P. 1
48. Ulusal Psikiyatri Kongresi

48. Ulusal Psikiyatri Kongresi

|Views: 899|Likes:
Yayınlayan: Hakan Boz

More info:

Published by: Hakan Boz on Feb 07, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

10/02/2013

pdf

text

original

POSTER BİLDİRİLERİ

PB 01
Depresyonda Afektif Mizaç Ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*, Duru Gündoğar**, Yeliz Banu Küçüksubaşı*, Bülent Kadri Gültekin* *Erenköy Rsheah ** Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD.
Amaç: Bu çalışmanın amacı, major depresif bozukluk tanılı olgularda afektif mizaç ile dayanıklılık arasında bir ilişki olup olmadığını, bir ilişki mevcutsa eğer, bunun sağlıklı bireylerdekinden farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Major Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Kontrol grubu, depresif bozukluklu olgularla yaş ve cinsiyet yönünden benzer, daha önce psikiyatrik başvuru ve tedavi öyküsü olmayan 100 sağlıklı bireyden oluşmuştur. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile, dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında hem de sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik altboyutu ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında, hem sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanırken, her iki grupta gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında ise her iki grupta orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında depresif bozukluk tanılı olgularda ters bir ilişki saptanırken, sağlıklı bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile afektif mizaç tipleri arasında her iki grupta bir ilişki gösterilmemiştir. Sonuç: MDB’ta hipertimik mizaç ile psikolojik dayanıklılık arasında güçlü bir ilişki vardır. MDB’ta mizaç tipi ile psikolojik dayanıklılığın aile uyumu alt boyutu arasındaki ilişki, sağlıklı bireylerdekinden farklılaşmaktadır.

PB 02
Depresif Bozuklukta Afektif Mizaç ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki Çocukluk Çağı Travması Olan ve Olmayan Olgularda Farklı Mıdır? Duru Gündoğar*, Sermin Kesebir**, Yeliz Banu Küçüksubaşı**, Elif Tatlıdil Yaylacı** *Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, majör depresif bozukluk tanılı olgularda efektif mizaç ile dayanıklılık arasındaki ilişkinin çocukluk çağı travması olan ve olmayan olgularda farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Majör Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Çocukluk çağı travmasının (ÇÇT) varlığı Erken Travma Anketi ile belirlenmiştir. Bulgular: MDB olgularında psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki bulunurken, ÇÇT olan olgularda psikolojik dayanıklılık ile depresif mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik alt boyutu ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki saptanırken, gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif mizaç arasında ÇÇT olmayan olgularda orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki saptanırken, ÇÇT olan bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile depresif mizaç arasında çocukluk çağı travması olan grupta orta derecede bir ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Çocukluk çağı travması olan ve olmayan depresif olgularda mizaç ve dayanıklılık arasındaki ilişki birbirinden farklılaşmaktadır.

PB 03
Bipolar Bozukluk Hastalarında Beyin Kökenli Nörotrofik Faktör (Bdnf) Geni Val66met Ve Val66val Polimorfizmi İle Hastalık Özellikleri Ve Obsesif Kompulsif Belirti İlişkisi Ekrem Hasbek*, Serap Erdoğan Taycan**, Aydın Rüstemoğlu**, Feryal Çelikel**, İlker Etikan** *Sivas Devlet Hastanesi, Psikiyatri Kliniği **Tokat Gaziosman Paşa Üniversitesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmada Bipolar Bozukluk (BB) hastalarında beyin kökenli nörotrofik faktör (brain- derived neurotrophic factor=BDNF) geni val66met ve val66val polimorfizmi ile hastalık özellikleri ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre BB tanısı alan 106 gönüllü hasta dâhil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Hastalık Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulandı. Hastaların venöz kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmış, elde edilen DNA’lar kullanılarak PCR-RFLP yöntemi ile BDNF gen polimorfizmine bakılmıştır. İstatistiksel değerlendirme SPSS 19.0 versiyonu ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamıza alınan 106 hastanın 28’i (%26) BDNF val66met polimorfizmi taşırken, 78 hasta (%74) BDNF val66val polimorfizmi taşıyordu. Alel sıklıklarına baktığımızda met aleli (%13), val aleli ise (%87) oranında bulunmaktaydı. Hastalık belirtilerinin başlangıç yaşı karşılaştırıldığında val66met grubunda 28,11±11,09 iken val66val grubunda 23,88±8,93 yaş olarak tespit edildi ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p=0.047). İki grup antidepresan ile tetiklenen manik atak varlığı açısından karşılaştırıldığında, val66met grubunda val66val grubuna göre daha fazla sayıda hastada antidepresan ile manik atak tetiklendiği görüldü ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark mevcuttu (x²= 5,797, p=0,029). Bunlar dışında çalışmada incelenen diğer hastalık özellikleri açısından bir fark belirlenemedi. Her iki gruptaki OKB eştanı yüzdeleri, MOKSL toplam ölçek ve alt ölçek puanları, BDÖ ve BAÖ puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızın sonucunda 78 hastada BDNF val66val, 28 hastada ise val66met polimorfizmi olduğu belirlendi, literatürdeki beyaz ırkta yapılan çalışmalarla genel olarak uyumluydu. Val66val grubundaki hastalarda BB başlama yaşının val66met grubundakilere göre daha erken olduğu ve val66met grubundaki hastalar arasında antidepresan ile tetiklenen mani atağına istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha fazla rastlandığı belirlendi. Bu iki duruma ilşikin olası sebepler tartışıldı. KAYNAKLAR 1.Tsai SJ. Is mania caused by overactivity of central brain-derived neurotrophic factor? Med Hypotheses. 2004; 62: 19-22. 2.Hong CJ, Association study of a brain-derived neurotrophic-factor genetic polymorphism and mood disorders, age of onset and suicidal behavior. Neuropsychobiology.

PB 04
Bipolar Bozukluğu Lityum, Valproik Asit Ya Da Atipik Antipsikotik Monoterapisi İle Remisyonda Olan Hastaların Bilişsel İşlevleri Vesile Şentürk Cankorur (1) ,Hilal Demirel(2), Sibel Çakır(3),Sermin Kesebir(4),E.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest (3)İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (4)Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Bipolar bozukluktaki bilişsel işlev kusurlarının ötimik dönemlerde de mevcut olduğuna işaret eden çalışmalar vardır, ancak bunların ne kadarının ilaç yan etkisi olduğu tam olarak bilinmemektedir. Daha önceki çalışmamızda, lityum (Li) ya da valproik asit (VPA) monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştu. Bu çalışmada, atipik antipsikotik (AP) monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek, bilişsel işlevler ve bilişsel işlevler üzerindeki olası ilaç etkileri incelenmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I ya da II tanısı ile izlenen, en az bir aydır remisyonda olan, Li (n=28), VPA (n=25) ya da atipik AA (n=38) monoterapisi uygulanan 86 ötimik erişkin hastadan oluşmaktadır (30 erkek, 56 kadın). Bu örneklem grubunda psikomotor hız, dikkat, bellek, görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevler değerlendirilmiştir. Ortalama yaş 36.6 ±12.2, eğitim süresi 12.4 ±3.9 yıl, monoterapi süresi 10.25 ± 18.93 ay, Hamilton Depresyon Ölçeği puanı 3.31 ±3.67, Young Mani Değerlendirme Ölçeği puanı 1.31 ±2.43 olarak bulunmuştur. Bulgular: Li grubu ile VPA grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmadı. Antipsikotik grubunda işlem belleği performansı Li grubuna (WAIS-R Aritmetik 11.75 ± 4.07’ye 8.71 ± 3.31, p =0.01), görseluzaysal beceri ise VPA grubuna (WAIS-R Küplerle Desen 30.25 ± 6.82’ye 22.29 ± 10.16, p =0.005) göre daha düşük bulundu. Tartışma: Daha önce gerek duygudurum dengeleyici gerekse AP ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. Bu çalışma, AP’lerin bilişsel işlevler üzerinde olumsuz etkileri de olabileceğine işaret etmektedir. Bu hipotez izlem çalışmalarıyla ele alınmaya değer olabilir. Anahtar Kelimeler: Atipik antipsikotik, bilişsel işlevler, bipolar bozukluk, duygudurum

PB 05
Multiple Skleroz Öncesinde Bipolar Bozukluk: Bipolar Bozukluk Nörolojik Temelli Bir Hastalık Olabilir Mi? Tuğba Kara*, Özlem Girit Çetinkaya*, Ayşe Fulya Maner*, Belma Doğan Güngen** *Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Özet: Multiple sklerozda nöropsikiyatrik belirtiler oldukça yaygındır. Multiple sklerozda psikiyatrik belirtilerin varlığı hastalığın klinik olarak ilk ortaya koyulduğu zamandan beri bilinmesine rağmen bu konu son 20 yıldır daha ayrıntılı çalışılmaktadır. Multiple skleroz ile bipolar bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozuklukları, öfori, kişilik bozuklukları gibi komorbid psikiyatrik bozukluklar bulunmaktadır. Multiple sklerozda görülen psikiyatrik bozukluklar hastaların ailelerinde, işlerinde ve sosyal hayatlarında bozulmalara yol açmakta, hayat kalitesini düşürmekte ve multiple sklerozun neden olduğu fiziksel yetersizlik majör depresyonun nedeni olabilmektedir. Multiple skleroz ile birlikte ortaya çıkan majör depresyon multiple sklerozun tedavi rejimine uyumu azaltmaktadır. Multiple Sklerozda bipolar bozukluk tahmin edildiğinden daha sık görülmektedir. Multiple Sklerozda görülen bipolar bozukluğun etyolojisine dair çalışmaların sayısı sınırlıdır ve bu çalışmalarda genetik etkiler, ilaçların yan etkileri ve beyin demiyelinizan lezyonlara odaklanılmıştır. Bu makalede bipolar bozukluğun eşlik ettiği bir multiple skleroz olgusu sunulmuştur. Multiple Skleroz ile bipolar bozukluk ve majör depresyonun komorbid olduğu vakalarda manyetik rezonans görüntülerinin özellikleri, majör depresyon ve bipolar bozukluk’ un etiyolojisi ve multiple skleroz için uygulanan tedavinin nöropsikiyatrik etkilerini tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: multiple sclerosis, bipolar disorder, manyetik resonans görüntüleme

PB 06
Bipolar Bozukluk Tanılı Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Mizaç Özelliklerinin Karşılaştırılması Ve Kliniğe Yansımaları Aylin Elri Arslan*, Feryal Çam Çelikel**, Serap Erdoğan Taycan**, İlker Etikan**** *Giresun Devlet Hastanesi, Psikiyatri Bölümü **Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ***Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıp Bilişimi AD
Amaç: Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların mizaç özelliklerini belirlemek, klinik özelliklerle, işlevsellik ve dürtüsellik düzeyleri ile ilişkisini araştırmak ve yanı sıra ailedeki mizaç özellikleri ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Hipotezimiz, hastaların kendi mizaç özellikleri ile ailesindeki bireylerin mizaç özellikleri arasında bir ilişkinin bulunabileceği, hastalardaki baskın mizaç özellikleri ile dürtüsellik düzeyleri arasında doğru, işlevsellik düzeyleri arasında ise ters yönde bir ilişkinin kurulabileceği yönündedir. Yöntem: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı konan ve halen remisyonda olan 60 hasta ve bu hastaların 60 sağlıklı birinci derece akrabaları dahil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Tıbbi Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I), afektif mizacı değerlendirmek için Memphis, Pisa, Paris ve San Diego Mizaç Değerlendirme Anketi Türkçe formu/MPPS-MD (TEMPS-A) anketi ve Bipolar Bozuklukta İşlevsellik Ölçeği (BB-İ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği, 11. versiyon (BIS-11) uygulandı. Bulgular: Bulgularımıza göre depresif mizaç kadınlarda daha sıktı; siklotimik mizaç erken hastalık başlangıç yaşı, sinirli mizaç ise psikotik özellikli atak varlığı ile ilişkiliydi. En çok depresif ve endişeli mizacın işlevselliği bozduğu; hipertimi dışında tüm mizaç özelliklerinin genel anlamda dürtüsellik düzeylerini arttırdığı; motor dürtüselliğin tüm mizaç özellikleri ile dikkatle ilişkili dürtüselliğin ise depresif, siklotimik ve hipertimik mizaç ile ilişkili olduğu gözlendi. Hasta yakını grubunda en az bir baskın mizacı olan 29 hasta (%48) vardı. 15 kişide (%25) baskın mizaç depresif, 5 kişide (%8,3) sinirli, 4 kişide (%6,7) endişeli, 3 kişide (%5) siklotimik, 2 kişide (%3,3) hipertimik mizaca rastlandı. Hasta ve hasta yakınları arasında yalnızca hipertimik mizaç (t=4,00, p=0,001) ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Tartışma: Bulgularımız, bipolar bozukluk hastalarının ataklar arası iyilik dönemlerinde bile afektif değişimler yaşadığını ve hatta bu mizaç düzensizliklerinin etkilenmemiş akrabalarında da gözlendiğini ortaya koymakta ve bipolar bozukluğun gelişiminde hipertimik mizacın ailesel, olasılıkla kalıtsal, temelini doğrulamaktadır.

PB 08
Depresyon Hastalarında Kişilik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Bengü Yücens, Mehmet Hakan Türkçapar, Erkan Kuru, Yasir Şafak, Mehmet Emrah Karadere Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: Kişilik özellikleri, psikiyatrik rahatsızlıkların tanısının konması ve tedavisi için önemli faktörlerden biridir. Literatürde depresyon hastalarında komorbid kişilik bozukluğunun kötü prognozla ilişkilendirilmesi hastalığın seyri ve tedavi sürecinde kişilik özelliklerinin etkili olduğunu düşündürmektedir. Depresyon hastalarında kişilik bozukluğu oranlarının sağlıklı kontrollere göre daha yüksek olduğu ile ilgili bir çok literatür bulunmaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız da depresyona eşlik eden kişilik özelliklerini tespit etmektir. Yöntem: Çalışmaya, Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne başvuran; DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre Major Depresyon tanısı almış 30 hasta ve 31 sağlıklı kişi alınmıştır. Hastalara SCID-I, Sosyodemografik veri formu, Kişilik İnanç Ölçeği-Kısa Form (PBQ-STF) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 61 hastanın 30’u depresyon, 31’i kontrol grubuna alındı. Çalışmaya katılanların 32’si erkek, 29’u kadındı. Her iki gruptaki kadın erkek oranları birbirine benzerdi. Hastalara uygulanan PBQ sonucunda depresyon hastaları ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; bağımlı (p=0.001), pasif agresif (p=0.001), obsesif kompulsif (p=0.004), antisosyal (p=0.001), paranoid (p=0.002), borderline (p=0.001), çekingen (p=0.001) kişilik alt ölçek puanları depresyonu olan grupta kontrol grubuna oranla daha yüksekti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Buna karşın her iki gruptaki narsisistik (p=0.513), histrionik (p=0.300), şizoid (p=0.043) kişilik alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Tartışma ve Sonuçlar: Elde edilen veriler sonucunda depresyonu olan hastalarda çekingen, bağımlı, obsesif kompulsif, antisosyal, borderline kişilik özellikleri literatürle uyumlu olarak daha yüksek oranda tespit edilmiştir. Paranoid ve histrionik kişilik özelliği ile ilgili sonuçlar literatürden farklılık göstermekle birlikte ve şizoid kişilik özelliklerine ilişkin veriler değişkendir. Depresyona eşlik eden kişilik özelliklerinin tespit edilmesi, hastalığın tanısının netleştirilmesi, tedavi sürecinin daha sağlıklı yürütülmesine yardımcı olacaktır.

PB 09
Erişkin Bipolar Ve Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğunun Nöropsikolojik Açıdan Karşılaştırılması Neslihan Levent *, Selim Tümkaya**, Figen Çulha Ateşçi**, Halide Tüysüzoğlu***, Nalan K.Oguzhanoglu**, Gülfizar Varma** Osman Özdel** *Kumluca Devlet Hastanesi **Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD ***Kastamonu Devlet Hastanesi
Bipolar ve Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu(DEHB)olan hastalarda aşırı konuşma, hareketlilik, dikkatsizlik, dürtüsellik gibi örtüşen belirtilerin olması ve yüksek eştanı oranları bu iki hastalığın birbirleri ile bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir 1. Çalışmamızın amacı, bipolar ve DEHB’li erişkin hastaların nöroanatomik değişikliklerin bir yansıması olarak düşünülebilecek nöropsikolojik bulgularını kontrol grubu ve kendi aralarında karşılaştırarak, bu iki bozukluk arasındaki olası patofizyolojik ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya 66 bipolar bozukluk tanılı hasta, 62 Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanılı hasta ve 58 sağlıklı kontrol alındı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Hamilton Depresyon, Young Mani Derecelendirme Ölçeği, Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi SCID-I, Turgay’ın Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Değerlendirme Ölçeği, Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve Nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Yaş, eğitim seviyesi ve cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (sırasıyla p=0.07, p=0.34, p=0.7). Gruplar Wisconsin kart eşleme testi kurulumu sürdürmede başarısızlık dışında tüm nöropsikolojik testlerin alt testlerinde anlamlı farklılıklar bulundu (p=0.000- p=0.018). İkili karşılaştırmalar yapıldığında bipolar hastalar sayı dizisi, sözel bellek süreçleri testi, Wisconsin kart eşleme testi (WKET) ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre daha kötü performans gösterdi. DEHB’li hastalar ise stroop test ve sözel bellek süreçleri testinin tutarsızlık alt testinde kontrollerden daha kötüydü. Bipolar bozukluklu hastalar DEHB li hastalardan Stroop testi dışındaki tüm testlerde genel olarak daha kötü performans gösterdiler. Buradan yola çıkarak bipolar bozukluklu hastaların dikkat açısından DEHB hastalarına benzer bozukluklar gösterdiği fakat sözel bellek ve yürütücü işlevler alanlarında daha kötü performanslara sahip olduğu söylenebilir.

PB 10
Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastaların Demografik Ve Klinik Özellikleri Hidayet Ece Arat, Başak Bağcı, Onur Ulaş Ağdanlı, Havva Afşaroğlu, Ebru Onrat, Ayşegül Özerdem, Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş: Bipolar Bozuk (BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. Uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri hastalık epizodlarının yinelemelerini önleme, işlevselliği artırmada önem taşımaktadır. Hastaların özelleşmiş polikliniklerde izlenmesi tedaviye katılımlarını artırmaktadır. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak demografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü, BB Polikliniğine başvurmuş olan hastalar alınmıştır. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin Probel veri tabanı incelenerek, hastaların yaş, cinsiyet, tanı, son klinik durum, kullandığı ilaç tedavileri değerlendirilmiş; verilerin istatistiksel analizleri SPSS 15.0 ile kategorik değişkenler için Ki-Kare, sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis testleri uygulanarak yapılmıştır. Bulgular: Hastaların tanı dağılımları; BB Tip-1 %58.9, BB Tip-2 %3.8, manik kayma %5.7, Şizoafektif Bozukluk % 2.5, madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluğu % 0.8, Siklotimik Bozukluk % 0.3, BB tanısı olup alt tipi belirlenememiş hasta oranı %28.1 idi. Tüm hastaların yaş ortalaması 42.91±14.01 idi. Tanı alt gruplarının yaş ortalamaları farklı değildi (p=0.063). Hastaların % 61.3’ü kadın, %38.7’si erkekti. Hastaların cinsiyet dağılımları tanılarına göre farklı değildi (p=0.094). Hastaların %57.2’si lityum, %48.2’si valproat, %64.9’u atipik antipsikotik kullanıyor, %1.6’sı ilaçsız izleniyordu. Duygudurum dengeleyici (DDD) monoterapi %20.7, ikili DDD % 6.5, üçlü DDD % 0.3, tek DDD ve antipsikotik kullanımı %39.2, ikili DDD ve antipsikotik kullanımı %15.3, üçlü DDD ve antipsikotik kullanımı % 0.3, bir veya daha fazla antipsikotik kullanımı %3, DDD ile birlikte antipsikotik ve antidepresan kullanımı %7.6, DDD ve antidepresan kullanımı %4.9 idi. Sonuç: Hastaların % 3.8’i BB Tip 2 tanısı ile izlenmektedir. Bu bulgu, literatürde tanımlanmış olan %10- 15’lik oranın altındadır. Bu durum çalışmanın retrospektif olması, alt tipi belirlenemeyen hasta grubunun fazla sayıda olması ya da BB Tip 2 tanısının gözden kaçırılıyor olmasıyla ilişkili olabilir.

Tartışma: Elektrokonvulsif terapi klinik pratikte özellikle katatonik tip şizofreni. uykusuzluğu olmuş. Bu yazıda bir olgu üzerinden akut manik epizotta EKT’nin yeri tartışılmıştır.PB 11 Akut Manide Elektrokonvulsif Terapi Ne Zaman Yapılmalı? Ömer Faruk Uygur. çalışmıyor. lityum 600 mg/gün tedavisi başlandı. oldukça ajite. Hastanın nörolojik muayenesi ve beyin MR görüntüsü normaldi. Psikiyatri AD Giriş: Elektrokonvulsif terapi (EKT) 1938 den buyana duygudurum bozukluklarınıda içeren birçok psikiyatrik bozukluğun tedavisinde güvenle uygulanmaktadır. Hastanın acil servise getirilmeden önceki 3 gün evdeki tüm eşyaları çöpe atma şeklinde garip davranışları. görüşmeyi reddediyor. Hasta psikotik belirtili manik epizod tanısı düşünülerek psikiyatri kliniğine yatırıldı. kadın. hasta olmadığını düşünüyordu. . aşırı sinirliliği. Uykusu düzeldi. Görsel varsanıları mevcuttu. İlk ruhsal muayenesi: Kendine olan ilgi ve bakımı azalmış. Gebe olduğunu. Hastaya Zuclopentiksol depot 200 mg yapıldı. bekâr. Özellikle psikotik belirtilerin yüksek olduğu ve agresyonun yüksek olduğu durumlarda EKT tedavisi düşünülmelidir. konuşmaları. üniversite mezunu. düşünce içeriğinde evli ve hamile olduğuna yönelik delüzyonel düşünceleri vardı. EKT’ye yanıt oranı tedaviye dirençli olgularda yaklaşık %60-70 olarak bildirilmiştir. Bilge Burçak Annagür Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikomotor ajitasyonu mevcuttu.o. Düşünce akışı hızlı. ilaç alımını reddetmesi üzerine hastaya EKT yapılması planlandı. Günümüzde psikofarmakoloji alanında hızlı ilerlemelere rağmen özellikle dirençli olgularda EKT halen etkili bir tedavi olarak uygulanmaktadır.K. İlaç alımını kabul etti. 42 yaşında. Gününde yüksek dozlarda antipsikotik uygulanmasına rağmen süreğen ve şiddetli ajitasyonunun olması.EKT sonrasında psikotik belirtilerinde ve ajitasyonunda azalma oldu. Ailesi acil servise garip davranışları. Bizim sunduğumuz olguda EKT ile hızlı düzelme saptanmıştır. ilaçlarını almaya başladı ve tedavi için işbirliği kurdu. 6. Bu olguda antipsikotik tedaviye yanıt alınamayan ve EKT ile hızlı düzelme gösteren psikotik belirtili akut manik epizot geçiren bir hasta sunulmuştur. aşırı öfkeliliği olması üzerine getirdi. psikotik düşüncelerinin devam etmesi. karnında 11 bebek olduğunu söylüyormuş. uykusuzluğu. Hastaya gün aşırı 8 kez EKT uygulandı. Olgu: A. psikotik düşünceleri kayboldu. özkıyım riski yüksek major depresyon ve bipolar depresyon ve postpartum psikotik bozukluklarda ilk seçenek tedavi olarak düşünülse de akut manideki yeri tartışmalıdır. Yatışının 6. Bu belirtilerin ön planda olduğu hastalarda zaman kaybetmeden ilk seçenek olarak EKT uygulaması yapılabilir. Duygulanımı öfkeli. Olanzapin 15mg/gün p.

28) düşüktü (ANOVA. B12 vitamininin beklenenin aksine depresyon hastalarında daha yüksek saptanması kliniğimizde B12 vitamini hızlı saptanarak replase edilmesi ile ilişkili olabilir. p=0. Ayşegül Özerdem. Bazı klinik çalışmalarda. bilişsel bozukluklar gibi birçok nöropsikiyatrik hastalığın patogenezinde rol oynar. Bulgular: Çalışma grubunun %14.73) daha yüksekti (ANOVA.0001.B12 Vitamini Ve Folat Düzeyleri Yaprak Çilem Yalçın Arslan.58) farklı değildi (Bonferroni.091).95±240. %81. plazma folat düzeyleri düşük ve homosistein düzeyleri yüksek bulunmuştur.67±4. Tek uçlu (405. p=0.97±195. folat.89).98±288. p=0. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Folat ve B12 vitamini eksiklikleri duygudurum bozuklukları. Hasta ve kontrol grubunun. Hasta grubu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi’ne son beş yıl içinde iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanısı ile yatarak tedavi edilmiş.003 ve p=0. 19-82 yaşları arasındaki 331 hastadan.17±4.59±3. Nefize Yalın. kontrollerden düşükken (Bonferroni.002). B12 vitamini .7’si (s=260) tek uçlu. B12 vitamini ve folat düzeyleri yaş ile pozitif bağıntılı idi. folat ve B12 vitamini desteğinin antidepresanlara yanıtı arttığı gösterilmiştir.13) ve iki uçlu depresyon tanılı hastaların (7. p=0. Üç grup arasında ortalamaları farklı bulunmamıştır (ANOVA. Tek uçlu (7. Yöntem: Çalışma geriye dönük bir çalışmadır. B12 vitamini ve folat değerleri normal dağılımda olmadığı için logaritmik transformasyon değerleri karşılaştırılmıştır.67±4.3’ü kontrol grubunu (s=1440) oluşturmuştur. Anahtar kelimeler: depresyon. post-hoc Bonferroni.08) ve iki uçlu depresyon (439.52±4.003). iki uçlu.PB 12 Tek Uçlu Ve İki Uçlu Depresif Bozukluk Tanılı Hastalarda.30) tanılı hastaların B12 VİTAMİNİ vitamini ortalamaları kontrol grubundan (343.34) folat ortalamaları ise kontrol grubundan (8. Kadınlarda sadece folik asit ortalamaları tekuçlu depresyonda (7.085). p=0.0001. kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 1440 hastadan oluşturulmuştur.0001ve p=0. ikiuçlu depresyonda(7. Bu çalışmanın amacı iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanılı hastaların atak sırasında ölçülen B12 vitamini ve folat düzeylerini birbirleriyle ve kontrol grubuyla karşılaştırmaktır. Özellikle tek uçlu kadın depresif hastalarda folat düşüklüğün saptanması önemlidir. post-hoc Bonferroni. p=0. p=0. B12 vitamini ve folat değerleri hastanenin merkez laboratuarının veri tabanından sağlanmıştır. Tekuçlu ve ikiuçlu depresyonda B12 vitamini ve folat ortalamaları farklı değildi. Sonuç: Hem iki uçlu hem de tek uçlu depresyonda serum folat düzeyinin kontrol grubundan düşüklüğü literatür ile uyumludur.0001). Depresyonda. %4’ü iki uçlu depresyon (s=71).

Bu sürede olgunun internet aracılığıyla yakın iletişimde olduğu annesinde benzer düşünceler başlamıştır. . Patel AS. Ayaktan izlemi yapılan olgunun tanısı 2 yılın sonunda İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiştir.PB 13 Paylaşılmış Psikotik Belirtilerle Başlayan İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu Güneş Şayan Can. 6: 162–165. Tan GM . Tunç Alkın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Paylaşılmış psikotik bozukluk (Folie a deux) ender görülen ve sıklıkla şizofreni hastalarında tanımlanan klinik bir sendromdur. Tartışma: İki Uçlu Duygudurum Bozukluğunda paylaşılmış psikotik belirtilerin ortaya çıkışı nadir görülen bir durumdur. 2. Berna Binnur Akdede. Folie a deux in bipolar affective disorder: a case report. ilk psikiyatrik başvurusunda şizofreniform bozukluk tanısı almış. Bipolar Disord 2004. Dikkat edilmesi gereken husus hastalığın ilk ortaya çıkışında görülen bu durumun. Bu olgu. Ryan W. The nosological significance of Folie à Deux: a review of the literature. paylaşılmış psikotik bozukluk olgularının klinik izleminde ve ayırıcı tanısında duygudurum bozukluklarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. erkek olgunun 2010 yılı ocak ayında bir şirkette staj yapmaktayken mutsuzluk. Olgu: 23 yaşında. staj yaptığı şirkete zarar ettirdiği. Arnone D. hastalığın tanısını zorlaştırmış ve geciktirmiş olmasıdır. uzun dönem izleminde tanısı İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiş bir paylaşılmış psikotik bozukluk olgusu tartışılacaktır. Arnone D. Deniz Ceylan. isteksizlik. ailesinin ve kendisinin zarar göreceği yakınmaları başlamıştır. şirketin adamlarının kendisini takip ettiği. Annals of general Psychiatry 2006. Kaynaklar: 1. Patel A. Paylaşılmış psikotik bozukluk tanısıyla psikiyatri servis yatışı yapılan hasta Şizofreniform bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk tanıları ile taburcu edilmiştir. 5:11. Bu sunumda.

Hamza. Sonuç: Araştırmamızda Şanlıurafa’da bir devlet hastanesi acil servisine intihar nedeni ile yapılan başvuruların büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğu görülmüştür. Bulgular: 2011 yılı içinde hastane acil servisine 227 kişinin suisid girişimi nedeni ile başvurduğu anlaşıldı. Buettner A.9). Aytekin Sır Dicle Üniversitesi. (Eds. 11: 336-51.). En sık intihar şeklinin yüksek doz ilaç alma olduğu tespit edildi. Teena Willoughby Examining the link between nonsuicidal self. Başvuruların yarısından fazlasının evli olup. A. Volume 32. Stewart. Mehmet Cemal Kaya. Hastaların %57’si 15-24 yaş aralığındaydı ve %51’i evliydi. 15-24 yaş aralığında olması bu bölgede aile içi sorunların intihar girişimeri için önemli bir risk faktörü olduğunu düşündürmektedir. Genetics of suicide. & Lozono. Depresyon. İntihar girişimlerinin yaklaşık yarısının (%49. R. Chloe A. 2. Klinik ve fenomenolojik özellikleri kaydedildi ve incelendi. Krug. En sık intihar nedeni ise aile içi sorunlar olarak bildirilmişti (%37. Shannon L. Bu çalışmada amacımız Şanlıurfa ilinde intihar girişimi nedeni ile acil servise başvuran hastaların özelliklerini ortaya koymaktır. borderline kişilik özellikleri. J. Kaynaklar: 1. (2002).Bondy B.. G. 78 (%22)’i erkekti. Mahmut Bulut. B. Yasin Bez. L. Mercy. Geneva: World Health Organization .. Sever Beşaltı.injury and suicidal behavior: A review of the literature and an integrated model Review Article Clinical Psychology Review.PB 14 Şanlıurfa’da Bir Devlet Hastanesi Aciline İntihar Nedeniyle Başvuruların Değerlendirilmesi Abdullah Atli.. Issue 6. Pages 482-495 3. World report on violence and health. Bireylerin tıbbi kayıtlarına ulaşıldı.8) 16-24 saatleri arası gerçekleştirildiği görüldü.. fiziksel-cinsel travma. Mehmet Güneş. Tıp Fakültesi. Zwi. Zill P. August 2012. Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi Amaç: İntihar istemli olarak kişinin yaşamına son vermesidir. Mol Psychiatry 2006. impulsivite gibi intihar açısından risk oluşturan nedenler arasında aile içi sorunların da bulunduğu daha önceki çalışmalarda bildirilmiştir (2). E. Sonuç olarak Şanlıurfa ilinde intihar girişimi ayrıntılı olarak ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. A. Ciddi bir halk sağlığı problemi olup Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl bir milyondan fazla insan intihar etmektedir ve dünyada yaşanan ölümlerin %2’si intihar nedeni iledir (1). L. Bunların 177 (%78)’si bayan. Dünya Sağlık Örgütünün 2002 yılında yayınladığı rapora göre 15-44 yaş arası ölüm nedenleri içinde intihar dördüncü sırada yer almıştır (3). Yöntem: Türkiye’nin güneydoğu illerinden Şanlıurfa ilindeki iki hastaneden küçük olan Balıklıgöl Devlet Hastanesi acil servislerine suisit girişimi nedeniyle başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi. Dahlberg.

PB 15
Nitratların Anksiyete Ve Depresyon Oluşturmaya Etkileri Var Mı? Yuksel Kıvrak*, Adnan Özçetin**, Yelda Yenilmez*, Yusuf Ersan*, Ahmet Ataoğlu** *Kafkas Ü. Tıp Fakültesi ** Düzce Ü. Tıp Fakültesi
Amaç: Gıdaların korunma ve saklanması için yaygın olarak kullanılan nitrat ve nitritler methemglobinemiye yol açmakta ve kanda O2 taşınmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca nitrit skonder aminlerle reaksiyona girer ve nitrozaminler oluşur. Bunların ise kanserojenik, mutajenik, teratojenik özellikleri vardır(1)(2). Bununla beraber dışardan alınan nitratların depresyon ve anksiyete üzerindeki etkileri yeterince aydınlatılmamıştır. Bu çalışmanın amacı nitratın, nitrat ve C vitamininin farelerde oluşturulmuş depresyon ve anksiyete modeli üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 30 tane 4 aylık, erkek, sağlıklı 30,8 ± 1.18 g ağırlığında Swiss albino cinsi fareler alındı. Fareler random olarak üç gruba ayrıldı. Sırasıyla izotonik (NaCl), NaNO2 100 mg/kg/gün, VitC 10 mg/kg/gün + NaNO2 100 mg/kg/gün olacak şekilde 90 gün boyunca oral olarak verildi. Açık alan (open-field) testi ve kuyruktan asma testi uygulandı. Bulgular: NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fareler NaCl verilen (kontrol grubu) farelerle açık alan testi (kaşınma, kare, şahlanma ve dışkılama) ve kuyruktan asılma (immobilizasyon) testi açısından karşılaştırıldı. Hayvan modellerinde anksiyete benzeri durumun belirlenmesinde kullanılan açık alan testinde gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunamadı. Depresyon modeli olan kuyruktan asılma testinde immobilizasyon süresi kantrol, NaNO2,Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplarda sırası ile (ortalama±standart hata) 95.80±12.98, 147,33±14.05, 160,80±14.01 olarak ölçüldü. ANOVA testinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.005). Çoklu karşılaştırma (LSD) testinde ise kontrol grubu ile NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fare grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (sırayla p=0.014 ve p=0.002), (Tablo 2). Ancak NaNO2 ile Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplar arasında ise istatistiksel fark yoktu (p=0.497). Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda nitritin fare kuyruktan asma testi depresyon modelinde hareketsizlik süresini artırdığını, depresyona sebeb olabileceğini, vit C uygulamasının yeterince koruyucu olamayabileceğini bulduk. Askorbik asitin nitrit ve nitrozamine bağlı genotoksisiteyi ve sitotoksisiteyi azaltmaktadır(3). Depresyon modelinde etkilememesinin sebebi farklı dozlarda uygulamayı yapmamamız olabilir. Çalışmamızda elde edilen sonuçların genelleştirilebilmesi için geniş ölçekli çalışmaların uygun olabileceğini düşünmekteyiz. Kaynaklar 1. Connolly D, Paull B. Rapid determination of nitrate and nitrite in drinking water samples using ion-interaction liquid chromatography. Analytica chimica acta. 2001;441(1):53–62. 2. Roberts TA, Dainty RH. Nitrite and nitrate as food additives: rationale and mode of action. Ellis Horwood

PB 17
İntihar Davranışında Tiroid Fonksiyonları Gazi Unlu, Mustafa Alper, Emre Aydemir, Abdullah Bolu, Murat Erdem, Mehmet Ak GATA Psikiyatri AD
Giriş: İntihar davranışının, genellikle umutsuzluk, engellenmiş istekler, baş edilemeyen stres veya çaresizlik gibi hislere karşı tepkisel olarak ortaya çıktığı bilinmektedir (1). İntihar eden veya intihar girişiminde bulunan kişilerin %94’ünde en az bir ruhsal hastalık bildirilmektedir (2, 3). Troid fonksiyonlarının insan davranışlarını belirgin bir biçimde etkiledikleri bilinmektedir. Hipertiroidi hastalarda anksiyete, gerginlik, irritasyon ve labil duyguduruma neden olurken hipotoidi depresif semptomlara neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışmadaki troid fonksiyonlarının intihar davranışı üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: GATA Psikiyatri kliniğinde intihar girişimi nedeni ile yatırılan 50 hastanın klinik verileri incelendi. Hastaların tiroid fonksiyonlarını gösteren biyokimyasal testleri incelendi. Bu sonuçlar sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş, değişkenler arasındaki farkların anlamlılık oranları, cinsiyete göre dağılımlar elde edilmiş ve tartışılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 25.83±5.89’di. Kontrol grubunun yaş ortalaması 26.46±6.54’tü. Hastaların T3 seviyeleri 3.27±0.24 kontrol grubunun ise 3.29±0.58’di. Hastaların T4 seviyeleri 0.86±0.10, kontrol grubunun ise 1.17±0.22 idi. Hastaların T4 seviyelerinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü. Tartışma: Hastaların T4 seviyelerinin anlamlı şekilde düşük olması bu patolojinin depresif semptomlara neden olmasının getirmektedir. Bu konuda yapılacak geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Kaynaklar: 1) Karamustafalıoğlu O, Özcelik B, Bakım B, Ceylan YC, Yavuz BG, Güven T, Gönenli S. İntiharı öngörebilecek bir araç: Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2010; 23:152-157. 2) Roy A, Psychiatric Emergencies: In Sadock BJ, Sadock VA (editors). Comprehensive Textbook of Psychiatry. Seventh edition, Baltimore: Lippincott Williams & Wilkins, 2000, 2031- 2040. 3) Bolu A, Doruk A, Ak M, Özdemir B, Özgen F. Uyum Bozukluğu Olgularında İntihar Davranışı. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2012;25:58-62.

PB 18
İntihar Girişimi Nedeniyle Konsulte Edilen Olgularda Başa Çıkmatutumları Şükriye Boşgelmez Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: İntihar girişimi nedeniyle konsulte edilen olgularda başa çıkma tutumlarını belirlemek. Yöntem: 1Şubat 2008-31 Mart 2009 arasında intihar girişimi nedeniyle konsulte edilen 51 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik bilgi formu ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılarak veriler toplanmıştır. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U) kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Çalışmaya katılanların %84.3’ü (n=43) kadın, %15.7’si (n=8) erkekti. Yaş ortalaması 25.06±7.425 (aralık 17-44), çoğunluğu lise düzeyinde eğitim almıştı (n=20, %39.2). %45.1’i bekar (n=23); %41.2’si evliydi (n=21). %74.5’inde (n=38) daha önce girişim yoktu; 13 kişi ( %25.5) daha önce intihar girişiminde bulunmuştu. %62.7 ‘si (n=32) intihar girişimi öncesi tetikleyici bir olay bildiriyordu. En yüksek COPE puan ortalaması dini olarak başa çıkma (12.27±3.38), en düşük puan ortalaması şakaya vurma (6.92±2.80) maddelerindeydi. Hastaların %35.3’ü (n=18) major depresif bozukluk (MDB), %11.8 (n=6) depresif duygudurumu ile giden uyum bozukluğu tanısı aldı. Uyum bozukluğu tanısı alanlarla ve MDB tanısı alanlar arasında COPE puan ortalamaları arası fark yoktu. İntihar girişimi öncesi tetikleyici olay bildiren, MDB tanısı almayan hastalarla MDB tanısı alan hastaların ortalama COPE puanları karşılaştırıldığında tetikleyici olay bildiren ancak MDB tanısı almayan hastaların sorun odaklı başa çıkma tutumlarından olan yararlı sosyal destek kullanımı ve geri durma puanlarının daha düşük olduğu saptandı (sırasıyla p= 0.014, z=2.46; p=0.010, z=2.57). Tartışma: Daha önceki çalışmalar intihar girişiminde bulunan kişilerde sosyal desteğin önemini vurgulamaktadır. Stresli yaşam olayları karşısında sosyal desteğin kullanımı MDB tanısı olmayan kişilerde etkili bir başa çıkma tutumu olabilir.

PB 19
Bipolar Bozukluk I Tanılı Ötimik Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Tepki Ketleme Ceren Hıdıroğlu*, Ayşe Er*, Gizem Işık**, Deniz Ceylan***, Serhat Taşlıca*, Ayşegül Özerdem*,*** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimleri AD ** Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Amaç: Dürtüsellik artışı birçok psikiyatrik hastalıkta görülür. Tepki ketleme (response inhibition), artmış dürtüsellik göstergelerinden biridir. Bipolar bozuklukta dürtüsellik ve tepki ketlemede bozulma hastalık dönemlerinin yanı sıra ötimi döneminde bile sürmekte, hastaların sağlıklı akrabalarında da gözlenmektedir. Bu özellikleriyle bir endofenotip adayıdır. Tepki ketleme, değişen koşullarda, gerekli olmayan ve uygunsuz olan davranışın bastırılmasıdır. Stop-Sinyal(Dur Sinyali) testi, başlamış olan tepkinin bastırılmasını değerlendiren davranış temelli bir testtir. Bu çalışmada, bipolar bozukluk I tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında tepki ketleme davranışının, sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, 18–65 yaş arası, bipolar bozukluk I tanılı 20 ötimik hasta, 13 birinci derece akraba ve hastalar ile yaş, cinsiyet ve eğitim bakımından uyumlu 20 sağlıklı kontrol alınmıştır. Tepki ketleme davranışı StopSinyal(Dur Sinyali) Testi ile değerlendirilmiştir. Üç gruba ait, “doğruluk skorları” ve “stop sinyal tepki süresi(SSTS)” çok yönlü varyans analizi ile karşılaştırılmıştır. Doğruluk skorları kişinin “dur” ve “git” durumlarında ne kadar başarılı olduğunu gösterir. “Stop sinyal tepki süresi(SSTS)” ise kişinin tepki ketleme sırasındaki kontrolü hakkında bilgi vermektedir. Bulgular: Üç grup arasında yaş(p=0,85), cinsiyet(p=0,56) ve eğitim(p=0,51) bakımından fark görülmemiştir. Stop-Sinyal testinde “doğru git” deneme sayısı üç grup arasında farklılık göstermiştir(p=0,007). Bipolar hastalar, akrabalardan(p=0,043) ve sağlıklı kontrollerden(p=0,011) “git” denemelerinde anlamlı olarak daha az doğru basmıştır. “Git” denemelerinde basmama ya da geç kalma sayısı gruplar arasında farklılık göstermektedir(p=0,08). Bu farklılık bipolar hastaların, sağlıklı kontrollerden anlamlı olarak daha başarısız olmalarından kaynaklanmaktadır(p=0,006). Stop sinyal tepki süresinde(SSTS), 3 grup arasında anlamlı fark bulunmamasına rağmen(p=0,119), hastalarda(316,65± 20,58), akraba(298,22± 26,69) ve sağlıklı kontrollere(304,75± 29,49) göre uzama olduğu gözlenmiştir. 3 grup arasında “dur” denemelerindeki doğru cevap sayısı(p=0,666) ve “durlarda basma” sayıları arasında fark yoktur(p=0,561). Sonuçlar: Çalışmanın bulguları literatür ile uyumlu olarak, bipolar bozukluk tanılı hastaların sağlıklı kontrollere göre tepki ketleme sırasında başarısızlık yaşadıklarını göstermektedir. Stop sinyal tepki süresindeki(SSTS) uzama, önceki çalışmalarla birlikte değerlendirildiğinde, hastaların tepki ketlemedeki kontrolsüzlükleri ile açıklanabilir. Akraba grubunda hastalar ile benzer sonuçlar saptanmamıştır. Bu sonuç, tepki ketlemenin bipolar bozuklukta endofenotip adaylığı açısından olumsuz bir bulgudur. Katılımcı sayısındaki yetersizlik çalışmanın sınırlılığıdır.

P 20
Şizofren Hastalarda Baş ağrısının Değerlendirilmesi Hülya Güveli*,Bülent Bahçeci**, Serkan Kırbaş***,Çiçek Hocaoğlu**, Gökhan Kandemir**, Hatice Alibaşoğlu****, Fatmagül Çelik**, Murat Aslan**, Ayşe Köroğlu**, Selim Polat**, Çağdaş Yeloğlu** *İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü **Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Psikiyatri AD ***Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Nöroloji AD ****Rize Devlet Hastanesi
Amaç: Başağrısı birçok ruhsal bozukluğun seyri sırasında görülebilmektedir. Özellikle duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve somatoform bozukluklarla ilgili pek çok çalışmada bu durum bildirilmiştir (1,2). Şizofrenili hastalarda ise, başağrısı sıklığını araştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır (3,4). Biz çalışmamızda şizofrenli hastalarda sağlıklı grupla karşılaştırarak başağrısı ve hangi tip başağrılarının olduğunu araştırmayı amaçladık . Yöntem:101 hasta ve 89 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Hastalara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin, hastalığı ile ilgili bilgilerin ve başağrısı ile ilgili soruların yer aldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Şu anda ya da geçmişte başağrısı olduğunu ifade eden hastalar başağrısının değerlendirilmesi amacıyla nöroloji polikliniğine yönlendirildi. Burada bir nöroloji uzmanı tarafından başağrısının karakteri ve tipi değerlendirildi. Başağrısının sınıflandırılması için Uluslararası Başağrısı Sınıflaması (ICH- 2004) kullanıldı. Bulgular:Şizofrenli hasta grubunun %38.6’sı başağrısı tanımlarken, kontrol grubunda bu oran %37.1 olarak bulundu. Her iki grupta da en fazla gerilim tipi başağrısı (GTBA) görülmesine rağmen (hasta grubu=%31.7, kontrol grubu=%18) şizofreni grubunda GTBA kontrol grubundan anlamlı olarak daha fazla bulundu (p=0.045). Migren tipi başağrısı ise kontrol grubunun %11.2’sinde görülürken, hasta grubunun %2’sinde görülmekteydi (p=0.02). Şizofrenili hasta grubu kontrol grubuna göre başağrısı yakınmasını daha az dile getirmekteydi. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada şizofrenili hastaların normal populasyon kadar başağrısına maruz kaldığı, başağrısı yakınmasını normal topluma göre daha az dile getirdikleri sonucu elde edilmiştir. Bu konuda yapılacak geniş örneklemli çalışmalar ve oluşturulacak tedavi protokolleri şizofrenili hastaların yaşam kalitesinin artmasına da katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, başağrısı, migren Kaynaklar: 1. Kroenke K, Price RK. Symptoms in the community: prevalence, classification, and psychiatric comorbidity. Arch Intern Med 1993;153: 2474-2480. 2. Merikangas KR, Angst J, Isler H. Migraine and psychopathology: results of the Zurich Cohort Study of Young Adults. Arch Gen Psychiat 1990;47: 849-853. 3. Mehta D, Wooden H, Mehta S. Migraine and schizophrenia [Letter]. Am J Psychiat 1980;137:1126. 4. Kuritzky A, Mazeh D, Levi A. Headache in schizophrenic patients: a controlled study. Cephalalgia 1999;19: 725–727.

PB 21
Şizofreni Tedavisinde Antipsikotik Tedavide Güçlendirme Veya İlaç Değişimine Gidilen Hastalar Arasında Farklar Virginia L. Stauffer1,Haya Ascher-Svanum1,Alan J.M. Brnabic1,Anthony H. Lawson1, Bruce J. Kinon1,Peter D. Feldman1, Katarina Kelin1,Murat Altın2 1.Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Giriş: Şizofreni hastalarının tedavi optimizasyonları zor bir süreçtir ve genellikle hastanın mevcut tedavisinin güçlendirilmesi (augmentasyon) veya başka bir ilaca geçişten mi yarar göreceğini tespit etmek güçtür. Bu post hoc analiz antipsikotik tedavisi güçlendirilmiş veya başka bir ilaca geçilmiş hastaların sonuç ölçümlerini karşılaştırmaktadır. Yöntemler: Şizofreni tedavisinde oral antipsikotik ilaç alan erişkin hastalar 12 aylık, çok uluslu, gözlem çalışmasında (F1D-AY-B033) değerlendirilmiştir. Klinik ve işlevsellik sonuçları ilk tedavi ilacı değişiminde/güçlendirmede (bir sonraki değişiklikten 0-14 gün önce) değerlendirilmiş ve ilaç değişimi veya tedavi güçlendirilmesi yapılan hastalar birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Bu tür verileri olan az sayıda hasta bulunması nedeniyle bulguların yorumlanmasında etki büyüklüğü (ES) temel alınmıştır. Bulgular: İlaç değişimi verilerine 87 hastada (34 hastada güçlendirme; 53 hastada ilaç değişimi) ulaşıldı. Her iki grupta tedavi değişikliğinin birincil nedeni yetersiz yanıttı, fakat ilaç uyumu, ilaç değişimi yapılan grupta (%26.4 vs. % 8.8) daha belirgindi. Klinik şiddetteki değişimler, çalışma başlangıcından ilaç değişimine kadarki sürede benzer (Klinik Global İzlenim- Şiddet ölçeği) olmasına rağmen 12 maddelik Kısa Form Sağlık Anketi (SF-12) skorlarının fiziksel bileşeni ile ölçülmüş olan hastanın fiziksel iyilik hali tedavi güçlendirmesi yapılan grupta düzelmiş, fakat ilaç değişimi yapılan grupta kötüleşmiştir (tedavi güçlendirmesi: +7.71±11,98; ilaç değişimi: – 1,87±10,98; ES=0.85). Benzer olarak, ruh sağlığının belirlenmesinde kullanılan SF-12 ruh sağlığı bileşen skoru (tedavi güçlendirmesi: +2,41±13,64; ilaç değişimi: –1,08±9,98; ES=0.314) tedavi güçlendirmesi yapılanlan hastalarda iyileşirken ilaç değişimi yapılanlarda azalmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Durumu kötüleşen veya anlamlı iyileşme görülmeyen hastalar klinisyenleri başka bir antipsikotik ilaca geçmeye yöneltebilirken, klinisyenler hasta biraz iyileşme gösterdiğinde iyileşmeyi tedaviye başka bir antipsikotik ilaç ile güçlendirerek desteklemeye çalışmaktadır. Mevcut bulgular, şizofreni tedavisinde hekimlerin tedavi güçlendirmesine kıyasla başka bir ilaca geçiş konusunda belirttikleri nedenler ile uyumludur. Bu bulguların desteklenmesi için ileri çalışmalar yapılmalıdır.

PB 22
Olanzapin Uzun Etkili Enjeksiyon İle Tedavi Edilen Şizofreni Hastalarının Remisyon Oranları 1David P. McDonnell,1Holland C. Detke,1Chakib Battioui,1Hong Liu-Seifert,1Haya AscherSvanum,1Peter D. Feldman, 2Murat Altın 1. Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Amaç: Bu analiz Olanzapin uzun etkili enjeksiyon (OUEE) ile tedavi edilen şizofreni hastaları arasında uluslararası, uzun dönem, açık etiketli bir klinik çalışmada (clinicaltrials.gov numarası : NCT00320489) semptomatik remisyon oranlarını değerlendirmektedir. Yöntem: Çalışmaya poliklinikte şizofreni (DSM-IV veya DSM-IV-TR) tedavisi almakta olan 18-65 yaş arası erkek veya kadın hastalar katılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterleri arasında taramada Klinik Global İzlenim- Şiddet skoru (CGI-S) ≤4 ve Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS ) skoru<70 , relaps riskine sahip olmak(geçen 24 ay içerisinde artmış bakım ihtiyacı olan/hastaneye yatış gerektiren ≥2 sayıda klinik kötüleşme epizodu olan hastalar), ve yetersiz klinik yanıt, advers olaylar veya mevcut antipsikotik tedaviye uyumsuzluk nedenli devam eden tedavide değişiklik ihtiyacı yapılması bulunmaktadır. Hastalar çalışma başlangıcında 405 mg OUEE intramüsküler enjeksiyonundan ve 4 haftada bir 150-405 mg esnek doz enjeksiyonundan bir kez almıştır; toplam gözlem süresi 2 yıl kadardır. Tarama sonrasında hasta vizitleri başlangıç ve 1, 2, 4 haftanın sonunda ve daha sonra her 4 haftada bir olacak şekilde düzenlenmiştir. Remisyon, ortak kriterlere (Andreasen ve ark’ı, 2005) göre ≥6 ay için 8 kilit PANSS maddenin skoru ≤3 olacak şekilde tanımlandı (168+ gün). Bulgular: Toplam olarak 254 hastanın hem başlangıçta hem de başlangıç sonrasındaki olanzapin UEE ile remisyon oranları değerlendirilmiştir. Çalışma süresince genel remisyon oranı %57.9 (147/254) olarak bulunmuştur. Başlangıçta remisyonda olmayan hastalar arasında %37.5’i (39/104) remisyona girerken başlangıç sırasında remisyonda olan hastaların %72’si (108/150) remisyonda kalmaya devam etmiştir. Tartışma ve Sonuç: Olanzapin UEE tedavisine geçildikten sonra 5 hastanın yaklaşık 2’si şizofreni açısından stabil iken başlangıçta remisyonda olan hastaların yaklaşık dörtte üçü remisyonda kalmaya devam etti. Bu bulgular olanzapin UEE ile tedavisinin şizofreni hastalarının uzun dönem tedavi sonuçlarının stabil olması ile ilişkili olduğunu göstermektedir

PB 24
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde Psikoz Hastaları İçin Ayaktan Grup Psikoterapi Uygulamaları Bilge Togay, Selahattin Bölek, İlker Taşdemir, Meliha Öztürk, Amber Özhan, Ceylan Ergül, Gülzade Urazbekova, Gülşah Karadayı, Birgül Emiroğlu, Alp Üçok İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş-Amaç: Şizofreni tedavisinde ilaç dışı yaklaşımların önemli bir yeri vardır. Hastalar farmakolojik tedavilere iyi yanıt verse de yaşam kalitesinde kötüleşme, toplumsal ilişkilerde sınırlılık, bilişsel belirtiler, rezidüel belirtiler, iş kaybı ya da iş veriminde düşme görülebilmektedir. (1)Bu bildirinin amacı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde 1998 yılından beri şizofreni hastaları için yürütülen grup psikoterapileriyle ilgili deneyimleri paylaşmaktır. Özet: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde takip edilen hastaların bir kısmı farmakolojik tedaviye ek olarak grup psikoterapisine de katılmaktadır. Hastalar haftada bir gün, bir saat süren, iki terapist tarafından yürütülen grup psikoterapilerine düzenli olarak devam etmektedir. Kliniğimizde 5 ayrı grup izlenmektedir. Grupların en eskisi 15 yıldan beri, en yenisi 3 yıldan beri sürmekte ve gruplar açık grup niteliğindedir. Gruplar ortalama 8-12 kişiden oluşmaktadır. Grup terapileri integratif yaklaşımla yürütülmektedir. Bu yaklaşımla etkileşimin teşvik edildiği, davranışçı terapinin, hatta zaman zaman dinamik ilkelerin kullanılması söz konusudur. Seanslarda rol oynama ve problem çözmeyi kapsayan sosyal beceri eğitimi, hastanın yalıtılmışlık hissini giderip ait olma hissini güçlendiren destekleyici tedaviler, iç görü kazandırmaya yönelik yaklaşımlar ele alınmaktadır.(2) Seanslarda belirli aralıklarla çeşitli modüller uygulanmaktadır. Grupta en çok gündeme gelen konular, stigma, iş başvuruları ile ilgili güçlükler, ilaç yan etkileri, ilaç uyumsuzluğu olarak özetlenebilir. Sonuç: 15 yıldır yürütülen grup terapilerinin hastalardan alınan geri bildirimler de göz önüne alındığında grup yaşantısının hastaların anlamlı sosyal ilişki kurması, grup dışı paylaşımları cesaretlendirmesi, yalnızlık ve çaresizlik hissini gidermesi, farmakolojik tedavinin yanı sıra destekleyici olması açısından katkı sağladığı söylenebilir. Kaynaklar: 1-Heinssen RK, Liberman RP, Kopelowicz A: Psychosocial skills training for schizophrenia: lessons from the laboratory. Schizophr Bull 2000; 26:21-46. 2- A. Ucok, H. Atlı, Z. Çetinkaya, P.E. Kandemir: Şizofreni hastalarında bütüncül yaklaşımlı grup tedavisinin yaşam kalitesine etkisi. NP Arşivi 2002;39:113-118

PB 25
Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde Takibi Yapılan Ve Ruh Sağlığı Hastanesinde Yatarak Tedavi Gören Psikotik Bozukluk Tanılı Hastalarda İçselleştirilmiş Damgalanma: Bir Karşılaştırma Çalışması Onur Tankaya, Ayşe Gökçen Gönen, Mehmet Çevik Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Ruhsal hastalıklarda damgalanma sık görülür, yaşam kalitesini bozar ve hastaların tedavi arayışlarında önemli bir engel oluşturur (1). Bu çalışmada Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde (SRSHH) yatarak tedavi gören ve aynı hastaneye bağlı olarak çalışan bir Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde (TRSM) takibi yapılan psikotik bozukluk tanılı hastalarda içselleştirilmiş damgalanmanın kıyaslanması amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın örneklem grubunu SRSHH’de yatarak tedavi gören ve TRSM’de takibi yapılan toplam 43 psikotik bozukluk tanılı hasta oluşturmuştur. 18-65 yaş aralığındaki hastaların alındığı çalışmada TRSM’den 22, SRSHH’den 21 katılımcıya Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması (RHİDÖ) ve sosyodemografik veri formu uygulanmıştır (2). Bulgular: TRSM ve SRSHH grupları arasında yaş ortalaması ve eğitim süresi açısından anlamlı farklılık yoktu [yaş için sırasıyla (n=22) 35,22±6,52 yıl ve (n=21) 37,90±12,11 yıl], (eğitim süresi için sırasıyla 8,6±3,3 yıl ve 8,1±3,4 yıl). TRSM’de takibi yapılan hastaların ortalama hastalık süresi ise anlamlı olarak daha uzundu (sırasıyla 14,5±6,2 ve 9,4±9,5, p<.05). Yabancılaşma, kalıp önyargıların onaylanması, algılanan ayrımcılık, sosyal geri çekilme, damgalanmaya karşı direnç alt ölçek puanları ve toplam ölçek puanları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Modern psikiyatrik yaklaşımların ve hastaların psikiyatri hastaneleri dışında toplum içinde tedavi edilmelerinin hedeflerinden biri de damgalanmanın azaltılmasıdır (3). Çeşitli araştırmalarda toplumsal yaklaşımların damgalanmayı azalttığı yönünde bulgular bildirilmişse de tam tersini destekleyen bulgular da bildirilmiştir (3). Bizim çalışmamızda da TRSM’de takip ve tedavisi yapılan hastalarla hastanede yatarak tedavi gören hastaların içselleştirilmiş damgalanma hisleri açısından fark bulunmamıştır. Buna karşın TRSM’de takibi yapılan kadın hastaların erkeklerden daha fazla içselleştirilmiş damgalanma yaşadıkları saptanmıştır. TRSM’de damgalanma karşıtı çalışmalar daha aktif bir şekilde sürdürülmelidir. Kaynaklar 1. Çam O, Çuhadar D. Ruhsal Hastalığa Sahip Bireylerde Damgalama Süreci ve İçselleştirilmiş Damgalama. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2011;2(3):136-140. 2. Ritsher JB, Otilingam PG, Grajales M (2003) Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. Psychiatry Res, 121: 31-49. 3. Angermeyer MC, Link BG, Majcher-Angermeyer A. Stigma perceived by patients attending modern treatment settings. Some unanticipated effects of community psychiatry reforms. J Nerv Ment Dis. 1987 Jan;175(1):4-11.

PB 26
Atipik Antipsikotiklerle Tedavi Gören Şizofrenili Hastalarda Cinsel İşlev Bozuklukları Çiçek Hocaoğlu*, Fatmagül H. Çelik**, Gökhan Kandemir**, Hülya Güveli***, Bülent Bahçeci* *Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği *** İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü
Amaç: Yeni nesil antipsikotik ilaçların keşfi ve şizofreni tedavisinde kullanılmaya başlanması ile hasta işlevselliği ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileriyle 90’lı yıllardan itibaren şizofreninin tedavisi önceki yıllara göre farklı bir boyut kazanmıştır. Ancak 2.kuşak antipsikotikler birçok üstünlüklerine karşın, özellikle uzun dönemde prolaktin arştı ve cinsel yaşamı olumsuz olarak etkilemeleri son yıllarda dikkat çekicidir. Ayrıca şizofrenili hastaların cinsel yaşam ile ilgili konular muayene sırasında çoğunlukla sorgulanmamakta ya da hasta tarafından dile getirilmemektedir. Biz de bu amaçla atipik antipsikotik tedavisi alan şizofrenili hastalarda cinsel yaşamları ile ilgili durumu anlamaya ve mevcut literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 2011 ve 2012 yıllarında hastanemiz Psikiyatri Polikliniğinde DSM-IV-TR'ye göre şizofrenik bozukluk tanısı ile izlenen hastalardan evli veya aktif cinsel yaşantısı olan; 18-65 yaş arası, en az 3 ay boyunca aynı antipsikotik ilacı (monoterapi) uygun dozda kullanan; ölçekleri doldurabilecek işlevselliği ve eğitim düzeyi olan ve çalışma için bilgilendirilmiş onay formunu imzalayan hastalar arasından seçilen olgular dâhil edildi. Herhangi bir fiziksel hastalığı olanlar, cinsel bozukluğa neden olabilecek başka herhangi bir ilaç kullanımı (antidepresan, antihipertansif, antidiyabetik vs) olanlar; alkol ve/veya madde kullanım bozukluğu olanlar çalışma dışı bırakıldı. Kontrol grubu, çalışmanın amacı ve gerekçesi hakkında bilgi verildikten sonra çalışmaya katılmaya gönüllü olan, geçmişte ve halen psikiyatrik hastalık, tıbbi hastalık ile tedavi görme öyküsü olmayan, heteroseksüel ilişkiye girebileceği bir partneri olup, cinsel yaşantısını etkileyebilecek ürojinekolojik patolojik bulgusu olmayan hastanede çalışan personel veya hasta refakatçisi olan kişiler arasından ve hasta grubundaki kişilere yaş, cinsiyet ve medeni durum açısından benzer özelliklere sahip olan kişilerden oluşturuldu. Tüm olgulara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni hali, meslek, yaşadığı yer ), hastalığı ile ilgili soruların (hastalık süresi, tedavi süresi, kullanılan ilaçlar) yeraldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği kadın ve erkek formu uygulandı. Bulgular: 101 hasta ve 89 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilen 101 şizofrenili olgunun %37.6’sı (38) kadın, %62.4’ü (63) erkekti. Hasta grubunun yaş dağılımı 19-62 yaş ve ortalama yaşı 39+ 10.2 idi. Olguların hastalık süresi 2 ve 37 yılları arasında değişmekte olup, ortalama hastalık süresi 15,68±9.52 yıldı. Hastaların %86.1’ i düzenli olarak antipsikotik ilaç tedavisi almaktaydı. Hastaların SAPS puan ortalaması 38.80±24.56 iken SANS puan ortalaması 49.49±26.32 idi. Her iki grubun ACYÖ puanları karşılaştırıldığında hasta grubunda cinsel istek azlığı, cinsel açıdan uyarılma güçlüğü, cinsel uyarılmanın sürdürülmesinde güçlük, orgazm güçlüğü ve orgazmın yeterince tatmin edici olmadığı saptanmıştır.

PB 27
Paliperidon Er’nin Yakın Zamanda Tanı Konmuş Şizofreni Hastalarının İlaç Tedavisine Yönelik Öznel Tutum Ve Düşünceleri Üzerine Etkileri: İlaç Tutum Envanteri-10 (Daı-10) İle Değerlendirme Ozan Pazvantoğlu(1), Ömer Böke(1), Alp Üçok(2), Mustafa Bilici(3), Meram Can Saka(4), Ahmet Ayer(5), Haldun Soygür(6), Selçuk Kırlı(7), Özmen Metin(8), Şükrü Uğuz(9) (1)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (3)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmanın amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl), son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın ve ilaç güvenliliğinin araştırılmasıdır. Bu bildiride paliperidon ER’nin hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri üzerine etkileri sunulmuştur. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya alınan hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri "İlaca-Karşı-Tutum-Envanteri-10 (Drug- Attitude-Inventory; DAI-10)" ile bir yıl süresince dört kez değerlendirilmiştir. DAI-10 ölçeği hastaların 'doğru' veya 'yanlış' seçeneklerini seçtikleri ve toplam skorun -10 ile +10 arasında değiştiği bir ölçektir. Pozitif ve negatif skorlar, sırasıyla, ilaca karşı olumlu ve olumsuz tutum ve düşünceleri yansıtır. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. Analizlere ise en az iki vizite gelen hastalar dahil edilmiştir (ITT popülasyonu; n=62). Hastaların %76’sı erkek, ortalama yaş 27.9±8.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. Hastaların 46’sı (%74.2) kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı, 16 (%25.8) hasta ise çalışmaya alındıkları sırada herhangi bir antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı. Hastaların çalışmanın başlangıcındaki DAI-10 skoru ortalaması 3.84±4.42 idi. DAI-10 skoru 3’üncü aydan itibaren başlangıca göre anlamlı düzeyde yükselmiş ve 6’ncı ayda 2.51 (%95GA: 1.00―4.03) puan artışla 6.46±3.71, 9’uncu ayda 2.64 (%95GA: 1.06―4.23) puan artışal 7.16±2.86 ve 12’nci ayda 1.64 (% 95GA: -0.15―3.44) puan artışla 6.71±12.5 puana ulaşmıştır. DAI-10 skorundaki değişim erkek vs. kadın hastalar arasında, başka ilaçtan paliperidona geçen vs. ilaç kullanmazken paliperidona başlayan hastalar arasında ve paranoid vs. diğer tip hastalar arasında farklı bulunmamıştır. Sonuçlar: Bu çalışmada, yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşüncelerinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.

Başlangıçta 82.9―21.9±8.7±20. Psikiyatri AD (4)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (5)Dr.8) puan artışla 62.5―33. Alp Üçok(2).6 olan PSP puanı. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT-LOCF popülasyonu. Başlangıçta 45. Meram Can Saka(3). Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların semptomlarında ve işlevselliğinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir.6 puana gerilemiştir.8 olarak gerçekleşmiştir. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş. Psikiyatri AD (3)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.4 (%95GA: 8. Hastalar 12 aylık süre boyunca 3 ayda bir izlenmiştir. Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. Haldun Soygür(5). Onikinci ayda yüzde azalma miktarı pozitif sendrom altölçeği için %29.8 olan toplam PANSS puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde azalmış ve 12’nci ayda 25.0±20. Psikiyatri Kliniği (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. Şükrü Uğuz(9) (1)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi.7 (%95GA: 17.7) puan artışla 65. Hastaların %76’sı erkek. Mustafa Bilici(1).2±11.7±27.1 puana ulaşmıştır.7. Yüzde azalma miktarı %29. Başlangıçta 50. 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 13.3 ve genel psikopatoloji altölçeği puanı için %23. Psikiyatri AD Amaç: Bu bildiride.4±12.3±30.1±12. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi.8 iken. Tek-Kollu.6―19. Hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. n=62).7 olarak gerçekleşmiştir.PB 28 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı AçıkEtiketli. Ahmet Ayer(4).9) puan azalarak 53. Selçuk Kırlı(7).2±24.7 (%95GA: 7. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi. Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. . Gaf Ve Panss İle Etkinlik Değerlendirilmesi Hüseyin Güleç(1). negatif sendrom altölçeği için %33. Tedaviye yanıt asıl olarak PSP ve ayrıca GAF ve PANSS ölçekleri ile değerlendirilmiştir. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır. Ömer Böke(6). son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan çok-merkezli bir klinik çalışmanın sonuçları sunulmuştur.5 puana ulaşmıştır. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi.4 olan GAF puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 15. PSP puanı 70’in üzerinde olanların oranı başlangıçta sadece %4. Özmen Metin(8).6’ya kadar yükselmiştir. ortalama yaş 27.4±12. birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl). Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Psp.4±12. çalışma süresince giderek artmış ve 12’nci ayda %28. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.

16qh+. 9 kız. ekip çalışmalarına daha fazla özen gösterilmesi gereklidir. Esra Çöp Dr Sami Ulus EAH. Kabakulak Ig G ve M. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Amaç: İlk atak psikozlarda ayırıcı tanı açısından fizik muayene ve nörolojik muayenenin yanı sıra laboratuar. Gerek psikiyatri uzmanlarının gerekse konsültan hekimlerin daha geniş bir yorumlama becerisine ulaşabilmesi için. 4 hastanın beyin MRG’sinde patoloji saptanırken 5 hastada kromozomal farklılıklar (15 pstk+. Tartışma: İlk atak psikotik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde yapılması önerilen rutin değerlendirmelerde özellikle beyin görüntülemesi ve genetik analizlerde pozitif sonuçlara ulaşılabilmektedir.PB 29 Yatarak Tedavi Gören İlk Atak Psikotik Çocuk Ve Ergenlerde Rutin Laboratuar. 14pss. HSV Tip1 Ig G ve M. Anti Tiroglobulin antikorlarının değerlendirilmesi ve karyotip istenmesi önerilmektedir. 1qh+) bulunmuştur. . 15pss. Yöntem: Bu çalışmada. Sonuçlar: Hastaların 6 tanesinde ilk atak psikotik belirtiler affektif psikoz. Ancak. 4 tanesinde akut geçici psikotik bozukluklar. 12 tanesinde ise şizofreni benzeri akut psikotik bozukluklar düşünülmüştür. Görüntüleme. tiroid fonksiyon testleri. yatarak tedavi gören 22 çocuk ve ergen (13 erkek. elektroensefalogram (EEG). görüntüleme. Genetik Ve EEG Değerlendirme Sonuçları Özgür Öner. genetik ve elektrofizyolojik tetkiklerin önemli bir yeri bulunmaktadır. Anti Tiroid Peroksidaz (TPO). Pınar Öner. bir hastada steroid tedavisine başlanmış. 3 hastada HSV Tip1 IgM. Anti-ds DNA. amonyak. seruloplazmin. Anti Glutamik Asit Dekarboksilaz (GAD). Emine Taşyürek. diğer pozitif bulgular ise izlemde ilgili branş uzmanları tarafından anlamlı bulunmamıştır. bu bulguların değerlendirmesinde ve yorumlanmasında sorunlar yaşanmaktadır.15cenh+. yaş Aralığı 10-18) ilk atak psikoz vakasının yukarıda belirtilen parametrelerdeki rutin değerlendirme sonuçları özetlenmiştir. 3 hastada EEG anomalisi saptanırken 1 hastada ANA. 3 hastada ise Kabakulak IgM pozitif bulunmuştur. diğer bir hastada ensefalit olabileceği düşünülmüş. Yapılan konsültasyonlar sonucunda bir hastada immun vaskülit olabileceği.ps+. Literatürde her olgu için temel biyokimya ve hemogram ile sedimentasyon tetkiklerinin yanı sıra. 2 hastada Anti TPO pozitifliği saptanmıştır. Anti Nükleer Antikor (ANA). beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG).

C. 2010). Bu nedenle şizofreni tedavisinde hastalardaki içselleştirilmiş damgalamanın değerlendirilmesi. C.. Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ). Özge Kutay*. 121. D. hastaların psikiyatrik ve psikososyal tedaviye yönelimini ve tedaviyi sürdürümünü olumsuz yönde etkiler (Freudenreich ve ark. (2004). Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar Polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş 46 şizofreni hastası çalışmaya alındı. 2003). Journal of Clinical Psychiatry. PANSS pozitif belirtiler ve PANSS genel psikopatoloji alt ölçekler toplam puanı arasında ile pozitif yönde.G. (2010) Insight in Schizophrenia: A Review.356–361. M.. gerektiğinde psikoeğitim tedavinin ilaç tedavisine eklenmesi gerekmektedir (Baier. Berna Yalınçetin*. Berna Binnur Akdede**. P. & Grajales. J. Kaynakça: • Baier. İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Formu ve İlaç Uyum Ölçeği (İUÖ) uygulanmıştır. Cather. Attitudes of schizophrenia outpatients towards psychiatric medications: relationship to clinical variables and insight.. İçselleştirilmiş damgalanma. şizofreni hastalarının içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin ve içselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum ve diğer klinik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. içgörü ile ilişkili bulundu. O. (2003). Tıp Fakültesi. Esra Aydınlı*. Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi. 31 –49. Otilingam. düşük benlik saygısı. 65.. Bulgular: RHİDÖ toplam puanı ile PANSS toplam puanı. .E. Tartışma: Bu çalışmada hastalardaki içselleştirilmiş damgalanma eğiliminin hastanın tedavi işbirliği geliştirmesini olumsuz etkilediği saptandı. Evins. Bunlara ek olarak damgalanma. İUÖ toplam puanı ile negatif yönde bir ilişki saptandı.PB 30 Şizofreni Hastalarında İçselleştirilmiş Damgalanmanın Tedavi İşbirliğine Etkisi Elif Yıldırım*. 1372–1376. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi. D. Psikiyatri AD Amaç: İçselleştirilmiş damgalanma şizofreni hastalarının değersizlik duygusu. 12. Psychiatry Research. Henderson. utanç toplumsal ve mesleksel işlevsizlik ve sosyal geri çekilme yaşamasına neden olur. • Ritsher. • Freudenreich. & Goff. hastaların ilaç almamalarına yol açıyor olabilir ve bu da hastalardaki klinik belirtilerin düzelmesini ve iyileşmenin sağlanmasını engelliyor olabilir (Ritsher ve ark. Tedavisiz geçen psikoz süresi uzun olan ve intihar girişimi öyküsü olan hastaların daha yüksek RHİDÖ puanları aldığı görüldü. M. Bu çalışmada. Hastalara Pozitif Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS). Şilay Sevilmiş*. A.C.B. 2004). Current Psychiatry Reports. Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. İUÖ.

5’i aripiprazol. ilaç kullanımının metabolik yan etkilerini gözlemlemek amaçlanmıştır. Selma Bozkurt Zincir*. 7’si haloperidol kullanmaktaydı. Yöntem: 2011-2012 mayıs tarihleri arasında GATF Psikiyatri kliniğinde yatırılarak tedavi gören DSM-IV tanı kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı almış 49 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. 6’sı ketiyapin. Yapılmış çalışmalarda takiplerin 6 ay veya 1 yıl gibi uzun süreli olduğu durumda veya yeni atipik antipsikotik başlanan hastalarda 1 ay gibi kısa süreli takiplerde bu değerlerin değiştiği görülmektedir. antipsikotik tedavinin metabolik değerler açısından herhangi bir değişiklik yapmadığı görülmüştür. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Amaç: Çalışmamızda antipsikotik tedavi alan ilk atak psikotik bozukluk tanısı alan hastalarda. farklı reseptör profilleri nedeniyle tip 2 diabet. karaciğer ve böbrek fonksiyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Ali Emrah Bilgen*. hiperglisemi ve kilo alımında artış gibi metabolik değişikliklere neden olduğu bilinmektedir. 15’i risperidon. Kullanılan antipsikotik ilaca göre de anlamlı bir fark yoktu. Hastaların tedavi öncesi ve tedaviye başladıktan 8 hafta sonra kan lipid profilleri ile karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri değerlendirildi. Mehmet Koçer*. . Hastaların tedavi öncesi ve sonrası kan lipid profili.PB 31 İlk Atak Psikotik Bozukluk Tanısı Alan Hastalarda Antipsikotik Kullanımının Metabolik Parametreler Üzerine Etkisi Serkan Zincir*. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların 16’sı olanzapin. Sonuç: Çalışmamızda atipik antipisikotik kullanmakta olan hastaların 2 aylık takipleri sonucunda. Murat Erdem* * GATF Psikiyatri AD. Tartışma: Atipik antipsikotiklerin.

019) S16:Şizofren bir kişiyle evlenebilirim. (P=0.5 (n=5) olumsuz iken.8 (n=23. Sosyoekonomik düzey.0 (n=4) olumlu tutum bildirmiştir. Yöntem: CBU Tıp Fakültesi 2. ruhsal problemi olmayanlarda %73.4 (n=17) olumsuz iken.6 (n=73) olumsuz tutum bildirilmiştir. medeni durum. bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik nesneye karşı öğrenilmiş.019) S32: Şizofreni doğuştan gelen bir hastalıktır.020) S16 için: Yakınlarında ruhsal problem olanlarda %26. doğduğu yer. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %79.0 (n=56) olumlu. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %85. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %34. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %28. Bu çalışmada. (P=0.028) S8 için. kendisinde ya da yakınında ruhsal problemi olması şizofreni karşı tutum oluşturmada etkili olmuştur. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %7. Yine kendisinde ruhsal ruhsal problem olanlarda %25.5 (n=5) olumsuz iken.4 (n=5) olumsuz tutum bildirilmişken kendisinde ruhsal problem bulunmayanlarda %25.1 (n=6) olumlu iken. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %18.9 (n=29) olumsuz tutum bildirilmiştir.test uygulanmıştır. Psikiyatri AD Giriş / Amaç: Tutum.6 (n=2) olumlu iken. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %11.9 (n=10) olumlu tutum bildirilmiştir.3 (n=7) olumlu yanıt bildirilmiştir. düşük olanlarda ise %40. Düşük olanlarda ise %60. Ruhsal bozukluğu olan bireylerin kabul görmeleri veya dışlanmaları toplumun özellikle de sağlık çalışanlarının tutumları ile doğrudan ilişkilidir. psikiyatri stajı sonrası ve meslek hayatına başlarken olan tutumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. .) olumsuz.6 (n=74) olumlu tutum bildirilmiştir. Burak Uykur.7 (n=17) olumlu tutum belirtilmiştir. Zeliha Yaşa.026) S27: şizofreni psikoterapi ile tedavi edilebilen bir hastalıktır.2 (n=12) olumlu iken. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %37. sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %81. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %67.9 (n=94) olumsuz tutum belirtilmiştir.2 (n=82) olumlu tutum bildirilmiştir. (P=0. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %69.0 (n=6) olumsuz tutum bildirmiştir.0 (n=6) olumlu iken.8 (n=11) olumsuz tutum bildirilmiştir.001) Sonuç: Araştırmamıza göre şizofreniye karşı olumsuz tutum geliştirmede yaş. (P=0.5 (n=22) olumlu. tıp eğitimi sürecinde öğrencilerin şizofreniye karşı tutumlarının ve ilerleyen süreçte tutumlarındaki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. orta olanlarda %28. Duygu Kuzu. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %8. büyüdüğü yer ve anne-baba eğitim düzeyi faktörleri etkisizdir. (P=0. S27 için: yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %52. ilerleyen dönemlerde aynı öğrencilerin teorik eğitim aldıktan sonraki.0 (n=2) olumsuz iken.PB 32 Tıp Fakültesi İkinci Sınıf Öğrencilerinin Şizofreniye Karşı Tutumlarının Değerlendirilmesi Cengiz Cengisiz. Bulgular: S8:Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. Sınıf öğrencileri arasında gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu ve Şizofreni hastalarına karşı tutum envanteri uygulanmıştır. Bu bildiride çalışmaya ait ilk veriler sunulmaktadır. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip. Kendisinde ruhsal problem olanlarda %71. orta olanlarda %70. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %15. Yine kendisinde ruhsal problem olanlarda %62. (P=0.5 (n=3) olumlu iken.4 (n=82) olumsuz tutum bildirilmiştir. S8 için. S16 için. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %83. cinsiyet. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t. olumlu ya da olumsuz tepkide bulunma eğilimidir. S32 için: kendisinde ruhsal problemi olanlarda %75.6(n=16) olumsuz iken.

. Pozitif ve Negatif Belirtiler Ölçeği (PANSS). 2. 257(2):104-111. içgörü yetersizlikleri nedeniyle kişisel deneyimlerini fark edememekte. Duygulanımda küntleşmenin yanı sıra. Ayrıca. . Anahtar Sözcükler: Şizofreni. Aynı zamanda ZT bozukluğunun. Bulgular: Şizofreni hastalarının DEZİTÖ toplam puanlarının klinik belirtilerden varsanı. duygulanımda küntlük ve suçluluk duygularıyla anlamlı derecede ilişkili olduğu saptandı. Şehitoğlu G. Kaynaklar 1. benliğin diğer kişilerin algılanmasında bilişsel bir filtre olarak görev yaptığı. Zihin Teorisi. varsanı belirtileri de olan hastaların daha şiddetli ZT bozukluğu gösterdiği saptandı. hastaların empati becerileriyle. Aslıer M. Çalışmaya alınan şizofreni hastalarında özellikle duygulanımda küntleşmenin varlığının. Adolphs R. sosyal ve tedavi sonuçlarına yönelik farkındalığı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. bu belirtilerin olmadığı hastalara oranla ZT bozulmasını 2. hastalığa ve tedaviye yönelik içgörü yetenekleriyle doğrudan ilişkili olduğu saptandı. Bu çalışmada şizofrenide ZT bozukluğunun hastaların empati yeteneği ve hastalığın belirtileri. Psych Clin Neurosci. dolayısıyla kendisinin ve diğerlerinin hem zihinsel hem duygusal perspektiflerinin faklı olabileceği anlayışını geliştirememekte olabilirler. Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ)-A Formu. ZT’nin içgörü yeteneğini yordadığı görüşünü(1) destekler niteliktedir. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. Theory of mind and unawareness of illness in schizophrenia : Is poor insight a mentalizing deficit? Eur. İçgörü. 2006.7 kat daha yüksek düzeyde öngörmekte olduğu görüldü. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (AHİÖ) uygulandı. Şizofrenide ZT bozukluğunun empati ve içgörü yetenekleriyle ilişkilerini inceleyen az sayıda çalışma bulunmaktadır. Hastaların empati becerileri de yetersizdi. How do we know the minds of others? Domain-specificity. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Amaç: Zihin teorisi (ZT) sosyal-bilişle ilgili bir işlevdir. Empati. Veznedaroğlu B. hastaların empatik becerileri. Yöntem: Çalışma DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısını karşılayan 89 hastadan oluşan bir örneklem üzerinde gerçekleştirildi.PB 33 Şizofrenide Zihin Teorisi Bozukluğunun Empati Ve İçgörü Yeteneği İle İlişkisi Banu Değirmencioğlu*. 1079:25-35. Nur Erdil*.. simulation and enactive social cognition. Arch. Hastalar.. hastalığın ve sosyal sonuçlarının farkındalığı ve pozitif belirtilerin farkındalığı ile ilişkili olduğu bulundu. Şizofreni hastalarında ZT bozuklukları birçok çalışmada gösterilmiştir ve hastalardaki psikososyal işlev bozukluğu ile doğrudan ilişkilidir. Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZİTÖ).. Bulgu. Bora E. 2007. Brain Research. Berna Binnur Akdede**. Sonuç: Şizofreni hastalarında ZT bozukluğunun. Atabay İ. kişisel deneyimlerin başkalarının zihinsel-duygusal durumlarını anlayabilmek için kullanıldığı görüşünü(2) kuvvetlendirmektedir.

tedavi öncesi ve sonrası PANSS. Etkin bir EKT. postiktal supresyon. üstünde kalan değerler yüksek eşik olarak değerlendirildi. CGI.952. Çalışmamızda. Hastalık şiddeti girişteki ve her seans sonrası BPRS. EKT Eşik medyan değeri %37 kesme değer olarak değerlendirildi. EKT kararı alındıktan sonra. kognitif durum ise FAB ( frontal değerlendirme bataryası) ile değerlendirilmiştir. üstünde kalan değerler uzun EKT olarak değerlendirildi. Bizim çalışmamızda da şizofreni hastalarında paralel bulgular görülmüştür ve EKT nin bilişsel durum üzerine etkisine bakıldığında kısa dönemde anlamlı bir değişikliğe işaret edecek bir bulguya rastlanmamıştır. CGI ile izlenmiş. prefrontal yavaşlama.05). literatürde en çok üzerinde durulan nöbet eşik değeri ortalaması. prefrontal inhibisyon ile ilişkili olarak serebral kan akımında ve metabolizmasında azalma gibi EKT için etki mekanizmaları içermelidir.05). etkin bir tedavi olan EKT nin uygulanması sırasında tedavi etkinliğini ve yan etkilerini objektif olarak öngörebilmede bu iktal EEG parametrelerinin önemli olduğunu ve gelecek çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurgulamak istedik. Buna göre postiktal supresyon ortalama süresi arttıkça BPRS puanı azalmaktaydı. CGI. EKT’nin şizofrenideki terapötik etkinliğini ve tedaviye yanıtı belirleyen değişkenleri araştıran çalışmalar oldukça sınırlıdır. EKT toplam nöbet süresi kısa ve uzun olan olgular BPRS ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermiyordu (p>0. Bu iktal EEG parametreleri. Yöntem ve Gereçler: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 6 ay içinde Psikoz servislerine yatışı yapılan ve EKT kararı alınan 18-65 yaş arası kadın ve erkek. EKT eşiği düşük ve yüksek olan olgular arasında BPRS ölçümleri açısından farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. tedavi öncesi ve sonrasında klinik özellikleri ile iktal EEG parametreleri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Selma Bozkurt Zincir *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Şizofreni tedavisinde ilk sıra tedavi olarak antipsikotik ilaçlar düşünülmektedir. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0. Ortalama EKT toplam seans süresi kısa ve uzun olan olgular arasında TÖ ve TS bakılan PANNS. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p> 0. Bulgular: Postiktal supresyon ortalama süresi ile BPRS arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere yapılan korelasyon analizi sonucunda. p=0. Bu alandaki çalışmaların hastaların klinik gidişine yol gösterici olması ve bilişsel yan etkileri en aza indirmek için alınacak önlemler açısından oldukça önemli bir yeri vardır.05). akut alevlenme ve tedaviye dirençli 70 şizofreni hastası çalışmaya alınmış ve 61'i çalışmayı tamamlamıştır. Ancak sıklıkla tedavi uyuncu iyi olmamakta ve yeterli tedaviye rağmen bu hastaların neredeyse % 25'i antipsikotik ilaç tedavisine kısmi yanıt vermekte veya hiç yanıt vermemektedir. Böyleyken EKT. Çalışmalarında depresyon hastalarında EKT tedavisi ile periiktal EEG parametrelerinde tek klinik iyileşme göstergesi postiktal supresyon olmuştur. . elektrokonvülsif tedavinin (EKT) etkinliğinin ve yan etkilerinin iktal EEG bulgularıyla olan ilişkisini araştırmaktır.000<0. Ümit Başar Semiz. puanlar arasında %95. Toplam EKT toplam nöbet süresi medyan değeri 279 sn kesme değer olarak değerlendirildi. Altında kalan değerler kısa EKT. EEG nöbet süresi ve postiktal süpresyon süresidir. Çalışmamızın amacı.2 düzeyinde negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=-0. Altında kalan değerler düşük eşik.05) . EKT eşik ortalaması düşük ve yüksek olan olgular arasında tedavi öncesi (TÖ) ve tedavi sonrası (TS) bakılan PANNS. Avrupa’da ve birçok gelişmekte olan ülkede oldukça sık kullanım alanı bulmaktadır. Tartışma ve Sonuçlar: Sackeim ve ark hipotezine göre EKT deki nöbetin kendisi değil nöbete verilen postiktal süpresyon teröpotik olandır.PB 34 Elektrokonvülsif Tedavi Alan Şizofreni Hastalarında Eeg Değişikliklerinin Klinik Özellikler Ve Tedaviye Yanıtla İlişkisi Gülnihal Gökçe Şimşek.

emosyonel roller ve ruhsal sağlık) benzer şekilde anlamlı iyileşmeler gerçekleşmiştir.0±17.2―19. ruhsal toplam skor ve tüm altölçek skorlarında (fiziksel fonksiyonlar. vitalite. Şükrü Uğuz(9) (1)Dr. Bu bildiride.6) puan artışla 62.3―13. fiziksel fonksiyonlar skoru ve vücut ağrısı skoru ile vücut kitle indeksi ve lipid profili değerleri arasında negatif korelasyonlar saptanmıştır.5 ve 12’nci ayda 12. Meram Can Saka(4). Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek (switch grubu) çalışmaya alındı. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT popülasyonu. Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. başlangıçta ve 12’nci ayda açlık kan şekeri ve lipid profili araştırılmıştır.1―20. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır.5±15. Alp Üçok(2). Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların yaşam kalitesi ile ilgili tüm bileşenlerde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Başlangıçta 53. genel sağlık.9 olmuştur. 6’ncı ayda 13. Özmen Metin(8).0 olan SF-36 toplam skoru 3’üncü ayda 9. Psikiyatri AD Amaç: Şizofreni tedavisi sırasında gözlenen metabolik sorunların yaşam kalitesi üzerine etkileri henüz tam olarak araştırılmamıştır. SF-36 toplam skor. fiziksel toplam skor. Düşük vücut kitle indeksi ve lipid değerleri olan şizofreni hastalarında yaşam kalitesi daha yüksektir. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. Hastalara 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş.7) puan artışla 70. Psikiyatri AD (3) Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri Kliniği.9±16. fiziksel roller. Hastaların %76’sı erkek.9±17. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı (non-switch grubu).4 (%95GA: 5.9±8. Mustafa Bilici(3). Ahmet Ayer(5). Tek-Kollu. (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi. Ömer Böke(6). Hastalarda 12 ay boyunca 3 ayda bir SF-36 ölçeği uygulanmış ve vücut ağırlığı ölçümü yapılmış. birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş ve son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan bir klinik çalışmanın yaşam kalitesi ile ilgili sonuçları sunulmuştur.5 (%95GA: 5. Bu iyileşmeler paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir. Paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında ve fiziksel toplam skor. ortalama yaş 27.PB 35 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı Açık Etiketli. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Sf-36 İle Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi Ersin Hatice Karslıoğlu(1).5) puan artışla 67. vücut ağrısı. Selçuk Kırlı(7). Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. Haldun Soygür(1). .8 (%95GA: 7. sosyal fonksiyonlar. n=62).0.

şizofreni tedavisinde başarı göstermelerine rağmen. plazma seviyelerinin ise arttığını göstermiştir. gen ekspresyon seviyelerindeki değişimler ise kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksyionu (qRTPCR) ile ölçülmüştür. Bu çalışmada. ilacın kilo alımına neden olabileceği düşünülmektedir. Tülin Yanık* *Orta Doğu Teknik Üniversitesi **Gülhane Askeri Tıp Akademisi. hipotalamik nöropeptiler/horomonların (nöropeptit Y (NPY). alfa melanosit stimule eden hormon (α-MSH) ve kokain ve amfetamin ile regüle edilen transkript (CART)) ve leptinin. Bulgular: Risperidon tedavisi gören hastalarda kontrole göre plazma leptin seviyeleri artmış ve kilo aldıkları gözlemlenmiştir. risperidonun kısa dönem kullanımda dahi POMC nöronları üzerindeki serotonerjik antagonizmi ile iştahta artışa. Amaç: Atipik antipsikotikler. . en önemlisi kilo alımı olmak üzere. Bu aday genlerin mRNA ekspresyon seviyelerinin belirlenmesi için erkek Wistar sıçanlara 4 hafta oral yoldan risperidon verilmiştir. serotonerjik antagonizm ile bu nöropeptilerin plazma seviyelerini değiştirebileceği hipotezine bağlı olarak. α-MSH ve CART seviyeleri tedaviden önce düşük olup. POMC. Risperidonun. Sıçanlarla yapılan çalışma. fakat beklenmedik bir şekilde CART mRNA seviyelerinin düştüğünü. uzun dönem kullanımlarında.PB 37 Atipik Antipsikotik Risperidon Tedavisinde İştah Kontrolünde Rol Alan Hipotalamik Nöropeptitlerin Seviyelerinin İncelenmesi Canan Kurşungöz*. AgRP ve NPY mRNA ekspresyonlarının ve plazma seviyelerini azaldığını. çeşitli yan etkiler göstermektedir. Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Tartışma ve Sonuçlar: Sonuç olarak. Levent Sütçigil**. serotonerjik antagonist olan atipik antipsikotik risperidon ile 4 hafta tedavi edilen erkek şizofren hastalardaki plazma seviyeleri incelendi. Yöntem: İnsan ve sıçanlarda plazma nörohormon konsantrasyonları enzim bağlı immünosorbent assay (ELISA) ile. ilaç tedavisiyle değişiklik göstermemiştir. Mehmet Ak**. iştah düzenlenmesinde rol alan. NPY. Bununla birlikte. bu nedenle de kilo alımına ve leptin seviyelerinde artışa neden olduğu düşünülmektedir.

9.0 olarak tesbit edildi (p>0. Üniversite öğrencilerinde depresif belirtiler ve sosyodemografik özelliklerle ilişkisi.9) arasındaki farkın önemli olmadığını bulduk (χ2=0.5 olarak bulduk. Tartışma ve Sonuç: Biz üniversite öğrencilerinde depresyon oranını %30. Özdel O. depresyon yaygınlığı % 30. Yöntem ve Gereçler: Kafkas Üniversitesi’ne bağlı 5 fakülte ve 8 yüksek okulda eğitim alan 2556 birinci sınıf öğrencisinin 2168’i (% 84. Kadın (%29.9) ile erkeklerdeki depresyon oranı (%30. Üniversite öğrencilerinde depresyonu ve onun özelliklerini değerlendirmek önemli sağlık araştırma konusudur(1).204.3(3):155–161.5 (n=646) olarak bulundu. Oğuzhanoğlu NK. Örneklemin yaş ortalaması ile BDÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0.651). Öğretim türü açısından bakıldığında gündüz eğitim gören birinci ve gece eğitim gören ikinci öğretim türlerinin öğrencilerin depresyonunu etkilemediğini bulduk. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Anket Formu ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır.50±8. n=396) öğrenciler arasında depresyon açısından fark bulunmadı (χ2=0.05). Kaynak: 1. Doğduğu aylara göre dört gruba ayrıldığında depresyon açısından gruplar arasında depresyon açısından fark görülmedi. Eğitim süreleri açısından karşılaştırıldığında 2 yıllık okullardaki depresyon oranı %36 iken 4 yıllık okullarda depresyon oranı %26. .001).05).9. Birinci öğretim de depresyon oranı %29. Bulgular: Öğrencilerin BDÖ puanları 0 ile 62 arasında değişmekte olup ortalaması 13. p=0. p=0.Özdel L. Deneklerin doğum aylarıyla ve doğum mevsimi ile depresyon oranları arasında ilişki olmadığını bulduk. Ama üniversite öğrencilerinde depresyon oranı genel toplum ortalamasından daha yüksektir. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002.1idi (p<0. Hatalı olanlar çıkarıldıktan sonra 2118’i değerlendirmeye alınmıştır. BDÖ’ne göre kesme puanı 17 olarak alındığında. n=250) ve erkek (%30. 651).6 iken ikinci öğretimde %32. 204. Emrullah Sevim Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Pek çok insan kolej yıllarının hayatlarının en iyi yılları olduğuna inanır. Çalışmamızda kadınlardaki depresyon oranı (%29.PB 40 Üniversite Öğrencilerinde Depresyon Prevalansı Doğum Mevsimi Ve Diğer Faktörlerle İlişkisi Yüksel Kıvrak. Bostancı M.8) katılmıştır.047 idi.

onların toplumdan dışlanmasına kadar giden davranış bütünüdür. Duygu Kuzu. Bu alanda daha büyük örneklemlerle yapılacak karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. 4 oturumun tamamlanmasından sonra etkileşim grubunun etkisini değerlendirmek amacıyla aynı ölçekler tekrar uygulanmış ve etkileşim grubu öncesi ve sonrasında öğrencilerin şizofreni hastalarına yönelik tutumları karşılaştırılmıştır. .(p <0. ‘’Birebir etkileşim grupları’’ bu yöntemlerden biri olabilir. Bulgular: Etkileşim grubuna katılmaya 19 öğrenci gönüllü olmuştur. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=12)%66.05) Tartışma: Yapılan araştırmalar öğrencilerin ve kurumlarda çalışan sağlık profesyonellerinin psikiyatri hastalarına ve hastalıklarına yönelik tutumun son 10 yılda değişiklik göstermediğini.PB 41 Şizofrenide Damgalama İle Mücadelede Birebir Etkileşim Grubunun Şizofreni Hastalarına Yönelik Tutumlar Üzerindeki Etkisinin Değerlendirilmesi Burak Uykur. Zeliha Yaşa.6’dan (n=0)%0’a düşmüş.(p < 0. Bütün ruhsal hastalıklar arasında damgalamadan en fazla etkilenen grup şizofreni hastalarıdır. Tıp öğrencilerinin tutumlarının belirlendiği çalışmalarda psikiyatri eğitimi almış olmanın şizofreni hastalarının toplum içindeki yaşamı ile ilgili olumsuz tutumları değiştirmediği saptanmış. Bu çalışma bulgularına göre ‘’Şizofren bir kişiyle evlenebilirim’’ sorusu dışında. hastalarla birebir temasın sağlandığı etkileşim grubununşizofreni hastalarına yönelik tutumlar üzerindeki etkisini değerlendirmektir.05) Soru 18: Bir Şizofrenle ev arkadaşı olmam. yabancılaştırma yoluna gider.(2). Bu çalışmanın amacı. hala reddedici ve dışlayıcı olduğunu göstermiştir. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=10)%52. Cengiz Cengisiz.1’e düşmüş. (p < 0.05) Soru 14: Şizofrenili hastalar toplum içinde serbest dolaşmamalıdır. Damgalama bazı hasta gruplarına karşı toplumun tavır alması. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t. Sizofreni hastalarina karsi tutum envanteri uygulanmıştır.1’den (n=1)%10’a düşmüş. etkileşim grubundaki öğrencilerin bütün tutumları olumlu yönde değişme eğilimindedir. Gönüllü olan öğrencilere 4 oturumdan oluşan 15 günde bir toplanan 1. Soru 3: Ahmet Bey’(Şizofreni belirtileri gösteren bir olgu)’in bu durumu kişilik yapısının zayıflığından kaynaklanmaktadır. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=8)%42. Sinif öğrencileri arasinda gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu. Yöntem: CBU Tip Fakultesi 2.5 saat süren sizofreni hastalariyla birlikte katılacaklari bir etkilesim grubu uygulamasi yapılmıştır.(p<0. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip.6’dan (n=3)%30’a düşmüş.test uygulanmıştır. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=11)%57. etkileşim grubunu tamamlamıştır. Psikiyatri Kliniği Giriş / Amaç: Birey yâda toplum kendisini ürküten rahatsız eden bir durum ile karşılaştığında sıklıkla onu kendisinden dışlayıp. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Eğitim Araştırma Hastanesi. Ruhsal hastalıklara yönelik olumsuz tutumları azaltmaya yönelik klasik eğitimlerin dışında yeni bir takım yöntemlerden de faydalanılabilir.05) Soru 8: Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. Çalışmaya katılan öğrencilerin 11 tanesi her dört oturuma da katılarak.9’dan (n=1)%11.

8’i kadın.PB 44 Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Bulgu ve Deneyimleri Ayşe Gökçen Gönen.7’si orta düzeyde gelirleri olduğunu bildirmişlerdir. .3’ü düşük. TRSM’lerden takibi yapılan bireylere ait özelliklerin bilinmesi gereksinimlerin tespiti ve hizmet planlamasında gereklidir.1’inin adli öyküsü olup suisid girişimi. Onur Tankaya. alkol-madde kullanımı. Hastalık öncesi çalışma yüzdeleri 68. Danışanların %36. Yaş ortalamaları 34.02 yıl olup kadınların eğitim süresi anlamlı olarak erkeklerden kısa tespit edilmiştir ve hastalık süresi ortalamaları 14. hastalık süresi ve eğitim süreleri açısından fark saptanmamıştır (p<0.82.2’sinin tanısı şizofreni olup danışanların %48. çalışma durumları hakkında veriler danışan değerlendirme formları taranarak paylaşılacaktır. %53. eğitim süresi ortalaması 8. şiddet ve adli öykü açısından öyküsü olan ve olmayanlarda yaş. Emel Alkan Pazvantoğlu Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Amaç: Bu posterin amacı Ocak 2011’de faaliyetlerine başlayan Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin (TRSM ) işleyişi ve deneyimleri hakkında bilgi vermek ve takibi düzenli olarak merkeze gelmek suretiyle yapılan danışanların verilerini paylaşmaktır.3 iken hastalık sonrası bu yüzde 7.3 yıldır. Danışanların %17.6’sının geçmişte suisid girişimi öyküsü. suisid girişimi öyküsü. Danışanların %46. ülkemizde sınırlı oranda veri bulunan adli öykü.05). Bu noktada psikososyal girişimler ön plana çıkmakta TRSM’ler bu bireylerin topluma kazandırılması amacıyla hizmet vermeyi amaçlamaktadır.3’e gerilemiştir. Osman Şalış. Tartışma ve Sonuçlar: Psikotik bozukluklar gibi kronik ve bireyin işlevselliğini belirgin ölçüde bozan hastalıkların sadece psikofarmakolojik yaklaşımlarla çözülemeyecek güçlükleri bireyin yaşamına taşıdığı bir gerçektir. Yöntem ve Gereçler: Merkezde yapılan çalışmalar özet olarak sunulacak ve takibi düzenli olarak (haftanın 1-5 günü) merkezde yapılan danışanların sosyodemografik verileri sunulacak. Bulgular: Merkezde takibi olan 41 danışanın %90.1’inin alkol kullanımı ve %4. şiddet öyküsü.9’unun madde kullanımı öyküsü bulunmaktadır. %78’i bekârdır. %61’inin (sözel veya fiziksel) şiddet öyküsü ve %17.

bu bildiride. Yavuz Ayhan.PB 45 İdame Ve Sürdürüm Tedavilerinde Elektrokonvulzif Tedavinin Yeri Gamze Bostankolu. tıbbi komplikasyonlar ile ilişkili müdahaleleri içeren EKT kayıtları. Bu bildiride. etkinliği ve yan tesirleri geniş örneklemli çalışmalar ile belirlenmiş değildir. Tedaviye devam eden duygudurum bozukluğu vakalarında fayda sağlandığı ve uzun dönem iyilik halinin olduğu gözlendi. hastalık ve EKT ile ilişkili parametreler yönünden araştırıldı. Bu bildiride kliniğimizde uygulanan sürdürüm ve idame EKT’ler ile ilgili veriler özetlenmiştir. anestezi notları. 5 kadın. Akut hastalık dönemi sonrasında sürdürüm veya uzun dönemde idame amacı ile en az bir seans EKT uygulanan tüm hastalar değerlendirilmeye alındı. bir hastada ek olarak kullanılan ilaçlar ile ilişkili komplikasyonlar nedeniyle iki hastada erken dönemde EKT sürdürümünün kesildiği anlaşıldı. Bir hastada EKT. Bulgular: Toplam 8 hastanın sürdürüm veya idame EKT aldığı tespit edildi (3 erkek. kliniğimizde uygulanmakta olan sürdürüm ve idame EKT’leri gözden geçirmeyi ve vakaların klinik özelliklerini sunmayı planladık. Dirençli şizofreni teşhisli iki hastada pozitif psikotik belirtilerde gerileme tespit edildi.6 idame). bipolar affektif bozukluk(s=2) idi. Sürdürüm ve idame EKT’nin endikasyonları. Yöntem ve Gereçler: 2003-2012 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde EKT uygulanan tüm hastaların kayıtları incelendi. . İdame EKT süresinin en uzun 57 ay. Hastaların teşhisleri depresyon(s=4). Hastane dosyaları ve vital bulgular. Özellikle dirençli vakalarda sürdürüm ve idame tedavisinde EKT’nin kullanımı ile ilgili olgu sunumları ve serilerin yanı sıra daha ayrıntılı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Koray Başar. Belirtilen özellikler dışında. Tartışma ve Sonuçlar: EKT’ye yanıt veren dirençli ruhsal rahatsızlıklarda depreşme ve yinelemenin önlenmesinde sürdürüm ve idame EKT’nin yeri olabilir. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Elektrokonvulsif tedaviye (EKT) yanıt veren bazı olgularda depreşmenin önlenmesi için sürdürüm (continuation) ve yinelemenin önlenmesi için idame (maintenance) EKT uygulanabilmektedir. şizofreni(s=2). nöbet özellikleri. EKT sayısının en az 3 ile en çok 44 olduğu görüldü. hastaların tıbbi öyküleri de kısa vaka raporları halinde sunuma hazırlandı.

PB 46 Florürün Fare Anksiyete ve Depresyon Modelinde Etkisi Yüksel Kıvrak Kafkas Ü Tıp Fakültesi Amaç: Florozis esas olarak diş ve iskelet sisteminde olumsuz etkiler oluştursa da yapılan pek çok çalışma beyin ve diğer organ sistemlerinde de hastalık yapabileceğini göstermiştir. Fluoride. Bulgular: Kontrol ve deney grubunda sırası ile (ortalama±standart hata).009.8 ± 1. 4.3±1.007. 2.48 p=0. Florür ve depresyon ilişkisini inceleyen hayvan çalışması tesbit edemedik. 2. kaşınma sayıları daha az idi.38(2):127–32. 234±15.01. Rastgele sayılar tablosu ile oluşturulan ilk gruba 40 ppm F kontrol grubuna ise 0.39(4):280–4.3000±0.3 ppm F içeren içme suyu ad libitum 90 gün boyunca verildi. Defekasyon sayısı ise deney grubunda artmıştı. Barbar S.47258 p=0.1000±0.2±1.18 g ağırlığında Swiss cinsi fareler alındı.27 p=0. şahlanma 35. kaşınma 3. Wang J.39. Saxena A. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 20 tane 4 aylık. Ning H. 26. sağlıklı 28. Kuyruktan asma testi sonuçları incelendiğinde immobilizasyon süreleri açısından deney grubu ile kontrol grubu arasında önemli bir farklılık saptanmadı. Üç gün dinlenme dönemi verilerek açık alan (openfield)testi ve kuyruktan asma testi 360 saniye süre ile uygulandı.7000±0. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada deney grubunda horizontal aktivite vertikal aktivite ve grooming değerlerinin anksiyeteye bağlı olarak azaldığını bulduk p<0. ve diğerleri. erkek.94 değerleri elde edildi. Biochemical changes in brain and other tissues of young adult female mice from fluoride in their drinking water. Bhatnagar R.002. Wang S.33500.85 p=0. dışkılama sayısı 2. 184±18.44. hareketsizlik süresi 23610E2±19. gezdiği kare sayısı 258±15. Florürün etkilediği organlardan biri de beyin(1)(2)(3) olduğu bilinmekle beraber anksiyete ve depresyon modellerindeki etkisini yeterince aydınlatılmamıştır.97.23333 p=0. Bhatnagar M. 2005. Bu çalışmada fare depresyon ve anksiyete modelinde florürün etkisini araştırmak amaçlandı. 2006. Deneyimizin florürün anksiyojenik olduğunu ama anti-depresana benzer etkisi olmadığını gösteren ilk çalışma olması açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz Kaynaklar 1.8000±0.009. Fareler iki gruba ayrıldı. Effects of high fluoride and low iodine on brain histopathology in offspring rats. Ge Y. şahlanma. Meena P.79. . Rao P. Açık alan testinde ise deney grubunda dışkılama sayısı daha fazla iken gezilen kare sayısı. Fluoride.

Kaynaklar: 1-Köroğlu E.1 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0. Bayraktar S. Yöntem: Çalışma 2012 yılı Ocak . MMPI’da psikopatolojisi olanların yaş ortalamaları (±standart sapma) 45. aşırı savunmacı yaklaşım ve benzeri nedenlerle testi geçersiz sayılmış olanlar değerlendirmeye alınmamıştır. Bulgular: Silah ruhsatı almak amacıyla başvuran 200 kişinin 11’i (%5. Tartışma: Kişilik bozukluklarının genel toplumda görülme sıklığı %6-9 dolaylarındadır. Ankara: HYB yayıncılık. Ancak toplumda silah sahibi insanların sadece bir kısmının ruhsat almak için başvurduğu düşünülürse ruhsatsız silah taşıyanlarda kişilik psikopatolojileri görülme sıklığı ile ilgili eldeki verilerle bir öngörüde bulunmak mümkün olmayacaktır.5-6. 189’u erkek (% 94.5) idi.3. Kişilik Bozuklukları.5) kadın. 2007 s. Yapılan MMPI neticesinde 20 kişide psikopatoloji (%10) saptanmıştır. Genelde kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülmektedir (1).Haziran ayları arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne silah ruhsatı almak için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için müracat eden 200 kişinin MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri) sonuçları geriye yönelik olarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 15. Testi doldurmak istememe. Başvuran erkeklerin yaş ortalamaları (±standart sapma) 43.891).1±13. sürekli verilerin değerlendirilmesinde student’s t test kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0.622). Psikopatoloji saptananların %9.PB 47 Silah Ruhsatı Almak İçin Başvuranların Kişilik Profilleri Toplumdan Farklı Mıdır? Hayriye Baykan Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Silah bulundurma ve taşıma ruhsatı için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için psikiyatri polikliniğine başvuranların kişilik profillerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Katagorik verilerin değerlendirilmesinde fisher exact test.3±11.1 olup benzer şekilde aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmemiştir (p=0. Bu kesitsel incelemede de benzer şekilde kişilik psikopatolojisi saptanma oranı %10 olarak bulunmuş ve cinsiyetler arasındada anlamlı farlılık bulunmamıştır. kadınların ise 43. %15 gibi yüksek oranlardan da söz edilmektedir. % 10.1’i kadın.05 kabul edilmiştir. cinsiyetler arasında psikopatoloji görülmesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p=0.8±12.9 iken herhangi bir kişilik patolojisi olmayanların yaş ortalamaları 43.697). .6±12.1 ‘i erkeklerden oluşmakta olup.0 paket programı kullanılmıştır.

Araştırmada veriler kişisel bilgi formu. kişinin işini verimli bir şekilde yapmasını engelleyen tüm davranışlara kadar açıklanması.05 olarak alınmıştır. % 68’ i evli. iş yeri şiddetini önleme. Bulgular:Araştırmaya katılan sağlık çalışanların % 85’i kadın.P. bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak. Ss=10. Araştırma. psikolojik şiddet algılarının X= 43. % 60’ı yüksekokul mezunu olduğu ve % 40’ının 1-5 yıl arasında çalıştığı saptanmıştır. sistemli bir şekilde düşmanca ve ahlakdışı bir iletişim kullanılarak uygulanan bir psikolojik baskıdır.78’tür.0 kullanılarak analiz edilmiştir.46’dır. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık sektöründe görülen mobbing davranışlarının mağdur kadar toplum sağlığını da olumsuz etkilediği bilinmektedir. sözlü saldırılardan. Sağlık çalışanlarının %15’i doktor.S. sorun ve çatışma çözme becerileri kazandırılmalı. psikolojik şiddet (mobbing) algı belirleme ölçeği (Leyman) ve beş faktör kişilik envanteri olmak üzere 3 ölçek kullanılarak elde edilmiştir. yasal tedbirler alınmalıdır.14. t-test.S. Kadın çalışanların. Elde edilen veriler istatistik paket programı olan S. Verilen değerlendirilmesinde frekans dağılımı. Analiz sonuçlarına incelendiğinde. Beş faktör kişilik modelinin duygusal denge alt boyutu ve psikolojik şiddetin alt boyutu olan sosyal ilişkilere yönelik eylemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Sağlık çalışanlarına psikolojik şiddetin tanımlanması. Sağlık çalışanlarının cinsiyete göre psikolojik şiddet alt boyutlarından olan sosyal itibarı etkileme ve sosyal ilişkileri etkileme bakımından istatistiksel açıdan %95 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. onların kişilikleridir. uygulanan psikolojik şiddetin ihbar olarak kabul edilmesi ve soruşturma başlatılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. %75’i hemşire. Sağlık çalışanlardan %51’i işyerinde psikolojik şiddet mağduru olduğunu düşünmektedir. %40’ı 31-40 yaş aralığında. bu olgunun yıkıcı olduğunun resmen ilan edilmesi. Kişilerin psikolojik şiddet uygulama veya buna maruz kalma durumlarında belirleyici olan faktör. araştırmaya katılan 450 sağlık çalışanının toplam psikolojik şiddet algı puan X= 51. korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Ayşegül Cengiz Muğla Üniversitesi Fethiye Sağlık Yüksekokulu Amaç: Psikolojik şiddet (mobbing) iş yerinde. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini Muğla ili Fethiye ilçesi kamu hastanesi ve merkez sağlık ocaklarında çalışan 450 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. stres ve öfke yönetimi. İstatistiksel testlerde anlamlılık düzeyi 0.57 ve Ss= 10. Erkek çalışanların. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarına.23 olduğu görülmektedir. . Muğla ili Fethiye ilçesinde bulunan kamu hastanesinde ve merkez sağlık ocaklarındaki sağlık çalışanlarının psikolojik şiddet (mobbing) ve kişilik özelliklerine göre algı düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. psikolojik şiddet algılarının X=51.38.34 ve standart sapması 10. %10’unu teknisyendir.PB 49 Sağlık Kurumu Çalışanlarında Psikolojik Şiddet (Mobbing) Algısı Ve Kişilik Özellikleri Değerlendirilmesi Deniz Kader Şarlak.

Eğitim durumuna bakıldığında 14 kişinin okuma yazna bilmediği. adam yaralama/öldürme gibi bazı ciddi sosyal sorunların artmasında silahlanmanın önemli etkisi olabilir. 13 (%4. Adlî Psikiyatri Dergisi. 2:21-30. Başvuran kişilerin %42. 2011 yılında Şanlıurfa’daki toplam 37 intihar vakasının 17’si silahla gerçekleşmiştir. Yöntem: Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine silah ruhsatı almak için sağlık kurulu raporuna başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi. 81’i 35-45. 77’si 45-55 yaş aralığında ve 31’i 55 yaşın üstünde olup %89. miras kalmış olması (%4. Bu çalışmada amacımız Güneydoğu illerimizden Şanlıurfa’da silah ruhsatı için rapora başvuranların özellikleri incelenmektir. 87 kişinin ortaöğretim ve kalan 37 kişinin ise yüksek öğrenim gördüğü anlaşılmıştır. *Yasin Bez.tr İstatistik Kurumu Resmi İnternet sitesi .gov. Öte yandan başvuranların önemli bir kısmının genç ve ortaöğretimini tamamlamamış kişiler olması toplumda bilinçsiz bir şekilde artan silahlanma açısından uyarıcı niteliktedir. www. **Sever Beşaltı.7) gösterildi. riskli işte çalışıyor olma (%4. *Mahmut Bulut. Başvuranlar tarafından silahlanma gerekçeleri olarak güvenlik (%81. Dal U. 3 kişi ölen eşinden miras kalan silahı bulundurmak istediğini ve iki kişinin de riskli iş nedeni ile başvuru yaptığını bildirdi.4’ünün ise üç bin lira üstü geliri olduğu görüldü. Kaynaklar: 1. Türkiye'de ateşli silahla intiharlar 2002 yılında %18.tuik.4’ü evliydi. Başvuruda bulunan kadınlara sorulduğunda 8 kişinin eşinin hukuki sorunları nedeniyle silah ruhsatı alamadığını ve bu yüzden kendisinin başvurduğunu. *Aytekin Sır *Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Güvenlik nedeniyle silah ruhsatı başvurusunda bulunma bildirilen en sık neden olmuştur.1 ile iken 2011 yılında %26. Bununla beraber Şanlıurfa’da 2010 yılı içinde 57 adam öldürme ve 96 adam yaralama suçu işlenmiştir (2).2’si aylık bin liranın altında geliri olduğunu ifade ederken %30. 146 kişinin ilköğretim mezunu. Beyaztaş FY (2005) Silâh sâhibi olması sakıncalı kişilik özellikleri. 2.4)’i erkek. Demirkan S. *Mehmet Cemal Kaya.8) ve diğer nedenler (%6.2). *Mehmet Güneş. Şahısların 34’ü 18-25. Psikoloji Birimi Amaç: Toplumumuzun genel olarak ateşli silahlara karşı eğilimi olduğu bilinmekte ve son yıllarda bireysel silahlanmada artış olduğu gözlenmektedir (1). Sonuç: Şanlıurfa’da silah ruhsatı başvurularının nerede ise tamamını erkekler oluşturmuştur. Ayrıca başvuranların neredeyse yarısının ekonomik durumu iyi değilken başvuruda bulunmuş olması dikkat çekicidir. Dolayısıyla intihar etme.3). komşusunda silah bulunması (%2. Şanlıurfa’da silahlanma ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur.6)’ü kadın toplam 284 kişi başvurmuştur.1’ye yükselmiştir.9). Demirkan Ö. Psikiyatri AD **Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi.PB 50 Silah Ruhsatı İçin Rapor Başvuruları: Şanlıurfa Örneği *Abdullah Atli. Bulgular: Ekim 2010-Mart 2012 tarihleri arasında 271 (%95.

% 10. sağlık ve eğitim bilim alanı olarak sınıflandı. % 72.3) birinci sınıfta idi.12’nin skorları arasında doğrusal ilişki belirlendi. SS. Türkçesinin geçerlilik ve güvenilirliğinin yapıldığı. üniversite öğrencilerinin % 27. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini 2011-2012 eğitim öğretim yılında Konya il merkezinde bulunan üniversite öğrencileri oluşturdu. bu ölçeğin ruhsal iyilik halinin tespitinde geçerli bir ölçek olduğu izlenimimizi güçlendirmiştir.7’si istediği bölüme yerleşmek ve % 10. Fakülteler. ruhsal iyilik. Akşehir-Konya Amaç: Ruhsal sağlık.2’si üniversite okumaya hak kazanmak. Tartışma ve Sonuçlar: SS’nin GSA-12 ile paralel sonuçlar vermesi. Selma İnfal***Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı.7’si kaza olarak sıralamıştır. Konya **Selçuk Üniversitesi Akşehir Kadir Yallagöz Sağlık Yüksekokulu. Bulgular: Üniversite öğrencilerinin yaş ortalaması 22±3 olup 202’si (% 55. her gruptan rastgele belirlenen bir fakülte ve bölümünün birinci ve dördüncü sınıflarından 364 üniversite öğrencisi örnekleme alındı.PB 51 Üniversite Öğrencilerinin Genel Sağlık ve Spiritüel Durumunun Değerlendirilmesi Said Bodur*. Veri toplama aracı olarak. bir demografik anket ile “Spiritüalite Ölçeği (SS)” ve “Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12)” kullanıldı. üniversite öğrencisi .8’i orta ya da düşük ruhsallık içinde olduğu bulundu.4’ü başka bir şehre yerleşmek olarak sıralamıştır. % 12. sağlığın tanımında yer alan “tam iyilik hali”nin komponentlerinden biridir.5) erkek olup 165’i (% 45. Kullanılan SS göre. Bu araştırma üniversite öğrencilerinin genel sağlık ve spirütüel durumlarını değerlendirmek amacıyla betimleyici olarak yapılmıştır. toplum sağlığının geliştirilmesi çalışmalarına ışık tutması beklenir. Toplumun her kesiminin ruhsal sağlık durumunun aydınlatılmasının.3’ü ciddi bir sağlık sorunu ve % 2. Hayatlarını çok etkileyen ve olumlu olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ise. Anahtar Kelimeler: Spiritüalite. % 26. Ruhsal durumu iyi olması ile algılanan maneviyat.6’sı bir yakınının ölümü. Etkili faktörlerde iyileştirme girişimleri ile ruhsal durumda da iyileştirmelerin sağlanabileceği kanaatine varıldı. Ancak toplum içi çalışmalarda sağlığın bu bileşeninin araştırılması yeterince ele alınmamıştır. algılanan dindarlık. Öğrenciler hayatlarını çok etkileyen ve olumsuz olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ilk üç sırada.7’si veteriner fakültesi.2 ruhsal yönden tam iyilik halinde iken. Delaney’in geliştirdiği.5’i iletişim fakültesi ve % 23. fen. Öğrencilerin % 27. Üniversite öğrencilerinin ruhsal durumu bazı faktörlerle ilişkilidir. % 35. % 22. ruhsal durumu 4 faktörle açıklayan bir ölçektir. sosyal. SS ve GSA.6’sı mühendislik fakültesi.1’i eğitim fakültesi öğrencisi idi. genel sağlık. okuduğu bölüm ve kitap okuma alışkanlığı arasında anlamlı ilişki saptandı. % 3.

21: 256-271. Hastaların yaş ortalaması. bu grupların HAM-A skoru sırasıyla 15. Çanakkale **Siverek Devlet Hastanesi Biyokimya. . karışık anksiyete depresyon grubunda 180(%24. 14:164-172. Yöntem: Siverek Devlet Hastanesine 2009-2010 yılları arasında başvuran depresyon. Türkçapar H. Sonuç: Anksiyete ve depresyon arasındaki ilişkide risk faktörlerine yönelik yapılan çalışmalar depresyon ve anksiyete bozukluklarının altta yatan aynı psikopatolojinin farklı görünümleri olabileceğini düşündürmektedir.9) hasta vardı. 67:47-57. Lieb R (2010) Incidence and risk patterns of anxiety and depressive disorders nd categorization of generalized anxiety disorder. anksiyete grubunda 311(% 43. anksiyete bozukluğu.0). 3-Brown TA. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Bir anksiyete veya depresyonu olan hastaların %55'inde değerlendirme sırasında en az bir tane eşzamanlı anksiyete veya depresyon olduğu. Majör Depresyon ve Anksiyete Bozukluğunun Birlikte Görüldüğü Durumların Klinik Özellikleri: Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Şanlıurfa Giriş: Anksiyete ve depresyon klinik özellikleri. Arch Gen Psychiatry.2).15 ve 20 idi. Pine DS. Amaç: Bu çalışmada depresyon ile anksiyete bozukluğu arasında sosyodemografik yönden ve vitamin B12 ve TSH düzeyleri açısından özellkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. İç içe geçmiş bu hastalıklar arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha ayrıntılı verilerle araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Bulgular: Hastaların 487’si kadındı.PB 52 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastalarda Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarının Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerinin Karşılaştırılması Elif Karaahmet* Adnan Kirmit** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Klinik Psikiyatri 2011. Kaynaklar: 1-Beesdo K. Depresyon anksiyete ve karışık anksiyete depresyon gruplarının HAM-D skorları sırasıyla 21. Kart A. Kayran E. patofizyoloji ve tedavideki farklılıkları nedeniyle ayrı bozukluklar olarak düşünülürken. karışık anksiyetedepresyonu olan toplam 724 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelendi. 12 ve 22 idi. Depresyon grubunda 233 (%32. 2-Karadağ H. Özcaltepe B. Son dönemde yapılan birçok klinik ve epidemiyolojik çalışma anksiyete bozuklukları ve depresyonun sıklıkla eş hastalık olarak ortaya çıktıklarını bulmuştur (2). Barlow DH (2009) A proposal for a dimensional classification system based on the shared features of the DSM-IV anxiety and mood disorders: implications for assessment and treatment. Örsel S. Gruplar arasında vitamin B12 eksikliği ve TSH düzeyi açısından karşılaştırıldığında gruplar anlamlı fark saptanmadı. eşzamanlı hastalık ve ortak risk faktörleri yoluyla ilişkili bulunmuşlardır (1). Psychol Assess. eğitim düzeyi ve medeni durumu açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. bildirilmiştir (3).

Sık görülmesinin yanı sıra yarattığı yetiyitimi ve ekonomik sonuçlar depresyon araştırmalarının önemini artırmaktadır(2). eğitim düzeyi düşüklüğü. et al. Kaya M.4’ünün eğitim düzeyi ilkokul ve altıydı. 10:3-10.4’ü evliydi. Amaç: Depresyon tanısı alan kişilerin sosyodemografik ve klinik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Coşkun A. Farklı bölgelerde yapılacak çalışmalarla bölgesel farklılıkların belirlenmesi açısından yararlı olacaktır. 38:129-33. 168:17-30. 2007. Eştanılar içinde %29.Yalvaç HD. çalışmamızda ön plana çıkan faktörlerdir. Sonuç: Depresyonun ortaya çıkmasına çeşitli risk faktörleri mevcuttur. . Bulgular: tüm taranan grubun %35. Ünal S. 3. Pava JA. yineleme. intihar eğilimi ve psikososyal sorunların artışına neden olan etmenler arasında yer aldığı gösterilmiştir(4). 1(2):16-20. 1996. Emül M. tarihsel bir bakış. 1960’lardan günümüze depreyonun epidemiyolojisi. Br J Psychiatry.8’i depresyon tanısı almaktaydı. 1996. %43. Bu çalışma bir devlet hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran kişilerle sınırlıdır. Güncel Psikiyatri ve Psikonörofarmakoloji 2011. J Affect Disord. Depresyon tanısı alan olguların yaş ortalaması 32.4-Fava M. süregenleşme. Yöntem: 2009-2010 yılları arasında Siverek Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran hasta kayıtları geriye dönük olarak tarandı. 4. Bir Devlet Hastanesine Depresyon Nedeniyle Başvuran Olgularda Sosyodemografik Özellikler. Klinik çalışmalarda ekhastalığının varlığı depresyondaki alevlenme. Kadın olmak. McGonagle KA. Yedikardaşlar C. kalıntı belirtiler. Nierenberg AA. Gender differences in Axis I comorbidity among depressed outpatients. HAM-A ortalaması 16 idi. Toplam 948 hasta içinde depresyon tanısı alan 340 hastanın verileri SPSS paket programı kullanıldı. Kaynaklar: 1.4 ile en sık görülen obsesif kompulsif bozukluktu. Abraham M. Comorbidity of DSM-III-R major depressive disorder in the general population: results from the US National Comorbidity Survey.3-Kessler RC. 2.PB 53 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Bir Yıl İçinde Başvuran Depresyon Tanılı Hastaların Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri Elif Karaahmet*. Alpert J. Klinik Psikiyatri. HAM-D ortalaması 21. %67. %57. Depresyonla birlikte diğer Eksen I sıklıkla bir arada görülmektedir(3). Yüksel Kıvrak** * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri Anabilimdalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı Giriş: Depresyon dünyada halk sağlığını en çok tehdit eden sorunların başında yer almaktadır(1).14’tü.9’u kadındı. Rosenbaum JF.5’inde diğer bir eksen I bozukluğu eşlik etmekteydi.2-Kaya B. %70. Dikilitaş Y. Nelson CB.

dikkat eksikliği ve davranış bozuklukları %5. dikkat eksikliği ve davranış bozukluklarıdır. Yöntem: Mayıs 2010-2011 tarihleri arasında başvuran 1378 hastanın poliklinik kayıtlarının incelenmesi ile elde edilen veriler değerlendirildi. Ortalama yaş 34.Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Psikiyatri AD.PB 54 Bir Üniversite Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastaların Sosyodemografik Özellikleri ile Tanı Grupları Arasındaki İlişki Nurcihan Akbulut. En sık konulan tanılar duygudurum bozuklukları. somatoform bozukluklar %1. psikiyatrik tanı . Anahtar sözcükler: Psikiyatri polikliniği.505 yıl olarak bulunmuştur.ğından dolayı polikliniğimizde çocuk yaş grubu hastalarda muayene edildiğinden çalışmaya alınmıştır. Tanı grupları ile kontrol için polikliniğe başvurma oranları arasında farklılıklar saptanmıştır.7’si (n=906) kadın.3 (n=19). Ortalama geliş sıklığı 2.6 (n=78) oranında görüldü. Kars’ta çocuk psikiyatristi olmadı.8 (n=398).DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre duygudurum bozuklukları %56.9 ± 16. Kırsal kesimden başvuru oranı düşük saptandı. Kars Amaç: Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine bir yıl içinde başvuran hastaların sosyodemografik özellikleri ile tanı grupları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı.3’ü (n=472 ) erkekti.dadır. Çalışmamızda başvuran hastaların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturdu.7’si (n=781)35 yaş altın. %34. psikotik bozukluklar %5.28 ±2.44 olup. Hastaların %65.İbrahim Yağcı. anksiyete bozuklukları.5 (n=779). Bulgular: 1378 hasta muayene edildi. sosyodemografik faktörler. Hastaların büyük çoğunluğunu şehir merkezinden gelenler oluşturmaktadır. toplam poliklinik sayısı 3144’dür. anksiyete bozuklukları %28. Hastaların %56. Tartışma ve Sonuç: Sosyodemografik veriler ile tanı grupları arasında anlamlı olarak ilişki saptandı.3 (n=74).

Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı. Toplulukların karşılaştıkları sorunları çözmesi ve toplumsal değişimlerin oluşumunda toplulukçu yeterliliğin önemli bir etkisi vardır. Faktör analizi yapılmış. Türk Psikoloji Dergisi. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 43 maddelik bir taslak oluşturulmuştur.96 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 168 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0. Social Indicators Research. Geçerlik ve Güvenirliği. Arkar H. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki erişkin yaş grubundan 415 gönüllü katılımcıda uygulanmıştır. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Mehmet Çolak****. İnci Özgür İlhan**. toplulukçu yeterliliği ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Durak M. 12(1): 17-25. Senol-Durak E. .59 olarak bulunmuştur. Eker D. Ölçeğin bu son haliyle üç faktörlü yapının varyansın % 60. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Toplulukçu yeterlilik. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. Türk Psikiyatri Dergisi. belirlenen bir hedefi gerçekleştirmek için gereken eylemliliği örgütleyip yürütmede bir grubun kendi kaynaklarına olan ortaklaşmış inancı olarak tanımlanmıştır.7 (23): 4– 18. Duru Gündoğar***.0’ını açıkladığı görülmüştür. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 28 maddelik son hali verilmiştir. 99:413–429. New York Freeman. Sıla Yüce**. Nail Dertli*. Bu çalışmada toplulukçu yeterlilik kavramının Türkçede özgün olarak geliştirilecek bir ölçek yoluyla geçerliliğinin sınanması amaçlanmıştır. and Elderly Adults. (1989) UCLA yalnızlık ölçeginin geçerlik ve güvenirligi. Correctional Officers. Kaynaklar: Bandura A (1997) Self-efficacy: the exercise of control. Demir A. Tartışma ve Sonuçlar: Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen.PB 55 Toplulukçu Yeterlilik Ölçeğinın Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması Fatma Yıldırım*. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 168 kişide ikinci kez uygulanmıştır.

