POSTER BİLDİRİLERİ

PB 01
Depresyonda Afektif Mizaç Ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*, Duru Gündoğar**, Yeliz Banu Küçüksubaşı*, Bülent Kadri Gültekin* *Erenköy Rsheah ** Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD.
Amaç: Bu çalışmanın amacı, major depresif bozukluk tanılı olgularda afektif mizaç ile dayanıklılık arasında bir ilişki olup olmadığını, bir ilişki mevcutsa eğer, bunun sağlıklı bireylerdekinden farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Major Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Kontrol grubu, depresif bozukluklu olgularla yaş ve cinsiyet yönünden benzer, daha önce psikiyatrik başvuru ve tedavi öyküsü olmayan 100 sağlıklı bireyden oluşmuştur. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile, dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında hem de sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik altboyutu ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında, hem sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanırken, her iki grupta gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında ise her iki grupta orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında depresif bozukluk tanılı olgularda ters bir ilişki saptanırken, sağlıklı bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile afektif mizaç tipleri arasında her iki grupta bir ilişki gösterilmemiştir. Sonuç: MDB’ta hipertimik mizaç ile psikolojik dayanıklılık arasında güçlü bir ilişki vardır. MDB’ta mizaç tipi ile psikolojik dayanıklılığın aile uyumu alt boyutu arasındaki ilişki, sağlıklı bireylerdekinden farklılaşmaktadır.

PB 02
Depresif Bozuklukta Afektif Mizaç ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki Çocukluk Çağı Travması Olan ve Olmayan Olgularda Farklı Mıdır? Duru Gündoğar*, Sermin Kesebir**, Yeliz Banu Küçüksubaşı**, Elif Tatlıdil Yaylacı** *Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, majör depresif bozukluk tanılı olgularda efektif mizaç ile dayanıklılık arasındaki ilişkinin çocukluk çağı travması olan ve olmayan olgularda farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Majör Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Çocukluk çağı travmasının (ÇÇT) varlığı Erken Travma Anketi ile belirlenmiştir. Bulgular: MDB olgularında psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki bulunurken, ÇÇT olan olgularda psikolojik dayanıklılık ile depresif mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik alt boyutu ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki saptanırken, gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif mizaç arasında ÇÇT olmayan olgularda orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki saptanırken, ÇÇT olan bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile depresif mizaç arasında çocukluk çağı travması olan grupta orta derecede bir ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Çocukluk çağı travması olan ve olmayan depresif olgularda mizaç ve dayanıklılık arasındaki ilişki birbirinden farklılaşmaktadır.

PB 03
Bipolar Bozukluk Hastalarında Beyin Kökenli Nörotrofik Faktör (Bdnf) Geni Val66met Ve Val66val Polimorfizmi İle Hastalık Özellikleri Ve Obsesif Kompulsif Belirti İlişkisi Ekrem Hasbek*, Serap Erdoğan Taycan**, Aydın Rüstemoğlu**, Feryal Çelikel**, İlker Etikan** *Sivas Devlet Hastanesi, Psikiyatri Kliniği **Tokat Gaziosman Paşa Üniversitesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmada Bipolar Bozukluk (BB) hastalarında beyin kökenli nörotrofik faktör (brain- derived neurotrophic factor=BDNF) geni val66met ve val66val polimorfizmi ile hastalık özellikleri ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre BB tanısı alan 106 gönüllü hasta dâhil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Hastalık Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulandı. Hastaların venöz kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmış, elde edilen DNA’lar kullanılarak PCR-RFLP yöntemi ile BDNF gen polimorfizmine bakılmıştır. İstatistiksel değerlendirme SPSS 19.0 versiyonu ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamıza alınan 106 hastanın 28’i (%26) BDNF val66met polimorfizmi taşırken, 78 hasta (%74) BDNF val66val polimorfizmi taşıyordu. Alel sıklıklarına baktığımızda met aleli (%13), val aleli ise (%87) oranında bulunmaktaydı. Hastalık belirtilerinin başlangıç yaşı karşılaştırıldığında val66met grubunda 28,11±11,09 iken val66val grubunda 23,88±8,93 yaş olarak tespit edildi ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p=0.047). İki grup antidepresan ile tetiklenen manik atak varlığı açısından karşılaştırıldığında, val66met grubunda val66val grubuna göre daha fazla sayıda hastada antidepresan ile manik atak tetiklendiği görüldü ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark mevcuttu (x²= 5,797, p=0,029). Bunlar dışında çalışmada incelenen diğer hastalık özellikleri açısından bir fark belirlenemedi. Her iki gruptaki OKB eştanı yüzdeleri, MOKSL toplam ölçek ve alt ölçek puanları, BDÖ ve BAÖ puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızın sonucunda 78 hastada BDNF val66val, 28 hastada ise val66met polimorfizmi olduğu belirlendi, literatürdeki beyaz ırkta yapılan çalışmalarla genel olarak uyumluydu. Val66val grubundaki hastalarda BB başlama yaşının val66met grubundakilere göre daha erken olduğu ve val66met grubundaki hastalar arasında antidepresan ile tetiklenen mani atağına istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha fazla rastlandığı belirlendi. Bu iki duruma ilşikin olası sebepler tartışıldı. KAYNAKLAR 1.Tsai SJ. Is mania caused by overactivity of central brain-derived neurotrophic factor? Med Hypotheses. 2004; 62: 19-22. 2.Hong CJ, Association study of a brain-derived neurotrophic-factor genetic polymorphism and mood disorders, age of onset and suicidal behavior. Neuropsychobiology.

PB 04
Bipolar Bozukluğu Lityum, Valproik Asit Ya Da Atipik Antipsikotik Monoterapisi İle Remisyonda Olan Hastaların Bilişsel İşlevleri Vesile Şentürk Cankorur (1) ,Hilal Demirel(2), Sibel Çakır(3),Sermin Kesebir(4),E.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest (3)İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (4)Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Bipolar bozukluktaki bilişsel işlev kusurlarının ötimik dönemlerde de mevcut olduğuna işaret eden çalışmalar vardır, ancak bunların ne kadarının ilaç yan etkisi olduğu tam olarak bilinmemektedir. Daha önceki çalışmamızda, lityum (Li) ya da valproik asit (VPA) monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştu. Bu çalışmada, atipik antipsikotik (AP) monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek, bilişsel işlevler ve bilişsel işlevler üzerindeki olası ilaç etkileri incelenmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I ya da II tanısı ile izlenen, en az bir aydır remisyonda olan, Li (n=28), VPA (n=25) ya da atipik AA (n=38) monoterapisi uygulanan 86 ötimik erişkin hastadan oluşmaktadır (30 erkek, 56 kadın). Bu örneklem grubunda psikomotor hız, dikkat, bellek, görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevler değerlendirilmiştir. Ortalama yaş 36.6 ±12.2, eğitim süresi 12.4 ±3.9 yıl, monoterapi süresi 10.25 ± 18.93 ay, Hamilton Depresyon Ölçeği puanı 3.31 ±3.67, Young Mani Değerlendirme Ölçeği puanı 1.31 ±2.43 olarak bulunmuştur. Bulgular: Li grubu ile VPA grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmadı. Antipsikotik grubunda işlem belleği performansı Li grubuna (WAIS-R Aritmetik 11.75 ± 4.07’ye 8.71 ± 3.31, p =0.01), görseluzaysal beceri ise VPA grubuna (WAIS-R Küplerle Desen 30.25 ± 6.82’ye 22.29 ± 10.16, p =0.005) göre daha düşük bulundu. Tartışma: Daha önce gerek duygudurum dengeleyici gerekse AP ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. Bu çalışma, AP’lerin bilişsel işlevler üzerinde olumsuz etkileri de olabileceğine işaret etmektedir. Bu hipotez izlem çalışmalarıyla ele alınmaya değer olabilir. Anahtar Kelimeler: Atipik antipsikotik, bilişsel işlevler, bipolar bozukluk, duygudurum

PB 05
Multiple Skleroz Öncesinde Bipolar Bozukluk: Bipolar Bozukluk Nörolojik Temelli Bir Hastalık Olabilir Mi? Tuğba Kara*, Özlem Girit Çetinkaya*, Ayşe Fulya Maner*, Belma Doğan Güngen** *Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Özet: Multiple sklerozda nöropsikiyatrik belirtiler oldukça yaygındır. Multiple sklerozda psikiyatrik belirtilerin varlığı hastalığın klinik olarak ilk ortaya koyulduğu zamandan beri bilinmesine rağmen bu konu son 20 yıldır daha ayrıntılı çalışılmaktadır. Multiple skleroz ile bipolar bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozuklukları, öfori, kişilik bozuklukları gibi komorbid psikiyatrik bozukluklar bulunmaktadır. Multiple sklerozda görülen psikiyatrik bozukluklar hastaların ailelerinde, işlerinde ve sosyal hayatlarında bozulmalara yol açmakta, hayat kalitesini düşürmekte ve multiple sklerozun neden olduğu fiziksel yetersizlik majör depresyonun nedeni olabilmektedir. Multiple skleroz ile birlikte ortaya çıkan majör depresyon multiple sklerozun tedavi rejimine uyumu azaltmaktadır. Multiple Sklerozda bipolar bozukluk tahmin edildiğinden daha sık görülmektedir. Multiple Sklerozda görülen bipolar bozukluğun etyolojisine dair çalışmaların sayısı sınırlıdır ve bu çalışmalarda genetik etkiler, ilaçların yan etkileri ve beyin demiyelinizan lezyonlara odaklanılmıştır. Bu makalede bipolar bozukluğun eşlik ettiği bir multiple skleroz olgusu sunulmuştur. Multiple Skleroz ile bipolar bozukluk ve majör depresyonun komorbid olduğu vakalarda manyetik rezonans görüntülerinin özellikleri, majör depresyon ve bipolar bozukluk’ un etiyolojisi ve multiple skleroz için uygulanan tedavinin nöropsikiyatrik etkilerini tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: multiple sclerosis, bipolar disorder, manyetik resonans görüntüleme

PB 06
Bipolar Bozukluk Tanılı Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Mizaç Özelliklerinin Karşılaştırılması Ve Kliniğe Yansımaları Aylin Elri Arslan*, Feryal Çam Çelikel**, Serap Erdoğan Taycan**, İlker Etikan**** *Giresun Devlet Hastanesi, Psikiyatri Bölümü **Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ***Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıp Bilişimi AD
Amaç: Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların mizaç özelliklerini belirlemek, klinik özelliklerle, işlevsellik ve dürtüsellik düzeyleri ile ilişkisini araştırmak ve yanı sıra ailedeki mizaç özellikleri ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Hipotezimiz, hastaların kendi mizaç özellikleri ile ailesindeki bireylerin mizaç özellikleri arasında bir ilişkinin bulunabileceği, hastalardaki baskın mizaç özellikleri ile dürtüsellik düzeyleri arasında doğru, işlevsellik düzeyleri arasında ise ters yönde bir ilişkinin kurulabileceği yönündedir. Yöntem: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı konan ve halen remisyonda olan 60 hasta ve bu hastaların 60 sağlıklı birinci derece akrabaları dahil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Tıbbi Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I), afektif mizacı değerlendirmek için Memphis, Pisa, Paris ve San Diego Mizaç Değerlendirme Anketi Türkçe formu/MPPS-MD (TEMPS-A) anketi ve Bipolar Bozuklukta İşlevsellik Ölçeği (BB-İ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği, 11. versiyon (BIS-11) uygulandı. Bulgular: Bulgularımıza göre depresif mizaç kadınlarda daha sıktı; siklotimik mizaç erken hastalık başlangıç yaşı, sinirli mizaç ise psikotik özellikli atak varlığı ile ilişkiliydi. En çok depresif ve endişeli mizacın işlevselliği bozduğu; hipertimi dışında tüm mizaç özelliklerinin genel anlamda dürtüsellik düzeylerini arttırdığı; motor dürtüselliğin tüm mizaç özellikleri ile dikkatle ilişkili dürtüselliğin ise depresif, siklotimik ve hipertimik mizaç ile ilişkili olduğu gözlendi. Hasta yakını grubunda en az bir baskın mizacı olan 29 hasta (%48) vardı. 15 kişide (%25) baskın mizaç depresif, 5 kişide (%8,3) sinirli, 4 kişide (%6,7) endişeli, 3 kişide (%5) siklotimik, 2 kişide (%3,3) hipertimik mizaca rastlandı. Hasta ve hasta yakınları arasında yalnızca hipertimik mizaç (t=4,00, p=0,001) ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Tartışma: Bulgularımız, bipolar bozukluk hastalarının ataklar arası iyilik dönemlerinde bile afektif değişimler yaşadığını ve hatta bu mizaç düzensizliklerinin etkilenmemiş akrabalarında da gözlendiğini ortaya koymakta ve bipolar bozukluğun gelişiminde hipertimik mizacın ailesel, olasılıkla kalıtsal, temelini doğrulamaktadır.

PB 08
Depresyon Hastalarında Kişilik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Bengü Yücens, Mehmet Hakan Türkçapar, Erkan Kuru, Yasir Şafak, Mehmet Emrah Karadere Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: Kişilik özellikleri, psikiyatrik rahatsızlıkların tanısının konması ve tedavisi için önemli faktörlerden biridir. Literatürde depresyon hastalarında komorbid kişilik bozukluğunun kötü prognozla ilişkilendirilmesi hastalığın seyri ve tedavi sürecinde kişilik özelliklerinin etkili olduğunu düşündürmektedir. Depresyon hastalarında kişilik bozukluğu oranlarının sağlıklı kontrollere göre daha yüksek olduğu ile ilgili bir çok literatür bulunmaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız da depresyona eşlik eden kişilik özelliklerini tespit etmektir. Yöntem: Çalışmaya, Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne başvuran; DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre Major Depresyon tanısı almış 30 hasta ve 31 sağlıklı kişi alınmıştır. Hastalara SCID-I, Sosyodemografik veri formu, Kişilik İnanç Ölçeği-Kısa Form (PBQ-STF) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 61 hastanın 30’u depresyon, 31’i kontrol grubuna alındı. Çalışmaya katılanların 32’si erkek, 29’u kadındı. Her iki gruptaki kadın erkek oranları birbirine benzerdi. Hastalara uygulanan PBQ sonucunda depresyon hastaları ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; bağımlı (p=0.001), pasif agresif (p=0.001), obsesif kompulsif (p=0.004), antisosyal (p=0.001), paranoid (p=0.002), borderline (p=0.001), çekingen (p=0.001) kişilik alt ölçek puanları depresyonu olan grupta kontrol grubuna oranla daha yüksekti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Buna karşın her iki gruptaki narsisistik (p=0.513), histrionik (p=0.300), şizoid (p=0.043) kişilik alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Tartışma ve Sonuçlar: Elde edilen veriler sonucunda depresyonu olan hastalarda çekingen, bağımlı, obsesif kompulsif, antisosyal, borderline kişilik özellikleri literatürle uyumlu olarak daha yüksek oranda tespit edilmiştir. Paranoid ve histrionik kişilik özelliği ile ilgili sonuçlar literatürden farklılık göstermekle birlikte ve şizoid kişilik özelliklerine ilişkin veriler değişkendir. Depresyona eşlik eden kişilik özelliklerinin tespit edilmesi, hastalığın tanısının netleştirilmesi, tedavi sürecinin daha sağlıklı yürütülmesine yardımcı olacaktır.

PB 09
Erişkin Bipolar Ve Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğunun Nöropsikolojik Açıdan Karşılaştırılması Neslihan Levent *, Selim Tümkaya**, Figen Çulha Ateşçi**, Halide Tüysüzoğlu***, Nalan K.Oguzhanoglu**, Gülfizar Varma** Osman Özdel** *Kumluca Devlet Hastanesi **Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD ***Kastamonu Devlet Hastanesi
Bipolar ve Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu(DEHB)olan hastalarda aşırı konuşma, hareketlilik, dikkatsizlik, dürtüsellik gibi örtüşen belirtilerin olması ve yüksek eştanı oranları bu iki hastalığın birbirleri ile bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir 1. Çalışmamızın amacı, bipolar ve DEHB’li erişkin hastaların nöroanatomik değişikliklerin bir yansıması olarak düşünülebilecek nöropsikolojik bulgularını kontrol grubu ve kendi aralarında karşılaştırarak, bu iki bozukluk arasındaki olası patofizyolojik ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya 66 bipolar bozukluk tanılı hasta, 62 Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanılı hasta ve 58 sağlıklı kontrol alındı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Hamilton Depresyon, Young Mani Derecelendirme Ölçeği, Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi SCID-I, Turgay’ın Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Değerlendirme Ölçeği, Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve Nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Yaş, eğitim seviyesi ve cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (sırasıyla p=0.07, p=0.34, p=0.7). Gruplar Wisconsin kart eşleme testi kurulumu sürdürmede başarısızlık dışında tüm nöropsikolojik testlerin alt testlerinde anlamlı farklılıklar bulundu (p=0.000- p=0.018). İkili karşılaştırmalar yapıldığında bipolar hastalar sayı dizisi, sözel bellek süreçleri testi, Wisconsin kart eşleme testi (WKET) ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre daha kötü performans gösterdi. DEHB’li hastalar ise stroop test ve sözel bellek süreçleri testinin tutarsızlık alt testinde kontrollerden daha kötüydü. Bipolar bozukluklu hastalar DEHB li hastalardan Stroop testi dışındaki tüm testlerde genel olarak daha kötü performans gösterdiler. Buradan yola çıkarak bipolar bozukluklu hastaların dikkat açısından DEHB hastalarına benzer bozukluklar gösterdiği fakat sözel bellek ve yürütücü işlevler alanlarında daha kötü performanslara sahip olduğu söylenebilir.

PB 10
Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastaların Demografik Ve Klinik Özellikleri Hidayet Ece Arat, Başak Bağcı, Onur Ulaş Ağdanlı, Havva Afşaroğlu, Ebru Onrat, Ayşegül Özerdem, Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş: Bipolar Bozuk (BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. Uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri hastalık epizodlarının yinelemelerini önleme, işlevselliği artırmada önem taşımaktadır. Hastaların özelleşmiş polikliniklerde izlenmesi tedaviye katılımlarını artırmaktadır. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak demografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü, BB Polikliniğine başvurmuş olan hastalar alınmıştır. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin Probel veri tabanı incelenerek, hastaların yaş, cinsiyet, tanı, son klinik durum, kullandığı ilaç tedavileri değerlendirilmiş; verilerin istatistiksel analizleri SPSS 15.0 ile kategorik değişkenler için Ki-Kare, sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis testleri uygulanarak yapılmıştır. Bulgular: Hastaların tanı dağılımları; BB Tip-1 %58.9, BB Tip-2 %3.8, manik kayma %5.7, Şizoafektif Bozukluk % 2.5, madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluğu % 0.8, Siklotimik Bozukluk % 0.3, BB tanısı olup alt tipi belirlenememiş hasta oranı %28.1 idi. Tüm hastaların yaş ortalaması 42.91±14.01 idi. Tanı alt gruplarının yaş ortalamaları farklı değildi (p=0.063). Hastaların % 61.3’ü kadın, %38.7’si erkekti. Hastaların cinsiyet dağılımları tanılarına göre farklı değildi (p=0.094). Hastaların %57.2’si lityum, %48.2’si valproat, %64.9’u atipik antipsikotik kullanıyor, %1.6’sı ilaçsız izleniyordu. Duygudurum dengeleyici (DDD) monoterapi %20.7, ikili DDD % 6.5, üçlü DDD % 0.3, tek DDD ve antipsikotik kullanımı %39.2, ikili DDD ve antipsikotik kullanımı %15.3, üçlü DDD ve antipsikotik kullanımı % 0.3, bir veya daha fazla antipsikotik kullanımı %3, DDD ile birlikte antipsikotik ve antidepresan kullanımı %7.6, DDD ve antidepresan kullanımı %4.9 idi. Sonuç: Hastaların % 3.8’i BB Tip 2 tanısı ile izlenmektedir. Bu bulgu, literatürde tanımlanmış olan %10- 15’lik oranın altındadır. Bu durum çalışmanın retrospektif olması, alt tipi belirlenemeyen hasta grubunun fazla sayıda olması ya da BB Tip 2 tanısının gözden kaçırılıyor olmasıyla ilişkili olabilir.

çalışmıyor. Bilge Burçak Annagür Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bu yazıda bir olgu üzerinden akut manik epizotta EKT’nin yeri tartışılmıştır. Günümüzde psikofarmakoloji alanında hızlı ilerlemelere rağmen özellikle dirençli olgularda EKT halen etkili bir tedavi olarak uygulanmaktadır. Duygulanımı öfkeli. 42 yaşında. üniversite mezunu. uykusuzluğu. EKT’ye yanıt oranı tedaviye dirençli olgularda yaklaşık %60-70 olarak bildirilmiştir.PB 11 Akut Manide Elektrokonvulsif Terapi Ne Zaman Yapılmalı? Ömer Faruk Uygur. konuşmaları. Psikiyatri AD Giriş: Elektrokonvulsif terapi (EKT) 1938 den buyana duygudurum bozukluklarınıda içeren birçok psikiyatrik bozukluğun tedavisinde güvenle uygulanmaktadır. Hastaya gün aşırı 8 kez EKT uygulandı. psikotik düşüncelerinin devam etmesi. aşırı öfkeliliği olması üzerine getirdi. hasta olmadığını düşünüyordu. bekâr. Görsel varsanıları mevcuttu. Bizim sunduğumuz olguda EKT ile hızlı düzelme saptanmıştır. özkıyım riski yüksek major depresyon ve bipolar depresyon ve postpartum psikotik bozukluklarda ilk seçenek tedavi olarak düşünülse de akut manideki yeri tartışmalıdır. . Psikomotor ajitasyonu mevcuttu. kadın. Hastaya Zuclopentiksol depot 200 mg yapıldı. Ailesi acil servise garip davranışları. lityum 600 mg/gün tedavisi başlandı. oldukça ajite. Tartışma: Elektrokonvulsif terapi klinik pratikte özellikle katatonik tip şizofreni. İlk ruhsal muayenesi: Kendine olan ilgi ve bakımı azalmış. aşırı sinirliliği.K. Bu belirtilerin ön planda olduğu hastalarda zaman kaybetmeden ilk seçenek olarak EKT uygulaması yapılabilir. Olgu: A. karnında 11 bebek olduğunu söylüyormuş. Düşünce akışı hızlı.EKT sonrasında psikotik belirtilerinde ve ajitasyonunda azalma oldu. Bu olguda antipsikotik tedaviye yanıt alınamayan ve EKT ile hızlı düzelme gösteren psikotik belirtili akut manik epizot geçiren bir hasta sunulmuştur.o. düşünce içeriğinde evli ve hamile olduğuna yönelik delüzyonel düşünceleri vardı. uykusuzluğu olmuş. görüşmeyi reddediyor. Uykusu düzeldi. ilaçlarını almaya başladı ve tedavi için işbirliği kurdu. Gününde yüksek dozlarda antipsikotik uygulanmasına rağmen süreğen ve şiddetli ajitasyonunun olması. Yatışının 6. psikotik düşünceleri kayboldu. 6. Olanzapin 15mg/gün p. Hastanın nörolojik muayenesi ve beyin MR görüntüsü normaldi. Özellikle psikotik belirtilerin yüksek olduğu ve agresyonun yüksek olduğu durumlarda EKT tedavisi düşünülmelidir. Hastanın acil servise getirilmeden önceki 3 gün evdeki tüm eşyaları çöpe atma şeklinde garip davranışları. ilaç alımını reddetmesi üzerine hastaya EKT yapılması planlandı. Gebe olduğunu. Hasta psikotik belirtili manik epizod tanısı düşünülerek psikiyatri kliniğine yatırıldı. İlaç alımını kabul etti.

PB 12 Tek Uçlu Ve İki Uçlu Depresif Bozukluk Tanılı Hastalarda.003 ve p=0. %4’ü iki uçlu depresyon (s=71). B12 vitamini ve folat değerleri normal dağılımda olmadığı için logaritmik transformasyon değerleri karşılaştırılmıştır. %81.67±4. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Folat ve B12 vitamini eksiklikleri duygudurum bozuklukları.7’si (s=260) tek uçlu. Kadınlarda sadece folik asit ortalamaları tekuçlu depresyonda (7. Bulgular: Çalışma grubunun %14. kontrollerden düşükken (Bonferroni. folat ve B12 vitamini desteğinin antidepresanlara yanıtı arttığı gösterilmiştir.30) tanılı hastaların B12 VİTAMİNİ vitamini ortalamaları kontrol grubundan (343. iki uçlu. Depresyonda.002).0001). Nefize Yalın. p=0. folat.B12 Vitamini Ve Folat Düzeyleri Yaprak Çilem Yalçın Arslan. p=0.08) ve iki uçlu depresyon (439. B12 vitamini . Tek uçlu (405. bilişsel bozukluklar gibi birçok nöropsikiyatrik hastalığın patogenezinde rol oynar. Ayşegül Özerdem. Özellikle tek uçlu kadın depresif hastalarda folat düşüklüğün saptanması önemlidir. Sonuç: Hem iki uçlu hem de tek uçlu depresyonda serum folat düzeyinin kontrol grubundan düşüklüğü literatür ile uyumludur.59±3. post-hoc Bonferroni. Üç grup arasında ortalamaları farklı bulunmamıştır (ANOVA.58) farklı değildi (Bonferroni.13) ve iki uçlu depresyon tanılı hastaların (7.3’ü kontrol grubunu (s=1440) oluşturmuştur. plazma folat düzeyleri düşük ve homosistein düzeyleri yüksek bulunmuştur. post-hoc Bonferroni.34) folat ortalamaları ise kontrol grubundan (8.28) düşüktü (ANOVA. p=0. B12 vitamini ve folat düzeyleri yaş ile pozitif bağıntılı idi. Hasta ve kontrol grubunun.98±288. B12 vitamini ve folat değerleri hastanenin merkez laboratuarının veri tabanından sağlanmıştır. kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 1440 hastadan oluşturulmuştur. p=0. Yöntem: Çalışma geriye dönük bir çalışmadır.085). Tekuçlu ve ikiuçlu depresyonda B12 vitamini ve folat ortalamaları farklı değildi.97±195.67±4.52±4.0001ve p=0. Hasta grubu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi’ne son beş yıl içinde iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanısı ile yatarak tedavi edilmiş. p=0.0001.95±240. Anahtar kelimeler: depresyon.003). 19-82 yaşları arasındaki 331 hastadan.73) daha yüksekti (ANOVA. B12 vitamininin beklenenin aksine depresyon hastalarında daha yüksek saptanması kliniğimizde B12 vitamini hızlı saptanarak replase edilmesi ile ilişkili olabilir. p=0.17±4. p=0.091). Bu çalışmanın amacı iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanılı hastaların atak sırasında ölçülen B12 vitamini ve folat düzeylerini birbirleriyle ve kontrol grubuyla karşılaştırmaktır. ikiuçlu depresyonda(7.89).0001. Bazı klinik çalışmalarda. Tek uçlu (7.

The nosological significance of Folie à Deux: a review of the literature. Bu sürede olgunun internet aracılığıyla yakın iletişimde olduğu annesinde benzer düşünceler başlamıştır. Ayaktan izlemi yapılan olgunun tanısı 2 yılın sonunda İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiştir. Bu olgu. Folie a deux in bipolar affective disorder: a case report. Patel A. Arnone D. Annals of general Psychiatry 2006. şirketin adamlarının kendisini takip ettiği. Paylaşılmış psikotik bozukluk tanısıyla psikiyatri servis yatışı yapılan hasta Şizofreniform bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk tanıları ile taburcu edilmiştir. ailesinin ve kendisinin zarar göreceği yakınmaları başlamıştır. ilk psikiyatrik başvurusunda şizofreniform bozukluk tanısı almış. hastalığın tanısını zorlaştırmış ve geciktirmiş olmasıdır. Ryan W. Berna Binnur Akdede. erkek olgunun 2010 yılı ocak ayında bir şirkette staj yapmaktayken mutsuzluk. Dikkat edilmesi gereken husus hastalığın ilk ortaya çıkışında görülen bu durumun. Olgu: 23 yaşında. Patel AS. 6: 162–165. uzun dönem izleminde tanısı İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiş bir paylaşılmış psikotik bozukluk olgusu tartışılacaktır. Deniz Ceylan. Bipolar Disord 2004. paylaşılmış psikotik bozukluk olgularının klinik izleminde ve ayırıcı tanısında duygudurum bozukluklarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. staj yaptığı şirkete zarar ettirdiği. Arnone D. Tan GM . Bu sunumda. Kaynaklar: 1. Tunç Alkın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Paylaşılmış psikotik bozukluk (Folie a deux) ender görülen ve sıklıkla şizofreni hastalarında tanımlanan klinik bir sendromdur. 2. 5:11. isteksizlik. Tartışma: İki Uçlu Duygudurum Bozukluğunda paylaşılmış psikotik belirtilerin ortaya çıkışı nadir görülen bir durumdur. .PB 13 Paylaşılmış Psikotik Belirtilerle Başlayan İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu Güneş Şayan Can.

11: 336-51. Shannon L. Kaynaklar: 1. J. Genetics of suicide. 15-24 yaş aralığında olması bu bölgede aile içi sorunların intihar girişimeri için önemli bir risk faktörü olduğunu düşündürmektedir. Dahlberg.8) 16-24 saatleri arası gerçekleştirildiği görüldü. Krug. Geneva: World Health Organization . Chloe A. R. Sever Beşaltı. Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi Amaç: İntihar istemli olarak kişinin yaşamına son vermesidir. (2002). En sık intihar şeklinin yüksek doz ilaç alma olduğu tespit edildi. Hamza. Bireylerin tıbbi kayıtlarına ulaşıldı. Mol Psychiatry 2006.injury and suicidal behavior: A review of the literature and an integrated model Review Article Clinical Psychology Review. Stewart. Ciddi bir halk sağlığı problemi olup Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl bir milyondan fazla insan intihar etmektedir ve dünyada yaşanan ölümlerin %2’si intihar nedeni iledir (1). World report on violence and health. Depresyon. Yasin Bez. Mehmet Güneş. August 2012. Issue 6. A. & Lozono. Tıp Fakültesi. fiziksel-cinsel travma. Aytekin Sır Dicle Üniversitesi.. En sık intihar nedeni ise aile içi sorunlar olarak bildirilmişti (%37.. Bu çalışmada amacımız Şanlıurfa ilinde intihar girişimi nedeni ile acil servise başvuran hastaların özelliklerini ortaya koymaktır. Zwi. Bulgular: 2011 yılı içinde hastane acil servisine 227 kişinin suisid girişimi nedeni ile başvurduğu anlaşıldı. E. Pages 482-495 3. A. 2.PB 14 Şanlıurfa’da Bir Devlet Hastanesi Aciline İntihar Nedeniyle Başvuruların Değerlendirilmesi Abdullah Atli. İntihar girişimlerinin yaklaşık yarısının (%49. Volume 32. L.9). Mercy. (Eds. Sonuç: Araştırmamızda Şanlıurafa’da bir devlet hastanesi acil servisine intihar nedeni ile yapılan başvuruların büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğu görülmüştür. Başvuruların yarısından fazlasının evli olup.. Bunların 177 (%78)’si bayan..Bondy B. borderline kişilik özellikleri. 78 (%22)’i erkekti.). Buettner A. B. Sonuç olarak Şanlıurfa ilinde intihar girişimi ayrıntılı olarak ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. L. Mehmet Cemal Kaya. Hastaların %57’si 15-24 yaş aralığındaydı ve %51’i evliydi. Klinik ve fenomenolojik özellikleri kaydedildi ve incelendi. Zill P. impulsivite gibi intihar açısından risk oluşturan nedenler arasında aile içi sorunların da bulunduğu daha önceki çalışmalarda bildirilmiştir (2). G. Teena Willoughby Examining the link between nonsuicidal self. Mahmut Bulut. Yöntem: Türkiye’nin güneydoğu illerinden Şanlıurfa ilindeki iki hastaneden küçük olan Balıklıgöl Devlet Hastanesi acil servislerine suisit girişimi nedeniyle başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi. Dünya Sağlık Örgütünün 2002 yılında yayınladığı rapora göre 15-44 yaş arası ölüm nedenleri içinde intihar dördüncü sırada yer almıştır (3).

PB 15
Nitratların Anksiyete Ve Depresyon Oluşturmaya Etkileri Var Mı? Yuksel Kıvrak*, Adnan Özçetin**, Yelda Yenilmez*, Yusuf Ersan*, Ahmet Ataoğlu** *Kafkas Ü. Tıp Fakültesi ** Düzce Ü. Tıp Fakültesi
Amaç: Gıdaların korunma ve saklanması için yaygın olarak kullanılan nitrat ve nitritler methemglobinemiye yol açmakta ve kanda O2 taşınmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca nitrit skonder aminlerle reaksiyona girer ve nitrozaminler oluşur. Bunların ise kanserojenik, mutajenik, teratojenik özellikleri vardır(1)(2). Bununla beraber dışardan alınan nitratların depresyon ve anksiyete üzerindeki etkileri yeterince aydınlatılmamıştır. Bu çalışmanın amacı nitratın, nitrat ve C vitamininin farelerde oluşturulmuş depresyon ve anksiyete modeli üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 30 tane 4 aylık, erkek, sağlıklı 30,8 ± 1.18 g ağırlığında Swiss albino cinsi fareler alındı. Fareler random olarak üç gruba ayrıldı. Sırasıyla izotonik (NaCl), NaNO2 100 mg/kg/gün, VitC 10 mg/kg/gün + NaNO2 100 mg/kg/gün olacak şekilde 90 gün boyunca oral olarak verildi. Açık alan (open-field) testi ve kuyruktan asma testi uygulandı. Bulgular: NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fareler NaCl verilen (kontrol grubu) farelerle açık alan testi (kaşınma, kare, şahlanma ve dışkılama) ve kuyruktan asılma (immobilizasyon) testi açısından karşılaştırıldı. Hayvan modellerinde anksiyete benzeri durumun belirlenmesinde kullanılan açık alan testinde gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunamadı. Depresyon modeli olan kuyruktan asılma testinde immobilizasyon süresi kantrol, NaNO2,Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplarda sırası ile (ortalama±standart hata) 95.80±12.98, 147,33±14.05, 160,80±14.01 olarak ölçüldü. ANOVA testinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.005). Çoklu karşılaştırma (LSD) testinde ise kontrol grubu ile NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fare grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (sırayla p=0.014 ve p=0.002), (Tablo 2). Ancak NaNO2 ile Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplar arasında ise istatistiksel fark yoktu (p=0.497). Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda nitritin fare kuyruktan asma testi depresyon modelinde hareketsizlik süresini artırdığını, depresyona sebeb olabileceğini, vit C uygulamasının yeterince koruyucu olamayabileceğini bulduk. Askorbik asitin nitrit ve nitrozamine bağlı genotoksisiteyi ve sitotoksisiteyi azaltmaktadır(3). Depresyon modelinde etkilememesinin sebebi farklı dozlarda uygulamayı yapmamamız olabilir. Çalışmamızda elde edilen sonuçların genelleştirilebilmesi için geniş ölçekli çalışmaların uygun olabileceğini düşünmekteyiz. Kaynaklar 1. Connolly D, Paull B. Rapid determination of nitrate and nitrite in drinking water samples using ion-interaction liquid chromatography. Analytica chimica acta. 2001;441(1):53–62. 2. Roberts TA, Dainty RH. Nitrite and nitrate as food additives: rationale and mode of action. Ellis Horwood

PB 17
İntihar Davranışında Tiroid Fonksiyonları Gazi Unlu, Mustafa Alper, Emre Aydemir, Abdullah Bolu, Murat Erdem, Mehmet Ak GATA Psikiyatri AD
Giriş: İntihar davranışının, genellikle umutsuzluk, engellenmiş istekler, baş edilemeyen stres veya çaresizlik gibi hislere karşı tepkisel olarak ortaya çıktığı bilinmektedir (1). İntihar eden veya intihar girişiminde bulunan kişilerin %94’ünde en az bir ruhsal hastalık bildirilmektedir (2, 3). Troid fonksiyonlarının insan davranışlarını belirgin bir biçimde etkiledikleri bilinmektedir. Hipertiroidi hastalarda anksiyete, gerginlik, irritasyon ve labil duyguduruma neden olurken hipotoidi depresif semptomlara neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışmadaki troid fonksiyonlarının intihar davranışı üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: GATA Psikiyatri kliniğinde intihar girişimi nedeni ile yatırılan 50 hastanın klinik verileri incelendi. Hastaların tiroid fonksiyonlarını gösteren biyokimyasal testleri incelendi. Bu sonuçlar sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş, değişkenler arasındaki farkların anlamlılık oranları, cinsiyete göre dağılımlar elde edilmiş ve tartışılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 25.83±5.89’di. Kontrol grubunun yaş ortalaması 26.46±6.54’tü. Hastaların T3 seviyeleri 3.27±0.24 kontrol grubunun ise 3.29±0.58’di. Hastaların T4 seviyeleri 0.86±0.10, kontrol grubunun ise 1.17±0.22 idi. Hastaların T4 seviyelerinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü. Tartışma: Hastaların T4 seviyelerinin anlamlı şekilde düşük olması bu patolojinin depresif semptomlara neden olmasının getirmektedir. Bu konuda yapılacak geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Kaynaklar: 1) Karamustafalıoğlu O, Özcelik B, Bakım B, Ceylan YC, Yavuz BG, Güven T, Gönenli S. İntiharı öngörebilecek bir araç: Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2010; 23:152-157. 2) Roy A, Psychiatric Emergencies: In Sadock BJ, Sadock VA (editors). Comprehensive Textbook of Psychiatry. Seventh edition, Baltimore: Lippincott Williams & Wilkins, 2000, 2031- 2040. 3) Bolu A, Doruk A, Ak M, Özdemir B, Özgen F. Uyum Bozukluğu Olgularında İntihar Davranışı. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2012;25:58-62.

PB 18
İntihar Girişimi Nedeniyle Konsulte Edilen Olgularda Başa Çıkmatutumları Şükriye Boşgelmez Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: İntihar girişimi nedeniyle konsulte edilen olgularda başa çıkma tutumlarını belirlemek. Yöntem: 1Şubat 2008-31 Mart 2009 arasında intihar girişimi nedeniyle konsulte edilen 51 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik bilgi formu ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılarak veriler toplanmıştır. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U) kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Çalışmaya katılanların %84.3’ü (n=43) kadın, %15.7’si (n=8) erkekti. Yaş ortalaması 25.06±7.425 (aralık 17-44), çoğunluğu lise düzeyinde eğitim almıştı (n=20, %39.2). %45.1’i bekar (n=23); %41.2’si evliydi (n=21). %74.5’inde (n=38) daha önce girişim yoktu; 13 kişi ( %25.5) daha önce intihar girişiminde bulunmuştu. %62.7 ‘si (n=32) intihar girişimi öncesi tetikleyici bir olay bildiriyordu. En yüksek COPE puan ortalaması dini olarak başa çıkma (12.27±3.38), en düşük puan ortalaması şakaya vurma (6.92±2.80) maddelerindeydi. Hastaların %35.3’ü (n=18) major depresif bozukluk (MDB), %11.8 (n=6) depresif duygudurumu ile giden uyum bozukluğu tanısı aldı. Uyum bozukluğu tanısı alanlarla ve MDB tanısı alanlar arasında COPE puan ortalamaları arası fark yoktu. İntihar girişimi öncesi tetikleyici olay bildiren, MDB tanısı almayan hastalarla MDB tanısı alan hastaların ortalama COPE puanları karşılaştırıldığında tetikleyici olay bildiren ancak MDB tanısı almayan hastaların sorun odaklı başa çıkma tutumlarından olan yararlı sosyal destek kullanımı ve geri durma puanlarının daha düşük olduğu saptandı (sırasıyla p= 0.014, z=2.46; p=0.010, z=2.57). Tartışma: Daha önceki çalışmalar intihar girişiminde bulunan kişilerde sosyal desteğin önemini vurgulamaktadır. Stresli yaşam olayları karşısında sosyal desteğin kullanımı MDB tanısı olmayan kişilerde etkili bir başa çıkma tutumu olabilir.

PB 19
Bipolar Bozukluk I Tanılı Ötimik Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Tepki Ketleme Ceren Hıdıroğlu*, Ayşe Er*, Gizem Işık**, Deniz Ceylan***, Serhat Taşlıca*, Ayşegül Özerdem*,*** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimleri AD ** Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Amaç: Dürtüsellik artışı birçok psikiyatrik hastalıkta görülür. Tepki ketleme (response inhibition), artmış dürtüsellik göstergelerinden biridir. Bipolar bozuklukta dürtüsellik ve tepki ketlemede bozulma hastalık dönemlerinin yanı sıra ötimi döneminde bile sürmekte, hastaların sağlıklı akrabalarında da gözlenmektedir. Bu özellikleriyle bir endofenotip adayıdır. Tepki ketleme, değişen koşullarda, gerekli olmayan ve uygunsuz olan davranışın bastırılmasıdır. Stop-Sinyal(Dur Sinyali) testi, başlamış olan tepkinin bastırılmasını değerlendiren davranış temelli bir testtir. Bu çalışmada, bipolar bozukluk I tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında tepki ketleme davranışının, sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, 18–65 yaş arası, bipolar bozukluk I tanılı 20 ötimik hasta, 13 birinci derece akraba ve hastalar ile yaş, cinsiyet ve eğitim bakımından uyumlu 20 sağlıklı kontrol alınmıştır. Tepki ketleme davranışı StopSinyal(Dur Sinyali) Testi ile değerlendirilmiştir. Üç gruba ait, “doğruluk skorları” ve “stop sinyal tepki süresi(SSTS)” çok yönlü varyans analizi ile karşılaştırılmıştır. Doğruluk skorları kişinin “dur” ve “git” durumlarında ne kadar başarılı olduğunu gösterir. “Stop sinyal tepki süresi(SSTS)” ise kişinin tepki ketleme sırasındaki kontrolü hakkında bilgi vermektedir. Bulgular: Üç grup arasında yaş(p=0,85), cinsiyet(p=0,56) ve eğitim(p=0,51) bakımından fark görülmemiştir. Stop-Sinyal testinde “doğru git” deneme sayısı üç grup arasında farklılık göstermiştir(p=0,007). Bipolar hastalar, akrabalardan(p=0,043) ve sağlıklı kontrollerden(p=0,011) “git” denemelerinde anlamlı olarak daha az doğru basmıştır. “Git” denemelerinde basmama ya da geç kalma sayısı gruplar arasında farklılık göstermektedir(p=0,08). Bu farklılık bipolar hastaların, sağlıklı kontrollerden anlamlı olarak daha başarısız olmalarından kaynaklanmaktadır(p=0,006). Stop sinyal tepki süresinde(SSTS), 3 grup arasında anlamlı fark bulunmamasına rağmen(p=0,119), hastalarda(316,65± 20,58), akraba(298,22± 26,69) ve sağlıklı kontrollere(304,75± 29,49) göre uzama olduğu gözlenmiştir. 3 grup arasında “dur” denemelerindeki doğru cevap sayısı(p=0,666) ve “durlarda basma” sayıları arasında fark yoktur(p=0,561). Sonuçlar: Çalışmanın bulguları literatür ile uyumlu olarak, bipolar bozukluk tanılı hastaların sağlıklı kontrollere göre tepki ketleme sırasında başarısızlık yaşadıklarını göstermektedir. Stop sinyal tepki süresindeki(SSTS) uzama, önceki çalışmalarla birlikte değerlendirildiğinde, hastaların tepki ketlemedeki kontrolsüzlükleri ile açıklanabilir. Akraba grubunda hastalar ile benzer sonuçlar saptanmamıştır. Bu sonuç, tepki ketlemenin bipolar bozuklukta endofenotip adaylığı açısından olumsuz bir bulgudur. Katılımcı sayısındaki yetersizlik çalışmanın sınırlılığıdır.

P 20
Şizofren Hastalarda Baş ağrısının Değerlendirilmesi Hülya Güveli*,Bülent Bahçeci**, Serkan Kırbaş***,Çiçek Hocaoğlu**, Gökhan Kandemir**, Hatice Alibaşoğlu****, Fatmagül Çelik**, Murat Aslan**, Ayşe Köroğlu**, Selim Polat**, Çağdaş Yeloğlu** *İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü **Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Psikiyatri AD ***Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Nöroloji AD ****Rize Devlet Hastanesi
Amaç: Başağrısı birçok ruhsal bozukluğun seyri sırasında görülebilmektedir. Özellikle duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve somatoform bozukluklarla ilgili pek çok çalışmada bu durum bildirilmiştir (1,2). Şizofrenili hastalarda ise, başağrısı sıklığını araştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır (3,4). Biz çalışmamızda şizofrenli hastalarda sağlıklı grupla karşılaştırarak başağrısı ve hangi tip başağrılarının olduğunu araştırmayı amaçladık . Yöntem:101 hasta ve 89 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Hastalara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin, hastalığı ile ilgili bilgilerin ve başağrısı ile ilgili soruların yer aldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Şu anda ya da geçmişte başağrısı olduğunu ifade eden hastalar başağrısının değerlendirilmesi amacıyla nöroloji polikliniğine yönlendirildi. Burada bir nöroloji uzmanı tarafından başağrısının karakteri ve tipi değerlendirildi. Başağrısının sınıflandırılması için Uluslararası Başağrısı Sınıflaması (ICH- 2004) kullanıldı. Bulgular:Şizofrenli hasta grubunun %38.6’sı başağrısı tanımlarken, kontrol grubunda bu oran %37.1 olarak bulundu. Her iki grupta da en fazla gerilim tipi başağrısı (GTBA) görülmesine rağmen (hasta grubu=%31.7, kontrol grubu=%18) şizofreni grubunda GTBA kontrol grubundan anlamlı olarak daha fazla bulundu (p=0.045). Migren tipi başağrısı ise kontrol grubunun %11.2’sinde görülürken, hasta grubunun %2’sinde görülmekteydi (p=0.02). Şizofrenili hasta grubu kontrol grubuna göre başağrısı yakınmasını daha az dile getirmekteydi. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada şizofrenili hastaların normal populasyon kadar başağrısına maruz kaldığı, başağrısı yakınmasını normal topluma göre daha az dile getirdikleri sonucu elde edilmiştir. Bu konuda yapılacak geniş örneklemli çalışmalar ve oluşturulacak tedavi protokolleri şizofrenili hastaların yaşam kalitesinin artmasına da katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, başağrısı, migren Kaynaklar: 1. Kroenke K, Price RK. Symptoms in the community: prevalence, classification, and psychiatric comorbidity. Arch Intern Med 1993;153: 2474-2480. 2. Merikangas KR, Angst J, Isler H. Migraine and psychopathology: results of the Zurich Cohort Study of Young Adults. Arch Gen Psychiat 1990;47: 849-853. 3. Mehta D, Wooden H, Mehta S. Migraine and schizophrenia [Letter]. Am J Psychiat 1980;137:1126. 4. Kuritzky A, Mazeh D, Levi A. Headache in schizophrenic patients: a controlled study. Cephalalgia 1999;19: 725–727.

PB 21
Şizofreni Tedavisinde Antipsikotik Tedavide Güçlendirme Veya İlaç Değişimine Gidilen Hastalar Arasında Farklar Virginia L. Stauffer1,Haya Ascher-Svanum1,Alan J.M. Brnabic1,Anthony H. Lawson1, Bruce J. Kinon1,Peter D. Feldman1, Katarina Kelin1,Murat Altın2 1.Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Giriş: Şizofreni hastalarının tedavi optimizasyonları zor bir süreçtir ve genellikle hastanın mevcut tedavisinin güçlendirilmesi (augmentasyon) veya başka bir ilaca geçişten mi yarar göreceğini tespit etmek güçtür. Bu post hoc analiz antipsikotik tedavisi güçlendirilmiş veya başka bir ilaca geçilmiş hastaların sonuç ölçümlerini karşılaştırmaktadır. Yöntemler: Şizofreni tedavisinde oral antipsikotik ilaç alan erişkin hastalar 12 aylık, çok uluslu, gözlem çalışmasında (F1D-AY-B033) değerlendirilmiştir. Klinik ve işlevsellik sonuçları ilk tedavi ilacı değişiminde/güçlendirmede (bir sonraki değişiklikten 0-14 gün önce) değerlendirilmiş ve ilaç değişimi veya tedavi güçlendirilmesi yapılan hastalar birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Bu tür verileri olan az sayıda hasta bulunması nedeniyle bulguların yorumlanmasında etki büyüklüğü (ES) temel alınmıştır. Bulgular: İlaç değişimi verilerine 87 hastada (34 hastada güçlendirme; 53 hastada ilaç değişimi) ulaşıldı. Her iki grupta tedavi değişikliğinin birincil nedeni yetersiz yanıttı, fakat ilaç uyumu, ilaç değişimi yapılan grupta (%26.4 vs. % 8.8) daha belirgindi. Klinik şiddetteki değişimler, çalışma başlangıcından ilaç değişimine kadarki sürede benzer (Klinik Global İzlenim- Şiddet ölçeği) olmasına rağmen 12 maddelik Kısa Form Sağlık Anketi (SF-12) skorlarının fiziksel bileşeni ile ölçülmüş olan hastanın fiziksel iyilik hali tedavi güçlendirmesi yapılan grupta düzelmiş, fakat ilaç değişimi yapılan grupta kötüleşmiştir (tedavi güçlendirmesi: +7.71±11,98; ilaç değişimi: – 1,87±10,98; ES=0.85). Benzer olarak, ruh sağlığının belirlenmesinde kullanılan SF-12 ruh sağlığı bileşen skoru (tedavi güçlendirmesi: +2,41±13,64; ilaç değişimi: –1,08±9,98; ES=0.314) tedavi güçlendirmesi yapılanlan hastalarda iyileşirken ilaç değişimi yapılanlarda azalmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Durumu kötüleşen veya anlamlı iyileşme görülmeyen hastalar klinisyenleri başka bir antipsikotik ilaca geçmeye yöneltebilirken, klinisyenler hasta biraz iyileşme gösterdiğinde iyileşmeyi tedaviye başka bir antipsikotik ilaç ile güçlendirerek desteklemeye çalışmaktadır. Mevcut bulgular, şizofreni tedavisinde hekimlerin tedavi güçlendirmesine kıyasla başka bir ilaca geçiş konusunda belirttikleri nedenler ile uyumludur. Bu bulguların desteklenmesi için ileri çalışmalar yapılmalıdır.

PB 22
Olanzapin Uzun Etkili Enjeksiyon İle Tedavi Edilen Şizofreni Hastalarının Remisyon Oranları 1David P. McDonnell,1Holland C. Detke,1Chakib Battioui,1Hong Liu-Seifert,1Haya AscherSvanum,1Peter D. Feldman, 2Murat Altın 1. Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Amaç: Bu analiz Olanzapin uzun etkili enjeksiyon (OUEE) ile tedavi edilen şizofreni hastaları arasında uluslararası, uzun dönem, açık etiketli bir klinik çalışmada (clinicaltrials.gov numarası : NCT00320489) semptomatik remisyon oranlarını değerlendirmektedir. Yöntem: Çalışmaya poliklinikte şizofreni (DSM-IV veya DSM-IV-TR) tedavisi almakta olan 18-65 yaş arası erkek veya kadın hastalar katılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterleri arasında taramada Klinik Global İzlenim- Şiddet skoru (CGI-S) ≤4 ve Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS ) skoru<70 , relaps riskine sahip olmak(geçen 24 ay içerisinde artmış bakım ihtiyacı olan/hastaneye yatış gerektiren ≥2 sayıda klinik kötüleşme epizodu olan hastalar), ve yetersiz klinik yanıt, advers olaylar veya mevcut antipsikotik tedaviye uyumsuzluk nedenli devam eden tedavide değişiklik ihtiyacı yapılması bulunmaktadır. Hastalar çalışma başlangıcında 405 mg OUEE intramüsküler enjeksiyonundan ve 4 haftada bir 150-405 mg esnek doz enjeksiyonundan bir kez almıştır; toplam gözlem süresi 2 yıl kadardır. Tarama sonrasında hasta vizitleri başlangıç ve 1, 2, 4 haftanın sonunda ve daha sonra her 4 haftada bir olacak şekilde düzenlenmiştir. Remisyon, ortak kriterlere (Andreasen ve ark’ı, 2005) göre ≥6 ay için 8 kilit PANSS maddenin skoru ≤3 olacak şekilde tanımlandı (168+ gün). Bulgular: Toplam olarak 254 hastanın hem başlangıçta hem de başlangıç sonrasındaki olanzapin UEE ile remisyon oranları değerlendirilmiştir. Çalışma süresince genel remisyon oranı %57.9 (147/254) olarak bulunmuştur. Başlangıçta remisyonda olmayan hastalar arasında %37.5’i (39/104) remisyona girerken başlangıç sırasında remisyonda olan hastaların %72’si (108/150) remisyonda kalmaya devam etmiştir. Tartışma ve Sonuç: Olanzapin UEE tedavisine geçildikten sonra 5 hastanın yaklaşık 2’si şizofreni açısından stabil iken başlangıçta remisyonda olan hastaların yaklaşık dörtte üçü remisyonda kalmaya devam etti. Bu bulgular olanzapin UEE ile tedavisinin şizofreni hastalarının uzun dönem tedavi sonuçlarının stabil olması ile ilişkili olduğunu göstermektedir

PB 24
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde Psikoz Hastaları İçin Ayaktan Grup Psikoterapi Uygulamaları Bilge Togay, Selahattin Bölek, İlker Taşdemir, Meliha Öztürk, Amber Özhan, Ceylan Ergül, Gülzade Urazbekova, Gülşah Karadayı, Birgül Emiroğlu, Alp Üçok İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş-Amaç: Şizofreni tedavisinde ilaç dışı yaklaşımların önemli bir yeri vardır. Hastalar farmakolojik tedavilere iyi yanıt verse de yaşam kalitesinde kötüleşme, toplumsal ilişkilerde sınırlılık, bilişsel belirtiler, rezidüel belirtiler, iş kaybı ya da iş veriminde düşme görülebilmektedir. (1)Bu bildirinin amacı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde 1998 yılından beri şizofreni hastaları için yürütülen grup psikoterapileriyle ilgili deneyimleri paylaşmaktır. Özet: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde takip edilen hastaların bir kısmı farmakolojik tedaviye ek olarak grup psikoterapisine de katılmaktadır. Hastalar haftada bir gün, bir saat süren, iki terapist tarafından yürütülen grup psikoterapilerine düzenli olarak devam etmektedir. Kliniğimizde 5 ayrı grup izlenmektedir. Grupların en eskisi 15 yıldan beri, en yenisi 3 yıldan beri sürmekte ve gruplar açık grup niteliğindedir. Gruplar ortalama 8-12 kişiden oluşmaktadır. Grup terapileri integratif yaklaşımla yürütülmektedir. Bu yaklaşımla etkileşimin teşvik edildiği, davranışçı terapinin, hatta zaman zaman dinamik ilkelerin kullanılması söz konusudur. Seanslarda rol oynama ve problem çözmeyi kapsayan sosyal beceri eğitimi, hastanın yalıtılmışlık hissini giderip ait olma hissini güçlendiren destekleyici tedaviler, iç görü kazandırmaya yönelik yaklaşımlar ele alınmaktadır.(2) Seanslarda belirli aralıklarla çeşitli modüller uygulanmaktadır. Grupta en çok gündeme gelen konular, stigma, iş başvuruları ile ilgili güçlükler, ilaç yan etkileri, ilaç uyumsuzluğu olarak özetlenebilir. Sonuç: 15 yıldır yürütülen grup terapilerinin hastalardan alınan geri bildirimler de göz önüne alındığında grup yaşantısının hastaların anlamlı sosyal ilişki kurması, grup dışı paylaşımları cesaretlendirmesi, yalnızlık ve çaresizlik hissini gidermesi, farmakolojik tedavinin yanı sıra destekleyici olması açısından katkı sağladığı söylenebilir. Kaynaklar: 1-Heinssen RK, Liberman RP, Kopelowicz A: Psychosocial skills training for schizophrenia: lessons from the laboratory. Schizophr Bull 2000; 26:21-46. 2- A. Ucok, H. Atlı, Z. Çetinkaya, P.E. Kandemir: Şizofreni hastalarında bütüncül yaklaşımlı grup tedavisinin yaşam kalitesine etkisi. NP Arşivi 2002;39:113-118

PB 25
Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde Takibi Yapılan Ve Ruh Sağlığı Hastanesinde Yatarak Tedavi Gören Psikotik Bozukluk Tanılı Hastalarda İçselleştirilmiş Damgalanma: Bir Karşılaştırma Çalışması Onur Tankaya, Ayşe Gökçen Gönen, Mehmet Çevik Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Ruhsal hastalıklarda damgalanma sık görülür, yaşam kalitesini bozar ve hastaların tedavi arayışlarında önemli bir engel oluşturur (1). Bu çalışmada Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde (SRSHH) yatarak tedavi gören ve aynı hastaneye bağlı olarak çalışan bir Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde (TRSM) takibi yapılan psikotik bozukluk tanılı hastalarda içselleştirilmiş damgalanmanın kıyaslanması amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın örneklem grubunu SRSHH’de yatarak tedavi gören ve TRSM’de takibi yapılan toplam 43 psikotik bozukluk tanılı hasta oluşturmuştur. 18-65 yaş aralığındaki hastaların alındığı çalışmada TRSM’den 22, SRSHH’den 21 katılımcıya Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması (RHİDÖ) ve sosyodemografik veri formu uygulanmıştır (2). Bulgular: TRSM ve SRSHH grupları arasında yaş ortalaması ve eğitim süresi açısından anlamlı farklılık yoktu [yaş için sırasıyla (n=22) 35,22±6,52 yıl ve (n=21) 37,90±12,11 yıl], (eğitim süresi için sırasıyla 8,6±3,3 yıl ve 8,1±3,4 yıl). TRSM’de takibi yapılan hastaların ortalama hastalık süresi ise anlamlı olarak daha uzundu (sırasıyla 14,5±6,2 ve 9,4±9,5, p<.05). Yabancılaşma, kalıp önyargıların onaylanması, algılanan ayrımcılık, sosyal geri çekilme, damgalanmaya karşı direnç alt ölçek puanları ve toplam ölçek puanları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Modern psikiyatrik yaklaşımların ve hastaların psikiyatri hastaneleri dışında toplum içinde tedavi edilmelerinin hedeflerinden biri de damgalanmanın azaltılmasıdır (3). Çeşitli araştırmalarda toplumsal yaklaşımların damgalanmayı azalttığı yönünde bulgular bildirilmişse de tam tersini destekleyen bulgular da bildirilmiştir (3). Bizim çalışmamızda da TRSM’de takip ve tedavisi yapılan hastalarla hastanede yatarak tedavi gören hastaların içselleştirilmiş damgalanma hisleri açısından fark bulunmamıştır. Buna karşın TRSM’de takibi yapılan kadın hastaların erkeklerden daha fazla içselleştirilmiş damgalanma yaşadıkları saptanmıştır. TRSM’de damgalanma karşıtı çalışmalar daha aktif bir şekilde sürdürülmelidir. Kaynaklar 1. Çam O, Çuhadar D. Ruhsal Hastalığa Sahip Bireylerde Damgalama Süreci ve İçselleştirilmiş Damgalama. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2011;2(3):136-140. 2. Ritsher JB, Otilingam PG, Grajales M (2003) Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. Psychiatry Res, 121: 31-49. 3. Angermeyer MC, Link BG, Majcher-Angermeyer A. Stigma perceived by patients attending modern treatment settings. Some unanticipated effects of community psychiatry reforms. J Nerv Ment Dis. 1987 Jan;175(1):4-11.

PB 26
Atipik Antipsikotiklerle Tedavi Gören Şizofrenili Hastalarda Cinsel İşlev Bozuklukları Çiçek Hocaoğlu*, Fatmagül H. Çelik**, Gökhan Kandemir**, Hülya Güveli***, Bülent Bahçeci* *Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği *** İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü
Amaç: Yeni nesil antipsikotik ilaçların keşfi ve şizofreni tedavisinde kullanılmaya başlanması ile hasta işlevselliği ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileriyle 90’lı yıllardan itibaren şizofreninin tedavisi önceki yıllara göre farklı bir boyut kazanmıştır. Ancak 2.kuşak antipsikotikler birçok üstünlüklerine karşın, özellikle uzun dönemde prolaktin arştı ve cinsel yaşamı olumsuz olarak etkilemeleri son yıllarda dikkat çekicidir. Ayrıca şizofrenili hastaların cinsel yaşam ile ilgili konular muayene sırasında çoğunlukla sorgulanmamakta ya da hasta tarafından dile getirilmemektedir. Biz de bu amaçla atipik antipsikotik tedavisi alan şizofrenili hastalarda cinsel yaşamları ile ilgili durumu anlamaya ve mevcut literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 2011 ve 2012 yıllarında hastanemiz Psikiyatri Polikliniğinde DSM-IV-TR'ye göre şizofrenik bozukluk tanısı ile izlenen hastalardan evli veya aktif cinsel yaşantısı olan; 18-65 yaş arası, en az 3 ay boyunca aynı antipsikotik ilacı (monoterapi) uygun dozda kullanan; ölçekleri doldurabilecek işlevselliği ve eğitim düzeyi olan ve çalışma için bilgilendirilmiş onay formunu imzalayan hastalar arasından seçilen olgular dâhil edildi. Herhangi bir fiziksel hastalığı olanlar, cinsel bozukluğa neden olabilecek başka herhangi bir ilaç kullanımı (antidepresan, antihipertansif, antidiyabetik vs) olanlar; alkol ve/veya madde kullanım bozukluğu olanlar çalışma dışı bırakıldı. Kontrol grubu, çalışmanın amacı ve gerekçesi hakkında bilgi verildikten sonra çalışmaya katılmaya gönüllü olan, geçmişte ve halen psikiyatrik hastalık, tıbbi hastalık ile tedavi görme öyküsü olmayan, heteroseksüel ilişkiye girebileceği bir partneri olup, cinsel yaşantısını etkileyebilecek ürojinekolojik patolojik bulgusu olmayan hastanede çalışan personel veya hasta refakatçisi olan kişiler arasından ve hasta grubundaki kişilere yaş, cinsiyet ve medeni durum açısından benzer özelliklere sahip olan kişilerden oluşturuldu. Tüm olgulara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni hali, meslek, yaşadığı yer ), hastalığı ile ilgili soruların (hastalık süresi, tedavi süresi, kullanılan ilaçlar) yeraldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği kadın ve erkek formu uygulandı. Bulgular: 101 hasta ve 89 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilen 101 şizofrenili olgunun %37.6’sı (38) kadın, %62.4’ü (63) erkekti. Hasta grubunun yaş dağılımı 19-62 yaş ve ortalama yaşı 39+ 10.2 idi. Olguların hastalık süresi 2 ve 37 yılları arasında değişmekte olup, ortalama hastalık süresi 15,68±9.52 yıldı. Hastaların %86.1’ i düzenli olarak antipsikotik ilaç tedavisi almaktaydı. Hastaların SAPS puan ortalaması 38.80±24.56 iken SANS puan ortalaması 49.49±26.32 idi. Her iki grubun ACYÖ puanları karşılaştırıldığında hasta grubunda cinsel istek azlığı, cinsel açıdan uyarılma güçlüğü, cinsel uyarılmanın sürdürülmesinde güçlük, orgazm güçlüğü ve orgazmın yeterince tatmin edici olmadığı saptanmıştır.

PB 27
Paliperidon Er’nin Yakın Zamanda Tanı Konmuş Şizofreni Hastalarının İlaç Tedavisine Yönelik Öznel Tutum Ve Düşünceleri Üzerine Etkileri: İlaç Tutum Envanteri-10 (Daı-10) İle Değerlendirme Ozan Pazvantoğlu(1), Ömer Böke(1), Alp Üçok(2), Mustafa Bilici(3), Meram Can Saka(4), Ahmet Ayer(5), Haldun Soygür(6), Selçuk Kırlı(7), Özmen Metin(8), Şükrü Uğuz(9) (1)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (3)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmanın amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl), son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın ve ilaç güvenliliğinin araştırılmasıdır. Bu bildiride paliperidon ER’nin hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri üzerine etkileri sunulmuştur. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya alınan hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri "İlaca-Karşı-Tutum-Envanteri-10 (Drug- Attitude-Inventory; DAI-10)" ile bir yıl süresince dört kez değerlendirilmiştir. DAI-10 ölçeği hastaların 'doğru' veya 'yanlış' seçeneklerini seçtikleri ve toplam skorun -10 ile +10 arasında değiştiği bir ölçektir. Pozitif ve negatif skorlar, sırasıyla, ilaca karşı olumlu ve olumsuz tutum ve düşünceleri yansıtır. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. Analizlere ise en az iki vizite gelen hastalar dahil edilmiştir (ITT popülasyonu; n=62). Hastaların %76’sı erkek, ortalama yaş 27.9±8.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. Hastaların 46’sı (%74.2) kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı, 16 (%25.8) hasta ise çalışmaya alındıkları sırada herhangi bir antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı. Hastaların çalışmanın başlangıcındaki DAI-10 skoru ortalaması 3.84±4.42 idi. DAI-10 skoru 3’üncü aydan itibaren başlangıca göre anlamlı düzeyde yükselmiş ve 6’ncı ayda 2.51 (%95GA: 1.00―4.03) puan artışla 6.46±3.71, 9’uncu ayda 2.64 (%95GA: 1.06―4.23) puan artışal 7.16±2.86 ve 12’nci ayda 1.64 (% 95GA: -0.15―3.44) puan artışla 6.71±12.5 puana ulaşmıştır. DAI-10 skorundaki değişim erkek vs. kadın hastalar arasında, başka ilaçtan paliperidona geçen vs. ilaç kullanmazken paliperidona başlayan hastalar arasında ve paranoid vs. diğer tip hastalar arasında farklı bulunmamıştır. Sonuçlar: Bu çalışmada, yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşüncelerinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.

Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. Alp Üçok(2).7 olarak gerçekleşmiştir. Psikiyatri AD Amaç: Bu bildiride.6’ya kadar yükselmiştir. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı.3±30.4±12. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT-LOCF popülasyonu.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi. Şükrü Uğuz(9) (1)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi.8) puan artışla 62. Selçuk Kırlı(7).1 puana ulaşmıştır.7. Özmen Metin(8).2±11.4 (%95GA: 8. Ömer Böke(6).8 olan toplam PANSS puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde azalmış ve 12’nci ayda 25.1±12. Tek-Kollu.6―19.7) puan artışla 65.5―33.4±12.6 olan PSP puanı. Mustafa Bilici(1). birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl).7 (%95GA: 7. Meram Can Saka(3). son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır. Yüzde azalma miktarı %29. Hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Psp. PSP puanı 70’in üzerinde olanların oranı başlangıçta sadece %4. ortalama yaş 27.4±12. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan çok-merkezli bir klinik çalışmanın sonuçları sunulmuştur. Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların semptomlarında ve işlevselliğinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Psikiyatri AD (3)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.7 (%95GA: 17. Başlangıçta 50. Başlangıçta 45. çalışma süresince giderek artmış ve 12’nci ayda %28.9―21.2±24. Gaf Ve Panss İle Etkinlik Değerlendirilmesi Hüseyin Güleç(1). Psikiyatri AD (4)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (5)Dr.7±27. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş. . Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir.7±20.9) puan azalarak 53. Başlangıçta 82.PB 28 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı AçıkEtiketli. Haldun Soygür(5). Hastalar 12 aylık süre boyunca 3 ayda bir izlenmiştir.0±20.6 puana gerilemiştir.8 olarak gerçekleşmiştir.4 olan GAF puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 15. Tedaviye yanıt asıl olarak PSP ve ayrıca GAF ve PANSS ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Psikiyatri Kliniği (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. n=62).9±8.3 ve genel psikopatoloji altölçeği puanı için %23.8 iken.5 puana ulaşmıştır. negatif sendrom altölçeği için %33. Hastaların %76’sı erkek. 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 13. Onikinci ayda yüzde azalma miktarı pozitif sendrom altölçeği için %29. Ahmet Ayer(4).

genetik ve elektrofizyolojik tetkiklerin önemli bir yeri bulunmaktadır. Kabakulak Ig G ve M. 3 hastada ise Kabakulak IgM pozitif bulunmuştur.PB 29 Yatarak Tedavi Gören İlk Atak Psikotik Çocuk Ve Ergenlerde Rutin Laboratuar. yatarak tedavi gören 22 çocuk ve ergen (13 erkek. 12 tanesinde ise şizofreni benzeri akut psikotik bozukluklar düşünülmüştür. diğer bir hastada ensefalit olabileceği düşünülmüş. görüntüleme. Anti Nükleer Antikor (ANA). Gerek psikiyatri uzmanlarının gerekse konsültan hekimlerin daha geniş bir yorumlama becerisine ulaşabilmesi için. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Amaç: İlk atak psikozlarda ayırıcı tanı açısından fizik muayene ve nörolojik muayenenin yanı sıra laboratuar.15cenh+. 1qh+) bulunmuştur. Esra Çöp Dr Sami Ulus EAH. bu bulguların değerlendirmesinde ve yorumlanmasında sorunlar yaşanmaktadır.ps+. 2 hastada Anti TPO pozitifliği saptanmıştır. bir hastada steroid tedavisine başlanmış. beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG). Anti Tiroid Peroksidaz (TPO). ekip çalışmalarına daha fazla özen gösterilmesi gereklidir. diğer pozitif bulgular ise izlemde ilgili branş uzmanları tarafından anlamlı bulunmamıştır. Ancak. 14pss. 15pss. Yapılan konsültasyonlar sonucunda bir hastada immun vaskülit olabileceği. Sonuçlar: Hastaların 6 tanesinde ilk atak psikotik belirtiler affektif psikoz. yaş Aralığı 10-18) ilk atak psikoz vakasının yukarıda belirtilen parametrelerdeki rutin değerlendirme sonuçları özetlenmiştir. Anti Glutamik Asit Dekarboksilaz (GAD). Pınar Öner. Emine Taşyürek. HSV Tip1 Ig G ve M. amonyak. tiroid fonksiyon testleri. Anti Tiroglobulin antikorlarının değerlendirilmesi ve karyotip istenmesi önerilmektedir. 9 kız. 16qh+. . 3 hastada EEG anomalisi saptanırken 1 hastada ANA. 4 hastanın beyin MRG’sinde patoloji saptanırken 5 hastada kromozomal farklılıklar (15 pstk+. Tartışma: İlk atak psikotik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde yapılması önerilen rutin değerlendirmelerde özellikle beyin görüntülemesi ve genetik analizlerde pozitif sonuçlara ulaşılabilmektedir. elektroensefalogram (EEG). Görüntüleme. Literatürde her olgu için temel biyokimya ve hemogram ile sedimentasyon tetkiklerinin yanı sıra. 3 hastada HSV Tip1 IgM. 4 tanesinde akut geçici psikotik bozukluklar. Genetik Ve EEG Değerlendirme Sonuçları Özgür Öner. Anti-ds DNA. seruloplazmin. Yöntem: Bu çalışmada.

• Freudenreich. Bunlara ek olarak damgalanma.. O. Current Psychiatry Reports. & Goff. içgörü ile ilişkili bulundu. (2004). İUÖ toplam puanı ile negatif yönde bir ilişki saptandı. Bulgular: RHİDÖ toplam puanı ile PANSS toplam puanı. Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi. C. 65. Attitudes of schizophrenia outpatients towards psychiatric medications: relationship to clinical variables and insight. Psikiyatri AD Amaç: İçselleştirilmiş damgalanma şizofreni hastalarının değersizlik duygusu. Tartışma: Bu çalışmada hastalardaki içselleştirilmiş damgalanma eğiliminin hastanın tedavi işbirliği geliştirmesini olumsuz etkilediği saptandı. Özge Kutay*. M. Evins. Henderson.PB 30 Şizofreni Hastalarında İçselleştirilmiş Damgalanmanın Tedavi İşbirliğine Etkisi Elif Yıldırım*. Psychiatry Research. & Grajales. (2010) Insight in Schizophrenia: A Review. (2003). 31 –49. Bu nedenle şizofreni tedavisinde hastalardaki içselleştirilmiş damgalamanın değerlendirilmesi. Hastalara Pozitif Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS). J. Bu çalışmada.C. Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ). hastaların ilaç almamalarına yol açıyor olabilir ve bu da hastalardaki klinik belirtilerin düzelmesini ve iyileşmenin sağlanmasını engelliyor olabilir (Ritsher ve ark. PANSS pozitif belirtiler ve PANSS genel psikopatoloji alt ölçekler toplam puanı arasında ile pozitif yönde.G. hastaların psikiyatrik ve psikososyal tedaviye yönelimini ve tedaviyi sürdürümünü olumsuz yönde etkiler (Freudenreich ve ark. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar Polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş 46 şizofreni hastası çalışmaya alındı. Tıp Fakültesi.356–361. Otilingam. Şilay Sevilmiş*.C. düşük benlik saygısı.. gerektiğinde psikoeğitim tedavinin ilaç tedavisine eklenmesi gerekmektedir (Baier. A. şizofreni hastalarının içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin ve içselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum ve diğer klinik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. P. Cather. 12. Kaynakça: • Baier. 1372–1376.B. 121.. D. 2010). • Ritsher. utanç toplumsal ve mesleksel işlevsizlik ve sosyal geri çekilme yaşamasına neden olur. 2003). D. İUÖ. Berna Yalınçetin*. M. İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Formu ve İlaç Uyum Ölçeği (İUÖ) uygulanmıştır. Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi.. İçselleştirilmiş damgalanma. Tedavisiz geçen psikoz süresi uzun olan ve intihar girişimi öyküsü olan hastaların daha yüksek RHİDÖ puanları aldığı görüldü. Esra Aydınlı*. Berna Binnur Akdede**. 2004).E. Journal of Clinical Psychiatry. .

ilaç kullanımının metabolik yan etkilerini gözlemlemek amaçlanmıştır. Tartışma: Atipik antipsikotiklerin. Kullanılan antipsikotik ilaca göre de anlamlı bir fark yoktu. Yöntem: 2011-2012 mayıs tarihleri arasında GATF Psikiyatri kliniğinde yatırılarak tedavi gören DSM-IV tanı kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı almış 49 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. 6’sı ketiyapin. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların 16’sı olanzapin. Murat Erdem* * GATF Psikiyatri AD. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Amaç: Çalışmamızda antipsikotik tedavi alan ilk atak psikotik bozukluk tanısı alan hastalarda. Selma Bozkurt Zincir*. hiperglisemi ve kilo alımında artış gibi metabolik değişikliklere neden olduğu bilinmektedir. 7’si haloperidol kullanmaktaydı. Ali Emrah Bilgen*. farklı reseptör profilleri nedeniyle tip 2 diabet. . Mehmet Koçer*. Hastaların tedavi öncesi ve tedaviye başladıktan 8 hafta sonra kan lipid profilleri ile karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri değerlendirildi. Sonuç: Çalışmamızda atipik antipisikotik kullanmakta olan hastaların 2 aylık takipleri sonucunda. Yapılmış çalışmalarda takiplerin 6 ay veya 1 yıl gibi uzun süreli olduğu durumda veya yeni atipik antipsikotik başlanan hastalarda 1 ay gibi kısa süreli takiplerde bu değerlerin değiştiği görülmektedir. 15’i risperidon. karaciğer ve böbrek fonksiyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. antipsikotik tedavinin metabolik değerler açısından herhangi bir değişiklik yapmadığı görülmüştür. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası kan lipid profili. 5’i aripiprazol.PB 31 İlk Atak Psikotik Bozukluk Tanısı Alan Hastalarda Antipsikotik Kullanımının Metabolik Parametreler Üzerine Etkisi Serkan Zincir*.

028) S8 için.PB 32 Tıp Fakültesi İkinci Sınıf Öğrencilerinin Şizofreniye Karşı Tutumlarının Değerlendirilmesi Cengiz Cengisiz. (P=0.026) S27: şizofreni psikoterapi ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. tıp eğitimi sürecinde öğrencilerin şizofreniye karşı tutumlarının ve ilerleyen süreçte tutumlarındaki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %15.3 (n=7) olumlu yanıt bildirilmiştir. S27 için: yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %52.) olumsuz. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %34.020) S16 için: Yakınlarında ruhsal problem olanlarda %26. Bu çalışmada. sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %81.0 (n=6) olumsuz tutum bildirmiştir. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %37.4 (n=17) olumsuz iken.0 (n=2) olumsuz iken. S32 için: kendisinde ruhsal problemi olanlarda %75. Yöntem: CBU Tıp Fakültesi 2. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ruhsal bozukluğu olan bireylerin kabul görmeleri veya dışlanmaları toplumun özellikle de sağlık çalışanlarının tutumları ile doğrudan ilişkilidir. Sosyoekonomik düzey.6 (n=74) olumlu tutum bildirilmiştir. psikiyatri stajı sonrası ve meslek hayatına başlarken olan tutumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %69. (P=0.4 (n=82) olumsuz tutum bildirilmiştir.5 (n=5) olumsuz iken. düşük olanlarda ise %40.0 (n=6) olumlu iken. olumlu ya da olumsuz tepkide bulunma eğilimidir.1 (n=6) olumlu iken. Yine kendisinde ruhsal problem olanlarda %62. Kendisinde ruhsal problem olanlarda %71.0 (n=56) olumlu. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %11.5 (n=5) olumsuz iken. ilerleyen dönemlerde aynı öğrencilerin teorik eğitim aldıktan sonraki. cinsiyet. (P=0.6 (n=2) olumlu iken.6(n=16) olumsuz iken. S16 için. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %67. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %28.6 (n=73) olumsuz tutum bildirilmiştir. kendisinde ya da yakınında ruhsal problemi olması şizofreni karşı tutum oluşturmada etkili olmuştur. orta olanlarda %70. Zeliha Yaşa. ruhsal problemi olmayanlarda %73. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %8. (P=0.9 (n=10) olumlu tutum bildirilmiştir.5 (n=22) olumlu. (P=0. .2 (n=12) olumlu iken. orta olanlarda %28. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %7.0 (n=4) olumlu tutum bildirmiştir.9 (n=29) olumsuz tutum bildirilmiştir.test uygulanmıştır. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %18.8 (n=11) olumsuz tutum bildirilmiştir. Sınıf öğrencileri arasında gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu ve Şizofreni hastalarına karşı tutum envanteri uygulanmıştır. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %85. bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik nesneye karşı öğrenilmiş.001) Sonuç: Araştırmamıza göre şizofreniye karşı olumsuz tutum geliştirmede yaş. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t.2 (n=82) olumlu tutum bildirilmiştir.4 (n=5) olumsuz tutum bildirilmişken kendisinde ruhsal problem bulunmayanlarda %25. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %79. büyüdüğü yer ve anne-baba eğitim düzeyi faktörleri etkisizdir.019) S16:Şizofren bir kişiyle evlenebilirim.019) S32: Şizofreni doğuştan gelen bir hastalıktır.9 (n=94) olumsuz tutum belirtilmiştir. (P=0. Psikiyatri AD Giriş / Amaç: Tutum. doğduğu yer. Bulgular: S8:Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %83. Bu bildiride çalışmaya ait ilk veriler sunulmaktadır. Burak Uykur.8 (n=23. Duygu Kuzu. S8 için. medeni durum. Yine kendisinde ruhsal ruhsal problem olanlarda %25. Düşük olanlarda ise %60.5 (n=3) olumlu iken.7 (n=17) olumlu tutum belirtilmiştir.

Zihin Teorisi. sosyal ve tedavi sonuçlarına yönelik farkındalığı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. İçgörü. Arch. Aslıer M. Hastalar. Ayrıca. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (AHİÖ) uygulandı.. hastalığa ve tedaviye yönelik içgörü yetenekleriyle doğrudan ilişkili olduğu saptandı. Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ)-A Formu. Yöntem: Çalışma DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısını karşılayan 89 hastadan oluşan bir örneklem üzerinde gerçekleştirildi. Brain Research. dolayısıyla kendisinin ve diğerlerinin hem zihinsel hem duygusal perspektiflerinin faklı olabileceği anlayışını geliştirememekte olabilirler. 257(2):104-111. Bulgu. Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZİTÖ). Çalışmaya alınan şizofreni hastalarında özellikle duygulanımda küntleşmenin varlığının. Bora E. hastaların empati becerileriyle. Empati. Adolphs R. Sonuç: Şizofreni hastalarında ZT bozukluğunun. kişisel deneyimlerin başkalarının zihinsel-duygusal durumlarını anlayabilmek için kullanıldığı görüşünü(2) kuvvetlendirmektedir.. 2. Psych Clin Neurosci. bu belirtilerin olmadığı hastalara oranla ZT bozulmasını 2. Atabay İ. Pozitif ve Negatif Belirtiler Ölçeği (PANSS). 2006. Bulgular: Şizofreni hastalarının DEZİTÖ toplam puanlarının klinik belirtilerden varsanı.. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Amaç: Zihin teorisi (ZT) sosyal-bilişle ilgili bir işlevdir.7 kat daha yüksek düzeyde öngörmekte olduğu görüldü. Şehitoğlu G. Şizofrenide ZT bozukluğunun empati ve içgörü yetenekleriyle ilişkilerini inceleyen az sayıda çalışma bulunmaktadır. içgörü yetersizlikleri nedeniyle kişisel deneyimlerini fark edememekte. Anahtar Sözcükler: Şizofreni. . Hastaların empati becerileri de yetersizdi. simulation and enactive social cognition. Duygulanımda küntleşmenin yanı sıra. hastalığın ve sosyal sonuçlarının farkındalığı ve pozitif belirtilerin farkındalığı ile ilişkili olduğu bulundu. varsanı belirtileri de olan hastaların daha şiddetli ZT bozukluğu gösterdiği saptandı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. duygulanımda küntlük ve suçluluk duygularıyla anlamlı derecede ilişkili olduğu saptandı. How do we know the minds of others? Domain-specificity. Berna Binnur Akdede**. Bu çalışmada şizofrenide ZT bozukluğunun hastaların empati yeteneği ve hastalığın belirtileri. ZT’nin içgörü yeteneğini yordadığı görüşünü(1) destekler niteliktedir. Aynı zamanda ZT bozukluğunun. 2007. Nur Erdil*.PB 33 Şizofrenide Zihin Teorisi Bozukluğunun Empati Ve İçgörü Yeteneği İle İlişkisi Banu Değirmencioğlu*. Şizofreni hastalarında ZT bozuklukları birçok çalışmada gösterilmiştir ve hastalardaki psikososyal işlev bozukluğu ile doğrudan ilişkilidir. benliğin diğer kişilerin algılanmasında bilişsel bir filtre olarak görev yaptığı. Theory of mind and unawareness of illness in schizophrenia : Is poor insight a mentalizing deficit? Eur.. Kaynaklar 1. Veznedaroğlu B. hastaların empatik becerileri. 1079:25-35.

Bu alandaki çalışmaların hastaların klinik gidişine yol gösterici olması ve bilişsel yan etkileri en aza indirmek için alınacak önlemler açısından oldukça önemli bir yeri vardır. CGI. tedavi öncesi ve sonrası PANSS. Çalışmamızda. EKT eşik ortalaması düşük ve yüksek olan olgular arasında tedavi öncesi (TÖ) ve tedavi sonrası (TS) bakılan PANNS. EEG nöbet süresi ve postiktal süpresyon süresidir. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p> 0. EKT toplam nöbet süresi kısa ve uzun olan olgular BPRS ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermiyordu (p>0.000<0. Toplam EKT toplam nöbet süresi medyan değeri 279 sn kesme değer olarak değerlendirildi. akut alevlenme ve tedaviye dirençli 70 şizofreni hastası çalışmaya alınmış ve 61'i çalışmayı tamamlamıştır. EKT kararı alındıktan sonra. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0. literatürde en çok üzerinde durulan nöbet eşik değeri ortalaması.05). Bizim çalışmamızda da şizofreni hastalarında paralel bulgular görülmüştür ve EKT nin bilişsel durum üzerine etkisine bakıldığında kısa dönemde anlamlı bir değişikliğe işaret edecek bir bulguya rastlanmamıştır.PB 34 Elektrokonvülsif Tedavi Alan Şizofreni Hastalarında Eeg Değişikliklerinin Klinik Özellikler Ve Tedaviye Yanıtla İlişkisi Gülnihal Gökçe Şimşek. Selma Bozkurt Zincir *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Şizofreni tedavisinde ilk sıra tedavi olarak antipsikotik ilaçlar düşünülmektedir. Buna göre postiktal supresyon ortalama süresi arttıkça BPRS puanı azalmaktaydı. Bulgular: Postiktal supresyon ortalama süresi ile BPRS arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere yapılan korelasyon analizi sonucunda. . p=0. Böyleyken EKT. Ortalama EKT toplam seans süresi kısa ve uzun olan olgular arasında TÖ ve TS bakılan PANNS.05). EKT eşiği düşük ve yüksek olan olgular arasında BPRS ölçümleri açısından farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi.05) . tedavi öncesi ve sonrasında klinik özellikleri ile iktal EEG parametreleri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. EKT’nin şizofrenideki terapötik etkinliğini ve tedaviye yanıtı belirleyen değişkenleri araştıran çalışmalar oldukça sınırlıdır. elektrokonvülsif tedavinin (EKT) etkinliğinin ve yan etkilerinin iktal EEG bulgularıyla olan ilişkisini araştırmaktır. Etkin bir EKT. Altında kalan değerler kısa EKT.05). üstünde kalan değerler yüksek eşik olarak değerlendirildi. Çalışmamızın amacı. Avrupa’da ve birçok gelişmekte olan ülkede oldukça sık kullanım alanı bulmaktadır. postiktal supresyon. CGI ile izlenmiş. kognitif durum ise FAB ( frontal değerlendirme bataryası) ile değerlendirilmiştir.2 düzeyinde negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=-0. Bu iktal EEG parametreleri. EKT Eşik medyan değeri %37 kesme değer olarak değerlendirildi. üstünde kalan değerler uzun EKT olarak değerlendirildi.952. Yöntem ve Gereçler: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 6 ay içinde Psikoz servislerine yatışı yapılan ve EKT kararı alınan 18-65 yaş arası kadın ve erkek. etkin bir tedavi olan EKT nin uygulanması sırasında tedavi etkinliğini ve yan etkilerini objektif olarak öngörebilmede bu iktal EEG parametrelerinin önemli olduğunu ve gelecek çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurgulamak istedik. CGI. Ancak sıklıkla tedavi uyuncu iyi olmamakta ve yeterli tedaviye rağmen bu hastaların neredeyse % 25'i antipsikotik ilaç tedavisine kısmi yanıt vermekte veya hiç yanıt vermemektedir. Çalışmalarında depresyon hastalarında EKT tedavisi ile periiktal EEG parametrelerinde tek klinik iyileşme göstergesi postiktal supresyon olmuştur. Hastalık şiddeti girişteki ve her seans sonrası BPRS. Tartışma ve Sonuçlar: Sackeim ve ark hipotezine göre EKT deki nöbetin kendisi değil nöbete verilen postiktal süpresyon teröpotik olandır. Altında kalan değerler düşük eşik. prefrontal yavaşlama. puanlar arasında %95. Ümit Başar Semiz. prefrontal inhibisyon ile ilişkili olarak serebral kan akımında ve metabolizmasında azalma gibi EKT için etki mekanizmaları içermelidir.

Bu bildiride. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş. Düşük vücut kitle indeksi ve lipid değerleri olan şizofreni hastalarında yaşam kalitesi daha yüksektir.0±17. Haldun Soygür(1). .4 (%95GA: 5.1―20. Hastaların %76’sı erkek. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların yaşam kalitesi ile ilgili tüm bileşenlerde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. Alp Üçok(2). Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi. Paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında ve fiziksel toplam skor. vitalite.9 olmuştur.9±16. Selçuk Kırlı(7).5 ve 12’nci ayda 12. (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi. 6’ncı ayda 13. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT popülasyonu.8 (%95GA: 7. Hastalarda 12 ay boyunca 3 ayda bir SF-36 ölçeği uygulanmış ve vücut ağırlığı ölçümü yapılmış. emosyonel roller ve ruhsal sağlık) benzer şekilde anlamlı iyileşmeler gerçekleşmiştir. Meram Can Saka(4). Hastalara 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır.2―19. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı (non-switch grubu). Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Sf-36 İle Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi Ersin Hatice Karslıoğlu(1). ruhsal toplam skor ve tüm altölçek skorlarında (fiziksel fonksiyonlar.7) puan artışla 70.5) puan artışla 67. Psikiyatri Kliniği.PB 35 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı Açık Etiketli. Özmen Metin(8). Psikiyatri AD (3) Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Başlangıçta 53. başlangıçta ve 12’nci ayda açlık kan şekeri ve lipid profili araştırılmıştır.6) puan artışla 62. ortalama yaş 27. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi.9±8. fiziksel roller.3―13. Bu iyileşmeler paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir. Mustafa Bilici(3). Tek-Kollu. SF-36 toplam skor. fiziksel fonksiyonlar skoru ve vücut ağrısı skoru ile vücut kitle indeksi ve lipid profili değerleri arasında negatif korelasyonlar saptanmıştır. Şükrü Uğuz(9) (1)Dr.9±17.0 olan SF-36 toplam skoru 3’üncü ayda 9. Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek (switch grubu) çalışmaya alındı.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi.0. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. vücut ağrısı. n=62). Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi.5 (%95GA: 5. genel sağlık. Psikiyatri AD Amaç: Şizofreni tedavisi sırasında gözlenen metabolik sorunların yaşam kalitesi üzerine etkileri henüz tam olarak araştırılmamıştır. Ömer Böke(6). birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş ve son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan bir klinik çalışmanın yaşam kalitesi ile ilgili sonuçları sunulmuştur. sosyal fonksiyonlar. Ahmet Ayer(5). son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır. fiziksel toplam skor.5±15.

Levent Sütçigil**. Amaç: Atipik antipsikotikler. NPY. AgRP ve NPY mRNA ekspresyonlarının ve plazma seviyelerini azaldığını. Tartışma ve Sonuçlar: Sonuç olarak. uzun dönem kullanımlarında. bu nedenle de kilo alımına ve leptin seviyelerinde artışa neden olduğu düşünülmektedir. iştah düzenlenmesinde rol alan. Bununla birlikte. çeşitli yan etkiler göstermektedir. Bu çalışmada. ilacın kilo alımına neden olabileceği düşünülmektedir. Bulgular: Risperidon tedavisi gören hastalarda kontrole göre plazma leptin seviyeleri artmış ve kilo aldıkları gözlemlenmiştir. risperidonun kısa dönem kullanımda dahi POMC nöronları üzerindeki serotonerjik antagonizmi ile iştahta artışa. Risperidonun. POMC. fakat beklenmedik bir şekilde CART mRNA seviyelerinin düştüğünü. Yöntem: İnsan ve sıçanlarda plazma nörohormon konsantrasyonları enzim bağlı immünosorbent assay (ELISA) ile. Mehmet Ak**.PB 37 Atipik Antipsikotik Risperidon Tedavisinde İştah Kontrolünde Rol Alan Hipotalamik Nöropeptitlerin Seviyelerinin İncelenmesi Canan Kurşungöz*. plazma seviyelerinin ise arttığını göstermiştir. α-MSH ve CART seviyeleri tedaviden önce düşük olup. Bu aday genlerin mRNA ekspresyon seviyelerinin belirlenmesi için erkek Wistar sıçanlara 4 hafta oral yoldan risperidon verilmiştir. alfa melanosit stimule eden hormon (α-MSH) ve kokain ve amfetamin ile regüle edilen transkript (CART)) ve leptinin. serotonerjik antagonizm ile bu nöropeptilerin plazma seviyelerini değiştirebileceği hipotezine bağlı olarak. şizofreni tedavisinde başarı göstermelerine rağmen. serotonerjik antagonist olan atipik antipsikotik risperidon ile 4 hafta tedavi edilen erkek şizofren hastalardaki plazma seviyeleri incelendi. hipotalamik nöropeptiler/horomonların (nöropeptit Y (NPY). . en önemlisi kilo alımı olmak üzere. ilaç tedavisiyle değişiklik göstermemiştir. Tülin Yanık* *Orta Doğu Teknik Üniversitesi **Gülhane Askeri Tıp Akademisi. gen ekspresyon seviyelerindeki değişimler ise kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksyionu (qRTPCR) ile ölçülmüştür. Sıçanlarla yapılan çalışma. Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD.

50±8. Eğitim süreleri açısından karşılaştırıldığında 2 yıllık okullardaki depresyon oranı %36 iken 4 yıllık okullarda depresyon oranı %26. p=0.9. Emrullah Sevim Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Pek çok insan kolej yıllarının hayatlarının en iyi yılları olduğuna inanır.PB 40 Üniversite Öğrencilerinde Depresyon Prevalansı Doğum Mevsimi Ve Diğer Faktörlerle İlişkisi Yüksel Kıvrak. p=0.9.204.8) katılmıştır.9) arasındaki farkın önemli olmadığını bulduk (χ2=0.05). Oğuzhanoğlu NK. depresyon yaygınlığı % 30. Yöntem ve Gereçler: Kafkas Üniversitesi’ne bağlı 5 fakülte ve 8 yüksek okulda eğitim alan 2556 birinci sınıf öğrencisinin 2168’i (% 84. n=396) öğrenciler arasında depresyon açısından fark bulunmadı (χ2=0.047 idi. BDÖ’ne göre kesme puanı 17 olarak alındığında. . Üniversite öğrencilerinde depresif belirtiler ve sosyodemografik özelliklerle ilişkisi. n=250) ve erkek (%30.9) ile erkeklerdeki depresyon oranı (%30. Ama üniversite öğrencilerinde depresyon oranı genel toplum ortalamasından daha yüksektir. Çalışmamızda kadınlardaki depresyon oranı (%29. Doğduğu aylara göre dört gruba ayrıldığında depresyon açısından gruplar arasında depresyon açısından fark görülmedi. Kaynak: 1.3(3):155–161.05). 651). Kadın (%29. Birinci öğretim de depresyon oranı %29.6 iken ikinci öğretimde %32.1idi (p<0. Hatalı olanlar çıkarıldıktan sonra 2118’i değerlendirmeye alınmıştır.0 olarak tesbit edildi (p>0. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Anket Formu ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır.651). Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002.5 olarak bulduk. Örneklemin yaş ortalaması ile BDÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0. Bulgular: Öğrencilerin BDÖ puanları 0 ile 62 arasında değişmekte olup ortalaması 13.5 (n=646) olarak bulundu.Özdel L. Üniversite öğrencilerinde depresyonu ve onun özelliklerini değerlendirmek önemli sağlık araştırma konusudur(1). Tartışma ve Sonuç: Biz üniversite öğrencilerinde depresyon oranını %30. Özdel O. Öğretim türü açısından bakıldığında gündüz eğitim gören birinci ve gece eğitim gören ikinci öğretim türlerinin öğrencilerin depresyonunu etkilemediğini bulduk.001). 204. Bostancı M. Deneklerin doğum aylarıyla ve doğum mevsimi ile depresyon oranları arasında ilişki olmadığını bulduk.

Gönüllü olan öğrencilere 4 oturumdan oluşan 15 günde bir toplanan 1. (p < 0. Tıp öğrencilerinin tutumlarının belirlendiği çalışmalarda psikiyatri eğitimi almış olmanın şizofreni hastalarının toplum içindeki yaşamı ile ilgili olumsuz tutumları değiştirmediği saptanmış. Bu alanda daha büyük örneklemlerle yapılacak karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.6’dan (n=3)%30’a düşmüş. Duygu Kuzu. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t. Yöntem: CBU Tip Fakultesi 2. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=11)%57.9’dan (n=1)%11. Zeliha Yaşa. hala reddedici ve dışlayıcı olduğunu göstermiştir. Sinif öğrencileri arasinda gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu. onların toplumdan dışlanmasına kadar giden davranış bütünüdür. Ruhsal hastalıklara yönelik olumsuz tutumları azaltmaya yönelik klasik eğitimlerin dışında yeni bir takım yöntemlerden de faydalanılabilir.1’den (n=1)%10’a düşmüş. Bulgular: Etkileşim grubuna katılmaya 19 öğrenci gönüllü olmuştur. ‘’Birebir etkileşim grupları’’ bu yöntemlerden biri olabilir.(2).05) Tartışma: Yapılan araştırmalar öğrencilerin ve kurumlarda çalışan sağlık profesyonellerinin psikiyatri hastalarına ve hastalıklarına yönelik tutumun son 10 yılda değişiklik göstermediğini.05) Soru 14: Şizofrenili hastalar toplum içinde serbest dolaşmamalıdır.5 saat süren sizofreni hastalariyla birlikte katılacaklari bir etkilesim grubu uygulamasi yapılmıştır. yabancılaştırma yoluna gider. hastalarla birebir temasın sağlandığı etkileşim grubununşizofreni hastalarına yönelik tutumlar üzerindeki etkisini değerlendirmektir.05) Soru 8: Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Eğitim Araştırma Hastanesi. Bu çalışma bulgularına göre ‘’Şizofren bir kişiyle evlenebilirim’’ sorusu dışında. Psikiyatri Kliniği Giriş / Amaç: Birey yâda toplum kendisini ürküten rahatsız eden bir durum ile karşılaştığında sıklıkla onu kendisinden dışlayıp. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=8)%42. Çalışmaya katılan öğrencilerin 11 tanesi her dört oturuma da katılarak. 4 oturumun tamamlanmasından sonra etkileşim grubunun etkisini değerlendirmek amacıyla aynı ölçekler tekrar uygulanmış ve etkileşim grubu öncesi ve sonrasında öğrencilerin şizofreni hastalarına yönelik tutumları karşılaştırılmıştır. Cengiz Cengisiz.PB 41 Şizofrenide Damgalama İle Mücadelede Birebir Etkileşim Grubunun Şizofreni Hastalarına Yönelik Tutumlar Üzerindeki Etkisinin Değerlendirilmesi Burak Uykur. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip.05) Soru 18: Bir Şizofrenle ev arkadaşı olmam. Bu çalışmanın amacı. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=10)%52.(p <0. .6’dan (n=0)%0’a düşmüş. Soru 3: Ahmet Bey’(Şizofreni belirtileri gösteren bir olgu)’in bu durumu kişilik yapısının zayıflığından kaynaklanmaktadır. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=12)%66. Bütün ruhsal hastalıklar arasında damgalamadan en fazla etkilenen grup şizofreni hastalarıdır. Sizofreni hastalarina karsi tutum envanteri uygulanmıştır.1’e düşmüş.(p < 0. etkileşim grubundaki öğrencilerin bütün tutumları olumlu yönde değişme eğilimindedir. etkileşim grubunu tamamlamıştır.(p<0.test uygulanmıştır. Damgalama bazı hasta gruplarına karşı toplumun tavır alması.

9’unun madde kullanımı öyküsü bulunmaktadır. Osman Şalış.1’inin alkol kullanımı ve %4.1’inin adli öyküsü olup suisid girişimi.7’si orta düzeyde gelirleri olduğunu bildirmişlerdir. çalışma durumları hakkında veriler danışan değerlendirme formları taranarak paylaşılacaktır. Onur Tankaya. Bulgular: Merkezde takibi olan 41 danışanın %90. Yöntem ve Gereçler: Merkezde yapılan çalışmalar özet olarak sunulacak ve takibi düzenli olarak (haftanın 1-5 günü) merkezde yapılan danışanların sosyodemografik verileri sunulacak.2’sinin tanısı şizofreni olup danışanların %48.05). şiddet ve adli öykü açısından öyküsü olan ve olmayanlarda yaş. %61’inin (sözel veya fiziksel) şiddet öyküsü ve %17.PB 44 Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Bulgu ve Deneyimleri Ayşe Gökçen Gönen. suisid girişimi öyküsü.6’sının geçmişte suisid girişimi öyküsü. Danışanların %17. Tartışma ve Sonuçlar: Psikotik bozukluklar gibi kronik ve bireyin işlevselliğini belirgin ölçüde bozan hastalıkların sadece psikofarmakolojik yaklaşımlarla çözülemeyecek güçlükleri bireyin yaşamına taşıdığı bir gerçektir. eğitim süresi ortalaması 8.8’i kadın.3’ü düşük.3 yıldır. hastalık süresi ve eğitim süreleri açısından fark saptanmamıştır (p<0.82. ülkemizde sınırlı oranda veri bulunan adli öykü.3’e gerilemiştir. Danışanların %36. Hastalık öncesi çalışma yüzdeleri 68. %78’i bekârdır. alkol-madde kullanımı. şiddet öyküsü. . Bu noktada psikososyal girişimler ön plana çıkmakta TRSM’ler bu bireylerin topluma kazandırılması amacıyla hizmet vermeyi amaçlamaktadır. Danışanların %46. TRSM’lerden takibi yapılan bireylere ait özelliklerin bilinmesi gereksinimlerin tespiti ve hizmet planlamasında gereklidir. Emel Alkan Pazvantoğlu Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Amaç: Bu posterin amacı Ocak 2011’de faaliyetlerine başlayan Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin (TRSM ) işleyişi ve deneyimleri hakkında bilgi vermek ve takibi düzenli olarak merkeze gelmek suretiyle yapılan danışanların verilerini paylaşmaktır. %53. Yaş ortalamaları 34.3 iken hastalık sonrası bu yüzde 7.02 yıl olup kadınların eğitim süresi anlamlı olarak erkeklerden kısa tespit edilmiştir ve hastalık süresi ortalamaları 14.

Belirtilen özellikler dışında. Yavuz Ayhan. İdame EKT süresinin en uzun 57 ay. hastaların tıbbi öyküleri de kısa vaka raporları halinde sunuma hazırlandı. şizofreni(s=2). bir hastada ek olarak kullanılan ilaçlar ile ilişkili komplikasyonlar nedeniyle iki hastada erken dönemde EKT sürdürümünün kesildiği anlaşıldı. Tartışma ve Sonuçlar: EKT’ye yanıt veren dirençli ruhsal rahatsızlıklarda depreşme ve yinelemenin önlenmesinde sürdürüm ve idame EKT’nin yeri olabilir. tıbbi komplikasyonlar ile ilişkili müdahaleleri içeren EKT kayıtları.6 idame). Hastaların teşhisleri depresyon(s=4). anestezi notları. kliniğimizde uygulanmakta olan sürdürüm ve idame EKT’leri gözden geçirmeyi ve vakaların klinik özelliklerini sunmayı planladık. Yöntem ve Gereçler: 2003-2012 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde EKT uygulanan tüm hastaların kayıtları incelendi. . nöbet özellikleri. hastalık ve EKT ile ilişkili parametreler yönünden araştırıldı. Bir hastada EKT. etkinliği ve yan tesirleri geniş örneklemli çalışmalar ile belirlenmiş değildir. bu bildiride. Bulgular: Toplam 8 hastanın sürdürüm veya idame EKT aldığı tespit edildi (3 erkek.PB 45 İdame Ve Sürdürüm Tedavilerinde Elektrokonvulzif Tedavinin Yeri Gamze Bostankolu. Bu bildiride kliniğimizde uygulanan sürdürüm ve idame EKT’ler ile ilgili veriler özetlenmiştir. Dirençli şizofreni teşhisli iki hastada pozitif psikotik belirtilerde gerileme tespit edildi. Sürdürüm ve idame EKT’nin endikasyonları. Hastane dosyaları ve vital bulgular. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Elektrokonvulsif tedaviye (EKT) yanıt veren bazı olgularda depreşmenin önlenmesi için sürdürüm (continuation) ve yinelemenin önlenmesi için idame (maintenance) EKT uygulanabilmektedir. 5 kadın. Akut hastalık dönemi sonrasında sürdürüm veya uzun dönemde idame amacı ile en az bir seans EKT uygulanan tüm hastalar değerlendirilmeye alındı. Tedaviye devam eden duygudurum bozukluğu vakalarında fayda sağlandığı ve uzun dönem iyilik halinin olduğu gözlendi. Bu bildiride. EKT sayısının en az 3 ile en çok 44 olduğu görüldü. bipolar affektif bozukluk(s=2) idi. Özellikle dirençli vakalarda sürdürüm ve idame tedavisinde EKT’nin kullanımı ile ilgili olgu sunumları ve serilerin yanı sıra daha ayrıntılı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Koray Başar.

Üç gün dinlenme dönemi verilerek açık alan (openfield)testi ve kuyruktan asma testi 360 saniye süre ile uygulandı. Defekasyon sayısı ise deney grubunda artmıştı. 26.3000±0. Ning H.007.33500.8 ± 1.38(2):127–32. ve diğerleri.01. Bhatnagar R.47258 p=0. . erkek. sağlıklı 28. Wang J.2±1. 2005. Ge Y. Bulgular: Kontrol ve deney grubunda sırası ile (ortalama±standart hata).009. Bhatnagar M. Florür ve depresyon ilişkisini inceleyen hayvan çalışması tesbit edemedik. Bu çalışmada fare depresyon ve anksiyete modelinde florürün etkisini araştırmak amaçlandı. Effects of high fluoride and low iodine on brain histopathology in offspring rats.18 g ağırlığında Swiss cinsi fareler alındı. 234±15. Rao P. Fluoride. Fareler iki gruba ayrıldı. dışkılama sayısı 2.PB 46 Florürün Fare Anksiyete ve Depresyon Modelinde Etkisi Yüksel Kıvrak Kafkas Ü Tıp Fakültesi Amaç: Florozis esas olarak diş ve iskelet sisteminde olumsuz etkiler oluştursa da yapılan pek çok çalışma beyin ve diğer organ sistemlerinde de hastalık yapabileceğini göstermiştir.39(4):280–4.97.39. Wang S. Rastgele sayılar tablosu ile oluşturulan ilk gruba 40 ppm F kontrol grubuna ise 0.48 p=0. Biochemical changes in brain and other tissues of young adult female mice from fluoride in their drinking water.009.85 p=0. hareketsizlik süresi 23610E2±19. Florürün etkilediği organlardan biri de beyin(1)(2)(3) olduğu bilinmekle beraber anksiyete ve depresyon modellerindeki etkisini yeterince aydınlatılmamıştır. gezdiği kare sayısı 258±15. Fluoride. Saxena A. şahlanma 35.002.79. Meena P. Kuyruktan asma testi sonuçları incelendiğinde immobilizasyon süreleri açısından deney grubu ile kontrol grubu arasında önemli bir farklılık saptanmadı. 4. Açık alan testinde ise deney grubunda dışkılama sayısı daha fazla iken gezilen kare sayısı.27 p=0.44.7000±0. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 20 tane 4 aylık. 2.94 değerleri elde edildi.1000±0. 2. 2006. kaşınma 3.8000±0. kaşınma sayıları daha az idi.3±1. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada deney grubunda horizontal aktivite vertikal aktivite ve grooming değerlerinin anksiyeteye bağlı olarak azaldığını bulduk p<0.23333 p=0. Deneyimizin florürün anksiyojenik olduğunu ama anti-depresana benzer etkisi olmadığını gösteren ilk çalışma olması açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz Kaynaklar 1. 184±18.3 ppm F içeren içme suyu ad libitum 90 gün boyunca verildi. şahlanma. Barbar S.

5) kadın. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 15. Bayraktar S. 2007 s. Bulgular: Silah ruhsatı almak amacıyla başvuran 200 kişinin 11’i (%5. Ancak toplumda silah sahibi insanların sadece bir kısmının ruhsat almak için başvurduğu düşünülürse ruhsatsız silah taşıyanlarda kişilik psikopatolojileri görülme sıklığı ile ilgili eldeki verilerle bir öngörüde bulunmak mümkün olmayacaktır. sürekli verilerin değerlendirilmesinde student’s t test kullanılmıştır.891).9 iken herhangi bir kişilik patolojisi olmayanların yaş ortalamaları 43.1±13. Başvuran erkeklerin yaş ortalamaları (±standart sapma) 43.0 paket programı kullanılmıştır.PB 47 Silah Ruhsatı Almak İçin Başvuranların Kişilik Profilleri Toplumdan Farklı Mıdır? Hayriye Baykan Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Silah bulundurma ve taşıma ruhsatı için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için psikiyatri polikliniğine başvuranların kişilik profillerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kaynaklar: 1-Köroğlu E. İstatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0.1 olup benzer şekilde aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmemiştir (p=0. Psikopatoloji saptananların %9. cinsiyetler arasında psikopatoloji görülmesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p=0. Yöntem: Çalışma 2012 yılı Ocak . Testi doldurmak istememe. %15 gibi yüksek oranlardan da söz edilmektedir.Haziran ayları arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne silah ruhsatı almak için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için müracat eden 200 kişinin MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri) sonuçları geriye yönelik olarak değerlendirilmiştir.1 ‘i erkeklerden oluşmakta olup. kadınların ise 43. MMPI’da psikopatolojisi olanların yaş ortalamaları (±standart sapma) 45. Bu kesitsel incelemede de benzer şekilde kişilik psikopatolojisi saptanma oranı %10 olarak bulunmuş ve cinsiyetler arasındada anlamlı farlılık bulunmamıştır. 189’u erkek (% 94.622).697).05 kabul edilmiştir. Genelde kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülmektedir (1).5-6. Yapılan MMPI neticesinde 20 kişide psikopatoloji (%10) saptanmıştır. .3. Kişilik Bozuklukları.3±11. Katagorik verilerin değerlendirilmesinde fisher exact test.1’i kadın. Ankara: HYB yayıncılık. aşırı savunmacı yaklaşım ve benzeri nedenlerle testi geçersiz sayılmış olanlar değerlendirmeye alınmamıştır.5) idi.8±12.6±12.1 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0. Tartışma: Kişilik bozukluklarının genel toplumda görülme sıklığı %6-9 dolaylarındadır. % 10.

Sağlık çalışanlarının %15’i doktor. t-test. Sağlık çalışanlarına psikolojik şiddetin tanımlanması. % 60’ı yüksekokul mezunu olduğu ve % 40’ının 1-5 yıl arasında çalıştığı saptanmıştır. uygulanan psikolojik şiddetin ihbar olarak kabul edilmesi ve soruşturma başlatılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.0 kullanılarak analiz edilmiştir.78’tür. onların kişilikleridir. Verilen değerlendirilmesinde frekans dağılımı. Ss=10.S. %10’unu teknisyendir.57 ve Ss= 10. Erkek çalışanların. %75’i hemşire. iş yeri şiddetini önleme.34 ve standart sapması 10. bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak. psikolojik şiddet algılarının X=51. Kadın çalışanların. sorun ve çatışma çözme becerileri kazandırılmalı. Bulgular:Araştırmaya katılan sağlık çalışanların % 85’i kadın. psikolojik şiddet (mobbing) algı belirleme ölçeği (Leyman) ve beş faktör kişilik envanteri olmak üzere 3 ölçek kullanılarak elde edilmiştir. sistemli bir şekilde düşmanca ve ahlakdışı bir iletişim kullanılarak uygulanan bir psikolojik baskıdır. Analiz sonuçlarına incelendiğinde.S. bu olgunun yıkıcı olduğunun resmen ilan edilmesi.PB 49 Sağlık Kurumu Çalışanlarında Psikolojik Şiddet (Mobbing) Algısı Ve Kişilik Özellikleri Değerlendirilmesi Deniz Kader Şarlak. stres ve öfke yönetimi. Sağlık çalışanlarının cinsiyete göre psikolojik şiddet alt boyutlarından olan sosyal itibarı etkileme ve sosyal ilişkileri etkileme bakımından istatistiksel açıdan %95 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Muğla ili Fethiye ilçesinde bulunan kamu hastanesinde ve merkez sağlık ocaklarındaki sağlık çalışanlarının psikolojik şiddet (mobbing) ve kişilik özelliklerine göre algı düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. . Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık sektöründe görülen mobbing davranışlarının mağdur kadar toplum sağlığını da olumsuz etkilediği bilinmektedir. % 68’ i evli.P. kişinin işini verimli bir şekilde yapmasını engelleyen tüm davranışlara kadar açıklanması. Sağlık çalışanlardan %51’i işyerinde psikolojik şiddet mağduru olduğunu düşünmektedir.46’dır. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini Muğla ili Fethiye ilçesi kamu hastanesi ve merkez sağlık ocaklarında çalışan 450 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır.14. yasal tedbirler alınmalıdır.38.23 olduğu görülmektedir. araştırmaya katılan 450 sağlık çalışanının toplam psikolojik şiddet algı puan X= 51. Beş faktör kişilik modelinin duygusal denge alt boyutu ve psikolojik şiddetin alt boyutu olan sosyal ilişkilere yönelik eylemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Araştırmada veriler kişisel bilgi formu. %40’ı 31-40 yaş aralığında.05 olarak alınmıştır. sözlü saldırılardan. Araştırma. İstatistiksel testlerde anlamlılık düzeyi 0. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarına. Elde edilen veriler istatistik paket programı olan S. psikolojik şiddet algılarının X= 43. Ayşegül Cengiz Muğla Üniversitesi Fethiye Sağlık Yüksekokulu Amaç: Psikolojik şiddet (mobbing) iş yerinde. Kişilerin psikolojik şiddet uygulama veya buna maruz kalma durumlarında belirleyici olan faktör.

Psikoloji Birimi Amaç: Toplumumuzun genel olarak ateşli silahlara karşı eğilimi olduğu bilinmekte ve son yıllarda bireysel silahlanmada artış olduğu gözlenmektedir (1). Demirkan Ö. Ayrıca başvuranların neredeyse yarısının ekonomik durumu iyi değilken başvuruda bulunmuş olması dikkat çekicidir. Başvuran kişilerin %42. *Yasin Bez. Beyaztaş FY (2005) Silâh sâhibi olması sakıncalı kişilik özellikleri. Öte yandan başvuranların önemli bir kısmının genç ve ortaöğretimini tamamlamamış kişiler olması toplumda bilinçsiz bir şekilde artan silahlanma açısından uyarıcı niteliktedir. 81’i 35-45.2’si aylık bin liranın altında geliri olduğunu ifade ederken %30. riskli işte çalışıyor olma (%4. 146 kişinin ilköğretim mezunu.1 ile iken 2011 yılında %26. Şahısların 34’ü 18-25. Dal U. Başvuranlar tarafından silahlanma gerekçeleri olarak güvenlik (%81. Türkiye'de ateşli silahla intiharlar 2002 yılında %18. 2011 yılında Şanlıurfa’daki toplam 37 intihar vakasının 17’si silahla gerçekleşmiştir. Bununla beraber Şanlıurfa’da 2010 yılı içinde 57 adam öldürme ve 96 adam yaralama suçu işlenmiştir (2). Bu çalışmada amacımız Güneydoğu illerimizden Şanlıurfa’da silah ruhsatı için rapora başvuranların özellikleri incelenmektir.4’ünün ise üç bin lira üstü geliri olduğu görüldü.9). Başvuruda bulunan kadınlara sorulduğunda 8 kişinin eşinin hukuki sorunları nedeniyle silah ruhsatı alamadığını ve bu yüzden kendisinin başvurduğunu. 3 kişi ölen eşinden miras kalan silahı bulundurmak istediğini ve iki kişinin de riskli iş nedeni ile başvuru yaptığını bildirdi.gov. Dolayısıyla intihar etme.tr İstatistik Kurumu Resmi İnternet sitesi .4)’i erkek. 13 (%4. Eğitim durumuna bakıldığında 14 kişinin okuma yazna bilmediği. Kaynaklar: 1.1’ye yükselmiştir.6)’ü kadın toplam 284 kişi başvurmuştur. adam yaralama/öldürme gibi bazı ciddi sosyal sorunların artmasında silahlanmanın önemli etkisi olabilir.3). miras kalmış olması (%4. 77’si 45-55 yaş aralığında ve 31’i 55 yaşın üstünde olup %89. komşusunda silah bulunması (%2. 87 kişinin ortaöğretim ve kalan 37 kişinin ise yüksek öğrenim gördüğü anlaşılmıştır. *Mehmet Cemal Kaya. **Sever Beşaltı. *Aytekin Sır *Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Yöntem: Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine silah ruhsatı almak için sağlık kurulu raporuna başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi.7) gösterildi.2). Sonuç: Şanlıurfa’da silah ruhsatı başvurularının nerede ise tamamını erkekler oluşturmuştur.4’ü evliydi. 2:21-30. *Mahmut Bulut. Şanlıurfa’da silahlanma ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Demirkan S.tuik.PB 50 Silah Ruhsatı İçin Rapor Başvuruları: Şanlıurfa Örneği *Abdullah Atli. Güvenlik nedeniyle silah ruhsatı başvurusunda bulunma bildirilen en sık neden olmuştur. Psikiyatri AD **Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi. *Mehmet Güneş. 2.8) ve diğer nedenler (%6. Bulgular: Ekim 2010-Mart 2012 tarihleri arasında 271 (%95. Adlî Psikiyatri Dergisi. www.

Öğrencilerin % 27. % 3. % 10. bu ölçeğin ruhsal iyilik halinin tespitinde geçerli bir ölçek olduğu izlenimimizi güçlendirmiştir. SS ve GSA. Veri toplama aracı olarak. genel sağlık. toplum sağlığının geliştirilmesi çalışmalarına ışık tutması beklenir. Konya **Selçuk Üniversitesi Akşehir Kadir Yallagöz Sağlık Yüksekokulu. Anahtar Kelimeler: Spiritüalite.2 ruhsal yönden tam iyilik halinde iken. % 22.12’nin skorları arasında doğrusal ilişki belirlendi.7’si istediği bölüme yerleşmek ve % 10. Ruhsal durumu iyi olması ile algılanan maneviyat. % 35. ruhsal iyilik.3) birinci sınıfta idi. sağlığın tanımında yer alan “tam iyilik hali”nin komponentlerinden biridir. Selma İnfal***Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. % 26. SS. okuduğu bölüm ve kitap okuma alışkanlığı arasında anlamlı ilişki saptandı. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini 2011-2012 eğitim öğretim yılında Konya il merkezinde bulunan üniversite öğrencileri oluşturdu. sosyal.7’si kaza olarak sıralamıştır. Ancak toplum içi çalışmalarda sağlığın bu bileşeninin araştırılması yeterince ele alınmamıştır. Akşehir-Konya Amaç: Ruhsal sağlık. algılanan dindarlık.8’i orta ya da düşük ruhsallık içinde olduğu bulundu.2’si üniversite okumaya hak kazanmak. her gruptan rastgele belirlenen bir fakülte ve bölümünün birinci ve dördüncü sınıflarından 364 üniversite öğrencisi örnekleme alındı. sağlık ve eğitim bilim alanı olarak sınıflandı.4’ü başka bir şehre yerleşmek olarak sıralamıştır. Bulgular: Üniversite öğrencilerinin yaş ortalaması 22±3 olup 202’si (% 55. ruhsal durumu 4 faktörle açıklayan bir ölçektir. üniversite öğrencisi .5’i iletişim fakültesi ve % 23.5) erkek olup 165’i (% 45. Tartışma ve Sonuçlar: SS’nin GSA-12 ile paralel sonuçlar vermesi. bir demografik anket ile “Spiritüalite Ölçeği (SS)” ve “Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12)” kullanıldı. Fakülteler.6’sı mühendislik fakültesi. üniversite öğrencilerinin % 27. Hayatlarını çok etkileyen ve olumlu olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ise. Bu araştırma üniversite öğrencilerinin genel sağlık ve spirütüel durumlarını değerlendirmek amacıyla betimleyici olarak yapılmıştır. Türkçesinin geçerlilik ve güvenilirliğinin yapıldığı.1’i eğitim fakültesi öğrencisi idi. Öğrenciler hayatlarını çok etkileyen ve olumsuz olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ilk üç sırada.7’si veteriner fakültesi. Etkili faktörlerde iyileştirme girişimleri ile ruhsal durumda da iyileştirmelerin sağlanabileceği kanaatine varıldı.3’ü ciddi bir sağlık sorunu ve % 2. % 12.6’sı bir yakınının ölümü. % 72. Kullanılan SS göre. Üniversite öğrencilerinin ruhsal durumu bazı faktörlerle ilişkilidir.PB 51 Üniversite Öğrencilerinin Genel Sağlık ve Spiritüel Durumunun Değerlendirilmesi Said Bodur*. Toplumun her kesiminin ruhsal sağlık durumunun aydınlatılmasının. Delaney’in geliştirdiği. fen.

67:47-57. karışık anksiyete depresyon grubunda 180(%24. 12 ve 22 idi.0). 14:164-172.PB 52 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastalarda Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarının Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerinin Karşılaştırılması Elif Karaahmet* Adnan Kirmit** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Amaç: Bu çalışmada depresyon ile anksiyete bozukluğu arasında sosyodemografik yönden ve vitamin B12 ve TSH düzeyleri açısından özellkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.9) hasta vardı. 3-Brown TA. eşzamanlı hastalık ve ortak risk faktörleri yoluyla ilişkili bulunmuşlardır (1). Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı.15 ve 20 idi. eğitim düzeyi ve medeni durumu açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. . Sonuç: Anksiyete ve depresyon arasındaki ilişkide risk faktörlerine yönelik yapılan çalışmalar depresyon ve anksiyete bozukluklarının altta yatan aynı psikopatolojinin farklı görünümleri olabileceğini düşündürmektedir. Şanlıurfa Giriş: Anksiyete ve depresyon klinik özellikleri. Örsel S. Hastaların yaş ortalaması. Lieb R (2010) Incidence and risk patterns of anxiety and depressive disorders nd categorization of generalized anxiety disorder. Özcaltepe B. bildirilmiştir (3). patofizyoloji ve tedavideki farklılıkları nedeniyle ayrı bozukluklar olarak düşünülürken. Kaynaklar: 1-Beesdo K. Çanakkale **Siverek Devlet Hastanesi Biyokimya.2). Majör Depresyon ve Anksiyete Bozukluğunun Birlikte Görüldüğü Durumların Klinik Özellikleri: Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Arch Gen Psychiatry. bu grupların HAM-A skoru sırasıyla 15. karışık anksiyetedepresyonu olan toplam 724 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Klinik Psikiyatri 2011. Depresyon anksiyete ve karışık anksiyete depresyon gruplarının HAM-D skorları sırasıyla 21. İç içe geçmiş bu hastalıklar arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha ayrıntılı verilerle araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Yöntem: Siverek Devlet Hastanesine 2009-2010 yılları arasında başvuran depresyon. 21: 256-271. Psychol Assess. Gruplar arasında vitamin B12 eksikliği ve TSH düzeyi açısından karşılaştırıldığında gruplar anlamlı fark saptanmadı. 2-Karadağ H. Pine DS. Kart A. anksiyete bozukluğu. Barlow DH (2009) A proposal for a dimensional classification system based on the shared features of the DSM-IV anxiety and mood disorders: implications for assessment and treatment. anksiyete grubunda 311(% 43. Bir anksiyete veya depresyonu olan hastaların %55'inde değerlendirme sırasında en az bir tane eşzamanlı anksiyete veya depresyon olduğu. Kayran E. Depresyon grubunda 233 (%32. Türkçapar H. Son dönemde yapılan birçok klinik ve epidemiyolojik çalışma anksiyete bozuklukları ve depresyonun sıklıkla eş hastalık olarak ortaya çıktıklarını bulmuştur (2). Bulgular: Hastaların 487’si kadındı.

Toplam 948 hasta içinde depresyon tanısı alan 340 hastanın verileri SPSS paket programı kullanıldı. Kadın olmak.9’u kadındı. 38:129-33.4-Fava M. Pava JA. 3. HAM-A ortalaması 16 idi. 2. 1996.5’inde diğer bir eksen I bozukluğu eşlik etmekteydi. Kaya M. 10:3-10. HAM-D ortalaması 21.8’i depresyon tanısı almaktaydı.Yalvaç HD. 4. Farklı bölgelerde yapılacak çalışmalarla bölgesel farklılıkların belirlenmesi açısından yararlı olacaktır.4 ile en sık görülen obsesif kompulsif bozukluktu. Eştanılar içinde %29. 1960’lardan günümüze depreyonun epidemiyolojisi. . %70. Kaynaklar: 1. süregenleşme.PB 53 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Bir Yıl İçinde Başvuran Depresyon Tanılı Hastaların Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri Elif Karaahmet*. McGonagle KA. J Affect Disord.3-Kessler RC. Bir Devlet Hastanesine Depresyon Nedeniyle Başvuran Olgularda Sosyodemografik Özellikler. 1(2):16-20. Emül M.2-Kaya B. Comorbidity of DSM-III-R major depressive disorder in the general population: results from the US National Comorbidity Survey.4’ü evliydi. tarihsel bir bakış. kalıntı belirtiler. Coşkun A. Yedikardaşlar C. Rosenbaum JF. %67. eğitim düzeyi düşüklüğü. Amaç: Depresyon tanısı alan kişilerin sosyodemografik ve klinik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ünal S. 1996. Gender differences in Axis I comorbidity among depressed outpatients. 168:17-30. Depresyonla birlikte diğer Eksen I sıklıkla bir arada görülmektedir(3). Nelson CB. Yöntem: 2009-2010 yılları arasında Siverek Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran hasta kayıtları geriye dönük olarak tarandı. 2007. Klinik çalışmalarda ekhastalığının varlığı depresyondaki alevlenme. Dikilitaş Y. Sonuç: Depresyonun ortaya çıkmasına çeşitli risk faktörleri mevcuttur. Sık görülmesinin yanı sıra yarattığı yetiyitimi ve ekonomik sonuçlar depresyon araştırmalarının önemini artırmaktadır(2). Yüksel Kıvrak** * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri Anabilimdalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı Giriş: Depresyon dünyada halk sağlığını en çok tehdit eden sorunların başında yer almaktadır(1). et al. Nierenberg AA. Güncel Psikiyatri ve Psikonörofarmakoloji 2011. Klinik Psikiyatri. Abraham M. Alpert J. Depresyon tanısı alan olguların yaş ortalaması 32. Bulgular: tüm taranan grubun %35. yineleme. Br J Psychiatry. çalışmamızda ön plana çıkan faktörlerdir.14’tü. intihar eğilimi ve psikososyal sorunların artışına neden olan etmenler arasında yer aldığı gösterilmiştir(4). %43. Bu çalışma bir devlet hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran kişilerle sınırlıdır. %57.4’ünün eğitim düzeyi ilkokul ve altıydı.

psikotik bozukluklar %5. Tartışma ve Sonuç: Sosyodemografik veriler ile tanı grupları arasında anlamlı olarak ilişki saptandı.44 olup.6 (n=78) oranında görüldü. %34. psikiyatrik tanı .505 yıl olarak bulunmuştur.DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre duygudurum bozuklukları %56.Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Psikiyatri AD.3 (n=19).7’si (n=781)35 yaş altın. Anahtar sözcükler: Psikiyatri polikliniği. Ortalama geliş sıklığı 2. Çalışmamızda başvuran hastaların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturdu.9 ± 16. Hastaların %56. sosyodemografik faktörler.7’si (n=906) kadın. Kırsal kesimden başvuru oranı düşük saptandı.28 ±2.ğından dolayı polikliniğimizde çocuk yaş grubu hastalarda muayene edildiğinden çalışmaya alınmıştır. Hastaların büyük çoğunluğunu şehir merkezinden gelenler oluşturmaktadır.PB 54 Bir Üniversite Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastaların Sosyodemografik Özellikleri ile Tanı Grupları Arasındaki İlişki Nurcihan Akbulut. Kars’ta çocuk psikiyatristi olmadı. Yöntem: Mayıs 2010-2011 tarihleri arasında başvuran 1378 hastanın poliklinik kayıtlarının incelenmesi ile elde edilen veriler değerlendirildi. toplam poliklinik sayısı 3144’dür.5 (n=779).8 (n=398). Tanı grupları ile kontrol için polikliniğe başvurma oranları arasında farklılıklar saptanmıştır. Ortalama yaş 34. En sık konulan tanılar duygudurum bozuklukları.dadır.İbrahim Yağcı. Kars Amaç: Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine bir yıl içinde başvuran hastaların sosyodemografik özellikleri ile tanı grupları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı. somatoform bozukluklar %1. dikkat eksikliği ve davranış bozukluklarıdır.3 (n=74). dikkat eksikliği ve davranış bozuklukları %5. Hastaların %65.3’ü (n=472 ) erkekti. Bulgular: 1378 hasta muayene edildi. anksiyete bozuklukları %28. anksiyete bozuklukları.

59 olarak bulunmuştur. Durak M. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Toplulukçu yeterlilik.0’ını açıkladığı görülmüştür. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 168 kişide ikinci kez uygulanmıştır. New York Freeman. Tartışma ve Sonuçlar: Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 43 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. (1989) UCLA yalnızlık ölçeginin geçerlik ve güvenirligi. and Elderly Adults. Faktör analizi yapılmış. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı. Türk Psikoloji Dergisi. Geçerlik ve Güvenirliği. Duru Gündoğar***. Mehmet Çolak****. toplulukçu yeterliliği ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Senol-Durak E. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. Ölçeğin bu son haliyle üç faktörlü yapının varyansın % 60. Social Indicators Research. Bu çalışmada toplulukçu yeterlilik kavramının Türkçede özgün olarak geliştirilecek bir ölçek yoluyla geçerliliğinin sınanması amaçlanmıştır. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. İnci Özgür İlhan**. Sıla Yüce**. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.PB 55 Toplulukçu Yeterlilik Ölçeğinın Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması Fatma Yıldırım*. Nail Dertli*. 99:413–429. 12(1): 17-25.7 (23): 4– 18. Türk Psikiyatri Dergisi. . Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki erişkin yaş grubundan 415 gönüllü katılımcıda uygulanmıştır. Toplulukların karşılaştıkları sorunları çözmesi ve toplumsal değişimlerin oluşumunda toplulukçu yeterliliğin önemli bir etkisi vardır. Arkar H. Demir A. Eker D. Correctional Officers. belirlenen bir hedefi gerçekleştirmek için gereken eylemliliği örgütleyip yürütmede bir grubun kendi kaynaklarına olan ortaklaşmış inancı olarak tanımlanmıştır. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 28 maddelik son hali verilmiştir. Kaynaklar: Bandura A (1997) Self-efficacy: the exercise of control.96 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 168 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0.

kan oksijenlenme dinamiklerini belirlemede güvenilir bir nörogörüntüleme yöntemi olarak kabul görmeye başlamıştır. içerisinde cevap vermesi beklenmektedir. 16 dedektör bulunmaktadır. Stroop bozucu etkisinin PFK’daki spesifik kognitif aktivasyonlarını ölçen bir ölçüm aracı olabileceğini göstermektedir.69’dur. Stroop testi algısal kurulumu. congruentla nötral arasında ise trend düzeyindeydi (p=0. Tartışma: Bulgularımız IYKAS’ın.63. nötralle incongruent arasındaydı (p=0. ***Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Amaç: İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi (IYKAS). Stroop Bozucu Etkisi. Incongruent-Congruent. Stroop bozucu etkisi (enterferans). p<0. Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır.Sinem Burcu Erdoğan***. bilişsel görev sırasında motor/görsel/işitsel uyarılarla korteksin fonksiyonel aktivitesini inceler.Ata Akın***. Kullandığımız cihazda 4 ışık kaynağı.065). IncongruentNötral enterferans koşulunda orta kanallarda olduğu görülmüştür.Miray Erbey*.066).PB 56 Yüksek Eğtimli Sağlıklı Kişilerde Stroop Testi Sırasında Hemodinamik Yanıtın İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi Tekniği (IYKAS) İle İncelenmesi Handan Noyan*. Katılımcıların genel olarak %45’nde. Incongruent-Congruent ve Congruent. Oksijensiz kan akımı aktivasyonu için. Katılımcdan 3 sn.İlker Taşdemir**. Yaş ortalamaları 26. sol-orta PFK ve sol PFK’yi göstermek üzere konumlandırılmaktadır. PFK . rengin renk ismiyle uyumlu olması. altta yazılan renk isminin rengi yukarıda yazılanla aynıysa sola aynı değilse sağ tuşa basılması istenir. non-invasiv nörogörüntüleme tekniği olup. Doğru yanıtlar arasındaki fark anlamlıydı (p=0. Doğru yanıtlar ve tepki süresi farkları arasındaki fark Friedman Anova testiyle incelendi.Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim ABD. en düşük doğru yanıtı incongruent koşulunda. **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. beyindeki hemoglobin konsantrasyonu değişikliklerinin ölçümüne dayanan.05). sağ-orta PFK. Katılımcılar. Testin bilgisayar versiyonunda. nötr ise yukarıda bu sefer renk isminin olmayıp. Bilge Togay**.007). Bu çalışmada bilişsel bir test sırasında sağlıklı katılımcılarda IYKAS’daki değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. alışılmış bir davranış örüntüsünü bastırabilme ve olağan olmayan bir davranışı yapabilme yeteneğini ölçer. değişen talepler doğrultusunda ve bir “bozucu etki” altında değiştirebilme becerisini. oksijenli kan akımı aktivasyonu için bu enterferans koşullarının tümünde en yüksek hemodinamik yanıt orta kanallarda gözlenmiştir. Bulgular: Çalışma. Anahtar Kelimler: IYKAS. Çalışmamızda Stroop bilgisayar versiyonu kullanılmıştır. Süre farkları arasındaki fark trend düzeyindeydi (p=0. Dedektörler sağ Prefrontal Korteks (PFK). Incongruent-Nötral ve Congruent-Nötral enterferans koşulları için istatistiksel olarak anlamlı bölgeler belirlenmiş (z= 1. Yöntem ve Gereçler: IYKAS.01). düşük maliyetli. rengin renk ismiyle uyumlu olmadığı. en yüksek doğru yanıtı nötral koşulunda gösterdi. hata sayısı ve bu üç koşul arasındaki süre farkıyla ölçülmüştür. farklı renklerle yazılan ‘XXX’ sembolünün olmasıdır. Katılımcıların bilişsel bir test sırasındaki hemodinamik yanıtları. Bu fark. üniversite öğrencisi/mezunu 13 sağlıklı gönüllüyle yürütülmüştür. Incongruent(uyumsuz).Nötral enterferans koşullarında en yüksek hemodinamik yanıtın bilateral kanallarda olduğu gözlenirken. birey ve grup düzeyinde ‘Hiyerarşik Genel Lineer Model’ kullanılarak incelenmiş. Congruent(uyumlu). Kullanılan parametreler.

