozuklukları hastalarında frontal lobun beynin yüksek kortikal merkezleri (örn. Ailesi tarafından sosyal içe kapanıklık.PB 210 Asperger Sendromu Bir Hemisferler Arası Bağlantısızlık Sendromu Olabilir mi? Bir Olgu Sunumu Alper BAŞ. sözel ve sözel olmayan iletişimde azalma göze çarpan muayene bulgularını oluşturmaktaydı. sinirlilik ve garip davranışlarda bulunma şikayetleri tariflenen hastanın ruhsal durum muayenesinde göz kontağında azalma. Cana Aksoy POYRAZ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Son fonksiyonel görüntüleme çalışmaları otistik spektrum bozukluklarında beyin işlevleri ile ilgili devrelerde anormallikler olduğunu göstermiştir. Burç Çağrı POYRAZ. yeni ortaya çıkan kompleks parsiyel tipteki epilepsi nöbetleri için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğinde takip edilen ve davranım sorunları sebebiyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi polikliniğimize yönlendirilmiş olan 17 yaşındaki erkek hasta tartışılacaktır. Bu sunumda. otistik spektrum bozukluklarının beyindeki bağlantı işlevlerinde azalmaya bağlı oluşabileceği hipotezini destekler niteliktedir. uyumsuzluk. disprozodi. 'fusiform face area') ile olan bağlantı işlevlerinde azalma ve desenkronizasyonu dikkati çekmektedir. Genelde asemptomatik seyreden ve insidental olarak tespit edilebileceği bildirilen bu konjenital anomaliye Asperger sendromu düşündüğümüz bir olguda rastlamış olmamız. Alınan anmanez ve yapılan klinik değerlendirme sonucunda DSM IV-TR ye göre Asperger sendromu tanısı konulan hastanın kraniyal MR görüntülemesinde korpus kallozum lipomu ve disgenezisi saptanmıştır.

. Erzurum **Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. Tedavinin 3. çevrede film oyuncularını gördüğünü söyleyerek onlarla konuşma şikayetleri olan ve bu şikayetlerinin ara ara artıp azalan özellikte olduğu öğrenilen hastanın yapılan ruhsal muayenesinde gün içinde dalgalanma gösteren bilinç ve oryantasyon bozukluğu.51mg/gün ilaç tedavisi düzenlendi. YBÜ ihtiyacı buradaki tedavisinin üçüncü günü spontan solunumunun başlaması ve bilincinin açılması ile ortadan kalkmış. Terör olaylarını konu alan. oryantasyon kusuru nedeniyle de Çocuk Psikiyatrisi konsültasyonu istenmiş.Mustafa GÜLEÇ* *Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. Medya ve ruhsal hastalıklar arasında. Beyin MRG ve EEG’de patoloji saptanmayan hastada ası ile suicidal girişim sonrası hipoksiye sekonder Deliryum düşünüldü ve risperidon 0. Nermin YÜCEL**. uykusuzluk. karakterlerden birinin asıyla intihar girişiminin anlatıldığı bir filmi izledikten sonra asıyla intihar girişiminde bulunan sonrasında deliryum gelişen bir olgu sunulmuştur. Çocuk Psikiyatrisi AD. Sonuç: Uygun olmayan TV programlarının etkilerinin çocuk ve ergen yaş grubu üzerinde daha belirgin olmak üzere duygudurum bozuklukları. Anlamsız konuşmalar.PB 211 Şiddet İçerikli Televizyon Programı Sonrası Suicidal Girişim ve Deliryum: Bir Olgu Sunumu Atakan YÜCEL*. epileptik nöbetler ve şiddet eğiliminde artışla ilişkili olduğu gösterilmiştir. şidddet içerikli bir filmde karakterlerden birinin kendini asarak intihar edişini izledikten sonra annesi tarafından evin bir odasında tavandan iple asılı halde bulunmuş. yıkıcı davranım bozuklukları. Beyin BT’de hipoksiye bağlı beyin ödemi tespit edilmiş ve buna yönelik tedavi verilmiş. medya çalışanlarının karşılaştıkları olaylar sonrası belirtiler göstermesi veya izleyicinin bir intihar olayının televizyonda ele alınış şeklinden etkilenmesi yönüyle karmaşık bir ilişki vardır. eksitasyon muayene bulguları tespit edildi. beslenme bozuklukları. nerde olduğunu bilmeme. Ayrıca alınacak yasal önlemlerin ve hazırlanacak eğitim programlarının da faydalı olacağını düşünmekteyiz. yakınlarını tanımama. Olay yerindeki acil tıbbı müdahalenin ardından hastaneye götürülerek yoğun bakım ünitesine (YBÜ) alınan ve bu transfer sırasında üç kez arrest olan hastaya kardiyopulmoner resusitasyon yapılarak hayata döndürülmüş. Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği 19-5/51 olarak iyileşme saptandı. uyku bozuklukları. Psikiyatri AD. Erzurum Giriş: Yaşama önemli katkıları olan medya araçlarının uygun olmayan şekil ve sürelerde kullanımının beden ve ruh sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir. Çocukların medya araçlarını zarar görmeden kullanmasının sağlanmasında ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte televizyon izlemesi etkili olabilir bu nedenle ailenin yeri ve önemi büyüktür. kaygı bozuklukları. insomnia. bellek ve hafızada zayıflama. işitsel-görsel halüsinasyonlar. Olgu: 10 yaşında kız hasta.gününde oryantasyon kusuru düzelen hastanın tedavi öncesi ve 3 hafta sonrası sırasıyla Deliryum Derecelendirme Ölçeği 20-4/30.

baş ağrısı. Hastanın yapılan muayenesinde bacak ve kol kaslarında rilidite ve kol kaslarında dişli çark belirtisi tespit edildi. ikinci sırada ise distoni bildirilmiştir. paroksetin. Hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygudurum hakimdi ve psikomotor aktivitesi azalmıştı. depresyon olduğu öğrenildi.depresif bozukluk tanısı konularak essitalopram 10 mg/gün başlandı. . SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozuklukları sık görülmese de literatürde sitalopram. Psikiyatride pratiğinde sık kullanılan bir antidepresan olan essitalopram kullanımı sonrası gelişen distoni nadir ve essitalopram kullanırken akılda tutulması gereken bir durumdur. Cenk Ural.Türkiye Giriş: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SGİ) yan etkilerinin azlığı nedeniyle diğer antidepresan gruplarına göre sık kullanılan ilaçlardır. fluoksetin.PB 212 Essitalopram Kullanımı Sonrası Ortaya Çıkan Distoni: Olgu Sunumu Mahir Akbudak. MD1. ev işlerini yapamama şikayetleri ile polikliniğimize başvurdu. Hastanın öz geçmişinde herhangi bir tıbbi hastalık öyküsü yoktu. Hastaya m. Literatürde SGİ sonrası gelişen hareket bozuklukları incelendiğinde en sık akatizi. özellikle bacaklarda olmak üzere gerginlik huzursuzluk ve kasılma şikayetleri ile eşi eşliğinde tekrar polikliniğimize başvurdu. Olgu: E.MD1. bir ay sonra kontrolde essitalopram dozu 20 mg/güne çıkıldı. isteksizlik. Hasta essitalopram dozunun 20 mg/güne çıkılmasının ikinci günü çenede ve ağız çevresinde kasılma. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. sertralin ve fluoksamine bağlı hareket bozuklukları tanımlanmıştır(1) Bu olguda essitalopram doz arttırımı sonrası gelişen bir distoni tablosu sunulacaktır. Hasan Belli. İstanbul. . Bu konuda yapılan bir çalışma da sitokrom P450 enzim sistemi. halsizlik. serotonin-dopamin taşıyıcıları ve reseptör polimorfizmlerinin SGİ kullananlarda hareket bozukluğu olusumu için risk faktörü olduğu ileri sürmektedir. Bu bilgiler ışığında hastada essitaloprama bağlı distoni düşünüldü. Bu olayda serotonerjik ve dopaminerjik yolaklar arasındaki etkileşim Serotonerjik ve dopaminerjik çekirdekler arasındaki yaygın bağlantılar suçlanmaktadır. iştahsızlık.Y 32 yaşında kadın hasta. Soy geçmişinde annede m. Tartışma: Antidepresan. özellikle SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozukluklarının mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır. keyifsizlik. Yaklaşık iki aydır süren mutsuzluk. Hastadan alınan bilgiye göre essitalopram 20 mg/gün tedavisine geçilen ilk gün kısa süreli ağız kenarı ve çenede kasılma olduğu ama şikayetlerinin bir süre sonra kendiliğinden geçmesi üzerine doktora baş vurmadığı öğrenildi. İkinci gün ilaç kullanımından bir süre sonra bacaklarda ve çenede kasılma ve ağrı olması üzerine polikliniğimize başvurduğu öğrenildi. Hasta başka herhangi bir ilaç kullanımı veya hastalık tanımlamıyordu.

Dehaene S. 10th edition. paraları tanımadığı. In: Kaplan & Sadock’s Synopsis of Psychiatry. Bizim hastamızın da önceden konversiyon bozukluğu tanısı almış olması bu tanıyı akla getirmekle birlikte kesin tanı konmadan önce gerekli incelemeler sürdürülmüş ve hastaya ilginç ve patogenezi üzerinde tartışmaların sürmekte olduğu Gerstmann sendromu tanısı konulmuştur (4). Difüzyon MRG’de sol frontal ve parietalde kortikomedüller bileşke yerleşimli erken evre infarktlar ve sol parietookspitalde daha geç evre iskemiler izlendi. agraphia and acalculia. Yazma bozukluğu. Katı İnsan Sendromunda Konversiyon Bozukluğu Yanlış Tanısı İki Olgu. sonrasında Gerstmann sendromu tanısı alan bir hastanın sunumu amaçlanmıştır. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. disorientation for right and left. Tartışma: Organik hastalıkların ender olmayarak yanlışlıkla konversiyon bozukluğu tanısı alabildikleri bilinmektedir (3). Kleinschmidt A. anksiyöz duygulanım. Ruhsal durum muayenesinde yönelimi tamdı. 30 yıldır obsesif kompulsif bozukluk tanısıyla izlenmekte. 75. Kaynaklar: 1) Gerstmann J. sağını solunu karıştırma. Dominant paryetal lob lezyonlarında görülür (2).PB 213 Konversiyon Bozukluğu Öyküsünde Gelişen Bir Gerstmann Sendromu: Olgu Sunumu Hasan Kenarlı. parmaklarını ayırt edemediği ve kullanamadığı saptandı. Brain 2010. 2) Sadock BJ. 133: 320-32. Pinel P. bulaşma obsesyonları. Özcan H. temizlik kompulsyonları vardı. Gerstmann sendromu tanısı kondu ve nörolojiye yönlendirildi. Aniden başlayan sağ el ve kolda uyuşma. insanlara çarpma ve okuyup yazamama yakınmaları ile Nöroloji polikliniğine başvurmuş. The enigma of Gerstmann’s syndrome revisited: a telling tale of the vicissitudes of neuropsychology. Olgu: 61 yaşında. 2007. Kısa kognitif muayene (KKM) puanı 26/59 idi. Bu yazıda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanısıyla izlenmekte iken ektanı konversiyon bozukluğu şüphesi ile incelenen. The Brain and Behavior. s. . yürürken sendeleme. Türk Psikiyatri Derg 2009. Nöroloji tarafından psikiyatri konsultasyonu istenmiş. Rutin incelemelerinde özellik yoktu. Dinç GŞ ve ark. bedenin sağ ve solu ile ilgili komutları yerine getiremediği. 44: 398–407. Psikiyatri Kliniği Giriş: Gerstmann sendromu ilk kez Josef Gerstmann tarafından tanımlanmıştır (1). Basit hesapları yapamadığı. Beyin Manyetik Rezonans Görüntülemesinde (MRG) sol parietooksipital ve frontalde korteks ve beyaz cevheri içine alan erken evre infarktlar izlendi. Syndrome of finger agnosia. 3) Özer S. Psikiyatristlerin konversiyon bozukluğunun ayırıcı tanısında etkin rol alması gerekliliği açıkça sürmektedir. Sadock VA. Levent Mete İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. sabunu tutamama. 20(4):392-397 4) Rusconi E. sağ sol yöneliminde bozukluk ve parmak agnozisi ile karakterize bir sendromdur. Arch Neurol Psychiatry 1940. hesap bozukluğu. Almila Erol. Hastanın öyküsünde geçmiş yıllarda konversiyon doğasında bayılmalar ve yine konversiyon doğasında el ve kol uyuşmaları vardı. ev kadını.

Dr. Antipsikotiklerin kekemelik yan etkisi çok nadir görülmektedir. Bilal TANRITANIR. duygudurum bozuklukları ve davranım bozuklukları hatta kekemelik tedavisi olmak üzere geniş bir spektrumda kullanılmaktadır. Dr. Bununla birlikte çalışmalarda risperidonun kekemelik tedavisinde kullanılmasının yanı sıra kekemelik yan etkisinin bulunması bir paradoks olarak ilginç görünmektedir. Dr.PB 214 Bir Paradoks Olarak Risperidon Kullanıma Bağlı Kekemelik Olgusu Dr. Arif DEMİRDAŞ Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Kekemeliğin temel özelliği. Risperidon. bireyin konuşmasının gerek akıcılık. Edinsel kekemelik ise herhangi yaşta aniden başlayabilir. İnci Meltem ATAY. Risperidon D₂ ve 5 HT₂A reseptörlerinin güçlü antagonisti olup α₁ ile α₂ reseptörlerine yüksek afinite göstererek etki etmekte ve psikotik bozukluklar. Bu bozukluk seslerin ve hecelerin sık sık yinelemeleri ve uzatılmaları ile belirlidir. İlaç yan etkilerine bağlı olarak nadir de olsa edinsel kekemelik görülmektedir. Literatürde psikotik bozukluğu olan kısa süreli yüksek doz risperidon kullanımına bağlı gelişen iki kekemelik olgusu dışında başka vaka sunumuna rastlanılmamıştır. Kekemeliğin iki tipi mevcut olup bunlar edinsel ve gelişimsel olarak ayrılmaktadır. Olgumuzda ise kronik düşük doz risperidon kullanımı sonrası gelişen kekemelik yan etkisi dikkat çekici olup ilk kez ayrıntılarıyla tartışılmıştır. D₂ reseptör antagonizmasıyla striatal metabolizmayı artırarak kekemelik semptomlarını iyileştirmektedir. Abdullah AKPINAR. . gerekse zamanlama yönünden yaşına uygun olmayan biçimde bozukluk olmasıdır.

Literatürde sınırlı sayıda mirtazapinle ilişkili periferik ödem olgusuna rastlanmıştır. gününde yüzde ve bacaklarda belirgin ödem gelişti. Tedavinin 3. görme bozukluğudur. gününde periorbital. kadın hasta. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Mirtazapin. Sonuç: Periferik ödem sıklıkla kalp. Uzar E. gününde mirtazapin kesildi. olgumuzda sadece fasiyal ödem görülmüştür. davranış problemleri. Tedavinin 5. issue 4. allerji. 21(3):249-52.(2). 56 yaşında. Olgu 2: H. Mirtazapinin yan etkileri arasında en sık görülen halsizlik ve sedasyon iken. Ciddi yan etkileri fasiyal ödem. Bu yan etkiler içerisinde çok sık rastlanmayan periferik ödem yan etkisinin görüldüğü iki olgudan söz edeceğiz. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. hipoproteinemi ile giden diğer hastalıklar. 3)Dhungana K.17(1):121-6. The pharmacovigilance of mirtazapine: results of a prescription event monitoring study on 13554 patients in England. Major depresyon tanısıyla risperidon 1mg/gün. 28(3):191. gününde mirtazapin kesildi. New Journal of Medicine 2011. Leman İnanç. 31 yaşında depresyon tedavisi gören erkek hastada mirtazapinin başlanmasını takip eden 10.Tedavinin 4. Anksiyete bozukluğu tanısıyla sitalopram 20mg/gün kullanıyordu.. fasial bölgede yaygın ödem gelişti.(3) Migren ve depresyon tedavisi için mirtazapin kullanan 30 yaşında kadın hastada ilacın başlanmasından 3 gün sonra pretibial ödem gelişmiş ve tedavinin kesilmesi ile 2 gün içinde ödemin gerilediği görülmüş(4) İlk vakamızda yüz ve bacakta ödem gelişirken. boğaz ağrısı ve alt ekstremide ödemi ortaya çıkmıştır. Shakir SA.. 55 yaşında. Olgu 1: O. Hematoloji ve biyokimya tetkiklerinin normal olduğu bu olguda ilacın kesilmesini takip eden 5. sertralin 100mg/gün kullanan hastanın yakınmalarında gerileme olmaması nedeniyle tedavisi sertralin 100mg/gün.Dahili ve kardiyolojik patoloji saptanmadı. erkek. böbrek hastalıkları. Mirtazapine bağlı ödem yaklaşık %1 oranında görülmektedir. Literatürde daha çok alt ekstremite ödeminden bahsedilirken. Shankar PR. Olanzapin ve mirtazapinin birlikte kullanımıyla ilişkili periferik ödem : olgu sunumu. günde ateş. vol35. kemik iliği toksisitesi olarak tanımlanmıştır(1). antihipertansiflerin kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkar. 1) Biswas PN.Y. en az rastlanan yan etkiler senkop. günde ödem ortadan kalkmıştır. 2)Sarısoy G. J Psychopharmacol 2003. Mahir Yeşildal.Ö. Wilton LV. Mirtazapine induced lower limb oedema. Kaşektik olan ve uykusuzluk yaşayan hastanın tedavisine mirtazapin 15mg/gün eklendi. mirtazapin 15mg/gün şeklinde düzenlendi. Das R1. . Mirtazapine induced edema. Yazıcı N. Yeliz Banu Gülşen. 2005. serotonin ve noradrenaline spesifik ilk antidepresandır. 2. her iki olgumuzda da fasiyal ödemin görülmesi dikkat çekicidir. Journal of Pharmacy Practice and Research. 4)Yücel Y.PB 216 Mirtazapine Bağlı Periferik Ödem:2 Olgu Sunumu Çiğdem Hazal Bezgin. Tedavinin 4.

New York: Norton. HAM-D16 HAM-A12 idi.Atopik hastalıkların immunolojik kökenli olduğu bilinmekle birlikte. herhangi bir sistemik neden. HAM-A21 olarak skorlandı. Hastanın uykusuzluk. Kaşınma davranışını başlatabilecek olumsuz emosyonlar ve davranışlar tespit edilerek hastanın hastalık üzerindeki kontrol duygusu artırılmaya çalışıldı. Ancak stresörlerle birlikte kaşıntı şikayeti nüksetti.bilişsel ve davranışsal teknikler hastayı kaşınma davranışı konusunda duyarlılaştırarak hafif kaşıntı uyaranını uzaklaştırmasına yardımcı olabilmektedir(3). Ruhsal muayenede duygulanımın sıkıntılı ve depresif olduğu saptandı. Fizik muayenede bedeninde.A bidirectional relationship between psychosocial factors and atopic disorders: a systematicreview and meta-analysis. depresif bozukluk ve nevrotik kişilik yapısı vardır. sık ağlama.Alexander’ın nörodermatitleri psikosomatik hastalık sınıfı içinde ele almasından sonra bu konuyla ilgili araştırmalar artmıştır(1).altta yatan mental durumun önemli olduğu son yıllarda yaygın olarak ifade edilmektedir(2).Psychosom Med. 1.Chida Y. İkinci haftanın sonunda hastanın kaşınma yakınmasında azalma görüldü. Çiğdem Hazal Bezgin. Psikojen Pruritistir. Dermatoloji kliniğine 6 aydır devam eden yaygın kaşıntı ve tüm vücutta yaygın ekskaryasyonlar şikayetiyle başvurmuş.Ş. iştahsızlık. HAM-D25. Hastaya Fluoksetin 20mg/gün. Huzursuzluğa neden olacak durumlarda kaşıntı uyaranı/kaşınma davranışı ilişkisi hakkında bilgi verildi.2008 Jan.46(3):235-244 . Olanzapin 5mg/gün tedavisi başlandı.PB 218 Jeneralize Pruritis Olgularında Psikiyatrik Değerlendirme-Olgu Sunumu Fatma Fariha Cengiz.İçsel olarak hastalık üzerindeki kontrol duygusu hastalığın gidişine olumlu katkıda bulunduğu düşünülmektedir.Psikokutanöz hastalıklarda Psikoterapötik Destek: Bilişsel Davranışçı Teknikler Yeni Symposium 2008. Karışık Anksiyete ve Depresif Bozukluk tanısı kondu.1950.Steptoe A. 3. 2. çalışıyor.Psychosomatic medicine. Tartışma: Jeneralize pruritusun en önemli nedenlerinden biri. 48 yaşında kadın hasta. dermatolojik ve immünolojik patoloji olmadığı kanısıyla yoğun emosyonel strese bağlı psikojenik ekskaryasyon olduğu düşünülerek psikiyatri polikliniğine yönlendirilmiş. Psikiyatri polikliniğine başvurduğu sırada 25 mg hidroksizin ve 5 mg levosetrizin dihidroklorür tedavisinden fayda görmemişti.Alexander F.Hamer M.İşçimen A.İlaç tedavisi yanında verilen psikoedükasyon. Yedinci haftadaki kontrolde hastanın kaşıntı yakınması kayboldu. Lezyonların kaşınma sonrası oluştuğunu daha sonra psikiyatrik tablonun eklendiğini belirtti. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Giriş: Psikososyal etmenlerin bazı fiziksel hastalıkların oluşu ve gidişi üzerindeki etkileri uzun zamandır bilinmektedir. Esra Aydın Sünbül. Bu duruma en çok yol açan nedenler arasında anksiyete bozukluğu. her iki kol ve bacakta yaygın noktasal skarlaşmış lezyonlar ve hiperpigmente alanlar mevcuttu. evli. Olgu: H.Hasanoğlu A. belirtiler arasındaki etkileşim iyi bilinmelidir.Bunun yanında deri hastalıkları nedeniyle oluşan görünür değişiklikler ve hastalığın sonucunda oluşan ruhsal sıkıntılar kişinin hayat kalitesinde kötüleşmeyi de beraberinde getirir. Ayrıntılı öykü alınmış.70(1):102-16. geleceğe yönelik ümitsizlik yakınmaları mevcuttu. Etkin bir tedavi için ayırıcı tanı iyi yapılmalı.

Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Kaynaklar: 1. Vandel S . Fluoksetin kullanımı esnasında. cinsel istekte azalma. 35 yaşında. SSGİ’lerin sık görülen yan etkileri arasında iştah değişiklikleri. ayında hasta. Galaktore ise SSGİ kullanımında nadiren görülen bir yan etkidir (2. Bu yazıda fluoksetin kullanımı sonrası gelişen prolaktin seviyesinin artmadığı.istek kaybı. Busto U. Drug Treatment of Depression in the 2000s”. Yapılan muayenesi ve testleri sonucunda tıbbi bir neden tespit edilemedi. ilgi-istek kaybı. Therapie 1994. genel cerrahi konsultasyonu istendi. ilgi. üniversite mezunu. alkol kullanımında artış. huzursuzluk. polikliniğimize yetersizlik. memesinden süt gelmesi şikayetiyle polikliniğimize tekrar başvurdu. Sonuç: Bu vakada her iki memede meydana gelen galaktoreyi açıklayacak genel tıbbi durum tespit edilmemiştir. et al. Stahl SM “Galactorrhea Induced by Sertraline”. Baghai TC. Fluoksetin tedavisi sonlandırılan hastanın galaktore belirtisi sonlandı. Fluoksetin kullanımına bağlı yan etki olabileceği düşünüldü ve hastaya “NARANJO Adverse Drug Probability Scale” (4) uygulandı. 1993. Hastaya galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği ile ilgili bilgi verildikten sonra fluoksetin 20mg tekrar başlandı. Clin Pharmacol ther 1981. Sellers EM. Vandel P. prolaktin yüksekliği tespit edilememiş olsa dahi bu vakalarda yan etki olarak galaktore ortaya çıkabileceği konusunda dikkatli olunması gerektiği ve SSGİ’lerde galaktore mekanizmasının incelenmesi için yeni araştırmalar gerektiği sonucuna varılmıştır. Bonin B. 30: 239. A Case Report”. Am J Psychiatry. Toplam 13 puan üzerinden 10 puan aldı. cinsel işlev bozuklukları ve gastrointestinal yan etkiler bulunmaktadır (1). galaktore olgusu tartışılmıştır. 3. Tedavinin 9. Bunun üzerine galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği düşünülerek fluoksetin kesildi ve hasta on beş gün sonra kontrole çağırıldı. Ruhsal durum muayenesi sonucunda DSM-IV TR’ ye göre majör depresif bozukluk tanısı konuldu ve fluoksetin 20mg tedavisi başlandı. Moller HJ. 2006. çocuğuna bakım vermekte güçlük. ayında iki memeden süt gelme şikayeti tekrarladı ve fluoksetin tedavisi tekrar sonlandırıldı. Olgu: SK. Fluoksetin kullanımının 3. 49:149-51. dikkat ve konsantrasyon eksikliği. Kocaeli. günde sonlandığı ve tekrarlamadığı öğrenildi. tek çocuklu kadın. An Biol Psychiatry. “Fluvoxamine and Galactorrhea. 7: 198222 2. cinsel istekte azalma ve işlevselliğinde bozulma şikayetlerinin de eklenmesi üzerine. Son altı aydır dikkat ve konsantrasyonda azalma.45 . evli. hasta polikliniğe başvurmuş. “A Method for Estimating The Probability of Adverse Drug Reactions”.PB 219 Fluoksetin Kullanımı Sırasında Gelişen Bir Galaktore Olgusu Aslıhan Polat. Kontrolde hastanın galaktoresinin 5. Amaç: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSGİ) psikiyatrik ve psikosomatik bozuklukların tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Naranjo CA. Volz HP.3).150:1269-70. Bronzo MR. 4. hayattan zevk alamama şikayetleri ile başvurdu.

noradrenalin yolaklarına yönelik kullanılan ajanların bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına yönelik çalışmalar bulunmaktadır. Bülent KARAAHMETOĞLU(*). Prevalansı % 8 olarak bildirilen Sleep Bruksizm. Anksiyete Bozukluğu (Panik Bozukluk) ve Depresif Bozukluk tanılarıyla takip edilmiş.5 yıl boyunca essitalopram tedavisi kullandıktan sonra uykuya dalmakta güçlük ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının olması üzerine mevcut tedavisine mirtazapin eklenmiştir. mirtazapin tedavisinin kesilmesinin ardından ketiapin 25 mg/gün tedaviye eklenmiştir. Ali Emrah BİLGEN(*) (*)GATA Askeri Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Giriş: Bruksizm fizyopatolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte. Mirtazapin tedavisinin bruksizm etyolojisinde rol oynayıp oynamadığının aydınlatılması amacıyla mirtazapin tedavisine son verilmiştir. vücutta uyuşmalar. Hasta yaklaşık 1. Yakınmaları ilk kez 3-4 yıl önce isteksizlik. motor hareket bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Mirtazapinin bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına dair daha önce herhangi bir çalışma bulunmamaktadır./gün şeklinde tedavi düzenlenmiştir. Tedavinin kesilmesinin dördüncü gününde bruksizm yakınmasının gerilediği. göğüste sıkışma hissi. Tedavinin ikinci ayında çeşitli yayınlarda motor hareket bozukluğu ya da fokal distoni olarak tanımlanan ve uykuda ortaya çıkan bruksizm tablosu gelişmiştir. fokal distoni. Anahtar kelimeler: Mirtazapin. Beyazıt GARİP(*). nefes darlığı. Bazı vakalarda antipsikotik kullanımının sonlandırılmasından sonraki yıllarda da bu tip motor hareket bozuklukları görülebilmektedir. bruksizm. Hastanın premorbidinde motor hareket bozukluğunu açıklayabilecek ailesel veya metabolik bir öyküsünün olmadığı. etyolojisinde stres ve anksiyetenin risk faktörleri olabileceği düşünülmektedir. Olgu Sunumu: S. serotonin. uyku . Tartışma Ve Bulgular: Bruksizm etyopatogenezinde çeşitli ajanlar suçlanmakla birlikte literatürde dopamin. çevresine ilgide azalma.B. Mirtazapinin bu vakada ya doğrudan etyolojik ajan olarak bruksizim tablosunun gelişmesine neden olabileceği ya da essitalopram ile additif etkileşime girerek tablonun ortaya çıkmasına katkı sağlamış olabileceği düşünülmektedir. serotonin. Adem BALIKCI(*). uykusuzluk şeklinde başlamıştır. Hastanın uykuya dalmak ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının devam etmesi üzerine. essitalopram 10 mg. SNRI ve antipsikotik kullanımı sonrasında ortaya çıkmaktadır. Bu vaka bildiriminin amacı literatürde daha önce hiç yayımlanmamış olan ve mirtazapine bağlı olarak uykuda ortaya çıkan bruksizm olgusunu sunmaktır. Ketiapin ekleme tedavisinin mirtazapin nedeniyle gelişen bruksizm tablosunun düzelmesine katkı sağlayıp sağlamadığının açıklanması için ileriye dönük çalışma yapılmalıdır. ikinci haftasında da tamamen ortadan kalktığı tespit edilmiştir.PB 220 Mirtazapinin İndüklediği Bruksizm: Olgu Sunumu Yazarlar: Özgür MADEN(*). Birçok motor hareket bozukluğu SSRI. 41 yaşında hasta. biyokimyasal ve metabolik testlerinde bruksizme neden olabilecek bir bozukluk tespit edilmemiştir.

Hastanın geçirdiği kazadan 3 hafta sonra başlayan uygunsuz gülmeler. uygunsuz davranışların varlığı gibi frontal bölge tutulum bulguları gözlenmekte ve bu durumu hastanın günlük aktivitesini son derece kötü etkilemektedir.5mg im. EEG normaldi. FLS kalıcı beyin hasarına bağlı süregen bir sendrom olması nedeniyle davranışsal bozukluklar bir takım antipsikotiklerle kontrol altına alınsa da yüz güldürücü bir tedavi henüz oluşturulmamıştır. Frontal lob sendromu. kız ve erkek çocuklara cinsel istismarda bulunma ve evdeki eşyalara zarar vermesi varmış. Cansel N. sürekli dolaşma isteği. Dikkati ve aritmetik becerileri orta. lorazepam 2. Fatma Özlem Orhan. 18:309-312. affekt labil ve uygunsuzdu. 2:47-55. . Burada iş kazası sonrası kafa travmasına ikincil frontal lob sendromu gelişen bir olgu tartışılacaktır. Davranışları dezorganizeydi.5 mg/gün olarak düzenlendi. Bu hastalar bir takım duygusal ve davranışsal değişiklikler nedeniyle psikiyatriye başvurmaktadır. Nörolojik muayenesinde sol üst ekstremitesinde paralizisi vardı. risperidon 2mg/gün. sık sık kavgaya karışma. Tandem yürüyüşü her iki tarafa ataksikti. Olgu: 18 yaşında erkek hasta 2010 ekim ayında fabrikada geçirdiği iş kazası sonrası çökme kırığı olan hastada daha sonra gelişen beyin absesi nedeniyle nöroloji ve nöroşirurji servislerinde takip edilmiş. fayda göremeyince karbamazepin 800mg/gün risperidon consta 37. Kaza sonrası gelişen motor defisiti için 20 gün fizik tedavi görmüş. Selek S. Savaş HA. Hastanın psikiyatrik muayenesinde öz bakımı azalmış. Olgu Sunumu Nükhet Yiğitbaşı. Kaynaklar: 1. Hastanın sinirlilik eşyalara zarar vermesi çocuklara cinsel istismar davranışları ve yakınlarına şiddet göstermesi azaldı.PB 221 Frontal Lob Sendromu. epilepsi. Rutin tetkiklerinde patoloji saptanmadı. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2008. Kranial MR’da sağ frontalde 2cmlik defekt ve frontal parankimde kortikal-subkortikal kistik ensefelomalazik değişiklikler saptandı. Özovacı A.2). muhakeme ve yorumlaması zayıftı. Hastaya olanzapin 10mg/gün ve karbamazepin 400 mg/gün başlandı. kişilik ve davranış bozuklukları ile kendini gösteren tümör. Oğuz Akman Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Frontal lob sendromu (FLS). serebrovasküler hastalık. enfeksiyon veya kafa travması gibi etyolojik faktörlere sekonder prefrontal korteksin hasarlandığı bir klinik tablodur (1.2. Bu yüzden hekim bu konuda aile üyelerini bilgilendirmelidir. Aydın N. Aynı zamanda karar verme gibi kognitif fonksiyonlarda bozulma nedeniyle bu vakaların adli yönleri açısından dikkatle muayene edilmelidir. Türkiye Klinikleri Psiki-yatri Özel Dergisi 2009. Yalç ın F.Büyüsel düşüncenin eşlik ettiği frontal lob sendromu: Olgu sunumu. 2. azalmış sosyal içgörü. Sonuç: Hastamızda disinhibisyon.

Tuğlu C.Saatçioğlu Ö. Wauthy J. Kognitif yönden tianeptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmektedir.1):56. Rize. kötüye kullanımı ve bağımlılık riski tartışılmıştır. Bülent Bahçeci3. Yeloğlu1. Psikiyatri AD. Çakmak D.PB 222 Tianeptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş H. 8(suppl. von Freckell R ve ark. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Psikiyatri Kliniği. kötüye kullanımı ile ilgili olgu sunumlarında özellikle uyarıcı etki vurgulanmıştır. geçmişte eroin. güçlü hissetme hali olduğu ve yeniden alınmaması durumunda fiziksel yoksunluk işaretlerinin görüldüğü belirtilmiştir. Şahin ÖÖ. Bazı olgu sunumlarında tianeptine tolerans geliştiği. Tianeptinin aşırı miktarda alınması konusunda çok az vaka bildirilmiştir. tianeptinin tek ya da yineleyen dozlarda verildikten sonra.Ansseau M. 5 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. esrar ve kokain kullanımı olan ve son bir yıldır yurtdışında öğrendiği bir yöntem olarak yüksek doz tianeptinin eritilerek toz haline getirilip daha sonra femoral arter yolu ile vücuda enjekte etmek sureti kullanan 29 yaşında erkek hastada tianeptinin etkisi. 4 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. 3. Yüksek doz tianeptin kullanımı ile ilgili yapılan birçok çalışmanın sonuçlarına uymamakla birlikte tianeptin. Kaynaklar: 1. Antidepresanlara karşı bağımlılık gelişimesi tartışmalı ve literatürde az değinilmiş bir konudur. Erim R. Tianeptin. Tıp Fakültesi. Serotonin geri alım engelleyicilerine (SSRI) benzer etki potansiyeline sahiptir. Rize. Tianeptin strese verilen hipotalamo-pituiter-adrenal eksen yanıtını azaltır ve stresin yol açtığı davranışsal sorunları düzenler. Ahmet Şen4. Anestezi ve Reanimasyon AD. Tıp Fakültesi. . Psikiyatri AD. Gökhan İlhan2. beyinde ve trombositlerde serotoninin presinaptik geri alınımını artırdığı gösterilmiştir. Rize.11(2):190-193. Kalp Damar Cerrahisi AD. Bu olgu sunumunda ise. 2 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Tiyaneptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu. Literatürde konu ile ilgili sunumlarda tianeptinin oral yolla yüksek dozda alımı ile bilgiler mevcuttur. 17(1):72-75 . Tıp Fakültesi. Anksiyolitik etki profili açısından trisiklik ve tetrasikliklere benzerlik göstermektedir. Ann Psiquiatria. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Antidepresanlar bağımlılık yapar mı? Tianeptin kullanan bir olgu Anadolu Psikiyatri Dergisi 2010. Rize. Bu nedenle tianeptin tedavisi. dibenzotiazepin türünde atipik bir trisiklik antidepresandır. (1992) Gradually increased doses of tianeptine: maximal tolerated dose and linearity of the pharmacokinetics. Rize. Çiçek Hocaoğlu5 1 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. 3 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Biyokimyasal olarak. Tıp Fakültesi. yüksek doz kullanma ve tolerabilite yönünden bağımlı hastalarda risk oluşturabilmektedir. 2.

D tarafından ruh sağlığının değerlendirilmesi amacıyla yönlendirilmişti. MD ve TSSB tanıları aldı. İTF Adli Tıp A. okuryazar değil. üvey oğlunun ismini kullanarak evine gelen yirmili yaşlarda bir genç tarafından cinsel ve fiziksel saldırıya maruz kaldığını ifade etti. oğluyla kalıyor. dul. Vaka2: Elmas Hanım 73 yaşında. saldırıdan önce Anadolu’da küçük bir kentin köyünde yalnız yaşıyormuş. Sonuç ve Tartışma: 70 yaş üstünde cinsel saldırı yaşayan üç dul kadında yalnız yaşarken çocuklarının yanına taşınmaları gerekmiş. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. saldırganın tecavüz etmeye çalıştığını. ne dediğini bilmiyor” şeklindeki itirazı ile BRSHH’de bilişsel yeterliliğinin değerlemdirilmesi amacıyla 12 gün yattığı ve Akut Stres Bozukluğu (ASB) tanısı aldığı öğrenildi. ilkokul mezunu. yirmili yaşlardaki amcasının torunu tarafından bıçakla tehdit edildiğini ve kuvveti yetmediğinden karşı koyamadığını. Giriş: Yaşlıların fiziksel ve ekonomik istismar ve ihmali son yıllarda tartışılmala birlikte cinsel istismarları hakkında az çalışma vardır. Üçünde de cinsel travmaya bağlı ciddi sorunlar olmasına karşın tedavi talepleri olmamış. Bu yazıda. Yaşlıların cinsel istismarıyla ilgili bilgi azdır. gündüz genç bir adam tarafından saldırıya uğradığını. Vaka3: Kamile Hanım 82 yaşında. İstanbul. İç Anadolu’da bir ilçede yalnız yaşadığı öğrenildi. Ocak 2012’de. anal yoldan tecavüze uğradığını ifade etti.PB 223 Sesini Duymadığımız Üç Kadın: 70 Yaş Üstü Cinsel Saldırı Şahika Yüksel * Atike Çıta * İlker Taşdemir * Gülzade Urazbekova* *İstanbul Üniversitesi. Mahkeme’den ruh sağlığı değerlendirilmesi isteği ile başvurdu. iki çocuklu. aklı yerinde değil. dul. Saldırganlar onların fiziksel mücadele edemeyecekleri genç ve kuvvetli erkekler. kızıyla yaşıyor. yok sayılan bir travma türü olan yaşlı cinsel istismarına dikkat çekmeyi amaçladık. Şikayetçi olduğu karakolda. köyde yalnız yaşadığı evine gece pencereden giren. Vaka1: Hatice Hanım 74 yaşında kadın. Bir yıl önce eşi ve kızının mezarlarını ziyaretinde. iki çocuklu. Özellikle kurumlarda yaşayan ve mental kısıtlılığı olan yaşlıların aktardıkları olaylara ilişkin bilginin doğruluğuyla ilgili şüpheler. dört çocuklu. okuryazar değil. saldırganın “yaşlı. yoldan geçen bir kişi tarafından kurtarıldığını ifade etti. çalışmıyor. travmanın farkedilmesi ve alınacak önlemler tartışılmalıdır . dul. ölümle tehdit edildiğini. Major Depresyon (MD) ve TSSB tanıları aldı. Yaşlıların ihmal ve istismarı konusundaki çalışmalar gelişmiş ülkelerde. 2010 yılında. İki yıl sonra yapılan değerlendirmesinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tanısı aldı.

FDA kayıtlarına göre 1990-9 yılları arasında Atipik AP lerden klozapin kullanımına bağlı VTE gelişen 99 olgu bildirilmiştir. kimi zaman ani ölüme yol açabilen VTE arasındaki ilişkiye dikkat çekmek ve VTE açısından erken tanı ve tedavi için bu ilaçları kullananlarda VTE’nin gelişebileceğinin akılda bulundurulması gerektiğinin önemini vurgulamak istedik. Ankara Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü Atipik antipsikotikler dopaminerjik. Tıp Fak. (3) Günümüze kadar VTE gelişimi için risk klozapin ile sınırlıyken. Özellikle düşük potanslı antipsikotiklerin kullanımına bağlı venöz tromboemboli geliştiği bilinmektedir(4).seratonejik reseptör blokajı yaparak etki gösteren. Nazan Şen**. konversiyon bozukluğu tanısı ile değerlendirilen. Bu bildiride risperidon kullanımı dışında bilinen herhangi bir risk faktörü olmayan. sigara kullanımı. son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımları artan ilaçlardır(1). Bu olgu sunumu ile son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımı hızla artan atipik AP’ler ile. VTE gelişiminde İleri yaş.PB 224 Risperidon Kullanımına Bağlı Pulmoner Emboli: Olgu Sunumu Ebru Altıntaş*. travma. bu ilaçların kullanımına bağlı gelişen kilo artışı. konvansiyonel AP ilaçlara göre ekstrapiramidal yan etkileri daha düşük olan . Konvansiyonel AP kullanımı ile VTE gelişme riskinin art tığına ilişkin bazı çalışmalar ve olgu sunumları yayınlanmıştır. Atipik AP’lerin kullanımına bağlı gelişen VTE’nin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte.6). Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü ***Başkent Ünv. immobilizasyon gibi bazı kazanılmış ve protein C. yüksek beden kitle indeksi (BKİ). Nilgün Taşkıntuna*** *Başkent Ünv. S ve antitrombin III eksikliği. Tıp Fak. Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü **Başkent Ünv. günümüzde olanzapin ve risperidon ile VTE ilişkisi olgu sunumları ile bildirilmiştir (5. . disfibrinojenemi gibi kalıtımsal risk faktörleri rol oynamaktadır (2. Tıp Fak. 29 yaşında. yaklaşık 3 aylık risperidon kullanımı öyküsü olan ve pulmoner tromboembolinin risperidon kullanımına bağlı olarak geliştiği düşünülen bir olgu sunulacaktır. sedatif yaşam biçiminin VTE için risk faktörü olabileceği düşünülmüştür(7).3).

SÖZEL BİLDİRİLER .

İstanbul Bu çalışmada. WAIS-R’ın ikili benzerlikler alt testi. Anahtar Kelimler: Şizotipal özellikler. Katılımcılara Şizotipal Kişilik Ölçeği’nin Kısa Formu. Stroop Testi. Çalışma 32’si şizofreni hastasının birinci dereceden sağlıklı akrabası ve 30 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere yaş. Bu çalışma. Bilişsel işlevler. Londra Kulesi Testi’nin toplam doğru yanıtı. şizofreni hastası yakınları arasında şizotipal özellikleri ve bilişsel işlev bozukluklarını incelemesi ve şizofrenide ailesel yatkınlığın olası etkilerini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Yürütücü işlevler. IOWA Kumar Testi. Wisconsin Kart Eşleme Testi. Sözel Akıcılığın Semantik ve Fonetik Akıcılık Testleri.S 01 Şizofreni Hastalarının Birinci Dereceden Sağlıklı Akrabalarında Şizotipinin Üç Alt Tipiyle İlişkili Kognitif Bozuklukların İncelenmesi Handan Noyan*. Kognitif bozukluklar . Yapılan istatistiksel analiz sonucunda. şizofreni hastası yakınları ile sağlıklı kontrol grubu arasında yürütücü işlevlerin değerlendirildiği Wisconsin Kart Eşleme Testi perseveratif hata. İstanbul **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Ayrıca grupların şizotipinin üç alt tipine göre de farklılaşmadığı görülmüştür. Wiskonsin Kart Eşleme Testi’nin perseveratif hata skoru. Büyüsel Düşünceler Ölçeği ve Algılamada Sapmalar Ölçeği uygulanmıştır. Londra Kulesi Tesi’nin hamle sayısı ve negatif şizotipi skorlarının iki grup arasındaki farklılığı yordadığı bulunmuştur. Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim AD. Piramit ve Palmiye Ağaçları Testi ile değerlendirilmiştir. Türk popülasyonunda ilk defa. perseveratif hata yüzdesi ve toplam cevap sayısı skorları. şizotipinin üç alt tipine özgü kognitif bozuklukları nöropsikolojik testler ile incelemek ve şizofreni hastalarının birinci dereceden sağlıklı akrabalarında şizotipal kişilik özelliklerinin şiddetini ve sıklığını tespit etmek amaçlandı. hamle sayısı. kural hatası ve zaman skorları ve sözel akıcılığın fonetik akıcılık alt testinde anlamlı bir fark bulunurken diğer nöropsikolojik testlerde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Londra Kulesi Testi. Sayı Dizini Testi. eğitim ve cinsiyet değişkenleri açısında eşleştirilmiş 62 katılımcı ile yürütülmüştür. Ancak yapılan ileri istatistiksel analiz sonucunda.

sham grubu (2. Bu modelde sıçanlarda 5 saat sonra sepsis oluşmaktadır. **Burcu Efe. Bulgular: Sepsisli sıçanlarda sterotipi skoru (3. 7 sıçan sham grubu olarak çalışmaya alındı..Ayrıca sepsis sonucu temel inflamatuar sitokin olan TNF-alfa plazma düzeyi ve oksidan stres artmıştır.58±35. **Fırat Üni. Sepsisli sıçanlarda plazma total oksidan kapasite seviyesi sham grubuna göre anlamlı artmış (p<0.0001) olarak bulundu. Bu sıçanlara laparotomi uygulandı ancak çekum perforasyonu yapılmadan tekrar 4/0 poligilan sütür ile batın kapatıldı.S 02 Sepsis ile İnduklenen Sistemik İnflamasyon ve Endotoksemi Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Artan Psikoz Yatkınlığının Gösterilmesi ve Bu Etkinin Plazmada Ölçülen TNF-Alfa ve Total Oksidan Düzeyi ile Korelasyonu *Oytun Erbaş.13 cm yüksekliğinde. **Kübra Erçalışkan.3= Sık kafes kemirme. Bizim çalışmamızda amaç TNF-alfa ve oksidan stres artışı ile giden organik sebepli inflamatuar patolojilerin psikotik süreçler üzerine etkisini ortaya koymaktır. Prenatal infeksiyonların (viral..28 pg/ml) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0.0005) olarak bulundu.54±11.TNF ve oksidan stres bağımlı dopaminerjik ve glutamaterjik modulasyon bu etkilere sebep olmuş olabilir. Bunun için çekum ileoçekal valvin distalinden pasaja izin verecek şekilde 3/0 ipekle bağlanıp 22 G iğne ile delindi. Sepsis modeli geliştirmek için 7 sıçana anestezi altında çekumu bağlama ve perfore etme modeli uygulandı.74±0. Materyal – Metod:Sistemik inflamasyon ve endotoksemi için sıçanlarda sepsis modeli oluşturuldu.3 pg/ml).5= Aynı noktayı kemirme. Minimal fekal çıkış gösterilmesinden sonra intestinal anslar batın içine yerleştirilip.sham grubu (24. deliryum) arasındaki ilişki araştırma konusudur. depresyon. *Gözde Gökten.Bu test için 14 cm çapında. Tıp Fak. *İlkay Kalkanlı. Şizofreni hastalarında sağlıklı kişilere göre TNF-alfa. batın 4/0 poliglikan sütür ile kapatıldı.2= Nadiren koklama ve nadiren kafes kemirme.inflamatuar sitokinler ve psikiyatrik hastalıklar (psikoz. Her dakika stereotipi hareketleri skorlandı:0=Yok. 3 mm lik gözenekleri olan tel kafes kullanıldı.Sıçanlara öncelikle 10 dakikalık kafese alışma periyodunun ardından 1.Devam eden çalışmamızda sözkonusu etkilerin nöronal alt yolakları açıklanmaya çalışılacaktır. Cerrahi işlemden 24 saat sonra sham ve sepsis grubu sıçanlara psikoz yatkınlığını değerlendirmek için apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı. Sham ve sepsis grubu sıçanlara apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. 1=Nadiren koklama. Sepsisli sıçanlarda plazma TNF düzeyi (232. Biyomühendislik Fak. Apomorfin verildikten 10 dakika sonra her sıçan için 15 dakika gözlem yapıldı.32±0. .05) olarak bulundu. bipolar disorder. bakteriyel) kortikal gelişimi etkilediği gösterilmiş olmakla birlikte.sham grubu ile karşılaştırıldığında sterotipik davranışlarda artma oluşturmuş ve dopaminerjik etkiyi güçlendirmiştir.(CLP). 4=Sürekli kafes kemirme.5 mg/kg intraperitoneal(askorbik-asitte çözülerek) verildi. Sonuç: Sepsis sonucu gelişen inflamasyon ve endotoksemi.56. Amaç :Psikotik hastalarda düşük dereceli bir inflamasyon bulunmaktadır. IL-6 gibi temel inflamatuar sitokinler ve akut faz proteinleri artmıştır.47) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. *Dilek Taşkıran *Ege Üni.

Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü.Nermin Gürhan 2. Mesleki rehabilitasyon ve desteklenmiş istihdam son derece önemlidir. Olgulara Sosyodemografik bilgi formu. Antipsikotik türüne göre hastaların iyimser yaklaşım. derneğe üye ve çalışmayan 15 hasta alınmıştır.2. yinelemelerin azalmasını sağlamaktadır. Burhanettin Kaya 3 1 Gata Hemşirelik Bölümü.Olfson M. Predicting Medication Noncompliance After Hospital Discharge Among Patients With Schizophrenia. ekonomik bağımsızlığını kazanması giderek zorlaşmaktadır1. Boyer AC. Bu yöntem hastalığın gidişini olumlu yönde etkilemekte. Derneğe üye olan hastaların dış dünyaya olan uyumlarında artma sağlanabilir2.S 03 Şizofreni Tanısı Konan Hastalarda Bir İşte Çalışmanın ve Derneğe Üye Olmanın İşlevsel İyileşme. Kaynaklar 1. Ankara Giriş ve Amaç: Şizofreni hastasının işinin olması. Uygulanan tedaviye bağlı ilaç yan etkisi yaşamayan bireylerin sosyal destek arama yöntemi ile stresle daha etkili baş ettikleri görülmüştür. sağlık ve tedavi işlevsellik alanlarında daha iyi olması sosyalleşme ve çalışmanın olumlu etkilerini göstermektedir. Weiden JP. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Kontrol grubu derneğe üye olmayıp bir işte çalışan 15 ve çalışmayan 15 hastadan oluşmuştur. 2. 2009. İçinde: Ceylan E. derneğe üye olan bireylerin sosyallik. 4 Baskı. Şizofrenide İşlevsellik Ölçeği(ŞİLO). Hansell S. Çetin M. kendine güvenli yaklaşım yöntemlerini etkili kullanmaları ilaç seçiminin önemli olduğunu düşündürmektedir. Sonuç: Derneğe üye olan çalışan bireylerin sosyallik ve mesleki işlevsellik alanları diğer gruplara göre daha iyi bulunması. Mechanic D. 59 yıl tedavi gören bireylerin sosyal işlevsellik alanı ve tedaviye uyumları daha iyi bulunmuştur. Bulgular: Derneğe üye olmanın ve aynı zamanda bir işte çalışmanın bireylerin sosyal ve mesleki işlevsellik alanlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. 1:216–222. Tedaviye Uyum ve Stresli Durumlarla Baş Etme Üzerine Etkisi Neşe Uğurlu 1. Şizoreni Ruhsal Ve Toplumsal Tedavi Girişimleri. Stresle başa çıkmak için sosyal destek arayanların da ilaç yan etkisi göstermemeleri stresle başa çıkmanın tedavideki önemini göstermektedir. İstanbu: İncekara Kağıt Matbaası. Tedavi uyum Ölçeği(MARS) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği(SBÇT) uygulanmıştır. Hastalık süresi uzun olanların olumlu başaçıkma becerilerini kullanmaları.1403-1413. Psychiatric Services 2000. Bir işte çalışan hastaların çalışmayan hastalara göre mesleki işlevsellik alanı. bir işte çalışan 15. Yöntem: Çalışmaya Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneğine üye olan. tedavi uyumlarının daha iyi olması hastalık konusunda bilgi ve deneyim kazanma ile ilişkili olabilir. editörler. . Bu araştırma şizofrenide işte çalışmanın ve derneğe üye olmanın işlevsellik. Şizofreni. sağlık ve tedavi işlevsellik alanları daha iyi bulunmuştur. tedaviye uyum ve stresle baş etme üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Walkup J.Yıldız M.

Tüm şiddet türlerini birarada gösteren erkeklerin % 63. Verilerin analizinde ki-kare testleri kullanılmıştır. Nevin Yıldırım Koyuncu**. %33. Yeniocak’ın (2011) sığınmaevi çalışmasında şiddet gören kadınlar şiddetin nedenlerinden biri olarak %35. Yöntem: Çalışmanın örneklemini İzmir ilindeki kadın sığınma evlerine Kasım 2011-Haziran 2012 döneminde barınma amaçlı ya da aile içi şiddet sebebiyle başvuran 67 kadın olgu oluşturmaktır.8 alkol-madde kullanımını belirtmiştir. madde kullanımı yaygınlığı ve özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. Alev Aktaş*. çalışmamızla paralellik göstermektedir. Eşlerine şiddete gösteren erkeklerin %66. Şiddet uygulayan eşlerin şiddet uyguladığı dönemde alkol ve madde kullanımı yüksek orandadır.2’si sözel şiddet gördüğünü belirtmiştir. Kadınların %100’ü fiziksel şiddet. eşlerinden şiddet gören kadınların şiddet yaşama durumları ile eşlerindeki alkol.madde kullanımını ifade etmiştir. Uygulanan şiddet türleri ile eşlerdeki alkol kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunurken madde kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. İzmir **Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (EKAM). Kadınların aile içi şiddet ve türleri konusunda bilgilendirilmeleri ve şiddet sorununa alkol ve madde kullanımı üzerinden de çözüm üretilmesi gerekmektedir .4’ünün aylık geliri yoktur.) kullanım sıklığı arttıkça şiddet artmaktadır. %45’i cezaevinde yatmıştır. esrar ve uyarıcı(ekstazi vb.6’sı herhangi bir işte çalışmamaktadır. %24. Kadınlar. İzmir Amaç: İzmir ilinde sığınma evinde barınan. Kadınların %41. Bu oran. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü (BATI). Dilek Gürbüz*. alkol ve madde kullanım sıklığı ile ilişki göstermektedir.6’sı ilkokul mezunudur. Tartışma ve Sonuç: Şiddetin oluşmasında önemli faktörlerden biri alkol-madde kullanımıdır. araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile ölçekler kullanılarak birebir görüşme yöntemiyle yapılmıştır. fiziksel.3’ü sadece alkol kullanmaktadır. Alkol. Bu oran. ekonomik ve cinsel şiddet türlerinin hepsini bir arada görmüştür. şiddet görme sebeplerinden biri olarak %35. Bu çalışmada eşinden şiddet görme sebebiyle başvuran 51 kadın olgunun ifadesine göre eşlerine ilişkin bilgiler değerlendirilmiştir. %92. %19.7’si alkol ve madde . %70.6’sı hukuki bir sorun yaşamış.3 oranında alkol.S 04 Eşlerinden Şiddet Gören Kadınların Eşlerindeki Alkol ve Madde Kullanım Özellikleri: İzmir Kadın Sığınmaevleri Çalışması Demet Havaçeliği*. Bulgular: Çalışmaya katılan sığınma evinde barınan 67 kadın olgudan %76’sı (n=51) eşinden şiddet görme sebebiyle kadın sığınma evine başvurmuştur.2’si sözel. Sözel şiddetin daha az belirtilmesinin nedeni kadının sözel şiddeti bir şiddet olarak değerlendirmemesi olabilir. Uygulama.

alkol. sigara. 12.6) riskli aletleri taşımaktadır.sınıf öğrencilerinin anne baba boşanma oranı taşımayan gruptan anlamlı düzeyde fazladır.sınıf öğrencilerine göre daha yüksek orandadır. Sınıf ve 12.sınıflardaki 4276 öğrenciden 481’i (%11.sınıflardaki kızların %4. kesitsel alan araştırmasıdır. İzmir Liselerinde eğitim gören 9.2. .sınıf 4415. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri (BATI)Enstitüsü İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD İzmir Amaç: İzmir ilindeki 9. madde kullanım yaygınlığı ile kullanım özellikleri arasındaki farklılığı saptamaktır. bıçak vb. madde satışı ve kullanımı. Bu sonuç Aras’ın bildirdiği ile paralellik göstermektedir. 9. risk faktörleri arttıkça maddeye ulaşmaları artmaktadır.sınıflardaki kızların %3. Bu öğrencilerin verileri karşılaştırıldığında. Bu artış erkeklerin yaş ilerledikçe. Riskli alet taşıyan öğrencilerde madde kullanım yaygınlığı. anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin sigara.sınıf 4276 toplam 8457öğrencinin verileri değerlendirilmiştir. Bulgular: 9. alkol ve tüm maddelere başlama yaşları daha erken ve son 1 yıl içindeki madde kullanım sıklığı ve arkadaşlarındaki madde kullanım yaygınlığı anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur. 3. çete yapılanması. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin yaşam boyu en az bir kez madde kullanımı.7’si. deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır. Sınıflarda kendi yaş grubunun üzerinde olan öğrencilerin riskli aletleri taşıma oranları yüksektir. Semt özellikleri öğrencilerin maddeye kolay ulaşmalarını etkileyen bir faktördür. bıçak ve silah taşıma.sınıflardaki 4415 öğrenciden 430’u (% 9. erkeklerin %22.9’u. Semt özelliklerine bağlı olarak öğrencilerin maddelere ulaşmaları farklılık göstermektedir. Ancak bu ilişkinin neden-sonuç bağlamında anlaşılması için kontrollü. Ender Altıntoprak*. riskli aletlere daha rahat ulaşmasından kaynaklanmaktadır.sınıf öğrencilerinden okulda riskli alet (silah. bıçak vb.7) . Riskli alet taşıyan 9. 2010-2011 Eğitim-Öğretim yılında. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. aletleri taşıma. sıklığı. 12. Demet Havaçeliği*.sınıf öğrencilerinde silah. 12. hırsızlık vb suça yönelik faaliyetler gibi risk faktörleri anlamlı düzeyde fazla olduğu bulunmuştur. Zeki Yüncü**.S 05 İzmir Liselerinde Riskli Alet Taşıyan ve Taşımayan Öğrencilerin Madde Kullanım ve Semt Özellikleri Umut Yıldız*.5’i riskli aletleri taşımaktadır. başlama yaşı. Yöntem ve Gereçler: Çalışma epidemiyolojik. Tartışma ve Sonuçlar: 12. 9. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin ateşli silahlara anlamlı düzeyde kolay ulaştığı bulunmuştur. erkeklerin %14’ü 15. Bu çalışma sonuçlarına göre. madde kullanımı ile riskli alet taşıma. Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin yaşadıkları semtlerde güvenliğin yeterli düzeyde olmadığı. dolayısıyla suça eğilim arasında yüksek oranda ilişki olduğu söylenebilir. kesici aletlerin) taşıyan ve taşımayan öğrencilerin. arkadaş çevrelerinde kullanım oranı bu aletleri taşımayan öğrencilere göre yüksektir.