63. oksijenli kan akımı aktivasyonu için bu enterferans koşullarının tümünde en yüksek hemodinamik yanıt orta kanallarda gözlenmiştir. Stroop bozucu etkisi (enterferans). Bulgular: Çalışma. rengin renk ismiyle uyumlu olmadığı. Incongruent-Congruent. Bu çalışmada bilişsel bir test sırasında sağlıklı katılımcılarda IYKAS’daki değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. p<0. 16 dedektör bulunmaktadır. sol-orta PFK ve sol PFK’yi göstermek üzere konumlandırılmaktadır. Çalışmamızda Stroop bilgisayar versiyonu kullanılmıştır.007). IncongruentNötral enterferans koşulunda orta kanallarda olduğu görülmüştür. Stroop testi algısal kurulumu. Süre farkları arasındaki fark trend düzeyindeydi (p=0. en yüksek doğru yanıtı nötral koşulunda gösterdi. **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. düşük maliyetli. kan oksijenlenme dinamiklerini belirlemede güvenilir bir nörogörüntüleme yöntemi olarak kabul görmeye başlamıştır. farklı renklerle yazılan ‘XXX’ sembolünün olmasıdır. değişen talepler doğrultusunda ve bir “bozucu etki” altında değiştirebilme becerisini. bilişsel görev sırasında motor/görsel/işitsel uyarılarla korteksin fonksiyonel aktivitesini inceler. nötr ise yukarıda bu sefer renk isminin olmayıp. Testin bilgisayar versiyonunda.Ata Akın***. en düşük doğru yanıtı incongruent koşulunda. hata sayısı ve bu üç koşul arasındaki süre farkıyla ölçülmüştür.065). Katılımcdan 3 sn. nötralle incongruent arasındaydı (p=0. altta yazılan renk isminin rengi yukarıda yazılanla aynıysa sola aynı değilse sağ tuşa basılması istenir. alışılmış bir davranış örüntüsünü bastırabilme ve olağan olmayan bir davranışı yapabilme yeteneğini ölçer. Bu fark. Yöntem ve Gereçler: IYKAS. congruentla nötral arasında ise trend düzeyindeydi (p=0.69’dur. Katılımcılar.PB 56 Yüksek Eğtimli Sağlıklı Kişilerde Stroop Testi Sırasında Hemodinamik Yanıtın İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi Tekniği (IYKAS) İle İncelenmesi Handan Noyan*. birey ve grup düzeyinde ‘Hiyerarşik Genel Lineer Model’ kullanılarak incelenmiş. Kullanılan parametreler. içerisinde cevap vermesi beklenmektedir. Incongruent(uyumsuz).İlker Taşdemir**. üniversite öğrencisi/mezunu 13 sağlıklı gönüllüyle yürütülmüştür. beyindeki hemoglobin konsantrasyonu değişikliklerinin ölçümüne dayanan. ***Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Amaç: İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi (IYKAS).05). Stroop Bozucu Etkisi. Anahtar Kelimler: IYKAS. Stroop bozucu etkisinin PFK’daki spesifik kognitif aktivasyonlarını ölçen bir ölçüm aracı olabileceğini göstermektedir. Incongruent-Congruent ve Congruent. non-invasiv nörogörüntüleme tekniği olup. Katılımcıların genel olarak %45’nde. Congruent(uyumlu). Kullandığımız cihazda 4 ışık kaynağı. Doğru yanıtlar arasındaki fark anlamlıydı (p=0. Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır.01). Tartışma: Bulgularımız IYKAS’ın. Incongruent-Nötral ve Congruent-Nötral enterferans koşulları için istatistiksel olarak anlamlı bölgeler belirlenmiş (z= 1.Sinem Burcu Erdoğan***. Oksijensiz kan akımı aktivasyonu için. Bilge Togay**. Katılımcıların bilişsel bir test sırasındaki hemodinamik yanıtları. Yaş ortalamaları 26. sağ-orta PFK.Nötral enterferans koşullarında en yüksek hemodinamik yanıtın bilateral kanallarda olduğu gözlenirken.Miray Erbey*.066). PFK .Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim ABD. rengin renk ismiyle uyumlu olması. Dedektörler sağ Prefrontal Korteks (PFK). Doğru yanıtlar ve tepki süresi farkları arasındaki fark Friedman Anova testiyle incelendi.

Denizli **Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. sinkinezi ve bakışı sabit tutmada düşük performans saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamıza göre. bakışı sabit tutma güçlüğü gibi göz hareketlerinde görülen sorunlar kranial sinir hasarından çok okulomotor koordinasyon bozukluğunu düşündürmektedir. tepki inhibisyonunda güçlük olduğu görülmektedir. Denizli Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). Her iki gruba Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve nöropsikolojik testler (Sayı dizleri. duyusal bütünleştirmenin ise parietal lob ile ilişkili olduğu düşünülmektedir (3). WKET’de erişkin DEHB’liler ile kontrol grubu arasında farklılık bulunmadı. erişkin DEHB’ lilerin frontal bölge fonksiyonlarına duyarlı nöropsikolojik test performansları ve silik nörolojik belirtilerin araştırılması hedeflenmiştir. nöropsikiyatrik bir bozukluk olup erişkinlerdeki prevalansı %1-4 arasındadır (1). sözel bellek. erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon. nörolojik değerlendirme ise 59 vakaya ve 44 kontrol bireyine yapılabilmiştir. Hasan Herken** *Denizli Devlet Hastanesi. Psikiyatri Kliniği. kavramsallaştırma ve sorun çözme becerilerinin iyi olduğu ancak basit dikkat sorunları. frontal lobda. Psikiyatrik hastalıklardaki beyin fonksiyon bozukluklarının araştırılmasında kullanılan silik nörolojik belirtiler daha çok çocukluk çağı DEHB’de araştırılmıştır. duyusal-motor alanın bulunduğu parietal lobda ve/veya bunların birbirleriyle bağlantısını sağlayan fronto-striatal yolaklarda bir işlev bozukluğu olduğunu düşündürmektedir. hareket ve dikkatin düzenlenmesinden sorumlu olan serebellumda. Etyopatogenezinde. sözel bellek ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptandı. duyusal bütünleştirme. Bulgular: Erişkin DEHB grubunda sayı dizileri. Metod: Çalışmaya DEHB tanısı almış olan 18-60 yaş arası 60 olgu ve 60 sağlıklı kontrol alındı. Erişkin DEHB’ lilerde duyusal bütünleştirme alt testinde ve alt test maddelerinden işitsel görsel bütünleştirme ve dokunsal algının değerlendirildiği söndürmede kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. kontrol grubunun 42’sine. Sinkinezi. erişkin DEHB’ lilerde. .PB 57 Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Nöropsikolojik Fonksiyonlar ve Silik Nörolojik Bulgular Ayşe Nur İnci Kenar*. Bu çalışmada. “Diğer” alt testlerinden bellek 5 dakika. frontostriatal döngü üzerinde durulmaktadır (2). Motor koordinasyonun frontal lob ve serebellumla. Çalışmamızda. Silik nörolojik belirtilerde erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon ve alt test maddelerinden başparmak opozisyonunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. kodlama ve geri çağırmadaki sorunlara ikincil gelişen bellek sorunları ve öğrenme güçlüğü. stroop ve Wisconsin kart eşleme testi (WKET)) uygulandı. Nöropsikolojik testler vakaların 51’ine. sinkinezi ve bakışı sabit tutma güçlüğü alt test maddelerinde erişkin DEHB’lilerde kontrol grubuna göre düşük performans saptanmıştır. DEHB’de görülen el hareketlerindeki beceriksizliği de içeren motor koordinasyon bozuklukları.

sırada kapalı alan (araç içi.).PB 58 Çocuk/Ergen ve Erişkin Yaş Gruplarında Yaşanan Cinsel İstismar Olaylarının Karşılaştırılması 1Serap Erdoğan Taycan. Psikiyatri AD. 50 vaka 18 yaşın altında. Bu çalışmada Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Eylül 2010. Bununla birlikte çocuk/ ergen grubunda istismar olayının gerçekleştiği yere bakıldığında 1. tehdit ya da kandırma yolu ile kullanmasıdır. erişkinlerin çocuk. sırada açık alan gelirken. az oranda da yabancılar tarafından gerçekleştirilen istismar vakalarına rastlanmaktadır. araba. erişkin istismarlarında 1. ergen ya da bir diğer erişkini cinsel arzu ve gereksinimlerini karșılamak için güç kullanarak. 3Feryal Çam Çelikel. Çoğunluğun çocuk/ergen yaş grubu vakalardan oluşması ve istismarın bazı özelliklerinin erişkin grubunda farklılık göstermesi. 3.7 olarak bulunmuştur.Temmuz 2011 tarihleri arasında cinsel istismar sonrası ruh sağlığının bozulup bozulmadığının değerlendirilmesi istenen 78 vakaya rastlanmıştır. Dikkati çeken bir diğer farklılık çocuk/ergen grubunda istismarcıların büyük çoğunluğu erkek arkadaşlardan oluşurken erişkinlerde ilk sırada kan bağı bulunmayan tanıdıklar (komşusu. Bunun dışında çalışmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. olayın yaşandığı yer.3’e %10. Bu sonuç vaka sayılarının azlığından kaynaklanabilir. Yöntem ve Gereçler: Mağdurun ve istismarın çeşitli özelliklerini değerlendirmeyi amaçlayan bir anket aracılığı ile konsültasyon notları geriye dönük olarak incelenmiştir. Tıp Fak.) yer almaktadır. istismara maruz kalmaları sebebiyle Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan değerlendirilmesi istenen vakaların bilgilerine geriye dönük tarama ile ulaşılmıştır. 2Ali Yıldırım. Cinsel istismarın nesnesi olarak genellikle kadın cinsiyetinin görüldüğü bilinmektedir. 3Gaziosmanpaşa Ünv. Tartışma ve Sonuçlar: Türkiye toplumunda diğer toplumlardan farklı olarak yasal yaş doldurulmadan yapılan evliliklerin genellikle gebelik sürecinde fark edilmesi sonucu adli vaka olarak değerlendirildiği görülmektedir. Tıp Fak. Çocuk ve ergen vakalar ile erişkin vakaların çeşitli özelliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. %4 iken 50 yaş üzerinde bu oran %89. İstismarcının yakınlığı. İstismarcı çoğunlukla çocuk ya da genç tarafından tanınan kişiler olmakta. . Bulgular: Eylül 2010. sırada ev gelmektedir. Tıp Fak. köylüsü vb. 2. Adli Tıp AD. sırada ev. sırada kapalı alan. Psikiyatri AD Amaç: Cinsel istismar. 2Gaziosmanpaşa Ünv. özel ilgi gerektiren konulardır. saldırının türü ve psikiyatrik değerlendirme sonucu konulan tanılar açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. 2Erdal Özer Gaziosmanpaşa Ünv. Çocuklukta cinsel istismara maruz kalma sıklığı %10-40 olarak bildirilmektedir. 2. 28’i ise 18 yaşın üzerindedir. 18 yaş altındakilerin kadın-erkek oranları %96’ya.Temmuz 2011 tarihleri arasında. apartman boşluğu vb.

Börte Gürbüz*. Aydın.3’ü kız(n=115). psikiyatrik tanıları.Aydın. gönderilme nedenleri. tedaviye başlama ve sürdürme oranları incelenmiştir. tedavi süreçleri.7) iddia edilen suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı sorulmuş.46±2. Cinsel istismar olgularının %77’sinin en az bir psikiyatrik tanı aldığı ve %50’sine medikal tedavi başlandığı. adli tıp uzmanları ise değerlendirdikleri 116 olgunun hepsine (%100) bildiği şeklinde rapor düzenlemiştir. iddia edilen suç türü. madde kullanım öyküleri. 5(%15. Cinsel istismar mağduru olmak %31.1) olgudan 22’sine(%66. ÇERSAH uzmanlarına yönlendirilen 33(%22.3 olduğu saptanmıştır.7’si erkek(n=157) olup ortalama yaşın 13. zeka düzeyleri. Berk Gün*** *Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Tartışma: Yapılan benzer çalışmalar ile karşılaştırıldığında Aydın ilindeki cinsel istismar oranının daha yüksek çıkmasının nedeninin olguların bildirilme oranının yüksek olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür.Aydın. Sevcan Karakoç Demirkaya**. %9. 6(%18. ancak %63’ünün tedavisini sürdürmediği saptanmıştır. sosyodemografik özellikleri. suç profili ile ilişkili özelliklerinin incelenmesi ve ilin bu yaş grubu için genel profilinin çıkarılması amaçlanmıştır.PB 59 Aydın İlinde Bir Yıl İçerisindeki Tüm Çocuk ve Ergen Adli Olguların Değerlendirilmesi Hatice Aksu*.1) olguya bildiği. Olguların sosyodemografik özellikleri. Yöntem: 2011 Temmuz.6(n=77) ile hırsızlık. %57.6) bilmediği.1) olguya ise suçun hukuki anlamını bildiği ancak sonuçlarını yönlendirme yeteneğinin olmadığı şeklinde rapor düzenlemiş.Türkiye **Aydın Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniği. psikiyatrik tanıları.Türkiye Amaç: Bu çalışmada 2011 Temmuz-2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın ilinde adli rapor istemi ile adli tıp ve çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniklerine (ÇERSAH) yönlendirilen tüm çocuk ve ergen adli olguların geliş nedenleri. İki yüz yetmiş iki olgudan 149’unun (%54.2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın il merkezi ve ilçelerinden adli rapor istemi ile Aydın Devlet Hastanesi ÇERSAH ve Adnan Menderes Üniversitesi ÇERSAH ve Adli Tıp Anabilim Dalı’na yönlendirilen çocuk ve ergen adli olguların tümünün verileri geriye dönük olarak incelenmiştir. Sonuçlar: Aydın ilindeki tüm olguların(n=272) %42.7(n=26) ile yaralama suçları takip etmektedir. . Psikiyatrik tedavi başlanan cinsel istismar olgularının %63’ünün tedavisini sürdürmediği tespit edilmiş olup tedavi devamlılığı için sağlık kurumları ve ilgili diğer birimler arasında işbirliği içerisinde yürütülecek yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.Türkiye ***Adnan Menderes Üniversitesi Adli Tıp AD.3(n=85) oran ile en sık polikliniklere yönlendirilme nedeni olup bunu %28.

Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında Yüzdelik.sınıf ve %23 4. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde.6 1. Örneklem grubunun %77. %4. Eğitim süreleri boyunca ve meslek yaşamlarında hasta bireylerle çalışma imkânı bulan hemşirelerin çalışma yaşamlarında karşılaştıkları problemleri çözme konusundaki becerileri önemlidir.1’i herhangi bir spor dalı ile ilgilenmezken.9’u ilgilenmektedir.8’i herhangi bir sanat dalıyla ilgilenmezken. . en fazla 192 puan alınabilmekte ve ölçekten alınan toplam puanların yüksekliği bireyin problem çözme becerileri konusunda kendini yetersiz olarak algıladığını göstermektedir.**Ceyda Şenol. %27 2.94 bulunmuştur.sınıf. Bunların 190’ı kadın. Tartışma ve Sonuçlar: Ölçekten en az 32. %22. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır. Problem çözme becerisi gelişmiş olan bir hemşire sağlık hizmetini çok daha profesyonel sağlayabilir. %68.sınıf şeklindedir. %48. Buna dayanarak araştırmamızın sonucunda. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir. hemşirelik öğrencilerinin ölçekten aldığı toplam puan ortalamasının (89. %43. sınıf. 3’ü evli 245’i ise bekârdır.8’i başarılı.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. %23.**Özge Işıldar. Uşak Amaç: İnsan yaşamı çeşitli sorunlarla doludur.PB 61 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Problem Çözme Becerilerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. Hemşirelik Bölümü.4 3.**Cemile Demirel *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. **Huriye Hakut. 58’i erkektir.94) düşük olduğu ve öğrencilerin problem çözme düzeylerinin yeterli olduğu söylenebilir.5’i kısmen başarılı. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330).**Seda Çağlı. Katılımcıların Problem Çözme Envanteri Toplam Puan Ortalamaları 89. Frekans ve Ki-kare testleriyle yapılmıştır. %31. bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin problem çözme becerilerinin ilişkili olduğu bazı değişkenleri ortaya koymak ve problem çözme becerilerini ölçmek. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Problem Çözme Envanteri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. Örneklem olarak Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. Sağlık Yüksekokulu.2’si ilgilenmektedir. **Hamdullah Omay. %2. %26.**Sinem Kaya.8’i çok başarılı.

4’ü ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda.9’u kısmen başarılı. sakin davranışlar 32. %4. Hemşirelik Bölümü. Bunların 180’ı kadın. %23’ü ise okumadığını belirtmiştir. içe dönük tepkiler 32. 3’ü evli 232’si ise bekârdır. %29.64. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. eleştirilme 16.67. ciddiye alınmama 73. öfkeye ilişkin düşünceler grubunda. Bu sonuç adölesan bireylerin beklenen davranış özellikleri ile örtüşmektedir. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. %31.10.67. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır. Katılımcıların ölçek puan ortalamaları. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır.4. %40. öfkeye ilişkin belirtiler 36. Örneklem grubunun %77’si derse ait olmayan kitaplar okuduğunu.74.93.82. **Şerife Aktaş.63. kişilerarası tepkiler grubunda. haksızlığa uğrama 69. Katılımcıların öfkeyle ilişkili davranışlarında saldırgan ve sakin davranışlar benzer puanları almıştır.82. öfkeyle ilişkili davranışlar grubunda.sınıf ve %16. saldırgan davranışlar 32. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin öfke konusundaki duygu.4 2.87 şeklinde bulunmuştur. intikama yönelik tepkiler 57.PB 62 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Öfke İfade Etme Biçimlerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün.sınıf.99. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. diğerlerine yönelik düşünceler 20. kendine yönelik öfke düşünceleri 16. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 235 kişiye ulaşılmıştır. öfkesine yönelik düşünceler 20. 3. . düşünce ve tutumlarını belirlemektir. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330). 55’i erkektir. Şiddetin doğmasında önemli yeri olan öfke Bu faktörlerden birisidir. Uşak Amaç: Son zamanlarda okullarda artan şiddet olayları kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Bulgular: Araştırmaya 235 kişi katılmıştır. %54’ü başarılı.9’u ilgilenmektedir.42.2 4.sınıf şeklindedir. öfkeye yol açan etmenler grubunda.**Nergis Küçükfalay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. %0. dünyaya yönelik öfke düşünceleri 10. Sağlık Yüksekokulu. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Çok Boyutlu Öfke Ölçeği kullanılmıştır. %28. kaygılı davranışlar 12.28. pasif-agresif tepkiler 33.66.57. %26. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmanın sonucuna göre özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerden oluşan örneklem grubunun öfkelenme nedenlerinde ilk sırayı ciddiye alınmama almaktadır. okul şiddetinin önlenmesi ve okul güvenliğinin sağlanması için okul şiddetinin ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerin anlaşılması önem kazanmaktadır. umursamaz tepkiler 7. sınıf.7’si çok başarılı.

Lenard Adler. 4.Erişkin Sürümü (BRIEF-A) Atomoksetin Etkileri 1.Richard Rubin. Ph. ABD. Ph. kişinin kendisinin cevapladığı 75 maddeden oluşmaktadır. GEC. BRIEF-A . GEC) elde edilir. Ek olarak.ABD. Lilly USA.05). M. The Vermont Clinical Study Center. BRI.D. Indianapolis. başlangıç skoru. Engelleme. Burlington. planlama/organize olma ve görev izlem alt ölçeklerinde plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülürken (p<0. veya MI T-skorları ≥60 olan hasta yüzdeleri arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>. BRIEF-A’da başlangıçtan 12. M. Indianapolis. Aynı zamanda 3 geçerlilik ölçeği içerir: Negativite. Jody Arsenault. .D. 9 adet birbiri ile çakışmayan klinik ölçek içerisinde. Yöntemler: DEHB olan genç erişkinler (18-30 yaş). materyallerin organizasyonu ve duygusal kontrol alt ölçeklerinde anlamlı fark görülmemiştir. Todd M. plasebo kontrollü çalışmada 12 hafta boyunca ATX (20-50 mg BID. Bulgular: Başlangıçta GEC... hafta sonlanım noktasına kadarki ortalama değişiklikler bir ANCOVA modeli (terimler. Sonuç: BRIEF-A alt ölçeklerindeki değişimlerle ölçülen yürütücü işlevlerde. ABD 3. çok merkezli. David Williams3 . Dustin D. kendini izlem. İki indeks skorun (Davranışsal Düzenleme İndeksi(BRI) ve Üstbiliş İndeksi. başlama.D.ABD 2. bu Faz 4..D.3. tedavi. 5 Lilly Türkiye Medikal Departman (Eli Lilly & Company adına sunumu gerçekleştirecektir) Amaç: DEHB olan genç erişkinlerde atomoksetin (ATX) tedavisinin plaseboya kıyasla Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri – Erişkin Sürümü Kişisel Bildirim (BRIEF-A) üzerine olan etkilerini değerlendirmek. çalışma hafızası.556). Durell. araştırıcı) kullanılarak analiz edilmiştir. 4. yöneltme. Nadirlik ve İstikrarsızlık. Kübra Özbek 1. ATX grubunda plasebo grubuna kıyasla anlamlı derecede daha fazla iyileşme gözlenmiştir.. Hastalar 3 puanlık bir Likert ölçeğinde davranışı değerlendirir (1=davranış hiç görülmez. BRI ve MI bileşik skorlarında plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak daha fazla iyileşme görülmüştür. çift kör. (MI)) birleşiminden bir genel skor (Global YöneticiPuanı. 3= davranış sıklıkla görülür). New York University. M. Ruff..5.Departments of Psychiatry and Child and Adolescent Psychiatry. N=161) veya plasebo (N=167) almak üzere randomize edilmiştir. New York.PB 64 Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri .2. i3 Statprobe.D.4. yönetici işlevleri farklı açılardan değerlendiren.

1’i anlaşmalı boşanma davası niteliğindedir. . evren dahilinde olan fakat eşlerin takipsizliği veya feragat nedeniyle kapanan dosyalar gerekli bilgileri kapsamadığından çalışma kapsamına alınmamıştır.4’ünde kavga/hakaret.5’i 1-3 yıl.87±12. bunların ise sadece %49.7’sinde müşterek çocuk olup. Kadın yaşı X=36.8’inde kadına yönelik fiziksel şiddet. Türkiye istatistik kurumu. Çocuk durumu incelendiğinde %63. %36.6’sında ise çocuk/lar reşit yaştadır. ayrıntılı gerekçe.51±11. %20.PB 65 Boşanmak İçin Başvuran Aile Özelliklerinin ve Boşanma Gerekçelerinin İncelenmesi: Fethiye Örneği Sibel COŞKUN*.9’u 20 yıl üstüdür. 2010 yılında asliye hukuk mahkemelerine başvurularak açılan boşanma davalarına ait dosyalar retrospektif olarak incelenmiştir. Toplam 611 boşanma dava dosyası evreni oluşturmakta olup.7’sinde çocuk/lar 18 yaşından küçük. %38.0’ı bir yıldan az.93±4. %21. Fethiye ise son yıllarda en çok boşanmanın olduğu ilçe olarak öne çıkmaktadır ve 2011 yılında 1512 evlenme 408 boşanma gerçekleştiği belirtilmektedir.10 olarak saptanmıştır.5’inde aldatma/zina.7’sinde psikolojik şiddet. Çiftlerin evlilik yılı incelendiğinde. örneklemin % 43.6’sında nafaka talep ve/veya onayı olduğu dikkati çekmektedir.1’i kadın tarafından açılmıştır ve %63.33 olarak saptanmıştır ve çiftlerin %8. erkek yaşı X=40.1’inin halen devam ettiği görülmektedir. %19. Kader ŞARLAK* *Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi. %19’u 10-20 yıl arası ve % 14. %48.3’ünde ayrı yaşama/fiziki ayrılık süreci. %66’9’unun kadın tarafından açıldığı. ilk sırada ege bölgesinin yer aldığını rapor etmektedir. retrospektif ve tanımlayıcı nitelikteki bu çalışmada boşanmak için başvuran aile özelliklerinin ve boşanma gerekçelerinin araştırılması amaçlanmıştır. "Anlaşmalı" olarak adlandırılan boşanma davası dosyalarının genelinde boşanma gerekçesinin "aile birliğinin temelden sarsılması" olarak ifade edildiği. iddia ve delillerin daha çok "çekişmeli" olarak adlandırılan dava dosyalarında yer aldığı belirlenmiştir. %12. En küçük çocuğun yaşı ise X=5. Örneklemde 124 adet olan çekişmeli nitelikteki dava dosyası incelendiğinde ise. Veri toplama aşamasında iken arşiv numaralandırma sisteminde yapılan değişiklik nedeniyle tüm dosyalara ulaşılamamış. %18.9’unda alkol/madde bağımlılığı yer almaktadır.4 maddi sorunlar. Bulgular: İncelenen davaların %60. Bu dosyalarda yer alan boşanma gerekçeleri incelendiğinde ise. %18. Fethiye Adliyesi’nde Ocak-Haziran 2012 tarihlerinde gerçekleştirilen çalışmada. %18. %16.56.2’sinde velayet anneye verilmiş olup. Bölgede aile danışmanlığı hizmetlerine önem verilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir. %29. evlenen her beş çiftten birinin boşandığını. % 6. 18 yaş altı çocuk olan ailelerin %69.6’sında eşlerden biri yabancı uyrukludur. Fethiye Sağlık Yüksek Okulu Amaç: Boşanma aile bireylerini etkileyen travmatik bir süreçtir. Yöntem: Gerekli kurumsal izinler alınarak. Muğla ili Fethiye ilçesinde gerçekleştirilen kesitsel.4’ü 4-6 yıl. çalışma ulaşılabilen 336 dosya üzerinden gerçekleştirilmiştir.2’si 7-9 yıl.

İş yerinde bezdiriye maruz kaldığını iddia ederek Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş. **Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp AD.tbmm. İşten çıkarılması sonucunda. karmat tip” olarak belirlenmiştir.Yaşanılan ruhsal sorunların kişilerin maruz kaldıklarını iddia ettikleri bezdiri olayı ile ilgili olduğu kanaatine varılmıştır. Olgu 1: AA. Amaç: Mobbing (bezdiri). American Psychiatric Association.Mevcut belirti ve bulgular sonrası DSM IV-TR’ye (4) göre tanısı “Uyum Bozukluğu. ırk. Yirmi yıldır çalıştığı iş yerinde son beş yıldır üstleri tarafından baskı ve haksızlığa maruz kalma. Psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda DSM IV-TR’ye (4) göre eksen 1’de major depresif bozukluk. iş yerinde yaşadığı bezdiri olayının neden olduğu sorunların saptanması için Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş. saygınlığının azaldığını ve “kaybeden” olduğunu düşünmeye başlamış. eksen 4’te ise iş yerinde yaşadığı psikolojik şiddet saptanmıştır. yaşadığı baskıları aklından çıkaramama. iftira atılma. DC: American Psychiatric Association. 2. Bu uygulamalar sonrası kişi işyerine giderken başına kötü bir şey geleceğine dair kaygı ve iç sıkıntısı yaşamaya başlamış.**Ömer Turan. eksen 3’te lomber disk hernisi..*Celaleddin Turgut. 3. cinsiyet gibi herhangi bir ayrımcılık olmadan. “İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu” (2011). kırklı yaşlarda. .** Servet Yana. Tartışma: Bezdiri ve sonuçları psikiyatrinin önemli bir gündemi olmaya başlamıştır. taciz. otuzlu yaşlarda. bezdiriye ilişkin ruhsal sorunların tanımlanmasına ve yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. http://www. Bu konudaki artan farkındalık tedavi ve yasal değerlendirme amaçlı başvuruları artırmaktadır. küçük düşürülme.*A.pdf adresinden 11.PB 66 Psikiyatrik ve Adli Yönleriyle Bezdiri (Mobbing) Olgularına Yaklaşım *Hatice Sodan Turan. hakaret edilme. Bu ilişkide zamansal birliktelik ve içerik benzerliği üzerinde durulmuştur. bedensel engeli olmasına rağmen yapamayacağı işleri verme gibi davranışlarla karşılaştığını belirtmiştir. “The Content and Development of Mobbing at Work”.İşyerinde keyfi yer değişikliği ve çalışma saatlerinde uygun olmayan düzenlemeler yapılmış. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. evli ve işçi. tıbbi ve toplumsal durumunda kötüleşme yakınmaları olmuş. rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişiye yönelik duygusal saldırganlık olarak tanımlanmıştır (1).tr/komisyon/kefe/docs/komisyon_rapor_no_6.Leymann H (1996).l**Ümit Biçer. tehdit edilme.2012 tarihinde indirilmiştir. 5 (2):165-184. 2000 . Text Revision (DSM-IV-TR). Bu çalışmada iki olgunun ruhsal ve yasal değerlendirilmelerinin tartışılması amaçlanmıştır. İş arkadaşlarının kendisinden kaçtığı. çökkünlik belirtilerinin yanı sıra. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. kovulma anını hatırlama. Sonuç: Saptanan belirti ve bulguların iddia edilen bezdiri süreciyle olan ilişkisi incelenmiştir.gov.08. Washington. Bezdiriye bağlı olarak gelişen patolojileri değerlendirmek için ruhsal belirtilerin işyerinde yaşanan olumsuzluklarla ilişkilendirilmesi ve nedensellik bağının kurulması gerekmektedir (2). Eur J Work Organ Psychol. çoğunlukla işyerinde karşılaşılan yaş. arama kurtarma biriminde görevli olarak çalışıyor. Kaynaklar: 1.Tamer Aker *Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri AD. Olgu 2: AB. kendisiyle birlikte görünmek istemediğini.

p=0. Duyarsızlaşma ile meslekte geçirilen süre arasında negatif ilişki saptandı(r=-0. iş kaybı. Holsboer-Trachsler E(2010)The burnout syndrome--an overview. meslek.3P Dergisi.023).032). psikosomatik hastalıklar.Nov.041). Evli olmak (p=0. Çocuğu olmayanlarda (p=0.025) duyarsızlaşma anlamlı düzeyde yüksekti. Kaynaklar: 1.Brand S. üniversite mezunu olanlarda (p=0. yaş ve fiziksel ruhsal hastalık varlığı ile tükenmişlik arasında ilişki yoktu.039).0 paket programında değerlendirildi. Tükenmişlik sendromunun ortaya çıkmasında kişilik özelliklerinden çok içinde bulunulan iş koşulları daha önemli risk faktörü olarak kabul edilmektedir.PB 67 Bir İlçe Devlet Hastanesi Çalışanlarında Tükenmişlik Birmay Çam Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş ve Amaç: Tükenmişlik. p=0.68:29-32. Bu çalışmada Balıkesir Gönen Devlet Hastanesinde çalışan sağlık personelindeki tükenmişlik düzeyini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır.000) duygusal tükenmişliğin öngörücüleri olarak saptandı.029).037) tü ve kurumdan ayrılmayı düşünme kişisel başarı düzeyinin yordayıcısı olarak bulundu(p=0.022). uyku sorunları.037). Sonuç: Çalışma süreleri ve işyeri koşullarının düzeltilmesi ve tükenmişliğin farkında olmak önem taşımaktadır.15.003).002). Veriler spss v. Cinsiyet. 2. Bulgular: Çalışmaya 131 kişi katıldı.İst Tıp Fak Derg. cinsel problemler.67(11):561-5. iş veriminde azalma yanısıra depresyon. .001).190. Yöntem: Çalışmaya hastanede çalışan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 131 kişi alındı.182. kurumdan ayrılmayı düşünmek (p=0. alkol madde kullanımı. 3.Türkiye’de 7255 sağlık çalışanı ile yapılan bir çalışmada pratisyen hekimler ve hemşirelerde duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları en yüksek bulunmuştur(3). kurumda çalışmaktan memnun olmamak(p=0.Yaygınlığı %10 ile %50 arasında bildirilmektedir(2).Ther Umsch.Tükenmişlik. Sosyodemografik bilgi formu ve Maslach tükenmişlik ölçeği uygulandı. Evlilerde(p=0. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. hizmet kalitesinde düşme. ilişki sorunları ve kardiyovasküler hastalıklara neden olabilmektedir. Haftalık çalışma süresi ile duygusal tükenmişlik arasında pozitif ilişki vardı(r=0. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. hizmet götürdüğü insanlarla ilgilenemiyor oluşu yada aşırı stres ve doyumsuzluğa tepki olarak kendini psikolojik olarak işinden geri çekmesi olarak tanımlanan işyeri kaynaklı bir sendromdur(1).Ergin C(1996)Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin Türkiye sağlık personeli normları. kişilerin mesleğin anlam ve amacından kopması. Kişisel başarı düzeyi kurumdan ayrılmayı düşünenlerde anlamlı düzeyde düşük(p=0.Kaçmaz N(2005)Tükenmişlik (Burnout) sendromu. kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p= 0. kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p=0.001) duygusal tükenmişlik anlamlı düzeyde yüksek idi.4:28-33.

Children's Hospital. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. Atomoksetin potent bir norepinefrin geri alım inhibitörüdür ve dopamin üzerine anlamlı etkisi bulunmamaktadır. TMT-A ve WISC-R Şifre puanları ise anlamlı olarak yükselmiştir (p<0. Karşıt Olma Karşı Gelme/Davranış Bozukluğu.PB 68 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Atomoksetin Tedavisi: Naturalistik Bir Örneklemin Retrospektif Değerlendirmesi Özgür Öner*. **Harvard Medical School.05). tedaviye “herhangi” yanıt verenlerin aldığı ilaç dozu hiç yanıt vermeyenlerden ortalama olarak daha yüksek bulunmuştur (F=3. p=0. Halil Kara*. KOKG/DB olanların tedaviye “iyi” yanıt verme olasılığı daha düşük bulunmuştur (%52. davranım sorunları ve toplam puanlarındaki değişim. Tedavi ile anne baba ve öğretmen ölçek puanları anlamlı olarak düşmüş (anne baba davranım sorunları puanı p=0.5. x2=4. Klinisyen tarafından doldurulan global klinik izlenimde tedaviyle değişim. Ayrıca DEHB alt tipi.001).04).7’ye karşılık %36. Mg/kg olarak ilaç dozu tedaviye “iyi” yanıt verme ile ilişkili değilken. p=0. Esra Çöp*.9. Pınar Öner*. Tedaviye herhangi bir yanıt verme ile DEHB alt tipi ve eşhastalanım arasında bir ilişki bulunmazken.Mehmet Şahin*. Yöntem: 168 çocuk ve ergen DEHB olgusunun 6-8 haftalık dönemde atomoksetin tedavisine verdikleri yanıt incelenmiştir.baba ve öğretmen Conners ölçeklerindeki hiperaktivite.001). Kaygı Bozukluklarının varlığının ve mg/kg olarak ilaç dozunun tedavi üzerine olan etkileri incelenmiştir. Öğrenme Güçlükleri.2 olarak saptanmıştır. Tedaviye hiç yanıt vermeyen olgularda ilaç dozu gözden geçirilmelidir. Boston Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tedavisinde yer alan stimulan olmayan tedavilerden birisi de atomoksetindir. natüralistik bir izlem ortamında atomoksetinin etkinlik ve yan etki profilinin geniş bir klinik populasyonunda incelenmesidir. diğerleri p<. Bilişsel testlerdeki düzelmenin öğrenmeyle ilişkili olabileceği akılda tutulmalıdır.8. Yan etkiler UKU yan etki ölçeği ile değerlendirilmiştir. dikkat eksikliği. Tartışma: Atomoksetin tedavisi DEHB’de etkin ve genel olarak kabul edilebilir yan etkilere sahip bir tedavi şekli olarak ortaya çıkmaktadır. Atomoksetinin plasebodan etkili olduğunu gösteren birçok çalışma bulunmaktadır. anne.4. . Çocuk Ergen Psikiyatrisi. Ankara. Sonuçlar: Tedaviye herhangi bir yanıt (CGI düzelme 3 ya da daha iyi) olanların oranı %73. ve daha küçük bir alt grupta (n=58) Trail-Making-Test (TMT-A) ve WISC-R Şifre alt testindeki değişim incelenmiştir. Olguların yarısından fazlasında herhangi bir yan etki görülürken az sayıda olguda yan etkilerden ötürü tedavi değiştirilmek zorunda kalınmıştır. DB olan olgular tedaviye daha az olumlu yanıt veriyor olabilir.04. Miray Akıncı*. Bu çalışmanın amacı. tedaviye iyi yanıt verenlerin oranı (CGI 1 ya da 2) ise %45.

494 sağlık personeli (hemşire.7(n=208).4’ü(n=59) ebe. Yenilmez Ç.Patnos Devlet Hastanesi.PB 69 Ağrı İlindeki Sağlık Çalışanlarının Şiddete Maruz Kalma Durumları Mahmut Bulut. %3. Anadolu Psikiyatri Dergisi. sağlık memuru. %9.Atatürk Ünviversitesi Eğitim Fakültesi.World Health Organization. Olguların %62. %54’ü(n=308) bayandı.gov. Kaynaklar: 1) Krug EG et al. Geneva. şiddetin önlenmesi yönünde daha etkin programlar geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Diyarbakır. Sözel saldırıya uğrayanların oranı %36. Bulgular: Olguların %46’sı(n=261) erkek.tuik. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği.6(n=60) idi. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı.3 1. %10. 2) www.1’i(n=216) ise diğer yardımcı sağlık personelinden(güvenlik. şiddete maruz kalınıp kalınmadığını. %28’ (n=159) hemşire.5’i(n=20) diş hekimi ve %38. Biz bu çalışmada Ağrı ilindeki sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sıklığını araştırmayı amaçladık.5’i(n=56) hekim. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre 16 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir.3 Mehmet Güneş.3 Abdullah Atli.tr 3)Ayrancı Ü. Ağrı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Şiddetin nedenleri ve risk gruplarına yönelik çalışmalar yapılması. 2002. 2002.5’i(n=354) çalışma hayatları boyunca.9’u(n=56) sağlık memuru. Kaptanoğlu C.3 Aytekin Sır. Türkiye’de 2008 yılı itibarı ile 113. teknisyen vs. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Giriş: Şiddet “Kişinin kendisine ya da başka birisine. Yapılan çalışmalarda sağlık çalışanlarının %25-88’inin son bir yılda şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir(3). Çalışmamızın sonuçları literatürle uyumluydu(%49. fiziksel saldırıya maruz kalanların oranı %1.4). diş hekimi ve eczacı) olmasına rağmen sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılmış çalışma sayısı çok azdır(2). Olguların %9. hem sözel hem de fiziksel saldırıya uğrayanların oranı %14. Erzurum 3. ebe. Günay Y.3:14-54 . Çeşitli sağlık kurumlarında ve sağlık meslek gruplarında şiddete uğrama sıklığı.Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. World report on violence and health.2 Yasin Bez.4’ü(n=280) ise son bir yılda en az bir kez şiddet olayına maruz kalmıştı.¹ Sultan Berk Halmatov. %49. Anketi gönüllü olarak dolduran 567 olgu çalışmaya dahil edildi. bir gruba ya da topluma karşı fiziksel gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi” olarak tanımlanmaktadır (1).3 Mehmet Cemal Kaya. tıbbi sekreter.) oluşmaktaydı.8(n=84) ve hangi tür saldırıya maruz kaldığını belirtmeyenlerin oranı ise %10.4(n=8). Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü .151’i hekim olmak üzere toplam 389. Diyarbakır 2. şiddete maruz kalındıysa şiddetin tipinin ne olduğu gibi bilgileri içeren bir anket hazırlanarak Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Ağrı ilindeki tüm devlet hastanelerine gönderildi. Ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılan çalışmalar yeterli düzeyde değildir. Yöntem ve Gereçler: Ağrı ilinde bulunan sağlık çalışanlarına.

2’si emekli. Konsulte edilen hastaların %74.1’ine psikiyatrik ilaç önerilmiştir. fiziksel tanıları. psikiyatrik tanı ve tedavilere göre dağılımı incelenmiştir. %14.3’ü evli.8’inde herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı konulmadığı görülmüştür. Dahili branşlar arasında FTR ve endokrin. Tartışma Çalışmamızda dahili branşlarda konsültasyon isteme oranı cerrahi branşlardan yüksektir. Hastaların %60. %22. Genel nüfusta ruhsal bozuklukların yaygınlığı %16 iken. . konsültasyonu isteyen klinikler. %21.9 anksiyete bozuklukları yer almaktadır.1’ine psikiyatrik tedavi önerilmiştir. cerrahi branşlar içinde ise anestezi ve ortopedi en sık konsültasyon isteyen kliniklerdir. konsültasyonun istenme nedeni.6’sının gece uyuyamaması nedeni ile konsulte edildiği saptandı.7’si (n=109) kadın. Hasret Ozan Keser.8 organik mental bozukluklar. konulan psikiyatrik tanılar ve verilen tedaviler ile ilgili bilgilere dosyalardan geriye dönük olarak ulaşılarak yapılmıştır. Özge Saraçlı. Konsültasyonların %59. Hastaların psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda konulan tanılar arasında en sık %26.3’ü (n=115) erkek. Levent Atik Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Fiziksel hastalığı olanlarda ruhsal bozukluklar sağlıklılara göre daha sık görülmektedir. hastaların % 25. isteyen klinik.6’sı işsiz veya ev hanımı.4’ü bekar.2’si cerrahi branşlardan istenmişti. %49. Fiziksel hastalığı nedeniyle yatan hastalarda konsültasyon hizmeti sayesinde psikiyatrik değerlendirme ve müdahale fırsatı sağlanmaktadır. Yöntem: Bu araştırma 01/03/2012 ve 30/04/2012 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yatarak tedavi gördüğü süreçte psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların sosyodemografik bilgileri. %48.2’sinde en az bir ruhsal patoloji saptanmış ve hastaların % 74. Bunların çoğunluğunu madde kötüye kullanımı.8’i dahili branşlardan. duygudurum ve anksiyete bozuklukları oluşturmaktadır. %23. %50’si ilkokul.8 duygudurum bozuklukları.5’inden psikiyatri konsültasyonu istenmiştir. yaş ortalaması 51. Nuray Atasoy. Bu çalışmada hastanemizde psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların klinik ve demografik özellikleri.9’unun tarafınızca değerlendirilmesi istemiyle herhangi bir neden belirtilmeden konsulte edildiği.3’ü dul veya boşanmış. %7. Psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların %90. Konsultasyon istem yazılarına bakıldığında. %22. fiziksel hastalığı olanlarda %21-26 arasında bulunmuştur. % 8’inin ajitasyon. isteme nedenleri. Bulgular: Çalışmamızın yapıldığı iki aylık süre içinde hastanemizde yatarak tedavi gören (n=8871) hastaların %2. %10.PB 70 Bir Üniversite Hastanesinde Yatan Hastalardan İstenen Psikiyatri Konsültasyonlarının Değerlendirilmesi Melek Cengiz. Psikiyatri konsültasyonu istenen 224 hastanın %51. %17.3’ünün suicid girişimi.44±22 (5-87) idi. %40. %32’si ortaokul-lise mezunu olduğu görüldü.7’sinin anksiyete. Olguların %9.3’ünün duygudurum bozukluğu ve %10.

53. Kaynaklar: Gizer IR.Gruplar arasında alel frekansları ve alel varlığı oranları ki-kare testi ile karşılaştırıldı. Candidate gene studies of ADHD: a meta-analytic review. Öte yandan rs1051312 polimorfizmi alel frekans ve oranları gruplar arasında anlamlı farklılık göstermedi. Ömer Böke. Bu çalışmanın amacı. x2=16.0001. x2=5. x2=6. Ebeveynlerin 108'i yaşamlarının hiç bir döneminde DEHB tanısı almazken (No-DEHB). p=0. p=0.126:51–90 Franke B. Işıl Zabun Korkmaz.Bu polimorfizme ait T aleli bu yüklülük için risk aleli gibi görünmektedir.641. OR=1. Asherson P et al.05).138. sinaptik iletim ve plastisite mekanizmalarında merkezi role sahip bir proteindir. OR=2.PB 71 Dehb Tanılı Çocukların Ebeveynlerinde DEHB ile SNAP-25 Gen Polimorfizmlerinin İlişkisi Ozan Pazvantoğlu. Koray Karabekiroğlu. çocukluk çağı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile bu proteini kodlayan genin rs3746544 polimorfizmi arasında anlamlı. 120'si ya çocukluk dönemlerinde ya da halen DEHB tanısına sahipti.2011:1–28. p=0.Faraone SV. bu faktörler yoksa bu yüklülüğün fenotipe yansımadığı düşünülebilir.745.30.206. Katılımcılardan alınan periferik kan örneklerinde SNAP-25 gen polimorfizmleri (rs3746544. Sezgin Güneş.Birden fazla bireyinde DEHB tanısı (ailesel DEHB) olan ailelerde DEHB için genetik yüklülüğünün daha fazla olduğu bilinmektedir(2).Nov 22. a review.The genetics of attention deficit/hyperactivity disorder in adults. Ebeveyn grupları arasında ise alel frekansı ve alel varlığı oranları açısından anlamlı farklılık bulunmadı. p=0.Çalışmamızın sonuçları rs1051312 polimorfizmi ile DEHB ilişkisini desteklememiştir. rs1051312 arasında ise nominal ilişki bildirilmiştir(1). DEHB'li çocukların ebeveynlerinden oluşan genetik olarak yüklü bir erişkin örnekleminde DEHB ile SNAP-25 geninin iki polimorfizmi (rs3746544. Hasan Bağcı. rs1051312) arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.009. Seher Akbaş. Zeynep Yeğin. Ficks C. Gökhan Sarısoy.2011. Ahmet Rifat Şahin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Giriş ve Amaç: Sinaptozomal-ilişkili protein-25 (SNAP-25). Yöntem: En az bir DEHB'li çocuğa sahip 228 ebeveyn ve kendilerinde ve çocuklarında DEHB olmayan sağlıklı kontrol (SK) grubu (n=109) çalışmaya dahil edildi.884.1038/mp.2011. OR=1. Bulgular: Hem DEHB hem de No-DEHB grubu SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi alel frekansı açısından SK grubuna göre anlamlı farklılık gösterdi (sırasıyla.doi: 10. . Yakın tarihli bir metaanalizde.017. Hum Genet 2009. Sonuçlar: SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi DEHB tanısından ziyade DEHB'li çocuğa sahip olma ya da bir diğer deyişle genetik olarak yüklü olma ile ilişkili olabilir.Waldman ID.001. x2=10. Her iki ebeveyn grubu da SK grubuna göre daha fazla oranda T alleline sahipti (sırasıyla. rs1051312) çalışıldı.Buna karşın riskli bireylerde diğer genetik ya da genetik dışı faktörlerin katkısıyla DEHB geliştiği.25).Molecular Psychiatry. OR=2.

Cinsiyet dağılımı dahili-cerrahi bilimler(p=0. %76. Katılımcıların yaş ortalaması 36. %58. 2011. Mehmet Nezir İşleyen. yarısı (n=65)dahili branşlarda. A survey of verbal and physical assaults towards psychiatrists in Turkey. Yöntem: Araştırmacılar tarafından hekimlerin son 1 yılda uğradığı saldırıları baz alınarak hazırlanan anket formları . Kürşat Altınbaş Giriş: Sağlık ortamında hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son yıllarda artış gösterdiği düşünülmektedir. daha geniş örneklem ile daha kapsamlı. Altınbaş G.57(6):631-6. Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre kat kat daha fazla olduğu bildirilmektedir.23:2:147-160 Altınbaş K. normal dağılmayanlar için Mann Whitney-U testi kullanılmıştır.48) ve devlet-üniversite(p=0. Tartışma: Toplumda yaygınlaşma eğilimi gösteren şiddet.doç. asistanuzman(p=0. Biz de buradan hareketle.6’sı (n=84) erkek. Sözel saldırılar büyük oranda poliklinik odalarında gerçekleşmişken(%61. Hekimlerin büyük bir çoğunluğu uğradıkları saldırıların en önemli nedeni olarak kötü sağlık politikalarını görmekteydi(%83. Ayrancı Ü. 3:147-154.Int J Soc Psychiatry. Günümüze kadar birçok çalışmada sağlık alanındaki fiziksel ve sözel saldırılar farklı açılardan işlenmiş olmasına rağmen. sağlık sektörünü de ciddi bir biçimde etkilemektedir. ülke genelinde yapılacak çalışmaların. Hekimlerin %59. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışmakta olan araştırma görevlisi ve öğretim üyeleri ile Çanakkale Devlet Hastanesi'nde çalışmakta olan uzman hekimlere dağıtılmıştır. Türkcan A. Bu alanda. Kaptanoğlu C.2’si evli(n=99).2’si (n=77) son bir yıl içinde en az bir kez sözel ve/veya fiziksel saldırıya uğradığını bildirmişti. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002. Elif Karaahmet. Çeşitli Sağlık Kurumlarında ve Sağlık Meslek Gruplarında Şiddete Uğrama Sıklığı. Kaynaklar: Adaş E.PB 72 Çanakkale İlinde Son 1 Yılda Hekime Yönelik Saldırıların Değerlendirilmesi: Bir Anket Çalışması Sedat Yelpaze. Hekimlere Yönelik Şiddet Üzerine Bir Değerlendirme. Hekimlerin önemli bir bölümünün cinsiyet. Anket doldurmayı kabul eden 130 kişiden elde edilen veriler SPSS'e girilerek tanımlayıcı istatistikler ve grupların sayısal değişkenlerinin karşılaştırmasında normal dağılım gösterenler için bağımsız grupların t-testi.n=65) ve neredeyse hepsi hekime yönelik şiddetin son yıllarda arttığını düşünmekteydi (%97.3.5). n=31). ülkemizde bu alanda yapılmış araştırma sayısı kısıtlıdır.42). fiziksel saldırıların yarısı(n=3) acil servislerde gerçekleşmişti.46) arasında karşılaştırıldığına anlamlı farklılık saptanmadı. Bulgular: Araştırmaya katılanların %64.4’ü (n=85) üniversite hastanesinde. Saldırganların büyük çoğunluğu hasta yakınlarından oluşmaktaydı(sözel saldırı %40. %65.82) ve devlet-üniversite hastanesi(p=0. Günay Y. Kadir Arslan.4). dahili-cerrahi birimler(p=0.5’i(n=76) uzman/yard. Toplum ve Hekim. Elbek O.2008. . konumunda çalışıyordu.08). Emel Peker. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Çanakkale Devlet Hastanesi’nde çalışan hekimlerine yönelik saldırıları birçok yönden incelemeyi amaçladık. Oral Et. bu sorunun çözümüne ilişkin çıkış yolları sağlayacağını düşünmekteyiz. saldırılardan benzer oranda etkilenmesi ve uygulanan sağlık politikalarını var olan şiddet ortamının sorumlusu olarak görmesi oldukça çarpıcıdır. çalıştıkları kurum ve konumdan bağımsız olarak.7±8.3 (ortanca 35 yıl) idi. Araştırma görevlisi-uzman/öğretim üyesi(p=0.8. Yenilmez Ç. Walters J.32) hastanelerinde saldırıya uğrama oranları benzerdi.

Envanterin bütününden alınabilecek en yüksek puanın 450 olduğu düşünülürse Katılımcıların dereceleme ölçeğinden almış olduğu ortalama 280.41. 58’i erkektir. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. %9. sosyal kontrol.31 bulunmuştur.**Ceyda Şenol.9’u sigara kullanırken. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330). Bunların 190’ı kadın. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin sosyal beceri düzeylerini değerlendirmek ve bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir. düşüncelerini de anlamak ister. %48.PB 73 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Sosyal Beceri Düzeylerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. duyuşsal kontrol. hemşirelik bölümü öğrencilerinin en yüksek puan ortalamaları sırasıyla. Hemşirelik Bölümü. **Huriye Hakut. Hemşirelik bölümü öğrencilerinin sağlık hizmeti verirken danışanla terapötik iletişim kurmaları son derece önemlidir.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir.**Özge Işıldar. Bu doğrultuda hemşirelik bölümü öğrencilerinin genel anlamda sosyal beceri düzeylerinin yüksek olduğu söylenebilir. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır. sosyal anlatımcılık. **Seda Çağlı. Uşak Amaç: İnsan kişiler arası iletişim gereği ilişki kurduğu insanların duygularını. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. . 46. %2. %90.5’i kısmen başarılı.46. Tartışma ve Sonuçlar: Araştırma sonucuna göre.8’i başarılı. 42.02 şeklinde saptanmıştır. duyuşsal duyarlık. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. Sağlık Yüksekokulu. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır.7’si kullanmamaktadır. Sosyal kontrol. Katılımcıların Sosyal Beceri Envanteri toplam puan ortalamaları 280.**Hamdullah Omay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi.3’ü alkol kullanırken. Örneklem grubunun %10. 46. Bu da bireyin bir takım becerilere sahip olmasıyla mümkündür.1’i kullanmamaktadır. 44. duyuşsal anlatımcılık. sosyal duyarlık. duyuşsal anlatımcılık. %4. %89. Alt ölçek puan ortalamaları ise.31 puanın iyi bir puan olduğu kabul edilebilir. Bu davranışlar genel olarak sosyal beceri olarak adlandırılmaktadır.26.59. duyuşsal duyarlık. 52. 3’ü evli 245’i ise bekârdır. 48. sosyal duyarlık.34. %43. sosyal anlatımcılık ve duyuşsal kontrol şeklindedir. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Sosyal Beceri Envanteri kullanılmıştır.8’i çok başarılı. **Cemile Demirel. **Sinem Kaya.

Bulgular: Çalışmaya katılanların %58.Godin IM. B. Bunların da % 51. Sonuç: İşyerinde yıldırma ciddi sonuçlara doğuran bir durumdur ve kişilerde psikiyatrik hastalıklara neden olmaktadır. Metod: Bu çalışmanın evrenini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İzmit Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır aynı işyerinde çalışmakta olan toplam 166 kişi oluşturmuştur. do. C. haysiyetine. L. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında yaş. ekonomik olarak geçimini sağlamasına ya da bunların hepsine birden zarar verir(2).Field T.324:786. 2002. Bullying in Turkish white-collar workers. H.Hoel. BMJ. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarlarda psikiyatrik hastalık oranları istatistiksel anlamlı düzeyde fazlaydı. Dünyada işyerinde yıldırmanın yaygınlığı %2.1’i erkekti ve %67’si lise ve üniversite mezunuydu. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında komorbidite açısından fark yoktu. Bayram N. 443-465. Psikiyatristlerin işyerinde yıldırmanın farkında olması kişilerin tedavisinde ve izleminde yararlı sonuçlar doğuracaktır.. Occup Environ Med 2000.56:226– 231. Kaynaklar 1. Workplace bullying and sickness absence in hospital staff. J Epidemiol Community Health. & Faragher. worker’s health. Those who can. . çalışma süresi ve gelir düzeyi açısından fark yoktu.Kivimäki K.10.4’ü işyerinde yıldırmaya maruz kalmaktaydı. 4. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanların %70. Elovainio M. 3. %23.The experience of bullying in Great Britain: The impact of organizational status. Cooper.5’inde depresyon. Amaç: Psikiyatri polikliniğine başvuran psikiyatrik hastalığa sahip kişilerde işyerinde yıldırmanın sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır.. Türkiye’de ise oran %55 olarak bildirilmiştir(5). Bullying in medicine. those who can’t. 5.Bilgel N. 2001. ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkisine.57:656–660. mağdurun sağlığına. European Journal of Work and Organizational Psychology. Vathera J. Occupational Medicine 2006. Yıldırmaya maruz kalanlar arasında psikososyal bozuklukların ve intihar eğilimlerinin yüksek olduğu ve bu kişilerin daha sık hastalık izni aldıkları belirlenmiştir(3). katılımcılara SCID-I uygulanmıştır. 2004. and labor instability. Bullying.7-67 gibi geniş bir aralıkta bildirilmiştir(4). Araştırmada veriler olumsuz davranışlar anketi (NAQ-R) ve sosyodemografik veri formu kullanılarak elde edilmiş.PB 74 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Çalışanlarda İşyerinde Yıldırma (mobbing) Sıklığı Elif Karaahmet* Ülkem Angın Öztürk** Özge Şimşekyılmaz Saraçlı*** Levent Atik**** Nuray Atasoy**** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD **Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ***Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: İşyerinde bir veya daha fazla kişinin genellikle bir kişiye yönelttiği uzun süreli ve tekrar eden olumsuz davranışlarla açıklanan işyerinde yıldırma (mobbing) olgusu(1). 2. Aytac S.58:258-9.7’sinde anksiyete bozukluğu saptandı. bully.

J Pediatr. fiziksel şiddete maruz kalanlar ise plan yapmayı. İstanbul ***Ankara Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı AD. sağlıklı.Madde Bağımlılığı birliktelik riskini akla getirmektedir. Sözel şiddete maruz kalanlar inkârı. Baskı 2007. tedavisi güç ve yaşam tarzını olumsuz etkileyebilen. Bulgular: Çocuğunun hastalığı dolayısıyla kendisinde psikiyatrik sorunların oluşması. DHB ebeveyninin sorunlarla başa çıkma yöntemleri arasında madde kullanmının yüksek oluşu da DHB'nin genetik yatkınlığını ve yine DHB. Sarıpınar E. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Aytül HARİRİ**. psikiyatrik sorun yaşayanlar da sorun odaklı başa çıkma ve davranışsal olarak boş verme yöntemlerini tercih ediyorlardı. dini olarak başa çıkma ve madde kullanmı arasında anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Hasta ile ilgilenme yılı ile tükenmişlik arasındaki ilişkiye bakıldığında. İstanbul ** Maltepe Üniversitesi Psikiyatri AD. kronik seyirli. Eğitim yılı 9+/-8) . Köroğlu E. ebeveyn veya bakım verenlerde de damgalanma ve tükenmişliğe neden olabilen zorlu bir hastalıktır (1. 18-65 yaş arası. çalışmayı gönüllü olarak kabul eden. Yöntem ve Gereçler: Çocuk ruh sağlığı polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı kriterlerine göre DHB tanısı ile takip edilen 6-18 yaş grubu çocuk ve ergenlerin. Ankara Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DHB).Form I ve II). Öğrenim yılı ile dini olarak başa çıkma arasında negatif anlamlı ilişki vardı. Anadolu psikiyatri dergisi. 3. %92'si evli ve yaş ortalaması 41+/-13 olan. 2009. Tufan A. Kaynaklar: 1. Akın B. 9:217-223. toplum tarafından damgalanma yaşama ve dışlanma oranı babalara göre annelerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Anksiyete ve tükenmişlik derecelerinin DHB ile geçirilen süreden ve sosyoekonomik koşullardan olumsuz etkilendiği ve bu koşulların başa çıkma yöntemlerini de değiştirdiği açıktır. 2. Baş Etme Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve hasta yakını anket formundan oluşan testler uygulandı. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kullanılan başa çıkma yöntemleri: Bir ön çalışma. 20 anne ve 18 babadan oluşan toplam 38 ebeveyni çalışmaya alındı. Maddi sorun yaşayanlar anlamlı olarak daha fazla aktif başa çıkmayı. Deneklere Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). sürenin artışı ile hastanın tedavisinde güçlük çekme. Tükenmişlik ve Kaygı Düzeyleri ile Bunlarla Başa Çıkma Yolları Gülnihal Gökçe ŞİMŞEK*. BAÖ ile COPE sonuçları karşılaştırıldığında ise yüksek anksiyete puanları ile sorun odakli başa çıkma. Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE). Durukan İ. Tartışma ve sonuçlar: DHB ile yaşamanın özellikle annede belirgin olmakla birlikte ebeveynlerde hem tükenmişliğe hem de dangalanma hissine neden olacak düzeyde zorlayıcı bir durum olduğu görülmüştür (3). Erdem M. Güleç C. Ayla Aysev***.2). Çalışmamızın amacı. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde tükenmişlik düzeyleriyle kısa ve uzun etkili metilfenidatın bu tükenmişliğe etkisi. Psikiyatri Temel Kitabı 2.PB 75 Dikkat Eksikliği ve Bozukluklu Çocuk ve Gençlerin Ebeyenlerindeki Çaresizlik. dolayısıyla sadece hastada değil. özellikle de sorun odaklı başa çıkma yöntemini kullanıyorken. hastanın davranışlarını denetlemede güçlük çekme. 2008. DHB ile izlenen çocuk ve ergen hastaların ebeveynlerindeki çaresizlik. tükenmişlik ve kaygı düzeyleri ile bunlarla ne ölçüde ve nasıl başa çıkabildiklerini araştırmaktır. Şener Ş. okuryazar (ort. 18:283-291 . düzenli çalışanlar işsizlere göre daha çok şakaya vurma yöntemini kullanıyordu. Durumsal ve Sürekli Kaygı Envanterleri (STAI. hastaya acıyarak davranma ya da dışlama ve ebeveynin madde kullanım sıklığı doğru orantılıydı. çocuğu tarafından fiziksel şiddete maruz kalma. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu. Ankara. Damgalanma yaşayanlar ise belli bir alt başlık kullanmıyordu.

8’inin samimi olduğu arkadaş sayısının “4 ve daha fazla”. %54. Verilerin analizinde yüzdelik hesaplamalar ile Kruskal wallies ve t-testi kullanılmıştır. Veriler sosyodemografik değişkenlere ilişkin sorulardan oluşan anket formu ve Kıran (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan 34 soruluk “Akran Baskısı Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır. Bu değişkenlere göre ölçek puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0. %37.93.7’sinin 2 kardeş olduğu. Bu okullarda eğitim gören toplam 2297 öğrenciden.0’ının aile ilişkisini “çok iyi” olarak tanımladığı bulunmuştur. ailesi ilgisiz olan.05).05). Bulgular: Öğrencilerin %53. Öğrencilerin %41. Anadolu Lisesi öğrencilerinin ise genel lise ve meslek lisesi öğrencilerine göre daha fazla akran baskısına maruz kaldıkları saptanmıştır ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0. Gereç ve Yöntem: 2012 yılında Muğla ili Fethiye ilçesinde yapılan araştırmada evreni temsilen Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi. arkadaş sayısı ve özgüveni az olan.99±22. %71.85 olarak saptanmıştır.8’inin ekonomik gelir algısının “orta düzey” olduğu saptanmıştır. Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi'nin X=64.PB 76 Lise Öğrencilerinde Akran Baskısı Fadime Funda Erdil*. Ergenlik pek çok riski taşıyan zorlu bir geçiş dönemidir ve akran baskısının daha çok ergenlik döneminde ve gençlerin zamanının çoğunu geçirdiği okul ortamı ile arkadaş gruplarında görüldüğü belirtilmektedir.0’ının anne eğitim durumu ilköğretim olup. Akran baskısı ölçek puan ortalamaları Fethiye Teknik Endüstri Meslek Lisesi'nin X=56.5’inin 1. Anahtar Sözcük: Akran Baskısı. Araştırmada erkeklerin kızlara göre.7’sinin anne ve babasının sağ ve beraber olduğu. Ergenlik. okul başarısı ve aile ilişkileri kötü olan ve aile gelir durumu düşük olan öğrenciler ile arkadaş düşüncesini önemsemeyen ve hayır demede zorlananlarda akran baskısı puanları daha yüksektir. % 63. lise öğrencilerinde akran baskısının araştırılması ve bazı demografik değişkenler açısından analizi amacıyla yapılmıştır.0’ının 16-17 yaş arası ve %62. Karaçulha Çok Programlı Lisesi'nin X=52. Ayrıca.52.8’inin ailesinin genel tutumunu “ilgili”.05±22.1’inin özgüven algısının “çok”.9’unun erkek. ailelerden yazılı onam alınabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 440 öğrenci ise örneklemi oluşturmuştur. Sibel Coşkun** * Fethiye Esnaf Hastanesi ** Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Giriş ve Amaç: Akran baskısı. % 51. Fethiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi ve Karaçulha Çok Programlı Lisesi seçilmiştir. Lise Öğrencisi. boş zamanlarını televizyon izleyerek geçiren. %34. %52. Ayrıca. Bu çalışma. bireyin içinde bulunduğu grubun etkisi ile bir şeyi yapmak için arkadaşları tarafından zorlanması veya cesaretlendirilmesi olarak tanımlanan bir şiddet davranışıdır.1’inin okul başarısının “orta” düzeyde olduğu belirlenmiştir. .99±31. %56. %85. sınıf.

Tartışma: YGB+DEHB olan olgularda pür DEHB ya da DEHB+ Hafif Düzey Mental Retardasyon olan olgulardan daha düşük MPH yanıtı elde edilmiştir. DEHB tedavisinin klasik ilacı olan Metilfenidat (MPH) ise YGB olan olgularda pür DEHB olan olgulardan daha az etkili olmakta ve kötü tolere edilmektedir.PB 77 Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Hiperaktivite Semptomlarına Metilfenidatla Yetersiz Yanıt: CES1 Polimorfizminin Rolü var mı? Ülkü Akyol Ardıç*. İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji AD. Ankara Giriş: Otizm ve diğer Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (YGB) gerek bireyin gerekse ailenin ve toplumun yaşam kalitesini derinden etkileyen bozukluklardır. Bulgular: Çalışma gruplarının polimorfizm dağılımlarına bakıldığında POLR199H açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu (p=0. Eyüp Sabri Ercan*. MPH temelde Karbosilesteraz-1 (CES-1) enzim sistemiyle metabolize edilmektedir. MPH’ ın YGB alt tipleri arasındaki farklı yanıt ve CES1 gen polimorfizmi ilişkisinin YGB spektrumundaki klinik ve etyopatolojik çeşitliliğe de ışık tutabileceği öncü bir çalışmadır. . kromozomdan kodlanması. İzmir ****Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Prevantif Onkoloji AD. Olguların iki hafta boyunca ilaç kullanmaması sağlanıp MPH verilerek tükürük örnekleri alınmıştır. PolR199H açısından tedavi yanıtı kötüleşenlerin polimorfik olduğu ve anlamlı farklılık bulunduğu belirlenmiştir (p=0.01). I49V ve G143E GEN POLİMORFİZMLERİ) mutant veya heterozigot olanlar polimorfik olarak değerlendirilmiştir. Elif Ercan***. CES-1 geninin 16. İzmir ***Ege Üniversitesi Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık AD. DEHB+YGB olan olgularda MPH’ a yetersiz yanıtın veya olumsuz yan etki profilinin CES-1 enzim sisteminin genetik yapısındaki bir bozukluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ise bugüne kadar hiç araştırılmamıştır. Duygu Aygüneş**. CGI-I yanıtı polimorfizm ilişkisine bakıldığında.002) görülmüştür. DEHB ve YGB’dan sorumlu olduğu öne sürülen ortak gen lokuslarının arasında 16. YGB olan olgularda % 50 oranında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) komorbiditesi olduğu bilinmektedir. 22 DEHB+Hafif Düzey Mental Retardasyon. klinisyen ise Klinik Global İzlem Ölçeği –İyileşme (CGI-I) ve yan etki değerlendirme ölçeğini doldurmuşlardır. CES-1 için genotip belirlemesi yapılarak (CES-1 R199H. Yöntem: Çalışmaya 7-12 yaş aralığında 25 DEHB+ Yüksek Fonksiynlu Otizm. 20 DEHB+Asperger Bozukluğu. 22 DEHB+Otizm olan olgu ve 34 pür DEHB olan kontrol grubu olarak alınmıştır. Deniz Yüce****. kromozomun olması YGB+DEHB olan olgularda CES-1 enzim sisteminin araştırılması gerektiğini düşündürmektedir. MPH verildikten sonra anne-babalar Turgay DEHB Ölçeğini. S75N. Olguların alınan tükürük örneğindeki hücrelerden tanıya kör araştırmacı tarafından DNA izolasyonu gerçekleştirildikten sonra. Buket Kosova** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD.

Bu nedenle fiziksel-kimyasal tespit yöntemleri güvenlik amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Burhanettin Kaya 3 1 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. Tespit uygulamasına kimin karar verdiği. hemşireler hekimlere göre sağlık personeli. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. İstatiksel değerlendirmede Fisher’s ve Pearson ki-kare testi kullanılmıştır. kendine ve çevresine zarar vermesine neden olabilmektedir.PB 78 Psikiyatride Kullanılan Hasta Tespit Yöntemleri Ve Hemşire Ve Hekimin Hasta Tespiti İle İlgili Görüşleri Yasemin Ucun 1. hemşireler şiddet ve saldırganlık içeren davranışların olması durumunda fiziksel yada kimyeasl tespiti daha çok tercih etmekte. Yöntem: Çalışmaya üniversite ve sağlık bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan 53 klinik hemşiresi 55 araştırma görevlisi hekim alınmıştır Bu araştırmada veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 25 soru içeren bir anket ile elde edilmiştir. Tespit kullanımında yasal ve etik konular hakkında her iki meslek grubu da birbirine yakın cevap verirken. Uygulamada etik ve hukuki sorunlar yaşanabilmekte. sürekli bir eğitimin verilmemesi nedeniyle sağlık çalışanları farklı tutum ve davranış sergileyebilmektedir. Bu araştırma psikiyatride çalışan hemşire ve hekimlerin tespit yöntemlerinin kullanımına ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. hasta ve hasta yakınından onam alınması konusunda ise çekimser davrandıkları görülmektedir Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına baktığımızda belirtilen görüşler klinik uygulama arasında farklılıkların olduğu. yasal boşluğun olması. bu nedenle hemşire ve hekimlere uygulama konusunda büyük rol ve sorumluluklar düştüğü anlaşılmaktadır . uygulama hakkında sağlık çalışanlarının yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları. hekimler kimyasal tespitin tercihi hastanın yaşına ve kilosuna göre ayarlanması gerektiğini düşünmekte. uygulayan ve uygulanan üzerinde olumsuz fiziksel ve psikolojik etki yaratabilmektedir. Nermin Gürhan 2. Uygulamada belli bir standardın olmaması. Ankara Giriş ve Amaç: Psikiyatri hastaları istekleri dışında tedavi olmak durumunda kalabilmekte ve zorla hastanede alıkonulabilmektedir. hangi durumda hangi tespit yöntemi tercih edilmeli sorusuna halen cevap bulunamamış olmakla birlikte uygulamalar hakkında hem ülkemizde hem de dünyada yeterli araştırmaların yapılmadığı da görülmektedir. Bulgular: Hemşireler fiziksel tespiti daha çok tercih etmekte. Bu durum hastanın saldırgan davranışlar sergilemesine. hasta ve hasta yakını arasında yaşanan iletişim sorunlarının tespit kullanımını artıracağını düşünmektedirler. hemşireler hastanın şiddet içerikli davranışlarında artış olmaması için mutlaka fiziksel/kimyasal tespit yöntemlerinin kullanılması gerektiğini belirtmekte.

Çalışmada 40 sorudan oluşan çocukluk çağı travması ölçeği.38±0. Bizim çalışmamızda CTQ puanları ile Yale Brown arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı ama CTQ ortalama skorunun (2. Filiz Kulacaoğlu. Bu çalışmanın amacı OKB’si olan hastalarda disosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travması sıklığının araştırılmasıdır.38±0. DIS-Q ortalama skoru 2. (p<0.8 oranında istatistiksel olarak pozitif ilişki saptandı.23±0. Ortalama hastalık süresi 82. Mahir Akbudak.27-4.76 CTQ 1. Sonuç olarak OKB hastalarının ilaç ve bilişsel davranışçı terapiyle tedavisi sürecinde disosiyatif belirtilerin tedaviye dirençte önemli bir parametre olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.58 (2. medeni durum ve eğitim düzeyi ile Yale Brown skoru.38±0.05) Yale Brown ile DIS-Q arasında %27. 18’i erkek toplam 78 hasta alındı.40-3. DIS-Q skoru.384) ay bulundu. %33’ünde ise cinsel istismar belirlenmiştir.( Tablo 2) Tablo 2: Ölçekler puan dağılımı Min-Max Mean±SD Yale Brown 3-40 23. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya 60’ı kadın. disosiyasyon ölçeği(DIS-Q) ve Yale Brown obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği(Y-BOCS) kullanılmıştır. (p>0.27 DİS Q 1.PB 79 Obsesif Kompulsif Bozukluğu Olan Hastalarda Disosiyatif Belirtiler ve Çocukluk Çağı Travması Hasan Belli. Tartışma: Çalışmamızda özellikle Yale Brown ile DIS-Q puanları önemli oranda korelasyon göstermiştir.27. Çocukluk çağı travması skoru arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı.(p>0. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.8’i (n=56) evli.22’ydi (18-54 arası).8’i (n=42) ev hanımıydı. Amaç: Türkiyede disosiyatif bozukluğu olan hastalarla yapılan bir çalışmada hastaların %46’sında fiziksel istismar. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Bağcılar EAH psikiyatri polikliniğine 2008 Ocak ile 2010 Aralık ayları arasında başvuran hastalar alınmıştır. . Çalışmaya ilk kez psikiyatri polikliniğine başvuran ve DSM-IV-TR kriterlerine göre OKB tanısı alan 78 hasta alınmıştır. konversiyon bozukluğu ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile birlikteliği sık olan bir bozukluktur. % 71. çocukluk çağı travması ölçeği ortalama skoru 2.56 Hastalığın süresi ile DIS-Q ve çocukluk çağı travmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Hastaların yaş ortalaması 31.76. Hastalara yapılan Yale Brown ölçeği ortalama skoru 23.56) yüksek çıkması göz önüne alındığında OKB hastalarında travmatik yaşantıların önemli olduğu ve klinik olarak bir anlam ifade edebileceği söylenebilir.37±7. İstanbul.87 2.05) Cinsiyet. Cenk Ural. Hastaların %41’i (n=35) ilkokul mezunu.37±7. % 53. Disosiyatif bozukluklar psikiyatride çoğu bozuklukla birlikte görülebilen ama özellikle borderline kişilik bozukluğu.05) (Tablo 3).47±67.77 2.23±0. DIS-Q ile Çocukluk çağı travması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.56 bulundu.

Hakan Türkçapar* *Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Amaç: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) yapılan ilk epidemiyolojik araştırmalarda. %18.3(15)’ü şüphe tipi. eğitim düzeyi literatürle benzerlik göstermekle birlikte cinsiyet dağılımında belirgin olarak literatürden farklılık tespit edilmiştir. %52.5-3) olduğunu göstermektedir.8 (63)’i kadındı.6(30)’sı bekar.8(8)’i dini. Sırasıyla en sık görülen ektanılar.24 iken.96±7. Komorbidite oranlarıda literatürle uyumludur ve en sık major depresyon olarak tespit edilmiştir.39±3. nadir rastlanan bir bozukluk olduğu düşünülmekteyken. Emrah Karadere*. Hastaların %36.29±10. Major Depresyon %28(23). %2.32±8. medeni durum. %6.PB 80 Obsesif Kompulsif Bozuklukta Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerin Değerlendirilmesi Erkan Kuru*. M. %36.4(2)’ü boşanmıştı. DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre OKB tanısı almış 82 hasta alınmıştır. Ortalama hastalık süresi 7. Hastaların %70.4 (11)’si tekrarlama tipi. son dönemde yapılan çalışmalar sanılanın aksine OKB’nin yaygınlığının sık (%2.1(5)’i dua-tövbe etme tipi kompülsiyon şeklindeydi. Hastaların birinci derece akrabalarında OKB tanısı bulunduğu belirlenmiştirki.45 yıl iken ortalama başlangıç yaşı 24. %9.Bengü Yücens*. Yasir Şafak*. Sosyodemografik veri formu. Hastalara SCID-I. Dr.6 (30)’sında tek başına OKB görülürken.6(12).8(22)’inde birinci derece akrabalarında OKB mevcut idi. Klinik özelliklere baktığımızda en sık görülen bulaş-kirlilik tipi obsesyon ve temizlik-yıkanma tipi kompülsiyon literatürle uyumlu bulunmuştur. Kompülsiyon tipleri açısından ise dağılım. Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne Ocak 2011 ile Kasım 2011 tarihleri arasında başvuran. %13.4 (43)’ü temizlik-yıkanma tipi . %61(50)’i evli. Bizim bu çalışmadaki amacımız da OKB tanısı almış hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesidir. Sosyal Anksiyete Bozukluğu %7. %22 (18)’si kontrol tipi. Yöntem: Çalışmaya. Tartışma ve Sonuçlar: Hastalığın başlangıç yaşı. . Hastaların obsesyon tiplerinin dağılımı. buda literatürle uyumlu gözükmektedir. Hastaların ortalama eğitim süresi 10.3(6) olarak tespit edildi. %52. M.78 yıldı.2 (19)’si erkek.7(58)’sinde aile öyküsü yokken.4 (2)’ü cinsel obsesyon şeklindeydi.4( 43)’ü bulaş-kirlilik tipi. %76. Hastaların yaş ortalaması 32.4) komorbid başka ruhsal rahatsızlıklar vardı. %2. %26. Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği-Semptom listesi (YBOC-SC) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 82 hastanın %23. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) %14.05’ti. diğer hastalarda (%63.

BKT1 (F=0.BKT5 (F=2.566.091. tersi sonuç bildiren çalışmalar da mevcuttur.249. Mueller**. OKB hastalarının bu testte bozuk performansa sahip olduğunu bildiren birçok çalışma olmasına rağmen. p=0.567).PB 81 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Bechara Kumar Oynama Testi Performansları Selim Tümkaya*. BKT3 (F=3. Gruplar yaş. Nalan K. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve PEBL-BKT(Psychology Experiment Building Language. Filiz Karadağ*. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği. p=0. Gülfizar Varma*. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından birbirlerinden anlamlı farklılık göstermiyorlardı (tümü p>0.764). p=0. Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A). OKB li hastaların bu bozuklukları ölçtüğü düşünülen Bechara kumar oynama testinde kötü performanslar gösterdiği bildirilmesine rağmen. p=0.149.113) seviyelerinden hiçbirinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı.075). bizim bulduğumuz gibi bozuk performans göstermediğini bildiren çalışmalar da mevcuttur. USA Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında karar verme süreçlerinde bozukluklarının olduğu bilinmektedir.BKT4 (F=0.Bechara kumar oynama testi) uygulanmıştır. Shane T. Bulgularımız genel olarak OKB hastalarının BKT performanslarının kontrollerden farklı olmadığını göstermiştir. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D). Figen Ateşçi*. Osman Özdel*. Denizli **Michigan Üniversitesi Psikoloji AD. BKT2 (F=1.287). .05).Oğuzhanoğlu* *Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.p=0. Çalışmalar arasındaki farklılık yöntemsel farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir. Bu çalışmanın örneklemi 40 OKB hastası ve 39 kontrolden oluşuyordu.330.

028).Oğuzhanoğlu Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD.234. bilişsel güven (t= -2. Gülfizar Varma. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği. p= 0. Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A). Osman Özdel. p= 0.PB 82 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastalarda Üstbiliş İşlevleri Selim Tümkaya. Bulgularımız OKB hastalarının bozulmuş üstbiliş fonksiyonlarına sahip olduğunu göstermiştir. kontrol edilmezlik/tehlike (t= -6. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve Üstbiliş ölçeği (ÜBÖ) uygulanmıştır. Bu çalışmanın amacı OKB hastalarını üstbiliş işlevleri açısından sağlıklı kişilerle karşılaştırmaktır. Bu çalışmanın örneklemi 51 OKB hastası ve 46 kontrolden oluşuyordu. p= 0. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D).946) ve bilişsel farkındalık (t= . . p= 0. OKB hastaları ÜBÖ nün olumlu inançlar (t= -. Yaş.1. düşünceleri kontrol ihitiyarcı (t= . Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında bilişsel bozuklukların yanı sıra üstbiliş bozukluklarının da görüldüğü bildirilmiştir. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından gruplar birbirlerinden farklılık göstermiyorlardı (P>0.000).098.067. Filiz Karadağ. Nalan K. Üstelik bu bozuklukların obsesyon ve kompulsiyonların gelişiminde rolü olduğu düşünülmektedir. Figen Ateşçi.05).152.167) alt ölçeklerinde kontrollerden farklılık göstermezken. p=0.392.000)alt ölçeklerinde anlamlı farklılıklar gösteriyorlardı.5.

sosyal yaşam ile boş zaman uğraşıları ve aile yaşamında görülen yeti yitimi üzerine katkısı ve hastanın hastalık şiddeti ile ilişkili yaşam kalitesi değerlendirilecektir. Sonuçlar: Çalışmaya ortalama yaşları 44. Son 6 ay içinde hastaların %9.4’ünde YAB olduğu ortaya çıkmaktadır. %7. %25.PB 83 Yaygın Anksiyete Bozukluğu Olan Hastalarda Uygun Olmayan Tanı ve Tedavi Nedeniyle Meydana Gelen Hasta Yükünün Değerlendirilmesi Nesrin DİLBAZ. çalışmaya katılmaya olur veren bireyler alınmış ve geçmişe yönelik bilgilerinin sorulduğu çalışma anketi uygulanmıştır. bu hastaların %53.32 yıl olan 97 hasta (%73. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması olan çalışmamızda ayrıca uygunsuz tanı ve tedavi nedeni ile oluşan maliyet yükü. YAB dışında başka bir psikiyatrik bozukluğu olanların oranı %72.3’ünde obsesif kompulsif bozukluk.7’sinde tetkik yapılmıştı. Son 6 ay içinde kalp çarpıntısı. %25’i SSRI+benzodiazepin.6’sı son 6 ay içinde YAB için tedavi almakta.7’sinde psikiyatrik hastalık harici eşlik eden bir hastalık mevcuttu.86±12. Tartışma ve Sonuçlar: Literatürlere göre Türkiye’de herhangi bir somatik problemle birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran kişilerin %22. Hastaların %42. YAB tedavisi alanların %36.4 idi. Anket sorularını anlamaya veya açık ve net cevaplar vermeye engel olacak düzeyde kognitif bozukluğu bulunanlar hariç tutulmuştur.7’sinde majör depresyon.9 mide/sindirim sistemi hastalığı. bunların %86.2) Bu hastaların % 50‛sinin tanı aldığı ve tanı alanların da %50‛sinin gerekli tedaviyi alabildiği düşünülmektedir. çeşitli sebepler ile başka bir uzmana konsültasyona gönderilen hasta oranı ise %46.7’sinde tetkik yapılmıştı. . Oğuz KARAMUSTAFALIOĞLU Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Amaç: Birincil amacı. YAB için %34. DSM-IV tanı kriterlerine göre YAB teşhisi almış olan.3’ü herhangi bir sebep ile acil servise başvurmuş. Yöntem ve Gereçler: 2011 yili son 6 ayi ve 2012 ilk 6 ayi arasinda yapılan ve prospektif müdahalesiz anket çalışması olarak tasarlanan çalışmaya Ankara Numune ve Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastaneleri Psikiyatri Kliniklerine başvuran 18 yaşından büyük.3’tü. %5. %8.4 hipertansiyon. Bu yazıda YAB olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması amacı ile yapılmış olan çalışmanın ön sonuçları verilmektedir. YAB olan hastalar hem komorbid psikiyatrik hastalıkların sıklığı hem de yeterli tanı ve tedavi olamamaları nedeniye sağlık sistemini çok fazla kullanıyor olabileceği düşüncesiyle yapılan bu çalışmada literatüre uygun biçimde eştanılı psikiyatrik hastalıkların yüzdesi yüksek bulunmuştur (%72.3’ü SSRI+antipsikotik almaktaydı. bunların %55. Sosyal fobi için % 24’tür. % 5. %18.2’ydi. Hastaların %86. yüksek tansiyon gibi şikayetlerle hastaneye ayaktan başvuran hastaların oranı % 77. %20.5’u yalnız SNRI ve %8. %9. Sheehan Yetiyitimi Değerlendirmesi puanındaki değişim ve hastanın mesleki etkinliği.3’ü hastaneye yatırılmıştı. Anksiyete bozuklukları için özgün tanı konma oranları %35-65. Hastaların %55.2’si ise herhangi bir tedavi almamaktaydı. %11 hipertansiyon+diyabet. %14.6’sında panik bozukluk.2’si kadın) alındı.9’u yalnız SSRI.2’si YAB tedavisi dışında bir tedavi almakta.6 kalp hastalığı.1’inde bipolar bozukluk mevcuttu.

045. başarılı sosyal ilişkiler kurmak hızla değişen sosyal işaretlerin istemli bir çaba sarfetmeden tanınmasını gerektirir. ηp2 = .009).82. Fakat tüm bu çalışmalarda kullanılan yöntemler. Filiz Karadağ*. ηp2 = . p = . p = 0. Ayrıca anlamlı bakış x grup ilişkisi bulundu (F (1. bu illüzyon daha şiddetli görülebilecektir.71. Bu bulgular OKB hastalarının sosyal işaretleri istemsiz/spontan dikkat ile fark etme bozukluklarının olduğunu düşündürmektedir. Bu amaçla sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınmasını ölçmek için özel olarak geliştirilmiş olan Sosyal mesafe muhakeme etme testinin bir versiyonunu kullandık (SMMT).104). Daha dikkat çekici olan bakış yönünün postüre zıt olduğu pozisyonda. 49] = 5. Gülfizar Varma*. p = . vakaların sosyal işaretleri değerlendirmesi için istemli dikkatlerini kullanmalarını yeterli kılmaktadır. Tjeerd jellema**. 49) = 1.21.032). bakış yönünün etkisi anlamlı değildi (F(1. Bu bilgilerin ışığında biz Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınınma süreçlerini araştırmayı amaçladık. Fakat bu etki OKB hastalarında kontrollere göre anlamlı olarak daha zayıftı. Bu nedenle istemsiz dikkat sosyal işlemlemede önemle bir role sahiptir. T. Bu test karikatürlerin birbirlerine baktıkları pozisyonlarda karikatürler arasındaki mesafelerin.021.61. p < . Bulgularımız bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda OKB hastalarının bakış etkisine kontrollerden daha az hassas olduğunu göstermektedir. 49) = 34. Çalışma gruplarımız yaş. Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu* * Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Hull Üniversitesi Psikoloji AD.080). birbirlerine bakmadıkları pozisyonlardaki mesafelere göre daha kısa algılanması esasına dayanmaktadır. Bakış yönü OKB ve kontrol gruplarının mesafe algılaması değiştirmiyordu. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından anlamlı farklılık göstermeyen 25 OKB hastası ve 26 kontrolden oluşmaktaydı. Bu konuda. ηp2 = . Obsesif kompulsif bozukluklu (OKB) hastaların sosyal fonksiyonlarında bozuklukların olduğu düşünülmekte.35. Oysaki günlük hayatta. Figen Ateşçi*. p = .test hem OKB hastalarının hem de kontrollerin karikatürlerin birbirine baktığı pozisyondaki mesafeleri daha yakın algıladıklarını gösterdi (Kontroller: t(25 ) = -5. Bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda bakış yönünün etkisi anlamlıydı (F(1. fakat bu bozuklukların mekanizması bilinmemektedir. Osman Özdel*. Postür ve bakış aynı yönde olduğunda. bugüne kadar OKB hastaları ile yapılmış olan çalışmalarda birbirleri ile çelişen sonuçlar bulunmuştur. OKB: t(24) = -2. 49) = 4. p < .0001. 2x2x2 ANOVA 3 yönlü (Postur-bakış zıtlığı x bakış yönü x grup) bir ilişkinin varlığını gösterdi (F [1.PB 84 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Sosyal İşaretleri İstemsiz Dikkat ile Farketme Düzeyleri Selim Tümkaya*.0001. . ηp2 = .24.38.41).

2). Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada dental fobisi olanlarda olmayanlara göre ikinci bir psikiyatrik eş tanı olma olasılığının daha fazla olduğunu bulduk.9)’unda başka bir anksiyete bozukluğuna rastlandı(p<0. Berggren U. Bu hastalara sosyodemografik veri formu ve Dental korku skalası verildi. Poulton R. Anksiyete bozukluklarının dağılımı incelendiğinde. .1)’inde (major depresyon tanısı kondu. Anksiyete bozukluğu başta gelirken bunu duygudurum boukluğu izlemektedir. Dental fobisi olan 76 hastadan 32(%42. 11(%14. 29: 456-463. 4.PB 85 Dental Fobisi Olan Hastalarda Psikiyatrik Bozuklukları Eştanısı Süleyman Gündüz*. indirect fear acquisition. Int Dent J. 2(2. örneklem grubunda 40(%48.3) özgül fobi hayvan tipi. Berggren U. 3(%3.Carlsson SG. Dental fobi birçok ülkede ağız ve diş sağlığının korunmasında büyük bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. Diş hekimi korkusu geçmişten günümüze uzanan ve gelecekte de hastaların diş tedavisinden faydalanmalarına engel teşkil edeceği düşünülen bir olgudur. dental fobisi olan kişilerin 63(%82. Dental anksiyete. 37(%48. Journol of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry 2004. Kontrol grubuna DFS ölçeğinden 54 ve altında olanlar alındı.Lundgren J.3)obsesif kompulsif bozukluk.6) panik bozukluğu olmadan agorafobi. Diş hekimi korkusunun sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğu düşünülürse diş hekimi fobisi tedavilerinin etkinliğini optimize etmenin kişisel ve sosyoekonomik yararlar sağlayacağı düşünülebilir(4).9)posttravmatik stres bozukluğu. Şeref Özer. Eur J Oral Sci 2001. Dental fobisi olmayan grupta ise 14(%16. Community Dent Oral Epidemiol 2001. 1(%1.6) agorafobi ile birlikte panik bozukluk.9)’unda major depresyon tanısı kondu. Sonuçlarımız literatürle uyumludur.7) özgül fobi doğal-çevre tipi. DSM-IV kriterlerine göre düzenlenmiş olan yapılandırılmış görüşme formu SCID-I kullanılarak Dental Fobi tanısı kondu.Lundgren J.Stabholz A. Distimi tanısı dental fobik grupta 2 hasta. Thomson WM.6) özgül fobi kan-enjeksiyon-yara tipi ve 24(%31. 5(%6. Bulgular: Anksiyete bozuklukları açısından eştanı olarak karşılaştırıldığında.6) sosyal anksiyete bozukluğu.5) panik bozukluk. 1. 42(%55. fobik olmayan grupta ise 1 hastada saptandı. Kesme puanı 55 ve üstü olan hastalara. Peretz B. 3. Psychophysiological reactions in dental phobic patients during video stimulation. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Bahçelievler Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde çalışma hakkında bilgilendirilip katılmayı kabul eden 600 hasta alındı.Locker D. 1999. diş tedavisini ve dişhekimlerinin rahat çalışmasını engelleyen önemli bir sorundur. Yüksel Kıvrak**. Carlsson SG.6) yaygın anksiyete bozukluğu.6) özgül fobi durumsal tipte şeklnde saptandı. ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Epidemiyolojik çalışmalar popülasyonun %4 ile %16’sinde dental tedavi konusunda sorun olarak kabul edilebilecek düzeyde korku ve anksiyete olduğunu düşündürmektedir(1. Latif Ruhşat Alpkan *Kars Devlet Hastanesi.49: 90-94. 35: 3-12.05). Dental anksiyetesi olanlarda bir ya da daha fazla psikiyatrik bozukluk tanısı konması ihtimali anksiyetesi olmayanlara göre daha fazladır(44). 21(%27. Psychological disorders and dental anxiety in a young adult population. Yapılan çalışmalarda diş hekimi korkusunun %4-16 arasında değiştiği bildirilmiştir3. 2(%2. 2. 43(%56. Psychophysiological reactions in dental phobic patients with direct vs.2)sinde. Dental anxiety among patients prior to different dental treatments. Aynı evrenden gelişigüzel seçilen bu kişilere SCID-I uygulanarak diğer anksiyete bozuklukları eştanısı araştırıldı. 109: 172-177.001). Yaygın görülen bu durumun tesbit ve tedavi edilmesinin koruyucu ve tedavi edici diş sağlığı hizmetlerini olumlu etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı(P>0.

Kadınlarda travmatik stres ve depresyon belirtilerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p< 0. felaket gibi kriz durumlarında aktif görev almaktadırlar. İkincil Travmatik Stres.. Tükenmişlik. doğal afet. Depresyon. Dr. Bu tür olayları yaşamak kadar... Bu nedenle bu çalışmada ambulans çalışanlarının iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan travmatik stres belirtilerini saptamak amaçlanmıştır. p<0. Tamer AKER Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. sağlık çalışanlarında belirgin tükenmişlik belirtileri saptanırken (12. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark.56±6. . 1. 39 paremedik ve 74 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 324 sağlık çalışanına uygulanmıştır. A.74).76±2.85±7. & SBE Ruhsal Travma ve Afet Çalışmaları Birimi. Ambulans çalışanları. 2001). 2010) ambulanslarda görev yapan 41 doktor.bu süreçte özellikle tükenmişliğe yönelik önlem alınması görev sırasında ve sonrasında yaşayacakları sıkıntıları aza indirmede etkili olabilir.58. Yöntem VeGereçler: 112 Acil Sağlık Hizmetleri Sağlık Çalışanı Soru Formu ve Travmatik Stres Belirti Ölçeği (Başoğlu ve ark.05). Tartışma Ve Sonuç: Ambulans çalışanları görevleri nedeniyle başta tükenmişlik olmak üzere ruhsal açıdan sıkıntı yaşamaktadırlar. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. 170 ebe/hemşire/sağlık memuru/acil tıp teknikeri. bu yaşantılara tanık olmak da kişileri etkileyebilir.01. Bulgular: Elde edilen sonuçlarda. işleri nedeniyle sürekli zor durumda olan hastalara hizmet vermekte. Bu nedenle ambulans çalışanlarının psikoeğitsel çalışmalarla desteklenmeleri.PB 86 Ambulans Çalışanlarında İkincil Travmatik Stres Belirtileri Aslı YEŞİL. Prof. Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanı.30) travmatik stres ve depresyon belirtileri düşük düzeyde saptanmıştır( 6.

1–7. tedaviye dirençli olması. Olgular: 20 yaşında bekâr. Peter H.75:40–6. düzen kompülsiyonları olan hastalar sertralin (150 mgr/gün) ile tedavi ediliyorken yapılan kontrol muayenelerinde olgulardan birinde cinsel içerikli ve saldırganlık-zarar verme obsesyonlarının da olduğu anlaşıldı.Selvi Y. Bu olgu halen kısmi düzelme ve ikinci olgu ise belirgin düzelme ile takip edilmektedir. kontrol. Dissociation as a predictor of cognitive behavior therapy outcome in patients with OCD. OKB hastalarındaki dissosiasyonun çocukluk çağı travmalarından kaynaklandığını gösteren çalışmalar vardır (1). dizigot kadın hastalar.PB 87 OKB Semptom Şiddeti ve Tedaviye Direnç’te Dissosiyatif Bozukluk Birlikteliğinin Rolü: Dizigot Olgular Adem Aydın. Bu olgu ikizine göre SSRI tedavisine dirençliydi. Tedavi bu aşamadan sonra ayrıldı ve ilk olguya aripiprazol 10 mgr/gün eklendi. Hastanın amnezi ve depersonalizasyon gibi dissosiyatif belirtiler göstermesi üzerine hastaya ve karşılaştırma amacıyla ikizine DES uygulandı (sırasıyla 55 ve 22). Relations between childhood traumatic experiences. simetri obsesyonları ve temizlik. Psikiyatri. Int J Psychiatry in Clin Pract. Güleç M. Van Giriş: OKB ve dissosiyatif bozukluklar ayrı bir durum olarak görülse de OKB hastaları sık dissosiyatif belirtiler gösterirler. İlk tedavi başvuruları 3 yıl önce olan ve başlangıçta kirlilik.sHand I.Yavuz Selvi. ayında dissosiyatif belirtileri olan olgu’nun depresyon ve YBOCS skorları daha yüksekti. Psychother Psychosom 2006. Aydın A.Ekrem Yılmaz Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. OKB hastalarında yukarıda bahsedilen durumların tespiti ve tedavinin bu yönde devamının gerektiğini hatırlatmaktadır. kuşku. Ayrıca yüksek dissosiasyon düzeyleri OKB hastalarında direnci ve BDT’ye düşük cevabı predikte edebilir (2). Çelik C. Moritz S. Atli A. Kaynaklar: 1. Tedavilerinin 18. 2. Tartışma: OKB’de kognitif modeller obsesif düşünce ve eylemlerin. Cremer J. Kaçınma davranışları ve anksiyete belirtilerine ikizine göre daha fazla sahip olan hastada yapılan görüşmelerde bir travma öyküsü olduğu anlaşıldı. dissociation. Dizigot olgularımızdan dissosiasyon düzeyi yüksek ve çocukluk çağı travması olan hastada obsesyonların ayrı niteliğinin olması.Rufer M. Fricke S. 2011. Held D. . Beşiroğlu L. Boysan M. Bu yazında OKB tanısı konulan dizigot ikiz hastaların semptom şiddeti ve prognoz açısından ayrışmalarında dissosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travmasının belirleyici rolü üzerinde durulacaktır. metakognisyonlar ve istenmeyen düşüncelerin süpresyonu ile ilişkisine dikkat çeker ve bunun travmatik yaşantılar ve dissosiasyonla ilişkili olduğunu iddia eder (1). and cognitive models in obsessive compulsive disorder.Mesut Işık.

Adana **Özel Median Hastanesi Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Kliniği. Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ). Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Bulgular: Her iki grup arasında BDAÖ skorları açısından anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0. TAÖ. bedensel ve psişik semptomların birlikte görüldüğü bir hastalıktır. Yüksek ağrı skorlarının bedenselleştirme .PB 88 Firomiyalji Sendromu Olan Hastalarda Bedensel Belirtileri Abartma. . eğitim durumu açısından uyumlu 29 sağlıklı gönüllü alınmıştır. aleksitimi ve depresyon ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Yöntem: Bu çalışmaya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran.005). Diyarbakır Amaç: Fibromiyalji sendromu (FMS).Yarkın Özenli*. Amerikan Romatoloji Birliği tarafından geliştirilen ölçütlere göre FMS tanısı konan ve çalışma ölçütlerini karşılayan ardaşık 50 kadın hasta. Nuran Erden**. cinsiyet. Bu çalışmada fibromiyalji sendromunda görülen diğer bedensel belirtiler ve bu belirtilerin ağrı skorları ve aleksitimi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Toronto Aleksitimi Ölçeğİ (TAÖ-20).05). Seçil Uysal*** *Adana Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. BDAÖ skorları arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p<0. Hasta ve kontol gruplarına sosyodemografik veri formu. SONUÇ: FMS grubunda bedensel duyumları abartma kontrol grubundan farklı bulunmamıştır. kontrol grubu olarak yaş. hasta grubuna ek olarak vizuel analog skalası (VAS) uygulanmıştır. FMS olan grupta BDÖ. TAÖ skorları kontrol grubundan anlamlı yüksek saptanmıştır (p<0.05). FMS'da depresyon ve aleksitimi önemli oranda tabloya eşlik etmektedir.İstanbul ***Diyarbakır Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Aleksitimi ve Ağrı İle İlişkisi Aylin Ağırman*. FMS grubunda VAS skorları ile BDÖ.

kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). DES ve yatış sayısının intihar varlığını yordadığı tespit edildi (Sırasıyla.04. p=0. p=0.005. cinsiyet. B=0. DES.04.01).15. Çalışmaya 1865 yaş arası kişiler dâhil edildi. BAÖ. Leman İnanç* * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. duygusal istismar ve dissosiasyonun şiddeti ile daha önceki hastane yatışlarının yordadığı görülmektedir. t=3. Wald=5. p=0. t=-2. t=-2. Kendini yönetme ve işbirliği yapma puanları ise intihar girişimi olan grupta düşük bulundu (Sırasıyla.83. göç etmiş olma. yalnız yaşama. p=0. BDÖ. Aydınlatılmış onamları alındı. psikiyatri ve halk sağlığının en önemli konularından biri olmaya devam etmektedir. t=-2.PB 89 Konversiyon Bozukluğunda İntihar Girişiminin Yordayıcıları Medine Yazıcı Güleç*. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi. ailede psikiyatrik hastalık. p=0.28 toplam puanları anlamlı olarak yüksekti (Sırasıyla. Ömer Yanartaş**. p<0. p=0. İstanbul Giriş İntihar.43. Psikiyatri Kliniği.36). yatış sayısı ise intihar girişimi olan grupta anlamlı olarak yüksek bulundu (Sırasıyla. t=-3.01.27. Duygusal istismar da konversiyon bozukluğundaki dissosiayonun yordayıcılarından biridir.03. t=-2. eğitim süresi.007.44. B=1. alkol kullanımı en yüksek oranda olmak üzere. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES). KB’li hastaların stresle baş etmede dissosiasyonu ya da alkolün sağladığı kimyasal dissosiasyonu kullandıkları düşünülebilir. B=1. p<0. Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-28) ve sosyodemografik veri toplama formu verildi. . Wald=6.97. İntihar girişimi olan grupta. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. Tüm katılımcılara Mizaç Karakter Envanteri (MKE).001. Tartışma KB’de intihar girişimlerini. Wald=3. kötü ekonomik durum.04. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ).03. Bulgularımız.003.05. Kikare=6. Kikare=2.02.004.93. t=2. yaş. p=0. t=-2. Konversiyon bozukluğunda (KB) intihar düşünceleri ve girişimlerinin sıkça görüldüğü bildirilmesine rağmen bu konuda yeterince çalışma bulunmamaktadır. Alkol kullanımı. B=0.78.91. Boşanmış ya da dul olmak. p=0. duygusal istismar. KB’nin tipi ve madde kullanımı açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0. Wald=5. Psikiyatri Kliniği. dissosiyatif boyutun ve alkol kullanımının KB’de intiharın hatırlanmasını ve bu hastalara yaklaşımda duygusal istismarın dikkate alınmasını desteklemektedir.003). Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 90 hasta alındı.001). TAS-A. duygusal istismar ve CTQ. p=0. Hasta grubu intihar girişimi hikâyesine göre iki gruba ayrıldı. t=-3.05). Bulgular İntihar girişimi olan (n=33) ve olmayan (n=57) grup karşılaştırıldığında iki grup arasında demografik ve klinik değişkenlerden.71. Toronto Aleksitimi Skalası (TAS).12.85. DES-taxon.71.85.58. t=3. p=0.

İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Wald=10. kendini kabul. çabuk yorulma.001. t=5. p<0. B=0. Tartışma Bulgularımız KB’de yenilik arayışı (heyecan arama.42. p<0. merhametlilik.02.93. Ahmet Üzer* *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. belirsizlik korkuları. B=0.98. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. Leman İnanç*.16). p=0. p=0. Karakter boyutlarına bakıldığında ise kendini yönetmenin (sorumluluk alma.30. empati. zarardan kaçınma.60. KB olan hastalarda mizaç boyutlarından yenilik arayışı ve zarardan kaçınma kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek.00. t=8. yardımseverlik. Aydınlatılmış onamları alındı. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. B=0.10. amaçlılık.001. Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde borderline kişilik bozukluğu görünümüyle uyuşmaktadır. p=0. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSHEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 94 hasta ve 57 sağlıklı kontrol alındı. karakter boyutlarından ise kendini yönetmenin konversiyon bozukluğunu yordadığı görülmüştür. kişiliği boyutsal olarak da değerlendirmeyi önermektedir. t=-6.16) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Tüm katılımcılara MKE ve sosyodemografik veri toplama formu verildi. p=0. Wald=7.46. Wald=4. düşük dopaminerjik aktivite. t=-2. Wald=4.02.PB 90 Konversiyon Bozukluğunda Mizaç ve Karakter Medine Yazıcı Güleç*. ilkeli olma.42.) düşük olduğu görülmektedir.) ve işbirliği yapmanın (sosyal hoşgörü.) ve zarardan kaçınma (endişe.99).) boyutlarının yüksek olduğunu göstermektedir.08). Ömer Yanartaş**. .66. eğitim durumu (t=1. karamsarlık. Kişilik araştırmalarında güncel yaklaşım. p<0.15.. sebatkarlık ve kendini yönetmenin KB varlığını yordadığı görüldü (Sırasıyla. Bulgular Hasta ve kontrol grubu arasında yaş (t=1. Psikiyatri Kliniği. karakter boyutlarından ise kendini yönetme ve işbirliği yapma anlamlı olarak düşük bulundu. olumlu alışkanlıklar. Yenilik arayışı. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. Psikiyatri Kliniği. (sırasıyla. İstanbul Giriş Konversiyon bozukluğu (KB) ile kişilik bozuklukları sıklıkla bir arada bulunmaktadır ve KB’nin klinik görünümüyle ilişkisi gösterilmiştir.001). dürtü sellik. Çalışmaya 18-65 yaş arası kişiler dâhil edildi. zarardan kaçınma ise yüksek serotonerjik aktiviteyle ilişkilidir. cinsiyet (ki kare=2.35. zarardan kaçınma ve sebatkarlık. Mizaç Karakter Envanteri (MKE) kişiliği boyutsal olarak değerlendiren ve psikobiyolojik olarak modelleyen bir yaklaşım sunmaktadır.11. B=-0.

kadın. anksiyete. Psikolojik faktörlerin hastalığı ortaya çıkarabileceğine dair hipotezlerin yanında birçok çalışmada bu hastalarda komorbid psikiyatrik durumların da yüksek olduğu gösterilmiştir.PB 91 Yanan Ağız Sendromu: Somatoform bozukluk mu? Evrim Özkorumak*. evli hasta Periodontoloji Kliniğinden sebebi bulunamayan ağızda yanma şikayeti nedeniyle KTÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniğine konsülte edilmiştir. bedensel belirtilerin yoğun. Esra Ercan**. zararlı ve rahatsız edici olarak tanımlanması bedenselleştirmeye işaret edebilir. Deniz Aksu Arıca***. Yapılan ruhsal muayenede affekt çökkün.5). Bu şikayetle çok kez periodontoloji ve dermatoloji kliniklerine başvurduğu fakat önerilenlerden fayda görmemiş. Tartışma ve Sonuç: Fizyolojik ya da organik bulguların bulunmadığı tekrarlayan kronik bedensel yakınmalar. Olgu: Kırkdokuz yaşında. Yapılan Dermatoloji konsultasyonunda oral mukozanın dermatolojik fizik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu saptanmayan hasta ağız yanması sendromu olarak kabul edildi. kanser fobisi. 1 yıl önce anksiyete belirtileri. O dönemde alınan biyopsi sonucu fibroepitelyal papillom olarak değerlendirilip eksize edilmiş. . Beck Anksiyete Ölçeği 25 puan. düşünce içeriğinde bedensel yakınmalar ve hipokondriyak uğraşlar belirgindi.4. Etyopatolojisi ile ilgili birçok faktör öne sürülmekle birlikte. “Somatoform Bozukluk” tanı ölçütlerini doldurmayan bu vakalar. Psikiyatri Anabilim Dalı **Karadeniz Teknik Üniversite Diş hekimliği Fakültesi. venlafaksin 75 mg\gün başlanmış ve bedensel anksiyete belirtilerinde azalma olmasına rağmen ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetinde değişiklik olmamış. fiziksel bir hastalığa atfettikleri bedensel belirtileri nedeniyle yoğun sıkıntı yaşarlar. DSM-IV tanı sistemine göre. altta yatan herhangi bir lokal veya sistemik neden bulunmamasına rağmen ağızda yanma ve karıncalanmayla giden kronik bir hastalıktır(1. hipokondriyazis en yaygın belirtilerdir (3. Bu olgudan yola çıkılarak daha fazla sayıda olgularla yapılacak ileri çalışmalarla YAS’ın etyopatogenezine katkıda bulunulabilir. net olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Depresyon en sık görülen hastalık olmakla birlikte. Periodontoloji Anabilim Dalı ***Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. Klinik global izlenim ölçeğinde şiddet alt ölçeği: 5 idi. Ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetleri 5 yıl içinde artarak devam etmiş. yineleyici tıbbi başvurular.7). karıncalanma ve acıma hissediyormuş. Hastanın şikayetleri ilk olarak 5 yıl önce dudaktaki kabarıklık nedeniyle dış merkezde alınan biyopsi sonrası başlamış. aile sorunları nedeniyle psikiyatriye başvuran hastaya essitolopram 10 mg\gün. Beck depresyon ölçeği 20. Ahmet Tiryaki* *Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. Son 5 yıldır ağızda özellikle dilinde ve dudaklarının iç kısmında yanma. Dermatoloji Anabilim Dalı Amaç: Yanan Ağız Sendromu(YAS). bu belirtilere bir açıklama ve çare bulabilmek umuduyla sık sık sağlık hizmeti talebinde bulunurlar.2). sağlık hizmetleri açısından maddi ve manevi yük oluştururlar (6. hekimlerin hastanın yakınmaları konusunda çaresiz hissetmeleri.

Shriver CD. emosyonel rol güçlüğü. Rastgele seçilen 57 hastaya bilgilendirme ve psikoeğitim verilmiş geriye kalan 38 hasta bilgilendirme ve psiko-eğitim almamıştır. 3. 2. Yapılan çalışmalarda mastaljinin fiziksel. günlük yaşamı oldukça engelleyen ve önemli tıbbi maliyetlere yol açan bir durum olarak kabul edilmektedir. Faiz O. Kaynaklar: 1.2006. Fentiman IS. Bilgilendirme ve psiko-eğitimden 1 ay sonra SF -36 yaşam kalitesi ölçeği tekrar uygulanmıştır.20:198. Adana ** Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. Lea RH. Management of Breast Pain. genel sağlık. fiziksel rol güçlüğü. Metod: Çalışmaya organik etiyoloji bulunmayan 95 mastaljili hasta dahil edilmiştir. Browne MW. 2. Saettler E. Am J Obstetric and Gynecology 1997.eğitim verilen grupta bilgilendirme ve psiko-eğitim verilmeyen gruba göre fizik sağlık. Rosolowich V. Agah Bahadır Öztürk** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. sosyal ve iş-okul aktivitelerinin önemli derecede engellendiği sonuçları elde edilmiştir (1. vitalite. Adana Giriş: Mastalji.PB 92 Mastalji Hastalarında Bilgilendirme ve Psiko-Eğitimin Yaşam Kalitesine Etkisi Yarkın Özenli*. 3) Bu çalışmada amaç organik etiyolojisi olmayan bir grup mastaljili hastada bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesine etkisini araştırmaktır.000) Sonuç: Mastalji hastalarında verilen bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesinin yükselmesinde faydalı bir seçenek olduğu düşünülmektedir. ağrı. Ader DN.200. J Obstet Gynaecol Can. Szuck B. J Clin Pract 2000. Mastalgia. Relationship of cyclical mastalgia.demogrofik form ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği tüm hastalara uygulanmıştır. mental sağlık yaşam kalitesi alt ölçek sonuçları için istatistiksel olarak anlamlı düzelme bulunmuştur.28(1):49-71 . ( tüm sonuçlar: p<0. Sosyo. Bulgular: Bilgilendirme ve psiko. ruhsal. Premenstrual syndrome or recurrent pain disorder.54:228-32. sosyal fonksiyon.

9).10±8.Tere L. 2. 10: 131-136.2). Somatoform Disorder (WPA Series Evidence and experience in psychiatry. Bu bulgular mastalji hastalarının psikiyatrik tedavinin içinde bulunduğu multi-disipliner bir yaklaşıma ihtiyaç gösterdiğine işaret edebilir. Anatolian J of Psychiatry 2009. . Metot: Çalışmaya Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi kliniğine meme ağrısı yakınmasıyla gelen yapılan tetkikler sonucunda organik bir pataloji saptanmayan 58 mastalji hastası ve yaş.001) Sonuç: Organik etiyoloji saptanmayan mastalji hastalarında somatizasyon bulguları ve düzeyi normallere göre yüksek bulunmuştur. Özenli Y. Prevelence and associated risk factors of somatization disorder among Turkish students. 2006.94±1.55 olarak bulunmuştur. John Wiley&Sons. 2. Do somatic comlaints mask negative affect in youth. Yoldaşcan E. Adana *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.PB 93 Organik Etiyolojisi Olmayan Mastalji Hastalarında Somatizasyon. Vol. Mai F.23-65. Çalışma ve kontrol grubuna somatizasyon semptomları varlığını tanımlamada SCL-90 somatizasyon alt ölçeği ve somatizasyon düzeyini belirlemede Somatizasyon Disosiyasyon Ölçeği (SDQ) uygulanmıştır.12±0. Gruplar arasında SCL-90 somatizasyon alt ölçeği için fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0. Merskey H. 44:9195. Hoboken NJ.62 olarak bulunmuş olup fark istatistiksel olarak bulunmuştur (p<0.001). eğitim düzeyi. Kontrollü Bir Çalışma Agah Bahadır Öztürk* Yarkın Özenli** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. Bu çalışmanın amacı organik etiyoloji olmayan mastalji hastalarında somatizasyon semptomlarının varlığını araştırmaktır. Mastalji gibi ağrının ön planda olduğu hastalıklarda duyguların sembolik beden diliyle dışa vurumu somatizasyonu doğurabilir (3). medeni durum açısından uyumlu sağlıklı gönüllü 35 kişi katılmıştır.54. Bulgular: SCL-90 somatiasyon alt ölçeği mastalji hastalarında 2. Kaynaklar 1. kontrol grubunun 20.91±0.87. J Am Coll Health 1995. kontrol grubunun 0. Somatazation and conversion disorder.p. Çalışma grubunun SDQ ölçeği çalışma grubunun 30. Topal K. Ghiselli W. Adana Amaç: Somatizasyon en basit anlamıyla fizik bulgularla ve tetkiklerle açıklanamayan bedensel yakınmalar ve belirtiler olarak tanımlanabilir (1. 3.

Serkan Yılmazer. Saat Çizme Testi (SÇT). Tartışma: Sonuç olarak OHA’li hastaların beyinde görünür bir hasar olup olmadığından bağımsız olarak kognitif işlevleri bozulmaktadır Bu hastalardaki yetersizlik ayrıntılı kognitif muayene sonucu saptanabildiğinden klinik olarak özel öneme sahiptir. Hasta ve kontrol grupları. Psikoloji Bölümü. Hastaların kranial MR’ları çekilmiştir.PB 94 Nörolojik Olarak Sağlam Orak Hücreli Erişkinlerde Nörokognitif Bozulma Asena Akdemir. Tüm katılımcıların psikiyatrik ve nörolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. Yöntem: Çalışmaya 65 orak hücre anemili ve 58 normal kontrol hastası alınmıştır. Hatay Amaç: Orak Hücreli Anemi (OHA) Hb A’nın Hb S’e mutasyonu sonucu oluşan genetik bir hastalıktır. Kronik. Tıp Fakültesi Nöroloji AD. Bahar Sarı Narğis *Selçuk Üniversitesi. Şırnak *****Mustafa Kemal Üniversitesi. Hatay ***Harran Üniversitesi. İz Sürme Testi (İST) puanları açısından incelendiğinde. Ancak bu konuda yeterli çalışma olmadığından hastalığın doğasını anlamak açısından bu çalışma yapılmıştır. . İST A Süresi.) puanları arasında anlamlı fark vardır. Akdeniz ülkelerinde sık görülen hastalığın ülkemizde en sık görüldüğü şehir Antakya’dır. atlanan harf sayısı ve yanlış işaretlenen şekil sayısı puanları açısından farklılık göstermiştir. Banu Cangöz. İptal Etme Testinde (İET) doğru işaretlenen harf sayısı. İptal Etme Testi (İET) ve İz Sürme Testi (İST) uygulanmıştır. OHA grubunun şekil kopyalama (görsel bellek) ve şekiller için kazanım puanı ile hem görsel (şekiller) hem de sözel bellek (kelimeler) için anlık ve gecikmeli hatırlama (15 dk. Konya **Mustafa Kemal Üniversitesi. İki grup. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. ilerleyici. İsmet Melek. Katılımcılılara nöropsikolojik işlevlerini değerlendirmek amacıyla 3Kelime-3Şekil Testi (3K-3S). Selçuklu Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Hastalıkta kognitif ve akademik yetersizlikler olabilmektedir. B Süresi. Şanlıurfa ****Silopi Devlet Hastanesi. yaşam süresini ve kalitesini azaltıcı bir hastalık olan OHA’nin önemli komplikasyonlarından olan kognitif yetersizlik üzerinde yeterince çalışma yapılmamıştır. Bulgular: OHA grubunun bazı bellek işlevlerinin kontrol grubundan anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmektedir. A Hatası ve B Hatası puanları açısından anlamlı fark olduğu gözlenmiştir.

Tüm kronik prurituslu hastaların %62'sinde hafiften şiddetliye değişen oranlarda depresif belirtiler saptandı.3’ünde deride herhangi bir lezyon saptanmazken.2) ile karşılaştırıldığında yüksek oranlardadır. Tıp Fakültesi. Malatya Amaç: Kaşıntı ya da pruritus. %32.6’sında 1-3 arası değişen sayılarda psikiyatrik bozukluklar saptandı. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi.9) tespit edilmiştir. Clinical Version) uygulanarak psikiyatrik tanılar araştırıldı.7’sinin daha öncesinde psikiyatrik başvuruları mevcuttu. Ali Özer***. Psikiyatri AD.PB 95 Kronik Pruritus Hastalarında Psikiyatrik Profil Oğuz Akman*. liken simpleks kronikus ve prurigo nodülaris şeklinde kaşımaya sekonder deri lezyonları saptandı. Tartışma ve Sonuçlar: Bizim çalışmamızda hastaların %34. %28.1 ile depresif bozukluklar olarak tespit edilmiştir. birincil deri hastalıkları ve kaşıntıya sebep olabilecek sistemik hastalıklar hariç tutulan kronik prurituslu hastaların sosyodemografik verilerini incelemek.5’inde farklılaşmamış somatoform bozukluk.6’sında anksiyete bozuklukları tespit edilmiştir. Tıp Fakültesi. Kronik prurituslu hastalarda. Birincil deri ve sistemik hastalığı saptanamayan kronik prurituslu hastalarda yüksek oranda psikiyatrik bozuklukların görülmesi ve özellikle depresif belirtilerin eşlik etmesi.3) ve obsesif kompulsif bozukluk (%7. birçok deri ve sistemik hastalıklarda görülebildiği gibi psikiyatrik bozukluklarda da görülebilmektedir. Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza 126 kronik prurituslu hasta alındı. Dermatoloji AD. Fatma Özlem Orhan*. bu hastalarda psikiyatrik değerlendirmenin önemine işaret etmektedir. Bulgular: Kronik prurituslu hastaların %70.1’inde depresif bozukluklar. Tıp Fakültesi. Psikiyatrik bozukluk saptanan hastaların %57. Perihan Öztürk**. %42. varsa psikiyatrik bozukluklarını ve depresif belirtilerini ve bunlar arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. psikiyatrik tanı almayan gruba göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0. Hastaların sosyodemografik verilerini ve hastalığıyla ilgili özelliklerini içeren form dolduruldu. Buna rağmen hastaların sadece %16. Kronik pruritus. kaşıma isteğine neden olan rahatsızlık verici duyu olup. deri hastalıkları içinde en sık görülen semptomdur. Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulandı.3).7’sinde ekskoriyasyon. ülkemizdeki psikiyatrik bozuklukların yaygınlığı (%17. . Kahramanmaraş ***İnönü Üniversitesi. psikiyatrik tanı alan grupla almayan grubun her ikisinde de kadınların oranı fazlaydı. DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-IV-Text Revision) tanı ve değerlendirme sistemine göre psikiyatr tarafından SCID-I/CV (Structered Clinical Interview for DSM-IV.05). Mehmet Fatih Karaaslan**Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. Çalışmamızda depresif bozukluklar içinde en sık major depresif bozukluk (%25. anksiyete bozuklukları içinde de en sık yaygın anksiyete bozukluğu (%10. Yasemin Akman**. Halk Sağlığı AD. Bu çalışmadaki amaç. Pruritusta psikiyatrik bozuklukların görülme oranı. kaşıntının özelliklerini. En sık görülen psikiyatrik bozukluklar ise %34. Psikiyatrik tanı alan grupta jeneralize kaşıntı ve BDE puanları.

8:287-292.PB 96 Hemodiyaliz Tedavisi Almakta Olan Hastalarda Psikiyatrik Hastalık Sıklığı Elif Karaahmet*. her yaş grubunu etkileyen bir hastalıktır (1). 3-Johnson S. İkinci sırada % 7. Bu nedenle bu hasta grubunun düzenli olarak psikiyatrik değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Metod: Çalışma Siverek Devlet Hastanesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hemodiyaliz tedavisi almakta olan toplam 69 kişi üzerindeyürütülmüştür. Kürşat Altınbaş* * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD ** Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD *** Kafkas niversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Kronik böbrek yetmezliği (KBY) yaşamı tehdit eden. Dwyer A. Hastalara Hamilton anksiyete ve depresyon ölçekleri. Ülkem Öztürk****.69:201-6. Hemodiyaliz programına alınan hastalarda. Yüksel Kıvrak***. Savaş H. Yapılan bir çalışmada diyaliz tedavisi alan hastaların % 70’inin psikiyatrik hastalıklarının farkında olmadıkları gösterilmiştir (3). Barlıoğlu H. sosyodemografik veri formu uygulanmış ve tamamıyla SCID-I görüşme yapılmıştır. Hemodiyaliz hastalarında anksiyete. Tıp Dergisi 2000. % 43. depresyon ve cinsel yaşam. Hemodiyalize giren kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda psikopatoloji.8’i okuryazar değildi. 2-Bahar A. Hastaların % 34.2 ile uyum bozukluğu ve % 5. Patient perceived barriers to treatment of depression and anxiety in hemodialysis patients. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007. 2008. Ondokuz Mayıs Ü.5’i çalışmıyordu.9’u kadındı.163-172.3’ünde en az bir psikiyatrik hastalık varken % 11. KBY hastalarında depresyon ve anksiyete en sık görülen psikiyatrik hastalıklardır ve morbiditeyi artırmaktadır (2). Hastaların % 49. Yıldızgördü E. Psikiyatrik hastalıkların dağılımına baktığımızda % 29 ile en sık oranda depresyon görülmekteydi. Kaynaklar: 1-Şentürk A. Özge Şimşekyılmaz Saraçlı**. Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye’nin sosyokültürel açıdan farklı iki farklı bölgesinde hemodiyaliz tedavisi gören hastaların psikiyatrik hastalık düzeylerinin araştırılmasıdır.1’i erkek. Tamam L.8 ile yaygın anksiyete bozukluğu vardı.4’ünde iki psikiyatrik hastalık bulunuyordu. diğer birçok kronik hastalıkta olduğu gibi birçok ruhsal ve sosyal sorunun da eşlik ettiği görülmektedir. 17. . Clin Nephrol. önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan. Bulgular: hastaların % 68. Sonuç: Hemodiyaliz hastalarında depresyon başta olmak üzere psikiyatrik hastalıklar sıklıkla eşlik etmektedir. % 31.

127(4):1239–55. Ayrıca yine bu bölgelerden alınan doku örnekleri histopatolojik inceleme ile HP varlığı doğrulandı. obsesyon. Yusuf Günerhan*. J. psikotik. Hpylorili olanların 16(%34. Bulgular: H pylorili olan ve olmayan 118 kişinin sonuçları değerlendirmeye alındı. öfke.Tack J. Yöntem ve Gereçler: Dispeptik şikâyetleri nedeniyle endoskopi ünitesinde üst endoskopi uygulanan 150 hasta çalışmaya alındı. Alınan dokuya üreaz test uygulanarak H. 1. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi *** Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Psikolojik faktörlerin(1) ve h pylorinin(2) gis i etkilediği bilinmekle beraber dispeptik yakınmaları olan kişilerde hp ile psikolojik faktör ilişkisi yeterince aydınlatılmamıştır. hp+li grup ayrıca anksiyete. Endoskopik işlem sırasında antrumdan ve pilordan üçer doku alındı. Relationship between upper gastrointestinal symptoms and lifestyle. Mustafa Ari**.8)’si kadındı. 22(%46.PB 97 Helicobacter Pylori Psikiyatrik Semptom Gelişimine Neden Olur mu? Yuksel Kivrak*. ve ek alt skalalarından yüksek puan almışlardı. Bisschops R.0) sı erkek. 118 hasta ile araştırma tamamlandı. . Aralarında fark olmasına rağmen bu fark anlamlı değildi(x2=0. Dispepsili hastalarda hem hp ile psikolojik belirtiler arasında ilişki olmadığını hem de hplilerin bile ayrıca psikiyatrik yönden değerlendirilmesinin önemli olduğunu gösteren ilk çalışma olmasından dolayı araştırmamızın önemli olduğunu düşünmekteyiz. depresyon. SCL 90 ölçeği uygulandı. Hpylorili grup anksiyete. Her iki grupta somatizasyon alt skalasında aldıkları puan kesme puanı olan1’in üzerinde olmakla beraber. Pathophysiology and treatment of functional dyspepsia. depresyon. obsesyon. Helicobacter (H) Pylori doku testi uygulanan hastalar dâhil edildi. p=0.2)’i erkek.070. Gastroenterol.079). 2. Hpyloi olmayanlar ise 25(%53. 1999. Scl 90 değerleri ve alt ölçekleri açısından her iki grup arasındaki puan farklarının anlamlı olmadığı görüldü. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda dispepsi etiolojisi amacı ile endoskopi için başvuran kişilerde hp enfeksiyonu ile ruhsal belirtileri arasında ilişki olmadığını bulduk. kişiler arası duyarlılık.Pylori varlığı incelendi.Stanghellini V. Yelda Yenilmez*. Biz bu çalışmamızda hpli olan ve olmayan kişilerdeki ruhsal belirtileri incelemeyi ve hp nin ruhsal belirtilere neden olup olmayacağını araştırmayı amaçladık. Sarnelli G. psychosocial factors and comorbidity in the general population: results from the Domestic/International Gastroenterology Surveillance Study (DIGEST). kişiler arası duyarlılık alt skalalarından aldıkları puan 1’in üzerinde tesbit edildi. 231:29–37. Scand. Suppl. 31(%66. 2004 Eki. Gastroenterology. paranoid ve gsi endeksi alt gruplarından yüksek puan almışken hylori olmayan grubun somatizasyon.0)’i kadındı.

Kadın Doğum Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Vajinismus. Depresyon ve anksiyete düzeyleriin vajinısmus etyolojisindeki yeri ile değerlendirilmelidir. orgazm alt puanları hasta grubunda anlamlı yüksek bulunmuştur(Tablo1).toplam puan ve doyum. Yapılan jinekolojik değerlendirme sonrasında herhangi bir patolojik bulgu saptanmayanlar hasta grubunu oluşturmuştur. Bulgular: Vajinismusu olan 25 kadından 2’sine (% 8) spekulum muayenesi yapılabilmiştir. Psikiyatri Anabilim Dalı **Çaykara Ataköy Ruh VE Sinir Hastalıkları Hastanesi ***Karadeniz Teknik Üniversitesi. diğer bir etmen olan cinsel travma öyküsü hiçbir hastada bildirilmemiştir(4). Cinsel bilgi düzeyi hasta grubunda sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha kısıtlı ve yanlıştır. Hasta grubu evlilik uyumlarını sağlıklı hastalara göre anlamlı olarak daha kötü olduğunu bildirmişlerdir. Diğerlerine sadece unimanuel muayene yapılmıştır (n=23. Mehmet Armağan Osmanağaoğlu*** Karadeniz Teknik Üniversitesi. depresyon düzeyleri açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırmaktır. Hasta grubuna yaş ve eğitim açısından eşleştirilmiş 25 cinsel birleşme sorunu olmayan sağlıklı kontrol alınmıştır. Filiz Civil Arslan**. cinsel işlev ve anksiyete. Birinci basamak ve cinsel işlev bozukluğu polikliniğine başvuran kadın hastalarda da en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur(1-3). çalışma durumu açısından fark yoktur. Tıp Fakültesi. vajinismus. GRCDÖ’de vajinismus dışında diğer alt puanların sağlıklı kontrollere göre yüksek olması vajinismusta birleşmede zorluk dışında cinsel cevap döngüsünün diğer basamaklarında da sorun olabileceğini işaret edebilir. Bu çalışmanın amacı vajinismus tanısı konulan hastaları sosyodemografik özellikler. Hastaların tümü organik nedenli vajinismusun ekarte edilmesi amacıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı tarafından değerlendirilmiştir. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışmaya KTÜ Tıp Fakültesi psikiyatri polikliniğine cinsel birleşmede bulunamama nedeniyle başvuran DSM-IV’e göre vajinismus-yaşamboyu sürekli tip tanısı alan 25 kadın hasta alınmıştır. Bu tanımlayıcı veriler vajinismus etyolojisinde farklı etmenlerin çalışılacağı ileri çalışmalara ışık tutacaktır .PB 98 Vajinismusu Olan Kadınlarda Depresyon. Ahmet Tiryaki*. yineleyici ya da sürekli olarak istem dışı spazm olarak tanımlanan bir cinsel ağrı bozukluğudur. Tartışma ve Sonuçlar: Vajinismus etyolojisinde yer alan etmenlerden biri olan cinsel bilgi yetersizliği bu çalışmada gösterilirken. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu. Beck depresyon Ölçeği(BDÖ) ve Beck anksiyete Ölçeği(BAÖ) uygulanmıştır. kaçınma. eğitim. Anksiyete Düzeyi ve Cinsel İşlevler Evrim Özkorumak* . Tıp Fakültesi. Cinsel travma hiçbir hastada bildirilmemiştir. vajinanın dış üçte birindeki kaslarda cinsel birleşmeyi engelleyecek biçimde. meslek. % 92). Hasta ve kontrol grubu arasında yaş. BDÖ. İlişki sıklığı açısından hasta ve sağlıklı kontroller arasında fark yoktur. BAÖ ve GRCDÖ. Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği(GRCDÖ).Elif Şimşek Kaygusuz*.

8+-3. ıslanma. Sonuç: Bu kadın örnekleminde. ağrı) puanları ile işe bağlı gerginlik.5 yıl. Aile sorunları biçiminde ortaya çıkan belirtilerinden biri de cinsel işlevlerde anormallikler olarak ifade edilebilir (3).2 KCİİ-orgazm 4. doyum.10:2-7.Logistik regresyon analizi yapıldığında işe bağlı gerginlik. Toplum ve Hekim. İş Doyumu Ölçeği(İDÖ) formlarını doldurdu. evlilik yılı 6. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilimdalı Amaç: Tükenme ve işe bağlı gerginlik daha çok hekimlik. iş doyumu da büyük önem taşımaktadır(2). İstanbul. Uzman hekimlerde mesleki doyum. Ölçeklerin Ortalama Puanları Ortalama SD Ölçek MTÖ-DT 18.9 KCİİ-uyarılma 4. kadın araştırma görevlilerinde cinsel işlevin. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeyleri ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır.1 MTÖ-DT:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuygusal Tükenme MTÖ-KB:Maslach Tükenmişlik Ölçeği. sürekli özveri gerektiren hekimlik mesleğinde.2 yıl idi.7+-4.8 4. Elçi ÖÇ. Kadın Cinsel İşlev İndeksi Türkçe formu (KCİİ). Hekimde tükenmişlik sendromu. 2005.0 KCİİ-tatmin 4.9 İBGÖ 40 7. orgazm.8 9. Ergin S. uyarılma.4 1.4 1. tükenme. Kaynaklar: (1) Düzyürek S.2 3.6 1. duyarsızlaşma.4 9.Kişisel Başarı MTÖ-DYS:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuyarsızlaşma . işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeylerinin cinsel yaşamlarının herhangi bir alanını etkilemediği bulunmuştur.1 5. Görme Engelliler İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerle Normal İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerin Tükenmişlik Düzeylerin Karşılaştırılması Üsküdar İlçesi Örneği.3 0. Yüksek Lisans Tezi. 1995. tükenme.1 KCİİ 25. İşe Bağlı Gerginlik Ölçeği (İBGÖ). Marmara Üniversitesi.7 MTÖ-DYS 6.tatmin. Tablo1.PB 99 Araştırma Görevlilerinde Cinsel İşlevin Tükenmişlik. Ünlüoğlu G. KCİİ ve alt ölçek (istek. (3) Vızlı C. İşe Bağlı Gerginlik ve İş Doyum Düzeyleri İle İlişkisi Derya Güliz Mert.Bu çalışmada.3 KCİİıslanma 4. Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ). 1:108-13. Psikiyatri Bülteni 1992.0 1.5 1. iş doyumu ve tükenmişlik ölçek puanlarının kadın cinsel işlev bozukluğunu öngörmediği bulundu. hemşirelik gibi insanlarla yoğun ve süreğen ilişkide olan mesleklerde görülmektedir(1). Yöntem: Çalışmaya katılmayı kabul eden üniversite hastanesinde görev yapan en az bir yıllık evli 41 kadın araştırma görevlisi sosyodemografik veri formu. kişisel başarı ve duygusal tükenme arasında anlamlı korelasyon bulunmadı.Meslek dışı yaşamı doğrudan etkileyen.6 MTÖ-KB 19. Ölçeklerin ortalama puanları tablo 1’de gösterilmiştir. Önder Kavakcı.1 KCİİ-ağrı 4.2 KCİİ-istek 3. (2)Musal B.3 İDÖ 35. Bulgular: Çalışmaya katılan araştırma görevlilerinin yaş ortalaması 32. Tükenmişlik çok çeşitli belirtilerle ortaya çıktığı görülmektedir.