Her iki gruba Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve nöropsikolojik testler (Sayı dizleri. hareket ve dikkatin düzenlenmesinden sorumlu olan serebellumda.PB 57 Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Nöropsikolojik Fonksiyonlar ve Silik Nörolojik Bulgular Ayşe Nur İnci Kenar*. sinkinezi ve bakışı sabit tutmada düşük performans saptanmıştır. Hasan Herken** *Denizli Devlet Hastanesi. . sözel bellek ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptandı. Nöropsikolojik testler vakaların 51’ine. duyusal bütünleştirme. Denizli **Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. “Diğer” alt testlerinden bellek 5 dakika. Denizli Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). nöropsikiyatrik bir bozukluk olup erişkinlerdeki prevalansı %1-4 arasındadır (1). Bu çalışmada. stroop ve Wisconsin kart eşleme testi (WKET)) uygulandı. Çalışmamızda. Motor koordinasyonun frontal lob ve serebellumla. frontostriatal döngü üzerinde durulmaktadır (2). Psikiyatrik hastalıklardaki beyin fonksiyon bozukluklarının araştırılmasında kullanılan silik nörolojik belirtiler daha çok çocukluk çağı DEHB’de araştırılmıştır. sözel bellek. kavramsallaştırma ve sorun çözme becerilerinin iyi olduğu ancak basit dikkat sorunları. Erişkin DEHB’ lilerde duyusal bütünleştirme alt testinde ve alt test maddelerinden işitsel görsel bütünleştirme ve dokunsal algının değerlendirildiği söndürmede kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. Metod: Çalışmaya DEHB tanısı almış olan 18-60 yaş arası 60 olgu ve 60 sağlıklı kontrol alındı. frontal lobda. kodlama ve geri çağırmadaki sorunlara ikincil gelişen bellek sorunları ve öğrenme güçlüğü. Psikiyatri Kliniği. bakışı sabit tutma güçlüğü gibi göz hareketlerinde görülen sorunlar kranial sinir hasarından çok okulomotor koordinasyon bozukluğunu düşündürmektedir. Bulgular: Erişkin DEHB grubunda sayı dizileri. duyusal bütünleştirmenin ise parietal lob ile ilişkili olduğu düşünülmektedir (3). Sinkinezi. erişkin DEHB’ lilerin frontal bölge fonksiyonlarına duyarlı nöropsikolojik test performansları ve silik nörolojik belirtilerin araştırılması hedeflenmiştir. nörolojik değerlendirme ise 59 vakaya ve 44 kontrol bireyine yapılabilmiştir. erişkin DEHB’ lilerde. kontrol grubunun 42’sine. WKET’de erişkin DEHB’liler ile kontrol grubu arasında farklılık bulunmadı. tepki inhibisyonunda güçlük olduğu görülmektedir. Sonuç: Çalışmamıza göre. duyusal-motor alanın bulunduğu parietal lobda ve/veya bunların birbirleriyle bağlantısını sağlayan fronto-striatal yolaklarda bir işlev bozukluğu olduğunu düşündürmektedir. DEHB’de görülen el hareketlerindeki beceriksizliği de içeren motor koordinasyon bozuklukları. Silik nörolojik belirtilerde erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon ve alt test maddelerinden başparmak opozisyonunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. sinkinezi ve bakışı sabit tutma güçlüğü alt test maddelerinde erişkin DEHB’lilerde kontrol grubuna göre düşük performans saptanmıştır. erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon. Etyopatogenezinde.

2Gaziosmanpaşa Ünv. Bununla birlikte çocuk/ ergen grubunda istismar olayının gerçekleştiği yere bakıldığında 1. 2. İstismarcının yakınlığı.) yer almaktadır.Temmuz 2011 tarihleri arasında cinsel istismar sonrası ruh sağlığının bozulup bozulmadığının değerlendirilmesi istenen 78 vakaya rastlanmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Türkiye toplumunda diğer toplumlardan farklı olarak yasal yaş doldurulmadan yapılan evliliklerin genellikle gebelik sürecinde fark edilmesi sonucu adli vaka olarak değerlendirildiği görülmektedir. sırada açık alan gelirken. Bu sonuç vaka sayılarının azlığından kaynaklanabilir. 3Gaziosmanpaşa Ünv.3’e %10. istismara maruz kalmaları sebebiyle Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan değerlendirilmesi istenen vakaların bilgilerine geriye dönük tarama ile ulaşılmıştır. %4 iken 50 yaş üzerinde bu oran %89. İstismarcı çoğunlukla çocuk ya da genç tarafından tanınan kişiler olmakta. 3. Tıp Fak. Dikkati çeken bir diğer farklılık çocuk/ergen grubunda istismarcıların büyük çoğunluğu erkek arkadaşlardan oluşurken erişkinlerde ilk sırada kan bağı bulunmayan tanıdıklar (komşusu. Çocuklukta cinsel istismara maruz kalma sıklığı %10-40 olarak bildirilmektedir. 3Feryal Çam Çelikel. Bulgular: Eylül 2010. köylüsü vb. Yöntem ve Gereçler: Mağdurun ve istismarın çeşitli özelliklerini değerlendirmeyi amaçlayan bir anket aracılığı ile konsültasyon notları geriye dönük olarak incelenmiştir. özel ilgi gerektiren konulardır. sırada ev gelmektedir.). olayın yaşandığı yer. Tıp Fak.Temmuz 2011 tarihleri arasında. Çocuk ve ergen vakalar ile erişkin vakaların çeşitli özelliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. 18 yaş altındakilerin kadın-erkek oranları %96’ya. Cinsel istismarın nesnesi olarak genellikle kadın cinsiyetinin görüldüğü bilinmektedir. Psikiyatri AD Amaç: Cinsel istismar. saldırının türü ve psikiyatrik değerlendirme sonucu konulan tanılar açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. sırada kapalı alan. araba.PB 58 Çocuk/Ergen ve Erişkin Yaş Gruplarında Yaşanan Cinsel İstismar Olaylarının Karşılaştırılması 1Serap Erdoğan Taycan. sırada ev. erişkinlerin çocuk. Tıp Fak. 2. . 2Erdal Özer Gaziosmanpaşa Ünv. 28’i ise 18 yaşın üzerindedir. 2Ali Yıldırım. az oranda da yabancılar tarafından gerçekleştirilen istismar vakalarına rastlanmaktadır. erişkin istismarlarında 1. Bunun dışında çalışmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. sırada kapalı alan (araç içi. Çoğunluğun çocuk/ergen yaş grubu vakalardan oluşması ve istismarın bazı özelliklerinin erişkin grubunda farklılık göstermesi.7 olarak bulunmuştur. 50 vaka 18 yaşın altında. apartman boşluğu vb. Psikiyatri AD. Adli Tıp AD. Bu çalışmada Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Eylül 2010. ergen ya da bir diğer erişkini cinsel arzu ve gereksinimlerini karșılamak için güç kullanarak. tehdit ya da kandırma yolu ile kullanmasıdır.

5(%15. Aydın. 6(%18.3 olduğu saptanmıştır. %9.1) olgudan 22’sine(%66.Aydın.7’si erkek(n=157) olup ortalama yaşın 13. tedaviye başlama ve sürdürme oranları incelenmiştir.Türkiye ***Adnan Menderes Üniversitesi Adli Tıp AD.Türkiye Amaç: Bu çalışmada 2011 Temmuz-2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın ilinde adli rapor istemi ile adli tıp ve çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniklerine (ÇERSAH) yönlendirilen tüm çocuk ve ergen adli olguların geliş nedenleri.46±2. Sonuçlar: Aydın ilindeki tüm olguların(n=272) %42. . tedavi süreçleri. psikiyatrik tanıları. iddia edilen suç türü.1) olguya ise suçun hukuki anlamını bildiği ancak sonuçlarını yönlendirme yeteneğinin olmadığı şeklinde rapor düzenlemiş. Yöntem: 2011 Temmuz.Aydın. %57.6) bilmediği. zeka düzeyleri. adli tıp uzmanları ise değerlendirdikleri 116 olgunun hepsine (%100) bildiği şeklinde rapor düzenlemiştir.7) iddia edilen suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı sorulmuş. psikiyatrik tanıları.PB 59 Aydın İlinde Bir Yıl İçerisindeki Tüm Çocuk ve Ergen Adli Olguların Değerlendirilmesi Hatice Aksu*.Türkiye **Aydın Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniği. ÇERSAH uzmanlarına yönlendirilen 33(%22. suç profili ile ilişkili özelliklerinin incelenmesi ve ilin bu yaş grubu için genel profilinin çıkarılması amaçlanmıştır. Olguların sosyodemografik özellikleri. Cinsel istismar mağduru olmak %31. sosyodemografik özellikleri. Cinsel istismar olgularının %77’sinin en az bir psikiyatrik tanı aldığı ve %50’sine medikal tedavi başlandığı.3’ü kız(n=115). gönderilme nedenleri.2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın il merkezi ve ilçelerinden adli rapor istemi ile Aydın Devlet Hastanesi ÇERSAH ve Adnan Menderes Üniversitesi ÇERSAH ve Adli Tıp Anabilim Dalı’na yönlendirilen çocuk ve ergen adli olguların tümünün verileri geriye dönük olarak incelenmiştir. Berk Gün*** *Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Psikiyatrik tedavi başlanan cinsel istismar olgularının %63’ünün tedavisini sürdürmediği tespit edilmiş olup tedavi devamlılığı için sağlık kurumları ve ilgili diğer birimler arasında işbirliği içerisinde yürütülecek yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.6(n=77) ile hırsızlık. ancak %63’ünün tedavisini sürdürmediği saptanmıştır. Börte Gürbüz*. Tartışma: Yapılan benzer çalışmalar ile karşılaştırıldığında Aydın ilindeki cinsel istismar oranının daha yüksek çıkmasının nedeninin olguların bildirilme oranının yüksek olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür. madde kullanım öyküleri. Sevcan Karakoç Demirkaya**.7(n=26) ile yaralama suçları takip etmektedir.3(n=85) oran ile en sık polikliniklere yönlendirilme nedeni olup bunu %28. İki yüz yetmiş iki olgudan 149’unun (%54.1) olguya bildiği.

%26.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında Yüzdelik. Örneklem olarak Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. %68.PB 61 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Problem Çözme Becerilerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün.**Seda Çağlı.8’i herhangi bir sanat dalıyla ilgilenmezken. Sağlık Yüksekokulu. **Hamdullah Omay. %4. %2. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin problem çözme becerilerinin ilişkili olduğu bazı değişkenleri ortaya koymak ve problem çözme becerilerini ölçmek.4 3. %27 2. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir. Hemşirelik Bölümü. %22.94) düşük olduğu ve öğrencilerin problem çözme düzeylerinin yeterli olduğu söylenebilir.1’i herhangi bir spor dalı ile ilgilenmezken. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. 58’i erkektir. Örneklem grubunun %77.8’i çok başarılı. Tartışma ve Sonuçlar: Ölçekten en az 32.sınıf şeklindedir. hemşirelik öğrencilerinin ölçekten aldığı toplam puan ortalamasının (89. bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Problem Çözme Envanteri kullanılmıştır.sınıf ve %23 4. Katılımcıların Problem Çözme Envanteri Toplam Puan Ortalamaları 89. Bunların 190’ı kadın.**Sinem Kaya.6 1. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. Frekans ve Ki-kare testleriyle yapılmıştır. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. en fazla 192 puan alınabilmekte ve ölçekten alınan toplam puanların yüksekliği bireyin problem çözme becerileri konusunda kendini yetersiz olarak algıladığını göstermektedir. **Huriye Hakut. %43. %23. Problem çözme becerisi gelişmiş olan bir hemşire sağlık hizmetini çok daha profesyonel sağlayabilir. .5’i kısmen başarılı. Uşak Amaç: İnsan yaşamı çeşitli sorunlarla doludur.**Cemile Demirel *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. Eğitim süreleri boyunca ve meslek yaşamlarında hasta bireylerle çalışma imkânı bulan hemşirelerin çalışma yaşamlarında karşılaştıkları problemleri çözme konusundaki becerileri önemlidir.sınıf.8’i başarılı.**Özge Işıldar. Buna dayanarak araştırmamızın sonucunda.**Ceyda Şenol. %48. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır.2’si ilgilenmektedir.9’u ilgilenmektedir. 3’ü evli 245’i ise bekârdır. %31. sınıf. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330). Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu.94 bulunmuştur.

%28.4’ü ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır. düşünce ve tutumlarını belirlemektir. diğerlerine yönelik düşünceler 20. öfkeye ilişkin düşünceler grubunda.4 2. saldırgan davranışlar 32.57. . %40. öfkeyle ilişkili davranışlar grubunda. öfkeye yol açan etmenler grubunda. Hemşirelik Bölümü. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Çok Boyutlu Öfke Ölçeği kullanılmıştır. 3’ü evli 232’si ise bekârdır. 3. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 235 kişiye ulaşılmıştır.4. öfkeye ilişkin belirtiler 36.**Nergis Küçükfalay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi.PB 62 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Öfke İfade Etme Biçimlerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. sakin davranışlar 32.74.9’u ilgilenmektedir.64. **Şerife Aktaş.82.67. %29. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin öfke konusundaki duygu. okul şiddetinin önlenmesi ve okul güvenliğinin sağlanması için okul şiddetinin ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerin anlaşılması önem kazanmaktadır. %54’ü başarılı.sınıf.63. intikama yönelik tepkiler 57. Sağlık Yüksekokulu. kaygılı davranışlar 12.28.9’u kısmen başarılı. ciddiye alınmama 73.67. Uşak Amaç: Son zamanlarda okullarda artan şiddet olayları kaygı verici boyutlara ulaşmıştır.99.93. 55’i erkektir. %0. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır. Örneklem grubunun %77’si derse ait olmayan kitaplar okuduğunu. içe dönük tepkiler 32. kendine yönelik öfke düşünceleri 16. Bunların 180’ı kadın. Şiddetin doğmasında önemli yeri olan öfke Bu faktörlerden birisidir. %26. pasif-agresif tepkiler 33. %4. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir. Bu sonuç adölesan bireylerin beklenen davranış özellikleri ile örtüşmektedir. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330).42. eleştirilme 16.7’si çok başarılı.2 4. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. %23’ü ise okumadığını belirtmiştir.sınıf şeklindedir.sınıf ve %16. Katılımcıların ölçek puan ortalamaları. Katılımcıların öfkeyle ilişkili davranışlarında saldırgan ve sakin davranışlar benzer puanları almıştır. umursamaz tepkiler 7. kişilerarası tepkiler grubunda. dünyaya yönelik öfke düşünceleri 10. sınıf. öfkesine yönelik düşünceler 20. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmanın sonucuna göre özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerden oluşan örneklem grubunun öfkelenme nedenlerinde ilk sırayı ciddiye alınmama almaktadır. Bu bağlamda.66.10. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. Bulgular: Araştırmaya 235 kişi katılmıştır. %31.87 şeklinde bulunmuştur. haksızlığa uğrama 69.82.

N=161) veya plasebo (N=167) almak üzere randomize edilmiştir. Ph. M. çift kör. Ph. Todd M. BRIEF-A . Lilly USA.D. hafta sonlanım noktasına kadarki ortalama değişiklikler bir ANCOVA modeli (terimler. veya MI T-skorları ≥60 olan hasta yüzdeleri arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>. 4.5. kişinin kendisinin cevapladığı 75 maddeden oluşmaktadır. çok merkezli. 4. Bulgular: Başlangıçta GEC.556). yöneltme. yönetici işlevleri farklı açılardan değerlendiren.. ABD. Jody Arsenault. . İki indeks skorun (Davranışsal Düzenleme İndeksi(BRI) ve Üstbiliş İndeksi. bu Faz 4. BRIEF-A’da başlangıçtan 12..ABD. materyallerin organizasyonu ve duygusal kontrol alt ölçeklerinde anlamlı fark görülmemiştir. tedavi. Durell.3.D. (MI)) birleşiminden bir genel skor (Global YöneticiPuanı. GEC. Ek olarak. New York. Engelleme. BRI ve MI bileşik skorlarında plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak daha fazla iyileşme görülmüştür. M.Richard Rubin. Sonuç: BRIEF-A alt ölçeklerindeki değişimlerle ölçülen yürütücü işlevlerde. Indianapolis. David Williams3 . Kübra Özbek 1. Aynı zamanda 3 geçerlilik ölçeği içerir: Negativite.ABD 2. Indianapolis.D.. GEC) elde edilir.D. ABD 3. New York University. Lenard Adler. Dustin D. ATX grubunda plasebo grubuna kıyasla anlamlı derecede daha fazla iyileşme gözlenmiştir.D. 9 adet birbiri ile çakışmayan klinik ölçek içerisinde. plasebo kontrollü çalışmada 12 hafta boyunca ATX (20-50 mg BID. M.05). BRI. Nadirlik ve İstikrarsızlık. çalışma hafızası. başlangıç skoru..Departments of Psychiatry and Child and Adolescent Psychiatry. başlama.2. kendini izlem. araştırıcı) kullanılarak analiz edilmiştir.4.. The Vermont Clinical Study Center. planlama/organize olma ve görev izlem alt ölçeklerinde plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülürken (p<0.PB 64 Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri . 5 Lilly Türkiye Medikal Departman (Eli Lilly & Company adına sunumu gerçekleştirecektir) Amaç: DEHB olan genç erişkinlerde atomoksetin (ATX) tedavisinin plaseboya kıyasla Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri – Erişkin Sürümü Kişisel Bildirim (BRIEF-A) üzerine olan etkilerini değerlendirmek. Burlington.Erişkin Sürümü (BRIEF-A) Atomoksetin Etkileri 1. Hastalar 3 puanlık bir Likert ölçeğinde davranışı değerlendirir (1=davranış hiç görülmez. Yöntemler: DEHB olan genç erişkinler (18-30 yaş). Ruff. i3 Statprobe. 3= davranış sıklıkla görülür).

PB 65 Boşanmak İçin Başvuran Aile Özelliklerinin ve Boşanma Gerekçelerinin İncelenmesi: Fethiye Örneği Sibel COŞKUN*.1’inin halen devam ettiği görülmektedir. örneklemin % 43. bunların ise sadece %49. %18. Fethiye Adliyesi’nde Ocak-Haziran 2012 tarihlerinde gerçekleştirilen çalışmada. %48.5’inde aldatma/zina. çalışma ulaşılabilen 336 dosya üzerinden gerçekleştirilmiştir.33 olarak saptanmıştır ve çiftlerin %8. "Anlaşmalı" olarak adlandırılan boşanma davası dosyalarının genelinde boşanma gerekçesinin "aile birliğinin temelden sarsılması" olarak ifade edildiği. %18. %66’9’unun kadın tarafından açıldığı. evren dahilinde olan fakat eşlerin takipsizliği veya feragat nedeniyle kapanan dosyalar gerekli bilgileri kapsamadığından çalışma kapsamına alınmamıştır. 2010 yılında asliye hukuk mahkemelerine başvurularak açılan boşanma davalarına ait dosyalar retrospektif olarak incelenmiştir. %36.2’si 7-9 yıl.4 maddi sorunlar.0’ı bir yıldan az. Kadın yaşı X=36.1’i anlaşmalı boşanma davası niteliğindedir.51±11. Çiftlerin evlilik yılı incelendiğinde. Yöntem: Gerekli kurumsal izinler alınarak. %29.7’sinde çocuk/lar 18 yaşından küçük. Fethiye ise son yıllarda en çok boşanmanın olduğu ilçe olarak öne çıkmaktadır ve 2011 yılında 1512 evlenme 408 boşanma gerçekleştiği belirtilmektedir. retrospektif ve tanımlayıcı nitelikteki bu çalışmada boşanmak için başvuran aile özelliklerinin ve boşanma gerekçelerinin araştırılması amaçlanmıştır. 18 yaş altı çocuk olan ailelerin %69.9’unda alkol/madde bağımlılığı yer almaktadır. Türkiye istatistik kurumu.4’ü 4-6 yıl. evlenen her beş çiftten birinin boşandığını. % 6. Fethiye Sağlık Yüksek Okulu Amaç: Boşanma aile bireylerini etkileyen travmatik bir süreçtir.7’sinde psikolojik şiddet. %38. ilk sırada ege bölgesinin yer aldığını rapor etmektedir. Bölgede aile danışmanlığı hizmetlerine önem verilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.9’u 20 yıl üstüdür.1’i kadın tarafından açılmıştır ve %63. Kader ŞARLAK* *Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi.2’sinde velayet anneye verilmiş olup. %18.7’sinde müşterek çocuk olup.6’sında ise çocuk/lar reşit yaştadır. Toplam 611 boşanma dava dosyası evreni oluşturmakta olup. .56.3’ünde ayrı yaşama/fiziki ayrılık süreci. Veri toplama aşamasında iken arşiv numaralandırma sisteminde yapılan değişiklik nedeniyle tüm dosyalara ulaşılamamış.10 olarak saptanmıştır.6’sında eşlerden biri yabancı uyrukludur. %20.93±4.5’i 1-3 yıl.8’inde kadına yönelik fiziksel şiddet. Bu dosyalarda yer alan boşanma gerekçeleri incelendiğinde ise. erkek yaşı X=40.4’ünde kavga/hakaret. %19’u 10-20 yıl arası ve % 14. iddia ve delillerin daha çok "çekişmeli" olarak adlandırılan dava dosyalarında yer aldığı belirlenmiştir. Muğla ili Fethiye ilçesinde gerçekleştirilen kesitsel. %19. Çocuk durumu incelendiğinde %63. %21. %16. Örneklemde 124 adet olan çekişmeli nitelikteki dava dosyası incelendiğinde ise. %12. ayrıntılı gerekçe. Bulgular: İncelenen davaların %60.6’sında nafaka talep ve/veya onayı olduğu dikkati çekmektedir. En küçük çocuğun yaşı ise X=5.87±12.

hakaret edilme. **Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp AD. Washington. Psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda DSM IV-TR’ye (4) göre eksen 1’de major depresif bozukluk. cinsiyet gibi herhangi bir ayrımcılık olmadan. kırklı yaşlarda.gov. Bu uygulamalar sonrası kişi işyerine giderken başına kötü bir şey geleceğine dair kaygı ve iç sıkıntısı yaşamaya başlamış. ırk. otuzlu yaşlarda. karmat tip” olarak belirlenmiştir. 3.tr/komisyon/kefe/docs/komisyon_rapor_no_6. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. “The Content and Development of Mobbing at Work”. Bezdiriye bağlı olarak gelişen patolojileri değerlendirmek için ruhsal belirtilerin işyerinde yaşanan olumsuzluklarla ilişkilendirilmesi ve nedensellik bağının kurulması gerekmektedir (2).Mevcut belirti ve bulgular sonrası DSM IV-TR’ye (4) göre tanısı “Uyum Bozukluğu.Leymann H (1996). İşten çıkarılması sonucunda.*A. Bu ilişkide zamansal birliktelik ve içerik benzerliği üzerinde durulmuştur. “İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu” (2011). iftira atılma. Bu çalışmada iki olgunun ruhsal ve yasal değerlendirilmelerinin tartışılması amaçlanmıştır. Olgu 1: AA. bezdiriye ilişkin ruhsal sorunların tanımlanmasına ve yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. tehdit edilme. Tartışma: Bezdiri ve sonuçları psikiyatrinin önemli bir gündemi olmaya başlamıştır. DC: American Psychiatric Association. çökkünlik belirtilerinin yanı sıra. Olgu 2: AB. eksen 4’te ise iş yerinde yaşadığı psikolojik şiddet saptanmıştır. Sonuç: Saptanan belirti ve bulguların iddia edilen bezdiri süreciyle olan ilişkisi incelenmiştir.l**Ümit Biçer. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. İş yerinde bezdiriye maruz kaldığını iddia ederek Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş.*Celaleddin Turgut. Eur J Work Organ Psychol. Bu konudaki artan farkındalık tedavi ve yasal değerlendirme amaçlı başvuruları artırmaktadır.**Ömer Turan. taciz. 5 (2):165-184. çoğunlukla işyerinde karşılaşılan yaş.pdf adresinden 11. Amaç: Mobbing (bezdiri). yaşadığı baskıları aklından çıkaramama.08.İşyerinde keyfi yer değişikliği ve çalışma saatlerinde uygun olmayan düzenlemeler yapılmış. küçük düşürülme. Text Revision (DSM-IV-TR). . rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişiye yönelik duygusal saldırganlık olarak tanımlanmıştır (1).** Servet Yana. 2. tıbbi ve toplumsal durumunda kötüleşme yakınmaları olmuş. eksen 3’te lomber disk hernisi.tbmm. Yirmi yıldır çalıştığı iş yerinde son beş yıldır üstleri tarafından baskı ve haksızlığa maruz kalma.PB 66 Psikiyatrik ve Adli Yönleriyle Bezdiri (Mobbing) Olgularına Yaklaşım *Hatice Sodan Turan. 2000 . iş yerinde yaşadığı bezdiri olayının neden olduğu sorunların saptanması için Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş. kovulma anını hatırlama. evli ve işçi. arama kurtarma biriminde görevli olarak çalışıyor. kendisiyle birlikte görünmek istemediğini. İş arkadaşlarının kendisinden kaçtığı. bedensel engeli olmasına rağmen yapamayacağı işleri verme gibi davranışlarla karşılaştığını belirtmiştir. saygınlığının azaldığını ve “kaybeden” olduğunu düşünmeye başlamış.. American Psychiatric Association.2012 tarihinde indirilmiştir. Kaynaklar: 1.Tamer Aker *Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri AD. http://www.Yaşanılan ruhsal sorunların kişilerin maruz kaldıklarını iddia ettikleri bezdiri olayı ile ilgili olduğu kanaatine varılmıştır.

Haftalık çalışma süresi ile duygusal tükenmişlik arasında pozitif ilişki vardı(r=0. Kişisel başarı düzeyi kurumdan ayrılmayı düşünenlerde anlamlı düzeyde düşük(p=0.190. Cinsiyet. .Kaçmaz N(2005)Tükenmişlik (Burnout) sendromu.039). üniversite mezunu olanlarda (p=0. iş kaybı. meslek.001) duygusal tükenmişlik anlamlı düzeyde yüksek idi. 2. Evlilerde(p=0. cinsel problemler. 3. psikosomatik hastalıklar.Türkiye’de 7255 sağlık çalışanı ile yapılan bir çalışmada pratisyen hekimler ve hemşirelerde duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları en yüksek bulunmuştur(3).Brand S.Nov. Tükenmişlik sendromunun ortaya çıkmasında kişilik özelliklerinden çok içinde bulunulan iş koşulları daha önemli risk faktörü olarak kabul edilmektedir. uyku sorunları.Yaygınlığı %10 ile %50 arasında bildirilmektedir(2).001). kurumda çalışmaktan memnun olmamak(p=0. hizmet götürdüğü insanlarla ilgilenemiyor oluşu yada aşırı stres ve doyumsuzluğa tepki olarak kendini psikolojik olarak işinden geri çekmesi olarak tanımlanan işyeri kaynaklı bir sendromdur(1).PB 67 Bir İlçe Devlet Hastanesi Çalışanlarında Tükenmişlik Birmay Çam Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş ve Amaç: Tükenmişlik.4:28-33. kurumdan ayrılmayı düşünmek (p=0.041). kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p=0.037) tü ve kurumdan ayrılmayı düşünme kişisel başarı düzeyinin yordayıcısı olarak bulundu(p=0. iş veriminde azalma yanısıra depresyon. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. Bulgular: Çalışmaya 131 kişi katıldı.032). p=0.Tükenmişlik.0 paket programında değerlendirildi.182.15.Ther Umsch.İst Tıp Fak Derg. Duyarsızlaşma ile meslekte geçirilen süre arasında negatif ilişki saptandı(r=-0.037). Kaynaklar: 1. ilişki sorunları ve kardiyovasküler hastalıklara neden olabilmektedir. Holsboer-Trachsler E(2010)The burnout syndrome--an overview.3P Dergisi.68:29-32. Veriler spss v. Çocuğu olmayanlarda (p=0. Bu çalışmada Balıkesir Gönen Devlet Hastanesinde çalışan sağlık personelindeki tükenmişlik düzeyini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır.Ergin C(1996)Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin Türkiye sağlık personeli normları.029). Yöntem: Çalışmaya hastanede çalışan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 131 kişi alındı. Sonuç: Çalışma süreleri ve işyeri koşullarının düzeltilmesi ve tükenmişliğin farkında olmak önem taşımaktadır.002). yaş ve fiziksel ruhsal hastalık varlığı ile tükenmişlik arasında ilişki yoktu. kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p= 0.022).67(11):561-5.023). kişilerin mesleğin anlam ve amacından kopması. Sosyodemografik bilgi formu ve Maslach tükenmişlik ölçeği uygulandı. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0.025) duyarsızlaşma anlamlı düzeyde yüksekti.000) duygusal tükenmişliğin öngörücüleri olarak saptandı. alkol madde kullanımı. p=0.003). Evli olmak (p=0. hizmet kalitesinde düşme.

8. davranım sorunları ve toplam puanlarındaki değişim. natüralistik bir izlem ortamında atomoksetinin etkinlik ve yan etki profilinin geniş bir klinik populasyonunda incelenmesidir.04. Bilişsel testlerdeki düzelmenin öğrenmeyle ilişkili olabileceği akılda tutulmalıdır. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. Esra Çöp*. **Harvard Medical School. Bu çalışmanın amacı. Olguların yarısından fazlasında herhangi bir yan etki görülürken az sayıda olguda yan etkilerden ötürü tedavi değiştirilmek zorunda kalınmıştır. Yan etkiler UKU yan etki ölçeği ile değerlendirilmiştir.9. Tedavi ile anne baba ve öğretmen ölçek puanları anlamlı olarak düşmüş (anne baba davranım sorunları puanı p=0. Tedaviye herhangi bir yanıt verme ile DEHB alt tipi ve eşhastalanım arasında bir ilişki bulunmazken. Tartışma: Atomoksetin tedavisi DEHB’de etkin ve genel olarak kabul edilebilir yan etkilere sahip bir tedavi şekli olarak ortaya çıkmaktadır. Ankara. Sonuçlar: Tedaviye herhangi bir yanıt (CGI düzelme 3 ya da daha iyi) olanların oranı %73.04). Boston Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tedavisinde yer alan stimulan olmayan tedavilerden birisi de atomoksetindir. Tedaviye hiç yanıt vermeyen olgularda ilaç dozu gözden geçirilmelidir. tedaviye iyi yanıt verenlerin oranı (CGI 1 ya da 2) ise %45. tedaviye “herhangi” yanıt verenlerin aldığı ilaç dozu hiç yanıt vermeyenlerden ortalama olarak daha yüksek bulunmuştur (F=3.PB 68 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Atomoksetin Tedavisi: Naturalistik Bir Örneklemin Retrospektif Değerlendirmesi Özgür Öner*. Halil Kara*.001). anne. KOKG/DB olanların tedaviye “iyi” yanıt verme olasılığı daha düşük bulunmuştur (%52. Karşıt Olma Karşı Gelme/Davranış Bozukluğu. Atomoksetinin plasebodan etkili olduğunu gösteren birçok çalışma bulunmaktadır. Kaygı Bozukluklarının varlığının ve mg/kg olarak ilaç dozunun tedavi üzerine olan etkileri incelenmiştir. Pınar Öner*. TMT-A ve WISC-R Şifre puanları ise anlamlı olarak yükselmiştir (p<0. Ayrıca DEHB alt tipi.baba ve öğretmen Conners ölçeklerindeki hiperaktivite.5.7’ye karşılık %36. Mg/kg olarak ilaç dozu tedaviye “iyi” yanıt verme ile ilişkili değilken. . Öğrenme Güçlükleri. Yöntem: 168 çocuk ve ergen DEHB olgusunun 6-8 haftalık dönemde atomoksetin tedavisine verdikleri yanıt incelenmiştir.Mehmet Şahin*. p=0. Children's Hospital.4. DB olan olgular tedaviye daha az olumlu yanıt veriyor olabilir. p=0. Miray Akıncı*.2 olarak saptanmıştır. Atomoksetin potent bir norepinefrin geri alım inhibitörüdür ve dopamin üzerine anlamlı etkisi bulunmamaktadır. Klinisyen tarafından doldurulan global klinik izlenimde tedaviyle değişim. x2=4. diğerleri p<. ve daha küçük bir alt grupta (n=58) Trail-Making-Test (TMT-A) ve WISC-R Şifre alt testindeki değişim incelenmiştir.05). Çocuk Ergen Psikiyatrisi.001). dikkat eksikliği.

4(n=8). Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre 16 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir. 2002. Olguların %62.9’u(n=56) sağlık memuru.5’i(n=56) hekim. Bulgular: Olguların %46’sı(n=261) erkek. Erzurum 3.494 sağlık personeli (hemşire. Kaynaklar: 1) Krug EG et al. şiddetin önlenmesi yönünde daha etkin programlar geliştirilmesine yardımcı olacaktır.7(n=208). %9. Anketi gönüllü olarak dolduran 567 olgu çalışmaya dahil edildi. Giriş: Şiddet “Kişinin kendisine ya da başka birisine.8(n=84) ve hangi tür saldırıya maruz kaldığını belirtmeyenlerin oranı ise %10.Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Olguların %9.¹ Sultan Berk Halmatov.4).gov. Anadolu Psikiyatri Dergisi. hem sözel hem de fiziksel saldırıya uğrayanların oranı %14.3 1. %54’ü(n=308) bayandı.3 Abdullah Atli. 2002. %3. Yenilmez Ç.Atatürk Ünviversitesi Eğitim Fakültesi. Çeşitli sağlık kurumlarında ve sağlık meslek gruplarında şiddete uğrama sıklığı. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Sözel saldırıya uğrayanların oranı %36.PB 69 Ağrı İlindeki Sağlık Çalışanlarının Şiddete Maruz Kalma Durumları Mahmut Bulut.2 Yasin Bez. Ağrı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. sağlık memuru. şiddete maruz kalınıp kalınmadığını. Şiddetin nedenleri ve risk gruplarına yönelik çalışmalar yapılması. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı.World Health Organization. Kaptanoğlu C.tuik. %10.4’ü(n=280) ise son bir yılda en az bir kez şiddet olayına maruz kalmıştı. World report on violence and health.4’ü(n=59) ebe. fiziksel saldırıya maruz kalanların oranı %1.5’i(n=20) diş hekimi ve %38. %49.) oluşmaktaydı. %28’ (n=159) hemşire. 2) www.151’i hekim olmak üzere toplam 389. Günay Y. şiddete maruz kalındıysa şiddetin tipinin ne olduğu gibi bilgileri içeren bir anket hazırlanarak Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Ağrı ilindeki tüm devlet hastanelerine gönderildi. bir gruba ya da topluma karşı fiziksel gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi” olarak tanımlanmaktadır (1).3 Mehmet Güneş. tıbbi sekreter. Yöntem ve Gereçler: Ağrı ilinde bulunan sağlık çalışanlarına. diş hekimi ve eczacı) olmasına rağmen sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılmış çalışma sayısı çok azdır(2). Biz bu çalışmada Ağrı ilindeki sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sıklığını araştırmayı amaçladık.3 Mehmet Cemal Kaya.3:14-54 .5’i(n=354) çalışma hayatları boyunca.tr 3)Ayrancı Ü. Yapılan çalışmalarda sağlık çalışanlarının %25-88’inin son bir yılda şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir(3). Diyarbakır.6(n=60) idi.3 Aytekin Sır. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü .Patnos Devlet Hastanesi. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği. teknisyen vs. Ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılan çalışmalar yeterli düzeyde değildir. Diyarbakır 2. ebe. Türkiye’de 2008 yılı itibarı ile 113.1’i(n=216) ise diğer yardımcı sağlık personelinden(güvenlik. Geneva. Çalışmamızın sonuçları literatürle uyumluydu(%49.

5’inden psikiyatri konsültasyonu istenmiştir. %40.8’i dahili branşlardan. %21. Hasret Ozan Keser.44±22 (5-87) idi. . %17.2’si emekli. Konsültasyonların %59.3’ü (n=115) erkek. Levent Atik Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Fiziksel hastalığı olanlarda ruhsal bozukluklar sağlıklılara göre daha sık görülmektedir.3’ünün duygudurum bozukluğu ve %10. fiziksel tanıları.2’si cerrahi branşlardan istenmişti. Özge Saraçlı.1’ine psikiyatrik ilaç önerilmiştir. %14. duygudurum ve anksiyete bozuklukları oluşturmaktadır.3’ü evli.8 organik mental bozukluklar.9’unun tarafınızca değerlendirilmesi istemiyle herhangi bir neden belirtilmeden konsulte edildiği. konsültasyonun istenme nedeni. Psikiyatri konsültasyonu istenen 224 hastanın %51. %23. % 8’inin ajitasyon.2’sinde en az bir ruhsal patoloji saptanmış ve hastaların % 74. Fiziksel hastalığı nedeniyle yatan hastalarda konsültasyon hizmeti sayesinde psikiyatrik değerlendirme ve müdahale fırsatı sağlanmaktadır.6’sının gece uyuyamaması nedeni ile konsulte edildiği saptandı. psikiyatrik tanı ve tedavilere göre dağılımı incelenmiştir. Konsulte edilen hastaların %74.PB 70 Bir Üniversite Hastanesinde Yatan Hastalardan İstenen Psikiyatri Konsültasyonlarının Değerlendirilmesi Melek Cengiz.6’sı işsiz veya ev hanımı.9 anksiyete bozuklukları yer almaktadır. yaş ortalaması 51. Tartışma Çalışmamızda dahili branşlarda konsültasyon isteme oranı cerrahi branşlardan yüksektir. %22. Yöntem: Bu araştırma 01/03/2012 ve 30/04/2012 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yatarak tedavi gördüğü süreçte psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların sosyodemografik bilgileri. Dahili branşlar arasında FTR ve endokrin. %10. %49. Konsultasyon istem yazılarına bakıldığında. %48. hastaların % 25. isteyen klinik.7’si (n=109) kadın. Olguların %9.7’sinin anksiyete. konsültasyonu isteyen klinikler.8’inde herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı konulmadığı görülmüştür. %22. fiziksel hastalığı olanlarda %21-26 arasında bulunmuştur.4’ü bekar. %50’si ilkokul. isteme nedenleri. %32’si ortaokul-lise mezunu olduğu görüldü. %7. Hastaların psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda konulan tanılar arasında en sık %26. Psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların %90. Bu çalışmada hastanemizde psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların klinik ve demografik özellikleri.8 duygudurum bozuklukları.3’ü dul veya boşanmış. konulan psikiyatrik tanılar ve verilen tedaviler ile ilgili bilgilere dosyalardan geriye dönük olarak ulaşılarak yapılmıştır. Hastaların %60. Genel nüfusta ruhsal bozuklukların yaygınlığı %16 iken. Bulgular: Çalışmamızın yapıldığı iki aylık süre içinde hastanemizde yatarak tedavi gören (n=8871) hastaların %2. Bunların çoğunluğunu madde kötüye kullanımı.1’ine psikiyatrik tedavi önerilmiştir.3’ünün suicid girişimi. Nuray Atasoy. cerrahi branşlar içinde ise anestezi ve ortopedi en sık konsültasyon isteyen kliniklerdir.

Yakın tarihli bir metaanalizde. Gökhan Sarısoy.745.The genetics of attention deficit/hyperactivity disorder in adults. Ahmet Rifat Şahin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Giriş ve Amaç: Sinaptozomal-ilişkili protein-25 (SNAP-25). rs1051312) arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Sonuçlar: SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi DEHB tanısından ziyade DEHB'li çocuğa sahip olma ya da bir diğer deyişle genetik olarak yüklü olma ile ilişkili olabilir. sinaptik iletim ve plastisite mekanizmalarında merkezi role sahip bir proteindir.Molecular Psychiatry. Bulgular: Hem DEHB hem de No-DEHB grubu SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi alel frekansı açısından SK grubuna göre anlamlı farklılık gösterdi (sırasıyla.Waldman ID. rs1051312) çalışıldı. Ebeveynlerin 108'i yaşamlarının hiç bir döneminde DEHB tanısı almazken (No-DEHB).Faraone SV. Ficks C.Nov 22. çocukluk çağı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile bu proteini kodlayan genin rs3746544 polimorfizmi arasında anlamlı. Ömer Böke.25). rs1051312 arasında ise nominal ilişki bildirilmiştir(1). Kaynaklar: Gizer IR. p=0.doi: 10.53. p=0. Her iki ebeveyn grubu da SK grubuna göre daha fazla oranda T alleline sahipti (sırasıyla.009.017.001.Gruplar arasında alel frekansları ve alel varlığı oranları ki-kare testi ile karşılaştırıldı. Hum Genet 2009.2011:1–28.1038/mp. Asherson P et al. DEHB'li çocukların ebeveynlerinden oluşan genetik olarak yüklü bir erişkin örnekleminde DEHB ile SNAP-25 geninin iki polimorfizmi (rs3746544. Işıl Zabun Korkmaz.126:51–90 Franke B.Bu polimorfizme ait T aleli bu yüklülük için risk aleli gibi görünmektedir. Bu çalışmanın amacı.2011.206. Koray Karabekiroğlu. x2=16.641. Hasan Bağcı. Katılımcılardan alınan periferik kan örneklerinde SNAP-25 gen polimorfizmleri (rs3746544. OR=2. a review. OR=1. Yöntem: En az bir DEHB'li çocuğa sahip 228 ebeveyn ve kendilerinde ve çocuklarında DEHB olmayan sağlıklı kontrol (SK) grubu (n=109) çalışmaya dahil edildi. x2=6. Ebeveyn grupları arasında ise alel frekansı ve alel varlığı oranları açısından anlamlı farklılık bulunmadı. . p=0. Seher Akbaş. x2=10.30. Öte yandan rs1051312 polimorfizmi alel frekans ve oranları gruplar arasında anlamlı farklılık göstermedi. p=0. Candidate gene studies of ADHD: a meta-analytic review. bu faktörler yoksa bu yüklülüğün fenotipe yansımadığı düşünülebilir.Birden fazla bireyinde DEHB tanısı (ailesel DEHB) olan ailelerde DEHB için genetik yüklülüğünün daha fazla olduğu bilinmektedir(2).05). Sezgin Güneş.0001. 120'si ya çocukluk dönemlerinde ya da halen DEHB tanısına sahipti.138. OR=2.Buna karşın riskli bireylerde diğer genetik ya da genetik dışı faktörlerin katkısıyla DEHB geliştiği.Çalışmamızın sonuçları rs1051312 polimorfizmi ile DEHB ilişkisini desteklememiştir. Zeynep Yeğin. x2=5.PB 71 Dehb Tanılı Çocukların Ebeveynlerinde DEHB ile SNAP-25 Gen Polimorfizmlerinin İlişkisi Ozan Pazvantoğlu.2011.884. OR=1.

asistanuzman(p=0.6’sı (n=84) erkek. Tartışma: Toplumda yaygınlaşma eğilimi gösteren şiddet. Günay Y. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002.8. Bu alanda. Bulgular: Araştırmaya katılanların %64. çalıştıkları kurum ve konumdan bağımsız olarak. Katılımcıların yaş ortalaması 36.82) ve devlet-üniversite hastanesi(p=0. A survey of verbal and physical assaults towards psychiatrists in Turkey. Biz de buradan hareketle. Araştırma görevlisi-uzman/öğretim üyesi(p=0. Hekimlerin %59.57(6):631-6. Altınbaş G. Sözel saldırılar büyük oranda poliklinik odalarında gerçekleşmişken(%61. Cinsiyet dağılımı dahili-cerrahi bilimler(p=0. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışmakta olan araştırma görevlisi ve öğretim üyeleri ile Çanakkale Devlet Hastanesi'nde çalışmakta olan uzman hekimlere dağıtılmıştır.2’si evli(n=99).48) ve devlet-üniversite(p=0.08). Kaptanoğlu C. ülke genelinde yapılacak çalışmaların. 3:147-154. Hekimlerin büyük bir çoğunluğu uğradıkları saldırıların en önemli nedeni olarak kötü sağlık politikalarını görmekteydi(%83. Anket doldurmayı kabul eden 130 kişiden elde edilen veriler SPSS'e girilerek tanımlayıcı istatistikler ve grupların sayısal değişkenlerinin karşılaştırmasında normal dağılım gösterenler için bağımsız grupların t-testi. Elif Karaahmet.42). Emel Peker. sağlık sektörünü de ciddi bir biçimde etkilemektedir.7±8.5’i(n=76) uzman/yard.2’si (n=77) son bir yıl içinde en az bir kez sözel ve/veya fiziksel saldırıya uğradığını bildirmişti. Kaynaklar: Adaş E. %76. %58. 2011. Yenilmez Ç.PB 72 Çanakkale İlinde Son 1 Yılda Hekime Yönelik Saldırıların Değerlendirilmesi: Bir Anket Çalışması Sedat Yelpaze. normal dağılmayanlar için Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Hekimlere Yönelik Şiddet Üzerine Bir Değerlendirme. %65.4’ü (n=85) üniversite hastanesinde.5). Yöntem: Araştırmacılar tarafından hekimlerin son 1 yılda uğradığı saldırıları baz alınarak hazırlanan anket formları . Mehmet Nezir İşleyen. Saldırganların büyük çoğunluğu hasta yakınlarından oluşmaktaydı(sözel saldırı %40. ülkemizde bu alanda yapılmış araştırma sayısı kısıtlıdır. . Ayrancı Ü. Türkcan A. daha geniş örneklem ile daha kapsamlı.32) hastanelerinde saldırıya uğrama oranları benzerdi. Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre kat kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Günümüze kadar birçok çalışmada sağlık alanındaki fiziksel ve sözel saldırılar farklı açılardan işlenmiş olmasına rağmen. Oral Et.Int J Soc Psychiatry. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Çanakkale Devlet Hastanesi’nde çalışan hekimlerine yönelik saldırıları birçok yönden incelemeyi amaçladık.46) arasında karşılaştırıldığına anlamlı farklılık saptanmadı.doç. Elbek O. Kürşat Altınbaş Giriş: Sağlık ortamında hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son yıllarda artış gösterdiği düşünülmektedir. bu sorunun çözümüne ilişkin çıkış yolları sağlayacağını düşünmekteyiz.2008. Toplum ve Hekim. Hekimlerin önemli bir bölümünün cinsiyet. dahili-cerrahi birimler(p=0. fiziksel saldırıların yarısı(n=3) acil servislerde gerçekleşmişti.n=65) ve neredeyse hepsi hekime yönelik şiddetin son yıllarda arttığını düşünmekteydi (%97. konumunda çalışıyordu. yarısı (n=65)dahili branşlarda.3. Çeşitli Sağlık Kurumlarında ve Sağlık Meslek Gruplarında Şiddete Uğrama Sıklığı.23:2:147-160 Altınbaş K.4).3 (ortanca 35 yıl) idi. Walters J. saldırılardan benzer oranda etkilenmesi ve uygulanan sağlık politikalarını var olan şiddet ortamının sorumlusu olarak görmesi oldukça çarpıcıdır. n=31). Kadir Arslan.

59.**Özge Işıldar.41. Bu davranışlar genel olarak sosyal beceri olarak adlandırılmaktadır. %4. 42. %89. 46.46.34. %90. 3’ü evli 245’i ise bekârdır. duyuşsal anlatımcılık.31 bulunmuştur. Hemşirelik Bölümü. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Sosyal Beceri Envanteri kullanılmıştır. sosyal anlatımcılık. Envanterin bütününden alınabilecek en yüksek puanın 450 olduğu düşünülürse Katılımcıların dereceleme ölçeğinden almış olduğu ortalama 280. Bu da bireyin bir takım becerilere sahip olmasıyla mümkündür.5’i kısmen başarılı. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir.8’i başarılı.26. Örneklem grubunun %10. Hemşirelik bölümü öğrencilerinin sağlık hizmeti verirken danışanla terapötik iletişim kurmaları son derece önemlidir. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır.**Hamdullah Omay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır. sosyal duyarlık.3’ü alkol kullanırken.9’u sigara kullanırken. Bu doğrultuda hemşirelik bölümü öğrencilerinin genel anlamda sosyal beceri düzeylerinin yüksek olduğu söylenebilir. Uşak Amaç: İnsan kişiler arası iletişim gereği ilişki kurduğu insanların duygularını.31 puanın iyi bir puan olduğu kabul edilebilir.PB 73 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Sosyal Beceri Düzeylerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. %43. **Cemile Demirel. Katılımcıların Sosyal Beceri Envanteri toplam puan ortalamaları 280. Alt ölçek puan ortalamaları ise. . duyuşsal kontrol.**Ceyda Şenol. duyuşsal duyarlık. 46. %48.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. 58’i erkektir. %9. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin sosyal beceri düzeylerini değerlendirmek ve bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir. **Huriye Hakut. sosyal kontrol. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. 52. duyuşsal duyarlık. %2. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. duyuşsal anlatımcılık.7’si kullanmamaktadır. **Seda Çağlı. düşüncelerini de anlamak ister. Sosyal kontrol. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330).1’i kullanmamaktadır. Sağlık Yüksekokulu. sosyal anlatımcılık ve duyuşsal kontrol şeklindedir.8’i çok başarılı. sosyal duyarlık. 44. Bunların 190’ı kadın. **Sinem Kaya. Tartışma ve Sonuçlar: Araştırma sonucuna göre.02 şeklinde saptanmıştır. 48. hemşirelik bölümü öğrencilerinin en yüksek puan ortalamaları sırasıyla. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde.

Araştırmada veriler olumsuz davranışlar anketi (NAQ-R) ve sosyodemografik veri formu kullanılarak elde edilmiş. do. Occupational Medicine 2006. . haysiyetine. Kaynaklar 1.Godin IM. Bullying in medicine. ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkisine. 5. Yıldırmaya maruz kalanlar arasında psikososyal bozuklukların ve intihar eğilimlerinin yüksek olduğu ve bu kişilerin daha sık hastalık izni aldıkları belirlenmiştir(3). L.4’ü işyerinde yıldırmaya maruz kalmaktaydı.The experience of bullying in Great Britain: The impact of organizational status.1’i erkekti ve %67’si lise ve üniversite mezunuydu. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanların %70.56:226– 231. Bullying in Turkish white-collar workers. Sonuç: İşyerinde yıldırma ciddi sonuçlara doğuran bir durumdur ve kişilerde psikiyatrik hastalıklara neden olmaktadır. Cooper. ekonomik olarak geçimini sağlamasına ya da bunların hepsine birden zarar verir(2).PB 74 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Çalışanlarda İşyerinde Yıldırma (mobbing) Sıklığı Elif Karaahmet* Ülkem Angın Öztürk** Özge Şimşekyılmaz Saraçlı*** Levent Atik**** Nuray Atasoy**** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD **Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ***Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: İşyerinde bir veya daha fazla kişinin genellikle bir kişiye yönelttiği uzun süreli ve tekrar eden olumsuz davranışlarla açıklanan işyerinde yıldırma (mobbing) olgusu(1). İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında yaş. 2002.7-67 gibi geniş bir aralıkta bildirilmiştir(4).Field T. Bulgular: Çalışmaya katılanların %58. Elovainio M.. Those who can. 2004.. Vathera J.10.324:786. Metod: Bu çalışmanın evrenini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İzmit Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır aynı işyerinde çalışmakta olan toplam 166 kişi oluşturmuştur. B. 2001. bully. J Epidemiol Community Health. Türkiye’de ise oran %55 olarak bildirilmiştir(5). çalışma süresi ve gelir düzeyi açısından fark yoktu. Bayram N. Psikiyatristlerin işyerinde yıldırmanın farkında olması kişilerin tedavisinde ve izleminde yararlı sonuçlar doğuracaktır. katılımcılara SCID-I uygulanmıştır. Dünyada işyerinde yıldırmanın yaygınlığı %2.58:258-9. Workplace bullying and sickness absence in hospital staff. BMJ. H. 443-465. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarlarda psikiyatrik hastalık oranları istatistiksel anlamlı düzeyde fazlaydı. %23. & Faragher. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında komorbidite açısından fark yoktu.Hoel. those who can’t. worker’s health. Bullying. European Journal of Work and Organizational Psychology.Bilgel N.7’sinde anksiyete bozukluğu saptandı. and labor instability. Bunların da % 51.Kivimäki K. Aytac S. 2. Occup Environ Med 2000. C. Amaç: Psikiyatri polikliniğine başvuran psikiyatrik hastalığa sahip kişilerde işyerinde yıldırmanın sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır.5’inde depresyon. 3.57:656–660. 4. mağdurun sağlığına.

Şener Ş. hastanın davranışlarını denetlemede güçlük çekme. Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE). Psikiyatri Temel Kitabı 2. Anksiyete ve tükenmişlik derecelerinin DHB ile geçirilen süreden ve sosyoekonomik koşullardan olumsuz etkilendiği ve bu koşulların başa çıkma yöntemlerini de değiştirdiği açıktır. fiziksel şiddete maruz kalanlar ise plan yapmayı. kronik seyirli. İstanbul ***Ankara Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı AD. Bulgular: Çocuğunun hastalığı dolayısıyla kendisinde psikiyatrik sorunların oluşması. sağlıklı. Tufan A. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Ayla Aysev***. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu. toplum tarafından damgalanma yaşama ve dışlanma oranı babalara göre annelerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Yöntem ve Gereçler: Çocuk ruh sağlığı polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı kriterlerine göre DHB tanısı ile takip edilen 6-18 yaş grubu çocuk ve ergenlerin. okuryazar (ort. Akın B.PB 75 Dikkat Eksikliği ve Bozukluklu Çocuk ve Gençlerin Ebeyenlerindeki Çaresizlik. 18:283-291 . ebeveyn veya bakım verenlerde de damgalanma ve tükenmişliğe neden olabilen zorlu bir hastalıktır (1. Sözel şiddete maruz kalanlar inkârı. özellikle de sorun odaklı başa çıkma yöntemini kullanıyorken. Sarıpınar E. psikiyatrik sorun yaşayanlar da sorun odaklı başa çıkma ve davranışsal olarak boş verme yöntemlerini tercih ediyorlardı. düzenli çalışanlar işsizlere göre daha çok şakaya vurma yöntemini kullanıyordu. 3. Kaynaklar: 1. tükenmişlik ve kaygı düzeyleri ile bunlarla ne ölçüde ve nasıl başa çıkabildiklerini araştırmaktır. BAÖ ile COPE sonuçları karşılaştırıldığında ise yüksek anksiyete puanları ile sorun odakli başa çıkma.Madde Bağımlılığı birliktelik riskini akla getirmektedir. 2009.Form I ve II). tedavisi güç ve yaşam tarzını olumsuz etkileyebilen. dolayısıyla sadece hastada değil. çalışmayı gönüllü olarak kabul eden. 20 anne ve 18 babadan oluşan toplam 38 ebeveyni çalışmaya alındı. sürenin artışı ile hastanın tedavisinde güçlük çekme. Deneklere Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). 9:217-223. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kullanılan başa çıkma yöntemleri: Bir ön çalışma. J Pediatr. hastaya acıyarak davranma ya da dışlama ve ebeveynin madde kullanım sıklığı doğru orantılıydı. Maddi sorun yaşayanlar anlamlı olarak daha fazla aktif başa çıkmayı. Damgalanma yaşayanlar ise belli bir alt başlık kullanmıyordu. Durumsal ve Sürekli Kaygı Envanterleri (STAI. DHB ile izlenen çocuk ve ergen hastaların ebeveynlerindeki çaresizlik. Hasta ile ilgilenme yılı ile tükenmişlik arasındaki ilişkiye bakıldığında. Baskı 2007. Baş Etme Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve hasta yakını anket formundan oluşan testler uygulandı. %92'si evli ve yaş ortalaması 41+/-13 olan. Erdem M. 2008. Güleç C. İstanbul ** Maltepe Üniversitesi Psikiyatri AD. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde tükenmişlik düzeyleriyle kısa ve uzun etkili metilfenidatın bu tükenmişliğe etkisi. Durukan İ. Çalışmamızın amacı. DHB ebeveyninin sorunlarla başa çıkma yöntemleri arasında madde kullanmının yüksek oluşu da DHB'nin genetik yatkınlığını ve yine DHB. Ankara Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DHB). Tartışma ve sonuçlar: DHB ile yaşamanın özellikle annede belirgin olmakla birlikte ebeveynlerde hem tükenmişliğe hem de dangalanma hissine neden olacak düzeyde zorlayıcı bir durum olduğu görülmüştür (3). Köroğlu E. Anadolu psikiyatri dergisi. Öğrenim yılı ile dini olarak başa çıkma arasında negatif anlamlı ilişki vardı. Ankara. 18-65 yaş arası. çocuğu tarafından fiziksel şiddete maruz kalma. dini olarak başa çıkma ve madde kullanmı arasında anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Tükenmişlik ve Kaygı Düzeyleri ile Bunlarla Başa Çıkma Yolları Gülnihal Gökçe ŞİMŞEK*. 2. Eğitim yılı 9+/-8) .2). Aytül HARİRİ**.

Veriler sosyodemografik değişkenlere ilişkin sorulardan oluşan anket formu ve Kıran (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan 34 soruluk “Akran Baskısı Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır.05±22. Ergenlik pek çok riski taşıyan zorlu bir geçiş dönemidir ve akran baskısının daha çok ergenlik döneminde ve gençlerin zamanının çoğunu geçirdiği okul ortamı ile arkadaş gruplarında görüldüğü belirtilmektedir. %71.05).99±31. Ayrıca. Anahtar Sözcük: Akran Baskısı.8’inin ekonomik gelir algısının “orta düzey” olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin %41.93.0’ının aile ilişkisini “çok iyi” olarak tanımladığı bulunmuştur.7’sinin anne ve babasının sağ ve beraber olduğu. Verilerin analizinde yüzdelik hesaplamalar ile Kruskal wallies ve t-testi kullanılmıştır. Karaçulha Çok Programlı Lisesi'nin X=52. sınıf. Ayrıca.0’ının 16-17 yaş arası ve %62. %52. Ergenlik. Bu değişkenlere göre ölçek puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.5’inin 1.99±22. ailelerden yazılı onam alınabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 440 öğrenci ise örneklemi oluşturmuştur. %56. %37. Sibel Coşkun** * Fethiye Esnaf Hastanesi ** Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Giriş ve Amaç: Akran baskısı. Bu çalışma. boş zamanlarını televizyon izleyerek geçiren.8’inin samimi olduğu arkadaş sayısının “4 ve daha fazla”. %54. Fethiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi ve Karaçulha Çok Programlı Lisesi seçilmiştir.8’inin ailesinin genel tutumunu “ilgili”.05). Akran baskısı ölçek puan ortalamaları Fethiye Teknik Endüstri Meslek Lisesi'nin X=56. %34. Araştırmada erkeklerin kızlara göre.1’inin özgüven algısının “çok”. % 63. Anadolu Lisesi öğrencilerinin ise genel lise ve meslek lisesi öğrencilerine göre daha fazla akran baskısına maruz kaldıkları saptanmıştır ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0. % 51.9’unun erkek. Lise Öğrencisi.52. Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi'nin X=64. . okul başarısı ve aile ilişkileri kötü olan ve aile gelir durumu düşük olan öğrenciler ile arkadaş düşüncesini önemsemeyen ve hayır demede zorlananlarda akran baskısı puanları daha yüksektir.85 olarak saptanmıştır. ailesi ilgisiz olan.1’inin okul başarısının “orta” düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu okullarda eğitim gören toplam 2297 öğrenciden.PB 76 Lise Öğrencilerinde Akran Baskısı Fadime Funda Erdil*.7’sinin 2 kardeş olduğu. lise öğrencilerinde akran baskısının araştırılması ve bazı demografik değişkenler açısından analizi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: 2012 yılında Muğla ili Fethiye ilçesinde yapılan araştırmada evreni temsilen Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi. Bulgular: Öğrencilerin %53. arkadaş sayısı ve özgüveni az olan. bireyin içinde bulunduğu grubun etkisi ile bir şeyi yapmak için arkadaşları tarafından zorlanması veya cesaretlendirilmesi olarak tanımlanan bir şiddet davranışıdır. %85.0’ının anne eğitim durumu ilköğretim olup.

01). Ankara Giriş: Otizm ve diğer Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (YGB) gerek bireyin gerekse ailenin ve toplumun yaşam kalitesini derinden etkileyen bozukluklardır. . Bulgular: Çalışma gruplarının polimorfizm dağılımlarına bakıldığında POLR199H açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu (p=0. Deniz Yüce****. İzmir ***Ege Üniversitesi Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık AD. I49V ve G143E GEN POLİMORFİZMLERİ) mutant veya heterozigot olanlar polimorfik olarak değerlendirilmiştir. Buket Kosova** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. MPH’ ın YGB alt tipleri arasındaki farklı yanıt ve CES1 gen polimorfizmi ilişkisinin YGB spektrumundaki klinik ve etyopatolojik çeşitliliğe de ışık tutabileceği öncü bir çalışmadır. DEHB ve YGB’dan sorumlu olduğu öne sürülen ortak gen lokuslarının arasında 16. MPH temelde Karbosilesteraz-1 (CES-1) enzim sistemiyle metabolize edilmektedir. İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji AD. Olguların iki hafta boyunca ilaç kullanmaması sağlanıp MPH verilerek tükürük örnekleri alınmıştır. klinisyen ise Klinik Global İzlem Ölçeği –İyileşme (CGI-I) ve yan etki değerlendirme ölçeğini doldurmuşlardır. CES-1 için genotip belirlemesi yapılarak (CES-1 R199H. 20 DEHB+Asperger Bozukluğu. YGB olan olgularda % 50 oranında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) komorbiditesi olduğu bilinmektedir. Tartışma: YGB+DEHB olan olgularda pür DEHB ya da DEHB+ Hafif Düzey Mental Retardasyon olan olgulardan daha düşük MPH yanıtı elde edilmiştir. İzmir ****Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Prevantif Onkoloji AD. 22 DEHB+Otizm olan olgu ve 34 pür DEHB olan kontrol grubu olarak alınmıştır. DEHB+YGB olan olgularda MPH’ a yetersiz yanıtın veya olumsuz yan etki profilinin CES-1 enzim sisteminin genetik yapısındaki bir bozukluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ise bugüne kadar hiç araştırılmamıştır. 22 DEHB+Hafif Düzey Mental Retardasyon. Eyüp Sabri Ercan*. MPH verildikten sonra anne-babalar Turgay DEHB Ölçeğini. Yöntem: Çalışmaya 7-12 yaş aralığında 25 DEHB+ Yüksek Fonksiynlu Otizm. Olguların alınan tükürük örneğindeki hücrelerden tanıya kör araştırmacı tarafından DNA izolasyonu gerçekleştirildikten sonra. kromozomdan kodlanması. S75N. Elif Ercan***.PB 77 Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Hiperaktivite Semptomlarına Metilfenidatla Yetersiz Yanıt: CES1 Polimorfizminin Rolü var mı? Ülkü Akyol Ardıç*. CES-1 geninin 16. kromozomun olması YGB+DEHB olan olgularda CES-1 enzim sisteminin araştırılması gerektiğini düşündürmektedir. PolR199H açısından tedavi yanıtı kötüleşenlerin polimorfik olduğu ve anlamlı farklılık bulunduğu belirlenmiştir (p=0. DEHB tedavisinin klasik ilacı olan Metilfenidat (MPH) ise YGB olan olgularda pür DEHB olan olgulardan daha az etkili olmakta ve kötü tolere edilmektedir.002) görülmüştür. CGI-I yanıtı polimorfizm ilişkisine bakıldığında. Duygu Aygüneş**.

Bu durum hastanın saldırgan davranışlar sergilemesine. hemşireler hekimlere göre sağlık personeli. Tespit kullanımında yasal ve etik konular hakkında her iki meslek grubu da birbirine yakın cevap verirken. hangi durumda hangi tespit yöntemi tercih edilmeli sorusuna halen cevap bulunamamış olmakla birlikte uygulamalar hakkında hem ülkemizde hem de dünyada yeterli araştırmaların yapılmadığı da görülmektedir. Uygulamada etik ve hukuki sorunlar yaşanabilmekte. hemşireler şiddet ve saldırganlık içeren davranışların olması durumunda fiziksel yada kimyeasl tespiti daha çok tercih etmekte. Burhanettin Kaya 3 1 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. bu nedenle hemşire ve hekimlere uygulama konusunda büyük rol ve sorumluluklar düştüğü anlaşılmaktadır . Yöntem: Çalışmaya üniversite ve sağlık bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan 53 klinik hemşiresi 55 araştırma görevlisi hekim alınmıştır Bu araştırmada veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 25 soru içeren bir anket ile elde edilmiştir. Tespit uygulamasına kimin karar verdiği. Uygulamada belli bir standardın olmaması. sürekli bir eğitimin verilmemesi nedeniyle sağlık çalışanları farklı tutum ve davranış sergileyebilmektedir. kendine ve çevresine zarar vermesine neden olabilmektedir. Bu nedenle fiziksel-kimyasal tespit yöntemleri güvenlik amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. yasal boşluğun olması. hasta ve hasta yakını arasında yaşanan iletişim sorunlarının tespit kullanımını artıracağını düşünmektedirler.PB 78 Psikiyatride Kullanılan Hasta Tespit Yöntemleri Ve Hemşire Ve Hekimin Hasta Tespiti İle İlgili Görüşleri Yasemin Ucun 1. hasta ve hasta yakınından onam alınması konusunda ise çekimser davrandıkları görülmektedir Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına baktığımızda belirtilen görüşler klinik uygulama arasında farklılıkların olduğu. Bu araştırma psikiyatride çalışan hemşire ve hekimlerin tespit yöntemlerinin kullanımına ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. İstatiksel değerlendirmede Fisher’s ve Pearson ki-kare testi kullanılmıştır. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. uygulama hakkında sağlık çalışanlarının yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları. uygulayan ve uygulanan üzerinde olumsuz fiziksel ve psikolojik etki yaratabilmektedir. hekimler kimyasal tespitin tercihi hastanın yaşına ve kilosuna göre ayarlanması gerektiğini düşünmekte. hemşireler hastanın şiddet içerikli davranışlarında artış olmaması için mutlaka fiziksel/kimyasal tespit yöntemlerinin kullanılması gerektiğini belirtmekte. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. Nermin Gürhan 2. Bulgular: Hemşireler fiziksel tespiti daha çok tercih etmekte. Ankara Giriş ve Amaç: Psikiyatri hastaları istekleri dışında tedavi olmak durumunda kalabilmekte ve zorla hastanede alıkonulabilmektedir.

İstanbul.56 Hastalığın süresi ile DIS-Q ve çocukluk çağı travmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Mahir Akbudak. %33’ünde ise cinsel istismar belirlenmiştir. % 53. konversiyon bozukluğu ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile birlikteliği sık olan bir bozukluktur.37±7. Hastaların yaş ortalaması 31. Disosiyatif bozukluklar psikiyatride çoğu bozuklukla birlikte görülebilen ama özellikle borderline kişilik bozukluğu.05) (Tablo 3). Tartışma: Çalışmamızda özellikle Yale Brown ile DIS-Q puanları önemli oranda korelasyon göstermiştir.56 bulundu. Çalışmaya ilk kez psikiyatri polikliniğine başvuran ve DSM-IV-TR kriterlerine göre OKB tanısı alan 78 hasta alınmıştır.384) ay bulundu. Filiz Kulacaoğlu.(p>0. Bu çalışmanın amacı OKB’si olan hastalarda disosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travması sıklığının araştırılmasıdır.58 (2.05) Cinsiyet. Bizim çalışmamızda CTQ puanları ile Yale Brown arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı ama CTQ ortalama skorunun (2.40-3.38±0.76. DIS-Q ile Çocukluk çağı travması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.38±0.23±0. Amaç: Türkiyede disosiyatif bozukluğu olan hastalarla yapılan bir çalışmada hastaların %46’sında fiziksel istismar.PB 79 Obsesif Kompulsif Bozukluğu Olan Hastalarda Disosiyatif Belirtiler ve Çocukluk Çağı Travması Hasan Belli. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Bağcılar EAH psikiyatri polikliniğine 2008 Ocak ile 2010 Aralık ayları arasında başvuran hastalar alınmıştır.( Tablo 2) Tablo 2: Ölçekler puan dağılımı Min-Max Mean±SD Yale Brown 3-40 23. Cenk Ural. Hastalara yapılan Yale Brown ölçeği ortalama skoru 23. Çocukluk çağı travması skoru arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı.23±0. DIS-Q ortalama skoru 2. Ortalama hastalık süresi 82. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.27-4.77 2.76 CTQ 1. çocukluk çağı travması ölçeği ortalama skoru 2. % 71. (p<0. Hastaların %41’i (n=35) ilkokul mezunu. .8’i (n=42) ev hanımıydı.37±7. medeni durum ve eğitim düzeyi ile Yale Brown skoru.56) yüksek çıkması göz önüne alındığında OKB hastalarında travmatik yaşantıların önemli olduğu ve klinik olarak bir anlam ifade edebileceği söylenebilir. Sonuç olarak OKB hastalarının ilaç ve bilişsel davranışçı terapiyle tedavisi sürecinde disosiyatif belirtilerin tedaviye dirençte önemli bir parametre olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya 60’ı kadın.27. disosiyasyon ölçeği(DIS-Q) ve Yale Brown obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği(Y-BOCS) kullanılmıştır. Çalışmada 40 sorudan oluşan çocukluk çağı travması ölçeği. DIS-Q skoru.05) Yale Brown ile DIS-Q arasında %27.38±0.27 DİS Q 1. (p>0.87 2. 18’i erkek toplam 78 hasta alındı.8 oranında istatistiksel olarak pozitif ilişki saptandı.47±67.8’i (n=56) evli.22’ydi (18-54 arası).

%52. son dönemde yapılan çalışmalar sanılanın aksine OKB’nin yaygınlığının sık (%2. Hastaların %36.2 (19)’si erkek. Ortalama hastalık süresi 7.8(8)’i dini. %13. Yasir Şafak*. Emrah Karadere*.8 (63)’i kadındı. eğitim düzeyi literatürle benzerlik göstermekle birlikte cinsiyet dağılımında belirgin olarak literatürden farklılık tespit edilmiştir. M. nadir rastlanan bir bozukluk olduğu düşünülmekteyken. Hastaların ortalama eğitim süresi 10.7(58)’sinde aile öyküsü yokken. %18. DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre OKB tanısı almış 82 hasta alınmıştır. %2.Hakan Türkçapar* *Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Amaç: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) yapılan ilk epidemiyolojik araştırmalarda. %22 (18)’si kontrol tipi. buda literatürle uyumlu gözükmektedir. Hastaların %70. Komorbidite oranlarıda literatürle uyumludur ve en sık major depresyon olarak tespit edilmiştir. %52. Tartışma ve Sonuçlar: Hastalığın başlangıç yaşı. Hastaların birinci derece akrabalarında OKB tanısı bulunduğu belirlenmiştirki.45 yıl iken ortalama başlangıç yaşı 24.3(6) olarak tespit edildi. %61(50)’i evli.5-3) olduğunu göstermektedir. medeni durum. Bizim bu çalışmadaki amacımız da OKB tanısı almış hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesidir.6(30)’sı bekar. Hastaların obsesyon tiplerinin dağılımı.32±8. %76. Kompülsiyon tipleri açısından ise dağılım. Hastalara SCID-I.Bengü Yücens*.PB 80 Obsesif Kompulsif Bozuklukta Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerin Değerlendirilmesi Erkan Kuru*. Hastaların yaş ortalaması 32. Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne Ocak 2011 ile Kasım 2011 tarihleri arasında başvuran.4(2)’ü boşanmıştı. Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği-Semptom listesi (YBOC-SC) uygulanmıştır. Sosyodemografik veri formu.4 (11)’si tekrarlama tipi. Sosyal Anksiyete Bozukluğu %7.3(15)’ü şüphe tipi.8(22)’inde birinci derece akrabalarında OKB mevcut idi.1(5)’i dua-tövbe etme tipi kompülsiyon şeklindeydi.4 (2)’ü cinsel obsesyon şeklindeydi. %26. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) %14.6 (30)’sında tek başına OKB görülürken. .78 yıldı.39±3.96±7.6(12).4 (43)’ü temizlik-yıkanma tipi .4) komorbid başka ruhsal rahatsızlıklar vardı. %9. Bulgular: Çalışmaya katılan 82 hastanın %23.24 iken. Major Depresyon %28(23).4( 43)’ü bulaş-kirlilik tipi. %36. M. Yöntem: Çalışmaya. diğer hastalarda (%63. %2. Sırasıyla en sık görülen ektanılar. %6.05’ti. Dr. Klinik özelliklere baktığımızda en sık görülen bulaş-kirlilik tipi obsesyon ve temizlik-yıkanma tipi kompülsiyon literatürle uyumlu bulunmuştur.29±10.

566. . Shane T. Bulgularımız genel olarak OKB hastalarının BKT performanslarının kontrollerden farklı olmadığını göstermiştir. bizim bulduğumuz gibi bozuk performans göstermediğini bildiren çalışmalar da mevcuttur. tersi sonuç bildiren çalışmalar da mevcuttur. Filiz Karadağ*.567). USA Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında karar verme süreçlerinde bozukluklarının olduğu bilinmektedir. Figen Ateşçi*. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından birbirlerinden anlamlı farklılık göstermiyorlardı (tümü p>0.075). Nalan K. p=0.149.091. Denizli **Michigan Üniversitesi Psikoloji AD. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D).BKT4 (F=0. Gruplar yaş.764). p=0.Oğuzhanoğlu* *Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.05). BKT2 (F=1.287). BKT3 (F=3. Gülfizar Varma*.330.249. BKT1 (F=0.113) seviyelerinden hiçbirinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Mueller**. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği.Bechara kumar oynama testi) uygulanmıştır.p=0. OKB hastalarının bu testte bozuk performansa sahip olduğunu bildiren birçok çalışma olmasına rağmen. Osman Özdel*. Bu çalışmanın örneklemi 40 OKB hastası ve 39 kontrolden oluşuyordu. OKB li hastaların bu bozuklukları ölçtüğü düşünülen Bechara kumar oynama testinde kötü performanslar gösterdiği bildirilmesine rağmen.BKT5 (F=2. Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A).PB 81 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Bechara Kumar Oynama Testi Performansları Selim Tümkaya*. p=0. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve PEBL-BKT(Psychology Experiment Building Language. p=0. Çalışmalar arasındaki farklılık yöntemsel farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir.

000)alt ölçeklerinde anlamlı farklılıklar gösteriyorlardı.028).067. Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A). . kontrol edilmezlik/tehlike (t= -6. bilişsel güven (t= -2. Nalan K.05). p=0. Yaş. p= 0. p= 0. Bulgularımız OKB hastalarının bozulmuş üstbiliş fonksiyonlarına sahip olduğunu göstermiştir. p= 0. Bu çalışmanın örneklemi 51 OKB hastası ve 46 kontrolden oluşuyordu. OKB hastaları ÜBÖ nün olumlu inançlar (t= -. düşünceleri kontrol ihitiyarcı (t= .PB 82 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastalarda Üstbiliş İşlevleri Selim Tümkaya. Üstelik bu bozuklukların obsesyon ve kompulsiyonların gelişiminde rolü olduğu düşünülmektedir.167) alt ölçeklerinde kontrollerden farklılık göstermezken.152.000). cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından gruplar birbirlerinden farklılık göstermiyorlardı (P>0.098. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve Üstbiliş ölçeği (ÜBÖ) uygulanmıştır. Figen Ateşçi.392.946) ve bilişsel farkındalık (t= .5. p= 0.Oğuzhanoğlu Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında bilişsel bozuklukların yanı sıra üstbiliş bozukluklarının da görüldüğü bildirilmiştir.1. Gülfizar Varma. Filiz Karadağ. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D).234. Osman Özdel. Bu çalışmanın amacı OKB hastalarını üstbiliş işlevleri açısından sağlıklı kişilerle karşılaştırmaktır.

3’tü. DSM-IV tanı kriterlerine göre YAB teşhisi almış olan.4’ünde YAB olduğu ortaya çıkmaktadır. YAB tedavisi alanların %36. Sonuçlar: Çalışmaya ortalama yaşları 44. bunların %55. %20. Anket sorularını anlamaya veya açık ve net cevaplar vermeye engel olacak düzeyde kognitif bozukluğu bulunanlar hariç tutulmuştur.2’ydi.3’ü SSRI+antipsikotik almaktaydı.2) Bu hastaların % 50‛sinin tanı aldığı ve tanı alanların da %50‛sinin gerekli tedaviyi alabildiği düşünülmektedir. YAB dışında başka bir psikiyatrik bozukluğu olanların oranı %72. Son 6 ay içinde hastaların %9.7’sinde tetkik yapılmıştı. %14. %25’i SSRI+benzodiazepin.PB 83 Yaygın Anksiyete Bozukluğu Olan Hastalarda Uygun Olmayan Tanı ve Tedavi Nedeniyle Meydana Gelen Hasta Yükünün Değerlendirilmesi Nesrin DİLBAZ. Hastaların %86. % 5.6 kalp hastalığı.3’ü herhangi bir sebep ile acil servise başvurmuş.4 hipertansiyon.32 yıl olan 97 hasta (%73. Anksiyete bozuklukları için özgün tanı konma oranları %35-65. %9. bunların %86.2’si kadın) alındı.2’si YAB tedavisi dışında bir tedavi almakta.9 mide/sindirim sistemi hastalığı. çalışmaya katılmaya olur veren bireyler alınmış ve geçmişe yönelik bilgilerinin sorulduğu çalışma anketi uygulanmıştır. Hastaların %55. Bu yazıda YAB olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması amacı ile yapılmış olan çalışmanın ön sonuçları verilmektedir.7’sinde tetkik yapılmıştı. . %7. Sosyal fobi için % 24’tür.6’sı son 6 ay içinde YAB için tedavi almakta. %11 hipertansiyon+diyabet. Tartışma ve Sonuçlar: Literatürlere göre Türkiye’de herhangi bir somatik problemle birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran kişilerin %22. %18.7’sinde majör depresyon. %8.2’si ise herhangi bir tedavi almamaktaydı.3’ü hastaneye yatırılmıştı.5’u yalnız SNRI ve %8.86±12. Sheehan Yetiyitimi Değerlendirmesi puanındaki değişim ve hastanın mesleki etkinliği.1’inde bipolar bozukluk mevcuttu.3’ünde obsesif kompulsif bozukluk.7’sinde psikiyatrik hastalık harici eşlik eden bir hastalık mevcuttu. Yöntem ve Gereçler: 2011 yili son 6 ayi ve 2012 ilk 6 ayi arasinda yapılan ve prospektif müdahalesiz anket çalışması olarak tasarlanan çalışmaya Ankara Numune ve Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastaneleri Psikiyatri Kliniklerine başvuran 18 yaşından büyük. bu hastaların %53.6’sında panik bozukluk. YAB için %34.4 idi. Hastaların %42. %25. YAB olan hastalar hem komorbid psikiyatrik hastalıkların sıklığı hem de yeterli tanı ve tedavi olamamaları nedeniye sağlık sistemini çok fazla kullanıyor olabileceği düşüncesiyle yapılan bu çalışmada literatüre uygun biçimde eştanılı psikiyatrik hastalıkların yüzdesi yüksek bulunmuştur (%72. Oğuz KARAMUSTAFALIOĞLU Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Amaç: Birincil amacı. %5. sosyal yaşam ile boş zaman uğraşıları ve aile yaşamında görülen yeti yitimi üzerine katkısı ve hastanın hastalık şiddeti ile ilişkili yaşam kalitesi değerlendirilecektir. yüksek tansiyon gibi şikayetlerle hastaneye ayaktan başvuran hastaların oranı % 77. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması olan çalışmamızda ayrıca uygunsuz tanı ve tedavi nedeni ile oluşan maliyet yükü. çeşitli sebepler ile başka bir uzmana konsültasyona gönderilen hasta oranı ise %46. Son 6 ay içinde kalp çarpıntısı.9’u yalnız SSRI.

Obsesif kompulsif bozukluklu (OKB) hastaların sosyal fonksiyonlarında bozuklukların olduğu düşünülmekte. Fakat bu etki OKB hastalarında kontrollere göre anlamlı olarak daha zayıftı. Bu nedenle istemsiz dikkat sosyal işlemlemede önemle bir role sahiptir.41).009). p = . birbirlerine bakmadıkları pozisyonlardaki mesafelere göre daha kısa algılanması esasına dayanmaktadır. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından anlamlı farklılık göstermeyen 25 OKB hastası ve 26 kontrolden oluşmaktaydı. ηp2 = . 49] = 5. 49) = 34. Gülfizar Varma*. OKB: t(24) = -2.71. Bulgularımız bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda OKB hastalarının bakış etkisine kontrollerden daha az hassas olduğunu göstermektedir. .032). başarılı sosyal ilişkiler kurmak hızla değişen sosyal işaretlerin istemli bir çaba sarfetmeden tanınmasını gerektirir. Bu konuda.080). Bu amaçla sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınmasını ölçmek için özel olarak geliştirilmiş olan Sosyal mesafe muhakeme etme testinin bir versiyonunu kullandık (SMMT).104). ηp2 = .35.38. Oysaki günlük hayatta. Bu test karikatürlerin birbirlerine baktıkları pozisyonlarda karikatürler arasındaki mesafelerin. p < . ηp2 = .045. Ayrıca anlamlı bakış x grup ilişkisi bulundu (F (1.021. T. Figen Ateşçi*. vakaların sosyal işaretleri değerlendirmesi için istemli dikkatlerini kullanmalarını yeterli kılmaktadır.24. p = . Tjeerd jellema**. bu illüzyon daha şiddetli görülebilecektir.0001. Osman Özdel*. bugüne kadar OKB hastaları ile yapılmış olan çalışmalarda birbirleri ile çelişen sonuçlar bulunmuştur.21. Daha dikkat çekici olan bakış yönünün postüre zıt olduğu pozisyonda. p = . bakış yönünün etkisi anlamlı değildi (F(1. Postür ve bakış aynı yönde olduğunda. Filiz Karadağ*. Bakış yönü OKB ve kontrol gruplarının mesafe algılaması değiştirmiyordu.0001.PB 84 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Sosyal İşaretleri İstemsiz Dikkat ile Farketme Düzeyleri Selim Tümkaya*. p = 0. Bu bulgular OKB hastalarının sosyal işaretleri istemsiz/spontan dikkat ile fark etme bozukluklarının olduğunu düşündürmektedir. Çalışma gruplarımız yaş. ηp2 = .test hem OKB hastalarının hem de kontrollerin karikatürlerin birbirine baktığı pozisyondaki mesafeleri daha yakın algıladıklarını gösterdi (Kontroller: t(25 ) = -5. fakat bu bozuklukların mekanizması bilinmemektedir. Fakat tüm bu çalışmalarda kullanılan yöntemler. Bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda bakış yönünün etkisi anlamlıydı (F(1. 49) = 1.82. Bu bilgilerin ışığında biz Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınınma süreçlerini araştırmayı amaçladık. 49) = 4. 2x2x2 ANOVA 3 yönlü (Postur-bakış zıtlığı x bakış yönü x grup) bir ilişkinin varlığını gösterdi (F [1.61. Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu* * Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Hull Üniversitesi Psikoloji AD. p < .

1. Gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı(P>0. Distimi tanısı dental fobik grupta 2 hasta.9)’unda başka bir anksiyete bozukluğuna rastlandı(p<0.2)sinde.6) özgül fobi durumsal tipte şeklnde saptandı. Dental anksiyete. Dental fobisi olan 76 hastadan 32(%42. diş tedavisini ve dişhekimlerinin rahat çalışmasını engelleyen önemli bir sorundur. Int Dent J. Bu hastalara sosyodemografik veri formu ve Dental korku skalası verildi. Journol of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry 2004. 35: 3-12. Latif Ruhşat Alpkan *Kars Devlet Hastanesi.7) özgül fobi doğal-çevre tipi. Psychological disorders and dental anxiety in a young adult population. Berggren U. Dental anksiyetesi olanlarda bir ya da daha fazla psikiyatrik bozukluk tanısı konması ihtimali anksiyetesi olmayanlara göre daha fazladır(44). Bulgular: Anksiyete bozuklukları açısından eştanı olarak karşılaştırıldığında. 1999. Dental anxiety among patients prior to different dental treatments.49: 90-94. Psychophysiological reactions in dental phobic patients during video stimulation. Yaygın görülen bu durumun tesbit ve tedavi edilmesinin koruyucu ve tedavi edici diş sağlığı hizmetlerini olumlu etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Carlsson SG.3) özgül fobi hayvan tipi.6) özgül fobi kan-enjeksiyon-yara tipi ve 24(%31. fobik olmayan grupta ise 1 hastada saptandı. Yüksel Kıvrak**. 2. Berggren U.Lundgren J.6) panik bozukluğu olmadan agorafobi. Diş hekimi korkusu geçmişten günümüze uzanan ve gelecekte de hastaların diş tedavisinden faydalanmalarına engel teşkil edeceği düşünülen bir olgudur. indirect fear acquisition. 43(%56.001). 2(%2. 3. Sonuçlarımız literatürle uyumludur. Peretz B. DSM-IV kriterlerine göre düzenlenmiş olan yapılandırılmış görüşme formu SCID-I kullanılarak Dental Fobi tanısı kondu. Eur J Oral Sci 2001.2). Psychophysiological reactions in dental phobic patients with direct vs.9)’unda major depresyon tanısı kondu.6) sosyal anksiyete bozukluğu.Carlsson SG.6) yaygın anksiyete bozukluğu. 21(%27. 11(%14. Kontrol grubuna DFS ölçeğinden 54 ve altında olanlar alındı. Anksiyete bozukluklarının dağılımı incelendiğinde. .5) panik bozukluk. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada dental fobisi olanlarda olmayanlara göre ikinci bir psikiyatrik eş tanı olma olasılığının daha fazla olduğunu bulduk. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Bahçelievler Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde çalışma hakkında bilgilendirilip katılmayı kabul eden 600 hasta alındı. 2(2. 1(%1. Diş hekimi korkusunun sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğu düşünülürse diş hekimi fobisi tedavilerinin etkinliğini optimize etmenin kişisel ve sosyoekonomik yararlar sağlayacağı düşünülebilir(4). 29: 456-463. Şeref Özer. Poulton R. 5(%6. 4.05).Locker D. ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Epidemiyolojik çalışmalar popülasyonun %4 ile %16’sinde dental tedavi konusunda sorun olarak kabul edilebilecek düzeyde korku ve anksiyete olduğunu düşündürmektedir(1. Aynı evrenden gelişigüzel seçilen bu kişilere SCID-I uygulanarak diğer anksiyete bozuklukları eştanısı araştırıldı. 42(%55.3)obsesif kompulsif bozukluk. örneklem grubunda 40(%48. Dental fobi birçok ülkede ağız ve diş sağlığının korunmasında büyük bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. 3(%3. Anksiyete bozukluğu başta gelirken bunu duygudurum boukluğu izlemektedir. 37(%48.Lundgren J.9)posttravmatik stres bozukluğu. Community Dent Oral Epidemiol 2001. dental fobisi olan kişilerin 63(%82. Dental fobisi olmayan grupta ise 14(%16.PB 85 Dental Fobisi Olan Hastalarda Psikiyatrik Bozuklukları Eştanısı Süleyman Gündüz*.6) agorafobi ile birlikte panik bozukluk. Yapılan çalışmalarda diş hekimi korkusunun %4-16 arasında değiştiği bildirilmiştir3. Thomson WM. 109: 172-177. Kesme puanı 55 ve üstü olan hastalara.1)’inde (major depresyon tanısı kondu.Stabholz A.

Bulgular: Elde edilen sonuçlarda. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark. Tartışma Ve Sonuç: Ambulans çalışanları görevleri nedeniyle başta tükenmişlik olmak üzere ruhsal açıdan sıkıntı yaşamaktadırlar. bu yaşantılara tanık olmak da kişileri etkileyebilir. Kadınlarda travmatik stres ve depresyon belirtilerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p< 0. İkincil Travmatik Stres. . & SBE Ruhsal Travma ve Afet Çalışmaları Birimi. Bu nedenle bu çalışmada ambulans çalışanlarının iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan travmatik stres belirtilerini saptamak amaçlanmıştır. Bu nedenle ambulans çalışanlarının psikoeğitsel çalışmalarla desteklenmeleri.01. p<0.76±2. felaket gibi kriz durumlarında aktif görev almaktadırlar. Ambulans çalışanları..74).. sağlık çalışanlarında belirgin tükenmişlik belirtileri saptanırken (12.85±7.58. doğal afet. Yöntem VeGereçler: 112 Acil Sağlık Hizmetleri Sağlık Çalışanı Soru Formu ve Travmatik Stres Belirti Ölçeği (Başoğlu ve ark. işleri nedeniyle sürekli zor durumda olan hastalara hizmet vermekte. 2001).30) travmatik stres ve depresyon belirtileri düşük düzeyde saptanmıştır( 6.56±6. Tükenmişlik. A. Bu tür olayları yaşamak kadar.05). 1.bu süreçte özellikle tükenmişliğe yönelik önlem alınması görev sırasında ve sonrasında yaşayacakları sıkıntıları aza indirmede etkili olabilir.. 170 ebe/hemşire/sağlık memuru/acil tıp teknikeri. Depresyon. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. Dr. Prof. Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanı. 2010) ambulanslarda görev yapan 41 doktor. 39 paremedik ve 74 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 324 sağlık çalışanına uygulanmıştır.PB 86 Ambulans Çalışanlarında İkincil Travmatik Stres Belirtileri Aslı YEŞİL. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Tamer AKER Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi.

Tedavilerinin 18. tedaviye dirençli olması.sHand I. Bu yazında OKB tanısı konulan dizigot ikiz hastaların semptom şiddeti ve prognoz açısından ayrışmalarında dissosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travmasının belirleyici rolü üzerinde durulacaktır. düzen kompülsiyonları olan hastalar sertralin (150 mgr/gün) ile tedavi ediliyorken yapılan kontrol muayenelerinde olgulardan birinde cinsel içerikli ve saldırganlık-zarar verme obsesyonlarının da olduğu anlaşıldı. Van Giriş: OKB ve dissosiyatif bozukluklar ayrı bir durum olarak görülse de OKB hastaları sık dissosiyatif belirtiler gösterirler. 1–7. Hastanın amnezi ve depersonalizasyon gibi dissosiyatif belirtiler göstermesi üzerine hastaya ve karşılaştırma amacıyla ikizine DES uygulandı (sırasıyla 55 ve 22). Bu olgu ikizine göre SSRI tedavisine dirençliydi. Relations between childhood traumatic experiences. Olgular: 20 yaşında bekâr. Tedavi bu aşamadan sonra ayrıldı ve ilk olguya aripiprazol 10 mgr/gün eklendi. metakognisyonlar ve istenmeyen düşüncelerin süpresyonu ile ilişkisine dikkat çeker ve bunun travmatik yaşantılar ve dissosiasyonla ilişkili olduğunu iddia eder (1). 2. Held D. OKB hastalarındaki dissosiasyonun çocukluk çağı travmalarından kaynaklandığını gösteren çalışmalar vardır (1). Kaynaklar: 1. ayında dissosiyatif belirtileri olan olgu’nun depresyon ve YBOCS skorları daha yüksekti. . Peter H. Dissociation as a predictor of cognitive behavior therapy outcome in patients with OCD. Moritz S. Psychother Psychosom 2006. Fricke S. dissociation.PB 87 OKB Semptom Şiddeti ve Tedaviye Direnç’te Dissosiyatif Bozukluk Birlikteliğinin Rolü: Dizigot Olgular Adem Aydın. kontrol.Ekrem Yılmaz Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. Kaçınma davranışları ve anksiyete belirtilerine ikizine göre daha fazla sahip olan hastada yapılan görüşmelerde bir travma öyküsü olduğu anlaşıldı.Selvi Y. kuşku. Çelik C. Psikiyatri.Mesut Işık. Ayrıca yüksek dissosiasyon düzeyleri OKB hastalarında direnci ve BDT’ye düşük cevabı predikte edebilir (2). Atli A.Yavuz Selvi. Cremer J. Boysan M.75:40–6. Güleç M. Tartışma: OKB’de kognitif modeller obsesif düşünce ve eylemlerin. Bu olgu halen kısmi düzelme ve ikinci olgu ise belirgin düzelme ile takip edilmektedir. Dizigot olgularımızdan dissosiasyon düzeyi yüksek ve çocukluk çağı travması olan hastada obsesyonların ayrı niteliğinin olması.Rufer M. simetri obsesyonları ve temizlik. Int J Psychiatry in Clin Pract. 2011. and cognitive models in obsessive compulsive disorder. dizigot kadın hastalar. İlk tedavi başvuruları 3 yıl önce olan ve başlangıçta kirlilik. Beşiroğlu L. Aydın A. OKB hastalarında yukarıda bahsedilen durumların tespiti ve tedavinin bu yönde devamının gerektiğini hatırlatmaktadır.

Seçil Uysal*** *Adana Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. FMS grubunda VAS skorları ile BDÖ. BDAÖ skorları arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p<0. SONUÇ: FMS grubunda bedensel duyumları abartma kontrol grubundan farklı bulunmamıştır. kontrol grubu olarak yaş. Hasta ve kontol gruplarına sosyodemografik veri formu. Bu çalışmada fibromiyalji sendromunda görülen diğer bedensel belirtiler ve bu belirtilerin ağrı skorları ve aleksitimi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Aleksitimi ve Ağrı İle İlişkisi Aylin Ağırman*. Yüksek ağrı skorlarının bedenselleştirme . Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ). bedensel ve psişik semptomların birlikte görüldüğü bir hastalıktır. Adana **Özel Median Hastanesi Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Kliniği. FMS'da depresyon ve aleksitimi önemli oranda tabloya eşlik etmektedir. Yöntem: Bu çalışmaya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran. hasta grubuna ek olarak vizuel analog skalası (VAS) uygulanmıştır.005). FMS olan grupta BDÖ.PB 88 Firomiyalji Sendromu Olan Hastalarda Bedensel Belirtileri Abartma. Nuran Erden**.05). TAÖ skorları kontrol grubundan anlamlı yüksek saptanmıştır (p<0. Bulgular: Her iki grup arasında BDAÖ skorları açısından anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0. Amerikan Romatoloji Birliği tarafından geliştirilen ölçütlere göre FMS tanısı konan ve çalışma ölçütlerini karşılayan ardaşık 50 kadın hasta. TAÖ. . Toronto Aleksitimi Ölçeğİ (TAÖ-20). aleksitimi ve depresyon ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Diyarbakır Amaç: Fibromiyalji sendromu (FMS). eğitim durumu açısından uyumlu 29 sağlıklı gönüllü alınmıştır.İstanbul ***Diyarbakır Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). cinsiyet.05).Yarkın Özenli*.

BDÖ. Wald=6.01. Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-28) ve sosyodemografik veri toplama formu verildi. p=0.03. t=2.001).04.78.58. Psikiyatri Kliniği. BAÖ.005. DES ve yatış sayısının intihar varlığını yordadığı tespit edildi (Sırasıyla. yatış sayısı ise intihar girişimi olan grupta anlamlı olarak yüksek bulundu (Sırasıyla. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). DES-taxon.91. p=0. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). t=-2. Kikare=6. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi. B=0. Bulgular İntihar girişimi olan (n=33) ve olmayan (n=57) grup karşılaştırıldığında iki grup arasında demografik ve klinik değişkenlerden. B=0.05.93.83. KB’li hastaların stresle baş etmede dissosiasyonu ya da alkolün sağladığı kimyasal dissosiasyonu kullandıkları düşünülebilir. . Hasta grubu intihar girişimi hikâyesine göre iki gruba ayrıldı. Boşanmış ya da dul olmak. t=-2. p=0. Toronto Aleksitimi Skalası (TAS).28 toplam puanları anlamlı olarak yüksekti (Sırasıyla. t=-2. yaş.007. Leman İnanç* * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. t=3. eğitim süresi.04.27.71. p<0. B=1.PB 89 Konversiyon Bozukluğunda İntihar Girişiminin Yordayıcıları Medine Yazıcı Güleç*. Wald=3.36). İntihar girişimi olan grupta. göç etmiş olma. B=1. Duygusal istismar da konversiyon bozukluğundaki dissosiayonun yordayıcılarından biridir. p=0. Wald=5. ailede psikiyatrik hastalık. Tüm katılımcılara Mizaç Karakter Envanteri (MKE).03. duygusal istismar ve CTQ. duygusal istismar ve dissosiasyonun şiddeti ile daha önceki hastane yatışlarının yordadığı görülmektedir. p=0.04. Psikiyatri Kliniği. p=0. yalnız yaşama. Aydınlatılmış onamları alındı. p=0.004. cinsiyet. t=-2. t=-3.71. p<0.003. alkol kullanımı en yüksek oranda olmak üzere. Kikare=2. Ömer Yanartaş**. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES). p=0.15.02. t=-3. Wald=5.05). Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. Çalışmaya 1865 yaş arası kişiler dâhil edildi. İstanbul Giriş İntihar.97. p=0. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. TAS-A. DES.85. KB’nin tipi ve madde kullanımı açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0. Konversiyon bozukluğunda (KB) intihar düşünceleri ve girişimlerinin sıkça görüldüğü bildirilmesine rağmen bu konuda yeterince çalışma bulunmamaktadır. Alkol kullanımı. kötü ekonomik durum.44.001.85. p=0.003). Bulgularımız.12. Kendini yönetme ve işbirliği yapma puanları ise intihar girişimi olan grupta düşük bulundu (Sırasıyla. Tartışma KB’de intihar girişimlerini. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 90 hasta alındı. dissosiyatif boyutun ve alkol kullanımının KB’de intiharın hatırlanmasını ve bu hastalara yaklaşımda duygusal istismarın dikkate alınmasını desteklemektedir. t=3.43. t=-2. duygusal istismar.01). psikiyatri ve halk sağlığının en önemli konularından biri olmaya devam etmektedir.

) düşük olduğu görülmektedir.) ve zarardan kaçınma (endişe. p=0. İstanbul Giriş Konversiyon bozukluğu (KB) ile kişilik bozuklukları sıklıkla bir arada bulunmaktadır ve KB’nin klinik görünümüyle ilişkisi gösterilmiştir. yardımseverlik. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSHEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 94 hasta ve 57 sağlıklı kontrol alındı.02. ilkeli olma.08). t=8. zarardan kaçınma.15. sebatkarlık ve kendini yönetmenin KB varlığını yordadığı görüldü (Sırasıyla. Wald=4. Psikiyatri Kliniği.42.35. (sırasıyla. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. p=0. B=-0.001).46. p<0. Tartışma Bulgularımız KB’de yenilik arayışı (heyecan arama..60. zarardan kaçınma ise yüksek serotonerjik aktiviteyle ilişkilidir.PB 90 Konversiyon Bozukluğunda Mizaç ve Karakter Medine Yazıcı Güleç*. Ömer Yanartaş**. belirsizlik korkuları. Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde borderline kişilik bozukluğu görünümüyle uyuşmaktadır. karamsarlık. amaçlılık. B=0.11. empati. karakter boyutlarından ise kendini yönetme ve işbirliği yapma anlamlı olarak düşük bulundu. kişiliği boyutsal olarak da değerlendirmeyi önermektedir.) ve işbirliği yapmanın (sosyal hoşgörü. t=-2.10. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. Mizaç Karakter Envanteri (MKE) kişiliği boyutsal olarak değerlendiren ve psikobiyolojik olarak modelleyen bir yaklaşım sunmaktadır.) boyutlarının yüksek olduğunu göstermektedir. t=5. Karakter boyutlarına bakıldığında ise kendini yönetmenin (sorumluluk alma. çabuk yorulma. cinsiyet (ki kare=2. Çalışmaya 18-65 yaş arası kişiler dâhil edildi. p<0. düşük dopaminerjik aktivite. eğitim durumu (t=1.001. p=0.001. Wald=4.02. Psikiyatri Kliniği. p=0. KB olan hastalarda mizaç boyutlarından yenilik arayışı ve zarardan kaçınma kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek.42. t=-6. Wald=7.98. Bulgular Hasta ve kontrol grubu arasında yaş (t=1. Ahmet Üzer* *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. zarardan kaçınma ve sebatkarlık. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi. dürtü sellik. Wald=10.93. Kişilik araştırmalarında güncel yaklaşım. Leman İnanç*. B=0. Tüm katılımcılara MKE ve sosyodemografik veri toplama formu verildi. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. Aydınlatılmış onamları alındı. merhametlilik.16) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. karakter boyutlarından ise kendini yönetmenin konversiyon bozukluğunu yordadığı görülmüştür. olumlu alışkanlıklar. .66.30. Yenilik arayışı.00.99).16). B=0. kendini kabul. p<0.

düşünce içeriğinde bedensel yakınmalar ve hipokondriyak uğraşlar belirgindi. net olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. fiziksel bir hastalığa atfettikleri bedensel belirtileri nedeniyle yoğun sıkıntı yaşarlar. Ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetleri 5 yıl içinde artarak devam etmiş. evli hasta Periodontoloji Kliniğinden sebebi bulunamayan ağızda yanma şikayeti nedeniyle KTÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniğine konsülte edilmiştir. Depresyon en sık görülen hastalık olmakla birlikte. Esra Ercan**. Beck depresyon ölçeği 20. . Bu şikayetle çok kez periodontoloji ve dermatoloji kliniklerine başvurduğu fakat önerilenlerden fayda görmemiş. Yapılan Dermatoloji konsultasyonunda oral mukozanın dermatolojik fizik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu saptanmayan hasta ağız yanması sendromu olarak kabul edildi. aile sorunları nedeniyle psikiyatriye başvuran hastaya essitolopram 10 mg\gün. yineleyici tıbbi başvurular.7). Psikolojik faktörlerin hastalığı ortaya çıkarabileceğine dair hipotezlerin yanında birçok çalışmada bu hastalarda komorbid psikiyatrik durumların da yüksek olduğu gösterilmiştir. O dönemde alınan biyopsi sonucu fibroepitelyal papillom olarak değerlendirilip eksize edilmiş. Deniz Aksu Arıca***.4. Ahmet Tiryaki* *Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. Periodontoloji Anabilim Dalı ***Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. Olgu: Kırkdokuz yaşında. zararlı ve rahatsız edici olarak tanımlanması bedenselleştirmeye işaret edebilir. karıncalanma ve acıma hissediyormuş. 1 yıl önce anksiyete belirtileri. hipokondriyazis en yaygın belirtilerdir (3. Dermatoloji Anabilim Dalı Amaç: Yanan Ağız Sendromu(YAS). hekimlerin hastanın yakınmaları konusunda çaresiz hissetmeleri. Tartışma ve Sonuç: Fizyolojik ya da organik bulguların bulunmadığı tekrarlayan kronik bedensel yakınmalar. Son 5 yıldır ağızda özellikle dilinde ve dudaklarının iç kısmında yanma. Psikiyatri Anabilim Dalı **Karadeniz Teknik Üniversite Diş hekimliği Fakültesi. venlafaksin 75 mg\gün başlanmış ve bedensel anksiyete belirtilerinde azalma olmasına rağmen ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetinde değişiklik olmamış. bedensel belirtilerin yoğun. altta yatan herhangi bir lokal veya sistemik neden bulunmamasına rağmen ağızda yanma ve karıncalanmayla giden kronik bir hastalıktır(1. sağlık hizmetleri açısından maddi ve manevi yük oluştururlar (6. Klinik global izlenim ölçeğinde şiddet alt ölçeği: 5 idi. bu belirtilere bir açıklama ve çare bulabilmek umuduyla sık sık sağlık hizmeti talebinde bulunurlar. kanser fobisi. “Somatoform Bozukluk” tanı ölçütlerini doldurmayan bu vakalar. Hastanın şikayetleri ilk olarak 5 yıl önce dudaktaki kabarıklık nedeniyle dış merkezde alınan biyopsi sonrası başlamış. DSM-IV tanı sistemine göre. kadın. Beck Anksiyete Ölçeği 25 puan.5).PB 91 Yanan Ağız Sendromu: Somatoform bozukluk mu? Evrim Özkorumak*. Etyopatolojisi ile ilgili birçok faktör öne sürülmekle birlikte.2). Bu olgudan yola çıkılarak daha fazla sayıda olgularla yapılacak ileri çalışmalarla YAS’ın etyopatogenezine katkıda bulunulabilir. Yapılan ruhsal muayenede affekt çökkün. anksiyete.

Bulgular: Bilgilendirme ve psiko. Rosolowich V. Am J Obstetric and Gynecology 1997. emosyonel rol güçlüğü. 3) Bu çalışmada amaç organik etiyolojisi olmayan bir grup mastaljili hastada bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesine etkisini araştırmaktır. Lea RH. Rastgele seçilen 57 hastaya bilgilendirme ve psikoeğitim verilmiş geriye kalan 38 hasta bilgilendirme ve psiko-eğitim almamıştır. J Obstet Gynaecol Can. fiziksel rol güçlüğü. sosyal ve iş-okul aktivitelerinin önemli derecede engellendiği sonuçları elde edilmiştir (1. 2.eğitim verilen grupta bilgilendirme ve psiko-eğitim verilmeyen gruba göre fizik sağlık. Shriver CD. sosyal fonksiyon. 3.20:198. Yapılan çalışmalarda mastaljinin fiziksel. Premenstrual syndrome or recurrent pain disorder. Agah Bahadır Öztürk** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Management of Breast Pain. mental sağlık yaşam kalitesi alt ölçek sonuçları için istatistiksel olarak anlamlı düzelme bulunmuştur. J Clin Pract 2000. Kaynaklar: 1. ağrı. Relationship of cyclical mastalgia.000) Sonuç: Mastalji hastalarında verilen bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesinin yükselmesinde faydalı bir seçenek olduğu düşünülmektedir.PB 92 Mastalji Hastalarında Bilgilendirme ve Psiko-Eğitimin Yaşam Kalitesine Etkisi Yarkın Özenli*. Adana ** Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. ( tüm sonuçlar: p<0.28(1):49-71 . Faiz O. Szuck B. Metod: Çalışmaya organik etiyoloji bulunmayan 95 mastaljili hasta dahil edilmiştir. vitalite.54:228-32. 2. genel sağlık. Saettler E. Mastalgia. ruhsal.demogrofik form ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği tüm hastalara uygulanmıştır. günlük yaşamı oldukça engelleyen ve önemli tıbbi maliyetlere yol açan bir durum olarak kabul edilmektedir. Fentiman IS. Browne MW.200. Ader DN. Adana Giriş: Mastalji.2006. Sosyo. Bilgilendirme ve psiko-eğitimden 1 ay sonra SF -36 yaşam kalitesi ölçeği tekrar uygulanmıştır.

eğitim düzeyi. 10: 131-136. . Bulgular: SCL-90 somatiasyon alt ölçeği mastalji hastalarında 2.2).001) Sonuç: Organik etiyoloji saptanmayan mastalji hastalarında somatizasyon bulguları ve düzeyi normallere göre yüksek bulunmuştur.PB 93 Organik Etiyolojisi Olmayan Mastalji Hastalarında Somatizasyon.10±8. Adana Amaç: Somatizasyon en basit anlamıyla fizik bulgularla ve tetkiklerle açıklanamayan bedensel yakınmalar ve belirtiler olarak tanımlanabilir (1. Mai F. Do somatic comlaints mask negative affect in youth. J Am Coll Health 1995. Somatoform Disorder (WPA Series Evidence and experience in psychiatry.55 olarak bulunmuştur. Merskey H. Adana *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.23-65.Tere L. kontrol grubunun 0. Topal K. Yoldaşcan E.91±0. Somatazation and conversion disorder. kontrol grubunun 20. 44:9195. Çalışma grubunun SDQ ölçeği çalışma grubunun 30. Bu çalışmanın amacı organik etiyoloji olmayan mastalji hastalarında somatizasyon semptomlarının varlığını araştırmaktır. medeni durum açısından uyumlu sağlıklı gönüllü 35 kişi katılmıştır. Bu bulgular mastalji hastalarının psikiyatrik tedavinin içinde bulunduğu multi-disipliner bir yaklaşıma ihtiyaç gösterdiğine işaret edebilir. Hoboken NJ.94±1. Metot: Çalışmaya Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi kliniğine meme ağrısı yakınmasıyla gelen yapılan tetkikler sonucunda organik bir pataloji saptanmayan 58 mastalji hastası ve yaş.87. Kontrollü Bir Çalışma Agah Bahadır Öztürk* Yarkın Özenli** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. Prevelence and associated risk factors of somatization disorder among Turkish students.001). Çalışma ve kontrol grubuna somatizasyon semptomları varlığını tanımlamada SCL-90 somatizasyon alt ölçeği ve somatizasyon düzeyini belirlemede Somatizasyon Disosiyasyon Ölçeği (SDQ) uygulanmıştır. Anatolian J of Psychiatry 2009. 2006. 2. 2. Mastalji gibi ağrının ön planda olduğu hastalıklarda duyguların sembolik beden diliyle dışa vurumu somatizasyonu doğurabilir (3).62 olarak bulunmuş olup fark istatistiksel olarak bulunmuştur (p<0. 3.54. 9). Kaynaklar 1. Özenli Y.12±0. John Wiley&Sons. Vol. Ghiselli W.p. Gruplar arasında SCL-90 somatizasyon alt ölçeği için fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.

Serkan Yılmazer. İki grup. ilerleyici. . Tıp Fakültesi Nöroloji AD. Selçuklu Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Tartışma: Sonuç olarak OHA’li hastaların beyinde görünür bir hasar olup olmadığından bağımsız olarak kognitif işlevleri bozulmaktadır Bu hastalardaki yetersizlik ayrıntılı kognitif muayene sonucu saptanabildiğinden klinik olarak özel öneme sahiptir. Psikoloji Bölümü. Katılımcılılara nöropsikolojik işlevlerini değerlendirmek amacıyla 3Kelime-3Şekil Testi (3K-3S). Hatay Amaç: Orak Hücreli Anemi (OHA) Hb A’nın Hb S’e mutasyonu sonucu oluşan genetik bir hastalıktır. İST A Süresi. A Hatası ve B Hatası puanları açısından anlamlı fark olduğu gözlenmiştir.) puanları arasında anlamlı fark vardır. Banu Cangöz. yaşam süresini ve kalitesini azaltıcı bir hastalık olan OHA’nin önemli komplikasyonlarından olan kognitif yetersizlik üzerinde yeterince çalışma yapılmamıştır. Ancak bu konuda yeterli çalışma olmadığından hastalığın doğasını anlamak açısından bu çalışma yapılmıştır. İptal Etme Testinde (İET) doğru işaretlenen harf sayısı. atlanan harf sayısı ve yanlış işaretlenen şekil sayısı puanları açısından farklılık göstermiştir. Tüm katılımcıların psikiyatrik ve nörolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. İptal Etme Testi (İET) ve İz Sürme Testi (İST) uygulanmıştır. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Hastalıkta kognitif ve akademik yetersizlikler olabilmektedir. İz Sürme Testi (İST) puanları açısından incelendiğinde. İsmet Melek. Konya **Mustafa Kemal Üniversitesi. Şırnak *****Mustafa Kemal Üniversitesi. Hatay ***Harran Üniversitesi.PB 94 Nörolojik Olarak Sağlam Orak Hücreli Erişkinlerde Nörokognitif Bozulma Asena Akdemir. Yöntem: Çalışmaya 65 orak hücre anemili ve 58 normal kontrol hastası alınmıştır. Akdeniz ülkelerinde sık görülen hastalığın ülkemizde en sık görüldüğü şehir Antakya’dır. Hasta ve kontrol grupları. Şanlıurfa ****Silopi Devlet Hastanesi. OHA grubunun şekil kopyalama (görsel bellek) ve şekiller için kazanım puanı ile hem görsel (şekiller) hem de sözel bellek (kelimeler) için anlık ve gecikmeli hatırlama (15 dk. Saat Çizme Testi (SÇT). Kronik. Hastaların kranial MR’ları çekilmiştir. Bulgular: OHA grubunun bazı bellek işlevlerinin kontrol grubundan anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmektedir. B Süresi. Bahar Sarı Narğis *Selçuk Üniversitesi.

6’sında anksiyete bozuklukları tespit edilmiştir.3). Halk Sağlığı AD. Pruritusta psikiyatrik bozuklukların görülme oranı.7’sinde ekskoriyasyon. Yasemin Akman**. Tıp Fakültesi. psikiyatrik tanı alan grupla almayan grubun her ikisinde de kadınların oranı fazlaydı. Tıp Fakültesi. Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulandı. bu hastalarda psikiyatrik değerlendirmenin önemine işaret etmektedir. varsa psikiyatrik bozukluklarını ve depresif belirtilerini ve bunlar arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. birincil deri hastalıkları ve kaşıntıya sebep olabilecek sistemik hastalıklar hariç tutulan kronik prurituslu hastaların sosyodemografik verilerini incelemek. Clinical Version) uygulanarak psikiyatrik tanılar araştırıldı. liken simpleks kronikus ve prurigo nodülaris şeklinde kaşımaya sekonder deri lezyonları saptandı. Hastaların sosyodemografik verilerini ve hastalığıyla ilgili özelliklerini içeren form dolduruldu. Dermatoloji AD.3’ünde deride herhangi bir lezyon saptanmazken. Birincil deri ve sistemik hastalığı saptanamayan kronik prurituslu hastalarda yüksek oranda psikiyatrik bozuklukların görülmesi ve özellikle depresif belirtilerin eşlik etmesi.7’sinin daha öncesinde psikiyatrik başvuruları mevcuttu. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi.1 ile depresif bozukluklar olarak tespit edilmiştir. Çalışmamızda depresif bozukluklar içinde en sık major depresif bozukluk (%25. Tıp Fakültesi. Malatya Amaç: Kaşıntı ya da pruritus. Tartışma ve Sonuçlar: Bizim çalışmamızda hastaların %34. Bu çalışmadaki amaç.PB 95 Kronik Pruritus Hastalarında Psikiyatrik Profil Oğuz Akman*. Kronik prurituslu hastalarda. Perihan Öztürk**. En sık görülen psikiyatrik bozukluklar ise %34. Bulgular: Kronik prurituslu hastaların %70. Psikiyatrik tanı alan grupta jeneralize kaşıntı ve BDE puanları.5’inde farklılaşmamış somatoform bozukluk. kaşıma isteğine neden olan rahatsızlık verici duyu olup.3) ve obsesif kompulsif bozukluk (%7. Fatma Özlem Orhan*. deri hastalıkları içinde en sık görülen semptomdur. Mehmet Fatih Karaaslan**Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza 126 kronik prurituslu hasta alındı. birçok deri ve sistemik hastalıklarda görülebildiği gibi psikiyatrik bozukluklarda da görülebilmektedir. . Kronik pruritus. Kahramanmaraş ***İnönü Üniversitesi.6’sında 1-3 arası değişen sayılarda psikiyatrik bozukluklar saptandı. psikiyatrik tanı almayan gruba göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0. Psikiyatrik bozukluk saptanan hastaların %57.1’inde depresif bozukluklar. anksiyete bozuklukları içinde de en sık yaygın anksiyete bozukluğu (%10.9) tespit edilmiştir. Buna rağmen hastaların sadece %16. kaşıntının özelliklerini. DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-IV-Text Revision) tanı ve değerlendirme sistemine göre psikiyatr tarafından SCID-I/CV (Structered Clinical Interview for DSM-IV. %28. ülkemizdeki psikiyatrik bozuklukların yaygınlığı (%17. Ali Özer***. %42.05).2) ile karşılaştırıldığında yüksek oranlardadır. Tüm kronik prurituslu hastaların %62'sinde hafiften şiddetliye değişen oranlarda depresif belirtiler saptandı. %32. Psikiyatri AD.

Özge Şimşekyılmaz Saraçlı**. diğer birçok kronik hastalıkta olduğu gibi birçok ruhsal ve sosyal sorunun da eşlik ettiği görülmektedir.3’ünde en az bir psikiyatrik hastalık varken % 11. 3-Johnson S.PB 96 Hemodiyaliz Tedavisi Almakta Olan Hastalarda Psikiyatrik Hastalık Sıklığı Elif Karaahmet*. 2008. Metod: Çalışma Siverek Devlet Hastanesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hemodiyaliz tedavisi almakta olan toplam 69 kişi üzerindeyürütülmüştür.69:201-6. Sonuç: Hemodiyaliz hastalarında depresyon başta olmak üzere psikiyatrik hastalıklar sıklıkla eşlik etmektedir. depresyon ve cinsel yaşam. Hastaların % 49. Hemodiyaliz hastalarında anksiyete.4’ünde iki psikiyatrik hastalık bulunuyordu.1’i erkek. % 43. 17. Kaynaklar: 1-Şentürk A. Yapılan bir çalışmada diyaliz tedavisi alan hastaların % 70’inin psikiyatrik hastalıklarının farkında olmadıkları gösterilmiştir (3). Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007. Bulgular: hastaların % 68. 2-Bahar A. Kürşat Altınbaş* * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD ** Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD *** Kafkas niversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Kronik böbrek yetmezliği (KBY) yaşamı tehdit eden. Barlıoğlu H. Hastalara Hamilton anksiyete ve depresyon ölçekleri.163-172. Hastaların % 34. Ülkem Öztürk****. 8:287-292. % 31. sosyodemografik veri formu uygulanmış ve tamamıyla SCID-I görüşme yapılmıştır. Patient perceived barriers to treatment of depression and anxiety in hemodialysis patients.5’i çalışmıyordu. Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye’nin sosyokültürel açıdan farklı iki farklı bölgesinde hemodiyaliz tedavisi gören hastaların psikiyatrik hastalık düzeylerinin araştırılmasıdır. Hemodiyalize giren kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda psikopatoloji.8’i okuryazar değildi. Bu nedenle bu hasta grubunun düzenli olarak psikiyatrik değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Clin Nephrol. Tamam L. Psikiyatrik hastalıkların dağılımına baktığımızda % 29 ile en sık oranda depresyon görülmekteydi. KBY hastalarında depresyon ve anksiyete en sık görülen psikiyatrik hastalıklardır ve morbiditeyi artırmaktadır (2).9’u kadındı. . Tıp Dergisi 2000.2 ile uyum bozukluğu ve % 5. İkinci sırada % 7. Hemodiyaliz programına alınan hastalarda. Yıldızgördü E.8 ile yaygın anksiyete bozukluğu vardı. Savaş H. önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan. her yaş grubunu etkileyen bir hastalıktır (1). Ondokuz Mayıs Ü. Dwyer A. Yüksel Kıvrak***.

Aralarında fark olmasına rağmen bu fark anlamlı değildi(x2=0. öfke.Pylori varlığı incelendi. 22(%46. Endoskopik işlem sırasında antrumdan ve pilordan üçer doku alındı. psikotik.070. depresyon. Ayrıca yine bu bölgelerden alınan doku örnekleri histopatolojik inceleme ile HP varlığı doğrulandı. 31(%66. p=0.2)’i erkek. Scl 90 değerleri ve alt ölçekleri açısından her iki grup arasındaki puan farklarının anlamlı olmadığı görüldü. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda dispepsi etiolojisi amacı ile endoskopi için başvuran kişilerde hp enfeksiyonu ile ruhsal belirtileri arasında ilişki olmadığını bulduk. Hpylorili grup anksiyete. paranoid ve gsi endeksi alt gruplarından yüksek puan almışken hylori olmayan grubun somatizasyon. Pathophysiology and treatment of functional dyspepsia. Alınan dokuya üreaz test uygulanarak H. 2. 2004 Eki.PB 97 Helicobacter Pylori Psikiyatrik Semptom Gelişimine Neden Olur mu? Yuksel Kivrak*. Yusuf Günerhan*. obsesyon. J.0) sı erkek. Hpylorili olanların 16(%34. Yöntem ve Gereçler: Dispeptik şikâyetleri nedeniyle endoskopi ünitesinde üst endoskopi uygulanan 150 hasta çalışmaya alındı. Hpyloi olmayanlar ise 25(%53. Her iki grupta somatizasyon alt skalasında aldıkları puan kesme puanı olan1’in üzerinde olmakla beraber. depresyon.8)’si kadındı. kişiler arası duyarlılık. ve ek alt skalalarından yüksek puan almışlardı. 1. SCL 90 ölçeği uygulandı.079). Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi *** Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Psikolojik faktörlerin(1) ve h pylorinin(2) gis i etkilediği bilinmekle beraber dispeptik yakınmaları olan kişilerde hp ile psikolojik faktör ilişkisi yeterince aydınlatılmamıştır. Mustafa Ari**. Sarnelli G.Tack J. psychosocial factors and comorbidity in the general population: results from the Domestic/International Gastroenterology Surveillance Study (DIGEST). 127(4):1239–55. obsesyon. Relationship between upper gastrointestinal symptoms and lifestyle. 118 hasta ile araştırma tamamlandı. 1999. Dispepsili hastalarda hem hp ile psikolojik belirtiler arasında ilişki olmadığını hem de hplilerin bile ayrıca psikiyatrik yönden değerlendirilmesinin önemli olduğunu gösteren ilk çalışma olmasından dolayı araştırmamızın önemli olduğunu düşünmekteyiz. Bisschops R. 231:29–37. Bulgular: H pylorili olan ve olmayan 118 kişinin sonuçları değerlendirmeye alındı. Yelda Yenilmez*. Scand. Helicobacter (H) Pylori doku testi uygulanan hastalar dâhil edildi. Suppl. hp+li grup ayrıca anksiyete. kişiler arası duyarlılık alt skalalarından aldıkları puan 1’in üzerinde tesbit edildi.0)’i kadındı. Gastroenterol. Biz bu çalışmamızda hpli olan ve olmayan kişilerdeki ruhsal belirtileri incelemeyi ve hp nin ruhsal belirtilere neden olup olmayacağını araştırmayı amaçladık. Gastroenterology.Stanghellini V. .

Mehmet Armağan Osmanağaoğlu*** Karadeniz Teknik Üniversitesi. Bu tanımlayıcı veriler vajinismus etyolojisinde farklı etmenlerin çalışılacağı ileri çalışmalara ışık tutacaktır . Ahmet Tiryaki*. Beck depresyon Ölçeği(BDÖ) ve Beck anksiyete Ölçeği(BAÖ) uygulanmıştır. Yapılan jinekolojik değerlendirme sonrasında herhangi bir patolojik bulgu saptanmayanlar hasta grubunu oluşturmuştur. Diğerlerine sadece unimanuel muayene yapılmıştır (n=23. Bu çalışmanın amacı vajinismus tanısı konulan hastaları sosyodemografik özellikler. Anksiyete Düzeyi ve Cinsel İşlevler Evrim Özkorumak* . vajinismus. Psikiyatri Anabilim Dalı **Çaykara Ataköy Ruh VE Sinir Hastalıkları Hastanesi ***Karadeniz Teknik Üniversitesi. Depresyon ve anksiyete düzeyleriin vajinısmus etyolojisindeki yeri ile değerlendirilmelidir. Tıp Fakültesi. yineleyici ya da sürekli olarak istem dışı spazm olarak tanımlanan bir cinsel ağrı bozukluğudur. cinsel işlev ve anksiyete. eğitim. % 92). Hasta grubuna yaş ve eğitim açısından eşleştirilmiş 25 cinsel birleşme sorunu olmayan sağlıklı kontrol alınmıştır. meslek. Hasta ve kontrol grubu arasında yaş. Kadın Doğum Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Vajinismus. diğer bir etmen olan cinsel travma öyküsü hiçbir hastada bildirilmemiştir(4). orgazm alt puanları hasta grubunda anlamlı yüksek bulunmuştur(Tablo1). Yöntem ve Gereçler: Bu çalışmaya KTÜ Tıp Fakültesi psikiyatri polikliniğine cinsel birleşmede bulunamama nedeniyle başvuran DSM-IV’e göre vajinismus-yaşamboyu sürekli tip tanısı alan 25 kadın hasta alınmıştır. vajinanın dış üçte birindeki kaslarda cinsel birleşmeyi engelleyecek biçimde.toplam puan ve doyum. Filiz Civil Arslan**. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu. Hasta grubu evlilik uyumlarını sağlıklı hastalara göre anlamlı olarak daha kötü olduğunu bildirmişlerdir. BDÖ. İlişki sıklığı açısından hasta ve sağlıklı kontroller arasında fark yoktur. depresyon düzeyleri açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırmaktır. çalışma durumu açısından fark yoktur.PB 98 Vajinismusu Olan Kadınlarda Depresyon. Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği(GRCDÖ). BAÖ ve GRCDÖ. Cinsel bilgi düzeyi hasta grubunda sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha kısıtlı ve yanlıştır. Cinsel travma hiçbir hastada bildirilmemiştir. Bulgular: Vajinismusu olan 25 kadından 2’sine (% 8) spekulum muayenesi yapılabilmiştir. Tıp Fakültesi.Elif Şimşek Kaygusuz*. kaçınma. Birinci basamak ve cinsel işlev bozukluğu polikliniğine başvuran kadın hastalarda da en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur(1-3). GRCDÖ’de vajinismus dışında diğer alt puanların sağlıklı kontrollere göre yüksek olması vajinismusta birleşmede zorluk dışında cinsel cevap döngüsünün diğer basamaklarında da sorun olabileceğini işaret edebilir. Tartışma ve Sonuçlar: Vajinismus etyolojisinde yer alan etmenlerden biri olan cinsel bilgi yetersizliği bu çalışmada gösterilirken. Hastaların tümü organik nedenli vajinismusun ekarte edilmesi amacıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı tarafından değerlendirilmiştir.

8+-3.1 KCİİ 25. Bulgular: Çalışmaya katılan araştırma görevlilerinin yaş ortalaması 32.8 9. (3) Vızlı C.3 İDÖ 35.4 9.5 1. evlilik yılı 6. Tükenmişlik çok çeşitli belirtilerle ortaya çıktığı görülmektedir.1 5. kadın araştırma görevlilerinde cinsel işlevin. uyarılma.6 1. Kaynaklar: (1) Düzyürek S. (2)Musal B. 1:108-13. orgazm. Ölçeklerin Ortalama Puanları Ortalama SD Ölçek MTÖ-DT 18.1 KCİİ-ağrı 4. duyarsızlaşma. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeyleri ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır.Bu çalışmada.0 1. tükenme.2 yıl idi.4 1. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeylerinin cinsel yaşamlarının herhangi bir alanını etkilemediği bulunmuştur. İşe Bağlı Gerginlik Ölçeği (İBGÖ). tükenme.2 KCİİ-orgazm 4. Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ). sürekli özveri gerektiren hekimlik mesleğinde.3 0.1 MTÖ-DT:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuygusal Tükenme MTÖ-KB:Maslach Tükenmişlik Ölçeği. hemşirelik gibi insanlarla yoğun ve süreğen ilişkide olan mesleklerde görülmektedir(1).8 4.2 KCİİ-istek 3.5 yıl.PB 99 Araştırma Görevlilerinde Cinsel İşlevin Tükenmişlik. Ünlüoğlu G. İş Doyumu Ölçeği(İDÖ) formlarını doldurdu. İşe Bağlı Gerginlik ve İş Doyum Düzeyleri İle İlişkisi Derya Güliz Mert. iş doyumu da büyük önem taşımaktadır(2). Psikiyatri Bülteni 1992.0 KCİİ-tatmin 4.6 MTÖ-KB 19. doyum. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilimdalı Amaç: Tükenme ve işe bağlı gerginlik daha çok hekimlik. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul. Kadın Cinsel İşlev İndeksi Türkçe formu (KCİİ).Logistik regresyon analizi yapıldığında işe bağlı gerginlik.10:2-7. Toplum ve Hekim. KCİİ ve alt ölçek (istek. ıslanma.4 1. Marmara Üniversitesi. Görme Engelliler İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerle Normal İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerin Tükenmişlik Düzeylerin Karşılaştırılması Üsküdar İlçesi Örneği.Kişisel Başarı MTÖ-DYS:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuyarsızlaşma .Meslek dışı yaşamı doğrudan etkileyen. Yöntem: Çalışmaya katılmayı kabul eden üniversite hastanesinde görev yapan en az bir yıllık evli 41 kadın araştırma görevlisi sosyodemografik veri formu. Önder Kavakcı. kişisel başarı ve duygusal tükenme arasında anlamlı korelasyon bulunmadı. Elçi ÖÇ. Uzman hekimlerde mesleki doyum.3 KCİİıslanma 4.7+-4.9 KCİİ-uyarılma 4.tatmin.7 MTÖ-DYS 6.9 İBGÖ 40 7. ağrı) puanları ile işe bağlı gerginlik. Aile sorunları biçiminde ortaya çıkan belirtilerinden biri de cinsel işlevlerde anormallikler olarak ifade edilebilir (3). Ergin S. Hekimde tükenmişlik sendromu.2 3. iş doyumu ve tükenmişlik ölçek puanlarının kadın cinsel işlev bozukluğunu öngörmediği bulundu. Tablo1. 1995. 2005. Ölçeklerin ortalama puanları tablo 1’de gösterilmiştir. Sonuç: Bu kadın örnekleminde.

Dr. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark. p<0. A. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad. tükenmişlik belirtileri ve eşduyum yorgunluğu belirtileri de yükselmektedir(r=0. Tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu belirtilerinin düşük olduğu bulunurken.10. Travma Sonrası Biliş Ölçeği (Yetkiner. 17 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 164 sağlık çalışanına uygulanmıştır. p<0. r=0. Ulusal Medikal Kurtarma Ekiplerinin (UMKE) iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan ikincil travmatik stres.79±6. 9. itfaiye çalışanları. Bilişsel Özellikler.PB 100 Medikal Kurtarma Ekiplerinde Travmatik Stres Ve İlişkili Bilişsel Özellikler Aslı Yeşil.65±5. Yöntem Ve Gereçler: UMKE Soru Formu. Tartışma Ve Sonuç: Elde edilen sonuçlarda medikal kurtarma ekiplerinin dünyayla ilgili olumsuz bilişlerinin. özellikle travmatik stres ve tükenmişliğin belirtilerinin sağaltımı gibi konularda psikososyal ve psikoeğitsel yaklaşımları bilişsel uygulamalarla da desteklemek yararlı olabilir.08±7. Prof. Tartışma: UMKE çalışanlarında ruhsal sorunlar belirgin bir sağlık sorunudur. 63 ebe/hemşire/sağlık memuru. 48 acil tıp teknikeri ve paramedik. Oya Karaali Aktaş.08). . & Sbe Ruhsal Travma Ve Afet Çalışmaları Birimi. kendisiyle ilgili olumsuz bilişlerine göre daha ön planda olduğu saptanmıştır (38. tükenmişliğe (burnout) ve çeşitli ruhsal sorunlara neden olabilir. Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğüruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. Medikal kurtarma ekiplerinin kendileriyle ilgili olumsuz bilişleri yükseldikçe dünyaya ilişkin olumsuz bilişleri. Sağlık çalışanları.01. 2010) medikal kurtarma ekiplerinde görev yapan 36 doktor.37. polisler.. 2010).50. mesleki tatmin yüksek bulunmuştur (12. p<0. Çalışanların görev sırasında karşılaştıkları travmatik olaylar eşduyum yorgunluğuna( compassion fatigue). r=0. Depresyon. tükenmişlik belirtilerini ve travma sonrasında gelişen bilişlerini saptamak amaçlanmıştır. Bu nedenle bu çalışmada. Anahtar Kelimeler: Medikal Kurtarma Ekipleri. Oluşturulacak destek programlarında.62).01).46. 36.01.41±11.48. Tamer Aker Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. sivil savunma ekipleri ve diğer meslek grupları meslekleri gereği travmatik olaylarla karşılaşan meslek gruplarıdır. Çalışanların desteklenmesi açısından bireysel ve toplumsal özellikleri kadar bilişsel işlevlerini de değerlendirmek önemlidir. Psk. İkincil Travmatik Stres.