24 (max:20). adli psikiyatri hastanesine bakım verme durumu ve süresi.61 (max:30). adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Ed: Kneisl CR.05). 3. (2011) Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği. varyans analizi ve korelasyon analiziyle incelenmiştir. Xtehlikeligörme = 15. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing. İzmir Amaç: Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanelerinde çalışan hemşirelerin. xtoplam = 69.. xsosyalmesafe = 10. 2.Baysan-Arabacı L. 5. kadro durumu.Martin T. Pearson Prentice Hall. eğitim durumu.Coram J. (2005) Adli Psikiyatri Hemşireliği.25 (max:40) bulunmuştur. E. 8 (1): 25-32.46 (max:125). görevi.37±7. Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma. Araştırmada. Adli Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Forensic Psychiatry) 2(4): 29-34. Hemşirelerin cinsiyeti. Chapter 35. First Edition. “Tanıtıcı Bilgi Formu”. adli psikiyatri hastalarını tehlikeli olarak gördüğü.98 ± 3. Contemporary Psychiatric.49 ± 5. . çalıştıkları hastane. yaşı. sayı-yüzde dağılımları yapılmış ve değişkenler arasındaki ilişki t-testi. Çam O. (2006) The Forensic Mental Health Nurse-A Literature review. “Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği (APHHTÖ)” kullanılmıştır. Mahire Olcay Çam** * İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği AD.4’ü kadın ve yaş ortalamaları 34. (2001) Something Special: Forensic Psychiatric Nursing. İzmir ** Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği AD.Mental Health Nursing.S 06 Türkiye’de Psikiyatri Hastanelerinde Çalışan Hemşirelerin Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Tutumlarını Etkileyen Faktörler Leyla Baysan Arabacı*. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing. Bulgular: Hemşirelerin %79. Xgüven = 20. New Jersey. Wilson HS. Verilerin değerlendirmesinde. adli psikiyatri hastasını etkileyen yasal süreci bilme durumu ve adli psikiyatri biriminde hemşire çalışmasına ilişkin görüşleri adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını etkilerken (P< . göreve başlama şekli. bu hastaların bakımını yürütme konusunda orta düzeyde istekli olduğu saptanmıştır.48’dir.31 ± 4.07 ± 12.Ançel G. onlara güvenmediği ve sosyal olarak mesafeli davranma eğilimi gösterirken. en uzun süre yaşadığı yerleşim birimi. mesleki ve kurumdaki toplam çalışma süresi adli psikiyatri hastasına yönelik tutumlarını etkilememektedir (P> .05). 819-834. 4. Trigoboff. psikiyatri hastanesinde çalışmaktan memnun olma durumu.Bowring-Lossock E. Hemşirelerin APHHTÖ toplam ve alt ölçek puan ortalamaları sırasıyla. 1.45 ± 3. Nöropsikiyatri Arşivi Dergisi 48 (3): 175-183. 13 (6): 780-785. Sonuç: Ülkemizde bölge ruh sağlığı hastanelerinde çalışan hemşirelerin. Türkiye’deki 8 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde çalışan (N=910) ve araştırmaya katılmayı kabul eden ve ölçeğin %80’ini dolduran 620 hemşire ile yürütülmüştür. medeni durumu.33 (max:20) ve Xbakımvermedeisteklilik = 22. (2004) “Forensic Psychiatric Nursing”..

05) arasında anlamlı ilişki vardı. bipolar bozukluk 4 kişi (%17. tanı dağılımı major depresif bozukluk 10 kişi (%43. 2.002) ve ekonomik şiddet yaşama (ki kare=5. Bulgular: Halen devam etmekte olan çalışmanın üç aylık dönemine ilişkin bulgular şu şekildedir. Goodman L. Duygusal şiddet gören kadın sayısı 17 (%74). Kaynaklar: 1. Tanı grupları arasında şiddet görme açısından fark yoktu. yatarak tedavi gören kadın hastalarda aile içi şiddet yaygınlığını araştırmaktır. (1998) Trauma and posttraumatic stress disorder in severe mental illness. hastalık şiddeti. Türk Psikiyatri Dergisi. p=0. Şiddet gören ve görmeyen kadınlar arasında yatış süresi. Tartışma: Ön çalışma verileri yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığının yüksek olduğunu göstermektedir. Çocukluk döneminde fiziksel şiddet görme ile erişkinlikte fiziksel şiddet (ki kare=10.S 07 Psikiyatri Kliniğinde Yatarak Tedavi Gören Bir Grup Kadın Hastada Yaşam Boyu Aile İçi Şiddet Yaygınlığı: Ön Çalışma Verileri Aslı Tuğba Özboduç. Klinik Global İzlenim Ölçeği ve Aile İçi Şiddet Araştırma Formu verilecektir. Çam B ve ark. Şizofreni gibi kronik ruhsal hastalığı olan kadınlar cinsel ve fiziksel şiddet açısından erkeklerden daha fazla risk altındadır3. Young-Mani Ölçeği. Hastalara tanılarına göre Hamilton Depresyon ve Anksiyete Derecelendirme Ölçeği. Çiğdem Çolak Kalaycı. ekonomik şiddet gören kadın sayısı 11 (%47. şizofreni 3 kişi (%13. Çalışmanın 1 Mayıs 2012-1 Mayıs 2013 tarihleri arasında yatarak tedavi gören kadın hastalarla yürütülmesi planlanmıştır.Mueser KT.0). Amaç: Bu çalışmanın amacı. Leyla Gülseren İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ülkemizde psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastalarla yapılan çalışmalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı %62 bulunmuştur1. p=0. Ruh sağlığı çalışanlarının yatan hastaların tedavisinde söz konusu durumu dikkate almaları önemlidir. anksiyete bozukluğu 6 kişi (%26.5). Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği.Vahip I. psikiyatri polikliniğine başvuran ve depresyon tanısı konan kadınlarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığını %64 olarak bildirmişlerdir2. Hastaların 17’si (%74) yaşamlarının bir döneminde fiziksel şiddet görmüştü. (2012) Depresyon tanısıyla ayaktan tedavi görmekte olan kadın hastalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı. Gülseren L.1).1 ±13.6.9 yıl. 66: 493-499. cinsel şiddet gören kadın sayısı ise 8 (%34. (Değerlendirmede) 3.Karakoç B. 17:107114. .2. Doğanavşargil Ö (2006) Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız. Hastaların yaş ortalaması %39. toplam yatış sayısı. Yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığı ve klinik özelliklerle ilişkisi yeterince araştırılmamıştır.8). Karakoç ve arkadaşları. J Consult Clin Psychol.4).7) idi. Trumbetta S ve ark. işlevsellik yönünden farklılık olup olmadığı araştırılacaktır.

Evlenme yaşı ortalaması 20.79±10. fiziksel şiddet gördüğünü de belirtmiştir. her gün fiziksel şiddet görme oranı ise %1. Aile İçi Yaşantı Anketi. Aile içi şiddete yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. çoğu (%75.9’u başkalarına uygulanan kaba kuvvetin hak edildiğini düşünmektedir. obsesyon kompulsiyon. Serkut Bulut.2’dir. 3.40±0. Sözel şiddet görenlerde fobik anksiyete dışında. ortalama evlilik süresi 16. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne 15 Haziran – 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında başvuran kadın hastalarla (n=452) yapılan tanımlayıcı araştırmada Aile İçi Yaşantı Anketi ve SCL-90-R semptom envanteri uygulanmıştır. Çocuk sahibi olma oranı %82. şiddet görmeme oranı %26.16 (13-36 yaş arası). Yıldız Akvardar Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi. 2.3). çocukluk çağında şiddet görenlerde somatizasyon ve anksiyete dışındaki tüm boyutlarda şiddet görenlerin puanları görmeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur.0. Psikiyatri poliklinik görüşmelerinde şiddetin varlığı sorgulanmalıdır. Vahip ve Doğanavşargil (2007) tarafından hazırlanan fiziksel eş şiddetini belirlemeye yönelik görüşme formundan yararlanılarak düzenlenmiştir. fiziksel şiddet oranı %49. İstanbul Amaç: Aile içi şiddet tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğu kadının sıklıkla karşılaştığı toplumsal bir sorundur.68±0.88’dir. Alt gruplar arasında en yüksek puan ortalaması depresyon boyutunda (1.1’dir. Tartışma ve Sonuçlar: Aile içi şiddetle depresif belirtiler ağırlıklı olmak üzere psikiyatrik belirti şiddetinin arttığı görülmüştür. .82) saptanmıştır. Şiddet bireylerde psikiyatrik yardım gereksiniminin önemli nedenlerinden biridir.72±4. Sözel şiddet gören kadınların çoğu (%65. Maruz kaldıkları aile içi şiddetin boyutunun ve ilişkili olabilecek sosyodemografik özelliklerin. %12. şiddetin kadınlar tarafından dile getirilmediğini ve ruh sağlığı çalışanlarına bu konuda önemli görev düştüğünü göstermektedir. Aile içi şiddet ile psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkinin.7) evlidir. Her gün sözel şiddet görme oranı %21. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastaların 1. Eşik üstü puanlar değerlendirildiğinde sözel şiddetle somatizasyon.0’dır.2’dir. Katılımcılar arasında sözel şiddet görme sıklığı %70.65 yıldır. Katılımcıların ortalama SCL-90-R puanı 1.1. fiziksel şiddet görenlerde öfke düşmanlık ve fobik anksiyete dışında.4’ü kendilerine uygulanan kaba kuvveti hak ettiğini.S 08 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Kadın Hastalarda Aile İçi Şiddet Yaşantısı Emel Buyraz Kurt. Katılımcıların %11. Neşe Yorguner. Aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda ruh sağlığı sorunlarının arttığı birçok çalışmada gösterilmiştir. Şiddet gören kadın hastaların bu durumu hekimleriyle paylaşmak konusunda istekli olmalarına karşın bu konuda bilgi verme oranlarının düşük kalması. depresyon puanları arasında pozitif anlamlı korelasyon saptanmıştır.68’dir.24±10. Ekin Sönmez. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 36. Psikiyatri AD.

Çalışmada bu üç grubun belirtilen süre içindeki ilk kez bakılmış serum lipid düzeyleri (total kolesterol. Dislipidemiler kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörüdür.0001). .58).S 09 Bipolar ve Unipolar Depresyonda Serum Lipid Düzeyleri: Yatan Hasta Grubunda Gözlemsel Bir Çalışma Nefize Yalın* **.80.65±87. Sonuçlar: Gruplar arasında yaş açısından anlamlı fark bulunmamıştır. TG:161.86) grupları arasında kadın cinsiyet açısından anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0. Bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41.05).8).22±12.05). Yaprak Çilem Yalçın Arslan*. Bu çalışmanın sonuçları depresif bozukluk tanısı olan kadın hastaların dislipidemi ve kalp damar hastalıkları açısından daha yüksek riske sahip olabileceğini göstermektedir. trigliserid (TG). Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk depresif dönem içindeki hastalarda dislipidemi sıklığının unipolar depresif dönem içindeki hastalardakinden farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir.5. TG:134. Bipolar depresif dönem riski daha fazla arttırmaktadır.88±13.52± 89. HDL düzeylerine bakıldığında bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41. Yöntem: Bu geriye dönük çalışmada son beş yıl içinde bipolar(n=68) ve unipolar(n=250) depresif dönem tanısı ile yatarak tedavi edilmiş 19-82 yaşları arasındaki 318 hasta alınmıştır.98. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadınlarda % 38. Kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri arasında Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 447 hastadan oluşturulmuştur.92± 12. yüksek ağırlıklı lipoprotein (HDL).5.9 u düşük HDL düzeylerine sahipken.05).108) Gruplar cinsiyet açısından karşılaştırıldığında ise anlamlı fark bulunmuştur (p>0.5 olarak saptanmıştır(p<0. Tartışma: Kalp damar hastalıkları için önemli bir yordayıcı olan metabolik sendrom tanı kriterleri HDL ve TG değerlerini kapsar. kontrol grubundaki kadınlarda %21.003). (p=0.3 olarak saptanmıştır(p=0.11) ve kontrol (HDL: 43. LDL ve trigliserid istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0. duygudurum bozukluğu tanısı olan bireylerde kalp damar hastalığı riskinin arttığı gösterilmiştir.9 unun trigliserid düzeylerinormalin üstündeyken.82±93. LDL değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0. Ayşegül Özerdem* ** *Dokuz Eylül Üniversitesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD **Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Temel Sinirbilimler AD Giriş: Kalp damar hastalığı olan bireylerde unipolar depresif bozukluk ve bipolar bozukluk daha fazla görülürken. Serum HDL ve TG değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde bipolar (HDL:43. unipolar (HDL:45.62. Lipid değerleri gruplar arasında yaş ve cinsiyet kontrol edilmeksizin karşılaştırıldığında HDL. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadın hastalar için %23. Zeliha Tunca*. TG: 152. kontrol grubundaki kadınlar için %17. düşük ağırlıklı lipoprotein(LDL)) karşılaştırılmıştır.

Havva Afşaroğlu. Sonuç: Bu çalışmada. BB Polikliniğine başvuran 367 hasta alınmıştır. lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisi. p=0. lityum kullanmayan grupta T3 hormonu kullanım oranı %12.S 10 Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastalarda Psikotrop İlaç kullanımının Tiroid İşlevleri ve Lipid Profillerine Etkileri Başak Bağcı. lityum. ilaç yan etkilerinin yönetilmesine katkıda bulunmaktadır. lityum kullanan ve kullanmayanlarda farklı değildi (p=0. Veriler SPSS 15. valproat monoterapisine göre lipid profilini daha olumsuz etkilemektedir.88. HDL düzeylerini etkilemediği saptandı. Atipik antipsikotik kullananların trigliserid düzeyleri kullanmayanlardan yüksekti (p=0. LDL. sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis ve Mann Whitney testleriyle analiz edilmiştir. total kolesterol. kategorik değişkenler için Ki-Kare. hasta ve yakınlarının tedaviye katılımlarını artırmakta. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi( DEÜTF ) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak. lityum ve T3 hormonu arasındaki ilişki. Antipsikotik kullanan hastaların trigliserid düzeylerinin daha yüksek saptanması. trigliserid. lityum serum düzeyleri ile TSH düzeyleri arasında korelasyon olmaması ve lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisine ilişkin istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamasına karşın. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında DEÜTF Psikiyatri Bölümü.5’i T3 hormonu alırken. p=0. işlevselliği artırmada önem taşırken. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin veri tabanı incelenmiştir. Onur Ulaş Ağdanlı. TSH değerleri ile Lityum düzeyleri arasında korelasyon bulunmadı.88. hastalık epizodlarının yinelemelerini önlemede. Lityum monoterapisi alan hastaların total kolesterol ve LDL düzeyleri ortalamaları.1 idi (p =0. valproat monoterapisi alan hastalardan daha yüksekti.69). . Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. (p=0.0 ile. Ebru Onrat. Bulgular: Lityum kullananların %20. LDL. Ayşegül Özerdem.007). Ancak.03). Hidayet Ece Arat. Hastaların uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri. HDL düzeyleri atipik antipsikotik kullanan ve kullanmayanlarda farklı bulunmadı. valproat ve atipik antipsikotiklerin lipid profiline etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Trigliserid ve HDL düzeyleri ortalamaları ise lityum ve valproat monoterapisinde farksız bulundu. Valproat kullanımının da total kolesterol. TSH değeri. İzmir Amaç: Bipolar Bozukluk(BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. Lityum monoterapisi. antipsikotiklerin lipid profiline olumsuz etkisi açısından literatürle uyumludur.15). lityum kullanan hastaların daha fazla T3 hormonu kullandıklarının saptanmış olması Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda yüksek hipotirodi riskini desteklemiştir.

0. Bu bozulma İUB’un klinik özellikleri ile ilişkili görünmektedir. Manik dönemde 1. İkinci olarak ürik asit düzeylerinin dönem şiddeti ve hastalık süresi ile ilişkili olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu amaçla yaş ortalamaları ve cinsiyet dağılımları benzer 43 İUB manik dönem. 20 İUB depresif dönem. hafta HDDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında güçlü bir ilişki saptanmıştır (sırasıyla r= 0.043). hafta YMDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında orta. depresif dönemde 1. depresif dönemdeki ve iyilik dönemindeki olgularda orta derecede bir ilişki gösterilmiştir (sırasıyla r= 0. . Arzu Bayrak. Hastalığın başlangıç yaşı ile ürik asit düzeyleri arasında manik dönemdeki olgularda zayıf bir ilişki.035. Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek. 0. Manik dönem sayısı ürik asit düzeyi ile ilişkisiz bulunurken depresif dönem sayısı ile ürik asit düzeyleri arasında orta derecede bir ilişki vardır (r= 0. Sonuç: Bulgularımız İUB’un her döneminde pürinerjik işlevdeki bozulmaya dikkat çekmektedir. iyilik ve sağlıklı bireyler arasında karşılaştırılmasıdır. ve 2. Bulgular: Mani. Depresyon ve İyilikte Artmış Ürik Asit Düzeyleri: Kontrollu Bir Çalışma Özgür Süner. ve 2. Bu çalışmanın amacı ürik asit düzeylerinin İUB’un hastalık dönemleri. 0. hastalık dönemlerinin şiddeti YMDÖ ve HDDÖ ile ölçülmüştür.41. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir. Çetin Turan Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulmanın iki uçlu bozukluk (İUB) patofizyolojisinde ve tedavisinde rolü olduğu düşünülmektedir. p= 0.39.43).S 11 Mani.26. depresyon ve iyilik dönemindeki iki uçlu hastalarda ürik asit düzeyleri sağlıklı bireylerdekinden yüksek bulunmuştur (F= 4.38).41 ve 0. Sermin Kesebir. Hastalığa ilişkin bilgiler SKIP-TURK ile kaydedilmiş. 41 İUB tanılı iyilik dönemindeki hasta ve 43 sağlıklı bireyde ürik asit düzeyleri karşılaştırılmıştır.51 ve 0.52). -80 santigrat derecede.

SCID-I. N100. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. HDDÖ ile FDB puanı arasında güçlü ve ters. OİP ve bilişsel test performansı ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını.001 ve 0.049). İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. Pz N200 genliği depresif dönemdeki olgularda daha düşük (p= 0. . Sağlıklı bireylerde Fz.045). Bulgular: Posthoc analizlerde (Bonferroni düzeltmesi ile) manik ve depresif dönemdeki olgularda FDB toplam puanı daha düşük (p= 0. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. Ayşe Akpınar**. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. YMDÖ ile Stroop interferansı arasında güçlü. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk olgularında ve sağlıklı kontrollerde P50. manik dönemdeki olgularda Stroop interferansı daha yüksek (p= 0. Cz P200 latansı mani dönemindeki olgularda daha uzun (p= 0. depresif.006).053) bulunmuştur. Fz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki bulunmuştur. SKIP-TURK. Fz ve Cz P300 latansı arasında orta derecede bir ilişki. OİP değerleri ve bilişsel test puanları ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki bulunmaktadır.S 12 İUB’ta OİP ve Bilişsel İşlev: Dönem Şiddeti İle İlişkisi Esra Kaymak*. Sermin Kesebir*. Cz ve Pz P300 latansı iyilik. depresif dönemdeki olgularda Stroop toplam süresi daha uzundur (p= 0. Psikiyatri Kliniği. depresyon ve mani dönemindeki olgulardan daha kısa (p< 0. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı.033).018). YMDÖ. Nöroloji. Sonuç: İUB’ta bilişsel test performansı ve OİP her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireyler arasında farklılaşmaktadır.001. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. HDDÖ. Fisun Mayda Domaç** **Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. 0. N200.

Depresif dönemde Stroop interferansı ile Cz N200 latansı arasında güçlü. Depresyon ve İyilik Döneminde OİP ve Bilişsel İşlev Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*. Stroop toplam süresi ile Fz P300 genliği arasında ters. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. Cz N200 genliği arasında güçlü bir ilişki gösterilmiştir. depresif. . SKIP-TURK. iyilik döneminde ise Fz N200 latansı ve Cz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki mevcuttur. Esra Kaymak*. Sağlıklı bireylerde FDB puanı ile Pz P300 genliği arasında bir ilişki vardır. Sonuç: İUB’ta OİP ve bilişsel test performansı arasında her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireylerde farklılaşan ilişkiler bulunmaktadır. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı. Psikiyatri Kliniği. Bulgular: Manik dönemde bilişsel test performansı ile OİP arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk tanılı olgularda ve sağlıklı kontrollerde P50. Stroop toplam süresi ile Cz N200 latansı ve Pz N200 genliği arasında orta derecede ve güçlü ters bir ilişki bulunmuştur. Fz ve Pz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki. HDDÖ. Cz ve Pz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki.S 13 Mani. Stroop interferansı ile Pz N200 latansı arasında ters ve güçlü. Cz ve Pz P50 ve N100 latansı arasında orta derecede ve Pz N200 genliği ile ters bir ilişki bulunmuştur. N100. OİP ile bilişsel test performansı arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. İyilik döneminde Stroop interferansı ile Fz. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. YMDÖ. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. Nöroloji Kliniği. Cz ve Pz N100 latans ve genlikleri arasında güçlü bir ters ilişki. Ayşe Akpınar**. N200. Pz N200 genliği arasında güçlü ve doğrusal bir ilişki sözkonusudur. Fisun Mayda Domaç** * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. Depresif dönemde FDB puanı ile Fz. Stroop toplam süresi ile Pz’de daha güçlü olmak üzere. SCID-I.

1. Her iki grupta ürik asit düzeyleri ile dönem şiddeti arasında bir ilişki bulunmamıştır. . İUB tanılı erkeklerde yinelenen ölçümler arasındaki fark (Boferroni düzeltmesi ile) başlangıç ve 1. Kontrol grubu diğer iki grupla yaş ortalaması benzer. Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek.S 14 Ürik Asit Düzeyleri İUB ve Şizofrenide Birbirinden Farklı Mıdır? Erkek Cinsiyette Dönem Şiddeti ile İlişkisi Bülent Kadri Gültekin. Her iki grup ve her dört ölçüm için YMDÖ ve PANNS puanları ile ürik asit düzeyleri arasında bir ilişki gösterilmemiştir. Sermin Kesebir. Sonuç: İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri birbiri ile benzer olup.01). sağlıklı erkeklerden yüksektir. 59 S tanılı olgu manik dönem ve psikotik alevlenme döneminin başında. Ferzan Fikret Ergün.027). plazma ürik asit düzeyleri ölçülmüştür. 2. -80 santigrat derecede.122. Sevgi Gül Kabak. Bu çalışmanın amacı İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeylerinin sağlıklı erkeklerden farklılaşıp farklılaşmadığının araştırılmasıdır. ve 3. hafta ürik asit düzeyleri arasında saptanmıştır (p< 0. İkinci olarak her iki tanı grubunda ürik asit düzeylerindeki azalmanın klinik iyileşme ile ilişki gösterip göstermediğinin incelenmesidir. haftada YMDÖ ve PANSS ile değerlendirilmiş. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulma hem iki uçlu bozukluk (İUB).. Bulgular: Hem İUB hem S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri sağlıklı erkeklerden yüksek bulunmuştur (F= 6. p= 0. önceki tanı ve tedavi öyküsü olmayan ve şimdiki psikiyatrik yakınması bulunmayan 30 sağlıklı erkektir. hem Şizofreni (S) tanılı olgularda gösterilmiştir. benzerdir (p= 0.108). Yöntem: Bu amaçla 55 İUB. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir.

Kronotip olarak suç işleyen grupta 10 akşamcı. Bulgular: Örneklem 43 suç işlemiş ve 55 suç işlememiş ötimik BAB hastasından oluşmaktaydı. Skorları 16-86 arasında değişmekte. Erhan Yüksek. Tevfik Kalelioglu. Psikiyatri AD. Adli Tıp Kurumu. 19 itemden oluşan uyanma ve yatma alışkanlıklarını.S 15 Ötimik Bipolar Afektif Bozukluğu Olan Hastalarda Suç ve Kronobiyoloji Arasında İlişki Akif Taşdemir. daha vicdanlı ve kendine daha fazla güvendikleri bulunmuştur. Ölçekte alınan puanlara göre. Yöntem: Çalışmada hastalardan kronotipiyi değerlendiren sabahlılık-akşamlılık (SAÖ) ve HARE psikopati ölçeklerini doldurmaları istendi.53±8. yüksek skor aldıkça sabahçı.232). Suç işleyen grupta ortalama yaş 35.927±10. sabahçı.ATİK 3 İstanbul Üniversitesi.55 idi (p=0. . Çok yeni yapılan bir çalışmada depresif hastalarda akşamcı kronotip olmanın daha yüksek impulsiviteye neden olduğu ortaya çıkarılmıştır. Sirkadien ritimlerdeki bozulmanın hem bipolar afektif bozukluğun(BAB) hem de agresyon ve suç işleme davranışının patofizyolojisinde yer alabileceği ileri sürülmektedir. düşük skor aldıkça akşamcı tipe yakınlaşılmaktadır. Sedat Demirbuga. 9 sabahçı ve 16 hiçbir gruba girmeyen var iken. SAÖ. hiçbir tipe uymayan ya da akşamcı tip olarak sınıflama yapılabilmektedir. Bununla birlikte bizim başlangıç varsayımımıza ters olarak suç işleyen BAB hastalarında daha fazla akşamcı tip olabileceği ve daha impulsif olabileceğini bu çalışmada gösteremedik. Hastalık süresi suç işleyen grupta anlamlı olarak daha kısaydı (p=0. ailede psikiyatrik öykü ve alışkanlıkları açısından bir fark yoktu. daha güçlü iç kontrol. Husrev Demirel. 6 ve 32 idi (X2=4. eğitim. Murat Emül 1 Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2 TC Adalet Bakanlığı.28 ve p=0.54 ve suç işlemeyen grupta 37. medeni durum. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Bu çalışmada ötimik suç işleyen ve işlemeyen bipolar afektif bozukluğu hastasında kronobiyolojik özellikleri araştırma planladık. İstanbul Amaç: Duygudurumdaki diurnal varyasyonların varlığı ve uykudaki rahatsız edici ve dirençli bozulma afektif bozuklukta biyolojik ritimlerin primer olarak bozuk olabileceğini düşündürmektedir.012). fiziksel ve mental performansları için tercih edilen zaman dilimini ve canlılık halini değerlendiren bir ölçektir. 4. Çalışmanın görece örneklem sayısının azlığı bu duruma neden olmuş olabilir. Gruplar arasında cinsiyet. Önceki çalışmalarda sabahçı kronotipine sahip kişilerin akşamcı tiplere göre daha sağlıklı yaşam stili. suç işlemeyen grupta bu rakamlar sırasıyla 12.382). Bununla birlikte duygudurum bozukluklarında suç işleme davranışı ve kronotipi arasındaki ilişki hiç araştırılmamıştır. Abdullah Genç. Ayrıca suç işlemeyen BAB hastalarının daha sonra suç işleyebilme potansiyelleri de kronotiple ilişki bulunamamasına yol açmış olabileceği düşünülmüştür. Tartışma: Birçok çalışmada uyku özellikleri ile duygudurum semptomları arasındaki ilişkiyi en az intihar girişimi ve duygudurum arasındaki ilişki kadar araştırılmıştır.

dolayısıyla süreç takibinde kullanımına imkan sağlayacaktır. Ölçeğin Türkçe uyarlamasının güvenirliği amacıyla iç tutarlılık. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nesne ilişkileri kuramı psikodinamik psikoterapi uygulamalarında geniş kabul gören bir teoridir. Aynı oturumda işlevselliğin genel değerlendirmesi formu (İGD) da görüşmeci tarafından dolduruldu. Ölçek içerisinde 5 düzeyin (ilkel. DSM 5 hazırlık çalışmaları içerisinde kişiliğe dair boyutsal modelin gözden geçirilmesine izin veren ve "temsil özelliği taşıyan" toplam 25 özgül kişilik özelliği görünümünün. bir ön çalışma bulgusu olarak. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve/veya II tanısı alan ve çalışmaya katılmaya onay vermiş 50 hasta dahil edilmiştir. Selvinaz Çınar Parlak. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek için 30 görüşme videosu aynı anda iki ayrı kör araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği (NİNÖ) bu yönüyle bilinen bir ölçektir (Azim ve ark. Her iki ölçeğin de mevcut durumun monitorizasyonunda ve psikoterapi sürecini yordayıcı olabileceği beklenmekte olup. 1991).S 16 Erenköy Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği’nin Faktör Yapısı. madde toplam ilişkisi ve görüşmeciler arası tutarlığa bakıldı. tasarımlarının psikodinamik kuram içerisinde kabul gören kişilik örgütlenmesi ile eşleştirilebilir. Geçerlik analizleri olarak. ErNİNÖ’nun hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. Medine Yazıcı Güleç. Yücel Yılmaz. açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. . Ölçekte kast edilen “nitelik”. Klinisyen için Kişilik Özelliklerini Derecelendirme Formu (ErKİKÖDF. olgun) ayrı ayrı puanlanması istenmekte ve böylece bir bireydeki her düzeyin ne seviyede olduğu hakkında fikir edinilmesi sağlanmaktadır. araştırıcı. Hastalara ErNİNÖ ve ErKİKÖDF'nin değerlendirildiği bir görüşme yapıldı. Her görüşme görüntü kaydı ile kaydedildi. Hülya Akar Özmen. Ayrı bir oturumda hastalara diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. ErKİKÖDF. 2010). Clinician Trait Rating Form) ve İGD ölçeği uygulandı. Dicle Bilge. Bu amaçla hazırlanmış birçok yöntem vardır. üçgen. Bulgularımız. kontrolcü. takip çalışmalarında iyileşmenin derecelendirilmesi. Güvenirliği ve Geçerliği İshak Sayğılı. Bu çerçevede hastaların nesne ilişkileri ve kişilik örgütlenmeleri hakkında izlenim sahibi olmak. Bu çalışmada klinisyen ve/veya araştırmacıların kullanımı için ölçeğin Türkçe standardizasyonu planlandı. Sera Elbaşoğlu. Nurdan Eren Bodur. beş alanda fasetler olarak değerlendirildiği bir formdur (APA. klinisyenler için tedavinin tasarlanmasında ve yürütülmesinde kolaylıklar sağlamaktadır. Arzu Sancak Bayrak.

S 17 Erenköy Kişilik Örgütlenmesi Tanısal Formu Faktör Yapısı. İshak Sayğılı. Sera Elbaşoğlu. 2001). Hüseyin Güleç Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Kişilik örgütlenmesi kavramı ilk olarak Kernberg tarafından geliştirilmiştir. nesne ve kendilik tasarımları gibi birçok bilinçdışı içerik ve süreç ifade edilmektedir. Bu model temel olarak üç kişilik örgütlenmesi düzeyi (psikotik. Geçerlik için ise açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. madde-toplam ilişkisine ve görüşmeciler arası güvenirliğe bakıldı. Hülya Akar. Kişilik örgütlenmesi tanısal formu (KÖTF) bunlardan bir tanesidir (Diguer ve ark. savunma mekanizmaları. Arzu Bayrak. KÖTF’ün hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. Selvinaz Çınar. Kernberg. Kişilik İşlevselliği Düzeyleri (ErKİD. diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. 21 maddeli bir ölçektir ve beş farklı kişilik örgütlenmesi boyutunu değerlendirir: kimlik. Kişilik örgütlenmesi kavramı ile aynı zamanda nesne ilişkileri. KÖTF. gerçeği değerlendirme ve nesne ilişkileri. Güvenirliği ve Geçerliği Yücel Yılmaz. Dicle Bilge. Hastalara ErKÖTF. geniş bir klinik olanağa sahiptir ve içerdiği madde ve boyutları ile olguların hem formülasyonu hem de tedavinin planlanması aşamasında kolaylıklar sağlar. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve eksen II tanıları alan ve onam veren 50 hasta alındı. kişilik örgütlenmesini stabil. borderline ve nörotik) tanımlamakta ve nesne ilişkileri teorisine dayanmaktadır. KÖTF’ü benzerlerinden ayıran en önemli özelliği kolay uygulanabilirliği ile kullanıcı dostu olmasıdır. . Bulgularımız. Level of personality functioning) ve İGD kullanıldı. Nurdan Eren Bodur. Bu çalışmada ölçeğin Türkçeye uyarlama çalışması planlanmaktadır. büyük ölçüde bilinçdışı ve erken deneyimlerin etkisi ile oluşan dinamik bir yapı olarak tanımlar. Güvenirlik için iç tutarlılığına. Son yıllarda kişilik örgütlenmesinin ölçülmesi için değişik ölçekler geliştirilmiştir. KÖTF. olgun savunma mekanizmaları. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek amacıyla 30 görüşme videosu aynı anda iki (kör) araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. ilkel savunma mekanizmaları. Ayrı bir oturumda hastalara. bir ön çalışma bulgusu olarak. Bu yönüyle hastaların sağaltım süreçlerinin monitorizasyonunu sağlarken bunun yanında değişime hassas özelliğinin gösterilmesi nedeniyle tedavinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yapısal değişimin değerlendirilmesinde kullanılabilir. ErKİD ve İGD uygulandı. Medine Yazıcı Güleç.

11. burden. Free radical activity in type 2 diabetes. 12’si SNRI kullanırken 8’i ilaç kullanmamaktaydı. 3. 7: 27–30. Hastaların 15'i SSRI. Mehmet Güneş(1).487. 2002. Nurten Aksoy(3). Bu gruplar arasında –SH düzeyleri açısından fark saptanmadı (F=0. N=35).Ng F. Generalized anxiety disorder: prevalence. p=0. Diabet Med 1990. HAM-A ve –SH düzeyleri arasında ilişki bulunmadı (r0=–126.001). Psikiyatri AD. Hastaların ve kontrol grubunun venöz yolla alınan kanlarından uygun yöntem kullanılarak serum –SH düzeyi ölçüldü. Abdullah Atli(1). Thomson JA. 2008. Yasin Bez(1).S 18 Yaygın Anksiyete Bozukluğunda Azalmış Sülfidril Düzeyi: Trait Marker (Yatkınlık Belirleyici) Olmaya Aday Bir Tetkik Mehmet Cemal Kaya(1). Şanlıurfa (3) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. Diyarbakır (2) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi.2-Wittchen H-U. Hastalarda –SH düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı olarak düşük olması oksidatif stresin dolaylı bir göstergesi olabilir(3).664). Hastalık süresi ve serum –SH düzeyleri arasında negatif bağıntı bulundu (r0=– 0. Oxidative stress in psychiatric disorders: evidence base and therapeutic implications.71. Hastalık süresi ve –SH düzeyleri arasında negatif korelasyon bulunması YAB’da –SH düzeylerinin bir trait marker (yatkınlık belirleyici) olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Şanlıurfa (4) Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi. Int J Neuropsychopharmacol. Wilson R. Biz bu çalışmamızda antioksidan mekanizmanın önemli bir elemanı olan serum serbest sülfidril (–SH) düzeylerini ek hastalığı olmayan YAB hastalarında incelemeyi amaçladık. Bush AI. Hastalara Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A) uygulandı. YÖNTEM DSM-IV’e göre ek hastalığı olmayan YAB tanısı almış 35 (23 kadın. and cost to society. Salih Selek (4) (1) Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. 12 erkek) sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmamıza alındı. p=0. Biyokimya AD. Ali Emhan Uzman(2). Psikiyatri AD. İstanbul Amaç: Son yıllarda psikiyatrik hastalıklar ve oksidan/antioksidan mekanizmalar arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok makale yayınlanmıştır (1). Depress Anxiety. 851-76. Psikiyatri AD. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) çoğu zaman psikiyatrik bozukluklara ek hastalık olarak görülen. Mahmut Bulut(1). Berk M. 16: 162–171. 2.003. İbrahim Fatih Karababa(2). Tartışma ve Sonuç: YAB’da oksidatif denge ile ilgili parametreler çok az incelenmiş olup çalışmamız YAB'da SH düzeylerini inceleyen ilk araştırmadır. 12 erkek) hasta ve 35 (23 kadın. Bulgular: Çalışmamızda hasta grubu ve kontrol grubu arasında yaş ve BMI arası anlamlı fark yoktu. N= 35). p=0.Collier A. yaşam boyu yaygınlığı %5 gibi yüksek olan fakat hakkında çok az araştırma yapılan bir bozukluktur (2). Hastaların –SH düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük bulundu (p <0. . Dean O.3. Bradley H.487. Kaynaklar 1. Small M.

4 sadece ilaç tedavisi uyguladıklarını. travma deneyimlerini yeterince aramadıklarına ve travma terapisine yönelik eğitim almadıklarına işaret etmektedir.4’ü bu tür bir terapi eğitimi almadığını bildirmiştir. TSSB tanısı bulunan hastalarına uzmanların %82. Sonuç: Bu sonuçlar psikiyatri uzmanlarının önemli bir kısmının epidemiyolojik çalışmaların bildirdiği oranların altında TSSB tanısı olan hasta gördüklerine. Uzmanların %29.1’i iki seçeneği %16. Derya Güliz Mert. %70. %6. %20. . Bulgular: 159 psikiyatri uzmanı anketleri doldurdu. TSSB hastalarını nasıl tedavi ettiklerini sorgulayan anket dağıtıldı. C) Yaşam boyu kayıplar ve yas deneyimlerini D) Çocukluk çağı travmatik yaşantılarını ne oranda aradıkları sorulmuştur. Yöntem: Çeşitli illerden psikiyatri uzmanlarına en son iş günlerinde ne kadar hasta gördükleri.6’sı travma tedavisine yönelik bir terapi eğitimi aldığını. Uzmanların % 65’i son iş gününde TSSB tanısı olan hastalarının olmadığını bildirirken.8’i tüm seçenekleri aradıklarını bildirmiştir.4’ü 0-1 %36. Katılımcılara hastalarında A) Son bir yıldaki örseleyici/stresör olayları. %35’i TSSB tanısı olan hastalarının bulunduğunu bildirmiştir. travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) en yaygın görülen anksiyete bozukluğu olduğu bildirilmektedir.1’i 6-9 %4. %11.5’i terapi ve ilaç tedavisini birlikte kullandığını.8’i sadece psikoterapi uyguladıklarını. Bu araştırmada Türkiye’de psikiyatri hekimlerinin günlük uygulamalarında hastalarının travmatik deneyimlerini ne oranda değerlendirdikleri.7’si 1220 TSSB olan hasta gördüklerini bildirmişlerdir. Gözde Yontar Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Travmatik deneyimlerin psikiyatrik bozuklukların gelişmesi ve seyri üzerinde önemli etkileri olduğu.4’ü üç seçeneği %8.9’u 2-5 %14.S 19 Psikiyatri Hekimleri Travma Deneyimlerini Ne Kadar Değerlendiriyor? Önder Kavakcı. Örneklemin bildirdiği günlük görülen hasta sayısı ile ya da terapi eğitimi alınmış olması ile hastalarda travma öyküsü aranması arasında bir ilişki bulunmamıştır. son bir ayda ne kadar TSSB tanısını koydukları ile hastalarında travmatik deneyimler arayıp aramadıklarını. Katılımcılara son ay içinde kaç TSSB tanısı alan hastaları olduğu sorulduğunda. B) Yaşam boyu travmatik deneyimleri. %3. %27’si dört seçenekten sadece birini %40. TSSB tanısını ne sıklıkta koydukları ve TSSB terapisine yönelik bir eğitim alıp almadıklarını değerlendirmek amaçlanmıştır.1’i herhangi bir tedavi uygulamadıklarını ifade etmiştir.

Levent Mete Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. Hakkâri Devlet Hastanesi İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: OKB’de bilişsel teori bağlamında obsesyonların otojen ve reaktif obsesyonlar olarak iki farklı gruba ayrılabileceği önerilmiştir. Otojen. İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması Testi hastalara ve sağlıklı kontrol grubuna uygulandı. . Beck Depresyon Envanterinden 17 altında puan alan hastalar çalışmaya dâhil edildi.S 20 Otojen ve Reaktif Alttip OKBlilerde Yürütücü İşlevler ve Bellek Pınar Çetinay Aydın. Yale Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği ile hastalık şiddeti belirlendi. Buna rağmen bizim çalışmamızda yürütücü işlevler ve sözel bellek alanlarında bu iki alttipteki hastalar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. 3) ilgili disfonksiyonel inançlar. 14 otojen tipte toplam 62 OKB tanılı hasta. 4) ilişkili kişilik özellikleri. Çok sayıda çalışmada bu iki alttipteki OKBli hastalar arasında birçok önemli alanda anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Menemen Devlet Hastanesi. Rey Sözel Öğrenme ve Bellek Testi. Bu çalışmada bu iki alttipteki OKB hastalarının yürütücü işlev ve sözel belleklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. saf kaygı ile otojen obsesyonlar arasında bir yerde durduğu söylenmektedir. Bizim çalışma sonuçlarımız da bunu desteklemektedir. Engin Sert. Stroop Test. 42 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Sosyodemografik Bilgi Formu. 18 karışık. Hastalara SCID 1 görüşmesi ile tanı kondu. dolduruldu. Yöntem ve Gereçler: 30 reaktif. reaktif ve karışık tipteki OKB hastaları arasında yürütücü işlevler ve sözel bellek yönünden anlamlı farklılık saptanmamıştır. Otojen obsesyonu olan hastalarda ise daha fazla düşünce bozukluğu olduğu öne sürülmekte bu obsesyon türüne sahip hastalarda büyüsel düşünce ve anormal algısal yaşantılar gibi şizotipal özellikler bulunmaktadır. Tartışma ve Sonuçlar: OKB’ de primer bilişsel işlev bozukluğunun. 1) Bilişsel değerlendirmeler ve nötralizasyon stratejileri 2) ilişkili OKB semptomları. Bulgular: OKB tanılı hastalarda sağlıklılara göre wisconsin kart eşleme testi ve stroop testte (süre) anlamlı olarak daha düşük performans saptanmıştır. Bazı özellikleri açısından reaktif obsesyonların. Sayı Dizisi Testi. Gülperi Putgül Köybaşı. yürütücü işlev bozukluğu olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Wisconsin Kart Eşleme Testi.

52 olarak saptanmıştır. yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş.81 olarak bulunmuştur. YB yaygınlığının %1. Gözde Yontar.52 olduğu bulunmuştur. Bulgular: YTT ile yapılan tarama sonucunda bu örneklemin % 5. Çalışmada YB tanısı konulanların konulmayanlara göre daha fazla oranda orta düzeyde gelire sahip oldukları.8 oranında obsesif kompulsif kişilik bozukluğu. YB tanısı olmayan. geniş örneklemli ve tanıların klinik görüşmeler ile doğrulandığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Önder Kavakcı. ve II. Kontrol grubu. eksen eş tanı oranı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha fazla saptanmıştır. Hastaların % 47’sinde (8/17) eşlik eden I. Yöntem ve Gereçler: Çalışmada 18–44 yaş aralığındaki 1122 kişiye yeme tutum testi (YTT) uygulanarak kesme puanının üzerinde puan alanlar ile klinik görüşme yapılmıştır. Hastaların %41’inde II. En sık her biri %11. tıkanırcasına yeme bozukluğu yaygınlığı %0. eksen ve II. YB tanısı kadınlarda (%88. ailelerinde psikiyatrik tanıların daha fazla olduğu ve daha fazla ruhsal travmaya maruz kaldıkları saptanmıştır. YTT skoru 30’un altında olan bireylerden oluşturulmuştur. kaçıngan kişilik bozukluğu tanıları bulunmuştur. YB nokta yaygınlığı %1.63. eksen tanısı saptanmıştır. yapılandırılmış klinik görüşmeler sonrası. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. toplum genelinin tarandığı. YB farklı yaş gruplarında ve sosoyoekonomik düzeylerde görülebilen bir hastalıktır.S 21 Sivas İl Merkezinde Yeme Bozukluklarının Yaygınlığı ve Eşlik Eden Psikiyatrik Tanılar Murat Semiz.25’inde yeme bozukluğu olabileceği saptanmıştır. eksen tanılarını saptamak amacıyla SCID-I (Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis-I Disorders) ve SCID-II (Structured Clinical Interview for DSM-III-R Personamy Disorders) uygulanmıştır. Ülkenin farklı bölgeleri ve değişik yaş gruplarını içeren. Sivas il merkezindeki yeme bozukluklarının (YB) yaygınlığının saptanması ve bozukluğu olanların sosyodemografik özelliklerinin ve eşlik eden eksen-I ve eksen-II tanı sıklığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada.2) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha sıktır.Tıkınırcasına yeme bozukluğunun en sık görülen YB olduğu saptanmıştır. Ayşegül Yağız Kartal. Sivas Amaç: Ülkemizde yeme bozukluklarının epidemiyolojisi ile ilgili çalışmalar sıklıkla çocuklar ve ergenlerde yapılmış olup erişkinler ile ilgili yeterli veri yoktur. Klinik görüşme sonrasında yeme bozukluğu tanısı konulan bireylere ve kontrol grubuna eşlik eden I. eksen tanısı saptanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında. En sık konulan eş tanı majör depresif bozukluk olmuştur. Bulimiya nervoza yaygınlığı %0. . YB’de psikiyatrik eş tanılar yaygındır. Hasta grubunda I. Sonuç: Bu çalışmada.

grup a ve grup b olmak üzere üç gruba ayrıldı. Dakikada hem 12. 16. 30. Üç ayrı zamandaki denek ve kontrol gruplarını karşılaştırmak için ilişkili örneklem iki yönlü varyans analizi uygulandı. ve 60 dakikalardaki gruplardaki karşılaştırma için bağımsız örneklem tek yönlü varyans analizive sonrasında Tukey testi kullanıldı. 25. Dakikalarda artmıştı. 29.007). Dakikalarda değerlendirildi. b grubuna 25 mg/kg Agomelatin. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü.5 hem de 25 mg/kg dozlarında analjezik etki göstermiştir.Mustafa Ari**.5 mg/kg Agomelatin alan A grubunun.036).37 saniye. Bulgular: Kontrol grubunun. Tartışma ve Sonuçlar: Agomelatin hem 30. 30. Üçer ml olmak üzere a grubuna 12.37 saniye ve 60 dakika değerleri 15. Dakikada b grubunun ağrı eşiği a grubuna göre yükselmişti(P=0. hem de 60. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi ***Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Bu çalışmada antidepresan olan Agomelatin’in nosiseptif sistem üzerinde etkisi olup olmadığının araştırılması amaçlandı. ve 60.62 saniye. Yöntem ve Gereçler: 4 aylık 24 Swiss cinsi fare kullanıldı. Yelda Yenilmez*.S 22 Agomelatin' in Nosiseptif Sistem Üzerine Etkileri Yuksel Kivrak*.25 saniye. 25 mg/kg Agomelatin alan B grubunun 30 dk değerleri sırası ile 13. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü. Hayati Aygun*. Fareler kontrol.5mg/kg. kontrol grubuna serumfizyolojik intraperitıneal olarak verildi. 45. ve 60. . 30. 50 santigrad derece olarak ayarlanmış hot plate platformunda 30. Saniyeye kadar reaksiyon gösterilmediyse o fare için ölçüm sonlandırıldı ve reaksiyon zamanı 45 sn kabul edildi. Dakikalardaki reaksiyon zamanları ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı idi(P=0. Agomelatin gruplarında ağrı eşiği kontrol grubuna göre hem 30. Ibrahim Yagci. 19 saniye olarak tesbit edildi.87 saniye. Basaran Karademir*.dakika hem de 60. 12.

bedeni duyuları abartmanın. Depresyon.002).44) göre daha fazla olmakla beraber farklılık önemli değildi (F=2. erkek 14.003) puanları arasında korelasyon vardı. Ağrının anksiyete ve VKİ ile ilişkili olduğunu. p=0. p=0. Kilo.131. kadınlardaki anksiyetenin ve bedensel duyularını büyütme özelliklerinin erkeklere göre daha fazla olduğunu bulduk. yaşın ve kilonun etkisi var mıdır sorularını cevaplamayı amaçladık. p=0. Anksiyete puanları açısından cinsiyet farklılığı varken (kadın 20. Vücud Duyularını Abartma Değişkenlerin Ağrı Algılaması Üzerindeki Etkileri İbrahim Yağcı. Yaş. p=0.10(5):447–485. p=0. Riley III JL.187.32±5. Çalışma olgu-kontrol çalışması şeklinde yapılmıştır. ağrı değerlendirilmesi için Görsel Eşdeğerlik Ölçeği (GEÖ). (r=0.28±2.76±1. Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Cinsiyet farklılığının ağrı üzerine etkileri araştırmacıların ilgisi artarak devam etmektedir. Ribeiro-Dasilva MC. Korelasyon açısından değerlendirdiğimizde VAS ile VKİ(r=-1.122). Vücut Duyularını Abartma Ölçeği (VDAÖ) olan test bataryası çalışmaya katılanlar tarafından dolduruldu Bulgular: Kadınların GEÖ değer ortalaması (4.05).034) ve BAÖ (r=0. depresyon puanları kadınlarda (4. (r=-0.001).S 23 Cinsiyet.007).80.045) arasında ilişki bulduk.331). (r=0.227. erkeklere (3.37. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Yöntem ve Gereçler: Bu çalışma Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesine ocak-haziran 2012 tarihleri arasında labaratuar tetkiki için kan alma merkezine ayaktan başvuran hastalarla yürütüldü. (r=0.96±7.27) erkeklere (4. p=0. Anksiyete. p=0. bu ilişkiye depresyon.daha fazla olarak ölçüldü(F=1.250. p=0. .3 3 iken erkeklerden 21.083. VKİ. BDBÖ ile VAS. anksiyete.133).57). 2009. BDÖ arasındaki korelasyonları sırası ile (r=0. cinsiyeti göz önüne alındığında da bu ilişkinin devam ettiğini gördük. p=0.41. BAÖ. The Journal of Pain. p=0. p=0. 1. F-1.000) olarak ölçtük.299.Fillingim RB.95)göre fazla olmakla beraber anlamlı farklılık tesbit edilemedi(p=0. 90 lı yıllarla kıyaslandığında bu konudaki yayın sayısında %2000 kadar artış olmuştur(1). Rahim-Williams B.68±6. p=0. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). p=0.610. Biz de bu çalışmamızda en çok yapılan invaziv işlemlerden biri olan kan alma işlemi sırasında algılanan ağrı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını. Erkeklerdeki ağrının yaş ve VKİ ile kadınlarda ise BAÖ ile ilişki olduğunu tesbit ettik. p=0.021) ve VKİ(r=-0.46±8. King CD.007) ve VKİ(r=017. Erkeklerde VAS değerlerinin yaş(r=0.273.003)ile kadınlarda ise sadece BAÖ ile anlamlı korelasyonları olduğunu tespit ettik.004).67±5.87. BDBÖ açısından kadınların puanları 24. Sex. Sosyodemografik veri formu.227. and pain: a review of recent clinical and experimental findings.300.48±9. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ağrının algılanması açısından cinsiyetler arasında fark olmadığını. gender. Cinsiyeti göz önüne alarak yaptığımız korelasyon incelemesinde ise VAS ile BAÖ(r=0.79.

S 24 Geri Bildirimler Karar Vermeyi Nasıl Etkiliyor? Teknolojik Geri Bildiriminin İnsan Geri Bildirimi ile Karşılaştırılması Melis Atlamaz*'. davranışlarını öngörememektedir.83 df=1. Değerler varyans analizi kullanılarak analiz edildi. diğer insanların daha fazla değiştirdiğini göstermektedir. Pek çok psikiyatrik bozukluk insan ilişkilerindeki geri bildirimlerin yorumlanması ile ilişkili belirtiler göstermektedir(kişilik bozuklukları. insanla karşılaşmada geri bildirimden etkilenme. insana karşı yapılan seçimlerde diğer gruba göre daha büyük bulunmuştur. Bulgular: Bu çalışmada. Bu bulgular insan davranışını makinelere göre. . uçakların yönetimi gibi arayüzler) etkili olmaya başlamıştır. Ali Saffet Gönül*'****' *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri AD **Erciyes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ***Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü ****ABD Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Davranış bilimlerinin ve Psikiyatri’nin temel ilgi alanlarından bir tanesi insanların çevreleri ile olan ilişkisidir. Gönüllüler 2 seçimli bir karar verme ödevini bir bilgisayar programında gerçekleştirdiler.Son yıllarda teknolojik gelişmelere paralel olarak davranışlarımıza geri bildirim aldığımız veya verdiğimiz canlı olmayan arayüzler ortaya çıkmıştır. başka bir deyişle önceki yapılan seçimler sonraki gelen seçimler üzerinde daha büyük ve daha uzun süren etkiyi ortaya koymaktadır. Bu çalışmada iki yanıt alternatifi olan bir oyun kullanılarak bireylerin insandan ve bilgisayardan gelen geri bildirimler ile uzun dönemli davranışların nasıl etkilendiği araştırıldı. Alpaslan Yılmaz**'. karar verme ve buna göre bir yanıtta bulunma diğer bilgisayara oranla daha yüksek oranda olacak şekilde anlamlı farklılık göstermektedir. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlıklı bireyler. makinelerin özellikle sonucun matematiksel olarak önceden tahmin edilemez durumlarda.38 p=0. Bu ilişki karşılıklı geri bildirimler ile şekillenmektedir. Verilerin analizi her bir kişi için “karşılıklı bilgi işlevi” ile “logaritmik azalma oranı” hesaplanarak gerçekleştirildi. psikiyatrik ve diğer dahili hastalığı olmayan 20-30 yaş arasında 39 kişi alındı. Onur Uğurlu***'.008). her 2 ödev de birbirinden bağımsız ve ilişkisiz karar dizilerinden oluşmasına rağmen. bilgisayar ve insana karşı olmak üzere 2 ödevden ve her bir ödevdeki 500 diziden oluşmaktadır. Program. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yarı yapılandırılmış bir görüşme ile değerlendirilen. Böylece. bilgisayara karşı yapılan seçimlerde grup bozulma katsayısı (0. sanrı gelişimi). Bunun nedeni insan-insan etkileşiminde rol oynayan empati gibi kabiliyetlerin kullanılamaması olabilir.3198). Bu sonuçtan yola çıkılarak psikoterapi gibi hasta – terapist etkileşiminin yoğun olduğu durumlarda ileri teknolojik arayüzlerin kullanımının henüz erken olacağını düşünmekteyiz. “Karşılıklı bilgi işlevinin maximum gecikme değeri''. Bilgisayar yönetimli karar verme süreçleri (Navigasyon. bilgisayara göre yapılan tahminlerine göre. anlamlı olarak insana karşı yapılan seçimlerden (-0. insanın belirlediği seçimlere göre tahminde bulunurken.0554) daha büyük bulunmuştur(F=7. İnsanlar. bir önceki tahminlerinin geribildirimden daha çok etkilenen bir strateji göstermektedirler. Mustafa Melih Bilgi*'.

Bulgular: Çalışmaya 208 öğrenci katılmayı kabul etmiştir. Ayrıca. Murat Emül İstanbul Üniversitesi.S 25 Psikiyatri Stajı Tamamlamış Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Staj Eğitimi Hakkındaki Görüşleri Mihriban DalkıranVarkal. . ekibimizin hazırladığı 31 sorudan oluşan. deneyimli bir klinisyen olarak da öğretilmesi gerekenler arasında dengeyi gözetmelidir. %54 öğrenci daha önceki sınıflarda iken psikiyatri ile ilgili (nöroimmünoloji. en yüksek oranda eğitimcilerden saldırgan hasta karşısında neler yapabileceğinin öğretilmesini beklemekteydi (%89).02 idi.7±1. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. Ancak eğiticiler eğitimde verim almak için öğrencilerin görüşünü göz önünde bulundururken. Sonuç: Psikiyatri stajer eğitiminde ilgiyi ve verimi artırma çabaları giderek önem kazanmaktadır. Yüzde 76 öğrenci psikiyatrik belirtilerin genel tıbbi durumlarda da görülebileceğine inandığı için eğitimde konsültasyon ve liyezona ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmişti. psikiyatri stajını bitiren ve çalışmaya katılmayı kabul eden tıp öğrencilerin bilgilendirilmiş onamı alındıktan sonra. Yüzde 50 -53 öğrenci psikiyatri sınavının yalnızca bilgiyi ölçtüğüne ve beceriyi ölçmediğine vurgu yapmıştı. sosyo-demografik özellik anketinin ardından. Öğrenciler. psikiyatri stajına öğrencilerin bakışını araştıran bir anket verildi. Yüzde 70 öğrenci standart hasta video kayıtlarını izlemek ve tartışmak istediklerini bildirmişti. Bu çalışmada psikiyatri stajını bitirmiş öğrencilerin stajın hemen bütün safhaları hakkında düşüncelerini geri bildirimle bize aktarmalarını amaçladık. Yöntem: Bu çalışmaya fakültemizde okuyan. İstanbul Amaç: Tıp fakültelerinde psikiyatri eğitimine az önem verilmiş ve müfredata çok iyi entegre edilmemiş gibidir. Öğrencilerin %78’i araştırma görevlisi ile ve %64’ü bir hocayla hasta takip etmek istediğini söylemişti. Bu öğrencilerin 114’ü kadın iken 94’ü erkekti ve ortalama yaşları 22. Erhan Yüksek. Ömer Faruk Demirel. psikoendokrinoloji gibi) seminer/araştırma projelerine katılmayı doğru bulmuştu. Bu çalışma ülkemizde bu amaçla yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önemlidir. nöroanatomi.

