POSTER BİLDİRİLERİ

PB 01
Depresyonda Afektif Mizaç Ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*, Duru Gündoğar**, Yeliz Banu Küçüksubaşı*, Bülent Kadri Gültekin* *Erenköy Rsheah ** Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD.
Amaç: Bu çalışmanın amacı, major depresif bozukluk tanılı olgularda afektif mizaç ile dayanıklılık arasında bir ilişki olup olmadığını, bir ilişki mevcutsa eğer, bunun sağlıklı bireylerdekinden farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Major Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Kontrol grubu, depresif bozukluklu olgularla yaş ve cinsiyet yönünden benzer, daha önce psikiyatrik başvuru ve tedavi öyküsü olmayan 100 sağlıklı bireyden oluşmuştur. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile, dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında hem de sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik altboyutu ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında, hem sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanırken, her iki grupta gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında ise her iki grupta orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında depresif bozukluk tanılı olgularda ters bir ilişki saptanırken, sağlıklı bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile afektif mizaç tipleri arasında her iki grupta bir ilişki gösterilmemiştir. Sonuç: MDB’ta hipertimik mizaç ile psikolojik dayanıklılık arasında güçlü bir ilişki vardır. MDB’ta mizaç tipi ile psikolojik dayanıklılığın aile uyumu alt boyutu arasındaki ilişki, sağlıklı bireylerdekinden farklılaşmaktadır.

PB 02
Depresif Bozuklukta Afektif Mizaç ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki Çocukluk Çağı Travması Olan ve Olmayan Olgularda Farklı Mıdır? Duru Gündoğar*, Sermin Kesebir**, Yeliz Banu Küçüksubaşı**, Elif Tatlıdil Yaylacı** *Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, majör depresif bozukluk tanılı olgularda efektif mizaç ile dayanıklılık arasındaki ilişkinin çocukluk çağı travması olan ve olmayan olgularda farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Majör Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Çocukluk çağı travmasının (ÇÇT) varlığı Erken Travma Anketi ile belirlenmiştir. Bulgular: MDB olgularında psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki bulunurken, ÇÇT olan olgularda psikolojik dayanıklılık ile depresif mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik alt boyutu ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki saptanırken, gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif mizaç arasında ÇÇT olmayan olgularda orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki saptanırken, ÇÇT olan bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile depresif mizaç arasında çocukluk çağı travması olan grupta orta derecede bir ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Çocukluk çağı travması olan ve olmayan depresif olgularda mizaç ve dayanıklılık arasındaki ilişki birbirinden farklılaşmaktadır.

PB 03
Bipolar Bozukluk Hastalarında Beyin Kökenli Nörotrofik Faktör (Bdnf) Geni Val66met Ve Val66val Polimorfizmi İle Hastalık Özellikleri Ve Obsesif Kompulsif Belirti İlişkisi Ekrem Hasbek*, Serap Erdoğan Taycan**, Aydın Rüstemoğlu**, Feryal Çelikel**, İlker Etikan** *Sivas Devlet Hastanesi, Psikiyatri Kliniği **Tokat Gaziosman Paşa Üniversitesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmada Bipolar Bozukluk (BB) hastalarında beyin kökenli nörotrofik faktör (brain- derived neurotrophic factor=BDNF) geni val66met ve val66val polimorfizmi ile hastalık özellikleri ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre BB tanısı alan 106 gönüllü hasta dâhil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Hastalık Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulandı. Hastaların venöz kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmış, elde edilen DNA’lar kullanılarak PCR-RFLP yöntemi ile BDNF gen polimorfizmine bakılmıştır. İstatistiksel değerlendirme SPSS 19.0 versiyonu ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamıza alınan 106 hastanın 28’i (%26) BDNF val66met polimorfizmi taşırken, 78 hasta (%74) BDNF val66val polimorfizmi taşıyordu. Alel sıklıklarına baktığımızda met aleli (%13), val aleli ise (%87) oranında bulunmaktaydı. Hastalık belirtilerinin başlangıç yaşı karşılaştırıldığında val66met grubunda 28,11±11,09 iken val66val grubunda 23,88±8,93 yaş olarak tespit edildi ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p=0.047). İki grup antidepresan ile tetiklenen manik atak varlığı açısından karşılaştırıldığında, val66met grubunda val66val grubuna göre daha fazla sayıda hastada antidepresan ile manik atak tetiklendiği görüldü ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark mevcuttu (x²= 5,797, p=0,029). Bunlar dışında çalışmada incelenen diğer hastalık özellikleri açısından bir fark belirlenemedi. Her iki gruptaki OKB eştanı yüzdeleri, MOKSL toplam ölçek ve alt ölçek puanları, BDÖ ve BAÖ puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızın sonucunda 78 hastada BDNF val66val, 28 hastada ise val66met polimorfizmi olduğu belirlendi, literatürdeki beyaz ırkta yapılan çalışmalarla genel olarak uyumluydu. Val66val grubundaki hastalarda BB başlama yaşının val66met grubundakilere göre daha erken olduğu ve val66met grubundaki hastalar arasında antidepresan ile tetiklenen mani atağına istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha fazla rastlandığı belirlendi. Bu iki duruma ilşikin olası sebepler tartışıldı. KAYNAKLAR 1.Tsai SJ. Is mania caused by overactivity of central brain-derived neurotrophic factor? Med Hypotheses. 2004; 62: 19-22. 2.Hong CJ, Association study of a brain-derived neurotrophic-factor genetic polymorphism and mood disorders, age of onset and suicidal behavior. Neuropsychobiology.

PB 04
Bipolar Bozukluğu Lityum, Valproik Asit Ya Da Atipik Antipsikotik Monoterapisi İle Remisyonda Olan Hastaların Bilişsel İşlevleri Vesile Şentürk Cankorur (1) ,Hilal Demirel(2), Sibel Çakır(3),Sermin Kesebir(4),E.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest (3)İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (4)Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Bipolar bozukluktaki bilişsel işlev kusurlarının ötimik dönemlerde de mevcut olduğuna işaret eden çalışmalar vardır, ancak bunların ne kadarının ilaç yan etkisi olduğu tam olarak bilinmemektedir. Daha önceki çalışmamızda, lityum (Li) ya da valproik asit (VPA) monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştu. Bu çalışmada, atipik antipsikotik (AP) monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek, bilişsel işlevler ve bilişsel işlevler üzerindeki olası ilaç etkileri incelenmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I ya da II tanısı ile izlenen, en az bir aydır remisyonda olan, Li (n=28), VPA (n=25) ya da atipik AA (n=38) monoterapisi uygulanan 86 ötimik erişkin hastadan oluşmaktadır (30 erkek, 56 kadın). Bu örneklem grubunda psikomotor hız, dikkat, bellek, görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevler değerlendirilmiştir. Ortalama yaş 36.6 ±12.2, eğitim süresi 12.4 ±3.9 yıl, monoterapi süresi 10.25 ± 18.93 ay, Hamilton Depresyon Ölçeği puanı 3.31 ±3.67, Young Mani Değerlendirme Ölçeği puanı 1.31 ±2.43 olarak bulunmuştur. Bulgular: Li grubu ile VPA grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmadı. Antipsikotik grubunda işlem belleği performansı Li grubuna (WAIS-R Aritmetik 11.75 ± 4.07’ye 8.71 ± 3.31, p =0.01), görseluzaysal beceri ise VPA grubuna (WAIS-R Küplerle Desen 30.25 ± 6.82’ye 22.29 ± 10.16, p =0.005) göre daha düşük bulundu. Tartışma: Daha önce gerek duygudurum dengeleyici gerekse AP ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. Bu çalışma, AP’lerin bilişsel işlevler üzerinde olumsuz etkileri de olabileceğine işaret etmektedir. Bu hipotez izlem çalışmalarıyla ele alınmaya değer olabilir. Anahtar Kelimeler: Atipik antipsikotik, bilişsel işlevler, bipolar bozukluk, duygudurum

PB 05
Multiple Skleroz Öncesinde Bipolar Bozukluk: Bipolar Bozukluk Nörolojik Temelli Bir Hastalık Olabilir Mi? Tuğba Kara*, Özlem Girit Çetinkaya*, Ayşe Fulya Maner*, Belma Doğan Güngen** *Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Özet: Multiple sklerozda nöropsikiyatrik belirtiler oldukça yaygındır. Multiple sklerozda psikiyatrik belirtilerin varlığı hastalığın klinik olarak ilk ortaya koyulduğu zamandan beri bilinmesine rağmen bu konu son 20 yıldır daha ayrıntılı çalışılmaktadır. Multiple skleroz ile bipolar bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozuklukları, öfori, kişilik bozuklukları gibi komorbid psikiyatrik bozukluklar bulunmaktadır. Multiple sklerozda görülen psikiyatrik bozukluklar hastaların ailelerinde, işlerinde ve sosyal hayatlarında bozulmalara yol açmakta, hayat kalitesini düşürmekte ve multiple sklerozun neden olduğu fiziksel yetersizlik majör depresyonun nedeni olabilmektedir. Multiple skleroz ile birlikte ortaya çıkan majör depresyon multiple sklerozun tedavi rejimine uyumu azaltmaktadır. Multiple Sklerozda bipolar bozukluk tahmin edildiğinden daha sık görülmektedir. Multiple Sklerozda görülen bipolar bozukluğun etyolojisine dair çalışmaların sayısı sınırlıdır ve bu çalışmalarda genetik etkiler, ilaçların yan etkileri ve beyin demiyelinizan lezyonlara odaklanılmıştır. Bu makalede bipolar bozukluğun eşlik ettiği bir multiple skleroz olgusu sunulmuştur. Multiple Skleroz ile bipolar bozukluk ve majör depresyonun komorbid olduğu vakalarda manyetik rezonans görüntülerinin özellikleri, majör depresyon ve bipolar bozukluk’ un etiyolojisi ve multiple skleroz için uygulanan tedavinin nöropsikiyatrik etkilerini tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: multiple sclerosis, bipolar disorder, manyetik resonans görüntüleme

PB 06
Bipolar Bozukluk Tanılı Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Mizaç Özelliklerinin Karşılaştırılması Ve Kliniğe Yansımaları Aylin Elri Arslan*, Feryal Çam Çelikel**, Serap Erdoğan Taycan**, İlker Etikan**** *Giresun Devlet Hastanesi, Psikiyatri Bölümü **Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ***Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıp Bilişimi AD
Amaç: Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların mizaç özelliklerini belirlemek, klinik özelliklerle, işlevsellik ve dürtüsellik düzeyleri ile ilişkisini araştırmak ve yanı sıra ailedeki mizaç özellikleri ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Hipotezimiz, hastaların kendi mizaç özellikleri ile ailesindeki bireylerin mizaç özellikleri arasında bir ilişkinin bulunabileceği, hastalardaki baskın mizaç özellikleri ile dürtüsellik düzeyleri arasında doğru, işlevsellik düzeyleri arasında ise ters yönde bir ilişkinin kurulabileceği yönündedir. Yöntem: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı konan ve halen remisyonda olan 60 hasta ve bu hastaların 60 sağlıklı birinci derece akrabaları dahil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Tıbbi Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I), afektif mizacı değerlendirmek için Memphis, Pisa, Paris ve San Diego Mizaç Değerlendirme Anketi Türkçe formu/MPPS-MD (TEMPS-A) anketi ve Bipolar Bozuklukta İşlevsellik Ölçeği (BB-İ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği, 11. versiyon (BIS-11) uygulandı. Bulgular: Bulgularımıza göre depresif mizaç kadınlarda daha sıktı; siklotimik mizaç erken hastalık başlangıç yaşı, sinirli mizaç ise psikotik özellikli atak varlığı ile ilişkiliydi. En çok depresif ve endişeli mizacın işlevselliği bozduğu; hipertimi dışında tüm mizaç özelliklerinin genel anlamda dürtüsellik düzeylerini arttırdığı; motor dürtüselliğin tüm mizaç özellikleri ile dikkatle ilişkili dürtüselliğin ise depresif, siklotimik ve hipertimik mizaç ile ilişkili olduğu gözlendi. Hasta yakını grubunda en az bir baskın mizacı olan 29 hasta (%48) vardı. 15 kişide (%25) baskın mizaç depresif, 5 kişide (%8,3) sinirli, 4 kişide (%6,7) endişeli, 3 kişide (%5) siklotimik, 2 kişide (%3,3) hipertimik mizaca rastlandı. Hasta ve hasta yakınları arasında yalnızca hipertimik mizaç (t=4,00, p=0,001) ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Tartışma: Bulgularımız, bipolar bozukluk hastalarının ataklar arası iyilik dönemlerinde bile afektif değişimler yaşadığını ve hatta bu mizaç düzensizliklerinin etkilenmemiş akrabalarında da gözlendiğini ortaya koymakta ve bipolar bozukluğun gelişiminde hipertimik mizacın ailesel, olasılıkla kalıtsal, temelini doğrulamaktadır.

PB 08
Depresyon Hastalarında Kişilik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Bengü Yücens, Mehmet Hakan Türkçapar, Erkan Kuru, Yasir Şafak, Mehmet Emrah Karadere Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: Kişilik özellikleri, psikiyatrik rahatsızlıkların tanısının konması ve tedavisi için önemli faktörlerden biridir. Literatürde depresyon hastalarında komorbid kişilik bozukluğunun kötü prognozla ilişkilendirilmesi hastalığın seyri ve tedavi sürecinde kişilik özelliklerinin etkili olduğunu düşündürmektedir. Depresyon hastalarında kişilik bozukluğu oranlarının sağlıklı kontrollere göre daha yüksek olduğu ile ilgili bir çok literatür bulunmaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız da depresyona eşlik eden kişilik özelliklerini tespit etmektir. Yöntem: Çalışmaya, Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne başvuran; DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre Major Depresyon tanısı almış 30 hasta ve 31 sağlıklı kişi alınmıştır. Hastalara SCID-I, Sosyodemografik veri formu, Kişilik İnanç Ölçeği-Kısa Form (PBQ-STF) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 61 hastanın 30’u depresyon, 31’i kontrol grubuna alındı. Çalışmaya katılanların 32’si erkek, 29’u kadındı. Her iki gruptaki kadın erkek oranları birbirine benzerdi. Hastalara uygulanan PBQ sonucunda depresyon hastaları ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; bağımlı (p=0.001), pasif agresif (p=0.001), obsesif kompulsif (p=0.004), antisosyal (p=0.001), paranoid (p=0.002), borderline (p=0.001), çekingen (p=0.001) kişilik alt ölçek puanları depresyonu olan grupta kontrol grubuna oranla daha yüksekti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Buna karşın her iki gruptaki narsisistik (p=0.513), histrionik (p=0.300), şizoid (p=0.043) kişilik alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Tartışma ve Sonuçlar: Elde edilen veriler sonucunda depresyonu olan hastalarda çekingen, bağımlı, obsesif kompulsif, antisosyal, borderline kişilik özellikleri literatürle uyumlu olarak daha yüksek oranda tespit edilmiştir. Paranoid ve histrionik kişilik özelliği ile ilgili sonuçlar literatürden farklılık göstermekle birlikte ve şizoid kişilik özelliklerine ilişkin veriler değişkendir. Depresyona eşlik eden kişilik özelliklerinin tespit edilmesi, hastalığın tanısının netleştirilmesi, tedavi sürecinin daha sağlıklı yürütülmesine yardımcı olacaktır.

PB 09
Erişkin Bipolar Ve Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğunun Nöropsikolojik Açıdan Karşılaştırılması Neslihan Levent *, Selim Tümkaya**, Figen Çulha Ateşçi**, Halide Tüysüzoğlu***, Nalan K.Oguzhanoglu**, Gülfizar Varma** Osman Özdel** *Kumluca Devlet Hastanesi **Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD ***Kastamonu Devlet Hastanesi
Bipolar ve Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu(DEHB)olan hastalarda aşırı konuşma, hareketlilik, dikkatsizlik, dürtüsellik gibi örtüşen belirtilerin olması ve yüksek eştanı oranları bu iki hastalığın birbirleri ile bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir 1. Çalışmamızın amacı, bipolar ve DEHB’li erişkin hastaların nöroanatomik değişikliklerin bir yansıması olarak düşünülebilecek nöropsikolojik bulgularını kontrol grubu ve kendi aralarında karşılaştırarak, bu iki bozukluk arasındaki olası patofizyolojik ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya 66 bipolar bozukluk tanılı hasta, 62 Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanılı hasta ve 58 sağlıklı kontrol alındı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Hamilton Depresyon, Young Mani Derecelendirme Ölçeği, Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi SCID-I, Turgay’ın Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Değerlendirme Ölçeği, Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve Nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Yaş, eğitim seviyesi ve cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (sırasıyla p=0.07, p=0.34, p=0.7). Gruplar Wisconsin kart eşleme testi kurulumu sürdürmede başarısızlık dışında tüm nöropsikolojik testlerin alt testlerinde anlamlı farklılıklar bulundu (p=0.000- p=0.018). İkili karşılaştırmalar yapıldığında bipolar hastalar sayı dizisi, sözel bellek süreçleri testi, Wisconsin kart eşleme testi (WKET) ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre daha kötü performans gösterdi. DEHB’li hastalar ise stroop test ve sözel bellek süreçleri testinin tutarsızlık alt testinde kontrollerden daha kötüydü. Bipolar bozukluklu hastalar DEHB li hastalardan Stroop testi dışındaki tüm testlerde genel olarak daha kötü performans gösterdiler. Buradan yola çıkarak bipolar bozukluklu hastaların dikkat açısından DEHB hastalarına benzer bozukluklar gösterdiği fakat sözel bellek ve yürütücü işlevler alanlarında daha kötü performanslara sahip olduğu söylenebilir.

PB 10
Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastaların Demografik Ve Klinik Özellikleri Hidayet Ece Arat, Başak Bağcı, Onur Ulaş Ağdanlı, Havva Afşaroğlu, Ebru Onrat, Ayşegül Özerdem, Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş: Bipolar Bozuk (BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. Uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri hastalık epizodlarının yinelemelerini önleme, işlevselliği artırmada önem taşımaktadır. Hastaların özelleşmiş polikliniklerde izlenmesi tedaviye katılımlarını artırmaktadır. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak demografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü, BB Polikliniğine başvurmuş olan hastalar alınmıştır. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin Probel veri tabanı incelenerek, hastaların yaş, cinsiyet, tanı, son klinik durum, kullandığı ilaç tedavileri değerlendirilmiş; verilerin istatistiksel analizleri SPSS 15.0 ile kategorik değişkenler için Ki-Kare, sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis testleri uygulanarak yapılmıştır. Bulgular: Hastaların tanı dağılımları; BB Tip-1 %58.9, BB Tip-2 %3.8, manik kayma %5.7, Şizoafektif Bozukluk % 2.5, madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluğu % 0.8, Siklotimik Bozukluk % 0.3, BB tanısı olup alt tipi belirlenememiş hasta oranı %28.1 idi. Tüm hastaların yaş ortalaması 42.91±14.01 idi. Tanı alt gruplarının yaş ortalamaları farklı değildi (p=0.063). Hastaların % 61.3’ü kadın, %38.7’si erkekti. Hastaların cinsiyet dağılımları tanılarına göre farklı değildi (p=0.094). Hastaların %57.2’si lityum, %48.2’si valproat, %64.9’u atipik antipsikotik kullanıyor, %1.6’sı ilaçsız izleniyordu. Duygudurum dengeleyici (DDD) monoterapi %20.7, ikili DDD % 6.5, üçlü DDD % 0.3, tek DDD ve antipsikotik kullanımı %39.2, ikili DDD ve antipsikotik kullanımı %15.3, üçlü DDD ve antipsikotik kullanımı % 0.3, bir veya daha fazla antipsikotik kullanımı %3, DDD ile birlikte antipsikotik ve antidepresan kullanımı %7.6, DDD ve antidepresan kullanımı %4.9 idi. Sonuç: Hastaların % 3.8’i BB Tip 2 tanısı ile izlenmektedir. Bu bulgu, literatürde tanımlanmış olan %10- 15’lik oranın altındadır. Bu durum çalışmanın retrospektif olması, alt tipi belirlenemeyen hasta grubunun fazla sayıda olması ya da BB Tip 2 tanısının gözden kaçırılıyor olmasıyla ilişkili olabilir.

Günümüzde psikofarmakoloji alanında hızlı ilerlemelere rağmen özellikle dirençli olgularda EKT halen etkili bir tedavi olarak uygulanmaktadır. Psikiyatri AD Giriş: Elektrokonvulsif terapi (EKT) 1938 den buyana duygudurum bozukluklarınıda içeren birçok psikiyatrik bozukluğun tedavisinde güvenle uygulanmaktadır. psikotik düşünceleri kayboldu. bekâr. ilaç alımını reddetmesi üzerine hastaya EKT yapılması planlandı. üniversite mezunu. Düşünce akışı hızlı. aşırı sinirliliği. oldukça ajite. konuşmaları. 6. İlk ruhsal muayenesi: Kendine olan ilgi ve bakımı azalmış. hasta olmadığını düşünüyordu. Tartışma: Elektrokonvulsif terapi klinik pratikte özellikle katatonik tip şizofreni. Bu belirtilerin ön planda olduğu hastalarda zaman kaybetmeden ilk seçenek olarak EKT uygulaması yapılabilir. Bu yazıda bir olgu üzerinden akut manik epizotta EKT’nin yeri tartışılmıştır. karnında 11 bebek olduğunu söylüyormuş. Hastanın acil servise getirilmeden önceki 3 gün evdeki tüm eşyaları çöpe atma şeklinde garip davranışları. Hastanın nörolojik muayenesi ve beyin MR görüntüsü normaldi. aşırı öfkeliliği olması üzerine getirdi. Bilge Burçak Annagür Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi. uykusuzluğu.EKT sonrasında psikotik belirtilerinde ve ajitasyonunda azalma oldu. EKT’ye yanıt oranı tedaviye dirençli olgularda yaklaşık %60-70 olarak bildirilmiştir. Ailesi acil servise garip davranışları.PB 11 Akut Manide Elektrokonvulsif Terapi Ne Zaman Yapılmalı? Ömer Faruk Uygur. Psikomotor ajitasyonu mevcuttu. Yatışının 6. 42 yaşında. . görüşmeyi reddediyor. Hastaya gün aşırı 8 kez EKT uygulandı.o. Uykusu düzeldi. Olanzapin 15mg/gün p.K. psikotik düşüncelerinin devam etmesi. düşünce içeriğinde evli ve hamile olduğuna yönelik delüzyonel düşünceleri vardı. özkıyım riski yüksek major depresyon ve bipolar depresyon ve postpartum psikotik bozukluklarda ilk seçenek tedavi olarak düşünülse de akut manideki yeri tartışmalıdır. lityum 600 mg/gün tedavisi başlandı. İlaç alımını kabul etti. Özellikle psikotik belirtilerin yüksek olduğu ve agresyonun yüksek olduğu durumlarda EKT tedavisi düşünülmelidir. Gebe olduğunu. ilaçlarını almaya başladı ve tedavi için işbirliği kurdu. çalışmıyor. kadın. Bizim sunduğumuz olguda EKT ile hızlı düzelme saptanmıştır. Gününde yüksek dozlarda antipsikotik uygulanmasına rağmen süreğen ve şiddetli ajitasyonunun olması. Görsel varsanıları mevcuttu. Duygulanımı öfkeli. Olgu: A. Hasta psikotik belirtili manik epizod tanısı düşünülerek psikiyatri kliniğine yatırıldı. Bu olguda antipsikotik tedaviye yanıt alınamayan ve EKT ile hızlı düzelme gösteren psikotik belirtili akut manik epizot geçiren bir hasta sunulmuştur. uykusuzluğu olmuş. Hastaya Zuclopentiksol depot 200 mg yapıldı.

%81.003). Özellikle tek uçlu kadın depresif hastalarda folat düşüklüğün saptanması önemlidir. Bu çalışmanın amacı iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanılı hastaların atak sırasında ölçülen B12 vitamini ve folat düzeylerini birbirleriyle ve kontrol grubuyla karşılaştırmaktır. B12 vitamini ve folat değerleri hastanenin merkez laboratuarının veri tabanından sağlanmıştır.89).97±195. B12 vitamini ve folat düzeyleri yaş ile pozitif bağıntılı idi. post-hoc Bonferroni.7’si (s=260) tek uçlu.0001). kontrollerden düşükken (Bonferroni. Yöntem: Çalışma geriye dönük bir çalışmadır. Bazı klinik çalışmalarda. kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 1440 hastadan oluşturulmuştur.98±288.08) ve iki uçlu depresyon (439.58) farklı değildi (Bonferroni. Üç grup arasında ortalamaları farklı bulunmamıştır (ANOVA. p=0. B12 vitamininin beklenenin aksine depresyon hastalarında daha yüksek saptanması kliniğimizde B12 vitamini hızlı saptanarak replase edilmesi ile ilişkili olabilir. Bulgular: Çalışma grubunun %14.95±240.73) daha yüksekti (ANOVA. folat. Tek uçlu (7. bilişsel bozukluklar gibi birçok nöropsikiyatrik hastalığın patogenezinde rol oynar.17±4.PB 12 Tek Uçlu Ve İki Uçlu Depresif Bozukluk Tanılı Hastalarda.59±3. iki uçlu. 19-82 yaşları arasındaki 331 hastadan.091).085). p=0. p=0. ikiuçlu depresyonda(7.30) tanılı hastaların B12 VİTAMİNİ vitamini ortalamaları kontrol grubundan (343.002). Hasta grubu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi’ne son beş yıl içinde iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanısı ile yatarak tedavi edilmiş. %4’ü iki uçlu depresyon (s=71).0001ve p=0. B12 vitamini . Sonuç: Hem iki uçlu hem de tek uçlu depresyonda serum folat düzeyinin kontrol grubundan düşüklüğü literatür ile uyumludur. B12 vitamini ve folat değerleri normal dağılımda olmadığı için logaritmik transformasyon değerleri karşılaştırılmıştır.B12 Vitamini Ve Folat Düzeyleri Yaprak Çilem Yalçın Arslan.13) ve iki uçlu depresyon tanılı hastaların (7. p=0. Depresyonda.0001. p=0.52±4. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Folat ve B12 vitamini eksiklikleri duygudurum bozuklukları. p=0. Tekuçlu ve ikiuçlu depresyonda B12 vitamini ve folat ortalamaları farklı değildi.34) folat ortalamaları ise kontrol grubundan (8. Anahtar kelimeler: depresyon. p=0.67±4. post-hoc Bonferroni. Ayşegül Özerdem.3’ü kontrol grubunu (s=1440) oluşturmuştur.67±4. Hasta ve kontrol grubunun. folat ve B12 vitamini desteğinin antidepresanlara yanıtı arttığı gösterilmiştir. plazma folat düzeyleri düşük ve homosistein düzeyleri yüksek bulunmuştur.0001. Tek uçlu (405. Kadınlarda sadece folik asit ortalamaları tekuçlu depresyonda (7.28) düşüktü (ANOVA.003 ve p=0. Nefize Yalın.

Tartışma: İki Uçlu Duygudurum Bozukluğunda paylaşılmış psikotik belirtilerin ortaya çıkışı nadir görülen bir durumdur. paylaşılmış psikotik bozukluk olgularının klinik izleminde ve ayırıcı tanısında duygudurum bozukluklarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Bu sürede olgunun internet aracılığıyla yakın iletişimde olduğu annesinde benzer düşünceler başlamıştır. ilk psikiyatrik başvurusunda şizofreniform bozukluk tanısı almış. Bu olgu. Patel AS. Ryan W. 2. Tan GM . . Paylaşılmış psikotik bozukluk tanısıyla psikiyatri servis yatışı yapılan hasta Şizofreniform bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk tanıları ile taburcu edilmiştir. Berna Binnur Akdede. ailesinin ve kendisinin zarar göreceği yakınmaları başlamıştır. Arnone D. staj yaptığı şirkete zarar ettirdiği. Annals of general Psychiatry 2006. Dikkat edilmesi gereken husus hastalığın ilk ortaya çıkışında görülen bu durumun. Tunç Alkın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Paylaşılmış psikotik bozukluk (Folie a deux) ender görülen ve sıklıkla şizofreni hastalarında tanımlanan klinik bir sendromdur. Kaynaklar: 1. Olgu: 23 yaşında. Folie a deux in bipolar affective disorder: a case report. erkek olgunun 2010 yılı ocak ayında bir şirkette staj yapmaktayken mutsuzluk. The nosological significance of Folie à Deux: a review of the literature. Bu sunumda.PB 13 Paylaşılmış Psikotik Belirtilerle Başlayan İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu Güneş Şayan Can. 5:11. Ayaktan izlemi yapılan olgunun tanısı 2 yılın sonunda İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiştir. şirketin adamlarının kendisini takip ettiği. Deniz Ceylan. Bipolar Disord 2004. uzun dönem izleminde tanısı İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiş bir paylaşılmış psikotik bozukluk olgusu tartışılacaktır. 6: 162–165. isteksizlik. Patel A. Arnone D. hastalığın tanısını zorlaştırmış ve geciktirmiş olmasıdır.

(Eds. Krug. Sonuç olarak Şanlıurfa ilinde intihar girişimi ayrıntılı olarak ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Genetics of suicide.PB 14 Şanlıurfa’da Bir Devlet Hastanesi Aciline İntihar Nedeniyle Başvuruların Değerlendirilmesi Abdullah Atli. E. B. Tıp Fakültesi. Dahlberg. Mahmut Bulut. Hastaların %57’si 15-24 yaş aralığındaydı ve %51’i evliydi. Ciddi bir halk sağlığı problemi olup Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl bir milyondan fazla insan intihar etmektedir ve dünyada yaşanan ölümlerin %2’si intihar nedeni iledir (1). Klinik ve fenomenolojik özellikleri kaydedildi ve incelendi.9). Shannon L. borderline kişilik özellikleri. Bu çalışmada amacımız Şanlıurfa ilinde intihar girişimi nedeni ile acil servise başvuran hastaların özelliklerini ortaya koymaktır. İntihar girişimlerinin yaklaşık yarısının (%49. Issue 6.8) 16-24 saatleri arası gerçekleştirildiği görüldü. Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi Amaç: İntihar istemli olarak kişinin yaşamına son vermesidir. impulsivite gibi intihar açısından risk oluşturan nedenler arasında aile içi sorunların da bulunduğu daha önceki çalışmalarda bildirilmiştir (2).. Mol Psychiatry 2006. Chloe A. Aytekin Sır Dicle Üniversitesi. Yöntem: Türkiye’nin güneydoğu illerinden Şanlıurfa ilindeki iki hastaneden küçük olan Balıklıgöl Devlet Hastanesi acil servislerine suisit girişimi nedeniyle başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi.. Mercy. fiziksel-cinsel travma.). Yasin Bez. En sık intihar nedeni ise aile içi sorunlar olarak bildirilmişti (%37. & Lozono. 78 (%22)’i erkekti. August 2012.Bondy B.. 2. Teena Willoughby Examining the link between nonsuicidal self.. 15-24 yaş aralığında olması bu bölgede aile içi sorunların intihar girişimeri için önemli bir risk faktörü olduğunu düşündürmektedir. G. Bunların 177 (%78)’si bayan. Mehmet Cemal Kaya. Depresyon. J. L. Buettner A. Zwi. Geneva: World Health Organization . L. En sık intihar şeklinin yüksek doz ilaç alma olduğu tespit edildi. (2002).injury and suicidal behavior: A review of the literature and an integrated model Review Article Clinical Psychology Review. Hamza. Bireylerin tıbbi kayıtlarına ulaşıldı. R. Sonuç: Araştırmamızda Şanlıurafa’da bir devlet hastanesi acil servisine intihar nedeni ile yapılan başvuruların büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğu görülmüştür. Mehmet Güneş. Bulgular: 2011 yılı içinde hastane acil servisine 227 kişinin suisid girişimi nedeni ile başvurduğu anlaşıldı. Volume 32. A. Başvuruların yarısından fazlasının evli olup. Stewart. Zill P. Sever Beşaltı. Pages 482-495 3. 11: 336-51. Dünya Sağlık Örgütünün 2002 yılında yayınladığı rapora göre 15-44 yaş arası ölüm nedenleri içinde intihar dördüncü sırada yer almıştır (3). World report on violence and health. A. Kaynaklar: 1.

PB 15
Nitratların Anksiyete Ve Depresyon Oluşturmaya Etkileri Var Mı? Yuksel Kıvrak*, Adnan Özçetin**, Yelda Yenilmez*, Yusuf Ersan*, Ahmet Ataoğlu** *Kafkas Ü. Tıp Fakültesi ** Düzce Ü. Tıp Fakültesi
Amaç: Gıdaların korunma ve saklanması için yaygın olarak kullanılan nitrat ve nitritler methemglobinemiye yol açmakta ve kanda O2 taşınmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca nitrit skonder aminlerle reaksiyona girer ve nitrozaminler oluşur. Bunların ise kanserojenik, mutajenik, teratojenik özellikleri vardır(1)(2). Bununla beraber dışardan alınan nitratların depresyon ve anksiyete üzerindeki etkileri yeterince aydınlatılmamıştır. Bu çalışmanın amacı nitratın, nitrat ve C vitamininin farelerde oluşturulmuş depresyon ve anksiyete modeli üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 30 tane 4 aylık, erkek, sağlıklı 30,8 ± 1.18 g ağırlığında Swiss albino cinsi fareler alındı. Fareler random olarak üç gruba ayrıldı. Sırasıyla izotonik (NaCl), NaNO2 100 mg/kg/gün, VitC 10 mg/kg/gün + NaNO2 100 mg/kg/gün olacak şekilde 90 gün boyunca oral olarak verildi. Açık alan (open-field) testi ve kuyruktan asma testi uygulandı. Bulgular: NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fareler NaCl verilen (kontrol grubu) farelerle açık alan testi (kaşınma, kare, şahlanma ve dışkılama) ve kuyruktan asılma (immobilizasyon) testi açısından karşılaştırıldı. Hayvan modellerinde anksiyete benzeri durumun belirlenmesinde kullanılan açık alan testinde gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunamadı. Depresyon modeli olan kuyruktan asılma testinde immobilizasyon süresi kantrol, NaNO2,Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplarda sırası ile (ortalama±standart hata) 95.80±12.98, 147,33±14.05, 160,80±14.01 olarak ölçüldü. ANOVA testinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.005). Çoklu karşılaştırma (LSD) testinde ise kontrol grubu ile NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fare grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (sırayla p=0.014 ve p=0.002), (Tablo 2). Ancak NaNO2 ile Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplar arasında ise istatistiksel fark yoktu (p=0.497). Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda nitritin fare kuyruktan asma testi depresyon modelinde hareketsizlik süresini artırdığını, depresyona sebeb olabileceğini, vit C uygulamasının yeterince koruyucu olamayabileceğini bulduk. Askorbik asitin nitrit ve nitrozamine bağlı genotoksisiteyi ve sitotoksisiteyi azaltmaktadır(3). Depresyon modelinde etkilememesinin sebebi farklı dozlarda uygulamayı yapmamamız olabilir. Çalışmamızda elde edilen sonuçların genelleştirilebilmesi için geniş ölçekli çalışmaların uygun olabileceğini düşünmekteyiz. Kaynaklar 1. Connolly D, Paull B. Rapid determination of nitrate and nitrite in drinking water samples using ion-interaction liquid chromatography. Analytica chimica acta. 2001;441(1):53–62. 2. Roberts TA, Dainty RH. Nitrite and nitrate as food additives: rationale and mode of action. Ellis Horwood

PB 17
İntihar Davranışında Tiroid Fonksiyonları Gazi Unlu, Mustafa Alper, Emre Aydemir, Abdullah Bolu, Murat Erdem, Mehmet Ak GATA Psikiyatri AD
Giriş: İntihar davranışının, genellikle umutsuzluk, engellenmiş istekler, baş edilemeyen stres veya çaresizlik gibi hislere karşı tepkisel olarak ortaya çıktığı bilinmektedir (1). İntihar eden veya intihar girişiminde bulunan kişilerin %94’ünde en az bir ruhsal hastalık bildirilmektedir (2, 3). Troid fonksiyonlarının insan davranışlarını belirgin bir biçimde etkiledikleri bilinmektedir. Hipertiroidi hastalarda anksiyete, gerginlik, irritasyon ve labil duyguduruma neden olurken hipotoidi depresif semptomlara neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışmadaki troid fonksiyonlarının intihar davranışı üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: GATA Psikiyatri kliniğinde intihar girişimi nedeni ile yatırılan 50 hastanın klinik verileri incelendi. Hastaların tiroid fonksiyonlarını gösteren biyokimyasal testleri incelendi. Bu sonuçlar sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş, değişkenler arasındaki farkların anlamlılık oranları, cinsiyete göre dağılımlar elde edilmiş ve tartışılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 25.83±5.89’di. Kontrol grubunun yaş ortalaması 26.46±6.54’tü. Hastaların T3 seviyeleri 3.27±0.24 kontrol grubunun ise 3.29±0.58’di. Hastaların T4 seviyeleri 0.86±0.10, kontrol grubunun ise 1.17±0.22 idi. Hastaların T4 seviyelerinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü. Tartışma: Hastaların T4 seviyelerinin anlamlı şekilde düşük olması bu patolojinin depresif semptomlara neden olmasının getirmektedir. Bu konuda yapılacak geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Kaynaklar: 1) Karamustafalıoğlu O, Özcelik B, Bakım B, Ceylan YC, Yavuz BG, Güven T, Gönenli S. İntiharı öngörebilecek bir araç: Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2010; 23:152-157. 2) Roy A, Psychiatric Emergencies: In Sadock BJ, Sadock VA (editors). Comprehensive Textbook of Psychiatry. Seventh edition, Baltimore: Lippincott Williams & Wilkins, 2000, 2031- 2040. 3) Bolu A, Doruk A, Ak M, Özdemir B, Özgen F. Uyum Bozukluğu Olgularında İntihar Davranışı. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2012;25:58-62.

PB 18
İntihar Girişimi Nedeniyle Konsulte Edilen Olgularda Başa Çıkmatutumları Şükriye Boşgelmez Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: İntihar girişimi nedeniyle konsulte edilen olgularda başa çıkma tutumlarını belirlemek. Yöntem: 1Şubat 2008-31 Mart 2009 arasında intihar girişimi nedeniyle konsulte edilen 51 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik bilgi formu ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılarak veriler toplanmıştır. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U) kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Çalışmaya katılanların %84.3’ü (n=43) kadın, %15.7’si (n=8) erkekti. Yaş ortalaması 25.06±7.425 (aralık 17-44), çoğunluğu lise düzeyinde eğitim almıştı (n=20, %39.2). %45.1’i bekar (n=23); %41.2’si evliydi (n=21). %74.5’inde (n=38) daha önce girişim yoktu; 13 kişi ( %25.5) daha önce intihar girişiminde bulunmuştu. %62.7 ‘si (n=32) intihar girişimi öncesi tetikleyici bir olay bildiriyordu. En yüksek COPE puan ortalaması dini olarak başa çıkma (12.27±3.38), en düşük puan ortalaması şakaya vurma (6.92±2.80) maddelerindeydi. Hastaların %35.3’ü (n=18) major depresif bozukluk (MDB), %11.8 (n=6) depresif duygudurumu ile giden uyum bozukluğu tanısı aldı. Uyum bozukluğu tanısı alanlarla ve MDB tanısı alanlar arasında COPE puan ortalamaları arası fark yoktu. İntihar girişimi öncesi tetikleyici olay bildiren, MDB tanısı almayan hastalarla MDB tanısı alan hastaların ortalama COPE puanları karşılaştırıldığında tetikleyici olay bildiren ancak MDB tanısı almayan hastaların sorun odaklı başa çıkma tutumlarından olan yararlı sosyal destek kullanımı ve geri durma puanlarının daha düşük olduğu saptandı (sırasıyla p= 0.014, z=2.46; p=0.010, z=2.57). Tartışma: Daha önceki çalışmalar intihar girişiminde bulunan kişilerde sosyal desteğin önemini vurgulamaktadır. Stresli yaşam olayları karşısında sosyal desteğin kullanımı MDB tanısı olmayan kişilerde etkili bir başa çıkma tutumu olabilir.

PB 19
Bipolar Bozukluk I Tanılı Ötimik Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Tepki Ketleme Ceren Hıdıroğlu*, Ayşe Er*, Gizem Işık**, Deniz Ceylan***, Serhat Taşlıca*, Ayşegül Özerdem*,*** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimleri AD ** Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Amaç: Dürtüsellik artışı birçok psikiyatrik hastalıkta görülür. Tepki ketleme (response inhibition), artmış dürtüsellik göstergelerinden biridir. Bipolar bozuklukta dürtüsellik ve tepki ketlemede bozulma hastalık dönemlerinin yanı sıra ötimi döneminde bile sürmekte, hastaların sağlıklı akrabalarında da gözlenmektedir. Bu özellikleriyle bir endofenotip adayıdır. Tepki ketleme, değişen koşullarda, gerekli olmayan ve uygunsuz olan davranışın bastırılmasıdır. Stop-Sinyal(Dur Sinyali) testi, başlamış olan tepkinin bastırılmasını değerlendiren davranış temelli bir testtir. Bu çalışmada, bipolar bozukluk I tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında tepki ketleme davranışının, sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, 18–65 yaş arası, bipolar bozukluk I tanılı 20 ötimik hasta, 13 birinci derece akraba ve hastalar ile yaş, cinsiyet ve eğitim bakımından uyumlu 20 sağlıklı kontrol alınmıştır. Tepki ketleme davranışı StopSinyal(Dur Sinyali) Testi ile değerlendirilmiştir. Üç gruba ait, “doğruluk skorları” ve “stop sinyal tepki süresi(SSTS)” çok yönlü varyans analizi ile karşılaştırılmıştır. Doğruluk skorları kişinin “dur” ve “git” durumlarında ne kadar başarılı olduğunu gösterir. “Stop sinyal tepki süresi(SSTS)” ise kişinin tepki ketleme sırasındaki kontrolü hakkında bilgi vermektedir. Bulgular: Üç grup arasında yaş(p=0,85), cinsiyet(p=0,56) ve eğitim(p=0,51) bakımından fark görülmemiştir. Stop-Sinyal testinde “doğru git” deneme sayısı üç grup arasında farklılık göstermiştir(p=0,007). Bipolar hastalar, akrabalardan(p=0,043) ve sağlıklı kontrollerden(p=0,011) “git” denemelerinde anlamlı olarak daha az doğru basmıştır. “Git” denemelerinde basmama ya da geç kalma sayısı gruplar arasında farklılık göstermektedir(p=0,08). Bu farklılık bipolar hastaların, sağlıklı kontrollerden anlamlı olarak daha başarısız olmalarından kaynaklanmaktadır(p=0,006). Stop sinyal tepki süresinde(SSTS), 3 grup arasında anlamlı fark bulunmamasına rağmen(p=0,119), hastalarda(316,65± 20,58), akraba(298,22± 26,69) ve sağlıklı kontrollere(304,75± 29,49) göre uzama olduğu gözlenmiştir. 3 grup arasında “dur” denemelerindeki doğru cevap sayısı(p=0,666) ve “durlarda basma” sayıları arasında fark yoktur(p=0,561). Sonuçlar: Çalışmanın bulguları literatür ile uyumlu olarak, bipolar bozukluk tanılı hastaların sağlıklı kontrollere göre tepki ketleme sırasında başarısızlık yaşadıklarını göstermektedir. Stop sinyal tepki süresindeki(SSTS) uzama, önceki çalışmalarla birlikte değerlendirildiğinde, hastaların tepki ketlemedeki kontrolsüzlükleri ile açıklanabilir. Akraba grubunda hastalar ile benzer sonuçlar saptanmamıştır. Bu sonuç, tepki ketlemenin bipolar bozuklukta endofenotip adaylığı açısından olumsuz bir bulgudur. Katılımcı sayısındaki yetersizlik çalışmanın sınırlılığıdır.

P 20
Şizofren Hastalarda Baş ağrısının Değerlendirilmesi Hülya Güveli*,Bülent Bahçeci**, Serkan Kırbaş***,Çiçek Hocaoğlu**, Gökhan Kandemir**, Hatice Alibaşoğlu****, Fatmagül Çelik**, Murat Aslan**, Ayşe Köroğlu**, Selim Polat**, Çağdaş Yeloğlu** *İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü **Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Psikiyatri AD ***Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Nöroloji AD ****Rize Devlet Hastanesi
Amaç: Başağrısı birçok ruhsal bozukluğun seyri sırasında görülebilmektedir. Özellikle duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve somatoform bozukluklarla ilgili pek çok çalışmada bu durum bildirilmiştir (1,2). Şizofrenili hastalarda ise, başağrısı sıklığını araştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır (3,4). Biz çalışmamızda şizofrenli hastalarda sağlıklı grupla karşılaştırarak başağrısı ve hangi tip başağrılarının olduğunu araştırmayı amaçladık . Yöntem:101 hasta ve 89 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Hastalara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin, hastalığı ile ilgili bilgilerin ve başağrısı ile ilgili soruların yer aldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Şu anda ya da geçmişte başağrısı olduğunu ifade eden hastalar başağrısının değerlendirilmesi amacıyla nöroloji polikliniğine yönlendirildi. Burada bir nöroloji uzmanı tarafından başağrısının karakteri ve tipi değerlendirildi. Başağrısının sınıflandırılması için Uluslararası Başağrısı Sınıflaması (ICH- 2004) kullanıldı. Bulgular:Şizofrenli hasta grubunun %38.6’sı başağrısı tanımlarken, kontrol grubunda bu oran %37.1 olarak bulundu. Her iki grupta da en fazla gerilim tipi başağrısı (GTBA) görülmesine rağmen (hasta grubu=%31.7, kontrol grubu=%18) şizofreni grubunda GTBA kontrol grubundan anlamlı olarak daha fazla bulundu (p=0.045). Migren tipi başağrısı ise kontrol grubunun %11.2’sinde görülürken, hasta grubunun %2’sinde görülmekteydi (p=0.02). Şizofrenili hasta grubu kontrol grubuna göre başağrısı yakınmasını daha az dile getirmekteydi. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada şizofrenili hastaların normal populasyon kadar başağrısına maruz kaldığı, başağrısı yakınmasını normal topluma göre daha az dile getirdikleri sonucu elde edilmiştir. Bu konuda yapılacak geniş örneklemli çalışmalar ve oluşturulacak tedavi protokolleri şizofrenili hastaların yaşam kalitesinin artmasına da katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, başağrısı, migren Kaynaklar: 1. Kroenke K, Price RK. Symptoms in the community: prevalence, classification, and psychiatric comorbidity. Arch Intern Med 1993;153: 2474-2480. 2. Merikangas KR, Angst J, Isler H. Migraine and psychopathology: results of the Zurich Cohort Study of Young Adults. Arch Gen Psychiat 1990;47: 849-853. 3. Mehta D, Wooden H, Mehta S. Migraine and schizophrenia [Letter]. Am J Psychiat 1980;137:1126. 4. Kuritzky A, Mazeh D, Levi A. Headache in schizophrenic patients: a controlled study. Cephalalgia 1999;19: 725–727.