11’i evli.18 programına aktarılmış ve analizler yapılmıştır.7 ± 4. Durumluluk. Ortaokul mezunlarının depresyon değerlerinin üniversite mezunlarından anlamlı olarak daha fazla çıkması düşük eğitim seviyesinde depresyon bulgularının daha fazla olduğunu göstermektedir. Toplam STAI. %85’i lise. Tükenmişlik ve Depresyon Düzeylerinin İncelenmesi Irmak Polat*. . Acil servis çalışanlarının 9’u bekar. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD **Profesör Dr. Yaşa bağlı olarak Maslach duygusal tükenmişlik alt ölçeği (p: 0. Bulgular: Çalışmaya acil servis ve acil servis dışı hastane bölgelerinde çalışan toplam 44 erkek ve 7 kadın güvenlik görevlisi alınmıştır. Hakan Coşkunol** *Araştırma Görevlisi Dr. toplam Maslach puanlarında (p:0. (p:0. Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulanmıştır.PB 101 Acil Servis Güvenlik Görevlilerinin Kaygı. ortalama yaş 28. Bu çalışmanın amacı acil serviste çalışan güvenlik görevlilerinin karşılaştıkları olumsuz davranışlar nedeniyle geliştirdikleri kaygı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD Amaç: Sağlık personeline yönelik sözel ve/veya fiziksel şiddet olayları yaşanmaktadır.7 olarak tespit edilmiştir. Yöntem ve Gereç: Çalışmada acil servis çalışanlarından 10-15’er kişilik grup görüşmeleri yapılarak karşılaşılan olumsuz olaylar konusunda bilgi alınmıştır.029) Üniversite mezunlarının Beck puanları ortaokul mezunlarından daha düşüktür. ileri yaşlarda bu puanların daha az olması ve aralarında anlamlı bir farklılık görülmesi bu kişilerin ileri yaşta daha fazla mesleki tecrübe edinerek yaşadıkları olumsuz davranışların onlar üzerine daha az etki yaratacağını düşündürmektedir. tükenmişlik ve depresyon düzeylerine bakıldığında. Öğrenim düzeyi ile Beck puanları arasında ortaokul mezunları ve üniversite mezunları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki çıkmıştır.012).029). Elde edilen tüm veriler SPSS. duyarsızlaşma alt ölçeği (p:0. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda toplam kaygı. %10’u üniversite. Acil serviste çalışanlar. onlardan olası tehlikelere karşı tetikte olmaları. Daha sonra her gönüllüye araştırmacılar tarafından hazırlananan sosyo-demografik veri formu. sorun çıktığı durumda müdahale etmeleri ve sağlık ekibi ile çevredeki diğer kişileri korumaları beklenmektedir. Hastane acil servislerinde çalışan personele yönelik şiddetin önüne geçebilmede güvenlik görevlilerine pay düşmekte. tükenmişlik ve depresyon ölçeklerinin puanlarında çalışma yerine göre farklılık tespit edilmemiştir. Yaşa göre kaygı. Maslach ve Beck puanlarının çalışma yerlerine göre analizinde istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. %5’i ortaokul mezunudur.Sürekli Kaygı Envanteri (STAI).040) anlamlı farklılık görülmüştür. tükenmişlik ve olası depresyon düzeyinin araştırılmasıdır.028) ve toplam Beck puanlarında (p: 0. 17 erkek ve 3 kadın. Mustafa Alican Dirican*.

6 yıl. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 13.4±7.9 olarak saptanmıştır. Kontrol grubunun yaş ortalaması 36.7.8 ve 36.9.5.PB 102 Obezite Cerrahisi İçin Onay Almış Olgularda Yeme Tutumları ve Beden Algısı Serkan Zincir*. beden algısı ölçeği puanı ortalama 146. tedavisinde çok boyutlu bir terapi yaklaşımının gerekli olduğu belirtilmektedir. Hasta grubun yeme tutumu ölçeği puanı ortalama 23.9±8.5. . Kıbrıs Amaç: Obezite. beden algısı ölçeği. Gökçe Özer*.4±16. Yöntem: Çalışmaya son bir yıl içinde GATF Genel Cerrahi Polikliniğine obezite cerrahisi için müracaat eden ve durumları obezite cerrahisi için uygun olan 29 hasta alındı. Selma Bozkurt Zincir**. Süreçte 14 hasta obezite nedeniyle opere edildi.5±7.7±7. Mehmet Ak*. Obezitenin tanımında yaygın olarak kullanılan parametre beden kitle indeksidir (BKİ).3±9. Bulgular: Obezite cerrahisi için onay almış hastaların yaş ortalaması 39. depresyon ve anksiyete olmak üzere psikopatolojinin belirlenmesi ve bu bireylerde psikopatolojiyi etkileyen özelliklerin ayrımlastırılması amaçlanmıstır. Tartışma: Obezite cerrahisi için onay alan hastalar kontrol grubuyla kıyaslandığında.5±5. yeme bozuklugu. BKİ> 30 kg/m² eriskin obezitesi morbitide ve mortalite artısı ile iliskilidir. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 39. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 33. Ayrıca hasta grubun sürekli kaygı düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek olduğu ve yeme tutumları ölçeğinden daha yüksek skorlar aldıkları tespit edildi. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 14.3 yıl olarak bulunmuştur. beklenen şekilde istatistiksel açıdan anlamlı oranda bedenlerinden hoşnutsuz oldukları gözlendi. Ali Bozkurt*** * Gatf Psikiyatri Abd.1. Obeziteyi.7 olarak bulunmuştur. Tüm katılımcılara yeme tutumları ölçeği.5±22.3±10.7±12. İstanbul *** Yakın Doğu Üniversitesi Psikiyatri AD. İki grup arasında depresif semptomlar açısından anlamlı bir fark saptanmadı. alınan enerjinin. harcanan enerjiden fazla olmasından kaynaklanan ve beden yağ dokusunun artması ile karakterize olan kronik bir hastalıktır. beden algısı ölçeği puanı ortalama 130.8 ve 43.9±8. Kontrol grubu olarak psikiyatrik herhangi bir tanısı olmayan sağlıklı 30 kişi dahil edildi. beck depresyon ile STAI I-II ölçekleri uygulandı. psikosomatik bir hastalık olarak değerlendirip. Bu çalısma ile obezite cerrahisi için başvuran hastalarda basta beden algısı.

. Cihad Yükselir. Mustafa Alper. Bu bakımdan savunma mekanizmaları.Şubat 2011 tarihleri arasında çeşitli bedensel yakınmalar ile gelen ve yapılan muayene sonrasında herhangi bir organik patolojiye rastlanmayan ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan 40 hasta ile 30 sağlıklı gönüllü alındı. Bu çalışmada DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan erkek hasta grubunda etiyolojik bir etken olarak savunma düzeneklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Mehmet Ak Gatf Psikiyatri Abd. ego gelişimi ve psikopatoloji ile yakın ilişki içerisindedir. Savunma mekanizmaları kişiliğin gelişiminde ve kişinin çevreye uyumunda önemli rol oynarlar ve kişiyi içsel çatışma ve duygusal sıkıntıdan korurlar. olgun savunmaların ise görece az kullanılması stres altında konversif semptomların gelişmesine yatkınlık oluşturabilir. Yöntem: Çalışmaya Haziran 2010 .PB 103 Konversiyon Bozukluğu Olgularında Savunma Biçimleri Serkan Zincir. İmmatür ve nevrotik savunmaların sık. Bu çalışmada konversiyon bozukluğu tanısı almış hasta grubunda savunma mekanizmaları. Konversiyon bozukluğu tanısı almış hastaların kontrollerden daha az olgun. ancak çalışmalar sonucunda genellikle çok etkenli bir bozukluk olduğu bildirilmiştir. Tartışma: Egonun temel işlevlerinden birisi kişinin psikolojik denge durumunu korumak için savunmalar kullanmasıdır. Bülent Karaahmetoğlu. sosyokültürel görüşler üzerinde durulmuş. daha çok immatür ve nevrotik savunma düzenekleri kullandıkları bulundu. Sosyodemografik veriler yarı yapılandırılmış görüşme formuyla sorgulandı. nörobiyolojik ve genetik etmenler. Tüm olgulara savunma biçimleri testi verildi. savunma biçimleri testi kullanılarak araştırıldı. Ankara Amaç: Konversiyonun etiyolojisinde çeşitli psikodinamik görüşler.

Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit. benlik saygısı. benlik saygısı. depresyon . spinal eklemlerde ve komşu yapılarda belirgin inflamasyonla karakterize. İlerleyici olarak omurganın tutulması ile sonuçlanabilen sakroileit hastalığın en karakteristik ve en erken bulgusudur. Psikiyatri Kliniği.005). Bu hastalarda en sık ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler depresyon ve anksiyete belirtileridir. Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-I ve STAI-II) uygulanmıştır. Sonuç: Ankilozan spondilitli hastalarda. Zerrin Binbay*. omurgada progresif ve asendan kemik füzyona yol açan inflamatuar bir hastalıktır. Bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Benlik saygısı puanları. Beck Depresyon ölçeği. İlhan Karacan** *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Yöntem: Bu çalışmaya.PB 104 Ankilozan Spondilitli Hastalarda Benlik Saygısı ve Aleksitimi Mustafa Solmaz*. Ruhsal durumla AS kliniği ve seyri arasında da karşılıklı etkileşim olduğu bilinmektedir. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği. AS hastaların ruhsal durumu ile ilgili yapılan araştırmalarda. Diğer romatizmal hastalıkların psikiyatrik durumu ve yaşam kalitesi ile ilgili oldukça fazla sayıda araştırma yapılmışken.05). aleksitimi. fizik tedavi kliniğinde ankilozan spondilit tanısıyla takip edilmekte olan 50 hastayla. kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır (p<0. normal populasyondan daha yüksek düzeyde belirti düzeyi bildirilmiştir. Bulgular: Kontrol grubuna göre hasta grubunda kaygı düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulunuştur (p<0. depresyon ve anksiyete düzeylerini belirlemektir. Muharrem Çiğdem**. Rosenberg Benlik Saygısı ölçeği. İstanbul Amaç: Ankilozan Spondilit (AS) etyolojisi tam olarak bilinmeyen. AS hastaları ile ilgili araştırmalar sınırlı sayıdadır. Psikiyatrik durumun kötüleşmesi AS'in klinik olarak daha da kötüleşmesine neden olmaktadır. ankilozan spondilitli hastalarda benlik saygısı. Selim Sağır*. aleksitimi. sağlıklı 50 gönüllü alınmıştır. İstanbul **Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Bu çalışmanın amacı. aleksitimi. Hastalara ve kontrol grubuna Toronto aleksitimi ölçeği. depresyon gözden kaçırılmamalıdır. ayrıca depresyon puanlarında da anlamlı düzeyde farklılık saptanmıştır.

2:8-18 3)Aker T. Kaynaklar 1)Amerikan Psikiyatri Birligi. İzmir Giriş ve Amaç: Ölüm. Kalan olguların 15’inde (%32.17(3):204-212 . Çeviren E. Method: Kütahya’nın Simav merkezli depremden en çok hasar gören Beyce. Hakan Coşkunol1 1Ege Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.2) ASB’nin DSM-IV tanı ölçütlerini karşıladı.4) oluşuyordu. dördüncü baskı (DSM-IV). Bulgular: Örneklemin büyük çoğunluğu ilkokul mezunu (%60. Burada yakınması olan 46 olguya ayrıntılı psikiyatrik değerlendirme yapılmıştır.6) kadınlardan (%80.3) geçmişte bir psikiyatrik yakınması vardı.PB 105 Simav Depremi Sonrası Yakınması Olan Olgularda Ruhsal Durum Değerlendirmesi Burcu Yücetürk1.1) herhangi bir somatizasyon bozukluğuna veya depresif bozukluğa sahipti ve 19’unun (%63. bireylerin çeşitli özellikleri ve ruhsal yapıları travmatik olay sonrası gelişen ruhsal bozukluklarda rol oynamaktadır (3). etkilediği toplumun özelllikleri. Eğirler ve Gökçeler köylerine gidilmiştir. ölüm tehdidi. ASB saptanan olgularda SBTÖ’de boyun eğici yaklaşım ve çaresiz yaklaşım puanları diğer alt ölçek puanlarından daha yüksekti. 1999 Marmara depremleri: Epidemiyolojik bulgular ve toplum ruh sağlığı uygulamaları üzerine bir gözden geçirme. Otuz olgu (%65. Travmatik olayın beklenebilirliği. evli (%76. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı. Köroglu. Düzce Tıp Dergisi 2008. Tartışma ve Sonuç: Travma sonrası stres bozukluğunun meydana gelmesinde tek etken maruz kalınan travmatik olay değildir (2). ASB tanısı alan 30 olgunun 12’si (%26. Demet Havaçeliği2. Ece Durmuşoğlu1.9).6) eşik altı anksiyete belirtileri saptandı. 1994. ağır yaralanma ya da beden bütünlüğüne yönelik bir tehdidin ortaya çıktığı ve kişinin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olaylar travmatik yaşantılar olarak tanımlanmaktadır (1). Maraş A. Deprem sonrası gelişen travma sonrası stres bozukluğu ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişki. İzmir 2 Ege Universitesi Madde Bağımlılığı. Cem Çınar1. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Ankara: Hekimler Yayın Birligi 2)Özçetin A. İçmeli C. Stresle Başaçıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Toksikolojji Ve İlaç Bilimleri Enstitüsü. Bu çalışmada 19 Mayıs 2011 tarihinde Kütahya-Simav’ da meydana gelen deprem sonrasında ruhsal yakınması olan olgularda hangi oranda akut stres bozukluğu(ASB) geliştiğini değerlendirmek ve ASB gelişen olguların sosyodemografik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ataoğlu A. etki alanı genişliği.

İstanbul ****Çanakkale Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ayrıca depresyonu olan ergenlerin hem anne hem de babalarının ilgi/kontrol puanları ise depresyonu olmayanlara istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0. Çanakkale Amaç: Bu çalışmada orta ergenlik dönemindeki lise öğrencilerinde çeşitli sosyodemografik veriler ışığında. madde. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ergenlik döneminde depresyon gelişimi ayrılma bireyleşme süreci ve ebeveyn tutumları ile ilişkili bulunmuştur.019 ve p=0. anne baba tutumları. Anne-Babaya Bağlanma Ölçeği ( ABBÖ).05). Psikiyatri AD. Aynı şekilde ayrılma bireyleşme sorunları olan ergenlerde depresyona daha sık bulunmuştur. Özerkliği engelleyen aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ayrılma bireyleşme sürecini olumsuz etkilemektedir.034).019).bireyleşme özellikleri ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. sınıf öğrencilerinden toplam 391 öğrenci dâhil edildi. özerkliği desteklemeyen ebeveyn tutumunun ile ilişkili bulunmuştur. kız öğrencilerde depresyonun varlığına işaret eden BDÖ puan ortalamaları erkeklerden anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur (p= 0. ayrılma. Erkekler bu dönemdeki ayrılma bireyleşme sorunlarını aşmak için bağımlılık gereksinimlerini inkâr ederek. Alkol.05). Adolesan Ayrılma Bireyleşme Testi (AABT). İstanbul ***Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi. Depresyonu olan ergenlerde anne aşırı koruma puanı depresyonu olmayan ergenlerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur ( p=0. sigara. Oğuz Karamustafalıoğlu. sigara kullanımı olan ve intihar girişiminde bulunmuş olduklarını belirten öğrencilerin depresyon ortalama puanları intihar girişiminde bulunmayanlara ve sigara. Psikiyatri AD. Ebeveyn Tutumları ve Sosyodemografik Faktörler Arasındaki İlişki İlke Yeşer Erensoy.001). sınıf ve 3. Çalışmada Sosyodemografik Soru formu. İntihar girişimi ve kendine zarar verici davranışların ise ayrılma bireyleşme özelliklerinden reddedilme beklentisi ve yutulma anksiyetesi ile ilişkili bulunmuştur (p<0. Ergenleri daha iyi anlamak ve bu dönemde ortaya çıkacak sorunların çözümü için ebeveyn tutumları ve ayrılma bireyleşme süreçlerinin de göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak ebeveynle kurulan ilişki de ayrılma bireyleşme sürecini doğrudan etkilemektedir. Burcu Yavuz. İstanbul **Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi.6’ sında (n=100) depresyon ortalama puanı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş olup cinsiyetler açısından. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı.madde kullanımı olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0. Depresyon. . Psikiyatri AD. Bulgular: Alışmaya katılan öğrencilerinden %25. madde gibi bağımlılık yapıcı maddeleri daha sık kullanmaktadır. Depresyon gelişimi bağımsızlığı. Cinsiyetler açısından ayrılma bireyleşme döneminde sorun yaşayan ergenlerin geliştirdikleri uyum süreci açısından farklılıklar vardır. Bahadır Bakım *Beşiktaş Sait Çiftçi Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği.PB 106 Lise Öğrencisi Ergenlerde Ayrılma Bireyleşme. Metod: Çalışmaya Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izin alınarak Şişli ilçesinde yer alan Devlet Lisesi ve Meslek Lisesi lise 2. alkol.

depresyon ve travmanın ruhsal etkilerinin göstergesi olarak değerlendirilebilecek dissosiasyon oranlarının sağlıklı kontrollere göre bariz olarak yüksek olduğu görülmüştür. ** Ahmet Öztürk *Tuzla Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. . Sosyoloji 363-365. hor görme. 29 u küfre. 13 ü bıçaklanmaya.05). Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvurmuş.Aslantürk Zeki. Bu çalışmanın sonuçlarına göre psikiyatri polikliniğine başvuran hastalarda aile içi şiddet mutlaka değerlendirilmeli. küfür yeme. İstanbul ** Erzurum Bölge Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. Aile olarak tanımlanan bir grupta zorlama. Beck Depresyon Ölçeği (BDE). kadınların şiddet türü olarak tokatlanma başta olmak üzere yumruklanma. sosyal hücresi olarak görür(1). “Tabulaştırılan/Tabulaşan Kurumun (Ailenin) Kurbanlıklar Edinme Pratiği”: Levirat ve Sororat Aile ve Toplum Dergisi 2005 Cilt 2 Sayı 8 S: 9-22. Sever A. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada aile içi şiddete uğrayan evli kadınların sağlıklı kontrollere göre sosyodemografik olarak incelendiğinde. Yöntem: Psikiyatri polikliniğine başvurmuş aile içi şiddete maruz kalmış 30 evli kadın katılımcı ile yaş. hastanın tüm boyutlarıyla ele alınmasında fayda görülmektedir.Bağlı M. “Kavramlar Kurumlar Süreçler Teoriler”. hikâyesinde aile içi şiddete uğrayan evli kadınların maruz kaldığı şiddetin özelliği ve bazı psikiyatrik parametreler yönünden incelenmesi amaçlanmıştır.PB 109 Aile İçi Şiddete Maruz Kalan Evli Kadınların Psikiyatrik Değerlendirilmesi *Hasibe Ebru Kaymaz. cinsiyet ve eğitim açısından eşleştirilmiş sağlıklı aile içi şiddete uğramayan 30 evli kadın çalışmaya dahil edilmiştir. BAE ve DES skorları anlamlı olarak daha yüksek çıkarken() p<0. 21 i yumruklanmaya. 2. bıçaklanma hatta cinsel tacize maruz bırakılma gibi değişik türlerde durumlarla baş başa kaldığı buna bağlı olarak bu hastalarda psikiyatrik ölçeklerle yapılan değerlendirmede. Hastalarda kontrol grubuna göre BDE. öfke patlamalarıyla eslerden birine yöneltilen her turlu fiziksel ve / veya psikolojik şiddet davranışına aile içi şiddet” denir(2). sosyal destek mekanizmaları harekete geçirilmeli. STAI ölçeğine göre iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Katılımcılara Sosyodemografik veri formu. 16 sı cinsel zorlanmaya maruz bırakılmıştı. cezalandırma. Erzurum Amaç: Aile toplumla ilgili en küçük sosyal birimdir. fiziksel güç kullanma. Durumluk –Süreklik Kaygı Ölçeği (STAI1-STAI2) ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) uygulanmıştır. Bulgular: Aile içi şiddete hastalardan 29 u tokatlanmaya. anksiyete. Beck Anksiyete Ölçeği(BAÖ). Kaynaklar: 1. Amman Tayfun. Sosyolojinin kurucularından Le Play de aileyi toplumun en küçük birimi.

Sonuçta tekrarlayan ameliyatlar. Bununla birlikte. BDÖ ve BAE toplam puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0. 1 histriyonik kişilik bozukluğu(%2). depresyon.PB 110 Kozmetik Rinoplasti Talebinde Bulunan Hastalarda Psikopatolojik Belirtiler Ve Eksen 1. kontrol grubunda ise 3 (%6) olarak bulundu. sosyal izolasyon. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya alınan rinoplasti hasta grubunda en az bir psikiyatrik tanı alan hasta sayısı 13 (%26). aile içi sorunlar.90 (revize edilmiş şekli) (SCL-90-R) uygulandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya KBB polikliniğine rinoplasti yaptırmak için ilk kez başvuran 18 yaş üstü 50 hasta ve kontrol grubu için cinsiyet ve yaş eşleştirmesi yapılan 50 hasta alındı. Yapılan çalışmalarda kozmetik operasyon için başvuran hastalarda BDD %6-15 arasında bulunmuştur.006). Tüm katılımcılara DSM IV için yapılandırılmış klinik görüşme klavuzları SCID-I ve SCID-II uygulandı. Anksiyete bozukluklukları arasında 4 hasta ile (%8) özgül fobi ensık görülen anksiyete bozukluğuydu. 2 borderline kişilik bozukluğu(%4). Duygudurum bozukluğu olarak ise ensık distimik bozukluk 2 hastada (%4) bulundu. Mahir Akbudak . Kozmetik cerrahi yaptıran hastalarda bedensel görünümlerinden en çok memnun olmayanlar rinoplasti yaptıran hastalardır. Diğer bir çalışmada BDD tanısı alan hastalarda kozmetik operasyon sonrası %84 oranında memnuniyetsizlik bildirilmiştir. 2 obsesif kompulsif kişilik bozukluğu(%4).Türkiye. Rinoplasti yaptıran hastalarda en sık görülen SCID-I tanıları somatoform bozukluk. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Sonuçta BDD ve diğer psikiyatrik komorbidite bulunan hastaların önceden tespiti operasyonun başarısı için önemlidir. . sağlık personeline karşı öfke ve saldırganlığa varan sonuçlar ortaya çıkabilir. Tartışma: Bizim çalışmamızdaki sonuçlara bakıldığında kozmetik rinoplasti yaptıran hastalarda psikiyatrik eştanı oranı yüksektir. Giriş ve Amaç: Çoğu insan psikolojik olarak daha iyi hissetmek için kozmetik cerrahi işlemler yaptırmak isteyebilir. İki grup arasında anlamlı bir fark vardı (p = 0. Eksen 2 Tanıları Hasan BELLI. Hastalarda SCL-90-R genel belirti düzeyi skoru. Belirti Tarama listesi .0046). Beck Anksiyete Envanteri (BAE). İstanbul. Ayrıca hastalara Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). MD1. Bazı çalışmalar bu işlemlerden hastaların gerçekten memnun kaldığını göstermektedir. anksiyete bozuklukları ve duygudurum bozukluklarıydı. En çok görülen ve rinoplasti sonrası memnuniyet açısından en riskli bozukluk BDD’dir. bazı hastalar için sonuç bekledikleri gibi olmayabilir.Cenk URAL. 3 narsistik kişilik bozukluğu(% 6). 1 kişidede bağımlı kişilik bozukluğu(%2) saptandı. Somatoform bozukluklardan Body dismorfik bozukluk (BDD) 6 hasta(%12) ile en sık görülen somatoform bozukluktu. MD1 . SCID-II tanılarına bakıldığında 3 çekingen kişilik bozukluğu(%6).

madde 2. Yaşlarının ortalaması 28. faktör sadece madde 19’dan oluşmaktadır. 5. 2. 14.947 olarak bulunmuştur. Özge Altıntaş*.55’ini karşılayan 2 faktör mevcuttur.762’dir. Sonuç ve Tartışma: Bu çalışmada her iki ölçek için ortaya çıkan faktörler. 19).5’i açıklanmıştır. 13. Elde edilen faktörler. Özdeğeri 1’in üzerinde. Bilge Bilgin* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı **Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Eşcinsel bireylerin aldığı sağlık hizmetinin kalitesi hekimlerin bu bireylere ilişkin tutumlarıyla yakından ilişkilidir. 5. 24). HRHÖ ile LGYT toplam puanları arasında anlamlı negatif ilişki vardır (r=-748. F3’tür (eşcinsel olma ihtimali. 10) ve F2’dir (eşcinselliğin doğasına yönelik fikirler.75). 11. 9.0001). 67’si erkektir. 7. Ayşegül Yılmaz Özpolat*. madde 3. Cronbach alpha değeri 0. .917’dir. Koray Başar**. Ancak 4. maddelerin faktörlere dağılımı. HRHÖ ve LGYT verilmiştir. Faktör sayısı 3 ile sınırlandığında Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. 20. 8). 16. toplam varyansın %73.PB 111 Genç Hekimlerde Hudson&Ricketts Homofobi Ölçeği ve Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin Psikometrik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. 17. HRHÖ için ana bileşen analizi özdeğeri 1’in üstünde olan 4 faktör olduğunu ortaya koymuştur. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. madde 1. Ölçeklerin birbirleri ile güçlü. Ölçeklerin iç tutarlılığı için Cronbach α değerleri hesaplanmıştır. 4. toplam varyansın %60. Bu bulgular sayesinde eşcinsellere ilişkin tutum araştırmalarında hekimlerden oluşan örneklemlerde de bu iki ölçeğin güvenle kullanılabileceği söylenebilir. F2 (eşcinsellerle olası aile bağları. ülkemizde başka örneklemlerde yapılmış çalışmalarla aynıdır. 7. Ölçeklerin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı yurtdışındaki çalışmalarda çok sık kullanılan ve ülkemizde geçerlik-güvenilirlik çalışmaları yapılmış olan Hudson & Ricketts Homofobi Ölçeği (HRHÖ) ile Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin (LGYT) genç hekimlerden oluşan bir örneklemde psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesidir. p<0. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 2010 Eylül ayında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde çalışmakta olup araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve heteroseksüel olduğunu beyan eden 132 araştırma görevlisi oluşturmuştur. 8.913 olup. 6. 22. Bulgular: Katılımcıların 65’i kadın. Bunlar. anlamlı korelasyon gösterdikleri. F1 (eşcinselliğe ilişkin olumsuz yargılar. 4. F1 (eşcinsellerle sosyal ilişki kurma. 23). 12. LGYT için Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. İki ölçek arasındaki ilişki için ise korelasyon analizi yapılmıştır. madde 3. 6. Yapılan çalışmalar Türkiye’de hekimlerin eşcinsellik konusunda bilgi eksikliklerinin olduğunu ve eşcinsel bireylerin sıklıkla homofobik/heteroseksist yaklaşımlarla karşılaştıklarını göstermektedir. Cronbach α değeri 0.3’tür (SS=2. 18. 15. madde 1. iç tutarlılıklarının yüksek olduğu saptanmıştır. 10. 9. 21.

Tartışma: Sonuçlar 18-60 ay arası çocuklarda. SİÖ puanının kesim noktasının üzerinde olması(>14)ve aynı zamanda en az bir gözlem maddesinin pozitif olmasının duyarlılığı 0.95 ve özgüllüğü 0.87 özgüllük göstermektedir. eğitilmiş profesyoneller kullandığında.90 özgüllük. . Boston Amaç: Otizm spektrum bozukluklarının (OSB) erken tanınması tedavi açısıdan önemlidir. OSB taramasında önemli bir aşama kaydedilmiş olacaktır. göz teması ve isme yanıt vermedir(gözlemcinin çocuğun ismini dört kez çağırması). OSB'nun sıklığının yüksek olmaması.89 duyarlılık ve 0. Sonuçlar populasyon çalışmaları ile desteklenirse. 18-60 ay arası çocuklarda OSB.PB 112 Otizm Spektrum Bozukluklarının Taranması İçin Üç Gözlem Maddesi Özgür Öner*. En az bir maddenin pozitif olmasının duyarlılığı 0.70 özgüllük göstermektedir. 76 GG ve 97 TG olgusu çalışmaya dahil edilmiştir. göz teması ve isme yanıt) OSB için etkin bir tarama aracı olabileceğini düşündürmektedir. Tarama çalışmalarında daha çok anne baba tarafından doldurulan ölçekler kullanılmaktadır. özellikle hafif olgularda kesin tanının güçlüğü ve yeterli duyarlılık ve özgüllükte tarama araçlarının olmaması taramayı zorlaştırmaktadır.82 duyarlılık ve 0. Ancak. OSB olmadan gelişim geriliği (GG)ya da tipik gelişim (TG) gösteren olguların ayrımında üç gözlem maddesi ve Sosyal İletişim Ölçeği'nin (SİÖ) karşılaştırılmasıdır. Ankara **Harvard Medical School. Sonuçlar: SİÖ. Üç gözlem maddesi ortak dikkat (gözlemcinin hareketlerinin ve nesnelerin direk bakış ya da işaret etme hareketi ile izlenmesi).73 duyarlılık ve 0.69 ve özgüllüğü 0. Ek olarak tüm olgular Vineland Uyum Davranış Ölçeği ve SİÖ ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı. Children's Hospital. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. göz teması 0. Pınar Öner*. üç gözlem maddesinin (ortak dikkat. Yöntem: 86 DSM-IV-TR OSB (62 otistik bozukluk.91 özgüllük ve isme yanıt verme 0. Çocuk Ergen Psikiyatrisi. OSB tanısı için 0.85'tir. 24 başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk [YGB-BTA]). Gözlem maddelerinden ortak dikkat 0.94 olarak saptanmıştır.67 duyarlılık ve 0.

uk/go/pr/fr/-/2/hi/middle_east/7259057.5 yaşında bir oğlu var. Olgu2: B.MD3. MD. Bu vakalar ışığında ailelerin ve toplumun tutumu. A.MD3: Famıly attıtudes toward transgendered people ın turkey: experıence from a secular ıslamıc country (2)BBC NEWS Middle East Iran's 'diagnosed transsexuals' Story from BBC NEWS: http://news. Genç Dişçigil. biyolojik kadın. Meteris.H.25 yaşında biyolojik kadın. Kaynaklar: (1)A. kapanmaya ve evlendirilmeye zorlandığı ve bu nedenle intihar girişiminin olduğu öğrenildi.co. Kliniğimizdeki grup psikoterapisine iki yıl devam etti. Yüksel. Polat. diğer islam ülkelerinden örnekler ve diğer dinlerin transseksüel bireylere tutumları ele alınmıştır. Bu sunuda amaç dini inançları ile uyumlu şekilde kadın cinsiyetine uygun islami yaşam tarzlarını benimsemiş trans erkeklerin yaşadığı zorluklar ve eşlik ettiğimiz değişim sürecini aktarmaktır. Acil Dâhiliye biriminden intihar girişimi sonrası gönderildi. dini inanışları nedeniyle transseksüel bireylerin yaşadığı zorluklar. Sevgilisinin cinsiyetinin kadın olduğunu ailesi öğrenince önceden kapalı giyim tarzını benimsemesi konusunda baskı yapılmazken.33 yaşında. Halen izlenmekte.PB 114 Örtülü Kadından Transerkek Olmaya Geçişte Yaşanan Zorluklar Bilge Togay. çarşaflı.bbc. Transseksüel bireylerden oluşan grup terapisine üç yıl devam etti ve raporunu aldı. İslam ilminde durumunu ‘hünsai müşkil’ (Hünsa: erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan kimse ) olarak adlandırdıklarını ve danışmış olduğu dini yetkililerin kendisinde bir erkek hücresi tespit edilirse ameliyat olmasına izin vereceğini belirtti. bu tercihlerini ailesinin onaylamadığını belirtti. Tedavi sürecinde tam zamanlı erkek görünümünde yaşamaya başladı ve rapor verildi. Berna Özata.stm . Olgu1: S. biyolojik kadın. Tartışma: Biyolojik kadınlar için uygun görülen İslamik giyinme biçiminin ikincil cinsiyet özelliklerini gizleyen ve yaşam tarzının cinselliği yasaklayan yapısı kişinin hem cinsiyet disforisinden hem cinsel yöneliminden duyduğu sıkıntıyı azaltması muhtemeldir. 9. tesettür şeklinde örtülü. Önceleri İstanbul’da erkek görünümünde ama yaşadığı kentte örtülü bir kadın olarak ikili bir hayat sürüyordu. G. 20 yaşında bir rüyasından etkilenerek tesettür şeklinde kapanmayı ve medreseye yerleşip çarşaf giymeyi seçtiğini. bekar. Cinsiyet değişim operasyonu raporu için başvurdu. Şahika Yüksel İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Kendi inançları ve yaşadıkları ortamda dini baskılar yoğun olan transseksüel kişiler değişim sürecinde ağır çelişkiler yaşamaktadır.32 yaşında. MD2. Kliniğimize kendini erkek gibi hissetme yakınmasıyla başvurdu. Ş. Yıllar süren dönüşüm sürecinde kendileri ve aileleri ile yapılan çalışma modeli aktarılacaktır. Olgu3: G.

69 %34.68 %27. duygusal istismar ve fiziksel. Bu pilot çalışmanın sonucunda farklı suçlardan hükümlü olan bireylerde çocukluk çağı travma yaşantısı açısından anlamlı bir farklılığın bulunamayışı. Alt ölçeklere bakıldığında özellikle fiziksel ve duygusal istismar yüksek oranlarda bulunmuştur.3 Azmi Varan 4 1 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD. Tartışma: Bu pilot çalışmanın bulgularına göre. mala yönelik şiddet cana yönelik şiddet cinsel suçlar Düşmanlık/saldırganlık %35. S.83 Duygusal tutarsızlık %39. bu çalışmada da benzer bulgular elde edilmiştir.11 Olumsuz öz yeterlilik %34.3. Sinem Torun 2. Çalışmamızda çocukluk çağı ihmal ve istismarının yetişkinlikte bazı psikiyatrik rahatsızlıklara neden olduğu bulunmuştur. Literatürde çocuklukta en fazla fiziksel şiddete maruz kalındığı bildirilmektedir(7.78 Olumsuz öz saygı %35.55 %36.48’dir. Ayrıca çalışmamızda yer alan hükümlülerin en çok fiziksel şiddet suçu işlediği (cinayet.75±9. depresyon. Uşak 4 Ege Üniversitesi Amaç: Farklı suçlar(cinsel şiddet. diğer araştırmalarla paralellik göstermektedir ve rehabilitasyon programlarında dikkate alınması gerektiği düşünülmektedir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 34.3.11).2. bu bulgu İşeri ve arkadaşlarının (2008) çalışmasıyla benzerlik göstermektedir.21 %32.05). kişilik bozukluğu %4.76 %33. Çocukluk çağı travmatik yaşantılarının varlığı mala yönelik şiddet suçlularında %76. cinsel suç işleyenlerde ise %66. Çalışmamız örneklem sayısı arttırılarak devam etmektedir. vb)saptanmıştır. Örneklemin ilk kez alkol/madde denedikleri yaş 14. örneklemin küçük olmasına bağlanmaktadır. Örneklemler kişilik özellikleri açısından değerlendirildiklerinde. Kruskall-wallis analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir.7 oranındadır. Yetişkin Kişilik Değerlendirme Ölçeği(YKİDÖ) ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(CTQ-28)uygulanmıştır. anksiyete bozukluğu %1. yaralama. medeni durumda anlamlı fark bulunamamıştır.4 yaygınlıkta saptanmıştır. İzmir 2 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD. Fiziksel. Tüm örneklemde alkol-madde bağımlılığı. cana yönelik şiddet ve mala yönelik şiddet)nedeniyle hükümlü olanlar arasında çocukluk çağı travmatik yaşantılarının ve kişilik özelliklerinin saptanması ve işlenen suç türüyle bu özelliklerin ilişkisinin araştırılmasıdır. Toplanan veriler Chi-Square. ilk suça karışma 11-18 yaşları.18 %24. İzmir 3 Uşak E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu.PB 115 Farklı Suçlardan Hükümlü Olanların Çocukluk Çağı Travma Yaşantıları Ve Kişilik Özelliklerinin Karşılaştırılması A. cana yönelik şiddet suçları örnekleminde %51.86 %35.05). YÖNTEM VE Gereçler: Çalışma Uşak E-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Temmuz-Eylül 2012 tarihleri arasında çalışma kapsamındaki suçlar nedeniyle hükümlü/hükümözlü/tutuklu olan ve çalışmaya gönüllü katılan 69 kişi arasında yapılmıştır. Ender Altıntoprak 1. ilk alkol/madde deneme ise 13-18 yaşları arasında olmaktadır.19 %33. cinsel.86±7. şiddete eğilim ve madde kullanımı gibi davranışların 15-17 yaş grubunda ortaya çıktığını bildiren çalışmalarla paralellik göstermektedir (9). gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. Berrin İnci 2. Bu bulgu. . Bu sonuçlar suç.36 %38 Gruplararası karşılaştırma yapıldığında anlamlı fark bulunamamıştır(p>.79 %29.21 %34.07 %36.39 Duygusal tepkisizlik %35.90 %30 Olumsuz dünya görüşü %36. gruplar arasında farklılık yoktur. Çalışmaya katılan bireylerin ilk kez suça karıştıkları yaş ortalama 22.44 Bağımlılık %38. eğitim düzeyi. Katılımcılara Demografik Bilgi Toplama Formu.17±7. duygusal ihmal açısından gruplar arası karşılaştırma yapıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır(p>.31 %37.18’dir.Gruplar arasında yaş.9’dir.

akraba evliliğinin daha yüksek oranda gerçekleştiği (χ2=16.254.http://www.040) daha yüksek oranda olduğu.htm 2.¹ Cem Uysal.79.PB 116 Erken Yaş (18 Yaş Altı) Evlilikleri: Diyarbakır Örneği Mahmut Bulut.¹ Mehmet Güneş. p<0. Adi Tıp AD.001) ve fiziksel ve sözel istismara maruziyetin (χ2=4. bunda başlık parası. p<0.902.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. en düşük gebelik yaşı ise 13 olmuştur. Erken yaşta evlenenlerde herhangi bir hastalıklarının olduğunu belirtme oranları daha yüksekti (sırasıyla %49.1±11.χ2=12. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 38.001).1. evlilik ile ilişkili sosyokültürel faktörleri.2).001). p<0. başlık parası (χ2=17. berdel ve beşik kertmesi adetlerinin daha sık uygulandığı (χ2=10. herhangi bir hastalık ve nedeni olmayan ağrıları daha fazla bildirmeleri EYE’in kadın sağlığını kötü yönde etkilediğini göstermektedir.232. p<0.001). berdel gibi kültüre özgü özellikler. p=0. akraba evliliği ve kadının onayı olmadan evlendirme gibi sosyal faktörler önemli rol oynamaktadır (2). p<0. Saka G. Kaynaklar: 1.001). p=0. χ2=25. 17-65 yaş arası 500 kadına uygulanan bir anket ile gerçekleştirilmiştir. Tartışma ve Sonuçlar: Diyarbakır’da EYE oranı Türkiye’nin batı bölgelerine göre daha yüksek olup. p<0.295. p<0.778. Bildirilen en düşük evlenme yaşı 10. beşik kertmesi.²Aytekin Sır.001) ve düşük sayısının (t=2. EYE çoğunlukla erken ve sık gebeliklere yol açmakta ve anne ve çocuk ölüm riskini artırmaktadır (1. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kotalar belirlenip bu kotalara göre nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı tutturulmaya çalışılmıştır. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. Bununla birlikte somatizasyonun bir işareti olan nedeni dobulunamayan ağrılar erken yaşta evlenenlerde çok daha yüksek oranda mevcuttu (sırasıyla %46. ortalama çocuk sayısının (t=8.001). Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ertem M. erken yaşta (18 yaşından önce) evlenme sıklığını ortaya koymak ve erken yaşta evlenme ile ilişkili faktörleri tespit etmeyi amaçladık.¹ 1. Diyarbakır Giriş: 18 yaşın altında yapılan evliliklere erken yaşta evlilik (EYE) denmektedir. Çalışmada kotalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. The factors associated with adolescent marriages and outcomes of adolescent pregnancies in Mardin Turkey . Yapılan anketle ilgili veriler bilgisayara girilerek istatistikleri SPSS 18.001 ).unicef.org/progressforchildren/2007n6/index_41848.¹ Mehmet Cemal Kaya.7. Ceylan A ve ark. p<0. 18 yaşından önce 18 yaşından sonra evlenen kadınlara göre evlenmeden önce fakirliğin (χ2=15. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bu çalışmada Diyarbakır’da yaşamakta olan evli kadınların aile özellikleri.6’di.¹ Abdullah Atli. %26.36. evlilikle ilgili kadının görüşüne daha seyrek başvurulduğu (χ2=21.D. Diyarbakır 2. EYE’lerde düşük sayısının daha fazla olması.235.2. %26. Yöntem ve Gereçler: Çalışma Diyarbakır kent merkezinde ikamet eden. Kadınların %37’si (n=166) 18 yaşından önce evlenmişti.479.05) daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.272.

43).08)].% 18. Katılımcıların “En iyi arkadaşınızın eşcinsel olduğunu bilmek size neler hissettirir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “ikilem” teması altında “stigma” ve “destek” olarak iki kategoriye ayrılmıştır. . (stigma n=21. Bulgular: Araştırmaya katılan toplam 237 öğrencinin yaş ortalaması 20. Yöntem: Çalışma bir Hemşirelik Fakültesinde okuyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 237 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. % 44. korku ve üzülme) ön plana çıkmaktadır. % 25. % 27) reaksiyon (arkadaşlığını kesme. Destek kategorisi altında kabullenme (n=15. “Hemşire olarak çalışmaya başladığınızda eşcinsel birine bakım vermek size neler hissettirir” sorusuna katılımcıların çoğunluğu (n=151. % 46. çevresel n=45 %18. reddetme ve zarar verme isteği) ve duygusal (n=43. % 14.9’si (n=40) erkektir.25±2. Stigma kategorisi altında davranışsal (n=64. Leyla Küçük*. nötr kalma (n=34.51). katılımcılar bakım almak zorunda kaldıklarında rahatsızlık duymayacaklarını (n=106. **İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu. güvensizlik hissi. % 63. Elif Açıkgöz** *İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi.39 olup. kendini kötü hissetme. Amaç: Hemşirelik öğrencilerinin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin belirlenmesi amacıyla planlanmış bir araştırmadır. % 3. saygı duyma (n=34.% 13. (literatürsel tanım n=51. Sevim Buzlu*. % 13.% 21. öfke.86) ile ortaya çıkmıştır. bakıma ilişkin hissettiklerine temellenen açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılmıştır.PB 117 Öğrencilerin Eşcinsellik Hakkındaki Görüşleri Sevil Yılmaz*. tedirginlik gibi duyguları yaşayabileceklerini ifade etmişlerdir.71) bakım vermekten çekinmeyeceklerini ancak üzüntü. “Hasta olarak hastaneye yatsanız eşcinsel olduğunu bildiğiniz bir hemşirenin size bakım vermesi neler hissettirir?” sorusuna.08) ayrılmıştır.32). % 6. %14. Katılımcıların “Eşcinsellik size göre nedir?” sorusuna verdikleri cevaplar “anlam” teması altında 4 kategori (varoluşsal çatışma n=20.72) ancak öncelikle eşcinsel bir hemşireden bakım almak istemediklerini (n=45. % 83. % 8. Emre Çiydem**. Araştırmada literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların demografik özelliklerin yanı sıra.1’i (n=197) kadın.34). [farklılık-(hastalık n=61. tercih n=31.98) belirtmişlerdir.34) ön plana çıkmaktadır. % 16. dinsel n=8. Sonuç ve Öneri: Hemşirelik bakımının etkin bir şekilde verilmesinde öğrencilerin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin bilinmesi ve eğitim sürecinde konunun ele alınması önerilir.83.37.14) reaksiyon (kendini kötü hissetme.73 ) /(tercih n=31. % 8. Katılımcıların “Eşcinselliğin oluşum sebebi size göre nedir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “çeşitlilik” teması altında 4 kategoriye (hastalık n=111. % 18. Funda Camuz*.98.

Psikodermatoloji hastaları ile sağlıklı kontroller arasında yapılan karşılaştırmalarda.65 arası 181 hasta ve 57 sağlıklı kontrol çalışmaya alınmıştır. Stres İle Başetme Tarzı Ölçeği. Stres ve Psikiyatrik Semptomatoloji: Ruhum mu Hasta Derim mi? Esra Etyemez* . Psikodermatoloji hastalarında Tip D kişilik prevelansı %34. Ankara Koo ve Lee sınıflamasına göre psikiyatrik semptoma yol açan dermatolojik hastalıklar ve psikofizyolojik/stresle oluşan ya da artan hastalıklarda Tip D kişilik prevalansının belirlenmesi ve tip D olan ile olmayanların demografik özellikler. algılanan sosyal destek. Çanakkkale *** Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.8 bulunmuştur. Olgulara sosyodemografik veri formu. okuryazar olup yaşları 18. DS 14 Ölçeği. stresle baş etme tarzları. stresli yaşam olayları. Stresli Yaşam Olaylarını Tarama Formu. Koo ve Lee sınıflamasına göre psikodermatolojik hastalık tanısı almış. Psikodermatolojik hastalık tanısı alan Tip D kişiliği olan ve olmayanlar arasında hastalığın başladığı dönemde psikososyal stresör varlığı. Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. . stresli yaşam olayları sayısı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Kliniği’ne ayaktan başvuran ya da yatarak tedavi gören. stresle baş etme tarzları. HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Başak Şahin** . stresle baş etme tarzları ve psikiyatrik komorbidite açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Psikiyatriye yönlendirilmiş olan psikodermatolojik hastalık tanılı hastaların psikiyatrik değerlendirmesinde Tip D kişilik özelliklerinin öncelikli olarak saptanmasının bu hastalardaki psikiyatrik değerlendirmeyi daha da kolaylaştırabileceğini ve bu grup hastaların psikiyatrik değerlendirilmesinin daha detaylı yapılması gerekliliğini göstermektedir. Kısa Semptom Envanteri. Şırnak ** Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır. Behçet Coşar*** * Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. stresli yaşam olayları sayısı ve bundan subjektif etkilenme oranları.PB 118 Psikodermatolojik Hastalıklarda Tip D Kişilik.

Epidemiyolojik değerlendirme ve bölgesel afet ruh sağlığı politikası geliştirme olmak üzere temel olarak dört aşamada yürütülmüştür. Sonuç: Psikososyal müdahalelerde Van ve Erciş’te toplam 14603. Uygulanacak psikososyal müdahaleler kısa.6 büyüklüğündeki depremlerde 644 kişi hayatını kaybetmiş. Yöntem: Psikososyal müdahaleler TPD’ye ve APHB’ye üye gönüllüler tarafından yürütülmüştür. Tartışma: TPD ve APHB tarafından ülke sınırları içinde bugüne kadar olan en geniş çaplı psikososyal destek hizmetini gerçekleştirilmiştir. sivil toplum kuruluşları ve uluslararası yardım kuruluşları ile eşgüdüm sağlanarak ortak çalışmalar yürütülmüştür. Bu etkinliklerde Van. orta ve uzun vadeli olarak planlanmıştır. ekonomik ve sosyal kayıplar doğurarak. Uygulamalar.2 ve 5. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı(2011) AFAD Deprem Dairesi Van Depremi Raporu.tr/Sarbis/Shared/WebBelge. Erciş ve Van dışındaki depremzedelere yönelik yürüttüğü psikososyal müdahalelerin aktarılması ve genel bir değerlendirmesinin yapılması amaçlanmaktadır. Ulusal ve yerel resmi kurum ve kuruluşlar. Van ve Erciş’te 1500 afetzedenin katıldığı bir epidemiyolojik çalışma yapılmıştır. iii. .C. Eğitim ve yeterlilik artırma çalışmaları. 23 Ekim 2011’de Erciş’te ve 9 Kasım 2011’de Van’da meydana gelen 7. Bu çalışmada.deprem.pdf adresinden indirildi. Van’a görevlendirilen. 2-T. Değerlendirme. Van dışında ise 2207 depremzedeye ulaşılmıştır. 4152 kişi yaralanmış. iv. 252 kişi enkazdan sağ olarak kurtarılmış. Psikososyal girişimler. 10 Mart 2012’de http://www.PB 119 Bir Dayanışma Örneği: Van ve Erciş Depremleri Ardından TPD ve APHB Çalışmaları Feyza Çelik TPD Vandep Çalışma Grubu Amaç: Afetler insanlar için fiziksel. ii. 12 Mart 2012’de http://www. Erciş ve Van dışına göç eden depremzedelere ulaşılması hedeflenmiştir.com/wpcontent/uploads/2012/04/van_psikososyal_deg_sonuc_rap. Van’da görev yapan ruh sağlığı çalışanları ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik Temel ve İleri Düzey Ruhsal Travma Eğitimi verilmiş. Altınel G(2012) Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği Van Depremi Psikososyal Destek Çalışmaları Sonuç Raporu. ‘Temel Sağlık Hizmetlerinde Ruhsal Travmaya Yaklaşım’ kitabı genişletilerek ve güncellenerek hazırlanmış ve Van depremi sonrasında kazanılan deneyim kitap haline getirilmiş.manevisosyalhizmet. çok sayıda ev ve iş yeri hasar görmüş ve yaklaşık bir milyon kişi bu depremlerden olumsuz yönde etkilenmiştir. normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkilemektedirler. aspx?param=105 adresinden indirildi. i. Kaynaklar: 1-Akman P. Ancak uygulamada karşılaşılan güçlükler ile afetlerle mücadelede hazırlıklı olmanın önemi bir kez daha hatırlanmış olup bundan sonraki afetler için geniş kapsamlı bir eylem planına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin(TPD) üyesi olduğu Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği(APHB) ile depremin kişilerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek amacı ile Van.gov.

Selvi Y. Besiroglu L. .Yavuz Selvi.16: 241-244. DES skorları uyku yoksunluğu sonrası istatistiksel olarak önemli derecede artarken WBSI skorlarında anlamlı bir azalma tespit edildi. Kaynaklar: 1.00 arası uykusuz bırakıldılar. J Abn Psychol 2007. DHEA-S ve tiroid fonksiyon testleri için kan örnekleri alındı. Psikiyatri Birimi.Lütfullah Beşiroğlu 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bulgular: Uyku yoksunluğu uygulanan bireylerde DDP’nin depresif şikâyetleri sorgulayan depresyon alt ölçeğinde ve dinçlik-aktivite skorlarında düşme. Uyku yoksunluğu sonrası kortizol seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim elde edilememişse de. 2. normalden sapan uyku deneyimlerinin dissosiyatif semptomlarla ilişkili olduğu yönündeki bilgilerle uyumludur (2).599-606. Agargun MY. sT4 ve DHEA-S seviyelerinde anlamlı derecede artış tespit edilmiştir. Çalışmamız. 3. 3Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bireyler gece 22. Uyku yoksunluğu sonrası DHEA-S seviyeleri artan bireylerde daha düşük depresyon puanlarının elde edilmesinin yüksek DHEA-S seviyelerinin stresin negatif etkisine karşı koruyucu etkisi ve kognisyonu düzeltmesinden kaynaklanıyor olabileceği sonucuna varılmıştır. Bireylerden uykusuzluk öncesi ve sonrası kortizol. Gulec M. Lepping J.PB 120 Uyku Yoksunluğunun Duygudurum Profili ve Dissosiasyon Üzerine Etkisi ve Biyokimyasal Değişimlerle İlişkisi Adem Aydın. Giesbrecht T. Tartışma: Uyku yoksunluğuyla T4 seviyelerindeki artış depresif duygudurumu yordayan alt ölçeklerdeki düşme ile korele bulunmuştur. Vardiyalı sistemde çalışma uyku yoksunluğu’na sebep olmaktadır ve günümüz modern dünyasında sağlıklı bireyler sosyal aktiviteler nedeniyle kısıtlanmış bir uykuya sahiptirler Bu durum kronik uyku yoksunluğu olarak nitelendirilmektedir. sT3. Kahramanmaraş. dissosiyatif belirtiler için DES ve düşünce süpresyonunun değerlendirilmesi için Beyaz Ayı Supresyon Testi (WBSI) uygulandı. yorgunluk skorlarında yükselme gözlenmiştir.Sultan Kılıç. İzmir Amaç: Uyku yoksunluğu hem uykunun fonksiyonlarının anlaşılması için sağlıklı bireylerde hem de depresif hastalarda tedavi amacıyla uzun yıllardır uygulanan bir yöntemdir (1). bir gecelik uykusuzluk sonrası bireylerde oluşabilecek duygudurum ve düşünce süreçlerindeki değişimler ile biyokimyasal değişimler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Merekelbach H.00 ile sabah 07. J Sleep Res 2007. DDP depresyon alt ölçeğinde azalma ve yorgunluk alt ölçeğinde artma uyku yoksunluğu sonrası sT4 seviyesi artan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Smeets T. TSH. Van 2Kahramanmaraş Afşin Devlet Hastanesi. Uyku yoksunluğunun duyguduruma etkisinin değerlendirilmesi için Duygudurumları Profili (DDP). Yöntem: Çalışmaya katılım şartlarını taşıyan 16’sı erkek 16’sı da kadın olan 32 bireye bir gecelik total uyku yoksunluğu uygulandı. Acute dissociation after 1 night of sleep loss. Uyku yoksunluğu ile dissosiyasyon düzeylerinde artış. Jelicic M. Mood changes after sleep deprivation in morningness– eveningness chronotypes in healthy individuals.

“Majör Depresif Bozukluk” ön tanısıyla venlafaksin başlanmış. her ilaç kesiminde şiddetli duygudurum atağı geçiren FD. 2012. Üç defa KHD polikliniğine giden hastaya çeşitli nedenlerle kürtaj yapılamayacağı söylenmiş.08. yasal değişiklikler yapılmadan ortaya çıkan düzenlemeler ve bu durumun kadın ruh sağlığı üzerindeki etkileri tartışılacaktır. KOÜ KHD polikliniğine yönlendirildi. evli. hareket eder. Yasal bir gereklilik “henüz” olmamasına rağmen. Kürtaj kararı alan hasta. gebelikteki ve doğum sonrası ortaya çıkması kuvvetle muhtemel ruh sağlığı problemleri de görmezden gelinmiştir. İstanbul. FD ve eşi bunun “Allah’ın istediği bir şey olduğunu” düşünerek kürtaj kararlarından vazgeçmişler. valproik asit 1000 mg kullanıyor. Olgu I: NK. hekimlerin çeşitli rapor talepleriyle hastalar oyalanmış ve sistemli bir yıldırma sonrası kürtaj kararından vazgeçmek zorunda bırakılmışlardır. gebeliğini sonlandırma kararı almış.” denilmektedir (1). “Türk Hukukunda Kadının Vücudu Üzerindeki Tasarruf Hakkını Sınırlayan Düzenlemeler”. “gebeliğin ilk on haftası dolana kadar herhangi bir neden aranmaksızın istek üzerine rahim tahliye edilir.II. Gebeliği sonlandırmak için KOÜ KHD polikliniğine başvuran hasta. İlaç tedavisine yanıtı iyi olan. evli. Kanunun ilgili maddesine göre. KHD hekimi kürtaj yasasının çıktığını. Son günlerde tekrar tartışma konusu olan istemli kürtaj. Cinsellik ve Kürtaj. serbest bırakılır (2).Tek GS. Hastaya ise venlafaksinin X kategorisi bir ilaç olmadığı. 40 yaşında. Yeni gündeme getirilen “vicdani red” uygulamasıyla birlikte. Depresif yakınmaları devam eden hastanın ilaçsız olarak. Kocaeli Amaç: Türkiye’de istemli kürtajın sınırları 1983 yılında Türk Ceza Kanunu (TCK) ile belirlenmiştir. NK kürtaj için ilacın kategorisi ile ilgili rapor alması gerektiğini söyleyerek haziran – 2012’de polikliğimize başvurdu. kısıtlanır. altı ay önce psikiyatriste başvurmuş. 1. Hasta bunun üzerine kürtaj kararından vazgeçti. kullandığı ilaç X kategorisinde olmadığı için kürtaj yapılamayacağı söylenerek gönderilmiş. kürtaj yapılmamış. Sonuç: Bu olgularda kadınların kendi bedenleriyle ilgili karar verme haklarının yok sayılmasının yanı sıra. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Bunun için Kocaeli’nde bulunan bir dal hastanesinin kadın hastalıkları ve doğum (KHD) polikliniğine başvurmuş. kontrol edilir. Kaynaklar: 1. rapor olmadan kürtaj yapamayacağını söylemiş. anne ve fetüs sağlığını etkileyecek bir durum olmadığı için kürtajın yapılamayacağı söylenmiş. satış elemanı olarak çalışan kadın hasta. Olgu II: FD. Sağlık Hukuku Makaleleri. yetkililerce izlenir. haftada bir psikiyatri poliklinik kontrolü ile takibi planlandı. 2. kürtajla ilgili ortaya çıkan bu durumun psikiyatrik hasta grubu açısından ayrı bir önemi olacağı açıktır. Şu an hasta ilaçsız olarak polikliğimizde takip edilmektedir.Basım:103-130.Komut S. bipolar bozukluk tanısıyla takipli kadın hasta. 42 yaşında. .2012 tarihinde indirildi. dört çocuklu.academia.edu/sultankomut/Papers/587884/Turkiyede_Kadin_Cinsellik_ve_Kurtaj adresinden 22. NK aynı sorunla karşılaştığını söyleyerek tekrar geldi.PB 121 Psikiyatrik Hastalığı Olan Kadınlar ve Kürtaj Aslıhan Polat. üç çocuklu. http://khas. ilkokul mezunu. KHD bölümünden hekime telefonla ulaşıldı ve tarafımıza kürtaj yapılacağı söylendi. NK bir hafta önce beş haftalık gebe olduğunu öğrenmiş. Türkiye'de Kadın. yasaklanır. gebeliğin altı haftalık olduğu. Oradadır. Türkiye’de ne yazık ki kürtaj konusu her zaman sular altındaki bir denizaltı gibidir. Plansız gebeliğini öğrendiğinde çok üzülmüş. rahim içi araç kullanırken gebe kalmış. İstanbul Barosu Yayınları.

. Bu yanlış algı düzeltilmelidir.4’ü öğrencilerin sigara. % 59. %54. 2 ay sonunda anket ikinci kez uygulanmıştır. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu.9’u okulundaki öğrencilerin çoğunun sigara. Güler Kandemir. arkadaşlarının tutumlarına yönelik yanlış algı içinde oldukları görülmektedir. Öğrencilerin %81. Programın başında madde kullanımı ve sosyal normlarla ilgili anket uygulanmıştır. Öğrencilerin yanıtlarıyla sosyal normları içeren ve yanlış algıları içeren posterler hazırlanarak okulda görülür yerlere asılmış. %87. geribildirim afişlerini (%70.2’si okulundaki çoğu öğrencinin (en az %51’inin) sigara içmenin yanlış olduğunu düşündüğünü.1’i okulundaki çoğu öğrencinin 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığına inandığını. çünkü madde kullanımının akranlarınca kabul gördüğü düşüncesi gencin o grubun içinde olmak amacıyla madde kullanımına zemin hazırlayabilir. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu inandığını.2’si 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığını. %47. okulundaki öğrencilerin çoğunun deneme amaçlı. Dilay Tunca. Bulgular: Yaşam boyu sigara ve alkol kullanma sıklığı sırasıyla %29. akranlarının alkol ve madde kötüye kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. Yöntem: Pendik ilçesinde rasgele yöntemle seçilen bir lisede öğretmenlerin ve öğrencilerin katılımıyla okulun kendi kaynakları ve Pendik Belediye’sinin olanaklarıyla “Bağımlılığı Reddet!” konulu bir program hazırlanmıştır.7’dir.2). %36. Amaç: Çalışmanın amacı lise öğrencilerinde sigara. Bulut Güç* Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Öğrencilerin.8’i sigara kullanımının yanlış olduğunu.PB 122 "Bağımlılığı Reddet.7 ve %32. esrar kullanımı sıklığının ve öğrencilerde bu maddelerin kullanımıyla ilgili sosyal normların belirlenmesi ve sosyal normlar üzerinden hazırlanacak geri bildirimlerin ve sorunla ilgili farkındalık düzeyini artırmaya yönelik faaliyetlerin etkinliğinin araştırılmasıdır. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencisi Giriş: Sosyal norm yaklaşımı riskli davranış oranlarını azaltmak için bir müdahale stratejisidir. Anıl Gündüz.4’ü deneme amaçlı. alkol ve diğer maddelerin zararları hakkında bilinçlendirilmeleri gerektiğini düşünmektedir. Gülhan Karaer. Hayata Evet!" (Sosyal Sorumluluk Projesi) Yıldız Akvardar. festivali etkili bulduklarını (%76. Ekin Sönmez.3’ü. alkol. Öğrencilerin sadece.6) ve görüşlerinin olumlu (%73. Cengiz Çelebi. İkinci ankete katılan öğrencilerin çoğu afişleri (%72. alkol ve diğer maddelerin zararlarının anlatılmasını gerektiğine inandığını belirtmiştir. %86. Sonuç: Öğrencilerin kendi ve arkadaşlarının tutumları hakkında düşündükleri arasında fark belirgindir. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı ve böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır.6). %74.4) etkilendiğini bildirmişlerdir.

C Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Alkol Ünitesinde ayaktan ve yatarak tedavi ve takip edilen ICD-10 Madde bağımlılığı tanı ölçütlerini karşılayan alkol bağımlılığı tanısı almış erkek hastalar ve sağlıklı eşleri (49 çift) alınmıştır. Şırnak ***Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.76). ** Esra Etyemez. cinsiyet. çift anlaşması. sevgi gösterme. Çift Uyum Ölçeği tüm alt test ve toplam puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir. Alkol bağımlılığı. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. evlilik uyumunu değerlendirmek için “Çiftler Uyum ölçeği” ve bağlanma biçimini değerlendirmek için “Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği” verilmiştir. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort.PB 123 Alkol Bağımlıları ve Eşlerinde Evlilik Uyumu ve Bağlanma Biçimi Arasındaki İlişki * Başak Şahin. Alkol bağımlılığı sadece rahatsızlığa sahip bireyi değil sosyal çevresini de etkilemektedir.=87. *** Zehra Arıkan *Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. eğitim düzeyi.=59.91). medeni durum. Evli çiftler için evlilik uyumlarında önemli sorunlar yarattığı görülen durumlardan biri eşlerden birinin ya da her ikisinin alkol bağımlılığının bulunmasıdır.65) göre daha az çiftler arası uyum sergilemektedir.94).=91. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Araştırmaya T. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Nisan 2011 ile Ağustos 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. . kontrol grubunun eşlerine (Ort.97) göre daha az sevgi göstermektedir. Bu araştırmada alkol bağımlıları ve eşlerindeki bağlanma biçimi ve evlilik uyumu arasındaki ilişkinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Katılımcıların tamamına yaş. meslek vb soruları içeren sosyodemografik veri formu.=327. Çanakkale **Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Ankara Alkol bağımlılığı olan kişi alkol kullanımı nedeniyle sosyal ve mesleki alanda bozulma yaşar.=75. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Bu araştırma. hem hastanın kendisi hem de yakınları için önemli bir psikososyal sorundur.=52.62) göre daha az çiftler arası anlaşma göstermektedir. Çalışmanın kontrol grubu da 48 çiftten oluşmaktadır.=62. çiftlerin bağlılığı ve çiftler uyumu ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır. Karşılıklı etkileşebilen. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Alkol bağımlısı olan hastalara uygulanan Bağlanma Ölçeği ile Çift Uyum Ölçeği arasındaki korelasyon analizi sonucu ikircikli bağlanma arttıkça. evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliği yapabilen ve sorunlarını olumlu bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu evlilik olarak tanımlanmaktadır. çift doyumu.2) göre daha az çiftler arası doyuma sahiptir.=100. Bağımlıların sıklıkla kişilerarası ilişkilerde sıkıntı yaşaması bunlarda da bir bağlanma bozukluğu olduğunu düşündürmektedir.32) göre daha az eşler arası bağlılık göstermektedir. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Etkilenen bu çevrenin başında da aile ve evlilik kurumu gelmektedir.78).=287.03).=80.

kampus arkadaşlarının son iki ay içinde iki kez alkol kullandığını düşünmektedir. kampüslerindeki erkek öğrencilerin çoğunun en az iki haftada bir alkol kullandığını düşünmektedir. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (%61. Aslında. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 66’sı) hayatında hiç sarhoş olmadığını belirtmiştir. Marmara Üniversitesi Göztepe Kampusu öğrencileri çalışmayla ilgili eposta gönderilerek kayıt olmaları için projenin web sitesine davet edildi. tutum ve algıları içeren. Cengiz Çelebi*.9’u) son iki ay içinde alkol kullanmamıştır. Tartışma ve Sonuç: Akranlarının davranışlarından etkilenen bu yaş grubunda.0’sı) son iki ayda hiç alkol kullanmamıştır. arkadaşlarının madde kullanımyla . böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. Türkiye Sonuçları Yıldız Akvardar*. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlandı. Projenin ilk aşaması olarak müdahale öncesi durum değerlendirmesi yapılmış ve öğrencilerin madde kullanım davranışları. Aslında. Sibel Kalaca***. Bulgular: Öğrencilerde akranlarının madde kullanımıyla ilgili yanlış algıların belirgin olduğu görülmektedir. tutum ve algıları belirlenmiştir. altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de uygulanan. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. örn: Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%53. Katılımı artırmak üzere tüm öğrencilere Marmara Üniversitesi Rektörlüğü aracılığıyla iki kez. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 60. Kaan Kora*. Anıl Gündüz*. İstanbul Amaç: Öğrencilerin.8’i). Göztepe kampusundeki erkek öğrencilerin çoğu (%51. Kız öğrencilerin çoğu arkadaşlarının son iki ay içinde en az bir kez sarhoş olduğunu düşünürken. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren.0). Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%56.5) kampus arkadaşlarının eğer okulu etkilemezse alkol kullanımını onaylayacağını düşünürken. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan sosyal norm yaklaşımı. Hüseyin Yüce**** *Marmara Üniversitesi Tıp FakültesiPsikiyatri AD. Avrupa Birliği tarafından desteklenen web tabanlı bir projedir. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Bulut Güç**. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. Yöntem: Madde kullanım davranışlarını.PB 124 SNIPE: Social Norms Intervention for the Prevention of Polydrug Use Üniversite Öğrencilerinde Madde Kullanımıyla İlgili Sosyal Normlar. web sitesine kayıt olan öğrencilere SPIN web aracığıyla üç kez hatırlatıcı mail gönderildi. Anket Şubat 2012'de çevrimiçi oldu. İstanbul ****Marmara Üniversitesi Rektörlüğü Bilişim Merkezi.8) alkol kullanımını onaylamamaktadır. Erkek öğrencilerin çoğu (% 67. web sitesine kayıt olan öğrencilere projenin web sitesinde online olarak bulunan çalışma anketini tamamlamaları için e-posta gönderildi.

İnci Özgür İlhan**. Fatma Yıldırım****. Bağımlıyı değil. Alkol bağımlılığı ve bağımlı eş ile kurulan ilişkinin özellikleri konulu niteliksel çalışmalar bu nedenle öğretici. maddeyi sorumlu tutma söylemi. Kendilerini iyi ve mağdur olarak tanımlayan kadınların durumla yüzleşme. çocukların varlığı ortak yaşama “razı” olma gerekçeleri olarak önde sıralanmıştır. “razı” olma gerekçeleri anlaşılmaya çalışılmıştır.PB 126 Alkol Bağımlılığı Olan Erkeklerin Evliliği ve Eşlerinin Kadınlık Halleri Salime Tarihçi*. Bu çalışmada alkol bağımlılığı tedavisi gören kişilerle eşlerinin ilişkilerini sürdürürken kullandıkları anlamlar ve dayanaklar. “iyi insanlık” gibi olumlu değer yükü taşıyan kavramları kendi nitelikleri olarak belirtmişlerdir. kadınlar genel olarak ilişkilerinde “merhamet”. sevseler bile o sevginin getirisi olan mutluluk ve tatmin beklentisi yok olmuş izlenimi edinilmiştir. Kadınların bağımlılık konusunda tanışıklıkları birinci aileden geliyorsa kabulleri. başka hayat kurmak imkânının sınırlılığı. “sabır”. Tüm görüşmeler içinde 50 görüşmenin metin içeriğinin göreli olarak tutarlı olduğunu düşünülerek değerlendirmeye alınmıştır. Hatice Demirbaş***. Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi’nde tedavi gören erkek hastaların eşleriyle yapılan derinlemesine görüşmelerde elde edilen metinlerin söylem analizi yapılmıştır. Bulgular: Alkol bağımlılığı sorunu yaşayan erkeklerin birlikte yaşadığı kadınların genel olarak görüşme süresince “üzgün” olduğu gözlemlenmiştir. çözüm arama davranışından kaçınmakta oldukları. tek eşli olmaya inanç. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi ***Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl ****Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl Amaç: Ev içinde kadına yönelen şiddet olgularında sayısal bilgilerde artış olmasına karşın. Bu görüşmelerde ortak yaşantı süreci genellikle 5 yılın üstündedir ve kadınların yaş aralığının 30-60 yaş arasındadır. Mağdur ve masum kişiler olduklarına inanmakta ya da inandırmak istemektedirler. İlişkilerinin olumsuz tüm nedenleri bağımlıya ait. Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Ancak. görmezden gelme becerileri daha yüksek gibi görünmektedir. olumlu nedenleri kendilerine aittir. bu davranışında bağımlılığı sürdürmekte dolaylı nedenlerden olabileceği görülmüştür . “acıma”. olguların sistematiği ile ilgili bilimsel bilgi sınırlı sayıdadır. olumsuz durumlara katlanma. “Bağımlı koca” kadınlar için derin yalnızlık duygusu yaratmış. parçalardan oluşmaktadır. Anlatılamayan ve sır olanın söylem yoğunluğu. Tüm ilişkilerde çeşitli yoğunluk ve biçimlerde şiddetin var olduğu görüşmelerde ortaya çıkmıştır Tartışma: Madde bağımlılığı olan erkeklerin birlikte olduğu kadınların bağlılığının taşıdığı nitelikler ilişkinin sağlıklı olmadığını düşündürmüştür. kadınların söylemenin yaralı olabileceğine dair umutsuzluklarının keskin olduğu her görüşmede kendini göstermiştir. dolayısıyla önleyici çabalarda yol gösterici olacaktır. Duygusal ve cinsel yaşam anlatıları “eksik” anlatımlardan.

• Çoğul madde kullanımını önlemek için bir e-sağlık müdahalesi geliştirmek. öğrencilere internet üzerinden akran davranışı hakkında doğru bilgi vermenin ve geri bildirimde bulunmanın madde kullanımını önleme açısından yararlı bir araç olduğu gösterilmiştir. İngiltere Univerzita Pavla Jozefa Šafárika v Košiciach.PB 127 SNIPE: Social Norms Intervention for the prevention of Polydrug usE Üniversite öğrencilerinde çoğul madde kullanımını önlemek için sosyal norm müdahalesi Yıldız Akvardar*. dinsel inanış gibi kişisel bilgilerde yer almıştır. Avrupa Birliği tarafından desteklenen bir projedir. İngiltere Syddansk Universitet. Kaan Kora*. Bu yöntem Avrupa’da madde kullanımını önleme programlarında yaygın denenmemiştir. uygulamak ve etkinliğini ölçmektir Yöntem: Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale öncesi durum değerlendirmesi • E-sağlık müdahalesinin uygulanması • Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale sonrası ve izlemde durum değerlendirmesi • SNIPE ve e-sağlık müdahalesinin kullanımı hakkında bilgi sağlamak üzere birçok dilde hizmet veren web sayfasının hazırlanması amaçlanmıştır. Süreç: Tüm ülkelerde müdahale ve kontrol grupları oluşturulmuştur. Sibel Kalaca**** *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Marmara Üniversitesi Rektörlüğü ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 Öğrencisi ****Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Amaç: Çok merkezli.Ocak 2013'te uygulanacaktır. Almanya Universiteit Antwerpen. ikamet. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. Anketi tamamlayan müdahale grubundaki öğrenciler kişisel sosyal norm geribildirimi verilen web sayfasına ulaşmaktadır. Hüseyin Yüce**. yaklaşık 7000 öğrenciye ulaşılmıştır. SNIPE iki yıl sürecek ve e-sağlık müdahalesinin etkinliği altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de değerlendirilecektir. Cengiz Çelebi*. SNIPE katılımcıları Universität Bremen. yaş. Belçika University of Bradford. tutum ve algıları içeren. • Esrar. Slovakya Marmara Üniversitesi. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avustralya’da. Bulut Güç***. kokain ve sentetik maddelerin kullanımını önlemek. Web sayfasının hazırlığı yapılmış. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. • Alkol ve sigara kullanımını azaltmak. Veri analizi yapılmış. durum saptamasına yönelik birinci anket uygulaması tamamlanmış. Proje ekibi tarafından madde kullanım davranışlarını. akademik başarı. Öğrencilerin.web tabanlı SNIPE projesinin tanıtımı amaçlanmaktadır. Danimarka Univerisdad de Navarra. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. Temmuz-Ekim 2012 arasında müdahale çalışmasının tamamlanması planlanmıştır. Anıl Gündüz*. Müdahale sonrası izlem anketi tüm gruplarda Eylül 2012. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. Üniversite öğrencileri için akranları en önemli sosyal başvuru kaynağıdır ve akranlarının madde kullanımının yüksek olduğu düşüncesi bireyin kendi kullanımında artışa yol açabilir. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlanmıştır. müdahale web sayfaları hazırlanmıştır. SNIPE projesinin amaçları. Türkiye . Ankette cinsiyet. İspanya University of Leeds. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse.

Karşılaştırmalar önce tek değişkenli analiz yöntemleriyle. alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlığı arttırdığını düşündürmektedir. her iki gruptaki erkeklerin saldırganlık puanları arasındaki fark ortadan kalkmış ve alkol bağımlısı erkeklerin eşlerinin ve kontrol grubundaki kadın eşlerin Erkeksilik puanları arasındaki anlamlı farkın sürdüğü görülmüştür. Bu iki davranışın sosyokültürel bağlamda ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Öfke. Alkol bağımlılığı/kullanımı davranışının da. Bu çalışmada alkol bağımlılığı olan erkeklerde saldırganlık/şiddete eğilim ve alkol bağımlısı erkekler ve eşlerinin toplumsal cinsiyet özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Alkol bağımlılığı ve şiddet-saldırganlık arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet etmeni bir ara değişken olarak görünmektedir. Journal of Substance Abuse Treatment 19:329-338. Fatma Yıldırım***. Yaşın Dökmen Z (1996) BEM Cinsiyet Rolü Envanteri Kadınsılık ve Erkeksilik Ölçekleri Türkçe formunun psikometrik özellikleri. Salime Tarihçi**. alkol bağımlılığı tanısı konmamış 48 erkek ve eşleri ise kontrol grubunu oluşturmuştur. İstanbul. . Kaynaklar Can S (2002) “Aggression questionnaire” adlı ölçeğin Türk popülasyonunda geçerlilik ve güvenilirlik çalışması. şiddet davranışının da erkek tarafından kadın üzerinde kontrol ve güç sağlama aracı olarak kullanıldığı ileri sürülmüştür.PB 128 Alkol Bağımlısı Erkeklerde Saldırganlık ve Eşlerinin Toplumsal Cinsiyet Özellikleri İnci Özgür İlhan*. Genel Kurmay Başkanlığı. uzmanlık tezi. Guille L (2004) Men who batter and their children: an integrated review. Aggression and Violent Behavior 9: 129–163. Yöntem ve Gereçler: Alkol bağımlılığı tanısı konan 32 erkek ve eşleri çalışma grubunu. Grupların şiddet ve saldırganlık özelliklerinin karşılaştırılmasında Saldırganlık Ölçeği. Bulgular: Tek değişkenli analizlerde Saldırganlık Ölçeği’ne göre hasta grubundaki erkeklerin Fiziksel Saldırganlık alt ölçeği puan ortalaması kontrollerle istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermezken. alkol bağımlılığı grubundaki erkeklerin Sözel Saldırganlık. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi **Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu ***Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl ****Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl Amaç: Alkol kullanımı sıklıkla şiddet ve saldırganlıkla ilişkilendirilmiştir. Düşmanlık ve Dolaylı Saldırganlık ortalama puanları kontrol grubundaki erkeklerinkine göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Smith JW (2000) Addiction medicine and domestic violence. Alkol bağımlılığı olan erkeklerin eşlerinin BEM Cinsiyet Rolü Envanterine göre belirlenen Erkeksilik puanları ise kontrol grubundaki kadın eşlerinkine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. 7(1): 27-40. fiziksel saldırganlık dışında. Hatice Demirbaş****. Tartışma ve Sonuçlar: Alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlık düzeyinin. Kriz Dergisi. ardından lojistik regresyon analizi ile yapılmıştır. bağımlılığı olmayanlara göre yüksek çıkması. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Servis Şefliği. Çok değişkenli analizde anılan tüm alt ölçek puanları bağımsız değişkenler olarak alındığında. toplumsal cinsiyet özelliklerinin karşılaştırılmasında BEM Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılmıştır.

bakımverenlerine.0001). . CMAE.5’ini açıklayan. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine başvuran. Sevinç Kırıcı*. Engin Turan*Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. CMAE’nin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. amaca yönelik olmayan ve konfüzyondan kaynaklanmayan uygunsuz sözel. Bu çalışmanın amacı demans hastalarında CMAE’nin Türkçe formunun faktör yapısını. amaçsız el hareketleri. CMAE toplam puanı CDDÖ ve İFA toplam puanları ile ilişkilidir (ikisi için p<. Bulgular: CMAE ile değerlendirilen belirtilerden en sık görülenleri sırasıyla tekrarlayan cümle ya da sorular (madde 6-%65). ≥65 yaşında. maddeler) elenerek faktör analizi yapıldığında toplam varyansın %70. uygunsuz davranıştır. Bunlar sözel-fiziksel agresyon. Cohen Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) demans hastalarında ajitasyon davranışlarının şiddetini değerlendiren bir ölçektir. Gülbahar Baştuğ**. İleride yapılacak çalışmalar ajitasyonun boyutlarının farklı demans türlerinde ortaya konmasını ve uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini hedeflemelidir. 17. negativizim/saklama-istifçilik. Cornell Demansta Depresyon Envanteri (CDDE).PB 129 Demans Hastalarında Ajitasyonun Boyutlarının Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. Bu çalışmanın örneklemini bir psikiyatri Kliniğine başvuran ve orta evre demansı olan hastalar oluşturmuştur. Sonuç ve Tartışma: Bu çalışma CMAE’nin demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin ve bu belirtilerin sıklığının belirlenmesinde iç tutarlılığı yüksek/güvenilir bir ölçek olduğunu ortaya koymuştur. vokal ve motor aktivite olarak tanımlanmaktadır. Ölçek maddeleri faktör yüklerinin en yüksek olduğu faktörlere dahil edilmiş ve elde edilen faktörler içeriklerine göre adlandırılmıştır. DSM-IV-TR’ye göre demans tanısı alan. Hastalara Standardize Mini Mental Test (SMMT). Önceki çalışmalarla uyumlu olarak depresyon arttıkça ve işlevsellik azaldıkça demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin sıklığının arttığı saptanmıştır. En sık bildirilen belirtiler ölçeğin kullanıldığı diğer çalışmalarla benzerdir.Okan Er*. iritabilite/huzursuzluk. Ölçekte 1’in üzerinde puanlanma sıklığı %10’un altında olan 7 madde (14. 25. Ayşegül Sakarya*. karşı gelme eğilimi/negativizm (madde 19-%55) ve küfürlü konuşma ya da sözel saldırganlıktır (madde 4-%47). 21. 28. sözel-fiziksel agresif olmayan davranış. Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0. Geriyatrik Psikiyatri Birimi **Çankaya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Giriş: Ajitasyon demans hastalarında sık görülmekte olup. Ajitasyon belirtilerinin bulunma sıklığının ve dağıldıkları faktör sayısının farklı olması örneklem farklılığından kaynaklanmış olabilir. İşlevsel Faaliyetler Anketi (İFA) uygulanmıştır. özdeğeri 1’den büyük 6 faktör elde edilmiştir. Bilgen Biçer Kanat*. Orijinal ölçeğin faktör analizi çalışmaları bakımevlerinde yaşayan demanslı yaşlılarda yapılmış olup dört faktör önermektedir.86 olan. ajitasyonun boyutlarını ve bu boyutların ilişkili olduğu etmenleri ortaya koymaktır. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*. genel huzursuzluk (madde 29-%57). 100 hasta alınmıştır. 20. 27.

Eğitim süresi 8. DSM-IV TR’ye göre Alzheimer tipi demans tanısı almış 32 hasta ve bakımverenleri alınmıştır.D. Ankara ** Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi. Alzheimer hastalarına bakımverenlerin yaşadıkları sorunlar literatürde “bakımveren stresi. MMBYÖ’nün Cronbach α değeri 0. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar bakımverenin akrabası olması halinde birincil duygusal yaşantının “yas yaşantısı” olduğu görüşündedir (2). MMBYÖ’nün geçerlik ölçütü olarak ZBYDÖ. Böylece. kendiliğinin ölümünü fiziksel varlığının kaybından önce yaşantılanmaktadır. bakımverenlerin ise 61. Engin Turan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.o5). bakımveren yükü. İleride yapılacak çalışmalarda daha geniş örneklemlerde yas yaşantısını etkileyen etmenler ve ölçeğin Türkçe formunun faktör yapısı araştırılmalıdır. güvenirliği için Cronbach α hesaplanmıştır.7’si (n=17) kadındır.3’ü (n=16) eşi.6. 56. Geriyatrik Psikiyatri Polikliniği’ne birinci derece yakını ile beraber başvuran. MMBYÖ toplam puanı ve altölçeklerinin (kendini adama-KA. Ankara Giriş ve Amaç: Alzheimer hastalığı bilişsel işlevlerde yıkımla seyreden kronik bir tablodur. derinden üzüntü ve özlem-DÜÖ. kardeş veya gelin/damatlarıydı. Sevinç Kırıcı*. Çünkü Alzheimer hastalığında kişi ilerleyen dönemlerde kendi kimliğini yitirmekte. Bakımverenlere MMBYÖ.F. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ).Ü. endişe ve kendini yalnız hissetme-EY) Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ). Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 77. Bakımverenlerde yas yaşantısı.6±4. Bu çalışmada Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin (MMBYÖ) Türkçe formunun psikometrik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Psikiyatri AD. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri (STAI-I ve II) ile korelasyonları incelenmiş ve hem MMBYÖ toplam puanı hem de alt ölçek puanlarının sözü edilen ölçeklerle korelasyonları anlamlı bulunmuştur (Tüm ölçekler için p< o. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ).9 olup. Tartışma: MMBYÖ’nün Türkçe formu Alzheimer hastalarına bakımverenlerde yas yaşantısını değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Ülkemizde Alzheimer hastalarına bakımveren yakınlarında yas yaşantısını araştıran bir çalışma bulunmamaktadır. . Yöntem: A. Psikiyatri Servisi. iyi olma hali” biçiminde ele alınmıştır. yükü.6±14. depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ilişkili bulunmuştur. orta ve ileri evrelerde günlük yaşam aktivitelerinde bozulmaya yol açar (1). DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri(STAI-I ve II) uygulanmıştır. Bilgen Biçer Kanat*. Yakın bellek bozukluğu ile başlar.9±8. Bakımverenlerin ort. Direnç Sakarya**. geri kalanı ise çocuk. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*.2’dir.PB 130 Alzheimer Hastalarının Bakımverenlerinde Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin Türkçe Formunun Psikometrik Özellikleri Ayşegül Sakarya*. Bakımverenlerin %53.98 bulunmuştur. Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ). hatta yakınlarını bile anımsayamamaktadır.T. Okan Er*. Psikiyatri A. Geriyatrik Psikiyatri Birimi. Umut Altunöz*. BDÖ ve STAI-I ve II ile korelasyonuna bakılmıştır.

Bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesinde 13 başlık altında bilgi ve tutum düzeyini değerlendiren soruların yer aldığı anket formu kullanılmıştır. Deliryumda bilgi düzeyini değerlendiren çalışmalarda benzer şekilde yoğun bakım. cerrahi servisleri ve psikiyatri servisi dışındaki dâhili servislerinde çalışan tıpta uzmanlık öğrencileri içerisinde gönüllü olmayı kabul edenler ile yapılmıştır.3’tü. ***Can Cimilli* Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Deliryum genel hastane içerisinde yaygın görülen ve tedavi edilmediğinde klinik gidişi olumsuz etkileyen akut klinik bir sendromdur. tedavi rehberlerinin uygulanmadığını göstermektedir(1. Ancak deliryum olgularının önemli bir kısmına tanı koyulamamakta ve tedavi edilememektedir. Niteliksel veriler için sayı yüzde şeklinde. Katılımcıların %79. Çalışmamızda katılımcıların %22. ölçümsel veriler içinse ortamla ve standart sapma alınmıştır Bulgular: Araştırmaya toplan 74 kişi katılmıştır. . yer vezaman oryantasyonunun kaybı en çok bilinen deliryum özellikleri iken (%94. geriyatri gibi klinik ortamlarda dahi bilgi düzeyinin yeterli olmadığını göstermektedir.2 si ölçek kullandığını bildirmiştir. Çalışmada amacımız üniversitemizde tıpta uzmanlık öğrencileri arasında bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesidir. **Burcu Ünal.9’uydu. Çalışmamızda katılımcıların kendi bilgi düzeylerini ve eğitimlerini yeterli bulmamaları dikkat çekicidir. %91.2’si deliryum değerlendirmesinde ölçek kullandığını bildirdi.6. Çalışmamızın bulguları deliryum ile ilgili temel eğitimlerin tüm klinik alanlarda verilmesinin ve devamlılığın sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. Deliryum için geliştirilen birçok değerlendirme aracı ve tedavi rehberleri bulunmakla birlikte bu alanda yapılan çalışmalar pratik uygulama içerisinde sıklıkla tanısal araçların değerlendirme ve izlemde kullanılmadığını. **Onur Küçükçoban .2). Katılımcıların deliryum tanı kriterleri ve deliryum muayene bulguları ile ilgili bilgi düzeyleri değerlendirildiğinde. deliryum ile ilgili temel bilgi düzeyinin yüksek bulunduğu kliniklerde dahi değerlendirme araçlarının kullanımı sınırlıdır. **Ahmet Topuzoğlu. Çeşitli klinik branşlardan katılımcıların yatan hastalari çin deliryum sıklığı tahmini ortalaması %7. **Taha Selim Bilgin . Yöntem: Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi acil servisi.7’si deliryumun tanısal kriterleri ile ilgili bilgisini yetersiz olarak değerlendirmekte olup deliryum ile ilgili %89’u yeterli eğitim almadığını düşünmekteydi.5) ve konfüzyona eşlik eden letarjiden komaya kadar seyreden bilinç durumu değişikliği durumu (%53.PB 131 Bir Üniversitesi Hastanesinde Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinde Deliryumda Bilgi Düzeyinin ve Tutumunun Değerlendirilmesi *Elif Onur Aysevener. Tartışma: Çalışmamızda deliryum ile ilgili bilgi düzeyinin sınırlı . Deliryumun bağımsız bir prognostik faktör olduğunu düşünenler katılımcıların yalnızca %32.9) akut başlangıçlı konfüzyonun varlığı (%59. Katılımcıların % 22. Önceki çalışmalarda bildirilen deliryum sıklığını tahmin edebilme oranlarının düşük olması çalışmamızda da benzerdir.4) en az bilinen tanı kriteri özelllikleriydi.orta düzeyde olduğu görülmüştür.

%47. günlük sigara sayısı. . sosyodemografik bilgileri ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılarak veriler toplanmıştır.3’ ü evliydi (n=72).PB 132 Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Sürdürülen Sigara Bırakma Polikliniğinin Sonuçları Şükriye Boşgelmez Psikiyatri Uzmanı Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Derince Kocaeli Amaç: Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran kişilerin tedavi sonuçları ve bunlarla ilişkili etkenleri belirlemek amaçlanmıştır. Hastaların bir yıllık geriye dönük kayıtları incelenerek hastaların kontrole devamı ve sigarayı bırakıp bırakmadıkları belirlenmiştir. 6 kişide (%27) değişim olmadı. çoğunluğu ilkokul düzeyinde eğitim almıştı (n=35.23±1. Başvuranların %77’sine (n=71) farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi. Bırakanlarla bırakamayanlar arasında cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü.5’inin (n=17) geçmiş psikiyatrik tedavi öyküsü vardı. Kontrole gelenlerle gelmeyenler arasında ortalama yaş. %1’ine (n=1) yalnızca farmakoterapi uygulandı. Tartışma: Sigara bağımlılığı tedavisinde motivasyon önemlidir.8’i (n=44) erkekti. içilen günlük sigara miktarı ve Fagerström puanları açısından anlamlı fark saptanmadı.18 (aralık 21-67).2’si (n=48) kadın. %38). % 78.3’ü (n=61) daha önce psikiyatrik tedavi görmemişti. 2 kişiye yalnızca bilişsel davranışçı terapi uygulandı.67±11.8±10. ortalama yaş. Fagerström nikotin bağımlığı ortalama puanı 5. % 18. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra ki-kare testi ve nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U testi) kullanılarak değerlendirilmiştir. Kontrole gelen 20 kişiye farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi.2’si (n=14) halen tedaviye devam ediyordu. Fagerström puanları açısından anlamlı fark yoktu.76 idi (aralık 1-8). Günlük içilen sigara sayısı 21. % 15. Yaş ortalaması 40. Başvuranların %33’ü (n=22) tekrar kontrole geldi. Başvuranların % 66. eğitim süresi.3 (aralık 1-60). %22’sine (n=20) yalnızca bilişsel davranışçı terapi. Kontrole devam edenlerden 7 kişi (% 32) en fazla 5 hafta içinde sigarayı bırakırken 9 kişi (yalnızca yalnız bilişsel davranışçı terapi uygulanan 2 kişi de dahil olmak üzere) (%41) içtiği miktarı %50 ve daha fazla azalttı. Cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü açısından da fark saptanmadı. Çalışmamızda psikiyatrik tedavi öyküsünün kontrollere devam etme ve sigarayı bırakmada olumsuz bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Sonuçlar: Başvuran 92 kişinin % 52. Yöntem: 2 Mayıs 2011-31 Temmuz 2011 tarihleri arasında sigara bırakma polikliniğine başvuran 92 hasta çalışmaya dahil edilmiş.

Arif Demirdaş (3). monoton ve çevresel. anhedonik. duygudurumu. Smit LME: Congenital supratentorial arachnoidal and giant cysts in children: a clinical study with argumants for a conservative approach. gerginlik. Olgu: Bay S. 16:400-8. 13:8-12. çoğu olgu ise bulgu dahi vermemektedir (2). İnci Meltem Atay (4). Psikiyatrik bozukluğa eşlik eden birkaç araknoid kist olgusu bildirilmiştir (3). Jun TY. Psikiyatri AD. evli. Bu olguda dissosiatif füg ve pineal bölgede saptanan araknoit kist sunulmaktadır. Isparta Giriş: Beyinde araknoid kist konjenital. Tartışma: Araknoid kistin psikiyatrik bozukluklar ile ilişkisi hakkında bilgiler az sayıda olgu bildirimleri ile sınırlıdır.PB 133 Pineal Bölgede Araknoid Kist ve Dissosiatif Füg Abdullah Akpınar(1). Isparta 5. Diğer bir şehir ile herhangi bir bağlantısının olmadığını ve oraya neden ve nasıl gittiğini hatırlamamaktadır. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi.Sommer IEC. cognitive and neuroanatomical correlates. Chae JH. 2. Bununla birlikte pineal bölge ve dissosiatif bozukluk ilişkisi ile ilgili çalışmalara ihtiyaç vardır.Turner R. Sonuç: Pineal bölge yerleşimli olan ve dissosiyatif füg tablosu görülen bu olgu sebebiyle dissosiatif bozuklukta organik bozukluğun araştırılmasının önemi tekrar gözlenmiştir. 3. 56:203-5. Kraniel Bilgisayarlı Tomografide Pineal bölgede Araknoid Kisti saptandı. akşam eve gelmemesi ile ailesi polise başvurmuşlardır. travmatik ya da inflamatuar nedenlere bağlı olarak görülmektedir. yapılan laboratuar testleri normal sınırlardaydı. J Neuropsychiatry Clin Neurosci 2004. Klinik görünümüne mental bozuklukların eşlik etmesi ender olarak görülmekte. düşünce süreci yavaşlamış. Psikiyatri AD. . 50 yaşında. Bir gün sabah evden işe gidiyorum diyerek çıktığında. esnaftır.Ömer Yılmaz (5) 1. İki yıl öncesinde başlayan dalgınlık. Psikiyatri AD. Schiavetto A: The cerebellum in schizophrenia: A case of intermittent ataxia and psychosis clinical. Kafa içi boşlukları tutan lezyonların sadece %1’ini kapsar (1). Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. öfkesellik. ilkokul mezunu. konuşma miktarı azalmış. Isparta 4. Ailesi ile birlikte psikiyatri polikliniğinde değerlendirilmiştir. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Kim KS: A case of brief psychosis associated with an arachnoidcyst. Kaynaklar: 1.Gözde Bacık Yaman (2). Pae CU. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ruhsal durum muayenesinde duygulanımı apatik. Psikiyatri AD. Radyoloji AD. Isparta 3. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Isparta 2. Child's Nerv Syst 1997. yaygın kaygılar ve iç sıkıntısının olduğu anlaşılmaktadır.Bahk WM. Psychiatry and Clin Neurosci 2002. sistemik ve nörolojik muayenesi doğal. Polisler tarafından üç gün sonrasında başka uzak bir şehirde kişisel kimliği ile ilgili kafa karışıklığı içerisinde iken bulunmuştur.

Özge Kılıç. kağıtlarla oynama ve ağzına boncuk koyma şikayetleri ile getirildi. Psikiyatrik tanı konulan kişinin hayatı bir statik duruma kavuşmamakta aksine yaşayan her organizma gibi dinamik seyretmektedir. folik asit ve demir eksikliği anemisi saptanan olguyu sunmak amaçlanmıştır.7 (13. peçete yeme. ketiyapin 200 mg/gün tedavisi almaktaydı.5-50. Ruhsal durum muayenesinde kooperasyonu kısıtlıydı oryantasyonu kısmen korunmuştu.3) MCV:59. PİKA ile mental retardasyon birlikteliği sık görülmektedir.0-306. Hastanın öyküsünde 1 yaşında geçirilmiş tüberküloz menenjit. Hastanın mevcut yakınmasının nutrisyonel bir eksiklik ile ilişkili olabileceği ve PİKA tanısı düşünülerek hemogram ve biyokimya tetkikleri istendi. folik asit. Görüşme esnasında elindeki patlak balon ve jelatinleri çiğniyordu.3 yaşında geçirilmiş shunt operasyonu mevcuttu. Bu nedenle mental retardasyon tanılı hastaların prognozundaki yakınmalarında tıbbi komorbiditenin göz önünde bulundurularak gerekli incelemelerin yapılması oldukça önemlidir.5) MCHC:28. Hastanın takibi halen devam etmektedir.7-35.5 (32.Ü. Hasta yaklaşık 7 yaşından beri mental retardasyona bağlı davranış problemleri nedeni ile takipliydi. boğulma.2) HCT:16. risperidon 2 mg/gün. enfeksiyon ve intestinal obstrüksiyon ile sonuçlanabilen tehlikeli bir yeme bozukluğudur. Duygudurumu irritabl duygulanımı uygundu. Sonuç: Literatürde B12.PB 134 Mental Retardasyon Tanılı Hastalarda Komorbidite Ayşe Sakallı Kani.6) B12:128 (180-914) demir:9 (60-180) TDBK:357 (250-450) ferritin:1.5 (11.27 (>6. Burada mental retardasyon tanısı ile 20 yıldır psikiyatri polikliniğinden takip edilen fakat araştırıldığında kronik atrofik gastrit ile ilişkili B12. Hasta dahiliye polikliniğine yönlendirildi. . Replasman tedavisi sonrası kan değerleri normal düzeylere gelen hastanın mevcut pika davranışında azalma gözlendi. Mental retardasyon varlığında görülen uygunsuz yeme davranışları pika olguları ile karışabilmektedir. Başvuru esnasında karbamazepin 800 mg/gün. plastik ambalaj çiğneme.6-17.6 (80.4 (39. Olgu: 27 yaşında kadın hasta psikiyatri polikliniğine yakını tarafından 20 yıldır devam eden sinirlilik. Hastanın mevcut karbamazepin tedavisi azaltılarak kesildi. Biyopsi materyali kronik atrofik gastrit ile uyumlu saptandı.8) folat:4. Tetkik sonuçlarında Hgb:4.7-95.59) olarak saptandı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: PİKA yenilebilir olmayan maddelerin en az 1 ay süre ile yenmesi ile karakterize. folat ve demir eksikliği etyolojisini araştırmak amacıyla endoskopik mide biyopsisi yapıldı. demir eksikliğine bağlı pika olguları bildirilmiştir. Motor aktivitesi artmıştı. Hacı Murat Emül İ. B12. zehirlenme.

Glukokortikoide internal veya external maruz kalan hastalarda intihar.Van Başkale Devlet Hastanesi. konuşma hız ve miktarı artmıştı. Muhakemesi ve soyut düşüncesi bozulmuştu. Bacaklarında geniş ekimozlar. amenore ve hipertansiyonu mevcuttu. aileleri ve onları tedavi eden hekimleri tarafından takip edilmelidir. duygudurumu disforikti. konuşması amacına kısmen ulaşabiliyordu. obesite. panik bozukluk gibi nöropsikiyatrik bozukluklar saptanmıştır. Kliniğimizde takip edilen internal ve eksternal glukokortikoid maruziyeti sonrası manik atak gelişmiş iki hasta konunun önemini hatırlatmak ve dikkat çekmek için sunulmaya layık bulunmuştur. Ruhsal durum muayenesinde bilinci açık. Psikomotor ajitasyonu olan hastanın uyku ihtiyacı ve süresi azalmıştı. konuşması amacına kısmen ulaşıyordu. Her iki hastanın da manik atağı glukokortikoidlerle tetiklenmişti ve glukokortikoid kan seviyesinin düşmesiyle gerilemişti. Cushing sendromu tanısıyla endokrinoloji servisine transfer edildi . Düşünce içeriği grandiyöz ve mistik hezeyanları bulunan hastanın. depresyon. Düşünce içeriğinde referans. saç dökülmesi. bu yan etkilerin görüldüğü hastalarda ilacın kesilmesi ya da dozun azaltılması düşünülmelidir. kendi kendine konuşma. Özel bir nöropsikiyatrik bozukluğa eğilim glukokortikoidlere maruz kalındığında aynı bozukluğu geliştirmeye eğilimli hale getirmektedir. zehirlendiğini düşünme ve garip davranışlar yakınmalarıyla getirilmişti. perseküsyon ve mistik hezeyanları vardı. Taburcu edildikten 1 gün sonra uyumama ve konuşmada artma şikayetleri başlamıştı. Glukokortikoidlerle tedavinin özellikle ilk 3 ayında nöropsikiyatrik hastalıklarda yüksek bir insidans görülmektedir. Olgu: 6 gün önce göz hastalıkları servisinde sol gözde glob perforasyonu sebebiyle opere edilmiş 36 yaşında. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Glukokortikoidlerin tetiklediği nöropsikiyatrik bozuklukların prevalans oranları %1-%50 arasındadır. hayaller görme. duygudurumu disforikti.olgu: 50 yaşında kadın hasta. ACTH/HPA aksında bozulma vardı.PB 135 İnternal ve Eksternal Steroidlerin İndüklediği Manik Atak Müge YAŞAR. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. Okan ÇALIYURT Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. Duygulanımı eleve. saldırganlık yakınmalarıyla getirildi. kooperasyonu tam işitsel ve görsel halusinasyonları mevcuttu. . uykusuzluk. buffalo hump. deliryum/konfüzyon/dezoryantasyon. Konuşma miktar ve hızı artmıştı. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde. Düşünce akışında çağrışımları dağınıktı. Opere edilen hastanın semptomları geriledi. erkek hasta etrafı kırıp dökme. mani. Didem MANAY ÇAKIR. Tetkikler sonucunda Hipofiz MRI görüntülemesinde adenohipofizde solid mikroadenom izlendi. Yasemin GÖRGÜLÜ. 1. Glukokortikoid reçetelemek gerektiğinde ilişkili ciddi nöropsikiyatrik yan etkiler hastalar. hirsitusmus. Hastanın göz hastalıkları servisinde postoperatif sistemik iv dexametazon 8mg/gün tedavisi aldığı öğrenildi. Genel durum muayenesinde özbakımı ve impuls denetimi azalmış. Düşünce akışında düşünce hızı artmıştı çağrışımları dağınıktı. 2 ay önce başlayan son 20 gün içinde artan şüphecilik. 2. işitsel ve görsel halüsinasyonları mevcuttu. Duygulanımı eleve.

%52. İlaçların % 47. konsultasyon istenme nedenlerine.PB 136 Bir Eğitim Hastanesinde İstenen Psikiyatri Konsultasyonlarının Değerlendirilmesi Nursemin ÜNAL. 17’si (% 38. %22. Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği BD. depresyon başta olmak üzere psikiyatrik bozukluklar sık görülmektedir. Nermin GÜRHAN.1’i organik etyoloji bulunamamasıdır. Yöntem ve Gereçler: Mayıs 2012 tarihinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’nce konsultasyon hizmeti verilen hastalar alınmıştır. tedavisi. Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi.1’i dâhili branşlardan istenmiştir. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’ nce verilen konsultasyon hizmetinin hastaların sosyodemografik özelliklerine. Konsultasyonların %34.7’si ‘Nereden geldiğimizi biliyor musunuz?’ sorusuna evet cevabı vermiştir.4) kadın. Bu grubun tamamına bilgi doktoru tarafından verilmiştir.9 depresyon. izlenmesi ve önlenmesi üzerine odaklanmıştır. % 70. Konsultasyonların %79. %13.2’sine ilaç tedavisi başlanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Yatarak tedavi gören hastalarda. En sık konulan tanılar % 40.6’sına aynı gün içinde gidilmiştir. Hastalardan konsultasyon istenme nedenlerine bakıldığına. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve iletişim kurulabilen 44 hasta örnekleme alınmış.5’i yazılı olarak istenmiş ve % 63. % 13.3 ile psikiyatrik değerlendirme istemi.7’sini antidepresan grubu oluşturmaktadır. Konsultasyon istenen hastaların fiziksel tanılarına bakıldığında % 20. hasta bilgi formu ve KLP polikliğince konsültasyonda elde edilen veriler toplanmıştır. hastalığın daha çabuk iyileşmesinde.6 anksiyete. Yapılan psikiyatrik değerlendirme sonucunda hastaların %75’ine psikiyatrik bozukluk tanısı konmuştur. Bulgular: Çalışmaya 27’si (%61. Nöroloji AD.Liyezon Psikiyatrisi. konsultasyon isteyen kliniklere.6’sı ise kesinleşmemiş tanıydı. psikiyatrik hastalıkların ve ölümlerin önlenmesinde.6) erkek olmak üzere 44 hasta katılmıştır. . konulan tanı ve tedavilerine göre incelemektir. Bu çalışmanın amacı. % 6.5’i kanser. Bu sebeple giderek önem kazanan KLP birimi hasta bireyin bütüncül yaklaşımla ele alınmasında.8 uyku bozukluğudur. Gonca GÜNAKAN GATA Ortopedi ve Travmatoloji AD. emosyonel stres yaşayan fiziksel hastalığa sahip hastalarda psikiyatrik bozuklukların teşhisi. Hastaların %72.5’i konsultasyon istenme nedeni hakkında bilgi sahibiydi. Hastaların %68. Ankara Amaç: Son yıllarda psikiyatri uygulamaları içerisinde önemli bir yere sahip olan Konsültasyon. hastanede yatma süresinin kısalmasında ve hastane maliyetinin düşmesinde etkin bir rolü vardır.7’si depresif belirtiler ve % 9.

yaşlanmış nöronlarda CPE mutasyonunun nörodejenerasyona. Nörodejenerasyonla bağlantılı olabileceği düşünülen bir mutasyon için oluşturulan konstraktla mutant CPE’nin biyosentezi. USA Amaç : Dünya genelinde 35 milyon insan Alzheimer hastalığından muzdariptir. Yöntem ve Gereçler : İnsan CPE genindeki nörodejenerasyonla bağlantılı olabilecek muhtemel mutasyonları araştırmak için. dolayısıyla yabanıl tür CPE’inin nöronları koruma özelliğini göstermesi için yetersiz kalabileceğine işaret etmektedir. Tulin Yanik* * ODTÜ Biyolojik Bilimler. Mutant CPE üzerine N2A hücre hattında yapılan araştırmalar. Bu çalışmadaki amacımız. CPE’nin nörodejenerasyondaki rolünü belirleyip Alzheimer hastalığına neden olabilme olasılığını açıklayarak hastalığın erken teşhisine ve/ya tedavisine yönelik katkıda bulunmaktır. ER stresi ve mutant CPE’nin agregasyonu N2A hücre hattında incelenecektir. MD. mutant proteinin aynı zamanda yabanıl tür CPE’yi yanlış yönlendirerek. dolayısıyla Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara sebep olabileceğini düşünüyoruz. Araştırmamızın sonuçlarının. Peng Loh**. konstütatif salınım yolağına girmesine neden olduğu tespit edilmiştir. Bulgular : Veri bankası araştırmaları sonucunda. . Nöron hücre hattında halen devam eden diğer çalışmalarımızla CPE mutasyonunun hangi hücresel mekanizmalarla nörodejenerasyona neden olduğunu aydınlatmayı hedeflemekteyiz. Bethesda. erişkin fare beyninde hipokampüsün CA3 bölgesindeki nöronların hücre yapılarını korumalarında (nöroproteksiyon) önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir. ** NICHD. Ankara. Mutant ve yabanıl tür proteinlerin görüntülenmesi ve analizi Western Blot methoduyla uygun antikorlar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Niamh Cawley**. Türkiye. Mutasyonun. NIH. Öncül hormon işleyen bir enzim olan Karboksipepdidaz E (CPE)’nin. Elde edilen bulgularımıza dayanarak. Daha sonraki aşamalarda. mutant proteinin yapıldığını fakat normal şekilde salınamadığını göstermiştir. Tartışma ve Sonuçlar : Yabanıl tür CPE nöronların nöroproteksiyonunu sağlamaktadır. sekansa 3 adenozin eklemesinin görüldüğü bir girdi bulunmuştur.PB 137 Alzheimer Hastalığı Tanısında Karboksipeptidaz E Bağlantısı Gizem Kurt*. mutant proteinin yabanıl türün hücre içi trafiğini ve salınımını etkileyeceğine. Alzheimer’lı korteks dokusunda bulunan. Bu bulgu. CPE’nin amino ucundaki sekansa 9 yeni amino asit eklenmesine neden olduğu görülmüştür. Alzheimer hastalığının yeni bir genetik sebebinin tayin edilmesine ve böylece erken tanısına ve etkin tedavi yöntemlerinin oluşumuna katkı sağlayacağını ön görmekteyiz. CPE’deki mutasyon tek bir alelde bulunsa bile. Amiloid öncül proteininde olduğu gibi birçok gendeki mutasyonların Alzheimer’a sebep olduğu gösterilmiş olsa da vakaların yaklaşık %95inin sebebi bilinmemektedir. salınımla ilgili çalışmalar sonucu. yinelenmeyen nükleotit sekansı veribankasında insan CPE nükleotit sekansıyla GeneBank EST veribankasına karşı yapılan veribankası araştırması yapılmıştır. Dikkat çekici olan. işlenmesi ve trafiği üzerine fare nöroblastoma hücrelerinde (N2A) çalışılmıştır.

kan basıncındaki yükselme hafif ve geçicidir. Yapılan tetkikleri normal sınırda saptanan hastada hipertansiyonun venlafaksin kullanımına bağlı geliştiği düşünüldü ve hasta taburcu edildi. Vaka Sunumu: Major depresif hastalık tanısı mevcut olan 23 yaşında erkek hasta. Bu raporda. Venlafaksine bağlı hipertansiyon. hipertansiyona bağlı akut komplikasyonlar (akut kalp yetmezliği. Venlafaksinin kesilmesinden sonra yapılan takiplerinde kan basıncı 140/90’ın altında ölçülen hastada sekonder hipertansiyonun dışlanması amacıyla serum sodyum ve potasyum ölçümü.) görülebilir. aydaki muayenesinde zaman zaman başağrısının ve burun kanamasının olduğunu söylemesi üzerine ölçülen kan basıncı 210/170 mmHg olarak saptandı ve hasta hospitalize edildi. Başvuru anında TA: 120/70 mmHg ve nabzı 76 vuru/dakika olan hastanın fizik muayenesi normaldi. ekokardiyografi. Bahattin Balcı** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. antidepresan tedaviye rağmen devam eden semptomlar nedeni ile kliniğimize başvurdu. venlafaksin ile nisbeten düşük dozlarda bile akselere hipertansiyon gelişebileceğini göstermektedir. SCID-1 kriterlerine göre major depresyon tanısı konularak venlafaksin 75 mg/gün başlandı. venlafaksin başlanan hastaların kan basıncı takibinin düzenli yapılması bu gibi komplikasyonların erkenden fark edilmesinde önemlidir. Kardiyoloji Anabilim Dalı *** Kars Devlet Hastanesi. stroke. İbrahim Yağcı*. Yelda Yenilmez*.PB 138 Venlafaksin Kullanımına Bağlı Gelişen Akselere Hipertansiyon Yüksel Kıvrak*. Psikiyatri Anabilim Dalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. . Süleyman Gündüz***. idrarda protein ölçümü. Venlafaksin ile ilgili yapılan bir çalışmada. Tartışma ve Sonuç: Diastolik kan basıncının 120 mmHg’yi aştığı durumlarda. bu ilacın kan basıncını arttırabileceği ancak bu artışın ortalama 7 mmHg olduğu gösterilmiştir. Nurcihan Akbulut*. renal ultrasonografi ve 24 saatlik idrarda vanil mandelik asit ölçümü istendi. tedavi başlangıcından sonraki 10. Bu vaka. Tedavinin beşinci ayında kontrole gelen hastada semptomların sebat etmesi üzerine venlafaksin dozu 150 mg/gün’e yükseltildi. major depresif hastalık tedavisinde kullanılan bir seratonin-norepinefrin geri alım inhibitörüdür. aort diseksiyonu vb. genç bir hastada günde 150 mg/gün venlafaksin kullanımına bağlı gelişen akselere hipertansiyon vakası bildirmekteyiz. özellikle 150 mg/gün üzerinde dozlarla görülebilmekle birlikte. Düzenli kontrollere gelmeyen hastanın. Bu nedenle. Tolga Sinan Güvenç**. Özgeçmişinde veya soygeçmişinde hipertansiyon veya kronik renal hastalık bulunmayan hastaya. Psikiyatri Bölümü Giriş ve Amaç: Venlafaksin. .

Grup terapisinin klinik çalışanlarının birbirleriyle ilişkilerinde saygıyı ve uyumu artırdığı görüşü vurgulanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Grup terapisi. fakat eğitimlerinde grup terapisine yeterince ağırlık verilmediğini düşünmektedir.PB 139 Psikiyatri Eğitiminde Grup Terapisinin Rolü: Bir Üniversite Kliniğinin Deneyimi Ekin Sönmez. Tedavi boyunca hastalar ve klinik çalışanlarının hem kendi aralarında hem de birbirlerine karşı gelişen yabancılaşmayı minimalize edebilme olanağı sunmaktadır. Grup terapisi bütünlüklü bir psikiyatri eğitiminin temel bileşenlerinden biri olmalıdır. Güler Özkan**. grup terapisini etkin bir terapötik yöntem olarak görmekte. hekimlerin de terapötik kimliklerini ortaya koymalarını sağlamaktadır. psikiyatrideki güncel tartışma alanlarından biridir. hastalarla ilişkileri. olumsuz eleştirilere toleransın artması olarak ifade etmişlerdir. Bulgular: Katılımcıların grup terapisi hakkındaki görüş ve tutumları. Klinik çalışanları. Bu çalışmada grup terapisi deneyimine psikiyatri eğitimi alan kişilerin bakışının belirlenmesi amaçlanmıştır. psikiyatri eğitiminde dengeyi psikoterapi aleyhine bozmuş ve biyopsikososyal model üzerinden eğitim ve pratiğe verilen önem azalmıştır. özellikle terapötik ilişkide hastaların gerçek kimliklerini. sinirbilim ve psikofarmakolojideki gelişmeler. Kemal Kuşçu Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı *Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Başhemşiresi **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Psikoloğu Amaç: Asistan eğitimi. Kendi kazandıkları becerileri. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde Temmuz-Ağustos 2012 tarihlerinde yatan hastalarla yapılan grup terapisi süreci incelenmiştir. klinikteki diğer çalışanlarla ilişkileri ve bir psikiyatri çalışanı olarak kendileri hakkındaki fikir üzerine etkileri başlıklarında incelenmiştir. empati becerilerinin gelişmesi. diğer branşlarda olduğu gibi psikiyatride de hakim paradigma olduğu görülmektedir. ilişkilerinde önyargının azalması. Bunun bir yansıması olarak. tedaviye uyumlarının kolaylaşması noktalarında fayda gördüklerini düşünmektedir. Ömer Yanartaş. belirli sürede çok sayıda hastayı ilişkileri üzerinden tartışma imkanı vermekte. Medikalizasyonun. Özellikle grup terapisinin tedavi edici ekibin profesyonel gelişimine ve kişilerarası klinik becerilerinin gelişimine etkileri gözden geçirilmiştir. Ruh sağlığı çalışanlarına yönelik birçok eğitim programı bireysel terapi modeline dayalıdır ve grup terapisi eğitimini programın bir eklentisi olarak sunmaktadır. Katılımcıların çoğu. Bu dönemde grup terapisine katılan klinik çalışanlarına araştırmacılar tarafından hazırlanan bir anket uygulanmış ve yarı yapılandırılmış bir görüşme yapılmıştır. . Bu bağlamda grup terapisi daha çok hastaya daha doğrudan bir ruh sağlığı hizmeti verilebilme ve bunun için uygun terapötik alanı yaratma potansiyeli taşımaktadır. Ender Atabay. gözlem gücünün artması. Hülya Kervan*. Ayrıca katılımcıların grup terapisi etkinliği sırasında zorlandıkları noktalar ve geliştiğini düşündükleri becerileri üzerine öznel ifadeleri yorumlanmıştır. hastalarının grup terapisinden en çok içgörü kazanma.

Ek tanılı durumların hastanede yatış süresi ve yeniden hastaneye yatışlar için bir risk etmeni olduğu kabul edilmektedir. Mevhibe İrem Yıldız Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Giriş: Konsültasyon liyezon psikiyatrisi fiziksel hastalığı olan ya da cerrahi girişim uygulanan hastalarda görülen ruhsal kriz ve hastalıkların araştırılması. anksiyete (%6). madde kullanımı (%2) olarak saptanmıştır. Bulgular: İki aylık dönemde en fazla psikiyatri konsültasyonu isteyen bölümler sırasıyla iç hastalıkları (%25). Psikiyatriye hastaların danışılma nedeni ise sıklık sırasıyla depresyon (%30). yoğun bakım ünitelerinde ve büyük acil serviste Ocak-Şubat 2012 tarihlerini kapsayan dönemde izlenmekte olan ve psikiyatri bölümüne konsülte edilmiş 176 vakanın genel özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. özkıyım girişimi (%10). tanısı. Veriler Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi hasta veritabanında bulunan psikiyatri bölümü konsültasyon notları ve hasta dosyalarından elde edilmiştir. Tıbbi hastalığı olanlarda genel popülasyona göre daha fazla psikiyatrik bozukluk rastlanmaktadır. Deliryum tanısı konan hastaların %50’si sonraki altı aylık dönem içerisinde ex olmuş olup bu hastaların büyük çoğunluğu kanser nedeniyle hastanede yatmaktadır. acil servis (%17). Amaç ve Yöntem: Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yataklı servislerinde.PB 140 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ ndeki Psikiyatri Konsültasyonu Uygulamaları Şevin Hun. panik ve somatizasyon bozukluğu hastanede yatan hastalarda daha sık olarak gözlenmektedir. 30 hasta ise ilgili bölümden taburculuğu sonrası psikiyatri polikliniğine başvurmuştur. cerrahi öncesi psikiyatrik değerlendirme ve ilaç düzenlenmesi (%15). yoğun bakım üniteleri (%10) ve genel cerrahi (%8) olmuştur. İki aylık dönem boyunca konsülte edilen vakaların 28’i tekrar konsülte edilmiştir ve tedavileri düzenlenmiştir. Hastanede yatmakta olan hastalarda sık görülen psikiyatrik ek tanılar konusunda tedavi ekibinin iyi eğitimli olması ve zamanında psikiyatri bölümüyle temasa geçip ortak bir tedavi stratejisi belirlenmesi büyük önem taşımaktadır . deliryum (%12) ve bunaltı bozuklukları (%9) olmuştur. uyku problemi (%3) ve alkol. Sonuç: Hem kriz durumlarına müdahalede hem de tıbbi hastalığa eşlik eden psikiyatrik durumların ortaya çıkarılması için konsültasyon liyezon psikiyatrisi büyük önem taşımaktadır. ajitasyon/deliryum (% 16). depresyon. tedavisi. Özkıyım girişimlerinin 11’i dürtüsel özellikte olup 4 hastada duygudurum bozukluğu tespit edilmiştir. İki aylık zaman diliminde en çok konulan tanılar duygudurum bozuklukları (%31). izlenmesi ve önlenmesine yönelik hizmet sunan özelleşmiş bir psikiyatri disiplinidir. Deliryum.

"içe-bakışa ihtiyaç" ve "içgörü" olmak üzere üç alt faktörden oluşmaktadır. Ölçek "içe bakış". Alt ölçeklerin iç tutarlığı 0. Bu çalışmada. ruhsal süreçlerdeki etkinliğinin araştırılmasına olanak sağlaması için İçe bakış ve İçgörü Ölçeği’nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özellikleri incelenmesi amaçlanmıştır.71 olduğu görüldü. Yöntem: Çalışmaya ruhsal ve fiziksel bir hastalığı olmayan 101 kişi dahil edildi. Bazı maddelerin tekrar gözden geçirilmesi ve kültüre özgü değişikliklerin de yapılması sonrasında ölçeğin başka klinik örneklemlerle de araştırılması gerekmektedir.PB 141 İçe Bakış ve İçgörü Ölçeğinin Türkçe Uyarlamasının Güvenirlik ve Geçerliği Ön Çalışması İshak Sayğılı. Hüseyin Güleç. Bu alanı değerlendirmeye yönelik geliştirilen araçlardan birisi de İçe bakış ve İçgörü ölçeği'dir (Self-reflection and Insight Scale. .70 arasında olduğu görüldü. Sonuç: Üçüncü boyut için bulguların değerlendirilmesinde dikkatli olunması önerisi ile ölçeğin Türk örnekleminde kullanılmasında psikometrik özelliklerin yeterli olduğu görülmektedir. Ayşe Şafak Ayvazoğlu Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Daha çok psikodinamik yaklaşımda yer bulan içe bakış ve içgörü değişkenlerinin klinik görünümlerdeki etkinliği hakkında bilgilerimiz sınırlı durumdadır. Demografik ve klinik veriler kişilerin beyanına göre elde edildi ve tüm katılımcılardan yazılı onam alındı.56-0. Bulgular: Yapılan faktör analizi sonucunda üç faktörlü yapının ölçeği en iyi temsil ettiği görüldü. Ölçeğin iç tutarlık katsayısının 0. SRIS).

2010. gerçek bir saldırıdan farklı olarak şakacı saldırıdır. Eleştirilerden ilki. “Hay yaşa. Söz konusu karikatürlerde terapi/terapistin temsili önemli bir mizah kuramı olan üstünlük kuramı ile irdelenmektedir. . Bulgular: Araştırmada incelenen 21 karikatürde terapistin mesleki kimliğinin anlaşılmasını sağlayan öğeler beyaz önlük. duvarda asılı diploma. Üstünlük kuramı açısından bakıldığında karikatüristin terapiye/terapiste yönelik eleştirileri iki başlık altında toplabilmektedir. Sayı 38. “Dr. Sayı 30. Sonuç: Karikatür. divana uzanmış bir hasta. Güncel mizah dergilerinde yer alan psikoterapi konulu karikatürlerde ifade edilen terapiye yönelik eleştiriler (terapinin gerekli olmadığı ve ayrıca etiketlediği/stigmatize ettiği fikri) terapinin toplum tarafından nasıl alımlandığı üzerine tartışılmaya değer önemli bilgiler sunmaktadır. odanın içindeki divan ya da konuşma balonlarında kullanılan ifadelerdir. No 417]). 2009. 7’si ise Uykusuz Dergisi’nde bulunmaktadır. No 357). abartılılı biçim bozmalar ve dilsel ifadeler dolayımıyla bir mizah yapma sanatı olarak kendi içinde çok yoğun toplumsal eleştiri gücünü de barındırmaktadır.PB 142 Penguen ve Uykusuz Mizah Dergilerindeki Psikoterapi Konulu Karikatürlerin Üstünlük Kuramı ile Çözümlenmesi Serpil Aygün Cengiz. Aristoteles’in gülmenin aslında alayın bir türü olduğu konusundaki görüşlerini geliştirerek mizahta üstünlük kuramını geliştiren Charles Gruner’e göre mizah. Dr. İkinci temel eleştiri ise terapistin normal/olağan olanı anormal/patolojik şeklinde gösterdiğine duyulan inançtan kaynaklanmaktadır. psikoterapide var olduğu düşünülen. şurdan bir masal okusana” demektedir [Penguen Dergisi. haftalık olarak yayımlanan Penguen ve Uykusuz mizah dergilerinin 20092010 yıllarında yayımlanan tüm sayıları incelenmiş ve psikoterapi konulu toplam 21 karikatür saptanmıştır. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Hastanesi (Ankara) Amaç: Çalışmanın amacı.” yazılı tabela. Örneğin. Örneğin. divanda uzanmış bir hastasına “Çocukluğunuza dönelim… Bana çocukluğunuzu anlatın lütfen” diyen terapiste elindeki Andersen masalları kitabını uzatan hasta. Elif Odabaş Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi (Ankara). Bu karikatürlerden 14’ü Penguen. günümüz mizah dergilerinde karikatüristlerin gözüyle psikoterapi/psikoterapistin temsilini değerlendirebilmek amacıyla Charles Gruner’in geliştirdiği bir mizah teorisi olan üstünlük kuramı bağlamında psikoterapi/psikoterapistin temsilinin neliğine ilişkin saptayımlarda bulunmaktır. kişinin kendi sorunlarını kendisinin çözemeyeceği fikrine yöneliktir. “Kapal[ı] alan korkusu var sizde” diyen terapiste “Sen de yok sanki gudik” diye yanıt vermektedir (Penguen Dergisi. Yöntem ve gereçler: Araştırmada. Sami Ulus Kadın Doğum.

İlaca Bağlı Geç Başlangıçlı Hareket Bozuklukları Klinik Psikofarmakoloji Bülteni. Matsuaka CNS Drugs 2002. Kaynaklar: (1) Suzuki. ilk kez 1972 yılında Ekbom ve arkadaşları tarafından. İzlemde şikâyetleri ilerleyen ve yürüme güçlüğü gelişen hasta kapalı servise yatırıldı. Fizik tedavi egzersizleri de önerilen hasta klozapin 500 mg/gün ve baklofen 20 mg/gün ile taburcu edildi. Sayı: 4. Ruhsal durum muayenesinde anhedoni. Cilt: 16. Hastanın rutin tahlilleri B12 vitamini eksikliği dışında olağandı. Nitekim olgumuz da yüksek potensli antipsikotikleri uzun süre yüksek dozda kullanmış. Oral. nörolojik patolojilerle birlikte ve idiopatik olgular şeklinde de görülebilmektedir (1). tüberküloz. klozapin ve baklofen tedavisinden fayda görmüştür. (2) Güzey C.2007 Mar. Çeşitli psikiyatri kliniklerinde değerlendirilen hastanın tedavisine 5 yıl önce biperiden 6 mg/gün ile ketiapin 900 mg/gün eklenmiş ve risperidon kademeli olarak azaltılarak kesilmiş. gövdenin laterale deviasyonu ve sagital eksende hafif arkaya rotasyonu şeklinde tanımlanmıştır. EEG ve EMG tetkikleri. Spigset O. İzmir Giriş: Pisa sendromu (pleurothotonus ). ekstrapiramidal sistem yan etki profili düşük antipsikotiklere geçilmeli. gövdede gelişen bir geç distoni türü olarak tanımlanmış olup. Türk. Yaklaşık 15 yıl önce şizofreni tanısı konulan ve uzun dönem haloperidol kullanan hastanın ilk şikâyetleri 8 yıl önce risperidon dozunun 4 mg/gün'den 8 mg/gün'e çıkılmasıyla. 34 yaşında erkek hasta. Organisite ekartasyonu açısından yapılan kranial ve spinal kanal MR çalışmaları. Scordo MG. Eur J Clin Pharmacol. Tartışma: Pisa sendromu özellikle D2 reseptörlerine etkin antipsikotiklerin uzun süreli ve yüksek dozda kullanımında görülmektedir (2). * İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. ayrıca tetrabenazin. Landsem VM. baklofen gibi miyorölaksan ilaçlar tedaviye eklenmelidir (3). Sendrom gelişirse kullanılan antipsikotik tedavisi kesilmeli. 2006 . Sendromun en sık sebebi antipsikotik ilaç kullanımı olup. **Abdurrahman Şeref Gülseren. Olgu: M. Epub 2007 Jan 17 (3) Öztürk.63(3):233-41. Spina E. Ancak psikotik bulguların tekrarlaması üzerine risperidon tedavisine yeniden başlanmış. Anhedoni ve avolusyon şikâyetinde de gerileme oldu. bel ve boyun bölgesinde kasılmalar şeklinde başlamış. İzmir ** İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Antipsychotic-induced extrapyramidal symptoms in patients with schizophrenia: associations with dopamine and serotonin receptor and transporter polymorphisms. Nöroloji bölümüne danışılan hastanın tedavisine baklofen 20 mg/gün eklendi.B 143 Pisa Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. viral ve romatolojik marker sonuçları normal olarak sonuçlandı. 16 (3): 165-174. Yatışında “Ekstrapiramidal belirtileri değerlendirme ölçeği” (EPBDÖ) puanı 6 (çok ağır) olan hastanın izlemde puanı 4'e (orta şiddetli) geriledi. Yürüme güçlüğünde belirgin iyileşme gözlendi.***Dursun Hakan Delibaş. İzmir ***İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Hastanın poliklinik izlemi devam ediyor. Hastanın kullandığı antipsikotikler ve biperiden tedavisi kademeli olarak kesilerek klozapin tedavisi başlandı. anerji ve avolusyon tanımlanan hastanın fizik muayenesinde lomber ve servikal bölgede artmış kas tonusu ile gövdede antevert fleksiyon ile laterale deviasyon şeklinde postür anomalisi saptandı.Ç.

Birinci ayın sonunda depresif semptomları gerileyen hastanın saç dökülmesi başladı. Sonuç: Tedavi öncesi hastaların ilaçlara bağlı dermatolojik yan etki öyküsü alınmalı. Daha çok lityum. Kaynaklar: 1. herhangi bir yan etki gözlenmeyen hastanın tedavisi kısmi düzelme ile deam etmektedir. Olgu: 40 yaşında kadın hasta. Hastaya depresif bozukluk tanısıyla fluoksetin 20mg/gün başlandı. B12. Psikotrop ilaçların özellikle saç gelişim döngüsünün telojen dönemini etkileyerek saç dökülmesine neden olduğu kabul edilmektedir. Aslı Bilgin** *Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Zonguldak Psikotrop ilaçlar ürtiker. 33:631-637. Australas J Dermatol 1983. karaciğer böbrek fonksiyon testleri. Tedavinin kesilmesinin ardından saç dökülmesinin durduğu gözlendi.2. 3Blankenship ML. çinko.Gautam M.Spigset O. 2. 24: 100-4. Hastanın öyküsünden iki yıl önce de benzer şikâyetlerle essitalopram 10mg başlandığı. 20:277-287. vaproatla ilişkilendirilen saç dökülmesi SSGI ile de olgu sunumları şeklinde ve en fazla fluoksetinle bildirilmiştir(2). Moralsizlik. Alopecia due to psychotropic medications. Adverse reactions of selective serotonin reuptake inhibitors: reports from a spontaneous reporting system. bakır. demir. folik asit düzeyleri normal olan. Drug Saf 1999. Balıkkesir **Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği.4’ünün dermatolojik yan etkiler olduğu. Ann Parmacother 1999. Saç dökülmesi ilacın alımını takiben birkaç ayda ortaya çıkmakta. olası dermatolojik reaksiyonlar açısından hasta izlenmelidir. Dermatoloji tarafından değerlendirilen tiroid hormonları başta olmak üzere diğer hormon tetkikleri. 6 ay kullandığı ancak kilo alımından şikâyetçi olduğu öğrenildi. menopozda yada gebe olmayan hastanın uzun zamandır sadece astım bronşit tedavisi gördüğü. Hastada duloksetin tedavisine geçildi. tahammülsüzlük.PB 144 Fluoksetin Kullanımına Bağlı Saç Dökülmesi: Olgu Sunumu Birmay Çam*. alopesi yanısıra anjioödem. tedavi kesildi. Drugs and alopecia. saç dökülmesine neden olabilecek başka yeni herhangi bir ilaç kullanmadığı öğrenildi. . hemogramı. uyku artışı yakınmaları ile psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın özgeçmişinde astım bronşit tanısı mevcut. en fazla fluoksetin’e bağlı olduğu ve en sık olarak raş görüldüğü belirtilmiştir(1). Yapılan bir araştırmada SSGI’lere bağlı tüm yan etkilerin %11. Hastanın saç dökülmesi fluoksetin kullanımına bağlandı. sinirlilik. ilaç kesildikten 3-5 ay sonra saçlar normale dönmektedir(3). vaskülit gibi ciddi dermatolojik yan etkilere yol açabilir.

durumu açıklayacak patoloji olmadığı saptanmış. Uğur Çakır (2) (1) Kocaeli üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. memeden süt gelmesi ve adet düzensizliği nedeniyle kadın hastalıkları ve doğum hekimine başvurmuş.Clavero JT. Galaktoreyi ortaya çıkarabilecek durumlarla ilgili ayrıntılı araştırmalara ve olgu sunumlarının bildirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. 2. Yarım paket/gün sigara kullanımı olan hastanın eşlik eden bir hastalığı mevcut değildi. Hatice Sodan Turan (1). 3. Psikiyatri Kliniği. (2004). Yapılan tetkik ve muayenelerinde her iki memeden de süt geldiği. DSM IV-TR tanı sınıfandırma sistemine göre eksen I’de tanı almadı. Ruhsal durum muayenesi. Redondo G (2001). öğretmen. . Birçok genel tıbbi durum. Yazında prolaktin yüksekliğinin eşlik etmediği. yüksekokul mezunu. Cesk Gynekol.Cepicky P. Özellikle öfkelendiğinde ya da sorun yaşadığında memeden süt geldiği öğrenildi. 11:619-621. geniş ailede yaşayan kadın hasta. Eksen IV’te ise birincil destek grubu ile sorunlar mevcuttu. Pharmacopsychiatry. eksen II’de B kümesi kişilik özellikleri. genel tıbbi durumu ile ilgili tetkik ve konsültasyonları yapıldı. Bu tablo Nune’s Sendromu olarak da adlandırılmaktadır (3). ilaç kullanımının olmadığı. geniş ailede olmakla ilgili yaşadığı güçlükler mevcuttu. Psikiyatriye yönlendirilen hastanın öyküsünde ev içi fiziksel ve sözel şiddete maruz kalma. Stephan R ve ark. 37:180-8. Gutierrez N. “Un Caso de Galactorrea Psicogena Sin Hiperprolactinemia o Sindrome de Nunes”. Olgu: ŞA. 22 yaşında. psikometrik incelemeleri. Galaktorede prolaktin yüksekliği bizim için önemli bir değer olmakla birlikte prolaktin seviyesi normal iken de galaktore ortaya çıkabilmektedir. kendiliğinden süt gelmesi galaktore olarak adlandırılır. Vallverdu F. Bagli M. Kaynaklar: 1. bekâr. Medifam. Kocaeli (2) Kocaeli Derince Eğitim Araştırma Hastanesi. “Psychogenic Galactorrhea (Nunes Syndrome)”. 52:132-3. Kocaeli Amaç: İki memenin duktal kanallarından. Sonuç: Süregen travmatik yaşantıların ve psikojenik etmenlerin bedenselleştirilmesini çarpıcı şekilde ortaya koyan bu olguda da görüldüğü gibi galaktore için altta yatan bir neden bulunamayan durumlar olabilmektedir. eşlik eden genel tıbbi durumun saptanmadığı olgular bildirilmiştir (2). Podruzek P (1987).PB 145 Bir Olgu: Prolaktin Yüksekliğinin Eşlik Etmediği Psikojenik Galaktore Aslıhan Polat (1). çeşitli ilaç kullanımları galaktoreye neden olabilmektedir (1).Feuchtl A. Bu yazıda bir olgu özelinde psikojenik galaktore olgusu tartışılacaktır. “Pharmacokinetics of M-Cholorophenylpiperazine After İntravenous and Oral Administration in Healthy male Volunteers: Implication fort he Pharmacodynamic Profile”.