10.50. Anahtar Kelimeler: Medikal Kurtarma Ekipleri. Oya Karaali Aktaş. Bilişsel Özellikler. 36. tükenmişlik belirtilerini ve travma sonrasında gelişen bilişlerini saptamak amaçlanmıştır. İkincil Travmatik Stres. Ulusal Medikal Kurtarma Ekiplerinin (UMKE) iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan ikincil travmatik stres. Sağlık çalışanları.PB 100 Medikal Kurtarma Ekiplerinde Travmatik Stres Ve İlişkili Bilişsel Özellikler Aslı Yeşil. Tartışma: UMKE çalışanlarında ruhsal sorunlar belirgin bir sağlık sorunudur. polisler. Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğüruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi.01). 17 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 164 sağlık çalışanına uygulanmıştır. mesleki tatmin yüksek bulunmuştur (12. tükenmişliğe (burnout) ve çeşitli ruhsal sorunlara neden olabilir. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır.62)..01.41±11. & Sbe Ruhsal Travma Ve Afet Çalışmaları Birimi.08±7. 63 ebe/hemşire/sağlık memuru.46. r=0. Dr.37. 48 acil tıp teknikeri ve paramedik. p<0. Çalışanların görev sırasında karşılaştıkları travmatik olaylar eşduyum yorgunluğuna( compassion fatigue).79±6. Yöntem Ve Gereçler: UMKE Soru Formu.08). Medikal kurtarma ekiplerinin kendileriyle ilgili olumsuz bilişleri yükseldikçe dünyaya ilişkin olumsuz bilişleri. Prof.65±5.01. tükenmişlik belirtileri ve eşduyum yorgunluğu belirtileri de yükselmektedir(r=0. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark. Tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu belirtilerinin düşük olduğu bulunurken. özellikle travmatik stres ve tükenmişliğin belirtilerinin sağaltımı gibi konularda psikososyal ve psikoeğitsel yaklaşımları bilişsel uygulamalarla da desteklemek yararlı olabilir. r=0. Tamer Aker Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. p<0. kendisiyle ilgili olumsuz bilişlerine göre daha ön planda olduğu saptanmıştır (38. Oluşturulacak destek programlarında. sivil savunma ekipleri ve diğer meslek grupları meslekleri gereği travmatik olaylarla karşılaşan meslek gruplarıdır. Travma Sonrası Biliş Ölçeği (Yetkiner. Tartışma Ve Sonuç: Elde edilen sonuçlarda medikal kurtarma ekiplerinin dünyayla ilgili olumsuz bilişlerinin. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad. Psk. p<0. 9. A. .48. 2010). 2010) medikal kurtarma ekiplerinde görev yapan 36 doktor. itfaiye çalışanları. Depresyon. Bu nedenle bu çalışmada. Çalışanların desteklenmesi açısından bireysel ve toplumsal özellikleri kadar bilişsel işlevlerini de değerlendirmek önemlidir.

17 erkek ve 3 kadın. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD **Profesör Dr.7 olarak tespit edilmiştir.18 programına aktarılmış ve analizler yapılmıştır. Yöntem ve Gereç: Çalışmada acil servis çalışanlarından 10-15’er kişilik grup görüşmeleri yapılarak karşılaşılan olumsuz olaylar konusunda bilgi alınmıştır. Daha sonra her gönüllüye araştırmacılar tarafından hazırlananan sosyo-demografik veri formu. Hastane acil servislerinde çalışan personele yönelik şiddetin önüne geçebilmede güvenlik görevlilerine pay düşmekte. Yaşa bağlı olarak Maslach duygusal tükenmişlik alt ölçeği (p: 0. ortalama yaş 28.040) anlamlı farklılık görülmüştür. Toplam STAI.028) ve toplam Beck puanlarında (p: 0. Elde edilen tüm veriler SPSS. %5’i ortaokul mezunudur. Durumluluk. toplam Maslach puanlarında (p:0. tükenmişlik ve depresyon düzeylerine bakıldığında.7 ± 4. . Acil servis çalışanlarının 9’u bekar. Maslach ve Beck puanlarının çalışma yerlerine göre analizinde istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. duyarsızlaşma alt ölçeği (p:0.PB 101 Acil Servis Güvenlik Görevlilerinin Kaygı. Mustafa Alican Dirican*. Bu çalışmanın amacı acil serviste çalışan güvenlik görevlilerinin karşılaştıkları olumsuz davranışlar nedeniyle geliştirdikleri kaygı. tükenmişlik ve depresyon ölçeklerinin puanlarında çalışma yerine göre farklılık tespit edilmemiştir. Ortaokul mezunlarının depresyon değerlerinin üniversite mezunlarından anlamlı olarak daha fazla çıkması düşük eğitim seviyesinde depresyon bulgularının daha fazla olduğunu göstermektedir. Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulanmıştır. Yaşa göre kaygı.029) Üniversite mezunlarının Beck puanları ortaokul mezunlarından daha düşüktür. (p:0. Bulgular: Çalışmaya acil servis ve acil servis dışı hastane bölgelerinde çalışan toplam 44 erkek ve 7 kadın güvenlik görevlisi alınmıştır. ileri yaşlarda bu puanların daha az olması ve aralarında anlamlı bir farklılık görülmesi bu kişilerin ileri yaşta daha fazla mesleki tecrübe edinerek yaşadıkları olumsuz davranışların onlar üzerine daha az etki yaratacağını düşündürmektedir.029). Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda toplam kaygı.Sürekli Kaygı Envanteri (STAI). %85’i lise. %10’u üniversite. sorun çıktığı durumda müdahale etmeleri ve sağlık ekibi ile çevredeki diğer kişileri korumaları beklenmektedir. Tükenmişlik ve Depresyon Düzeylerinin İncelenmesi Irmak Polat*. 11’i evli. Acil serviste çalışanlar. Hakan Coşkunol** *Araştırma Görevlisi Dr. onlardan olası tehlikelere karşı tetikte olmaları.012). tükenmişlik ve olası depresyon düzeyinin araştırılmasıdır. Öğrenim düzeyi ile Beck puanları arasında ortaokul mezunları ve üniversite mezunları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki çıkmıştır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD Amaç: Sağlık personeline yönelik sözel ve/veya fiziksel şiddet olayları yaşanmaktadır.

STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 33.5±22. Bu çalısma ile obezite cerrahisi için başvuran hastalarda basta beden algısı.5.7 olarak bulunmuştur.8 ve 36. yeme bozuklugu. depresyon ve anksiyete olmak üzere psikopatolojinin belirlenmesi ve bu bireylerde psikopatolojiyi etkileyen özelliklerin ayrımlastırılması amaçlanmıstır. İstanbul *** Yakın Doğu Üniversitesi Psikiyatri AD. psikosomatik bir hastalık olarak değerlendirip. Ayrıca hasta grubun sürekli kaygı düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek olduğu ve yeme tutumları ölçeğinden daha yüksek skorlar aldıkları tespit edildi.8 ve 43.3 yıl olarak bulunmuştur. beden algısı ölçeği. Obeziteyi. BKİ> 30 kg/m² eriskin obezitesi morbitide ve mortalite artısı ile iliskilidir. Gökçe Özer*. Yöntem: Çalışmaya son bir yıl içinde GATF Genel Cerrahi Polikliniğine obezite cerrahisi için müracaat eden ve durumları obezite cerrahisi için uygun olan 29 hasta alındı.6 yıl. beck depresyon ile STAI I-II ölçekleri uygulandı. Süreçte 14 hasta obezite nedeniyle opere edildi. Tartışma: Obezite cerrahisi için onay alan hastalar kontrol grubuyla kıyaslandığında. İki grup arasında depresif semptomlar açısından anlamlı bir fark saptanmadı. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 39.7±12.5. Obezitenin tanımında yaygın olarak kullanılan parametre beden kitle indeksidir (BKİ).3±10.5±7. Hasta grubun yeme tutumu ölçeği puanı ortalama 23. alınan enerjinin. . Selma Bozkurt Zincir**. Kontrol grubunun yaş ortalaması 36.4±16. harcanan enerjiden fazla olmasından kaynaklanan ve beden yağ dokusunun artması ile karakterize olan kronik bir hastalıktır. Mehmet Ak*.7±7. Bulgular: Obezite cerrahisi için onay almış hastaların yaş ortalaması 39. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 14.PB 102 Obezite Cerrahisi İçin Onay Almış Olgularda Yeme Tutumları ve Beden Algısı Serkan Zincir*.9±8.4±7. beklenen şekilde istatistiksel açıdan anlamlı oranda bedenlerinden hoşnutsuz oldukları gözlendi. Ali Bozkurt*** * Gatf Psikiyatri Abd. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 13. beden algısı ölçeği puanı ortalama 146. beden algısı ölçeği puanı ortalama 130. Kontrol grubu olarak psikiyatrik herhangi bir tanısı olmayan sağlıklı 30 kişi dahil edildi.3±9.5±5.7. Tüm katılımcılara yeme tutumları ölçeği.9±8.1.9. Kıbrıs Amaç: Obezite. tedavisinde çok boyutlu bir terapi yaklaşımının gerekli olduğu belirtilmektedir. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi.9 olarak saptanmıştır.

Tüm olgulara savunma biçimleri testi verildi.PB 103 Konversiyon Bozukluğu Olgularında Savunma Biçimleri Serkan Zincir. Bülent Karaahmetoğlu. Cihad Yükselir. Bu bakımdan savunma mekanizmaları. olgun savunmaların ise görece az kullanılması stres altında konversif semptomların gelişmesine yatkınlık oluşturabilir. Tartışma: Egonun temel işlevlerinden birisi kişinin psikolojik denge durumunu korumak için savunmalar kullanmasıdır. Bu çalışmada DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan erkek hasta grubunda etiyolojik bir etken olarak savunma düzeneklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Mehmet Ak Gatf Psikiyatri Abd. nörobiyolojik ve genetik etmenler. Sosyodemografik veriler yarı yapılandırılmış görüşme formuyla sorgulandı. Mustafa Alper. Yöntem: Çalışmaya Haziran 2010 . ego gelişimi ve psikopatoloji ile yakın ilişki içerisindedir. savunma biçimleri testi kullanılarak araştırıldı. . Bu çalışmada konversiyon bozukluğu tanısı almış hasta grubunda savunma mekanizmaları. daha çok immatür ve nevrotik savunma düzenekleri kullandıkları bulundu. ancak çalışmalar sonucunda genellikle çok etkenli bir bozukluk olduğu bildirilmiştir. İmmatür ve nevrotik savunmaların sık. Savunma mekanizmaları kişiliğin gelişiminde ve kişinin çevreye uyumunda önemli rol oynarlar ve kişiyi içsel çatışma ve duygusal sıkıntıdan korurlar. Konversiyon bozukluğu tanısı almış hastaların kontrollerden daha az olgun.Şubat 2011 tarihleri arasında çeşitli bedensel yakınmalar ile gelen ve yapılan muayene sonrasında herhangi bir organik patolojiye rastlanmayan ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan 40 hasta ile 30 sağlıklı gönüllü alındı. sosyokültürel görüşler üzerinde durulmuş. Ankara Amaç: Konversiyonun etiyolojisinde çeşitli psikodinamik görüşler.

Beck Depresyon ölçeği. AS hastaları ile ilgili araştırmalar sınırlı sayıdadır. Ruhsal durumla AS kliniği ve seyri arasında da karşılıklı etkileşim olduğu bilinmektedir. Benlik saygısı puanları. Psikiyatrik durumun kötüleşmesi AS'in klinik olarak daha da kötüleşmesine neden olmaktadır. Bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. depresyon gözden kaçırılmamalıdır. aleksitimi. İstanbul Amaç: Ankilozan Spondilit (AS) etyolojisi tam olarak bilinmeyen. aleksitimi. depresyon . Bu çalışmanın amacı. fizik tedavi kliniğinde ankilozan spondilit tanısıyla takip edilmekte olan 50 hastayla. Selim Sağır*.PB 104 Ankilozan Spondilitli Hastalarda Benlik Saygısı ve Aleksitimi Mustafa Solmaz*. Sonuç: Ankilozan spondilitli hastalarda.05). Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği. omurgada progresif ve asendan kemik füzyona yol açan inflamatuar bir hastalıktır. benlik saygısı.005). Bu hastalarda en sık ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler depresyon ve anksiyete belirtileridir. ayrıca depresyon puanlarında da anlamlı düzeyde farklılık saptanmıştır. Psikiyatri Kliniği. Zerrin Binbay*. Muharrem Çiğdem**. İstanbul **Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit. Diğer romatizmal hastalıkların psikiyatrik durumu ve yaşam kalitesi ile ilgili oldukça fazla sayıda araştırma yapılmışken. İlhan Karacan** *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. sağlıklı 50 gönüllü alınmıştır. İlerleyici olarak omurganın tutulması ile sonuçlanabilen sakroileit hastalığın en karakteristik ve en erken bulgusudur. kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır (p<0. Yöntem: Bu çalışmaya. AS hastaların ruhsal durumu ile ilgili yapılan araştırmalarda. normal populasyondan daha yüksek düzeyde belirti düzeyi bildirilmiştir. depresyon ve anksiyete düzeylerini belirlemektir. spinal eklemlerde ve komşu yapılarda belirgin inflamasyonla karakterize. Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-I ve STAI-II) uygulanmıştır. Rosenberg Benlik Saygısı ölçeği. benlik saygısı. Bulgular: Kontrol grubuna göre hasta grubunda kaygı düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulunuştur (p<0. ankilozan spondilitli hastalarda benlik saygısı. aleksitimi. Hastalara ve kontrol grubuna Toronto aleksitimi ölçeği.

6) eşik altı anksiyete belirtileri saptandı. Deprem sonrası gelişen travma sonrası stres bozukluğu ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişki. Toksikolojji Ve İlaç Bilimleri Enstitüsü. İzmir Giriş ve Amaç: Ölüm. etkilediği toplumun özelllikleri. Kaynaklar 1)Amerikan Psikiyatri Birligi. 2:8-18 3)Aker T. Demet Havaçeliği2. İçmeli C. İzmir 2 Ege Universitesi Madde Bağımlılığı. dördüncü baskı (DSM-IV). ağır yaralanma ya da beden bütünlüğüne yönelik bir tehdidin ortaya çıktığı ve kişinin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olaylar travmatik yaşantılar olarak tanımlanmaktadır (1). Köroglu. Maraş A. Hakan Coşkunol1 1Ege Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. etki alanı genişliği. Eğirler ve Gökçeler köylerine gidilmiştir. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Ataoğlu A. Kalan olguların 15’inde (%32. bireylerin çeşitli özellikleri ve ruhsal yapıları travmatik olay sonrası gelişen ruhsal bozukluklarda rol oynamaktadır (3). Otuz olgu (%65. Stresle Başaçıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. ASB saptanan olgularda SBTÖ’de boyun eğici yaklaşım ve çaresiz yaklaşım puanları diğer alt ölçek puanlarından daha yüksekti.2) ASB’nin DSM-IV tanı ölçütlerini karşıladı. Burada yakınması olan 46 olguya ayrıntılı psikiyatrik değerlendirme yapılmıştır. 1999 Marmara depremleri: Epidemiyolojik bulgular ve toplum ruh sağlığı uygulamaları üzerine bir gözden geçirme. Düzce Tıp Dergisi 2008. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı. Çeviren E.PB 105 Simav Depremi Sonrası Yakınması Olan Olgularda Ruhsal Durum Değerlendirmesi Burcu Yücetürk1. Ankara: Hekimler Yayın Birligi 2)Özçetin A.3) geçmişte bir psikiyatrik yakınması vardı. Bulgular: Örneklemin büyük çoğunluğu ilkokul mezunu (%60. evli (%76. Tartışma ve Sonuç: Travma sonrası stres bozukluğunun meydana gelmesinde tek etken maruz kalınan travmatik olay değildir (2). Method: Kütahya’nın Simav merkezli depremden en çok hasar gören Beyce. Cem Çınar1.9). 1994. Ece Durmuşoğlu1. Bu çalışmada 19 Mayıs 2011 tarihinde Kütahya-Simav’ da meydana gelen deprem sonrasında ruhsal yakınması olan olgularda hangi oranda akut stres bozukluğu(ASB) geliştiğini değerlendirmek ve ASB gelişen olguların sosyodemografik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Travmatik olayın beklenebilirliği. ASB tanısı alan 30 olgunun 12’si (%26.1) herhangi bir somatizasyon bozukluğuna veya depresif bozukluğa sahipti ve 19’unun (%63.4) oluşuyordu.17(3):204-212 . ölüm tehdidi.6) kadınlardan (%80.

Metod: Çalışmaya Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izin alınarak Şişli ilçesinde yer alan Devlet Lisesi ve Meslek Lisesi lise 2. Ergenleri daha iyi anlamak ve bu dönemde ortaya çıkacak sorunların çözümü için ebeveyn tutumları ve ayrılma bireyleşme süreçlerinin de göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır. Anne-Babaya Bağlanma Ölçeği ( ABBÖ). İntihar girişimi ve kendine zarar verici davranışların ise ayrılma bireyleşme özelliklerinden reddedilme beklentisi ve yutulma anksiyetesi ile ilişkili bulunmuştur (p<0. sigara kullanımı olan ve intihar girişiminde bulunmuş olduklarını belirten öğrencilerin depresyon ortalama puanları intihar girişiminde bulunmayanlara ve sigara. Adolesan Ayrılma Bireyleşme Testi (AABT). Çalışmada Sosyodemografik Soru formu. özerkliği desteklemeyen ebeveyn tutumunun ile ilişkili bulunmuştur. Psikiyatri AD.bireyleşme özellikleri ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. İstanbul ****Çanakkale Üniversitesi Tıp Fakültesi.6’ sında (n=100) depresyon ortalama puanı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş olup cinsiyetler açısından.001). madde gibi bağımlılık yapıcı maddeleri daha sık kullanmaktadır. madde. Ebeveyn Tutumları ve Sosyodemografik Faktörler Arasındaki İlişki İlke Yeşer Erensoy. Özerkliği engelleyen aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ayrılma bireyleşme sürecini olumsuz etkilemektedir. alkol. Bahadır Bakım *Beşiktaş Sait Çiftçi Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği.034). sigara. Alkol.019 ve p=0. Burcu Yavuz. Ayrıca depresyonu olan ergenlerin hem anne hem de babalarının ilgi/kontrol puanları ise depresyonu olmayanlara istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0.019). Çanakkale Amaç: Bu çalışmada orta ergenlik dönemindeki lise öğrencilerinde çeşitli sosyodemografik veriler ışığında. ayrılma. İstanbul ***Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi. Cinsiyetler açısından ayrılma bireyleşme döneminde sorun yaşayan ergenlerin geliştirdikleri uyum süreci açısından farklılıklar vardır. sınıf öğrencilerinden toplam 391 öğrenci dâhil edildi. Depresyonu olan ergenlerde anne aşırı koruma puanı depresyonu olmayan ergenlerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur ( p=0. Depresyon gelişimi bağımsızlığı.05).madde kullanımı olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0. Psikiyatri AD. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ergenlik döneminde depresyon gelişimi ayrılma bireyleşme süreci ve ebeveyn tutumları ile ilişkili bulunmuştur. kız öğrencilerde depresyonun varlığına işaret eden BDÖ puan ortalamaları erkeklerden anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur (p= 0. Erkekler bu dönemdeki ayrılma bireyleşme sorunlarını aşmak için bağımlılık gereksinimlerini inkâr ederek. Bulgular: Alışmaya katılan öğrencilerinden %25. Depresyon.PB 106 Lise Öğrencisi Ergenlerde Ayrılma Bireyleşme. Oğuz Karamustafalıoğlu. . Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı.05). anne baba tutumları. Aynı şekilde ayrılma bireyleşme sorunları olan ergenlerde depresyona daha sık bulunmuştur. İstanbul **Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi. Sonuç olarak ebeveynle kurulan ilişki de ayrılma bireyleşme sürecini doğrudan etkilemektedir. Psikiyatri AD. sınıf ve 3.

Beck Depresyon Ölçeği (BDE). 21 i yumruklanmaya. STAI ölçeğine göre iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. cinsiyet ve eğitim açısından eşleştirilmiş sağlıklı aile içi şiddete uğramayan 30 evli kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyolojinin kurucularından Le Play de aileyi toplumun en küçük birimi. “Tabulaştırılan/Tabulaşan Kurumun (Ailenin) Kurbanlıklar Edinme Pratiği”: Levirat ve Sororat Aile ve Toplum Dergisi 2005 Cilt 2 Sayı 8 S: 9-22. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada aile içi şiddete uğrayan evli kadınların sağlıklı kontrollere göre sosyodemografik olarak incelendiğinde. 13 ü bıçaklanmaya. Erzurum Amaç: Aile toplumla ilgili en küçük sosyal birimdir. Kaynaklar: 1. sosyal hücresi olarak görür(1). hikâyesinde aile içi şiddete uğrayan evli kadınların maruz kaldığı şiddetin özelliği ve bazı psikiyatrik parametreler yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Durumluk –Süreklik Kaygı Ölçeği (STAI1-STAI2) ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) uygulanmıştır. anksiyete. bıçaklanma hatta cinsel tacize maruz bırakılma gibi değişik türlerde durumlarla baş başa kaldığı buna bağlı olarak bu hastalarda psikiyatrik ölçeklerle yapılan değerlendirmede. Bu çalışmanın sonuçlarına göre psikiyatri polikliniğine başvuran hastalarda aile içi şiddet mutlaka değerlendirilmeli. BAE ve DES skorları anlamlı olarak daha yüksek çıkarken() p<0. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvurmuş. ** Ahmet Öztürk *Tuzla Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. sosyal destek mekanizmaları harekete geçirilmeli. fiziksel güç kullanma. Yöntem: Psikiyatri polikliniğine başvurmuş aile içi şiddete maruz kalmış 30 evli kadın katılımcı ile yaş.PB 109 Aile İçi Şiddete Maruz Kalan Evli Kadınların Psikiyatrik Değerlendirilmesi *Hasibe Ebru Kaymaz. 29 u küfre. “Kavramlar Kurumlar Süreçler Teoriler”. Katılımcılara Sosyodemografik veri formu. kadınların şiddet türü olarak tokatlanma başta olmak üzere yumruklanma. küfür yeme. hor görme. Amman Tayfun. öfke patlamalarıyla eslerden birine yöneltilen her turlu fiziksel ve / veya psikolojik şiddet davranışına aile içi şiddet” denir(2). Beck Anksiyete Ölçeği(BAÖ).Aslantürk Zeki. hastanın tüm boyutlarıyla ele alınmasında fayda görülmektedir. Aile olarak tanımlanan bir grupta zorlama. .Bağlı M. Sosyoloji 363-365. İstanbul ** Erzurum Bölge Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. 2.05). Hastalarda kontrol grubuna göre BDE. 16 sı cinsel zorlanmaya maruz bırakılmıştı. cezalandırma. Sever A. Bulgular: Aile içi şiddete hastalardan 29 u tokatlanmaya. depresyon ve travmanın ruhsal etkilerinin göstergesi olarak değerlendirilebilecek dissosiasyon oranlarının sağlıklı kontrollere göre bariz olarak yüksek olduğu görülmüştür.

Yapılan çalışmalarda kozmetik operasyon için başvuran hastalarda BDD %6-15 arasında bulunmuştur.Türkiye. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Bununla birlikte. sağlık personeline karşı öfke ve saldırganlığa varan sonuçlar ortaya çıkabilir. Somatoform bozukluklardan Body dismorfik bozukluk (BDD) 6 hasta(%12) ile en sık görülen somatoform bozukluktu. MD1. aile içi sorunlar.Cenk URAL. Beck Anksiyete Envanteri (BAE). bazı hastalar için sonuç bekledikleri gibi olmayabilir. Sonuçta BDD ve diğer psikiyatrik komorbidite bulunan hastaların önceden tespiti operasyonun başarısı için önemlidir. Diğer bir çalışmada BDD tanısı alan hastalarda kozmetik operasyon sonrası %84 oranında memnuniyetsizlik bildirilmiştir. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya alınan rinoplasti hasta grubunda en az bir psikiyatrik tanı alan hasta sayısı 13 (%26). Giriş ve Amaç: Çoğu insan psikolojik olarak daha iyi hissetmek için kozmetik cerrahi işlemler yaptırmak isteyebilir. Hastalarda SCL-90-R genel belirti düzeyi skoru. Tüm katılımcılara DSM IV için yapılandırılmış klinik görüşme klavuzları SCID-I ve SCID-II uygulandı. Mahir Akbudak . 1 histriyonik kişilik bozukluğu(%2). İki grup arasında anlamlı bir fark vardı (p = 0. En çok görülen ve rinoplasti sonrası memnuniyet açısından en riskli bozukluk BDD’dir.006). Kozmetik cerrahi yaptıran hastalarda bedensel görünümlerinden en çok memnun olmayanlar rinoplasti yaptıran hastalardır.0046). anksiyete bozuklukları ve duygudurum bozukluklarıydı. MD1 . sosyal izolasyon. Belirti Tarama listesi . Ayrıca hastalara Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Tartışma: Bizim çalışmamızdaki sonuçlara bakıldığında kozmetik rinoplasti yaptıran hastalarda psikiyatrik eştanı oranı yüksektir. Anksiyete bozukluklukları arasında 4 hasta ile (%8) özgül fobi ensık görülen anksiyete bozukluğuydu. 2 obsesif kompulsif kişilik bozukluğu(%4). SCID-II tanılarına bakıldığında 3 çekingen kişilik bozukluğu(%6). Eksen 2 Tanıları Hasan BELLI. 2 borderline kişilik bozukluğu(%4). Gereç ve Yöntem: Çalışmaya KBB polikliniğine rinoplasti yaptırmak için ilk kez başvuran 18 yaş üstü 50 hasta ve kontrol grubu için cinsiyet ve yaş eşleştirmesi yapılan 50 hasta alındı. Duygudurum bozukluğu olarak ise ensık distimik bozukluk 2 hastada (%4) bulundu. İstanbul. Rinoplasti yaptıran hastalarda en sık görülen SCID-I tanıları somatoform bozukluk.90 (revize edilmiş şekli) (SCL-90-R) uygulandı. 1 kişidede bağımlı kişilik bozukluğu(%2) saptandı. depresyon. . BDÖ ve BAE toplam puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0. Sonuçta tekrarlayan ameliyatlar. kontrol grubunda ise 3 (%6) olarak bulundu. Bazı çalışmalar bu işlemlerden hastaların gerçekten memnun kaldığını göstermektedir. 3 narsistik kişilik bozukluğu(% 6).PB 110 Kozmetik Rinoplasti Talebinde Bulunan Hastalarda Psikopatolojik Belirtiler Ve Eksen 1.

917’dir. 6. 16. Sonuç ve Tartışma: Bu çalışmada her iki ölçek için ortaya çıkan faktörler. 13. 24).913 olup. madde 2. 22. Cronbach α değeri 0. ülkemizde başka örneklemlerde yapılmış çalışmalarla aynıdır. 17. HRHÖ ve LGYT verilmiştir. Ancak 4. Koray Başar**.0001). Bulgular: Katılımcıların 65’i kadın. madde 1. Bilge Bilgin* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı **Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Eşcinsel bireylerin aldığı sağlık hizmetinin kalitesi hekimlerin bu bireylere ilişkin tutumlarıyla yakından ilişkilidir. faktör sadece madde 19’dan oluşmaktadır.762’dir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 2010 Eylül ayında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde çalışmakta olup araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve heteroseksüel olduğunu beyan eden 132 araştırma görevlisi oluşturmuştur. Özdeğeri 1’in üzerinde. 11. Elde edilen faktörler. 8). 18. Ölçeklerin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. 10) ve F2’dir (eşcinselliğin doğasına yönelik fikirler. 2. 20.3’tür (SS=2. toplam varyansın %73. madde 3. iç tutarlılıklarının yüksek olduğu saptanmıştır. 21. F1 (eşcinselliğe ilişkin olumsuz yargılar. 12. p<0. 5. toplam varyansın %60.947 olarak bulunmuştur. anlamlı korelasyon gösterdikleri. Faktör sayısı 3 ile sınırlandığında Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. Ölçeklerin birbirleri ile güçlü. Yaşlarının ortalaması 28. 6. 15. 8. 7. 4. HRHÖ için ana bileşen analizi özdeğeri 1’in üstünde olan 4 faktör olduğunu ortaya koymuştur.55’ini karşılayan 2 faktör mevcuttur. .75). Yapılan çalışmalar Türkiye’de hekimlerin eşcinsellik konusunda bilgi eksikliklerinin olduğunu ve eşcinsel bireylerin sıklıkla homofobik/heteroseksist yaklaşımlarla karşılaştıklarını göstermektedir. F2 (eşcinsellerle olası aile bağları. Ayşegül Yılmaz Özpolat*. Bunlar. 7. maddelerin faktörlere dağılımı. İki ölçek arasındaki ilişki için ise korelasyon analizi yapılmıştır. HRHÖ ile LGYT toplam puanları arasında anlamlı negatif ilişki vardır (r=-748. 19). Bu bulgular sayesinde eşcinsellere ilişkin tutum araştırmalarında hekimlerden oluşan örneklemlerde de bu iki ölçeğin güvenle kullanılabileceği söylenebilir. F3’tür (eşcinsel olma ihtimali. Ölçeklerin iç tutarlılığı için Cronbach α değerleri hesaplanmıştır. 4.5’i açıklanmıştır. Cronbach alpha değeri 0. madde 3. 14. 9. 9. 23). F1 (eşcinsellerle sosyal ilişki kurma. 5. Özge Altıntaş*.PB 111 Genç Hekimlerde Hudson&Ricketts Homofobi Ölçeği ve Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin Psikometrik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. 67’si erkektir. LGYT için Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. Bu çalışmanın amacı yurtdışındaki çalışmalarda çok sık kullanılan ve ülkemizde geçerlik-güvenilirlik çalışmaları yapılmış olan Hudson & Ricketts Homofobi Ölçeği (HRHÖ) ile Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin (LGYT) genç hekimlerden oluşan bir örneklemde psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesidir. madde 1. 10.

PB 112 Otizm Spektrum Bozukluklarının Taranması İçin Üç Gözlem Maddesi Özgür Öner*. göz teması ve isme yanıt vermedir(gözlemcinin çocuğun ismini dört kez çağırması). Sonuçlar: SİÖ. Sonuçlar populasyon çalışmaları ile desteklenirse. OSB'nun sıklığının yüksek olmaması. En az bir maddenin pozitif olmasının duyarlılığı 0. Yöntem: 86 DSM-IV-TR OSB (62 otistik bozukluk. OSB olmadan gelişim geriliği (GG)ya da tipik gelişim (TG) gösteren olguların ayrımında üç gözlem maddesi ve Sosyal İletişim Ölçeği'nin (SİÖ) karşılaştırılmasıdır. Ankara **Harvard Medical School. 76 GG ve 97 TG olgusu çalışmaya dahil edilmiştir. Üç gözlem maddesi ortak dikkat (gözlemcinin hareketlerinin ve nesnelerin direk bakış ya da işaret etme hareketi ile izlenmesi).87 özgüllük göstermektedir. Pınar Öner*. Children's Hospital. Boston Amaç: Otizm spektrum bozukluklarının (OSB) erken tanınması tedavi açısıdan önemlidir.73 duyarlılık ve 0.85'tir.94 olarak saptanmıştır.91 özgüllük ve isme yanıt verme 0.89 duyarlılık ve 0.67 duyarlılık ve 0.70 özgüllük göstermektedir. 18-60 ay arası çocuklarda OSB. 24 başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk [YGB-BTA]). üç gözlem maddesinin (ortak dikkat. göz teması ve isme yanıt) OSB için etkin bir tarama aracı olabileceğini düşündürmektedir. Ek olarak tüm olgular Vineland Uyum Davranış Ölçeği ve SİÖ ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı. OSB taramasında önemli bir aşama kaydedilmiş olacaktır. Çocuk Ergen Psikiyatrisi. göz teması 0. Ancak.90 özgüllük.69 ve özgüllüğü 0. eğitilmiş profesyoneller kullandığında.95 ve özgüllüğü 0.82 duyarlılık ve 0. Gözlem maddelerinden ortak dikkat 0. Tarama çalışmalarında daha çok anne baba tarafından doldurulan ölçekler kullanılmaktadır. Tartışma: Sonuçlar 18-60 ay arası çocuklarda. SİÖ puanının kesim noktasının üzerinde olması(>14)ve aynı zamanda en az bir gözlem maddesinin pozitif olmasının duyarlılığı 0. özellikle hafif olgularda kesin tanının güçlüğü ve yeterli duyarlılık ve özgüllükte tarama araçlarının olmaması taramayı zorlaştırmaktadır. OSB tanısı için 0. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. .

H. Cinsiyet değişim operasyonu raporu için başvurdu. 9. çarşaflı.25 yaşında biyolojik kadın. Bu sunuda amaç dini inançları ile uyumlu şekilde kadın cinsiyetine uygun islami yaşam tarzlarını benimsemiş trans erkeklerin yaşadığı zorluklar ve eşlik ettiğimiz değişim sürecini aktarmaktır. MD2. Tartışma: Biyolojik kadınlar için uygun görülen İslamik giyinme biçiminin ikincil cinsiyet özelliklerini gizleyen ve yaşam tarzının cinselliği yasaklayan yapısı kişinin hem cinsiyet disforisinden hem cinsel yöneliminden duyduğu sıkıntıyı azaltması muhtemeldir. Berna Özata. Olgu1: S. Acil Dâhiliye biriminden intihar girişimi sonrası gönderildi.32 yaşında. Şahika Yüksel İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Kendi inançları ve yaşadıkları ortamda dini baskılar yoğun olan transseksüel kişiler değişim sürecinde ağır çelişkiler yaşamaktadır.MD3. Tedavi sürecinde tam zamanlı erkek görünümünde yaşamaya başladı ve rapor verildi. biyolojik kadın. Genç Dişçigil. kapanmaya ve evlendirilmeye zorlandığı ve bu nedenle intihar girişiminin olduğu öğrenildi. Önceleri İstanbul’da erkek görünümünde ama yaşadığı kentte örtülü bir kadın olarak ikili bir hayat sürüyordu. Yüksel. Olgu3: G. 20 yaşında bir rüyasından etkilenerek tesettür şeklinde kapanmayı ve medreseye yerleşip çarşaf giymeyi seçtiğini. dini inanışları nedeniyle transseksüel bireylerin yaşadığı zorluklar.33 yaşında. biyolojik kadın.bbc. G. A. Ş. Kliniğimize kendini erkek gibi hissetme yakınmasıyla başvurdu.MD3: Famıly attıtudes toward transgendered people ın turkey: experıence from a secular ıslamıc country (2)BBC NEWS Middle East Iran's 'diagnosed transsexuals' Story from BBC NEWS: http://news. Kaynaklar: (1)A. MD. diğer islam ülkelerinden örnekler ve diğer dinlerin transseksüel bireylere tutumları ele alınmıştır. bu tercihlerini ailesinin onaylamadığını belirtti.co.uk/go/pr/fr/-/2/hi/middle_east/7259057.PB 114 Örtülü Kadından Transerkek Olmaya Geçişte Yaşanan Zorluklar Bilge Togay. Yıllar süren dönüşüm sürecinde kendileri ve aileleri ile yapılan çalışma modeli aktarılacaktır. İslam ilminde durumunu ‘hünsai müşkil’ (Hünsa: erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan kimse ) olarak adlandırdıklarını ve danışmış olduğu dini yetkililerin kendisinde bir erkek hücresi tespit edilirse ameliyat olmasına izin vereceğini belirtti.stm . Olgu2: B. Kliniğimizdeki grup psikoterapisine iki yıl devam etti. Transseksüel bireylerden oluşan grup terapisine üç yıl devam etti ve raporunu aldı. Bu vakalar ışığında ailelerin ve toplumun tutumu. Polat. tesettür şeklinde örtülü. bekar.5 yaşında bir oğlu var. Sevgilisinin cinsiyetinin kadın olduğunu ailesi öğrenince önceden kapalı giyim tarzını benimsemesi konusunda baskı yapılmazken. Halen izlenmekte. Meteris.

05). cana yönelik şiddet suçları örnekleminde %51.86±7.90 %30 Olumsuz dünya görüşü %36.PB 115 Farklı Suçlardan Hükümlü Olanların Çocukluk Çağı Travma Yaşantıları Ve Kişilik Özelliklerinin Karşılaştırılması A.18’dir.48’dir.07 %36. örneklemin küçük olmasına bağlanmaktadır. Berrin İnci 2. şiddete eğilim ve madde kullanımı gibi davranışların 15-17 yaş grubunda ortaya çıktığını bildiren çalışmalarla paralellik göstermektedir (9). Çalışmaya katılan bireylerin ilk kez suça karıştıkları yaş ortalama 22.68 %27. İzmir 2 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD.11). gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. Örneklemin ilk kez alkol/madde denedikleri yaş 14. Ender Altıntoprak 1. Uşak 4 Ege Üniversitesi Amaç: Farklı suçlar(cinsel şiddet.4 yaygınlıkta saptanmıştır. depresyon. anksiyete bozukluğu %1. ilk alkol/madde deneme ise 13-18 yaşları arasında olmaktadır. Sinem Torun 2. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 34. bu bulgu İşeri ve arkadaşlarının (2008) çalışmasıyla benzerlik göstermektedir.83 Duygusal tutarsızlık %39. mala yönelik şiddet cana yönelik şiddet cinsel suçlar Düşmanlık/saldırganlık %35.7 oranındadır. YÖNTEM VE Gereçler: Çalışma Uşak E-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Temmuz-Eylül 2012 tarihleri arasında çalışma kapsamındaki suçlar nedeniyle hükümlü/hükümözlü/tutuklu olan ve çalışmaya gönüllü katılan 69 kişi arasında yapılmıştır. cana yönelik şiddet ve mala yönelik şiddet)nedeniyle hükümlü olanlar arasında çocukluk çağı travmatik yaşantılarının ve kişilik özelliklerinin saptanması ve işlenen suç türüyle bu özelliklerin ilişkisinin araştırılmasıdır. cinsel.44 Bağımlılık %38.78 Olumsuz öz saygı %35. eğitim düzeyi.3. Çalışmamız örneklem sayısı arttırılarak devam etmektedir. . Tüm örneklemde alkol-madde bağımlılığı. kişilik bozukluğu %4.9’dir.76 %33.19 %33. İzmir 3 Uşak E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu.17±7. Alt ölçeklere bakıldığında özellikle fiziksel ve duygusal istismar yüksek oranlarda bulunmuştur. vb)saptanmıştır. medeni durumda anlamlı fark bulunamamıştır. Bu sonuçlar suç.75±9.3 Azmi Varan 4 1 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD.21 %32.2.36 %38 Gruplararası karşılaştırma yapıldığında anlamlı fark bulunamamıştır(p>. cinsel suç işleyenlerde ise %66. Literatürde çocuklukta en fazla fiziksel şiddete maruz kalındığı bildirilmektedir(7. Toplanan veriler Chi-Square. ilk suça karışma 11-18 yaşları. Katılımcılara Demografik Bilgi Toplama Formu.31 %37.18 %24.86 %35. Örneklemler kişilik özellikleri açısından değerlendirildiklerinde. Bu bulgu.11 Olumsuz öz yeterlilik %34. S.21 %34.39 Duygusal tepkisizlik %35. Çalışmamızda çocukluk çağı ihmal ve istismarının yetişkinlikte bazı psikiyatrik rahatsızlıklara neden olduğu bulunmuştur. Ayrıca çalışmamızda yer alan hükümlülerin en çok fiziksel şiddet suçu işlediği (cinayet.05). duygusal ihmal açısından gruplar arası karşılaştırma yapıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır(p>.79 %29. Yetişkin Kişilik Değerlendirme Ölçeği(YKİDÖ) ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(CTQ-28)uygulanmıştır.55 %36.Gruplar arasında yaş. Kruskall-wallis analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. bu çalışmada da benzer bulgular elde edilmiştir. Bu pilot çalışmanın sonucunda farklı suçlardan hükümlü olan bireylerde çocukluk çağı travma yaşantısı açısından anlamlı bir farklılığın bulunamayışı. duygusal istismar ve fiziksel. yaralama.3.69 %34. Fiziksel. Tartışma: Bu pilot çalışmanın bulgularına göre. diğer araştırmalarla paralellik göstermektedir ve rehabilitasyon programlarında dikkate alınması gerektiği düşünülmektedir. gruplar arasında farklılık yoktur. Çocukluk çağı travmatik yaşantılarının varlığı mala yönelik şiddet suçlularında %76.

p<0. Ceylan A ve ark. Tartışma ve Sonuçlar: Diyarbakır’da EYE oranı Türkiye’nin batı bölgelerine göre daha yüksek olup.D. Saka G. p<0. en düşük gebelik yaşı ise 13 olmuştur. p<0. EYE çoğunlukla erken ve sık gebeliklere yol açmakta ve anne ve çocuk ölüm riskini artırmaktadır (1.²Aytekin Sır. evlilikle ilgili kadının görüşüne daha seyrek başvurulduğu (χ2=21.001 ). Erken yaşta evlenenlerde herhangi bir hastalıklarının olduğunu belirtme oranları daha yüksekti (sırasıyla %49. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 38. p<0.¹ Abdullah Atli. Diyarbakır Giriş: 18 yaşın altında yapılan evliliklere erken yaşta evlilik (EYE) denmektedir.235.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir.¹ 1.001). χ2=25. başlık parası (χ2=17.1±11.2).232.PB 116 Erken Yaş (18 Yaş Altı) Evlilikleri: Diyarbakır Örneği Mahmut Bulut.272. Bu çalışmada Diyarbakır’da yaşamakta olan evli kadınların aile özellikleri. Yöntem ve Gereçler: Çalışma Diyarbakır kent merkezinde ikamet eden.7.778.479. Kaynaklar: 1. Kadınların %37’si (n=166) 18 yaşından önce evlenmişti. bunda başlık parası. Adi Tıp AD.902. 18 yaşından önce 18 yaşından sonra evlenen kadınlara göre evlenmeden önce fakirliğin (χ2=15.org/progressforchildren/2007n6/index_41848. ortalama çocuk sayısının (t=8. 17-65 yaş arası 500 kadına uygulanan bir anket ile gerçekleştirilmiştir. Ertem M.http://www. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. p<0.05) daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. p<0.2.79.001).001) ve düşük sayısının (t=2. %26. Bildirilen en düşük evlenme yaşı 10. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. EYE’lerde düşük sayısının daha fazla olması.6’di. %26. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kotalar belirlenip bu kotalara göre nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı tutturulmaya çalışılmıştır. berdel gibi kültüre özgü özellikler.001).¹ Mehmet Cemal Kaya. akraba evliliği ve kadının onayı olmadan evlendirme gibi sosyal faktörler önemli rol oynamaktadır (2).295. Bununla birlikte somatizasyonun bir işareti olan nedeni dobulunamayan ağrılar erken yaşta evlenenlerde çok daha yüksek oranda mevcuttu (sırasıyla %46. Diyarbakır 2.¹ Cem Uysal.001).1.254. beşik kertmesi. p=0. The factors associated with adolescent marriages and outcomes of adolescent pregnancies in Mardin Turkey . berdel ve beşik kertmesi adetlerinin daha sık uygulandığı (χ2=10. p=0.¹ Mehmet Güneş. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.unicef. p<0. akraba evliliğinin daha yüksek oranda gerçekleştiği (χ2=16. evlilik ile ilişkili sosyokültürel faktörleri.001).htm 2. p<0. erken yaşta (18 yaşından önce) evlenme sıklığını ortaya koymak ve erken yaşta evlenme ile ilişkili faktörleri tespit etmeyi amaçladık. Çalışmada kotalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır.χ2=12.001) ve fiziksel ve sözel istismara maruziyetin (χ2=4. herhangi bir hastalık ve nedeni olmayan ağrıları daha fazla bildirmeleri EYE’in kadın sağlığını kötü yönde etkilediğini göstermektedir.040) daha yüksek oranda olduğu.36. Yapılan anketle ilgili veriler bilgisayara girilerek istatistikleri SPSS 18.

% 46. Elif Açıkgöz** *İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi. “Hasta olarak hastaneye yatsanız eşcinsel olduğunu bildiğiniz bir hemşirenin size bakım vermesi neler hissettirir?” sorusuna.25±2.71) bakım vermekten çekinmeyeceklerini ancak üzüntü. **İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu. Sevim Buzlu*.86) ile ortaya çıkmıştır. Leyla Küçük*. tercih n=31.72) ancak öncelikle eşcinsel bir hemşireden bakım almak istemediklerini (n=45. Araştırmada literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların demografik özelliklerin yanı sıra. . Katılımcıların “Eşcinselliğin oluşum sebebi size göre nedir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “çeşitlilik” teması altında 4 kategoriye (hastalık n=111. dinsel n=8.% 18. % 44.51).73 ) /(tercih n=31. % 6. çevresel n=45 %18. saygı duyma (n=34. %14. % 13.% 21. güvensizlik hissi. (stigma n=21. korku ve üzülme) ön plana çıkmaktadır.43). % 14. katılımcılar bakım almak zorunda kaldıklarında rahatsızlık duymayacaklarını (n=106.34) ön plana çıkmaktadır. bakıma ilişkin hissettiklerine temellenen açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılmıştır. (literatürsel tanım n=51.08) ayrılmıştır.83.08)]. Katılımcıların “Eşcinsellik size göre nedir?” sorusuna verdikleri cevaplar “anlam” teması altında 4 kategori (varoluşsal çatışma n=20. “Hemşire olarak çalışmaya başladığınızda eşcinsel birine bakım vermek size neler hissettirir” sorusuna katılımcıların çoğunluğu (n=151. % 27) reaksiyon (arkadaşlığını kesme.9’si (n=40) erkektir. % 83. tedirginlik gibi duyguları yaşayabileceklerini ifade etmişlerdir. Bulgular: Araştırmaya katılan toplam 237 öğrencinin yaş ortalaması 20. kendini kötü hissetme. % 8. Katılımcıların “En iyi arkadaşınızın eşcinsel olduğunu bilmek size neler hissettirir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “ikilem” teması altında “stigma” ve “destek” olarak iki kategoriye ayrılmıştır. [farklılık-(hastalık n=61. Sonuç ve Öneri: Hemşirelik bakımının etkin bir şekilde verilmesinde öğrencilerin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin bilinmesi ve eğitim sürecinde konunun ele alınması önerilir. % 8.32).98) belirtmişlerdir. öfke. % 18. % 3. % 16.37.98.PB 117 Öğrencilerin Eşcinsellik Hakkındaki Görüşleri Sevil Yılmaz*. % 63.14) reaksiyon (kendini kötü hissetme. reddetme ve zarar verme isteği) ve duygusal (n=43.% 13. Funda Camuz*. Stigma kategorisi altında davranışsal (n=64. Yöntem: Çalışma bir Hemşirelik Fakültesinde okuyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 237 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir.1’i (n=197) kadın.39 olup. nötr kalma (n=34. Destek kategorisi altında kabullenme (n=15. Emre Çiydem**. % 25.34). Amaç: Hemşirelik öğrencilerinin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin belirlenmesi amacıyla planlanmış bir araştırmadır.

Psikodermatoloji hastaları ile sağlıklı kontroller arasında yapılan karşılaştırmalarda. Psikodermatolojik hastalık tanısı alan Tip D kişiliği olan ve olmayanlar arasında hastalığın başladığı dönemde psikososyal stresör varlığı. stresli yaşam olayları. HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır. Kısa Semptom Envanteri. stresle baş etme tarzları. Stres İle Başetme Tarzı Ölçeği. Psikiyatriye yönlendirilmiş olan psikodermatolojik hastalık tanılı hastaların psikiyatrik değerlendirmesinde Tip D kişilik özelliklerinin öncelikli olarak saptanmasının bu hastalardaki psikiyatrik değerlendirmeyi daha da kolaylaştırabileceğini ve bu grup hastaların psikiyatrik değerlendirilmesinin daha detaylı yapılması gerekliliğini göstermektedir. stresle baş etme tarzları ve psikiyatrik komorbidite açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. stresle baş etme tarzları. okuryazar olup yaşları 18. Olgulara sosyodemografik veri formu. HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur.8 bulunmuştur. stresli yaşam olayları sayısı ve bundan subjektif etkilenme oranları. Çanakkkale *** Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Ankara Koo ve Lee sınıflamasına göre psikiyatrik semptoma yol açan dermatolojik hastalıklar ve psikofizyolojik/stresle oluşan ya da artan hastalıklarda Tip D kişilik prevalansının belirlenmesi ve tip D olan ile olmayanların demografik özellikler. Stres ve Psikiyatrik Semptomatoloji: Ruhum mu Hasta Derim mi? Esra Etyemez* . Başak Şahin** .PB 118 Psikodermatolojik Hastalıklarda Tip D Kişilik.65 arası 181 hasta ve 57 sağlıklı kontrol çalışmaya alınmıştır. Psikodermatoloji hastalarında Tip D kişilik prevelansı %34. Koo ve Lee sınıflamasına göre psikodermatolojik hastalık tanısı almış. stresli yaşam olayları sayısı. . Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Kliniği’ne ayaktan başvuran ya da yatarak tedavi gören. Şırnak ** Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Stresli Yaşam Olaylarını Tarama Formu. Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Behçet Coşar*** * Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. algılanan sosyal destek. DS 14 Ölçeği.

Bu etkinliklerde Van. Değerlendirme. Ulusal ve yerel resmi kurum ve kuruluşlar. Tartışma: TPD ve APHB tarafından ülke sınırları içinde bugüne kadar olan en geniş çaplı psikososyal destek hizmetini gerçekleştirilmiştir.gov. orta ve uzun vadeli olarak planlanmıştır. Erciş ve Van dışındaki depremzedelere yönelik yürüttüğü psikososyal müdahalelerin aktarılması ve genel bir değerlendirmesinin yapılması amaçlanmaktadır. 23 Ekim 2011’de Erciş’te ve 9 Kasım 2011’de Van’da meydana gelen 7. sivil toplum kuruluşları ve uluslararası yardım kuruluşları ile eşgüdüm sağlanarak ortak çalışmalar yürütülmüştür. 10 Mart 2012’de http://www.6 büyüklüğündeki depremlerde 644 kişi hayatını kaybetmiş. Erciş ve Van dışına göç eden depremzedelere ulaşılması hedeflenmiştir.pdf adresinden indirildi. Van dışında ise 2207 depremzedeye ulaşılmıştır. Psikososyal girişimler. normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkilemektedirler. Ancak uygulamada karşılaşılan güçlükler ile afetlerle mücadelede hazırlıklı olmanın önemi bir kez daha hatırlanmış olup bundan sonraki afetler için geniş kapsamlı bir eylem planına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.C. Bu çalışmada.2 ve 5.deprem. 252 kişi enkazdan sağ olarak kurtarılmış. Yöntem: Psikososyal müdahaleler TPD’ye ve APHB’ye üye gönüllüler tarafından yürütülmüştür. Kaynaklar: 1-Akman P.tr/Sarbis/Shared/WebBelge. Van ve Erciş’te 1500 afetzedenin katıldığı bir epidemiyolojik çalışma yapılmıştır. çok sayıda ev ve iş yeri hasar görmüş ve yaklaşık bir milyon kişi bu depremlerden olumsuz yönde etkilenmiştir.PB 119 Bir Dayanışma Örneği: Van ve Erciş Depremleri Ardından TPD ve APHB Çalışmaları Feyza Çelik TPD Vandep Çalışma Grubu Amaç: Afetler insanlar için fiziksel. Altınel G(2012) Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği Van Depremi Psikososyal Destek Çalışmaları Sonuç Raporu.com/wpcontent/uploads/2012/04/van_psikososyal_deg_sonuc_rap. i. iii. Sonuç: Psikososyal müdahalelerde Van ve Erciş’te toplam 14603. 4152 kişi yaralanmış. Van’a görevlendirilen. ii. Van’da görev yapan ruh sağlığı çalışanları ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik Temel ve İleri Düzey Ruhsal Travma Eğitimi verilmiş. Epidemiyolojik değerlendirme ve bölgesel afet ruh sağlığı politikası geliştirme olmak üzere temel olarak dört aşamada yürütülmüştür. Uygulamalar. aspx?param=105 adresinden indirildi. Eğitim ve yeterlilik artırma çalışmaları. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin(TPD) üyesi olduğu Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği(APHB) ile depremin kişilerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek amacı ile Van. 2-T. ‘Temel Sağlık Hizmetlerinde Ruhsal Travmaya Yaklaşım’ kitabı genişletilerek ve güncellenerek hazırlanmış ve Van depremi sonrasında kazanılan deneyim kitap haline getirilmiş. ekonomik ve sosyal kayıplar doğurarak.manevisosyalhizmet. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı(2011) AFAD Deprem Dairesi Van Depremi Raporu. Uygulanacak psikososyal müdahaleler kısa. . 12 Mart 2012’de http://www. iv.

Uyku yoksunluğunun duyguduruma etkisinin değerlendirilmesi için Duygudurumları Profili (DDP). DHEA-S ve tiroid fonksiyon testleri için kan örnekleri alındı. TSH. .Yavuz Selvi. yorgunluk skorlarında yükselme gözlenmiştir. Bireyler gece 22. Selvi Y. Kaynaklar: 1. J Sleep Res 2007. Agargun MY.Lütfullah Beşiroğlu 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi.PB 120 Uyku Yoksunluğunun Duygudurum Profili ve Dissosiasyon Üzerine Etkisi ve Biyokimyasal Değişimlerle İlişkisi Adem Aydın. Çalışmamız. Mood changes after sleep deprivation in morningness– eveningness chronotypes in healthy individuals.00 ile sabah 07.599-606. Lepping J. Uyku yoksunluğu ile dissosiyasyon düzeylerinde artış. sT3. DES skorları uyku yoksunluğu sonrası istatistiksel olarak önemli derecede artarken WBSI skorlarında anlamlı bir azalma tespit edildi. 3. Van 2Kahramanmaraş Afşin Devlet Hastanesi. normalden sapan uyku deneyimlerinin dissosiyatif semptomlarla ilişkili olduğu yönündeki bilgilerle uyumludur (2). Jelicic M. Psikiyatri Birimi. Gulec M. 2. Besiroglu L. Kahramanmaraş. Tartışma: Uyku yoksunluğuyla T4 seviyelerindeki artış depresif duygudurumu yordayan alt ölçeklerdeki düşme ile korele bulunmuştur. Merekelbach H. Bulgular: Uyku yoksunluğu uygulanan bireylerde DDP’nin depresif şikâyetleri sorgulayan depresyon alt ölçeğinde ve dinçlik-aktivite skorlarında düşme.16: 241-244. Giesbrecht T. Bireylerden uykusuzluk öncesi ve sonrası kortizol. DDP depresyon alt ölçeğinde azalma ve yorgunluk alt ölçeğinde artma uyku yoksunluğu sonrası sT4 seviyesi artan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Uyku yoksunluğu sonrası kortizol seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim elde edilememişse de. sT4 ve DHEA-S seviyelerinde anlamlı derecede artış tespit edilmiştir.Sultan Kılıç. Uyku yoksunluğu sonrası DHEA-S seviyeleri artan bireylerde daha düşük depresyon puanlarının elde edilmesinin yüksek DHEA-S seviyelerinin stresin negatif etkisine karşı koruyucu etkisi ve kognisyonu düzeltmesinden kaynaklanıyor olabileceği sonucuna varılmıştır. bir gecelik uykusuzluk sonrası bireylerde oluşabilecek duygudurum ve düşünce süreçlerindeki değişimler ile biyokimyasal değişimler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. J Abn Psychol 2007.00 arası uykusuz bırakıldılar. Vardiyalı sistemde çalışma uyku yoksunluğu’na sebep olmaktadır ve günümüz modern dünyasında sağlıklı bireyler sosyal aktiviteler nedeniyle kısıtlanmış bir uykuya sahiptirler Bu durum kronik uyku yoksunluğu olarak nitelendirilmektedir. Acute dissociation after 1 night of sleep loss. İzmir Amaç: Uyku yoksunluğu hem uykunun fonksiyonlarının anlaşılması için sağlıklı bireylerde hem de depresif hastalarda tedavi amacıyla uzun yıllardır uygulanan bir yöntemdir (1). dissosiyatif belirtiler için DES ve düşünce süpresyonunun değerlendirilmesi için Beyaz Ayı Supresyon Testi (WBSI) uygulandı. 3Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi. Smeets T. Yöntem: Çalışmaya katılım şartlarını taşıyan 16’sı erkek 16’sı da kadın olan 32 bireye bir gecelik total uyku yoksunluğu uygulandı.

her ilaç kesiminde şiddetli duygudurum atağı geçiren FD. gebelikteki ve doğum sonrası ortaya çıkması kuvvetle muhtemel ruh sağlığı problemleri de görmezden gelinmiştir. valproik asit 1000 mg kullanıyor. Kocaeli Amaç: Türkiye’de istemli kürtajın sınırları 1983 yılında Türk Ceza Kanunu (TCK) ile belirlenmiştir. 1. hekimlerin çeşitli rapor talepleriyle hastalar oyalanmış ve sistemli bir yıldırma sonrası kürtaj kararından vazgeçmek zorunda bırakılmışlardır. . Hasta bunun üzerine kürtaj kararından vazgeçti. Sonuç: Bu olgularda kadınların kendi bedenleriyle ilgili karar verme haklarının yok sayılmasının yanı sıra. Bunun için Kocaeli’nde bulunan bir dal hastanesinin kadın hastalıkları ve doğum (KHD) polikliniğine başvurmuş. Yasal bir gereklilik “henüz” olmamasına rağmen. 2012.” denilmektedir (1). 40 yaşında. yasal değişiklikler yapılmadan ortaya çıkan düzenlemeler ve bu durumun kadın ruh sağlığı üzerindeki etkileri tartışılacaktır. FD ve eşi bunun “Allah’ın istediği bir şey olduğunu” düşünerek kürtaj kararlarından vazgeçmişler. gebeliğini sonlandırma kararı almış. Cinsellik ve Kürtaj. anne ve fetüs sağlığını etkileyecek bir durum olmadığı için kürtajın yapılamayacağı söylenmiş. “gebeliğin ilk on haftası dolana kadar herhangi bir neden aranmaksızın istek üzerine rahim tahliye edilir. KHD hekimi kürtaj yasasının çıktığını. kürtajla ilgili ortaya çıkan bu durumun psikiyatrik hasta grubu açısından ayrı bir önemi olacağı açıktır. 2. haftada bir psikiyatri poliklinik kontrolü ile takibi planlandı. İlaç tedavisine yanıtı iyi olan. NK kürtaj için ilacın kategorisi ile ilgili rapor alması gerektiğini söyleyerek haziran – 2012’de polikliğimize başvurdu. Plansız gebeliğini öğrendiğinde çok üzülmüş.PB 121 Psikiyatrik Hastalığı Olan Kadınlar ve Kürtaj Aslıhan Polat. “Majör Depresif Bozukluk” ön tanısıyla venlafaksin başlanmış. kullandığı ilaç X kategorisinde olmadığı için kürtaj yapılamayacağı söylenerek gönderilmiş. Gebeliği sonlandırmak için KOÜ KHD polikliniğine başvuran hasta. Depresif yakınmaları devam eden hastanın ilaçsız olarak. rapor olmadan kürtaj yapamayacağını söylemiş. Kanunun ilgili maddesine göre. Şu an hasta ilaçsız olarak polikliğimizde takip edilmektedir. dört çocuklu. Oradadır. NK bir hafta önce beş haftalık gebe olduğunu öğrenmiş. “Türk Hukukunda Kadının Vücudu Üzerindeki Tasarruf Hakkını Sınırlayan Düzenlemeler”. http://khas.Komut S.II.08. Olgu I: NK. Üç defa KHD polikliniğine giden hastaya çeşitli nedenlerle kürtaj yapılamayacağı söylenmiş. evli. NK aynı sorunla karşılaştığını söyleyerek tekrar geldi. Türkiye'de Kadın. hareket eder.academia. İstanbul Barosu Yayınları. kürtaj yapılmamış. yasaklanır. gebeliğin altı haftalık olduğu. İstanbul. Kürtaj kararı alan hasta.2012 tarihinde indirildi. Hastaya ise venlafaksinin X kategorisi bir ilaç olmadığı. satış elemanı olarak çalışan kadın hasta. Son günlerde tekrar tartışma konusu olan istemli kürtaj. Türkiye’de ne yazık ki kürtaj konusu her zaman sular altındaki bir denizaltı gibidir. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. rahim içi araç kullanırken gebe kalmış.Tek GS. evli. Olgu II: FD. 42 yaşında. üç çocuklu.edu/sultankomut/Papers/587884/Turkiyede_Kadin_Cinsellik_ve_Kurtaj adresinden 22. KHD bölümünden hekime telefonla ulaşıldı ve tarafımıza kürtaj yapılacağı söylendi. yetkililerce izlenir. ilkokul mezunu. bipolar bozukluk tanısıyla takipli kadın hasta. KOÜ KHD polikliniğine yönlendirildi. altı ay önce psikiyatriste başvurmuş. Sağlık Hukuku Makaleleri. Kaynaklar: 1. kısıtlanır.Basım:103-130. serbest bırakılır (2). Yeni gündeme getirilen “vicdani red” uygulamasıyla birlikte. kontrol edilir.

alkol ve diğer maddelerin zararlarının anlatılmasını gerektiğine inandığını belirtmiştir.2’si okulundaki çoğu öğrencinin (en az %51’inin) sigara içmenin yanlış olduğunu düşündüğünü. Sonuç: Öğrencilerin kendi ve arkadaşlarının tutumları hakkında düşündükleri arasında fark belirgindir. Öğrencilerin yanıtlarıyla sosyal normları içeren ve yanlış algıları içeren posterler hazırlanarak okulda görülür yerlere asılmış. %47. alkol ve diğer maddelerin zararları hakkında bilinçlendirilmeleri gerektiğini düşünmektedir. arkadaşlarının tutumlarına yönelik yanlış algı içinde oldukları görülmektedir. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı ve böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. % 59.7 ve %32. Öğrencilerin.4’ü deneme amaçlı.2). %87. esrar kullanımı sıklığının ve öğrencilerde bu maddelerin kullanımıyla ilgili sosyal normların belirlenmesi ve sosyal normlar üzerinden hazırlanacak geri bildirimlerin ve sorunla ilgili farkındalık düzeyini artırmaya yönelik faaliyetlerin etkinliğinin araştırılmasıdır. Öğrencilerin sadece. Gülhan Karaer.9’u okulundaki öğrencilerin çoğunun sigara. akranlarının alkol ve madde kötüye kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. çünkü madde kullanımının akranlarınca kabul gördüğü düşüncesi gencin o grubun içinde olmak amacıyla madde kullanımına zemin hazırlayabilir. %36. %54. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. 2 ay sonunda anket ikinci kez uygulanmıştır.2’si 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığını. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu. Bulut Güç* Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.8’i sigara kullanımının yanlış olduğunu. *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencisi Giriş: Sosyal norm yaklaşımı riskli davranış oranlarını azaltmak için bir müdahale stratejisidir. %74. Öğrencilerin %81. Anıl Gündüz.6). okulundaki öğrencilerin çoğunun deneme amaçlı. %86. geribildirim afişlerini (%70.4) etkilendiğini bildirmişlerdir. alkol. Yöntem: Pendik ilçesinde rasgele yöntemle seçilen bir lisede öğretmenlerin ve öğrencilerin katılımıyla okulun kendi kaynakları ve Pendik Belediye’sinin olanaklarıyla “Bağımlılığı Reddet!” konulu bir program hazırlanmıştır. Bu yanlış algı düzeltilmelidir.4’ü öğrencilerin sigara. İkinci ankete katılan öğrencilerin çoğu afişleri (%72.1’i okulundaki çoğu öğrencinin 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığına inandığını.3’ü.PB 122 "Bağımlılığı Reddet.7’dir. Bulgular: Yaşam boyu sigara ve alkol kullanma sıklığı sırasıyla %29. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu inandığını. Ekin Sönmez. Güler Kandemir. Dilay Tunca. Cengiz Çelebi. . festivali etkili bulduklarını (%76. Hayata Evet!" (Sosyal Sorumluluk Projesi) Yıldız Akvardar.6) ve görüşlerinin olumlu (%73. Programın başında madde kullanımı ve sosyal normlarla ilgili anket uygulanmıştır. Amaç: Çalışmanın amacı lise öğrencilerinde sigara.

=75. Çift Uyum Ölçeği tüm alt test ve toplam puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir. meslek vb soruları içeren sosyodemografik veri formu. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Bu araştırmada alkol bağımlıları ve eşlerindeki bağlanma biçimi ve evlilik uyumu arasındaki ilişkinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır.94). Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. sevgi gösterme. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Alkol bağımlısı olan hastalara uygulanan Bağlanma Ölçeği ile Çift Uyum Ölçeği arasındaki korelasyon analizi sonucu ikircikli bağlanma arttıkça. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort.=52.65) göre daha az çiftler arası uyum sergilemektedir.32) göre daha az eşler arası bağlılık göstermektedir. hem hastanın kendisi hem de yakınları için önemli bir psikososyal sorundur. Karşılıklı etkileşebilen. Bağımlıların sıklıkla kişilerarası ilişkilerde sıkıntı yaşaması bunlarda da bir bağlanma bozukluğu olduğunu düşündürmektedir.97) göre daha az sevgi göstermektedir.=91. kontrol grubunun eşlerine (Ort. *** Zehra Arıkan *Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği.=87.76). çift anlaşması. cinsiyet. Çanakkale **Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Nisan 2011 ile Ağustos 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliği yapabilen ve sorunlarını olumlu bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu evlilik olarak tanımlanmaktadır.03). ** Esra Etyemez.C Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Alkol Ünitesinde ayaktan ve yatarak tedavi ve takip edilen ICD-10 Madde bağımlılığı tanı ölçütlerini karşılayan alkol bağımlılığı tanısı almış erkek hastalar ve sağlıklı eşleri (49 çift) alınmıştır. kontrol grubunun eşlerine (Ort. eğitim düzeyi. Katılımcıların tamamına yaş. medeni durum.62) göre daha az çiftler arası anlaşma göstermektedir. Alkol bağımlılığı sadece rahatsızlığa sahip bireyi değil sosyal çevresini de etkilemektedir.=62. Bu araştırma. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort.78).=80. Alkol bağımlılığı. kontrol grubunun eşlerine (Ort.=59.=100. Çalışmanın kontrol grubu da 48 çiftten oluşmaktadır. Şırnak ***Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.=287. çift doyumu.91). evlilik uyumunu değerlendirmek için “Çiftler Uyum ölçeği” ve bağlanma biçimini değerlendirmek için “Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği” verilmiştir. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Etkilenen bu çevrenin başında da aile ve evlilik kurumu gelmektedir.2) göre daha az çiftler arası doyuma sahiptir. Araştırmaya T. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Ankara Alkol bağımlılığı olan kişi alkol kullanımı nedeniyle sosyal ve mesleki alanda bozulma yaşar. çiftlerin bağlılığı ve çiftler uyumu ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır.=327.PB 123 Alkol Bağımlıları ve Eşlerinde Evlilik Uyumu ve Bağlanma Biçimi Arasındaki İlişki * Başak Şahin. Evli çiftler için evlilik uyumlarında önemli sorunlar yarattığı görülen durumlardan biri eşlerden birinin ya da her ikisinin alkol bağımlılığının bulunmasıdır. .

Hüseyin Yüce**** *Marmara Üniversitesi Tıp FakültesiPsikiyatri AD. Katılımı artırmak üzere tüm öğrencilere Marmara Üniversitesi Rektörlüğü aracılığıyla iki kez. örn: Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%53. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlandı. tutum ve algıları belirlenmiştir.8) alkol kullanımını onaylamamaktadır. Kız öğrencilerin çoğu arkadaşlarının son iki ay içinde en az bir kez sarhoş olduğunu düşünürken. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 66’sı) hayatında hiç sarhoş olmadığını belirtmiştir. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan sosyal norm yaklaşımı. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. tutum ve algıları içeren. arkadaşlarının madde kullanımyla . web sitesine kayıt olan öğrencilere projenin web sitesinde online olarak bulunan çalışma anketini tamamlamaları için e-posta gönderildi.0’sı) son iki ayda hiç alkol kullanmamıştır. Anıl Gündüz*. Sibel Kalaca***. İstanbul ****Marmara Üniversitesi Rektörlüğü Bilişim Merkezi. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. web sitesine kayıt olan öğrencilere SPIN web aracığıyla üç kez hatırlatıcı mail gönderildi. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse.PB 124 SNIPE: Social Norms Intervention for the Prevention of Polydrug Use Üniversite Öğrencilerinde Madde Kullanımıyla İlgili Sosyal Normlar. Anket Şubat 2012'de çevrimiçi oldu. Kaan Kora*.0). altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de uygulanan. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (%61. kampus arkadaşlarının son iki ay içinde iki kez alkol kullandığını düşünmektedir. Türkiye Sonuçları Yıldız Akvardar*. Projenin ilk aşaması olarak müdahale öncesi durum değerlendirmesi yapılmış ve öğrencilerin madde kullanım davranışları. Bulgular: Öğrencilerde akranlarının madde kullanımıyla ilgili yanlış algıların belirgin olduğu görülmektedir. Aslında.9’u) son iki ay içinde alkol kullanmamıştır. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.8’i). Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%56. kampüslerindeki erkek öğrencilerin çoğunun en az iki haftada bir alkol kullandığını düşünmektedir. Bulut Güç**. Göztepe kampusundeki erkek öğrencilerin çoğu (%51. Yöntem: Madde kullanım davranışlarını. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 60. Marmara Üniversitesi Göztepe Kampusu öğrencileri çalışmayla ilgili eposta gönderilerek kayıt olmaları için projenin web sitesine davet edildi. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. Tartışma ve Sonuç: Akranlarının davranışlarından etkilenen bu yaş grubunda. Aslında. Erkek öğrencilerin çoğu (% 67.5) kampus arkadaşlarının eğer okulu etkilemezse alkol kullanımını onaylayacağını düşünürken. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Avrupa Birliği tarafından desteklenen web tabanlı bir projedir. İstanbul Amaç: Öğrencilerin. Cengiz Çelebi*.

Kadınların bağımlılık konusunda tanışıklıkları birinci aileden geliyorsa kabulleri. sevseler bile o sevginin getirisi olan mutluluk ve tatmin beklentisi yok olmuş izlenimi edinilmiştir. Kendilerini iyi ve mağdur olarak tanımlayan kadınların durumla yüzleşme. olguların sistematiği ile ilgili bilimsel bilgi sınırlı sayıdadır. kadınlar genel olarak ilişkilerinde “merhamet”. başka hayat kurmak imkânının sınırlılığı. bu davranışında bağımlılığı sürdürmekte dolaylı nedenlerden olabileceği görülmüştür . Bağımlıyı değil. çocukların varlığı ortak yaşama “razı” olma gerekçeleri olarak önde sıralanmıştır. İnci Özgür İlhan**. maddeyi sorumlu tutma söylemi. Alkol bağımlılığı ve bağımlı eş ile kurulan ilişkinin özellikleri konulu niteliksel çalışmalar bu nedenle öğretici. parçalardan oluşmaktadır. Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Tüm ilişkilerde çeşitli yoğunluk ve biçimlerde şiddetin var olduğu görüşmelerde ortaya çıkmıştır Tartışma: Madde bağımlılığı olan erkeklerin birlikte olduğu kadınların bağlılığının taşıdığı nitelikler ilişkinin sağlıklı olmadığını düşündürmüştür. “Bağımlı koca” kadınlar için derin yalnızlık duygusu yaratmış. dolayısıyla önleyici çabalarda yol gösterici olacaktır. Duygusal ve cinsel yaşam anlatıları “eksik” anlatımlardan. Bu çalışmada alkol bağımlılığı tedavisi gören kişilerle eşlerinin ilişkilerini sürdürürken kullandıkları anlamlar ve dayanaklar. Mağdur ve masum kişiler olduklarına inanmakta ya da inandırmak istemektedirler. Fatma Yıldırım****. Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi’nde tedavi gören erkek hastaların eşleriyle yapılan derinlemesine görüşmelerde elde edilen metinlerin söylem analizi yapılmıştır. olumsuz durumlara katlanma. “iyi insanlık” gibi olumlu değer yükü taşıyan kavramları kendi nitelikleri olarak belirtmişlerdir. Hatice Demirbaş***. kadınların söylemenin yaralı olabileceğine dair umutsuzluklarının keskin olduğu her görüşmede kendini göstermiştir. “acıma”. “razı” olma gerekçeleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi ***Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl ****Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl Amaç: Ev içinde kadına yönelen şiddet olgularında sayısal bilgilerde artış olmasına karşın. tek eşli olmaya inanç. Bu görüşmelerde ortak yaşantı süreci genellikle 5 yılın üstündedir ve kadınların yaş aralığının 30-60 yaş arasındadır.PB 126 Alkol Bağımlılığı Olan Erkeklerin Evliliği ve Eşlerinin Kadınlık Halleri Salime Tarihçi*. Tüm görüşmeler içinde 50 görüşmenin metin içeriğinin göreli olarak tutarlı olduğunu düşünülerek değerlendirmeye alınmıştır. Anlatılamayan ve sır olanın söylem yoğunluğu. “sabır”. Bulgular: Alkol bağımlılığı sorunu yaşayan erkeklerin birlikte yaşadığı kadınların genel olarak görüşme süresince “üzgün” olduğu gözlemlenmiştir. İlişkilerinin olumsuz tüm nedenleri bağımlıya ait. Ancak. çözüm arama davranışından kaçınmakta oldukları. görmezden gelme becerileri daha yüksek gibi görünmektedir. olumlu nedenleri kendilerine aittir.

böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. durum saptamasına yönelik birinci anket uygulaması tamamlanmış. kokain ve sentetik maddelerin kullanımını önlemek.web tabanlı SNIPE projesinin tanıtımı amaçlanmaktadır. öğrencilere internet üzerinden akran davranışı hakkında doğru bilgi vermenin ve geri bildirimde bulunmanın madde kullanımını önleme açısından yararlı bir araç olduğu gösterilmiştir. Müdahale sonrası izlem anketi tüm gruplarda Eylül 2012. Danimarka Univerisdad de Navarra. Cengiz Çelebi*. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. Ankette cinsiyet. ikamet. SNIPE projesinin amaçları. Belçika University of Bradford. tutum ve algıları içeren. dinsel inanış gibi kişisel bilgilerde yer almıştır. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. Hüseyin Yüce**. Veri analizi yapılmış. İngiltere Univerzita Pavla Jozefa Šafárika v Košiciach. Öğrencilerin.PB 127 SNIPE: Social Norms Intervention for the prevention of Polydrug usE Üniversite öğrencilerinde çoğul madde kullanımını önlemek için sosyal norm müdahalesi Yıldız Akvardar*. Bulut Güç***. İngiltere Syddansk Universitet. • Esrar. uygulamak ve etkinliğini ölçmektir Yöntem: Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale öncesi durum değerlendirmesi • E-sağlık müdahalesinin uygulanması • Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale sonrası ve izlemde durum değerlendirmesi • SNIPE ve e-sağlık müdahalesinin kullanımı hakkında bilgi sağlamak üzere birçok dilde hizmet veren web sayfasının hazırlanması amaçlanmıştır. SNIPE iki yıl sürecek ve e-sağlık müdahalesinin etkinliği altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de değerlendirilecektir. Temmuz-Ekim 2012 arasında müdahale çalışmasının tamamlanması planlanmıştır. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. • Alkol ve sigara kullanımını azaltmak. Slovakya Marmara Üniversitesi. yaklaşık 7000 öğrenciye ulaşılmıştır. Kaan Kora*. Almanya Universiteit Antwerpen. akademik başarı. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlanmıştır. Avrupa Birliği tarafından desteklenen bir projedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avustralya’da. Bu yöntem Avrupa’da madde kullanımını önleme programlarında yaygın denenmemiştir.Ocak 2013'te uygulanacaktır. SNIPE katılımcıları Universität Bremen. müdahale web sayfaları hazırlanmıştır. İspanya University of Leeds. • Çoğul madde kullanımını önlemek için bir e-sağlık müdahalesi geliştirmek. Web sayfasının hazırlığı yapılmış. Sibel Kalaca**** *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Marmara Üniversitesi Rektörlüğü ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 Öğrencisi ****Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Amaç: Çok merkezli. Üniversite öğrencileri için akranları en önemli sosyal başvuru kaynağıdır ve akranlarının madde kullanımının yüksek olduğu düşüncesi bireyin kendi kullanımında artışa yol açabilir. Anketi tamamlayan müdahale grubundaki öğrenciler kişisel sosyal norm geribildirimi verilen web sayfasına ulaşmaktadır. Anıl Gündüz*. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. yaş. Türkiye . Süreç: Tüm ülkelerde müdahale ve kontrol grupları oluşturulmuştur. Proje ekibi tarafından madde kullanım davranışlarını.

Genel Kurmay Başkanlığı. Grupların şiddet ve saldırganlık özelliklerinin karşılaştırılmasında Saldırganlık Ölçeği. Öfke. Hatice Demirbaş****. Alkol bağımlılığı ve şiddet-saldırganlık arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet etmeni bir ara değişken olarak görünmektedir. fiziksel saldırganlık dışında.PB 128 Alkol Bağımlısı Erkeklerde Saldırganlık ve Eşlerinin Toplumsal Cinsiyet Özellikleri İnci Özgür İlhan*. Journal of Substance Abuse Treatment 19:329-338. alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlığı arttırdığını düşündürmektedir. Düşmanlık ve Dolaylı Saldırganlık ortalama puanları kontrol grubundaki erkeklerinkine göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Çok değişkenli analizde anılan tüm alt ölçek puanları bağımsız değişkenler olarak alındığında. İstanbul. bağımlılığı olmayanlara göre yüksek çıkması. Alkol bağımlılığı olan erkeklerin eşlerinin BEM Cinsiyet Rolü Envanterine göre belirlenen Erkeksilik puanları ise kontrol grubundaki kadın eşlerinkine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Aggression and Violent Behavior 9: 129–163. Alkol bağımlılığı/kullanımı davranışının da. Karşılaştırmalar önce tek değişkenli analiz yöntemleriyle. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi **Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu ***Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl ****Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl Amaç: Alkol kullanımı sıklıkla şiddet ve saldırganlıkla ilişkilendirilmiştir. her iki gruptaki erkeklerin saldırganlık puanları arasındaki fark ortadan kalkmış ve alkol bağımlısı erkeklerin eşlerinin ve kontrol grubundaki kadın eşlerin Erkeksilik puanları arasındaki anlamlı farkın sürdüğü görülmüştür. Bu çalışmada alkol bağımlılığı olan erkeklerde saldırganlık/şiddete eğilim ve alkol bağımlısı erkekler ve eşlerinin toplumsal cinsiyet özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Kriz Dergisi. Bu iki davranışın sosyokültürel bağlamda ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. alkol bağımlılığı tanısı konmamış 48 erkek ve eşleri ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Guille L (2004) Men who batter and their children: an integrated review. Yaşın Dökmen Z (1996) BEM Cinsiyet Rolü Envanteri Kadınsılık ve Erkeksilik Ölçekleri Türkçe formunun psikometrik özellikleri. 7(1): 27-40. Smith JW (2000) Addiction medicine and domestic violence. uzmanlık tezi. Bulgular: Tek değişkenli analizlerde Saldırganlık Ölçeği’ne göre hasta grubundaki erkeklerin Fiziksel Saldırganlık alt ölçeği puan ortalaması kontrollerle istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermezken. toplumsal cinsiyet özelliklerinin karşılaştırılmasında BEM Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılmıştır. Yöntem ve Gereçler: Alkol bağımlılığı tanısı konan 32 erkek ve eşleri çalışma grubunu. Salime Tarihçi**. Kaynaklar Can S (2002) “Aggression questionnaire” adlı ölçeğin Türk popülasyonunda geçerlilik ve güvenilirlik çalışması. ardından lojistik regresyon analizi ile yapılmıştır. şiddet davranışının da erkek tarafından kadın üzerinde kontrol ve güç sağlama aracı olarak kullanıldığı ileri sürülmüştür. alkol bağımlılığı grubundaki erkeklerin Sözel Saldırganlık. . Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Servis Şefliği. Fatma Yıldırım***. Tartışma ve Sonuçlar: Alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlık düzeyinin.

20. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*. Orijinal ölçeğin faktör analizi çalışmaları bakımevlerinde yaşayan demanslı yaşlılarda yapılmış olup dört faktör önermektedir. bakımverenlerine. En sık bildirilen belirtiler ölçeğin kullanıldığı diğer çalışmalarla benzerdir. sözel-fiziksel agresif olmayan davranış. Cohen Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) demans hastalarında ajitasyon davranışlarının şiddetini değerlendiren bir ölçektir. CMAE’nin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. DSM-IV-TR’ye göre demans tanısı alan. Gülbahar Baştuğ**. Hastalara Standardize Mini Mental Test (SMMT). 21.5’ini açıklayan. uygunsuz davranıştır. Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0. 28. genel huzursuzluk (madde 29-%57). . 25. iritabilite/huzursuzluk. Ajitasyon belirtilerinin bulunma sıklığının ve dağıldıkları faktör sayısının farklı olması örneklem farklılığından kaynaklanmış olabilir. Önceki çalışmalarla uyumlu olarak depresyon arttıkça ve işlevsellik azaldıkça demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin sıklığının arttığı saptanmıştır. Ayşegül Sakarya*. karşı gelme eğilimi/negativizm (madde 19-%55) ve küfürlü konuşma ya da sözel saldırganlıktır (madde 4-%47).86 olan. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine başvuran. Bu çalışmanın amacı demans hastalarında CMAE’nin Türkçe formunun faktör yapısını. ajitasyonun boyutlarını ve bu boyutların ilişkili olduğu etmenleri ortaya koymaktır.PB 129 Demans Hastalarında Ajitasyonun Boyutlarının Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. CMAE toplam puanı CDDÖ ve İFA toplam puanları ile ilişkilidir (ikisi için p<. negativizim/saklama-istifçilik.0001). vokal ve motor aktivite olarak tanımlanmaktadır.Okan Er*. CMAE. Bunlar sözel-fiziksel agresyon. Bulgular: CMAE ile değerlendirilen belirtilerden en sık görülenleri sırasıyla tekrarlayan cümle ya da sorular (madde 6-%65). Sonuç ve Tartışma: Bu çalışma CMAE’nin demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin ve bu belirtilerin sıklığının belirlenmesinde iç tutarlılığı yüksek/güvenilir bir ölçek olduğunu ortaya koymuştur. Engin Turan*Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. maddeler) elenerek faktör analizi yapıldığında toplam varyansın %70. Sevinç Kırıcı*. Ölçek maddeleri faktör yüklerinin en yüksek olduğu faktörlere dahil edilmiş ve elde edilen faktörler içeriklerine göre adlandırılmıştır. Cornell Demansta Depresyon Envanteri (CDDE). Bilgen Biçer Kanat*. amaçsız el hareketleri. 100 hasta alınmıştır. İleride yapılacak çalışmalar ajitasyonun boyutlarının farklı demans türlerinde ortaya konmasını ve uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini hedeflemelidir. Geriyatrik Psikiyatri Birimi **Çankaya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Giriş: Ajitasyon demans hastalarında sık görülmekte olup. amaca yönelik olmayan ve konfüzyondan kaynaklanmayan uygunsuz sözel. ≥65 yaşında. 27. 17. İşlevsel Faaliyetler Anketi (İFA) uygulanmıştır. özdeğeri 1’den büyük 6 faktör elde edilmiştir. Ölçekte 1’in üzerinde puanlanma sıklığı %10’un altında olan 7 madde (14. Bu çalışmanın örneklemini bir psikiyatri Kliniğine başvuran ve orta evre demansı olan hastalar oluşturmuştur.

F. depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ilişkili bulunmuştur.6. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar bakımverenin akrabası olması halinde birincil duygusal yaşantının “yas yaşantısı” olduğu görüşündedir (2). Bakımverenlerin %53. . Çünkü Alzheimer hastalığında kişi ilerleyen dönemlerde kendi kimliğini yitirmekte. Okan Er*.o5). MMBYÖ’nün Cronbach α değeri 0.7’si (n=17) kadındır. Geriyatrik Psikiyatri Polikliniği’ne birinci derece yakını ile beraber başvuran. Sevinç Kırıcı*. Engin Turan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Direnç Sakarya**. bakımverenlerin ise 61. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri(STAI-I ve II) uygulanmıştır.PB 130 Alzheimer Hastalarının Bakımverenlerinde Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin Türkçe Formunun Psikometrik Özellikleri Ayşegül Sakarya*. bakımveren yükü. kardeş veya gelin/damatlarıydı. derinden üzüntü ve özlem-DÜÖ. Bu çalışmada Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin (MMBYÖ) Türkçe formunun psikometrik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ankara Giriş ve Amaç: Alzheimer hastalığı bilişsel işlevlerde yıkımla seyreden kronik bir tablodur. Bakımverenlerin ort. Psikiyatri AD. Psikiyatri A. Psikiyatri Servisi. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri (STAI-I ve II) ile korelasyonları incelenmiş ve hem MMBYÖ toplam puanı hem de alt ölçek puanlarının sözü edilen ölçeklerle korelasyonları anlamlı bulunmuştur (Tüm ölçekler için p< o. Bilgen Biçer Kanat*. geri kalanı ise çocuk. Ülkemizde Alzheimer hastalarına bakımveren yakınlarında yas yaşantısını araştıran bir çalışma bulunmamaktadır. endişe ve kendini yalnız hissetme-EY) Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ).Ü. Bakımverenlere MMBYÖ.D.98 bulunmuştur. Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ).9±8.9 olup. MMBYÖ toplam puanı ve altölçeklerinin (kendini adama-KA.T. Eğitim süresi 8. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). MMBYÖ’nün geçerlik ölçütü olarak ZBYDÖ.3’ü (n=16) eşi. orta ve ileri evrelerde günlük yaşam aktivitelerinde bozulmaya yol açar (1). güvenirliği için Cronbach α hesaplanmıştır. yükü. Ankara ** Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi. kendiliğinin ölümünü fiziksel varlığının kaybından önce yaşantılanmaktadır. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 77. Böylece. DSM-IV TR’ye göre Alzheimer tipi demans tanısı almış 32 hasta ve bakımverenleri alınmıştır. 56. Geriyatrik Psikiyatri Birimi.2’dir. hatta yakınlarını bile anımsayamamaktadır. iyi olma hali” biçiminde ele alınmıştır.6±14. Bakımverenlerde yas yaşantısı. Umut Altunöz*.6±4. Yakın bellek bozukluğu ile başlar. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). İleride yapılacak çalışmalarda daha geniş örneklemlerde yas yaşantısını etkileyen etmenler ve ölçeğin Türkçe formunun faktör yapısı araştırılmalıdır. Yöntem: A. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*. Tartışma: MMBYÖ’nün Türkçe formu Alzheimer hastalarına bakımverenlerde yas yaşantısını değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Alzheimer hastalarına bakımverenlerin yaşadıkları sorunlar literatürde “bakımveren stresi. BDÖ ve STAI-I ve II ile korelasyonuna bakılmıştır.

Bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesinde 13 başlık altında bilgi ve tutum düzeyini değerlendiren soruların yer aldığı anket formu kullanılmıştır. Ancak deliryum olgularının önemli bir kısmına tanı koyulamamakta ve tedavi edilememektedir. Deliryum için geliştirilen birçok değerlendirme aracı ve tedavi rehberleri bulunmakla birlikte bu alanda yapılan çalışmalar pratik uygulama içerisinde sıklıkla tanısal araçların değerlendirme ve izlemde kullanılmadığını.4) en az bilinen tanı kriteri özelllikleriydi. Çeşitli klinik branşlardan katılımcıların yatan hastalari çin deliryum sıklığı tahmini ortalaması %7. Deliryumun bağımsız bir prognostik faktör olduğunu düşünenler katılımcıların yalnızca %32.6. ***Can Cimilli* Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Deliryum genel hastane içerisinde yaygın görülen ve tedavi edilmediğinde klinik gidişi olumsuz etkileyen akut klinik bir sendromdur. Yöntem: Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi acil servisi.9’uydu. Çalışmamızda katılımcıların kendi bilgi düzeylerini ve eğitimlerini yeterli bulmamaları dikkat çekicidir. Tartışma: Çalışmamızda deliryum ile ilgili bilgi düzeyinin sınırlı . Çalışmamızda katılımcıların %22. Deliryumda bilgi düzeyini değerlendiren çalışmalarda benzer şekilde yoğun bakım. yer vezaman oryantasyonunun kaybı en çok bilinen deliryum özellikleri iken (%94.2 si ölçek kullandığını bildirmiştir.orta düzeyde olduğu görülmüştür. . Niteliksel veriler için sayı yüzde şeklinde. cerrahi servisleri ve psikiyatri servisi dışındaki dâhili servislerinde çalışan tıpta uzmanlık öğrencileri içerisinde gönüllü olmayı kabul edenler ile yapılmıştır.2). Katılımcıların % 22. deliryum ile ilgili temel bilgi düzeyinin yüksek bulunduğu kliniklerde dahi değerlendirme araçlarının kullanımı sınırlıdır.PB 131 Bir Üniversitesi Hastanesinde Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinde Deliryumda Bilgi Düzeyinin ve Tutumunun Değerlendirilmesi *Elif Onur Aysevener.7’si deliryumun tanısal kriterleri ile ilgili bilgisini yetersiz olarak değerlendirmekte olup deliryum ile ilgili %89’u yeterli eğitim almadığını düşünmekteydi.9) akut başlangıçlı konfüzyonun varlığı (%59. **Taha Selim Bilgin . %91. Katılımcıların deliryum tanı kriterleri ve deliryum muayene bulguları ile ilgili bilgi düzeyleri değerlendirildiğinde. geriyatri gibi klinik ortamlarda dahi bilgi düzeyinin yeterli olmadığını göstermektedir. **Burcu Ünal. Çalışmada amacımız üniversitemizde tıpta uzmanlık öğrencileri arasında bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesidir.3’tü. ölçümsel veriler içinse ortamla ve standart sapma alınmıştır Bulgular: Araştırmaya toplan 74 kişi katılmıştır.2’si deliryum değerlendirmesinde ölçek kullandığını bildirdi. Katılımcıların %79. **Onur Küçükçoban .5) ve konfüzyona eşlik eden letarjiden komaya kadar seyreden bilinç durumu değişikliği durumu (%53. tedavi rehberlerinin uygulanmadığını göstermektedir(1. **Ahmet Topuzoğlu. Çalışmamızın bulguları deliryum ile ilgili temel eğitimlerin tüm klinik alanlarda verilmesinin ve devamlılığın sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. Önceki çalışmalarda bildirilen deliryum sıklığını tahmin edebilme oranlarının düşük olması çalışmamızda da benzerdir.

3’ü (n=61) daha önce psikiyatrik tedavi görmemişti. sosyodemografik bilgileri ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılarak veriler toplanmıştır.PB 132 Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Sürdürülen Sigara Bırakma Polikliniğinin Sonuçları Şükriye Boşgelmez Psikiyatri Uzmanı Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Derince Kocaeli Amaç: Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran kişilerin tedavi sonuçları ve bunlarla ilişkili etkenleri belirlemek amaçlanmıştır. %1’ine (n=1) yalnızca farmakoterapi uygulandı. Çalışmamızda psikiyatrik tedavi öyküsünün kontrollere devam etme ve sigarayı bırakmada olumsuz bir etkisinin olmadığı görülmüştür. eğitim süresi. % 15. %38).8±10. %22’sine (n=20) yalnızca bilişsel davranışçı terapi. Başvuranların % 66. günlük sigara sayısı.23±1.2’si (n=14) halen tedaviye devam ediyordu. Başvuranların %77’sine (n=71) farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi. % 78. Bırakanlarla bırakamayanlar arasında cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü.3 (aralık 1-60). Kontrole gelenlerle gelmeyenler arasında ortalama yaş. içilen günlük sigara miktarı ve Fagerström puanları açısından anlamlı fark saptanmadı.67±11.3’ ü evliydi (n=72). Sonuçlar: Başvuran 92 kişinin % 52. % 18.8’i (n=44) erkekti. 6 kişide (%27) değişim olmadı. Cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü açısından da fark saptanmadı. Yaş ortalaması 40. ortalama yaş. Fagerström nikotin bağımlığı ortalama puanı 5. Tartışma: Sigara bağımlılığı tedavisinde motivasyon önemlidir. %47. . çoğunluğu ilkokul düzeyinde eğitim almıştı (n=35. Kontrole gelen 20 kişiye farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi.5’inin (n=17) geçmiş psikiyatrik tedavi öyküsü vardı. Hastaların bir yıllık geriye dönük kayıtları incelenerek hastaların kontrole devamı ve sigarayı bırakıp bırakmadıkları belirlenmiştir. Kontrole devam edenlerden 7 kişi (% 32) en fazla 5 hafta içinde sigarayı bırakırken 9 kişi (yalnızca yalnız bilişsel davranışçı terapi uygulanan 2 kişi de dahil olmak üzere) (%41) içtiği miktarı %50 ve daha fazla azalttı.76 idi (aralık 1-8).2’si (n=48) kadın. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra ki-kare testi ve nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U testi) kullanılarak değerlendirilmiştir. Yöntem: 2 Mayıs 2011-31 Temmuz 2011 tarihleri arasında sigara bırakma polikliniğine başvuran 92 hasta çalışmaya dahil edilmiş.18 (aralık 21-67). Başvuranların %33’ü (n=22) tekrar kontrole geldi. Fagerström puanları açısından anlamlı fark yoktu. 2 kişiye yalnızca bilişsel davranışçı terapi uygulandı. Günlük içilen sigara sayısı 21.

13:8-12. yapılan laboratuar testleri normal sınırlardaydı. konuşma miktarı azalmış. 56:203-5. Isparta Giriş: Beyinde araknoid kist konjenital. Kim KS: A case of brief psychosis associated with an arachnoidcyst. . Isparta 4. duygudurumu. gerginlik. Schiavetto A: The cerebellum in schizophrenia: A case of intermittent ataxia and psychosis clinical.Bahk WM. Kafa içi boşlukları tutan lezyonların sadece %1’ini kapsar (1). Sonuç: Pineal bölge yerleşimli olan ve dissosiyatif füg tablosu görülen bu olgu sebebiyle dissosiatif bozuklukta organik bozukluğun araştırılmasının önemi tekrar gözlenmiştir. Psikiyatri AD. 50 yaşında. Psikiyatri AD. monoton ve çevresel. Isparta 5. akşam eve gelmemesi ile ailesi polise başvurmuşlardır. Kaynaklar: 1. Ruhsal durum muayenesinde duygulanımı apatik. esnaftır. Kraniel Bilgisayarlı Tomografide Pineal bölgede Araknoid Kisti saptandı. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Pae CU. Bir gün sabah evden işe gidiyorum diyerek çıktığında. düşünce süreci yavaşlamış. yaygın kaygılar ve iç sıkıntısının olduğu anlaşılmaktadır.Turner R. anhedonik. Psikiyatrik bozukluğa eşlik eden birkaç araknoid kist olgusu bildirilmiştir (3). J Neuropsychiatry Clin Neurosci 2004. Smit LME: Congenital supratentorial arachnoidal and giant cysts in children: a clinical study with argumants for a conservative approach. öfkesellik. Psikiyatri AD. Diğer bir şehir ile herhangi bir bağlantısının olmadığını ve oraya neden ve nasıl gittiğini hatırlamamaktadır. cognitive and neuroanatomical correlates. Ailesi ile birlikte psikiyatri polikliniğinde değerlendirilmiştir.Gözde Bacık Yaman (2). evli. Chae JH.Sommer IEC. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Polisler tarafından üç gün sonrasında başka uzak bir şehirde kişisel kimliği ile ilgili kafa karışıklığı içerisinde iken bulunmuştur. Isparta 2.Ömer Yılmaz (5) 1. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD. Jun TY. Arif Demirdaş (3). Child's Nerv Syst 1997. Isparta 3. Psychiatry and Clin Neurosci 2002. sistemik ve nörolojik muayenesi doğal. Klinik görünümüne mental bozuklukların eşlik etmesi ender olarak görülmekte. 2. ilkokul mezunu. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi.PB 133 Pineal Bölgede Araknoid Kist ve Dissosiatif Füg Abdullah Akpınar(1). Bununla birlikte pineal bölge ve dissosiatif bozukluk ilişkisi ile ilgili çalışmalara ihtiyaç vardır. İki yıl öncesinde başlayan dalgınlık. 3. çoğu olgu ise bulgu dahi vermemektedir (2). travmatik ya da inflamatuar nedenlere bağlı olarak görülmektedir. İnci Meltem Atay (4). Bu olguda dissosiatif füg ve pineal bölgede saptanan araknoit kist sunulmaktadır. Olgu: Bay S. Tartışma: Araknoid kistin psikiyatrik bozukluklar ile ilişkisi hakkında bilgiler az sayıda olgu bildirimleri ile sınırlıdır. Radyoloji AD. 16:400-8.

Hastanın öyküsünde 1 yaşında geçirilmiş tüberküloz menenjit. Hacı Murat Emül İ. kağıtlarla oynama ve ağzına boncuk koyma şikayetleri ile getirildi.5-50. B12.5) MCHC:28. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: PİKA yenilebilir olmayan maddelerin en az 1 ay süre ile yenmesi ile karakterize.5 (32. Motor aktivitesi artmıştı. Replasman tedavisi sonrası kan değerleri normal düzeylere gelen hastanın mevcut pika davranışında azalma gözlendi. Bu nedenle mental retardasyon tanılı hastaların prognozundaki yakınmalarında tıbbi komorbiditenin göz önünde bulundurularak gerekli incelemelerin yapılması oldukça önemlidir.6) B12:128 (180-914) demir:9 (60-180) TDBK:357 (250-450) ferritin:1. Hastanın mevcut yakınmasının nutrisyonel bir eksiklik ile ilişkili olabileceği ve PİKA tanısı düşünülerek hemogram ve biyokimya tetkikleri istendi. Duygudurumu irritabl duygulanımı uygundu. PİKA ile mental retardasyon birlikteliği sık görülmektedir. . Psikiyatrik tanı konulan kişinin hayatı bir statik duruma kavuşmamakta aksine yaşayan her organizma gibi dinamik seyretmektedir. folik asit. risperidon 2 mg/gün.6-17.2) HCT:16. Hasta dahiliye polikliniğine yönlendirildi. Ruhsal durum muayenesinde kooperasyonu kısıtlıydı oryantasyonu kısmen korunmuştu. Özge Kılıç. Biyopsi materyali kronik atrofik gastrit ile uyumlu saptandı. enfeksiyon ve intestinal obstrüksiyon ile sonuçlanabilen tehlikeli bir yeme bozukluğudur.7-35. zehirlenme. folik asit ve demir eksikliği anemisi saptanan olguyu sunmak amaçlanmıştır.4 (39.6 (80. Hastanın mevcut karbamazepin tedavisi azaltılarak kesildi. Sonuç: Literatürde B12. plastik ambalaj çiğneme.5 (11. ketiyapin 200 mg/gün tedavisi almaktaydı.0-306.7-95. Hasta yaklaşık 7 yaşından beri mental retardasyona bağlı davranış problemleri nedeni ile takipliydi.27 (>6. Mental retardasyon varlığında görülen uygunsuz yeme davranışları pika olguları ile karışabilmektedir.3 yaşında geçirilmiş shunt operasyonu mevcuttu.PB 134 Mental Retardasyon Tanılı Hastalarda Komorbidite Ayşe Sakallı Kani. demir eksikliğine bağlı pika olguları bildirilmiştir. boğulma. folat ve demir eksikliği etyolojisini araştırmak amacıyla endoskopik mide biyopsisi yapıldı. Hastanın takibi halen devam etmektedir. Tetkik sonuçlarında Hgb:4. Burada mental retardasyon tanısı ile 20 yıldır psikiyatri polikliniğinden takip edilen fakat araştırıldığında kronik atrofik gastrit ile ilişkili B12.Ü. Olgu: 27 yaşında kadın hasta psikiyatri polikliniğine yakını tarafından 20 yıldır devam eden sinirlilik.3) MCV:59. Görüşme esnasında elindeki patlak balon ve jelatinleri çiğniyordu.8) folat:4.59) olarak saptandı.7 (13. Başvuru esnasında karbamazepin 800 mg/gün. peçete yeme.

PB 135 İnternal ve Eksternal Steroidlerin İndüklediği Manik Atak Müge YAŞAR. deliryum/konfüzyon/dezoryantasyon. Tetkikler sonucunda Hipofiz MRI görüntülemesinde adenohipofizde solid mikroadenom izlendi. konuşma hız ve miktarı artmıştı. kendi kendine konuşma. Kliniğimizde takip edilen internal ve eksternal glukokortikoid maruziyeti sonrası manik atak gelişmiş iki hasta konunun önemini hatırlatmak ve dikkat çekmek için sunulmaya layık bulunmuştur. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Glukokortikoidlerin tetiklediği nöropsikiyatrik bozuklukların prevalans oranları %1-%50 arasındadır. bu yan etkilerin görüldüğü hastalarda ilacın kesilmesi ya da dozun azaltılması düşünülmelidir. Glukokortikoid reçetelemek gerektiğinde ilişkili ciddi nöropsikiyatrik yan etkiler hastalar. Düşünce akışında çağrışımları dağınıktı. Hastanın göz hastalıkları servisinde postoperatif sistemik iv dexametazon 8mg/gün tedavisi aldığı öğrenildi. duygudurumu disforikti. Okan ÇALIYURT Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. Ruhsal durum muayenesinde bilinci açık. zehirlendiğini düşünme ve garip davranışlar yakınmalarıyla getirilmişti. Psikomotor ajitasyonu olan hastanın uyku ihtiyacı ve süresi azalmıştı. Glukokortikoidlerle tedavinin özellikle ilk 3 ayında nöropsikiyatrik hastalıklarda yüksek bir insidans görülmektedir. mani. uykusuzluk. . 2 ay önce başlayan son 20 gün içinde artan şüphecilik. işitsel ve görsel halüsinasyonları mevcuttu. hirsitusmus. Yasemin GÖRGÜLÜ. aileleri ve onları tedavi eden hekimleri tarafından takip edilmelidir. Düşünce içeriği grandiyöz ve mistik hezeyanları bulunan hastanın. duygudurumu disforikti. Glukokortikoide internal veya external maruz kalan hastalarda intihar. Olgu: 6 gün önce göz hastalıkları servisinde sol gözde glob perforasyonu sebebiyle opere edilmiş 36 yaşında. Bacaklarında geniş ekimozlar.Van Başkale Devlet Hastanesi. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde. panik bozukluk gibi nöropsikiyatrik bozukluklar saptanmıştır. saç dökülmesi. amenore ve hipertansiyonu mevcuttu. 2. Taburcu edildikten 1 gün sonra uyumama ve konuşmada artma şikayetleri başlamıştı. Didem MANAY ÇAKIR. Muhakemesi ve soyut düşüncesi bozulmuştu. Konuşma miktar ve hızı artmıştı. Opere edilen hastanın semptomları geriledi. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. Her iki hastanın da manik atağı glukokortikoidlerle tetiklenmişti ve glukokortikoid kan seviyesinin düşmesiyle gerilemişti. hayaller görme. Duygulanımı eleve. konuşması amacına kısmen ulaşıyordu. depresyon. 1. erkek hasta etrafı kırıp dökme. konuşması amacına kısmen ulaşabiliyordu. Genel durum muayenesinde özbakımı ve impuls denetimi azalmış. Özel bir nöropsikiyatrik bozukluğa eğilim glukokortikoidlere maruz kalındığında aynı bozukluğu geliştirmeye eğilimli hale getirmektedir. ACTH/HPA aksında bozulma vardı. Düşünce içeriğinde referans. Duygulanımı eleve. saldırganlık yakınmalarıyla getirildi. Düşünce akışında düşünce hızı artmıştı çağrışımları dağınıktı. obesite. kooperasyonu tam işitsel ve görsel halusinasyonları mevcuttu. perseküsyon ve mistik hezeyanları vardı. Cushing sendromu tanısıyla endokrinoloji servisine transfer edildi .olgu: 50 yaşında kadın hasta. buffalo hump.

Bu sebeple giderek önem kazanan KLP birimi hasta bireyin bütüncül yaklaşımla ele alınmasında. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’ nce verilen konsultasyon hizmetinin hastaların sosyodemografik özelliklerine.7’sini antidepresan grubu oluşturmaktadır. %13. Nöroloji AD. Tartışma ve Sonuç: Yatarak tedavi gören hastalarda. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve iletişim kurulabilen 44 hasta örnekleme alınmış.7’si ‘Nereden geldiğimizi biliyor musunuz?’ sorusuna evet cevabı vermiştir.1’i dâhili branşlardan istenmiştir. . Hastalardan konsultasyon istenme nedenlerine bakıldığına.6 anksiyete.6’sına aynı gün içinde gidilmiştir. depresyon başta olmak üzere psikiyatrik bozukluklar sık görülmektedir. hasta bilgi formu ve KLP polikliğince konsültasyonda elde edilen veriler toplanmıştır. Konsultasyonların %79. konsultasyon isteyen kliniklere. Hastaların %68.7’si depresif belirtiler ve % 9. Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği BD. Yapılan psikiyatrik değerlendirme sonucunda hastaların %75’ine psikiyatrik bozukluk tanısı konmuştur.Liyezon Psikiyatrisi. % 70.6) erkek olmak üzere 44 hasta katılmıştır.1’i organik etyoloji bulunamamasıdır.5’i yazılı olarak istenmiş ve % 63. izlenmesi ve önlenmesi üzerine odaklanmıştır. Bu grubun tamamına bilgi doktoru tarafından verilmiştir.2’sine ilaç tedavisi başlanmıştır. %22. psikiyatrik hastalıkların ve ölümlerin önlenmesinde. Yöntem ve Gereçler: Mayıs 2012 tarihinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’nce konsultasyon hizmeti verilen hastalar alınmıştır. % 13. Ankara Amaç: Son yıllarda psikiyatri uygulamaları içerisinde önemli bir yere sahip olan Konsültasyon. tedavisi. Bu çalışmanın amacı.5’i konsultasyon istenme nedeni hakkında bilgi sahibiydi. 17’si (% 38. hastalığın daha çabuk iyileşmesinde. Hastaların %72. konsultasyon istenme nedenlerine.3 ile psikiyatrik değerlendirme istemi. konulan tanı ve tedavilerine göre incelemektir. % 6. İlaçların % 47. En sık konulan tanılar % 40.4) kadın.5’i kanser.6’sı ise kesinleşmemiş tanıydı. Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi.9 depresyon.PB 136 Bir Eğitim Hastanesinde İstenen Psikiyatri Konsultasyonlarının Değerlendirilmesi Nursemin ÜNAL. Bulgular: Çalışmaya 27’si (%61. Gonca GÜNAKAN GATA Ortopedi ve Travmatoloji AD.8 uyku bozukluğudur. emosyonel stres yaşayan fiziksel hastalığa sahip hastalarda psikiyatrik bozuklukların teşhisi. %52. Konsultasyon istenen hastaların fiziksel tanılarına bakıldığında % 20. hastanede yatma süresinin kısalmasında ve hastane maliyetinin düşmesinde etkin bir rolü vardır. Konsultasyonların %34. Nermin GÜRHAN.

Amiloid öncül proteininde olduğu gibi birçok gendeki mutasyonların Alzheimer’a sebep olduğu gösterilmiş olsa da vakaların yaklaşık %95inin sebebi bilinmemektedir. Tulin Yanik* * ODTÜ Biyolojik Bilimler. Bu çalışmadaki amacımız. işlenmesi ve trafiği üzerine fare nöroblastoma hücrelerinde (N2A) çalışılmıştır. yinelenmeyen nükleotit sekansı veribankasında insan CPE nükleotit sekansıyla GeneBank EST veribankasına karşı yapılan veribankası araştırması yapılmıştır. USA Amaç : Dünya genelinde 35 milyon insan Alzheimer hastalığından muzdariptir. ER stresi ve mutant CPE’nin agregasyonu N2A hücre hattında incelenecektir. Bethesda. Elde edilen bulgularımıza dayanarak. mutant proteinin yapıldığını fakat normal şekilde salınamadığını göstermiştir. Mutant ve yabanıl tür proteinlerin görüntülenmesi ve analizi Western Blot methoduyla uygun antikorlar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular : Veri bankası araştırmaları sonucunda. CPE’deki mutasyon tek bir alelde bulunsa bile. mutant proteinin aynı zamanda yabanıl tür CPE’yi yanlış yönlendirerek. Niamh Cawley**. mutant proteinin yabanıl türün hücre içi trafiğini ve salınımını etkileyeceğine. Alzheimer hastalığının yeni bir genetik sebebinin tayin edilmesine ve böylece erken tanısına ve etkin tedavi yöntemlerinin oluşumuna katkı sağlayacağını ön görmekteyiz. erişkin fare beyninde hipokampüsün CA3 bölgesindeki nöronların hücre yapılarını korumalarında (nöroproteksiyon) önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir. CPE’nin nörodejenerasyondaki rolünü belirleyip Alzheimer hastalığına neden olabilme olasılığını açıklayarak hastalığın erken teşhisine ve/ya tedavisine yönelik katkıda bulunmaktır. yaşlanmış nöronlarda CPE mutasyonunun nörodejenerasyona. NIH. CPE’nin amino ucundaki sekansa 9 yeni amino asit eklenmesine neden olduğu görülmüştür. salınımla ilgili çalışmalar sonucu. MD. konstütatif salınım yolağına girmesine neden olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgu. Öncül hormon işleyen bir enzim olan Karboksipepdidaz E (CPE)’nin. Mutant CPE üzerine N2A hücre hattında yapılan araştırmalar. ** NICHD. Alzheimer’lı korteks dokusunda bulunan. Nörodejenerasyonla bağlantılı olabileceği düşünülen bir mutasyon için oluşturulan konstraktla mutant CPE’nin biyosentezi. Dikkat çekici olan. Ankara. Yöntem ve Gereçler : İnsan CPE genindeki nörodejenerasyonla bağlantılı olabilecek muhtemel mutasyonları araştırmak için. sekansa 3 adenozin eklemesinin görüldüğü bir girdi bulunmuştur. dolayısıyla Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara sebep olabileceğini düşünüyoruz. Mutasyonun.PB 137 Alzheimer Hastalığı Tanısında Karboksipeptidaz E Bağlantısı Gizem Kurt*. Türkiye. Tartışma ve Sonuçlar : Yabanıl tür CPE nöronların nöroproteksiyonunu sağlamaktadır. Daha sonraki aşamalarda. Araştırmamızın sonuçlarının. . dolayısıyla yabanıl tür CPE’inin nöronları koruma özelliğini göstermesi için yetersiz kalabileceğine işaret etmektedir. Peng Loh**. Nöron hücre hattında halen devam eden diğer çalışmalarımızla CPE mutasyonunun hangi hücresel mekanizmalarla nörodejenerasyona neden olduğunu aydınlatmayı hedeflemekteyiz.

. Yelda Yenilmez*. Psikiyatri Anabilim Dalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi.PB 138 Venlafaksin Kullanımına Bağlı Gelişen Akselere Hipertansiyon Yüksel Kıvrak*. Bahattin Balcı** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. Tolga Sinan Güvenç**. aydaki muayenesinde zaman zaman başağrısının ve burun kanamasının olduğunu söylemesi üzerine ölçülen kan basıncı 210/170 mmHg olarak saptandı ve hasta hospitalize edildi. Düzenli kontrollere gelmeyen hastanın. İbrahim Yağcı*. major depresif hastalık tedavisinde kullanılan bir seratonin-norepinefrin geri alım inhibitörüdür. Tartışma ve Sonuç: Diastolik kan basıncının 120 mmHg’yi aştığı durumlarda. renal ultrasonografi ve 24 saatlik idrarda vanil mandelik asit ölçümü istendi. Bu vaka.) görülebilir. tedavi başlangıcından sonraki 10. Kardiyoloji Anabilim Dalı *** Kars Devlet Hastanesi. Vaka Sunumu: Major depresif hastalık tanısı mevcut olan 23 yaşında erkek hasta. Yapılan tetkikleri normal sınırda saptanan hastada hipertansiyonun venlafaksin kullanımına bağlı geliştiği düşünüldü ve hasta taburcu edildi. Psikiyatri Bölümü Giriş ve Amaç: Venlafaksin. ekokardiyografi. özellikle 150 mg/gün üzerinde dozlarla görülebilmekle birlikte. kan basıncındaki yükselme hafif ve geçicidir. venlafaksin ile nisbeten düşük dozlarda bile akselere hipertansiyon gelişebileceğini göstermektedir. Tedavinin beşinci ayında kontrole gelen hastada semptomların sebat etmesi üzerine venlafaksin dozu 150 mg/gün’e yükseltildi. stroke. Süleyman Gündüz***. Özgeçmişinde veya soygeçmişinde hipertansiyon veya kronik renal hastalık bulunmayan hastaya. Venlafaksine bağlı hipertansiyon. hipertansiyona bağlı akut komplikasyonlar (akut kalp yetmezliği. venlafaksin başlanan hastaların kan basıncı takibinin düzenli yapılması bu gibi komplikasyonların erkenden fark edilmesinde önemlidir. Nurcihan Akbulut*. Bu raporda. aort diseksiyonu vb. bu ilacın kan basıncını arttırabileceği ancak bu artışın ortalama 7 mmHg olduğu gösterilmiştir. SCID-1 kriterlerine göre major depresyon tanısı konularak venlafaksin 75 mg/gün başlandı. Bu nedenle. antidepresan tedaviye rağmen devam eden semptomlar nedeni ile kliniğimize başvurdu. Venlafaksin ile ilgili yapılan bir çalışmada. . Venlafaksinin kesilmesinden sonra yapılan takiplerinde kan basıncı 140/90’ın altında ölçülen hastada sekonder hipertansiyonun dışlanması amacıyla serum sodyum ve potasyum ölçümü. idrarda protein ölçümü. genç bir hastada günde 150 mg/gün venlafaksin kullanımına bağlı gelişen akselere hipertansiyon vakası bildirmekteyiz. Başvuru anında TA: 120/70 mmHg ve nabzı 76 vuru/dakika olan hastanın fizik muayenesi normaldi.

sinirbilim ve psikofarmakolojideki gelişmeler. Grup terapisinin klinik çalışanlarının birbirleriyle ilişkilerinde saygıyı ve uyumu artırdığı görüşü vurgulanmıştır. özellikle terapötik ilişkide hastaların gerçek kimliklerini. hekimlerin de terapötik kimliklerini ortaya koymalarını sağlamaktadır. hastalarla ilişkileri. Özellikle grup terapisinin tedavi edici ekibin profesyonel gelişimine ve kişilerarası klinik becerilerinin gelişimine etkileri gözden geçirilmiştir. grup terapisini etkin bir terapötik yöntem olarak görmekte. Ayrıca katılımcıların grup terapisi etkinliği sırasında zorlandıkları noktalar ve geliştiğini düşündükleri becerileri üzerine öznel ifadeleri yorumlanmıştır. Grup terapisi bütünlüklü bir psikiyatri eğitiminin temel bileşenlerinden biri olmalıdır. klinikteki diğer çalışanlarla ilişkileri ve bir psikiyatri çalışanı olarak kendileri hakkındaki fikir üzerine etkileri başlıklarında incelenmiştir. empati becerilerinin gelişmesi. Ender Atabay. Bu çalışmada grup terapisi deneyimine psikiyatri eğitimi alan kişilerin bakışının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bulgular: Katılımcıların grup terapisi hakkındaki görüş ve tutumları. psikiyatrideki güncel tartışma alanlarından biridir. Bunun bir yansıması olarak. gözlem gücünün artması. Kendi kazandıkları becerileri. ilişkilerinde önyargının azalması. Kemal Kuşçu Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı *Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Başhemşiresi **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Psikoloğu Amaç: Asistan eğitimi. belirli sürede çok sayıda hastayı ilişkileri üzerinden tartışma imkanı vermekte. Bu dönemde grup terapisine katılan klinik çalışanlarına araştırmacılar tarafından hazırlanan bir anket uygulanmış ve yarı yapılandırılmış bir görüşme yapılmıştır. olumsuz eleştirilere toleransın artması olarak ifade etmişlerdir. Tedavi boyunca hastalar ve klinik çalışanlarının hem kendi aralarında hem de birbirlerine karşı gelişen yabancılaşmayı minimalize edebilme olanağı sunmaktadır. diğer branşlarda olduğu gibi psikiyatride de hakim paradigma olduğu görülmektedir. Katılımcıların çoğu. Güler Özkan**. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde Temmuz-Ağustos 2012 tarihlerinde yatan hastalarla yapılan grup terapisi süreci incelenmiştir. hastalarının grup terapisinden en çok içgörü kazanma. psikiyatri eğitiminde dengeyi psikoterapi aleyhine bozmuş ve biyopsikososyal model üzerinden eğitim ve pratiğe verilen önem azalmıştır. Hülya Kervan*. tedaviye uyumlarının kolaylaşması noktalarında fayda gördüklerini düşünmektedir. Ömer Yanartaş. . Tartışma ve Sonuç: Grup terapisi. Klinik çalışanları. Medikalizasyonun.PB 139 Psikiyatri Eğitiminde Grup Terapisinin Rolü: Bir Üniversite Kliniğinin Deneyimi Ekin Sönmez. Bu bağlamda grup terapisi daha çok hastaya daha doğrudan bir ruh sağlığı hizmeti verilebilme ve bunun için uygun terapötik alanı yaratma potansiyeli taşımaktadır. Ruh sağlığı çalışanlarına yönelik birçok eğitim programı bireysel terapi modeline dayalıdır ve grup terapisi eğitimini programın bir eklentisi olarak sunmaktadır. fakat eğitimlerinde grup terapisine yeterince ağırlık verilmediğini düşünmektedir.

Amaç ve Yöntem: Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yataklı servislerinde. yoğun bakım ünitelerinde ve büyük acil serviste Ocak-Şubat 2012 tarihlerini kapsayan dönemde izlenmekte olan ve psikiyatri bölümüne konsülte edilmiş 176 vakanın genel özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. uyku problemi (%3) ve alkol. tanısı. özkıyım girişimi (%10). yoğun bakım üniteleri (%10) ve genel cerrahi (%8) olmuştur. Hastanede yatmakta olan hastalarda sık görülen psikiyatrik ek tanılar konusunda tedavi ekibinin iyi eğitimli olması ve zamanında psikiyatri bölümüyle temasa geçip ortak bir tedavi stratejisi belirlenmesi büyük önem taşımaktadır . Bulgular: İki aylık dönemde en fazla psikiyatri konsültasyonu isteyen bölümler sırasıyla iç hastalıkları (%25). ajitasyon/deliryum (% 16). İki aylık dönem boyunca konsülte edilen vakaların 28’i tekrar konsülte edilmiştir ve tedavileri düzenlenmiştir. Ek tanılı durumların hastanede yatış süresi ve yeniden hastaneye yatışlar için bir risk etmeni olduğu kabul edilmektedir. Mevhibe İrem Yıldız Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Giriş: Konsültasyon liyezon psikiyatrisi fiziksel hastalığı olan ya da cerrahi girişim uygulanan hastalarda görülen ruhsal kriz ve hastalıkların araştırılması. Psikiyatriye hastaların danışılma nedeni ise sıklık sırasıyla depresyon (%30). izlenmesi ve önlenmesine yönelik hizmet sunan özelleşmiş bir psikiyatri disiplinidir. tedavisi. acil servis (%17). Deliryum tanısı konan hastaların %50’si sonraki altı aylık dönem içerisinde ex olmuş olup bu hastaların büyük çoğunluğu kanser nedeniyle hastanede yatmaktadır. deliryum (%12) ve bunaltı bozuklukları (%9) olmuştur. Özkıyım girişimlerinin 11’i dürtüsel özellikte olup 4 hastada duygudurum bozukluğu tespit edilmiştir. Sonuç: Hem kriz durumlarına müdahalede hem de tıbbi hastalığa eşlik eden psikiyatrik durumların ortaya çıkarılması için konsültasyon liyezon psikiyatrisi büyük önem taşımaktadır. cerrahi öncesi psikiyatrik değerlendirme ve ilaç düzenlenmesi (%15). madde kullanımı (%2) olarak saptanmıştır. 30 hasta ise ilgili bölümden taburculuğu sonrası psikiyatri polikliniğine başvurmuştur. anksiyete (%6). İki aylık zaman diliminde en çok konulan tanılar duygudurum bozuklukları (%31). depresyon. Deliryum. Tıbbi hastalığı olanlarda genel popülasyona göre daha fazla psikiyatrik bozukluk rastlanmaktadır. panik ve somatizasyon bozukluğu hastanede yatan hastalarda daha sık olarak gözlenmektedir.PB 140 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ ndeki Psikiyatri Konsültasyonu Uygulamaları Şevin Hun. Veriler Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi hasta veritabanında bulunan psikiyatri bölümü konsültasyon notları ve hasta dosyalarından elde edilmiştir.

Bulgular: Yapılan faktör analizi sonucunda üç faktörlü yapının ölçeği en iyi temsil ettiği görüldü. Bu çalışmada. Demografik ve klinik veriler kişilerin beyanına göre elde edildi ve tüm katılımcılardan yazılı onam alındı. Ölçeğin iç tutarlık katsayısının 0. Yöntem: Çalışmaya ruhsal ve fiziksel bir hastalığı olmayan 101 kişi dahil edildi. "içe-bakışa ihtiyaç" ve "içgörü" olmak üzere üç alt faktörden oluşmaktadır.71 olduğu görüldü.PB 141 İçe Bakış ve İçgörü Ölçeğinin Türkçe Uyarlamasının Güvenirlik ve Geçerliği Ön Çalışması İshak Sayğılı. ruhsal süreçlerdeki etkinliğinin araştırılmasına olanak sağlaması için İçe bakış ve İçgörü Ölçeği’nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özellikleri incelenmesi amaçlanmıştır. Hüseyin Güleç.56-0. Bazı maddelerin tekrar gözden geçirilmesi ve kültüre özgü değişikliklerin de yapılması sonrasında ölçeğin başka klinik örneklemlerle de araştırılması gerekmektedir. Ayşe Şafak Ayvazoğlu Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Daha çok psikodinamik yaklaşımda yer bulan içe bakış ve içgörü değişkenlerinin klinik görünümlerdeki etkinliği hakkında bilgilerimiz sınırlı durumdadır. . Bu alanı değerlendirmeye yönelik geliştirilen araçlardan birisi de İçe bakış ve İçgörü ölçeği'dir (Self-reflection and Insight Scale. Sonuç: Üçüncü boyut için bulguların değerlendirilmesinde dikkatli olunması önerisi ile ölçeğin Türk örnekleminde kullanılmasında psikometrik özelliklerin yeterli olduğu görülmektedir.70 arasında olduğu görüldü. Alt ölçeklerin iç tutarlığı 0. Ölçek "içe bakış". SRIS).

PB 142 Penguen ve Uykusuz Mizah Dergilerindeki Psikoterapi Konulu Karikatürlerin Üstünlük Kuramı ile Çözümlenmesi Serpil Aygün Cengiz. kişinin kendi sorunlarını kendisinin çözemeyeceği fikrine yöneliktir. odanın içindeki divan ya da konuşma balonlarında kullanılan ifadelerdir. .” yazılı tabela. No 357). “Dr. günümüz mizah dergilerinde karikatüristlerin gözüyle psikoterapi/psikoterapistin temsilini değerlendirebilmek amacıyla Charles Gruner’in geliştirdiği bir mizah teorisi olan üstünlük kuramı bağlamında psikoterapi/psikoterapistin temsilinin neliğine ilişkin saptayımlarda bulunmaktır. abartılılı biçim bozmalar ve dilsel ifadeler dolayımıyla bir mizah yapma sanatı olarak kendi içinde çok yoğun toplumsal eleştiri gücünü de barındırmaktadır. 2009. Elif Odabaş Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi (Ankara). Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Hastanesi (Ankara) Amaç: Çalışmanın amacı. 7’si ise Uykusuz Dergisi’nde bulunmaktadır. şurdan bir masal okusana” demektedir [Penguen Dergisi. divana uzanmış bir hasta. duvarda asılı diploma. Dr. Söz konusu karikatürlerde terapi/terapistin temsili önemli bir mizah kuramı olan üstünlük kuramı ile irdelenmektedir. Eleştirilerden ilki. Yöntem ve gereçler: Araştırmada. Örneğin. Örneğin. Sonuç: Karikatür. 2010. “Hay yaşa. “Kapal[ı] alan korkusu var sizde” diyen terapiste “Sen de yok sanki gudik” diye yanıt vermektedir (Penguen Dergisi. haftalık olarak yayımlanan Penguen ve Uykusuz mizah dergilerinin 20092010 yıllarında yayımlanan tüm sayıları incelenmiş ve psikoterapi konulu toplam 21 karikatür saptanmıştır. Bulgular: Araştırmada incelenen 21 karikatürde terapistin mesleki kimliğinin anlaşılmasını sağlayan öğeler beyaz önlük. No 417]). Üstünlük kuramı açısından bakıldığında karikatüristin terapiye/terapiste yönelik eleştirileri iki başlık altında toplabilmektedir. psikoterapide var olduğu düşünülen. divanda uzanmış bir hastasına “Çocukluğunuza dönelim… Bana çocukluğunuzu anlatın lütfen” diyen terapiste elindeki Andersen masalları kitabını uzatan hasta. gerçek bir saldırıdan farklı olarak şakacı saldırıdır. Bu karikatürlerden 14’ü Penguen. Güncel mizah dergilerinde yer alan psikoterapi konulu karikatürlerde ifade edilen terapiye yönelik eleştiriler (terapinin gerekli olmadığı ve ayrıca etiketlediği/stigmatize ettiği fikri) terapinin toplum tarafından nasıl alımlandığı üzerine tartışılmaya değer önemli bilgiler sunmaktadır. İkinci temel eleştiri ise terapistin normal/olağan olanı anormal/patolojik şeklinde gösterdiğine duyulan inançtan kaynaklanmaktadır. Sayı 30. Aristoteles’in gülmenin aslında alayın bir türü olduğu konusundaki görüşlerini geliştirerek mizahta üstünlük kuramını geliştiren Charles Gruner’e göre mizah. Sami Ulus Kadın Doğum. Sayı 38.

Spigset O. Fizik tedavi egzersizleri de önerilen hasta klozapin 500 mg/gün ve baklofen 20 mg/gün ile taburcu edildi. Organisite ekartasyonu açısından yapılan kranial ve spinal kanal MR çalışmaları.***Dursun Hakan Delibaş. İzmir ** İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Hastanın rutin tahlilleri B12 vitamini eksikliği dışında olağandı. Antipsychotic-induced extrapyramidal symptoms in patients with schizophrenia: associations with dopamine and serotonin receptor and transporter polymorphisms. 16 (3): 165-174. Çeşitli psikiyatri kliniklerinde değerlendirilen hastanın tedavisine 5 yıl önce biperiden 6 mg/gün ile ketiapin 900 mg/gün eklenmiş ve risperidon kademeli olarak azaltılarak kesilmiş. 34 yaşında erkek hasta.B 143 Pisa Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. Yürüme güçlüğünde belirgin iyileşme gözlendi. ilk kez 1972 yılında Ekbom ve arkadaşları tarafından. viral ve romatolojik marker sonuçları normal olarak sonuçlandı.63(3):233-41. Yaklaşık 15 yıl önce şizofreni tanısı konulan ve uzun dönem haloperidol kullanan hastanın ilk şikâyetleri 8 yıl önce risperidon dozunun 4 mg/gün'den 8 mg/gün'e çıkılmasıyla. gövdenin laterale deviasyonu ve sagital eksende hafif arkaya rotasyonu şeklinde tanımlanmıştır. baklofen gibi miyorölaksan ilaçlar tedaviye eklenmelidir (3). Türk. İzmir ***İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Cilt: 16. ayrıca tetrabenazin. * İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Sayı: 4. anerji ve avolusyon tanımlanan hastanın fizik muayenesinde lomber ve servikal bölgede artmış kas tonusu ile gövdede antevert fleksiyon ile laterale deviasyon şeklinde postür anomalisi saptandı. Ancak psikotik bulguların tekrarlaması üzerine risperidon tedavisine yeniden başlanmış. Kaynaklar: (1) Suzuki. Hastanın poliklinik izlemi devam ediyor. ekstrapiramidal sistem yan etki profili düşük antipsikotiklere geçilmeli. 2006 . Yatışında “Ekstrapiramidal belirtileri değerlendirme ölçeği” (EPBDÖ) puanı 6 (çok ağır) olan hastanın izlemde puanı 4'e (orta şiddetli) geriledi.2007 Mar. nörolojik patolojilerle birlikte ve idiopatik olgular şeklinde de görülebilmektedir (1). İzmir Giriş: Pisa sendromu (pleurothotonus ). klozapin ve baklofen tedavisinden fayda görmüştür. Anhedoni ve avolusyon şikâyetinde de gerileme oldu. Hastanın kullandığı antipsikotikler ve biperiden tedavisi kademeli olarak kesilerek klozapin tedavisi başlandı. Oral. İzlemde şikâyetleri ilerleyen ve yürüme güçlüğü gelişen hasta kapalı servise yatırıldı. **Abdurrahman Şeref Gülseren. Ruhsal durum muayenesinde anhedoni. Landsem VM. Spina E. Matsuaka CNS Drugs 2002. İlaca Bağlı Geç Başlangıçlı Hareket Bozuklukları Klinik Psikofarmakoloji Bülteni.Ç. Scordo MG. Eur J Clin Pharmacol. Nitekim olgumuz da yüksek potensli antipsikotikleri uzun süre yüksek dozda kullanmış. Sendromun en sık sebebi antipsikotik ilaç kullanımı olup. Olgu: M. Tartışma: Pisa sendromu özellikle D2 reseptörlerine etkin antipsikotiklerin uzun süreli ve yüksek dozda kullanımında görülmektedir (2). Nöroloji bölümüne danışılan hastanın tedavisine baklofen 20 mg/gün eklendi. bel ve boyun bölgesinde kasılmalar şeklinde başlamış. (2) Güzey C. tüberküloz. EEG ve EMG tetkikleri. gövdede gelişen bir geç distoni türü olarak tanımlanmış olup. Sendrom gelişirse kullanılan antipsikotik tedavisi kesilmeli. Epub 2007 Jan 17 (3) Öztürk.

6 ay kullandığı ancak kilo alımından şikâyetçi olduğu öğrenildi. Hastanın öyküsünden iki yıl önce de benzer şikâyetlerle essitalopram 10mg başlandığı. Alopecia due to psychotropic medications. 2. alopesi yanısıra anjioödem. Adverse reactions of selective serotonin reuptake inhibitors: reports from a spontaneous reporting system. en fazla fluoksetin’e bağlı olduğu ve en sık olarak raş görüldüğü belirtilmiştir(1). tahammülsüzlük. ilaç kesildikten 3-5 ay sonra saçlar normale dönmektedir(3).Gautam M. Dermatoloji tarafından değerlendirilen tiroid hormonları başta olmak üzere diğer hormon tetkikleri.Spigset O. karaciğer böbrek fonksiyon testleri. demir. Balıkkesir **Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği.2. 3Blankenship ML. Birinci ayın sonunda depresif semptomları gerileyen hastanın saç dökülmesi başladı. menopozda yada gebe olmayan hastanın uzun zamandır sadece astım bronşit tedavisi gördüğü. Psikotrop ilaçların özellikle saç gelişim döngüsünün telojen dönemini etkileyerek saç dökülmesine neden olduğu kabul edilmektedir. Drug Saf 1999.4’ünün dermatolojik yan etkiler olduğu. vaproatla ilişkilendirilen saç dökülmesi SSGI ile de olgu sunumları şeklinde ve en fazla fluoksetinle bildirilmiştir(2). çinko. folik asit düzeyleri normal olan. Hastaya depresif bozukluk tanısıyla fluoksetin 20mg/gün başlandı. Drugs and alopecia. 24: 100-4. Moralsizlik. bakır. Ann Parmacother 1999. Daha çok lityum. Kaynaklar: 1. Hastada duloksetin tedavisine geçildi. saç dökülmesine neden olabilecek başka yeni herhangi bir ilaç kullanmadığı öğrenildi. uyku artışı yakınmaları ile psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın özgeçmişinde astım bronşit tanısı mevcut. Australas J Dermatol 1983. vaskülit gibi ciddi dermatolojik yan etkilere yol açabilir. 33:631-637. Aslı Bilgin** *Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. tedavi kesildi. 20:277-287. B12. hemogramı. Saç dökülmesi ilacın alımını takiben birkaç ayda ortaya çıkmakta. Sonuç: Tedavi öncesi hastaların ilaçlara bağlı dermatolojik yan etki öyküsü alınmalı. olası dermatolojik reaksiyonlar açısından hasta izlenmelidir. herhangi bir yan etki gözlenmeyen hastanın tedavisi kısmi düzelme ile deam etmektedir. Tedavinin kesilmesinin ardından saç dökülmesinin durduğu gözlendi. Yapılan bir araştırmada SSGI’lere bağlı tüm yan etkilerin %11. Hastanın saç dökülmesi fluoksetin kullanımına bağlandı. Olgu: 40 yaşında kadın hasta. .PB 144 Fluoksetin Kullanımına Bağlı Saç Dökülmesi: Olgu Sunumu Birmay Çam*. Zonguldak Psikotrop ilaçlar ürtiker. sinirlilik.