PB 21
Şizofreni Tedavisinde Antipsikotik Tedavide Güçlendirme Veya İlaç Değişimine Gidilen Hastalar Arasında Farklar Virginia L. Stauffer1,Haya Ascher-Svanum1,Alan J.M. Brnabic1,Anthony H. Lawson1, Bruce J. Kinon1,Peter D. Feldman1, Katarina Kelin1,Murat Altın2 1.Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Giriş: Şizofreni hastalarının tedavi optimizasyonları zor bir süreçtir ve genellikle hastanın mevcut tedavisinin güçlendirilmesi (augmentasyon) veya başka bir ilaca geçişten mi yarar göreceğini tespit etmek güçtür. Bu post hoc analiz antipsikotik tedavisi güçlendirilmiş veya başka bir ilaca geçilmiş hastaların sonuç ölçümlerini karşılaştırmaktadır. Yöntemler: Şizofreni tedavisinde oral antipsikotik ilaç alan erişkin hastalar 12 aylık, çok uluslu, gözlem çalışmasında (F1D-AY-B033) değerlendirilmiştir. Klinik ve işlevsellik sonuçları ilk tedavi ilacı değişiminde/güçlendirmede (bir sonraki değişiklikten 0-14 gün önce) değerlendirilmiş ve ilaç değişimi veya tedavi güçlendirilmesi yapılan hastalar birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Bu tür verileri olan az sayıda hasta bulunması nedeniyle bulguların yorumlanmasında etki büyüklüğü (ES) temel alınmıştır. Bulgular: İlaç değişimi verilerine 87 hastada (34 hastada güçlendirme; 53 hastada ilaç değişimi) ulaşıldı. Her iki grupta tedavi değişikliğinin birincil nedeni yetersiz yanıttı, fakat ilaç uyumu, ilaç değişimi yapılan grupta (%26.4 vs. % 8.8) daha belirgindi. Klinik şiddetteki değişimler, çalışma başlangıcından ilaç değişimine kadarki sürede benzer (Klinik Global İzlenim- Şiddet ölçeği) olmasına rağmen 12 maddelik Kısa Form Sağlık Anketi (SF-12) skorlarının fiziksel bileşeni ile ölçülmüş olan hastanın fiziksel iyilik hali tedavi güçlendirmesi yapılan grupta düzelmiş, fakat ilaç değişimi yapılan grupta kötüleşmiştir (tedavi güçlendirmesi: +7.71±11,98; ilaç değişimi: – 1,87±10,98; ES=0.85). Benzer olarak, ruh sağlığının belirlenmesinde kullanılan SF-12 ruh sağlığı bileşen skoru (tedavi güçlendirmesi: +2,41±13,64; ilaç değişimi: –1,08±9,98; ES=0.314) tedavi güçlendirmesi yapılanlan hastalarda iyileşirken ilaç değişimi yapılanlarda azalmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Durumu kötüleşen veya anlamlı iyileşme görülmeyen hastalar klinisyenleri başka bir antipsikotik ilaca geçmeye yöneltebilirken, klinisyenler hasta biraz iyileşme gösterdiğinde iyileşmeyi tedaviye başka bir antipsikotik ilaç ile güçlendirerek desteklemeye çalışmaktadır. Mevcut bulgular, şizofreni tedavisinde hekimlerin tedavi güçlendirmesine kıyasla başka bir ilaca geçiş konusunda belirttikleri nedenler ile uyumludur. Bu bulguların desteklenmesi için ileri çalışmalar yapılmalıdır.

PB 22
Olanzapin Uzun Etkili Enjeksiyon İle Tedavi Edilen Şizofreni Hastalarının Remisyon Oranları 1David P. McDonnell,1Holland C. Detke,1Chakib Battioui,1Hong Liu-Seifert,1Haya AscherSvanum,1Peter D. Feldman, 2Murat Altın 1. Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Amaç: Bu analiz Olanzapin uzun etkili enjeksiyon (OUEE) ile tedavi edilen şizofreni hastaları arasında uluslararası, uzun dönem, açık etiketli bir klinik çalışmada (clinicaltrials.gov numarası : NCT00320489) semptomatik remisyon oranlarını değerlendirmektedir. Yöntem: Çalışmaya poliklinikte şizofreni (DSM-IV veya DSM-IV-TR) tedavisi almakta olan 18-65 yaş arası erkek veya kadın hastalar katılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterleri arasında taramada Klinik Global İzlenim- Şiddet skoru (CGI-S) ≤4 ve Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS ) skoru<70 , relaps riskine sahip olmak(geçen 24 ay içerisinde artmış bakım ihtiyacı olan/hastaneye yatış gerektiren ≥2 sayıda klinik kötüleşme epizodu olan hastalar), ve yetersiz klinik yanıt, advers olaylar veya mevcut antipsikotik tedaviye uyumsuzluk nedenli devam eden tedavide değişiklik ihtiyacı yapılması bulunmaktadır. Hastalar çalışma başlangıcında 405 mg OUEE intramüsküler enjeksiyonundan ve 4 haftada bir 150-405 mg esnek doz enjeksiyonundan bir kez almıştır; toplam gözlem süresi 2 yıl kadardır. Tarama sonrasında hasta vizitleri başlangıç ve 1, 2, 4 haftanın sonunda ve daha sonra her 4 haftada bir olacak şekilde düzenlenmiştir. Remisyon, ortak kriterlere (Andreasen ve ark’ı, 2005) göre ≥6 ay için 8 kilit PANSS maddenin skoru ≤3 olacak şekilde tanımlandı (168+ gün). Bulgular: Toplam olarak 254 hastanın hem başlangıçta hem de başlangıç sonrasındaki olanzapin UEE ile remisyon oranları değerlendirilmiştir. Çalışma süresince genel remisyon oranı %57.9 (147/254) olarak bulunmuştur. Başlangıçta remisyonda olmayan hastalar arasında %37.5’i (39/104) remisyona girerken başlangıç sırasında remisyonda olan hastaların %72’si (108/150) remisyonda kalmaya devam etmiştir. Tartışma ve Sonuç: Olanzapin UEE tedavisine geçildikten sonra 5 hastanın yaklaşık 2’si şizofreni açısından stabil iken başlangıçta remisyonda olan hastaların yaklaşık dörtte üçü remisyonda kalmaya devam etti. Bu bulgular olanzapin UEE ile tedavisinin şizofreni hastalarının uzun dönem tedavi sonuçlarının stabil olması ile ilişkili olduğunu göstermektedir

PB 24
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde Psikoz Hastaları İçin Ayaktan Grup Psikoterapi Uygulamaları Bilge Togay, Selahattin Bölek, İlker Taşdemir, Meliha Öztürk, Amber Özhan, Ceylan Ergül, Gülzade Urazbekova, Gülşah Karadayı, Birgül Emiroğlu, Alp Üçok İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş-Amaç: Şizofreni tedavisinde ilaç dışı yaklaşımların önemli bir yeri vardır. Hastalar farmakolojik tedavilere iyi yanıt verse de yaşam kalitesinde kötüleşme, toplumsal ilişkilerde sınırlılık, bilişsel belirtiler, rezidüel belirtiler, iş kaybı ya da iş veriminde düşme görülebilmektedir. (1)Bu bildirinin amacı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde 1998 yılından beri şizofreni hastaları için yürütülen grup psikoterapileriyle ilgili deneyimleri paylaşmaktır. Özet: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde takip edilen hastaların bir kısmı farmakolojik tedaviye ek olarak grup psikoterapisine de katılmaktadır. Hastalar haftada bir gün, bir saat süren, iki terapist tarafından yürütülen grup psikoterapilerine düzenli olarak devam etmektedir. Kliniğimizde 5 ayrı grup izlenmektedir. Grupların en eskisi 15 yıldan beri, en yenisi 3 yıldan beri sürmekte ve gruplar açık grup niteliğindedir. Gruplar ortalama 8-12 kişiden oluşmaktadır. Grup terapileri integratif yaklaşımla yürütülmektedir. Bu yaklaşımla etkileşimin teşvik edildiği, davranışçı terapinin, hatta zaman zaman dinamik ilkelerin kullanılması söz konusudur. Seanslarda rol oynama ve problem çözmeyi kapsayan sosyal beceri eğitimi, hastanın yalıtılmışlık hissini giderip ait olma hissini güçlendiren destekleyici tedaviler, iç görü kazandırmaya yönelik yaklaşımlar ele alınmaktadır.(2) Seanslarda belirli aralıklarla çeşitli modüller uygulanmaktadır. Grupta en çok gündeme gelen konular, stigma, iş başvuruları ile ilgili güçlükler, ilaç yan etkileri, ilaç uyumsuzluğu olarak özetlenebilir. Sonuç: 15 yıldır yürütülen grup terapilerinin hastalardan alınan geri bildirimler de göz önüne alındığında grup yaşantısının hastaların anlamlı sosyal ilişki kurması, grup dışı paylaşımları cesaretlendirmesi, yalnızlık ve çaresizlik hissini gidermesi, farmakolojik tedavinin yanı sıra destekleyici olması açısından katkı sağladığı söylenebilir. Kaynaklar: 1-Heinssen RK, Liberman RP, Kopelowicz A: Psychosocial skills training for schizophrenia: lessons from the laboratory. Schizophr Bull 2000; 26:21-46. 2- A. Ucok, H. Atlı, Z. Çetinkaya, P.E. Kandemir: Şizofreni hastalarında bütüncül yaklaşımlı grup tedavisinin yaşam kalitesine etkisi. NP Arşivi 2002;39:113-118

PB 25
Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde Takibi Yapılan Ve Ruh Sağlığı Hastanesinde Yatarak Tedavi Gören Psikotik Bozukluk Tanılı Hastalarda İçselleştirilmiş Damgalanma: Bir Karşılaştırma Çalışması Onur Tankaya, Ayşe Gökçen Gönen, Mehmet Çevik Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Ruhsal hastalıklarda damgalanma sık görülür, yaşam kalitesini bozar ve hastaların tedavi arayışlarında önemli bir engel oluşturur (1). Bu çalışmada Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde (SRSHH) yatarak tedavi gören ve aynı hastaneye bağlı olarak çalışan bir Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde (TRSM) takibi yapılan psikotik bozukluk tanılı hastalarda içselleştirilmiş damgalanmanın kıyaslanması amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın örneklem grubunu SRSHH’de yatarak tedavi gören ve TRSM’de takibi yapılan toplam 43 psikotik bozukluk tanılı hasta oluşturmuştur. 18-65 yaş aralığındaki hastaların alındığı çalışmada TRSM’den 22, SRSHH’den 21 katılımcıya Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması (RHİDÖ) ve sosyodemografik veri formu uygulanmıştır (2). Bulgular: TRSM ve SRSHH grupları arasında yaş ortalaması ve eğitim süresi açısından anlamlı farklılık yoktu [yaş için sırasıyla (n=22) 35,22±6,52 yıl ve (n=21) 37,90±12,11 yıl], (eğitim süresi için sırasıyla 8,6±3,3 yıl ve 8,1±3,4 yıl). TRSM’de takibi yapılan hastaların ortalama hastalık süresi ise anlamlı olarak daha uzundu (sırasıyla 14,5±6,2 ve 9,4±9,5, p<.05). Yabancılaşma, kalıp önyargıların onaylanması, algılanan ayrımcılık, sosyal geri çekilme, damgalanmaya karşı direnç alt ölçek puanları ve toplam ölçek puanları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Modern psikiyatrik yaklaşımların ve hastaların psikiyatri hastaneleri dışında toplum içinde tedavi edilmelerinin hedeflerinden biri de damgalanmanın azaltılmasıdır (3). Çeşitli araştırmalarda toplumsal yaklaşımların damgalanmayı azalttığı yönünde bulgular bildirilmişse de tam tersini destekleyen bulgular da bildirilmiştir (3). Bizim çalışmamızda da TRSM’de takip ve tedavisi yapılan hastalarla hastanede yatarak tedavi gören hastaların içselleştirilmiş damgalanma hisleri açısından fark bulunmamıştır. Buna karşın TRSM’de takibi yapılan kadın hastaların erkeklerden daha fazla içselleştirilmiş damgalanma yaşadıkları saptanmıştır. TRSM’de damgalanma karşıtı çalışmalar daha aktif bir şekilde sürdürülmelidir. Kaynaklar 1. Çam O, Çuhadar D. Ruhsal Hastalığa Sahip Bireylerde Damgalama Süreci ve İçselleştirilmiş Damgalama. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2011;2(3):136-140. 2. Ritsher JB, Otilingam PG, Grajales M (2003) Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. Psychiatry Res, 121: 31-49. 3. Angermeyer MC, Link BG, Majcher-Angermeyer A. Stigma perceived by patients attending modern treatment settings. Some unanticipated effects of community psychiatry reforms. J Nerv Ment Dis. 1987 Jan;175(1):4-11.

PB 26
Atipik Antipsikotiklerle Tedavi Gören Şizofrenili Hastalarda Cinsel İşlev Bozuklukları Çiçek Hocaoğlu*, Fatmagül H. Çelik**, Gökhan Kandemir**, Hülya Güveli***, Bülent Bahçeci* *Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği *** İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü
Amaç: Yeni nesil antipsikotik ilaçların keşfi ve şizofreni tedavisinde kullanılmaya başlanması ile hasta işlevselliği ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileriyle 90’lı yıllardan itibaren şizofreninin tedavisi önceki yıllara göre farklı bir boyut kazanmıştır. Ancak 2.kuşak antipsikotikler birçok üstünlüklerine karşın, özellikle uzun dönemde prolaktin arştı ve cinsel yaşamı olumsuz olarak etkilemeleri son yıllarda dikkat çekicidir. Ayrıca şizofrenili hastaların cinsel yaşam ile ilgili konular muayene sırasında çoğunlukla sorgulanmamakta ya da hasta tarafından dile getirilmemektedir. Biz de bu amaçla atipik antipsikotik tedavisi alan şizofrenili hastalarda cinsel yaşamları ile ilgili durumu anlamaya ve mevcut literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 2011 ve 2012 yıllarında hastanemiz Psikiyatri Polikliniğinde DSM-IV-TR'ye göre şizofrenik bozukluk tanısı ile izlenen hastalardan evli veya aktif cinsel yaşantısı olan; 18-65 yaş arası, en az 3 ay boyunca aynı antipsikotik ilacı (monoterapi) uygun dozda kullanan; ölçekleri doldurabilecek işlevselliği ve eğitim düzeyi olan ve çalışma için bilgilendirilmiş onay formunu imzalayan hastalar arasından seçilen olgular dâhil edildi. Herhangi bir fiziksel hastalığı olanlar, cinsel bozukluğa neden olabilecek başka herhangi bir ilaç kullanımı (antidepresan, antihipertansif, antidiyabetik vs) olanlar; alkol ve/veya madde kullanım bozukluğu olanlar çalışma dışı bırakıldı. Kontrol grubu, çalışmanın amacı ve gerekçesi hakkında bilgi verildikten sonra çalışmaya katılmaya gönüllü olan, geçmişte ve halen psikiyatrik hastalık, tıbbi hastalık ile tedavi görme öyküsü olmayan, heteroseksüel ilişkiye girebileceği bir partneri olup, cinsel yaşantısını etkileyebilecek ürojinekolojik patolojik bulgusu olmayan hastanede çalışan personel veya hasta refakatçisi olan kişiler arasından ve hasta grubundaki kişilere yaş, cinsiyet ve medeni durum açısından benzer özelliklere sahip olan kişilerden oluşturuldu. Tüm olgulara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni hali, meslek, yaşadığı yer ), hastalığı ile ilgili soruların (hastalık süresi, tedavi süresi, kullanılan ilaçlar) yeraldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği kadın ve erkek formu uygulandı. Bulgular: 101 hasta ve 89 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilen 101 şizofrenili olgunun %37.6’sı (38) kadın, %62.4’ü (63) erkekti. Hasta grubunun yaş dağılımı 19-62 yaş ve ortalama yaşı 39+ 10.2 idi. Olguların hastalık süresi 2 ve 37 yılları arasında değişmekte olup, ortalama hastalık süresi 15,68±9.52 yıldı. Hastaların %86.1’ i düzenli olarak antipsikotik ilaç tedavisi almaktaydı. Hastaların SAPS puan ortalaması 38.80±24.56 iken SANS puan ortalaması 49.49±26.32 idi. Her iki grubun ACYÖ puanları karşılaştırıldığında hasta grubunda cinsel istek azlığı, cinsel açıdan uyarılma güçlüğü, cinsel uyarılmanın sürdürülmesinde güçlük, orgazm güçlüğü ve orgazmın yeterince tatmin edici olmadığı saptanmıştır.

PB 27
Paliperidon Er’nin Yakın Zamanda Tanı Konmuş Şizofreni Hastalarının İlaç Tedavisine Yönelik Öznel Tutum Ve Düşünceleri Üzerine Etkileri: İlaç Tutum Envanteri-10 (Daı-10) İle Değerlendirme Ozan Pazvantoğlu(1), Ömer Böke(1), Alp Üçok(2), Mustafa Bilici(3), Meram Can Saka(4), Ahmet Ayer(5), Haldun Soygür(6), Selçuk Kırlı(7), Özmen Metin(8), Şükrü Uğuz(9) (1)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (3)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmanın amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl), son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın ve ilaç güvenliliğinin araştırılmasıdır. Bu bildiride paliperidon ER’nin hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri üzerine etkileri sunulmuştur. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya alınan hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri "İlaca-Karşı-Tutum-Envanteri-10 (Drug- Attitude-Inventory; DAI-10)" ile bir yıl süresince dört kez değerlendirilmiştir. DAI-10 ölçeği hastaların 'doğru' veya 'yanlış' seçeneklerini seçtikleri ve toplam skorun -10 ile +10 arasında değiştiği bir ölçektir. Pozitif ve negatif skorlar, sırasıyla, ilaca karşı olumlu ve olumsuz tutum ve düşünceleri yansıtır. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. Analizlere ise en az iki vizite gelen hastalar dahil edilmiştir (ITT popülasyonu; n=62). Hastaların %76’sı erkek, ortalama yaş 27.9±8.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. Hastaların 46’sı (%74.2) kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı, 16 (%25.8) hasta ise çalışmaya alındıkları sırada herhangi bir antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı. Hastaların çalışmanın başlangıcındaki DAI-10 skoru ortalaması 3.84±4.42 idi. DAI-10 skoru 3’üncü aydan itibaren başlangıca göre anlamlı düzeyde yükselmiş ve 6’ncı ayda 2.51 (%95GA: 1.00―4.03) puan artışla 6.46±3.71, 9’uncu ayda 2.64 (%95GA: 1.06―4.23) puan artışal 7.16±2.86 ve 12’nci ayda 1.64 (% 95GA: -0.15―3.44) puan artışla 6.71±12.5 puana ulaşmıştır. DAI-10 skorundaki değişim erkek vs. kadın hastalar arasında, başka ilaçtan paliperidona geçen vs. ilaç kullanmazken paliperidona başlayan hastalar arasında ve paranoid vs. diğer tip hastalar arasında farklı bulunmamıştır. Sonuçlar: Bu çalışmada, yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşüncelerinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.

Selçuk Kırlı(7).6―19. Hastaların %76’sı erkek.7. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı.7±20.5―33. Başlangıçta 50. Yüzde azalma miktarı %29. Tedaviye yanıt asıl olarak PSP ve ayrıca GAF ve PANSS ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların semptomlarında ve işlevselliğinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir.9) puan azalarak 53. Mustafa Bilici(1). . Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı. Psikiyatri AD Amaç: Bu bildiride.PB 28 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı AçıkEtiketli. Şükrü Uğuz(9) (1)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi.4±12. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş.8 olan toplam PANSS puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde azalmış ve 12’nci ayda 25.1 puana ulaşmıştır.6’ya kadar yükselmiştir. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi. çalışma süresince giderek artmış ve 12’nci ayda %28. Ömer Böke(6). Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. Meram Can Saka(3). Özmen Metin(8). Başlangıçta 45.7) puan artışla 65.2±24.3 ve genel psikopatoloji altölçeği puanı için %23.0±20. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT-LOCF popülasyonu. Onikinci ayda yüzde azalma miktarı pozitif sendrom altölçeği için %29. 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 13. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan çok-merkezli bir klinik çalışmanın sonuçları sunulmuştur. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Psikiyatri AD (3)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.2±11.4±12.7 olarak gerçekleşmiştir. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Psp.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi.9±8.9―21. ortalama yaş 27. Alp Üçok(2).1±12. Psikiyatri Kliniği (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. PSP puanı 70’in üzerinde olanların oranı başlangıçta sadece %4. Tek-Kollu.3±30.8 olarak gerçekleşmiştir.7±27. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir.8) puan artışla 62. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir. negatif sendrom altölçeği için %33.7 (%95GA: 7. birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl).7 (%95GA: 17. Gaf Ve Panss İle Etkinlik Değerlendirilmesi Hüseyin Güleç(1). Hastalar 12 aylık süre boyunca 3 ayda bir izlenmiştir. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır. Ahmet Ayer(4). Başlangıçta 82.6 puana gerilemiştir.4 (%95GA: 8. Psikiyatri AD (4)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (5)Dr. Haldun Soygür(5).6 olan PSP puanı.5 puana ulaşmıştır. Hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. n=62).4 olan GAF puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 15.8 iken.4±12.

beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG). 15pss. 2 hastada Anti TPO pozitifliği saptanmıştır. amonyak. 3 hastada HSV Tip1 IgM. Pınar Öner. Anti Tiroglobulin antikorlarının değerlendirilmesi ve karyotip istenmesi önerilmektedir. bu bulguların değerlendirmesinde ve yorumlanmasında sorunlar yaşanmaktadır. Esra Çöp Dr Sami Ulus EAH. 3 hastada ise Kabakulak IgM pozitif bulunmuştur. Sonuçlar: Hastaların 6 tanesinde ilk atak psikotik belirtiler affektif psikoz. 12 tanesinde ise şizofreni benzeri akut psikotik bozukluklar düşünülmüştür. ekip çalışmalarına daha fazla özen gösterilmesi gereklidir. Anti-ds DNA. bir hastada steroid tedavisine başlanmış. 4 hastanın beyin MRG’sinde patoloji saptanırken 5 hastada kromozomal farklılıklar (15 pstk+. Tartışma: İlk atak psikotik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde yapılması önerilen rutin değerlendirmelerde özellikle beyin görüntülemesi ve genetik analizlerde pozitif sonuçlara ulaşılabilmektedir. Görüntüleme.15cenh+.ps+. HSV Tip1 Ig G ve M. görüntüleme. Gerek psikiyatri uzmanlarının gerekse konsültan hekimlerin daha geniş bir yorumlama becerisine ulaşabilmesi için. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Amaç: İlk atak psikozlarda ayırıcı tanı açısından fizik muayene ve nörolojik muayenenin yanı sıra laboratuar. genetik ve elektrofizyolojik tetkiklerin önemli bir yeri bulunmaktadır. Emine Taşyürek. Genetik Ve EEG Değerlendirme Sonuçları Özgür Öner. Yapılan konsültasyonlar sonucunda bir hastada immun vaskülit olabileceği. Anti Nükleer Antikor (ANA). yaş Aralığı 10-18) ilk atak psikoz vakasının yukarıda belirtilen parametrelerdeki rutin değerlendirme sonuçları özetlenmiştir. 3 hastada EEG anomalisi saptanırken 1 hastada ANA. seruloplazmin. Ancak. 9 kız. Anti Glutamik Asit Dekarboksilaz (GAD). 4 tanesinde akut geçici psikotik bozukluklar. 14pss. 1qh+) bulunmuştur. Yöntem: Bu çalışmada. yatarak tedavi gören 22 çocuk ve ergen (13 erkek. Anti Tiroid Peroksidaz (TPO). 16qh+. Kabakulak Ig G ve M. tiroid fonksiyon testleri. Literatürde her olgu için temel biyokimya ve hemogram ile sedimentasyon tetkiklerinin yanı sıra. . elektroensefalogram (EEG). diğer bir hastada ensefalit olabileceği düşünülmüş.PB 29 Yatarak Tedavi Gören İlk Atak Psikotik Çocuk Ve Ergenlerde Rutin Laboratuar. diğer pozitif bulgular ise izlemde ilgili branş uzmanları tarafından anlamlı bulunmamıştır.

Bu nedenle şizofreni tedavisinde hastalardaki içselleştirilmiş damgalamanın değerlendirilmesi. İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Formu ve İlaç Uyum Ölçeği (İUÖ) uygulanmıştır. Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. Bulgular: RHİDÖ toplam puanı ile PANSS toplam puanı. 31 –49. Tıp Fakültesi. C.. Attitudes of schizophrenia outpatients towards psychiatric medications: relationship to clinical variables and insight. O. & Goff.PB 30 Şizofreni Hastalarında İçselleştirilmiş Damgalanmanın Tedavi İşbirliğine Etkisi Elif Yıldırım*. Psychiatry Research. Henderson. PANSS pozitif belirtiler ve PANSS genel psikopatoloji alt ölçekler toplam puanı arasında ile pozitif yönde. M. • Freudenreich. Current Psychiatry Reports. M. J. & Grajales. Otilingam.E. 1372–1376. Psikiyatri AD Amaç: İçselleştirilmiş damgalanma şizofreni hastalarının değersizlik duygusu. Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ). . 2003). düşük benlik saygısı. Bunlara ek olarak damgalanma. Berna Yalınçetin*. Evins.. Kaynakça: • Baier.356–361. 65. (2004). (2003). Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar Polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş 46 şizofreni hastası çalışmaya alındı. Journal of Clinical Psychiatry. Özge Kutay*. hastaların psikiyatrik ve psikososyal tedaviye yönelimini ve tedaviyi sürdürümünü olumsuz yönde etkiler (Freudenreich ve ark. 12. içgörü ile ilişkili bulundu. İUÖ toplam puanı ile negatif yönde bir ilişki saptandı. Esra Aydınlı*. Hastalara Pozitif Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS). (2010) Insight in Schizophrenia: A Review. şizofreni hastalarının içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin ve içselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum ve diğer klinik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Tartışma: Bu çalışmada hastalardaki içselleştirilmiş damgalanma eğiliminin hastanın tedavi işbirliği geliştirmesini olumsuz etkilediği saptandı. P. Tedavisiz geçen psikoz süresi uzun olan ve intihar girişimi öyküsü olan hastaların daha yüksek RHİDÖ puanları aldığı görüldü. • Ritsher. Berna Binnur Akdede**.. Şilay Sevilmiş*. Cather.C. İUÖ. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi.G. 121. D. İçselleştirilmiş damgalanma. utanç toplumsal ve mesleksel işlevsizlik ve sosyal geri çekilme yaşamasına neden olur..C.B. A. Bu çalışmada. Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi. 2010). 2004). gerektiğinde psikoeğitim tedavinin ilaç tedavisine eklenmesi gerekmektedir (Baier. D. hastaların ilaç almamalarına yol açıyor olabilir ve bu da hastalardaki klinik belirtilerin düzelmesini ve iyileşmenin sağlanmasını engelliyor olabilir (Ritsher ve ark.

PB 31 İlk Atak Psikotik Bozukluk Tanısı Alan Hastalarda Antipsikotik Kullanımının Metabolik Parametreler Üzerine Etkisi Serkan Zincir*. 6’sı ketiyapin. farklı reseptör profilleri nedeniyle tip 2 diabet. 15’i risperidon. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların 16’sı olanzapin. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası kan lipid profili. Tartışma: Atipik antipsikotiklerin. karaciğer ve böbrek fonksiyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. hiperglisemi ve kilo alımında artış gibi metabolik değişikliklere neden olduğu bilinmektedir. Selma Bozkurt Zincir*. 5’i aripiprazol. Yapılmış çalışmalarda takiplerin 6 ay veya 1 yıl gibi uzun süreli olduğu durumda veya yeni atipik antipsikotik başlanan hastalarda 1 ay gibi kısa süreli takiplerde bu değerlerin değiştiği görülmektedir. . Ali Emrah Bilgen*. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Amaç: Çalışmamızda antipsikotik tedavi alan ilk atak psikotik bozukluk tanısı alan hastalarda. Sonuç: Çalışmamızda atipik antipisikotik kullanmakta olan hastaların 2 aylık takipleri sonucunda. Kullanılan antipsikotik ilaca göre de anlamlı bir fark yoktu. 7’si haloperidol kullanmaktaydı. Hastaların tedavi öncesi ve tedaviye başladıktan 8 hafta sonra kan lipid profilleri ile karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri değerlendirildi. ilaç kullanımının metabolik yan etkilerini gözlemlemek amaçlanmıştır. antipsikotik tedavinin metabolik değerler açısından herhangi bir değişiklik yapmadığı görülmüştür. Mehmet Koçer*. Yöntem: 2011-2012 mayıs tarihleri arasında GATF Psikiyatri kliniğinde yatırılarak tedavi gören DSM-IV tanı kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı almış 49 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. Murat Erdem* * GATF Psikiyatri AD.

yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %79. Yine kendisinde ruhsal ruhsal problem olanlarda %25. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %15.2 (n=12) olumlu iken. (P=0.9 (n=29) olumsuz tutum bildirilmiştir.6 (n=73) olumsuz tutum bildirilmiştir.019) S16:Şizofren bir kişiyle evlenebilirim. doğduğu yer. Sosyoekonomik düzey. (P=0. Düşük olanlarda ise %60.001) Sonuç: Araştırmamıza göre şizofreniye karşı olumsuz tutum geliştirmede yaş. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %18. düşük olanlarda ise %40.5 (n=5) olumsuz iken.4 (n=17) olumsuz iken.0 (n=2) olumsuz iken.PB 32 Tıp Fakültesi İkinci Sınıf Öğrencilerinin Şizofreniye Karşı Tutumlarının Değerlendirilmesi Cengiz Cengisiz. (P=0. S16 için. orta olanlarda %70.0 (n=6) olumsuz tutum bildirmiştir.9 (n=94) olumsuz tutum belirtilmiştir.5 (n=22) olumlu. tıp eğitimi sürecinde öğrencilerin şizofreniye karşı tutumlarının ve ilerleyen süreçte tutumlarındaki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır.6 (n=74) olumlu tutum bildirilmiştir. Sınıf öğrencileri arasında gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu ve Şizofreni hastalarına karşı tutum envanteri uygulanmıştır.6(n=16) olumsuz iken.0 (n=6) olumlu iken. Duygu Kuzu.028) S8 için. S8 için. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t. ilerleyen dönemlerde aynı öğrencilerin teorik eğitim aldıktan sonraki. ruhsal problemi olmayanlarda %73.test uygulanmıştır. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %85. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %67.9 (n=10) olumlu tutum bildirilmiştir. bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik nesneye karşı öğrenilmiş. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %7.2 (n=82) olumlu tutum bildirilmiştir. orta olanlarda %28. medeni durum. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %11. olumlu ya da olumsuz tepkide bulunma eğilimidir. Yine kendisinde ruhsal problem olanlarda %62.6 (n=2) olumlu iken.020) S16 için: Yakınlarında ruhsal problem olanlarda %26. Kendisinde ruhsal problem olanlarda %71. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %34.1 (n=6) olumlu iken. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi. cinsiyet.8 (n=23.026) S27: şizofreni psikoterapi ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %81.8 (n=11) olumsuz tutum bildirilmiştir. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %28. Zeliha Yaşa. S27 için: yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %52. Yöntem: CBU Tıp Fakültesi 2. . psikiyatri stajı sonrası ve meslek hayatına başlarken olan tutumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır.4 (n=82) olumsuz tutum bildirilmiştir. kendisinde ya da yakınında ruhsal problemi olması şizofreni karşı tutum oluşturmada etkili olmuştur.0 (n=56) olumlu. S32 için: kendisinde ruhsal problemi olanlarda %75. Ruhsal bozukluğu olan bireylerin kabul görmeleri veya dışlanmaları toplumun özellikle de sağlık çalışanlarının tutumları ile doğrudan ilişkilidir. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %37.5 (n=5) olumsuz iken. Burak Uykur.019) S32: Şizofreni doğuştan gelen bir hastalıktır.3 (n=7) olumlu yanıt bildirilmiştir.7 (n=17) olumlu tutum belirtilmiştir. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %69.) olumsuz.0 (n=4) olumlu tutum bildirmiştir. (P=0. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %83.4 (n=5) olumsuz tutum bildirilmişken kendisinde ruhsal problem bulunmayanlarda %25. Bu bildiride çalışmaya ait ilk veriler sunulmaktadır. büyüdüğü yer ve anne-baba eğitim düzeyi faktörleri etkisizdir. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %8. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip. Bu çalışmada. (P=0.5 (n=3) olumlu iken. (P=0. Psikiyatri AD Giriş / Amaç: Tutum. Bulgular: S8:Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir.

. Anahtar Sözcükler: Şizofreni. Hastaların empati becerileri de yetersizdi. 2007. Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ)-A Formu. Bu çalışmada şizofrenide ZT bozukluğunun hastaların empati yeteneği ve hastalığın belirtileri. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (AHİÖ) uygulandı. Şehitoğlu G. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. Atabay İ.PB 33 Şizofrenide Zihin Teorisi Bozukluğunun Empati Ve İçgörü Yeteneği İle İlişkisi Banu Değirmencioğlu*. Empati. 257(2):104-111. bu belirtilerin olmadığı hastalara oranla ZT bozulmasını 2. benliğin diğer kişilerin algılanmasında bilişsel bir filtre olarak görev yaptığı. Bulgular: Şizofreni hastalarının DEZİTÖ toplam puanlarının klinik belirtilerden varsanı. Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZİTÖ). Ayrıca. Bulgu. Duygulanımda küntleşmenin yanı sıra. Sonuç: Şizofreni hastalarında ZT bozukluğunun. Çalışmaya alınan şizofreni hastalarında özellikle duygulanımda küntleşmenin varlığının. varsanı belirtileri de olan hastaların daha şiddetli ZT bozukluğu gösterdiği saptandı. hastaların empatik becerileri. Brain Research. Arch.7 kat daha yüksek düzeyde öngörmekte olduğu görüldü. Kaynaklar 1. Adolphs R. kişisel deneyimlerin başkalarının zihinsel-duygusal durumlarını anlayabilmek için kullanıldığı görüşünü(2) kuvvetlendirmektedir. 1079:25-35. Şizofreni hastalarında ZT bozuklukları birçok çalışmada gösterilmiştir ve hastalardaki psikososyal işlev bozukluğu ile doğrudan ilişkilidir. . Pozitif ve Negatif Belirtiler Ölçeği (PANSS).. hastaların empati becerileriyle. hastalığa ve tedaviye yönelik içgörü yetenekleriyle doğrudan ilişkili olduğu saptandı. Veznedaroğlu B. içgörü yetersizlikleri nedeniyle kişisel deneyimlerini fark edememekte. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Amaç: Zihin teorisi (ZT) sosyal-bilişle ilgili bir işlevdir.. Zihin Teorisi. ZT’nin içgörü yeteneğini yordadığı görüşünü(1) destekler niteliktedir. Şizofrenide ZT bozukluğunun empati ve içgörü yetenekleriyle ilişkilerini inceleyen az sayıda çalışma bulunmaktadır. 2006. Berna Binnur Akdede**. hastalığın ve sosyal sonuçlarının farkındalığı ve pozitif belirtilerin farkındalığı ile ilişkili olduğu bulundu. simulation and enactive social cognition. Aynı zamanda ZT bozukluğunun. Theory of mind and unawareness of illness in schizophrenia : Is poor insight a mentalizing deficit? Eur. How do we know the minds of others? Domain-specificity. Nur Erdil*. dolayısıyla kendisinin ve diğerlerinin hem zihinsel hem duygusal perspektiflerinin faklı olabileceği anlayışını geliştirememekte olabilirler. duygulanımda küntlük ve suçluluk duygularıyla anlamlı derecede ilişkili olduğu saptandı. Aslıer M. İçgörü. Yöntem: Çalışma DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısını karşılayan 89 hastadan oluşan bir örneklem üzerinde gerçekleştirildi.. Bora E. Hastalar. sosyal ve tedavi sonuçlarına yönelik farkındalığı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Psych Clin Neurosci. 2.

literatürde en çok üzerinde durulan nöbet eşik değeri ortalaması. Ancak sıklıkla tedavi uyuncu iyi olmamakta ve yeterli tedaviye rağmen bu hastaların neredeyse % 25'i antipsikotik ilaç tedavisine kısmi yanıt vermekte veya hiç yanıt vermemektedir. Çalışmamızda. puanlar arasında %95. CGI ile izlenmiş. CGI. EKT eşik ortalaması düşük ve yüksek olan olgular arasında tedavi öncesi (TÖ) ve tedavi sonrası (TS) bakılan PANNS. Avrupa’da ve birçok gelişmekte olan ülkede oldukça sık kullanım alanı bulmaktadır. Selma Bozkurt Zincir *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Şizofreni tedavisinde ilk sıra tedavi olarak antipsikotik ilaçlar düşünülmektedir. tedavi öncesi ve sonrasında klinik özellikleri ile iktal EEG parametreleri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. üstünde kalan değerler yüksek eşik olarak değerlendirildi. akut alevlenme ve tedaviye dirençli 70 şizofreni hastası çalışmaya alınmış ve 61'i çalışmayı tamamlamıştır. Buna göre postiktal supresyon ortalama süresi arttıkça BPRS puanı azalmaktaydı. Böyleyken EKT. Tartışma ve Sonuçlar: Sackeim ve ark hipotezine göre EKT deki nöbetin kendisi değil nöbete verilen postiktal süpresyon teröpotik olandır. Bu iktal EEG parametreleri. Hastalık şiddeti girişteki ve her seans sonrası BPRS. Bizim çalışmamızda da şizofreni hastalarında paralel bulgular görülmüştür ve EKT nin bilişsel durum üzerine etkisine bakıldığında kısa dönemde anlamlı bir değişikliğe işaret edecek bir bulguya rastlanmamıştır. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0. Çalışmalarında depresyon hastalarında EKT tedavisi ile periiktal EEG parametrelerinde tek klinik iyileşme göstergesi postiktal supresyon olmuştur. prefrontal inhibisyon ile ilişkili olarak serebral kan akımında ve metabolizmasında azalma gibi EKT için etki mekanizmaları içermelidir. üstünde kalan değerler uzun EKT olarak değerlendirildi. CGI. etkin bir tedavi olan EKT nin uygulanması sırasında tedavi etkinliğini ve yan etkilerini objektif olarak öngörebilmede bu iktal EEG parametrelerinin önemli olduğunu ve gelecek çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurgulamak istedik.05). EKT kararı alındıktan sonra. prefrontal yavaşlama.PB 34 Elektrokonvülsif Tedavi Alan Şizofreni Hastalarında Eeg Değişikliklerinin Klinik Özellikler Ve Tedaviye Yanıtla İlişkisi Gülnihal Gökçe Şimşek. EKT toplam nöbet süresi kısa ve uzun olan olgular BPRS ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermiyordu (p>0. Bu alandaki çalışmaların hastaların klinik gidişine yol gösterici olması ve bilişsel yan etkileri en aza indirmek için alınacak önlemler açısından oldukça önemli bir yeri vardır. EKT’nin şizofrenideki terapötik etkinliğini ve tedaviye yanıtı belirleyen değişkenleri araştıran çalışmalar oldukça sınırlıdır. Yöntem ve Gereçler: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 6 ay içinde Psikoz servislerine yatışı yapılan ve EKT kararı alınan 18-65 yaş arası kadın ve erkek.952. postiktal supresyon. Çalışmamızın amacı. elektrokonvülsif tedavinin (EKT) etkinliğinin ve yan etkilerinin iktal EEG bulgularıyla olan ilişkisini araştırmaktır. . EKT Eşik medyan değeri %37 kesme değer olarak değerlendirildi. EKT eşiği düşük ve yüksek olan olgular arasında BPRS ölçümleri açısından farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi.2 düzeyinde negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=-0. p=0. kognitif durum ise FAB ( frontal değerlendirme bataryası) ile değerlendirilmiştir.05) . EEG nöbet süresi ve postiktal süpresyon süresidir. Etkin bir EKT. Toplam EKT toplam nöbet süresi medyan değeri 279 sn kesme değer olarak değerlendirildi. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p> 0.05). Ortalama EKT toplam seans süresi kısa ve uzun olan olgular arasında TÖ ve TS bakılan PANNS. Altında kalan değerler kısa EKT.05). Ümit Başar Semiz. Altında kalan değerler düşük eşik. tedavi öncesi ve sonrası PANSS.000<0. Bulgular: Postiktal supresyon ortalama süresi ile BPRS arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere yapılan korelasyon analizi sonucunda.