Bu olgunun Fluoksetin’le belirtilerinin düzelmesi. migren ilaçları ve antiepileptikler SKS'nin koruyucu tedavisinde kullanılmaktadır. kaygı düzeyinin yüksek olması ve bazı atakların stresle tetiklenebilmesi nedeniyle Fluoksetin 20 mg/gün başlandı. Yapılan tüm tetkikler ve fizik muayene sonucu normal olan hastaya. Sonuç: SKS. 13 yaşındayken pediatrist tarafından. kusma etyolojisinin açıklanamaması üzerine polikliniğimize yönlendirildi. baş ağrısı oluyormuş. Literatürde SKS’li hastalarda Fluoksetin kullanımıyla ilgili yayına rastlanılmamıştır. SKS’nin tedavisi konusunda tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. 1 gün süren kusma atağı oldu.PB 146 Fluoksetin ile Başarılı Bir Şekilde Tedavi Edilen Siklik Kusma Sendromu: Bir Olgu Sunumu Hatice Altun*. atak tedavisi ve atak aralıklarının uzatılması stratejilerini içerir. Daha sonraki 15 aylık izlem süresince kusma ataklarında tam düzelme gözlendi. Fluoksetin’le tam remisyon sağlanan bir kız hasta tartışıldı. Genellikle stresli durumlarda atakları artma göstermekte birlikte. Kahramanramaş *** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Atakların koruyucu tedavisi için herhangi bir ilaç kullanmamış. Tedavinin 3. hastalığın klinik bulgularına göre SKS tanısı konuldu. daha çok çocuklarda ve adelösanlarda görülen henüz etiyolojisi bilinmeyen. Yapılan tetkiklere göre kusmaya neden olabilecek herhangi bir organik neden saptanmamış. Hasta ataklarının olmadığı dönemlerde günlük işlevine devam ediyormuş. Ayrıca hastaların psikiyatrik açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. Olgu: 14. Ayrıca hasta kusma nedeniyle hastanede yatmaktan rahatsız olmaktaymış. herhangi bir psikiyatrik tanı almamasına rağmen. Özgeçmişinde ve soygeçmişinde özellik yoktu. Hastanın ilk kusma atağı iki yaşında başlamış. herhangi bir organik sebep olmaksızın. Bu olguda. Kusma öncesinde birkaç saat süren bulantısı ve atak sırasında hastanede yatmasını gerektirecek şekilde halsizlik. Kusma periyodları arasında hasta normal yaşamına devam etmektedir. bazı kusma ataklarının herhangi bir stres faktörüyle ilişkisi yokmuş. yapılan ‘Durumluluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği’ne göre kaygı düzeyinin yüksek olduğu saptandı.5 yaşında kız hasta. Bir yılda 9. Antidepresanlar. Kahramanmaraş ** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi. Yapılan psikiyatrik muayenede. yatarak tedavi gerektirmeyecek şekilde. . SKS tanısı konan. Kahramanmaraş Giriş: Siklik kusma sendromu (SKS). atağın önlenmesi. Özlem Gül Eser**. bilinmeyen bir mekanizmayla da ilişkili olabileceği düşünüldü. kaygısının azalmasına bağlı olabileceği gibi. Ali Nuri Öksüz*** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. saatlerce veya günlerce bulantı ve kusma ataklarının görüldüğü bir sendromdur. Sıvı elektrolit desteği ve antiemetik tedavilerle hastanın atakları kontrol altına alınıyormuş.10 kez kusma atağı oluyormuş ve ataklar 3 gün sürüyormuş. Tartışma: Hastalığın tedavisi. Hastaya koruyucu tedavi olarak. Koruyucu tedavisinde antidepresanların etkinliğini ve güvenilirliğini değerlendirmek için klinik çalışmalar yapılmalıdır. peryodik kusma ataklarıyla başvuran çocuklarda akılda tutulmalıdır. ayında hafif şiddette. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD.

Cotard sendromu pek çok psikiyatrik hatta organik bozuklukla birlikte görülebilir (2). anhedoni.. Bu sendromda kişi karakteristik olarak organları ve bedeni dahil tüm varlığını. Acta Psychiatr Scand 1995. Hastalarda değişik psikiyatrik belirtiler olabilir. Hastamızda da EKT tedavisi başarıyla sonuçlanmıştır. Cotard sendromu tanısı konularak izleme alındı. 3) Berrios GE. Vitamin B12 eksikliği dışında rutin incelemeleri olağandı. Kapalı servise yatırılan hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygulanım. Mutsuzluk. Kaynaklar: 1) Fochtmann LJ. nihilistik sanrılar. . 2010'da Risperidon. 2008 yılında Olanzapin ve Karbamazepin. “Ben öldüm. Aripiprazol 25 mg/gün ile kombine sekiz seans EKT uygulanan hastanın belirtileri tam düzeldi. 1620. kollarım bende değil” şeklinde nihilistik sanrılar ile kendisini mezarda görme şeklinde görsel varsanılar tanımlandı. 48 (2): 129-131. anerji. suçluluk ve ölümsüzlük düşünceleridir. **Doç. Zamanla ölü olduğunu düşünmeye başlamış. çalışmayan kadın hasta. avolusyon. Sarı İ. ilkokul mezunu. 2009'da Sertralin ve Olanzapin. Ocak 2012'de Aripiprazol ve Lityum ile tedavi görmüş. Özgen G. Other psychotic disoders. kardeşleriyle İzmir'de yaşayan. 91: 185-188. Dr. Beyin MRG ve EEG incelemeleri normal sınırlardaydı. Ruiz P editors. Venlafaksin ve Lityum. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş: Cotard sendromu ilk kez 1880 yılında Jules Cotard tarafından tanımlanmıştır. In: Sadock BJ. En çok görülen belirtiler depresif duygudurum. **Almıla Erol. suisidal düşünceler ve kollarının kendisine ait olmadığını düşünme eklenmiş. Comprehensive Textbook of Psychiatry. 2) Özköse M. Cotard Sendromu: Ender Rastlanan Bir Vak’a New/Yeni Symposium Journal 2010. iştahsızlık. İlk yakınmaları 2006 yılında iki yakınının arda arda ölümü sonrası suçluluk düşünceleriyle başlamış. anhedoni. Luque R. Mojtabai R.PB 147 Cotard Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. bizim hastamızın belirtileri de bu çerçeve içerisindedir. p. bu dünyada değilim. Cotard’s syndrome: analysis of 100 cases. bir yandan da ilginç bir biçimde ölümsüz oldukları sanrılarına sahip olabilirler.. Tartışma: Cotard sendromu ender görülür. Hastaya psikotik bulgulu depresyon. Sadock VA. Havle N. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. Hastalar bedenlerinin ve organlarının bir bölümünün ya da tamamının ölü olduğuna inanırken. Her defasında yakınmaları düzelen hasta ilaçları kendiliğinden bırakmış ve yakınmaları tekrarlamış. Yaklaşık bir ay boyunca yakınmalarında düzelme olmaması. psikomotor etkinlikte azalma saptandı. “Ben yokum siz sadece elbiselerimi görüyorsunuz” diyor ve uğraşılara katılmıyordu. Nitekim. negativist tutum. Olgu: 32 yaşında bekar. Cotard sendromunun tedavisinde çeşitli ilaçların yanı sıra EKT de önerilmektedir (3). 2009. **Levent Mete *Ass. 9th Edition. statüsünü ve sahip olduğu her şeyi kaybettiğini düşünür (1). Venlafaksin 75 mg/gün ve Aripiprazol 10 mg/gün başlandı ve Aripiprazol dozu 25 mg/güne çıkıldı. ilaç ve yiyecek alımının hiç olmadığı günlerin olması üzerine hastaya Elektro Konvulzif Tedavi (EKT) başlandı. Dr. Bromet EJ.

Tedavisi travmatik yas belirtileri göz önüne alınarak düzenlenmiştir. kazalar. 52 yaşında. Olgu sayısının sınırlı olması. içe kapanma. şiddet içeren ve dehşet uyandıran bir şekilde ise kaybı yaşayan kişinin verdiği tepkiler “travmatik yas” olarak tanımlanır (1). kendine geldiğinde oğlunun kaza anında öldüğünü öğrenmiş. aile içi-toplumsal şiddet. Kazadan sonra oğlunun eşinin NY’ye yönelik suçlamaları olmuş ve evi bu nedenle terk etmiş. oğluna yönelik yoğun özlem duyguları mevcuttu. cinsel isteksizlik. Klinik Psikiyatri 2004. Treatment and Prevention”. Torunu ile görüşmesine izin vermemiş. 3. Sezgin U. Kayıp beklenmedik. 2000 4. Text Revision (DSM-IV-TR). Travmatik yas nedeniyle ruh sağlığı çalışanlarına başvuru da sınırlı olmaktadır(4). Olgun-Özpolat T. dünyanın darmadağın olduğunu düşünme şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurmuş. Bu yazıda travmatik yasla gelen bir olgu tartışılacaktır. Ancak son aylarda işlevsellikte ciddi azalma olması üzerine yakınları tarafından polikliniğimize getirilmişti. Dişcigil AG (2004). travmatik yasa ilişkin ayırt edici ruhsal sorunların tanımlanmasına ve değerlendirmede yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. Diagnosis. Hatice Sodan Turan. American Psychiatric Association. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. 2. Kocaeli Giriş: Kayıptan sonra ortaya çıkan ruhsal tepkilerin bütünü “yas” olarak değerlendirilir ve doğal bir sürecin parçasıdır. kaza ile ilgili yoğun suçluluk düşünceleri. Aslıhan Polat Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Travmatik yas. Yüksel Ş. . Tartışma: Jacobs’un (1) travmatik yas için önerdiği dört temel ölçüt göz önüne alındığında NY’nin tanısının travmatik yas olduğu kanaatine varılmıştır. Brunner/ Mazel Inc. oğluyla ve kaza anı ile ilgili yeniden yaşantılama belirtileri. “Traumatic Grief. Kaynaklar: 1. Topçu Z. erkek. (2001). DC: American Psychiatric Association. Yüksel Ş. Travmatik yas sonrası ortaya çıkan patolojik belirtiler sıklıkla olağan yas gibi değerlendirilip gözden kaçabilir. Bu yakınmaları bir yıldır devam etmesine rağmen. Zeynep Yıldız Akbey. 90:41-69. suçluluk düşünceleri. çatışma ve savaşlar çok sayıda ani ve şiddet içeren kayba neden olabilmektedir (2). Toplum ve Bilim. “Yakınlarını Kaybeden Kişilerin Ruhsal Durumlarının ve Yas Tepkilerinin Karşılaştırılması”. Doğal afetler. “Ne Zaman Travmatik Yas Tanısı Konur? Ne Zaman Tedavi Başlar?”. Son olarak oğlunun ‘frene bas baba’ sesini hatırlıyormuş. Olgu: NY. normal bir yas süreci gibi değerlendirilip tedavi arayışına gidilmemişti. Sonrasında dissosiyatif bir süreci olmuş. bedensel yakınmaları. tanı karmaşası buna bağlı tedavi seçeneklerinin sınırlarının net olmaması bu olgulara yaklaşımı kısıtlayabilmektedir. acı ve huzursuzluk hissi. Washington. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition.PB 148 Oğul Kaybı: Bir Travmatik Yas Olgusu Nermin Gündüz. Jacobs S (1999). Bir yıl önce kendi kullandığı traktörün freni tutmaması neticesinde oğluna çarpmış.7:167-175. kaza haberlerine yönelik kaçınma davranışları. NY’nin halen devam eden depresif belirtileri. konuşmama. DSM IV-TR’de “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” (TSSB) ölçütü içinde değerlendirilmektedir (3).

Hıdıroğlu H. Ketiapin. 3–4 aylık iyilik halinden sonra ilaç kullandığı halde rahatsızlığı tekrarlamış. nabız 98 atım/dk olarak ölçüldü. Kandemir G. şikâyetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurdu. konuşmama.PB 150 Tek Doz Ketiapin Kullanımına Bağlı Yaşlı Hastada Gelişen Ciddi Hipotansiyon: Bir Olgu sunumu Osman Özdemir. Tartışma: Antihipertansif kullanan ve tansiyonları normal seyreden hastaya ketiapin verildikten sonra arteriyel tansiyonu 80/60 mmHg’a düşmesi hastada ketiapine bağlı hipotansiyonu düşündürmektedir. Ketiapin sedasyona neden olduğundan yaşlı hastalarda düşük dozlarda hipnotik amaçlı kullanılabilmektedir. hipertansiyon nedeniyle antihipertansif ilaç kullanımı vardı. bilinç bulanıklığı ve uyku hali gelişti. Hasta trendelenburg pozisyonuna getirildi. Hastanın tansiyonu 70/50 mmHg’ ye düştü. 2. görüşmeye ilgisiz. halsizlik ve senkop gibi belirtilerle seyreden hipotansiyon.iştah azalmış olarak değerlendirildi.Hocaoğlu Ç. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2009. yaşlı bireylerde düşme ve kırıklara neden olduğu için tehlike oluşturmaktadır. Hasta yoğun bakıma alınarak monitorize edildi. uyku. kadın. Van Giriş: Baş dönmesi. Çocukluk ve Ergenlik Dönemi Şizofrenisinde Tedavi. Klinik Psikiyatri. 2001.Şenol S. Özgeçmişinde. uykusuzluk iştahsızlık. Burada hipertansiyon öyküsü ve antihipertansif ilaç kullanan ancak tek doz 100 mg ketiapin verildikten sonra hipotansiyon gelişen ve yoğun bakım koşullarında stabilize edilen bir olgu sunumu yapılmıştır. Hastada ‘Depresif bozukluk’ düşünülerek yatışı yapıldı ve sertralin 50 mg/gün ve 100 mg/gün ketiapin başlandı. Ruhsal durum muayenesinde.4:25-37 . Olgu: H. Akşam 22:00'da tek doz ketiapin alan hastanın saat 22:50 sularında aniden baş dönmesi ve gözlerde kararma hissi olup arteryel tansiyonu 80/60 mmHg. ekstrapiramidal semptomlara ve antikolinerjik yan etkilere yol açmaması nedeniyle yaşlılarda tercih edilen atipik antipsikotiklerdendir (1). Ketiapinin emildikten 2 saat sonra plazma tepe noktasına ulaşması ve yarılanma ömrünün 7 saat olması değerlendirildiğinde. Pınar Güzel Özdemir İpekyolu Devlet Hastanesi. Takiplerinin dördüncü saatinde tansiyonları 110/70 mmHg’ye kadar çıkan hasta psikiyatri servisine alındı.19:55-58. düşük ses tonuyla kısa cevaplar veriyor. moralsizlik. psikomotor aktivite azalmış. duygulanım depresif. 10 ay önce benzer şikâyetleri başlayan hasta essitalopram 20 mg/gün ve trazodon 50 mg/gün tedavisinden fayda görmüş. Ketiapin kullanımı sırasında ortaya çıkan sinüs taşikardisi: Üç olgu sunumu. kendine bakımı azalmış. Kaynaklar: 1. halsizlik. damar yolu açıldı ve serum fizyolojik (SF) verildi. ilaca bağlı hipotansiyon tanısını desteklemektedir(2). 66 yaşında. Sonuç olarak ketiapinin sık karşılaşılan yan etkileri arasında olan hipotansiyon morbidite ve mortalite sebebi olduğu için özellikle yaşlı hastalarda dikkat edilmelidir. Psikiyatri Bölümü.E.

yerinde duramama. Basit komutları anlayabiliyor. Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine beş yıl önce başlayan ilerleyici konuşma bozukluğu ile başvurdu. bozuk). patlayıcı tarzda konuşan hastanın konuşmayı başlatmaktaki zorluğu. supranükleer tipte bakış felci. İleride yapılacak çalışmalar geniş vaka serilerinde bu tanıların klinik ve nöropatolojik açıdan aynı spektrumun içinde yer alıp almadığını aydınlatmayı hedeflemelidir. Nöropsikolojik Değerlendirme: Standardize Mini Mental Test: 14/30 (<24. bozuk). eğitimsiz. sonrasında yakın bellek kusuru. yürütücü işlevlerde bozukluk ve diğer PSP bulguları eklenmiştir. kesin tanı için postmortem incelemeye gereksinim vardır. sık düşme ve subkortikal tipte demans ile karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır. karmaşık cümleleri anlamakta güçlük çekiyordu. Bilişsel Kayıp için Bilgilendiriciye Uygulanan Anket: 4.PB 151 Konuşma Bozukluğu ile Başlayan Progresif Supranükleer Palsi ve Frontotemporal Demans Olgusu Umut Altunöz. Sonuç ve Tartışma: Nöropatolojik ve klinik açıdan PSP ve FTD’nin ilişkili olduğunu bildiren yayınlar artmaktadır. Bu olgu FTD ya da Alzheimer hastalığının atipik varyantı ve PSP birlikteliği açısından tartışmalı bir olgu olup. bozuk). bozuk). Vertikal bakış kısıtlılığı mevcuttu. yarım sözcükleri mevcuttu. Son yıllarda konuşma bozukluğu ile başlayan PSP olguları bildirilmektedir. Konuşma bozukluğunun başlamasından yaklaşık bir yıl sonra bradikinezi. son zamanlarda evinin yolunu bulamadığı. üst ekstremitede belirginleşen simetrik rijiditesinin oluştuğu. artikülasyon hataları. literal parafaziler. Beyin PET: Sağ pariyeto-oksipital bölgede daha belirgin olmak üzere serebral kortekste yaygın metabolizma azalması. 76 yaşında.03 (>3. Bir yıl önce hafif unutkanlığı olan hastanın. dengesizlik. Olgu: İB. soyunup. dengesizlik. Bu bildiride konuşma bozukluğu ile başlayan. . Frontal Değerlendirme Aracı: 4/18 (<9. Dört ekstremitede belirgin bradikinezi ve bilateral üst ekstremitelerde rijiditesi mevcuttu. Son bir yıldır apati. sık düşmelerinin başladığı öğrenildi. uykusuzluk. apati.4. PSP’nin Frontotemporal Demans (FTD) ile ilişkili olabileceği de bildirilmiştir. Saat Çizme Testi: 0/5 (<3.giyinemediği. bir PSP-FTD olgusu tartışılacaktır. Duraksayarak. Bu vakada once konuşma bozukluğu başlamış. saçlarını tarayamadığı. işçi emeklisi erkek hasta. Nörolojik muayene: Motor disfazi. İşlevsel Faaliyetler Anketi: 14/30 (>9. orta beyin yapılarında atrofi ve buna bağlı olarak midsaggital kesitlerde ‘’hummingbird bulgusu’’ mevcuttur. Beyin MRG: Yaygın kortikal atrofi. disprozodinin eşlik ettiği hafif duyusal disfazi. L-Dopa tedavisine yanıt alınamadığı tıbbi kayıtlardan öğrenildi. Belirgin vasküler patolojiye rastlanmamıştır. Psikiyatrik muayene: hafif depresif belirtiler. Bilgen Biçer Kanat. apraksi. sıvı gıdaları yutmakta güçlük çektiği bildirildi. Geriyatrik Psikiyatri Birimi Giriş: Progresif Supranükleer Palsi (PSP) simetrik akinetik-rijid parkinsonizm. Erguvan Tuğba Özel KızılAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. bozuk).

Yaşlılık çağında başlayanbiriktiriciliğin demans için öncül belirtilerden olabileceği akılda tutulmalıdır. 66 yaşında. duygulanımında küntlük ve yürütücü işlevlerde bozukluk saptanmıştır. Umut ALTUNÖZ*. Kliniğimize söylenenleri hatırlayamama. Yakınlarından davranış değişiklikleri ortaya çıkmadan önce hastanın eski halı. Tartışma: Üç olguda da depresif belirtilerin bulunduğu ve demansın erken evrelerinde biriktiriciliğin olduğu dikkat çekmektedir. Psikiyatrik muayenesinde yakın bellek ve dikkat bozukluğu başta olmak üzere.Eskiden obsesif kompulsif bozukluk bağlamında değerlendirilen bu davranış. Geropsikiyatri Birimi ** Çankaya Üniversitesi.günümüzde bağımsız bir bozukluk olarak ele alınmaktadır. Kliniğimize iştahsızlık. kadınlara sözel tacizde bulunmayakınmalarıyla başvurmuştur. eşyaları koyduğu yerleri unutma yakınmalarıyla başvurmuştur. Gülbahar BAŞTUĞ**. saksıları. bitmiş otobüs kartı biriktirdiği. depresif belirtiler.Hasta Frontotemporal demans tanısıyla izleme alınmıştır. HastaLewy Cisimcikli Demans tanısı ile izleme alınmıştır. balkonunda sokaktan bulduğu plastik şişeleri. uyuklama. bu eşyalar nedeniyle evde adım atacak yer kalmadığı öğrenilmiştir.lise mezunu. Sevinç KIRICI *. gazete. Yakınlarından eşyalarını koyduğu yerleri unuttuğu. uykusunda rüyalara uygun hareket ettiği. yiyecek kaplarını biriktirdiği vebalkonun kullanılamayacak hale geldiği öğrenilmiştir. kalem. 81 yaşında. Kliniğimize eşiyle kavga etme. Alzheimer Hastalığı tanısıyla izlenen hastanın evden gitme ve kağıt biriktirme (dolaplar dolusu eski gazete ve kağıt) gibi davranışları olduğu öğrenilmiştir. Beyin PET görüntülemede frontal loblarda hafif ve temporal loblarda orta derecede hipometabolizma gözlenmiştir.erkek hasta. unutkanlık ve böcekler görme şikayetleriyle başvurmuştur. Erguvan Tuğba ÖZEL KIZIL* *Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. emekli memur. Kranial BT‘de diffüz serebral kortikal atrofi. apraksi. düşünce içeriğinde fakirleşme. moral bozukluğu. sözel bellek ve bilgi işleme bozuklukları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir . lise mezunu. Kranial MRG‘de bilateral temporaparietal atrofi saptanmıştır.PB 152 Üç Olgu ile Demansta Kompulsif Biriktiricilik Bilgen Biçer KANAT*. erkek hasta. erkek hasta. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. isteksizlik. 74 yaşında. Bu yazıda kompulsif biriktiriciliği bulunan üç farklı tipte demans olgusu sunulmuştur. Kraniyel MRG’sinde yaygın kortikal atrofi saptanmıştır. işçi emeklisi. geceleri kalkıp dolaştığı. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. Psikoloji Bölümü Giriş:Kompulsif biriktiricilik yaşlılarda gençlere kıyasla daha sık görülmektedir (1). yakın bellek ve dikkat bozukluğu ile görsel varsanıları olduğu saptanmıştır. Olgu 3: CFT. İleri yaşta görülen depresyona eşlik eden kompulsif biriktiriciliğin yürütücü işlevler. Olgu 2: NB. . Olgu 1:İB. çakmak. lisan bozukluğu ve yürütücü işlevlerde bozukluk. Demansta kompulsif biriktiriciliğin yaygınlığının %22 civarında olduğu bildirilmektedir. çocuklara küfür etme. eğitimsiz. camide türkü söyleme. memur emeklisi.

venlafaksine bağlı akut semptomatik epileptik nöbet olarak değerlendirildi.PB 153 Yaşlıda Terapötik Dozda Venlafaksine Bağlı Tekrarlayan Epileptik Nöbetler: Olgu Sunumu Özge Kılıç1. Bu yazıda 80 yaşında. Tablo. polikliniğimize kabızlık. Olgu Sunumu: 80 yaşında.gün tonik kasılmalarla başlayan. uyaranlara yanıtsız olduğu. bellek ve yürütücü işlevleri yaşına uygundu.5 mg 1x1 başlandı. Olgu sunumu ile venlafaksine bağlı epileptik nöbet ile ilişkili yazının kısaca gözden geçirilmesi ve yaşlıda akılcı ilaç kullanımına dikkat çekmek amaçlanmıştır. Tedavisi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Ayrıntılı metabolik. Venlafaksin 75 mg 1x1. Psikiyatrik muayenesinde duygudurumu depresif ve anksiyözdü. arkasından klonik atmaların eklendiği. . Turan Ertan1. İstanbul 2İstanbul Üniversitesi. venlafaksinin son dozu alındıktan 20 saat sonra gözlendi. ketiyapin 125 mg 1x1 ve levatirasetam 250 mg 2x1/2 olarak düzenlendi. Psikiyatri AD. Dikkat. Benzer nöbetler. İstanbul Giriş: Psikotrop ilaçların. Yaşlılarda antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler. Hastanın bu dozu aldığı 3. Nöroloji AD. sık doktora gitme. terapötik dozda venlafaksin kullanımına bağlı tekrarlayan epileptik nöbetler geçiren bir olgu sunulacaktır. yaşa bağlı fizyolojik değişiklikler. Yatırılarak takip edilen hastanın aldığı paroksetin 20 mg 1x1 ve ketiyapin 100 mg 3x1 azaltılarak kesildi. Bedensel yakınmaları için yapılan incelemelerinde hiçbir patoloji saptanamamıştı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Venlafaksin. komorbidite ve çoklu ilaç kullanımı nedeniyle gençlerden daha sık olabilir. kardiyolojik. Hastanın bundan sonraki bir yıl boyunca nöbet geçirmediği öğrenildi. Tartışma: Hayvan ve insan çalışmalarında venlafaksinin yüksek dozlarının prokonvülzan etki yaptığı gösterilmiştir. Son nöbet. hayattan keyif almama ve içe kapanma yakınmalarıyla başvurdu. devamına gerek duyulmayarak 2. nöbet eşiğini düşürerek epileptik nöbetleri tetikleyebildikleri bilinmektedir. İnsomni mevcuttu. mirtazapin 15 mg 1x1 ve alprazolam 0. erkek hasta.günü 150 mg/gün dozuna çıkıldı. nörogörüntüleme. sitalopram 20mg 1x1. 3 kez daha tekrarladı. elektroensefalogram ve lomber ponksiyon incelemeleri sonucunda nöbeti açıklayacak hiçbir patoloji bulunamadı. 3dk süren. Düşünce içeriğinde hastalıkla ilişkili ve bedensel aşırı uğraşlar. idrar yapma güçlüğü. Hastada Major Depresyon ve Komplike Yas tanıları düşünüldü. ayda kesildi. afekti uygundu. Venlafaksin kesildi. Çiğdem Özkara2 1İstanbul Üniversitesi. Psikomotor aktivitesi ve iştahı azalmıştı. Venlafaksinin terapötik dozda nöbete neden olması olgumuzu ilginç kılmaktadır. kendiliğinden sonlanan ve sonrasında oryantasyonun olmadığı postiktal konfüzyonun seyrettiği bir nöbet görüldü. başlanmasının 5. depresif içerik mevcuttu. Akut ve idame tedavide kullanılan antidepresanların yaşlıdaki en uygun dozlarının belirlenebilmesi için daha fazla kanıta gereksinim vardır. Yakınmaları 4 yıl önce kızının lösemi nedeniyle ölmesi ile başlamıştı. Anhedoni ve anerji tarif etmekteydi. Levatirasetam.

2. BTA dissosiyatif bozukluk.Nishino S. O dönemde istirahatte ve uyku yoksunluğu sonrası çekilen EEG ve beyin MR tetkikleri normal olan hastanın uygulanan MSLT sonucunda ortalama uyku latansı 5 dakika olarak saptandı ve uyku başlangıçlı REM epizodları tespit edildi.Yavuz Selvi İpekyolu Devlet Hastanesi Psikiyatri Bölümü VAN. kadın. Rickards H. Tedavisinde. . VAN. gün içinde karşı konulamaz derecede şiddetli. ancak antiepileptik tedaviden fayda görmedi. semptomların şiddeti yıllar içinde sabit kalmakla birlikte dalgalanmalar görülebilen bir uyku bozukluğudur. uyku atakları ve katapleksi ile epilepsi özellikle atonik nöbetler düşünülebilir. Ayırıcı tanıda hastalığın başlangıç döneminde. Sleep Med. klinik ve laboratuar değerlendirmeleri sonucunda narkolepsi tanısı konan ve tedavi edilen bir olgu sunulmuştur. depresyon tanıları ve antidepresan tedavi ile taburcu olduktan 2 ay sonra ani dokunmalarda ve gülmelerde yere yığılma şeklinde nöbetleri başlayan hasta. Bu yazıda dissosiyatif belirtiler ve depresif semptomları olan ancak kısa süre sonra aşırı uykululuk. aksine yakınmaları arttı. farmakolojik olmayan yaklaşımlarla birlikte MSS uyarıcıları ve modafinil kullanılmaktadır (2). gün içerisinde karşı konulamaz 15–20 dakika süren uyku atakları olunca tekrar psikiyatri polikliniğine başvurdu. Olgu: 35 yaşında. Kaynaklar: 1. ailesiyle yaşıyor. kısa süreli uyku ataklarından oluşan. Narkolepsinin duygudurum bozuklukları ve şizofreni ile belirli semptomlarının örtüştüğü bildirilmiştir. Hasta nöroloji görüşü de alınarak epilepsi tanısı ile tedavi edildi. Tartışma: Narkolepsi. yatarak tedavi hikâyesi mevcut. Hasta halen modafinil 600 mg/gün ve fluoksetin 20 mg/gün kullanıyor.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. Adem Aydın. yerinde duramama şikâyetleriyle psikiyatri kliniğine başvurusu. etyolojisi henüz tam belirlenemeyen. sıklıkla katapleksinin eşlik ettiği bir tablodur. Hastaya narkolepsi tanısı konularak ‘modafinil’ verildi ve belirgin fayda gördü. ani düşme atakları ve hipnogojik halüsinasyonlar gibi narkolepsi belirtileri gösteren. Hastanede yattığı dönemde dissosiyatif semptomlar (amnezi.PB 154 Dissosiyatif Semptomlarla Ortaya Çıkan Bir Narkolepsi Olgusu Pınar Güzel Özdemir. 2007. Olgumuzda olduğu gibi antiepileptiklerden fayda görmez. 2011:7 507–518.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. Hastanın dissosiyatif belirtileri tedaviden sonra gözlenmedi. Giriş: Narkolepsi. Clinical and Neurobiological Aspects of Narcolepsy.Narcolepsy: a review. Neuropsychiatric Disease and Treatment. sinirlilik. 5 yıl önce başlayan uykusuzluk. Bildiğimiz kadarıyla dissosiyatif belirtilerin öncülük ettiği olgu bildirilmemiştir. Gündüz aşırı uykululuk ve katapleksi narkolepsinin iki önemli semptomudur (1). füg ve depersonalizasyon) tespit edilerek SCID değerlendirmesi ve DES uygulanmış.Akintomide GS. iki çocuklu. Ancak epilepside bilinç tümüyle kapalı ve postiktal konfüzyon görülürken narkolepside görülmez ve kişi hemen uyandırılabilir.

Doğan ŞAHİN**İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı **İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Giriş : Stiff Person sendromu çizgili kaslarda giderek artan istemsiz kasılma ve kas rijiditesi ile karakterize bir hastalıktır. Çekilen EMG de istemsiz kasılmalara eşlik eden motor ünite boşalımları görüldü. üniversite mezunu ve dini bir cemaatle bağlantılı bir yurtta müdür yardımcısı olarak çalışıyor. ara vererek dört gün boyunca hiç olmaması. disosiatif nöbetlerin eşlik etmesi. EEG. kısa süreli ve tekrarlayıcı kasılmaları gözlemlendi. hastaneye yatışından önce 45 dakika süren “Alalh’ın isimlerini” bağırdığı bir nöbet olmaya başladığı ve bu arada bakılan Anti GAD antikorun negatif geldiği öğrenildi. Servis yatışı sırasında bakılan rutin biyokimya. göğsünde kasılma olan. Hasta. Başar BİLGİÇ**. Tartışma: Hastanın kasılmalarının lokalizasyonu stiff person sendromu ile uyumluydu. bakılan kanser belirteçleri. fakat söz konusu kaslar telkinle istirahate sevk edilebiliyordu. kol ve bacaklara yayılır. Hastada 3 Haziran 2012 de ayağında kasılma ve hareket ettirememe başladığı.2011 tarihinde psikiyatrik değerlendirilmesi istendi. Yatışı sırasında hastanın karın ve boynunda ritmik olmayan. Bu kasılmaların son 2 ay içinde hastanın Ankara’ya gittiği 4 gün ve kliniğimizde yattığı 4 gün dışında her gün olduğu. Tüm bu bulgular sonucunda hastanın tanısının konversiyon bozukluğu olduğuna karar verildi.08. ancak kasılmaların telkinle geçmesi. anti nöronal antikor paneli ve otoimmün ensefalit paneli negatif saptandı.Haşmet HANAĞASI**. Sertlik genellikle bel bölgesinden başlayarak aylar içinde sırt. Elif KOCASOY ORHAN**. Ertesi gün hastanın tekrar göğüs ve boyunda kasılması olunca telkinle kasılmalar durdu ve tekrarlamadı. etraftaki söylenenleri duyduğu ancak cevap veremediği bir nöbeti olduğu öğrenildi. . Konversiyon bozukluğu organik bir sebeple açıklanamayan motor ve duyu alanında görülen işlev bozukluğudur. hemogram. EMG de kasların telkinle istirahate sevk edilebiliyor olması ve Anti GAD negatif olması stiff person sendromunu dışlayan bulgulardı. 9 Haziranda psikolojik stres sonrasında kollarını çapraz yaptığı. ve üriner sistem USG normal bulundu. Mehmet Barış BASLO**. batın BT. toraks. Amacımız İTF nöroloji kliniğinde stiff person ön tanısı ile yatırılan ve yatışı sırasında konversiyon bozukluğu ayırıcı tanısı için psikiyatrik değerlendirmesi istenen bir vakayı tartışmaktır. Vaka: 25 yaşında erkek hastanın 13. başlangıçtan itibaren paterninde belirgin değişiklikler olması.PB 155 Stiff Person Sendromu ve Konversiyon Bozukluğu Ayırıcı Tanısı Yapılan Bir Hasta Meliha ÖZTÜRK*.

Yücel B. EEG./gün sülprid tedavisi başlandı. Antipsychotic agents in treatment of somatoform disorders. 1. nöroloji hekimerince takipleri yapılmış. mensturasyon sırasında ağrı. Sabbe BG. kadın doğum. Ankara: Tuna Matbaacılık. Hastanın sertralin tedavisi sonlandırılarak 100mg. çocuğu yok. Hastanın 2 yıllık süre içinde dahiliye. genel cerrahi. EMG tekikleri yapımış.376 . Yaklaşık 6 ay süreyle psikiyatri takibinde olan hastanın sertralin100mg. göğüs ağrısı yakınmalatı var bu ağerılrdan ve somatizasyon bozukluğu kriterlerini karşılayacak şekilde aralıklı bulantı ve kusmalar. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. geldi.Öztürk O. a review. boğazda düğümlenme şişikinlik yakınmalarının tamamen ortadan kaybolduğu görüldü.A. 2007:369. boğazda düğümlenme duygusu yakınmaları olduğu da öğrenildi. mensturasyon düzensizlikleri.H. Polat A. Yaklaşık 4 ay süreyle izlenen hastanın tüm ağrı ve gastointatinal semptomlarınn kaybolduğu gözlendi. 2.53:163-173 2. (eds). (2) 25 yaşında evli. Hastanınn takipleri aylık olarak devam edildi./gün kullanımı mevcut. Güleç C. Ankara: Hyb Basım Yayın. (1) Hastamızda tablonun hızlı ve etkin düzelme gözlenmesi somatizasyon bozukluğu tedavisinde antipsikotiklerin en az antidepresanlar kadar önemli olduğunu göstermesi açısından değerlendirilmelidir. 11. Van den Eede E. çalışmıyan kadın hasta yaklaşık 2 yıldır devam eden karın ağrısı yakınması. Tijschr Psychiatr 2011. Baskı. Somatizasyon bozukluğu ve farklılaşmamış somatoform bozukluk in: Psikiyatri Temel Kitabı. (3) Antipsikotik ilaçların somatoform hastalıklarda kullnaımına ilişkin Decoutre ve arkadadaşlarının yapmış olduğu gözden geçirme çalışmasında özellikle fonksiyonel dispepsi tablosunun antipsikotik tedaviye iyi yanıt verdiğine dikkat çekilmektedir. 2/5 kardeş. 2008. Uluşahin A. Somatizasyon bozukluğunda genç yaşlarda başlayan ve yıllarca süren çok değişik fizik belirtilerle giden bir rahatsızluık söz konusudur. Literatürde somatizasyon bozukluğu farmakoterapisine ilişki kontrollü çalışma bulunmamaktadır.Decoutre L. endoskopi ve laparoskopik inceleme. Köroğlu E. Moorkens G. 15 gün sonraki ilk kontrolde hastanın bulantı kusma. Hastada yapılan tetkiklerde belirgin bir patoloji saptanmamış. Hasta ile yapılan görüşmede ek olarak sırt ağrısı. karın ağrısı.Baskı.538 3.PB 156 Sülprid Tedavisine İyi Yanıt Veren Sertraline Dirençli Somatizasyon Bozukluğu Olgusu Mustafa Burak Baykaran Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları E.

Olgu: 31 yaşında. Lilly R et al. soyut düşünmesi. azalmış vokal ve motor tepki. Ruhsal durum muayenesinde. Clin Neuropsychol. Perseverasyonları belirgindi. bellek bozukluğu. yakın ve uzak bellek. Psikiyatri Kliniği. amnezi. 1983 Sep. Kaynaklar 1. 20 kırmızıküre bulunmuş. Yöntem: Bu yazıda üç yıl önce geçirdiği herpes ensefalitinden sonra Klüver-Bucy Sendromu gelişen bir kadın hastanın tartışılması planlanmıştır. Anlık. Comprehensive Textbook of Psychiatry VIII. HSE gibi durumlar sonrasında oluşabilen postensefalitik bir sendromdur. çağrışımları dağınıktı. Düşünce içeriği fakir. Sonrasında unutkanlık. Olgumuzda hiperoralite. Radyoloji Kliniği. 2.PB 159 Herpes Ensefaliti Sonrası Gelişen Klüver-Bucy Sendromu: Olgu Sunumu Dursun Hakan Delibaş*. Klüver-Bucy Sendromu gelişebilir(2). fokal ensefalitin en sık etkenidir. Alzheimer hastalığı. yönelim bozuk. Buna ek olarak afazi. İzmir **İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Temporal ve frontal lobların inferomedial bölümlerinde nekrotizan lezyonlar yapar(1). afazi. yargılaması bozulmuştu. antibiyotik tedavisi başlanmış. hipokampal gyruslarda volum kaybı” saptanmış. evli.Fallon B. Hastaya DSM-IV’e göre “Diğer Genel Tıbbi Durumlara Bağlı Demans” tanısı konuldu. 3 yıl önce ateş yüksekliği. aşırı ve uygunsuz yemek yeme. Beyin omurilik sıvısında Pandy (+). bilişsel işlevlerde bozulma saptanmış ve Klüver-Bucy sendromu geliştiği düşünülmüştür. Ahmet Levent Mete* *İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. s. The Human Klüver-Bucy syndrome. Diğer Enfeksiyöz Hastalıkların Nöropsikiyatrik Yönü. 90 beyazküre. Sadock VA (ed) Güneş Kitapevi. Bilinç açık. demans. tuhaf konuşmaları olan. hiperseksüalite ölçütlerinden en az 3’ü olmalıdır. kafa travması. baş ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından sinüzit tanısıyla. Tartışma: HSE tedavi edilmediği takdirde %40-70 ölümle sonuçlanır. Dikkati dağınıktı. hiperoralite.Uğur Demir**. HSE tanısıyla antiviral tedavi başlanmış. devamlı aynı kelimeleri tekrar etme şeklinde yakınmaları devam etmiş.A. 24(7): 1193–1203 2. Neurology. Anksiyöz duygulanım gözlendi. kadın. ağır seyirli. Nörolojik muayenesinde özellik yok. hipermetamorfoz. Ertesi gün inkontinans. amnezi ve epileptik nöbetleri de içerebileceği ve klinik pratikte bu tür olguların az olduğu bildirilmiştir (3). Klüver-Bucy sendromu. demans. İzmir Giriş: Herpes ensefaliti (HSE) sporadik. tüm vücut da kasılmanın geliştiği epileptik nöbet sonrasında.33(9):1141- .455 3. Görsel agnozi. Almıla Erol*. Yaşayan hastaların çoğunda sekel görülür. Bangen KJ et al. kooperasyon kısıtlıydı. yakınlarını tanımayan hasta acil servise getirilmiş ve çekilen MR'ında “bilateral temporal hornların medial kesiminin tutan. Sadock BJ. parankimal doku kaybı ve ensefalomalazik değişiklikler. Herhangi bir hastalık öyküsü olmayan hasta. geçmişini hatırlamama. Dementia Following Herpes Zoster Encephalitis. 2010 October.

EMDR’nin travma öyküsü bulunan cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde terapiye uyumu artırıcı süreci hızlandıran bir tedavi tekniği olarak kullanılabileceği. ağrılı jinekolojik muayene. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Burhanettin Kaya** * Ankara Üniversitesi. çocukluk döneminde cinsel travma yaşadığını bildiren erişkin kadınlarda travmaya bağlı semptomlarda azalma veya iyileşme sağladığı bildirilmiştir4.9 bulunmuştur2. Tıp Fakültesi. tedirginlik ve uyku bozukluğu bulunan. bu konuda yeni olgu sunumlarına ve araştırmalara gereksinim olduğu düşünülmektedir.PB 158 Çocukluk Çağında Yineleyici Tecavüz ve Cinsel Taciz Öyküsü Bulunan Bir Vaginismus Olgusunda EMDR’nin Etkinliği Yasemin Hoşgören*. cinsel terapiye uyum sağlayamayan ve bir seans EMDR uygulaması ile iyileşen bir vajinismus olgusu sunulmuştur. EMDR ile tedavi edilen vaginismus ile ilgili ülkemizde yayımlanmış iki olgu bildirimi bulunmaktadır4. Ankara ** Gazi Üniversitesi. EMDR’nin cinsel işlev bozukluklarında da etkili olduğu. Cinsel işlev bozuklukları polikliniklerinde yapılan araştırmalarda ise vajinismus sıklığı % 6675. 3 Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) tekniği Travma Sonrası Stres Bozukluğunda (TSSB) başta olmak üzere birçok ruhsal bozuklukta kullanılabilmektedir. Bu olgunun cinsel terapilere yeni bir bakış açışı kazandırdığı. bu olayı tekrar tekrar hatırladığı. beş yaşından itibaren yineleyici tecavüze uğradığı saptanan. . Yapılan çalışmalarda çocukluk döneminde cinsel travma yaşamış kadınlarda. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. EMDR’nin travma ile ilişkili belirtilerde iyileşme sağladığı bildirilmiştir. Bu bildiride sekiz aydır cinsel ilişkiye girememe yakınmasıyla başvuran. Cinsel Eğitim Araştırma ve Tedavi Derneğinin (CETAD) 2007 yılında gerçekleştirdiği araştırmanın verilerine göre vajinismus her 10-12 kadından birinde görülmektedir. Ankara Vajinismus vajinanın ön kısmının üçte birindeki kaslarda yineleyici ya da sürekli istem dışı kasılması ve sonucunda cinsel ilişkinin olanaksız olması olarak tanımlanmaktadır1. Yapılan çalışmalarda cinsel taciz. ilk cinsel ilişkinin ağrılı olması gibi travmatik yaşantılarının etiyolojik bir etken olduğu saptanmıştır.

iskemik patoloji saptanmadı. 24 saatlik idrarda bakır düzeyi 248 μg/24saat (N:<50 μg/24saat) olarak bulundu. DDÖ 10-4/33. depresif duygudurum. burun kanaması. fulminan hepatik yetmezlik olarak kliniğe yansırken nörolojik bulgular dizartri. milnasipran 100mg/gün. Psikometrik değerlendirmede Deliryum Derecelendirme Ölçeği(DDÖ) 18/30. tremor. amaçsız vücut hareketleri. tremor. Bazal ganglionlardaki simetrik izlenen patolojilere yönelik iskemik problemler düşünülerek nörolojiye konsülte edildi. HAM-A 20-10/56.46 mg/dl (N:26-63 mg/dl). Erzurum. Göz muayenesinde bilateral Kayser-Fleischer halkası görüldü. kısıtlı kooperasyon. ataksi gibi ekstrapiramidal etkilerle karakterizedir. psikiyatrik semptomlarla kendini gösterebilir.PB 159 Deliryum Düşünülen Wilson Hastalığı: Bir Olgu Sunumu Atakan Yücel*. 6 yıldır etiyolojisi açıklanamamış kriptojenik siroz öyküsü mevcuttu. seruloplazmin düzeyi 1. depresyon da yaygın olarak görülür. ara ara ortaya çıkan oryantasyon kusuru. Hastanın kliniğimizde amisülpirid 200mg/gün. Dahiliye konsültasyonunda kompanse kriptojenik siroz düşünüldü. vajinal kanaması kesildi. koreoatetozis. birkaç günde oryantasyon kusuru düzeldiyse de hareket bozukluklarında iyileşme minimaldi. yürüme bozukluğu. ** Atatürk Üniversitesi. ruhsal muayenede bilinci açık. lorazepam 3mg/gün ile tedavisi sürerken hipertansiyon gelişmesiyle milnasipranı kesildi. Metabolik-infiltratif patolojiler yönüyle tetkikleri istendi. insomnia. HAM-D 21-5/51 . uykusuzluk. heterojen intensiteler izlendi. Hasta kognitif testleri uygulayamadı. talamuslarda. kilo kaybı bulgularıyla deliryum ve depresif bozukluk öntanıları düşünüldü. halsizlik. distoni. dizartri. Nermin Yücel**. sürekli anlamsız gülümseme mevcuttu. boyunda ayaklarda kasılmalar. BDE 21-6/63 şeklinde iyileşme tespit edildi. Hamilton Depresyon Ölçeği(HAM-D) 27/51. anksiyöz duygulanım. Erzurum. siroz. Beck Depresyon Envanteri (BDE) 33/63. nörolojik. Sonuç: WH’da hepatik belirtiler akut. kronik hepatit. amisülpirid 200mg/gün tedavisine devam edildi. Olgu:37 yaşında bayan. Sırayla 15 gün ve 45 gün sonra testlerde. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. Ünsal Aydınoğlu* * Atatürk Üniversitesi. nukleus lentiformislerde atrofik değişiklikler. psikiyatrik belirtiler gösteren olgumuzda WH tanısına giden süreç ilginç bulunarak sunulmuştur. Hamilton Anksiyete Ölçeği(HAM-A) 27/56 olarak bulundu. Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. Elif Oral*. Kognitif bozukluk. Beyin MRG’de bilateral bazal ganglionlarda. Nedeni anlaşılamayan ekstrapiramidal ve serebellar bulgularla birlikte psikiyatrik semptomları olan genç hastalarda ayırıcı tanıda WH akılda tutulmalıdır. anhedoni. çinko asetat tedavileri başlandı. kollarda bacaklarda distonik postür. yakınlarını tanımama şikayetleriyle polikliniğimize başvurdu. Nörolojik değerlendirmede DTR bilateral hiperaktifti. yürümekonuşmada zorluk. Giriş: Wilson hastalığı (WH) selüler hasarla sonuçlanan bakır toksisitesiyle karakterize genetik zeminli bakır metabolizma bozukluğudur. Dahiliyeye rekonsülte edilen hastada WH tanısıyla penisilamin 150-300mg/gün. . Kriptojenik siroz öyküsü yanında nörolojik. Kadın doğum kliniğince tekrar kürete edildi. 2 ay önce abortus ve küretaj operasyonu sonrası anlamsız konuşmalar. Hepatik. vajinal kanama.

Çağrışımlar dağınık.2) Anti-tg:527 IU/ml (0-115) Anti-tpo: 399. Bilge Burçak Annagür* * Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. Türkiye Giriş Hipotroidizm tiroid hormonun düşüklüğü sonucu oluşan klinik sendromdur. Bu olguda geç yaşta başlayan ve psikotik depresyonun ön planda göründüğü bir hipotiroidi olgusu sunulmuştur. Duygulanımı disforik. Tiroid hormon replasmanı başlanan hasta tedavinin 2.45pg/ml (0. Hipotiroidinin depresyonla ilişkisi iyi bilinmesine karşın psikotik semptomlarla da ilişkisinin olduğunu göstermesi açısından iyi bir olgu örneği olduğu düşünülerek hazırlanmıştır. Düşünce içeriğinde etrafındaki kişilerin kendisine zarar vereceklerine yönelik perseküsyon sanrıları mevcut. Acil servise özkıyım girişimi nedeniyle başvurdu. Tartışma Olgu için geç erişkin yaşta başlaması. Bu olguda hipotiroidiye bağlı olarak akut psikotik semptomlarla karşımıza çıkan bir olgu sunulmuştur. Olgu ND.03 pg/ml(24. . Yapılan endokrinoloji konsültasyonu sonucunda klinik tablo hashimato hipotiroidisi lehine yorumlandı. Tiroid hastalıkları her yaşta psikiyatrik semptomlara neden olabilir. Tiroid USG: Her iki tiroid parankimi minimal heterojen izlenmiştir. Nörolojik muayenede konfüzyon hali dışında bir patoloji saptanmadı.1 IU/ml (0-34) olarak tespit edildi.93-1. Psikomotor ajitasyonu mevcut.PB 160 Psikoz Kliniği ile Ortaya Çıkan Hipotiroidi Olgusu Şule Gündüz*. Klinisyenler özellikle geç yaşta başlayan ve psikotik semptomlarla kendini gösteren hastalarda hipotiroidiyi göz önünde bulundurmalıdırlar. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik öyküsü bulunmayan hastanın son 1 haftadır içe kapanma. kadın.5-8 arasında olduğu gösterilmiştir.7) TSH:8.4) freeT4:1. İlk ruhsal muayenesi: Bilinç konfüze. çocuklarının kendisini zehirleyeceği düşünceleri başlamış.27-4. Psikiyatrik hastalarda klinik hipotiroidizm görülme oranı %0. haftasından itibaren tiroid fonksiyon testlerinde ve psikotik belirtilerinde belirgin düzelme oldu. komşularının kendisine kötülük edeceği düşüncesi. ilkokul mezunu. Vital bulguları normaldi. Duygudurumunda depresif belirtiler devam eden hastaya essitalopram 10 mg/gün başlandı. Kan biyokimya değerleri normal sınırlardaydı. Konya. Ailesi tarafından baygın halde bulunan hasta acil servise getirilmiş. 56 yaşında. Hastaya Ketiyapin 400 mg/gün başlandı. Hastanın önceki psikiyatrik belirtisinin olmaması nedeni ile de organik bir etyoloji ön planda düşünülmüştür. Hastaya tiroksin 75 mg/gün başlandı. Hastanın bakılan tiroid fonksiyon testlerinde freeT3: 2.52mıu/ml (0. evli. psikotik belirtilerin akut başlangıç göstermesi. Nitekim tiroid fonksiyon testlerinde görülen hipotiroidi bulgusu da bu hipotezimizi desteklemektedir. ev hanımı. disforik ve depresif duygudurumun ön planda olması nedeni ile psikotik belirtili depresyon tanısı düşünülmüştür. Uykusuzluk ve yemek yememe şikayeti eklenmiş. Farklı ilaçları alarak ve bileğini keserek kendisini öldürmek istemiş. Hastanın yatışı boyunca ağlamaları ve depresif duygudurumu mevcuttu.

Hasta poliklinik takibi planlanarak taburcu edildi ve bir hafta sonraki poliklinik kontrolünde remisyon halinin devam ettiği gözlendi. Walshe JWB. psikomotor aktivitesinin arttığı. Tartışma: Bu olgunun kontrolsüz tiroksin kullanımının manik epizodu tetiklemesi ve deliryuma yol açması açısından tartışılması önemlidir. Yapılan değerlendirme sonucu Bipolar bozukluk psikotik özellikle manik epizot. ancak öforisi tedavinin daha geç döneminde ortadan kalktı. European J of Endocrinology 2000. çağrışımlarının dağınık izlenimi verecek kadar hızlandığı. with statistical analysis of incidence.09 olarak bulundu. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: Hipertiroidi mani. Ellis PM. demans ve deliryum ön tanıları ile ketiapin 25mg/gün ve risperidon 2mg/gün tedavisi başlandı. çok konuşma. duygudurumunun eleve. Bir haftanın sonunda valproik asit 500 mg/gün tedaviye eklendi. Servisteki ilk psikiyatrik muayenesinde yöneliminin bozuk olduğu. Mini Mental Testten 18 puan aldı.31(5):762-4. Aile hekiminin önerisiyle tiroksin tedavisi kesilen hastada psikotik semptomlar ortadan kalktı. Benzer psikiyatrik tablolar tiroid replasman tedavisi sırasında da bildirilmiştir (1. Olgu: 30 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile düzensiz psikiyatrik tedavi tanımlanan 75 yaşında kadın hasta uykusuzluk. hareketlilik şikâyetleriyle Erenköy RSHH acil psikiyatri polikliniğine başvurdu ve yatışı yapıldı. deliryum vb psikiyatrik bozukluklarla ilişkilendirilmiştir. Hasta perseküsyon ve referans hezeyanları tanımladı. Wells JE: Psychoses associated with thyrotoxicosis. ayrıca beta talasemi ve hipertansiyon tanısı olduğu.45. tiroksin kullandığı. istemsiz dikkatinin arttığı. Rae AM. Laboratuarında TSH: 0. hayvan şekilleri görme. duygulanımın öforik olduğu. Hasta böcek ve çeşitli hayvanlar görme şeklinde görsel varsanılar ve bu böceklerin vücudunda dolaştığı şeklinde taktil varsanılar saptandı. ancak son bir yıldır kontrole gitmediği.PB 161 Bir Olguda Bipolar Affektif Bozukluk ve İyatrojenik Hipertiroidiye Bağlı Deliryum Eştanısı Fikret Ferzan Ergün. Aust NZJ Psychiatry 1997 Oct. A report of 18 cases. T4: 1. Bunun dışındaki laboratuar tetkikleri normal sınırlardaydı. Kaynaklar: 1-Irwin R. Delahunt J: Psychosis followin acute alteration of thyroid status. üç ay önce katarakt operasyonu geçirdiği öğrenildi.00. . yönelimi düzeldi. Jülide Güler.2).' thyrotoxic psychosis'. T3: 2. anksiyete bozuklukları. 142:438-444. istemli dikkat ve yoğunlaşmasının bozulduğu saptandı. mini mental test puanı normal düzeye ulaştı. 2-Brownliel BEW. konuşma miktar ve hızının arttığı. Hastanın 15 yıldır tiroid tedavisi gördüğü. hipomani.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine sol frontotemporal oligodendroglioma rezeksiyonu sonrası gelişen gün içerisinde ani ağlamalar. Alaattin Duran İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Atipik antipsikotiklerin. İstanbul Son yıllarda cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde epilepsi ve tümör cerrahisinde olumlu sonuçlar alınmakla birlikte bu operasyonlar sonrasında organik beyin sendromu başlığı altında değerlendirilen bazı psikiyatrik tablolar geliştiği ve bu tablolarda tedaviye direncin sık görüldüğü gözlenmektedir. . Bu olgu ışığında da sol frontotemporal tümör rezeksiyonu sonrası gelişen psikiyatrik semptomatoloji ve bu tablolara psikofarmakolojik yaklaşım basamaklarının ele alınması amaçlanmıştır. ani öfke patlamaları. Olgumuz. Uygulanan risperidon 6mg/g ve valproat 1500mg/g tedavisi ile şikâyetlerinde gerileme gözlenmeyen hastanın valproat tedavisinin çapraz titrasyon ile 600mg/g karbamazepine değiştirilmesi ile klinik bulgularında gerileme gözlendi. Düşünce içeriğinde eşine karşı kıskançlık hezeyanları ve homisidal düşünceler saptandı. eşine yönelik kıskançlık hezeyanları ve saldırganlık şikâyetleri nedeni ile başvurduPsikiyatrik muayenesinde emosyonel labilite. Ömer Faruk Demirel. spontan ağlamalar ve irritabilite gözlendi. Hacı Murat Emül. duygudurum düzenleyiciler ve lityumun artan kullanımları ile nöropsikiaytrik sendromlarda görülen agresyon etkili olarak tedavi edilebilmektedir.PB 162 Sol Frontotemporal Tümör Rezeksiyonu Sonrası Gelişen Agresyonun Ön Planda Olduğu Psikoz Vakası Nazife Gamze Usta. Organik beyin sendromunda davranış kontrolünü sağlamada antipsikotiklere kıyasla GABAerjik sistem üzerinden düzenleme yapan karbamazepin gibi antikonvülsan tedaviler önerilmektedir. Bu hastalardaki kompleks nörobiyolojik patolojiden dolayı birden çok reseptörü hedef alan tedaviler kaçınılmaz olmaktadır.

2 mg/gün’e çıkarıldı. MM tanısı konduktan sonra IFN-a tedavisi başlamış. Servise yatırıldığında bir haftadır süren uyku hali. Venlafaksin 225 mg/gün. konfüzyon gibi nöropsikiyatrik belirtiler %10 sıklıkta görülebilmektedir. J ECT 2007. ABC of Skin Cancer.2 sıklıkta görülen. s. 23(4):291-292. nadiren psikoz eşlik etmektedir. 2. erken tedavi önemlidir. Eur J Cancer 1995. Skin Cancer: Recognition and Management. İki hafta sonra belirtilerinde gerilememe olmaması üzerine sekiz seans EKT uygulandı. Risperidon 1 mg/gün başlandı. Burhanettin Kaya 2 1Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD 2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Malign Melanoma (MM) %18. 75. BMJ Books 2009.Brandberg Y.Zincke MT. intihar düşüncesi. değersizlik düşünceleri. psikoz. Tartışma-Sonuç: IFN-a kullanan kanser hastalarında sıklıkla depresyon görülmekte. interferon alfa kullanımına bağlı psikoz gelişen ve EKT ile düzelen bir olgu kaynaklar ışığında tartışılmıştır. Bu bildiride MM tanısı konan. ikincil gelişen ruhsal bozuklukları tanıyabilmek. Istafanaus R. Tedaviden 15-20 gün sonra yakınmalarında artış gözlenmiş. Literatürde IFN-a kullanımına ikincil gelişen psikotik depresyonun tedavisinde EKT’nin yeri ile ilgili bir çalışma vardır(5).90 olduğu bir deri hastalığıdır(1). Psikoz nadir görülür(4). . Psychological reactions in patients with malignant melanoma. Hastalığın yinelemesi ve metastazı engellemek amacıyla IFN-a gibi immünomodulatuar ilaçlar kullanılmaktadır.PB 163 Malign Melanom Tanısı Konan ve İkincil Depresyonu Olan Bir Olguda İnterferon Alfa Kullanımına Bağlı Psikoz Gelişimi ve Tedavide EKT’nin Etkisi Melike Küçükkarapınar 1. USA. Yakınmalarında belirgin düzelme gözlendi. 31(2):157-162. Aetiology and Prevention of Melanoma. Sjoden P. 5mg/gün Biperiden IM başlandı.111-115.Marsden J. erken tanı-tedavi ile beş yıllık sağkalımın %80.Kaya N. Mirtazapin 15 mg/gün ve Olanzapin 5 mg/gün tedavisi sürdürüldü. Depresyon %10-40 oranında görülür(3). beslenme reddi. yorgunluk yakınmaları olan 37 yaşında kadın hasta. Olgu: Kendine güvenmeme. Ringborg U. MM hastalarında erken dönemde baş etme gücünü arttırmak. halsizlik. s. The Epidemiolgy. 4. İlaç içmeyi reddettiği için 5mg/gün Haloperidol. 537. Şahingöz M. 3. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008. ikincil depresyonu olan. 9. Taburculuktan iki ay sonra yapılan izleminde iyilik halinin sürdüğü gözlendi. Zeytinci İ. Wiley-Blackwell 2008. Buna bağlı olarak depresyon. Kurani A. Tedavinin başından itibaren psikiyatrik değerlendirme ve izlem önerilmektedir.Schwartz RA. Olgumuz EKT’nin IFN-a kullanımına gelişen psikozun tedavisinde yeri olduğunu düşündürmektedir. USA. Kaynaklar 1. işitsel-görsel varsanıları vardı. İnterferon alfa kullanan malign melanomlu bir hastada ortaya çıkan mani: Olgu sunumu. Hastalığa ikincil depresyon %23 oranında görülmektedir(2). The successful use of electroconvulsive therapy in a patient with interferoninduced psychotic depression. Rajpar J. 5.

2.29(3):259–66. Yeni bir antidepresan olan duloksetinin cinsel yan etkileri plaseboya eşit düzeydedir(2). Kaynaklar: 1.. Dasgupta P. 2009. Chiesa A. Duloksetin tedavisinin kesilmesinden iki gün sonra hastanın RE şikayetleri sona erdi ve 6 aylık takibinde herhangi bir CD tariflemedi.Serretti A. evli erkek hasta major depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu tanılarıyla 11 yıldır takip ve tedavi edilmekteydi. Kliniğimize başvurusunda 6 aydır fluoksetin 20mg/gün alan hastada fluoksetine bağlı cinsel isteksizlik ve geç boşalma şikayetleri mevcuttu. Keremhan Gözükara. Yan etkiler nedeniyle fluoksetin tedavisi kesilip. duloksetin 60mg/gün başlandı. fakat etkisizlik veya yan etki nedeniyle ilaçları değiştirilmişti.¹. Erzurum Giriş: Retrograt ejakülasyon (RE) bir cinsel disfonksiyon (CD) olup. Bu yazımızda cinsel yan etkileri çok az görülen bir antidepresan olan duloksetine bağlı gelişen RE olgusunu ilk defa bildirmeyi amaçladık. Retrograde ejaculation following open ureteric reimplantation: a case report. Olgu: 43 yaşında. Bu süreçte çeşitli antidepresan tedaviler almış. Treatment-emergent sexual dysfunction related to antidepressants: a meta-analysis.3:7410. fakat orgazm problemleri başlamıştı. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. Duloksetin tedavisine başlandıktan bir ay sonra fluoksetine bağlı cinsel yan etkiler düzelmiş. Üroloji Kliniği. 2009. Yapılan üroloji konsultasyonu sonucunda RE tanısı konulan hastada RE’nun duloksetine bağlı olduğu düşünülerek cinsel yan etkisi az olan başka bir antidepresan olan bupropiyon 150mg/gün başlandı.. Dasgupta R. J Med Case Rep. ² 1 Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. tedaviyi olumsuz etkilemektedir(2). Sonuç olarak antidepresanlara bağlı CD geliştiğinde cinsel yan etkileri daha az olduğu bilinen ajanlara geçmek tedavide yaralı olabilir.PB 165 Duloksetine Bağlı Retrograt Ejekülasyon: Olgu Sunumu Mahmut Bulut.Au E. Tartışma: Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmekte olup.¹*. Bu durumda yine CD yan etkisi düşük olan başka bir antidepresana geçilmiş ve bu yan etkiler tamamen düzelmiştir. J Clin Psychopharmacol. Olgumuzda fluoksetine bağlı CD gelişmesi nedeniyle duloksetin tedavisine geçilmiş fakat başka bir cinsel yan etki olan RE gelişmiştir. . Diyarbakır 2 Palandöken Devlet Hastanesi. boşalma hissi olmasına rağmen dışarı sperm akışı olmaması ve mesaneye doğru geri boşalma olarak tanımlanmaktadır(1).D. Mehmet Cemal Kaya. Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmektedir.

Siklopentolat hidroklorid oftalmolojide tanı amacıyla ve ameliyat öncesi değerlendirme amacıyla sık kullanılan topikal midriyatik. İlacı kullandığı zamanlar. İlk psikiyatrik şikayetleri 2004 yılında başlamış. Başlangıçta günde yarım şişe kullanırken son 6 aydır günde 1 şişe bitirmeye başlamış. ortamdan uzaklaştığını. sikloplejik bir tersiyer amin muskarinik reseptör antagonistidir. 28 yaşında bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen erkek hasta. Rugül Köse Çınar. İlacı en uzun 3 haftalık bir dönem bırakabilmiş. Bu olgu da antikolinerjik ilaçların kötüye kullanımları/bağımlılıkları konusunda ilaçların ruhsatlandırılmaları. buruna damlatma yoluyla kullanmaya başlamış.PB 168 Siklopentolat Bağımlılığı: Bir Olgu Sunumu Işıl Ateş Çöl. etrafı algılayışının değiştiğini. Haziran 2006 ve Mayıs 2011 yıllarında bipolar bozukluk. Ülkemizde antikolinerjik ilaçlardan sadece biperiden yeşil reçete ile verilerek kontrole tabi tutulmaktadır. özgüveninin arttığını. giderek artan kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyelleri son zamanlarda sıkça göze çarpmaktadır. Tanısal oftalmik girişimlerin yanı sıra üveitis ve iritis tedavisinde de kullanılmaktadır. toplum içinde rahat olma şeklinde tanımlanabilir. Antikolinerjik ilaçların medikal kullanımlarıyla birlikte. Ancak bu atak sonrasında depresif yakınmaları ortaya çıkan hasta. reçete edilmeleri ve satılmaları konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Siklopentolatı kesmesi önerilerek uygun tedavi düzenlendi. Yasemin Görgülü. Antikolinerjik ilaçlar daha çok öforizan etkileri nedeniyle kötüye kullanılmaktadırlar. uyku hali. Diğer antikolinerjikler eczanelerden reçetesiz satın alınabilmektedir. Siklopentolat. Ruhsal muayenesinde depresif yakınmaları mevcuttu. özgüvende artış. Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği 17 olarak tespit edildi. akut psikotik atak tanısı konmuş. Bu ilaç dışında 5 yıldır 1 paket/gün sigara kullanmakta. . ACG. ülkemizde siklopentolat hidroklorid %1’lik solüsyon şeklinde ticari olarak satılmaktadır. yaklaşık 5 yıldır bağımlılık düzeyinde olmayan düzensiz esrar kullanımı mevcut. kullanmadığı zamanlarda ise sıkıntı. Kliniğimiz tarafından bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen bir hasta siklopentolat bağımlılığının da saptanması üzerine konuya dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur. sinirlilik olduğunu ifade ediyor. ağız kuruluğu olduğunu. kontrol amaçlı polikliniğimize başvurdu. Bu etkiler kullanan kişilerde çok konuşma. Asıl olarak göz damlası olarak piyasada bulunan siklopentolatı göz damlası olarak değil de. Hasta bu ilacı depresif yakınmalar olduğu zamanlarda “manik halini özlediği için” kullandığını ifade ediyor. keyifsizlik. manik epizod tanısı ile servisimizde yatırılarak uygun medikal tedaviyle takip edilmiştir. Mehmet Bülent Sönmez Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. bir arkadaşının önerisiyle siklopentolat kullanmaya başlamış.

Tartışma Tiyaneptin beyinde seratonin geri alınımını arttıran ve nöronal dentritlerde stresin indüklediği atrofiyi azaltan bir antidepresandır (Antona J. Tıp Fakültesi. Psikiyatrik öz geçmişinde bir yıl önce var olan depresif şikayetler dışında başka özellik bulunamadı. beş olguyla yaptıkları çalışmada Tiyaneptinin psikostimulan etkileri görülmüştür (Leterme ve ark. Leyla AKGÜÇ**. 1992). Sıklıkla olan yan etkileri bulantı. isteksizlik. Diazepam infüzyonu sonrası şikayetlerinin gerilemesi ile AMATEM’de takip edilmek üzere acil servisten taburcu edildi. Tiyaneptin pek çok antidepresanlardan farklı olarak karaciğerde Sitokrom p450 enzim sistemini kullanmadan metabolize olur. Fizik muayenesinde TA:140/80 nabız:97. Tıp Fakültesi. 2001). çarpıntı ve yerinde duramama şikayetleriyle başvurdu. Hastanın bir yıldır sadece Tiyaneptini giderek artan yüksek dozlarda kullanması. Nörolojik muayenesi normaldi. kullanmadığında yoksunluk belitileriyle birlikte toplumsal ve mesleki etkinliklerinin azalması nedeniyle ilacı kötüye kullanımı olarak değerlendirildi ve hastada var olan durumu Tiyaneptin kötüye kullanımına bağlı yoksunluk belirtileri olduğu anlaşıldı Hastaya yoksunluk belirtileri nedeniyle diazepam 15 mg/SF İV infüzyonu başlandı. Son alarak 625 mg/güne kadar çıkmıştı. Tiyaneptin ilgili yapılan çalışmalarda güvenli olduğu bildirilmekle birlikte kötüye kullanımının olduğu klinisyenlerin gözden kaçırmaması gereken bir durumdur. Çocuk Psikiyatri AD. Tiyaneptini ilk defa bir yıl önce arkadaşının önerisiyle eczaneden satın alarak kullanmaya başlamış. 2003). Yapılan ilk değerlendirilmede yüksek miktarda Tiyaneptin kullanmakta olduğu ve son iki gündür ilacını alamadığı bu nedenle de şikayetlerinin başladığı öğrenildi. baş ağrısı. Tiyaneptini eczaneden reçetesiz temin etme imkanı olduğu için bu konuda bir güçlük çekmediği anlaşıldı. Tiyaneptin yüksek dozda iyi tolere edilebildiği belirtilmiştir. distimi ve uyum bozukuklarında önerilen günlük dozu 25 . Anahtar kelimeler: Tiyaneptin. Çocuk Psikiyatri AD. Akdeniz Üniversitesi.PB 169 Tiyaneptin Kötüye Kullanımına Bağlı Yoksunluk Belirtileri Gelişen Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN*. bu nedenle ilaç etkileşimi daha az olabilmektedir. O dönemde moral bozukluğu.5 mg doz ile başlamış sıkıntıları geçmeyince giderek dozu artırmış. yoksunluk . Tıp Fakültesi. çalışan kadın hasta. Antalya *** Arş.Dr. 2003). üniversite mezunu. İlacını kullanmadığında yoğun sıkıntı hissiyle birlikte ilacı kullanmak zorunda kaldığı ve ilaçla birlikte rahatladığı öğrenildi.Dr...Dr.. uyku bozukluğudur ve bu yan etkilerin zamanla azaldığı bildirilmiştir (Antona J.Gör. Hastanın tıbbi özgeçmişinde herhangi bir özellik saptanmadı. konstipasyon. karın ağrısı.5 olmakla birlikte başka bir patoloji saptanmadı. Tiyaneptinin major depresyon. Mustafa ERKAN*** * Arş. bipolar depresion. iş yerindeki sorunlar ve bunlara bağlı kaygıları nedeniyle Tiyaneptine başlamış. İlaca günlük 12. kullanmak için çaba göstermesi. Psikiyatri AD.Gör.Gör. yoğun huzursuzluk hissi. Olgu: 27 yaşında. Antalya ** Arş. Bu olguda depresif şikayetler nedeniyle doktor önerisi olmadan kendi başına Tiyaneptin başlayan ve giderek artan dozda kullanımı olan hastanın yoksunluk belirtilerinin gelişmesi ve Tiyaneptinin kötüye kullanımından söz edilecektir. Olgumuzda Tiyaneptin uyarıcı etkisi ve aynı etkiyi sağlamak için hasta tarafından dozun sürekli artırılmış olması ve ilacı bulamadığında yoksunluk belirtileri ile acil servise başvurması dikkat çekicidir. 2001). Yapılan laboratuar tetkiklerinde hematoloji ve biyokimya sonuçları normal sınırlardaydı. ateş:36. Akdeniz Üniversitesi. Akdeniz Üniversitesi. Letterme ve ark. kötüye kullanım. Acil servise terleme. Ve ark. Kognitif yönden Tiyaneptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmiştir (Labrid C ve ark. Tiyaneptin kötüye kullanımı ile ilgili literatürde olgu sunumları bulunmaktadır.50 mg/gün dür. bekar. Antalya Giriş: Tiyaneptin trisiklik antidepresanlara yapısal olarak benzeyen yeni jenerasyon bir antidepresandır (Sánchez ve ark. Ve ark. baş dönmesi.

hiç evlenmemiş olgu öldürüleceği korkusu ve kendini öldür diyen sesler duyduğu için getirildiği acil servisten şizofreni ön tanısı ile kliniğimize kabul edildi. Aile öyküsünde 1995 yılından bu yana kayıp olup.PB 170 Alkol Kullanımın Yol Açtığı Psikotik Bozukluk-Hallusinasyonlarla Giden: Bir Olgu Çetin Irmak. Kliniğimize yatışının olduğu gece gözlük camını kırarak bileklerini kesen olgunun yapılan psikiyatrik bakısında işitsel ve görsel hallusinasyonlar. İrritabl mizaç özelliklerine sahip olan olgumuzda yatışından bir hafta kadar önce kız arkadaşıyla olan ilişkisinin ifşa olduğu şeklinde düşünceler ve bu nedenle kendisine şantaj yapılacağı yönünde şüpheler başlamış. Son birkaç yıldır her gün birkaç bira içen olgumuz. Bu dönemde olgu depresif belirtiler tanımlamaktadır ancak başvuru ve tedavi öyküsü bulunmamaktadır. erkek. Elif Tatlıdil Yaylacı. fizik bakısında otonomik hiperaktivite ve tremor saptanmıştır. Bunun üzerine getirildiği acil serviste ajitasyon nedeniyle aralıklı olarak üç kez 10 mg im haloperidol uygulanmış. haber alınamamış bir de abi bulunmaktadır. Olgu: 51 y. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu olgu sunumunun amacı alkol kullanımının yol açtığı psikotik bozukluk tanılı bir olgunun ayırıcı tanı ve tedavisinin tartışılmasıdır. ablasını meme kanseri ve yeğenini boğulma sonucu kaybetmiş. izleyen 48 saat içerisinde 205 cc (100’lük. . Bu sırada gerçeği değerlendirme yetisi de bozuktur. Beş yıl önce iflas eden olgu. günümüze dek olan süreçte anne ve babasını kardiovasküler hastalık. Hamdi Öztürk. psikomotor ajitasyon. lise mezunu. 70’lik ve 35’lik) alkol alımının ardından kendini öldürmesini söyleyen sesler duymaya başlamış.

literatürdeki sınırlı sayıda olan gabapentin bağımlılığı kavramı gözden geçirilecektir.Pskiyatri **Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari Koordinatörü Gabapentin. **Erol Göka *Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi.PB 171 Gabapentin Bağımlılığı: Bir Vaka Sunumu *Emine Merve Kalyoncu. epilepsi.migren tedavilerinde kullanılan bir gama-aminobutirik asit (GABA) analoğudur. bipolar afektif bozukluk.Türkiye‘de kontrole tabi ilaçlardan olmamasına karşın kötüye kullanım potansiyeline sahiptir.Bu sunacağımız vaka bağlamında. nöropatik ağrı ayrıca yaygın anksiyete bozukluğu.Gabapentin. .

2-Graham D. Wernicke’s encephalopathy: a frequently missed problem. Araki M. Lantos P (eds). Ozan Pazvantoğlu. Walker R. 4-Iga JI. Buna karşın daha az sıklıkla bazı vakalarda psikiyatrik belirtiler de ön planda olabilmektedir. Baskı.3). sayfa 1094-5. 607-641.PB 172 Psikiyatrik Belirtilerin Asıl Tanının Gözden Kaçmasına Neden Olduğu Bir Korsakoff Psikozu Olgusu Eda Çetin. Kaplan and Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry. grandiyözite. 10. Bunun nedenlerinden biri bozukluğun klinik sunumunun değişken olabilmesi ve başka nörolojik ya da psikiyatrik hastalıklarla karışabilmesidir. The Oxford University Press. . Post mortem çalışmalarda %1. Malabsorbsiyona neden olan diğer durumlar dışında özellikle uzun süreli alkol kullanımına bağlı olarak geliştiği bilinmektedir(1). Seventh edition. Bu belirtiler daha çok ruhsal muayenenin düşünce içeriği alanıyla ilgilidir ve paranoid içerikli hezeyanlar biçimindedir(4). düşünce içeriği bozukluğundan ziyade duygudurum belirtileri (elevasyon. önemli derecede bellek kusurları olduğu anlaşıldı. duygudurum labilitesi) gösteren ve yaklaşık 7 yıldır “bipolar bozukluk” tanısı ile takip ve tedavi edilen bir Korsakoff psikozu vakasını sunduk. Biz bu bildirimizde. Hosp Med 2003. In: Greenfield's Neuropathology. Ancak yapılan değerlendirmeler sonucunda. 2002. özellikle bellek ile ilgili zayıflıklardır(1).64:326-7. Chapter 10. Korsakoff psikozunun temel belirtileri. Ishimoto Y and Ohmori T.1 oranında saptanırken klinik populasyonda bu vakaların ancak %20’sinin doğru tanı alabildiği bildirilmiştir (2. Cilt. özellikle bellek zayıflıklarının ön planda olduğu bilişsel sorunlar olsa da. Kaynaklar: 1-Sadock BJ and Sadock VA.ön planda olabilir ve Korsakoff psikozu tanısı gözden kaçabilir. Korsakoff psikozunun temel belirtileri bilişsel. Nutritional and metabolic disorders. olgumuzda olduğu gibi bazı durumlarda psikiyatrik belirtiler-hezeyanların yanı sıra duygudurum belirtileri. psikiyatrik belirtilerinin uzun süreli alkol kullanımına bağlı olduğu. Ömer Böke Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Korsakoff psikozu sıklıkla tiamin eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan nöropsikiyatrik bir bozukluktur.36:553-5. Klinik takiplerinde şimdiye dek Korsakoff psikozu tanısı konulmamıştı ve duygudurum düzenleyici tedavisi almaktaydı. Alcohol & Alcoholism 2001. 1. A case of Kosakoff’s Syndrome improved by high doses of donepezil. Bölüm. 8. çok ve gereksizce para harcama. 3-Azim W.

10(2):113-30. P. 2009 yılında ABD’de yaşadığı dönemde. standart ağrı tedavisine yanıt alınamayan kronik ağrı hastalarında daha yaygın kullanılmaya başlanan bir opioid analjeziktir.kullanmakta olduğu oksikodon dozunu giderek arttırarak 80 mg/G dozuna çıkarmış. Efficacy of oxycodone in neuropathic pain: a randomized trial in postherpetic neuralgia.2). Pain 2009. Kaynaklar: 1. Ağrıları geçmeyen hasta –yasal olmayan yollardan. Fanciullo. 2010 yılında kullanmakta olduğu oksikodon. Yüksek doz ilaç reçete edilmesi talebiyle başvurduğu algoloji uzmanı tarafından bağımlılık gelişmiş olabileceği düşünülerek Madde Bağımlığı Polikliniği’ne yönlendirilen hasta kliniğimize yatırılarak tedavisi düzenlendi. G. . Toksikoloji ve İlaç bilimleri Enstitüsü. Tartışma: Opioidler şiddetli sırt ağrısını azaltmada çok etkindir(1. opioid analjezik kötüye kullanımı/bağımlılığı sorununu arttırabileceği göz önünde tutulmalıdır. Ballantyne JC. diazepam ve tüm diğer maddeleri bırakarak yine yasal olmayan yollardan elde ettiği Buprenorfin/Nalokson kombinasyonu (Suboxone) 24 mg/G kullanmaya başlamış. Neurology 1998. erkek hasta. Aile hekimliğinin yaygınlaştığı ülkemizde bu grup ilaç tedavilerinin standardize edilmesi ve kontrol altında tutulmasının önemine dikkat çekmek istenmiştir Olgu: 24 yaşında. Adler JA. İzmir *** Ege Üniversitesi Anestezi ve Reanimasyon AD.R. İzmir ** Ege Üniversitesi Madde bağımlılığı. Fine. Hasta süreç içinde kullanmakta olduğu fentanil preparatını kendi kendine 200 mg/G doza yükseltmiş. Sonuç olarak kronik ağrı için opioid kullanan hastalarda geniş bir değerlendirme ve izlem gerekmektedir. Birçok klinisyen yan etkilerinden. J. Davies P et al. özellikle rapor ile kullanılan opioidlerin kontrolsüzce birden çok hekim tarafından reçetelenmesinin. Algoloji BD. Suboxone temin etmekte zorlanan hasta. sırt ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından Schearman sendromu tanısı konularak oksikodon 30 mg/g ve diazepam 20 mg/G kullanması önerilmiş. Tıbbi tedavi gerekçesi dışında kullanıldığında kötüye kullanım ve bağımlılık geliştirdiğine ilişkin olgu bildirimleri hızla artmaktadır. yurt dışında olduğu gibi ülkemizde de. tolerans gelişmesinden ve bağımlılık geliştirme potansiyelinden dolayı opioidleri kronik ağrı tedavisinde kullanmaktan çekinmektedir(3).Schofferman J.Watson CP. Psikiyatri AD. **Can Eyigör***. 15(2):136-40. Opioid kullanımı sırasında bağımlılık oranını belirleyebilmek için değişik risk skalaları kullanılsa da hangi hastaların bağımlılık geliştirebileceğini tahmin etmek güçtür. Long-term opioid analgesic therapy for severe refractory lumbar spine pain. 50(6):1837-41. Ender Altıntoprak*. Clin J Pain 1999. J. Chou. 2. Clinical guidelines for the use of chronic opioid therapy in chronic noncancer pain. Babul N.PB 173 Fentanil ile Kronik Ağrı Tedavisi Gören Bir Hastada Gelişen Bağımlılığa Multidisipliner Yaklaşım İsmail Özel*. İzmir Giriş ve Amaç: Fentanil. yeniden ağrılarının artması nedeniyle bir ağrı kliniğini tarafından Fentanil (Durogesic) 12mg/G tedavisi başlanmış. 3. Meltem Uyar*** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi. Aile hekimliği uygulamasının giderek yaygınlaşmakta olduğu ülkemizde.

Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Psikiyatri Kliniği. Tüm dünya nüfusunu temel alan 48 çalışmanın verilerine göre. tedavi süreci. gebelik-lohusalık dönemine. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. şiddetle ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır. Vahip I. Bu olguda. Bu oranların kişilik bozukluğu. Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız.C. T. Sağlık Bakanlığı. Kaynaklar Temiz M. 17(2):107-114. . bebeğin bakımına ve sosyal yaşama uyum sağlama ve iletişim kurmaya yönelik yaklaşım anlatılmıştır. Uzmanlık Tezi. Son 15-20 yılda. İstanbul. dünyanın her yerinde. bipolar bozukluk. Doğanavşargil Ö. İstanbul Şiddetin ülkemizde önemli bir toplumsal sorun olduğu bilinmektedir.PB 174 Psikiyatrik Kadın Hastada Şiddet: Olgu Sunumu Semra Enginkaya. şiddete maruz kalma sonrası baş etme yöntemleri. Münevver Akın. Dünya Sağlık Örgütü kadınların eşleri ya da partnerleri tarafından şiddete uğrama oranını % 10-69 arasında bildirmiştir. şiddet uygulanan gebe psikiyatrik hastada. anksiyete bozuklukları ve şizofreni tanısı olan kişilerde toplum genelinden daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Melahat Akbaş Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Psikiyatrik hastalığı olan kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma.

EKT sonrası tam remisyon sağlandı. Bu makalede postpartum depresyon tedavisinde EKT nin başarısı tartışılacaktır. Adem BALIKCI.O. Serkan ZİNCİR.D Ankara/TÜRKİYE Doğum esnasında oluşan dramatik biyolojik değişikliklerden dolayı postpartum mizaç bozukluklarının biyokimyasal ya da hormonal bir dengesizlik sonucu olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte depresif diğer belirtiler görülür. Biyolojik değişiklikleri ölçmek amacıyla az sayıda çalışma yapılmış ve bunlarda da gonadal hormonlar ve prolaktine odaklanılmıştır. Ali DORUK GATA Psikiyatri A. bayan hasta. A. kısa sürede tedaviye yanıt alınması isteniyorsa ve bebeğin gelişiminde anne sütünün önemi düşünüldüğünde. Mehmet KOÇER. İlk 3 kür EKT sonrası semptomlarda kısmen azalma. Postpartum depresyon olgularında.8 kür EKT uygulandı. yoğun intihar düşünceleri mevcut ise. 8.PB 175 Postpartum Depresyon Olgusunda Başarılı Elektrokonvülsif Tedavi: Olgu Sunumu Cihad YÜKSELİR. . Yapılan değerlendirmeler sonucunda DSM-IV kriterlerine göre pospartum depresyon tanısı alan hastanın başka bir psikiyatrik bozukluk ve hastalığı olmadığına karar verildi.gününde depresif belirtiler ile ailesi refakatinde kliniğe başvurdu. Son 2 gündür yoğun intihar düşünceleri mevcutmuş. Doğum sonrası depresyonunda ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı zıt duygular daha ön plandadır. A. Hasta ve yakını ile yapılan görüşme sonrası. Mehmet AK.Gazi ÜNLÜ. EKT başarı ile uygulanmakta olan ve emziren annelerde bebeğe herhangi bir risk oluşturmadığından tercih edilebilecek bir seçenektir. 38 yaşında. İzlem sürecinde üç hafta sonra hastanın premorbidine döndüğü gözlendi. Postpartum 10. intihar düşüncelerinin yoğun olması ve bebeği emzirmesi de göz önünde bulundurularak EKT tedavisi uygulanmaya karar verildi.

altta yatan psikiyatrik hastalığın tedavisi ve sıvı alımının kontrolüyle kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. valproik asit 1000 mg/gün ve lorazepam 2 mg/gün başlandı. polidipsi psikiyatrik hastalıklarda ortaya çıkabilmekte ve bu durum bazen morbidite ve mortalite riski olan hiponatremik ensefalopatiye yol açmaktadır.2). Am J Psychiatry 1984. İlaç tedavisi olarak amisülpirid 600 mg/gün.14:839843 2. Hastanın yapılan rutin tetkiklerinde kan sodyum (126) ve üre (3. **Kamile Gül *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Amaç: Psikojenik polidipsi. sinirlilik. içeceklerle günlük sıvı alımının 100 bardağı bulduğu tespit edildi. Biol Psychiatry 1979. Hasta endokrinoloji polikliniği ile işbirliği kurularak yakın takibe alındı. Multidisciplinary approach to psychosis. Olgu: 29 yaşında erkek hasta uykusuzluk. Barton JL.141:436-437 .4) düzeyi düşük olarak tespit edildi. Bu sunumda psikojenik polidipsi öyküsü olan bir Bipolar Affektif Bozukluk (BAB) vakası tartışılacaktır. 11 yıldır BAB tanısıyla takip edilen hasta dönem dönem hastanede yatarak dönem dönem de ayaktan duygudurum düzenleyiciler ve antipsikotikler kullanarak tedavi görmüş. Bu açıdan psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar polidipsi açısından sorgulanmalıdır. Duygudurum bozukluğu olan ve nörotik hastalarda sıvı-elektrolit dengesi problemleri nadir olarak bildirilmiştir (3). Disturbances of thirst and water homeostasis in patients with affective illness. Barreira PJ.20:375-385 3-Zubenko GS. Higgins PB. Altesman RI. Bunun üzerine hasta psikojenik polidipsi açısından tekrar değerlendirildi ve alınan anamnez sonucu hastanın günde 6070 bardak su içtiği.PB 176 Bipolar Affektif Bozukluk ve Psikojenik Polidipsi Birlikteliği Olan Bir Olgu Sunumu *Meral Elçi. diğer çay vs. Kaynaklar: 1-Jose CJ. Polidipsi ile giden psikiyatri hastalarında %69-83 oranları ile şizofreni en sık konulan tanıdır (1. aşırı hayal kurma şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. Yanlış tedavi uygulandığında hayati komplikasyonlara neden olabilen bu hastalık. Cassidy JW. Pavalonis D. Sıvı kısıtlaması yapıldı. günlük sıvı alımının azaldığı tespit edildi. psikiyatrik hastalığı olanlarda sık rastlanan bir durumdur. *Şule Şirin Berk. Hastadan endokrinoloji konsültasyonu istendi ve psikojenik polidipsi teşhisi doğrulandı. Hasta polikliniğimize başvurduğunda 48 saat uykusuzluğa rağmen aşırı enerji hali ve fazla konuşması mevcuttu. *Fatma Özlem Orhan. Tartışma: Sonuç olarak. Psikojenik polidipsi tedavisinde amaç su içme davranışının değiştirilmesidir.Leadbetter RA. Perez-Cruet J. Shutty MS Jr. Hyponatremic seizures in psychiatric patients. Daha sonraki kontrol muayenelerinde hastanın kan sodyum (133) düzeyinin normale döndüğü. Schizophr Bull 1994. Konuşma akışı hızlı ve hedefine ulaşmıyordu. intermittent hyponatremia and polydipsia.

PB 177 Aripiprazol Kullanımına Bağlı Gelişen Parkinsonizm: Bir Olgu Sunumu Buğra Çetin *. Kumar R. remisyona giren hasta yatışının 34. immobilizasyona bağlı dekübitüs ülserleri geliştiğinden ve yatışının 17. psikomotor aktivitesi azalmış duygudurumu depresif. bipolar affektif bozukluk (depresif epizot) ve nöroleptiğe bağlı parkinsonizm tanılarıyla yatışı yapılmıştır. gününde suisid fikri bildirdiğinden dolayı 5 seans EKT uygulandı.2) Bu yazıda aripiprazol kullanımı sonrası gelişen şiddetli parkinsonizm olgusu sunulmuştur. Kullandığı antipsikotik ilaca bağlı parkinsonizm olduğu düşünülen hasta düzenlenen biperiden ve diazepam tedavisine yanıt vermediğinden. Hasta aktif psikotik bulgu ve suisid/ homisid fikri tanımlamadı. Bu farmakolojik profilinden dolayı aripiprazole bağlı parkinsonizm beklenen bir yan etki değildir ve literatürde bildirilmiş az sayıda olgu vardır. duygulanımı anksiyöz.D Giriş: Aripiprazol diğer atipik antipsikotiklerden farklı bir farmakolojik profile sahip bir atipik antipsikotiktir.B. Hastanın rijidite. Clin Pharmacol 2011 Sep 8. Jülide Güler*. Babu GN. akathisia and parkinsonism in asingle patient. Hastanın yoğun rijiditesi nedeniyle hareket edememesinden dolayı yatağında yapılan muayenesinde öz bakımı azalmış. Chandra P: Aripiprazole associated with acute dystonia. (1. tremor ve bradikinezisi mevcuttu. Hastanın takiplerinde lökositoz olmaması ve ateşinin en fazla 37. Gönül Yıldırım*. 10 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile izlenen ve mükerrer hastane yatışları olan kadın hasta son beş gündür olan kasılma. Mustafa Bilici** *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **İstanbul Medipol Üniversitesi Psikiyatri A.5 derece olarak saptanması dolayısı ile nöroleptik malign sendrom dışlandı. Olgu: 56 yaşında. Tartışma: Aripiprazol ile parkinsonizm oluşumu sık gözlenen bir durum değildir ve bu olguda bildirilen şiddette aripiprazole bağlı parkinsonizm tablosuna literatürde rastlanmamıştır. D2 ve 5HT1A reseptörlerinin yüksek affiniteli parsiyel agonisti ve 5-HT2 reseptörünün de antagonistidir. 2-Saddichha S. konuşma miktarı ve tonlaması azalmış olarak değerlendirildi. . titreme. J of Medical case reports 2009.3:6448. Kaynak: 1-Lannah L Lua ve Lin Zhang: Development of Parkinsonism following exposure to aripiprazole: two case reports. hareketlerde yavaşlama şikayeti ile Erenköy RSHH acil polikliniğine başvurmuş.gününde valproat sodyum 500 mg/gün tedavisi ile taburcu edildi. Yaklaşık bir ay önce kilo aldığı gerekçesi ile lityum ve valproat sodyum tedavisi kesilmiş ve aripiprazol 30 mg/gün ve venlafaksin 75 mg/gün şeklinde tedavisi yeniden düzenlenmiştir.

aripiprazol ve biperiden ile taburcu edildi. Tartışma: EPS özellikle tipik antipsikotiklerle beraber sık görülen bir yan etkidir. Biz burada aripiprazol venlafaksin kombinasyonu ile beraber EKT tedavisi altında iken EPS ortaya çıkaran ve biperidenle düzelen bir vaka sunduk. Olgu Sunumu: I. hareketlerde yavaşlama. Çünkü vakamız daha önce de aripiprazol almasına rağmen EPS ortaya çıkarmamıştı. Mehmet Cemal Kaya. Masand P (2004). Soy geçmişinde anne ve kuzeninde depresyon olduğu öğrenildi. ilkokul mezunu. Int Clin Psychopharmacol. Kaynaklar: 1. depresyon gibi birçok psikiyatrik rahatsızlığın tedavisinde 2002 yılından beri tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır (1). Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 30 yaşında. 2. Diyarbakır Giriş: Aripiprazol “dopaminerjik sistem stabilizatorü” olarak tanımlanan ilk yeni nesil antipsikotik ajandır. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Sharma A. Bu vakada EPS’nin sadece aripiprazolle ilişkilendirilmesi eksik bir yoruma neden olabilir. Ann Clin Psychiatry 16: 155–166. Yaklaşık 6 ay önce hasta psikotik belirtilerle hastaya aripiprazol başlanmış ve psikotik belirtiler bir aydan önce sonlandığı ifade edilmiş olup halen aripiprazol alımı devam etmektedir. Hasta major depresif bozukluk tanısı ile psikiyatri servisimize yatırıldı.L. Şizofreni. EKT ve venlafaksin-aripiprazol tedavisine biperiden 4 mg/gün eklendi. . evli 4 çocuk annesi hastada 3 aydır süren hayattan zevk almama.Aripiprazole-induced parkinsonism. Ayrıca yoğun intihar düşüncelerinden dolayı elektrokonvulzif terapi (EKT) başlandı. Mahmut Bulut.21(2):127-9.Biz de burada aripipazol ile ilişkili bir ekstrapiramidal olgusunu sunmayı amaçladık. tedavinin 35. yoğun ölüm düşünceleri ve uyku-iştah düzensizliği mevcuttu. Gupta S. Tedavinin üçüncü haftasında hastada ekstrapramidal sendrom ortaya çıktı (dişli çark. Aripiprazolle kullanımıyla EPS az görülmekle beraber literatürde EPS vakaları bildirilmiştir. Sorrell JH. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. tremor ve parkinsonyal postur şeklinde). Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. gününde klinik durumunun düzelmesi ve yapılan norolojik değerlendirmesinde ekstrapiramidal sendrom belirtilerinin son 4 gündür olmaması üzerine venlafaksin. Hasan Akçalı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 2 aydır sertralin 100 mg/gün ve 6 aydır aripiprazol kullanan hastada yeterli düzelme olmaması nedeniyle sertralin sonlandırılıp venlafaksin başlandı ve aripiprazol devam edildi.PB 178 Aripiprazole Venlafaksin Eklenmesi İle Meydana Gelen Ekstrapiramidal Sendrom: Olgu Sunumu Abdullah Atli. 2006 Mar. Toplam 9 EKT alan hasta.. Aripiprazole venlafaksin eklenmesi daha önce de literatürde bu kombinasyonu kullanan bir vakada parkinsonizm ortaya çıkması venlafaksinnin aripiprazolün EPS yapma riskini artırdığını düşündürtebilir (2). distoni ve parkinsonizm akut.Mehmet Güneş. kendini mutsuz hissetme. Akatizi. Aripiprazole: review of its pharmacology and therapeutic use in psychiatric disorders. bipolar bozukluk. tardiv distoni ve tardiv diskinezi kronik nitelikteki ekstrapiramidal yan etkilerdir.

Sonrasındaki günlük takiplerde sodyum değerlerinin normal sınırlarda seyrettiği izlendi. konuşma miktarı artmış. Karbamazepin.2012’de taburcu edildi.06. Karbamazepine bağlı hiponatremi insidansı %1. Kaynakalar: 1)Dedinska I: Hyponatremia-carbamazepine medication complications. psikomotor aktivite artmış. 11. Buğra Çetin. olanzapin 2. koopere. Hastanın yatışını takiben 30. duygudurum hipertimik.2012'de tedavisine risperidon 1 mg/gün eklendi. tahammülsüzlük. vertigo şeklinde yansıyabildiği gibi asemptomatik de seyredebilir(1). Okskarbamazepin ve karbamazepin kullanımının karşılaştırıldığı bir çalışmada okskarbamazepine bağlı hiponatremi görülme oranı daha fazla bulunmuştur(3).5 mg/gün başlanan. Hasta. üniversite mezunu. Çekilen EEG ve kranial MR normal olarak değerlendirildi. psikiyatrik koşullar. 18. 39(11):1943-1946 3)Dong X: Hyponatremia from oxcarbazepine and carbamazepine. doz azaltılarak kesildi. menstruasyon. afektif semptomlarının gerilemesi üzerine 29. Karbamazepin başlanan hastalarda.2012’deki kan tetkikleri normaldi.06.2012’de sodyum düzeyi normal değerlere dönmüş şekilde 137 mmol/L olarak saptandı. psikotik bulgu saptanmadı. 2005. Vnitr Lek. Neurology. evli.PB 179 Karbamazepin’e Bağlı Hiponatremi Olgusu Gönül Yıldırım. çok konuşma. Psikiyatrik muayene: Bilinç açık.05. polidipsi. Sıvı replasmanı kesildi. 2007. Valproat 500 mg/gün başlandı.2012’de tekrarlanan tetkiklerinde sodyum düzeyi 126 mmol/L idi. özellikle risk faktorlerinin varlığında serum sodyum seviyesinin yakından izlenmesi gerekmektedir. 2012. turizmci. sinirlilik. Unutkanlık. ancak tedaviden fayda görmeyen hastanın yatışı yapıldı. polifarmasi hiponatremi riskini arttırmaktadır(4). Bu sunumda karbamazepine bağlı bir hiponatremi olgusunun tartışılması amaçlanmıştır. baş ağrısı. 40 yaş üzerinde olmak. Literatüre bakıldığında vakaların coğunun asemptomatik olduğu belirtilmekte olup karbamazepine bağlı hiponatremi gelişme olasılığının okskarbamazepine bağlı hiponatremiye göre daha az gözönünde bulundurulduğu ve asemptomatik olduğunda hiponatreminin ihmal edilebildiği varsayılabilir. Olgu: 43 yaşında. kadın cinsiyet. Duygudurum düzenleyici olarak karbamazepin 400 mg/gün başlandı. Olgumuzun 40 yaş üzeri risk grubunda yer alması ve karbamazepin kullanımına başlanmasından kısa süre sonra hiponatremi gözlenmesi bu bilgiyle uyumludur.06. Sıvı replasmanına rağmen günlük takiplerde hiponatremisi süren hastanın yatıştaki sodyumunun normal değerlerde olması nedeniyle hiponatreminin karbamazepin kullanımına bağlı gelişmiş olabileceği düşünüldü. Ann Afr Med. 58(1):72-75 2)Kuz GM: Carbamazepine-induced hyponatremia:assessment of risk factors. Kliniğe yorgunluk. Doç Dr Ümit Başar Semiz Kurum: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş ve Amaç: Hiponatremi. 6(4):207-208 .06. duygulanım irritabl. İlk psikiyatrik başvurusu 10 gün önce olan. serum sodyum konsantrasyonunun 135 mmol/l altına düşmesidir. oryante. Özgür Süner. 2005. erkek. 65(12):1976-1978 4)Salawu A: Hyponatremia during low-dose carbamazepine therapy. 04. Ann Pharmacother. hareketlilik şikayetleriyle başvurdu.8-%40 arasında değişmektedir(2). Tartışma: Hiponatremi karbamazepin başlanmasının ardından 48 saat içinde ortaya çıkabilir(1).

İşlem öncesinde ve sırasında bazal tansiyon değerlerinin düşük olması sağlandı. bu nedenle hastanın elektrokonvülzif tedavi açısından düşük. Yapılan literatür taramasında intrakranial anevrizması olan hastalarda EKT uygulamasıyla ilgili olgu sunumlarına rastlandı. Sonuç: İntrakranial anevrizması olan hastaların elektrokonvülzif tedavi işlemi sırasında yaşamsal bulgularının yakın takibi. Bu tedaviden kısmen fayda gördüğü düşünülen hastada tedaviye bağlı herhangi bir komplikasyona rastlanmadı. ülkemizde bu konuda yapılan bir yayına rastlanmamıştır. kez psikiyatri servisine yatırılan hastaya tedaviye dirençli majör depresyon tanısı konularak elektrokonvülzif tedavi planı yapıldı.(2. Elektrokonvülzif tedavinin kesin bir kontrendikasyonu olmamakla birlikte Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) rehberine göre artmış kafaiçi basıncıyla rüptüre olabilecek anevrizma ya da vasküler malformasyon eletrokonvülzif tedavinin komplikasyon riskini arttırırlar.orta risk grubunda yer aldığı bildirildi. Literatür önerileri göz önüne alınarak hastaya genel anestezi altında ve ilk 3 seansı ameliyathanede olmak üzere 20 seans EKT uygulandı.PB 180 Opere İntrakranial Anevrizmalı Hastada Elektrokonvülzif Tedavi: Bir Olgu Sunumu İbrahim Karakaya.(1) Literatürde çeşitli yöntemlerle onarılmış ya da onarılmamış intrakranial anevrizması olan hastalara uygulanan elektrokonvülzif tedavi olguları bulunmakla birlikte. özellikle işlem sırasında arteriyel tansiyon kontrolü.4) Bu olgu sunumunda geçmişte intrakranial anevrizma operasyonu yapılmış olan bir hastaya tedaviye dirençli majör depresyon nedeniyle uygulanan elektrokonvülzif tedavi tartışılacaktır. işlem öncesinde bazal tansiyon değerlerinin düşük tutulması ile elektrokonvülzif tedavi güvenli bir şekilde uygulanabilir. Ş. . Koray Başar. Tedavi öncesinde beyin cerrahisi bölümü tarafından değerlendirilen hastanın kliplenmiş olan anevrizmasının tedavi sırasında rekanalize olabileceği. Sağ MCA sulama alanında yaygın laminer nekroz ve kistik ensefalomalazik değişiklikler olduğu tespit edilmiş. 2007 yılında rüptüre olmuş sağ MCA (Orta serebral arter) anevrizması nedeniyle opere edilmiş ve anevrizma kliplenmiş. Operasyon sonrası hastanın çökkünlük şikâyetlerinde belirgin bir artış olmuş. 2012 yılında 3. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Majör depresyon tanısı konularak birçok farklı antidepresan ve güçlendirme tedavileri kullanmış fakat hastanın şikâyetlerinde bir değişiklik saptanmamış. Olgu: Son 15 yıldır çökkünlük şikâyetleri olan 53 yaşında kadın hasta. Ankara Giriş: Elektrokonvülzif tedavi tedaviye dirençli depresyonda iyi bir seçenektir. yaşamsal bulguları yakın takip edildi ve arteriyel tansiyonu sabit tutuldu.Özlem Erden Aki.3. işlevselliği azalmış.

4g/dl ve prolaktin değerinin 64. İstenen kan tetkiklerinde hastanın trombosit değerinin 60. İstenen IQ testi sonucu IQ:65 saptandı. insanlardan kuşkulanma. risperidon 3 mg ve valproat 1000 mg tedavisi başlandı. Geçmiş tetkikleriyle kıyaslandığında hastanın daha önceden de demir eksikliği anemisinin olduğu. Gelişim öyküsünde mental ve motor gelişim basamaklarında gerilik olduğu öğrenildi. hemoglobin değerinin 9. çok konuşma ve uykusuzluk yakınmaları mevcuttu. çok konuşma. karbamazepin 400 mg/g tedavisiyle gerilediği ancak belirtilerin zaman zaman yinelediği öğrenildi. Doz bağımlı yan etkilerden olan trombositopeni çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir.9 olduğu.000/mm3.000-130. Muayene sırasında hastanın paranoid sanrıları.000-114. duygulanımı uygundu. hastanın tamamen içe kapandığı ve kimseyle konuşmadığı.000/mm3 şeklinde arttığı saptandı. Aynı zamanda. Klinik gözleme ve alınan öyküye göre hastaya bipolar bozukluk ve hafif mental retardasyon tanısı kondu. kilo artışı ve halsizlik gibi yakınmalar başladı. bekâr. cinsel istek artışı yakınmaları sebebiyle başka bir hastanenin psikiyatri polikliniğine götürüldüğü. Seyrek rastlanan ancak ölümcül komplikasyonlara yol açabilecek bu yan etki açısından kan değerlerinin kısa aralıklarla takibi valproat kullanımı için sıklıkla üstünde durulan bir konu olmadığından klinisyenlerin bu konudaki farkındalığının arttırılması önem taşımaktadır. ilkokul mezunu. hafif mental retardasyonu olan kadın hasta. saldırgan davranışlarda bulunma. bipolar bozukluklarda akut mani sağaltımı ve koruyucu sağaltımında. Duygudurumu irritabldı. bu sebeple replasman tedavisi aldığı. aşırı makyaj yapma. hastanın ilk kez üç yıl önce uykusuzluk.000-118. Takipleri sırasında hastanın olanzapin 10mg/g tedavisi kesilerek. Tedaviyle psikotik belirtileri gerileyen hastada tedavinin üçüncü ayında adet düzensizliği. ancak trombosit değerlerinin normal aralığın alt sınırına yakın olduğu öğrenildi. Kaan Kora Kurum: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Valproat. kendi kendine konuşması. ayrıca kompleks parsiyel epileptik nöbetlerde ve migren profilaksisinde kullanılan bir ajandır. cinsel istek artışı. sinirlilik. hirsutizm. İki haftada bir yapılan tetkiklerde hastanın trombosit değerlerinin sırasıyla 85. kadın cinsiyet ve düşük bazal trombosit düzeyidir. Mevcut trombositopenisi tedavilerin yan etkisi olarak yorumlandığından valproatı azaltılarak kesildi.PB 181 Valproat Kullanımına Bağlı Gelişen Trombositopeni: Bir Olgu Sunumu Neşe Yorguner. Ocak 2012'de hastanenin psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın ailesinden alınan öyküden. bu belirtilerin başlanan olanzapin 10mg/g. Sonuç: Valproat kullanımına bağlı trombositopeni gelişimi için tanımlanan risk faktörleri yüksek kan valproat düzeyi. Benzer birçok ilaç gibi valproatın da doz bağımlı yan etkileri mevcuttur. . Olgu: 24 yaşında. diğer değerlerinde patoloji olmadığı saptandı. depresif belirtilerinin olduğu dönemler tariflendi.

Yurdumuzda enerji içeceklerinin tüketiminin artması dolayısıyla ve bizim olgumuzda daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmadığı halde yoğun enerji içeceği tüketimi sonrası ortaya çıkan ve amisülpiride yanıt veren psikotik tablo saptanması nedeniyle sunulmaya layık görülüp enerji içeceklerinin risklerine dikkat çekilmek istenmiştir. içe kapanma. durgunluk. polikliniğimize durgunluk. Enerji içeceklerindeki maddelerin yalnız ve kafeinle birlikte kombinasyonuyla aşırı miktarda veya kronik tüketiminin akut ve uzun süreli etkisi tam olarak bilinmemektedir. kooperasyon kısıtlı. pridoksin.PB 182 Enerji İçeceği Tüketimi Sonrası Gelişen Bir Akut Psikoz Olgusu Öznur Taşdelen. beslenme. sözel uyaranlara karşı ilgisiz ve lakayt bir tutum içindeydi. ağlama şikayetlerinin başladığı. uzak belleği normaldi. Başvuru şikayetlerine kendi kendine konuşma. Psikomotor aktiviteler azalmıştı ancak zaman zaman dezorganize hareketleri oluyordu. riboflavin. Hastanın sistemik ve nörolojik muayenesi doğaldı. Cevapları perseveratifti. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 21 yaşında erkek. Yönelim kooperasyondaki kısıtlılık nedeniyle değerlendirilemedi. nikotinamid. perseküsyon ve mistik hezeyanları olduğu tespit edildi. Enerji içeceklerinin popularitesi ve kullanımı hızla artmaktadır. içe kapanma. Affekt künttü. Yazımızda kafein ve aminoasit içerikli enerji içeceğinin yoğun tüketimi sonrası ortaya çıkmış bir akut psikoz olgusunu anlattık.Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Enerji içecekleri stimulan etkilerini dikkati ve performansı arttırarak gösterirler. Enerji içeceklerinin popularitesinin gittikçe arttığının fark edilmesiyle yaratacağı istenmeyen olası sağlık sorunları dikkat çekilmektedir. sonrasında unutkanlık. Sorulara tek kelimelik cevaplar veriyordu. Servisteki gözlemlerde işitsel ve görsel hallüsinasyonları. Enerji içeceklerinin içeriğindeki asıl etken madde kafein olmakla birlikte taurin. diğer B vitaminleri ve başka bitkisel türevler de vardır. Yakın bellek bozuk.D. Rugül Köse Çınar Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Yapılan tetkiklerinde patoloji saptanmadı. Bülent Sönmez. E. Hasta düzenlenen tedaviyle semptomlarının düzelmesi üzerine amisülpirid 1200 mg ve olanzapin 10 mg tedavisiyle “Enerji içeceği kullanımına bağlı psikotik bozukluk” tanısıyla taburcu edildi. Çağrışımlar yavaşlamış ve amaca varmıyordu. grandiyöz. daha önce alkol ya da enerji içeceği kullanmadığı öğrenildi. hekimle işbirliği ve dürtü kontrolü azalmıştı. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. . Daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmayan ve daha önce hiç enerji içeceği içmemiş olan hasta. Yatışından önce 1 ay boyunca her gün düzenli olarak bir iki adet toplamda 60-70 adet enerji içeceği içtiği. Yasemin Görgülü. inostol. Yapılan ilk psikiyatrik muayenesinde bilinç açık. uyku. Dikkati azalmıştı. gülme ve saldırgan hareketlerinin eklenmesi üzerine hasta takip ve tedavisi amacıyla servisimize yatırıldı. ağlama yakınmalarıyla başvurdu. Özbakım. Hezeyan ve halüsinasyonları için dissimülatif tavırdaydı.

Orkun Aydın. hastanın klinik görünümü ve nörobilişsel yeti yitimi açısından öneminin tartışılması amaçlanmıştır. Şizofreni ile anormal genişlikteki kavum septum pellusidum arasındaki ilişki incelenmesine karşın literatürde tedaviye yanıt oranlarının karşılaştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. KSP’un ruhsal bozukluklar ile ilişkisi en çok şizofreni alanında çalışılmıştır. çevresel ve biyolojik(genetik.fizyolojik.bu konu üzerinde yoğunlaşılması gerekmektedir.Hastamızın tedaviye dirençli olması klinik takibi açısından önem arz etmekte olup.nörogelişimsel patolojilerin psikiyatrik hastalıkların tedavisi üzerine olan etkilerini değerlendirmeleri açısından önem arz etmektedir.şizofreni etiyolojisine yönelik birçok hipotez arasında en önde gelenlerden biridir.Gelecek dönemdeki çalışmalarda bu konu hem hastaların işlevselliği hem de hekimlerin. Nörogelişimsel model. etiyolojisi hala tam olarak aydınlatılamamış bir ruhsal bozukluk olmasına rağmen. .araknoid kistler ve diğer anormallikler gibi beynin gelişimsel bozuklukları birçok post-mortem inceleme ve nörogörüntüleme yöntemleriyle gösterilmiştir. şizofreni etiyolojisi için öne sürülen nörogelişimsel varsayımı destekleyen bir anatomik bulgu olduğu belirtilmiştir.5 mm ara ile alınan en az 4 koronal kesitte görülmesi) olmasından ötürü .Şizofreni hastalarının sayıca önemli bir kısmında korpus kallosun agenezisi.”geniş KSP” olarak kabul edilmektedir. Artuner Deveci Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni.Bizim olgumuzda da Nopoulos kriterlerine göre (Nopoulos et al.1998) KSP uzunluğunun 6 mm’nin üzerinde (1.Bizim hastamız gerek semptomların şiddeti açısından gerek nöropsikolojik testlerdeki başarısızlık açısından literatürde mevcut olan bilgilerle uyuşmaktadır.. Bu yazıda şizofreni hastalığı olan bir olguda saptanan “geniş KSP” ve KV’nin.PB 183 Cavum Septum Pellucidum Et Vergae ile Şizofreni Arasındaki İlişki: Bir Olgu Sunumu Kadir Aşçıbaşı.Şizofreni hastalarında sağlıklılardan daha yüksek oranlarda “geniş KSP” görülmesinin. Duygu Kuzu.biyokimyasal ve gelişimsel) faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.

tıbbi. Bu sunumun amacı antipsikotik kullanımına bağlı gelişen bir letal katatoni olgusunun paylaşılmasıdır. lamotrijin 200 mg/gün kullanmakta olan olguda.PB 184 Lethal Katatoni: Bir Olgu Sunumu Mine Ergelen. iv) Katatoni NMS için bir risk etkenidir. Letal katatoni NMS’dan EPS rijiditesinin ve involanter hareketlerin olmayışı ile ayrılır. Ateş. yemek yememe. uzun yıllar antipsikotik tedavi almış hastalarda ortaya çıkabilmektedir. O tarihe kadar Klozapin 700 mg/gün. Olgu sekiz seans anestezili EKT ve olanzapin 20 mg/gün ile tedavi edilmiştir. iii) İkisi aynı ve tek bir sendromdur. Psikiyatrik bakısında kooperasyonu kısıtlı. Oniki yıllık hastalık öyküsünde katatoninin eşlik ettiği herhangi bir başka psikotik alevlenme dönemi tanımlanmamaktadır. Olgu: 29 yaşında erkek hasta. v) NMS katatonik ve katatonik olmayan tipte olabilir şeklinde görüşler mevcuttur. akrosiyanoz ve hipotansiyon da sıklıkla bulunmaz. Mental ve fizik ajitasyon. Buğra Çetin.5 mg/14 gün. Letal (malign) katatoni ve nöroleptik malign sendrom (NMS) arasında. . Prodrom haftalardan aylara uzayabileceği gibi akut olarak da başlayabilir. Antipsikotiklerin D2 reseptör antagonist etkisi olarak katatonik sendromu indükleyebilir. DSM-IV’e göre ‘’Başka türlü adlandırılamayan ilaca bağlı hareket bozukluğu’’ olarak sınıflandırabileceğimiz. Tedavide antipsikotiklerin kesilmesi. koma ve ölümle sonlanabilir. konuşmama. klasik kitaplarda ise letal katatoni olarak adlandırılan ve nadir göazlenen bu tablo. risperidon 2 mg/gün ve risperidon consta 37. uygunsuz hareketlerde bulunma şikayetleri ve şizofreni ön tanısıyla servisimize kabul edildi. ii) NMS bir malign katatoni formudur. aripiprazol 30 mg/gün. ateşi ve lökositozu bulunmayan olguda CK yüksekliği ve hipoproteinemi saptanmıştır. yaşamsal fonksiyonların takibi (ani ölüm olabilir) ve yüksek doz lorazepam önerilmektedir. nörolojik ve ilaca bağlı gelişebilen nöropsikiyatrik bir sendromdur. yüksek anksiyete düzeyi. stupor. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş ve Amaç: Katatoni psikiyatrik. taşikardi. yıkıcı davranış. oryantasyonu bozuk ve hallusine olan. i) NMS bir katatoni formudur. 2 hafta öncesinde 55 adet 30 mg aripiprazol ile özkıyım girişimi mevcuttur.

Hatice YÜCE** *Atatürk Üniversitesi. somatik hezeyan. baş dönmesi ve bayılma şikayeti sonrası genital kesi ve yoğun kanamasının farkedilmesi üzerine yakınlarının ısrarıyla acil servise başvurmuş. uzayıp şekil değiştiren siyah baloncuklar olduğunu. ve 4. GSM’un risk faktörleri arasında halusinasyonlar. referans fikirler. madde bağımlılığı ve sosyal izolasyon bulunur. Çoğunluğu şizofreni olmak üzere affektif psikoz. referans fikirler ve insomnia bulgularında kısmi azalma olmuş. İşlevselliğin birden çok alanda bozulmuş olması. Son iki yıldır genital bölgesinde. görsel halusinasyon.PB 185 Genital Self Mutilasyon: Bir Olgu Sunumu Nermin YÜCEL*. Atakan YÜCEL**. Öyküsünde 7 yıl önce başlayan evde kameraların olduğu. Self.mutilasyon depresyon. suture edilerek kanama kontrolü sağlandıktan sonra Psikiyatri konsultasyonu istenmiş. delüzyonlar. sosyal izolasyon bulguları mevcuttu. kişilik bozuklukları. Sonuç: GSM’un temelinde seksüel çatışmalar. bu tedaviye 5 yıl önce Bipolar Affektif Bozukluk tanısı düşünülerek Lityum 600mg/gün eklendiği öğrenildi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. transeksüalite. . alkol intoksikasyonu ve kişilik bozukluklarında ayrıca bazı dini ve kültürel inanışlarda görülür. labium majorda doku defekti oluşturmuş kesi (WHO genital mutilasyon sınıflamasına göre Tip III) tespit edilmiş. Haftalarında sırasıyla Pozitif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 41-11/170. beden imajında bozulma. kalabalıktan kaçınma. Erzurum Giriş: Genital self-mutilasyon (GSM) nadir rastlanan ciddi bir kendini yaralama davranışıdır. düşüncelerinin okunduğu. yapay bozukluk ayrıca halüsinasyon ve hezeyanların bir sonucu olarak psikotik bozukluklarda görülür. posterior perineal cisime ulaşan. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. bu durumun iki yıldır hiç değişmediğini ve duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için de siyah bölgeleri keserek çıkarttığını ifade eden hastanın ruhsal muayenesinde yüzeyel affekt. hastalığın ara dönemlerinde tam iyilik hali olmaması ve fiziksel görünümü dışında da var olan hezeyanları nedeniyle paranoid şizofreni öntanısıyla tedavisine Olanzapin 20 mg/g olarak devam edilmesi uygun bulundu. Negatif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 67-29/125 ve Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeğinde 13-6/51 şeklinde iyileşme tespit edildi. yorum yapan sesler duyma. Tedavi sonucu düşünce okunması. Ağrı ve kanama en yaygın komplikasyonudur. acil müdahalenin ardından psikiyatrik ayırıcı tanı ve tedavi önem taşır. Yapılan psikometrik değerlendirmede tedavinin 1. Erzurum **Atatürk Üniversitesi. Elif ORAL**. vücut dismorfik bozukluk. izlendiği. Yapılan jinekolojik muayenede her iki labium majusu içine alan. irritabl duygudurum. komşularının hakkında konuştuğu fikirleri. Olgu: 24 yaşında bayan. uykusuzluk şikayetleriyle psikiyatri hekimine başvurduğu ve Olanzapin 10mg/gün tedavisi önerildiği. içselleştirilmiş agresyonun ifadesi veya suicidal amaç bulunabilir. Somatik hezeyanları ve vulvar görsel halüsinasyonları sonucu GSM ile gelen bir olgu sunulmuştur.

Gaillard R.Case report: electroconvulsive therapy in a 33-year-old man with hysterical quadriplegia]. Sonrasında psikomotor aktivitede azalma. klinik takip sürecinde katotonik psikotik bir tabloya ilerleyen ve bu bulguların EKT tedavisi ile remisyonunun sağlandığı bir vaka sunulmuştur. 2012 Feb. Mahmoud Almbhaideen. “atipik psikiyatrik” bulgular ile seyreden Konversif Bozukluk vakalarının ayırıcı tanısında Katatonik Psikoz da göz önünde bulundurulmalıdır. Yaklaşık iki aylık takip sürecinde bulgularında kısmi gerileme olmuş. ya azalmış motor belirtiler ya da artmış psikomotor etkinlik veya bu iki özelliğin birbiri ardında değişimi ile kendini gösteren. Tartışma: Vakanın EKT uygulaması sonrası progresif olarak düzeldiği izlenmiştir.PB 186 Prodromal Belirtileri Konversiyon Olan Katatonik Psikoz Olgusunda Elektrokonvulsif Tedavi: Olgu Sunumu Özgür Maden. keyifsizlik. 10 seans EKT sonrası bulgularda anlamlı düzelme olması neticesinde hasta antipsikotik tedavi ile taburcu edilmiştir.2). J ECT.38(1):104-9. Ankara Giriş: Katatoni psikomotor belirtilerin ön planda olduğu. yememe. kullandığı ilaçların tamamını içerek suisid girişiminde bulunmuş. Abdülkadir ÇEVİK. uzun süre psikotik belirtiler gözlenmeden konversif belirtilerin ön planda olduğu. Radtchenko A. erkek. Mouaffak F. (1. Sonraki takip sürecinde bulguların ilerleyici şekilde düzeldiği görülmüştür. Murat Erdem GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. uykusuzluk şeklinde yakınmalarının olması nedeniyle hastaneye başvurmuş. bayılma ve titreme atakları. herhangi bir organik bozukluk tespit edilmemiştir. Konversiyon ve anksiyete Bozukluğu tanılarıyla uyumlu düşünülen hastaya tedavi başlanmış.1:11-14 . Francis A. Beyazıt Garip. Bulguların kısmen gerilemesi sonrası taburcu edilen hasta taburculuk sonrası altıncı günde. Konversiyon bozukluğu tarihsel olarak tanı yönünden nevrotik spektrumda değerlendirilmektedir. Sonuç olarak. Psikiyatri Dünyası 1999.ECT for prolonged catatonia. 23 yaşında. 3. Adem Balıkcı. Mehmet Ak. Malur C. Encephale.Ş. Katatonik vakalarda EKT’nin etkili bir seçenek olduğunu belirtilmektedir (1). bekar hasta. Referanslar: 1. dahiliye ve enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları alınmış. Vakanın konversiyon bulgularının psikotik bozuklukların prodromal döneminde de baskın bulgu olabileceğini göstermesi ve bu tür vakalarda EKT' nin etkinliğini göstermesi açısından da önemli olduğu düşünülmüştür. ortaokul mezunu. Lôo H. sıkıntı ve iç daralması. mutizm bulgularının tabloya eklenmesi üzerine tekrar merkezimize yatışı yapıldı. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik bozukluk öyküsü olmayan hasta. içmeme.17(1):55-9. 2001 Mar. Gaillard A. (3) Bu yazıda. Hastanın progresif olarak ilerleyen katotonik tablosunun tedavisi maksadıyla EKT uygulanmasına başlanmıştır. Olgu: O. Sonrasında Depresif Nöbet tanısıyla yatarak tedavisi tekrar düzenlenmiş. 2. Pasol E. Süleyman Özselek. “sendrom” olarak değerlendirilen bir klinik tablodur. Bu takip süreci içerisinde hastanın nöroloji.

Psikiyatri Anabilim Dalı. Kaynaklar: 1Altıntoprak AE. 42:3844. kulağına sesler gelmesi uykusuzluk. Erol A. Psikiyatri Kliniği.PB 187 Gebelikte Antipsikotik İlaç Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş Hünkar Yeloğlu*. güvenlik elemanları tarafından kliniğimize zorla getirilen ve yatırılarak düşük doz haloperidol tedavisi başlanan 15 yıldır şizofreni tanısı ile farklı sağlık kuruluşlarında yatarak ve ayaktan tedavi görme öyküsü ile gebelik öncesi olanzapin 20mg/g tedavisi izlenen. McCauley-Elsom K. Psikiyatri Kliniği. Gebelikte şizofrenik belirtilerde artış veya azalma olup olmadığı ve şizofrenik annelerin çocuklarında ilaç kullanmasalar bile konjenital anomali riskinin artıp artmadığı konusu tartışmalıdır. Gurvich C. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Gebelere ilaç verildiğinde. prematüre ve ölü doğum ile morfolojik ve davranışsal teratojenite risklerinin dikkate alınması gerekmektedir Şizofrenik popülasyonda doğum oranının normalden fazla olması gebelikte ilaç kullanımının önemini giderek arttırmıştır. Meltem Puşuroğlu*. Öte yandan ağır ruhsal bozuklukları olup gebe kalmış kadınların tedavi edilmedikleri takdirde hem kendileri hem bebek. haloperidol. gebelik sırasında ilacını bırakan 8 aylık gebe 29 yaşındaki kadın hastayı literatür bilgileri eşliğinde sunmayı amaçladık. perfenazin ile yapılan çalışmalarda malformasyon riskinin artmadığı ileri sürülmüştür. şüpheler.15(4):182-186 2. Bundan dolayı gebelikte ilaç kullanımına karar verilirken neonatal toksisite. Preliminary findings from the National Register of antipsychotic medication in pregnancy. Bu nedenle. . Gebelikte psikotrop ilaç kullanımı: Bir güncelleme Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. Birçok atipik antipsikotiğin gestasyonel diyabeti tetikleyerek fetal malformasyon oranında artış yaptıklarına ilişkin anlamlı veriler mevcuttur. Antipsikotik ilaçlar plasentadan serbestçe geçerler. Aust NZJ Psychiatry 2008. Gilbert H. de Castella A. Selim Polat*. Atipik Antipsikotiklerin Kadın Fertilitesi ve Gebelik Üzerine Etkileri: Olgu Sunumu Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2005. bu ilaçlar anne ve plasenta kanı arasında hiçbir engel olmadığından rahatlıkla fetüsa ulaşırlar. klinisyenler güvenli seçenekleri seçmeli ve kişiye özgü tedavi planları ve hasta takibi yapacak stratejiler izlemelidirler. Klorpromazin. Biz de bu çalışmada son 1 aydır anlamsız konuşma ve davranışlar. Gökhan Kandemir**.Kulkarni J.21(2):161-173 3. Rize Psikotrop ilaçların güvenliği ve gebelikte psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılmaları ile ilgili çelişkili bulgular vardır. Gebelikte psikofarmakolojik tedavinin yararları ve riskleri dikkate alınmalıdır. Ancak mevcut bilgiler ışığında gebelik sırasında kullanılmak zorunda kalınan hiçbir psikotrop ilacın tam emniyetli olmadığı açıktır. Gönü AS. Rize ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Çetin M. saldırganlık yakınmaları ile yakınları. Fatmagül Helvacı Çelik*. Tıp Fakültesi. Çiçek Hocaoğlu*** * Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Fitzgerald P. Koturoğlu G. hem de çevreleri açısından birçok ciddi sorunlar ile karşı karşıya kalabildikleri de bilinmektedir. Rize *** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Klasik antipsikotikler fetüs için görece daha güvenlidirler. Bu nedenle gebelikten önce atipik antipsikotik kullanımını sürdüren anne adaylarında gebelik başladığında klasik antipsikotiklere geçiş yapılması önerilmektedir. Marston N.

olgumuzda olduğu gibi. Sonuç ve Tartışma: Klozapin nötropeniye direkt toksik etki ve immun mekanizmalar aracılığı ile yol açmaktadır. 2012’de nötrofil sayısının 510/ul saptanması üzerine. . daha nadiren yıllar sonra gelişen vakalar da bildirilmiştir. klozapin kesilmesi ile geri dönüşlü olabilecek yan etkilerindendir. Klozapin 400mg/güne çıkılan hastada günlük tam kan sayımı yapıldı. Davranış belirtilerinin yatışmaması üzerine hastanemize başvuran hasta servise kabul edildi. davranış belirtilerinin yatışması üzerine taburcu edildi. Nötropeni ve agranülositoz klozapinin doza bağlı olmayan. Hastanemize başvuru esnasında nötrofil sayısı 2700/ul olan hastanın geçmiş tedavi yanıtı göz önünde bulundurularak klozapin tedavisinin devam edilmesi ve klozapin etkin düzeye gelinceye kadar ketiapin 900mg/güne devam edilmesine karar verildi. Tıp Fakültesi. Olgu: Yaklaşık otuz yıldır şizofreni tanısıyla izlenen 47 yaşındaki kadın hastaya. Ancak klozapinin etkili olduğu tedaviye dirençli hasta grubunda ilacı kesme kararını vermek güçtür. Bu yan etki genellikle erken dönemde görülse de. Ankara Giriş: Klozapin tedaviye dirençli şizofrenide etkinliği kanıtlanmış bir antipsikotiktir.PB 188 Klozapine Bağlı Geç Başlangıçlı Nötropeni Olgusunda Klozapin Tedavisine Devam Edilmesi Gökhan Öz. Klozapine başlandıktan yaklaşık dokuz sene sonra. yineleyen nötropeniye tedavi yaklaşımı tartışılacaktır. nötropeni yineleyebilir. Yavuz Ayhan. İlaçtan fayda gören hasta tıbbi kayıtlara göre bu süre zarfında klozapini 200-700mg/gün aralığında kullanmış. tedaviye direnç ve EPS yan etkilerine duyarlılık nedeniyle dokuz sene önce klozapin başlanmış. idiosenkratik. demir parametrelerinde nötropeni ile ilişkili olduğu düşünülen bir anormallik saptanmadı. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi. Anemi ve iki ay önceki tetkiklerinde saptanan nötropeni nedeniyle Hematoloji Bölümü’nce istenen periferik yayma. Klozapin tedavisine devam edilmesi veya yeniden başlanması ile. Klozapin ile nötropeni gelişen olgularda lityum karbonat ve beta-glukan eklenmesi nötropeniyi engelleyebilir. tedavisinin düzenlendiği merkezde klozapin kesilmesi ve ketiapin başlanması planlanmış. Bu olgu sunumunda dokuz yıldan uzun süre klozapin kullanımı sonrasında ağır nötropeni gelişmesine rağmen klozapine devam edilen bir şizofreni hastasında. Bir ay sonra nötrofil değerinin 1000/ul saptanması üzerine lityum karbonat 600mg/gün ve beta glukan 20mg/gün başlandı. İki ay sonra klozapin 100mg/gün ve ketiapin 100mg/gün alır iken şizofreni belirtilerinin alevlenmesi üzerine ketiapin dozu 600mg’a çıkılmış. viral belirteçler. Koray Başar. Nötrofil düzeyi 1900e yükselen ve tekrar düşme saptanmayan hasta. Hastanın iki aylık ayaktan takibinde nötropeni tekrarlamadı. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.

varsanılar gibi psikotik bulgular ve başlangıç yaşı düşünüldüğünde hastada şizofreni olduğu kanaatine varılabilir. yapılan MMT’de 15 puan aldı. Hastanın aile öyküsünde de erken başlangıçlı benzer bir tablonun olması. genetik değerlendirilmenin de gerekli olduğunu düşündürdü. 2-3 yıla kadar bilinen herhangi bir rahatsızlığı olmayan hastanın kendi kendine anlamsız mırıldanmaları başladığı. Psikiyatri pratiğinde. Dezorganize davranış. aslında hiç de nadir olmayan tanısal sorunlar bu olgu ile yeniden vurgulanmıştır. Hastanın kardeşinde benzer öykünün mevcut olması. öyküsünde işitsel varsanısı olan hastadan varsanıya dair belirti gözlenmedi. Lab. Bolu Giriş: Şizofreni ve frontotemporal demans arasındaki benzerlikler ve ayırıcı tanı ile ilgili sorunlar birçok araştırmacı tarafından vurgulanmıştır. Daha önce birkaç kez psikiyatri başvuruları olmuş ve ismi hatırlanmayan ilçalar da kullanmıştı. Bellek bozukluğu. Özellikle genç hastalarda bu iki tanı arasındaki ayrım daha da zorlaşmaktadır. kalıtımsal bir bozukluğun da söz konusu olabileceğini akla getirmektedir. Yer ve kişi yönelimi vardı. entelektüel fonksiyonlarda kayıp ve yürütücü işlevlerde bozulma ile birlikte beyin görüntülemesinde anormallikler de frontotemporal demans lehine bulgular olmakla birlikte şizofrenide de görülebilir. manyerizm. zaman yönelimi azalmıştı. Merkezimizde yeterli altyapı olmadığı için hasta. Tanı netleştirilmesi amacıyla yapılan Nöroloji konsültasyonu yönlendirici olmadı. Hastanın son bir yılda idrar ve gaita inkontinansı da ortaya çıkmış ve yemek de dahil olarak öz bakımı tamamen kaybolmuştu. Kliniğimize. Davranış planlaması yetersizdi. Ailesinden alınan öyküde. Ruhsal durum muayenesinde duygulanım ötimikti.Burada. Manyerizmi de mevcut olan hasta. Tartışma: Bu hastada frontotemporal demans ve şizofreni tanısından hangisinin konulacağı tartışmalıdır. anestezi ile çekilen MR’ında hafif derece serebral atrofi saptandı. aynı ildeki bir ruh sağlığı hastanesinde 1 ay izlendikten sonra sevk edilmişti. Erken Başlangıçlı Demans mı? Ağır Psikotik Belirtilerle Seyreden Bir Olgu Nefise Kayka. ilkokul mezunu.PB 189 Şizofreni mi. düşünce içeriğiçağrışımları değerlendirilemedi. Hasta aşırı hareketli olduğu için EEG çekilemedi. genetik değerlendirilmenin başka merkezde yapılmasına karar verilerek taburcu edildi. Osman Yıldırım Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikiyatri AD. 5çocuklu bir ev hanımıydı. en küçük çocuğunun zarar göreceği korkusuyla eve kimseyi istemediği ve sürekli dezorganize davranışlar sergilediği öğrenildi. hastamıza benzer yakınmaları olduğu. bu şekilde ağırlaşarak birkaç yıl içinde bilinmeyen bir nedenle öldüğü tespit edildi. otuzlu yaşlarının sonlarında ortaya çıkan şiddetli bilişsel ve psikotik bulguları mevcut olan bir kadın olgu sunulacaktır. Olgu: Bayan Z. özellikle psikotik bozuıkluklarda. Ancak bunlar frontotemporal demansı dışlamaya yetmez. tetkikleri sonucunda anemisi ve B12 eksikliği saptanan hastaya bunlara yönelik tedavi başlandı. Anlık ve yakın bellek yetersizdi. .40yaşında. Aile öyküsünde en büyük erkek kardeşinin de psikiyatrik tedavi aldığı.