Haldun Soygür Ersin Hatice Karslıoğlu Sedat Batmaz Ali Çayköylü *Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi **Serbest Hekim ***Ankara Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi ****Mersin Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Son yıllarda pek çok klinisyen ve bilim insanı. çalışma durumu bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. öğrenim düzeyi. Bulguların istatiksel analizinde Student’s t. her bir hasta için söz konusu olan terapötik süreçleri anlamaya yönelik olması ya da TSB’yi etkileyebilecek dinamik. Bulgular Örneklem grubunda %75. Kesitsel bir ön çalışma olan bu çalışmada. bireyin kendine bakışında. TSB ile gelecekte gerçekleştirilecek araştırmaların mesleğimizin geleneksel tanımlayıcı ya da kategorize edici dar sınırlarının ötesine geçerek. Travma sonrası büyüme olarak adlandırılan bu değişim. Stres Temometresi. Hastalara Yapılandırılmış MINI Görüşme. Hamilton Depresyon Ölçeği Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol ListesiCivilian Versiyonu. Büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. kişiler arasında ilişkilerinde. Travma sonrası büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. travma sonrası büyüme gösteren hastalarda büyümenin sosyo-demografik verilerle ilişkisini incelemek.S 26 Bir Travma Modeli Olarak Meme Kanseri Hastalarında Travma Sonrası Büyüme Sibel Koçbıyık. Mann Whitney U. travmatik olayların ardından gelişen patolojik tepkilerin yanı sıra olumlu değişimler de yaşanabileceği üzerinde durmuştur. Pearson’un Ki-Kare. büyümenin stres düzeyi ile ilişkisini belirlemek. PCL-C ve depresyon düzeyleri yönünden anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0. büyümenin TSSB ve Major Depresif Bozukluk gibi ruhsal bozukluklarla ve bu bozuklukları oluşturan belirtilerin şiddeti arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. Abdurahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi polikliniğine ayaktan başvuran 150 meme kanseri hastası ile yapılmıştır.3 oranında Travma Sonrası Büyüme saptanmıştır. Yöntem: Çalışma Ankara Dr. Bu bakış açısı altında. Travma Sonrası Büyüme ölçeği Ölçeği uygulanmıştır. . değiştirilebilecek veya geliştirilebilecek etmenlerin belirlenmesinin. TSB toplam puanı ve alt ölçekler yönünden stres termometresi. TSB gösteren ve göstermeyen gruplar arasında yaş ortalamaları benzer bulunmuştur. bilişsel. Fisher’in Kesin Sonuçlu KiKare testi kullanılmıştır. Büyümeyi etkileyen. travmaya ya da ağır bir hayat krizine bağlı. travmaya maruz kalan bireylerin rehabilitasyonunda önemli olacağı düşünülmektedir. varolşuşsal etmenlerin derinlemesine araştırılmasını hedeflemesi daha yarar sağlayacak gibi görünmektedir. meme kanseri bir travma modeli olarak ele alındığında. Tartışma ve Sonuç: TSB açısından travma yaşayan hastalarımıza koyduğumuz psikiyatrik tanıların ve hastalarımızda saptadığımız psikiyatrik belirtilerin şiddetinin TSB’yi doğrudan etkilemediği görülmektedir. hayat felsefesinde olumlu yönde değişiklik olması anlamına gelmektedir.05). medeni durum.

ÖDÜLE ADAY SÖZEL BİLDİRİLER .

İşlevselliğin yordayıcıları regresyon analizi ile araştırıldı.5’ nin (s=28) evhanımı. serbest meslek. İçgörüsü bozulmuş grupta işlevsellik düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük olduğu saptandı. hastalık süresi.6’si (s=103) erkek iken yaş ortalaması 36. İçgörünün işlevsellik üzerine olan etkisini araştıran daha önceki çalışmaların sonuçları tutarsızlık göstermekte ve hastalık belirtilerinin etkisini gözden kaçırmaktadır (2. şizofreni hastalarında işlevselliğin arttırılması için içgörü artırıcı girişimlerin. Çalışmamızın önceki araştırmalardan üstünlüğü hastalık belirtilerinin işlevsellik üzerine olan etkisinin de göz önünde bulundurulmasıdır. Özlem Bora**. Kaynaklar 1-Stefanopoulou E. 1994. 1997. %15. Levent Mete** *Kars Devlet Hastanesi. %16. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 18-65 yaş arasında 170 şizofreni tanılı hasta alındı. 2-Dickerson FB. hastane yatış sayısı. 80(3):155-65.9’ un (s=95) işsiz.3’ ün (s=26) bağımsız bir işte çalıştığı (öğrenci. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (SUMD). Psychiatr Serv. % 5. içgörüsü bozulmuş grupta 86 kişi olduğu saptandı. %60. Arch Gen Psychiatry.5’ in (s=11) yakınıyla çalışan. 5-Lysaker PH. Tüm olgularla DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID-I) ile görüşüldü. Hastalar içgörüsü bozulmuş ve bozulmamış olarak iki grupta incelendiğinde içgörüsü bozulmamış grupta 84 kişi. Pozitif ve Negatif Sendrom ölçeği (PANSS). Psychiatr Q. PANSS toplam ve alt puanları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu. eğitim süresi. Psikiyatri Kliniği. işçi. tedaviye olan içgörü ve anhedoniye olan içgörü olduğu saptandı. memur). 2002.SÖ 01 Şizofreni Hastalarında İç Görünün Bireysel ve Sosyal Performans İle İlişkisi Dursun Hakan Delibaş*. 2006. yaş. 256(6):356-63. Cinsiyet. 48(2):195-9. Hastalar SUMD puanlarına göre içgörüsü olan ve olmayan iki gruba ayrılarak işlevsellik düzeyleri karşılaştırıldı. 4-Amador XF. Hastaların meslek durumuna bakıldığında %55. İşlevselliğin anlamlı yordayıcılarının negatif belirtiler. 190(3):142-6. Tartışma Ve Sonuç: Geçmiş araştırmalara benzer biçimde (4. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci. Psikiyatri Kliniği Amaç: Şizofreni hastalarında işlevselliğin düzelmesi hastalar ve aileler için önemli bir tedavi alanıdır (1).4’ü kadın (s=67). 51(10):826-36. 5) bizim çalışmamız da içgörü ile sosyal işlevsellik arasındaki ilişkiyi bir kez daha orta koymuştur. J Nerv Ment Dis. Bu çalışmada içgörünün ve alt boyutlarının hastalık belirtilerinden bağımsız olarak işlevsellik üzerine olan etkisininin araştırılması amaçlanmıştır. Almila Erol**.2 idi.9’ u (s=10) emekli idi. Kişisel ve Sosyal Performans Ölçeği (PSP) uygulandı. . %6. **İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi. Çalışmamızın sonucunda. 3-Mutsatsa SH. Bulgular: Çalışmaya katılan 170 şizofreni tanılı hastanın %39. 3).74 ± 11. psikososyal rehabilitasyon programlarının önemli olduğu söylenebilir. 2009.

sağ süperiyor paryetal lobül. Beyinde davranışları. Ödül bağımlılığı puanlarıyla beyinde uyaranın tanımının ve değerlendirilmesinin yapıldığı paryetal lob ve insula hacimleri ilişkili çıkmıştır. Gönüllülerin aynı gün içinde MKE doldurması ve beyin MR’larının çekilmesi sağlanmıştır. sağ singulat girus pozitif ilişki gösterirken. sol orta temporal girus hacimleri negatif ilişkili bulundu. Bulgular: Çalışmamızda mizaç bileşenleri puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı korelasyon bulunan gri madde hacimleri aşağıdaki gibidir: Zarardan kaçınma puanlarıyla sağ orta frontal girus. Tartışma ve Sonuçlar: Bu çalışmada sağlıklı kontrollerde mizaç bileşenleri puanları ile beyindeki bazı bölgelerin gri madde hacimleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya tıbbi öykü ve SCID ile değerlendirilmiş. Ali Saffet Gönül*. sol orta temporal girus hacimleri ile negatif ilişkili olduğu tespit edildi. sağ frontal girus. Fatma Şimşek*. çeşitli beyin bölgelerinin gri madde hacimleriyle olası ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Ödül bağımlılığı puanlarıyla bilateral paryetal postsentral girus. MKE ile yapılan çalışmalarda mizaç bileşenlerinin büyük oranda genetik geçişli olduğu. sağ inferior frontal girus. Sol insula. Şebnem Tunay*. . sağ orta temporal girus. Görüntülerin analizi SPM 8 Programı yardımıyla VBM-DARTEL metoduyla yapıldı. hayat boyunca değişmediği tanımlanmıştır. Çalışmamızda sağlıklı insanların MKE’nin mizaç bileşenlerinde aldıkları puanlarla.SÖ 02 Mizaç ve Karakter Envanteri İle Değerlendirilen Mizaç Bileşenlerinin Beyindeki Yapısal İzdüşümleri Mustafa Melih Bilgi*. Bu bulgular ışığında beynin belirli yapısal özelliklerinin mizacı belirlediği söylenebilir.* *Ege Üniversitesi Psikiyatri AD **Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Cloninger tanımladığı psikobiyolojik kuram doğrultusunda kişiliği incelemek için Mizaç ve Karakter Envanterini (MKE) geliştirmiştir. düşünceleri değerlendiren limbik sistem alanlarıyla zarardan kaçınma puanları arasında bağlantı saptanmıştır. sol parahippokampal girus. sol fusiform girus. sol mediyal frontal girus hacimleri ile ödül bağımlılığı puanları arasında negatif ilişki belirlendi. Ayrıca mizaç bileşenlerinde alınan puanların çeşitli nörotransmitter sistemleriyle ilişkili olduğu iddia edilmiştir. ruhsal ve tıbbi hastalığı olmayan. Sebatkârlık puanlarıyla sağ parahippokampal girus hacmi pozitif ilişki gösterirken. Sebatkârlık puanlarıyla anlamlı bağlantılı olan bölgeler ise beyinde yürütücü işlevlerin düzenlendiği frontal bölge hacimleri olarak tespit edilmiştir. folliküler fazda olan 50 sağ elini kullanan kadın gönüllü alınmıştır. sol prekuneus hacimleri arasında pozitif ilişki saptandı. İstatiksel analizler yaş ve toplam beyin hacimleri karıştırıcı faktörler alınarak çoklu lineer regresyon algoritmasıyla gerçekleştirildi.

356) ancak kontrol grubunun AB grubuna göre anlamlı olarak daha fazla avantajlı kart çektiği saptanmıştır (F=3. AB hastalarda sağlıklı kontrollere göre BC'de yaygın FA düşüklüğü saptanmış ve FA değerleri ile IKT skorları arasında da anlamlı bağıntı saptanmıştır.026.108.247. p= 0. Tartışma ve Sonuçlar: Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız literatürde AB hastalarda TBSS analizi kullanılarak KV süreci ile BC bütünlüğü arasındaki ilişkinin araştırıldığı ilk çalışmadır. p= 0. küme 2 için r=0.002). Kontrol grubunun anlamlı olarak FA düşüklüğü gösterdiği herhangi bir BC kümesi saptanmamıştır.386.011.444. p=0. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya DSM-IV tanı ölçütlerine göre AB tanısı almış. p=0. küme 3 için r=0. p=0. AB grupta kontrol grubuna göre anlamlı fark saptanan kümelerin FA değerleri ile IKT skorları arasında anlamlı bağıntı saptanmıştır (küme 1 için r=0. Şeref Gülseren* * İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği **İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği *** Yüksekova Devlet Hastanesi **** Torbalı Devlet Hastanesi Amaç: Son yıllarda Diffüzyon Tensor Görüntüleme (DTG) çeşitli psikiyatrik hastalıklardaki beyaz cevher (BC) bütünlüğünün değerlendirilmesinde artan sıklıkta kullanılmaktadır. AB grup ile kontrol grubu karşılaştırıldığında AB grupta 4 farklı BC kümesinde anlamlı Fraksiyonel anizotropi (FA) düşüklüğü saptanmıştır. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan hastalara ve kontrol grubuna KV için IKT uygulanmıştır. Fazıl Gelal**. Aynı zaman da BC bütünlüğü ile Iowa Kumar Testi (IKT) sonuçlarının arasındaki ilişki de araştırılmıştır. p=0.014). küme 4 için r=0. Bu çalışmada faklı bir analiz tekniği olan Tract Based Spatial Statistics (TBSS) yöntemi kullanılarak alkol bağımlıları (AB) ve sağlıklı kontrollerin BC değişiklikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Karar-verme (KV) kavramı ile bağımlılığın tanımı içinde yer alan ‘olumsuz sonuçlarına rağmen madde kullanımının devam etmesi’ arasındaki benzerlik nedeniyle bağımlılarda KV davranışı birçok çalışmada araştırılmıştır. görüntüleme ve IKT öncesinde en az 2 haftadır alkol kullanımı olmayan 17 erkek hasta alınmıştır.SÖ 03 Alkol Bağımlılarında Diffüzyon Tensor Görüntüleme ve Karar-Verme Nabi Zorlu*. Ebuzer Cenik****. Kontrol grubu yaş ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 16 erkek gönüllüden oluşturulmuştur. . DTG verileri FSL (FMRIB's Software Library) program paketinin bir parçası olan FMRIB’s (Oxford Centre for Functional MRI of the Brain) Diffusion Toolbox yazılımı ile analiz edilmiştir. Ali Kuserli***. Ercan Durmaz*.435. Bulgular: IKT sonuçlarının değerlendirilmesi sonucunda çalışmaya alınan tüm örneklemin kart çektikçe avantajlı destelere yönelmedikleri (F= 1. Hastalar ve kontrol grubuna SCID-I uygulandı.513.006.

Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları ilk değerlendirmede 36. Bu durum.31 (SD±2. Bu çalışma bipolar bozukluğu bulunan ötimik dönemdeki hastaların bilişsel işlevlerini uzun bir izlem sürecinde her üç farmakoterapi grubunu kapsayarak değerlendiren ilk çalışmadır.31 (SD±3.Hilal Demirel(2).01) aydır. HAM-D puanları 3.9) yıldır.03)’dir (sırasıyla ilk değerlendirme ve izlem).4 (SD±3. izlemsel desenle monoterapi ile takipte olan ötimik durumdaki hastaların bilişsel işlevlerinin lityum.03)] anlamlı fark bulunmuştur.17). Yöntem: Çalışmanın örneklemini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I veya II tanısı ile izlenen.58)’dir.25 (SD±18. görsel uzaysal becerileri ve yürütücü işlevleri kapsamaktadır. YMRS puanları 1. bipolar bozukluğun bir spektrum içinde değerlendirilebileceğini ve bu spekturuma bağlı olarak da klinik seyrin ve bilişsel işlevlerin değişebileceğini düşündürtmektedir.99) yıldır.44+26.52) (p 0. ötimi. Bu çalışmanın amacı.93 (SD±3. Valproik Asit veya Atipik Antipsikotik (Olanzapin. lityum. 3.43). Literatürde böyle bir çalışmaya rastlanmamıştır.56+30. nöropsikoloji.53 (SD±1. psikomotor hızı.E. İzlemsel olarak yapılan nöropsikolojik değerlendirmeler belleği.33 ve 69. valproik asit veya atipik antipsikotik tedavisi alan 17-68 yaşları arasındaki toplam 30 ötimik hasta oluşturmaktadır. Aripiprazol) Monoterapisi ile İzlemde Olan Ötimik Dönemdeki Hastaların Bilişsel İşlevlerinin Değerlendirilmesi: Bir İzlem Çalışması Vesile Şentürk Cankorur (1) . Ancak araştırmalardaki ortak yargı izlem çalışmalarına ihtiyaç olduğu yönündedir.37). 1. en az bir aydır remisyonda olan.6 (SD±2.05 (SD± 51. boylamsaldesen .93) ay iken izlem grubunda bu süre 56. Amaç: Bipolar bozukluğu olan hastalarda bilişsel işlev bozukluklarının var olduğu bildirilmektedir.6 (SD±12. Son dönemde araştırmalar bilişsel işlev bozukluklarının türü ve olası nedenleri üzerine odaklanmış ve farklı bulgular bildirilmiştir. iyi seyirli bipolar bozuklukta bilişsel işlevlerin görece korunduğu şeklinde yorumlanmıştır. dikkati. izlemde 38. Bu bulgular.SÖ 04 Bipolar Bozukluğu Olan Lityum.67). Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk. Ortalama eğitim seviyesi 12. Risperidon.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir. İlk değerlendirme grubunda monoterapi süresi ortalama 10. Tartışma: Monoterapi ile izlemde olan ötimik dönemdeki bipolar bozukluğu olan hastaların bilişsel işlevlerinde süreç içerisinde belirgin bir değişiklik olmamaktadır.53 (SD±11. Bilişsel işlevlerde ilk değerlendirme ve izlem sonuçlarında yürütücü işlevlerden tepki ketleme ve kategori değiştirme becerilerinde[İz Sürme Testi-B süre puanı(81. monoterapi. Ortalama izlem süresi 2. valproik asit ve atipik antipsikotik tedavi gruplarında incelenmesidir. Ketiapin.

Bu çalışmada DEHB olan ve antisosyal eylemlerde bulunan bireylerin yüz ifadesinden duygu tanıma özellikleri araştırılmıştır. üzgün (p=0. Bulgular: Çalışmada 34 ASKB+DEHB. ***TC Adalet Bakanlığı. Her iki grup da hastalardan nötral (p=0. 39 kontrol grubu alınmıştır. yargılanma ve antisosyal davranışlar gibi sıklıkla ciddi yaşam sonuçları olabilmektedir. korku (p=0. korkmuş.535). Adli Tıp Kurumu . Ekman ve Friesen tarafından hazırlanan ve mutlu. Üç grup arasında yüz ifadelerini doğru tanıma açısından anlamlı bir fark saptanmadı: nötral (p=0. kızgın (p=0.012). üzgün. iğrenme (p=0.004) yüz ifadeleri ise yalnızca ASKB-DEHB olan grupta sağlıklılardan daha uzun iken hasta grupları kendi içinde anlamlı bir fark göstermemiştir.02 ve 0. Esat Şahin***. Hasmet Işıklı*. Bu çalışmada DEHB olanlarda impulsiviteve hiperaktivitenin ön planda olduğu antisosyal semptomlar daha baskındı ve DEHBASKB.731). Fotoğraflardaki duygu ifadelerini 45 cm mesafeden doğru şekilde ve en kısa sürede tanımaları istenmiştir. şaşkın (p=0. **** İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Metod: Katılımcılar klinik görüşme ve Wender Utah DEHB değerlendirme ölçeği uygulanması sonrası DEHB+ASKB. ASKB ve sağlıklılar arasında yüz ifadesinden duygu tanıma oranları benzerdi.301). Tartışma: DEHB çocukluk çağında başlayıp erişkinlik döneminde %25-68 oranında ASKB olarak sürebilmektedir. erişkinde sıklıkla tutuklanma.SÖ 05 Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB ) Olan ve Olmayan Antisosyal kişilik bozukluğu( ASKB) Olgularında Yüz İfadesinden Duygu Tanıma Erman Bagcioglu*. Murat Emül****. DEHB olgularının dikkat eksikliği tipinde affekti tanımanın daha zor olduğu üzerinde durulmaktadır. mutlu (p=0.04).998). . ASKB ve sağlıklı grup olarak üçe ayrılmıştır. **Serbest. Korku ve üzgün yüz gibi stres ifade eden yüz ifadelerini tanımanın antisosyal davranışı söndürmede önemli bir rolü olduğu bulunmuştur. Şaşkın (p=0. Antisosyal davranışlar ve agresyonun. kızgın. Çalışmalarda bu iki özelliğin ön planda olduğu DEHB olgularının sosyal ilişkilere daha sık girdiği. iğrenmiş olmak üzere toplum tarafından sıklıkla kabul görmüş 7 yüz duygu ifadesinin bulunduğu A4 kartlara siyah beyaz olarak bastırılmış fotoğraflar kullanılmıştır. başkalarından gelen ipuçlarına çok erkenden dikkat etmeye başlayarak sosyal durumlardaki güçsüzlüklerini kompanse edebildikleri düşünülmektedir.002) ve mutlu (p=0.158).045) yüz ifadesini sağlıklı gruba oranla daha uzun sürede tanımıştı. korkmuş (p=0.029).553). şaşırmış. Psikiyatri AD Amaç: Bir süreklilik arz eden dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB). *Afyonkocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. üzgün (p=0. Eyüp Kandemir***. 21 ASKB. öteki insanların sergilediği sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirmenin bir sonucu olabileceği düşündürmektedir.001 ve 0. iğrenmiş (p=0. Yüz ifadesinden duyguları tanıma normal sosyalleşme ve kişiler arası iletişim için olmazsa olmazdır.498).

WUDÖ. Manyetik rezonans spektroskopi ile bilateral ACC. Grupların karşılaştırılmasının yanı sıra. Bu bulgular. 2-psikopati ile VMPFC nöronal bütünlüğünün daha özgül bir ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir.Güner Sönmez*****. . Adult ADHD Self Rating Scale (ASRS). gerekse yapısal beyin görüntüleme çalışmalarında. WKET performansı ise bu grupta düşüktür (p<. psikopati ile olan ilişkisi de göz önüne alınarak. Ankara Amaç: Antisosyal kişilik bozukluğu (ASKB) ve ilişkili ancak farklı bir durum olan psikopatide beyin manyetik rezonans spektroskopi çalışmaları kısıtlıdır. Onat Yılmaz***. Tartışma: Sonuçlar ASKB olgularının kontrol grubuna göre hem nöronal bütünlük hem de membran dönüşümü ve metabolizma açısından farklılıklar gösterdiğini düşündürmektedir. Bilateral VMPFC NAA/Cre değerleri ise sadece psikopatinin şiddeti ile ilişklidir. Ali Kemal Sivrioğlu****. Özgür Öner**. **** Aksaz Asker Hastanesi Radyoloji Servisi. dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC). ASKB olgularında bilateral VMPFC NAA/Cre daha yüksek bulunmuştur. Sonuçlar: ASKB grubu hem PCL-R hem de DEHB değerlendirmelerinde anlamlı olarak yüksek ve puanlar almıştır (p<. Mesut Çetin*. psikopatinin şiddetini gösteren Psychopathy Checklist-Revised (PCL-R) toplam puanı ile ters korelasyon gösterdiği tarafımızdan gösetrilmişti. ve ventromedial prefrontal korteks (VMPFC) NAA/Cre ve Kolin (Cho) /Cre oranları hesaplanmıştır. Ayhan Algül*.SÖ 06 Antisosyal Kişilik Bozukluğu’nda Manyetik Rezonans Spektroskopi Değerlendirmesinde Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtilerinin Etkisi Cengiz Başoğlu*. Ancak.02). Bu çalışmada bu boşluk doldurulmaya çalışılmaktadır. şu ana kadar yapılan gerek işlevsel. Alpay Ateş*.001). Öte yandan. *** Gölcük Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniği.001). Hakan Mutlu***** * Haydarpaşa GATA Psikiyatri AD. Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) de yürütücü işlevlerin değerlendirilmesi amacıyla uygulanmıştır. ASKB’nun nörobiyolojisinde önemli yer tutabileceği. 1. Yöntem: Örneklem 23 erkek ASKB olgusunu ve 21 yaş ve cinsiyet açısından benzer kontrol olgusunu içermektedir. Bilateral VMPFC NAA/Cre değeri ise psikopatinin şiddeti ile ilişkilidir. Kocaeli. bilateral DLPFC NAA/Cre ve Cho/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri anlamlı olarak daha düşüktür (tüm karşılaştırmalar için en azından p<. Tüm olgular PCL-R. ASKB olan olgularda sıklıkla bulunan yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) bulgularının etkileri incelenmemiştir. ASKB olgularının bilateral ACC Cho/Cre. Yetişkin DEHB belirtilerinin şiddeti artıkça ACC ve VMPFC Cho/Cre değerleri düşmektedir. Şimdiye kadar bu konuda gerçekleştirilen çok az sayıda çalışmada anterior singulat korteks (ACC) N-asetil aspartat (NAA)/ Kreatinin (Cr) oranının. Servet Ebrinç*. ** Sami Ulus Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Kliniği. M. ASRS toplam ve PCL-R toplam puanları bilateral ACC Cho/Cre. sağ DLPFC NAA/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri ile ters orantılıdır. İstanbul .yetişkin DEHB belirtilerinin. ve Wender Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ) ile değerlendirilmiştir. klinik ve nöropsikolojik değerlendirmelerle MRS değerlerinin ilişkisi incelenmiştir. ***** GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Radyoloji Servisi. Ankara. Aynı bölgelerdeki ölçümler ile WKET Tamamlanan Kategori puanı ise doğru orantılıdır.

Hastalara LSAÖ (Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği). Çağrı Yüksel. BDÖ. Bunlara ek olarak SAB. ilk başvuru yaşı.). İşlevselliğin Genel Değerlendirilmesi ( IGD ) . Sheehan Yetiyitimi Ölçeği ( SYÖ) uygulanmıştır. Yaşamboyu DEHB eştanısı alan 89 hasta ile ( SAB. 14 hastada bileşik tip. Klinik Özellikleri ve İlişkili Değişkenler : Ahmet Koyuncu. antidepresana bağlı hipomani öyküsü. yaşam boyu DEHB eştanısı olmayan 36 hasta ( SAB grubu) sosyodemografik ve klinik özellikler ve eştanı oranları açısından karşılaştırılmıştır ( BTA DEHB hastaları karşılaştırmaya alınmamıştır. SYÖ iş. işlevsellik düşmekte ve klinik seyir etkilenmektedir. BDÖ (Beck Depresyon Ölçeği).SÖ 07 Sosyal Anksiyete Bozukluğu Hastalarında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Eştanısının Sıklığı. sosyal yaşam ve ev skorları daha yüksek.DEHB grubunun LSAÖ kaygı. Yaşamboyu DEHB varlığında SAB şiddeti artmakta. DEHB varlığı ve hipomanik switch arasında bir ilişki olabilir. kaçınma. SYÖ iş. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB varlığı ile yaş. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı düşmesi. Bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. IGD şimdi ve geçen yıl skor düşmesi ilişkili bulunmuştur. ilk başvuru yaşı. depresyonda atipik özellik. SAB. 130 hasta ardışık olarak alınmış ve DSM-IV (SCID-I) uygulanmıştır. Ardından DEHB eştanısını değerlendirmek için hastalara K-SADS-PL (Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Age Children—Present and Lifetime Version) DEHB modulü uygulanmıştır. IGD şimdi ve geçen yıl skor ortalamaları daha düşüktü. Toplam 94 hasta ( % 72. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı SAB grubundan daha düşüktü. LSAÖ kaygı. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi Psikiyatri Kliniği Sosyal Anksiyete bozukluğu (SAB) hastalarında yüksek oranlarda eştanı varlığı bildirilmesine rağmen bu çalışmalarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ( DEHB ) eştanısına bakılmamıştır. Oysa yapılan prospektif çalışmalarda DEHB’ nin sıklıkla erişkinliktede devam ettiği görülmüştür. 74 hastada dikkat eksikliği baskın tip.DEHB grubu). suisid girişimi. Erhan Ertekin. Zerrin Binbay Bahat Sağlık Grubu. Çalışmaya primer tanısı SAB olan.3) yaşamboyu DEHB eştanı ktiterlerini karşılamıştır.DEHB grubunun yaş. Bunlara ek olarak yaşamboyu DEHB ile ilişkili değişkenler logistik regresyon ile değerlendirilmiştir. yaşamboyu Major depresif bozukluk ve bipolar bozukluk eştanıları daha yüksekti. İ. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB eştanısı yüksek oranlardadır ( özellikle dikkat eksikliği baskın tip). BDÖ. Ü. sosyal yaşam ve ev skorları artması. 1 hastada hiperaktif/ impulsif tip ve 5 hastada ise BTA DEHB almaktaydı. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. kaçınma. Bunun nedeni ise uzun dönem boyunca DEHB’ nin bir çocukluk dönemi hastalığı olarak görülmesi olabilir. .

Dravid SM. Cabadak H. Ipser JC. Stein DJ. hipokampüs ve frontal korteks bölümlerine ayrılmıştır. Etki mekanizması tam olarak bilinmese de NR1 altünitesi üzerinden etkili olduğunu ve bu etkinliğin NR2 aracılığıyla düzenlendiğini bildiren bir çalışma mevcuttur (3). Psikiyatri. 2010. D-sikloserin NMetil-D-Aspartat reseptörünün glisin bağlanma bölgesinin parsiyel agonistidir. Hülya Cabadak**. Yadav R. Cem Cerit****. Le P et al. Structural determinants of D-cycloserine efficacy at the NR1/NR2C NMDA receptors. Geballe MT. D-sikloserin uygulamasının NR1 ekspresyonlarını hipokampüs.D-sikloserinin TSSB’deki etkinliği ve nörobiyolojik etki mekanizmalarıyla ilişkili yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Beynin farklı bölgelerindeki protein ekspresyonları. J Neurosci. sadece travmatik stres oluşturulmuş sıçanlar ve tedavi olarak 3 gün sadece sönme alıştırması uygulanan sıçanlarla karşılaştırılmıştır. 2012 . İstanbul **** Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Augmentation of Cognitive Behavioral Therapy with Pharmacotherapy. sönme uygulamasına D-sikloserin eklendiğinde daha hızlı biçimde azaldığı. Yöntem: Çalışmada. Prakash A. The change in muscarinic receptor subtypes in different brain regions of rats treated with fluoxetine or propranolol in a model of post-traumatic stress disorder.232(1):124-9. 3. Zafer Gören***. Aykaç A. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Farmakoloji AD.33:687-99. amigdala ve prefrontal korteksin her üçünde de değiştirdiği izlenmiştir. Behav Brain Res. Aynı deney ortamında sönme alıştırmasıyla birlikte 2 gruba sırasıyla 3 ve 5 gün günde bir kez 15 mg/kg D-sikloserin uygulanmıştır. Kaynaklar: 1. Mecit Çalışkan* * Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik AD. Aslı Aykaç**. 2010. Wistar suşu sıçanlarda habitüasyon sonrası kedi tüyü kokusu modeliyle travmatik stres oluşturulmuştur. 2. Sonuç: Kaçınma ve risk değerlendirme davranışlarının. Psychiatr Clin North Am. Fluoksetinin travmatik stresteki etkinliğinin öğrenme işlevlerinde önemli rol oynayan muskarinik reseptörler aracılığıyla gerçekleşebileceğini bildiren son dönemlerde yayınlanmış bir çalışma mevcuttur(2). Bu gruplar hiç travma oluşturulmamış sıçanlar. Kocaeli Amaç: Son dönemlerde korku cevaplarının sönmesini hedef alan araştırmalar bazı farmakoterapötik ajanların bilişsel davranışçı terapiyi kolaylaştırıp kolaylaştıramayacağı sorusunu gündeme getirmiştir (1). Bu durum araştırmacıların ilgisini öğrenmeyi güçlendirebilecek ajanlara ve ilgili beyin mekanizmalarına yöneltmiştir. Ganasen KA. Gören MZ. Sıçanlar dekapitasyonla öldürüldükten sonra beyinleri Paxinos-Watson Sıçan Beyin Atlası’ndaki koordinatlara göre amigdala.30(7):2741-54 .SÖ 08 Saldırgan Hayvan Kokusu ile Oluşturulmuş Travmatik Stres Modelinde D-Sikloserinin Korku Sönmesi ve NRζ1tipi NMDA Reseptör Ekspresyonu Üzerine Etkisi: Gökçe Elif Sarıdoğan*. Bu çalışmada kedi kokusu modelinde D-sikloserin’in kronik uygulamada farklı sürelerde korku sönmesi üzerine olan etkinliği ve NRζ1 tipi NMDA reseptör ekspresyonları üzerinde oluşturduğu değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. NRζ1 reseptör alt tiplerine özgün antikorlar kullanılarak Western Blot Tekniği ile belirlenmiştir. Burger PB. Aydın B. koşullu uyaranla temasın ise arttığı gözlemlenmiştir.

Proje No: 16431 Amaç: Travma ve sonrasında gelişen bir çok psikiyatrik hastalığın (örn.SÖ 09 Ergenlerde (13-18 yaş) Cinsel İstismar Sonrası İmmün Sistem Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Hamza Ayaydın*.MDB.DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı alan ve herhangi bir tedavi almamış 13-18 yaş arası 33 olgu oluşturmuştur. Yöntem ve Gereçler: Olgu grubunu(OG).benzer sosyoekonomik düzeyde olan.027). uyarılmış hücre içi sitokin seviyesi ve NK hücresi Sitotoksik aktivitesi(NKCC) değerlendirilmiştir. istismara uğramamış.030)çıkmıştır.OG'da NKCC artışı azalmış hücresel immüniteye karşı bir kompansasyon nedeniyle olabilir.TSSB-Ş tanılı olgularda(n:26) penetrasyona maruz kalanlarda(n:18). . Deneysel Tıp Arastırma Enstitüsü (DETAE).013)ile oranı(p:0.Fiziksel istismara uğramamış TSSB-Ş tanılı olgularda(n:15). uyarılmış IFN-gamma seviyesi KG'ye göre anlamlı şekilde düşük saptanmıştır(p:0.Total Lenfosit(p:0.Tekrarlayan cinsel istismara(TCİ) maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) aktif T Hücreyi gösteren CD3+DR+T Lenfosit sayısında (p:0.psorizis.TCİ maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) CD3+DR+ T Lenfosit sayısı cinsel istismarı tekrarlamayan TSSB-Ş tanılı olgulara(n:8)göre düşük(p:0. Tartışma: Olgu grubunda.010). Nilgün Okumuş Akdeniz**. Günnur Deniz** * İstanbul Üniversitesi. Osman Abalı*.CD4+T Helper.Romatoid artrit ve Multible Skleroz gibi kronik hastalıklarda belirlenen immünolojik değişikliklerle TSSB geliştiren erişkinlerdeki immünolojik değişiklikler benzer bulunmuştur.037) saptanmıştır.DKB) yanında son zamanlarda travmanın biyolojik etkileride araştırılmaya başlanmış ve akut/kronik stres döneminde immünolojik değişikliklerin olduğu gösterilmiştir. İmmünoloji Anabilim Dalı.Ancak ergenlerde cinsel istismar(Cİ) sonrası immünolojik değişikliklerin araştırıldığı bir literatüre rastlanmamıştır.hücresel immünitede önemli rolü olan ve antiviral etkili IFN-gamma düşüklüğü.B Lenfosit(p:0.DETAE immünoloji laboratuvarında periferik mononükleer hücre sayısı ve oranları. İstanbul Bu proje İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Tarafından Desteklenmiştir. MDB-Ş tanısının eşlik etmediği TSSB-Ş tanılı olgularda(n:6)eozonofil sayısı(p:0.046)yüksek çıkmıştır. cinsel istismara(Cİ) uğrama nedeniyle adli makamlarca polikliniğimize yönlendirilen.04) ve T Lenfosit (p:0.gamma seviyeleri ise anlamlı şekilde düşük(p:0.05) sayısı Fİ'ye uğramamış TSSB-Ş tanılı olgulara(n:15)göre düşük saptanmıştır.IL-5 salgılayan CD4+TH2 hücre alt tipinde ve NK2 hücre alt tipinde artış olduğunu düşündürtmüştür.046).009)ve NKCC(p:0.Kontrol grubunu(KG).Olgu ve kontrol grubu KSADS-PL kullanılarak şimdiki ve geçirilmiş psikiyatrik hastalıkları değerlendirilmiştir.uyarılmış IFN. İstanbul ** İstanbul Üniversitesi.OG'da eozonofil sayısında artış ise. afektif/psikotik bozukluğu olmayan 10 ergen oluşturmuştur. İstanbul Tıp Fakültesi.uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0.Cİ'ye ek olarak fiziksel istismarada(Fİ) uğrayan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:11).SLE gibi hastalıklarda etkili olduğu bilinmektedir.TSSB.Cİ'ye bağlı(ergenlerde)immünolojik denge bozulmuştur.OG'da olayın şiddeti arttıkça(tekrarlama penetrasyon-Fİ)kazanılmış immünitede baskılanma belirginleşmiştir.05) ve uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0.025)yüzdesi KG'ye göre artmışken.TH1 alt tipinde ve immünregülatör etkili CD56+NK hücre alt tipinde azalmayı ve hücresel immünitede bir baskılanmayı düşündürtmüştür. CD4+TH2 sitokinlerindeki artışın alerji. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. kalmayanlara göre(n:8) eozonofil yüzdesi (p:0.Rutin kan tetkiki örneklemi kullanılarak.024) KG'na göre anlamlı şekilde düşüklük saptanmıştır. Bulgular: Geçirilmiş TSSB(TSSB-G)tanılı(n=6)ve Şimdi TSSB(TSSB-Ş) tanılı olgu grubundaki ergenlerde (n:33) kontrol grubuna(n:10) göre eozonofil sayısı anlamlı şekilde yüksek(p:0.Bu çalışmada Cİ mağduru ergenlerde ruhsal travmanın biyolojik sonuçları değerlendirilecektir.017)düşüklük saptanmıştır.

7 (23): 4– 18. Geçerlik ve Güvenirliği. “Sosyal iyi olma hali” kavramı ile birey ve içinde yaşadığı toplumun karşılıklı bir bütün olarak sağlıklı yaşamasının tanımı kapsamlı olarak yapılmaya çalışılmıştır. (1989) UCLA yalnızlık ölçeğinin geçerlik ve güvenirliği. Senol-Durak E. Kaynaklar Demir A. Eker D. Nail Dertli**. Correctional Officers. Faktör analizi yapılmış. sosyal iyi olma halini ve dolayısıyla toplum ruh sağlığı düzeyini ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Tartışma ve Sonuçlar: Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. Türk Psikoloji Dergisi. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 43 maddelik son hali verilmiştir. Social Indicators Research. 12(1): 17-25. . Sıla Yüce*. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 73 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. and Elderly Adults. Arkar H. Türk Psikiyatri Dergisi. Fatma Yıldırım**. Ölçeğin bu son haliyle dört faktörlü yapının varyansın % 48.1’ini açıkladığı görülmüştür. 99:413–429.95 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 171 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0. toplum ruh sağlığı söz konusu olduğunda bireysel-ruhsal iyi olma hali tanımı yetersiz kalmaktadır. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 171 kişide ikinci kez uygulanmıştır. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Bireysel-ruhsal iyi olma hali ile sosyal iyi olma halinin kesişim alanı büyük olsa da. Sosyal iyi olma hali üzerine özgün bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.78 olarak bulunmuştur. Social Psychology Quarterly. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı. Duru Gündoğar***. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. Keyes CLM. Keyes CLM (1998) Social well-being.SÖ 10 Sosyal İyi Olma Hali Ölçeğinin Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması İnci Özgür İlhan*. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. 61(2): 121-140. Mehmet Çolak****. Durak M. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki 415 gönüllü erişkinde uygulanmıştır. Shapiro AD (2004) Social well-being in the United States: a descriptive epidemiology.

Lopez AD. 591 mm3) sağ serebellumda hacim kaybı ve Bipolar bozukluklu bireylerde sol presantral girusta hacimkaybı (t= 3. Georgia. p < 0.001. 287 mm3) ve sağlıklı kardeşlerinde (t= 4. p < 0.001. 140 mm3) olduğu belirlendi.**** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Van Erciş Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Birimi ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD. . Distributed by Harvard University Press. Lifetime and 12month prevalence of bipolar spectrum disorder in the National Comorbidity Survey replication.61. Merikangas KR. 252 mm3) daha fazla olduğu gösterildi. p < 0. Petukhova M. Murray CJL. 2. Angst J. p < 0. AD Amaç: Bipolar bozuklukta hastalıktan koruyucu ve hastalıkla ilişkili yapısal endofenotipleri belirleme.39. World Bank. Greenberg PE. Tartışma ve Sonuç : Bu çalışmanın sonuçları ventral limbik yolağın bir parçası olan orbitofrontal korteksteki hacim azalmasının Bipolar bozuklukta kalıtsallıkla ilişkili olabileceği diğer taraftan bozulmuş ventral-limbik sistem etkilerini düzenleyen kortikal-kognitif yolağın bir parçası olan dorsolateral prefrontal korteks hacmindeki artışın ise hastalıktan koruyucu bir nöral marker olabileceğini ileri sürmektedir. Mustafa Melih Bilgi*. Cem Çınar*. p < 0. 516 mm3) ve bunların sağlıklı kardeşlerinin (t=4.001.001. Serhan Işıklı**. Cambridge. MA: Published by the Harvard School of Public Health on behalf of the World Health Organization and the World Bank .28. Hirschfeld RM. Arch Gen Psychiatry. bu hastaların sağlıklı kardeşleri ve 30 sağlıklı kontrol grubu bireyin 3 Tesla Magnetik Rezonas (MR) Cihazı ile yapısal beyin görüntüleri elde edilmiştir. Sağlıklı Kardeşleri ve Sağlıklı Kontrol Grubunun Karşılaştırıldığı Voksel Tabanlı Bir Magnetik Rezonans Görüntüleme Çalışması Fatma Şimşek*. 99 mm3) sol orbitofrontal korteks hacimlerinin sağlıklı kontrollerden daha küçük olduğu diğer taraftan ise sağlıklı kardeşlerin sol dorsolateral prefrontal korteks hacimlerinin bipolar bozukluklu bireyler (t= 4. Pskiyatri ve Kognitif Bilimler Anablim Dalı. p < 0.64:543-52. Harvard School of Public Health. injuries. Mehmet Çağdaş Eker*. 368 mm3) ve sağlıklı kontrol grubundan (t=4. et al.001. Elde edilen T1 görüntülerinden voksel tabanlı ölçümlerde gri madde hacim farklılıklarını belirleyebilmek için SPM-8 ( Statistical Parametric Mapping) kullanılmıştır. Sonuçlar: Gri madde analizlerinde Bipolar Bozukluklu bireyler (t=5.. The global burden of disease : a comprehensive assessment of mortality and disability from diseases. 2007.001.. Ali Saffet Gönül*.SÖ 11 Bipolar Bozukluklukta Beyinde Hastalıktan Koruyucu ve Hastalık Açısından Riskli Bölgeler: Bipolar Tip 1 Bozukluklu Bireyler. and risk factors in 1990 and projected to 2020. 1. Ömer Kitiş***. p < 0.08. World Health Organization.001.13. Nöroradyoloji Birimi ****Mercer Üniversitesi.23.36. İkincil analizlerde sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bipolar bozukluklu bireyler (t=4. Yöntem ve Gereçler: 28 ötimik Bipolar tip 1 bozukluklu Hasta. Akiskal HS. 1996.

Sibel Koçbıyık4. 2A. Arif Haldun Soygür3. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edildi. ölçek maddelerinde görüldüğü üzere kişinin duygulara atfettiği önem ve bu duyguları inkâr ederek onlardan uzak durma isteğinin bipolar hastalarda kendini iyi gösterme çabasının yansıması olabileceğini düşündürmektedir. . Bu nedenle sonraki çalışmalarda depresyona özgü üst bilişleri taramaya odaklanan ölçeklerin kullanılması yol gösterici olacaktır. duyguları inkâr alt ölçeğinde unipolar depresif grubun daha yüksek puan alıyor olması. depresif grupların sadece duyguları inkâr alt ölçeğinde birbirlerinden istatistiksel olarak anlamlı şekilde ayırt edilebildiği görüldü. grupların ayırt edilmesinde kullanılmak üzere ÜBÖ-30 ve LDŞSF uygulandı. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Alanyazında depresif grupları birbirinden ayırt etmeye yarayacak yeni bakış açılarına ihtiyaç vardır. kullanılan ölçeğin anksiyete bozuklukları açısından daha kullanışlı olabilmesi ile de açıklanabilir. 70 bipolar depresyon hastası ve 70 sağlıklı kişiden oluşan gönüllü grupları araştırmaya dahil edildi. Depresif belirtilerin şiddetini saptamak amacıyla BDÖ ve MADDÖ. WHIPLASHED Kısaltması ve DBÖ ile tarama sonrasında bipolarite düşünülenler ve YMDÖ puanları ile karma dönem düşünülenler çalışmadan dışlandı. 4Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. B. Hastalarla MINI tanısal görüşmesi yapıldı. Bipolar depresyon için giderek daha fazla psikososyal tedavi girişimlerine yer verilmektedir. 3Serbest Hekim.SÖ 12 Üst Bilişler ve Duygusal Şemalar: Unipolar ve Bipolar Depresyon Ayrımı İçin Farklı Bir Bakış Sedat Batmaz1. 5Y. En az bir aile üyesi ile görüşme. Metakognitif modelin depresyonda ruminasyonlara daha fazla vurgu yapıyor olması ve karşılaştırılan gruplar arasında bu yönden bir fark olmamasına da dolaylı yönden işaret ediyor olabilir. depresif gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. Tartışma ve Sonuçlar: Unipolar ve bipolar depresyon arasında üst bilişler ve duygusal şemaları kıyaslayan herhangi bir yayın yoktur. Dış kapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Unipolar ve bipolar depresyonun ayrımında kullanılabilecek farklı bir bakış açısı olarak üst bilişler ve duygusal şemaların karşılaştırılması Yöntem ve Gereçler: Ağustos 2009 – Ocak 2012 arasında bir eğitim araştırma hastanesinin psikiyatri kliniğine başvuran 189 unipolar depresyon. Bulgular: Duygusal şemaları yönünden incelendiğinde. her iki durumda benzer üst bilişsel süreçlerin işlediğini gösteriyor olabileceği gibi. Y. Semra Ulusoy Kaymak2. Mehmet Hakan Türkçapar5 1Mersin Devlet Hastanesi. Üst bilişler açısından gruplar arasında bir fark tespit edilmemesi. Terapötik müdahale yöntemlerinin uygulanmasında bilişsel yapı farklılıkları önem kazanmakta ve gündeme alınacak konuların tespitinde devreye girebilmektedir. Üst bilişler yönünden incelendiğinde. Duygusal şemalar açısından.

miyoinositol (myo-I) metabolit düzeyleri ölçülmüştür. İlk atak erkek hastalarda ise hastalığın başlangıcından itibaren nöronal bütünlüğün bozulmuş olabileceğini düşündürmektedir.*Duygu Kırtaş. Hasta grubunda psikiyatrik belirti şiddeti Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SANS). Bulgular:Çalışmamızda kronik şizofreni hastalarında sağlıklı kontrollere göre DLPFK Cho düzeyinde anlamlı artış. *Gülfizar Varma. Psikiyatri AD **Denizli Devlet Hastanesi Amaç: Çalışmamızda. kreatin (Cre). daha önce ilaç tedavisi almamış veya minimal düzeyde antipsikotik tedavi görmüş 19 ilk atak psikoz hastası ve 30 sağlıklı kontrol vakası oluşturmuştur. İlk atak yaşayan erkek ve kadın hastalarda DLPFK myo-I/Cre ve hipokampal N-AA/Cre oranları anlamlı farklılık gösterdi. Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS). N-AA düzeyi KGİ puanı ile negatif korelasyon gösterdi. . Tartışma:Bu bulgular kronik şizofreni olgularında DLPFK ve hipokampal bölgede nörodejeneratif bir süreci desteklemektedir. Kronik şizofreni hastalarında DLPFK Cho düzeyi negatif belirtiler ile pozitif korelasyon. Gereç-yöntem: Çalışmanın örneklemini DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısı olan 30 hasta. Diğer bölge ve metabolit değerlerinde ise gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. erkeklerde DLPFK myo-I/Cre oranı yüksek. talamus. Hipokampal bölgede ise ilk atak psikoz hastalarında SAPS puanı ile myo-I/Cre arasında pozitif korelasyon bulundu.**Ceyhan Balcı. kronik şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrollerden oluşan grupların Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS) yöntemi ile dorsolateral prefrontal korteks (DLPK). Klinik Genel İzlenim Ölçeği (KGİ) ile değerlendirilmiştir.SÖ 13 İlk Psikotik Atak ve Kronik Şizofreni Hastalarında Manyetik Rezonans Spektroskopi Bulgularının Karşılaştırılması *Filiz Karadağ. hipokampal NAA/Cre ise düşük olarak bulgulandı. talamus ve hipokampus bölgelerindeki N-asetilaspartat (N-AA). hipokampus ve anterior singulat korteks (ASK) bölgelerindeki metabolit seviyeleri karşılaştırılmış. DLPFK. hipokampus N-AA ve Cho düzeylerinde ise anlamlı azalma tespit edildi. kolin (Cho).*Yılmaz kıroğlu. serebral metabolit düzeylerinin gruplar arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır.**Taner Değirmenci *Pamukkale üniversitesi Tıp Fak. ilk psikotik atak hastaları. ASK.

Bu nedenle klinisyenlerin. p=0.04.01). klinik parametreler ve nörobilişsel işlevler açısından karşılaştırıldı. iyileşmeyen ve tedavilerinde zorluklar yaşanan şizofreni hastalarında. Çoklu antipsikotik kullanan grubun PANNS skoru tek antipsikotik kullanan gruba göre yüksek (p=0. sözel öğrenme ve belleği değerlendiren testlerde bozulmada artış istatistiki olarak anlamlıdır. UKU Yan Etki Değerlendirme Ölçeği (UKU-SERS) ve nörobilişsel testler kullanıldı.SÖ 14 Şizofreni ve Şizoaffektif Bozukluk Hastalarında Çoklu Antipsikotik İlaç Tedavisinin Etkileri Deniz Ceylan. Ahmet Topuzoğlu. Yöntem ve gereçler: Şizofreni veya şizoaffektif bozukluk tanılı hastalar aldıkları antipsikotik tedavilere göre grup-landırılarak.01).2 saptanmıştır. Çoklu antipsikotik kullanan grup (n= 59) ile tek antipsikotik kullanan grup (n=39) arasında çalışabilirlik (p=0. p=0. PANSS (Pozitif ve negatif semptom skalası). semptomatik remisyon (p=0. p=0. Sinem Yeşilyurt. çoklu antipsikotik tedavisinin.04) ve depo antipsikotik ilaç (p=0.01) kullanımı açısından anlamlı farklı-lıklar bulunmuştur. Köksal Alptekin Dokuz Eylül Üniversitesi Psikiyatri AD Giriş: Çoklu antipsikotik kullanımı. bilişsel işlevler. QLSS skoru düşük saptanmıştır (p=0. Şizofreni tedavisinde çoklu antipsikotik ilaç kullanımının yararlı olduğuna ilişkin veriler sınırlıdır ancak yaratabileceği ek sorunlara ilişkin çok sayıda kanıt bulunmaktadır. yaşam kalitesi. yan etki oranları daha yüksek saptanmıştır. UKU psikolojik. Çoklu antipsikotik tedavisi alan grupta yürütücü işlevleri. Bu araştırmada.02). Tartışma ve sonuçlar: Çoklu antipsikotik tedavisi alan hastalarda yaşam kalitesi düşük saptanırken. çoklu antipsikotik tedaviler kullanırken daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. hastalık şiddeti. İşlevselliğin Genel Değerlendirmesi Ölçeği (İGD). Çoklu antipsikotik uygulamasının hastalığın kliniğine etkilerinin değerlen-dirilmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. işleyen belleği.02). polifarmasi. Meliha Diriöz.05. Klinik Genel İzlenim Şiddet Ölçeği (CGI-S). yaşam kalitesi . antikolinerjik (p=0. yaşam kalitesine. nörolojik ve otonomik belirtiler alt ölçek puanları çoklu antipsikotik kullanan grupta yüksektir (sırasıyla. psikopatoloji daha ağır. Anahtar kelimeler: çoklu antipsikotik tedavisi. Klinik ölçümlerde.Berna Binnur Akdede. yan etki oranı. tek bir hastada iki ya da daha fazla antipsikotiğin bir arada kulla-nılmasını ifade etmektedir.01). DEÜTF Psikotik Bozukluklar Polikliniği’nde çoklu antipsikotik uygulama sıklığının değerlendirilmesi. Şizofreni Hastaları için Yaşam Niteliği Ölçeği (QLSS). Bulgular: Çoklu antipsikotik kullanımı %60. Zeliha Ersoy Sayın. bilişsel işlevlere ve yan etki profi-line etkisininin incelenmesi amaçlanmıştır.

PANEL ÖZETLERİ .

uygulandığı mekan bakımından. kişinin bedensel ve/veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren davranış olarak tanımlanmaktadır. özellikle zorla yerinde edilme sırasında yaşanan şiddet ve mağdur olan sosyallik üzerine etkileri üzerinde durulacaktır. çocuğa. Şiddetin silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde kendisini yeniden ve yeniden üretiyor olması.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Çatışmanın Çözdüğü Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Altan Eşsizoğlu Şiddet. Bu bölgelerde yukarıda sınıflandırıldığı şekli ile şiddetin bütün biçimlerinin uygulandığı görülür. Kullanılan yöntem açısından. şiddetin her biçimi bakımından uygun bir vasat sağlar. psikolojik. mağdur ve zaman zaman fail konumundaki kişilerin oluşturduğu sosyalliğin ilişkileri ve değer yargıları üzerinde etkilere neden olur. sokakta şiddet şeklinde sınıflandırılır. Silahlı çatışmaların yaşandığı coğrafyalar. yapılan araştırmaların verileri üzerinden ülkemizin silahlı çatışma yaşanan bölgelerinde. . yaşlıya yönelik şiddet. cinsel ve ekonomik şiddet şeklinde. kadına. fiziksel. ev içinde. iş yerinde. Bu sunumda. davranışın yöneldiği kişiler açısından.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Bir Türkiye sorunu olarak ülke içinde yerinden edilme Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : A. Tamer Aker .

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Kayıplarla yaşamak Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Ümit Biçer .