0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş ve son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan bir klinik çalışmanın yaşam kalitesi ile ilgili sonuçları sunulmuştur.0. Özmen Metin(8). Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. vitalite. Şükrü Uğuz(9) (1)Dr. 6’ncı ayda 13.PB 35 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı Açık Etiketli. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT popülasyonu. Mustafa Bilici(3).4 (%95GA: 5.9±8. Psikiyatri AD (3) Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Haldun Soygür(1). Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ömer Böke(6). Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek (switch grubu) çalışmaya alındı. Hastaların %76’sı erkek.5±15.2―19. Başlangıçta 53. Düşük vücut kitle indeksi ve lipid değerleri olan şizofreni hastalarında yaşam kalitesi daha yüksektir. Ahmet Ayer(5). Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş. ruhsal toplam skor ve tüm altölçek skorlarında (fiziksel fonksiyonlar. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. fiziksel fonksiyonlar skoru ve vücut ağrısı skoru ile vücut kitle indeksi ve lipid profili değerleri arasında negatif korelasyonlar saptanmıştır. Bu bildiride. vücut ağrısı. Alp Üçok(2). Tek-Kollu. Selçuk Kırlı(7). Hastalarda 12 ay boyunca 3 ayda bir SF-36 ölçeği uygulanmış ve vücut ağırlığı ölçümü yapılmış. emosyonel roller ve ruhsal sağlık) benzer şekilde anlamlı iyileşmeler gerçekleşmiştir. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Sf-36 İle Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi Ersin Hatice Karslıoğlu(1). son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır.9±17. genel sağlık. SF-36 toplam skor. Psikiyatri AD Amaç: Şizofreni tedavisi sırasında gözlenen metabolik sorunların yaşam kalitesi üzerine etkileri henüz tam olarak araştırılmamıştır. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı (non-switch grubu). başlangıçta ve 12’nci ayda açlık kan şekeri ve lipid profili araştırılmıştır. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların yaşam kalitesi ile ilgili tüm bileşenlerde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir.9±16. Hastalara 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır.7) puan artışla 70.6) puan artışla 62.3―13.5 (%95GA: 5. (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi. . ortalama yaş 27. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. Meram Can Saka(4).0±17.8 (%95GA: 7.9 olmuştur.5 ve 12’nci ayda 12. fiziksel toplam skor. n=62).0 olan SF-36 toplam skoru 3’üncü ayda 9. Psikiyatri Kliniği. sosyal fonksiyonlar. fiziksel roller.5) puan artışla 67. Paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında ve fiziksel toplam skor. Bu iyileşmeler paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.1―20.

fakat beklenmedik bir şekilde CART mRNA seviyelerinin düştüğünü. gen ekspresyon seviyelerindeki değişimler ise kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksyionu (qRTPCR) ile ölçülmüştür. AgRP ve NPY mRNA ekspresyonlarının ve plazma seviyelerini azaldığını. çeşitli yan etkiler göstermektedir. Yöntem: İnsan ve sıçanlarda plazma nörohormon konsantrasyonları enzim bağlı immünosorbent assay (ELISA) ile.PB 37 Atipik Antipsikotik Risperidon Tedavisinde İştah Kontrolünde Rol Alan Hipotalamik Nöropeptitlerin Seviyelerinin İncelenmesi Canan Kurşungöz*. plazma seviyelerinin ise arttığını göstermiştir. Bu çalışmada. Amaç: Atipik antipsikotikler. ilacın kilo alımına neden olabileceği düşünülmektedir. iştah düzenlenmesinde rol alan. α-MSH ve CART seviyeleri tedaviden önce düşük olup. Risperidonun. Bulgular: Risperidon tedavisi gören hastalarda kontrole göre plazma leptin seviyeleri artmış ve kilo aldıkları gözlemlenmiştir. alfa melanosit stimule eden hormon (α-MSH) ve kokain ve amfetamin ile regüle edilen transkript (CART)) ve leptinin. Levent Sütçigil**. Mehmet Ak**. risperidonun kısa dönem kullanımda dahi POMC nöronları üzerindeki serotonerjik antagonizmi ile iştahta artışa. Sıçanlarla yapılan çalışma. uzun dönem kullanımlarında. bu nedenle de kilo alımına ve leptin seviyelerinde artışa neden olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte. şizofreni tedavisinde başarı göstermelerine rağmen. serotonerjik antagonist olan atipik antipsikotik risperidon ile 4 hafta tedavi edilen erkek şizofren hastalardaki plazma seviyeleri incelendi. ilaç tedavisiyle değişiklik göstermemiştir. hipotalamik nöropeptiler/horomonların (nöropeptit Y (NPY). Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Bu aday genlerin mRNA ekspresyon seviyelerinin belirlenmesi için erkek Wistar sıçanlara 4 hafta oral yoldan risperidon verilmiştir. en önemlisi kilo alımı olmak üzere. Tartışma ve Sonuçlar: Sonuç olarak. Tülin Yanık* *Orta Doğu Teknik Üniversitesi **Gülhane Askeri Tıp Akademisi. NPY. POMC. serotonerjik antagonizm ile bu nöropeptilerin plazma seviyelerini değiştirebileceği hipotezine bağlı olarak. .

p=0.50±8.9. Bostancı M.9) ile erkeklerdeki depresyon oranı (%30. Ama üniversite öğrencilerinde depresyon oranı genel toplum ortalamasından daha yüksektir. 651). Örneklemin yaş ortalaması ile BDÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0. Birinci öğretim de depresyon oranı %29.5 (n=646) olarak bulundu.204. Çalışmamızda kadınlardaki depresyon oranı (%29. Eğitim süreleri açısından karşılaştırıldığında 2 yıllık okullardaki depresyon oranı %36 iken 4 yıllık okullarda depresyon oranı %26.047 idi. Üniversite öğrencilerinde depresif belirtiler ve sosyodemografik özelliklerle ilişkisi. . Bulgular: Öğrencilerin BDÖ puanları 0 ile 62 arasında değişmekte olup ortalaması 13. Oğuzhanoğlu NK. Üniversite öğrencilerinde depresyonu ve onun özelliklerini değerlendirmek önemli sağlık araştırma konusudur(1). Özdel O. n=250) ve erkek (%30. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002.Özdel L. 204. Tartışma ve Sonuç: Biz üniversite öğrencilerinde depresyon oranını %30. BDÖ’ne göre kesme puanı 17 olarak alındığında. Deneklerin doğum aylarıyla ve doğum mevsimi ile depresyon oranları arasında ilişki olmadığını bulduk.0 olarak tesbit edildi (p>0. Kadın (%29. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Anket Formu ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Kaynak: 1. n=396) öğrenciler arasında depresyon açısından fark bulunmadı (χ2=0. Öğretim türü açısından bakıldığında gündüz eğitim gören birinci ve gece eğitim gören ikinci öğretim türlerinin öğrencilerin depresyonunu etkilemediğini bulduk.8) katılmıştır. Hatalı olanlar çıkarıldıktan sonra 2118’i değerlendirmeye alınmıştır. Emrullah Sevim Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Pek çok insan kolej yıllarının hayatlarının en iyi yılları olduğuna inanır. depresyon yaygınlığı % 30. Yöntem ve Gereçler: Kafkas Üniversitesi’ne bağlı 5 fakülte ve 8 yüksek okulda eğitim alan 2556 birinci sınıf öğrencisinin 2168’i (% 84.1idi (p<0.9.05). p=0.PB 40 Üniversite Öğrencilerinde Depresyon Prevalansı Doğum Mevsimi Ve Diğer Faktörlerle İlişkisi Yüksel Kıvrak.05). Doğduğu aylara göre dört gruba ayrıldığında depresyon açısından gruplar arasında depresyon açısından fark görülmedi.6 iken ikinci öğretimde %32.3(3):155–161.001).651).9) arasındaki farkın önemli olmadığını bulduk (χ2=0.5 olarak bulduk.

(2). Sizofreni hastalarina karsi tutum envanteri uygulanmıştır. yabancılaştırma yoluna gider.05) Soru 18: Bir Şizofrenle ev arkadaşı olmam.6’dan (n=0)%0’a düşmüş. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=11)%57. Duygu Kuzu.5 saat süren sizofreni hastalariyla birlikte katılacaklari bir etkilesim grubu uygulamasi yapılmıştır.6’dan (n=3)%30’a düşmüş. Bu çalışmanın amacı. Çalışmaya katılan öğrencilerin 11 tanesi her dört oturuma da katılarak. Yöntem: CBU Tip Fakultesi 2.05) Soru 14: Şizofrenili hastalar toplum içinde serbest dolaşmamalıdır.test uygulanmıştır. etkileşim grubunu tamamlamıştır. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=8)%42. Tıp öğrencilerinin tutumlarının belirlendiği çalışmalarda psikiyatri eğitimi almış olmanın şizofreni hastalarının toplum içindeki yaşamı ile ilgili olumsuz tutumları değiştirmediği saptanmış. Gönüllü olan öğrencilere 4 oturumdan oluşan 15 günde bir toplanan 1.05) Soru 8: Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. hastalarla birebir temasın sağlandığı etkileşim grubununşizofreni hastalarına yönelik tutumlar üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Bu çalışma bulgularına göre ‘’Şizofren bir kişiyle evlenebilirim’’ sorusu dışında. (p < 0. ‘’Birebir etkileşim grupları’’ bu yöntemlerden biri olabilir. hala reddedici ve dışlayıcı olduğunu göstermiştir. Zeliha Yaşa.1’e düşmüş. Bütün ruhsal hastalıklar arasında damgalamadan en fazla etkilenen grup şizofreni hastalarıdır. onların toplumdan dışlanmasına kadar giden davranış bütünüdür. 4 oturumun tamamlanmasından sonra etkileşim grubunun etkisini değerlendirmek amacıyla aynı ölçekler tekrar uygulanmış ve etkileşim grubu öncesi ve sonrasında öğrencilerin şizofreni hastalarına yönelik tutumları karşılaştırılmıştır. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t.9’dan (n=1)%11. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=10)%52. etkileşim grubundaki öğrencilerin bütün tutumları olumlu yönde değişme eğilimindedir.1’den (n=1)%10’a düşmüş. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip.PB 41 Şizofrenide Damgalama İle Mücadelede Birebir Etkileşim Grubunun Şizofreni Hastalarına Yönelik Tutumlar Üzerindeki Etkisinin Değerlendirilmesi Burak Uykur. Bulgular: Etkileşim grubuna katılmaya 19 öğrenci gönüllü olmuştur.(p < 0.(p <0. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Eğitim Araştırma Hastanesi. Bu alanda daha büyük örneklemlerle yapılacak karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.05) Tartışma: Yapılan araştırmalar öğrencilerin ve kurumlarda çalışan sağlık profesyonellerinin psikiyatri hastalarına ve hastalıklarına yönelik tutumun son 10 yılda değişiklik göstermediğini. . Sinif öğrencileri arasinda gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu.(p<0. Ruhsal hastalıklara yönelik olumsuz tutumları azaltmaya yönelik klasik eğitimlerin dışında yeni bir takım yöntemlerden de faydalanılabilir. Soru 3: Ahmet Bey’(Şizofreni belirtileri gösteren bir olgu)’in bu durumu kişilik yapısının zayıflığından kaynaklanmaktadır. Psikiyatri Kliniği Giriş / Amaç: Birey yâda toplum kendisini ürküten rahatsız eden bir durum ile karşılaştığında sıklıkla onu kendisinden dışlayıp. Damgalama bazı hasta gruplarına karşı toplumun tavır alması. Cengiz Cengisiz. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=12)%66.

3 yıldır.2’sinin tanısı şizofreni olup danışanların %48. %61’inin (sözel veya fiziksel) şiddet öyküsü ve %17. Onur Tankaya. Osman Şalış.9’unun madde kullanımı öyküsü bulunmaktadır. Bu noktada psikososyal girişimler ön plana çıkmakta TRSM’ler bu bireylerin topluma kazandırılması amacıyla hizmet vermeyi amaçlamaktadır.PB 44 Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Bulgu ve Deneyimleri Ayşe Gökçen Gönen. %78’i bekârdır. Hastalık öncesi çalışma yüzdeleri 68. ülkemizde sınırlı oranda veri bulunan adli öykü.7’si orta düzeyde gelirleri olduğunu bildirmişlerdir. şiddet ve adli öykü açısından öyküsü olan ve olmayanlarda yaş. Danışanların %46. suisid girişimi öyküsü.3 iken hastalık sonrası bu yüzde 7.6’sının geçmişte suisid girişimi öyküsü. Emel Alkan Pazvantoğlu Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Amaç: Bu posterin amacı Ocak 2011’de faaliyetlerine başlayan Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin (TRSM ) işleyişi ve deneyimleri hakkında bilgi vermek ve takibi düzenli olarak merkeze gelmek suretiyle yapılan danışanların verilerini paylaşmaktır. hastalık süresi ve eğitim süreleri açısından fark saptanmamıştır (p<0.3’ü düşük. Yaş ortalamaları 34.3’e gerilemiştir. . Danışanların %17. alkol-madde kullanımı.05).1’inin alkol kullanımı ve %4. Danışanların %36. Yöntem ve Gereçler: Merkezde yapılan çalışmalar özet olarak sunulacak ve takibi düzenli olarak (haftanın 1-5 günü) merkezde yapılan danışanların sosyodemografik verileri sunulacak. eğitim süresi ortalaması 8.8’i kadın. Tartışma ve Sonuçlar: Psikotik bozukluklar gibi kronik ve bireyin işlevselliğini belirgin ölçüde bozan hastalıkların sadece psikofarmakolojik yaklaşımlarla çözülemeyecek güçlükleri bireyin yaşamına taşıdığı bir gerçektir. şiddet öyküsü.82.1’inin adli öyküsü olup suisid girişimi. Bulgular: Merkezde takibi olan 41 danışanın %90. %53.02 yıl olup kadınların eğitim süresi anlamlı olarak erkeklerden kısa tespit edilmiştir ve hastalık süresi ortalamaları 14. çalışma durumları hakkında veriler danışan değerlendirme formları taranarak paylaşılacaktır. TRSM’lerden takibi yapılan bireylere ait özelliklerin bilinmesi gereksinimlerin tespiti ve hizmet planlamasında gereklidir.

bipolar affektif bozukluk(s=2) idi. EKT sayısının en az 3 ile en çok 44 olduğu görüldü. Belirtilen özellikler dışında. bir hastada ek olarak kullanılan ilaçlar ile ilişkili komplikasyonlar nedeniyle iki hastada erken dönemde EKT sürdürümünün kesildiği anlaşıldı. Özellikle dirençli vakalarda sürdürüm ve idame tedavisinde EKT’nin kullanımı ile ilgili olgu sunumları ve serilerin yanı sıra daha ayrıntılı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu bildiride. şizofreni(s=2). Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Elektrokonvulsif tedaviye (EKT) yanıt veren bazı olgularda depreşmenin önlenmesi için sürdürüm (continuation) ve yinelemenin önlenmesi için idame (maintenance) EKT uygulanabilmektedir. etkinliği ve yan tesirleri geniş örneklemli çalışmalar ile belirlenmiş değildir. Tartışma ve Sonuçlar: EKT’ye yanıt veren dirençli ruhsal rahatsızlıklarda depreşme ve yinelemenin önlenmesinde sürdürüm ve idame EKT’nin yeri olabilir. tıbbi komplikasyonlar ile ilişkili müdahaleleri içeren EKT kayıtları. Hastane dosyaları ve vital bulgular. Akut hastalık dönemi sonrasında sürdürüm veya uzun dönemde idame amacı ile en az bir seans EKT uygulanan tüm hastalar değerlendirilmeye alındı. kliniğimizde uygulanmakta olan sürdürüm ve idame EKT’leri gözden geçirmeyi ve vakaların klinik özelliklerini sunmayı planladık. Yöntem ve Gereçler: 2003-2012 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde EKT uygulanan tüm hastaların kayıtları incelendi. hastaların tıbbi öyküleri de kısa vaka raporları halinde sunuma hazırlandı. Hastaların teşhisleri depresyon(s=4). Koray Başar. . Tedaviye devam eden duygudurum bozukluğu vakalarında fayda sağlandığı ve uzun dönem iyilik halinin olduğu gözlendi. Bu bildiride kliniğimizde uygulanan sürdürüm ve idame EKT’ler ile ilgili veriler özetlenmiştir. Dirençli şizofreni teşhisli iki hastada pozitif psikotik belirtilerde gerileme tespit edildi. Bulgular: Toplam 8 hastanın sürdürüm veya idame EKT aldığı tespit edildi (3 erkek. 5 kadın. İdame EKT süresinin en uzun 57 ay.6 idame). bu bildiride. hastalık ve EKT ile ilişkili parametreler yönünden araştırıldı. Sürdürüm ve idame EKT’nin endikasyonları. anestezi notları.PB 45 İdame Ve Sürdürüm Tedavilerinde Elektrokonvulzif Tedavinin Yeri Gamze Bostankolu. Bir hastada EKT. Yavuz Ayhan. nöbet özellikleri.

2±1.8000±0. şahlanma 35. . Fluoride. Wang J.23333 p=0.1000±0. 2.39.79. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 20 tane 4 aylık. dışkılama sayısı 2.009. 2005. Defekasyon sayısı ise deney grubunda artmıştı.009. ve diğerleri. Üç gün dinlenme dönemi verilerek açık alan (openfield)testi ve kuyruktan asma testi 360 saniye süre ile uygulandı.PB 46 Florürün Fare Anksiyete ve Depresyon Modelinde Etkisi Yüksel Kıvrak Kafkas Ü Tıp Fakültesi Amaç: Florozis esas olarak diş ve iskelet sisteminde olumsuz etkiler oluştursa da yapılan pek çok çalışma beyin ve diğer organ sistemlerinde de hastalık yapabileceğini göstermiştir. kaşınma 3.48 p=0. Ge Y. Barbar S. 184±18.8 ± 1.38(2):127–32. 26. şahlanma. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada deney grubunda horizontal aktivite vertikal aktivite ve grooming değerlerinin anksiyeteye bağlı olarak azaldığını bulduk p<0. Bu çalışmada fare depresyon ve anksiyete modelinde florürün etkisini araştırmak amaçlandı. Kuyruktan asma testi sonuçları incelendiğinde immobilizasyon süreleri açısından deney grubu ile kontrol grubu arasında önemli bir farklılık saptanmadı. Ning H.3±1. Biochemical changes in brain and other tissues of young adult female mice from fluoride in their drinking water. kaşınma sayıları daha az idi. Açık alan testinde ise deney grubunda dışkılama sayısı daha fazla iken gezilen kare sayısı. Fareler iki gruba ayrıldı. erkek.007.7000±0.27 p=0.85 p=0. Florürün etkilediği organlardan biri de beyin(1)(2)(3) olduğu bilinmekle beraber anksiyete ve depresyon modellerindeki etkisini yeterince aydınlatılmamıştır. hareketsizlik süresi 23610E2±19.3000±0.3 ppm F içeren içme suyu ad libitum 90 gün boyunca verildi. 234±15. Fluoride. sağlıklı 28.94 değerleri elde edildi. Florür ve depresyon ilişkisini inceleyen hayvan çalışması tesbit edemedik.97. Effects of high fluoride and low iodine on brain histopathology in offspring rats.33500. Wang S. Meena P.01. 2. Bhatnagar M.47258 p=0. Rastgele sayılar tablosu ile oluşturulan ilk gruba 40 ppm F kontrol grubuna ise 0.18 g ağırlığında Swiss cinsi fareler alındı.002. Rao P. Saxena A. Bulgular: Kontrol ve deney grubunda sırası ile (ortalama±standart hata). Deneyimizin florürün anksiyojenik olduğunu ama anti-depresana benzer etkisi olmadığını gösteren ilk çalışma olması açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz Kaynaklar 1.39(4):280–4. 4.44. gezdiği kare sayısı 258±15. Bhatnagar R. 2006.

% 10. %15 gibi yüksek oranlardan da söz edilmektedir.Haziran ayları arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne silah ruhsatı almak için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için müracat eden 200 kişinin MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri) sonuçları geriye yönelik olarak değerlendirilmiştir. Başvuran erkeklerin yaş ortalamaları (±standart sapma) 43. 2007 s. cinsiyetler arasında psikopatoloji görülmesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p=0.697). Yöntem: Çalışma 2012 yılı Ocak .9 iken herhangi bir kişilik patolojisi olmayanların yaş ortalamaları 43. Bulgular: Silah ruhsatı almak amacıyla başvuran 200 kişinin 11’i (%5.8±12. Tartışma: Kişilik bozukluklarının genel toplumda görülme sıklığı %6-9 dolaylarındadır. Ancak toplumda silah sahibi insanların sadece bir kısmının ruhsat almak için başvurduğu düşünülürse ruhsatsız silah taşıyanlarda kişilik psikopatolojileri görülme sıklığı ile ilgili eldeki verilerle bir öngörüde bulunmak mümkün olmayacaktır. sürekli verilerin değerlendirilmesinde student’s t test kullanılmıştır.05 kabul edilmiştir. Yapılan MMPI neticesinde 20 kişide psikopatoloji (%10) saptanmıştır. Testi doldurmak istememe. İstatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0. Kişilik Bozuklukları.622).6±12.5) kadın.891).1 ‘i erkeklerden oluşmakta olup.1’i kadın. kadınların ise 43.3.5-6.1±13. Bayraktar S.3±11.0 paket programı kullanılmıştır. Ankara: HYB yayıncılık.PB 47 Silah Ruhsatı Almak İçin Başvuranların Kişilik Profilleri Toplumdan Farklı Mıdır? Hayriye Baykan Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Silah bulundurma ve taşıma ruhsatı için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için psikiyatri polikliniğine başvuranların kişilik profillerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kaynaklar: 1-Köroğlu E.1 olup benzer şekilde aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmemiştir (p=0. Bu kesitsel incelemede de benzer şekilde kişilik psikopatolojisi saptanma oranı %10 olarak bulunmuş ve cinsiyetler arasındada anlamlı farlılık bulunmamıştır. Katagorik verilerin değerlendirilmesinde fisher exact test. Genelde kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülmektedir (1). MMPI’da psikopatolojisi olanların yaş ortalamaları (±standart sapma) 45. aşırı savunmacı yaklaşım ve benzeri nedenlerle testi geçersiz sayılmış olanlar değerlendirmeye alınmamıştır. 189’u erkek (% 94. Psikopatoloji saptananların %9. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 15.1 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.5) idi. .

stres ve öfke yönetimi. sistemli bir şekilde düşmanca ve ahlakdışı bir iletişim kullanılarak uygulanan bir psikolojik baskıdır. t-test. %75’i hemşire. Araştırmada veriler kişisel bilgi formu. Erkek çalışanların. Sağlık çalışanlarının cinsiyete göre psikolojik şiddet alt boyutlarından olan sosyal itibarı etkileme ve sosyal ilişkileri etkileme bakımından istatistiksel açıdan %95 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Kadın çalışanların. Sağlık çalışanlardan %51’i işyerinde psikolojik şiddet mağduru olduğunu düşünmektedir.P. Bulgular:Araştırmaya katılan sağlık çalışanların % 85’i kadın.34 ve standart sapması 10. onların kişilikleridir. Muğla ili Fethiye ilçesinde bulunan kamu hastanesinde ve merkez sağlık ocaklarındaki sağlık çalışanlarının psikolojik şiddet (mobbing) ve kişilik özelliklerine göre algı düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak. uygulanan psikolojik şiddetin ihbar olarak kabul edilmesi ve soruşturma başlatılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Ayşegül Cengiz Muğla Üniversitesi Fethiye Sağlık Yüksekokulu Amaç: Psikolojik şiddet (mobbing) iş yerinde. % 60’ı yüksekokul mezunu olduğu ve % 40’ının 1-5 yıl arasında çalıştığı saptanmıştır. iş yeri şiddetini önleme.S. . Ss=10. Kişilerin psikolojik şiddet uygulama veya buna maruz kalma durumlarında belirleyici olan faktör. bu olgunun yıkıcı olduğunun resmen ilan edilmesi.0 kullanılarak analiz edilmiştir. sözlü saldırılardan. %40’ı 31-40 yaş aralığında. yasal tedbirler alınmalıdır.PB 49 Sağlık Kurumu Çalışanlarında Psikolojik Şiddet (Mobbing) Algısı Ve Kişilik Özellikleri Değerlendirilmesi Deniz Kader Şarlak. Araştırma. psikolojik şiddet algılarının X= 43. İstatistiksel testlerde anlamlılık düzeyi 0. % 68’ i evli. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık sektöründe görülen mobbing davranışlarının mağdur kadar toplum sağlığını da olumsuz etkilediği bilinmektedir. psikolojik şiddet algılarının X=51. Analiz sonuçlarına incelendiğinde. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini Muğla ili Fethiye ilçesi kamu hastanesi ve merkez sağlık ocaklarında çalışan 450 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. psikolojik şiddet (mobbing) algı belirleme ölçeği (Leyman) ve beş faktör kişilik envanteri olmak üzere 3 ölçek kullanılarak elde edilmiştir.23 olduğu görülmektedir. Sağlık çalışanlarının %15’i doktor.38.78’tür. Elde edilen veriler istatistik paket programı olan S. kişinin işini verimli bir şekilde yapmasını engelleyen tüm davranışlara kadar açıklanması.05 olarak alınmıştır. Beş faktör kişilik modelinin duygusal denge alt boyutu ve psikolojik şiddetin alt boyutu olan sosyal ilişkilere yönelik eylemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Verilen değerlendirilmesinde frekans dağılımı.S. sorun ve çatışma çözme becerileri kazandırılmalı.14. Sağlık çalışanlarına psikolojik şiddetin tanımlanması. korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır.57 ve Ss= 10. %10’unu teknisyendir.46’dır. araştırmaya katılan 450 sağlık çalışanının toplam psikolojik şiddet algı puan X= 51. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarına.

4)’i erkek. 13 (%4. *Aytekin Sır *Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Şanlıurfa’da silahlanma ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. komşusunda silah bulunması (%2. Demirkan S. Bulgular: Ekim 2010-Mart 2012 tarihleri arasında 271 (%95. Güvenlik nedeniyle silah ruhsatı başvurusunda bulunma bildirilen en sık neden olmuştur. www.gov.PB 50 Silah Ruhsatı İçin Rapor Başvuruları: Şanlıurfa Örneği *Abdullah Atli. Bu çalışmada amacımız Güneydoğu illerimizden Şanlıurfa’da silah ruhsatı için rapora başvuranların özellikleri incelenmektir.6)’ü kadın toplam 284 kişi başvurmuştur. 81’i 35-45.9).2’si aylık bin liranın altında geliri olduğunu ifade ederken %30. *Mehmet Cemal Kaya. 146 kişinin ilköğretim mezunu. Öte yandan başvuranların önemli bir kısmının genç ve ortaöğretimini tamamlamamış kişiler olması toplumda bilinçsiz bir şekilde artan silahlanma açısından uyarıcı niteliktedir. Bununla beraber Şanlıurfa’da 2010 yılı içinde 57 adam öldürme ve 96 adam yaralama suçu işlenmiştir (2). Beyaztaş FY (2005) Silâh sâhibi olması sakıncalı kişilik özellikleri. 77’si 45-55 yaş aralığında ve 31’i 55 yaşın üstünde olup %89. Dolayısıyla intihar etme. 2:21-30. **Sever Beşaltı. miras kalmış olması (%4.1’ye yükselmiştir. *Yasin Bez. riskli işte çalışıyor olma (%4. 2. Yöntem: Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine silah ruhsatı almak için sağlık kurulu raporuna başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi. Ayrıca başvuranların neredeyse yarısının ekonomik durumu iyi değilken başvuruda bulunmuş olması dikkat çekicidir.1 ile iken 2011 yılında %26. Türkiye'de ateşli silahla intiharlar 2002 yılında %18.7) gösterildi.4’ü evliydi.8) ve diğer nedenler (%6. 87 kişinin ortaöğretim ve kalan 37 kişinin ise yüksek öğrenim gördüğü anlaşılmıştır.3). Psikoloji Birimi Amaç: Toplumumuzun genel olarak ateşli silahlara karşı eğilimi olduğu bilinmekte ve son yıllarda bireysel silahlanmada artış olduğu gözlenmektedir (1).tuik. Adlî Psikiyatri Dergisi.4’ünün ise üç bin lira üstü geliri olduğu görüldü. *Mehmet Güneş. Başvuranlar tarafından silahlanma gerekçeleri olarak güvenlik (%81. 2011 yılında Şanlıurfa’daki toplam 37 intihar vakasının 17’si silahla gerçekleşmiştir. Psikiyatri AD **Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi. Eğitim durumuna bakıldığında 14 kişinin okuma yazna bilmediği.2). Demirkan Ö. *Mahmut Bulut. Başvuran kişilerin %42. Dal U. Sonuç: Şanlıurfa’da silah ruhsatı başvurularının nerede ise tamamını erkekler oluşturmuştur. Kaynaklar: 1. Başvuruda bulunan kadınlara sorulduğunda 8 kişinin eşinin hukuki sorunları nedeniyle silah ruhsatı alamadığını ve bu yüzden kendisinin başvurduğunu. adam yaralama/öldürme gibi bazı ciddi sosyal sorunların artmasında silahlanmanın önemli etkisi olabilir. 3 kişi ölen eşinden miras kalan silahı bulundurmak istediğini ve iki kişinin de riskli iş nedeni ile başvuru yaptığını bildirdi.tr İstatistik Kurumu Resmi İnternet sitesi . Şahısların 34’ü 18-25.

genel sağlık.7’si kaza olarak sıralamıştır. Bulgular: Üniversite öğrencilerinin yaş ortalaması 22±3 olup 202’si (% 55. Toplumun her kesiminin ruhsal sağlık durumunun aydınlatılmasının.3) birinci sınıfta idi. % 3. üniversite öğrencilerinin % 27. ruhsal iyilik.12’nin skorları arasında doğrusal ilişki belirlendi.PB 51 Üniversite Öğrencilerinin Genel Sağlık ve Spiritüel Durumunun Değerlendirilmesi Said Bodur*.8’i orta ya da düşük ruhsallık içinde olduğu bulundu. Kullanılan SS göre. Öğrenciler hayatlarını çok etkileyen ve olumsuz olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ilk üç sırada. Tartışma ve Sonuçlar: SS’nin GSA-12 ile paralel sonuçlar vermesi. SS ve GSA. her gruptan rastgele belirlenen bir fakülte ve bölümünün birinci ve dördüncü sınıflarından 364 üniversite öğrencisi örnekleme alındı. Etkili faktörlerde iyileştirme girişimleri ile ruhsal durumda da iyileştirmelerin sağlanabileceği kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler: Spiritüalite.2 ruhsal yönden tam iyilik halinde iken.1’i eğitim fakültesi öğrencisi idi. okuduğu bölüm ve kitap okuma alışkanlığı arasında anlamlı ilişki saptandı.5) erkek olup 165’i (% 45. toplum sağlığının geliştirilmesi çalışmalarına ışık tutması beklenir. bu ölçeğin ruhsal iyilik halinin tespitinde geçerli bir ölçek olduğu izlenimimizi güçlendirmiştir. Delaney’in geliştirdiği.6’sı bir yakınının ölümü. sağlık ve eğitim bilim alanı olarak sınıflandı.2’si üniversite okumaya hak kazanmak. Bu araştırma üniversite öğrencilerinin genel sağlık ve spirütüel durumlarını değerlendirmek amacıyla betimleyici olarak yapılmıştır. Türkçesinin geçerlilik ve güvenilirliğinin yapıldığı. Üniversite öğrencilerinin ruhsal durumu bazı faktörlerle ilişkilidir. Konya **Selçuk Üniversitesi Akşehir Kadir Yallagöz Sağlık Yüksekokulu.7’si istediği bölüme yerleşmek ve % 10.4’ü başka bir şehre yerleşmek olarak sıralamıştır.7’si veteriner fakültesi. % 22. üniversite öğrencisi . Öğrencilerin % 27. % 12. % 72. Veri toplama aracı olarak. bir demografik anket ile “Spiritüalite Ölçeği (SS)” ve “Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12)” kullanıldı. sosyal. Hayatlarını çok etkileyen ve olumlu olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ise. Fakülteler. algılanan dindarlık. Ancak toplum içi çalışmalarda sağlığın bu bileşeninin araştırılması yeterince ele alınmamıştır. Selma İnfal***Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. Ruhsal durumu iyi olması ile algılanan maneviyat. % 26. SS.6’sı mühendislik fakültesi. sağlığın tanımında yer alan “tam iyilik hali”nin komponentlerinden biridir. ruhsal durumu 4 faktörle açıklayan bir ölçektir. % 10. Akşehir-Konya Amaç: Ruhsal sağlık. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini 2011-2012 eğitim öğretim yılında Konya il merkezinde bulunan üniversite öğrencileri oluşturdu.3’ü ciddi bir sağlık sorunu ve % 2. fen. % 35.5’i iletişim fakültesi ve % 23.

Hastaların yaş ortalaması. Çanakkale **Siverek Devlet Hastanesi Biyokimya. 2-Karadağ H. bu grupların HAM-A skoru sırasıyla 15. Bulgular: Hastaların 487’si kadındı. Pine DS. Yöntem: Siverek Devlet Hastanesine 2009-2010 yılları arasında başvuran depresyon.PB 52 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastalarda Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarının Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerinin Karşılaştırılması Elif Karaahmet* Adnan Kirmit** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.0). Kart A. Şanlıurfa Giriş: Anksiyete ve depresyon klinik özellikleri. Örsel S. Lieb R (2010) Incidence and risk patterns of anxiety and depressive disorders nd categorization of generalized anxiety disorder. Kaynaklar: 1-Beesdo K. eşzamanlı hastalık ve ortak risk faktörleri yoluyla ilişkili bulunmuşlardır (1). 21: 256-271. . karışık anksiyetedepresyonu olan toplam 724 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Kayran E. 14:164-172. Majör Depresyon ve Anksiyete Bozukluğunun Birlikte Görüldüğü Durumların Klinik Özellikleri: Karşılaştırmalı Bir Çalışma. 67:47-57. 3-Brown TA. Amaç: Bu çalışmada depresyon ile anksiyete bozukluğu arasında sosyodemografik yönden ve vitamin B12 ve TSH düzeyleri açısından özellkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Depresyon anksiyete ve karışık anksiyete depresyon gruplarının HAM-D skorları sırasıyla 21.2). Türkçapar H. Özcaltepe B. 12 ve 22 idi. Gruplar arasında vitamin B12 eksikliği ve TSH düzeyi açısından karşılaştırıldığında gruplar anlamlı fark saptanmadı. karışık anksiyete depresyon grubunda 180(%24. anksiyete grubunda 311(% 43. Depresyon grubunda 233 (%32. patofizyoloji ve tedavideki farklılıkları nedeniyle ayrı bozukluklar olarak düşünülürken. bildirilmiştir (3). İç içe geçmiş bu hastalıklar arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha ayrıntılı verilerle araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Son dönemde yapılan birçok klinik ve epidemiyolojik çalışma anksiyete bozuklukları ve depresyonun sıklıkla eş hastalık olarak ortaya çıktıklarını bulmuştur (2).15 ve 20 idi. Klinik Psikiyatri 2011. Psychol Assess.9) hasta vardı. Bir anksiyete veya depresyonu olan hastaların %55'inde değerlendirme sırasında en az bir tane eşzamanlı anksiyete veya depresyon olduğu. eğitim düzeyi ve medeni durumu açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. anksiyete bozukluğu. Barlow DH (2009) A proposal for a dimensional classification system based on the shared features of the DSM-IV anxiety and mood disorders: implications for assessment and treatment. Sonuç: Anksiyete ve depresyon arasındaki ilişkide risk faktörlerine yönelik yapılan çalışmalar depresyon ve anksiyete bozukluklarının altta yatan aynı psikopatolojinin farklı görünümleri olabileceğini düşündürmektedir. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Arch Gen Psychiatry.

Kaynaklar: 1. Alpert J. Kadın olmak.2-Kaya B. 4. Farklı bölgelerde yapılacak çalışmalarla bölgesel farklılıkların belirlenmesi açısından yararlı olacaktır.9’u kadındı. kalıntı belirtiler. Yedikardaşlar C. Nelson CB.4’ünün eğitim düzeyi ilkokul ve altıydı. Comorbidity of DSM-III-R major depressive disorder in the general population: results from the US National Comorbidity Survey. %57. Yüksel Kıvrak** * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri Anabilimdalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı Giriş: Depresyon dünyada halk sağlığını en çok tehdit eden sorunların başında yer almaktadır(1). 1960’lardan günümüze depreyonun epidemiyolojisi. HAM-D ortalaması 21. 38:129-33. Bir Devlet Hastanesine Depresyon Nedeniyle Başvuran Olgularda Sosyodemografik Özellikler. Güncel Psikiyatri ve Psikonörofarmakoloji 2011. Depresyonla birlikte diğer Eksen I sıklıkla bir arada görülmektedir(3). Ünal S. Bulgular: tüm taranan grubun %35. Coşkun A.8’i depresyon tanısı almaktaydı. Abraham M.4 ile en sık görülen obsesif kompulsif bozukluktu. et al. Bu çalışma bir devlet hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran kişilerle sınırlıdır. süregenleşme. Br J Psychiatry. 2007. . Klinik çalışmalarda ekhastalığının varlığı depresyondaki alevlenme. Emül M. 1996. %70. intihar eğilimi ve psikososyal sorunların artışına neden olan etmenler arasında yer aldığı gösterilmiştir(4). tarihsel bir bakış. Nierenberg AA. 2. 1(2):16-20. 3. Yöntem: 2009-2010 yılları arasında Siverek Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran hasta kayıtları geriye dönük olarak tarandı. HAM-A ortalaması 16 idi. Dikilitaş Y. Pava JA. Toplam 948 hasta içinde depresyon tanısı alan 340 hastanın verileri SPSS paket programı kullanıldı. yineleme. %43. Sık görülmesinin yanı sıra yarattığı yetiyitimi ve ekonomik sonuçlar depresyon araştırmalarının önemini artırmaktadır(2).Yalvaç HD. Rosenbaum JF.5’inde diğer bir eksen I bozukluğu eşlik etmekteydi. Kaya M. çalışmamızda ön plana çıkan faktörlerdir. Klinik Psikiyatri. Amaç: Depresyon tanısı alan kişilerin sosyodemografik ve klinik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. 10:3-10. J Affect Disord.4’ü evliydi. Eştanılar içinde %29. %67. 1996.3-Kessler RC.4-Fava M. eğitim düzeyi düşüklüğü. McGonagle KA. Gender differences in Axis I comorbidity among depressed outpatients. 168:17-30.14’tü. Sonuç: Depresyonun ortaya çıkmasına çeşitli risk faktörleri mevcuttur.PB 53 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Bir Yıl İçinde Başvuran Depresyon Tanılı Hastaların Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri Elif Karaahmet*. Depresyon tanısı alan olguların yaş ortalaması 32.

anksiyete bozuklukları. Yöntem: Mayıs 2010-2011 tarihleri arasında başvuran 1378 hastanın poliklinik kayıtlarının incelenmesi ile elde edilen veriler değerlendirildi.3’ü (n=472 ) erkekti. Kars’ta çocuk psikiyatristi olmadı.505 yıl olarak bulunmuştur.3 (n=74).Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Psikiyatri AD.PB 54 Bir Üniversite Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastaların Sosyodemografik Özellikleri ile Tanı Grupları Arasındaki İlişki Nurcihan Akbulut.ğından dolayı polikliniğimizde çocuk yaş grubu hastalarda muayene edildiğinden çalışmaya alınmıştır. Çalışmamızda başvuran hastaların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturdu. Hastaların %56.9 ± 16.5 (n=779). Ortalama geliş sıklığı 2. Hastaların büyük çoğunluğunu şehir merkezinden gelenler oluşturmaktadır.8 (n=398). somatoform bozukluklar %1. Kırsal kesimden başvuru oranı düşük saptandı. Tanı grupları ile kontrol için polikliniğe başvurma oranları arasında farklılıklar saptanmıştır. Hastaların %65. psikiyatrik tanı .DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre duygudurum bozuklukları %56. sosyodemografik faktörler. Ortalama yaş 34.28 ±2. toplam poliklinik sayısı 3144’dür.dadır. psikotik bozukluklar %5. Tartışma ve Sonuç: Sosyodemografik veriler ile tanı grupları arasında anlamlı olarak ilişki saptandı.7’si (n=906) kadın. Bulgular: 1378 hasta muayene edildi.44 olup. En sık konulan tanılar duygudurum bozuklukları.3 (n=19). dikkat eksikliği ve davranış bozuklukları %5.6 (n=78) oranında görüldü.İbrahim Yağcı. anksiyete bozuklukları %28. %34. dikkat eksikliği ve davranış bozukluklarıdır. Kars Amaç: Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine bir yıl içinde başvuran hastaların sosyodemografik özellikleri ile tanı grupları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı.7’si (n=781)35 yaş altın. Anahtar sözcükler: Psikiyatri polikliniği.

Faktör analizi yapılmış. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Toplulukçu yeterlilik. (1989) UCLA yalnızlık ölçeginin geçerlik ve güvenirligi. Eker D. Durak M. Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. Duru Gündoğar***. 99:413–429. Geçerlik ve Güvenirliği. Correctional Officers. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı.96 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 168 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0.59 olarak bulunmuştur. Demir A. toplulukçu yeterliliği ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Social Indicators Research.0’ını açıkladığı görülmüştür. . Bu çalışmada toplulukçu yeterlilik kavramının Türkçede özgün olarak geliştirilecek bir ölçek yoluyla geçerliliğinin sınanması amaçlanmıştır. Senol-Durak E. Türk Psikoloji Dergisi. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 168 kişide ikinci kez uygulanmıştır. 12(1): 17-25. Kaynaklar: Bandura A (1997) Self-efficacy: the exercise of control. belirlenen bir hedefi gerçekleştirmek için gereken eylemliliği örgütleyip yürütmede bir grubun kendi kaynaklarına olan ortaklaşmış inancı olarak tanımlanmıştır. Nail Dertli*. and Elderly Adults. Ölçeğin bu son haliyle üç faktörlü yapının varyansın % 60. Türk Psikiyatri Dergisi. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki erişkin yaş grubundan 415 gönüllü katılımcıda uygulanmıştır. Arkar H. New York Freeman.PB 55 Toplulukçu Yeterlilik Ölçeğinın Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması Fatma Yıldırım*. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. İnci Özgür İlhan**. Toplulukların karşılaştıkları sorunları çözmesi ve toplumsal değişimlerin oluşumunda toplulukçu yeterliliğin önemli bir etkisi vardır. Mehmet Çolak****. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 28 maddelik son hali verilmiştir. Sıla Yüce**.7 (23): 4– 18. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 43 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. Tartışma ve Sonuçlar: Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen.

altta yazılan renk isminin rengi yukarıda yazılanla aynıysa sola aynı değilse sağ tuşa basılması istenir. Incongruent(uyumsuz). sol-orta PFK ve sol PFK’yi göstermek üzere konumlandırılmaktadır.PB 56 Yüksek Eğtimli Sağlıklı Kişilerde Stroop Testi Sırasında Hemodinamik Yanıtın İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi Tekniği (IYKAS) İle İncelenmesi Handan Noyan*.İlker Taşdemir**.Sinem Burcu Erdoğan***. içerisinde cevap vermesi beklenmektedir. **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. 16 dedektör bulunmaktadır. Bulgular: Çalışma.05). alışılmış bir davranış örüntüsünü bastırabilme ve olağan olmayan bir davranışı yapabilme yeteneğini ölçer. p<0. Bu fark. rengin renk ismiyle uyumlu olması. nötralle incongruent arasındaydı (p=0.007). kan oksijenlenme dinamiklerini belirlemede güvenilir bir nörogörüntüleme yöntemi olarak kabul görmeye başlamıştır. Doğru yanıtlar ve tepki süresi farkları arasındaki fark Friedman Anova testiyle incelendi. Stroop testi algısal kurulumu. IncongruentNötral enterferans koşulunda orta kanallarda olduğu görülmüştür. Bilge Togay**. Süre farkları arasındaki fark trend düzeyindeydi (p=0. Kullandığımız cihazda 4 ışık kaynağı. Kullanılan parametreler. Doğru yanıtlar arasındaki fark anlamlıydı (p=0.Ata Akın***. Yöntem ve Gereçler: IYKAS. beyindeki hemoglobin konsantrasyonu değişikliklerinin ölçümüne dayanan. PFK . değişen talepler doğrultusunda ve bir “bozucu etki” altında değiştirebilme becerisini.01). rengin renk ismiyle uyumlu olmadığı.Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim ABD. ***Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Amaç: İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi (IYKAS). sağ-orta PFK. Stroop bozucu etkisinin PFK’daki spesifik kognitif aktivasyonlarını ölçen bir ölçüm aracı olabileceğini göstermektedir. birey ve grup düzeyinde ‘Hiyerarşik Genel Lineer Model’ kullanılarak incelenmiş. Testin bilgisayar versiyonunda. oksijenli kan akımı aktivasyonu için bu enterferans koşullarının tümünde en yüksek hemodinamik yanıt orta kanallarda gözlenmiştir. farklı renklerle yazılan ‘XXX’ sembolünün olmasıdır.Miray Erbey*. üniversite öğrencisi/mezunu 13 sağlıklı gönüllüyle yürütülmüştür. en yüksek doğru yanıtı nötral koşulunda gösterdi. Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır. Congruent(uyumlu). Anahtar Kelimler: IYKAS.Nötral enterferans koşullarında en yüksek hemodinamik yanıtın bilateral kanallarda olduğu gözlenirken.066). hata sayısı ve bu üç koşul arasındaki süre farkıyla ölçülmüştür. Katılımcdan 3 sn. en düşük doğru yanıtı incongruent koşulunda. Stroop Bozucu Etkisi.69’dur. Katılımcıların genel olarak %45’nde.065). Tartışma: Bulgularımız IYKAS’ın. Incongruent-Congruent. Incongruent-Congruent ve Congruent. nötr ise yukarıda bu sefer renk isminin olmayıp. Katılımcılar. non-invasiv nörogörüntüleme tekniği olup. düşük maliyetli. Yaş ortalamaları 26. Oksijensiz kan akımı aktivasyonu için.63. Incongruent-Nötral ve Congruent-Nötral enterferans koşulları için istatistiksel olarak anlamlı bölgeler belirlenmiş (z= 1. Çalışmamızda Stroop bilgisayar versiyonu kullanılmıştır. Katılımcıların bilişsel bir test sırasındaki hemodinamik yanıtları. congruentla nötral arasında ise trend düzeyindeydi (p=0. Dedektörler sağ Prefrontal Korteks (PFK). bilişsel görev sırasında motor/görsel/işitsel uyarılarla korteksin fonksiyonel aktivitesini inceler. Stroop bozucu etkisi (enterferans). Bu çalışmada bilişsel bir test sırasında sağlıklı katılımcılarda IYKAS’daki değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.

duyusal-motor alanın bulunduğu parietal lobda ve/veya bunların birbirleriyle bağlantısını sağlayan fronto-striatal yolaklarda bir işlev bozukluğu olduğunu düşündürmektedir. sinkinezi ve bakışı sabit tutmada düşük performans saptanmıştır. Erişkin DEHB’ lilerde duyusal bütünleştirme alt testinde ve alt test maddelerinden işitsel görsel bütünleştirme ve dokunsal algının değerlendirildiği söndürmede kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. kavramsallaştırma ve sorun çözme becerilerinin iyi olduğu ancak basit dikkat sorunları. duyusal bütünleştirme. sinkinezi ve bakışı sabit tutma güçlüğü alt test maddelerinde erişkin DEHB’lilerde kontrol grubuna göre düşük performans saptanmıştır. WKET’de erişkin DEHB’liler ile kontrol grubu arasında farklılık bulunmadı. Bu çalışmada. sözel bellek. Sinkinezi. Hasan Herken** *Denizli Devlet Hastanesi. Çalışmamızda. Psikiyatri Kliniği. Motor koordinasyonun frontal lob ve serebellumla. Denizli Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). kodlama ve geri çağırmadaki sorunlara ikincil gelişen bellek sorunları ve öğrenme güçlüğü. frontal lobda.PB 57 Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Nöropsikolojik Fonksiyonlar ve Silik Nörolojik Bulgular Ayşe Nur İnci Kenar*. stroop ve Wisconsin kart eşleme testi (WKET)) uygulandı. nöropsikiyatrik bir bozukluk olup erişkinlerdeki prevalansı %1-4 arasındadır (1). erişkin DEHB’ lilerin frontal bölge fonksiyonlarına duyarlı nöropsikolojik test performansları ve silik nörolojik belirtilerin araştırılması hedeflenmiştir. “Diğer” alt testlerinden bellek 5 dakika. Bulgular: Erişkin DEHB grubunda sayı dizileri. erişkin DEHB’ lilerde. bakışı sabit tutma güçlüğü gibi göz hareketlerinde görülen sorunlar kranial sinir hasarından çok okulomotor koordinasyon bozukluğunu düşündürmektedir. Sonuç: Çalışmamıza göre. Psikiyatrik hastalıklardaki beyin fonksiyon bozukluklarının araştırılmasında kullanılan silik nörolojik belirtiler daha çok çocukluk çağı DEHB’de araştırılmıştır. nörolojik değerlendirme ise 59 vakaya ve 44 kontrol bireyine yapılabilmiştir. erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon. frontostriatal döngü üzerinde durulmaktadır (2). Etyopatogenezinde. hareket ve dikkatin düzenlenmesinden sorumlu olan serebellumda. Her iki gruba Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve nöropsikolojik testler (Sayı dizleri. sözel bellek ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptandı. Denizli **Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. duyusal bütünleştirmenin ise parietal lob ile ilişkili olduğu düşünülmektedir (3). Metod: Çalışmaya DEHB tanısı almış olan 18-60 yaş arası 60 olgu ve 60 sağlıklı kontrol alındı. Nöropsikolojik testler vakaların 51’ine. Silik nörolojik belirtilerde erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon ve alt test maddelerinden başparmak opozisyonunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. DEHB’de görülen el hareketlerindeki beceriksizliği de içeren motor koordinasyon bozuklukları. tepki inhibisyonunda güçlük olduğu görülmektedir. kontrol grubunun 42’sine. .