Gazi Ünlü.Hasta isteği üzerine Mirena çıkartıldı.DSM IV kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı kondu. En önemli kullanım alanlarından biri. SANS:18.kez Mirena uygulanmasından sonra eşine ve kardeşine karşı referans fikirleri gelişmiş. Mirena uygulanması sonrası psikotik atak geçiren olgu örneği sunulacaktır.Kan seks horman profili istendi. 1 ay sonra kontrolde BPRS: 1.2. BPRS. Mehmet Ak. Recai Kösem. SAPS: 3 idi. Seks hormonlarının mental bir takım değişikliklere neden olması.Kan seks hormaon profilinde özellikle progesteron değerinde düşme vardı. Levonorgestrel 19 nortestosteron.Risperidon 2 mg/gün tedavisi başlandı. RIA nın çıkarılması sonrası semptomların yatışması buna bağlı SANS. . uzun süreli bir kontraseptif araçtır.7 gün sonra ölçek sonuçları BPRS: 7. Levonorgestrelli RIA( LNG-RIA) . SANS: 0. S. SAPS:26). güvenli. etkili.E. A. SAPS: 3 olarak değerlendirildi. Serkan Zincir.Fikirlerinin hezeyan boyutuna ulaşması ve sosyal işlevselliğinin bozulması üzerine hasta ailesi tarafından kliniğe getirildi. Ali Doruk Gata Psikiyatri A. bayan hastanın yakınmalarının 1 yıl önce doğum kontrol ve menorajiyi önleme amaçlı Mirena uygulamasından sonra depresif beliriler olarak başlamış. . Adem Balıkcı. kadınlarda menstrüel döngü ile ilişkili olarak ortaya çıkan psikiyatrik semptomlara yönelik araştırılmalarda ortaya konmuştur. SAPS ve BPRS skorlarının düşmesi azalan kan progesteron düzeyi ile ilişkili olabileceği değerlendirilmiştir.PB 190 Levonorgestrelli RIA Uygulaması Sonrası Psikotik Atak: Olgu Sunumu Cihad Yükselir. kontrosepsiyon yöntemi olan levonorgestrelli rahim içi araç uygulamasıdır. SANS VE SAPS ölçekleri uygulandı.D Ankara/Türkiye Seks hormonlarının birçok psikiyatrik semptomatolojinin ortaya çıkması ve ağırlaşmasında rol aldığına dair veriler literatürde yer almaktadır. 33 yaşında. bir sentetik progesteron türevidir. SANS: 0.(BPRS:46.

. insanlardan ve sudan korkma şikayetleri ile güçlükle ikna edilerek birlikte yaşadığı annesi tarafından getirildi. Annesinin stresli bir gebelik döneminin ardından dünyaya gelen olgumuz gelişim dönemlerini olağan bir şekilde geçen çekingen bir çocukmuş. Klinik izlem sürecinde risperidon 3mg/gün. Eve kapanmasından 1 yıl kadar sonra internet üzerinden Çin’den kıyafet satın almış ve bir yıl boyunca sadece bu kıyafeti giymiş. Kendini eve kapatmış. Anormal ALP. calcitriol 0. kliniğimize odasına kapanma. Odasında internet üzerinden felsefe. olanzapin 10mg/gün. açık öğretimden okula devam etmek istediği ve tedaviye katılımının iyi olduğu gözlemlendi. Yakınmaları 12 yaşındayken arkadaş çevresinden kopma. Babada alkol ve kannabis bağımlılığı ve antisosyal kişilik özellikleri mevcuttur. calcium carbonate 5000mg/gun. Uğur Öner. tarih ve dilbilgisi konularında yazışmalar yapmaya ve tüm vaktini bilgisayar başında geçirmeye başlamış. Ca.5 mg IM. risperidon consta 37. nedensiz okula gitmeme ile başlamış. Bu sunumunun amacı d vitamini eksikliğinin psikotik bulgulara aracılık ettiğini düşündüğümüz bir olgunun paylaşılmasıdır.5 mcg/gün. Olgu: 16 yaşında erkek olgu. Dört yaşında iken annesinden boşanan babasını bir daha görmemiştir. öz bakımını yapmak istememe. P ve PTH değerleri nutrisyonel Ricketts olarak değerlendirildi. panjurları ve perdeleri kapalı tutuyormuş. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Nutrisyonel Ricketts güneş ışığından yoksun kalma ya da besinsel eksiklik sonucu ortaya çıkar. 2 ay kadar önce de saçları dökülmüş. Total alopesili.PB 191 Asperger Sendromu ile Şizofreni Arasındaki Süreçte D Vitamini Eksikliği: Bir Olgu Ahsen Eratalay. Elif Tatlıdil Yaylacı. Son 8 aydır kimyasal madde içerdiğini söyleyerek süt ve süt ürünlerini yememeye başlamış. tarih ve dilbilgisine özel ilgisi olan olgumuz Çocuk ve Ergen Psikiyatrisinde Asperger sendromu olarak tanılandırılmıştır. Okul ortamını düzeysiz olarak tanımlayan. yaşından büyük gösteren olguda ruhsal gelişim ve reankarnasyon ilgili aşırı zihinsel uğraşılar mevcuttu ve içinde bulunduğu durumla ilgili iç görüye sahip değildi. Orta ikinci sınıfta okulu tamamen bırakmış. vitamin D3 1760 IU/gün tedavisi ile hastanın dış dünya ile ilişkilerinin düzeldiği.

Beş ay önce çok sevdiği dedesini kaybetmiştir. Babanın hastalığı nedeniyle ailenin görüştüğü kimseler bulunmamaktadır. sınav ve dönüşü sürecinde şekillenmiştir. Olgu: 18 yaşında erkek olgu babasının gerçek babası olmadığı. kimseyle konuşmuyordu. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu sunumun amacı babası şizofreni tanılı bir ergende isoretionin kullanımını izleyen akut psikotik tablonun paylaşılması ve ayırıcı tanının tartışılmasıdır. . Ahsen Eratalay. 35 haftalık doğan olguda atrial septum defekti ve L1-3 sinostoz mevcuttur. Antipsikotik tedavinin başlanmasının ardından bir hafta içerisinde pozitif psikotik bulguları gerileyen olgu içine kapandı. Son bir buçuk yıldır bir cemaat evinde kalmakta ve harp akademisi sınavlarına hazırlanmaktadır. Psikiyatrik bakısında paranoid ve persekütif tarzda çok sayıda sanrı bulunan olguda yargılama ve iç görü önemli ölçüde azalmıştı. Psikotik bulgular sınav için Ankara’ya gidişi.PB 192 İsoretionin Kullanımına Bağlı Psikotik Bozukluk: Bir Olgunun Ayırıcı Tanısı Zeliha Ulaşlı. Elif Tatlıdil Yaylacı. Olgu kısa psikotik bozukluk. platonik olarak hoşlandığı kızı düşündüğünü söylüyor. İlkokulda sakin sessiz bir öğrenci olan olgumuzun lisede okul başarısı azalmıştır. İsoretionini son 3 ayda kullanmaya başlamıştır. amcasının kendisini öldüreceği şüphesi ile polisi araması üzerine getirildiği acil servisi takiben kliniğimize yatırıldı. ilaç kullanımına bağlı psikotik bozukluk ve şizofreniform bozukluk ayırıcı tanıları ile poliklinik kontrollerini sürdürmek üzere taburcu edildi.

600 ng/mL (25-72 ng/mL). Hastanın ikinci gün takiplerinde tüm ekstremitelerde ciddi düzeyde kas rijiditesi gelişti. Akdeniz Üniversitesi. bilgisayarlı beyin tomografisi normalidi. yan etki . 1994). Tıp Fakültesi. terlemesi devam etti. Tipik belirtileri kaslarda sertleşme ve beden ısısında artış. Antalya Giriş: Nöroleptik maling sendrom (NMS) antipsikotik kullanımına bağlı rijidite. Hastada çoklu antipsikotik kullanımı ve haloperidol enjeksiyonu sonrasında akatizi benzeri tablo gelişmiş olup. idrar kaçırma. diskinezi gibi nörolojik belirtilerle başlayan. terleme ve bilinç bulanıklığı gelişti. Tartışma: Antipsikotik tedavinin önemli ve ciddi yan etkilerinden biri olan NMS her yaşta olabileceği gibi genelde genç erişkinlik döneminde sık görülmektedir (APA 1994) . Akdeniz Üniversitesi.5-45 mg/gün) etkili olduğu bildirilmektedir (Zubenko ve Pope 1983). yutma güçlüğü. NMS’nin patofizyolojisinde santral dopaminerjik sistem. Hasta nöroloji kliniği ile konsülte edildi. kas rijiditesini ve kaslardaki yıkımı artırmaktadır (Gurrera RJ. BUN: 8 mg/dL (6-20 mg/dL). acil servise akatizi nedeniyle başvuran ve yaklaşık 6-7 saatlik takip sonrası NMS belirtileri ortaya çıkmaya başlayan ve ikinci günde tüm NMS belirtilerini gösteren olgu sunulacaktır.00 eritrositler görüldü. akinezi. periferde sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum salınımında artışla hipertermi. Hasta destekleyici tedavi için hospitalize edilmeli ve semptomatik tedaviye hemen başlanmalıdır (Caroff 1890) . Takiplerde yaklaşık 6-7 saat sonra idrar inkontinansı gelişti.7-1. Olgu: 37 yaşında erkek hasta 19 yıldır şizofreni tanısı ile takip edilmektedir.Leyla AKGÜÇ** . Hipotalamik D2 reseptör blokajı ısı merkezinde bozukluğuna. kreatin kinaz:1180..530 BIN/mm3 olarak sonuçlandı. Acil serviste görülen hastanın tüm ilaçları kesildi. Psikiyatri AD. Hastaya soğuk uygulama yapıldı ve i.Gör. Antalya *** Arş. Taşikardi ve hipertansiyonu düzeldi.2 mg/dL). ancak yoğun bakımda muhtemel sekonder komplikasyonlar gelişmesi nedeniyle yaklaşık 25 gün sonra exitus oldu. Beş gün önce kontrole giden hastaya eksitasyon nedeniyle 5 mg haloperidol intramuskuler enjeksiyonu yapılmış.PB 193 Nöroleptik Malign Sendrom: Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN* . lökosit:12. Bu nedenle NMS acil yoğun bakım ihtiyacı gerektiren ve tedavisinin dikkatle sürdürülmesi gereken bir tablodur. Bu yazıda. hidrasyon ile birlikte bromokriptin 2. Fizik muayenede. kreatin: 0. total kreatin kinaz: 2057 U/L. NMS tanısı kondu. Anahtar Kelimeler: nöroleptik malign sendrom. 1994) . SGPT: 26. beraberinde yüksek ateşin de eşlik ettiği ölümcül ve acil tedavi gerektiren tıbbi bir durumdur (Kaplan ve ark.Gör. titreme. yaklaşık olarak ikici günde NMS semptomlarının tamamı ortaya çıkmıştır. Hastanın üçüncü gününde kas rijiditesinde ileri derecede artış oldu. Hasta psikiyatri kliniği yoğun bakım odasına alındı. idrar inkontinansı devam etti. bilinç bozukluğu. 1999). Çocuk Psikiyatri AD.5 mg 3x1 tedricen artırılmak üzere başlandı. lökosit:15. rijiditesi azaldı. taşikardi. antipsikotik. Laboratuvar bulguları. lökositoz. Değerlendirilen hastanın on yıldır klozapin 300 mg/gün. Tedavi edilmediği zaman ölüm oranı %10-20 olup. miyoglobin:389. Antalya ** Arş. İdrar sedimentinde 7 lökosit.5 mg 2x1 başlandı. SGOT: 42. Akdeniz Üniversitesi.Gör. Dopaminerjik D2 reseptör blokajı en çok kabul edilen mekanizma olup.000 U/L (0-41 U/L). kas membran disfonksiyonu ve sempatik sinir sistemi rol oynar. terleme. Tıp Fakültesi.Dr. Hastanın sedasyonu için lorazepam 2. İlaç tedavisi olarak kas rijiditesini azaltmak amacıyla dopamin agonisti olan bromokriptinin (7. batın ultrasonografisi: normal. Nörolojik muayenede bilinç letarjik olup üst ekstremitelerde hafif rijidite mevcuttu.870 mg/dL (0. Bir hafta sonra hastanın NMS bulguları geriledi. 200 mg/gün ketiapin kullandığı saptandı. bu olay rijidite ve tremora neden olmaktadır. idrarda serbest hemoglobin: +++ idi.. Çocuk Psikiyatri AD.Mustafa ERKAN*** * Arş. yerinde duramama nedeniyle başvurdu. ateş: 37 °C. NMS tedavisinde ilk adım antipsikotiklerin kesilmesidir. Acil servise huzursuzluk. depo antipsikotik kullananlarda bu oran %20 30'lara kadar yükselebilmektedir (Kaplan ve ark.A: 140/90 mmHg idi. Tıp Fakültesi. bilincinin tamamen kapanması üzerine hasta anestezi yoğun bakım ünitesine alındı. T. üç gün sonra hastada akatizi benzeri şikayatleri gelişmesi üzerine propranolol. 27. karaciğer enzimlerinde yükselme ve kas zedelenmesine ilişkin laboratuvar bulguları eşlik edebilir (Janicak ve Beedle 2009) . ekokardiyografi: normal.Dr.Dr. Hasta tüm destekleyici tedaviye rağmen sekonder gelişen komplikasyonlar nedeniyle kaybedilmiştir. yüksek ya da değişken kan basıncı. Ekg: Normal. nabız: 125/ dk.000 U/L(38-190U/L).. Hastanın yoğun bakım takiplerinde bromokriptin dozu 30-40 mg/gün’e kadar artırıldı.000 U/L (0-40 U/L). diazepam ve biperiden eklenmiş. Hasta acil serviste takip altına alındı.v. ancak ilaçlardan fayda görmemesi nedeniyle acil servise yönlendirilmiş.480/mm3.

Cilt 9. gerek iktal ve interiktal fenomenolojisi ve çabuk yayılım göstermesine bağlı olarak sergilediği polimorf klinik özellikler. sayı 4.. psikiyatrik olgularda organik etiyolojinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ve multidisipliner olarak yaklaşılması gerektiğini göstermektedir. bayılma nöbetlerinin sıklaşması üzerine bize başvurmuş. Bunun nedeni olarak görülen tanı koyulmasındaki güçlükler son 15 yıllık literatüre yansımış olup. Hastanın nöbetleri klinik açıdan çeşitlilik gösteriyordu.PB 194 Psikiyatrik Semptomların Eşlik Ettiği Frontal Lob Epilepsisi: Olgu Sunumu *Esra Aydın Sünbül. tanı ve tedavi amacıyla yatırılmıştır. Aile hikayesinde marital problemleri olduğu görülen hasta çeşitli hastanelere başvurmuştu. anlamsız hareketler tarifleniyordu. Klinik tablonun söz edilen belirtilerle seyretmesi sıklıkla psödö-nöbet ve uyku bozuklukları ile karışmasına yol açmaktadır(2). Katz A.A. bir şeyler arıyor gibi davranışlarda bulunma . Marks D. frontal lob epilepsisi ile ilgili çalışmaların sayısındaki kısıtlılığı açıklamaktadır(1-3). Çekilen EEG lerde patoloji saptanmayan hastada pseudo epileptik nöbet olduğu düşünülmüştü.1999.D: Frontal lob seizures Problems of diagnosis and classification Adv. Klinik psikofarmakoloji Bülteni. *Fatma Fariha Cengiz. Bu yazıda frontal lob epilepsisi saptanan bir olgu sunulacaktır. Frontal lob epilepsisinde görülen psikiyatrik semptomatoloji: Olgu sunumu. Tartışma: Frontal epileptik nöbetlerin gerçek sıklığı tam olarak bilinmemektedir. stereotipik davranışlar. . 57 : 289-309 2. Olgu: 47 yaşında kadın hasta. çevresindekilere cevap verememe. bazen atoni şeklinde yere düşme.. Bu vakada görülen psikiyatrik semptomatoloji. Saygı S. gerek EEG bulgularının yorumlanmasındaki farklılıklar. amaçlı gibi algılanan şiddet eylemleri ile seyreden ve aniden sonlanan bir klinik tablo sergilemektedir(1). Spencer S. Hastada bazen bir anda donup kalma. Hastanın gerekli tetkikleri yapılmıştır ve uyku EEG sinde sol frontal odak saptanan hastaya antiepileptik tedavi başlanmıştır. 42: 1274-127 3.: Frontal lob partial seizures and psychogenic seizures: Neurology 1992. Williamson P. bazen de ellerde ve ayaklarda kasılma. 25 senedir olan bayılma nöbetleri şikayetiyle hastanemize başvurdu. Hasta. Kaynaklar: 1.S. **Özgür Bilgin Topçuoğlu*Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi **Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Giriş: Frontal lob epilepsisi primer olarak uykuda başlayan garip.. Neurol 1992. sağa sola bakma.

klinik görünümü ve tedavisinin tartışılması amaçlanmıştır. talamus kontüzyonu ve beyin ödemi geliştiği öğrenildi. Nuran Demir*. öfke kontrolünde güçlük şikayetlerinin olduğu öğrenildi. tıbbi bir nedenle. 42. halsizlik.Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Genel Tıbbi Duruma Bağlı Kişilik Değişikliği (GTDBKD). Spontan ve iradi dikkat ve konsantrasyon azalmıştı. performans Z. Çocuk ve ergenlerde bu bozukluğun olağan gelişimden belirgin bir sapmayı ya da en az 1 yıl süreli olarak önceki davranış örüntülerinde belirgin bir değişiklik olmasını kapsadığı belirtilmektedir (1). duygudurum irritabl olarak değerlendirildi. uyku ve iştah artmıştı. Ergenin ruhsal değerlendirilmesinde. Yönelim tüm eksenlere tamdı. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. dizinhibisyon. akademik başarısızlık ile ilgili temalar hakimdi. Aile öyküsünde özellik saptanmadı. Cafer Alhan**. Konuşma dizartrik ve yavaş. Uzun etkili metilfenidat 36 mg/ gün ve pirasetam 1600 mg/ gün tedavisi başlanarak metilfenidat dozu tedricen 54 mg/ güne çıkıldı. sözel Z.B. perseverasyonlar saptandı. düşünce akışı ayrıntıcı ve persevereydi. kişinin daha önceki. Nörolojik muayenede sol spastik hemiparezi ve dizartri saptandı. Öyküden. kişilik örüntüsünün değişmesidir. Psikomotor aktivite azalmış. 57 olarak saptandı. on beş yaşında geçirdiği araç dışı trafik kazası sırasında künt kafa travması geçirdiği ve birkaç gün kadar süren bilinç kaybı olduğu. akıcılıkta azalma. derslerine konsantre olamadığı. Çiğdrem Karakılıç**. . Daha önce herhangi bir merkezden yardım almamıştı. Tartışma: GTDBKD için kesin bir tedavi bulunmamakta ve semptom örüntülerine göre ilaç seçimi yapılabileceği ancak sonuçların tatmin edici olmadığı belirtilmektedir.B. Hesaplama ve soyut düşünce bozuktu. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. GTDBKD tanısı Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi yazını içerisinde şimdiye kadar görece ihmal edilmiştir (2). WISC-R test sonucunda. Beyin MRG ile peri-ventriküler derin beyaz cevherde hiperintens belirsiz sinyal artışı saptandı. Bu çalışmada bir ergende GTDBKD’ nin oluşumu. Belirtilerinde kısmen gerileme olan hasta halen polikliniğimizde takip edilmektedir. 79. bu olay sonrasında yakınmalarının başladığı. Olgu: On yedi yaşındaki lise ikinci sınıf öğrencisi erkek ergen polikliniğimize “unutkanlık” yakınması nedeniyle gelmişti. Geçmiş öyküden geçirdiği kaza sonrası travmatik sub araknoid kanama. EEG normaldi. Bulgular GTDBKD lehine değerlendirildi. Rutin biyokimya ve hemogram sonuçlarında patoloji saptanmadı. Çocuk ve ergenlerde travma öyküsü varlığında görülen ani başlangıçlı davranış bozuklukları ve akademik problemlerde bu tanı akılda tutulmalıdır.PB 195 Bir Ergende Künt Kafa Travmasına Bağlı Bileşik Tip Kişilik Değişikliği: Uzun Etkili Metilfenidat Ve Pirasetam Tedavisine Kısmen Yanıt Veren Frontal Lob Sendromu Zehra Topal*.B. toplam Z. Nöropsikolojik testlerde. sol üst ve alt ekstremite hemiparezikti. Duygulanım lakayt ve labil. İçeriğe bedensel yakınmalar.

Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD Giriş: Huntington Koresi (HK). Ropper A. zaman zaman ölmemiş olduğunu. Yaygınlığı 4. 3. Tartışma: HK 20 yaş öncesinde başladığında Juvenil HK olarak adlandırılmakta ve ilk olaraK davranım sorunları ve akademik problemlerle kendini göstermektedir. Zehra Topal*. 2).1914-1915. New York: McGraw-Hill. Tedavi bireysel ve semptomlara yönelik olarak düzenlense de risperidon Juvenil HK’nde bir tedavi seçeneği olabilir (1-3). Orphanet J Rare Dis. okskarbazepin. Bradley W. Olgu: On yaşındaki erkek hasta “ağlamalar ve sinirlilik” yakınmaları nedeniyle yatırılmakta olduğu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde değerlendirilmiştir.PB 196 Üç Kuşağında Huntington Koresi Görülen Bir Ailenin Çocuğunda Huntington Koresine Bağlı Demans Ve Yas Tablosu: Bir Olgu Sunumu Nuran Demir*. babasını rüyada görme.1060-1064. kendisinin de ölüp ölmeyeceğini sorma. Klinik tablo genellikle 30 -50 yaşları arasında başlasa da. dedesinin 5 yıl önce. 3rd ed. Öyküden hastanın yakınmalarının dört yaşında aşırı hareketlilik ile başladığı. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. otozomal dominant geçen ilerleyici bir nöropsikiyatrik hastalıktır. 8 yaşındayken geceleri tonik. alprazolam kullandığı ve tedaviden kısmen fayda gördüğü öğrenilmiştir. levatirasetam.5 mg/ gün başlanmış ve anneye önerilerde bulunulmuştur. Yönelim bozukluğu ve belirtilerde gün içerisinde değişim saptanmayan hastanın HK’ne Bağlı Demans (Davranışsal Bozukluk Olan) ve Yas ölçütlerini karşıladığı düşünülerek risperidon 0. klonazepam.000 olarak bildirilmektedir (1. 2. Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. 5 yaşındayken denge kaybı.7/ 100. Bu yazıda üç kuşağında da HK görülen bir ailenin çocuğunda HK’ne bağlı Demans (Davranış Bozuklukları Olan) üzerine Yas tablosu eklenen bir çocuk olgunun değerlendirilme ve tedavisi sunulmuştur. 2010. Adams RD. düşme yakınmaları olması üzerine başvurdukları merkezde HK tanısı konulduğu. çocukluktan yaşlılığa kadar geniş bir aralıkta görülebilmektedir. Aile öyküsünden baba ve dedesinin HK tanısı aldığı. babasının ise 2 ay önce vefat ettiği. son bir yıldır unutkanlık. 5: 40. Roos RAC. ed. Marsden CD. . olanzapin. Neurology in Clinical Practice. Fenichel G. Boston: 1985. Geçmiş tıbbi öyküden hastanın değişken süre ve dozlarda risperidon. sesini duyar gibi olduğunu söylemenin eklendiğini belirtmiştir. beceriksizlik. In: Walter G. valproat. Cafer Alhan**. annesinin Major Depresif Bozukluk tanısı ile fluoksetin kullandığı saptanmıştır. Daroff RB. Kaynaklar: 1. Principles of Neurology. konuşmada azalma ve kelimeleri karıştırma yakınmalarının olduğu öğrenilmiştir.klonik kasılmalarla nöbet geçirmeye başladığı. 6th ed. Huntington’s Disease: a clinical review. p. Annesi hastanın babasının vefatından sonra sık sık onun hakkında konuşma. p. Victor M. 1998.

verbigerasyon. periodik formları gibi malign formu da mevcuttur(Fink ve Taylor 2009). negativizm. rijidite bulgularıyla. . psikiyatrik veya medikal rahatsızlıkla ilişkili olup ayırıcı tanısı akinetik mutizm. negativizm ve withdrawal bulguları olan hastada ilk başvurudaki otonomik instabilite bulgularıda düşünülerek malign katatoni tanısıyla lorazepam 5 mg/günden 12. Sonrasında olanzapin ve sodyum valproate tedavilerini hasta reddetmiş. Tedavisinde öncelikle mortaliteyi azaltıcı. (Fink ve Taylor 2006). Rijiditesi artan. Lorazepam tedavisiyle bulgularında azalma olan hastaya EKT yapılması planlanırken aspirasyon sonrası genel durumu kötüleşen hasta vefat etti. yara yeri bakımı) uygulanmalıdır.PB 197 Malign Katatoni: Bir Vaka Sunumu Esat Fahri Aydın. tekrar değerlendirilen. etrafına boş bakışı. staring ve rigiditedir(Taylor ve Fink 2003). 2005). Yedi gün sonraki değerlendirmede konuşmasında artış tespit edilen hastaya sodyum valproate 250 mg/gün ve lorazepam 0. Erol Ozan. rijidite. balmumu esnekliği. staring. destekleyici bakımlar( beslenme. Mustafa Güleç Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: Katatoni kavramı düşünce. posturing. sinirliliği ve evden dışarı çıkma isteği mevcutmuş. Bulgular: 82 yaşında Bipolar Affektif Bozukluk tanılı hasta Sodyum Valproate. olanzapin. Yöntem ve Gereçler: MK tanısı koyduğumuz bir vaka yoluyla MK’nin tanı ve tedavisini tartışmak. Vakamızda yara yeri enfeksiyonu ve hastanın genel bakımı olumsuz faktörler olarak karşımıza çıkmıştır. üç saat uyumuş. Malign Nöroleptik Sendrom(MNS) ön tanısıyla sevk edilen hasta nöroloji kliniğinde bromokriptin tedavisi alırken yapılan yatak başı değerlendirmesinde hastaya ilave nöroleptik önerilmedi. Malign katatoni(MK) katatonik bulguların yanında otonomik instabilite olması ile karekterizedir(Hayashi ve ark. manyerizm. En yaygın belirtileri mutism. Acil polikliniğinden ateş.75 mg/gün başlandı. terlemesi. 7 Haziran günü konuşması artan hastanın bir sonraki gecede ''Allah birdir ben öldüm'' içerikli bağırması olup. abuli ve hipoaktif tip deliryumdan yapılmalıdır(Daniels 2009). Katatoninin retarde.5 mg/güne çıkacak şekilde başlandı. duygudurum ve uyanıklılıktaki değişimlerin eşlik ettiği motor anormallikleri kapsamaktadır. Tartışma: Katatoni altta yatan bir nörolojik. koma. katalepsi. eksite. 9 Haziran sabahı çıplak dolaşması. lorazepam kullanırken şifa sebebiyle 2012 yılı mayıs ayının ortasında lorazepam tedavisi devam ettirilmemiş. MK tedavisinde lorazepam ilk seçenek olup gereği halindeyse EKT yapılmalıdır.

dikkat dağınıklığı) ile başvurmuştur.. Bazal ganglionlar. Bilgisayarlı beyin tomografisinde (BBT) subkotikal alanda.Fahr T. Von. unutkanlık ve baş ağrısı şikâyetlerinin olduğunu söyledi. Neurol 1993. dikkat dağınıklığı. Yaklaşık iki hafta sonraki kontrol muayenesinde depresif belirtilerinde (HAM-D:13) azalma görüldü. Süleyman Gündüz**. baş ağrıları.C. 26: 367–369. Kişilik değişiklikleri. athol. Allg. Fahr’s Disease Associated with Astrocytic Proliferation and Astrocytoma Surg. 3. 39:365-9. Modrego PJ.ve ataksi gibi hareket bozuklukları da yer alır. Bu kalsifikasyonların nasıl oluştuğu kesin olarak bilinmemekle beraber enfeksiyon. Mojonero J. Fahr’s syndrome presenting with pure and progressive presenile demantia. Zentrabl. çabuk sinirlenme. Klinik bulgular oldukça değişken olmasına rağmen nöropsikiyatrik. tremor. simetrik kalsifikasyonlarla uyumlu görünümler izlendi Fahr hastalığı ilk defa 1930 yılında tanımlanmıştır. Hastalığın tanımlanması uzun zaman önce yapılmasına rağmen etyolojisi net olarak aydınlatılmamıştır(3). Tchong S. moral bozukluğu.Alport E.C. Baş ağrıları devam eden hastanın nörolojik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu görülmedi. . yaklaşık 3 aydır sıkıntı. 1. Bizim olgumuzda da hasta ilk olarak nöropsikiyatrik belirtiler( sıkıntı. mental ve zihinsel işlevlerde bozulma. Tanıda en sık kullanılan yöntem BBT dir. işsiz. Esra Nigar Erkoç Ataoğlu** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. metabolik ve genetik bozukluklarla ilişkili olabileceği belirtilmektedir. 2. bazal ganglionlarda. moral bozukluğu. Neurol Sci.2). serebellar hemisferlerde belirgin.Ang L. çok değişik nöropsikiyatrik bulgulara neden olabileceği unutulmamalıdır.PB 198 Fahr Hastalığı: Olgu Sunumu Yüksel Kıvrak*. konuşma bozuklukları. bekâr. dentat nükleus ve sentrum semiovalede idiopatik kalsifikasyon görülmesi ile karakterizedir(1. Daha önceden psikiyatri başvurusu olmayan hastanın soy geçmişinde nöropsikiyatrik hastalık tesbit edilmedi. Burada nöropsikiyatrik semptomlarla gelen hastada ayırıcı tanıda Fahr Hastalığı’nın da dikkate alınması gerektiğini vurgulamak için bir olgu sunulmuştur. Fayed N. hipokinezi. Olgu Sunumu: 26 yaşında erkek hasta. Idiopathische verkalkung der hirngefasse. ağlama hali. Hastaya unipolar depresyon öntanısı ile sertralin 50 mg/gün tedavi başlandı. demans ve duygudurum bozuklukları gibi davranışsal bozukluklarının yanısıra rijidite.. * *Kars Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Fahr hastalığı. serebellar. 2005. bilateral striopallidodentat kalsinozis olarak da isimlendirilir. ekstrapiramidal ve serebellar semptomlar sıklıkla izlenir. 1930. Serrano M. Rozdilshky B. 50:129-33. ağlama. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak BBT’de görülen ve hiç bir nedene bağlanamayan çok sayıda bazal ganglion ve serebellar kalsifikasyon varlığında Fahr Hastalığı düşünülmeli.

DSM IV-TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu. erkek. çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullandığı fayda görmediği öğrenildi. Ataklar sık ortaya çıkıyorsa trisiklik antidepresanlar. Text Revision (DSM-IV-TR). 3. Şikayetleri devam eden hastada klonazepam damla 1mg’a geçildi. Bu yazıda erişkin dönemde nadir görülen “uyku terörü” bozukluğunu ve bu bozukluğun tedavisini iki olgu özelinde tartışacağız. Aslıhan Polat. Klonazepam damla 1mg tedavisi ile ayda bir polikliğimizde takipleri devam eden hastanın 9. Soldatos CR. Uyuyup uyumadığını anlayamama. . sekiz aydır devam eden korkunç rüyalar görme. Arch Gen Psychiatry 1980. 37: 1413-7. Charney DS. Martin ED (1980). korkunç rüyalar görme fakat rüya içeriğini hatırlayamama. yatak içerisinde artmış hareketlilik oluyormuş. Kaynaklar: 1. Olgu: KE. kendine vurma. yataktan düşme. Hastaya DSM IV TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu ve klonazepam 1mg başlandı. bağırma şikayetiyle polikliniğimize başvurdu. Janszky J (2005). Hasta tedaviden belirgin fayda gördü. Kocaeli Amaç: Uyku terörü. ağlama ya da yüksek sesli çığlıkla başlayan. Washington. KE 6-7 ay içerisinde çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullanmış. Olgu: EÇ. 58 yaşında. uyku saatlerinin düzenlenmesi). Ümit Tural Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. otonomik belirtilerde artışla karakterize ani terör ataklarıdır (1). Tedavinin ilk basamağı koruma önlemleridir (Yatak odası güvenliği. Uyku terörü bozukluklarında benzodiazepin kullanımı ile ilgili endişeler olmasına rağmen SSGİ ve TCA kullanımına yanıt vermeyen iki olgumuzda kullandığımız klonazepam tedavisinin etkili olduğu görülmüştür.ayın sonunda ilaç tedavisi azaltılarak sonlandırıldı. 2000. 2. lorazepam 1mg başlandı. 1. Kales A. uykuda bağırma ve bu sırada uyanamama hissi. Clinical Characteristic and Personality Patterns”. Orv Hetil 2005. kabus görme. Sonuç: Erişkinlik döneminde nadiren görülmesine rağmen uyku terörü olguları psikiyatri polikliniklerinde karşımıza çıkmaktadır. Şikayetleri üçüncü günden itibaren azaldı. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. 70 yaşında. Erişkinlerde yaygınlığı %1’in altındadır (1). Szcus A. Nermin Gündüz. yüzde kızarma. Caldwell AB. bağırma şikayetleriyle polikliniğimize başvurmuş. kadın. uyku sırasında bağırma. Halen polikliniğimizde kontrolleri sürmektedir. “Treatment of Sleep Disorders”. delta uykusu sırasında meydana gelen. DC: American Psychiatric Association. American Psychiatric Association. el ve kollarda istemsiz hareketler. Birinci ayın sonunda şikayetleri tamamen düzeldi.146: 659-64. Klomipramin 75mg. uykunun ilk saatlerinde. uyku sırasında terleme. alkol madde kullanımının kısıtlanması. benzodiazapinler kullanılabilir. Hastanın 6 ay önce aynı şikayetlerle bir psikiyatri kliniğine başvurduğu. Uykuda bağırma. başını çarpma gibi şikayetleri mevcuttu.PB 199 İki Olgu Özelinde Uyku Terörü ve Tedavi Yaklaşımı Hatice Sodan Turan. Tedavileri ile ilgili bilgiler net olmadığı için farklı tedavileri kullanılmaktadır. Sosyal. mesleki ve ailevi işlevselliği ileri derecede bozulmuştu. aşırı korku. 2. “Night Terrors. Benzodiazepinlerin kesilmesinden sonra daha şiddetli ataklar görülebileceği için tercih ederken dikkat etmek gereklidir (2). uykuda kendine zarar veren davranışların olması. Hastanın uyku terör ataklarında yineleme olmadı. Kales JD. seçici serotonin geri alım inhibitörleri.

recurring nightmares. some of the psychotic features significantly improved. Key Words: ECT. BPRS and CAPS scores decreased by mean of %33. hyperarousal and insomnia. Beyazıt Garip*. BPRS score decreased by a mean of % 35. Case Report 2 The second case is 42 years old patient diagnosed with PTSD with psychotic features according DSM. DISCUSSION PTSD with severe depression is well documented about using the ECT but the ECT treatment in PSTD patients with psychotic features has not been well understood yet. According to the our clinical interview. Taner Öznur*. After the ECT. 10 sessions ECT was performed during the course of the treatment. Case Report 1 A 40-year-old white man had experienced combat related traumatic life events and demonstrated auditory and visual hallucinations.6 and 37. post traumatic stress disorder. After ECT treatment the dose of antipsychotic reduced. Süleyman Akarsu* *Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Psikiyatri AD İntroduction: Treatment methods are often not enough for decrease of all the PTSD symptoms. comorbidity.5 % compared to baseline scores respectively for two months. he clearly fulfilled the DSM-IV-TR criteria for PTSD and psychotic disorder not otherwise specified. PTSD symptoms decreased by a mean of 37. He was admitted to the hospital but psychometric and clinical assessment showed insignificant improvement after the antipsychotic and antidepressant treatments so we decided to perform ECT and medication together.3%.PB 200 Posttraumatic Stress Disorder and Comorbid Psychosis: Electroconvulsive Therapy Response in Two Patients Barbaros Özdemir*. After the 8 sessions ECT treatment. persecutory delusions. We reported two men with combat related PTSD and comorbid psychosis who were successfully treated with electroconvulsive therapy (ECT).1% and 44. We suggest that ECT be considered as a reasonable treatment alternative for relevant cases. especially in cases where PTSD is comorbid with psychosis. psychosis . psychotic features of the patient got better.2%. BPRS and CAPS scores decreased by 65.IV criteria. He was started on antipsychotic and antidepressant but didn’t show significant improvement after six weeks.2.

hem OKB belirtilerinde hem de yaşamlarının diğer alanlarında iyileşmelere yol açabilir. Tedavinin ardından meslek yaşamında ve özel yaşamında önemli iyileşmeler gösterdi. Uyanık olduğu her an bu düşüncelerin kendisini rahatsız ettiğini bildiriyor. 2008.PB 202 Mazi Kalbimde Yaradır: Travma Tedavisi İle Düzelen İki Obsesif Kompulsif Bozukluk Olgusu Önder Kavakcı Cumhuryet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad Travmatik yaşantılarla ilişkili obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ya da obsesyonlar. Uzun yıllardır çocukluğu ile ilgili kâbuslar gördüğünü ve bunlardan çok rahatsızlık yaşadığını bildiriyor. Parker H. Tedavi sürecinde öncelikle annesinin ölümü başta olmak üzere çocukluk travmaları EMDR uygulanarak çalışıldı. Trauma and posttraumatic stress disorder in treatment-resistant obsessive-compulsive disorder. Travma tedavisinden sonra hasta daha önce yakınma olarak getirmediği birçok kontrol etme kompulsiyonunun ve temizlik obsesyonu ve kompulsiyonunun kaybolduğunu bildirdi. Belirtileri Major depresyon ölçütlerini karşılıyordu. Infield AL. Yakınmalarının başlangıcına odaklanıldığında 12 yıl önce trafik kazası geçirdiği belirlendi. Fostick L. 2011 Dec. baş etmek için çocuklarından uzak durma.71 . Jenike MA. TSSB açısından değerlendirildiğinde bozukluğun ölçütlerini de karşılıyordu ve Olayların Etkisi Ölçeği puanı 51 olarak bulundu. başka şeyler düşünmeye çalışma. Kaynaklar 1-Nacasch N. evli ve iki çocuk sahibi bir yıldır çocuklarına zarar vereceği şeklinde obsesyonları var. Olgu 2 Bayan B. Ekonomik güçlükler nedeni ile eğitimini zorlukla sürdürmüş. yaygınlığı yüksek olmasına rağmen üzerinde az çalışılmış bir durumdur (1). Tedavi sonunda obsesyonları yok denecek düzeye geldi. Bazı çalışmalarda travma sonrası stres bozukluğu(TSSB) ile birlikte olan OKB’nin tedaviye kötü yanıt verdiği bildirilmiştir(2).25:69. Babasının alkol sorunu varmış. İkinci evliliğindeki sorunlar nedeni ile başvurdu. Eur Neuropsychopharmacol. Gentes EL. Zohar J. çocuğu yok.21(12):876-9 2-Gershuny BS. yüksek düzeyde memur. Olgu 1 Bayan A. evden uzaklaşmaya çalışma şeklinde davranışlar geliştirmiş. Baer L. Trafik kazası EMDR ile çalışıldıktan sonra TSSB ve depresyon belirtileri kayboldu. Tartışma ve sonuç: Bazı OKB olgularında hastalık başlangıcı travmatik yaşantılar ile bağlantılı olabilir ve bu olgularda travma terapisi uygulamak. 42 yaşında memur. kabusları kayboldu. 37 yaşında evli. High prevalence of obsessive-compulsive disorder among posttraumatic stress disorder patients. 10 yaşındayken annesinin penisilin enjeksiyonu sonrası ölümüne tanık olmuş. Depress Anxiety. Bu çalışmada travma tedavisi ile obsesyonları düzelen iki olgu sunulacaktır.

.

Hasta 1990-1999 yılları arasında birçok silahlı çatışmaya girmiş. başka bir merkezde şizofreni tanısı konulmasına neden olan belirtilerin başında dissosiyasyonlar gelmektedir. işitme halüsinasyonları.PB 201 Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Kognitif Yıkım ve Psikotik Belirtiler ile Giden Yeni Bir Alt Grubu Mu ? Olgu Sunumu Ali Emrah Bilgen*. kalabalık içine girmekten kaçınma. algıda işitme halüsinasyonları. görsel bellek ve yürütücü işlevler alanında bozulma olabileceğine ilişkin bulgular saptanmıştır. Mehmet Ak*. unutkanlık. düşünce içeriğindeki somutluk. otonomik. anksiyolitik. bazı dönemlerde kulağına operasyonla ilgili bilgileri içeren komutların gelmesiyle başlayan operasyon planı yapma. çeşitli antidepresan. Hastanın travmaya uyum sürecinde sergilediği referans hezeyanlar. sonraki süreçte polis karakolunda elinde bıçağı ve komando teçhizatı ile sonlanan hatırlamadığı dissosiyatif dönemleri içeren belirtilerinin olduğu anlaşılmaktadır. duygulanımında kısıtlılık. TSSB olarak değerlendirilen hastanın 2001-2006 yılları arasında 6 kez hospitalize edildiği. Kognitif alanı değerlendirmek amacıyla uygulanan organisite testlerinde görsel algı motor koordinasyon. akıştaki perseverasyonların varlığı. Sürdürülen tedavilere rağmen birçok kez gece rüyasında teröristlerle çatıştığını görerek birlikte uyuduğu eşinin boğazına sarılma. Bilişsel bozukluk. Aytekin Özşahin* *Gata Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlığı. ilk başvurusu 2001 yılında olmuştur. mimik ve jestlerinin silik ve sosyabilitesinin uzak ve soğuk olduğu tespit edilmiştir. CAPS ve İES testlerinde TSSB tanısına yönelik sonuçlar elde edilmiştir. Olgu: 43 yaşında emekli erkek hastanın 2011 Ağustos ayındaki başvuru yakınmaları. Biz bu yazıda savaş travmasına maruz kalmış olup kliniğimizce TSSB tanısı konulan. düşünce içeriğinde referans ve perseküsyon hezeyanları. uykusuzluk. kişinin travmatik bir stresöre maruz kalması sonucu yeniden yaşantılama. duygulanımda küntlük. Travma sonrası stres bozukluğu . disforik ve bilişsel bulguların değişik derecelerde bulunduğu bir bozukluktur. kendisini değersiz hissetme şeklindedir. süreçte başka merkezlerde şizofreni tanısı ile takip edilen ve kognitif yıkımla seyreden bir olgudan yola çıkarak TSSB’ da yeni bir alt grubun tanımlanıp tanımlanamayacağı konusunu tartışmayı amaçladık. Kamil Nahit Özmenler*. yeniden yaşantılama ve kaçınma belirtileri negatif belirtiler şeklinde yorumlanmış olup tanımlayıcı anlamda şizofreni tanısı almış olduğu düşünülmektedir. travmatik olayı yeniden yaşantılama. Tartışma Hastanın öyküsünde ve ruhsal muayenesinde tanımlanan. Ancak klasik bir TSSB’a göre kognitif yıkımın çok belirgin olması. Beyazıt Garip*. düşük doz antipsikotik tedaviler aldığı anlaşılmaktadır. zaman zaman öfke patlamaları. Giriş: Travma sonrası stres bozukluğu. dönem dönem realiteye uyumun ciddi derecede bozulması. insanlara güvenememe. Anahtar kelimeler: Psikotik özellikler. sembolizasyonun sık kullanılması bu vakaların tipik TSSB’a uymayan yanlarıdır. Hastanın ruhsal muayenesinde. kaçınma.

travma çalışmalarında paylaşılan travmatik yaşantılarının da en az doğrudan travma yaşantısı kadar etkili olduğuna dikkat çekmek amaçlanmıştır. Mehmet Alper ÇINAR TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi. Tedavisine. venlafaksin 75mg/gün. Psikiyatrik muayenesi ve psikometrik incelemesi sonrasında. Ankara Bu olgu sunumunda. travma sonrası stres bozukluğu olarak değerlendirilmiştir. travma odaklı psikoterapi haftada iki seans olarak başlanmıştır. Bayan Y.PB 203 Bakım Verende Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Paylaşılmış Travma. Bakım veren eş için. travmaya ve sürece ilişkin bilgilendirme yapılmış. yaklaşık bir yıl önce travmatik olayda yaralanma sonrası bileteral görme kaybı ve sol kalça dezartükülasyon ampütasyonu olan eşine refakat etmektedir. uykusuzluk. doğrudan travmatik yaşantısı olan birey gibi travmatik süreçten etkilenebileceği ve hastalık tablosunun gelişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. fiziksel ve ruhsal travma mağduru olan hastaya refakat eden ve bakım veren eşinin sergilediği travmatik stres bozukluğu semptomlarına dikkat çekilerek. travmatik olayın hatırlatıcılarından kaçınma davranışı sergilemesi ve artmış uyarılmışlık semptomları sergilediği saptanmış. Olgu Sunumu Seher YAĞMUR BİLEN. mirtazapin 15mg/gün. aynı travmatik süreçten etkilenen tüm bireylerin etkin yardım almalarına olanak sağlayacaktır. Bilkent.K. kilo kaybı ve çabuk sinirlenme yakınmaları olması nedeniyle psikiyatrik değerlendirilmeye alınmıştır. sosyal destek sistemlerinden faydalanması için ilgili birimlere yönlendirilmiştir. Travma mağdurlarının yakınlarının/bakım verenlerinin. Bayan Y.K. . Travma sonrası değerlendirmenin travmaya doğrudan maruz kalan birey kadar travmaya dolaylı olarak maruz kalan bireyleri de kapsaması. travmatik olayı tekrar yaşaması.’nın yaralı eşinin travmatik yaşantılarını içeren tekrar eden kâbuslarının olması.

İfadede yer alan taciz olaylarını. babanın sürekli olaydan dolayı anneyi suçlaması. Kendisine bir kez sözlü tacizde bulunulmuş. Bu hasta kardeşinin travmasına tanık olmasa da. ikincil travmatik stres ya da dolaylı travmatizasyon olarak ifade edilmektedir. mağdurların yakınları ve yardım çalışmalarında görev alan kişiler de travmatik stres belirtisi gösterebilir.PB 204 Kardeşinin Cinsel İstismarı İle İlişkili Dolaylı Travma Sonrası Stres Bozukluğu Gelişen Bir Olgu Hatice Altun*. tanık olanlar. annenin ciddi psikiyatrik probleminin olması. Olayı sürekli yeniden yaşantılaması ve olayı hatırlatıcı durumlardan kaçınması varmış. anne baba arasında sürekli tartışmaların olması. 4 yıldır her şubat ayında sıkıntısı artıyormuş. mutsuzluk. Kardeşinin çocuk şubede verdiği ifadelerini okumuş. travmaya doğrudan maruz kalanların yaşantılarına benzer olduğu belirtilmektedir. öfke patlaması. O gün kardeşini dışarıya gönderdiği için kendini olayların sorumlusu olarak görüyormuş. Olgu 15 yaşında kız hasta. daha önceden kendisine sözlü tacizde bulunulması gibi faktörlerin etkili olabileceği düşünülmüştür. hastanın kendisini olayın sorumlusu olarak hissetmesi. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Travmaya dolaylı olarak maruz kalmanın ardından yaşanan psikolojik sürecin. Hastada psikotik bulgu saptanmamıştır. sanki kendi başına gelmiş gibi hissediyormuş. Gelecekle ilgili herhangi bir beklentisi ve evlenme düşüncesi yokmuş. Olay şubat ayında olduğu için. Olaydan sonra anne depresyon tanısı ile tedavi görmekteymiş. Kız kardeşi 4 yıl önce cinsel istismara uğramış. Sonuç Cinsel istismar tüm aileyi etkilediği için aile bireylerinin de psikiyatrik muayenesi göz ardı edilmemelidir. Bu grupların gösterdiği tepkiler. olaya doğrudan maruz kalanların yanı sıra. Mental durum muayenesinde. Tartışma Cinsel istismar sonrasında çocuk ve ailesinde birçok psikiyatrik semptom gelişebilmektedir. duygulanımı anksiyöz. Kahramanmaraş Giriş Kişinin yaşamını ya da beden bütünlüğünü tehdit eden her türlü durum kişi üzerinde travmatik etki oluşturabilmektedir. Baba bu olay için sürekli anneyi suçluyormuş. 1 kez suicid girişiminde bulunmuş. . Travmatik olayların ardından. Ali Nuri Öksüz** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. keyifsizlik şikâyeti varmış. Bu olguda kardeşine karşı yapılan cinsel istismarı kendi yaşamış gibi travma sonrası stres bozukluğu gelişen bir hasta tartışıldı. Kendisini suçlu hissediyormuş. Bu hastada travma sonrası stres bozukluğu gelişmesinde. düşünce içeriğinde stresörü ile ilgili sıkıntıları mevcuttu. Uykusuzluk. kendi yaşadığı bir travma gibi algılamış ve hastada bununla ilişkili psikiyatrik hastalık gelişmiştir. duygudurumu depresif. babanın kendisine karşı ilgisizliği.

Mustafa Solmaz* *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Klinisyenlerin bu sendromu etkin bir şekilde değerlendirebilmesi. somatik alt tipinde yer almaktayken. Sanrılı Bozukluk. DSM-IV’te. Bu olguda. son dönemlerde DSM-V ile ilgili yapılan çalışmalarda Obsesif Kompulsif Bozukluk spektrumunda bulunan hastalıklar içinde yer alması planlanmaktadır.Selim Sağır*. Pryse-Philips. kötü koku yaydığını düşünen 26 yaşında bekâr bir kadın hasta sunulmaktadır. hastalığı tanımlamış ve belirtileri temporal lop epilepsisi. depresyon ve şizofrenide görülen olfaktör belirtilerden ayırmıştır. Psikiyatri Kliniği. kişinin çevresine katlanılmaz ölçüde kötü bir koku yaydığına inandığı psikiyatrik bir bozukluktur. oldukça yoğun sıkıntı duyar ve daha çok kendilerini suçlama eğilimindedir. Anahtar Kelimeler: Olfaktör Referans Sendromu.PB 205 Olfaktör Referans Sendromu: Bir Olgu Sunumu Zerrin Binbay*. hastaların daha iyi bir şekilde tedavi olmalarını sağlayacaktır. bu da sosyal ve mesleki anlamda geri kalmalarına yol açabilir. ORS. Bu durumdan dolayı hastalar. sanrısal bozukluk. toplum içine çıkmaktan kaçınırlar. Major Depresyon . İstanbul Olfaktör referans Sendromu (ORS) . ORS. sıklıkla erken yaşta başlar ve bekâr erkeklerde daha fazla görülür.

Sosyal fobi tanısını alan bireyler. Z. Kaynaklar: 1 – Sungur. N. M. 3 – Dilbaz. “sunum sırasında hiç kaygılanmamalıyım” ve “insanlar benim heyecanlandığımı fark edip benimle alay edecek” gibi düşüncelere sahip olduğu belirlenmiştir. Olgu sunumu 24 yaşında. Bu çalışmada sosyal fobi + depresyon tanısı alan bir hastanın bilişsel-davranışçı tedavi formülasyonunun açıklanması amaçlanmıştır. kendisine soru sorulduğunda gerginlik yaşama. Bilişsel-davranışçı yaklaşımlar ve sosyal fobi.PB 206 Sosyal Fobinin Bilişsel Davranışçı Yöntemle Tedavisi: Bir Olgu Sunumu Gökce Gürdil Bilkent Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Gelişim Merkezi Giriş Sosyal fobi. 2: 247–253. Hafta 1 kere. bekâr hasta. heyecanının belli olmasından kaygılanma. H. ek 2: 27–32. Sonuçta hastamız kendisini ifade etmesinin cezalandırılma ve reddedilmeyle sonuçlandığını öğrenmiştir. Söz konusu şikâyetleri yaklaşık 16 yaşından beri yaşadığı ve daha önce NLP ve hipnoz gibi tedavi yöntemlerini denediği belirlendi. Klinik Psikiyatri. Bu model göz önünde bulundurulduğunda hastamızın bilişsel-davranışçı terapi yönteminden fayda sağlayacağı düşünülmüş ve bu doğrultuda terapiye başlanmıştır. Klinik Psikiyatri. Psikiyatri Dünyası. söz konusu kaçınma davranışlarından dolayı iş ya da sosyal yaşamlarında belirgin bir kısıtlanma yaşarlar (1). (1999). M. arkadaş edinmede zorlanma. insanların karşısında sesinin ve elinin titremesi. Bilişsel model açısından incelendiğinde söz konusu faktörlerin benlik saygısında düşüşe neden olduğu ve değersizlikle ilişkili temel inançların gelişimine yol açtığı görülmektedir (2). moleküler biyoloji bölümü 1. 1: 18–2. Tartışma: Hastamızın çocukluğunda yoğun bir biçimde aile içi şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. Bu durumla bağlantılı olarak hastamızın. sınıf öğrencisi. bireyin utanç verici davranışlarda bulunma korkusuyla sosyal ortamlara ya da performans göstermesi gereken durumlara girmekten kaçınması şeklinde tanımlamaktadır. (1997). “arkadaşımdan bir şey istersem alay konusu olurum”. 2 – Türkçapar. Sosyal fobi. (2000). Bu beklentilerin neden olduğu kaçınma davranışları ise sosyal fobinin ilerleyişine katkıda bulunan bir kısır döngüyü ortaya çıkarmaktadır (1). Bu tür temel inançlar bireyin sosyal ortamlarda beceriksizce veya kabul görmeyecek biçimde davranacakları ve bu nedenle olumsuz değerlendirilecekleri yönünde beklentiler geliştirmeleriyle sonuçlanmaktadır (3). 50 dakikalık görüşmelerle takip edilen hastamızın terapi süreci devam etmektedir. çarpıntı yaşama. çocukluğunda sosyal çevreden izole bir yaşam süren hastamızın ailesinde en ufak hataların bile şiddetle cezalandırıldığı bilinmektedir. uykuya dalamama ve konsantrasyonda düşüş şikâyetleriyle merkezimize başvurdu. Ayrıca. Terapi sürecinde hastamızın sosyal ortamlarda kendini ifade etmekle ilgili işlevsel olmayan inançlarının işlevsel olanlarla değiştirilmesi ve davranışsal denemelerle sosyal becerilerinin geliştirilmesi planlanmaktadır. Derslerde sunum yapamama. erkek. Çocuklukta akranlarla yeterli düzeyde ilişki kurma olanağının bulunmaması ve yargılayıcı aile ortamı gibi faktörlerin hastamızda sosyal fobi gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. . yurtta kalıyor. Sosyal fobinin psikolojik kuramı.

Capgras syndrome. görsel ve koku halüsinasyonları mevcuttu. Cogn Neuropsychiatry. ilkokul mezunu. Kaynaklar: 1. Bu düşüncelerin 6 yıldan beri olduğu yakınlarından öğrenildi. A review of the phenomenology and cognitive neuropsychological origins of the Capgras syndrome.04. Fiziksel ve nörolojik muayenede özellik saptanmadı. Sonuç: Bu Capgras sendromu olgusu Risperidon Constaya cevap vermesi ve adli olaylarla ilişkisi nedeniyle dikkat çekicidir. ancak fayda görmemiş. onların ikiz eşleri ile değiştirildiklerini düşünüyordu. Ali Nuri Öksüz. yer altından çığlık sesleri duyduğunu iddia ediyordu. 2009. Burada adli yönüyle dikkat çeken bir Capgras olgusu tartışılacaktır. sanrı ve halüsinasyonları tedavinin 4.Hirstein W.2). Risperidon consta 37. çevresel ve teğetsel konuşmaları vardı.PB 207 Adli Yönüyle Dikkat Çeken Bir Capgras Olgusu Ali Aşkar.15:1-28 3. kadın. Berson RJ. evli. Algılamada taktil. Eşini. 1983. 18. hastanın genellikle kendisine yakın olan diğer kişilerin ya da nesnelerin.The misidentification syndromes as mindreadind disorders. orada ateş yakıldığı. düşünce sürecinde bloklar mevcuttu. 2011 yılında da 1 ay boyunca olanzapin 20mg/gün kullanmış. Int J Geriatr Psychiatry.140:969-978 . 2006 yılında çocuklarının devlet kurumlarında saklı tutulduğunu düşündüğü için defalarca polis karakollarına başvurmuş. Adli süreçteki psikiyatrik değerlendirmesinde “psikotik bozukluk” tanısıyla cezai ehliyetinin olmadığı şeklinde rapor düzenlenmiş. çocuklarının verilmesini istemiş yine aynı yıl içinde yaşadıklarından devletin kurumlarını sorumlu tuttuğu için tepki olarak Türk bayrağını indirmiş. Fatma Özlem Orhan Kahramanmaraş SÜtçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Capgras sendromu. ev hanımı.5mg 14 günde bir başlanan hastanın. Kranial MR ve EEG’de özellik saptanmadı.2011 tarihinde evinin altında sığınak olduğu. Hastanın laboratuvar testleri normal sınırlarda bulundu. haftasında azalmaya başladı ve tedavinin 7. 5 çocuklu. Am J Psychiatry. ayındaki poliklinik kontrolünde Capgras sanrılarında tamamen düzelme sağlanmıştır. Bilgisayarla vücuduna girildiğini ve bu yöntemle kızlarına da tecavüz edildiğini düşünüyordu. işitsel. İlk olarak 1923 yılında Capgras ve Reboul-Lachaux tarafından tanımlanmıştır (3). Davranışlarında psikomotor ajitasyon belirgindi. 1999. çağrışımları düzensizdi.Edelstyn NM. Oyebode F. Polikliniğimizdeki ruhsal durum muayenesinde. Vaka: 51 yaşında. 14:48-59 2. çocuklarını kabul etmiyor. bazen kendisinin onlara tıpatıp benzeyen ikizleri ile değiştirildikleri şeklinde sanrılarla karakterize bir sendromdur (1. 2006 yılında 6 ay boyunca ketiapin 200mg/gün. çocuklarına işkence yapıldığı ve yanındakilerin yer altındaki çocuklarının ikiz eşleri olduğu düşüncesi ile yakınları tarafından polikliniğimize getirildi. bastığı yerin sıcak olduğunu ve burnuna yanık kokusu geldiğini. Düşünce içeriğinde paranoid persekütif sanrıları vardı. Hasta.

David Enoch ve Hadrian Ball: Uncommon Psychiatric Syndromes.PB 208 Adli Olgu: De Clerambault Sendromu Hira Selma Kalkan*. Delusional disorder and delusions: is there a risk of violence in social interactions about the core symptom? Behav Sci Law. Taylor PJ. adli makamlar tarafından hastanemize gönderilmiş olan. kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ” suçu nedeniyle ceza sorumluluğunun belirlenmesi istemiyle hastanemiz adli birimine yatırıldı. 1525-1533. (1) Biz bu makalede. 2 yıl boyunca halakızına birçok kez telefonla tacizde bulunduğu. Fochtmann LJ. 2001 2. Tartışma: Hastaların hezeyanlarıyla ilgili iç görüleri olmadığından ve hezeyanı dışında işlevselliği bozulmadığından.3) Bu olguyu.Bozkurt A (Çeviri Eds). Sekizinci Baskı. sendromun nadir rastlanması. Karşısındaki kişinin reddedici davranışlarını rasyonalize ederek aslında kendisine âşık olduğunu ama her hangi bir sebepten dolayı böyle davrandığını düşünür. sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile cinsel taciz. şuan köyde. çevre tarafından da fark edilemediğinden psikiyatri kliniğine başvuru çoğunlukla hastamızda olduğu gibi adli makamlarla başları dertte olduğunda mahkeme kanalı yoluyla olur. erotomanik hezeyanlarla seyreden bir erkek olguyu tartışacağız. anne babasıyla yaşıyor. Fourth Ed. mevsimlik işler yapıyor. Hayriye Pınar Çağlar Nazalı** *Diyarbakır Ergani Devlet Hastanesi **Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: De Clerambault Sendromu olarak ta adlandırılan erotomani. 2 yıl önce boşanmış. 4 çocuğu var. 3 kez şikâyet edildiği. adli mevzularla karşımıza çıkması ve hastanın yaşamının ne derece etkilenebileceği. 3. Genellikle kadınlarda görülür. (2. Sanrılı Bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk. Aydın H. ama kendisini denemek ve ruh sağlığı yerinde mi kontrol ettirmek için hastaneye yatırılmasını sağlamak üzere davacı olduğunu düşünüyor. daha çok kadınlarda görülmesine ve olgumuzun erkek olması. düzenli geliri yok. ilkokul mezunu. 2007.24(3):313-31. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen kişi.) . 2006. 2 yıldır çalışmıyor. işlediği öne sürülen “Tehdit. Bromet EJ. Olgu: 34 yaşında erkek. Kişinin yaşadığı yerden başka bir ilde avukatlık yapmakta olan halasının kızının da kendisini sevdiğini. Kendisinin baş ağrısı ve yorgunluktan başka tarif ettiği bir şikâyeti bulunmamaktaydı. Güneş Kitabevi. bu etkilenmeye karşın kişide hezeyanların ısrarcı olması nedeniyle sunmayı amaçladık Kaynaklar: 1. Great Britain. Fennig S. 2 ay süreyle cezaevinde kaldığı ancak eylemlerine devam ettiği öğrenildi. kişide daha yüksek statüde birinin kendisine âşık olduğuna ilişkin sanrılarla giden bir bozukluktur. Kaplan & Sadock’s Comrehensive Textbook of Psychiatry.

kompulsif. kulakları ve gözleriyle oynama. bizar. Sonuç ve Tartışma: Keratokonusun etiyolojisine yönelik genetik bağlantı çalışmaları alfa-1 proteinaz inhibitörü. Ayrıca çevresel etmenlerin (gözü kaşıma gibi) varolan bir genetik yatkınlığın üstüne hastalığı alevlendirebileceği bildirilmiştir. Alınganlık. sert lensleri kullanmayı reddeden hastaya kornea nakli düşünüldüğü not edilmiş. Psikoz ile keratokonus birlikteliği literatürde tek bir vakada bildirilmiş olup. Umut Altunöz. İnci Özgür İlhan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Keratokonus bilateral. İki hafta sonra psikotik bulguları yatışmış. işitsel varsanıların eşlik ettiği bir psikotik atağı daha olmuş. paranoid sanrılar. SFRP1. stromada incelme ve yüzey tahribatı ile seyreden bir kornea hastalığıdır. Velokardiyofasiyal sendrom). Aripiprazol 30mg/gün ile belirgin düzelme gözlenmiş. Soygeçmişinde major bir psikiyatrik rahatsızlık ya da keratokonus öyküsü yok. Olgu: 21 yaşında lise 2’ye giden erkek hasta ilk olarak üç yıl önce Ergen Psikiyatrisi polikliniğine devamlı aynaya bakma. okulu bırakıp açık liseye yazılmış. bir çok genetik sendrom ve özel gen bölgeleri ile ilişki bulmuşlardır. Hastanın son kontrolünde aripiprazol 10 mg/gün ile aktif psikotik bulgusu yoktu. belirgin negatif belirtileri mevcuttu. kendi kendine konuşma yakınmaları ile getirilmiş. kliniğimize şizofreni tanısıyla yatırılmış. güvensiz. İlerleyen dönemde gözlerinin düzeleceğini düşünerek gözlerini her gün dakikalarca yıkamış ve bu durum keratokunus tablosunu kötüleştirmiş. ilerleyici. Şizofreni de genetik ve çevresel etmenlerin etiyolojisinde rol oynadığı ve benzer patofizyolojik mekanizmalarla oluşabilecek sendromların eşlik edebildiği bir hastalıktır (ör. enflamatuvar olmayan. metalloproteinazlar. Bize ilk başvurusundan yaklaşık iki yıl önce başlayan. anksiyeteli.PB 209 Keratokonus ve Psikoz Birlikteliği: Bir Olgu Sunumu Bilge Bilgin. Göz Hastalıkları bölümünde yapılan son kontrolünde ise keratokonusun çok ilerlediği. bu iki tablonun tesadüften öte ortak bir etiylojik kökenden kaynaklanabileceği vurgulanmıştır. Bu bildiride keratokonus ile şizofreni komorbiditesi olan bir hasta sunulacak ve olası ortak etiyolojik faktörler tartışılacaktır. Keratokonus hastalarının normal populasyona göre daha sık paranoid. Mevcut çalışmalar psikoz ve keratokonus için ortak bir patofizyolojik bağlantıya henüz işaret etmemiş olsa da ileride yapılacak çalışmalar böyle bir bağlantı olasılığını aydınlatmayı amaçlamalıdır. Göz Hastalıkları bölümünde hastaya keratokonus tanısı konmuş ve sert lens önerilmiş. giderek ilerleyen bulanık ve çift görmesi mevcutmuş. Sonrasında avolüsyonu belirginleşmiş. . kaçıngan kişilik özellikleri gösterdiğine dair yayınlar mevcuttur. işitsel varsanıları mevcut olan hasta psikotik atak tanısı ile yatırılmış ve ketiyapin 600 mg/gün başlanmış. Bir yıl önce paranoid sanrılar. Özgeçmişinde belirgin özellik yok. alfa-2 makroglobulin.

Cana Aksoy POYRAZ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Son fonksiyonel görüntüleme çalışmaları otistik spektrum bozukluklarında beyin işlevleri ile ilgili devrelerde anormallikler olduğunu göstermiştir. Ailesi tarafından sosyal içe kapanıklık. yeni ortaya çıkan kompleks parsiyel tipteki epilepsi nöbetleri için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğinde takip edilen ve davranım sorunları sebebiyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi polikliniğimize yönlendirilmiş olan 17 yaşındaki erkek hasta tartışılacaktır. Genelde asemptomatik seyreden ve insidental olarak tespit edilebileceği bildirilen bu konjenital anomaliye Asperger sendromu düşündüğümüz bir olguda rastlamış olmamız. Otistik spektrum bozuklukları hastalarında frontal lobun beynin yüksek kortikal merkezleri (örn. sözel ve sözel olmayan iletişimde azalma göze çarpan muayene bulgularını oluşturmaktaydı. sinirlilik ve garip davranışlarda bulunma şikayetleri tariflenen hastanın ruhsal durum muayenesinde göz kontağında azalma. Bu sunumda. uyumsuzluk. . Burç Çağrı POYRAZ. disprozodi. Alınan anmanez ve yapılan klinik değerlendirme sonucunda DSM IV-TR ye göre Asperger sendromu tanısı konulan hastanın kraniyal MR görüntülemesinde korpus kallozum lipomu ve disgenezisi saptanmıştır.PB 210 Asperger Sendromu Bir Hemisferler Arası Bağlantısızlık Sendromu Olabilir mi? Bir Olgu Sunumu Alper BAŞ. 'fusiform face area') ile olan bağlantı işlevlerinde azalma ve desenkronizasyonu dikkati çekmektedir. otistik spektrum bozukluklarının beyindeki bağlantı işlevlerinde azalmaya bağlı oluşabileceği hipotezini destekler niteliktedir.

Tedavinin 3.PB 211 Şiddet İçerikli Televizyon Programı Sonrası Suicidal Girişim ve Deliryum: Bir Olgu Sunumu Atakan YÜCEL*. şidddet içerikli bir filmde karakterlerden birinin kendini asarak intihar edişini izledikten sonra annesi tarafından evin bir odasında tavandan iple asılı halde bulunmuş. nerde olduğunu bilmeme. bellek ve hafızada zayıflama. Anlamsız konuşmalar. Erzurum Giriş: Yaşama önemli katkıları olan medya araçlarının uygun olmayan şekil ve sürelerde kullanımının beden ve ruh sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir. Sonuç: Uygun olmayan TV programlarının etkilerinin çocuk ve ergen yaş grubu üzerinde daha belirgin olmak üzere duygudurum bozuklukları. Olay yerindeki acil tıbbı müdahalenin ardından hastaneye götürülerek yoğun bakım ünitesine (YBÜ) alınan ve bu transfer sırasında üç kez arrest olan hastaya kardiyopulmoner resusitasyon yapılarak hayata döndürülmüş.51mg/gün ilaç tedavisi düzenlendi. yakınlarını tanımama. Olgu: 10 yaşında kız hasta. oryantasyon kusuru nedeniyle de Çocuk Psikiyatrisi konsültasyonu istenmiş. epileptik nöbetler ve şiddet eğiliminde artışla ilişkili olduğu gösterilmiştir. uykusuzluk. Çocukların medya araçlarını zarar görmeden kullanmasının sağlanmasında ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte televizyon izlemesi etkili olabilir bu nedenle ailenin yeri ve önemi büyüktür. yıkıcı davranım bozuklukları.Mustafa GÜLEÇ* *Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. işitsel-görsel halüsinasyonlar. Erzurum **Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi.gününde oryantasyon kusuru düzelen hastanın tedavi öncesi ve 3 hafta sonrası sırasıyla Deliryum Derecelendirme Ölçeği 20-4/30. . Psikiyatri AD. medya çalışanlarının karşılaştıkları olaylar sonrası belirtiler göstermesi veya izleyicinin bir intihar olayının televizyonda ele alınış şeklinden etkilenmesi yönüyle karmaşık bir ilişki vardır. karakterlerden birinin asıyla intihar girişiminin anlatıldığı bir filmi izledikten sonra asıyla intihar girişiminde bulunan sonrasında deliryum gelişen bir olgu sunulmuştur. Nermin YÜCEL**. Medya ve ruhsal hastalıklar arasında. Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği 19-5/51 olarak iyileşme saptandı. YBÜ ihtiyacı buradaki tedavisinin üçüncü günü spontan solunumunun başlaması ve bilincinin açılması ile ortadan kalkmış. Beyin MRG ve EEG’de patoloji saptanmayan hastada ası ile suicidal girişim sonrası hipoksiye sekonder Deliryum düşünüldü ve risperidon 0. Terör olaylarını konu alan. eksitasyon muayene bulguları tespit edildi. Beyin BT’de hipoksiye bağlı beyin ödemi tespit edilmiş ve buna yönelik tedavi verilmiş. kaygı bozuklukları. uyku bozuklukları. Çocuk Psikiyatrisi AD. Ayrıca alınacak yasal önlemlerin ve hazırlanacak eğitim programlarının da faydalı olacağını düşünmekteyiz. çevrede film oyuncularını gördüğünü söyleyerek onlarla konuşma şikayetleri olan ve bu şikayetlerinin ara ara artıp azalan özellikte olduğu öğrenilen hastanın yapılan ruhsal muayenesinde gün içinde dalgalanma gösteren bilinç ve oryantasyon bozukluğu. insomnia. beslenme bozuklukları.

İkinci gün ilaç kullanımından bir süre sonra bacaklarda ve çenede kasılma ve ağrı olması üzerine polikliniğimize başvurduğu öğrenildi. fluoksetin.depresif bozukluk tanısı konularak essitalopram 10 mg/gün başlandı. Soy geçmişinde annede m. sertralin ve fluoksamine bağlı hareket bozuklukları tanımlanmıştır(1) Bu olguda essitalopram doz arttırımı sonrası gelişen bir distoni tablosu sunulacaktır. ikinci sırada ise distoni bildirilmiştir. paroksetin. Hastaya m.Türkiye Giriş: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SGİ) yan etkilerinin azlığı nedeniyle diğer antidepresan gruplarına göre sık kullanılan ilaçlardır. Hasan Belli. serotonin-dopamin taşıyıcıları ve reseptör polimorfizmlerinin SGİ kullananlarda hareket bozukluğu olusumu için risk faktörü olduğu ileri sürmektedir. Bu konuda yapılan bir çalışma da sitokrom P450 enzim sistemi. depresyon olduğu öğrenildi.Y 32 yaşında kadın hasta. bir ay sonra kontrolde essitalopram dozu 20 mg/güne çıkıldı. Tartışma: Antidepresan. Yaklaşık iki aydır süren mutsuzluk. Hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygudurum hakimdi ve psikomotor aktivitesi azalmıştı. özellikle bacaklarda olmak üzere gerginlik huzursuzluk ve kasılma şikayetleri ile eşi eşliğinde tekrar polikliniğimize başvurdu. Hastanın öz geçmişinde herhangi bir tıbbi hastalık öyküsü yoktu. Bu bilgiler ışığında hastada essitaloprama bağlı distoni düşünüldü. Cenk Ural. . Literatürde SGİ sonrası gelişen hareket bozuklukları incelendiğinde en sık akatizi. İstanbul. . Hastadan alınan bilgiye göre essitalopram 20 mg/gün tedavisine geçilen ilk gün kısa süreli ağız kenarı ve çenede kasılma olduğu ama şikayetlerinin bir süre sonra kendiliğinden geçmesi üzerine doktora baş vurmadığı öğrenildi.PB 212 Essitalopram Kullanımı Sonrası Ortaya Çıkan Distoni: Olgu Sunumu Mahir Akbudak. Psikiyatride pratiğinde sık kullanılan bir antidepresan olan essitalopram kullanımı sonrası gelişen distoni nadir ve essitalopram kullanırken akılda tutulması gereken bir durumdur. keyifsizlik. özellikle SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozukluklarının mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır. Hasta essitalopram dozunun 20 mg/güne çıkılmasının ikinci günü çenede ve ağız çevresinde kasılma. MD1. halsizlik. Hasta başka herhangi bir ilaç kullanımı veya hastalık tanımlamıyordu. Olgu: E. ev işlerini yapamama şikayetleri ile polikliniğimize başvurdu. SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozuklukları sık görülmese de literatürde sitalopram.MD1. baş ağrısı. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. iştahsızlık. Hastanın yapılan muayenesinde bacak ve kol kaslarında rilidite ve kol kaslarında dişli çark belirtisi tespit edildi. isteksizlik. Bu olayda serotonerjik ve dopaminerjik yolaklar arasındaki etkileşim Serotonerjik ve dopaminerjik çekirdekler arasındaki yaygın bağlantılar suçlanmaktadır.

ev kadını. 133: 320-32. Sadock VA. 2) Sadock BJ. Syndrome of finger agnosia. Katı İnsan Sendromunda Konversiyon Bozukluğu Yanlış Tanısı İki Olgu. Ruhsal durum muayenesinde yönelimi tamdı. Dehaene S. bedenin sağ ve solu ile ilgili komutları yerine getiremediği. sağ sol yöneliminde bozukluk ve parmak agnozisi ile karakterize bir sendromdur. Özcan H. Tartışma: Organik hastalıkların ender olmayarak yanlışlıkla konversiyon bozukluğu tanısı alabildikleri bilinmektedir (3). hesap bozukluğu. Levent Mete İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Dominant paryetal lob lezyonlarında görülür (2). Brain 2010. agraphia and acalculia. sonrasında Gerstmann sendromu tanısı alan bir hastanın sunumu amaçlanmıştır. 2007. Bu yazıda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanısıyla izlenmekte iken ektanı konversiyon bozukluğu şüphesi ile incelenen. 20(4):392-397 4) Rusconi E. sağını solunu karıştırma. In: Kaplan & Sadock’s Synopsis of Psychiatry. Türk Psikiyatri Derg 2009.PB 213 Konversiyon Bozukluğu Öyküsünde Gelişen Bir Gerstmann Sendromu: Olgu Sunumu Hasan Kenarlı. disorientation for right and left. sabunu tutamama. 3) Özer S. yürürken sendeleme. Gerstmann sendromu tanısı kondu ve nörolojiye yönlendirildi. Beyin Manyetik Rezonans Görüntülemesinde (MRG) sol parietooksipital ve frontalde korteks ve beyaz cevheri içine alan erken evre infarktlar izlendi. Kısa kognitif muayene (KKM) puanı 26/59 idi. parmaklarını ayırt edemediği ve kullanamadığı saptandı. s. Olgu: 61 yaşında. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. bulaşma obsesyonları. Bizim hastamızın da önceden konversiyon bozukluğu tanısı almış olması bu tanıyı akla getirmekle birlikte kesin tanı konmadan önce gerekli incelemeler sürdürülmüş ve hastaya ilginç ve patogenezi üzerinde tartışmaların sürmekte olduğu Gerstmann sendromu tanısı konulmuştur (4). insanlara çarpma ve okuyup yazamama yakınmaları ile Nöroloji polikliniğine başvurmuş. anksiyöz duygulanım. 75. Difüzyon MRG’de sol frontal ve parietalde kortikomedüller bileşke yerleşimli erken evre infarktlar ve sol parietookspitalde daha geç evre iskemiler izlendi. Pinel P. Hastanın öyküsünde geçmiş yıllarda konversiyon doğasında bayılmalar ve yine konversiyon doğasında el ve kol uyuşmaları vardı. Aniden başlayan sağ el ve kolda uyuşma. Rutin incelemelerinde özellik yoktu. Psikiyatristlerin konversiyon bozukluğunun ayırıcı tanısında etkin rol alması gerekliliği açıkça sürmektedir. Nöroloji tarafından psikiyatri konsultasyonu istenmiş. paraları tanımadığı. Arch Neurol Psychiatry 1940. 10th edition. Yazma bozukluğu. Kaynaklar: 1) Gerstmann J. Kleinschmidt A. Psikiyatri Kliniği Giriş: Gerstmann sendromu ilk kez Josef Gerstmann tarafından tanımlanmıştır (1). The Brain and Behavior. 44: 398–407. . Almila Erol. temizlik kompulsyonları vardı. The enigma of Gerstmann’s syndrome revisited: a telling tale of the vicissitudes of neuropsychology. Dinç GŞ ve ark. Basit hesapları yapamadığı. 30 yıldır obsesif kompulsif bozukluk tanısıyla izlenmekte.

D₂ reseptör antagonizmasıyla striatal metabolizmayı artırarak kekemelik semptomlarını iyileştirmektedir. Bununla birlikte çalışmalarda risperidonun kekemelik tedavisinde kullanılmasının yanı sıra kekemelik yan etkisinin bulunması bir paradoks olarak ilginç görünmektedir. Bu bozukluk seslerin ve hecelerin sık sık yinelemeleri ve uzatılmaları ile belirlidir. İnci Meltem ATAY. gerekse zamanlama yönünden yaşına uygun olmayan biçimde bozukluk olmasıdır. İlaç yan etkilerine bağlı olarak nadir de olsa edinsel kekemelik görülmektedir. Risperidon. Antipsikotiklerin kekemelik yan etkisi çok nadir görülmektedir. Bilal TANRITANIR. bireyin konuşmasının gerek akıcılık. Risperidon D₂ ve 5 HT₂A reseptörlerinin güçlü antagonisti olup α₁ ile α₂ reseptörlerine yüksek afinite göstererek etki etmekte ve psikotik bozukluklar. Edinsel kekemelik ise herhangi yaşta aniden başlayabilir. duygudurum bozuklukları ve davranım bozuklukları hatta kekemelik tedavisi olmak üzere geniş bir spektrumda kullanılmaktadır. Dr. Olgumuzda ise kronik düşük doz risperidon kullanımı sonrası gelişen kekemelik yan etkisi dikkat çekici olup ilk kez ayrıntılarıyla tartışılmıştır.PB 214 Bir Paradoks Olarak Risperidon Kullanıma Bağlı Kekemelik Olgusu Dr. Literatürde psikotik bozukluğu olan kısa süreli yüksek doz risperidon kullanımına bağlı gelişen iki kekemelik olgusu dışında başka vaka sunumuna rastlanılmamıştır. . Arif DEMİRDAŞ Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Kekemeliğin temel özelliği. Dr. Abdullah AKPINAR. Dr. Kekemeliğin iki tipi mevcut olup bunlar edinsel ve gelişimsel olarak ayrılmaktadır.

Olanzapin ve mirtazapinin birlikte kullanımıyla ilişkili periferik ödem : olgu sunumu.(2). gününde yüzde ve bacaklarda belirgin ödem gelişti. gününde mirtazapin kesildi. Mirtazapine induced lower limb oedema. kadın hasta. New Journal of Medicine 2011. hipoproteinemi ile giden diğer hastalıklar. gününde periorbital. Uzar E. Anksiyete bozukluğu tanısıyla sitalopram 20mg/gün kullanıyordu. 56 yaşında. The pharmacovigilance of mirtazapine: results of a prescription event monitoring study on 13554 patients in England. boğaz ağrısı ve alt ekstremide ödemi ortaya çıkmıştır. Shankar PR. Journal of Pharmacy Practice and Research. en az rastlanan yan etkiler senkop.Tedavinin 4. her iki olgumuzda da fasiyal ödemin görülmesi dikkat çekicidir. Tedavinin 4. 55 yaşında. Mirtazapinin yan etkileri arasında en sık görülen halsizlik ve sedasyon iken. böbrek hastalıkları. 2. Literatürde daha çok alt ekstremite ödeminden bahsedilirken. Bu yan etkiler içerisinde çok sık rastlanmayan periferik ödem yan etkisinin görüldüğü iki olgudan söz edeceğiz. olgumuzda sadece fasiyal ödem görülmüştür. Tedavinin 3. 28(3):191. gününde mirtazapin kesildi. Olgu 2: H. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011.PB 216 Mirtazapine Bağlı Periferik Ödem:2 Olgu Sunumu Çiğdem Hazal Bezgin. sertralin 100mg/gün kullanan hastanın yakınmalarında gerileme olmaması nedeniyle tedavisi sertralin 100mg/gün. Olgu 1: O. Mirtazapine bağlı ödem yaklaşık %1 oranında görülmektedir. Major depresyon tanısıyla risperidon 1mg/gün. Hematoloji ve biyokimya tetkiklerinin normal olduğu bu olguda ilacın kesilmesini takip eden 5.(3) Migren ve depresyon tedavisi için mirtazapin kullanan 30 yaşında kadın hastada ilacın başlanmasından 3 gün sonra pretibial ödem gelişmiş ve tedavinin kesilmesi ile 2 gün içinde ödemin gerilediği görülmüş(4) İlk vakamızda yüz ve bacakta ödem gelişirken. Sonuç: Periferik ödem sıklıkla kalp.. Tedavinin 5. Ciddi yan etkileri fasiyal ödem. fasial bölgede yaygın ödem gelişti.Y. Literatürde sınırlı sayıda mirtazapinle ilişkili periferik ödem olgusuna rastlanmıştır. 2)Sarısoy G. 31 yaşında depresyon tedavisi gören erkek hastada mirtazapinin başlanmasını takip eden 10. 1) Biswas PN. mirtazapin 15mg/gün şeklinde düzenlendi. vol35. Wilton LV. Mirtazapine induced edema. . görme bozukluğudur.. 21(3):249-52. Yeliz Banu Gülşen. J Psychopharmacol 2003. serotonin ve noradrenaline spesifik ilk antidepresandır. Leman İnanç. antihipertansiflerin kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkar. davranış problemleri. 3)Dhungana K. Das R1. issue 4. 2005. Yazıcı N.17(1):121-6. allerji. günde ateş. 4)Yücel Y. kemik iliği toksisitesi olarak tanımlanmıştır(1). erkek.Dahili ve kardiyolojik patoloji saptanmadı. Kaşektik olan ve uykusuzluk yaşayan hastanın tedavisine mirtazapin 15mg/gün eklendi. Mahir Yeşildal. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Mirtazapin.Ö. Shakir SA. günde ödem ortadan kalkmıştır.

Olgu: H.Alexander F. Psikiyatri polikliniğine başvurduğu sırada 25 mg hidroksizin ve 5 mg levosetrizin dihidroklorür tedavisinden fayda görmemişti.altta yatan mental durumun önemli olduğu son yıllarda yaygın olarak ifade edilmektedir(2). dermatolojik ve immünolojik patoloji olmadığı kanısıyla yoğun emosyonel strese bağlı psikojenik ekskaryasyon olduğu düşünülerek psikiyatri polikliniğine yönlendirilmiş. depresif bozukluk ve nevrotik kişilik yapısı vardır. belirtiler arasındaki etkileşim iyi bilinmelidir. iştahsızlık. Etkin bir tedavi için ayırıcı tanı iyi yapılmalı.1950.İçsel olarak hastalık üzerindeki kontrol duygusu hastalığın gidişine olumlu katkıda bulunduğu düşünülmektedir. HAM-D25.Ş.Psychosom Med. New York: Norton.bilişsel ve davranışsal teknikler hastayı kaşınma davranışı konusunda duyarlılaştırarak hafif kaşıntı uyaranını uzaklaştırmasına yardımcı olabilmektedir(3). çalışıyor.Psikokutanöz hastalıklarda Psikoterapötik Destek: Bilişsel Davranışçı Teknikler Yeni Symposium 2008. Fizik muayenede bedeninde. İkinci haftanın sonunda hastanın kaşınma yakınmasında azalma görüldü.Hamer M.İşçimen A. HAM-A21 olarak skorlandı. 48 yaşında kadın hasta. 3. Ruhsal muayenede duygulanımın sıkıntılı ve depresif olduğu saptandı. Psikojen Pruritistir. evli.A bidirectional relationship between psychosocial factors and atopic disorders: a systematicreview and meta-analysis.Atopik hastalıkların immunolojik kökenli olduğu bilinmekle birlikte. Hastaya Fluoksetin 20mg/gün. Esra Aydın Sünbül. Bu duruma en çok yol açan nedenler arasında anksiyete bozukluğu. herhangi bir sistemik neden. Ancak stresörlerle birlikte kaşıntı şikayeti nüksetti. Huzursuzluğa neden olacak durumlarda kaşıntı uyaranı/kaşınma davranışı ilişkisi hakkında bilgi verildi. Ayrıntılı öykü alınmış. 2. Dermatoloji kliniğine 6 aydır devam eden yaygın kaşıntı ve tüm vücutta yaygın ekskaryasyonlar şikayetiyle başvurmuş.Alexander’ın nörodermatitleri psikosomatik hastalık sınıfı içinde ele almasından sonra bu konuyla ilgili araştırmalar artmıştır(1).PB 218 Jeneralize Pruritis Olgularında Psikiyatrik Değerlendirme-Olgu Sunumu Fatma Fariha Cengiz. Lezyonların kaşınma sonrası oluştuğunu daha sonra psikiyatrik tablonun eklendiğini belirtti. sık ağlama.46(3):235-244 . Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Giriş: Psikososyal etmenlerin bazı fiziksel hastalıkların oluşu ve gidişi üzerindeki etkileri uzun zamandır bilinmektedir.70(1):102-16. Olanzapin 5mg/gün tedavisi başlandı. Kaşınma davranışını başlatabilecek olumsuz emosyonlar ve davranışlar tespit edilerek hastanın hastalık üzerindeki kontrol duygusu artırılmaya çalışıldı. her iki kol ve bacakta yaygın noktasal skarlaşmış lezyonlar ve hiperpigmente alanlar mevcuttu. Tartışma: Jeneralize pruritusun en önemli nedenlerinden biri.Bunun yanında deri hastalıkları nedeniyle oluşan görünür değişiklikler ve hastalığın sonucunda oluşan ruhsal sıkıntılar kişinin hayat kalitesinde kötüleşmeyi de beraberinde getirir.Hasanoğlu A.2008 Jan. geleceğe yönelik ümitsizlik yakınmaları mevcuttu. Yedinci haftadaki kontrolde hastanın kaşıntı yakınması kayboldu. HAM-D16 HAM-A12 idi.Steptoe A.Psychosomatic medicine.İlaç tedavisi yanında verilen psikoedükasyon. 1.Chida Y. Çiğdem Hazal Bezgin. Karışık Anksiyete ve Depresif Bozukluk tanısı kondu. Hastanın uykusuzluk.

Bunun üzerine galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği düşünülerek fluoksetin kesildi ve hasta on beş gün sonra kontrole çağırıldı. ilgi. Sonuç: Bu vakada her iki memede meydana gelen galaktoreyi açıklayacak genel tıbbi durum tespit edilmemiştir. Galaktore ise SSGİ kullanımında nadiren görülen bir yan etkidir (2. Toplam 13 puan üzerinden 10 puan aldı. Fluoksetin kullanımının 3. hayattan zevk alamama şikayetleri ile başvurdu. Am J Psychiatry. Bu yazıda fluoksetin kullanımı sonrası gelişen prolaktin seviyesinin artmadığı. “A Method for Estimating The Probability of Adverse Drug Reactions”. Busto U. Clin Pharmacol ther 1981. evli. cinsel istekte azalma ve işlevselliğinde bozulma şikayetlerinin de eklenmesi üzerine. Olgu: SK. Bonin B. Therapie 1994. A Case Report”. Stahl SM “Galactorrhea Induced by Sertraline”. Kocaeli. Vandel S . Son altı aydır dikkat ve konsantrasyonda azalma. prolaktin yüksekliği tespit edilememiş olsa dahi bu vakalarda yan etki olarak galaktore ortaya çıkabileceği konusunda dikkatli olunması gerektiği ve SSGİ’lerde galaktore mekanizmasının incelenmesi için yeni araştırmalar gerektiği sonucuna varılmıştır.45 . cinsel istekte azalma. huzursuzluk.PB 219 Fluoksetin Kullanımı Sırasında Gelişen Bir Galaktore Olgusu Aslıhan Polat. 35 yaşında. 4. Bronzo MR. SSGİ’lerin sık görülen yan etkileri arasında iştah değişiklikleri. Vandel P. et al. memesinden süt gelmesi şikayetiyle polikliniğimize tekrar başvurdu. ilgi-istek kaybı. Sellers EM. ayında iki memeden süt gelme şikayeti tekrarladı ve fluoksetin tedavisi tekrar sonlandırıldı. 7: 198222 2. Yapılan muayenesi ve testleri sonucunda tıbbi bir neden tespit edilemedi. Drug Treatment of Depression in the 2000s”.istek kaybı. Fluoksetin tedavisi sonlandırılan hastanın galaktore belirtisi sonlandı. hasta polikliniğe başvurmuş. galaktore olgusu tartışılmıştır. 3. günde sonlandığı ve tekrarlamadığı öğrenildi. Fluoksetin kullanımı esnasında. Kaynaklar: 1. 1993. 49:149-51. Amaç: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSGİ) psikiyatrik ve psikosomatik bozuklukların tedavisinde önemli bir yere sahiptir. üniversite mezunu. Fluoksetin kullanımına bağlı yan etki olabileceği düşünüldü ve hastaya “NARANJO Adverse Drug Probability Scale” (4) uygulandı.3). polikliniğimize yetersizlik.150:1269-70. Baghai TC. Ruhsal durum muayenesi sonucunda DSM-IV TR’ ye göre majör depresif bozukluk tanısı konuldu ve fluoksetin 20mg tedavisi başlandı. An Biol Psychiatry. ayında hasta. genel cerrahi konsultasyonu istendi. alkol kullanımında artış. tek çocuklu kadın. Kontrolde hastanın galaktoresinin 5. Moller HJ. Volz HP. Hastaya galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği ile ilgili bilgi verildikten sonra fluoksetin 20mg tekrar başlandı. çocuğuna bakım vermekte güçlük. Naranjo CA. Tedavinin 9. dikkat ve konsantrasyon eksikliği. cinsel işlev bozuklukları ve gastrointestinal yan etkiler bulunmaktadır (1). “Fluvoxamine and Galactorrhea. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 2006. 30: 239.

motor hareket bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. nefes darlığı. uyku . mirtazapin tedavisinin kesilmesinin ardından ketiapin 25 mg/gün tedaviye eklenmiştir. serotonin. Mirtazapinin bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına dair daha önce herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Prevalansı % 8 olarak bildirilen Sleep Bruksizm. Tedavinin ikinci ayında çeşitli yayınlarda motor hareket bozukluğu ya da fokal distoni olarak tanımlanan ve uykuda ortaya çıkan bruksizm tablosu gelişmiştir./gün şeklinde tedavi düzenlenmiştir. Mirtazapinin bu vakada ya doğrudan etyolojik ajan olarak bruksizim tablosunun gelişmesine neden olabileceği ya da essitalopram ile additif etkileşime girerek tablonun ortaya çıkmasına katkı sağlamış olabileceği düşünülmektedir. Hastanın uykuya dalmak ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının devam etmesi üzerine. fokal distoni. Anksiyete Bozukluğu (Panik Bozukluk) ve Depresif Bozukluk tanılarıyla takip edilmiş. çevresine ilgide azalma. etyolojisinde stres ve anksiyetenin risk faktörleri olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Mirtazapin. göğüste sıkışma hissi. Mirtazapin tedavisinin bruksizm etyolojisinde rol oynayıp oynamadığının aydınlatılması amacıyla mirtazapin tedavisine son verilmiştir. bruksizm. noradrenalin yolaklarına yönelik kullanılan ajanların bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına yönelik çalışmalar bulunmaktadır.B. Adem BALIKCI(*). Yakınmaları ilk kez 3-4 yıl önce isteksizlik. Ali Emrah BİLGEN(*) (*)GATA Askeri Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Giriş: Bruksizm fizyopatolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte.5 yıl boyunca essitalopram tedavisi kullandıktan sonra uykuya dalmakta güçlük ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının olması üzerine mevcut tedavisine mirtazapin eklenmiştir. Tartışma Ve Bulgular: Bruksizm etyopatogenezinde çeşitli ajanlar suçlanmakla birlikte literatürde dopamin. 41 yaşında hasta. Ketiapin ekleme tedavisinin mirtazapin nedeniyle gelişen bruksizm tablosunun düzelmesine katkı sağlayıp sağlamadığının açıklanması için ileriye dönük çalışma yapılmalıdır. SNRI ve antipsikotik kullanımı sonrasında ortaya çıkmaktadır. Hastanın premorbidinde motor hareket bozukluğunu açıklayabilecek ailesel veya metabolik bir öyküsünün olmadığı. vücutta uyuşmalar. Bülent KARAAHMETOĞLU(*).PB 220 Mirtazapinin İndüklediği Bruksizm: Olgu Sunumu Yazarlar: Özgür MADEN(*). Olgu Sunumu: S. Hasta yaklaşık 1. serotonin. essitalopram 10 mg. Tedavinin kesilmesinin dördüncü gününde bruksizm yakınmasının gerilediği. Bazı vakalarda antipsikotik kullanımının sonlandırılmasından sonraki yıllarda da bu tip motor hareket bozuklukları görülebilmektedir. uykusuzluk şeklinde başlamıştır. biyokimyasal ve metabolik testlerinde bruksizme neden olabilecek bir bozukluk tespit edilmemiştir. ikinci haftasında da tamamen ortadan kalktığı tespit edilmiştir. Beyazıt GARİP(*). Birçok motor hareket bozukluğu SSRI. Bu vaka bildiriminin amacı literatürde daha önce hiç yayımlanmamış olan ve mirtazapine bağlı olarak uykuda ortaya çıkan bruksizm olgusunu sunmaktır.

18:309-312. epilepsi. 2:47-55. Rutin tetkiklerinde patoloji saptanmadı. Aynı zamanda karar verme gibi kognitif fonksiyonlarda bozulma nedeniyle bu vakaların adli yönleri açısından dikkatle muayene edilmelidir. Oğuz Akman Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Frontal lob sendromu (FLS). Türkiye Klinikleri Psiki-yatri Özel Dergisi 2009. serebrovasküler hastalık. risperidon 2mg/gün. Tandem yürüyüşü her iki tarafa ataksikti. .5mg im. Frontal lob sendromu. sürekli dolaşma isteği. Hastanın geçirdiği kazadan 3 hafta sonra başlayan uygunsuz gülmeler. Bu yüzden hekim bu konuda aile üyelerini bilgilendirmelidir. Kaynaklar: 1. azalmış sosyal içgörü. Burada iş kazası sonrası kafa travmasına ikincil frontal lob sendromu gelişen bir olgu tartışılacaktır. Selek S.2. Kranial MR’da sağ frontalde 2cmlik defekt ve frontal parankimde kortikal-subkortikal kistik ensefelomalazik değişiklikler saptandı.Büyüsel düşüncenin eşlik ettiği frontal lob sendromu: Olgu sunumu. sık sık kavgaya karışma. kişilik ve davranış bozuklukları ile kendini gösteren tümör. Dikkati ve aritmetik becerileri orta. muhakeme ve yorumlaması zayıftı.PB 221 Frontal Lob Sendromu. Olgu: 18 yaşında erkek hasta 2010 ekim ayında fabrikada geçirdiği iş kazası sonrası çökme kırığı olan hastada daha sonra gelişen beyin absesi nedeniyle nöroloji ve nöroşirurji servislerinde takip edilmiş. Hastanın psikiyatrik muayenesinde öz bakımı azalmış. FLS kalıcı beyin hasarına bağlı süregen bir sendrom olması nedeniyle davranışsal bozukluklar bir takım antipsikotiklerle kontrol altına alınsa da yüz güldürücü bir tedavi henüz oluşturulmamıştır. kız ve erkek çocuklara cinsel istismarda bulunma ve evdeki eşyalara zarar vermesi varmış. lorazepam 2.5 mg/gün olarak düzenlendi. Cansel N. Fatma Özlem Orhan. Bu hastalar bir takım duygusal ve davranışsal değişiklikler nedeniyle psikiyatriye başvurmaktadır. Savaş HA. Aydın N. fayda göremeyince karbamazepin 800mg/gün risperidon consta 37. 2. enfeksiyon veya kafa travması gibi etyolojik faktörlere sekonder prefrontal korteksin hasarlandığı bir klinik tablodur (1. Davranışları dezorganizeydi. Yalç ın F.2). EEG normaldi. Özovacı A. Olgu Sunumu Nükhet Yiğitbaşı. Hastanın sinirlilik eşyalara zarar vermesi çocuklara cinsel istismar davranışları ve yakınlarına şiddet göstermesi azaldı. affekt labil ve uygunsuzdu. Hastaya olanzapin 10mg/gün ve karbamazepin 400 mg/gün başlandı. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2008. Nörolojik muayenesinde sol üst ekstremitesinde paralizisi vardı. uygunsuz davranışların varlığı gibi frontal bölge tutulum bulguları gözlenmekte ve bu durumu hastanın günlük aktivitesini son derece kötü etkilemektedir. Sonuç: Hastamızda disinhibisyon. Kaza sonrası gelişen motor defisiti için 20 gün fizik tedavi görmüş.

Psikiyatri AD. . 8(suppl. Anksiyolitik etki profili açısından trisiklik ve tetrasikliklere benzerlik göstermektedir. geçmişte eroin. Kalp Damar Cerrahisi AD. Psikiyatri AD. Tianeptin strese verilen hipotalamo-pituiter-adrenal eksen yanıtını azaltır ve stresin yol açtığı davranışsal sorunları düzenler. yüksek doz kullanma ve tolerabilite yönünden bağımlı hastalarda risk oluşturabilmektedir. Ahmet Şen4. Bu olgu sunumunda ise. kötüye kullanımı ile ilgili olgu sunumlarında özellikle uyarıcı etki vurgulanmıştır. 2.11(2):190-193. Şahin ÖÖ.Ansseau M. Rize. Erim R. Tiyaneptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu. Rize. Çakmak D. kötüye kullanımı ve bağımlılık riski tartışılmıştır. Psikiyatri Kliniği. Literatürde konu ile ilgili sunumlarda tianeptinin oral yolla yüksek dozda alımı ile bilgiler mevcuttur. 2 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Tianeptinin aşırı miktarda alınması konusunda çok az vaka bildirilmiştir. esrar ve kokain kullanımı olan ve son bir yıldır yurtdışında öğrendiği bir yöntem olarak yüksek doz tianeptinin eritilerek toz haline getirilip daha sonra femoral arter yolu ile vücuda enjekte etmek sureti kullanan 29 yaşında erkek hastada tianeptinin etkisi. Tıp Fakültesi. dibenzotiazepin türünde atipik bir trisiklik antidepresandır. Kaynaklar: 1. Tıp Fakültesi. Biyokimyasal olarak. Bazı olgu sunumlarında tianeptine tolerans geliştiği. Rize. 3. Yeloğlu1. Bu nedenle tianeptin tedavisi. Serotonin geri alım engelleyicilerine (SSRI) benzer etki potansiyeline sahiptir. Yüksek doz tianeptin kullanımı ile ilgili yapılan birçok çalışmanın sonuçlarına uymamakla birlikte tianeptin. Ann Psiquiatria. Gökhan İlhan2. Antidepresanlara karşı bağımlılık gelişimesi tartışmalı ve literatürde az değinilmiş bir konudur. (1992) Gradually increased doses of tianeptine: maximal tolerated dose and linearity of the pharmacokinetics. 17(1):72-75 . Tianeptin. Rize. Tıp Fakültesi. beyinde ve trombositlerde serotoninin presinaptik geri alınımını artırdığı gösterilmiştir. Bülent Bahçeci3. Anestezi ve Reanimasyon AD. Tıp Fakültesi.Saatçioğlu Ö. tianeptinin tek ya da yineleyen dozlarda verildikten sonra. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Çiçek Hocaoğlu5 1 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi.1):56. güçlü hissetme hali olduğu ve yeniden alınmaması durumunda fiziksel yoksunluk işaretlerinin görüldüğü belirtilmiştir. 3 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Wauthy J. Antidepresanlar bağımlılık yapar mı? Tianeptin kullanan bir olgu Anadolu Psikiyatri Dergisi 2010.Tuğlu C. Kognitif yönden tianeptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmektedir. von Freckell R ve ark. Rize.PB 222 Tianeptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş H. 5 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. 4 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi.

köyde yalnız yaşadığı evine gece pencereden giren. saldırıdan önce Anadolu’da küçük bir kentin köyünde yalnız yaşıyormuş. Ocak 2012’de. Özellikle kurumlarda yaşayan ve mental kısıtlılığı olan yaşlıların aktardıkları olaylara ilişkin bilginin doğruluğuyla ilgili şüpheler. Mahkeme’den ruh sağlığı değerlendirilmesi isteği ile başvurdu. kızıyla yaşıyor. anal yoldan tecavüze uğradığını ifade etti. Giriş: Yaşlıların fiziksel ve ekonomik istismar ve ihmali son yıllarda tartışılmala birlikte cinsel istismarları hakkında az çalışma vardır. Yaşlıların ihmal ve istismarı konusundaki çalışmalar gelişmiş ülkelerde. İstanbul.PB 223 Sesini Duymadığımız Üç Kadın: 70 Yaş Üstü Cinsel Saldırı Şahika Yüksel * Atike Çıta * İlker Taşdemir * Gülzade Urazbekova* *İstanbul Üniversitesi. oğluyla kalıyor. iki çocuklu. ilkokul mezunu. İç Anadolu’da bir ilçede yalnız yaşadığı öğrenildi. üvey oğlunun ismini kullanarak evine gelen yirmili yaşlarda bir genç tarafından cinsel ve fiziksel saldırıya maruz kaldığını ifade etti. dul. iki çocuklu. Bir yıl önce eşi ve kızının mezarlarını ziyaretinde. Şikayetçi olduğu karakolda. dul. saldırganın tecavüz etmeye çalıştığını. Vaka1: Hatice Hanım 74 yaşında kadın. Saldırganlar onların fiziksel mücadele edemeyecekleri genç ve kuvvetli erkekler. yok sayılan bir travma türü olan yaşlı cinsel istismarına dikkat çekmeyi amaçladık. MD ve TSSB tanıları aldı. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. ne dediğini bilmiyor” şeklindeki itirazı ile BRSHH’de bilişsel yeterliliğinin değerlemdirilmesi amacıyla 12 gün yattığı ve Akut Stres Bozukluğu (ASB) tanısı aldığı öğrenildi. gündüz genç bir adam tarafından saldırıya uğradığını. aklı yerinde değil. okuryazar değil. 2010 yılında. saldırganın “yaşlı. Vaka3: Kamile Hanım 82 yaşında. travmanın farkedilmesi ve alınacak önlemler tartışılmalıdır .D tarafından ruh sağlığının değerlendirilmesi amacıyla yönlendirilmişti. okuryazar değil. dört çocuklu. Bu yazıda. yirmili yaşlardaki amcasının torunu tarafından bıçakla tehdit edildiğini ve kuvveti yetmediğinden karşı koyamadığını. İki yıl sonra yapılan değerlendirmesinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tanısı aldı. Yaşlıların cinsel istismarıyla ilgili bilgi azdır. çalışmıyor. dul. İTF Adli Tıp A. yoldan geçen bir kişi tarafından kurtarıldığını ifade etti. Sonuç ve Tartışma: 70 yaş üstünde cinsel saldırı yaşayan üç dul kadında yalnız yaşarken çocuklarının yanına taşınmaları gerekmiş. ölümle tehdit edildiğini. Üçünde de cinsel travmaya bağlı ciddi sorunlar olmasına karşın tedavi talepleri olmamış. Vaka2: Elmas Hanım 73 yaşında. Major Depresyon (MD) ve TSSB tanıları aldı.

disfibrinojenemi gibi kalıtımsal risk faktörleri rol oynamaktadır (2.6). VTE gelişiminde İleri yaş. bu ilaçların kullanımına bağlı gelişen kilo artışı. Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü **Başkent Ünv. yaklaşık 3 aylık risperidon kullanımı öyküsü olan ve pulmoner tromboembolinin risperidon kullanımına bağlı olarak geliştiği düşünülen bir olgu sunulacaktır. Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü ***Başkent Ünv. Tıp Fak. immobilizasyon gibi bazı kazanılmış ve protein C. travma. Özellikle düşük potanslı antipsikotiklerin kullanımına bağlı venöz tromboemboli geliştiği bilinmektedir(4). Tıp Fak. . yüksek beden kitle indeksi (BKİ). Bu bildiride risperidon kullanımı dışında bilinen herhangi bir risk faktörü olmayan. Tıp Fak.seratonejik reseptör blokajı yaparak etki gösteren. konvansiyonel AP ilaçlara göre ekstrapiramidal yan etkileri daha düşük olan . Atipik AP’lerin kullanımına bağlı gelişen VTE’nin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte. sedatif yaşam biçiminin VTE için risk faktörü olabileceği düşünülmüştür(7). son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımları artan ilaçlardır(1).3). Konvansiyonel AP kullanımı ile VTE gelişme riskinin art tığına ilişkin bazı çalışmalar ve olgu sunumları yayınlanmıştır. Nazan Şen**. Ankara Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü Atipik antipsikotikler dopaminerjik. FDA kayıtlarına göre 1990-9 yılları arasında Atipik AP lerden klozapin kullanımına bağlı VTE gelişen 99 olgu bildirilmiştir.PB 224 Risperidon Kullanımına Bağlı Pulmoner Emboli: Olgu Sunumu Ebru Altıntaş*. 29 yaşında. S ve antitrombin III eksikliği. günümüzde olanzapin ve risperidon ile VTE ilişkisi olgu sunumları ile bildirilmiştir (5. konversiyon bozukluğu tanısı ile değerlendirilen. (3) Günümüze kadar VTE gelişimi için risk klozapin ile sınırlıyken. sigara kullanımı. Nilgün Taşkıntuna*** *Başkent Ünv. kimi zaman ani ölüme yol açabilen VTE arasındaki ilişkiye dikkat çekmek ve VTE açısından erken tanı ve tedavi için bu ilaçları kullananlarda VTE’nin gelişebileceğinin akılda bulundurulması gerektiğinin önemini vurgulamak istedik. Bu olgu sunumu ile son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımı hızla artan atipik AP’ler ile.

SÖZEL BİLDİRİLER .

hamle sayısı. Çalışma 32’si şizofreni hastasının birinci dereceden sağlıklı akrabası ve 30 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere yaş. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda. İstanbul Bu çalışmada. Wisconsin Kart Eşleme Testi. şizofreni hastası yakınları ile sağlıklı kontrol grubu arasında yürütücü işlevlerin değerlendirildiği Wisconsin Kart Eşleme Testi perseveratif hata. IOWA Kumar Testi. Yürütücü işlevler. Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim AD. Ancak yapılan ileri istatistiksel analiz sonucunda. kural hatası ve zaman skorları ve sözel akıcılığın fonetik akıcılık alt testinde anlamlı bir fark bulunurken diğer nöropsikolojik testlerde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Kognitif bozukluklar . Sözel Akıcılığın Semantik ve Fonetik Akıcılık Testleri. şizofreni hastası yakınları arasında şizotipal özellikleri ve bilişsel işlev bozukluklarını incelemesi ve şizofrenide ailesel yatkınlığın olası etkilerini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Londra Kulesi Testi’nin toplam doğru yanıtı. WAIS-R’ın ikili benzerlikler alt testi. Anahtar Kelimler: Şizotipal özellikler. Piramit ve Palmiye Ağaçları Testi ile değerlendirilmiştir. Büyüsel Düşünceler Ölçeği ve Algılamada Sapmalar Ölçeği uygulanmıştır. Sayı Dizini Testi. Katılımcılara Şizotipal Kişilik Ölçeği’nin Kısa Formu. Londra Kulesi Testi. Stroop Testi. Bilişsel işlevler. Bu çalışma. Londra Kulesi Tesi’nin hamle sayısı ve negatif şizotipi skorlarının iki grup arasındaki farklılığı yordadığı bulunmuştur. şizotipinin üç alt tipine özgü kognitif bozuklukları nöropsikolojik testler ile incelemek ve şizofreni hastalarının birinci dereceden sağlıklı akrabalarında şizotipal kişilik özelliklerinin şiddetini ve sıklığını tespit etmek amaçlandı. Türk popülasyonunda ilk defa. Ayrıca grupların şizotipinin üç alt tipine göre de farklılaşmadığı görülmüştür. Wiskonsin Kart Eşleme Testi’nin perseveratif hata skoru. eğitim ve cinsiyet değişkenleri açısında eşleştirilmiş 62 katılımcı ile yürütülmüştür.S 01 Şizofreni Hastalarının Birinci Dereceden Sağlıklı Akrabalarında Şizotipinin Üç Alt Tipiyle İlişkili Kognitif Bozuklukların İncelenmesi Handan Noyan*. İstanbul **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. perseveratif hata yüzdesi ve toplam cevap sayısı skorları.

Amaç :Psikotik hastalarda düşük dereceli bir inflamasyon bulunmaktadır.5= Aynı noktayı kemirme.3= Sık kafes kemirme. .sham grubu (2. Bizim çalışmamızda amaç TNF-alfa ve oksidan stres artışı ile giden organik sebepli inflamatuar patolojilerin psikotik süreçler üzerine etkisini ortaya koymaktır. 3 mm lik gözenekleri olan tel kafes kullanıldı.sham grubu ile karşılaştırıldığında sterotipik davranışlarda artma oluşturmuş ve dopaminerjik etkiyi güçlendirmiştir. *Dilek Taşkıran *Ege Üni. Sham ve sepsis grubu sıçanlara apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. Tıp Fak.(CLP).54±11. bipolar disorder. *Gözde Gökten. Bulgular: Sepsisli sıçanlarda sterotipi skoru (3. Materyal – Metod:Sistemik inflamasyon ve endotoksemi için sıçanlarda sepsis modeli oluşturuldu. Sonuç: Sepsis sonucu gelişen inflamasyon ve endotoksemi. 4=Sürekli kafes kemirme. Bu modelde sıçanlarda 5 saat sonra sepsis oluşmaktadır.Ayrıca sepsis sonucu temel inflamatuar sitokin olan TNF-alfa plazma düzeyi ve oksidan stres artmıştır.32±0. Bunun için çekum ileoçekal valvin distalinden pasaja izin verecek şekilde 3/0 ipekle bağlanıp 22 G iğne ile delindi.sham grubu (24. Cerrahi işlemden 24 saat sonra sham ve sepsis grubu sıçanlara psikoz yatkınlığını değerlendirmek için apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı. Biyomühendislik Fak. depresyon.13 cm yüksekliğinde.TNF ve oksidan stres bağımlı dopaminerjik ve glutamaterjik modulasyon bu etkilere sebep olmuş olabilir. 7 sıçan sham grubu olarak çalışmaya alındı..5 mg/kg intraperitoneal(askorbik-asitte çözülerek) verildi.Sıçanlara öncelikle 10 dakikalık kafese alışma periyodunun ardından 1.05) olarak bulundu. Minimal fekal çıkış gösterilmesinden sonra intestinal anslar batın içine yerleştirilip. Her dakika stereotipi hareketleri skorlandı:0=Yok.56. **Burcu Efe. batın 4/0 poliglikan sütür ile kapatıldı.47) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. *İlkay Kalkanlı..0005) olarak bulundu. 1=Nadiren koklama. IL-6 gibi temel inflamatuar sitokinler ve akut faz proteinleri artmıştır.74±0. Prenatal infeksiyonların (viral.S 02 Sepsis ile İnduklenen Sistemik İnflamasyon ve Endotoksemi Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Artan Psikoz Yatkınlığının Gösterilmesi ve Bu Etkinin Plazmada Ölçülen TNF-Alfa ve Total Oksidan Düzeyi ile Korelasyonu *Oytun Erbaş. **Kübra Erçalışkan.58±35.Bu test için 14 cm çapında.0001) olarak bulundu. Sepsisli sıçanlarda plazma TNF düzeyi (232. Şizofreni hastalarında sağlıklı kişilere göre TNF-alfa. **Fırat Üni. deliryum) arasındaki ilişki araştırma konusudur. Sepsisli sıçanlarda plazma total oksidan kapasite seviyesi sham grubuna göre anlamlı artmış (p<0. Apomorfin verildikten 10 dakika sonra her sıçan için 15 dakika gözlem yapıldı.inflamatuar sitokinler ve psikiyatrik hastalıklar (psikoz.28 pg/ml) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. Bu sıçanlara laparotomi uygulandı ancak çekum perforasyonu yapılmadan tekrar 4/0 poligilan sütür ile batın kapatıldı.2= Nadiren koklama ve nadiren kafes kemirme. Sepsis modeli geliştirmek için 7 sıçana anestezi altında çekumu bağlama ve perfore etme modeli uygulandı.Devam eden çalışmamızda sözkonusu etkilerin nöronal alt yolakları açıklanmaya çalışılacaktır. bakteriyel) kortikal gelişimi etkilediği gösterilmiş olmakla birlikte.3 pg/ml).

İçinde: Ceylan E. Sonuç: Derneğe üye olan çalışan bireylerin sosyallik ve mesleki işlevsellik alanları diğer gruplara göre daha iyi bulunması. Bulgular: Derneğe üye olmanın ve aynı zamanda bir işte çalışmanın bireylerin sosyal ve mesleki işlevsellik alanlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Predicting Medication Noncompliance After Hospital Discharge Among Patients With Schizophrenia. İstanbu: İncekara Kağıt Matbaası. tedaviye uyum ve stresle baş etme üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.Nermin Gürhan 2. bir işte çalışan 15. derneğe üye ve çalışmayan 15 hasta alınmıştır.Olfson M. Şizofrenide İşlevsellik Ölçeği(ŞİLO). sağlık ve tedavi işlevsellik alanlarında daha iyi olması sosyalleşme ve çalışmanın olumlu etkilerini göstermektedir. Uygulanan tedaviye bağlı ilaç yan etkisi yaşamayan bireylerin sosyal destek arama yöntemi ile stresle daha etkili baş ettikleri görülmüştür. Boyer AC. Hastalık süresi uzun olanların olumlu başaçıkma becerilerini kullanmaları. Ankara Giriş ve Amaç: Şizofreni hastasının işinin olması. 59 yıl tedavi gören bireylerin sosyal işlevsellik alanı ve tedaviye uyumları daha iyi bulunmuştur. Tedaviye Uyum ve Stresli Durumlarla Baş Etme Üzerine Etkisi Neşe Uğurlu 1. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. Hansell S. Derneğe üye olan hastaların dış dünyaya olan uyumlarında artma sağlanabilir2. 2009. Kaynaklar 1. Stresle başa çıkmak için sosyal destek arayanların da ilaç yan etkisi göstermemeleri stresle başa çıkmanın tedavideki önemini göstermektedir. Walkup J.Yıldız M. sağlık ve tedavi işlevsellik alanları daha iyi bulunmuştur. editörler. Weiden JP. Şizofreni. Kontrol grubu derneğe üye olmayıp bir işte çalışan 15 ve çalışmayan 15 hastadan oluşmuştur. Çetin M. . Mesleki rehabilitasyon ve desteklenmiş istihdam son derece önemlidir. Antipsikotik türüne göre hastaların iyimser yaklaşım. Bu araştırma şizofrenide işte çalışmanın ve derneğe üye olmanın işlevsellik. 2. Olgulara Sosyodemografik bilgi formu. 1:216–222. ekonomik bağımsızlığını kazanması giderek zorlaşmaktadır1.2. Bu yöntem hastalığın gidişini olumlu yönde etkilemekte. Bir işte çalışan hastaların çalışmayan hastalara göre mesleki işlevsellik alanı. derneğe üye olan bireylerin sosyallik. Psychiatric Services 2000. Yöntem: Çalışmaya Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneğine üye olan. tedavi uyumlarının daha iyi olması hastalık konusunda bilgi ve deneyim kazanma ile ilişkili olabilir. 4 Baskı. Burhanettin Kaya 3 1 Gata Hemşirelik Bölümü.1403-1413. Tedavi uyum Ölçeği(MARS) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği(SBÇT) uygulanmıştır.S 03 Şizofreni Tanısı Konan Hastalarda Bir İşte Çalışmanın ve Derneğe Üye Olmanın İşlevsel İyileşme. yinelemelerin azalmasını sağlamaktadır. Mechanic D. kendine güvenli yaklaşım yöntemlerini etkili kullanmaları ilaç seçiminin önemli olduğunu düşündürmektedir. Şizoreni Ruhsal Ve Toplumsal Tedavi Girişimleri.

%24. Bu oran. madde kullanımı yaygınlığı ve özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yeniocak’ın (2011) sığınmaevi çalışmasında şiddet gören kadınlar şiddetin nedenlerinden biri olarak %35. araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile ölçekler kullanılarak birebir görüşme yöntemiyle yapılmıştır. Sözel şiddetin daha az belirtilmesinin nedeni kadının sözel şiddeti bir şiddet olarak değerlendirmemesi olabilir.4’ünün aylık geliri yoktur. Dilek Gürbüz*. %92.) kullanım sıklığı arttıkça şiddet artmaktadır. Alkol.madde kullanımını ifade etmiştir. alkol ve madde kullanım sıklığı ile ilişki göstermektedir. Tartışma ve Sonuç: Şiddetin oluşmasında önemli faktörlerden biri alkol-madde kullanımıdır.3’ü sadece alkol kullanmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılan sığınma evinde barınan 67 kadın olgudan %76’sı (n=51) eşinden şiddet görme sebebiyle kadın sığınma evine başvurmuştur.3 oranında alkol. %33.2’si sözel şiddet gördüğünü belirtmiştir. esrar ve uyarıcı(ekstazi vb.2’si sözel. Tüm şiddet türlerini birarada gösteren erkeklerin % 63.7’si alkol ve madde . Eşlerine şiddete gösteren erkeklerin %66. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü (BATI). Uygulama.8 alkol-madde kullanımını belirtmiştir. çalışmamızla paralellik göstermektedir. şiddet görme sebeplerinden biri olarak %35. Uygulanan şiddet türleri ile eşlerdeki alkol kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunurken madde kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Kadınların %100’ü fiziksel şiddet. Kadınların %41.6’sı hukuki bir sorun yaşamış. Bu oran. Kadınlar. İzmir **Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (EKAM). Alev Aktaş*. fiziksel. İzmir Amaç: İzmir ilinde sığınma evinde barınan. eşlerinden şiddet gören kadınların şiddet yaşama durumları ile eşlerindeki alkol. %19.6’sı ilkokul mezunudur. Bu çalışmada eşinden şiddet görme sebebiyle başvuran 51 kadın olgunun ifadesine göre eşlerine ilişkin bilgiler değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde ki-kare testleri kullanılmıştır. ekonomik ve cinsel şiddet türlerinin hepsini bir arada görmüştür. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. %45’i cezaevinde yatmıştır. %70. Yöntem: Çalışmanın örneklemini İzmir ilindeki kadın sığınma evlerine Kasım 2011-Haziran 2012 döneminde barınma amaçlı ya da aile içi şiddet sebebiyle başvuran 67 kadın olgu oluşturmaktır. Şiddet uygulayan eşlerin şiddet uyguladığı dönemde alkol ve madde kullanımı yüksek orandadır.S 04 Eşlerinden Şiddet Gören Kadınların Eşlerindeki Alkol ve Madde Kullanım Özellikleri: İzmir Kadın Sığınmaevleri Çalışması Demet Havaçeliği*.6’sı herhangi bir işte çalışmamaktadır. Kadınların aile içi şiddet ve türleri konusunda bilgilendirilmeleri ve şiddet sorununa alkol ve madde kullanımı üzerinden de çözüm üretilmesi gerekmektedir . Nevin Yıldırım Koyuncu**.

Bulgular: 9. İzmir Liselerinde eğitim gören 9. Sınıf ve 12. madde satışı ve kullanımı. Tartışma ve Sonuçlar: 12. 3. 12. 9. deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır. bıçak vb. Zeki Yüncü**. bıçak vb.7) . madde kullanım yaygınlığı ile kullanım özellikleri arasındaki farklılığı saptamaktır.6) riskli aletleri taşımaktadır. çete yapılanması. 2010-2011 Eğitim-Öğretim yılında.sınıf öğrencilerine göre daha yüksek orandadır. Riskli alet taşıyan öğrencilerde madde kullanım yaygınlığı. madde kullanımı ile riskli alet taşıma. Sınıflarda kendi yaş grubunun üzerinde olan öğrencilerin riskli aletleri taşıma oranları yüksektir. alkol. riskli aletlere daha rahat ulaşmasından kaynaklanmaktadır. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin ateşli silahlara anlamlı düzeyde kolay ulaştığı bulunmuştur. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin yaşam boyu en az bir kez madde kullanımı. erkeklerin %22.S 05 İzmir Liselerinde Riskli Alet Taşıyan ve Taşımayan Öğrencilerin Madde Kullanım ve Semt Özellikleri Umut Yıldız*.sınıf öğrencilerinin anne baba boşanma oranı taşımayan gruptan anlamlı düzeyde fazladır.sınıf 4276 toplam 8457öğrencinin verileri değerlendirilmiştir. erkeklerin %14’ü 15.sınıflardaki 4415 öğrenciden 430’u (% 9. Yöntem ve Gereçler: Çalışma epidemiyolojik.sınıf öğrencilerinde silah. kesitsel alan araştırmasıdır. bıçak ve silah taşıma. Semt özelliklerine bağlı olarak öğrencilerin maddelere ulaşmaları farklılık göstermektedir. kesici aletlerin) taşıyan ve taşımayan öğrencilerin. Bu çalışma sonuçlarına göre. Bu öğrencilerin verileri karşılaştırıldığında. 12. hırsızlık vb suça yönelik faaliyetler gibi risk faktörleri anlamlı düzeyde fazla olduğu bulunmuştur. aletleri taşıma. 9. Bu artış erkeklerin yaş ilerledikçe. sigara.sınıflardaki 4276 öğrenciden 481’i (%11. Riskli alet taşıyan 9. Bu sonuç Aras’ın bildirdiği ile paralellik göstermektedir. Semt özellikleri öğrencilerin maddeye kolay ulaşmalarını etkileyen bir faktördür. başlama yaşı.9’u. alkol ve tüm maddelere başlama yaşları daha erken ve son 1 yıl içindeki madde kullanım sıklığı ve arkadaşlarındaki madde kullanım yaygınlığı anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur.sınıflardaki kızların %4. sıklığı. Ancak bu ilişkinin neden-sonuç bağlamında anlaşılması için kontrollü.sınıflardaki kızların %3. dolayısıyla suça eğilim arasında yüksek oranda ilişki olduğu söylenebilir.sınıf öğrencilerinden okulda riskli alet (silah.2. Demet Havaçeliği*. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı.7’si. Ender Altıntoprak*.sınıf 4415. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri (BATI)Enstitüsü İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD İzmir Amaç: İzmir ilindeki 9. .5’i riskli aletleri taşımaktadır. risk faktörleri arttıkça maddeye ulaşmaları artmaktadır. anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin sigara. Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin yaşadıkları semtlerde güvenliğin yeterli düzeyde olmadığı. arkadaş çevrelerinde kullanım oranı bu aletleri taşımayan öğrencilere göre yüksektir. 12.

adli psikiyatri hastasını etkileyen yasal süreci bilme durumu ve adli psikiyatri biriminde hemşire çalışmasına ilişkin görüşleri adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını etkilerken (P< . varyans analizi ve korelasyon analiziyle incelenmiştir. Hemşirelerin APHHTÖ toplam ve alt ölçek puan ortalamaları sırasıyla. Adli Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Forensic Psychiatry) 2(4): 29-34. Chapter 35. adli psikiyatri hastalarını tehlikeli olarak gördüğü. medeni durumu. Bulgular: Hemşirelerin %79.Bowring-Lossock E. . (2004) “Forensic Psychiatric Nursing”. adli psikiyatri hastanesine bakım verme durumu ve süresi.33 (max:20) ve Xbakımvermedeisteklilik = 22..Martin T. görevi.07 ± 12.Baysan-Arabacı L. çalıştıkları hastane. Wilson HS. İzmir ** Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği AD.Ançel G. (2001) Something Special: Forensic Psychiatric Nursing. First Edition. adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.61 (max:30). Nöropsikiyatri Arşivi Dergisi 48 (3): 175-183.Mental Health Nursing.4’ü kadın ve yaş ortalamaları 34. İzmir Amaç: Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanelerinde çalışan hemşirelerin. 8 (1): 25-32. Xtehlikeligörme = 15. onlara güvenmediği ve sosyal olarak mesafeli davranma eğilimi gösterirken. Ed: Kneisl CR. mesleki ve kurumdaki toplam çalışma süresi adli psikiyatri hastasına yönelik tutumlarını etkilememektedir (P> ..45 ± 3. Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma. 5. 3. Pearson Prentice Hall. sayı-yüzde dağılımları yapılmış ve değişkenler arasındaki ilişki t-testi. Verilerin değerlendirmesinde. xsosyalmesafe = 10. E. eğitim durumu. Contemporary Psychiatric. 819-834. kadro durumu.25 (max:40) bulunmuştur. Türkiye’deki 8 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde çalışan (N=910) ve araştırmaya katılmayı kabul eden ve ölçeğin %80’ini dolduran 620 hemşire ile yürütülmüştür.48’dir. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing. Araştırmada. “Tanıtıcı Bilgi Formu”. 4.Coram J.37±7. Xgüven = 20. 1. xtoplam = 69.05). (2006) The Forensic Mental Health Nurse-A Literature review. psikiyatri hastanesinde çalışmaktan memnun olma durumu. Hemşirelerin cinsiyeti. (2005) Adli Psikiyatri Hemşireliği. yaşı. bu hastaların bakımını yürütme konusunda orta düzeyde istekli olduğu saptanmıştır.98 ± 3. “Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği (APHHTÖ)” kullanılmıştır. 2.31 ± 4.S 06 Türkiye’de Psikiyatri Hastanelerinde Çalışan Hemşirelerin Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Tutumlarını Etkileyen Faktörler Leyla Baysan Arabacı*.05). Mahire Olcay Çam** * İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği AD.24 (max:20). Trigoboff. Sonuç: Ülkemizde bölge ruh sağlığı hastanelerinde çalışan hemşirelerin. en uzun süre yaşadığı yerleşim birimi. (2011) Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği. 13 (6): 780-785. New Jersey. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing.49 ± 5. Çam O.46 (max:125). göreve başlama şekli.

Hastaların yaş ortalaması %39.2. şizofreni 3 kişi (%13.Mueser KT.4).Karakoç B. Gülseren L. Çocukluk döneminde fiziksel şiddet görme ile erişkinlikte fiziksel şiddet (ki kare=10. psikiyatri polikliniğine başvuran ve depresyon tanısı konan kadınlarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığını %64 olarak bildirmişlerdir2. Türk Psikiyatri Dergisi. Hastalara tanılarına göre Hamilton Depresyon ve Anksiyete Derecelendirme Ölçeği. anksiyete bozukluğu 6 kişi (%26. . Karakoç ve arkadaşları. Çalışmanın 1 Mayıs 2012-1 Mayıs 2013 tarihleri arasında yatarak tedavi gören kadın hastalarla yürütülmesi planlanmıştır. Goodman L. Young-Mani Ölçeği.8). Ruh sağlığı çalışanlarının yatan hastaların tedavisinde söz konusu durumu dikkate almaları önemlidir. 17:107114. p=0.0). yatarak tedavi gören kadın hastalarda aile içi şiddet yaygınlığını araştırmaktır. Tartışma: Ön çalışma verileri yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığının yüksek olduğunu göstermektedir. Şiddet gören ve görmeyen kadınlar arasında yatış süresi. Yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığı ve klinik özelliklerle ilişkisi yeterince araştırılmamıştır. Leyla Gülseren İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ülkemizde psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastalarla yapılan çalışmalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı %62 bulunmuştur1. (1998) Trauma and posttraumatic stress disorder in severe mental illness.05) arasında anlamlı ilişki vardı. ekonomik şiddet gören kadın sayısı 11 (%47. Çiğdem Çolak Kalaycı. Doğanavşargil Ö (2006) Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız.5). Çam B ve ark. bipolar bozukluk 4 kişi (%17. Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği.S 07 Psikiyatri Kliniğinde Yatarak Tedavi Gören Bir Grup Kadın Hastada Yaşam Boyu Aile İçi Şiddet Yaygınlığı: Ön Çalışma Verileri Aslı Tuğba Özboduç.1). J Consult Clin Psychol. p=0.7) idi. Trumbetta S ve ark.9 yıl. 66: 493-499.Vahip I. hastalık şiddeti. Duygusal şiddet gören kadın sayısı 17 (%74). Kaynaklar: 1.6.002) ve ekonomik şiddet yaşama (ki kare=5. Klinik Global İzlenim Ölçeği ve Aile İçi Şiddet Araştırma Formu verilecektir. Şizofreni gibi kronik ruhsal hastalığı olan kadınlar cinsel ve fiziksel şiddet açısından erkeklerden daha fazla risk altındadır3. Amaç: Bu çalışmanın amacı. (2012) Depresyon tanısıyla ayaktan tedavi görmekte olan kadın hastalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı.1 ±13. (Değerlendirmede) 3. Tanı grupları arasında şiddet görme açısından fark yoktu. cinsel şiddet gören kadın sayısı ise 8 (%34. 2. Hastaların 17’si (%74) yaşamlarının bir döneminde fiziksel şiddet görmüştü. tanı dağılımı major depresif bozukluk 10 kişi (%43. Bulgular: Halen devam etmekte olan çalışmanın üç aylık dönemine ilişkin bulgular şu şekildedir. işlevsellik yönünden farklılık olup olmadığı araştırılacaktır. toplam yatış sayısı.