Olgu: ŞA. Psikiyatri Kliniği. eşlik eden genel tıbbi durumun saptanmadığı olgular bildirilmiştir (2). Medifam. Cesk Gynekol. kendiliğinden süt gelmesi galaktore olarak adlandırılır. genel tıbbi durumu ile ilgili tetkik ve konsültasyonları yapıldı. öğretmen. Ruhsal durum muayenesi. Bu tablo Nune’s Sendromu olarak da adlandırılmaktadır (3). Eksen IV’te ise birincil destek grubu ile sorunlar mevcuttu. “Psychogenic Galactorrhea (Nunes Syndrome)”. Uğur Çakır (2) (1) Kocaeli üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. 11:619-621. Psikiyatriye yönlendirilen hastanın öyküsünde ev içi fiziksel ve sözel şiddete maruz kalma. 22 yaşında.Cepicky P. (2004). 52:132-3.Feuchtl A. Özellikle öfkelendiğinde ya da sorun yaşadığında memeden süt geldiği öğrenildi. Bagli M. “Pharmacokinetics of M-Cholorophenylpiperazine After İntravenous and Oral Administration in Healthy male Volunteers: Implication fort he Pharmacodynamic Profile”. Yazında prolaktin yüksekliğinin eşlik etmediği. çeşitli ilaç kullanımları galaktoreye neden olabilmektedir (1). “Un Caso de Galactorrea Psicogena Sin Hiperprolactinemia o Sindrome de Nunes”. eksen II’de B kümesi kişilik özellikleri. ilaç kullanımının olmadığı. geniş ailede olmakla ilgili yaşadığı güçlükler mevcuttu. 37:180-8. Podruzek P (1987). psikometrik incelemeleri. 2. durumu açıklayacak patoloji olmadığı saptanmış. bekâr. Yarım paket/gün sigara kullanımı olan hastanın eşlik eden bir hastalığı mevcut değildi. memeden süt gelmesi ve adet düzensizliği nedeniyle kadın hastalıkları ve doğum hekimine başvurmuş. Sonuç: Süregen travmatik yaşantıların ve psikojenik etmenlerin bedenselleştirilmesini çarpıcı şekilde ortaya koyan bu olguda da görüldüğü gibi galaktore için altta yatan bir neden bulunamayan durumlar olabilmektedir. Vallverdu F. Kocaeli Amaç: İki memenin duktal kanallarından. . Gutierrez N. Galaktoreyi ortaya çıkarabilecek durumlarla ilgili ayrıntılı araştırmalara ve olgu sunumlarının bildirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. Bu yazıda bir olgu özelinde psikojenik galaktore olgusu tartışılacaktır. geniş ailede yaşayan kadın hasta.Clavero JT. Yapılan tetkik ve muayenelerinde her iki memeden de süt geldiği. Birçok genel tıbbi durum. Galaktorede prolaktin yüksekliği bizim için önemli bir değer olmakla birlikte prolaktin seviyesi normal iken de galaktore ortaya çıkabilmektedir. Hatice Sodan Turan (1).PB 145 Bir Olgu: Prolaktin Yüksekliğinin Eşlik Etmediği Psikojenik Galaktore Aslıhan Polat (1). yüksekokul mezunu. DSM IV-TR tanı sınıfandırma sistemine göre eksen I’de tanı almadı. Kocaeli (2) Kocaeli Derince Eğitim Araştırma Hastanesi. Stephan R ve ark. Pharmacopsychiatry. Redondo G (2001). 3. Kaynaklar: 1.

Bu olgunun Fluoksetin’le belirtilerinin düzelmesi. Ayrıca hastaların psikiyatrik açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. Kahramanmaraş ** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi. . SKS tanısı konan. herhangi bir organik sebep olmaksızın. Kusma periyodları arasında hasta normal yaşamına devam etmektedir. kaygı düzeyinin yüksek olması ve bazı atakların stresle tetiklenebilmesi nedeniyle Fluoksetin 20 mg/gün başlandı. Bu olguda. saatlerce veya günlerce bulantı ve kusma ataklarının görüldüğü bir sendromdur. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD. Hasta ataklarının olmadığı dönemlerde günlük işlevine devam ediyormuş. Yapılan psikiyatrik muayenede. 1 gün süren kusma atağı oldu. Literatürde SKS’li hastalarda Fluoksetin kullanımıyla ilgili yayına rastlanılmamıştır. Ali Nuri Öksüz*** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.PB 146 Fluoksetin ile Başarılı Bir Şekilde Tedavi Edilen Siklik Kusma Sendromu: Bir Olgu Sunumu Hatice Altun*. baş ağrısı oluyormuş. Tartışma: Hastalığın tedavisi. Kusma öncesinde birkaç saat süren bulantısı ve atak sırasında hastanede yatmasını gerektirecek şekilde halsizlik. atak tedavisi ve atak aralıklarının uzatılması stratejilerini içerir. Kahramanmaraş Giriş: Siklik kusma sendromu (SKS). bilinmeyen bir mekanizmayla da ilişkili olabileceği düşünüldü. kusma etyolojisinin açıklanamaması üzerine polikliniğimize yönlendirildi. Hastanın ilk kusma atağı iki yaşında başlamış. Sıvı elektrolit desteği ve antiemetik tedavilerle hastanın atakları kontrol altına alınıyormuş. Atakların koruyucu tedavisi için herhangi bir ilaç kullanmamış. herhangi bir psikiyatrik tanı almamasına rağmen. migren ilaçları ve antiepileptikler SKS'nin koruyucu tedavisinde kullanılmaktadır. Sonuç: SKS. Genellikle stresli durumlarda atakları artma göstermekte birlikte. Hastaya koruyucu tedavi olarak. bazı kusma ataklarının herhangi bir stres faktörüyle ilişkisi yokmuş. yapılan ‘Durumluluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği’ne göre kaygı düzeyinin yüksek olduğu saptandı. ayında hafif şiddette. 13 yaşındayken pediatrist tarafından. yatarak tedavi gerektirmeyecek şekilde. Koruyucu tedavisinde antidepresanların etkinliğini ve güvenilirliğini değerlendirmek için klinik çalışmalar yapılmalıdır. Özgeçmişinde ve soygeçmişinde özellik yoktu.10 kez kusma atağı oluyormuş ve ataklar 3 gün sürüyormuş. Özlem Gül Eser**. daha çok çocuklarda ve adelösanlarda görülen henüz etiyolojisi bilinmeyen. atağın önlenmesi. Olgu: 14. kaygısının azalmasına bağlı olabileceği gibi. Tedavinin 3. Antidepresanlar. Kahramanramaş *** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. peryodik kusma ataklarıyla başvuran çocuklarda akılda tutulmalıdır. Daha sonraki 15 aylık izlem süresince kusma ataklarında tam düzelme gözlendi. Fluoksetin’le tam remisyon sağlanan bir kız hasta tartışıldı. hastalığın klinik bulgularına göre SKS tanısı konuldu. Bir yılda 9. SKS’nin tedavisi konusunda tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Yapılan tüm tetkikler ve fizik muayene sonucu normal olan hastaya.5 yaşında kız hasta. Ayrıca hasta kusma nedeniyle hastanede yatmaktan rahatsız olmaktaymış. Yapılan tetkiklere göre kusmaya neden olabilecek herhangi bir organik neden saptanmamış.

Kaynaklar: 1) Fochtmann LJ. Sarı İ. Luque R. Zamanla ölü olduğunu düşünmeye başlamış. kollarım bende değil” şeklinde nihilistik sanrılar ile kendisini mezarda görme şeklinde görsel varsanılar tanımlandı. 2) Özköse M. 2008 yılında Olanzapin ve Karbamazepin.. İlk yakınmaları 2006 yılında iki yakınının arda arda ölümü sonrası suçluluk düşünceleriyle başlamış. Venlafaksin ve Lityum. kardeşleriyle İzmir'de yaşayan. Aripiprazol 25 mg/gün ile kombine sekiz seans EKT uygulanan hastanın belirtileri tam düzeldi. Mojtabai R. Vitamin B12 eksikliği dışında rutin incelemeleri olağandı. Other psychotic disoders. Beyin MRG ve EEG incelemeleri normal sınırlardaydı. anhedoni. psikomotor etkinlikte azalma saptandı. 2009'da Sertralin ve Olanzapin. 2010'da Risperidon. negativist tutum. iştahsızlık.PB 147 Cotard Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. Her defasında yakınmaları düzelen hasta ilaçları kendiliğinden bırakmış ve yakınmaları tekrarlamış. suçluluk ve ölümsüzlük düşünceleridir. “Ben yokum siz sadece elbiselerimi görüyorsunuz” diyor ve uğraşılara katılmıyordu. ilaç ve yiyecek alımının hiç olmadığı günlerin olması üzerine hastaya Elektro Konvulzif Tedavi (EKT) başlandı. nihilistik sanrılar. 3) Berrios GE. **Levent Mete *Ass. Ruiz P editors. Havle N. Kapalı servise yatırılan hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygulanım.. Özgen G. Cotard sendromunun tedavisinde çeşitli ilaçların yanı sıra EKT de önerilmektedir (3). **Almıla Erol. Venlafaksin 75 mg/gün ve Aripiprazol 10 mg/gün başlandı ve Aripiprazol dozu 25 mg/güne çıkıldı. Tartışma: Cotard sendromu ender görülür. Hastaya psikotik bulgulu depresyon. Hastalar bedenlerinin ve organlarının bir bölümünün ya da tamamının ölü olduğuna inanırken. statüsünü ve sahip olduğu her şeyi kaybettiğini düşünür (1). . Nitekim. Cotard Sendromu: Ender Rastlanan Bir Vak’a New/Yeni Symposium Journal 2010. Cotard’s syndrome: analysis of 100 cases. 1620. bizim hastamızın belirtileri de bu çerçeve içerisindedir. “Ben öldüm. 2009. çalışmayan kadın hasta. Dr. En çok görülen belirtiler depresif duygudurum. bir yandan da ilginç bir biçimde ölümsüz oldukları sanrılarına sahip olabilirler. avolusyon. Comprehensive Textbook of Psychiatry. Dr. Ocak 2012'de Aripiprazol ve Lityum ile tedavi görmüş. anhedoni. 48 (2): 129-131. 9th Edition. Bu sendromda kişi karakteristik olarak organları ve bedeni dahil tüm varlığını. suisidal düşünceler ve kollarının kendisine ait olmadığını düşünme eklenmiş. Sadock VA. ilkokul mezunu. 91: 185-188. anerji. Hastalarda değişik psikiyatrik belirtiler olabilir. Olgu: 32 yaşında bekar. Mutsuzluk. Hastamızda da EKT tedavisi başarıyla sonuçlanmıştır. Acta Psychiatr Scand 1995. p. bu dünyada değilim. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. Bromet EJ. **Doç. In: Sadock BJ. Cotard sendromu pek çok psikiyatrik hatta organik bozuklukla birlikte görülebilir (2). İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş: Cotard sendromu ilk kez 1880 yılında Jules Cotard tarafından tanımlanmıştır. Cotard sendromu tanısı konularak izleme alındı. Yaklaşık bir ay boyunca yakınmalarında düzelme olmaması.

Jacobs S (1999). kaza ile ilgili yoğun suçluluk düşünceleri. 52 yaşında. “Traumatic Grief. travmatik yasa ilişkin ayırt edici ruhsal sorunların tanımlanmasına ve değerlendirmede yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. Washington. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. kaza haberlerine yönelik kaçınma davranışları. Kocaeli Giriş: Kayıptan sonra ortaya çıkan ruhsal tepkilerin bütünü “yas” olarak değerlendirilir ve doğal bir sürecin parçasıdır. Klinik Psikiyatri 2004. kazalar. Yüksel Ş. tanı karmaşası buna bağlı tedavi seçeneklerinin sınırlarının net olmaması bu olgulara yaklaşımı kısıtlayabilmektedir.PB 148 Oğul Kaybı: Bir Travmatik Yas Olgusu Nermin Gündüz. Sezgin U. aile içi-toplumsal şiddet. erkek. dünyanın darmadağın olduğunu düşünme şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurmuş. Olgu sayısının sınırlı olması. konuşmama. Bu yakınmaları bir yıldır devam etmesine rağmen. içe kapanma. 2. American Psychiatric Association.7:167-175. Kayıp beklenmedik. Travmatik yas. normal bir yas süreci gibi değerlendirilip tedavi arayışına gidilmemişti. Dişcigil AG (2004). Bu yazıda travmatik yasla gelen bir olgu tartışılacaktır. Toplum ve Bilim. Olgu: NY. DC: American Psychiatric Association. “Ne Zaman Travmatik Yas Tanısı Konur? Ne Zaman Tedavi Başlar?”. (2001). Son olarak oğlunun ‘frene bas baba’ sesini hatırlıyormuş. “Yakınlarını Kaybeden Kişilerin Ruhsal Durumlarının ve Yas Tepkilerinin Karşılaştırılması”. Travmatik yas sonrası ortaya çıkan patolojik belirtiler sıklıkla olağan yas gibi değerlendirilip gözden kaçabilir. Brunner/ Mazel Inc. DSM IV-TR’de “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” (TSSB) ölçütü içinde değerlendirilmektedir (3). Olgun-Özpolat T. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. Aslıhan Polat Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Travmatik yas nedeniyle ruh sağlığı çalışanlarına başvuru da sınırlı olmaktadır(4). Topçu Z. 3. Sonrasında dissosiyatif bir süreci olmuş. bedensel yakınmaları. 90:41-69. Bir yıl önce kendi kullandığı traktörün freni tutmaması neticesinde oğluna çarpmış. Kazadan sonra oğlunun eşinin NY’ye yönelik suçlamaları olmuş ve evi bu nedenle terk etmiş. Kaynaklar: 1. oğluyla ve kaza anı ile ilgili yeniden yaşantılama belirtileri. Zeynep Yıldız Akbey. Tartışma: Jacobs’un (1) travmatik yas için önerdiği dört temel ölçüt göz önüne alındığında NY’nin tanısının travmatik yas olduğu kanaatine varılmıştır. . NY’nin halen devam eden depresif belirtileri. Tedavisi travmatik yas belirtileri göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Hatice Sodan Turan. cinsel isteksizlik. çatışma ve savaşlar çok sayıda ani ve şiddet içeren kayba neden olabilmektedir (2). Torunu ile görüşmesine izin vermemiş. acı ve huzursuzluk hissi. oğluna yönelik yoğun özlem duyguları mevcuttu. Doğal afetler. Text Revision (DSM-IV-TR). 2000 4. Diagnosis. Yüksel Ş. Treatment and Prevention”. şiddet içeren ve dehşet uyandıran bir şekilde ise kaybı yaşayan kişinin verdiği tepkiler “travmatik yas” olarak tanımlanır (1). suçluluk düşünceleri. Ancak son aylarda işlevsellikte ciddi azalma olması üzerine yakınları tarafından polikliniğimize getirilmişti. kendine geldiğinde oğlunun kaza anında öldüğünü öğrenmiş.

PB 150 Tek Doz Ketiapin Kullanımına Bağlı Yaşlı Hastada Gelişen Ciddi Hipotansiyon: Bir Olgu sunumu Osman Özdemir. düşük ses tonuyla kısa cevaplar veriyor. 2. Ruhsal durum muayenesinde. Tartışma: Antihipertansif kullanan ve tansiyonları normal seyreden hastaya ketiapin verildikten sonra arteriyel tansiyonu 80/60 mmHg’a düşmesi hastada ketiapine bağlı hipotansiyonu düşündürmektedir. nabız 98 atım/dk olarak ölçüldü. Hastanın tansiyonu 70/50 mmHg’ ye düştü. Hıdıroğlu H.E. damar yolu açıldı ve serum fizyolojik (SF) verildi. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2009. Psikiyatri Bölümü. Kaynaklar: 1. kendine bakımı azalmış. Kandemir G. uyku. Ketiapin sedasyona neden olduğundan yaşlı hastalarda düşük dozlarda hipnotik amaçlı kullanılabilmektedir. 2001. kadın. ekstrapiramidal semptomlara ve antikolinerjik yan etkilere yol açmaması nedeniyle yaşlılarda tercih edilen atipik antipsikotiklerdendir (1). bilinç bulanıklığı ve uyku hali gelişti. Çocukluk ve Ergenlik Dönemi Şizofrenisinde Tedavi. Akşam 22:00'da tek doz ketiapin alan hastanın saat 22:50 sularında aniden baş dönmesi ve gözlerde kararma hissi olup arteryel tansiyonu 80/60 mmHg. Ketiapinin emildikten 2 saat sonra plazma tepe noktasına ulaşması ve yarılanma ömrünün 7 saat olması değerlendirildiğinde. Ketiapin kullanımı sırasında ortaya çıkan sinüs taşikardisi: Üç olgu sunumu. Hasta yoğun bakıma alınarak monitorize edildi.Şenol S.iştah azalmış olarak değerlendirildi. Ketiapin. Olgu: H. Takiplerinin dördüncü saatinde tansiyonları 110/70 mmHg’ye kadar çıkan hasta psikiyatri servisine alındı. Klinik Psikiyatri. moralsizlik. halsizlik ve senkop gibi belirtilerle seyreden hipotansiyon. 10 ay önce benzer şikâyetleri başlayan hasta essitalopram 20 mg/gün ve trazodon 50 mg/gün tedavisinden fayda görmüş. görüşmeye ilgisiz. halsizlik. 66 yaşında. Sonuç olarak ketiapinin sık karşılaşılan yan etkileri arasında olan hipotansiyon morbidite ve mortalite sebebi olduğu için özellikle yaşlı hastalarda dikkat edilmelidir. Hasta trendelenburg pozisyonuna getirildi. Burada hipertansiyon öyküsü ve antihipertansif ilaç kullanan ancak tek doz 100 mg ketiapin verildikten sonra hipotansiyon gelişen ve yoğun bakım koşullarında stabilize edilen bir olgu sunumu yapılmıştır.4:25-37 . 3–4 aylık iyilik halinden sonra ilaç kullandığı halde rahatsızlığı tekrarlamış. psikomotor aktivite azalmış. ilaca bağlı hipotansiyon tanısını desteklemektedir(2). Özgeçmişinde. şikâyetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurdu. uykusuzluk iştahsızlık. hipertansiyon nedeniyle antihipertansif ilaç kullanımı vardı. Hastada ‘Depresif bozukluk’ düşünülerek yatışı yapıldı ve sertralin 50 mg/gün ve 100 mg/gün ketiapin başlandı. Van Giriş: Baş dönmesi. yaşlı bireylerde düşme ve kırıklara neden olduğu için tehlike oluşturmaktadır.19:55-58. konuşmama. Pınar Güzel Özdemir İpekyolu Devlet Hastanesi.Hocaoğlu Ç. duygulanım depresif.

PSP’nin Frontotemporal Demans (FTD) ile ilişkili olabileceği de bildirilmiştir. Erguvan Tuğba Özel KızılAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Beyin MRG: Yaygın kortikal atrofi. Saat Çizme Testi: 0/5 (<3. Nörolojik muayene: Motor disfazi. literal parafaziler. bozuk). bozuk). Bu olgu FTD ya da Alzheimer hastalığının atipik varyantı ve PSP birlikteliği açısından tartışmalı bir olgu olup. saçlarını tarayamadığı. bozuk). eğitimsiz. üst ekstremitede belirginleşen simetrik rijiditesinin oluştuğu. patlayıcı tarzda konuşan hastanın konuşmayı başlatmaktaki zorluğu. İleride yapılacak çalışmalar geniş vaka serilerinde bu tanıların klinik ve nöropatolojik açıdan aynı spektrumun içinde yer alıp almadığını aydınlatmayı hedeflemelidir. Bilgen Biçer Kanat.giyinemediği. Belirgin vasküler patolojiye rastlanmamıştır. Bu vakada once konuşma bozukluğu başlamış. Frontal Değerlendirme Aracı: 4/18 (<9. Beyin PET: Sağ pariyeto-oksipital bölgede daha belirgin olmak üzere serebral kortekste yaygın metabolizma azalması.PB 151 Konuşma Bozukluğu ile Başlayan Progresif Supranükleer Palsi ve Frontotemporal Demans Olgusu Umut Altunöz. artikülasyon hataları. Bilişsel Kayıp için Bilgilendiriciye Uygulanan Anket: 4. sık düşmelerinin başladığı öğrenildi. soyunup. karmaşık cümleleri anlamakta güçlük çekiyordu. bozuk). yürütücü işlevlerde bozukluk ve diğer PSP bulguları eklenmiştir. apati. 76 yaşında. sık düşme ve subkortikal tipte demans ile karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır. Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine beş yıl önce başlayan ilerleyici konuşma bozukluğu ile başvurdu. Geriyatrik Psikiyatri Birimi Giriş: Progresif Supranükleer Palsi (PSP) simetrik akinetik-rijid parkinsonizm. Psikiyatrik muayene: hafif depresif belirtiler. uykusuzluk. bir PSP-FTD olgusu tartışılacaktır. Basit komutları anlayabiliyor. son zamanlarda evinin yolunu bulamadığı. . disprozodinin eşlik ettiği hafif duyusal disfazi. dengesizlik. Duraksayarak. Nöropsikolojik Değerlendirme: Standardize Mini Mental Test: 14/30 (<24.4. supranükleer tipte bakış felci. sıvı gıdaları yutmakta güçlük çektiği bildirildi. L-Dopa tedavisine yanıt alınamadığı tıbbi kayıtlardan öğrenildi. Bir yıl önce hafif unutkanlığı olan hastanın. orta beyin yapılarında atrofi ve buna bağlı olarak midsaggital kesitlerde ‘’hummingbird bulgusu’’ mevcuttur. apraksi. işçi emeklisi erkek hasta. Dört ekstremitede belirgin bradikinezi ve bilateral üst ekstremitelerde rijiditesi mevcuttu. sonrasında yakın bellek kusuru.03 (>3. yerinde duramama. bozuk). İşlevsel Faaliyetler Anketi: 14/30 (>9. Son bir yıldır apati. Sonuç ve Tartışma: Nöropatolojik ve klinik açıdan PSP ve FTD’nin ilişkili olduğunu bildiren yayınlar artmaktadır. Olgu: İB. kesin tanı için postmortem incelemeye gereksinim vardır. Bu bildiride konuşma bozukluğu ile başlayan. Son yıllarda konuşma bozukluğu ile başlayan PSP olguları bildirilmektedir. Konuşma bozukluğunun başlamasından yaklaşık bir yıl sonra bradikinezi. Vertikal bakış kısıtlılığı mevcuttu. dengesizlik. yarım sözcükleri mevcuttu.

lise mezunu. unutkanlık ve böcekler görme şikayetleriyle başvurmuştur. saksıları. bu eşyalar nedeniyle evde adım atacak yer kalmadığı öğrenilmiştir. duygulanımında küntlük ve yürütücü işlevlerde bozukluk saptanmıştır. Yakınlarından davranış değişiklikleri ortaya çıkmadan önce hastanın eski halı. memur emeklisi. moral bozukluğu. kalem. Psikiyatrik muayenesinde yakın bellek ve dikkat bozukluğu başta olmak üzere. Gülbahar BAŞTUĞ**. işçi emeklisi. 74 yaşında. balkonunda sokaktan bulduğu plastik şişeleri. uykusunda rüyalara uygun hareket ettiği. 81 yaşında. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. sözel bellek ve bilgi işleme bozuklukları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir . Sevinç KIRICI *. İleri yaşta görülen depresyona eşlik eden kompulsif biriktiriciliğin yürütücü işlevler. Demansta kompulsif biriktiriciliğin yaygınlığının %22 civarında olduğu bildirilmektedir. Olgu 1:İB. Kranial MRG‘de bilateral temporaparietal atrofi saptanmıştır. erkek hasta. çocuklara küfür etme. Kliniğimize eşiyle kavga etme. Geropsikiyatri Birimi ** Çankaya Üniversitesi.günümüzde bağımsız bir bozukluk olarak ele alınmaktadır. eğitimsiz. Yakınlarından eşyalarını koyduğu yerleri unuttuğu. bitmiş otobüs kartı biriktirdiği. . Yaşlılık çağında başlayanbiriktiriciliğin demans için öncül belirtilerden olabileceği akılda tutulmalıdır. apraksi. Kranial BT‘de diffüz serebral kortikal atrofi. Olgu 3: CFT. Bu yazıda kompulsif biriktiriciliği bulunan üç farklı tipte demans olgusu sunulmuştur. geceleri kalkıp dolaştığı. 66 yaşında. lisan bozukluğu ve yürütücü işlevlerde bozukluk. isteksizlik. Kliniğimize iştahsızlık. erkek hasta.PB 152 Üç Olgu ile Demansta Kompulsif Biriktiricilik Bilgen Biçer KANAT*. yakın bellek ve dikkat bozukluğu ile görsel varsanıları olduğu saptanmıştır. Kliniğimize söylenenleri hatırlayamama.Hasta Frontotemporal demans tanısıyla izleme alınmıştır. Beyin PET görüntülemede frontal loblarda hafif ve temporal loblarda orta derecede hipometabolizma gözlenmiştir. Tartışma: Üç olguda da depresif belirtilerin bulunduğu ve demansın erken evrelerinde biriktiriciliğin olduğu dikkat çekmektedir. Olgu 2: NB. eşyaları koyduğu yerleri unutma yakınmalarıyla başvurmuştur. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. Kraniyel MRG’sinde yaygın kortikal atrofi saptanmıştır. çakmak. yiyecek kaplarını biriktirdiği vebalkonun kullanılamayacak hale geldiği öğrenilmiştir. düşünce içeriğinde fakirleşme. Alzheimer Hastalığı tanısıyla izlenen hastanın evden gitme ve kağıt biriktirme (dolaplar dolusu eski gazete ve kağıt) gibi davranışları olduğu öğrenilmiştir. depresif belirtiler. Erguvan Tuğba ÖZEL KIZIL* *Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. camide türkü söyleme. gazete.erkek hasta. Psikoloji Bölümü Giriş:Kompulsif biriktiricilik yaşlılarda gençlere kıyasla daha sık görülmektedir (1).Eskiden obsesif kompulsif bozukluk bağlamında değerlendirilen bu davranış. emekli memur. Umut ALTUNÖZ*. kadınlara sözel tacizde bulunmayakınmalarıyla başvurmuştur. uyuklama. HastaLewy Cisimcikli Demans tanısı ile izleme alınmıştır. lise mezunu.

uyaranlara yanıtsız olduğu. Tablo. Olgu sunumu ile venlafaksine bağlı epileptik nöbet ile ilişkili yazının kısaca gözden geçirilmesi ve yaşlıda akılcı ilaç kullanımına dikkat çekmek amaçlanmıştır. ketiyapin 125 mg 1x1 ve levatirasetam 250 mg 2x1/2 olarak düzenlendi. terapötik dozda venlafaksin kullanımına bağlı tekrarlayan epileptik nöbetler geçiren bir olgu sunulacaktır. Bu yazıda 80 yaşında. ayda kesildi. Yaşlılarda antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler. nöbet eşiğini düşürerek epileptik nöbetleri tetikleyebildikleri bilinmektedir. Levatirasetam. Venlafaksin kesildi. elektroensefalogram ve lomber ponksiyon incelemeleri sonucunda nöbeti açıklayacak hiçbir patoloji bulunamadı. Tartışma: Hayvan ve insan çalışmalarında venlafaksinin yüksek dozlarının prokonvülzan etki yaptığı gösterilmiştir. Hastanın bundan sonraki bir yıl boyunca nöbet geçirmediği öğrenildi. . Nöroloji AD. Psikiyatri AD. Benzer nöbetler. venlafaksine bağlı akut semptomatik epileptik nöbet olarak değerlendirildi. Hastada Major Depresyon ve Komplike Yas tanıları düşünüldü. İstanbul Giriş: Psikotrop ilaçların. devamına gerek duyulmayarak 2. Hastanın bu dozu aldığı 3. depresif içerik mevcuttu. komorbidite ve çoklu ilaç kullanımı nedeniyle gençlerden daha sık olabilir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Bedensel yakınmaları için yapılan incelemelerinde hiçbir patoloji saptanamamıştı. Yatırılarak takip edilen hastanın aldığı paroksetin 20 mg 1x1 ve ketiyapin 100 mg 3x1 azaltılarak kesildi. hayattan keyif almama ve içe kapanma yakınmalarıyla başvurdu. kardiyolojik. 3dk süren. İnsomni mevcuttu. Akut ve idame tedavide kullanılan antidepresanların yaşlıdaki en uygun dozlarının belirlenebilmesi için daha fazla kanıta gereksinim vardır. Venlafaksin. Çiğdem Özkara2 1İstanbul Üniversitesi. 3 kez daha tekrarladı. Yakınmaları 4 yıl önce kızının lösemi nedeniyle ölmesi ile başlamıştı. mirtazapin 15 mg 1x1 ve alprazolam 0. Tedavisi. Olgu Sunumu: 80 yaşında. erkek hasta. venlafaksinin son dozu alındıktan 20 saat sonra gözlendi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.gün tonik kasılmalarla başlayan. yaşa bağlı fizyolojik değişiklikler. Venlafaksin 75 mg 1x1. Dikkat. arkasından klonik atmaların eklendiği. idrar yapma güçlüğü. bellek ve yürütücü işlevleri yaşına uygundu. nörogörüntüleme. Son nöbet. afekti uygundu. Psikomotor aktivitesi ve iştahı azalmıştı. İstanbul 2İstanbul Üniversitesi. Venlafaksinin terapötik dozda nöbete neden olması olgumuzu ilginç kılmaktadır. Anhedoni ve anerji tarif etmekteydi.günü 150 mg/gün dozuna çıkıldı. sitalopram 20mg 1x1. başlanmasının 5. polikliniğimize kabızlık. Turan Ertan1. sık doktora gitme. Ayrıntılı metabolik. Psikiyatrik muayenesinde duygudurumu depresif ve anksiyözdü.5 mg 1x1 başlandı. kendiliğinden sonlanan ve sonrasında oryantasyonun olmadığı postiktal konfüzyonun seyrettiği bir nöbet görüldü. Düşünce içeriğinde hastalıkla ilişkili ve bedensel aşırı uğraşlar.PB 153 Yaşlıda Terapötik Dozda Venlafaksine Bağlı Tekrarlayan Epileptik Nöbetler: Olgu Sunumu Özge Kılıç1.

klinik ve laboratuar değerlendirmeleri sonucunda narkolepsi tanısı konan ve tedavi edilen bir olgu sunulmuştur. semptomların şiddeti yıllar içinde sabit kalmakla birlikte dalgalanmalar görülebilen bir uyku bozukluğudur. Bildiğimiz kadarıyla dissosiyatif belirtilerin öncülük ettiği olgu bildirilmemiştir. VAN. Gündüz aşırı uykululuk ve katapleksi narkolepsinin iki önemli semptomudur (1). Hastanede yattığı dönemde dissosiyatif semptomlar (amnezi. farmakolojik olmayan yaklaşımlarla birlikte MSS uyarıcıları ve modafinil kullanılmaktadır (2). 5 yıl önce başlayan uykusuzluk. yatarak tedavi hikâyesi mevcut.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. kısa süreli uyku ataklarından oluşan. BTA dissosiyatif bozukluk. O dönemde istirahatte ve uyku yoksunluğu sonrası çekilen EEG ve beyin MR tetkikleri normal olan hastanın uygulanan MSLT sonucunda ortalama uyku latansı 5 dakika olarak saptandı ve uyku başlangıçlı REM epizodları tespit edildi. . 2007. Olgumuzda olduğu gibi antiepileptiklerden fayda görmez. gün içinde karşı konulamaz derecede şiddetli.Nishino S. Tedavisinde. etyolojisi henüz tam belirlenemeyen. Giriş: Narkolepsi. Hasta halen modafinil 600 mg/gün ve fluoksetin 20 mg/gün kullanıyor. yerinde duramama şikâyetleriyle psikiyatri kliniğine başvurusu. Hastaya narkolepsi tanısı konularak ‘modafinil’ verildi ve belirgin fayda gördü. Adem Aydın. Sleep Med. Kaynaklar: 1. Hastanın dissosiyatif belirtileri tedaviden sonra gözlenmedi. Tartışma: Narkolepsi. uyku atakları ve katapleksi ile epilepsi özellikle atonik nöbetler düşünülebilir.Narcolepsy: a review. Bu yazıda dissosiyatif belirtiler ve depresif semptomları olan ancak kısa süre sonra aşırı uykululuk. depresyon tanıları ve antidepresan tedavi ile taburcu olduktan 2 ay sonra ani dokunmalarda ve gülmelerde yere yığılma şeklinde nöbetleri başlayan hasta.Akintomide GS. sinirlilik. Hasta nöroloji görüşü de alınarak epilepsi tanısı ile tedavi edildi. Narkolepsinin duygudurum bozuklukları ve şizofreni ile belirli semptomlarının örtüştüğü bildirilmiştir. ailesiyle yaşıyor. kadın.Yavuz Selvi İpekyolu Devlet Hastanesi Psikiyatri Bölümü VAN. gün içerisinde karşı konulamaz 15–20 dakika süren uyku atakları olunca tekrar psikiyatri polikliniğine başvurdu. Ancak epilepside bilinç tümüyle kapalı ve postiktal konfüzyon görülürken narkolepside görülmez ve kişi hemen uyandırılabilir. füg ve depersonalizasyon) tespit edilerek SCID değerlendirmesi ve DES uygulanmış. Rickards H. ani düşme atakları ve hipnogojik halüsinasyonlar gibi narkolepsi belirtileri gösteren. 2. Neuropsychiatric Disease and Treatment. ancak antiepileptik tedaviden fayda görmedi. Clinical and Neurobiological Aspects of Narcolepsy. aksine yakınmaları arttı.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD.PB 154 Dissosiyatif Semptomlarla Ortaya Çıkan Bir Narkolepsi Olgusu Pınar Güzel Özdemir. iki çocuklu. Olgu: 35 yaşında. 2011:7 507–518. sıklıkla katapleksinin eşlik ettiği bir tablodur. Ayırıcı tanıda hastalığın başlangıç döneminde.

ara vererek dört gün boyunca hiç olmaması. Ertesi gün hastanın tekrar göğüs ve boyunda kasılması olunca telkinle kasılmalar durdu ve tekrarlamadı. 9 Haziranda psikolojik stres sonrasında kollarını çapraz yaptığı. başlangıçtan itibaren paterninde belirgin değişiklikler olması. EEG. disosiatif nöbetlerin eşlik etmesi.2011 tarihinde psikiyatrik değerlendirilmesi istendi. Doğan ŞAHİN**İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı **İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Giriş : Stiff Person sendromu çizgili kaslarda giderek artan istemsiz kasılma ve kas rijiditesi ile karakterize bir hastalıktır. ancak kasılmaların telkinle geçmesi. Hasta. hastaneye yatışından önce 45 dakika süren “Alalh’ın isimlerini” bağırdığı bir nöbet olmaya başladığı ve bu arada bakılan Anti GAD antikorun negatif geldiği öğrenildi. hemogram. toraks. Tartışma: Hastanın kasılmalarının lokalizasyonu stiff person sendromu ile uyumluydu. fakat söz konusu kaslar telkinle istirahate sevk edilebiliyordu. Elif KOCASOY ORHAN**. Bu kasılmaların son 2 ay içinde hastanın Ankara’ya gittiği 4 gün ve kliniğimizde yattığı 4 gün dışında her gün olduğu. Hastada 3 Haziran 2012 de ayağında kasılma ve hareket ettirememe başladığı. göğsünde kasılma olan. Mehmet Barış BASLO**. .Haşmet HANAĞASI**. Tüm bu bulgular sonucunda hastanın tanısının konversiyon bozukluğu olduğuna karar verildi.08. Sertlik genellikle bel bölgesinden başlayarak aylar içinde sırt. kısa süreli ve tekrarlayıcı kasılmaları gözlemlendi. EMG de kasların telkinle istirahate sevk edilebiliyor olması ve Anti GAD negatif olması stiff person sendromunu dışlayan bulgulardı. Çekilen EMG de istemsiz kasılmalara eşlik eden motor ünite boşalımları görüldü. Yatışı sırasında hastanın karın ve boynunda ritmik olmayan. kol ve bacaklara yayılır. Vaka: 25 yaşında erkek hastanın 13. üniversite mezunu ve dini bir cemaatle bağlantılı bir yurtta müdür yardımcısı olarak çalışıyor. batın BT. anti nöronal antikor paneli ve otoimmün ensefalit paneli negatif saptandı.PB 155 Stiff Person Sendromu ve Konversiyon Bozukluğu Ayırıcı Tanısı Yapılan Bir Hasta Meliha ÖZTÜRK*. Servis yatışı sırasında bakılan rutin biyokimya. ve üriner sistem USG normal bulundu. Konversiyon bozukluğu organik bir sebeple açıklanamayan motor ve duyu alanında görülen işlev bozukluğudur. bakılan kanser belirteçleri. Başar BİLGİÇ**. etraftaki söylenenleri duyduğu ancak cevap veremediği bir nöbeti olduğu öğrenildi. Amacımız İTF nöroloji kliniğinde stiff person ön tanısı ile yatırılan ve yatışı sırasında konversiyon bozukluğu ayırıcı tanısı için psikiyatrik değerlendirmesi istenen bir vakayı tartışmaktır.

Öztürk O. endoskopi ve laparoskopik inceleme. Tijschr Psychiatr 2011. geldi. Literatürde somatizasyon bozukluğu farmakoterapisine ilişki kontrollü çalışma bulunmamaktadır. Polat A. Hasta ile yapılan görüşmede ek olarak sırt ağrısı.Baskı. Moorkens G.53:163-173 2.Yücel B. Somatizasyon bozukluğu ve farklılaşmamış somatoform bozukluk in: Psikiyatri Temel Kitabı. nöroloji hekimerince takipleri yapılmış. Hastanın 2 yıllık süre içinde dahiliye. a review. (eds). EMG tekikleri yapımış./gün kullanımı mevcut. boğazda düğümlenme duygusu yakınmaları olduğu da öğrenildi. (1) Hastamızda tablonun hızlı ve etkin düzelme gözlenmesi somatizasyon bozukluğu tedavisinde antipsikotiklerin en az antidepresanlar kadar önemli olduğunu göstermesi açısından değerlendirilmelidir. Ankara: Hyb Basım Yayın. çalışmıyan kadın hasta yaklaşık 2 yıldır devam eden karın ağrısı yakınması. Antipsychotic agents in treatment of somatoform disorders. Hastanınn takipleri aylık olarak devam edildi. 2.376 . 2008. Van den Eede E. Sabbe BG. Yaklaşık 6 ay süreyle psikiyatri takibinde olan hastanın sertralin100mg. Somatizasyon bozukluğunda genç yaşlarda başlayan ve yıllarca süren çok değişik fizik belirtilerle giden bir rahatsızluık söz konusudur. Güleç C. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları.538 3. mensturasyon sırasında ağrı. genel cerrahi. Uluşahin A. karın ağrısı.H. Hastanın sertralin tedavisi sonlandırılarak 100mg. çocuğu yok. kadın doğum. Baskı. (2) 25 yaşında evli. göğüs ağrısı yakınmalatı var bu ağerılrdan ve somatizasyon bozukluğu kriterlerini karşılayacak şekilde aralıklı bulantı ve kusmalar. Köroğlu E. Ankara: Tuna Matbaacılık. 1. 15 gün sonraki ilk kontrolde hastanın bulantı kusma. (3) Antipsikotik ilaçların somatoform hastalıklarda kullnaımına ilişkin Decoutre ve arkadadaşlarının yapmış olduğu gözden geçirme çalışmasında özellikle fonksiyonel dispepsi tablosunun antipsikotik tedaviye iyi yanıt verdiğine dikkat çekilmektedir. 2007:369. boğazda düğümlenme şişikinlik yakınmalarının tamamen ortadan kaybolduğu görüldü. 2/5 kardeş.PB 156 Sülprid Tedavisine İyi Yanıt Veren Sertraline Dirençli Somatizasyon Bozukluğu Olgusu Mustafa Burak Baykaran Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları E. EEG./gün sülprid tedavisi başlandı. Yaklaşık 4 ay süreyle izlenen hastanın tüm ağrı ve gastointatinal semptomlarınn kaybolduğu gözlendi.Decoutre L. Hastada yapılan tetkiklerde belirgin bir patoloji saptanmamış.A. 11. mensturasyon düzensizlikleri.

Temporal ve frontal lobların inferomedial bölümlerinde nekrotizan lezyonlar yapar(1). Klüver-Bucy sendromu. Buna ek olarak afazi. Yaşayan hastaların çoğunda sekel görülür.455 3. Olgu: 31 yaşında. Radyoloji Kliniği. afazi. bellek bozukluğu. The Human Klüver-Bucy syndrome. kadın. Bangen KJ et al. bilişsel işlevlerde bozulma saptanmış ve Klüver-Bucy sendromu geliştiği düşünülmüştür. Sadock VA (ed) Güneş Kitapevi. aşırı ve uygunsuz yemek yeme. ağır seyirli. çağrışımları dağınıktı. HSE tanısıyla antiviral tedavi başlanmış.Uğur Demir**. 20 kırmızıküre bulunmuş. Neurology.A. 2. yönelim bozuk. Dikkati dağınıktı. evli. tuhaf konuşmaları olan. Sadock BJ. kafa travması. Nörolojik muayenesinde özellik yok. azalmış vokal ve motor tepki. 3 yıl önce ateş yüksekliği. 2010 October. Clin Neuropsychol. Diğer Enfeksiyöz Hastalıkların Nöropsikiyatrik Yönü. baş ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından sinüzit tanısıyla. amnezi ve epileptik nöbetleri de içerebileceği ve klinik pratikte bu tür olguların az olduğu bildirilmiştir (3). HSE gibi durumlar sonrasında oluşabilen postensefalitik bir sendromdur. hipokampal gyruslarda volum kaybı” saptanmış. Ahmet Levent Mete* *İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. demans. devamlı aynı kelimeleri tekrar etme şeklinde yakınmaları devam etmiş. Klüver-Bucy Sendromu gelişebilir(2). hipermetamorfoz. fokal ensefalitin en sık etkenidir. 24(7): 1193–1203 2. antibiyotik tedavisi başlanmış. Beyin omurilik sıvısında Pandy (+). Comprehensive Textbook of Psychiatry VIII. Ruhsal durum muayenesinde. tüm vücut da kasılmanın geliştiği epileptik nöbet sonrasında. parankimal doku kaybı ve ensefalomalazik değişiklikler. Bilinç açık. amnezi. Anksiyöz duygulanım gözlendi. İzmir **İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Düşünce içeriği fakir. Ertesi gün inkontinans.33(9):1141- . yargılaması bozulmuştu. Kaynaklar 1. 1983 Sep. hiperseksüalite ölçütlerinden en az 3’ü olmalıdır. Hastaya DSM-IV’e göre “Diğer Genel Tıbbi Durumlara Bağlı Demans” tanısı konuldu. Lilly R et al. soyut düşünmesi. Sonrasında unutkanlık. hiperoralite. yakın ve uzak bellek. Yöntem: Bu yazıda üç yıl önce geçirdiği herpes ensefalitinden sonra Klüver-Bucy Sendromu gelişen bir kadın hastanın tartışılması planlanmıştır. Görsel agnozi. geçmişini hatırlamama. kooperasyon kısıtlıydı. Herhangi bir hastalık öyküsü olmayan hasta.Fallon B. Dementia Following Herpes Zoster Encephalitis. Anlık. yakınlarını tanımayan hasta acil servise getirilmiş ve çekilen MR'ında “bilateral temporal hornların medial kesiminin tutan. Psikiyatri Kliniği. Perseverasyonları belirgindi. Tartışma: HSE tedavi edilmediği takdirde %40-70 ölümle sonuçlanır. demans. Almıla Erol*. Alzheimer hastalığı. 90 beyazküre.PB 159 Herpes Ensefaliti Sonrası Gelişen Klüver-Bucy Sendromu: Olgu Sunumu Dursun Hakan Delibaş*. Olgumuzda hiperoralite. s. İzmir Giriş: Herpes ensefaliti (HSE) sporadik.

bu olayı tekrar tekrar hatırladığı. Yapılan çalışmalarda cinsel taciz. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. EMDR ile tedavi edilen vaginismus ile ilgili ülkemizde yayımlanmış iki olgu bildirimi bulunmaktadır4. ağrılı jinekolojik muayene. EMDR’nin travma öyküsü bulunan cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde terapiye uyumu artırıcı süreci hızlandıran bir tedavi tekniği olarak kullanılabileceği. Cinsel işlev bozuklukları polikliniklerinde yapılan araştırmalarda ise vajinismus sıklığı % 6675. Bu olgunun cinsel terapilere yeni bir bakış açışı kazandırdığı. tedirginlik ve uyku bozukluğu bulunan. Ankara ** Gazi Üniversitesi. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. . bu konuda yeni olgu sunumlarına ve araştırmalara gereksinim olduğu düşünülmektedir. Bu bildiride sekiz aydır cinsel ilişkiye girememe yakınmasıyla başvuran. EMDR’nin cinsel işlev bozukluklarında da etkili olduğu.PB 158 Çocukluk Çağında Yineleyici Tecavüz ve Cinsel Taciz Öyküsü Bulunan Bir Vaginismus Olgusunda EMDR’nin Etkinliği Yasemin Hoşgören*. beş yaşından itibaren yineleyici tecavüze uğradığı saptanan. ilk cinsel ilişkinin ağrılı olması gibi travmatik yaşantılarının etiyolojik bir etken olduğu saptanmıştır. 3 Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) tekniği Travma Sonrası Stres Bozukluğunda (TSSB) başta olmak üzere birçok ruhsal bozuklukta kullanılabilmektedir. Ankara Vajinismus vajinanın ön kısmının üçte birindeki kaslarda yineleyici ya da sürekli istem dışı kasılması ve sonucunda cinsel ilişkinin olanaksız olması olarak tanımlanmaktadır1. Burhanettin Kaya** * Ankara Üniversitesi. Tıp Fakültesi. Yapılan çalışmalarda çocukluk döneminde cinsel travma yaşamış kadınlarda. Cinsel Eğitim Araştırma ve Tedavi Derneğinin (CETAD) 2007 yılında gerçekleştirdiği araştırmanın verilerine göre vajinismus her 10-12 kadından birinde görülmektedir. cinsel terapiye uyum sağlayamayan ve bir seans EMDR uygulaması ile iyileşen bir vajinismus olgusu sunulmuştur. EMDR’nin travma ile ilişkili belirtilerde iyileşme sağladığı bildirilmiştir.9 bulunmuştur2. çocukluk döneminde cinsel travma yaşadığını bildiren erişkin kadınlarda travmaya bağlı semptomlarda azalma veya iyileşme sağladığı bildirilmiştir4.

BDE 21-6/63 şeklinde iyileşme tespit edildi. Kriptojenik siroz öyküsü yanında nörolojik.46 mg/dl (N:26-63 mg/dl). nörolojik. Psikometrik değerlendirmede Deliryum Derecelendirme Ölçeği(DDÖ) 18/30. Hamilton Anksiyete Ölçeği(HAM-A) 27/56 olarak bulundu. Metabolik-infiltratif patolojiler yönüyle tetkikleri istendi.PB 159 Deliryum Düşünülen Wilson Hastalığı: Bir Olgu Sunumu Atakan Yücel*. psikiyatrik belirtiler gösteren olgumuzda WH tanısına giden süreç ilginç bulunarak sunulmuştur. Kadın doğum kliniğince tekrar kürete edildi. Göz muayenesinde bilateral Kayser-Fleischer halkası görüldü. DDÖ 10-4/33. kısıtlı kooperasyon. heterojen intensiteler izlendi. Dahiliyeye rekonsülte edilen hastada WH tanısıyla penisilamin 150-300mg/gün. Beyin MRG’de bilateral bazal ganglionlarda. talamuslarda. tremor. Sırayla 15 gün ve 45 gün sonra testlerde. Hepatik. Bazal ganglionlardaki simetrik izlenen patolojilere yönelik iskemik problemler düşünülerek nörolojiye konsülte edildi. Erzurum. ** Atatürk Üniversitesi. çinko asetat tedavileri başlandı. uykusuzluk. iskemik patoloji saptanmadı. depresyon da yaygın olarak görülür. halsizlik. Ünsal Aydınoğlu* * Atatürk Üniversitesi. Kognitif bozukluk. kollarda bacaklarda distonik postür. Hamilton Depresyon Ölçeği(HAM-D) 27/51. burun kanaması. dizartri. Dahiliye konsültasyonunda kompanse kriptojenik siroz düşünüldü. nukleus lentiformislerde atrofik değişiklikler. insomnia. kilo kaybı bulgularıyla deliryum ve depresif bozukluk öntanıları düşünüldü. birkaç günde oryantasyon kusuru düzeldiyse de hareket bozukluklarında iyileşme minimaldi. yakınlarını tanımama şikayetleriyle polikliniğimize başvurdu. 2 ay önce abortus ve küretaj operasyonu sonrası anlamsız konuşmalar. 6 yıldır etiyolojisi açıklanamamış kriptojenik siroz öyküsü mevcuttu. Nörolojik değerlendirmede DTR bilateral hiperaktifti. ruhsal muayenede bilinci açık. 24 saatlik idrarda bakır düzeyi 248 μg/24saat (N:<50 μg/24saat) olarak bulundu. fulminan hepatik yetmezlik olarak kliniğe yansırken nörolojik bulgular dizartri. Hasta kognitif testleri uygulayamadı. anhedoni. distoni. Nedeni anlaşılamayan ekstrapiramidal ve serebellar bulgularla birlikte psikiyatrik semptomları olan genç hastalarda ayırıcı tanıda WH akılda tutulmalıdır. Sonuç: WH’da hepatik belirtiler akut. Beck Depresyon Envanteri (BDE) 33/63. kronik hepatit. Olgu:37 yaşında bayan. Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. depresif duygudurum. amaçsız vücut hareketleri. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. sürekli anlamsız gülümseme mevcuttu. amisülpirid 200mg/gün tedavisine devam edildi. yürüme bozukluğu. Erzurum. vajinal kanama. . ataksi gibi ekstrapiramidal etkilerle karakterizedir. anksiyöz duygulanım. HAM-A 20-10/56. Giriş: Wilson hastalığı (WH) selüler hasarla sonuçlanan bakır toksisitesiyle karakterize genetik zeminli bakır metabolizma bozukluğudur. tremor. vajinal kanaması kesildi. ara ara ortaya çıkan oryantasyon kusuru. milnasipran 100mg/gün. Nermin Yücel**. seruloplazmin düzeyi 1. koreoatetozis. siroz. psikiyatrik semptomlarla kendini gösterebilir. HAM-D 21-5/51 . boyunda ayaklarda kasılmalar. Hastanın kliniğimizde amisülpirid 200mg/gün. Elif Oral*. lorazepam 3mg/gün ile tedavisi sürerken hipertansiyon gelişmesiyle milnasipranı kesildi. yürümekonuşmada zorluk.

Hastanın önceki psikiyatrik belirtisinin olmaması nedeni ile de organik bir etyoloji ön planda düşünülmüştür. Çağrışımlar dağınık.1 IU/ml (0-34) olarak tespit edildi. Uykusuzluk ve yemek yememe şikayeti eklenmiş. Türkiye Giriş Hipotroidizm tiroid hormonun düşüklüğü sonucu oluşan klinik sendromdur. Olgu ND. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik öyküsü bulunmayan hastanın son 1 haftadır içe kapanma. Bilge Burçak Annagür* * Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. Vital bulguları normaldi. haftasından itibaren tiroid fonksiyon testlerinde ve psikotik belirtilerinde belirgin düzelme oldu. psikotik belirtilerin akut başlangıç göstermesi.52mıu/ml (0.5-8 arasında olduğu gösterilmiştir.45pg/ml (0.27-4. disforik ve depresif duygudurumun ön planda olması nedeni ile psikotik belirtili depresyon tanısı düşünülmüştür. Konya. Bu olguda geç yaşta başlayan ve psikotik depresyonun ön planda göründüğü bir hipotiroidi olgusu sunulmuştur. evli.4) freeT4:1. Hastaya Ketiyapin 400 mg/gün başlandı.03 pg/ml(24. çocuklarının kendisini zehirleyeceği düşünceleri başlamış. Yapılan endokrinoloji konsültasyonu sonucunda klinik tablo hashimato hipotiroidisi lehine yorumlandı. Hastanın yatışı boyunca ağlamaları ve depresif duygudurumu mevcuttu. 56 yaşında. kadın. Nitekim tiroid fonksiyon testlerinde görülen hipotiroidi bulgusu da bu hipotezimizi desteklemektedir. Psikiyatrik hastalarda klinik hipotiroidizm görülme oranı %0. Klinisyenler özellikle geç yaşta başlayan ve psikotik semptomlarla kendini gösteren hastalarda hipotiroidiyi göz önünde bulundurmalıdırlar. Tiroid hastalıkları her yaşta psikiyatrik semptomlara neden olabilir.2) Anti-tg:527 IU/ml (0-115) Anti-tpo: 399. Farklı ilaçları alarak ve bileğini keserek kendisini öldürmek istemiş. Tiroid USG: Her iki tiroid parankimi minimal heterojen izlenmiştir.93-1. Ailesi tarafından baygın halde bulunan hasta acil servise getirilmiş. Bu olguda hipotiroidiye bağlı olarak akut psikotik semptomlarla karşımıza çıkan bir olgu sunulmuştur.PB 160 Psikoz Kliniği ile Ortaya Çıkan Hipotiroidi Olgusu Şule Gündüz*. Tartışma Olgu için geç erişkin yaşta başlaması. Düşünce içeriğinde etrafındaki kişilerin kendisine zarar vereceklerine yönelik perseküsyon sanrıları mevcut. Duygulanımı disforik. Psikomotor ajitasyonu mevcut. Tiroid hormon replasmanı başlanan hasta tedavinin 2.7) TSH:8. Duygudurumunda depresif belirtiler devam eden hastaya essitalopram 10 mg/gün başlandı. Nörolojik muayenede konfüzyon hali dışında bir patoloji saptanmadı. ev hanımı. Acil servise özkıyım girişimi nedeniyle başvurdu. Hastaya tiroksin 75 mg/gün başlandı. İlk ruhsal muayenesi: Bilinç konfüze. ilkokul mezunu. . Kan biyokimya değerleri normal sınırlardaydı. Hipotiroidinin depresyonla ilişkisi iyi bilinmesine karşın psikotik semptomlarla da ilişkisinin olduğunu göstermesi açısından iyi bir olgu örneği olduğu düşünülerek hazırlanmıştır. Hastanın bakılan tiroid fonksiyon testlerinde freeT3: 2. komşularının kendisine kötülük edeceği düşüncesi.

istemsiz dikkatinin arttığı. Servisteki ilk psikiyatrik muayenesinde yöneliminin bozuk olduğu. Delahunt J: Psychosis followin acute alteration of thyroid status. ayrıca beta talasemi ve hipertansiyon tanısı olduğu. Mini Mental Testten 18 puan aldı. demans ve deliryum ön tanıları ile ketiapin 25mg/gün ve risperidon 2mg/gün tedavisi başlandı. Aust NZJ Psychiatry 1997 Oct.PB 161 Bir Olguda Bipolar Affektif Bozukluk ve İyatrojenik Hipertiroidiye Bağlı Deliryum Eştanısı Fikret Ferzan Ergün. Tartışma: Bu olgunun kontrolsüz tiroksin kullanımının manik epizodu tetiklemesi ve deliryuma yol açması açısından tartışılması önemlidir. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: Hipertiroidi mani. konuşma miktar ve hızının arttığı. T3: 2. Hasta böcek ve çeşitli hayvanlar görme şeklinde görsel varsanılar ve bu böceklerin vücudunda dolaştığı şeklinde taktil varsanılar saptandı. duygudurumunun eleve.45. Olgu: 30 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile düzensiz psikiyatrik tedavi tanımlanan 75 yaşında kadın hasta uykusuzluk. Kaynaklar: 1-Irwin R. 2-Brownliel BEW. çok konuşma. Bunun dışındaki laboratuar tetkikleri normal sınırlardaydı. Bir haftanın sonunda valproik asit 500 mg/gün tedaviye eklendi. psikomotor aktivitesinin arttığı. Walshe JWB. A report of 18 cases. Yapılan değerlendirme sonucu Bipolar bozukluk psikotik özellikle manik epizot.09 olarak bulundu. üç ay önce katarakt operasyonu geçirdiği öğrenildi. Benzer psikiyatrik tablolar tiroid replasman tedavisi sırasında da bildirilmiştir (1. Hastanın 15 yıldır tiroid tedavisi gördüğü. duygulanımın öforik olduğu. Hasta poliklinik takibi planlanarak taburcu edildi ve bir hafta sonraki poliklinik kontrolünde remisyon halinin devam ettiği gözlendi. . Laboratuarında TSH: 0.2).00. deliryum vb psikiyatrik bozukluklarla ilişkilendirilmiştir. Jülide Güler. with statistical analysis of incidence. Aile hekiminin önerisiyle tiroksin tedavisi kesilen hastada psikotik semptomlar ortadan kalktı. tiroksin kullandığı. mini mental test puanı normal düzeye ulaştı. hareketlilik şikâyetleriyle Erenköy RSHH acil psikiyatri polikliniğine başvurdu ve yatışı yapıldı. yönelimi düzeldi. ancak öforisi tedavinin daha geç döneminde ortadan kalktı. hayvan şekilleri görme. Hasta perseküsyon ve referans hezeyanları tanımladı. çağrışımlarının dağınık izlenimi verecek kadar hızlandığı.31(5):762-4. ancak son bir yıldır kontrole gitmediği. Wells JE: Psychoses associated with thyrotoxicosis. European J of Endocrinology 2000. Rae AM. T4: 1.' thyrotoxic psychosis'. hipomani. anksiyete bozuklukları. istemli dikkat ve yoğunlaşmasının bozulduğu saptandı. 142:438-444. Ellis PM.

duygudurum düzenleyiciler ve lityumun artan kullanımları ile nöropsikiaytrik sendromlarda görülen agresyon etkili olarak tedavi edilebilmektedir. spontan ağlamalar ve irritabilite gözlendi. Olgumuz.PB 162 Sol Frontotemporal Tümör Rezeksiyonu Sonrası Gelişen Agresyonun Ön Planda Olduğu Psikoz Vakası Nazife Gamze Usta. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine sol frontotemporal oligodendroglioma rezeksiyonu sonrası gelişen gün içerisinde ani ağlamalar. Bu olgu ışığında da sol frontotemporal tümör rezeksiyonu sonrası gelişen psikiyatrik semptomatoloji ve bu tablolara psikofarmakolojik yaklaşım basamaklarının ele alınması amaçlanmıştır. Alaattin Duran İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. eşine yönelik kıskançlık hezeyanları ve saldırganlık şikâyetleri nedeni ile başvurduPsikiyatrik muayenesinde emosyonel labilite. ani öfke patlamaları. Ömer Faruk Demirel. Uygulanan risperidon 6mg/g ve valproat 1500mg/g tedavisi ile şikâyetlerinde gerileme gözlenmeyen hastanın valproat tedavisinin çapraz titrasyon ile 600mg/g karbamazepine değiştirilmesi ile klinik bulgularında gerileme gözlendi. Atipik antipsikotiklerin. . Organik beyin sendromunda davranış kontrolünü sağlamada antipsikotiklere kıyasla GABAerjik sistem üzerinden düzenleme yapan karbamazepin gibi antikonvülsan tedaviler önerilmektedir. İstanbul Son yıllarda cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde epilepsi ve tümör cerrahisinde olumlu sonuçlar alınmakla birlikte bu operasyonlar sonrasında organik beyin sendromu başlığı altında değerlendirilen bazı psikiyatrik tablolar geliştiği ve bu tablolarda tedaviye direncin sık görüldüğü gözlenmektedir. Bu hastalardaki kompleks nörobiyolojik patolojiden dolayı birden çok reseptörü hedef alan tedaviler kaçınılmaz olmaktadır. Düşünce içeriğinde eşine karşı kıskançlık hezeyanları ve homisidal düşünceler saptandı. Hacı Murat Emül.

Buna bağlı olarak depresyon.2 sıklıkta görülen. Rajpar J. Ringborg U. 31(2):157-162. beslenme reddi. Venlafaksin 225 mg/gün. İki hafta sonra belirtilerinde gerilememe olmaması üzerine sekiz seans EKT uygulandı. yorgunluk yakınmaları olan 37 yaşında kadın hasta. 5mg/gün Biperiden IM başlandı. USA. ikincil gelişen ruhsal bozuklukları tanıyabilmek. ABC of Skin Cancer. Olgumuz EKT’nin IFN-a kullanımına gelişen psikozun tedavisinde yeri olduğunu düşündürmektedir. 4. işitsel-görsel varsanıları vardı. Mirtazapin 15 mg/gün ve Olanzapin 5 mg/gün tedavisi sürdürüldü. Burhanettin Kaya 2 1Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD 2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Malign Melanoma (MM) %18.Brandberg Y. Psychological reactions in patients with malignant melanoma. interferon alfa kullanımına bağlı psikoz gelişen ve EKT ile düzelen bir olgu kaynaklar ışığında tartışılmıştır. nadiren psikoz eşlik etmektedir. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008. 23(4):291-292. Literatürde IFN-a kullanımına ikincil gelişen psikotik depresyonun tedavisinde EKT’nin yeri ile ilgili bir çalışma vardır(5). Aetiology and Prevention of Melanoma. konfüzyon gibi nöropsikiyatrik belirtiler %10 sıklıkta görülebilmektedir. Taburculuktan iki ay sonra yapılan izleminde iyilik halinin sürdüğü gözlendi. Risperidon 1 mg/gün başlandı. Psikoz nadir görülür(4). Şahingöz M. Yakınmalarında belirgin düzelme gözlendi. Hastalığın yinelemesi ve metastazı engellemek amacıyla IFN-a gibi immünomodulatuar ilaçlar kullanılmaktadır. BMJ Books 2009. s. MM tanısı konduktan sonra IFN-a tedavisi başlamış.PB 163 Malign Melanom Tanısı Konan ve İkincil Depresyonu Olan Bir Olguda İnterferon Alfa Kullanımına Bağlı Psikoz Gelişimi ve Tedavide EKT’nin Etkisi Melike Küçükkarapınar 1.Schwartz RA. Tartışma-Sonuç: IFN-a kullanan kanser hastalarında sıklıkla depresyon görülmekte.111-115. Wiley-Blackwell 2008. The Epidemiolgy. 3. Kaynaklar 1. The successful use of electroconvulsive therapy in a patient with interferoninduced psychotic depression. ikincil depresyonu olan. psikoz. J ECT 2007.Kaya N.Zincke MT. Skin Cancer: Recognition and Management. Tedavinin başından itibaren psikiyatrik değerlendirme ve izlem önerilmektedir. erken tanı-tedavi ile beş yıllık sağkalımın %80.Marsden J. 5. Sjoden P. halsizlik. Zeytinci İ. USA. İnterferon alfa kullanan malign melanomlu bir hastada ortaya çıkan mani: Olgu sunumu. Olgu: Kendine güvenmeme. MM hastalarında erken dönemde baş etme gücünü arttırmak.90 olduğu bir deri hastalığıdır(1). Kurani A. Depresyon %10-40 oranında görülür(3). İlaç içmeyi reddettiği için 5mg/gün Haloperidol. 537. 2 mg/gün’e çıkarıldı. erken tedavi önemlidir. 2. Tedaviden 15-20 gün sonra yakınmalarında artış gözlenmiş. Eur J Cancer 1995. 75. Bu bildiride MM tanısı konan. Hastalığa ikincil depresyon %23 oranında görülmektedir(2). . intihar düşüncesi. Istafanaus R. Servise yatırıldığında bir haftadır süren uyku hali. s. değersizlik düşünceleri. 9.

duloksetin 60mg/gün başlandı.3:7410. tedaviyi olumsuz etkilemektedir(2). 2009.Serretti A. J Clin Psychopharmacol.Au E. Kliniğimize başvurusunda 6 aydır fluoksetin 20mg/gün alan hastada fluoksetine bağlı cinsel isteksizlik ve geç boşalma şikayetleri mevcuttu. Dasgupta P. Bu süreçte çeşitli antidepresan tedaviler almış. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. Duloksetin tedavisinin kesilmesinden iki gün sonra hastanın RE şikayetleri sona erdi ve 6 aylık takibinde herhangi bir CD tariflemedi.¹*. fakat etkisizlik veya yan etki nedeniyle ilaçları değiştirilmişti. Erzurum Giriş: Retrograt ejakülasyon (RE) bir cinsel disfonksiyon (CD) olup. Diyarbakır 2 Palandöken Devlet Hastanesi. 2009. Duloksetin tedavisine başlandıktan bir ay sonra fluoksetine bağlı cinsel yan etkiler düzelmiş. Keremhan Gözükara. Üroloji Kliniği.. ² 1 Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Chiesa A. boşalma hissi olmasına rağmen dışarı sperm akışı olmaması ve mesaneye doğru geri boşalma olarak tanımlanmaktadır(1). Sonuç olarak antidepresanlara bağlı CD geliştiğinde cinsel yan etkileri daha az olduğu bilinen ajanlara geçmek tedavide yaralı olabilir. evli erkek hasta major depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu tanılarıyla 11 yıldır takip ve tedavi edilmekteydi. 2. Dasgupta R. Yan etkiler nedeniyle fluoksetin tedavisi kesilip. Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmektedir. Yeni bir antidepresan olan duloksetinin cinsel yan etkileri plaseboya eşit düzeydedir(2).29(3):259–66. J Med Case Rep. Treatment-emergent sexual dysfunction related to antidepressants: a meta-analysis. Bu yazımızda cinsel yan etkileri çok az görülen bir antidepresan olan duloksetine bağlı gelişen RE olgusunu ilk defa bildirmeyi amaçladık. . Yapılan üroloji konsultasyonu sonucunda RE tanısı konulan hastada RE’nun duloksetine bağlı olduğu düşünülerek cinsel yan etkisi az olan başka bir antidepresan olan bupropiyon 150mg/gün başlandı. fakat orgazm problemleri başlamıştı.¹. Olgumuzda fluoksetine bağlı CD gelişmesi nedeniyle duloksetin tedavisine geçilmiş fakat başka bir cinsel yan etki olan RE gelişmiştir.. Retrograde ejaculation following open ureteric reimplantation: a case report. Bu durumda yine CD yan etkisi düşük olan başka bir antidepresana geçilmiş ve bu yan etkiler tamamen düzelmiştir. Mehmet Cemal Kaya.PB 165 Duloksetine Bağlı Retrograt Ejekülasyon: Olgu Sunumu Mahmut Bulut. Olgu: 43 yaşında.D. Kaynaklar: 1. Tartışma: Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmekte olup.

Ülkemizde antikolinerjik ilaçlardan sadece biperiden yeşil reçete ile verilerek kontrole tabi tutulmaktadır.PB 168 Siklopentolat Bağımlılığı: Bir Olgu Sunumu Işıl Ateş Çöl. İlacı en uzun 3 haftalık bir dönem bırakabilmiş. keyifsizlik. Hasta bu ilacı depresif yakınmalar olduğu zamanlarda “manik halini özlediği için” kullandığını ifade ediyor. kullanmadığı zamanlarda ise sıkıntı. Antikolinerjik ilaçlar daha çok öforizan etkileri nedeniyle kötüye kullanılmaktadırlar. Asıl olarak göz damlası olarak piyasada bulunan siklopentolatı göz damlası olarak değil de. Bu ilaç dışında 5 yıldır 1 paket/gün sigara kullanmakta. Yasemin Görgülü. sinirlilik olduğunu ifade ediyor. Başlangıçta günde yarım şişe kullanırken son 6 aydır günde 1 şişe bitirmeye başlamış. bir arkadaşının önerisiyle siklopentolat kullanmaya başlamış. Siklopentolat. Siklopentolat hidroklorid oftalmolojide tanı amacıyla ve ameliyat öncesi değerlendirme amacıyla sık kullanılan topikal midriyatik. ülkemizde siklopentolat hidroklorid %1’lik solüsyon şeklinde ticari olarak satılmaktadır. Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği 17 olarak tespit edildi. akut psikotik atak tanısı konmuş. manik epizod tanısı ile servisimizde yatırılarak uygun medikal tedaviyle takip edilmiştir. özgüveninin arttığını. ACG. İlacı kullandığı zamanlar. toplum içinde rahat olma şeklinde tanımlanabilir. yaklaşık 5 yıldır bağımlılık düzeyinde olmayan düzensiz esrar kullanımı mevcut. Bu olgu da antikolinerjik ilaçların kötüye kullanımları/bağımlılıkları konusunda ilaçların ruhsatlandırılmaları. özgüvende artış. giderek artan kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyelleri son zamanlarda sıkça göze çarpmaktadır. ağız kuruluğu olduğunu. reçete edilmeleri ve satılmaları konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. sikloplejik bir tersiyer amin muskarinik reseptör antagonistidir. etrafı algılayışının değiştiğini. Mehmet Bülent Sönmez Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Ancak bu atak sonrasında depresif yakınmaları ortaya çıkan hasta. İlk psikiyatrik şikayetleri 2004 yılında başlamış. Antikolinerjik ilaçların medikal kullanımlarıyla birlikte. Siklopentolatı kesmesi önerilerek uygun tedavi düzenlendi. Tanısal oftalmik girişimlerin yanı sıra üveitis ve iritis tedavisinde de kullanılmaktadır. Haziran 2006 ve Mayıs 2011 yıllarında bipolar bozukluk. 28 yaşında bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen erkek hasta. kontrol amaçlı polikliniğimize başvurdu. buruna damlatma yoluyla kullanmaya başlamış. . Diğer antikolinerjikler eczanelerden reçetesiz satın alınabilmektedir. ortamdan uzaklaştığını. Ruhsal muayenesinde depresif yakınmaları mevcuttu. Bu etkiler kullanan kişilerde çok konuşma. Kliniğimiz tarafından bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen bir hasta siklopentolat bağımlılığının da saptanması üzerine konuya dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur. Rugül Köse Çınar. uyku hali.

Akdeniz Üniversitesi. ateş:36.5 mg doz ile başlamış sıkıntıları geçmeyince giderek dozu artırmış. Bu olguda depresif şikayetler nedeniyle doktor önerisi olmadan kendi başına Tiyaneptin başlayan ve giderek artan dozda kullanımı olan hastanın yoksunluk belirtilerinin gelişmesi ve Tiyaneptinin kötüye kullanımından söz edilecektir. Akdeniz Üniversitesi. kötüye kullanım.. Kognitif yönden Tiyaneptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmiştir (Labrid C ve ark. Çocuk Psikiyatri AD. Tiyaneptin pek çok antidepresanlardan farklı olarak karaciğerde Sitokrom p450 enzim sistemini kullanmadan metabolize olur. Diazepam infüzyonu sonrası şikayetlerinin gerilemesi ile AMATEM’de takip edilmek üzere acil servisten taburcu edildi.5 olmakla birlikte başka bir patoloji saptanmadı. distimi ve uyum bozukuklarında önerilen günlük dozu 25 . uyku bozukluğudur ve bu yan etkilerin zamanla azaldığı bildirilmiştir (Antona J. 2001). Tiyaneptini ilk defa bir yıl önce arkadaşının önerisiyle eczaneden satın alarak kullanmaya başlamış. bekar. Olgumuzda Tiyaneptin uyarıcı etkisi ve aynı etkiyi sağlamak için hasta tarafından dozun sürekli artırılmış olması ve ilacı bulamadığında yoksunluk belirtileri ile acil servise başvurması dikkat çekicidir. üniversite mezunu..Dr.. İlaca günlük 12. kullanmak için çaba göstermesi. 2003).Gör. Hastanın bir yıldır sadece Tiyaneptini giderek artan yüksek dozlarda kullanması. Olgu: 27 yaşında. Akdeniz Üniversitesi.Dr. çalışan kadın hasta. Yapılan ilk değerlendirilmede yüksek miktarda Tiyaneptin kullanmakta olduğu ve son iki gündür ilacını alamadığı bu nedenle de şikayetlerinin başladığı öğrenildi. Acil servise terleme. Son alarak 625 mg/güne kadar çıkmıştı. Hastanın tıbbi özgeçmişinde herhangi bir özellik saptanmadı.50 mg/gün dür.Gör. bu nedenle ilaç etkileşimi daha az olabilmektedir. iş yerindeki sorunlar ve bunlara bağlı kaygıları nedeniyle Tiyaneptine başlamış. Anahtar kelimeler: Tiyaneptin. 2003). beş olguyla yaptıkları çalışmada Tiyaneptinin psikostimulan etkileri görülmüştür (Leterme ve ark. yoğun huzursuzluk hissi. O dönemde moral bozukluğu. Ve ark. Tıp Fakültesi. İlacını kullanmadığında yoğun sıkıntı hissiyle birlikte ilacı kullanmak zorunda kaldığı ve ilaçla birlikte rahatladığı öğrenildi. Tiyaneptin ilgili yapılan çalışmalarda güvenli olduğu bildirilmekle birlikte kötüye kullanımının olduğu klinisyenlerin gözden kaçırmaması gereken bir durumdur. Leyla AKGÜÇ**. çarpıntı ve yerinde duramama şikayetleriyle başvurdu. konstipasyon. 2001). bipolar depresion. Tiyaneptinin major depresyon. Ve ark. karın ağrısı. kullanmadığında yoksunluk belitileriyle birlikte toplumsal ve mesleki etkinliklerinin azalması nedeniyle ilacı kötüye kullanımı olarak değerlendirildi ve hastada var olan durumu Tiyaneptin kötüye kullanımına bağlı yoksunluk belirtileri olduğu anlaşıldı Hastaya yoksunluk belirtileri nedeniyle diazepam 15 mg/SF İV infüzyonu başlandı. Mustafa ERKAN*** * Arş. Letterme ve ark. Nörolojik muayenesi normaldi. Antalya Giriş: Tiyaneptin trisiklik antidepresanlara yapısal olarak benzeyen yeni jenerasyon bir antidepresandır (Sánchez ve ark. Tiyaneptin kötüye kullanımı ile ilgili literatürde olgu sunumları bulunmaktadır. Çocuk Psikiyatri AD. Sıklıkla olan yan etkileri bulantı.Dr. 1992). Antalya *** Arş. Tartışma Tiyaneptin beyinde seratonin geri alınımını arttıran ve nöronal dentritlerde stresin indüklediği atrofiyi azaltan bir antidepresandır (Antona J. Fizik muayenesinde TA:140/80 nabız:97. isteksizlik. Antalya ** Arş. baş ağrısı. Tıp Fakültesi.PB 169 Tiyaneptin Kötüye Kullanımına Bağlı Yoksunluk Belirtileri Gelişen Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN*. Yapılan laboratuar tetkiklerinde hematoloji ve biyokimya sonuçları normal sınırlardaydı. baş dönmesi. Psikiyatrik öz geçmişinde bir yıl önce var olan depresif şikayetler dışında başka özellik bulunamadı.Gör. yoksunluk . Tiyaneptini eczaneden reçetesiz temin etme imkanı olduğu için bu konuda bir güçlük çekmediği anlaşıldı. Psikiyatri AD. Tiyaneptin yüksek dozda iyi tolere edilebildiği belirtilmiştir. Tıp Fakültesi.

PB 170 Alkol Kullanımın Yol Açtığı Psikotik Bozukluk-Hallusinasyonlarla Giden: Bir Olgu Çetin Irmak. 70’lik ve 35’lik) alkol alımının ardından kendini öldürmesini söyleyen sesler duymaya başlamış. Son birkaç yıldır her gün birkaç bira içen olgumuz. lise mezunu. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu olgu sunumunun amacı alkol kullanımının yol açtığı psikotik bozukluk tanılı bir olgunun ayırıcı tanı ve tedavisinin tartışılmasıdır. İrritabl mizaç özelliklerine sahip olan olgumuzda yatışından bir hafta kadar önce kız arkadaşıyla olan ilişkisinin ifşa olduğu şeklinde düşünceler ve bu nedenle kendisine şantaj yapılacağı yönünde şüpheler başlamış. Hamdi Öztürk. Aile öyküsünde 1995 yılından bu yana kayıp olup. günümüze dek olan süreçte anne ve babasını kardiovasküler hastalık. psikomotor ajitasyon. haber alınamamış bir de abi bulunmaktadır. Elif Tatlıdil Yaylacı. . erkek. izleyen 48 saat içerisinde 205 cc (100’lük. Bu sırada gerçeği değerlendirme yetisi de bozuktur. hiç evlenmemiş olgu öldürüleceği korkusu ve kendini öldür diyen sesler duyduğu için getirildiği acil servisten şizofreni ön tanısı ile kliniğimize kabul edildi. Olgu: 51 y. Bu dönemde olgu depresif belirtiler tanımlamaktadır ancak başvuru ve tedavi öyküsü bulunmamaktadır. fizik bakısında otonomik hiperaktivite ve tremor saptanmıştır. Kliniğimize yatışının olduğu gece gözlük camını kırarak bileklerini kesen olgunun yapılan psikiyatrik bakısında işitsel ve görsel hallusinasyonlar. Bunun üzerine getirildiği acil serviste ajitasyon nedeniyle aralıklı olarak üç kez 10 mg im haloperidol uygulanmış. Beş yıl önce iflas eden olgu. ablasını meme kanseri ve yeğenini boğulma sonucu kaybetmiş.

epilepsi. literatürdeki sınırlı sayıda olan gabapentin bağımlılığı kavramı gözden geçirilecektir.Bu sunacağımız vaka bağlamında.PB 171 Gabapentin Bağımlılığı: Bir Vaka Sunumu *Emine Merve Kalyoncu. bipolar afektif bozukluk.Gabapentin. nöropatik ağrı ayrıca yaygın anksiyete bozukluğu.Türkiye‘de kontrole tabi ilaçlardan olmamasına karşın kötüye kullanım potansiyeline sahiptir.Pskiyatri **Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari Koordinatörü Gabapentin. **Erol Göka *Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi.migren tedavilerinde kullanılan bir gama-aminobutirik asit (GABA) analoğudur. .

Bunun nedenlerinden biri bozukluğun klinik sunumunun değişken olabilmesi ve başka nörolojik ya da psikiyatrik hastalıklarla karışabilmesidir. Seventh edition.64:326-7. Ishimoto Y and Ohmori T. çok ve gereksizce para harcama. Araki M. 2-Graham D.1 oranında saptanırken klinik populasyonda bu vakaların ancak %20’sinin doğru tanı alabildiği bildirilmiştir (2. Post mortem çalışmalarda %1. sayfa 1094-5. The Oxford University Press. Korsakoff psikozunun temel belirtileri. Kaplan and Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry. Cilt. Ancak yapılan değerlendirmeler sonucunda. Malabsorbsiyona neden olan diğer durumlar dışında özellikle uzun süreli alkol kullanımına bağlı olarak geliştiği bilinmektedir(1). duygudurum labilitesi) gösteren ve yaklaşık 7 yıldır “bipolar bozukluk” tanısı ile takip ve tedavi edilen bir Korsakoff psikozu vakasını sunduk. Walker R. düşünce içeriği bozukluğundan ziyade duygudurum belirtileri (elevasyon. 10. Baskı.PB 172 Psikiyatrik Belirtilerin Asıl Tanının Gözden Kaçmasına Neden Olduğu Bir Korsakoff Psikozu Olgusu Eda Çetin. 2002.36:553-5. Alcohol & Alcoholism 2001. Lantos P (eds). Hosp Med 2003. psikiyatrik belirtilerinin uzun süreli alkol kullanımına bağlı olduğu. Biz bu bildirimizde. olgumuzda olduğu gibi bazı durumlarda psikiyatrik belirtiler-hezeyanların yanı sıra duygudurum belirtileri. Buna karşın daha az sıklıkla bazı vakalarda psikiyatrik belirtiler de ön planda olabilmektedir. . Bölüm. grandiyözite. 8. A case of Kosakoff’s Syndrome improved by high doses of donepezil. 3-Azim W. In: Greenfield's Neuropathology.ön planda olabilir ve Korsakoff psikozu tanısı gözden kaçabilir. 607-641. Ömer Böke Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Korsakoff psikozu sıklıkla tiamin eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan nöropsikiyatrik bir bozukluktur.3). Chapter 10. Ozan Pazvantoğlu. Korsakoff psikozunun temel belirtileri bilişsel. Nutritional and metabolic disorders. Klinik takiplerinde şimdiye dek Korsakoff psikozu tanısı konulmamıştı ve duygudurum düzenleyici tedavisi almaktaydı. Wernicke’s encephalopathy: a frequently missed problem. Kaynaklar: 1-Sadock BJ and Sadock VA. özellikle bellek ile ilgili zayıflıklardır(1). Bu belirtiler daha çok ruhsal muayenenin düşünce içeriği alanıyla ilgilidir ve paranoid içerikli hezeyanlar biçimindedir(4). önemli derecede bellek kusurları olduğu anlaşıldı. özellikle bellek zayıflıklarının ön planda olduğu bilişsel sorunlar olsa da. 4-Iga JI. 1.

Tıbbi tedavi gerekçesi dışında kullanıldığında kötüye kullanım ve bağımlılık geliştirdiğine ilişkin olgu bildirimleri hızla artmaktadır. Pain 2009.R. Clin J Pain 1999. Babul N. Yüksek doz ilaç reçete edilmesi talebiyle başvurduğu algoloji uzmanı tarafından bağımlılık gelişmiş olabileceği düşünülerek Madde Bağımlığı Polikliniği’ne yönlendirilen hasta kliniğimize yatırılarak tedavisi düzenlendi. .Watson CP. Psikiyatri AD. Algoloji BD. erkek hasta. İzmir Giriş ve Amaç: Fentanil. standart ağrı tedavisine yanıt alınamayan kronik ağrı hastalarında daha yaygın kullanılmaya başlanan bir opioid analjeziktir. 2010 yılında kullanmakta olduğu oksikodon. İzmir *** Ege Üniversitesi Anestezi ve Reanimasyon AD. 50(6):1837-41.2). Tartışma: Opioidler şiddetli sırt ağrısını azaltmada çok etkindir(1. Clinical guidelines for the use of chronic opioid therapy in chronic noncancer pain. Aile hekimliği uygulamasının giderek yaygınlaşmakta olduğu ülkemizde. Sonuç olarak kronik ağrı için opioid kullanan hastalarda geniş bir değerlendirme ve izlem gerekmektedir. Ağrıları geçmeyen hasta –yasal olmayan yollardan. Davies P et al. Kaynaklar: 1. P. Hasta süreç içinde kullanmakta olduğu fentanil preparatını kendi kendine 200 mg/G doza yükseltmiş. Chou. Suboxone temin etmekte zorlanan hasta. Ender Altıntoprak*. Opioid kullanımı sırasında bağımlılık oranını belirleyebilmek için değişik risk skalaları kullanılsa da hangi hastaların bağımlılık geliştirebileceğini tahmin etmek güçtür. Aile hekimliğinin yaygınlaştığı ülkemizde bu grup ilaç tedavilerinin standardize edilmesi ve kontrol altında tutulmasının önemine dikkat çekmek istenmiştir Olgu: 24 yaşında. Birçok klinisyen yan etkilerinden. özellikle rapor ile kullanılan opioidlerin kontrolsüzce birden çok hekim tarafından reçetelenmesinin. Fine. **Can Eyigör***. J. Meltem Uyar*** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi. 2009 yılında ABD’de yaşadığı dönemde. opioid analjezik kötüye kullanımı/bağımlılığı sorununu arttırabileceği göz önünde tutulmalıdır. Fanciullo. 3.Schofferman J. Long-term opioid analgesic therapy for severe refractory lumbar spine pain. Toksikoloji ve İlaç bilimleri Enstitüsü. 15(2):136-40. 2. 10(2):113-30. İzmir ** Ege Üniversitesi Madde bağımlılığı. Adler JA. yurt dışında olduğu gibi ülkemizde de. Neurology 1998. Efficacy of oxycodone in neuropathic pain: a randomized trial in postherpetic neuralgia. tolerans gelişmesinden ve bağımlılık geliştirme potansiyelinden dolayı opioidleri kronik ağrı tedavisinde kullanmaktan çekinmektedir(3). G.PB 173 Fentanil ile Kronik Ağrı Tedavisi Gören Bir Hastada Gelişen Bağımlılığa Multidisipliner Yaklaşım İsmail Özel*. Ballantyne JC. J.kullanmakta olduğu oksikodon dozunu giderek arttırarak 80 mg/G dozuna çıkarmış. yeniden ağrılarının artması nedeniyle bir ağrı kliniğini tarafından Fentanil (Durogesic) 12mg/G tedavisi başlanmış. diazepam ve tüm diğer maddeleri bırakarak yine yasal olmayan yollardan elde ettiği Buprenorfin/Nalokson kombinasyonu (Suboxone) 24 mg/G kullanmaya başlamış. sırt ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından Schearman sendromu tanısı konularak oksikodon 30 mg/g ve diazepam 20 mg/G kullanması önerilmiş.

T. tedavi süreci. şiddet uygulanan gebe psikiyatrik hastada. Doğanavşargil Ö. Vahip I. Bu olguda. Son 15-20 yılda. Melahat Akbaş Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Psikiyatrik hastalığı olan kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma. anksiyete bozuklukları ve şizofreni tanısı olan kişilerde toplum genelinden daha yüksek olduğu belirtilmektedir.PB 174 Psikiyatrik Kadın Hastada Şiddet: Olgu Sunumu Semra Enginkaya. Psikiyatri Kliniği. İstanbul Şiddetin ülkemizde önemli bir toplumsal sorun olduğu bilinmektedir. Kaynaklar Temiz M. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Uzmanlık Tezi. Sağlık Bakanlığı. Dünya Sağlık Örgütü kadınların eşleri ya da partnerleri tarafından şiddete uğrama oranını % 10-69 arasında bildirmiştir. 17(2):107-114. Tüm dünya nüfusunu temel alan 48 çalışmanın verilerine göre. şiddetle ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır. Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız.C. Bu oranların kişilik bozukluğu. gebelik-lohusalık dönemine. Münevver Akın. bipolar bozukluk. İstanbul. şiddete maruz kalma sonrası baş etme yöntemleri. dünyanın her yerinde. . Türk Psikiyatri Dergisi 2006. bebeğin bakımına ve sosyal yaşama uyum sağlama ve iletişim kurmaya yönelik yaklaşım anlatılmıştır.

Serkan ZİNCİR. .gününde depresif belirtiler ile ailesi refakatinde kliniğe başvurdu. kısa sürede tedaviye yanıt alınması isteniyorsa ve bebeğin gelişiminde anne sütünün önemi düşünüldüğünde. Yapılan değerlendirmeler sonucunda DSM-IV kriterlerine göre pospartum depresyon tanısı alan hastanın başka bir psikiyatrik bozukluk ve hastalığı olmadığına karar verildi. 38 yaşında. 8. Ali DORUK GATA Psikiyatri A. Doğum sonrası depresyonunda ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı zıt duygular daha ön plandadır. Bu makalede postpartum depresyon tedavisinde EKT nin başarısı tartışılacaktır.PB 175 Postpartum Depresyon Olgusunda Başarılı Elektrokonvülsif Tedavi: Olgu Sunumu Cihad YÜKSELİR. intihar düşüncelerinin yoğun olması ve bebeği emzirmesi de göz önünde bulundurularak EKT tedavisi uygulanmaya karar verildi. Bununla birlikte depresif diğer belirtiler görülür. İlk 3 kür EKT sonrası semptomlarda kısmen azalma. A. Mehmet AK. yoğun intihar düşünceleri mevcut ise.8 kür EKT uygulandı. bayan hasta. Son 2 gündür yoğun intihar düşünceleri mevcutmuş. Adem BALIKCI. EKT başarı ile uygulanmakta olan ve emziren annelerde bebeğe herhangi bir risk oluşturmadığından tercih edilebilecek bir seçenektir.D Ankara/TÜRKİYE Doğum esnasında oluşan dramatik biyolojik değişikliklerden dolayı postpartum mizaç bozukluklarının biyokimyasal ya da hormonal bir dengesizlik sonucu olduğu düşünülmektedir. Mehmet KOÇER. Postpartum depresyon olgularında.EKT sonrası tam remisyon sağlandı. Biyolojik değişiklikleri ölçmek amacıyla az sayıda çalışma yapılmış ve bunlarda da gonadal hormonlar ve prolaktine odaklanılmıştır. A. Postpartum 10. İzlem sürecinde üç hafta sonra hastanın premorbidine döndüğü gözlendi.Gazi ÜNLÜ. Hasta ve yakını ile yapılan görüşme sonrası.O.

diğer çay vs.14:839843 2. polidipsi psikiyatrik hastalıklarda ortaya çıkabilmekte ve bu durum bazen morbidite ve mortalite riski olan hiponatremik ensefalopatiye yol açmaktadır. Barton JL.Leadbetter RA. Barreira PJ. Yanlış tedavi uygulandığında hayati komplikasyonlara neden olabilen bu hastalık. *Şule Şirin Berk. Disturbances of thirst and water homeostasis in patients with affective illness. Bu sunumda psikojenik polidipsi öyküsü olan bir Bipolar Affektif Bozukluk (BAB) vakası tartışılacaktır. Duygudurum bozukluğu olan ve nörotik hastalarda sıvı-elektrolit dengesi problemleri nadir olarak bildirilmiştir (3). günlük sıvı alımının azaldığı tespit edildi. 11 yıldır BAB tanısıyla takip edilen hasta dönem dönem hastanede yatarak dönem dönem de ayaktan duygudurum düzenleyiciler ve antipsikotikler kullanarak tedavi görmüş. **Kamile Gül *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Amaç: Psikojenik polidipsi. İlaç tedavisi olarak amisülpirid 600 mg/gün. Pavalonis D. Perez-Cruet J. Am J Psychiatry 1984.2).141:436-437 .4) düzeyi düşük olarak tespit edildi. psikiyatrik hastalığı olanlarda sık rastlanan bir durumdur. Hastadan endokrinoloji konsültasyonu istendi ve psikojenik polidipsi teşhisi doğrulandı. Hasta endokrinoloji polikliniği ile işbirliği kurularak yakın takibe alındı. Higgins PB. Biol Psychiatry 1979. Shutty MS Jr. Kaynaklar: 1-Jose CJ. Multidisciplinary approach to psychosis. intermittent hyponatremia and polydipsia. Schizophr Bull 1994. altta yatan psikiyatrik hastalığın tedavisi ve sıvı alımının kontrolüyle kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Daha sonraki kontrol muayenelerinde hastanın kan sodyum (133) düzeyinin normale döndüğü. Tartışma: Sonuç olarak. Hastanın yapılan rutin tetkiklerinde kan sodyum (126) ve üre (3. Hyponatremic seizures in psychiatric patients. aşırı hayal kurma şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. Psikojenik polidipsi tedavisinde amaç su içme davranışının değiştirilmesidir. Olgu: 29 yaşında erkek hasta uykusuzluk. Cassidy JW. sinirlilik. Polidipsi ile giden psikiyatri hastalarında %69-83 oranları ile şizofreni en sık konulan tanıdır (1. Hasta polikliniğimize başvurduğunda 48 saat uykusuzluğa rağmen aşırı enerji hali ve fazla konuşması mevcuttu. valproik asit 1000 mg/gün ve lorazepam 2 mg/gün başlandı.PB 176 Bipolar Affektif Bozukluk ve Psikojenik Polidipsi Birlikteliği Olan Bir Olgu Sunumu *Meral Elçi. içeceklerle günlük sıvı alımının 100 bardağı bulduğu tespit edildi. Altesman RI. Konuşma akışı hızlı ve hedefine ulaşmıyordu. Bunun üzerine hasta psikojenik polidipsi açısından tekrar değerlendirildi ve alınan anamnez sonucu hastanın günde 6070 bardak su içtiği. *Fatma Özlem Orhan. Bu açıdan psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar polidipsi açısından sorgulanmalıdır. Sıvı kısıtlaması yapıldı.20:375-385 3-Zubenko GS.

Kumar R. remisyona giren hasta yatışının 34. Mustafa Bilici** *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **İstanbul Medipol Üniversitesi Psikiyatri A.5 derece olarak saptanması dolayısı ile nöroleptik malign sendrom dışlandı. 2-Saddichha S.D Giriş: Aripiprazol diğer atipik antipsikotiklerden farklı bir farmakolojik profile sahip bir atipik antipsikotiktir. Gönül Yıldırım*. duygulanımı anksiyöz. Jülide Güler*. Kaynak: 1-Lannah L Lua ve Lin Zhang: Development of Parkinsonism following exposure to aripiprazole: two case reports.3:6448. tremor ve bradikinezisi mevcuttu. bipolar affektif bozukluk (depresif epizot) ve nöroleptiğe bağlı parkinsonizm tanılarıyla yatışı yapılmıştır. D2 ve 5HT1A reseptörlerinin yüksek affiniteli parsiyel agonisti ve 5-HT2 reseptörünün de antagonistidir. Clin Pharmacol 2011 Sep 8. Chandra P: Aripiprazole associated with acute dystonia. J of Medical case reports 2009. titreme. akathisia and parkinsonism in asingle patient. Olgu: 56 yaşında. Hasta aktif psikotik bulgu ve suisid/ homisid fikri tanımlamadı. Hastanın takiplerinde lökositoz olmaması ve ateşinin en fazla 37. 10 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile izlenen ve mükerrer hastane yatışları olan kadın hasta son beş gündür olan kasılma. hareketlerde yavaşlama şikayeti ile Erenköy RSHH acil polikliniğine başvurmuş.2) Bu yazıda aripiprazol kullanımı sonrası gelişen şiddetli parkinsonizm olgusu sunulmuştur. Tartışma: Aripiprazol ile parkinsonizm oluşumu sık gözlenen bir durum değildir ve bu olguda bildirilen şiddette aripiprazole bağlı parkinsonizm tablosuna literatürde rastlanmamıştır. Babu GN. . Hastanın rijidite.PB 177 Aripiprazol Kullanımına Bağlı Gelişen Parkinsonizm: Bir Olgu Sunumu Buğra Çetin *. Hastanın yoğun rijiditesi nedeniyle hareket edememesinden dolayı yatağında yapılan muayenesinde öz bakımı azalmış. Bu farmakolojik profilinden dolayı aripiprazole bağlı parkinsonizm beklenen bir yan etki değildir ve literatürde bildirilmiş az sayıda olgu vardır. Yaklaşık bir ay önce kilo aldığı gerekçesi ile lityum ve valproat sodyum tedavisi kesilmiş ve aripiprazol 30 mg/gün ve venlafaksin 75 mg/gün şeklinde tedavisi yeniden düzenlenmiştir. psikomotor aktivitesi azalmış duygudurumu depresif.gününde valproat sodyum 500 mg/gün tedavisi ile taburcu edildi.B. immobilizasyona bağlı dekübitüs ülserleri geliştiğinden ve yatışının 17. (1. konuşma miktarı ve tonlaması azalmış olarak değerlendirildi. Kullandığı antipsikotik ilaca bağlı parkinsonizm olduğu düşünülen hasta düzenlenen biperiden ve diazepam tedavisine yanıt vermediğinden. gününde suisid fikri bildirdiğinden dolayı 5 seans EKT uygulandı.

Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 30 yaşında. Akatizi. Ayrıca yoğun intihar düşüncelerinden dolayı elektrokonvulzif terapi (EKT) başlandı. hareketlerde yavaşlama. Diyarbakır Giriş: Aripiprazol “dopaminerjik sistem stabilizatorü” olarak tanımlanan ilk yeni nesil antipsikotik ajandır. Bu vakada EPS’nin sadece aripiprazolle ilişkilendirilmesi eksik bir yoruma neden olabilir. Mehmet Cemal Kaya. Ann Clin Psychiatry 16: 155–166.L. Masand P (2004).Mehmet Güneş. evli 4 çocuk annesi hastada 3 aydır süren hayattan zevk almama. Hasan Akçalı. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Aripiprazole: review of its pharmacology and therapeutic use in psychiatric disorders. Aripiprazolle kullanımıyla EPS az görülmekle beraber literatürde EPS vakaları bildirilmiştir. . Int Clin Psychopharmacol. aripiprazol ve biperiden ile taburcu edildi. Soy geçmişinde anne ve kuzeninde depresyon olduğu öğrenildi. Aripiprazole venlafaksin eklenmesi daha önce de literatürde bu kombinasyonu kullanan bir vakada parkinsonizm ortaya çıkması venlafaksinnin aripiprazolün EPS yapma riskini artırdığını düşündürtebilir (2). Tartışma: EPS özellikle tipik antipsikotiklerle beraber sık görülen bir yan etkidir. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Şizofreni. tedavinin 35.PB 178 Aripiprazole Venlafaksin Eklenmesi İle Meydana Gelen Ekstrapiramidal Sendrom: Olgu Sunumu Abdullah Atli. Gupta S. Toplam 9 EKT alan hasta.Biz de burada aripipazol ile ilişkili bir ekstrapiramidal olgusunu sunmayı amaçladık. Mahmut Bulut. Biz burada aripiprazol venlafaksin kombinasyonu ile beraber EKT tedavisi altında iken EPS ortaya çıkaran ve biperidenle düzelen bir vaka sunduk. bipolar bozukluk. Çünkü vakamız daha önce de aripiprazol almasına rağmen EPS ortaya çıkarmamıştı. 2. ilkokul mezunu.. Sorrell JH. distoni ve parkinsonizm akut. Sharma A. depresyon gibi birçok psikiyatrik rahatsızlığın tedavisinde 2002 yılından beri tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır (1). tremor ve parkinsonyal postur şeklinde). Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 2 aydır sertralin 100 mg/gün ve 6 aydır aripiprazol kullanan hastada yeterli düzelme olmaması nedeniyle sertralin sonlandırılıp venlafaksin başlandı ve aripiprazol devam edildi. kendini mutsuz hissetme.Aripiprazole-induced parkinsonism. Tedavinin üçüncü haftasında hastada ekstrapramidal sendrom ortaya çıktı (dişli çark. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Yaklaşık 6 ay önce hasta psikotik belirtilerle hastaya aripiprazol başlanmış ve psikotik belirtiler bir aydan önce sonlandığı ifade edilmiş olup halen aripiprazol alımı devam etmektedir. gününde klinik durumunun düzelmesi ve yapılan norolojik değerlendirmesinde ekstrapiramidal sendrom belirtilerinin son 4 gündür olmaması üzerine venlafaksin.21(2):127-9. Kaynaklar: 1. Hasta major depresif bozukluk tanısı ile psikiyatri servisimize yatırıldı. Olgu Sunumu: I. yoğun ölüm düşünceleri ve uyku-iştah düzensizliği mevcuttu. tardiv distoni ve tardiv diskinezi kronik nitelikteki ekstrapiramidal yan etkilerdir. 2006 Mar. EKT ve venlafaksin-aripiprazol tedavisine biperiden 4 mg/gün eklendi.

Sıvı replasmanı kesildi.2012’de sodyum düzeyi normal değerlere dönmüş şekilde 137 mmol/L olarak saptandı. Vnitr Lek. Bu sunumda karbamazepine bağlı bir hiponatremi olgusunun tartışılması amaçlanmıştır. Hasta. 39(11):1943-1946 3)Dong X: Hyponatremia from oxcarbazepine and carbamazepine. 58(1):72-75 2)Kuz GM: Carbamazepine-induced hyponatremia:assessment of risk factors. 40 yaş üzerinde olmak. erkek. duygudurum hipertimik. İlk psikiyatrik başvurusu 10 gün önce olan.5 mg/gün başlanan. Karbamazepin başlanan hastalarda. üniversite mezunu. polifarmasi hiponatremi riskini arttırmaktadır(4). Karbamazepine bağlı hiponatremi insidansı %1. çok konuşma. Neurology. psikomotor aktivite artmış. Ann Pharmacother. konuşma miktarı artmış. koopere. serum sodyum konsantrasyonunun 135 mmol/l altına düşmesidir.06.06. Buğra Çetin. Ann Afr Med. 6(4):207-208 . baş ağrısı. 11. Sıvı replasmanına rağmen günlük takiplerde hiponatremisi süren hastanın yatıştaki sodyumunun normal değerlerde olması nedeniyle hiponatreminin karbamazepin kullanımına bağlı gelişmiş olabileceği düşünüldü. afektif semptomlarının gerilemesi üzerine 29.2012’de tekrarlanan tetkiklerinde sodyum düzeyi 126 mmol/L idi. 2012. polidipsi. 2005. Unutkanlık. doz azaltılarak kesildi.06. psikiyatrik koşullar. sinirlilik. psikotik bulgu saptanmadı. Okskarbamazepin ve karbamazepin kullanımının karşılaştırıldığı bir çalışmada okskarbamazepine bağlı hiponatremi görülme oranı daha fazla bulunmuştur(3). Özgür Süner. 65(12):1976-1978 4)Salawu A: Hyponatremia during low-dose carbamazepine therapy. Psikiyatrik muayene: Bilinç açık.05. özellikle risk faktorlerinin varlığında serum sodyum seviyesinin yakından izlenmesi gerekmektedir. Literatüre bakıldığında vakaların coğunun asemptomatik olduğu belirtilmekte olup karbamazepine bağlı hiponatremi gelişme olasılığının okskarbamazepine bağlı hiponatremiye göre daha az gözönünde bulundurulduğu ve asemptomatik olduğunda hiponatreminin ihmal edilebildiği varsayılabilir.PB 179 Karbamazepin’e Bağlı Hiponatremi Olgusu Gönül Yıldırım. Karbamazepin. kadın cinsiyet. turizmci. Doç Dr Ümit Başar Semiz Kurum: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş ve Amaç: Hiponatremi.2012’de taburcu edildi. Kliniğe yorgunluk. evli. vertigo şeklinde yansıyabildiği gibi asemptomatik de seyredebilir(1). 18.2012'de tedavisine risperidon 1 mg/gün eklendi. Valproat 500 mg/gün başlandı. Hastanın yatışını takiben 30. 2007. ancak tedaviden fayda görmeyen hastanın yatışı yapıldı.06. oryante.2012’deki kan tetkikleri normaldi. olanzapin 2. Olgumuzun 40 yaş üzeri risk grubunda yer alması ve karbamazepin kullanımına başlanmasından kısa süre sonra hiponatremi gözlenmesi bu bilgiyle uyumludur.8-%40 arasında değişmektedir(2). 2005. Çekilen EEG ve kranial MR normal olarak değerlendirildi. Olgu: 43 yaşında. hareketlilik şikayetleriyle başvurdu. tahammülsüzlük. duygulanım irritabl. Kaynakalar: 1)Dedinska I: Hyponatremia-carbamazepine medication complications. Duygudurum düzenleyici olarak karbamazepin 400 mg/gün başlandı. menstruasyon. Tartışma: Hiponatremi karbamazepin başlanmasının ardından 48 saat içinde ortaya çıkabilir(1). Sonrasındaki günlük takiplerde sodyum değerlerinin normal sınırlarda seyrettiği izlendi. 04.

Operasyon sonrası hastanın çökkünlük şikâyetlerinde belirgin bir artış olmuş. kez psikiyatri servisine yatırılan hastaya tedaviye dirençli majör depresyon tanısı konularak elektrokonvülzif tedavi planı yapıldı. Ş. Yapılan literatür taramasında intrakranial anevrizması olan hastalarda EKT uygulamasıyla ilgili olgu sunumlarına rastlandı. işlem öncesinde bazal tansiyon değerlerinin düşük tutulması ile elektrokonvülzif tedavi güvenli bir şekilde uygulanabilir.4) Bu olgu sunumunda geçmişte intrakranial anevrizma operasyonu yapılmış olan bir hastaya tedaviye dirençli majör depresyon nedeniyle uygulanan elektrokonvülzif tedavi tartışılacaktır. yaşamsal bulguları yakın takip edildi ve arteriyel tansiyonu sabit tutuldu.(2. Majör depresyon tanısı konularak birçok farklı antidepresan ve güçlendirme tedavileri kullanmış fakat hastanın şikâyetlerinde bir değişiklik saptanmamış.Özlem Erden Aki. . Bu tedaviden kısmen fayda gördüğü düşünülen hastada tedaviye bağlı herhangi bir komplikasyona rastlanmadı.(1) Literatürde çeşitli yöntemlerle onarılmış ya da onarılmamış intrakranial anevrizması olan hastalara uygulanan elektrokonvülzif tedavi olguları bulunmakla birlikte. Sağ MCA sulama alanında yaygın laminer nekroz ve kistik ensefalomalazik değişiklikler olduğu tespit edilmiş. ülkemizde bu konuda yapılan bir yayına rastlanmamıştır. Koray Başar. işlevselliği azalmış. Sonuç: İntrakranial anevrizması olan hastaların elektrokonvülzif tedavi işlemi sırasında yaşamsal bulgularının yakın takibi. Literatür önerileri göz önüne alınarak hastaya genel anestezi altında ve ilk 3 seansı ameliyathanede olmak üzere 20 seans EKT uygulandı. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. özellikle işlem sırasında arteriyel tansiyon kontrolü. bu nedenle hastanın elektrokonvülzif tedavi açısından düşük.PB 180 Opere İntrakranial Anevrizmalı Hastada Elektrokonvülzif Tedavi: Bir Olgu Sunumu İbrahim Karakaya. Ankara Giriş: Elektrokonvülzif tedavi tedaviye dirençli depresyonda iyi bir seçenektir. 2007 yılında rüptüre olmuş sağ MCA (Orta serebral arter) anevrizması nedeniyle opere edilmiş ve anevrizma kliplenmiş. Elektrokonvülzif tedavinin kesin bir kontrendikasyonu olmamakla birlikte Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) rehberine göre artmış kafaiçi basıncıyla rüptüre olabilecek anevrizma ya da vasküler malformasyon eletrokonvülzif tedavinin komplikasyon riskini arttırırlar. Tedavi öncesinde beyin cerrahisi bölümü tarafından değerlendirilen hastanın kliplenmiş olan anevrizmasının tedavi sırasında rekanalize olabileceği. Olgu: Son 15 yıldır çökkünlük şikâyetleri olan 53 yaşında kadın hasta. İşlem öncesinde ve sırasında bazal tansiyon değerlerinin düşük olması sağlandı.orta risk grubunda yer aldığı bildirildi.3. 2012 yılında 3.

000-114.9 olduğu. depresif belirtilerinin olduğu dönemler tariflendi. çok konuşma ve uykusuzluk yakınmaları mevcuttu. İstenen kan tetkiklerinde hastanın trombosit değerinin 60. Geçmiş tetkikleriyle kıyaslandığında hastanın daha önceden de demir eksikliği anemisinin olduğu. Benzer birçok ilaç gibi valproatın da doz bağımlı yan etkileri mevcuttur. . Tedaviyle psikotik belirtileri gerileyen hastada tedavinin üçüncü ayında adet düzensizliği. karbamazepin 400 mg/g tedavisiyle gerilediği ancak belirtilerin zaman zaman yinelediği öğrenildi. Mevcut trombositopenisi tedavilerin yan etkisi olarak yorumlandığından valproatı azaltılarak kesildi.000/mm3. Seyrek rastlanan ancak ölümcül komplikasyonlara yol açabilecek bu yan etki açısından kan değerlerinin kısa aralıklarla takibi valproat kullanımı için sıklıkla üstünde durulan bir konu olmadığından klinisyenlerin bu konudaki farkındalığının arttırılması önem taşımaktadır. hafif mental retardasyonu olan kadın hasta. Muayene sırasında hastanın paranoid sanrıları. Ocak 2012'de hastanenin psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın ailesinden alınan öyküden.PB 181 Valproat Kullanımına Bağlı Gelişen Trombositopeni: Bir Olgu Sunumu Neşe Yorguner. cinsel istek artışı. diğer değerlerinde patoloji olmadığı saptandı.000-130. hastanın tamamen içe kapandığı ve kimseyle konuşmadığı. kendi kendine konuşması. risperidon 3 mg ve valproat 1000 mg tedavisi başlandı. cinsel istek artışı yakınmaları sebebiyle başka bir hastanenin psikiyatri polikliniğine götürüldüğü. bu belirtilerin başlanan olanzapin 10mg/g. kilo artışı ve halsizlik gibi yakınmalar başladı. Kaan Kora Kurum: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Valproat. Takipleri sırasında hastanın olanzapin 10mg/g tedavisi kesilerek. Sonuç: Valproat kullanımına bağlı trombositopeni gelişimi için tanımlanan risk faktörleri yüksek kan valproat düzeyi. Gelişim öyküsünde mental ve motor gelişim basamaklarında gerilik olduğu öğrenildi. hirsutizm. hastanın ilk kez üç yıl önce uykusuzluk. ilkokul mezunu. ancak trombosit değerlerinin normal aralığın alt sınırına yakın olduğu öğrenildi. İstenen IQ testi sonucu IQ:65 saptandı. kadın cinsiyet ve düşük bazal trombosit düzeyidir. Klinik gözleme ve alınan öyküye göre hastaya bipolar bozukluk ve hafif mental retardasyon tanısı kondu. saldırgan davranışlarda bulunma. duygulanımı uygundu. Olgu: 24 yaşında. aşırı makyaj yapma. Aynı zamanda. Duygudurumu irritabldı. Doz bağımlı yan etkilerden olan trombositopeni çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir.000/mm3 şeklinde arttığı saptandı. bu sebeple replasman tedavisi aldığı.000-118. insanlardan kuşkulanma. sinirlilik. çok konuşma. bekâr. hemoglobin değerinin 9.4g/dl ve prolaktin değerinin 64. İki haftada bir yapılan tetkiklerde hastanın trombosit değerlerinin sırasıyla 85. bipolar bozukluklarda akut mani sağaltımı ve koruyucu sağaltımında. ayrıca kompleks parsiyel epileptik nöbetlerde ve migren profilaksisinde kullanılan bir ajandır.

gülme ve saldırgan hareketlerinin eklenmesi üzerine hasta takip ve tedavisi amacıyla servisimize yatırıldı. Yatışından önce 1 ay boyunca her gün düzenli olarak bir iki adet toplamda 60-70 adet enerji içeceği içtiği. Sorulara tek kelimelik cevaplar veriyordu. riboflavin. Hezeyan ve halüsinasyonları için dissimülatif tavırdaydı. . 21 yaşında erkek. E. Bülent Sönmez. Psikomotor aktiviteler azalmıştı ancak zaman zaman dezorganize hareketleri oluyordu. Daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmayan ve daha önce hiç enerji içeceği içmemiş olan hasta. ağlama yakınmalarıyla başvurdu. beslenme. uyku. Özbakım. sonrasında unutkanlık. Dikkati azalmıştı. Servisteki gözlemlerde işitsel ve görsel hallüsinasyonları. daha önce alkol ya da enerji içeceği kullanmadığı öğrenildi. perseküsyon ve mistik hezeyanları olduğu tespit edildi. Yurdumuzda enerji içeceklerinin tüketiminin artması dolayısıyla ve bizim olgumuzda daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmadığı halde yoğun enerji içeceği tüketimi sonrası ortaya çıkan ve amisülpiride yanıt veren psikotik tablo saptanması nedeniyle sunulmaya layık görülüp enerji içeceklerinin risklerine dikkat çekilmek istenmiştir. Enerji içeceklerindeki maddelerin yalnız ve kafeinle birlikte kombinasyonuyla aşırı miktarda veya kronik tüketiminin akut ve uzun süreli etkisi tam olarak bilinmemektedir. Yapılan tetkiklerinde patoloji saptanmadı. nikotinamid. Enerji içeceklerinin popularitesi ve kullanımı hızla artmaktadır. Çağrışımlar yavaşlamış ve amaca varmıyordu. diğer B vitaminleri ve başka bitkisel türevler de vardır. Affekt künttü. içe kapanma. inostol. Hasta düzenlenen tedaviyle semptomlarının düzelmesi üzerine amisülpirid 1200 mg ve olanzapin 10 mg tedavisiyle “Enerji içeceği kullanımına bağlı psikotik bozukluk” tanısıyla taburcu edildi. kooperasyon kısıtlı. içe kapanma. Enerji içecekleri stimulan etkilerini dikkati ve performansı arttırarak gösterirler. Yönelim kooperasyondaki kısıtlılık nedeniyle değerlendirilemedi. Başvuru şikayetlerine kendi kendine konuşma. Rugül Köse Çınar Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Yapılan ilk psikiyatrik muayenesinde bilinç açık. Yazımızda kafein ve aminoasit içerikli enerji içeceğinin yoğun tüketimi sonrası ortaya çıkmış bir akut psikoz olgusunu anlattık. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. pridoksin. uzak belleği normaldi. polikliniğimize durgunluk.Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı.PB 182 Enerji İçeceği Tüketimi Sonrası Gelişen Bir Akut Psikoz Olgusu Öznur Taşdelen. Yakın bellek bozuk. Yasemin Görgülü. Enerji içeceklerinin popularitesinin gittikçe arttığının fark edilmesiyle yaratacağı istenmeyen olası sağlık sorunları dikkat çekilmektedir. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. hekimle işbirliği ve dürtü kontrolü azalmıştı. Hastanın sistemik ve nörolojik muayenesi doğaldı. Cevapları perseveratifti. ağlama şikayetlerinin başladığı. durgunluk. grandiyöz. sözel uyaranlara karşı ilgisiz ve lakayt bir tutum içindeydi.D. Enerji içeceklerinin içeriğindeki asıl etken madde kafein olmakla birlikte taurin.

”geniş KSP” olarak kabul edilmektedir.5 mm ara ile alınan en az 4 koronal kesitte görülmesi) olmasından ötürü . KSP’un ruhsal bozukluklar ile ilişkisi en çok şizofreni alanında çalışılmıştır.şizofreni etiyolojisine yönelik birçok hipotez arasında en önde gelenlerden biridir.nörogelişimsel patolojilerin psikiyatrik hastalıkların tedavisi üzerine olan etkilerini değerlendirmeleri açısından önem arz etmektedir. Artuner Deveci Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni. Bu yazıda şizofreni hastalığı olan bir olguda saptanan “geniş KSP” ve KV’nin.PB 183 Cavum Septum Pellucidum Et Vergae ile Şizofreni Arasındaki İlişki: Bir Olgu Sunumu Kadir Aşçıbaşı.1998) KSP uzunluğunun 6 mm’nin üzerinde (1.araknoid kistler ve diğer anormallikler gibi beynin gelişimsel bozuklukları birçok post-mortem inceleme ve nörogörüntüleme yöntemleriyle gösterilmiştir.Hastamızın tedaviye dirençli olması klinik takibi açısından önem arz etmekte olup.fizyolojik.biyokimyasal ve gelişimsel) faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.Bizim olgumuzda da Nopoulos kriterlerine göre (Nopoulos et al.Bizim hastamız gerek semptomların şiddeti açısından gerek nöropsikolojik testlerdeki başarısızlık açısından literatürde mevcut olan bilgilerle uyuşmaktadır. hastanın klinik görünümü ve nörobilişsel yeti yitimi açısından öneminin tartışılması amaçlanmıştır.bu konu üzerinde yoğunlaşılması gerekmektedir. Şizofreni ile anormal genişlikteki kavum septum pellusidum arasındaki ilişki incelenmesine karşın literatürde tedaviye yanıt oranlarının karşılaştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Duygu Kuzu. şizofreni etiyolojisi için öne sürülen nörogelişimsel varsayımı destekleyen bir anatomik bulgu olduğu belirtilmiştir. Orkun Aydın. etiyolojisi hala tam olarak aydınlatılamamış bir ruhsal bozukluk olmasına rağmen.Şizofreni hastalarının sayıca önemli bir kısmında korpus kallosun agenezisi. .Şizofreni hastalarında sağlıklılardan daha yüksek oranlarda “geniş KSP” görülmesinin.Gelecek dönemdeki çalışmalarda bu konu hem hastaların işlevselliği hem de hekimlerin. çevresel ve biyolojik(genetik. Nörogelişimsel model..

Mental ve fizik ajitasyon. Buğra Çetin. O tarihe kadar Klozapin 700 mg/gün. Tedavide antipsikotiklerin kesilmesi. oryantasyonu bozuk ve hallusine olan.5 mg/14 gün.PB 184 Lethal Katatoni: Bir Olgu Sunumu Mine Ergelen. Oniki yıllık hastalık öyküsünde katatoninin eşlik ettiği herhangi bir başka psikotik alevlenme dönemi tanımlanmamaktadır. uygunsuz hareketlerde bulunma şikayetleri ve şizofreni ön tanısıyla servisimize kabul edildi. yıkıcı davranış. yaşamsal fonksiyonların takibi (ani ölüm olabilir) ve yüksek doz lorazepam önerilmektedir. v) NMS katatonik ve katatonik olmayan tipte olabilir şeklinde görüşler mevcuttur. i) NMS bir katatoni formudur. stupor. Olgu sekiz seans anestezili EKT ve olanzapin 20 mg/gün ile tedavi edilmiştir. klasik kitaplarda ise letal katatoni olarak adlandırılan ve nadir göazlenen bu tablo. risperidon 2 mg/gün ve risperidon consta 37. yemek yememe. iii) İkisi aynı ve tek bir sendromdur. Psikiyatrik bakısında kooperasyonu kısıtlı. uzun yıllar antipsikotik tedavi almış hastalarda ortaya çıkabilmektedir. Ateş. Letal katatoni NMS’dan EPS rijiditesinin ve involanter hareketlerin olmayışı ile ayrılır. yüksek anksiyete düzeyi. ateşi ve lökositozu bulunmayan olguda CK yüksekliği ve hipoproteinemi saptanmıştır. lamotrijin 200 mg/gün kullanmakta olan olguda. taşikardi. koma ve ölümle sonlanabilir. Bu sunumun amacı antipsikotik kullanımına bağlı gelişen bir letal katatoni olgusunun paylaşılmasıdır. Prodrom haftalardan aylara uzayabileceği gibi akut olarak da başlayabilir. konuşmama. . nörolojik ve ilaca bağlı gelişebilen nöropsikiyatrik bir sendromdur. aripiprazol 30 mg/gün. DSM-IV’e göre ‘’Başka türlü adlandırılamayan ilaca bağlı hareket bozukluğu’’ olarak sınıflandırabileceğimiz. Olgu: 29 yaşında erkek hasta. iv) Katatoni NMS için bir risk etkenidir. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş ve Amaç: Katatoni psikiyatrik. Antipsikotiklerin D2 reseptör antagonist etkisi olarak katatonik sendromu indükleyebilir. akrosiyanoz ve hipotansiyon da sıklıkla bulunmaz. ii) NMS bir malign katatoni formudur. 2 hafta öncesinde 55 adet 30 mg aripiprazol ile özkıyım girişimi mevcuttur. tıbbi. Letal (malign) katatoni ve nöroleptik malign sendrom (NMS) arasında.

izlendiği. Elif ORAL**. kalabalıktan kaçınma. beden imajında bozulma. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. Negatif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 67-29/125 ve Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeğinde 13-6/51 şeklinde iyileşme tespit edildi. hastalığın ara dönemlerinde tam iyilik hali olmaması ve fiziksel görünümü dışında da var olan hezeyanları nedeniyle paranoid şizofreni öntanısıyla tedavisine Olanzapin 20 mg/g olarak devam edilmesi uygun bulundu. Haftalarında sırasıyla Pozitif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 41-11/170. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. Tedavi sonucu düşünce okunması. İşlevselliğin birden çok alanda bozulmuş olması. ve 4. yorum yapan sesler duyma. sosyal izolasyon bulguları mevcuttu. madde bağımlılığı ve sosyal izolasyon bulunur. Olgu: 24 yaşında bayan. labium majorda doku defekti oluşturmuş kesi (WHO genital mutilasyon sınıflamasına göre Tip III) tespit edilmiş. Yapılan psikometrik değerlendirmede tedavinin 1.PB 185 Genital Self Mutilasyon: Bir Olgu Sunumu Nermin YÜCEL*. vücut dismorfik bozukluk. görsel halusinasyon. Atakan YÜCEL**. Erzurum Giriş: Genital self-mutilasyon (GSM) nadir rastlanan ciddi bir kendini yaralama davranışıdır. bu tedaviye 5 yıl önce Bipolar Affektif Bozukluk tanısı düşünülerek Lityum 600mg/gün eklendiği öğrenildi. posterior perineal cisime ulaşan. Self. Öyküsünde 7 yıl önce başlayan evde kameraların olduğu. Son iki yıldır genital bölgesinde. içselleştirilmiş agresyonun ifadesi veya suicidal amaç bulunabilir. Çoğunluğu şizofreni olmak üzere affektif psikoz. GSM’un risk faktörleri arasında halusinasyonlar. Somatik hezeyanları ve vulvar görsel halüsinasyonları sonucu GSM ile gelen bir olgu sunulmuştur. kişilik bozuklukları. bu durumun iki yıldır hiç değişmediğini ve duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için de siyah bölgeleri keserek çıkarttığını ifade eden hastanın ruhsal muayenesinde yüzeyel affekt. uykusuzluk şikayetleriyle psikiyatri hekimine başvurduğu ve Olanzapin 10mg/gün tedavisi önerildiği. delüzyonlar.mutilasyon depresyon. komşularının hakkında konuştuğu fikirleri. transeksüalite. Ağrı ve kanama en yaygın komplikasyonudur. irritabl duygudurum. suture edilerek kanama kontrolü sağlandıktan sonra Psikiyatri konsultasyonu istenmiş. Erzurum **Atatürk Üniversitesi. baş dönmesi ve bayılma şikayeti sonrası genital kesi ve yoğun kanamasının farkedilmesi üzerine yakınlarının ısrarıyla acil servise başvurmuş. Hatice YÜCE** *Atatürk Üniversitesi. uzayıp şekil değiştiren siyah baloncuklar olduğunu. Sonuç: GSM’un temelinde seksüel çatışmalar. referans fikirler ve insomnia bulgularında kısmi azalma olmuş. Yapılan jinekolojik muayenede her iki labium majusu içine alan. referans fikirler. acil müdahalenin ardından psikiyatrik ayırıcı tanı ve tedavi önem taşır. düşüncelerinin okunduğu. yapay bozukluk ayrıca halüsinasyon ve hezeyanların bir sonucu olarak psikotik bozukluklarda görülür. somatik hezeyan. . alkol intoksikasyonu ve kişilik bozukluklarında ayrıca bazı dini ve kültürel inanışlarda görülür.

kullandığı ilaçların tamamını içerek suisid girişiminde bulunmuş. Yaklaşık iki aylık takip sürecinde bulgularında kısmi gerileme olmuş. Sonrasında psikomotor aktivitede azalma. ortaokul mezunu. Encephale. 10 seans EKT sonrası bulgularda anlamlı düzelme olması neticesinde hasta antipsikotik tedavi ile taburcu edilmiştir. Bu takip süreci içerisinde hastanın nöroloji. 2. erkek. “atipik psikiyatrik” bulgular ile seyreden Konversif Bozukluk vakalarının ayırıcı tanısında Katatonik Psikoz da göz önünde bulundurulmalıdır. içmeme.1:11-14 . 23 yaşında. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik bozukluk öyküsü olmayan hasta.PB 186 Prodromal Belirtileri Konversiyon Olan Katatonik Psikoz Olgusunda Elektrokonvulsif Tedavi: Olgu Sunumu Özgür Maden. bekar hasta. Referanslar: 1.38(1):104-9.2).ECT for prolonged catatonia. Süleyman Özselek. Beyazıt Garip. “sendrom” olarak değerlendirilen bir klinik tablodur. Lôo H. 3.17(1):55-9. uzun süre psikotik belirtiler gözlenmeden konversif belirtilerin ön planda olduğu. sıkıntı ve iç daralması.Ş. J ECT. klinik takip sürecinde katotonik psikotik bir tabloya ilerleyen ve bu bulguların EKT tedavisi ile remisyonunun sağlandığı bir vaka sunulmuştur. Pasol E. Murat Erdem GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. 2012 Feb. Sonuç olarak. dahiliye ve enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları alınmış. Psikiyatri Dünyası 1999. uykusuzluk şeklinde yakınmalarının olması nedeniyle hastaneye başvurmuş. (1. Malur C. Bulguların kısmen gerilemesi sonrası taburcu edilen hasta taburculuk sonrası altıncı günde. Gaillard A.Case report: electroconvulsive therapy in a 33-year-old man with hysterical quadriplegia]. Ankara Giriş: Katatoni psikomotor belirtilerin ön planda olduğu. Konversiyon ve anksiyete Bozukluğu tanılarıyla uyumlu düşünülen hastaya tedavi başlanmış. keyifsizlik. Konversiyon bozukluğu tarihsel olarak tanı yönünden nevrotik spektrumda değerlendirilmektedir. yememe. Tartışma: Vakanın EKT uygulaması sonrası progresif olarak düzeldiği izlenmiştir. Radtchenko A. ya azalmış motor belirtiler ya da artmış psikomotor etkinlik veya bu iki özelliğin birbiri ardında değişimi ile kendini gösteren. Sonraki takip sürecinde bulguların ilerleyici şekilde düzeldiği görülmüştür. Adem Balıkcı. Katatonik vakalarda EKT’nin etkili bir seçenek olduğunu belirtilmektedir (1). mutizm bulgularının tabloya eklenmesi üzerine tekrar merkezimize yatışı yapıldı. bayılma ve titreme atakları. Abdülkadir ÇEVİK. Hastanın progresif olarak ilerleyen katotonik tablosunun tedavisi maksadıyla EKT uygulanmasına başlanmıştır. Mehmet Ak. (3) Bu yazıda. Mouaffak F. Mahmoud Almbhaideen. Gaillard R. Vakanın konversiyon bulgularının psikotik bozuklukların prodromal döneminde de baskın bulgu olabileceğini göstermesi ve bu tür vakalarda EKT' nin etkinliğini göstermesi açısından da önemli olduğu düşünülmüştür. Francis A. Sonrasında Depresif Nöbet tanısıyla yatarak tedavisi tekrar düzenlenmiş. herhangi bir organik bozukluk tespit edilmemiştir. 2001 Mar. Olgu: O.

McCauley-Elsom K. Preliminary findings from the National Register of antipsychotic medication in pregnancy. Gebelikte psikotrop ilaç kullanımı: Bir güncelleme Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. Gönü AS. Bu nedenle gebelikten önce atipik antipsikotik kullanımını sürdüren anne adaylarında gebelik başladığında klasik antipsikotiklere geçiş yapılması önerilmektedir. . Koturoğlu G. Bundan dolayı gebelikte ilaç kullanımına karar verilirken neonatal toksisite. gebelik sırasında ilacını bırakan 8 aylık gebe 29 yaşındaki kadın hastayı literatür bilgileri eşliğinde sunmayı amaçladık. perfenazin ile yapılan çalışmalarda malformasyon riskinin artmadığı ileri sürülmüştür. 42:3844. Erol A. Rize *** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. güvenlik elemanları tarafından kliniğimize zorla getirilen ve yatırılarak düşük doz haloperidol tedavisi başlanan 15 yıldır şizofreni tanısı ile farklı sağlık kuruluşlarında yatarak ve ayaktan tedavi görme öyküsü ile gebelik öncesi olanzapin 20mg/g tedavisi izlenen. Çiçek Hocaoğlu*** * Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Öte yandan ağır ruhsal bozuklukları olup gebe kalmış kadınların tedavi edilmedikleri takdirde hem kendileri hem bebek. Gurvich C. Ancak mevcut bilgiler ışığında gebelik sırasında kullanılmak zorunda kalınan hiçbir psikotrop ilacın tam emniyetli olmadığı açıktır.21(2):161-173 3. Biz de bu çalışmada son 1 aydır anlamsız konuşma ve davranışlar. Psikiyatri Kliniği. Kaynaklar: 1Altıntoprak AE. Klasik antipsikotikler fetüs için görece daha güvenlidirler. Fitzgerald P. Gökhan Kandemir**.Kulkarni J. Marston N. Birçok atipik antipsikotiğin gestasyonel diyabeti tetikleyerek fetal malformasyon oranında artış yaptıklarına ilişkin anlamlı veriler mevcuttur. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Rize Psikotrop ilaçların güvenliği ve gebelikte psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılmaları ile ilgili çelişkili bulgular vardır. Psikiyatri Anabilim Dalı. kulağına sesler gelmesi uykusuzluk. Gebelikte psikofarmakolojik tedavinin yararları ve riskleri dikkate alınmalıdır. Gebelikte şizofrenik belirtilerde artış veya azalma olup olmadığı ve şizofrenik annelerin çocuklarında ilaç kullanmasalar bile konjenital anomali riskinin artıp artmadığı konusu tartışmalıdır.PB 187 Gebelikte Antipsikotik İlaç Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş Hünkar Yeloğlu*. Meltem Puşuroğlu*. haloperidol. bu ilaçlar anne ve plasenta kanı arasında hiçbir engel olmadığından rahatlıkla fetüsa ulaşırlar. saldırganlık yakınmaları ile yakınları. hem de çevreleri açısından birçok ciddi sorunlar ile karşı karşıya kalabildikleri de bilinmektedir. Aust NZJ Psychiatry 2008. Gilbert H. Atipik Antipsikotiklerin Kadın Fertilitesi ve Gebelik Üzerine Etkileri: Olgu Sunumu Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2005. prematüre ve ölü doğum ile morfolojik ve davranışsal teratojenite risklerinin dikkate alınması gerekmektedir Şizofrenik popülasyonda doğum oranının normalden fazla olması gebelikte ilaç kullanımının önemini giderek arttırmıştır. Gebelere ilaç verildiğinde. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Bu nedenle. şüpheler. Klorpromazin. klinisyenler güvenli seçenekleri seçmeli ve kişiye özgü tedavi planları ve hasta takibi yapacak stratejiler izlemelidirler. Antipsikotik ilaçlar plasentadan serbestçe geçerler. Selim Polat*. Tıp Fakültesi. Rize ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Fatmagül Helvacı Çelik*. de Castella A.15(4):182-186 2. Psikiyatri Kliniği. Çetin M.