Bu kuramcılar. Beck’in ilk kuramı psikopatolojideki bilişsel etkenleri iki ana kavramla açıklar: 1) zihindeki anlık düşünce ve imgelerden oluşan ve duygularla yakından ilişkili olan otomatik düşünceler ve 2)Bunların oluşumuna yol açan ya da kaynağı olan örtük bilişsel yapılar (şemalar). Rüya çalışmaların sonuçlarına dayalı olarak Beck’in geliştirdiği bilişsel rüya kuramı.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Bilişsel Davranışçı Terapi Açısından Rüyalar Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hakan Türkçapar 1959 yılında Aaron Beck’in psikanalizle ilgili şüpheleri ortadan kaldırmak ve psikanalitik kuramın geçerliliğini bilimsel açıdan göstermek için giriştiği rüya çalışmasının sonuçlarının psikanalitik varsayımları yanlışlaması onun yeni bir kuram olan bilişsel kuramı ortaya koymasında en önemli etken oldu. endişeler. Beck. Bilişsel kuram içinde birbirinden rüyalara farklı açılardan yaklaşan bilişsel kuramcılar olmakla beraber sonuçta bütün bilişsel kuramlar rüyaların bilinçli uyanık yaşamımızdaki kaygılar. rüyaların bireyin otomatik düşünce içeriği ve şemaları konusunda zengin bir kaynak olduğu konusunda hemfikirdirler. Rüyaların oldukça sade ve öz metaforlar olarak işlev gördüklerine hatta modern psikodinamik rüya kuramının bu amaçla kullanılmasıyla danışanın kendisine özel bilişsel örüntülerinin ve anlamlarının açığa çıkarılabileceğini savunurlar. danışanların rüyanın öznel ve metaforik yanlarının araştırılmasından daha çok yararlanacaklarını öne sürmektedirler. Rosner RI (2002) Aaron T. anlaşılmaları için karmaşık yorumlara gereksinim olmadığını öne sürmüştür. Bilişsel kuram rüyaların da otomatik düşüncelerin üretimine yol açan sürecin ürünü olduğundan hastanın psikolojik süreçlerini anlamak için çok uygun bir materyal olarak görür. 7-21 . rüyaları da bu iki kavramla ilişkili görür. uykudaki rüyalardaki içerik ve akış arasında bir süreklilik benzerlik olduğuna inanıyordu. 16. bilinçliliğin kıyısında yer alan ve kendisini otomatik düşünceler ve gündüz rüyaları biçiminde ortaya koyan uyanık yaşamdaki kişiye özel bilişsel örüntüyle. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly. ve arzuları yansıttığı. Bilişsel rüya kuramı. Beck’s Dream Theory in Context: An Introduction to his 1971 Article on Cognitive Patterns in Dreams and Daydreams. Bilişsel kuram rüyalara bu bakışı ile psikanalizin savunduğu biçimde rüyaların uykunun gardiyanı olmak gibi herhangi bir ruhsal işlevi olmadığını. Kaynaklar 1. rüyaların içerikleri açısından otomatik düşüncelerin akrabası olduğu ve irrasyonel bilişlerle bir başka deyişle şemalarla ilişkili oldukları ve her ruhsal rahatsızlık için o duruma özgü bir örüntü gösterdikleri biçimindedir (1). Bilişsel kuram içerisinde rüyalarla ikinci bir yaklaşım türü ise günümüz bilişsel terapistleri içinde yapımcı (constructivist) ekole yakın duran terapistlerin yaklaşımıdır.

kırılmışlıkların incinmişliklerin azaltılma çabası. Benliğin kendi kendine konuşmalarının (hem uyanıklıkta hem uykuda) anlaşılmasının terapi için ne denli önemli olduğu açıktır. Bir terapist rüyaların önemini kuramsal tartışmalarla değil ancak onlarla çalışarak kavrayabilir. Kanımca bütün bu yanılgılı yaklaşımlar benliğin (kendiliğin). kendine özgü dili göz ardı edilip uyanıklık dil yapısı üzerinden çözümlenmeye çalışıldığında anlaşılmaz kalırlar. Belli bir deneyimden sonra bu iç konuşmaların içeriklerini ayırt etmek hiç de zor değildir. Bu yaklaşımın iki temel kabulü vardır. metaforik bir dille kendi kendine konuşmasından başka bir şey değildir. uzay zaman bağlantılarının önemini kaybettiği metaforik bir dil. Bir tür konuşma olan rüyalar. . Gün içinde tam farkında olmasak da sürekli kendi kendimize konuşup dururuz. duyguların betimlenmesi. Rüyaların büyük kısmı uykuda da etkinliğini sürdüren bu benliğin görsel. Anlayamadığını saçma olarak nitelendirip göz ardı edilebilir kılmak uyanıklık zihninin çalışma ilkelerinden biridir. istek doyurma gibi. Doğal olarak her iki yaklaşım da klinisyenlerin rüyalara karşı mesafeli durmasına yol açmaktadır.P 02 Psikoterapide Bır Araç Olarak Rüyalar Psikoterapide Rüyalarla Çalışmak: Yeni Bir Yaklaşım Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hayrettin Kara 10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 Rüyalar önemlidir. duyguları verbal imajlara yükleyip onlara akışkanlık kazandırma çabası. Bunu kavradığımız zaman terapide rüyalarla çalışmak yararlı ve nispeten kolay bir uğraşa dönüşecektir. Nedenleri ne olursa olsun bu durum rüyalara ilişkin geçerli ve işe yarar bir kavrayış geliştiremediğimizi gösterir. Uykuda bu iç konuşmalarımız tümüyle kesintiye uğramaz. 2-Rüyalar uykudaki benliğin metaforik ve sembolik bir dille kendi kendine konuşmasıdır. problem çözme çabası. Çünkü rüyadaki kendilik ne konuştuğunu bilmekte ve kendi konuşmasını anlamaktadır. Kimi klinisyenler de bir taraftan indirgeyici bir tutumla rüyaların anlamını daraltırken diğer taraftan da rüyaları ancak özel yöntemlerle çözümlenebilecek bir gize dönüştürmektedirler. 1-Benlik uykuda da varlığını etkin biçimde sürdürür. Öyle önemlidir ki. simgesel. Aynı şekilde rüya düzeyindeki benliğin kendi kendine konuşmalarının da farklı kategorileri vardır. Bunca önemine karşın uygulamalarında rüyalara gereğince yer veren terapist sayısı şaşılacak düzeyde azdır. Bu sunuda rüya merkezli sürdürdüğüm terapötik çalışmalara dayanarak oluşturduğum kendi yaklaşımımı paylaşacağım. sürüp gider ama farklı bir dille. Rüyalarla daha etkin çalışabilmek için yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Ama rüyalara ulaşmamızı engelleyen asıl yanılgı onların bir benliğin eylemi olduğunu göremeyişimizdir. rüyalar ele alınmaksızın tamamlanan bir terapi ‘eksik kalmış bir terapi’dir. Bazı klinisyenler rüyaları biyolojik bir artefakt ya da zihinsel işleyişin atıkları gibi görme eğilimindedir. Oysa hiç kimse rüyanın içindeyken yaşadıklarına saçma demez. Uyanıklık düzeyinde benliğin kendi kendine konuşmalarının içerik ve biçim olarak farklı kategorileri vardır. nedenselliğin baskın olmadığı. Rüyaların göz ardı edilmesi bu iç konuşmaların bir bölümünün hatta daha zengin ve yaratıcı olan bölümünün ihmal edilmesi anlamına gelir. Terapinin ana malzemesi bu iç konuşmaların içeriğidir. uykuda da etkin biçimde varlığını sürdürdüğünü göremememizden kaynaklanmaktadır. Rüyalar sıklıkla bu ilkenin kurbanı olur. planlama. Nasıl uyanıklık yaşantımızın merkezinde bilinçli bir benlik varsa uykudaki rüya yaşantılarımızın merkezinde de bilinçli bir benlik vardır.

REM yoğunluğunda artma gibi) suicidal davranışla ilişkili bulunmuştur. Psikoterapide rüyaların kullanımı bu bakış açısıyla bakıldığında oldukça anlamlıdır. Depresyonlu hastalarda rüya hatırlama sıklığının artışının depresyondaki düzelmeyle ilişkili olması. hafızanın restorasyonu. Metakognitif süreçlerin uyanıklıkta olduğu kadar rüyalarda da söz konusu edilmesi gerektiğine ilişkin kanıtlar da giderek artmaktadır. öğrenme gibi çok sayıda işlevi tanımlanmıştır. Travma ve duydudurum bozukluğu hastalarında kabuslar ve suicid davranışı arasındaki ilişki kayda değerdir. üzerinde tartışmaya değer. travmatik olaylar sonrasında ve akut ve post travmatik stres bozukluğu ve disosiyatif bozukluklarda travmatik olayla ilişkili kabusların sık olarak ortaya çıkması ve bunların flashbacklerle ilişkili olması. Bunun ötesinde. mazokistik karakter ve negatif affektin varlığı suicide eğilimi ile korelasyon göstermektedir. melankolik depresyonda sabah erken uyanmalarının negatif rüya affektinin giderilmesine yönelik olduğunun ortaya konulması. Bu bulgular suicidal hasta da dahil. emosyon regülasyonu. Rüyalarda metakognisyonun rüya-terapi ilişkisine nasıl yansıtılabileceği konusu. Depresyona özgü REM uykusu değişiklikleri (REM latensinde kısalma. rüyaların terapide gündeme getirilmesi gerektiğini ve rüyaların terapide kullanılabileceğini göstermektedir. gecenin ikinci yarısında REM bölünmeleriyle elde edilen içerik analizlerinde.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Rüya bilinci Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Mehmet Yücel Ağargün Rüyaların problem çözme. Beyin görüntüleme çalışmalarında gösterilen ve elektrofizyolojik olarak REM uykusu ve uyanıklık bilinci sırasındaki patern benzerlikleri de bu ilişkinin göstergeleridir. REM uykusu bölünmeleriyle elde edilen rüya içerik analizleri terapinin seyrinde yol gösterici olabilir. . boşanmış bireylerde yapılan izleme çalışmalarında önceki eşin rüya içeriğinde hakim oluşunun depresyondaki remisyon oranlarıyla korelasyon göstermesi rüya bilincinin uyanıklık bilinciyle bağlantılı olduğunun klinik kanıtlarıdır. Negatif rüya affekti ve REM özelliklerinin depresyonda klinik değişkenlerle ilişkili olduğu gösterilmiştir.

aile terapisi. Fiziksel saldırganlık ve şiddet her iki sorunda da görülmekte ancak birlikte olduklarında artar. Suç Davranışı Ve DEHB Tedavi Edilmeyen DEHB İle Gençlik Dönemi Suç Ve Davranım Bozukluğu İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Bengi Semerci DEHB tedavisine erken başlanması prognoz açısından önemlidir. agresyon. Bu sonuçlar. Eğitimden uzaklaşma.davranım bozukluğundan sonra dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun da suçu önleme çalışmalarında dikkate alınması gereken bir sorun olduğunu göstermektedir. DEHB olan erkek çocuklarda %1-18. cinsel suçlar gibi sorunlar saptanmıştır. davranım bozukluğu gelişimini engelleme için de önemlidir. madde ve alkol kullanımı ile yasalarla başa girme sık görülür.kız çocuklarda %6-%34 suça karışma oranları saptanmıştır. bireysel koçluk DEHB bulgularıyla baş etmenin yanı ısıra. Suça sürüklenmiş 52 çocuk ve ergende yapılan değerlendirmede %40.Bu çocuklarda alkol kullanımı. Ayrıca çocuk yaş grubunda DEHB tanısı konulmuş ancak ailelerinin istememsi nedeni ile tedavi edilememiş 15 çocuk.silah kullanma. Yapılan bir çok araştırma bu &4 ile %72 arasında değişen oranlar bildirmiştir.yalan söyleme. davranım sorunları. İlaç tedavisi. Davranım Bozukluğunun olumsuz yönleri son derece zararlı olabilir. Ayrıca DEHB nöro-kognitif defisitler ve suç araştırılması gereken konulardan biridir. Komorbidite ve tedavi edilip edilmediği bu oranları etkilemektedir. alkol kullanımı. tedavi edilmemiş DEHB de sık görülür ve bu bulgular suç ile bağlantılıdır.hırsızlık. kazalar.4 oranında DEHB saptanmıştır. . aile ve yaşlılarla problemler.yasallarla sorun yaşama. Her iki bozukluk birlikte görüldüğünde bulgular ağırlaşmakta ve daha erken yaşta başlamaktadır. Tedavi edilmeyen DEHB de akademik başarı düşer. tanı konulmasından 5-8 yıl sonra aynı klinisyen tarafından yeniden değerlendirilmiştir.sık kavgaya karışma. Tedavi edilmeyen DEHB %25-50 oranlarında davranım bozukluğu gelişmektedir. Madde kullanımı.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet.

126(4):343-8. davranım bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu ile ilişkili görünmektedir. zamanı ayarlamama. semptomu olmayan mahkumlara göre hapishanede disiplinini bozan davranışlarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (3). Turgay A.5’inin de erişkinlikte DEHB tanı ölçütlerini karşıladıkları belirlenmiştir (2). Bu konuda yapılan çalışmalarda. İzlanda’da tutuklular üzerinde yapılan bir çalışmada. Veriler. tutukluların %52. Daha çok tutuklular üzerine odaklı bu çalışmalar kadar genel toplumsal yaşam içerisinde DEHB’lilerin şiddet ve suç davranışları açısından değerlendirilmeleri de oldukça önemlidir. Variables associated with physical fighting among US high-school students. düşük IQ. Seter Siziya. Rudatsikira E. davranış/dürtü kontrolünde güçlük. eğilimi artıran göstergeleri olduğudur. Saldırganlık. Exploring the relationship between ADHD symptoms and prison breaches of discipline amongst youths in four Scottish prisons. Newton AK. antisosyal inançlar ve tutumlar. daha fazla araç kazası ve bedensel yaralanma riskine sahip olduklarına işaret etmektedir.8-48. yolunu kaybetme ve telaşlı dönüşler yapma gibi nedenlerden dolayı bu olguların sürücülük kalitelerinin düştüğü görülmüştür (4). 4:16-24. DEHB olgularının daha kötü sürücü davranışları gösterdikleri. dürtüsellik. 4. Young S. Donnelly PD. DEHB. Suç Davranışı Ve DEHB Farklı Örneklemlerde Şiddet Ve Suç Davranışına DEHB’nin Etkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Cengiz Tuğlu Hem genel popülasyonda hem de gençlerde görülen şiddet davranışı ölüm veya yaralanmalarla sonuçlanan önemli bir toplum sağlığı sorunudur. . Sigurdsson JF. Tedavi edilmeyen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun bedeli ve tedavide yenilikler. geçmişte şiddete maruz kalma veya dahil olma. küçük yaşlarda saldırgan davranış öyküsü bulunması. Bu sunumda iki farklı örneklem grubunda (biri “DEHB tanısı alan üniversite öğrencileri üzerinde” diğeri “DEHB tanısı almış olan çocukların yine DEHB tanısına sahip ebeveynleri üzerinde”) gerçekleştirdiğimiz araştırmaların verileri ışığında şiddet ve suç davranışı ele alınacaktır. geç kalma. Public Health 2012. Adamson S Muula. bunların %62. 3. Kaynaklar 1. Clinical Practice and Epidemiology in Mental Health 2008. 2. Ankara: Türkiye Klinikleri. Attention deficit hyperactivity disorder (ADHD). Şiddet davranışı sergileyen ve buna maruz kalan kişi profilleri incelendiğinde birçok risk faktörünün varlığı ve benzerliği göze çarpmaktadır. Bu risk faktörleri. alkol veya sigara kullanımı. madde. Örneklemek gerekirse son yıllarda DEHB’li olguların yaptıkları motorlu araç kazaları üzerinde önemle durulmaktadır. Gudjonsson GH. Çocukluktan itibaren DEHB ile birlikte davranım bozukluğu olan olgular yasalarla sorun yaşama açısından daha fazla riske sahip iken. Gordon V. antisosyal davranış ve şiddet davranışı. DEHB semptomlarına sahip mahkumların. s. duygusal stresin fazla oluşu. daha saldırgan bir şekilde araç kullandıkları. 47(1):64-8. DEHB. DEHB olgularında normal kontrollere göre daha sık olduğu bilinmektedir. Tutuklular üzerinde yapılan bir diğer çalışmada . Peersen M. psikiyatrik tedavi öyküsü. sosyal bilişsel veya bilgi işlem süreçlerinde yetersizlikler.1. 2009. trafik ışıklarında bekleyememe. kontrol grubuna göre. Williams DJ. Baskı.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. öğrenme güçlüğü. How do ADHD symptoms relate to personality among prisoners? Pers Individ Dif 2009.2’sinin çocukluklarında Wender Utah Ölçütlerini. aşırı hız. aile içinde çatışma ve şiddete maruz kalmadır(1). Yine de unutulmaması gereken risk faktörlerinin şiddet davranışının bire bir nedeni olmayıp. Tüm bunlara rağmen suç davranışı ve yasal sorunlar yaşamanın. DEHB’nin “Dikkatsizliğin Önde Geldiği Tip” inde ise bu durum kontrollerden farklılık göstermemektedir.

Pajonk. DEHB ‘nin yaygınlık oranının bu kişilerde %14-19 aralığında olduğunu tespit etmektedir. olguların yaş ortalamalarındaki farklılık ve tanı için kullanılan araçlardaki farklılıklara bağlanabilir. et al.(%10) Tutuklu kişilerde yapılan çalışmalarda varılan ortak nokta DEHB tanısı ve eşik altı DEHB belirtilerinin tutuklu kişilerde normal populasyona göre anlamlı derecede daha yüksek oranda %15-41 oranında saptanmıştır.. . (2001). buna karşılık Almanya ‘da tutuklu ergenler ile yapılan bir çalışmada bu oran DSM IV ölçütleri kullanıldığında %45 oranında saptamıştır. 3) Vitelli. Nyden. farklı ceza hukuk sistemlerinin varlığı. J. &Gillberg. Suç işlemiş bireylerde yapılan çalışmalarda %4-%72 arasında geniş bir yaygınlık aralığı tespit edilmesinin nedenleri çalışmanın yapıldığı örneklemin farklılığı. Retz-Junginger. Journal of the American Academy of Psychiatry and the Law. Hengesch. Juvenile and young adultmentally disordered offenders: The role of child neuropsychiatric disorders. Schneider. Çocukluk çağında DEHB tanısı alan bireylerin takip çalışmalarında bu kişilerin tanı almayan kişilere göre daha fazla adli olaya karıştıkları. Psychometric and psychopathological characterization of young male prison inmates with and without attention deficit/hyperactivity disorder. Tüm bu verilerin ışığında çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamında DEHB’yi tanımak ve etkili bir biçimde tedavi etmek toplum sağlığı açısından ve koruyucu hekimlik açısından önem taşıdığı ortaya çıkmaktadır. Hengesch. European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience.. C. Suç Davranışı Ve DEHB Adli Olgularda DEHB:Bir Toplumsal Sağlık Sorunu Ve Koruyucu Hekimlik İlkeleri Açısından DEHB ‘Yi İyi Tanımak Ve Tedavi Etmek Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Umut Mert Aksoy Toplum genelinde erişkin yaşamdaki tüm psikiyatrik bozukluklar göz önüne alındığında önemli bir yaygınlık oranı (%4. 2004.. F. toplum genelinde %1 olan tutuklanma oranlarının DEHB tanısı bulunan erişkin bireylerde %21 olarak tespit edildiği bildirilmektedir. Vitelli.. (Satterfield & Schell. Kısa Kaynakça: 1) Retz. 263-271. M. R.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. Ancak her koşulda adli olgularda DEHB yaygınlılığının toplum geneline göre daha yüksek olduğu sonucuna varılabilir. 1996).. 29. DEHB tanısının suç işleme açısından öngörücü bir gücü olup olmadığının araştırıldığı bir çalışmada DEHB ‘nin işlenen suçun niteliği ve biçimi ile ilgili öngörücü bir gücünün bulunmadığı ancak suçun niceliği-eylem sayısı ile ilgili olduğu öne sürülmektedir. International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology. 40. M.Siponmaa ve ark. Prevalence of childhood conduct and attention-deficit hyperactivity disorders in adult maximum-security inmates. 1997) Ergenlerde yapılan çalışmalar özellikle aşırı hareketli-dürüsel alt tip’in ilerideki tutuklanma oranları ile korelasyon gösterdiğini. (Babinski. Benzer bir diğer veriş ise herhangi bir nedenle tutuklanan bireylerin toplumda %2.. 201-208. Jonson. P. W. 2) Siponmaa. 2001. 420-426. (1996). A.1 yaygınlık göstermesine karşılık DEHB öyküsü bulunan bireuylerde bu oarn %47 gibi yüksek bir rakamdır. (2004).Hartsough. Kadın olgularda da DEHB ‘nin adli olgularda daha sık gözlendiği belirtilmiştir. L. 1999). Retz-Junginger. Suç işlemiş bireylerde yapılan büyük çalışmalar. G...Thome.4 ) bulunan DEHB ‘nin fenomenolojik özellikleri adli olgular açısından önemli yansımalara sahiptir.. Kristiansson.. (Retz. erişkin bireylerin kendi bildirimleri ile yapılan suç eylemleri ile yine aşırı hareketli ve dürtüsel belirtilerin doğru orantılı olduğu gösterilmektedir. G. & Lambert. C .. 254.

M. & Schell. & Lambert. A prospective study of hyperactive boys with conduct problems and normal boys: Adolescent and adult criminality.Childhood conduct problems. Journal of Child Psychology and Psychiatry. 1726-1735. (1997). A..Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry. (1999).40. hyperactivityimpulsivity. M. 5) Babinski. J.and inattention as predictors of adult criminal activity.. H. N. 347-355.4) Satterfield. C. S. . 36.. Hartsough. L.

dürtüsellik bir eğilim ve davranış paternidir. Dürtüsellik ve Risk Alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegül Özerdem : Ceren Hıdıroğlu Bipolar bozukluk. Önceki çalışmalar bipolar bozukluk tanılı hastalarda dikkat. ötimi de iken bile yüksek bulunmaktadır. dürtüselliğin farklı alt tiplerini ve kendini bildirim ölçeklerinin kaçırmış olduğu endofenotip özellikleri değerlendirmek mümkün olmaktadır. Davranış testleri ile BDÖ–11 ile ölçülen dürtüsellik düzeyinden farklı olarak.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Bipolar Bozuklukta ''Karar Verme. Bipolar bozuklukta dürtüsellik. hastaların özkıyım girişimlerinin önüne geçilmesi ve tedavide yeni yaklaşımların geliştirilmesi için yol gösterici olacaktır. Balon Analog Risk Testi (BART) kendini bildirim ölçeklerinden farklı olarak risk almayı davranışsal olarak değerlendiren laboratuar temelli bir ölçümdür. seçilmiş stratejik cevap olarak varsayılırken. BART testinde olduğu gibi riskli karar verme ile öğrenme (davranışı geçmiş deneyimlere göre düzenleme) ilişkili görülmektedir. Bipolar bozuklukta artmış dürtüsellik. Risk alma davranışı. risk alma. depresyon ve ötimi döneminde de artmaktadır. . hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabaları ve sağlıklı kontrollerde yapılmış iki ayrı çalışmaya ait veriler sunulacaktır. Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ–11) dürtüsellik düzeyini ölçmede kullanılan en yaygın kişisel bildirim ölçeğidir. Dürtüsellik ile ilgili çalışmalar genelde kendini bildirim ölçekleri ile yürütülürken risk alma eğilimi ve karar verme ile ilgili çalışmalar laboratuar temelli davranış testleri ile yürütülmektedir. Dürtüselliğin bipolar bozukluğun psikopatolojisindeki çekirdek rolünün kalıtılabilen bir özellik olarak anlaşılması. mani. bilişsel ve nörofizyolojik yönleri olan bir kavramdır. Bipolar tanılı hastaların BDÖ–11 skorları. nörobilişsel işlevlerde bozulmanın belirgin olarak göze çarptığı bir hastalıktır. Bipolar tanılı hastalarda karar vermede bozulma. Dürtüsellik ve risk alma davranışı birbirine benzer özellikler gibi olsa da farklılaşmaktadırlar. ailesellik özelliği taşıyan aday bir endofenotiptir. bellek ve geriye dönük öğrenme ile ilişkili görülen bir endofenotiptir. alınacak hazzı erteleme ve uygunsuz davranışı baskılamada güçlük. yürütücü işlevler ve bellek alanlarındaki bozulmaya odaklanırken. yapılan eylemin sonuçlarına karşı duyarsızlık olarak tanımlanabilir. Bekleme. tercihleri sıralama. Bu sunumda konuyla ilgili literatürün ölçme yöntemleriyle birlikte kritik olarak sunumu yanı sıra grubumuz tarafından gerçekleştirilmiş dürtüsellik ve risk alma davranışı üzerine bipolar ötimik hastalar. Dürtüsellik düzeyinin hastalığın semptom şiddetinden ve hastalık dönemlerinden bağımsız olması dürtüselliğin bipolar bozukluk için çekirdek özelliklerden biri olduğu görüşünü desteklemektedir. sonuçları değerlendirme süreci anlamına gelmektedir. ileriyi düşünmeden harekete geçme eğilimi. kendilerine rehber ya da uzun zamanlı strateji olarak kullanmada güçlük yaşamaktadırlar. son zamanlarda ötimi döneminde de devam eden dürtüsellik. Bipolar tanılı hastalar geçmiş deneyimlerinden elde ettikleri bilgiyi. risk taşıyan bireylerde erken tanı sağlanması. karar verme mekanizmaları ile ilgili bozulmalara dikkat çekmektedirler. Karar verme ise. Bipolar bozuklukta dürtüsellik karar vermedeki zayıflama ile de ilişkili görülmektedir. eylemleri seçme ve düzenleme. Bizim çalışmamızda bipolar tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarının BART testinde başarısız denemelerden sonra davranışlarını düzenlemede sağlıklı kontrollere göre daha başarısız oldukları görülmüştür. Dürtüsellik davranışsal.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk Ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar DEHB'de ''karar verme. DEHB’si olan grupta kontrollere göre risk alma davranışında artış bulunmuştur. Karar vermeyle birlikte risk almadaki değişmeler DEHB için trait özellik gösteren bir bozulmayı işaret edebilir. metakognitif yargılamalarda etkili olmayacağı düşünülmüştür. Bu davranış hem kazanma hem de kaybetme ile ilgili karar verme mekanizmalarının bozulmasına bağlı olabilir. Yapılan bazı çalışmalarda. dürtüsellik ve risk alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegü Özerdem : Devran Tan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'nda (DEHB) ''karar verme ve içeriğinde dürtüsellik ile risk alma'' nın nöropsikolojik test ve beyin görüntüleme çalışmalarıyla değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. . DEHB’de karar vermenin yürütücü fonksiyonlarla ilişkisi desteklenirken.

artıların ve eksilerin belirlenip değerlendirilmesi. kararın verilmesi. alternatiflerin yolların saptanması. eksik değerlendirmelerle karar verilebilmektedir. sonuçların değerlendirilmesi ve ders alma gibi basamaklardan geçildiği düşünülmektedir. . risk alma davranışı gibi özellikleri nedeni ile bu basamaklar ve algoritma yeterince dikkate alınamayabilmektedir ve dolayısıyla bu basamaklar yeterince uygulanmadan. dürtüsellik.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Karar Vermede “Kognitif Model” Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Karar verme birçok alternatif durum ya da senaryo içinde seçim yapmak ile sonuçlanan mental süreçleri içerir. Bu konuşmada karar vermeyle ilgili kognitif süreçler ve karar vermenin incelenebileceği kumar testleri gibi nörokognitif testler ele alınacaktır. Psikiyatrik bozuklukların başka kognitif bozukluklar. Amacın ve önem sırasının belirlenmesi. bilgi toplama. Bu nedenle birçok kognitif faaliyette yer alan temel bir bileşendir.

Daha önceden yapılan çalışmalar şiddet davranışı ortaya çıkmasında rol oynayabileceği düşünülen sosyal ve çevresel konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Ancak son yapılan çalışmalarda şiddet ve suç davranışının oluşmasına neden olan biyolojik. 2-Solomon J. a New Beginning. Kaynaklar 1-Stevens A. New York: The Guilford Press. bu faktörlerin etkileşimi üzerinde durulacaktır. sosyoekonomik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığı kabûl edilmektedir2. Bu panelde çocuklarda şiddet ve suç davranışının ortaya çıkmasında rol oynadığı belirlenen biyolojik ve sosyoekonomik faktörler açıklanarak. fakirlik gibi çevresel faktörler olduğunu belirttiler1. Price J (2000) Evolutionary Psychiatry. genetik ve nörofizyolojik faktörlerin de belirlenmesi ile sosyal ve çevresel faktörlerin tek belirleyici olmadığı gösterildi. .10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Çocuk Psikiyatrisinde Şiddet Davranışının Öne Çıktığı Durumlara Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat :Ayten Erdoğan Son yıllarda çocuk ve gençlerde şiddet davranışının ortaya çıkmasında rol oynayan faktörleri belirlemeye yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. London: Routledge. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. Toplanan veriler birlikte değerlendirildiğinde şiddet ve suç davranışının biyolojik. Second Edition. Bu çalışmalar şiddet ve suç davranışının oluşması için başlıca risk faktörlerinin sosyal eşitsizlik.

uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. saldırganlık düzeyi yüksektir. çocuklarda.3 Temel güven eksikliği. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. 4-Plavcan JM (2012) Sexual size dimorphism. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. Bu travmaların fazla olması. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur.5. Evrimsel skalada. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. 3-Solomon J. Moya-Albiol L (2010) [The genetics of human violence][Article in Spanish] Rev Neurol.7 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. Hellzen O (2011) Management of person with dementia with aggressive and violent behaviour: a systematic literature review. Şiddetin ve vahşetin ortaya çıkışı. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. İnsanlarda. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. Testosteron. başkalarının hakkını zedelemesi. anlamsızlık ve değerlerin kaybının kaçınılmaz sonucu şiddettir. bütün Homo sapiens sapiens birikiminin kaybı gibi görünse de.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Yetişkinlerde şiddet davranışının ortaya çıktığı durumlara evrimsel bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Mehmet Kerem Doksat Saldırganlık (agresyon). göç. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. östrojen. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. yemek bulmak için avcı agresyonu. P maddesi.50(9):533-540. özgüven. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur.23(1):45-67. sosyal.1 Bowlby. empati yeteneği bozulur. evrimsel kökenleri de vardır.6(2):153-162. Dolayısıyla. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. Int J Older People Nurs. Bir kere “güvensiz bağlanma” gelişince. feodalite. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir. 5-Enmarker I. dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu hâl maalesef bunun bir vakıa olarak karşımızda durduğunu göstermektedir. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. terör gibi stresörler en sağlıklı psişik organizasyona sâhip olan bireylerde dahi regresyona ve en hafifinden sekterliğe. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. and male-male competition in primates: where do humans fit in? Hum Nat. en vahiminden de şiddete yol açar. sadece insan doğasının özelliği değil. . canine dimorphism. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. İnsanlarda ise. Polderman T. New York: Oxford University Press. Bunun psişik. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. 2-Decety J. amigdala cevabını arttırarak. anksiyete. hâttâ ontolojik olduğu kadar. 6-Rebollo-Mesa I. Hayvan çalışmaları. New York: Oxford University Press. dezinhibisyon. tehdit edici uyaranlara karşı. Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. Olsen R. Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. New York: The Guilford Press.4 Bâzı demanslı hastalardaki dezinhibisyon da böyle izah edilebilir. norepinefrin saldırganlıkta artışla. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. saldırganlık ise azalır. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. 6. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp.

7-Patrick CJ.21(3):913-938. boldness. Fowles DC. and meanness. Dev Psychopathol. . Krueger RF (2009) Triarchic conceptualization of psychopathy: developmental origins of disinhibition.

saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar.1 Testosteron. özgüven. Hayvan çalışmaları. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving.3 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. empati yeteneği bozulur. saldırganlık düzeyi yüksektir. Doksat Saldırganlık (agresyon). tehdit edici uyaranlara karşı. New York: The Guilford Press.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Anne Çocuk Arasındaki Bağlanmanın Niteliğinin Şiddetle İlişkisine Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Neslim G. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. başkalarının hakkını zedelemesi. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. İnsanlarda ise. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp. 3-Solomon J. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. . öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir.3 Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. Evrimsel skalada. İnsanlarda. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. New York: Oxford University Press.1 Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. Anne sevgisinden mahrum yetişmiş çocuklarda. P maddesi. Dolayısıyla. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. tipik olarak “güvensiz bağlanma” gelişince. yemek bulmak için avcı agresyonu. New York: Oxford University Press. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience.1 Bowlby. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. çocuklarda. saldırganlık ise azalır. Bu travmaların fazla olması. anksiyete. norepinefrin saldırganlıkta artışla. amigdala cevabını arttırarak. östrojen. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur. 2-Decety J. sadece insan doğasının özelliği değil.

Bu sunumun amacı bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidlerin rolünü tartışmaktır. Bipolar bozuklukta HPT ve HPA döngülerinde bozukluk olduğu bilinmektedir. somatostatin. Koritkotropin releasing hormon (CRH) antagonistleri tirotropin releasing hormonun (TRH) duygudurum dengeleyici etkisi olabileceği düşünülmektedir. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Aslıhan Sayın Hipotalamik-pitüiter-tiroid (HPT) ve/veya hipotalamik-pitüiter-adrenal (HPA) beyin sistemleri nöroendokrin stres yanıtlarında önemlidir ve bu nedenle duygudurum bozukluklarının patofizyolojisinde devreye girdikleri düşünülmektedir. endorfin ve diğer nöropeptidlerin değiştiğine dair bildirimler vardır.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Bipolar hastalarda rastlanan hiperkortizolemi ve deksametazon baskılanmaması korteksi glukokortikoid reseptörler aracılığıyla etkileyebilir ve hipokampusda nörogenezin down-regulasyonuna neden olabilir. Bipolar hastalarda vazopressin. Nöropeptidler aktivitelerinin ve davranış modulasyonu etkilerinin klasik nörotransmitterlere göre uzun olması nedeniyle afektif bozuklukların tedavisinde ümit vadeden terapötik hedeflerdir. .

Benzer şekilde beyinde korteks hipokampus. Buna karşın hedef reseptörlerine yüksek oranda özgüllük göstermeleri. Nörotensin MSS’de özellikle amigdala. Şizofreni tedavisinde üzerinde durulan bazı önemli nöropeptidler şunlardır. Buna karşın NK3 reseptör antagonisti talnetant’ın sistemik olarak uygulanması prefrontal kortekste dopamin ve hipokampüste noradrenalin seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır. vazoaktif intestinal peptid. çapraz reaksiyon ve ilaç etkileşimi açısından güvenilir olmaları. interlökinler. opioid peptidler (endorfinler. Bu sunumda nöropeptidlerin “ilaç” olarak özellikleri.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. uygulama biçimindeki zorluklar. Bunun yanında kolesistokinin reseptörlerinden CCKR1 polimorfizmi ile şizofreni arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. striatum ve substansia nigrada yoğun olarak bulunan kolesistokininin dopaminerjik sistem ile yakın ilişkisi olduğu gösterilmiştir. amigdala. nöropeptid Y. tirotropin serbestleştirici hormon. yan etkilerinin düşük düzeyde olması bu moleküllerin “ilaç” olarak avantajlarıdır. Bunlardan ligandı nörokinin B olan NK3 reseptörlerinin uyarılması lokus seroleus’taki noradrenalin ve ventral tegmental alandan dopamin nöronlarının ateşlenmesine neden olmaktadır. Nöropeptidlerin kimyasal açıdan in vivo ortamda kararsız olmaları. MSS’de nörotensin sistemiyle mezokortikal ve nigrostriatal dopamin sistemleri arasındaki yakın ilişki ve ventral tegmental alan ile substansia nigradaki dopaminerjik nöronların %80’inde nörotensin reseptörlerinin bulunması nörotensinin şizofrenideki rolünü araştırma gereğini ortaya koymaktadır. güçlü etkinliğe sahip olmaları. enkefalinler). nöropeptid reseptörlerini çeşitli MSS hastalıkları için önemli bir tedavi hedefi haline getirmiştir. Bu nedenle nörotensin agonistleri şizofreni tedavisinde umut verici olarak görülmektedir. . yukarıda bazı örnekleri verilen nöropeptidlerin olası “antipsikotik” etkinlikleri ve şizofreni tedavisinde neler vaat ettikleri tartışılacaktır. nukleus akkumbens. sekretin. dinorfin. Kolesistokinin. dokularda birikmemeleri. dolaşım ve sinir sistemlerinde yaygın olarak bulunan ve nörotransmitter. Preklinik çalışmalar nörotensin uygulamasının antipsikotiklere benzer davranışsal etkiler ortaya çıkardığını göstermektedir. kortikotropin serbestleştirici faktör. nöromodülatör ve hormon olarak işlev görebilen özel moleküllerdir. substansia nigra ve ventral tegmental alanda yüksek konsantrasyonlarda bulunmaktadır. Nöropeptidlerin merkezi sinir sisteminin (MSS) normal işleyişinde önemli görevlerinin olduğunun keşfi. somatostatin. lateral septum. kan beyin bariyerini geçişlerindeki zorluklar gibi bazı teknik sorunlar ilaç olarak kullanıma girmelerini zorlaştırmıştır. Bu nedenlerle NK3 reseptör antagonistlerinin şizofreni tedavisindeki etkinliği ilgi çekmektedir. Taşikininler MSS’de nörotransmitter ve nöromodülatör görevler üstlenen bir başka nöropeptid grubu olarak son yıllarda dikkat çekmektedir. nörotensin. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Şizofreni Tedavisinde Nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Cem Cerit Nöropeptidler sindirim. taşikininler.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Anksiyete ve depresyon tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Nurper Erberk Özen .

‘Bölgesel mağduriyetler’. .Türkiye’de şiddetin kökenleri dünyadaki şiddetin kökenleriyle eşleşiyor mu? Nerelerde ayrılıyor? . ‘sosyal patlamaları önleyici işlev’. ‘travma sonrası stres bozukluğu’ gibi kavramlar bu sunumda ele alınacak temel konuların çerçevesini belirliyor.Cinsiyetçi dilin eleştirisi mümkün mü? Yoksa sporun dili evrensel olarak problemli mi? .Bir psiko-sosyolojik alan olarak futbolsever tipolojisi nedir? Zaman içinde nereye evrildi? . ‘homofobi’.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. Bunun spora özgü olduğunu söylemek zor. spor sahalarındaki şiddetin ardındaki psiko-sosyal etkiyi hep beraber araştırmaya yönelik hazırlanmıştır.Medya şiddeti yansıtıyor mu. ama özel ve ‘biricik’ bir örnek olarak futbolda şiddetin psikolojik haritasını çıkarmak. ‘insiyaki’. körüklendiği.Şiddeti doğuran temel mağduriyet kavramları neler? .Sporda şiddetle futbolda şiddet farklı şeyler mi? .‘Savaşın dili’. yoksa kültürel bir şeyden mi bahsediyoruz? . ‘adalet eksikliği’. ‘medya terörü’. hatta yaratıldığı alanlardan biri futbol. ‘kitle psikolojisi’. besliyor mu? . ‘cinsiyetçilik’. Nedenleri aranan sorulardan öne çıkanlar şunlar: . Bu sunum temel olarak bunun nedenlerini hep beraber düşünmeye.Kamu gücünün ve kamuoyunun bu şiddet karşısında konumu ne? Şiddete bakışın genel hatları ne. şiddeti ‘ontolojik’ olarak mı yaratıyor. siyasi ve hukuksal referanslar neler? . Çünkü diğer sporlara ‘sıçrayan’ şiddet de futbol kökenli. ‘örgütlü şiddet’.Futbol global bir şiddet yatağı mı? Yoksa yerel farklılıklar genelleme yapılamayacak kadar belirleyici mi? . özel olarak futbolun özünde bir şiddet var mı? Futbol/spor. ‘nefret suçları’. Tamer Aker : Bağış Erten Türkiye’de şiddetin üretildiği. ‘bireysel şiddet’.Son bir yılda yaşananların yarattığı özel bir travma var mı? Travma sonrası bozukluklarla baş etmek mümkün mü? Amaç bu soruların muhtemel cevaplarını aramak ve sporda. ‘linç kültürü’. ‘hukuki açıdan dokunulmaz bir alan’.Türkiye’de taraftar stereotipi çıkarılabilir mi? Bölgesel/takımsal farklılıklar neler? .Sporun. ‘manipulasyon’. ‘yönetenlerin şiddet politikaları’.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. Tamer Aker : Itır Erhat .

Tamer Aker : Kaan Arslanoğlu .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A.

Başka bir deyişle. davranışları etkilenme potansiyeli olan yaşantılardır. 4. Sanal bağımlılığın kimyasal bağımlılıklardakine benzer şekilde bir bağımlılık mı. yoksa davranışsal bağımlıklar (kumar. yüzyılın en önemli atılımlarından biridir. Tosun L. Gresle C ve ark. İnternetle ortaya çıkan yeni yaşam biçimi. Internet sözcüğü 1982’de ortaya çıkmış.” Cyberpsychology and Behavior 12:1-5. düşük fiyat. Price ch 6. bağlanma stilleri. Bireylerin teknolojinin etkisiyle dönüşen kendilik yapılarına dair kavrayışımızın artması klinik tanımlarımıza da iyileştirecektir. sexting and attachment in college students’ romantic relationships” Computer in Human Behaviors 28(2):444-449. kendilik ve ilişkiler algısı araştırılmaktadır. sorun internet bağımlılığı değil. hareketli bir iş alanı ve eğlenceli bir aktivitedir. Ögel K (2012) “İnternet Bağımlılığı: İnternetin psikolojisini anlamak ve bağımlılıkla başa çıkmak” İş Bankası Kültür Yayınları. ulaşımın kolay olması. “Phenomenology of internet addiction” Internet Addiction Ed. (2012) Texting. Byun ve ark (2008).5). Greenfield D. internet kullanımının kendi başına sorun olamayacağı. Patolojik internet kullanımı araştırmaları sonucunda internet bağımlılığı için alt tipler. Örneğin bu görüşe göre. moodu değiştiren.” Computer in Human Behaviors 26(2):162-167 5. yani kumar bağımlılığıdır (3). görsel uyaran. Kaynaklar 1. (4. bu teknolojiler aslında içinde yaşadığımız ve sevdiğimiz “hal”i etkiler ve olumsuz psikolojik etkilere yol açabilir(1). iletişimin ve bilgi paylaşımının neredeyse sınırsız seçeneğini sunmasıyla git gide popülerleşmiştir. Drouin M ve ark.vb) gibi bir dürtü kontrol sorunu mu olduğu konusu tartışılmaktadır. risk faktörleri ve tedavi önerileri belirlenmektedir (6). Bilgiye ulaşmayı ve evden dünyaya açılmayı sağlayan internet günümüzde bir milyardan fazla insanın günlük yaşamında vazgeçilmez bir araçtır. 2. Çoğu kullanıcı için internet önemli bir iletişim aracı. ancak başka sorunların ortaya çıkmasına aracılık ettiğidir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı Sanal Bağımlılığın Fenomenolojisi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Elif Mutlu İnternet 20. O.Klinik araştırmalarda karşılaşılan temel zorluk ise internet normal ya da sorunlu kullanımıyla ilgili standart kriterlerin olmayışıdır. 6. İnternet bağımlığı yeni bir kavramdır ve halen tartışmalıdır. “Internet addiction: Metasynthesis of 1996-2006 Quantitative research. H. Bunların dışında bir görüşse. (1999)“Virtual Addiction: Sometimes new technology can create new problems”.seks. Araştırmalar internet kullanımının hem sosyal psikolojik hem psikopatolojik boyutlarına odaklanmaktadır. İnternetin sunduğu uyarıcı içerik. Hızlı veri paylaşımı ve transferi sayesinde iş hayatında merkezi bir konumdadır. ve ark (2010) “Does internet reflect your personality? Relationship between Eysenc’s personality dimensions and internet use. internetin değişen teknolojiyle birlikte çağımızın norm yaşam biçimi olduğu. Teknoloji. pratiklik. Bununla birlikte uzmanların büyük bölümü internet kullanıcılarının %6-8’inin bağımlı olduğunu tahmin etmektedir (2). kişilik tipleriyle internet kullanımları arasında anlamlı ilişkiler tanımlanmaktadır. özellikle de bilgisayarlar ve internet bazı özellikleri nedeniyle kolayca bağımlık yapan araçlar gibi gözükmektedir.P. 90’larda topluma ulaşmış. . p:85-94 3. Kişilerin psikolojik profilleri. Psikoaktif deneyim. otonomi ve anonimi (gizlilik) kombinasyonu adeta psikoaktif bir deneyim yaratır. internetten kumar oynamak.

Sonuç olarak internet bağımlılığı olanlarda dürtüsellik ve kişilik özelliklerinin belirlenmesi farklı tedavi yaklaşımlarının uygulanması ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinde yararlı olabilir. bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanan internet bağımlılığında da mizaç boyutu olarak öne çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İnternet Bağımlılığı. patolojik internet kullanımı. kişiliğin iki temel bileşeni olan mizaç ve karakteri açıklayan boyutsal psikobiyolojik bir kişilik modeli geliştirmiş ve tanımlamıştır. sebat etme) ve üç karakter boyutu (kendi kendini yönetme. Cloninger ve arkadaşları. Ayrıca dürtüsellik ve kişilik özelliklerine ilişkin bilgiler yüksek riskli hastaları tedavide kalmaya teşvik edecek tedavi planlarının geliştirilmesinde yardımcı olabilir. Son olarak Montag ve arkadaşları. Her ne kadar bu kişilik özellikleri internet bağımlılığı ile ilişkilendirilse de bunun bir neden mi sonuç mu olduğunu söylemek zordur. Bununla birlikte bu konuda çok sayıda literatür bulunmaktadır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet bağımlılığında kişilik ve dürtüsellik Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Ercan Dalbudak Young’a göre internet tıpkı kumar gibi bağımlılık yaratmakta ve internet bağımlıları çeșitli dürtü kontrol bozukluğu belirtileri göstermektedir. Bağımlılık ve kişilik bozukluğu ile ilişkilendirilen düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği yapmanın da benzer bir şekilde internet bağımlılığında da önemli karakter boyutları olarak dikkat çektiği söylenebilir. zarardan kaçınma. kendi kendini yönetme ve iş birliği yapma puanları bildirilmiştir. kendini aşma. Alkol bağımlılığının başlaması. Madde bağımlılığı olanlarda alkol bağımlılığı olanlara göre daha yüksek yenilik arayışı puanı. Çalışmalarda internet kullanımına bağlı davranış problemleri. kendi kendini yönetme ve işbirliği puanları düşük bulunmuştur. Anderson. İnternet bağımlılığı olan üniversite öğrencilerinde ise. Shapira ve arkadaşları. bir çok komorbid psikiyatrik hastalığın eşlik edebildiği bir fenomen ve genel olarak bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanmaktadır. Riskli internet kullanıcılarında ise normal internet kullanıcılarına göre ödül bağımlılığı. DSM-IV madde bağımlılığı ölçütlerine göre internet bağımlılığını tanımlamıştır. Yüksek zarardan kaçınma. Ancak günümüze kadar internet bağımlılığı kavramı henüz resmi sınıflama sistemleri içerisinde tanımlanmamıştır. Bu nedenle herhangi bir madde kötüye kullanımını içermeyen internet bağımlılığına en yakın bozukluğun DSM IV’te dürtü kontrol bozuklukları bașlığı altında yer alan “patolojik kumar oynama” olması nedeni ile tanı kriterlerine buna uygun olarak uyarlamıştır. Yinede alkol/madde bağımlılığında olduğu gibi bu kişilik özelliklerinin bu hastaların tanınmasında ve tedavisinde önemli bir rolü olabileceği akılda tutulmalıdır. sürmesi ve relapsında etken olduğu düşünülen yüksek yenilik arayışı. yüksek yenilik arayışı ve düşük ödül bağımlılığı olduğu bildirilmiştir. Ancak DSM IV’te tanımlanan bağımlılık ölçütleri sadece kimyasal maddeler için belirlendiğinden ve davranıșsal bağımlılıkları içermediğinden ve kimyasal olmayan davranıșsal bağımlılıklar DSM IV’te “dürtü kontrol bozuklukları” olarak değerlendirilmiştir. zarardan kaçınma. ve düşük ödül bağımlılığının ergenlerde internet bağımlılığı önemli bir yordayıcısı olarak saptanmıştır. Cloninger’in kişilik modelinde ölçülen 4 mizaç boyutu (yenilik arayışı. İnternet bağımlılığı ile kişilik arasındaki ilişkiyi araştıran az sayıda çalışma yapılmıştır. kendi kendini aşma) tanımlanmıştır. problemli internet kullanımını kendi kendini yönetmenin nörotisizmden daha iyi bir belirleyicisi olduğunu belirtmiştir. Yüksek yenilik arayışı. Sonuç olarak internet bağımlılığı. problemli internet kullanımı ve internet bağımlılığı olarak adlandırılmaktadır. daha düşük ödül bağımlılığı. işbirliği yapma. internet bağımlılığının genel yapısının dürtü kontrol bozukluğu ile benzerlik gösterdiğini ve tanının DSM-IV-TR dürtü kontrol bozuklukları ölçütlerini temel alarak yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği internet bağımlılığının şiddeti ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. ödül bağımlılığı. Kişilik ve Dürtüsellik .

Ancak tek başına bilişsel davranışçı terapinin yeterli olmadığı da araştırmalarda bildirilmiştir. İkinci aşamada bilişsel davranışçı terapi. aile terapisi ve farmakoterapi yer almaktadır. kanıta dayalı henüz yöntemler yoktur. . Bu panelde. Bugüne kadar farklı yöntemler denenmekle birlikte en çok bilişsel davranışçı terapinin uygulandığı gözlenmektedir. konuyla ilgili literatür bilgisi sunulacak ve bugüne kadar yaşadığımız deneyimler paylaşılacaktır. Tedaviye aşamalı bir bakış açısının yararlı olacağı gözükmektedir. günlük klinik pratikte ruh sağlığı çalışanlarının karşısına bir sorun olarak çıkmaktadır. etkinliği araştırılmış. Tedavinin birinci aşaması motivasyonel görüşmedir. Farklı boyutları olan bu sorunun çözümü de farklı paradigmaların birlikte kullanımıyla mümkün olmaktadır. Son aşama ise re-entegrasyondur.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet Bağımlılığında Yaklaşım Ve Tedavi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Kültegin Ögel İnternet bağımlılığı tam bir tanı kategorisi olarak tanımlanmamış olmakla birlikte. Yeterince tanımlanmamış bu bozukluğun tedavisinde de kabul edilmiş.

Bu da bozuklukla şiddetin ne kadar iç içe olduğunu açıkça göstermektedir. fiziksel (dövme.tecavüz ve hatta öldürme) şeklinde olabileceği gibi. Bir görüşe göre kişilik bozukluğu “süregen hastalıktır”. amacı ve nesnesinin ne olduğu da önem kazanmaktadır. Bozuklukta dürtüsellik ve yineleyen kavga. ASKB ile ilgili yapılan çalışmaların çoğunun bozukluğun nedenini saptamaya yönelik olduğu görülmektedir. gerçekleştirilecek işlemin doğası ve niteliğini bilmeme ya da yaptığının yanlış olduğunu bilmeme şeklinde tanımlanmaktadır. Antisosyal kişilik bozukluğu ise 15 yaşından beri süregelen. Bu durumda antisosyal tarafından yapılan şiddetin niteliği. uyarı arayışı. haz olmaması. Suç sorumluluğu açısından eylemin işlendiği sırada mantık hatası içinde olma ve bunun akıl hastalığına bağlı olması. ekonomik şiddet eylemlerine kadar uzanabilen geniş bir kavramdır. vicdansızlık. Halk arasında görülme sıklığı. tespit edilmesi son derece zor olabilen sözel. adli sorunlar. Psikiyatride en çok tartışmaya açık konu belki de nedensellik ilişkisidir. Ruhsal bir hastalık olarak kabul etsek bile cezayı hafifleten bir mazeret oluşturmamaktadır. cezadan kaçma ve başkasının hakkının gaspı gibi özelliklerin ayırt edilmesi ve tartışılması faydalı olacaktır. Doğumsal genetik yapı üzerinde. Bu durum genel olarak kabul edilmekle birlikte hastalığın genetik. erkeklerde toplam nüfusun %3’ü ve kadınlarda %1’i olarak saptanmıştır. Bununla birlikte 15 yaşından önce de davranım bozukluğunun izlenmiş olması gereklidir. ASKB vakalarının suç sorumluluğu tam olarak kabul edilir.sakatlama. ödül davranışı ve amaca yönelik devamlılığındaki çeşitlemelerin bir bileşkesi olarak kişilik yaşamın ilk 2-3 yılı içerisinde şekillenmeye başlar. . duygusal. sorumsuzluk. dövüşler ya da saldırılarla belirlenmiş sinirlilik ve saldırganlık tanı kriterleri arasında bulunmaktadır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyallik mi Şiddeti Doğuruyor? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Adem Balıkçı Şiddet. bireyin tehlikeden kaçınma.cinsel taciz. Bozukluğun farklı bir yanı tanı koymak için 18 yaş sınırının getirilmiş olmasıdır. yalan söyleme ile karakterize sık görülen bir bozukluktur. çevresel veya biyolojik olarak hangi nedenle oluştuğu ile ilgili net bir bulgu elde edilmesi bu hastaların suç sorumluluğunu da tartışmaya açacaktır. başkasının hakkını saymama ve haklarına saldırma örüntüsü.yaralama. Bu durum dolaylı olarak antisosyalin şiddeti doğurduğunun kabulü anlamına da gelmektedir. Doğrudan öfkeye ve dürtüselliğe bağlı olan şiddet ile bir menfaat temini.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal kişilik bozukluğu temelinde şiddetle nasıl başedilir? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Ayhan Algül .

Şiddete maruz kalan çocuklar aşırı uyarılmış. Ancak şiddetin. inhibisyonu önleme. İlk olarak şiddetin ne anlama geldiği üzerinde genel olarak anlaşmak gerekir. Çocuğun intrauterin yaşamdan erişkinlik dönemine kadar her safha da karşılaştığı şiddetin maladaptif tutumlara yol açtığı bir çok çalışmada gösterilmiştir. Dendrit ve akson dallanmaları. heterojen etyolojide çevresel etkenler içerisinde sayılabilecek önemli bir kavram olduğu unutulmamalıdır. insanlardaki şiddet davranışının en temel öncülüdür. özellikle maruz kalınan şiddetin çocuğun kişilik gelişimine biyolojik anlamda olumsuz etkilerinin olacağı açıktır. duyarsızlaştırma. miyelinizasyon. cinsel. İnsanın doğuştan getirdiği özellikleri yanında. . psikolojik. sinaptik bağlantıların yapısı ve sayısı çevresel uyaranlar ile de yakından ilişkilidir. Şiddet kategorilerini de fiziksel. Zamanında müdahale edilemeyen ve tekrarlanan bu davranış örüntüleri ileride karşımıza antisosyal özellikler olarak çıkabilmektedir. Saldırgan davranışlar modelleme ve destek yoluyla da öğrenilebilmektedir. Dolayısıyla beyin gelişiminin devam ettiği çocukluk ve ergenlik döneminde yapılacak akıllı müdahaleler ve şiddetin önlenmesi ileride ortaya çıkması muhtemel antisosyal davranışları azaltacaktır. iyi huylu hayvanların çiftleştirilmesinden doğan yavrular saldırgan dişilerce büyütüldüğünde saldırgan oldukları gösterilmiştir. Gözlenen bu paranoid kavrayış en sık görülen ve onları akranlarından ayıran en önemli özelliktir. Tüm diğer türlerde olduğu gibi erkekler kadınlardan daha fazla şiddete eğilimlidir. çevrelerini yanlış anlayabilen ve zararsız bir takım uyaranları tehlikeli olarak algılayabilmektedirler. kişilerarası ve kolektif olarak üçe ayırmıştır. Örneğin yapılan hayvan çalışmalarında anne ve babaları tarafından büyütülen farelerin yalnız annelerince büyütülenlere göre daha saldırgan olduğu.Sonuç olarak yapılan çalışmalar ve gözlemler şiddet ve davranış örüntülerinin sıkı bir ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. Bağlanma çalışmalarında şefkat ve temel bakım ihtiyaçlarını karşılayamayan. risk almayı teşvik yoluyla davranışı etkileyebilir. çevresiyle olan etkileşiminin ve geliştirdiği sosyal adaptasyonun kişilik gelişimi üzerine çok önemli etkileri vardır. Çünkü antisosyal davranışlarda çevresel etkenler kadar nörobiyolojik faktörlerde oldukça önemli rol oynar. Dünya Sağlık Örgütü şiddeti kişiye yönlendirilmiş. Medya ve bilgisayar oyunların da yer alan şiddet şekillendirme. mahrumiyet ve ihmalkarlık olarak ayırt etmiştir. olumsuz duygularını sözelleştirme ve empati yeteneği azalmaktadır. çocukta kendini ifade etme becerileri. antisosyal davranışın içerisinde şiddet hemen her zaman mevcuttur. Cinsiyetin yanında yapılan genetik çalışmalar saldırganlığın kalıtsal boyutu olabileceği üzerinde durmaktadır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Şiddet Antisosyal Bireyleri Mi Doğuruyor? Antisosyal Davranış Örüntülerinde Şiddetin Yeri: Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Recep Tütüncü Şiddet ve antisosyal özellikler nedensellik bağlamında ele alındığında. kritik dönemde izolasyonun iyi huylu denekleri saldırganlaştırdığı. agresif hisleri uyarma. Erişkinlikte alınacak önlemlerin antisosyal davranışın elimine edilmesinde etkinliği çok daha azdır. Beyin gelişiminin ergenlik sonrasına kadar devam ettiği göz önünde bulundurulacak olursa çevresel etmenlerin. Şiddetli cezalandırma ve tekrarlayan şiddet. Bu da bize erkeği farklı kılan biyolojik faktörlerin şiddetin ortaya çıkışında rol aldığını düşündürmektedir. öfkelerini bebeğe yansıtan annelerin çocuklarında ileri dönemde özellikle erkeklerde saldırgan davranışlar daha fazla saptanmıştır. Ancak şiddete maruz kalma ile antisosyal özellikler arasındaki doğrusal nedensellik tartışma konusudur. Şiddet sonucu.

dolayısıyla kesitsel çalışmalardan nedensel bir sonuca varmak da zordur. Kişilik bozukluklarında şiddet davranışıyla ilişkili biyolojik faktörler pek çok çalışmada araştırılmıştır. 2008. kortizol ve testesteronun amprik olarak şiddetle ilişkili olduğu bildirilmiştir (4). Raine A. sonuçta zayıf impuls kontrolü. özellikle de serotonin arasında açık bir ilişki vardır. Lee L. Diğer monoamin oksidaz (MAO) nörotransmitterlerinin olağan dışı düzeyleri. anterior singüulat. erken nöral bozukluk gelişimini yansıtan yapısal bir beyin anormalliği çalışması yoktur. hipokampüs. Şiddet ve serotonin ilişkisi öteden beri bilinen ve araştırılan bir husustur. Şiddet ve nörobiyolojik faktörler ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiler oldukça karmaşıktır. . serotoninki kadar aşikar olmasa da agresyon ve antisosyalite ile ilişkili bulunmuştur. talamus. Neurobiology and the development of violence: common assumptions and controversies. antisosyalite ve agresyonla ilişkili bulunmuştur. yargılama ve nezakette bozulmalara yol açar. Kafa travması yaşamış kişilerde yapılan nörolojik araştırmalar bununla beraber genetik faktörler dışlanamazsa da beyin hasarının psikopati açısından etyolojik veya patofizyolojik önemine işaret etmektedir. Kaynaklar 1. Serotoninin göreceli düşük seviyeleri veya azalmış serotonerjik aktivite impulsivite. 197: 186-92. 2. prenatal ve natal komplikasyonlar da şiddetle ilişkili bulunmuştur. Beyin görüntüleme çalışmalarında şiddet gösteren antisosyal erkeklerde beyin lezyonları olmaksızın. Yapılan çalışmalarda antisosyal suçlularda BOS/serum albumin oranları kontrollere göre daha yüksek bulunmuştur. Br J Psychiatry 2010. Her ne kadar antisosyal. sosyalizasyon eksikliği ve zayıf empati ortaya çıkar (2). Yang Y. psikopatlar. 363: 2491-503. prolaktin. posterior singülat. yargı. hipotalamus. kontrollere göre prefrontal korteks gri madde volümü daha küçük bulunmuştur. Obstetrik. agresif ve psikopatik yetişkin bireylerde amigdala. kendini kontrol. Loeber R. Neurodevelopmental marker for limbic maldevelopment in antisocial personality disorder and psychopathy. travma ve kötüye kullanımlar beynin gelişimini etkiler. Öteden beri şiddet ve antisosyal davranışa nörogelişimsel bir temel hipoteze edilmişse de antisosyal popülasyonda yapılmış. Yanı sıra. Pardini D. Suçlulara uygulanan nöropsikolojik testler yürütücü ve düzenleyici davranışta prefrontal lop disfonksiyonuyla ilişkili defisitler tanımlamaktadır. tepkide esneklik. şiddetle yaşamanın makul bir sonucu olabilir. Beynin ceo’su olan prefrontal korteksin planlama. sonuçları öngörme işlevleri agresyon ve şiddet açısından oldukça önem arzeder. impuls kontrol. bazı hormonlar özellikle adrenalin. tutuklular ve mahkumlar arasında kontrollere göre anlamlı düzeyde daha yüksek düzeylerdeydi (1). Yapılan bir çalışmada kavum septum pellusidum antisosyal kişiler. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. Antisosyal suçlularda yapılan serotonin 2A reseptör gen polimorfizmi çalışmasında 5-HT2A -1438 GG genotipi antisosyallerde kontrollere göre daha düşük bulunmuştur (3). baş etme güçlüğüne ve impuls kontrolü. Agresyon ve bazı nörotransmitterler. insula ve orbitofrontal korteksi içeren çeşitli limbik ve paralimbik yapılarda anormal yapı/işlev bildirilmişse de beyin bozulmaları bir sebepten ziyade. Prefrontal korteks ve onun anterior singülat korteksle ve amigdalayla bağlantılarındaki bozulma korku ve öfke artışına. Colletti P.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal Kişilik Bozukluğu Temelinde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Servet Ebrinç Şiddet ülkemizde ve dünyada giderek artış gösterdiği görülen bir halk sağlığı problemidir. dikkat. Erken yaşta ihmal.

and Antisocial Parenting. Harris GT.3. Fountoulakis NK. Kaprinis GS. 28: 402-426. 21: 84–92. Criminal Justice and Behavior 2001. . Current Opinion in Psychiatry 2008. Criminal Violence: The Roles of Psychopathy. Personality disorders and violence. Leucht S. Neurodevelopmental Insults. 4. Lalumiere M. Rice ME.