Tıp Fak. apartman boşluğu vb. sırada açık alan gelirken. 3Feryal Çam Çelikel. .Temmuz 2011 tarihleri arasında cinsel istismar sonrası ruh sağlığının bozulup bozulmadığının değerlendirilmesi istenen 78 vakaya rastlanmıştır. sırada ev gelmektedir. Tıp Fak. 28’i ise 18 yaşın üzerindedir. 18 yaş altındakilerin kadın-erkek oranları %96’ya. Tıp Fak. İstismarcı çoğunlukla çocuk ya da genç tarafından tanınan kişiler olmakta.PB 58 Çocuk/Ergen ve Erişkin Yaş Gruplarında Yaşanan Cinsel İstismar Olaylarının Karşılaştırılması 1Serap Erdoğan Taycan.).Temmuz 2011 tarihleri arasında. Bunun dışında çalışmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır.) yer almaktadır. Dikkati çeken bir diğer farklılık çocuk/ergen grubunda istismarcıların büyük çoğunluğu erkek arkadaşlardan oluşurken erişkinlerde ilk sırada kan bağı bulunmayan tanıdıklar (komşusu. Tartışma ve Sonuçlar: Türkiye toplumunda diğer toplumlardan farklı olarak yasal yaş doldurulmadan yapılan evliliklerin genellikle gebelik sürecinde fark edilmesi sonucu adli vaka olarak değerlendirildiği görülmektedir. Psikiyatri AD. saldırının türü ve psikiyatrik değerlendirme sonucu konulan tanılar açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Adli Tıp AD. 3Gaziosmanpaşa Ünv. Çocuk ve ergen vakalar ile erişkin vakaların çeşitli özelliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu sonuç vaka sayılarının azlığından kaynaklanabilir. erişkinlerin çocuk. Psikiyatri AD Amaç: Cinsel istismar. 2Gaziosmanpaşa Ünv. Çoğunluğun çocuk/ergen yaş grubu vakalardan oluşması ve istismarın bazı özelliklerinin erişkin grubunda farklılık göstermesi. %4 iken 50 yaş üzerinde bu oran %89. erişkin istismarlarında 1. olayın yaşandığı yer. istismara maruz kalmaları sebebiyle Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan değerlendirilmesi istenen vakaların bilgilerine geriye dönük tarama ile ulaşılmıştır. 3. 50 vaka 18 yaşın altında. Cinsel istismarın nesnesi olarak genellikle kadın cinsiyetinin görüldüğü bilinmektedir. araba. tehdit ya da kandırma yolu ile kullanmasıdır. sırada kapalı alan (araç içi. Bununla birlikte çocuk/ ergen grubunda istismar olayının gerçekleştiği yere bakıldığında 1. sırada kapalı alan. ergen ya da bir diğer erişkini cinsel arzu ve gereksinimlerini karșılamak için güç kullanarak. özel ilgi gerektiren konulardır. Yöntem ve Gereçler: Mağdurun ve istismarın çeşitli özelliklerini değerlendirmeyi amaçlayan bir anket aracılığı ile konsültasyon notları geriye dönük olarak incelenmiştir. sırada ev.3’e %10. 2Ali Yıldırım. Çocuklukta cinsel istismara maruz kalma sıklığı %10-40 olarak bildirilmektedir. köylüsü vb. Bu çalışmada Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Eylül 2010. Bulgular: Eylül 2010.7 olarak bulunmuştur. 2. 2. İstismarcının yakınlığı. az oranda da yabancılar tarafından gerçekleştirilen istismar vakalarına rastlanmaktadır. 2Erdal Özer Gaziosmanpaşa Ünv.

. ÇERSAH uzmanlarına yönlendirilen 33(%22.7(n=26) ile yaralama suçları takip etmektedir. Yöntem: 2011 Temmuz.3(n=85) oran ile en sık polikliniklere yönlendirilme nedeni olup bunu %28. Berk Gün*** *Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. psikiyatrik tanıları. Sevcan Karakoç Demirkaya**.2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın il merkezi ve ilçelerinden adli rapor istemi ile Aydın Devlet Hastanesi ÇERSAH ve Adnan Menderes Üniversitesi ÇERSAH ve Adli Tıp Anabilim Dalı’na yönlendirilen çocuk ve ergen adli olguların tümünün verileri geriye dönük olarak incelenmiştir. Psikiyatrik tedavi başlanan cinsel istismar olgularının %63’ünün tedavisini sürdürmediği tespit edilmiş olup tedavi devamlılığı için sağlık kurumları ve ilgili diğer birimler arasında işbirliği içerisinde yürütülecek yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. %9. sosyodemografik özellikleri. 5(%15. Cinsel istismar olgularının %77’sinin en az bir psikiyatrik tanı aldığı ve %50’sine medikal tedavi başlandığı.Aydın. madde kullanım öyküleri.6) bilmediği. Aydın. gönderilme nedenleri.1) olgudan 22’sine(%66. zeka düzeyleri. %57.1) olguya bildiği. Sonuçlar: Aydın ilindeki tüm olguların(n=272) %42.3’ü kız(n=115).7’si erkek(n=157) olup ortalama yaşın 13. psikiyatrik tanıları.Türkiye ***Adnan Menderes Üniversitesi Adli Tıp AD.Türkiye **Aydın Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniği. adli tıp uzmanları ise değerlendirdikleri 116 olgunun hepsine (%100) bildiği şeklinde rapor düzenlemiştir. ancak %63’ünün tedavisini sürdürmediği saptanmıştır.46±2. tedaviye başlama ve sürdürme oranları incelenmiştir.PB 59 Aydın İlinde Bir Yıl İçerisindeki Tüm Çocuk ve Ergen Adli Olguların Değerlendirilmesi Hatice Aksu*. Börte Gürbüz*.7) iddia edilen suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı sorulmuş.3 olduğu saptanmıştır. suç profili ile ilişkili özelliklerinin incelenmesi ve ilin bu yaş grubu için genel profilinin çıkarılması amaçlanmıştır. Olguların sosyodemografik özellikleri. Tartışma: Yapılan benzer çalışmalar ile karşılaştırıldığında Aydın ilindeki cinsel istismar oranının daha yüksek çıkmasının nedeninin olguların bildirilme oranının yüksek olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür.Aydın.Türkiye Amaç: Bu çalışmada 2011 Temmuz-2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın ilinde adli rapor istemi ile adli tıp ve çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniklerine (ÇERSAH) yönlendirilen tüm çocuk ve ergen adli olguların geliş nedenleri. iddia edilen suç türü. tedavi süreçleri. Cinsel istismar mağduru olmak %31.6(n=77) ile hırsızlık. İki yüz yetmiş iki olgudan 149’unun (%54. 6(%18.1) olguya ise suçun hukuki anlamını bildiği ancak sonuçlarını yönlendirme yeteneğinin olmadığı şeklinde rapor düzenlemiş.

%27 2.**Ceyda Şenol. bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. %31. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. %4. Sağlık Yüksekokulu. Eğitim süreleri boyunca ve meslek yaşamlarında hasta bireylerle çalışma imkânı bulan hemşirelerin çalışma yaşamlarında karşılaştıkları problemleri çözme konusundaki becerileri önemlidir.PB 61 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Problem Çözme Becerilerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. Örneklem olarak Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. %2. %68.5’i kısmen başarılı. hemşirelik öğrencilerinin ölçekten aldığı toplam puan ortalamasının (89.sınıf. sınıf. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır.2’si ilgilenmektedir.**Cemile Demirel *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi.94 bulunmuştur. Tartışma ve Sonuçlar: Ölçekten en az 32. %22. en fazla 192 puan alınabilmekte ve ölçekten alınan toplam puanların yüksekliği bireyin problem çözme becerileri konusunda kendini yetersiz olarak algıladığını göstermektedir.1’i herhangi bir spor dalı ile ilgilenmezken. Katılımcıların Problem Çözme Envanteri Toplam Puan Ortalamaları 89. **Hamdullah Omay. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Problem Çözme Envanteri kullanılmıştır. Problem çözme becerisi gelişmiş olan bir hemşire sağlık hizmetini çok daha profesyonel sağlayabilir.sınıf şeklindedir. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin problem çözme becerilerinin ilişkili olduğu bazı değişkenleri ortaya koymak ve problem çözme becerilerini ölçmek. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir.8’i başarılı. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330). Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde.8’i çok başarılı. %26.**Seda Çağlı. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında Yüzdelik.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. 3’ü evli 245’i ise bekârdır.**Özge Işıldar. Buna dayanarak araştırmamızın sonucunda.94) düşük olduğu ve öğrencilerin problem çözme düzeylerinin yeterli olduğu söylenebilir. %48.6 1.sınıf ve %23 4.4 3.**Sinem Kaya. Örneklem grubunun %77. 58’i erkektir. Bunların 190’ı kadın. Hemşirelik Bölümü. %23. Frekans ve Ki-kare testleriyle yapılmıştır. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. .8’i herhangi bir sanat dalıyla ilgilenmezken. Uşak Amaç: İnsan yaşamı çeşitli sorunlarla doludur. **Huriye Hakut.9’u ilgilenmektedir. %43.

4 2.93.28.sınıf ve %16.9’u ilgilenmektedir.2 4.10.4. %23’ü ise okumadığını belirtmiştir.PB 62 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Öfke İfade Etme Biçimlerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün.4’ü ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. kişilerarası tepkiler grubunda. öfkesine yönelik düşünceler 20. Şiddetin doğmasında önemli yeri olan öfke Bu faktörlerden birisidir. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmanın sonucuna göre özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerden oluşan örneklem grubunun öfkelenme nedenlerinde ilk sırayı ciddiye alınmama almaktadır.67.82. umursamaz tepkiler 7. eleştirilme 16. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır. 3’ü evli 232’si ise bekârdır.82. Sağlık Yüksekokulu. öfkeye yol açan etmenler grubunda. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır.87 şeklinde bulunmuştur. Katılımcıların öfkeyle ilişkili davranışlarında saldırgan ve sakin davranışlar benzer puanları almıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330).64. %29. Bu sonuç adölesan bireylerin beklenen davranış özellikleri ile örtüşmektedir. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Çok Boyutlu Öfke Ölçeği kullanılmıştır. %26. %40. 55’i erkektir. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 235 kişiye ulaşılmıştır.63. kaygılı davranışlar 12.66. sınıf. %0. **Şerife Aktaş. Bu bağlamda. %4. Katılımcıların ölçek puan ortalamaları.sınıf. öfkeye ilişkin belirtiler 36. %31.9’u kısmen başarılı. .**Nergis Küçükfalay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. diğerlerine yönelik düşünceler 20. öfkeye ilişkin düşünceler grubunda. saldırgan davranışlar 32. intikama yönelik tepkiler 57.7’si çok başarılı.sınıf şeklindedir. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin öfke konusundaki duygu. düşünce ve tutumlarını belirlemektir.57.99. %28. Örneklem grubunun %77’si derse ait olmayan kitaplar okuduğunu. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise.74. kendine yönelik öfke düşünceleri 16. 3. öfkeyle ilişkili davranışlar grubunda. okul şiddetinin önlenmesi ve okul güvenliğinin sağlanması için okul şiddetinin ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerin anlaşılması önem kazanmaktadır. Bulgular: Araştırmaya 235 kişi katılmıştır. ciddiye alınmama 73. %54’ü başarılı. içe dönük tepkiler 32. pasif-agresif tepkiler 33. Bunların 180’ı kadın. haksızlığa uğrama 69. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir.42. dünyaya yönelik öfke düşünceleri 10.67. Uşak Amaç: Son zamanlarda okullarda artan şiddet olayları kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Hemşirelik Bölümü. sakin davranışlar 32.

BRIEF-A’da başlangıçtan 12. M. Yöntemler: DEHB olan genç erişkinler (18-30 yaş). yönetici işlevleri farklı açılardan değerlendiren.D. veya MI T-skorları ≥60 olan hasta yüzdeleri arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>. N=161) veya plasebo (N=167) almak üzere randomize edilmiştir. çalışma hafızası. GEC) elde edilir. bu Faz 4.ABD 2.. Engelleme. planlama/organize olma ve görev izlem alt ölçeklerinde plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülürken (p<0. Dustin D.Erişkin Sürümü (BRIEF-A) Atomoksetin Etkileri 1. 3= davranış sıklıkla görülür). materyallerin organizasyonu ve duygusal kontrol alt ölçeklerinde anlamlı fark görülmemiştir. 4. Ek olarak. Todd M. kişinin kendisinin cevapladığı 75 maddeden oluşmaktadır.. The Vermont Clinical Study Center.D.D.ABD. hafta sonlanım noktasına kadarki ortalama değişiklikler bir ANCOVA modeli (terimler. araştırıcı) kullanılarak analiz edilmiştir.2. Durell. BRI ve MI bileşik skorlarında plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak daha fazla iyileşme görülmüştür. Nadirlik ve İstikrarsızlık.D. Sonuç: BRIEF-A alt ölçeklerindeki değişimlerle ölçülen yürütücü işlevlerde. İki indeks skorun (Davranışsal Düzenleme İndeksi(BRI) ve Üstbiliş İndeksi. Bulgular: Başlangıçta GEC.PB 64 Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri . Ph. Kübra Özbek 1. M. Aynı zamanda 3 geçerlilik ölçeği içerir: Negativite. Indianapolis.. tedavi. yöneltme. . (MI)) birleşiminden bir genel skor (Global YöneticiPuanı. başlama. plasebo kontrollü çalışmada 12 hafta boyunca ATX (20-50 mg BID. Hastalar 3 puanlık bir Likert ölçeğinde davranışı değerlendirir (1=davranış hiç görülmez. 4. başlangıç skoru. Ph. David Williams3 .. i3 Statprobe. GEC. Indianapolis.Departments of Psychiatry and Child and Adolescent Psychiatry. ABD.Richard Rubin. M.5. 5 Lilly Türkiye Medikal Departman (Eli Lilly & Company adına sunumu gerçekleştirecektir) Amaç: DEHB olan genç erişkinlerde atomoksetin (ATX) tedavisinin plaseboya kıyasla Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri – Erişkin Sürümü Kişisel Bildirim (BRIEF-A) üzerine olan etkilerini değerlendirmek. Burlington. Lenard Adler. 9 adet birbiri ile çakışmayan klinik ölçek içerisinde.4. kendini izlem. çok merkezli..05). Jody Arsenault. çift kör. BRIEF-A .D.3.556). BRI. ABD 3. Ruff. ATX grubunda plasebo grubuna kıyasla anlamlı derecede daha fazla iyileşme gözlenmiştir. New York University. Lilly USA. New York.

%36. retrospektif ve tanımlayıcı nitelikteki bu çalışmada boşanmak için başvuran aile özelliklerinin ve boşanma gerekçelerinin araştırılması amaçlanmıştır.9’unda alkol/madde bağımlılığı yer almaktadır. Yöntem: Gerekli kurumsal izinler alınarak.5’i 1-3 yıl. Kader ŞARLAK* *Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi.4’ü 4-6 yıl. %16. "Anlaşmalı" olarak adlandırılan boşanma davası dosyalarının genelinde boşanma gerekçesinin "aile birliğinin temelden sarsılması" olarak ifade edildiği.7’sinde çocuk/lar 18 yaşından küçük. Kadın yaşı X=36.2’sinde velayet anneye verilmiş olup. Toplam 611 boşanma dava dosyası evreni oluşturmakta olup.9’u 20 yıl üstüdür.1’i anlaşmalı boşanma davası niteliğindedir.87±12. evren dahilinde olan fakat eşlerin takipsizliği veya feragat nedeniyle kapanan dosyalar gerekli bilgileri kapsamadığından çalışma kapsamına alınmamıştır. Çiftlerin evlilik yılı incelendiğinde.1’inin halen devam ettiği görülmektedir.4’ünde kavga/hakaret.3’ünde ayrı yaşama/fiziki ayrılık süreci.7’sinde psikolojik şiddet.6’sında nafaka talep ve/veya onayı olduğu dikkati çekmektedir. %18. %29. Fethiye Adliyesi’nde Ocak-Haziran 2012 tarihlerinde gerçekleştirilen çalışmada. Veri toplama aşamasında iken arşiv numaralandırma sisteminde yapılan değişiklik nedeniyle tüm dosyalara ulaşılamamış. örneklemin % 43. Bu dosyalarda yer alan boşanma gerekçeleri incelendiğinde ise. .4 maddi sorunlar.56.5’inde aldatma/zina. %48.6’sında ise çocuk/lar reşit yaştadır. %12. çalışma ulaşılabilen 336 dosya üzerinden gerçekleştirilmiştir. bunların ise sadece %49. %19’u 10-20 yıl arası ve % 14. % 6. 2010 yılında asliye hukuk mahkemelerine başvurularak açılan boşanma davalarına ait dosyalar retrospektif olarak incelenmiştir.1’i kadın tarafından açılmıştır ve %63.0’ı bir yıldan az. %38.2’si 7-9 yıl. Çocuk durumu incelendiğinde %63. %21. iddia ve delillerin daha çok "çekişmeli" olarak adlandırılan dava dosyalarında yer aldığı belirlenmiştir. %18. En küçük çocuğun yaşı ise X=5.8’inde kadına yönelik fiziksel şiddet.51±11. erkek yaşı X=40. Muğla ili Fethiye ilçesinde gerçekleştirilen kesitsel. ilk sırada ege bölgesinin yer aldığını rapor etmektedir. evlenen her beş çiftten birinin boşandığını. %66’9’unun kadın tarafından açıldığı.PB 65 Boşanmak İçin Başvuran Aile Özelliklerinin ve Boşanma Gerekçelerinin İncelenmesi: Fethiye Örneği Sibel COŞKUN*. Fethiye ise son yıllarda en çok boşanmanın olduğu ilçe olarak öne çıkmaktadır ve 2011 yılında 1512 evlenme 408 boşanma gerçekleştiği belirtilmektedir. Bölgede aile danışmanlığı hizmetlerine önem verilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.33 olarak saptanmıştır ve çiftlerin %8.7’sinde müşterek çocuk olup. %18. Fethiye Sağlık Yüksek Okulu Amaç: Boşanma aile bireylerini etkileyen travmatik bir süreçtir. ayrıntılı gerekçe.10 olarak saptanmıştır.93±4. Bulgular: İncelenen davaların %60. Türkiye istatistik kurumu. %20. %19.6’sında eşlerden biri yabancı uyrukludur. Örneklemde 124 adet olan çekişmeli nitelikteki dava dosyası incelendiğinde ise. 18 yaş altı çocuk olan ailelerin %69.

İşyerinde keyfi yer değişikliği ve çalışma saatlerinde uygun olmayan düzenlemeler yapılmış. Bu konudaki artan farkındalık tedavi ve yasal değerlendirme amaçlı başvuruları artırmaktadır. Sonuç: Saptanan belirti ve bulguların iddia edilen bezdiri süreciyle olan ilişkisi incelenmiştir.. Kaynaklar: 1.*A.tbmm.Yaşanılan ruhsal sorunların kişilerin maruz kaldıklarını iddia ettikleri bezdiri olayı ile ilgili olduğu kanaatine varılmıştır. **Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp AD. Bu çalışmada iki olgunun ruhsal ve yasal değerlendirilmelerinin tartışılması amaçlanmıştır. evli ve işçi. 2. Eur J Work Organ Psychol.*Celaleddin Turgut. rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişiye yönelik duygusal saldırganlık olarak tanımlanmıştır (1). tehdit edilme. Bezdiriye bağlı olarak gelişen patolojileri değerlendirmek için ruhsal belirtilerin işyerinde yaşanan olumsuzluklarla ilişkilendirilmesi ve nedensellik bağının kurulması gerekmektedir (2). kovulma anını hatırlama.** Servet Yana.PB 66 Psikiyatrik ve Adli Yönleriyle Bezdiri (Mobbing) Olgularına Yaklaşım *Hatice Sodan Turan.Leymann H (1996).Mevcut belirti ve bulgular sonrası DSM IV-TR’ye (4) göre tanısı “Uyum Bozukluğu. DC: American Psychiatric Association. karmat tip” olarak belirlenmiştir. taciz.2012 tarihinde indirilmiştir. kendisiyle birlikte görünmek istemediğini. “The Content and Development of Mobbing at Work”. Amaç: Mobbing (bezdiri). bezdiriye ilişkin ruhsal sorunların tanımlanmasına ve yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. İş yerinde bezdiriye maruz kaldığını iddia ederek Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş. Washington. American Psychiatric Association. 2000 . Psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda DSM IV-TR’ye (4) göre eksen 1’de major depresif bozukluk. yaşadığı baskıları aklından çıkaramama. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. tıbbi ve toplumsal durumunda kötüleşme yakınmaları olmuş. İşten çıkarılması sonucunda. eksen 3’te lomber disk hernisi.Tamer Aker *Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri AD. bedensel engeli olmasına rağmen yapamayacağı işleri verme gibi davranışlarla karşılaştığını belirtmiştir.gov. “İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu” (2011). çoğunlukla işyerinde karşılaşılan yaş. iftira atılma. Olgu 2: AB.tr/komisyon/kefe/docs/komisyon_rapor_no_6. eksen 4’te ise iş yerinde yaşadığı psikolojik şiddet saptanmıştır. 3.l**Ümit Biçer. http://www. hakaret edilme.08. 5 (2):165-184. küçük düşürülme. Bu ilişkide zamansal birliktelik ve içerik benzerliği üzerinde durulmuştur. arama kurtarma biriminde görevli olarak çalışıyor. Yirmi yıldır çalıştığı iş yerinde son beş yıldır üstleri tarafından baskı ve haksızlığa maruz kalma.pdf adresinden 11. otuzlu yaşlarda. iş yerinde yaşadığı bezdiri olayının neden olduğu sorunların saptanması için Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş. çökkünlik belirtilerinin yanı sıra. saygınlığının azaldığını ve “kaybeden” olduğunu düşünmeye başlamış. Bu uygulamalar sonrası kişi işyerine giderken başına kötü bir şey geleceğine dair kaygı ve iç sıkıntısı yaşamaya başlamış. cinsiyet gibi herhangi bir ayrımcılık olmadan. Tartışma: Bezdiri ve sonuçları psikiyatrinin önemli bir gündemi olmaya başlamıştır. İş arkadaşlarının kendisinden kaçtığı. kırklı yaşlarda. . Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. ırk. Olgu 1: AA. Text Revision (DSM-IV-TR).**Ömer Turan.

3P Dergisi.Türkiye’de 7255 sağlık çalışanı ile yapılan bir çalışmada pratisyen hekimler ve hemşirelerde duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları en yüksek bulunmuştur(3). kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p= 0. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. Bu çalışmada Balıkesir Gönen Devlet Hastanesinde çalışan sağlık personelindeki tükenmişlik düzeyini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. iş veriminde azalma yanısıra depresyon. Holsboer-Trachsler E(2010)The burnout syndrome--an overview. kurumdan ayrılmayı düşünmek (p=0. p=0.000) duygusal tükenmişliğin öngörücüleri olarak saptandı. üniversite mezunu olanlarda (p=0. hizmet götürdüğü insanlarla ilgilenemiyor oluşu yada aşırı stres ve doyumsuzluğa tepki olarak kendini psikolojik olarak işinden geri çekmesi olarak tanımlanan işyeri kaynaklı bir sendromdur(1).Brand S. Evlilerde(p=0.182.032). kurumda çalışmaktan memnun olmamak(p=0. cinsel problemler. ilişki sorunları ve kardiyovasküler hastalıklara neden olabilmektedir. Veriler spss v.037) tü ve kurumdan ayrılmayı düşünme kişisel başarı düzeyinin yordayıcısı olarak bulundu(p=0.190.İst Tıp Fak Derg. Sonuç: Çalışma süreleri ve işyeri koşullarının düzeltilmesi ve tükenmişliğin farkında olmak önem taşımaktadır. alkol madde kullanımı.Yaygınlığı %10 ile %50 arasında bildirilmektedir(2). kişilerin mesleğin anlam ve amacından kopması.037).Kaçmaz N(2005)Tükenmişlik (Burnout) sendromu.Ther Umsch. 2.029).15. kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p=0.003). kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. psikosomatik hastalıklar. Yöntem: Çalışmaya hastanede çalışan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 131 kişi alındı. meslek. Haftalık çalışma süresi ile duygusal tükenmişlik arasında pozitif ilişki vardı(r=0.041).68:29-32.Tükenmişlik. . 3.4:28-33.0 paket programında değerlendirildi.001) duygusal tükenmişlik anlamlı düzeyde yüksek idi. Duyarsızlaşma ile meslekte geçirilen süre arasında negatif ilişki saptandı(r=-0.67(11):561-5. hizmet kalitesinde düşme. Cinsiyet. Sosyodemografik bilgi formu ve Maslach tükenmişlik ölçeği uygulandı.001). Evli olmak (p=0.Nov. Bulgular: Çalışmaya 131 kişi katıldı. uyku sorunları. yaş ve fiziksel ruhsal hastalık varlığı ile tükenmişlik arasında ilişki yoktu.039).025) duyarsızlaşma anlamlı düzeyde yüksekti.022).023).002).Ergin C(1996)Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin Türkiye sağlık personeli normları. iş kaybı. Tükenmişlik sendromunun ortaya çıkmasında kişilik özelliklerinden çok içinde bulunulan iş koşulları daha önemli risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Kaynaklar: 1. Çocuğu olmayanlarda (p=0. p=0. Kişisel başarı düzeyi kurumdan ayrılmayı düşünenlerde anlamlı düzeyde düşük(p=0.PB 67 Bir İlçe Devlet Hastanesi Çalışanlarında Tükenmişlik Birmay Çam Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş ve Amaç: Tükenmişlik.

4. . TMT-A ve WISC-R Şifre puanları ise anlamlı olarak yükselmiştir (p<0. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. Tedaviye hiç yanıt vermeyen olgularda ilaç dozu gözden geçirilmelidir. davranım sorunları ve toplam puanlarındaki değişim. Esra Çöp*. Ankara.5.04). KOKG/DB olanların tedaviye “iyi” yanıt verme olasılığı daha düşük bulunmuştur (%52. x2=4. Sonuçlar: Tedaviye herhangi bir yanıt (CGI düzelme 3 ya da daha iyi) olanların oranı %73. Bu çalışmanın amacı. **Harvard Medical School.001). Yan etkiler UKU yan etki ölçeği ile değerlendirilmiştir. tedaviye “herhangi” yanıt verenlerin aldığı ilaç dozu hiç yanıt vermeyenlerden ortalama olarak daha yüksek bulunmuştur (F=3.04.05). Öğrenme Güçlükleri. Kaygı Bozukluklarının varlığının ve mg/kg olarak ilaç dozunun tedavi üzerine olan etkileri incelenmiştir. Tedaviye herhangi bir yanıt verme ile DEHB alt tipi ve eşhastalanım arasında bir ilişki bulunmazken. Halil Kara*.Mehmet Şahin*. Karşıt Olma Karşı Gelme/Davranış Bozukluğu. Children's Hospital. p=0. Yöntem: 168 çocuk ve ergen DEHB olgusunun 6-8 haftalık dönemde atomoksetin tedavisine verdikleri yanıt incelenmiştir. Olguların yarısından fazlasında herhangi bir yan etki görülürken az sayıda olguda yan etkilerden ötürü tedavi değiştirilmek zorunda kalınmıştır. Bilişsel testlerdeki düzelmenin öğrenmeyle ilişkili olabileceği akılda tutulmalıdır. Tedavi ile anne baba ve öğretmen ölçek puanları anlamlı olarak düşmüş (anne baba davranım sorunları puanı p=0.7’ye karşılık %36. p=0. ve daha küçük bir alt grupta (n=58) Trail-Making-Test (TMT-A) ve WISC-R Şifre alt testindeki değişim incelenmiştir. Pınar Öner*.2 olarak saptanmıştır.baba ve öğretmen Conners ölçeklerindeki hiperaktivite. anne. Atomoksetinin plasebodan etkili olduğunu gösteren birçok çalışma bulunmaktadır. natüralistik bir izlem ortamında atomoksetinin etkinlik ve yan etki profilinin geniş bir klinik populasyonunda incelenmesidir.001). Mg/kg olarak ilaç dozu tedaviye “iyi” yanıt verme ile ilişkili değilken.9. Ayrıca DEHB alt tipi.8. Atomoksetin potent bir norepinefrin geri alım inhibitörüdür ve dopamin üzerine anlamlı etkisi bulunmamaktadır.PB 68 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Atomoksetin Tedavisi: Naturalistik Bir Örneklemin Retrospektif Değerlendirmesi Özgür Öner*. DB olan olgular tedaviye daha az olumlu yanıt veriyor olabilir. dikkat eksikliği. Boston Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tedavisinde yer alan stimulan olmayan tedavilerden birisi de atomoksetindir. Çocuk Ergen Psikiyatrisi. Tartışma: Atomoksetin tedavisi DEHB’de etkin ve genel olarak kabul edilebilir yan etkilere sahip bir tedavi şekli olarak ortaya çıkmaktadır. tedaviye iyi yanıt verenlerin oranı (CGI 1 ya da 2) ise %45. diğerleri p<. Klinisyen tarafından doldurulan global klinik izlenimde tedaviyle değişim. Miray Akıncı*.

Diyarbakır 2.PB 69 Ağrı İlindeki Sağlık Çalışanlarının Şiddete Maruz Kalma Durumları Mahmut Bulut. Türkiye’de 2008 yılı itibarı ile 113.3 1. sağlık memuru. 2) www.Patnos Devlet Hastanesi. şiddete maruz kalındıysa şiddetin tipinin ne olduğu gibi bilgileri içeren bir anket hazırlanarak Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Ağrı ilindeki tüm devlet hastanelerine gönderildi. Anketi gönüllü olarak dolduran 567 olgu çalışmaya dahil edildi. Giriş: Şiddet “Kişinin kendisine ya da başka birisine. Ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılan çalışmalar yeterli düzeyde değildir. şiddete maruz kalınıp kalınmadığını.gov. Sözel saldırıya uğrayanların oranı %36. Anadolu Psikiyatri Dergisi.8(n=84) ve hangi tür saldırıya maruz kaldığını belirtmeyenlerin oranı ise %10.1’i(n=216) ise diğer yardımcı sağlık personelinden(güvenlik.¹ Sultan Berk Halmatov. Olguların %62. tıbbi sekreter. bir gruba ya da topluma karşı fiziksel gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi” olarak tanımlanmaktadır (1). Şiddetin nedenleri ve risk gruplarına yönelik çalışmalar yapılması.tuik. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü . hem sözel hem de fiziksel saldırıya uğrayanların oranı %14. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği. %28’ (n=159) hemşire.World Health Organization. %54’ü(n=308) bayandı. World report on violence and health. şiddetin önlenmesi yönünde daha etkin programlar geliştirilmesine yardımcı olacaktır.3 Abdullah Atli.151’i hekim olmak üzere toplam 389.4’ü(n=59) ebe. Kaptanoğlu C. teknisyen vs. %10. Olguların %9. Yöntem ve Gereçler: Ağrı ilinde bulunan sağlık çalışanlarına.7(n=208). Çeşitli sağlık kurumlarında ve sağlık meslek gruplarında şiddete uğrama sıklığı. Bulgular: Olguların %46’sı(n=261) erkek.6(n=60) idi. Ağrı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Biz bu çalışmada Ağrı ilindeki sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sıklığını araştırmayı amaçladık. Geneva.tr 3)Ayrancı Ü. Günay Y. Diyarbakır. Erzurum 3. diş hekimi ve eczacı) olmasına rağmen sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılmış çalışma sayısı çok azdır(2).9’u(n=56) sağlık memuru.494 sağlık personeli (hemşire. Yapılan çalışmalarda sağlık çalışanlarının %25-88’inin son bir yılda şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir(3). Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı.5’i(n=20) diş hekimi ve %38.3 Mehmet Cemal Kaya. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre 16 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir. 2002. Kaynaklar: 1) Krug EG et al. 2002. %49.) oluşmaktaydı. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı.3 Mehmet Güneş. %3. %9.4).Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.3 Aytekin Sır.2 Yasin Bez. Çalışmamızın sonuçları literatürle uyumluydu(%49. ebe.5’i(n=56) hekim.4’ü(n=280) ise son bir yılda en az bir kez şiddet olayına maruz kalmıştı.Atatürk Ünviversitesi Eğitim Fakültesi.4(n=8).3:14-54 . fiziksel saldırıya maruz kalanların oranı %1.5’i(n=354) çalışma hayatları boyunca. Yenilmez Ç.

.8’inde herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı konulmadığı görülmüştür.2’si cerrahi branşlardan istenmişti. %50’si ilkokul.2’sinde en az bir ruhsal patoloji saptanmış ve hastaların % 74. Tartışma Çalışmamızda dahili branşlarda konsültasyon isteme oranı cerrahi branşlardan yüksektir. Dahili branşlar arasında FTR ve endokrin. %23. %21. %40. konulan psikiyatrik tanılar ve verilen tedaviler ile ilgili bilgilere dosyalardan geriye dönük olarak ulaşılarak yapılmıştır. %32’si ortaokul-lise mezunu olduğu görüldü. Hasret Ozan Keser. Konsultasyon istem yazılarına bakıldığında.9’unun tarafınızca değerlendirilmesi istemiyle herhangi bir neden belirtilmeden konsulte edildiği.6’sı işsiz veya ev hanımı.5’inden psikiyatri konsültasyonu istenmiştir. Levent Atik Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Fiziksel hastalığı olanlarda ruhsal bozukluklar sağlıklılara göre daha sık görülmektedir. Olguların %9. Hastaların %60. Psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların %90. cerrahi branşlar içinde ise anestezi ve ortopedi en sık konsültasyon isteyen kliniklerdir.8 duygudurum bozuklukları. Fiziksel hastalığı nedeniyle yatan hastalarda konsültasyon hizmeti sayesinde psikiyatrik değerlendirme ve müdahale fırsatı sağlanmaktadır. %17.3’ü dul veya boşanmış.PB 70 Bir Üniversite Hastanesinde Yatan Hastalardan İstenen Psikiyatri Konsültasyonlarının Değerlendirilmesi Melek Cengiz.7’sinin anksiyete.8’i dahili branşlardan. duygudurum ve anksiyete bozuklukları oluşturmaktadır. yaş ortalaması 51. konsültasyonun istenme nedeni.6’sının gece uyuyamaması nedeni ile konsulte edildiği saptandı.3’ünün suicid girişimi. Nuray Atasoy.44±22 (5-87) idi. %10.3’ü (n=115) erkek. Hastaların psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda konulan tanılar arasında en sık %26.1’ine psikiyatrik tedavi önerilmiştir. Özge Saraçlı. konsültasyonu isteyen klinikler. hastaların % 25. %7. %14. %48. Bulgular: Çalışmamızın yapıldığı iki aylık süre içinde hastanemizde yatarak tedavi gören (n=8871) hastaların %2.3’ünün duygudurum bozukluğu ve %10.1’ine psikiyatrik ilaç önerilmiştir. %49. Genel nüfusta ruhsal bozuklukların yaygınlığı %16 iken. isteyen klinik.4’ü bekar. Yöntem: Bu araştırma 01/03/2012 ve 30/04/2012 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yatarak tedavi gördüğü süreçte psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların sosyodemografik bilgileri. %22. psikiyatrik tanı ve tedavilere göre dağılımı incelenmiştir. fiziksel tanıları. % 8’inin ajitasyon. Konsültasyonların %59. fiziksel hastalığı olanlarda %21-26 arasında bulunmuştur. Psikiyatri konsültasyonu istenen 224 hastanın %51.9 anksiyete bozuklukları yer almaktadır.8 organik mental bozukluklar. Konsulte edilen hastaların %74. Bunların çoğunluğunu madde kötüye kullanımı.7’si (n=109) kadın. isteme nedenleri. %22. Bu çalışmada hastanemizde psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların klinik ve demografik özellikleri.3’ü evli.2’si emekli.

126:51–90 Franke B. OR=2. Sonuçlar: SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi DEHB tanısından ziyade DEHB'li çocuğa sahip olma ya da bir diğer deyişle genetik olarak yüklü olma ile ilişkili olabilir.Waldman ID. OR=2. sinaptik iletim ve plastisite mekanizmalarında merkezi role sahip bir proteindir.doi: 10. bu faktörler yoksa bu yüklülüğün fenotipe yansımadığı düşünülebilir. Öte yandan rs1051312 polimorfizmi alel frekans ve oranları gruplar arasında anlamlı farklılık göstermedi. Seher Akbaş.Buna karşın riskli bireylerde diğer genetik ya da genetik dışı faktörlerin katkısıyla DEHB geliştiği.641.009. Katılımcılardan alınan periferik kan örneklerinde SNAP-25 gen polimorfizmleri (rs3746544. Asherson P et al.25).745. x2=5.Gruplar arasında alel frekansları ve alel varlığı oranları ki-kare testi ile karşılaştırıldı. Ahmet Rifat Şahin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Giriş ve Amaç: Sinaptozomal-ilişkili protein-25 (SNAP-25). p=0. Candidate gene studies of ADHD: a meta-analytic review.2011:1–28.30.The genetics of attention deficit/hyperactivity disorder in adults. x2=10. a review.884.001. DEHB'li çocukların ebeveynlerinden oluşan genetik olarak yüklü bir erişkin örnekleminde DEHB ile SNAP-25 geninin iki polimorfizmi (rs3746544.Molecular Psychiatry. Zeynep Yeğin.PB 71 Dehb Tanılı Çocukların Ebeveynlerinde DEHB ile SNAP-25 Gen Polimorfizmlerinin İlişkisi Ozan Pazvantoğlu.Faraone SV. Ebeveynlerin 108'i yaşamlarının hiç bir döneminde DEHB tanısı almazken (No-DEHB). Hum Genet 2009. Hasan Bağcı. 120'si ya çocukluk dönemlerinde ya da halen DEHB tanısına sahipti. çocukluk çağı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile bu proteini kodlayan genin rs3746544 polimorfizmi arasında anlamlı.0001.2011. Bulgular: Hem DEHB hem de No-DEHB grubu SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi alel frekansı açısından SK grubuna göre anlamlı farklılık gösterdi (sırasıyla.53. Koray Karabekiroğlu. . rs1051312) arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Bu çalışmanın amacı.2011.Bu polimorfizme ait T aleli bu yüklülük için risk aleli gibi görünmektedir. x2=16. Gökhan Sarısoy. Yöntem: En az bir DEHB'li çocuğa sahip 228 ebeveyn ve kendilerinde ve çocuklarında DEHB olmayan sağlıklı kontrol (SK) grubu (n=109) çalışmaya dahil edildi.Çalışmamızın sonuçları rs1051312 polimorfizmi ile DEHB ilişkisini desteklememiştir.Nov 22. p=0. Sezgin Güneş. Yakın tarihli bir metaanalizde.1038/mp. rs1051312 arasında ise nominal ilişki bildirilmiştir(1). Işıl Zabun Korkmaz. x2=6. Ficks C.206.05). p=0.017. OR=1. Ebeveyn grupları arasında ise alel frekansı ve alel varlığı oranları açısından anlamlı farklılık bulunmadı. OR=1. Kaynaklar: Gizer IR.138. Her iki ebeveyn grubu da SK grubuna göre daha fazla oranda T alleline sahipti (sırasıyla.Birden fazla bireyinde DEHB tanısı (ailesel DEHB) olan ailelerde DEHB için genetik yüklülüğünün daha fazla olduğu bilinmektedir(2). p=0. rs1051312) çalışıldı. Ömer Böke.

Kadir Arslan.48) ve devlet-üniversite(p=0. Bulgular: Araştırmaya katılanların %64. Altınbaş G. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışmakta olan araştırma görevlisi ve öğretim üyeleri ile Çanakkale Devlet Hastanesi'nde çalışmakta olan uzman hekimlere dağıtılmıştır. %65. Oral Et. Bu alanda.32) hastanelerinde saldırıya uğrama oranları benzerdi.6’sı (n=84) erkek. çalıştıkları kurum ve konumdan bağımsız olarak. Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre kat kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Mehmet Nezir İşleyen. ülkemizde bu alanda yapılmış araştırma sayısı kısıtlıdır.doç. Ayrancı Ü. 2011. %76. . bu sorunun çözümüne ilişkin çıkış yolları sağlayacağını düşünmekteyiz. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002.3.42).08). Yöntem: Araştırmacılar tarafından hekimlerin son 1 yılda uğradığı saldırıları baz alınarak hazırlanan anket formları .4). Hekimlerin %59.2008. Biz de buradan hareketle. fiziksel saldırıların yarısı(n=3) acil servislerde gerçekleşmişti.4’ü (n=85) üniversite hastanesinde.46) arasında karşılaştırıldığına anlamlı farklılık saptanmadı.Int J Soc Psychiatry. Cinsiyet dağılımı dahili-cerrahi bilimler(p=0. daha geniş örneklem ile daha kapsamlı. Hekimlerin büyük bir çoğunluğu uğradıkları saldırıların en önemli nedeni olarak kötü sağlık politikalarını görmekteydi(%83. Yenilmez Ç.7±8. n=31). Sözel saldırılar büyük oranda poliklinik odalarında gerçekleşmişken(%61.PB 72 Çanakkale İlinde Son 1 Yılda Hekime Yönelik Saldırıların Değerlendirilmesi: Bir Anket Çalışması Sedat Yelpaze.5’i(n=76) uzman/yard. Günümüze kadar birçok çalışmada sağlık alanındaki fiziksel ve sözel saldırılar farklı açılardan işlenmiş olmasına rağmen. Emel Peker.82) ve devlet-üniversite hastanesi(p=0.2’si (n=77) son bir yıl içinde en az bir kez sözel ve/veya fiziksel saldırıya uğradığını bildirmişti. Walters J. normal dağılmayanlar için Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. A survey of verbal and physical assaults towards psychiatrists in Turkey. Hekimlerin önemli bir bölümünün cinsiyet.8. yarısı (n=65)dahili branşlarda. Toplum ve Hekim. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Çanakkale Devlet Hastanesi’nde çalışan hekimlerine yönelik saldırıları birçok yönden incelemeyi amaçladık. 3:147-154.3 (ortanca 35 yıl) idi. dahili-cerrahi birimler(p=0. Günay Y. ülke genelinde yapılacak çalışmaların. sağlık sektörünü de ciddi bir biçimde etkilemektedir. Kaptanoğlu C. Saldırganların büyük çoğunluğu hasta yakınlarından oluşmaktaydı(sözel saldırı %40. %58.2’si evli(n=99).5). Kaynaklar: Adaş E. konumunda çalışıyordu. saldırılardan benzer oranda etkilenmesi ve uygulanan sağlık politikalarını var olan şiddet ortamının sorumlusu olarak görmesi oldukça çarpıcıdır. Anket doldurmayı kabul eden 130 kişiden elde edilen veriler SPSS'e girilerek tanımlayıcı istatistikler ve grupların sayısal değişkenlerinin karşılaştırmasında normal dağılım gösterenler için bağımsız grupların t-testi. Elbek O. Tartışma: Toplumda yaygınlaşma eğilimi gösteren şiddet. Çeşitli Sağlık Kurumlarında ve Sağlık Meslek Gruplarında Şiddete Uğrama Sıklığı. Elif Karaahmet. Hekimlere Yönelik Şiddet Üzerine Bir Değerlendirme.23:2:147-160 Altınbaş K. asistanuzman(p=0.n=65) ve neredeyse hepsi hekime yönelik şiddetin son yıllarda arttığını düşünmekteydi (%97. Kürşat Altınbaş Giriş: Sağlık ortamında hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son yıllarda artış gösterdiği düşünülmektedir.57(6):631-6. Türkcan A. Araştırma görevlisi-uzman/öğretim üyesi(p=0. Katılımcıların yaş ortalaması 36.