İki ay sonra klozapin 100mg/gün ve ketiapin 100mg/gün alır iken şizofreni belirtilerinin alevlenmesi üzerine ketiapin dozu 600mg’a çıkılmış. Nötrofil düzeyi 1900e yükselen ve tekrar düşme saptanmayan hasta. Hastanemize başvuru esnasında nötrofil sayısı 2700/ul olan hastanın geçmiş tedavi yanıtı göz önünde bulundurularak klozapin tedavisinin devam edilmesi ve klozapin etkin düzeye gelinceye kadar ketiapin 900mg/güne devam edilmesine karar verildi. Ancak klozapinin etkili olduğu tedaviye dirençli hasta grubunda ilacı kesme kararını vermek güçtür. Klozapin ile nötropeni gelişen olgularda lityum karbonat ve beta-glukan eklenmesi nötropeniyi engelleyebilir. Bir ay sonra nötrofil değerinin 1000/ul saptanması üzerine lityum karbonat 600mg/gün ve beta glukan 20mg/gün başlandı. 2012’de nötrofil sayısının 510/ul saptanması üzerine. olgumuzda olduğu gibi. idiosenkratik. demir parametrelerinde nötropeni ile ilişkili olduğu düşünülen bir anormallik saptanmadı. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi. daha nadiren yıllar sonra gelişen vakalar da bildirilmiştir. İlaçtan fayda gören hasta tıbbi kayıtlara göre bu süre zarfında klozapini 200-700mg/gün aralığında kullanmış. Klozapin 400mg/güne çıkılan hastada günlük tam kan sayımı yapıldı. tedaviye direnç ve EPS yan etkilerine duyarlılık nedeniyle dokuz sene önce klozapin başlanmış. davranış belirtilerinin yatışması üzerine taburcu edildi. Nötropeni ve agranülositoz klozapinin doza bağlı olmayan. Ankara Giriş: Klozapin tedaviye dirençli şizofrenide etkinliği kanıtlanmış bir antipsikotiktir. viral belirteçler. Klozapin tedavisine devam edilmesi veya yeniden başlanması ile. Klozapine başlandıktan yaklaşık dokuz sene sonra. yineleyen nötropeniye tedavi yaklaşımı tartışılacaktır. Anemi ve iki ay önceki tetkiklerinde saptanan nötropeni nedeniyle Hematoloji Bölümü’nce istenen periferik yayma. Hastanın iki aylık ayaktan takibinde nötropeni tekrarlamadı.PB 188 Klozapine Bağlı Geç Başlangıçlı Nötropeni Olgusunda Klozapin Tedavisine Devam Edilmesi Gökhan Öz. Olgu: Yaklaşık otuz yıldır şizofreni tanısıyla izlenen 47 yaşındaki kadın hastaya. Sonuç ve Tartışma: Klozapin nötropeniye direkt toksik etki ve immun mekanizmalar aracılığı ile yol açmaktadır. nötropeni yineleyebilir. Bu yan etki genellikle erken dönemde görülse de. Tıp Fakültesi. klozapin kesilmesi ile geri dönüşlü olabilecek yan etkilerindendir. Yavuz Ayhan. Bu olgu sunumunda dokuz yıldan uzun süre klozapin kullanımı sonrasında ağır nötropeni gelişmesine rağmen klozapine devam edilen bir şizofreni hastasında. Davranış belirtilerinin yatışmaması üzerine hastanemize başvuran hasta servise kabul edildi. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. tedavisinin düzenlendiği merkezde klozapin kesilmesi ve ketiapin başlanması planlanmış. Koray Başar. .

Burada. düşünce içeriğiçağrışımları değerlendirilemedi. Lab. Ailesinden alınan öyküde. anestezi ile çekilen MR’ında hafif derece serebral atrofi saptandı. genetik değerlendirilmenin başka merkezde yapılmasına karar verilerek taburcu edildi. Anlık ve yakın bellek yetersizdi. Kliniğimize. Ruhsal durum muayenesinde duygulanım ötimikti. hastamıza benzer yakınmaları olduğu. entelektüel fonksiyonlarda kayıp ve yürütücü işlevlerde bozulma ile birlikte beyin görüntülemesinde anormallikler de frontotemporal demans lehine bulgular olmakla birlikte şizofrenide de görülebilir. Daha önce birkaç kez psikiyatri başvuruları olmuş ve ismi hatırlanmayan ilçalar da kullanmıştı. öyküsünde işitsel varsanısı olan hastadan varsanıya dair belirti gözlenmedi. 5çocuklu bir ev hanımıydı. Tartışma: Bu hastada frontotemporal demans ve şizofreni tanısından hangisinin konulacağı tartışmalıdır. Hasta aşırı hareketli olduğu için EEG çekilemedi. Yer ve kişi yönelimi vardı. Merkezimizde yeterli altyapı olmadığı için hasta. . Aile öyküsünde en büyük erkek kardeşinin de psikiyatrik tedavi aldığı. Psikiyatri pratiğinde. kalıtımsal bir bozukluğun da söz konusu olabileceğini akla getirmektedir. Bolu Giriş: Şizofreni ve frontotemporal demans arasındaki benzerlikler ve ayırıcı tanı ile ilgili sorunlar birçok araştırmacı tarafından vurgulanmıştır. otuzlu yaşlarının sonlarında ortaya çıkan şiddetli bilişsel ve psikotik bulguları mevcut olan bir kadın olgu sunulacaktır. 2-3 yıla kadar bilinen herhangi bir rahatsızlığı olmayan hastanın kendi kendine anlamsız mırıldanmaları başladığı. Ancak bunlar frontotemporal demansı dışlamaya yetmez. Bellek bozukluğu. ilkokul mezunu.PB 189 Şizofreni mi.40yaşında. Hastanın son bir yılda idrar ve gaita inkontinansı da ortaya çıkmış ve yemek de dahil olarak öz bakımı tamamen kaybolmuştu. yapılan MMT’de 15 puan aldı. aslında hiç de nadir olmayan tanısal sorunlar bu olgu ile yeniden vurgulanmıştır. manyerizm. bu şekilde ağırlaşarak birkaç yıl içinde bilinmeyen bir nedenle öldüğü tespit edildi. aynı ildeki bir ruh sağlığı hastanesinde 1 ay izlendikten sonra sevk edilmişti. Osman Yıldırım Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikiyatri AD. Hastanın kardeşinde benzer öykünün mevcut olması. zaman yönelimi azalmıştı. Manyerizmi de mevcut olan hasta. özellikle psikotik bozuıkluklarda. en küçük çocuğunun zarar göreceği korkusuyla eve kimseyi istemediği ve sürekli dezorganize davranışlar sergilediği öğrenildi. Özellikle genç hastalarda bu iki tanı arasındaki ayrım daha da zorlaşmaktadır. genetik değerlendirilmenin de gerekli olduğunu düşündürdü. Hastanın aile öyküsünde de erken başlangıçlı benzer bir tablonun olması. varsanılar gibi psikotik bulgular ve başlangıç yaşı düşünüldüğünde hastada şizofreni olduğu kanaatine varılabilir. Erken Başlangıçlı Demans mı? Ağır Psikotik Belirtilerle Seyreden Bir Olgu Nefise Kayka. Tanı netleştirilmesi amacıyla yapılan Nöroloji konsültasyonu yönlendirici olmadı. tetkikleri sonucunda anemisi ve B12 eksikliği saptanan hastaya bunlara yönelik tedavi başlandı. Davranış planlaması yetersizdi. Dezorganize davranış. Olgu: Bayan Z.

Kan seks hormaon profilinde özellikle progesteron değerinde düşme vardı.kez Mirena uygulanmasından sonra eşine ve kardeşine karşı referans fikirleri gelişmiş. güvenli. Adem Balıkcı. SANS:18. SANS: 0. SAPS: 3 idi.Gazi Ünlü. Recai Kösem.DSM IV kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı kondu. SAPS: 3 olarak değerlendirildi. kadınlarda menstrüel döngü ile ilişkili olarak ortaya çıkan psikiyatrik semptomlara yönelik araştırılmalarda ortaya konmuştur. kontrosepsiyon yöntemi olan levonorgestrelli rahim içi araç uygulamasıdır. SAPS ve BPRS skorlarının düşmesi azalan kan progesteron düzeyi ile ilişkili olabileceği değerlendirilmiştir. SANS: 0. En önemli kullanım alanlarından biri. RIA nın çıkarılması sonrası semptomların yatışması buna bağlı SANS.Risperidon 2 mg/gün tedavisi başlandı. A.Hasta isteği üzerine Mirena çıkartıldı. bir sentetik progesteron türevidir. . Levonorgestrelli RIA( LNG-RIA) .Fikirlerinin hezeyan boyutuna ulaşması ve sosyal işlevselliğinin bozulması üzerine hasta ailesi tarafından kliniğe getirildi.7 gün sonra ölçek sonuçları BPRS: 7.Kan seks horman profili istendi. . Ali Doruk Gata Psikiyatri A.D Ankara/Türkiye Seks hormonlarının birçok psikiyatrik semptomatolojinin ortaya çıkması ve ağırlaşmasında rol aldığına dair veriler literatürde yer almaktadır.(BPRS:46.E. Mehmet Ak. uzun süreli bir kontraseptif araçtır. 1 ay sonra kontrolde BPRS: 1. Mirena uygulanması sonrası psikotik atak geçiren olgu örneği sunulacaktır. etkili. Levonorgestrel 19 nortestosteron. Serkan Zincir. SAPS:26). S. SANS VE SAPS ölçekleri uygulandı. BPRS. Seks hormonlarının mental bir takım değişikliklere neden olması.2. bayan hastanın yakınmalarının 1 yıl önce doğum kontrol ve menorajiyi önleme amaçlı Mirena uygulamasından sonra depresif beliriler olarak başlamış. 33 yaşında.PB 190 Levonorgestrelli RIA Uygulaması Sonrası Psikotik Atak: Olgu Sunumu Cihad Yükselir.

Dört yaşında iken annesinden boşanan babasını bir daha görmemiştir.5 mg IM. Babada alkol ve kannabis bağımlılığı ve antisosyal kişilik özellikleri mevcuttur. olanzapin 10mg/gün. P ve PTH değerleri nutrisyonel Ricketts olarak değerlendirildi. öz bakımını yapmak istememe. Anormal ALP.PB 191 Asperger Sendromu ile Şizofreni Arasındaki Süreçte D Vitamini Eksikliği: Bir Olgu Ahsen Eratalay. Odasında internet üzerinden felsefe. Orta ikinci sınıfta okulu tamamen bırakmış. Eve kapanmasından 1 yıl kadar sonra internet üzerinden Çin’den kıyafet satın almış ve bir yıl boyunca sadece bu kıyafeti giymiş. Elif Tatlıdil Yaylacı. Uğur Öner. tarih ve dilbilgisi konularında yazışmalar yapmaya ve tüm vaktini bilgisayar başında geçirmeye başlamış. Klinik izlem sürecinde risperidon 3mg/gün. Yakınmaları 12 yaşındayken arkadaş çevresinden kopma. Okul ortamını düzeysiz olarak tanımlayan. panjurları ve perdeleri kapalı tutuyormuş. Son 8 aydır kimyasal madde içerdiğini söyleyerek süt ve süt ürünlerini yememeye başlamış. yaşından büyük gösteren olguda ruhsal gelişim ve reankarnasyon ilgili aşırı zihinsel uğraşılar mevcuttu ve içinde bulunduğu durumla ilgili iç görüye sahip değildi. calcitriol 0. calcium carbonate 5000mg/gun.5 mcg/gün. Total alopesili. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Nutrisyonel Ricketts güneş ışığından yoksun kalma ya da besinsel eksiklik sonucu ortaya çıkar. Olgu: 16 yaşında erkek olgu. insanlardan ve sudan korkma şikayetleri ile güçlükle ikna edilerek birlikte yaşadığı annesi tarafından getirildi. tarih ve dilbilgisine özel ilgisi olan olgumuz Çocuk ve Ergen Psikiyatrisinde Asperger sendromu olarak tanılandırılmıştır. Bu sunumunun amacı d vitamini eksikliğinin psikotik bulgulara aracılık ettiğini düşündüğümüz bir olgunun paylaşılmasıdır. risperidon consta 37. kliniğimize odasına kapanma. . Ca. nedensiz okula gitmeme ile başlamış. 2 ay kadar önce de saçları dökülmüş. vitamin D3 1760 IU/gün tedavisi ile hastanın dış dünya ile ilişkilerinin düzeldiği. Kendini eve kapatmış. açık öğretimden okula devam etmek istediği ve tedaviye katılımının iyi olduğu gözlemlendi. Annesinin stresli bir gebelik döneminin ardından dünyaya gelen olgumuz gelişim dönemlerini olağan bir şekilde geçen çekingen bir çocukmuş.

amcasının kendisini öldüreceği şüphesi ile polisi araması üzerine getirildiği acil servisi takiben kliniğimize yatırıldı. Elif Tatlıdil Yaylacı. 35 haftalık doğan olguda atrial septum defekti ve L1-3 sinostoz mevcuttur. . Son bir buçuk yıldır bir cemaat evinde kalmakta ve harp akademisi sınavlarına hazırlanmaktadır. İsoretionini son 3 ayda kullanmaya başlamıştır. Ahsen Eratalay. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu sunumun amacı babası şizofreni tanılı bir ergende isoretionin kullanımını izleyen akut psikotik tablonun paylaşılması ve ayırıcı tanının tartışılmasıdır. platonik olarak hoşlandığı kızı düşündüğünü söylüyor. Psikiyatrik bakısında paranoid ve persekütif tarzda çok sayıda sanrı bulunan olguda yargılama ve iç görü önemli ölçüde azalmıştı. kimseyle konuşmuyordu.PB 192 İsoretionin Kullanımına Bağlı Psikotik Bozukluk: Bir Olgunun Ayırıcı Tanısı Zeliha Ulaşlı. Olgu: 18 yaşında erkek olgu babasının gerçek babası olmadığı. İlkokulda sakin sessiz bir öğrenci olan olgumuzun lisede okul başarısı azalmıştır. sınav ve dönüşü sürecinde şekillenmiştir. Antipsikotik tedavinin başlanmasının ardından bir hafta içerisinde pozitif psikotik bulguları gerileyen olgu içine kapandı. ilaç kullanımına bağlı psikotik bozukluk ve şizofreniform bozukluk ayırıcı tanıları ile poliklinik kontrollerini sürdürmek üzere taburcu edildi. Babanın hastalığı nedeniyle ailenin görüştüğü kimseler bulunmamaktadır. Beş ay önce çok sevdiği dedesini kaybetmiştir. Psikotik bulgular sınav için Ankara’ya gidişi. Olgu kısa psikotik bozukluk.

total kreatin kinaz: 2057 U/L. ekokardiyografi: normal. idrar inkontinansı devam etti.Gör. Antalya *** Arş.530 BIN/mm3 olarak sonuçlandı.v. 200 mg/gün ketiapin kullandığı saptandı. kas rijiditesini ve kaslardaki yıkımı artırmaktadır (Gurrera RJ.000 U/L (0-41 U/L). Takiplerde yaklaşık 6-7 saat sonra idrar inkontinansı gelişti. 1999). Anahtar Kelimeler: nöroleptik malign sendrom. miyoglobin:389.. idrarda serbest hemoglobin: +++ idi.00 eritrositler görüldü. Antalya Giriş: Nöroleptik maling sendrom (NMS) antipsikotik kullanımına bağlı rijidite. bilincinin tamamen kapanması üzerine hasta anestezi yoğun bakım ünitesine alındı. terleme. yan etki . ancak yoğun bakımda muhtemel sekonder komplikasyonlar gelişmesi nedeniyle yaklaşık 25 gün sonra exitus oldu. acil servise akatizi nedeniyle başvuran ve yaklaşık 6-7 saatlik takip sonrası NMS belirtileri ortaya çıkmaya başlayan ve ikinci günde tüm NMS belirtilerini gösteren olgu sunulacaktır.A: 140/90 mmHg idi. Bu nedenle NMS acil yoğun bakım ihtiyacı gerektiren ve tedavisinin dikkatle sürdürülmesi gereken bir tablodur. ateş: 37 °C. Olgu: 37 yaşında erkek hasta 19 yıldır şizofreni tanısı ile takip edilmektedir. antipsikotik. Nörolojik muayenede bilinç letarjik olup üst ekstremitelerde hafif rijidite mevcuttu. terleme ve bilinç bulanıklığı gelişti. Tıp Fakültesi. titreme.5 mg 3x1 tedricen artırılmak üzere başlandı. NMS tedavisinde ilk adım antipsikotiklerin kesilmesidir. Akdeniz Üniversitesi.600 ng/mL (25-72 ng/mL). Psikiyatri AD.870 mg/dL (0. diskinezi gibi nörolojik belirtilerle başlayan. 1994). Hastanın ikinci gün takiplerinde tüm ekstremitelerde ciddi düzeyde kas rijiditesi gelişti. yutma güçlüğü. NMS’nin patofizyolojisinde santral dopaminerjik sistem. bilinç bozukluğu. Ekg: Normal. İdrar sedimentinde 7 lökosit. Dopaminerjik D2 reseptör blokajı en çok kabul edilen mekanizma olup. NMS tanısı kondu. Beş gün önce kontrole giden hastaya eksitasyon nedeniyle 5 mg haloperidol intramuskuler enjeksiyonu yapılmış. 1994) . kreatin kinaz:1180. bu olay rijidite ve tremora neden olmaktadır. SGPT: 26. Hasta nöroloji kliniği ile konsülte edildi. batın ultrasonografisi: normal. Taşikardi ve hipertansiyonu düzeldi. Akdeniz Üniversitesi.PB 193 Nöroleptik Malign Sendrom: Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN* .. 27.Dr. SGOT: 42.480/mm3.5-45 mg/gün) etkili olduğu bildirilmektedir (Zubenko ve Pope 1983). lökosit:12. Bu yazıda. Hasta acil serviste takip altına alındı.Dr. Laboratuvar bulguları.Gör. Hasta tüm destekleyici tedaviye rağmen sekonder gelişen komplikasyonlar nedeniyle kaybedilmiştir.Mustafa ERKAN*** * Arş.5 mg 2x1 başlandı. Hastanın sedasyonu için lorazepam 2. karaciğer enzimlerinde yükselme ve kas zedelenmesine ilişkin laboratuvar bulguları eşlik edebilir (Janicak ve Beedle 2009) . üç gün sonra hastada akatizi benzeri şikayatleri gelişmesi üzerine propranolol. Çocuk Psikiyatri AD. Hasta psikiyatri kliniği yoğun bakım odasına alındı. terlemesi devam etti. T. lökositoz. Tıp Fakültesi. Hastaya soğuk uygulama yapıldı ve i. Hipotalamik D2 reseptör blokajı ısı merkezinde bozukluğuna. Hasta destekleyici tedavi için hospitalize edilmeli ve semptomatik tedaviye hemen başlanmalıdır (Caroff 1890) . Acil serviste görülen hastanın tüm ilaçları kesildi. yüksek ya da değişken kan basıncı. Antalya ** Arş. nabız: 125/ dk. beraberinde yüksek ateşin de eşlik ettiği ölümcül ve acil tedavi gerektiren tıbbi bir durumdur (Kaplan ve ark. diazepam ve biperiden eklenmiş. Tıp Fakültesi.Gör. periferde sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum salınımında artışla hipertermi. Akdeniz Üniversitesi. Tedavi edilmediği zaman ölüm oranı %10-20 olup. idrar kaçırma. Değerlendirilen hastanın on yıldır klozapin 300 mg/gün. yaklaşık olarak ikici günde NMS semptomlarının tamamı ortaya çıkmıştır. hidrasyon ile birlikte bromokriptin 2. Tartışma: Antipsikotik tedavinin önemli ve ciddi yan etkilerinden biri olan NMS her yaşta olabileceği gibi genelde genç erişkinlik döneminde sık görülmektedir (APA 1994) . Çocuk Psikiyatri AD. depo antipsikotik kullananlarda bu oran %20 30'lara kadar yükselebilmektedir (Kaplan ve ark. BUN: 8 mg/dL (6-20 mg/dL). Hastada çoklu antipsikotik kullanımı ve haloperidol enjeksiyonu sonrasında akatizi benzeri tablo gelişmiş olup. rijiditesi azaldı.000 U/L (0-40 U/L).2 mg/dL). yerinde duramama nedeniyle başvurdu. Acil servise huzursuzluk. Bir hafta sonra hastanın NMS bulguları geriledi.. Hastanın üçüncü gününde kas rijiditesinde ileri derecede artış oldu. Hastanın yoğun bakım takiplerinde bromokriptin dozu 30-40 mg/gün’e kadar artırıldı. bilgisayarlı beyin tomografisi normalidi. ancak ilaçlardan fayda görmemesi nedeniyle acil servise yönlendirilmiş. Tipik belirtileri kaslarda sertleşme ve beden ısısında artış. kreatin: 0. Fizik muayenede. akinezi.Leyla AKGÜÇ** .000 U/L(38-190U/L). taşikardi.Dr. İlaç tedavisi olarak kas rijiditesini azaltmak amacıyla dopamin agonisti olan bromokriptinin (7.7-1. lökosit:15. kas membran disfonksiyonu ve sempatik sinir sistemi rol oynar.

Olgu: 47 yaşında kadın hasta. Katz A. 57 : 289-309 2.S. Çekilen EEG lerde patoloji saptanmayan hastada pseudo epileptik nöbet olduğu düşünülmüştü. Marks D.. tanı ve tedavi amacıyla yatırılmıştır. Tartışma: Frontal epileptik nöbetlerin gerçek sıklığı tam olarak bilinmemektedir.. gerek EEG bulgularının yorumlanmasındaki farklılıklar. Hastanın gerekli tetkikleri yapılmıştır ve uyku EEG sinde sol frontal odak saptanan hastaya antiepileptik tedavi başlanmıştır. Bu yazıda frontal lob epilepsisi saptanan bir olgu sunulacaktır. Klinik tablonun söz edilen belirtilerle seyretmesi sıklıkla psödö-nöbet ve uyku bozuklukları ile karışmasına yol açmaktadır(2). Saygı S. bir şeyler arıyor gibi davranışlarda bulunma . Klinik psikofarmakoloji Bülteni. bazen de ellerde ve ayaklarda kasılma.A..PB 194 Psikiyatrik Semptomların Eşlik Ettiği Frontal Lob Epilepsisi: Olgu Sunumu *Esra Aydın Sünbül. Bu vakada görülen psikiyatrik semptomatoloji.D: Frontal lob seizures Problems of diagnosis and classification Adv. çevresindekilere cevap verememe. Williamson P. Frontal lob epilepsisinde görülen psikiyatrik semptomatoloji: Olgu sunumu. **Özgür Bilgin Topçuoğlu*Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi **Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Giriş: Frontal lob epilepsisi primer olarak uykuda başlayan garip. Spencer S. *Fatma Fariha Cengiz. sayı 4. Kaynaklar: 1.1999. . Hasta. gerek iktal ve interiktal fenomenolojisi ve çabuk yayılım göstermesine bağlı olarak sergilediği polimorf klinik özellikler. 42: 1274-127 3. anlamsız hareketler tarifleniyordu. bazen atoni şeklinde yere düşme. psikiyatrik olgularda organik etiyolojinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ve multidisipliner olarak yaklaşılması gerektiğini göstermektedir. Neurol 1992. Hastanın nöbetleri klinik açıdan çeşitlilik gösteriyordu. sağa sola bakma. 25 senedir olan bayılma nöbetleri şikayetiyle hastanemize başvurdu. frontal lob epilepsisi ile ilgili çalışmaların sayısındaki kısıtlılığı açıklamaktadır(1-3). bayılma nöbetlerinin sıklaşması üzerine bize başvurmuş. Bunun nedeni olarak görülen tanı koyulmasındaki güçlükler son 15 yıllık literatüre yansımış olup.: Frontal lob partial seizures and psychogenic seizures: Neurology 1992. Cilt 9. Hastada bazen bir anda donup kalma. Aile hikayesinde marital problemleri olduğu görülen hasta çeşitli hastanelere başvurmuştu. amaçlı gibi algılanan şiddet eylemleri ile seyreden ve aniden sonlanan bir klinik tablo sergilemektedir(1). stereotipik davranışlar.

klinik görünümü ve tedavisinin tartışılması amaçlanmıştır. Psikomotor aktivite azalmış.B. akademik başarısızlık ile ilgili temalar hakimdi. Tartışma: GTDBKD için kesin bir tedavi bulunmamakta ve semptom örüntülerine göre ilaç seçimi yapılabileceği ancak sonuçların tatmin edici olmadığı belirtilmektedir. İçeriğe bedensel yakınmalar. WISC-R test sonucunda. Geçmiş öyküden geçirdiği kaza sonrası travmatik sub araknoid kanama. Daha önce herhangi bir merkezden yardım almamıştı. Çocuk ve ergenlerde travma öyküsü varlığında görülen ani başlangıçlı davranış bozuklukları ve akademik problemlerde bu tanı akılda tutulmalıdır.Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Genel Tıbbi Duruma Bağlı Kişilik Değişikliği (GTDBKD). Bu çalışmada bir ergende GTDBKD’ nin oluşumu. Belirtilerinde kısmen gerileme olan hasta halen polikliniğimizde takip edilmektedir. Nörolojik muayenede sol spastik hemiparezi ve dizartri saptandı. Nöropsikolojik testlerde. performans Z. 79. 42. uyku ve iştah artmıştı. Ergenin ruhsal değerlendirilmesinde. Aile öyküsünde özellik saptanmadı. Çiğdrem Karakılıç**. Uzun etkili metilfenidat 36 mg/ gün ve pirasetam 1600 mg/ gün tedavisi başlanarak metilfenidat dozu tedricen 54 mg/ güne çıkıldı. Duygulanım lakayt ve labil. bu olay sonrasında yakınmalarının başladığı. GTDBKD tanısı Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi yazını içerisinde şimdiye kadar görece ihmal edilmiştir (2). Öyküden. halsizlik. perseverasyonlar saptandı. tıbbi bir nedenle. Yönelim tüm eksenlere tamdı. Olgu: On yedi yaşındaki lise ikinci sınıf öğrencisi erkek ergen polikliniğimize “unutkanlık” yakınması nedeniyle gelmişti. Spontan ve iradi dikkat ve konsantrasyon azalmıştı. Çocuk ve ergenlerde bu bozukluğun olağan gelişimden belirgin bir sapmayı ya da en az 1 yıl süreli olarak önceki davranış örüntülerinde belirgin bir değişiklik olmasını kapsadığı belirtilmektedir (1). sol üst ve alt ekstremite hemiparezikti. Cafer Alhan**. on beş yaşında geçirdiği araç dışı trafik kazası sırasında künt kafa travması geçirdiği ve birkaç gün kadar süren bilinç kaybı olduğu. Bulgular GTDBKD lehine değerlendirildi. Rutin biyokimya ve hemogram sonuçlarında patoloji saptanmadı.B. talamus kontüzyonu ve beyin ödemi geliştiği öğrenildi.B. öfke kontrolünde güçlük şikayetlerinin olduğu öğrenildi.PB 195 Bir Ergende Künt Kafa Travmasına Bağlı Bileşik Tip Kişilik Değişikliği: Uzun Etkili Metilfenidat Ve Pirasetam Tedavisine Kısmen Yanıt Veren Frontal Lob Sendromu Zehra Topal*. EEG normaldi. . dizinhibisyon. kişinin daha önceki. kişilik örüntüsünün değişmesidir. derslerine konsantre olamadığı. akıcılıkta azalma. duygudurum irritabl olarak değerlendirildi. Hesaplama ve soyut düşünce bozuktu. Nuran Demir*. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. Beyin MRG ile peri-ventriküler derin beyaz cevherde hiperintens belirsiz sinyal artışı saptandı. toplam Z. Konuşma dizartrik ve yavaş. sözel Z. düşünce akışı ayrıntıcı ve persevereydi. 57 olarak saptandı.

son bir yıldır unutkanlık. 3rd ed. Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi.5 mg/ gün başlanmış ve anneye önerilerde bulunulmuştur. Kaynaklar: 1. valproat. p. Tedavi bireysel ve semptomlara yönelik olarak düzenlense de risperidon Juvenil HK’nde bir tedavi seçeneği olabilir (1-3). Huntington’s Disease: a clinical review. ed. Geçmiş tıbbi öyküden hastanın değişken süre ve dozlarda risperidon. 5: 40.PB 196 Üç Kuşağında Huntington Koresi Görülen Bir Ailenin Çocuğunda Huntington Koresine Bağlı Demans Ve Yas Tablosu: Bir Olgu Sunumu Nuran Demir*. Neurology in Clinical Practice. Yönelim bozukluğu ve belirtilerde gün içerisinde değişim saptanmayan hastanın HK’ne Bağlı Demans (Davranışsal Bozukluk Olan) ve Yas ölçütlerini karşıladığı düşünülerek risperidon 0. Yaygınlığı 4. . düşme yakınmaları olması üzerine başvurdukları merkezde HK tanısı konulduğu. p. Cafer Alhan**.000 olarak bildirilmektedir (1. 2. sesini duyar gibi olduğunu söylemenin eklendiğini belirtmiştir. 2010. Olgu: On yaşındaki erkek hasta “ağlamalar ve sinirlilik” yakınmaları nedeniyle yatırılmakta olduğu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde değerlendirilmiştir. Daroff RB. 1998. klonazepam. annesinin Major Depresif Bozukluk tanısı ile fluoksetin kullandığı saptanmıştır. okskarbazepin. kendisinin de ölüp ölmeyeceğini sorma. beceriksizlik. dedesinin 5 yıl önce. Bu yazıda üç kuşağında da HK görülen bir ailenin çocuğunda HK’ne bağlı Demans (Davranış Bozuklukları Olan) üzerine Yas tablosu eklenen bir çocuk olgunun değerlendirilme ve tedavisi sunulmuştur. Öyküden hastanın yakınmalarının dört yaşında aşırı hareketlilik ile başladığı. Klinik tablo genellikle 30 -50 yaşları arasında başlasa da. otozomal dominant geçen ilerleyici bir nöropsikiyatrik hastalıktır.1914-1915.7/ 100. Aile öyküsünden baba ve dedesinin HK tanısı aldığı. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. babasını rüyada görme.klonik kasılmalarla nöbet geçirmeye başladığı. Orphanet J Rare Dis. Boston: 1985. New York: McGraw-Hill. babasının ise 2 ay önce vefat ettiği. Zehra Topal*. Bradley W. levatirasetam. konuşmada azalma ve kelimeleri karıştırma yakınmalarının olduğu öğrenilmiştir. 5 yaşındayken denge kaybı. In: Walter G. Adams RD. Fenichel G. Marsden CD. olanzapin. zaman zaman ölmemiş olduğunu. çocukluktan yaşlılığa kadar geniş bir aralıkta görülebilmektedir. Victor M. 2). Annesi hastanın babasının vefatından sonra sık sık onun hakkında konuşma. Tartışma: HK 20 yaş öncesinde başladığında Juvenil HK olarak adlandırılmakta ve ilk olaraK davranım sorunları ve akademik problemlerle kendini göstermektedir. alprazolam kullandığı ve tedaviden kısmen fayda gördüğü öğrenilmiştir. Roos RAC. Principles of Neurology. Ropper A.1060-1064. Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD Giriş: Huntington Koresi (HK). 8 yaşındayken geceleri tonik. 3. 6th ed.

staring. 2005). rijidite bulgularıyla. Malign katatoni(MK) katatonik bulguların yanında otonomik instabilite olması ile karekterizedir(Hayashi ve ark. balmumu esnekliği. koma. sinirliliği ve evden dışarı çıkma isteği mevcutmuş. . destekleyici bakımlar( beslenme. psikiyatrik veya medikal rahatsızlıkla ilişkili olup ayırıcı tanısı akinetik mutizm.5 mg/güne çıkacak şekilde başlandı. olanzapin. Tedavisinde öncelikle mortaliteyi azaltıcı. 9 Haziran sabahı çıplak dolaşması. Acil polikliniğinden ateş.75 mg/gün başlandı. katalepsi. Yöntem ve Gereçler: MK tanısı koyduğumuz bir vaka yoluyla MK’nin tanı ve tedavisini tartışmak. terlemesi. MK tedavisinde lorazepam ilk seçenek olup gereği halindeyse EKT yapılmalıdır. manyerizm. En yaygın belirtileri mutism. Sonrasında olanzapin ve sodyum valproate tedavilerini hasta reddetmiş. yara yeri bakımı) uygulanmalıdır. duygudurum ve uyanıklılıktaki değişimlerin eşlik ettiği motor anormallikleri kapsamaktadır. Bulgular: 82 yaşında Bipolar Affektif Bozukluk tanılı hasta Sodyum Valproate. Vakamızda yara yeri enfeksiyonu ve hastanın genel bakımı olumsuz faktörler olarak karşımıza çıkmıştır. (Fink ve Taylor 2006). staring ve rigiditedir(Taylor ve Fink 2003). lorazepam kullanırken şifa sebebiyle 2012 yılı mayıs ayının ortasında lorazepam tedavisi devam ettirilmemiş. üç saat uyumuş. Erol Ozan. negativizm.PB 197 Malign Katatoni: Bir Vaka Sunumu Esat Fahri Aydın. Mustafa Güleç Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: Katatoni kavramı düşünce. abuli ve hipoaktif tip deliryumdan yapılmalıdır(Daniels 2009). Tartışma: Katatoni altta yatan bir nörolojik. tekrar değerlendirilen. 7 Haziran günü konuşması artan hastanın bir sonraki gecede ''Allah birdir ben öldüm'' içerikli bağırması olup. Malign Nöroleptik Sendrom(MNS) ön tanısıyla sevk edilen hasta nöroloji kliniğinde bromokriptin tedavisi alırken yapılan yatak başı değerlendirmesinde hastaya ilave nöroleptik önerilmedi. Lorazepam tedavisiyle bulgularında azalma olan hastaya EKT yapılması planlanırken aspirasyon sonrası genel durumu kötüleşen hasta vefat etti. periodik formları gibi malign formu da mevcuttur(Fink ve Taylor 2009). etrafına boş bakışı. eksite. verbigerasyon. Rijiditesi artan. Yedi gün sonraki değerlendirmede konuşmasında artış tespit edilen hastaya sodyum valproate 250 mg/gün ve lorazepam 0. negativizm ve withdrawal bulguları olan hastada ilk başvurudaki otonomik instabilite bulgularıda düşünülerek malign katatoni tanısıyla lorazepam 5 mg/günden 12. posturing. rijidite. Katatoninin retarde.

Daha önceden psikiyatri başvurusu olmayan hastanın soy geçmişinde nöropsikiyatrik hastalık tesbit edilmedi.. Von.Alport E. Tanıda en sık kullanılan yöntem BBT dir. 26: 367–369. Esra Nigar Erkoç Ataoğlu** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. Baş ağrıları devam eden hastanın nörolojik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu görülmedi. 50:129-33. ağlama hali. . Fayed N..PB 198 Fahr Hastalığı: Olgu Sunumu Yüksel Kıvrak*. Hastalığın tanımlanması uzun zaman önce yapılmasına rağmen etyolojisi net olarak aydınlatılmamıştır(3). konuşma bozuklukları. Burada nöropsikiyatrik semptomlarla gelen hastada ayırıcı tanıda Fahr Hastalığı’nın da dikkate alınması gerektiğini vurgulamak için bir olgu sunulmuştur. Bu kalsifikasyonların nasıl oluştuğu kesin olarak bilinmemekle beraber enfeksiyon. Kişilik değişiklikleri. Allg. Tchong S. Serrano M. Neurol 1993. hipokinezi. Bazal ganglionlar.Fahr T.ve ataksi gibi hareket bozuklukları da yer alır. Süleyman Gündüz**. işsiz.C. 1930. Fahr’s syndrome presenting with pure and progressive presenile demantia. ağlama. yaklaşık 3 aydır sıkıntı. moral bozukluğu. Mojonero J. athol. bekâr. simetrik kalsifikasyonlarla uyumlu görünümler izlendi Fahr hastalığı ilk defa 1930 yılında tanımlanmıştır. baş ağrıları. bazal ganglionlarda.Ang L. 2. Idiopathische verkalkung der hirngefasse. Fahr’s Disease Associated with Astrocytic Proliferation and Astrocytoma Surg. Yaklaşık iki hafta sonraki kontrol muayenesinde depresif belirtilerinde (HAM-D:13) azalma görüldü. 1. Modrego PJ. demans ve duygudurum bozuklukları gibi davranışsal bozukluklarının yanısıra rijidite. dikkat dağınıklığı. Olgu Sunumu: 26 yaşında erkek hasta. mental ve zihinsel işlevlerde bozulma. çok değişik nöropsikiyatrik bulgulara neden olabileceği unutulmamalıdır. Neurol Sci.2). çabuk sinirlenme. Bizim olgumuzda da hasta ilk olarak nöropsikiyatrik belirtiler( sıkıntı.C. Zentrabl. Rozdilshky B. ekstrapiramidal ve serebellar semptomlar sıklıkla izlenir. bilateral striopallidodentat kalsinozis olarak da isimlendirilir. Hastaya unipolar depresyon öntanısı ile sertralin 50 mg/gün tedavi başlandı. moral bozukluğu. serebellar hemisferlerde belirgin. serebellar. metabolik ve genetik bozukluklarla ilişkili olabileceği belirtilmektedir. 2005. * *Kars Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Fahr hastalığı. tremor. 3. unutkanlık ve baş ağrısı şikâyetlerinin olduğunu söyledi. Bilgisayarlı beyin tomografisinde (BBT) subkotikal alanda. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak BBT’de görülen ve hiç bir nedene bağlanamayan çok sayıda bazal ganglion ve serebellar kalsifikasyon varlığında Fahr Hastalığı düşünülmeli. 39:365-9. dentat nükleus ve sentrum semiovalede idiopatik kalsifikasyon görülmesi ile karakterizedir(1. dikkat dağınıklığı) ile başvurmuştur. Klinik bulgular oldukça değişken olmasına rağmen nöropsikiyatrik.

Uyku terörü bozukluklarında benzodiazepin kullanımı ile ilgili endişeler olmasına rağmen SSGİ ve TCA kullanımına yanıt vermeyen iki olgumuzda kullandığımız klonazepam tedavisinin etkili olduğu görülmüştür. American Psychiatric Association. 3. Kocaeli Amaç: Uyku terörü. Birinci ayın sonunda şikayetleri tamamen düzeldi. kendine vurma.ayın sonunda ilaç tedavisi azaltılarak sonlandırıldı. alkol madde kullanımının kısıtlanması. Hastanın 6 ay önce aynı şikayetlerle bir psikiyatri kliniğine başvurduğu. Sosyal. 37: 1413-7. Halen polikliniğimizde kontrolleri sürmektedir. Kales JD. Hastaya DSM IV TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu ve klonazepam 1mg başlandı. 2. Olgu: EÇ. yataktan düşme. 2. “Treatment of Sleep Disorders”. Washington. Hastanın uyku terör ataklarında yineleme olmadı. seçici serotonin geri alım inhibitörleri. DSM IV-TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu. . Şikayetleri üçüncü günden itibaren azaldı. Text Revision (DSM-IV-TR). Clinical Characteristic and Personality Patterns”. uyku sırasında terleme. Klomipramin 75mg. Soldatos CR. “Night Terrors. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. uykuda bağırma ve bu sırada uyanamama hissi. benzodiazapinler kullanılabilir. Arch Gen Psychiatry 1980. lorazepam 1mg başlandı. Benzodiazepinlerin kesilmesinden sonra daha şiddetli ataklar görülebileceği için tercih ederken dikkat etmek gereklidir (2). uyku saatlerinin düzenlenmesi). sekiz aydır devam eden korkunç rüyalar görme. Ataklar sık ortaya çıkıyorsa trisiklik antidepresanlar. çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullandığı fayda görmediği öğrenildi. mesleki ve ailevi işlevselliği ileri derecede bozulmuştu. bağırma şikayetleriyle polikliniğimize başvurmuş.PB 199 İki Olgu Özelinde Uyku Terörü ve Tedavi Yaklaşımı Hatice Sodan Turan. Bu yazıda erişkin dönemde nadir görülen “uyku terörü” bozukluğunu ve bu bozukluğun tedavisini iki olgu özelinde tartışacağız. Tedavileri ile ilgili bilgiler net olmadığı için farklı tedavileri kullanılmaktadır. ağlama ya da yüksek sesli çığlıkla başlayan. Hasta tedaviden belirgin fayda gördü. 58 yaşında. Orv Hetil 2005. Aslıhan Polat. başını çarpma gibi şikayetleri mevcuttu. Sonuç: Erişkinlik döneminde nadiren görülmesine rağmen uyku terörü olguları psikiyatri polikliniklerinde karşımıza çıkmaktadır. Erişkinlerde yaygınlığı %1’in altındadır (1). korkunç rüyalar görme fakat rüya içeriğini hatırlayamama. Nermin Gündüz. Janszky J (2005). KE 6-7 ay içerisinde çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullanmış. Uyuyup uyumadığını anlayamama. Kaynaklar: 1. aşırı korku.146: 659-64. bağırma şikayetiyle polikliniğimize başvurdu. otonomik belirtilerde artışla karakterize ani terör ataklarıdır (1). DC: American Psychiatric Association. yüzde kızarma. Ümit Tural Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Martin ED (1980). Klonazepam damla 1mg tedavisi ile ayda bir polikliğimizde takipleri devam eden hastanın 9. delta uykusu sırasında meydana gelen. uykuda kendine zarar veren davranışların olması. 70 yaşında. Szcus A. Şikayetleri devam eden hastada klonazepam damla 1mg’a geçildi. uyku sırasında bağırma. kadın. Olgu: KE. 2000. yatak içerisinde artmış hareketlilik oluyormuş. 1. Kales A. el ve kollarda istemsiz hareketler. uykunun ilk saatlerinde. kabus görme. Caldwell AB. Uykuda bağırma. Tedavinin ilk basamağı koruma önlemleridir (Yatak odası güvenliği. erkek. Charney DS.

Süleyman Akarsu* *Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Psikiyatri AD İntroduction: Treatment methods are often not enough for decrease of all the PTSD symptoms. After the ECT. We reported two men with combat related PTSD and comorbid psychosis who were successfully treated with electroconvulsive therapy (ECT). post traumatic stress disorder. BPRS score decreased by a mean of % 35. BPRS and CAPS scores decreased by mean of %33. Case Report 1 A 40-year-old white man had experienced combat related traumatic life events and demonstrated auditory and visual hallucinations. 10 sessions ECT was performed during the course of the treatment. After ECT treatment the dose of antipsychotic reduced. He was started on antipsychotic and antidepressant but didn’t show significant improvement after six weeks.6 and 37. After the 8 sessions ECT treatment.2. According to the our clinical interview. We suggest that ECT be considered as a reasonable treatment alternative for relevant cases. psychosis . recurring nightmares. Beyazıt Garip*. hyperarousal and insomnia.2%. he clearly fulfilled the DSM-IV-TR criteria for PTSD and psychotic disorder not otherwise specified. He was admitted to the hospital but psychometric and clinical assessment showed insignificant improvement after the antipsychotic and antidepressant treatments so we decided to perform ECT and medication together. Taner Öznur*.IV criteria.3%. Key Words: ECT.1% and 44. persecutory delusions. especially in cases where PTSD is comorbid with psychosis. comorbidity.5 % compared to baseline scores respectively for two months. DISCUSSION PTSD with severe depression is well documented about using the ECT but the ECT treatment in PSTD patients with psychotic features has not been well understood yet. BPRS and CAPS scores decreased by 65. PTSD symptoms decreased by a mean of 37. Case Report 2 The second case is 42 years old patient diagnosed with PTSD with psychotic features according DSM.PB 200 Posttraumatic Stress Disorder and Comorbid Psychosis: Electroconvulsive Therapy Response in Two Patients Barbaros Özdemir*. psychotic features of the patient got better. some of the psychotic features significantly improved.

25:69. High prevalence of obsessive-compulsive disorder among posttraumatic stress disorder patients. Olgu 2 Bayan B. çocuğu yok. Depress Anxiety. Baer L. Tedavi sürecinde öncelikle annesinin ölümü başta olmak üzere çocukluk travmaları EMDR uygulanarak çalışıldı. kabusları kayboldu. Kaynaklar 1-Nacasch N. Zohar J. Bu çalışmada travma tedavisi ile obsesyonları düzelen iki olgu sunulacaktır. Trauma and posttraumatic stress disorder in treatment-resistant obsessive-compulsive disorder. Yakınmalarının başlangıcına odaklanıldığında 12 yıl önce trafik kazası geçirdiği belirlendi. 2008. yüksek düzeyde memur. 2011 Dec. Parker H. evli ve iki çocuk sahibi bir yıldır çocuklarına zarar vereceği şeklinde obsesyonları var. Uyanık olduğu her an bu düşüncelerin kendisini rahatsız ettiğini bildiriyor. Jenike MA.21(12):876-9 2-Gershuny BS. Tedavinin ardından meslek yaşamında ve özel yaşamında önemli iyileşmeler gösterdi. Tedavi sonunda obsesyonları yok denecek düzeye geldi. Eur Neuropsychopharmacol. evden uzaklaşmaya çalışma şeklinde davranışlar geliştirmiş. Gentes EL. Babasının alkol sorunu varmış. başka şeyler düşünmeye çalışma. baş etmek için çocuklarından uzak durma. 10 yaşındayken annesinin penisilin enjeksiyonu sonrası ölümüne tanık olmuş.PB 202 Mazi Kalbimde Yaradır: Travma Tedavisi İle Düzelen İki Obsesif Kompulsif Bozukluk Olgusu Önder Kavakcı Cumhuryet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad Travmatik yaşantılarla ilişkili obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ya da obsesyonlar. Bazı çalışmalarda travma sonrası stres bozukluğu(TSSB) ile birlikte olan OKB’nin tedaviye kötü yanıt verdiği bildirilmiştir(2). Tartışma ve sonuç: Bazı OKB olgularında hastalık başlangıcı travmatik yaşantılar ile bağlantılı olabilir ve bu olgularda travma terapisi uygulamak. 42 yaşında memur. 37 yaşında evli. Trafik kazası EMDR ile çalışıldıktan sonra TSSB ve depresyon belirtileri kayboldu. Olgu 1 Bayan A. Ekonomik güçlükler nedeni ile eğitimini zorlukla sürdürmüş.71 . Infield AL. Uzun yıllardır çocukluğu ile ilgili kâbuslar gördüğünü ve bunlardan çok rahatsızlık yaşadığını bildiriyor. hem OKB belirtilerinde hem de yaşamlarının diğer alanlarında iyileşmelere yol açabilir. Fostick L. TSSB açısından değerlendirildiğinde bozukluğun ölçütlerini de karşılıyordu ve Olayların Etkisi Ölçeği puanı 51 olarak bulundu. Belirtileri Major depresyon ölçütlerini karşılıyordu. yaygınlığı yüksek olmasına rağmen üzerinde az çalışılmış bir durumdur (1). İkinci evliliğindeki sorunlar nedeni ile başvurdu. Travma tedavisinden sonra hasta daha önce yakınma olarak getirmediği birçok kontrol etme kompulsiyonunun ve temizlik obsesyonu ve kompulsiyonunun kaybolduğunu bildirdi.

.

Olgu: 43 yaşında emekli erkek hastanın 2011 Ağustos ayındaki başvuru yakınmaları. Giriş: Travma sonrası stres bozukluğu. düşünce içeriğindeki somutluk. disforik ve bilişsel bulguların değişik derecelerde bulunduğu bir bozukluktur. insanlara güvenememe. bazı dönemlerde kulağına operasyonla ilgili bilgileri içeren komutların gelmesiyle başlayan operasyon planı yapma. kalabalık içine girmekten kaçınma. uykusuzluk. unutkanlık. kendisini değersiz hissetme şeklindedir. sembolizasyonun sık kullanılması bu vakaların tipik TSSB’a uymayan yanlarıdır. görsel bellek ve yürütücü işlevler alanında bozulma olabileceğine ilişkin bulgular saptanmıştır. anksiyolitik. başka bir merkezde şizofreni tanısı konulmasına neden olan belirtilerin başında dissosiyasyonlar gelmektedir. Bilişsel bozukluk. çeşitli antidepresan. Mehmet Ak*. yeniden yaşantılama ve kaçınma belirtileri negatif belirtiler şeklinde yorumlanmış olup tanımlayıcı anlamda şizofreni tanısı almış olduğu düşünülmektedir. kişinin travmatik bir stresöre maruz kalması sonucu yeniden yaşantılama. Hastanın travmaya uyum sürecinde sergilediği referans hezeyanlar. düşünce içeriğinde referans ve perseküsyon hezeyanları. Tartışma Hastanın öyküsünde ve ruhsal muayenesinde tanımlanan. zaman zaman öfke patlamaları. ilk başvurusu 2001 yılında olmuştur. sonraki süreçte polis karakolunda elinde bıçağı ve komando teçhizatı ile sonlanan hatırlamadığı dissosiyatif dönemleri içeren belirtilerinin olduğu anlaşılmaktadır. otonomik. travmatik olayı yeniden yaşantılama. işitme halüsinasyonları. Hasta 1990-1999 yılları arasında birçok silahlı çatışmaya girmiş. akıştaki perseverasyonların varlığı.PB 201 Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Kognitif Yıkım ve Psikotik Belirtiler ile Giden Yeni Bir Alt Grubu Mu ? Olgu Sunumu Ali Emrah Bilgen*. kaçınma. Anahtar kelimeler: Psikotik özellikler. Kognitif alanı değerlendirmek amacıyla uygulanan organisite testlerinde görsel algı motor koordinasyon. TSSB olarak değerlendirilen hastanın 2001-2006 yılları arasında 6 kez hospitalize edildiği. dönem dönem realiteye uyumun ciddi derecede bozulması. Kamil Nahit Özmenler*. Beyazıt Garip*. süreçte başka merkezlerde şizofreni tanısı ile takip edilen ve kognitif yıkımla seyreden bir olgudan yola çıkarak TSSB’ da yeni bir alt grubun tanımlanıp tanımlanamayacağı konusunu tartışmayı amaçladık. CAPS ve İES testlerinde TSSB tanısına yönelik sonuçlar elde edilmiştir. duygulanımında kısıtlılık. Ancak klasik bir TSSB’a göre kognitif yıkımın çok belirgin olması. duygulanımda küntlük. mimik ve jestlerinin silik ve sosyabilitesinin uzak ve soğuk olduğu tespit edilmiştir. Biz bu yazıda savaş travmasına maruz kalmış olup kliniğimizce TSSB tanısı konulan. Sürdürülen tedavilere rağmen birçok kez gece rüyasında teröristlerle çatıştığını görerek birlikte uyuduğu eşinin boğazına sarılma. algıda işitme halüsinasyonları. düşük doz antipsikotik tedaviler aldığı anlaşılmaktadır. Aytekin Özşahin* *Gata Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlığı. Hastanın ruhsal muayenesinde. Travma sonrası stres bozukluğu .

Travma mağdurlarının yakınlarının/bakım verenlerinin. Mehmet Alper ÇINAR TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi. Bilkent. travmatik olayı tekrar yaşaması. yaklaşık bir yıl önce travmatik olayda yaralanma sonrası bileteral görme kaybı ve sol kalça dezartükülasyon ampütasyonu olan eşine refakat etmektedir.PB 203 Bakım Verende Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Paylaşılmış Travma. fiziksel ve ruhsal travma mağduru olan hastaya refakat eden ve bakım veren eşinin sergilediği travmatik stres bozukluğu semptomlarına dikkat çekilerek. doğrudan travmatik yaşantısı olan birey gibi travmatik süreçten etkilenebileceği ve hastalık tablosunun gelişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Olgu Sunumu Seher YAĞMUR BİLEN. Psikiyatrik muayenesi ve psikometrik incelemesi sonrasında.K. mirtazapin 15mg/gün. travma odaklı psikoterapi haftada iki seans olarak başlanmıştır. . venlafaksin 75mg/gün. uykusuzluk. travmaya ve sürece ilişkin bilgilendirme yapılmış. travma çalışmalarında paylaşılan travmatik yaşantılarının da en az doğrudan travma yaşantısı kadar etkili olduğuna dikkat çekmek amaçlanmıştır. travma sonrası stres bozukluğu olarak değerlendirilmiştir. kilo kaybı ve çabuk sinirlenme yakınmaları olması nedeniyle psikiyatrik değerlendirilmeye alınmıştır. Bayan Y. Tedavisine. sosyal destek sistemlerinden faydalanması için ilgili birimlere yönlendirilmiştir. aynı travmatik süreçten etkilenen tüm bireylerin etkin yardım almalarına olanak sağlayacaktır.K. travmatik olayın hatırlatıcılarından kaçınma davranışı sergilemesi ve artmış uyarılmışlık semptomları sergilediği saptanmış.’nın yaralı eşinin travmatik yaşantılarını içeren tekrar eden kâbuslarının olması. Bayan Y. Travma sonrası değerlendirmenin travmaya doğrudan maruz kalan birey kadar travmaya dolaylı olarak maruz kalan bireyleri de kapsaması. Bakım veren eş için. Ankara Bu olgu sunumunda.

Bu hastada travma sonrası stres bozukluğu gelişmesinde. travmaya doğrudan maruz kalanların yaşantılarına benzer olduğu belirtilmektedir. Olay şubat ayında olduğu için. sanki kendi başına gelmiş gibi hissediyormuş. Gelecekle ilgili herhangi bir beklentisi ve evlenme düşüncesi yokmuş. Olaydan sonra anne depresyon tanısı ile tedavi görmekteymiş. Ali Nuri Öksüz** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Kendisine bir kez sözlü tacizde bulunulmuş. İfadede yer alan taciz olaylarını. babanın kendisine karşı ilgisizliği. Tartışma Cinsel istismar sonrasında çocuk ve ailesinde birçok psikiyatrik semptom gelişebilmektedir. O gün kardeşini dışarıya gönderdiği için kendini olayların sorumlusu olarak görüyormuş. olaya doğrudan maruz kalanların yanı sıra. duygulanımı anksiyöz. Sonuç Cinsel istismar tüm aileyi etkilediği için aile bireylerinin de psikiyatrik muayenesi göz ardı edilmemelidir. Mental durum muayenesinde. keyifsizlik şikâyeti varmış. hastanın kendisini olayın sorumlusu olarak hissetmesi. mutsuzluk. annenin ciddi psikiyatrik probleminin olması. Kardeşinin çocuk şubede verdiği ifadelerini okumuş. anne baba arasında sürekli tartışmaların olması. 4 yıldır her şubat ayında sıkıntısı artıyormuş. Bu hasta kardeşinin travmasına tanık olmasa da. Bu grupların gösterdiği tepkiler. Travmaya dolaylı olarak maruz kalmanın ardından yaşanan psikolojik sürecin. babanın sürekli olaydan dolayı anneyi suçlaması. Baba bu olay için sürekli anneyi suçluyormuş.PB 204 Kardeşinin Cinsel İstismarı İle İlişkili Dolaylı Travma Sonrası Stres Bozukluğu Gelişen Bir Olgu Hatice Altun*. Kahramanmaraş Giriş Kişinin yaşamını ya da beden bütünlüğünü tehdit eden her türlü durum kişi üzerinde travmatik etki oluşturabilmektedir. düşünce içeriğinde stresörü ile ilgili sıkıntıları mevcuttu. Bu olguda kardeşine karşı yapılan cinsel istismarı kendi yaşamış gibi travma sonrası stres bozukluğu gelişen bir hasta tartışıldı. duygudurumu depresif. 1 kez suicid girişiminde bulunmuş. mağdurların yakınları ve yardım çalışmalarında görev alan kişiler de travmatik stres belirtisi gösterebilir. tanık olanlar. kendi yaşadığı bir travma gibi algılamış ve hastada bununla ilişkili psikiyatrik hastalık gelişmiştir. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Travmatik olayların ardından. Uykusuzluk. Kendisini suçlu hissediyormuş. öfke patlaması. Olgu 15 yaşında kız hasta. Kız kardeşi 4 yıl önce cinsel istismara uğramış. ikincil travmatik stres ya da dolaylı travmatizasyon olarak ifade edilmektedir. Olayı sürekli yeniden yaşantılaması ve olayı hatırlatıcı durumlardan kaçınması varmış. . daha önceden kendisine sözlü tacizde bulunulması gibi faktörlerin etkili olabileceği düşünülmüştür. Hastada psikotik bulgu saptanmamıştır.

DSM-IV’te. bu da sosyal ve mesleki anlamda geri kalmalarına yol açabilir. Bu olguda. ORS. Psikiyatri Kliniği. Sanrılı Bozukluk. ORS. Mustafa Solmaz* *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. kişinin çevresine katlanılmaz ölçüde kötü bir koku yaydığına inandığı psikiyatrik bir bozukluktur. oldukça yoğun sıkıntı duyar ve daha çok kendilerini suçlama eğilimindedir. Major Depresyon . kötü koku yaydığını düşünen 26 yaşında bekâr bir kadın hasta sunulmaktadır. son dönemlerde DSM-V ile ilgili yapılan çalışmalarda Obsesif Kompulsif Bozukluk spektrumunda bulunan hastalıklar içinde yer alması planlanmaktadır. İstanbul Olfaktör referans Sendromu (ORS) . Klinisyenlerin bu sendromu etkin bir şekilde değerlendirebilmesi. somatik alt tipinde yer almaktayken.Selim Sağır*. Pryse-Philips.PB 205 Olfaktör Referans Sendromu: Bir Olgu Sunumu Zerrin Binbay*. hastalığı tanımlamış ve belirtileri temporal lop epilepsisi. Bu durumdan dolayı hastalar. depresyon ve şizofrenide görülen olfaktör belirtilerden ayırmıştır. toplum içine çıkmaktan kaçınırlar. sıklıkla erken yaşta başlar ve bekâr erkeklerde daha fazla görülür. Anahtar Kelimeler: Olfaktör Referans Sendromu. sanrısal bozukluk. hastaların daha iyi bir şekilde tedavi olmalarını sağlayacaktır.

N. Sosyal fobi tanısını alan bireyler. Bu beklentilerin neden olduğu kaçınma davranışları ise sosyal fobinin ilerleyişine katkıda bulunan bir kısır döngüyü ortaya çıkarmaktadır (1). Bu çalışmada sosyal fobi + depresyon tanısı alan bir hastanın bilişsel-davranışçı tedavi formülasyonunun açıklanması amaçlanmıştır. 1: 18–2. (1997). Derslerde sunum yapamama. 2 – Türkçapar. söz konusu kaçınma davranışlarından dolayı iş ya da sosyal yaşamlarında belirgin bir kısıtlanma yaşarlar (1). Sosyal fobinin psikolojik kuramı. moleküler biyoloji bölümü 1. Klinik Psikiyatri. Psikiyatri Dünyası. 2: 247–253. Sosyal fobi. ek 2: 27–32. Z. Terapi sürecinde hastamızın sosyal ortamlarda kendini ifade etmekle ilgili işlevsel olmayan inançlarının işlevsel olanlarla değiştirilmesi ve davranışsal denemelerle sosyal becerilerinin geliştirilmesi planlanmaktadır. (1999). (2000). M. çarpıntı yaşama. uykuya dalamama ve konsantrasyonda düşüş şikâyetleriyle merkezimize başvurdu. “arkadaşımdan bir şey istersem alay konusu olurum”. Kaynaklar: 1 – Sungur. Bilişsel model açısından incelendiğinde söz konusu faktörlerin benlik saygısında düşüşe neden olduğu ve değersizlikle ilişkili temel inançların gelişimine yol açtığı görülmektedir (2). 50 dakikalık görüşmelerle takip edilen hastamızın terapi süreci devam etmektedir. Olgu sunumu 24 yaşında. bireyin utanç verici davranışlarda bulunma korkusuyla sosyal ortamlara ya da performans göstermesi gereken durumlara girmekten kaçınması şeklinde tanımlamaktadır. M. Söz konusu şikâyetleri yaklaşık 16 yaşından beri yaşadığı ve daha önce NLP ve hipnoz gibi tedavi yöntemlerini denediği belirlendi. . Bu model göz önünde bulundurulduğunda hastamızın bilişsel-davranışçı terapi yönteminden fayda sağlayacağı düşünülmüş ve bu doğrultuda terapiye başlanmıştır. “sunum sırasında hiç kaygılanmamalıyım” ve “insanlar benim heyecanlandığımı fark edip benimle alay edecek” gibi düşüncelere sahip olduğu belirlenmiştir. insanların karşısında sesinin ve elinin titremesi. Bilişsel-davranışçı yaklaşımlar ve sosyal fobi.PB 206 Sosyal Fobinin Bilişsel Davranışçı Yöntemle Tedavisi: Bir Olgu Sunumu Gökce Gürdil Bilkent Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Gelişim Merkezi Giriş Sosyal fobi. 3 – Dilbaz. Tartışma: Hastamızın çocukluğunda yoğun bir biçimde aile içi şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. erkek. bekâr hasta. yurtta kalıyor. Çocuklukta akranlarla yeterli düzeyde ilişki kurma olanağının bulunmaması ve yargılayıcı aile ortamı gibi faktörlerin hastamızda sosyal fobi gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Bu durumla bağlantılı olarak hastamızın. kendisine soru sorulduğunda gerginlik yaşama. H. heyecanının belli olmasından kaygılanma. çocukluğunda sosyal çevreden izole bir yaşam süren hastamızın ailesinde en ufak hataların bile şiddetle cezalandırıldığı bilinmektedir. Hafta 1 kere. sınıf öğrencisi. Sonuçta hastamız kendisini ifade etmesinin cezalandırılma ve reddedilmeyle sonuçlandığını öğrenmiştir. Ayrıca. Klinik Psikiyatri. Bu tür temel inançlar bireyin sosyal ortamlarda beceriksizce veya kabul görmeyecek biçimde davranacakları ve bu nedenle olumsuz değerlendirilecekleri yönünde beklentiler geliştirmeleriyle sonuçlanmaktadır (3). arkadaş edinmede zorlanma.

2011 tarihinde evinin altında sığınak olduğu. 18. 14:48-59 2. Bu düşüncelerin 6 yıldan beri olduğu yakınlarından öğrenildi. düşünce sürecinde bloklar mevcuttu. çocuklarını kabul etmiyor. hastanın genellikle kendisine yakın olan diğer kişilerin ya da nesnelerin. Polikliniğimizdeki ruhsal durum muayenesinde.15:1-28 3. 5 çocuklu. ilkokul mezunu. 1983. Adli süreçteki psikiyatrik değerlendirmesinde “psikotik bozukluk” tanısıyla cezai ehliyetinin olmadığı şeklinde rapor düzenlenmiş. 1999. 2009. Am J Psychiatry.Edelstyn NM. 2006 yılında çocuklarının devlet kurumlarında saklı tutulduğunu düşündüğü için defalarca polis karakollarına başvurmuş. Davranışlarında psikomotor ajitasyon belirgindi. Oyebode F. 2011 yılında da 1 ay boyunca olanzapin 20mg/gün kullanmış. Bilgisayarla vücuduna girildiğini ve bu yöntemle kızlarına da tecavüz edildiğini düşünüyordu. Düşünce içeriğinde paranoid persekütif sanrıları vardı.PB 207 Adli Yönüyle Dikkat Çeken Bir Capgras Olgusu Ali Aşkar. Ali Nuri Öksüz. Hasta. Kaynaklar: 1. sanrı ve halüsinasyonları tedavinin 4. Burada adli yönüyle dikkat çeken bir Capgras olgusu tartışılacaktır.The misidentification syndromes as mindreadind disorders. bastığı yerin sıcak olduğunu ve burnuna yanık kokusu geldiğini.140:969-978 . İlk olarak 1923 yılında Capgras ve Reboul-Lachaux tarafından tanımlanmıştır (3).Hirstein W. evli. ancak fayda görmemiş. Eşini. Hastanın laboratuvar testleri normal sınırlarda bulundu. 2006 yılında 6 ay boyunca ketiapin 200mg/gün. kadın. ayındaki poliklinik kontrolünde Capgras sanrılarında tamamen düzelme sağlanmıştır. Risperidon consta 37. Fiziksel ve nörolojik muayenede özellik saptanmadı. Cogn Neuropsychiatry.2). çocuklarına işkence yapıldığı ve yanındakilerin yer altındaki çocuklarının ikiz eşleri olduğu düşüncesi ile yakınları tarafından polikliniğimize getirildi. işitsel. orada ateş yakıldığı. Capgras syndrome. Sonuç: Bu Capgras sendromu olgusu Risperidon Constaya cevap vermesi ve adli olaylarla ilişkisi nedeniyle dikkat çekicidir. çevresel ve teğetsel konuşmaları vardı. Vaka: 51 yaşında. ev hanımı. A review of the phenomenology and cognitive neuropsychological origins of the Capgras syndrome. görsel ve koku halüsinasyonları mevcuttu. Fatma Özlem Orhan Kahramanmaraş SÜtçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Capgras sendromu. Int J Geriatr Psychiatry. Berson RJ. yer altından çığlık sesleri duyduğunu iddia ediyordu. çocuklarının verilmesini istemiş yine aynı yıl içinde yaşadıklarından devletin kurumlarını sorumlu tuttuğu için tepki olarak Türk bayrağını indirmiş. haftasında azalmaya başladı ve tedavinin 7. Algılamada taktil. Kranial MR ve EEG’de özellik saptanmadı.04. bazen kendisinin onlara tıpatıp benzeyen ikizleri ile değiştirildikleri şeklinde sanrılarla karakterize bir sendromdur (1. onların ikiz eşleri ile değiştirildiklerini düşünüyordu.5mg 14 günde bir başlanan hastanın. çağrışımları düzensizdi.

Hayriye Pınar Çağlar Nazalı** *Diyarbakır Ergani Devlet Hastanesi **Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: De Clerambault Sendromu olarak ta adlandırılan erotomani. ilkokul mezunu. kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ” suçu nedeniyle ceza sorumluluğunun belirlenmesi istemiyle hastanemiz adli birimine yatırıldı. anne babasıyla yaşıyor. Fennig S. mevsimlik işler yapıyor. kişide daha yüksek statüde birinin kendisine âşık olduğuna ilişkin sanrılarla giden bir bozukluktur.PB 208 Adli Olgu: De Clerambault Sendromu Hira Selma Kalkan*. Karşısındaki kişinin reddedici davranışlarını rasyonalize ederek aslında kendisine âşık olduğunu ama her hangi bir sebepten dolayı böyle davrandığını düşünür.Bozkurt A (Çeviri Eds). Genellikle kadınlarda görülür.) . Kendisinin baş ağrısı ve yorgunluktan başka tarif ettiği bir şikâyeti bulunmamaktaydı. 2 yıl boyunca halakızına birçok kez telefonla tacizde bulunduğu. Tartışma: Hastaların hezeyanlarıyla ilgili iç görüleri olmadığından ve hezeyanı dışında işlevselliği bozulmadığından. adli mevzularla karşımıza çıkması ve hastanın yaşamının ne derece etkilenebileceği. David Enoch ve Hadrian Ball: Uncommon Psychiatric Syndromes. (1) Biz bu makalede. Sanrılı Bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen kişi. Kişinin yaşadığı yerden başka bir ilde avukatlık yapmakta olan halasının kızının da kendisini sevdiğini. 3 kez şikâyet edildiği. 1525-1533. Fourth Ed. işlediği öne sürülen “Tehdit. 3. adli makamlar tarafından hastanemize gönderilmiş olan. 2 ay süreyle cezaevinde kaldığı ancak eylemlerine devam ettiği öğrenildi. 4 çocuğu var. sendromun nadir rastlanması. bu etkilenmeye karşın kişide hezeyanların ısrarcı olması nedeniyle sunmayı amaçladık Kaynaklar: 1. erotomanik hezeyanlarla seyreden bir erkek olguyu tartışacağız. Olgu: 34 yaşında erkek. Sekizinci Baskı. sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile cinsel taciz. Great Britain.3) Bu olguyu. 2006. şuan köyde. çevre tarafından da fark edilemediğinden psikiyatri kliniğine başvuru çoğunlukla hastamızda olduğu gibi adli makamlarla başları dertte olduğunda mahkeme kanalı yoluyla olur. 2 yıldır çalışmıyor. Aydın H. düzenli geliri yok. daha çok kadınlarda görülmesine ve olgumuzun erkek olması. Taylor PJ. 2007. Kaplan & Sadock’s Comrehensive Textbook of Psychiatry. 2 yıl önce boşanmış. Delusional disorder and delusions: is there a risk of violence in social interactions about the core symptom? Behav Sci Law. 2001 2. ama kendisini denemek ve ruh sağlığı yerinde mi kontrol ettirmek için hastaneye yatırılmasını sağlamak üzere davacı olduğunu düşünüyor. Bromet EJ.24(3):313-31. (2. Fochtmann LJ. Güneş Kitabevi.

Umut Altunöz. İnci Özgür İlhan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Keratokonus bilateral. . Bize ilk başvurusundan yaklaşık iki yıl önce başlayan. stromada incelme ve yüzey tahribatı ile seyreden bir kornea hastalığıdır. metalloproteinazlar. işitsel varsanıları mevcut olan hasta psikotik atak tanısı ile yatırılmış ve ketiyapin 600 mg/gün başlanmış. Hastanın son kontrolünde aripiprazol 10 mg/gün ile aktif psikotik bulgusu yoktu. Göz Hastalıkları bölümünde hastaya keratokonus tanısı konmuş ve sert lens önerilmiş. Bu bildiride keratokonus ile şizofreni komorbiditesi olan bir hasta sunulacak ve olası ortak etiyolojik faktörler tartışılacaktır. bir çok genetik sendrom ve özel gen bölgeleri ile ilişki bulmuşlardır. Soygeçmişinde major bir psikiyatrik rahatsızlık ya da keratokonus öyküsü yok. kaçıngan kişilik özellikleri gösterdiğine dair yayınlar mevcuttur. İki hafta sonra psikotik bulguları yatışmış. Aripiprazol 30mg/gün ile belirgin düzelme gözlenmiş. kulakları ve gözleriyle oynama. SFRP1. kendi kendine konuşma yakınmaları ile getirilmiş. Mevcut çalışmalar psikoz ve keratokonus için ortak bir patofizyolojik bağlantıya henüz işaret etmemiş olsa da ileride yapılacak çalışmalar böyle bir bağlantı olasılığını aydınlatmayı amaçlamalıdır. İlerleyen dönemde gözlerinin düzeleceğini düşünerek gözlerini her gün dakikalarca yıkamış ve bu durum keratokunus tablosunu kötüleştirmiş. Psikoz ile keratokonus birlikteliği literatürde tek bir vakada bildirilmiş olup. giderek ilerleyen bulanık ve çift görmesi mevcutmuş.PB 209 Keratokonus ve Psikoz Birlikteliği: Bir Olgu Sunumu Bilge Bilgin. Özgeçmişinde belirgin özellik yok. işitsel varsanıların eşlik ettiği bir psikotik atağı daha olmuş. bu iki tablonun tesadüften öte ortak bir etiylojik kökenden kaynaklanabileceği vurgulanmıştır. okulu bırakıp açık liseye yazılmış. enflamatuvar olmayan. Alınganlık. sert lensleri kullanmayı reddeden hastaya kornea nakli düşünüldüğü not edilmiş. Olgu: 21 yaşında lise 2’ye giden erkek hasta ilk olarak üç yıl önce Ergen Psikiyatrisi polikliniğine devamlı aynaya bakma. kompulsif. Velokardiyofasiyal sendrom). paranoid sanrılar. Göz Hastalıkları bölümünde yapılan son kontrolünde ise keratokonusun çok ilerlediği. güvensiz. Sonuç ve Tartışma: Keratokonusun etiyolojisine yönelik genetik bağlantı çalışmaları alfa-1 proteinaz inhibitörü. kliniğimize şizofreni tanısıyla yatırılmış. belirgin negatif belirtileri mevcuttu. Bir yıl önce paranoid sanrılar. Ayrıca çevresel etmenlerin (gözü kaşıma gibi) varolan bir genetik yatkınlığın üstüne hastalığı alevlendirebileceği bildirilmiştir. anksiyeteli. ilerleyici. bizar. Keratokonus hastalarının normal populasyona göre daha sık paranoid. Şizofreni de genetik ve çevresel etmenlerin etiyolojisinde rol oynadığı ve benzer patofizyolojik mekanizmalarla oluşabilecek sendromların eşlik edebildiği bir hastalıktır (ör. alfa-2 makroglobulin. Sonrasında avolüsyonu belirginleşmiş.

otistik spektrum bozukluklarının beyindeki bağlantı işlevlerinde azalmaya bağlı oluşabileceği hipotezini destekler niteliktedir. uyumsuzluk.PB 210 Asperger Sendromu Bir Hemisferler Arası Bağlantısızlık Sendromu Olabilir mi? Bir Olgu Sunumu Alper BAŞ. sinirlilik ve garip davranışlarda bulunma şikayetleri tariflenen hastanın ruhsal durum muayenesinde göz kontağında azalma. Otistik spektrum bozuklukları hastalarında frontal lobun beynin yüksek kortikal merkezleri (örn. . Burç Çağrı POYRAZ. Ailesi tarafından sosyal içe kapanıklık. Alınan anmanez ve yapılan klinik değerlendirme sonucunda DSM IV-TR ye göre Asperger sendromu tanısı konulan hastanın kraniyal MR görüntülemesinde korpus kallozum lipomu ve disgenezisi saptanmıştır. sözel ve sözel olmayan iletişimde azalma göze çarpan muayene bulgularını oluşturmaktaydı. Genelde asemptomatik seyreden ve insidental olarak tespit edilebileceği bildirilen bu konjenital anomaliye Asperger sendromu düşündüğümüz bir olguda rastlamış olmamız. disprozodi. 'fusiform face area') ile olan bağlantı işlevlerinde azalma ve desenkronizasyonu dikkati çekmektedir. Bu sunumda. yeni ortaya çıkan kompleks parsiyel tipteki epilepsi nöbetleri için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğinde takip edilen ve davranım sorunları sebebiyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi polikliniğimize yönlendirilmiş olan 17 yaşındaki erkek hasta tartışılacaktır. Cana Aksoy POYRAZ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Son fonksiyonel görüntüleme çalışmaları otistik spektrum bozukluklarında beyin işlevleri ile ilgili devrelerde anormallikler olduğunu göstermiştir.

Beyin MRG ve EEG’de patoloji saptanmayan hastada ası ile suicidal girişim sonrası hipoksiye sekonder Deliryum düşünüldü ve risperidon 0. Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği 19-5/51 olarak iyileşme saptandı. YBÜ ihtiyacı buradaki tedavisinin üçüncü günü spontan solunumunun başlaması ve bilincinin açılması ile ortadan kalkmış. . epileptik nöbetler ve şiddet eğiliminde artışla ilişkili olduğu gösterilmiştir.PB 211 Şiddet İçerikli Televizyon Programı Sonrası Suicidal Girişim ve Deliryum: Bir Olgu Sunumu Atakan YÜCEL*.51mg/gün ilaç tedavisi düzenlendi. Ayrıca alınacak yasal önlemlerin ve hazırlanacak eğitim programlarının da faydalı olacağını düşünmekteyiz. nerde olduğunu bilmeme. Olgu: 10 yaşında kız hasta. kaygı bozuklukları.gününde oryantasyon kusuru düzelen hastanın tedavi öncesi ve 3 hafta sonrası sırasıyla Deliryum Derecelendirme Ölçeği 20-4/30. Medya ve ruhsal hastalıklar arasında. Çocuk Psikiyatrisi AD.Mustafa GÜLEÇ* *Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. yakınlarını tanımama. Erzurum **Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. oryantasyon kusuru nedeniyle de Çocuk Psikiyatrisi konsültasyonu istenmiş. uyku bozuklukları. karakterlerden birinin asıyla intihar girişiminin anlatıldığı bir filmi izledikten sonra asıyla intihar girişiminde bulunan sonrasında deliryum gelişen bir olgu sunulmuştur. Sonuç: Uygun olmayan TV programlarının etkilerinin çocuk ve ergen yaş grubu üzerinde daha belirgin olmak üzere duygudurum bozuklukları. şidddet içerikli bir filmde karakterlerden birinin kendini asarak intihar edişini izledikten sonra annesi tarafından evin bir odasında tavandan iple asılı halde bulunmuş. insomnia. medya çalışanlarının karşılaştıkları olaylar sonrası belirtiler göstermesi veya izleyicinin bir intihar olayının televizyonda ele alınış şeklinden etkilenmesi yönüyle karmaşık bir ilişki vardır. Beyin BT’de hipoksiye bağlı beyin ödemi tespit edilmiş ve buna yönelik tedavi verilmiş. Nermin YÜCEL**. bellek ve hafızada zayıflama. uykusuzluk. Terör olaylarını konu alan. yıkıcı davranım bozuklukları. çevrede film oyuncularını gördüğünü söyleyerek onlarla konuşma şikayetleri olan ve bu şikayetlerinin ara ara artıp azalan özellikte olduğu öğrenilen hastanın yapılan ruhsal muayenesinde gün içinde dalgalanma gösteren bilinç ve oryantasyon bozukluğu. Erzurum Giriş: Yaşama önemli katkıları olan medya araçlarının uygun olmayan şekil ve sürelerde kullanımının beden ve ruh sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir. işitsel-görsel halüsinasyonlar. eksitasyon muayene bulguları tespit edildi. Tedavinin 3. Çocukların medya araçlarını zarar görmeden kullanmasının sağlanmasında ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte televizyon izlemesi etkili olabilir bu nedenle ailenin yeri ve önemi büyüktür. Olay yerindeki acil tıbbı müdahalenin ardından hastaneye götürülerek yoğun bakım ünitesine (YBÜ) alınan ve bu transfer sırasında üç kez arrest olan hastaya kardiyopulmoner resusitasyon yapılarak hayata döndürülmüş. Psikiyatri AD. beslenme bozuklukları. Anlamsız konuşmalar.

MD1.Türkiye Giriş: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SGİ) yan etkilerinin azlığı nedeniyle diğer antidepresan gruplarına göre sık kullanılan ilaçlardır. iştahsızlık. Bu konuda yapılan bir çalışma da sitokrom P450 enzim sistemi.Y 32 yaşında kadın hasta. Yaklaşık iki aydır süren mutsuzluk. depresyon olduğu öğrenildi. Soy geçmişinde annede m. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Hastanın yapılan muayenesinde bacak ve kol kaslarında rilidite ve kol kaslarında dişli çark belirtisi tespit edildi. İkinci gün ilaç kullanımından bir süre sonra bacaklarda ve çenede kasılma ve ağrı olması üzerine polikliniğimize başvurduğu öğrenildi. Hasta başka herhangi bir ilaç kullanımı veya hastalık tanımlamıyordu. paroksetin. halsizlik. bir ay sonra kontrolde essitalopram dozu 20 mg/güne çıkıldı.depresif bozukluk tanısı konularak essitalopram 10 mg/gün başlandı. baş ağrısı. . ev işlerini yapamama şikayetleri ile polikliniğimize başvurdu. serotonin-dopamin taşıyıcıları ve reseptör polimorfizmlerinin SGİ kullananlarda hareket bozukluğu olusumu için risk faktörü olduğu ileri sürmektedir. özellikle SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozukluklarının mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır. Psikiyatride pratiğinde sık kullanılan bir antidepresan olan essitalopram kullanımı sonrası gelişen distoni nadir ve essitalopram kullanırken akılda tutulması gereken bir durumdur.PB 212 Essitalopram Kullanımı Sonrası Ortaya Çıkan Distoni: Olgu Sunumu Mahir Akbudak. Tartışma: Antidepresan. ikinci sırada ise distoni bildirilmiştir. Cenk Ural. Hasan Belli. Hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygudurum hakimdi ve psikomotor aktivitesi azalmıştı. özellikle bacaklarda olmak üzere gerginlik huzursuzluk ve kasılma şikayetleri ile eşi eşliğinde tekrar polikliniğimize başvurdu. İstanbul. Hasta essitalopram dozunun 20 mg/güne çıkılmasının ikinci günü çenede ve ağız çevresinde kasılma. Literatürde SGİ sonrası gelişen hareket bozuklukları incelendiğinde en sık akatizi. . sertralin ve fluoksamine bağlı hareket bozuklukları tanımlanmıştır(1) Bu olguda essitalopram doz arttırımı sonrası gelişen bir distoni tablosu sunulacaktır. Hastadan alınan bilgiye göre essitalopram 20 mg/gün tedavisine geçilen ilk gün kısa süreli ağız kenarı ve çenede kasılma olduğu ama şikayetlerinin bir süre sonra kendiliğinden geçmesi üzerine doktora baş vurmadığı öğrenildi. isteksizlik. Bu bilgiler ışığında hastada essitaloprama bağlı distoni düşünüldü. keyifsizlik. Hastanın öz geçmişinde herhangi bir tıbbi hastalık öyküsü yoktu. Olgu: E. SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozuklukları sık görülmese de literatürde sitalopram. Hastaya m. fluoksetin.MD1. Bu olayda serotonerjik ve dopaminerjik yolaklar arasındaki etkileşim Serotonerjik ve dopaminerjik çekirdekler arasındaki yaygın bağlantılar suçlanmaktadır.

. sağ sol yöneliminde bozukluk ve parmak agnozisi ile karakterize bir sendromdur. 30 yıldır obsesif kompulsif bozukluk tanısıyla izlenmekte. Sadock VA. Ruhsal durum muayenesinde yönelimi tamdı. Pinel P. Psikiyatristlerin konversiyon bozukluğunun ayırıcı tanısında etkin rol alması gerekliliği açıkça sürmektedir. agraphia and acalculia. Dinç GŞ ve ark. Yazma bozukluğu. Türk Psikiyatri Derg 2009. Özcan H. 133: 320-32. s. hesap bozukluğu. 75. sağını solunu karıştırma. insanlara çarpma ve okuyup yazamama yakınmaları ile Nöroloji polikliniğine başvurmuş. Brain 2010. Dominant paryetal lob lezyonlarında görülür (2). Gerstmann sendromu tanısı kondu ve nörolojiye yönlendirildi. 44: 398–407. 10th edition. Hastanın öyküsünde geçmiş yıllarda konversiyon doğasında bayılmalar ve yine konversiyon doğasında el ve kol uyuşmaları vardı. Almila Erol. Basit hesapları yapamadığı. bulaşma obsesyonları. Difüzyon MRG’de sol frontal ve parietalde kortikomedüller bileşke yerleşimli erken evre infarktlar ve sol parietookspitalde daha geç evre iskemiler izlendi. Rutin incelemelerinde özellik yoktu. Bizim hastamızın da önceden konversiyon bozukluğu tanısı almış olması bu tanıyı akla getirmekle birlikte kesin tanı konmadan önce gerekli incelemeler sürdürülmüş ve hastaya ilginç ve patogenezi üzerinde tartışmaların sürmekte olduğu Gerstmann sendromu tanısı konulmuştur (4). Olgu: 61 yaşında. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. disorientation for right and left. 20(4):392-397 4) Rusconi E. 2) Sadock BJ. The Brain and Behavior. 2007. Syndrome of finger agnosia. Dehaene S. Nöroloji tarafından psikiyatri konsultasyonu istenmiş. ev kadını. temizlik kompulsyonları vardı. sabunu tutamama.PB 213 Konversiyon Bozukluğu Öyküsünde Gelişen Bir Gerstmann Sendromu: Olgu Sunumu Hasan Kenarlı. parmaklarını ayırt edemediği ve kullanamadığı saptandı. Tartışma: Organik hastalıkların ender olmayarak yanlışlıkla konversiyon bozukluğu tanısı alabildikleri bilinmektedir (3). Kleinschmidt A. yürürken sendeleme. bedenin sağ ve solu ile ilgili komutları yerine getiremediği. 3) Özer S. Arch Neurol Psychiatry 1940. Psikiyatri Kliniği Giriş: Gerstmann sendromu ilk kez Josef Gerstmann tarafından tanımlanmıştır (1). Beyin Manyetik Rezonans Görüntülemesinde (MRG) sol parietooksipital ve frontalde korteks ve beyaz cevheri içine alan erken evre infarktlar izlendi. Kaynaklar: 1) Gerstmann J. Kısa kognitif muayene (KKM) puanı 26/59 idi. The enigma of Gerstmann’s syndrome revisited: a telling tale of the vicissitudes of neuropsychology. Katı İnsan Sendromunda Konversiyon Bozukluğu Yanlış Tanısı İki Olgu. sonrasında Gerstmann sendromu tanısı alan bir hastanın sunumu amaçlanmıştır. paraları tanımadığı. Bu yazıda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanısıyla izlenmekte iken ektanı konversiyon bozukluğu şüphesi ile incelenen. anksiyöz duygulanım. Aniden başlayan sağ el ve kolda uyuşma. In: Kaplan & Sadock’s Synopsis of Psychiatry. Levent Mete İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi.

Risperidon. . bireyin konuşmasının gerek akıcılık. Bilal TANRITANIR. İnci Meltem ATAY. gerekse zamanlama yönünden yaşına uygun olmayan biçimde bozukluk olmasıdır. Bununla birlikte çalışmalarda risperidonun kekemelik tedavisinde kullanılmasının yanı sıra kekemelik yan etkisinin bulunması bir paradoks olarak ilginç görünmektedir. Dr. Arif DEMİRDAŞ Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Kekemeliğin temel özelliği. Risperidon D₂ ve 5 HT₂A reseptörlerinin güçlü antagonisti olup α₁ ile α₂ reseptörlerine yüksek afinite göstererek etki etmekte ve psikotik bozukluklar. Antipsikotiklerin kekemelik yan etkisi çok nadir görülmektedir. İlaç yan etkilerine bağlı olarak nadir de olsa edinsel kekemelik görülmektedir. Dr. Edinsel kekemelik ise herhangi yaşta aniden başlayabilir. Abdullah AKPINAR. Olgumuzda ise kronik düşük doz risperidon kullanımı sonrası gelişen kekemelik yan etkisi dikkat çekici olup ilk kez ayrıntılarıyla tartışılmıştır. Literatürde psikotik bozukluğu olan kısa süreli yüksek doz risperidon kullanımına bağlı gelişen iki kekemelik olgusu dışında başka vaka sunumuna rastlanılmamıştır. Bu bozukluk seslerin ve hecelerin sık sık yinelemeleri ve uzatılmaları ile belirlidir. Kekemeliğin iki tipi mevcut olup bunlar edinsel ve gelişimsel olarak ayrılmaktadır.PB 214 Bir Paradoks Olarak Risperidon Kullanıma Bağlı Kekemelik Olgusu Dr. duygudurum bozuklukları ve davranım bozuklukları hatta kekemelik tedavisi olmak üzere geniş bir spektrumda kullanılmaktadır. Dr. D₂ reseptör antagonizmasıyla striatal metabolizmayı artırarak kekemelik semptomlarını iyileştirmektedir.

Wilton LV. Das R1. Olanzapin ve mirtazapinin birlikte kullanımıyla ilişkili periferik ödem : olgu sunumu.Ö. Olgu 1: O. 56 yaşında. The pharmacovigilance of mirtazapine: results of a prescription event monitoring study on 13554 patients in England. hipoproteinemi ile giden diğer hastalıklar. 2. kadın hasta. Mirtazapine induced lower limb oedema.Dahili ve kardiyolojik patoloji saptanmadı. Leman İnanç. kemik iliği toksisitesi olarak tanımlanmıştır(1). böbrek hastalıkları. vol35. Journal of Pharmacy Practice and Research. Anksiyete bozukluğu tanısıyla sitalopram 20mg/gün kullanıyordu.(2). 28(3):191. sertralin 100mg/gün kullanan hastanın yakınmalarında gerileme olmaması nedeniyle tedavisi sertralin 100mg/gün. 1) Biswas PN. Kaşektik olan ve uykusuzluk yaşayan hastanın tedavisine mirtazapin 15mg/gün eklendi. antihipertansiflerin kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkar. J Psychopharmacol 2003. issue 4. Yeliz Banu Gülşen.(3) Migren ve depresyon tedavisi için mirtazapin kullanan 30 yaşında kadın hastada ilacın başlanmasından 3 gün sonra pretibial ödem gelişmiş ve tedavinin kesilmesi ile 2 gün içinde ödemin gerilediği görülmüş(4) İlk vakamızda yüz ve bacakta ödem gelişirken. gününde mirtazapin kesildi. 55 yaşında. Ciddi yan etkileri fasiyal ödem. Olgu 2: H. fasial bölgede yaygın ödem gelişti. günde ateş. serotonin ve noradrenaline spesifik ilk antidepresandır. boğaz ağrısı ve alt ekstremide ödemi ortaya çıkmıştır. Literatürde daha çok alt ekstremite ödeminden bahsedilirken. Literatürde sınırlı sayıda mirtazapinle ilişkili periferik ödem olgusuna rastlanmıştır. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Mirtazapin.17(1):121-6.. Shakir SA. olgumuzda sadece fasiyal ödem görülmüştür. 2)Sarısoy G. 31 yaşında depresyon tedavisi gören erkek hastada mirtazapinin başlanmasını takip eden 10. gününde periorbital. davranış problemleri. 4)Yücel Y.Tedavinin 4. Shankar PR. New Journal of Medicine 2011. gününde yüzde ve bacaklarda belirgin ödem gelişti.PB 216 Mirtazapine Bağlı Periferik Ödem:2 Olgu Sunumu Çiğdem Hazal Bezgin. 21(3):249-52. Tedavinin 4. . 3)Dhungana K. görme bozukluğudur. Mirtazapine bağlı ödem yaklaşık %1 oranında görülmektedir. Tedavinin 5. Mirtazapine induced edema. Yazıcı N. günde ödem ortadan kalkmıştır. en az rastlanan yan etkiler senkop. erkek. allerji.Y. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. 2005. Hematoloji ve biyokimya tetkiklerinin normal olduğu bu olguda ilacın kesilmesini takip eden 5. Bu yan etkiler içerisinde çok sık rastlanmayan periferik ödem yan etkisinin görüldüğü iki olgudan söz edeceğiz.. Sonuç: Periferik ödem sıklıkla kalp. Major depresyon tanısıyla risperidon 1mg/gün. gününde mirtazapin kesildi. Uzar E. Mahir Yeşildal. Mirtazapinin yan etkileri arasında en sık görülen halsizlik ve sedasyon iken. her iki olgumuzda da fasiyal ödemin görülmesi dikkat çekicidir. mirtazapin 15mg/gün şeklinde düzenlendi. Tedavinin 3.

Chida Y. HAM-A21 olarak skorlandı. 1.İlaç tedavisi yanında verilen psikoedükasyon. Yedinci haftadaki kontrolde hastanın kaşıntı yakınması kayboldu. Lezyonların kaşınma sonrası oluştuğunu daha sonra psikiyatrik tablonun eklendiğini belirtti. Olgu: H.A bidirectional relationship between psychosocial factors and atopic disorders: a systematicreview and meta-analysis. Esra Aydın Sünbül. Ancak stresörlerle birlikte kaşıntı şikayeti nüksetti. 2. Kaşınma davranışını başlatabilecek olumsuz emosyonlar ve davranışlar tespit edilerek hastanın hastalık üzerindeki kontrol duygusu artırılmaya çalışıldı. İkinci haftanın sonunda hastanın kaşınma yakınmasında azalma görüldü.bilişsel ve davranışsal teknikler hastayı kaşınma davranışı konusunda duyarlılaştırarak hafif kaşıntı uyaranını uzaklaştırmasına yardımcı olabilmektedir(3). depresif bozukluk ve nevrotik kişilik yapısı vardır.1950.Hamer M. her iki kol ve bacakta yaygın noktasal skarlaşmış lezyonlar ve hiperpigmente alanlar mevcuttu. Bu duruma en çok yol açan nedenler arasında anksiyete bozukluğu. Huzursuzluğa neden olacak durumlarda kaşıntı uyaranı/kaşınma davranışı ilişkisi hakkında bilgi verildi. Etkin bir tedavi için ayırıcı tanı iyi yapılmalı.46(3):235-244 . belirtiler arasındaki etkileşim iyi bilinmelidir. Hastaya Fluoksetin 20mg/gün. Psikojen Pruritistir.Psikokutanöz hastalıklarda Psikoterapötik Destek: Bilişsel Davranışçı Teknikler Yeni Symposium 2008.İşçimen A.2008 Jan. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Giriş: Psikososyal etmenlerin bazı fiziksel hastalıkların oluşu ve gidişi üzerindeki etkileri uzun zamandır bilinmektedir.altta yatan mental durumun önemli olduğu son yıllarda yaygın olarak ifade edilmektedir(2). dermatolojik ve immünolojik patoloji olmadığı kanısıyla yoğun emosyonel strese bağlı psikojenik ekskaryasyon olduğu düşünülerek psikiyatri polikliniğine yönlendirilmiş. Hastanın uykusuzluk.PB 218 Jeneralize Pruritis Olgularında Psikiyatrik Değerlendirme-Olgu Sunumu Fatma Fariha Cengiz. 3.Alexander F. Ayrıntılı öykü alınmış. Ruhsal muayenede duygulanımın sıkıntılı ve depresif olduğu saptandı. 48 yaşında kadın hasta.Atopik hastalıkların immunolojik kökenli olduğu bilinmekle birlikte.Alexander’ın nörodermatitleri psikosomatik hastalık sınıfı içinde ele almasından sonra bu konuyla ilgili araştırmalar artmıştır(1). Fizik muayenede bedeninde. Çiğdem Hazal Bezgin. Psikiyatri polikliniğine başvurduğu sırada 25 mg hidroksizin ve 5 mg levosetrizin dihidroklorür tedavisinden fayda görmemişti. Olanzapin 5mg/gün tedavisi başlandı. New York: Norton. Dermatoloji kliniğine 6 aydır devam eden yaygın kaşıntı ve tüm vücutta yaygın ekskaryasyonlar şikayetiyle başvurmuş. evli. herhangi bir sistemik neden.Bunun yanında deri hastalıkları nedeniyle oluşan görünür değişiklikler ve hastalığın sonucunda oluşan ruhsal sıkıntılar kişinin hayat kalitesinde kötüleşmeyi de beraberinde getirir. Tartışma: Jeneralize pruritusun en önemli nedenlerinden biri. geleceğe yönelik ümitsizlik yakınmaları mevcuttu.Psychosom Med.Psychosomatic medicine.Hasanoğlu A.İçsel olarak hastalık üzerindeki kontrol duygusu hastalığın gidişine olumlu katkıda bulunduğu düşünülmektedir. sık ağlama. çalışıyor. Karışık Anksiyete ve Depresif Bozukluk tanısı kondu. HAM-D25. iştahsızlık. HAM-D16 HAM-A12 idi.Steptoe A.Ş.70(1):102-16.

Fluoksetin kullanımına bağlı yan etki olabileceği düşünüldü ve hastaya “NARANJO Adverse Drug Probability Scale” (4) uygulandı. Bunun üzerine galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği düşünülerek fluoksetin kesildi ve hasta on beş gün sonra kontrole çağırıldı. “A Method for Estimating The Probability of Adverse Drug Reactions”. 1993. An Biol Psychiatry. Olgu: SK. ayında hasta. huzursuzluk. Ruhsal durum muayenesi sonucunda DSM-IV TR’ ye göre majör depresif bozukluk tanısı konuldu ve fluoksetin 20mg tedavisi başlandı. ilgi. genel cerrahi konsultasyonu istendi. 30: 239. galaktore olgusu tartışılmıştır. Fluoksetin kullanımının 3.45 . Volz HP. 49:149-51. SSGİ’lerin sık görülen yan etkileri arasında iştah değişiklikleri. Kontrolde hastanın galaktoresinin 5. alkol kullanımında artış. Kocaeli. Therapie 1994. günde sonlandığı ve tekrarlamadığı öğrenildi. Am J Psychiatry. Kaynaklar: 1. çocuğuna bakım vermekte güçlük. 35 yaşında. “Fluvoxamine and Galactorrhea. Baghai TC. Naranjo CA. Bronzo MR. dikkat ve konsantrasyon eksikliği. Amaç: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSGİ) psikiyatrik ve psikosomatik bozuklukların tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Fluoksetin kullanımı esnasında. Stahl SM “Galactorrhea Induced by Sertraline”. Bu yazıda fluoksetin kullanımı sonrası gelişen prolaktin seviyesinin artmadığı. Drug Treatment of Depression in the 2000s”.3). cinsel işlev bozuklukları ve gastrointestinal yan etkiler bulunmaktadır (1). Fluoksetin tedavisi sonlandırılan hastanın galaktore belirtisi sonlandı. tek çocuklu kadın. et al. A Case Report”. cinsel istekte azalma ve işlevselliğinde bozulma şikayetlerinin de eklenmesi üzerine. hayattan zevk alamama şikayetleri ile başvurdu. polikliniğimize yetersizlik. Vandel P. Clin Pharmacol ther 1981. 3. Toplam 13 puan üzerinden 10 puan aldı. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Hastaya galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği ile ilgili bilgi verildikten sonra fluoksetin 20mg tekrar başlandı. Son altı aydır dikkat ve konsantrasyonda azalma. Galaktore ise SSGİ kullanımında nadiren görülen bir yan etkidir (2. üniversite mezunu. ilgi-istek kaybı. Tedavinin 9. Sonuç: Bu vakada her iki memede meydana gelen galaktoreyi açıklayacak genel tıbbi durum tespit edilmemiştir. evli. Sellers EM. 7: 198222 2. 4.150:1269-70. Vandel S . ayında iki memeden süt gelme şikayeti tekrarladı ve fluoksetin tedavisi tekrar sonlandırıldı. cinsel istekte azalma.istek kaybı. 2006. hasta polikliniğe başvurmuş. Busto U. prolaktin yüksekliği tespit edilememiş olsa dahi bu vakalarda yan etki olarak galaktore ortaya çıkabileceği konusunda dikkatli olunması gerektiği ve SSGİ’lerde galaktore mekanizmasının incelenmesi için yeni araştırmalar gerektiği sonucuna varılmıştır. memesinden süt gelmesi şikayetiyle polikliniğimize tekrar başvurdu. Moller HJ. Bonin B.PB 219 Fluoksetin Kullanımı Sırasında Gelişen Bir Galaktore Olgusu Aslıhan Polat. Yapılan muayenesi ve testleri sonucunda tıbbi bir neden tespit edilemedi.

Hastanın premorbidinde motor hareket bozukluğunu açıklayabilecek ailesel veya metabolik bir öyküsünün olmadığı. Anahtar kelimeler: Mirtazapin. noradrenalin yolaklarına yönelik kullanılan ajanların bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına yönelik çalışmalar bulunmaktadır. göğüste sıkışma hissi. Yakınmaları ilk kez 3-4 yıl önce isteksizlik. Birçok motor hareket bozukluğu SSRI. Ketiapin ekleme tedavisinin mirtazapin nedeniyle gelişen bruksizm tablosunun düzelmesine katkı sağlayıp sağlamadığının açıklanması için ileriye dönük çalışma yapılmalıdır. Beyazıt GARİP(*).B. biyokimyasal ve metabolik testlerinde bruksizme neden olabilecek bir bozukluk tespit edilmemiştir. Adem BALIKCI(*).5 yıl boyunca essitalopram tedavisi kullandıktan sonra uykuya dalmakta güçlük ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının olması üzerine mevcut tedavisine mirtazapin eklenmiştir. Anksiyete Bozukluğu (Panik Bozukluk) ve Depresif Bozukluk tanılarıyla takip edilmiş. bruksizm. Bazı vakalarda antipsikotik kullanımının sonlandırılmasından sonraki yıllarda da bu tip motor hareket bozuklukları görülebilmektedir. serotonin. fokal distoni. nefes darlığı. Olgu Sunumu: S. uyku . motor hareket bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Bülent KARAAHMETOĞLU(*). Mirtazapinin bu vakada ya doğrudan etyolojik ajan olarak bruksizim tablosunun gelişmesine neden olabileceği ya da essitalopram ile additif etkileşime girerek tablonun ortaya çıkmasına katkı sağlamış olabileceği düşünülmektedir. Hasta yaklaşık 1. Mirtazapin tedavisinin bruksizm etyolojisinde rol oynayıp oynamadığının aydınlatılması amacıyla mirtazapin tedavisine son verilmiştir. serotonin. Tartışma Ve Bulgular: Bruksizm etyopatogenezinde çeşitli ajanlar suçlanmakla birlikte literatürde dopamin. Mirtazapinin bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına dair daha önce herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. uykusuzluk şeklinde başlamıştır. SNRI ve antipsikotik kullanımı sonrasında ortaya çıkmaktadır. Hastanın uykuya dalmak ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının devam etmesi üzerine./gün şeklinde tedavi düzenlenmiştir. Tedavinin kesilmesinin dördüncü gününde bruksizm yakınmasının gerilediği. 41 yaşında hasta. mirtazapin tedavisinin kesilmesinin ardından ketiapin 25 mg/gün tedaviye eklenmiştir. vücutta uyuşmalar. Bu vaka bildiriminin amacı literatürde daha önce hiç yayımlanmamış olan ve mirtazapine bağlı olarak uykuda ortaya çıkan bruksizm olgusunu sunmaktır. etyolojisinde stres ve anksiyetenin risk faktörleri olabileceği düşünülmektedir. ikinci haftasında da tamamen ortadan kalktığı tespit edilmiştir. essitalopram 10 mg. Ali Emrah BİLGEN(*) (*)GATA Askeri Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Giriş: Bruksizm fizyopatolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte. Tedavinin ikinci ayında çeşitli yayınlarda motor hareket bozukluğu ya da fokal distoni olarak tanımlanan ve uykuda ortaya çıkan bruksizm tablosu gelişmiştir. çevresine ilgide azalma.PB 220 Mirtazapinin İndüklediği Bruksizm: Olgu Sunumu Yazarlar: Özgür MADEN(*). Prevalansı % 8 olarak bildirilen Sleep Bruksizm.

Davranışları dezorganizeydi. risperidon 2mg/gün. Tandem yürüyüşü her iki tarafa ataksikti. Hastanın psikiyatrik muayenesinde öz bakımı azalmış. enfeksiyon veya kafa travması gibi etyolojik faktörlere sekonder prefrontal korteksin hasarlandığı bir klinik tablodur (1. serebrovasküler hastalık. Hastanın geçirdiği kazadan 3 hafta sonra başlayan uygunsuz gülmeler. sık sık kavgaya karışma.2. sürekli dolaşma isteği. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2008. Türkiye Klinikleri Psiki-yatri Özel Dergisi 2009.5 mg/gün olarak düzenlendi. Bu yüzden hekim bu konuda aile üyelerini bilgilendirmelidir. affekt labil ve uygunsuzdu. fayda göremeyince karbamazepin 800mg/gün risperidon consta 37. muhakeme ve yorumlaması zayıftı. Kaza sonrası gelişen motor defisiti için 20 gün fizik tedavi görmüş. Hastanın sinirlilik eşyalara zarar vermesi çocuklara cinsel istismar davranışları ve yakınlarına şiddet göstermesi azaldı. Olgu Sunumu Nükhet Yiğitbaşı. Fatma Özlem Orhan. 2:47-55.Büyüsel düşüncenin eşlik ettiği frontal lob sendromu: Olgu sunumu. azalmış sosyal içgörü. Frontal lob sendromu. kişilik ve davranış bozuklukları ile kendini gösteren tümör. Kranial MR’da sağ frontalde 2cmlik defekt ve frontal parankimde kortikal-subkortikal kistik ensefelomalazik değişiklikler saptandı. Kaynaklar: 1. Sonuç: Hastamızda disinhibisyon. FLS kalıcı beyin hasarına bağlı süregen bir sendrom olması nedeniyle davranışsal bozukluklar bir takım antipsikotiklerle kontrol altına alınsa da yüz güldürücü bir tedavi henüz oluşturulmamıştır.2). Aynı zamanda karar verme gibi kognitif fonksiyonlarda bozulma nedeniyle bu vakaların adli yönleri açısından dikkatle muayene edilmelidir.PB 221 Frontal Lob Sendromu. Savaş HA. Selek S. Yalç ın F. epilepsi. Cansel N. Nörolojik muayenesinde sol üst ekstremitesinde paralizisi vardı. Bu hastalar bir takım duygusal ve davranışsal değişiklikler nedeniyle psikiyatriye başvurmaktadır. Aydın N. Özovacı A. . Hastaya olanzapin 10mg/gün ve karbamazepin 400 mg/gün başlandı. Olgu: 18 yaşında erkek hasta 2010 ekim ayında fabrikada geçirdiği iş kazası sonrası çökme kırığı olan hastada daha sonra gelişen beyin absesi nedeniyle nöroloji ve nöroşirurji servislerinde takip edilmiş. Dikkati ve aritmetik becerileri orta. uygunsuz davranışların varlığı gibi frontal bölge tutulum bulguları gözlenmekte ve bu durumu hastanın günlük aktivitesini son derece kötü etkilemektedir. Burada iş kazası sonrası kafa travmasına ikincil frontal lob sendromu gelişen bir olgu tartışılacaktır. Rutin tetkiklerinde patoloji saptanmadı.5mg im. 18:309-312. lorazepam 2. Oğuz Akman Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Frontal lob sendromu (FLS). kız ve erkek çocuklara cinsel istismarda bulunma ve evdeki eşyalara zarar vermesi varmış. 2. EEG normaldi.

Psikiyatri Kliniği.PB 222 Tianeptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş H. Bazı olgu sunumlarında tianeptine tolerans geliştiği. Anksiyolitik etki profili açısından trisiklik ve tetrasikliklere benzerlik göstermektedir. Ahmet Şen4. kötüye kullanımı ve bağımlılık riski tartışılmıştır. Rize. Tianeptinin aşırı miktarda alınması konusunda çok az vaka bildirilmiştir. Rize. Tıp Fakültesi. Kognitif yönden tianeptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmektedir. Bülent Bahçeci3. Antidepresanlar bağımlılık yapar mı? Tianeptin kullanan bir olgu Anadolu Psikiyatri Dergisi 2010. 2 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Tianeptin. Anestezi ve Reanimasyon AD. Bu nedenle tianeptin tedavisi. Psikiyatri AD. Bu olgu sunumunda ise. Wauthy J. Serotonin geri alım engelleyicilerine (SSRI) benzer etki potansiyeline sahiptir. 3. tianeptinin tek ya da yineleyen dozlarda verildikten sonra.Tuğlu C. Rize. Yeloğlu1. 5 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Çiçek Hocaoğlu5 1 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Yüksek doz tianeptin kullanımı ile ilgili yapılan birçok çalışmanın sonuçlarına uymamakla birlikte tianeptin. Psikiyatri AD. Kalp Damar Cerrahisi AD.1):56. Tianeptin strese verilen hipotalamo-pituiter-adrenal eksen yanıtını azaltır ve stresin yol açtığı davranışsal sorunları düzenler. Ann Psiquiatria. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Rize. 8(suppl. von Freckell R ve ark. .Saatçioğlu Ö.11(2):190-193. Biyokimyasal olarak. 3 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Çakmak D. kötüye kullanımı ile ilgili olgu sunumlarında özellikle uyarıcı etki vurgulanmıştır. 2. Kaynaklar: 1. (1992) Gradually increased doses of tianeptine: maximal tolerated dose and linearity of the pharmacokinetics. dibenzotiazepin türünde atipik bir trisiklik antidepresandır. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Rize. geçmişte eroin.Ansseau M. Gökhan İlhan2. yüksek doz kullanma ve tolerabilite yönünden bağımlı hastalarda risk oluşturabilmektedir. Tiyaneptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu. güçlü hissetme hali olduğu ve yeniden alınmaması durumunda fiziksel yoksunluk işaretlerinin görüldüğü belirtilmiştir. Tıp Fakültesi. 17(1):72-75 . Tıp Fakültesi. Antidepresanlara karşı bağımlılık gelişimesi tartışmalı ve literatürde az değinilmiş bir konudur. esrar ve kokain kullanımı olan ve son bir yıldır yurtdışında öğrendiği bir yöntem olarak yüksek doz tianeptinin eritilerek toz haline getirilip daha sonra femoral arter yolu ile vücuda enjekte etmek sureti kullanan 29 yaşında erkek hastada tianeptinin etkisi. beyinde ve trombositlerde serotoninin presinaptik geri alınımını artırdığı gösterilmiştir. Erim R. Tıp Fakültesi. Literatürde konu ile ilgili sunumlarda tianeptinin oral yolla yüksek dozda alımı ile bilgiler mevcuttur. 4 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Şahin ÖÖ.

travmanın farkedilmesi ve alınacak önlemler tartışılmalıdır . anal yoldan tecavüze uğradığını ifade etti. Vaka2: Elmas Hanım 73 yaşında. Giriş: Yaşlıların fiziksel ve ekonomik istismar ve ihmali son yıllarda tartışılmala birlikte cinsel istismarları hakkında az çalışma vardır. Özellikle kurumlarda yaşayan ve mental kısıtlılığı olan yaşlıların aktardıkları olaylara ilişkin bilginin doğruluğuyla ilgili şüpheler. saldırganın tecavüz etmeye çalıştığını. köyde yalnız yaşadığı evine gece pencereden giren. İTF Adli Tıp A. okuryazar değil. dört çocuklu. Saldırganlar onların fiziksel mücadele edemeyecekleri genç ve kuvvetli erkekler.PB 223 Sesini Duymadığımız Üç Kadın: 70 Yaş Üstü Cinsel Saldırı Şahika Yüksel * Atike Çıta * İlker Taşdemir * Gülzade Urazbekova* *İstanbul Üniversitesi. Bir yıl önce eşi ve kızının mezarlarını ziyaretinde. Sonuç ve Tartışma: 70 yaş üstünde cinsel saldırı yaşayan üç dul kadında yalnız yaşarken çocuklarının yanına taşınmaları gerekmiş. yirmili yaşlardaki amcasının torunu tarafından bıçakla tehdit edildiğini ve kuvveti yetmediğinden karşı koyamadığını. ne dediğini bilmiyor” şeklindeki itirazı ile BRSHH’de bilişsel yeterliliğinin değerlemdirilmesi amacıyla 12 gün yattığı ve Akut Stres Bozukluğu (ASB) tanısı aldığı öğrenildi. ölümle tehdit edildiğini. ilkokul mezunu. yoldan geçen bir kişi tarafından kurtarıldığını ifade etti.D tarafından ruh sağlığının değerlendirilmesi amacıyla yönlendirilmişti. aklı yerinde değil. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. dul. çalışmıyor. Şikayetçi olduğu karakolda. Üçünde de cinsel travmaya bağlı ciddi sorunlar olmasına karşın tedavi talepleri olmamış. okuryazar değil. Ocak 2012’de. saldırganın “yaşlı. Yaşlıların cinsel istismarıyla ilgili bilgi azdır. 2010 yılında. kızıyla yaşıyor. dul. saldırıdan önce Anadolu’da küçük bir kentin köyünde yalnız yaşıyormuş. yok sayılan bir travma türü olan yaşlı cinsel istismarına dikkat çekmeyi amaçladık. Major Depresyon (MD) ve TSSB tanıları aldı. dul. üvey oğlunun ismini kullanarak evine gelen yirmili yaşlarda bir genç tarafından cinsel ve fiziksel saldırıya maruz kaldığını ifade etti. MD ve TSSB tanıları aldı. İki yıl sonra yapılan değerlendirmesinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tanısı aldı. İç Anadolu’da bir ilçede yalnız yaşadığı öğrenildi. Vaka1: Hatice Hanım 74 yaşında kadın. oğluyla kalıyor. iki çocuklu. gündüz genç bir adam tarafından saldırıya uğradığını. İstanbul. Yaşlıların ihmal ve istismarı konusundaki çalışmalar gelişmiş ülkelerde. Bu yazıda. Mahkeme’den ruh sağlığı değerlendirilmesi isteği ile başvurdu. iki çocuklu. Vaka3: Kamile Hanım 82 yaşında.

yüksek beden kitle indeksi (BKİ). Nilgün Taşkıntuna*** *Başkent Ünv. sedatif yaşam biçiminin VTE için risk faktörü olabileceği düşünülmüştür(7). Nazan Şen**. Bu olgu sunumu ile son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımı hızla artan atipik AP’ler ile. 29 yaşında. Özellikle düşük potanslı antipsikotiklerin kullanımına bağlı venöz tromboemboli geliştiği bilinmektedir(4). kimi zaman ani ölüme yol açabilen VTE arasındaki ilişkiye dikkat çekmek ve VTE açısından erken tanı ve tedavi için bu ilaçları kullananlarda VTE’nin gelişebileceğinin akılda bulundurulması gerektiğinin önemini vurgulamak istedik. Tıp Fak. (3) Günümüze kadar VTE gelişimi için risk klozapin ile sınırlıyken. bu ilaçların kullanımına bağlı gelişen kilo artışı.seratonejik reseptör blokajı yaparak etki gösteren.3). yaklaşık 3 aylık risperidon kullanımı öyküsü olan ve pulmoner tromboembolinin risperidon kullanımına bağlı olarak geliştiği düşünülen bir olgu sunulacaktır. immobilizasyon gibi bazı kazanılmış ve protein C. son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımları artan ilaçlardır(1). Konvansiyonel AP kullanımı ile VTE gelişme riskinin art tığına ilişkin bazı çalışmalar ve olgu sunumları yayınlanmıştır. disfibrinojenemi gibi kalıtımsal risk faktörleri rol oynamaktadır (2. Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü **Başkent Ünv.PB 224 Risperidon Kullanımına Bağlı Pulmoner Emboli: Olgu Sunumu Ebru Altıntaş*. Ankara Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü Atipik antipsikotikler dopaminerjik. günümüzde olanzapin ve risperidon ile VTE ilişkisi olgu sunumları ile bildirilmiştir (5. Tıp Fak.6). S ve antitrombin III eksikliği. Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü ***Başkent Ünv. VTE gelişiminde İleri yaş. Bu bildiride risperidon kullanımı dışında bilinen herhangi bir risk faktörü olmayan. travma. sigara kullanımı. Tıp Fak. . Atipik AP’lerin kullanımına bağlı gelişen VTE’nin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte. FDA kayıtlarına göre 1990-9 yılları arasında Atipik AP lerden klozapin kullanımına bağlı VTE gelişen 99 olgu bildirilmiştir. konvansiyonel AP ilaçlara göre ekstrapiramidal yan etkileri daha düşük olan . konversiyon bozukluğu tanısı ile değerlendirilen.

SÖZEL BİLDİRİLER .

Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim AD. şizofreni hastası yakınları arasında şizotipal özellikleri ve bilişsel işlev bozukluklarını incelemesi ve şizofrenide ailesel yatkınlığın olası etkilerini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Londra Kulesi Testi. İstanbul Bu çalışmada. Bilişsel işlevler. Sayı Dizini Testi. şizofreni hastası yakınları ile sağlıklı kontrol grubu arasında yürütücü işlevlerin değerlendirildiği Wisconsin Kart Eşleme Testi perseveratif hata. Katılımcılara Şizotipal Kişilik Ölçeği’nin Kısa Formu. İstanbul **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. hamle sayısı. Londra Kulesi Tesi’nin hamle sayısı ve negatif şizotipi skorlarının iki grup arasındaki farklılığı yordadığı bulunmuştur. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda. Piramit ve Palmiye Ağaçları Testi ile değerlendirilmiştir. Wiskonsin Kart Eşleme Testi’nin perseveratif hata skoru. Londra Kulesi Testi’nin toplam doğru yanıtı. Kognitif bozukluklar . IOWA Kumar Testi. Wisconsin Kart Eşleme Testi. WAIS-R’ın ikili benzerlikler alt testi. eğitim ve cinsiyet değişkenleri açısında eşleştirilmiş 62 katılımcı ile yürütülmüştür. Ancak yapılan ileri istatistiksel analiz sonucunda. Türk popülasyonunda ilk defa. perseveratif hata yüzdesi ve toplam cevap sayısı skorları. Stroop Testi. Yürütücü işlevler.S 01 Şizofreni Hastalarının Birinci Dereceden Sağlıklı Akrabalarında Şizotipinin Üç Alt Tipiyle İlişkili Kognitif Bozuklukların İncelenmesi Handan Noyan*. kural hatası ve zaman skorları ve sözel akıcılığın fonetik akıcılık alt testinde anlamlı bir fark bulunurken diğer nöropsikolojik testlerde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Anahtar Kelimler: Şizotipal özellikler. Sözel Akıcılığın Semantik ve Fonetik Akıcılık Testleri. Büyüsel Düşünceler Ölçeği ve Algılamada Sapmalar Ölçeği uygulanmıştır. Bu çalışma. şizotipinin üç alt tipine özgü kognitif bozuklukları nöropsikolojik testler ile incelemek ve şizofreni hastalarının birinci dereceden sağlıklı akrabalarında şizotipal kişilik özelliklerinin şiddetini ve sıklığını tespit etmek amaçlandı. Ayrıca grupların şizotipinin üç alt tipine göre de farklılaşmadığı görülmüştür. Çalışma 32’si şizofreni hastasının birinci dereceden sağlıklı akrabası ve 30 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere yaş.

(CLP). Sepsis modeli geliştirmek için 7 sıçana anestezi altında çekumu bağlama ve perfore etme modeli uygulandı. Bizim çalışmamızda amaç TNF-alfa ve oksidan stres artışı ile giden organik sebepli inflamatuar patolojilerin psikotik süreçler üzerine etkisini ortaya koymaktır. Sonuç: Sepsis sonucu gelişen inflamasyon ve endotoksemi.74±0. Her dakika stereotipi hareketleri skorlandı:0=Yok.Bu test için 14 cm çapında. **Burcu Efe. Amaç :Psikotik hastalarda düşük dereceli bir inflamasyon bulunmaktadır. Materyal – Metod:Sistemik inflamasyon ve endotoksemi için sıçanlarda sepsis modeli oluşturuldu. Bunun için çekum ileoçekal valvin distalinden pasaja izin verecek şekilde 3/0 ipekle bağlanıp 22 G iğne ile delindi. Şizofreni hastalarında sağlıklı kişilere göre TNF-alfa.47) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. *Gözde Gökten. *Dilek Taşkıran *Ege Üni. Apomorfin verildikten 10 dakika sonra her sıçan için 15 dakika gözlem yapıldı.0005) olarak bulundu.sham grubu (24. Bu sıçanlara laparotomi uygulandı ancak çekum perforasyonu yapılmadan tekrar 4/0 poligilan sütür ile batın kapatıldı. bipolar disorder.0001) olarak bulundu. bakteriyel) kortikal gelişimi etkilediği gösterilmiş olmakla birlikte. 4=Sürekli kafes kemirme. 1=Nadiren koklama.3 pg/ml).sham grubu (2. Biyomühendislik Fak. Bulgular: Sepsisli sıçanlarda sterotipi skoru (3. Sepsisli sıçanlarda plazma total oksidan kapasite seviyesi sham grubuna göre anlamlı artmış (p<0. Tıp Fak.05) olarak bulundu.32±0.sham grubu ile karşılaştırıldığında sterotipik davranışlarda artma oluşturmuş ve dopaminerjik etkiyi güçlendirmiştir. Prenatal infeksiyonların (viral.2= Nadiren koklama ve nadiren kafes kemirme. Minimal fekal çıkış gösterilmesinden sonra intestinal anslar batın içine yerleştirilip.TNF ve oksidan stres bağımlı dopaminerjik ve glutamaterjik modulasyon bu etkilere sebep olmuş olabilir. depresyon. Cerrahi işlemden 24 saat sonra sham ve sepsis grubu sıçanlara psikoz yatkınlığını değerlendirmek için apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı. batın 4/0 poliglikan sütür ile kapatıldı. ..28 pg/ml) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0.Sıçanlara öncelikle 10 dakikalık kafese alışma periyodunun ardından 1. 3 mm lik gözenekleri olan tel kafes kullanıldı.54±11.S 02 Sepsis ile İnduklenen Sistemik İnflamasyon ve Endotoksemi Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Artan Psikoz Yatkınlığının Gösterilmesi ve Bu Etkinin Plazmada Ölçülen TNF-Alfa ve Total Oksidan Düzeyi ile Korelasyonu *Oytun Erbaş. *İlkay Kalkanlı.Devam eden çalışmamızda sözkonusu etkilerin nöronal alt yolakları açıklanmaya çalışılacaktır..56.5 mg/kg intraperitoneal(askorbik-asitte çözülerek) verildi. Sepsisli sıçanlarda plazma TNF düzeyi (232. deliryum) arasındaki ilişki araştırma konusudur.13 cm yüksekliğinde. Sham ve sepsis grubu sıçanlara apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. Bu modelde sıçanlarda 5 saat sonra sepsis oluşmaktadır. **Kübra Erçalışkan. IL-6 gibi temel inflamatuar sitokinler ve akut faz proteinleri artmıştır.inflamatuar sitokinler ve psikiyatrik hastalıklar (psikoz.Ayrıca sepsis sonucu temel inflamatuar sitokin olan TNF-alfa plazma düzeyi ve oksidan stres artmıştır.5= Aynı noktayı kemirme.58±35. 7 sıçan sham grubu olarak çalışmaya alındı.3= Sık kafes kemirme. **Fırat Üni.

1:216–222. Derneğe üye olan hastaların dış dünyaya olan uyumlarında artma sağlanabilir2. Weiden JP. sağlık ve tedavi işlevsellik alanları daha iyi bulunmuştur. Stresle başa çıkmak için sosyal destek arayanların da ilaç yan etkisi göstermemeleri stresle başa çıkmanın tedavideki önemini göstermektedir. Ankara Giriş ve Amaç: Şizofreni hastasının işinin olması. 4 Baskı. derneğe üye olan bireylerin sosyallik.Nermin Gürhan 2. Mesleki rehabilitasyon ve desteklenmiş istihdam son derece önemlidir. Burhanettin Kaya 3 1 Gata Hemşirelik Bölümü. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. Boyer AC. Antipsikotik türüne göre hastaların iyimser yaklaşım. 59 yıl tedavi gören bireylerin sosyal işlevsellik alanı ve tedaviye uyumları daha iyi bulunmuştur. Bir işte çalışan hastaların çalışmayan hastalara göre mesleki işlevsellik alanı. Çetin M.2. Bulgular: Derneğe üye olmanın ve aynı zamanda bir işte çalışmanın bireylerin sosyal ve mesleki işlevsellik alanlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Mechanic D. . tedaviye uyum ve stresle baş etme üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Şizofrenide İşlevsellik Ölçeği(ŞİLO). Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. derneğe üye ve çalışmayan 15 hasta alınmıştır. Sonuç: Derneğe üye olan çalışan bireylerin sosyallik ve mesleki işlevsellik alanları diğer gruplara göre daha iyi bulunması. Tedaviye Uyum ve Stresli Durumlarla Baş Etme Üzerine Etkisi Neşe Uğurlu 1. bir işte çalışan 15. Olgulara Sosyodemografik bilgi formu. kendine güvenli yaklaşım yöntemlerini etkili kullanmaları ilaç seçiminin önemli olduğunu düşündürmektedir. Uygulanan tedaviye bağlı ilaç yan etkisi yaşamayan bireylerin sosyal destek arama yöntemi ile stresle daha etkili baş ettikleri görülmüştür. Bu araştırma şizofrenide işte çalışmanın ve derneğe üye olmanın işlevsellik. Kontrol grubu derneğe üye olmayıp bir işte çalışan 15 ve çalışmayan 15 hastadan oluşmuştur.1403-1413. tedavi uyumlarının daha iyi olması hastalık konusunda bilgi ve deneyim kazanma ile ilişkili olabilir. Bu yöntem hastalığın gidişini olumlu yönde etkilemekte. Tedavi uyum Ölçeği(MARS) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği(SBÇT) uygulanmıştır.Olfson M.S 03 Şizofreni Tanısı Konan Hastalarda Bir İşte Çalışmanın ve Derneğe Üye Olmanın İşlevsel İyileşme. ekonomik bağımsızlığını kazanması giderek zorlaşmaktadır1. editörler. Kaynaklar 1. Walkup J. Şizoreni Ruhsal Ve Toplumsal Tedavi Girişimleri. İstanbu: İncekara Kağıt Matbaası. Predicting Medication Noncompliance After Hospital Discharge Among Patients With Schizophrenia. Şizofreni. sağlık ve tedavi işlevsellik alanlarında daha iyi olması sosyalleşme ve çalışmanın olumlu etkilerini göstermektedir. yinelemelerin azalmasını sağlamaktadır.Yıldız M. 2009. Hastalık süresi uzun olanların olumlu başaçıkma becerilerini kullanmaları. Yöntem: Çalışmaya Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneğine üye olan. Hansell S. 2. Psychiatric Services 2000. İçinde: Ceylan E.

Nevin Yıldırım Koyuncu**. Uygulama.4’ünün aylık geliri yoktur. Alev Aktaş*. %45’i cezaevinde yatmıştır. Kadınların aile içi şiddet ve türleri konusunda bilgilendirilmeleri ve şiddet sorununa alkol ve madde kullanımı üzerinden de çözüm üretilmesi gerekmektedir . Sözel şiddetin daha az belirtilmesinin nedeni kadının sözel şiddeti bir şiddet olarak değerlendirmemesi olabilir. Bu çalışmada eşinden şiddet görme sebebiyle başvuran 51 kadın olgunun ifadesine göre eşlerine ilişkin bilgiler değerlendirilmiştir. Kadınların %41.S 04 Eşlerinden Şiddet Gören Kadınların Eşlerindeki Alkol ve Madde Kullanım Özellikleri: İzmir Kadın Sığınmaevleri Çalışması Demet Havaçeliği*. Uygulanan şiddet türleri ile eşlerdeki alkol kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunurken madde kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.8 alkol-madde kullanımını belirtmiştir.madde kullanımını ifade etmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan sığınma evinde barınan 67 kadın olgudan %76’sı (n=51) eşinden şiddet görme sebebiyle kadın sığınma evine başvurmuştur. madde kullanımı yaygınlığı ve özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. esrar ve uyarıcı(ekstazi vb. %33. araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile ölçekler kullanılarak birebir görüşme yöntemiyle yapılmıştır. Eşlerine şiddete gösteren erkeklerin %66. alkol ve madde kullanım sıklığı ile ilişki göstermektedir. Şiddet uygulayan eşlerin şiddet uyguladığı dönemde alkol ve madde kullanımı yüksek orandadır. Bu oran. Kadınların %100’ü fiziksel şiddet. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. Bu oran. İzmir **Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (EKAM). Tartışma ve Sonuç: Şiddetin oluşmasında önemli faktörlerden biri alkol-madde kullanımıdır. çalışmamızla paralellik göstermektedir.6’sı ilkokul mezunudur. Kadınlar.7’si alkol ve madde .2’si sözel.3 oranında alkol.2’si sözel şiddet gördüğünü belirtmiştir. ekonomik ve cinsel şiddet türlerinin hepsini bir arada görmüştür. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü (BATI). Dilek Gürbüz*.6’sı hukuki bir sorun yaşamış. eşlerinden şiddet gören kadınların şiddet yaşama durumları ile eşlerindeki alkol. fiziksel. Yöntem: Çalışmanın örneklemini İzmir ilindeki kadın sığınma evlerine Kasım 2011-Haziran 2012 döneminde barınma amaçlı ya da aile içi şiddet sebebiyle başvuran 67 kadın olgu oluşturmaktır.) kullanım sıklığı arttıkça şiddet artmaktadır. %19. %70. Alkol.6’sı herhangi bir işte çalışmamaktadır. %24.3’ü sadece alkol kullanmaktadır. %92. İzmir Amaç: İzmir ilinde sığınma evinde barınan. Tüm şiddet türlerini birarada gösteren erkeklerin % 63. şiddet görme sebeplerinden biri olarak %35. Verilerin analizinde ki-kare testleri kullanılmıştır. Yeniocak’ın (2011) sığınmaevi çalışmasında şiddet gören kadınlar şiddetin nedenlerinden biri olarak %35.

S 05 İzmir Liselerinde Riskli Alet Taşıyan ve Taşımayan Öğrencilerin Madde Kullanım ve Semt Özellikleri Umut Yıldız*. çete yapılanması. Sınıflarda kendi yaş grubunun üzerinde olan öğrencilerin riskli aletleri taşıma oranları yüksektir.sınıflardaki 4276 öğrenciden 481’i (%11. anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin sigara. dolayısıyla suça eğilim arasında yüksek oranda ilişki olduğu söylenebilir. kesitsel alan araştırmasıdır. 12. Zeki Yüncü**. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin yaşam boyu en az bir kez madde kullanımı. Demet Havaçeliği*. Sınıf ve 12. sıklığı. aletleri taşıma.sınıflardaki 4415 öğrenciden 430’u (% 9.sınıf 4415. Semt özellikleri öğrencilerin maddeye kolay ulaşmalarını etkileyen bir faktördür.5’i riskli aletleri taşımaktadır. 3. 9. 9.7) . Semt özelliklerine bağlı olarak öğrencilerin maddelere ulaşmaları farklılık göstermektedir. Tartışma ve Sonuçlar: 12.sınıf öğrencilerinde silah. kesici aletlerin) taşıyan ve taşımayan öğrencilerin. 12. Riskli alet taşıyan 9. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin ateşli silahlara anlamlı düzeyde kolay ulaştığı bulunmuştur. madde kullanım yaygınlığı ile kullanım özellikleri arasındaki farklılığı saptamaktır. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. Bu artış erkeklerin yaş ilerledikçe. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri (BATI)Enstitüsü İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD İzmir Amaç: İzmir ilindeki 9.9’u.sınıf öğrencilerinin anne baba boşanma oranı taşımayan gruptan anlamlı düzeyde fazladır. bıçak vb. başlama yaşı.sınıf 4276 toplam 8457öğrencinin verileri değerlendirilmiştir. alkol ve tüm maddelere başlama yaşları daha erken ve son 1 yıl içindeki madde kullanım sıklığı ve arkadaşlarındaki madde kullanım yaygınlığı anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur. 12. Ancak bu ilişkinin neden-sonuç bağlamında anlaşılması için kontrollü.sınıf öğrencilerinden okulda riskli alet (silah. sigara.6) riskli aletleri taşımaktadır. Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin yaşadıkları semtlerde güvenliğin yeterli düzeyde olmadığı. alkol. İzmir Liselerinde eğitim gören 9.2. deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır. erkeklerin %22. Yöntem ve Gereçler: Çalışma epidemiyolojik. Bu çalışma sonuçlarına göre. erkeklerin %14’ü 15. arkadaş çevrelerinde kullanım oranı bu aletleri taşımayan öğrencilere göre yüksektir. riskli aletlere daha rahat ulaşmasından kaynaklanmaktadır. bıçak vb.7’si. risk faktörleri arttıkça maddeye ulaşmaları artmaktadır. .sınıflardaki kızların %4. madde kullanımı ile riskli alet taşıma.sınıflardaki kızların %3. hırsızlık vb suça yönelik faaliyetler gibi risk faktörleri anlamlı düzeyde fazla olduğu bulunmuştur. bıçak ve silah taşıma. Ender Altıntoprak*. Bu öğrencilerin verileri karşılaştırıldığında. Bulgular: 9. Bu sonuç Aras’ın bildirdiği ile paralellik göstermektedir. 2010-2011 Eğitim-Öğretim yılında. Riskli alet taşıyan öğrencilerde madde kullanım yaygınlığı. madde satışı ve kullanımı.sınıf öğrencilerine göre daha yüksek orandadır.

Nöropsikiyatri Arşivi Dergisi 48 (3): 175-183. 2. Pearson Prentice Hall.48’dir. psikiyatri hastanesinde çalışmaktan memnun olma durumu. 1. sayı-yüzde dağılımları yapılmış ve değişkenler arasındaki ilişki t-testi. bu hastaların bakımını yürütme konusunda orta düzeyde istekli olduğu saptanmıştır. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing.24 (max:20). Çam O.Baysan-Arabacı L. en uzun süre yaşadığı yerleşim birimi. eğitim durumu. onlara güvenmediği ve sosyal olarak mesafeli davranma eğilimi gösterirken. göreve başlama şekli. Trigoboff. 3. (2005) Adli Psikiyatri Hemşireliği. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing. varyans analizi ve korelasyon analiziyle incelenmiştir. çalıştıkları hastane.. (2011) Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği. yaşı. 8 (1): 25-32.S 06 Türkiye’de Psikiyatri Hastanelerinde Çalışan Hemşirelerin Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Tutumlarını Etkileyen Faktörler Leyla Baysan Arabacı*. 13 (6): 780-785.45 ± 3.Mental Health Nursing. Hemşirelerin APHHTÖ toplam ve alt ölçek puan ortalamaları sırasıyla. İzmir Amaç: Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanelerinde çalışan hemşirelerin.05). 819-834.. mesleki ve kurumdaki toplam çalışma süresi adli psikiyatri hastasına yönelik tutumlarını etkilememektedir (P> . Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma. adli psikiyatri hastasını etkileyen yasal süreci bilme durumu ve adli psikiyatri biriminde hemşire çalışmasına ilişkin görüşleri adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını etkilerken (P< . 5.Coram J. New Jersey. Adli Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Forensic Psychiatry) 2(4): 29-34. Contemporary Psychiatric. First Edition. Hemşirelerin cinsiyeti. Wilson HS. Mahire Olcay Çam** * İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği AD. xsosyalmesafe = 10. adli psikiyatri hastalarını tehlikeli olarak gördüğü.07 ± 12. Türkiye’deki 8 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde çalışan (N=910) ve araştırmaya katılmayı kabul eden ve ölçeğin %80’ini dolduran 620 hemşire ile yürütülmüştür.Ançel G. (2001) Something Special: Forensic Psychiatric Nursing. Bulgular: Hemşirelerin %79.05). Sonuç: Ülkemizde bölge ruh sağlığı hastanelerinde çalışan hemşirelerin.33 (max:20) ve Xbakımvermedeisteklilik = 22.46 (max:125). adli psikiyatri hastanesine bakım verme durumu ve süresi. Araştırmada. Chapter 35. (2006) The Forensic Mental Health Nurse-A Literature review.Bowring-Lossock E. kadro durumu. görevi.61 (max:30). medeni durumu.4’ü kadın ve yaş ortalamaları 34. E. İzmir ** Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği AD. Verilerin değerlendirmesinde. adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. 4. Xtehlikeligörme = 15. “Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği (APHHTÖ)” kullanılmıştır. Xgüven = 20. .Martin T.49 ± 5.98 ± 3.25 (max:40) bulunmuştur.31 ± 4. Ed: Kneisl CR. xtoplam = 69. “Tanıtıcı Bilgi Formu”.37±7. (2004) “Forensic Psychiatric Nursing”.

Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği. Tartışma: Ön çalışma verileri yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığının yüksek olduğunu göstermektedir.7) idi. cinsel şiddet gören kadın sayısı ise 8 (%34.002) ve ekonomik şiddet yaşama (ki kare=5. 17:107114. Trumbetta S ve ark.2. Young-Mani Ölçeği. (1998) Trauma and posttraumatic stress disorder in severe mental illness. Duygusal şiddet gören kadın sayısı 17 (%74). p=0. Şizofreni gibi kronik ruhsal hastalığı olan kadınlar cinsel ve fiziksel şiddet açısından erkeklerden daha fazla risk altındadır3. J Consult Clin Psychol. Çiğdem Çolak Kalaycı. Hastalara tanılarına göre Hamilton Depresyon ve Anksiyete Derecelendirme Ölçeği.5). Hastaların yaş ortalaması %39. Goodman L. işlevsellik yönünden farklılık olup olmadığı araştırılacaktır. Leyla Gülseren İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ülkemizde psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastalarla yapılan çalışmalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı %62 bulunmuştur1.Vahip I. Karakoç ve arkadaşları.1 ±13.9 yıl.0). p=0. yatarak tedavi gören kadın hastalarda aile içi şiddet yaygınlığını araştırmaktır. Türk Psikiyatri Dergisi. Tanı grupları arasında şiddet görme açısından fark yoktu.4).S 07 Psikiyatri Kliniğinde Yatarak Tedavi Gören Bir Grup Kadın Hastada Yaşam Boyu Aile İçi Şiddet Yaygınlığı: Ön Çalışma Verileri Aslı Tuğba Özboduç. Çam B ve ark.6. Çalışmanın 1 Mayıs 2012-1 Mayıs 2013 tarihleri arasında yatarak tedavi gören kadın hastalarla yürütülmesi planlanmıştır. Yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığı ve klinik özelliklerle ilişkisi yeterince araştırılmamıştır. Hastaların 17’si (%74) yaşamlarının bir döneminde fiziksel şiddet görmüştü. Çocukluk döneminde fiziksel şiddet görme ile erişkinlikte fiziksel şiddet (ki kare=10. Amaç: Bu çalışmanın amacı. Şiddet gören ve görmeyen kadınlar arasında yatış süresi. ekonomik şiddet gören kadın sayısı 11 (%47. tanı dağılımı major depresif bozukluk 10 kişi (%43. Doğanavşargil Ö (2006) Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız. 66: 493-499. Ruh sağlığı çalışanlarının yatan hastaların tedavisinde söz konusu durumu dikkate almaları önemlidir. bipolar bozukluk 4 kişi (%17. . şizofreni 3 kişi (%13. Klinik Global İzlenim Ölçeği ve Aile İçi Şiddet Araştırma Formu verilecektir.Mueser KT. (2012) Depresyon tanısıyla ayaktan tedavi görmekte olan kadın hastalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı. 2.05) arasında anlamlı ilişki vardı. Kaynaklar: 1.8).Karakoç B. toplam yatış sayısı. Gülseren L. Bulgular: Halen devam etmekte olan çalışmanın üç aylık dönemine ilişkin bulgular şu şekildedir. (Değerlendirmede) 3. anksiyete bozukluğu 6 kişi (%26.1). psikiyatri polikliniğine başvuran ve depresyon tanısı konan kadınlarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığını %64 olarak bildirmişlerdir2. hastalık şiddeti.

Tartışma ve Sonuçlar: Aile içi şiddetle depresif belirtiler ağırlıklı olmak üzere psikiyatrik belirti şiddetinin arttığı görülmüştür. depresyon puanları arasında pozitif anlamlı korelasyon saptanmıştır. Aile içi şiddete yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.4’ü kendilerine uygulanan kaba kuvveti hak ettiğini. Sözel şiddet görenlerde fobik anksiyete dışında. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne 15 Haziran – 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında başvuran kadın hastalarla (n=452) yapılan tanımlayıcı araştırmada Aile İçi Yaşantı Anketi ve SCL-90-R semptom envanteri uygulanmıştır. Yıldız Akvardar Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi. her gün fiziksel şiddet görme oranı ise %1. ortalama evlilik süresi 16. fiziksel şiddet görenlerde öfke düşmanlık ve fobik anksiyete dışında. %12. Eşik üstü puanlar değerlendirildiğinde sözel şiddetle somatizasyon.0. çoğu (%75. İstanbul Amaç: Aile içi şiddet tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğu kadının sıklıkla karşılaştığı toplumsal bir sorundur. fiziksel şiddet oranı %49.82) saptanmıştır. Vahip ve Doğanavşargil (2007) tarafından hazırlanan fiziksel eş şiddetini belirlemeye yönelik görüşme formundan yararlanılarak düzenlenmiştir. Ekin Sönmez. şiddetin kadınlar tarafından dile getirilmediğini ve ruh sağlığı çalışanlarına bu konuda önemli görev düştüğünü göstermektedir. obsesyon kompulsiyon. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastaların 1.40±0.79±10. Neşe Yorguner. Maruz kaldıkları aile içi şiddetin boyutunun ve ilişkili olabilecek sosyodemografik özelliklerin.0’dır. Çocuk sahibi olma oranı %82. Katılımcılar arasında sözel şiddet görme sıklığı %70. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 36. Aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda ruh sağlığı sorunlarının arttığı birçok çalışmada gösterilmiştir.68±0. . Sözel şiddet gören kadınların çoğu (%65. Aile İçi Yaşantı Anketi.65 yıldır. Serkut Bulut. Katılımcıların ortalama SCL-90-R puanı 1. Psikiyatri poliklinik görüşmelerinde şiddetin varlığı sorgulanmalıdır.16 (13-36 yaş arası).3). fiziksel şiddet gördüğünü de belirtmiştir. Evlenme yaşı ortalaması 20. Aile içi şiddet ile psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkinin. Katılımcıların %11. şiddet görmeme oranı %26. Şiddet gören kadın hastaların bu durumu hekimleriyle paylaşmak konusunda istekli olmalarına karşın bu konuda bilgi verme oranlarının düşük kalması.7) evlidir. Şiddet bireylerde psikiyatrik yardım gereksiniminin önemli nedenlerinden biridir.2’dir. çocukluk çağında şiddet görenlerde somatizasyon ve anksiyete dışındaki tüm boyutlarda şiddet görenlerin puanları görmeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur.88’dir. Alt gruplar arasında en yüksek puan ortalaması depresyon boyutunda (1. 3. Her gün sözel şiddet görme oranı %21.24±10.1’dir.68’dir.S 08 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Kadın Hastalarda Aile İçi Şiddet Yaşantısı Emel Buyraz Kurt.1.9’u başkalarına uygulanan kaba kuvvetin hak edildiğini düşünmektedir.72±4. 2.2’dir. Psikiyatri AD.

Bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41.5 olarak saptanmıştır(p<0. Ayşegül Özerdem* ** *Dokuz Eylül Üniversitesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD **Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Temel Sinirbilimler AD Giriş: Kalp damar hastalığı olan bireylerde unipolar depresif bozukluk ve bipolar bozukluk daha fazla görülürken. TG:134. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadınlarda % 38. Tartışma: Kalp damar hastalıkları için önemli bir yordayıcı olan metabolik sendrom tanı kriterleri HDL ve TG değerlerini kapsar.52± 89.9 u düşük HDL düzeylerine sahipken. Çalışmada bu üç grubun belirtilen süre içindeki ilk kez bakılmış serum lipid düzeyleri (total kolesterol. LDL değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0. Lipid değerleri gruplar arasında yaş ve cinsiyet kontrol edilmeksizin karşılaştırıldığında HDL. Serum HDL ve TG değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde bipolar (HDL:43. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadın hastalar için %23. (p=0. duygudurum bozukluğu tanısı olan bireylerde kalp damar hastalığı riskinin arttığı gösterilmiştir. TG: 152.003). unipolar (HDL:45.05).88±13. Zeliha Tunca*.86) grupları arasında kadın cinsiyet açısından anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.11) ve kontrol (HDL: 43.3 olarak saptanmıştır(p=0. Yaprak Çilem Yalçın Arslan*.5. TG:161. kontrol grubundaki kadınlar için %17.65±87.98.9 unun trigliserid düzeylerinormalin üstündeyken. Yöntem: Bu geriye dönük çalışmada son beş yıl içinde bipolar(n=68) ve unipolar(n=250) depresif dönem tanısı ile yatarak tedavi edilmiş 19-82 yaşları arasındaki 318 hasta alınmıştır. Dislipidemiler kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörüdür.5.8). yüksek ağırlıklı lipoprotein (HDL).22±12.80.05).S 09 Bipolar ve Unipolar Depresyonda Serum Lipid Düzeyleri: Yatan Hasta Grubunda Gözlemsel Bir Çalışma Nefize Yalın* **.58). HDL düzeylerine bakıldığında bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41. Bu çalışmanın sonuçları depresif bozukluk tanısı olan kadın hastaların dislipidemi ve kalp damar hastalıkları açısından daha yüksek riske sahip olabileceğini göstermektedir.05). Kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri arasında Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 447 hastadan oluşturulmuştur. LDL ve trigliserid istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0. Bipolar depresif dönem riski daha fazla arttırmaktadır.82±93. .0001).108) Gruplar cinsiyet açısından karşılaştırıldığında ise anlamlı fark bulunmuştur (p>0. düşük ağırlıklı lipoprotein(LDL)) karşılaştırılmıştır. trigliserid (TG). Sonuçlar: Gruplar arasında yaş açısından anlamlı fark bulunmamıştır.92± 12.62. kontrol grubundaki kadınlarda %21. Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk depresif dönem içindeki hastalarda dislipidemi sıklığının unipolar depresif dönem içindeki hastalardakinden farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir.

15).S 10 Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastalarda Psikotrop İlaç kullanımının Tiroid İşlevleri ve Lipid Profillerine Etkileri Başak Bağcı.03). p=0. Lityum monoterapisi alan hastaların total kolesterol ve LDL düzeyleri ortalamaları. Hidayet Ece Arat. lityum kullanan hastaların daha fazla T3 hormonu kullandıklarının saptanmış olması Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda yüksek hipotirodi riskini desteklemiştir. lityum serum düzeyleri ile TSH düzeyleri arasında korelasyon olmaması ve lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisine ilişkin istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamasına karşın.88. Sonuç: Bu çalışmada. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi( DEÜTF ) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak. hastalık epizodlarının yinelemelerini önlemede. Trigliserid ve HDL düzeyleri ortalamaları ise lityum ve valproat monoterapisinde farksız bulundu. Ancak. . Havva Afşaroğlu. Atipik antipsikotik kullananların trigliserid düzeyleri kullanmayanlardan yüksekti (p=0. Lityum monoterapisi.88. Onur Ulaş Ağdanlı. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. trigliserid. total kolesterol.5’i T3 hormonu alırken. valproat monoterapisi alan hastalardan daha yüksekti. Valproat kullanımının da total kolesterol. ilaç yan etkilerinin yönetilmesine katkıda bulunmaktadır. valproat ve atipik antipsikotiklerin lipid profiline etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Veriler SPSS 15.0 ile. Ayşegül Özerdem. lityum ve T3 hormonu arasındaki ilişki. İzmir Amaç: Bipolar Bozukluk(BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. HDL düzeylerini etkilemediği saptandı. lityum kullanan ve kullanmayanlarda farklı değildi (p=0. HDL düzeyleri atipik antipsikotik kullanan ve kullanmayanlarda farklı bulunmadı. TSH değeri. işlevselliği artırmada önem taşırken. lityum kullanmayan grupta T3 hormonu kullanım oranı %12. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında DEÜTF Psikiyatri Bölümü.007). antipsikotiklerin lipid profiline olumsuz etkisi açısından literatürle uyumludur.69). sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis ve Mann Whitney testleriyle analiz edilmiştir. lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisi. valproat monoterapisine göre lipid profilini daha olumsuz etkilemektedir. BB Polikliniğine başvuran 367 hasta alınmıştır. Bulgular: Lityum kullananların %20. LDL. LDL. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin veri tabanı incelenmiştir. lityum. Antipsikotik kullanan hastaların trigliserid düzeylerinin daha yüksek saptanması. TSH değerleri ile Lityum düzeyleri arasında korelasyon bulunmadı.1 idi (p =0. Ebru Onrat. kategorik değişkenler için Ki-Kare. (p=0. hasta ve yakınlarının tedaviye katılımlarını artırmakta. p=0. Hastaların uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri.

ve 2. Hastalığın başlangıç yaşı ile ürik asit düzeyleri arasında manik dönemdeki olgularda zayıf bir ilişki.41 ve 0. Sonuç: Bulgularımız İUB’un her döneminde pürinerjik işlevdeki bozulmaya dikkat çekmektedir. hafta YMDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında orta. hafta HDDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında güçlü bir ilişki saptanmıştır (sırasıyla r= 0.51 ve 0.52). depresif dönemde 1. 0. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir. 0. Arzu Bayrak. iyilik ve sağlıklı bireyler arasında karşılaştırılmasıdır. Depresyon ve İyilikte Artmış Ürik Asit Düzeyleri: Kontrollu Bir Çalışma Özgür Süner. Sermin Kesebir. Bulgular: Mani. Manik dönemde 1. Bu bozulma İUB’un klinik özellikleri ile ilişkili görünmektedir. Çetin Turan Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulmanın iki uçlu bozukluk (İUB) patofizyolojisinde ve tedavisinde rolü olduğu düşünülmektedir.38).26. 41 İUB tanılı iyilik dönemindeki hasta ve 43 sağlıklı bireyde ürik asit düzeyleri karşılaştırılmıştır. ve 2. . depresyon ve iyilik dönemindeki iki uçlu hastalarda ürik asit düzeyleri sağlıklı bireylerdekinden yüksek bulunmuştur (F= 4.41. İkinci olarak ürik asit düzeylerinin dönem şiddeti ve hastalık süresi ile ilişkili olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın amacı ürik asit düzeylerinin İUB’un hastalık dönemleri. hastalık dönemlerinin şiddeti YMDÖ ve HDDÖ ile ölçülmüştür. depresif dönemdeki ve iyilik dönemindeki olgularda orta derecede bir ilişki gösterilmiştir (sırasıyla r= 0.43).S 11 Mani. 20 İUB depresif dönem. Manik dönem sayısı ürik asit düzeyi ile ilişkisiz bulunurken depresif dönem sayısı ile ürik asit düzeyleri arasında orta derecede bir ilişki vardır (r= 0. Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek.035.043). Yöntem: Bu amaçla yaş ortalamaları ve cinsiyet dağılımları benzer 43 İUB manik dönem. Hastalığa ilişkin bilgiler SKIP-TURK ile kaydedilmiş. 0. p= 0. -80 santigrat derecede.39.

Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. Psikiyatri Kliniği. Sermin Kesebir*. depresif. Nöroloji. .033).049).001 ve 0. OİP ve bilişsel test performansı ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. YMDÖ. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. depresyon ve mani dönemindeki olgulardan daha kısa (p< 0. Pz N200 genliği depresif dönemdeki olgularda daha düşük (p= 0. Cz ve Pz P300 latansı iyilik. N100. Fisun Mayda Domaç** **Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi.053) bulunmuştur. Bulgular: Posthoc analizlerde (Bonferroni düzeltmesi ile) manik ve depresif dönemdeki olgularda FDB toplam puanı daha düşük (p= 0. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. OİP değerleri ve bilişsel test puanları ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki bulunmaktadır. YMDÖ ile Stroop interferansı arasında güçlü. Sonuç: İUB’ta bilişsel test performansı ve OİP her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireyler arasında farklılaşmaktadır. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi.018). manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk olgularında ve sağlıklı kontrollerde P50.S 12 İUB’ta OİP ve Bilişsel İşlev: Dönem Şiddeti İle İlişkisi Esra Kaymak*. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı. Fz ve Cz P300 latansı arasında orta derecede bir ilişki. Cz P200 latansı mani dönemindeki olgularda daha uzun (p= 0. Sağlıklı bireylerde Fz.045). SCID-I. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. SKIP-TURK. manik dönemdeki olgularda Stroop interferansı daha yüksek (p= 0. HDDÖ. depresif dönemdeki olgularda Stroop toplam süresi daha uzundur (p= 0. Fz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki bulunmuştur. 0. Ayşe Akpınar**. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. HDDÖ ile FDB puanı arasında güçlü ve ters.001. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. N200.006).

SCID-I. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. depresif. Cz ve Pz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki. Cz ve Pz P50 ve N100 latansı arasında orta derecede ve Pz N200 genliği ile ters bir ilişki bulunmuştur. . Depresif dönemde Stroop interferansı ile Cz N200 latansı arasında güçlü. iyilik döneminde ise Fz N200 latansı ve Cz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki mevcuttur. Fz ve Pz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki. OİP ile bilişsel test performansı arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. N200.S 13 Mani. Bulgular: Manik dönemde bilişsel test performansı ile OİP arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. HDDÖ. SKIP-TURK. N100. Nöroloji Kliniği. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. Depresyon ve İyilik Döneminde OİP ve Bilişsel İşlev Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*. Stroop toplam süresi ile Fz P300 genliği arasında ters. Psikiyatri Kliniği. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk tanılı olgularda ve sağlıklı kontrollerde P50. Stroop toplam süresi ile Cz N200 latansı ve Pz N200 genliği arasında orta derecede ve güçlü ters bir ilişki bulunmuştur. Depresif dönemde FDB puanı ile Fz. Sonuç: İUB’ta OİP ve bilişsel test performansı arasında her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireylerde farklılaşan ilişkiler bulunmaktadır. Esra Kaymak*. Cz N200 genliği arasında güçlü bir ilişki gösterilmiştir. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. Stroop toplam süresi ile Pz’de daha güçlü olmak üzere. YMDÖ. İyilik döneminde Stroop interferansı ile Fz. Sağlıklı bireylerde FDB puanı ile Pz P300 genliği arasında bir ilişki vardır. Stroop interferansı ile Pz N200 latansı arasında ters ve güçlü. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. Ayşe Akpınar**. Cz ve Pz N100 latans ve genlikleri arasında güçlü bir ters ilişki. Pz N200 genliği arasında güçlü ve doğrusal bir ilişki sözkonusudur. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. Fisun Mayda Domaç** * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi.

Her iki grup ve her dört ölçüm için YMDÖ ve PANNS puanları ile ürik asit düzeyleri arasında bir ilişki gösterilmemiştir.027). mg/dl cinsinden kaydedilmiştir. hafta ürik asit düzeyleri arasında saptanmıştır (p< 0. benzerdir (p= 0. Sermin Kesebir. Ferzan Fikret Ergün. hem Şizofreni (S) tanılı olgularda gösterilmiştir. ve 3.S 14 Ürik Asit Düzeyleri İUB ve Şizofrenide Birbirinden Farklı Mıdır? Erkek Cinsiyette Dönem Şiddeti ile İlişkisi Bülent Kadri Gültekin. Kontrol grubu diğer iki grupla yaş ortalaması benzer. önceki tanı ve tedavi öyküsü olmayan ve şimdiki psikiyatrik yakınması bulunmayan 30 sağlıklı erkektir. 59 S tanılı olgu manik dönem ve psikotik alevlenme döneminin başında. haftada YMDÖ ve PANSS ile değerlendirilmiş. Bu çalışmanın amacı İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeylerinin sağlıklı erkeklerden farklılaşıp farklılaşmadığının araştırılmasıdır. -80 santigrat derecede. İUB tanılı erkeklerde yinelenen ölçümler arasındaki fark (Boferroni düzeltmesi ile) başlangıç ve 1..108).01). Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek. Yöntem: Bu amaçla 55 İUB. 2. Sonuç: İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri birbiri ile benzer olup. .122. p= 0. Her iki grupta ürik asit düzeyleri ile dönem şiddeti arasında bir ilişki bulunmamıştır. sağlıklı erkeklerden yüksektir. Bulgular: Hem İUB hem S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri sağlıklı erkeklerden yüksek bulunmuştur (F= 6. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulma hem iki uçlu bozukluk (İUB). 1. plazma ürik asit düzeyleri ölçülmüştür. İkinci olarak her iki tanı grubunda ürik asit düzeylerindeki azalmanın klinik iyileşme ile ilişki gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Sevgi Gül Kabak.

eğitim. Sirkadien ritimlerdeki bozulmanın hem bipolar afektif bozukluğun(BAB) hem de agresyon ve suç işleme davranışının patofizyolojisinde yer alabileceği ileri sürülmektedir. Adli Tıp Kurumu. Çok yeni yapılan bir çalışmada depresif hastalarda akşamcı kronotip olmanın daha yüksek impulsiviteye neden olduğu ortaya çıkarılmıştır.232). Hastalık süresi suç işleyen grupta anlamlı olarak daha kısaydı (p=0. .ATİK 3 İstanbul Üniversitesi. Ayrıca suç işlemeyen BAB hastalarının daha sonra suç işleyebilme potansiyelleri de kronotiple ilişki bulunamamasına yol açmış olabileceği düşünülmüştür. ailede psikiyatrik öykü ve alışkanlıkları açısından bir fark yoktu. Önceki çalışmalarda sabahçı kronotipine sahip kişilerin akşamcı tiplere göre daha sağlıklı yaşam stili. Bulgular: Örneklem 43 suç işlemiş ve 55 suç işlememiş ötimik BAB hastasından oluşmaktaydı.28 ve p=0. daha vicdanlı ve kendine daha fazla güvendikleri bulunmuştur. 4. Kronotip olarak suç işleyen grupta 10 akşamcı. 19 itemden oluşan uyanma ve yatma alışkanlıklarını. hiçbir tipe uymayan ya da akşamcı tip olarak sınıflama yapılabilmektedir. Bununla birlikte duygudurum bozukluklarında suç işleme davranışı ve kronotipi arasındaki ilişki hiç araştırılmamıştır. Skorları 16-86 arasında değişmekte.53±8.012). medeni durum. Tevfik Kalelioglu. yüksek skor aldıkça sabahçı. SAÖ. Ölçekte alınan puanlara göre. Husrev Demirel.54 ve suç işlemeyen grupta 37. Murat Emül 1 Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2 TC Adalet Bakanlığı. fiziksel ve mental performansları için tercih edilen zaman dilimini ve canlılık halini değerlendiren bir ölçektir. Çalışmanın görece örneklem sayısının azlığı bu duruma neden olmuş olabilir. İstanbul Amaç: Duygudurumdaki diurnal varyasyonların varlığı ve uykudaki rahatsız edici ve dirençli bozulma afektif bozuklukta biyolojik ritimlerin primer olarak bozuk olabileceğini düşündürmektedir. 9 sabahçı ve 16 hiçbir gruba girmeyen var iken. Gruplar arasında cinsiyet. Abdullah Genç. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. sabahçı. suç işlemeyen grupta bu rakamlar sırasıyla 12. Psikiyatri AD. Erhan Yüksek. Bununla birlikte bizim başlangıç varsayımımıza ters olarak suç işleyen BAB hastalarında daha fazla akşamcı tip olabileceği ve daha impulsif olabileceğini bu çalışmada gösteremedik.S 15 Ötimik Bipolar Afektif Bozukluğu Olan Hastalarda Suç ve Kronobiyoloji Arasında İlişki Akif Taşdemir. Tartışma: Birçok çalışmada uyku özellikleri ile duygudurum semptomları arasındaki ilişkiyi en az intihar girişimi ve duygudurum arasındaki ilişki kadar araştırılmıştır.55 idi (p=0. düşük skor aldıkça akşamcı tipe yakınlaşılmaktadır. Sedat Demirbuga.382). daha güçlü iç kontrol.927±10. Yöntem: Çalışmada hastalardan kronotipiyi değerlendiren sabahlılık-akşamlılık (SAÖ) ve HARE psikopati ölçeklerini doldurmaları istendi. 6 ve 32 idi (X2=4. Suç işleyen grupta ortalama yaş 35. Bu çalışmada ötimik suç işleyen ve işlemeyen bipolar afektif bozukluğu hastasında kronobiyolojik özellikleri araştırma planladık.

Ayrı bir oturumda hastalara diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. üçgen. Dicle Bilge. ErKİKÖDF. Güvenirliği ve Geçerliği İshak Sayğılı. Aynı oturumda işlevselliğin genel değerlendirmesi formu (İGD) da görüşmeci tarafından dolduruldu. Bu çerçevede hastaların nesne ilişkileri ve kişilik örgütlenmeleri hakkında izlenim sahibi olmak. Bu amaçla hazırlanmış birçok yöntem vardır. Hastalara ErNİNÖ ve ErKİKÖDF'nin değerlendirildiği bir görüşme yapıldı. kontrolcü. Ölçekte kast edilen “nitelik”. dolayısıyla süreç takibinde kullanımına imkan sağlayacaktır. Ölçeğin Türkçe uyarlamasının güvenirliği amacıyla iç tutarlılık. Nurdan Eren Bodur. Bulgularımız. Arzu Sancak Bayrak. Her görüşme görüntü kaydı ile kaydedildi. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek için 30 görüşme videosu aynı anda iki ayrı kör araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. Hülya Akar Özmen.S 16 Erenköy Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği’nin Faktör Yapısı. araştırıcı. . Sera Elbaşoğlu. Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği (NİNÖ) bu yönüyle bilinen bir ölçektir (Azim ve ark. Yücel Yılmaz. 2010). Selvinaz Çınar Parlak. DSM 5 hazırlık çalışmaları içerisinde kişiliğe dair boyutsal modelin gözden geçirilmesine izin veren ve "temsil özelliği taşıyan" toplam 25 özgül kişilik özelliği görünümünün. Medine Yazıcı Güleç. beş alanda fasetler olarak değerlendirildiği bir formdur (APA. madde toplam ilişkisi ve görüşmeciler arası tutarlığa bakıldı. Clinician Trait Rating Form) ve İGD ölçeği uygulandı. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nesne ilişkileri kuramı psikodinamik psikoterapi uygulamalarında geniş kabul gören bir teoridir. Geçerlik analizleri olarak. takip çalışmalarında iyileşmenin derecelendirilmesi. Bu çalışmada klinisyen ve/veya araştırmacıların kullanımı için ölçeğin Türkçe standardizasyonu planlandı. olgun) ayrı ayrı puanlanması istenmekte ve böylece bir bireydeki her düzeyin ne seviyede olduğu hakkında fikir edinilmesi sağlanmaktadır. klinisyenler için tedavinin tasarlanmasında ve yürütülmesinde kolaylıklar sağlamaktadır. ErNİNÖ’nun hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. Ölçek içerisinde 5 düzeyin (ilkel. Her iki ölçeğin de mevcut durumun monitorizasyonunda ve psikoterapi sürecini yordayıcı olabileceği beklenmekte olup. bir ön çalışma bulgusu olarak. 1991). tasarımlarının psikodinamik kuram içerisinde kabul gören kişilik örgütlenmesi ile eşleştirilebilir. açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. Klinisyen için Kişilik Özelliklerini Derecelendirme Formu (ErKİKÖDF. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve/veya II tanısı alan ve çalışmaya katılmaya onay vermiş 50 hasta dahil edilmiştir.

kişilik örgütlenmesini stabil. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek amacıyla 30 görüşme videosu aynı anda iki (kör) araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. Nurdan Eren Bodur. Kişilik örgütlenmesi tanısal formu (KÖTF) bunlardan bir tanesidir (Diguer ve ark. Selvinaz Çınar. olgun savunma mekanizmaları. Medine Yazıcı Güleç. geniş bir klinik olanağa sahiptir ve içerdiği madde ve boyutları ile olguların hem formülasyonu hem de tedavinin planlanması aşamasında kolaylıklar sağlar. Hastalara ErKÖTF. gerçeği değerlendirme ve nesne ilişkileri. Kernberg. 2001). Arzu Bayrak. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve eksen II tanıları alan ve onam veren 50 hasta alındı. borderline ve nörotik) tanımlamakta ve nesne ilişkileri teorisine dayanmaktadır. madde-toplam ilişkisine ve görüşmeciler arası güvenirliğe bakıldı. Bu model temel olarak üç kişilik örgütlenmesi düzeyi (psikotik. KÖTF’ün hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. Geçerlik için ise açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla.S 17 Erenköy Kişilik Örgütlenmesi Tanısal Formu Faktör Yapısı. . ilkel savunma mekanizmaları. ErKİD ve İGD uygulandı. KÖTF. bir ön çalışma bulgusu olarak. Bu yönüyle hastaların sağaltım süreçlerinin monitorizasyonunu sağlarken bunun yanında değişime hassas özelliğinin gösterilmesi nedeniyle tedavinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yapısal değişimin değerlendirilmesinde kullanılabilir. Bulgularımız. Bu çalışmada ölçeğin Türkçeye uyarlama çalışması planlanmaktadır. Hülya Akar. 21 maddeli bir ölçektir ve beş farklı kişilik örgütlenmesi boyutunu değerlendirir: kimlik. nesne ve kendilik tasarımları gibi birçok bilinçdışı içerik ve süreç ifade edilmektedir. Level of personality functioning) ve İGD kullanıldı. Dicle Bilge. İshak Sayğılı. KÖTF. Kişilik örgütlenmesi kavramı ile aynı zamanda nesne ilişkileri. Güvenirliği ve Geçerliği Yücel Yılmaz. Sera Elbaşoğlu. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Kişilik örgütlenmesi kavramı ilk olarak Kernberg tarafından geliştirilmiştir. Kişilik İşlevselliği Düzeyleri (ErKİD. Son yıllarda kişilik örgütlenmesinin ölçülmesi için değişik ölçekler geliştirilmiştir. diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. KÖTF’ü benzerlerinden ayıran en önemli özelliği kolay uygulanabilirliği ile kullanıcı dostu olmasıdır. büyük ölçüde bilinçdışı ve erken deneyimlerin etkisi ile oluşan dinamik bir yapı olarak tanımlar. Ayrı bir oturumda hastalara. savunma mekanizmaları. Güvenirlik için iç tutarlılığına.

487. Şanlıurfa (4) Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi. 2008.487. 16: 162–171. Hastaların ve kontrol grubunun venöz yolla alınan kanlarından uygun yöntem kullanılarak serum –SH düzeyi ölçüldü. Hastaların 15'i SSRI. Depress Anxiety. Biz bu çalışmamızda antioksidan mekanizmanın önemli bir elemanı olan serum serbest sülfidril (–SH) düzeylerini ek hastalığı olmayan YAB hastalarında incelemeyi amaçladık. HAM-A ve –SH düzeyleri arasında ilişki bulunmadı (r0=–126. Bush AI. yaşam boyu yaygınlığı %5 gibi yüksek olan fakat hakkında çok az araştırma yapılan bir bozukluktur (2). 12’si SNRI kullanırken 8’i ilaç kullanmamaktaydı. 12 erkek) hasta ve 35 (23 kadın. Psikiyatri AD.001). p=0. N=35). Wilson R. YÖNTEM DSM-IV’e göre ek hastalığı olmayan YAB tanısı almış 35 (23 kadın. Hastaların –SH düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük bulundu (p <0.Collier A. Diabet Med 1990. Generalized anxiety disorder: prevalence. Tartışma ve Sonuç: YAB’da oksidatif denge ile ilgili parametreler çok az incelenmiş olup çalışmamız YAB'da SH düzeylerini inceleyen ilk araştırmadır. 3. Thomson JA.71. 12 erkek) sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmamıza alındı.664). Hastalık süresi ve serum –SH düzeyleri arasında negatif bağıntı bulundu (r0=– 0. Int J Neuropsychopharmacol. Bradley H. Yasin Bez(1). Abdullah Atli(1). 7: 27–30. Şanlıurfa (3) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. Biyokimya AD. Bulgular: Çalışmamızda hasta grubu ve kontrol grubu arasında yaş ve BMI arası anlamlı fark yoktu. İbrahim Fatih Karababa(2). and cost to society. Psikiyatri AD. Diyarbakır (2) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. 851-76. Psikiyatri AD. N= 35). Oxidative stress in psychiatric disorders: evidence base and therapeutic implications. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) çoğu zaman psikiyatrik bozukluklara ek hastalık olarak görülen. . Salih Selek (4) (1) Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.003. Nurten Aksoy(3). Hastalık süresi ve –SH düzeyleri arasında negatif korelasyon bulunması YAB’da –SH düzeylerinin bir trait marker (yatkınlık belirleyici) olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Ali Emhan Uzman(2).Ng F. İstanbul Amaç: Son yıllarda psikiyatrik hastalıklar ve oksidan/antioksidan mekanizmalar arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok makale yayınlanmıştır (1).2-Wittchen H-U. 2002. Bu gruplar arasında –SH düzeyleri açısından fark saptanmadı (F=0. Mahmut Bulut(1). Hastalara Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A) uygulandı. Mehmet Güneş(1). burden.S 18 Yaygın Anksiyete Bozukluğunda Azalmış Sülfidril Düzeyi: Trait Marker (Yatkınlık Belirleyici) Olmaya Aday Bir Tetkik Mehmet Cemal Kaya(1).3. p=0. Hastalarda –SH düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı olarak düşük olması oksidatif stresin dolaylı bir göstergesi olabilir(3). Kaynaklar 1. p=0. 11. 2. Small M. Free radical activity in type 2 diabetes. Berk M. Dean O.

1’i 6-9 %4. Yöntem: Çeşitli illerden psikiyatri uzmanlarına en son iş günlerinde ne kadar hasta gördükleri.4’ü bu tür bir terapi eğitimi almadığını bildirmiştir. son bir ayda ne kadar TSSB tanısını koydukları ile hastalarında travmatik deneyimler arayıp aramadıklarını.1’i iki seçeneği %16.6’sı travma tedavisine yönelik bir terapi eğitimi aldığını.4’ü üç seçeneği %8. Derya Güliz Mert.9’u 2-5 %14. %11. TSSB tanısı bulunan hastalarına uzmanların %82. TSSB hastalarını nasıl tedavi ettiklerini sorgulayan anket dağıtıldı. %70.8’i tüm seçenekleri aradıklarını bildirmiştir. Bu araştırmada Türkiye’de psikiyatri hekimlerinin günlük uygulamalarında hastalarının travmatik deneyimlerini ne oranda değerlendirdikleri. %20.8’i sadece psikoterapi uyguladıklarını. Uzmanların %29. Bulgular: 159 psikiyatri uzmanı anketleri doldurdu.7’si 1220 TSSB olan hasta gördüklerini bildirmişlerdir. Gözde Yontar Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Travmatik deneyimlerin psikiyatrik bozuklukların gelişmesi ve seyri üzerinde önemli etkileri olduğu.4 sadece ilaç tedavisi uyguladıklarını. %6. C) Yaşam boyu kayıplar ve yas deneyimlerini D) Çocukluk çağı travmatik yaşantılarını ne oranda aradıkları sorulmuştur.4’ü 0-1 %36. Örneklemin bildirdiği günlük görülen hasta sayısı ile ya da terapi eğitimi alınmış olması ile hastalarda travma öyküsü aranması arasında bir ilişki bulunmamıştır. Uzmanların % 65’i son iş gününde TSSB tanısı olan hastalarının olmadığını bildirirken. Katılımcılara hastalarında A) Son bir yıldaki örseleyici/stresör olayları. Sonuç: Bu sonuçlar psikiyatri uzmanlarının önemli bir kısmının epidemiyolojik çalışmaların bildirdiği oranların altında TSSB tanısı olan hasta gördüklerine.S 19 Psikiyatri Hekimleri Travma Deneyimlerini Ne Kadar Değerlendiriyor? Önder Kavakcı. B) Yaşam boyu travmatik deneyimleri.1’i herhangi bir tedavi uygulamadıklarını ifade etmiştir. %27’si dört seçenekten sadece birini %40. %35’i TSSB tanısı olan hastalarının bulunduğunu bildirmiştir. travma deneyimlerini yeterince aramadıklarına ve travma terapisine yönelik eğitim almadıklarına işaret etmektedir. travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) en yaygın görülen anksiyete bozukluğu olduğu bildirilmektedir. TSSB tanısını ne sıklıkta koydukları ve TSSB terapisine yönelik bir eğitim alıp almadıklarını değerlendirmek amaçlanmıştır. %3.5’i terapi ve ilaç tedavisini birlikte kullandığını. . Katılımcılara son ay içinde kaç TSSB tanısı alan hastaları olduğu sorulduğunda.

Yöntem ve Gereçler: 30 reaktif. İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması Testi hastalara ve sağlıklı kontrol grubuna uygulandı. Otojen. 3) ilgili disfonksiyonel inançlar. 1) Bilişsel değerlendirmeler ve nötralizasyon stratejileri 2) ilişkili OKB semptomları. 42 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Bizim çalışma sonuçlarımız da bunu desteklemektedir. Engin Sert. Buna rağmen bizim çalışmamızda yürütücü işlevler ve sözel bellek alanlarında bu iki alttipteki hastalar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Hastalara SCID 1 görüşmesi ile tanı kondu. dolduruldu. yürütücü işlev bozukluğu olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bulgular: OKB tanılı hastalarda sağlıklılara göre wisconsin kart eşleme testi ve stroop testte (süre) anlamlı olarak daha düşük performans saptanmıştır. Beck Depresyon Envanterinden 17 altında puan alan hastalar çalışmaya dâhil edildi. 14 otojen tipte toplam 62 OKB tanılı hasta. . Bu çalışmada bu iki alttipteki OKB hastalarının yürütücü işlev ve sözel belleklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: OKB’ de primer bilişsel işlev bozukluğunun. Gülperi Putgül Köybaşı. Yale Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği ile hastalık şiddeti belirlendi. reaktif ve karışık tipteki OKB hastaları arasında yürütücü işlevler ve sözel bellek yönünden anlamlı farklılık saptanmamıştır. Stroop Test.S 20 Otojen ve Reaktif Alttip OKBlilerde Yürütücü İşlevler ve Bellek Pınar Çetinay Aydın. Sayı Dizisi Testi. Çok sayıda çalışmada bu iki alttipteki OKBli hastalar arasında birçok önemli alanda anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Levent Mete Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. 18 karışık. Sosyodemografik Bilgi Formu. Otojen obsesyonu olan hastalarda ise daha fazla düşünce bozukluğu olduğu öne sürülmekte bu obsesyon türüne sahip hastalarda büyüsel düşünce ve anormal algısal yaşantılar gibi şizotipal özellikler bulunmaktadır. saf kaygı ile otojen obsesyonlar arasında bir yerde durduğu söylenmektedir. Hakkâri Devlet Hastanesi İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: OKB’de bilişsel teori bağlamında obsesyonların otojen ve reaktif obsesyonlar olarak iki farklı gruba ayrılabileceği önerilmiştir. Rey Sözel Öğrenme ve Bellek Testi. Wisconsin Kart Eşleme Testi. 4) ilişkili kişilik özellikleri. Bazı özellikleri açısından reaktif obsesyonların. Menemen Devlet Hastanesi.

52 olduğu bulunmuştur. YB tanısı kadınlarda (%88.8 oranında obsesif kompulsif kişilik bozukluğu. ve II. Sivas il merkezindeki yeme bozukluklarının (YB) yaygınlığının saptanması ve bozukluğu olanların sosyodemografik özelliklerinin ve eşlik eden eksen-I ve eksen-II tanı sıklığının araştırılması amaçlanmıştır. yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş. Çalışmanın ikinci aşamasında. YB’de psikiyatrik eş tanılar yaygındır. eksen tanısı saptanmıştır.2) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha sıktır.25’inde yeme bozukluğu olabileceği saptanmıştır. toplum genelinin tarandığı. Bulimiya nervoza yaygınlığı %0.Tıkınırcasına yeme bozukluğunun en sık görülen YB olduğu saptanmıştır. eksen tanısı saptanmıştır. eksen eş tanı oranı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha fazla saptanmıştır. YTT skoru 30’un altında olan bireylerden oluşturulmuştur. YB tanısı olmayan. Kontrol grubu. YB farklı yaş gruplarında ve sosoyoekonomik düzeylerde görülebilen bir hastalıktır.81 olarak bulunmuştur. Hastaların %41’inde II. Sivas Amaç: Ülkemizde yeme bozukluklarının epidemiyolojisi ile ilgili çalışmalar sıklıkla çocuklar ve ergenlerde yapılmış olup erişkinler ile ilgili yeterli veri yoktur. En sık konulan eş tanı majör depresif bozukluk olmuştur. Ayşegül Yağız Kartal. YB yaygınlığının %1. kaçıngan kişilik bozukluğu tanıları bulunmuştur. Bulgular: YTT ile yapılan tarama sonucunda bu örneklemin % 5. Ülkenin farklı bölgeleri ve değişik yaş gruplarını içeren. Klinik görüşme sonrasında yeme bozukluğu tanısı konulan bireylere ve kontrol grubuna eşlik eden I. geniş örneklemli ve tanıların klinik görüşmeler ile doğrulandığı çalışmalara ihtiyaç vardır.52 olarak saptanmıştır. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Hasta grubunda I. eksen ve II. Sonuç: Bu çalışmada. eksen tanılarını saptamak amacıyla SCID-I (Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis-I Disorders) ve SCID-II (Structured Clinical Interview for DSM-III-R Personamy Disorders) uygulanmıştır. Çalışmada YB tanısı konulanların konulmayanlara göre daha fazla oranda orta düzeyde gelire sahip oldukları. tıkanırcasına yeme bozukluğu yaygınlığı %0. Yöntem ve Gereçler: Çalışmada 18–44 yaş aralığındaki 1122 kişiye yeme tutum testi (YTT) uygulanarak kesme puanının üzerinde puan alanlar ile klinik görüşme yapılmıştır. Hastaların % 47’sinde (8/17) eşlik eden I.63.S 21 Sivas İl Merkezinde Yeme Bozukluklarının Yaygınlığı ve Eşlik Eden Psikiyatrik Tanılar Murat Semiz. Önder Kavakcı. . Gözde Yontar. Bu çalışmada. yapılandırılmış klinik görüşmeler sonrası. ailelerinde psikiyatrik tanıların daha fazla olduğu ve daha fazla ruhsal travmaya maruz kaldıkları saptanmıştır. En sık her biri %11. YB nokta yaygınlığı %1.

dakika hem de 60. Saniyeye kadar reaksiyon gösterilmediyse o fare için ölçüm sonlandırıldı ve reaksiyon zamanı 45 sn kabul edildi. Dakikalarda artmıştı. Dakikada hem 12. 25 mg/kg Agomelatin alan B grubunun 30 dk değerleri sırası ile 13. Tartışma ve Sonuçlar: Agomelatin hem 30. Üç ayrı zamandaki denek ve kontrol gruplarını karşılaştırmak için ilişkili örneklem iki yönlü varyans analizi uygulandı.007). Üçer ml olmak üzere a grubuna 12. Dakikalardaki reaksiyon zamanları ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı idi(P=0. 30.5mg/kg. 45.036). Agomelatin gruplarında ağrı eşiği kontrol grubuna göre hem 30.37 saniye.5 hem de 25 mg/kg dozlarında analjezik etki göstermiştir. ve 60.37 saniye ve 60 dakika değerleri 15. 16.S 22 Agomelatin' in Nosiseptif Sistem Üzerine Etkileri Yuksel Kivrak*. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü.5 mg/kg Agomelatin alan A grubunun. hem de 60. 30. 50 santigrad derece olarak ayarlanmış hot plate platformunda 30. 25.Mustafa Ari**. grup a ve grup b olmak üzere üç gruba ayrıldı. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü. 12. . Basaran Karademir*.25 saniye. kontrol grubuna serumfizyolojik intraperitıneal olarak verildi.87 saniye. Yöntem ve Gereçler: 4 aylık 24 Swiss cinsi fare kullanıldı.62 saniye. Yelda Yenilmez*. Dakikalarda değerlendirildi. 30. Fareler kontrol. Dakikada b grubunun ağrı eşiği a grubuna göre yükselmişti(P=0. 29. 19 saniye olarak tesbit edildi. Bulgular: Kontrol grubunun. Ibrahim Yagci. ve 60. Hayati Aygun*. ve 60 dakikalardaki gruplardaki karşılaştırma için bağımsız örneklem tek yönlü varyans analizive sonrasında Tukey testi kullanıldı. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi ***Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Bu çalışmada antidepresan olan Agomelatin’in nosiseptif sistem üzerinde etkisi olup olmadığının araştırılması amaçlandı. b grubuna 25 mg/kg Agomelatin.

Ribeiro-Dasilva MC.28±2. 90 lı yıllarla kıyaslandığında bu konudaki yayın sayısında %2000 kadar artış olmuştur(1).44) göre daha fazla olmakla beraber farklılık önemli değildi (F=2.05). BDBÖ açısından kadınların puanları 24. Biz de bu çalışmamızda en çok yapılan invaziv işlemlerden biri olan kan alma işlemi sırasında algılanan ağrı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını. (r=-0.3 3 iken erkeklerden 21. p=0. BDÖ arasındaki korelasyonları sırası ile (r=0. p=0. bedeni duyuları abartmanın. Korelasyon açısından değerlendirdiğimizde VAS ile VKİ(r=-1.10(5):447–485. p=0. VKİ. Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Cinsiyet farklılığının ağrı üzerine etkileri araştırmacıların ilgisi artarak devam etmektedir.004). 1.46±8. BAÖ. anksiyete.37. kadınlardaki anksiyetenin ve bedensel duyularını büyütme özelliklerinin erkeklere göre daha fazla olduğunu bulduk. Vücud Duyularını Abartma Değişkenlerin Ağrı Algılaması Üzerindeki Etkileri İbrahim Yağcı. F-1.27) erkeklere (4. Depresyon. 2009. p=0. Yaş. Cinsiyeti göz önüne alarak yaptığımız korelasyon incelemesinde ise VAS ile BAÖ(r=0.083. King CD.000) olarak ölçtük. p=0. cinsiyeti göz önüne alındığında da bu ilişkinin devam ettiğini gördük.273.001). Kilo.122).227. p=0. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışma Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesine ocak-haziran 2012 tarihleri arasında labaratuar tetkiki için kan alma merkezine ayaktan başvuran hastalarla yürütüldü.67±5.250. p=0. gender. The Journal of Pain. p=0. p=0. p=0. BDBÖ ile VAS.007) ve VKİ(r=017. bu ilişkiye depresyon. Anksiyete puanları açısından cinsiyet farklılığı varken (kadın 20.131.133).003)ile kadınlarda ise sadece BAÖ ile anlamlı korelasyonları olduğunu tespit ettik.32±5. (r=0.79. and pain: a review of recent clinical and experimental findings. p=0. Sex. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ağrının algılanması açısından cinsiyetler arasında fark olmadığını. Erkeklerdeki ağrının yaş ve VKİ ile kadınlarda ise BAÖ ile ilişki olduğunu tesbit ettik. Erkeklerde VAS değerlerinin yaş(r=0.96±7. (r=0.002). Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). yaşın ve kilonun etkisi var mıdır sorularını cevaplamayı amaçladık. erkeklere (3. p=0.daha fazla olarak ölçüldü(F=1.034) ve BAÖ (r=0. depresyon puanları kadınlarda (4.76±1. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ).331). Vücut Duyularını Abartma Ölçeği (VDAÖ) olan test bataryası çalışmaya katılanlar tarafından dolduruldu Bulgular: Kadınların GEÖ değer ortalaması (4. . Riley III JL.48±9.300.87. Rahim-Williams B.299. erkek 14.41.610.227.021) ve VKİ(r=-0. p=0. Ağrının anksiyete ve VKİ ile ilişkili olduğunu.80. Sosyodemografik veri formu. Anksiyete. p=0.S 23 Cinsiyet.007).57).187.045) arasında ilişki bulduk. ağrı değerlendirilmesi için Görsel Eşdeğerlik Ölçeği (GEÖ). Çalışma olgu-kontrol çalışması şeklinde yapılmıştır.95)göre fazla olmakla beraber anlamlı farklılık tesbit edilemedi(p=0. (r=0.003) puanları arasında korelasyon vardı.Fillingim RB.68±6.

sanrı gelişimi). karar verme ve buna göre bir yanıtta bulunma diğer bilgisayara oranla daha yüksek oranda olacak şekilde anlamlı farklılık göstermektedir. başka bir deyişle önceki yapılan seçimler sonraki gelen seçimler üzerinde daha büyük ve daha uzun süren etkiyi ortaya koymaktadır.38 p=0. Mustafa Melih Bilgi*'. . Bu çalışmada iki yanıt alternatifi olan bir oyun kullanılarak bireylerin insandan ve bilgisayardan gelen geri bildirimler ile uzun dönemli davranışların nasıl etkilendiği araştırıldı.S 24 Geri Bildirimler Karar Vermeyi Nasıl Etkiliyor? Teknolojik Geri Bildiriminin İnsan Geri Bildirimi ile Karşılaştırılması Melis Atlamaz*'. davranışlarını öngörememektedir.Son yıllarda teknolojik gelişmelere paralel olarak davranışlarımıza geri bildirim aldığımız veya verdiğimiz canlı olmayan arayüzler ortaya çıkmıştır.83 df=1. “Karşılıklı bilgi işlevinin maximum gecikme değeri''. anlamlı olarak insana karşı yapılan seçimlerden (-0. Böylece. bir önceki tahminlerinin geribildirimden daha çok etkilenen bir strateji göstermektedirler. psikiyatrik ve diğer dahili hastalığı olmayan 20-30 yaş arasında 39 kişi alındı. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlıklı bireyler. insanla karşılaşmada geri bildirimden etkilenme. Bulgular: Bu çalışmada. insanın belirlediği seçimlere göre tahminde bulunurken. Gönüllüler 2 seçimli bir karar verme ödevini bir bilgisayar programında gerçekleştirdiler. Verilerin analizi her bir kişi için “karşılıklı bilgi işlevi” ile “logaritmik azalma oranı” hesaplanarak gerçekleştirildi. Bunun nedeni insan-insan etkileşiminde rol oynayan empati gibi kabiliyetlerin kullanılamaması olabilir. uçakların yönetimi gibi arayüzler) etkili olmaya başlamıştır. Pek çok psikiyatrik bozukluk insan ilişkilerindeki geri bildirimlerin yorumlanması ile ilişkili belirtiler göstermektedir(kişilik bozuklukları. Ali Saffet Gönül*'****' *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri AD **Erciyes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ***Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü ****ABD Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Davranış bilimlerinin ve Psikiyatri’nin temel ilgi alanlarından bir tanesi insanların çevreleri ile olan ilişkisidir.3198). Program. Değerler varyans analizi kullanılarak analiz edildi. Alpaslan Yılmaz**'. bilgisayar ve insana karşı olmak üzere 2 ödevden ve her bir ödevdeki 500 diziden oluşmaktadır. Bilgisayar yönetimli karar verme süreçleri (Navigasyon. Bu sonuçtan yola çıkılarak psikoterapi gibi hasta – terapist etkileşiminin yoğun olduğu durumlarda ileri teknolojik arayüzlerin kullanımının henüz erken olacağını düşünmekteyiz. Onur Uğurlu***'.008). İnsanlar. her 2 ödev de birbirinden bağımsız ve ilişkisiz karar dizilerinden oluşmasına rağmen. insana karşı yapılan seçimlerde diğer gruba göre daha büyük bulunmuştur. diğer insanların daha fazla değiştirdiğini göstermektedir. bilgisayara karşı yapılan seçimlerde grup bozulma katsayısı (0. bilgisayara göre yapılan tahminlerine göre. Bu ilişki karşılıklı geri bildirimler ile şekillenmektedir. Bu bulgular insan davranışını makinelere göre. makinelerin özellikle sonucun matematiksel olarak önceden tahmin edilemez durumlarda.0554) daha büyük bulunmuştur(F=7. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yarı yapılandırılmış bir görüşme ile değerlendirilen.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. %54 öğrenci daha önceki sınıflarda iken psikiyatri ile ilgili (nöroimmünoloji. İstanbul Amaç: Tıp fakültelerinde psikiyatri eğitimine az önem verilmiş ve müfredata çok iyi entegre edilmemiş gibidir. Yüzde 50 -53 öğrenci psikiyatri sınavının yalnızca bilgiyi ölçtüğüne ve beceriyi ölçmediğine vurgu yapmıştı. Bulgular: Çalışmaya 208 öğrenci katılmayı kabul etmiştir. Öğrencilerin %78’i araştırma görevlisi ile ve %64’ü bir hocayla hasta takip etmek istediğini söylemişti. Ayrıca. nöroanatomi. Yöntem: Bu çalışmaya fakültemizde okuyan. . Bu öğrencilerin 114’ü kadın iken 94’ü erkekti ve ortalama yaşları 22. Bu çalışmada psikiyatri stajını bitirmiş öğrencilerin stajın hemen bütün safhaları hakkında düşüncelerini geri bildirimle bize aktarmalarını amaçladık. Ömer Faruk Demirel.02 idi. psikiyatri stajına öğrencilerin bakışını araştıran bir anket verildi. Murat Emül İstanbul Üniversitesi. psikiyatri stajını bitiren ve çalışmaya katılmayı kabul eden tıp öğrencilerin bilgilendirilmiş onamı alındıktan sonra. Ancak eğiticiler eğitimde verim almak için öğrencilerin görüşünü göz önünde bulundururken. Yüzde 76 öğrenci psikiyatrik belirtilerin genel tıbbi durumlarda da görülebileceğine inandığı için eğitimde konsültasyon ve liyezona ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmişti. en yüksek oranda eğitimcilerden saldırgan hasta karşısında neler yapabileceğinin öğretilmesini beklemekteydi (%89). Erhan Yüksek. ekibimizin hazırladığı 31 sorudan oluşan. Yüzde 70 öğrenci standart hasta video kayıtlarını izlemek ve tartışmak istediklerini bildirmişti.7±1. Öğrenciler. psikoendokrinoloji gibi) seminer/araştırma projelerine katılmayı doğru bulmuştu. sosyo-demografik özellik anketinin ardından.S 25 Psikiyatri Stajı Tamamlamış Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Staj Eğitimi Hakkındaki Görüşleri Mihriban DalkıranVarkal. Bu çalışma ülkemizde bu amaçla yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önemlidir. Sonuç: Psikiyatri stajer eğitiminde ilgiyi ve verimi artırma çabaları giderek önem kazanmaktadır. deneyimli bir klinisyen olarak da öğretilmesi gerekenler arasında dengeyi gözetmelidir.

bilişsel. travmatik olayların ardından gelişen patolojik tepkilerin yanı sıra olumlu değişimler de yaşanabileceği üzerinde durmuştur. Fisher’in Kesin Sonuçlu KiKare testi kullanılmıştır. meme kanseri bir travma modeli olarak ele alındığında. Mann Whitney U. travmaya maruz kalan bireylerin rehabilitasyonunda önemli olacağı düşünülmektedir. büyümenin stres düzeyi ile ilişkisini belirlemek. Tartışma ve Sonuç: TSB açısından travma yaşayan hastalarımıza koyduğumuz psikiyatrik tanıların ve hastalarımızda saptadığımız psikiyatrik belirtilerin şiddetinin TSB’yi doğrudan etkilemediği görülmektedir. . bireyin kendine bakışında. Pearson’un Ki-Kare.S 26 Bir Travma Modeli Olarak Meme Kanseri Hastalarında Travma Sonrası Büyüme Sibel Koçbıyık. Bulgular Örneklem grubunda %75. hayat felsefesinde olumlu yönde değişiklik olması anlamına gelmektedir. kişiler arasında ilişkilerinde. her bir hasta için söz konusu olan terapötik süreçleri anlamaya yönelik olması ya da TSB’yi etkileyebilecek dinamik. Bulguların istatiksel analizinde Student’s t. travma sonrası büyüme gösteren hastalarda büyümenin sosyo-demografik verilerle ilişkisini incelemek. Stres Temometresi. büyümenin TSSB ve Major Depresif Bozukluk gibi ruhsal bozukluklarla ve bu bozuklukları oluşturan belirtilerin şiddeti arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. çalışma durumu bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. TSB ile gelecekte gerçekleştirilecek araştırmaların mesleğimizin geleneksel tanımlayıcı ya da kategorize edici dar sınırlarının ötesine geçerek. TSB toplam puanı ve alt ölçekler yönünden stres termometresi. PCL-C ve depresyon düzeyleri yönünden anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. Bu bakış açısı altında. travmaya ya da ağır bir hayat krizine bağlı. varolşuşsal etmenlerin derinlemesine araştırılmasını hedeflemesi daha yarar sağlayacak gibi görünmektedir.3 oranında Travma Sonrası Büyüme saptanmıştır. Travma sonrası büyüme olarak adlandırılan bu değişim. Kesitsel bir ön çalışma olan bu çalışmada. Hamilton Depresyon Ölçeği Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol ListesiCivilian Versiyonu. Travma sonrası büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. Büyümeyi etkileyen. Hastalara Yapılandırılmış MINI Görüşme. öğrenim düzeyi. Travma Sonrası Büyüme ölçeği Ölçeği uygulanmıştır. değiştirilebilecek veya geliştirilebilecek etmenlerin belirlenmesinin. medeni durum. Abdurahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi polikliniğine ayaktan başvuran 150 meme kanseri hastası ile yapılmıştır. Yöntem: Çalışma Ankara Dr. TSB gösteren ve göstermeyen gruplar arasında yaş ortalamaları benzer bulunmuştur. Haldun Soygür Ersin Hatice Karslıoğlu Sedat Batmaz Ali Çayköylü *Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi **Serbest Hekim ***Ankara Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi ****Mersin Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Son yıllarda pek çok klinisyen ve bilim insanı.

ÖDÜLE ADAY SÖZEL BİLDİRİLER .

Hastalar SUMD puanlarına göre içgörüsü olan ve olmayan iki gruba ayrılarak işlevsellik düzeyleri karşılaştırıldı. 3-Mutsatsa SH. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci. %16. hastalık süresi. işçi. 190(3):142-6. şizofreni hastalarında işlevselliğin arttırılması için içgörü artırıcı girişimlerin. 80(3):155-65. 48(2):195-9. 256(6):356-63. yaş. Bulgular: Çalışmaya katılan 170 şizofreni tanılı hastanın %39. Pozitif ve Negatif Sendrom ölçeği (PANSS). memur). Cinsiyet. İçgörünün işlevsellik üzerine olan etkisini araştıran daha önceki çalışmaların sonuçları tutarsızlık göstermekte ve hastalık belirtilerinin etkisini gözden kaçırmaktadır (2. 5) bizim çalışmamız da içgörü ile sosyal işlevsellik arasındaki ilişkiyi bir kez daha orta koymuştur. PANSS toplam ve alt puanları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu. 51(10):826-36. Bu çalışmada içgörünün ve alt boyutlarının hastalık belirtilerinden bağımsız olarak işlevsellik üzerine olan etkisininin araştırılması amaçlanmıştır.3’ ün (s=26) bağımsız bir işte çalıştığı (öğrenci.6’si (s=103) erkek iken yaş ortalaması 36. Çalışmamızın sonucunda.2 idi. 2009. Psychiatr Q. serbest meslek. 1997. Psychiatr Serv.5’ in (s=11) yakınıyla çalışan. 2006. tedaviye olan içgörü ve anhedoniye olan içgörü olduğu saptandı.9’ un (s=95) işsiz. İşlevselliğin anlamlı yordayıcılarının negatif belirtiler. hastane yatış sayısı. Almila Erol**. Kaynaklar 1-Stefanopoulou E. %6. Hastalar içgörüsü bozulmuş ve bozulmamış olarak iki grupta incelendiğinde içgörüsü bozulmamış grupta 84 kişi. İçgörüsü bozulmuş grupta işlevsellik düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük olduğu saptandı. 3). 5-Lysaker PH. İşlevselliğin yordayıcıları regresyon analizi ile araştırıldı. **İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi. Kişisel ve Sosyal Performans Ölçeği (PSP) uygulandı. Hastaların meslek durumuna bakıldığında %55. Özlem Bora**. psikososyal rehabilitasyon programlarının önemli olduğu söylenebilir.5’ nin (s=28) evhanımı. eğitim süresi. J Nerv Ment Dis. Arch Gen Psychiatry. Levent Mete** *Kars Devlet Hastanesi.74 ± 11.4’ü kadın (s=67). Tartışma Ve Sonuç: Geçmiş araştırmalara benzer biçimde (4. %60.9’ u (s=10) emekli idi. 4-Amador XF. 2002. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 18-65 yaş arasında 170 şizofreni tanılı hasta alındı. 2-Dickerson FB. içgörüsü bozulmuş grupta 86 kişi olduğu saptandı. Psikiyatri Kliniği. . %15. Psikiyatri Kliniği Amaç: Şizofreni hastalarında işlevselliğin düzelmesi hastalar ve aileler için önemli bir tedavi alanıdır (1). Tüm olgularla DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID-I) ile görüşüldü.SÖ 01 Şizofreni Hastalarında İç Görünün Bireysel ve Sosyal Performans İle İlişkisi Dursun Hakan Delibaş*. Çalışmamızın önceki araştırmalardan üstünlüğü hastalık belirtilerinin işlevsellik üzerine olan etkisinin de göz önünde bulundurulmasıdır. 1994. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (SUMD). % 5.

Görüntülerin analizi SPM 8 Programı yardımıyla VBM-DARTEL metoduyla yapıldı. sol mediyal frontal girus hacimleri ile ödül bağımlılığı puanları arasında negatif ilişki belirlendi. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya tıbbi öykü ve SCID ile değerlendirilmiş. çeşitli beyin bölgelerinin gri madde hacimleriyle olası ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Beyinde davranışları. sol orta temporal girus hacimleri ile negatif ilişkili olduğu tespit edildi. sol orta temporal girus hacimleri negatif ilişkili bulundu. . Ödül bağımlılığı puanlarıyla bilateral paryetal postsentral girus. sağ orta temporal girus. Fatma Şimşek*. düşünceleri değerlendiren limbik sistem alanlarıyla zarardan kaçınma puanları arasında bağlantı saptanmıştır. Gönüllülerin aynı gün içinde MKE doldurması ve beyin MR’larının çekilmesi sağlanmıştır. Ödül bağımlılığı puanlarıyla beyinde uyaranın tanımının ve değerlendirilmesinin yapıldığı paryetal lob ve insula hacimleri ilişkili çıkmıştır. sağ frontal girus. Sebatkârlık puanlarıyla sağ parahippokampal girus hacmi pozitif ilişki gösterirken. Bulgular: Çalışmamızda mizaç bileşenleri puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı korelasyon bulunan gri madde hacimleri aşağıdaki gibidir: Zarardan kaçınma puanlarıyla sağ orta frontal girus. Sebatkârlık puanlarıyla anlamlı bağlantılı olan bölgeler ise beyinde yürütücü işlevlerin düzenlendiği frontal bölge hacimleri olarak tespit edilmiştir. sağ süperiyor paryetal lobül. hayat boyunca değişmediği tanımlanmıştır. folliküler fazda olan 50 sağ elini kullanan kadın gönüllü alınmıştır. sol fusiform girus.* *Ege Üniversitesi Psikiyatri AD **Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Cloninger tanımladığı psikobiyolojik kuram doğrultusunda kişiliği incelemek için Mizaç ve Karakter Envanterini (MKE) geliştirmiştir. Sol insula. MKE ile yapılan çalışmalarda mizaç bileşenlerinin büyük oranda genetik geçişli olduğu. Ali Saffet Gönül*.SÖ 02 Mizaç ve Karakter Envanteri İle Değerlendirilen Mizaç Bileşenlerinin Beyindeki Yapısal İzdüşümleri Mustafa Melih Bilgi*. sağ inferior frontal girus. sağ singulat girus pozitif ilişki gösterirken. sol prekuneus hacimleri arasında pozitif ilişki saptandı. Ayrıca mizaç bileşenlerinde alınan puanların çeşitli nörotransmitter sistemleriyle ilişkili olduğu iddia edilmiştir. Bu bulgular ışığında beynin belirli yapısal özelliklerinin mizacı belirlediği söylenebilir. ruhsal ve tıbbi hastalığı olmayan. İstatiksel analizler yaş ve toplam beyin hacimleri karıştırıcı faktörler alınarak çoklu lineer regresyon algoritmasıyla gerçekleştirildi. Çalışmamızda sağlıklı insanların MKE’nin mizaç bileşenlerinde aldıkları puanlarla. Şebnem Tunay*. sol parahippokampal girus. Tartışma ve Sonuçlar: Bu çalışmada sağlıklı kontrollerde mizaç bileşenleri puanları ile beyindeki bazı bölgelerin gri madde hacimleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.

026. AB hastalarda sağlıklı kontrollere göre BC'de yaygın FA düşüklüğü saptanmış ve FA değerleri ile IKT skorları arasında da anlamlı bağıntı saptanmıştır. p=0. Ebuzer Cenik****. p= 0.247.006. .002). Kontrol grubu yaş ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 16 erkek gönüllüden oluşturulmuştur. Ercan Durmaz*. Karar-verme (KV) kavramı ile bağımlılığın tanımı içinde yer alan ‘olumsuz sonuçlarına rağmen madde kullanımının devam etmesi’ arasındaki benzerlik nedeniyle bağımlılarda KV davranışı birçok çalışmada araştırılmıştır. p= 0. Hastalar ve kontrol grubuna SCID-I uygulandı. p=0. DTG verileri FSL (FMRIB's Software Library) program paketinin bir parçası olan FMRIB’s (Oxford Centre for Functional MRI of the Brain) Diffusion Toolbox yazılımı ile analiz edilmiştir. Ali Kuserli***. görüntüleme ve IKT öncesinde en az 2 haftadır alkol kullanımı olmayan 17 erkek hasta alınmıştır.011. Kontrol grubunun anlamlı olarak FA düşüklüğü gösterdiği herhangi bir BC kümesi saptanmamıştır. küme 4 için r=0. Bulgular: IKT sonuçlarının değerlendirilmesi sonucunda çalışmaya alınan tüm örneklemin kart çektikçe avantajlı destelere yönelmedikleri (F= 1.356) ancak kontrol grubunun AB grubuna göre anlamlı olarak daha fazla avantajlı kart çektiği saptanmıştır (F=3.108.386.SÖ 03 Alkol Bağımlılarında Diffüzyon Tensor Görüntüleme ve Karar-Verme Nabi Zorlu*.014).435. Fazıl Gelal**. Tartışma ve Sonuçlar: Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız literatürde AB hastalarda TBSS analizi kullanılarak KV süreci ile BC bütünlüğü arasındaki ilişkinin araştırıldığı ilk çalışmadır. Aynı zaman da BC bütünlüğü ile Iowa Kumar Testi (IKT) sonuçlarının arasındaki ilişki de araştırılmıştır. AB grup ile kontrol grubu karşılaştırıldığında AB grupta 4 farklı BC kümesinde anlamlı Fraksiyonel anizotropi (FA) düşüklüğü saptanmıştır. Şeref Gülseren* * İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği **İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği *** Yüksekova Devlet Hastanesi **** Torbalı Devlet Hastanesi Amaç: Son yıllarda Diffüzyon Tensor Görüntüleme (DTG) çeşitli psikiyatrik hastalıklardaki beyaz cevher (BC) bütünlüğünün değerlendirilmesinde artan sıklıkta kullanılmaktadır. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan hastalara ve kontrol grubuna KV için IKT uygulanmıştır. küme 3 için r=0.444. AB grupta kontrol grubuna göre anlamlı fark saptanan kümelerin FA değerleri ile IKT skorları arasında anlamlı bağıntı saptanmıştır (küme 1 için r=0. küme 2 için r=0. Bu çalışmada faklı bir analiz tekniği olan Tract Based Spatial Statistics (TBSS) yöntemi kullanılarak alkol bağımlıları (AB) ve sağlıklı kontrollerin BC değişiklikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır.513. p=0. p=0. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya DSM-IV tanı ölçütlerine göre AB tanısı almış.

dikkati. 3. Tartışma: Monoterapi ile izlemde olan ötimik dönemdeki bipolar bozukluğu olan hastaların bilişsel işlevlerinde süreç içerisinde belirgin bir değişiklik olmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk. Ortalama eğitim seviyesi 12.52) (p 0. boylamsaldesen . psikomotor hızı. valproik asit ve atipik antipsikotik tedavi gruplarında incelenmesidir. 1.05 (SD± 51.33 ve 69. görsel uzaysal becerileri ve yürütücü işlevleri kapsamaktadır. Ancak araştırmalardaki ortak yargı izlem çalışmalarına ihtiyaç olduğu yönündedir.17). İlk değerlendirme grubunda monoterapi süresi ortalama 10. monoterapi. ötimi.37). en az bir aydır remisyonda olan. lityum.93 (SD±3.4 (SD±3. izlemsel desenle monoterapi ile takipte olan ötimik durumdaki hastaların bilişsel işlevlerinin lityum. Bu çalışma bipolar bozukluğu bulunan ötimik dönemdeki hastaların bilişsel işlevlerini uzun bir izlem sürecinde her üç farmakoterapi grubunu kapsayarak değerlendiren ilk çalışmadır. Ortalama izlem süresi 2. bipolar bozukluğun bir spektrum içinde değerlendirilebileceğini ve bu spekturuma bağlı olarak da klinik seyrin ve bilişsel işlevlerin değişebileceğini düşündürtmektedir.53 (SD±1.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir.53 (SD±11.6 (SD±12.93) ay iken izlem grubunda bu süre 56.43). YMRS puanları 1. Son dönemde araştırmalar bilişsel işlev bozukluklarının türü ve olası nedenleri üzerine odaklanmış ve farklı bulgular bildirilmiştir. izlemde 38. Aripiprazol) Monoterapisi ile İzlemde Olan Ötimik Dönemdeki Hastaların Bilişsel İşlevlerinin Değerlendirilmesi: Bir İzlem Çalışması Vesile Şentürk Cankorur (1) .56+30. Literatürde böyle bir çalışmaya rastlanmamıştır.01) aydır.6 (SD±2.E.31 (SD±2. nöropsikoloji.9) yıldır.31 (SD±3. Bu durum.03)’dir (sırasıyla ilk değerlendirme ve izlem). İzlemsel olarak yapılan nöropsikolojik değerlendirmeler belleği. Yöntem: Çalışmanın örneklemini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I veya II tanısı ile izlenen. HAM-D puanları 3. iyi seyirli bipolar bozuklukta bilişsel işlevlerin görece korunduğu şeklinde yorumlanmıştır.SÖ 04 Bipolar Bozukluğu Olan Lityum. Bu çalışmanın amacı.58)’dir.99) yıldır.44+26. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları ilk değerlendirmede 36. Risperidon. Bilişsel işlevlerde ilk değerlendirme ve izlem sonuçlarında yürütücü işlevlerden tepki ketleme ve kategori değiştirme becerilerinde[İz Sürme Testi-B süre puanı(81.67).03)] anlamlı fark bulunmuştur.Hilal Demirel(2). Amaç: Bipolar bozukluğu olan hastalarda bilişsel işlev bozukluklarının var olduğu bildirilmektedir. valproik asit veya atipik antipsikotik tedavisi alan 17-68 yaşları arasındaki toplam 30 ötimik hasta oluşturmaktadır.25 (SD±18. Ketiapin. Valproik Asit veya Atipik Antipsikotik (Olanzapin. Bu bulgular.

*Afyonkocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.001 ve 0. Bu çalışmada DEHB olan ve antisosyal eylemlerde bulunan bireylerin yüz ifadesinden duygu tanıma özellikleri araştırılmıştır. 39 kontrol grubu alınmıştır. Eyüp Kandemir***.301). Korku ve üzgün yüz gibi stres ifade eden yüz ifadelerini tanımanın antisosyal davranışı söndürmede önemli bir rolü olduğu bulunmuştur. 21 ASKB. Çalışmalarda bu iki özelliğin ön planda olduğu DEHB olgularının sosyal ilişkilere daha sık girdiği. iğrenmiş olmak üzere toplum tarafından sıklıkla kabul görmüş 7 yüz duygu ifadesinin bulunduğu A4 kartlara siyah beyaz olarak bastırılmış fotoğraflar kullanılmıştır. şaşırmış. şaşkın (p=0. ASKB ve sağlıklılar arasında yüz ifadesinden duygu tanıma oranları benzerdi. **** İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. kızgın (p=0. korku (p=0. iğrenme (p=0. korkmuş. iğrenmiş (p=0.SÖ 05 Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB ) Olan ve Olmayan Antisosyal kişilik bozukluğu( ASKB) Olgularında Yüz İfadesinden Duygu Tanıma Erman Bagcioglu*. Şaşkın (p=0. . Üç grup arasında yüz ifadelerini doğru tanıma açısından anlamlı bir fark saptanmadı: nötral (p=0. ASKB ve sağlıklı grup olarak üçe ayrılmıştır. erişkinde sıklıkla tutuklanma. üzgün (p=0. Yüz ifadesinden duyguları tanıma normal sosyalleşme ve kişiler arası iletişim için olmazsa olmazdır. Metod: Katılımcılar klinik görüşme ve Wender Utah DEHB değerlendirme ölçeği uygulanması sonrası DEHB+ASKB. Fotoğraflardaki duygu ifadelerini 45 cm mesafeden doğru şekilde ve en kısa sürede tanımaları istenmiştir.029). öteki insanların sergilediği sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirmenin bir sonucu olabileceği düşündürmektedir. Murat Emül****. ***TC Adalet Bakanlığı. Antisosyal davranışlar ve agresyonun. Her iki grup da hastalardan nötral (p=0. başkalarından gelen ipuçlarına çok erkenden dikkat etmeye başlayarak sosyal durumlardaki güçsüzlüklerini kompanse edebildikleri düşünülmektedir.498).535). DEHB olgularının dikkat eksikliği tipinde affekti tanımanın daha zor olduğu üzerinde durulmaktadır.004) yüz ifadeleri ise yalnızca ASKB-DEHB olan grupta sağlıklılardan daha uzun iken hasta grupları kendi içinde anlamlı bir fark göstermemiştir. Psikiyatri AD Amaç: Bir süreklilik arz eden dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB). korkmuş (p=0.553). **Serbest. Bulgular: Çalışmada 34 ASKB+DEHB. üzgün.012). Hasmet Işıklı*.045) yüz ifadesini sağlıklı gruba oranla daha uzun sürede tanımıştı. Bu çalışmada DEHB olanlarda impulsiviteve hiperaktivitenin ön planda olduğu antisosyal semptomlar daha baskındı ve DEHBASKB. kızgın. mutlu (p=0.04). üzgün (p=0. Adli Tıp Kurumu .002) ve mutlu (p=0. Esat Şahin***. Ekman ve Friesen tarafından hazırlanan ve mutlu.02 ve 0. yargılanma ve antisosyal davranışlar gibi sıklıkla ciddi yaşam sonuçları olabilmektedir.998).158). Tartışma: DEHB çocukluk çağında başlayıp erişkinlik döneminde %25-68 oranında ASKB olarak sürebilmektedir.731).

Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) de yürütücü işlevlerin değerlendirilmesi amacıyla uygulanmıştır. M.Güner Sönmez*****. Bilateral VMPFC NAA/Cre değeri ise psikopatinin şiddeti ile ilişkilidir. gerekse yapısal beyin görüntüleme çalışmalarında.yetişkin DEHB belirtilerinin. Ayhan Algül*. Ankara.SÖ 06 Antisosyal Kişilik Bozukluğu’nda Manyetik Rezonans Spektroskopi Değerlendirmesinde Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtilerinin Etkisi Cengiz Başoğlu*. Ankara Amaç: Antisosyal kişilik bozukluğu (ASKB) ve ilişkili ancak farklı bir durum olan psikopatide beyin manyetik rezonans spektroskopi çalışmaları kısıtlıdır. Mesut Çetin*. WKET performansı ise bu grupta düşüktür (p<. psikopatinin şiddetini gösteren Psychopathy Checklist-Revised (PCL-R) toplam puanı ile ters korelasyon gösterdiği tarafımızdan gösetrilmişti. Şimdiye kadar bu konuda gerçekleştirilen çok az sayıda çalışmada anterior singulat korteks (ACC) N-asetil aspartat (NAA)/ Kreatinin (Cr) oranının. 2-psikopati ile VMPFC nöronal bütünlüğünün daha özgül bir ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir. ASKB olan olgularda sıklıkla bulunan yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) bulgularının etkileri incelenmemiştir. Adult ADHD Self Rating Scale (ASRS).001). Bu bulgular. psikopati ile olan ilişkisi de göz önüne alınarak. Ali Kemal Sivrioğlu****. Hakan Mutlu***** * Haydarpaşa GATA Psikiyatri AD. 1. Servet Ebrinç*. Tartışma: Sonuçlar ASKB olgularının kontrol grubuna göre hem nöronal bütünlük hem de membran dönüşümü ve metabolizma açısından farklılıklar gösterdiğini düşündürmektedir. Bu çalışmada bu boşluk doldurulmaya çalışılmaktadır. . *** Gölcük Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniği. ** Sami Ulus Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Kliniği. **** Aksaz Asker Hastanesi Radyoloji Servisi.001). bilateral DLPFC NAA/Cre ve Cho/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri anlamlı olarak daha düşüktür (tüm karşılaştırmalar için en azından p<. dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC). WUDÖ. ASKB olgularında bilateral VMPFC NAA/Cre daha yüksek bulunmuştur. ve Wender Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ) ile değerlendirilmiştir. İstanbul . ve ventromedial prefrontal korteks (VMPFC) NAA/Cre ve Kolin (Cho) /Cre oranları hesaplanmıştır. ASKB olgularının bilateral ACC Cho/Cre. Onat Yılmaz***. Yöntem: Örneklem 23 erkek ASKB olgusunu ve 21 yaş ve cinsiyet açısından benzer kontrol olgusunu içermektedir. Tüm olgular PCL-R. şu ana kadar yapılan gerek işlevsel. Grupların karşılaştırılmasının yanı sıra. Yetişkin DEHB belirtilerinin şiddeti artıkça ACC ve VMPFC Cho/Cre değerleri düşmektedir. Bilateral VMPFC NAA/Cre değerleri ise sadece psikopatinin şiddeti ile ilişklidir. ASRS toplam ve PCL-R toplam puanları bilateral ACC Cho/Cre. Kocaeli. sağ DLPFC NAA/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri ile ters orantılıdır. Aynı bölgelerdeki ölçümler ile WKET Tamamlanan Kategori puanı ise doğru orantılıdır. ***** GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Radyoloji Servisi. Alpay Ateş*. Özgür Öner**. Ancak. Manyetik rezonans spektroskopi ile bilateral ACC. klinik ve nöropsikolojik değerlendirmelerle MRS değerlerinin ilişkisi incelenmiştir.02). Sonuçlar: ASKB grubu hem PCL-R hem de DEHB değerlendirmelerinde anlamlı olarak yüksek ve puanlar almıştır (p<. Öte yandan. ASKB’nun nörobiyolojisinde önemli yer tutabileceği.

Bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Toplam 94 hasta ( % 72. Çalışmaya primer tanısı SAB olan. Ardından DEHB eştanısını değerlendirmek için hastalara K-SADS-PL (Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Age Children—Present and Lifetime Version) DEHB modulü uygulanmıştır. Oysa yapılan prospektif çalışmalarda DEHB’ nin sıklıkla erişkinliktede devam ettiği görülmüştür. Hastalara LSAÖ (Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği).3) yaşamboyu DEHB eştanı ktiterlerini karşılamıştır.DEHB grubunun yaş. . Yaşamboyu DEHB eştanısı alan 89 hasta ile ( SAB. Klinik Özellikleri ve İlişkili Değişkenler : Ahmet Koyuncu. kaçınma. İ. Bunlara ek olarak SAB.SÖ 07 Sosyal Anksiyete Bozukluğu Hastalarında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Eştanısının Sıklığı. ilk başvuru yaşı. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi Psikiyatri Kliniği Sosyal Anksiyete bozukluğu (SAB) hastalarında yüksek oranlarda eştanı varlığı bildirilmesine rağmen bu çalışmalarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ( DEHB ) eştanısına bakılmamıştır. sosyal yaşam ve ev skorları daha yüksek. Erhan Ertekin.DEHB grubu). Ü. SAB. Çağrı Yüksel. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı SAB grubundan daha düşüktü. 130 hasta ardışık olarak alınmış ve DSM-IV (SCID-I) uygulanmıştır. depresyonda atipik özellik.). ilk başvuru yaşı. BDÖ. işlevsellik düşmekte ve klinik seyir etkilenmektedir. Bunlara ek olarak yaşamboyu DEHB ile ilişkili değişkenler logistik regresyon ile değerlendirilmiştir. yaşamboyu Major depresif bozukluk ve bipolar bozukluk eştanıları daha yüksekti. suisid girişimi.DEHB grubunun LSAÖ kaygı. kaçınma. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB varlığı ile yaş. BDÖ. yaşam boyu DEHB eştanısı olmayan 36 hasta ( SAB grubu) sosyodemografik ve klinik özellikler ve eştanı oranları açısından karşılaştırılmıştır ( BTA DEHB hastaları karşılaştırmaya alınmamıştır. LSAÖ kaygı. DEHB varlığı ve hipomanik switch arasında bir ilişki olabilir. İşlevselliğin Genel Değerlendirilmesi ( IGD ) . Sheehan Yetiyitimi Ölçeği ( SYÖ) uygulanmıştır. SYÖ iş. sosyal yaşam ve ev skorları artması. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. Yaşamboyu DEHB varlığında SAB şiddeti artmakta. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı düşmesi. antidepresana bağlı hipomani öyküsü. 1 hastada hiperaktif/ impulsif tip ve 5 hastada ise BTA DEHB almaktaydı. Zerrin Binbay Bahat Sağlık Grubu. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB eştanısı yüksek oranlardadır ( özellikle dikkat eksikliği baskın tip). IGD şimdi ve geçen yıl skor düşmesi ilişkili bulunmuştur. IGD şimdi ve geçen yıl skor ortalamaları daha düşüktü. 74 hastada dikkat eksikliği baskın tip. SYÖ iş. 14 hastada bileşik tip. Bunun nedeni ise uzun dönem boyunca DEHB’ nin bir çocukluk dönemi hastalığı olarak görülmesi olabilir. BDÖ (Beck Depresyon Ölçeği).

sadece travmatik stres oluşturulmuş sıçanlar ve tedavi olarak 3 gün sadece sönme alıştırması uygulanan sıçanlarla karşılaştırılmıştır. 2. Gören MZ. Wistar suşu sıçanlarda habitüasyon sonrası kedi tüyü kokusu modeliyle travmatik stres oluşturulmuştur. Zafer Gören***. Cabadak H. 2010. Hülya Cabadak**. Psychiatr Clin North Am. 2010. sönme uygulamasına D-sikloserin eklendiğinde daha hızlı biçimde azaldığı. Aykaç A. Ipser JC. Kaynaklar: 1. Structural determinants of D-cycloserine efficacy at the NR1/NR2C NMDA receptors. koşullu uyaranla temasın ise arttığı gözlemlenmiştir. 3. Mecit Çalışkan* * Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Dravid SM. Fluoksetinin travmatik stresteki etkinliğinin öğrenme işlevlerinde önemli rol oynayan muskarinik reseptörler aracılığıyla gerçekleşebileceğini bildiren son dönemlerde yayınlanmış bir çalışma mevcuttur(2). 2012 .232(1):124-9. Sıçanlar dekapitasyonla öldürüldükten sonra beyinleri Paxinos-Watson Sıçan Beyin Atlası’ndaki koordinatlara göre amigdala.33:687-99. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Farmakoloji AD. Psikiyatri. Burger PB. Etki mekanizması tam olarak bilinmese de NR1 altünitesi üzerinden etkili olduğunu ve bu etkinliğin NR2 aracılığıyla düzenlendiğini bildiren bir çalışma mevcuttur (3). İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik AD.SÖ 08 Saldırgan Hayvan Kokusu ile Oluşturulmuş Travmatik Stres Modelinde D-Sikloserinin Korku Sönmesi ve NRζ1tipi NMDA Reseptör Ekspresyonu Üzerine Etkisi: Gökçe Elif Sarıdoğan*.D-sikloserinin TSSB’deki etkinliği ve nörobiyolojik etki mekanizmalarıyla ilişkili yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Sonuç: Kaçınma ve risk değerlendirme davranışlarının. Aslı Aykaç**. Aydın B. amigdala ve prefrontal korteksin her üçünde de değiştirdiği izlenmiştir. Yöntem: Çalışmada. Aynı deney ortamında sönme alıştırmasıyla birlikte 2 gruba sırasıyla 3 ve 5 gün günde bir kez 15 mg/kg D-sikloserin uygulanmıştır. NRζ1 reseptör alt tiplerine özgün antikorlar kullanılarak Western Blot Tekniği ile belirlenmiştir. Prakash A. Bu çalışmada kedi kokusu modelinde D-sikloserin’in kronik uygulamada farklı sürelerde korku sönmesi üzerine olan etkinliği ve NRζ1 tipi NMDA reseptör ekspresyonları üzerinde oluşturduğu değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Cem Cerit****. D-sikloserin NMetil-D-Aspartat reseptörünün glisin bağlanma bölgesinin parsiyel agonistidir.30(7):2741-54 . J Neurosci. Geballe MT. The change in muscarinic receptor subtypes in different brain regions of rats treated with fluoxetine or propranolol in a model of post-traumatic stress disorder. Yadav R. hipokampüs ve frontal korteks bölümlerine ayrılmıştır. D-sikloserin uygulamasının NR1 ekspresyonlarını hipokampüs. Behav Brain Res. Beynin farklı bölgelerindeki protein ekspresyonları. Ganasen KA. Augmentation of Cognitive Behavioral Therapy with Pharmacotherapy. İstanbul **** Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Le P et al. Bu gruplar hiç travma oluşturulmamış sıçanlar. Bu durum araştırmacıların ilgisini öğrenmeyi güçlendirebilecek ajanlara ve ilgili beyin mekanizmalarına yöneltmiştir. Stein DJ. Kocaeli Amaç: Son dönemlerde korku cevaplarının sönmesini hedef alan araştırmalar bazı farmakoterapötik ajanların bilişsel davranışçı terapiyi kolaylaştırıp kolaylaştıramayacağı sorusunu gündeme getirmiştir (1).

010). istismara uğramamış.Bu çalışmada Cİ mağduru ergenlerde ruhsal travmanın biyolojik sonuçları değerlendirilecektir. uyarılmış hücre içi sitokin seviyesi ve NK hücresi Sitotoksik aktivitesi(NKCC) değerlendirilmiştir.TSSB-Ş tanılı olgularda(n:26) penetrasyona maruz kalanlarda(n:18). Proje No: 16431 Amaç: Travma ve sonrasında gelişen bir çok psikiyatrik hastalığın (örn.benzer sosyoekonomik düzeyde olan.Kontrol grubunu(KG).027).hücresel immünitede önemli rolü olan ve antiviral etkili IFN-gamma düşüklüğü.013)ile oranı(p:0. afektif/psikotik bozukluğu olmayan 10 ergen oluşturmuştur. CD4+TH2 sitokinlerindeki artışın alerji. İstanbul Bu proje İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Tarafından Desteklenmiştir.025)yüzdesi KG'ye göre artmışken.046).B Lenfosit(p:0. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.psorizis. .Tekrarlayan cinsel istismara(TCİ) maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) aktif T Hücreyi gösteren CD3+DR+T Lenfosit sayısında (p:0.SLE gibi hastalıklarda etkili olduğu bilinmektedir.030)çıkmıştır.Olgu ve kontrol grubu KSADS-PL kullanılarak şimdiki ve geçirilmiş psikiyatrik hastalıkları değerlendirilmiştir.Cİ'ye bağlı(ergenlerde)immünolojik denge bozulmuştur.OG'da NKCC artışı azalmış hücresel immüniteye karşı bir kompansasyon nedeniyle olabilir. Deneysel Tıp Arastırma Enstitüsü (DETAE).009)ve NKCC(p:0.uyarılmış IFN. Nilgün Okumuş Akdeniz**.Ancak ergenlerde cinsel istismar(Cİ) sonrası immünolojik değişikliklerin araştırıldığı bir literatüre rastlanmamıştır.TH1 alt tipinde ve immünregülatör etkili CD56+NK hücre alt tipinde azalmayı ve hücresel immünitede bir baskılanmayı düşündürtmüştür.05) sayısı Fİ'ye uğramamış TSSB-Ş tanılı olgulara(n:15)göre düşük saptanmıştır.046)yüksek çıkmıştır.CD4+T Helper.DKB) yanında son zamanlarda travmanın biyolojik etkileride araştırılmaya başlanmış ve akut/kronik stres döneminde immünolojik değişikliklerin olduğu gösterilmiştir. uyarılmış IFN-gamma seviyesi KG'ye göre anlamlı şekilde düşük saptanmıştır(p:0.024) KG'na göre anlamlı şekilde düşüklük saptanmıştır.TCİ maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) CD3+DR+ T Lenfosit sayısı cinsel istismarı tekrarlamayan TSSB-Ş tanılı olgulara(n:8)göre düşük(p:0.TSSB.OG'da eozonofil sayısında artış ise. Günnur Deniz** * İstanbul Üniversitesi.SÖ 09 Ergenlerde (13-18 yaş) Cinsel İstismar Sonrası İmmün Sistem Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Hamza Ayaydın*. cinsel istismara(Cİ) uğrama nedeniyle adli makamlarca polikliniğimize yönlendirilen.Fiziksel istismara uğramamış TSSB-Ş tanılı olgularda(n:15).Rutin kan tetkiki örneklemi kullanılarak.OG'da olayın şiddeti arttıkça(tekrarlama penetrasyon-Fİ)kazanılmış immünitede baskılanma belirginleşmiştir.05) ve uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0.Total Lenfosit(p:0. İstanbul ** İstanbul Üniversitesi.DETAE immünoloji laboratuvarında periferik mononükleer hücre sayısı ve oranları.gamma seviyeleri ise anlamlı şekilde düşük(p:0.037) saptanmıştır. Tartışma: Olgu grubunda. Osman Abalı*. kalmayanlara göre(n:8) eozonofil yüzdesi (p:0.Cİ'ye ek olarak fiziksel istismarada(Fİ) uğrayan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:11).017)düşüklük saptanmıştır.MDB.DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı alan ve herhangi bir tedavi almamış 13-18 yaş arası 33 olgu oluşturmuştur. İstanbul Tıp Fakültesi. İmmünoloji Anabilim Dalı. MDB-Ş tanısının eşlik etmediği TSSB-Ş tanılı olgularda(n:6)eozonofil sayısı(p:0.Romatoid artrit ve Multible Skleroz gibi kronik hastalıklarda belirlenen immünolojik değişikliklerle TSSB geliştiren erişkinlerdeki immünolojik değişiklikler benzer bulunmuştur. Yöntem ve Gereçler: Olgu grubunu(OG). Bulgular: Geçirilmiş TSSB(TSSB-G)tanılı(n=6)ve Şimdi TSSB(TSSB-Ş) tanılı olgu grubundaki ergenlerde (n:33) kontrol grubuna(n:10) göre eozonofil sayısı anlamlı şekilde yüksek(p:0.uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0.IL-5 salgılayan CD4+TH2 hücre alt tipinde ve NK2 hücre alt tipinde artış olduğunu düşündürtmüştür.04) ve T Lenfosit (p:0.

ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Türk Psikoloji Dergisi. Correctional Officers. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı. Keyes CLM (1998) Social well-being. Ölçeğin bu son haliyle dört faktörlü yapının varyansın % 48. Geçerlik ve Güvenirliği. Durak M. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki 415 gönüllü erişkinde uygulanmıştır. . Social Indicators Research. 61(2): 121-140.7 (23): 4– 18. Eker D. Tartışma ve Sonuçlar: Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. Sıla Yüce*. Faktör analizi yapılmış. Social Psychology Quarterly. 99:413–429. Fatma Yıldırım**. 12(1): 17-25. (1989) UCLA yalnızlık ölçeğinin geçerlik ve güvenirliği. Arkar H. sosyal iyi olma halini ve dolayısıyla toplum ruh sağlığı düzeyini ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 73 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. and Elderly Adults. toplum ruh sağlığı söz konusu olduğunda bireysel-ruhsal iyi olma hali tanımı yetersiz kalmaktadır. Türk Psikiyatri Dergisi. Nail Dertli**.78 olarak bulunmuştur. Mehmet Çolak****.1’ini açıkladığı görülmüştür. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 43 maddelik son hali verilmiştir. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. Shapiro AD (2004) Social well-being in the United States: a descriptive epidemiology. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 171 kişide ikinci kez uygulanmıştır. Kaynaklar Demir A. “Sosyal iyi olma hali” kavramı ile birey ve içinde yaşadığı toplumun karşılıklı bir bütün olarak sağlıklı yaşamasının tanımı kapsamlı olarak yapılmaya çalışılmıştır. Senol-Durak E. Duru Gündoğar***. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students.95 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 171 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0. Sosyal iyi olma hali üzerine özgün bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır.SÖ 10 Sosyal İyi Olma Hali Ölçeğinin Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması İnci Özgür İlhan*. Keyes CLM. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Bireysel-ruhsal iyi olma hali ile sosyal iyi olma halinin kesişim alanı büyük olsa da.

Mehmet Çağdaş Eker*. 252 mm3) daha fazla olduğu gösterildi. Georgia. Ali Saffet Gönül*. 2007. p < 0. The global burden of disease : a comprehensive assessment of mortality and disability from diseases. Yöntem ve Gereçler: 28 ötimik Bipolar tip 1 bozukluklu Hasta. World Health Organization.39.. Murray CJL. Cambridge. 591 mm3) sağ serebellumda hacim kaybı ve Bipolar bozukluklu bireylerde sol presantral girusta hacimkaybı (t= 3. p < 0. p < 0. 368 mm3) ve sağlıklı kontrol grubundan (t=4. 99 mm3) sol orbitofrontal korteks hacimlerinin sağlıklı kontrollerden daha küçük olduğu diğer taraftan ise sağlıklı kardeşlerin sol dorsolateral prefrontal korteks hacimlerinin bipolar bozukluklu bireyler (t= 4.001.. AD Amaç: Bipolar bozuklukta hastalıktan koruyucu ve hastalıkla ilişkili yapısal endofenotipleri belirleme. Hirschfeld RM. 140 mm3) olduğu belirlendi. Harvard School of Public Health. . Tartışma ve Sonuç : Bu çalışmanın sonuçları ventral limbik yolağın bir parçası olan orbitofrontal korteksteki hacim azalmasının Bipolar bozuklukta kalıtsallıkla ilişkili olabileceği diğer taraftan bozulmuş ventral-limbik sistem etkilerini düzenleyen kortikal-kognitif yolağın bir parçası olan dorsolateral prefrontal korteks hacmindeki artışın ise hastalıktan koruyucu bir nöral marker olabileceğini ileri sürmektedir. Greenberg PE.61. et al. İkincil analizlerde sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bipolar bozukluklu bireyler (t=4. Angst J.001.001.13. Cem Çınar*. Serhan Işıklı**. Ömer Kitiş***. Pskiyatri ve Kognitif Bilimler Anablim Dalı. Elde edilen T1 görüntülerinden voksel tabanlı ölçümlerde gri madde hacim farklılıklarını belirleyebilmek için SPM-8 ( Statistical Parametric Mapping) kullanılmıştır. Petukhova M. Sağlıklı Kardeşleri ve Sağlıklı Kontrol Grubunun Karşılaştırıldığı Voksel Tabanlı Bir Magnetik Rezonans Görüntüleme Çalışması Fatma Şimşek*. and risk factors in 1990 and projected to 2020.**** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Van Erciş Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Birimi ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD. p < 0.36. 287 mm3) ve sağlıklı kardeşlerinde (t= 4. Mustafa Melih Bilgi*. p < 0.08.64:543-52.001. Arch Gen Psychiatry. Distributed by Harvard University Press.001. bu hastaların sağlıklı kardeşleri ve 30 sağlıklı kontrol grubu bireyin 3 Tesla Magnetik Rezonas (MR) Cihazı ile yapısal beyin görüntüleri elde edilmiştir. Sonuçlar: Gri madde analizlerinde Bipolar Bozukluklu bireyler (t=5. 1.28.SÖ 11 Bipolar Bozukluklukta Beyinde Hastalıktan Koruyucu ve Hastalık Açısından Riskli Bölgeler: Bipolar Tip 1 Bozukluklu Bireyler. Merikangas KR. World Bank. 1996. Nöroradyoloji Birimi ****Mercer Üniversitesi.001.23. p < 0. 516 mm3) ve bunların sağlıklı kardeşlerinin (t=4. injuries. Lifetime and 12month prevalence of bipolar spectrum disorder in the National Comorbidity Survey replication. MA: Published by the Harvard School of Public Health on behalf of the World Health Organization and the World Bank . Lopez AD. 2. p < 0.001. Akiskal HS.

2A. grupların ayırt edilmesinde kullanılmak üzere ÜBÖ-30 ve LDŞSF uygulandı. Dış kapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Unipolar ve bipolar depresyonun ayrımında kullanılabilecek farklı bir bakış açısı olarak üst bilişler ve duygusal şemaların karşılaştırılması Yöntem ve Gereçler: Ağustos 2009 – Ocak 2012 arasında bir eğitim araştırma hastanesinin psikiyatri kliniğine başvuran 189 unipolar depresyon. En az bir aile üyesi ile görüşme. Semra Ulusoy Kaymak2. depresif grupların sadece duyguları inkâr alt ölçeğinde birbirlerinden istatistiksel olarak anlamlı şekilde ayırt edilebildiği görüldü. . 3Serbest Hekim. Terapötik müdahale yöntemlerinin uygulanmasında bilişsel yapı farklılıkları önem kazanmakta ve gündeme alınacak konuların tespitinde devreye girebilmektedir. WHIPLASHED Kısaltması ve DBÖ ile tarama sonrasında bipolarite düşünülenler ve YMDÖ puanları ile karma dönem düşünülenler çalışmadan dışlandı.SÖ 12 Üst Bilişler ve Duygusal Şemalar: Unipolar ve Bipolar Depresyon Ayrımı İçin Farklı Bir Bakış Sedat Batmaz1. Bulgular: Duygusal şemaları yönünden incelendiğinde. Alanyazında depresif grupları birbirinden ayırt etmeye yarayacak yeni bakış açılarına ihtiyaç vardır. Mehmet Hakan Türkçapar5 1Mersin Devlet Hastanesi. 4Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. ölçek maddelerinde görüldüğü üzere kişinin duygulara atfettiği önem ve bu duyguları inkâr ederek onlardan uzak durma isteğinin bipolar hastalarda kendini iyi gösterme çabasının yansıması olabileceğini düşündürmektedir. duyguları inkâr alt ölçeğinde unipolar depresif grubun daha yüksek puan alıyor olması. Tartışma ve Sonuçlar: Unipolar ve bipolar depresyon arasında üst bilişler ve duygusal şemaları kıyaslayan herhangi bir yayın yoktur. 5Y. Sibel Koçbıyık4. Üst bilişler açısından gruplar arasında bir fark tespit edilmemesi. Depresif belirtilerin şiddetini saptamak amacıyla BDÖ ve MADDÖ. Arif Haldun Soygür3. Bu nedenle sonraki çalışmalarda depresyona özgü üst bilişleri taramaya odaklanan ölçeklerin kullanılması yol gösterici olacaktır. Bipolar depresyon için giderek daha fazla psikososyal tedavi girişimlerine yer verilmektedir. Duygusal şemalar açısından. her iki durumda benzer üst bilişsel süreçlerin işlediğini gösteriyor olabileceği gibi. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Üst bilişler yönünden incelendiğinde. depresif gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. kullanılan ölçeğin anksiyete bozuklukları açısından daha kullanışlı olabilmesi ile de açıklanabilir. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edildi. 70 bipolar depresyon hastası ve 70 sağlıklı kişiden oluşan gönüllü grupları araştırmaya dahil edildi. Hastalarla MINI tanısal görüşmesi yapıldı. B. Y. Metakognitif modelin depresyonda ruminasyonlara daha fazla vurgu yapıyor olması ve karşılaştırılan gruplar arasında bu yönden bir fark olmamasına da dolaylı yönden işaret ediyor olabilir.

N-AA düzeyi KGİ puanı ile negatif korelasyon gösterdi. kreatin (Cre). İlk atak erkek hastalarda ise hastalığın başlangıcından itibaren nöronal bütünlüğün bozulmuş olabileceğini düşündürmektedir. Hipokampal bölgede ise ilk atak psikoz hastalarında SAPS puanı ile myo-I/Cre arasında pozitif korelasyon bulundu. DLPFK. Kronik şizofreni hastalarında DLPFK Cho düzeyi negatif belirtiler ile pozitif korelasyon. Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS). . kolin (Cho). Bulgular:Çalışmamızda kronik şizofreni hastalarında sağlıklı kontrollere göre DLPFK Cho düzeyinde anlamlı artış. *Gülfizar Varma. serebral metabolit düzeylerinin gruplar arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. hipokampus N-AA ve Cho düzeylerinde ise anlamlı azalma tespit edildi.**Ceyhan Balcı.*Duygu Kırtaş. miyoinositol (myo-I) metabolit düzeyleri ölçülmüştür. Gereç-yöntem: Çalışmanın örneklemini DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısı olan 30 hasta. Klinik Genel İzlenim Ölçeği (KGİ) ile değerlendirilmiştir. kronik şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrollerden oluşan grupların Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS) yöntemi ile dorsolateral prefrontal korteks (DLPK). Hasta grubunda psikiyatrik belirti şiddeti Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SANS). talamus ve hipokampus bölgelerindeki N-asetilaspartat (N-AA). İlk atak yaşayan erkek ve kadın hastalarda DLPFK myo-I/Cre ve hipokampal N-AA/Cre oranları anlamlı farklılık gösterdi. ilk psikotik atak hastaları. daha önce ilaç tedavisi almamış veya minimal düzeyde antipsikotik tedavi görmüş 19 ilk atak psikoz hastası ve 30 sağlıklı kontrol vakası oluşturmuştur. Psikiyatri AD **Denizli Devlet Hastanesi Amaç: Çalışmamızda. hipokampus ve anterior singulat korteks (ASK) bölgelerindeki metabolit seviyeleri karşılaştırılmış. Tartışma:Bu bulgular kronik şizofreni olgularında DLPFK ve hipokampal bölgede nörodejeneratif bir süreci desteklemektedir. erkeklerde DLPFK myo-I/Cre oranı yüksek.SÖ 13 İlk Psikotik Atak ve Kronik Şizofreni Hastalarında Manyetik Rezonans Spektroskopi Bulgularının Karşılaştırılması *Filiz Karadağ. hipokampal NAA/Cre ise düşük olarak bulgulandı.*Yılmaz kıroğlu. talamus. Diğer bölge ve metabolit değerlerinde ise gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. ASK.**Taner Değirmenci *Pamukkale üniversitesi Tıp Fak.

DEÜTF Psikotik Bozukluklar Polikliniği’nde çoklu antipsikotik uygulama sıklığının değerlendirilmesi.2 saptanmıştır.04) ve depo antipsikotik ilaç (p=0. bilişsel işlevler. Çoklu antipsikotik uygulamasının hastalığın kliniğine etkilerinin değerlen-dirilmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. p=0. QLSS skoru düşük saptanmıştır (p=0. Çoklu antipsikotik kullanan grubun PANNS skoru tek antipsikotik kullanan gruba göre yüksek (p=0. yan etki oranı. Çoklu antipsikotik tedavisi alan grupta yürütücü işlevleri. Tartışma ve sonuçlar: Çoklu antipsikotik tedavisi alan hastalarda yaşam kalitesi düşük saptanırken.02). Anahtar kelimeler: çoklu antipsikotik tedavisi. psikopatoloji daha ağır. polifarmasi. p=0. işleyen belleği. Bulgular: Çoklu antipsikotik kullanımı %60.02). Yöntem ve gereçler: Şizofreni veya şizoaffektif bozukluk tanılı hastalar aldıkları antipsikotik tedavilere göre grup-landırılarak. yaşam kalitesi. Şizofreni tedavisinde çoklu antipsikotik ilaç kullanımının yararlı olduğuna ilişkin veriler sınırlıdır ancak yaratabileceği ek sorunlara ilişkin çok sayıda kanıt bulunmaktadır. yaşam kalitesine. PANSS (Pozitif ve negatif semptom skalası). antikolinerjik (p=0. p=0. bilişsel işlevlere ve yan etki profi-line etkisininin incelenmesi amaçlanmıştır. Sinem Yeşilyurt.04.01). iyileşmeyen ve tedavilerinde zorluklar yaşanan şizofreni hastalarında. Bu araştırmada.01). yan etki oranları daha yüksek saptanmıştır. nörolojik ve otonomik belirtiler alt ölçek puanları çoklu antipsikotik kullanan grupta yüksektir (sırasıyla. hastalık şiddeti.01) kullanımı açısından anlamlı farklı-lıklar bulunmuştur. İşlevselliğin Genel Değerlendirmesi Ölçeği (İGD).05. UKU psikolojik. Klinik Genel İzlenim Şiddet Ölçeği (CGI-S). çoklu antipsikotik tedaviler kullanırken daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. çoklu antipsikotik tedavisinin. semptomatik remisyon (p=0.01). Şizofreni Hastaları için Yaşam Niteliği Ölçeği (QLSS). yaşam kalitesi . sözel öğrenme ve belleği değerlendiren testlerde bozulmada artış istatistiki olarak anlamlıdır. UKU Yan Etki Değerlendirme Ölçeği (UKU-SERS) ve nörobilişsel testler kullanıldı.SÖ 14 Şizofreni ve Şizoaffektif Bozukluk Hastalarında Çoklu Antipsikotik İlaç Tedavisinin Etkileri Deniz Ceylan.Berna Binnur Akdede. Ahmet Topuzoğlu. Bu nedenle klinisyenlerin. Köksal Alptekin Dokuz Eylül Üniversitesi Psikiyatri AD Giriş: Çoklu antipsikotik kullanımı. Klinik ölçümlerde. tek bir hastada iki ya da daha fazla antipsikotiğin bir arada kulla-nılmasını ifade etmektedir. Zeliha Ersoy Sayın. klinik parametreler ve nörobilişsel işlevler açısından karşılaştırıldı. Çoklu antipsikotik kullanan grup (n= 59) ile tek antipsikotik kullanan grup (n=39) arasında çalışabilirlik (p=0. Meliha Diriöz.

PANEL ÖZETLERİ .

mağdur ve zaman zaman fail konumundaki kişilerin oluşturduğu sosyalliğin ilişkileri ve değer yargıları üzerinde etkilere neden olur. sokakta şiddet şeklinde sınıflandırılır. Kullanılan yöntem açısından. psikolojik. şiddetin her biçimi bakımından uygun bir vasat sağlar. cinsel ve ekonomik şiddet şeklinde. Bu sunumda. çocuğa. yaşlıya yönelik şiddet. yapılan araştırmaların verileri üzerinden ülkemizin silahlı çatışma yaşanan bölgelerinde.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Çatışmanın Çözdüğü Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Altan Eşsizoğlu Şiddet. iş yerinde. özellikle zorla yerinde edilme sırasında yaşanan şiddet ve mağdur olan sosyallik üzerine etkileri üzerinde durulacaktır. davranışın yöneldiği kişiler açısından. Silahlı çatışmaların yaşandığı coğrafyalar. Bu bölgelerde yukarıda sınıflandırıldığı şekli ile şiddetin bütün biçimlerinin uygulandığı görülür. kişinin bedensel ve/veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren davranış olarak tanımlanmaktadır. . Şiddetin silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde kendisini yeniden ve yeniden üretiyor olması. kadına. ev içinde. fiziksel. uygulandığı mekan bakımından.

Tamer Aker .10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Bir Türkiye sorunu olarak ülke içinde yerinden edilme Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : A.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Kayıplarla yaşamak Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Ümit Biçer .

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Bilişsel Davranışçı Terapi Açısından Rüyalar Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hakan Türkçapar 1959 yılında Aaron Beck’in psikanalizle ilgili şüpheleri ortadan kaldırmak ve psikanalitik kuramın geçerliliğini bilimsel açıdan göstermek için giriştiği rüya çalışmasının sonuçlarının psikanalitik varsayımları yanlışlaması onun yeni bir kuram olan bilişsel kuramı ortaya koymasında en önemli etken oldu. rüyaları da bu iki kavramla ilişkili görür. rüyaların içerikleri açısından otomatik düşüncelerin akrabası olduğu ve irrasyonel bilişlerle bir başka deyişle şemalarla ilişkili oldukları ve her ruhsal rahatsızlık için o duruma özgü bir örüntü gösterdikleri biçimindedir (1). Rüya çalışmaların sonuçlarına dayalı olarak Beck’in geliştirdiği bilişsel rüya kuramı. Beck’s Dream Theory in Context: An Introduction to his 1971 Article on Cognitive Patterns in Dreams and Daydreams. Rüyaların oldukça sade ve öz metaforlar olarak işlev gördüklerine hatta modern psikodinamik rüya kuramının bu amaçla kullanılmasıyla danışanın kendisine özel bilişsel örüntülerinin ve anlamlarının açığa çıkarılabileceğini savunurlar. Beck’in ilk kuramı psikopatolojideki bilişsel etkenleri iki ana kavramla açıklar: 1) zihindeki anlık düşünce ve imgelerden oluşan ve duygularla yakından ilişkili olan otomatik düşünceler ve 2)Bunların oluşumuna yol açan ya da kaynağı olan örtük bilişsel yapılar (şemalar). Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly. anlaşılmaları için karmaşık yorumlara gereksinim olmadığını öne sürmüştür. ve arzuları yansıttığı. Bilişsel kuram rüyaların da otomatik düşüncelerin üretimine yol açan sürecin ürünü olduğundan hastanın psikolojik süreçlerini anlamak için çok uygun bir materyal olarak görür. uykudaki rüyalardaki içerik ve akış arasında bir süreklilik benzerlik olduğuna inanıyordu. Rosner RI (2002) Aaron T. Bilişsel kuram rüyalara bu bakışı ile psikanalizin savunduğu biçimde rüyaların uykunun gardiyanı olmak gibi herhangi bir ruhsal işlevi olmadığını. Bu kuramcılar. rüyaların bireyin otomatik düşünce içeriği ve şemaları konusunda zengin bir kaynak olduğu konusunda hemfikirdirler. Beck. Bilişsel kuram içerisinde rüyalarla ikinci bir yaklaşım türü ise günümüz bilişsel terapistleri içinde yapımcı (constructivist) ekole yakın duran terapistlerin yaklaşımıdır. endişeler. Bilişsel kuram içinde birbirinden rüyalara farklı açılardan yaklaşan bilişsel kuramcılar olmakla beraber sonuçta bütün bilişsel kuramlar rüyaların bilinçli uyanık yaşamımızdaki kaygılar. 16. danışanların rüyanın öznel ve metaforik yanlarının araştırılmasından daha çok yararlanacaklarını öne sürmektedirler. 7-21 . Kaynaklar 1. bilinçliliğin kıyısında yer alan ve kendisini otomatik düşünceler ve gündüz rüyaları biçiminde ortaya koyan uyanık yaşamdaki kişiye özel bilişsel örüntüyle. Bilişsel rüya kuramı.

Rüyalar sıklıkla bu ilkenin kurbanı olur. kırılmışlıkların incinmişliklerin azaltılma çabası. simgesel. Bir terapist rüyaların önemini kuramsal tartışmalarla değil ancak onlarla çalışarak kavrayabilir. duyguların betimlenmesi. Kanımca bütün bu yanılgılı yaklaşımlar benliğin (kendiliğin). Oysa hiç kimse rüyanın içindeyken yaşadıklarına saçma demez. duyguları verbal imajlara yükleyip onlara akışkanlık kazandırma çabası. Bazı klinisyenler rüyaları biyolojik bir artefakt ya da zihinsel işleyişin atıkları gibi görme eğilimindedir. Terapinin ana malzemesi bu iç konuşmaların içeriğidir. uzay zaman bağlantılarının önemini kaybettiği metaforik bir dil. Gün içinde tam farkında olmasak da sürekli kendi kendimize konuşup dururuz. rüyalar ele alınmaksızın tamamlanan bir terapi ‘eksik kalmış bir terapi’dir. Rüyalarla daha etkin çalışabilmek için yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var. kendine özgü dili göz ardı edilip uyanıklık dil yapısı üzerinden çözümlenmeye çalışıldığında anlaşılmaz kalırlar. planlama. sürüp gider ama farklı bir dille. Çünkü rüyadaki kendilik ne konuştuğunu bilmekte ve kendi konuşmasını anlamaktadır. 1-Benlik uykuda da varlığını etkin biçimde sürdürür. metaforik bir dille kendi kendine konuşmasından başka bir şey değildir. Bu yaklaşımın iki temel kabulü vardır. problem çözme çabası. Öyle önemlidir ki. Nedenleri ne olursa olsun bu durum rüyalara ilişkin geçerli ve işe yarar bir kavrayış geliştiremediğimizi gösterir. Anlayamadığını saçma olarak nitelendirip göz ardı edilebilir kılmak uyanıklık zihninin çalışma ilkelerinden biridir. Ama rüyalara ulaşmamızı engelleyen asıl yanılgı onların bir benliğin eylemi olduğunu göremeyişimizdir. istek doyurma gibi. Bir tür konuşma olan rüyalar. nedenselliğin baskın olmadığı.P 02 Psikoterapide Bır Araç Olarak Rüyalar Psikoterapide Rüyalarla Çalışmak: Yeni Bir Yaklaşım Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hayrettin Kara 10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 Rüyalar önemlidir. Bunu kavradığımız zaman terapide rüyalarla çalışmak yararlı ve nispeten kolay bir uğraşa dönüşecektir. Bunca önemine karşın uygulamalarında rüyalara gereğince yer veren terapist sayısı şaşılacak düzeyde azdır. . Bu sunuda rüya merkezli sürdürdüğüm terapötik çalışmalara dayanarak oluşturduğum kendi yaklaşımımı paylaşacağım. Uyanıklık düzeyinde benliğin kendi kendine konuşmalarının içerik ve biçim olarak farklı kategorileri vardır. Benliğin kendi kendine konuşmalarının (hem uyanıklıkta hem uykuda) anlaşılmasının terapi için ne denli önemli olduğu açıktır. Belli bir deneyimden sonra bu iç konuşmaların içeriklerini ayırt etmek hiç de zor değildir. Doğal olarak her iki yaklaşım da klinisyenlerin rüyalara karşı mesafeli durmasına yol açmaktadır. Rüyaların göz ardı edilmesi bu iç konuşmaların bir bölümünün hatta daha zengin ve yaratıcı olan bölümünün ihmal edilmesi anlamına gelir. Kimi klinisyenler de bir taraftan indirgeyici bir tutumla rüyaların anlamını daraltırken diğer taraftan da rüyaları ancak özel yöntemlerle çözümlenebilecek bir gize dönüştürmektedirler. Aynı şekilde rüya düzeyindeki benliğin kendi kendine konuşmalarının da farklı kategorileri vardır. Rüyaların büyük kısmı uykuda da etkinliğini sürdüren bu benliğin görsel. Uykuda bu iç konuşmalarımız tümüyle kesintiye uğramaz. Nasıl uyanıklık yaşantımızın merkezinde bilinçli bir benlik varsa uykudaki rüya yaşantılarımızın merkezinde de bilinçli bir benlik vardır. uykuda da etkin biçimde varlığını sürdürdüğünü göremememizden kaynaklanmaktadır. 2-Rüyalar uykudaki benliğin metaforik ve sembolik bir dille kendi kendine konuşmasıdır.

Metakognitif süreçlerin uyanıklıkta olduğu kadar rüyalarda da söz konusu edilmesi gerektiğine ilişkin kanıtlar da giderek artmaktadır. üzerinde tartışmaya değer. Beyin görüntüleme çalışmalarında gösterilen ve elektrofizyolojik olarak REM uykusu ve uyanıklık bilinci sırasındaki patern benzerlikleri de bu ilişkinin göstergeleridir. öğrenme gibi çok sayıda işlevi tanımlanmıştır. hafızanın restorasyonu. mazokistik karakter ve negatif affektin varlığı suicide eğilimi ile korelasyon göstermektedir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Rüya bilinci Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Mehmet Yücel Ağargün Rüyaların problem çözme. . Bu bulgular suicidal hasta da dahil. Depresyona özgü REM uykusu değişiklikleri (REM latensinde kısalma. rüyaların terapide gündeme getirilmesi gerektiğini ve rüyaların terapide kullanılabileceğini göstermektedir. Travma ve duydudurum bozukluğu hastalarında kabuslar ve suicid davranışı arasındaki ilişki kayda değerdir. emosyon regülasyonu. melankolik depresyonda sabah erken uyanmalarının negatif rüya affektinin giderilmesine yönelik olduğunun ortaya konulması. REM uykusu bölünmeleriyle elde edilen rüya içerik analizleri terapinin seyrinde yol gösterici olabilir. boşanmış bireylerde yapılan izleme çalışmalarında önceki eşin rüya içeriğinde hakim oluşunun depresyondaki remisyon oranlarıyla korelasyon göstermesi rüya bilincinin uyanıklık bilinciyle bağlantılı olduğunun klinik kanıtlarıdır. Rüyalarda metakognisyonun rüya-terapi ilişkisine nasıl yansıtılabileceği konusu. REM yoğunluğunda artma gibi) suicidal davranışla ilişkili bulunmuştur. gecenin ikinci yarısında REM bölünmeleriyle elde edilen içerik analizlerinde. travmatik olaylar sonrasında ve akut ve post travmatik stres bozukluğu ve disosiyatif bozukluklarda travmatik olayla ilişkili kabusların sık olarak ortaya çıkması ve bunların flashbacklerle ilişkili olması. Bunun ötesinde. Negatif rüya affekti ve REM özelliklerinin depresyonda klinik değişkenlerle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Psikoterapide rüyaların kullanımı bu bakış açısıyla bakıldığında oldukça anlamlıdır. Depresyonlu hastalarda rüya hatırlama sıklığının artışının depresyondaki düzelmeyle ilişkili olması.

davranım bozukluğu gelişimini engelleme için de önemlidir. . Ayrıca DEHB nöro-kognitif defisitler ve suç araştırılması gereken konulardan biridir. tanı konulmasından 5-8 yıl sonra aynı klinisyen tarafından yeniden değerlendirilmiştir.kız çocuklarda %6-%34 suça karışma oranları saptanmıştır. Ayrıca çocuk yaş grubunda DEHB tanısı konulmuş ancak ailelerinin istememsi nedeni ile tedavi edilememiş 15 çocuk.davranım bozukluğundan sonra dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun da suçu önleme çalışmalarında dikkate alınması gereken bir sorun olduğunu göstermektedir. İlaç tedavisi. Tedavi edilmeyen DEHB de akademik başarı düşer. Eğitimden uzaklaşma.silah kullanma.yalan söyleme. Madde kullanımı.sık kavgaya karışma. Suça sürüklenmiş 52 çocuk ve ergende yapılan değerlendirmede %40. bireysel koçluk DEHB bulgularıyla baş etmenin yanı ısıra. Komorbidite ve tedavi edilip edilmediği bu oranları etkilemektedir. aile terapisi.Bu çocuklarda alkol kullanımı. Davranım Bozukluğunun olumsuz yönleri son derece zararlı olabilir. Bu sonuçlar. Tedavi edilmeyen DEHB %25-50 oranlarında davranım bozukluğu gelişmektedir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. agresyon. Suç Davranışı Ve DEHB Tedavi Edilmeyen DEHB İle Gençlik Dönemi Suç Ve Davranım Bozukluğu İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Bengi Semerci DEHB tedavisine erken başlanması prognoz açısından önemlidir. Her iki bozukluk birlikte görüldüğünde bulgular ağırlaşmakta ve daha erken yaşta başlamaktadır. DEHB olan erkek çocuklarda %1-18. Yapılan bir çok araştırma bu &4 ile %72 arasında değişen oranlar bildirmiştir.hırsızlık. tedavi edilmemiş DEHB de sık görülür ve bu bulgular suç ile bağlantılıdır. cinsel suçlar gibi sorunlar saptanmıştır. alkol kullanımı. madde ve alkol kullanımı ile yasalarla başa girme sık görülür.4 oranında DEHB saptanmıştır. davranım sorunları.yasallarla sorun yaşama. Fiziksel saldırganlık ve şiddet her iki sorunda da görülmekte ancak birlikte olduklarında artar. aile ve yaşlılarla problemler. kazalar.

Newton AK. Baskı. DEHB semptomlarına sahip mahkumların. Yine de unutulmaması gereken risk faktörlerinin şiddet davranışının bire bir nedeni olmayıp. İzlanda’da tutuklular üzerinde yapılan bir çalışmada. küçük yaşlarda saldırgan davranış öyküsü bulunması. Williams DJ. DEHB. Suç Davranışı Ve DEHB Farklı Örneklemlerde Şiddet Ve Suç Davranışına DEHB’nin Etkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Cengiz Tuğlu Hem genel popülasyonda hem de gençlerde görülen şiddet davranışı ölüm veya yaralanmalarla sonuçlanan önemli bir toplum sağlığı sorunudur. davranış/dürtü kontrolünde güçlük.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. antisosyal inançlar ve tutumlar. düşük IQ.8-48. . antisosyal davranış ve şiddet davranışı.2’sinin çocukluklarında Wender Utah Ölçütlerini. Sigurdsson JF. Gudjonsson GH. Tedavi edilmeyen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun bedeli ve tedavide yenilikler. semptomu olmayan mahkumlara göre hapishanede disiplinini bozan davranışlarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (3). dürtüsellik. madde. aşırı hız. Variables associated with physical fighting among US high-school students. Rudatsikira E. Donnelly PD. 47(1):64-8. Bu risk faktörleri. 4. Çocukluktan itibaren DEHB ile birlikte davranım bozukluğu olan olgular yasalarla sorun yaşama açısından daha fazla riske sahip iken. sosyal bilişsel veya bilgi işlem süreçlerinde yetersizlikler. Örneklemek gerekirse son yıllarda DEHB’li olguların yaptıkları motorlu araç kazaları üzerinde önemle durulmaktadır. zamanı ayarlamama. Clinical Practice and Epidemiology in Mental Health 2008. Peersen M. kontrol grubuna göre. daha fazla araç kazası ve bedensel yaralanma riskine sahip olduklarına işaret etmektedir. Seter Siziya. Young S. 2. 126(4):343-8. Şiddet davranışı sergileyen ve buna maruz kalan kişi profilleri incelendiğinde birçok risk faktörünün varlığı ve benzerliği göze çarpmaktadır. Ankara: Türkiye Klinikleri. öğrenme güçlüğü. Kaynaklar 1. Veriler. yolunu kaybetme ve telaşlı dönüşler yapma gibi nedenlerden dolayı bu olguların sürücülük kalitelerinin düştüğü görülmüştür (4). Adamson S Muula. eğilimi artıran göstergeleri olduğudur. Tutuklular üzerinde yapılan bir diğer çalışmada . s. How do ADHD symptoms relate to personality among prisoners? Pers Individ Dif 2009. Daha çok tutuklular üzerine odaklı bu çalışmalar kadar genel toplumsal yaşam içerisinde DEHB’lilerin şiddet ve suç davranışları açısından değerlendirilmeleri de oldukça önemlidir.5’inin de erişkinlikte DEHB tanı ölçütlerini karşıladıkları belirlenmiştir (2). davranım bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu ile ilişkili görünmektedir. DEHB. 3. trafik ışıklarında bekleyememe. DEHB’nin “Dikkatsizliğin Önde Geldiği Tip” inde ise bu durum kontrollerden farklılık göstermemektedir. Bu konuda yapılan çalışmalarda. Turgay A. Public Health 2012. 2009. Saldırganlık. daha saldırgan bir şekilde araç kullandıkları.1. DEHB olgularının daha kötü sürücü davranışları gösterdikleri. tutukluların %52. geçmişte şiddete maruz kalma veya dahil olma. alkol veya sigara kullanımı. geç kalma. Exploring the relationship between ADHD symptoms and prison breaches of discipline amongst youths in four Scottish prisons. Bu sunumda iki farklı örneklem grubunda (biri “DEHB tanısı alan üniversite öğrencileri üzerinde” diğeri “DEHB tanısı almış olan çocukların yine DEHB tanısına sahip ebeveynleri üzerinde”) gerçekleştirdiğimiz araştırmaların verileri ışığında şiddet ve suç davranışı ele alınacaktır. Gordon V. bunların %62. psikiyatrik tedavi öyküsü. aile içinde çatışma ve şiddete maruz kalmadır(1). Attention deficit hyperactivity disorder (ADHD). Tüm bunlara rağmen suç davranışı ve yasal sorunlar yaşamanın. DEHB olgularında normal kontrollere göre daha sık olduğu bilinmektedir. duygusal stresin fazla oluşu. 4:16-24.

.. Retz-Junginger. & Lambert. 263-271.Siponmaa ve ark.4 ) bulunan DEHB ‘nin fenomenolojik özellikleri adli olgular açısından önemli yansımalara sahiptir. P. buna karşılık Almanya ‘da tutuklu ergenler ile yapılan bir çalışmada bu oran DSM IV ölçütleri kullanıldığında %45 oranında saptamıştır. Psychometric and psychopathological characterization of young male prison inmates with and without attention deficit/hyperactivity disorder.. M. Tüm bu verilerin ışığında çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamında DEHB’yi tanımak ve etkili bir biçimde tedavi etmek toplum sağlığı açısından ve koruyucu hekimlik açısından önem taşıdığı ortaya çıkmaktadır. Hengesch. Juvenile and young adultmentally disordered offenders: The role of child neuropsychiatric disorders. . (Satterfield & Schell. erişkin bireylerin kendi bildirimleri ile yapılan suç eylemleri ile yine aşırı hareketli ve dürtüsel belirtilerin doğru orantılı olduğu gösterilmektedir. Çocukluk çağında DEHB tanısı alan bireylerin takip çalışmalarında bu kişilerin tanı almayan kişilere göre daha fazla adli olaya karıştıkları. Ancak her koşulda adli olgularda DEHB yaygınlılığının toplum geneline göre daha yüksek olduğu sonucuna varılabilir. (Retz. Suç işlemiş bireylerde yapılan büyük çalışmalar. Nyden. Benzer bir diğer veriş ise herhangi bir nedenle tutuklanan bireylerin toplumda %2. G. (2004). olguların yaş ortalamalarındaki farklılık ve tanı için kullanılan araçlardaki farklılıklara bağlanabilir. Suç Davranışı Ve DEHB Adli Olgularda DEHB:Bir Toplumsal Sağlık Sorunu Ve Koruyucu Hekimlik İlkeleri Açısından DEHB ‘Yi İyi Tanımak Ve Tedavi Etmek Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Umut Mert Aksoy Toplum genelinde erişkin yaşamdaki tüm psikiyatrik bozukluklar göz önüne alındığında önemli bir yaygınlık oranı (%4.1 yaygınlık göstermesine karşılık DEHB öyküsü bulunan bireuylerde bu oarn %47 gibi yüksek bir rakamdır. Retz-Junginger. DEHB ‘nin yaygınlık oranının bu kişilerde %14-19 aralığında olduğunu tespit etmektedir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. 1999). Journal of the American Academy of Psychiatry and the Law. (1996). 254. M. A. L.. European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience. 29. Schneider. (2001). 420-426. Vitelli. Prevalence of childhood conduct and attention-deficit hyperactivity disorders in adult maximum-security inmates.. R. C . Kadın olgularda da DEHB ‘nin adli olgularda daha sık gözlendiği belirtilmiştir. toplum genelinde %1 olan tutuklanma oranlarının DEHB tanısı bulunan erişkin bireylerde %21 olarak tespit edildiği bildirilmektedir. C. 2001. International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology.. F. 3) Vitelli.. &Gillberg.Hartsough. 1996). et al. W. Pajonk. J. Hengesch.. 201-208.. 2) Siponmaa. 2004. Jonson.. 1997) Ergenlerde yapılan çalışmalar özellikle aşırı hareketli-dürüsel alt tip’in ilerideki tutuklanma oranları ile korelasyon gösterdiğini. Kristiansson. Suç işlemiş bireylerde yapılan çalışmalarda %4-%72 arasında geniş bir yaygınlık aralığı tespit edilmesinin nedenleri çalışmanın yapıldığı örneklemin farklılığı.Thome. DEHB tanısının suç işleme açısından öngörücü bir gücü olup olmadığının araştırıldığı bir çalışmada DEHB ‘nin işlenen suçun niteliği ve biçimi ile ilgili öngörücü bir gücünün bulunmadığı ancak suçun niceliği-eylem sayısı ile ilgili olduğu öne sürülmektedir. Kısa Kaynakça: 1) Retz. farklı ceza hukuk sistemlerinin varlığı. G. 40..(%10) Tutuklu kişilerde yapılan çalışmalarda varılan ortak nokta DEHB tanısı ve eşik altı DEHB belirtilerinin tutuklu kişilerde normal populasyona göre anlamlı derecede daha yüksek oranda %15-41 oranında saptanmıştır. (Babinski.

A prospective study of hyperactive boys with conduct problems and normal boys: Adolescent and adult criminality. J. .. 36.Childhood conduct problems. (1997). & Lambert. H. Hartsough. Journal of Child Psychology and Psychiatry. M. & Schell. hyperactivityimpulsivity.. 5) Babinski.Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry. (1999). N. 1726-1735.4) Satterfield.40. M.. L. 347-355.and inattention as predictors of adult criminal activity. S. A. C.

yürütücü işlevler ve bellek alanlarındaki bozulmaya odaklanırken. risk alma. Karar verme ise. Dürtüsellik ve Risk Alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegül Özerdem : Ceren Hıdıroğlu Bipolar bozukluk. karar verme mekanizmaları ile ilgili bozulmalara dikkat çekmektedirler. Bipolar bozuklukta artmış dürtüsellik. Bipolar bozuklukta dürtüsellik. Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ–11) dürtüsellik düzeyini ölçmede kullanılan en yaygın kişisel bildirim ölçeğidir. bilişsel ve nörofizyolojik yönleri olan bir kavramdır. sonuçları değerlendirme süreci anlamına gelmektedir. Bu sunumda konuyla ilgili literatürün ölçme yöntemleriyle birlikte kritik olarak sunumu yanı sıra grubumuz tarafından gerçekleştirilmiş dürtüsellik ve risk alma davranışı üzerine bipolar ötimik hastalar. Bipolar tanılı hastalar geçmiş deneyimlerinden elde ettikleri bilgiyi. ötimi de iken bile yüksek bulunmaktadır. dürtüselliğin farklı alt tiplerini ve kendini bildirim ölçeklerinin kaçırmış olduğu endofenotip özellikleri değerlendirmek mümkün olmaktadır. BART testinde olduğu gibi riskli karar verme ile öğrenme (davranışı geçmiş deneyimlere göre düzenleme) ilişkili görülmektedir. eylemleri seçme ve düzenleme. risk taşıyan bireylerde erken tanı sağlanması. Davranış testleri ile BDÖ–11 ile ölçülen dürtüsellik düzeyinden farklı olarak. Bipolar tanılı hastalarda karar vermede bozulma. depresyon ve ötimi döneminde de artmaktadır. yapılan eylemin sonuçlarına karşı duyarsızlık olarak tanımlanabilir. Risk alma davranışı. Önceki çalışmalar bipolar bozukluk tanılı hastalarda dikkat. alınacak hazzı erteleme ve uygunsuz davranışı baskılamada güçlük. Dürtüsellik ile ilgili çalışmalar genelde kendini bildirim ölçekleri ile yürütülürken risk alma eğilimi ve karar verme ile ilgili çalışmalar laboratuar temelli davranış testleri ile yürütülmektedir. ileriyi düşünmeden harekete geçme eğilimi. Dürtüsellik ve risk alma davranışı birbirine benzer özellikler gibi olsa da farklılaşmaktadırlar. Bipolar tanılı hastaların BDÖ–11 skorları. kendilerine rehber ya da uzun zamanlı strateji olarak kullanmada güçlük yaşamaktadırlar. Dürtüsellik davranışsal. Dürtüsellik düzeyinin hastalığın semptom şiddetinden ve hastalık dönemlerinden bağımsız olması dürtüselliğin bipolar bozukluk için çekirdek özelliklerden biri olduğu görüşünü desteklemektedir. Bipolar bozuklukta dürtüsellik karar vermedeki zayıflama ile de ilişkili görülmektedir. hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabaları ve sağlıklı kontrollerde yapılmış iki ayrı çalışmaya ait veriler sunulacaktır. Dürtüselliğin bipolar bozukluğun psikopatolojisindeki çekirdek rolünün kalıtılabilen bir özellik olarak anlaşılması. ailesellik özelliği taşıyan aday bir endofenotiptir. . mani. Balon Analog Risk Testi (BART) kendini bildirim ölçeklerinden farklı olarak risk almayı davranışsal olarak değerlendiren laboratuar temelli bir ölçümdür. Bekleme.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Bipolar Bozuklukta ''Karar Verme. son zamanlarda ötimi döneminde de devam eden dürtüsellik. bellek ve geriye dönük öğrenme ile ilişkili görülen bir endofenotiptir. hastaların özkıyım girişimlerinin önüne geçilmesi ve tedavide yeni yaklaşımların geliştirilmesi için yol gösterici olacaktır. seçilmiş stratejik cevap olarak varsayılırken. dürtüsellik bir eğilim ve davranış paternidir. tercihleri sıralama. nörobilişsel işlevlerde bozulmanın belirgin olarak göze çarptığı bir hastalıktır. Bizim çalışmamızda bipolar tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarının BART testinde başarısız denemelerden sonra davranışlarını düzenlemede sağlıklı kontrollere göre daha başarısız oldukları görülmüştür.