2012 Jul. Berrettini WH. Seifuddin F. Edenberg HJ. de Hert M. Zöllner S. Günümüzde. bipolar disorder and unipolar depressive disorder: evidence for a common genetic vulnerability? Brain Behav Immun. Gershon ES. Delespaul P. bipolar bozuklukta bildirilen en güncel genetik bulgular sunularak gelecek çalışma alanları ve beklentiler tartışmaya açılacaktır. after GWaS: Searching for Genetic risk for Schizophrenia and Bipolar Disorder. Zhang P. Kaynaklar 1. Smith EN. Byerley W. Nurnberger JI Jr. Son yıllarda bipolar bozukluğun ailesel geçişine ilişkin pek çok araştırmada önemli bulgular saptanmıştır.7(6):e1002134. küçük ve orta etki gücünde bir çok aday genin sorumlu olduğu görüşü kabul görmektedir. Yapılan çalışmalarda bipolar bozukluğun kalıtılabilirliği %60-80 aralığında bildirilmiştir. Kenis G. Guo Y. Bipolar bozukluk genetiğine ilişkin. Barrett TB. Lawson WB. Genome-wide association of bipolar disorder suggests an enrichment of replicable associations in regions near genes. Murray SS. Szelinger S. Coryell W. ANK3. 2. ODZ gibi yeni aday genler tanımlanmaktadır. Keating BJ. NCAN. Hastalığın kalıtımı. van Os J. Günümüzde bipolar bozukluk genetiğinde. Nievergelt CM. özellikle son iki dekadda aday gen çalışmaları hız kazanmıştır. Metaanalysis of genetic association studies on bipolar disorder. 2011 Nov. Mahon PB. Bağlantı ve ilişki çalışmalarında. Zandi PP. Jancic D. McMahon FJ. Bu panelde. CACNA1C. Greenwood TA. yinelenemeyen küçük etki büyüklüğünde bir çok aday gen saptanmakla birlikte. Pirooznia M. Judy J.159B(5):508-18. Hoogveld L. Nwulia EA. Schork NJ. Rice J. Liu C. . orta büyüklükte etki gücüne sahip aday genleri saptamada genom boyu ilişki çalışmaları daha da önem kazanmıştır. Panganiban C. 168:253–256. van Winkel R. Zandi PP. 4. McKinney R. Ancak saptanan aday genlerin etki güçleri göz önünde bulundurulunca sonuçlar umut kırıcı görünmektedir. Gershon ES. bipolar bozukluğun psikiyatrik hastalıklar içinde kalıtılabilirliği en yüksek hastalıklardan olduğu gösterilmiş olmakla birlikte. 3. Koller DL. Mahon PB. genetik araştırmalar için en uygun fenotipin nasıl tanımlanacağı sorularını gündeme getirmiştir. Am J Med Genet B Neuropsychiatr Genet. Taylor J. Bloss CS. Craig DW. Bu nedenle. etyoloji ve patofizyolojisi halen yeterince anlaşılamamıştır. Alliey-Rodriguez N. Shilling PD. 2011 Jun. Rutten BP. çoklu genetik ve çevresel etkenler nedeniyle karmaşıktır. bipolar bozukluğa özgü daha büyük etki gücünde DGKH. aday genleri içeren bir çok kromozomal bölge tanımlanmıştır. Liu C. Drukker M. şizofreni için tanımlanan nadir büyük yapısal varyantların (copy number variants) hastalığın ortaya çıkışında önemli olduğu düşünülmektedir. Peerbooms OL. Scheftner WA. Foroud T. MTHFR in Psychiatry Group. Bunun yanı sıra. PLoS Genet. özellikle son dönem tüm genom ilişki çalışmalarında. Kelsoe JR. klinik heterojenite ve şizoaffektif bozukluk ve majör depresyon gibi hastalıklarla bazı belirtilerin binişikliği. her ne kadar veriler tutarlı olmasa da. Am J Psychiatry 2011.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozukluk Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Kürşat Altınbaş Bipolar bozukluk klinik olarak iyi bilinen bir hastalık olmasına karşın. Potash JB. teknolojideki hızlı gelişmelere paralel olarak. Meta-analysis of MTHFR gene variants in schizophrenia. Potash JB. Schulze TG. Ancak şizofreni. Hipolito M. Badner JA. Goes FS. McInnis MG. sistematik genom-boyu ilişki çalışmalarında bipolar bozukluk ve şizofreni için küçük etki büyüklüğünde ortak aday genlerin varlığı gösterilmiştir.25(8):1530-43. İkiz çalışmalarında.

Nörobiyolojik araştırma sonuçları tanısal kesinliği artırmaya.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozuklukta Nörogörüntüleme Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Mehmet Alper Çınar Bipolar bozukluk %1. Hastalığın değişik safhalarında subgenual ve orbitofrontal kortekste aktivasyon anormallikleri bildirilmiştir. Yapısal anormallikler işlevsel anormallik olarak tanımlanamasa da işlevsel çalışmalarda yol gösterici olmaktadır. Bipolar bozukluk yaygın bir psikiyatrik hastalık olmasına rağmen sıklıkla geç tanınmakta veya yanlış tanı konulmaktadır. nüfusun yaklaşık %3’ünü etkileyerek yüksek yeti yitimine neden olmaktadır. tek foton emisyon bilgisayarlı tomografi (SPECT) ve işlevsel manyetik rezonans (iMRG) görüntüleme sayılabilir. Yapısal manyetik rezonans görüntüleme (yMRG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) bipolar bozukluk ile gri madde azlığının ilişkili olduğunu göstermiş ancak prefrontal korteks hacimlerinde değişiklik gösterilmemiştir. Bipolar bozukluğun seyri ve ilaç etkisi görüntüleme bulgularını etkilemektedir. . İşlevsel görüntüleme yöntemleri arasında pozitron emisyon tomografisi (PET). Beyin işlevleri dinlenme sırasında veya özel bir ödev sırasında saptanabilir. şizofreni hastalığı olan kimselerden farklı olarak normal hipokampus ile artmış amigdala hacimleri bildirilmiştir.5 insidans oranı ile. Bipolar bozuklukta yapılmış yapısal görüntüleme çalışmalarında bazı nöroanatomik anormallikler tanımlanmıştır. Yapısal ve işlevsel nörogörüntüleme çalışmaları ile bipolar bozukluğun nörobiyolojik patogenezi hakkında kanıt sağlanmaya çalışılmaktadır. Amigdala ve hipokampus da ilgi gösterilen bölgelerdendir. tedavi yanıtını kestirmeye ve yatkınlık faktörlerini tanımlamaya yardımcı olacaktır. Anterior limbik ağ içerisindeki özel ilişkileri hedef alan çalışmalardan bipolar bozukluğun nörobiyolojisine dair güçlü kanıtlar sağlanacağı düşünülmektedir. Bipoar bozukluğu olan kimselerde striatum ve talamus boyutlarında saptanan artış tüm çalışmalarda tekrarlanamamıştır. Yapısal ve işlevsel nörokimyasalların tanımlanması bipolar bozukluğun patogenezini aydınlatmada yardımcı olabilir. Kimyasal görüntüleme manyetik rezonans spektroskopi (MRS) yöntemi ile mümkün olmaktadır.

yürütücü işlevler.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevler Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Son yirmi yılla birlikte. bilgi işleme hızı ve faal bellek gibi alanlarda tutarlı bulgular tespit edilmiştir. bu nedenle bilişsel işlev bozukluklarının etyopatogenez ile ilişkili olabileceğine işaret etmekte. Bu konuşmada iki uçlu bozuklukta görülen bilişsel işlev bozuklukları özetlenecek. Birinci derece akrabalarda bilişsel işlev bozuklukları görülüyor olması yatkınlık mekanizmalarının hastalıkla birlikte bilişsel işlev bozukluklarına neden olabildiğini. şizofrenide görülen araştırma dalgasına benzer biçimde iki uçlu bozuklukta bilişsel işlev bozuklukları ile ciddi biçimde ilgilenilmeye başlanmıştır. ardından fenotip tanımlamaya olası katkılarından bahsedilecektir. . Başlıca sözel bellek. Psikiyatrik hastalıkların heterojen olmalarının patogenez ve risk faktörlerinin tespit edilmesinin önünde en büyük engel olduğu düşünülmekteydi. Bu nedenle psikiyatrik hastalıklar için klinik semiyoloji dışı geçerli ve güvenilir ölçüler gerektiği vurgusu yapılmış ve bilişsel işlevler bu bağlamda boyutsal yaklaşım çerçevesinde biyomarkır arayışları içinde farklı olası bir zemin varsayılmıştır. bu da bu varsayımla yola çıkan araştırmaların haklılığına işaret etmektedir.

İmmün sistem ile İU bozukluk arasındaki ilişkiyi ortaya koyan gözlemler oldukça dikkat çekicidir. 4-Guloksuz S. Halen yürütülmekte olan İU bozukluk sağaltımında minosiklin ve aspirin ekleme çalışmalarının erken sonuçları umut vericidir. İU bozuklukta görülen enerji kaybı. J Affect Disord. Kaynaklar 1. romatoid artrit gibi immün sistem hastalıklarında kullanılan immün düzenleyicilerin duygudurum belirtileri üzerinde olumlu etkisi 5.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta İnflamasyon Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sinan Gülöksüz İki uçlu (İU) bozukluk ile ilgili patofizyolojik düzeneklerin halen tam olarak açıklanamaması. van Os J. Gazioglu Bilgic S. 2009. Kenis G. Aktas Cetin E. Cytokine levels in euthymic bipolar patients. Deniz G. van Os J. 1.İU bozukluğa sıklıkla eşlik eden tıbbi hastalıkların (ör. Kennedy SH. Nutt DJ. Oral ET. (in press). metabolik sendrom. Cetin T. araştırmacıları farklı alanlara yönlendirmiştir. Evidence for an association between tumor necrosis factor-alpha levels and lithium response. 2010. Benzer etki düzeneklerine sahip sağaltım seçeneklerinin çoğu zaman İU bozuklukta yetersiz kalması. Lachowski A. BMC Psychiatry. 3). Deniz G. (in press). Guloksuz S. Oral ET. Goldstein BI. . Deniz G. Bu sunumda İU bozukluk ile immün sistem arasındaki ilişki incelenerek ileriye dönük araştırmaların öncül sonuçları değerlendirilecektir. 3-Cetin T. Multipl skleroz. diabet gibi) immün sistem ile ilişkisi 4. Oral ET. 126:458-62. 30:497-521. McIntyre RS. 2-Guloksuz S.Soczynska JK. Altinbas K. Cetin EA. Bu bilgilerden yola çıkılarak yürütülen çok sayıdaki güncel araştırma manik ve depresif dönemin artmış inflammatuar cevap ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Öte yandan. Gazioglu Bilgic S. Bunlar. The effect of tumor necrosis factor antagonists on mood and mental health-associated quality of life: novel hypothesis-driven treatments for bipolar depression? Neurotoxicology. ötimik dönemde ise immün sistem dengesi kısmen korunmaktadır (2.İnterferon tedavisinin depresif belirtilere yol açması 3. uyku ve iştah bozuklukları gibi somatik belirtilerin immün sistem ile doğrudan ilişkisi 2. ciddi yeti yitimine yol açan bu hastalığın etkin sağaltımını zorlaştırmaktadır. Aktas Cetin E.Öncelikli lityum olmak üzere çok sayıda sağaltım seçeneğinin immün sistem üzerindeki etkisidir (1). İmmün sistem ile ilişkisi iyi bilinen lityumun uzunlamasına tedavi yanıt etkinliğinin temel bir pro-inflammatuar sitokin olan tümör nekrotizan faktör alfa (TNF-α) ile ilişkisi gösterilmiştir (4). J Affect Disord. Woldeyohannes HO. Plasma concentrations of soluble cytokine receptors in euthymic bipolar patients with and without subsyndromal symptoms.

Buna karşın. SB’yi. zihin kuramı bozuklukları.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Psikiyatrik Bozukluklarda Sosyal Bilişin Near Infrared Spectroskopi (NIRS) ile Görüntülenmesi Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Bora Baskak Özellikle son on yılda sosyal bilişsel nöro-bilimin katkılarıyla sosyal biliş (SB) alanında son derece önemli bulgular elde edilmiştir: SB’nin davranışsal çıktısının genel bilişsel işlevlerin bir bileşkesi olmadığı. . doğal bir ortamda uzun ve duyarlı bir ölçüm sağladığından. (ii) biyolojik psikiyatrinin lokomotifi olan psikofarmakolojideki tedavi algoritmalarının birey tabanlı belirlenmesi ve (iii) teknolojik yetersizlikler SB araştırmalarının da ufkunu daraltmıştır. sosyal yenilgi kuramlarının ya da çeşitli özgün sosyal etkileşim modellerinin sınanmasında kullanılabilir.kestirimci geçerliği yüksek biçimde ölçebilir. sosyal fobi. NIRS bu özellikleriyle psikotik bozuklukların etiyolojisinde epidemiyolojik bulgular ışığında ortaya atılan. kabul edilebilir bir ekolojik geçerlikle ve yeterince ölçünlenmiş görevlerle uygulandığında . dahası kendine özgü bir nöro-fizyolojisi olduğu anlaşılmıştır. Şizofreni. (i) Avrupa psikiyatrisindeki klasik ve güncel kuramların tekil bireyin çevreyle etkileşimini esas alması. psikopati ve otizm gibi pek çok bozukluk aslında sosyal bilişsel bozukluklar olarak nitelenebilir ve SB’nin görüntülenmesi bu bozuklukların etiyolojisine dair önemli ipuçları sağlayabilir. Non-invaziv bir yöntem olan NIRS.

tekrar bileşeni. olasılıksal öğrenme sırasında yoğunlukla kullanılan çalışma belleğinin aktivitesinin dinamik olarak nasıl gözlenebileceğine dair örnekler verilecektir. depolama bileşeni. o adrese varana değin bunu uzamsal olarak kısa dönemli çalışma belleğinde işleriz. çalışma belleğinin hasta ve sağlıklı populasyonlardaki faaliyetleri. sağ/sol inferior frontal girus ve dorsal parietal kortekste lokalize olmuştur. Bu konuşmada. . Bu bileşenlerin tümü sırasıyla dorsolateral prefrontal korteks. Ayrıca fNIRS sinyalinin özellikleri ve veri analizi sırasında karşılaşılabilecek zorluklar elimizdeki veriler üzerinden açıklanacaktır. Yada bir telefon numarasını akılda tutmak istediğimizde. rakamları sırasıyla içimizden tekrarlayarak çalışma belleğinde depolarız. kısa dönemli olarak faaliyet gösteren uzamsal ve sözel bilişsel işlevlerde yeralır. Örneğin bir adres tarifi aldığımızda. Kendi elde ettiğimiz sonuçlar üzerinde durulacak. fNIRS ölçümleri üzerinden aktarılacaktır. Dolayısıyla yüzeyel olarak korteksten kayıt alabilen fNIRS cihazı ile çalışma belleğinin faaliyetlerini incelemek mümkündür.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Çalışma Belleğinin Prefrontal Korteksteki Bileşenlerinin Fnırs Yöntemiyle Araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Didem Gökçay Özet Çalışma belleği. Çalışma belleğinin bu işlemlerde yeralan alt-bileşenleri şunlardır: yürütücü bileşen.

Near-infrared spectroscopy for studying higher cognition. ışığın beyin dokusunda emilimini ölçmektedir. bu özellikleri nedeniyle de psikiyatri alanında. IEEE Engineering in Medicine and Biology Magazine.62. Dolayısıyla bu veriler. PhD Thesis. Special issue on Clinical Neuroengineering. PA.. beyin dokusunda absorbe olan ışığın emilim miktarı ile Oksi-Hb ve Deoksi-Hb seviyeleri hesaplanabilir. in vivo koşullarda beyin oksijenasyonunun ölçülmesine olanak sağlayan. daha uzun sürede ve daha doğal bir ortamda kayıt alabilme imkânı sağlamakta. Ayaz. Oksihemoglobin (Oksi-Hb) ve indirgenmiş formu deoksi-hemoglobin (Deoksi-Hb). Drexel University. E. 3. (2006). Diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerine kıyasla ucuz. Onaral B.biomed. özellikle karmaşık düşünce süreçlerinin değerlendirilmesinde ümit vaat etmektedir.. ışığın özgül dalga boylarında farklı emilim spektrumları ortaya çıkarmaktadır. fMRI ve PET gibi diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerinden farklı olarak. fNIRS. E. Functional Near Infrared Spectroscopy: An Emerging Neuroimaging Modality. Pöppel. optik bir yöntemdir. Kraft. Pourrezaei K. (eds.html 4. Springer-Verlag. 2. 25(4):54 . Kaynaklar 1. Gulyas.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? "FNIRS Nedir? Çalışma Prensipleri Nelerdir?" Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Halise Devrimci Özgüven Fonksiyonel Near-infrared spektroskopi (fNIRS). H. Hoshi. Ayrıca fNIRS. http://www. . Izzetoglu K. beyin dokusu oksijenlenmesinin. Heidelberg. (2010). B. Bunce S. Beer-Lambert yasasına göre.edu/fNIR/CONQUER/Optical_Brain_Imaging. 2010. başka bir deyişle metabolizmasının in vivo belirteci olarak kullanılabilir. Berlin.) Neural Correlates of Thinking.drexel.. Y.. taşınabilir ve kolay uygulanabilir olması önemli avantajlarındandır. Philadelphia. invazif olmayan. Izzetoglu M. Functional Near Infrared Spectroscopy based Brain Computer Interface.

Bu çalışmalarda interferans kontrolü ve yanıt inhibisyonu sırasında DEHB olguları ile kontroller arasında farklar olduğu gösterilmiştir. Ayrıca. metilfenidat yanıtı ve genotip ile beyim kan akımı ve oksi-deoksihemoglobin değerleri arasındaki ilişki de incelenmiştir. Özellikle kortikal yapılardaki kan akımının ve oksi-deoksihemoglobin değerlerinin hesaplanmasında kullanılmaktadır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Dikkat İşlevinin Araştırılmasında fNIRS Uygulamaları Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Özgür Öner İşlevsel Near Infrared Spektrsopkopi (fNIRS). uzun süreli veri toplanabilen ve nispeten ucuz bir işlevsel beyin görüntülemesi tekniğidir. FNIRS yöntemi daha önce Dikkat Eksikliği Hiperkativite Bozukluğu’nda kullanılmıştır. Konuşmada. . şimdiye kadarki literatür tartışılacak ve FNIRS özelinde dikkat işlevlerinin değerlendirilmesi üzerine görüşler sunulacaktır. invaziv olmayan.

Medyada yer almak için sadece işinizi iyi biliyor olmak yeterli değildir. ne yapmaya çalıştığını öğrenmeye başladılar. Çoğu kısa sürede yok oldu. hem de önemli şeyler oldu. başkalarının da benzer yakınmaları olabileceğini. Bazen kırıcılığa varan bu eleştirilere rağmen devam ettiler. Prof. Gerçekten bilgilenme. etik kurallar. verdiği bilgilerle doğru büyüdük. kimi zaman eleştirildiler. Bize düşen görevler belli. Ama her ilişkinin olduğu gibi. doğru çocuklar yetiştirdik. Medyada Yer Almak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Bengi Semerci Uzun yıllar psikiyatrinin. . hasta ve hastalıkları rencide edici haberler yerine halkı bilgilendirici. Bu arada olumsuzluklar olmadı mı? Oldu.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Çocuk Psikiyatrı Gözüyle Medyayı Okumak. Ama insanlar psikiyatrinin ne olduğunu. Bazı uzmanlar. Bunların hepsi toplum sağlığı açısından önemliydi. Onları yenileri izledi. Yaşadıkları ve gizlemeye çalıştıkları bazı sorunların çaresi olduğunu. Aynı zamanda iyi bir medya okur-yazarı olmanız gerekir. Dr. Bu bir hekimlik çalışmasıdır ve hekimlik uygulamasında uyulması gereken. gitmeleri gereken yerin bir uzman olduğunu fark ettiler. Medya ise bazen ipin ucunu kaçırdı ve psikiyatrinin her kapıyı açan bir anahtar olduğu düşüncesine kapılıp. bu süreci eğitim ve bilgi vermek değil. ilk anda ilgi çekseler de. ilgisiz şeylerde psikiyatriden çözüm istemeye. kendini şarlatanlıklar için reklam aracı olarak kullandırmamak. Kurallar doğru konmalı ve mesajlar net verilmelidir. Psikiyatristlerin medya önünde yaptıkları ortak yanlışlar nedir? Ve hem yazılı hem de görsel basınla iletişimi geliştirmek için neler yapılmalıdır. doğruluk. Onların ilklerinden biri. hastalıkların ve özellikle psikiyatri doktorlarının gizemli olması gerektiği savunuldu. psikiyatrinin tanınması. Onu diğerleri takip etti. fark etmeden gereksiz. bu ilişkinin de düzgün ve kurallara uygun yapılması gerekiyor. kendi reklamları olarak gördüler. insanlar asıl amacı gördü ve umursamadı. hatta zarar verici yöntemlerin reklamını yapmaya başladı. Atalay Yörükoğlu’ydu. Söz konusu çocuklar olduğu zaman tüm bunlar çok daha önem kazanır. zarar vermeme ilkeleri geçerlidir. Sonra yavaş yavaş birileri bunun dışına çıkmaya başladı. hastalara ve hastalıklara doğru yaklaşım için. Bir çoğumuz onun önerileriyle. İnsanların bilgilendirilmesi gerektiğini söylemeye başladılar. doğru seçimleri yapmak. medyayla ilişki çok önemli. Bu ilişki de medyaya düşen görev. uyarıcı bir yayın yapmaktır. Kendi meslektaşları arasında kimi zaman övüldüler.

savaş naralarının atıldığı. hekimler gazeteciyi meslek etiğine uygun davranmamakla suçluyordu. yerinde. Keşke gazeteciler ve psikiyatristleri karşı karşıya getirebilsek ve sadece kendilerini eleştirmelerini isteyebilsek… . Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisi olarak. hem de kapalılar. Çünkü eleştiriye alışığız ama açık değiliz. Hergün bombaların patladığı. Anlaşılan hekimler. algılama ve anlama çabasıyla yaklaşmak gerek. haklı. röportaj yapmıştı. Bu hekimler içerisinde psikiyatristlerin hiç de azımsanamayacak düzeyde olduğunu da söyleyebiliriz. Gazeteciler kadar göz önünde değiller yani. Bir gazeteci arkadaşımız bir ameliyata girmiş. bir hekim örgütünün bildirisini hatırlıyorum. skandalların eksik olmadığı. Kimi hekimlerin medyatik olma çabası içine girmeleri! Medyatik olan kimilerinin de orada tutunabilmek için popüler söylemler geliştirmeleri. Psikiyatristler. Psikiyatristlerle ortak noktamız insan. subjektif. medyayı eleştirmeyi doğal görmekle kalmıyor. O daha kolay gelebiliyor. Fakat eleştiri okları kendilerinde yöneldiğinde gazeteciler ve psikiyatristler epeyce farklılaşıyor. Oysa gazeteci doktorlardan izin alarak girmişti ameliyathaneye! Dolayısıyla da mesleki etikten söz edeceksek öncelik tıp etiği olmalıydı bence. işimiz üzerine her sözü söyleme hakkını kendinde görür. Bu da kimi zaman övgüleri getirir ama çoğunlukla eleştirileriz.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Gazeteci gözüyle medya ve psikiyatri Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Faruk Bildirici Biz gazeteciler eleştiriye alışığız. Zaten Türkiye’de kiminle karşılaşsanız gazeteciliği biz gazetecilerden daha iyi bilir. Bir de mesleki taassuptan dolayı kamuya açık alanlarda ve hatta meslek örgütlerinde kendilerini fazla eleştirmiyorlar. üzerinde kara bulutların dolaştığı bir ülkede yaşayan insanların duygu ve düşünce dünyalarıyla ilgilenen psikiyatristlerin işi de en az biz gazeteciler kadar zorlu. Maalesef bunu yeterince başardığımızı söyleyemem. Hatta gazeteciler de birbirini kıyasıya eleştirir. felaketlerin. ilkel eleştirileri ayırt edebilmek. Önemli olan o eleştirilere açık olmak. Aslında psikiyatristler de mesleklerin icra ederken diğer hekimler gibi daha öznel alanlarda çalışıyorlar.Ancak böyle davranırsak o eleştirileri kendimiz ve mesleğimiz için artı değere dönüştürebiliriz. gazetecilerden farklı olarak eleştiriye hem alışık değiller. Tersine insan sağlığı ile ilgili bu tür yanlışlara medyanın zemin hazırladığının da farkındayım. Galiba temel sorunlardan biri bu noktada yatıyor. Bunu yapabilmek için de kuşkusuz her söylenene hoşgörüyle. eleştirdikleri medya aracılığıyla medyatik olmaya çalışmayı da yadırgamıyorlardı. Mesleğimizin doğası gereği yaptığımız ya da yapmadığımız işler nedeniyle hep göz önündeyiz. O nedenle gazeteci-hekim ilişkisi sözkonusu olduğunda eleştirilen hep gazeteci tarafı olabiliyor. Medyayı aklamaya çalışmıyorum. kayda değer eleştirilerle haksız.

Egemen ideolojinin yeniden üretilmesi kitlelerin bu ideolojiyle biçimlenmesi ve tepki vermesi günümüz medyasının temel işlevidir. Hikayeleştirme: haberin inşa edilirken ana fikir ve temasının amaçlanan bilgiyi biçimlendirecek şekilde inşa edilmesi.) iki önemli etkide bulunur. Çerçeveleme: (framing) gerçekte olup biten yerine gerçeğin bir bölümünün algılanmasını ya da gerçeği çarpıtarak algılanan gerçeğin var olan gerçekten çok farklı olmasını sağlamak. Her medya grubu haberlerini kendi kontrolündeki tüm medya kanallarında hemen hemen aynı şekilde verme eğilimi gösterir. Okunma. en gerici değer yargılarına seslenir ve bunu en kışkırtıcı şekilde vermeye çabalar. maruz kalma oranları (rating. tiraj vb. Bu süreç en muhafazakar haberlerin bile pornografik bir dille verilmesinin önünü açar. Tabi bu ideoloji ve değer yargılarının örneğin GLBT bireyler ve hakları konusunda ne kadar eşitlikçi ve özgürlükçü olduğu da belirleyici olacaktır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Psikiyatr Gözüyle Medyayı Okumak Ve Anlamak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Selçuk Candansayar Özellikle yaygın medya ulaştığı toplumun değer yargılarını ve kimlik algısını oluşturur. Sterotip oluşturma: Medya herhangi bir kimlik halini kendi bildiğince şekillendirerek okurun o kimlik hakkındaki bilgi ve değer yargısını inşa eder. Medya en ilkel. Medyanın toplumu tektipleştirme süreci geniş kitlelere ulaşabilirliğiyle yakın ilişkilidir. Medyanın haber inşa süreci Haberdar etmekten çok tek tip düşünce ve tepki üreten medya bu üretimi üç temel yolla gerçekleştirir. . Eleştirel medya okurluğunun en güvenli yolu ise medyanın sunduğu ideoloji ve değer yargısına değil okurun kendi ideolojisi ve değer yargılarına güvenmesidir. Bu değer yargıları sanıldığı gibi hakikati temel almaz. Çok okunmanın yolu ortalamanın altındaki eğitim. bilgi ve olgunluk düzeyine seslenen haber tarzına zorlar.

3) H. Bu sunumda elimizde var olan kısıtlı ve kesin yargılara varmak için görece yeni olan ama faydalı olabilecek homisidal davranış nedenlerine yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. Şiddet ve agresyonun nedenleri hakkında sosyal öğrenme. (2011) Social Environment Variation.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Homisid davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Erhan Akıncı İnsan davranışını belirleyen etmenler arasında psikososyal gelişim kadar kalıtımsal özellikler de önemli yer tutmaktadır. (2010) Violent Crime: Clinical and Social Implications.and Evidence for Disturbed Monoamine Metabolism. Am Sociol Rev. . Genet.J. Tuğlu C. Plasticity Genes. 52:1032-1039. Am. Şiddet ve agresyona yönelik davranış genetik çalışmaları nörotransmiterler üzerine odaklanmakla birlikte dopaminerjik sistem ve serotonerjik sistem üzerine yoğunlaşmaktadır. İnsan Genom Projesinin genetik çalışmalara kazandırdığı ivme ile psikiyatrik bozuklukların etyolojisine yönelik moleküler sitogenetik ve moleküler genetik çalışmalar da son yıllarda artmıştır. 76(6): 833–912. 3:21-26. Son yıllarda psikiyatrik bozuklukların ve insan davranışı ile ilgili kuramların nörobiyolojik sebeplerine yönelik çalışmalarda genetik araştırmalar öne çıkmaktadır. Evolutionary and Genetic Explanation of Violent Crime (Chapter IV). (2000) Şiddet ve Agresyonun Nörobiyolojisi: Klinik Psikiyatri. kundakçılık ve teşhircilik gibi belirgin davranış problemlerinin nedeni olduğu belirtilmiştir. etkilenen erkeklerde hafif mental retardasyon ile beraber tecavüz. (1993) X-Linked Borderline Mental Retardation with Prominent Behavioral Disturbance: Phenotype. p: 57-74. Kaynaklar 1) Ronal L. dürtüsel şiddet içeren suç davranışında öne çıkmakla beraber gen-çevre etkileşimine dair tutarlı kanıtlar bulunmaktadır. Bununla beraber şimdiye kadar yapılan genetik araştırmalar MAO-A aktivitesinde değişikliğe sebep olan genetik varyantların ve Y kromozomunun şiddet davranışına yönelik etkilerine dair tutarlı kanıtlar sunmaktadır.Brunner et al. psikanalitik ve biyolojik kuramlar öne sürülmekle beraber son yıllarda nörobiyolojik çalışmalar ile genetik etkenlerin şiddet davranışının oluşumundaki rolü ile ilgili veriler mevcuttur. Hum. 2) M. 4) Abay E. . SAGE Publications. Serotoninin inhibitör özellikleri ile davranışların doğal fren sistemini sağlayan nörotransmiter olduğu bilinmekle beraber şiddet ve agresyona yönelik genetik araştırmalarda serotonerjik sistemde önem kazanmaktadır. Dopaminerjik sistemin insan vücudunda haz-ödül sisteminin parçası olması ve dopamin salınımı ile öforik duygular oluşturması nedeni ile davranış genetiği çalışmalarında dopaminerjik genler öne çıkmaktadır.Gottschalk. 1993 Yılında ilk kez Brunner ve arkadaşları tarafından tanımlanan X kromozom bağlantılı MAO-A aktivitesinden sorumlu yapısal gen polimorfizminin (Xp 11-22). Kromozom anomalileri ve DNA polimorfizmi. İnsan davranışına ait biyolojik kuramlar her ne kadar gelişim sürecinde olsa da ileriye yönelik araştırmalar ile bu yönde çözümlemeler daha da kolaylaşacaktır.G. and Agression: Evidence for the Differential Susceptibility Hypothesis. Genetic Localization. şiddet.Simons.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Saldırgan davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serap Özçetinkaya .

suicide. Sarchiapone M ve ark. (1995) Attempted suicide among living co twins of twin suicide victims. evlat edinme çalışmaları yapılmıştır.O-metiltransferaz (COMT). diğer ruhsal hastalıklar ve psikolojik stresörlerden bağımsız olarak %30-50 oranında olduğunu göstermektedir (1. Am J Med Genet C Semin Med Genet. bazı hastaların intihar girişiminde bulunmamaları intihar davranışı için yapısal yatkınlık ya da genetik eğilimin varlığının önemine ve bunun da psikiyatrik hastalıktan bağımsız olduğuna işaret etmektedir. dürtüsellik gibi bazı ara fenotiplerin temelindeki genetik mekanizmaların intihar davranışıyla bağlantılarının gösterilmesi yapısal yatkınlık kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır. Öfke. Am J Psychiatry. Mann JJ (2005) Family genetic studies. . ilk olarak. Daha sonra tıbbın bu alanda gelişmesiyle intihar davranışının hangi kromozom üzerinde yerleştiğinin tahmin edilebildiği gen haritalama işlemi gerçekleştirilmiştir ve ilişkilendirme (association). Yani bazı bireylerin yapısal olarak intihar davranışına daha yatkın oldukları ve bu yapısal yatkınlığın dürtüsellik. (2001) What can psychiatric genetics offer suicidology? Crisis. Segal NL. triptofan hidroksilaz (TPH). Marusic A. 5HT1B. 152: 1075–1076. Kaynaklar: 1) Roy A.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Suicid Davranışın Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serhat Tunç İntihar davranışının oluşumunda genetik etkenlerin rolü ile ilgili tutarlı kanıtlar vardır. katekol. 2). Bu aday genlerden en önemlileri serotonin taşıyıcı reseptör (SERT). 133C:13–24. agresyon gibi kalıtılabilir kişilik özellikleriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir (3). 5HT2A). Farmer A ve ark. İntihar davranışında genetik etkenlerin rolünü belirlemeye yönelik. ikiz. bazı serotonin reseptörleri (5HT1A. İntihar ve duygudurum bozuklukları klinik olarak birbirleriyle örtüşen tablolar olmalarına ve hatta intihar riskini en çok psikiyatrik bozukluğun artırdığı bilinmesine rağmen. 2) McGuffin P. and suicidal behavior. bağlantı (linkage) analizleri ile intihardan sorumlu olduğu düşünülen aday genler tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları genetik faktörlerin rolünün. 22: 61–65. tirozin hidroksilaz (TH) genleridir. aile. monoamin oksidaz A(MAOA). Bu sunumda intihar davranışına yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. 3) Brent DA. Bugün için intihar davranışının psikopatolojilerden ve psikolojik stresörlerden bağımsız bir şekilde birden fazla genin birbiriyle etkileşimi ve çevre faktörlerinin de olaya katılmasıyla çok etkenli bir şekilde kuşaklar arası karmaşık kalıtım yoluyla aktarıldığı düşünülmektedir.

Literatürden elde edilen bilgiler ışığında ülkeler arası uygulama farklılıkları dikkat çekmektedir. Kaynaklar 1.gov. ardından kısa süreli değişiklikler yaşansa da son süre 4 yıl olarak belirlenmiştir. diğerlerinde tek bir yapı bu iki görevi de üstlenmektedir (2). Ng C (2008). Can J Psychiatry 48: 215-221 3.Ülkemizde uygulanan psikiyatri uzmanlık eğitimi.pdf 4. Hergüner S (2006). Psikiyatrinin sunduğu hizmetlerde niteliği halen uzmanın eğitimi belirlemektedir. International Review Of Psychiatry. çağdaş göstergeler ve yerel ihtiyaçlar ve uzmanlık öğrencilerinin talepleri ile uyumlu hale getirme çabası süren bir uğraş olacaktır.WHO. Eğitim programının içeriği ve rotasyon süreleri de büyük farklılık göstermektedir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Dünyada Asistanlık Eğitim Modelleri Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : İshak Saygılı Dünya Sağlık Örgütüne göre “psikiyatri eğitimi”. yerini ve süresini belirleyen kurumlar bulunmaktadır. The implications of core competencies for psychiatric education and practice in the US. Bazı ülkelerde eğitim programının hazırlanması ve yeterliliğin değerlendirilmesi ayrı kurumsal yapılar tarafından sürdürülürken. Ülkemizde uzmanlık eğitimine başlayabilmek için Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) yapılmaktadır. Ülkemizde psikiyatri alanında uzmanların yetiştirilmesinden ve değerlendirilmesinden Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) sorumludur (3). Adamowski SE (2003).23) Ankara:Tuna 5. 15:467–475 6-Singh B. Ülkemizde de yakın zamana dek psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli toplam süre 5 yıl iken bu süre önce 4 yıla indirilmiştir. (2005) Atlas: Country profiles of mental health resources. Ülkeler arasında uzmanlık eğitiminin yapılanmasındaki temel farklılıklar. vb. Eğitimin etkinliği açısından bu müfredatları hazırlayan kurumlar hem bilimsel gereklilikleri hem de kültürel farklılıkları gözetmeye uğraşmaktadır. Kramer TAM.) diğerlerinde uygulanmamaktadır. Eur Child Adolesc Psychiatry. Kurumda eğitim alacak kişinin seçiciliğini azaltan bu yöntem eğitim programlarının belirlenmesinde uzmanlık öğrencisinin etkinliğini azaltmaktadır.Tükel R. Uluşahin A (2009) Psikiyatride Uzmanlık Eğitimi. Çoğu ülke bu ihtiyaçlar çerçevesinde çekirdek müfredatlar hazırlamaktadır. Child and adolescent psychiatry training in Europe: differences and challenges in harmonization. Diğer tıp dallarından farklı olarak kurumun teknolojik imkanlarının katkısı sınırlı olmaktadır. Örneğin Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ülkemizde ayrı bir uzmanlık dalı ve Erişkin Psikiyatri Eğitiminde bir rotasyon programı iken Avrupa ülkelerinin üçte birinde Erişkin Psikiyatri Uzmanlığı içinde yer almaktadır (5). Psychiatric education and training in Asia.Karabekiroğlu K. kurumların tarihsel gelişimi ve yerel ihtiyaçlarla büyük oranda değişmektedir (6).tr/pdfdosyalar/mevzuat/TUEY. Psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli süre ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. 20: 413418 . kurumların olanaklarına ve kurumlardaki eğiticilerin nitelik ve niceliğine göre oldukça değişkenlik göstermektedir. yöntemini. bu süre 3 ve 7 yıl arasında değişmektedir. Alkın T. ülkelerin geliştirdiği sağlık politikaları. Bu sebeple asistan eğitimini bilimsel.saglik. uygulanan eğitimin temel ürünü olan psikiyatri uzmanlarının donanımı da büyük farklılıklar göstermektedir (4).http://www. Birçok ülkede bu eğitimin içeriğini. (s. Doğangün B. ruh sağlığı uygulayıcısının yeterli psikiyatrik değerlendirme ile nitelikli ruh sağlığı tedavilerini uygulama kapasitelerini geliştirir ve ruh sağlığı sorunu ve bozukluğu olan geniş bir kitleye kapsamlı tedavi yaklaşımları sunmasını sağlar (1). Ülkemizdeki durumu daha iyi anlayabilmek ve kültürel farklılıkları da dikkate alan etkin bir model oluşturabilmek için dünyadaki diğer psikiyatri uzmanlık eğitim modelleri incelenmiştir. Macaristan. Ülkemizde de benzer bir uygulama görülmektedir.Scheiber SC.tuk. İngiltere.Yeterlik ve Eğitimin Akreditasyonu. Yine Avrupa ülkelerinin kabaca üçte birinde eğitim öncesinde bir sınav uygulanırken (Fransa. Geneva: WHO 2. Bunun sonucunda.

7.psikiyatri.aspx?menu=114 .tr/page.org.http://www.

Sonuçlarda özellikle psikoterapi eğitimlerinde. psikiyatri eğitimi veren kurumlardaki gönüllü temsilcilere basılı olarak gönderilmiştir. genel olarak psikiyatri eğitiminden. Sonuç olarak ülkemizde psikiyatri eğitimi sürecine eğitim alanların. asistanlık özlük hakları konusunda sorunların ortaya çıkarılmasını hedeflemiştir. eğitim alınan kurumun yapısal ve eğitim içeriği özellikleri.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Türkiye Psikiyatri Asistan Profilinin İncelenmesi Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Necip Çapraz Türkiye’de psikiyatri uzmanlık eğitimi uzun yıllardan beri verilmektedir ve başarılı sonuçların yanı sıra gerek teorik alanda gerekse de pratik alanda eksiklikler göze çarpmakta ve bunlar tıpta uzmanlık öğrencileri tarafından dile getirilmektedir. genel memnuniyeti ölçmeyi amaçladık. Değişen sağlık sistemi hekimlerin hem hizmet üretiminde zorluklara neden olmakta hem de aldıkları eğitimin niteliğinde belirgin düşüşlere neden olmaktadır. Bu çalışmada Türkiye’deki psikiyatri asistan hekimlerinin genel bir profilini elde etmeyi. %70’i ekonomik zorluk yaşadığını. Psikiyatri uygulamasının en önemli ayaklarından biri olan psikoterapi gerek teorik gerekse de pratik olarak verilememektedir. Anket sosyodemografik bilgiler. . Daha güncel bir sorun olarak ise katılımcıların %72’si sözel şiddete maruz kaldığını söylerken. bireysel süpervizyon alabilmede eksiklikler tanımlanmış. nöbet ücreti ve ek ödemeler gelmiştir. alınan eğitim kurumundan. Katılımcıların %95’i de psikoterapi eğitimlerinin Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından desteklenmesi ve verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Asistanların %60’ı özlük haklarıyla ilgili sorun yaşarken. %85’i ise geleceği planlamada güçlük yaşadığını belirtmiştir. Türkiye Psikiyatri Derneği Psikiyatride Asistanlık Çalışma Birimi içinde kurulan bir grup tarafından hazırlanan anket formları. psikiyatri uzmanlık eğitiminin durumunu ortaya koymayı. %21’i fiziksel şiddete maruz kaldığını söylemiştir. Türkiye Psikiyatri Derneği’nden beklentileri değerlendirmeyi. yani asistanların. yıllık izin kullanamama. Katılımcıların %80’i performans sisteminin uzmanlık eğitimini olumsuz etkilediğini söylemiştir. Özlük haklarıyla ilgili yaşanan sorunların başında nöbet ertesi izin. katılımı konusunda hala eksiklikler mevcuttur. iş yoğunluğu ve eğitici sayısının yetersizliği ise eğitim eksikliğine gösterilen en sık nedenlerin başında gelmiştir.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Tıpta uzmanlık eğitiminin dünü ve bugünü Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Raşit Tükel .

Halbuki insanlarda yapılan araştırmalar çoğunlukla alkol ve uyuşturucu aldıktan sonra ortaya çıkan agresif davranışların sıklığını ölçmek ve nedenleriyle ilişkilendirmeyi hedefleyen çalışmalardır . aslında toplumumuzda yaşamın her alanında sıkça baş vurulan bir hareket tarzı olmasına rağmen söz konusu uygulayanlar bağımlılar olduğunda biz psikiyatristler dahil herkesin tepkisi ne yazık ki abartılı şekilde olumsuz olmaktadır. Diğer panelistlerin ve dinleyicilerin katılımı ile konuyu geniş bir şekilde ele alsacağımızı düşünüyor ve sizleri panelimize davet ediyorum. bagımlılık yapma potansiyelleri. (3) Özellikle halüsünojen ve alkolün intoksikasyon durumlarında ortaya çıkan agresif davranışlar. Ancak bu durum özellikle gecmişlerinde agresif davranısları olan insanlar içi geçerlidir. yasal ve sosyal kısıtlamalar. kullanıldıklarında oluşan beklentiler ve kültürel gelenekler acısından birbirlerinden farklıdırlar. verilen ödüllerin ellerinden alınması.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddet Davranışının Ele Alınması ve Tedavisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Ayhan Kalyoncu Şiddet. 1960 lı yıllarda bilimsel araştırmalarda uygulanan agresyon modelleri deneklerin tehlikeli durumlara maruz bırakılmaları. . Yaklaşık 25 yıldır bağımlı hastalarla çalışan bir meslektaşınız olarak kanıtlara ama özellikle kendi deneyimlerime dayanarak konuşmamı yapacağım. Bağımlılık yapan psikoaktif maddelerin her biri farmakolojik özellikler. (4) Ekonomik değerleri yüksek olan eroin ve kokain gibi uyuşturucaların ticaretine bağlı yasadışı süreçlerde ortaya çıkan agresif davranışlar ve şiddet. Hic bir genel prensip bu maddelere uygulanamaz. nörolojik ve çevresel-psikolojik boyutlarda ele alınması gereği ortaya çıkar. Deneysel çalışmalar için karşımıza çıkan bu kısıtlamaları göz önüne aldığımızda uyusturucu ve alkol kötüye kullanım ve bağımlılığı ile insanların agresif ve şiddet içeren davranışların araştırılması için yapılacak olan çalışmaların etiyolojik. Şiddet ve agresif davranışların nedenlerine yönelik yapılan çalışmalar araştırmacıların ilgi odağı olmuş ve bazı deneysel çalışmalar yapılmıştır. Geçmişte çevresel şartlar hoş olmayan şekillerde düzenlenerek deneklerde agresif ve defansif davranışlar oluşturularak yapılan bilimsel çalışmalardan elde edilen veriler kullanılıyordu. Agresyon ve şiddet davranışları ile ilgili çalışmaları gözden geçirdiğimizde hayvanlarla yapılan sistematik deneysel çalışmaların öncelikli amacının agresif davranışların yakın ve uzak nedenlerini araştırmak olduğunu görürüz. elektrik şok uygulamaları. Deneysel ortamlarda doğru sonuçlar elde etmek için agresyonun sınırlanmamasının doğuracağı deneklerin zarar görebilme ihtimali bu çalışmalarda oluşan etik ikilemdir. Ancak gerek insanlarda gerekse hayvanlarda agresyonun araştırılmasına yönelik deneysel çalışmaları yapmak aynı zamanda etik bir ikilemi de beraberinde getirir. Methodolojik olarak agresyon araştırma modelleri değişik bilimsel yaklaşımlar içermektedir. Bu yolları 4 ana başlık altında toplayabiliriz: (1) Maddelerin kullanımı veya yoksunluk durumları beyin mekanizmalarını direkt olarak aktive ederek agresyona neden olurlar. Her bir uyuşturucu madde doğrudan veya dolaylı olarak değişik yollarla agresif ve şiddet içeren davranışları etkilerler. (2) Yoksunluk durumunda olan bağımlıların madde arayışı içerisindeyken gösterdikleri agresif veya şiddet davranışları. Bu maddelerin tek başlarına veya alkol ile birlikte kullanıldıklarında oluşan tahripkar davranışlardan hemen bir sonuca varmak yanlış değerlendirme olacaktır. Bu yaklaşımlar etholojik nörolojik ve çevresel-psikolojik araştırma geleneklerinden kaynaklanır. yemek ve uyaran kısıtlanması gibi major çevresel manipulasyonlar şeklindeydi.neurobiyolojik mekanizmalar. Bu durum özellikle yoksunluk bulguları şiddetli olan eroin ve kokain kullanıcıları için geçerlidir.

Son olarakta günlük meslek pratiğimizde karşılaştığımız bağımlı hastaları özellikle poliklinik şartlarında nasıl yönetebileceğimize dair örnekler üzerinden klinik deneyimime dayalı vereceğim önerilerle konuşmamı sonlandıracağım. .Konuşmamın kalan bölümünde sıra ile her bir psikoaktif maddenin ayrı ayrı agresyon ve şiddet ile olan ilişkisini değerlendireceğim ve bağımlı hastalarca uygulanan şiddetin tedavisi için etkili yaklaşımlardan bahsedeceğim.

62:911–921. Abram KM. Psikiyatri bozukluklar ve şiddet arasındaki ilişkiyi anlamak için geçmiş şiddet öyküsü. Üstü kapalı göstergeleri de ayırt etmek önemlidir. 2005. erkek cinsiyeti. Weiner DA.a prospective follow-up study in prisoners with substance abuse.911. Arch Gen Psychiatry. Crime victimization in adults with severe mental illness: comparison with the National Crime Victimization Survey. doi: 10.1001/archpsyc.12(1):111. Bu konuşmada madde kullanımı ve şiddet arasındaki ilişkiyi etkileyen faktörler ile şiddete uğrama ve şiddet gösterme arasındaki ilişkiye de değinilecektir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddetin Öngörülebilmesi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Figen Karadağ Sağlık çalışanlarının yarıya yakının kariyerleri boyunca şiddette maruz kaldıkları bildirilmektedir. hem de şiddete maruz kalma için risk faktörleri olarak gösterilmektedir. Şiddetin her zaman hastanın bizzat tehdit etmesi kadar açık olmayabilir. BMC Psychiatry. Berglund M. McClelland GM. Kaynakça: Hakansson A. madde kullanmak ve şiddet suçu işlemek yeniden şiddete maruz kalmanın göstergesi olarak bulunmuştur. madde kullanımı ve zorlayıcı yaşam olayları ile arasındaki ilişkiyi incelemek gerekir.8. Çocuklarda ve ergenlerde erken emosyonel ve davranışsal problemler hem kabadayılık gösterme. . Risk factors for criminal recidivism -. 2012 Aug 15.62. Yapılan çalışmalar geçmişte şiddete uğramanın gelecek yaşamda da şiddete uğramak niçin risk faktörü olduğunu göstermektedir. Teplin LA. Bazı çalışmalarda erken dönemde şiddete maruz kalma.

evdeki çocukları ve yaşlıları da kapsayabilir (Zilberman. sadece bireysel şiddeti içeren rakamlardır. Levent Tokuçoğlu Kaynaklar    Atkinson A. Bellis MA. maddeyi temin etmek amacıyla şiddet davranışı ve hatta şiddet mağduru olduktan sonra madde kullanımına başlamak gibi çok sayıda karşılıklı ve birbirinin nedeni ve/veya sonucu olabilecek öğe mevcuttur. gerek şiddet faili gerekse kurban olma olasığının. Domestic violence. Sumnall H. Syed Q (2009). Dünyada bir yıl içerisinde yaklaşık 1. etkileşim içerisindedir (ICAP. toplumsal. 2009.chp. düzenekleri içeren bir fenomendir. maddenin ya da ilaçların etkisi altındayken şiddet edimi. benzodiazepinler ve kannabisin şiddet davranışlarıyla ilintili olduğu bulunmuştur. Bu rakamlara savaşlar. Centre for Public Health Liverpool John Moores University WHO Collaborating Centre for Violence Prevention. Dürtüsel olanlarında otonom yanıtın yüksekliği ve beyinde prefrontal bölgeden limbik bölgelere doğru uzanan bir denetim ya da “fren” düzeneğinde. Yabancıların “domestic violence” ve “intimate partner violence” dediği şiddet. duygusal cürüm işlemesi halidir. WHO. bu bağlantının çok yüzlü ve karmaşık yanını nedensel olarak araştırmış çok az sayıda çalışma mevcuttur. alkolün ana risk etkeni olduğu. kokain ve krak kokain. Hughes K. biyolojik.uk (Son erişim tarihi: 24. Am orld Health Organization: Third Milestones of a Global Campaingn for Violence Prevention Report 2007: Scaling Up. www. saldırganlığın nedeni (tıbbi durumlar veya madde etkisi). ruhsal bakış açılarını da içerecek şekilde. 2005). holiganlık. Athanasiadis’in (1999) bir gözden geçirme çalışmasında. alcohol and substance abuse. alkol ve madde kullanımıyla karşılıklı bağlantıları üzerinde durulmaya çalışılacaktır. 2007 Zilberman ML. toplumsal. Rev. toplum kıyımlardaki ölümler dahil değildir.org. saldırganlığın türü (fiziksel veya sözel ya da doğrudan veya dolaylı). bir eşin diğerine karşı şimdide veya geçmişte bir zamanda fiziksel. 2005. eşhastalık (comorbidity) bağlamında psikiyatrik hastalıklarla madde kullanımı. ekonomik. cinsel. bu ev içi şiddet. ayrıca amfetamin. Bras Psiquiatr. Toplantıda şiddetin tanımlamaları yapılarak.5 milyon insanın şiddet nedeniyle öldüğü belirtilmektedir (WHO 2007). Şiddet çok sayıda ve karmaşık nedeni.2012) Siever LJ.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Şiddet ve Şiddetin Alkol ve Madde Kullanımıyla İlintisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Levent Tokuçoğlu Kişilerarası şiddet ve alkol-madde kullanımı büyük bir toplum sağlığı sorunudur ve kullanıcıların. Blume SB. kültürel. Daha geniş bir bakış açısıyla bakıldığında. Ayrıca ülkemizde son zamanlarda çokça karşılaştığımız bir şiddet türüne dikkat çekilmeye çalışılacaktır: Eş/eski eş şiddeti. 2011). kültürel ve toplumsal olarak veya bir topluluğu dahil olma (örneğin. siyasi inançlar) sebebiyle karışılan şiddet davranışları. Anderson Z. Dr.08. 27 (Suppll II): S51-5 . Şiddetle alkol-madde kullanımı arasındaki bağlantılar karışık olsa da. Switzerland. toplum ortalamasından daha yüksek olduğu belirtilmektedir (Atkinson 2009). “top-down” denetim düzeneğinde bir bozukluk olabileceği belirtilmektedir (Siever 2008). Örneğin. Ayrıca saldırganlık kasıtlı ya da dürtüsel olarak da sınıflandırılabilir. Geneva. Ülkemiz İçişleri Bakanlığı’na göre son 7 yılda eşi/eski eşi tarafından öldürülen kadın sayısı yüzde 1400 artmıştır. biyolojik ve ruhsal-toplumsal nedenlerin hepsi karşılıklı ve önemli bir ilişki. Neurobiology of Agression and Violence. Bireysel. anabolik androjen streoidler. “Resmi kayıtlara göre” her gün 5 kadından 2'si şiddet görmekte ve günde ortalama 5 kadın hayatını kaybetmektedir. Alkol ve madde kullanımı ile şiddet arasında belirgin ilişkiler olsa da. Şiddetin özgül bir türü olan saldırganlık çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir: saldırganlığın hedefi (kendine dönük veya başkasına yönelik).

2011. 281-286 . 2011. ICAP Blue Book.  ICAP. Current Opinion in Psychiatry. (1999) Drugs. International Center for Alcohol Policies . 12. Washington DC Athanasiadis L. alcohol and violence.

Rosenthal RN. güvenilirliği ve dikkatliliği ile karakterize ve her psikoterapinin temelinde yer alan bir tekniktir. zaman zaman birbirlerinin tekniklerinden yararlanabilirler. terapistin başvurana karşı düzenliliği. Psikoterapinin destekleyici biçimleri de hastanın kendi zihinsel süreçleri hakkında farkındalıklarını genişletebilir ve bu nedenle açıklayıcı tekniklerin unsurlarını kullanmayı gerektirebilir. . Açıklayıcı psikoterapi terimi hasta ve terapist arasındaki ilişkilerin analizi ve daha önce tanınıp anlaşılmamış duygular. American Psychiatric Publishing. Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2009. Destekleyici Psikoterapi ile başlayan spektrumdan psikoanalize doğru ilerlenirken bu yelpazede destekleyici-açıklayıcı ve açıklayıcı-destekleyici psikoterapileri içerir. S: 5-6. DC. Hastaların çoğunun tedavisi destekleyici ve açıklayıcı unsurların birlikteliğini gerektirir (2). Kaynaklar 1. Herhangi bir psikoterapide kullanılan destek ile destekleyici psikoterapinin arasındaki ayrımın belirlenmesi oldukça önemlidir. düşünceler.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Psikoterapiler Yelpazesinde Destekleyici Psikoterapi’nin Yeri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Halis Ulaş Bireysel psikoterapiler bir ucunda destekleyici psikoterapinin olduğu. Winston A. Alptekin K. Destek.2(2):3540 2. Destekleyici psikoterapi ise belirli bir hasta grubunun tedavisin de kullanılan özgül bir terapi yöntemidir (1). Ulaş H. Pinsker H. diğer ucunda da psikoanalizi içeren açıklayıcı psikoterapinin bulunduğu bir spektrum olarak ele alınabilir. gereksinimler ve çatışmalarla ilgili içgörü gelişimi ve hastanın bilinçli olarak bu çatışmaları çözme ve daha iyi bir şekilde bütünleştirme girişimini izleyen bir süreç yoluyla kişilik değişimini amaçlayan çeşitli yaklaşımlar için kullanılan ortak bir terimdir. Introduction to supportive psychotherapy. Destekleyici Psikoterapi. Her ne kadar bu iki psikoterapi spektrumun sınırlarını belirliyor olsa da. Spektrumda sağa doğru ilerledikçe psikoterapiler arasındaki farklar bulanıklaşır ve birbirinden ayırt etmek zorlaşır. 2004. Washington.