46.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir.02 şeklinde saptanmıştır. %2. **Seda Çağlı. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. duyuşsal duyarlık. duyuşsal anlatımcılık.**Ceyda Şenol. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. Bu doğrultuda hemşirelik bölümü öğrencilerinin genel anlamda sosyal beceri düzeylerinin yüksek olduğu söylenebilir. Sağlık Yüksekokulu. duyuşsal kontrol. Bu davranışlar genel olarak sosyal beceri olarak adlandırılmaktadır. duyuşsal anlatımcılık.**Hamdullah Omay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. 52. sosyal duyarlık. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330).**Özge Işıldar. Hemşirelik bölümü öğrencilerinin sağlık hizmeti verirken danışanla terapötik iletişim kurmaları son derece önemlidir. Envanterin bütününden alınabilecek en yüksek puanın 450 olduğu düşünülürse Katılımcıların dereceleme ölçeğinden almış olduğu ortalama 280. Hemşirelik Bölümü. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin sosyal beceri düzeylerini değerlendirmek ve bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu.59.31 puanın iyi bir puan olduğu kabul edilebilir.34. %89.8’i başarılı.8’i çok başarılı. 42. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Sosyal Beceri Envanteri kullanılmıştır. duyuşsal duyarlık. **Sinem Kaya. 44. %9. hemşirelik bölümü öğrencilerinin en yüksek puan ortalamaları sırasıyla.3’ü alkol kullanırken. Uşak Amaç: İnsan kişiler arası iletişim gereği ilişki kurduğu insanların duygularını. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır. **Cemile Demirel.41. Bu da bireyin bir takım becerilere sahip olmasıyla mümkündür. %90. 46. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır. düşüncelerini de anlamak ister. Tartışma ve Sonuçlar: Araştırma sonucuna göre. %48. %4.7’si kullanmamaktadır. sosyal kontrol.31 bulunmuştur. 46.PB 73 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Sosyal Beceri Düzeylerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün.5’i kısmen başarılı. %43. 3’ü evli 245’i ise bekârdır. 58’i erkektir. Bunların 190’ı kadın. sosyal duyarlık. **Huriye Hakut. .9’u sigara kullanırken. Alt ölçek puan ortalamaları ise. Örneklem grubunun %10. 48. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. Sosyal kontrol. sosyal anlatımcılık.26. sosyal anlatımcılık ve duyuşsal kontrol şeklindedir.1’i kullanmamaktadır. Katılımcıların Sosyal Beceri Envanteri toplam puan ortalamaları 280.

57:656–660.324:786. Occup Environ Med 2000. haysiyetine. European Journal of Work and Organizational Psychology. C. worker’s health. BMJ. those who can’t. 2001. H.10. bully. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında yaş.7’sinde anksiyete bozukluğu saptandı. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında komorbidite açısından fark yoktu.. .Bilgel N. Metod: Bu çalışmanın evrenini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İzmit Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır aynı işyerinde çalışmakta olan toplam 166 kişi oluşturmuştur. Aytac S.5’inde depresyon. %23. Sonuç: İşyerinde yıldırma ciddi sonuçlara doğuran bir durumdur ve kişilerde psikiyatrik hastalıklara neden olmaktadır. Psikiyatristlerin işyerinde yıldırmanın farkında olması kişilerin tedavisinde ve izleminde yararlı sonuçlar doğuracaktır.Field T. J Epidemiol Community Health. ekonomik olarak geçimini sağlamasına ya da bunların hepsine birden zarar verir(2). 443-465. Dünyada işyerinde yıldırmanın yaygınlığı %2. ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkisine. katılımcılara SCID-I uygulanmıştır. Elovainio M. Kaynaklar 1. Bunların da % 51. Cooper. Bullying in medicine.Godin IM. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanların %70. Bayram N. 4. 5. do. Türkiye’de ise oran %55 olarak bildirilmiştir(5). Yıldırmaya maruz kalanlar arasında psikososyal bozuklukların ve intihar eğilimlerinin yüksek olduğu ve bu kişilerin daha sık hastalık izni aldıkları belirlenmiştir(3). and labor instability.. 2002. Workplace bullying and sickness absence in hospital staff. Occupational Medicine 2006.Kivimäki K. & Faragher. Bulgular: Çalışmaya katılanların %58. mağdurun sağlığına.Hoel. Amaç: Psikiyatri polikliniğine başvuran psikiyatrik hastalığa sahip kişilerde işyerinde yıldırmanın sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada veriler olumsuz davranışlar anketi (NAQ-R) ve sosyodemografik veri formu kullanılarak elde edilmiş.The experience of bullying in Great Britain: The impact of organizational status. çalışma süresi ve gelir düzeyi açısından fark yoktu.58:258-9. 3. B. 2. Bullying. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarlarda psikiyatrik hastalık oranları istatistiksel anlamlı düzeyde fazlaydı.1’i erkekti ve %67’si lise ve üniversite mezunuydu. L.PB 74 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Çalışanlarda İşyerinde Yıldırma (mobbing) Sıklığı Elif Karaahmet* Ülkem Angın Öztürk** Özge Şimşekyılmaz Saraçlı*** Levent Atik**** Nuray Atasoy**** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD **Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ***Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: İşyerinde bir veya daha fazla kişinin genellikle bir kişiye yönelttiği uzun süreli ve tekrar eden olumsuz davranışlarla açıklanan işyerinde yıldırma (mobbing) olgusu(1).56:226– 231.7-67 gibi geniş bir aralıkta bildirilmiştir(4). Vathera J. 2004. Bullying in Turkish white-collar workers. Those who can.4’ü işyerinde yıldırmaya maruz kalmaktaydı.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kullanılan başa çıkma yöntemleri: Bir ön çalışma. Hasta ile ilgilenme yılı ile tükenmişlik arasındaki ilişkiye bakıldığında. J Pediatr. 2. Deneklere Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). Kaynaklar: 1. Tufan A. psikiyatrik sorun yaşayanlar da sorun odaklı başa çıkma ve davranışsal olarak boş verme yöntemlerini tercih ediyorlardı. 3. 20 anne ve 18 babadan oluşan toplam 38 ebeveyni çalışmaya alındı. Anadolu psikiyatri dergisi. kronik seyirli. tükenmişlik ve kaygı düzeyleri ile bunlarla ne ölçüde ve nasıl başa çıkabildiklerini araştırmaktır.2). 2008. Köroğlu E. Baş Etme Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve hasta yakını anket formundan oluşan testler uygulandı. Şener Ş. Ankara Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DHB). 9:217-223. Çalışmamızın amacı. ebeveyn veya bakım verenlerde de damgalanma ve tükenmişliğe neden olabilen zorlu bir hastalıktır (1. sürenin artışı ile hastanın tedavisinde güçlük çekme. Baskı 2007. Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu. Sözel şiddete maruz kalanlar inkârı. Durumsal ve Sürekli Kaygı Envanterleri (STAI. çalışmayı gönüllü olarak kabul eden. tedavisi güç ve yaşam tarzını olumsuz etkileyebilen. Bulgular: Çocuğunun hastalığı dolayısıyla kendisinde psikiyatrik sorunların oluşması. İstanbul ** Maltepe Üniversitesi Psikiyatri AD.Form I ve II). sağlıklı.PB 75 Dikkat Eksikliği ve Bozukluklu Çocuk ve Gençlerin Ebeyenlerindeki Çaresizlik. çocuğu tarafından fiziksel şiddete maruz kalma. Eğitim yılı 9+/-8) . toplum tarafından damgalanma yaşama ve dışlanma oranı babalara göre annelerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Güleç C.Madde Bağımlılığı birliktelik riskini akla getirmektedir. Damgalanma yaşayanlar ise belli bir alt başlık kullanmıyordu. 18:283-291 . düzenli çalışanlar işsizlere göre daha çok şakaya vurma yöntemini kullanıyordu. okuryazar (ort. hastanın davranışlarını denetlemede güçlük çekme. Erdem M. Anksiyete ve tükenmişlik derecelerinin DHB ile geçirilen süreden ve sosyoekonomik koşullardan olumsuz etkilendiği ve bu koşulların başa çıkma yöntemlerini de değiştirdiği açıktır. 18-65 yaş arası. Maddi sorun yaşayanlar anlamlı olarak daha fazla aktif başa çıkmayı. Öğrenim yılı ile dini olarak başa çıkma arasında negatif anlamlı ilişki vardı. %92'si evli ve yaş ortalaması 41+/-13 olan. Akın B. Ayla Aysev***. DHB ebeveyninin sorunlarla başa çıkma yöntemleri arasında madde kullanmının yüksek oluşu da DHB'nin genetik yatkınlığını ve yine DHB. İstanbul ***Ankara Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı AD. Aytül HARİRİ**. dolayısıyla sadece hastada değil. 2009. Ankara. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde tükenmişlik düzeyleriyle kısa ve uzun etkili metilfenidatın bu tükenmişliğe etkisi. Durukan İ. fiziksel şiddete maruz kalanlar ise plan yapmayı. Sarıpınar E. dini olarak başa çıkma ve madde kullanmı arasında anlamlı ilişki olduğu belirlendi. DHB ile izlenen çocuk ve ergen hastaların ebeveynlerindeki çaresizlik. Tükenmişlik ve Kaygı Düzeyleri ile Bunlarla Başa Çıkma Yolları Gülnihal Gökçe ŞİMŞEK*. özellikle de sorun odaklı başa çıkma yöntemini kullanıyorken. Yöntem ve Gereçler: Çocuk ruh sağlığı polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı kriterlerine göre DHB tanısı ile takip edilen 6-18 yaş grubu çocuk ve ergenlerin. hastaya acıyarak davranma ya da dışlama ve ebeveynin madde kullanım sıklığı doğru orantılıydı. Psikiyatri Temel Kitabı 2. BAÖ ile COPE sonuçları karşılaştırıldığında ise yüksek anksiyete puanları ile sorun odakli başa çıkma. Tartışma ve sonuçlar: DHB ile yaşamanın özellikle annede belirgin olmakla birlikte ebeveynlerde hem tükenmişliğe hem de dangalanma hissine neden olacak düzeyde zorlayıcı bir durum olduğu görülmüştür (3). Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi.

Araştırmada erkeklerin kızlara göre. Bu çalışma. bireyin içinde bulunduğu grubun etkisi ile bir şeyi yapmak için arkadaşları tarafından zorlanması veya cesaretlendirilmesi olarak tanımlanan bir şiddet davranışıdır. Gereç ve Yöntem: 2012 yılında Muğla ili Fethiye ilçesinde yapılan araştırmada evreni temsilen Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi. Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi'nin X=64. sınıf. boş zamanlarını televizyon izleyerek geçiren. Ergenlik. Bu değişkenlere göre ölçek puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0. Bulgular: Öğrencilerin %53.0’ının aile ilişkisini “çok iyi” olarak tanımladığı bulunmuştur.7’sinin anne ve babasının sağ ve beraber olduğu. Fethiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi ve Karaçulha Çok Programlı Lisesi seçilmiştir. % 63. ailesi ilgisiz olan.93.1’inin özgüven algısının “çok”. %56.0’ının 16-17 yaş arası ve %62. %34. Lise Öğrencisi. Anahtar Sözcük: Akran Baskısı. %54.1’inin okul başarısının “orta” düzeyde olduğu belirlenmiştir. Verilerin analizinde yüzdelik hesaplamalar ile Kruskal wallies ve t-testi kullanılmıştır. ailelerden yazılı onam alınabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 440 öğrenci ise örneklemi oluşturmuştur.0’ının anne eğitim durumu ilköğretim olup. Veriler sosyodemografik değişkenlere ilişkin sorulardan oluşan anket formu ve Kıran (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan 34 soruluk “Akran Baskısı Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır. Ergenlik pek çok riski taşıyan zorlu bir geçiş dönemidir ve akran baskısının daha çok ergenlik döneminde ve gençlerin zamanının çoğunu geçirdiği okul ortamı ile arkadaş gruplarında görüldüğü belirtilmektedir. %85. Ayrıca.52.05±22.8’inin ailesinin genel tutumunu “ilgili”. % 51. Bu okullarda eğitim gören toplam 2297 öğrenciden.99±31. Ayrıca. okul başarısı ve aile ilişkileri kötü olan ve aile gelir durumu düşük olan öğrenciler ile arkadaş düşüncesini önemsemeyen ve hayır demede zorlananlarda akran baskısı puanları daha yüksektir.05). arkadaş sayısı ve özgüveni az olan.9’unun erkek.99±22. Karaçulha Çok Programlı Lisesi'nin X=52. %37. %71.05).5’inin 1. Akran baskısı ölçek puan ortalamaları Fethiye Teknik Endüstri Meslek Lisesi'nin X=56. Öğrencilerin %41. .85 olarak saptanmıştır.PB 76 Lise Öğrencilerinde Akran Baskısı Fadime Funda Erdil*. lise öğrencilerinde akran baskısının araştırılması ve bazı demografik değişkenler açısından analizi amacıyla yapılmıştır.8’inin ekonomik gelir algısının “orta düzey” olduğu saptanmıştır. Anadolu Lisesi öğrencilerinin ise genel lise ve meslek lisesi öğrencilerine göre daha fazla akran baskısına maruz kaldıkları saptanmıştır ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0. %52. Sibel Coşkun** * Fethiye Esnaf Hastanesi ** Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Giriş ve Amaç: Akran baskısı.7’sinin 2 kardeş olduğu.8’inin samimi olduğu arkadaş sayısının “4 ve daha fazla”.

İzmir ***Ege Üniversitesi Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık AD. Olguların alınan tükürük örneğindeki hücrelerden tanıya kör araştırmacı tarafından DNA izolasyonu gerçekleştirildikten sonra. I49V ve G143E GEN POLİMORFİZMLERİ) mutant veya heterozigot olanlar polimorfik olarak değerlendirilmiştir. kromozomun olması YGB+DEHB olan olgularda CES-1 enzim sisteminin araştırılması gerektiğini düşündürmektedir. MPH’ ın YGB alt tipleri arasındaki farklı yanıt ve CES1 gen polimorfizmi ilişkisinin YGB spektrumundaki klinik ve etyopatolojik çeşitliliğe de ışık tutabileceği öncü bir çalışmadır. İzmir ****Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Prevantif Onkoloji AD.PB 77 Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Hiperaktivite Semptomlarına Metilfenidatla Yetersiz Yanıt: CES1 Polimorfizminin Rolü var mı? Ülkü Akyol Ardıç*. Yöntem: Çalışmaya 7-12 yaş aralığında 25 DEHB+ Yüksek Fonksiynlu Otizm. 22 DEHB+Otizm olan olgu ve 34 pür DEHB olan kontrol grubu olarak alınmıştır. Ankara Giriş: Otizm ve diğer Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (YGB) gerek bireyin gerekse ailenin ve toplumun yaşam kalitesini derinden etkileyen bozukluklardır. Duygu Aygüneş**. . MPH temelde Karbosilesteraz-1 (CES-1) enzim sistemiyle metabolize edilmektedir. CES-1 geninin 16. Deniz Yüce****. kromozomdan kodlanması. CGI-I yanıtı polimorfizm ilişkisine bakıldığında. S75N. CES-1 için genotip belirlemesi yapılarak (CES-1 R199H. Eyüp Sabri Ercan*. Bulgular: Çalışma gruplarının polimorfizm dağılımlarına bakıldığında POLR199H açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu (p=0. Olguların iki hafta boyunca ilaç kullanmaması sağlanıp MPH verilerek tükürük örnekleri alınmıştır. Buket Kosova** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji AD. DEHB tedavisinin klasik ilacı olan Metilfenidat (MPH) ise YGB olan olgularda pür DEHB olan olgulardan daha az etkili olmakta ve kötü tolere edilmektedir. 22 DEHB+Hafif Düzey Mental Retardasyon. 20 DEHB+Asperger Bozukluğu. PolR199H açısından tedavi yanıtı kötüleşenlerin polimorfik olduğu ve anlamlı farklılık bulunduğu belirlenmiştir (p=0. YGB olan olgularda % 50 oranında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) komorbiditesi olduğu bilinmektedir. DEHB+YGB olan olgularda MPH’ a yetersiz yanıtın veya olumsuz yan etki profilinin CES-1 enzim sisteminin genetik yapısındaki bir bozukluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ise bugüne kadar hiç araştırılmamıştır. Elif Ercan***. klinisyen ise Klinik Global İzlem Ölçeği –İyileşme (CGI-I) ve yan etki değerlendirme ölçeğini doldurmuşlardır. Tartışma: YGB+DEHB olan olgularda pür DEHB ya da DEHB+ Hafif Düzey Mental Retardasyon olan olgulardan daha düşük MPH yanıtı elde edilmiştir.002) görülmüştür. DEHB ve YGB’dan sorumlu olduğu öne sürülen ortak gen lokuslarının arasında 16.01). MPH verildikten sonra anne-babalar Turgay DEHB Ölçeğini.

hemşireler hekimlere göre sağlık personeli. Nermin Gürhan 2. sürekli bir eğitimin verilmemesi nedeniyle sağlık çalışanları farklı tutum ve davranış sergileyebilmektedir. uygulayan ve uygulanan üzerinde olumsuz fiziksel ve psikolojik etki yaratabilmektedir. yasal boşluğun olması. hemşireler hastanın şiddet içerikli davranışlarında artış olmaması için mutlaka fiziksel/kimyasal tespit yöntemlerinin kullanılması gerektiğini belirtmekte. hangi durumda hangi tespit yöntemi tercih edilmeli sorusuna halen cevap bulunamamış olmakla birlikte uygulamalar hakkında hem ülkemizde hem de dünyada yeterli araştırmaların yapılmadığı da görülmektedir. Bulgular: Hemşireler fiziksel tespiti daha çok tercih etmekte. Burhanettin Kaya 3 1 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. kendine ve çevresine zarar vermesine neden olabilmektedir. Uygulamada belli bir standardın olmaması. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. hekimler kimyasal tespitin tercihi hastanın yaşına ve kilosuna göre ayarlanması gerektiğini düşünmekte. hasta ve hasta yakını arasında yaşanan iletişim sorunlarının tespit kullanımını artıracağını düşünmektedirler.PB 78 Psikiyatride Kullanılan Hasta Tespit Yöntemleri Ve Hemşire Ve Hekimin Hasta Tespiti İle İlgili Görüşleri Yasemin Ucun 1. hasta ve hasta yakınından onam alınması konusunda ise çekimser davrandıkları görülmektedir Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına baktığımızda belirtilen görüşler klinik uygulama arasında farklılıkların olduğu. Tespit kullanımında yasal ve etik konular hakkında her iki meslek grubu da birbirine yakın cevap verirken. Uygulamada etik ve hukuki sorunlar yaşanabilmekte. Tespit uygulamasına kimin karar verdiği. Yöntem: Çalışmaya üniversite ve sağlık bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan 53 klinik hemşiresi 55 araştırma görevlisi hekim alınmıştır Bu araştırmada veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 25 soru içeren bir anket ile elde edilmiştir. Ankara Giriş ve Amaç: Psikiyatri hastaları istekleri dışında tedavi olmak durumunda kalabilmekte ve zorla hastanede alıkonulabilmektedir. İstatiksel değerlendirmede Fisher’s ve Pearson ki-kare testi kullanılmıştır. bu nedenle hemşire ve hekimlere uygulama konusunda büyük rol ve sorumluluklar düştüğü anlaşılmaktadır . uygulama hakkında sağlık çalışanlarının yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları. Bu araştırma psikiyatride çalışan hemşire ve hekimlerin tespit yöntemlerinin kullanımına ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. hemşireler şiddet ve saldırganlık içeren davranışların olması durumunda fiziksel yada kimyeasl tespiti daha çok tercih etmekte. Bu nedenle fiziksel-kimyasal tespit yöntemleri güvenlik amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Bu durum hastanın saldırgan davranışlar sergilemesine.

Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Bağcılar EAH psikiyatri polikliniğine 2008 Ocak ile 2010 Aralık ayları arasında başvuran hastalar alınmıştır.37±7. (p<0.77 2.22’ydi (18-54 arası). medeni durum ve eğitim düzeyi ile Yale Brown skoru.37±7.23±0. %33’ünde ise cinsel istismar belirlenmiştir. Disosiyatif bozukluklar psikiyatride çoğu bozuklukla birlikte görülebilen ama özellikle borderline kişilik bozukluğu. Mahir Akbudak. Hastalara yapılan Yale Brown ölçeği ortalama skoru 23.PB 79 Obsesif Kompulsif Bozukluğu Olan Hastalarda Disosiyatif Belirtiler ve Çocukluk Çağı Travması Hasan Belli.56) yüksek çıkması göz önüne alındığında OKB hastalarında travmatik yaşantıların önemli olduğu ve klinik olarak bir anlam ifade edebileceği söylenebilir. çocukluk çağı travması ölçeği ortalama skoru 2.8’i (n=42) ev hanımıydı.( Tablo 2) Tablo 2: Ölçekler puan dağılımı Min-Max Mean±SD Yale Brown 3-40 23.40-3. Çalışmada 40 sorudan oluşan çocukluk çağı travması ölçeği. DIS-Q ile Çocukluk çağı travması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. (p>0. Sonuç olarak OKB hastalarının ilaç ve bilişsel davranışçı terapiyle tedavisi sürecinde disosiyatif belirtilerin tedaviye dirençte önemli bir parametre olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.05) Yale Brown ile DIS-Q arasında %27.56 Hastalığın süresi ile DIS-Q ve çocukluk çağı travmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.27. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya 60’ı kadın. konversiyon bozukluğu ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile birlikteliği sık olan bir bozukluktur.76.56 bulundu.47±67. .76 CTQ 1.58 (2. DIS-Q skoru.05) (Tablo 3). % 71. Cenk Ural. Hastaların yaş ortalaması 31. Çalışmaya ilk kez psikiyatri polikliniğine başvuran ve DSM-IV-TR kriterlerine göre OKB tanısı alan 78 hasta alınmıştır. % 53. DIS-Q ortalama skoru 2.38±0.87 2. İstanbul.27-4. Hastaların %41’i (n=35) ilkokul mezunu. Filiz Kulacaoğlu.27 DİS Q 1. Tartışma: Çalışmamızda özellikle Yale Brown ile DIS-Q puanları önemli oranda korelasyon göstermiştir.8 oranında istatistiksel olarak pozitif ilişki saptandı. Bizim çalışmamızda CTQ puanları ile Yale Brown arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı ama CTQ ortalama skorunun (2.8’i (n=56) evli. Ortalama hastalık süresi 82.38±0. Amaç: Türkiyede disosiyatif bozukluğu olan hastalarla yapılan bir çalışmada hastaların %46’sında fiziksel istismar. Çocukluk çağı travması skoru arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı.(p>0. Bu çalışmanın amacı OKB’si olan hastalarda disosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travması sıklığının araştırılmasıdır.05) Cinsiyet.23±0. 18’i erkek toplam 78 hasta alındı. disosiyasyon ölçeği(DIS-Q) ve Yale Brown obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği(Y-BOCS) kullanılmıştır.384) ay bulundu.38±0.

24 iken. Komorbidite oranlarıda literatürle uyumludur ve en sık major depresyon olarak tespit edilmiştir. Hastaların birinci derece akrabalarında OKB tanısı bulunduğu belirlenmiştirki. %2. DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre OKB tanısı almış 82 hasta alınmıştır. %26. %52. Emrah Karadere*. . %18. Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne Ocak 2011 ile Kasım 2011 tarihleri arasında başvuran.4 (2)’ü cinsel obsesyon şeklindeydi. Sosyodemografik veri formu.4( 43)’ü bulaş-kirlilik tipi. Hastaların ortalama eğitim süresi 10. Klinik özelliklere baktığımızda en sık görülen bulaş-kirlilik tipi obsesyon ve temizlik-yıkanma tipi kompülsiyon literatürle uyumlu bulunmuştur.1(5)’i dua-tövbe etme tipi kompülsiyon şeklindeydi. M. %2.5-3) olduğunu göstermektedir. Hastaların obsesyon tiplerinin dağılımı. %36.45 yıl iken ortalama başlangıç yaşı 24. Dr. Sırasıyla en sık görülen ektanılar. Ortalama hastalık süresi 7.4 (11)’si tekrarlama tipi. Yöntem: Çalışmaya.Hakan Türkçapar* *Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Amaç: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) yapılan ilk epidemiyolojik araştırmalarda.7(58)’sinde aile öyküsü yokken. %6. %61(50)’i evli.96±7. Major Depresyon %28(23).8(22)’inde birinci derece akrabalarında OKB mevcut idi. Hastaların %70.4(2)’ü boşanmıştı.29±10.6(30)’sı bekar. son dönemde yapılan çalışmalar sanılanın aksine OKB’nin yaygınlığının sık (%2. %52. Hastalara SCID-I. Sosyal Anksiyete Bozukluğu %7.3(6) olarak tespit edildi. %22 (18)’si kontrol tipi.32±8. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) %14. %13. Kompülsiyon tipleri açısından ise dağılım.8(8)’i dini.6(12).05’ti. buda literatürle uyumlu gözükmektedir.3(15)’ü şüphe tipi. eğitim düzeyi literatürle benzerlik göstermekle birlikte cinsiyet dağılımında belirgin olarak literatürden farklılık tespit edilmiştir.2 (19)’si erkek. %9. Hastaların yaş ortalaması 32. Bulgular: Çalışmaya katılan 82 hastanın %23. nadir rastlanan bir bozukluk olduğu düşünülmekteyken. Tartışma ve Sonuçlar: Hastalığın başlangıç yaşı. %76. Yasir Şafak*. Hastaların %36.78 yıldı.4 (43)’ü temizlik-yıkanma tipi .6 (30)’sında tek başına OKB görülürken.39±3.PB 80 Obsesif Kompulsif Bozuklukta Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerin Değerlendirilmesi Erkan Kuru*. Bizim bu çalışmadaki amacımız da OKB tanısı almış hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesidir. M. Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği-Semptom listesi (YBOC-SC) uygulanmıştır.4) komorbid başka ruhsal rahatsızlıklar vardı. diğer hastalarda (%63. medeni durum.Bengü Yücens*.8 (63)’i kadındı.

Çalışmalar arasındaki farklılık yöntemsel farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir.Oğuzhanoğlu* *Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Bu çalışmanın örneklemi 40 OKB hastası ve 39 kontrolden oluşuyordu. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve PEBL-BKT(Psychology Experiment Building Language. p=0. OKB hastalarının bu testte bozuk performansa sahip olduğunu bildiren birçok çalışma olmasına rağmen. Osman Özdel*.330. p=0. Bulgularımız genel olarak OKB hastalarının BKT performanslarının kontrollerden farklı olmadığını göstermiştir. bizim bulduğumuz gibi bozuk performans göstermediğini bildiren çalışmalar da mevcuttur.05).075). Gülfizar Varma*.249. USA Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında karar verme süreçlerinde bozukluklarının olduğu bilinmektedir.BKT4 (F=0. Mueller**. OKB li hastaların bu bozuklukları ölçtüğü düşünülen Bechara kumar oynama testinde kötü performanslar gösterdiği bildirilmesine rağmen.PB 81 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Bechara Kumar Oynama Testi Performansları Selim Tümkaya*. BKT3 (F=3.p=0. Filiz Karadağ*. p=0.113) seviyelerinden hiçbirinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı.567). Shane T.764). BKT1 (F=0. BKT2 (F=1. Nalan K. p=0. Denizli **Michigan Üniversitesi Psikoloji AD.566. .287). Figen Ateşçi*.BKT5 (F=2. cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından birbirlerinden anlamlı farklılık göstermiyorlardı (tümü p>0.149.Bechara kumar oynama testi) uygulanmıştır. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D).091. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği. Gruplar yaş. Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A). tersi sonuç bildiren çalışmalar da mevcuttur.

cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından gruplar birbirlerinden farklılık göstermiyorlardı (P>0.946) ve bilişsel farkındalık (t= . p= 0.000)alt ölçeklerinde anlamlı farklılıklar gösteriyorlardı. bilişsel güven (t= -2. p= 0.152. p=0. Filiz Karadağ. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında bilişsel bozuklukların yanı sıra üstbiliş bozukluklarının da görüldüğü bildirilmiştir. Üstelik bu bozuklukların obsesyon ve kompulsiyonların gelişiminde rolü olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı OKB hastalarını üstbiliş işlevleri açısından sağlıklı kişilerle karşılaştırmaktır.05). Osman Özdel. Yaş. OKB hastaları ÜBÖ nün olumlu inançlar (t= -.234.392. Gülfizar Varma.028).000). Bu çalışmanın örneklemi 51 OKB hastası ve 46 kontrolden oluşuyordu.067.1.167) alt ölçeklerinde kontrollerden farklılık göstermezken. .PB 82 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastalarda Üstbiliş İşlevleri Selim Tümkaya. Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A). kontrol edilmezlik/tehlike (t= -6.5. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D). Bulgularımız OKB hastalarının bozulmuş üstbiliş fonksiyonlarına sahip olduğunu göstermiştir.098. Figen Ateşçi.Oğuzhanoğlu Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve Üstbiliş ölçeği (ÜBÖ) uygulanmıştır. p= 0. düşünceleri kontrol ihitiyarcı (t= . Nalan K. p= 0. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği.

Hastaların %86.7’sinde tetkik yapılmıştı. YAB için %34.4’ünde YAB olduğu ortaya çıkmaktadır. Oğuz KARAMUSTAFALIOĞLU Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Amaç: Birincil amacı. Anket sorularını anlamaya veya açık ve net cevaplar vermeye engel olacak düzeyde kognitif bozukluğu bulunanlar hariç tutulmuştur. YAB dışında başka bir psikiyatrik bozukluğu olanların oranı %72.5’u yalnız SNRI ve %8.9’u yalnız SSRI.6 kalp hastalığı.3’ü herhangi bir sebep ile acil servise başvurmuş.6’sı son 6 ay içinde YAB için tedavi almakta. Yöntem ve Gereçler: 2011 yili son 6 ayi ve 2012 ilk 6 ayi arasinda yapılan ve prospektif müdahalesiz anket çalışması olarak tasarlanan çalışmaya Ankara Numune ve Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastaneleri Psikiyatri Kliniklerine başvuran 18 yaşından büyük.4 hipertansiyon.3’ü hastaneye yatırılmıştı. Hastaların %42.9 mide/sindirim sistemi hastalığı. bunların %55.86±12.2’ydi. çalışmaya katılmaya olur veren bireyler alınmış ve geçmişe yönelik bilgilerinin sorulduğu çalışma anketi uygulanmıştır. %25. yüksek tansiyon gibi şikayetlerle hastaneye ayaktan başvuran hastaların oranı % 77. %20. .3’ünde obsesif kompulsif bozukluk. YAB olan hastalar hem komorbid psikiyatrik hastalıkların sıklığı hem de yeterli tanı ve tedavi olamamaları nedeniye sağlık sistemini çok fazla kullanıyor olabileceği düşüncesiyle yapılan bu çalışmada literatüre uygun biçimde eştanılı psikiyatrik hastalıkların yüzdesi yüksek bulunmuştur (%72.4 idi.7’sinde psikiyatrik hastalık harici eşlik eden bir hastalık mevcuttu. %25’i SSRI+benzodiazepin. Hastaların %55. Sheehan Yetiyitimi Değerlendirmesi puanındaki değişim ve hastanın mesleki etkinliği. Anksiyete bozuklukları için özgün tanı konma oranları %35-65.7’sinde tetkik yapılmıştı. Bu yazıda YAB olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması amacı ile yapılmış olan çalışmanın ön sonuçları verilmektedir. Son 6 ay içinde hastaların %9.PB 83 Yaygın Anksiyete Bozukluğu Olan Hastalarda Uygun Olmayan Tanı ve Tedavi Nedeniyle Meydana Gelen Hasta Yükünün Değerlendirilmesi Nesrin DİLBAZ. YAB tedavisi alanların %36. çeşitli sebepler ile başka bir uzmana konsültasyona gönderilen hasta oranı ise %46. bunların %86.3’tü. sosyal yaşam ile boş zaman uğraşıları ve aile yaşamında görülen yeti yitimi üzerine katkısı ve hastanın hastalık şiddeti ile ilişkili yaşam kalitesi değerlendirilecektir.2’si ise herhangi bir tedavi almamaktaydı. bu hastaların %53.3’ü SSRI+antipsikotik almaktaydı. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması olan çalışmamızda ayrıca uygunsuz tanı ve tedavi nedeni ile oluşan maliyet yükü. Sosyal fobi için % 24’tür. %7. %5. %9.1’inde bipolar bozukluk mevcuttu. DSM-IV tanı kriterlerine göre YAB teşhisi almış olan. Son 6 ay içinde kalp çarpıntısı.6’sında panik bozukluk.2’si YAB tedavisi dışında bir tedavi almakta.2) Bu hastaların % 50‛sinin tanı aldığı ve tanı alanların da %50‛sinin gerekli tedaviyi alabildiği düşünülmektedir. % 5. Sonuçlar: Çalışmaya ortalama yaşları 44. %18.32 yıl olan 97 hasta (%73.2’si kadın) alındı. %8. %11 hipertansiyon+diyabet. Tartışma ve Sonuçlar: Literatürlere göre Türkiye’de herhangi bir somatik problemle birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran kişilerin %22.7’sinde majör depresyon. %14.

0001. başarılı sosyal ilişkiler kurmak hızla değişen sosyal işaretlerin istemli bir çaba sarfetmeden tanınmasını gerektirir. p = . 49] = 5. 49) = 34.PB 84 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Sosyal İşaretleri İstemsiz Dikkat ile Farketme Düzeyleri Selim Tümkaya*.38. p < .71. ηp2 = . Obsesif kompulsif bozukluklu (OKB) hastaların sosyal fonksiyonlarında bozuklukların olduğu düşünülmekte. Bulgularımız bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda OKB hastalarının bakış etkisine kontrollerden daha az hassas olduğunu göstermektedir. Bu amaçla sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınmasını ölçmek için özel olarak geliştirilmiş olan Sosyal mesafe muhakeme etme testinin bir versiyonunu kullandık (SMMT).41). Gülfizar Varma*.0001.82.test hem OKB hastalarının hem de kontrollerin karikatürlerin birbirine baktığı pozisyondaki mesafeleri daha yakın algıladıklarını gösterdi (Kontroller: t(25 ) = -5. 2x2x2 ANOVA 3 yönlü (Postur-bakış zıtlığı x bakış yönü x grup) bir ilişkinin varlığını gösterdi (F [1. Bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda bakış yönünün etkisi anlamlıydı (F(1. Daha dikkat çekici olan bakış yönünün postüre zıt olduğu pozisyonda. Bu konuda.080).021. Oysaki günlük hayatta. Çalışma gruplarımız yaş. birbirlerine bakmadıkları pozisyonlardaki mesafelere göre daha kısa algılanması esasına dayanmaktadır. Osman Özdel*. OKB: t(24) = -2. bu illüzyon daha şiddetli görülebilecektir.104). bugüne kadar OKB hastaları ile yapılmış olan çalışmalarda birbirleri ile çelişen sonuçlar bulunmuştur. Bu nedenle istemsiz dikkat sosyal işlemlemede önemle bir role sahiptir.24. Filiz Karadağ*.045. p = . Fakat bu etki OKB hastalarında kontrollere göre anlamlı olarak daha zayıftı. ηp2 = . Bu bulgular OKB hastalarının sosyal işaretleri istemsiz/spontan dikkat ile fark etme bozukluklarının olduğunu düşündürmektedir. T.032). Ayrıca anlamlı bakış x grup ilişkisi bulundu (F (1. Figen Ateşçi*. .61. p = . fakat bu bozuklukların mekanizması bilinmemektedir. Postür ve bakış aynı yönde olduğunda. Bakış yönü OKB ve kontrol gruplarının mesafe algılaması değiştirmiyordu.009).35. Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu* * Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Hull Üniversitesi Psikoloji AD. p < . cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından anlamlı farklılık göstermeyen 25 OKB hastası ve 26 kontrolden oluşmaktaydı. p = 0. Bu test karikatürlerin birbirlerine baktıkları pozisyonlarda karikatürler arasındaki mesafelerin. ηp2 = .21. Fakat tüm bu çalışmalarda kullanılan yöntemler. bakış yönünün etkisi anlamlı değildi (F(1. ηp2 = . Bu bilgilerin ışığında biz Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınınma süreçlerini araştırmayı amaçladık. 49) = 4. Tjeerd jellema**. vakaların sosyal işaretleri değerlendirmesi için istemli dikkatlerini kullanmalarını yeterli kılmaktadır. 49) = 1.

5(%6. Distimi tanısı dental fobik grupta 2 hasta.Locker D. Psychophysiological reactions in dental phobic patients with direct vs. Diş hekimi korkusu geçmişten günümüze uzanan ve gelecekte de hastaların diş tedavisinden faydalanmalarına engel teşkil edeceği düşünülen bir olgudur.1)’inde (major depresyon tanısı kondu. 2(2.6) özgül fobi kan-enjeksiyon-yara tipi ve 24(%31. 4. Dental fobisi olan 76 hastadan 32(%42.05). 1. ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Epidemiyolojik çalışmalar popülasyonun %4 ile %16’sinde dental tedavi konusunda sorun olarak kabul edilebilecek düzeyde korku ve anksiyete olduğunu düşündürmektedir(1. 1(%1.Lundgren J. Latif Ruhşat Alpkan *Kars Devlet Hastanesi. 21(%27. 11(%14. Dental anksiyete. 3(%3. indirect fear acquisition. Bulgular: Anksiyete bozuklukları açısından eştanı olarak karşılaştırıldığında. Dental fobisi olmayan grupta ise 14(%16. Community Dent Oral Epidemiol 2001. 37(%48. Dental anxiety among patients prior to different dental treatments. Aynı evrenden gelişigüzel seçilen bu kişilere SCID-I uygulanarak diğer anksiyete bozuklukları eştanısı araştırıldı.9)’unda major depresyon tanısı kondu. 109: 172-177. Berggren U. Berggren U.7) özgül fobi doğal-çevre tipi. Eur J Oral Sci 2001. 42(%55.3) özgül fobi hayvan tipi.Stabholz A. örneklem grubunda 40(%48. Diş hekimi korkusunun sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğu düşünülürse diş hekimi fobisi tedavilerinin etkinliğini optimize etmenin kişisel ve sosyoekonomik yararlar sağlayacağı düşünülebilir(4). Bu hastalara sosyodemografik veri formu ve Dental korku skalası verildi. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Bahçelievler Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde çalışma hakkında bilgilendirilip katılmayı kabul eden 600 hasta alındı.3)obsesif kompulsif bozukluk. Psychophysiological reactions in dental phobic patients during video stimulation. fobik olmayan grupta ise 1 hastada saptandı. Şeref Özer. 2. diş tedavisini ve dişhekimlerinin rahat çalışmasını engelleyen önemli bir sorundur. Gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı(P>0. Sonuçlarımız literatürle uyumludur.Carlsson SG. 3.6) agorafobi ile birlikte panik bozukluk. Anksiyete bozukluğu başta gelirken bunu duygudurum boukluğu izlemektedir. DSM-IV kriterlerine göre düzenlenmiş olan yapılandırılmış görüşme formu SCID-I kullanılarak Dental Fobi tanısı kondu.49: 90-94. Yüksel Kıvrak**. Kontrol grubuna DFS ölçeğinden 54 ve altında olanlar alındı. Psychological disorders and dental anxiety in a young adult population. Yaygın görülen bu durumun tesbit ve tedavi edilmesinin koruyucu ve tedavi edici diş sağlığı hizmetlerini olumlu etkileyebileceğini düşünmekteyiz.9)’unda başka bir anksiyete bozukluğuna rastlandı(p<0. Thomson WM. dental fobisi olan kişilerin 63(%82. Int Dent J.5) panik bozukluk.2)sinde. 35: 3-12. Poulton R. 29: 456-463. Carlsson SG.6) sosyal anksiyete bozukluğu.6) yaygın anksiyete bozukluğu. Anksiyete bozukluklarının dağılımı incelendiğinde. 2(%2.2).Lundgren J.6) özgül fobi durumsal tipte şeklnde saptandı. 43(%56. Dental anksiyetesi olanlarda bir ya da daha fazla psikiyatrik bozukluk tanısı konması ihtimali anksiyetesi olmayanlara göre daha fazladır(44).9)posttravmatik stres bozukluğu.PB 85 Dental Fobisi Olan Hastalarda Psikiyatrik Bozuklukları Eştanısı Süleyman Gündüz*. Peretz B. Kesme puanı 55 ve üstü olan hastalara.6) panik bozukluğu olmadan agorafobi. Yapılan çalışmalarda diş hekimi korkusunun %4-16 arasında değiştiği bildirilmiştir3. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada dental fobisi olanlarda olmayanlara göre ikinci bir psikiyatrik eş tanı olma olasılığının daha fazla olduğunu bulduk.001). Dental fobi birçok ülkede ağız ve diş sağlığının korunmasında büyük bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. . Journol of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry 2004. 1999.