DEHB’si olan grupta kontrollere göre risk alma davranışında artış bulunmuştur. .10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk Ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar DEHB'de ''karar verme. metakognitif yargılamalarda etkili olmayacağı düşünülmüştür. Yapılan bazı çalışmalarda. Bu davranış hem kazanma hem de kaybetme ile ilgili karar verme mekanizmalarının bozulmasına bağlı olabilir. dürtüsellik ve risk alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegü Özerdem : Devran Tan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'nda (DEHB) ''karar verme ve içeriğinde dürtüsellik ile risk alma'' nın nöropsikolojik test ve beyin görüntüleme çalışmalarıyla değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. DEHB’de karar vermenin yürütücü fonksiyonlarla ilişkisi desteklenirken. Karar vermeyle birlikte risk almadaki değişmeler DEHB için trait özellik gösteren bir bozulmayı işaret edebilir.

dürtüsellik. bilgi toplama.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Karar Vermede “Kognitif Model” Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Karar verme birçok alternatif durum ya da senaryo içinde seçim yapmak ile sonuçlanan mental süreçleri içerir. artıların ve eksilerin belirlenip değerlendirilmesi. sonuçların değerlendirilmesi ve ders alma gibi basamaklardan geçildiği düşünülmektedir. Amacın ve önem sırasının belirlenmesi. risk alma davranışı gibi özellikleri nedeni ile bu basamaklar ve algoritma yeterince dikkate alınamayabilmektedir ve dolayısıyla bu basamaklar yeterince uygulanmadan. Bu konuşmada karar vermeyle ilgili kognitif süreçler ve karar vermenin incelenebileceği kumar testleri gibi nörokognitif testler ele alınacaktır. alternatiflerin yolların saptanması. kararın verilmesi. Psikiyatrik bozuklukların başka kognitif bozukluklar. . eksik değerlendirmelerle karar verilebilmektedir. Bu nedenle birçok kognitif faaliyette yer alan temel bir bileşendir.

2-Solomon J. . genetik ve nörofizyolojik faktörlerin de belirlenmesi ile sosyal ve çevresel faktörlerin tek belirleyici olmadığı gösterildi. Bu panelde çocuklarda şiddet ve suç davranışının ortaya çıkmasında rol oynadığı belirlenen biyolojik ve sosyoekonomik faktörler açıklanarak. sosyoekonomik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığı kabûl edilmektedir2. bu faktörlerin etkileşimi üzerinde durulacaktır. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. Bu çalışmalar şiddet ve suç davranışının oluşması için başlıca risk faktörlerinin sosyal eşitsizlik. a New Beginning. Toplanan veriler birlikte değerlendirildiğinde şiddet ve suç davranışının biyolojik. fakirlik gibi çevresel faktörler olduğunu belirttiler1. London: Routledge. Ancak son yapılan çalışmalarda şiddet ve suç davranışının oluşmasına neden olan biyolojik. Second Edition. Kaynaklar 1-Stevens A. Price J (2000) Evolutionary Psychiatry. Daha önceden yapılan çalışmalar şiddet davranışı ortaya çıkmasında rol oynayabileceği düşünülen sosyal ve çevresel konular üzerinde yoğunlaşmıştır.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Çocuk Psikiyatrisinde Şiddet Davranışının Öne Çıktığı Durumlara Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat :Ayten Erdoğan Son yıllarda çocuk ve gençlerde şiddet davranışının ortaya çıkmasında rol oynayan faktörleri belirlemeye yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. New York: The Guilford Press.

Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur.7 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. terör gibi stresörler en sağlıklı psişik organizasyona sâhip olan bireylerde dahi regresyona ve en hafifinden sekterliğe.3 Temel güven eksikliği. en vahiminden de şiddete yol açar. 5-Enmarker I. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir. saldırganlık ise azalır. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. feodalite. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. bütün Homo sapiens sapiens birikiminin kaybı gibi görünse de. östrojen. Testosteron. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. İnsanlarda. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. 6. özgüven. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. sosyal. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. Hayvan çalışmaları. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur.23(1):45-67. empati yeteneği bozulur. Olsen R.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Yetişkinlerde şiddet davranışının ortaya çıktığı durumlara evrimsel bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Mehmet Kerem Doksat Saldırganlık (agresyon).50(9):533-540. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. 2-Decety J. New York: Oxford University Press. Bir kere “güvensiz bağlanma” gelişince. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp. anlamsızlık ve değerlerin kaybının kaçınılmaz sonucu şiddettir. Bunun psişik. Şiddetin ve vahşetin ortaya çıkışı. başkalarının hakkını zedelemesi.4 Bâzı demanslı hastalardaki dezinhibisyon da böyle izah edilebilir. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. amigdala cevabını arttırarak.5. dezinhibisyon. Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. Moya-Albiol L (2010) [The genetics of human violence][Article in Spanish] Rev Neurol. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. çocuklarda. tehdit edici uyaranlara karşı.1 Bowlby. . İnsanlarda ise. 4-Plavcan JM (2012) Sexual size dimorphism. Polderman T. Hellzen O (2011) Management of person with dementia with aggressive and violent behaviour: a systematic literature review. 3-Solomon J. New York: The Guilford Press. canine dimorphism. New York: Oxford University Press. P maddesi. Bu travmaların fazla olması. dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu hâl maalesef bunun bir vakıa olarak karşımızda durduğunu göstermektedir. anksiyete. evrimsel kökenleri de vardır. 6-Rebollo-Mesa I. saldırganlık düzeyi yüksektir. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. yemek bulmak için avcı agresyonu. Dolayısıyla. Int J Older People Nurs. and male-male competition in primates: where do humans fit in? Hum Nat. Evrimsel skalada. sadece insan doğasının özelliği değil. hâttâ ontolojik olduğu kadar. göç. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur.6(2):153-162. Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. norepinefrin saldırganlıkta artışla.

. Krueger RF (2009) Triarchic conceptualization of psychopathy: developmental origins of disinhibition.7-Patrick CJ. Fowles DC.21(3):913-938. and meanness. Dev Psychopathol. boldness.

3 Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir.1 Testosteron. New York: Oxford University Press. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. Hayvan çalışmaları. . parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. New York: The Guilford Press. anksiyete. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. tehdit edici uyaranlara karşı.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. Doksat Saldırganlık (agresyon). Anne sevgisinden mahrum yetişmiş çocuklarda. Bu travmaların fazla olması. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. norepinefrin saldırganlıkta artışla. empati yeteneği bozulur. sadece insan doğasının özelliği değil. östrojen. amigdala cevabını arttırarak. 3-Solomon J.1 Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. saldırganlık ise azalır. İnsanlarda. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar.1 Bowlby. İnsanlarda ise. saldırganlık düzeyi yüksektir. özgüven. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp. Evrimsel skalada. 2-Decety J. Dolayısıyla. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. New York: Oxford University Press. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Anne Çocuk Arasındaki Bağlanmanın Niteliğinin Şiddetle İlişkisine Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Neslim G. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. çocuklarda. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. başkalarının hakkını zedelemesi. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. P maddesi. yemek bulmak için avcı agresyonu. tipik olarak “güvensiz bağlanma” gelişince.3 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Bipolar bozuklukta HPT ve HPA döngülerinde bozukluk olduğu bilinmektedir. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Aslıhan Sayın Hipotalamik-pitüiter-tiroid (HPT) ve/veya hipotalamik-pitüiter-adrenal (HPA) beyin sistemleri nöroendokrin stres yanıtlarında önemlidir ve bu nedenle duygudurum bozukluklarının patofizyolojisinde devreye girdikleri düşünülmektedir. Bu sunumun amacı bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidlerin rolünü tartışmaktır. Bipolar hastalarda rastlanan hiperkortizolemi ve deksametazon baskılanmaması korteksi glukokortikoid reseptörler aracılığıyla etkileyebilir ve hipokampusda nörogenezin down-regulasyonuna neden olabilir. Bipolar hastalarda vazopressin. endorfin ve diğer nöropeptidlerin değiştiğine dair bildirimler vardır. Koritkotropin releasing hormon (CRH) antagonistleri tirotropin releasing hormonun (TRH) duygudurum dengeleyici etkisi olabileceği düşünülmektedir. somatostatin. Nöropeptidler aktivitelerinin ve davranış modulasyonu etkilerinin klasik nörotransmitterlere göre uzun olması nedeniyle afektif bozuklukların tedavisinde ümit vadeden terapötik hedeflerdir. .

Nöropeptidlerin kimyasal açıdan in vivo ortamda kararsız olmaları. Bu nedenle nörotensin agonistleri şizofreni tedavisinde umut verici olarak görülmektedir. amigdala. nöromodülatör ve hormon olarak işlev görebilen özel moleküllerdir. opioid peptidler (endorfinler. somatostatin. Bu sunumda nöropeptidlerin “ilaç” olarak özellikleri. taşikininler. yukarıda bazı örnekleri verilen nöropeptidlerin olası “antipsikotik” etkinlikleri ve şizofreni tedavisinde neler vaat ettikleri tartışılacaktır. striatum ve substansia nigrada yoğun olarak bulunan kolesistokininin dopaminerjik sistem ile yakın ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Şizofreni Tedavisinde Nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Cem Cerit Nöropeptidler sindirim. substansia nigra ve ventral tegmental alanda yüksek konsantrasyonlarda bulunmaktadır. enkefalinler). interlökinler. tirotropin serbestleştirici hormon. kortikotropin serbestleştirici faktör. Buna karşın hedef reseptörlerine yüksek oranda özgüllük göstermeleri. lateral septum. Nöropeptidlerin merkezi sinir sisteminin (MSS) normal işleyişinde önemli görevlerinin olduğunun keşfi. Benzer şekilde beyinde korteks hipokampus. . kan beyin bariyerini geçişlerindeki zorluklar gibi bazı teknik sorunlar ilaç olarak kullanıma girmelerini zorlaştırmıştır. Bunlardan ligandı nörokinin B olan NK3 reseptörlerinin uyarılması lokus seroleus’taki noradrenalin ve ventral tegmental alandan dopamin nöronlarının ateşlenmesine neden olmaktadır. uygulama biçimindeki zorluklar. Nörotensin MSS’de özellikle amigdala. nöropeptid reseptörlerini çeşitli MSS hastalıkları için önemli bir tedavi hedefi haline getirmiştir. vazoaktif intestinal peptid. nukleus akkumbens. Taşikininler MSS’de nörotransmitter ve nöromodülatör görevler üstlenen bir başka nöropeptid grubu olarak son yıllarda dikkat çekmektedir. Kolesistokinin. MSS’de nörotensin sistemiyle mezokortikal ve nigrostriatal dopamin sistemleri arasındaki yakın ilişki ve ventral tegmental alan ile substansia nigradaki dopaminerjik nöronların %80’inde nörotensin reseptörlerinin bulunması nörotensinin şizofrenideki rolünü araştırma gereğini ortaya koymaktadır.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. nöropeptid Y. Preklinik çalışmalar nörotensin uygulamasının antipsikotiklere benzer davranışsal etkiler ortaya çıkardığını göstermektedir. nörotensin. dolaşım ve sinir sistemlerinde yaygın olarak bulunan ve nörotransmitter. güçlü etkinliğe sahip olmaları. Bu nedenlerle NK3 reseptör antagonistlerinin şizofreni tedavisindeki etkinliği ilgi çekmektedir. dinorfin. sekretin. Bunun yanında kolesistokinin reseptörlerinden CCKR1 polimorfizmi ile şizofreni arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Buna karşın NK3 reseptör antagonisti talnetant’ın sistemik olarak uygulanması prefrontal kortekste dopamin ve hipokampüste noradrenalin seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır. çapraz reaksiyon ve ilaç etkileşimi açısından güvenilir olmaları. yan etkilerinin düşük düzeyde olması bu moleküllerin “ilaç” olarak avantajlarıdır. Şizofreni tedavisinde üzerinde durulan bazı önemli nöropeptidler şunlardır. dokularda birikmemeleri.

Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Anksiyete ve depresyon tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Nurper Erberk Özen .10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler.

Bunun spora özgü olduğunu söylemek zor. körüklendiği.Kamu gücünün ve kamuoyunun bu şiddet karşısında konumu ne? Şiddete bakışın genel hatları ne.Şiddeti doğuran temel mağduriyet kavramları neler? . hatta yaratıldığı alanlardan biri futbol.Cinsiyetçi dilin eleştirisi mümkün mü? Yoksa sporun dili evrensel olarak problemli mi? . spor sahalarındaki şiddetin ardındaki psiko-sosyal etkiyi hep beraber araştırmaya yönelik hazırlanmıştır.‘Savaşın dili’.Medya şiddeti yansıtıyor mu.Futbol global bir şiddet yatağı mı? Yoksa yerel farklılıklar genelleme yapılamayacak kadar belirleyici mi? . ‘homofobi’. ‘travma sonrası stres bozukluğu’ gibi kavramlar bu sunumda ele alınacak temel konuların çerçevesini belirliyor. Bu sunum temel olarak bunun nedenlerini hep beraber düşünmeye.Bir psiko-sosyolojik alan olarak futbolsever tipolojisi nedir? Zaman içinde nereye evrildi? . ‘cinsiyetçilik’. ‘nefret suçları’. siyasi ve hukuksal referanslar neler? .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. . ‘linç kültürü’. özel olarak futbolun özünde bir şiddet var mı? Futbol/spor. ‘hukuki açıdan dokunulmaz bir alan’. ‘kitle psikolojisi’. Nedenleri aranan sorulardan öne çıkanlar şunlar: . besliyor mu? .Sporda şiddetle futbolda şiddet farklı şeyler mi? . Tamer Aker : Bağış Erten Türkiye’de şiddetin üretildiği. Çünkü diğer sporlara ‘sıçrayan’ şiddet de futbol kökenli. ‘Bölgesel mağduriyetler’.Türkiye’de taraftar stereotipi çıkarılabilir mi? Bölgesel/takımsal farklılıklar neler? . şiddeti ‘ontolojik’ olarak mı yaratıyor. ‘insiyaki’. ‘bireysel şiddet’. ‘manipulasyon’.Türkiye’de şiddetin kökenleri dünyadaki şiddetin kökenleriyle eşleşiyor mu? Nerelerde ayrılıyor? . ama özel ve ‘biricik’ bir örnek olarak futbolda şiddetin psikolojik haritasını çıkarmak.Son bir yılda yaşananların yarattığı özel bir travma var mı? Travma sonrası bozukluklarla baş etmek mümkün mü? Amaç bu soruların muhtemel cevaplarını aramak ve sporda. ‘örgütlü şiddet’. ‘yönetenlerin şiddet politikaları’. ‘adalet eksikliği’. yoksa kültürel bir şeyden mi bahsediyoruz? . ‘sosyal patlamaları önleyici işlev’.Sporun. ‘medya terörü’.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. Tamer Aker : Itır Erhat .

Tamer Aker : Kaan Arslanoğlu .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A.

” Cyberpsychology and Behavior 12:1-5. Teknoloji. İnternetle ortaya çıkan yeni yaşam biçimi. Örneğin bu görüşe göre. Sanal bağımlılığın kimyasal bağımlılıklardakine benzer şekilde bir bağımlılık mı. 4. (4. 6. “Internet addiction: Metasynthesis of 1996-2006 Quantitative research. Çoğu kullanıcı için internet önemli bir iletişim aracı. Başka bir deyişle. yoksa davranışsal bağımlıklar (kumar. özellikle de bilgisayarlar ve internet bazı özellikleri nedeniyle kolayca bağımlık yapan araçlar gibi gözükmektedir. Bilgiye ulaşmayı ve evden dünyaya açılmayı sağlayan internet günümüzde bir milyardan fazla insanın günlük yaşamında vazgeçilmez bir araçtır.5). sexting and attachment in college students’ romantic relationships” Computer in Human Behaviors 28(2):444-449.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı Sanal Bağımlılığın Fenomenolojisi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Elif Mutlu İnternet 20. İnternetin sunduğu uyarıcı içerik. sorun internet bağımlılığı değil.P. hareketli bir iş alanı ve eğlenceli bir aktivitedir. O. 90’larda topluma ulaşmış.Klinik araştırmalarda karşılaşılan temel zorluk ise internet normal ya da sorunlu kullanımıyla ilgili standart kriterlerin olmayışıdır. görsel uyaran. pratiklik. “Phenomenology of internet addiction” Internet Addiction Ed. Bununla birlikte uzmanların büyük bölümü internet kullanıcılarının %6-8’inin bağımlı olduğunu tahmin etmektedir (2). Patolojik internet kullanımı araştırmaları sonucunda internet bağımlılığı için alt tipler. moodu değiştiren. Byun ve ark (2008). kendilik ve ilişkiler algısı araştırılmaktadır. Bunların dışında bir görüşse. düşük fiyat. otonomi ve anonimi (gizlilik) kombinasyonu adeta psikoaktif bir deneyim yaratır.vb) gibi bir dürtü kontrol sorunu mu olduğu konusu tartışılmaktadır. Psikoaktif deneyim. Price ch 6. . bu teknolojiler aslında içinde yaşadığımız ve sevdiğimiz “hal”i etkiler ve olumsuz psikolojik etkilere yol açabilir(1). Kaynaklar 1. (2012) Texting. kişilik tipleriyle internet kullanımları arasında anlamlı ilişkiler tanımlanmaktadır. internet kullanımının kendi başına sorun olamayacağı. Drouin M ve ark. ve ark (2010) “Does internet reflect your personality? Relationship between Eysenc’s personality dimensions and internet use. risk faktörleri ve tedavi önerileri belirlenmektedir (6). ulaşımın kolay olması. yüzyılın en önemli atılımlarından biridir. İnternet bağımlığı yeni bir kavramdır ve halen tartışmalıdır. yani kumar bağımlılığıdır (3). Gresle C ve ark.seks. Ögel K (2012) “İnternet Bağımlılığı: İnternetin psikolojisini anlamak ve bağımlılıkla başa çıkmak” İş Bankası Kültür Yayınları. davranışları etkilenme potansiyeli olan yaşantılardır. p:85-94 3. (1999)“Virtual Addiction: Sometimes new technology can create new problems”. ancak başka sorunların ortaya çıkmasına aracılık ettiğidir. internetten kumar oynamak. Kişilerin psikolojik profilleri. H. Araştırmalar internet kullanımının hem sosyal psikolojik hem psikopatolojik boyutlarına odaklanmaktadır. Greenfield D.” Computer in Human Behaviors 26(2):162-167 5. internetin değişen teknolojiyle birlikte çağımızın norm yaşam biçimi olduğu. Tosun L. Bireylerin teknolojinin etkisiyle dönüşen kendilik yapılarına dair kavrayışımızın artması klinik tanımlarımıza da iyileştirecektir. iletişimin ve bilgi paylaşımının neredeyse sınırsız seçeneğini sunmasıyla git gide popülerleşmiştir. Hızlı veri paylaşımı ve transferi sayesinde iş hayatında merkezi bir konumdadır. bağlanma stilleri. 2. Internet sözcüğü 1982’de ortaya çıkmış.

Cloninger’in kişilik modelinde ölçülen 4 mizaç boyutu (yenilik arayışı. bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanan internet bağımlılığında da mizaç boyutu olarak öne çıkmıştır. bir çok komorbid psikiyatrik hastalığın eşlik edebildiği bir fenomen ve genel olarak bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanmaktadır. Yüksek yenilik arayışı. zarardan kaçınma. İnternet bağımlılığı olan üniversite öğrencilerinde ise. kendini aşma. sürmesi ve relapsında etken olduğu düşünülen yüksek yenilik arayışı. kendi kendini yönetme ve işbirliği puanları düşük bulunmuştur. Her ne kadar bu kişilik özellikleri internet bağımlılığı ile ilişkilendirilse de bunun bir neden mi sonuç mu olduğunu söylemek zordur. Bu nedenle herhangi bir madde kötüye kullanımını içermeyen internet bağımlılığına en yakın bozukluğun DSM IV’te dürtü kontrol bozuklukları bașlığı altında yer alan “patolojik kumar oynama” olması nedeni ile tanı kriterlerine buna uygun olarak uyarlamıştır. Çalışmalarda internet kullanımına bağlı davranış problemleri. internet bağımlılığının genel yapısının dürtü kontrol bozukluğu ile benzerlik gösterdiğini ve tanının DSM-IV-TR dürtü kontrol bozuklukları ölçütlerini temel alarak yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak günümüze kadar internet bağımlılığı kavramı henüz resmi sınıflama sistemleri içerisinde tanımlanmamıştır. Alkol bağımlılığının başlaması. Kişilik ve Dürtüsellik . Anahtar Kelimeler: İnternet Bağımlılığı. Son olarak Montag ve arkadaşları. ödül bağımlılığı. kendi kendini yönetme ve iş birliği yapma puanları bildirilmiştir. Shapira ve arkadaşları. Riskli internet kullanıcılarında ise normal internet kullanıcılarına göre ödül bağımlılığı. kendi kendini aşma) tanımlanmıştır. Yüksek zarardan kaçınma. yüksek yenilik arayışı ve düşük ödül bağımlılığı olduğu bildirilmiştir. düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği internet bağımlılığının şiddeti ile ilişkili olduğu belirtilmiştir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet bağımlılığında kişilik ve dürtüsellik Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Ercan Dalbudak Young’a göre internet tıpkı kumar gibi bağımlılık yaratmakta ve internet bağımlıları çeșitli dürtü kontrol bozukluğu belirtileri göstermektedir. Anderson. Ayrıca dürtüsellik ve kişilik özelliklerine ilişkin bilgiler yüksek riskli hastaları tedavide kalmaya teşvik edecek tedavi planlarının geliştirilmesinde yardımcı olabilir. Sonuç olarak internet bağımlılığı. işbirliği yapma. problemli internet kullanımı ve internet bağımlılığı olarak adlandırılmaktadır. patolojik internet kullanımı. Cloninger ve arkadaşları. sebat etme) ve üç karakter boyutu (kendi kendini yönetme. problemli internet kullanımını kendi kendini yönetmenin nörotisizmden daha iyi bir belirleyicisi olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte bu konuda çok sayıda literatür bulunmaktadır. ve düşük ödül bağımlılığının ergenlerde internet bağımlılığı önemli bir yordayıcısı olarak saptanmıştır. DSM-IV madde bağımlılığı ölçütlerine göre internet bağımlılığını tanımlamıştır. Sonuç olarak internet bağımlılığı olanlarda dürtüsellik ve kişilik özelliklerinin belirlenmesi farklı tedavi yaklaşımlarının uygulanması ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinde yararlı olabilir. kişiliğin iki temel bileşeni olan mizaç ve karakteri açıklayan boyutsal psikobiyolojik bir kişilik modeli geliştirmiş ve tanımlamıştır. İnternet bağımlılığı ile kişilik arasındaki ilişkiyi araştıran az sayıda çalışma yapılmıştır. Madde bağımlılığı olanlarda alkol bağımlılığı olanlara göre daha yüksek yenilik arayışı puanı. Yinede alkol/madde bağımlılığında olduğu gibi bu kişilik özelliklerinin bu hastaların tanınmasında ve tedavisinde önemli bir rolü olabileceği akılda tutulmalıdır. Bağımlılık ve kişilik bozukluğu ile ilişkilendirilen düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği yapmanın da benzer bir şekilde internet bağımlılığında da önemli karakter boyutları olarak dikkat çektiği söylenebilir. Ancak DSM IV’te tanımlanan bağımlılık ölçütleri sadece kimyasal maddeler için belirlendiğinden ve davranıșsal bağımlılıkları içermediğinden ve kimyasal olmayan davranıșsal bağımlılıklar DSM IV’te “dürtü kontrol bozuklukları” olarak değerlendirilmiştir. daha düşük ödül bağımlılığı. zarardan kaçınma.

Son aşama ise re-entegrasyondur. İkinci aşamada bilişsel davranışçı terapi. günlük klinik pratikte ruh sağlığı çalışanlarının karşısına bir sorun olarak çıkmaktadır. Yeterince tanımlanmamış bu bozukluğun tedavisinde de kabul edilmiş. Ancak tek başına bilişsel davranışçı terapinin yeterli olmadığı da araştırmalarda bildirilmiştir. Bugüne kadar farklı yöntemler denenmekle birlikte en çok bilişsel davranışçı terapinin uygulandığı gözlenmektedir. Tedaviye aşamalı bir bakış açısının yararlı olacağı gözükmektedir. konuyla ilgili literatür bilgisi sunulacak ve bugüne kadar yaşadığımız deneyimler paylaşılacaktır. Tedavinin birinci aşaması motivasyonel görüşmedir. Farklı boyutları olan bu sorunun çözümü de farklı paradigmaların birlikte kullanımıyla mümkün olmaktadır. kanıta dayalı henüz yöntemler yoktur. etkinliği araştırılmış. . Bu panelde.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet Bağımlılığında Yaklaşım Ve Tedavi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Kültegin Ögel İnternet bağımlılığı tam bir tanı kategorisi olarak tanımlanmamış olmakla birlikte. aile terapisi ve farmakoterapi yer almaktadır.

Suç sorumluluğu açısından eylemin işlendiği sırada mantık hatası içinde olma ve bunun akıl hastalığına bağlı olması. Bozuklukta dürtüsellik ve yineleyen kavga. . Bu da bozuklukla şiddetin ne kadar iç içe olduğunu açıkça göstermektedir.sakatlama. adli sorunlar.cinsel taciz. ASKB vakalarının suç sorumluluğu tam olarak kabul edilir. Antisosyal kişilik bozukluğu ise 15 yaşından beri süregelen.tecavüz ve hatta öldürme) şeklinde olabileceği gibi. ödül davranışı ve amaca yönelik devamlılığındaki çeşitlemelerin bir bileşkesi olarak kişilik yaşamın ilk 2-3 yılı içerisinde şekillenmeye başlar.yaralama. Halk arasında görülme sıklığı. sorumsuzluk. erkeklerde toplam nüfusun %3’ü ve kadınlarda %1’i olarak saptanmıştır. Doğumsal genetik yapı üzerinde. gerçekleştirilecek işlemin doğası ve niteliğini bilmeme ya da yaptığının yanlış olduğunu bilmeme şeklinde tanımlanmaktadır. Bununla birlikte 15 yaşından önce de davranım bozukluğunun izlenmiş olması gereklidir. haz olmaması. amacı ve nesnesinin ne olduğu da önem kazanmaktadır. ekonomik şiddet eylemlerine kadar uzanabilen geniş bir kavramdır. bireyin tehlikeden kaçınma. tespit edilmesi son derece zor olabilen sözel.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyallik mi Şiddeti Doğuruyor? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Adem Balıkçı Şiddet. duygusal. Psikiyatride en çok tartışmaya açık konu belki de nedensellik ilişkisidir. dövüşler ya da saldırılarla belirlenmiş sinirlilik ve saldırganlık tanı kriterleri arasında bulunmaktadır. uyarı arayışı. çevresel veya biyolojik olarak hangi nedenle oluştuğu ile ilgili net bir bulgu elde edilmesi bu hastaların suç sorumluluğunu da tartışmaya açacaktır. Bu durumda antisosyal tarafından yapılan şiddetin niteliği. başkasının hakkını saymama ve haklarına saldırma örüntüsü. Bu durum genel olarak kabul edilmekle birlikte hastalığın genetik. Doğrudan öfkeye ve dürtüselliğe bağlı olan şiddet ile bir menfaat temini. cezadan kaçma ve başkasının hakkının gaspı gibi özelliklerin ayırt edilmesi ve tartışılması faydalı olacaktır. Bozukluğun farklı bir yanı tanı koymak için 18 yaş sınırının getirilmiş olmasıdır. ASKB ile ilgili yapılan çalışmaların çoğunun bozukluğun nedenini saptamaya yönelik olduğu görülmektedir. yalan söyleme ile karakterize sık görülen bir bozukluktur. vicdansızlık. Bir görüşe göre kişilik bozukluğu “süregen hastalıktır”. Ruhsal bir hastalık olarak kabul etsek bile cezayı hafifleten bir mazeret oluşturmamaktadır. Bu durum dolaylı olarak antisosyalin şiddeti doğurduğunun kabulü anlamına da gelmektedir. fiziksel (dövme.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal kişilik bozukluğu temelinde şiddetle nasıl başedilir? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Ayhan Algül .

Örneğin yapılan hayvan çalışmalarında anne ve babaları tarafından büyütülen farelerin yalnız annelerince büyütülenlere göre daha saldırgan olduğu. çevresiyle olan etkileşiminin ve geliştirdiği sosyal adaptasyonun kişilik gelişimi üzerine çok önemli etkileri vardır. Medya ve bilgisayar oyunların da yer alan şiddet şekillendirme. iyi huylu hayvanların çiftleştirilmesinden doğan yavrular saldırgan dişilerce büyütüldüğünde saldırgan oldukları gösterilmiştir. Gözlenen bu paranoid kavrayış en sık görülen ve onları akranlarından ayıran en önemli özelliktir. Tüm diğer türlerde olduğu gibi erkekler kadınlardan daha fazla şiddete eğilimlidir. sinaptik bağlantıların yapısı ve sayısı çevresel uyaranlar ile de yakından ilişkilidir. duyarsızlaştırma. agresif hisleri uyarma. öfkelerini bebeğe yansıtan annelerin çocuklarında ileri dönemde özellikle erkeklerde saldırgan davranışlar daha fazla saptanmıştır. miyelinizasyon. olumsuz duygularını sözelleştirme ve empati yeteneği azalmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü şiddeti kişiye yönlendirilmiş. Şiddet kategorilerini de fiziksel. Çünkü antisosyal davranışlarda çevresel etkenler kadar nörobiyolojik faktörlerde oldukça önemli rol oynar. Beyin gelişiminin ergenlik sonrasına kadar devam ettiği göz önünde bulundurulacak olursa çevresel etmenlerin. risk almayı teşvik yoluyla davranışı etkileyebilir. Ancak şiddetin.Sonuç olarak yapılan çalışmalar ve gözlemler şiddet ve davranış örüntülerinin sıkı bir ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. çevrelerini yanlış anlayabilen ve zararsız bir takım uyaranları tehlikeli olarak algılayabilmektedirler. Bu da bize erkeği farklı kılan biyolojik faktörlerin şiddetin ortaya çıkışında rol aldığını düşündürmektedir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Şiddet Antisosyal Bireyleri Mi Doğuruyor? Antisosyal Davranış Örüntülerinde Şiddetin Yeri: Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Recep Tütüncü Şiddet ve antisosyal özellikler nedensellik bağlamında ele alındığında. Dendrit ve akson dallanmaları. Dolayısıyla beyin gelişiminin devam ettiği çocukluk ve ergenlik döneminde yapılacak akıllı müdahaleler ve şiddetin önlenmesi ileride ortaya çıkması muhtemel antisosyal davranışları azaltacaktır. İlk olarak şiddetin ne anlama geldiği üzerinde genel olarak anlaşmak gerekir. özellikle maruz kalınan şiddetin çocuğun kişilik gelişimine biyolojik anlamda olumsuz etkilerinin olacağı açıktır. Cinsiyetin yanında yapılan genetik çalışmalar saldırganlığın kalıtsal boyutu olabileceği üzerinde durmaktadır. cinsel. çocukta kendini ifade etme becerileri. psikolojik. Şiddete maruz kalan çocuklar aşırı uyarılmış. Zamanında müdahale edilemeyen ve tekrarlanan bu davranış örüntüleri ileride karşımıza antisosyal özellikler olarak çıkabilmektedir. mahrumiyet ve ihmalkarlık olarak ayırt etmiştir. insanlardaki şiddet davranışının en temel öncülüdür. Çocuğun intrauterin yaşamdan erişkinlik dönemine kadar her safha da karşılaştığı şiddetin maladaptif tutumlara yol açtığı bir çok çalışmada gösterilmiştir. Şiddetli cezalandırma ve tekrarlayan şiddet. heterojen etyolojide çevresel etkenler içerisinde sayılabilecek önemli bir kavram olduğu unutulmamalıdır. Erişkinlikte alınacak önlemlerin antisosyal davranışın elimine edilmesinde etkinliği çok daha azdır. İnsanın doğuştan getirdiği özellikleri yanında. kişilerarası ve kolektif olarak üçe ayırmıştır. Saldırgan davranışlar modelleme ve destek yoluyla da öğrenilebilmektedir. kritik dönemde izolasyonun iyi huylu denekleri saldırganlaştırdığı. Bağlanma çalışmalarında şefkat ve temel bakım ihtiyaçlarını karşılayamayan. Şiddet sonucu. . Ancak şiddete maruz kalma ile antisosyal özellikler arasındaki doğrusal nedensellik tartışma konusudur. inhibisyonu önleme. antisosyal davranışın içerisinde şiddet hemen her zaman mevcuttur.

antisosyalite ve agresyonla ilişkili bulunmuştur. prenatal ve natal komplikasyonlar da şiddetle ilişkili bulunmuştur. Pardini D. Beyin görüntüleme çalışmalarında şiddet gösteren antisosyal erkeklerde beyin lezyonları olmaksızın. Lee L. Neurodevelopmental marker for limbic maldevelopment in antisocial personality disorder and psychopathy. travma ve kötüye kullanımlar beynin gelişimini etkiler. Şiddet ve serotonin ilişkisi öteden beri bilinen ve araştırılan bir husustur. dolayısıyla kesitsel çalışmalardan nedensel bir sonuca varmak da zordur. anterior singüulat. hipokampüs. Kafa travması yaşamış kişilerde yapılan nörolojik araştırmalar bununla beraber genetik faktörler dışlanamazsa da beyin hasarının psikopati açısından etyolojik veya patofizyolojik önemine işaret etmektedir. erken nöral bozukluk gelişimini yansıtan yapısal bir beyin anormalliği çalışması yoktur. dikkat. talamus. Serotoninin göreceli düşük seviyeleri veya azalmış serotonerjik aktivite impulsivite. tepkide esneklik. prolaktin. Loeber R. Neurobiology and the development of violence: common assumptions and controversies. kontrollere göre prefrontal korteks gri madde volümü daha küçük bulunmuştur. insula ve orbitofrontal korteksi içeren çeşitli limbik ve paralimbik yapılarda anormal yapı/işlev bildirilmişse de beyin bozulmaları bir sebepten ziyade. Şiddet ve nörobiyolojik faktörler ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiler oldukça karmaşıktır. Antisosyal suçlularda yapılan serotonin 2A reseptör gen polimorfizmi çalışmasında 5-HT2A -1438 GG genotipi antisosyallerde kontrollere göre daha düşük bulunmuştur (3). kendini kontrol. 2008. Her ne kadar antisosyal. şiddetle yaşamanın makul bir sonucu olabilir. kortizol ve testesteronun amprik olarak şiddetle ilişkili olduğu bildirilmiştir (4). Beynin ceo’su olan prefrontal korteksin planlama. bazı hormonlar özellikle adrenalin. Öteden beri şiddet ve antisosyal davranışa nörogelişimsel bir temel hipoteze edilmişse de antisosyal popülasyonda yapılmış. Yanı sıra. Yapılan çalışmalarda antisosyal suçlularda BOS/serum albumin oranları kontrollere göre daha yüksek bulunmuştur. Erken yaşta ihmal. Obstetrik. psikopatlar. sonuçta zayıf impuls kontrolü. . Yapılan bir çalışmada kavum septum pellusidum antisosyal kişiler. agresif ve psikopatik yetişkin bireylerde amigdala. Prefrontal korteks ve onun anterior singülat korteksle ve amigdalayla bağlantılarındaki bozulma korku ve öfke artışına. posterior singülat. 197: 186-92. yargılama ve nezakette bozulmalara yol açar. tutuklular ve mahkumlar arasında kontrollere göre anlamlı düzeyde daha yüksek düzeylerdeydi (1). sonuçları öngörme işlevleri agresyon ve şiddet açısından oldukça önem arzeder. Yang Y. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. Kaynaklar 1. özellikle de serotonin arasında açık bir ilişki vardır. Colletti P. Agresyon ve bazı nörotransmitterler. hipotalamus. Diğer monoamin oksidaz (MAO) nörotransmitterlerinin olağan dışı düzeyleri. sosyalizasyon eksikliği ve zayıf empati ortaya çıkar (2). impuls kontrol. 363: 2491-503. Br J Psychiatry 2010. serotoninki kadar aşikar olmasa da agresyon ve antisosyalite ile ilişkili bulunmuştur. Suçlulara uygulanan nöropsikolojik testler yürütücü ve düzenleyici davranışta prefrontal lop disfonksiyonuyla ilişkili defisitler tanımlamaktadır. Raine A. Kişilik bozukluklarında şiddet davranışıyla ilişkili biyolojik faktörler pek çok çalışmada araştırılmıştır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal Kişilik Bozukluğu Temelinde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Servet Ebrinç Şiddet ülkemizde ve dünyada giderek artış gösterdiği görülen bir halk sağlığı problemidir. yargı. 2. baş etme güçlüğüne ve impuls kontrolü.

Criminal Justice and Behavior 2001. 4. Neurodevelopmental Insults.3. Leucht S. 28: 402-426. Harris GT. Criminal Violence: The Roles of Psychopathy. Rice ME. Kaprinis GS. Lalumiere M. and Antisocial Parenting. 21: 84–92. . Current Opinion in Psychiatry 2008. Fountoulakis NK. Personality disorders and violence.

de Hert M. 2011 Nov. Jancic D. Hipolito M. Liu C. 2012 Jul. McMahon FJ. Nwulia EA. Ancak şizofreni. Murray SS. Rice J. Zhang P. Nievergelt CM.25(8):1530-43. Byerley W. Bloss CS. Zandi PP. Günümüzde bipolar bozukluk genetiğinde. Genome-wide association of bipolar disorder suggests an enrichment of replicable associations in regions near genes. Badner JA. Smith EN. McInnis MG. Lawson WB. Panganiban C. orta büyüklükte etki gücüne sahip aday genleri saptamada genom boyu ilişki çalışmaları daha da önem kazanmıştır. Foroud T. van Os J. çoklu genetik ve çevresel etkenler nedeniyle karmaşıktır. teknolojideki hızlı gelişmelere paralel olarak. ANK3. Nurnberger JI Jr. Zandi PP. her ne kadar veriler tutarlı olmasa da. PLoS Genet. 2011 Jun. Mahon PB. Delespaul P. Seifuddin F. Potash JB. bipolar bozuklukta bildirilen en güncel genetik bulgular sunularak gelecek çalışma alanları ve beklentiler tartışmaya açılacaktır. Zöllner S. Schulze TG. Kelsoe JR. Alliey-Rodriguez N. Günümüzde. Goes FS. Liu C. Potash JB. Drukker M. Kaynaklar 1. Rutten BP. Gershon ES. Am J Med Genet B Neuropsychiatr Genet. Kenis G. ODZ gibi yeni aday genler tanımlanmaktadır. Yapılan çalışmalarda bipolar bozukluğun kalıtılabilirliği %60-80 aralığında bildirilmiştir. van Winkel R. özellikle son iki dekadda aday gen çalışmaları hız kazanmıştır. Bu nedenle. şizofreni için tanımlanan nadir büyük yapısal varyantların (copy number variants) hastalığın ortaya çıkışında önemli olduğu düşünülmektedir. Greenwood TA. Schork NJ. klinik heterojenite ve şizoaffektif bozukluk ve majör depresyon gibi hastalıklarla bazı belirtilerin binişikliği. Meta-analysis of MTHFR gene variants in schizophrenia. Barrett TB. Ancak saptanan aday genlerin etki güçleri göz önünde bulundurulunca sonuçlar umut kırıcı görünmektedir. 168:253–256. Hastalığın kalıtımı. Judy J. Shilling PD. 4. . bipolar disorder and unipolar depressive disorder: evidence for a common genetic vulnerability? Brain Behav Immun. Bunun yanı sıra. Coryell W. McKinney R. Bipolar bozukluk genetiğine ilişkin. Son yıllarda bipolar bozukluğun ailesel geçişine ilişkin pek çok araştırmada önemli bulgular saptanmıştır. Szelinger S. Pirooznia M. CACNA1C. Mahon PB.159B(5):508-18. Metaanalysis of genetic association studies on bipolar disorder. Gershon ES. Taylor J. genetik araştırmalar için en uygun fenotipin nasıl tanımlanacağı sorularını gündeme getirmiştir. 3. aday genleri içeren bir çok kromozomal bölge tanımlanmıştır. yinelenemeyen küçük etki büyüklüğünde bir çok aday gen saptanmakla birlikte. Peerbooms OL. Bağlantı ve ilişki çalışmalarında. Koller DL. Berrettini WH.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozukluk Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Kürşat Altınbaş Bipolar bozukluk klinik olarak iyi bilinen bir hastalık olmasına karşın. Scheftner WA. Guo Y. after GWaS: Searching for Genetic risk for Schizophrenia and Bipolar Disorder. bipolar bozukluğun psikiyatrik hastalıklar içinde kalıtılabilirliği en yüksek hastalıklardan olduğu gösterilmiş olmakla birlikte. Am J Psychiatry 2011. etyoloji ve patofizyolojisi halen yeterince anlaşılamamıştır. Bu panelde. İkiz çalışmalarında. sistematik genom-boyu ilişki çalışmalarında bipolar bozukluk ve şizofreni için küçük etki büyüklüğünde ortak aday genlerin varlığı gösterilmiştir. Keating BJ. 2. MTHFR in Psychiatry Group. Hoogveld L. özellikle son dönem tüm genom ilişki çalışmalarında. Edenberg HJ. NCAN.7(6):e1002134. küçük ve orta etki gücünde bir çok aday genin sorumlu olduğu görüşü kabul görmektedir. Craig DW. bipolar bozukluğa özgü daha büyük etki gücünde DGKH.

Bipolar bozukluğun seyri ve ilaç etkisi görüntüleme bulgularını etkilemektedir. Anterior limbik ağ içerisindeki özel ilişkileri hedef alan çalışmalardan bipolar bozukluğun nörobiyolojisine dair güçlü kanıtlar sağlanacağı düşünülmektedir. Beyin işlevleri dinlenme sırasında veya özel bir ödev sırasında saptanabilir. Hastalığın değişik safhalarında subgenual ve orbitofrontal kortekste aktivasyon anormallikleri bildirilmiştir. Amigdala ve hipokampus da ilgi gösterilen bölgelerdendir. şizofreni hastalığı olan kimselerden farklı olarak normal hipokampus ile artmış amigdala hacimleri bildirilmiştir. tek foton emisyon bilgisayarlı tomografi (SPECT) ve işlevsel manyetik rezonans (iMRG) görüntüleme sayılabilir.5 insidans oranı ile. . Yapısal manyetik rezonans görüntüleme (yMRG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) bipolar bozukluk ile gri madde azlığının ilişkili olduğunu göstermiş ancak prefrontal korteks hacimlerinde değişiklik gösterilmemiştir. tedavi yanıtını kestirmeye ve yatkınlık faktörlerini tanımlamaya yardımcı olacaktır. Yapısal anormallikler işlevsel anormallik olarak tanımlanamasa da işlevsel çalışmalarda yol gösterici olmaktadır. Yapısal ve işlevsel nörogörüntüleme çalışmaları ile bipolar bozukluğun nörobiyolojik patogenezi hakkında kanıt sağlanmaya çalışılmaktadır. Yapısal ve işlevsel nörokimyasalların tanımlanması bipolar bozukluğun patogenezini aydınlatmada yardımcı olabilir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozuklukta Nörogörüntüleme Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Mehmet Alper Çınar Bipolar bozukluk %1. nüfusun yaklaşık %3’ünü etkileyerek yüksek yeti yitimine neden olmaktadır. Bipolar bozuklukta yapılmış yapısal görüntüleme çalışmalarında bazı nöroanatomik anormallikler tanımlanmıştır. İşlevsel görüntüleme yöntemleri arasında pozitron emisyon tomografisi (PET). Bipolar bozukluk yaygın bir psikiyatrik hastalık olmasına rağmen sıklıkla geç tanınmakta veya yanlış tanı konulmaktadır. Bipoar bozukluğu olan kimselerde striatum ve talamus boyutlarında saptanan artış tüm çalışmalarda tekrarlanamamıştır. Nörobiyolojik araştırma sonuçları tanısal kesinliği artırmaya. Kimyasal görüntüleme manyetik rezonans spektroskopi (MRS) yöntemi ile mümkün olmaktadır.

şizofrenide görülen araştırma dalgasına benzer biçimde iki uçlu bozuklukta bilişsel işlev bozuklukları ile ciddi biçimde ilgilenilmeye başlanmıştır. Bu nedenle psikiyatrik hastalıklar için klinik semiyoloji dışı geçerli ve güvenilir ölçüler gerektiği vurgusu yapılmış ve bilişsel işlevler bu bağlamda boyutsal yaklaşım çerçevesinde biyomarkır arayışları içinde farklı olası bir zemin varsayılmıştır. Başlıca sözel bellek. . bu nedenle bilişsel işlev bozukluklarının etyopatogenez ile ilişkili olabileceğine işaret etmekte. Bu konuşmada iki uçlu bozuklukta görülen bilişsel işlev bozuklukları özetlenecek. ardından fenotip tanımlamaya olası katkılarından bahsedilecektir. yürütücü işlevler.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevler Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Son yirmi yılla birlikte. Birinci derece akrabalarda bilişsel işlev bozuklukları görülüyor olması yatkınlık mekanizmalarının hastalıkla birlikte bilişsel işlev bozukluklarına neden olabildiğini. bilgi işleme hızı ve faal bellek gibi alanlarda tutarlı bulgular tespit edilmiştir. Psikiyatrik hastalıkların heterojen olmalarının patogenez ve risk faktörlerinin tespit edilmesinin önünde en büyük engel olduğu düşünülmekteydi. bu da bu varsayımla yola çıkan araştırmaların haklılığına işaret etmektedir.

3-Cetin T. ötimik dönemde ise immün sistem dengesi kısmen korunmaktadır (2. Altinbas K. İmmün sistem ile ilişkisi iyi bilinen lityumun uzunlamasına tedavi yanıt etkinliğinin temel bir pro-inflammatuar sitokin olan tümör nekrotizan faktör alfa (TNF-α) ile ilişkisi gösterilmiştir (4). . romatoid artrit gibi immün sistem hastalıklarında kullanılan immün düzenleyicilerin duygudurum belirtileri üzerinde olumlu etkisi 5. Bu sunumda İU bozukluk ile immün sistem arasındaki ilişki incelenerek ileriye dönük araştırmaların öncül sonuçları değerlendirilecektir. Gazioglu Bilgic S. Halen yürütülmekte olan İU bozukluk sağaltımında minosiklin ve aspirin ekleme çalışmalarının erken sonuçları umut vericidir. Kaynaklar 1. 1. uyku ve iştah bozuklukları gibi somatik belirtilerin immün sistem ile doğrudan ilişkisi 2. 2-Guloksuz S. The effect of tumor necrosis factor antagonists on mood and mental health-associated quality of life: novel hypothesis-driven treatments for bipolar depression? Neurotoxicology. 2009. ciddi yeti yitimine yol açan bu hastalığın etkin sağaltımını zorlaştırmaktadır. 2010. Plasma concentrations of soluble cytokine receptors in euthymic bipolar patients with and without subsyndromal symptoms. Aktas Cetin E. BMC Psychiatry. J Affect Disord. Deniz G. metabolik sendrom.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta İnflamasyon Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sinan Gülöksüz İki uçlu (İU) bozukluk ile ilgili patofizyolojik düzeneklerin halen tam olarak açıklanamaması. Goldstein BI. İU bozuklukta görülen enerji kaybı. van Os J. Oral ET. Multipl skleroz. Benzer etki düzeneklerine sahip sağaltım seçeneklerinin çoğu zaman İU bozuklukta yetersiz kalması. Cetin T. Deniz G. 126:458-62. Woldeyohannes HO.İU bozukluğa sıklıkla eşlik eden tıbbi hastalıkların (ör. Guloksuz S. van Os J.Soczynska JK.Öncelikli lityum olmak üzere çok sayıda sağaltım seçeneğinin immün sistem üzerindeki etkisidir (1). Cytokine levels in euthymic bipolar patients. 4-Guloksuz S. Gazioglu Bilgic S. Kenis G. Nutt DJ. Lachowski A. 30:497-521. McIntyre RS. İmmün sistem ile İU bozukluk arasındaki ilişkiyi ortaya koyan gözlemler oldukça dikkat çekicidir. diabet gibi) immün sistem ile ilişkisi 4. J Affect Disord. (in press). 3). araştırmacıları farklı alanlara yönlendirmiştir. Deniz G. Evidence for an association between tumor necrosis factor-alpha levels and lithium response. Aktas Cetin E. (in press). Oral ET. Bu bilgilerden yola çıkılarak yürütülen çok sayıdaki güncel araştırma manik ve depresif dönemin artmış inflammatuar cevap ile ilişkili olduğunu göstermektedir.İnterferon tedavisinin depresif belirtilere yol açması 3. Oral ET. Kennedy SH. Cetin EA. Öte yandan. Bunlar.

kabul edilebilir bir ekolojik geçerlikle ve yeterince ölçünlenmiş görevlerle uygulandığında . dahası kendine özgü bir nöro-fizyolojisi olduğu anlaşılmıştır. Şizofreni. zihin kuramı bozuklukları. (i) Avrupa psikiyatrisindeki klasik ve güncel kuramların tekil bireyin çevreyle etkileşimini esas alması. SB’yi. . NIRS bu özellikleriyle psikotik bozuklukların etiyolojisinde epidemiyolojik bulgular ışığında ortaya atılan.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Psikiyatrik Bozukluklarda Sosyal Bilişin Near Infrared Spectroskopi (NIRS) ile Görüntülenmesi Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Bora Baskak Özellikle son on yılda sosyal bilişsel nöro-bilimin katkılarıyla sosyal biliş (SB) alanında son derece önemli bulgular elde edilmiştir: SB’nin davranışsal çıktısının genel bilişsel işlevlerin bir bileşkesi olmadığı. sosyal yenilgi kuramlarının ya da çeşitli özgün sosyal etkileşim modellerinin sınanmasında kullanılabilir. psikopati ve otizm gibi pek çok bozukluk aslında sosyal bilişsel bozukluklar olarak nitelenebilir ve SB’nin görüntülenmesi bu bozuklukların etiyolojisine dair önemli ipuçları sağlayabilir. doğal bir ortamda uzun ve duyarlı bir ölçüm sağladığından. (ii) biyolojik psikiyatrinin lokomotifi olan psikofarmakolojideki tedavi algoritmalarının birey tabanlı belirlenmesi ve (iii) teknolojik yetersizlikler SB araştırmalarının da ufkunu daraltmıştır. sosyal fobi. Buna karşın.kestirimci geçerliği yüksek biçimde ölçebilir. Non-invaziv bir yöntem olan NIRS.

. rakamları sırasıyla içimizden tekrarlayarak çalışma belleğinde depolarız. Çalışma belleğinin bu işlemlerde yeralan alt-bileşenleri şunlardır: yürütücü bileşen. olasılıksal öğrenme sırasında yoğunlukla kullanılan çalışma belleğinin aktivitesinin dinamik olarak nasıl gözlenebileceğine dair örnekler verilecektir. depolama bileşeni. tekrar bileşeni. Bu bileşenlerin tümü sırasıyla dorsolateral prefrontal korteks. Örneğin bir adres tarifi aldığımızda. Bu konuşmada. Yada bir telefon numarasını akılda tutmak istediğimizde. Dolayısıyla yüzeyel olarak korteksten kayıt alabilen fNIRS cihazı ile çalışma belleğinin faaliyetlerini incelemek mümkündür. Ayrıca fNIRS sinyalinin özellikleri ve veri analizi sırasında karşılaşılabilecek zorluklar elimizdeki veriler üzerinden açıklanacaktır. Kendi elde ettiğimiz sonuçlar üzerinde durulacak.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Çalışma Belleğinin Prefrontal Korteksteki Bileşenlerinin Fnırs Yöntemiyle Araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Didem Gökçay Özet Çalışma belleği. sağ/sol inferior frontal girus ve dorsal parietal kortekste lokalize olmuştur. fNIRS ölçümleri üzerinden aktarılacaktır. çalışma belleğinin hasta ve sağlıklı populasyonlardaki faaliyetleri. o adrese varana değin bunu uzamsal olarak kısa dönemli çalışma belleğinde işleriz. kısa dönemli olarak faaliyet gösteren uzamsal ve sözel bilişsel işlevlerde yeralır.

bu özellikleri nedeniyle de psikiyatri alanında. Izzetoglu M. Drexel University. Pöppel.biomed. Beer-Lambert yasasına göre.drexel. taşınabilir ve kolay uygulanabilir olması önemli avantajlarındandır. B. Heidelberg. Onaral B. Special issue on Clinical Neuroengineering. 3. Functional Near Infrared Spectroscopy based Brain Computer Interface. beyin dokusunda absorbe olan ışığın emilim miktarı ile Oksi-Hb ve Deoksi-Hb seviyeleri hesaplanabilir. IEEE Engineering in Medicine and Biology Magazine. Oksihemoglobin (Oksi-Hb) ve indirgenmiş formu deoksi-hemoglobin (Deoksi-Hb). ışığın özgül dalga boylarında farklı emilim spektrumları ortaya çıkarmaktadır.html 4. E. fNIRS. Philadelphia.. E. Hoshi. (2006). 2010. 2. Near-infrared spectroscopy for studying higher cognition. Springer-Verlag.. Izzetoglu K.. 25(4):54 . H. PhD Thesis. Dolayısıyla bu veriler. optik bir yöntemdir. Pourrezaei K. Kraft. invazif olmayan.) Neural Correlates of Thinking. Kaynaklar 1. Diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerine kıyasla ucuz. Y. Ayaz. (2010). özellikle karmaşık düşünce süreçlerinin değerlendirilmesinde ümit vaat etmektedir. daha uzun sürede ve daha doğal bir ortamda kayıt alabilme imkânı sağlamakta. .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? "FNIRS Nedir? Çalışma Prensipleri Nelerdir?" Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Halise Devrimci Özgüven Fonksiyonel Near-infrared spektroskopi (fNIRS). Bunce S. Gulyas.62. Berlin. beyin dokusu oksijenlenmesinin. in vivo koşullarda beyin oksijenasyonunun ölçülmesine olanak sağlayan.edu/fNIR/CONQUER/Optical_Brain_Imaging. Functional Near Infrared Spectroscopy: An Emerging Neuroimaging Modality.. Ayrıca fNIRS. başka bir deyişle metabolizmasının in vivo belirteci olarak kullanılabilir. fMRI ve PET gibi diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerinden farklı olarak. ışığın beyin dokusunda emilimini ölçmektedir. (eds. http://www. PA.

invaziv olmayan. metilfenidat yanıtı ve genotip ile beyim kan akımı ve oksi-deoksihemoglobin değerleri arasındaki ilişki de incelenmiştir. Özellikle kortikal yapılardaki kan akımının ve oksi-deoksihemoglobin değerlerinin hesaplanmasında kullanılmaktadır. Ayrıca. Bu çalışmalarda interferans kontrolü ve yanıt inhibisyonu sırasında DEHB olguları ile kontroller arasında farklar olduğu gösterilmiştir. şimdiye kadarki literatür tartışılacak ve FNIRS özelinde dikkat işlevlerinin değerlendirilmesi üzerine görüşler sunulacaktır. uzun süreli veri toplanabilen ve nispeten ucuz bir işlevsel beyin görüntülemesi tekniğidir. FNIRS yöntemi daha önce Dikkat Eksikliği Hiperkativite Bozukluğu’nda kullanılmıştır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Dikkat İşlevinin Araştırılmasında fNIRS Uygulamaları Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Özgür Öner İşlevsel Near Infrared Spektrsopkopi (fNIRS). . Konuşmada.

bu süreci eğitim ve bilgi vermek değil. psikiyatrinin tanınması. kimi zaman eleştirildiler. Yaşadıkları ve gizlemeye çalıştıkları bazı sorunların çaresi olduğunu. Medya ise bazen ipin ucunu kaçırdı ve psikiyatrinin her kapıyı açan bir anahtar olduğu düşüncesine kapılıp. Medyada Yer Almak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Bengi Semerci Uzun yıllar psikiyatrinin. Söz konusu çocuklar olduğu zaman tüm bunlar çok daha önem kazanır. hasta ve hastalıkları rencide edici haberler yerine halkı bilgilendirici. Bu ilişki de medyaya düşen görev. kendi reklamları olarak gördüler. doğru çocuklar yetiştirdik. hatta zarar verici yöntemlerin reklamını yapmaya başladı. uyarıcı bir yayın yapmaktır. İnsanların bilgilendirilmesi gerektiğini söylemeye başladılar. Gerçekten bilgilenme. başkalarının da benzer yakınmaları olabileceğini. . etik kurallar. Dr. Aynı zamanda iyi bir medya okur-yazarı olmanız gerekir. hem de önemli şeyler oldu. ilgisiz şeylerde psikiyatriden çözüm istemeye. Prof. zarar vermeme ilkeleri geçerlidir. Kendi meslektaşları arasında kimi zaman övüldüler. Bunların hepsi toplum sağlığı açısından önemliydi. bu ilişkinin de düzgün ve kurallara uygun yapılması gerekiyor. gitmeleri gereken yerin bir uzman olduğunu fark ettiler. insanlar asıl amacı gördü ve umursamadı. Onları yenileri izledi. Sonra yavaş yavaş birileri bunun dışına çıkmaya başladı. kendini şarlatanlıklar için reklam aracı olarak kullandırmamak. Ama her ilişkinin olduğu gibi. Psikiyatristlerin medya önünde yaptıkları ortak yanlışlar nedir? Ve hem yazılı hem de görsel basınla iletişimi geliştirmek için neler yapılmalıdır. medyayla ilişki çok önemli. Bazen kırıcılığa varan bu eleştirilere rağmen devam ettiler. Kurallar doğru konmalı ve mesajlar net verilmelidir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Çocuk Psikiyatrı Gözüyle Medyayı Okumak. doğru seçimleri yapmak. Bir çoğumuz onun önerileriyle. Onu diğerleri takip etti. Çoğu kısa sürede yok oldu. Ama insanlar psikiyatrinin ne olduğunu. Bu arada olumsuzluklar olmadı mı? Oldu. ilk anda ilgi çekseler de. Atalay Yörükoğlu’ydu. hastalıkların ve özellikle psikiyatri doktorlarının gizemli olması gerektiği savunuldu. Bazı uzmanlar. hastalara ve hastalıklara doğru yaklaşım için. Onların ilklerinden biri. Bize düşen görevler belli. ne yapmaya çalıştığını öğrenmeye başladılar. verdiği bilgilerle doğru büyüdük. doğruluk. Medyada yer almak için sadece işinizi iyi biliyor olmak yeterli değildir. fark etmeden gereksiz. Bu bir hekimlik çalışmasıdır ve hekimlik uygulamasında uyulması gereken.

subjektif. bir hekim örgütünün bildirisini hatırlıyorum. hem de kapalılar. işimiz üzerine her sözü söyleme hakkını kendinde görür. Maalesef bunu yeterince başardığımızı söyleyemem. Gazeteciler kadar göz önünde değiller yani. O daha kolay gelebiliyor. ilkel eleştirileri ayırt edebilmek. Anlaşılan hekimler. röportaj yapmıştı. Oysa gazeteci doktorlardan izin alarak girmişti ameliyathaneye! Dolayısıyla da mesleki etikten söz edeceksek öncelik tıp etiği olmalıydı bence. Bu hekimler içerisinde psikiyatristlerin hiç de azımsanamayacak düzeyde olduğunu da söyleyebiliriz. Önemli olan o eleştirilere açık olmak. Mesleğimizin doğası gereği yaptığımız ya da yapmadığımız işler nedeniyle hep göz önündeyiz. Psikiyatristlerle ortak noktamız insan. algılama ve anlama çabasıyla yaklaşmak gerek.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Gazeteci gözüyle medya ve psikiyatri Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Faruk Bildirici Biz gazeteciler eleştiriye alışığız. Hatta gazeteciler de birbirini kıyasıya eleştirir. Galiba temel sorunlardan biri bu noktada yatıyor. Bir de mesleki taassuptan dolayı kamuya açık alanlarda ve hatta meslek örgütlerinde kendilerini fazla eleştirmiyorlar. Psikiyatristler. Keşke gazeteciler ve psikiyatristleri karşı karşıya getirebilsek ve sadece kendilerini eleştirmelerini isteyebilsek… . Aslında psikiyatristler de mesleklerin icra ederken diğer hekimler gibi daha öznel alanlarda çalışıyorlar. Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisi olarak. Bu da kimi zaman övgüleri getirir ama çoğunlukla eleştirileriz. felaketlerin. savaş naralarının atıldığı. Çünkü eleştiriye alışığız ama açık değiliz. gazetecilerden farklı olarak eleştiriye hem alışık değiller. O nedenle gazeteci-hekim ilişkisi sözkonusu olduğunda eleştirilen hep gazeteci tarafı olabiliyor. Bunu yapabilmek için de kuşkusuz her söylenene hoşgörüyle. eleştirdikleri medya aracılığıyla medyatik olmaya çalışmayı da yadırgamıyorlardı. hekimler gazeteciyi meslek etiğine uygun davranmamakla suçluyordu. üzerinde kara bulutların dolaştığı bir ülkede yaşayan insanların duygu ve düşünce dünyalarıyla ilgilenen psikiyatristlerin işi de en az biz gazeteciler kadar zorlu. yerinde. Tersine insan sağlığı ile ilgili bu tür yanlışlara medyanın zemin hazırladığının da farkındayım. Zaten Türkiye’de kiminle karşılaşsanız gazeteciliği biz gazetecilerden daha iyi bilir. skandalların eksik olmadığı. Medyayı aklamaya çalışmıyorum. Bir gazeteci arkadaşımız bir ameliyata girmiş. Hergün bombaların patladığı. medyayı eleştirmeyi doğal görmekle kalmıyor. kayda değer eleştirilerle haksız.Ancak böyle davranırsak o eleştirileri kendimiz ve mesleğimiz için artı değere dönüştürebiliriz. haklı. Kimi hekimlerin medyatik olma çabası içine girmeleri! Medyatik olan kimilerinin de orada tutunabilmek için popüler söylemler geliştirmeleri. Fakat eleştiri okları kendilerinde yöneldiğinde gazeteciler ve psikiyatristler epeyce farklılaşıyor.

Medya en ilkel. maruz kalma oranları (rating. tiraj vb. Çerçeveleme: (framing) gerçekte olup biten yerine gerçeğin bir bölümünün algılanmasını ya da gerçeği çarpıtarak algılanan gerçeğin var olan gerçekten çok farklı olmasını sağlamak. en gerici değer yargılarına seslenir ve bunu en kışkırtıcı şekilde vermeye çabalar. Okunma. Egemen ideolojinin yeniden üretilmesi kitlelerin bu ideolojiyle biçimlenmesi ve tepki vermesi günümüz medyasının temel işlevidir. Bu değer yargıları sanıldığı gibi hakikati temel almaz. Her medya grubu haberlerini kendi kontrolündeki tüm medya kanallarında hemen hemen aynı şekilde verme eğilimi gösterir. Tabi bu ideoloji ve değer yargılarının örneğin GLBT bireyler ve hakları konusunda ne kadar eşitlikçi ve özgürlükçü olduğu da belirleyici olacaktır. Sterotip oluşturma: Medya herhangi bir kimlik halini kendi bildiğince şekillendirerek okurun o kimlik hakkındaki bilgi ve değer yargısını inşa eder. Çok okunmanın yolu ortalamanın altındaki eğitim. . Eleştirel medya okurluğunun en güvenli yolu ise medyanın sunduğu ideoloji ve değer yargısına değil okurun kendi ideolojisi ve değer yargılarına güvenmesidir.) iki önemli etkide bulunur. Bu süreç en muhafazakar haberlerin bile pornografik bir dille verilmesinin önünü açar.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Psikiyatr Gözüyle Medyayı Okumak Ve Anlamak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Selçuk Candansayar Özellikle yaygın medya ulaştığı toplumun değer yargılarını ve kimlik algısını oluşturur. Hikayeleştirme: haberin inşa edilirken ana fikir ve temasının amaçlanan bilgiyi biçimlendirecek şekilde inşa edilmesi. Medyanın toplumu tektipleştirme süreci geniş kitlelere ulaşabilirliğiyle yakın ilişkilidir. bilgi ve olgunluk düzeyine seslenen haber tarzına zorlar. Medyanın haber inşa süreci Haberdar etmekten çok tek tip düşünce ve tepki üreten medya bu üretimi üç temel yolla gerçekleştirir.

dürtüsel şiddet içeren suç davranışında öne çıkmakla beraber gen-çevre etkileşimine dair tutarlı kanıtlar bulunmaktadır. psikanalitik ve biyolojik kuramlar öne sürülmekle beraber son yıllarda nörobiyolojik çalışmalar ile genetik etkenlerin şiddet davranışının oluşumundaki rolü ile ilgili veriler mevcuttur. etkilenen erkeklerde hafif mental retardasyon ile beraber tecavüz. Am Sociol Rev. SAGE Publications. (2011) Social Environment Variation. and Agression: Evidence for the Differential Susceptibility Hypothesis. (2000) Şiddet ve Agresyonun Nörobiyolojisi: Klinik Psikiyatri. Dopaminerjik sistemin insan vücudunda haz-ödül sisteminin parçası olması ve dopamin salınımı ile öforik duygular oluşturması nedeni ile davranış genetiği çalışmalarında dopaminerjik genler öne çıkmaktadır. şiddet. Genetic Localization.J. Kaynaklar 1) Ronal L. 1993 Yılında ilk kez Brunner ve arkadaşları tarafından tanımlanan X kromozom bağlantılı MAO-A aktivitesinden sorumlu yapısal gen polimorfizminin (Xp 11-22). 2) M. Tuğlu C. Bu sunumda elimizde var olan kısıtlı ve kesin yargılara varmak için görece yeni olan ama faydalı olabilecek homisidal davranış nedenlerine yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Homisid davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Erhan Akıncı İnsan davranışını belirleyen etmenler arasında psikososyal gelişim kadar kalıtımsal özellikler de önemli yer tutmaktadır. İnsan davranışına ait biyolojik kuramlar her ne kadar gelişim sürecinde olsa da ileriye yönelik araştırmalar ile bu yönde çözümlemeler daha da kolaylaşacaktır. Plasticity Genes. Evolutionary and Genetic Explanation of Violent Crime (Chapter IV). Genet.Brunner et al.Gottschalk. kundakçılık ve teşhircilik gibi belirgin davranış problemlerinin nedeni olduğu belirtilmiştir. . Şiddet ve agresyonun nedenleri hakkında sosyal öğrenme. Şiddet ve agresyona yönelik davranış genetik çalışmaları nörotransmiterler üzerine odaklanmakla birlikte dopaminerjik sistem ve serotonerjik sistem üzerine yoğunlaşmaktadır. 4) Abay E. 3:21-26.and Evidence for Disturbed Monoamine Metabolism. İnsan Genom Projesinin genetik çalışmalara kazandırdığı ivme ile psikiyatrik bozuklukların etyolojisine yönelik moleküler sitogenetik ve moleküler genetik çalışmalar da son yıllarda artmıştır.G. Am. (1993) X-Linked Borderline Mental Retardation with Prominent Behavioral Disturbance: Phenotype. . Bununla beraber şimdiye kadar yapılan genetik araştırmalar MAO-A aktivitesinde değişikliğe sebep olan genetik varyantların ve Y kromozomunun şiddet davranışına yönelik etkilerine dair tutarlı kanıtlar sunmaktadır. 52:1032-1039.Simons. Hum. 76(6): 833–912. (2010) Violent Crime: Clinical and Social Implications. Serotoninin inhibitör özellikleri ile davranışların doğal fren sistemini sağlayan nörotransmiter olduğu bilinmekle beraber şiddet ve agresyona yönelik genetik araştırmalarda serotonerjik sistemde önem kazanmaktadır. 3) H. Kromozom anomalileri ve DNA polimorfizmi. p: 57-74. Son yıllarda psikiyatrik bozuklukların ve insan davranışı ile ilgili kuramların nörobiyolojik sebeplerine yönelik çalışmalarda genetik araştırmalar öne çıkmaktadır.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Saldırgan davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serap Özçetinkaya .

Marusic A. 5HT1B. and suicidal behavior. (1995) Attempted suicide among living co twins of twin suicide victims. İntihar davranışında genetik etkenlerin rolünü belirlemeye yönelik. diğer ruhsal hastalıklar ve psikolojik stresörlerden bağımsız olarak %30-50 oranında olduğunu göstermektedir (1. Am J Med Genet C Semin Med Genet. agresyon gibi kalıtılabilir kişilik özellikleriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir (3). 2). tirozin hidroksilaz (TH) genleridir. Sarchiapone M ve ark. Yani bazı bireylerin yapısal olarak intihar davranışına daha yatkın oldukları ve bu yapısal yatkınlığın dürtüsellik. triptofan hidroksilaz (TPH). evlat edinme çalışmaları yapılmıştır. Bugün için intihar davranışının psikopatolojilerden ve psikolojik stresörlerden bağımsız bir şekilde birden fazla genin birbiriyle etkileşimi ve çevre faktörlerinin de olaya katılmasıyla çok etkenli bir şekilde kuşaklar arası karmaşık kalıtım yoluyla aktarıldığı düşünülmektedir. dürtüsellik gibi bazı ara fenotiplerin temelindeki genetik mekanizmaların intihar davranışıyla bağlantılarının gösterilmesi yapısal yatkınlık kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır. Mann JJ (2005) Family genetic studies. Bu aday genlerden en önemlileri serotonin taşıyıcı reseptör (SERT). (2001) What can psychiatric genetics offer suicidology? Crisis. bazı serotonin reseptörleri (5HT1A. Daha sonra tıbbın bu alanda gelişmesiyle intihar davranışının hangi kromozom üzerinde yerleştiğinin tahmin edilebildiği gen haritalama işlemi gerçekleştirilmiştir ve ilişkilendirme (association). . Kaynaklar: 1) Roy A. İntihar ve duygudurum bozuklukları klinik olarak birbirleriyle örtüşen tablolar olmalarına ve hatta intihar riskini en çok psikiyatrik bozukluğun artırdığı bilinmesine rağmen. 5HT2A). Araştırma sonuçları genetik faktörlerin rolünün. 152: 1075–1076. 22: 61–65.O-metiltransferaz (COMT). aile. bağlantı (linkage) analizleri ile intihardan sorumlu olduğu düşünülen aday genler tespit edilmiştir. Segal NL. katekol. monoamin oksidaz A(MAOA). 2) McGuffin P. Bu sunumda intihar davranışına yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. Farmer A ve ark. suicide. 3) Brent DA. Öfke. bazı hastaların intihar girişiminde bulunmamaları intihar davranışı için yapısal yatkınlık ya da genetik eğilimin varlığının önemine ve bunun da psikiyatrik hastalıktan bağımsız olduğuna işaret etmektedir. ikiz.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Suicid Davranışın Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serhat Tunç İntihar davranışının oluşumunda genetik etkenlerin rolü ile ilgili tutarlı kanıtlar vardır. Am J Psychiatry. 133C:13–24. ilk olarak.

kurumların olanaklarına ve kurumlardaki eğiticilerin nitelik ve niceliğine göre oldukça değişkenlik göstermektedir.tuk. The implications of core competencies for psychiatric education and practice in the US. Yine Avrupa ülkelerinin kabaca üçte birinde eğitim öncesinde bir sınav uygulanırken (Fransa. Bu sebeple asistan eğitimini bilimsel. Ülkemizdeki durumu daha iyi anlayabilmek ve kültürel farklılıkları da dikkate alan etkin bir model oluşturabilmek için dünyadaki diğer psikiyatri uzmanlık eğitim modelleri incelenmiştir.http://www. Adamowski SE (2003). Alkın T.) diğerlerinde uygulanmamaktadır.23) Ankara:Tuna 5. uygulanan eğitimin temel ürünü olan psikiyatri uzmanlarının donanımı da büyük farklılıklar göstermektedir (4). (s. Psychiatric education and training in Asia. Ülkemizde de benzer bir uygulama görülmektedir. Geneva: WHO 2. yerini ve süresini belirleyen kurumlar bulunmaktadır. ardından kısa süreli değişiklikler yaşansa da son süre 4 yıl olarak belirlenmiştir. Hergüner S (2006). Kurumda eğitim alacak kişinin seçiciliğini azaltan bu yöntem eğitim programlarının belirlenmesinde uzmanlık öğrencisinin etkinliğini azaltmaktadır. Ülkemizde psikiyatri alanında uzmanların yetiştirilmesinden ve değerlendirilmesinden Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) sorumludur (3).Tükel R. Doğangün B. Ülkemizde de yakın zamana dek psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli toplam süre 5 yıl iken bu süre önce 4 yıla indirilmiştir. Birçok ülkede bu eğitimin içeriğini.gov. 15:467–475 6-Singh B. vb.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Dünyada Asistanlık Eğitim Modelleri Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : İshak Saygılı Dünya Sağlık Örgütüne göre “psikiyatri eğitimi”. diğerlerinde tek bir yapı bu iki görevi de üstlenmektedir (2). Bunun sonucunda. 20: 413418 . Eur Child Adolesc Psychiatry. Kramer TAM. Psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli süre ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. çağdaş göstergeler ve yerel ihtiyaçlar ve uzmanlık öğrencilerinin talepleri ile uyumlu hale getirme çabası süren bir uğraş olacaktır.Ülkemizde uygulanan psikiyatri uzmanlık eğitimi. Child and adolescent psychiatry training in Europe: differences and challenges in harmonization. (2005) Atlas: Country profiles of mental health resources. Literatürden elde edilen bilgiler ışığında ülkeler arası uygulama farklılıkları dikkat çekmektedir. Diğer tıp dallarından farklı olarak kurumun teknolojik imkanlarının katkısı sınırlı olmaktadır. Ülkeler arasında uzmanlık eğitiminin yapılanmasındaki temel farklılıklar.Yeterlik ve Eğitimin Akreditasyonu. International Review Of Psychiatry. ülkelerin geliştirdiği sağlık politikaları. Kaynaklar 1. Çoğu ülke bu ihtiyaçlar çerçevesinde çekirdek müfredatlar hazırlamaktadır. Bazı ülkelerde eğitim programının hazırlanması ve yeterliliğin değerlendirilmesi ayrı kurumsal yapılar tarafından sürdürülürken. Can J Psychiatry 48: 215-221 3. bu süre 3 ve 7 yıl arasında değişmektedir. yöntemini. ruh sağlığı uygulayıcısının yeterli psikiyatrik değerlendirme ile nitelikli ruh sağlığı tedavilerini uygulama kapasitelerini geliştirir ve ruh sağlığı sorunu ve bozukluğu olan geniş bir kitleye kapsamlı tedavi yaklaşımları sunmasını sağlar (1). Ng C (2008). Ülkemizde uzmanlık eğitimine başlayabilmek için Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) yapılmaktadır.Scheiber SC. Psikiyatrinin sunduğu hizmetlerde niteliği halen uzmanın eğitimi belirlemektedir. İngiltere.saglik.WHO. Macaristan. Eğitimin etkinliği açısından bu müfredatları hazırlayan kurumlar hem bilimsel gereklilikleri hem de kültürel farklılıkları gözetmeye uğraşmaktadır.pdf 4. Uluşahin A (2009) Psikiyatride Uzmanlık Eğitimi. Örneğin Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ülkemizde ayrı bir uzmanlık dalı ve Erişkin Psikiyatri Eğitiminde bir rotasyon programı iken Avrupa ülkelerinin üçte birinde Erişkin Psikiyatri Uzmanlığı içinde yer almaktadır (5).tr/pdfdosyalar/mevzuat/TUEY.Karabekiroğlu K. kurumların tarihsel gelişimi ve yerel ihtiyaçlarla büyük oranda değişmektedir (6). Eğitim programının içeriği ve rotasyon süreleri de büyük farklılık göstermektedir.

tr/page.org.psikiyatri.7.aspx?menu=114 .http://www.

Sonuçlarda özellikle psikoterapi eğitimlerinde. psikiyatri eğitimi veren kurumlardaki gönüllü temsilcilere basılı olarak gönderilmiştir. Türkiye Psikiyatri Derneği’nden beklentileri değerlendirmeyi. Sonuç olarak ülkemizde psikiyatri eğitimi sürecine eğitim alanların. Değişen sağlık sistemi hekimlerin hem hizmet üretiminde zorluklara neden olmakta hem de aldıkları eğitimin niteliğinde belirgin düşüşlere neden olmaktadır. alınan eğitim kurumundan. Bu çalışmada Türkiye’deki psikiyatri asistan hekimlerinin genel bir profilini elde etmeyi. Asistanların %60’ı özlük haklarıyla ilgili sorun yaşarken. yani asistanların. Psikiyatri uygulamasının en önemli ayaklarından biri olan psikoterapi gerek teorik gerekse de pratik olarak verilememektedir. iş yoğunluğu ve eğitici sayısının yetersizliği ise eğitim eksikliğine gösterilen en sık nedenlerin başında gelmiştir. Türkiye Psikiyatri Derneği Psikiyatride Asistanlık Çalışma Birimi içinde kurulan bir grup tarafından hazırlanan anket formları. Anket sosyodemografik bilgiler. Katılımcıların %95’i de psikoterapi eğitimlerinin Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından desteklenmesi ve verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Daha güncel bir sorun olarak ise katılımcıların %72’si sözel şiddete maruz kaldığını söylerken. yıllık izin kullanamama. . psikiyatri uzmanlık eğitiminin durumunu ortaya koymayı.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Türkiye Psikiyatri Asistan Profilinin İncelenmesi Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Necip Çapraz Türkiye’de psikiyatri uzmanlık eğitimi uzun yıllardan beri verilmektedir ve başarılı sonuçların yanı sıra gerek teorik alanda gerekse de pratik alanda eksiklikler göze çarpmakta ve bunlar tıpta uzmanlık öğrencileri tarafından dile getirilmektedir. nöbet ücreti ve ek ödemeler gelmiştir. genel memnuniyeti ölçmeyi amaçladık. eğitim alınan kurumun yapısal ve eğitim içeriği özellikleri. bireysel süpervizyon alabilmede eksiklikler tanımlanmış. genel olarak psikiyatri eğitiminden. Katılımcıların %80’i performans sisteminin uzmanlık eğitimini olumsuz etkilediğini söylemiştir. Özlük haklarıyla ilgili yaşanan sorunların başında nöbet ertesi izin. %21’i fiziksel şiddete maruz kaldığını söylemiştir. %70’i ekonomik zorluk yaşadığını. asistanlık özlük hakları konusunda sorunların ortaya çıkarılmasını hedeflemiştir. %85’i ise geleceği planlamada güçlük yaşadığını belirtmiştir. katılımı konusunda hala eksiklikler mevcuttur.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Tıpta uzmanlık eğitiminin dünü ve bugünü Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Raşit Tükel .

Ancak gerek insanlarda gerekse hayvanlarda agresyonun araştırılmasına yönelik deneysel çalışmaları yapmak aynı zamanda etik bir ikilemi de beraberinde getirir. nörolojik ve çevresel-psikolojik boyutlarda ele alınması gereği ortaya çıkar. Halbuki insanlarda yapılan araştırmalar çoğunlukla alkol ve uyuşturucu aldıktan sonra ortaya çıkan agresif davranışların sıklığını ölçmek ve nedenleriyle ilişkilendirmeyi hedefleyen çalışmalardır . elektrik şok uygulamaları. 1960 lı yıllarda bilimsel araştırmalarda uygulanan agresyon modelleri deneklerin tehlikeli durumlara maruz bırakılmaları. Ancak bu durum özellikle gecmişlerinde agresif davranısları olan insanlar içi geçerlidir. Bu maddelerin tek başlarına veya alkol ile birlikte kullanıldıklarında oluşan tahripkar davranışlardan hemen bir sonuca varmak yanlış değerlendirme olacaktır. Bu yolları 4 ana başlık altında toplayabiliriz: (1) Maddelerin kullanımı veya yoksunluk durumları beyin mekanizmalarını direkt olarak aktive ederek agresyona neden olurlar. Yaklaşık 25 yıldır bağımlı hastalarla çalışan bir meslektaşınız olarak kanıtlara ama özellikle kendi deneyimlerime dayanarak konuşmamı yapacağım. yasal ve sosyal kısıtlamalar. Bu durum özellikle yoksunluk bulguları şiddetli olan eroin ve kokain kullanıcıları için geçerlidir. Methodolojik olarak agresyon araştırma modelleri değişik bilimsel yaklaşımlar içermektedir. (2) Yoksunluk durumunda olan bağımlıların madde arayışı içerisindeyken gösterdikleri agresif veya şiddet davranışları. yemek ve uyaran kısıtlanması gibi major çevresel manipulasyonlar şeklindeydi.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddet Davranışının Ele Alınması ve Tedavisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Ayhan Kalyoncu Şiddet. . verilen ödüllerin ellerinden alınması. Her bir uyuşturucu madde doğrudan veya dolaylı olarak değişik yollarla agresif ve şiddet içeren davranışları etkilerler. (4) Ekonomik değerleri yüksek olan eroin ve kokain gibi uyuşturucaların ticaretine bağlı yasadışı süreçlerde ortaya çıkan agresif davranışlar ve şiddet. Şiddet ve agresif davranışların nedenlerine yönelik yapılan çalışmalar araştırmacıların ilgi odağı olmuş ve bazı deneysel çalışmalar yapılmıştır. Hic bir genel prensip bu maddelere uygulanamaz. Agresyon ve şiddet davranışları ile ilgili çalışmaları gözden geçirdiğimizde hayvanlarla yapılan sistematik deneysel çalışmaların öncelikli amacının agresif davranışların yakın ve uzak nedenlerini araştırmak olduğunu görürüz. Geçmişte çevresel şartlar hoş olmayan şekillerde düzenlenerek deneklerde agresif ve defansif davranışlar oluşturularak yapılan bilimsel çalışmalardan elde edilen veriler kullanılıyordu. kullanıldıklarında oluşan beklentiler ve kültürel gelenekler acısından birbirlerinden farklıdırlar. Diğer panelistlerin ve dinleyicilerin katılımı ile konuyu geniş bir şekilde ele alsacağımızı düşünüyor ve sizleri panelimize davet ediyorum. Bu yaklaşımlar etholojik nörolojik ve çevresel-psikolojik araştırma geleneklerinden kaynaklanır. Deneysel ortamlarda doğru sonuçlar elde etmek için agresyonun sınırlanmamasının doğuracağı deneklerin zarar görebilme ihtimali bu çalışmalarda oluşan etik ikilemdir. Bağımlılık yapan psikoaktif maddelerin her biri farmakolojik özellikler.neurobiyolojik mekanizmalar. bagımlılık yapma potansiyelleri. (3) Özellikle halüsünojen ve alkolün intoksikasyon durumlarında ortaya çıkan agresif davranışlar. Deneysel çalışmalar için karşımıza çıkan bu kısıtlamaları göz önüne aldığımızda uyusturucu ve alkol kötüye kullanım ve bağımlılığı ile insanların agresif ve şiddet içeren davranışların araştırılması için yapılacak olan çalışmaların etiyolojik. aslında toplumumuzda yaşamın her alanında sıkça baş vurulan bir hareket tarzı olmasına rağmen söz konusu uygulayanlar bağımlılar olduğunda biz psikiyatristler dahil herkesin tepkisi ne yazık ki abartılı şekilde olumsuz olmaktadır.

Konuşmamın kalan bölümünde sıra ile her bir psikoaktif maddenin ayrı ayrı agresyon ve şiddet ile olan ilişkisini değerlendireceğim ve bağımlı hastalarca uygulanan şiddetin tedavisi için etkili yaklaşımlardan bahsedeceğim. Son olarakta günlük meslek pratiğimizde karşılaştığımız bağımlı hastaları özellikle poliklinik şartlarında nasıl yönetebileceğimize dair örnekler üzerinden klinik deneyimime dayalı vereceğim önerilerle konuşmamı sonlandıracağım. .

madde kullanımı ve zorlayıcı yaşam olayları ile arasındaki ilişkiyi incelemek gerekir. Kaynakça: Hakansson A.8. Weiner DA.911.62:911–921. 2005. Teplin LA.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddetin Öngörülebilmesi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Figen Karadağ Sağlık çalışanlarının yarıya yakının kariyerleri boyunca şiddette maruz kaldıkları bildirilmektedir.62. Bazı çalışmalarda erken dönemde şiddete maruz kalma. Abram KM. Risk factors for criminal recidivism -. hem de şiddete maruz kalma için risk faktörleri olarak gösterilmektedir. Berglund M.12(1):111. Yapılan çalışmalar geçmişte şiddete uğramanın gelecek yaşamda da şiddete uğramak niçin risk faktörü olduğunu göstermektedir. doi: 10. . Üstü kapalı göstergeleri de ayırt etmek önemlidir. McClelland GM. Arch Gen Psychiatry. BMC Psychiatry. Çocuklarda ve ergenlerde erken emosyonel ve davranışsal problemler hem kabadayılık gösterme. 2012 Aug 15. Psikiyatri bozukluklar ve şiddet arasındaki ilişkiyi anlamak için geçmiş şiddet öyküsü. Crime victimization in adults with severe mental illness: comparison with the National Crime Victimization Survey.a prospective follow-up study in prisoners with substance abuse. Bu konuşmada madde kullanımı ve şiddet arasındaki ilişkiyi etkileyen faktörler ile şiddete uğrama ve şiddet gösterme arasındaki ilişkiye de değinilecektir. madde kullanmak ve şiddet suçu işlemek yeniden şiddete maruz kalmanın göstergesi olarak bulunmuştur. Şiddetin her zaman hastanın bizzat tehdit etmesi kadar açık olmayabilir.1001/archpsyc. erkek cinsiyeti.

Şiddetle alkol-madde kullanımı arasındaki bağlantılar karışık olsa da. kültürel ve toplumsal olarak veya bir topluluğu dahil olma (örneğin. Ülkemiz İçişleri Bakanlığı’na göre son 7 yılda eşi/eski eşi tarafından öldürülen kadın sayısı yüzde 1400 artmıştır. biyolojik ve ruhsal-toplumsal nedenlerin hepsi karşılıklı ve önemli bir ilişki.org. saldırganlığın nedeni (tıbbi durumlar veya madde etkisi). Şiddetin özgül bir türü olan saldırganlık çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir: saldırganlığın hedefi (kendine dönük veya başkasına yönelik). Blume SB. duygusal cürüm işlemesi halidir.5 milyon insanın şiddet nedeniyle öldüğü belirtilmektedir (WHO 2007). Örneğin. Switzerland. Rev. WHO. Bireysel. toplumsal. Bellis MA. www. gerek şiddet faili gerekse kurban olma olasığının. Yabancıların “domestic violence” ve “intimate partner violence” dediği şiddet. Ayrıca ülkemizde son zamanlarda çokça karşılaştığımız bir şiddet türüne dikkat çekilmeye çalışılacaktır: Eş/eski eş şiddeti. sadece bireysel şiddeti içeren rakamlardır. alcohol and substance abuse. eşhastalık (comorbidity) bağlamında psikiyatrik hastalıklarla madde kullanımı. Geneva.08. kokain ve krak kokain. Şiddet çok sayıda ve karmaşık nedeni. Levent Tokuçoğlu Kaynaklar    Atkinson A. 2007 Zilberman ML. “top-down” denetim düzeneğinde bir bozukluk olabileceği belirtilmektedir (Siever 2008). toplum kıyımlardaki ölümler dahil değildir. alkolün ana risk etkeni olduğu. 27 (Suppll II): S51-5 . holiganlık. cinsel.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Şiddet ve Şiddetin Alkol ve Madde Kullanımıyla İlintisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Levent Tokuçoğlu Kişilerarası şiddet ve alkol-madde kullanımı büyük bir toplum sağlığı sorunudur ve kullanıcıların. 2005). Anderson Z. biyolojik. Athanasiadis’in (1999) bir gözden geçirme çalışmasında. kültürel. bu bağlantının çok yüzlü ve karmaşık yanını nedensel olarak araştırmış çok az sayıda çalışma mevcuttur. anabolik androjen streoidler. toplumsal. evdeki çocukları ve yaşlıları da kapsayabilir (Zilberman. ruhsal bakış açılarını da içerecek şekilde.uk (Son erişim tarihi: 24.2012) Siever LJ. Ayrıca saldırganlık kasıtlı ya da dürtüsel olarak da sınıflandırılabilir. ayrıca amfetamin. Sumnall H. bu ev içi şiddet.chp. 2009. Toplantıda şiddetin tanımlamaları yapılarak. 2005. etkileşim içerisindedir (ICAP. Neurobiology of Agression and Violence. ekonomik. saldırganlığın türü (fiziksel veya sözel ya da doğrudan veya dolaylı). siyasi inançlar) sebebiyle karışılan şiddet davranışları. 2011). alkol ve madde kullanımıyla karşılıklı bağlantıları üzerinde durulmaya çalışılacaktır. Am orld Health Organization: Third Milestones of a Global Campaingn for Violence Prevention Report 2007: Scaling Up. bir eşin diğerine karşı şimdide veya geçmişte bir zamanda fiziksel. maddeyi temin etmek amacıyla şiddet davranışı ve hatta şiddet mağduru olduktan sonra madde kullanımına başlamak gibi çok sayıda karşılıklı ve birbirinin nedeni ve/veya sonucu olabilecek öğe mevcuttur. Alkol ve madde kullanımı ile şiddet arasında belirgin ilişkiler olsa da. Domestic violence. maddenin ya da ilaçların etkisi altındayken şiddet edimi. düzenekleri içeren bir fenomendir. Bras Psiquiatr. Hughes K. Dr. benzodiazepinler ve kannabisin şiddet davranışlarıyla ilintili olduğu bulunmuştur. toplum ortalamasından daha yüksek olduğu belirtilmektedir (Atkinson 2009). Centre for Public Health Liverpool John Moores University WHO Collaborating Centre for Violence Prevention. “Resmi kayıtlara göre” her gün 5 kadından 2'si şiddet görmekte ve günde ortalama 5 kadın hayatını kaybetmektedir. Bu rakamlara savaşlar. Daha geniş bir bakış açısıyla bakıldığında. Dünyada bir yıl içerisinde yaklaşık 1. Syed Q (2009). Dürtüsel olanlarında otonom yanıtın yüksekliği ve beyinde prefrontal bölgeden limbik bölgelere doğru uzanan bir denetim ya da “fren” düzeneğinde.

ICAP Blue Book. Current Opinion in Psychiatry. 2011. (1999) Drugs. alcohol and violence. Washington DC Athanasiadis L.  ICAP. 12. 2011. International Center for Alcohol Policies . 281-286 .

Herhangi bir psikoterapide kullanılan destek ile destekleyici psikoterapinin arasındaki ayrımın belirlenmesi oldukça önemlidir. Alptekin K. American Psychiatric Publishing. Winston A.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Psikoterapiler Yelpazesinde Destekleyici Psikoterapi’nin Yeri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Halis Ulaş Bireysel psikoterapiler bir ucunda destekleyici psikoterapinin olduğu. Spektrumda sağa doğru ilerledikçe psikoterapiler arasındaki farklar bulanıklaşır ve birbirinden ayırt etmek zorlaşır. Ulaş H. gereksinimler ve çatışmalarla ilgili içgörü gelişimi ve hastanın bilinçli olarak bu çatışmaları çözme ve daha iyi bir şekilde bütünleştirme girişimini izleyen bir süreç yoluyla kişilik değişimini amaçlayan çeşitli yaklaşımlar için kullanılan ortak bir terimdir. Destek. terapistin başvurana karşı düzenliliği. Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2009. Introduction to supportive psychotherapy. diğer ucunda da psikoanalizi içeren açıklayıcı psikoterapinin bulunduğu bir spektrum olarak ele alınabilir. DC. . Destekleyici psikoterapi ise belirli bir hasta grubunun tedavisin de kullanılan özgül bir terapi yöntemidir (1). düşünceler. Açıklayıcı psikoterapi terimi hasta ve terapist arasındaki ilişkilerin analizi ve daha önce tanınıp anlaşılmamış duygular. Psikoterapinin destekleyici biçimleri de hastanın kendi zihinsel süreçleri hakkında farkındalıklarını genişletebilir ve bu nedenle açıklayıcı tekniklerin unsurlarını kullanmayı gerektirebilir. Her ne kadar bu iki psikoterapi spektrumun sınırlarını belirliyor olsa da. Washington. Kaynaklar 1. zaman zaman birbirlerinin tekniklerinden yararlanabilirler. 2004. S: 5-6. Destekleyici Psikoterapi ile başlayan spektrumdan psikoanalize doğru ilerlenirken bu yelpazede destekleyici-açıklayıcı ve açıklayıcı-destekleyici psikoterapileri içerir. Rosenthal RN. Destekleyici Psikoterapi. Pinsker H.2(2):3540 2. Hastaların çoğunun tedavisi destekleyici ve açıklayıcı unsurların birlikteliğini gerektirir (2). güvenilirliği ve dikkatliliği ile karakterize ve her psikoterapinin temelinde yer alan bir tekniktir.

semptomatolojisi. görece sağlıklı bir kişinin bir yaşam olayıyla başa çıkmasına yardımcı olmak için doğrudan girişimlerde bulunan bir ikili (dyadic) tedavidir. tanısal değerlendirmeye dayalı bir tedavi yaklaşımıdır. monolog yapması beklenmez. yaşam koşulları yetersiz kişilerdir. DP. ego işlevlerini ve uyum becerilerini geliştirmek. Açıklayıcı psikoterapide. empati kurma ve bunu gösterme. özgül sorular yerine genel soruları tercih etme. Kaynaklar Kaptanoğlu C. kendini daha çok açığa vurma eğiliminde ve genellikle daha konuşkandır. aktarım analiziyle hastanın iç dünyası anlaşılır. Ankara. Aslında içgörüye yönelik psikoterapi ile DP’nin ulaşmayı hedefledikleri amaçları arasında fark yoktur. ortak amaçları olan iki erişkinin ilişkisidir ve hastaterapist etkileşimi karşılıklı konuşmaya dayalıdır. aktarım ve karşıaktarımın güncel durumu. benlik saygısını. yalnızca uyumu bozucu nitelikte ise sorgulanır. hastanın kişiliğine saygı gösterme ve hastaya bir erişkin olarak hitap etme terapötik işbirliği ve hastanın benlik değerinin artması için özen gösterilmesi gereken konulardır. İlişkinin aktarımsal unsurları. Sessizlik olduğunda da terapist çok beklemez. hastanın öyküsü her seanstan önce gözden geçirilmesi gereken konulardır. Aslında DP’de en çok destekleyici olan etken. olumlu tepkiler ortaya çıkaracak sorular sorma. kabullenme. kronik hastalığı olan. DP’de olumsuz duygular tanınıp tartışılırsa. Terapist. onarmak ya da sürdürmek. Son görüşmeden bu yana hastamın yaşamında ne olup bittiği. ılımlı pozitif aktarımı destekler. hasta için denge figürü. Destekleyici bakış açısından hasta-terapist arasındaki ilişki. Savunmalar. görüşmeler sırasında hükmedici. yinelemeyi en aza indirmek. . daha aktif. hasta yıkıcı eyleme dökmelere girerse ya da terapiyi bırakması söz konusu olursa yorumlanır. Hasta. yargılayıcı bir dil kullanmaktan kaçınma. Aktarım ister olumlu ister olumsuz olsun. hastanın güncel işlevselliğinin ne durumda olduğu. bir savunmayı destekleyebilir ya da sorgulayabilir. Terapist olumlu duyguların gelişimini teşvik eder. DP’de bilinçli sorun ve çatışmalar ele alınırken bunların altında yatan bilinçdışı çatışmalar ve kişilik özelliklerine yönelik girişimde bulunulmaz. içgörüye yönelik ya da açıklayıcı terapide de en çok destekleyici olan etkendir: Hastaya duygularının ve açmazının anlaşıldığını göstermek. dış dünyayla kurulan bir bağlantı hatta dış dünyanın temsilcisi anlamına gelir. ancak terapiye önemli oranda engel olarak görülürse. duygulanım ventilasyonuna ve bir yönlendirici teknik olan duygulanım kontrolüyle denge içinde dışavurumuna cesaretlendirilir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Temel İlkeleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Leyla Gülseren Gerçekte psikodinamik psikoterapi türlerinden biri olan destekleyici psikoterapi (DP). Hastayla ilgilenme. Terapist. Hasta uzun konuşmakta serbest olmakla birlikte. Destekleyici terapist açıklayıcı terapiste göre daha “gerçek”. belirtileri düzeltmek. hasta düşmanca duyguları terapistin rahatça ele alabildiğini yaşantılar ve bir anksiyete kaynağı giderilir. TPD Destekleyici Psikoterapi Eğitimi Ders Notları. Gelişimsel kökenlere inmek öncelikli amaç değildir. DP’de de aktarım ortaya çıkar ancak tartışılmaz. DP ile tedavi edilen pek çok hasta. ancak eş zamanlı olarak aynı savunmayı hem destekleyip hem de sorgulayamaz. Hastanın gerçekliği değerlendirmesine yardımcı olur. Ayrıldıkları nokta bu amaçlara ulaşma yolları. yani yöntemleridir. gerçeklik unsurlarından sonra gelir. 2012. terapistin girişimlerinin planlı ve özgül bir hedefi başarmaya yönelik olarak tasarlandığı.

Ankara. Wallace ER (1983) Dinamik Psikiyatri. Kaptanoğlu.Pinsker H (1997) A Primer of Supportive Psychotherapy. 2011. Eşsizoğlu. . H. Maraş). Güleç. New York. Pinsker H (2004) Destekleyici Psikoterapiye Giriş (Çev. Tuna Matbaacılık. Winston A. Eylül yayınları. Rosenthal RN. 1994. G. Kuramı ve Uygulaması (Çev. C. A. A. İstanbul. Routledge. Atalay).

netleştirme ve yorumlamanın dışındaki destekleyici yöntemler olan telkin. 1946’da Alexander’ın içgörüye psikanalizde fazla önem verildiğine dair görüşü ise bir dönüm noktası kabul edilebilir. O dönemde destekleyici terapi psikanalizin tam karşıtı olarak görülmüştü. Aynı yıl Bibring klasik analitik yöntemler olan yüzleştirme. Bu nedenle psikanalistler psikanalizin ilk yıllarında destekleyici yöntemleri kendi yöntemlerinden ayırmak için büyük bir çaba gösterdiler. 1954’de Knight klasik yöntemlerle tedavi edilip kötüleşen hatalardan yola çıkarak bazı hataların destekleyici yöntemin gerekli olduğunu savundu.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Volkan Topçuoğlu Psikanalizin ilk uygulayıcıları elde ettikleri tedavi başarılarının telkine dayalı olması suçlaması ile tekrar tekrar karşılaştılar. 1960’lı yıllarlın ortalarına gelindiğinde artık yapısal değişim sağlayan tek tedavinin psikanaliz olmadığı yaygın kabul görmekteydi. manipülasyon ve abreaksiyonu tanımladı. . Erken dönem psikanalistlerin destekleyici tedavi yöntemlerine karşı olumsuz tavırlarından uzaklaşan ilk analist eksik yorumlamanın etkisi anlamaya odaklanan Glover’dır. telkinin psikanalitik kurama göre nasıl etki ettiğinin açıklanmasına çalıştılar. Bu dönem psikanalistlerine göre gerçek tedavi sadece psikanalitik yöntemler yoluyla mümkündü.

kendiliğini. umutsuzluk. Evden kaçan çocuğun durumu acilen değerlendirilmeli. . şiddetin görmezden gelinerek yok sayılması. kaygının. Şiddet ve istismar üreten aile dış dünyaya kapalıdır. Sokakta kalma süreci arttıkça geri dönüşümsüz sorunlar ortaya çıkacaktır. ihmale ve istismara. Suça. ruhları ve yaşamları yok eden şiddete seyirci kalınmasıdır. sorumluluk. işverenler ve çocuk bakıcılarından kaynaklanmaktadır. genci çok çeşitli sorunlar beklemektedir. alkol madde kullanımına ve suça yatkınlık görülmektedir. Oturum. sokakta karşılaştığı insanlardan kendine yeni aileler oluşturmaya çalışan çocuğu. Ülkemizde yaşanan hızlı toplumsal değişimler. Bildirilen olguların gerçekleşenlerin %15’i olduğu tahmin edilmektedir. hızlı kentleşme. okullarda akran grubunun. Korkutarak yaptırım uygulama alışkanlığı toplumumuzda maalesef yaygındır. değersiz algıladığında. zorbalığa uğrama şikayetleri günden güne artmaktadır. bilincin yeterince aydınlatmadığı alacakaranlıkta ortaya çıkan. Bizim için asıl sorun. yalnızlıktan doğan öfkenin. Eğer sevgi birliğinin çocuğu değilseniz. her yıl. cinsel istismar ve ihmali veya ihmalkar davranışı. gelişmesi veya onuru açısından fiili veya potansiyel zararla sonuçlanan her tür fiziksel veya duygusal kötü muameleyi. çetelerin baskısına. ticari veya başka amaçlı sömürüyü kapsar. bütünüyle kötü. çocuk cinsel istismarı ile ilişkisi. cinsel istismara. Birleşmiş Milletlerin Çocuğa Yönelik Şiddet Araştırma Raporuna göre (2006) (UNVAC). Cinsel istismar çoğu kez gizli kalır. töre cinayetlerine varan şiddet boyutu ve şiddetin nasıl çözümlenebileceği ile ilgili bir çerçeve verilecektir. cinsel ilişkiye zorlanmış veya cinsel şiddetin başka biçimlerine maruz kalmıştır. geniş aile ve sosyal kurumlar içinde güvenli yaşam alanı oluşturulmalıdır. Öfke kolayca şiddet davranışına dönüşebilir. özünü kaybedebilir. Çocuk. 61. öğretmenler. ortaya çıkmaması. şiddetin çocuğu olabilirsiniz. mutsuzluğun. aşırı hareketlilik gibi belirtiler ortaya çıkmakta. sosyoekonomik güçlükler ile ilişkili olarak çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları klinikleri başvurularında aile içi şiddete.000’den fazla çocuk öldürülmektedir ve şiddet sonucu meydana gelen yaralanmalar nedeniyle hastanede tedavi altına alınan çocuk sayısı 1-2 milyondur. Ailede sevgi ikliminin. yaşamı. dünyada 50. etrafında oluşturduğu karışıklık ve korku ile güç gösterisi yapar. şiddetin ortadan kaldırılması-kaldırılamaması değil. Yapamadığımı yıkarım diyen şiddet.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Şiddet ve Çocuk Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Behiye Alyanak Şiddet. bağlılığın olmayışı amaçsız yalnızlığı ve buna bağlı öfkeyi ortaya çıkarır. Bunun için evden kaçan gençlerin ve ailelerinin değerlendirilmeleri ve desteklenmeleri amacıyla kullanılabilecek yataklı kurumlara acil ihtiyaç vardır. insanı insanlığından çıkaran yok edici eylemlerdir. Literatür: -Birleşmiş Milletler Çocuklara Yönelik Araştırması için Bağımsız Uzman Raporu. güven ve güç ilişkileri bağlamında insan sağlığı. Genel Kurulu. baba. Yine aynı araştırma raporuna göre 2002 yılında tüm dünyada yaklaşık 150 milyon kız ve 73 milyon erkek çocuk. BM. Şiddete uğrayan çocuklarda mutsuzluk. Bu sunumda şiddetin doğası. Ağustos 2006. Ev içi şiddet (domestic violence) durumunda. hakkında açık ve dürüst konuşulamaması. okul arkadaşları. gelecek beklentisinde azalma. Çocuklara yönelik şiddetin çoğunluğu çocukların en yakınındaki kişilerden yani anne. çocukların ¾’ü anne karnından başlayarak annenin uğradığı şiddete ortak olmaktadır. madde kötüye kullanımına açık durumdadır. istismar edilen cinselliği nedeniyle kendini utanç içinde. Kendisi şiddete uğrayan çocukların şiddet uygulayıcısı olma olasılığı daha yüksektir. Aile içinde şiddet ve istismar gördüğü için sokağa kaçan. Dünya Sağlık Örgütüne göre şiddet.

Cox R. Hasselman F. Pepler D. Granic I: A characteristic destabilization profile in parentchild interactions associated with treatment efficacy for aggressive children. -Röll J. 2012.-Lichtwarck-Aschoff A.16(3):353-79. 2012. Nonlinear Dynamics Psychol Life Sci. . Koglin U. Peterman F:Emotion Regulation and Childhood Aggression: Longitudinal AssociationsChild Psychiatry Hum Dev 10578-612.

öncelikle erkek şiddetinin nedenlerine yönelik kimi yaygın önkabulleri sorgulamadan oluşturulabilmesi mümkün mü? Örneğin.Erkek şiddetini ve kadınların bunu kabullenişini genlerle.Şiddet. oğullarına/kızlarına bıraktığı uğursuz bir miras mıdır? . din. Bu zeminin. dozunun artırarak devam ettirmesini sağlayan. bu şiddeti. şiddete maruz kalan bireyin ise.Ya da o erkeğin ait olduğu kültür. her daim “süreklilik” niteliği taşıyan bir eylem. erkeğin alkol vb. bilgi ve deneyim alışverişi yapmak. hizmet ve itaat ilişkilerinin bu süreçte rolü var mıdır? Soru çok! .Şiddet. bu sürecin uzamasında ortak ya da farklı açılardan etkileri neler? Erkeğin “normal” bir davranış biçimi olarak gördüğü şiddeti. güçsüz ya da “güçsüzleştirilmiş” bir erkeğin doğal bir refleksi midir? .Ya da farklı cinsler olarak “yaratılmış” ve farklı işlevlerle “donatılmış” olmalarıyla? . bu sorular üzerine daha derinleştirilmiş araştırmalar/tartışmalar.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Şiddet Sürecinin İki Tarafı Olarak Kadın Ve Erkek Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hülya Gülbahar Erkeğin kadına karşı şiddeti. alışkanlık vb. ulus. ile? . sınıf. giderek daha büyük bir önem kazanıyor. bir süreç… Bu süreci taraflar nasıl algılıyor? Şiddetinin her iki tarafının. (kendi güçlü ya da güçsüz yönleriyle) aslında son tahlilde eşit olan iki cins arasında.Şiddet. eşini “döven” kocanın. . görenek. hormonlarla açıklayabilir miyiz? . farklı ama görece eşit silahlarla bir çatışma mıdır? İktidar ve kontrol mekanizmalarının. bağımlılıklarından. ruhsal “sapkınlığı”ndan mı kaynaklanır? .Şiddet. gelenek. Ama bu arayışı oturtacak sağlam bir zemin gerek. kadınların da “normalleştirme” süreci var mı? Şiddet uygulayan birey açısından. şiddete tahammül eşiğini yükselterek boyun eğmeye devam etmesini sağlayan dinamikler var mı? Tüm dünyada ve ülkemizde kadına karşı şiddetin arttığı bir konjonktürde.

eğitim ve buna bağlı çözüm bulabilme yeteneği eksikleri. Teknik gelişmeler şiddetin daha etkin ve kötü sonuçlar veren bir boyut kazanmasına neden olmuştur. Bu tür şiddetin son zamanlarda artmasında ülkenin sağlık sisteminde aşırı bir değişime gidilerek çok fazla hastanın kısa sürede bakılması dolayısıyla hastaya yeterli vakit ayırılamaması. Bu kötü gidişe son verebilmek için düşünsel olarak şiddete karşı çıkan insanların artması ve hümanistik bir düşünce biçimini yaymağa çalışması ne yazık ki toplumda yeterli karşılık bulamamaktadır. ancak geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde durum daha kötüdür.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Meslektaşlara Yönelik Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hüsnü Erkmen İnsanlık tarihi boyunca şiddet tüm toplumlara etki yapmış bir davranış biçimidir. Bu tür şiddeti önlemek daha zor olacak gibi görünmektedir. Ülkemiz de bu şiddet salgınından nasibini fazlası ile almıştır. Sonuç olarak her hastaneye çok sayıda polis koymak mümkün olmadığı gibi saldırganların zaman zaman polise de saldırdığını unutmamak gerekir. Özellikle psikotik ve antisosyaller olmak üzere hastalarımızın başta biz psikiyatri uzmanları olmak üzere hastalıkları nedeni ile hekimlere yönelttiği şiddet davranışı. devletin gücünü yeterli gösterememesi veya göstermeğe çalışırken kendisinin şiddete başvurması gibi çok farklı olabilmektedir. Ne yazık ki bu davranış biçimi insanlık geliştikçe azalmamış. Bu tür şiddet çok eskiden beri tüm toplumlarda olmuştur ve özellikle daha yaşlı psikiyatristlerin hatırlayacağı bir çok meslektaşımız bu tür saldırılarla hayatlarını kaybetmiş veya yaralanmışlardır. Ne yazık ki ilk akla gelen önlemler polisiye tedbirler ile olayları yatıştırmağa çalışmak olmaktadır. Hekime yönelik şiddeti biz psikiyatristler açısından ikiye ayırarak incelemek daha doğru olacaktır. Bunları psikiyatrik ölçüler içinde ele almak ve değerlendirmek daha doğru olacak ve özellikle psikiyatristlerin eğitimle kazanacakları yeteneklerle önlemek nispeten kolay olacaktır. Bu ülkelerde özellikle alt toplum katmanlarında şiddet neredeyse tek iletişim şekli halini almaktadır. Ancak son zamanlarda ülkemizde gelişen bir başka hekime yönelik şiddet şekli ise hasta ve yakınlarının isteklerinin yerine getirilmemesi veya yapılmağa çalışılan işlemin yanlış anlaşılması gibi nedenlerle hekime yönelen şiddet davranışıdır. artmıştır. kendisini engellenmiş hissetme. Bu olaylar o kadar yoğundur ki bu konuşmayı dinleyen veya okuyan meslektaşlarımız arasında bile şiddete maruz kalanlar mutlaka mevcuttur. İleri ülkelerde gerek insanların şiddete başvurmadan sorun çözmeği öğrenmesi gerekse de devletin kontrolünün daha etkin olması sonucu. yasaların yetersiz kalması. Bu artışın nedenleri yoğun ve hızlı göç. . Savaş benzeri kitlesel şiddetin yanı sıra kişisel şiddet de son zamanlarda giderek tırmanmaktadır. Bunun pek çok nedeni vardır ve çok etraflıca araştırılması ve önlenmeğe çalışılması gereklidir. Yüzyıl önce yapılan bir savaşta sadece çarpışan askerler ve çarpışma yeri civarının şehirleri etkilenirken bugün tüm dünyayı ve insanlığı yok edebilecek silah ve teknoloji mevcuttur. hastane idarecilerinin tecrübesizliği gibi faktörlerin yanı sıra hastane fizik şartlarının kötülüğü. Ülkemizin geleneksel eğitim ve davranış biçimleri arasında şiddetin belli bir yerinin olması da şiddet davranışını artırmaktadır. öfke giderici önlemlerin alınamamış olması gibi pek çok neden vardır. Özellikle savaş teknolojisi ve silahların gelişmesi ile şiddetin sınırı sonsuza kadar uzanmaktadır. bu mutlaka gerekli bir yaklaşımdır ancak olayların pek azı bu yöntem ile bastırılabilir. Özellikle son zamanlarda ülkemizde değişik bir şiddet şekli olarak hekime yönelik şiddet ortaya çıkmış ve ölüme kadar giden tatsız olaylar olmuştur. yerleşilen şehire ve kültüre uyum sağlayamama. Bu nedenler bilimsel olarak araştırılmalı ve ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. bireysel şiddet bazen çok yükselse de nispeten kontrol altına alınmaktadır.

Yapılması gereken ise daha önce de anlatıldığı gibi bu şiddetin nedenlerini araştırmak ve basitçe çözülebilecek olan sorunların çözümünü en kısa zamanda sağlamak. uzun vadeli çözüm için ise özellikle kitle eğitim araçları ile bu davranışı değiştirmeğe çalışmak olmalıdır. Sonuç olarak hekime yönelik şiddeti önlemenin birinci adımı sosyolojik. Hastane ve sağlık kurumlarında olabilecek her türlü şiddet davranışının cezasını artıran yasal düzenlemelerin de yapılması gereklidir. Tüm sağlık çalışanlarının şiddetten uzak bir çalışma ortamına kavuşması dileği ile . Nedeni bilinmeden sorun çözülemeyeceği gibi var olduğu düşünülen sorun ve çözümlerinde bu araştırmalar sonucunda farklı sonuçlar ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir. psikolojik ve psikiyatrik araştırmalar yapmaktır. Bilimsel olmayan yöntemlerle yapılacak çözümler sorunu daha karmaşık hale getirebilir.

Çoğu kez gerek şiddet gösteren kişi. ‘Sen ne yaptın da seni dövdü?’ şeklinde sorular ya da ‘Beni öylesine öfkelendirdin ki kendimi tutamadım’ biçimindeki açıklamalar şiddet mağdurunun mevcut durumu tam olarak kavrayamamasına neden olabilmektedir. kadına yönelik şiddete uygun bir zemin oluşmasında. Bu sunumda ikincil travmalara neden olan adil dünya anlayışından söz edilecek ve ikincil travmaların önlenmesi doğrultusunda yapılabilecekler konusunda önerilerde bulunulacaktır. diğer yandan da kendini suçlayarak ikincil bir travmaya neden olmaktadır. gerekse çevredeki yakınlar bu ikincil travmaların oluşumunu kolaylaştırmakta ve böylelikle hem kendi sorumluluk ve ‘suç’larını görememekte hem de kurbanın ortaya çıkan şiddetten kendisini suçlamasına neden olabilmektedir. İkincil travma olarak da tanımlanabilecek bu olgu. En tipik örneği şiddet olaylarında veya ırza geçme olaylarında mağdur olan kişinin saldırganı kışkırttığı biçimindeki suçlamalarla karşılaşmasıdır. . çoğu kez kadının uğradığı şiddet nedeniyle kendisini suçlu/hatalı bulmasından kaynaklanmaktadır. Kadın bir yandan ilk travmanın (şiddetin) acısını yaşarken. Herhangi bir travmayı izleyerek insanların kendi başlarına gelenlerden kendi kendilerini sorumlu tutmaları ya da başkalarını tarafından sorumlu tutulmalarının altında ADİL DÜNYA anlayışı yer almaktadır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Kadına Yönelik Şiddette Kadının Rolü ve İkincil Travmalar Oturum Başkanı : Mehmet Sungur Ne yazık ki. şiddete uğrayan kadının kendi rolü de küçümsenmeyecek oranda önemli olmaktadır. Bunun bir nedeni de kendisini çaresiz hissetmesidir.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Evlilik içi şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Murat Dokur .

En sık kullanılan Resnick sınıflandırmasında alturistik. akut psikotik. Genel ilgi anne filisidlerine odaklanmasına rağmen baba filisidleri de özellikle daha büyük yaştaki çocuklarda ön plana çıkmaktadır. Anne ve baba filisidleri arasında farklı özellikler incelenecek ve kültürel. Bu sunumda psikiyatrik hastalığı olan ebeveynlerin genel özelliklerinin belirlenmesi amacıyla literatür bilgisi sunulacak ve psikiyatri çalışanları olarak bu riski değerlendirmek ve önlemler almak konusunda dikkat edilecek hususlar ele alınacaktır. Çocukların genellikle dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korunması gerektiği düşünülürken çocukların öldürülmesi eyleminin sıklıkla ebeveynleri tarafından gerçekleştirilmesi ve dünyaya geldikleri ilk günün en riskli zaman olması oldukça trajiktir. istenmeyen çocuk. Bu sunumda literatür bilgisinin gözden geçirilmesinin yanında klinik deneyimlere yer verilmesi ve uluslararası medyada çok ses getirmiş ve hukuk sisteminde ciddi tartışmalara neden olmuş “Andrea Yates” ve “Sally Clark” vakalarının bize öğrettiklerinin tartışılması amaçlanmıştır. eylemin biçimi ve nedenleri arasında ciddi farklar göze çarpmaktadır. bipolar bozukluk sık görülmektedir. Filisid eylemiyle ilgili sınıflandırmalar yapılırken bu farklar arasından özellikle nedenlere yönelik çalışmalar yapılmıştır. Psikiyatrik hastalığı olan ebeveynler içinde psikotik özellikli depresyon. Anahtar sözcükler: filisid. ilk gün gerçekleşmişse neonatisid. ilk yıl gerçekleşmişse infantisid terimi kullanılır. hukuki ve evrimsel bakış açısıyla filisid eylemi değerlendirilecektir. psikoz. neonatisid.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Filisid Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Armağan Özdemir Filisid toplumun her bireyi kadar psikiyatri alanında çalışanlar için de dehşet verici bir durumdur. infantisid . Terim farklılığının ötesinde bu üç grup arasında sosyodemografik özellikler. kaza sonucu veya eşten intikam amacıyla yapılan filisid olmak üzere alt gruplar belirlenmiştir. Filisid riski bulunan veya filisid eylemi gerçekleştirmiş ebeveynleri değerlendirmek çok zorlayıcı olabilir. psikiyatrik hastalıklar. Filisid genel olarak 18 yaş altı çocukların ebeveynleri tarafından öldürülme eylemini tanımlarken.

dolaylı saldırganlığı kadın cinsiyet roller bağdaştırmaktadır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Kadın Ve Erkeklerde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Çağatay Karşıdağ İnsanlar sosyal olarak doğrudan saldırganlığı erkek cinsiyet rolleriyle. Ancak saldırganlık ile hormonlar arasında anlamlı bir ilişki olmasına karşın bu dürtüler birçok biyo-psiko. . yüksek dopamin ve katekolamin düzeyleri ile düşük serotonin düzeylerinin agresyonu arttırıcı bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. İkiz aile çalışmalarında dürtüsel şiddetin % 70 oranında kalıtılabildiği gösterilmiştir. Temel olarak cinsiyetler arasında bir farklılık yokmuş gibi görülmekle beraber bazı açılardan erkek ve kadınlarda görülen şiddetin etki mekanizmalarında değişiklikler saptanabilmektedir. Ayrıca glutamaterjik/GABAerjik sistemindeki denge bozukluklarının da agresyon üzerine etkileri olduğu gösterilmiştir. Kadın ve erkeğin sahip olduğu farklı cinsiyet hormonlarının saldırganlık düzeylerini etkilediği.sosyal etkenlerden de önemli ölçüde etkilenmektedir.

anene ve geleneklerle örülü olan değerlerin zayıflamasını kadının şiddet davranışında ayrı bir sebep olarak ele alınabilir. Çocuğunu Öldüren Kadınlar Total 32 100. Yapılan çalışmalarda testesteron hormonunun ve bu hormonun düzeyinin saldırganlıkla yakın ilişkisi olduğu bildirilmiştir.5 57.aile geçimsizliği .Neonatisid ise bu olayın doğumun ilk gününde olduğunu belirtir.Bazı toplumlarda zayıf ve hasta çocukların öldürülmesi geleneğide vardır.9 88.0 100..7 3.5 57. bu oran 8/100000 olarak verilmektedir. Kadınlar tarafından işlenen suçların en korkuncu ve en fazla raslananı olarak annenin çocuğunu öldürme davranışıdır.5 96.Ülkemizde bu oran Doğudan batıya doğru artmakla birlikte %2.Ebeveyn tarafından çocuğun öldürülmesine filisid denir.Kadınların en fazla işledikleri şiddet davranışları adam öldürme (çocuklarını ve eşleri ekseri olmak üzere). A .geçim zorluğu gibi olumsuz faktörler eklenince kadının şiddet davranışı da artmaktadır. Eşini Öldüren Kadınlar kişinin tahsil durumu Valid okur-yazar degil okur-yazar İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 2 3 15 3 2 1 26 Percent 7.5-14 yaş arasında 3.B.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Adli Tıp Kurumu’ na gelen kadınların şiddet davranışının araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Nihat Alpay Kadınların ekonomik sosyal ve siyasal yaşamda artan biçimde yer almaya başlaması ile birlikte kadın suçluluğunda belirgin bir artış olmuştur.8 100.2 100.7 11.Filicid görece nadir bir olaydır.7 3.Bunlar kendi toplumla rında olagan karşılandığı için filisid olarak kabul edilmemektedir.7 11.B.A.7 11.0 Valid Percent 7. Aslında fiklisid olgularının elde edilen rakamlardan çok fazla olduğu fakat filisidlerin aile tarafından normal ölümmüş gibi gösteriLdiği bu nedenle sayının az olduğu söylenebilir.8 100.2 76.7 19. Ayrıca ekonomik ve sosyal yapıda hızlı değişimler genelde suç olgusunda ve özellikle kadınların işlediği suçlarda belirgin bir artışı beraberinde getirmiştir.Örf.D Sağlık Bakanlığı tarafından 1997 yılında yapılan bir çalışmada homisid çocuk ölümlerinde 1-4 yaş arası 4.7 11. En sık sebebi olduğunu bildirmiştir.5 7.(Balçıoğlu ve ark.öldürmeye teşebbüs ve yaralamalardır.0 .0 .5-3.5 olduğu belirtilmektedir.Araştırmalarda kadın suçlu sayısının en yüksek olduğu ülkelerde bile tüm suçluların ancak %20 ‘ si kadındır. Ve 15-24 yaş arasında 2.D.5 7.0 Cumulative Percent 7.bu şartlara kadına karşı şiddet . Sosyal değişimin en yoğun biçimde hissedildiği yüz yüze ilişkinin yerini formal ilişkilere bıraktığı şehirlerde kadın karmaşık bir ilişki ağı içinde giderek artan bir sorumluluk taşımakta . 2004) Cinsiyet suç işleme üzerine etkili olduğu erkeklerin kadınlardan daha fazla saldırgan bir eğilim içinde olduğu bilinmektedir.

Journal of the National Medical Association.6 100. Vol.4 40..9:27 .6 100.0 Valid Percent 25.Psychiatry (Edgmant)2007.95. Lindberg L.0 37.0 81.162:9 5.4 100.8 100.0 Valid Percent 59.5 6.5 12.2003.0 cezai ehliyeti Valid var yok Total Frequency 19 13 32 Percent 59.0 37.and Emst FA. and Whitehurst L. BMC Psychiatry 2009.G.No:1.0 Cumulative Percent 25.4(2):48-57 3. Grace J.Resnick PJ. An Overview of Filicide..3 18.J Am Acad Psychatry 2007 Law35:74-83 4-Friedman SH.3 18. and Hakkanen H.0 Cumulative Percent 59.Putkonen H.5 6. results of a nationwide register-based case-control study..Henelius GW. A Review of Maternal and Paternal Filicide.Horwitz SM.. Filicide : A rewıew of Eight Years of Clinical Experence.0 1-Farooque R.4 40.5 12.Am J Psychiatry .West S. Differences between homicide and filicide offenders.8 100. 2005.5 75.hastanın tahsil durumu Valid egitimi yok İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 8 12 4 2 6 32 Percent 25. Eronen M.3 100.Bourget D.0 62. Child Murder by Mothers : A critical Analysis of the Current State of Knowledge and a Research Agenda. 2-.

özellikle 11 Eylül’den sonra müslüman-müslüman olmayan. laik-laik olmayan. beyaz-zenci. alevi-sünni. heteroseksüel-homoseksüel. zengin-fakir. sağcı-solcu. kötü ve zararlı olarak damgalamak. fakat hayatın her alanında bir başkası için öteki olmadığımız alan kalmıyor neredeyse. onu potansiyel bir düşman olarak görmek. Kadın-erkek. Türk-Kürt. . Farklılıkların barış içinde bir arada yaşayabilmesi. Atatürkçü-Atatürkçü olmayan. Aslında gündelik hayatta “hemşerim memleket nere?” ile başlıyor ötekileştirme. bir insanı veya insan topluluğunu ‘’öteki’’ olarak görüp ondan uzaklaşmak. gerçek bir demokrasi ve kardeşliğin hayat bulabilmesi. bir gruba. yok etmeye veya kendine benzeterek ‘’kurtarmaya’’(!) çalışmaktır. insanların yaşam içerisinde gerçekten de eşit olabilmesi için kimsenin ötekileştirilmemesi. Ak parti-cemaat gündelik hayatta en sık karşılaştığımız ötekileştirme örnekleri. Şiddet ise. kişinin kendisine. farklı görülenin kötülenmemesi ise umut edilen. topluma karşı gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi. başka birisine. dindar-dindar olmayan.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Ötekileştirme Ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Ayşe Gül Yılmaz Özpolat Ötekileştirmek.

terörün küçük bir gruba yönelik olan. toplumda korku. ancak büyük grupları etkilemesi hedeflenen eylemler olmasıdır. Terör amaçlarına göre etnik. . Yapılan çalışmalar teröristlerde majör psikopatolojilerin bulunmadığını desteklemektedir. huzursuzluk ve karmaşa yaratmayı amaçlayan her türlü psikolojik ve fiziksel şiddet içeren eylemleri kapsamaktadır. toplumun dikkatini çekmek.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Politik Psikoloji ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Erguvan Tuğba Özel Kızıl Politik psikoloji. Kitlesel şiddet ve soykırım gibi diğer şiddet davranışlarından farkı. politik yargı ve kararların altında yatan zihinsel süreçleri incelemektedir. konunun sosyopsikolojik ya da politik psikolojik kavramlarla ele alınması gerektiği bildirilmektedir. dini. Dolayısıyla. endişe. Terörün amacı direk olarak öldürmekten ziyade . Terörizm. ideolojik terör gibi altbaşlıklar halinde incelenmektedir. topluma zarar vermek ve bu yolla politik mesajların iletilmesini sağlamaktır. terörizmin psikolojisi incelenirken bireysel psikolojik kavramların yeterli olmayacağı. Bu panel sunumunda terörizmin altında yatan nedenler politik psikolojik kavramlar ışığında tartışılacaktır.

insanoğlunun biyopsikososyal özellikleri nedeniyle. gerçekçi bir kendilik algısı ile birlikte grubu ve idealleriyle içsel bir dayanışma duygusuna sahip demektir. şimdiki zamanını ve geleceğini kapsayan bir algıdır. Kimliği berraklaşan kişi. Kimlik. Kimlik . sosyopolitik alanlardan etkilenen ve köken alan çok boyutlu bir fenomendir. Bu anlamda bireysel çekirdek kimliğin ve grup kimliğinin gelişiminde psikanalitik ve psikodinamik kuramların dikkate alınması.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Şiddetin Psikodinamik Etiyolojisi ve Kimlik Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Rıfat İlhan Şiddet. tarihsel. Şiddet. Anahtar Kelimeler: Şiddet. Geniş Grup Kimliği . evrimsel. ekonomik. ontogenetik. bireyin kim olduğuna ilişkin kendi düşüncelerini ve bireyin geçmişini. birçok farklı görünüme ve nedene sahip olabilmektedir. şiddetin psikodinamik etiyolojisine ışık tutacaktır. Bunlarla birlikte gerek bireyler arasında gerekse de geniş gruplar arasında ki şiddetin ve çatışmanın kökeninde kimliğin önemli bir yeri bulunmaktadır.