1.72±4. Katılımcıların ortalama SCL-90-R puanı 1.79±10. her gün fiziksel şiddet görme oranı ise %1.7) evlidir. Ekin Sönmez. Tartışma ve Sonuçlar: Aile içi şiddetle depresif belirtiler ağırlıklı olmak üzere psikiyatrik belirti şiddetinin arttığı görülmüştür. Katılımcılar arasında sözel şiddet görme sıklığı %70.S 08 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Kadın Hastalarda Aile İçi Şiddet Yaşantısı Emel Buyraz Kurt. Psikiyatri poliklinik görüşmelerinde şiddetin varlığı sorgulanmalıdır. şiddetin kadınlar tarafından dile getirilmediğini ve ruh sağlığı çalışanlarına bu konuda önemli görev düştüğünü göstermektedir. Aile İçi Yaşantı Anketi.9’u başkalarına uygulanan kaba kuvvetin hak edildiğini düşünmektedir. şiddet görmeme oranı %26. Aile içi şiddet ile psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkinin. Şiddet bireylerde psikiyatrik yardım gereksiniminin önemli nedenlerinden biridir. Psikiyatri AD.0. obsesyon kompulsiyon.2’dir. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastaların 1. fiziksel şiddet gördüğünü de belirtmiştir. Şiddet gören kadın hastaların bu durumu hekimleriyle paylaşmak konusunda istekli olmalarına karşın bu konuda bilgi verme oranlarının düşük kalması.68’dir.16 (13-36 yaş arası).65 yıldır. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne 15 Haziran – 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında başvuran kadın hastalarla (n=452) yapılan tanımlayıcı araştırmada Aile İçi Yaşantı Anketi ve SCL-90-R semptom envanteri uygulanmıştır.82) saptanmıştır. Serkut Bulut. Çocuk sahibi olma oranı %82. Eşik üstü puanlar değerlendirildiğinde sözel şiddetle somatizasyon. İstanbul Amaç: Aile içi şiddet tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğu kadının sıklıkla karşılaştığı toplumsal bir sorundur. çoğu (%75. Maruz kaldıkları aile içi şiddetin boyutunun ve ilişkili olabilecek sosyodemografik özelliklerin.0’dır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 36. Neşe Yorguner.40±0. Vahip ve Doğanavşargil (2007) tarafından hazırlanan fiziksel eş şiddetini belirlemeye yönelik görüşme formundan yararlanılarak düzenlenmiştir. Her gün sözel şiddet görme oranı %21.2’dir. .4’ü kendilerine uygulanan kaba kuvveti hak ettiğini. depresyon puanları arasında pozitif anlamlı korelasyon saptanmıştır.88’dir. Sözel şiddet görenlerde fobik anksiyete dışında. Evlenme yaşı ortalaması 20. Aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda ruh sağlığı sorunlarının arttığı birçok çalışmada gösterilmiştir. Yıldız Akvardar Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Alt gruplar arasında en yüksek puan ortalaması depresyon boyutunda (1. fiziksel şiddet görenlerde öfke düşmanlık ve fobik anksiyete dışında. fiziksel şiddet oranı %49. Katılımcıların %11. Sözel şiddet gören kadınların çoğu (%65. ortalama evlilik süresi 16. 3. çocukluk çağında şiddet görenlerde somatizasyon ve anksiyete dışındaki tüm boyutlarda şiddet görenlerin puanları görmeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur. %12. 2.24±10.1’dir. Aile içi şiddete yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.68±0.3).

86) grupları arasında kadın cinsiyet açısından anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.003). kontrol grubundaki kadınlar için %17. Dislipidemiler kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörüdür. düşük ağırlıklı lipoprotein(LDL)) karşılaştırılmıştır.S 09 Bipolar ve Unipolar Depresyonda Serum Lipid Düzeyleri: Yatan Hasta Grubunda Gözlemsel Bir Çalışma Nefize Yalın* **. Sonuçlar: Gruplar arasında yaş açısından anlamlı fark bulunmamıştır.5. LDL ve trigliserid istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). TG: 152. LDL değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0. Kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri arasında Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 447 hastadan oluşturulmuştur. Lipid değerleri gruplar arasında yaş ve cinsiyet kontrol edilmeksizin karşılaştırıldığında HDL.3 olarak saptanmıştır(p=0. Bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41.88±13.22±12. Yöntem: Bu geriye dönük çalışmada son beş yıl içinde bipolar(n=68) ve unipolar(n=250) depresif dönem tanısı ile yatarak tedavi edilmiş 19-82 yaşları arasındaki 318 hasta alınmıştır. Bipolar depresif dönem riski daha fazla arttırmaktadır.9 u düşük HDL düzeylerine sahipken.98.65±87. Ayşegül Özerdem* ** *Dokuz Eylül Üniversitesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD **Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Temel Sinirbilimler AD Giriş: Kalp damar hastalığı olan bireylerde unipolar depresif bozukluk ve bipolar bozukluk daha fazla görülürken.05).108) Gruplar cinsiyet açısından karşılaştırıldığında ise anlamlı fark bulunmuştur (p>0. Yaprak Çilem Yalçın Arslan*. Serum HDL ve TG değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde bipolar (HDL:43.92± 12.8). Zeliha Tunca*.58).80. HDL düzeylerine bakıldığında bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41. yüksek ağırlıklı lipoprotein (HDL). TG:134. (p=0.11) ve kontrol (HDL: 43. . kontrol grubundaki kadınlarda %21.62. Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk depresif dönem içindeki hastalarda dislipidemi sıklığının unipolar depresif dönem içindeki hastalardakinden farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir.82±93.5 olarak saptanmıştır(p<0. duygudurum bozukluğu tanısı olan bireylerde kalp damar hastalığı riskinin arttığı gösterilmiştir. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadın hastalar için %23. trigliserid (TG).5.05). Çalışmada bu üç grubun belirtilen süre içindeki ilk kez bakılmış serum lipid düzeyleri (total kolesterol. Tartışma: Kalp damar hastalıkları için önemli bir yordayıcı olan metabolik sendrom tanı kriterleri HDL ve TG değerlerini kapsar. TG:161. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadınlarda % 38. Bu çalışmanın sonuçları depresif bozukluk tanısı olan kadın hastaların dislipidemi ve kalp damar hastalıkları açısından daha yüksek riske sahip olabileceğini göstermektedir.52± 89.0001). unipolar (HDL:45.9 unun trigliserid düzeylerinormalin üstündeyken.

lityum kullanan ve kullanmayanlarda farklı değildi (p=0.88. total kolesterol. lityum serum düzeyleri ile TSH düzeyleri arasında korelasyon olmaması ve lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisine ilişkin istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamasına karşın. Lityum monoterapisi alan hastaların total kolesterol ve LDL düzeyleri ortalamaları. HDL düzeylerini etkilemediği saptandı. Ebru Onrat. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.5’i T3 hormonu alırken.69).1 idi (p =0. BB Polikliniğine başvuran 367 hasta alınmıştır. LDL.007). Atipik antipsikotik kullananların trigliserid düzeyleri kullanmayanlardan yüksekti (p=0.03). lityum ve T3 hormonu arasındaki ilişki. antipsikotiklerin lipid profiline olumsuz etkisi açısından literatürle uyumludur. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi( DEÜTF ) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak. LDL. (p=0. TSH değeri. Hidayet Ece Arat. valproat ve atipik antipsikotiklerin lipid profiline etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Onur Ulaş Ağdanlı. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında DEÜTF Psikiyatri Bölümü.0 ile. Ancak.88. lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisi. . hastalık epizodlarının yinelemelerini önlemede. İzmir Amaç: Bipolar Bozukluk(BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. Bulgular: Lityum kullananların %20. p=0. Havva Afşaroğlu. Lityum monoterapisi. p=0. Veriler SPSS 15.S 10 Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastalarda Psikotrop İlaç kullanımının Tiroid İşlevleri ve Lipid Profillerine Etkileri Başak Bağcı. işlevselliği artırmada önem taşırken. Valproat kullanımının da total kolesterol. lityum. Sonuç: Bu çalışmada. lityum kullanmayan grupta T3 hormonu kullanım oranı %12. sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis ve Mann Whitney testleriyle analiz edilmiştir. TSH değerleri ile Lityum düzeyleri arasında korelasyon bulunmadı. Trigliserid ve HDL düzeyleri ortalamaları ise lityum ve valproat monoterapisinde farksız bulundu. lityum kullanan hastaların daha fazla T3 hormonu kullandıklarının saptanmış olması Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda yüksek hipotirodi riskini desteklemiştir.15). trigliserid. hasta ve yakınlarının tedaviye katılımlarını artırmakta. valproat monoterapisine göre lipid profilini daha olumsuz etkilemektedir. HDL düzeyleri atipik antipsikotik kullanan ve kullanmayanlarda farklı bulunmadı. kategorik değişkenler için Ki-Kare. valproat monoterapisi alan hastalardan daha yüksekti. Antipsikotik kullanan hastaların trigliserid düzeylerinin daha yüksek saptanması. Ayşegül Özerdem. Hastaların uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin veri tabanı incelenmiştir. ilaç yan etkilerinin yönetilmesine katkıda bulunmaktadır.

Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek. ve 2. Manik dönem sayısı ürik asit düzeyi ile ilişkisiz bulunurken depresif dönem sayısı ile ürik asit düzeyleri arasında orta derecede bir ilişki vardır (r= 0. Çetin Turan Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulmanın iki uçlu bozukluk (İUB) patofizyolojisinde ve tedavisinde rolü olduğu düşünülmektedir. hastalık dönemlerinin şiddeti YMDÖ ve HDDÖ ile ölçülmüştür. 0.035. Manik dönemde 1.43). Hastalığın başlangıç yaşı ile ürik asit düzeyleri arasında manik dönemdeki olgularda zayıf bir ilişki. Sermin Kesebir. depresyon ve iyilik dönemindeki iki uçlu hastalarda ürik asit düzeyleri sağlıklı bireylerdekinden yüksek bulunmuştur (F= 4. depresif dönemdeki ve iyilik dönemindeki olgularda orta derecede bir ilişki gösterilmiştir (sırasıyla r= 0. 41 İUB tanılı iyilik dönemindeki hasta ve 43 sağlıklı bireyde ürik asit düzeyleri karşılaştırılmıştır. Yöntem: Bu amaçla yaş ortalamaları ve cinsiyet dağılımları benzer 43 İUB manik dönem.043). Sonuç: Bulgularımız İUB’un her döneminde pürinerjik işlevdeki bozulmaya dikkat çekmektedir. . 20 İUB depresif dönem. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir. Bulgular: Mani. depresif dönemde 1. 0. 0. -80 santigrat derecede.S 11 Mani. Bu çalışmanın amacı ürik asit düzeylerinin İUB’un hastalık dönemleri. İkinci olarak ürik asit düzeylerinin dönem şiddeti ve hastalık süresi ile ilişkili olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır.52). iyilik ve sağlıklı bireyler arasında karşılaştırılmasıdır.26. ve 2. hafta HDDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında güçlü bir ilişki saptanmıştır (sırasıyla r= 0. Bu bozulma İUB’un klinik özellikleri ile ilişkili görünmektedir.41 ve 0. hafta YMDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında orta. Hastalığa ilişkin bilgiler SKIP-TURK ile kaydedilmiş.38).51 ve 0.39.41. Depresyon ve İyilikte Artmış Ürik Asit Düzeyleri: Kontrollu Bir Çalışma Özgür Süner. p= 0. Arzu Bayrak.

001 ve 0.S 12 İUB’ta OİP ve Bilişsel İşlev: Dönem Şiddeti İle İlişkisi Esra Kaymak*.049).018). N100. YMDÖ. Sonuç: İUB’ta bilişsel test performansı ve OİP her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireyler arasında farklılaşmaktadır. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. Bulgular: Posthoc analizlerde (Bonferroni düzeltmesi ile) manik ve depresif dönemdeki olgularda FDB toplam puanı daha düşük (p= 0. Psikiyatri Kliniği. SCID-I. SKIP-TURK. depresif dönemdeki olgularda Stroop toplam süresi daha uzundur (p= 0. Cz P200 latansı mani dönemindeki olgularda daha uzun (p= 0. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Fisun Mayda Domaç** **Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. HDDÖ. . Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. depresyon ve mani dönemindeki olgulardan daha kısa (p< 0.033). Nöroloji. manik dönemdeki olgularda Stroop interferansı daha yüksek (p= 0.001. Pz N200 genliği depresif dönemdeki olgularda daha düşük (p= 0. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını.053) bulunmuştur. OİP değerleri ve bilişsel test puanları ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki bulunmaktadır. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. depresif. 0. HDDÖ ile FDB puanı arasında güçlü ve ters.045). YMDÖ ile Stroop interferansı arasında güçlü. Fz ve Cz P300 latansı arasında orta derecede bir ilişki. N200. Fz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki bulunmuştur. OİP ve bilişsel test performansı ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. Cz ve Pz P300 latansı iyilik. Sermin Kesebir*.006). Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk olgularında ve sağlıklı kontrollerde P50. Sağlıklı bireylerde Fz. Ayşe Akpınar**.

Stroop interferansı ile Pz N200 latansı arasında ters ve güçlü. iyilik döneminde ise Fz N200 latansı ve Cz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki mevcuttur. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. İyilik döneminde Stroop interferansı ile Fz. Pz N200 genliği arasında güçlü ve doğrusal bir ilişki sözkonusudur. Stroop toplam süresi ile Cz N200 latansı ve Pz N200 genliği arasında orta derecede ve güçlü ters bir ilişki bulunmuştur. Bulgular: Manik dönemde bilişsel test performansı ile OİP arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Cz N200 genliği arasında güçlü bir ilişki gösterilmiştir. Depresif dönemde FDB puanı ile Fz. Esra Kaymak*. depresif.S 13 Mani. Fz ve Pz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. Depresyon ve İyilik Döneminde OİP ve Bilişsel İşlev Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*. Sonuç: İUB’ta OİP ve bilişsel test performansı arasında her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireylerde farklılaşan ilişkiler bulunmaktadır. Psikiyatri Kliniği. Nöroloji Kliniği. HDDÖ. Cz ve Pz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki. SCID-I. Cz ve Pz N100 latans ve genlikleri arasında güçlü bir ters ilişki. N100. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. . Cz ve Pz P50 ve N100 latansı arasında orta derecede ve Pz N200 genliği ile ters bir ilişki bulunmuştur. Depresif dönemde Stroop interferansı ile Cz N200 latansı arasında güçlü. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. YMDÖ. Stroop toplam süresi ile Fz P300 genliği arasında ters. Sağlıklı bireylerde FDB puanı ile Pz P300 genliği arasında bir ilişki vardır. OİP ile bilişsel test performansı arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Stroop toplam süresi ile Pz’de daha güçlü olmak üzere. Fisun Mayda Domaç** * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. SKIP-TURK. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. N200. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk tanılı olgularda ve sağlıklı kontrollerde P50. Ayşe Akpınar**. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı.

hem Şizofreni (S) tanılı olgularda gösterilmiştir. benzerdir (p= 0. haftada YMDÖ ve PANSS ile değerlendirilmiş. plazma ürik asit düzeyleri ölçülmüştür. İkinci olarak her iki tanı grubunda ürik asit düzeylerindeki azalmanın klinik iyileşme ile ilişki gösterip göstermediğinin incelenmesidir. 2. Her iki grupta ürik asit düzeyleri ile dönem şiddeti arasında bir ilişki bulunmamıştır. Sevgi Gül Kabak. Bu çalışmanın amacı İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeylerinin sağlıklı erkeklerden farklılaşıp farklılaşmadığının araştırılmasıdır. p= 0.122. Bulgular: Hem İUB hem S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri sağlıklı erkeklerden yüksek bulunmuştur (F= 6. Kontrol grubu diğer iki grupla yaş ortalaması benzer.027). ve 3. Sonuç: İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri birbiri ile benzer olup..S 14 Ürik Asit Düzeyleri İUB ve Şizofrenide Birbirinden Farklı Mıdır? Erkek Cinsiyette Dönem Şiddeti ile İlişkisi Bülent Kadri Gültekin. hafta ürik asit düzeyleri arasında saptanmıştır (p< 0.108).01). sağlıklı erkeklerden yüksektir. İUB tanılı erkeklerde yinelenen ölçümler arasındaki fark (Boferroni düzeltmesi ile) başlangıç ve 1. Ferzan Fikret Ergün. Her iki grup ve her dört ölçüm için YMDÖ ve PANNS puanları ile ürik asit düzeyleri arasında bir ilişki gösterilmemiştir. 1. Sermin Kesebir. Yöntem: Bu amaçla 55 İUB. Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir. . -80 santigrat derecede. 59 S tanılı olgu manik dönem ve psikotik alevlenme döneminin başında. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulma hem iki uçlu bozukluk (İUB). önceki tanı ve tedavi öyküsü olmayan ve şimdiki psikiyatrik yakınması bulunmayan 30 sağlıklı erkektir.

9 sabahçı ve 16 hiçbir gruba girmeyen var iken.28 ve p=0. Ölçekte alınan puanlara göre. Sedat Demirbuga. medeni durum.927±10. . Ayrıca suç işlemeyen BAB hastalarının daha sonra suç işleyebilme potansiyelleri de kronotiple ilişki bulunamamasına yol açmış olabileceği düşünülmüştür. Murat Emül 1 Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2 TC Adalet Bakanlığı. Bulgular: Örneklem 43 suç işlemiş ve 55 suç işlememiş ötimik BAB hastasından oluşmaktaydı. Suç işleyen grupta ortalama yaş 35. Tevfik Kalelioglu. suç işlemeyen grupta bu rakamlar sırasıyla 12. Kronotip olarak suç işleyen grupta 10 akşamcı. 6 ve 32 idi (X2=4. daha vicdanlı ve kendine daha fazla güvendikleri bulunmuştur.S 15 Ötimik Bipolar Afektif Bozukluğu Olan Hastalarda Suç ve Kronobiyoloji Arasında İlişki Akif Taşdemir. Adli Tıp Kurumu.012). ailede psikiyatrik öykü ve alışkanlıkları açısından bir fark yoktu. 19 itemden oluşan uyanma ve yatma alışkanlıklarını. Çok yeni yapılan bir çalışmada depresif hastalarda akşamcı kronotip olmanın daha yüksek impulsiviteye neden olduğu ortaya çıkarılmıştır.55 idi (p=0. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Bununla birlikte duygudurum bozukluklarında suç işleme davranışı ve kronotipi arasındaki ilişki hiç araştırılmamıştır. fiziksel ve mental performansları için tercih edilen zaman dilimini ve canlılık halini değerlendiren bir ölçektir. Bu çalışmada ötimik suç işleyen ve işlemeyen bipolar afektif bozukluğu hastasında kronobiyolojik özellikleri araştırma planladık. Skorları 16-86 arasında değişmekte. daha güçlü iç kontrol.53±8. Tartışma: Birçok çalışmada uyku özellikleri ile duygudurum semptomları arasındaki ilişkiyi en az intihar girişimi ve duygudurum arasındaki ilişki kadar araştırılmıştır. hiçbir tipe uymayan ya da akşamcı tip olarak sınıflama yapılabilmektedir. Abdullah Genç. Erhan Yüksek. Çalışmanın görece örneklem sayısının azlığı bu duruma neden olmuş olabilir. eğitim. Bununla birlikte bizim başlangıç varsayımımıza ters olarak suç işleyen BAB hastalarında daha fazla akşamcı tip olabileceği ve daha impulsif olabileceğini bu çalışmada gösteremedik.ATİK 3 İstanbul Üniversitesi. 4. düşük skor aldıkça akşamcı tipe yakınlaşılmaktadır. yüksek skor aldıkça sabahçı.232). sabahçı. Psikiyatri AD. Yöntem: Çalışmada hastalardan kronotipiyi değerlendiren sabahlılık-akşamlılık (SAÖ) ve HARE psikopati ölçeklerini doldurmaları istendi. SAÖ. Husrev Demirel. Sirkadien ritimlerdeki bozulmanın hem bipolar afektif bozukluğun(BAB) hem de agresyon ve suç işleme davranışının patofizyolojisinde yer alabileceği ileri sürülmektedir. Önceki çalışmalarda sabahçı kronotipine sahip kişilerin akşamcı tiplere göre daha sağlıklı yaşam stili.54 ve suç işlemeyen grupta 37. Gruplar arasında cinsiyet.382). İstanbul Amaç: Duygudurumdaki diurnal varyasyonların varlığı ve uykudaki rahatsız edici ve dirençli bozulma afektif bozuklukta biyolojik ritimlerin primer olarak bozuk olabileceğini düşündürmektedir. Hastalık süresi suç işleyen grupta anlamlı olarak daha kısaydı (p=0.

DSM 5 hazırlık çalışmaları içerisinde kişiliğe dair boyutsal modelin gözden geçirilmesine izin veren ve "temsil özelliği taşıyan" toplam 25 özgül kişilik özelliği görünümünün. Bu çerçevede hastaların nesne ilişkileri ve kişilik örgütlenmeleri hakkında izlenim sahibi olmak. . Her görüşme görüntü kaydı ile kaydedildi. ErNİNÖ’nun hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. üçgen. Sera Elbaşoğlu. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek için 30 görüşme videosu aynı anda iki ayrı kör araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. Selvinaz Çınar Parlak. Ölçek içerisinde 5 düzeyin (ilkel. Bu çalışmada klinisyen ve/veya araştırmacıların kullanımı için ölçeğin Türkçe standardizasyonu planlandı. bir ön çalışma bulgusu olarak. dolayısıyla süreç takibinde kullanımına imkan sağlayacaktır. 2010). beş alanda fasetler olarak değerlendirildiği bir formdur (APA. Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği (NİNÖ) bu yönüyle bilinen bir ölçektir (Azim ve ark. araştırıcı. Hastalara ErNİNÖ ve ErKİKÖDF'nin değerlendirildiği bir görüşme yapıldı. tasarımlarının psikodinamik kuram içerisinde kabul gören kişilik örgütlenmesi ile eşleştirilebilir. Aynı oturumda işlevselliğin genel değerlendirmesi formu (İGD) da görüşmeci tarafından dolduruldu. Bulgularımız. Nurdan Eren Bodur. 1991). Arzu Sancak Bayrak. Klinisyen için Kişilik Özelliklerini Derecelendirme Formu (ErKİKÖDF. ErKİKÖDF. Hülya Akar Özmen. Her iki ölçeğin de mevcut durumun monitorizasyonunda ve psikoterapi sürecini yordayıcı olabileceği beklenmekte olup. Ölçekte kast edilen “nitelik”. Medine Yazıcı Güleç. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nesne ilişkileri kuramı psikodinamik psikoterapi uygulamalarında geniş kabul gören bir teoridir. Yücel Yılmaz. takip çalışmalarında iyileşmenin derecelendirilmesi. klinisyenler için tedavinin tasarlanmasında ve yürütülmesinde kolaylıklar sağlamaktadır. Clinician Trait Rating Form) ve İGD ölçeği uygulandı. madde toplam ilişkisi ve görüşmeciler arası tutarlığa bakıldı. Dicle Bilge. Ayrı bir oturumda hastalara diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. Geçerlik analizleri olarak. Güvenirliği ve Geçerliği İshak Sayğılı.S 16 Erenköy Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği’nin Faktör Yapısı. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve/veya II tanısı alan ve çalışmaya katılmaya onay vermiş 50 hasta dahil edilmiştir. olgun) ayrı ayrı puanlanması istenmekte ve böylece bir bireydeki her düzeyin ne seviyede olduğu hakkında fikir edinilmesi sağlanmaktadır. Bu amaçla hazırlanmış birçok yöntem vardır. Ölçeğin Türkçe uyarlamasının güvenirliği amacıyla iç tutarlılık. kontrolcü.

. Level of personality functioning) ve İGD kullanıldı. olgun savunma mekanizmaları.S 17 Erenköy Kişilik Örgütlenmesi Tanısal Formu Faktör Yapısı. kişilik örgütlenmesini stabil. Hülya Akar. savunma mekanizmaları. bir ön çalışma bulgusu olarak. büyük ölçüde bilinçdışı ve erken deneyimlerin etkisi ile oluşan dinamik bir yapı olarak tanımlar. Kişilik örgütlenmesi kavramı ile aynı zamanda nesne ilişkileri. İshak Sayğılı. Bulgularımız. Bu yönüyle hastaların sağaltım süreçlerinin monitorizasyonunu sağlarken bunun yanında değişime hassas özelliğinin gösterilmesi nedeniyle tedavinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yapısal değişimin değerlendirilmesinde kullanılabilir. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve eksen II tanıları alan ve onam veren 50 hasta alındı. ilkel savunma mekanizmaları. KÖTF’ün hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. Son yıllarda kişilik örgütlenmesinin ölçülmesi için değişik ölçekler geliştirilmiştir. Kişilik İşlevselliği Düzeyleri (ErKİD. Nurdan Eren Bodur. KÖTF. Arzu Bayrak. Güvenirlik için iç tutarlılığına. Selvinaz Çınar. borderline ve nörotik) tanımlamakta ve nesne ilişkileri teorisine dayanmaktadır. ErKİD ve İGD uygulandı. Medine Yazıcı Güleç. KÖTF’ü benzerlerinden ayıran en önemli özelliği kolay uygulanabilirliği ile kullanıcı dostu olmasıdır. 21 maddeli bir ölçektir ve beş farklı kişilik örgütlenmesi boyutunu değerlendirir: kimlik. Dicle Bilge. Hastalara ErKÖTF. nesne ve kendilik tasarımları gibi birçok bilinçdışı içerik ve süreç ifade edilmektedir. gerçeği değerlendirme ve nesne ilişkileri. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek amacıyla 30 görüşme videosu aynı anda iki (kör) araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. Kişilik örgütlenmesi tanısal formu (KÖTF) bunlardan bir tanesidir (Diguer ve ark. KÖTF. Bu model temel olarak üç kişilik örgütlenmesi düzeyi (psikotik. Bu çalışmada ölçeğin Türkçeye uyarlama çalışması planlanmaktadır. 2001). Ayrı bir oturumda hastalara. diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. Güvenirliği ve Geçerliği Yücel Yılmaz. Geçerlik için ise açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. geniş bir klinik olanağa sahiptir ve içerdiği madde ve boyutları ile olguların hem formülasyonu hem de tedavinin planlanması aşamasında kolaylıklar sağlar. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Kişilik örgütlenmesi kavramı ilk olarak Kernberg tarafından geliştirilmiştir. Sera Elbaşoğlu. madde-toplam ilişkisine ve görüşmeciler arası güvenirliğe bakıldı. Kernberg.

İstanbul Amaç: Son yıllarda psikiyatrik hastalıklar ve oksidan/antioksidan mekanizmalar arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok makale yayınlanmıştır (1). Hastaların ve kontrol grubunun venöz yolla alınan kanlarından uygun yöntem kullanılarak serum –SH düzeyi ölçüldü. Berk M. Hastalara Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A) uygulandı. Yasin Bez(1). p=0. N= 35). Thomson JA. Şanlıurfa (3) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD.71. Small M.Collier A. 12 erkek) sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmamıza alındı. HAM-A ve –SH düzeyleri arasında ilişki bulunmadı (r0=–126. Dean O. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) çoğu zaman psikiyatrik bozukluklara ek hastalık olarak görülen. 851-76. Int J Neuropsychopharmacol. Psikiyatri AD. 3. Hastaların –SH düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük bulundu (p <0. 2008. . İbrahim Fatih Karababa(2).487. 16: 162–171. 11. Bush AI. Hastalık süresi ve serum –SH düzeyleri arasında negatif bağıntı bulundu (r0=– 0. Hastalarda –SH düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı olarak düşük olması oksidatif stresin dolaylı bir göstergesi olabilir(3). Şanlıurfa (4) Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD. Hastalık süresi ve –SH düzeyleri arasında negatif korelasyon bulunması YAB’da –SH düzeylerinin bir trait marker (yatkınlık belirleyici) olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Hastaların 15'i SSRI.001). 12 erkek) hasta ve 35 (23 kadın. Abdullah Atli(1). Generalized anxiety disorder: prevalence. Bu gruplar arasında –SH düzeyleri açısından fark saptanmadı (F=0. Diabet Med 1990.003. YÖNTEM DSM-IV’e göre ek hastalığı olmayan YAB tanısı almış 35 (23 kadın. Wilson R. burden. 2002. Mehmet Güneş(1). p=0. p=0. 2.3. yaşam boyu yaygınlığı %5 gibi yüksek olan fakat hakkında çok az araştırma yapılan bir bozukluktur (2).2-Wittchen H-U. Ali Emhan Uzman(2).Ng F. Biz bu çalışmamızda antioksidan mekanizmanın önemli bir elemanı olan serum serbest sülfidril (–SH) düzeylerini ek hastalığı olmayan YAB hastalarında incelemeyi amaçladık. Mahmut Bulut(1). Oxidative stress in psychiatric disorders: evidence base and therapeutic implications. Nurten Aksoy(3). 7: 27–30. Biyokimya AD. N=35). Kaynaklar 1. and cost to society. Bradley H.487. Tartışma ve Sonuç: YAB’da oksidatif denge ile ilgili parametreler çok az incelenmiş olup çalışmamız YAB'da SH düzeylerini inceleyen ilk araştırmadır. Free radical activity in type 2 diabetes. Depress Anxiety.664). Salih Selek (4) (1) Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.S 18 Yaygın Anksiyete Bozukluğunda Azalmış Sülfidril Düzeyi: Trait Marker (Yatkınlık Belirleyici) Olmaya Aday Bir Tetkik Mehmet Cemal Kaya(1). Bulgular: Çalışmamızda hasta grubu ve kontrol grubu arasında yaş ve BMI arası anlamlı fark yoktu. Diyarbakır (2) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. 12’si SNRI kullanırken 8’i ilaç kullanmamaktaydı.

Uzmanların % 65’i son iş gününde TSSB tanısı olan hastalarının olmadığını bildirirken. .7’si 1220 TSSB olan hasta gördüklerini bildirmişlerdir. %11. Bu araştırmada Türkiye’de psikiyatri hekimlerinin günlük uygulamalarında hastalarının travmatik deneyimlerini ne oranda değerlendirdikleri.4’ü üç seçeneği %8.S 19 Psikiyatri Hekimleri Travma Deneyimlerini Ne Kadar Değerlendiriyor? Önder Kavakcı. Derya Güliz Mert. Sonuç: Bu sonuçlar psikiyatri uzmanlarının önemli bir kısmının epidemiyolojik çalışmaların bildirdiği oranların altında TSSB tanısı olan hasta gördüklerine.4 sadece ilaç tedavisi uyguladıklarını.9’u 2-5 %14. TSSB tanısı bulunan hastalarına uzmanların %82. %27’si dört seçenekten sadece birini %40.4’ü bu tür bir terapi eğitimi almadığını bildirmiştir. %6. travma deneyimlerini yeterince aramadıklarına ve travma terapisine yönelik eğitim almadıklarına işaret etmektedir.1’i herhangi bir tedavi uygulamadıklarını ifade etmiştir. son bir ayda ne kadar TSSB tanısını koydukları ile hastalarında travmatik deneyimler arayıp aramadıklarını. Bulgular: 159 psikiyatri uzmanı anketleri doldurdu. %70. travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) en yaygın görülen anksiyete bozukluğu olduğu bildirilmektedir. Yöntem: Çeşitli illerden psikiyatri uzmanlarına en son iş günlerinde ne kadar hasta gördükleri.6’sı travma tedavisine yönelik bir terapi eğitimi aldığını. Gözde Yontar Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Travmatik deneyimlerin psikiyatrik bozuklukların gelişmesi ve seyri üzerinde önemli etkileri olduğu. B) Yaşam boyu travmatik deneyimleri.1’i iki seçeneği %16. %35’i TSSB tanısı olan hastalarının bulunduğunu bildirmiştir. Örneklemin bildirdiği günlük görülen hasta sayısı ile ya da terapi eğitimi alınmış olması ile hastalarda travma öyküsü aranması arasında bir ilişki bulunmamıştır. TSSB tanısını ne sıklıkta koydukları ve TSSB terapisine yönelik bir eğitim alıp almadıklarını değerlendirmek amaçlanmıştır.8’i tüm seçenekleri aradıklarını bildirmiştir. C) Yaşam boyu kayıplar ve yas deneyimlerini D) Çocukluk çağı travmatik yaşantılarını ne oranda aradıkları sorulmuştur.5’i terapi ve ilaç tedavisini birlikte kullandığını. %3. Katılımcılara son ay içinde kaç TSSB tanısı alan hastaları olduğu sorulduğunda.1’i 6-9 %4.4’ü 0-1 %36. %20. TSSB hastalarını nasıl tedavi ettiklerini sorgulayan anket dağıtıldı. Katılımcılara hastalarında A) Son bir yıldaki örseleyici/stresör olayları. Uzmanların %29.8’i sadece psikoterapi uyguladıklarını.

Sayı Dizisi Testi. 14 otojen tipte toplam 62 OKB tanılı hasta. Wisconsin Kart Eşleme Testi. saf kaygı ile otojen obsesyonlar arasında bir yerde durduğu söylenmektedir. 42 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Levent Mete Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. 1) Bilişsel değerlendirmeler ve nötralizasyon stratejileri 2) ilişkili OKB semptomları. Engin Sert. Buna rağmen bizim çalışmamızda yürütücü işlevler ve sözel bellek alanlarında bu iki alttipteki hastalar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. reaktif ve karışık tipteki OKB hastaları arasında yürütücü işlevler ve sözel bellek yönünden anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sosyodemografik Bilgi Formu. Stroop Test. Tartışma ve Sonuçlar: OKB’ de primer bilişsel işlev bozukluğunun. Bazı özellikleri açısından reaktif obsesyonların. Çok sayıda çalışmada bu iki alttipteki OKBli hastalar arasında birçok önemli alanda anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. . Menemen Devlet Hastanesi. yürütücü işlev bozukluğu olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmada bu iki alttipteki OKB hastalarının yürütücü işlev ve sözel belleklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. dolduruldu. Otojen. Yöntem ve Gereçler: 30 reaktif. Yale Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği ile hastalık şiddeti belirlendi. Hastalara SCID 1 görüşmesi ile tanı kondu. Hakkâri Devlet Hastanesi İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: OKB’de bilişsel teori bağlamında obsesyonların otojen ve reaktif obsesyonlar olarak iki farklı gruba ayrılabileceği önerilmiştir. Gülperi Putgül Köybaşı. Rey Sözel Öğrenme ve Bellek Testi. Beck Depresyon Envanterinden 17 altında puan alan hastalar çalışmaya dâhil edildi. Bulgular: OKB tanılı hastalarda sağlıklılara göre wisconsin kart eşleme testi ve stroop testte (süre) anlamlı olarak daha düşük performans saptanmıştır. Bizim çalışma sonuçlarımız da bunu desteklemektedir. 3) ilgili disfonksiyonel inançlar. Otojen obsesyonu olan hastalarda ise daha fazla düşünce bozukluğu olduğu öne sürülmekte bu obsesyon türüne sahip hastalarda büyüsel düşünce ve anormal algısal yaşantılar gibi şizotipal özellikler bulunmaktadır. 18 karışık. İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması Testi hastalara ve sağlıklı kontrol grubuna uygulandı.S 20 Otojen ve Reaktif Alttip OKBlilerde Yürütücü İşlevler ve Bellek Pınar Çetinay Aydın. 4) ilişkili kişilik özellikleri.

63. ailelerinde psikiyatrik tanıların daha fazla olduğu ve daha fazla ruhsal travmaya maruz kaldıkları saptanmıştır. ve II. Hastaların %41’inde II. YB farklı yaş gruplarında ve sosoyoekonomik düzeylerde görülebilen bir hastalıktır. Önder Kavakcı.8 oranında obsesif kompulsif kişilik bozukluğu. Klinik görüşme sonrasında yeme bozukluğu tanısı konulan bireylere ve kontrol grubuna eşlik eden I.S 21 Sivas İl Merkezinde Yeme Bozukluklarının Yaygınlığı ve Eşlik Eden Psikiyatrik Tanılar Murat Semiz. YB yaygınlığının %1. Yöntem ve Gereçler: Çalışmada 18–44 yaş aralığındaki 1122 kişiye yeme tutum testi (YTT) uygulanarak kesme puanının üzerinde puan alanlar ile klinik görüşme yapılmıştır. YB tanısı olmayan. yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş.81 olarak bulunmuştur. Ülkenin farklı bölgeleri ve değişik yaş gruplarını içeren.52 olarak saptanmıştır. Sivas il merkezindeki yeme bozukluklarının (YB) yaygınlığının saptanması ve bozukluğu olanların sosyodemografik özelliklerinin ve eşlik eden eksen-I ve eksen-II tanı sıklığının araştırılması amaçlanmıştır. . kaçıngan kişilik bozukluğu tanıları bulunmuştur. En sık her biri %11. tıkanırcasına yeme bozukluğu yaygınlığı %0. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.Tıkınırcasına yeme bozukluğunun en sık görülen YB olduğu saptanmıştır. Çalışmada YB tanısı konulanların konulmayanlara göre daha fazla oranda orta düzeyde gelire sahip oldukları. geniş örneklemli ve tanıların klinik görüşmeler ile doğrulandığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Hastaların % 47’sinde (8/17) eşlik eden I.52 olduğu bulunmuştur. eksen tanısı saptanmıştır. Bu çalışmada. toplum genelinin tarandığı. eksen ve II. eksen tanılarını saptamak amacıyla SCID-I (Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis-I Disorders) ve SCID-II (Structured Clinical Interview for DSM-III-R Personamy Disorders) uygulanmıştır. Gözde Yontar. Çalışmanın ikinci aşamasında. Bulgular: YTT ile yapılan tarama sonucunda bu örneklemin % 5. eksen tanısı saptanmıştır. Hasta grubunda I. Kontrol grubu. eksen eş tanı oranı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha fazla saptanmıştır. En sık konulan eş tanı majör depresif bozukluk olmuştur. YB tanısı kadınlarda (%88.2) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha sıktır. Ayşegül Yağız Kartal. YB’de psikiyatrik eş tanılar yaygındır. YB nokta yaygınlığı %1. yapılandırılmış klinik görüşmeler sonrası.25’inde yeme bozukluğu olabileceği saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada. Bulimiya nervoza yaygınlığı %0. YTT skoru 30’un altında olan bireylerden oluşturulmuştur. Sivas Amaç: Ülkemizde yeme bozukluklarının epidemiyolojisi ile ilgili çalışmalar sıklıkla çocuklar ve ergenlerde yapılmış olup erişkinler ile ilgili yeterli veri yoktur.

Yöntem ve Gereçler: 4 aylık 24 Swiss cinsi fare kullanıldı.5 hem de 25 mg/kg dozlarında analjezik etki göstermiştir. Tartışma ve Sonuçlar: Agomelatin hem 30. 45. 50 santigrad derece olarak ayarlanmış hot plate platformunda 30. Dakikada b grubunun ağrı eşiği a grubuna göre yükselmişti(P=0.25 saniye.5mg/kg. 16. hem de 60. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü. Ibrahim Yagci. Dakikalarda değerlendirildi. 25 mg/kg Agomelatin alan B grubunun 30 dk değerleri sırası ile 13.62 saniye. ve 60. Bulgular: Kontrol grubunun. Yelda Yenilmez*. Dakikalarda artmıştı. Üçer ml olmak üzere a grubuna 12. ve 60. Basaran Karademir*.37 saniye.036). 30. grup a ve grup b olmak üzere üç gruba ayrıldı. 30. Üç ayrı zamandaki denek ve kontrol gruplarını karşılaştırmak için ilişkili örneklem iki yönlü varyans analizi uygulandı.5 mg/kg Agomelatin alan A grubunun. b grubuna 25 mg/kg Agomelatin. Saniyeye kadar reaksiyon gösterilmediyse o fare için ölçüm sonlandırıldı ve reaksiyon zamanı 45 sn kabul edildi. 30. 19 saniye olarak tesbit edildi.S 22 Agomelatin' in Nosiseptif Sistem Üzerine Etkileri Yuksel Kivrak*. Hayati Aygun*. 29. Agomelatin gruplarında ağrı eşiği kontrol grubuna göre hem 30. Dakikalardaki reaksiyon zamanları ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı idi(P=0. kontrol grubuna serumfizyolojik intraperitıneal olarak verildi.37 saniye ve 60 dakika değerleri 15. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü.dakika hem de 60. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi ***Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Bu çalışmada antidepresan olan Agomelatin’in nosiseptif sistem üzerinde etkisi olup olmadığının araştırılması amaçlandı. Dakikada hem 12. ve 60 dakikalardaki gruplardaki karşılaştırma için bağımsız örneklem tek yönlü varyans analizive sonrasında Tukey testi kullanıldı. Fareler kontrol.87 saniye.007). 12. 25. .Mustafa Ari**.

28±2.41. Erkeklerde VAS değerlerinin yaş(r=0.32±5. BDÖ arasındaki korelasyonları sırası ile (r=0. erkeklere (3. Biz de bu çalışmamızda en çok yapılan invaziv işlemlerden biri olan kan alma işlemi sırasında algılanan ağrı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını. and pain: a review of recent clinical and experimental findings.083. p=0.80. p=0. VKİ. anksiyete.Fillingim RB. BAÖ. Sex. Ağrının anksiyete ve VKİ ile ilişkili olduğunu.05). kadınlardaki anksiyetenin ve bedensel duyularını büyütme özelliklerinin erkeklere göre daha fazla olduğunu bulduk. King CD.10(5):447–485.003) puanları arasında korelasyon vardı. ağrı değerlendirilmesi için Görsel Eşdeğerlik Ölçeği (GEÖ).79.37.daha fazla olarak ölçüldü(F=1. bedeni duyuları abartmanın. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). (r=0.187. (r=-0.122). p=0. Sosyodemografik veri formu. Yaş. .227.007). depresyon puanları kadınlarda (4.002). 1.003)ile kadınlarda ise sadece BAÖ ile anlamlı korelasyonları olduğunu tespit ettik.67±5.250. F-1.S 23 Cinsiyet.227.034) ve BAÖ (r=0. Ribeiro-Dasilva MC.045) arasında ilişki bulduk.3 3 iken erkeklerden 21.299.87. gender. Erkeklerdeki ağrının yaş ve VKİ ile kadınlarda ise BAÖ ile ilişki olduğunu tesbit ettik. The Journal of Pain. 90 lı yıllarla kıyaslandığında bu konudaki yayın sayısında %2000 kadar artış olmuştur(1). Vücut Duyularını Abartma Ölçeği (VDAÖ) olan test bataryası çalışmaya katılanlar tarafından dolduruldu Bulgular: Kadınların GEÖ değer ortalaması (4. BDBÖ ile VAS. bu ilişkiye depresyon. p=0. p=0.001).004). yaşın ve kilonun etkisi var mıdır sorularını cevaplamayı amaçladık. Vücud Duyularını Abartma Değişkenlerin Ağrı Algılaması Üzerindeki Etkileri İbrahim Yağcı. Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Cinsiyet farklılığının ağrı üzerine etkileri araştırmacıların ilgisi artarak devam etmektedir. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). p=0.57). p=0. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışma Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesine ocak-haziran 2012 tarihleri arasında labaratuar tetkiki için kan alma merkezine ayaktan başvuran hastalarla yürütüldü. 2009. BDBÖ açısından kadınların puanları 24. p=0. p=0. Anksiyete puanları açısından cinsiyet farklılığı varken (kadın 20. cinsiyeti göz önüne alındığında da bu ilişkinin devam ettiğini gördük.48±9.96±7. erkek 14. p=0.44) göre daha fazla olmakla beraber farklılık önemli değildi (F=2. Riley III JL. Anksiyete.27) erkeklere (4.133).300.021) ve VKİ(r=-0. Çalışma olgu-kontrol çalışması şeklinde yapılmıştır. Rahim-Williams B. (r=0.273. (r=0. Cinsiyeti göz önüne alarak yaptığımız korelasyon incelemesinde ise VAS ile BAÖ(r=0.46±8. p=0.610. Korelasyon açısından değerlendirdiğimizde VAS ile VKİ(r=-1. p=0.007) ve VKİ(r=017. p=0. Depresyon.000) olarak ölçtük.76±1.68±6. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ağrının algılanması açısından cinsiyetler arasında fark olmadığını.131. Kilo. p=0.331).95)göre fazla olmakla beraber anlamlı farklılık tesbit edilemedi(p=0.

Bu ilişki karşılıklı geri bildirimler ile şekillenmektedir. Bunun nedeni insan-insan etkileşiminde rol oynayan empati gibi kabiliyetlerin kullanılamaması olabilir. Verilerin analizi her bir kişi için “karşılıklı bilgi işlevi” ile “logaritmik azalma oranı” hesaplanarak gerçekleştirildi. bilgisayara karşı yapılan seçimlerde grup bozulma katsayısı (0. Alpaslan Yılmaz**'. Bilgisayar yönetimli karar verme süreçleri (Navigasyon. başka bir deyişle önceki yapılan seçimler sonraki gelen seçimler üzerinde daha büyük ve daha uzun süren etkiyi ortaya koymaktadır. Bu çalışmada iki yanıt alternatifi olan bir oyun kullanılarak bireylerin insandan ve bilgisayardan gelen geri bildirimler ile uzun dönemli davranışların nasıl etkilendiği araştırıldı. insana karşı yapılan seçimlerde diğer gruba göre daha büyük bulunmuştur. Bulgular: Bu çalışmada. karar verme ve buna göre bir yanıtta bulunma diğer bilgisayara oranla daha yüksek oranda olacak şekilde anlamlı farklılık göstermektedir. davranışlarını öngörememektedir. Onur Uğurlu***'. İnsanlar. . Tartışma ve Sonuçlar: Sağlıklı bireyler. Böylece. Gönüllüler 2 seçimli bir karar verme ödevini bir bilgisayar programında gerçekleştirdiler. Program. insanla karşılaşmada geri bildirimden etkilenme. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yarı yapılandırılmış bir görüşme ile değerlendirilen. sanrı gelişimi).3198).Son yıllarda teknolojik gelişmelere paralel olarak davranışlarımıza geri bildirim aldığımız veya verdiğimiz canlı olmayan arayüzler ortaya çıkmıştır.83 df=1.0554) daha büyük bulunmuştur(F=7. makinelerin özellikle sonucun matematiksel olarak önceden tahmin edilemez durumlarda.008). anlamlı olarak insana karşı yapılan seçimlerden (-0.38 p=0. bir önceki tahminlerinin geribildirimden daha çok etkilenen bir strateji göstermektedirler. diğer insanların daha fazla değiştirdiğini göstermektedir. bilgisayara göre yapılan tahminlerine göre.S 24 Geri Bildirimler Karar Vermeyi Nasıl Etkiliyor? Teknolojik Geri Bildiriminin İnsan Geri Bildirimi ile Karşılaştırılması Melis Atlamaz*'. Değerler varyans analizi kullanılarak analiz edildi. uçakların yönetimi gibi arayüzler) etkili olmaya başlamıştır. Pek çok psikiyatrik bozukluk insan ilişkilerindeki geri bildirimlerin yorumlanması ile ilişkili belirtiler göstermektedir(kişilik bozuklukları. insanın belirlediği seçimlere göre tahminde bulunurken. bilgisayar ve insana karşı olmak üzere 2 ödevden ve her bir ödevdeki 500 diziden oluşmaktadır. her 2 ödev de birbirinden bağımsız ve ilişkisiz karar dizilerinden oluşmasına rağmen. “Karşılıklı bilgi işlevinin maximum gecikme değeri''. Bu bulgular insan davranışını makinelere göre. Bu sonuçtan yola çıkılarak psikoterapi gibi hasta – terapist etkileşiminin yoğun olduğu durumlarda ileri teknolojik arayüzlerin kullanımının henüz erken olacağını düşünmekteyiz. Ali Saffet Gönül*'****' *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri AD **Erciyes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ***Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü ****ABD Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Davranış bilimlerinin ve Psikiyatri’nin temel ilgi alanlarından bir tanesi insanların çevreleri ile olan ilişkisidir. Mustafa Melih Bilgi*'. psikiyatrik ve diğer dahili hastalığı olmayan 20-30 yaş arasında 39 kişi alındı.

Murat Emül İstanbul Üniversitesi. İstanbul Amaç: Tıp fakültelerinde psikiyatri eğitimine az önem verilmiş ve müfredata çok iyi entegre edilmemiş gibidir. nöroanatomi. Ancak eğiticiler eğitimde verim almak için öğrencilerin görüşünü göz önünde bulundururken. Bu öğrencilerin 114’ü kadın iken 94’ü erkekti ve ortalama yaşları 22. Öğrenciler. Ömer Faruk Demirel. psikiyatri stajına öğrencilerin bakışını araştıran bir anket verildi. Bu çalışma ülkemizde bu amaçla yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önemlidir. Yüzde 70 öğrenci standart hasta video kayıtlarını izlemek ve tartışmak istediklerini bildirmişti. Erhan Yüksek. Bu çalışmada psikiyatri stajını bitirmiş öğrencilerin stajın hemen bütün safhaları hakkında düşüncelerini geri bildirimle bize aktarmalarını amaçladık. ekibimizin hazırladığı 31 sorudan oluşan. %54 öğrenci daha önceki sınıflarda iken psikiyatri ile ilgili (nöroimmünoloji. Bulgular: Çalışmaya 208 öğrenci katılmayı kabul etmiştir. Yöntem: Bu çalışmaya fakültemizde okuyan. psikiyatri stajını bitiren ve çalışmaya katılmayı kabul eden tıp öğrencilerin bilgilendirilmiş onamı alındıktan sonra. sosyo-demografik özellik anketinin ardından.7±1.S 25 Psikiyatri Stajı Tamamlamış Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Staj Eğitimi Hakkındaki Görüşleri Mihriban DalkıranVarkal. Yüzde 76 öğrenci psikiyatrik belirtilerin genel tıbbi durumlarda da görülebileceğine inandığı için eğitimde konsültasyon ve liyezona ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmişti. psikoendokrinoloji gibi) seminer/araştırma projelerine katılmayı doğru bulmuştu. . deneyimli bir klinisyen olarak da öğretilmesi gerekenler arasında dengeyi gözetmelidir. Öğrencilerin %78’i araştırma görevlisi ile ve %64’ü bir hocayla hasta takip etmek istediğini söylemişti. Ayrıca. Yüzde 50 -53 öğrenci psikiyatri sınavının yalnızca bilgiyi ölçtüğüne ve beceriyi ölçmediğine vurgu yapmıştı. Sonuç: Psikiyatri stajer eğitiminde ilgiyi ve verimi artırma çabaları giderek önem kazanmaktadır.02 idi. en yüksek oranda eğitimcilerden saldırgan hasta karşısında neler yapabileceğinin öğretilmesini beklemekteydi (%89). Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD.

Bulguların istatiksel analizinde Student’s t. Mann Whitney U. Haldun Soygür Ersin Hatice Karslıoğlu Sedat Batmaz Ali Çayköylü *Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi **Serbest Hekim ***Ankara Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi ****Mersin Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Son yıllarda pek çok klinisyen ve bilim insanı. medeni durum. travmaya maruz kalan bireylerin rehabilitasyonunda önemli olacağı düşünülmektedir. Yöntem: Çalışma Ankara Dr. Bu bakış açısı altında. bireyin kendine bakışında. öğrenim düzeyi. Bulgular Örneklem grubunda %75. Travma sonrası büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. PCL-C ve depresyon düzeyleri yönünden anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0. TSB toplam puanı ve alt ölçekler yönünden stres termometresi. Travma sonrası büyüme olarak adlandırılan bu değişim. çalışma durumu bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. . hayat felsefesinde olumlu yönde değişiklik olması anlamına gelmektedir. travma sonrası büyüme gösteren hastalarda büyümenin sosyo-demografik verilerle ilişkisini incelemek. Büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. Pearson’un Ki-Kare.05). travmatik olayların ardından gelişen patolojik tepkilerin yanı sıra olumlu değişimler de yaşanabileceği üzerinde durmuştur. meme kanseri bir travma modeli olarak ele alındığında. Fisher’in Kesin Sonuçlu KiKare testi kullanılmıştır. büyümenin TSSB ve Major Depresif Bozukluk gibi ruhsal bozukluklarla ve bu bozuklukları oluşturan belirtilerin şiddeti arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. Hastalara Yapılandırılmış MINI Görüşme. TSB ile gelecekte gerçekleştirilecek araştırmaların mesleğimizin geleneksel tanımlayıcı ya da kategorize edici dar sınırlarının ötesine geçerek. her bir hasta için söz konusu olan terapötik süreçleri anlamaya yönelik olması ya da TSB’yi etkileyebilecek dinamik. kişiler arasında ilişkilerinde. travmaya ya da ağır bir hayat krizine bağlı. TSB gösteren ve göstermeyen gruplar arasında yaş ortalamaları benzer bulunmuştur.S 26 Bir Travma Modeli Olarak Meme Kanseri Hastalarında Travma Sonrası Büyüme Sibel Koçbıyık. varolşuşsal etmenlerin derinlemesine araştırılmasını hedeflemesi daha yarar sağlayacak gibi görünmektedir. büyümenin stres düzeyi ile ilişkisini belirlemek. Hamilton Depresyon Ölçeği Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol ListesiCivilian Versiyonu. Travma Sonrası Büyüme ölçeği Ölçeği uygulanmıştır. Stres Temometresi. bilişsel.3 oranında Travma Sonrası Büyüme saptanmıştır. Abdurahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi polikliniğine ayaktan başvuran 150 meme kanseri hastası ile yapılmıştır. Büyümeyi etkileyen. Tartışma ve Sonuç: TSB açısından travma yaşayan hastalarımıza koyduğumuz psikiyatrik tanıların ve hastalarımızda saptadığımız psikiyatrik belirtilerin şiddetinin TSB’yi doğrudan etkilemediği görülmektedir. değiştirilebilecek veya geliştirilebilecek etmenlerin belirlenmesinin. Kesitsel bir ön çalışma olan bu çalışmada.

ÖDÜLE ADAY SÖZEL BİLDİRİLER .

Bulgular: Çalışmaya katılan 170 şizofreni tanılı hastanın %39. içgörüsü bozulmuş grupta 86 kişi olduğu saptandı. şizofreni hastalarında işlevselliğin arttırılması için içgörü artırıcı girişimlerin. 190(3):142-6. 5) bizim çalışmamız da içgörü ile sosyal işlevsellik arasındaki ilişkiyi bir kez daha orta koymuştur. 48(2):195-9. 80(3):155-65.SÖ 01 Şizofreni Hastalarında İç Görünün Bireysel ve Sosyal Performans İle İlişkisi Dursun Hakan Delibaş*. memur). hastalık süresi. . işçi. Hastaların meslek durumuna bakıldığında %55.9’ u (s=10) emekli idi. eğitim süresi. 2006. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (SUMD). Bu çalışmada içgörünün ve alt boyutlarının hastalık belirtilerinden bağımsız olarak işlevsellik üzerine olan etkisininin araştırılması amaçlanmıştır. 1997.74 ± 11. %15. 3). İşlevselliğin anlamlı yordayıcılarının negatif belirtiler. Psychiatr Q. Cinsiyet. 5-Lysaker PH.6’si (s=103) erkek iken yaş ortalaması 36.5’ nin (s=28) evhanımı. 2009. Psikiyatri Kliniği Amaç: Şizofreni hastalarında işlevselliğin düzelmesi hastalar ve aileler için önemli bir tedavi alanıdır (1). İçgörünün işlevsellik üzerine olan etkisini araştıran daha önceki çalışmaların sonuçları tutarsızlık göstermekte ve hastalık belirtilerinin etkisini gözden kaçırmaktadır (2. Özlem Bora**. Çalışmamızın sonucunda. Kaynaklar 1-Stefanopoulou E. 4-Amador XF.9’ un (s=95) işsiz. PANSS toplam ve alt puanları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu. yaş. J Nerv Ment Dis. % 5.2 idi. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 18-65 yaş arasında 170 şizofreni tanılı hasta alındı. Çalışmamızın önceki araştırmalardan üstünlüğü hastalık belirtilerinin işlevsellik üzerine olan etkisinin de göz önünde bulundurulmasıdır. Kişisel ve Sosyal Performans Ölçeği (PSP) uygulandı. Tüm olgularla DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID-I) ile görüşüldü. %16. serbest meslek. 2-Dickerson FB. hastane yatış sayısı.5’ in (s=11) yakınıyla çalışan. Tartışma Ve Sonuç: Geçmiş araştırmalara benzer biçimde (4. Arch Gen Psychiatry. İçgörüsü bozulmuş grupta işlevsellik düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük olduğu saptandı. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci. **İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi. Almila Erol**. Psychiatr Serv. %60. %6. 51(10):826-36.3’ ün (s=26) bağımsız bir işte çalıştığı (öğrenci. Psikiyatri Kliniği.4’ü kadın (s=67). Hastalar içgörüsü bozulmuş ve bozulmamış olarak iki grupta incelendiğinde içgörüsü bozulmamış grupta 84 kişi. psikososyal rehabilitasyon programlarının önemli olduğu söylenebilir. 3-Mutsatsa SH. tedaviye olan içgörü ve anhedoniye olan içgörü olduğu saptandı. Levent Mete** *Kars Devlet Hastanesi. İşlevselliğin yordayıcıları regresyon analizi ile araştırıldı. Pozitif ve Negatif Sendrom ölçeği (PANSS). 256(6):356-63. Hastalar SUMD puanlarına göre içgörüsü olan ve olmayan iki gruba ayrılarak işlevsellik düzeyleri karşılaştırıldı. 1994. 2002.

MKE ile yapılan çalışmalarda mizaç bileşenlerinin büyük oranda genetik geçişli olduğu. Görüntülerin analizi SPM 8 Programı yardımıyla VBM-DARTEL metoduyla yapıldı. sol orta temporal girus hacimleri ile negatif ilişkili olduğu tespit edildi. sağ frontal girus. hayat boyunca değişmediği tanımlanmıştır.* *Ege Üniversitesi Psikiyatri AD **Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Cloninger tanımladığı psikobiyolojik kuram doğrultusunda kişiliği incelemek için Mizaç ve Karakter Envanterini (MKE) geliştirmiştir. düşünceleri değerlendiren limbik sistem alanlarıyla zarardan kaçınma puanları arasında bağlantı saptanmıştır.SÖ 02 Mizaç ve Karakter Envanteri İle Değerlendirilen Mizaç Bileşenlerinin Beyindeki Yapısal İzdüşümleri Mustafa Melih Bilgi*. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya tıbbi öykü ve SCID ile değerlendirilmiş. Gönüllülerin aynı gün içinde MKE doldurması ve beyin MR’larının çekilmesi sağlanmıştır. Sol insula. ruhsal ve tıbbi hastalığı olmayan. Sebatkârlık puanlarıyla sağ parahippokampal girus hacmi pozitif ilişki gösterirken. sol orta temporal girus hacimleri negatif ilişkili bulundu. Şebnem Tunay*. sol mediyal frontal girus hacimleri ile ödül bağımlılığı puanları arasında negatif ilişki belirlendi. Çalışmamızda sağlıklı insanların MKE’nin mizaç bileşenlerinde aldıkları puanlarla. sağ orta temporal girus. Bu bulgular ışığında beynin belirli yapısal özelliklerinin mizacı belirlediği söylenebilir. sağ süperiyor paryetal lobül. . sağ singulat girus pozitif ilişki gösterirken. çeşitli beyin bölgelerinin gri madde hacimleriyle olası ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Ali Saffet Gönül*. Ödül bağımlılığı puanlarıyla bilateral paryetal postsentral girus. Bulgular: Çalışmamızda mizaç bileşenleri puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı korelasyon bulunan gri madde hacimleri aşağıdaki gibidir: Zarardan kaçınma puanlarıyla sağ orta frontal girus. Ayrıca mizaç bileşenlerinde alınan puanların çeşitli nörotransmitter sistemleriyle ilişkili olduğu iddia edilmiştir. sol parahippokampal girus. İstatiksel analizler yaş ve toplam beyin hacimleri karıştırıcı faktörler alınarak çoklu lineer regresyon algoritmasıyla gerçekleştirildi. sol fusiform girus. folliküler fazda olan 50 sağ elini kullanan kadın gönüllü alınmıştır. sağ inferior frontal girus. Tartışma ve Sonuçlar: Bu çalışmada sağlıklı kontrollerde mizaç bileşenleri puanları ile beyindeki bazı bölgelerin gri madde hacimleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. sol prekuneus hacimleri arasında pozitif ilişki saptandı. Beyinde davranışları. Fatma Şimşek*. Ödül bağımlılığı puanlarıyla beyinde uyaranın tanımının ve değerlendirilmesinin yapıldığı paryetal lob ve insula hacimleri ilişkili çıkmıştır. Sebatkârlık puanlarıyla anlamlı bağlantılı olan bölgeler ise beyinde yürütücü işlevlerin düzenlendiği frontal bölge hacimleri olarak tespit edilmiştir.

küme 4 için r=0.006. Ebuzer Cenik****. Ali Kuserli***. p=0.108. Karar-verme (KV) kavramı ile bağımlılığın tanımı içinde yer alan ‘olumsuz sonuçlarına rağmen madde kullanımının devam etmesi’ arasındaki benzerlik nedeniyle bağımlılarda KV davranışı birçok çalışmada araştırılmıştır.386. AB grup ile kontrol grubu karşılaştırıldığında AB grupta 4 farklı BC kümesinde anlamlı Fraksiyonel anizotropi (FA) düşüklüğü saptanmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız literatürde AB hastalarda TBSS analizi kullanılarak KV süreci ile BC bütünlüğü arasındaki ilişkinin araştırıldığı ilk çalışmadır.356) ancak kontrol grubunun AB grubuna göre anlamlı olarak daha fazla avantajlı kart çektiği saptanmıştır (F=3. p=0. Bulgular: IKT sonuçlarının değerlendirilmesi sonucunda çalışmaya alınan tüm örneklemin kart çektikçe avantajlı destelere yönelmedikleri (F= 1. AB grupta kontrol grubuna göre anlamlı fark saptanan kümelerin FA değerleri ile IKT skorları arasında anlamlı bağıntı saptanmıştır (küme 1 için r=0. p=0. görüntüleme ve IKT öncesinde en az 2 haftadır alkol kullanımı olmayan 17 erkek hasta alınmıştır. Fazıl Gelal**. DTG verileri FSL (FMRIB's Software Library) program paketinin bir parçası olan FMRIB’s (Oxford Centre for Functional MRI of the Brain) Diffusion Toolbox yazılımı ile analiz edilmiştir.513.444. küme 2 için r=0.002). Bu çalışmada faklı bir analiz tekniği olan Tract Based Spatial Statistics (TBSS) yöntemi kullanılarak alkol bağımlıları (AB) ve sağlıklı kontrollerin BC değişiklikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kontrol grubunun anlamlı olarak FA düşüklüğü gösterdiği herhangi bir BC kümesi saptanmamıştır. Şeref Gülseren* * İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği **İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği *** Yüksekova Devlet Hastanesi **** Torbalı Devlet Hastanesi Amaç: Son yıllarda Diffüzyon Tensor Görüntüleme (DTG) çeşitli psikiyatrik hastalıklardaki beyaz cevher (BC) bütünlüğünün değerlendirilmesinde artan sıklıkta kullanılmaktadır.SÖ 03 Alkol Bağımlılarında Diffüzyon Tensor Görüntüleme ve Karar-Verme Nabi Zorlu*.435. Kontrol grubu yaş ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 16 erkek gönüllüden oluşturulmuştur. . küme 3 için r=0. p= 0. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya DSM-IV tanı ölçütlerine göre AB tanısı almış. p=0. Ercan Durmaz*. AB hastalarda sağlıklı kontrollere göre BC'de yaygın FA düşüklüğü saptanmış ve FA değerleri ile IKT skorları arasında da anlamlı bağıntı saptanmıştır.011. Hastalar ve kontrol grubuna SCID-I uygulandı. p= 0.014).026.247. Aynı zaman da BC bütünlüğü ile Iowa Kumar Testi (IKT) sonuçlarının arasındaki ilişki de araştırılmıştır. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan hastalara ve kontrol grubuna KV için IKT uygulanmıştır.

93) ay iken izlem grubunda bu süre 56.E. Yöntem: Çalışmanın örneklemini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I veya II tanısı ile izlenen.53 (SD±11.99) yıldır. iyi seyirli bipolar bozuklukta bilişsel işlevlerin görece korunduğu şeklinde yorumlanmıştır.93 (SD±3. Ortalama izlem süresi 2. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk.03)’dir (sırasıyla ilk değerlendirme ve izlem). Ancak araştırmalardaki ortak yargı izlem çalışmalarına ihtiyaç olduğu yönündedir. Ortalama eğitim seviyesi 12.31 (SD±2.53 (SD±1. monoterapi. 3.52) (p 0. izlemde 38.33 ve 69. Bu bulgular. psikomotor hızı. izlemsel desenle monoterapi ile takipte olan ötimik durumdaki hastaların bilişsel işlevlerinin lityum. Bu durum. görsel uzaysal becerileri ve yürütücü işlevleri kapsamaktadır.17). nöropsikoloji. 1. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları ilk değerlendirmede 36.6 (SD±2. Bu çalışma bipolar bozukluğu bulunan ötimik dönemdeki hastaların bilişsel işlevlerini uzun bir izlem sürecinde her üç farmakoterapi grubunu kapsayarak değerlendiren ilk çalışmadır. HAM-D puanları 3. İlk değerlendirme grubunda monoterapi süresi ortalama 10.03)] anlamlı fark bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı.4 (SD±3.44+26.43).37). YMRS puanları 1.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir. lityum. bipolar bozukluğun bir spektrum içinde değerlendirilebileceğini ve bu spekturuma bağlı olarak da klinik seyrin ve bilişsel işlevlerin değişebileceğini düşündürtmektedir.67).05 (SD± 51. valproik asit veya atipik antipsikotik tedavisi alan 17-68 yaşları arasındaki toplam 30 ötimik hasta oluşturmaktadır.58)’dir. ötimi.25 (SD±18. en az bir aydır remisyonda olan. Aripiprazol) Monoterapisi ile İzlemde Olan Ötimik Dönemdeki Hastaların Bilişsel İşlevlerinin Değerlendirilmesi: Bir İzlem Çalışması Vesile Şentürk Cankorur (1) . boylamsaldesen .31 (SD±3. Son dönemde araştırmalar bilişsel işlev bozukluklarının türü ve olası nedenleri üzerine odaklanmış ve farklı bulgular bildirilmiştir. Tartışma: Monoterapi ile izlemde olan ötimik dönemdeki bipolar bozukluğu olan hastaların bilişsel işlevlerinde süreç içerisinde belirgin bir değişiklik olmamaktadır. Literatürde böyle bir çalışmaya rastlanmamıştır. Ketiapin.6 (SD±12. Risperidon.SÖ 04 Bipolar Bozukluğu Olan Lityum.56+30. Amaç: Bipolar bozukluğu olan hastalarda bilişsel işlev bozukluklarının var olduğu bildirilmektedir. Valproik Asit veya Atipik Antipsikotik (Olanzapin.9) yıldır. valproik asit ve atipik antipsikotik tedavi gruplarında incelenmesidir. İzlemsel olarak yapılan nöropsikolojik değerlendirmeler belleği.01) aydır. dikkati. Bilişsel işlevlerde ilk değerlendirme ve izlem sonuçlarında yürütücü işlevlerden tepki ketleme ve kategori değiştirme becerilerinde[İz Sürme Testi-B süre puanı(81.Hilal Demirel(2).

02 ve 0.553). 21 ASKB. şaşırmış.002) ve mutlu (p=0. Adli Tıp Kurumu . başkalarından gelen ipuçlarına çok erkenden dikkat etmeye başlayarak sosyal durumlardaki güçsüzlüklerini kompanse edebildikleri düşünülmektedir. Fotoğraflardaki duygu ifadelerini 45 cm mesafeden doğru şekilde ve en kısa sürede tanımaları istenmiştir. Hasmet Işıklı*.158). korku (p=0. ASKB ve sağlıklı grup olarak üçe ayrılmıştır.301).04). Her iki grup da hastalardan nötral (p=0. korkmuş. mutlu (p=0. yargılanma ve antisosyal davranışlar gibi sıklıkla ciddi yaşam sonuçları olabilmektedir. kızgın (p=0. **** İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Bulgular: Çalışmada 34 ASKB+DEHB. üzgün (p=0. şaşkın (p=0. kızgın. Esat Şahin***. Antisosyal davranışlar ve agresyonun. üzgün (p=0.731). üzgün. Ekman ve Friesen tarafından hazırlanan ve mutlu. Bu çalışmada DEHB olanlarda impulsiviteve hiperaktivitenin ön planda olduğu antisosyal semptomlar daha baskındı ve DEHBASKB. ASKB ve sağlıklılar arasında yüz ifadesinden duygu tanıma oranları benzerdi. **Serbest. Murat Emül****. Eyüp Kandemir***.012). DEHB olgularının dikkat eksikliği tipinde affekti tanımanın daha zor olduğu üzerinde durulmaktadır. Şaşkın (p=0. Yüz ifadesinden duyguları tanıma normal sosyalleşme ve kişiler arası iletişim için olmazsa olmazdır. 39 kontrol grubu alınmıştır.001 ve 0. iğrenmiş (p=0. Psikiyatri AD Amaç: Bir süreklilik arz eden dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB). Çalışmalarda bu iki özelliğin ön planda olduğu DEHB olgularının sosyal ilişkilere daha sık girdiği. Bu çalışmada DEHB olan ve antisosyal eylemlerde bulunan bireylerin yüz ifadesinden duygu tanıma özellikleri araştırılmıştır.045) yüz ifadesini sağlıklı gruba oranla daha uzun sürede tanımıştı.029).998). erişkinde sıklıkla tutuklanma.004) yüz ifadeleri ise yalnızca ASKB-DEHB olan grupta sağlıklılardan daha uzun iken hasta grupları kendi içinde anlamlı bir fark göstermemiştir.498). ***TC Adalet Bakanlığı. Metod: Katılımcılar klinik görüşme ve Wender Utah DEHB değerlendirme ölçeği uygulanması sonrası DEHB+ASKB.535). Tartışma: DEHB çocukluk çağında başlayıp erişkinlik döneminde %25-68 oranında ASKB olarak sürebilmektedir. *Afyonkocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Üç grup arasında yüz ifadelerini doğru tanıma açısından anlamlı bir fark saptanmadı: nötral (p=0. korkmuş (p=0. Korku ve üzgün yüz gibi stres ifade eden yüz ifadelerini tanımanın antisosyal davranışı söndürmede önemli bir rolü olduğu bulunmuştur. iğrenme (p=0.SÖ 05 Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB ) Olan ve Olmayan Antisosyal kişilik bozukluğu( ASKB) Olgularında Yüz İfadesinden Duygu Tanıma Erman Bagcioglu*. . öteki insanların sergilediği sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirmenin bir sonucu olabileceği düşündürmektedir. iğrenmiş olmak üzere toplum tarafından sıklıkla kabul görmüş 7 yüz duygu ifadesinin bulunduğu A4 kartlara siyah beyaz olarak bastırılmış fotoğraflar kullanılmıştır.

WKET performansı ise bu grupta düşüktür (p<. Aynı bölgelerdeki ölçümler ile WKET Tamamlanan Kategori puanı ise doğru orantılıdır. ***** GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Radyoloji Servisi. Sonuçlar: ASKB grubu hem PCL-R hem de DEHB değerlendirmelerinde anlamlı olarak yüksek ve puanlar almıştır (p<. ASKB olgularının bilateral ACC Cho/Cre. Alpay Ateş*.001). WUDÖ. Ayhan Algül*. Ankara Amaç: Antisosyal kişilik bozukluğu (ASKB) ve ilişkili ancak farklı bir durum olan psikopatide beyin manyetik rezonans spektroskopi çalışmaları kısıtlıdır. ve ventromedial prefrontal korteks (VMPFC) NAA/Cre ve Kolin (Cho) /Cre oranları hesaplanmıştır. gerekse yapısal beyin görüntüleme çalışmalarında. Mesut Çetin*. ASRS toplam ve PCL-R toplam puanları bilateral ACC Cho/Cre. . 2-psikopati ile VMPFC nöronal bütünlüğünün daha özgül bir ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir. Öte yandan. psikopatinin şiddetini gösteren Psychopathy Checklist-Revised (PCL-R) toplam puanı ile ters korelasyon gösterdiği tarafımızdan gösetrilmişti. Özgür Öner**. Bilateral VMPFC NAA/Cre değeri ise psikopatinin şiddeti ile ilişkilidir. bilateral DLPFC NAA/Cre ve Cho/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri anlamlı olarak daha düşüktür (tüm karşılaştırmalar için en azından p<. 1. Ancak. Hakan Mutlu***** * Haydarpaşa GATA Psikiyatri AD. Ali Kemal Sivrioğlu****. klinik ve nöropsikolojik değerlendirmelerle MRS değerlerinin ilişkisi incelenmiştir. ASKB’nun nörobiyolojisinde önemli yer tutabileceği. Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) de yürütücü işlevlerin değerlendirilmesi amacıyla uygulanmıştır. Tüm olgular PCL-R. *** Gölcük Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniği. M. şu ana kadar yapılan gerek işlevsel. Manyetik rezonans spektroskopi ile bilateral ACC. Yöntem: Örneklem 23 erkek ASKB olgusunu ve 21 yaş ve cinsiyet açısından benzer kontrol olgusunu içermektedir. ASKB olan olgularda sıklıkla bulunan yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) bulgularının etkileri incelenmemiştir. Onat Yılmaz***. Servet Ebrinç*.Güner Sönmez*****. Tartışma: Sonuçlar ASKB olgularının kontrol grubuna göre hem nöronal bütünlük hem de membran dönüşümü ve metabolizma açısından farklılıklar gösterdiğini düşündürmektedir.001). Şimdiye kadar bu konuda gerçekleştirilen çok az sayıda çalışmada anterior singulat korteks (ACC) N-asetil aspartat (NAA)/ Kreatinin (Cr) oranının. Bu çalışmada bu boşluk doldurulmaya çalışılmaktadır. ve Wender Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ) ile değerlendirilmiştir. Adult ADHD Self Rating Scale (ASRS). Yetişkin DEHB belirtilerinin şiddeti artıkça ACC ve VMPFC Cho/Cre değerleri düşmektedir. Bu bulgular. Bilateral VMPFC NAA/Cre değerleri ise sadece psikopatinin şiddeti ile ilişklidir. dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC). Ankara.SÖ 06 Antisosyal Kişilik Bozukluğu’nda Manyetik Rezonans Spektroskopi Değerlendirmesinde Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtilerinin Etkisi Cengiz Başoğlu*. psikopati ile olan ilişkisi de göz önüne alınarak.02). ASKB olgularında bilateral VMPFC NAA/Cre daha yüksek bulunmuştur. Grupların karşılaştırılmasının yanı sıra. ** Sami Ulus Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Kliniği. sağ DLPFC NAA/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri ile ters orantılıdır.yetişkin DEHB belirtilerinin. Kocaeli. İstanbul . **** Aksaz Asker Hastanesi Radyoloji Servisi.

Ardından DEHB eştanısını değerlendirmek için hastalara K-SADS-PL (Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Age Children—Present and Lifetime Version) DEHB modulü uygulanmıştır. yaşamboyu Major depresif bozukluk ve bipolar bozukluk eştanıları daha yüksekti. işlevsellik düşmekte ve klinik seyir etkilenmektedir. Çağrı Yüksel. kaçınma. Çalışmaya primer tanısı SAB olan. SAB. ilk başvuru yaşı. Yaşamboyu DEHB eştanısı alan 89 hasta ile ( SAB. LSAÖ kaygı. Bunlara ek olarak yaşamboyu DEHB ile ilişkili değişkenler logistik regresyon ile değerlendirilmiştir. Sheehan Yetiyitimi Ölçeği ( SYÖ) uygulanmıştır.DEHB grubu). yaşam boyu DEHB eştanısı olmayan 36 hasta ( SAB grubu) sosyodemografik ve klinik özellikler ve eştanı oranları açısından karşılaştırılmıştır ( BTA DEHB hastaları karşılaştırmaya alınmamıştır. İ. ilk başvuru yaşı. SYÖ iş. kaçınma.DEHB grubunun yaş. sosyal yaşam ve ev skorları artması. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı düşmesi. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi Psikiyatri Kliniği Sosyal Anksiyete bozukluğu (SAB) hastalarında yüksek oranlarda eştanı varlığı bildirilmesine rağmen bu çalışmalarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ( DEHB ) eştanısına bakılmamıştır. Yaşamboyu DEHB varlığında SAB şiddeti artmakta. IGD şimdi ve geçen yıl skor düşmesi ilişkili bulunmuştur. IGD şimdi ve geçen yıl skor ortalamaları daha düşüktü.SÖ 07 Sosyal Anksiyete Bozukluğu Hastalarında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Eştanısının Sıklığı. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. Oysa yapılan prospektif çalışmalarda DEHB’ nin sıklıkla erişkinliktede devam ettiği görülmüştür. sosyal yaşam ve ev skorları daha yüksek. SYÖ iş. Klinik Özellikleri ve İlişkili Değişkenler : Ahmet Koyuncu. Erhan Ertekin. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB varlığı ile yaş. 130 hasta ardışık olarak alınmış ve DSM-IV (SCID-I) uygulanmıştır. Toplam 94 hasta ( % 72. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB eştanısı yüksek oranlardadır ( özellikle dikkat eksikliği baskın tip). 74 hastada dikkat eksikliği baskın tip. antidepresana bağlı hipomani öyküsü. Hastalara LSAÖ (Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği). BDÖ. İşlevselliğin Genel Değerlendirilmesi ( IGD ) . BDÖ. .DEHB grubunun LSAÖ kaygı. 1 hastada hiperaktif/ impulsif tip ve 5 hastada ise BTA DEHB almaktaydı. Bunlara ek olarak SAB.3) yaşamboyu DEHB eştanı ktiterlerini karşılamıştır. Zerrin Binbay Bahat Sağlık Grubu. DEHB varlığı ve hipomanik switch arasında bir ilişki olabilir. Bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. depresyonda atipik özellik. Ü.). suisid girişimi. BDÖ (Beck Depresyon Ölçeği). 14 hastada bileşik tip. Bunun nedeni ise uzun dönem boyunca DEHB’ nin bir çocukluk dönemi hastalığı olarak görülmesi olabilir. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı SAB grubundan daha düşüktü.

İstanbul **** Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. hipokampüs ve frontal korteks bölümlerine ayrılmıştır. Ipser JC. Bu çalışmada kedi kokusu modelinde D-sikloserin’in kronik uygulamada farklı sürelerde korku sönmesi üzerine olan etkinliği ve NRζ1 tipi NMDA reseptör ekspresyonları üzerinde oluşturduğu değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik AD. Yöntem: Çalışmada. amigdala ve prefrontal korteksin her üçünde de değiştirdiği izlenmiştir. 2. sadece travmatik stres oluşturulmuş sıçanlar ve tedavi olarak 3 gün sadece sönme alıştırması uygulanan sıçanlarla karşılaştırılmıştır. NRζ1 reseptör alt tiplerine özgün antikorlar kullanılarak Western Blot Tekniği ile belirlenmiştir. Gören MZ. Sonuç: Kaçınma ve risk değerlendirme davranışlarının. Structural determinants of D-cycloserine efficacy at the NR1/NR2C NMDA receptors. Psychiatr Clin North Am. Aydın B.30(7):2741-54 . Kocaeli Amaç: Son dönemlerde korku cevaplarının sönmesini hedef alan araştırmalar bazı farmakoterapötik ajanların bilişsel davranışçı terapiyi kolaylaştırıp kolaylaştıramayacağı sorusunu gündeme getirmiştir (1). koşullu uyaranla temasın ise arttığı gözlemlenmiştir.33:687-99. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Farmakoloji AD. Bu gruplar hiç travma oluşturulmamış sıçanlar. Sıçanlar dekapitasyonla öldürüldükten sonra beyinleri Paxinos-Watson Sıçan Beyin Atlası’ndaki koordinatlara göre amigdala. D-sikloserin uygulamasının NR1 ekspresyonlarını hipokampüs. Etki mekanizması tam olarak bilinmese de NR1 altünitesi üzerinden etkili olduğunu ve bu etkinliğin NR2 aracılığıyla düzenlendiğini bildiren bir çalışma mevcuttur (3). Psikiyatri. Stein DJ. Yadav R. Aynı deney ortamında sönme alıştırmasıyla birlikte 2 gruba sırasıyla 3 ve 5 gün günde bir kez 15 mg/kg D-sikloserin uygulanmıştır.232(1):124-9. Beynin farklı bölgelerindeki protein ekspresyonları. Prakash A.D-sikloserinin TSSB’deki etkinliği ve nörobiyolojik etki mekanizmalarıyla ilişkili yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Kaynaklar: 1. Aslı Aykaç**.SÖ 08 Saldırgan Hayvan Kokusu ile Oluşturulmuş Travmatik Stres Modelinde D-Sikloserinin Korku Sönmesi ve NRζ1tipi NMDA Reseptör Ekspresyonu Üzerine Etkisi: Gökçe Elif Sarıdoğan*. sönme uygulamasına D-sikloserin eklendiğinde daha hızlı biçimde azaldığı. J Neurosci. Fluoksetinin travmatik stresteki etkinliğinin öğrenme işlevlerinde önemli rol oynayan muskarinik reseptörler aracılığıyla gerçekleşebileceğini bildiren son dönemlerde yayınlanmış bir çalışma mevcuttur(2). Cem Cerit****. The change in muscarinic receptor subtypes in different brain regions of rats treated with fluoxetine or propranolol in a model of post-traumatic stress disorder. Ganasen KA. Mecit Çalışkan* * Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi. 2012 . D-sikloserin NMetil-D-Aspartat reseptörünün glisin bağlanma bölgesinin parsiyel agonistidir. Burger PB. Cabadak H. Dravid SM. 2010. Le P et al. Bu durum araştırmacıların ilgisini öğrenmeyi güçlendirebilecek ajanlara ve ilgili beyin mekanizmalarına yöneltmiştir. 3. Geballe MT. Wistar suşu sıçanlarda habitüasyon sonrası kedi tüyü kokusu modeliyle travmatik stres oluşturulmuştur. Behav Brain Res. Zafer Gören***. Hülya Cabadak**. 2010. Augmentation of Cognitive Behavioral Therapy with Pharmacotherapy. Aykaç A.

DKB) yanında son zamanlarda travmanın biyolojik etkileride araştırılmaya başlanmış ve akut/kronik stres döneminde immünolojik değişikliklerin olduğu gösterilmiştir. Proje No: 16431 Amaç: Travma ve sonrasında gelişen bir çok psikiyatrik hastalığın (örn.009)ve NKCC(p:0.SÖ 09 Ergenlerde (13-18 yaş) Cinsel İstismar Sonrası İmmün Sistem Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Hamza Ayaydın*.Total Lenfosit(p:0.Fiziksel istismara uğramamış TSSB-Ş tanılı olgularda(n:15). İstanbul Bu proje İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Tarafından Desteklenmiştir.Bu çalışmada Cİ mağduru ergenlerde ruhsal travmanın biyolojik sonuçları değerlendirilecektir. İstanbul ** İstanbul Üniversitesi.DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı alan ve herhangi bir tedavi almamış 13-18 yaş arası 33 olgu oluşturmuştur. Deneysel Tıp Arastırma Enstitüsü (DETAE).DETAE immünoloji laboratuvarında periferik mononükleer hücre sayısı ve oranları. MDB-Ş tanısının eşlik etmediği TSSB-Ş tanılı olgularda(n:6)eozonofil sayısı(p:0. Yöntem ve Gereçler: Olgu grubunu(OG). . uyarılmış IFN-gamma seviyesi KG'ye göre anlamlı şekilde düşük saptanmıştır(p:0. Tartışma: Olgu grubunda. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. afektif/psikotik bozukluğu olmayan 10 ergen oluşturmuştur.Tekrarlayan cinsel istismara(TCİ) maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) aktif T Hücreyi gösteren CD3+DR+T Lenfosit sayısında (p:0.013)ile oranı(p:0.Rutin kan tetkiki örneklemi kullanılarak.TSSB-Ş tanılı olgularda(n:26) penetrasyona maruz kalanlarda(n:18).Kontrol grubunu(KG).Cİ'ye bağlı(ergenlerde)immünolojik denge bozulmuştur.B Lenfosit(p:0.hücresel immünitede önemli rolü olan ve antiviral etkili IFN-gamma düşüklüğü.CD4+T Helper. cinsel istismara(Cİ) uğrama nedeniyle adli makamlarca polikliniğimize yönlendirilen.027). Nilgün Okumuş Akdeniz**.025)yüzdesi KG'ye göre artmışken.04) ve T Lenfosit (p:0.SLE gibi hastalıklarda etkili olduğu bilinmektedir.046).psorizis.037) saptanmıştır.Cİ'ye ek olarak fiziksel istismarada(Fİ) uğrayan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:11). CD4+TH2 sitokinlerindeki artışın alerji. istismara uğramamış.017)düşüklük saptanmıştır.OG'da NKCC artışı azalmış hücresel immüniteye karşı bir kompansasyon nedeniyle olabilir. İmmünoloji Anabilim Dalı.MDB.05) ve uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0.gamma seviyeleri ise anlamlı şekilde düşük(p:0.046)yüksek çıkmıştır. kalmayanlara göre(n:8) eozonofil yüzdesi (p:0. Günnur Deniz** * İstanbul Üniversitesi.uyarılmış IFN.024) KG'na göre anlamlı şekilde düşüklük saptanmıştır. uyarılmış hücre içi sitokin seviyesi ve NK hücresi Sitotoksik aktivitesi(NKCC) değerlendirilmiştir.TH1 alt tipinde ve immünregülatör etkili CD56+NK hücre alt tipinde azalmayı ve hücresel immünitede bir baskılanmayı düşündürtmüştür.uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0.TCİ maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) CD3+DR+ T Lenfosit sayısı cinsel istismarı tekrarlamayan TSSB-Ş tanılı olgulara(n:8)göre düşük(p:0.05) sayısı Fİ'ye uğramamış TSSB-Ş tanılı olgulara(n:15)göre düşük saptanmıştır.010).TSSB.IL-5 salgılayan CD4+TH2 hücre alt tipinde ve NK2 hücre alt tipinde artış olduğunu düşündürtmüştür.OG'da olayın şiddeti arttıkça(tekrarlama penetrasyon-Fİ)kazanılmış immünitede baskılanma belirginleşmiştir. Osman Abalı*. Bulgular: Geçirilmiş TSSB(TSSB-G)tanılı(n=6)ve Şimdi TSSB(TSSB-Ş) tanılı olgu grubundaki ergenlerde (n:33) kontrol grubuna(n:10) göre eozonofil sayısı anlamlı şekilde yüksek(p:0.030)çıkmıştır.benzer sosyoekonomik düzeyde olan.Romatoid artrit ve Multible Skleroz gibi kronik hastalıklarda belirlenen immünolojik değişikliklerle TSSB geliştiren erişkinlerdeki immünolojik değişiklikler benzer bulunmuştur.Ancak ergenlerde cinsel istismar(Cİ) sonrası immünolojik değişikliklerin araştırıldığı bir literatüre rastlanmamıştır. İstanbul Tıp Fakültesi.Olgu ve kontrol grubu KSADS-PL kullanılarak şimdiki ve geçirilmiş psikiyatrik hastalıkları değerlendirilmiştir.OG'da eozonofil sayısında artış ise.

and Elderly Adults. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 43 maddelik son hali verilmiştir. Tartışma ve Sonuçlar: Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. 99:413–429. Fatma Yıldırım**. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki 415 gönüllü erişkinde uygulanmıştır. 61(2): 121-140. Nail Dertli**. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Bireysel-ruhsal iyi olma hali ile sosyal iyi olma halinin kesişim alanı büyük olsa da. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı. Duru Gündoğar***. Sosyal iyi olma hali üzerine özgün bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Mehmet Çolak****. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. Kaynaklar Demir A. Social Indicators Research. Türk Psikoloji Dergisi. Shapiro AD (2004) Social well-being in the United States: a descriptive epidemiology. (1989) UCLA yalnızlık ölçeğinin geçerlik ve güvenirliği. Social Psychology Quarterly. Durak M. toplum ruh sağlığı söz konusu olduğunda bireysel-ruhsal iyi olma hali tanımı yetersiz kalmaktadır. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 73 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Keyes CLM. sosyal iyi olma halini ve dolayısıyla toplum ruh sağlığı düzeyini ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır.78 olarak bulunmuştur.7 (23): 4– 18.1’ini açıkladığı görülmüştür. Arkar H. Keyes CLM (1998) Social well-being. . Türk Psikiyatri Dergisi. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 171 kişide ikinci kez uygulanmıştır. Ölçeğin bu son haliyle dört faktörlü yapının varyansın % 48. “Sosyal iyi olma hali” kavramı ile birey ve içinde yaşadığı toplumun karşılıklı bir bütün olarak sağlıklı yaşamasının tanımı kapsamlı olarak yapılmaya çalışılmıştır. Sıla Yüce*. Geçerlik ve Güvenirliği. Eker D.SÖ 10 Sosyal İyi Olma Hali Ölçeğinin Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması İnci Özgür İlhan*. 12(1): 17-25. Faktör analizi yapılmış.95 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 171 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0. Correctional Officers. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. Senol-Durak E.

Lopez AD.36. 99 mm3) sol orbitofrontal korteks hacimlerinin sağlıklı kontrollerden daha küçük olduğu diğer taraftan ise sağlıklı kardeşlerin sol dorsolateral prefrontal korteks hacimlerinin bipolar bozukluklu bireyler (t= 4. p < 0. Ömer Kitiş***. injuries. 287 mm3) ve sağlıklı kardeşlerinde (t= 4. Georgia. Ali Saffet Gönül*.001. 516 mm3) ve bunların sağlıklı kardeşlerinin (t=4. Nöroradyoloji Birimi ****Mercer Üniversitesi.61. Tartışma ve Sonuç : Bu çalışmanın sonuçları ventral limbik yolağın bir parçası olan orbitofrontal korteksteki hacim azalmasının Bipolar bozuklukta kalıtsallıkla ilişkili olabileceği diğer taraftan bozulmuş ventral-limbik sistem etkilerini düzenleyen kortikal-kognitif yolağın bir parçası olan dorsolateral prefrontal korteks hacmindeki artışın ise hastalıktan koruyucu bir nöral marker olabileceğini ileri sürmektedir. Serhan Işıklı**.23.64:543-52. p < 0. Greenberg PE. Cem Çınar*. p < 0.SÖ 11 Bipolar Bozukluklukta Beyinde Hastalıktan Koruyucu ve Hastalık Açısından Riskli Bölgeler: Bipolar Tip 1 Bozukluklu Bireyler. Sağlıklı Kardeşleri ve Sağlıklı Kontrol Grubunun Karşılaştırıldığı Voksel Tabanlı Bir Magnetik Rezonans Görüntüleme Çalışması Fatma Şimşek*. Angst J.001. 140 mm3) olduğu belirlendi. 2. Lifetime and 12month prevalence of bipolar spectrum disorder in the National Comorbidity Survey replication. p < 0. 591 mm3) sağ serebellumda hacim kaybı ve Bipolar bozukluklu bireylerde sol presantral girusta hacimkaybı (t= 3. bu hastaların sağlıklı kardeşleri ve 30 sağlıklı kontrol grubu bireyin 3 Tesla Magnetik Rezonas (MR) Cihazı ile yapısal beyin görüntüleri elde edilmiştir. World Bank. Arch Gen Psychiatry.001. Mustafa Melih Bilgi*.28.001.08. 252 mm3) daha fazla olduğu gösterildi.001. Sonuçlar: Gri madde analizlerinde Bipolar Bozukluklu bireyler (t=5.001. 1. Elde edilen T1 görüntülerinden voksel tabanlı ölçümlerde gri madde hacim farklılıklarını belirleyebilmek için SPM-8 ( Statistical Parametric Mapping) kullanılmıştır. 2007. Yöntem ve Gereçler: 28 ötimik Bipolar tip 1 bozukluklu Hasta.**** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Van Erciş Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Birimi ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD. Cambridge. The global burden of disease : a comprehensive assessment of mortality and disability from diseases.001. Pskiyatri ve Kognitif Bilimler Anablim Dalı. World Health Organization. Harvard School of Public Health. Distributed by Harvard University Press. p < 0.13. . 1996. and risk factors in 1990 and projected to 2020.. Petukhova M. 368 mm3) ve sağlıklı kontrol grubundan (t=4. et al.. Merikangas KR. Akiskal HS.39. MA: Published by the Harvard School of Public Health on behalf of the World Health Organization and the World Bank . Murray CJL. p < 0. AD Amaç: Bipolar bozuklukta hastalıktan koruyucu ve hastalıkla ilişkili yapısal endofenotipleri belirleme. Mehmet Çağdaş Eker*. Hirschfeld RM. İkincil analizlerde sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bipolar bozukluklu bireyler (t=4. p < 0.

her iki durumda benzer üst bilişsel süreçlerin işlediğini gösteriyor olabileceği gibi. depresif grupların sadece duyguları inkâr alt ölçeğinde birbirlerinden istatistiksel olarak anlamlı şekilde ayırt edilebildiği görüldü. Depresif belirtilerin şiddetini saptamak amacıyla BDÖ ve MADDÖ. duyguları inkâr alt ölçeğinde unipolar depresif grubun daha yüksek puan alıyor olması. Duygusal şemalar açısından. Bipolar depresyon için giderek daha fazla psikososyal tedavi girişimlerine yer verilmektedir. Sibel Koçbıyık4. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edildi. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Dış kapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Unipolar ve bipolar depresyonun ayrımında kullanılabilecek farklı bir bakış açısı olarak üst bilişler ve duygusal şemaların karşılaştırılması Yöntem ve Gereçler: Ağustos 2009 – Ocak 2012 arasında bir eğitim araştırma hastanesinin psikiyatri kliniğine başvuran 189 unipolar depresyon. Üst bilişler açısından gruplar arasında bir fark tespit edilmemesi. . Arif Haldun Soygür3. Bulgular: Duygusal şemaları yönünden incelendiğinde. Alanyazında depresif grupları birbirinden ayırt etmeye yarayacak yeni bakış açılarına ihtiyaç vardır. 4Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Hastalarla MINI tanısal görüşmesi yapıldı. grupların ayırt edilmesinde kullanılmak üzere ÜBÖ-30 ve LDŞSF uygulandı. Metakognitif modelin depresyonda ruminasyonlara daha fazla vurgu yapıyor olması ve karşılaştırılan gruplar arasında bu yönden bir fark olmamasına da dolaylı yönden işaret ediyor olabilir. En az bir aile üyesi ile görüşme. depresif gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. 70 bipolar depresyon hastası ve 70 sağlıklı kişiden oluşan gönüllü grupları araştırmaya dahil edildi. WHIPLASHED Kısaltması ve DBÖ ile tarama sonrasında bipolarite düşünülenler ve YMDÖ puanları ile karma dönem düşünülenler çalışmadan dışlandı. Semra Ulusoy Kaymak2. Terapötik müdahale yöntemlerinin uygulanmasında bilişsel yapı farklılıkları önem kazanmakta ve gündeme alınacak konuların tespitinde devreye girebilmektedir. Bu nedenle sonraki çalışmalarda depresyona özgü üst bilişleri taramaya odaklanan ölçeklerin kullanılması yol gösterici olacaktır. 5Y. ölçek maddelerinde görüldüğü üzere kişinin duygulara atfettiği önem ve bu duyguları inkâr ederek onlardan uzak durma isteğinin bipolar hastalarda kendini iyi gösterme çabasının yansıması olabileceğini düşündürmektedir. B. kullanılan ölçeğin anksiyete bozuklukları açısından daha kullanışlı olabilmesi ile de açıklanabilir. 2A. Mehmet Hakan Türkçapar5 1Mersin Devlet Hastanesi. Y. Tartışma ve Sonuçlar: Unipolar ve bipolar depresyon arasında üst bilişler ve duygusal şemaları kıyaslayan herhangi bir yayın yoktur. 3Serbest Hekim. Üst bilişler yönünden incelendiğinde.SÖ 12 Üst Bilişler ve Duygusal Şemalar: Unipolar ve Bipolar Depresyon Ayrımı İçin Farklı Bir Bakış Sedat Batmaz1.

ilk psikotik atak hastaları. . kreatin (Cre). talamus ve hipokampus bölgelerindeki N-asetilaspartat (N-AA). N-AA düzeyi KGİ puanı ile negatif korelasyon gösterdi. Tartışma:Bu bulgular kronik şizofreni olgularında DLPFK ve hipokampal bölgede nörodejeneratif bir süreci desteklemektedir. kolin (Cho).SÖ 13 İlk Psikotik Atak ve Kronik Şizofreni Hastalarında Manyetik Rezonans Spektroskopi Bulgularının Karşılaştırılması *Filiz Karadağ. serebral metabolit düzeylerinin gruplar arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. *Gülfizar Varma. Gereç-yöntem: Çalışmanın örneklemini DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısı olan 30 hasta. hipokampus ve anterior singulat korteks (ASK) bölgelerindeki metabolit seviyeleri karşılaştırılmış. hipokampal NAA/Cre ise düşük olarak bulgulandı. Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS). İlk atak yaşayan erkek ve kadın hastalarda DLPFK myo-I/Cre ve hipokampal N-AA/Cre oranları anlamlı farklılık gösterdi. hipokampus N-AA ve Cho düzeylerinde ise anlamlı azalma tespit edildi. Psikiyatri AD **Denizli Devlet Hastanesi Amaç: Çalışmamızda. kronik şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrollerden oluşan grupların Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS) yöntemi ile dorsolateral prefrontal korteks (DLPK). daha önce ilaç tedavisi almamış veya minimal düzeyde antipsikotik tedavi görmüş 19 ilk atak psikoz hastası ve 30 sağlıklı kontrol vakası oluşturmuştur. Hasta grubunda psikiyatrik belirti şiddeti Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SANS). Hipokampal bölgede ise ilk atak psikoz hastalarında SAPS puanı ile myo-I/Cre arasında pozitif korelasyon bulundu. talamus. Diğer bölge ve metabolit değerlerinde ise gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. DLPFK. ASK. Kronik şizofreni hastalarında DLPFK Cho düzeyi negatif belirtiler ile pozitif korelasyon. İlk atak erkek hastalarda ise hastalığın başlangıcından itibaren nöronal bütünlüğün bozulmuş olabileceğini düşündürmektedir. erkeklerde DLPFK myo-I/Cre oranı yüksek.**Ceyhan Balcı.**Taner Değirmenci *Pamukkale üniversitesi Tıp Fak.*Yılmaz kıroğlu. Bulgular:Çalışmamızda kronik şizofreni hastalarında sağlıklı kontrollere göre DLPFK Cho düzeyinde anlamlı artış.*Duygu Kırtaş. miyoinositol (myo-I) metabolit düzeyleri ölçülmüştür. Klinik Genel İzlenim Ölçeği (KGİ) ile değerlendirilmiştir.

p=0.02).2 saptanmıştır. Bu araştırmada. İşlevselliğin Genel Değerlendirmesi Ölçeği (İGD). Anahtar kelimeler: çoklu antipsikotik tedavisi. Yöntem ve gereçler: Şizofreni veya şizoaffektif bozukluk tanılı hastalar aldıkları antipsikotik tedavilere göre grup-landırılarak. DEÜTF Psikotik Bozukluklar Polikliniği’nde çoklu antipsikotik uygulama sıklığının değerlendirilmesi.04) ve depo antipsikotik ilaç (p=0. antikolinerjik (p=0. çoklu antipsikotik tedaviler kullanırken daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Köksal Alptekin Dokuz Eylül Üniversitesi Psikiyatri AD Giriş: Çoklu antipsikotik kullanımı. iyileşmeyen ve tedavilerinde zorluklar yaşanan şizofreni hastalarında.01). p=0.01). sözel öğrenme ve belleği değerlendiren testlerde bozulmada artış istatistiki olarak anlamlıdır. polifarmasi. PANSS (Pozitif ve negatif semptom skalası). Bulgular: Çoklu antipsikotik kullanımı %60. klinik parametreler ve nörobilişsel işlevler açısından karşılaştırıldı.Berna Binnur Akdede. Sinem Yeşilyurt. hastalık şiddeti. Bu nedenle klinisyenlerin. Ahmet Topuzoğlu. Şizofreni Hastaları için Yaşam Niteliği Ölçeği (QLSS). Zeliha Ersoy Sayın. nörolojik ve otonomik belirtiler alt ölçek puanları çoklu antipsikotik kullanan grupta yüksektir (sırasıyla. Klinik Genel İzlenim Şiddet Ölçeği (CGI-S). tek bir hastada iki ya da daha fazla antipsikotiğin bir arada kulla-nılmasını ifade etmektedir.04.01). yan etki oranı. işleyen belleği. Çoklu antipsikotik uygulamasının hastalığın kliniğine etkilerinin değerlen-dirilmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. yaşam kalitesi . Çoklu antipsikotik tedavisi alan grupta yürütücü işlevleri. Çoklu antipsikotik kullanan grubun PANNS skoru tek antipsikotik kullanan gruba göre yüksek (p=0. Tartışma ve sonuçlar: Çoklu antipsikotik tedavisi alan hastalarda yaşam kalitesi düşük saptanırken. p=0. Şizofreni tedavisinde çoklu antipsikotik ilaç kullanımının yararlı olduğuna ilişkin veriler sınırlıdır ancak yaratabileceği ek sorunlara ilişkin çok sayıda kanıt bulunmaktadır. Klinik ölçümlerde. psikopatoloji daha ağır. bilişsel işlevler. yan etki oranları daha yüksek saptanmıştır. bilişsel işlevlere ve yan etki profi-line etkisininin incelenmesi amaçlanmıştır.01) kullanımı açısından anlamlı farklı-lıklar bulunmuştur. yaşam kalitesi.SÖ 14 Şizofreni ve Şizoaffektif Bozukluk Hastalarında Çoklu Antipsikotik İlaç Tedavisinin Etkileri Deniz Ceylan. yaşam kalitesine. çoklu antipsikotik tedavisinin. UKU Yan Etki Değerlendirme Ölçeği (UKU-SERS) ve nörobilişsel testler kullanıldı.05. semptomatik remisyon (p=0. Çoklu antipsikotik kullanan grup (n= 59) ile tek antipsikotik kullanan grup (n=39) arasında çalışabilirlik (p=0. QLSS skoru düşük saptanmıştır (p=0.02). UKU psikolojik. Meliha Diriöz.

PANEL ÖZETLERİ .

ev içinde. cinsel ve ekonomik şiddet şeklinde. Bu sunumda. Kullanılan yöntem açısından. kadına. sokakta şiddet şeklinde sınıflandırılır. yapılan araştırmaların verileri üzerinden ülkemizin silahlı çatışma yaşanan bölgelerinde. psikolojik. Bu bölgelerde yukarıda sınıflandırıldığı şekli ile şiddetin bütün biçimlerinin uygulandığı görülür. fiziksel.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Çatışmanın Çözdüğü Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Altan Eşsizoğlu Şiddet. özellikle zorla yerinde edilme sırasında yaşanan şiddet ve mağdur olan sosyallik üzerine etkileri üzerinde durulacaktır. şiddetin her biçimi bakımından uygun bir vasat sağlar. yaşlıya yönelik şiddet. kişinin bedensel ve/veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren davranış olarak tanımlanmaktadır. mağdur ve zaman zaman fail konumundaki kişilerin oluşturduğu sosyalliğin ilişkileri ve değer yargıları üzerinde etkilere neden olur. . Şiddetin silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde kendisini yeniden ve yeniden üretiyor olması. iş yerinde. davranışın yöneldiği kişiler açısından. çocuğa. uygulandığı mekan bakımından. Silahlı çatışmaların yaşandığı coğrafyalar.

Tamer Aker .10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Bir Türkiye sorunu olarak ülke içinde yerinden edilme Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : A.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Kayıplarla yaşamak Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Ümit Biçer .

Bilişsel kuram rüyaların da otomatik düşüncelerin üretimine yol açan sürecin ürünü olduğundan hastanın psikolojik süreçlerini anlamak için çok uygun bir materyal olarak görür. Bu kuramcılar. danışanların rüyanın öznel ve metaforik yanlarının araştırılmasından daha çok yararlanacaklarını öne sürmektedirler. Beck’in ilk kuramı psikopatolojideki bilişsel etkenleri iki ana kavramla açıklar: 1) zihindeki anlık düşünce ve imgelerden oluşan ve duygularla yakından ilişkili olan otomatik düşünceler ve 2)Bunların oluşumuna yol açan ya da kaynağı olan örtük bilişsel yapılar (şemalar). Bilişsel kuram içinde birbirinden rüyalara farklı açılardan yaklaşan bilişsel kuramcılar olmakla beraber sonuçta bütün bilişsel kuramlar rüyaların bilinçli uyanık yaşamımızdaki kaygılar. endişeler. bilinçliliğin kıyısında yer alan ve kendisini otomatik düşünceler ve gündüz rüyaları biçiminde ortaya koyan uyanık yaşamdaki kişiye özel bilişsel örüntüyle. anlaşılmaları için karmaşık yorumlara gereksinim olmadığını öne sürmüştür. rüyaların bireyin otomatik düşünce içeriği ve şemaları konusunda zengin bir kaynak olduğu konusunda hemfikirdirler. uykudaki rüyalardaki içerik ve akış arasında bir süreklilik benzerlik olduğuna inanıyordu. 7-21 . Beck. Bilişsel rüya kuramı. Rosner RI (2002) Aaron T. ve arzuları yansıttığı.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Bilişsel Davranışçı Terapi Açısından Rüyalar Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hakan Türkçapar 1959 yılında Aaron Beck’in psikanalizle ilgili şüpheleri ortadan kaldırmak ve psikanalitik kuramın geçerliliğini bilimsel açıdan göstermek için giriştiği rüya çalışmasının sonuçlarının psikanalitik varsayımları yanlışlaması onun yeni bir kuram olan bilişsel kuramı ortaya koymasında en önemli etken oldu. Kaynaklar 1. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly. rüyaların içerikleri açısından otomatik düşüncelerin akrabası olduğu ve irrasyonel bilişlerle bir başka deyişle şemalarla ilişkili oldukları ve her ruhsal rahatsızlık için o duruma özgü bir örüntü gösterdikleri biçimindedir (1). Bilişsel kuram içerisinde rüyalarla ikinci bir yaklaşım türü ise günümüz bilişsel terapistleri içinde yapımcı (constructivist) ekole yakın duran terapistlerin yaklaşımıdır. Rüya çalışmaların sonuçlarına dayalı olarak Beck’in geliştirdiği bilişsel rüya kuramı. Rüyaların oldukça sade ve öz metaforlar olarak işlev gördüklerine hatta modern psikodinamik rüya kuramının bu amaçla kullanılmasıyla danışanın kendisine özel bilişsel örüntülerinin ve anlamlarının açığa çıkarılabileceğini savunurlar. Beck’s Dream Theory in Context: An Introduction to his 1971 Article on Cognitive Patterns in Dreams and Daydreams. 16. rüyaları da bu iki kavramla ilişkili görür. Bilişsel kuram rüyalara bu bakışı ile psikanalizin savunduğu biçimde rüyaların uykunun gardiyanı olmak gibi herhangi bir ruhsal işlevi olmadığını.

Bu sunuda rüya merkezli sürdürdüğüm terapötik çalışmalara dayanarak oluşturduğum kendi yaklaşımımı paylaşacağım. Bunu kavradığımız zaman terapide rüyalarla çalışmak yararlı ve nispeten kolay bir uğraşa dönüşecektir. Benliğin kendi kendine konuşmalarının (hem uyanıklıkta hem uykuda) anlaşılmasının terapi için ne denli önemli olduğu açıktır. Ama rüyalara ulaşmamızı engelleyen asıl yanılgı onların bir benliğin eylemi olduğunu göremeyişimizdir. 2-Rüyalar uykudaki benliğin metaforik ve sembolik bir dille kendi kendine konuşmasıdır. Belli bir deneyimden sonra bu iç konuşmaların içeriklerini ayırt etmek hiç de zor değildir. Aynı şekilde rüya düzeyindeki benliğin kendi kendine konuşmalarının da farklı kategorileri vardır. kırılmışlıkların incinmişliklerin azaltılma çabası.P 02 Psikoterapide Bır Araç Olarak Rüyalar Psikoterapide Rüyalarla Çalışmak: Yeni Bir Yaklaşım Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hayrettin Kara 10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 Rüyalar önemlidir. Kanımca bütün bu yanılgılı yaklaşımlar benliğin (kendiliğin). Bazı klinisyenler rüyaları biyolojik bir artefakt ya da zihinsel işleyişin atıkları gibi görme eğilimindedir. Bu yaklaşımın iki temel kabulü vardır. Çünkü rüyadaki kendilik ne konuştuğunu bilmekte ve kendi konuşmasını anlamaktadır. nedenselliğin baskın olmadığı. kendine özgü dili göz ardı edilip uyanıklık dil yapısı üzerinden çözümlenmeye çalışıldığında anlaşılmaz kalırlar. Uykuda bu iç konuşmalarımız tümüyle kesintiye uğramaz. . Uyanıklık düzeyinde benliğin kendi kendine konuşmalarının içerik ve biçim olarak farklı kategorileri vardır. Terapinin ana malzemesi bu iç konuşmaların içeriğidir. simgesel. problem çözme çabası. Rüyaların büyük kısmı uykuda da etkinliğini sürdüren bu benliğin görsel. Bunca önemine karşın uygulamalarında rüyalara gereğince yer veren terapist sayısı şaşılacak düzeyde azdır. uykuda da etkin biçimde varlığını sürdürdüğünü göremememizden kaynaklanmaktadır. Oysa hiç kimse rüyanın içindeyken yaşadıklarına saçma demez. planlama. Nedenleri ne olursa olsun bu durum rüyalara ilişkin geçerli ve işe yarar bir kavrayış geliştiremediğimizi gösterir. Bir tür konuşma olan rüyalar. Doğal olarak her iki yaklaşım da klinisyenlerin rüyalara karşı mesafeli durmasına yol açmaktadır. uzay zaman bağlantılarının önemini kaybettiği metaforik bir dil. Bir terapist rüyaların önemini kuramsal tartışmalarla değil ancak onlarla çalışarak kavrayabilir. Nasıl uyanıklık yaşantımızın merkezinde bilinçli bir benlik varsa uykudaki rüya yaşantılarımızın merkezinde de bilinçli bir benlik vardır. 1-Benlik uykuda da varlığını etkin biçimde sürdürür. istek doyurma gibi. duyguları verbal imajlara yükleyip onlara akışkanlık kazandırma çabası. Öyle önemlidir ki. duyguların betimlenmesi. sürüp gider ama farklı bir dille. metaforik bir dille kendi kendine konuşmasından başka bir şey değildir. Rüyalar sıklıkla bu ilkenin kurbanı olur. rüyalar ele alınmaksızın tamamlanan bir terapi ‘eksik kalmış bir terapi’dir. Gün içinde tam farkında olmasak da sürekli kendi kendimize konuşup dururuz. Rüyaların göz ardı edilmesi bu iç konuşmaların bir bölümünün hatta daha zengin ve yaratıcı olan bölümünün ihmal edilmesi anlamına gelir. Kimi klinisyenler de bir taraftan indirgeyici bir tutumla rüyaların anlamını daraltırken diğer taraftan da rüyaları ancak özel yöntemlerle çözümlenebilecek bir gize dönüştürmektedirler. Rüyalarla daha etkin çalışabilmek için yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Anlayamadığını saçma olarak nitelendirip göz ardı edilebilir kılmak uyanıklık zihninin çalışma ilkelerinden biridir.

Depresyonlu hastalarda rüya hatırlama sıklığının artışının depresyondaki düzelmeyle ilişkili olması. öğrenme gibi çok sayıda işlevi tanımlanmıştır. melankolik depresyonda sabah erken uyanmalarının negatif rüya affektinin giderilmesine yönelik olduğunun ortaya konulması. üzerinde tartışmaya değer. rüyaların terapide gündeme getirilmesi gerektiğini ve rüyaların terapide kullanılabileceğini göstermektedir. Bu bulgular suicidal hasta da dahil.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Rüya bilinci Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Mehmet Yücel Ağargün Rüyaların problem çözme. mazokistik karakter ve negatif affektin varlığı suicide eğilimi ile korelasyon göstermektedir. Depresyona özgü REM uykusu değişiklikleri (REM latensinde kısalma. hafızanın restorasyonu. . Beyin görüntüleme çalışmalarında gösterilen ve elektrofizyolojik olarak REM uykusu ve uyanıklık bilinci sırasındaki patern benzerlikleri de bu ilişkinin göstergeleridir. boşanmış bireylerde yapılan izleme çalışmalarında önceki eşin rüya içeriğinde hakim oluşunun depresyondaki remisyon oranlarıyla korelasyon göstermesi rüya bilincinin uyanıklık bilinciyle bağlantılı olduğunun klinik kanıtlarıdır. Negatif rüya affekti ve REM özelliklerinin depresyonda klinik değişkenlerle ilişkili olduğu gösterilmiştir. REM yoğunluğunda artma gibi) suicidal davranışla ilişkili bulunmuştur. travmatik olaylar sonrasında ve akut ve post travmatik stres bozukluğu ve disosiyatif bozukluklarda travmatik olayla ilişkili kabusların sık olarak ortaya çıkması ve bunların flashbacklerle ilişkili olması. Psikoterapide rüyaların kullanımı bu bakış açısıyla bakıldığında oldukça anlamlıdır. Rüyalarda metakognisyonun rüya-terapi ilişkisine nasıl yansıtılabileceği konusu. emosyon regülasyonu. Bunun ötesinde. REM uykusu bölünmeleriyle elde edilen rüya içerik analizleri terapinin seyrinde yol gösterici olabilir. gecenin ikinci yarısında REM bölünmeleriyle elde edilen içerik analizlerinde. Travma ve duydudurum bozukluğu hastalarında kabuslar ve suicid davranışı arasındaki ilişki kayda değerdir. Metakognitif süreçlerin uyanıklıkta olduğu kadar rüyalarda da söz konusu edilmesi gerektiğine ilişkin kanıtlar da giderek artmaktadır.

kazalar. Tedavi edilmeyen DEHB %25-50 oranlarında davranım bozukluğu gelişmektedir.hırsızlık. Fiziksel saldırganlık ve şiddet her iki sorunda da görülmekte ancak birlikte olduklarında artar. Bu sonuçlar.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet.davranım bozukluğundan sonra dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun da suçu önleme çalışmalarında dikkate alınması gereken bir sorun olduğunu göstermektedir. Komorbidite ve tedavi edilip edilmediği bu oranları etkilemektedir. alkol kullanımı.kız çocuklarda %6-%34 suça karışma oranları saptanmıştır.Bu çocuklarda alkol kullanımı. Her iki bozukluk birlikte görüldüğünde bulgular ağırlaşmakta ve daha erken yaşta başlamaktadır. agresyon. aile terapisi. Madde kullanımı. Yapılan bir çok araştırma bu &4 ile %72 arasında değişen oranlar bildirmiştir. Suç Davranışı Ve DEHB Tedavi Edilmeyen DEHB İle Gençlik Dönemi Suç Ve Davranım Bozukluğu İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Bengi Semerci DEHB tedavisine erken başlanması prognoz açısından önemlidir. Davranım Bozukluğunun olumsuz yönleri son derece zararlı olabilir. aile ve yaşlılarla problemler. bireysel koçluk DEHB bulgularıyla baş etmenin yanı ısıra. DEHB olan erkek çocuklarda %1-18. madde ve alkol kullanımı ile yasalarla başa girme sık görülür. Ayrıca çocuk yaş grubunda DEHB tanısı konulmuş ancak ailelerinin istememsi nedeni ile tedavi edilememiş 15 çocuk.yalan söyleme. Suça sürüklenmiş 52 çocuk ve ergende yapılan değerlendirmede %40. Eğitimden uzaklaşma. Tedavi edilmeyen DEHB de akademik başarı düşer. tedavi edilmemiş DEHB de sık görülür ve bu bulgular suç ile bağlantılıdır. tanı konulmasından 5-8 yıl sonra aynı klinisyen tarafından yeniden değerlendirilmiştir. İlaç tedavisi. cinsel suçlar gibi sorunlar saptanmıştır. davranım bozukluğu gelişimini engelleme için de önemlidir.4 oranında DEHB saptanmıştır.silah kullanma.sık kavgaya karışma. Ayrıca DEHB nöro-kognitif defisitler ve suç araştırılması gereken konulardan biridir.yasallarla sorun yaşama. davranım sorunları. .

Variables associated with physical fighting among US high-school students. Daha çok tutuklular üzerine odaklı bu çalışmalar kadar genel toplumsal yaşam içerisinde DEHB’lilerin şiddet ve suç davranışları açısından değerlendirilmeleri de oldukça önemlidir. DEHB semptomlarına sahip mahkumların. Çocukluktan itibaren DEHB ile birlikte davranım bozukluğu olan olgular yasalarla sorun yaşama açısından daha fazla riske sahip iken. yolunu kaybetme ve telaşlı dönüşler yapma gibi nedenlerden dolayı bu olguların sürücülük kalitelerinin düştüğü görülmüştür (4). kontrol grubuna göre. DEHB olgularında normal kontrollere göre daha sık olduğu bilinmektedir. semptomu olmayan mahkumlara göre hapishanede disiplinini bozan davranışlarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (3). Williams DJ. Bu sunumda iki farklı örneklem grubunda (biri “DEHB tanısı alan üniversite öğrencileri üzerinde” diğeri “DEHB tanısı almış olan çocukların yine DEHB tanısına sahip ebeveynleri üzerinde”) gerçekleştirdiğimiz araştırmaların verileri ışığında şiddet ve suç davranışı ele alınacaktır. 4. davranış/dürtü kontrolünde güçlük. geçmişte şiddete maruz kalma veya dahil olma. zamanı ayarlamama. Newton AK.5’inin de erişkinlikte DEHB tanı ölçütlerini karşıladıkları belirlenmiştir (2). Gordon V. 47(1):64-8. DEHB’nin “Dikkatsizliğin Önde Geldiği Tip” inde ise bu durum kontrollerden farklılık göstermemektedir. 4:16-24. madde. aile içinde çatışma ve şiddete maruz kalmadır(1). Rudatsikira E. 3. öğrenme güçlüğü.1. s. DEHB. 2009. Bu risk faktörleri. Baskı. Attention deficit hyperactivity disorder (ADHD). Clinical Practice and Epidemiology in Mental Health 2008. Sigurdsson JF. trafik ışıklarında bekleyememe. Örneklemek gerekirse son yıllarda DEHB’li olguların yaptıkları motorlu araç kazaları üzerinde önemle durulmaktadır. 126(4):343-8. Saldırganlık. düşük IQ. DEHB. sosyal bilişsel veya bilgi işlem süreçlerinde yetersizlikler. geç kalma. alkol veya sigara kullanımı. Bu konuda yapılan çalışmalarda. Public Health 2012. bunların %62. Yine de unutulmaması gereken risk faktörlerinin şiddet davranışının bire bir nedeni olmayıp. duygusal stresin fazla oluşu. Young S. How do ADHD symptoms relate to personality among prisoners? Pers Individ Dif 2009.2’sinin çocukluklarında Wender Utah Ölçütlerini. antisosyal davranış ve şiddet davranışı. psikiyatrik tedavi öyküsü. Kaynaklar 1. daha saldırgan bir şekilde araç kullandıkları. eğilimi artıran göstergeleri olduğudur. . Tedavi edilmeyen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun bedeli ve tedavide yenilikler. İzlanda’da tutuklular üzerinde yapılan bir çalışmada. Seter Siziya. Ankara: Türkiye Klinikleri. davranım bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu ile ilişkili görünmektedir. küçük yaşlarda saldırgan davranış öyküsü bulunması. Gudjonsson GH. Donnelly PD. aşırı hız. 2.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. tutukluların %52. Veriler. dürtüsellik. DEHB olgularının daha kötü sürücü davranışları gösterdikleri. antisosyal inançlar ve tutumlar. Turgay A. daha fazla araç kazası ve bedensel yaralanma riskine sahip olduklarına işaret etmektedir.8-48. Şiddet davranışı sergileyen ve buna maruz kalan kişi profilleri incelendiğinde birçok risk faktörünün varlığı ve benzerliği göze çarpmaktadır. Tüm bunlara rağmen suç davranışı ve yasal sorunlar yaşamanın. Tutuklular üzerinde yapılan bir diğer çalışmada . Exploring the relationship between ADHD symptoms and prison breaches of discipline amongst youths in four Scottish prisons. Adamson S Muula. Peersen M. Suç Davranışı Ve DEHB Farklı Örneklemlerde Şiddet Ve Suç Davranışına DEHB’nin Etkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Cengiz Tuğlu Hem genel popülasyonda hem de gençlerde görülen şiddet davranışı ölüm veya yaralanmalarla sonuçlanan önemli bir toplum sağlığı sorunudur.

G.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. Çocukluk çağında DEHB tanısı alan bireylerin takip çalışmalarında bu kişilerin tanı almayan kişilere göre daha fazla adli olaya karıştıkları. Suç Davranışı Ve DEHB Adli Olgularda DEHB:Bir Toplumsal Sağlık Sorunu Ve Koruyucu Hekimlik İlkeleri Açısından DEHB ‘Yi İyi Tanımak Ve Tedavi Etmek Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Umut Mert Aksoy Toplum genelinde erişkin yaşamdaki tüm psikiyatrik bozukluklar göz önüne alındığında önemli bir yaygınlık oranı (%4. 1997) Ergenlerde yapılan çalışmalar özellikle aşırı hareketli-dürüsel alt tip’in ilerideki tutuklanma oranları ile korelasyon gösterdiğini.. Tüm bu verilerin ışığında çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamında DEHB’yi tanımak ve etkili bir biçimde tedavi etmek toplum sağlığı açısından ve koruyucu hekimlik açısından önem taşıdığı ortaya çıkmaktadır.. J. M. C. Retz-Junginger. 2001. F. 1996). (Babinski. Pajonk. &Gillberg. (2001).. Hengesch. farklı ceza hukuk sistemlerinin varlığı.. Juvenile and young adultmentally disordered offenders: The role of child neuropsychiatric disorders.. Nyden.Thome. Schneider. erişkin bireylerin kendi bildirimleri ile yapılan suç eylemleri ile yine aşırı hareketli ve dürtüsel belirtilerin doğru orantılı olduğu gösterilmektedir.. European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience. L. .. (Retz. Kısa Kaynakça: 1) Retz. 29. (Satterfield & Schell. A. C . 1999). G. 420-426. W. 3) Vitelli.(%10) Tutuklu kişilerde yapılan çalışmalarda varılan ortak nokta DEHB tanısı ve eşik altı DEHB belirtilerinin tutuklu kişilerde normal populasyona göre anlamlı derecede daha yüksek oranda %15-41 oranında saptanmıştır. Ancak her koşulda adli olgularda DEHB yaygınlılığının toplum geneline göre daha yüksek olduğu sonucuna varılabilir. Kadın olgularda da DEHB ‘nin adli olgularda daha sık gözlendiği belirtilmiştir. Kristiansson. DEHB ‘nin yaygınlık oranının bu kişilerde %14-19 aralığında olduğunu tespit etmektedir. R.. Hengesch. toplum genelinde %1 olan tutuklanma oranlarının DEHB tanısı bulunan erişkin bireylerde %21 olarak tespit edildiği bildirilmektedir. buna karşılık Almanya ‘da tutuklu ergenler ile yapılan bir çalışmada bu oran DSM IV ölçütleri kullanıldığında %45 oranında saptamıştır. 254. Prevalence of childhood conduct and attention-deficit hyperactivity disorders in adult maximum-security inmates. Suç işlemiş bireylerde yapılan büyük çalışmalar. 201-208.Hartsough. 40. Vitelli. Benzer bir diğer veriş ise herhangi bir nedenle tutuklanan bireylerin toplumda %2. DEHB tanısının suç işleme açısından öngörücü bir gücü olup olmadığının araştırıldığı bir çalışmada DEHB ‘nin işlenen suçun niteliği ve biçimi ile ilgili öngörücü bir gücünün bulunmadığı ancak suçun niceliği-eylem sayısı ile ilgili olduğu öne sürülmektedir. olguların yaş ortalamalarındaki farklılık ve tanı için kullanılan araçlardaki farklılıklara bağlanabilir.4 ) bulunan DEHB ‘nin fenomenolojik özellikleri adli olgular açısından önemli yansımalara sahiptir. (2004).1 yaygınlık göstermesine karşılık DEHB öyküsü bulunan bireuylerde bu oarn %47 gibi yüksek bir rakamdır. 2) Siponmaa.. Suç işlemiş bireylerde yapılan çalışmalarda %4-%72 arasında geniş bir yaygınlık aralığı tespit edilmesinin nedenleri çalışmanın yapıldığı örneklemin farklılığı. & Lambert.. 263-271. International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology. 2004. M. Jonson. Psychometric and psychopathological characterization of young male prison inmates with and without attention deficit/hyperactivity disorder. Journal of the American Academy of Psychiatry and the Law..Siponmaa ve ark. et al. P. Retz-Junginger. (1996).

M. M. S. (1999). . H. J.and inattention as predictors of adult criminal activity.. & Lambert. hyperactivityimpulsivity. 1726-1735.Childhood conduct problems.Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry. 5) Babinski. A.4) Satterfield. & Schell.. N. 347-355. Hartsough. A prospective study of hyperactive boys with conduct problems and normal boys: Adolescent and adult criminality. 36. C.. L. Journal of Child Psychology and Psychiatry.40. (1997).

bellek ve geriye dönük öğrenme ile ilişkili görülen bir endofenotiptir. yürütücü işlevler ve bellek alanlarındaki bozulmaya odaklanırken. Bipolar tanılı hastalarda karar vermede bozulma. dürtüsellik bir eğilim ve davranış paternidir. Bipolar tanılı hastaların BDÖ–11 skorları. Bipolar bozuklukta dürtüsellik karar vermedeki zayıflama ile de ilişkili görülmektedir. ötimi de iken bile yüksek bulunmaktadır. ileriyi düşünmeden harekete geçme eğilimi. nörobilişsel işlevlerde bozulmanın belirgin olarak göze çarptığı bir hastalıktır. Bu sunumda konuyla ilgili literatürün ölçme yöntemleriyle birlikte kritik olarak sunumu yanı sıra grubumuz tarafından gerçekleştirilmiş dürtüsellik ve risk alma davranışı üzerine bipolar ötimik hastalar. hastaların özkıyım girişimlerinin önüne geçilmesi ve tedavide yeni yaklaşımların geliştirilmesi için yol gösterici olacaktır. Dürtüselliğin bipolar bozukluğun psikopatolojisindeki çekirdek rolünün kalıtılabilen bir özellik olarak anlaşılması. yapılan eylemin sonuçlarına karşı duyarsızlık olarak tanımlanabilir. Dürtüsellik ve Risk Alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegül Özerdem : Ceren Hıdıroğlu Bipolar bozukluk. alınacak hazzı erteleme ve uygunsuz davranışı baskılamada güçlük. Risk alma davranışı. depresyon ve ötimi döneminde de artmaktadır. . risk alma. Bipolar bozuklukta dürtüsellik. eylemleri seçme ve düzenleme. bilişsel ve nörofizyolojik yönleri olan bir kavramdır. Dürtüsellik düzeyinin hastalığın semptom şiddetinden ve hastalık dönemlerinden bağımsız olması dürtüselliğin bipolar bozukluk için çekirdek özelliklerden biri olduğu görüşünü desteklemektedir. son zamanlarda ötimi döneminde de devam eden dürtüsellik. Karar verme ise. Dürtüsellik ile ilgili çalışmalar genelde kendini bildirim ölçekleri ile yürütülürken risk alma eğilimi ve karar verme ile ilgili çalışmalar laboratuar temelli davranış testleri ile yürütülmektedir. Balon Analog Risk Testi (BART) kendini bildirim ölçeklerinden farklı olarak risk almayı davranışsal olarak değerlendiren laboratuar temelli bir ölçümdür. kendilerine rehber ya da uzun zamanlı strateji olarak kullanmada güçlük yaşamaktadırlar.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Bipolar Bozuklukta ''Karar Verme. Dürtüsellik ve risk alma davranışı birbirine benzer özellikler gibi olsa da farklılaşmaktadırlar. Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ–11) dürtüsellik düzeyini ölçmede kullanılan en yaygın kişisel bildirim ölçeğidir. seçilmiş stratejik cevap olarak varsayılırken. Bipolar bozuklukta artmış dürtüsellik. sonuçları değerlendirme süreci anlamına gelmektedir. Bizim çalışmamızda bipolar tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarının BART testinde başarısız denemelerden sonra davranışlarını düzenlemede sağlıklı kontrollere göre daha başarısız oldukları görülmüştür. Davranış testleri ile BDÖ–11 ile ölçülen dürtüsellik düzeyinden farklı olarak. Bekleme. Dürtüsellik davranışsal. risk taşıyan bireylerde erken tanı sağlanması. ailesellik özelliği taşıyan aday bir endofenotiptir. Bipolar tanılı hastalar geçmiş deneyimlerinden elde ettikleri bilgiyi. BART testinde olduğu gibi riskli karar verme ile öğrenme (davranışı geçmiş deneyimlere göre düzenleme) ilişkili görülmektedir. mani. Önceki çalışmalar bipolar bozukluk tanılı hastalarda dikkat. tercihleri sıralama. karar verme mekanizmaları ile ilgili bozulmalara dikkat çekmektedirler. dürtüselliğin farklı alt tiplerini ve kendini bildirim ölçeklerinin kaçırmış olduğu endofenotip özellikleri değerlendirmek mümkün olmaktadır. hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabaları ve sağlıklı kontrollerde yapılmış iki ayrı çalışmaya ait veriler sunulacaktır.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk Ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar DEHB'de ''karar verme. DEHB’de karar vermenin yürütücü fonksiyonlarla ilişkisi desteklenirken. metakognitif yargılamalarda etkili olmayacağı düşünülmüştür. Yapılan bazı çalışmalarda. DEHB’si olan grupta kontrollere göre risk alma davranışında artış bulunmuştur. Bu davranış hem kazanma hem de kaybetme ile ilgili karar verme mekanizmalarının bozulmasına bağlı olabilir. dürtüsellik ve risk alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegü Özerdem : Devran Tan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'nda (DEHB) ''karar verme ve içeriğinde dürtüsellik ile risk alma'' nın nöropsikolojik test ve beyin görüntüleme çalışmalarıyla değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Karar vermeyle birlikte risk almadaki değişmeler DEHB için trait özellik gösteren bir bozulmayı işaret edebilir. .