DP’de olumsuz duygular tanınıp tartışılırsa. benlik saygısını. hastanın güncel işlevselliğinin ne durumda olduğu. gerçeklik unsurlarından sonra gelir. ancak terapiye önemli oranda engel olarak görülürse. olumlu tepkiler ortaya çıkaracak sorular sorma. Terapist olumlu duyguların gelişimini teşvik eder. yinelemeyi en aza indirmek. Terapist. . belirtileri düzeltmek. ortak amaçları olan iki erişkinin ilişkisidir ve hastaterapist etkileşimi karşılıklı konuşmaya dayalıdır. kendini daha çok açığa vurma eğiliminde ve genellikle daha konuşkandır. içgörüye yönelik ya da açıklayıcı terapide de en çok destekleyici olan etkendir: Hastaya duygularının ve açmazının anlaşıldığını göstermek. kronik hastalığı olan. daha aktif. hasta düşmanca duyguları terapistin rahatça ele alabildiğini yaşantılar ve bir anksiyete kaynağı giderilir. Hasta uzun konuşmakta serbest olmakla birlikte. monolog yapması beklenmez. 2012. aktarım analiziyle hastanın iç dünyası anlaşılır. Gelişimsel kökenlere inmek öncelikli amaç değildir. terapistin girişimlerinin planlı ve özgül bir hedefi başarmaya yönelik olarak tasarlandığı. Aktarım ister olumlu ister olumsuz olsun. İlişkinin aktarımsal unsurları. Aslında DP’de en çok destekleyici olan etken. duygulanım ventilasyonuna ve bir yönlendirici teknik olan duygulanım kontrolüyle denge içinde dışavurumuna cesaretlendirilir. Sessizlik olduğunda da terapist çok beklemez. Ankara. yaşam koşulları yetersiz kişilerdir. hasta için denge figürü. Kaynaklar Kaptanoğlu C. hastanın kişiliğine saygı gösterme ve hastaya bir erişkin olarak hitap etme terapötik işbirliği ve hastanın benlik değerinin artması için özen gösterilmesi gereken konulardır. Ayrıldıkları nokta bu amaçlara ulaşma yolları. Açıklayıcı psikoterapide. empati kurma ve bunu gösterme. Terapist. yalnızca uyumu bozucu nitelikte ise sorgulanır. Hastanın gerçekliği değerlendirmesine yardımcı olur. Hasta. ılımlı pozitif aktarımı destekler. TPD Destekleyici Psikoterapi Eğitimi Ders Notları. bir savunmayı destekleyebilir ya da sorgulayabilir. Savunmalar. yani yöntemleridir. kabullenme. semptomatolojisi.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Temel İlkeleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Leyla Gülseren Gerçekte psikodinamik psikoterapi türlerinden biri olan destekleyici psikoterapi (DP). DP’de de aktarım ortaya çıkar ancak tartışılmaz. ego işlevlerini ve uyum becerilerini geliştirmek. dış dünyayla kurulan bir bağlantı hatta dış dünyanın temsilcisi anlamına gelir. hasta yıkıcı eyleme dökmelere girerse ya da terapiyi bırakması söz konusu olursa yorumlanır. özgül sorular yerine genel soruları tercih etme. hastanın öyküsü her seanstan önce gözden geçirilmesi gereken konulardır. onarmak ya da sürdürmek. ancak eş zamanlı olarak aynı savunmayı hem destekleyip hem de sorgulayamaz. Destekleyici terapist açıklayıcı terapiste göre daha “gerçek”. aktarım ve karşıaktarımın güncel durumu. yargılayıcı bir dil kullanmaktan kaçınma. DP’de bilinçli sorun ve çatışmalar ele alınırken bunların altında yatan bilinçdışı çatışmalar ve kişilik özelliklerine yönelik girişimde bulunulmaz. tanısal değerlendirmeye dayalı bir tedavi yaklaşımıdır. görüşmeler sırasında hükmedici. Aslında içgörüye yönelik psikoterapi ile DP’nin ulaşmayı hedefledikleri amaçları arasında fark yoktur. Destekleyici bakış açısından hasta-terapist arasındaki ilişki. Hastayla ilgilenme. Son görüşmeden bu yana hastamın yaşamında ne olup bittiği. DP. görece sağlıklı bir kişinin bir yaşam olayıyla başa çıkmasına yardımcı olmak için doğrudan girişimlerde bulunan bir ikili (dyadic) tedavidir. DP ile tedavi edilen pek çok hasta.

New York. 1994. Maraş). A. Atalay). Kaptanoğlu. Ankara. . Tuna Matbaacılık. Routledge. H. C.Pinsker H (1997) A Primer of Supportive Psychotherapy. A. Eylül yayınları. Kuramı ve Uygulaması (Çev. Wallace ER (1983) Dinamik Psikiyatri. Winston A. İstanbul. G. Rosenthal RN. Güleç. 2011. Eşsizoğlu. Pinsker H (2004) Destekleyici Psikoterapiye Giriş (Çev.

Aynı yıl Bibring klasik analitik yöntemler olan yüzleştirme. 1960’lı yıllarlın ortalarına gelindiğinde artık yapısal değişim sağlayan tek tedavinin psikanaliz olmadığı yaygın kabul görmekteydi. 1946’da Alexander’ın içgörüye psikanalizde fazla önem verildiğine dair görüşü ise bir dönüm noktası kabul edilebilir. . 1954’de Knight klasik yöntemlerle tedavi edilip kötüleşen hatalardan yola çıkarak bazı hataların destekleyici yöntemin gerekli olduğunu savundu. manipülasyon ve abreaksiyonu tanımladı. telkinin psikanalitik kurama göre nasıl etki ettiğinin açıklanmasına çalıştılar. netleştirme ve yorumlamanın dışındaki destekleyici yöntemler olan telkin. Erken dönem psikanalistlerin destekleyici tedavi yöntemlerine karşı olumsuz tavırlarından uzaklaşan ilk analist eksik yorumlamanın etkisi anlamaya odaklanan Glover’dır. Bu dönem psikanalistlerine göre gerçek tedavi sadece psikanalitik yöntemler yoluyla mümkündü.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Volkan Topçuoğlu Psikanalizin ilk uygulayıcıları elde ettikleri tedavi başarılarının telkine dayalı olması suçlaması ile tekrar tekrar karşılaştılar. O dönemde destekleyici terapi psikanalizin tam karşıtı olarak görülmüştü. Bu nedenle psikanalistler psikanalizin ilk yıllarında destekleyici yöntemleri kendi yöntemlerinden ayırmak için büyük bir çaba gösterdiler.

ticari veya başka amaçlı sömürüyü kapsar. sosyoekonomik güçlükler ile ilişkili olarak çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları klinikleri başvurularında aile içi şiddete. madde kötüye kullanımına açık durumdadır. işverenler ve çocuk bakıcılarından kaynaklanmaktadır. sokakta karşılaştığı insanlardan kendine yeni aileler oluşturmaya çalışan çocuğu. çetelerin baskısına. Çocuklara yönelik şiddetin çoğunluğu çocukların en yakınındaki kişilerden yani anne. Aile içinde şiddet ve istismar gördüğü için sokağa kaçan. özünü kaybedebilir. şiddetin çocuğu olabilirsiniz. gelecek beklentisinde azalma. dünyada 50. Genel Kurulu. Çocuk. çocuk cinsel istismarı ile ilişkisi. cinsel istismar ve ihmali veya ihmalkar davranışı. öğretmenler. cinsel ilişkiye zorlanmış veya cinsel şiddetin başka biçimlerine maruz kalmıştır. okullarda akran grubunun. ortaya çıkmaması. Dünya Sağlık Örgütüne göre şiddet. istismar edilen cinselliği nedeniyle kendini utanç içinde. umutsuzluk. Şiddete uğrayan çocuklarda mutsuzluk. Şiddet ve istismar üreten aile dış dünyaya kapalıdır. Ev içi şiddet (domestic violence) durumunda. töre cinayetlerine varan şiddet boyutu ve şiddetin nasıl çözümlenebileceği ile ilgili bir çerçeve verilecektir. Yine aynı araştırma raporuna göre 2002 yılında tüm dünyada yaklaşık 150 milyon kız ve 73 milyon erkek çocuk. çocukların ¾’ü anne karnından başlayarak annenin uğradığı şiddete ortak olmaktadır. Oturum. Eğer sevgi birliğinin çocuğu değilseniz. kendiliğini. her yıl. hızlı kentleşme. değersiz algıladığında. Suça. baba. şiddetin görmezden gelinerek yok sayılması. etrafında oluşturduğu karışıklık ve korku ile güç gösterisi yapar. Bildirilen olguların gerçekleşenlerin %15’i olduğu tahmin edilmektedir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Şiddet ve Çocuk Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Behiye Alyanak Şiddet. Bizim için asıl sorun. sorumluluk. insanı insanlığından çıkaran yok edici eylemlerdir. Evden kaçan çocuğun durumu acilen değerlendirilmeli. Sokakta kalma süreci arttıkça geri dönüşümsüz sorunlar ortaya çıkacaktır. güven ve güç ilişkileri bağlamında insan sağlığı. bütünüyle kötü.000’den fazla çocuk öldürülmektedir ve şiddet sonucu meydana gelen yaralanmalar nedeniyle hastanede tedavi altına alınan çocuk sayısı 1-2 milyondur. 61. yalnızlıktan doğan öfkenin. Kendisi şiddete uğrayan çocukların şiddet uygulayıcısı olma olasılığı daha yüksektir. ihmale ve istismara. yaşamı. Ailede sevgi ikliminin. alkol madde kullanımına ve suça yatkınlık görülmektedir. cinsel istismara. kaygının. Ülkemizde yaşanan hızlı toplumsal değişimler. Korkutarak yaptırım uygulama alışkanlığı toplumumuzda maalesef yaygındır. Bu sunumda şiddetin doğası. şiddetin ortadan kaldırılması-kaldırılamaması değil. Öfke kolayca şiddet davranışına dönüşebilir. BM. Ağustos 2006. geniş aile ve sosyal kurumlar içinde güvenli yaşam alanı oluşturulmalıdır. Bunun için evden kaçan gençlerin ve ailelerinin değerlendirilmeleri ve desteklenmeleri amacıyla kullanılabilecek yataklı kurumlara acil ihtiyaç vardır. Yapamadığımı yıkarım diyen şiddet. aşırı hareketlilik gibi belirtiler ortaya çıkmakta. bağlılığın olmayışı amaçsız yalnızlığı ve buna bağlı öfkeyi ortaya çıkarır. Cinsel istismar çoğu kez gizli kalır. Literatür: -Birleşmiş Milletler Çocuklara Yönelik Araştırması için Bağımsız Uzman Raporu. gelişmesi veya onuru açısından fiili veya potansiyel zararla sonuçlanan her tür fiziksel veya duygusal kötü muameleyi. hakkında açık ve dürüst konuşulamaması. bilincin yeterince aydınlatmadığı alacakaranlıkta ortaya çıkan. okul arkadaşları. mutsuzluğun. Birleşmiş Milletlerin Çocuğa Yönelik Şiddet Araştırma Raporuna göre (2006) (UNVAC). ruhları ve yaşamları yok eden şiddete seyirci kalınmasıdır. zorbalığa uğrama şikayetleri günden güne artmaktadır. genci çok çeşitli sorunlar beklemektedir. .

-Röll J. 2012. 2012. Granic I: A characteristic destabilization profile in parentchild interactions associated with treatment efficacy for aggressive children. Cox R. Pepler D. . Hasselman F. Nonlinear Dynamics Psychol Life Sci. Koglin U. Peterman F:Emotion Regulation and Childhood Aggression: Longitudinal AssociationsChild Psychiatry Hum Dev 10578-612.-Lichtwarck-Aschoff A.16(3):353-79.

kadınların da “normalleştirme” süreci var mı? Şiddet uygulayan birey açısından. erkeğin alkol vb. Ama bu arayışı oturtacak sağlam bir zemin gerek. bu sorular üzerine daha derinleştirilmiş araştırmalar/tartışmalar.Şiddet. farklı ama görece eşit silahlarla bir çatışma mıdır? İktidar ve kontrol mekanizmalarının. bağımlılıklarından. her daim “süreklilik” niteliği taşıyan bir eylem. giderek daha büyük bir önem kazanıyor. hizmet ve itaat ilişkilerinin bu süreçte rolü var mıdır? Soru çok! . bilgi ve deneyim alışverişi yapmak. ulus. bir süreç… Bu süreci taraflar nasıl algılıyor? Şiddetinin her iki tarafının. ile? .Şiddet. dozunun artırarak devam ettirmesini sağlayan. eşini “döven” kocanın. .Şiddet. (kendi güçlü ya da güçsüz yönleriyle) aslında son tahlilde eşit olan iki cins arasında. görenek. şiddete maruz kalan bireyin ise.Erkek şiddetini ve kadınların bunu kabullenişini genlerle. ruhsal “sapkınlığı”ndan mı kaynaklanır? . bu şiddeti. alışkanlık vb. güçsüz ya da “güçsüzleştirilmiş” bir erkeğin doğal bir refleksi midir? .10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Şiddet Sürecinin İki Tarafı Olarak Kadın Ve Erkek Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hülya Gülbahar Erkeğin kadına karşı şiddeti. hormonlarla açıklayabilir miyiz? . oğullarına/kızlarına bıraktığı uğursuz bir miras mıdır? .Ya da farklı cinsler olarak “yaratılmış” ve farklı işlevlerle “donatılmış” olmalarıyla? . Bu zeminin. öncelikle erkek şiddetinin nedenlerine yönelik kimi yaygın önkabulleri sorgulamadan oluşturulabilmesi mümkün mü? Örneğin. sınıf.Şiddet.Ya da o erkeğin ait olduğu kültür. şiddete tahammül eşiğini yükselterek boyun eğmeye devam etmesini sağlayan dinamikler var mı? Tüm dünyada ve ülkemizde kadına karşı şiddetin arttığı bir konjonktürde. din. gelenek. bu sürecin uzamasında ortak ya da farklı açılardan etkileri neler? Erkeğin “normal” bir davranış biçimi olarak gördüğü şiddeti.

Ne yazık ki bu davranış biçimi insanlık geliştikçe azalmamış. bu mutlaka gerekli bir yaklaşımdır ancak olayların pek azı bu yöntem ile bastırılabilir. Özellikle son zamanlarda ülkemizde değişik bir şiddet şekli olarak hekime yönelik şiddet ortaya çıkmış ve ölüme kadar giden tatsız olaylar olmuştur. Bu kötü gidişe son verebilmek için düşünsel olarak şiddete karşı çıkan insanların artması ve hümanistik bir düşünce biçimini yaymağa çalışması ne yazık ki toplumda yeterli karşılık bulamamaktadır. öfke giderici önlemlerin alınamamış olması gibi pek çok neden vardır. Bunun pek çok nedeni vardır ve çok etraflıca araştırılması ve önlenmeğe çalışılması gereklidir. Bu ülkelerde özellikle alt toplum katmanlarında şiddet neredeyse tek iletişim şekli halini almaktadır. Ülkemiz de bu şiddet salgınından nasibini fazlası ile almıştır. Bu tür şiddetin son zamanlarda artmasında ülkenin sağlık sisteminde aşırı bir değişime gidilerek çok fazla hastanın kısa sürede bakılması dolayısıyla hastaya yeterli vakit ayırılamaması. yerleşilen şehire ve kültüre uyum sağlayamama. Hekime yönelik şiddeti biz psikiyatristler açısından ikiye ayırarak incelemek daha doğru olacaktır. Özellikle psikotik ve antisosyaller olmak üzere hastalarımızın başta biz psikiyatri uzmanları olmak üzere hastalıkları nedeni ile hekimlere yönelttiği şiddet davranışı. Ne yazık ki ilk akla gelen önlemler polisiye tedbirler ile olayları yatıştırmağa çalışmak olmaktadır. devletin gücünü yeterli gösterememesi veya göstermeğe çalışırken kendisinin şiddete başvurması gibi çok farklı olabilmektedir. bireysel şiddet bazen çok yükselse de nispeten kontrol altına alınmaktadır. Sonuç olarak her hastaneye çok sayıda polis koymak mümkün olmadığı gibi saldırganların zaman zaman polise de saldırdığını unutmamak gerekir. İleri ülkelerde gerek insanların şiddete başvurmadan sorun çözmeği öğrenmesi gerekse de devletin kontrolünün daha etkin olması sonucu. Bu artışın nedenleri yoğun ve hızlı göç. . Ülkemizin geleneksel eğitim ve davranış biçimleri arasında şiddetin belli bir yerinin olması da şiddet davranışını artırmaktadır. Bu olaylar o kadar yoğundur ki bu konuşmayı dinleyen veya okuyan meslektaşlarımız arasında bile şiddete maruz kalanlar mutlaka mevcuttur.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Meslektaşlara Yönelik Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hüsnü Erkmen İnsanlık tarihi boyunca şiddet tüm toplumlara etki yapmış bir davranış biçimidir. Bu tür şiddet çok eskiden beri tüm toplumlarda olmuştur ve özellikle daha yaşlı psikiyatristlerin hatırlayacağı bir çok meslektaşımız bu tür saldırılarla hayatlarını kaybetmiş veya yaralanmışlardır. Bunları psikiyatrik ölçüler içinde ele almak ve değerlendirmek daha doğru olacak ve özellikle psikiyatristlerin eğitimle kazanacakları yeteneklerle önlemek nispeten kolay olacaktır. Bu nedenler bilimsel olarak araştırılmalı ve ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. kendisini engellenmiş hissetme. hastane idarecilerinin tecrübesizliği gibi faktörlerin yanı sıra hastane fizik şartlarının kötülüğü. Bu tür şiddeti önlemek daha zor olacak gibi görünmektedir. Yüzyıl önce yapılan bir savaşta sadece çarpışan askerler ve çarpışma yeri civarının şehirleri etkilenirken bugün tüm dünyayı ve insanlığı yok edebilecek silah ve teknoloji mevcuttur. yasaların yetersiz kalması. Teknik gelişmeler şiddetin daha etkin ve kötü sonuçlar veren bir boyut kazanmasına neden olmuştur. Özellikle savaş teknolojisi ve silahların gelişmesi ile şiddetin sınırı sonsuza kadar uzanmaktadır. Savaş benzeri kitlesel şiddetin yanı sıra kişisel şiddet de son zamanlarda giderek tırmanmaktadır. ancak geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde durum daha kötüdür. eğitim ve buna bağlı çözüm bulabilme yeteneği eksikleri. Ancak son zamanlarda ülkemizde gelişen bir başka hekime yönelik şiddet şekli ise hasta ve yakınlarının isteklerinin yerine getirilmemesi veya yapılmağa çalışılan işlemin yanlış anlaşılması gibi nedenlerle hekime yönelen şiddet davranışıdır. artmıştır.

Hastane ve sağlık kurumlarında olabilecek her türlü şiddet davranışının cezasını artıran yasal düzenlemelerin de yapılması gereklidir.Yapılması gereken ise daha önce de anlatıldığı gibi bu şiddetin nedenlerini araştırmak ve basitçe çözülebilecek olan sorunların çözümünü en kısa zamanda sağlamak. uzun vadeli çözüm için ise özellikle kitle eğitim araçları ile bu davranışı değiştirmeğe çalışmak olmalıdır. Tüm sağlık çalışanlarının şiddetten uzak bir çalışma ortamına kavuşması dileği ile . Sonuç olarak hekime yönelik şiddeti önlemenin birinci adımı sosyolojik. Nedeni bilinmeden sorun çözülemeyeceği gibi var olduğu düşünülen sorun ve çözümlerinde bu araştırmalar sonucunda farklı sonuçlar ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir. Bilimsel olmayan yöntemlerle yapılacak çözümler sorunu daha karmaşık hale getirebilir. psikolojik ve psikiyatrik araştırmalar yapmaktır.

kadına yönelik şiddete uygun bir zemin oluşmasında. İkincil travma olarak da tanımlanabilecek bu olgu. ‘Sen ne yaptın da seni dövdü?’ şeklinde sorular ya da ‘Beni öylesine öfkelendirdin ki kendimi tutamadım’ biçimindeki açıklamalar şiddet mağdurunun mevcut durumu tam olarak kavrayamamasına neden olabilmektedir. Bu sunumda ikincil travmalara neden olan adil dünya anlayışından söz edilecek ve ikincil travmaların önlenmesi doğrultusunda yapılabilecekler konusunda önerilerde bulunulacaktır. şiddete uğrayan kadının kendi rolü de küçümsenmeyecek oranda önemli olmaktadır. diğer yandan da kendini suçlayarak ikincil bir travmaya neden olmaktadır. Kadın bir yandan ilk travmanın (şiddetin) acısını yaşarken. Bunun bir nedeni de kendisini çaresiz hissetmesidir. gerekse çevredeki yakınlar bu ikincil travmaların oluşumunu kolaylaştırmakta ve böylelikle hem kendi sorumluluk ve ‘suç’larını görememekte hem de kurbanın ortaya çıkan şiddetten kendisini suçlamasına neden olabilmektedir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Kadına Yönelik Şiddette Kadının Rolü ve İkincil Travmalar Oturum Başkanı : Mehmet Sungur Ne yazık ki. Çoğu kez gerek şiddet gösteren kişi. En tipik örneği şiddet olaylarında veya ırza geçme olaylarında mağdur olan kişinin saldırganı kışkırttığı biçimindeki suçlamalarla karşılaşmasıdır. . Herhangi bir travmayı izleyerek insanların kendi başlarına gelenlerden kendi kendilerini sorumlu tutmaları ya da başkalarını tarafından sorumlu tutulmalarının altında ADİL DÜNYA anlayışı yer almaktadır. çoğu kez kadının uğradığı şiddet nedeniyle kendisini suçlu/hatalı bulmasından kaynaklanmaktadır.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Evlilik içi şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Murat Dokur .

Anahtar sözcükler: filisid. Filisid genel olarak 18 yaş altı çocukların ebeveynleri tarafından öldürülme eylemini tanımlarken. hukuki ve evrimsel bakış açısıyla filisid eylemi değerlendirilecektir. eylemin biçimi ve nedenleri arasında ciddi farklar göze çarpmaktadır. kaza sonucu veya eşten intikam amacıyla yapılan filisid olmak üzere alt gruplar belirlenmiştir. psikiyatrik hastalıklar. Genel ilgi anne filisidlerine odaklanmasına rağmen baba filisidleri de özellikle daha büyük yaştaki çocuklarda ön plana çıkmaktadır. bipolar bozukluk sık görülmektedir. En sık kullanılan Resnick sınıflandırmasında alturistik. ilk yıl gerçekleşmişse infantisid terimi kullanılır. Filisid eylemiyle ilgili sınıflandırmalar yapılırken bu farklar arasından özellikle nedenlere yönelik çalışmalar yapılmıştır. psikoz. Filisid riski bulunan veya filisid eylemi gerçekleştirmiş ebeveynleri değerlendirmek çok zorlayıcı olabilir. Bu sunumda literatür bilgisinin gözden geçirilmesinin yanında klinik deneyimlere yer verilmesi ve uluslararası medyada çok ses getirmiş ve hukuk sisteminde ciddi tartışmalara neden olmuş “Andrea Yates” ve “Sally Clark” vakalarının bize öğrettiklerinin tartışılması amaçlanmıştır. Psikiyatrik hastalığı olan ebeveynler içinde psikotik özellikli depresyon. Çocukların genellikle dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korunması gerektiği düşünülürken çocukların öldürülmesi eyleminin sıklıkla ebeveynleri tarafından gerçekleştirilmesi ve dünyaya geldikleri ilk günün en riskli zaman olması oldukça trajiktir. Terim farklılığının ötesinde bu üç grup arasında sosyodemografik özellikler. ilk gün gerçekleşmişse neonatisid.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Filisid Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Armağan Özdemir Filisid toplumun her bireyi kadar psikiyatri alanında çalışanlar için de dehşet verici bir durumdur. neonatisid. Anne ve baba filisidleri arasında farklı özellikler incelenecek ve kültürel. akut psikotik. Bu sunumda psikiyatrik hastalığı olan ebeveynlerin genel özelliklerinin belirlenmesi amacıyla literatür bilgisi sunulacak ve psikiyatri çalışanları olarak bu riski değerlendirmek ve önlemler almak konusunda dikkat edilecek hususlar ele alınacaktır. infantisid . istenmeyen çocuk.

sosyal etkenlerden de önemli ölçüde etkilenmektedir. Ayrıca glutamaterjik/GABAerjik sistemindeki denge bozukluklarının da agresyon üzerine etkileri olduğu gösterilmiştir. . Kadın ve erkeğin sahip olduğu farklı cinsiyet hormonlarının saldırganlık düzeylerini etkilediği. İkiz aile çalışmalarında dürtüsel şiddetin % 70 oranında kalıtılabildiği gösterilmiştir. Ancak saldırganlık ile hormonlar arasında anlamlı bir ilişki olmasına karşın bu dürtüler birçok biyo-psiko.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Kadın Ve Erkeklerde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Çağatay Karşıdağ İnsanlar sosyal olarak doğrudan saldırganlığı erkek cinsiyet rolleriyle. dolaylı saldırganlığı kadın cinsiyet roller bağdaştırmaktadır. yüksek dopamin ve katekolamin düzeyleri ile düşük serotonin düzeylerinin agresyonu arttırıcı bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Temel olarak cinsiyetler arasında bir farklılık yokmuş gibi görülmekle beraber bazı açılardan erkek ve kadınlarda görülen şiddetin etki mekanizmalarında değişiklikler saptanabilmektedir.

7 11.B.5 7.Ebeveyn tarafından çocuğun öldürülmesine filisid denir.0 .Bazı toplumlarda zayıf ve hasta çocukların öldürülmesi geleneğide vardır.Ülkemizde bu oran Doğudan batıya doğru artmakla birlikte %2.7 11.0 100.2 76.7 3.7 11.0 Valid Percent 7.Kadınların en fazla işledikleri şiddet davranışları adam öldürme (çocuklarını ve eşleri ekseri olmak üzere).0 .aile geçimsizliği . En sık sebebi olduğunu bildirmiştir.A. Aslında fiklisid olgularının elde edilen rakamlardan çok fazla olduğu fakat filisidlerin aile tarafından normal ölümmüş gibi gösteriLdiği bu nedenle sayının az olduğu söylenebilir.2 100.5 96. 2004) Cinsiyet suç işleme üzerine etkili olduğu erkeklerin kadınlardan daha fazla saldırgan bir eğilim içinde olduğu bilinmektedir.anene ve geleneklerle örülü olan değerlerin zayıflamasını kadının şiddet davranışında ayrı bir sebep olarak ele alınabilir.5 olduğu belirtilmektedir. bu oran 8/100000 olarak verilmektedir. Eşini Öldüren Kadınlar kişinin tahsil durumu Valid okur-yazar degil okur-yazar İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 2 3 15 3 2 1 26 Percent 7.8 100.0 Cumulative Percent 7.Örf.7 11.9 88. A .Araştırmalarda kadın suçlu sayısının en yüksek olduğu ülkelerde bile tüm suçluların ancak %20 ‘ si kadındır. Yapılan çalışmalarda testesteron hormonunun ve bu hormonun düzeyinin saldırganlıkla yakın ilişkisi olduğu bildirilmiştir.5 57.5-3.5-14 yaş arasında 3. Ve 15-24 yaş arasında 2.5 7.öldürmeye teşebbüs ve yaralamalardır.(Balçıoğlu ve ark.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Adli Tıp Kurumu’ na gelen kadınların şiddet davranışının araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Nihat Alpay Kadınların ekonomik sosyal ve siyasal yaşamda artan biçimde yer almaya başlaması ile birlikte kadın suçluluğunda belirgin bir artış olmuştur.5 57. Sosyal değişimin en yoğun biçimde hissedildiği yüz yüze ilişkinin yerini formal ilişkilere bıraktığı şehirlerde kadın karmaşık bir ilişki ağı içinde giderek artan bir sorumluluk taşımakta .Filicid görece nadir bir olaydır. Çocuğunu Öldüren Kadınlar Total 32 100.D. Ayrıca ekonomik ve sosyal yapıda hızlı değişimler genelde suç olgusunda ve özellikle kadınların işlediği suçlarda belirgin bir artışı beraberinde getirmiştir.7 3.bu şartlara kadına karşı şiddet . Kadınlar tarafından işlenen suçların en korkuncu ve en fazla raslananı olarak annenin çocuğunu öldürme davranışıdır.Neonatisid ise bu olayın doğumun ilk gününde olduğunu belirtir.geçim zorluğu gibi olumsuz faktörler eklenince kadının şiddet davranışı da artmaktadır.7 19.Bunlar kendi toplumla rında olagan karşılandığı için filisid olarak kabul edilmemektedir.B.D Sağlık Bakanlığı tarafından 1997 yılında yapılan bir çalışmada homisid çocuk ölümlerinde 1-4 yaş arası 4..8 100.

4 100. BMC Psychiatry 2009.8 100.3 18.0 Valid Percent 25. and Whitehurst L.Am J Psychiatry .5 6.95. results of a nationwide register-based case-control study.6 100..162:9 5. Eronen M.Bourget D.Horwitz SM. Vol.4 40..0 cezai ehliyeti Valid var yok Total Frequency 19 13 32 Percent 59.6 100. Journal of the National Medical Association.G.2003.0 Cumulative Percent 25.0 62. and Hakkanen H.and Emst FA.J Am Acad Psychatry 2007 Law35:74-83 4-Friedman SH. 2005. A Review of Maternal and Paternal Filicide.5 12.0 Cumulative Percent 59. Filicide : A rewıew of Eight Years of Clinical Experence. Child Murder by Mothers : A critical Analysis of the Current State of Knowledge and a Research Agenda..5 12.Henelius GW.0 81.3 100.3 18.0 37.No:1.West S.hastanın tahsil durumu Valid egitimi yok İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 8 12 4 2 6 32 Percent 25.4 40.Psychiatry (Edgmant)2007. 2-. Differences between homicide and filicide offenders. Lindberg L.Resnick PJ.5 75.4(2):48-57 3..Putkonen H.0 Valid Percent 59. An Overview of Filicide.9:27 .0 37. Grace J.8 100.0 1-Farooque R.5 6.

Şiddet ise. alevi-sünni. kişinin kendisine. yok etmeye veya kendine benzeterek ‘’kurtarmaya’’(!) çalışmaktır. bir gruba. laik-laik olmayan. Aslında gündelik hayatta “hemşerim memleket nere?” ile başlıyor ötekileştirme. heteroseksüel-homoseksüel.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Ötekileştirme Ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Ayşe Gül Yılmaz Özpolat Ötekileştirmek. Kadın-erkek. zengin-fakir. özellikle 11 Eylül’den sonra müslüman-müslüman olmayan. Farklılıkların barış içinde bir arada yaşayabilmesi. fakat hayatın her alanında bir başkası için öteki olmadığımız alan kalmıyor neredeyse. dindar-dindar olmayan. kötü ve zararlı olarak damgalamak. başka birisine. insanların yaşam içerisinde gerçekten de eşit olabilmesi için kimsenin ötekileştirilmemesi. beyaz-zenci. Atatürkçü-Atatürkçü olmayan. Türk-Kürt. farklı görülenin kötülenmemesi ise umut edilen. Ak parti-cemaat gündelik hayatta en sık karşılaştığımız ötekileştirme örnekleri. topluma karşı gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi. bir insanı veya insan topluluğunu ‘’öteki’’ olarak görüp ondan uzaklaşmak. onu potansiyel bir düşman olarak görmek. . gerçek bir demokrasi ve kardeşliğin hayat bulabilmesi. sağcı-solcu.

Terörizm. . Yapılan çalışmalar teröristlerde majör psikopatolojilerin bulunmadığını desteklemektedir. Dolayısıyla. Kitlesel şiddet ve soykırım gibi diğer şiddet davranışlarından farkı. politik yargı ve kararların altında yatan zihinsel süreçleri incelemektedir. endişe. Bu panel sunumunda terörizmin altında yatan nedenler politik psikolojik kavramlar ışığında tartışılacaktır. ancak büyük grupları etkilemesi hedeflenen eylemler olmasıdır. Terör amaçlarına göre etnik. Terörün amacı direk olarak öldürmekten ziyade . terörizmin psikolojisi incelenirken bireysel psikolojik kavramların yeterli olmayacağı. terörün küçük bir gruba yönelik olan.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Politik Psikoloji ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Erguvan Tuğba Özel Kızıl Politik psikoloji. topluma zarar vermek ve bu yolla politik mesajların iletilmesini sağlamaktır. huzursuzluk ve karmaşa yaratmayı amaçlayan her türlü psikolojik ve fiziksel şiddet içeren eylemleri kapsamaktadır. ideolojik terör gibi altbaşlıklar halinde incelenmektedir. dini. toplumda korku. konunun sosyopsikolojik ya da politik psikolojik kavramlarla ele alınması gerektiği bildirilmektedir. toplumun dikkatini çekmek.

Şiddet. birçok farklı görünüme ve nedene sahip olabilmektedir. şiddetin psikodinamik etiyolojisine ışık tutacaktır. Kimlik . Bunlarla birlikte gerek bireyler arasında gerekse de geniş gruplar arasında ki şiddetin ve çatışmanın kökeninde kimliğin önemli bir yeri bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Şiddet. ontogenetik. ekonomik. bireyin kim olduğuna ilişkin kendi düşüncelerini ve bireyin geçmişini. gerçekçi bir kendilik algısı ile birlikte grubu ve idealleriyle içsel bir dayanışma duygusuna sahip demektir. insanoğlunun biyopsikososyal özellikleri nedeniyle. sosyopolitik alanlardan etkilenen ve köken alan çok boyutlu bir fenomendir. Kimliği berraklaşan kişi.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Şiddetin Psikodinamik Etiyolojisi ve Kimlik Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Rıfat İlhan Şiddet. tarihsel. Kimlik. şimdiki zamanını ve geleceğini kapsayan bir algıdır. Bu anlamda bireysel çekirdek kimliğin ve grup kimliğinin gelişiminde psikanalitik ve psikodinamik kuramların dikkate alınması. evrimsel. Geniş Grup Kimliği .

Öte yandan terör ve medya ilişkisi devletlerin kendi sürekliliği. toplum içinde gerginliklere yol açabiliyor. toplumların grup kimliklerinin bütünlüklerini de tehdit edecek boyuta varıyor. aidiyetin pekiştirilmesi ve en önemlisi de toplumsal statükonun devamı açısından hayatidir. Terör ile ilgili yapılan haberler medya için büyük bir kaynak oluşturmakta. Bu da toplumsal bir regresyona neden olarak. Terör örgütleri ulusal ve uluslar arası kamuoyunu etkilemek amacıyla medyaya ihtiyaç duyarlar. Medya üzerinden yürütülen bir güç mücadelesi ve psikolojik savaş grupların algılarını yönlendirmeyi amaçlamaktadır.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet ve Terör Terör ve Medya Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : B. Toplumların tahammül eşikleri azalıyor. Böylece terör tanımı ile örtüşen bir biçimde. olaydan uzaktaki toplumun diğer bireylerine de ulaşmış olmaktadır. Terör örgütlerinin medyaya olan yaşamsal ihtiyacı kadar medyanın da terör eylemlerini bir popüler kültür ve tüketim nesnesi olarak sunma ihtiyacı vardır. Yani medyanın gösteri dünyasında sunulan ve tüketilen terör haberleri birey ve toplumların uzaklarında yaşandığından içinde bulunulan durumun da devamını teşvik etmektedir. fiziksel olarak zarar görmeyen. Senem Çevik-Ersaydı Terörizm ve medya birbirine yaşamsal açıdan bağlı ve bağımlıdır. Terör örgütleri medyayı bir propaganda aracı olarak kullanırken medya da bir yandan bu duruma yarı gönüllü bir alet olma yarışı içindedir. Bir diğer açıdan bakıldığında tüm bu karşılıklı bağımlılık modeli tarafların toplumlar üzerinde bir güç algısı oluşturmaya çalışmasını değiştirmez. Terör örgütleri medya aracılığı ile hem kendi ideolojilerine destek veren gruplara. Kısacası terör eylemleri uzaklarda yaşansa da medya aracılığı ile ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. muhtemel hedef kitlelere hem de terör eylemlerine maruz kalan ülkenin halkına mesaj vermektedir. izleyicilerin duygularına hitap ederek izlenirliği artırmaktadır. .

dikkati dağıtma. Klozapine atfedilen özel bir anti-agresif etkinlik sözkonusu olsa da.. ailede suç kaydı. Ruhsal hastalığa atfedilen şiddet suçları %5 kadar az omasına rağmen. alkol-madde kullanımı. 2İmpulsivite: Hastalığın bir parçası olarak impulsivite artışı. Şiddet davranışı etyolojik olarak 3 ayrı alanda incelenebilir: 1. Tedavide bu 3 ayrı alana göre düzenleme gereklidir. Çocukluk çağı bağlanma sorunları. Citrome L. dürtüsellik ve eşlik eden psikopati farklı bir yönetimi gerektirir. cinsiyet.vs) değerlendirilmesi ve yönetimi. Sorunun önemine sıkça vurgu yapılsa da şiddet davranışının tedavisi konusunda güvenilir bilgi azdır.Hodgins S. ilaç uyumunun gözden geçirilmesi. uzun dönemde ise serotonin geri alım inhibitörleri ve duygudurum dengeleyiciler yardımcı olabilir. Bu sunumda şiddet davranışının tedavisi. R. antisosyal özellikler eşlik ettiğinde şiddet davranışının arttığı izlenilmiştir. Şizofrenide şiddet riski olan hastaların tanınması ilk adımdır. impulsif saldırılara neden olabilir. davranım bozukluğu öyküsü olan. 3. Hastaya müdahalede öncelikle hastanın ve çalışanların güvenliği sağlanmalıdır.Son olarak psikopati ile ilişkili impulsivite ve saldırganlık: Şizofreniye eşlik eden kişilik bozukluklarında. genç. Schizophrenia Bulletin (2011). kıskançlık varsanıları gibi pozitif belirtilerle ilişkilidir. kimyasal tespit anlamına gelecek düzeyde sedasyondan kaçınılmalıdır. and effective treatment. 2.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şizofreni hastasında şiddeti önlemek ve başa çıkmak için neler yapılmalı ? Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ersin Hatice Karslıoğlu Şiddetin şizofreni hastalarında genel topluma oranla arttığını gösteren çalışmalar yanında artmadığını bildirenler de bulunmaktadır.. Soc. Antipsikotikler birinci grup hastada etkili iken. şüphecilik. Phil.Volavka J. gerekirse geçici olarak hastayı tecrit etme uygulanabilir.Şizofreni belirtileri ile ilişikili olanlar: Çoğunlukla emir veren işitsel varsanı. Empati her zamanki gibi esastır.37(5):921-929. erkek. Psikotik belirtilerin kontrol altında tutulması. fiziksel kötüye kullanılma. Şizofreni hastalarının büyük çoğunluğu şiddet göstermese de az bir bölümünde saldırganlık devam edegelir. dezorganize yaşam tarzı olan hastalarda risk daha yüksektir. işsizlik. yönetimi literatür bilgisi ışığında ele alınmaya çalışılacaktır. yaş. Kısa dönemde benzodiyazepinler. Kaynaklar: 1. şizofreni hastalarında şiddet riskini azaltmada önemlidir. yeni boşanmış olma. işsiz. Tedavi uyumu olmayan hastalarda dikkatli olunmalıdır. madde kullanım bozukluğu eşlik eden. B . İlaç tedavisinde hastanın sakinleştirilmesi esas olup. işten yeni ayrılma. Trans. Violent behaviour among people with schizophrenia: a framework for investigations of causes.. atipik ve tipik tüm antipsikotiklerin etkili olduğu söylenebilir. Pathways to aggression in schizophrenia affect results of treatment. and prevention. hastaların damgalanmasına neden olur. şiddetle ilişkili olabilecek risk etmenlerinin (Geçmiş şiddet öyküsü.

52(10):1358-1366. toplum içinde eşit yaşama şansından mahrum olmaları gibi nedenlerle şiddetin mağduru oldukları görülmektedir. genellikle şizofreni hastalarının neden olduğu şiddet akla gelmektedir. şizofreni hastalarının damgalanma ve ayrımcılığa maruz kalmaları. Long JD (2001) Risks for Individuals With Schizophrenia Who Are Living in the Community. Benitez J (2005) Victimization of patients with schizophrenia and related disorders. Prindle C. Psychıatrıc Servıces. Brekke JS. Bu sunumda. 39(3):169-74. Kaynaklar Fitzgerald PB. Filia KM. Ayrıca şiddet sadece fiziksel bir eylemden ibaret olmayarak daha geniş bir şekilde tanımlandığında da. Oysa pek çok çalışmada şizofreni hastalarının şiddet eylemlerinin mağduru ya da kurbanı oldukları. Filia SL. şizofreni hastalarının şiddetten gördükleri zararlar. . Bae SW. Kulkarni JAust N Z J Psychiatry.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Mağduru Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Haldun Soygür Şizofreni bağlamında şiddet söz konusu edildiğinde. bu durumun olası nedenleri ve nasıl baş edilebileceği konuları ele alınmıştır. bu açıdan toplumu oluşturan diğer bireylere göre daha fazla risk altında oldukları ortaya konulmuştur. de Castella AR.

Madde bağımlılığı kontrol edildiğinde. A systematic review and meta-analysis. Çalışmalar genel popülasyona göre hiç fark bulamama ile 7 kat artmış risk arasında değişiklik göstermiştir(2). Akademik ortamda ise 1980’lere kadar uzman görüşü çerçevesinde. Linsell L.. 125: 209-220. Ancak 1980’lerden sonra yapılan geniş örneklemli epidemiyolojik araştırmalar. 308: 658-659. 6. Large MM. JAMA 2012. Schizophrenia and violence: Systematic review and metaanalysis. Neurobiology of Aggression and Violence in Schizophrenia. Soyka M. Evidence Suggests Complex Links Between Violence and Schizophrenia.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Nedeni Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ömer Böke İnsanlar sıklıkla şizofreni ve şiddet arasında doğrudan bir bağ olduğunu düşünmektedir. Özellikle kitlesel. Bridget M. Bunlarla birlikte tedavi altında olan şizofreni hastalalarında şiddet davranışının genel popülasyondan farklı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Sunumda şizofreni hastalarının şiddet davranışı ile ilgili epidemiyolojik veriler sunulduktan sonra klinik ve nörobiyolojik farklılıklar özetlenecektir. şizofreni hastaları ve yakınları üzerinde ağır bir örselenme oluşturmaktadır. Violence and Schizophrenia.5). Wehring HJ. Violence in first epizode psychosis. Sch Bull 2011. 3. ve gelişim döneminde maruz kalınan şiddet ve olumsuz sosyal koşullar ile şiddet davranışı arasında ilişki gösterilmiştir. Hastalarının uyguladığı şiddet davranışının yarısına yakın bir kısmının psikiyatri tedavisi öncesinde olduğu. Kuehn JAMA.308(7):658-659. 6:1-15. Geddes JR. şizofreni hastalarının genel popülasyona göre daha sık şiddet eylemi içinde bulunduklarını göstermiştir. Schizophrenia Bulletin. Bununla birlikte hastaların çok önemli bir kısmının hiçbir şiddet davranışı içinde bulunmadıklarını da biliyoruz. 5. Schizophrenia Res 2011. Nielssen O. Ruhsal hastalığı olan birinin şiddet eylemi ile ilgili herhangi bir haber. şiddet yoğunluğu ile tedavisiz geçen süre arasında ilişkinin bulunduğu ve özellikle istemsiz tedavi girişimleri ile birlikte şiddet davranışının ortaya çıktığı bildirilmiştir(3). 2012. 2. 4. Grann M. Kuehn BM. . Gulati G. Fazel S. bu bağı pekiştirmektedir(1). çok ciddi şiddet eylemi gerçekleştirenlerin ruhsal hastalığının olma şüphesinin basın organlarında işlenmesi. 37: 913-920. Carpenter WT. şiddet davranışı sıklığının genel popülasyonla eşleştiğini gösteren çalışmalar vardır. Ayrıca tedavi uyumunun kötü olması. Çalışmalar tutarlı biçimde şiddet davranışı gösteren şizofreni hastalarında komorbid madde bağımlılığı olduğunu ortaya koymuştur. Kaynaklar 1. 37:877-878. Plos Medicine 2009. şizofreni hastalığı ile şiddet eylemi arasında hiçbir bağlantı olmadığı ileri sürülüyordu. Şizofreni hastalığının bazı farklı nörobiyolojik ve klinik özelliklerinin de şiddet davranışını belirlediği konusunda veriler vardır(4.

Encore Yayınları. Basım. Çifte alev. .11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Paneli) Aşk Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Almila Erol Octavia Paz’a göre aşk. kıskançlık ve nefreti de içerir. çekişme. İstanbul 2002. katedraller inşa eder ve öteki gezegenlere uçarız. Kaynaklar 1) 2) 3) Otto Kernberg. Octavio Paz. Aşk. Ayrıntı Yayınları. Evrendeki yaratıklar içinde en tutkulu olan ve en çok arayan insandır. 3. Bu tutkunun kaynağı “o”nu tekrar keşfetmek için yorulmak bilmez arzudan başka bir şey değildir ve “o” herhangi bir biçim alabilir. Yalnızlık zamanında aşk. İstanbul 2003. İstanbul 2011. Bu çift değerlilik (aşk-nefret) her anlamlı insan ilişkisinin olduğu gibi aşkın da karakteristiğidir ve aşk ilişkisi içerisinde tekrar canlanır. sevecenlikten erotizme kadar bir dizi duyu ve duygu yelpazesi gibi açılır ama bu duygular düşmanlık. yetişkin aşk her zaman libidinal olarak ve saldırganlıkla yüklenmiş benlik ve nesne temsillerinin bütünleşmesini içerir. korku. kelimenin en geniş anlamıyla bir bütün olarak kültürün temelini oluşturur. Aşk ilişkileri: Normallik ve patoloji. Kendi biçimimizde şiir yazar. Öte yandan. Okuyan Us Yayın. Bireyin saldırgan dürtülerinin yüceltilmesi sevgi ve ilgi kapasitesini doğurur. Libido-saldırganlık. ruhla beden arasında cinsellikten saygıya. Paul Verhaeghe. müzik dinler. aşk-nefret bütünleşmesi aşk ilişkilerinin kapasitesinin önemli özelliğidir.

insanla nesnel gerçeklik arasındaki estetik ilişki olarak da söz edilmektedir. Sanatçıyı ise ruhunda güçlü içgüdüsel tutkuların varlığını duyan ve bu tutkuları oldukça dikkate değer bir yumuşatılmışlık içinde açığa vuran çekici bir insan olarak tanımlar. Kaynaklar 1. baskı. 2. kıskançlık. insanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra aynı duyguyu başkalarının da duyabilmesi için hareket. sanat yapıtlarını birer yüceltme ürünü olarak nitelendirir.Mülayim S. Diğer yandan. Sanat ve Şiddet. ses ya da sözcüklerde biçimlenmiş olarak aktarması olarak tanımlamıştır. Sanat ve Sanatçılar Üzerine. 3. Sanat. çizgi. renk. sanattan. hayranlık) kadar kin. 5. saldırganlık gibi duygu ve dürtülerin de bir yansıması olmuştur. 8:1-4. aşk. Sanat ve şiddet aslında yan yana gelmemesi gereken iki kavram gibi görünse de etik ve estetik çerçevede oluşan şiddet ve sanat bir arada yaşarlar. Bastırılmış ilkel cinsel ve saldırgan dürtülerin. nefret. soylu ve yüce duygular kadar (sevgi. . Ders Belgeliği 2000. Sigmund Freud’e göre yaratıcılığın kökeni bilinç dışıdır. yüceltme mekanizması ile toplum tarafından kabul edilebilir bir şekle girdiğini savunan Freud. çoğu zaman da ötüşürler. barış. Sanat ve Delilik. dostluk.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları “Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumşatmanın Yolları” Paneli Sanat Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Demet Gülpek Tolstoy sanatı.Freud S.Soygür H. 2:124-133. İstanbul 2012. Yapı Kredi Yayınları. Şiddet ise insanın saldırgan dürtülerinin bir çeşit dışa yansımasıdır. Klinik Psikiyatri 1999.

2. infaz sistemiyle cezalandıran toplum. Aynı zamanda. “hafif suçlar” olarak görülebilecek uyumsuzlukları gülerek cezalandırır. 1996. . Ayrıntı Yayınları. Henri Bergson. güçsüzleşmesine yol açar. İstanbul. şiddetin önemli kaynaklarından birisini hırpalar. hoşgörüsüzlüğe yol açan katı ve uyumsuz yanları gülünçleştirerek. 1996. İstanbul. Sigmund Freud. Payel Yayınları. kan kaybetmesine. insanın esnemeyen. ayrımcılığa. Bu da bir şiddettir. Gündelik yaşamın uyumunu bozan ağır suçları hukuk yoluyla değerlendirip. en gelişkin hallerinden birisidir. Günlük Yaşamın Psikopatolojisi. Gülme. katı ve uyumsuz yanlarını törpüleyip düzeltmeye yönelik bir ceza sistemidir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanin Yollari” Panelinde Mizah Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Levent Mete Mizah. ancak. Kaynaklar 1. adaletsizliğe. şiddetinin evcilleştirip yumuşatılmış.

Hem impuls hem de urge sözcüğünün bazı obsesyon tiplerindeki istem dışılığı (kontrol kaybını) karşılıyor olmasına karşın impuls ifadesinin ayırıcı tanıda karışıklık yaratacak şekilde impuls kontrol bozukluklarını çağrıştırabilmesi bu öneri için gerekçe olarak gösterilmektedir. 7. DSM-5 önerilerinde obsesif kompulsif bozukluk. (b) İç görü ve belirteç değişiklikleri. Ayrıcı tanı ölçüte olan C ölçütü majör depresif bozukluk. cilt yolma bozukluğu. Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütte “impuls” sözcüğünün yerine “urge” sözcüğünün kullanılması önerilmektedir. “örneğin. parafililer. DSM-5’te obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri üç ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri. DSM-IV’te süre eşiği klinik bir kanıt olmamasına karşın “günde bir saatten daha uzun zaman” ifadesi ile belirliydi. istifleme bozukluğu. Böylece diğer bozuklukların ölçütlerinde kullanılan klinik ölçüt dili ile de uyumlu hale getirilmiş olacaktır. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri 1. OKB’de içgörü kavramının değişiklikler göstermesi ve sanrısal OKB inançları olması nedeni ile kaldırılması ve içgörü kavramında yapılacak yeni düzenleme içinde vurgulanması gerektiği önerilmektedir. 3. 4. 6. madde kullanımına bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. DSM-IV’teki kişinin obsesyon ya da kompulsiyonları aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmesine ilişkin B ölçütünün farklı anlamlar içerebileceği. günde bir saatten daha uzun zaman” şekline dönüştürülmesi önerilmektedir. Kanıt bulunmamasını ve kaba bir rehber ifade olduğunun vurgulanması için ifadenin başına “örneğin” getirilerek . DSM-IV ölçütlerinde var olan ve obsesyonları yaygın anksiyete bozukluğu ve psikotik bozukluklardan ayırt etmeye yarayan iki maddenin A ölçütünden kaldırılması ve ayırıcı tanı ölçütü olan C ölçütü içinde değerlendirilmesi önerilmektedir. (b) İçgörü ve belirteç değişiklikleri 8. 5. obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar ve başka türlü adlandırılamayan obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar bu ana kategori altında sınıflandırılacaklardır.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Obsesif Kompulsif Bozukluk Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonunda obsesif kompulsif bozukluk üzerinde ne fazla değişiklik yapılması önerilen tanı kategorilerinden biridir. dürtü denetim bozuklukları. yaygın anksiyete bozukluğu. Ayrıca “İçgörüsü az olan” ifadesi OKB’de . tıbbi durumlara bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. Yine obsesyonları tanımlayan birinci ölçüte OKB’li hastalarının çoğunun en azından orta derecede anskiyete ve zorlanma yaşaması ancak tüm obsesyonların belirgin anksiyete ve zorlanmaya neden olmaması nedeni ile “in most individuals”-“bireylerin çoğunda” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. Yine Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütteki “inappropriate”-“uygunsuz” sözcüğünün obsesyonların ego-distonikliğinin belirlenmesinin güç olması ve çeşitli kültürlerde. hastalık anksiyetesi bozukluğu. Bu konuşmada yalnızca obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. DSM-IV’teki içgörü değerlendirmesi hem belirişiz bir terminoloji kullandığı hem de OKB tipik bir epizodik hastalık olmamasına karşın şimdiki duruma odaklanmaktadır. istifleme bozukluğu ve cilt yolma bozukluğunu da içine alacak şekilde genişletilmiştir. 2. beden dismorfik bozukluğu. Çok uzun süreden beri tartışılan “obsesif kompulsif spektrum” kavramı ya da daha kapsayıcı ifade ile “obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar” kavramı ilk kez DSM5’in yayımlanması ile birlikte psikiyatrik sınıflandırma tarihindeki yerini alacakmış gibi görünmektedir. cinsiyet ve yaş gruplarında uygun olma ya da uygun olmama ile ilgili yorumların farklılık göstermesi nedeni ile “unwanted”-“istenmeyen” sözcüğü ile değiştirilmesi önerilmektedir. saç yolma bozukluğu (trikotilomani).

DSM-V görev grubu OKB’nin şiddetinin değerlendirilmesi için Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği. simetri ve tamlık obsesyonalrı. sıralama ve düzenleme kompulsiyonları. Erken başlangıç. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler 10. yüksek ailesel özellik göstermesi. 9. duyusal fenomenin ön planda olması belirli olan ve SGAİ’lerin antipsikotik le güçlendirilmesinden yarar sağlayan bir alttipin belirteci olarak “tik ile ilişkili” belirtecinin eklenmesi önerilmektedir. “içgörüsü az olan” ve “ sanrısal OKB inancı” şeklinde bir derecelendirme önerilmektedir. Florida Obsesyon-Kompulsiyon Envanteri’ni. erkek cinsiyette daha fazla bulunması. Tamamen içgörüsüz olan bir OKB hastasının OKB yerine bir psikotik bozukluk olarak tanı alması ile ilgili sorunu da çözmemektedir. .gerçekte var olan “iyi içgörü” ve “içgörüsüzlük” şeklide sınırları olan yelpazeyi karşılamamaktadır. İçgörünün daha geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gerektiği noktasından yola çıkılarak “iç görüsü iyi ya da yeterince olan”. içgörü değerlendirmesi için de Brown İnanç Değerlendirme Ölçeğinin kullanılmasını önermektedir.

11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Travma Sonrası Stres Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonu için DSM-IV’te anksiyete bozuklukları ve uyum bozuklukları bölümlerinde bulunan tanıları içerecek şekilde oluşturulacak “Travma ve stres ile ilişkili bozukluklar” ana tanı kategorisi önerilmiştir. başkalarının travmaya maruz kalmasına şahsen tanık olma. DSM-5 önerilerinde tepkisel bağlanma bozukluğu. DSM-IV’ten farklı olarak yeni versiyonda travmanın belirsiz ve dar kapsamlı tanımı değiştirilmiş. DSM-5’te travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri dört ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki değişiklikler. travmanın tanımı ve travmayla karşılaşmanın hangi yollarla olabileceği ayrıntılı bir biçimde ifade edilmiştir. c. Değişik kültürlerde daha kabul edilebilir olacak bir ifadenin yazılması gerekçe olarak gösterilmiştir. b. düşünce veya algıları da içeren anıları” şeklindeki ifade “travmatik olay ya da olayların kendiliğinden ya da bir neden bağlı olarak yineleyici. yakın akrabaların ya da yakın arkadaşların saldırı ya da kaza ile gerçek ölüm ya da ölüm tehdidi yaşadığını öğrenmek. televizyon. 1. (b) Belirteç değişiklikleri. Travma ile doğrudan karşılaşma. 4. 2. film veya resimler yolu ile maruziyet bu ölçütü karşılamaz). Buna gerekçe olarak da muhtemel bir depresif ruminasyon durumunu dışarıda bırakmak şeklinde gösterilmiştir. “Olayın elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren.. 3. B3 maddesindeki flashback yaşantılarını da içeren disosiyatif yaşantıların tanımının en uç noktası mevcut durum ve çevreye karşı farkındalığın tam olarak kaybolduğu durumlar olan ve yelpaze kavramı şeklinde değiştirilmesi önerilmektedir. Maddelerde küçük değişikler yapılması önerilmiştir. başka türlü adlandırılamayan travma ve stresle ilişkili bozukluklar ile daha ileri araştırma gerektiren bir durum olarak “ısrarlı karmaşık yas bozukluğu” bu ana tanı kategorisi içinde yer alacaktır. DSM-IV’teki yeniden yaşantılamayı tanımlayan B ölçütünde 1. Buna göre: a. ergenler ve altı yaşından büyük çocuklara uygulanabileceğine ilişkin bir not ile başlamaktadır Altı yaş ve daha küçük çocuklar için daha sonra ele alınacak “okul öncesi alt tip” önerisi getirilmiştir. (d) Şiddet belirlemesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki değişiklikler Tanı ölçütleri ölçütlerin erişkinler. Bu konuşmada yalnızca travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. (c) Alttip tanımlamaları. DSM-IV’teki “kişinin tepkileri arasında aşırı korku. çaresizlik ya da dehşete düşme vardır” ifadesinin yararsız olduğu için kaldırılması önerilmiştir.. “Olayı sık sık sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme” ifadesinin içeriği ve duygulanımının olay ya da olaylar ile ilişkili olduğu yineleyici ve zorlanma yaşatan rüyalar görme” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. Buna göre DSM-V taslağının C ölçütü kaçınmaları. Kaza sonrası insanlardan kalan kalıntıları toplayan kişi olma ya da çocuk istismarının ayrıntıları ile defalarca karşılaşan polis memuru olma) (İşle ilgili olanlar hariç elektronik medya. D ölçütü kognisyon ve . Buna göre üç çeşit travma ile gerçekten karşılaşma ya da tehdit algılama bulunmaktadır: (a) ölüm. istemsiz ve zorla ve zorlanma yaşatacak şekilde anımsanması” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. travmatik olayın olumsuz ayrıntılarını tekrar tekrar yaşama veya aşırı derecede maruz kalma (ör. ve 3. disinhibe sosyal bağlanma bozukluğu. akut stres bozukluğu. 2. uyum bozukluğu. düşlem. DSM-IV’teki sürekli kaçınma ve genel tepkilerde azalmayı tanımlayan C ölçütünün iki ayrı ölçüte bölünmesi önerilmektedir. (b) ciddi yaralanma veya (3) cinsel saldırı. travma sonrası stres bozukluğu.