10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet ve Terör Terör ve Medya Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : B. Medya üzerinden yürütülen bir güç mücadelesi ve psikolojik savaş grupların algılarını yönlendirmeyi amaçlamaktadır. fiziksel olarak zarar görmeyen. olaydan uzaktaki toplumun diğer bireylerine de ulaşmış olmaktadır. Terör örgütleri medya aracılığı ile hem kendi ideolojilerine destek veren gruplara. toplumların grup kimliklerinin bütünlüklerini de tehdit edecek boyuta varıyor. aidiyetin pekiştirilmesi ve en önemlisi de toplumsal statükonun devamı açısından hayatidir. Terör ile ilgili yapılan haberler medya için büyük bir kaynak oluşturmakta. toplum içinde gerginliklere yol açabiliyor. Toplumların tahammül eşikleri azalıyor. Öte yandan terör ve medya ilişkisi devletlerin kendi sürekliliği. . Terör örgütlerinin medyaya olan yaşamsal ihtiyacı kadar medyanın da terör eylemlerini bir popüler kültür ve tüketim nesnesi olarak sunma ihtiyacı vardır. Böylece terör tanımı ile örtüşen bir biçimde. Terör örgütleri ulusal ve uluslar arası kamuoyunu etkilemek amacıyla medyaya ihtiyaç duyarlar. izleyicilerin duygularına hitap ederek izlenirliği artırmaktadır. Bu da toplumsal bir regresyona neden olarak. Terör örgütleri medyayı bir propaganda aracı olarak kullanırken medya da bir yandan bu duruma yarı gönüllü bir alet olma yarışı içindedir. Kısacası terör eylemleri uzaklarda yaşansa da medya aracılığı ile ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Yani medyanın gösteri dünyasında sunulan ve tüketilen terör haberleri birey ve toplumların uzaklarında yaşandığından içinde bulunulan durumun da devamını teşvik etmektedir. Senem Çevik-Ersaydı Terörizm ve medya birbirine yaşamsal açıdan bağlı ve bağımlıdır. muhtemel hedef kitlelere hem de terör eylemlerine maruz kalan ülkenin halkına mesaj vermektedir. Bir diğer açıdan bakıldığında tüm bu karşılıklı bağımlılık modeli tarafların toplumlar üzerinde bir güç algısı oluşturmaya çalışmasını değiştirmez.

davranım bozukluğu öyküsü olan. Empati her zamanki gibi esastır. atipik ve tipik tüm antipsikotiklerin etkili olduğu söylenebilir. Klozapine atfedilen özel bir anti-agresif etkinlik sözkonusu olsa da. ilaç uyumunun gözden geçirilmesi. ailede suç kaydı. Tedavide bu 3 ayrı alana göre düzenleme gereklidir. Kaynaklar: 1. uzun dönemde ise serotonin geri alım inhibitörleri ve duygudurum dengeleyiciler yardımcı olabilir. dikkati dağıtma. Citrome L.Şizofreni belirtileri ile ilişikili olanlar: Çoğunlukla emir veren işitsel varsanı. madde kullanım bozukluğu eşlik eden. Violent behaviour among people with schizophrenia: a framework for investigations of causes. gerekirse geçici olarak hastayı tecrit etme uygulanabilir. şüphecilik. and prevention. şizofreni hastalarında şiddet riskini azaltmada önemlidir.. Çocukluk çağı bağlanma sorunları. Ruhsal hastalığa atfedilen şiddet suçları %5 kadar az omasına rağmen. 2İmpulsivite: Hastalığın bir parçası olarak impulsivite artışı. Şiddet davranışı etyolojik olarak 3 ayrı alanda incelenebilir: 1.. Trans. Psikotik belirtilerin kontrol altında tutulması. kıskançlık varsanıları gibi pozitif belirtilerle ilişkilidir. alkol-madde kullanımı.Son olarak psikopati ile ilişkili impulsivite ve saldırganlık: Şizofreniye eşlik eden kişilik bozukluklarında. hastaların damgalanmasına neden olur. yeni boşanmış olma. fiziksel kötüye kullanılma. Sorunun önemine sıkça vurgu yapılsa da şiddet davranışının tedavisi konusunda güvenilir bilgi azdır. erkek. Soc. 2.Volavka J. işsiz. Schizophrenia Bulletin (2011). dezorganize yaşam tarzı olan hastalarda risk daha yüksektir.37(5):921-929. şiddetle ilişkili olabilecek risk etmenlerinin (Geçmiş şiddet öyküsü. Şizofreni hastalarının büyük çoğunluğu şiddet göstermese de az bir bölümünde saldırganlık devam edegelir.Hodgins S. dürtüsellik ve eşlik eden psikopati farklı bir yönetimi gerektirir. İlaç tedavisinde hastanın sakinleştirilmesi esas olup. and effective treatment. 3. antisosyal özellikler eşlik ettiğinde şiddet davranışının arttığı izlenilmiştir. cinsiyet. kimyasal tespit anlamına gelecek düzeyde sedasyondan kaçınılmalıdır.. yaş. Phil. işten yeni ayrılma. Pathways to aggression in schizophrenia affect results of treatment. Kısa dönemde benzodiyazepinler. Şizofrenide şiddet riski olan hastaların tanınması ilk adımdır. işsizlik. Antipsikotikler birinci grup hastada etkili iken. impulsif saldırılara neden olabilir.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şizofreni hastasında şiddeti önlemek ve başa çıkmak için neler yapılmalı ? Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ersin Hatice Karslıoğlu Şiddetin şizofreni hastalarında genel topluma oranla arttığını gösteren çalışmalar yanında artmadığını bildirenler de bulunmaktadır.vs) değerlendirilmesi ve yönetimi. Bu sunumda şiddet davranışının tedavisi. yönetimi literatür bilgisi ışığında ele alınmaya çalışılacaktır. Tedavi uyumu olmayan hastalarda dikkatli olunmalıdır. genç. B . R. Hastaya müdahalede öncelikle hastanın ve çalışanların güvenliği sağlanmalıdır.

bu durumun olası nedenleri ve nasıl baş edilebileceği konuları ele alınmıştır. Prindle C. 39(3):169-74. toplum içinde eşit yaşama şansından mahrum olmaları gibi nedenlerle şiddetin mağduru oldukları görülmektedir. . Kaynaklar Fitzgerald PB. Oysa pek çok çalışmada şizofreni hastalarının şiddet eylemlerinin mağduru ya da kurbanı oldukları.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Mağduru Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Haldun Soygür Şizofreni bağlamında şiddet söz konusu edildiğinde. Ayrıca şiddet sadece fiziksel bir eylemden ibaret olmayarak daha geniş bir şekilde tanımlandığında da. şizofreni hastalarının şiddetten gördükleri zararlar. şizofreni hastalarının damgalanma ve ayrımcılığa maruz kalmaları. Brekke JS. 52(10):1358-1366. bu açıdan toplumu oluşturan diğer bireylere göre daha fazla risk altında oldukları ortaya konulmuştur. Psychıatrıc Servıces. Benitez J (2005) Victimization of patients with schizophrenia and related disorders. Bae SW. genellikle şizofreni hastalarının neden olduğu şiddet akla gelmektedir. Bu sunumda. Filia KM. de Castella AR. Long JD (2001) Risks for Individuals With Schizophrenia Who Are Living in the Community. Filia SL. Kulkarni JAust N Z J Psychiatry.

Large MM. Schizophrenia and violence: Systematic review and metaanalysis. şizofreni hastalığı ile şiddet eylemi arasında hiçbir bağlantı olmadığı ileri sürülüyordu. 3. Plos Medicine 2009. Sch Bull 2011. Wehring HJ. Çalışmalar tutarlı biçimde şiddet davranışı gösteren şizofreni hastalarında komorbid madde bağımlılığı olduğunu ortaya koymuştur. Linsell L. Neurobiology of Aggression and Violence in Schizophrenia. Grann M. 4. şizofreni hastaları ve yakınları üzerinde ağır bir örselenme oluşturmaktadır. Özellikle kitlesel. Violence and Schizophrenia. Ayrıca tedavi uyumunun kötü olması. 2012. ve gelişim döneminde maruz kalınan şiddet ve olumsuz sosyal koşullar ile şiddet davranışı arasında ilişki gösterilmiştir. 6:1-15. Kuehn JAMA. . 37: 913-920. bu bağı pekiştirmektedir(1). şiddet yoğunluğu ile tedavisiz geçen süre arasında ilişkinin bulunduğu ve özellikle istemsiz tedavi girişimleri ile birlikte şiddet davranışının ortaya çıktığı bildirilmiştir(3). Madde bağımlılığı kontrol edildiğinde. Bridget M. Kaynaklar 1. Akademik ortamda ise 1980’lere kadar uzman görüşü çerçevesinde. Geddes JR. 125: 209-220. Violence in first epizode psychosis. Bunlarla birlikte tedavi altında olan şizofreni hastalalarında şiddet davranışının genel popülasyondan farklı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ruhsal hastalığı olan birinin şiddet eylemi ile ilgili herhangi bir haber. çok ciddi şiddet eylemi gerçekleştirenlerin ruhsal hastalığının olma şüphesinin basın organlarında işlenmesi. şizofreni hastalarının genel popülasyona göre daha sık şiddet eylemi içinde bulunduklarını göstermiştir. A systematic review and meta-analysis. 2. Soyka M. Bununla birlikte hastaların çok önemli bir kısmının hiçbir şiddet davranışı içinde bulunmadıklarını da biliyoruz. Gulati G. Ancak 1980’lerden sonra yapılan geniş örneklemli epidemiyolojik araştırmalar. Schizophrenia Res 2011. Nielssen O. Carpenter WT. Çalışmalar genel popülasyona göre hiç fark bulamama ile 7 kat artmış risk arasında değişiklik göstermiştir(2). JAMA 2012. Fazel S. Şizofreni hastalığının bazı farklı nörobiyolojik ve klinik özelliklerinin de şiddet davranışını belirlediği konusunda veriler vardır(4. şiddet davranışı sıklığının genel popülasyonla eşleştiğini gösteren çalışmalar vardır. 6.5).308(7):658-659. Hastalarının uyguladığı şiddet davranışının yarısına yakın bir kısmının psikiyatri tedavisi öncesinde olduğu. Schizophrenia Bulletin.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Nedeni Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ömer Böke İnsanlar sıklıkla şizofreni ve şiddet arasında doğrudan bir bağ olduğunu düşünmektedir. Evidence Suggests Complex Links Between Violence and Schizophrenia. 5. Sunumda şizofreni hastalarının şiddet davranışı ile ilgili epidemiyolojik veriler sunulduktan sonra klinik ve nörobiyolojik farklılıklar özetlenecektir. Kuehn BM. 308: 658-659.. 37:877-878.

Ayrıntı Yayınları. Encore Yayınları. yetişkin aşk her zaman libidinal olarak ve saldırganlıkla yüklenmiş benlik ve nesne temsillerinin bütünleşmesini içerir. Kaynaklar 1) 2) 3) Otto Kernberg. Öte yandan. Bireyin saldırgan dürtülerinin yüceltilmesi sevgi ve ilgi kapasitesini doğurur. Çifte alev. Kendi biçimimizde şiir yazar. kelimenin en geniş anlamıyla bir bütün olarak kültürün temelini oluşturur. Aşk. Yalnızlık zamanında aşk. İstanbul 2002. Basım. 3. Octavio Paz. Evrendeki yaratıklar içinde en tutkulu olan ve en çok arayan insandır. Okuyan Us Yayın.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Paneli) Aşk Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Almila Erol Octavia Paz’a göre aşk. katedraller inşa eder ve öteki gezegenlere uçarız. Bu tutkunun kaynağı “o”nu tekrar keşfetmek için yorulmak bilmez arzudan başka bir şey değildir ve “o” herhangi bir biçim alabilir. Bu çift değerlilik (aşk-nefret) her anlamlı insan ilişkisinin olduğu gibi aşkın da karakteristiğidir ve aşk ilişkisi içerisinde tekrar canlanır. sevecenlikten erotizme kadar bir dizi duyu ve duygu yelpazesi gibi açılır ama bu duygular düşmanlık. korku. çekişme. aşk-nefret bütünleşmesi aşk ilişkilerinin kapasitesinin önemli özelliğidir. müzik dinler. ruhla beden arasında cinsellikten saygıya. Libido-saldırganlık. İstanbul 2011. Aşk ilişkileri: Normallik ve patoloji. İstanbul 2003. kıskançlık ve nefreti de içerir. . Paul Verhaeghe.

insanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra aynı duyguyu başkalarının da duyabilmesi için hareket. hayranlık) kadar kin. sanat yapıtlarını birer yüceltme ürünü olarak nitelendirir. saldırganlık gibi duygu ve dürtülerin de bir yansıması olmuştur. 3. çizgi. soylu ve yüce duygular kadar (sevgi. nefret. aşk. İstanbul 2012. Klinik Psikiyatri 1999. 2:124-133. . 8:1-4. Bastırılmış ilkel cinsel ve saldırgan dürtülerin. Sanatçıyı ise ruhunda güçlü içgüdüsel tutkuların varlığını duyan ve bu tutkuları oldukça dikkate değer bir yumuşatılmışlık içinde açığa vuran çekici bir insan olarak tanımlar. Sanat. Ders Belgeliği 2000. Diğer yandan. barış. renk. kıskançlık.Freud S.Soygür H.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları “Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumşatmanın Yolları” Paneli Sanat Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Demet Gülpek Tolstoy sanatı. Yapı Kredi Yayınları.Mülayim S. yüceltme mekanizması ile toplum tarafından kabul edilebilir bir şekle girdiğini savunan Freud. insanla nesnel gerçeklik arasındaki estetik ilişki olarak da söz edilmektedir. Kaynaklar 1. Sanat ve Delilik. Sanat ve şiddet aslında yan yana gelmemesi gereken iki kavram gibi görünse de etik ve estetik çerçevede oluşan şiddet ve sanat bir arada yaşarlar. 2. Sanat ve Sanatçılar Üzerine. 5. sanattan. ses ya da sözcüklerde biçimlenmiş olarak aktarması olarak tanımlamıştır. dostluk. Sigmund Freud’e göre yaratıcılığın kökeni bilinç dışıdır. baskı. Şiddet ise insanın saldırgan dürtülerinin bir çeşit dışa yansımasıdır. Sanat ve Şiddet. çoğu zaman da ötüşürler.

adaletsizliğe. İstanbul. 2. . ancak. ayrımcılığa. Günlük Yaşamın Psikopatolojisi. Aynı zamanda. “hafif suçlar” olarak görülebilecek uyumsuzlukları gülerek cezalandırır. güçsüzleşmesine yol açar. Payel Yayınları. en gelişkin hallerinden birisidir. Sigmund Freud. 1996.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanin Yollari” Panelinde Mizah Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Levent Mete Mizah. Gündelik yaşamın uyumunu bozan ağır suçları hukuk yoluyla değerlendirip. Kaynaklar 1. şiddetinin evcilleştirip yumuşatılmış. Henri Bergson. hoşgörüsüzlüğe yol açan katı ve uyumsuz yanları gülünçleştirerek. kan kaybetmesine. Bu da bir şiddettir. şiddetin önemli kaynaklarından birisini hırpalar. insanın esnemeyen. 1996. İstanbul. Ayrıntı Yayınları. Gülme. katı ve uyumsuz yanlarını törpüleyip düzeltmeye yönelik bir ceza sistemidir. infaz sistemiyle cezalandıran toplum.

istifleme bozukluğu ve cilt yolma bozukluğunu da içine alacak şekilde genişletilmiştir. hastalık anksiyetesi bozukluğu. 2. 5. (b) İçgörü ve belirteç değişiklikleri 8. günde bir saatten daha uzun zaman” şekline dönüştürülmesi önerilmektedir. 3. Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütte “impuls” sözcüğünün yerine “urge” sözcüğünün kullanılması önerilmektedir. 7. Çok uzun süreden beri tartışılan “obsesif kompulsif spektrum” kavramı ya da daha kapsayıcı ifade ile “obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar” kavramı ilk kez DSM5’in yayımlanması ile birlikte psikiyatrik sınıflandırma tarihindeki yerini alacakmış gibi görünmektedir. Ayrıcı tanı ölçüte olan C ölçütü majör depresif bozukluk. beden dismorfik bozukluğu. DSM-5’te obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri üç ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri. cinsiyet ve yaş gruplarında uygun olma ya da uygun olmama ile ilgili yorumların farklılık göstermesi nedeni ile “unwanted”-“istenmeyen” sözcüğü ile değiştirilmesi önerilmektedir. saç yolma bozukluğu (trikotilomani). DSM-5 önerilerinde obsesif kompulsif bozukluk. madde kullanımına bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. DSM-IV’teki içgörü değerlendirmesi hem belirişiz bir terminoloji kullandığı hem de OKB tipik bir epizodik hastalık olmamasına karşın şimdiki duruma odaklanmaktadır. obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar ve başka türlü adlandırılamayan obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar bu ana kategori altında sınıflandırılacaklardır. DSM-IV’teki kişinin obsesyon ya da kompulsiyonları aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmesine ilişkin B ölçütünün farklı anlamlar içerebileceği. Kanıt bulunmamasını ve kaba bir rehber ifade olduğunun vurgulanması için ifadenin başına “örneğin” getirilerek . Ayrıca “İçgörüsü az olan” ifadesi OKB’de . Bu konuşmada yalnızca obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. cilt yolma bozukluğu. dürtü denetim bozuklukları. “örneğin. istifleme bozukluğu. parafililer. OKB’de içgörü kavramının değişiklikler göstermesi ve sanrısal OKB inançları olması nedeni ile kaldırılması ve içgörü kavramında yapılacak yeni düzenleme içinde vurgulanması gerektiği önerilmektedir. DSM-IV ölçütlerinde var olan ve obsesyonları yaygın anksiyete bozukluğu ve psikotik bozukluklardan ayırt etmeye yarayan iki maddenin A ölçütünden kaldırılması ve ayırıcı tanı ölçütü olan C ölçütü içinde değerlendirilmesi önerilmektedir. 6. 4. Hem impuls hem de urge sözcüğünün bazı obsesyon tiplerindeki istem dışılığı (kontrol kaybını) karşılıyor olmasına karşın impuls ifadesinin ayırıcı tanıda karışıklık yaratacak şekilde impuls kontrol bozukluklarını çağrıştırabilmesi bu öneri için gerekçe olarak gösterilmektedir. DSM-IV’te süre eşiği klinik bir kanıt olmamasına karşın “günde bir saatten daha uzun zaman” ifadesi ile belirliydi. (b) İç görü ve belirteç değişiklikleri.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Obsesif Kompulsif Bozukluk Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonunda obsesif kompulsif bozukluk üzerinde ne fazla değişiklik yapılması önerilen tanı kategorilerinden biridir. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri 1. Yine Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütteki “inappropriate”-“uygunsuz” sözcüğünün obsesyonların ego-distonikliğinin belirlenmesinin güç olması ve çeşitli kültürlerde. Böylece diğer bozuklukların ölçütlerinde kullanılan klinik ölçüt dili ile de uyumlu hale getirilmiş olacaktır. yaygın anksiyete bozukluğu. Yine obsesyonları tanımlayan birinci ölçüte OKB’li hastalarının çoğunun en azından orta derecede anskiyete ve zorlanma yaşaması ancak tüm obsesyonların belirgin anksiyete ve zorlanmaya neden olmaması nedeni ile “in most individuals”-“bireylerin çoğunda” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. tıbbi durumlara bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar.

Erken başlangıç. içgörü değerlendirmesi için de Brown İnanç Değerlendirme Ölçeğinin kullanılmasını önermektedir. İçgörünün daha geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gerektiği noktasından yola çıkılarak “iç görüsü iyi ya da yeterince olan”. erkek cinsiyette daha fazla bulunması. Tamamen içgörüsüz olan bir OKB hastasının OKB yerine bir psikotik bozukluk olarak tanı alması ile ilgili sorunu da çözmemektedir. 9. simetri ve tamlık obsesyonalrı. “içgörüsü az olan” ve “ sanrısal OKB inancı” şeklinde bir derecelendirme önerilmektedir. yüksek ailesel özellik göstermesi.gerçekte var olan “iyi içgörü” ve “içgörüsüzlük” şeklide sınırları olan yelpazeyi karşılamamaktadır. sıralama ve düzenleme kompulsiyonları. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler 10. duyusal fenomenin ön planda olması belirli olan ve SGAİ’lerin antipsikotik le güçlendirilmesinden yarar sağlayan bir alttipin belirteci olarak “tik ile ilişkili” belirtecinin eklenmesi önerilmektedir. . Florida Obsesyon-Kompulsiyon Envanteri’ni. DSM-V görev grubu OKB’nin şiddetinin değerlendirilmesi için Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği.

4. yakın akrabaların ya da yakın arkadaşların saldırı ya da kaza ile gerçek ölüm ya da ölüm tehdidi yaşadığını öğrenmek. b. B3 maddesindeki flashback yaşantılarını da içeren disosiyatif yaşantıların tanımının en uç noktası mevcut durum ve çevreye karşı farkındalığın tam olarak kaybolduğu durumlar olan ve yelpaze kavramı şeklinde değiştirilmesi önerilmektedir. Maddelerde küçük değişikler yapılması önerilmiştir. D ölçütü kognisyon ve . DSM-5’te travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri dört ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki değişiklikler. Buna gerekçe olarak da muhtemel bir depresif ruminasyon durumunu dışarıda bırakmak şeklinde gösterilmiştir. Buna göre üç çeşit travma ile gerçekten karşılaşma ya da tehdit algılama bulunmaktadır: (a) ölüm. 1. Değişik kültürlerde daha kabul edilebilir olacak bir ifadenin yazılması gerekçe olarak gösterilmiştir.. uyum bozukluğu. (d) Şiddet belirlemesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki değişiklikler Tanı ölçütleri ölçütlerin erişkinler. (c) Alttip tanımlamaları. “Olayı sık sık sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme” ifadesinin içeriği ve duygulanımının olay ya da olaylar ile ilişkili olduğu yineleyici ve zorlanma yaşatan rüyalar görme” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. c. çaresizlik ya da dehşete düşme vardır” ifadesinin yararsız olduğu için kaldırılması önerilmiştir. ergenler ve altı yaşından büyük çocuklara uygulanabileceğine ilişkin bir not ile başlamaktadır Altı yaş ve daha küçük çocuklar için daha sonra ele alınacak “okul öncesi alt tip” önerisi getirilmiştir. istemsiz ve zorla ve zorlanma yaşatacak şekilde anımsanması” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. DSM-IV’teki sürekli kaçınma ve genel tepkilerde azalmayı tanımlayan C ölçütünün iki ayrı ölçüte bölünmesi önerilmektedir. başkalarının travmaya maruz kalmasına şahsen tanık olma. travmanın tanımı ve travmayla karşılaşmanın hangi yollarla olabileceği ayrıntılı bir biçimde ifade edilmiştir. DSM-IV’teki yeniden yaşantılamayı tanımlayan B ölçütünde 1. 2. Bu konuşmada yalnızca travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. (b) Belirteç değişiklikleri. Kaza sonrası insanlardan kalan kalıntıları toplayan kişi olma ya da çocuk istismarının ayrıntıları ile defalarca karşılaşan polis memuru olma) (İşle ilgili olanlar hariç elektronik medya. travmatik olayın olumsuz ayrıntılarını tekrar tekrar yaşama veya aşırı derecede maruz kalma (ör. başka türlü adlandırılamayan travma ve stresle ilişkili bozukluklar ile daha ileri araştırma gerektiren bir durum olarak “ısrarlı karmaşık yas bozukluğu” bu ana tanı kategorisi içinde yer alacaktır. (b) ciddi yaralanma veya (3) cinsel saldırı. Buna göre: a. DSM-5 önerilerinde tepkisel bağlanma bozukluğu. akut stres bozukluğu. Buna göre DSM-V taslağının C ölçütü kaçınmaları. 2. 3.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Travma Sonrası Stres Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonu için DSM-IV’te anksiyete bozuklukları ve uyum bozuklukları bölümlerinde bulunan tanıları içerecek şekilde oluşturulacak “Travma ve stres ile ilişkili bozukluklar” ana tanı kategorisi önerilmiştir. disinhibe sosyal bağlanma bozukluğu. DSM-IV’teki “kişinin tepkileri arasında aşırı korku. düşlem. televizyon. ve 3. travma sonrası stres bozukluğu. Travma ile doğrudan karşılaşma.. düşünce veya algıları da içeren anıları” şeklindeki ifade “travmatik olay ya da olayların kendiliğinden ya da bir neden bağlı olarak yineleyici. “Olayın elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren. DSM-IV’ten farklı olarak yeni versiyonda travmanın belirsiz ve dar kapsamlı tanımı değiştirilmiş. film veya resimler yolu ile maruziyet bu ölçütü karşılamaz).

DSM-IV’teki “bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma” ifadesinin DSM-V taslağında “travmatik olaydan sonra başlayan ya da kötüleşen “ben kötüyüm”. Alttip tanımlamaları DSM-5 taslağı için daha önceki versiyonda olmayan iki alttip. “dünya tamamen tehlikeli” gibi kendisi. Okul Öncesi Alttipi ve Disosiyatip Alttip önerilmektedir. diğerleri ve dünya hakkında ısrarlı ve abartılı olumsuz inanç ve beklentiler” şeklinde değiştirilerek daha belirgin ve kapsayıcı duruma genişletilmesi önerilmektedir. (c) 8. b.5. DSM-V genel mantığına uygun olarak TSSB için de şiddet belirlemek üzere ölçek kullanılması önerilmektedir. Aşırı uyarılmışlık ve tepkiselliği tanımlayan E1 maddesinde daha önce “irritabilite ve öfke patlamaları” şeklinde olan ifadenin davranışı betimleyen önek şeklinde düzenlenerek “irritabl ve agressif” şeklinde yazılması önerilmektedir. . 6. E2 maddesinde ise yeni semptom olarak “umursamazlık veya kendine zarar verici davranış” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. Buna göre: a. (d) duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içerecek şekilde oluşturulacaktır. Belirteç değişiklikleri DSM-IV’te 3 aylık süre itibari ile vurgulanması istenen “akut” ve “kronik” belirteçleri ile 6 aydan sonra semptom başlangıcını tanımlayan “geç başlangıçlı” belirtecinin kaldırılması önerilmektedir. c. D3 maddesi ile yeni semptom olarak “kendini ya da başkasını ısrarlı şekilde suçlamak” ifadesi eklenmesi önerilmiştir. D4 maddesi ile yine yeni bir semptom olarak “ısrarlı negatif emosyonel durum” ifadesi eklenmiştir. Yeni oluşturulan ve kognisyon ve duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içeren D ölçütünde bazı değişiklikler ve eklemeler yapılması önerilmektedir. “güvenilecek kimse kalmadı”. (b) 7.

Yakın aile üyelerinin hastayla ilişkilerinin rahatsızlık seyrinde etkili olduğu bilinmektedir. Şizofreniye ilişkin epidemiyolojik araştırmaların şu bulguları da. nüks izlenimi veren krizler. 2. 4. Arch Gen Psychiatry 2003. Lancet 2009. Daniels JL. (iii) krize müdahale gerektiğinde. dolaylı olarak. Sullivan PF. Şizofreni tanısı konmuş olan hastaların aile üyelerinde gerek şizofreni belirtilerinin hafif biçimleri gerekse başka psikiyatrik tanılar.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni tedavisinde sorun olan aile Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : E. Expressed emotion and psychiatric relapse: a meta-analysis. çoğunlukla hekimin yansızlıktan uzaklaşma olasılığının yükseldiği durumlarda gerekli olur. 55:547-52. Tanı konmuş tek vakanın bulunduğu aileler daha çok olduğuna ve aile üyelerinde psikiyatrik belirti bulma olasılığı ortalamadan yüksek olduğuna göre. Kriz durumları. Hooley JM. Hultman CM ve ark.. aile üyelerinin tanısı konmamış hastalıklarının göstergeleri olabilecekleri olasılığını da düşünerek ele almak. Forssen U. 1. Arch Gen Psychiatry 1998. Kendler KS.. Parental psychiatric disorders associated with autism spectrum disorders in the offspring. 3. (v) aile üyelerinin tıbbi / nöropsikiyatrik muayenesi . Common genetic determinants of schizophrenia and bipolar disorder in Swedish families: a population-based study. yukardaki endikasyonlar ve müdahalelerin ayrıntıları anlatılacaktır. gibi. (ii) anamnezde gelişimsel özelliklere odaklanmak. klinik dışı nüfusa göre daha yaygındır (2-4). 121:e1357-62. Cem Atbaşoğlu Ağır psikiyatrik rahatsızlıklarda hastanın ailesinin tanı ve tedavideki rolü çok önemlidir. Bu olasılık akılda tutularak hem ailenin hem hastanın işbirliğini korumaya özen gösterilmelidir. Lichtenstein P. tedavide ailenin yeniden ele alınması gereken durumları gözden kaçırmamak ve gerekli müdahalede gecikmemek önemli bir ilkedir. duygu dışavurumunun yüksek olmasıdır (1). tanı ya da müdahale amaçlı muayene ve görüşmelerin ayrıntılandırılmasını ya da tekrarlanmasını içerir: (i) Hastadan alınan anamnezle aileden alınanı hep birlikte gözden geçirmek. . Ancak sadece duygu dışavurumuna odaklanmak yeterince kapsamlı bir değerlendirme yapmayı sağlamaz. Böyle müdahaleler. duygu dışavurumunun belirtilerini. ailenin etkin rol oynadığı ilk başvurular . Pediatrics 2008. 60:1187-92. ailenin tedavi sürecinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir: Şizofreni nedeninin %65-80’lik kısmı kalıtılan özelliklere atfedilir. tek hasta bulunan aileler birden çok hasta bulunan ailelerden çoktur. (iv) duygu dışavurumunun dinamiklerini / bilişsel bileşenlerini ayrıntısıyla değerlendirmek. gündemdeki soruna odaklanarak başlayıp ailedeki etkileşim örüntüsünü tekrar değerlendirmek. Yip BH. 373:234-9. Björk C ve ark. Kaynaklar Butzlaff RL. Aileden kaynaklanan ve rahatsızlık seyrini olumsuz etkileyebilen zorlukların en iyi bilineni.. gibi (4). Sunumda. Neale MC. Schizophrenia as a complex trait: evidence from a meta-analysis of twin studies.. ancak. karşılıklı beklentilerinin yüksek olması gibi) (ii) Psikozun ya da davranış belirtilerinin aile üyeleriyle ilgili ya da onlara yönelik olması (iii) Hastanın taciz yakınmasının bulunması ya da böyle bir izlenim edinilmesi (iv) Güncel bilgiye uygun ilaç tedavisiyle yeterli düzelme sağlanmaması Hastayla aileyi birlikte ele almak. Bu konuda hekim için uyarıcı olabilecek özellikler şöyle özetlenebilir: (i) Hastanın aile üyeleriyle ilişkisindeki sorunların ağırlıklı olması (aile üyeleriyle hastanın birbirlerinden yakınmalarının çok.

Fenton WS.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni ve negatif belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Haldun Soygür Negatif belirtiler şizofreninin klinik tablosu içinde oldukça iyi tanımlanmış olmasına karşın. . anhedoni. 32:214-219. değerlendirilmesi. Buchanan RW. Birincil negatif belirtiler. Kirkpatrick B. klinisyenler için özellikle birincil ve ikincil negatif belirtilerin ayırd edilmesi güçlük taşıyan bir alan olmayı sürdürmektedir. Şizofreninin gidiş ve sonlanımının yordanmasında negatif belirtiler pozitif belirtilerden daha önemli bulunmaktadır. duygulanımda küntlük. motivasyonda ve ilgide azalma en yaygın negatif belirtilerdir. 2-Kirkpatrick B. Kaynaklar 1-Arango C. hastalığın gidişindeki rolü ve tedavisi gözden geçirilmiştir. Şizofreni tedavisinde iyileştirilmesi en zor boyutlardan birisi olan negatif belirtilerin psikososyal ve psikofarmakolojik tedavisinde yeni arayışlar devam etmektedir. Schizophrenia Bullatin. fizyopatolojisi. asosyalite. Carpenter WT Jr. varlığı pek çok gösterge ile gösterilmiş olan defisit sendromunun tanımlanmasında da kullanılmaktadır. Konuşma içeriğinde azalma. Bir çok hastada pozitif belirtilerin ortaya çıkmasından daha önce negatif belirtiler gelişebilmektedir. Carpenter WT (2004) The deficit syndrome in schizophrenia: implications for t he treatment of negative symptoms European Psychiatry. Marder SR (2006) The NIMH_MATRICS consensus statement on negative symptoms.19:21-26. Bu sunumda negatif belirtilerin tanımlanması.

obsesyon ile sanrı arasındaki bir geçiş sürecini ifade etmektedir. Geliştirilmekte olan DSM-V sınıflandırması da bu ayrımı koruyacak gibi görünüyor. Öte yandan Klozapin gibi bazı yeni ilaçların da OKB belirtilerini tetikleyebileceği daima göz önünde bulundurulmalıdır.5 ile % 60 arasında değişen oranlarda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) veya obsesif kompulsif belirtiler eşlik etmektedir. Şizofreni ve OKB'nin farklı yönleri olduğu kadar. Oranların bu kadar farklı olması çalışmalarda kullanılan tanı ölçütleri ile örneklem sayısının farklılığından ve bazı çalışmalarda OKB tanısına. Şizofreniye benzer düşünce bozuklukları gösteren OKB'lu hastalar için "Şizo-obsesif Bozukluk" tanısı geliştirilmiştir. benzerlikleri ve örtüştükleri noktalar da bulunmaktadır. OKB belirtileri gösteren şizofreni hastalarının ayrı bir şizofreni tipi olduğu öne sürülmüştür. "aşırı değerlenmiş düşünce" özellikleri gösteren OKB'li hastalar için “iç görüsü olmayan” diye bir alt tip tanımlamaktadır. bazı çalışmalar da ise obsesif kompulsif belirti sıklığına bakılmış olmasından kaynaklanmaktadır.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreniye Eşlik Eden Obsesif Kompulsif Belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Köksal Alptekin Şizofreniye sıklıkla % 3. Genellikle OKB eş tanılı şizofreni hastalarında tedaviye direnç gelişmekte ve prognoz da kötü gitmektedir. Bu nedenle DSM-IV (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders). Ancak bu bozukluğun OKB'den farklı bir hastalık olduğuna ilişkin yeterli kanıt üretilememiştir. Özellikle OKB'li hastaların bir kısmında görülen "aşırı değerlenmiş" düşünce. .

2) depresyon. Güvenli çevre. iyileştirim hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması. 3) sık hastane yatışları. Özkıyım için yüksek riske sahip olan hastalar için hastane yatışı çok uygun olabilir. Şizofrenide özkıyım riskleri açısından klinisyenin uyanık olması gereken noktalar şunlardır: 1) yeni tanı konmuş genç bireyler. 2) daha önce girişimde bulunmuş olmak. 8) zorlu yaşam olayları olan ve uzun süre işsiz ve amaçsız yaşayan hastalar. 4) daha önce intihardan bahsetmiş ya da girişimde bulunmuş olanlar. Hastalığın erken saptanmasının ve en uygun yöntemlerle (yerinde girişken tedavi. 5) yalnız yaşama. 6) aile ve çevre desteğinin yetersiz olması ve 7) hastalık öncesi zihinsel işlevselliğin yüksek olması sayılmaktadır. özellikle erkek ve hastalık öncesi bilişsel sığası yüksek olanlar. sırasıyla %50 ve %25 oranlarında. toplumsal beceri eğitimi ve iyileştirim çalışmaları) tedavi edilmesinin ilk dönem şizofrenide özkıyım düşünce ve davranışlarını önlediği gösterilmiştir. Hastaneye yatış oranları ve şiddet davranışları ile doğrudan ilişkili olan intihar için risk etmenleri olarak 1) genç yaşta hastalanmak. etkili tedavi. umutsuzluk ve dürtüselliği fazla olan hastalar. kışkırma. bunaltı ya da çöküntü eklenmişse anksiyete ve depresyon giderici ilaçların eklenmesi özkıyımı önleyebilmektedir. geleceğe dair umutların olmasının. Her şeye rağmen bir hasta özelinde özkıyım davranışının ne zaman gerçekleşeceğini tam olarak kestirebilmek mümkün olmamaktadır. aile tedavisi. umutsuzluk. Yukarıda sayılan risk etmenleri ve koruyucu etmenler şizofreni tedavisiyle uğraşan klinisyenler tarafından daha hastalığın başından itibaren dikkate alınmalı ve hastalığın yönetimi ona göre sürdürülmelidir. korumalı ya da destekli iş yerlerine yerleştirilerek kendilerini işe yarar hissetmelerinin sağlanması. hastalığın birey ve aile üzerinde ciddi etkilerde bulunmaya devam eden önemli bir görüngüdür. Çöküntü. Bu noktada özkıyım için uyarıcı işaretleri tanımak yardımcı olabilir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofrenide Özkıyım ve Başetme Yolları Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Mustafa Yıldız Şizofrenide özkıyım düşüncesi ya da girişimi. amaçsızlık. . 3) tedaviye uyumsuzluğu (kısmi uyum dahil) olanlar. Hastane çıkışında da yoğunluğu giderek azaltılan ayaktan tedavi programları sürdürülmelidir. 4) ruhsal çöküntü. dürtüsel davranışlar sergilenmesi ve duygusal değişimlerin sıklaşması gelmekte olan bir intihar davranışını haber verebilir. aile ve çevre desteğinin yeterli olmasının. dürtüsellik ve amaçsızlık üzerine odaklanmış ruhsal tedavilerin de özkıyımı önleyici olabileceği düşünülmektedir. Şizofreni ruhsal hastalığı olanlar arasında özkıyıma bağlı ölümlerde duygudurum bozukluğu ve alkol-madde kullanım bozukluğundan sonra üçüncü sırada yer almaktadır. Hastaların özkıyım niyetlerini gizleyebilecekleri de akıldan çıkarılmamalıdır. kapana kısılmışlık hislerinin olması. bunaltı. Hastaların ölüm düşüncelerinden bahsetmesi. Hastaların tedaviye uyumlarının tam olarak sağlanması ve etkili dozda antipsikotik ilacın verilmesi. etkili antipsikotik ilaç tedavisi. 7) madde bağımlılığı ve şiddet davranışı olanlar. 6) hastaneden yeni taburcu olanlar. Hastaların %3-10’u intihar girişimi ile yaşamlarına son vermektedirler. umutsuzluk. kışkırtı. ruhsal desteklerin sağlanması ve sıkı gözlem özkıyımı önlemeyi garanti etmese de bu hastalar için önemlidir. yaşamda anlam ve amaçların bulunmasının bireyi intihar düşünce ve girişimlerinden koruduğu belirtilmektedir. bunaltı. 5) paranoid ve ayrışmamış şizofreni tiplerinden olanlar. Şizofrenide özkıyım düşüncelerine karşı koruyucu etmenler çok çalışılmamıştır ancak yaşam doyumunun yüksek olmasının. Hastaların akran destek grupları ile tanıştırılması. çevredeki eğlenti olanaklarından yararlanmalarının sağlanması hastane tedavisine eklenecek olan olumlu girişimlerdir.

Yıldız M. Bostwich JM (2005) The lifetime risk of suicide in schizophrenia. Turk Psikiyatri Derg 21:213-224. Heisel M. Edit: Mueser KT. Böke Ö (2010) Şizofrenide nüfus ve klinik özellikler: Çok merkezli kesitsel bir olgu kayıt çalışması. Meltzer HY (2002) Suicidality in schizophrenia: a review of the evidence for risk factors and treatment options. Jeste DV. Palmer BA. 3. Arch Gen Psychiatry. 4:279-83. A reexamination.J.Kaynaklar 1. 2. In: Clinical Handbook of Schizophrenia. Shane Pankratz V. . Yazıcı A. Curr Psychiatry Rep. 62(3): 247-53. 4. (2008) Suicide. p:491-506.

bipolar bozuklukta da hastalıkla bilişsel işlevler arasındaki ilişkinin netleştirilmesine ihtiyaç vardır. Bunlar psikomotor hız. Kaynaklar 1. . Mann-Wrobel M. Bu çeşitlilik şizofreni için kullanılan MATRICS (Measurement and Treatment Research to Improve Cognition in Schizophrenia) Consensus Cognitive Battary (MCCB)’e benzer bir kognitif değerlendirme bataryasının bipolar bozukluk için henüz söz konusu olmaması ile de ilgili gibi görünmektedir. bellek.J. 3. 2. Malhi GS ve ark. (2010) The International Society for Bipolar Disorders. Bu alana ilginin artmasındaki öncelikli nedenlerden biri. Bipolar Disord. Bipolar bozuklukta değerlendirilmesi gereken bilişsel alanları beş ana başlık altında toplamak mümkündür. 93: 105-115. dikkat. ve Dickinson D. Artan bilgi birikimine rağmen bipolar bozuklukta saptanan bilişsel işlev bozukluğunun anlamı ve doğası yeterince bilinmemektedir.. Yatham LN. 13(4): 334-343.şizofrenide olduğu gibi.. Ancak bipolar bozuklukta kognitif değerlendirmeye özgü bir batarya [The International Society for Bipolar Disorders-Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC)] önerilmektedir (3). Robinson L. Söz konusu çalışmalarda yöntemsel farklılıklarla birlikte kullanılan nöropsikolojik değerlendirme araçlarının çeşitliliği de dikkat çekicidir.C. Adı geçen bilişsel alanların değerlendirilmesinde kullanılan nöropsikolojik ölçüm araçları ve kullanımları ile ilgili detaylı bilgi verilecektir. 12(4): 351-363. Son dönemde yapılan metaanalizlere dahil edilen çalışmalar oldukça heterojen bir nitelik taşımaktadır (1. J Affect Disord. bilişsel bozuklukların bipolar bozuklukta endofenotip olabilme ihtimalinin görülmesidir. Bu nedenle. Torres IJ.2).T.. görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevlerdir. (2011) Meta-analysis of neuropsychological functioning in euthymic bipolar disorder: an update and investigation of moderator variabiles.Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC). Carreno J. Gallagher P. (2006) A meta-analysis of cognitive deficits in euthymic patients with bipolar disorder. ve ark.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevlerin Değerlendirilmesi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Hilal Demirel Bipolar bozukluk ve bilişsel işlev bozukluğu ilişkisini araştıran çalışmalar son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Bipolar Disord. Buna parallel olarak çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmekte ve belli nöropsikolojik test performanslarının etki büyüklükleri geniş bir değişkenlik göstermektedir. Thompson J.M.

kayıt ve geri çağırma süreçleri ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür. nöral ağlardaki süregen bozulmanın sonucu olduğunu öne sürmüşlerdir. Schizophr Res. Monchi O. Ancak bütünleştirici bir duygudurum ve bilişsel işlev için kortikokortikal bağlantılar da sağlam olmalıdır (2). bu çalışmalar da sıklıkla şizofreni olguları ile yapılmıştır. Savitz ve arkadaşları (1). Philips & E. 7(3):216235. Petre V (2001) Wisconsin card sorting revisited: distinct neural circuits M. sözel öğrenme ve yürütücü işlevler başta olmak üzere çeşitli alanlardaki bilişsel bozulma. hastalık ve iyilik dönemlerinde izlenmektedir. Bu sunumun devamında bilişsel işlev ile nörofizyoloji ve beyin görüntüleme arası ilişkiler güncel dizin eşliğinde tartışılacaktır. frontal uyumsuzluk negatifliği (mismatch negativity-MMN) düzeyi.130(1-3): 203-209. Word PB (2011) MMN/P3a deficits in first episode psychosis spectrum schizophrenia and bipolar subgroups. Yeni bir çalışmada ise. Solms M. . J Neurosci. Frontolimbik bağlantıların İUB’ta etkilenmiş olduğu gösterilmiştir. Battisti RA. Kaur M. Bipol Disord.L. Vieta participating in different stage of the task dentified by eventrelated functional magnetic resonance imaging.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Biyolojik İzdüşümleri Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sermin Kesebir İki uçlu bozuklukta (İUB) dikkat. Ramesar R (2005) Neuropsychological dysfunction in bipolar affective disorder. Kaynaklar Savitz J. Beyin elektrofizyolojisinin bilişsel bozulma ile ilişkili işlevsel karşılığı pek az çalışılmış olup. İUB’taki bilişsel işlev bozukluğunun. hem şizofreni hem İUB tanılı olgularda bilişsel ölçümlerdeki bozulma ile ilişkili bulunmuştur (3). Petrides M. İUB’ta frontotemporal ve temporoparyetal bağlantısal eşzamanlılığın dikkat. 21(19):7733-7741.

lityum ya da valproik asit monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştur. görseluzaysal beceri ise valproik asit grubuna göre daha düşük bulunmuştur. bilişsel işlevlerin değerlendirildiği bir diğer çalışmamızda ise lityum grubu ile valproik asit grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmazken. antipsikotik grubunda işlem belleği performansı lityum grubuna. Yürüttüğümüz çalışmalar bipolar bozuklukta bilişsel işlev bozukluğunun bipolar bozukluğun iyi prognozlu veya kötü prognozlu oluşu ile ilgili olabileceği gibi tedavi modaliteleri ile de ilişkili olabileceğini düşündürtmektedir. Ancak bilişsel işlev bozukluğunun kesin nedenleri. seyri ve tedavi modaliteleri ile ilişkisine ilişkin bilgi sınırlı veya henüz bilinmemektedir. Gerek duygudurum dengeleyici gerekse antipsikotik ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Tedavi Modaliteleri İle İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Vesile Şentürk Cankorur İki uçlu duygudurum bozukluğunda bilişsel işlev bozukluğunun varlığı genel olarak kabul görmektedir. Yürüttüğümüz bir çalışmamızda. . Atipik antipsikotik monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek. İki uçlu duygudurum bozukluğunun tedavisinde tedavi modalitesinin seçiminde farmakoterapinin bilişsel işlevler üzerindeki yan etkilerinin de değerlendirilmesi uygun olacaktır.

acı ve hüzün taşıyan bir deneyim. acı ve incinme dayanılmaz olduğunda. incinmeler ve kurbanlar. Kadına ve anneye yönelik şiddet bir çerçeveye oturtulur. Ayrılıklar.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Ayrılmanın Şiddeti Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Ali Algın Köşkdere Ayrılık. oğlunun intikam için öldürerek annesinden ayrılmasına değineceğim. ruhsal yapılanmada önemli değişimlere neden olabiliyor. korku. Benliğin önemli işlevlerinden birisi ayrılık karşısında içsel ve dışsal süreçleri yönlendirmek. Çünkü 3000 yıl öncesinin hikayesi bugün de sık sık sahneleniyor. İkisinin birleşmesi. intikamlar ve saldırganlar yarattığından içinde ölüm. Kurban olduğunu hissetme. babasını aldatan ve sevgilisiyle babasını öldüren annesini ve sevgilisini öldürerek ailesinin namusunu temizler. agresyon. kaos yaratır ve katlanılabilecek bir durum değildir. bunları yansıtmak ve diğerine yaşatmak bir seçenek gibi görünmüş. ihtirasları için erkeğin kadınından ayrı durmasına. öldürmeye vardığı durumlara odaklanacağım. Oedipus’un çağdaşı Orestes aracılığıyla araştırmaya ve yorumlamaya çalışacağım. annenin korku yüzünden oğlunu uzak tutmasına. korku. çaresizlik. Bu konuşmada şiddetin dozunun yükseldiği. Burada zorlanan her birey için ayrılık şiddetli bir deprem. Ama suçluluğu neredeyse onu delirtir. Daha da ötesi bu yaşananları karşıdakine yaşatmakla ve öldürerek yok etmekle acılar bitecek gibi gelmiş. kadının nefretle kalbini erkeğinden ayırmasına. Orestes. Bu şiddetli ayrılıkları. . Ancak mahkemede yargılanınca aklanır ve babasının mirasını üstlenir. Ama sonrasında suçluluk ve yargılanma öne çıkmış. yosma anne imgesinden ayrı tutulma çabası sürer. kan ve biraz suçluluk var. Ama hüzün çok çok az. Bu konuşmada. Bu ayrılıklar. Böylelikle ataerkil düzenin temsilcisi olur. kibirli bir babanın kızını annesinden ayırmasına. Melek anne imgesinin. ensest yasağını yıkar. içinde şiddet.

Ötekine ilişkin ilk düşünce nefretin içinden doğar diğer bir deyişle nefret düşüncenin beşiğidir: “eğer yanımda değilsen. nefretin kökenleri psikanalitik kurama göre tartışılacak. ruhsal hayatımızın kökeninde var olan bir duygudur. paranoya. kuramında bu soruya ışık tutmuş. Nefret. nesne nefretten doğar. . nefret ise hoşnutsuzluk duygusundan hareketle oluşur. ya da kendinden nefret etme söz konusudur. Hem nesne hem de düşünce hatta düşlem ve arzu da. nefreti ölüm dürtüsü ile ilişkilendirmiş ve tüm bireylerde var olan kökensel bir duygu olarak tanımlamıştır. yaşadığımız dünyayı artan bir şiddette etkileyen nefretin bu hakimiyeti neden? Bu çalışmada. Nefret. Klein. depresyon gibi ağır patolojilerin kaynağında yer alır: tüm bu psikopatolojik durumlarda ya ötekinden. nefret bu yönüyle yapılandırıcıdır ancak aşırıya kaçtığında. aşkın nefrete dönüşümünden sık bahsedilir. nefretin kökeninde ilk nesne ile ilişkilerin belirleyici rolünü vurgulamıştır. Aşkla nefreti birleştiren derin bir bağ var mıdır? Nefret aşktan önce mi sonra mı doğan bir duygudur? Nesne sürekliliğini sağlayan. Freud’un belirttiği gibi özne aşktan. nefretin içinden doğar. Freud. hatta onu var eden gerekli bir duygu mudur nefret? Nefrete düzenleyici bir rol atfetmek mümkün müdür? Çalışma bu sorular etrafında şekillenecek ve psikanalitik kuram esas alınarak nefret duygusunun kökenlerine ışık tutma amaçlanacaktır. Peki bazı bireylerde “aşırıya kaçan” ve patolojik durumlara yol açan bu nefret yoğunluğunun kaynağında ne yatar? Varoluşu sürdürmek için gerekli nefret ile ölümcül nefret arasındaki ince çizgi nasıl belirlenir? M. toplumsal alanda şiddete uzanan sonuçlarına da değinilecektir. senden nefret ediyorum ama böylelikle seni düşünüyorum”.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Nefretin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Neslihan Zabcı Neden nefret? Bireysel olandan toplumsal boyuta dek uzanan geniş bir yelpazede yer alan ve güncel yaşantımızı. aşk haz. genel olarak aşk ile birleştirilir. psikopati.

ruhsal bir “gerileme” yaşamaktadır. yansıtma. Aggression and Violent Behavior 2006. aktarım dinamiklerinin ve “hasta” rolüne ilişkin ruhsal ihtiyaçlarının dikkate alınması vazgeçilmez öneme sahiptir (Özmen 2007). Bu davranışlar. O konumdayken beklentisi çevrenin ona tam uyum sağlamasıdır. Sonuçta hekim. ekonomik. Bunun nedenleri arasında toplumlarda şiddet davranışı sıklığının artışı. öldürmeye kadar gidebilen fiziksel saldırılar şeklinde görülmekte ve diğer işyeri şiddet olgularına göre son birkaç yıla kadar çok düşük oranda bildirilmektedir(Gates 2004. değersizleştirme. Occup Environ Med 2004. Hekime önelik şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar büyük önem taşımakla birlikte altta yatan ruhsal boyutu anlaşılmadan yapılabilecekler yetersiz kalabilir. iyileştiren antik çağlardaki şifa merkezleri gibi bugünün sağlık kurumlarına da mucizevi iyileştiricilik özellikleri atfedilmekte bu aktarımsal eğilimin tam karşılık bulmaması durumunda ortaya çıkan hayal kırıklığı. eyleme vurma devreye girmektedir. yeterince doyum alamadığı ilk nesnesi anneye duyduğu öfke ve haset hekim veya hemşireye yansıtılır (Klein 1984). hasta yakını arasındaki ilişki iş başında birebir bir ilişkidir ve düşmanca aktarım ve bundan doğan olumsuz karşı aktarım dinamiklerinin anlaşılıp çözümlenmesi tüm taraflar için vazgeçilmezdir. umutsuzluk bakımın kendinden esirgendiği duygusu yaratmaktadır.”Tam uyumun” sağlanamadığı durumlarda da ilkel savunma düzenekleri. Öte yandan sağlık çalışanına hasta ve/veya hasta yakınının sözel. Workplace violence in the health care sector: A review of staff training and integration of training evaluation models. Klein M (1984) Envy and Gratitude and Other Works 1946-1963. Bu gerileme sürecinde erken bebeklik döneminden itibaren doyurulamamış olan ihtiyaçlarına ilişkin. Bir çeşit “annelik” işlevi beklenen acıları dindirip yatıştıran. Tıbbi hastalık Tanısı Konmuş Hastalarda Aktarım ve Karşıaktarım.61:649–650 Özmen M. Bu sunumda hekime yönelik şiddet konusu psikanalitik yaklaşımla ele alınacaktır. Beech ve Leather 2006). London: The Hogarth Press . sosyal ve politik süreçler yer almaktadır. idealleştirme. hemşie ve hasta.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Hekime Şiddet Nereden Çıktı Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Peykan Gökalp Hekim ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ülkemizde ve dünyada giderek tırmanmaktadır. sözel tehdit ya da aşağılama. fiziksel saldırısında saldırgan bireyin içsel yaşantılarının. Türk Psikiyatri Dergisi 2007. bakım veren. Leather P. Kaynaklar Beech B.18(1):72-79. Hasta birey kendisini ruhsal ve bedensel olarak tehdit altında hissedebileceği gibi. 11:27– 43 Gates DM The epidemic of violence against healthcare workers. sağlık sistemine ilişkin etmenler.

tedaviye motivasyonunun sağlanmasında ve hastalık dışındaki kişilik alanlarının gelişmesinde hastaya yol gösterici rol üstlenirler.3) Uğraş terapistleri bunu kişilerin bu aktivitelere katılma yetilerini arttırarak ya da destek sağlamak amacıyla çevreyi değiştirerek sağlarlar(1). Matthew Molineux. Uğraş terapistleri gerek adli gerek normal psikiyatri kliniklerinde olsun psikotik hastanın kişisel amaçları doğrultusunda yaşam doyumunun artmasında. 1980’lerde uğraş terapistlerinin bu alanda uzmanlaşmalarının önemi konuşulmaya başlanmıştır(4). publishing. 1( 1): 17-22 . Uğraş terapisi(ergoterapi).Büyükkınacı Alev. performans ve motivasyon alanlarında daha fazla deneyim sahibi olarak daha olumlu bir dünya görüşüne sahip olur (2). Uğraş terapisinin adli psikiyatri alanında çalışmaları daha öncesine dayanmakla birlikte.13:137-142 2-Occupation for occupational therapists. 67 (10): 430-438(9) 4.Forensic challange.2004. Being in a Secure Forensic Psychiatric Unit: Every Day is the Same. The British Journal of Occupational Therapy 2004.Occupational therapy in healthcare 1984. Fossey E. Nikitin L. Bu temel uğraş terapisi yöntemlerinin yanı sıra özellikle suç işlemiş psikiyatrik hastaların rehabilitasyonunda ve suç işlemelerinin önlenmesinde kullanılacak uğraş terapisi yöntemleri de ortaya konmuştur (2). Hastanın üretkenliğinin artması ve zihinsel uğraşılarının daha olumlu başka alanlara kayması şiddet davranışının önlenmesinde anahtar rolü oynar.pp:169-82 Blackwell 3. sosyal ve yaşamsal ihtiyaç ve istekleri karşılamak üzere doğasında yapmak. Bu hedefe ulaşmada hastanın var olan kaynaklarını kullanarak sadece bu davranışı önlemeyi değil hastanın kendi sorumluluğunu da alması amaçlanır. Killing Time or Making the Most of It .Smith SL. ne işe yaradığı önem kazanmıştır. Bireyin herhangi bir uğraşı içinde olmak durumunda olmasının gerekliliği ortaya konduktan sonra uğraşının nerde kullanıldığı. Dünya Uğraş Terapisi Federasyonu uğraş terapisini şu şekilde tanımlamıştır:1) Uğraş terapisi sağlık ve iyilik halini uğraş ile sağlayan bir uzmanlık alanıdır. Ülkemizde de psikiyatri kliniklerinde uğraş terapistlerinin yerlerini almaları bu açıdan önem taşımaktadır. Klinik Psikiyatri 2010. Henüz ülkemizde yeni gelişmekte olan bu meslek grubunun psikotik hastalarda şiddetin önlenmesi ve şiddet davranışı göstermiş hastaların rehabilitasyonunda önemli rol oynayabileceği artık gelişmiş ülkeler tarafından kabul edilmiştir. Bu alanda çalışan uğraş terapistleri psikiyatristlerle birlikte çalışarak hastanın suç davranışlarının nedenlerini ve olumsuz davranışları tetikleyen uğraşıların bulunarak bunların yeniden yapılandırılmasını sağlamayı hedeflerler (2).The Forensic Model of Occupational Therapy. (Ed). Hastanın amaçlı bir uğraşı içine girmesi içsel motivasyonunu ve yeterlilik duygusunu geliştirir ve hasta üretkenlik.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Kronik Ruhsal Hastalıklardaki Şiddetin Önlenmesi ve Rehabilitasyonunda Uğraş Terapisinin (Ergoterapinin) Yeri Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Alev Büyükkınacı Uğraşı sağlıkla ilgili ya da kişisel. Kaynaklar 1.Batılı ülkelerde adli psikiyatri kliniklerinde bu alanda uzman uğraş terapistleri bulunmaktadır(3). olmak ya da kendini gerçekleştirmek olan herhangi bir aktiviteye katılımı tanımlar.2) Uğraş terapisinin temel amacı kişileri günlük yaşam aktivitelerine katılımlarını sağlamaktır.Farnworth L.

(Johnson 1998) Hizmetler sürekli değişen ihtiyaçlara ve risklere göre esnek yardım ve sosyal yardım desteği sunmalıdır.ciddi akıl hastalığı olduğu düşünülen . .erken uyarı belirtileri vb konularda detaylı bilgiye dayalıdır.geçmiş yaşam öyküleri bilinmeyen hastaları yaşadıkları ortamda değerlendirmektedir .tekrarlanan davranışlar -Dürtüsel davranışlar -Hastanın kendi mevcut durumu konusundaki içgörü ve anlayış düzeyi -Mevcut zihinsel durum .Alınacak bilgilerin güvenirliğini artırmak için en önemli unsur hasta ile etkin işbirliğinin kurulmasıdır. şiddet olayı açısından “risk yönetimi “konusunda son derece donanımlı olmalıdır.(Dilbaz 1999) Bakıcılardan .risklerin nasıl alınacağının tanımlanması ) (Türkiye CMHC çalışma kılavuzu2012) Ancak TRSM ler kendisine herhangi bir kişi veya kurum tarafından bildirilen . ( Mental Health Risk Assessment and Management in Community Organizations 2009) Risk değerlendirmesi aşağıdaki konuları içermelidir. Hastalarını toplum içerisinde insan onuruna yaraşır şekilde yaşatmayı hedefleyen bu kurumların çalışanları.akarabalaradan .örneğin ajitasyon ve fiziksel göstergeler -Şiddet içeren düşünceler . Tehlikelilik ve suça eğilimin belirlenmesi klinik psikiyatrinin önemli konularından olmakla beraber TRSM nin önemli görevlerinden bir diğeri akıl hastalarının sergiledikleri şiddet davranışı konusunda topluma yol gösterici olarak damgalanmayı önlemektir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Trsmlerde Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Erkan Aydın Ciddi akıl hastalığına sahip hastaların özellikle kendine ya da çevresine zarar verme ihtimali yüksek hastaların sürekli olarak bir ruh sağlığı kurumu ile sürekli temas halinde olması son derece önemlidir.bilgi gereken diğer alanlar .gizli düşmanlık -Sadistik yönelim. -Kişinin sosyal geçmişi.Bu hastaların şiddet riskini en aza indirgemek için en önemli araç yerel kurumlar arasında etkin ve akıcı işbirliğidir. Risk yönetimi süreğen olup bireylerin geçmişleri . TRSM ler ciddi akıl hastalığı olan hastalara kesintisiz hizmet sunmak amacıyla kurulmuş olan kurumlardır.Bazı araştırıcılara göre geçmişteki şiddet davranışı gelecekteki şiddet davranışı için yol göstericidir.arkadaşlardan ve hizmet alanın kendisinden bilgi alınabilir.şiddet içeren fanteziler -Şüphelilik hezeyanları yoğunluğu -Kural ve düzenlemelere ilişkin düşünceler -Koruyucu faktörler -Kişinin güçlü yanları -Risk Yönetim planı(kim ne yapar . -İnsanlara ve mülke yönelik geçmişteki saldırganlık eylemleri(örneğin kundaklama vb) -Geçmiş mahkumiyet ve adli tıp bilgileri -Belirtici veya uyarıcı işaretler –şiddet yaklaşımları .

yeniden. Diğer bir ifade ile insanın yaşam kalitesini artırmak için yaptığı faaliyetler rekreasyonun içeriğini oluşturmaktadır (Tütüncü ve diğerleri. “rekreasyon” (recreation). Türk Dil Derneğine göre suç. 2011). 1981). törelere ve ahlaki değerlere aykırı davranış. çalışma ve diğer etmenler tarafından yıpranan. Suç ve Şiddet İnsanların uzun ve sağlıklı yaşama istekleri. Şener ve diğ. yaslara. İngilizce yaratmak. yılda 1. Rekreasyon. Televizyonlardaki şiddet eğilimli yayınların. 1986). yorulan bireylerin yeniden canlanmaları anlamına gelmektedir (Axelsen. 2009). her beş kadından biri tecavüz girişimine maruz kalmaktadır. bireylerin kendilerine. gelirinin ve diğer birçok faktörün birlikte etkisinin olduğu belirtmek daha doğru olabilir. Rekreasyon alanlarının ve olanaklarının geliştirilmesinin. 2002). Hatta rekreatif olanakların yetersiz olmasının yaratacağı olumsuz birikimler. Sonuç Yapılan çalışmalar rekreasyon alanlarının ve bu alanlarda yapılan aktif rekreasyon faaliyetlerinin insanların streslerini azalttığını. suç oranlarını ve şiddetini azalttığını göstermektedir. Kaliforniya eyaletinde yapılan çalışmalar bireylerin ilk suç işledikleri yaşların genel olarak (bir çan eğrisi şeklinde) 13 ile 20 yaşlarında yoğunlaştığını (en yoğun 17 yaş) göstermekte (CDYA. şiddet ise sindirmek için yaratılan olay veya eylem-kaba kuvvet olarak tanımlanmaktadır. Rekreasyonun Türkçe karşılığı “Dinlence” olarak ele alınabilir. toplumun. . Dünya’da her gün 4200 kişi. Bu kapsamda bireyler hayatlarının üçte birini rekreasyon faaliyetlerinde geçirmektedir. ilişkilerine ve sosyo-kültürel uyumlarına olumlu yönde etkilemektedir (Axelsen. 2007. oluşturmak anlamına gelen “create” fiilinin önüne.. tek başına şiddet ve suç eğilimi azaltabileceğini belirtmek yanlış olabilir. 2007. Dünyadaki 14-44 yaş arası ölümlerin en önemli ana sebebi şiddet olmaktadır (DSÖ. Elbette insanın şiddete olan eğilimi ve suç işleme yönelimi çok boyutlu değişkenler ile değerlendirilmelidir. 2009. onları hem fiziksel hem de mental olarak rahatlamalarına fırsat tanıyan rekreasyon faaliyetlerine yöneltmektedir (Sağcan. bireyin yaşamındaki birçok sıkıntıdan kurtulmasını ve bireyin kendisini geliştirmesini sağlayarak. Rekreasyon sağlıklı ve/veya engelli olan her yaşta ve beceri seviyesinde tüm bireyleri kapsamakta ve onların mutlu-kaliteli yaşama eğilimlerine bağlı olarak gelişmektedir. Iwasaki. tekrar anlamına gelen “re” ön ekinin gelmesiyle oluşan. bu fiziksel enerjinin başka bir şekilde olumsuz olarak ortaya çıkmasına da neden olabilecektir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Rekreasyonun Suç ve Şiddet ile İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Özkan Tütüncü Giriş Rekreasyon. Yapılan çalışmalar yapılan aktif rekreatif faaliyetlerin. 2002) ve suç eğiliminin uzun süreler televizyon izleyen gençlerde daha yaygın olduğunu ortaya koymaktadır (Kolata. geleceğin bireylerine çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilecek olan nevrozların da tohumlarını atmaktadır (Usal.. Çalışmanın konusu rekreasyonun suç ve şiddet ile olan ilişkisidir. bunda etkisinin olduğu saptanmıştır. şiddet ve suç ile negatif yönde bir ilişkisinin olduğunu göstermektedir. Patry ve diğ.6 milyon kişi şiddetten ölmektedir (Butchard ve diğerleri. Turizm faaliyeti de bireyin boş zamanında gerçekleştirdiği bir rekreatif faaliyet olarak değerlendirilebilir. Özellikle fiziksel bakımdan insanın en aktif olduğu gençlik yıllarında rekreatif faaliyetlerin yapılacağı alanların ve olanakların olmaması. bireyin kişisel yapısının. Birleşmiş Milletlere (2006) göre Dünya’daki her üç kadından biri fiziksel şiddete. Rekreatif etkinlikler. 2012). depresyona girmelerini önlediğini. 2007). Bireyin suç ve şiddete yönelmesinde. 2008).

endişe. odalarda bireyin kişisel eşyaları için dolap vb. tedbirler alınmalıdır. yalnızlık. hastalar kişisel eşyalarını ve kişisel alanlarını kullanabilmelidir. Ayrıca. . tablolar vb. Günlük yapılması önerilen günaydın toplantıları ise kurallara ve tedaviye uyumu sağlamada. güvenli ortam sağlama. yabancı bir ortamda bulunmaya bağlı olarak. kurallara ve tedavi sürecine uyumlu hastalar için bazı imtiyazlar/ödüller söz konusu olabilir.4’ünde geçmişte şiddet davranışı saptanmış. kontrolü. bilgi verilerek oryante edilen hastaların daha az kaygı ve korku yaşadıkları belirtilmektedir. hastalarda iletişim/etkileşimi arttırmada. özsaygısını desteklemeyi ve hastanın en kısa zamanda sosyal yaşama dönmesine yönelik olarak kaynakların ve ortamın yapılandırılmasıdır. egzersiz ve psikoeğitim/beceri kazandırma grupları vb. Aktivite ve sosyal programlar ise. kırmızı renk tonları tercih edilmemelidir. hastalardaki agresyonu önleme ve kontrol etmede büyük öneme sahiptir. ayrıca tespit uygulanan hastaların çoğunda yatış esnasında içgörü bulunmadığı ve/veya istem dışı yatış yapıldığı belirlenmiştir. bireysel ve ortak yaşam alanları ile ilgili sorumluluk alması desteklenmelidir. Ortam kalabalık olmamalı. şiddet eğilimi olan/yeni yatan hastalar ile taburculuk aşamasında olan/ruhsal hastalığı daha hafif düzeyde olanlar birbirinden ayrılmalıdır. Psikiyatri kliniklerinde. Terapötik ortam. çiçekler. Tedavi motivasyonunu arttırmada. Terapötik ortam oluşturma ve sürdürme bir ekip işidir ve bu konuda tüm ekip üyelerine önemli sorumluluklar düşmektedir. semptom/agresyon yönetiminde. sağlığını yükseltmeyi. ortamda koltuklar. Terapötik bir ortam için hem hastalar hem çalışanların kendini güvende hissetmesi önemlidir. hastaların agresyon potansiyeli değerlendirilmeli. sosyal toplantılar. fiziksel ortam düzenlemesi ile ortamın sosyal yapılandırması (uğraş/meşguliyet etkinlikleri. genelde kalabalık ve uyaranların fazla olduğu bir ortamda çeşitli düşünce ve davranış bozukluğu olan hastalarla bir arada olma. çatışmaları çözmede vb. Tespit uygulanan kadın hastaların %56. hastaların boş zamanını değerlendirmesinde. kilit öneme sahiptir. koridor ve salonlar hemşire odasından görülebilmelidir. Psikiyatride tedavi ortamının terapötik nitelikte olması. terkedilmiştik. kapalı devre kamera sistemi vb. izolasyon odası bulundurma. Coşkun ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmada. bulundurulmalı. özgüven. hasta derecelendirme sistemi. kuralların hangi özel durumlarda esnetilebileceğini bilmeli ve ekip içi tutarlılık sağlanmalıdır. Hasta odaları 2-3 kişilik olmalı. Literatürde ise hasta kabul aşamasının önemine değinilerek kliniğe geldiklerinde ilgi ile karşılanan. salonlar etkileşimi arttıracak ve hastanın kendini evinde gibi hissedeceği şekilde düzenlenmeli. kendini ifade etme ve etkileşim düzeyini arttırmada. öfke gibi duygular yaşar. hastayı iyileştirmeyi. Terapötik ortam oluşturulması kapsamında. bulunmalı.) yer alır. Ekip. güvenliği sağlamaya yönelik bazı kısıtlılıkların ve kuralların bulunması. ayrıca kurallar ve tedavi programı panoya asılmış olmalıdır. erkek hastaların %71. kadın servislerinde tespit uygulama sayısı ve süresi daha fazla bulunmuştur. Ortamın terapötik yapılandırılmasında -hastanın özdenetim ve uyum becerilerini geliştirmeye yönelik olankurallar ve sınırlılıklar büyük öneme sahiptir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Psikiyatri Kliniklerinde Şiddet İle Başa Çıkmada Terapötik (Tedavi Edici) Ortam Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Sibel Coşkun Hastaneye yatan bir birey. güvenlik personeli bulundurulması. Ortamda zarar verici olabilecek tüm objelerin uzaklaştırılmış/kontrol altında olması. çaresizlik. korku. Hastaların öz bakım ve günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürebilmesi sağlanmalı. kliniğe giriş çıkışların/eşyaların vb. dikkati bir işe yöneltmede. Özel gözlem ve izolasyon odası. hastanın “agresyon ve saldırgan davranış göstermesi” tespit uygulamasında ilk gerekçe olarak tanımlanmış. Kurallar ve sınırlılıklar hastaneye yatışta gerekçeleri ile hastaya anlatılmalı. çevresel stresörlerin azaltılması.1’inde. ortam kuralları ve sınırlılıklar. istem dışı yatış yapılması. çalışan personel ile iletişim/etkileşim kısıtlılığı ve psikiyatri hastalarına yönelik önyargılı tutum vb gibi nedenlerle hastalarda kaygı düzeyi ve agresyon potansiyeli artmaktadır.

ekip üyelerinin yeterli bilgi/eğitime ve analitik düşünme. Ekip tüm aktivitelere katılmalı. Terapötik ortam oluşturmada. . çaresizlik ve anlaşılamama hissinin hastada agresyonu tetikleyebileceği unutulmamalıdır. hastaları ve hastalar arasındaki dinamikleri gözlemlemeli. terapötik iletişim ve sorun çözme becerilerine sahip olması gerekmektedir. sorununu dile getirememe ve sonuçta oluşan güvensizlik. Tarih boyunca dışlanmış olan psikiyatrik hastalar insanca bir ortamda insanca bir tutum ile tedavi edilmeli. Kurallar/sınırlılıklar ve etkileşim sınırlılığı ile sağlık personeline ulaşamama. bilgi alışverişi yapmalıdır. tedavi ve rehabilitasyona yönelik pek çok fayda sağlamaktadır ve mutlaka tedavi programında yer almalıdır. Özellikle meşguliyeti sağlamaya yönelik aktiviteler ve fiziksel egzersiz agresyon kontrolünde önemli yer tutmaktadır. hasta ile tedavi ekibi arasındaki etkileşim ve dinamikler de büyük öneme sahiptir.beceri kazandırmada vb.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış İyi tanıklar hakikati arar Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Cem Kaptanoğlu .

yoksulluk ve buna bağlı ortaya çıkan yoksunluk da (eğitimsizlik. (2002). 65: 240-60. alt yapı eksikliği) daha fazla afet ve travmatik yaşantı ile karşılaşmaya zemin hazırlamaktadır. Kaynaklar: 1. Summary and implications of the disaster mental health research.Dünya Afet Raporu (World Disaster Report). Doğal afetler gelişmekte olan veya yoksul ülkelerde daha fazla kayba neden olmakta. Ayrıca. Friedman. Gelişmiş ülkelere göre. & Watson. Psychiatry.000 disaster victims speak: Part II. her ne kadar doğal olaylardan kaynaklansa da afetlerdeki yıkımın ve sonraki süreçteki koşullarda insan etkisinin payı her zaman bulunmaktadır. Bu panelde doğal afetlerin kişileri ve toplumları aslında eşit olarak etkilemediğine dikkat çekilmesi. büyüklüğü ve meydana geldiği bölge gibi afetin kendisine bağlı faktörlerin yanısıra afetten etkilenen toplumun ve kişilerin özelliklerine bağlı olarak da değişebilmektedir. Afetten etkilenen toplum içinde de yoksul ve sosyal desteği az olan bireyler hem ruhsal sorunların ortaya çıkması açısından daha fazla risk altındadır hem de var olan kaynaklara daha zor ulaşabilmektedirler.Norris.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Adaletsiz Doğal Afetler Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Feyza Çelik Afetin meydana getirdiği yıkım ve neden olduğu kayıplar afetin türü. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu. doğal afetlerin olumsuz etkileri daha fazla olmaktadır. MJ. 2004. 2. FH. afet sonrası yaşam koşullarının daha kötü olduğu ve toparlanma sürecinin daha yavaş olduğu gelişmekte olan ülkelerde. PJ. 60.. . doğal afetler. Kayıplardan sorumlu tutulan kurum veya kişilerin cezasız kalması kişilerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. yoksul ve yoksunluk ile ilişkili olarak ortaya çıkabilecek ruh sağlığı sorunlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Seçilmiş bir bölgeye .Deprem bir doğa olayı . Bir yasa sözkonusu değildi. Doğanın bununla bir ilgisi yoktu. doğa yasası. Tesadüf sadece . Tesadüfe yer yoktu . Ama orada ölen onlarca kişi zaten birdi. Van’da olmasıysa bir tesadüf. elleriyle ölüm saçtı.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Biri yer den biri el den Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Hira Selma Kalkan Van’da yer sarsıldı. o gün orada ölenler değil de diğerleri olmamasıydı.El olan insanoğlu . yüzlerce kişi toprağa verildi. Uludere’da silahlar patladı . bölgeyi korumakla görevli askerlerce ölüm saçıldı. hareket ederken tesadüfen insanları aldı götürdü. . Olayda tesadüf de yoktu. Van’daki binalar sağlam olsaydı bunca can verilmezdi kuşkusuz ama doğa binanın sağlamlığına bakmaz. Doğa yer değiştirirken . Seçiciliği yoktu elbet.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Roboski ve Van'da sessiz tanık! Medya… Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Murat Yalçın .

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Yaygın Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Burhanettin Kaya Son 30 yıldır Amerikan Psikiyatri Birliği’nce geliştirilmiş ve bugüne dek dört kez güncellenmiş olan. Yıllar içinde Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflama sistemi olan ICD ile giderek yaklaşan dil ve ideolojik birliğine tanık oluyoruz. . Sınıflandırma sistemleri bir yandan ruhsal bozukluk ya da hastalıkları her psikiyatri profesyoneli için anlaşılır kılmaya çalışırken. DSM-V’in kavramsal gelişimi bu çelişkinin izleğinde sürmektedir. sınıflama sistemlerinde de bir değişimin yaşanmasına neden olmuştur. Bu yönelim bugün üzerinde tartışmaya devam ettiğimiz birçok sorunun da kaynağıdır. Bu sunumda DSM-I’den DSM-V’e kadar “Yaygın Anksiyete Bozukluğu” tanısının sergilediği değişim üzerine eleştirel bir tartışma yürütülecektir. Elimizde bu yönde yeterince veri olmasa da DSM-V i oluşturan ekip içinde bu bozuklukların travma ve stres etkenleri gibi etiyolojik süreçlerle bağlantısını koparan. Tanımlayıcı-deskriptif psikiyatrinin “kutsal kitabı” niteliğindeki DSM. anksiyete bozuklukları da bu süreçte kendine özgü bir evrim geçirmiş ve halen geçirmektedir. Bugün halen sınıflama çalışmalarında tanımlayıcı yaklaşım-boyutsal yaklaşım çelişki ve çatışması yaşanmakta. Psikiyatri kuram ve uygulamasına yansıyan bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında psikiyatri bilgisinin değişimi. hatta yönelim sergilemiştir. DSM’nin bu eğilimi onu “Stres bozuklukları. DSM her dönemde baskın olan psikolojik kuram ve yaklaşımlardan etkilenerek biçimlenmekle beraber o dönemin bilime egemen olan ideolojik yönelimlerden de etkilenmiştir. aslında göz ardı eden bir yönelimi tercih etmiştir. ruhsal bozuklukları sergiledikleri ortak özelliklere göre sınıflandırarak oluş nedenlerini tanısal değerlendirme dışında bırakan. tanısal kapsayıcılık konusunda da önemli sorunların yaşanmasına yol açmıştır. Bu süreçten bazı ruhsal bozuklukların daha fazla dikkat etkilendiğini söyleyebiliriz. “endojen”leştiren tehlikeli bir eğilim olduğu da söylenmektedir. Amerikan psikiyatrisinin uluslararası dünyaya egemen olan ideolojisini barındıran ve yeniden üretme eğilimi gösteren. Uyum Bozukluları” gibi gerçekliği göz ardı edememenin ürünü olan “anomali”lerle başa çıkmak zorunda bırakmıştır. Öyle görünüyor ki. DSM’nin bu ideolojik belirlenim sürecinde ilaç endüstrisini de büyük payı vardır kuşkusuz. Psikiyatri bilgisi ve yönelimi biyolojikleştikçe sınıflandırma da buna koşut olarak biyolojik belirlenimleri temel alan ya da gözeten bir değişim. TSSB. güncellenmiş versiyonlarının da iki kez gözden geçirildiği bir sınıflama sistemi aracılığıyla psikiyatrik bozuklukları anlamaya çalışıyoruz.

http://www. KKB ile SAB’nun üst üste binen bir tanı olduğu ve ayrımında güçlükler yaşandığı. DSM-IV tanı sistemine gelince sosyal fobinin adı sosyal anksiyete bozukluğu.Güz Özyıldız H. 27:168-189 3. ağırlıklı bulgunun performans kaygısı olması ile birlikte. Beidel DC ve ark. alt tiplendirmelerin belirlendiği ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa yaygın tip sosyal fobiye eş tanı olarak konulabileceği belirtilmiştir. 2006.37-45 2. Ankara. DSM-III sisteminde sosyal fobinin alt tipleri yoktur ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa sosyal fobi tanısına yer vermemektedir. Depression and Anxiety.Bögels SM. Alden L. selektif mutizm alt tip olarak uygun mu?. DSM-III-R’da olduğu gibi yaygın tip SAB ile KKB birlikteliğine yer vermiştir(1). Social Anxiety Disorder:Questions and Answers for the DSM-V. korkulan sosyal durum sayısının net olmadığı. Sosyal fobi veya SAB Mu?. Kaynaklar 1. epidemiyolojik ve biyolojik özellikler açısından ilişkileri. SAB ilk kez DSM-III’te sosyal fobi başlığı ile yerini almış yeni bir tanıdır.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Sosyal Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Hatice Özyıldız Güz Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB) DSM tanı sınıflandırma sistemine geç girmiş ve her tanı sistemi değişikliğinde.2010. çekingen kişilik bozukluğu ise kaçıngan kişilik bozukluğu (KKB) olarak kabul görmüştür.org . DSM-V tanı sistemi ise özellikle alt tiplerdeki sorunlara dikkat çekmiştir.dsm5.Sosyal anksiyete bozukluğu ile kaçıngan kişilik bozukluğunun klinik. anksiyetede görülen fiziksel belirtilerin de daha açık olması gerektiği dile getirilmiştir (2). Social anxiety disorder(Social phobia). yaygın tip SAB nasıl olmalı idi. SAB ile çekingen kişilik bozukluğu birbirinin devamı mı? Gibi birçok soruya bu tartışma platformunda cevap bulunmaya çalışılacaktır. Bu noktada tartışılacak bir çok nokta gündeme gelmiştir. (Ed:Dilbaz N)Pozitif Matbaacılık. Anksiyete Bozukluklarında Son Gelişmeler. DSM-III-R’da ise sosyal fobinin adında herhangi bir değişiklik olmadığı. performans alt tipi denmesi yeterli mi?. birtakım değişikliklere maruz kaldığı için” ihmal edilmiş bir hastalık” olarak tariflenmiştir.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Şizofreni spektrum bozuklukları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Erdal Işık .

Yaş arttıkça tardiv diskinezi riski de artmaktadır. Hastalar sıklıkla başkaları tarafından zihinsel ve fiziksel olarak etkilendiğini söylerler. Nöroleptiklerin kesilmesi semptomların alevlenmesine yol açar. Geç şizofreni olgularının antipsikotiklere yanıt oranı orta düzeydedir. erotik ve grandiöz hezeyanlar da görülebilir. 65 yaş üstü toplumda şizofreni prevalansı % 0. Tedavide atipik antipsikotikler tercih edilmektedir.5 bulunmuştur. Uzun süre nöroleptik kullananlarda. Geç başlayan şizofreni kronik gidişlidir ve spontan remisyon nadirdir. koku ve dokunma hallusinasyonları görülmektedir. Hezeyanlar hastaların büyük bir kısmında sistematizedir. motor beceriler ve sözel yeteneklerde kontrollere göre daha düşük performans göstermektedir. Geç başlangıçlı şizofreni hastalarında yeterli olan antipsikotik dozları genç hastalarda kullanılan dozun yarısı kadardır. Çok geç başlangıçlı olgularda aile yüklülüğü daha azdır ve başta ileti tipi işitme kaybı olmak üzere duyu kaybı daha fazladır. Tedaviye çoğunlukla hastanede başlanır.Genç başlangıçlı şizofreni hastaları içinde kadınlar erkeklere göre daha sıktır. Geç başlangıçlı hastalarda erken başlangıçlılara göre daha fazla görsel. Schneider’in birinci sıra semptomlarından olan düşüncenin yansıması ve zorla düşünce sokulması semptomları az da olsa görülebilir. hatta kısa süreyle bu tedavileri alanlarda bile tardiv diskinezi görülebileceğini unutmamak gerekir. Hastalar idame tedaviye alındıklarında semptomlar görülmez. Çok geç başlangıçlı şizofreniye benzer psikozlarda bu doz daha da azaltılır. Uygunsuz affekt ve çağrışımlarda zayıflama. Somatik.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Yaşlıda Şizofreni Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Engin Eker Uluslar arası konsensus kriterlerine göre ilk atağını 40-59 yaş arasında geçiren hastalar geç başlangıçlı şizofreni. Geç başlangıçlı şizofre için çoğunlukla perseküsyon yapısında olmak üzere hezeyanlar ve çoğu kez işitsel hallüsinasyonlarla belirlidir. Daha çok komşular tarafından kendilerini öldürmek için planlar yapıldığını veya cinsel tacize uğradıklarını söylerler. 60 yaş ve üstünde geçirenlere ise “Çok Geç Başlangıçlı Şizofreni Benzeri Psikoz” terimleri kullanılmaktadır. Öğrenme yeteneğinde ise daha az performans kaybı gözlenir. Bazen bu tip hastaları somatizasyon bozukluğu veya obsesif ruminasyonlardan ayırt etmek zor olabilir.1 ile % 0. Kompliansı artırmak amacı ile depoantipsikotikler dikkatlı bir şekilde kullanılabilir. Geç başlangıçlı şizofren hastalar yönetsel işlevler. Semptomların tamamen ortadan kalkması nadirdir. Hastaların güvenini kazanarak tedaviye uyumlarını sağlamak zordur. . erken başlayan şizofreniye oranla daha az sıklıkla görülür. Hezeyanlı inanışlar genellikle kapsüle olurlar ve hastalar premorbid düzeyde fonksiyon yapacak hale gelirler.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Çocukluk dönemi şizofrenileri ve tedavi yaklaşımları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Yasemin Işık Taner .

Bunun açıklamasında da GABAB reseptör agonistlerinin sorumlu olan bölgelerdeki dopamin salınımını azalttığı iddia edilmiştir. GABAA RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAA reseptörlerinin α–3 ve α–5 alt ünitelerinin şizofreni patofizyolojisi ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir. odaklanma ve dikkat fonksiyonlarında artma ile birlikte bilişsel kontrolde iyileşme. Her iki molekül de amfetamin ve MK-801 tarafından ortaya çıkan davranışsal yanıtları inhibe etmiştir. bu da nöral eşzamanlılığın (senkron) gelişmesini işaret etmektedir.1 Yakın zamanlı çalışmalar. iki α. amaca odaklı davranışların sürdürülmesinde artışı beraberinde getiren işleyen bellekte iyileşme 2. Sağlıklı gönüllülerde yapılan bir çalışmada da etanol ile indüklenen bellek bozulmasının α–5 GABAA parsiyel ters agonisleri ile azaldığı gösterilmiştir. Çeşitli GABAA reseptör alt tiplerinin varlığı gösterilmeden önce non-selektif GABAA parsiyel agonisti olan ve anksiyolitik olarak kullanılan “bretazenil”in. Deneysel olarak.3 GABAB RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAB reseptör agonisti olan baklofen ile yapılmış olan bazı hayvan çalışmalarında fensiklidin sonrası ortaya çıkan prepuls inhibisyon (PPI) defisitini geriye döndürdüğü ve amfetaminin neden olduğu dopamin artışını engellediği gösterilmiştir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Psikofarmakolojik Yönleriyle Şizofreni ve Gaba Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Cengiz Güneş GİRİŞ Gama-aminobütirik asit (GABA). α–2. α–3 selektif GABAA reseptör agonistlerinin şizofreninin bilişsel belirtileri üzerine etkili olabileceğini düşündürmektedir. 3. şizofreni belirtileri sergileyen farelerde davranışsal bozuklukları düzelttiği ve sedasyon ve tolerans gelişimine yol açmadığı gösterilmiştir. memeli merkezi sinir sisteminde temel inhibitör nörotransmitterdir. 4 haftalık plasebo kontrollü çift kör çalışma sonrasında 1.2 Buna ek olarak tedavi sonucunda EEG de frontal bölgede ɣ bandının kuvvetlendiği de gösterilmiş olup ɣ ossilasyonlarının GABAerjik internöronlar tarafından düzenlenen feedback inhibisyon tarafından oluşturulduğu ve buradaki anormalliklerin şizofreninin negatif ve bilişsel belirtileri ile ilişkili olduğu da düşünülmektedir. GABAA reseptörleri.4 . Bu alt ünitelerin hepsinde ortaya çıkan farklı genetik varyantlar çok geniş bir reseptör yelpazesine neden olmaktadır. α–2. α – 5 GABAA reseptörlerine daha yoğun olarak bağlanan ve aynı zamanda α–3 GABAA reseptörlerinin parsiyel agonisti olan “imidazenil”in. GABAA reseptörü baskın olan inhibitör reseptör olarak görev yapmaktadır. Yapılan bir hayvan çalışmasında RO493851 molekülü ile α–5 GABAA reseptörlerinin ters agonizmasının (α–5IA) fensiklidin ile oluşturulan bilişsel bozulmayı azalttığı gösterilmiştir. nöral eşzamanlılık “senkronite”de artma tespit edilmiştir. α–3 selektif GABAA reseptör agonisti olan TPA023(MK0777) 15 kronik şizofreni hastasında klinik olarak denenmiştir. orta-ağır şiddette şizofreni ataklarında %40 a kadar etkili olduğu ve ekstrapiramidal yan etki yapmadığının gösterilmesi. (L655708 veya Ro 493851) Bunun ötesinde bu molekülün ɣ ossilasyonlarını da arttırdığı gösterilmiştir. GABAA reseptör modülatörlerinin şizofreni tedavisinde faydalı olabileceğini düşündürmüştür. ve ortosterik agonist olan CGP44532 kullanılmıştır. iki β ve bir γ alt ünitelerinden oluşan pentamer yapısındadır. Bu gözlemlerden yola çıkarak yeni kuşak GABAB reseptör agonistlerinin de benzer etkiye sahip olup olmadığını araştırmak amacı ile yapılan hayvan çalışmasında pozitif allosterik modülatör (PAM) olan GS39783.

99:130-145 4. (2011) : A Novel a5GABAAR-Positive Allosteric Modulator Reverses Hyperactivation of the Dopamine System in the MAM Model of Schizophrenia. 60: 1007-1016. (2011): Drug targets for cognitive enhancement in neuropsychiatric disorders. 5. ve ark. Biochemistry and Behavior . bu etkinin VPA ve diğer HDAC’lar tarafından durdurulduğu ve geriye çevrildiği gösterilmiştir. Carter CS. Patofizyoloji temelinde ortaya çıkacak olan bir tedavi etkeni. Hedef reseptöre yeterli bir potens ve spesifite göstermelidir. Ballard TM. Neuropsychopharmacology. Wallace TL. Yakın zamanlı yapılan diğer çalışmalarda da VPA in hem Histon deasetilazları (HDAC) inhibe etmek sureti ile hem de reelin ve GAD67 promoter bölgelerindeki metillenmeyi azaltmak sureti ile GAD67 ve reelini arttırarak GABAerjik aktiviteyi arttırdığı gösterilmiştir. ve ark. Cho RY. Wieronska JM. Referanslar 1. 2. Kusek M. 3. . 1. Neuropharmacolgy. Auta J. Chen Y. Lewis DA. (2011) The GABAB receptor agonist GP44532 and the positive modulator GS39783 reverse some behavioural changes related to positive syndromes of psychosis in mice. (2008): Subunit-selective modulation of GABA type A receptor neurotransmission and cognition in schizophrenia. bu ilaçların VPA ile birlikte kullanılmasının sinerjistik bir etkiye yol açtığı iddia edilmiştir. British Journal of Pharmacology. 165: 1585–1593. 3. reelin ve glukokortikoid reseptör promoter bölgelerinde metillenmeyi arttırdığı. Cook JM. Rodentlerde Valproik asitin (VPA) GAD67 ekspresyonunu arttırdığının gözlenmesinden sonra bu molekül GABAerjik transmisyonu arttıran bir ilaç olarak kullanılmaya başlanmıştır. 163: 1034-1047. Pharmacology. Pouzet B. Ancak bu konuda ilaç geliştirilmesinden önce şizofrenideki bilişsel bozulmalara neden olan nöral ağdaki bozulmaların ortaya konması gerekmektedir.EPİGENETİK TEDAVİ STRATEJİLERİ Telensefalik GABAerjik genlerde epigenetik olarak ortaya çıkan bir downregulasyonun da şizofreni ve bipolar bozukluklarda görülen davranışsal ve bilişsel bozulmada etkili olabileceği öne sürülmüştür. (2011): Epigenetic GABAergic targets in schizophrenia and bipolar disorder. ve ark. Bu prensiplere uygun bir tedavi rejimi geliştirmek ilk bakışta zorlayıcı ve pahalı gibi görünmektedir. olanzapin ve ketiyapinin DNA demetilaz aktivitesine sahip olduğu. Am J Psychiatry. Ayrıca rodentlerde metiyonin uygulamasının GAD67. ve ark. Lodge DJ. Gill KM. 36: 1903–1911 2. Guidotti A.5 SONUÇ Şizofreninin bilişsel belirtilerini azaltmak için yeni tedavi ajanlarını geliştirilmesi gerektiği kaçınılmaz bir şekilde açıktır. ve ark. Tedaviden fayda görme ihtimali yüksek olan bireyler üzerinde denenmelidir. Tokarski K. Atipik antipsikotikler içinde klozapin. Ancak bunun alternatifi olan mevcut tedavilerde ısrarcı olmak ve şizofreninin bilişsel belirtilerini ihmal etmek daha maliyetli sonuçlar doğurmaktadır. Etkinliğin arttırılabilmesi için bilişsel-davranışçı terapilerin de kombine olarak kullanılması gerekmektedir.

GAD aktivitesini bozarak GABA sentezinin azalmasına ve şizofreni ile ilişkili konfüzyon ve irritabilite belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Düşük GAD düzeyi düşük GABA yoğunluğuna ve sonuçta dopamin artışına yol açar. Romon ve arkadaşlarının yapmış olduğu bir çalışmada. Ekstrasinaptik lokalizasyon gösteren δ alt ünitesi içeren reseptörler tonik GABAerjik inhibisyonu düzenlerler. MK801 uygulamasında sonra 4. PV mRNA larının azaldığı bu beyin bölgeleri. saatlerde beyin bölgelerinde PV ve GAD67 mRNA ekspresyonuna bakılmış ve MK801 uygulamasından 4 saat sonra PV mRNA sının dentat girus ve hipokampusda azaldığı. hipokampal nöronlarda shunting inhibisyon yoluyla inhibitör etkilidir. orbitofrontal ve entorhinal korteks.(3). GAD 67 primer GABA sentez enzimidir ve şizofreni hastalarında bu enzim mRNA larının neokortikal bölgelerde azaldığı görülmüştür. MK-801). GABA A reseptörleri 19 farklı alttipe ayrılır: Alttip kompozsyonun göre farklı anatomik. Genetik olarak pridoksin metabolizması anormalliği veya pridoksin antagonisti (örn:izoniazid) alınması. Dopaminerjik nöronlardan dopamin üretimi doğrudan GABAerjik nöronların kontrolü altındadır. Şizofrenide kortikal osilatör dinamiklerin bozulmasının pek çok nörokognitif defisitin temelinde yattığı bilinmektedir(6). ketamin. 24 saat sonra ise PV mRNA azalmasının medial prefrontal. . GABA nın inhibitör aksiyonları temel olarak klor gradienti ile sağlanır. PV intenöronları serebral korteks de osilatör aktiviteyi regüle ederler. hipokampus. Klonazepam gibi GABA A reseptör agonistleri GABA aktivitesini artırarak bazı şizofreni belirtilerinde yatışmaya yol açarlar(1). Gabaerjik internöronlar piramidal hücrelerde perisomatik ve akso-aksonik uyarımda görevlidir ve kalsiyum bağlayıcı protein ve parvalbumin (PV) içerirler. Hayvan deney modellerinde. (8) Akut veya tekrarlayan NMDA antagonizması en yaygın kullanılan farmakolojik şizfreni modelidir.(4). Şizofrenide parvalbuminin neokortikal bölgelerde ekspresyonunda da azalma vardır. Glutamattan glutamik asit dekarboksilaz (GAD) enzimi aracılığıyla üretilir. travma. şizofreni semptomları ve davranışsal bulguları oluşturulmaya çalışılmıştır. ve 24. Akut NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla (PCP. KCC2 deki defisit. GABA A reseptörlerinin şizofreni ile alakalı olduğu bulunmuştur. KCC2 nin yüzey expresyonu ve aktivitesi KCC2 residüsü Ser940 ile regüle edilir. matür nöronlarda ise GABA depolarizasyonu. Şizofrenide postmortem doku örneklerinde GABAerjik markerlerin azalması görülmüştür. nöropatik ağrı. NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla PV ekspresyonunun azaldığı gösterilmiştir. Pridoksal 5-fosfat (vitamin B6) GABA sentezinde temel kofaktördür. İmmatür nöronlarda . Bunda primer olarak K/Cl cotransporteri KCC2 rol alır yetişkin beyninde. GABAerjik inhibisyonda yetersizlikle sonuçlanır ve iskemi. ve amigdalanın bazolateral nükleusuna yayıldığı gösterilmiştir. (5).( 7). GABA reseptörleri GABA A ve GABA B reseptörleri olarak 2 ana gruba ayrılır. postmortem şizofreni beyinlerindeki GABAerjik markerlerin azaldığı bulguların saptandığı bölümler ile paralellik göstermektedirler. Na. K. GABA A reseptörleri alt ünite özelliklerine göre tonik ve fazik olmak üzere iki ayrı formda görev yapar. Cl cotransporter ekspresyonu GABA nın depolarizan etkisi ile sonuçlanır. fizyolojik ve farmakolojik özellikler göstermektedir. epilepsi gibi pek çok hastalığa sebebiyet verebilir(2).11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Preklinik Yönleriyle Gaba Şizofreni İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Hüseyin Günay Şizofreninin patofizyolojisinde inhibitör bir aminoaist nörotransmiter olan ɤ -amino bütirik asit (GABA) üzerinde de durulmaktadır.

Maguire M. Psychopharmacology DOI 10. Stephen J. (2009)Deficits in adult prefrontal cortex neurons and behavior following early postnatal NMDA antagonist treatment Pharmacology. Deisseroth K (2009) Parvalbumin neurons and gamma rhythms enhance cortical circuit perfor-mance. ( 9 ). Elsworth JD. Akbarian S. Fulton M. Brain Res Brain Res Rev 52:293 –304 4. Nature 459:698 –702 6. Sheryl S.Uzun Ö. günde uygulanan NMDA antagonistlerinin yetişkin dönemde hipokampal nöronal kayba ve talamik bölgelerde hasara yol açtığı.1007/s00213-011-2268-6 9. erişkin dönemdeki disfonksiyondan sorumlu olabilir. González-Burgos G (2008) Neuroplasticity of neocortical circuits in schizophrenia. Zhang F. Huang HS (2006) Molecular and cellular mechanisms of altered GAD1/GAD67 expression in schizophrenia and related disorders. Kaynaklar 1. Yizhar O. Roth RH (2007) Repeated phencyclidine in monkeys results in loss of parvalbumin-containing axo-axonic projections in the prefrontal cortex. Biochemi stry and Behavior 93 322 –330 . Romon T. December 14. Ayrıca terk edilmiş gibi görünen eski hipotezlerin tozlu raflardan indirilerek tekrar gözden geçirilmesinde fayda olacağı kanaati giderek güçleniyor. Neurosteroidogenesis Is Required for the Physiological Response to Stress: Role of Neurosteroid-Sensitive GABAA Receptors. Hashimoto T.. Volk DW (2005) Cortical inhibitory neurons and schizophrenia. Ratlarda postnatal 7. The Journal of Neuroscience. Psychopharmacology Berl192:283– 290 8. s:21 2. Neuropsychopharmacology 33:141 –165 7.Şizofreni Farmakolojik Tedavi Klavuzu. süperfisial kortikal tabakalarda yaklaşık %50 GABAerjik internöron kaybına yol açtığı son zamanlarda gösterilmiştir.PFC de ki eksitatör piramidal nöronlar ve GABAerjik internöronlar birlikte prenatal ve postnatal dönemde executive fonksiyonların gelişiminden sorumludur. Sonuç olarak şizofreni ve GABA ilişkisinin nörobilim alanındaki gelişmeler ışığında yeniden değrelendirilmesi gerekiyor. 2011. 2008. Coleman L. Wakefield S. Morrow BA. Adell A. Nat Rev Neurosci 6:312– 324 5. (2011) Expression of parvalbumin a nd glutamic acid decarboxylase-67 after acute administration of MK-801. MacKenzie G. 2011 • 31(50):18198 –18210) 3. Sarkar J. Leon G. Lewis DA. I mplications for the NMDA hypofunction model o f schizophrenia. Sohal VS. Jarskog F. Lewis DA. Mengod G. Gelişimsel bir hasar.

Bu durum moleküler delillerle de desteklenmiştir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Şizofreni ve Gaba Yansımaları: Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Recep Tütüncü Gama amino butirik asit (GABA) santral sisteminde en yaygın inhibitör nnörotransmiterdir. şizofreni ve psikotik özellikleri olan iki uçlu bozuklukta %30-50 azalma saptanmıştır. korteks ve hipokampusta azalmıştır. Yetişkin döneminde GABA nöronları tarafından üretilen reelin düzeylerinde. moleküler ve genetik açıdan ele alındığında şizofrenide gösterilenGABAerjik sistemdeki defisit. etyolojide yer alan diğer etkileyici faktörlerle birlikte yeni bir olasılıktır. Genetik açıdan GABA internöronlarının farklı alt populasyonları ayrı prekörsörlerden kaynaklanır. bu durumun etyolojik bir model olduğunu ileri sürmüşlerdir. ölüm anındaki agoniye bağlanmıştır. Bu faktörlerin anormal regülasyonu ile seçici GABA internöron formasyonu azalabilir ve genetik hassasiyete yol açabilir. Şizofreni de GABA ile ilgili bulgular 1970’li yıllara kadar uzanmaktadır. Sonuç olarak. GABA nöronlarının büyük kısmı lokal inhibitör internöronlardır. Ancak postmortem çalışmalar bu görüşü desteklememiştir. şizofrenide GABA azalmasını göstererek. Presinaptik ve postsinaptik inhibitör etkileri vardır. Korteks ve hipokampusta parvalbumin içeren GABA internöronlarının azaldığı gösterilmiştir. dopamin ile resiprokal ilişkisi vardır. Presinaptik olarak eksitatör nörotransmitelerin sinaptik aralığa salıverilmesini önler. 1978 yılında Bird ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada GABA azalması etyolojideki nörokimyasal anormalliklere değil. Bu azalma hastalığa spesifik değilse de internöron eksikliği ile uyumludur. Striatum gibi bazı alanlarda ana efferent nöron olarak bulunurlar. 1972 de Robert ve arkadaşları. GABA internöron alttiplerinde ki özgün değişiklikler şizofreni etyolojisinde rol alıyor olabilir. Ek olarak GABAerjik nöronların ortaya çıkış zamanlaması ve sırası şizofrenide test edilmeye aday tüm genlerle aynı düzenleyici bağ ile ilişkili olabilir. . benzodiazepin bağlanması değişmemektedir. Postsinaptik etkisini de GABA-A reseptörünün uyarılması ile sağlar. Böylece GABA-A reseptör bağlanmasında selektif kompansatuvar artış olurken. GABA’nın. GABA sentezleyen enzim GAD67 için mRNA ve protein düzeyleri. Son on yılda şizofreni de GABA defisiti hipotezi tekrar önem kazanmıştır.

yaşlı olmaktan ruhsal bir hastalığa sahip olmaya kadar bir çok nedenle ayrımcılığa uğramanız ötekileştirilmeniz mümkündür. ‘stereotipi tehdidi’ olarak isimlendirilen bir duygu yaşarlar. siyasal. Kadın olmak. Psikiyatrinin ayrımcılık ve sosyal dışlanma ile uğraşmasının önemli nedenlerinden birisi de herhangi bir ruhsal hastalığa sahip olanların uğradığı ayrımcılık ve dışlanmadır. etnik kimliği ya da politik inancı nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar damgalanma nedeninin su üstüne çıkmasını engellemek için çok daha kontrollü ve ihtiyatlı olma ve bu durumu gizlemeye çalışma gibi zorlu çabalara mahkum kılınırlar. belirli kesimlerin toplumsal bütünden ve sermaye birikim sürecinin dışında kalarak. . hukuki. beceriksiz ve değersiz hissederler. sosyal. beceriksiz. bebeklerini bile işkence ile öldürecek kadar kadar vahşileşebilmektedir. Şişman olmaktan. kadın olmaya. özsaygı ve psikolojik olarak iyilik hali zarar görür. damgalanmayla ilişkili herhangi bir aktiviteyi yerine getirirken daha çok kaygı yaşar ve bu kaygı davranış üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Ayrımcılığa uğrama nedeninin görünür ya da gizli olması ortaya çıkan ruhsal sorunları değiştirebilmektedir. Bu nedenle hissettikleri başarısızlık duygusu arttıkça kendilerini tamamen yenik hissedip. senin kimliğin hastalıktır. Ekonomik. sağlık. Ayrımcılığa uğrayan insanlar. Kendilik değeri. İnsanlık tarihinin her döneminde ve halen bir grup insan. sigara içme. eşitsizlik. kültürel ve davranışsal boyutları olan. nesnel olduğu kadar öznel değerlendirmelere de açık bir süreç olup. şişmanlık gibi hemen göze çarpan nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar kendilerini gizlemek için saklanacak bir örtü bulamazken eşcinseller. başka bir grup insana topluca atfettiği özellikler nedeniyle onlardan nefret edebilmekte ve o grubun çocuklarını. barınma gibi kaynaklara daha zor ulaşırlar. baştan başarısız olacaklarını düşünüp buna uygun davranışlar sergiledikleri gösterilmiştir. Siyah çocukların eğitim sırasında kendilerini daha aptal hissettikleri. özgüveni düşük bir izlenim yaratabilir. Ayrımcılığa uğrayan insanlarda ruhsal sorunlar ve hastalıklar çok daha sık görülmesine rağmen bu grupların ruh sağlığı hizmetlerine ulaşımı da kısıtlıdır. Ayrımcılığın gözümüze en çok çarpan şekli milliyet. Kimliğini yaşatabilmek için sana bir düşman gerekiyorsa. çabalamaktan vazgeçebilirler. HIV gibi bir hastalığa sahip olanlar. yoksul olmaktan HIV taşıyıcısı olmaya. eğitim. cinsel yönelimden ten rengine. şiddetin ayrımcılığı Ötekinin Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Ayşe Devrim Başterzi ‘Kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak hastalıktır. gelir dağılımından kendisinin ekonomiye yaptığı katkı doğrultusunda yararlanamamasıdır. güvencesizlik ve dengesizliğe yönelik yeni bir kavramdır.’ HRANT DİNK İnsanlığın karşı karşıya olduğu sorunlardan en önemlilerinden birisi ve belki en önemlisi ayrımcılıktır. Ayrımcılık ve damgalanmanın ruhsal sorunlara yol açması ile ilgili önemli bir sorun alanı da damgalanma nedeninin kontrol edilir olduğuna dair inançlardır. etnik ve dini kimlik üzerine kurulsa da bir çok insan bir çok nedenle ayrımcılığa maruz kalmaktadır. başkalarının kendileri hakkındaki olumsuz stereotipilerinin ne olduğunu bildiklerinden. yoksulluk.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. Örneğin bir kadın iş görüşmesinde erkeklere göre daha çok kaygı hissettiği için daha gergin. Ayrımcılığa uğrayanlar sıklıkla yaşamlarının her yönüyle bundan etkilenirler. ırk. Ayrımcılık ve sonucu olarak ortaya çıkan sosyal dışlanma. ruhsal hastalığa sahip olmak ya da şişmanlık gibi nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar daha şiddetli bir tepki çeker ve bu damgayı değiştirebilmek için harcadıkları boşa çıkan çabalar sonrasında kendilerini sıklıkla yenik.

Binbay T. saldırgan. daha ne yapayım istiyorsun. Diğerleri tarafından sıklıkla aptal. Kaynaklar 1.43:953-959.çocuklar başarılı. Ankara. Gelmez A. 2007) 381-423. Eşitsizliğin Bedeli: Sosyal Dışlanma Psikozları Neden ve Nasıl Arttırıyor? Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni 2010. akılda tutmayı. son günlerde ülkemizde giderek artan ötekileştirme politikaları içinde gerek psikiyatrinin günlük uygulamalarında ayrımcılığı ruhsal sorunlara yol açan bir stres faktörü olarak değerlendirmeyi. Hoek HW.(eds) Sosyal Psikoloji (çev.Hogg MA. Kendi yaşamlarındaki olumlu deneyimleri. Mackenbach JP. Hollanda’da göç eden insanlar arasında ayrımcılığa uğradığını en çok hisseden grupta şizofreni riskinin yerlilere oranla 5 kat artması. 3. Ayrımcılığa uğramayı süreklileştiren şeylerden birisi kendini gerçekleştiren kehanetlerdir. diğerleri başarısız olmuştur. Vaughan GM. başarılarını tokenizme (bir azınlık grubuna karşı küçük ve önemsiz bir davranışta bulunarak -artık beni rahatsız etme. beceriksiz. Perceived discrimination and the risk of schizophrenia in ethnic minorities : a case control study. pis. 13(3):8-10. sorgulamayı gerekse koruyucu psikiyatri hizmetlerinde ayrımcılığa karşı çalışmalar yapmayı zorunlu hale getirmektedir. tembel olarak yaftalanırlar ve bu yargıların açtığı derin ruhsal yaralar pek çok ruhsal hastalığın gelişmesine yol açar. kaba. Yıldız İ. Rosenthal ve Jacobson’un deneyinde yapılan bir IQ testinden sonra okulda başarılı olacağı söylenen –ve aslında diğer çocuklardan farkı olmayan.Damgalanmış bireyler başkalarının kendilerine yönelttikleri davranışların nedenleri konusunda oldukça duyarlıdırlar. Soc Psychiatry Pschiatr Epidemiol 2008.daha anlamlı girişimlere girmeyi reddetme) ve tersine ayrımcılığa (ayrımcılığa duyarlı insanların ayrımcılığa uğradıklarını düşündükleri gruptan insanlara aşırı olumlu değer atfetmeleri) bağlayıp kendi yaptıklarının değerini azaltabilirler ya da olumsuz davranışları nedeniyle aldıkları olumsuz tepkileri ayrımcılığa bağlayarak davranışlarını değiştirmeyi reddebilirler. Sonuç olarak ayrımcılığa uğrayan insanlar önyargılı tutumların kurbanıdır. Ütopya yayınevi. . 2. Veling W.

şiddetin ayrımcılığı Ötekileştirme neden nasıl? Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Nur Engindeniz .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti.

şiddetin ayrımcılığı Ayrımcılığa uğrayanın hayatta kalma stratejileri Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Rober Koptaş .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti.

Dünya Savaşı sonrasında Nazi ideolojisinin toplumda nasıl olup da geniş kabul gördüğü sorusu toplumbilimlerinin önemli çalışma alanlarından biri olmuştur.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. Türkiye’de ayrımcılığın açık ve örtük boyutları gündelik hayatta yaygın olmasına karşın hep gözden uzak tutulmuştur. Bu bağlamda en bilinen temel çalışma Frankfurt Okulu kuramcılarından T. ırkçı ruh haline bürünebildiğinin toplumsal ve bireysel değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir. İlk yayınlandığında üzerinde büyük tartışmalar çıkan araştırma daha sonra bir şekilde gözden düşmüştür. Ancak Nazi ideolojisi ve Yahudi soykırımının yarattığı şaşkınlık ve suçluluk duyguları bu çalışmaları hızlandırmıştır. Daha doğrusu ayrımcı ruhu hazırlayan ya da inşa eden ekonomik. politik süreçlerden çok bireysel özelliklere odaklanılmıştır. Adorno ve arkadaşlarının yaptıkları “Otoriter Kişilik” araştırmasıdır. şiddetin ayrımcılığı Ayrımcının Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Selçuk Candansayar Özellikle II. Bu konuşmada genel olarak ayrımcı ruhun üzerinden yükseldiği politik iklim ve koşullar tartışılacak ardından güncel durum üzerine düşünceler aktarılacaktır. Bu soru aslında ırkçılık hakkında uzun yıllardır sorulurdu. Bu çok geniş kapsamlı araştırmada sıradan insanın nasıl olup da ayrımcı. . W. 1970 li yıllardan sonra ayrımcılığın toplumsal ve ruhsal temellerine yönelik araştırmalar ideolojik zemininden koparılmış ve daha çok tekil bireyin ayrımcılığına yönelmiştir.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu İnternet ve video oyunlarında şiddetin sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Ayşen Çoşkun .

bir baskında karısını öldüren Tombalacı’ya kol ve bacaklarını kırarak işkence uygularken. öldürmekte sakınca görmeyen kişiler bu davranışlarını “ya benimsin ya da toprağın” diye ifade edebilmektedirler. Yine beş kişiyi cinayet çılgınlığı tablosuyla öldüren bir Yemenli işlediği cinayet konusunda Kurtlar Vadisinden etkilendiğini söylemiştir. hemen her dizide görülebilen hakaretler. başka türlü sağlanamamış adaleti sağlamak. bu çerçevede düşünülebilir. Son zamanlarda eşini ya da sevgilisini kendi malı olarak görüp. haksızlıklarla mücadele etmek adına “kötüleri” (!) cezalandırmak için şiddet uygular. yaralama. kadınlara tacizde bulunan erkeklerle mücadele etmek üzere kurmayı düşündükleri çeteye yardım istedikleri. Şiddetin dizilerdeki yeri ve topluma. işkence dışında kalan özellikle kadına yönelik fiziksel ve sözel şiddet öylesine yaygın olarak kullanılmaktadır ki. Öldürme. Son zamanlarda özellikle gençler arasında giderek internetin ve sosyal medyanın öne geçmesi söz konusu olsa da hala TV programları. Adanalı. kötü karakter uyguluyorsa cezalandırmayı hak edecek derecede “yanlış” yapmasıdır. Dizilerin yazarları ve yapımcıları bu tür davranışların zaten hayatın içinde var olduğunu belirtseler de asıl ürkütücü olan bu tür sahnelerle. herhangi bir şekilde istediğine uymadığında dövmekte. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu TV Dizilerinde Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Bülent Coşkun Televizyonun günlük hayattaki yerinin artması bazı TV programlarının daha fazla izlenmesine yol açmıştır. Sunum sırasında dizilerdeki çeşitli şiddet örneklerinin ele alınması yanında bu konuda eğitimcilerin. işkence şeklindeki şiddetin yoğun biçimde kullanıldığı dizilerin başında Kurtlar Vadisi gelmektedir. toplum tarafından kabul edilebilir değerleri korumak. Özellikle öldürme. Cerrahpaşalı itiraz edince de kafasını keserek öldürür. bir ölçüde Arka Sokaklar ve son zamanlarda da Behzat Ç. şiddeti dizinin kahramanlarından biri uyguluyorsa mutlaka makul (!) bir gerekçesinin olması. yaşatmak. bu davranışların olağanlaştırılıyor olmasıdır. Ezel.. Yine Çakır. Cinsel istismar ve tecavüz de şiddetin bazen neredeyse moda halini alan uygulamaları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. gençlere. “Öyle bir geçer zaman ki” dizisinde de Ali Kaptan çok sevdiği karısına tecavüz etmiştir… Bir şekilde öfkelendiği kız arkadaşının telefon numarasını piknik masasına Fatmagül’ün telefon numarası diye yazan kişiye rastlanabilmektedir. bıçaklamakta. Bu kişinin kabile mahkemesinde verilen karar sonucu kan davasına meydan vermemek amacıyla infaz edilmesi de üzerinde durulabilecek ilginç bir boyut olmuştur. çocuklara etkisi de çeşitli kesimlerin ilgisini çekmektedir. Kurtlar Vadisinden bir iki örnek verecek olursak: Ünlü kafa kesme sahnesinde Polat Alemdar. geniş izleyici kitlesi bulmaktadır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. ruh sağlığı çalışanlarının. Bir başka sahnede Çakır bir tecavüzcüyü döverek öldürür. tokatlamalar basit ayrıntılar halini almıştır. iletişimcilerin.. Bütün bu dizilerdeki şiddetin ortak yönü. “Kan davaları”. “Fatmagül” ve sonrasında “İffet” dizileri tecavüz temasının üzerine kurulmuş. şoförün itiraz etmesi sonrasında da onu öldürdükleri bildirilmiştir. artık uyuşturucuların okullarda satılmayacağını söyler. onun “öldür artık” yalvarmalarına dayanamayan Polat “kafasına sıkarak” Tombalacı’nın isteğini yerine getirir. Genellikle “dizi kahramanları”. özellikle diziler. . “namus veya töre cinayetleri” de bir dizide veya filmde tutarsa hemen yenileri yazılabilmektedir. yapım ve yönetim çalışanlarının yaptıkları ve yapabilecekleri üzerinde de durulması planlanmaktadır. basın dünyası ile dizi yazım. Ortadoğuda yaygın olarak izlenen bu diziden etkilendiklerini söyleyen 17 ve 18 yaşlarındaki iki Ürdünlü gencin bir taksi şoförünü kaçırdıkları. İtilmiş ve Kakılmış tiplemeleriyle neredeyse aile içi şiddetin sevimli bir hale getirilmiş olduğu hatırlardadır.

yeniden üretimdir. reklamlar gerçekten üretilmiş birer temsildir. . görsel ya da dijital olsun medya. filmler. kurgudur. özellikle kadın programlarında yoksul kadınların nasıl bir söylemsel şiddete maruz kaldığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. söz konusu şey şiddet olduğunda da neyin şiddet olarak tanımlanıp tanımlanmadığını. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Görsel Medyada Şiddetin Temsili Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hasan Akbulut Yazılı.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. özellikle belirli gruplara yönelik şiddetin nasıl görmezden gelindiğini. Bu sunuş. düşüncelere ilişkin neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen medya. Eleştirel teoriye göre medya. günümüz Türkiye'sinde hala belirgin önemini koruyan televizyon programlarında şiddetin nasıl tanımlandığını. değerlere. Bu haliyle haberler. Olaylara. tam da bu özelliği nedeniyle ideolojik bir aygıt olarak gerçeklşiğe dair algılarımızı biçimlendirir. içinde yaşadığımız gerçekliği yansıtmaktan öte yeniden üretme özelliğine sahiptir. hangi şiddetin meşru hangisinin gayrımeşru olduğunu da belirler.

şiddeti önleme ve sağaltım çalışmaları açısından. film. şiddeti sunma şekli ve bunun toplum üzerindeki etkisi önemlidir. .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. bu boyutların birbirini beslemesi sözkonusu olduğundan. İnsanların şiddete ilişkin oluşturdukları bakış açısı ve şiddete yükledikleri anlam üzerinde etkisi büyük olan medyanın. Şiddetin bireysel boyutunun yanı sıra toplumsal boyutunun da olması. Bu amaçla Türkiye ‘de sinema filmlerinde şiddetin nasıl sunulduğu ve bunun toplumsal yansımaları örneklerle ele alınacaktır. internet ve video oyunlarında şiddetin nasıl sunulduğunu incelemenin yardımcı olacağı düşünülmektedir. dizi. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Sinemada Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hira Selma Kalkan Sinemanın hem toplumun belirli olaylara yüklediği anlamları yansıtması hem de toplumun belirli olaylara bakış açısını biçimlendirmedeki etkisi yadsınamaz.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Kendine tutunmak: Frida Kahlo Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Ayşegül Sütçü Yıldırım .

oysa önemli olanın onu değiştirmek olduğunu söyler1. Hayalbaz Kitap.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri.tezi sanatın da dünyayı yalnızca yorumlamakla değil değiştirmekle olanaklı olacağı. Ziss A. İstanbul 1975. Pınarbaşı Matbaası. . Engels F. Bu söylem özünde sanat ve yaratıcılık edimi içinde geçerlidir. s. Estetik: Gerçekliği Sanatsal Özümsemenin Bilimi. sanat aracılığıyla ruhsal hastalıkların tedavisi bir uğraşı alanı olarak gelişmeye başlamıştır3. hem de psikiyatrların ilgi alanlarında olmuştur. Biçimin etkinliği içeriğin gelişimini kolaylaştırmaktadır2. Parman T. Marksizm bütün içinde başat rolün içeriği düştüğünü. Feuerbach üzerine tezlerinin 11. Sanatta biçim-içerik ilişkisini incelemek için maddeci diyalektiğin kategorilerine dayanılması gerektiği öne sürülmektedir. Bertolt Brecht toplumcu gerçekçi sanatı tanımlarken sanatın bir ayna değil dinamo olduğunu belirterek hem ele aldığı nesneyi. içeriğin içyapısının anlatımıdır da aynı zamanda. Biçim yalnızca sanatsal olayın dış görünüşü değildir. onun sanatsal üretimle ilişkisi hem sanat eleştirmelerinin. İstanbul 2009. Diyalektik biçim ve içeriğin bir ve aynı fenomenin birbirinden ayrılmaz iki yanı olduğunu öngörür ve bir bütünlük oluşturduğunu vurgular. İstanbul 2006. Kaynaklar 1. maddeci diyalektik biçimin etkin karakterini kabul eder.cisinde filozofların yalnızca dünyayı değişik biçimlerde yorumlamakla yetindiklerini. Bugüne dek birçok sanat dalında önemli yapıtlar üretmiş sanatçıların ruhsal yapısının çözümlenmesi. Alman İdeolojisi (Feuerbach). 3. 2. Marx’ın 11. Bunun yanında akıl hastalarının ürettiği sanat yapıtları. Marx K. Yaratıcılık bir estetik üretimi ve değişimi içinde barındırır. son nedeni ise biçim-içerik ilişkisinin yaratım sürecinin diyalektiğine sımsıkı bağlı olmasıdır2. sanat yapıtının ve yaratıcışlık eyleminin değiştirici ve dönüştürücü olacağı düşüncesine katkı sağlamaktadır. ki dış dünya ile etkileşimin bir yansıması olarak vardır. Panele giriş niteliğinde olan bu sunumda özetlediğimiz bu tartışmalar ışığında diyalektik bakış açısıyla sanatsal yaratıcılık ve psikiyatri ilişkisi gözden geçirilmeye çalışılacaktır. ve yine dış dünya ile etkileşimin sonucu olarak bir yapıta içerik ve biçim kazandıran bir eylemdir. Çığlığın Işıkla Buluşması. Bu yeti her insanda potansiyel olarak varolan. Sol Yayınları. hem de nesnenin ait olduğu dünyayı değiştiren ve dönüştüren işlevine vurgu yapmaktadır. Bunun yanında sanat yapıtını anlama sürecinde psikoloji kuramlarına sıklıkla dayanılmış ve büyük tartışmalar doğuran yorumlara kapanması çok da kolay olmayacak birçok kapı açılmıştır. sanatsal yaratımın doğasını içeriğin ortaya koyduğunu öne sürerken. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Diyalektik Bakış Açısıyla Psikiyatri ve Yaratıcılık Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Burhanettin Kaya Karl Marx. ikincisi ise biçim-içerik bütünlüğünün sanatın eylemine ilişkin nesnel yasaları dile getirmesi. psikopatolojik sanat kavramının da tartışmaya açmış. Ed: Yazıcı O. Bu değiştirme etkinliğinin devindiricisi yaratıcılıktır. Bunun ilk nedeni gerçeğin estetik özümsenmesinin biçimin içeriğe uygunluğunda kendini göstermesi. Gerçekçi sanatta biçim ile içerik ve bunların diyalektik bütünlüğü sorunu bilimsel estetikte çok önemli bir yer tutmaktadır. Psikopatoloji ve Sanatsal Yaratıcılık.30-38.

akciğer embolisi nedeniyle son nefesini verdiğinde. Turhan M. Ankara. Hayatını. Sanatta Gerçeklik İle Fantazyanın Plastik Bir İfadesi Olarak Dipfaz. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Dipfaz Bakış Açısıyla Frida Kahlo: İç .Gerçekten Dış – Sisteme Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Meral Turhan Dipfaz. İstanbul. Eserlerinde sadece bireyi oluşturan iç (evre)–dış(sistem) denklemini çözmekle kalmayıp aynı zamanda toplumu oluşturan akımların gerçeklerini eserlerinde aynasallaştırarak (sürrealizm gibi) ironik bir şekilde ifade etmektedir1. 1943’de 'La Esmeralda' adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlamış. dayanılmaz acılarla başa çıkmak için tüm gücüyle resim yapmış. arkasında bıraktığı son tablosu. dipfaz anlayışını açıklama sürecinde verilecek en iyi örneklerden biridir. Çev: Hülya Uğur Tanrıöver. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası tüm hayatını değiştirmiştir. Diğer bir deyişle. “Yaşasın Yaşam” isimli bir resmidir2.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. kazadan sonraki yaşamı korseler. Sanatta ironik bir durumla karşı karşıya kaldığımızda dipteki gerçeklerin analizine dayalı yorum içeren bir bakış açısını içerir. 2010. genel anlamda sanatçıların tutum ve dışavurumlarıyla desteklenmelidir. sanatçının yaşamdaki duruşu. 1938’de New York’ta açtığı sergi büyük ün getirmiş. Everest Yayınları. 1950’de 9 ay hastanede kalmış. anarşist bir edebiyat grubuna katılmış. Devrimci bir ruh taşıyan Frida Kahlo’nun sistem eleştirisini yaparken “üçlü diyalektik” bir bilinçle davranması onun çok yönlü incelenmesini gerektirmektedir. kişisel edinimleriyle ve farklı estetik algısıyla yorumlayan Frida Kahlo. Frida. izleyici Frida’nın resminde sürrealist dünyadaki içsel verileri algılarken. yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir. 2002. Bu sunumda Dipfaz bakış açısıyla Frida’nın iç-gerçekliği ile dış-sistem arasındaki etkileşimi bir ressam gözüyle yorumlanacak ve tartışılacaktır. Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. 2. “Yürüyemezsem dans ederim” diyebilen acılar içinde geçen yaşamının son anında bile “yaşasın hayat” deyip kırmızı karpuzlarla natürmort çalışan. yol gösterici ipuçları yakalamamıza neden olmuştur. Okulda. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen doğum tarihini. Kaynaklar 1. . Aşk ve Acı Frida Kahlo. Kahlo’nun pes etmeyen tavrı bahsettiğimiz yönelimleri fazlasıyla kapsamaktadır. Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş. Gazi Üniversitesi. 32 ameliyat geçirmiş. Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsüdür. Sık sık sağlığı bozulan Frida. sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürmüş. Frida Kahlo. sanatçı kimliğini ve ortaya çıkardığı eserlerini. sanata doğrudan yansımış. 1954 yılında sağ bacağı kesilmiştir. 13 Temmuz 1954’te. Frida’ nın farkında olmadan yakaladığı “dipfaz”daki gerçeklik algısı ironik bir görünümün ifadesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. diğer bir izleyici aynı resme bakıp realist dünyadaki dışsal verilere ulaşabilir1. Sanatçı. yalnız ülkesinde değil. Sanatın umudu yeşertmek ve canlı tutmak gibi bir gücü ve işlevi vardır. aynı dönemde Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile tanışmış ve evlenmiştir. İnsanlığın “trajedilerin sonu”un geldiği bir çağı görme umudu. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 17 Eylül 1925’de okuldan dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu trenin demir çubuklarından birisi sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmış. gerçeklik ile fantazya arasında çatışıp duran insanın algılama boyutuna bağlı ortaya koyduğu plastik ifadenin iki zıt kavrama da karşılık gelebilme durumudur. dış bakış ve iç yaşam denklemini dengede tutabilecek algıyı geliştirir ve süreç içerisinde öğretici ve değişime öncü olabilecek vasfıyla yol gösterici olur. hastaneler ve doktorlar arasında geçmiş. 1954’de çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilmiştir. Rauda J. Kazadan sonra resim yapmaya başlayan Kahlo.

Depresyonda ruminasyonun hüzün duygusuna veya değersizlik-yetersizlik düşüncelerine karşı çözümlerin keşfini sağlayacağına inanılır. hüzne veya negatif düşüncelere yanıt olarak ruminasyonun aktive olmasından ve uyum bozucu başa çıkma davranışlarından kaynaklandığını öne sürer. Bir başka deyişle insanların ne düşündüğü değil. düşünme eyleminin stili ve kontrolüne göre daha az önem taşımaktadır. . Beck’in şema kuramında kişinin kendisi. bunlar bir hastalığın işareti”) ile ilişkilidir. bu kez belirtilerin kontrol edilemezliği gibi temalarla negatif metakognitif inançlar aktive olur. Sonra bu durumu kötüleştirir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Düşünce içeriği metakognitif terapide de önemlidir ama burada üzerinde durulan olağan kognisyonların değil metakognisyonun içeriğidir. buna “negatif bilişsel üçlü” denir. Metakognitif terapide ise bu inançlar ruminasyonun içeriği ya da ürünü olarak görülür ve doğrudan yeniden yapılandırılmalarına çalışılmaz. Bu inançlar ruminatif düşünme stillerinin devamına ve üzüntüye ruminasyon odaklı yanıtların seçilmesine yol açar. Ayrıca metakognitif terapi dikkat eğitimi tekniği. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Metakognitif Terapi Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Erhan Ertekin Depresyonun metakognitif modeli depresyonun. Bilişsel. bunların ruminasyonu tetiklediği ve onun sonucu olduğu gibi bir kısır döngü oluştuğunu kabul eder ve sürekli düşünme sürecini değiştirmeye odaklanır. Sonra kişi ruminasyon eyleminin farkına varmaz (meta-farkındalığın düşük olması) ve bunlar ısrarcı bir hal alır. nasıl düşündüğü üzerinden çalışılır. özellikle BDT ile örtüşen ve ayrılan yönleri açısından gözden geçirilecektir. Bu sunumda depresyonda metakognitif terapi kuramı ve uygulamaları. BDT’de sorun olumsuz otomatik düşünce içeriği ile formüle edilir ve “bilişsel üçlü” üzerinden düşüncelerin geçerliliği sorgulanır. Metakognitif terapi bilişsel terapiden ruminasyon hakkındaki metakognitif inançlara odaklanmasıyla ayrılır. mesafe koyma aracılı farkındalık (detached mindfullness) ve metakognitif odaklı davranışsal deneylerle kişinin düşünce ve duygularıyla ilişki biçimini değiştirmeye çalışır. Metakognitif terapide bu düşüncelerin içeriğiyle ilgilenilmez. Bu süreçler ruminasyonların avantajları hakkında pozitif metakognitif inançlar (örneğin “neden mutsuz olduğum hakkında düşünmem iyileşmeme yardımcı olur”) ve depresif düşünce ve yaşantıların kontrol edilemezliği hakkında negatif metakognitif inançlar (“depresif düşüncelerim üzerinde hiç kontrolüm yok. Metakognitif terapi kuramına göre ruhsal bozukluklara neden olma konusunda düşüncelerin içeriği. Tedavi BDT’den farklıdır. Ruminasyon hüzün ya da depresyonun nedenleri ve anlamı hakkında perseveratif biçimde negatif düşünmedir. dünya ve gelecek hakkında negatif inançları vardır.

dış dünya ve gelecek ile ilgili şemaları ve olumsuz otomatik düşünceleri üzerine odaklanılır. Oysa bugün elimizde metakognitif inanışların hem ruminasyonlarla hem de depresyonla bağlantılı olduğunu ve bu inanışların depresyona yatkınlık oluşturduğuna dair yeterince veri bulunmaktadır. Bu sunumda depresyonun oluşumu ve süregenleşmesini açıklamakta önemli bulunan metakognitif model bağlamında ruminasyonun rolü ve öneminden söz edilecektir. depresyon tedavisinde oldukça etkili bir yaklaşım olmasına karşın ilginç bir biçimde bireyin değersizlik. Bilişsel. olumsuz düşünceler ya da teması kayıp olan deneyimlerle ilgili olarak aktive olur. England. yetersizlik ve başarısızlık düşüncelerine yönelik tepkilerini (metakognisyonlarını) ya da neden depresyonda olduğu ile ilgili olarak ürettiği ve zincirleme olarak devam ettirdiği ruminasyonlarına yeterince gönderme yapmamıştır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyon ve Ruminatif Düşünceler Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Mehmet Zihni Sungur Depresyonun bilişsel davranışçı terapisi (BDT) sürecinde depresif bireyin kendisi. John Wiley and Sons. Oldukça inatçı. Ancak sıklığının. içgörü kazanma. Referans: 1. Wells A. BDT. süresinin ve oluşturduğu sıkıntının artması yanı sıra bireyin işlevselliğini bozması ve sonucunda giderek istenmeyen ve kontrol edilemeyen bir tepki gibi algılanır. ileride aynı duruma düşmeme amacı ile başlatılan ve hastalığı daha iyi yönetmeye yönelik bir başa çıkma stratejisi olarak kullanılır. Ruminasyonlar hastalar tarafından başlangıçta sorun çözme. (2004) Depressive Rumination. . Ruminasyon hakkındaki olumsuz inanışlar ise depresyonun şiddetini artırır.. Başka bir deyişle ruminasyonlar. Papageorgiou C. Hastanın ruminasyonları hakkındaki olumlu inanışları gerek depresyonun oluşumunda gerekse depresif nükslerde önemli rol oynar. tekrarlayıcı bir düşünce biçimi şeklinde seyreden ruminasyonlar başlangıçta “Neden böyle hissediyorum? Mevcut durum benimle ilgili hangi bilgiyi veriyor? Nasıl daha iyi hissederim?” gibi sorulara yanıt bulmaya yönelik olduğundan birey tarafından istemli olarak başlatılır ve olumlu olarak algılanır.

davranışların azalması depresyonun kötüleşmesine sebep olur. insanlardan uzaklaşmak. Bu sayede işlevsel olmayan depresif davranışlardan (sürekli uyumak. Hasta davranışsal aktivasyon planı ile hayat kalitesinin arttığını gözlemledikçe. evde kalmak) kurtulmasını sağlayarak günlük işlevlerinin tekrardan kazanılması sağlanabilir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. bu davranışları yapma sıklığı artacaktır. Depresif bilişleri değiştirmenin yollarından birisi de hastanın depresyon sebebiyle yapmayı bırakmış olduğu davranışlarıyla ilgili aktivasyon planı hazırlamaktır. . Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Davranışçı Yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Şükrü Uğuz Depresyon kişinin kendini ödüllendirme davranışlarının azaldığı bir durumdur. Terapistin görevi davranışları yapmaya isteksiz olan hastanın planlanan davranışları gerçekleştirme üzerine motivasyonunu artırmak ve hastanın davranışları gerçekleştirdikçe zevk alabildiğini takip etmesini sağlamaktır. Davranış değişikliği için hoşa giden davranışlar listesi ve izlemek için günlük davranış kayıtları kullanılmaktadır. Bilişsel. Zevk veren davranışların azalması depresyondan olabileceği gibi.

Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda bilişsel yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Yusuf Sivrioğlu . Bilişsel.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler.

İlaç uyumsuzluğu nedeniyle ilaç değişiklikleri ise. Tedavi araştırmaları süreci içinde tedavi seçenekleri arasına girmiş atipik antipsikotikler hastaların yaşam kalitesini önemli şekilde etkileyen yan etkilere sahiptir. Kilo almaya neden olan mekanizmalar literatürde histaminerjik reseptörler ile serotonin ve dopamin reseptörleri üzerindeki etkilerden olabileceği öne sürülmüştür. Vücut ağırlığının kontrolü. uzun süreli ilaç kullanması gereken bu hastalarda hipertansiyon. giderlerin artmasına neden olmaktadır (3). Ayrıca. Psikotik bozukluklarda alevlenmelerin ve tekrarlamaların önlenmesinde en uygun yol uzun süreli ilaç kullanımın sağlanmasıdır. J Clin Psychiatry. Side effects of atypical antipsychotic drugs. Am J Psychiatry. . diyabet ve lipit profili üzerindeki olumsuz etkileridir (2). 2004. diyabet. 3. Bu nörohormonların sentezi ve salgılanması. Delayed Detection of Psychosis: Causes. enerji balans mekanizmaları beyinde hipotalamus tarafından gerçekleştirilmektedir. Consequences. hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkileyen ve dünya çapında önde gelen halk sağlığı problemlerinden biridir ve hastalığın tedavisinin finansal bedelinin tüm kanserlerin toplamından daha fazla olduğu düşünülmektedir (1). Açıklanacak çalışmalar GATA Psikiyatri AD Başkanlığı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü Laboratuarlarında yapılmıştır. kokain ve amfetaminle regüle edilen transkript (CART). and Effect on Public Health. Antipsikotik ilaçlar