Dr. Depresyon. 170 ebe/hemşire/sağlık memuru/acil tıp teknikeri. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır.01. Tükenmişlik. Tamer AKER Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. Bu nedenle bu çalışmada ambulans çalışanlarının iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan travmatik stres belirtilerini saptamak amaçlanmıştır. Yöntem VeGereçler: 112 Acil Sağlık Hizmetleri Sağlık Çalışanı Soru Formu ve Travmatik Stres Belirti Ölçeği (Başoğlu ve ark.05)..74). p<0.76±2. Bu nedenle ambulans çalışanlarının psikoeğitsel çalışmalarla desteklenmeleri.bu süreçte özellikle tükenmişliğe yönelik önlem alınması görev sırasında ve sonrasında yaşayacakları sıkıntıları aza indirmede etkili olabilir. . & SBE Ruhsal Travma ve Afet Çalışmaları Birimi. 1. felaket gibi kriz durumlarında aktif görev almaktadırlar.. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark. A. Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanı.56±6.. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. doğal afet. Prof.58. 2010) ambulanslarda görev yapan 41 doktor. Ambulans çalışanları. İkincil Travmatik Stres.85±7. sağlık çalışanlarında belirgin tükenmişlik belirtileri saptanırken (12. Tartışma Ve Sonuç: Ambulans çalışanları görevleri nedeniyle başta tükenmişlik olmak üzere ruhsal açıdan sıkıntı yaşamaktadırlar.30) travmatik stres ve depresyon belirtileri düşük düzeyde saptanmıştır( 6. Bulgular: Elde edilen sonuçlarda. 2001). 39 paremedik ve 74 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 324 sağlık çalışanına uygulanmıştır.PB 86 Ambulans Çalışanlarında İkincil Travmatik Stres Belirtileri Aslı YEŞİL. bu yaşantılara tanık olmak da kişileri etkileyebilir. Bu tür olayları yaşamak kadar. Kadınlarda travmatik stres ve depresyon belirtilerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p< 0. işleri nedeniyle sürekli zor durumda olan hastalara hizmet vermekte.

tedaviye dirençli olması. dissociation. Aydın A. simetri obsesyonları ve temizlik. OKB hastalarındaki dissosiasyonun çocukluk çağı travmalarından kaynaklandığını gösteren çalışmalar vardır (1). Bu olgu ikizine göre SSRI tedavisine dirençliydi. Psikiyatri.Yavuz Selvi.Rufer M. Beşiroğlu L. Bu yazında OKB tanısı konulan dizigot ikiz hastaların semptom şiddeti ve prognoz açısından ayrışmalarında dissosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travmasının belirleyici rolü üzerinde durulacaktır. Kaçınma davranışları ve anksiyete belirtilerine ikizine göre daha fazla sahip olan hastada yapılan görüşmelerde bir travma öyküsü olduğu anlaşıldı. Van Giriş: OKB ve dissosiyatif bozukluklar ayrı bir durum olarak görülse de OKB hastaları sık dissosiyatif belirtiler gösterirler. dizigot kadın hastalar. kontrol.PB 87 OKB Semptom Şiddeti ve Tedaviye Direnç’te Dissosiyatif Bozukluk Birlikteliğinin Rolü: Dizigot Olgular Adem Aydın. Dissociation as a predictor of cognitive behavior therapy outcome in patients with OCD. kuşku. Relations between childhood traumatic experiences.75:40–6. Atli A. Hastanın amnezi ve depersonalizasyon gibi dissosiyatif belirtiler göstermesi üzerine hastaya ve karşılaştırma amacıyla ikizine DES uygulandı (sırasıyla 55 ve 22). Kaynaklar: 1. düzen kompülsiyonları olan hastalar sertralin (150 mgr/gün) ile tedavi ediliyorken yapılan kontrol muayenelerinde olgulardan birinde cinsel içerikli ve saldırganlık-zarar verme obsesyonlarının da olduğu anlaşıldı. metakognisyonlar ve istenmeyen düşüncelerin süpresyonu ile ilişkisine dikkat çeker ve bunun travmatik yaşantılar ve dissosiasyonla ilişkili olduğunu iddia eder (1). Held D. Ayrıca yüksek dissosiasyon düzeyleri OKB hastalarında direnci ve BDT’ye düşük cevabı predikte edebilir (2).sHand I. Cremer J. ayında dissosiyatif belirtileri olan olgu’nun depresyon ve YBOCS skorları daha yüksekti. 1–7. Fricke S. Tedavi bu aşamadan sonra ayrıldı ve ilk olguya aripiprazol 10 mgr/gün eklendi.Selvi Y. Peter H. 2. OKB hastalarında yukarıda bahsedilen durumların tespiti ve tedavinin bu yönde devamının gerektiğini hatırlatmaktadır. Çelik C.Ekrem Yılmaz Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. İlk tedavi başvuruları 3 yıl önce olan ve başlangıçta kirlilik. Int J Psychiatry in Clin Pract. . 2011. Olgular: 20 yaşında bekâr. Moritz S. Psychother Psychosom 2006. Boysan M. Bu olgu halen kısmi düzelme ve ikinci olgu ise belirgin düzelme ile takip edilmektedir. and cognitive models in obsessive compulsive disorder.Mesut Işık. Tartışma: OKB’de kognitif modeller obsesif düşünce ve eylemlerin. Güleç M. Dizigot olgularımızdan dissosiasyon düzeyi yüksek ve çocukluk çağı travması olan hastada obsesyonların ayrı niteliğinin olması. Tedavilerinin 18.

eğitim durumu açısından uyumlu 29 sağlıklı gönüllü alınmıştır. kontrol grubu olarak yaş. . Yüksek ağrı skorlarının bedenselleştirme . FMS'da depresyon ve aleksitimi önemli oranda tabloya eşlik etmektedir. Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ). Adana **Özel Median Hastanesi Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Kliniği. Nuran Erden**. FMS grubunda VAS skorları ile BDÖ. TAÖ skorları kontrol grubundan anlamlı yüksek saptanmıştır (p<0.05).05). Aleksitimi ve Ağrı İle İlişkisi Aylin Ağırman*.Yarkın Özenli*. Bu çalışmada fibromiyalji sendromunda görülen diğer bedensel belirtiler ve bu belirtilerin ağrı skorları ve aleksitimi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Toronto Aleksitimi Ölçeğİ (TAÖ-20). FMS olan grupta BDÖ.PB 88 Firomiyalji Sendromu Olan Hastalarda Bedensel Belirtileri Abartma. BDAÖ skorları arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p<0. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Yöntem: Bu çalışmaya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran. Hasta ve kontol gruplarına sosyodemografik veri formu. hasta grubuna ek olarak vizuel analog skalası (VAS) uygulanmıştır. Bulgular: Her iki grup arasında BDAÖ skorları açısından anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0. bedensel ve psişik semptomların birlikte görüldüğü bir hastalıktır. aleksitimi ve depresyon ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. TAÖ. cinsiyet. SONUÇ: FMS grubunda bedensel duyumları abartma kontrol grubundan farklı bulunmamıştır.005). Diyarbakır Amaç: Fibromiyalji sendromu (FMS).İstanbul ***Diyarbakır Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Seçil Uysal*** *Adana Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Amerikan Romatoloji Birliği tarafından geliştirilen ölçütlere göre FMS tanısı konan ve çalışma ölçütlerini karşılayan ardaşık 50 kadın hasta.

t=-2.04.003). p=0.44. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). B=0.004. Bulgularımız. TAS-A. ailede psikiyatrik hastalık. Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-28) ve sosyodemografik veri toplama formu verildi. Çalışmaya 1865 yaş arası kişiler dâhil edildi.43. p=0. p=0. Wald=3. t=-3.12. p=0. göç etmiş olma. DES ve yatış sayısının intihar varlığını yordadığı tespit edildi (Sırasıyla. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. Hasta grubu intihar girişimi hikâyesine göre iki gruba ayrıldı.007. İstanbul Giriş İntihar. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi.27. KB’nin tipi ve madde kullanımı açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.005.01). Ömer Yanartaş**. Kikare=6.83.71.03. p<0.97. t=-2.05. Psikiyatri Kliniği. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. Psikiyatri Kliniği. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 90 hasta alındı.001). Aydınlatılmış onamları alındı. alkol kullanımı en yüksek oranda olmak üzere. duygusal istismar ve CTQ. Bulgular İntihar girişimi olan (n=33) ve olmayan (n=57) grup karşılaştırıldığında iki grup arasında demografik ve klinik değişkenlerden.001. DES-taxon. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). Wald=5.93. yatış sayısı ise intihar girişimi olan grupta anlamlı olarak yüksek bulundu (Sırasıyla. t=-2. yalnız yaşama. p<0. Boşanmış ya da dul olmak. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES). kötü ekonomik durum.04. . Kendini yönetme ve işbirliği yapma puanları ise intihar girişimi olan grupta düşük bulundu (Sırasıyla. duygusal istismar. cinsiyet.05). BDÖ. t=-3. t=2. t=3. t=3. p=0.28 toplam puanları anlamlı olarak yüksekti (Sırasıyla.03. Kikare=2. İntihar girişimi olan grupta. B=0.71.78. duygusal istismar ve dissosiasyonun şiddeti ile daha önceki hastane yatışlarının yordadığı görülmektedir. B=1. p=0. Tartışma KB’de intihar girişimlerini.01. Alkol kullanımı. t=-2. p=0. Leman İnanç* * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. p=0. dissosiyatif boyutun ve alkol kullanımının KB’de intiharın hatırlanmasını ve bu hastalara yaklaşımda duygusal istismarın dikkate alınmasını desteklemektedir. BAÖ.58. Duygusal istismar da konversiyon bozukluğundaki dissosiayonun yordayıcılarından biridir. B=1. Toronto Aleksitimi Skalası (TAS).PB 89 Konversiyon Bozukluğunda İntihar Girişiminin Yordayıcıları Medine Yazıcı Güleç*.003.02.85. eğitim süresi. DES. Konversiyon bozukluğunda (KB) intihar düşünceleri ve girişimlerinin sıkça görüldüğü bildirilmesine rağmen bu konuda yeterince çalışma bulunmamaktadır.85. yaş.91.04. KB’li hastaların stresle baş etmede dissosiasyonu ya da alkolün sağladığı kimyasal dissosiasyonu kullandıkları düşünülebilir. p=0. Wald=5.36). psikiyatri ve halk sağlığının en önemli konularından biri olmaya devam etmektedir. Wald=6. p=0.15. Tüm katılımcılara Mizaç Karakter Envanteri (MKE). t=-2.

Wald=7. Psikiyatri Kliniği.46. Ömer Yanartaş**.001. Psikiyatri Kliniği. Karakter boyutlarına bakıldığında ise kendini yönetmenin (sorumluluk alma.02. p<0.08)..15. Tüm katılımcılara MKE ve sosyodemografik veri toplama formu verildi. amaçlılık.93. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. t=-2. yardımseverlik. merhametlilik.66. zarardan kaçınma ise yüksek serotonerjik aktiviteyle ilişkilidir.30.35. karakter boyutlarından ise kendini yönetmenin konversiyon bozukluğunu yordadığı görülmüştür. t=5. sebatkarlık ve kendini yönetmenin KB varlığını yordadığı görüldü (Sırasıyla. Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde borderline kişilik bozukluğu görünümüyle uyuşmaktadır.11.99). düşük dopaminerjik aktivite. Wald=4. kendini kabul. zarardan kaçınma. p=0. Mizaç Karakter Envanteri (MKE) kişiliği boyutsal olarak değerlendiren ve psikobiyolojik olarak modelleyen bir yaklaşım sunmaktadır. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. empati.) boyutlarının yüksek olduğunu göstermektedir.42. p<0. t=-6.10. Bulgular Hasta ve kontrol grubu arasında yaş (t=1. karakter boyutlarından ise kendini yönetme ve işbirliği yapma anlamlı olarak düşük bulundu. p=0.) ve işbirliği yapmanın (sosyal hoşgörü. p<0.98. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. çabuk yorulma. B=0. Çalışmaya 18-65 yaş arası kişiler dâhil edildi. B=0. zarardan kaçınma ve sebatkarlık. p=0.60. t=8. İstanbul Giriş Konversiyon bozukluğu (KB) ile kişilik bozuklukları sıklıkla bir arada bulunmaktadır ve KB’nin klinik görünümüyle ilişkisi gösterilmiştir. Ahmet Üzer* *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. (sırasıyla. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSHEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 94 hasta ve 57 sağlıklı kontrol alındı. KB olan hastalarda mizaç boyutlarından yenilik arayışı ve zarardan kaçınma kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek. Yenilik arayışı. Leman İnanç*. Tartışma Bulgularımız KB’de yenilik arayışı (heyecan arama. dürtü sellik.16) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu.42. kişiliği boyutsal olarak da değerlendirmeyi önermektedir. B=-0. Aydınlatılmış onamları alındı. . Kişilik araştırmalarında güncel yaklaşım. Wald=4.) ve zarardan kaçınma (endişe. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi. ilkeli olma. karamsarlık.00.PB 90 Konversiyon Bozukluğunda Mizaç ve Karakter Medine Yazıcı Güleç*.16). p=0. belirsizlik korkuları. cinsiyet (ki kare=2.001).02. eğitim durumu (t=1.) düşük olduğu görülmektedir. olumlu alışkanlıklar. B=0. Wald=10. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı.001.

Deniz Aksu Arıca***. Tartışma ve Sonuç: Fizyolojik ya da organik bulguların bulunmadığı tekrarlayan kronik bedensel yakınmalar. yineleyici tıbbi başvurular. hekimlerin hastanın yakınmaları konusunda çaresiz hissetmeleri. Esra Ercan**.5). anksiyete. Hastanın şikayetleri ilk olarak 5 yıl önce dudaktaki kabarıklık nedeniyle dış merkezde alınan biyopsi sonrası başlamış. Psikiyatri Anabilim Dalı **Karadeniz Teknik Üniversite Diş hekimliği Fakültesi. fiziksel bir hastalığa atfettikleri bedensel belirtileri nedeniyle yoğun sıkıntı yaşarlar. Yapılan ruhsal muayenede affekt çökkün. DSM-IV tanı sistemine göre. net olarak açıklığa kavuşturulamamıştır.2). altta yatan herhangi bir lokal veya sistemik neden bulunmamasına rağmen ağızda yanma ve karıncalanmayla giden kronik bir hastalıktır(1. Son 5 yıldır ağızda özellikle dilinde ve dudaklarının iç kısmında yanma. venlafaksin 75 mg\gün başlanmış ve bedensel anksiyete belirtilerinde azalma olmasına rağmen ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetinde değişiklik olmamış. . kanser fobisi. sağlık hizmetleri açısından maddi ve manevi yük oluştururlar (6. 1 yıl önce anksiyete belirtileri. Bu şikayetle çok kez periodontoloji ve dermatoloji kliniklerine başvurduğu fakat önerilenlerden fayda görmemiş. Dermatoloji Anabilim Dalı Amaç: Yanan Ağız Sendromu(YAS). zararlı ve rahatsız edici olarak tanımlanması bedenselleştirmeye işaret edebilir. Ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetleri 5 yıl içinde artarak devam etmiş.7). Bu olgudan yola çıkılarak daha fazla sayıda olgularla yapılacak ileri çalışmalarla YAS’ın etyopatogenezine katkıda bulunulabilir.PB 91 Yanan Ağız Sendromu: Somatoform bozukluk mu? Evrim Özkorumak*. bu belirtilere bir açıklama ve çare bulabilmek umuduyla sık sık sağlık hizmeti talebinde bulunurlar. Beck Anksiyete Ölçeği 25 puan. Olgu: Kırkdokuz yaşında. düşünce içeriğinde bedensel yakınmalar ve hipokondriyak uğraşlar belirgindi. Periodontoloji Anabilim Dalı ***Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. Psikolojik faktörlerin hastalığı ortaya çıkarabileceğine dair hipotezlerin yanında birçok çalışmada bu hastalarda komorbid psikiyatrik durumların da yüksek olduğu gösterilmiştir. “Somatoform Bozukluk” tanı ölçütlerini doldurmayan bu vakalar. kadın. hipokondriyazis en yaygın belirtilerdir (3. Etyopatolojisi ile ilgili birçok faktör öne sürülmekle birlikte. Yapılan Dermatoloji konsultasyonunda oral mukozanın dermatolojik fizik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu saptanmayan hasta ağız yanması sendromu olarak kabul edildi. Depresyon en sık görülen hastalık olmakla birlikte. karıncalanma ve acıma hissediyormuş. O dönemde alınan biyopsi sonucu fibroepitelyal papillom olarak değerlendirilip eksize edilmiş. aile sorunları nedeniyle psikiyatriye başvuran hastaya essitolopram 10 mg\gün. Ahmet Tiryaki* *Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. Beck depresyon ölçeği 20. Klinik global izlenim ölçeğinde şiddet alt ölçeği: 5 idi. bedensel belirtilerin yoğun. evli hasta Periodontoloji Kliniğinden sebebi bulunamayan ağızda yanma şikayeti nedeniyle KTÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniğine konsülte edilmiştir.4.

Rosolowich V. Am J Obstetric and Gynecology 1997. Metod: Çalışmaya organik etiyoloji bulunmayan 95 mastaljili hasta dahil edilmiştir. ruhsal. Ader DN.54:228-32. Shriver CD. 3) Bu çalışmada amaç organik etiyolojisi olmayan bir grup mastaljili hastada bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesine etkisini araştırmaktır. Lea RH. Rastgele seçilen 57 hastaya bilgilendirme ve psikoeğitim verilmiş geriye kalan 38 hasta bilgilendirme ve psiko-eğitim almamıştır. ( tüm sonuçlar: p<0. 2.000) Sonuç: Mastalji hastalarında verilen bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesinin yükselmesinde faydalı bir seçenek olduğu düşünülmektedir. Faiz O. Yapılan çalışmalarda mastaljinin fiziksel. 2. emosyonel rol güçlüğü.200. fiziksel rol güçlüğü.28(1):49-71 . günlük yaşamı oldukça engelleyen ve önemli tıbbi maliyetlere yol açan bir durum olarak kabul edilmektedir. sosyal ve iş-okul aktivitelerinin önemli derecede engellendiği sonuçları elde edilmiştir (1.demogrofik form ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği tüm hastalara uygulanmıştır. Kaynaklar: 1. Bulgular: Bilgilendirme ve psiko. Premenstrual syndrome or recurrent pain disorder. J Clin Pract 2000.PB 92 Mastalji Hastalarında Bilgilendirme ve Psiko-Eğitimin Yaşam Kalitesine Etkisi Yarkın Özenli*. vitalite. ağrı. mental sağlık yaşam kalitesi alt ölçek sonuçları için istatistiksel olarak anlamlı düzelme bulunmuştur. Sosyo. J Obstet Gynaecol Can. Relationship of cyclical mastalgia. Mastalgia. genel sağlık. Browne MW. Management of Breast Pain.2006. Agah Bahadır Öztürk** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Fentiman IS. Saettler E. Adana Giriş: Mastalji. sosyal fonksiyon. 3.20:198. Adana ** Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. Bilgilendirme ve psiko-eğitimden 1 ay sonra SF -36 yaşam kalitesi ölçeği tekrar uygulanmıştır. Szuck B.eğitim verilen grupta bilgilendirme ve psiko-eğitim verilmeyen gruba göre fizik sağlık.

kontrol grubunun 0. J Am Coll Health 1995. Kontrollü Bir Çalışma Agah Bahadır Öztürk* Yarkın Özenli** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. Do somatic comlaints mask negative affect in youth. Yoldaşcan E.2). medeni durum açısından uyumlu sağlıklı gönüllü 35 kişi katılmıştır. 2006. Merskey H.62 olarak bulunmuş olup fark istatistiksel olarak bulunmuştur (p<0.Tere L. Bu çalışmanın amacı organik etiyoloji olmayan mastalji hastalarında somatizasyon semptomlarının varlığını araştırmaktır. Hoboken NJ. Özenli Y. Kaynaklar 1. 2. Metot: Çalışmaya Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi kliniğine meme ağrısı yakınmasıyla gelen yapılan tetkikler sonucunda organik bir pataloji saptanmayan 58 mastalji hastası ve yaş.54. Vol. Topal K. 10: 131-136. Mai F. eğitim düzeyi.23-65. 9). 3. Mastalji gibi ağrının ön planda olduğu hastalıklarda duyguların sembolik beden diliyle dışa vurumu somatizasyonu doğurabilir (3).94±1. . Çalışma ve kontrol grubuna somatizasyon semptomları varlığını tanımlamada SCL-90 somatizasyon alt ölçeği ve somatizasyon düzeyini belirlemede Somatizasyon Disosiyasyon Ölçeği (SDQ) uygulanmıştır. Bu bulgular mastalji hastalarının psikiyatrik tedavinin içinde bulunduğu multi-disipliner bir yaklaşıma ihtiyaç gösterdiğine işaret edebilir. Bulgular: SCL-90 somatiasyon alt ölçeği mastalji hastalarında 2. Somatazation and conversion disorder.001).PB 93 Organik Etiyolojisi Olmayan Mastalji Hastalarında Somatizasyon. 44:9195.p. Adana *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.12±0. Ghiselli W. Somatoform Disorder (WPA Series Evidence and experience in psychiatry. Gruplar arasında SCL-90 somatizasyon alt ölçeği için fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.55 olarak bulunmuştur.10±8.001) Sonuç: Organik etiyoloji saptanmayan mastalji hastalarında somatizasyon bulguları ve düzeyi normallere göre yüksek bulunmuştur. kontrol grubunun 20.87. Prevelence and associated risk factors of somatization disorder among Turkish students. Anatolian J of Psychiatry 2009.91±0. 2. John Wiley&Sons. Çalışma grubunun SDQ ölçeği çalışma grubunun 30. Adana Amaç: Somatizasyon en basit anlamıyla fizik bulgularla ve tetkiklerle açıklanamayan bedensel yakınmalar ve belirtiler olarak tanımlanabilir (1.

Katılımcılılara nöropsikolojik işlevlerini değerlendirmek amacıyla 3Kelime-3Şekil Testi (3K-3S).) puanları arasında anlamlı fark vardır. ilerleyici. Hastalıkta kognitif ve akademik yetersizlikler olabilmektedir. . Selçuklu Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Tıp Fakültesi Nöroloji AD. İsmet Melek. İki grup. yaşam süresini ve kalitesini azaltıcı bir hastalık olan OHA’nin önemli komplikasyonlarından olan kognitif yetersizlik üzerinde yeterince çalışma yapılmamıştır. atlanan harf sayısı ve yanlış işaretlenen şekil sayısı puanları açısından farklılık göstermiştir. Tartışma: Sonuç olarak OHA’li hastaların beyinde görünür bir hasar olup olmadığından bağımsız olarak kognitif işlevleri bozulmaktadır Bu hastalardaki yetersizlik ayrıntılı kognitif muayene sonucu saptanabildiğinden klinik olarak özel öneme sahiptir. Ancak bu konuda yeterli çalışma olmadığından hastalığın doğasını anlamak açısından bu çalışma yapılmıştır. İST A Süresi. Yöntem: Çalışmaya 65 orak hücre anemili ve 58 normal kontrol hastası alınmıştır. Kronik. Psikoloji Bölümü. Hasta ve kontrol grupları. İptal Etme Testinde (İET) doğru işaretlenen harf sayısı. Hastaların kranial MR’ları çekilmiştir. Şanlıurfa ****Silopi Devlet Hastanesi. Tüm katılımcıların psikiyatrik ve nörolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. Hatay Amaç: Orak Hücreli Anemi (OHA) Hb A’nın Hb S’e mutasyonu sonucu oluşan genetik bir hastalıktır. Konya **Mustafa Kemal Üniversitesi. Banu Cangöz. Bulgular: OHA grubunun bazı bellek işlevlerinin kontrol grubundan anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmektedir. OHA grubunun şekil kopyalama (görsel bellek) ve şekiller için kazanım puanı ile hem görsel (şekiller) hem de sözel bellek (kelimeler) için anlık ve gecikmeli hatırlama (15 dk. A Hatası ve B Hatası puanları açısından anlamlı fark olduğu gözlenmiştir. İz Sürme Testi (İST) puanları açısından incelendiğinde. Akdeniz ülkelerinde sık görülen hastalığın ülkemizde en sık görüldüğü şehir Antakya’dır. B Süresi. Serkan Yılmazer. Hatay ***Harran Üniversitesi.PB 94 Nörolojik Olarak Sağlam Orak Hücreli Erişkinlerde Nörokognitif Bozulma Asena Akdemir. Bahar Sarı Narğis *Selçuk Üniversitesi. İptal Etme Testi (İET) ve İz Sürme Testi (İST) uygulanmıştır. Şırnak *****Mustafa Kemal Üniversitesi. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Saat Çizme Testi (SÇT).

psikiyatrik tanı alan grupla almayan grubun her ikisinde de kadınların oranı fazlaydı. kaşıma isteğine neden olan rahatsızlık verici duyu olup. %28. Halk Sağlığı AD. Ali Özer***. psikiyatrik tanı almayan gruba göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0. Psikiyatrik bozukluk saptanan hastaların %57. .2) ile karşılaştırıldığında yüksek oranlardadır.1 ile depresif bozukluklar olarak tespit edilmiştir. Perihan Öztürk**. Malatya Amaç: Kaşıntı ya da pruritus.3) ve obsesif kompulsif bozukluk (%7.PB 95 Kronik Pruritus Hastalarında Psikiyatrik Profil Oğuz Akman*. liken simpleks kronikus ve prurigo nodülaris şeklinde kaşımaya sekonder deri lezyonları saptandı. Tartışma ve Sonuçlar: Bizim çalışmamızda hastaların %34.7’sinde ekskoriyasyon. En sık görülen psikiyatrik bozukluklar ise %34. kaşıntının özelliklerini. birincil deri hastalıkları ve kaşıntıya sebep olabilecek sistemik hastalıklar hariç tutulan kronik prurituslu hastaların sosyodemografik verilerini incelemek. %42.05). bu hastalarda psikiyatrik değerlendirmenin önemine işaret etmektedir.9) tespit edilmiştir. Kahramanmaraş ***İnönü Üniversitesi. Fatma Özlem Orhan*. Dermatoloji AD. DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-IV-Text Revision) tanı ve değerlendirme sistemine göre psikiyatr tarafından SCID-I/CV (Structered Clinical Interview for DSM-IV. Tüm kronik prurituslu hastaların %62'sinde hafiften şiddetliye değişen oranlarda depresif belirtiler saptandı. Tıp Fakültesi. Pruritusta psikiyatrik bozuklukların görülme oranı. Psikiyatri AD. Clinical Version) uygulanarak psikiyatrik tanılar araştırıldı. Hastaların sosyodemografik verilerini ve hastalığıyla ilgili özelliklerini içeren form dolduruldu. Kronik pruritus. Kronik prurituslu hastalarda. birçok deri ve sistemik hastalıklarda görülebildiği gibi psikiyatrik bozukluklarda da görülebilmektedir. Birincil deri ve sistemik hastalığı saptanamayan kronik prurituslu hastalarda yüksek oranda psikiyatrik bozuklukların görülmesi ve özellikle depresif belirtilerin eşlik etmesi. deri hastalıkları içinde en sık görülen semptomdur.5’inde farklılaşmamış somatoform bozukluk.3). Buna rağmen hastaların sadece %16.3’ünde deride herhangi bir lezyon saptanmazken.6’sında 1-3 arası değişen sayılarda psikiyatrik bozukluklar saptandı. Tıp Fakültesi. anksiyete bozuklukları içinde de en sık yaygın anksiyete bozukluğu (%10. Çalışmamızda depresif bozukluklar içinde en sık major depresif bozukluk (%25.6’sında anksiyete bozuklukları tespit edilmiştir. Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulandı. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi.7’sinin daha öncesinde psikiyatrik başvuruları mevcuttu. Bu çalışmadaki amaç. %32. ülkemizdeki psikiyatrik bozuklukların yaygınlığı (%17. Tıp Fakültesi. Yasemin Akman**. varsa psikiyatrik bozukluklarını ve depresif belirtilerini ve bunlar arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.1’inde depresif bozukluklar. Psikiyatrik tanı alan grupta jeneralize kaşıntı ve BDE puanları. Bulgular: Kronik prurituslu hastaların %70. Mehmet Fatih Karaaslan**Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza 126 kronik prurituslu hasta alındı.

Hastaların % 34.8’i okuryazar değildi. Dwyer A. Yüksel Kıvrak***.1’i erkek. Hastaların % 49. . önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan.163-172. % 31.PB 96 Hemodiyaliz Tedavisi Almakta Olan Hastalarda Psikiyatrik Hastalık Sıklığı Elif Karaahmet*. Bu nedenle bu hasta grubunun düzenli olarak psikiyatrik değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Hemodiyaliz programına alınan hastalarda. Tamam L. depresyon ve cinsel yaşam.5’i çalışmıyordu. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007. Ülkem Öztürk****. Savaş H. Yıldızgördü E.8 ile yaygın anksiyete bozukluğu vardı. İkinci sırada % 7. 2-Bahar A. Hastalara Hamilton anksiyete ve depresyon ölçekleri. Bulgular: hastaların % 68. 3-Johnson S. Hemodiyalize giren kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda psikopatoloji. 17. Patient perceived barriers to treatment of depression and anxiety in hemodialysis patients. Yapılan bir çalışmada diyaliz tedavisi alan hastaların % 70’inin psikiyatrik hastalıklarının farkında olmadıkları gösterilmiştir (3). KBY hastalarında depresyon ve anksiyete en sık görülen psikiyatrik hastalıklardır ve morbiditeyi artırmaktadır (2). Psikiyatrik hastalıkların dağılımına baktığımızda % 29 ile en sık oranda depresyon görülmekteydi. Kürşat Altınbaş* * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD ** Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD *** Kafkas niversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Kronik böbrek yetmezliği (KBY) yaşamı tehdit eden. Hemodiyaliz hastalarında anksiyete.4’ünde iki psikiyatrik hastalık bulunuyordu. Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye’nin sosyokültürel açıdan farklı iki farklı bölgesinde hemodiyaliz tedavisi gören hastaların psikiyatrik hastalık düzeylerinin araştırılmasıdır. Ondokuz Mayıs Ü.69:201-6. 8:287-292. Özge Şimşekyılmaz Saraçlı**. Kaynaklar: 1-Şentürk A. Sonuç: Hemodiyaliz hastalarında depresyon başta olmak üzere psikiyatrik hastalıklar sıklıkla eşlik etmektedir. 2008.9’u kadındı. sosyodemografik veri formu uygulanmış ve tamamıyla SCID-I görüşme yapılmıştır. diğer birçok kronik hastalıkta olduğu gibi birçok ruhsal ve sosyal sorunun da eşlik ettiği görülmektedir.2 ile uyum bozukluğu ve % 5. % 43. Barlıoğlu H. Tıp Dergisi 2000. Metod: Çalışma Siverek Devlet Hastanesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hemodiyaliz tedavisi almakta olan toplam 69 kişi üzerindeyürütülmüştür. Clin Nephrol.3’ünde en az bir psikiyatrik hastalık varken % 11. her yaş grubunu etkileyen bir hastalıktır (1).

Scand. paranoid ve gsi endeksi alt gruplarından yüksek puan almışken hylori olmayan grubun somatizasyon. Endoskopik işlem sırasında antrumdan ve pilordan üçer doku alındı. Pathophysiology and treatment of functional dyspepsia. psikotik. Bulgular: H pylorili olan ve olmayan 118 kişinin sonuçları değerlendirmeye alındı.0) sı erkek. depresyon. hp+li grup ayrıca anksiyete. 127(4):1239–55.Stanghellini V. Sarnelli G. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi *** Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Psikolojik faktörlerin(1) ve h pylorinin(2) gis i etkilediği bilinmekle beraber dispeptik yakınmaları olan kişilerde hp ile psikolojik faktör ilişkisi yeterince aydınlatılmamıştır. Ayrıca yine bu bölgelerden alınan doku örnekleri histopatolojik inceleme ile HP varlığı doğrulandı. öfke.PB 97 Helicobacter Pylori Psikiyatrik Semptom Gelişimine Neden Olur mu? Yuksel Kivrak*. depresyon. obsesyon. 2004 Eki. Gastroenterol. Hpylorili grup anksiyete. 31(%66. 1. ve ek alt skalalarından yüksek puan almışlardı. Aralarında fark olmasına rağmen bu fark anlamlı değildi(x2=0. 1999. Hpylorili olanların 16(%34. Bisschops R.Pylori varlığı incelendi. psychosocial factors and comorbidity in the general population: results from the Domestic/International Gastroenterology Surveillance Study (DIGEST). Dispepsili hastalarda hem hp ile psikolojik belirtiler arasında ilişki olmadığını hem de hplilerin bile ayrıca psikiyatrik yönden değerlendirilmesinin önemli olduğunu gösteren ilk çalışma olmasından dolayı araştırmamızın önemli olduğunu düşünmekteyiz. obsesyon.Tack J. SCL 90 ölçeği uygulandı. kişiler arası duyarlılık alt skalalarından aldıkları puan 1’in üzerinde tesbit edildi.0)’i kadındı. Yelda Yenilmez*. p=0. Alınan dokuya üreaz test uygulanarak H. 22(%46. Her iki grupta somatizasyon alt skalasında aldıkları puan kesme puanı olan1’in üzerinde olmakla beraber. Helicobacter (H) Pylori doku testi uygulanan hastalar dâhil edildi. Gastroenterology.2)’i erkek. Yusuf Günerhan*.8)’si kadındı. 231:29–37. kişiler arası duyarlılık. 2. Hpyloi olmayanlar ise 25(%53. Mustafa Ari**.079). Relationship between upper gastrointestinal symptoms and lifestyle. Scl 90 değerleri ve alt ölçekleri açısından her iki grup arasındaki puan farklarının anlamlı olmadığı görüldü. 118 hasta ile araştırma tamamlandı. J. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda dispepsi etiolojisi amacı ile endoskopi için başvuran kişilerde hp enfeksiyonu ile ruhsal belirtileri arasında ilişki olmadığını bulduk. Yöntem ve Gereçler: Dispeptik şikâyetleri nedeniyle endoskopi ünitesinde üst endoskopi uygulanan 150 hasta çalışmaya alındı. Suppl. Biz bu çalışmamızda hpli olan ve olmayan kişilerdeki ruhsal belirtileri incelemeyi ve hp nin ruhsal belirtilere neden olup olmayacağını araştırmayı amaçladık.070. .

toplam puan ve doyum. Mehmet Armağan Osmanağaoğlu*** Karadeniz Teknik Üniversitesi. Hasta grubu evlilik uyumlarını sağlıklı hastalara göre anlamlı olarak daha kötü olduğunu bildirmişlerdir. Psikiyatri Anabilim Dalı **Çaykara Ataköy Ruh VE Sinir Hastalıkları Hastanesi ***Karadeniz Teknik Üniversitesi. Beck depresyon Ölçeği(BDÖ) ve Beck anksiyete Ölçeği(BAÖ) uygulanmıştır. diğer bir etmen olan cinsel travma öyküsü hiçbir hastada bildirilmemiştir(4). Hastaların tümü organik nedenli vajinismusun ekarte edilmesi amacıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı tarafından değerlendirilmiştir. kaçınma. Filiz Civil Arslan**. BAÖ ve GRCDÖ. meslek. Diğerlerine sadece unimanuel muayene yapılmıştır (n=23. % 92). Yöntem ve Gereçler: Bu çalışmaya KTÜ Tıp Fakültesi psikiyatri polikliniğine cinsel birleşmede bulunamama nedeniyle başvuran DSM-IV’e göre vajinismus-yaşamboyu sürekli tip tanısı alan 25 kadın hasta alınmıştır. Bu çalışmanın amacı vajinismus tanısı konulan hastaları sosyodemografik özellikler.PB 98 Vajinismusu Olan Kadınlarda Depresyon. Anksiyete Düzeyi ve Cinsel İşlevler Evrim Özkorumak* . Hasta grubuna yaş ve eğitim açısından eşleştirilmiş 25 cinsel birleşme sorunu olmayan sağlıklı kontrol alınmıştır. Yapılan jinekolojik değerlendirme sonrasında herhangi bir patolojik bulgu saptanmayanlar hasta grubunu oluşturmuştur. İlişki sıklığı açısından hasta ve sağlıklı kontroller arasında fark yoktur. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu. Bu tanımlayıcı veriler vajinismus etyolojisinde farklı etmenlerin çalışılacağı ileri çalışmalara ışık tutacaktır . çalışma durumu açısından fark yoktur. Cinsel bilgi düzeyi hasta grubunda sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha kısıtlı ve yanlıştır. BDÖ. Bulgular: Vajinismusu olan 25 kadından 2’sine (% 8) spekulum muayenesi yapılabilmiştir. Kadın Doğum Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Vajinismus. Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği(GRCDÖ). Depresyon ve anksiyete düzeyleriin vajinısmus etyolojisindeki yeri ile değerlendirilmelidir. orgazm alt puanları hasta grubunda anlamlı yüksek bulunmuştur(Tablo1). Birinci basamak ve cinsel işlev bozukluğu polikliniğine başvuran kadın hastalarda da en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur(1-3). eğitim.Elif Şimşek Kaygusuz*. depresyon düzeyleri açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırmaktır. vajinanın dış üçte birindeki kaslarda cinsel birleşmeyi engelleyecek biçimde. Ahmet Tiryaki*. Tıp Fakültesi. Hasta ve kontrol grubu arasında yaş. GRCDÖ’de vajinismus dışında diğer alt puanların sağlıklı kontrollere göre yüksek olması vajinismusta birleşmede zorluk dışında cinsel cevap döngüsünün diğer basamaklarında da sorun olabileceğini işaret edebilir. Cinsel travma hiçbir hastada bildirilmemiştir. Tartışma ve Sonuçlar: Vajinismus etyolojisinde yer alan etmenlerden biri olan cinsel bilgi yetersizliği bu çalışmada gösterilirken. cinsel işlev ve anksiyete. yineleyici ya da sürekli olarak istem dışı spazm olarak tanımlanan bir cinsel ağrı bozukluğudur. Tıp Fakültesi. vajinismus.

uyarılma. tükenme.6 MTÖ-KB 19.4 9. doyum.7+-4. tükenme. 2005. Tükenmişlik çok çeşitli belirtilerle ortaya çıktığı görülmektedir. KCİİ ve alt ölçek (istek. Ölçeklerin Ortalama Puanları Ortalama SD Ölçek MTÖ-DT 18. Elçi ÖÇ. ıslanma. orgazm. (3) Vızlı C.Logistik regresyon analizi yapıldığında işe bağlı gerginlik.5 1.2 yıl idi. Aile sorunları biçiminde ortaya çıkan belirtilerinden biri de cinsel işlevlerde anormallikler olarak ifade edilebilir (3).Bu çalışmada. iş doyumu ve tükenmişlik ölçek puanlarının kadın cinsel işlev bozukluğunu öngörmediği bulundu.1 5.2 3.Kişisel Başarı MTÖ-DYS:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuyarsızlaşma . Marmara Üniversitesi. kadın araştırma görevlilerinde cinsel işlevin.2 KCİİ-istek 3. hemşirelik gibi insanlarla yoğun ve süreğen ilişkide olan mesleklerde görülmektedir(1).8 4.1 KCİİ 25. Ölçeklerin ortalama puanları tablo 1’de gösterilmiştir. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeyleri ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır.Meslek dışı yaşamı doğrudan etkileyen. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilimdalı Amaç: Tükenme ve işe bağlı gerginlik daha çok hekimlik.3 0. Kadın Cinsel İşlev İndeksi Türkçe formu (KCİİ).0 KCİİ-tatmin 4. Kaynaklar: (1) Düzyürek S.2 KCİİ-orgazm 4.9 KCİİ-uyarılma 4. Tablo1.6 1.7 MTÖ-DYS 6. duyarsızlaşma.10:2-7.8+-3. İş Doyumu Ölçeği(İDÖ) formlarını doldurdu.3 İDÖ 35. İşe Bağlı Gerginlik Ölçeği (İBGÖ).tatmin. sürekli özveri gerektiren hekimlik mesleğinde. (2)Musal B.4 1. İşe Bağlı Gerginlik ve İş Doyum Düzeyleri İle İlişkisi Derya Güliz Mert. Hekimde tükenmişlik sendromu.8 9.3 KCİİıslanma 4. evlilik yılı 6. Ergin S.1 KCİİ-ağrı 4.PB 99 Araştırma Görevlilerinde Cinsel İşlevin Tükenmişlik. Yöntem: Çalışmaya katılmayı kabul eden üniversite hastanesinde görev yapan en az bir yıllık evli 41 kadın araştırma görevlisi sosyodemografik veri formu. 1:108-13. İstanbul. 1995. kişisel başarı ve duygusal tükenme arasında anlamlı korelasyon bulunmadı. Ünlüoğlu G. Yüksek Lisans Tezi.4 1. Görme Engelliler İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerle Normal İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerin Tükenmişlik Düzeylerin Karşılaştırılması Üsküdar İlçesi Örneği. iş doyumu da büyük önem taşımaktadır(2). Uzman hekimlerde mesleki doyum.1 MTÖ-DT:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuygusal Tükenme MTÖ-KB:Maslach Tükenmişlik Ölçeği. Sonuç: Bu kadın örnekleminde. Psikiyatri Bülteni 1992.0 1. Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ).5 yıl. ağrı) puanları ile işe bağlı gerginlik. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeylerinin cinsel yaşamlarının herhangi bir alanını etkilemediği bulunmuştur. Önder Kavakcı. Bulgular: Çalışmaya katılan araştırma görevlilerinin yaş ortalaması 32. Toplum ve Hekim.9 İBGÖ 40 7.

Tartışma Ve Sonuç: Elde edilen sonuçlarda medikal kurtarma ekiplerinin dünyayla ilgili olumsuz bilişlerinin. 48 acil tıp teknikeri ve paramedik. p<0.65±5. Yöntem Ve Gereçler: UMKE Soru Formu. . Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark.50.41±11. Ulusal Medikal Kurtarma Ekiplerinin (UMKE) iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan ikincil travmatik stres.62). 63 ebe/hemşire/sağlık memuru. polisler. Medikal kurtarma ekiplerinin kendileriyle ilgili olumsuz bilişleri yükseldikçe dünyaya ilişkin olumsuz bilişleri.46. Prof. p<0.08). Sağlık çalışanları.37. Çalışanların desteklenmesi açısından bireysel ve toplumsal özellikleri kadar bilişsel işlevlerini de değerlendirmek önemlidir. A. 2010).10.01. Psk. Oluşturulacak destek programlarında. mesleki tatmin yüksek bulunmuştur (12. Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğüruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. r=0. özellikle travmatik stres ve tükenmişliğin belirtilerinin sağaltımı gibi konularda psikososyal ve psikoeğitsel yaklaşımları bilişsel uygulamalarla da desteklemek yararlı olabilir. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad. Anahtar Kelimeler: Medikal Kurtarma Ekipleri. 2010) medikal kurtarma ekiplerinde görev yapan 36 doktor. Tartışma: UMKE çalışanlarında ruhsal sorunlar belirgin bir sağlık sorunudur. Tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu belirtilerinin düşük olduğu bulunurken. & Sbe Ruhsal Travma Ve Afet Çalışmaları Birimi.48. tükenmişlik belirtileri ve eşduyum yorgunluğu belirtileri de yükselmektedir(r=0. r=0. tükenmişliğe (burnout) ve çeşitli ruhsal sorunlara neden olabilir. Depresyon. Tamer Aker Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi.PB 100 Medikal Kurtarma Ekiplerinde Travmatik Stres Ve İlişkili Bilişsel Özellikler Aslı Yeşil. Bilişsel Özellikler.01. sivil savunma ekipleri ve diğer meslek grupları meslekleri gereği travmatik olaylarla karşılaşan meslek gruplarıdır. 36.08±7.79±6.01). itfaiye çalışanları. p<0. Çalışanların görev sırasında karşılaştıkları travmatik olaylar eşduyum yorgunluğuna( compassion fatigue). tükenmişlik belirtilerini ve travma sonrasında gelişen bilişlerini saptamak amaçlanmıştır. 9. Bu nedenle bu çalışmada. kendisiyle ilgili olumsuz bilişlerine göre daha ön planda olduğu saptanmıştır (38.. İkincil Travmatik Stres. Dr. 17 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 164 sağlık çalışanına uygulanmıştır. Oya Karaali Aktaş. Travma Sonrası Biliş Ölçeği (Yetkiner.

Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulanmıştır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD Amaç: Sağlık personeline yönelik sözel ve/veya fiziksel şiddet olayları yaşanmaktadır. sorun çıktığı durumda müdahale etmeleri ve sağlık ekibi ile çevredeki diğer kişileri korumaları beklenmektedir. Bulgular: Çalışmaya acil servis ve acil servis dışı hastane bölgelerinde çalışan toplam 44 erkek ve 7 kadın güvenlik görevlisi alınmıştır. onlardan olası tehlikelere karşı tetikte olmaları. Tükenmişlik ve Depresyon Düzeylerinin İncelenmesi Irmak Polat*.029). Toplam STAI.029) Üniversite mezunlarının Beck puanları ortaokul mezunlarından daha düşüktür. Hakan Coşkunol** *Araştırma Görevlisi Dr. %10’u üniversite. .Sürekli Kaygı Envanteri (STAI). Hastane acil servislerinde çalışan personele yönelik şiddetin önüne geçebilmede güvenlik görevlilerine pay düşmekte. (p:0.PB 101 Acil Servis Güvenlik Görevlilerinin Kaygı.012). Bu çalışmanın amacı acil serviste çalışan güvenlik görevlilerinin karşılaştıkları olumsuz davranışlar nedeniyle geliştirdikleri kaygı. toplam Maslach puanlarında (p:0. Ortaokul mezunlarının depresyon değerlerinin üniversite mezunlarından anlamlı olarak daha fazla çıkması düşük eğitim seviyesinde depresyon bulgularının daha fazla olduğunu göstermektedir.040) anlamlı farklılık görülmüştür. Yaşa göre kaygı. tükenmişlik ve depresyon ölçeklerinin puanlarında çalışma yerine göre farklılık tespit edilmemiştir. ileri yaşlarda bu puanların daha az olması ve aralarında anlamlı bir farklılık görülmesi bu kişilerin ileri yaşta daha fazla mesleki tecrübe edinerek yaşadıkları olumsuz davranışların onlar üzerine daha az etki yaratacağını düşündürmektedir. tükenmişlik ve olası depresyon düzeyinin araştırılmasıdır. Yöntem ve Gereç: Çalışmada acil servis çalışanlarından 10-15’er kişilik grup görüşmeleri yapılarak karşılaşılan olumsuz olaylar konusunda bilgi alınmıştır. %85’i lise.7 ± 4. Maslach ve Beck puanlarının çalışma yerlerine göre analizinde istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.028) ve toplam Beck puanlarında (p: 0.18 programına aktarılmış ve analizler yapılmıştır. Mustafa Alican Dirican*. ortalama yaş 28. Öğrenim düzeyi ile Beck puanları arasında ortaokul mezunları ve üniversite mezunları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki çıkmıştır. tükenmişlik ve depresyon düzeylerine bakıldığında. duyarsızlaşma alt ölçeği (p:0. 11’i evli. Elde edilen tüm veriler SPSS.7 olarak tespit edilmiştir. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda toplam kaygı. Durumluluk. Acil serviste çalışanlar. %5’i ortaokul mezunudur. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD **Profesör Dr. Yaşa bağlı olarak Maslach duygusal tükenmişlik alt ölçeği (p: 0. Acil servis çalışanlarının 9’u bekar. Daha sonra her gönüllüye araştırmacılar tarafından hazırlananan sosyo-demografik veri formu. 17 erkek ve 3 kadın.