Buna göre: a. E2 maddesinde ise yeni semptom olarak “umursamazlık veya kendine zarar verici davranış” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. DSM-V genel mantığına uygun olarak TSSB için de şiddet belirlemek üzere ölçek kullanılması önerilmektedir. (c) 8. Aşırı uyarılmışlık ve tepkiselliği tanımlayan E1 maddesinde daha önce “irritabilite ve öfke patlamaları” şeklinde olan ifadenin davranışı betimleyen önek şeklinde düzenlenerek “irritabl ve agressif” şeklinde yazılması önerilmektedir. D4 maddesi ile yine yeni bir semptom olarak “ısrarlı negatif emosyonel durum” ifadesi eklenmiştir. Alttip tanımlamaları DSM-5 taslağı için daha önceki versiyonda olmayan iki alttip.5. diğerleri ve dünya hakkında ısrarlı ve abartılı olumsuz inanç ve beklentiler” şeklinde değiştirilerek daha belirgin ve kapsayıcı duruma genişletilmesi önerilmektedir. Okul Öncesi Alttipi ve Disosiyatip Alttip önerilmektedir. Belirteç değişiklikleri DSM-IV’te 3 aylık süre itibari ile vurgulanması istenen “akut” ve “kronik” belirteçleri ile 6 aydan sonra semptom başlangıcını tanımlayan “geç başlangıçlı” belirtecinin kaldırılması önerilmektedir. . DSM-IV’teki “bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma” ifadesinin DSM-V taslağında “travmatik olaydan sonra başlayan ya da kötüleşen “ben kötüyüm”. c. (d) duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içerecek şekilde oluşturulacaktır. “dünya tamamen tehlikeli” gibi kendisi. Yeni oluşturulan ve kognisyon ve duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içeren D ölçütünde bazı değişiklikler ve eklemeler yapılması önerilmektedir. D3 maddesi ile yeni semptom olarak “kendini ya da başkasını ısrarlı şekilde suçlamak” ifadesi eklenmesi önerilmiştir. (b) 7. b. “güvenilecek kimse kalmadı”. 6.

Şizofreni tanısı konmuş olan hastaların aile üyelerinde gerek şizofreni belirtilerinin hafif biçimleri gerekse başka psikiyatrik tanılar. 121:e1357-62. . Neale MC. Kaynaklar Butzlaff RL. 55:547-52. Forssen U. 3.. karşılıklı beklentilerinin yüksek olması gibi) (ii) Psikozun ya da davranış belirtilerinin aile üyeleriyle ilgili ya da onlara yönelik olması (iii) Hastanın taciz yakınmasının bulunması ya da böyle bir izlenim edinilmesi (iv) Güncel bilgiye uygun ilaç tedavisiyle yeterli düzelme sağlanmaması Hastayla aileyi birlikte ele almak. Hultman CM ve ark. Hooley JM. Sullivan PF. gündemdeki soruna odaklanarak başlayıp ailedeki etkileşim örüntüsünü tekrar değerlendirmek. gibi. 4. 1. Arch Gen Psychiatry 2003. 2. (iv) duygu dışavurumunun dinamiklerini / bilişsel bileşenlerini ayrıntısıyla değerlendirmek. 60:1187-92. Arch Gen Psychiatry 1998. Daniels JL. aile üyelerinin tanısı konmamış hastalıklarının göstergeleri olabilecekleri olasılığını da düşünerek ele almak. 373:234-9. Björk C ve ark. Şizofreniye ilişkin epidemiyolojik araştırmaların şu bulguları da. tanı ya da müdahale amaçlı muayene ve görüşmelerin ayrıntılandırılmasını ya da tekrarlanmasını içerir: (i) Hastadan alınan anamnezle aileden alınanı hep birlikte gözden geçirmek. (iii) krize müdahale gerektiğinde. Cem Atbaşoğlu Ağır psikiyatrik rahatsızlıklarda hastanın ailesinin tanı ve tedavideki rolü çok önemlidir.. Aileden kaynaklanan ve rahatsızlık seyrini olumsuz etkileyebilen zorlukların en iyi bilineni. Bu konuda hekim için uyarıcı olabilecek özellikler şöyle özetlenebilir: (i) Hastanın aile üyeleriyle ilişkisindeki sorunların ağırlıklı olması (aile üyeleriyle hastanın birbirlerinden yakınmalarının çok. Pediatrics 2008.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni tedavisinde sorun olan aile Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : E. (v) aile üyelerinin tıbbi / nöropsikiyatrik muayenesi . dolaylı olarak. Schizophrenia as a complex trait: evidence from a meta-analysis of twin studies. Yip BH. ailenin tedavi sürecinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir: Şizofreni nedeninin %65-80’lik kısmı kalıtılan özelliklere atfedilir. Expressed emotion and psychiatric relapse: a meta-analysis. Yakın aile üyelerinin hastayla ilişkilerinin rahatsızlık seyrinde etkili olduğu bilinmektedir. nüks izlenimi veren krizler. Böyle müdahaleler.. klinik dışı nüfusa göre daha yaygındır (2-4). Kendler KS. Common genetic determinants of schizophrenia and bipolar disorder in Swedish families: a population-based study. ancak. Lichtenstein P. Tanı konmuş tek vakanın bulunduğu aileler daha çok olduğuna ve aile üyelerinde psikiyatrik belirti bulma olasılığı ortalamadan yüksek olduğuna göre. ailenin etkin rol oynadığı ilk başvurular . Lancet 2009. Kriz durumları. Parental psychiatric disorders associated with autism spectrum disorders in the offspring. çoğunlukla hekimin yansızlıktan uzaklaşma olasılığının yükseldiği durumlarda gerekli olur. yukardaki endikasyonlar ve müdahalelerin ayrıntıları anlatılacaktır. duygu dışavurumunun yüksek olmasıdır (1). (ii) anamnezde gelişimsel özelliklere odaklanmak. tedavide ailenin yeniden ele alınması gereken durumları gözden kaçırmamak ve gerekli müdahalede gecikmemek önemli bir ilkedir. gibi (4). tek hasta bulunan aileler birden çok hasta bulunan ailelerden çoktur. duygu dışavurumunun belirtilerini. Bu olasılık akılda tutularak hem ailenin hem hastanın işbirliğini korumaya özen gösterilmelidir. Sunumda.. Ancak sadece duygu dışavurumuna odaklanmak yeterince kapsamlı bir değerlendirme yapmayı sağlamaz.

Şizofreninin gidiş ve sonlanımının yordanmasında negatif belirtiler pozitif belirtilerden daha önemli bulunmaktadır. varlığı pek çok gösterge ile gösterilmiş olan defisit sendromunun tanımlanmasında da kullanılmaktadır. 32:214-219. duygulanımda küntlük. fizyopatolojisi. Şizofreni tedavisinde iyileştirilmesi en zor boyutlardan birisi olan negatif belirtilerin psikososyal ve psikofarmakolojik tedavisinde yeni arayışlar devam etmektedir. Buchanan RW. Birincil negatif belirtiler. Fenton WS. Bir çok hastada pozitif belirtilerin ortaya çıkmasından daha önce negatif belirtiler gelişebilmektedir. asosyalite. Schizophrenia Bullatin. Konuşma içeriğinde azalma. Bu sunumda negatif belirtilerin tanımlanması. Kirkpatrick B. 2-Kirkpatrick B. Carpenter WT (2004) The deficit syndrome in schizophrenia: implications for t he treatment of negative symptoms European Psychiatry. . Carpenter WT Jr.19:21-26. hastalığın gidişindeki rolü ve tedavisi gözden geçirilmiştir. değerlendirilmesi. klinisyenler için özellikle birincil ve ikincil negatif belirtilerin ayırd edilmesi güçlük taşıyan bir alan olmayı sürdürmektedir. Marder SR (2006) The NIMH_MATRICS consensus statement on negative symptoms. motivasyonda ve ilgide azalma en yaygın negatif belirtilerdir. Kaynaklar 1-Arango C.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni ve negatif belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Haldun Soygür Negatif belirtiler şizofreninin klinik tablosu içinde oldukça iyi tanımlanmış olmasına karşın. anhedoni.

bazı çalışmalar da ise obsesif kompulsif belirti sıklığına bakılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Genellikle OKB eş tanılı şizofreni hastalarında tedaviye direnç gelişmekte ve prognoz da kötü gitmektedir. "aşırı değerlenmiş düşünce" özellikleri gösteren OKB'li hastalar için “iç görüsü olmayan” diye bir alt tip tanımlamaktadır. Bu nedenle DSM-IV (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders). Oranların bu kadar farklı olması çalışmalarda kullanılan tanı ölçütleri ile örneklem sayısının farklılığından ve bazı çalışmalarda OKB tanısına. Öte yandan Klozapin gibi bazı yeni ilaçların da OKB belirtilerini tetikleyebileceği daima göz önünde bulundurulmalıdır. Şizofreni ve OKB'nin farklı yönleri olduğu kadar. Özellikle OKB'li hastaların bir kısmında görülen "aşırı değerlenmiş" düşünce. benzerlikleri ve örtüştükleri noktalar da bulunmaktadır. Ancak bu bozukluğun OKB'den farklı bir hastalık olduğuna ilişkin yeterli kanıt üretilememiştir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreniye Eşlik Eden Obsesif Kompulsif Belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Köksal Alptekin Şizofreniye sıklıkla % 3. . obsesyon ile sanrı arasındaki bir geçiş sürecini ifade etmektedir. OKB belirtileri gösteren şizofreni hastalarının ayrı bir şizofreni tipi olduğu öne sürülmüştür. Geliştirilmekte olan DSM-V sınıflandırması da bu ayrımı koruyacak gibi görünüyor. Şizofreniye benzer düşünce bozuklukları gösteren OKB'lu hastalar için "Şizo-obsesif Bozukluk" tanısı geliştirilmiştir.5 ile % 60 arasında değişen oranlarda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) veya obsesif kompulsif belirtiler eşlik etmektedir.

özellikle erkek ve hastalık öncesi bilişsel sığası yüksek olanlar. ruhsal desteklerin sağlanması ve sıkı gözlem özkıyımı önlemeyi garanti etmese de bu hastalar için önemlidir. bunaltı. Hastaneye yatış oranları ve şiddet davranışları ile doğrudan ilişkili olan intihar için risk etmenleri olarak 1) genç yaşta hastalanmak. Her şeye rağmen bir hasta özelinde özkıyım davranışının ne zaman gerçekleşeceğini tam olarak kestirebilmek mümkün olmamaktadır. Şizofrenide özkıyım riskleri açısından klinisyenin uyanık olması gereken noktalar şunlardır: 1) yeni tanı konmuş genç bireyler. 2) depresyon. 3) tedaviye uyumsuzluğu (kısmi uyum dahil) olanlar. aile tedavisi. amaçsızlık. korumalı ya da destekli iş yerlerine yerleştirilerek kendilerini işe yarar hissetmelerinin sağlanması. bunaltı ya da çöküntü eklenmişse anksiyete ve depresyon giderici ilaçların eklenmesi özkıyımı önleyebilmektedir. Hastalığın erken saptanmasının ve en uygun yöntemlerle (yerinde girişken tedavi. Hastaların akran destek grupları ile tanıştırılması. Güvenli çevre. 2) daha önce girişimde bulunmuş olmak. umutsuzluk. Bu noktada özkıyım için uyarıcı işaretleri tanımak yardımcı olabilir. umutsuzluk. kapana kısılmışlık hislerinin olması. Şizofreni ruhsal hastalığı olanlar arasında özkıyıma bağlı ölümlerde duygudurum bozukluğu ve alkol-madde kullanım bozukluğundan sonra üçüncü sırada yer almaktadır. kışkırtı.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofrenide Özkıyım ve Başetme Yolları Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Mustafa Yıldız Şizofrenide özkıyım düşüncesi ya da girişimi. 5) paranoid ve ayrışmamış şizofreni tiplerinden olanlar. kışkırma. 6) hastaneden yeni taburcu olanlar. Yukarıda sayılan risk etmenleri ve koruyucu etmenler şizofreni tedavisiyle uğraşan klinisyenler tarafından daha hastalığın başından itibaren dikkate alınmalı ve hastalığın yönetimi ona göre sürdürülmelidir. toplumsal beceri eğitimi ve iyileştirim çalışmaları) tedavi edilmesinin ilk dönem şizofrenide özkıyım düşünce ve davranışlarını önlediği gösterilmiştir. geleceğe dair umutların olmasının. Hastane çıkışında da yoğunluğu giderek azaltılan ayaktan tedavi programları sürdürülmelidir. çevredeki eğlenti olanaklarından yararlanmalarının sağlanması hastane tedavisine eklenecek olan olumlu girişimlerdir. sırasıyla %50 ve %25 oranlarında. dürtüsel davranışlar sergilenmesi ve duygusal değişimlerin sıklaşması gelmekte olan bir intihar davranışını haber verebilir. Hastaların özkıyım niyetlerini gizleyebilecekleri de akıldan çıkarılmamalıdır. . Çöküntü. aile ve çevre desteğinin yeterli olmasının. umutsuzluk ve dürtüselliği fazla olan hastalar. 6) aile ve çevre desteğinin yetersiz olması ve 7) hastalık öncesi zihinsel işlevselliğin yüksek olması sayılmaktadır. Şizofrenide özkıyım düşüncelerine karşı koruyucu etmenler çok çalışılmamıştır ancak yaşam doyumunun yüksek olmasının. etkili tedavi. hastalığın birey ve aile üzerinde ciddi etkilerde bulunmaya devam eden önemli bir görüngüdür. Özkıyım için yüksek riske sahip olan hastalar için hastane yatışı çok uygun olabilir. 7) madde bağımlılığı ve şiddet davranışı olanlar. 4) ruhsal çöküntü. 8) zorlu yaşam olayları olan ve uzun süre işsiz ve amaçsız yaşayan hastalar. bunaltı. dürtüsellik ve amaçsızlık üzerine odaklanmış ruhsal tedavilerin de özkıyımı önleyici olabileceği düşünülmektedir. iyileştirim hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması. Hastaların ölüm düşüncelerinden bahsetmesi. 4) daha önce intihardan bahsetmiş ya da girişimde bulunmuş olanlar. yaşamda anlam ve amaçların bulunmasının bireyi intihar düşünce ve girişimlerinden koruduğu belirtilmektedir. Hastaların tedaviye uyumlarının tam olarak sağlanması ve etkili dozda antipsikotik ilacın verilmesi. 5) yalnız yaşama. 3) sık hastane yatışları. Hastaların %3-10’u intihar girişimi ile yaşamlarına son vermektedirler. etkili antipsikotik ilaç tedavisi.

Meltzer HY (2002) Suicidality in schizophrenia: a review of the evidence for risk factors and treatment options. p:491-506. Turk Psikiyatri Derg 21:213-224. Yazıcı A. Heisel M. 62(3): 247-53. Bostwich JM (2005) The lifetime risk of suicide in schizophrenia. Arch Gen Psychiatry. A reexamination. 3. 4. Böke Ö (2010) Şizofrenide nüfus ve klinik özellikler: Çok merkezli kesitsel bir olgu kayıt çalışması. Edit: Mueser KT. In: Clinical Handbook of Schizophrenia. Curr Psychiatry Rep. 4:279-83. 2. Jeste DV. Yıldız M.J. (2008) Suicide.Kaynaklar 1. Palmer BA. . Shane Pankratz V.

M.. Ancak bipolar bozuklukta kognitif değerlendirmeye özgü bir batarya [The International Society for Bipolar Disorders-Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC)] önerilmektedir (3). Mann-Wrobel M. görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevlerdir. Söz konusu çalışmalarda yöntemsel farklılıklarla birlikte kullanılan nöropsikolojik değerlendirme araçlarının çeşitliliği de dikkat çekicidir. 3.T. Gallagher P. Artan bilgi birikimine rağmen bipolar bozuklukta saptanan bilişsel işlev bozukluğunun anlamı ve doğası yeterince bilinmemektedir. (2006) A meta-analysis of cognitive deficits in euthymic patients with bipolar disorder. (2011) Meta-analysis of neuropsychological functioning in euthymic bipolar disorder: an update and investigation of moderator variabiles. Bipolar Disord. Bu çeşitlilik şizofreni için kullanılan MATRICS (Measurement and Treatment Research to Improve Cognition in Schizophrenia) Consensus Cognitive Battary (MCCB)’e benzer bir kognitif değerlendirme bataryasının bipolar bozukluk için henüz söz konusu olmaması ile de ilgili gibi görünmektedir. Malhi GS ve ark. Son dönemde yapılan metaanalizlere dahil edilen çalışmalar oldukça heterojen bir nitelik taşımaktadır (1. Thompson J. 93: 105-115. Bu nedenle.bipolar bozuklukta da hastalıkla bilişsel işlevler arasındaki ilişkinin netleştirilmesine ihtiyaç vardır.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevlerin Değerlendirilmesi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Hilal Demirel Bipolar bozukluk ve bilişsel işlev bozukluğu ilişkisini araştıran çalışmalar son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır.2). . Bipolar Disord. Adı geçen bilişsel alanların değerlendirilmesinde kullanılan nöropsikolojik ölçüm araçları ve kullanımları ile ilgili detaylı bilgi verilecektir. (2010) The International Society for Bipolar Disorders. bilişsel bozuklukların bipolar bozuklukta endofenotip olabilme ihtimalinin görülmesidir.Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC).. ve Dickinson D. dikkat. 12(4): 351-363.J.. Carreno J. Torres IJ. Robinson L. Kaynaklar 1.şizofrenide olduğu gibi. Bu alana ilginin artmasındaki öncelikli nedenlerden biri. 2. Bunlar psikomotor hız.C. ve ark. Yatham LN. 13(4): 334-343. bellek. Buna parallel olarak çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmekte ve belli nöropsikolojik test performanslarının etki büyüklükleri geniş bir değişkenlik göstermektedir. Bipolar bozuklukta değerlendirilmesi gereken bilişsel alanları beş ana başlık altında toplamak mümkündür. J Affect Disord.

L. Kaynaklar Savitz J. Ramesar R (2005) Neuropsychological dysfunction in bipolar affective disorder. hastalık ve iyilik dönemlerinde izlenmektedir. Frontolimbik bağlantıların İUB’ta etkilenmiş olduğu gösterilmiştir. sözel öğrenme ve yürütücü işlevler başta olmak üzere çeşitli alanlardaki bilişsel bozulma. Kaur M. İUB’ta frontotemporal ve temporoparyetal bağlantısal eşzamanlılığın dikkat. Word PB (2011) MMN/P3a deficits in first episode psychosis spectrum schizophrenia and bipolar subgroups. Schizophr Res. Bu sunumun devamında bilişsel işlev ile nörofizyoloji ve beyin görüntüleme arası ilişkiler güncel dizin eşliğinde tartışılacaktır. Beyin elektrofizyolojisinin bilişsel bozulma ile ilişkili işlevsel karşılığı pek az çalışılmış olup. frontal uyumsuzluk negatifliği (mismatch negativity-MMN) düzeyi. kayıt ve geri çağırma süreçleri ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür. İUB’taki bilişsel işlev bozukluğunun.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Biyolojik İzdüşümleri Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sermin Kesebir İki uçlu bozuklukta (İUB) dikkat. Solms M. 21(19):7733-7741. bu çalışmalar da sıklıkla şizofreni olguları ile yapılmıştır. nöral ağlardaki süregen bozulmanın sonucu olduğunu öne sürmüşlerdir. J Neurosci. Petre V (2001) Wisconsin card sorting revisited: distinct neural circuits M. Yeni bir çalışmada ise. Petrides M. Savitz ve arkadaşları (1). Bipol Disord. Ancak bütünleştirici bir duygudurum ve bilişsel işlev için kortikokortikal bağlantılar da sağlam olmalıdır (2).130(1-3): 203-209. Vieta participating in different stage of the task dentified by eventrelated functional magnetic resonance imaging. hem şizofreni hem İUB tanılı olgularda bilişsel ölçümlerdeki bozulma ile ilişkili bulunmuştur (3). Battisti RA. Monchi O. Philips & E. . 7(3):216235.

lityum ya da valproik asit monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştur. Atipik antipsikotik monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek. Yürüttüğümüz çalışmalar bipolar bozuklukta bilişsel işlev bozukluğunun bipolar bozukluğun iyi prognozlu veya kötü prognozlu oluşu ile ilgili olabileceği gibi tedavi modaliteleri ile de ilişkili olabileceğini düşündürtmektedir. antipsikotik grubunda işlem belleği performansı lityum grubuna. görseluzaysal beceri ise valproik asit grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Yürüttüğümüz bir çalışmamızda. bilişsel işlevlerin değerlendirildiği bir diğer çalışmamızda ise lityum grubu ile valproik asit grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmazken. .11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Tedavi Modaliteleri İle İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Vesile Şentürk Cankorur İki uçlu duygudurum bozukluğunda bilişsel işlev bozukluğunun varlığı genel olarak kabul görmektedir. Gerek duygudurum dengeleyici gerekse antipsikotik ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. Ancak bilişsel işlev bozukluğunun kesin nedenleri. İki uçlu duygudurum bozukluğunun tedavisinde tedavi modalitesinin seçiminde farmakoterapinin bilişsel işlevler üzerindeki yan etkilerinin de değerlendirilmesi uygun olacaktır. seyri ve tedavi modaliteleri ile ilişkisine ilişkin bilgi sınırlı veya henüz bilinmemektedir.

kaos yaratır ve katlanılabilecek bir durum değildir. korku. Daha da ötesi bu yaşananları karşıdakine yaşatmakla ve öldürerek yok etmekle acılar bitecek gibi gelmiş. Ama sonrasında suçluluk ve yargılanma öne çıkmış. Orestes. Kadına ve anneye yönelik şiddet bir çerçeveye oturtulur. annenin korku yüzünden oğlunu uzak tutmasına. acı ve hüzün taşıyan bir deneyim. kibirli bir babanın kızını annesinden ayırmasına. Bu ayrılıklar. Ama hüzün çok çok az. kadının nefretle kalbini erkeğinden ayırmasına. ensest yasağını yıkar. öldürmeye vardığı durumlara odaklanacağım. Ama suçluluğu neredeyse onu delirtir. acı ve incinme dayanılmaz olduğunda. Bu konuşmada şiddetin dozunun yükseldiği. Oedipus’un çağdaşı Orestes aracılığıyla araştırmaya ve yorumlamaya çalışacağım. kan ve biraz suçluluk var. Böylelikle ataerkil düzenin temsilcisi olur. ruhsal yapılanmada önemli değişimlere neden olabiliyor. Ayrılıklar. incinmeler ve kurbanlar. İkisinin birleşmesi. Kurban olduğunu hissetme. Melek anne imgesinin. korku. oğlunun intikam için öldürerek annesinden ayrılmasına değineceğim. agresyon. içinde şiddet. Burada zorlanan her birey için ayrılık şiddetli bir deprem. yosma anne imgesinden ayrı tutulma çabası sürer. .11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Ayrılmanın Şiddeti Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Ali Algın Köşkdere Ayrılık. intikamlar ve saldırganlar yarattığından içinde ölüm. bunları yansıtmak ve diğerine yaşatmak bir seçenek gibi görünmüş. Ancak mahkemede yargılanınca aklanır ve babasının mirasını üstlenir. çaresizlik. Bu konuşmada. Çünkü 3000 yıl öncesinin hikayesi bugün de sık sık sahneleniyor. Benliğin önemli işlevlerinden birisi ayrılık karşısında içsel ve dışsal süreçleri yönlendirmek. babasını aldatan ve sevgilisiyle babasını öldüren annesini ve sevgilisini öldürerek ailesinin namusunu temizler. Bu şiddetli ayrılıkları. ihtirasları için erkeğin kadınından ayrı durmasına.

Aşkla nefreti birleştiren derin bir bağ var mıdır? Nefret aşktan önce mi sonra mı doğan bir duygudur? Nesne sürekliliğini sağlayan. ya da kendinden nefret etme söz konusudur. depresyon gibi ağır patolojilerin kaynağında yer alır: tüm bu psikopatolojik durumlarda ya ötekinden. Freud. aşk haz. paranoya. nefret bu yönüyle yapılandırıcıdır ancak aşırıya kaçtığında. nefretin kökenleri psikanalitik kurama göre tartışılacak. nefreti ölüm dürtüsü ile ilişkilendirmiş ve tüm bireylerde var olan kökensel bir duygu olarak tanımlamıştır. Hem nesne hem de düşünce hatta düşlem ve arzu da.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Nefretin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Neslihan Zabcı Neden nefret? Bireysel olandan toplumsal boyuta dek uzanan geniş bir yelpazede yer alan ve güncel yaşantımızı. yaşadığımız dünyayı artan bir şiddette etkileyen nefretin bu hakimiyeti neden? Bu çalışmada. nefret ise hoşnutsuzluk duygusundan hareketle oluşur. senden nefret ediyorum ama böylelikle seni düşünüyorum”. toplumsal alanda şiddete uzanan sonuçlarına da değinilecektir. psikopati. nesne nefretten doğar. Freud’un belirttiği gibi özne aşktan. nefretin içinden doğar. kuramında bu soruya ışık tutmuş. Peki bazı bireylerde “aşırıya kaçan” ve patolojik durumlara yol açan bu nefret yoğunluğunun kaynağında ne yatar? Varoluşu sürdürmek için gerekli nefret ile ölümcül nefret arasındaki ince çizgi nasıl belirlenir? M. aşkın nefrete dönüşümünden sık bahsedilir. ruhsal hayatımızın kökeninde var olan bir duygudur. Klein. Nefret. Nefret. Ötekine ilişkin ilk düşünce nefretin içinden doğar diğer bir deyişle nefret düşüncenin beşiğidir: “eğer yanımda değilsen. genel olarak aşk ile birleştirilir. . nefretin kökeninde ilk nesne ile ilişkilerin belirleyici rolünü vurgulamıştır. hatta onu var eden gerekli bir duygu mudur nefret? Nefrete düzenleyici bir rol atfetmek mümkün müdür? Çalışma bu sorular etrafında şekillenecek ve psikanalitik kuram esas alınarak nefret duygusunun kökenlerine ışık tutma amaçlanacaktır.

aktarım dinamiklerinin ve “hasta” rolüne ilişkin ruhsal ihtiyaçlarının dikkate alınması vazgeçilmez öneme sahiptir (Özmen 2007). Bu davranışlar. Türk Psikiyatri Dergisi 2007. 11:27– 43 Gates DM The epidemic of violence against healthcare workers. öldürmeye kadar gidebilen fiziksel saldırılar şeklinde görülmekte ve diğer işyeri şiddet olgularına göre son birkaç yıla kadar çok düşük oranda bildirilmektedir(Gates 2004. ruhsal bir “gerileme” yaşamaktadır. Bu gerileme sürecinde erken bebeklik döneminden itibaren doyurulamamış olan ihtiyaçlarına ilişkin. Hekime önelik şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar büyük önem taşımakla birlikte altta yatan ruhsal boyutu anlaşılmadan yapılabilecekler yetersiz kalabilir. fiziksel saldırısında saldırgan bireyin içsel yaşantılarının. Öte yandan sağlık çalışanına hasta ve/veya hasta yakınının sözel. eyleme vurma devreye girmektedir. London: The Hogarth Press . O konumdayken beklentisi çevrenin ona tam uyum sağlamasıdır. Bu sunumda hekime yönelik şiddet konusu psikanalitik yaklaşımla ele alınacaktır. idealleştirme.18(1):72-79. bakım veren. sosyal ve politik süreçler yer almaktadır. Leather P. sözel tehdit ya da aşağılama. ekonomik. Klein M (1984) Envy and Gratitude and Other Works 1946-1963. Tıbbi hastalık Tanısı Konmuş Hastalarda Aktarım ve Karşıaktarım. Beech ve Leather 2006). Bunun nedenleri arasında toplumlarda şiddet davranışı sıklığının artışı. Aggression and Violent Behavior 2006.”Tam uyumun” sağlanamadığı durumlarda da ilkel savunma düzenekleri. iyileştiren antik çağlardaki şifa merkezleri gibi bugünün sağlık kurumlarına da mucizevi iyileştiricilik özellikleri atfedilmekte bu aktarımsal eğilimin tam karşılık bulmaması durumunda ortaya çıkan hayal kırıklığı. Workplace violence in the health care sector: A review of staff training and integration of training evaluation models. hemşie ve hasta. hasta yakını arasındaki ilişki iş başında birebir bir ilişkidir ve düşmanca aktarım ve bundan doğan olumsuz karşı aktarım dinamiklerinin anlaşılıp çözümlenmesi tüm taraflar için vazgeçilmezdir. umutsuzluk bakımın kendinden esirgendiği duygusu yaratmaktadır. Sonuçta hekim. yeterince doyum alamadığı ilk nesnesi anneye duyduğu öfke ve haset hekim veya hemşireye yansıtılır (Klein 1984). Bir çeşit “annelik” işlevi beklenen acıları dindirip yatıştıran. Kaynaklar Beech B. Occup Environ Med 2004. yansıtma.61:649–650 Özmen M. Hasta birey kendisini ruhsal ve bedensel olarak tehdit altında hissedebileceği gibi. sağlık sistemine ilişkin etmenler.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Hekime Şiddet Nereden Çıktı Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Peykan Gökalp Hekim ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ülkemizde ve dünyada giderek tırmanmaktadır. değersizleştirme.

2004.Forensic challange. 1980’lerde uğraş terapistlerinin bu alanda uzmanlaşmalarının önemi konuşulmaya başlanmıştır(4).Smith SL. (Ed). Uğraş terapistleri gerek adli gerek normal psikiyatri kliniklerinde olsun psikotik hastanın kişisel amaçları doğrultusunda yaşam doyumunun artmasında. 67 (10): 430-438(9) 4.pp:169-82 Blackwell 3. Bu alanda çalışan uğraş terapistleri psikiyatristlerle birlikte çalışarak hastanın suç davranışlarının nedenlerini ve olumsuz davranışları tetikleyen uğraşıların bulunarak bunların yeniden yapılandırılmasını sağlamayı hedeflerler (2). Bu hedefe ulaşmada hastanın var olan kaynaklarını kullanarak sadece bu davranışı önlemeyi değil hastanın kendi sorumluluğunu da alması amaçlanır. tedaviye motivasyonunun sağlanmasında ve hastalık dışındaki kişilik alanlarının gelişmesinde hastaya yol gösterici rol üstlenirler. Dünya Uğraş Terapisi Federasyonu uğraş terapisini şu şekilde tanımlamıştır:1) Uğraş terapisi sağlık ve iyilik halini uğraş ile sağlayan bir uzmanlık alanıdır. Bireyin herhangi bir uğraşı içinde olmak durumunda olmasının gerekliliği ortaya konduktan sonra uğraşının nerde kullanıldığı.2) Uğraş terapisinin temel amacı kişileri günlük yaşam aktivitelerine katılımlarını sağlamaktır. ne işe yaradığı önem kazanmıştır. Ülkemizde de psikiyatri kliniklerinde uğraş terapistlerinin yerlerini almaları bu açıdan önem taşımaktadır. Hastanın amaçlı bir uğraşı içine girmesi içsel motivasyonunu ve yeterlilik duygusunu geliştirir ve hasta üretkenlik. Matthew Molineux.Occupational therapy in healthcare 1984. Uğraş terapisinin adli psikiyatri alanında çalışmaları daha öncesine dayanmakla birlikte. Nikitin L. Fossey E.Batılı ülkelerde adli psikiyatri kliniklerinde bu alanda uzman uğraş terapistleri bulunmaktadır(3). Henüz ülkemizde yeni gelişmekte olan bu meslek grubunun psikotik hastalarda şiddetin önlenmesi ve şiddet davranışı göstermiş hastaların rehabilitasyonunda önemli rol oynayabileceği artık gelişmiş ülkeler tarafından kabul edilmiştir. Uğraş terapisi(ergoterapi). The British Journal of Occupational Therapy 2004.Büyükkınacı Alev. Bu temel uğraş terapisi yöntemlerinin yanı sıra özellikle suç işlemiş psikiyatrik hastaların rehabilitasyonunda ve suç işlemelerinin önlenmesinde kullanılacak uğraş terapisi yöntemleri de ortaya konmuştur (2). sosyal ve yaşamsal ihtiyaç ve istekleri karşılamak üzere doğasında yapmak. Kaynaklar 1.13:137-142 2-Occupation for occupational therapists.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Kronik Ruhsal Hastalıklardaki Şiddetin Önlenmesi ve Rehabilitasyonunda Uğraş Terapisinin (Ergoterapinin) Yeri Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Alev Büyükkınacı Uğraşı sağlıkla ilgili ya da kişisel. Killing Time or Making the Most of It . olmak ya da kendini gerçekleştirmek olan herhangi bir aktiviteye katılımı tanımlar. publishing.The Forensic Model of Occupational Therapy. Klinik Psikiyatri 2010.Farnworth L.3) Uğraş terapistleri bunu kişilerin bu aktivitelere katılma yetilerini arttırarak ya da destek sağlamak amacıyla çevreyi değiştirerek sağlarlar(1). performans ve motivasyon alanlarında daha fazla deneyim sahibi olarak daha olumlu bir dünya görüşüne sahip olur (2). 1( 1): 17-22 . Hastanın üretkenliğinin artması ve zihinsel uğraşılarının daha olumlu başka alanlara kayması şiddet davranışının önlenmesinde anahtar rolü oynar. Being in a Secure Forensic Psychiatric Unit: Every Day is the Same.

Alınacak bilgilerin güvenirliğini artırmak için en önemli unsur hasta ile etkin işbirliğinin kurulmasıdır.Bu hastaların şiddet riskini en aza indirgemek için en önemli araç yerel kurumlar arasında etkin ve akıcı işbirliğidir.erken uyarı belirtileri vb konularda detaylı bilgiye dayalıdır. -Kişinin sosyal geçmişi. -İnsanlara ve mülke yönelik geçmişteki saldırganlık eylemleri(örneğin kundaklama vb) -Geçmiş mahkumiyet ve adli tıp bilgileri -Belirtici veya uyarıcı işaretler –şiddet yaklaşımları . TRSM ler ciddi akıl hastalığı olan hastalara kesintisiz hizmet sunmak amacıyla kurulmuş olan kurumlardır.arkadaşlardan ve hizmet alanın kendisinden bilgi alınabilir.tekrarlanan davranışlar -Dürtüsel davranışlar -Hastanın kendi mevcut durumu konusundaki içgörü ve anlayış düzeyi -Mevcut zihinsel durum .(Dilbaz 1999) Bakıcılardan . Hastalarını toplum içerisinde insan onuruna yaraşır şekilde yaşatmayı hedefleyen bu kurumların çalışanları.Bazı araştırıcılara göre geçmişteki şiddet davranışı gelecekteki şiddet davranışı için yol göstericidir. Risk yönetimi süreğen olup bireylerin geçmişleri .11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Trsmlerde Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Erkan Aydın Ciddi akıl hastalığına sahip hastaların özellikle kendine ya da çevresine zarar verme ihtimali yüksek hastaların sürekli olarak bir ruh sağlığı kurumu ile sürekli temas halinde olması son derece önemlidir.şiddet içeren fanteziler -Şüphelilik hezeyanları yoğunluğu -Kural ve düzenlemelere ilişkin düşünceler -Koruyucu faktörler -Kişinin güçlü yanları -Risk Yönetim planı(kim ne yapar .risklerin nasıl alınacağının tanımlanması ) (Türkiye CMHC çalışma kılavuzu2012) Ancak TRSM ler kendisine herhangi bir kişi veya kurum tarafından bildirilen .(Johnson 1998) Hizmetler sürekli değişen ihtiyaçlara ve risklere göre esnek yardım ve sosyal yardım desteği sunmalıdır.bilgi gereken diğer alanlar .örneğin ajitasyon ve fiziksel göstergeler -Şiddet içeren düşünceler . Tehlikelilik ve suça eğilimin belirlenmesi klinik psikiyatrinin önemli konularından olmakla beraber TRSM nin önemli görevlerinden bir diğeri akıl hastalarının sergiledikleri şiddet davranışı konusunda topluma yol gösterici olarak damgalanmayı önlemektir.gizli düşmanlık -Sadistik yönelim. . ( Mental Health Risk Assessment and Management in Community Organizations 2009) Risk değerlendirmesi aşağıdaki konuları içermelidir.akarabalaradan . şiddet olayı açısından “risk yönetimi “konusunda son derece donanımlı olmalıdır.geçmiş yaşam öyküleri bilinmeyen hastaları yaşadıkları ortamda değerlendirmektedir .ciddi akıl hastalığı olduğu düşünülen .

gelirinin ve diğer birçok faktörün birlikte etkisinin olduğu belirtmek daha doğru olabilir. Dünya’da her gün 4200 kişi.. Özellikle fiziksel bakımdan insanın en aktif olduğu gençlik yıllarında rekreatif faaliyetlerin yapılacağı alanların ve olanakların olmaması. törelere ve ahlaki değerlere aykırı davranış.. Şener ve diğ. Rekreasyonun Türkçe karşılığı “Dinlence” olarak ele alınabilir. Birleşmiş Milletlere (2006) göre Dünya’daki her üç kadından biri fiziksel şiddete. tekrar anlamına gelen “re” ön ekinin gelmesiyle oluşan. İngilizce yaratmak. yorulan bireylerin yeniden canlanmaları anlamına gelmektedir (Axelsen. Yapılan çalışmalar yapılan aktif rekreatif faaliyetlerin. Rekreasyon sağlıklı ve/veya engelli olan her yaşta ve beceri seviyesinde tüm bireyleri kapsamakta ve onların mutlu-kaliteli yaşama eğilimlerine bağlı olarak gelişmektedir. bireyin kişisel yapısının. Diğer bir ifade ile insanın yaşam kalitesini artırmak için yaptığı faaliyetler rekreasyonun içeriğini oluşturmaktadır (Tütüncü ve diğerleri. Suç ve Şiddet İnsanların uzun ve sağlıklı yaşama istekleri. 2012). Çalışmanın konusu rekreasyonun suç ve şiddet ile olan ilişkisidir. yaslara. 2007).11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Rekreasyonun Suç ve Şiddet ile İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Özkan Tütüncü Giriş Rekreasyon. Sonuç Yapılan çalışmalar rekreasyon alanlarının ve bu alanlarda yapılan aktif rekreasyon faaliyetlerinin insanların streslerini azalttığını. 2008). bu fiziksel enerjinin başka bir şekilde olumsuz olarak ortaya çıkmasına da neden olabilecektir. 2007. Televizyonlardaki şiddet eğilimli yayınların. Patry ve diğ. bireylerin kendilerine. Türk Dil Derneğine göre suç. “rekreasyon” (recreation). Kaliforniya eyaletinde yapılan çalışmalar bireylerin ilk suç işledikleri yaşların genel olarak (bir çan eğrisi şeklinde) 13 ile 20 yaşlarında yoğunlaştığını (en yoğun 17 yaş) göstermekte (CDYA. Bireyin suç ve şiddete yönelmesinde. suç oranlarını ve şiddetini azalttığını göstermektedir. toplumun. şiddet ve suç ile negatif yönde bir ilişkisinin olduğunu göstermektedir. 1981). çalışma ve diğer etmenler tarafından yıpranan. tek başına şiddet ve suç eğilimi azaltabileceğini belirtmek yanlış olabilir. Dünyadaki 14-44 yaş arası ölümlerin en önemli ana sebebi şiddet olmaktadır (DSÖ. ilişkilerine ve sosyo-kültürel uyumlarına olumlu yönde etkilemektedir (Axelsen. 2009. Hatta rekreatif olanakların yetersiz olmasının yaratacağı olumsuz birikimler. Iwasaki. 2009). bireyin yaşamındaki birçok sıkıntıdan kurtulmasını ve bireyin kendisini geliştirmesini sağlayarak. Rekreatif etkinlikler. Turizm faaliyeti de bireyin boş zamanında gerçekleştirdiği bir rekreatif faaliyet olarak değerlendirilebilir. depresyona girmelerini önlediğini. bunda etkisinin olduğu saptanmıştır. onları hem fiziksel hem de mental olarak rahatlamalarına fırsat tanıyan rekreasyon faaliyetlerine yöneltmektedir (Sağcan. 1986). Rekreasyon alanlarının ve olanaklarının geliştirilmesinin. Rekreasyon. her beş kadından biri tecavüz girişimine maruz kalmaktadır. yeniden. şiddet ise sindirmek için yaratılan olay veya eylem-kaba kuvvet olarak tanımlanmaktadır.6 milyon kişi şiddetten ölmektedir (Butchard ve diğerleri. 2011). geleceğin bireylerine çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilecek olan nevrozların da tohumlarını atmaktadır (Usal. 2002). . yılda 1. Bu kapsamda bireyler hayatlarının üçte birini rekreasyon faaliyetlerinde geçirmektedir. 2002) ve suç eğiliminin uzun süreler televizyon izleyen gençlerde daha yaygın olduğunu ortaya koymaktadır (Kolata. 2007. Elbette insanın şiddete olan eğilimi ve suç işleme yönelimi çok boyutlu değişkenler ile değerlendirilmelidir. oluşturmak anlamına gelen “create” fiilinin önüne.

Literatürde ise hasta kabul aşamasının önemine değinilerek kliniğe geldiklerinde ilgi ile karşılanan. hastaların boş zamanını değerlendirmesinde. Terapötik ortam. fiziksel ortam düzenlemesi ile ortamın sosyal yapılandırması (uğraş/meşguliyet etkinlikleri. kontrolü. çatışmaları çözmede vb. Kurallar ve sınırlılıklar hastaneye yatışta gerekçeleri ile hastaya anlatılmalı. özgüven.) yer alır. koridor ve salonlar hemşire odasından görülebilmelidir. Terapötik bir ortam için hem hastalar hem çalışanların kendini güvende hissetmesi önemlidir. Terapötik ortam oluşturma ve sürdürme bir ekip işidir ve bu konuda tüm ekip üyelerine önemli sorumluluklar düşmektedir. kilit öneme sahiptir. erkek hastaların %71. güvenlik personeli bulundurulması. sosyal toplantılar. korku.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Psikiyatri Kliniklerinde Şiddet İle Başa Çıkmada Terapötik (Tedavi Edici) Ortam Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Sibel Coşkun Hastaneye yatan bir birey. hastalarda iletişim/etkileşimi arttırmada. egzersiz ve psikoeğitim/beceri kazandırma grupları vb. kırmızı renk tonları tercih edilmemelidir. ortamda koltuklar. ortam kuralları ve sınırlılıklar. hastalar kişisel eşyalarını ve kişisel alanlarını kullanabilmelidir. istem dışı yatış yapılması. bulundurulmalı. Ortam kalabalık olmamalı. odalarda bireyin kişisel eşyaları için dolap vb. tedbirler alınmalıdır. hastaların agresyon potansiyeli değerlendirilmeli. Hasta odaları 2-3 kişilik olmalı. Ortamda zarar verici olabilecek tüm objelerin uzaklaştırılmış/kontrol altında olması. salonlar etkileşimi arttıracak ve hastanın kendini evinde gibi hissedeceği şekilde düzenlenmeli. kliniğe giriş çıkışların/eşyaların vb. hastanın “agresyon ve saldırgan davranış göstermesi” tespit uygulamasında ilk gerekçe olarak tanımlanmış. kadın servislerinde tespit uygulama sayısı ve süresi daha fazla bulunmuştur.1’inde. Ortamın terapötik yapılandırılmasında -hastanın özdenetim ve uyum becerilerini geliştirmeye yönelik olankurallar ve sınırlılıklar büyük öneme sahiptir. semptom/agresyon yönetiminde. bulunmalı. kendini ifade etme ve etkileşim düzeyini arttırmada. hastalardaki agresyonu önleme ve kontrol etmede büyük öneme sahiptir. çevresel stresörlerin azaltılması. ayrıca kurallar ve tedavi programı panoya asılmış olmalıdır. . Tedavi motivasyonunu arttırmada.4’ünde geçmişte şiddet davranışı saptanmış. Ekip. ayrıca tespit uygulanan hastaların çoğunda yatış esnasında içgörü bulunmadığı ve/veya istem dışı yatış yapıldığı belirlenmiştir. Coşkun ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmada. tablolar vb. çiçekler. Günlük yapılması önerilen günaydın toplantıları ise kurallara ve tedaviye uyumu sağlamada. şiddet eğilimi olan/yeni yatan hastalar ile taburculuk aşamasında olan/ruhsal hastalığı daha hafif düzeyde olanlar birbirinden ayrılmalıdır. bilgi verilerek oryante edilen hastaların daha az kaygı ve korku yaşadıkları belirtilmektedir. Ayrıca. dikkati bir işe yöneltmede. güvenliği sağlamaya yönelik bazı kısıtlılıkların ve kuralların bulunması. terkedilmiştik. izolasyon odası bulundurma. Psikiyatride tedavi ortamının terapötik nitelikte olması. Özel gözlem ve izolasyon odası. öfke gibi duygular yaşar. Terapötik ortam oluşturulması kapsamında. Hastaların öz bakım ve günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürebilmesi sağlanmalı. kuralların hangi özel durumlarda esnetilebileceğini bilmeli ve ekip içi tutarlılık sağlanmalıdır. hastayı iyileştirmeyi. güvenli ortam sağlama. genelde kalabalık ve uyaranların fazla olduğu bir ortamda çeşitli düşünce ve davranış bozukluğu olan hastalarla bir arada olma. Tespit uygulanan kadın hastaların %56. çalışan personel ile iletişim/etkileşim kısıtlılığı ve psikiyatri hastalarına yönelik önyargılı tutum vb gibi nedenlerle hastalarda kaygı düzeyi ve agresyon potansiyeli artmaktadır. sağlığını yükseltmeyi. kurallara ve tedavi sürecine uyumlu hastalar için bazı imtiyazlar/ödüller söz konusu olabilir. kapalı devre kamera sistemi vb. yabancı bir ortamda bulunmaya bağlı olarak. Aktivite ve sosyal programlar ise. endişe. Psikiyatri kliniklerinde. özsaygısını desteklemeyi ve hastanın en kısa zamanda sosyal yaşama dönmesine yönelik olarak kaynakların ve ortamın yapılandırılmasıdır. çaresizlik. hasta derecelendirme sistemi. yalnızlık. bireysel ve ortak yaşam alanları ile ilgili sorumluluk alması desteklenmelidir.

Terapötik ortam oluşturmada. ekip üyelerinin yeterli bilgi/eğitime ve analitik düşünme. Ekip tüm aktivitelere katılmalı. tedavi ve rehabilitasyona yönelik pek çok fayda sağlamaktadır ve mutlaka tedavi programında yer almalıdır. hasta ile tedavi ekibi arasındaki etkileşim ve dinamikler de büyük öneme sahiptir.beceri kazandırmada vb. Özellikle meşguliyeti sağlamaya yönelik aktiviteler ve fiziksel egzersiz agresyon kontrolünde önemli yer tutmaktadır. Tarih boyunca dışlanmış olan psikiyatrik hastalar insanca bir ortamda insanca bir tutum ile tedavi edilmeli. . hastaları ve hastalar arasındaki dinamikleri gözlemlemeli. bilgi alışverişi yapmalıdır. terapötik iletişim ve sorun çözme becerilerine sahip olması gerekmektedir. sorununu dile getirememe ve sonuçta oluşan güvensizlik. çaresizlik ve anlaşılamama hissinin hastada agresyonu tetikleyebileceği unutulmamalıdır. Kurallar/sınırlılıklar ve etkileşim sınırlılığı ile sağlık personeline ulaşamama.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış İyi tanıklar hakikati arar Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Cem Kaptanoğlu .

alt yapı eksikliği) daha fazla afet ve travmatik yaşantı ile karşılaşmaya zemin hazırlamaktadır. Doğal afetler gelişmekte olan veya yoksul ülkelerde daha fazla kayba neden olmakta. FH.000 disaster victims speak: Part II.Dünya Afet Raporu (World Disaster Report). doğal afetlerin olumsuz etkileri daha fazla olmaktadır. doğal afetler. 2. Summary and implications of the disaster mental health research. Friedman. 60.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Adaletsiz Doğal Afetler Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Feyza Çelik Afetin meydana getirdiği yıkım ve neden olduğu kayıplar afetin türü. 2004. 65: 240-60. Kaynaklar: 1. yoksul ve yoksunluk ile ilişkili olarak ortaya çıkabilecek ruh sağlığı sorunlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Afetten etkilenen toplum içinde de yoksul ve sosyal desteği az olan bireyler hem ruhsal sorunların ortaya çıkması açısından daha fazla risk altındadır hem de var olan kaynaklara daha zor ulaşabilmektedirler. Kayıplardan sorumlu tutulan kurum veya kişilerin cezasız kalması kişilerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.. afet sonrası yaşam koşullarının daha kötü olduğu ve toparlanma sürecinin daha yavaş olduğu gelişmekte olan ülkelerde. Gelişmiş ülkelere göre. (2002). PJ. Psychiatry. her ne kadar doğal olaylardan kaynaklansa da afetlerdeki yıkımın ve sonraki süreçteki koşullarda insan etkisinin payı her zaman bulunmaktadır. MJ. yoksulluk ve buna bağlı ortaya çıkan yoksunluk da (eğitimsizlik. büyüklüğü ve meydana geldiği bölge gibi afetin kendisine bağlı faktörlerin yanısıra afetten etkilenen toplumun ve kişilerin özelliklerine bağlı olarak da değişebilmektedir. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu. Ayrıca. & Watson. .Norris. Bu panelde doğal afetlerin kişileri ve toplumları aslında eşit olarak etkilemediğine dikkat çekilmesi.

Van’da olmasıysa bir tesadüf. hareket ederken tesadüfen insanları aldı götürdü. doğa yasası. Doğa yer değiştirirken . Doğanın bununla bir ilgisi yoktu. yüzlerce kişi toprağa verildi. .El olan insanoğlu . Seçiciliği yoktu elbet. o gün orada ölenler değil de diğerleri olmamasıydı. Tesadüf sadece .11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Biri yer den biri el den Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Hira Selma Kalkan Van’da yer sarsıldı.Deprem bir doğa olayı . Tesadüfe yer yoktu . Bir yasa sözkonusu değildi. Uludere’da silahlar patladı . Ama orada ölen onlarca kişi zaten birdi. elleriyle ölüm saçtı. Van’daki binalar sağlam olsaydı bunca can verilmezdi kuşkusuz ama doğa binanın sağlamlığına bakmaz. Olayda tesadüf de yoktu. bölgeyi korumakla görevli askerlerce ölüm saçıldı. Seçilmiş bir bölgeye .

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Roboski ve Van'da sessiz tanık! Medya… Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Murat Yalçın .

Psikiyatri bilgisi ve yönelimi biyolojikleştikçe sınıflandırma da buna koşut olarak biyolojik belirlenimleri temel alan ya da gözeten bir değişim. Bu sunumda DSM-I’den DSM-V’e kadar “Yaygın Anksiyete Bozukluğu” tanısının sergilediği değişim üzerine eleştirel bir tartışma yürütülecektir. aslında göz ardı eden bir yönelimi tercih etmiştir. sınıflama sistemlerinde de bir değişimin yaşanmasına neden olmuştur. Öyle görünüyor ki. DSM’nin bu ideolojik belirlenim sürecinde ilaç endüstrisini de büyük payı vardır kuşkusuz. Tanımlayıcı-deskriptif psikiyatrinin “kutsal kitabı” niteliğindeki DSM. DSM’nin bu eğilimi onu “Stres bozuklukları. Uyum Bozukluları” gibi gerçekliği göz ardı edememenin ürünü olan “anomali”lerle başa çıkmak zorunda bırakmıştır. Sınıflandırma sistemleri bir yandan ruhsal bozukluk ya da hastalıkları her psikiyatri profesyoneli için anlaşılır kılmaya çalışırken. Amerikan psikiyatrisinin uluslararası dünyaya egemen olan ideolojisini barındıran ve yeniden üretme eğilimi gösteren. güncellenmiş versiyonlarının da iki kez gözden geçirildiği bir sınıflama sistemi aracılığıyla psikiyatrik bozuklukları anlamaya çalışıyoruz. DSM her dönemde baskın olan psikolojik kuram ve yaklaşımlardan etkilenerek biçimlenmekle beraber o dönemin bilime egemen olan ideolojik yönelimlerden de etkilenmiştir. Psikiyatri kuram ve uygulamasına yansıyan bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında psikiyatri bilgisinin değişimi. Elimizde bu yönde yeterince veri olmasa da DSM-V i oluşturan ekip içinde bu bozuklukların travma ve stres etkenleri gibi etiyolojik süreçlerle bağlantısını koparan.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Yaygın Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Burhanettin Kaya Son 30 yıldır Amerikan Psikiyatri Birliği’nce geliştirilmiş ve bugüne dek dört kez güncellenmiş olan. ruhsal bozuklukları sergiledikleri ortak özelliklere göre sınıflandırarak oluş nedenlerini tanısal değerlendirme dışında bırakan. Bu süreçten bazı ruhsal bozuklukların daha fazla dikkat etkilendiğini söyleyebiliriz. . DSM-V’in kavramsal gelişimi bu çelişkinin izleğinde sürmektedir. hatta yönelim sergilemiştir. tanısal kapsayıcılık konusunda da önemli sorunların yaşanmasına yol açmıştır. “endojen”leştiren tehlikeli bir eğilim olduğu da söylenmektedir. Bugün halen sınıflama çalışmalarında tanımlayıcı yaklaşım-boyutsal yaklaşım çelişki ve çatışması yaşanmakta. anksiyete bozuklukları da bu süreçte kendine özgü bir evrim geçirmiş ve halen geçirmektedir. Bu yönelim bugün üzerinde tartışmaya devam ettiğimiz birçok sorunun da kaynağıdır. TSSB. Yıllar içinde Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflama sistemi olan ICD ile giderek yaklaşan dil ve ideolojik birliğine tanık oluyoruz.

DSM-V tanı sistemi ise özellikle alt tiplerdeki sorunlara dikkat çekmiştir. Kaynaklar 1. Depression and Anxiety.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Sosyal Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Hatice Özyıldız Güz Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB) DSM tanı sınıflandırma sistemine geç girmiş ve her tanı sistemi değişikliğinde. ağırlıklı bulgunun performans kaygısı olması ile birlikte.Güz Özyıldız H. performans alt tipi denmesi yeterli mi?.Bögels SM. alt tiplendirmelerin belirlendiği ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa yaygın tip sosyal fobiye eş tanı olarak konulabileceği belirtilmiştir.dsm5. Beidel DC ve ark. 2006. epidemiyolojik ve biyolojik özellikler açısından ilişkileri. Alden L. 27:168-189 3.org . SAB ilk kez DSM-III’te sosyal fobi başlığı ile yerini almış yeni bir tanıdır. Bu noktada tartışılacak bir çok nokta gündeme gelmiştir. korkulan sosyal durum sayısının net olmadığı. DSM-III sisteminde sosyal fobinin alt tipleri yoktur ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa sosyal fobi tanısına yer vermemektedir. KKB ile SAB’nun üst üste binen bir tanı olduğu ve ayrımında güçlükler yaşandığı. Social anxiety disorder(Social phobia). çekingen kişilik bozukluğu ise kaçıngan kişilik bozukluğu (KKB) olarak kabul görmüştür.37-45 2. Sosyal fobi veya SAB Mu?. yaygın tip SAB nasıl olmalı idi. SAB ile çekingen kişilik bozukluğu birbirinin devamı mı? Gibi birçok soruya bu tartışma platformunda cevap bulunmaya çalışılacaktır.Sosyal anksiyete bozukluğu ile kaçıngan kişilik bozukluğunun klinik. anksiyetede görülen fiziksel belirtilerin de daha açık olması gerektiği dile getirilmiştir (2). DSM-IV tanı sistemine gelince sosyal fobinin adı sosyal anksiyete bozukluğu. birtakım değişikliklere maruz kaldığı için” ihmal edilmiş bir hastalık” olarak tariflenmiştir.2010. Ankara. Anksiyete Bozukluklarında Son Gelişmeler. Social Anxiety Disorder:Questions and Answers for the DSM-V. (Ed:Dilbaz N)Pozitif Matbaacılık. selektif mutizm alt tip olarak uygun mu?. DSM-III-R’da olduğu gibi yaygın tip SAB ile KKB birlikteliğine yer vermiştir(1). http://www. DSM-III-R’da ise sosyal fobinin adında herhangi bir değişiklik olmadığı.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Şizofreni spektrum bozuklukları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Erdal Işık .