. bilgi toplama. dürtüsellik. alternatiflerin yolların saptanması. Amacın ve önem sırasının belirlenmesi. sonuçların değerlendirilmesi ve ders alma gibi basamaklardan geçildiği düşünülmektedir. Bu nedenle birçok kognitif faaliyette yer alan temel bir bileşendir. eksik değerlendirmelerle karar verilebilmektedir. Psikiyatrik bozuklukların başka kognitif bozukluklar. artıların ve eksilerin belirlenip değerlendirilmesi.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Karar Vermede “Kognitif Model” Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Karar verme birçok alternatif durum ya da senaryo içinde seçim yapmak ile sonuçlanan mental süreçleri içerir. Bu konuşmada karar vermeyle ilgili kognitif süreçler ve karar vermenin incelenebileceği kumar testleri gibi nörokognitif testler ele alınacaktır. kararın verilmesi. risk alma davranışı gibi özellikleri nedeni ile bu basamaklar ve algoritma yeterince dikkate alınamayabilmektedir ve dolayısıyla bu basamaklar yeterince uygulanmadan.

a New Beginning. .10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Çocuk Psikiyatrisinde Şiddet Davranışının Öne Çıktığı Durumlara Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat :Ayten Erdoğan Son yıllarda çocuk ve gençlerde şiddet davranışının ortaya çıkmasında rol oynayan faktörleri belirlemeye yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Price J (2000) Evolutionary Psychiatry. Bu çalışmalar şiddet ve suç davranışının oluşması için başlıca risk faktörlerinin sosyal eşitsizlik. Ancak son yapılan çalışmalarda şiddet ve suç davranışının oluşmasına neden olan biyolojik. New York: The Guilford Press. Daha önceden yapılan çalışmalar şiddet davranışı ortaya çıkmasında rol oynayabileceği düşünülen sosyal ve çevresel konular üzerinde yoğunlaşmıştır. genetik ve nörofizyolojik faktörlerin de belirlenmesi ile sosyal ve çevresel faktörlerin tek belirleyici olmadığı gösterildi. Toplanan veriler birlikte değerlendirildiğinde şiddet ve suç davranışının biyolojik. Kaynaklar 1-Stevens A. London: Routledge. 2-Solomon J. Second Edition. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. fakirlik gibi çevresel faktörler olduğunu belirttiler1. sosyoekonomik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığı kabûl edilmektedir2. Bu panelde çocuklarda şiddet ve suç davranışının ortaya çıkmasında rol oynadığı belirlenen biyolojik ve sosyoekonomik faktörler açıklanarak. bu faktörlerin etkileşimi üzerinde durulacaktır.

George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. norepinefrin saldırganlıkta artışla. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. İnsanlarda. 2-Decety J. Şiddetin ve vahşetin ortaya çıkışı. evrimsel kökenleri de vardır. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. Olsen R. Bir kere “güvensiz bağlanma” gelişince. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. 3-Solomon J. Hellzen O (2011) Management of person with dementia with aggressive and violent behaviour: a systematic literature review. özgüven. empati yeteneği bozulur. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir. sadece insan doğasının özelliği değil. dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu hâl maalesef bunun bir vakıa olarak karşımızda durduğunu göstermektedir. İnsanlarda ise. feodalite. başkalarının hakkını zedelemesi. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur.6(2):153-162.23(1):45-67. bütün Homo sapiens sapiens birikiminin kaybı gibi görünse de. terör gibi stresörler en sağlıklı psişik organizasyona sâhip olan bireylerde dahi regresyona ve en hafifinden sekterliğe. Dolayısıyla. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. Int J Older People Nurs. . Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. anksiyete. tehdit edici uyaranlara karşı. 5-Enmarker I.4 Bâzı demanslı hastalardaki dezinhibisyon da böyle izah edilebilir. New York: The Guilford Press. sosyal. Bunun psişik. saldırganlık ise azalır. göç. Hayvan çalışmaları. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. 6-Rebollo-Mesa I. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp.50(9):533-540. Evrimsel skalada. P maddesi. hâttâ ontolojik olduğu kadar. Moya-Albiol L (2010) [The genetics of human violence][Article in Spanish] Rev Neurol. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. Testosteron. 4-Plavcan JM (2012) Sexual size dimorphism. New York: Oxford University Press. östrojen. saldırganlık düzeyi yüksektir. 6. Polderman T. yemek bulmak için avcı agresyonu. amigdala cevabını arttırarak. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp.5. en vahiminden de şiddete yol açar. canine dimorphism.3 Temel güven eksikliği.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Yetişkinlerde şiddet davranışının ortaya çıktığı durumlara evrimsel bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Mehmet Kerem Doksat Saldırganlık (agresyon). cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur. çocuklarda. New York: Oxford University Press. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. dezinhibisyon. Bu travmaların fazla olması.7 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. anlamsızlık ve değerlerin kaybının kaçınılmaz sonucu şiddettir. and male-male competition in primates: where do humans fit in? Hum Nat.1 Bowlby. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür.

Krueger RF (2009) Triarchic conceptualization of psychopathy: developmental origins of disinhibition. Fowles DC. Dev Psychopathol. and meanness.21(3):913-938. .7-Patrick CJ. boldness.

hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir. New York: Oxford University Press. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. Doksat Saldırganlık (agresyon). 2-Decety J. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp. başkalarının hakkını zedelemesi.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur. özgüven. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. tipik olarak “güvensiz bağlanma” gelişince. New York: Oxford University Press. empati yeteneği bozulur. Evrimsel skalada. Bu travmaların fazla olması. .3 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. amigdala cevabını arttırarak. çocuklarda. yemek bulmak için avcı agresyonu. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. östrojen. Dolayısıyla. New York: The Guilford Press. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. norepinefrin saldırganlıkta artışla.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Anne Çocuk Arasındaki Bağlanmanın Niteliğinin Şiddetle İlişkisine Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Neslim G.1 Testosteron. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. İnsanlarda ise. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. Hayvan çalışmaları. sadece insan doğasının özelliği değil. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar.3 Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. tehdit edici uyaranlara karşı. 3-Solomon J. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. saldırganlık düzeyi yüksektir. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. İnsanlarda. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. P maddesi. anksiyete. Anne sevgisinden mahrum yetişmiş çocuklarda. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. saldırganlık ise azalır. ihmâl ve diğer zorlayıcıların.1 Bowlby.1 Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir.

Nöropeptidler aktivitelerinin ve davranış modulasyonu etkilerinin klasik nörotransmitterlere göre uzun olması nedeniyle afektif bozuklukların tedavisinde ümit vadeden terapötik hedeflerdir. somatostatin. Bipolar bozuklukta HPT ve HPA döngülerinde bozukluk olduğu bilinmektedir. endorfin ve diğer nöropeptidlerin değiştiğine dair bildirimler vardır. Koritkotropin releasing hormon (CRH) antagonistleri tirotropin releasing hormonun (TRH) duygudurum dengeleyici etkisi olabileceği düşünülmektedir. . Bipolar hastalarda rastlanan hiperkortizolemi ve deksametazon baskılanmaması korteksi glukokortikoid reseptörler aracılığıyla etkileyebilir ve hipokampusda nörogenezin down-regulasyonuna neden olabilir. Bu sunumun amacı bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidlerin rolünü tartışmaktır.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Bipolar hastalarda vazopressin. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Aslıhan Sayın Hipotalamik-pitüiter-tiroid (HPT) ve/veya hipotalamik-pitüiter-adrenal (HPA) beyin sistemleri nöroendokrin stres yanıtlarında önemlidir ve bu nedenle duygudurum bozukluklarının patofizyolojisinde devreye girdikleri düşünülmektedir.

Nöropeptidlerin merkezi sinir sisteminin (MSS) normal işleyişinde önemli görevlerinin olduğunun keşfi. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Şizofreni Tedavisinde Nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Cem Cerit Nöropeptidler sindirim. güçlü etkinliğe sahip olmaları. nöropeptid reseptörlerini çeşitli MSS hastalıkları için önemli bir tedavi hedefi haline getirmiştir. kortikotropin serbestleştirici faktör. nörotensin. somatostatin. Bu sunumda nöropeptidlerin “ilaç” olarak özellikleri. dokularda birikmemeleri. yukarıda bazı örnekleri verilen nöropeptidlerin olası “antipsikotik” etkinlikleri ve şizofreni tedavisinde neler vaat ettikleri tartışılacaktır. MSS’de nörotensin sistemiyle mezokortikal ve nigrostriatal dopamin sistemleri arasındaki yakın ilişki ve ventral tegmental alan ile substansia nigradaki dopaminerjik nöronların %80’inde nörotensin reseptörlerinin bulunması nörotensinin şizofrenideki rolünü araştırma gereğini ortaya koymaktadır. çapraz reaksiyon ve ilaç etkileşimi açısından güvenilir olmaları. vazoaktif intestinal peptid. amigdala. opioid peptidler (endorfinler. yan etkilerinin düşük düzeyde olması bu moleküllerin “ilaç” olarak avantajlarıdır. dinorfin. substansia nigra ve ventral tegmental alanda yüksek konsantrasyonlarda bulunmaktadır. Bu nedenlerle NK3 reseptör antagonistlerinin şizofreni tedavisindeki etkinliği ilgi çekmektedir. Buna karşın hedef reseptörlerine yüksek oranda özgüllük göstermeleri. nöropeptid Y. striatum ve substansia nigrada yoğun olarak bulunan kolesistokininin dopaminerjik sistem ile yakın ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Buna karşın NK3 reseptör antagonisti talnetant’ın sistemik olarak uygulanması prefrontal kortekste dopamin ve hipokampüste noradrenalin seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır. dolaşım ve sinir sistemlerinde yaygın olarak bulunan ve nörotransmitter. kan beyin bariyerini geçişlerindeki zorluklar gibi bazı teknik sorunlar ilaç olarak kullanıma girmelerini zorlaştırmıştır. nukleus akkumbens. Şizofreni tedavisinde üzerinde durulan bazı önemli nöropeptidler şunlardır. lateral septum. sekretin. Benzer şekilde beyinde korteks hipokampus. Nörotensin MSS’de özellikle amigdala. taşikininler. uygulama biçimindeki zorluklar. enkefalinler). nöromodülatör ve hormon olarak işlev görebilen özel moleküllerdir. Preklinik çalışmalar nörotensin uygulamasının antipsikotiklere benzer davranışsal etkiler ortaya çıkardığını göstermektedir. interlökinler. Kolesistokinin. tirotropin serbestleştirici hormon.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Taşikininler MSS’de nörotransmitter ve nöromodülatör görevler üstlenen bir başka nöropeptid grubu olarak son yıllarda dikkat çekmektedir. . Bunun yanında kolesistokinin reseptörlerinden CCKR1 polimorfizmi ile şizofreni arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle nörotensin agonistleri şizofreni tedavisinde umut verici olarak görülmektedir. Nöropeptidlerin kimyasal açıdan in vivo ortamda kararsız olmaları. Bunlardan ligandı nörokinin B olan NK3 reseptörlerinin uyarılması lokus seroleus’taki noradrenalin ve ventral tegmental alandan dopamin nöronlarının ateşlenmesine neden olmaktadır.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Anksiyete ve depresyon tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Nurper Erberk Özen .

‘örgütlü şiddet’.Kamu gücünün ve kamuoyunun bu şiddet karşısında konumu ne? Şiddete bakışın genel hatları ne.Şiddeti doğuran temel mağduriyet kavramları neler? . spor sahalarındaki şiddetin ardındaki psiko-sosyal etkiyi hep beraber araştırmaya yönelik hazırlanmıştır. ‘yönetenlerin şiddet politikaları’. ‘homofobi’. ‘adalet eksikliği’. Bunun spora özgü olduğunu söylemek zor. şiddeti ‘ontolojik’ olarak mı yaratıyor.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. ‘nefret suçları’. ‘medya terörü’. ‘linç kültürü’. ‘bireysel şiddet’. ‘cinsiyetçilik’.Türkiye’de taraftar stereotipi çıkarılabilir mi? Bölgesel/takımsal farklılıklar neler? .Medya şiddeti yansıtıyor mu.Son bir yılda yaşananların yarattığı özel bir travma var mı? Travma sonrası bozukluklarla baş etmek mümkün mü? Amaç bu soruların muhtemel cevaplarını aramak ve sporda. ama özel ve ‘biricik’ bir örnek olarak futbolda şiddetin psikolojik haritasını çıkarmak. Tamer Aker : Bağış Erten Türkiye’de şiddetin üretildiği. Nedenleri aranan sorulardan öne çıkanlar şunlar: . ‘manipulasyon’.Türkiye’de şiddetin kökenleri dünyadaki şiddetin kökenleriyle eşleşiyor mu? Nerelerde ayrılıyor? . yoksa kültürel bir şeyden mi bahsediyoruz? .Sporda şiddetle futbolda şiddet farklı şeyler mi? . körüklendiği.Bir psiko-sosyolojik alan olarak futbolsever tipolojisi nedir? Zaman içinde nereye evrildi? . özel olarak futbolun özünde bir şiddet var mı? Futbol/spor. Bu sunum temel olarak bunun nedenlerini hep beraber düşünmeye.Sporun. siyasi ve hukuksal referanslar neler? . ‘insiyaki’.‘Savaşın dili’. besliyor mu? .Cinsiyetçi dilin eleştirisi mümkün mü? Yoksa sporun dili evrensel olarak problemli mi? . ‘sosyal patlamaları önleyici işlev’. ‘kitle psikolojisi’. Çünkü diğer sporlara ‘sıçrayan’ şiddet de futbol kökenli. ‘travma sonrası stres bozukluğu’ gibi kavramlar bu sunumda ele alınacak temel konuların çerçevesini belirliyor.Futbol global bir şiddet yatağı mı? Yoksa yerel farklılıklar genelleme yapılamayacak kadar belirleyici mi? . . ‘Bölgesel mağduriyetler’. hatta yaratıldığı alanlardan biri futbol. ‘hukuki açıdan dokunulmaz bir alan’.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. Tamer Aker : Itır Erhat .

Tamer Aker : Kaan Arslanoğlu .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A.

Kaynaklar 1. Teknoloji. . H. bu teknolojiler aslında içinde yaşadığımız ve sevdiğimiz “hal”i etkiler ve olumsuz psikolojik etkilere yol açabilir(1). Greenfield D. yüzyılın en önemli atılımlarından biridir. (2012) Texting. 90’larda topluma ulaşmış. Başka bir deyişle. görsel uyaran. 2.vb) gibi bir dürtü kontrol sorunu mu olduğu konusu tartışılmaktadır. yoksa davranışsal bağımlıklar (kumar. özellikle de bilgisayarlar ve internet bazı özellikleri nedeniyle kolayca bağımlık yapan araçlar gibi gözükmektedir. Gresle C ve ark. hareketli bir iş alanı ve eğlenceli bir aktivitedir. Örneğin bu görüşe göre. internetten kumar oynamak. Price ch 6. Byun ve ark (2008).seks. 6. Araştırmalar internet kullanımının hem sosyal psikolojik hem psikopatolojik boyutlarına odaklanmaktadır.P. Bununla birlikte uzmanların büyük bölümü internet kullanıcılarının %6-8’inin bağımlı olduğunu tahmin etmektedir (2). internetin değişen teknolojiyle birlikte çağımızın norm yaşam biçimi olduğu. Patolojik internet kullanımı araştırmaları sonucunda internet bağımlılığı için alt tipler. sexting and attachment in college students’ romantic relationships” Computer in Human Behaviors 28(2):444-449. ulaşımın kolay olması. yani kumar bağımlılığıdır (3). bağlanma stilleri. Tosun L. Psikoaktif deneyim.” Cyberpsychology and Behavior 12:1-5. Hızlı veri paylaşımı ve transferi sayesinde iş hayatında merkezi bir konumdadır. kendilik ve ilişkiler algısı araştırılmaktadır. düşük fiyat. İnternetle ortaya çıkan yeni yaşam biçimi.” Computer in Human Behaviors 26(2):162-167 5. kişilik tipleriyle internet kullanımları arasında anlamlı ilişkiler tanımlanmaktadır. (1999)“Virtual Addiction: Sometimes new technology can create new problems”. İnternetin sunduğu uyarıcı içerik. Kişilerin psikolojik profilleri. sorun internet bağımlılığı değil. Bireylerin teknolojinin etkisiyle dönüşen kendilik yapılarına dair kavrayışımızın artması klinik tanımlarımıza da iyileştirecektir. (4. otonomi ve anonimi (gizlilik) kombinasyonu adeta psikoaktif bir deneyim yaratır. “Phenomenology of internet addiction” Internet Addiction Ed. “Internet addiction: Metasynthesis of 1996-2006 Quantitative research.Klinik araştırmalarda karşılaşılan temel zorluk ise internet normal ya da sorunlu kullanımıyla ilgili standart kriterlerin olmayışıdır. Ögel K (2012) “İnternet Bağımlılığı: İnternetin psikolojisini anlamak ve bağımlılıkla başa çıkmak” İş Bankası Kültür Yayınları. ancak başka sorunların ortaya çıkmasına aracılık ettiğidir. 4. Bilgiye ulaşmayı ve evden dünyaya açılmayı sağlayan internet günümüzde bir milyardan fazla insanın günlük yaşamında vazgeçilmez bir araçtır. davranışları etkilenme potansiyeli olan yaşantılardır. p:85-94 3. iletişimin ve bilgi paylaşımının neredeyse sınırsız seçeneğini sunmasıyla git gide popülerleşmiştir.5). risk faktörleri ve tedavi önerileri belirlenmektedir (6). O. internet kullanımının kendi başına sorun olamayacağı. Internet sözcüğü 1982’de ortaya çıkmış. Drouin M ve ark. moodu değiştiren. Çoğu kullanıcı için internet önemli bir iletişim aracı. Sanal bağımlılığın kimyasal bağımlılıklardakine benzer şekilde bir bağımlılık mı. İnternet bağımlığı yeni bir kavramdır ve halen tartışmalıdır. Bunların dışında bir görüşse.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı Sanal Bağımlılığın Fenomenolojisi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Elif Mutlu İnternet 20. ve ark (2010) “Does internet reflect your personality? Relationship between Eysenc’s personality dimensions and internet use. pratiklik.

internet bağımlılığının genel yapısının dürtü kontrol bozukluğu ile benzerlik gösterdiğini ve tanının DSM-IV-TR dürtü kontrol bozuklukları ölçütlerini temel alarak yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Cloninger’in kişilik modelinde ölçülen 4 mizaç boyutu (yenilik arayışı. Ayrıca dürtüsellik ve kişilik özelliklerine ilişkin bilgiler yüksek riskli hastaları tedavide kalmaya teşvik edecek tedavi planlarının geliştirilmesinde yardımcı olabilir. Kişilik ve Dürtüsellik . kendi kendini yönetme ve işbirliği puanları düşük bulunmuştur. ödül bağımlılığı. Cloninger ve arkadaşları. düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği internet bağımlılığının şiddeti ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. Anderson. patolojik internet kullanımı. Ancak günümüze kadar internet bağımlılığı kavramı henüz resmi sınıflama sistemleri içerisinde tanımlanmamıştır. kendini aşma. sürmesi ve relapsında etken olduğu düşünülen yüksek yenilik arayışı. daha düşük ödül bağımlılığı. Alkol bağımlılığının başlaması. kendi kendini aşma) tanımlanmıştır. kendi kendini yönetme ve iş birliği yapma puanları bildirilmiştir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet bağımlılığında kişilik ve dürtüsellik Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Ercan Dalbudak Young’a göre internet tıpkı kumar gibi bağımlılık yaratmakta ve internet bağımlıları çeșitli dürtü kontrol bozukluğu belirtileri göstermektedir. problemli internet kullanımını kendi kendini yönetmenin nörotisizmden daha iyi bir belirleyicisi olduğunu belirtmiştir. İnternet bağımlılığı olan üniversite öğrencilerinde ise. Bu nedenle herhangi bir madde kötüye kullanımını içermeyen internet bağımlılığına en yakın bozukluğun DSM IV’te dürtü kontrol bozuklukları bașlığı altında yer alan “patolojik kumar oynama” olması nedeni ile tanı kriterlerine buna uygun olarak uyarlamıştır. yüksek yenilik arayışı ve düşük ödül bağımlılığı olduğu bildirilmiştir. Anahtar Kelimeler: İnternet Bağımlılığı. Shapira ve arkadaşları. Bununla birlikte bu konuda çok sayıda literatür bulunmaktadır. zarardan kaçınma. bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanan internet bağımlılığında da mizaç boyutu olarak öne çıkmıştır. ve düşük ödül bağımlılığının ergenlerde internet bağımlılığı önemli bir yordayıcısı olarak saptanmıştır. problemli internet kullanımı ve internet bağımlılığı olarak adlandırılmaktadır. işbirliği yapma. Riskli internet kullanıcılarında ise normal internet kullanıcılarına göre ödül bağımlılığı. Yüksek yenilik arayışı. bir çok komorbid psikiyatrik hastalığın eşlik edebildiği bir fenomen ve genel olarak bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanmaktadır. Sonuç olarak internet bağımlılığı. Yinede alkol/madde bağımlılığında olduğu gibi bu kişilik özelliklerinin bu hastaların tanınmasında ve tedavisinde önemli bir rolü olabileceği akılda tutulmalıdır. Sonuç olarak internet bağımlılığı olanlarda dürtüsellik ve kişilik özelliklerinin belirlenmesi farklı tedavi yaklaşımlarının uygulanması ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinde yararlı olabilir. Çalışmalarda internet kullanımına bağlı davranış problemleri. İnternet bağımlılığı ile kişilik arasındaki ilişkiyi araştıran az sayıda çalışma yapılmıştır. sebat etme) ve üç karakter boyutu (kendi kendini yönetme. Ancak DSM IV’te tanımlanan bağımlılık ölçütleri sadece kimyasal maddeler için belirlendiğinden ve davranıșsal bağımlılıkları içermediğinden ve kimyasal olmayan davranıșsal bağımlılıklar DSM IV’te “dürtü kontrol bozuklukları” olarak değerlendirilmiştir. kişiliğin iki temel bileşeni olan mizaç ve karakteri açıklayan boyutsal psikobiyolojik bir kişilik modeli geliştirmiş ve tanımlamıştır. Yüksek zarardan kaçınma. Son olarak Montag ve arkadaşları. zarardan kaçınma. Her ne kadar bu kişilik özellikleri internet bağımlılığı ile ilişkilendirilse de bunun bir neden mi sonuç mu olduğunu söylemek zordur. DSM-IV madde bağımlılığı ölçütlerine göre internet bağımlılığını tanımlamıştır. Bağımlılık ve kişilik bozukluğu ile ilişkilendirilen düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği yapmanın da benzer bir şekilde internet bağımlılığında da önemli karakter boyutları olarak dikkat çektiği söylenebilir. Madde bağımlılığı olanlarda alkol bağımlılığı olanlara göre daha yüksek yenilik arayışı puanı.

Ancak tek başına bilişsel davranışçı terapinin yeterli olmadığı da araştırmalarda bildirilmiştir. Farklı boyutları olan bu sorunun çözümü de farklı paradigmaların birlikte kullanımıyla mümkün olmaktadır. aile terapisi ve farmakoterapi yer almaktadır. İkinci aşamada bilişsel davranışçı terapi.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet Bağımlılığında Yaklaşım Ve Tedavi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Kültegin Ögel İnternet bağımlılığı tam bir tanı kategorisi olarak tanımlanmamış olmakla birlikte. Bugüne kadar farklı yöntemler denenmekle birlikte en çok bilişsel davranışçı terapinin uygulandığı gözlenmektedir. . günlük klinik pratikte ruh sağlığı çalışanlarının karşısına bir sorun olarak çıkmaktadır. etkinliği araştırılmış. Tedaviye aşamalı bir bakış açısının yararlı olacağı gözükmektedir. konuyla ilgili literatür bilgisi sunulacak ve bugüne kadar yaşadığımız deneyimler paylaşılacaktır. Tedavinin birinci aşaması motivasyonel görüşmedir. Bu panelde. Yeterince tanımlanmamış bu bozukluğun tedavisinde de kabul edilmiş. kanıta dayalı henüz yöntemler yoktur. Son aşama ise re-entegrasyondur.

uyarı arayışı. dövüşler ya da saldırılarla belirlenmiş sinirlilik ve saldırganlık tanı kriterleri arasında bulunmaktadır. fiziksel (dövme. amacı ve nesnesinin ne olduğu da önem kazanmaktadır. Bununla birlikte 15 yaşından önce de davranım bozukluğunun izlenmiş olması gereklidir. Bir görüşe göre kişilik bozukluğu “süregen hastalıktır”. sorumsuzluk. ödül davranışı ve amaca yönelik devamlılığındaki çeşitlemelerin bir bileşkesi olarak kişilik yaşamın ilk 2-3 yılı içerisinde şekillenmeye başlar. Bu durumda antisosyal tarafından yapılan şiddetin niteliği.tecavüz ve hatta öldürme) şeklinde olabileceği gibi.yaralama. adli sorunlar.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyallik mi Şiddeti Doğuruyor? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Adem Balıkçı Şiddet. yalan söyleme ile karakterize sık görülen bir bozukluktur. Bozukluğun farklı bir yanı tanı koymak için 18 yaş sınırının getirilmiş olmasıdır. başkasının hakkını saymama ve haklarına saldırma örüntüsü.sakatlama. cezadan kaçma ve başkasının hakkının gaspı gibi özelliklerin ayırt edilmesi ve tartışılması faydalı olacaktır.cinsel taciz. bireyin tehlikeden kaçınma. Psikiyatride en çok tartışmaya açık konu belki de nedensellik ilişkisidir. tespit edilmesi son derece zor olabilen sözel. ASKB vakalarının suç sorumluluğu tam olarak kabul edilir. Doğumsal genetik yapı üzerinde. Ruhsal bir hastalık olarak kabul etsek bile cezayı hafifleten bir mazeret oluşturmamaktadır. ekonomik şiddet eylemlerine kadar uzanabilen geniş bir kavramdır. duygusal. vicdansızlık. . Bu da bozuklukla şiddetin ne kadar iç içe olduğunu açıkça göstermektedir. Doğrudan öfkeye ve dürtüselliğe bağlı olan şiddet ile bir menfaat temini. ASKB ile ilgili yapılan çalışmaların çoğunun bozukluğun nedenini saptamaya yönelik olduğu görülmektedir. Bozuklukta dürtüsellik ve yineleyen kavga. Antisosyal kişilik bozukluğu ise 15 yaşından beri süregelen. Bu durum dolaylı olarak antisosyalin şiddeti doğurduğunun kabulü anlamına da gelmektedir. Halk arasında görülme sıklığı. Bu durum genel olarak kabul edilmekle birlikte hastalığın genetik. Suç sorumluluğu açısından eylemin işlendiği sırada mantık hatası içinde olma ve bunun akıl hastalığına bağlı olması. gerçekleştirilecek işlemin doğası ve niteliğini bilmeme ya da yaptığının yanlış olduğunu bilmeme şeklinde tanımlanmaktadır. haz olmaması. erkeklerde toplam nüfusun %3’ü ve kadınlarda %1’i olarak saptanmıştır. çevresel veya biyolojik olarak hangi nedenle oluştuğu ile ilgili net bir bulgu elde edilmesi bu hastaların suç sorumluluğunu da tartışmaya açacaktır.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal kişilik bozukluğu temelinde şiddetle nasıl başedilir? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Ayhan Algül .

kişilerarası ve kolektif olarak üçe ayırmıştır. Cinsiyetin yanında yapılan genetik çalışmalar saldırganlığın kalıtsal boyutu olabileceği üzerinde durmaktadır. miyelinizasyon. kritik dönemde izolasyonun iyi huylu denekleri saldırganlaştırdığı. inhibisyonu önleme. psikolojik. çevresiyle olan etkileşiminin ve geliştirdiği sosyal adaptasyonun kişilik gelişimi üzerine çok önemli etkileri vardır. risk almayı teşvik yoluyla davranışı etkileyebilir. Ancak şiddete maruz kalma ile antisosyal özellikler arasındaki doğrusal nedensellik tartışma konusudur. Medya ve bilgisayar oyunların da yer alan şiddet şekillendirme. mahrumiyet ve ihmalkarlık olarak ayırt etmiştir. Zamanında müdahale edilemeyen ve tekrarlanan bu davranış örüntüleri ileride karşımıza antisosyal özellikler olarak çıkabilmektedir. Tüm diğer türlerde olduğu gibi erkekler kadınlardan daha fazla şiddete eğilimlidir. çocukta kendini ifade etme becerileri. Örneğin yapılan hayvan çalışmalarında anne ve babaları tarafından büyütülen farelerin yalnız annelerince büyütülenlere göre daha saldırgan olduğu. iyi huylu hayvanların çiftleştirilmesinden doğan yavrular saldırgan dişilerce büyütüldüğünde saldırgan oldukları gösterilmiştir. Saldırgan davranışlar modelleme ve destek yoluyla da öğrenilebilmektedir. Gözlenen bu paranoid kavrayış en sık görülen ve onları akranlarından ayıran en önemli özelliktir. Şiddet sonucu. özellikle maruz kalınan şiddetin çocuğun kişilik gelişimine biyolojik anlamda olumsuz etkilerinin olacağı açıktır. insanlardaki şiddet davranışının en temel öncülüdür. Ancak şiddetin. Çocuğun intrauterin yaşamdan erişkinlik dönemine kadar her safha da karşılaştığı şiddetin maladaptif tutumlara yol açtığı bir çok çalışmada gösterilmiştir. agresif hisleri uyarma. Şiddetli cezalandırma ve tekrarlayan şiddet. heterojen etyolojide çevresel etkenler içerisinde sayılabilecek önemli bir kavram olduğu unutulmamalıdır. Çünkü antisosyal davranışlarda çevresel etkenler kadar nörobiyolojik faktörlerde oldukça önemli rol oynar. Bu da bize erkeği farklı kılan biyolojik faktörlerin şiddetin ortaya çıkışında rol aldığını düşündürmektedir. Dünya Sağlık Örgütü şiddeti kişiye yönlendirilmiş. İnsanın doğuştan getirdiği özellikleri yanında. çevrelerini yanlış anlayabilen ve zararsız bir takım uyaranları tehlikeli olarak algılayabilmektedirler. Erişkinlikte alınacak önlemlerin antisosyal davranışın elimine edilmesinde etkinliği çok daha azdır. Dendrit ve akson dallanmaları. cinsel. . İlk olarak şiddetin ne anlama geldiği üzerinde genel olarak anlaşmak gerekir. olumsuz duygularını sözelleştirme ve empati yeteneği azalmaktadır. antisosyal davranışın içerisinde şiddet hemen her zaman mevcuttur. Dolayısıyla beyin gelişiminin devam ettiği çocukluk ve ergenlik döneminde yapılacak akıllı müdahaleler ve şiddetin önlenmesi ileride ortaya çıkması muhtemel antisosyal davranışları azaltacaktır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Şiddet Antisosyal Bireyleri Mi Doğuruyor? Antisosyal Davranış Örüntülerinde Şiddetin Yeri: Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Recep Tütüncü Şiddet ve antisosyal özellikler nedensellik bağlamında ele alındığında.Sonuç olarak yapılan çalışmalar ve gözlemler şiddet ve davranış örüntülerinin sıkı bir ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. Şiddete maruz kalan çocuklar aşırı uyarılmış. Beyin gelişiminin ergenlik sonrasına kadar devam ettiği göz önünde bulundurulacak olursa çevresel etmenlerin. sinaptik bağlantıların yapısı ve sayısı çevresel uyaranlar ile de yakından ilişkilidir. Şiddet kategorilerini de fiziksel. Bağlanma çalışmalarında şefkat ve temel bakım ihtiyaçlarını karşılayamayan. öfkelerini bebeğe yansıtan annelerin çocuklarında ileri dönemde özellikle erkeklerde saldırgan davranışlar daha fazla saptanmıştır. duyarsızlaştırma.

baş etme güçlüğüne ve impuls kontrolü. psikopatlar. Her ne kadar antisosyal. Antisosyal suçlularda yapılan serotonin 2A reseptör gen polimorfizmi çalışmasında 5-HT2A -1438 GG genotipi antisosyallerde kontrollere göre daha düşük bulunmuştur (3). 2. Beynin ceo’su olan prefrontal korteksin planlama. sonuçta zayıf impuls kontrolü. Pardini D. Lee L. hipokampüs. Yanı sıra. Kafa travması yaşamış kişilerde yapılan nörolojik araştırmalar bununla beraber genetik faktörler dışlanamazsa da beyin hasarının psikopati açısından etyolojik veya patofizyolojik önemine işaret etmektedir. Br J Psychiatry 2010. antisosyalite ve agresyonla ilişkili bulunmuştur. Diğer monoamin oksidaz (MAO) nörotransmitterlerinin olağan dışı düzeyleri. insula ve orbitofrontal korteksi içeren çeşitli limbik ve paralimbik yapılarda anormal yapı/işlev bildirilmişse de beyin bozulmaları bir sebepten ziyade. sosyalizasyon eksikliği ve zayıf empati ortaya çıkar (2). Kişilik bozukluklarında şiddet davranışıyla ilişkili biyolojik faktörler pek çok çalışmada araştırılmıştır. Yapılan bir çalışmada kavum septum pellusidum antisosyal kişiler. Agresyon ve bazı nörotransmitterler. Suçlulara uygulanan nöropsikolojik testler yürütücü ve düzenleyici davranışta prefrontal lop disfonksiyonuyla ilişkili defisitler tanımlamaktadır. Kaynaklar 1. Raine A. Colletti P. serotoninki kadar aşikar olmasa da agresyon ve antisosyalite ile ilişkili bulunmuştur. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. erken nöral bozukluk gelişimini yansıtan yapısal bir beyin anormalliği çalışması yoktur. agresif ve psikopatik yetişkin bireylerde amigdala. Neurobiology and the development of violence: common assumptions and controversies. yargılama ve nezakette bozulmalara yol açar. 2008. şiddetle yaşamanın makul bir sonucu olabilir. posterior singülat. anterior singüulat. yargı. Şiddet ve nörobiyolojik faktörler ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiler oldukça karmaşıktır. Yapılan çalışmalarda antisosyal suçlularda BOS/serum albumin oranları kontrollere göre daha yüksek bulunmuştur. Şiddet ve serotonin ilişkisi öteden beri bilinen ve araştırılan bir husustur. Neurodevelopmental marker for limbic maldevelopment in antisocial personality disorder and psychopathy. kontrollere göre prefrontal korteks gri madde volümü daha küçük bulunmuştur. talamus. prolaktin. Serotoninin göreceli düşük seviyeleri veya azalmış serotonerjik aktivite impulsivite. impuls kontrol. 363: 2491-503. kendini kontrol. sonuçları öngörme işlevleri agresyon ve şiddet açısından oldukça önem arzeder. tepkide esneklik. özellikle de serotonin arasında açık bir ilişki vardır. prenatal ve natal komplikasyonlar da şiddetle ilişkili bulunmuştur. dikkat. 197: 186-92.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal Kişilik Bozukluğu Temelinde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Servet Ebrinç Şiddet ülkemizde ve dünyada giderek artış gösterdiği görülen bir halk sağlığı problemidir. travma ve kötüye kullanımlar beynin gelişimini etkiler. bazı hormonlar özellikle adrenalin. Beyin görüntüleme çalışmalarında şiddet gösteren antisosyal erkeklerde beyin lezyonları olmaksızın. tutuklular ve mahkumlar arasında kontrollere göre anlamlı düzeyde daha yüksek düzeylerdeydi (1). Öteden beri şiddet ve antisosyal davranışa nörogelişimsel bir temel hipoteze edilmişse de antisosyal popülasyonda yapılmış. . Erken yaşta ihmal. Prefrontal korteks ve onun anterior singülat korteksle ve amigdalayla bağlantılarındaki bozulma korku ve öfke artışına. kortizol ve testesteronun amprik olarak şiddetle ilişkili olduğu bildirilmiştir (4). Obstetrik. hipotalamus. dolayısıyla kesitsel çalışmalardan nedensel bir sonuca varmak da zordur. Loeber R. Yang Y.

Leucht S. Personality disorders and violence. 28: 402-426.3. 21: 84–92. 4. Criminal Violence: The Roles of Psychopathy. Lalumiere M. . Rice ME. and Antisocial Parenting. Harris GT. Fountoulakis NK. Criminal Justice and Behavior 2001. Kaprinis GS. Current Opinion in Psychiatry 2008. Neurodevelopmental Insults.

Son yıllarda bipolar bozukluğun ailesel geçişine ilişkin pek çok araştırmada önemli bulgular saptanmıştır. Hastalığın kalıtımı. 2012 Jul. Schulze TG. . Keating BJ. Nievergelt CM. Zandi PP. McMahon FJ. 2. Potash JB. Bunun yanı sıra. Bipolar bozukluk genetiğine ilişkin. Panganiban C. Koller DL. Gershon ES. Mahon PB. aday genleri içeren bir çok kromozomal bölge tanımlanmıştır. Schork NJ. Bu nedenle. Ancak saptanan aday genlerin etki güçleri göz önünde bulundurulunca sonuçlar umut kırıcı görünmektedir. Zöllner S. çoklu genetik ve çevresel etkenler nedeniyle karmaşıktır. Pirooznia M. ANK3. Barrett TB. Seifuddin F. Jancic D. özellikle son dönem tüm genom ilişki çalışmalarında. Kenis G. van Winkel R. Potash JB. teknolojideki hızlı gelişmelere paralel olarak. Bloss CS. Byerley W. Zandi PP. Craig DW. 4. Yapılan çalışmalarda bipolar bozukluğun kalıtılabilirliği %60-80 aralığında bildirilmiştir. Rutten BP. Gershon ES. özellikle son iki dekadda aday gen çalışmaları hız kazanmıştır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozukluk Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Kürşat Altınbaş Bipolar bozukluk klinik olarak iyi bilinen bir hastalık olmasına karşın. Mahon PB. Szelinger S. after GWaS: Searching for Genetic risk for Schizophrenia and Bipolar Disorder. Scheftner WA. Peerbooms OL.159B(5):508-18. Edenberg HJ. şizofreni için tanımlanan nadir büyük yapısal varyantların (copy number variants) hastalığın ortaya çıkışında önemli olduğu düşünülmektedir. bipolar disorder and unipolar depressive disorder: evidence for a common genetic vulnerability? Brain Behav Immun. CACNA1C. Liu C. ODZ gibi yeni aday genler tanımlanmaktadır. McInnis MG. Am J Psychiatry 2011. Bu panelde. Coryell W. Taylor J. NCAN. bipolar bozukluğun psikiyatrik hastalıklar içinde kalıtılabilirliği en yüksek hastalıklardan olduğu gösterilmiş olmakla birlikte. van Os J. Greenwood TA. Günümüzde. küçük ve orta etki gücünde bir çok aday genin sorumlu olduğu görüşü kabul görmektedir. Delespaul P. Lawson WB. orta büyüklükte etki gücüne sahip aday genleri saptamada genom boyu ilişki çalışmaları daha da önem kazanmıştır. yinelenemeyen küçük etki büyüklüğünde bir çok aday gen saptanmakla birlikte. Genome-wide association of bipolar disorder suggests an enrichment of replicable associations in regions near genes. 2011 Nov. Murray SS. Berrettini WH. 3. Hoogveld L. bipolar bozukluğa özgü daha büyük etki gücünde DGKH. Meta-analysis of MTHFR gene variants in schizophrenia. her ne kadar veriler tutarlı olmasa da. 168:253–256. Kaynaklar 1. PLoS Genet. Nwulia EA. Bağlantı ve ilişki çalışmalarında. Kelsoe JR. Guo Y. etyoloji ve patofizyolojisi halen yeterince anlaşılamamıştır. Ancak şizofreni. McKinney R. İkiz çalışmalarında. Am J Med Genet B Neuropsychiatr Genet. bipolar bozuklukta bildirilen en güncel genetik bulgular sunularak gelecek çalışma alanları ve beklentiler tartışmaya açılacaktır. Alliey-Rodriguez N. Liu C. Goes FS. Smith EN.25(8):1530-43. Nurnberger JI Jr. Hipolito M. Judy J. Günümüzde bipolar bozukluk genetiğinde. Zhang P. MTHFR in Psychiatry Group. Rice J.7(6):e1002134. 2011 Jun. sistematik genom-boyu ilişki çalışmalarında bipolar bozukluk ve şizofreni için küçük etki büyüklüğünde ortak aday genlerin varlığı gösterilmiştir. Badner JA. genetik araştırmalar için en uygun fenotipin nasıl tanımlanacağı sorularını gündeme getirmiştir. Metaanalysis of genetic association studies on bipolar disorder. Shilling PD. Foroud T. klinik heterojenite ve şizoaffektif bozukluk ve majör depresyon gibi hastalıklarla bazı belirtilerin binişikliği. Drukker M. de Hert M.

İşlevsel görüntüleme yöntemleri arasında pozitron emisyon tomografisi (PET). Yapısal ve işlevsel nörokimyasalların tanımlanması bipolar bozukluğun patogenezini aydınlatmada yardımcı olabilir. tedavi yanıtını kestirmeye ve yatkınlık faktörlerini tanımlamaya yardımcı olacaktır. Yapısal anormallikler işlevsel anormallik olarak tanımlanamasa da işlevsel çalışmalarda yol gösterici olmaktadır. Bipolar bozukluk yaygın bir psikiyatrik hastalık olmasına rağmen sıklıkla geç tanınmakta veya yanlış tanı konulmaktadır. Bipolar bozuklukta yapılmış yapısal görüntüleme çalışmalarında bazı nöroanatomik anormallikler tanımlanmıştır. Yapısal ve işlevsel nörogörüntüleme çalışmaları ile bipolar bozukluğun nörobiyolojik patogenezi hakkında kanıt sağlanmaya çalışılmaktadır. Hastalığın değişik safhalarında subgenual ve orbitofrontal kortekste aktivasyon anormallikleri bildirilmiştir. Amigdala ve hipokampus da ilgi gösterilen bölgelerdendir. Yapısal manyetik rezonans görüntüleme (yMRG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) bipolar bozukluk ile gri madde azlığının ilişkili olduğunu göstermiş ancak prefrontal korteks hacimlerinde değişiklik gösterilmemiştir. Nörobiyolojik araştırma sonuçları tanısal kesinliği artırmaya. nüfusun yaklaşık %3’ünü etkileyerek yüksek yeti yitimine neden olmaktadır. Anterior limbik ağ içerisindeki özel ilişkileri hedef alan çalışmalardan bipolar bozukluğun nörobiyolojisine dair güçlü kanıtlar sağlanacağı düşünülmektedir. Bipolar bozukluğun seyri ve ilaç etkisi görüntüleme bulgularını etkilemektedir. Kimyasal görüntüleme manyetik rezonans spektroskopi (MRS) yöntemi ile mümkün olmaktadır. .5 insidans oranı ile. Bipoar bozukluğu olan kimselerde striatum ve talamus boyutlarında saptanan artış tüm çalışmalarda tekrarlanamamıştır. Beyin işlevleri dinlenme sırasında veya özel bir ödev sırasında saptanabilir. şizofreni hastalığı olan kimselerden farklı olarak normal hipokampus ile artmış amigdala hacimleri bildirilmiştir. tek foton emisyon bilgisayarlı tomografi (SPECT) ve işlevsel manyetik rezonans (iMRG) görüntüleme sayılabilir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozuklukta Nörogörüntüleme Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Mehmet Alper Çınar Bipolar bozukluk %1.

bu da bu varsayımla yola çıkan araştırmaların haklılığına işaret etmektedir. ardından fenotip tanımlamaya olası katkılarından bahsedilecektir. Başlıca sözel bellek. yürütücü işlevler. Birinci derece akrabalarda bilişsel işlev bozuklukları görülüyor olması yatkınlık mekanizmalarının hastalıkla birlikte bilişsel işlev bozukluklarına neden olabildiğini. bilgi işleme hızı ve faal bellek gibi alanlarda tutarlı bulgular tespit edilmiştir. Psikiyatrik hastalıkların heterojen olmalarının patogenez ve risk faktörlerinin tespit edilmesinin önünde en büyük engel olduğu düşünülmekteydi.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevler Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Son yirmi yılla birlikte. bu nedenle bilişsel işlev bozukluklarının etyopatogenez ile ilişkili olabileceğine işaret etmekte. Bu nedenle psikiyatrik hastalıklar için klinik semiyoloji dışı geçerli ve güvenilir ölçüler gerektiği vurgusu yapılmış ve bilişsel işlevler bu bağlamda boyutsal yaklaşım çerçevesinde biyomarkır arayışları içinde farklı olası bir zemin varsayılmıştır. şizofrenide görülen araştırma dalgasına benzer biçimde iki uçlu bozuklukta bilişsel işlev bozuklukları ile ciddi biçimde ilgilenilmeye başlanmıştır. Bu konuşmada iki uçlu bozuklukta görülen bilişsel işlev bozuklukları özetlenecek. .

Gazioglu Bilgic S.Soczynska JK. Bunlar. (in press). Oral ET. Aktas Cetin E. İU bozuklukta görülen enerji kaybı. Cytokine levels in euthymic bipolar patients. 4-Guloksuz S. Goldstein BI. van Os J. Halen yürütülmekte olan İU bozukluk sağaltımında minosiklin ve aspirin ekleme çalışmalarının erken sonuçları umut vericidir. Guloksuz S. Gazioglu Bilgic S. van Os J. . Aktas Cetin E. 2-Guloksuz S. Bu bilgilerden yola çıkılarak yürütülen çok sayıdaki güncel araştırma manik ve depresif dönemin artmış inflammatuar cevap ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Kennedy SH. 30:497-521. araştırmacıları farklı alanlara yönlendirmiştir. metabolik sendrom. Oral ET. 2010. McIntyre RS. 3-Cetin T. Nutt DJ. Lachowski A. ötimik dönemde ise immün sistem dengesi kısmen korunmaktadır (2. Multipl skleroz. İmmün sistem ile ilişkisi iyi bilinen lityumun uzunlamasına tedavi yanıt etkinliğinin temel bir pro-inflammatuar sitokin olan tümör nekrotizan faktör alfa (TNF-α) ile ilişkisi gösterilmiştir (4). Cetin T. İmmün sistem ile İU bozukluk arasındaki ilişkiyi ortaya koyan gözlemler oldukça dikkat çekicidir. Bu sunumda İU bozukluk ile immün sistem arasındaki ilişki incelenerek ileriye dönük araştırmaların öncül sonuçları değerlendirilecektir. romatoid artrit gibi immün sistem hastalıklarında kullanılan immün düzenleyicilerin duygudurum belirtileri üzerinde olumlu etkisi 5. Plasma concentrations of soluble cytokine receptors in euthymic bipolar patients with and without subsyndromal symptoms.Öncelikli lityum olmak üzere çok sayıda sağaltım seçeneğinin immün sistem üzerindeki etkisidir (1). J Affect Disord. Kaynaklar 1. 3). Evidence for an association between tumor necrosis factor-alpha levels and lithium response. Woldeyohannes HO. Benzer etki düzeneklerine sahip sağaltım seçeneklerinin çoğu zaman İU bozuklukta yetersiz kalması. diabet gibi) immün sistem ile ilişkisi 4.İU bozukluğa sıklıkla eşlik eden tıbbi hastalıkların (ör. 2009. Kenis G. Cetin EA. 1. Deniz G. Altinbas K. J Affect Disord. BMC Psychiatry.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta İnflamasyon Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sinan Gülöksüz İki uçlu (İU) bozukluk ile ilgili patofizyolojik düzeneklerin halen tam olarak açıklanamaması. ciddi yeti yitimine yol açan bu hastalığın etkin sağaltımını zorlaştırmaktadır. The effect of tumor necrosis factor antagonists on mood and mental health-associated quality of life: novel hypothesis-driven treatments for bipolar depression? Neurotoxicology. Deniz G. Öte yandan.İnterferon tedavisinin depresif belirtilere yol açması 3. Oral ET. (in press). Deniz G. 126:458-62. uyku ve iştah bozuklukları gibi somatik belirtilerin immün sistem ile doğrudan ilişkisi 2.

zihin kuramı bozuklukları. Şizofreni. Buna karşın. kabul edilebilir bir ekolojik geçerlikle ve yeterince ölçünlenmiş görevlerle uygulandığında . dahası kendine özgü bir nöro-fizyolojisi olduğu anlaşılmıştır. (i) Avrupa psikiyatrisindeki klasik ve güncel kuramların tekil bireyin çevreyle etkileşimini esas alması. (ii) biyolojik psikiyatrinin lokomotifi olan psikofarmakolojideki tedavi algoritmalarının birey tabanlı belirlenmesi ve (iii) teknolojik yetersizlikler SB araştırmalarının da ufkunu daraltmıştır. NIRS bu özellikleriyle psikotik bozuklukların etiyolojisinde epidemiyolojik bulgular ışığında ortaya atılan. sosyal fobi. SB’yi. Non-invaziv bir yöntem olan NIRS.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Psikiyatrik Bozukluklarda Sosyal Bilişin Near Infrared Spectroskopi (NIRS) ile Görüntülenmesi Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Bora Baskak Özellikle son on yılda sosyal bilişsel nöro-bilimin katkılarıyla sosyal biliş (SB) alanında son derece önemli bulgular elde edilmiştir: SB’nin davranışsal çıktısının genel bilişsel işlevlerin bir bileşkesi olmadığı. .kestirimci geçerliği yüksek biçimde ölçebilir. psikopati ve otizm gibi pek çok bozukluk aslında sosyal bilişsel bozukluklar olarak nitelenebilir ve SB’nin görüntülenmesi bu bozuklukların etiyolojisine dair önemli ipuçları sağlayabilir. doğal bir ortamda uzun ve duyarlı bir ölçüm sağladığından. sosyal yenilgi kuramlarının ya da çeşitli özgün sosyal etkileşim modellerinin sınanmasında kullanılabilir.

çalışma belleğinin hasta ve sağlıklı populasyonlardaki faaliyetleri. Bu konuşmada. o adrese varana değin bunu uzamsal olarak kısa dönemli çalışma belleğinde işleriz. sağ/sol inferior frontal girus ve dorsal parietal kortekste lokalize olmuştur. Örneğin bir adres tarifi aldığımızda.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Çalışma Belleğinin Prefrontal Korteksteki Bileşenlerinin Fnırs Yöntemiyle Araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Didem Gökçay Özet Çalışma belleği. kısa dönemli olarak faaliyet gösteren uzamsal ve sözel bilişsel işlevlerde yeralır. Kendi elde ettiğimiz sonuçlar üzerinde durulacak. Yada bir telefon numarasını akılda tutmak istediğimizde. Bu bileşenlerin tümü sırasıyla dorsolateral prefrontal korteks. Ayrıca fNIRS sinyalinin özellikleri ve veri analizi sırasında karşılaşılabilecek zorluklar elimizdeki veriler üzerinden açıklanacaktır. tekrar bileşeni. . Dolayısıyla yüzeyel olarak korteksten kayıt alabilen fNIRS cihazı ile çalışma belleğinin faaliyetlerini incelemek mümkündür. olasılıksal öğrenme sırasında yoğunlukla kullanılan çalışma belleğinin aktivitesinin dinamik olarak nasıl gözlenebileceğine dair örnekler verilecektir. fNIRS ölçümleri üzerinden aktarılacaktır. Çalışma belleğinin bu işlemlerde yeralan alt-bileşenleri şunlardır: yürütücü bileşen. rakamları sırasıyla içimizden tekrarlayarak çalışma belleğinde depolarız. depolama bileşeni.

Philadelphia. 2. ışığın özgül dalga boylarında farklı emilim spektrumları ortaya çıkarmaktadır. Oksihemoglobin (Oksi-Hb) ve indirgenmiş formu deoksi-hemoglobin (Deoksi-Hb).html 4. Beer-Lambert yasasına göre.. IEEE Engineering in Medicine and Biology Magazine. özellikle karmaşık düşünce süreçlerinin değerlendirilmesinde ümit vaat etmektedir. Kraft. in vivo koşullarda beyin oksijenasyonunun ölçülmesine olanak sağlayan. H. B.62.biomed. fNIRS.. Springer-Verlag. Diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerine kıyasla ucuz. optik bir yöntemdir. Functional Near Infrared Spectroscopy based Brain Computer Interface. Near-infrared spectroscopy for studying higher cognition.. beyin dokusunda absorbe olan ışığın emilim miktarı ile Oksi-Hb ve Deoksi-Hb seviyeleri hesaplanabilir.drexel. Dolayısıyla bu veriler. Izzetoglu M. Special issue on Clinical Neuroengineering.edu/fNIR/CONQUER/Optical_Brain_Imaging. 2010. (eds. (2006). 3. E. Heidelberg. Hoshi. bu özellikleri nedeniyle de psikiyatri alanında. Berlin. ışığın beyin dokusunda emilimini ölçmektedir. invazif olmayan. taşınabilir ve kolay uygulanabilir olması önemli avantajlarındandır. başka bir deyişle metabolizmasının in vivo belirteci olarak kullanılabilir. fMRI ve PET gibi diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerinden farklı olarak. Pourrezaei K. PhD Thesis. Pöppel. (2010). Bunce S.) Neural Correlates of Thinking. Y. beyin dokusu oksijenlenmesinin. Izzetoglu K. . Ayrıca fNIRS. Drexel University. Onaral B. Kaynaklar 1.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? "FNIRS Nedir? Çalışma Prensipleri Nelerdir?" Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Halise Devrimci Özgüven Fonksiyonel Near-infrared spektroskopi (fNIRS). Ayaz. 25(4):54 . daha uzun sürede ve daha doğal bir ortamda kayıt alabilme imkânı sağlamakta. PA. http://www. E. Gulyas. Functional Near Infrared Spectroscopy: An Emerging Neuroimaging Modality..

FNIRS yöntemi daha önce Dikkat Eksikliği Hiperkativite Bozukluğu’nda kullanılmıştır. şimdiye kadarki literatür tartışılacak ve FNIRS özelinde dikkat işlevlerinin değerlendirilmesi üzerine görüşler sunulacaktır. Konuşmada.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Dikkat İşlevinin Araştırılmasında fNIRS Uygulamaları Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Özgür Öner İşlevsel Near Infrared Spektrsopkopi (fNIRS). Bu çalışmalarda interferans kontrolü ve yanıt inhibisyonu sırasında DEHB olguları ile kontroller arasında farklar olduğu gösterilmiştir. . Ayrıca. invaziv olmayan. Özellikle kortikal yapılardaki kan akımının ve oksi-deoksihemoglobin değerlerinin hesaplanmasında kullanılmaktadır. metilfenidat yanıtı ve genotip ile beyim kan akımı ve oksi-deoksihemoglobin değerleri arasındaki ilişki de incelenmiştir. uzun süreli veri toplanabilen ve nispeten ucuz bir işlevsel beyin görüntülemesi tekniğidir.

İnsanların bilgilendirilmesi gerektiğini söylemeye başladılar. bu ilişkinin de düzgün ve kurallara uygun yapılması gerekiyor. fark etmeden gereksiz. verdiği bilgilerle doğru büyüdük. Dr. psikiyatrinin tanınması. ne yapmaya çalıştığını öğrenmeye başladılar. Medyada Yer Almak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Bengi Semerci Uzun yıllar psikiyatrinin. Aynı zamanda iyi bir medya okur-yazarı olmanız gerekir. Prof. Kurallar doğru konmalı ve mesajlar net verilmelidir. doğru seçimleri yapmak. Bize düşen görevler belli. Bazı uzmanlar. . etik kurallar. Onları yenileri izledi. kendini şarlatanlıklar için reklam aracı olarak kullandırmamak. Çoğu kısa sürede yok oldu. Atalay Yörükoğlu’ydu. doğruluk.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Çocuk Psikiyatrı Gözüyle Medyayı Okumak. hem de önemli şeyler oldu. başkalarının da benzer yakınmaları olabileceğini. Gerçekten bilgilenme. Bazen kırıcılığa varan bu eleştirilere rağmen devam ettiler. kendi reklamları olarak gördüler. Kendi meslektaşları arasında kimi zaman övüldüler. ilgisiz şeylerde psikiyatriden çözüm istemeye. Ama her ilişkinin olduğu gibi. Yaşadıkları ve gizlemeye çalıştıkları bazı sorunların çaresi olduğunu. insanlar asıl amacı gördü ve umursamadı. hatta zarar verici yöntemlerin reklamını yapmaya başladı. ilk anda ilgi çekseler de. medyayla ilişki çok önemli. hastalara ve hastalıklara doğru yaklaşım için. Onu diğerleri takip etti. Bir çoğumuz onun önerileriyle. Sonra yavaş yavaş birileri bunun dışına çıkmaya başladı. Medyada yer almak için sadece işinizi iyi biliyor olmak yeterli değildir. Onların ilklerinden biri. Ama insanlar psikiyatrinin ne olduğunu. Bunların hepsi toplum sağlığı açısından önemliydi. Psikiyatristlerin medya önünde yaptıkları ortak yanlışlar nedir? Ve hem yazılı hem de görsel basınla iletişimi geliştirmek için neler yapılmalıdır. hasta ve hastalıkları rencide edici haberler yerine halkı bilgilendirici. hastalıkların ve özellikle psikiyatri doktorlarının gizemli olması gerektiği savunuldu. Söz konusu çocuklar olduğu zaman tüm bunlar çok daha önem kazanır. doğru çocuklar yetiştirdik. Medya ise bazen ipin ucunu kaçırdı ve psikiyatrinin her kapıyı açan bir anahtar olduğu düşüncesine kapılıp. zarar vermeme ilkeleri geçerlidir. Bu bir hekimlik çalışmasıdır ve hekimlik uygulamasında uyulması gereken. bu süreci eğitim ve bilgi vermek değil. uyarıcı bir yayın yapmaktır. kimi zaman eleştirildiler. Bu ilişki de medyaya düşen görev. gitmeleri gereken yerin bir uzman olduğunu fark ettiler. Bu arada olumsuzluklar olmadı mı? Oldu.

Fakat eleştiri okları kendilerinde yöneldiğinde gazeteciler ve psikiyatristler epeyce farklılaşıyor. Gazeteciler kadar göz önünde değiller yani. Mesleğimizin doğası gereği yaptığımız ya da yapmadığımız işler nedeniyle hep göz önündeyiz. eleştirdikleri medya aracılığıyla medyatik olmaya çalışmayı da yadırgamıyorlardı. Tersine insan sağlığı ile ilgili bu tür yanlışlara medyanın zemin hazırladığının da farkındayım. medyayı eleştirmeyi doğal görmekle kalmıyor. savaş naralarının atıldığı. Çünkü eleştiriye alışığız ama açık değiliz. Hergün bombaların patladığı. Psikiyatristler. Oysa gazeteci doktorlardan izin alarak girmişti ameliyathaneye! Dolayısıyla da mesleki etikten söz edeceksek öncelik tıp etiği olmalıydı bence. O nedenle gazeteci-hekim ilişkisi sözkonusu olduğunda eleştirilen hep gazeteci tarafı olabiliyor. kayda değer eleştirilerle haksız. işimiz üzerine her sözü söyleme hakkını kendinde görür. gazetecilerden farklı olarak eleştiriye hem alışık değiller. ilkel eleştirileri ayırt edebilmek. Bir gazeteci arkadaşımız bir ameliyata girmiş. Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisi olarak. Galiba temel sorunlardan biri bu noktada yatıyor. üzerinde kara bulutların dolaştığı bir ülkede yaşayan insanların duygu ve düşünce dünyalarıyla ilgilenen psikiyatristlerin işi de en az biz gazeteciler kadar zorlu. yerinde. Bir de mesleki taassuptan dolayı kamuya açık alanlarda ve hatta meslek örgütlerinde kendilerini fazla eleştirmiyorlar. Bu da kimi zaman övgüleri getirir ama çoğunlukla eleştirileriz. röportaj yapmıştı. O daha kolay gelebiliyor. haklı. Bunu yapabilmek için de kuşkusuz her söylenene hoşgörüyle. bir hekim örgütünün bildirisini hatırlıyorum. skandalların eksik olmadığı. Keşke gazeteciler ve psikiyatristleri karşı karşıya getirebilsek ve sadece kendilerini eleştirmelerini isteyebilsek… . Önemli olan o eleştirilere açık olmak. Medyayı aklamaya çalışmıyorum. Bu hekimler içerisinde psikiyatristlerin hiç de azımsanamayacak düzeyde olduğunu da söyleyebiliriz. Anlaşılan hekimler. Zaten Türkiye’de kiminle karşılaşsanız gazeteciliği biz gazetecilerden daha iyi bilir. Kimi hekimlerin medyatik olma çabası içine girmeleri! Medyatik olan kimilerinin de orada tutunabilmek için popüler söylemler geliştirmeleri. felaketlerin. subjektif. algılama ve anlama çabasıyla yaklaşmak gerek.Ancak böyle davranırsak o eleştirileri kendimiz ve mesleğimiz için artı değere dönüştürebiliriz. Aslında psikiyatristler de mesleklerin icra ederken diğer hekimler gibi daha öznel alanlarda çalışıyorlar. Psikiyatristlerle ortak noktamız insan. hem de kapalılar. Hatta gazeteciler de birbirini kıyasıya eleştirir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Gazeteci gözüyle medya ve psikiyatri Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Faruk Bildirici Biz gazeteciler eleştiriye alışığız. Maalesef bunu yeterince başardığımızı söyleyemem. hekimler gazeteciyi meslek etiğine uygun davranmamakla suçluyordu.

) iki önemli etkide bulunur. Tabi bu ideoloji ve değer yargılarının örneğin GLBT bireyler ve hakları konusunda ne kadar eşitlikçi ve özgürlükçü olduğu da belirleyici olacaktır. Eleştirel medya okurluğunun en güvenli yolu ise medyanın sunduğu ideoloji ve değer yargısına değil okurun kendi ideolojisi ve değer yargılarına güvenmesidir. Egemen ideolojinin yeniden üretilmesi kitlelerin bu ideolojiyle biçimlenmesi ve tepki vermesi günümüz medyasının temel işlevidir. Okunma. Medyanın toplumu tektipleştirme süreci geniş kitlelere ulaşabilirliğiyle yakın ilişkilidir. tiraj vb. Çerçeveleme: (framing) gerçekte olup biten yerine gerçeğin bir bölümünün algılanmasını ya da gerçeği çarpıtarak algılanan gerçeğin var olan gerçekten çok farklı olmasını sağlamak. Her medya grubu haberlerini kendi kontrolündeki tüm medya kanallarında hemen hemen aynı şekilde verme eğilimi gösterir. en gerici değer yargılarına seslenir ve bunu en kışkırtıcı şekilde vermeye çabalar. bilgi ve olgunluk düzeyine seslenen haber tarzına zorlar. Medyanın haber inşa süreci Haberdar etmekten çok tek tip düşünce ve tepki üreten medya bu üretimi üç temel yolla gerçekleştirir. Çok okunmanın yolu ortalamanın altındaki eğitim. . Sterotip oluşturma: Medya herhangi bir kimlik halini kendi bildiğince şekillendirerek okurun o kimlik hakkındaki bilgi ve değer yargısını inşa eder. Hikayeleştirme: haberin inşa edilirken ana fikir ve temasının amaçlanan bilgiyi biçimlendirecek şekilde inşa edilmesi. Bu değer yargıları sanıldığı gibi hakikati temel almaz.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Psikiyatr Gözüyle Medyayı Okumak Ve Anlamak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Selçuk Candansayar Özellikle yaygın medya ulaştığı toplumun değer yargılarını ve kimlik algısını oluşturur. Bu süreç en muhafazakar haberlerin bile pornografik bir dille verilmesinin önünü açar. maruz kalma oranları (rating. Medya en ilkel.

. p: 57-74. İnsan davranışına ait biyolojik kuramlar her ne kadar gelişim sürecinde olsa da ileriye yönelik araştırmalar ile bu yönde çözümlemeler daha da kolaylaşacaktır. Bununla beraber şimdiye kadar yapılan genetik araştırmalar MAO-A aktivitesinde değişikliğe sebep olan genetik varyantların ve Y kromozomunun şiddet davranışına yönelik etkilerine dair tutarlı kanıtlar sunmaktadır. Şiddet ve agresyonun nedenleri hakkında sosyal öğrenme.and Evidence for Disturbed Monoamine Metabolism. 3:21-26. Am.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Homisid davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Erhan Akıncı İnsan davranışını belirleyen etmenler arasında psikososyal gelişim kadar kalıtımsal özellikler de önemli yer tutmaktadır. (2011) Social Environment Variation. şiddet. psikanalitik ve biyolojik kuramlar öne sürülmekle beraber son yıllarda nörobiyolojik çalışmalar ile genetik etkenlerin şiddet davranışının oluşumundaki rolü ile ilgili veriler mevcuttur. Son yıllarda psikiyatrik bozuklukların ve insan davranışı ile ilgili kuramların nörobiyolojik sebeplerine yönelik çalışmalarda genetik araştırmalar öne çıkmaktadır.G. Genet. Bu sunumda elimizde var olan kısıtlı ve kesin yargılara varmak için görece yeni olan ama faydalı olabilecek homisidal davranış nedenlerine yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. (2010) Violent Crime: Clinical and Social Implications.Simons. Evolutionary and Genetic Explanation of Violent Crime (Chapter IV). etkilenen erkeklerde hafif mental retardasyon ile beraber tecavüz. 52:1032-1039. 2) M. 3) H. (2000) Şiddet ve Agresyonun Nörobiyolojisi: Klinik Psikiyatri. Dopaminerjik sistemin insan vücudunda haz-ödül sisteminin parçası olması ve dopamin salınımı ile öforik duygular oluşturması nedeni ile davranış genetiği çalışmalarında dopaminerjik genler öne çıkmaktadır. . Kromozom anomalileri ve DNA polimorfizmi. Hum. Tuğlu C. SAGE Publications. Am Sociol Rev.J. Kaynaklar 1) Ronal L. Serotoninin inhibitör özellikleri ile davranışların doğal fren sistemini sağlayan nörotransmiter olduğu bilinmekle beraber şiddet ve agresyona yönelik genetik araştırmalarda serotonerjik sistemde önem kazanmaktadır.Brunner et al. 4) Abay E. and Agression: Evidence for the Differential Susceptibility Hypothesis. İnsan Genom Projesinin genetik çalışmalara kazandırdığı ivme ile psikiyatrik bozuklukların etyolojisine yönelik moleküler sitogenetik ve moleküler genetik çalışmalar da son yıllarda artmıştır. dürtüsel şiddet içeren suç davranışında öne çıkmakla beraber gen-çevre etkileşimine dair tutarlı kanıtlar bulunmaktadır. kundakçılık ve teşhircilik gibi belirgin davranış problemlerinin nedeni olduğu belirtilmiştir. 76(6): 833–912. Genetic Localization. (1993) X-Linked Borderline Mental Retardation with Prominent Behavioral Disturbance: Phenotype. 1993 Yılında ilk kez Brunner ve arkadaşları tarafından tanımlanan X kromozom bağlantılı MAO-A aktivitesinden sorumlu yapısal gen polimorfizminin (Xp 11-22).Gottschalk. Şiddet ve agresyona yönelik davranış genetik çalışmaları nörotransmiterler üzerine odaklanmakla birlikte dopaminerjik sistem ve serotonerjik sistem üzerine yoğunlaşmaktadır. Plasticity Genes.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Saldırgan davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serap Özçetinkaya .

Am J Psychiatry. bazı serotonin reseptörleri (5HT1A. diğer ruhsal hastalıklar ve psikolojik stresörlerden bağımsız olarak %30-50 oranında olduğunu göstermektedir (1. 152: 1075–1076. İntihar ve duygudurum bozuklukları klinik olarak birbirleriyle örtüşen tablolar olmalarına ve hatta intihar riskini en çok psikiyatrik bozukluğun artırdığı bilinmesine rağmen. Segal NL. 2). Bu sunumda intihar davranışına yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. Bugün için intihar davranışının psikopatolojilerden ve psikolojik stresörlerden bağımsız bir şekilde birden fazla genin birbiriyle etkileşimi ve çevre faktörlerinin de olaya katılmasıyla çok etkenli bir şekilde kuşaklar arası karmaşık kalıtım yoluyla aktarıldığı düşünülmektedir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Suicid Davranışın Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serhat Tunç İntihar davranışının oluşumunda genetik etkenlerin rolü ile ilgili tutarlı kanıtlar vardır. agresyon gibi kalıtılabilir kişilik özellikleriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir (3). dürtüsellik gibi bazı ara fenotiplerin temelindeki genetik mekanizmaların intihar davranışıyla bağlantılarının gösterilmesi yapısal yatkınlık kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır. suicide. bağlantı (linkage) analizleri ile intihardan sorumlu olduğu düşünülen aday genler tespit edilmiştir. (1995) Attempted suicide among living co twins of twin suicide victims. 3) Brent DA. triptofan hidroksilaz (TPH). (2001) What can psychiatric genetics offer suicidology? Crisis. Araştırma sonuçları genetik faktörlerin rolünün. Bu aday genlerden en önemlileri serotonin taşıyıcı reseptör (SERT). İntihar davranışında genetik etkenlerin rolünü belirlemeye yönelik. and suicidal behavior. evlat edinme çalışmaları yapılmıştır. Am J Med Genet C Semin Med Genet. 133C:13–24.O-metiltransferaz (COMT). Öfke. Daha sonra tıbbın bu alanda gelişmesiyle intihar davranışının hangi kromozom üzerinde yerleştiğinin tahmin edilebildiği gen haritalama işlemi gerçekleştirilmiştir ve ilişkilendirme (association). Farmer A ve ark. 2) McGuffin P. Yani bazı bireylerin yapısal olarak intihar davranışına daha yatkın oldukları ve bu yapısal yatkınlığın dürtüsellik. Sarchiapone M ve ark. monoamin oksidaz A(MAOA). Kaynaklar: 1) Roy A. aile. 5HT2A). Marusic A. Mann JJ (2005) Family genetic studies. . tirozin hidroksilaz (TH) genleridir. 22: 61–65. ikiz. 5HT1B. ilk olarak. katekol. bazı hastaların intihar girişiminde bulunmamaları intihar davranışı için yapısal yatkınlık ya da genetik eğilimin varlığının önemine ve bunun da psikiyatrik hastalıktan bağımsız olduğuna işaret etmektedir.

Uluşahin A (2009) Psikiyatride Uzmanlık Eğitimi.gov. vb. Ülkemizde uzmanlık eğitimine başlayabilmek için Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) yapılmaktadır.http://www. Hergüner S (2006). Ülkeler arasında uzmanlık eğitiminin yapılanmasındaki temel farklılıklar. Eğitimin etkinliği açısından bu müfredatları hazırlayan kurumlar hem bilimsel gereklilikleri hem de kültürel farklılıkları gözetmeye uğraşmaktadır. Macaristan. Child and adolescent psychiatry training in Europe: differences and challenges in harmonization. 20: 413418 . Psychiatric education and training in Asia.) diğerlerinde uygulanmamaktadır.Ülkemizde uygulanan psikiyatri uzmanlık eğitimi. Ülkemizde de benzer bir uygulama görülmektedir. bu süre 3 ve 7 yıl arasında değişmektedir. diğerlerinde tek bir yapı bu iki görevi de üstlenmektedir (2). Ülkemizdeki durumu daha iyi anlayabilmek ve kültürel farklılıkları da dikkate alan etkin bir model oluşturabilmek için dünyadaki diğer psikiyatri uzmanlık eğitim modelleri incelenmiştir.Karabekiroğlu K. Adamowski SE (2003).Yeterlik ve Eğitimin Akreditasyonu. kurumların tarihsel gelişimi ve yerel ihtiyaçlarla büyük oranda değişmektedir (6). Örneğin Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ülkemizde ayrı bir uzmanlık dalı ve Erişkin Psikiyatri Eğitiminde bir rotasyon programı iken Avrupa ülkelerinin üçte birinde Erişkin Psikiyatri Uzmanlığı içinde yer almaktadır (5).10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Dünyada Asistanlık Eğitim Modelleri Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : İshak Saygılı Dünya Sağlık Örgütüne göre “psikiyatri eğitimi”. ülkelerin geliştirdiği sağlık politikaları. 15:467–475 6-Singh B.Tükel R. yöntemini. Eur Child Adolesc Psychiatry. kurumların olanaklarına ve kurumlardaki eğiticilerin nitelik ve niceliğine göre oldukça değişkenlik göstermektedir.Scheiber SC. çağdaş göstergeler ve yerel ihtiyaçlar ve uzmanlık öğrencilerinin talepleri ile uyumlu hale getirme çabası süren bir uğraş olacaktır. Bunun sonucunda. Psikiyatrinin sunduğu hizmetlerde niteliği halen uzmanın eğitimi belirlemektedir. Birçok ülkede bu eğitimin içeriğini. Ng C (2008). Literatürden elde edilen bilgiler ışığında ülkeler arası uygulama farklılıkları dikkat çekmektedir. Alkın T.23) Ankara:Tuna 5.tr/pdfdosyalar/mevzuat/TUEY. Psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli süre ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. (s. Kramer TAM.tuk. yerini ve süresini belirleyen kurumlar bulunmaktadır.WHO. Doğangün B. The implications of core competencies for psychiatric education and practice in the US. Kurumda eğitim alacak kişinin seçiciliğini azaltan bu yöntem eğitim programlarının belirlenmesinde uzmanlık öğrencisinin etkinliğini azaltmaktadır. Bazı ülkelerde eğitim programının hazırlanması ve yeterliliğin değerlendirilmesi ayrı kurumsal yapılar tarafından sürdürülürken. (2005) Atlas: Country profiles of mental health resources. Bu sebeple asistan eğitimini bilimsel. Can J Psychiatry 48: 215-221 3. International Review Of Psychiatry. Ülkemizde de yakın zamana dek psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli toplam süre 5 yıl iken bu süre önce 4 yıla indirilmiştir. Diğer tıp dallarından farklı olarak kurumun teknolojik imkanlarının katkısı sınırlı olmaktadır.pdf 4. ardından kısa süreli değişiklikler yaşansa da son süre 4 yıl olarak belirlenmiştir. Eğitim programının içeriği ve rotasyon süreleri de büyük farklılık göstermektedir. Kaynaklar 1. Yine Avrupa ülkelerinin kabaca üçte birinde eğitim öncesinde bir sınav uygulanırken (Fransa. Çoğu ülke bu ihtiyaçlar çerçevesinde çekirdek müfredatlar hazırlamaktadır.saglik. ruh sağlığı uygulayıcısının yeterli psikiyatrik değerlendirme ile nitelikli ruh sağlığı tedavilerini uygulama kapasitelerini geliştirir ve ruh sağlığı sorunu ve bozukluğu olan geniş bir kitleye kapsamlı tedavi yaklaşımları sunmasını sağlar (1). İngiltere. uygulanan eğitimin temel ürünü olan psikiyatri uzmanlarının donanımı da büyük farklılıklar göstermektedir (4). Ülkemizde psikiyatri alanında uzmanların yetiştirilmesinden ve değerlendirilmesinden Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) sorumludur (3). Geneva: WHO 2.

tr/page.psikiyatri.org.http://www.7.aspx?menu=114 .

%21’i fiziksel şiddete maruz kaldığını söylemiştir. alınan eğitim kurumundan. Anket sosyodemografik bilgiler. bireysel süpervizyon alabilmede eksiklikler tanımlanmış. . Sonuçlarda özellikle psikoterapi eğitimlerinde.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Türkiye Psikiyatri Asistan Profilinin İncelenmesi Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Necip Çapraz Türkiye’de psikiyatri uzmanlık eğitimi uzun yıllardan beri verilmektedir ve başarılı sonuçların yanı sıra gerek teorik alanda gerekse de pratik alanda eksiklikler göze çarpmakta ve bunlar tıpta uzmanlık öğrencileri tarafından dile getirilmektedir. iş yoğunluğu ve eğitici sayısının yetersizliği ise eğitim eksikliğine gösterilen en sık nedenlerin başında gelmiştir. Sonuç olarak ülkemizde psikiyatri eğitimi sürecine eğitim alanların. yani asistanların. Daha güncel bir sorun olarak ise katılımcıların %72’si sözel şiddete maruz kaldığını söylerken. Psikiyatri uygulamasının en önemli ayaklarından biri olan psikoterapi gerek teorik gerekse de pratik olarak verilememektedir. Katılımcıların %80’i performans sisteminin uzmanlık eğitimini olumsuz etkilediğini söylemiştir. genel olarak psikiyatri eğitiminden. psikiyatri uzmanlık eğitiminin durumunu ortaya koymayı. psikiyatri eğitimi veren kurumlardaki gönüllü temsilcilere basılı olarak gönderilmiştir. Katılımcıların %95’i de psikoterapi eğitimlerinin Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından desteklenmesi ve verilmesi gerektiğini belirtmiştir. katılımı konusunda hala eksiklikler mevcuttur. yıllık izin kullanamama. Türkiye Psikiyatri Derneği’nden beklentileri değerlendirmeyi. Özlük haklarıyla ilgili yaşanan sorunların başında nöbet ertesi izin. Asistanların %60’ı özlük haklarıyla ilgili sorun yaşarken. genel memnuniyeti ölçmeyi amaçladık. Değişen sağlık sistemi hekimlerin hem hizmet üretiminde zorluklara neden olmakta hem de aldıkları eğitimin niteliğinde belirgin düşüşlere neden olmaktadır. %70’i ekonomik zorluk yaşadığını. nöbet ücreti ve ek ödemeler gelmiştir. Bu çalışmada Türkiye’deki psikiyatri asistan hekimlerinin genel bir profilini elde etmeyi. Türkiye Psikiyatri Derneği Psikiyatride Asistanlık Çalışma Birimi içinde kurulan bir grup tarafından hazırlanan anket formları. %85’i ise geleceği planlamada güçlük yaşadığını belirtmiştir. eğitim alınan kurumun yapısal ve eğitim içeriği özellikleri. asistanlık özlük hakları konusunda sorunların ortaya çıkarılmasını hedeflemiştir.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Tıpta uzmanlık eğitiminin dünü ve bugünü Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Raşit Tükel .

neurobiyolojik mekanizmalar. Methodolojik olarak agresyon araştırma modelleri değişik bilimsel yaklaşımlar içermektedir. Bu yolları 4 ana başlık altında toplayabiliriz: (1) Maddelerin kullanımı veya yoksunluk durumları beyin mekanizmalarını direkt olarak aktive ederek agresyona neden olurlar. Halbuki insanlarda yapılan araştırmalar çoğunlukla alkol ve uyuşturucu aldıktan sonra ortaya çıkan agresif davranışların sıklığını ölçmek ve nedenleriyle ilişkilendirmeyi hedefleyen çalışmalardır . Ancak bu durum özellikle gecmişlerinde agresif davranısları olan insanlar içi geçerlidir. Deneysel ortamlarda doğru sonuçlar elde etmek için agresyonun sınırlanmamasının doğuracağı deneklerin zarar görebilme ihtimali bu çalışmalarda oluşan etik ikilemdir. Agresyon ve şiddet davranışları ile ilgili çalışmaları gözden geçirdiğimizde hayvanlarla yapılan sistematik deneysel çalışmaların öncelikli amacının agresif davranışların yakın ve uzak nedenlerini araştırmak olduğunu görürüz. Bu durum özellikle yoksunluk bulguları şiddetli olan eroin ve kokain kullanıcıları için geçerlidir. Geçmişte çevresel şartlar hoş olmayan şekillerde düzenlenerek deneklerde agresif ve defansif davranışlar oluşturularak yapılan bilimsel çalışmalardan elde edilen veriler kullanılıyordu. Bağımlılık yapan psikoaktif maddelerin her biri farmakolojik özellikler. Bu maddelerin tek başlarına veya alkol ile birlikte kullanıldıklarında oluşan tahripkar davranışlardan hemen bir sonuca varmak yanlış değerlendirme olacaktır. Deneysel çalışmalar için karşımıza çıkan bu kısıtlamaları göz önüne aldığımızda uyusturucu ve alkol kötüye kullanım ve bağımlılığı ile insanların agresif ve şiddet içeren davranışların araştırılması için yapılacak olan çalışmaların etiyolojik. Ancak gerek insanlarda gerekse hayvanlarda agresyonun araştırılmasına yönelik deneysel çalışmaları yapmak aynı zamanda etik bir ikilemi de beraberinde getirir. . Her bir uyuşturucu madde doğrudan veya dolaylı olarak değişik yollarla agresif ve şiddet içeren davranışları etkilerler. Şiddet ve agresif davranışların nedenlerine yönelik yapılan çalışmalar araştırmacıların ilgi odağı olmuş ve bazı deneysel çalışmalar yapılmıştır. yemek ve uyaran kısıtlanması gibi major çevresel manipulasyonlar şeklindeydi. Hic bir genel prensip bu maddelere uygulanamaz. (3) Özellikle halüsünojen ve alkolün intoksikasyon durumlarında ortaya çıkan agresif davranışlar. (2) Yoksunluk durumunda olan bağımlıların madde arayışı içerisindeyken gösterdikleri agresif veya şiddet davranışları. nörolojik ve çevresel-psikolojik boyutlarda ele alınması gereği ortaya çıkar. Diğer panelistlerin ve dinleyicilerin katılımı ile konuyu geniş bir şekilde ele alsacağımızı düşünüyor ve sizleri panelimize davet ediyorum. bagımlılık yapma potansiyelleri. yasal ve sosyal kısıtlamalar.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddet Davranışının Ele Alınması ve Tedavisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Ayhan Kalyoncu Şiddet. aslında toplumumuzda yaşamın her alanında sıkça baş vurulan bir hareket tarzı olmasına rağmen söz konusu uygulayanlar bağımlılar olduğunda biz psikiyatristler dahil herkesin tepkisi ne yazık ki abartılı şekilde olumsuz olmaktadır. (4) Ekonomik değerleri yüksek olan eroin ve kokain gibi uyuşturucaların ticaretine bağlı yasadışı süreçlerde ortaya çıkan agresif davranışlar ve şiddet. 1960 lı yıllarda bilimsel araştırmalarda uygulanan agresyon modelleri deneklerin tehlikeli durumlara maruz bırakılmaları. elektrik şok uygulamaları. Bu yaklaşımlar etholojik nörolojik ve çevresel-psikolojik araştırma geleneklerinden kaynaklanır. kullanıldıklarında oluşan beklentiler ve kültürel gelenekler acısından birbirlerinden farklıdırlar. Yaklaşık 25 yıldır bağımlı hastalarla çalışan bir meslektaşınız olarak kanıtlara ama özellikle kendi deneyimlerime dayanarak konuşmamı yapacağım. verilen ödüllerin ellerinden alınması.

. Son olarakta günlük meslek pratiğimizde karşılaştığımız bağımlı hastaları özellikle poliklinik şartlarında nasıl yönetebileceğimize dair örnekler üzerinden klinik deneyimime dayalı vereceğim önerilerle konuşmamı sonlandıracağım.Konuşmamın kalan bölümünde sıra ile her bir psikoaktif maddenin ayrı ayrı agresyon ve şiddet ile olan ilişkisini değerlendireceğim ve bağımlı hastalarca uygulanan şiddetin tedavisi için etkili yaklaşımlardan bahsedeceğim.

Weiner DA.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddetin Öngörülebilmesi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Figen Karadağ Sağlık çalışanlarının yarıya yakının kariyerleri boyunca şiddette maruz kaldıkları bildirilmektedir. 2005.911. Psikiyatri bozukluklar ve şiddet arasındaki ilişkiyi anlamak için geçmiş şiddet öyküsü. Teplin LA. McClelland GM.8. BMC Psychiatry. Bu konuşmada madde kullanımı ve şiddet arasındaki ilişkiyi etkileyen faktörler ile şiddete uğrama ve şiddet gösterme arasındaki ilişkiye de değinilecektir. Çocuklarda ve ergenlerde erken emosyonel ve davranışsal problemler hem kabadayılık gösterme. Yapılan çalışmalar geçmişte şiddete uğramanın gelecek yaşamda da şiddete uğramak niçin risk faktörü olduğunu göstermektedir. . Abram KM.62:911–921.1001/archpsyc. Arch Gen Psychiatry. madde kullanmak ve şiddet suçu işlemek yeniden şiddete maruz kalmanın göstergesi olarak bulunmuştur. Risk factors for criminal recidivism -. erkek cinsiyeti. Üstü kapalı göstergeleri de ayırt etmek önemlidir. madde kullanımı ve zorlayıcı yaşam olayları ile arasındaki ilişkiyi incelemek gerekir. Şiddetin her zaman hastanın bizzat tehdit etmesi kadar açık olmayabilir.62. Bazı çalışmalarda erken dönemde şiddete maruz kalma. 2012 Aug 15. Crime victimization in adults with severe mental illness: comparison with the National Crime Victimization Survey. Berglund M.12(1):111.a prospective follow-up study in prisoners with substance abuse. hem de şiddete maruz kalma için risk faktörleri olarak gösterilmektedir. doi: 10. Kaynakça: Hakansson A.

Athanasiadis’in (1999) bir gözden geçirme çalışmasında. etkileşim içerisindedir (ICAP.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Şiddet ve Şiddetin Alkol ve Madde Kullanımıyla İlintisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Levent Tokuçoğlu Kişilerarası şiddet ve alkol-madde kullanımı büyük bir toplum sağlığı sorunudur ve kullanıcıların. evdeki çocukları ve yaşlıları da kapsayabilir (Zilberman. Şiddetle alkol-madde kullanımı arasındaki bağlantılar karışık olsa da. “Resmi kayıtlara göre” her gün 5 kadından 2'si şiddet görmekte ve günde ortalama 5 kadın hayatını kaybetmektedir. 2007 Zilberman ML. Dr. ayrıca amfetamin. kültürel ve toplumsal olarak veya bir topluluğu dahil olma (örneğin. Şiddet çok sayıda ve karmaşık nedeni. Centre for Public Health Liverpool John Moores University WHO Collaborating Centre for Violence Prevention. kokain ve krak kokain. Yabancıların “domestic violence” ve “intimate partner violence” dediği şiddet. alkol ve madde kullanımıyla karşılıklı bağlantıları üzerinde durulmaya çalışılacaktır. Dürtüsel olanlarında otonom yanıtın yüksekliği ve beyinde prefrontal bölgeden limbik bölgelere doğru uzanan bir denetim ya da “fren” düzeneğinde.org. Toplantıda şiddetin tanımlamaları yapılarak. holiganlık. alcohol and substance abuse. Dünyada bir yıl içerisinde yaklaşık 1.uk (Son erişim tarihi: 24. “top-down” denetim düzeneğinde bir bozukluk olabileceği belirtilmektedir (Siever 2008). Syed Q (2009). Ülkemiz İçişleri Bakanlığı’na göre son 7 yılda eşi/eski eşi tarafından öldürülen kadın sayısı yüzde 1400 artmıştır. toplum ortalamasından daha yüksek olduğu belirtilmektedir (Atkinson 2009). Rev. siyasi inançlar) sebebiyle karışılan şiddet davranışları. Hughes K.5 milyon insanın şiddet nedeniyle öldüğü belirtilmektedir (WHO 2007). www.08. Bras Psiquiatr. toplum kıyımlardaki ölümler dahil değildir. bu bağlantının çok yüzlü ve karmaşık yanını nedensel olarak araştırmış çok az sayıda çalışma mevcuttur.2012) Siever LJ. Anderson Z. saldırganlığın nedeni (tıbbi durumlar veya madde etkisi). WHO. cinsel. ekonomik. Bireysel. maddenin ya da ilaçların etkisi altındayken şiddet edimi. Ayrıca ülkemizde son zamanlarda çokça karşılaştığımız bir şiddet türüne dikkat çekilmeye çalışılacaktır: Eş/eski eş şiddeti. Levent Tokuçoğlu Kaynaklar    Atkinson A. anabolik androjen streoidler. bir eşin diğerine karşı şimdide veya geçmişte bir zamanda fiziksel. Bellis MA. 27 (Suppll II): S51-5 . 2011). kültürel. Daha geniş bir bakış açısıyla bakıldığında. saldırganlığın türü (fiziksel veya sözel ya da doğrudan veya dolaylı). Neurobiology of Agression and Violence. Blume SB. bu ev içi şiddet. gerek şiddet faili gerekse kurban olma olasığının. Bu rakamlara savaşlar. biyolojik. 2005). duygusal cürüm işlemesi halidir. Geneva. sadece bireysel şiddeti içeren rakamlardır. toplumsal. Sumnall H. ruhsal bakış açılarını da içerecek şekilde. 2009. maddeyi temin etmek amacıyla şiddet davranışı ve hatta şiddet mağduru olduktan sonra madde kullanımına başlamak gibi çok sayıda karşılıklı ve birbirinin nedeni ve/veya sonucu olabilecek öğe mevcuttur. biyolojik ve ruhsal-toplumsal nedenlerin hepsi karşılıklı ve önemli bir ilişki. 2005. benzodiazepinler ve kannabisin şiddet davranışlarıyla ilintili olduğu bulunmuştur. düzenekleri içeren bir fenomendir. Ayrıca saldırganlık kasıtlı ya da dürtüsel olarak da sınıflandırılabilir. Switzerland. alkolün ana risk etkeni olduğu. Alkol ve madde kullanımı ile şiddet arasında belirgin ilişkiler olsa da. Şiddetin özgül bir türü olan saldırganlık çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir: saldırganlığın hedefi (kendine dönük veya başkasına yönelik). Am orld Health Organization: Third Milestones of a Global Campaingn for Violence Prevention Report 2007: Scaling Up. eşhastalık (comorbidity) bağlamında psikiyatrik hastalıklarla madde kullanımı. Domestic violence.chp. toplumsal. Örneğin.

ICAP Blue Book. alcohol and violence. 281-286 . Washington DC Athanasiadis L. 12. 2011. Current Opinion in Psychiatry.  ICAP. (1999) Drugs. International Center for Alcohol Policies . 2011.

American Psychiatric Publishing. Destekleyici Psikoterapi ile başlayan spektrumdan psikoanalize doğru ilerlenirken bu yelpazede destekleyici-açıklayıcı ve açıklayıcı-destekleyici psikoterapileri içerir. Destekleyici psikoterapi ise belirli bir hasta grubunun tedavisin de kullanılan özgül bir terapi yöntemidir (1). 2004. Rosenthal RN. diğer ucunda da psikoanalizi içeren açıklayıcı psikoterapinin bulunduğu bir spektrum olarak ele alınabilir. terapistin başvurana karşı düzenliliği. düşünceler. gereksinimler ve çatışmalarla ilgili içgörü gelişimi ve hastanın bilinçli olarak bu çatışmaları çözme ve daha iyi bir şekilde bütünleştirme girişimini izleyen bir süreç yoluyla kişilik değişimini amaçlayan çeşitli yaklaşımlar için kullanılan ortak bir terimdir. Destek. Washington. Hastaların çoğunun tedavisi destekleyici ve açıklayıcı unsurların birlikteliğini gerektirir (2). Introduction to supportive psychotherapy. Her ne kadar bu iki psikoterapi spektrumun sınırlarını belirliyor olsa da. güvenilirliği ve dikkatliliği ile karakterize ve her psikoterapinin temelinde yer alan bir tekniktir. Destekleyici Psikoterapi. Spektrumda sağa doğru ilerledikçe psikoterapiler arasındaki farklar bulanıklaşır ve birbirinden ayırt etmek zorlaşır. Winston A. Kaynaklar 1. Psikoterapinin destekleyici biçimleri de hastanın kendi zihinsel süreçleri hakkında farkındalıklarını genişletebilir ve bu nedenle açıklayıcı tekniklerin unsurlarını kullanmayı gerektirebilir. zaman zaman birbirlerinin tekniklerinden yararlanabilirler. DC. . Alptekin K.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Psikoterapiler Yelpazesinde Destekleyici Psikoterapi’nin Yeri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Halis Ulaş Bireysel psikoterapiler bir ucunda destekleyici psikoterapinin olduğu. S: 5-6. Ulaş H.2(2):3540 2. Pinsker H. Açıklayıcı psikoterapi terimi hasta ve terapist arasındaki ilişkilerin analizi ve daha önce tanınıp anlaşılmamış duygular. Herhangi bir psikoterapide kullanılan destek ile destekleyici psikoterapinin arasındaki ayrımın belirlenmesi oldukça önemlidir. Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2009.

hastanın kişiliğine saygı gösterme ve hastaya bir erişkin olarak hitap etme terapötik işbirliği ve hastanın benlik değerinin artması için özen gösterilmesi gereken konulardır. ancak eş zamanlı olarak aynı savunmayı hem destekleyip hem de sorgulayamaz. DP’de olumsuz duygular tanınıp tartışılırsa. dış dünyayla kurulan bir bağlantı hatta dış dünyanın temsilcisi anlamına gelir. yinelemeyi en aza indirmek. yargılayıcı bir dil kullanmaktan kaçınma. Savunmalar. Gelişimsel kökenlere inmek öncelikli amaç değildir. hasta düşmanca duyguları terapistin rahatça ele alabildiğini yaşantılar ve bir anksiyete kaynağı giderilir. . Sessizlik olduğunda da terapist çok beklemez. hastanın güncel işlevselliğinin ne durumda olduğu. 2012. DP ile tedavi edilen pek çok hasta. Son görüşmeden bu yana hastamın yaşamında ne olup bittiği. kabullenme. Terapist olumlu duyguların gelişimini teşvik eder. bir savunmayı destekleyebilir ya da sorgulayabilir. yalnızca uyumu bozucu nitelikte ise sorgulanır. Kaynaklar Kaptanoğlu C. Hastanın gerçekliği değerlendirmesine yardımcı olur. yani yöntemleridir. Aktarım ister olumlu ister olumsuz olsun. gerçeklik unsurlarından sonra gelir. daha aktif. içgörüye yönelik ya da açıklayıcı terapide de en çok destekleyici olan etkendir: Hastaya duygularının ve açmazının anlaşıldığını göstermek. empati kurma ve bunu gösterme. özgül sorular yerine genel soruları tercih etme. DP. olumlu tepkiler ortaya çıkaracak sorular sorma. belirtileri düzeltmek. kronik hastalığı olan. Hasta uzun konuşmakta serbest olmakla birlikte. Destekleyici terapist açıklayıcı terapiste göre daha “gerçek”. Aslında DP’de en çok destekleyici olan etken. hasta yıkıcı eyleme dökmelere girerse ya da terapiyi bırakması söz konusu olursa yorumlanır. İlişkinin aktarımsal unsurları. onarmak ya da sürdürmek. duygulanım ventilasyonuna ve bir yönlendirici teknik olan duygulanım kontrolüyle denge içinde dışavurumuna cesaretlendirilir. görece sağlıklı bir kişinin bir yaşam olayıyla başa çıkmasına yardımcı olmak için doğrudan girişimlerde bulunan bir ikili (dyadic) tedavidir. Hasta. DP’de de aktarım ortaya çıkar ancak tartışılmaz. ancak terapiye önemli oranda engel olarak görülürse. yaşam koşulları yetersiz kişilerdir. benlik saygısını. kendini daha çok açığa vurma eğiliminde ve genellikle daha konuşkandır. görüşmeler sırasında hükmedici. Açıklayıcı psikoterapide. Hastayla ilgilenme. semptomatolojisi. Ayrıldıkları nokta bu amaçlara ulaşma yolları. aktarım analiziyle hastanın iç dünyası anlaşılır. Aslında içgörüye yönelik psikoterapi ile DP’nin ulaşmayı hedefledikleri amaçları arasında fark yoktur. hastanın öyküsü her seanstan önce gözden geçirilmesi gereken konulardır. terapistin girişimlerinin planlı ve özgül bir hedefi başarmaya yönelik olarak tasarlandığı. Terapist. aktarım ve karşıaktarımın güncel durumu. tanısal değerlendirmeye dayalı bir tedavi yaklaşımıdır. ego işlevlerini ve uyum becerilerini geliştirmek. Ankara. ortak amaçları olan iki erişkinin ilişkisidir ve hastaterapist etkileşimi karşılıklı konuşmaya dayalıdır. hasta için denge figürü. ılımlı pozitif aktarımı destekler. Destekleyici bakış açısından hasta-terapist arasındaki ilişki. Terapist.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Temel İlkeleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Leyla Gülseren Gerçekte psikodinamik psikoterapi türlerinden biri olan destekleyici psikoterapi (DP). monolog yapması beklenmez. TPD Destekleyici Psikoterapi Eğitimi Ders Notları. DP’de bilinçli sorun ve çatışmalar ele alınırken bunların altında yatan bilinçdışı çatışmalar ve kişilik özelliklerine yönelik girişimde bulunulmaz.

Winston A. H. Kuramı ve Uygulaması (Çev. Routledge. İstanbul.Pinsker H (1997) A Primer of Supportive Psychotherapy. A. Maraş). Tuna Matbaacılık. Eylül yayınları. Pinsker H (2004) Destekleyici Psikoterapiye Giriş (Çev. New York. Eşsizoğlu. A. Ankara. C. . 1994. Rosenthal RN. Atalay). Kaptanoğlu. 2011. G. Wallace ER (1983) Dinamik Psikiyatri. Güleç.

netleştirme ve yorumlamanın dışındaki destekleyici yöntemler olan telkin. telkinin psikanalitik kurama göre nasıl etki ettiğinin açıklanmasına çalıştılar. Erken dönem psikanalistlerin destekleyici tedavi yöntemlerine karşı olumsuz tavırlarından uzaklaşan ilk analist eksik yorumlamanın etkisi anlamaya odaklanan Glover’dır. Bu dönem psikanalistlerine göre gerçek tedavi sadece psikanalitik yöntemler yoluyla mümkündü. manipülasyon ve abreaksiyonu tanımladı. O dönemde destekleyici terapi psikanalizin tam karşıtı olarak görülmüştü.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Volkan Topçuoğlu Psikanalizin ilk uygulayıcıları elde ettikleri tedavi başarılarının telkine dayalı olması suçlaması ile tekrar tekrar karşılaştılar. 1954’de Knight klasik yöntemlerle tedavi edilip kötüleşen hatalardan yola çıkarak bazı hataların destekleyici yöntemin gerekli olduğunu savundu. . Aynı yıl Bibring klasik analitik yöntemler olan yüzleştirme. 1946’da Alexander’ın içgörüye psikanalizde fazla önem verildiğine dair görüşü ise bir dönüm noktası kabul edilebilir. 1960’lı yıllarlın ortalarına gelindiğinde artık yapısal değişim sağlayan tek tedavinin psikanaliz olmadığı yaygın kabul görmekteydi. Bu nedenle psikanalistler psikanalizin ilk yıllarında destekleyici yöntemleri kendi yöntemlerinden ayırmak için büyük bir çaba gösterdiler.

şiddetin çocuğu olabilirsiniz. cinsel ilişkiye zorlanmış veya cinsel şiddetin başka biçimlerine maruz kalmıştır. öğretmenler. Oturum. her yıl. güven ve güç ilişkileri bağlamında insan sağlığı.000’den fazla çocuk öldürülmektedir ve şiddet sonucu meydana gelen yaralanmalar nedeniyle hastanede tedavi altına alınan çocuk sayısı 1-2 milyondur. BM. ihmale ve istismara. Ağustos 2006. aşırı hareketlilik gibi belirtiler ortaya çıkmakta. Kendisi şiddete uğrayan çocukların şiddet uygulayıcısı olma olasılığı daha yüksektir. etrafında oluşturduğu karışıklık ve korku ile güç gösterisi yapar. cinsel istismara. mutsuzluğun. Korkutarak yaptırım uygulama alışkanlığı toplumumuzda maalesef yaygındır. çocukların ¾’ü anne karnından başlayarak annenin uğradığı şiddete ortak olmaktadır. hakkında açık ve dürüst konuşulamaması. Literatür: -Birleşmiş Milletler Çocuklara Yönelik Araştırması için Bağımsız Uzman Raporu. gelişmesi veya onuru açısından fiili veya potansiyel zararla sonuçlanan her tür fiziksel veya duygusal kötü muameleyi. yaşamı. Çocuklara yönelik şiddetin çoğunluğu çocukların en yakınındaki kişilerden yani anne. Evden kaçan çocuğun durumu acilen değerlendirilmeli. istismar edilen cinselliği nedeniyle kendini utanç içinde. okul arkadaşları. yalnızlıktan doğan öfkenin. insanı insanlığından çıkaran yok edici eylemlerdir. Aile içinde şiddet ve istismar gördüğü için sokağa kaçan. Suça. Şiddete uğrayan çocuklarda mutsuzluk. 61. genci çok çeşitli sorunlar beklemektedir. Ülkemizde yaşanan hızlı toplumsal değişimler. çetelerin baskısına. sosyoekonomik güçlükler ile ilişkili olarak çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları klinikleri başvurularında aile içi şiddete. şiddetin ortadan kaldırılması-kaldırılamaması değil. Eğer sevgi birliğinin çocuğu değilseniz. Bunun için evden kaçan gençlerin ve ailelerinin değerlendirilmeleri ve desteklenmeleri amacıyla kullanılabilecek yataklı kurumlara acil ihtiyaç vardır. ticari veya başka amaçlı sömürüyü kapsar. gelecek beklentisinde azalma. Ev içi şiddet (domestic violence) durumunda. sorumluluk. sokakta karşılaştığı insanlardan kendine yeni aileler oluşturmaya çalışan çocuğu. kaygının. bağlılığın olmayışı amaçsız yalnızlığı ve buna bağlı öfkeyi ortaya çıkarır. hızlı kentleşme. madde kötüye kullanımına açık durumdadır. dünyada 50. Çocuk. cinsel istismar ve ihmali veya ihmalkar davranışı. kendiliğini. Sokakta kalma süreci arttıkça geri dönüşümsüz sorunlar ortaya çıkacaktır. Dünya Sağlık Örgütüne göre şiddet. Ailede sevgi ikliminin. bilincin yeterince aydınlatmadığı alacakaranlıkta ortaya çıkan. Şiddet ve istismar üreten aile dış dünyaya kapalıdır. Öfke kolayca şiddet davranışına dönüşebilir. Cinsel istismar çoğu kez gizli kalır. işverenler ve çocuk bakıcılarından kaynaklanmaktadır. çocuk cinsel istismarı ile ilişkisi. baba. umutsuzluk. özünü kaybedebilir. Bu sunumda şiddetin doğası. değersiz algıladığında. Birleşmiş Milletlerin Çocuğa Yönelik Şiddet Araştırma Raporuna göre (2006) (UNVAC). şiddetin görmezden gelinerek yok sayılması. okullarda akran grubunun. Bizim için asıl sorun. ortaya çıkmaması. . Bildirilen olguların gerçekleşenlerin %15’i olduğu tahmin edilmektedir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Şiddet ve Çocuk Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Behiye Alyanak Şiddet. Yine aynı araştırma raporuna göre 2002 yılında tüm dünyada yaklaşık 150 milyon kız ve 73 milyon erkek çocuk. alkol madde kullanımına ve suça yatkınlık görülmektedir. bütünüyle kötü. zorbalığa uğrama şikayetleri günden güne artmaktadır. geniş aile ve sosyal kurumlar içinde güvenli yaşam alanı oluşturulmalıdır. ruhları ve yaşamları yok eden şiddete seyirci kalınmasıdır. Genel Kurulu. Yapamadığımı yıkarım diyen şiddet. töre cinayetlerine varan şiddet boyutu ve şiddetin nasıl çözümlenebileceği ile ilgili bir çerçeve verilecektir.

Cox R. Hasselman F. Peterman F:Emotion Regulation and Childhood Aggression: Longitudinal AssociationsChild Psychiatry Hum Dev 10578-612. Granic I: A characteristic destabilization profile in parentchild interactions associated with treatment efficacy for aggressive children.16(3):353-79. 2012. 2012. Pepler D. . Koglin U. Nonlinear Dynamics Psychol Life Sci. -Röll J.-Lichtwarck-Aschoff A.

sınıf. (kendi güçlü ya da güçsüz yönleriyle) aslında son tahlilde eşit olan iki cins arasında. farklı ama görece eşit silahlarla bir çatışma mıdır? İktidar ve kontrol mekanizmalarının. .Ya da o erkeğin ait olduğu kültür.Şiddet. dozunun artırarak devam ettirmesini sağlayan. ruhsal “sapkınlığı”ndan mı kaynaklanır? . her daim “süreklilik” niteliği taşıyan bir eylem. ulus.Erkek şiddetini ve kadınların bunu kabullenişini genlerle. bu sürecin uzamasında ortak ya da farklı açılardan etkileri neler? Erkeğin “normal” bir davranış biçimi olarak gördüğü şiddeti. görenek. hormonlarla açıklayabilir miyiz? .10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Şiddet Sürecinin İki Tarafı Olarak Kadın Ve Erkek Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hülya Gülbahar Erkeğin kadına karşı şiddeti. şiddete tahammül eşiğini yükselterek boyun eğmeye devam etmesini sağlayan dinamikler var mı? Tüm dünyada ve ülkemizde kadına karşı şiddetin arttığı bir konjonktürde. din.Şiddet. Bu zeminin. öncelikle erkek şiddetinin nedenlerine yönelik kimi yaygın önkabulleri sorgulamadan oluşturulabilmesi mümkün mü? Örneğin.Şiddet. bilgi ve deneyim alışverişi yapmak. eşini “döven” kocanın. erkeğin alkol vb.Şiddet. bağımlılıklarından. şiddete maruz kalan bireyin ise. güçsüz ya da “güçsüzleştirilmiş” bir erkeğin doğal bir refleksi midir? . bu sorular üzerine daha derinleştirilmiş araştırmalar/tartışmalar. kadınların da “normalleştirme” süreci var mı? Şiddet uygulayan birey açısından. alışkanlık vb. ile? . giderek daha büyük bir önem kazanıyor.Ya da farklı cinsler olarak “yaratılmış” ve farklı işlevlerle “donatılmış” olmalarıyla? . bir süreç… Bu süreci taraflar nasıl algılıyor? Şiddetinin her iki tarafının. hizmet ve itaat ilişkilerinin bu süreçte rolü var mıdır? Soru çok! . gelenek. bu şiddeti. Ama bu arayışı oturtacak sağlam bir zemin gerek. oğullarına/kızlarına bıraktığı uğursuz bir miras mıdır? .

Özellikle son zamanlarda ülkemizde değişik bir şiddet şekli olarak hekime yönelik şiddet ortaya çıkmış ve ölüme kadar giden tatsız olaylar olmuştur. Özellikle savaş teknolojisi ve silahların gelişmesi ile şiddetin sınırı sonsuza kadar uzanmaktadır. Bu tür şiddetin son zamanlarda artmasında ülkenin sağlık sisteminde aşırı bir değişime gidilerek çok fazla hastanın kısa sürede bakılması dolayısıyla hastaya yeterli vakit ayırılamaması. Bunun pek çok nedeni vardır ve çok etraflıca araştırılması ve önlenmeğe çalışılması gereklidir. Bu tür şiddeti önlemek daha zor olacak gibi görünmektedir. Bu artışın nedenleri yoğun ve hızlı göç. Yüzyıl önce yapılan bir savaşta sadece çarpışan askerler ve çarpışma yeri civarının şehirleri etkilenirken bugün tüm dünyayı ve insanlığı yok edebilecek silah ve teknoloji mevcuttur. devletin gücünü yeterli gösterememesi veya göstermeğe çalışırken kendisinin şiddete başvurması gibi çok farklı olabilmektedir. Bu kötü gidişe son verebilmek için düşünsel olarak şiddete karşı çıkan insanların artması ve hümanistik bir düşünce biçimini yaymağa çalışması ne yazık ki toplumda yeterli karşılık bulamamaktadır. Ülkemizin geleneksel eğitim ve davranış biçimleri arasında şiddetin belli bir yerinin olması da şiddet davranışını artırmaktadır. yerleşilen şehire ve kültüre uyum sağlayamama. Bu nedenler bilimsel olarak araştırılmalı ve ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Savaş benzeri kitlesel şiddetin yanı sıra kişisel şiddet de son zamanlarda giderek tırmanmaktadır. Ne yazık ki bu davranış biçimi insanlık geliştikçe azalmamış. Sonuç olarak her hastaneye çok sayıda polis koymak mümkün olmadığı gibi saldırganların zaman zaman polise de saldırdığını unutmamak gerekir. öfke giderici önlemlerin alınamamış olması gibi pek çok neden vardır. Özellikle psikotik ve antisosyaller olmak üzere hastalarımızın başta biz psikiyatri uzmanları olmak üzere hastalıkları nedeni ile hekimlere yönelttiği şiddet davranışı. Bu olaylar o kadar yoğundur ki bu konuşmayı dinleyen veya okuyan meslektaşlarımız arasında bile şiddete maruz kalanlar mutlaka mevcuttur. ancak geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde durum daha kötüdür. Hekime yönelik şiddeti biz psikiyatristler açısından ikiye ayırarak incelemek daha doğru olacaktır. eğitim ve buna bağlı çözüm bulabilme yeteneği eksikleri.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Meslektaşlara Yönelik Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hüsnü Erkmen İnsanlık tarihi boyunca şiddet tüm toplumlara etki yapmış bir davranış biçimidir. Teknik gelişmeler şiddetin daha etkin ve kötü sonuçlar veren bir boyut kazanmasına neden olmuştur. Ne yazık ki ilk akla gelen önlemler polisiye tedbirler ile olayları yatıştırmağa çalışmak olmaktadır. yasaların yetersiz kalması. kendisini engellenmiş hissetme. bireysel şiddet bazen çok yükselse de nispeten kontrol altına alınmaktadır. hastane idarecilerinin tecrübesizliği gibi faktörlerin yanı sıra hastane fizik şartlarının kötülüğü. Ancak son zamanlarda ülkemizde gelişen bir başka hekime yönelik şiddet şekli ise hasta ve yakınlarının isteklerinin yerine getirilmemesi veya yapılmağa çalışılan işlemin yanlış anlaşılması gibi nedenlerle hekime yönelen şiddet davranışıdır. İleri ülkelerde gerek insanların şiddete başvurmadan sorun çözmeği öğrenmesi gerekse de devletin kontrolünün daha etkin olması sonucu. bu mutlaka gerekli bir yaklaşımdır ancak olayların pek azı bu yöntem ile bastırılabilir. Bunları psikiyatrik ölçüler içinde ele almak ve değerlendirmek daha doğru olacak ve özellikle psikiyatristlerin eğitimle kazanacakları yeteneklerle önlemek nispeten kolay olacaktır. artmıştır. . Bu tür şiddet çok eskiden beri tüm toplumlarda olmuştur ve özellikle daha yaşlı psikiyatristlerin hatırlayacağı bir çok meslektaşımız bu tür saldırılarla hayatlarını kaybetmiş veya yaralanmışlardır. Ülkemiz de bu şiddet salgınından nasibini fazlası ile almıştır. Bu ülkelerde özellikle alt toplum katmanlarında şiddet neredeyse tek iletişim şekli halini almaktadır.

Hastane ve sağlık kurumlarında olabilecek her türlü şiddet davranışının cezasını artıran yasal düzenlemelerin de yapılması gereklidir. Sonuç olarak hekime yönelik şiddeti önlemenin birinci adımı sosyolojik. Nedeni bilinmeden sorun çözülemeyeceği gibi var olduğu düşünülen sorun ve çözümlerinde bu araştırmalar sonucunda farklı sonuçlar ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir. Tüm sağlık çalışanlarının şiddetten uzak bir çalışma ortamına kavuşması dileği ile . Bilimsel olmayan yöntemlerle yapılacak çözümler sorunu daha karmaşık hale getirebilir. uzun vadeli çözüm için ise özellikle kitle eğitim araçları ile bu davranışı değiştirmeğe çalışmak olmalıdır. psikolojik ve psikiyatrik araştırmalar yapmaktır.Yapılması gereken ise daha önce de anlatıldığı gibi bu şiddetin nedenlerini araştırmak ve basitçe çözülebilecek olan sorunların çözümünü en kısa zamanda sağlamak.

Herhangi bir travmayı izleyerek insanların kendi başlarına gelenlerden kendi kendilerini sorumlu tutmaları ya da başkalarını tarafından sorumlu tutulmalarının altında ADİL DÜNYA anlayışı yer almaktadır. Bu sunumda ikincil travmalara neden olan adil dünya anlayışından söz edilecek ve ikincil travmaların önlenmesi doğrultusunda yapılabilecekler konusunda önerilerde bulunulacaktır. ‘Sen ne yaptın da seni dövdü?’ şeklinde sorular ya da ‘Beni öylesine öfkelendirdin ki kendimi tutamadım’ biçimindeki açıklamalar şiddet mağdurunun mevcut durumu tam olarak kavrayamamasına neden olabilmektedir. kadına yönelik şiddete uygun bir zemin oluşmasında. Kadın bir yandan ilk travmanın (şiddetin) acısını yaşarken. gerekse çevredeki yakınlar bu ikincil travmaların oluşumunu kolaylaştırmakta ve böylelikle hem kendi sorumluluk ve ‘suç’larını görememekte hem de kurbanın ortaya çıkan şiddetten kendisini suçlamasına neden olabilmektedir. En tipik örneği şiddet olaylarında veya ırza geçme olaylarında mağdur olan kişinin saldırganı kışkırttığı biçimindeki suçlamalarla karşılaşmasıdır. .10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Kadına Yönelik Şiddette Kadının Rolü ve İkincil Travmalar Oturum Başkanı : Mehmet Sungur Ne yazık ki. Çoğu kez gerek şiddet gösteren kişi. şiddete uğrayan kadının kendi rolü de küçümsenmeyecek oranda önemli olmaktadır. İkincil travma olarak da tanımlanabilecek bu olgu. diğer yandan da kendini suçlayarak ikincil bir travmaya neden olmaktadır. çoğu kez kadının uğradığı şiddet nedeniyle kendisini suçlu/hatalı bulmasından kaynaklanmaktadır. Bunun bir nedeni de kendisini çaresiz hissetmesidir.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Evlilik içi şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Murat Dokur .

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Filisid Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Armağan Özdemir Filisid toplumun her bireyi kadar psikiyatri alanında çalışanlar için de dehşet verici bir durumdur. istenmeyen çocuk. bipolar bozukluk sık görülmektedir. neonatisid. hukuki ve evrimsel bakış açısıyla filisid eylemi değerlendirilecektir. kaza sonucu veya eşten intikam amacıyla yapılan filisid olmak üzere alt gruplar belirlenmiştir. Psikiyatrik hastalığı olan ebeveynler içinde psikotik özellikli depresyon. eylemin biçimi ve nedenleri arasında ciddi farklar göze çarpmaktadır. Anahtar sözcükler: filisid. ilk yıl gerçekleşmişse infantisid terimi kullanılır. akut psikotik. infantisid . Çocukların genellikle dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korunması gerektiği düşünülürken çocukların öldürülmesi eyleminin sıklıkla ebeveynleri tarafından gerçekleştirilmesi ve dünyaya geldikleri ilk günün en riskli zaman olması oldukça trajiktir. Genel ilgi anne filisidlerine odaklanmasına rağmen baba filisidleri de özellikle daha büyük yaştaki çocuklarda ön plana çıkmaktadır. Filisid riski bulunan veya filisid eylemi gerçekleştirmiş ebeveynleri değerlendirmek çok zorlayıcı olabilir. En sık kullanılan Resnick sınıflandırmasında alturistik. Filisid eylemiyle ilgili sınıflandırmalar yapılırken bu farklar arasından özellikle nedenlere yönelik çalışmalar yapılmıştır. Anne ve baba filisidleri arasında farklı özellikler incelenecek ve kültürel. psikoz. psikiyatrik hastalıklar. Bu sunumda psikiyatrik hastalığı olan ebeveynlerin genel özelliklerinin belirlenmesi amacıyla literatür bilgisi sunulacak ve psikiyatri çalışanları olarak bu riski değerlendirmek ve önlemler almak konusunda dikkat edilecek hususlar ele alınacaktır. ilk gün gerçekleşmişse neonatisid. Terim farklılığının ötesinde bu üç grup arasında sosyodemografik özellikler. Bu sunumda literatür bilgisinin gözden geçirilmesinin yanında klinik deneyimlere yer verilmesi ve uluslararası medyada çok ses getirmiş ve hukuk sisteminde ciddi tartışmalara neden olmuş “Andrea Yates” ve “Sally Clark” vakalarının bize öğrettiklerinin tartışılması amaçlanmıştır. Filisid genel olarak 18 yaş altı çocukların ebeveynleri tarafından öldürülme eylemini tanımlarken.

sosyal etkenlerden de önemli ölçüde etkilenmektedir. Ancak saldırganlık ile hormonlar arasında anlamlı bir ilişki olmasına karşın bu dürtüler birçok biyo-psiko. dolaylı saldırganlığı kadın cinsiyet roller bağdaştırmaktadır. Temel olarak cinsiyetler arasında bir farklılık yokmuş gibi görülmekle beraber bazı açılardan erkek ve kadınlarda görülen şiddetin etki mekanizmalarında değişiklikler saptanabilmektedir. Ayrıca glutamaterjik/GABAerjik sistemindeki denge bozukluklarının da agresyon üzerine etkileri olduğu gösterilmiştir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Kadın Ve Erkeklerde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Çağatay Karşıdağ İnsanlar sosyal olarak doğrudan saldırganlığı erkek cinsiyet rolleriyle. İkiz aile çalışmalarında dürtüsel şiddetin % 70 oranında kalıtılabildiği gösterilmiştir. . Kadın ve erkeğin sahip olduğu farklı cinsiyet hormonlarının saldırganlık düzeylerini etkilediği. yüksek dopamin ve katekolamin düzeyleri ile düşük serotonin düzeylerinin agresyonu arttırıcı bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir.

Kadınların en fazla işledikleri şiddet davranışları adam öldürme (çocuklarını ve eşleri ekseri olmak üzere).Bunlar kendi toplumla rında olagan karşılandığı için filisid olarak kabul edilmemektedir.geçim zorluğu gibi olumsuz faktörler eklenince kadının şiddet davranışı da artmaktadır.Bazı toplumlarda zayıf ve hasta çocukların öldürülmesi geleneğide vardır.0 Cumulative Percent 7.7 11.8 100.5 96.Neonatisid ise bu olayın doğumun ilk gününde olduğunu belirtir.5 7. 2004) Cinsiyet suç işleme üzerine etkili olduğu erkeklerin kadınlardan daha fazla saldırgan bir eğilim içinde olduğu bilinmektedir.7 3.2 100.7 11.7 19.7 11.7 11.D Sağlık Bakanlığı tarafından 1997 yılında yapılan bir çalışmada homisid çocuk ölümlerinde 1-4 yaş arası 4.0 Valid Percent 7.Ebeveyn tarafından çocuğun öldürülmesine filisid denir.bu şartlara kadına karşı şiddet .Örf. Yapılan çalışmalarda testesteron hormonunun ve bu hormonun düzeyinin saldırganlıkla yakın ilişkisi olduğu bildirilmiştir.9 88.0 .B.Filicid görece nadir bir olaydır.A.aile geçimsizliği .. A . Eşini Öldüren Kadınlar kişinin tahsil durumu Valid okur-yazar degil okur-yazar İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 2 3 15 3 2 1 26 Percent 7.5-14 yaş arasında 3.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Adli Tıp Kurumu’ na gelen kadınların şiddet davranışının araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Nihat Alpay Kadınların ekonomik sosyal ve siyasal yaşamda artan biçimde yer almaya başlaması ile birlikte kadın suçluluğunda belirgin bir artış olmuştur.5-3.5 57.Araştırmalarda kadın suçlu sayısının en yüksek olduğu ülkelerde bile tüm suçluların ancak %20 ‘ si kadındır. En sık sebebi olduğunu bildirmiştir. Ayrıca ekonomik ve sosyal yapıda hızlı değişimler genelde suç olgusunda ve özellikle kadınların işlediği suçlarda belirgin bir artışı beraberinde getirmiştir.(Balçıoğlu ve ark.7 3.öldürmeye teşebbüs ve yaralamalardır.0 100. Aslında fiklisid olgularının elde edilen rakamlardan çok fazla olduğu fakat filisidlerin aile tarafından normal ölümmüş gibi gösteriLdiği bu nedenle sayının az olduğu söylenebilir.2 76.8 100. bu oran 8/100000 olarak verilmektedir. Kadınlar tarafından işlenen suçların en korkuncu ve en fazla raslananı olarak annenin çocuğunu öldürme davranışıdır.B.D.Ülkemizde bu oran Doğudan batıya doğru artmakla birlikte %2. Sosyal değişimin en yoğun biçimde hissedildiği yüz yüze ilişkinin yerini formal ilişkilere bıraktığı şehirlerde kadın karmaşık bir ilişki ağı içinde giderek artan bir sorumluluk taşımakta .0 . Çocuğunu Öldüren Kadınlar Total 32 100.5 57.5 olduğu belirtilmektedir.anene ve geleneklerle örülü olan değerlerin zayıflamasını kadının şiddet davranışında ayrı bir sebep olarak ele alınabilir.5 7. Ve 15-24 yaş arasında 2.

Child Murder by Mothers : A critical Analysis of the Current State of Knowledge and a Research Agenda.8 100.5 6.. BMC Psychiatry 2009.0 Cumulative Percent 59.162:9 5.3 18.5 6.3 18.0 62. and Hakkanen H.Horwitz SM.Am J Psychiatry .4 100.5 12.5 75.Henelius GW.No:1. Grace J. Vol.0 Valid Percent 25.Bourget D. A Review of Maternal and Paternal Filicide.8 100.2003.0 cezai ehliyeti Valid var yok Total Frequency 19 13 32 Percent 59. Eronen M.West S.. Lindberg L.0 Cumulative Percent 25. An Overview of Filicide.. Differences between homicide and filicide offenders.6 100.6 100. results of a nationwide register-based case-control study.Resnick PJ.9:27 . 2-.3 100.0 81.hastanın tahsil durumu Valid egitimi yok İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 8 12 4 2 6 32 Percent 25.Putkonen H.0 37.4 40.4(2):48-57 3.0 Valid Percent 59. 2005.J Am Acad Psychatry 2007 Law35:74-83 4-Friedman SH.95.5 12. Journal of the National Medical Association..and Emst FA. Filicide : A rewıew of Eight Years of Clinical Experence.0 37. and Whitehurst L.Psychiatry (Edgmant)2007.G.0 1-Farooque R.4 40.

başka birisine. zengin-fakir.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Ötekileştirme Ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Ayşe Gül Yılmaz Özpolat Ötekileştirmek. Türk-Kürt. onu potansiyel bir düşman olarak görmek. gerçek bir demokrasi ve kardeşliğin hayat bulabilmesi. bir gruba. fakat hayatın her alanında bir başkası için öteki olmadığımız alan kalmıyor neredeyse. insanların yaşam içerisinde gerçekten de eşit olabilmesi için kimsenin ötekileştirilmemesi. farklı görülenin kötülenmemesi ise umut edilen. kötü ve zararlı olarak damgalamak. yok etmeye veya kendine benzeterek ‘’kurtarmaya’’(!) çalışmaktır. heteroseksüel-homoseksüel. Ak parti-cemaat gündelik hayatta en sık karşılaştığımız ötekileştirme örnekleri. bir insanı veya insan topluluğunu ‘’öteki’’ olarak görüp ondan uzaklaşmak. Atatürkçü-Atatürkçü olmayan. Aslında gündelik hayatta “hemşerim memleket nere?” ile başlıyor ötekileştirme. Kadın-erkek. . alevi-sünni. sağcı-solcu. özellikle 11 Eylül’den sonra müslüman-müslüman olmayan. topluma karşı gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi. Şiddet ise. laik-laik olmayan. Farklılıkların barış içinde bir arada yaşayabilmesi. kişinin kendisine. dindar-dindar olmayan. beyaz-zenci.

terörizmin psikolojisi incelenirken bireysel psikolojik kavramların yeterli olmayacağı. konunun sosyopsikolojik ya da politik psikolojik kavramlarla ele alınması gerektiği bildirilmektedir. Terör amaçlarına göre etnik. . dini. Kitlesel şiddet ve soykırım gibi diğer şiddet davranışlarından farkı. Terörizm. ideolojik terör gibi altbaşlıklar halinde incelenmektedir. huzursuzluk ve karmaşa yaratmayı amaçlayan her türlü psikolojik ve fiziksel şiddet içeren eylemleri kapsamaktadır. Yapılan çalışmalar teröristlerde majör psikopatolojilerin bulunmadığını desteklemektedir. topluma zarar vermek ve bu yolla politik mesajların iletilmesini sağlamaktır. toplumun dikkatini çekmek. politik yargı ve kararların altında yatan zihinsel süreçleri incelemektedir. Terörün amacı direk olarak öldürmekten ziyade . Bu panel sunumunda terörizmin altında yatan nedenler politik psikolojik kavramlar ışığında tartışılacaktır. terörün küçük bir gruba yönelik olan.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Politik Psikoloji ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Erguvan Tuğba Özel Kızıl Politik psikoloji. Dolayısıyla. endişe. ancak büyük grupları etkilemesi hedeflenen eylemler olmasıdır. toplumda korku.

Anahtar Kelimeler: Şiddet. birçok farklı görünüme ve nedene sahip olabilmektedir. şiddetin psikodinamik etiyolojisine ışık tutacaktır. ontogenetik. gerçekçi bir kendilik algısı ile birlikte grubu ve idealleriyle içsel bir dayanışma duygusuna sahip demektir. Kimlik. evrimsel. insanoğlunun biyopsikososyal özellikleri nedeniyle. tarihsel. Şiddet. Kimliği berraklaşan kişi. şimdiki zamanını ve geleceğini kapsayan bir algıdır. Bunlarla birlikte gerek bireyler arasında gerekse de geniş gruplar arasında ki şiddetin ve çatışmanın kökeninde kimliğin önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu anlamda bireysel çekirdek kimliğin ve grup kimliğinin gelişiminde psikanalitik ve psikodinamik kuramların dikkate alınması.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Şiddetin Psikodinamik Etiyolojisi ve Kimlik Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Rıfat İlhan Şiddet. Kimlik . sosyopolitik alanlardan etkilenen ve köken alan çok boyutlu bir fenomendir. Geniş Grup Kimliği . ekonomik. bireyin kim olduğuna ilişkin kendi düşüncelerini ve bireyin geçmişini.

Medya üzerinden yürütülen bir güç mücadelesi ve psikolojik savaş grupların algılarını yönlendirmeyi amaçlamaktadır.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet ve Terör Terör ve Medya Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : B. Böylece terör tanımı ile örtüşen bir biçimde. Öte yandan terör ve medya ilişkisi devletlerin kendi sürekliliği. izleyicilerin duygularına hitap ederek izlenirliği artırmaktadır. olaydan uzaktaki toplumun diğer bireylerine de ulaşmış olmaktadır. toplum içinde gerginliklere yol açabiliyor. Terör örgütleri ulusal ve uluslar arası kamuoyunu etkilemek amacıyla medyaya ihtiyaç duyarlar. fiziksel olarak zarar görmeyen. Yani medyanın gösteri dünyasında sunulan ve tüketilen terör haberleri birey ve toplumların uzaklarında yaşandığından içinde bulunulan durumun da devamını teşvik etmektedir. Bu da toplumsal bir regresyona neden olarak. muhtemel hedef kitlelere hem de terör eylemlerine maruz kalan ülkenin halkına mesaj vermektedir. Bir diğer açıdan bakıldığında tüm bu karşılıklı bağımlılık modeli tarafların toplumlar üzerinde bir güç algısı oluşturmaya çalışmasını değiştirmez. . Terör örgütleri medyayı bir propaganda aracı olarak kullanırken medya da bir yandan bu duruma yarı gönüllü bir alet olma yarışı içindedir. Terör örgütleri medya aracılığı ile hem kendi ideolojilerine destek veren gruplara. Toplumların tahammül eşikleri azalıyor. toplumların grup kimliklerinin bütünlüklerini de tehdit edecek boyuta varıyor. aidiyetin pekiştirilmesi ve en önemlisi de toplumsal statükonun devamı açısından hayatidir. Kısacası terör eylemleri uzaklarda yaşansa da medya aracılığı ile ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Terör örgütlerinin medyaya olan yaşamsal ihtiyacı kadar medyanın da terör eylemlerini bir popüler kültür ve tüketim nesnesi olarak sunma ihtiyacı vardır. Senem Çevik-Ersaydı Terörizm ve medya birbirine yaşamsal açıdan bağlı ve bağımlıdır. Terör ile ilgili yapılan haberler medya için büyük bir kaynak oluşturmakta.

erkek. İlaç tedavisinde hastanın sakinleştirilmesi esas olup. and prevention. Hastaya müdahalede öncelikle hastanın ve çalışanların güvenliği sağlanmalıdır. Klozapine atfedilen özel bir anti-agresif etkinlik sözkonusu olsa da.Son olarak psikopati ile ilişkili impulsivite ve saldırganlık: Şizofreniye eşlik eden kişilik bozukluklarında.Şizofreni belirtileri ile ilişikili olanlar: Çoğunlukla emir veren işitsel varsanı. impulsif saldırılara neden olabilir. Şizofreni hastalarının büyük çoğunluğu şiddet göstermese de az bir bölümünde saldırganlık devam edegelir. gerekirse geçici olarak hastayı tecrit etme uygulanabilir.vs) değerlendirilmesi ve yönetimi. kimyasal tespit anlamına gelecek düzeyde sedasyondan kaçınılmalıdır. Bu sunumda şiddet davranışının tedavisi. Psikotik belirtilerin kontrol altında tutulması. Sorunun önemine sıkça vurgu yapılsa da şiddet davranışının tedavisi konusunda güvenilir bilgi azdır. 3. dezorganize yaşam tarzı olan hastalarda risk daha yüksektir. genç.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şizofreni hastasında şiddeti önlemek ve başa çıkmak için neler yapılmalı ? Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ersin Hatice Karslıoğlu Şiddetin şizofreni hastalarında genel topluma oranla arttığını gösteren çalışmalar yanında artmadığını bildirenler de bulunmaktadır. B . şizofreni hastalarında şiddet riskini azaltmada önemlidir. 2İmpulsivite: Hastalığın bir parçası olarak impulsivite artışı. şüphecilik. Kaynaklar: 1. antisosyal özellikler eşlik ettiğinde şiddet davranışının arttığı izlenilmiştir.37(5):921-929. and effective treatment. hastaların damgalanmasına neden olur. ailede suç kaydı. madde kullanım bozukluğu eşlik eden.Hodgins S. fiziksel kötüye kullanılma. davranım bozukluğu öyküsü olan. Tedavide bu 3 ayrı alana göre düzenleme gereklidir. yönetimi literatür bilgisi ışığında ele alınmaya çalışılacaktır. Tedavi uyumu olmayan hastalarda dikkatli olunmalıdır. R. yeni boşanmış olma. işsizlik. Trans. 2. Empati her zamanki gibi esastır. uzun dönemde ise serotonin geri alım inhibitörleri ve duygudurum dengeleyiciler yardımcı olabilir. atipik ve tipik tüm antipsikotiklerin etkili olduğu söylenebilir. Pathways to aggression in schizophrenia affect results of treatment. Citrome L. alkol-madde kullanımı. Schizophrenia Bulletin (2011). Şiddet davranışı etyolojik olarak 3 ayrı alanda incelenebilir: 1. Şizofrenide şiddet riski olan hastaların tanınması ilk adımdır.. Kısa dönemde benzodiyazepinler. şiddetle ilişkili olabilecek risk etmenlerinin (Geçmiş şiddet öyküsü. Antipsikotikler birinci grup hastada etkili iken. Phil. ilaç uyumunun gözden geçirilmesi. dürtüsellik ve eşlik eden psikopati farklı bir yönetimi gerektirir. işsiz. Ruhsal hastalığa atfedilen şiddet suçları %5 kadar az omasına rağmen. cinsiyet. dikkati dağıtma. Çocukluk çağı bağlanma sorunları. Violent behaviour among people with schizophrenia: a framework for investigations of causes.. işten yeni ayrılma. yaş.Volavka J.. Soc. kıskançlık varsanıları gibi pozitif belirtilerle ilişkilidir.

Prindle C. Benitez J (2005) Victimization of patients with schizophrenia and related disorders. Long JD (2001) Risks for Individuals With Schizophrenia Who Are Living in the Community. Oysa pek çok çalışmada şizofreni hastalarının şiddet eylemlerinin mağduru ya da kurbanı oldukları. 52(10):1358-1366. Bu sunumda. Bae SW. Kaynaklar Fitzgerald PB. Filia SL. toplum içinde eşit yaşama şansından mahrum olmaları gibi nedenlerle şiddetin mağduru oldukları görülmektedir. Brekke JS. genellikle şizofreni hastalarının neden olduğu şiddet akla gelmektedir. Filia KM. bu durumun olası nedenleri ve nasıl baş edilebileceği konuları ele alınmıştır. 39(3):169-74. Psychıatrıc Servıces. Ayrıca şiddet sadece fiziksel bir eylemden ibaret olmayarak daha geniş bir şekilde tanımlandığında da. . şizofreni hastalarının şiddetten gördükleri zararlar. Kulkarni JAust N Z J Psychiatry. bu açıdan toplumu oluşturan diğer bireylere göre daha fazla risk altında oldukları ortaya konulmuştur. şizofreni hastalarının damgalanma ve ayrımcılığa maruz kalmaları.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Mağduru Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Haldun Soygür Şizofreni bağlamında şiddet söz konusu edildiğinde. de Castella AR.