Obeziteyi.5±5. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 13. Selma Bozkurt Zincir**.9. İki grup arasında depresif semptomlar açısından anlamlı bir fark saptanmadı. Obezitenin tanımında yaygın olarak kullanılan parametre beden kitle indeksidir (BKİ).5. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 33.7±7. beden algısı ölçeği puanı ortalama 130. beklenen şekilde istatistiksel açıdan anlamlı oranda bedenlerinden hoşnutsuz oldukları gözlendi. psikosomatik bir hastalık olarak değerlendirip.PB 102 Obezite Cerrahisi İçin Onay Almış Olgularda Yeme Tutumları ve Beden Algısı Serkan Zincir*.7±12. Kontrol grubu olarak psikiyatrik herhangi bir tanısı olmayan sağlıklı 30 kişi dahil edildi. Mehmet Ak*. Tartışma: Obezite cerrahisi için onay alan hastalar kontrol grubuyla kıyaslandığında. Ali Bozkurt*** * Gatf Psikiyatri Abd. beck depresyon ile STAI I-II ölçekleri uygulandı. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 14. Süreçte 14 hasta obezite nedeniyle opere edildi.8 ve 36. alınan enerjinin. Tüm katılımcılara yeme tutumları ölçeği.8 ve 43.3 yıl olarak bulunmuştur.7 olarak bulunmuştur.5±22. Yöntem: Çalışmaya son bir yıl içinde GATF Genel Cerrahi Polikliniğine obezite cerrahisi için müracaat eden ve durumları obezite cerrahisi için uygun olan 29 hasta alındı. depresyon ve anksiyete olmak üzere psikopatolojinin belirlenmesi ve bu bireylerde psikopatolojiyi etkileyen özelliklerin ayrımlastırılması amaçlanmıstır.3±10.7. Kıbrıs Amaç: Obezite.5±7. beden algısı ölçeği puanı ortalama 146.5. tedavisinde çok boyutlu bir terapi yaklaşımının gerekli olduğu belirtilmektedir.9±8. yeme bozuklugu. Gökçe Özer*. harcanan enerjiden fazla olmasından kaynaklanan ve beden yağ dokusunun artması ile karakterize olan kronik bir hastalıktır. Hasta grubun yeme tutumu ölçeği puanı ortalama 23. Ayrıca hasta grubun sürekli kaygı düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek olduğu ve yeme tutumları ölçeğinden daha yüksek skorlar aldıkları tespit edildi. Bulgular: Obezite cerrahisi için onay almış hastaların yaş ortalaması 39. Kontrol grubunun yaş ortalaması 36.6 yıl. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 39.1. Bu çalısma ile obezite cerrahisi için başvuran hastalarda basta beden algısı. . beden algısı ölçeği. İstanbul *** Yakın Doğu Üniversitesi Psikiyatri AD.9 olarak saptanmıştır.4±16. BKİ> 30 kg/m² eriskin obezitesi morbitide ve mortalite artısı ile iliskilidir. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi.4±7.9±8.3±9.

savunma biçimleri testi kullanılarak araştırıldı. Yöntem: Çalışmaya Haziran 2010 . Ankara Amaç: Konversiyonun etiyolojisinde çeşitli psikodinamik görüşler. sosyokültürel görüşler üzerinde durulmuş. Savunma mekanizmaları kişiliğin gelişiminde ve kişinin çevreye uyumunda önemli rol oynarlar ve kişiyi içsel çatışma ve duygusal sıkıntıdan korurlar. İmmatür ve nevrotik savunmaların sık. daha çok immatür ve nevrotik savunma düzenekleri kullandıkları bulundu. olgun savunmaların ise görece az kullanılması stres altında konversif semptomların gelişmesine yatkınlık oluşturabilir. Konversiyon bozukluğu tanısı almış hastaların kontrollerden daha az olgun. nörobiyolojik ve genetik etmenler. Tüm olgulara savunma biçimleri testi verildi.PB 103 Konversiyon Bozukluğu Olgularında Savunma Biçimleri Serkan Zincir. . Tartışma: Egonun temel işlevlerinden birisi kişinin psikolojik denge durumunu korumak için savunmalar kullanmasıdır. Bülent Karaahmetoğlu. Bu çalışmada konversiyon bozukluğu tanısı almış hasta grubunda savunma mekanizmaları. Mustafa Alper. ancak çalışmalar sonucunda genellikle çok etkenli bir bozukluk olduğu bildirilmiştir. Sosyodemografik veriler yarı yapılandırılmış görüşme formuyla sorgulandı. Cihad Yükselir. ego gelişimi ve psikopatoloji ile yakın ilişki içerisindedir. Bu bakımdan savunma mekanizmaları. Mehmet Ak Gatf Psikiyatri Abd.Şubat 2011 tarihleri arasında çeşitli bedensel yakınmalar ile gelen ve yapılan muayene sonrasında herhangi bir organik patolojiye rastlanmayan ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan 40 hasta ile 30 sağlıklı gönüllü alındı. Bu çalışmada DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan erkek hasta grubunda etiyolojik bir etken olarak savunma düzeneklerinin değerlendirilmesi amaçlandı.

aleksitimi. Sonuç: Ankilozan spondilitli hastalarda. Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-I ve STAI-II) uygulanmıştır. AS hastaların ruhsal durumu ile ilgili yapılan araştırmalarda. AS hastaları ile ilgili araştırmalar sınırlı sayıdadır. Beck Depresyon ölçeği. ayrıca depresyon puanlarında da anlamlı düzeyde farklılık saptanmıştır. Muharrem Çiğdem**. İlerleyici olarak omurganın tutulması ile sonuçlanabilen sakroileit hastalığın en karakteristik ve en erken bulgusudur.05). Ruhsal durumla AS kliniği ve seyri arasında da karşılıklı etkileşim olduğu bilinmektedir.005). Bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. normal populasyondan daha yüksek düzeyde belirti düzeyi bildirilmiştir. Bulgular: Kontrol grubuna göre hasta grubunda kaygı düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulunuştur (p<0. kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır (p<0. Bu hastalarda en sık ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler depresyon ve anksiyete belirtileridir. Psikiyatri Kliniği. spinal eklemlerde ve komşu yapılarda belirgin inflamasyonla karakterize. Rosenberg Benlik Saygısı ölçeği. Diğer romatizmal hastalıkların psikiyatrik durumu ve yaşam kalitesi ile ilgili oldukça fazla sayıda araştırma yapılmışken. Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit. Benlik saygısı puanları. Selim Sağır*. depresyon ve anksiyete düzeylerini belirlemektir. Bu çalışmanın amacı. Hastalara ve kontrol grubuna Toronto aleksitimi ölçeği.PB 104 Ankilozan Spondilitli Hastalarda Benlik Saygısı ve Aleksitimi Mustafa Solmaz*. Psikiyatrik durumun kötüleşmesi AS'in klinik olarak daha da kötüleşmesine neden olmaktadır. İstanbul Amaç: Ankilozan Spondilit (AS) etyolojisi tam olarak bilinmeyen. omurgada progresif ve asendan kemik füzyona yol açan inflamatuar bir hastalıktır. depresyon gözden kaçırılmamalıdır. Yöntem: Bu çalışmaya. fizik tedavi kliniğinde ankilozan spondilit tanısıyla takip edilmekte olan 50 hastayla. aleksitimi. Zerrin Binbay*. depresyon . benlik saygısı. ankilozan spondilitli hastalarda benlik saygısı. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği. benlik saygısı. aleksitimi. sağlıklı 50 gönüllü alınmıştır. İlhan Karacan** *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. İstanbul **Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi.

Tartışma ve Sonuç: Travma sonrası stres bozukluğunun meydana gelmesinde tek etken maruz kalınan travmatik olay değildir (2). Ankara: Hekimler Yayın Birligi 2)Özçetin A. bireylerin çeşitli özellikleri ve ruhsal yapıları travmatik olay sonrası gelişen ruhsal bozukluklarda rol oynamaktadır (3). Kalan olguların 15’inde (%32.PB 105 Simav Depremi Sonrası Yakınması Olan Olgularda Ruhsal Durum Değerlendirmesi Burcu Yücetürk1. Ece Durmuşoğlu1. Ataoğlu A. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı. Köroglu.9). 1994. Cem Çınar1. Stresle Başaçıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Eğirler ve Gökçeler köylerine gidilmiştir. Kaynaklar 1)Amerikan Psikiyatri Birligi. Deprem sonrası gelişen travma sonrası stres bozukluğu ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişki. ölüm tehdidi.1) herhangi bir somatizasyon bozukluğuna veya depresif bozukluğa sahipti ve 19’unun (%63. Düzce Tıp Dergisi 2008.2) ASB’nin DSM-IV tanı ölçütlerini karşıladı. etkilediği toplumun özelllikleri. İzmir Giriş ve Amaç: Ölüm. ağır yaralanma ya da beden bütünlüğüne yönelik bir tehdidin ortaya çıktığı ve kişinin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olaylar travmatik yaşantılar olarak tanımlanmaktadır (1).6) kadınlardan (%80. Toksikolojji Ve İlaç Bilimleri Enstitüsü. İzmir 2 Ege Universitesi Madde Bağımlılığı. Bu çalışmada 19 Mayıs 2011 tarihinde Kütahya-Simav’ da meydana gelen deprem sonrasında ruhsal yakınması olan olgularda hangi oranda akut stres bozukluğu(ASB) geliştiğini değerlendirmek ve ASB gelişen olguların sosyodemografik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Maraş A. Burada yakınması olan 46 olguya ayrıntılı psikiyatrik değerlendirme yapılmıştır. ASB saptanan olgularda SBTÖ’de boyun eğici yaklaşım ve çaresiz yaklaşım puanları diğer alt ölçek puanlarından daha yüksekti. İçmeli C.3) geçmişte bir psikiyatrik yakınması vardı. Çeviren E. Otuz olgu (%65. Travmatik olayın beklenebilirliği.17(3):204-212 . Hakan Coşkunol1 1Ege Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. 2:8-18 3)Aker T. Method: Kütahya’nın Simav merkezli depremden en çok hasar gören Beyce. ASB tanısı alan 30 olgunun 12’si (%26. etki alanı genişliği.6) eşik altı anksiyete belirtileri saptandı.4) oluşuyordu. evli (%76. dördüncü baskı (DSM-IV). 1999 Marmara depremleri: Epidemiyolojik bulgular ve toplum ruh sağlığı uygulamaları üzerine bir gözden geçirme. Bulgular: Örneklemin büyük çoğunluğu ilkokul mezunu (%60. Demet Havaçeliği2.

Sonuç olarak ebeveynle kurulan ilişki de ayrılma bireyleşme sürecini doğrudan etkilemektedir. . sigara kullanımı olan ve intihar girişiminde bulunmuş olduklarını belirten öğrencilerin depresyon ortalama puanları intihar girişiminde bulunmayanlara ve sigara.05). İntihar girişimi ve kendine zarar verici davranışların ise ayrılma bireyleşme özelliklerinden reddedilme beklentisi ve yutulma anksiyetesi ile ilişkili bulunmuştur (p<0. İstanbul ***Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi. Depresyon gelişimi bağımsızlığı.001). ayrılma.madde kullanımı olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0. Ergenleri daha iyi anlamak ve bu dönemde ortaya çıkacak sorunların çözümü için ebeveyn tutumları ve ayrılma bireyleşme süreçlerinin de göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır. Burcu Yavuz. Psikiyatri AD.034). Ayrıca depresyonu olan ergenlerin hem anne hem de babalarının ilgi/kontrol puanları ise depresyonu olmayanlara istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0. Psikiyatri AD. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ergenlik döneminde depresyon gelişimi ayrılma bireyleşme süreci ve ebeveyn tutumları ile ilişkili bulunmuştur. İstanbul **Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi. anne baba tutumları. Bahadır Bakım *Beşiktaş Sait Çiftçi Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. alkol.6’ sında (n=100) depresyon ortalama puanı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş olup cinsiyetler açısından. Alkol. Çanakkale Amaç: Bu çalışmada orta ergenlik dönemindeki lise öğrencilerinde çeşitli sosyodemografik veriler ışığında. Depresyon.bireyleşme özellikleri ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. sınıf öğrencilerinden toplam 391 öğrenci dâhil edildi. Oğuz Karamustafalıoğlu. Metod: Çalışmaya Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izin alınarak Şişli ilçesinde yer alan Devlet Lisesi ve Meslek Lisesi lise 2. Psikiyatri AD. İstanbul ****Çanakkale Üniversitesi Tıp Fakültesi. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı.019). kız öğrencilerde depresyonun varlığına işaret eden BDÖ puan ortalamaları erkeklerden anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur (p= 0. Özerkliği engelleyen aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ayrılma bireyleşme sürecini olumsuz etkilemektedir.PB 106 Lise Öğrencisi Ergenlerde Ayrılma Bireyleşme. sigara. Ebeveyn Tutumları ve Sosyodemografik Faktörler Arasındaki İlişki İlke Yeşer Erensoy. madde gibi bağımlılık yapıcı maddeleri daha sık kullanmaktadır. madde.019 ve p=0. Depresyonu olan ergenlerde anne aşırı koruma puanı depresyonu olmayan ergenlerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur ( p=0. Erkekler bu dönemdeki ayrılma bireyleşme sorunlarını aşmak için bağımlılık gereksinimlerini inkâr ederek. sınıf ve 3. Cinsiyetler açısından ayrılma bireyleşme döneminde sorun yaşayan ergenlerin geliştirdikleri uyum süreci açısından farklılıklar vardır. özerkliği desteklemeyen ebeveyn tutumunun ile ilişkili bulunmuştur.05). Çalışmada Sosyodemografik Soru formu. Anne-Babaya Bağlanma Ölçeği ( ABBÖ). Adolesan Ayrılma Bireyleşme Testi (AABT). Bulgular: Alışmaya katılan öğrencilerinden %25. Aynı şekilde ayrılma bireyleşme sorunları olan ergenlerde depresyona daha sık bulunmuştur.

“Tabulaştırılan/Tabulaşan Kurumun (Ailenin) Kurbanlıklar Edinme Pratiği”: Levirat ve Sororat Aile ve Toplum Dergisi 2005 Cilt 2 Sayı 8 S: 9-22. anksiyete. ** Ahmet Öztürk *Tuzla Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniği.PB 109 Aile İçi Şiddete Maruz Kalan Evli Kadınların Psikiyatrik Değerlendirilmesi *Hasibe Ebru Kaymaz. Hastalarda kontrol grubuna göre BDE. Kaynaklar: 1. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada aile içi şiddete uğrayan evli kadınların sağlıklı kontrollere göre sosyodemografik olarak incelendiğinde. Beck Anksiyete Ölçeği(BAÖ). hastanın tüm boyutlarıyla ele alınmasında fayda görülmektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre psikiyatri polikliniğine başvuran hastalarda aile içi şiddet mutlaka değerlendirilmeli. Sosyoloji 363-365. cezalandırma. küfür yeme. Katılımcılara Sosyodemografik veri formu. 16 sı cinsel zorlanmaya maruz bırakılmıştı. 2. Beck Depresyon Ölçeği (BDE). 29 u küfre. STAI ölçeğine göre iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. hikâyesinde aile içi şiddete uğrayan evli kadınların maruz kaldığı şiddetin özelliği ve bazı psikiyatrik parametreler yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Sever A. BAE ve DES skorları anlamlı olarak daha yüksek çıkarken() p<0. sosyal destek mekanizmaları harekete geçirilmeli. 13 ü bıçaklanmaya. Sosyolojinin kurucularından Le Play de aileyi toplumun en küçük birimi. öfke patlamalarıyla eslerden birine yöneltilen her turlu fiziksel ve / veya psikolojik şiddet davranışına aile içi şiddet” denir(2). hor görme. sosyal hücresi olarak görür(1). Aile olarak tanımlanan bir grupta zorlama. İstanbul ** Erzurum Bölge Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. bıçaklanma hatta cinsel tacize maruz bırakılma gibi değişik türlerde durumlarla baş başa kaldığı buna bağlı olarak bu hastalarda psikiyatrik ölçeklerle yapılan değerlendirmede. Bulgular: Aile içi şiddete hastalardan 29 u tokatlanmaya. .Aslantürk Zeki. Yöntem: Psikiyatri polikliniğine başvurmuş aile içi şiddete maruz kalmış 30 evli kadın katılımcı ile yaş. 21 i yumruklanmaya. fiziksel güç kullanma. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvurmuş. “Kavramlar Kurumlar Süreçler Teoriler”.05). Durumluk –Süreklik Kaygı Ölçeği (STAI1-STAI2) ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) uygulanmıştır. Erzurum Amaç: Aile toplumla ilgili en küçük sosyal birimdir. Amman Tayfun. depresyon ve travmanın ruhsal etkilerinin göstergesi olarak değerlendirilebilecek dissosiasyon oranlarının sağlıklı kontrollere göre bariz olarak yüksek olduğu görülmüştür.Bağlı M. kadınların şiddet türü olarak tokatlanma başta olmak üzere yumruklanma. cinsiyet ve eğitim açısından eşleştirilmiş sağlıklı aile içi şiddete uğramayan 30 evli kadın çalışmaya dahil edilmiştir.

Ayrıca hastalara Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). depresyon.Türkiye. kontrol grubunda ise 3 (%6) olarak bulundu. 3 narsistik kişilik bozukluğu(% 6). Diğer bir çalışmada BDD tanısı alan hastalarda kozmetik operasyon sonrası %84 oranında memnuniyetsizlik bildirilmiştir. Yapılan çalışmalarda kozmetik operasyon için başvuran hastalarda BDD %6-15 arasında bulunmuştur. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. sosyal izolasyon. sağlık personeline karşı öfke ve saldırganlığa varan sonuçlar ortaya çıkabilir. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya alınan rinoplasti hasta grubunda en az bir psikiyatrik tanı alan hasta sayısı 13 (%26). 2 obsesif kompulsif kişilik bozukluğu(%4). SCID-II tanılarına bakıldığında 3 çekingen kişilik bozukluğu(%6). Hastalarda SCL-90-R genel belirti düzeyi skoru.PB 110 Kozmetik Rinoplasti Talebinde Bulunan Hastalarda Psikopatolojik Belirtiler Ve Eksen 1. Eksen 2 Tanıları Hasan BELLI. Beck Anksiyete Envanteri (BAE). Bazı çalışmalar bu işlemlerden hastaların gerçekten memnun kaldığını göstermektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya KBB polikliniğine rinoplasti yaptırmak için ilk kez başvuran 18 yaş üstü 50 hasta ve kontrol grubu için cinsiyet ve yaş eşleştirmesi yapılan 50 hasta alındı. Tüm katılımcılara DSM IV için yapılandırılmış klinik görüşme klavuzları SCID-I ve SCID-II uygulandı. Kozmetik cerrahi yaptıran hastalarda bedensel görünümlerinden en çok memnun olmayanlar rinoplasti yaptıran hastalardır. MD1. 1 kişidede bağımlı kişilik bozukluğu(%2) saptandı. Belirti Tarama listesi . anksiyete bozuklukları ve duygudurum bozukluklarıydı. Duygudurum bozukluğu olarak ise ensık distimik bozukluk 2 hastada (%4) bulundu. Rinoplasti yaptıran hastalarda en sık görülen SCID-I tanıları somatoform bozukluk. Somatoform bozukluklardan Body dismorfik bozukluk (BDD) 6 hasta(%12) ile en sık görülen somatoform bozukluktu.Cenk URAL. aile içi sorunlar. Bununla birlikte. En çok görülen ve rinoplasti sonrası memnuniyet açısından en riskli bozukluk BDD’dir. İki grup arasında anlamlı bir fark vardı (p = 0. Mahir Akbudak . 2 borderline kişilik bozukluğu(%4). bazı hastalar için sonuç bekledikleri gibi olmayabilir. 1 histriyonik kişilik bozukluğu(%2).006). Giriş ve Amaç: Çoğu insan psikolojik olarak daha iyi hissetmek için kozmetik cerrahi işlemler yaptırmak isteyebilir. . MD1 . Tartışma: Bizim çalışmamızdaki sonuçlara bakıldığında kozmetik rinoplasti yaptıran hastalarda psikiyatrik eştanı oranı yüksektir. Anksiyete bozukluklukları arasında 4 hasta ile (%8) özgül fobi ensık görülen anksiyete bozukluğuydu.90 (revize edilmiş şekli) (SCL-90-R) uygulandı. İstanbul.0046). Sonuçta BDD ve diğer psikiyatrik komorbidite bulunan hastaların önceden tespiti operasyonun başarısı için önemlidir. Sonuçta tekrarlayan ameliyatlar. BDÖ ve BAE toplam puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.

10) ve F2’dir (eşcinselliğin doğasına yönelik fikirler. p<0. Yapılan çalışmalar Türkiye’de hekimlerin eşcinsellik konusunda bilgi eksikliklerinin olduğunu ve eşcinsel bireylerin sıklıkla homofobik/heteroseksist yaklaşımlarla karşılaştıklarını göstermektedir. 6. Ölçeklerin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. Cronbach alpha değeri 0. maddelerin faktörlere dağılımı. 17. 11. toplam varyansın %60. Bulgular: Katılımcıların 65’i kadın. 8. 24). Ancak 4. 13. madde 2. F3’tür (eşcinsel olma ihtimali. 9. Ayşegül Yılmaz Özpolat*. F1 (eşcinsellerle sosyal ilişki kurma. 9. Özge Altıntaş*.PB 111 Genç Hekimlerde Hudson&Ricketts Homofobi Ölçeği ve Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin Psikometrik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. Ölçeklerin iç tutarlılığı için Cronbach α değerleri hesaplanmıştır.947 olarak bulunmuştur. . F2 (eşcinsellerle olası aile bağları. 14.55’ini karşılayan 2 faktör mevcuttur. Bu bulgular sayesinde eşcinsellere ilişkin tutum araştırmalarında hekimlerden oluşan örneklemlerde de bu iki ölçeğin güvenle kullanılabileceği söylenebilir. HRHÖ ve LGYT verilmiştir. 4. madde 3. Faktör sayısı 3 ile sınırlandığında Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. Cronbach α değeri 0. Yaşlarının ortalaması 28.913 olup. LGYT için Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. İki ölçek arasındaki ilişki için ise korelasyon analizi yapılmıştır. HRHÖ ile LGYT toplam puanları arasında anlamlı negatif ilişki vardır (r=-748.5’i açıklanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 2010 Eylül ayında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde çalışmakta olup araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve heteroseksüel olduğunu beyan eden 132 araştırma görevlisi oluşturmuştur.762’dir. 19). anlamlı korelasyon gösterdikleri. Özdeğeri 1’in üzerinde. 8). F1 (eşcinselliğe ilişkin olumsuz yargılar. Bu çalışmanın amacı yurtdışındaki çalışmalarda çok sık kullanılan ve ülkemizde geçerlik-güvenilirlik çalışmaları yapılmış olan Hudson & Ricketts Homofobi Ölçeği (HRHÖ) ile Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin (LGYT) genç hekimlerden oluşan bir örneklemde psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesidir. 18. 23). madde 1.75). Sonuç ve Tartışma: Bu çalışmada her iki ölçek için ortaya çıkan faktörler. 21. 20. 5. 7. 15. toplam varyansın %73. Bilge Bilgin* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı **Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Eşcinsel bireylerin aldığı sağlık hizmetinin kalitesi hekimlerin bu bireylere ilişkin tutumlarıyla yakından ilişkilidir. 67’si erkektir. Koray Başar**. madde 3. 12. 2. 6. 7.0001). ülkemizde başka örneklemlerde yapılmış çalışmalarla aynıdır. 10. madde 1.3’tür (SS=2. Katılımcılara sosyodemografik veri formu.917’dir. Ölçeklerin birbirleri ile güçlü. faktör sadece madde 19’dan oluşmaktadır. HRHÖ için ana bileşen analizi özdeğeri 1’in üstünde olan 4 faktör olduğunu ortaya koymuştur. 22. Elde edilen faktörler. Bunlar. 4. 5. 16. iç tutarlılıklarının yüksek olduğu saptanmıştır.

göz teması ve isme yanıt vermedir(gözlemcinin çocuğun ismini dört kez çağırması). OSB olmadan gelişim geriliği (GG)ya da tipik gelişim (TG) gösteren olguların ayrımında üç gözlem maddesi ve Sosyal İletişim Ölçeği'nin (SİÖ) karşılaştırılmasıdır. Gözlem maddelerinden ortak dikkat 0.94 olarak saptanmıştır. 18-60 ay arası çocuklarda OSB. SİÖ puanının kesim noktasının üzerinde olması(>14)ve aynı zamanda en az bir gözlem maddesinin pozitif olmasının duyarlılığı 0. Bu çalışmanın amacı. Yöntem: 86 DSM-IV-TR OSB (62 otistik bozukluk. Üç gözlem maddesi ortak dikkat (gözlemcinin hareketlerinin ve nesnelerin direk bakış ya da işaret etme hareketi ile izlenmesi). .89 duyarlılık ve 0. Children's Hospital.73 duyarlılık ve 0.70 özgüllük göstermektedir. 76 GG ve 97 TG olgusu çalışmaya dahil edilmiştir. Sonuçlar populasyon çalışmaları ile desteklenirse. eğitilmiş profesyoneller kullandığında.69 ve özgüllüğü 0.85'tir. Boston Amaç: Otizm spektrum bozukluklarının (OSB) erken tanınması tedavi açısıdan önemlidir. Ek olarak tüm olgular Vineland Uyum Davranış Ölçeği ve SİÖ ile değerlendirilmiştir. Pınar Öner*.67 duyarlılık ve 0. Ankara **Harvard Medical School. Tarama çalışmalarında daha çok anne baba tarafından doldurulan ölçekler kullanılmaktadır. özellikle hafif olgularda kesin tanının güçlüğü ve yeterli duyarlılık ve özgüllükte tarama araçlarının olmaması taramayı zorlaştırmaktadır. Tartışma: Sonuçlar 18-60 ay arası çocuklarda. 24 başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk [YGB-BTA]). Sonuçlar: SİÖ. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. OSB tanısı için 0.91 özgüllük ve isme yanıt verme 0. üç gözlem maddesinin (ortak dikkat.82 duyarlılık ve 0. Ancak. OSB'nun sıklığının yüksek olmaması.90 özgüllük. OSB taramasında önemli bir aşama kaydedilmiş olacaktır. Çocuk Ergen Psikiyatrisi.87 özgüllük göstermektedir.95 ve özgüllüğü 0. En az bir maddenin pozitif olmasının duyarlılığı 0. göz teması ve isme yanıt) OSB için etkin bir tarama aracı olabileceğini düşündürmektedir.PB 112 Otizm Spektrum Bozukluklarının Taranması İçin Üç Gözlem Maddesi Özgür Öner*. göz teması 0.

MD3: Famıly attıtudes toward transgendered people ın turkey: experıence from a secular ıslamıc country (2)BBC NEWS Middle East Iran's 'diagnosed transsexuals' Story from BBC NEWS: http://news. Sevgilisinin cinsiyetinin kadın olduğunu ailesi öğrenince önceden kapalı giyim tarzını benimsemesi konusunda baskı yapılmazken. Berna Özata.MD3. 9.33 yaşında. Şahika Yüksel İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Kendi inançları ve yaşadıkları ortamda dini baskılar yoğun olan transseksüel kişiler değişim sürecinde ağır çelişkiler yaşamaktadır. Olgu1: S.uk/go/pr/fr/-/2/hi/middle_east/7259057. çarşaflı. İslam ilminde durumunu ‘hünsai müşkil’ (Hünsa: erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan kimse ) olarak adlandırdıklarını ve danışmış olduğu dini yetkililerin kendisinde bir erkek hücresi tespit edilirse ameliyat olmasına izin vereceğini belirtti. Bu vakalar ışığında ailelerin ve toplumun tutumu.25 yaşında biyolojik kadın. Olgu3: G. biyolojik kadın. Yıllar süren dönüşüm sürecinde kendileri ve aileleri ile yapılan çalışma modeli aktarılacaktır. Ş.stm . Önceleri İstanbul’da erkek görünümünde ama yaşadığı kentte örtülü bir kadın olarak ikili bir hayat sürüyordu. bu tercihlerini ailesinin onaylamadığını belirtti. Kliniğimizdeki grup psikoterapisine iki yıl devam etti. Bu sunuda amaç dini inançları ile uyumlu şekilde kadın cinsiyetine uygun islami yaşam tarzlarını benimsemiş trans erkeklerin yaşadığı zorluklar ve eşlik ettiğimiz değişim sürecini aktarmaktır.bbc. Kaynaklar: (1)A. Kliniğimize kendini erkek gibi hissetme yakınmasıyla başvurdu. diğer islam ülkelerinden örnekler ve diğer dinlerin transseksüel bireylere tutumları ele alınmıştır. Acil Dâhiliye biriminden intihar girişimi sonrası gönderildi. Halen izlenmekte.5 yaşında bir oğlu var. Meteris. MD. kapanmaya ve evlendirilmeye zorlandığı ve bu nedenle intihar girişiminin olduğu öğrenildi. 20 yaşında bir rüyasından etkilenerek tesettür şeklinde kapanmayı ve medreseye yerleşip çarşaf giymeyi seçtiğini. Yüksel. Transseksüel bireylerden oluşan grup terapisine üç yıl devam etti ve raporunu aldı. MD2. G. Olgu2: B. bekar. Tartışma: Biyolojik kadınlar için uygun görülen İslamik giyinme biçiminin ikincil cinsiyet özelliklerini gizleyen ve yaşam tarzının cinselliği yasaklayan yapısı kişinin hem cinsiyet disforisinden hem cinsel yöneliminden duyduğu sıkıntıyı azaltması muhtemeldir. Polat.32 yaşında.PB 114 Örtülü Kadından Transerkek Olmaya Geçişte Yaşanan Zorluklar Bilge Togay. Cinsiyet değişim operasyonu raporu için başvurdu. A. Genç Dişçigil.co.H. biyolojik kadın. dini inanışları nedeniyle transseksüel bireylerin yaşadığı zorluklar. tesettür şeklinde örtülü. Tedavi sürecinde tam zamanlı erkek görünümünde yaşamaya başladı ve rapor verildi.

78 Olumsuz öz saygı %35. . Çalışmamızda çocukluk çağı ihmal ve istismarının yetişkinlikte bazı psikiyatrik rahatsızlıklara neden olduğu bulunmuştur.76 %33. Tüm örneklemde alkol-madde bağımlılığı.86±7. bu bulgu İşeri ve arkadaşlarının (2008) çalışmasıyla benzerlik göstermektedir. Fiziksel.48’dir.11 Olumsuz öz yeterlilik %34. İzmir 3 Uşak E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu.3 Azmi Varan 4 1 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD.3.31 %37.17±7. ilk suça karışma 11-18 yaşları. medeni durumda anlamlı fark bulunamamıştır.Gruplar arasında yaş. Literatürde çocuklukta en fazla fiziksel şiddete maruz kalındığı bildirilmektedir(7. vb)saptanmıştır. Uşak 4 Ege Üniversitesi Amaç: Farklı suçlar(cinsel şiddet. ilk alkol/madde deneme ise 13-18 yaşları arasında olmaktadır.21 %34.11). şiddete eğilim ve madde kullanımı gibi davranışların 15-17 yaş grubunda ortaya çıktığını bildiren çalışmalarla paralellik göstermektedir (9).86 %35.07 %36.79 %29.69 %34.36 %38 Gruplararası karşılaştırma yapıldığında anlamlı fark bulunamamıştır(p>.68 %27. Örneklemin ilk kez alkol/madde denedikleri yaş 14. depresyon.PB 115 Farklı Suçlardan Hükümlü Olanların Çocukluk Çağı Travma Yaşantıları Ve Kişilik Özelliklerinin Karşılaştırılması A. Bu sonuçlar suç.9’dir. Ender Altıntoprak 1. duygusal ihmal açısından gruplar arası karşılaştırma yapıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır(p>. İzmir 2 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD.90 %30 Olumsuz dünya görüşü %36. cinsel. diğer araştırmalarla paralellik göstermektedir ve rehabilitasyon programlarında dikkate alınması gerektiği düşünülmektedir. Toplanan veriler Chi-Square.75±9.7 oranındadır.3. S. cana yönelik şiddet ve mala yönelik şiddet)nedeniyle hükümlü olanlar arasında çocukluk çağı travmatik yaşantılarının ve kişilik özelliklerinin saptanması ve işlenen suç türüyle bu özelliklerin ilişkisinin araştırılmasıdır.44 Bağımlılık %38. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 34.39 Duygusal tepkisizlik %35. Yetişkin Kişilik Değerlendirme Ölçeği(YKİDÖ) ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(CTQ-28)uygulanmıştır. Örneklemler kişilik özellikleri açısından değerlendirildiklerinde. Çocukluk çağı travmatik yaşantılarının varlığı mala yönelik şiddet suçlularında %76.21 %32. gruplar arasında farklılık yoktur. Berrin İnci 2. Çalışmamız örneklem sayısı arttırılarak devam etmektedir.18 %24.05). Bu bulgu. mala yönelik şiddet cana yönelik şiddet cinsel suçlar Düşmanlık/saldırganlık %35. eğitim düzeyi.83 Duygusal tutarsızlık %39. cana yönelik şiddet suçları örnekleminde %51. yaralama. cinsel suç işleyenlerde ise %66. Katılımcılara Demografik Bilgi Toplama Formu. Bu pilot çalışmanın sonucunda farklı suçlardan hükümlü olan bireylerde çocukluk çağı travma yaşantısı açısından anlamlı bir farklılığın bulunamayışı.18’dir. anksiyete bozukluğu %1.2.05). kişilik bozukluğu %4. bu çalışmada da benzer bulgular elde edilmiştir.4 yaygınlıkta saptanmıştır. örneklemin küçük olmasına bağlanmaktadır. duygusal istismar ve fiziksel. Alt ölçeklere bakıldığında özellikle fiziksel ve duygusal istismar yüksek oranlarda bulunmuştur. Çalışmaya katılan bireylerin ilk kez suça karıştıkları yaş ortalama 22.55 %36.19 %33. YÖNTEM VE Gereçler: Çalışma Uşak E-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Temmuz-Eylül 2012 tarihleri arasında çalışma kapsamındaki suçlar nedeniyle hükümlü/hükümözlü/tutuklu olan ve çalışmaya gönüllü katılan 69 kişi arasında yapılmıştır. Kruskall-wallis analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Ayrıca çalışmamızda yer alan hükümlülerin en çok fiziksel şiddet suçu işlediği (cinayet. Tartışma: Bu pilot çalışmanın bulgularına göre. gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. Sinem Torun 2.

p<0. akraba evliliğinin daha yüksek oranda gerçekleştiği (χ2=16.¹ Mehmet Güneş. %26. berdel ve beşik kertmesi adetlerinin daha sık uygulandığı (χ2=10.295. Adi Tıp AD. Bu çalışmada Diyarbakır’da yaşamakta olan evli kadınların aile özellikleri. ortalama çocuk sayısının (t=8. başlık parası (χ2=17.001 ).79.235.778. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.2.²Aytekin Sır. beşik kertmesi. Yapılan anketle ilgili veriler bilgisayara girilerek istatistikleri SPSS 18. evlilik ile ilişkili sosyokültürel faktörleri.001). 18 yaşından önce 18 yaşından sonra evlenen kadınlara göre evlenmeden önce fakirliğin (χ2=15. p=0. EYE’lerde düşük sayısının daha fazla olması.001). The factors associated with adolescent marriages and outcomes of adolescent pregnancies in Mardin Turkey . Bununla birlikte somatizasyonun bir işareti olan nedeni dobulunamayan ağrılar erken yaşta evlenenlerde çok daha yüksek oranda mevcuttu (sırasıyla %46.001). berdel gibi kültüre özgü özellikler. Diyarbakır 2. p<0.001). p<0.001). p<0.2).36.¹ 1. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kotalar belirlenip bu kotalara göre nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı tutturulmaya çalışılmıştır. p<0. χ2=25.001) ve düşük sayısının (t=2.902. Diyarbakır Giriş: 18 yaşın altında yapılan evliliklere erken yaşta evlilik (EYE) denmektedir. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Tartışma ve Sonuçlar: Diyarbakır’da EYE oranı Türkiye’nin batı bölgelerine göre daha yüksek olup. Erken yaşta evlenenlerde herhangi bir hastalıklarının olduğunu belirtme oranları daha yüksekti (sırasıyla %49. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. 17-65 yaş arası 500 kadına uygulanan bir anket ile gerçekleştirilmiştir.7. en düşük gebelik yaşı ise 13 olmuştur. Kadınların %37’si (n=166) 18 yaşından önce evlenmişti. Ceylan A ve ark.unicef.040) daha yüksek oranda olduğu.¹ Mehmet Cemal Kaya.org/progressforchildren/2007n6/index_41848.χ2=12.1.¹ Cem Uysal.272. Saka G. Kaynaklar: 1. akraba evliliği ve kadının onayı olmadan evlendirme gibi sosyal faktörler önemli rol oynamaktadır (2). Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 38. %26. p=0. Yöntem ve Gereçler: Çalışma Diyarbakır kent merkezinde ikamet eden. p<0.PB 116 Erken Yaş (18 Yaş Altı) Evlilikleri: Diyarbakır Örneği Mahmut Bulut. evlilikle ilgili kadının görüşüne daha seyrek başvurulduğu (χ2=21. Ertem M.232.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir.6’di.479.D.htm 2. Çalışmada kotalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır.05) daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bildirilen en düşük evlenme yaşı 10. p<0. herhangi bir hastalık ve nedeni olmayan ağrıları daha fazla bildirmeleri EYE’in kadın sağlığını kötü yönde etkilediğini göstermektedir.254. erken yaşta (18 yaşından önce) evlenme sıklığını ortaya koymak ve erken yaşta evlenme ile ilişkili faktörleri tespit etmeyi amaçladık.1±11.¹ Abdullah Atli. EYE çoğunlukla erken ve sık gebeliklere yol açmakta ve anne ve çocuk ölüm riskini artırmaktadır (1. p<0.http://www.001) ve fiziksel ve sözel istismara maruziyetin (χ2=4. bunda başlık parası.

32). (stigma n=21. Destek kategorisi altında kabullenme (n=15. % 63. reddetme ve zarar verme isteği) ve duygusal (n=43. Katılımcıların “Eşcinselliğin oluşum sebebi size göre nedir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “çeşitlilik” teması altında 4 kategoriye (hastalık n=111. Araştırmada literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların demografik özelliklerin yanı sıra. % 27) reaksiyon (arkadaşlığını kesme.73 ) /(tercih n=31. (literatürsel tanım n=51. .37.98) belirtmişlerdir. Sevim Buzlu*. % 3. tercih n=31. Amaç: Hemşirelik öğrencilerinin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin belirlenmesi amacıyla planlanmış bir araştırmadır.43). **İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu.9’si (n=40) erkektir.PB 117 Öğrencilerin Eşcinsellik Hakkındaki Görüşleri Sevil Yılmaz*. güvensizlik hissi. % 13. bakıma ilişkin hissettiklerine temellenen açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılmıştır. Stigma kategorisi altında davranışsal (n=64.% 21. Emre Çiydem**. % 83. kendini kötü hissetme. saygı duyma (n=34. % 25. korku ve üzülme) ön plana çıkmaktadır. % 44. Sonuç ve Öneri: Hemşirelik bakımının etkin bir şekilde verilmesinde öğrencilerin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin bilinmesi ve eğitim sürecinde konunun ele alınması önerilir.72) ancak öncelikle eşcinsel bir hemşireden bakım almak istemediklerini (n=45. % 16. Bulgular: Araştırmaya katılan toplam 237 öğrencinin yaş ortalaması 20. Katılımcıların “Eşcinsellik size göre nedir?” sorusuna verdikleri cevaplar “anlam” teması altında 4 kategori (varoluşsal çatışma n=20. % 8. katılımcılar bakım almak zorunda kaldıklarında rahatsızlık duymayacaklarını (n=106. % 6.08) ayrılmıştır.1’i (n=197) kadın.25±2. Yöntem: Çalışma bir Hemşirelik Fakültesinde okuyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 237 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir.14) reaksiyon (kendini kötü hissetme. % 46.86) ile ortaya çıkmıştır.39 olup. % 8. “Hemşire olarak çalışmaya başladığınızda eşcinsel birine bakım vermek size neler hissettirir” sorusuna katılımcıların çoğunluğu (n=151.34).71) bakım vermekten çekinmeyeceklerini ancak üzüntü. Funda Camuz*. % 18. Katılımcıların “En iyi arkadaşınızın eşcinsel olduğunu bilmek size neler hissettirir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “ikilem” teması altında “stigma” ve “destek” olarak iki kategoriye ayrılmıştır. dinsel n=8.51).08)]. % 14. %14. öfke.83.98. Elif Açıkgöz** *İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi. tedirginlik gibi duyguları yaşayabileceklerini ifade etmişlerdir.% 18.34) ön plana çıkmaktadır. çevresel n=45 %18.% 13. [farklılık-(hastalık n=61. nötr kalma (n=34. Leyla Küçük*. “Hasta olarak hastaneye yatsanız eşcinsel olduğunu bildiğiniz bir hemşirenin size bakım vermesi neler hissettirir?” sorusuna.

Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Psikodermatolojik hastalık tanısı alan Tip D kişiliği olan ve olmayanlar arasında hastalığın başladığı dönemde psikososyal stresör varlığı. Stres İle Başetme Tarzı Ölçeği. algılanan sosyal destek. Kısa Semptom Envanteri. Olgulara sosyodemografik veri formu. Ankara Koo ve Lee sınıflamasına göre psikiyatrik semptoma yol açan dermatolojik hastalıklar ve psikofizyolojik/stresle oluşan ya da artan hastalıklarda Tip D kişilik prevalansının belirlenmesi ve tip D olan ile olmayanların demografik özellikler. . HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur.PB 118 Psikodermatolojik Hastalıklarda Tip D Kişilik. stresle baş etme tarzları ve psikiyatrik komorbidite açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır. Stres ve Psikiyatrik Semptomatoloji: Ruhum mu Hasta Derim mi? Esra Etyemez* . stresli yaşam olayları. Şırnak ** Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. stresli yaşam olayları sayısı. stresle baş etme tarzları. Psikodermatoloji hastaları ile sağlıklı kontroller arasında yapılan karşılaştırmalarda. DS 14 Ölçeği. Stresli Yaşam Olaylarını Tarama Formu. Çanakkkale *** Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.65 arası 181 hasta ve 57 sağlıklı kontrol çalışmaya alınmıştır. stresle baş etme tarzları. Behçet Coşar*** * Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. stresli yaşam olayları sayısı ve bundan subjektif etkilenme oranları. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Kliniği’ne ayaktan başvuran ya da yatarak tedavi gören. Psikodermatoloji hastalarında Tip D kişilik prevelansı %34. Koo ve Lee sınıflamasına göre psikodermatolojik hastalık tanısı almış. okuryazar olup yaşları 18.8 bulunmuştur. Başak Şahin** . Psikiyatriye yönlendirilmiş olan psikodermatolojik hastalık tanılı hastaların psikiyatrik değerlendirmesinde Tip D kişilik özelliklerinin öncelikli olarak saptanmasının bu hastalardaki psikiyatrik değerlendirmeyi daha da kolaylaştırabileceğini ve bu grup hastaların psikiyatrik değerlendirilmesinin daha detaylı yapılması gerekliliğini göstermektedir.

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı(2011) AFAD Deprem Dairesi Van Depremi Raporu.com/wpcontent/uploads/2012/04/van_psikososyal_deg_sonuc_rap. sivil toplum kuruluşları ve uluslararası yardım kuruluşları ile eşgüdüm sağlanarak ortak çalışmalar yürütülmüştür. Altınel G(2012) Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği Van Depremi Psikososyal Destek Çalışmaları Sonuç Raporu. Erciş ve Van dışına göç eden depremzedelere ulaşılması hedeflenmiştir. . 2-T. ekonomik ve sosyal kayıplar doğurarak. 252 kişi enkazdan sağ olarak kurtarılmış. Bu etkinliklerde Van.PB 119 Bir Dayanışma Örneği: Van ve Erciş Depremleri Ardından TPD ve APHB Çalışmaları Feyza Çelik TPD Vandep Çalışma Grubu Amaç: Afetler insanlar için fiziksel. Van’a görevlendirilen. Ancak uygulamada karşılaşılan güçlükler ile afetlerle mücadelede hazırlıklı olmanın önemi bir kez daha hatırlanmış olup bundan sonraki afetler için geniş kapsamlı bir eylem planına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.pdf adresinden indirildi. i. Van dışında ise 2207 depremzedeye ulaşılmıştır. iv. Epidemiyolojik değerlendirme ve bölgesel afet ruh sağlığı politikası geliştirme olmak üzere temel olarak dört aşamada yürütülmüştür. Van ve Erciş’te 1500 afetzedenin katıldığı bir epidemiyolojik çalışma yapılmıştır. ‘Temel Sağlık Hizmetlerinde Ruhsal Travmaya Yaklaşım’ kitabı genişletilerek ve güncellenerek hazırlanmış ve Van depremi sonrasında kazanılan deneyim kitap haline getirilmiş. çok sayıda ev ve iş yeri hasar görmüş ve yaklaşık bir milyon kişi bu depremlerden olumsuz yönde etkilenmiştir. Van’da görev yapan ruh sağlığı çalışanları ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik Temel ve İleri Düzey Ruhsal Travma Eğitimi verilmiş. iii. 10 Mart 2012’de http://www. Psikososyal girişimler. ii.deprem. Bu çalışmada. Sonuç: Psikososyal müdahalelerde Van ve Erciş’te toplam 14603. 12 Mart 2012’de http://www. 23 Ekim 2011’de Erciş’te ve 9 Kasım 2011’de Van’da meydana gelen 7.manevisosyalhizmet. Ulusal ve yerel resmi kurum ve kuruluşlar. Uygulamalar. 4152 kişi yaralanmış.C.2 ve 5. Değerlendirme.6 büyüklüğündeki depremlerde 644 kişi hayatını kaybetmiş. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin(TPD) üyesi olduğu Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği(APHB) ile depremin kişilerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek amacı ile Van. Tartışma: TPD ve APHB tarafından ülke sınırları içinde bugüne kadar olan en geniş çaplı psikososyal destek hizmetini gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Psikososyal müdahaleler TPD’ye ve APHB’ye üye gönüllüler tarafından yürütülmüştür. aspx?param=105 adresinden indirildi. normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkilemektedirler. Uygulanacak psikososyal müdahaleler kısa. Eğitim ve yeterlilik artırma çalışmaları.tr/Sarbis/Shared/WebBelge. orta ve uzun vadeli olarak planlanmıştır. Erciş ve Van dışındaki depremzedelere yönelik yürüttüğü psikososyal müdahalelerin aktarılması ve genel bir değerlendirmesinin yapılması amaçlanmaktadır.gov. Kaynaklar: 1-Akman P.