Somatik. Hezeyanlı inanışlar genellikle kapsüle olurlar ve hastalar premorbid düzeyde fonksiyon yapacak hale gelirler. Uygunsuz affekt ve çağrışımlarda zayıflama. Nöroleptiklerin kesilmesi semptomların alevlenmesine yol açar. Tedaviye çoğunlukla hastanede başlanır. Hastaların güvenini kazanarak tedaviye uyumlarını sağlamak zordur. Öğrenme yeteneğinde ise daha az performans kaybı gözlenir. koku ve dokunma hallusinasyonları görülmektedir. Tedavide atipik antipsikotikler tercih edilmektedir. Hezeyanlar hastaların büyük bir kısmında sistematizedir. Geç başlangıçlı şizofren hastalar yönetsel işlevler. Çok geç başlangıçlı şizofreniye benzer psikozlarda bu doz daha da azaltılır.Genç başlangıçlı şizofreni hastaları içinde kadınlar erkeklere göre daha sıktır. hatta kısa süreyle bu tedavileri alanlarda bile tardiv diskinezi görülebileceğini unutmamak gerekir. 60 yaş ve üstünde geçirenlere ise “Çok Geç Başlangıçlı Şizofreni Benzeri Psikoz” terimleri kullanılmaktadır.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Yaşlıda Şizofreni Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Engin Eker Uluslar arası konsensus kriterlerine göre ilk atağını 40-59 yaş arasında geçiren hastalar geç başlangıçlı şizofreni. Bazen bu tip hastaları somatizasyon bozukluğu veya obsesif ruminasyonlardan ayırt etmek zor olabilir. Geç başlangıçlı hastalarda erken başlangıçlılara göre daha fazla görsel. Daha çok komşular tarafından kendilerini öldürmek için planlar yapıldığını veya cinsel tacize uğradıklarını söylerler. Hastalar idame tedaviye alındıklarında semptomlar görülmez. Geç başlayan şizofreni kronik gidişlidir ve spontan remisyon nadirdir. Yaş arttıkça tardiv diskinezi riski de artmaktadır. motor beceriler ve sözel yeteneklerde kontrollere göre daha düşük performans göstermektedir. Geç şizofreni olgularının antipsikotiklere yanıt oranı orta düzeydedir. erken başlayan şizofreniye oranla daha az sıklıkla görülür. erotik ve grandiöz hezeyanlar da görülebilir. Semptomların tamamen ortadan kalkması nadirdir. Geç başlangıçlı şizofre için çoğunlukla perseküsyon yapısında olmak üzere hezeyanlar ve çoğu kez işitsel hallüsinasyonlarla belirlidir. Schneider’in birinci sıra semptomlarından olan düşüncenin yansıması ve zorla düşünce sokulması semptomları az da olsa görülebilir.1 ile % 0. Kompliansı artırmak amacı ile depoantipsikotikler dikkatlı bir şekilde kullanılabilir. . Uzun süre nöroleptik kullananlarda. Hastalar sıklıkla başkaları tarafından zihinsel ve fiziksel olarak etkilendiğini söylerler. 65 yaş üstü toplumda şizofreni prevalansı % 0. Çok geç başlangıçlı olgularda aile yüklülüğü daha azdır ve başta ileti tipi işitme kaybı olmak üzere duyu kaybı daha fazladır.5 bulunmuştur. Geç başlangıçlı şizofreni hastalarında yeterli olan antipsikotik dozları genç hastalarda kullanılan dozun yarısı kadardır.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Çocukluk dönemi şizofrenileri ve tedavi yaklaşımları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Yasemin Işık Taner .

α–2. Her iki molekül de amfetamin ve MK-801 tarafından ortaya çıkan davranışsal yanıtları inhibe etmiştir. ve ortosterik agonist olan CGP44532 kullanılmıştır.4 . Bunun açıklamasında da GABAB reseptör agonistlerinin sorumlu olan bölgelerdeki dopamin salınımını azalttığı iddia edilmiştir. α – 5 GABAA reseptörlerine daha yoğun olarak bağlanan ve aynı zamanda α–3 GABAA reseptörlerinin parsiyel agonisti olan “imidazenil”in. Deneysel olarak. memeli merkezi sinir sisteminde temel inhibitör nörotransmitterdir. α–3 selektif GABAA reseptör agonistlerinin şizofreninin bilişsel belirtileri üzerine etkili olabileceğini düşündürmektedir. 3. GABAA RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAA reseptörlerinin α–3 ve α–5 alt ünitelerinin şizofreni patofizyolojisi ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir. (L655708 veya Ro 493851) Bunun ötesinde bu molekülün ɣ ossilasyonlarını da arttırdığı gösterilmiştir. nöral eşzamanlılık “senkronite”de artma tespit edilmiştir. Sağlıklı gönüllülerde yapılan bir çalışmada da etanol ile indüklenen bellek bozulmasının α–5 GABAA parsiyel ters agonisleri ile azaldığı gösterilmiştir. Yapılan bir hayvan çalışmasında RO493851 molekülü ile α–5 GABAA reseptörlerinin ters agonizmasının (α–5IA) fensiklidin ile oluşturulan bilişsel bozulmayı azalttığı gösterilmiştir. GABAA reseptörleri. odaklanma ve dikkat fonksiyonlarında artma ile birlikte bilişsel kontrolde iyileşme. α–3 selektif GABAA reseptör agonisti olan TPA023(MK0777) 15 kronik şizofreni hastasında klinik olarak denenmiştir. GABAA reseptörü baskın olan inhibitör reseptör olarak görev yapmaktadır. Bu gözlemlerden yola çıkarak yeni kuşak GABAB reseptör agonistlerinin de benzer etkiye sahip olup olmadığını araştırmak amacı ile yapılan hayvan çalışmasında pozitif allosterik modülatör (PAM) olan GS39783. α–2. iki β ve bir γ alt ünitelerinden oluşan pentamer yapısındadır. bu da nöral eşzamanlılığın (senkron) gelişmesini işaret etmektedir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Psikofarmakolojik Yönleriyle Şizofreni ve Gaba Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Cengiz Güneş GİRİŞ Gama-aminobütirik asit (GABA). orta-ağır şiddette şizofreni ataklarında %40 a kadar etkili olduğu ve ekstrapiramidal yan etki yapmadığının gösterilmesi.2 Buna ek olarak tedavi sonucunda EEG de frontal bölgede ɣ bandının kuvvetlendiği de gösterilmiş olup ɣ ossilasyonlarının GABAerjik internöronlar tarafından düzenlenen feedback inhibisyon tarafından oluşturulduğu ve buradaki anormalliklerin şizofreninin negatif ve bilişsel belirtileri ile ilişkili olduğu da düşünülmektedir. iki α. GABAA reseptör modülatörlerinin şizofreni tedavisinde faydalı olabileceğini düşündürmüştür.3 GABAB RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAB reseptör agonisti olan baklofen ile yapılmış olan bazı hayvan çalışmalarında fensiklidin sonrası ortaya çıkan prepuls inhibisyon (PPI) defisitini geriye döndürdüğü ve amfetaminin neden olduğu dopamin artışını engellediği gösterilmiştir. amaca odaklı davranışların sürdürülmesinde artışı beraberinde getiren işleyen bellekte iyileşme 2. Bu alt ünitelerin hepsinde ortaya çıkan farklı genetik varyantlar çok geniş bir reseptör yelpazesine neden olmaktadır. 4 haftalık plasebo kontrollü çift kör çalışma sonrasında 1. Çeşitli GABAA reseptör alt tiplerinin varlığı gösterilmeden önce non-selektif GABAA parsiyel agonisti olan ve anksiyolitik olarak kullanılan “bretazenil”in. şizofreni belirtileri sergileyen farelerde davranışsal bozuklukları düzelttiği ve sedasyon ve tolerans gelişimine yol açmadığı gösterilmiştir.1 Yakın zamanlı çalışmalar.

EPİGENETİK TEDAVİ STRATEJİLERİ Telensefalik GABAerjik genlerde epigenetik olarak ortaya çıkan bir downregulasyonun da şizofreni ve bipolar bozukluklarda görülen davranışsal ve bilişsel bozulmada etkili olabileceği öne sürülmüştür. Referanslar 1. Ballard TM. bu ilaçların VPA ile birlikte kullanılmasının sinerjistik bir etkiye yol açtığı iddia edilmiştir. ve ark. 5. Wallace TL. Neuropsychopharmacology. Guidotti A. 1. ve ark. (2011): Epigenetic GABAergic targets in schizophrenia and bipolar disorder. Tokarski K. 2. Etkinliğin arttırılabilmesi için bilişsel-davranışçı terapilerin de kombine olarak kullanılması gerekmektedir. Pouzet B. . Rodentlerde Valproik asitin (VPA) GAD67 ekspresyonunu arttırdığının gözlenmesinden sonra bu molekül GABAerjik transmisyonu arttıran bir ilaç olarak kullanılmaya başlanmıştır. 60: 1007-1016. Lewis DA. 163: 1034-1047. olanzapin ve ketiyapinin DNA demetilaz aktivitesine sahip olduğu. 36: 1903–1911 2. Pharmacology. ve ark. Carter CS. (2008): Subunit-selective modulation of GABA type A receptor neurotransmission and cognition in schizophrenia. Hedef reseptöre yeterli bir potens ve spesifite göstermelidir. Auta J. (2011) The GABAB receptor agonist GP44532 and the positive modulator GS39783 reverse some behavioural changes related to positive syndromes of psychosis in mice. Bu prensiplere uygun bir tedavi rejimi geliştirmek ilk bakışta zorlayıcı ve pahalı gibi görünmektedir. Am J Psychiatry. Cho RY. Kusek M. Yakın zamanlı yapılan diğer çalışmalarda da VPA in hem Histon deasetilazları (HDAC) inhibe etmek sureti ile hem de reelin ve GAD67 promoter bölgelerindeki metillenmeyi azaltmak sureti ile GAD67 ve reelini arttırarak GABAerjik aktiviteyi arttırdığı gösterilmiştir. ve ark. Ayrıca rodentlerde metiyonin uygulamasının GAD67. British Journal of Pharmacology. 99:130-145 4. Ancak bu konuda ilaç geliştirilmesinden önce şizofrenideki bilişsel bozulmalara neden olan nöral ağdaki bozulmaların ortaya konması gerekmektedir. Wieronska JM. bu etkinin VPA ve diğer HDAC’lar tarafından durdurulduğu ve geriye çevrildiği gösterilmiştir. (2011) : A Novel a5GABAAR-Positive Allosteric Modulator Reverses Hyperactivation of the Dopamine System in the MAM Model of Schizophrenia. Patofizyoloji temelinde ortaya çıkacak olan bir tedavi etkeni. Gill KM. Atipik antipsikotikler içinde klozapin. reelin ve glukokortikoid reseptör promoter bölgelerinde metillenmeyi arttırdığı. Ancak bunun alternatifi olan mevcut tedavilerde ısrarcı olmak ve şizofreninin bilişsel belirtilerini ihmal etmek daha maliyetli sonuçlar doğurmaktadır. (2011): Drug targets for cognitive enhancement in neuropsychiatric disorders. Chen Y. Cook JM. 3. Neuropharmacolgy. Tedaviden fayda görme ihtimali yüksek olan bireyler üzerinde denenmelidir. 3. ve ark. 165: 1585–1593. Lodge DJ. Biochemistry and Behavior .5 SONUÇ Şizofreninin bilişsel belirtilerini azaltmak için yeni tedavi ajanlarını geliştirilmesi gerektiği kaçınılmaz bir şekilde açıktır.

PV intenöronları serebral korteks de osilatör aktiviteyi regüle ederler. MK801 uygulamasında sonra 4. (5).11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Preklinik Yönleriyle Gaba Şizofreni İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Hüseyin Günay Şizofreninin patofizyolojisinde inhibitör bir aminoaist nörotransmiter olan ɤ -amino bütirik asit (GABA) üzerinde de durulmaktadır. Cl cotransporter ekspresyonu GABA nın depolarizan etkisi ile sonuçlanır. ve amigdalanın bazolateral nükleusuna yayıldığı gösterilmiştir. 24 saat sonra ise PV mRNA azalmasının medial prefrontal. hipokampal nöronlarda shunting inhibisyon yoluyla inhibitör etkilidir. GAD 67 primer GABA sentez enzimidir ve şizofreni hastalarında bu enzim mRNA larının neokortikal bölgelerde azaldığı görülmüştür. saatlerde beyin bölgelerinde PV ve GAD67 mRNA ekspresyonuna bakılmış ve MK801 uygulamasından 4 saat sonra PV mRNA sının dentat girus ve hipokampusda azaldığı. İmmatür nöronlarda . fizyolojik ve farmakolojik özellikler göstermektedir.( 7). MK-801). nöropatik ağrı. GABA A reseptörleri alt ünite özelliklerine göre tonik ve fazik olmak üzere iki ayrı formda görev yapar. GABA A reseptörlerinin şizofreni ile alakalı olduğu bulunmuştur. (8) Akut veya tekrarlayan NMDA antagonizması en yaygın kullanılan farmakolojik şizfreni modelidir. Düşük GAD düzeyi düşük GABA yoğunluğuna ve sonuçta dopamin artışına yol açar. Gabaerjik internöronlar piramidal hücrelerde perisomatik ve akso-aksonik uyarımda görevlidir ve kalsiyum bağlayıcı protein ve parvalbumin (PV) içerirler. GAD aktivitesini bozarak GABA sentezinin azalmasına ve şizofreni ile ilişkili konfüzyon ve irritabilite belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. . KCC2 deki defisit. matür nöronlarda ise GABA depolarizasyonu. Şizofrenide postmortem doku örneklerinde GABAerjik markerlerin azalması görülmüştür. PV mRNA larının azaldığı bu beyin bölgeleri. GABA A reseptörleri 19 farklı alttipe ayrılır: Alttip kompozsyonun göre farklı anatomik. postmortem şizofreni beyinlerindeki GABAerjik markerlerin azaldığı bulguların saptandığı bölümler ile paralellik göstermektedirler. K. GABAerjik inhibisyonda yetersizlikle sonuçlanır ve iskemi. epilepsi gibi pek çok hastalığa sebebiyet verebilir(2). Şizofrenide kortikal osilatör dinamiklerin bozulmasının pek çok nörokognitif defisitin temelinde yattığı bilinmektedir(6).(3). şizofreni semptomları ve davranışsal bulguları oluşturulmaya çalışılmıştır. Ekstrasinaptik lokalizasyon gösteren δ alt ünitesi içeren reseptörler tonik GABAerjik inhibisyonu düzenlerler. Bunda primer olarak K/Cl cotransporteri KCC2 rol alır yetişkin beyninde. Dopaminerjik nöronlardan dopamin üretimi doğrudan GABAerjik nöronların kontrolü altındadır. Romon ve arkadaşlarının yapmış olduğu bir çalışmada. Glutamattan glutamik asit dekarboksilaz (GAD) enzimi aracılığıyla üretilir. Genetik olarak pridoksin metabolizması anormalliği veya pridoksin antagonisti (örn:izoniazid) alınması. GABA reseptörleri GABA A ve GABA B reseptörleri olarak 2 ana gruba ayrılır. NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla PV ekspresyonunun azaldığı gösterilmiştir. Pridoksal 5-fosfat (vitamin B6) GABA sentezinde temel kofaktördür. ve 24. travma. GABA nın inhibitör aksiyonları temel olarak klor gradienti ile sağlanır. Akut NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla (PCP.(4). hipokampus. Hayvan deney modellerinde. orbitofrontal ve entorhinal korteks. KCC2 nin yüzey expresyonu ve aktivitesi KCC2 residüsü Ser940 ile regüle edilir. ketamin. Klonazepam gibi GABA A reseptör agonistleri GABA aktivitesini artırarak bazı şizofreni belirtilerinde yatışmaya yol açarlar(1). Na. Şizofrenide parvalbuminin neokortikal bölgelerde ekspresyonunda da azalma vardır.

Adell A. Neuropsychopharmacology 33:141 –165 7. 2008. Romon T.PFC de ki eksitatör piramidal nöronlar ve GABAerjik internöronlar birlikte prenatal ve postnatal dönemde executive fonksiyonların gelişiminden sorumludur. 2011 • 31(50):18198 –18210) 3. December 14. Fulton M. Akbarian S. Coleman L.Şizofreni Farmakolojik Tedavi Klavuzu. Sheryl S. Huang HS (2006) Molecular and cellular mechanisms of altered GAD1/GAD67 expression in schizophrenia and related disorders. Neurosteroidogenesis Is Required for the Physiological Response to Stress: Role of Neurosteroid-Sensitive GABAA Receptors. Ratlarda postnatal 7. Zhang F. (2011) Expression of parvalbumin a nd glutamic acid decarboxylase-67 after acute administration of MK-801.1007/s00213-011-2268-6 9. Ayrıca terk edilmiş gibi görünen eski hipotezlerin tozlu raflardan indirilerek tekrar gözden geçirilmesinde fayda olacağı kanaati giderek güçleniyor. Volk DW (2005) Cortical inhibitory neurons and schizophrenia. Jarskog F. günde uygulanan NMDA antagonistlerinin yetişkin dönemde hipokampal nöronal kayba ve talamik bölgelerde hasara yol açtığı. I mplications for the NMDA hypofunction model o f schizophrenia. (2009)Deficits in adult prefrontal cortex neurons and behavior following early postnatal NMDA antagonist treatment Pharmacology. Roth RH (2007) Repeated phencyclidine in monkeys results in loss of parvalbumin-containing axo-axonic projections in the prefrontal cortex. González-Burgos G (2008) Neuroplasticity of neocortical circuits in schizophrenia. Psychopharmacology Berl192:283– 290 8. MacKenzie G. Morrow BA. Nat Rev Neurosci 6:312– 324 5. The Journal of Neuroscience. Maguire M. erişkin dönemdeki disfonksiyondan sorumlu olabilir. 2011. Sohal VS. Gelişimsel bir hasar. Nature 459:698 –702 6. s:21 2. Kaynaklar 1. Elsworth JD. Leon G. Sarkar J. Brain Res Brain Res Rev 52:293 –304 4. süperfisial kortikal tabakalarda yaklaşık %50 GABAerjik internöron kaybına yol açtığı son zamanlarda gösterilmiştir. Wakefield S. Biochemi stry and Behavior 93 322 –330 . ( 9 ). Lewis DA. Deisseroth K (2009) Parvalbumin neurons and gamma rhythms enhance cortical circuit perfor-mance. Stephen J. Mengod G. Hashimoto T. Yizhar O.Uzun Ö. Lewis DA.. Sonuç olarak şizofreni ve GABA ilişkisinin nörobilim alanındaki gelişmeler ışığında yeniden değrelendirilmesi gerekiyor. Psychopharmacology DOI 10.

Ancak postmortem çalışmalar bu görüşü desteklememiştir. Yetişkin döneminde GABA nöronları tarafından üretilen reelin düzeylerinde. GABA internöron alttiplerinde ki özgün değişiklikler şizofreni etyolojisinde rol alıyor olabilir. Bu durum moleküler delillerle de desteklenmiştir. Presinaptik ve postsinaptik inhibitör etkileri vardır. 1978 yılında Bird ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada GABA azalması etyolojideki nörokimyasal anormalliklere değil. Presinaptik olarak eksitatör nörotransmitelerin sinaptik aralığa salıverilmesini önler. Son on yılda şizofreni de GABA defisiti hipotezi tekrar önem kazanmıştır. Bu faktörlerin anormal regülasyonu ile seçici GABA internöron formasyonu azalabilir ve genetik hassasiyete yol açabilir. Böylece GABA-A reseptör bağlanmasında selektif kompansatuvar artış olurken. dopamin ile resiprokal ilişkisi vardır. 1972 de Robert ve arkadaşları. . Genetik açıdan GABA internöronlarının farklı alt populasyonları ayrı prekörsörlerden kaynaklanır. moleküler ve genetik açıdan ele alındığında şizofrenide gösterilenGABAerjik sistemdeki defisit. ölüm anındaki agoniye bağlanmıştır. şizofreni ve psikotik özellikleri olan iki uçlu bozuklukta %30-50 azalma saptanmıştır. Korteks ve hipokampusta parvalbumin içeren GABA internöronlarının azaldığı gösterilmiştir. GABA’nın. GABA sentezleyen enzim GAD67 için mRNA ve protein düzeyleri. Şizofreni de GABA ile ilgili bulgular 1970’li yıllara kadar uzanmaktadır.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Şizofreni ve Gaba Yansımaları: Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Recep Tütüncü Gama amino butirik asit (GABA) santral sisteminde en yaygın inhibitör nnörotransmiterdir. bu durumun etyolojik bir model olduğunu ileri sürmüşlerdir. Sonuç olarak. benzodiazepin bağlanması değişmemektedir. Ek olarak GABAerjik nöronların ortaya çıkış zamanlaması ve sırası şizofrenide test edilmeye aday tüm genlerle aynı düzenleyici bağ ile ilişkili olabilir. etyolojide yer alan diğer etkileyici faktörlerle birlikte yeni bir olasılıktır. GABA nöronlarının büyük kısmı lokal inhibitör internöronlardır. Postsinaptik etkisini de GABA-A reseptörünün uyarılması ile sağlar. Bu azalma hastalığa spesifik değilse de internöron eksikliği ile uyumludur. korteks ve hipokampusta azalmıştır. şizofrenide GABA azalmasını göstererek. Striatum gibi bazı alanlarda ana efferent nöron olarak bulunurlar.

özsaygı ve psikolojik olarak iyilik hali zarar görür. beceriksiz ve değersiz hissederler. Kimliğini yaşatabilmek için sana bir düşman gerekiyorsa. Ayrımcılığın gözümüze en çok çarpan şekli milliyet. başkalarının kendileri hakkındaki olumsuz stereotipilerinin ne olduğunu bildiklerinden. yoksul olmaktan HIV taşıyıcısı olmaya. beceriksiz.’ HRANT DİNK İnsanlığın karşı karşıya olduğu sorunlardan en önemlilerinden birisi ve belki en önemlisi ayrımcılıktır. Bu nedenle hissettikleri başarısızlık duygusu arttıkça kendilerini tamamen yenik hissedip. siyasal. barınma gibi kaynaklara daha zor ulaşırlar. İnsanlık tarihinin her döneminde ve halen bir grup insan. ırk. eğitim. Ayrımcılığa uğrayan insanlar. gelir dağılımından kendisinin ekonomiye yaptığı katkı doğrultusunda yararlanamamasıdır. Ayrımcılık ve sonucu olarak ortaya çıkan sosyal dışlanma. eşitsizlik. Şişman olmaktan. ‘stereotipi tehdidi’ olarak isimlendirilen bir duygu yaşarlar. kadın olmaya. çabalamaktan vazgeçebilirler. güvencesizlik ve dengesizliğe yönelik yeni bir kavramdır. Ayrımcılığa uğrama nedeninin görünür ya da gizli olması ortaya çıkan ruhsal sorunları değiştirebilmektedir. yoksulluk. bebeklerini bile işkence ile öldürecek kadar kadar vahşileşebilmektedir. yaşlı olmaktan ruhsal bir hastalığa sahip olmaya kadar bir çok nedenle ayrımcılığa uğramanız ötekileştirilmeniz mümkündür. şiddetin ayrımcılığı Ötekinin Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Ayşe Devrim Başterzi ‘Kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak hastalıktır. cinsel yönelimden ten rengine. senin kimliğin hastalıktır. sigara içme. etnik kimliği ya da politik inancı nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar damgalanma nedeninin su üstüne çıkmasını engellemek için çok daha kontrollü ve ihtiyatlı olma ve bu durumu gizlemeye çalışma gibi zorlu çabalara mahkum kılınırlar. . HIV gibi bir hastalığa sahip olanlar. ruhsal hastalığa sahip olmak ya da şişmanlık gibi nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar daha şiddetli bir tepki çeker ve bu damgayı değiştirebilmek için harcadıkları boşa çıkan çabalar sonrasında kendilerini sıklıkla yenik. Ayrımcılığa uğrayan insanlarda ruhsal sorunlar ve hastalıklar çok daha sık görülmesine rağmen bu grupların ruh sağlığı hizmetlerine ulaşımı da kısıtlıdır. belirli kesimlerin toplumsal bütünden ve sermaye birikim sürecinin dışında kalarak. etnik ve dini kimlik üzerine kurulsa da bir çok insan bir çok nedenle ayrımcılığa maruz kalmaktadır. hukuki. Siyah çocukların eğitim sırasında kendilerini daha aptal hissettikleri. Kendilik değeri. Ayrımcılığa uğrayanlar sıklıkla yaşamlarının her yönüyle bundan etkilenirler. nesnel olduğu kadar öznel değerlendirmelere de açık bir süreç olup. damgalanmayla ilişkili herhangi bir aktiviteyi yerine getirirken daha çok kaygı yaşar ve bu kaygı davranış üzerinde olumsuz etkilere yol açar. şişmanlık gibi hemen göze çarpan nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar kendilerini gizlemek için saklanacak bir örtü bulamazken eşcinseller. Örneğin bir kadın iş görüşmesinde erkeklere göre daha çok kaygı hissettiği için daha gergin. Ayrımcılık ve damgalanmanın ruhsal sorunlara yol açması ile ilgili önemli bir sorun alanı da damgalanma nedeninin kontrol edilir olduğuna dair inançlardır. baştan başarısız olacaklarını düşünüp buna uygun davranışlar sergiledikleri gösterilmiştir. Psikiyatrinin ayrımcılık ve sosyal dışlanma ile uğraşmasının önemli nedenlerinden birisi de herhangi bir ruhsal hastalığa sahip olanların uğradığı ayrımcılık ve dışlanmadır. kültürel ve davranışsal boyutları olan. başka bir grup insana topluca atfettiği özellikler nedeniyle onlardan nefret edebilmekte ve o grubun çocuklarını.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. özgüveni düşük bir izlenim yaratabilir. Ekonomik. Kadın olmak. sağlık. sosyal.

3. Hoek HW. sorgulamayı gerekse koruyucu psikiyatri hizmetlerinde ayrımcılığa karşı çalışmalar yapmayı zorunlu hale getirmektedir. Ankara.Hogg MA. Veling W.(eds) Sosyal Psikoloji (çev. başarılarını tokenizme (bir azınlık grubuna karşı küçük ve önemsiz bir davranışta bulunarak -artık beni rahatsız etme. 2. Perceived discrimination and the risk of schizophrenia in ethnic minorities : a case control study. Kaynaklar 1. Soc Psychiatry Pschiatr Epidemiol 2008. tembel olarak yaftalanırlar ve bu yargıların açtığı derin ruhsal yaralar pek çok ruhsal hastalığın gelişmesine yol açar. . Binbay T. Eşitsizliğin Bedeli: Sosyal Dışlanma Psikozları Neden ve Nasıl Arttırıyor? Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni 2010. daha ne yapayım istiyorsun. Vaughan GM. akılda tutmayı. kaba. pis.43:953-959. Rosenthal ve Jacobson’un deneyinde yapılan bir IQ testinden sonra okulda başarılı olacağı söylenen –ve aslında diğer çocuklardan farkı olmayan.daha anlamlı girişimlere girmeyi reddetme) ve tersine ayrımcılığa (ayrımcılığa duyarlı insanların ayrımcılığa uğradıklarını düşündükleri gruptan insanlara aşırı olumlu değer atfetmeleri) bağlayıp kendi yaptıklarının değerini azaltabilirler ya da olumsuz davranışları nedeniyle aldıkları olumsuz tepkileri ayrımcılığa bağlayarak davranışlarını değiştirmeyi reddebilirler. Sonuç olarak ayrımcılığa uğrayan insanlar önyargılı tutumların kurbanıdır. beceriksiz. Yıldız İ.Damgalanmış bireyler başkalarının kendilerine yönelttikleri davranışların nedenleri konusunda oldukça duyarlıdırlar. Gelmez A. 13(3):8-10. diğerleri başarısız olmuştur. Ayrımcılığa uğramayı süreklileştiren şeylerden birisi kendini gerçekleştiren kehanetlerdir. Diğerleri tarafından sıklıkla aptal. 2007) 381-423. Kendi yaşamlarındaki olumlu deneyimleri. Ütopya yayınevi. Hollanda’da göç eden insanlar arasında ayrımcılığa uğradığını en çok hisseden grupta şizofreni riskinin yerlilere oranla 5 kat artması.çocuklar başarılı. saldırgan. son günlerde ülkemizde giderek artan ötekileştirme politikaları içinde gerek psikiyatrinin günlük uygulamalarında ayrımcılığı ruhsal sorunlara yol açan bir stres faktörü olarak değerlendirmeyi. Mackenbach JP.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. şiddetin ayrımcılığı Ötekileştirme neden nasıl? Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Nur Engindeniz .

şiddetin ayrımcılığı Ayrımcılığa uğrayanın hayatta kalma stratejileri Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Rober Koptaş .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti.

Türkiye’de ayrımcılığın açık ve örtük boyutları gündelik hayatta yaygın olmasına karşın hep gözden uzak tutulmuştur. 1970 li yıllardan sonra ayrımcılığın toplumsal ve ruhsal temellerine yönelik araştırmalar ideolojik zemininden koparılmış ve daha çok tekil bireyin ayrımcılığına yönelmiştir. İlk yayınlandığında üzerinde büyük tartışmalar çıkan araştırma daha sonra bir şekilde gözden düşmüştür. W. şiddetin ayrımcılığı Ayrımcının Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Selçuk Candansayar Özellikle II. . Bu çok geniş kapsamlı araştırmada sıradan insanın nasıl olup da ayrımcı. Bu bağlamda en bilinen temel çalışma Frankfurt Okulu kuramcılarından T. Bu konuşmada genel olarak ayrımcı ruhun üzerinden yükseldiği politik iklim ve koşullar tartışılacak ardından güncel durum üzerine düşünceler aktarılacaktır. Ancak Nazi ideolojisi ve Yahudi soykırımının yarattığı şaşkınlık ve suçluluk duyguları bu çalışmaları hızlandırmıştır. Adorno ve arkadaşlarının yaptıkları “Otoriter Kişilik” araştırmasıdır. Daha doğrusu ayrımcı ruhu hazırlayan ya da inşa eden ekonomik. Bu soru aslında ırkçılık hakkında uzun yıllardır sorulurdu. Dünya Savaşı sonrasında Nazi ideolojisinin toplumda nasıl olup da geniş kabul gördüğü sorusu toplumbilimlerinin önemli çalışma alanlarından biri olmuştur. ırkçı ruh haline bürünebildiğinin toplumsal ve bireysel değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. politik süreçlerden çok bireysel özelliklere odaklanılmıştır.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu İnternet ve video oyunlarında şiddetin sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Ayşen Çoşkun .

hemen her dizide görülebilen hakaretler. yaralama. Şiddetin dizilerdeki yeri ve topluma. kadınlara tacizde bulunan erkeklerle mücadele etmek üzere kurmayı düşündükleri çeteye yardım istedikleri. ruh sağlığı çalışanlarının. bir baskında karısını öldüren Tombalacı’ya kol ve bacaklarını kırarak işkence uygularken. Yine Çakır. basın dünyası ile dizi yazım...11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. onun “öldür artık” yalvarmalarına dayanamayan Polat “kafasına sıkarak” Tombalacı’nın isteğini yerine getirir. Cinsel istismar ve tecavüz de şiddetin bazen neredeyse moda halini alan uygulamaları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. “Kan davaları”. şiddeti dizinin kahramanlarından biri uyguluyorsa mutlaka makul (!) bir gerekçesinin olması. Cerrahpaşalı itiraz edince de kafasını keserek öldürür. bu davranışların olağanlaştırılıyor olmasıdır. bu çerçevede düşünülebilir. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu TV Dizilerinde Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Bülent Coşkun Televizyonun günlük hayattaki yerinin artması bazı TV programlarının daha fazla izlenmesine yol açmıştır. öldürmekte sakınca görmeyen kişiler bu davranışlarını “ya benimsin ya da toprağın” diye ifade edebilmektedirler. yaşatmak. İtilmiş ve Kakılmış tiplemeleriyle neredeyse aile içi şiddetin sevimli bir hale getirilmiş olduğu hatırlardadır. özellikle diziler. iletişimcilerin. Bir başka sahnede Çakır bir tecavüzcüyü döverek öldürür. şoförün itiraz etmesi sonrasında da onu öldürdükleri bildirilmiştir. herhangi bir şekilde istediğine uymadığında dövmekte. kötü karakter uyguluyorsa cezalandırmayı hak edecek derecede “yanlış” yapmasıdır. Sunum sırasında dizilerdeki çeşitli şiddet örneklerinin ele alınması yanında bu konuda eğitimcilerin. toplum tarafından kabul edilebilir değerleri korumak. Ezel. geniş izleyici kitlesi bulmaktadır. Bu kişinin kabile mahkemesinde verilen karar sonucu kan davasına meydan vermemek amacıyla infaz edilmesi de üzerinde durulabilecek ilginç bir boyut olmuştur. Son zamanlarda özellikle gençler arasında giderek internetin ve sosyal medyanın öne geçmesi söz konusu olsa da hala TV programları. Yine beş kişiyi cinayet çılgınlığı tablosuyla öldüren bir Yemenli işlediği cinayet konusunda Kurtlar Vadisinden etkilendiğini söylemiştir. gençlere. Genellikle “dizi kahramanları”. Adanalı. Dizilerin yazarları ve yapımcıları bu tür davranışların zaten hayatın içinde var olduğunu belirtseler de asıl ürkütücü olan bu tür sahnelerle. “namus veya töre cinayetleri” de bir dizide veya filmde tutarsa hemen yenileri yazılabilmektedir. . Ortadoğuda yaygın olarak izlenen bu diziden etkilendiklerini söyleyen 17 ve 18 yaşlarındaki iki Ürdünlü gencin bir taksi şoförünü kaçırdıkları. bıçaklamakta. bir ölçüde Arka Sokaklar ve son zamanlarda da Behzat Ç. Kurtlar Vadisinden bir iki örnek verecek olursak: Ünlü kafa kesme sahnesinde Polat Alemdar. tokatlamalar basit ayrıntılar halini almıştır. “Fatmagül” ve sonrasında “İffet” dizileri tecavüz temasının üzerine kurulmuş. işkence dışında kalan özellikle kadına yönelik fiziksel ve sözel şiddet öylesine yaygın olarak kullanılmaktadır ki. Öldürme. haksızlıklarla mücadele etmek adına “kötüleri” (!) cezalandırmak için şiddet uygular. “Öyle bir geçer zaman ki” dizisinde de Ali Kaptan çok sevdiği karısına tecavüz etmiştir… Bir şekilde öfkelendiği kız arkadaşının telefon numarasını piknik masasına Fatmagül’ün telefon numarası diye yazan kişiye rastlanabilmektedir. yapım ve yönetim çalışanlarının yaptıkları ve yapabilecekleri üzerinde de durulması planlanmaktadır. çocuklara etkisi de çeşitli kesimlerin ilgisini çekmektedir. başka türlü sağlanamamış adaleti sağlamak. artık uyuşturucuların okullarda satılmayacağını söyler. Son zamanlarda eşini ya da sevgilisini kendi malı olarak görüp. Özellikle öldürme. Bütün bu dizilerdeki şiddetin ortak yönü. işkence şeklindeki şiddetin yoğun biçimde kullanıldığı dizilerin başında Kurtlar Vadisi gelmektedir.

hangi şiddetin meşru hangisinin gayrımeşru olduğunu da belirler. Bu haliyle haberler. reklamlar gerçekten üretilmiş birer temsildir. Bu sunuş. değerlere. kurgudur. özellikle kadın programlarında yoksul kadınların nasıl bir söylemsel şiddete maruz kaldığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. görsel ya da dijital olsun medya. özellikle belirli gruplara yönelik şiddetin nasıl görmezden gelindiğini. tam da bu özelliği nedeniyle ideolojik bir aygıt olarak gerçeklşiğe dair algılarımızı biçimlendirir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. içinde yaşadığımız gerçekliği yansıtmaktan öte yeniden üretme özelliğine sahiptir. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Görsel Medyada Şiddetin Temsili Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hasan Akbulut Yazılı. yeniden üretimdir. düşüncelere ilişkin neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen medya. Olaylara. filmler. Eleştirel teoriye göre medya. . söz konusu şey şiddet olduğunda da neyin şiddet olarak tanımlanıp tanımlanmadığını. günümüz Türkiye'sinde hala belirgin önemini koruyan televizyon programlarında şiddetin nasıl tanımlandığını.

Bu amaçla Türkiye ‘de sinema filmlerinde şiddetin nasıl sunulduğu ve bunun toplumsal yansımaları örneklerle ele alınacaktır. dizi. film. şiddeti sunma şekli ve bunun toplum üzerindeki etkisi önemlidir. bu boyutların birbirini beslemesi sözkonusu olduğundan. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Sinemada Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hira Selma Kalkan Sinemanın hem toplumun belirli olaylara yüklediği anlamları yansıtması hem de toplumun belirli olaylara bakış açısını biçimlendirmedeki etkisi yadsınamaz. Şiddetin bireysel boyutunun yanı sıra toplumsal boyutunun da olması. internet ve video oyunlarında şiddetin nasıl sunulduğunu incelemenin yardımcı olacağı düşünülmektedir. . şiddeti önleme ve sağaltım çalışmaları açısından. İnsanların şiddete ilişkin oluşturdukları bakış açısı ve şiddete yükledikleri anlam üzerinde etkisi büyük olan medyanın.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Kendine tutunmak: Frida Kahlo Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Ayşegül Sütçü Yıldırım .

İstanbul 2009. Marx K. Gerçekçi sanatta biçim ile içerik ve bunların diyalektik bütünlüğü sorunu bilimsel estetikte çok önemli bir yer tutmaktadır. ki dış dünya ile etkileşimin bir yansıması olarak vardır. ikincisi ise biçim-içerik bütünlüğünün sanatın eylemine ilişkin nesnel yasaları dile getirmesi. Panele giriş niteliğinde olan bu sunumda özetlediğimiz bu tartışmalar ışığında diyalektik bakış açısıyla sanatsal yaratıcılık ve psikiyatri ilişkisi gözden geçirilmeye çalışılacaktır. onun sanatsal üretimle ilişkisi hem sanat eleştirmelerinin. sanat aracılığıyla ruhsal hastalıkların tedavisi bir uğraşı alanı olarak gelişmeye başlamıştır3. Bunun yanında akıl hastalarının ürettiği sanat yapıtları. Bu yeti her insanda potansiyel olarak varolan. Marksizm bütün içinde başat rolün içeriği düştüğünü. maddeci diyalektik biçimin etkin karakterini kabul eder.tezi sanatın da dünyayı yalnızca yorumlamakla değil değiştirmekle olanaklı olacağı. Alman İdeolojisi (Feuerbach). 2. Marx’ın 11. Çığlığın Işıkla Buluşması. Engels F. Diyalektik biçim ve içeriğin bir ve aynı fenomenin birbirinden ayrılmaz iki yanı olduğunu öngörür ve bir bütünlük oluşturduğunu vurgular. Bugüne dek birçok sanat dalında önemli yapıtlar üretmiş sanatçıların ruhsal yapısının çözümlenmesi. İstanbul 1975. Kaynaklar 1. Bunun ilk nedeni gerçeğin estetik özümsenmesinin biçimin içeriğe uygunluğunda kendini göstermesi. hem de nesnenin ait olduğu dünyayı değiştiren ve dönüştüren işlevine vurgu yapmaktadır.30-38. içeriğin içyapısının anlatımıdır da aynı zamanda. . son nedeni ise biçim-içerik ilişkisinin yaratım sürecinin diyalektiğine sımsıkı bağlı olmasıdır2. İstanbul 2006. psikopatolojik sanat kavramının da tartışmaya açmış. s.cisinde filozofların yalnızca dünyayı değişik biçimlerde yorumlamakla yetindiklerini. Psikopatoloji ve Sanatsal Yaratıcılık. Estetik: Gerçekliği Sanatsal Özümsemenin Bilimi. Bertolt Brecht toplumcu gerçekçi sanatı tanımlarken sanatın bir ayna değil dinamo olduğunu belirterek hem ele aldığı nesneyi. Hayalbaz Kitap. Bu söylem özünde sanat ve yaratıcılık edimi içinde geçerlidir. sanat yapıtının ve yaratıcışlık eyleminin değiştirici ve dönüştürücü olacağı düşüncesine katkı sağlamaktadır. Feuerbach üzerine tezlerinin 11. Ed: Yazıcı O. Biçim yalnızca sanatsal olayın dış görünüşü değildir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. oysa önemli olanın onu değiştirmek olduğunu söyler1. Yaratıcılık bir estetik üretimi ve değişimi içinde barındırır. Biçimin etkinliği içeriğin gelişimini kolaylaştırmaktadır2. Sol Yayınları. ve yine dış dünya ile etkileşimin sonucu olarak bir yapıta içerik ve biçim kazandıran bir eylemdir. Sanatta biçim-içerik ilişkisini incelemek için maddeci diyalektiğin kategorilerine dayanılması gerektiği öne sürülmektedir. 3. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Diyalektik Bakış Açısıyla Psikiyatri ve Yaratıcılık Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Burhanettin Kaya Karl Marx. Bunun yanında sanat yapıtını anlama sürecinde psikoloji kuramlarına sıklıkla dayanılmış ve büyük tartışmalar doğuran yorumlara kapanması çok da kolay olmayacak birçok kapı açılmıştır. Bu değiştirme etkinliğinin devindiricisi yaratıcılıktır. Parman T. hem de psikiyatrların ilgi alanlarında olmuştur. Ziss A. sanatsal yaratımın doğasını içeriğin ortaya koyduğunu öne sürerken. Pınarbaşı Matbaası.

anarşist bir edebiyat grubuna katılmış. kazadan sonraki yaşamı korseler. sanata doğrudan yansımış. gerçeklik ile fantazya arasında çatışıp duran insanın algılama boyutuna bağlı ortaya koyduğu plastik ifadenin iki zıt kavrama da karşılık gelebilme durumudur. Okulda. Sanatın umudu yeşertmek ve canlı tutmak gibi bir gücü ve işlevi vardır. Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. Rauda J. 2. Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsüdür. yalnız ülkesinde değil. genel anlamda sanatçıların tutum ve dışavurumlarıyla desteklenmelidir. Kazadan sonra resim yapmaya başlayan Kahlo. 17 Eylül 1925’de okuldan dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu trenin demir çubuklarından birisi sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmış. Sanatta ironik bir durumla karşı karşıya kaldığımızda dipteki gerçeklerin analizine dayalı yorum içeren bir bakış açısını içerir. “Yaşasın Yaşam” isimli bir resmidir2. Eserlerinde sadece bireyi oluşturan iç (evre)–dış(sistem) denklemini çözmekle kalmayıp aynı zamanda toplumu oluşturan akımların gerçeklerini eserlerinde aynasallaştırarak (sürrealizm gibi) ironik bir şekilde ifade etmektedir1. “Yürüyemezsem dans ederim” diyebilen acılar içinde geçen yaşamının son anında bile “yaşasın hayat” deyip kırmızı karpuzlarla natürmort çalışan.Gerçekten Dış – Sisteme Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Meral Turhan Dipfaz. dayanılmaz acılarla başa çıkmak için tüm gücüyle resim yapmış. Kahlo’nun pes etmeyen tavrı bahsettiğimiz yönelimleri fazlasıyla kapsamaktadır. Devrimci bir ruh taşıyan Frida Kahlo’nun sistem eleştirisini yaparken “üçlü diyalektik” bir bilinçle davranması onun çok yönlü incelenmesini gerektirmektedir. Sanatta Gerçeklik İle Fantazyanın Plastik Bir İfadesi Olarak Dipfaz. 32 ameliyat geçirmiş. Sanatçı. Turhan M. Diğer bir deyişle. Frida. Ankara. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası tüm hayatını değiştirmiştir. 1950’de 9 ay hastanede kalmış. akciğer embolisi nedeniyle son nefesini verdiğinde. 2010. 1954 yılında sağ bacağı kesilmiştir. Hayatını. İstanbul. Çev: Hülya Uğur Tanrıöver. 1938’de New York’ta açtığı sergi büyük ün getirmiş. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen doğum tarihini. Sık sık sağlığı bozulan Frida. kişisel edinimleriyle ve farklı estetik algısıyla yorumlayan Frida Kahlo. yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir. hastaneler ve doktorlar arasında geçmiş. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Dipfaz Bakış Açısıyla Frida Kahlo: İç . 1943’de 'La Esmeralda' adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlamış. sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürmüş. dış bakış ve iç yaşam denklemini dengede tutabilecek algıyı geliştirir ve süreç içerisinde öğretici ve değişime öncü olabilecek vasfıyla yol gösterici olur. diğer bir izleyici aynı resme bakıp realist dünyadaki dışsal verilere ulaşabilir1. Kaynaklar 1. . arkasında bıraktığı son tablosu. aynı dönemde Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile tanışmış ve evlenmiştir. sanatçının yaşamdaki duruşu. dipfaz anlayışını açıklama sürecinde verilecek en iyi örneklerden biridir. Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş. Everest Yayınları. 2002. yol gösterici ipuçları yakalamamıza neden olmuştur. 13 Temmuz 1954’te. İnsanlığın “trajedilerin sonu”un geldiği bir çağı görme umudu. Frida’ nın farkında olmadan yakaladığı “dipfaz”daki gerçeklik algısı ironik bir görünümün ifadesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Aşk ve Acı Frida Kahlo. izleyici Frida’nın resminde sürrealist dünyadaki içsel verileri algılarken. Frida Kahlo. Gazi Üniversitesi. Bu sunumda Dipfaz bakış açısıyla Frida’nın iç-gerçekliği ile dış-sistem arasındaki etkileşimi bir ressam gözüyle yorumlanacak ve tartışılacaktır. 1954’de çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilmiştir. sanatçı kimliğini ve ortaya çıkardığı eserlerini. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri.

dünya ve gelecek hakkında negatif inançları vardır. hüzne veya negatif düşüncelere yanıt olarak ruminasyonun aktive olmasından ve uyum bozucu başa çıkma davranışlarından kaynaklandığını öne sürer. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Metakognitif Terapi Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Erhan Ertekin Depresyonun metakognitif modeli depresyonun. Bir başka deyişle insanların ne düşündüğü değil. buna “negatif bilişsel üçlü” denir. Depresyonda ruminasyonun hüzün duygusuna veya değersizlik-yetersizlik düşüncelerine karşı çözümlerin keşfini sağlayacağına inanılır. özellikle BDT ile örtüşen ve ayrılan yönleri açısından gözden geçirilecektir. Ruminasyon hüzün ya da depresyonun nedenleri ve anlamı hakkında perseveratif biçimde negatif düşünmedir. Tedavi BDT’den farklıdır. Metakognitif terapi bilişsel terapiden ruminasyon hakkındaki metakognitif inançlara odaklanmasıyla ayrılır. Bu inançlar ruminatif düşünme stillerinin devamına ve üzüntüye ruminasyon odaklı yanıtların seçilmesine yol açar. düşünme eyleminin stili ve kontrolüne göre daha az önem taşımaktadır. Sonra bu durumu kötüleştirir. . Düşünce içeriği metakognitif terapide de önemlidir ama burada üzerinde durulan olağan kognisyonların değil metakognisyonun içeriğidir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Metakognitif terapide ise bu inançlar ruminasyonun içeriği ya da ürünü olarak görülür ve doğrudan yeniden yapılandırılmalarına çalışılmaz. Beck’in şema kuramında kişinin kendisi. BDT’de sorun olumsuz otomatik düşünce içeriği ile formüle edilir ve “bilişsel üçlü” üzerinden düşüncelerin geçerliliği sorgulanır. Ayrıca metakognitif terapi dikkat eğitimi tekniği. Metakognitif terapide bu düşüncelerin içeriğiyle ilgilenilmez. Sonra kişi ruminasyon eyleminin farkına varmaz (meta-farkındalığın düşük olması) ve bunlar ısrarcı bir hal alır. Bilişsel. bu kez belirtilerin kontrol edilemezliği gibi temalarla negatif metakognitif inançlar aktive olur. Bu süreçler ruminasyonların avantajları hakkında pozitif metakognitif inançlar (örneğin “neden mutsuz olduğum hakkında düşünmem iyileşmeme yardımcı olur”) ve depresif düşünce ve yaşantıların kontrol edilemezliği hakkında negatif metakognitif inançlar (“depresif düşüncelerim üzerinde hiç kontrolüm yok. Bu sunumda depresyonda metakognitif terapi kuramı ve uygulamaları. nasıl düşündüğü üzerinden çalışılır. Metakognitif terapi kuramına göre ruhsal bozukluklara neden olma konusunda düşüncelerin içeriği. bunların ruminasyonu tetiklediği ve onun sonucu olduğu gibi bir kısır döngü oluştuğunu kabul eder ve sürekli düşünme sürecini değiştirmeye odaklanır. mesafe koyma aracılı farkındalık (detached mindfullness) ve metakognitif odaklı davranışsal deneylerle kişinin düşünce ve duygularıyla ilişki biçimini değiştirmeye çalışır. bunlar bir hastalığın işareti”) ile ilişkilidir.

Ruminasyon hakkındaki olumsuz inanışlar ise depresyonun şiddetini artırır. (2004) Depressive Rumination. yetersizlik ve başarısızlık düşüncelerine yönelik tepkilerini (metakognisyonlarını) ya da neden depresyonda olduğu ile ilgili olarak ürettiği ve zincirleme olarak devam ettirdiği ruminasyonlarına yeterince gönderme yapmamıştır. Ancak sıklığının. Ruminasyonlar hastalar tarafından başlangıçta sorun çözme. içgörü kazanma. ileride aynı duruma düşmeme amacı ile başlatılan ve hastalığı daha iyi yönetmeye yönelik bir başa çıkma stratejisi olarak kullanılır. Papageorgiou C. tekrarlayıcı bir düşünce biçimi şeklinde seyreden ruminasyonlar başlangıçta “Neden böyle hissediyorum? Mevcut durum benimle ilgili hangi bilgiyi veriyor? Nasıl daha iyi hissederim?” gibi sorulara yanıt bulmaya yönelik olduğundan birey tarafından istemli olarak başlatılır ve olumlu olarak algılanır. olumsuz düşünceler ya da teması kayıp olan deneyimlerle ilgili olarak aktive olur. depresyon tedavisinde oldukça etkili bir yaklaşım olmasına karşın ilginç bir biçimde bireyin değersizlik.. dış dünya ve gelecek ile ilgili şemaları ve olumsuz otomatik düşünceleri üzerine odaklanılır. England. Oldukça inatçı.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. . Wells A. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyon ve Ruminatif Düşünceler Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Mehmet Zihni Sungur Depresyonun bilişsel davranışçı terapisi (BDT) sürecinde depresif bireyin kendisi. Bu sunumda depresyonun oluşumu ve süregenleşmesini açıklamakta önemli bulunan metakognitif model bağlamında ruminasyonun rolü ve öneminden söz edilecektir. Bilişsel. Hastanın ruminasyonları hakkındaki olumlu inanışları gerek depresyonun oluşumunda gerekse depresif nükslerde önemli rol oynar. süresinin ve oluşturduğu sıkıntının artması yanı sıra bireyin işlevselliğini bozması ve sonucunda giderek istenmeyen ve kontrol edilemeyen bir tepki gibi algılanır. BDT. John Wiley and Sons. Referans: 1. Oysa bugün elimizde metakognitif inanışların hem ruminasyonlarla hem de depresyonla bağlantılı olduğunu ve bu inanışların depresyona yatkınlık oluşturduğuna dair yeterince veri bulunmaktadır. Başka bir deyişle ruminasyonlar.

davranışların azalması depresyonun kötüleşmesine sebep olur. . insanlardan uzaklaşmak. Depresif bilişleri değiştirmenin yollarından birisi de hastanın depresyon sebebiyle yapmayı bırakmış olduğu davranışlarıyla ilgili aktivasyon planı hazırlamaktır. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Davranışçı Yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Şükrü Uğuz Depresyon kişinin kendini ödüllendirme davranışlarının azaldığı bir durumdur. Terapistin görevi davranışları yapmaya isteksiz olan hastanın planlanan davranışları gerçekleştirme üzerine motivasyonunu artırmak ve hastanın davranışları gerçekleştirdikçe zevk alabildiğini takip etmesini sağlamaktır. Hasta davranışsal aktivasyon planı ile hayat kalitesinin arttığını gözlemledikçe. Davranış değişikliği için hoşa giden davranışlar listesi ve izlemek için günlük davranış kayıtları kullanılmaktadır. Bu sayede işlevsel olmayan depresif davranışlardan (sürekli uyumak. Zevk veren davranışların azalması depresyondan olabileceği gibi.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. evde kalmak) kurtulmasını sağlayarak günlük işlevlerinin tekrardan kazanılması sağlanabilir. Bilişsel. bu davranışları yapma sıklığı artacaktır.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda bilişsel yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Yusuf Sivrioğlu . Bilişsel.

2000. atipik antipsikotiklerden olanzapin ve risperidon’un neden olduğu kilo alımının. Açıklanacak çalışmalar GATA Psikiyatri AD Başkanlığı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü Laboratuarlarında yapılmıştır. Delayed Detection of Psychosis: Causes. 3. Am J Psychiatry. Ancak. hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkileyen ve dünya çapında önde gelen halk sağlığı problemlerinden biridir ve hastalığın tedavisinin finansal bedelinin tüm kanserlerin toplamından daha fazla olduğu düşünülmektedir (1). 157:1727-1730.11 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 4 P 35 Atipik Antipsikotiklerin Yeme Davranışı ve Kilo Değişimi Üzerine Etkileri: ODTÜGata Proje Sonuçlarının Paylaşımı Atipik Antipsikotiklere Bağlı Kilo ve İştah Değişimi İle İlgili Psikotik Hastalarda Yapılan Çalışmalar. koroner kalp hastalığı gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlanmaktadır. Vücut ağırlığının kontrolü. Bu nörohormonların sentezi ve salgılanması. enerji balans mekanizmaları beyinde hipotalamus tarafından gerçekleştirilmektedir. Ancak “ziprasidone” unda aynı yolakları etkilemesine rağmen kilo artışına neden olmaması. Antipsikotik ilaçların psikotik semptomları serotonerjik ve dopaminerjik yolakları etkileyerek düzelttiği bilinmektedir. . ODTU-GATA Projelerinin Sonuçları Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Levent Sütçigil Psikotik bozukluk bireysel ve ekonomik bedelleri çok ağır olan. Kilo alımı ve buna ikincil gelişen sağlık sorunları. insanda yeme alışkanlıklarını. yeme ve iştah mekanizmalarını düzenleyen hipotalamusun arkuat çekirdeğindeki nöropeptitlerle olan ilişkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. ilaçlara uyumsuzluğun en önemli nedenlerini oluşturmaktadır. 10:2219-2229. Psikotik bozukluklarda alevlenmelerin ve tekrarlamaların önlenmesinde en uygun yol uzun süreli ilaç kullanımın sağlanmasıdır. Özellikle hipotalamusun arkuat çekirdeğinde sentezlenen ve salınan nörohormonlar. başka yolakların da kilo alımında rol alabileceklerini düşündürmektedir. 2. 2003. Consequences. Metabolic syndrome in patients with schizophrenia. Ek olarak. 1950’li yıllarda antipsikotik ilaçların keşfiyle psikotik bozuklukların semptomlarının tedavisinde önemli bir çağ başlamıştır. atipik antipsikotiklerin kilo alımına bu yolaklar üzerinden ve belirtilen aday nöropeptitlerin gen ifadelerini (Santral/perifer protein seviyeleri) değiştirerek sebep olup olmadığına dair bir çalışma literatürde bulunmamaktadır. Ananth J et al. giderlerin artmasına neden olmaktadır (3). Bu çalışmalarda amaç. pankreasın langerhans adacıklarında bulunan beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonu ve yağ dokusunda sentezlenip buradan salgılanan leptin hormonu tarafından kontrol edilir. uzun süreli ilaç kullanması gereken bu hastalarda hipertansiyon. kokain ve amfetaminle regüle edilen transkript (CART). and Effect on Public Health. diyabet. Kilo almaya neden olan mekanizmalar literatürde histaminerjik reseptörler ile serotonin ve dopamin reseptörleri üzerindeki etkilerden olabileceği öne sürülmüştür. İlaç uyumsuzluğu nedeniyle ilaç değişiklikleri ise. Jeffrey A et al. kilo alımı. Tedavi araştırmaları süreci içinde tedavi seçenekleri arasına girmiş atipik antipsikotikler hastaların yaşam kalitesini önemli şekilde etkileyen yan etkilere sahiptir. Oluşan yan etkilerin başlıcaları sedasyon. Heiskanen T et al. J Clin Psychiatry. 2004. Curr Pharm. 64: 575-579. nöropeptit Y (NPY) ve aguti bağlantılı peptit (AgRP). hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilemekte. pro-opiomelanocortin (POMC). Ayrıca. vücut ağırlığı ve enerji metabolizmalarını düzenlemektedir. yeme ve iştah mekanizmalarının düzenlenmesinde rol alan nöropeptitlerin de aynı yolaklar üzerinden sentezlendiği gösterilmiştir. Kaynaklar 1. POMC ve CART´ın iştah azaltan etkisinin yanında AgRP ve NPY´ın yemeyi tetikleyen fonksiyonları olduğu gösterilmiştir. Side effects of atypical antipsychotic drugs. Atipik antipsikotiklerin kilo alımına neden olan hücresel mekanizmaları henüz tam olarak açıklanamamıştır. diyabet ve lipit profili üzerindeki olumsuz etkileridir (2).

Çalışmamızda erkek Wistar sıçanlara 4 hafta oral yoldan atipik antipsikotiklerden risperidon ve olanzapin verilmiştir. Ozgen F. aguti ilişkili peptit (AgRP) iştah artıran ve enerji kullanımını azaltan. Diéguez C. Bu peptitlerin hipotalamustaki ifadesi periferdeki açlık hormonu leptinin tarafından ayarlanır. Sezlev D.11 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 4 P 35 Atipik Antipsikotiklerin Yeme Davranışı ve Kilo Değişimi Üzerine Etkileri: ODTÜGata Proje Sonuçlarının Paylaşımı Atipik Antipsikotiklerin Kilo ve İştah Değişiminde Hipotalamik Mekanizmaların Etkisi. Bu yan etkilerin erken belirleyicileri henüz bulunmamıştır. Sonuç olarak. Vidal-Puig A. Fernø J. Dört haftanın sonunda sıçanların hipotalamuslarından izole edilen total RNA örnekleri kullanılarak aday genlerin ifadeleri kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonuyla (qRTPCR) belirlenmiştir. . atipik antipsikotiklerden olanzapin ve risperidonun sıçanlara verilmesiyle oluşacak. Skrede S. 2. İlaçların verildiği süre boyunca sıçanların aldıkları besin miktarları günlük olarak. Yanik Thee investigation of leptin and hypothalamic neuropeptides role in first attack psychotic male patients: Olanzapine monotherapy. Her iki grupta CART ifadelerinin düşmesi. hipotalamik bölgenin arkuat çekirdeğinde sentezlenen ve salınan aday nöropeptiler/hormonların gen ifadeleri ve periferal yanıtları belirlenmiştir. Epub 2011 Jun 13. PLoS One. risperidon verilen grupta CART plazma seviyelerinin artması fakat olanzapi