Violence in first epizode psychosis. 37: 913-920. 6:1-15. 308: 658-659.5). Sch Bull 2011. Fazel S. Carpenter WT. Bridget M. Şizofreni hastalığının bazı farklı nörobiyolojik ve klinik özelliklerinin de şiddet davranışını belirlediği konusunda veriler vardır(4. Sunumda şizofreni hastalarının şiddet davranışı ile ilgili epidemiyolojik veriler sunulduktan sonra klinik ve nörobiyolojik farklılıklar özetlenecektir. ve gelişim döneminde maruz kalınan şiddet ve olumsuz sosyal koşullar ile şiddet davranışı arasında ilişki gösterilmiştir. Ayrıca tedavi uyumunun kötü olması. şiddet davranışı sıklığının genel popülasyonla eşleştiğini gösteren çalışmalar vardır. Nielssen O. Madde bağımlılığı kontrol edildiğinde. Gulati G. Violence and Schizophrenia.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Nedeni Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ömer Böke İnsanlar sıklıkla şizofreni ve şiddet arasında doğrudan bir bağ olduğunu düşünmektedir. şizofreni hastaları ve yakınları üzerinde ağır bir örselenme oluşturmaktadır. Soyka M. 37:877-878. Kaynaklar 1. 125: 209-220. Çalışmalar tutarlı biçimde şiddet davranışı gösteren şizofreni hastalarında komorbid madde bağımlılığı olduğunu ortaya koymuştur. şizofreni hastalığı ile şiddet eylemi arasında hiçbir bağlantı olmadığı ileri sürülüyordu. Large MM. Grann M. şiddet yoğunluğu ile tedavisiz geçen süre arasında ilişkinin bulunduğu ve özellikle istemsiz tedavi girişimleri ile birlikte şiddet davranışının ortaya çıktığı bildirilmiştir(3).308(7):658-659. 4. Schizophrenia and violence: Systematic review and metaanalysis. Ancak 1980’lerden sonra yapılan geniş örneklemli epidemiyolojik araştırmalar. Wehring HJ. JAMA 2012. Bunlarla birlikte tedavi altında olan şizofreni hastalalarında şiddet davranışının genel popülasyondan farklı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ruhsal hastalığı olan birinin şiddet eylemi ile ilgili herhangi bir haber. Hastalarının uyguladığı şiddet davranışının yarısına yakın bir kısmının psikiyatri tedavisi öncesinde olduğu.. Özellikle kitlesel. Neurobiology of Aggression and Violence in Schizophrenia. 2012. çok ciddi şiddet eylemi gerçekleştirenlerin ruhsal hastalığının olma şüphesinin basın organlarında işlenmesi. Evidence Suggests Complex Links Between Violence and Schizophrenia. 6. Schizophrenia Res 2011. . Çalışmalar genel popülasyona göre hiç fark bulamama ile 7 kat artmış risk arasında değişiklik göstermiştir(2). şizofreni hastalarının genel popülasyona göre daha sık şiddet eylemi içinde bulunduklarını göstermiştir. Kuehn JAMA. Kuehn BM. 2. A systematic review and meta-analysis. bu bağı pekiştirmektedir(1). Linsell L. Plos Medicine 2009. Geddes JR. 3. 5. Bununla birlikte hastaların çok önemli bir kısmının hiçbir şiddet davranışı içinde bulunmadıklarını da biliyoruz. Akademik ortamda ise 1980’lere kadar uzman görüşü çerçevesinde. Schizophrenia Bulletin.

Öte yandan. Aşk. Encore Yayınları. Bireyin saldırgan dürtülerinin yüceltilmesi sevgi ve ilgi kapasitesini doğurur. 3. Bu tutkunun kaynağı “o”nu tekrar keşfetmek için yorulmak bilmez arzudan başka bir şey değildir ve “o” herhangi bir biçim alabilir. Libido-saldırganlık. . aşk-nefret bütünleşmesi aşk ilişkilerinin kapasitesinin önemli özelliğidir. Octavio Paz. Bu çift değerlilik (aşk-nefret) her anlamlı insan ilişkisinin olduğu gibi aşkın da karakteristiğidir ve aşk ilişkisi içerisinde tekrar canlanır. ruhla beden arasında cinsellikten saygıya. Kaynaklar 1) 2) 3) Otto Kernberg. müzik dinler. çekişme. Paul Verhaeghe. kelimenin en geniş anlamıyla bir bütün olarak kültürün temelini oluşturur.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Paneli) Aşk Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Almila Erol Octavia Paz’a göre aşk. Yalnızlık zamanında aşk. sevecenlikten erotizme kadar bir dizi duyu ve duygu yelpazesi gibi açılır ama bu duygular düşmanlık. Kendi biçimimizde şiir yazar. Aşk ilişkileri: Normallik ve patoloji. Basım. Okuyan Us Yayın. katedraller inşa eder ve öteki gezegenlere uçarız. korku. İstanbul 2002. İstanbul 2011. İstanbul 2003. kıskançlık ve nefreti de içerir. Ayrıntı Yayınları. yetişkin aşk her zaman libidinal olarak ve saldırganlıkla yüklenmiş benlik ve nesne temsillerinin bütünleşmesini içerir. Çifte alev. Evrendeki yaratıklar içinde en tutkulu olan ve en çok arayan insandır.

sanat yapıtlarını birer yüceltme ürünü olarak nitelendirir. Sigmund Freud’e göre yaratıcılığın kökeni bilinç dışıdır. Şiddet ise insanın saldırgan dürtülerinin bir çeşit dışa yansımasıdır. insanla nesnel gerçeklik arasındaki estetik ilişki olarak da söz edilmektedir. İstanbul 2012. 5. Sanat ve şiddet aslında yan yana gelmemesi gereken iki kavram gibi görünse de etik ve estetik çerçevede oluşan şiddet ve sanat bir arada yaşarlar. Kaynaklar 1. insanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra aynı duyguyu başkalarının da duyabilmesi için hareket.Mülayim S. barış. yüceltme mekanizması ile toplum tarafından kabul edilebilir bir şekle girdiğini savunan Freud. . Sanatçıyı ise ruhunda güçlü içgüdüsel tutkuların varlığını duyan ve bu tutkuları oldukça dikkate değer bir yumuşatılmışlık içinde açığa vuran çekici bir insan olarak tanımlar. Yapı Kredi Yayınları. çizgi. 2:124-133. soylu ve yüce duygular kadar (sevgi. Sanat ve Sanatçılar Üzerine.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları “Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumşatmanın Yolları” Paneli Sanat Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Demet Gülpek Tolstoy sanatı. Ders Belgeliği 2000. baskı. sanattan. 3. Sanat ve Delilik. Klinik Psikiyatri 1999. saldırganlık gibi duygu ve dürtülerin de bir yansıması olmuştur.Soygür H.Freud S. Diğer yandan. çoğu zaman da ötüşürler. dostluk. aşk. kıskançlık. Bastırılmış ilkel cinsel ve saldırgan dürtülerin. renk. Sanat ve Şiddet. hayranlık) kadar kin. 8:1-4. 2. Sanat. ses ya da sözcüklerde biçimlenmiş olarak aktarması olarak tanımlamıştır. nefret.

Bu da bir şiddettir. İstanbul. en gelişkin hallerinden birisidir. Ayrıntı Yayınları. infaz sistemiyle cezalandıran toplum. ancak. Henri Bergson. kan kaybetmesine. Sigmund Freud. ayrımcılığa. adaletsizliğe. Payel Yayınları. Kaynaklar 1. insanın esnemeyen. Günlük Yaşamın Psikopatolojisi. Aynı zamanda. 2. güçsüzleşmesine yol açar. hoşgörüsüzlüğe yol açan katı ve uyumsuz yanları gülünçleştirerek. Gündelik yaşamın uyumunu bozan ağır suçları hukuk yoluyla değerlendirip. şiddetinin evcilleştirip yumuşatılmış. 1996. Gülme. . “hafif suçlar” olarak görülebilecek uyumsuzlukları gülerek cezalandırır. İstanbul. 1996. katı ve uyumsuz yanlarını törpüleyip düzeltmeye yönelik bir ceza sistemidir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanin Yollari” Panelinde Mizah Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Levent Mete Mizah. şiddetin önemli kaynaklarından birisini hırpalar.

Yine Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütteki “inappropriate”-“uygunsuz” sözcüğünün obsesyonların ego-distonikliğinin belirlenmesinin güç olması ve çeşitli kültürlerde. Ayrıcı tanı ölçüte olan C ölçütü majör depresif bozukluk. Kanıt bulunmamasını ve kaba bir rehber ifade olduğunun vurgulanması için ifadenin başına “örneğin” getirilerek . DSM-IV’te süre eşiği klinik bir kanıt olmamasına karşın “günde bir saatten daha uzun zaman” ifadesi ile belirliydi. 2. istifleme bozukluğu ve cilt yolma bozukluğunu da içine alacak şekilde genişletilmiştir. parafililer. hastalık anksiyetesi bozukluğu. Hem impuls hem de urge sözcüğünün bazı obsesyon tiplerindeki istem dışılığı (kontrol kaybını) karşılıyor olmasına karşın impuls ifadesinin ayırıcı tanıda karışıklık yaratacak şekilde impuls kontrol bozukluklarını çağrıştırabilmesi bu öneri için gerekçe olarak gösterilmektedir. DSM-IV’teki içgörü değerlendirmesi hem belirişiz bir terminoloji kullandığı hem de OKB tipik bir epizodik hastalık olmamasına karşın şimdiki duruma odaklanmaktadır. 4. beden dismorfik bozukluğu. günde bir saatten daha uzun zaman” şekline dönüştürülmesi önerilmektedir. Yine obsesyonları tanımlayan birinci ölçüte OKB’li hastalarının çoğunun en azından orta derecede anskiyete ve zorlanma yaşaması ancak tüm obsesyonların belirgin anksiyete ve zorlanmaya neden olmaması nedeni ile “in most individuals”-“bireylerin çoğunda” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. Bu konuşmada yalnızca obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. tıbbi durumlara bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. 6. 5. OKB’de içgörü kavramının değişiklikler göstermesi ve sanrısal OKB inançları olması nedeni ile kaldırılması ve içgörü kavramında yapılacak yeni düzenleme içinde vurgulanması gerektiği önerilmektedir. yaygın anksiyete bozukluğu. Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütte “impuls” sözcüğünün yerine “urge” sözcüğünün kullanılması önerilmektedir. DSM-5’te obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri üç ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri. 7. cinsiyet ve yaş gruplarında uygun olma ya da uygun olmama ile ilgili yorumların farklılık göstermesi nedeni ile “unwanted”-“istenmeyen” sözcüğü ile değiştirilmesi önerilmektedir. dürtü denetim bozuklukları. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri 1. DSM-IV’teki kişinin obsesyon ya da kompulsiyonları aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmesine ilişkin B ölçütünün farklı anlamlar içerebileceği. (b) İç görü ve belirteç değişiklikleri. madde kullanımına bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. Ayrıca “İçgörüsü az olan” ifadesi OKB’de . DSM-5 önerilerinde obsesif kompulsif bozukluk.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Obsesif Kompulsif Bozukluk Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonunda obsesif kompulsif bozukluk üzerinde ne fazla değişiklik yapılması önerilen tanı kategorilerinden biridir. istifleme bozukluğu. Çok uzun süreden beri tartışılan “obsesif kompulsif spektrum” kavramı ya da daha kapsayıcı ifade ile “obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar” kavramı ilk kez DSM5’in yayımlanması ile birlikte psikiyatrik sınıflandırma tarihindeki yerini alacakmış gibi görünmektedir. DSM-IV ölçütlerinde var olan ve obsesyonları yaygın anksiyete bozukluğu ve psikotik bozukluklardan ayırt etmeye yarayan iki maddenin A ölçütünden kaldırılması ve ayırıcı tanı ölçütü olan C ölçütü içinde değerlendirilmesi önerilmektedir. cilt yolma bozukluğu. saç yolma bozukluğu (trikotilomani). 3. Böylece diğer bozuklukların ölçütlerinde kullanılan klinik ölçüt dili ile de uyumlu hale getirilmiş olacaktır. “örneğin. obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar ve başka türlü adlandırılamayan obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar bu ana kategori altında sınıflandırılacaklardır. (b) İçgörü ve belirteç değişiklikleri 8.

Florida Obsesyon-Kompulsiyon Envanteri’ni. Tamamen içgörüsüz olan bir OKB hastasının OKB yerine bir psikotik bozukluk olarak tanı alması ile ilgili sorunu da çözmemektedir.gerçekte var olan “iyi içgörü” ve “içgörüsüzlük” şeklide sınırları olan yelpazeyi karşılamamaktadır. Erken başlangıç. . duyusal fenomenin ön planda olması belirli olan ve SGAİ’lerin antipsikotik le güçlendirilmesinden yarar sağlayan bir alttipin belirteci olarak “tik ile ilişkili” belirtecinin eklenmesi önerilmektedir. içgörü değerlendirmesi için de Brown İnanç Değerlendirme Ölçeğinin kullanılmasını önermektedir. sıralama ve düzenleme kompulsiyonları. 9. İçgörünün daha geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gerektiği noktasından yola çıkılarak “iç görüsü iyi ya da yeterince olan”. yüksek ailesel özellik göstermesi. simetri ve tamlık obsesyonalrı. “içgörüsü az olan” ve “ sanrısal OKB inancı” şeklinde bir derecelendirme önerilmektedir. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler 10. DSM-V görev grubu OKB’nin şiddetinin değerlendirilmesi için Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği. erkek cinsiyette daha fazla bulunması.

b. Buna gerekçe olarak da muhtemel bir depresif ruminasyon durumunu dışarıda bırakmak şeklinde gösterilmiştir. çaresizlik ya da dehşete düşme vardır” ifadesinin yararsız olduğu için kaldırılması önerilmiştir. akut stres bozukluğu. travma sonrası stres bozukluğu.. disinhibe sosyal bağlanma bozukluğu. DSM-IV’ten farklı olarak yeni versiyonda travmanın belirsiz ve dar kapsamlı tanımı değiştirilmiş. Bu konuşmada yalnızca travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. B3 maddesindeki flashback yaşantılarını da içeren disosiyatif yaşantıların tanımının en uç noktası mevcut durum ve çevreye karşı farkındalığın tam olarak kaybolduğu durumlar olan ve yelpaze kavramı şeklinde değiştirilmesi önerilmektedir. uyum bozukluğu. DSM-5 önerilerinde tepkisel bağlanma bozukluğu.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Travma Sonrası Stres Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonu için DSM-IV’te anksiyete bozuklukları ve uyum bozuklukları bölümlerinde bulunan tanıları içerecek şekilde oluşturulacak “Travma ve stres ile ilişkili bozukluklar” ana tanı kategorisi önerilmiştir. düşlem. travmanın tanımı ve travmayla karşılaşmanın hangi yollarla olabileceği ayrıntılı bir biçimde ifade edilmiştir. c. Değişik kültürlerde daha kabul edilebilir olacak bir ifadenin yazılması gerekçe olarak gösterilmiştir. DSM-5’te travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri dört ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki değişiklikler. Buna göre: a. ergenler ve altı yaşından büyük çocuklara uygulanabileceğine ilişkin bir not ile başlamaktadır Altı yaş ve daha küçük çocuklar için daha sonra ele alınacak “okul öncesi alt tip” önerisi getirilmiştir. Maddelerde küçük değişikler yapılması önerilmiştir. Travma ile doğrudan karşılaşma. (d) Şiddet belirlemesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki değişiklikler Tanı ölçütleri ölçütlerin erişkinler. televizyon. D ölçütü kognisyon ve . DSM-IV’teki sürekli kaçınma ve genel tepkilerde azalmayı tanımlayan C ölçütünün iki ayrı ölçüte bölünmesi önerilmektedir. (c) Alttip tanımlamaları. Kaza sonrası insanlardan kalan kalıntıları toplayan kişi olma ya da çocuk istismarının ayrıntıları ile defalarca karşılaşan polis memuru olma) (İşle ilgili olanlar hariç elektronik medya. 3. DSM-IV’teki “kişinin tepkileri arasında aşırı korku. film veya resimler yolu ile maruziyet bu ölçütü karşılamaz). başka türlü adlandırılamayan travma ve stresle ilişkili bozukluklar ile daha ileri araştırma gerektiren bir durum olarak “ısrarlı karmaşık yas bozukluğu” bu ana tanı kategorisi içinde yer alacaktır. “Olayı sık sık sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme” ifadesinin içeriği ve duygulanımının olay ya da olaylar ile ilişkili olduğu yineleyici ve zorlanma yaşatan rüyalar görme” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. düşünce veya algıları da içeren anıları” şeklindeki ifade “travmatik olay ya da olayların kendiliğinden ya da bir neden bağlı olarak yineleyici. travmatik olayın olumsuz ayrıntılarını tekrar tekrar yaşama veya aşırı derecede maruz kalma (ör. (b) Belirteç değişiklikleri. 1. 2. 4. istemsiz ve zorla ve zorlanma yaşatacak şekilde anımsanması” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. DSM-IV’teki yeniden yaşantılamayı tanımlayan B ölçütünde 1. (b) ciddi yaralanma veya (3) cinsel saldırı. yakın akrabaların ya da yakın arkadaşların saldırı ya da kaza ile gerçek ölüm ya da ölüm tehdidi yaşadığını öğrenmek. başkalarının travmaya maruz kalmasına şahsen tanık olma. 2. “Olayın elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren.. ve 3. Buna göre üç çeşit travma ile gerçekten karşılaşma ya da tehdit algılama bulunmaktadır: (a) ölüm. Buna göre DSM-V taslağının C ölçütü kaçınmaları.

Aşırı uyarılmışlık ve tepkiselliği tanımlayan E1 maddesinde daha önce “irritabilite ve öfke patlamaları” şeklinde olan ifadenin davranışı betimleyen önek şeklinde düzenlenerek “irritabl ve agressif” şeklinde yazılması önerilmektedir. 6. D3 maddesi ile yeni semptom olarak “kendini ya da başkasını ısrarlı şekilde suçlamak” ifadesi eklenmesi önerilmiştir.5. DSM-IV’teki “bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma” ifadesinin DSM-V taslağında “travmatik olaydan sonra başlayan ya da kötüleşen “ben kötüyüm”. DSM-V genel mantığına uygun olarak TSSB için de şiddet belirlemek üzere ölçek kullanılması önerilmektedir. Yeni oluşturulan ve kognisyon ve duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içeren D ölçütünde bazı değişiklikler ve eklemeler yapılması önerilmektedir. diğerleri ve dünya hakkında ısrarlı ve abartılı olumsuz inanç ve beklentiler” şeklinde değiştirilerek daha belirgin ve kapsayıcı duruma genişletilmesi önerilmektedir. (c) 8. D4 maddesi ile yine yeni bir semptom olarak “ısrarlı negatif emosyonel durum” ifadesi eklenmiştir. (b) 7. b. “güvenilecek kimse kalmadı”. Buna göre: a. Belirteç değişiklikleri DSM-IV’te 3 aylık süre itibari ile vurgulanması istenen “akut” ve “kronik” belirteçleri ile 6 aydan sonra semptom başlangıcını tanımlayan “geç başlangıçlı” belirtecinin kaldırılması önerilmektedir. . c. Okul Öncesi Alttipi ve Disosiyatip Alttip önerilmektedir. “dünya tamamen tehlikeli” gibi kendisi. (d) duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içerecek şekilde oluşturulacaktır. E2 maddesinde ise yeni semptom olarak “umursamazlık veya kendine zarar verici davranış” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. Alttip tanımlamaları DSM-5 taslağı için daha önceki versiyonda olmayan iki alttip.

gibi. ailenin tedavi sürecinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir: Şizofreni nedeninin %65-80’lik kısmı kalıtılan özelliklere atfedilir. Cem Atbaşoğlu Ağır psikiyatrik rahatsızlıklarda hastanın ailesinin tanı ve tedavideki rolü çok önemlidir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni tedavisinde sorun olan aile Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : E. klinik dışı nüfusa göre daha yaygındır (2-4). tek hasta bulunan aileler birden çok hasta bulunan ailelerden çoktur. 55:547-52. Böyle müdahaleler. Kriz durumları. duygu dışavurumunun yüksek olmasıdır (1). Aileden kaynaklanan ve rahatsızlık seyrini olumsuz etkileyebilen zorlukların en iyi bilineni. gündemdeki soruna odaklanarak başlayıp ailedeki etkileşim örüntüsünü tekrar değerlendirmek. ancak. 2. Expressed emotion and psychiatric relapse: a meta-analysis. tedavide ailenin yeniden ele alınması gereken durumları gözden kaçırmamak ve gerekli müdahalede gecikmemek önemli bir ilkedir. Forssen U. yukardaki endikasyonlar ve müdahalelerin ayrıntıları anlatılacaktır. Arch Gen Psychiatry 1998. Sullivan PF. 60:1187-92. Björk C ve ark. Hultman CM ve ark. Lancet 2009. Arch Gen Psychiatry 2003. Yip BH. tanı ya da müdahale amaçlı muayene ve görüşmelerin ayrıntılandırılmasını ya da tekrarlanmasını içerir: (i) Hastadan alınan anamnezle aileden alınanı hep birlikte gözden geçirmek. Kendler KS.. 4. Sunumda. nüks izlenimi veren krizler. Pediatrics 2008. Kaynaklar Butzlaff RL. 373:234-9.. 3. (iv) duygu dışavurumunun dinamiklerini / bilişsel bileşenlerini ayrıntısıyla değerlendirmek. duygu dışavurumunun belirtilerini. gibi (4). ailenin etkin rol oynadığı ilk başvurular . Bu olasılık akılda tutularak hem ailenin hem hastanın işbirliğini korumaya özen gösterilmelidir. (ii) anamnezde gelişimsel özelliklere odaklanmak. . dolaylı olarak. Ancak sadece duygu dışavurumuna odaklanmak yeterince kapsamlı bir değerlendirme yapmayı sağlamaz. Lichtenstein P. Bu konuda hekim için uyarıcı olabilecek özellikler şöyle özetlenebilir: (i) Hastanın aile üyeleriyle ilişkisindeki sorunların ağırlıklı olması (aile üyeleriyle hastanın birbirlerinden yakınmalarının çok. Tanı konmuş tek vakanın bulunduğu aileler daha çok olduğuna ve aile üyelerinde psikiyatrik belirti bulma olasılığı ortalamadan yüksek olduğuna göre. (v) aile üyelerinin tıbbi / nöropsikiyatrik muayenesi . Şizofreniye ilişkin epidemiyolojik araştırmaların şu bulguları da. Daniels JL. çoğunlukla hekimin yansızlıktan uzaklaşma olasılığının yükseldiği durumlarda gerekli olur. Hooley JM.. Schizophrenia as a complex trait: evidence from a meta-analysis of twin studies. Şizofreni tanısı konmuş olan hastaların aile üyelerinde gerek şizofreni belirtilerinin hafif biçimleri gerekse başka psikiyatrik tanılar. Yakın aile üyelerinin hastayla ilişkilerinin rahatsızlık seyrinde etkili olduğu bilinmektedir. Parental psychiatric disorders associated with autism spectrum disorders in the offspring. 121:e1357-62. (iii) krize müdahale gerektiğinde. 1. Neale MC. karşılıklı beklentilerinin yüksek olması gibi) (ii) Psikozun ya da davranış belirtilerinin aile üyeleriyle ilgili ya da onlara yönelik olması (iii) Hastanın taciz yakınmasının bulunması ya da böyle bir izlenim edinilmesi (iv) Güncel bilgiye uygun ilaç tedavisiyle yeterli düzelme sağlanmaması Hastayla aileyi birlikte ele almak. aile üyelerinin tanısı konmamış hastalıklarının göstergeleri olabilecekleri olasılığını da düşünerek ele almak.. Common genetic determinants of schizophrenia and bipolar disorder in Swedish families: a population-based study.

Şizofreni tedavisinde iyileştirilmesi en zor boyutlardan birisi olan negatif belirtilerin psikososyal ve psikofarmakolojik tedavisinde yeni arayışlar devam etmektedir. 2-Kirkpatrick B. Carpenter WT Jr. asosyalite. Carpenter WT (2004) The deficit syndrome in schizophrenia: implications for t he treatment of negative symptoms European Psychiatry. değerlendirilmesi.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni ve negatif belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Haldun Soygür Negatif belirtiler şizofreninin klinik tablosu içinde oldukça iyi tanımlanmış olmasına karşın. Konuşma içeriğinde azalma. . motivasyonda ve ilgide azalma en yaygın negatif belirtilerdir. anhedoni. Marder SR (2006) The NIMH_MATRICS consensus statement on negative symptoms. duygulanımda küntlük. Şizofreninin gidiş ve sonlanımının yordanmasında negatif belirtiler pozitif belirtilerden daha önemli bulunmaktadır.19:21-26. Buchanan RW. hastalığın gidişindeki rolü ve tedavisi gözden geçirilmiştir. fizyopatolojisi. Bu sunumda negatif belirtilerin tanımlanması. Kaynaklar 1-Arango C. varlığı pek çok gösterge ile gösterilmiş olan defisit sendromunun tanımlanmasında da kullanılmaktadır. klinisyenler için özellikle birincil ve ikincil negatif belirtilerin ayırd edilmesi güçlük taşıyan bir alan olmayı sürdürmektedir. Fenton WS. 32:214-219. Birincil negatif belirtiler. Kirkpatrick B. Bir çok hastada pozitif belirtilerin ortaya çıkmasından daha önce negatif belirtiler gelişebilmektedir. Schizophrenia Bullatin.

bazı çalışmalar da ise obsesif kompulsif belirti sıklığına bakılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Oranların bu kadar farklı olması çalışmalarda kullanılan tanı ölçütleri ile örneklem sayısının farklılığından ve bazı çalışmalarda OKB tanısına. Şizofreni ve OKB'nin farklı yönleri olduğu kadar.5 ile % 60 arasında değişen oranlarda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) veya obsesif kompulsif belirtiler eşlik etmektedir. Özellikle OKB'li hastaların bir kısmında görülen "aşırı değerlenmiş" düşünce. . Geliştirilmekte olan DSM-V sınıflandırması da bu ayrımı koruyacak gibi görünüyor. benzerlikleri ve örtüştükleri noktalar da bulunmaktadır. obsesyon ile sanrı arasındaki bir geçiş sürecini ifade etmektedir. Genellikle OKB eş tanılı şizofreni hastalarında tedaviye direnç gelişmekte ve prognoz da kötü gitmektedir. Ancak bu bozukluğun OKB'den farklı bir hastalık olduğuna ilişkin yeterli kanıt üretilememiştir. OKB belirtileri gösteren şizofreni hastalarının ayrı bir şizofreni tipi olduğu öne sürülmüştür. "aşırı değerlenmiş düşünce" özellikleri gösteren OKB'li hastalar için “iç görüsü olmayan” diye bir alt tip tanımlamaktadır. Bu nedenle DSM-IV (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders). Şizofreniye benzer düşünce bozuklukları gösteren OKB'lu hastalar için "Şizo-obsesif Bozukluk" tanısı geliştirilmiştir. Öte yandan Klozapin gibi bazı yeni ilaçların da OKB belirtilerini tetikleyebileceği daima göz önünde bulundurulmalıdır.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreniye Eşlik Eden Obsesif Kompulsif Belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Köksal Alptekin Şizofreniye sıklıkla % 3.

sırasıyla %50 ve %25 oranlarında. Şizofrenide özkıyım riskleri açısından klinisyenin uyanık olması gereken noktalar şunlardır: 1) yeni tanı konmuş genç bireyler. Hastaların akran destek grupları ile tanıştırılması. Çöküntü. hastalığın birey ve aile üzerinde ciddi etkilerde bulunmaya devam eden önemli bir görüngüdür. Yukarıda sayılan risk etmenleri ve koruyucu etmenler şizofreni tedavisiyle uğraşan klinisyenler tarafından daha hastalığın başından itibaren dikkate alınmalı ve hastalığın yönetimi ona göre sürdürülmelidir. Her şeye rağmen bir hasta özelinde özkıyım davranışının ne zaman gerçekleşeceğini tam olarak kestirebilmek mümkün olmamaktadır. dürtüsellik ve amaçsızlık üzerine odaklanmış ruhsal tedavilerin de özkıyımı önleyici olabileceği düşünülmektedir. Hastaneye yatış oranları ve şiddet davranışları ile doğrudan ilişkili olan intihar için risk etmenleri olarak 1) genç yaşta hastalanmak. geleceğe dair umutların olmasının. bunaltı. dürtüsel davranışlar sergilenmesi ve duygusal değişimlerin sıklaşması gelmekte olan bir intihar davranışını haber verebilir. Hastaların %3-10’u intihar girişimi ile yaşamlarına son vermektedirler. aile ve çevre desteğinin yeterli olmasının. 5) paranoid ve ayrışmamış şizofreni tiplerinden olanlar. umutsuzluk ve dürtüselliği fazla olan hastalar. 3) sık hastane yatışları.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofrenide Özkıyım ve Başetme Yolları Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Mustafa Yıldız Şizofrenide özkıyım düşüncesi ya da girişimi. umutsuzluk. Güvenli çevre. bunaltı ya da çöküntü eklenmişse anksiyete ve depresyon giderici ilaçların eklenmesi özkıyımı önleyebilmektedir. etkili tedavi. Hastaların özkıyım niyetlerini gizleyebilecekleri de akıldan çıkarılmamalıdır. Hastane çıkışında da yoğunluğu giderek azaltılan ayaktan tedavi programları sürdürülmelidir. kapana kısılmışlık hislerinin olması. yaşamda anlam ve amaçların bulunmasının bireyi intihar düşünce ve girişimlerinden koruduğu belirtilmektedir. Bu noktada özkıyım için uyarıcı işaretleri tanımak yardımcı olabilir. korumalı ya da destekli iş yerlerine yerleştirilerek kendilerini işe yarar hissetmelerinin sağlanması. 4) ruhsal çöküntü. 3) tedaviye uyumsuzluğu (kısmi uyum dahil) olanlar. 6) hastaneden yeni taburcu olanlar. bunaltı. 4) daha önce intihardan bahsetmiş ya da girişimde bulunmuş olanlar. aile tedavisi. özellikle erkek ve hastalık öncesi bilişsel sığası yüksek olanlar. 6) aile ve çevre desteğinin yetersiz olması ve 7) hastalık öncesi zihinsel işlevselliğin yüksek olması sayılmaktadır. 2) depresyon. Hastaların tedaviye uyumlarının tam olarak sağlanması ve etkili dozda antipsikotik ilacın verilmesi. Hastaların ölüm düşüncelerinden bahsetmesi. Şizofrenide özkıyım düşüncelerine karşı koruyucu etmenler çok çalışılmamıştır ancak yaşam doyumunun yüksek olmasının. iyileştirim hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması. çevredeki eğlenti olanaklarından yararlanmalarının sağlanması hastane tedavisine eklenecek olan olumlu girişimlerdir. kışkırma. kışkırtı. Hastalığın erken saptanmasının ve en uygun yöntemlerle (yerinde girişken tedavi. 7) madde bağımlılığı ve şiddet davranışı olanlar. amaçsızlık. Şizofreni ruhsal hastalığı olanlar arasında özkıyıma bağlı ölümlerde duygudurum bozukluğu ve alkol-madde kullanım bozukluğundan sonra üçüncü sırada yer almaktadır. Özkıyım için yüksek riske sahip olan hastalar için hastane yatışı çok uygun olabilir. etkili antipsikotik ilaç tedavisi. ruhsal desteklerin sağlanması ve sıkı gözlem özkıyımı önlemeyi garanti etmese de bu hastalar için önemlidir. 2) daha önce girişimde bulunmuş olmak. toplumsal beceri eğitimi ve iyileştirim çalışmaları) tedavi edilmesinin ilk dönem şizofrenide özkıyım düşünce ve davranışlarını önlediği gösterilmiştir. umutsuzluk. 8) zorlu yaşam olayları olan ve uzun süre işsiz ve amaçsız yaşayan hastalar. . 5) yalnız yaşama.

J. 2. In: Clinical Handbook of Schizophrenia. Heisel M. A reexamination. p:491-506. Böke Ö (2010) Şizofrenide nüfus ve klinik özellikler: Çok merkezli kesitsel bir olgu kayıt çalışması. Turk Psikiyatri Derg 21:213-224. Arch Gen Psychiatry. 3.Kaynaklar 1. Shane Pankratz V. Bostwich JM (2005) The lifetime risk of suicide in schizophrenia. Meltzer HY (2002) Suicidality in schizophrenia: a review of the evidence for risk factors and treatment options. 62(3): 247-53. 4:279-83. Yıldız M. (2008) Suicide. Edit: Mueser KT. Palmer BA. Jeste DV. 4. Yazıcı A. . Curr Psychiatry Rep.

J Affect Disord.şizofrenide olduğu gibi. Söz konusu çalışmalarda yöntemsel farklılıklarla birlikte kullanılan nöropsikolojik değerlendirme araçlarının çeşitliliği de dikkat çekicidir. Mann-Wrobel M. Bu nedenle.. Son dönemde yapılan metaanalizlere dahil edilen çalışmalar oldukça heterojen bir nitelik taşımaktadır (1.T. 13(4): 334-343.. Thompson J.M. dikkat.bipolar bozuklukta da hastalıkla bilişsel işlevler arasındaki ilişkinin netleştirilmesine ihtiyaç vardır. Bunlar psikomotor hız. Bipolar Disord. Yatham LN. 3. 2.J. Bipolar bozuklukta değerlendirilmesi gereken bilişsel alanları beş ana başlık altında toplamak mümkündür. Adı geçen bilişsel alanların değerlendirilmesinde kullanılan nöropsikolojik ölçüm araçları ve kullanımları ile ilgili detaylı bilgi verilecektir. Ancak bipolar bozuklukta kognitif değerlendirmeye özgü bir batarya [The International Society for Bipolar Disorders-Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC)] önerilmektedir (3). Artan bilgi birikimine rağmen bipolar bozuklukta saptanan bilişsel işlev bozukluğunun anlamı ve doğası yeterince bilinmemektedir. Bu çeşitlilik şizofreni için kullanılan MATRICS (Measurement and Treatment Research to Improve Cognition in Schizophrenia) Consensus Cognitive Battary (MCCB)’e benzer bir kognitif değerlendirme bataryasının bipolar bozukluk için henüz söz konusu olmaması ile de ilgili gibi görünmektedir. (2010) The International Society for Bipolar Disorders. Bipolar Disord. Buna parallel olarak çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmekte ve belli nöropsikolojik test performanslarının etki büyüklükleri geniş bir değişkenlik göstermektedir.Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC). ve Dickinson D.C. Gallagher P.2).. görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevlerdir. 12(4): 351-363. bilişsel bozuklukların bipolar bozuklukta endofenotip olabilme ihtimalinin görülmesidir. . Torres IJ. Bu alana ilginin artmasındaki öncelikli nedenlerden biri. bellek. ve ark. 93: 105-115. Robinson L. (2011) Meta-analysis of neuropsychological functioning in euthymic bipolar disorder: an update and investigation of moderator variabiles. (2006) A meta-analysis of cognitive deficits in euthymic patients with bipolar disorder.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevlerin Değerlendirilmesi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Hilal Demirel Bipolar bozukluk ve bilişsel işlev bozukluğu ilişkisini araştıran çalışmalar son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Kaynaklar 1. Malhi GS ve ark. Carreno J.

Word PB (2011) MMN/P3a deficits in first episode psychosis spectrum schizophrenia and bipolar subgroups. Savitz ve arkadaşları (1).11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Biyolojik İzdüşümleri Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sermin Kesebir İki uçlu bozuklukta (İUB) dikkat. Kaynaklar Savitz J. Ancak bütünleştirici bir duygudurum ve bilişsel işlev için kortikokortikal bağlantılar da sağlam olmalıdır (2). Monchi O. hastalık ve iyilik dönemlerinde izlenmektedir. Beyin elektrofizyolojisinin bilişsel bozulma ile ilişkili işlevsel karşılığı pek az çalışılmış olup. İUB’ta frontotemporal ve temporoparyetal bağlantısal eşzamanlılığın dikkat.L. Petre V (2001) Wisconsin card sorting revisited: distinct neural circuits M. Philips & E. Petrides M. kayıt ve geri çağırma süreçleri ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür. Bu sunumun devamında bilişsel işlev ile nörofizyoloji ve beyin görüntüleme arası ilişkiler güncel dizin eşliğinde tartışılacaktır. frontal uyumsuzluk negatifliği (mismatch negativity-MMN) düzeyi. bu çalışmalar da sıklıkla şizofreni olguları ile yapılmıştır. Kaur M. Solms M. Bipol Disord. 21(19):7733-7741. Frontolimbik bağlantıların İUB’ta etkilenmiş olduğu gösterilmiştir. . Schizophr Res. Ramesar R (2005) Neuropsychological dysfunction in bipolar affective disorder. sözel öğrenme ve yürütücü işlevler başta olmak üzere çeşitli alanlardaki bilişsel bozulma. Battisti RA. J Neurosci. hem şizofreni hem İUB tanılı olgularda bilişsel ölçümlerdeki bozulma ile ilişkili bulunmuştur (3).130(1-3): 203-209. İUB’taki bilişsel işlev bozukluğunun. 7(3):216235. Vieta participating in different stage of the task dentified by eventrelated functional magnetic resonance imaging. nöral ağlardaki süregen bozulmanın sonucu olduğunu öne sürmüşlerdir. Yeni bir çalışmada ise.

lityum ya da valproik asit monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştur. seyri ve tedavi modaliteleri ile ilişkisine ilişkin bilgi sınırlı veya henüz bilinmemektedir. Atipik antipsikotik monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek. . Yürüttüğümüz bir çalışmamızda. İki uçlu duygudurum bozukluğunun tedavisinde tedavi modalitesinin seçiminde farmakoterapinin bilişsel işlevler üzerindeki yan etkilerinin de değerlendirilmesi uygun olacaktır. bilişsel işlevlerin değerlendirildiği bir diğer çalışmamızda ise lityum grubu ile valproik asit grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmazken. Ancak bilişsel işlev bozukluğunun kesin nedenleri. Gerek duygudurum dengeleyici gerekse antipsikotik ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. görseluzaysal beceri ise valproik asit grubuna göre daha düşük bulunmuştur.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Tedavi Modaliteleri İle İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Vesile Şentürk Cankorur İki uçlu duygudurum bozukluğunda bilişsel işlev bozukluğunun varlığı genel olarak kabul görmektedir. antipsikotik grubunda işlem belleği performansı lityum grubuna. Yürüttüğümüz çalışmalar bipolar bozuklukta bilişsel işlev bozukluğunun bipolar bozukluğun iyi prognozlu veya kötü prognozlu oluşu ile ilgili olabileceği gibi tedavi modaliteleri ile de ilişkili olabileceğini düşündürtmektedir.

agresyon.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Ayrılmanın Şiddeti Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Ali Algın Köşkdere Ayrılık. yosma anne imgesinden ayrı tutulma çabası sürer. Kurban olduğunu hissetme. Bu şiddetli ayrılıkları. bunları yansıtmak ve diğerine yaşatmak bir seçenek gibi görünmüş. ihtirasları için erkeğin kadınından ayrı durmasına. annenin korku yüzünden oğlunu uzak tutmasına. çaresizlik. acı ve incinme dayanılmaz olduğunda. Melek anne imgesinin. Daha da ötesi bu yaşananları karşıdakine yaşatmakla ve öldürerek yok etmekle acılar bitecek gibi gelmiş. babasını aldatan ve sevgilisiyle babasını öldüren annesini ve sevgilisini öldürerek ailesinin namusunu temizler. kadının nefretle kalbini erkeğinden ayırmasına. ensest yasağını yıkar. acı ve hüzün taşıyan bir deneyim. Burada zorlanan her birey için ayrılık şiddetli bir deprem. öldürmeye vardığı durumlara odaklanacağım. Bu ayrılıklar. Ama sonrasında suçluluk ve yargılanma öne çıkmış. Ama suçluluğu neredeyse onu delirtir. içinde şiddet. Orestes. Çünkü 3000 yıl öncesinin hikayesi bugün de sık sık sahneleniyor. Bu konuşmada. Ama hüzün çok çok az. Kadına ve anneye yönelik şiddet bir çerçeveye oturtulur. Bu konuşmada şiddetin dozunun yükseldiği. ruhsal yapılanmada önemli değişimlere neden olabiliyor. Benliğin önemli işlevlerinden birisi ayrılık karşısında içsel ve dışsal süreçleri yönlendirmek. . kan ve biraz suçluluk var. İkisinin birleşmesi. korku. Böylelikle ataerkil düzenin temsilcisi olur. kaos yaratır ve katlanılabilecek bir durum değildir. oğlunun intikam için öldürerek annesinden ayrılmasına değineceğim. korku. intikamlar ve saldırganlar yarattığından içinde ölüm. kibirli bir babanın kızını annesinden ayırmasına. Oedipus’un çağdaşı Orestes aracılığıyla araştırmaya ve yorumlamaya çalışacağım. incinmeler ve kurbanlar. Ancak mahkemede yargılanınca aklanır ve babasının mirasını üstlenir. Ayrılıklar.

nefretin kökeninde ilk nesne ile ilişkilerin belirleyici rolünü vurgulamıştır. Peki bazı bireylerde “aşırıya kaçan” ve patolojik durumlara yol açan bu nefret yoğunluğunun kaynağında ne yatar? Varoluşu sürdürmek için gerekli nefret ile ölümcül nefret arasındaki ince çizgi nasıl belirlenir? M. toplumsal alanda şiddete uzanan sonuçlarına da değinilecektir. aşkın nefrete dönüşümünden sık bahsedilir. Freud. aşk haz. Nefret. nesne nefretten doğar. Aşkla nefreti birleştiren derin bir bağ var mıdır? Nefret aşktan önce mi sonra mı doğan bir duygudur? Nesne sürekliliğini sağlayan. yaşadığımız dünyayı artan bir şiddette etkileyen nefretin bu hakimiyeti neden? Bu çalışmada. . nefret ise hoşnutsuzluk duygusundan hareketle oluşur. nefretin kökenleri psikanalitik kurama göre tartışılacak. kuramında bu soruya ışık tutmuş. Ötekine ilişkin ilk düşünce nefretin içinden doğar diğer bir deyişle nefret düşüncenin beşiğidir: “eğer yanımda değilsen. hatta onu var eden gerekli bir duygu mudur nefret? Nefrete düzenleyici bir rol atfetmek mümkün müdür? Çalışma bu sorular etrafında şekillenecek ve psikanalitik kuram esas alınarak nefret duygusunun kökenlerine ışık tutma amaçlanacaktır. Hem nesne hem de düşünce hatta düşlem ve arzu da. senden nefret ediyorum ama böylelikle seni düşünüyorum”. ya da kendinden nefret etme söz konusudur. Klein. nefret bu yönüyle yapılandırıcıdır ancak aşırıya kaçtığında. Freud’un belirttiği gibi özne aşktan. Nefret.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Nefretin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Neslihan Zabcı Neden nefret? Bireysel olandan toplumsal boyuta dek uzanan geniş bir yelpazede yer alan ve güncel yaşantımızı. ruhsal hayatımızın kökeninde var olan bir duygudur. nefreti ölüm dürtüsü ile ilişkilendirmiş ve tüm bireylerde var olan kökensel bir duygu olarak tanımlamıştır. nefretin içinden doğar. depresyon gibi ağır patolojilerin kaynağında yer alır: tüm bu psikopatolojik durumlarda ya ötekinden. psikopati. genel olarak aşk ile birleştirilir. paranoya.

sağlık sistemine ilişkin etmenler. Hekime önelik şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar büyük önem taşımakla birlikte altta yatan ruhsal boyutu anlaşılmadan yapılabilecekler yetersiz kalabilir. Hasta birey kendisini ruhsal ve bedensel olarak tehdit altında hissedebileceği gibi. ruhsal bir “gerileme” yaşamaktadır. umutsuzluk bakımın kendinden esirgendiği duygusu yaratmaktadır. hemşie ve hasta. London: The Hogarth Press .11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Hekime Şiddet Nereden Çıktı Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Peykan Gökalp Hekim ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ülkemizde ve dünyada giderek tırmanmaktadır. öldürmeye kadar gidebilen fiziksel saldırılar şeklinde görülmekte ve diğer işyeri şiddet olgularına göre son birkaç yıla kadar çok düşük oranda bildirilmektedir(Gates 2004. Occup Environ Med 2004. Kaynaklar Beech B. Tıbbi hastalık Tanısı Konmuş Hastalarda Aktarım ve Karşıaktarım. idealleştirme. Bu gerileme sürecinde erken bebeklik döneminden itibaren doyurulamamış olan ihtiyaçlarına ilişkin. Bir çeşit “annelik” işlevi beklenen acıları dindirip yatıştıran.18(1):72-79. yansıtma. O konumdayken beklentisi çevrenin ona tam uyum sağlamasıdır. Sonuçta hekim. Türk Psikiyatri Dergisi 2007. Beech ve Leather 2006). Bu davranışlar. Workplace violence in the health care sector: A review of staff training and integration of training evaluation models. ekonomik. Bunun nedenleri arasında toplumlarda şiddet davranışı sıklığının artışı. sosyal ve politik süreçler yer almaktadır. sözel tehdit ya da aşağılama. Bu sunumda hekime yönelik şiddet konusu psikanalitik yaklaşımla ele alınacaktır. iyileştiren antik çağlardaki şifa merkezleri gibi bugünün sağlık kurumlarına da mucizevi iyileştiricilik özellikleri atfedilmekte bu aktarımsal eğilimin tam karşılık bulmaması durumunda ortaya çıkan hayal kırıklığı. Öte yandan sağlık çalışanına hasta ve/veya hasta yakınının sözel. fiziksel saldırısında saldırgan bireyin içsel yaşantılarının. eyleme vurma devreye girmektedir. aktarım dinamiklerinin ve “hasta” rolüne ilişkin ruhsal ihtiyaçlarının dikkate alınması vazgeçilmez öneme sahiptir (Özmen 2007). bakım veren. hasta yakını arasındaki ilişki iş başında birebir bir ilişkidir ve düşmanca aktarım ve bundan doğan olumsuz karşı aktarım dinamiklerinin anlaşılıp çözümlenmesi tüm taraflar için vazgeçilmezdir.61:649–650 Özmen M. Leather P. Aggression and Violent Behavior 2006.”Tam uyumun” sağlanamadığı durumlarda da ilkel savunma düzenekleri. 11:27– 43 Gates DM The epidemic of violence against healthcare workers. Klein M (1984) Envy and Gratitude and Other Works 1946-1963. değersizleştirme. yeterince doyum alamadığı ilk nesnesi anneye duyduğu öfke ve haset hekim veya hemşireye yansıtılır (Klein 1984).

sosyal ve yaşamsal ihtiyaç ve istekleri karşılamak üzere doğasında yapmak.The Forensic Model of Occupational Therapy. 67 (10): 430-438(9) 4. The British Journal of Occupational Therapy 2004.Büyükkınacı Alev.3) Uğraş terapistleri bunu kişilerin bu aktivitelere katılma yetilerini arttırarak ya da destek sağlamak amacıyla çevreyi değiştirerek sağlarlar(1). tedaviye motivasyonunun sağlanmasında ve hastalık dışındaki kişilik alanlarının gelişmesinde hastaya yol gösterici rol üstlenirler.Smith SL. 1( 1): 17-22 .Batılı ülkelerde adli psikiyatri kliniklerinde bu alanda uzman uğraş terapistleri bulunmaktadır(3).13:137-142 2-Occupation for occupational therapists. Henüz ülkemizde yeni gelişmekte olan bu meslek grubunun psikotik hastalarda şiddetin önlenmesi ve şiddet davranışı göstermiş hastaların rehabilitasyonunda önemli rol oynayabileceği artık gelişmiş ülkeler tarafından kabul edilmiştir.2004. (Ed). Killing Time or Making the Most of It .2) Uğraş terapisinin temel amacı kişileri günlük yaşam aktivitelerine katılımlarını sağlamaktır. Uğraş terapisinin adli psikiyatri alanında çalışmaları daha öncesine dayanmakla birlikte.Occupational therapy in healthcare 1984. publishing. Bu temel uğraş terapisi yöntemlerinin yanı sıra özellikle suç işlemiş psikiyatrik hastaların rehabilitasyonunda ve suç işlemelerinin önlenmesinde kullanılacak uğraş terapisi yöntemleri de ortaya konmuştur (2). Matthew Molineux. Being in a Secure Forensic Psychiatric Unit: Every Day is the Same.Forensic challange. Nikitin L. performans ve motivasyon alanlarında daha fazla deneyim sahibi olarak daha olumlu bir dünya görüşüne sahip olur (2).Farnworth L. Uğraş terapisi(ergoterapi). Kaynaklar 1. Ülkemizde de psikiyatri kliniklerinde uğraş terapistlerinin yerlerini almaları bu açıdan önem taşımaktadır. olmak ya da kendini gerçekleştirmek olan herhangi bir aktiviteye katılımı tanımlar. Fossey E. Bu alanda çalışan uğraş terapistleri psikiyatristlerle birlikte çalışarak hastanın suç davranışlarının nedenlerini ve olumsuz davranışları tetikleyen uğraşıların bulunarak bunların yeniden yapılandırılmasını sağlamayı hedeflerler (2). Hastanın amaçlı bir uğraşı içine girmesi içsel motivasyonunu ve yeterlilik duygusunu geliştirir ve hasta üretkenlik.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Kronik Ruhsal Hastalıklardaki Şiddetin Önlenmesi ve Rehabilitasyonunda Uğraş Terapisinin (Ergoterapinin) Yeri Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Alev Büyükkınacı Uğraşı sağlıkla ilgili ya da kişisel. Bireyin herhangi bir uğraşı içinde olmak durumunda olmasının gerekliliği ortaya konduktan sonra uğraşının nerde kullanıldığı. ne işe yaradığı önem kazanmıştır. Uğraş terapistleri gerek adli gerek normal psikiyatri kliniklerinde olsun psikotik hastanın kişisel amaçları doğrultusunda yaşam doyumunun artmasında. Klinik Psikiyatri 2010.pp:169-82 Blackwell 3. Bu hedefe ulaşmada hastanın var olan kaynaklarını kullanarak sadece bu davranışı önlemeyi değil hastanın kendi sorumluluğunu da alması amaçlanır. Dünya Uğraş Terapisi Federasyonu uğraş terapisini şu şekilde tanımlamıştır:1) Uğraş terapisi sağlık ve iyilik halini uğraş ile sağlayan bir uzmanlık alanıdır. 1980’lerde uğraş terapistlerinin bu alanda uzmanlaşmalarının önemi konuşulmaya başlanmıştır(4). Hastanın üretkenliğinin artması ve zihinsel uğraşılarının daha olumlu başka alanlara kayması şiddet davranışının önlenmesinde anahtar rolü oynar.

akarabalaradan . ( Mental Health Risk Assessment and Management in Community Organizations 2009) Risk değerlendirmesi aşağıdaki konuları içermelidir.şiddet içeren fanteziler -Şüphelilik hezeyanları yoğunluğu -Kural ve düzenlemelere ilişkin düşünceler -Koruyucu faktörler -Kişinin güçlü yanları -Risk Yönetim planı(kim ne yapar .bilgi gereken diğer alanlar .ciddi akıl hastalığı olduğu düşünülen . Hastalarını toplum içerisinde insan onuruna yaraşır şekilde yaşatmayı hedefleyen bu kurumların çalışanları.risklerin nasıl alınacağının tanımlanması ) (Türkiye CMHC çalışma kılavuzu2012) Ancak TRSM ler kendisine herhangi bir kişi veya kurum tarafından bildirilen . Tehlikelilik ve suça eğilimin belirlenmesi klinik psikiyatrinin önemli konularından olmakla beraber TRSM nin önemli görevlerinden bir diğeri akıl hastalarının sergiledikleri şiddet davranışı konusunda topluma yol gösterici olarak damgalanmayı önlemektir.Alınacak bilgilerin güvenirliğini artırmak için en önemli unsur hasta ile etkin işbirliğinin kurulmasıdır. şiddet olayı açısından “risk yönetimi “konusunda son derece donanımlı olmalıdır.Bu hastaların şiddet riskini en aza indirgemek için en önemli araç yerel kurumlar arasında etkin ve akıcı işbirliğidir.(Johnson 1998) Hizmetler sürekli değişen ihtiyaçlara ve risklere göre esnek yardım ve sosyal yardım desteği sunmalıdır.Bazı araştırıcılara göre geçmişteki şiddet davranışı gelecekteki şiddet davranışı için yol göstericidir. TRSM ler ciddi akıl hastalığı olan hastalara kesintisiz hizmet sunmak amacıyla kurulmuş olan kurumlardır.tekrarlanan davranışlar -Dürtüsel davranışlar -Hastanın kendi mevcut durumu konusundaki içgörü ve anlayış düzeyi -Mevcut zihinsel durum . -İnsanlara ve mülke yönelik geçmişteki saldırganlık eylemleri(örneğin kundaklama vb) -Geçmiş mahkumiyet ve adli tıp bilgileri -Belirtici veya uyarıcı işaretler –şiddet yaklaşımları .erken uyarı belirtileri vb konularda detaylı bilgiye dayalıdır. -Kişinin sosyal geçmişi.(Dilbaz 1999) Bakıcılardan .geçmiş yaşam öyküleri bilinmeyen hastaları yaşadıkları ortamda değerlendirmektedir .örneğin ajitasyon ve fiziksel göstergeler -Şiddet içeren düşünceler . Risk yönetimi süreğen olup bireylerin geçmişleri .11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Trsmlerde Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Erkan Aydın Ciddi akıl hastalığına sahip hastaların özellikle kendine ya da çevresine zarar verme ihtimali yüksek hastaların sürekli olarak bir ruh sağlığı kurumu ile sürekli temas halinde olması son derece önemlidir.arkadaşlardan ve hizmet alanın kendisinden bilgi alınabilir.gizli düşmanlık -Sadistik yönelim. .

Rekreatif etkinlikler. 2007. 2002) ve suç eğiliminin uzun süreler televizyon izleyen gençlerde daha yaygın olduğunu ortaya koymaktadır (Kolata. çalışma ve diğer etmenler tarafından yıpranan. Türk Dil Derneğine göre suç. oluşturmak anlamına gelen “create” fiilinin önüne. “rekreasyon” (recreation). toplumun.6 milyon kişi şiddetten ölmektedir (Butchard ve diğerleri. Şener ve diğ. 1986). 1981). . Turizm faaliyeti de bireyin boş zamanında gerçekleştirdiği bir rekreatif faaliyet olarak değerlendirilebilir. Birleşmiş Milletlere (2006) göre Dünya’daki her üç kadından biri fiziksel şiddete. suç oranlarını ve şiddetini azalttığını göstermektedir. 2002). Sonuç Yapılan çalışmalar rekreasyon alanlarının ve bu alanlarda yapılan aktif rekreasyon faaliyetlerinin insanların streslerini azalttığını. Dünya’da her gün 4200 kişi. geleceğin bireylerine çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilecek olan nevrozların da tohumlarını atmaktadır (Usal. 2011). gelirinin ve diğer birçok faktörün birlikte etkisinin olduğu belirtmek daha doğru olabilir. depresyona girmelerini önlediğini. Iwasaki. Televizyonlardaki şiddet eğilimli yayınların.. tekrar anlamına gelen “re” ön ekinin gelmesiyle oluşan. 2012). şiddet ve suç ile negatif yönde bir ilişkisinin olduğunu göstermektedir. her beş kadından biri tecavüz girişimine maruz kalmaktadır. 2008). yılda 1. İngilizce yaratmak. yeniden. 2009. törelere ve ahlaki değerlere aykırı davranış.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Rekreasyonun Suç ve Şiddet ile İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Özkan Tütüncü Giriş Rekreasyon. Kaliforniya eyaletinde yapılan çalışmalar bireylerin ilk suç işledikleri yaşların genel olarak (bir çan eğrisi şeklinde) 13 ile 20 yaşlarında yoğunlaştığını (en yoğun 17 yaş) göstermekte (CDYA. Yapılan çalışmalar yapılan aktif rekreatif faaliyetlerin. Rekreasyonun Türkçe karşılığı “Dinlence” olarak ele alınabilir. Rekreasyon. Dünyadaki 14-44 yaş arası ölümlerin en önemli ana sebebi şiddet olmaktadır (DSÖ. bireyin kişisel yapısının. yaslara. 2007. onları hem fiziksel hem de mental olarak rahatlamalarına fırsat tanıyan rekreasyon faaliyetlerine yöneltmektedir (Sağcan.. Özellikle fiziksel bakımdan insanın en aktif olduğu gençlik yıllarında rekreatif faaliyetlerin yapılacağı alanların ve olanakların olmaması. Çalışmanın konusu rekreasyonun suç ve şiddet ile olan ilişkisidir. Elbette insanın şiddete olan eğilimi ve suç işleme yönelimi çok boyutlu değişkenler ile değerlendirilmelidir. Hatta rekreatif olanakların yetersiz olmasının yaratacağı olumsuz birikimler. Patry ve diğ. Diğer bir ifade ile insanın yaşam kalitesini artırmak için yaptığı faaliyetler rekreasyonun içeriğini oluşturmaktadır (Tütüncü ve diğerleri. Bireyin suç ve şiddete yönelmesinde. Rekreasyon alanlarının ve olanaklarının geliştirilmesinin. ilişkilerine ve sosyo-kültürel uyumlarına olumlu yönde etkilemektedir (Axelsen. Bu kapsamda bireyler hayatlarının üçte birini rekreasyon faaliyetlerinde geçirmektedir. bunda etkisinin olduğu saptanmıştır. bu fiziksel enerjinin başka bir şekilde olumsuz olarak ortaya çıkmasına da neden olabilecektir. 2007). bireylerin kendilerine. 2009). bireyin yaşamındaki birçok sıkıntıdan kurtulmasını ve bireyin kendisini geliştirmesini sağlayarak. Rekreasyon sağlıklı ve/veya engelli olan her yaşta ve beceri seviyesinde tüm bireyleri kapsamakta ve onların mutlu-kaliteli yaşama eğilimlerine bağlı olarak gelişmektedir. şiddet ise sindirmek için yaratılan olay veya eylem-kaba kuvvet olarak tanımlanmaktadır. yorulan bireylerin yeniden canlanmaları anlamına gelmektedir (Axelsen. tek başına şiddet ve suç eğilimi azaltabileceğini belirtmek yanlış olabilir. Suç ve Şiddet İnsanların uzun ve sağlıklı yaşama istekleri.

) yer alır. Tespit uygulanan kadın hastaların %56.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Psikiyatri Kliniklerinde Şiddet İle Başa Çıkmada Terapötik (Tedavi Edici) Ortam Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Sibel Coşkun Hastaneye yatan bir birey. Ortamın terapötik yapılandırılmasında -hastanın özdenetim ve uyum becerilerini geliştirmeye yönelik olankurallar ve sınırlılıklar büyük öneme sahiptir. Aktivite ve sosyal programlar ise. güvenlik personeli bulundurulması. Coşkun ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmada. Terapötik ortam. Psikiyatri kliniklerinde. kadın servislerinde tespit uygulama sayısı ve süresi daha fazla bulunmuştur. . yalnızlık. Hasta odaları 2-3 kişilik olmalı. egzersiz ve psikoeğitim/beceri kazandırma grupları vb. hastanın “agresyon ve saldırgan davranış göstermesi” tespit uygulamasında ilk gerekçe olarak tanımlanmış. Literatürde ise hasta kabul aşamasının önemine değinilerek kliniğe geldiklerinde ilgi ile karşılanan. izolasyon odası bulundurma. kurallara ve tedavi sürecine uyumlu hastalar için bazı imtiyazlar/ödüller söz konusu olabilir. Kurallar ve sınırlılıklar hastaneye yatışta gerekçeleri ile hastaya anlatılmalı. güvenliği sağlamaya yönelik bazı kısıtlılıkların ve kuralların bulunması. sağlığını yükseltmeyi. Özel gözlem ve izolasyon odası. çaresizlik. Psikiyatride tedavi ortamının terapötik nitelikte olması. Terapötik ortam oluşturma ve sürdürme bir ekip işidir ve bu konuda tüm ekip üyelerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Terapötik ortam oluşturulması kapsamında. güvenli ortam sağlama. kliniğe giriş çıkışların/eşyaların vb. özgüven. bulunmalı. çatışmaları çözmede vb. ortamda koltuklar. Ortam kalabalık olmamalı. semptom/agresyon yönetiminde. bulundurulmalı. dikkati bir işe yöneltmede.4’ünde geçmişte şiddet davranışı saptanmış. kilit öneme sahiptir. Hastaların öz bakım ve günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürebilmesi sağlanmalı. koridor ve salonlar hemşire odasından görülebilmelidir. hastalarda iletişim/etkileşimi arttırmada. erkek hastaların %71. tablolar vb. terkedilmiştik. yabancı bir ortamda bulunmaya bağlı olarak. genelde kalabalık ve uyaranların fazla olduğu bir ortamda çeşitli düşünce ve davranış bozukluğu olan hastalarla bir arada olma. bireysel ve ortak yaşam alanları ile ilgili sorumluluk alması desteklenmelidir. Günlük yapılması önerilen günaydın toplantıları ise kurallara ve tedaviye uyumu sağlamada. Ayrıca. korku. Ortamda zarar verici olabilecek tüm objelerin uzaklaştırılmış/kontrol altında olması. sosyal toplantılar. tedbirler alınmalıdır. çalışan personel ile iletişim/etkileşim kısıtlılığı ve psikiyatri hastalarına yönelik önyargılı tutum vb gibi nedenlerle hastalarda kaygı düzeyi ve agresyon potansiyeli artmaktadır. hastalardaki agresyonu önleme ve kontrol etmede büyük öneme sahiptir. Terapötik bir ortam için hem hastalar hem çalışanların kendini güvende hissetmesi önemlidir. kuralların hangi özel durumlarda esnetilebileceğini bilmeli ve ekip içi tutarlılık sağlanmalıdır. fiziksel ortam düzenlemesi ile ortamın sosyal yapılandırması (uğraş/meşguliyet etkinlikleri. kendini ifade etme ve etkileşim düzeyini arttırmada. endişe. ayrıca tespit uygulanan hastaların çoğunda yatış esnasında içgörü bulunmadığı ve/veya istem dışı yatış yapıldığı belirlenmiştir. çiçekler. istem dışı yatış yapılması. kapalı devre kamera sistemi vb.1’inde. hastalar kişisel eşyalarını ve kişisel alanlarını kullanabilmelidir. kırmızı renk tonları tercih edilmemelidir. salonlar etkileşimi arttıracak ve hastanın kendini evinde gibi hissedeceği şekilde düzenlenmeli. hastaların agresyon potansiyeli değerlendirilmeli. özsaygısını desteklemeyi ve hastanın en kısa zamanda sosyal yaşama dönmesine yönelik olarak kaynakların ve ortamın yapılandırılmasıdır. bilgi verilerek oryante edilen hastaların daha az kaygı ve korku yaşadıkları belirtilmektedir. ortam kuralları ve sınırlılıklar. kontrolü. şiddet eğilimi olan/yeni yatan hastalar ile taburculuk aşamasında olan/ruhsal hastalığı daha hafif düzeyde olanlar birbirinden ayrılmalıdır. Tedavi motivasyonunu arttırmada. hastayı iyileştirmeyi. öfke gibi duygular yaşar. ayrıca kurallar ve tedavi programı panoya asılmış olmalıdır. odalarda bireyin kişisel eşyaları için dolap vb. hasta derecelendirme sistemi. hastaların boş zamanını değerlendirmesinde. çevresel stresörlerin azaltılması. Ekip.

bilgi alışverişi yapmalıdır. Kurallar/sınırlılıklar ve etkileşim sınırlılığı ile sağlık personeline ulaşamama. Terapötik ortam oluşturmada. hasta ile tedavi ekibi arasındaki etkileşim ve dinamikler de büyük öneme sahiptir. sorununu dile getirememe ve sonuçta oluşan güvensizlik.beceri kazandırmada vb. . Ekip tüm aktivitelere katılmalı. hastaları ve hastalar arasındaki dinamikleri gözlemlemeli. ekip üyelerinin yeterli bilgi/eğitime ve analitik düşünme. Özellikle meşguliyeti sağlamaya yönelik aktiviteler ve fiziksel egzersiz agresyon kontrolünde önemli yer tutmaktadır. çaresizlik ve anlaşılamama hissinin hastada agresyonu tetikleyebileceği unutulmamalıdır. tedavi ve rehabilitasyona yönelik pek çok fayda sağlamaktadır ve mutlaka tedavi programında yer almalıdır. terapötik iletişim ve sorun çözme becerilerine sahip olması gerekmektedir. Tarih boyunca dışlanmış olan psikiyatrik hastalar insanca bir ortamda insanca bir tutum ile tedavi edilmeli.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış İyi tanıklar hakikati arar Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Cem Kaptanoğlu .

büyüklüğü ve meydana geldiği bölge gibi afetin kendisine bağlı faktörlerin yanısıra afetten etkilenen toplumun ve kişilerin özelliklerine bağlı olarak da değişebilmektedir. 2. Kaynaklar: 1. 2004. alt yapı eksikliği) daha fazla afet ve travmatik yaşantı ile karşılaşmaya zemin hazırlamaktadır. doğal afetler. doğal afetlerin olumsuz etkileri daha fazla olmaktadır.000 disaster victims speak: Part II. Psychiatry. Summary and implications of the disaster mental health research. MJ. Gelişmiş ülkelere göre. Friedman. (2002). Afetten etkilenen toplum içinde de yoksul ve sosyal desteği az olan bireyler hem ruhsal sorunların ortaya çıkması açısından daha fazla risk altındadır hem de var olan kaynaklara daha zor ulaşabilmektedirler. Kayıplardan sorumlu tutulan kurum veya kişilerin cezasız kalması kişilerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.Norris. afet sonrası yaşam koşullarının daha kötü olduğu ve toparlanma sürecinin daha yavaş olduğu gelişmekte olan ülkelerde. Doğal afetler gelişmekte olan veya yoksul ülkelerde daha fazla kayba neden olmakta. 65: 240-60.. .Dünya Afet Raporu (World Disaster Report). yoksul ve yoksunluk ile ilişkili olarak ortaya çıkabilecek ruh sağlığı sorunlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca. her ne kadar doğal olaylardan kaynaklansa da afetlerdeki yıkımın ve sonraki süreçteki koşullarda insan etkisinin payı her zaman bulunmaktadır.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Adaletsiz Doğal Afetler Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Feyza Çelik Afetin meydana getirdiği yıkım ve neden olduğu kayıplar afetin türü. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu. yoksulluk ve buna bağlı ortaya çıkan yoksunluk da (eğitimsizlik. 60. & Watson. FH. Bu panelde doğal afetlerin kişileri ve toplumları aslında eşit olarak etkilemediğine dikkat çekilmesi. PJ.

o gün orada ölenler değil de diğerleri olmamasıydı. Seçilmiş bir bölgeye . Van’daki binalar sağlam olsaydı bunca can verilmezdi kuşkusuz ama doğa binanın sağlamlığına bakmaz. Olayda tesadüf de yoktu. yüzlerce kişi toprağa verildi. Tesadüfe yer yoktu . Van’da olmasıysa bir tesadüf. Doğa yer değiştirirken . Doğanın bununla bir ilgisi yoktu. Uludere’da silahlar patladı . Tesadüf sadece .Deprem bir doğa olayı . Bir yasa sözkonusu değildi.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Biri yer den biri el den Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Hira Selma Kalkan Van’da yer sarsıldı. .El olan insanoğlu . hareket ederken tesadüfen insanları aldı götürdü. elleriyle ölüm saçtı. Ama orada ölen onlarca kişi zaten birdi. doğa yasası. bölgeyi korumakla görevli askerlerce ölüm saçıldı. Seçiciliği yoktu elbet.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Roboski ve Van'da sessiz tanık! Medya… Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Murat Yalçın .

aslında göz ardı eden bir yönelimi tercih etmiştir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Yaygın Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Burhanettin Kaya Son 30 yıldır Amerikan Psikiyatri Birliği’nce geliştirilmiş ve bugüne dek dört kez güncellenmiş olan. Psikiyatri bilgisi ve yönelimi biyolojikleştikçe sınıflandırma da buna koşut olarak biyolojik belirlenimleri temel alan ya da gözeten bir değişim. Bu yönelim bugün üzerinde tartışmaya devam ettiğimiz birçok sorunun da kaynağıdır. DSM’nin bu eğilimi onu “Stres bozuklukları. TSSB. Bu süreçten bazı ruhsal bozuklukların daha fazla dikkat etkilendiğini söyleyebiliriz. “endojen”leştiren tehlikeli bir eğilim olduğu da söylenmektedir. Yıllar içinde Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflama sistemi olan ICD ile giderek yaklaşan dil ve ideolojik birliğine tanık oluyoruz. Elimizde bu yönde yeterince veri olmasa da DSM-V i oluşturan ekip içinde bu bozuklukların travma ve stres etkenleri gibi etiyolojik süreçlerle bağlantısını koparan. DSM’nin bu ideolojik belirlenim sürecinde ilaç endüstrisini de büyük payı vardır kuşkusuz. güncellenmiş versiyonlarının da iki kez gözden geçirildiği bir sınıflama sistemi aracılığıyla psikiyatrik bozuklukları anlamaya çalışıyoruz. DSM her dönemde baskın olan psikolojik kuram ve yaklaşımlardan etkilenerek biçimlenmekle beraber o dönemin bilime egemen olan ideolojik yönelimlerden de etkilenmiştir. Tanımlayıcı-deskriptif psikiyatrinin “kutsal kitabı” niteliğindeki DSM. hatta yönelim sergilemiştir. Sınıflandırma sistemleri bir yandan ruhsal bozukluk ya da hastalıkları her psikiyatri profesyoneli için anlaşılır kılmaya çalışırken. anksiyete bozuklukları da bu süreçte kendine özgü bir evrim geçirmiş ve halen geçirmektedir. Bugün halen sınıflama çalışmalarında tanımlayıcı yaklaşım-boyutsal yaklaşım çelişki ve çatışması yaşanmakta. . ruhsal bozuklukları sergiledikleri ortak özelliklere göre sınıflandırarak oluş nedenlerini tanısal değerlendirme dışında bırakan. Bu sunumda DSM-I’den DSM-V’e kadar “Yaygın Anksiyete Bozukluğu” tanısının sergilediği değişim üzerine eleştirel bir tartışma yürütülecektir. tanısal kapsayıcılık konusunda da önemli sorunların yaşanmasına yol açmıştır. Öyle görünüyor ki. Uyum Bozukluları” gibi gerçekliği göz ardı edememenin ürünü olan “anomali”lerle başa çıkmak zorunda bırakmıştır. Amerikan psikiyatrisinin uluslararası dünyaya egemen olan ideolojisini barındıran ve yeniden üretme eğilimi gösteren. sınıflama sistemlerinde de bir değişimin yaşanmasına neden olmuştur. DSM-V’in kavramsal gelişimi bu çelişkinin izleğinde sürmektedir. Psikiyatri kuram ve uygulamasına yansıyan bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında psikiyatri bilgisinin değişimi.

Beidel DC ve ark.Güz Özyıldız H. Bu noktada tartışılacak bir çok nokta gündeme gelmiştir. anksiyetede görülen fiziksel belirtilerin de daha açık olması gerektiği dile getirilmiştir (2). epidemiyolojik ve biyolojik özellikler açısından ilişkileri. birtakım değişikliklere maruz kaldığı için” ihmal edilmiş bir hastalık” olarak tariflenmiştir. Social anxiety disorder(Social phobia). yaygın tip SAB nasıl olmalı idi. korkulan sosyal durum sayısının net olmadığı. çekingen kişilik bozukluğu ise kaçıngan kişilik bozukluğu (KKB) olarak kabul görmüştür.Sosyal anksiyete bozukluğu ile kaçıngan kişilik bozukluğunun klinik. DSM-IV tanı sistemine gelince sosyal fobinin adı sosyal anksiyete bozukluğu. http://www. Alden L.2010. selektif mutizm alt tip olarak uygun mu?. performans alt tipi denmesi yeterli mi?. DSM-III-R’da ise sosyal fobinin adında herhangi bir değişiklik olmadığı. ağırlıklı bulgunun performans kaygısı olması ile birlikte. Kaynaklar 1.dsm5. (Ed:Dilbaz N)Pozitif Matbaacılık. Ankara.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Sosyal Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Hatice Özyıldız Güz Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB) DSM tanı sınıflandırma sistemine geç girmiş ve her tanı sistemi değişikliğinde.Bögels SM. 27:168-189 3. Sosyal fobi veya SAB Mu?. DSM-III-R’da olduğu gibi yaygın tip SAB ile KKB birlikteliğine yer vermiştir(1). Anksiyete Bozukluklarında Son Gelişmeler. KKB ile SAB’nun üst üste binen bir tanı olduğu ve ayrımında güçlükler yaşandığı. SAB ilk kez DSM-III’te sosyal fobi başlığı ile yerini almış yeni bir tanıdır. SAB ile çekingen kişilik bozukluğu birbirinin devamı mı? Gibi birçok soruya bu tartışma platformunda cevap bulunmaya çalışılacaktır. Depression and Anxiety.37-45 2. Social Anxiety Disorder:Questions and Answers for the DSM-V. alt tiplendirmelerin belirlendiği ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa yaygın tip sosyal fobiye eş tanı olarak konulabileceği belirtilmiştir.org . DSM-V tanı sistemi ise özellikle alt tiplerdeki sorunlara dikkat çekmiştir. DSM-III sisteminde sosyal fobinin alt tipleri yoktur ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa sosyal fobi tanısına yer vermemektedir. 2006.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Şizofreni spektrum bozuklukları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Erdal Işık .

Hezeyanlı inanışlar genellikle kapsüle olurlar ve hastalar premorbid düzeyde fonksiyon yapacak hale gelirler. Daha çok komşular tarafından kendilerini öldürmek için planlar yapıldığını veya cinsel tacize uğradıklarını söylerler. Geç başlayan şizofreni kronik gidişlidir ve spontan remisyon nadirdir. 60 yaş ve üstünde geçirenlere ise “Çok Geç Başlangıçlı Şizofreni Benzeri Psikoz” terimleri kullanılmaktadır.1 ile % 0.5 bulunmuştur. Somatik. 65 yaş üstü toplumda şizofreni prevalansı % 0. Çok geç başlangıçlı olgularda aile yüklülüğü daha azdır ve başta ileti tipi işitme kaybı olmak üzere duyu kaybı daha fazladır. Uygunsuz affekt ve çağrışımlarda zayıflama. Tedaviye çoğunlukla hastanede başlanır. Çok geç başlangıçlı şizofreniye benzer psikozlarda bu doz daha da azaltılır. Geç başlangıçlı hastalarda erken başlangıçlılara göre daha fazla görsel. Hastalar idame tedaviye alındıklarında semptomlar görülmez. Hastalar sıklıkla başkaları tarafından zihinsel ve fiziksel olarak etkilendiğini söylerler. Geç başlangıçlı şizofren hastalar yönetsel işlevler. Yaş arttıkça tardiv diskinezi riski de artmaktadır. Semptomların tamamen ortadan kalkması nadirdir. Hastaların güvenini kazanarak tedaviye uyumlarını sağlamak zordur. . Tedavide atipik antipsikotikler tercih edilmektedir. erken başlayan şizofreniye oranla daha az sıklıkla görülür.Genç başlangıçlı şizofreni hastaları içinde kadınlar erkeklere göre daha sıktır. Hezeyanlar hastaların büyük bir kısmında sistematizedir. Geç şizofreni olgularının antipsikotiklere yanıt oranı orta düzeydedir. Uzun süre nöroleptik kullananlarda. erotik ve grandiöz hezeyanlar da görülebilir. Schneider’in birinci sıra semptomlarından olan düşüncenin yansıması ve zorla düşünce sokulması semptomları az da olsa görülebilir. Nöroleptiklerin kesilmesi semptomların alevlenmesine yol açar. Geç başlangıçlı şizofre için çoğunlukla perseküsyon yapısında olmak üzere hezeyanlar ve çoğu kez işitsel hallüsinasyonlarla belirlidir. Geç başlangıçlı şizofreni hastalarında yeterli olan antipsikotik dozları genç hastalarda kullanılan dozun yarısı kadardır. Öğrenme yeteneğinde ise daha az performans kaybı gözlenir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Yaşlıda Şizofreni Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Engin Eker Uluslar arası konsensus kriterlerine göre ilk atağını 40-59 yaş arasında geçiren hastalar geç başlangıçlı şizofreni. koku ve dokunma hallusinasyonları görülmektedir. Bazen bu tip hastaları somatizasyon bozukluğu veya obsesif ruminasyonlardan ayırt etmek zor olabilir. Kompliansı artırmak amacı ile depoantipsikotikler dikkatlı bir şekilde kullanılabilir. hatta kısa süreyle bu tedavileri alanlarda bile tardiv diskinezi görülebileceğini unutmamak gerekir. motor beceriler ve sözel yeteneklerde kontrollere göre daha düşük performans göstermektedir.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Çocukluk dönemi şizofrenileri ve tedavi yaklaşımları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Yasemin Işık Taner .

α–3 selektif GABAA reseptör agonisti olan TPA023(MK0777) 15 kronik şizofreni hastasında klinik olarak denenmiştir. odaklanma ve dikkat fonksiyonlarında artma ile birlikte bilişsel kontrolde iyileşme. nöral eşzamanlılık “senkronite”de artma tespit edilmiştir. Her iki molekül de amfetamin ve MK-801 tarafından ortaya çıkan davranışsal yanıtları inhibe etmiştir. bu da nöral eşzamanlılığın (senkron) gelişmesini işaret etmektedir. (L655708 veya Ro 493851) Bunun ötesinde bu molekülün ɣ ossilasyonlarını da arttırdığı gösterilmiştir. α–3 selektif GABAA reseptör agonistlerinin şizofreninin bilişsel belirtileri üzerine etkili olabileceğini düşündürmektedir. 4 haftalık plasebo kontrollü çift kör çalışma sonrasında 1.2 Buna ek olarak tedavi sonucunda EEG de frontal bölgede ɣ bandının kuvvetlendiği de gösterilmiş olup ɣ ossilasyonlarının GABAerjik internöronlar tarafından düzenlenen feedback inhibisyon tarafından oluşturulduğu ve buradaki anormalliklerin şizofreninin negatif ve bilişsel belirtileri ile ilişkili olduğu da düşünülmektedir. Bu alt ünitelerin hepsinde ortaya çıkan farklı genetik varyantlar çok geniş bir reseptör yelpazesine neden olmaktadır. α – 5 GABAA reseptörlerine daha yoğun olarak bağlanan ve aynı zamanda α–3 GABAA reseptörlerinin parsiyel agonisti olan “imidazenil”in. Sağlıklı gönüllülerde yapılan bir çalışmada da etanol ile indüklenen bellek bozulmasının α–5 GABAA parsiyel ters agonisleri ile azaldığı gösterilmiştir. GABAA reseptörleri. Bu gözlemlerden yola çıkarak yeni kuşak GABAB reseptör agonistlerinin de benzer etkiye sahip olup olmadığını araştırmak amacı ile yapılan hayvan çalışmasında pozitif allosterik modülatör (PAM) olan GS39783. iki β ve bir γ alt ünitelerinden oluşan pentamer yapısındadır. Bunun açıklamasında da GABAB reseptör agonistlerinin sorumlu olan bölgelerdeki dopamin salınımını azalttığı iddia edilmiştir. α–2. orta-ağır şiddette şizofreni ataklarında %40 a kadar etkili olduğu ve ekstrapiramidal yan etki yapmadığının gösterilmesi. iki α. şizofreni belirtileri sergileyen farelerde davranışsal bozuklukları düzelttiği ve sedasyon ve tolerans gelişimine yol açmadığı gösterilmiştir. Yapılan bir hayvan çalışmasında RO493851 molekülü ile α–5 GABAA reseptörlerinin ters agonizmasının (α–5IA) fensiklidin ile oluşturulan bilişsel bozulmayı azalttığı gösterilmiştir. α–2. memeli merkezi sinir sisteminde temel inhibitör nörotransmitterdir. GABAA RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAA reseptörlerinin α–3 ve α–5 alt ünitelerinin şizofreni patofizyolojisi ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir. amaca odaklı davranışların sürdürülmesinde artışı beraberinde getiren işleyen bellekte iyileşme 2. ve ortosterik agonist olan CGP44532 kullanılmıştır. Çeşitli GABAA reseptör alt tiplerinin varlığı gösterilmeden önce non-selektif GABAA parsiyel agonisti olan ve anksiyolitik olarak kullanılan “bretazenil”in. GABAA reseptörü baskın olan inhibitör reseptör olarak görev yapmaktadır.4 .11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Psikofarmakolojik Yönleriyle Şizofreni ve Gaba Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Cengiz Güneş GİRİŞ Gama-aminobütirik asit (GABA).1 Yakın zamanlı çalışmalar. 3. GABAA reseptör modülatörlerinin şizofreni tedavisinde faydalı olabileceğini düşündürmüştür.3 GABAB RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAB reseptör agonisti olan baklofen ile yapılmış olan bazı hayvan çalışmalarında fensiklidin sonrası ortaya çıkan prepuls inhibisyon (PPI) defisitini geriye döndürdüğü ve amfetaminin neden olduğu dopamin artışını engellediği gösterilmiştir. Deneysel olarak.

2. Carter CS. Auta J.5 SONUÇ Şizofreninin bilişsel belirtilerini azaltmak için yeni tedavi ajanlarını geliştirilmesi gerektiği kaçınılmaz bir şekilde açıktır. Hedef reseptöre yeterli bir potens ve spesifite göstermelidir. Pouzet B. reelin ve glukokortikoid reseptör promoter bölgelerinde metillenmeyi arttırdığı. Wallace TL. Ancak bu konuda ilaç geliştirilmesinden önce şizofrenideki bilişsel bozulmalara neden olan nöral ağdaki bozulmaların ortaya konması gerekmektedir. 1. Cook JM. Guidotti A. Tedaviden fayda görme ihtimali yüksek olan bireyler üzerinde denenmelidir. Neuropharmacolgy. bu ilaçların VPA ile birlikte kullanılmasının sinerjistik bir etkiye yol açtığı iddia edilmiştir. Pharmacology. Am J Psychiatry. bu etkinin VPA ve diğer HDAC’lar tarafından durdurulduğu ve geriye çevrildiği gösterilmiştir. 36: 1903–1911 2. Referanslar 1. Chen Y. Rodentlerde Valproik asitin (VPA) GAD67 ekspresyonunu arttırdığının gözlenmesinden sonra bu molekül GABAerjik transmisyonu arttıran bir ilaç olarak kullanılmaya başlanmıştır. . British Journal of Pharmacology. Biochemistry and Behavior . (2011) : A Novel a5GABAAR-Positive Allosteric Modulator Reverses Hyperactivation of the Dopamine System in the MAM Model of Schizophrenia. Yakın zamanlı yapılan diğer çalışmalarda da VPA in hem Histon deasetilazları (HDAC) inhibe etmek sureti ile hem de reelin ve GAD67 promoter bölgelerindeki metillenmeyi azaltmak sureti ile GAD67 ve reelini arttırarak GABAerjik aktiviteyi arttırdığı gösterilmiştir. (2011) The GABAB receptor agonist GP44532 and the positive modulator GS39783 reverse some behavioural changes related to positive syndromes of psychosis in mice. Tokarski K. Etkinliğin arttırılabilmesi için bilişsel-davranışçı terapilerin de kombine olarak kullanılması gerekmektedir. Lewis DA. (2011): Drug targets for cognitive enhancement in neuropsychiatric disorders. ve ark. ve ark.EPİGENETİK TEDAVİ STRATEJİLERİ Telensefalik GABAerjik genlerde epigenetik olarak ortaya çıkan bir downregulasyonun da şizofreni ve bipolar bozukluklarda görülen davranışsal ve bilişsel bozulmada etkili olabileceği öne sürülmüştür. Lodge DJ. Cho RY. 165: 1585–1593. ve ark. ve ark. 3. Ayrıca rodentlerde metiyonin uygulamasının GAD67. Neuropsychopharmacology. olanzapin ve ketiyapinin DNA demetilaz aktivitesine sahip olduğu. Ancak bunun alternatifi olan mevcut tedavilerde ısrarcı olmak ve şizofreninin bilişsel belirtilerini ihmal etmek daha maliyetli sonuçlar doğurmaktadır. Kusek M. 3. 5. Atipik antipsikotikler içinde klozapin. (2008): Subunit-selective modulation of GABA type A receptor neurotransmission and cognition in schizophrenia. Bu prensiplere uygun bir tedavi rejimi geliştirmek ilk bakışta zorlayıcı ve pahalı gibi görünmektedir. ve ark. Wieronska JM. Patofizyoloji temelinde ortaya çıkacak olan bir tedavi etkeni. Gill KM. (2011): Epigenetic GABAergic targets in schizophrenia and bipolar disorder. Ballard TM. 163: 1034-1047. 99:130-145 4. 60: 1007-1016.

24 saat sonra ise PV mRNA azalmasının medial prefrontal. Bunda primer olarak K/Cl cotransporteri KCC2 rol alır yetişkin beyninde. travma. İmmatür nöronlarda . Glutamattan glutamik asit dekarboksilaz (GAD) enzimi aracılığıyla üretilir. NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla PV ekspresyonunun azaldığı gösterilmiştir. GABA nın inhibitör aksiyonları temel olarak klor gradienti ile sağlanır. hipokampal nöronlarda shunting inhibisyon yoluyla inhibitör etkilidir. GABA A reseptörleri 19 farklı alttipe ayrılır: Alttip kompozsyonun göre farklı anatomik. .(3). orbitofrontal ve entorhinal korteks. matür nöronlarda ise GABA depolarizasyonu. PV intenöronları serebral korteks de osilatör aktiviteyi regüle ederler. şizofreni semptomları ve davranışsal bulguları oluşturulmaya çalışılmıştır. Gabaerjik internöronlar piramidal hücrelerde perisomatik ve akso-aksonik uyarımda görevlidir ve kalsiyum bağlayıcı protein ve parvalbumin (PV) içerirler. Romon ve arkadaşlarının yapmış olduğu bir çalışmada. saatlerde beyin bölgelerinde PV ve GAD67 mRNA ekspresyonuna bakılmış ve MK801 uygulamasından 4 saat sonra PV mRNA sının dentat girus ve hipokampusda azaldığı. MK-801). (5). (8) Akut veya tekrarlayan NMDA antagonizması en yaygın kullanılan farmakolojik şizfreni modelidir. ve amigdalanın bazolateral nükleusuna yayıldığı gösterilmiştir. Akut NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla (PCP. GABA A reseptörleri alt ünite özelliklerine göre tonik ve fazik olmak üzere iki ayrı formda görev yapar. Şizofrenide kortikal osilatör dinamiklerin bozulmasının pek çok nörokognitif defisitin temelinde yattığı bilinmektedir(6). Pridoksal 5-fosfat (vitamin B6) GABA sentezinde temel kofaktördür. Şizofrenide postmortem doku örneklerinde GABAerjik markerlerin azalması görülmüştür. hipokampus. KCC2 nin yüzey expresyonu ve aktivitesi KCC2 residüsü Ser940 ile regüle edilir. PV mRNA larının azaldığı bu beyin bölgeleri. GABAerjik inhibisyonda yetersizlikle sonuçlanır ve iskemi. GAD aktivitesini bozarak GABA sentezinin azalmasına ve şizofreni ile ilişkili konfüzyon ve irritabilite belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. epilepsi gibi pek çok hastalığa sebebiyet verebilir(2). Genetik olarak pridoksin metabolizması anormalliği veya pridoksin antagonisti (örn:izoniazid) alınması. Na. postmortem şizofreni beyinlerindeki GABAerjik markerlerin azaldığı bulguların saptandığı bölümler ile paralellik göstermektedirler.( 7). GABA reseptörleri GABA A ve GABA B reseptörleri olarak 2 ana gruba ayrılır. Klonazepam gibi GABA A reseptör agonistleri GABA aktivitesini artırarak bazı şizofreni belirtilerinde yatışmaya yol açarlar(1). KCC2 deki defisit. Hayvan deney modellerinde. Düşük GAD düzeyi düşük GABA yoğunluğuna ve sonuçta dopamin artışına yol açar. Ekstrasinaptik lokalizasyon gösteren δ alt ünitesi içeren reseptörler tonik GABAerjik inhibisyonu düzenlerler. nöropatik ağrı. ve 24. MK801 uygulamasında sonra 4. Dopaminerjik nöronlardan dopamin üretimi doğrudan GABAerjik nöronların kontrolü altındadır. Cl cotransporter ekspresyonu GABA nın depolarizan etkisi ile sonuçlanır. GABA A reseptörlerinin şizofreni ile alakalı olduğu bulunmuştur. Şizofrenide parvalbuminin neokortikal bölgelerde ekspresyonunda da azalma vardır. K. ketamin. fizyolojik ve farmakolojik özellikler göstermektedir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Preklinik Yönleriyle Gaba Şizofreni İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Hüseyin Günay Şizofreninin patofizyolojisinde inhibitör bir aminoaist nörotransmiter olan ɤ -amino bütirik asit (GABA) üzerinde de durulmaktadır. GAD 67 primer GABA sentez enzimidir ve şizofreni hastalarında bu enzim mRNA larının neokortikal bölgelerde azaldığı görülmüştür.(4).

2011 • 31(50):18198 –18210) 3. Neuropsychopharmacology 33:141 –165 7. Lewis DA. Akbarian S.PFC de ki eksitatör piramidal nöronlar ve GABAerjik internöronlar birlikte prenatal ve postnatal dönemde executive fonksiyonların gelişiminden sorumludur. Ratlarda postnatal 7. Wakefield S. Kaynaklar 1. (2011) Expression of parvalbumin a nd glutamic acid decarboxylase-67 after acute administration of MK-801. Coleman L.. Psychopharmacology DOI 10. Yizhar O. 2008. süperfisial kortikal tabakalarda yaklaşık %50 GABAerjik internöron kaybına yol açtığı son zamanlarda gösterilmiştir. s:21 2. Maguire M.Şizofreni Farmakolojik Tedavi Klavuzu. Gelişimsel bir hasar. Morrow BA. Leon G. Stephen J. Lewis DA. Biochemi stry and Behavior 93 322 –330 . González-Burgos G (2008) Neuroplasticity of neocortical circuits in schizophrenia. (2009)Deficits in adult prefrontal cortex neurons and behavior following early postnatal NMDA antagonist treatment Pharmacology. Ayrıca terk edilmiş gibi görünen eski hipotezlerin tozlu raflardan indirilerek tekrar gözden geçirilmesinde fayda olacağı kanaati giderek güçleniyor. I mplications for the NMDA hypofunction model o f schizophrenia. 2011. Romon T. The Journal of Neuroscience. Zhang F. Huang HS (2006) Molecular and cellular mechanisms of altered GAD1/GAD67 expression in schizophrenia and related disorders. erişkin dönemdeki disfonksiyondan sorumlu olabilir. Adell A. Mengod G. günde uygulanan NMDA antagonistlerinin yetişkin dönemde hipokampal nöronal kayba ve talamik bölgelerde hasara yol açtığı. Brain Res Brain Res Rev 52:293 –304 4.Uzun Ö. Sheryl S. ( 9 ). Neurosteroidogenesis Is Required for the Physiological Response to Stress: Role of Neurosteroid-Sensitive GABAA Receptors. Hashimoto T. Volk DW (2005) Cortical inhibitory neurons and schizophrenia. Nature 459:698 –702 6. Elsworth JD. Sonuç olarak şizofreni ve GABA ilişkisinin nörobilim alanındaki gelişmeler ışığında yeniden değrelendirilmesi gerekiyor.1007/s00213-011-2268-6 9. Sarkar J. Nat Rev Neurosci 6:312– 324 5. Deisseroth K (2009) Parvalbumin neurons and gamma rhythms enhance cortical circuit perfor-mance. Roth RH (2007) Repeated phencyclidine in monkeys results in loss of parvalbumin-containing axo-axonic projections in the prefrontal cortex. Psychopharmacology Berl192:283– 290 8. Fulton M. Jarskog F. December 14. Sohal VS. MacKenzie G.

GABA internöron alttiplerinde ki özgün değişiklikler şizofreni etyolojisinde rol alıyor olabilir. Korteks ve hipokampusta parvalbumin içeren GABA internöronlarının azaldığı gösterilmiştir. Yetişkin döneminde GABA nöronları tarafından üretilen reelin düzeylerinde. şizofrenide GABA azalmasını göstererek. Genetik açıdan GABA internöronlarının farklı alt populasyonları ayrı prekörsörlerden kaynaklanır. Son on yılda şizofreni de GABA defisiti hipotezi tekrar önem kazanmıştır. GABA’nın. etyolojide yer alan diğer etkileyici faktörlerle birlikte yeni bir olasılıktır. Ancak postmortem çalışmalar bu görüşü desteklememiştir. GABA nöronlarının büyük kısmı lokal inhibitör internöronlardır. bu durumun etyolojik bir model olduğunu ileri sürmüşlerdir. moleküler ve genetik açıdan ele alındığında şizofrenide gösterilenGABAerjik sistemdeki defisit. 1972 de Robert ve arkadaşları. GABA sentezleyen enzim GAD67 için mRNA ve protein düzeyleri. Sonuç olarak. Şizofreni de GABA ile ilgili bulgular 1970’li yıllara kadar uzanmaktadır. şizofreni ve psikotik özellikleri olan iki uçlu bozuklukta %30-50 azalma saptanmıştır. Presinaptik ve postsinaptik inhibitör etkileri vardır. ölüm anındaki agoniye bağlanmıştır.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Şizofreni ve Gaba Yansımaları: Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Recep Tütüncü Gama amino butirik asit (GABA) santral sisteminde en yaygın inhibitör nnörotransmiterdir. Striatum gibi bazı alanlarda ana efferent nöron olarak bulunurlar. 1978 yılında Bird ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada GABA azalması etyolojideki nörokimyasal anormalliklere değil. . benzodiazepin bağlanması değişmemektedir. Presinaptik olarak eksitatör nörotransmitelerin sinaptik aralığa salıverilmesini önler. Ek olarak GABAerjik nöronların ortaya çıkış zamanlaması ve sırası şizofrenide test edilmeye aday tüm genlerle aynı düzenleyici bağ ile ilişkili olabilir. Bu faktörlerin anormal regülasyonu ile seçici GABA internöron formasyonu azalabilir ve genetik hassasiyete yol açabilir. korteks ve hipokampusta azalmıştır. Bu durum moleküler delillerle de desteklenmiştir. Böylece GABA-A reseptör bağlanmasında selektif kompansatuvar artış olurken. dopamin ile resiprokal ilişkisi vardır. Postsinaptik etkisini de GABA-A reseptörünün uyarılması ile sağlar. Bu azalma hastalığa spesifik değilse de internöron eksikliği ile uyumludur.

Ayrımcılık ve damgalanmanın ruhsal sorunlara yol açması ile ilgili önemli bir sorun alanı da damgalanma nedeninin kontrol edilir olduğuna dair inançlardır. güvencesizlik ve dengesizliğe yönelik yeni bir kavramdır. gelir dağılımından kendisinin ekonomiye yaptığı katkı doğrultusunda yararlanamamasıdır. yoksulluk. beceriksiz. Kimliğini yaşatabilmek için sana bir düşman gerekiyorsa. sağlık.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. siyasal. Kendilik değeri. Ayrımcılığa uğrama nedeninin görünür ya da gizli olması ortaya çıkan ruhsal sorunları değiştirebilmektedir. etnik ve dini kimlik üzerine kurulsa da bir çok insan bir çok nedenle ayrımcılığa maruz kalmaktadır. damgalanmayla ilişkili herhangi bir aktiviteyi yerine getirirken daha çok kaygı yaşar ve bu kaygı davranış üzerinde olumsuz etkilere yol açar. bebeklerini bile işkence ile öldürecek kadar kadar vahşileşebilmektedir. sigara içme. Siyah çocukların eğitim sırasında kendilerini daha aptal hissettikleri. başkalarının kendileri hakkındaki olumsuz stereotipilerinin ne olduğunu bildiklerinden. ırk. beceriksiz ve değersiz hissederler. eşitsizlik. şiddetin ayrımcılığı Ötekinin Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Ayşe Devrim Başterzi ‘Kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak hastalıktır. cinsel yönelimden ten rengine. barınma gibi kaynaklara daha zor ulaşırlar. ruhsal hastalığa sahip olmak ya da şişmanlık gibi nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar daha şiddetli bir tepki çeker ve bu damgayı değiştirebilmek için harcadıkları boşa çıkan çabalar sonrasında kendilerini sıklıkla yenik. Ayrımcılığın gözümüze en çok çarpan şekli milliyet. baştan başarısız olacaklarını düşünüp buna uygun davranışlar sergiledikleri gösterilmiştir. İnsanlık tarihinin her döneminde ve halen bir grup insan. Psikiyatrinin ayrımcılık ve sosyal dışlanma ile uğraşmasının önemli nedenlerinden birisi de herhangi bir ruhsal hastalığa sahip olanların uğradığı ayrımcılık ve dışlanmadır. etnik kimliği ya da politik inancı nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar damgalanma nedeninin su üstüne çıkmasını engellemek için çok daha kontrollü ve ihtiyatlı olma ve bu durumu gizlemeye çalışma gibi zorlu çabalara mahkum kılınırlar. sosyal. ‘stereotipi tehdidi’ olarak isimlendirilen bir duygu yaşarlar. Ekonomik. Şişman olmaktan. özgüveni düşük bir izlenim yaratabilir. . kadın olmaya. senin kimliğin hastalıktır.’ HRANT DİNK İnsanlığın karşı karşıya olduğu sorunlardan en önemlilerinden birisi ve belki en önemlisi ayrımcılıktır. Ayrımcılığa uğrayanlar sıklıkla yaşamlarının her yönüyle bundan etkilenirler. yaşlı olmaktan ruhsal bir hastalığa sahip olmaya kadar bir çok nedenle ayrımcılığa uğramanız ötekileştirilmeniz mümkündür. nesnel olduğu kadar öznel değerlendirmelere de açık bir süreç olup. belirli kesimlerin toplumsal bütünden ve sermaye birikim sürecinin dışında kalarak. Örneğin bir kadın iş görüşmesinde erkeklere göre daha çok kaygı hissettiği için daha gergin. özsaygı ve psikolojik olarak iyilik hali zarar görür. çabalamaktan vazgeçebilirler. HIV gibi bir hastalığa sahip olanlar. eğitim. hukuki. Kadın olmak. Ayrımcılık ve sonucu olarak ortaya çıkan sosyal dışlanma. başka bir grup insana topluca atfettiği özellikler nedeniyle onlardan nefret edebilmekte ve o grubun çocuklarını. yoksul olmaktan HIV taşıyıcısı olmaya. Ayrımcılığa uğrayan insanlar. Bu nedenle hissettikleri başarısızlık duygusu arttıkça kendilerini tamamen yenik hissedip. kültürel ve davranışsal boyutları olan. Ayrımcılığa uğrayan insanlarda ruhsal sorunlar ve hastalıklar çok daha sık görülmesine rağmen bu grupların ruh sağlığı hizmetlerine ulaşımı da kısıtlıdır. şişmanlık gibi hemen göze çarpan nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar kendilerini gizlemek için saklanacak bir örtü bulamazken eşcinseller.

Hogg MA. . diğerleri başarısız olmuştur. Veling W. 13(3):8-10. Kendi yaşamlarındaki olumlu deneyimleri.daha anlamlı girişimlere girmeyi reddetme) ve tersine ayrımcılığa (ayrımcılığa duyarlı insanların ayrımcılığa uğradıklarını düşündükleri gruptan insanlara aşırı olumlu değer atfetmeleri) bağlayıp kendi yaptıklarının değerini azaltabilirler ya da olumsuz davranışları nedeniyle aldıkları olumsuz tepkileri ayrımcılığa bağlayarak davranışlarını değiştirmeyi reddebilirler. tembel olarak yaftalanırlar ve bu yargıların açtığı derin ruhsal yaralar pek çok ruhsal hastalığın gelişmesine yol açar. Ayrımcılığa uğramayı süreklileştiren şeylerden birisi kendini gerçekleştiren kehanetlerdir. Diğerleri tarafından sıklıkla aptal. Sonuç olarak ayrımcılığa uğrayan insanlar önyargılı tutumların kurbanıdır. beceriksiz. Mackenbach JP. Kaynaklar 1. Perceived discrimination and the risk of schizophrenia in ethnic minorities : a case control study. Hoek HW.Damgalanmış bireyler başkalarının kendilerine yönelttikleri davranışların nedenleri konusunda oldukça duyarlıdırlar. Gelmez A. son günlerde ülkemizde giderek artan ötekileştirme politikaları içinde gerek psikiyatrinin günlük uygulamalarında ayrımcılığı ruhsal sorunlara yol açan bir stres faktörü olarak değerlendirmeyi. kaba. Eşitsizliğin Bedeli: Sosyal Dışlanma Psikozları Neden ve Nasıl Arttırıyor? Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni 2010. 2. Ütopya yayınevi.(eds) Sosyal Psikoloji (çev. Ankara. akılda tutmayı. pis. daha ne yapayım istiyorsun. 2007) 381-423. saldırgan.43:953-959. Rosenthal ve Jacobson’un deneyinde yapılan bir IQ testinden sonra okulda başarılı olacağı söylenen –ve aslında diğer çocuklardan farkı olmayan. başarılarını tokenizme (bir azınlık grubuna karşı küçük ve önemsiz bir davranışta bulunarak -artık beni rahatsız etme. Binbay T. Soc Psychiatry Pschiatr Epidemiol 2008. 3.çocuklar başarılı. sorgulamayı gerekse koruyucu psikiyatri hizmetlerinde ayrımcılığa karşı çalışmalar yapmayı zorunlu hale getirmektedir. Vaughan GM. Yıldız İ. Hollanda’da göç eden insanlar arasında ayrımcılığa uğradığını en çok hisseden grupta şizofreni riskinin yerlilere oranla 5 kat artması.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. şiddetin ayrımcılığı Ötekileştirme neden nasıl? Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Nur Engindeniz .

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. şiddetin ayrımcılığı Ayrımcılığa uğrayanın hayatta kalma stratejileri Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Rober Koptaş .

şiddetin ayrımcılığı Ayrımcının Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Selçuk Candansayar Özellikle II. Bu soru aslında ırkçılık hakkında uzun yıllardır sorulurdu. Bu konuşmada genel olarak ayrımcı ruhun üzerinden yükseldiği politik iklim ve koşullar tartışılacak ardından güncel durum üzerine düşünceler aktarılacaktır. W. . Türkiye’de ayrımcılığın açık ve örtük boyutları gündelik hayatta yaygın olmasına karşın hep gözden uzak tutulmuştur.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. ırkçı ruh haline bürünebildiğinin toplumsal ve bireysel değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir. politik süreçlerden çok bireysel özelliklere odaklanılmıştır. İlk yayınlandığında üzerinde büyük tartışmalar çıkan araştırma daha sonra bir şekilde gözden düşmüştür. Bu çok geniş kapsamlı araştırmada sıradan insanın nasıl olup da ayrımcı. Adorno ve arkadaşlarının yaptıkları “Otoriter Kişilik” araştırmasıdır. Bu bağlamda en bilinen temel çalışma Frankfurt Okulu kuramcılarından T. Dünya Savaşı sonrasında Nazi ideolojisinin toplumda nasıl olup da geniş kabul gördüğü sorusu toplumbilimlerinin önemli çalışma alanlarından biri olmuştur. 1970 li yıllardan sonra ayrımcılığın toplumsal ve ruhsal temellerine yönelik araştırmalar ideolojik zemininden koparılmış ve daha çok tekil bireyin ayrımcılığına yönelmiştir. Ancak Nazi ideolojisi ve Yahudi soykırımının yarattığı şaşkınlık ve suçluluk duyguları bu çalışmaları hızlandırmıştır. Daha doğrusu ayrımcı ruhu hazırlayan ya da inşa eden ekonomik.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu İnternet ve video oyunlarında şiddetin sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Ayşen Çoşkun .

Ortadoğuda yaygın olarak izlenen bu diziden etkilendiklerini söyleyen 17 ve 18 yaşlarındaki iki Ürdünlü gencin bir taksi şoförünü kaçırdıkları. bir ölçüde Arka Sokaklar ve son zamanlarda da Behzat Ç. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu TV Dizilerinde Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Bülent Coşkun Televizyonun günlük hayattaki yerinin artması bazı TV programlarının daha fazla izlenmesine yol açmıştır. kadınlara tacizde bulunan erkeklerle mücadele etmek üzere kurmayı düşündükleri çeteye yardım istedikleri. herhangi bir şekilde istediğine uymadığında dövmekte. öldürmekte sakınca görmeyen kişiler bu davranışlarını “ya benimsin ya da toprağın” diye ifade edebilmektedirler. iletişimcilerin. Ezel. Sunum sırasında dizilerdeki çeşitli şiddet örneklerinin ele alınması yanında bu konuda eğitimcilerin. artık uyuşturucuların okullarda satılmayacağını söyler. gençlere. bıçaklamakta. bu çerçevede düşünülebilir. Cerrahpaşalı itiraz edince de kafasını keserek öldürür. işkence şeklindeki şiddetin yoğun biçimde kullanıldığı dizilerin başında Kurtlar Vadisi gelmektedir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. ruh sağlığı çalışanlarının. Dizilerin yazarları ve yapımcıları bu tür davranışların zaten hayatın içinde var olduğunu belirtseler de asıl ürkütücü olan bu tür sahnelerle. tokatlamalar basit ayrıntılar halini almıştır. şiddeti dizinin kahramanlarından biri uyguluyorsa mutlaka makul (!) bir gerekçesinin olması.. şoförün itiraz etmesi sonrasında da onu öldürdükleri bildirilmiştir. “Fatmagül” ve sonrasında “İffet” dizileri tecavüz temasının üzerine kurulmuş. başka türlü sağlanamamış adaleti sağlamak. özellikle diziler. basın dünyası ile dizi yazım. hemen her dizide görülebilen hakaretler. Yine beş kişiyi cinayet çılgınlığı tablosuyla öldüren bir Yemenli işlediği cinayet konusunda Kurtlar Vadisinden etkilendiğini söylemiştir. İtilmiş ve Kakılmış tiplemeleriyle neredeyse aile içi şiddetin sevimli bir hale getirilmiş olduğu hatırlardadır. geniş izleyici kitlesi bulmaktadır. Şiddetin dizilerdeki yeri ve topluma. yaşatmak. haksızlıklarla mücadele etmek adına “kötüleri” (!) cezalandırmak için şiddet uygular. Son zamanlarda özellikle gençler arasında giderek internetin ve sosyal medyanın öne geçmesi söz konusu olsa da hala TV programları. Bir başka sahnede Çakır bir tecavüzcüyü döverek öldürür. Cinsel istismar ve tecavüz de şiddetin bazen neredeyse moda halini alan uygulamaları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Yine Çakır. işkence dışında kalan özellikle kadına yönelik fiziksel ve sözel şiddet öylesine yaygın olarak kullanılmaktadır ki. Bütün bu dizilerdeki şiddetin ortak yönü. Adanalı. kötü karakter uyguluyorsa cezalandırmayı hak edecek derecede “yanlış” yapmasıdır. “namus veya töre cinayetleri” de bir dizide veya filmde tutarsa hemen yenileri yazılabilmektedir. Bu kişinin kabile mahkemesinde verilen karar sonucu kan davasına meydan vermemek amacıyla infaz edilmesi de üzerinde durulabilecek ilginç bir boyut olmuştur. Son zamanlarda eşini ya da sevgilisini kendi malı olarak görüp. yapım ve yönetim çalışanlarının yaptıkları ve yapabilecekleri üzerinde de durulması planlanmaktadır. Öldürme. bir baskında karısını öldüren Tombalacı’ya kol ve bacaklarını kırarak işkence uygularken. Kurtlar Vadisinden bir iki örnek verecek olursak: Ünlü kafa kesme sahnesinde Polat Alemdar. . toplum tarafından kabul edilebilir değerleri korumak. çocuklara etkisi de çeşitli kesimlerin ilgisini çekmektedir. bu davranışların olağanlaştırılıyor olmasıdır. “Öyle bir geçer zaman ki” dizisinde de Ali Kaptan çok sevdiği karısına tecavüz etmiştir… Bir şekilde öfkelendiği kız arkadaşının telefon numarasını piknik masasına Fatmagül’ün telefon numarası diye yazan kişiye rastlanabilmektedir.. Genellikle “dizi kahramanları”. onun “öldür artık” yalvarmalarına dayanamayan Polat “kafasına sıkarak” Tombalacı’nın isteğini yerine getirir. “Kan davaları”. yaralama. Özellikle öldürme.

hangi şiddetin meşru hangisinin gayrımeşru olduğunu da belirler. değerlere. Bu haliyle haberler. Olaylara. tam da bu özelliği nedeniyle ideolojik bir aygıt olarak gerçeklşiğe dair algılarımızı biçimlendirir. . içinde yaşadığımız gerçekliği yansıtmaktan öte yeniden üretme özelliğine sahiptir. yeniden üretimdir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. Bu sunuş. özellikle kadın programlarında yoksul kadınların nasıl bir söylemsel şiddete maruz kaldığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. görsel ya da dijital olsun medya. filmler. kurgudur. özellikle belirli gruplara yönelik şiddetin nasıl görmezden gelindiğini. reklamlar gerçekten üretilmiş birer temsildir. Eleştirel teoriye göre medya. söz konusu şey şiddet olduğunda da neyin şiddet olarak tanımlanıp tanımlanmadığını. düşüncelere ilişkin neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen medya. günümüz Türkiye'sinde hala belirgin önemini koruyan televizyon programlarında şiddetin nasıl tanımlandığını. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Görsel Medyada Şiddetin Temsili Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hasan Akbulut Yazılı.

İnsanların şiddete ilişkin oluşturdukları bakış açısı ve şiddete yükledikleri anlam üzerinde etkisi büyük olan medyanın. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Sinemada Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hira Selma Kalkan Sinemanın hem toplumun belirli olaylara yüklediği anlamları yansıtması hem de toplumun belirli olaylara bakış açısını biçimlendirmedeki etkisi yadsınamaz. film. internet ve video oyunlarında şiddetin nasıl sunulduğunu incelemenin yardımcı olacağı düşünülmektedir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. bu boyutların birbirini beslemesi sözkonusu olduğundan. şiddeti önleme ve sağaltım çalışmaları açısından. dizi. Bu amaçla Türkiye ‘de sinema filmlerinde şiddetin nasıl sunulduğu ve bunun toplumsal yansımaları örneklerle ele alınacaktır. . şiddeti sunma şekli ve bunun toplum üzerindeki etkisi önemlidir. Şiddetin bireysel boyutunun yanı sıra toplumsal boyutunun da olması.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Kendine tutunmak: Frida Kahlo Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Ayşegül Sütçü Yıldırım .

psikopatolojik sanat kavramının da tartışmaya açmış. Biçim yalnızca sanatsal olayın dış görünüşü değildir. Çığlığın Işıkla Buluşması. Ziss A. hem de psikiyatrların ilgi alanlarında olmuştur. Alman İdeolojisi (Feuerbach). Marksizm bütün içinde başat rolün içeriği düştüğünü. Bu söylem özünde sanat ve yaratıcılık edimi içinde geçerlidir. Bertolt Brecht toplumcu gerçekçi sanatı tanımlarken sanatın bir ayna değil dinamo olduğunu belirterek hem ele aldığı nesneyi. . Marx K. Ed: Yazıcı O. Sol Yayınları. son nedeni ise biçim-içerik ilişkisinin yaratım sürecinin diyalektiğine sımsıkı bağlı olmasıdır2.30-38. Psikopatoloji ve Sanatsal Yaratıcılık. hem de nesnenin ait olduğu dünyayı değiştiren ve dönüştüren işlevine vurgu yapmaktadır. onun sanatsal üretimle ilişkisi hem sanat eleştirmelerinin. Biçimin etkinliği içeriğin gelişimini kolaylaştırmaktadır2. içeriğin içyapısının anlatımıdır da aynı zamanda. Bunun ilk nedeni gerçeğin estetik özümsenmesinin biçimin içeriğe uygunluğunda kendini göstermesi. Bu yeti her insanda potansiyel olarak varolan. Marx’ın 11. oysa önemli olanın onu değiştirmek olduğunu söyler1. İstanbul 1975. Pınarbaşı Matbaası. sanat aracılığıyla ruhsal hastalıkların tedavisi bir uğraşı alanı olarak gelişmeye başlamıştır3. Engels F.cisinde filozofların yalnızca dünyayı değişik biçimlerde yorumlamakla yetindiklerini. Sanatta biçim-içerik ilişkisini incelemek için maddeci diyalektiğin kategorilerine dayanılması gerektiği öne sürülmektedir. 2. Feuerbach üzerine tezlerinin 11. Panele giriş niteliğinde olan bu sunumda özetlediğimiz bu tartışmalar ışığında diyalektik bakış açısıyla sanatsal yaratıcılık ve psikiyatri ilişkisi gözden geçirilmeye çalışılacaktır. ve yine dış dünya ile etkileşimin sonucu olarak bir yapıta içerik ve biçim kazandıran bir eylemdir. ikincisi ise biçim-içerik bütünlüğünün sanatın eylemine ilişkin nesnel yasaları dile getirmesi. Hayalbaz Kitap. ki dış dünya ile etkileşimin bir yansıması olarak vardır. İstanbul 2009. İstanbul 2006. Bunun yanında sanat yapıtını anlama sürecinde psikoloji kuramlarına sıklıkla dayanılmış ve büyük tartışmalar doğuran yorumlara kapanması çok da kolay olmayacak birçok kapı açılmıştır. sanatsal yaratımın doğasını içeriğin ortaya koyduğunu öne sürerken. Kaynaklar 1. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Diyalektik Bakış Açısıyla Psikiyatri ve Yaratıcılık Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Burhanettin Kaya Karl Marx. Bugüne dek birçok sanat dalında önemli yapıtlar üretmiş sanatçıların ruhsal yapısının çözümlenmesi. Bunun yanında akıl hastalarının ürettiği sanat yapıtları. Yaratıcılık bir estetik üretimi ve değişimi içinde barındırır. Gerçekçi sanatta biçim ile içerik ve bunların diyalektik bütünlüğü sorunu bilimsel estetikte çok önemli bir yer tutmaktadır. Estetik: Gerçekliği Sanatsal Özümsemenin Bilimi. maddeci diyalektik biçimin etkin karakterini kabul eder. s. 3. Diyalektik biçim ve içeriğin bir ve aynı fenomenin birbirinden ayrılmaz iki yanı olduğunu öngörür ve bir bütünlük oluşturduğunu vurgular. Bu değiştirme etkinliğinin devindiricisi yaratıcılıktır. sanat yapıtının ve yaratıcışlık eyleminin değiştirici ve dönüştürücü olacağı düşüncesine katkı sağlamaktadır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. Parman T.tezi sanatın da dünyayı yalnızca yorumlamakla değil değiştirmekle olanaklı olacağı.

Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. aynı dönemde Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile tanışmış ve evlenmiştir. Okulda. Turhan M. gerçeklik ile fantazya arasında çatışıp duran insanın algılama boyutuna bağlı ortaya koyduğu plastik ifadenin iki zıt kavrama da karşılık gelebilme durumudur. yalnız ülkesinde değil. Devrimci bir ruh taşıyan Frida Kahlo’nun sistem eleştirisini yaparken “üçlü diyalektik” bir bilinçle davranması onun çok yönlü incelenmesini gerektirmektedir. Sık sık sağlığı bozulan Frida. yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir. diğer bir izleyici aynı resme bakıp realist dünyadaki dışsal verilere ulaşabilir1. İnsanlığın “trajedilerin sonu”un geldiği bir çağı görme umudu. 13 Temmuz 1954’te. hastaneler ve doktorlar arasında geçmiş. 1943’de 'La Esmeralda' adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlamış. kişisel edinimleriyle ve farklı estetik algısıyla yorumlayan Frida Kahlo. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Dipfaz Bakış Açısıyla Frida Kahlo: İç . sanatçı kimliğini ve ortaya çıkardığı eserlerini. akciğer embolisi nedeniyle son nefesini verdiğinde. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen doğum tarihini. sanata doğrudan yansımış. Sanatta ironik bir durumla karşı karşıya kaldığımızda dipteki gerçeklerin analizine dayalı yorum içeren bir bakış açısını içerir. 2010. genel anlamda sanatçıların tutum ve dışavurumlarıyla desteklenmelidir. Rauda J. Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş. . Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Eserlerinde sadece bireyi oluşturan iç (evre)–dış(sistem) denklemini çözmekle kalmayıp aynı zamanda toplumu oluşturan akımların gerçeklerini eserlerinde aynasallaştırarak (sürrealizm gibi) ironik bir şekilde ifade etmektedir1. Ankara. Aşk ve Acı Frida Kahlo. dış bakış ve iç yaşam denklemini dengede tutabilecek algıyı geliştirir ve süreç içerisinde öğretici ve değişime öncü olabilecek vasfıyla yol gösterici olur. “Yaşasın Yaşam” isimli bir resmidir2. 1954 yılında sağ bacağı kesilmiştir. dayanılmaz acılarla başa çıkmak için tüm gücüyle resim yapmış. Kahlo’nun pes etmeyen tavrı bahsettiğimiz yönelimleri fazlasıyla kapsamaktadır. Sanatta Gerçeklik İle Fantazyanın Plastik Bir İfadesi Olarak Dipfaz. Bu sunumda Dipfaz bakış açısıyla Frida’nın iç-gerçekliği ile dış-sistem arasındaki etkileşimi bir ressam gözüyle yorumlanacak ve tartışılacaktır. anarşist bir edebiyat grubuna katılmış. arkasında bıraktığı son tablosu. izleyici Frida’nın resminde sürrealist dünyadaki içsel verileri algılarken. 1938’de New York’ta açtığı sergi büyük ün getirmiş. Frida’ nın farkında olmadan yakaladığı “dipfaz”daki gerçeklik algısı ironik bir görünümün ifadesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası tüm hayatını değiştirmiştir. Sanatçı. 17 Eylül 1925’de okuldan dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu trenin demir çubuklarından birisi sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmış. “Yürüyemezsem dans ederim” diyebilen acılar içinde geçen yaşamının son anında bile “yaşasın hayat” deyip kırmızı karpuzlarla natürmort çalışan. 32 ameliyat geçirmiş. Çev: Hülya Uğur Tanrıöver. Kaynaklar 1. Frida.Gerçekten Dış – Sisteme Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Meral Turhan Dipfaz. 2. Frida Kahlo. Diğer bir deyişle. Everest Yayınları. Hayatını. sanatçının yaşamdaki duruşu. Sanatın umudu yeşertmek ve canlı tutmak gibi bir gücü ve işlevi vardır. yol gösterici ipuçları yakalamamıza neden olmuştur. Gazi Üniversitesi.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. 2002. sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürmüş. 1954’de çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilmiştir. 1950’de 9 ay hastanede kalmış. İstanbul. dipfaz anlayışını açıklama sürecinde verilecek en iyi örneklerden biridir. Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsüdür. Kazadan sonra resim yapmaya başlayan Kahlo. kazadan sonraki yaşamı korseler.

Metakognitif terapide ise bu inançlar ruminasyonun içeriği ya da ürünü olarak görülür ve doğrudan yeniden yapılandırılmalarına çalışılmaz. Depresyonda ruminasyonun hüzün duygusuna veya değersizlik-yetersizlik düşüncelerine karşı çözümlerin keşfini sağlayacağına inanılır. Ayrıca metakognitif terapi dikkat eğitimi tekniği. Bir başka deyişle insanların ne düşündüğü değil. buna “negatif bilişsel üçlü” denir. nasıl düşündüğü üzerinden çalışılır. Bu sunumda depresyonda metakognitif terapi kuramı ve uygulamaları. Tedavi BDT’den farklıdır. Bilişsel. Beck’in şema kuramında kişinin kendisi. özellikle BDT ile örtüşen ve ayrılan yönleri açısından gözden geçirilecektir. . bunların ruminasyonu tetiklediği ve onun sonucu olduğu gibi bir kısır döngü oluştuğunu kabul eder ve sürekli düşünme sürecini değiştirmeye odaklanır. düşünme eyleminin stili ve kontrolüne göre daha az önem taşımaktadır. Metakognitif terapi kuramına göre ruhsal bozukluklara neden olma konusunda düşüncelerin içeriği. Ruminasyon hüzün ya da depresyonun nedenleri ve anlamı hakkında perseveratif biçimde negatif düşünmedir. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Metakognitif Terapi Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Erhan Ertekin Depresyonun metakognitif modeli depresyonun. Metakognitif terapide bu düşüncelerin içeriğiyle ilgilenilmez. Bu inançlar ruminatif düşünme stillerinin devamına ve üzüntüye ruminasyon odaklı yanıtların seçilmesine yol açar. Metakognitif terapi bilişsel terapiden ruminasyon hakkındaki metakognitif inançlara odaklanmasıyla ayrılır. bunlar bir hastalığın işareti”) ile ilişkilidir. Bu süreçler ruminasyonların avantajları hakkında pozitif metakognitif inançlar (örneğin “neden mutsuz olduğum hakkında düşünmem iyileşmeme yardımcı olur”) ve depresif düşünce ve yaşantıların kontrol edilemezliği hakkında negatif metakognitif inançlar (“depresif düşüncelerim üzerinde hiç kontrolüm yok. Sonra bu durumu kötüleştirir. BDT’de sorun olumsuz otomatik düşünce içeriği ile formüle edilir ve “bilişsel üçlü” üzerinden düşüncelerin geçerliliği sorgulanır. hüzne veya negatif düşüncelere yanıt olarak ruminasyonun aktive olmasından ve uyum bozucu başa çıkma davranışlarından kaynaklandığını öne sürer. Sonra kişi ruminasyon eyleminin farkına varmaz (meta-farkındalığın düşük olması) ve bunlar ısrarcı bir hal alır. Düşünce içeriği metakognitif terapide de önemlidir ama burada üzerinde durulan olağan kognisyonların değil metakognisyonun içeriğidir. mesafe koyma aracılı farkındalık (detached mindfullness) ve metakognitif odaklı davranışsal deneylerle kişinin düşünce ve duygularıyla ilişki biçimini değiştirmeye çalışır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. dünya ve gelecek hakkında negatif inançları vardır. bu kez belirtilerin kontrol edilemezliği gibi temalarla negatif metakognitif inançlar aktive olur.

ileride aynı duruma düşmeme amacı ile başlatılan ve hastalığı daha iyi yönetmeye yönelik bir başa çıkma stratejisi olarak kullanılır. yetersizlik ve başarısızlık düşüncelerine yönelik tepkilerini (metakognisyonlarını) ya da neden depresyonda olduğu ile ilgili olarak ürettiği ve zincirleme olarak devam ettirdiği ruminasyonlarına yeterince gönderme yapmamıştır.. tekrarlayıcı bir düşünce biçimi şeklinde seyreden ruminasyonlar başlangıçta “Neden böyle hissediyorum? Mevcut durum benimle ilgili hangi bilgiyi veriyor? Nasıl daha iyi hissederim?” gibi sorulara yanıt bulmaya yönelik olduğundan birey tarafından istemli olarak başlatılır ve olumlu olarak algılanır. Wells A. England. depresyon tedavisinde oldukça etkili bir yaklaşım olmasına karşın ilginç bir biçimde bireyin değersizlik. Papageorgiou C. dış dünya ve gelecek ile ilgili şemaları ve olumsuz otomatik düşünceleri üzerine odaklanılır. Bu sunumda depresyonun oluşumu ve süregenleşmesini açıklamakta önemli bulunan metakognitif model bağlamında ruminasyonun rolü ve öneminden söz edilecektir. Oldukça inatçı. (2004) Depressive Rumination. Ruminasyonlar hastalar tarafından başlangıçta sorun çözme. John Wiley and Sons. süresinin ve oluşturduğu sıkıntının artması yanı sıra bireyin işlevselliğini bozması ve sonucunda giderek istenmeyen ve kontrol edilemeyen bir tepki gibi algılanır. Başka bir deyişle ruminasyonlar. Ruminasyon hakkındaki olumsuz inanışlar ise depresyonun şiddetini artırır. Oysa bugün elimizde metakognitif inanışların hem ruminasyonlarla hem de depresyonla bağlantılı olduğunu ve bu inanışların depresyona yatkınlık oluşturduğuna dair yeterince veri bulunmaktadır. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyon ve Ruminatif Düşünceler Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Mehmet Zihni Sungur Depresyonun bilişsel davranışçı terapisi (BDT) sürecinde depresif bireyin kendisi. Hastanın ruminasyonları hakkındaki olumlu inanışları gerek depresyonun oluşumunda gerekse depresif nükslerde önemli rol oynar. olumsuz düşünceler ya da teması kayıp olan deneyimlerle ilgili olarak aktive olur. BDT. içgörü kazanma. Bilişsel. . Referans: 1.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Ancak sıklığının.

Bu sayede işlevsel olmayan depresif davranışlardan (sürekli uyumak. davranışların azalması depresyonun kötüleşmesine sebep olur. Davranış değişikliği için hoşa giden davranışlar listesi ve izlemek için günlük davranış kayıtları kullanılmaktadır. bu davranışları yapma sıklığı artacaktır. Depresif bilişleri değiştirmenin yollarından birisi de hastanın depresyon sebebiyle yapmayı bırakmış olduğu davranışlarıyla ilgili aktivasyon planı hazırlamaktır. Terapistin görevi davranışları yapmaya isteksiz olan hastanın planlanan davranışları gerçekleştirme üzerine motivasyonunu artırmak ve hastanın davranışları gerçekleştirdikçe zevk alabildiğini takip etmesini sağlamaktır. .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Davranışçı Yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Şükrü Uğuz Depresyon kişinin kendini ödüllendirme davranışlarının azaldığı bir durumdur. evde kalmak) kurtulmasını sağlayarak günlük işlevlerinin tekrardan kazanılması sağlanabilir. Bilişsel. Hasta davranışsal aktivasyon planı ile hayat kalitesinin arttığını gözlemledikçe. insanlardan uzaklaşmak. Zevk veren davranışların azalması depresyondan olabileceği gibi.

Bilişsel.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda bilişsel yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Yusuf Sivrioğlu .

diyabet ve lipit profili üzerindeki olumsuz etkileridir (2). uzun süreli ilaç kullanması gereken bu hastalarda hipertansiyon. Kaynaklar 1. vücut ağırlığı ve enerji metabolizmalarını düzenlemektedir. Antipsikotik ilaçların psikotik semptomları serotonerjik ve dopaminerjik yolakları etkileyerek düzelttiği bilinmektedir. yeme ve iştah mekanizmalarının düzenlenmesinde rol alan nöropeptitlerin de aynı yolaklar üzerinden sentezlendiği gösterilmiştir. enerji balans mekanizmaları beyinde hipotalamus tarafından gerçekleştirilmektedir. insanda yeme alışkanlıklarını. Metabolic syndrome in patients with schizophrenia. ODTU-GATA Projelerinin Sonuçları Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Levent Sütçigil Psikotik bozukluk bireysel ve ekonomik bedelleri çok ağır olan.11 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 4 P 35 Atipik Antipsikotiklerin Yeme Davranışı ve Kilo Değişimi Üzerine Etkileri: ODTÜGata Proje Sonuçlarının Paylaşımı Atipik Antipsikotiklere Bağlı Kilo ve İştah Değişimi İle İlgili Psikotik Hastalarda Yapılan Çalışmalar. Am J Psychiatry. giderlerin artmasına neden olmaktadır (3). 10:2219-2229. Kilo almaya neden olan mekanizmalar literatürde histaminerjik reseptörler ile serotonin ve dopamin reseptörleri üzerindeki etkilerden olabileceği öne sürülmüştür. and Effect on Public Health. İlaç uyumsuzluğu nedeniyle ilaç değişiklikleri ise. pro-opiomelanocortin (POMC). Heiskanen T et al. başka yolakların da kilo alımında rol alabileceklerini düşündürmektedir. diyabet. Bu çalışmalarda amaç. Ek olarak. Ananth J et al. Vücut ağırlığının kontrolü. ilaçlara uyumsuzluğun en önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Curr Pharm. hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilemekte. Consequences. 2004. Özellikle hipotalamusun arkuat çekirdeğinde sentezlenen ve salınan nörohormonlar. 2000. 3. Delayed Detection of Psychosis: Causes. Jeffrey A et al. Ancak. hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkileyen ve dünya çapında önde gelen halk sağlığı problemlerinden biridir ve hastalığın tedavisinin finansal bedelinin tüm kanserlerin toplamından daha fazla olduğu düşünülmektedir (1). J Clin Psychiatry. Side effects of atypical antipsychotic drugs. atipik antipsikotiklerin kilo alımına bu yolaklar üzerinden ve belirtilen aday nöropeptitlerin gen ifadelerini (Santral/perifer protein seviyeleri) değiştirerek sebep olup olmadığına dair bir çalışma literatürde bulunmamaktadır. Atipik antipsikotiklerin kilo alımına neden olan hücresel mekanizmaları henüz tam olarak açıklanamamıştır. 1950’li yıllarda antipsikotik ilaçların keşfiyle psikotik bozuklukların semptomlarının tedavisinde önemli bir çağ başlamıştır. 157:1727-1730. kilo alımı. Oluşan yan etkilerin başlıcaları sedasyon. . Ayrıca. Kilo alımı ve buna ikincil gelişen sağlık sorunları. 2003. Tedavi araştırmaları süreci içinde tedavi seçenekleri arasına girmiş atipik antipsikotikler hastaların yaşam kalitesini önemli şekilde etkileyen yan etkilere sahiptir. Ancak “ziprasidone” unda aynı yolakları etkilemesine rağmen kilo artışına neden olmaması. yeme ve iştah mekanizmalarını düzenleyen hipotalamusun arkuat çekirdeğindeki nöropeptitlerle olan ilişkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Açıklanacak çalışmalar GATA Psikiyatri AD Başkanlığı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü Laboratuarlarında yapılmıştır. POMC ve CART´ın iştah azaltan etkisinin yanında AgRP ve NPY´ın yemeyi tetikleyen fonksiyonları olduğu gösterilmiştir. nöropeptit Y (NPY) ve aguti bağlantılı peptit (AgRP). koroner kalp hastalığı gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlanmaktadır. 2. pankreasın langerhans adacıklarında bulunan beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonu ve yağ dokusunda sentezlenip buradan salgılanan leptin hormonu tarafından kontrol edilir. atipik antipsikotiklerden olanzapin ve risperidon’un neden olduğu kilo alımının. Bu nörohormonların sentezi ve salgılanması. Psikotik bozukluklarda alevlenmelerin ve tekrarlamaların önlenmesinde en uygun yol uzun süreli ilaç kullanımın sağlanmasıdır. kokain ve amfetaminle regüle edilen transkript (CART). 64: 575-579.

Sonuç olarak. Bu yan etkilerin erken belirleyicileri henüz bulunmamıştır. hipotalamik POMC nöronları üzerindeki serotonerjik antagonizm etkisiyle POMC ifadelerini değiştirmesi ve bu durumda diğer arkuat nukleus peptit seviyelerindeki değişimle iştahta artışı ve kilo alımına. şizofreni tedavisinde başarı göstermelerine rağmen. çeşitli yan etkiler göstermektedir. Sonuçta. ODTUGATA Projelerin Sonuçları Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Mehmet Ak Atipik antipsikotikler. Akarsu S. Önceki araştırmalar. AgRP ve NPY gen ifadeleri azalmış ve ayrıca. Çalışmamızda erkek Wistar sıçanlara 4 hafta oral yoldan atipik antipsikotiklerden risperidon ve olanzapin verilmiştir. 2012 Jul 26. POMC. Steen VM. Bu peptitlerin hipotalamustaki ifadesi periferdeki açlık hormonu leptinin tarafından ayarlanır. risperidon verilen grupta CART plazma seviyelerinin artması fakat olanzapinde değişmemesi standart teoriye uygun olmayan şekilde bulunmuştur. Skrede S. uzun dönem kullanımlarında başta kilo alımı olmak üzere. Dört haftalık