Uyku yoksunluğu sonrası DHEA-S seviyeleri artan bireylerde daha düşük depresyon puanlarının elde edilmesinin yüksek DHEA-S seviyelerinin stresin negatif etkisine karşı koruyucu etkisi ve kognisyonu düzeltmesinden kaynaklanıyor olabileceği sonucuna varılmıştır. Lepping J. Agargun MY. Acute dissociation after 1 night of sleep loss. DHEA-S ve tiroid fonksiyon testleri için kan örnekleri alındı. Uyku yoksunluğu ile dissosiyasyon düzeylerinde artış. Smeets T. Van 2Kahramanmaraş Afşin Devlet Hastanesi. sT3.PB 120 Uyku Yoksunluğunun Duygudurum Profili ve Dissosiasyon Üzerine Etkisi ve Biyokimyasal Değişimlerle İlişkisi Adem Aydın. DES skorları uyku yoksunluğu sonrası istatistiksel olarak önemli derecede artarken WBSI skorlarında anlamlı bir azalma tespit edildi. Kahramanmaraş. Merekelbach H.16: 241-244. Bireylerden uykusuzluk öncesi ve sonrası kortizol. Bulgular: Uyku yoksunluğu uygulanan bireylerde DDP’nin depresif şikâyetleri sorgulayan depresyon alt ölçeğinde ve dinçlik-aktivite skorlarında düşme. yorgunluk skorlarında yükselme gözlenmiştir. J Abn Psychol 2007. Besiroglu L. 3. J Sleep Res 2007. Vardiyalı sistemde çalışma uyku yoksunluğu’na sebep olmaktadır ve günümüz modern dünyasında sağlıklı bireyler sosyal aktiviteler nedeniyle kısıtlanmış bir uykuya sahiptirler Bu durum kronik uyku yoksunluğu olarak nitelendirilmektedir. sT4 ve DHEA-S seviyelerinde anlamlı derecede artış tespit edilmiştir.599-606. dissosiyatif belirtiler için DES ve düşünce süpresyonunun değerlendirilmesi için Beyaz Ayı Supresyon Testi (WBSI) uygulandı. Çalışmamız. .00 ile sabah 07. Psikiyatri Birimi. Uyku yoksunluğu sonrası kortizol seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim elde edilememişse de. 2. Bireyler gece 22. Kaynaklar: 1.Lütfullah Beşiroğlu 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi.Sultan Kılıç. normalden sapan uyku deneyimlerinin dissosiyatif semptomlarla ilişkili olduğu yönündeki bilgilerle uyumludur (2). Selvi Y. TSH. Mood changes after sleep deprivation in morningness– eveningness chronotypes in healthy individuals. Giesbrecht T. Yöntem: Çalışmaya katılım şartlarını taşıyan 16’sı erkek 16’sı da kadın olan 32 bireye bir gecelik total uyku yoksunluğu uygulandı. İzmir Amaç: Uyku yoksunluğu hem uykunun fonksiyonlarının anlaşılması için sağlıklı bireylerde hem de depresif hastalarda tedavi amacıyla uzun yıllardır uygulanan bir yöntemdir (1).Yavuz Selvi. Uyku yoksunluğunun duyguduruma etkisinin değerlendirilmesi için Duygudurumları Profili (DDP). 3Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi.00 arası uykusuz bırakıldılar. DDP depresyon alt ölçeğinde azalma ve yorgunluk alt ölçeğinde artma uyku yoksunluğu sonrası sT4 seviyesi artan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. bir gecelik uykusuzluk sonrası bireylerde oluşabilecek duygudurum ve düşünce süreçlerindeki değişimler ile biyokimyasal değişimler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Jelicic M. Tartışma: Uyku yoksunluğuyla T4 seviyelerindeki artış depresif duygudurumu yordayan alt ölçeklerdeki düşme ile korele bulunmuştur. Gulec M.

academia. gebelikteki ve doğum sonrası ortaya çıkması kuvvetle muhtemel ruh sağlığı problemleri de görmezden gelinmiştir. Oradadır. kürtaj yapılmamış. evli. İstanbul. yasaklanır. 40 yaşında. http://khas. yasal değişiklikler yapılmadan ortaya çıkan düzenlemeler ve bu durumun kadın ruh sağlığı üzerindeki etkileri tartışılacaktır. Türkiye'de Kadın.” denilmektedir (1).Basım:103-130. kullandığı ilaç X kategorisinde olmadığı için kürtaj yapılamayacağı söylenerek gönderilmiş. evli. kısıtlanır.PB 121 Psikiyatrik Hastalığı Olan Kadınlar ve Kürtaj Aslıhan Polat. Yeni gündeme getirilen “vicdani red” uygulamasıyla birlikte. Kanunun ilgili maddesine göre. Şu an hasta ilaçsız olarak polikliğimizde takip edilmektedir. hareket eder. Kocaeli Amaç: Türkiye’de istemli kürtajın sınırları 1983 yılında Türk Ceza Kanunu (TCK) ile belirlenmiştir.08. 2012. yetkililerce izlenir. NK kürtaj için ilacın kategorisi ile ilgili rapor alması gerektiğini söyleyerek haziran – 2012’de polikliğimize başvurdu. rahim içi araç kullanırken gebe kalmış. İlaç tedavisine yanıtı iyi olan. KOÜ KHD polikliniğine yönlendirildi. Hastaya ise venlafaksinin X kategorisi bir ilaç olmadığı. Depresif yakınmaları devam eden hastanın ilaçsız olarak. her ilaç kesiminde şiddetli duygudurum atağı geçiren FD. 42 yaşında. Plansız gebeliğini öğrendiğinde çok üzülmüş. satış elemanı olarak çalışan kadın hasta. KHD hekimi kürtaj yasasının çıktığını. Kaynaklar: 1. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. üç çocuklu.Tek GS. “Majör Depresif Bozukluk” ön tanısıyla venlafaksin başlanmış.Komut S. Hasta bunun üzerine kürtaj kararından vazgeçti. 1.II. Son günlerde tekrar tartışma konusu olan istemli kürtaj. bipolar bozukluk tanısıyla takipli kadın hasta. gebeliğini sonlandırma kararı almış. serbest bırakılır (2). Sonuç: Bu olgularda kadınların kendi bedenleriyle ilgili karar verme haklarının yok sayılmasının yanı sıra. altı ay önce psikiyatriste başvurmuş. anne ve fetüs sağlığını etkileyecek bir durum olmadığı için kürtajın yapılamayacağı söylenmiş. NK bir hafta önce beş haftalık gebe olduğunu öğrenmiş. Sağlık Hukuku Makaleleri.edu/sultankomut/Papers/587884/Turkiyede_Kadin_Cinsellik_ve_Kurtaj adresinden 22. Türkiye’de ne yazık ki kürtaj konusu her zaman sular altındaki bir denizaltı gibidir. ilkokul mezunu. Gebeliği sonlandırmak için KOÜ KHD polikliniğine başvuran hasta. . KHD bölümünden hekime telefonla ulaşıldı ve tarafımıza kürtaj yapılacağı söylendi. hekimlerin çeşitli rapor talepleriyle hastalar oyalanmış ve sistemli bir yıldırma sonrası kürtaj kararından vazgeçmek zorunda bırakılmışlardır. Üç defa KHD polikliniğine giden hastaya çeşitli nedenlerle kürtaj yapılamayacağı söylenmiş. gebeliğin altı haftalık olduğu. Kürtaj kararı alan hasta. dört çocuklu. Yasal bir gereklilik “henüz” olmamasına rağmen. NK aynı sorunla karşılaştığını söyleyerek tekrar geldi. İstanbul Barosu Yayınları. Olgu I: NK. “Türk Hukukunda Kadının Vücudu Üzerindeki Tasarruf Hakkını Sınırlayan Düzenlemeler”.2012 tarihinde indirildi. haftada bir psikiyatri poliklinik kontrolü ile takibi planlandı. Bunun için Kocaeli’nde bulunan bir dal hastanesinin kadın hastalıkları ve doğum (KHD) polikliniğine başvurmuş. Olgu II: FD. kontrol edilir. rapor olmadan kürtaj yapamayacağını söylemiş. kürtajla ilgili ortaya çıkan bu durumun psikiyatrik hasta grubu açısından ayrı bir önemi olacağı açıktır. valproik asit 1000 mg kullanıyor. 2. “gebeliğin ilk on haftası dolana kadar herhangi bir neden aranmaksızın istek üzerine rahim tahliye edilir. FD ve eşi bunun “Allah’ın istediği bir şey olduğunu” düşünerek kürtaj kararlarından vazgeçmişler. Cinsellik ve Kürtaj.

çünkü madde kullanımının akranlarınca kabul gördüğü düşüncesi gencin o grubun içinde olmak amacıyla madde kullanımına zemin hazırlayabilir. İkinci ankete katılan öğrencilerin çoğu afişleri (%72. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. Gülhan Karaer. Güler Kandemir. arkadaşlarının tutumlarına yönelik yanlış algı içinde oldukları görülmektedir. Dilay Tunca. %86.6) ve görüşlerinin olumlu (%73. %74. festivali etkili bulduklarını (%76.9’u okulundaki öğrencilerin çoğunun sigara. Öğrencilerin %81. alkol ve diğer maddelerin zararları hakkında bilinçlendirilmeleri gerektiğini düşünmektedir. esrar kullanımı sıklığının ve öğrencilerde bu maddelerin kullanımıyla ilgili sosyal normların belirlenmesi ve sosyal normlar üzerinden hazırlanacak geri bildirimlerin ve sorunla ilgili farkındalık düzeyini artırmaya yönelik faaliyetlerin etkinliğinin araştırılmasıdır.4) etkilendiğini bildirmişlerdir. alkol.1’i okulundaki çoğu öğrencinin 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığına inandığını. Hayata Evet!" (Sosyal Sorumluluk Projesi) Yıldız Akvardar. geribildirim afişlerini (%70. *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencisi Giriş: Sosyal norm yaklaşımı riskli davranış oranlarını azaltmak için bir müdahale stratejisidir. Ekin Sönmez. % 59.3’ü. okulundaki öğrencilerin çoğunun deneme amaçlı. %87. .2’si okulundaki çoğu öğrencinin (en az %51’inin) sigara içmenin yanlış olduğunu düşündüğünü. Sonuç: Öğrencilerin kendi ve arkadaşlarının tutumları hakkında düşündükleri arasında fark belirgindir. %47. %54. Anıl Gündüz. %36.7 ve %32. akranlarının alkol ve madde kötüye kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu inandığını.4’ü deneme amaçlı. 2 ay sonunda anket ikinci kez uygulanmıştır. Bulut Güç* Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.7’dir.2’si 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığını. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı ve böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. Öğrencilerin.6). Yöntem: Pendik ilçesinde rasgele yöntemle seçilen bir lisede öğretmenlerin ve öğrencilerin katılımıyla okulun kendi kaynakları ve Pendik Belediye’sinin olanaklarıyla “Bağımlılığı Reddet!” konulu bir program hazırlanmıştır.8’i sigara kullanımının yanlış olduğunu. Bulgular: Yaşam boyu sigara ve alkol kullanma sıklığı sırasıyla %29.PB 122 "Bağımlılığı Reddet. Öğrencilerin sadece. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu. Öğrencilerin yanıtlarıyla sosyal normları içeren ve yanlış algıları içeren posterler hazırlanarak okulda görülür yerlere asılmış. Bu yanlış algı düzeltilmelidir. Programın başında madde kullanımı ve sosyal normlarla ilgili anket uygulanmıştır. Amaç: Çalışmanın amacı lise öğrencilerinde sigara. alkol ve diğer maddelerin zararlarının anlatılmasını gerektiğine inandığını belirtmiştir. Cengiz Çelebi.4’ü öğrencilerin sigara.2).

Şırnak ***Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Bu araştırmada alkol bağımlıları ve eşlerindeki bağlanma biçimi ve evlilik uyumu arasındaki ilişkinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır. kontrol grubunun eşlerine (Ort.94). *** Zehra Arıkan *Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği.=75. Katılımcıların tamamına yaş.97) göre daha az sevgi göstermektedir. kontrol grubunun eşlerine (Ort.=327. sevgi gösterme. . meslek vb soruları içeren sosyodemografik veri formu.2) göre daha az çiftler arası doyuma sahiptir.62) göre daha az çiftler arası anlaşma göstermektedir. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort.=100. Etkilenen bu çevrenin başında da aile ve evlilik kurumu gelmektedir.C Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Alkol Ünitesinde ayaktan ve yatarak tedavi ve takip edilen ICD-10 Madde bağımlılığı tanı ölçütlerini karşılayan alkol bağımlılığı tanısı almış erkek hastalar ve sağlıklı eşleri (49 çift) alınmıştır.78). çift anlaşması. çift doyumu. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Araştırmaya T. cinsiyet.03).=287.76). evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliği yapabilen ve sorunlarını olumlu bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu evlilik olarak tanımlanmaktadır. Alkol bağımlılığı.=52. Ankara Alkol bağımlılığı olan kişi alkol kullanımı nedeniyle sosyal ve mesleki alanda bozulma yaşar.65) göre daha az çiftler arası uyum sergilemektedir. medeni durum. Evli çiftler için evlilik uyumlarında önemli sorunlar yarattığı görülen durumlardan biri eşlerden birinin ya da her ikisinin alkol bağımlılığının bulunmasıdır.=62.=91. Çalışmanın kontrol grubu da 48 çiftten oluşmaktadır. Alkol bağımlısı olan hastalara uygulanan Bağlanma Ölçeği ile Çift Uyum Ölçeği arasındaki korelasyon analizi sonucu ikircikli bağlanma arttıkça. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort.=80. Çanakkale **Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Karşılıklı etkileşebilen. ** Esra Etyemez.32) göre daha az eşler arası bağlılık göstermektedir. Bağımlıların sıklıkla kişilerarası ilişkilerde sıkıntı yaşaması bunlarda da bir bağlanma bozukluğu olduğunu düşündürmektedir. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort.PB 123 Alkol Bağımlıları ve Eşlerinde Evlilik Uyumu ve Bağlanma Biçimi Arasındaki İlişki * Başak Şahin.91). eğitim düzeyi. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. hem hastanın kendisi hem de yakınları için önemli bir psikososyal sorundur.=59. evlilik uyumunu değerlendirmek için “Çiftler Uyum ölçeği” ve bağlanma biçimini değerlendirmek için “Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği” verilmiştir. çiftlerin bağlılığı ve çiftler uyumu ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır. Bu araştırma. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Alkol bağımlılığı sadece rahatsızlığa sahip bireyi değil sosyal çevresini de etkilemektedir. Nisan 2011 ile Ağustos 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.=87. Çift Uyum Ölçeği tüm alt test ve toplam puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir.

Bulgular: Öğrencilerde akranlarının madde kullanımıyla ilgili yanlış algıların belirgin olduğu görülmektedir. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır.PB 124 SNIPE: Social Norms Intervention for the Prevention of Polydrug Use Üniversite Öğrencilerinde Madde Kullanımıyla İlgili Sosyal Normlar.8) alkol kullanımını onaylamamaktadır. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlandı. Hüseyin Yüce**** *Marmara Üniversitesi Tıp FakültesiPsikiyatri AD.9’u) son iki ay içinde alkol kullanmamıştır. web sitesine kayıt olan öğrencilere projenin web sitesinde online olarak bulunan çalışma anketini tamamlamaları için e-posta gönderildi. Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%56. Kız öğrencilerin çoğu arkadaşlarının son iki ay içinde en az bir kez sarhoş olduğunu düşünürken. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 66’sı) hayatında hiç sarhoş olmadığını belirtmiştir. Anket Şubat 2012'de çevrimiçi oldu. Yöntem: Madde kullanım davranışlarını. İstanbul ****Marmara Üniversitesi Rektörlüğü Bilişim Merkezi. altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de uygulanan. Bulut Güç**. tutum ve algıları içeren. Cengiz Çelebi*. Anıl Gündüz*. Aslında. örn: Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%53.5) kampus arkadaşlarının eğer okulu etkilemezse alkol kullanımını onaylayacağını düşünürken.8’i). Türkiye Sonuçları Yıldız Akvardar*. Göztepe kampusundeki erkek öğrencilerin çoğu (%51. Tartışma ve Sonuç: Akranlarının davranışlarından etkilenen bu yaş grubunda. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. tutum ve algıları belirlenmiştir. Marmara Üniversitesi Göztepe Kampusu öğrencileri çalışmayla ilgili eposta gönderilerek kayıt olmaları için projenin web sitesine davet edildi. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. kampüslerindeki erkek öğrencilerin çoğunun en az iki haftada bir alkol kullandığını düşünmektedir. web sitesine kayıt olan öğrencilere SPIN web aracığıyla üç kez hatırlatıcı mail gönderildi. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. İstanbul Amaç: Öğrencilerin. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan sosyal norm yaklaşımı. Projenin ilk aşaması olarak müdahale öncesi durum değerlendirmesi yapılmış ve öğrencilerin madde kullanım davranışları. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 60. kampus arkadaşlarının son iki ay içinde iki kez alkol kullandığını düşünmektedir. Sibel Kalaca***. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. Erkek öğrencilerin çoğu (% 67.0). Aslında. Avrupa Birliği tarafından desteklenen web tabanlı bir projedir.0’sı) son iki ayda hiç alkol kullanmamıştır. Kaan Kora*. arkadaşlarının madde kullanımyla . Katılımı artırmak üzere tüm öğrencilere Marmara Üniversitesi Rektörlüğü aracılığıyla iki kez. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (%61.

olumsuz durumlara katlanma. “Bağımlı koca” kadınlar için derin yalnızlık duygusu yaratmış. Kadınların bağımlılık konusunda tanışıklıkları birinci aileden geliyorsa kabulleri. Kendilerini iyi ve mağdur olarak tanımlayan kadınların durumla yüzleşme. maddeyi sorumlu tutma söylemi. kadınların söylemenin yaralı olabileceğine dair umutsuzluklarının keskin olduğu her görüşmede kendini göstermiştir. görmezden gelme becerileri daha yüksek gibi görünmektedir. İlişkilerinin olumsuz tüm nedenleri bağımlıya ait. Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. parçalardan oluşmaktadır. Tüm görüşmeler içinde 50 görüşmenin metin içeriğinin göreli olarak tutarlı olduğunu düşünülerek değerlendirmeye alınmıştır. dolayısıyla önleyici çabalarda yol gösterici olacaktır. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi ***Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl ****Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl Amaç: Ev içinde kadına yönelen şiddet olgularında sayısal bilgilerde artış olmasına karşın. Ancak. Mağdur ve masum kişiler olduklarına inanmakta ya da inandırmak istemektedirler. “sabır”. tek eşli olmaya inanç. Fatma Yıldırım****. Bağımlıyı değil. Tüm ilişkilerde çeşitli yoğunluk ve biçimlerde şiddetin var olduğu görüşmelerde ortaya çıkmıştır Tartışma: Madde bağımlılığı olan erkeklerin birlikte olduğu kadınların bağlılığının taşıdığı nitelikler ilişkinin sağlıklı olmadığını düşündürmüştür. Alkol bağımlılığı ve bağımlı eş ile kurulan ilişkinin özellikleri konulu niteliksel çalışmalar bu nedenle öğretici. olguların sistematiği ile ilgili bilimsel bilgi sınırlı sayıdadır. olumlu nedenleri kendilerine aittir. “iyi insanlık” gibi olumlu değer yükü taşıyan kavramları kendi nitelikleri olarak belirtmişlerdir. “razı” olma gerekçeleri anlaşılmaya çalışılmıştır. “acıma”. sevseler bile o sevginin getirisi olan mutluluk ve tatmin beklentisi yok olmuş izlenimi edinilmiştir. çözüm arama davranışından kaçınmakta oldukları.PB 126 Alkol Bağımlılığı Olan Erkeklerin Evliliği ve Eşlerinin Kadınlık Halleri Salime Tarihçi*. Bu çalışmada alkol bağımlılığı tedavisi gören kişilerle eşlerinin ilişkilerini sürdürürken kullandıkları anlamlar ve dayanaklar. Bu görüşmelerde ortak yaşantı süreci genellikle 5 yılın üstündedir ve kadınların yaş aralığının 30-60 yaş arasındadır. Hatice Demirbaş***. Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi’nde tedavi gören erkek hastaların eşleriyle yapılan derinlemesine görüşmelerde elde edilen metinlerin söylem analizi yapılmıştır. Bulgular: Alkol bağımlılığı sorunu yaşayan erkeklerin birlikte yaşadığı kadınların genel olarak görüşme süresince “üzgün” olduğu gözlemlenmiştir. Anlatılamayan ve sır olanın söylem yoğunluğu. bu davranışında bağımlılığı sürdürmekte dolaylı nedenlerden olabileceği görülmüştür . çocukların varlığı ortak yaşama “razı” olma gerekçeleri olarak önde sıralanmıştır. kadınlar genel olarak ilişkilerinde “merhamet”. Duygusal ve cinsel yaşam anlatıları “eksik” anlatımlardan. İnci Özgür İlhan**. başka hayat kurmak imkânının sınırlılığı.

madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlanmıştır. İspanya University of Leeds. Anıl Gündüz*. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. Sibel Kalaca**** *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Marmara Üniversitesi Rektörlüğü ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 Öğrencisi ****Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Amaç: Çok merkezli. tutum ve algıları içeren. öğrencilere internet üzerinden akran davranışı hakkında doğru bilgi vermenin ve geri bildirimde bulunmanın madde kullanımını önleme açısından yararlı bir araç olduğu gösterilmiştir. SNIPE katılımcıları Universität Bremen. yaklaşık 7000 öğrenciye ulaşılmıştır. SNIPE iki yıl sürecek ve e-sağlık müdahalesinin etkinliği altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de değerlendirilecektir. Cengiz Çelebi*. Avrupa Birliği tarafından desteklenen bir projedir.PB 127 SNIPE: Social Norms Intervention for the prevention of Polydrug usE Üniversite öğrencilerinde çoğul madde kullanımını önlemek için sosyal norm müdahalesi Yıldız Akvardar*. Slovakya Marmara Üniversitesi. • Alkol ve sigara kullanımını azaltmak. Üniversite öğrencileri için akranları en önemli sosyal başvuru kaynağıdır ve akranlarının madde kullanımının yüksek olduğu düşüncesi bireyin kendi kullanımında artışa yol açabilir. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. İngiltere Syddansk Universitet. • Esrar. Anketi tamamlayan müdahale grubundaki öğrenciler kişisel sosyal norm geribildirimi verilen web sayfasına ulaşmaktadır. SNIPE projesinin amaçları. Bulut Güç***. Kaan Kora*. akademik başarı.web tabanlı SNIPE projesinin tanıtımı amaçlanmaktadır. Müdahale sonrası izlem anketi tüm gruplarda Eylül 2012.Ocak 2013'te uygulanacaktır. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. • Çoğul madde kullanımını önlemek için bir e-sağlık müdahalesi geliştirmek. Veri analizi yapılmış. yaş. ikamet. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avustralya’da. İngiltere Univerzita Pavla Jozefa Šafárika v Košiciach. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. Belçika University of Bradford. durum saptamasına yönelik birinci anket uygulaması tamamlanmış. Bu yöntem Avrupa’da madde kullanımını önleme programlarında yaygın denenmemiştir. Türkiye . Web sayfasının hazırlığı yapılmış. uygulamak ve etkinliğini ölçmektir Yöntem: Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale öncesi durum değerlendirmesi • E-sağlık müdahalesinin uygulanması • Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale sonrası ve izlemde durum değerlendirmesi • SNIPE ve e-sağlık müdahalesinin kullanımı hakkında bilgi sağlamak üzere birçok dilde hizmet veren web sayfasının hazırlanması amaçlanmıştır. Hüseyin Yüce**. Ankette cinsiyet. müdahale web sayfaları hazırlanmıştır. Öğrencilerin. Süreç: Tüm ülkelerde müdahale ve kontrol grupları oluşturulmuştur. dinsel inanış gibi kişisel bilgilerde yer almıştır. Danimarka Univerisdad de Navarra. Proje ekibi tarafından madde kullanım davranışlarını. Almanya Universiteit Antwerpen. kokain ve sentetik maddelerin kullanımını önlemek. Temmuz-Ekim 2012 arasında müdahale çalışmasının tamamlanması planlanmıştır.

ardından lojistik regresyon analizi ile yapılmıştır. Alkol bağımlılığı/kullanımı davranışının da. Hatice Demirbaş****. şiddet davranışının da erkek tarafından kadın üzerinde kontrol ve güç sağlama aracı olarak kullanıldığı ileri sürülmüştür. Kaynaklar Can S (2002) “Aggression questionnaire” adlı ölçeğin Türk popülasyonunda geçerlilik ve güvenilirlik çalışması. Alkol bağımlılığı olan erkeklerin eşlerinin BEM Cinsiyet Rolü Envanterine göre belirlenen Erkeksilik puanları ise kontrol grubundaki kadın eşlerinkine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. fiziksel saldırganlık dışında. Salime Tarihçi**. alkol bağımlılığı tanısı konmamış 48 erkek ve eşleri ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Aggression and Violent Behavior 9: 129–163. her iki gruptaki erkeklerin saldırganlık puanları arasındaki fark ortadan kalkmış ve alkol bağımlısı erkeklerin eşlerinin ve kontrol grubundaki kadın eşlerin Erkeksilik puanları arasındaki anlamlı farkın sürdüğü görülmüştür. Journal of Substance Abuse Treatment 19:329-338. alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlığı arttırdığını düşündürmektedir. Guille L (2004) Men who batter and their children: an integrated review. 7(1): 27-40. Tartışma ve Sonuçlar: Alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlık düzeyinin. Öfke. Bu çalışmada alkol bağımlılığı olan erkeklerde saldırganlık/şiddete eğilim ve alkol bağımlısı erkekler ve eşlerinin toplumsal cinsiyet özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. toplumsal cinsiyet özelliklerinin karşılaştırılmasında BEM Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılmıştır. Bu iki davranışın sosyokültürel bağlamda ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. İstanbul. uzmanlık tezi. Düşmanlık ve Dolaylı Saldırganlık ortalama puanları kontrol grubundaki erkeklerinkine göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Alkol bağımlılığı ve şiddet-saldırganlık arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet etmeni bir ara değişken olarak görünmektedir. . Karşılaştırmalar önce tek değişkenli analiz yöntemleriyle. alkol bağımlılığı grubundaki erkeklerin Sözel Saldırganlık. Smith JW (2000) Addiction medicine and domestic violence. Bulgular: Tek değişkenli analizlerde Saldırganlık Ölçeği’ne göre hasta grubundaki erkeklerin Fiziksel Saldırganlık alt ölçeği puan ortalaması kontrollerle istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermezken. Fatma Yıldırım***.PB 128 Alkol Bağımlısı Erkeklerde Saldırganlık ve Eşlerinin Toplumsal Cinsiyet Özellikleri İnci Özgür İlhan*. Kriz Dergisi. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi **Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu ***Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl ****Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl Amaç: Alkol kullanımı sıklıkla şiddet ve saldırganlıkla ilişkilendirilmiştir. Yaşın Dökmen Z (1996) BEM Cinsiyet Rolü Envanteri Kadınsılık ve Erkeksilik Ölçekleri Türkçe formunun psikometrik özellikleri. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Servis Şefliği. Çok değişkenli analizde anılan tüm alt ölçek puanları bağımsız değişkenler olarak alındığında. Yöntem ve Gereçler: Alkol bağımlılığı tanısı konan 32 erkek ve eşleri çalışma grubunu. Genel Kurmay Başkanlığı. bağımlılığı olmayanlara göre yüksek çıkması. Grupların şiddet ve saldırganlık özelliklerinin karşılaştırılmasında Saldırganlık Ölçeği.

vokal ve motor aktivite olarak tanımlanmaktadır. İleride yapılacak çalışmalar ajitasyonun boyutlarının farklı demans türlerinde ortaya konmasını ve uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini hedeflemelidir. Cohen Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) demans hastalarında ajitasyon davranışlarının şiddetini değerlendiren bir ölçektir. DSM-IV-TR’ye göre demans tanısı alan. amaca yönelik olmayan ve konfüzyondan kaynaklanmayan uygunsuz sözel. negativizim/saklama-istifçilik. Bunlar sözel-fiziksel agresyon. Orijinal ölçeğin faktör analizi çalışmaları bakımevlerinde yaşayan demanslı yaşlılarda yapılmış olup dört faktör önermektedir. amaçsız el hareketleri. Bulgular: CMAE ile değerlendirilen belirtilerden en sık görülenleri sırasıyla tekrarlayan cümle ya da sorular (madde 6-%65). Sonuç ve Tartışma: Bu çalışma CMAE’nin demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin ve bu belirtilerin sıklığının belirlenmesinde iç tutarlılığı yüksek/güvenilir bir ölçek olduğunu ortaya koymuştur. . bakımverenlerine. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine başvuran. Ajitasyon belirtilerinin bulunma sıklığının ve dağıldıkları faktör sayısının farklı olması örneklem farklılığından kaynaklanmış olabilir. 20. Engin Turan*Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı.0001). Ayşegül Sakarya*.5’ini açıklayan. 100 hasta alınmıştır. Gülbahar Baştuğ**.86 olan. Geriyatrik Psikiyatri Birimi **Çankaya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Giriş: Ajitasyon demans hastalarında sık görülmekte olup. ajitasyonun boyutlarını ve bu boyutların ilişkili olduğu etmenleri ortaya koymaktır.Okan Er*. Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0. genel huzursuzluk (madde 29-%57). 21. Ölçekte 1’in üzerinde puanlanma sıklığı %10’un altında olan 7 madde (14. 25. CMAE’nin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. ≥65 yaşında. 28. CMAE toplam puanı CDDÖ ve İFA toplam puanları ile ilişkilidir (ikisi için p<. iritabilite/huzursuzluk. Bilgen Biçer Kanat*. İşlevsel Faaliyetler Anketi (İFA) uygulanmıştır. Hastalara Standardize Mini Mental Test (SMMT). uygunsuz davranıştır. En sık bildirilen belirtiler ölçeğin kullanıldığı diğer çalışmalarla benzerdir. Bu çalışmanın amacı demans hastalarında CMAE’nin Türkçe formunun faktör yapısını. Önceki çalışmalarla uyumlu olarak depresyon arttıkça ve işlevsellik azaldıkça demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin sıklığının arttığı saptanmıştır. 27. özdeğeri 1’den büyük 6 faktör elde edilmiştir. 17.PB 129 Demans Hastalarında Ajitasyonun Boyutlarının Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. Bu çalışmanın örneklemini bir psikiyatri Kliniğine başvuran ve orta evre demansı olan hastalar oluşturmuştur. karşı gelme eğilimi/negativizm (madde 19-%55) ve küfürlü konuşma ya da sözel saldırganlıktır (madde 4-%47). sözel-fiziksel agresif olmayan davranış. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*. maddeler) elenerek faktör analizi yapıldığında toplam varyansın %70. Cornell Demansta Depresyon Envanteri (CDDE). Sevinç Kırıcı*. Ölçek maddeleri faktör yüklerinin en yüksek olduğu faktörlere dahil edilmiş ve elde edilen faktörler içeriklerine göre adlandırılmıştır. CMAE.

endişe ve kendini yalnız hissetme-EY) Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ). Bilgen Biçer Kanat*. Bakımverenlerin ort. MMBYÖ’nün Cronbach α değeri 0.o5). Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ). Psikiyatri Servisi. Bu çalışmada Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin (MMBYÖ) Türkçe formunun psikometrik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. .9±8. bakımveren yükü. BDÖ ve STAI-I ve II ile korelasyonuna bakılmıştır.9 olup.T. iyi olma hali” biçiminde ele alınmıştır. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri (STAI-I ve II) ile korelasyonları incelenmiş ve hem MMBYÖ toplam puanı hem de alt ölçek puanlarının sözü edilen ölçeklerle korelasyonları anlamlı bulunmuştur (Tüm ölçekler için p< o. derinden üzüntü ve özlem-DÜÖ. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 77. bakımverenlerin ise 61. Geriyatrik Psikiyatri Birimi. Okan Er*. DSM-IV TR’ye göre Alzheimer tipi demans tanısı almış 32 hasta ve bakımverenleri alınmıştır. 56. Alzheimer hastalarına bakımverenlerin yaşadıkları sorunlar literatürde “bakımveren stresi. geri kalanı ise çocuk. İleride yapılacak çalışmalarda daha geniş örneklemlerde yas yaşantısını etkileyen etmenler ve ölçeğin Türkçe formunun faktör yapısı araştırılmalıdır. kardeş veya gelin/damatlarıydı.98 bulunmuştur.3’ü (n=16) eşi. Ankara Giriş ve Amaç: Alzheimer hastalığı bilişsel işlevlerde yıkımla seyreden kronik bir tablodur. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Bakımverenlere MMBYÖ. hatta yakınlarını bile anımsayamamaktadır.Ü. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri(STAI-I ve II) uygulanmıştır.6±14. Yöntem: A. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar bakımverenin akrabası olması halinde birincil duygusal yaşantının “yas yaşantısı” olduğu görüşündedir (2). depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ilişkili bulunmuştur. Psikiyatri A. Geriyatrik Psikiyatri Polikliniği’ne birinci derece yakını ile beraber başvuran.6±4. orta ve ileri evrelerde günlük yaşam aktivitelerinde bozulmaya yol açar (1). Tartışma: MMBYÖ’nün Türkçe formu Alzheimer hastalarına bakımverenlerde yas yaşantısını değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Bakımverenlerde yas yaşantısı. Ankara ** Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi. Çünkü Alzheimer hastalığında kişi ilerleyen dönemlerde kendi kimliğini yitirmekte.2’dir.7’si (n=17) kadındır. Psikiyatri AD.6. güvenirliği için Cronbach α hesaplanmıştır. Umut Altunöz*. Yakın bellek bozukluğu ile başlar. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*. Eğitim süresi 8. MMBYÖ’nün geçerlik ölçütü olarak ZBYDÖ. Bakımverenlerin %53. yükü.PB 130 Alzheimer Hastalarının Bakımverenlerinde Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin Türkçe Formunun Psikometrik Özellikleri Ayşegül Sakarya*.F.D. kendiliğinin ölümünü fiziksel varlığının kaybından önce yaşantılanmaktadır. Engin Turan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Böylece. Direnç Sakarya**. MMBYÖ toplam puanı ve altölçeklerinin (kendini adama-KA. Ülkemizde Alzheimer hastalarına bakımveren yakınlarında yas yaşantısını araştıran bir çalışma bulunmamaktadır. Sevinç Kırıcı*.

Katılımcıların % 22.4) en az bilinen tanı kriteri özelllikleriydi.2). Niteliksel veriler için sayı yüzde şeklinde. **Taha Selim Bilgin . Bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesinde 13 başlık altında bilgi ve tutum düzeyini değerlendiren soruların yer aldığı anket formu kullanılmıştır. **Burcu Ünal. ***Can Cimilli* Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Deliryum genel hastane içerisinde yaygın görülen ve tedavi edilmediğinde klinik gidişi olumsuz etkileyen akut klinik bir sendromdur. Deliryumda bilgi düzeyini değerlendiren çalışmalarda benzer şekilde yoğun bakım. yer vezaman oryantasyonunun kaybı en çok bilinen deliryum özellikleri iken (%94. Çeşitli klinik branşlardan katılımcıların yatan hastalari çin deliryum sıklığı tahmini ortalaması %7. **Onur Küçükçoban . Yöntem: Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi acil servisi.9) akut başlangıçlı konfüzyonun varlığı (%59. tedavi rehberlerinin uygulanmadığını göstermektedir(1. %91. **Ahmet Topuzoğlu.PB 131 Bir Üniversitesi Hastanesinde Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinde Deliryumda Bilgi Düzeyinin ve Tutumunun Değerlendirilmesi *Elif Onur Aysevener. Çalışmamızın bulguları deliryum ile ilgili temel eğitimlerin tüm klinik alanlarda verilmesinin ve devamlılığın sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. Deliryumun bağımsız bir prognostik faktör olduğunu düşünenler katılımcıların yalnızca %32.2’si deliryum değerlendirmesinde ölçek kullandığını bildirdi.9’uydu. Katılımcıların %79.6. Çalışmamızda katılımcıların kendi bilgi düzeylerini ve eğitimlerini yeterli bulmamaları dikkat çekicidir. Çalışmamızda katılımcıların %22.3’tü. Tartışma: Çalışmamızda deliryum ile ilgili bilgi düzeyinin sınırlı . cerrahi servisleri ve psikiyatri servisi dışındaki dâhili servislerinde çalışan tıpta uzmanlık öğrencileri içerisinde gönüllü olmayı kabul edenler ile yapılmıştır. Çalışmada amacımız üniversitemizde tıpta uzmanlık öğrencileri arasında bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesidir.orta düzeyde olduğu görülmüştür. Deliryum için geliştirilen birçok değerlendirme aracı ve tedavi rehberleri bulunmakla birlikte bu alanda yapılan çalışmalar pratik uygulama içerisinde sıklıkla tanısal araçların değerlendirme ve izlemde kullanılmadığını. Ancak deliryum olgularının önemli bir kısmına tanı koyulamamakta ve tedavi edilememektedir. Katılımcıların deliryum tanı kriterleri ve deliryum muayene bulguları ile ilgili bilgi düzeyleri değerlendirildiğinde.2 si ölçek kullandığını bildirmiştir. ölçümsel veriler içinse ortamla ve standart sapma alınmıştır Bulgular: Araştırmaya toplan 74 kişi katılmıştır.7’si deliryumun tanısal kriterleri ile ilgili bilgisini yetersiz olarak değerlendirmekte olup deliryum ile ilgili %89’u yeterli eğitim almadığını düşünmekteydi. geriyatri gibi klinik ortamlarda dahi bilgi düzeyinin yeterli olmadığını göstermektedir.5) ve konfüzyona eşlik eden letarjiden komaya kadar seyreden bilinç durumu değişikliği durumu (%53. deliryum ile ilgili temel bilgi düzeyinin yüksek bulunduğu kliniklerde dahi değerlendirme araçlarının kullanımı sınırlıdır. . Önceki çalışmalarda bildirilen deliryum sıklığını tahmin edebilme oranlarının düşük olması çalışmamızda da benzerdir.

Kontrole gelen 20 kişiye farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi. Başvuranların % 66. Cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü açısından da fark saptanmadı. Çalışmamızda psikiyatrik tedavi öyküsünün kontrollere devam etme ve sigarayı bırakmada olumsuz bir etkisinin olmadığı görülmüştür. çoğunluğu ilkokul düzeyinde eğitim almıştı (n=35. % 78.2’si (n=14) halen tedaviye devam ediyordu.18 (aralık 21-67). içilen günlük sigara miktarı ve Fagerström puanları açısından anlamlı fark saptanmadı. 6 kişide (%27) değişim olmadı. Günlük içilen sigara sayısı 21.3 (aralık 1-60). Yaş ortalaması 40. Fagerström puanları açısından anlamlı fark yoktu.3’ü (n=61) daha önce psikiyatrik tedavi görmemişti. eğitim süresi.3’ ü evliydi (n=72). %38). sosyodemografik bilgileri ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılarak veriler toplanmıştır. Fagerström nikotin bağımlığı ortalama puanı 5. %22’sine (n=20) yalnızca bilişsel davranışçı terapi.5’inin (n=17) geçmiş psikiyatrik tedavi öyküsü vardı.8±10. günlük sigara sayısı. Bırakanlarla bırakamayanlar arasında cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü. Kontrole gelenlerle gelmeyenler arasında ortalama yaş. . %1’ine (n=1) yalnızca farmakoterapi uygulandı. Hastaların bir yıllık geriye dönük kayıtları incelenerek hastaların kontrole devamı ve sigarayı bırakıp bırakmadıkları belirlenmiştir. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra ki-kare testi ve nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U testi) kullanılarak değerlendirilmiştir. % 15. ortalama yaş. Başvuranların %77’sine (n=71) farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi. Yöntem: 2 Mayıs 2011-31 Temmuz 2011 tarihleri arasında sigara bırakma polikliniğine başvuran 92 hasta çalışmaya dahil edilmiş.PB 132 Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Sürdürülen Sigara Bırakma Polikliniğinin Sonuçları Şükriye Boşgelmez Psikiyatri Uzmanı Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Derince Kocaeli Amaç: Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran kişilerin tedavi sonuçları ve bunlarla ilişkili etkenleri belirlemek amaçlanmıştır.2’si (n=48) kadın.76 idi (aralık 1-8). 2 kişiye yalnızca bilişsel davranışçı terapi uygulandı. % 18. Kontrole devam edenlerden 7 kişi (% 32) en fazla 5 hafta içinde sigarayı bırakırken 9 kişi (yalnızca yalnız bilişsel davranışçı terapi uygulanan 2 kişi de dahil olmak üzere) (%41) içtiği miktarı %50 ve daha fazla azalttı. Başvuranların %33’ü (n=22) tekrar kontrole geldi. Sonuçlar: Başvuran 92 kişinin % 52.23±1. Tartışma: Sigara bağımlılığı tedavisinde motivasyon önemlidir.8’i (n=44) erkekti. %47.67±11.

Pae CU.Ömer Yılmaz (5) 1. İnci Meltem Atay (4). anhedonik. Smit LME: Congenital supratentorial arachnoidal and giant cysts in children: a clinical study with argumants for a conservative approach. cognitive and neuroanatomical correlates. sistemik ve nörolojik muayenesi doğal. Psikiyatri AD.Sommer IEC. Isparta 4. düşünce süreci yavaşlamış. Psikiyatri AD. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. çoğu olgu ise bulgu dahi vermemektedir (2). J Neuropsychiatry Clin Neurosci 2004. Kaynaklar: 1. Klinik görünümüne mental bozuklukların eşlik etmesi ender olarak görülmekte. Bu olguda dissosiatif füg ve pineal bölgede saptanan araknoit kist sunulmaktadır. Jun TY. Psikiyatri AD. travmatik ya da inflamatuar nedenlere bağlı olarak görülmektedir. Bir gün sabah evden işe gidiyorum diyerek çıktığında. . konuşma miktarı azalmış. Isparta 5. Chae JH. Sonuç: Pineal bölge yerleşimli olan ve dissosiyatif füg tablosu görülen bu olgu sebebiyle dissosiatif bozuklukta organik bozukluğun araştırılmasının önemi tekrar gözlenmiştir. Ailesi ile birlikte psikiyatri polikliniğinde değerlendirilmiştir. Psikiyatrik bozukluğa eşlik eden birkaç araknoid kist olgusu bildirilmiştir (3). Bununla birlikte pineal bölge ve dissosiatif bozukluk ilişkisi ile ilgili çalışmalara ihtiyaç vardır. monoton ve çevresel.Bahk WM. Olgu: Bay S. Diğer bir şehir ile herhangi bir bağlantısının olmadığını ve oraya neden ve nasıl gittiğini hatırlamamaktadır. İki yıl öncesinde başlayan dalgınlık. Kim KS: A case of brief psychosis associated with an arachnoidcyst. duygudurumu. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. 13:8-12. Ruhsal durum muayenesinde duygulanımı apatik. Isparta Giriş: Beyinde araknoid kist konjenital. Tartışma: Araknoid kistin psikiyatrik bozukluklar ile ilişkisi hakkında bilgiler az sayıda olgu bildirimleri ile sınırlıdır. Child's Nerv Syst 1997. 16:400-8. Isparta 3. gerginlik. yaygın kaygılar ve iç sıkıntısının olduğu anlaşılmaktadır. Psikiyatri AD. esnaftır.Turner R. yapılan laboratuar testleri normal sınırlardaydı. Kafa içi boşlukları tutan lezyonların sadece %1’ini kapsar (1). 50 yaşında. evli. Isparta 2. 2. ilkokul mezunu. Radyoloji AD.PB 133 Pineal Bölgede Araknoid Kist ve Dissosiatif Füg Abdullah Akpınar(1). Kraniel Bilgisayarlı Tomografide Pineal bölgede Araknoid Kisti saptandı. Schiavetto A: The cerebellum in schizophrenia: A case of intermittent ataxia and psychosis clinical. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi.Gözde Bacık Yaman (2). Psychiatry and Clin Neurosci 2002. öfkesellik. 56:203-5. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Polisler tarafından üç gün sonrasında başka uzak bir şehirde kişisel kimliği ile ilgili kafa karışıklığı içerisinde iken bulunmuştur. 3. Arif Demirdaş (3). akşam eve gelmemesi ile ailesi polise başvurmuşlardır.

Özge Kılıç. Olgu: 27 yaşında kadın hasta psikiyatri polikliniğine yakını tarafından 20 yıldır devam eden sinirlilik.27 (>6. Hasta yaklaşık 7 yaşından beri mental retardasyona bağlı davranış problemleri nedeni ile takipliydi.Ü. Duygudurumu irritabl duygulanımı uygundu. Hastanın mevcut karbamazepin tedavisi azaltılarak kesildi.3) MCV:59. Mental retardasyon varlığında görülen uygunsuz yeme davranışları pika olguları ile karışabilmektedir. Ruhsal durum muayenesinde kooperasyonu kısıtlıydı oryantasyonu kısmen korunmuştu.5) MCHC:28.7-35. Psikiyatrik tanı konulan kişinin hayatı bir statik duruma kavuşmamakta aksine yaşayan her organizma gibi dinamik seyretmektedir. Motor aktivitesi artmıştı. Tetkik sonuçlarında Hgb:4. ketiyapin 200 mg/gün tedavisi almaktaydı. zehirlenme.6) B12:128 (180-914) demir:9 (60-180) TDBK:357 (250-450) ferritin:1. B12. demir eksikliğine bağlı pika olguları bildirilmiştir.5 (11. Hastanın takibi halen devam etmektedir.3 yaşında geçirilmiş shunt operasyonu mevcuttu. Görüşme esnasında elindeki patlak balon ve jelatinleri çiğniyordu. Hastanın mevcut yakınmasının nutrisyonel bir eksiklik ile ilişkili olabileceği ve PİKA tanısı düşünülerek hemogram ve biyokimya tetkikleri istendi. Replasman tedavisi sonrası kan değerleri normal düzeylere gelen hastanın mevcut pika davranışında azalma gözlendi.6 (80. enfeksiyon ve intestinal obstrüksiyon ile sonuçlanabilen tehlikeli bir yeme bozukluğudur. folik asit ve demir eksikliği anemisi saptanan olguyu sunmak amaçlanmıştır. Biyopsi materyali kronik atrofik gastrit ile uyumlu saptandı.7 (13. .2) HCT:16. boğulma. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: PİKA yenilebilir olmayan maddelerin en az 1 ay süre ile yenmesi ile karakterize.4 (39.5-50. peçete yeme.7-95. risperidon 2 mg/gün.59) olarak saptandı. Burada mental retardasyon tanısı ile 20 yıldır psikiyatri polikliniğinden takip edilen fakat araştırıldığında kronik atrofik gastrit ile ilişkili B12.PB 134 Mental Retardasyon Tanılı Hastalarda Komorbidite Ayşe Sakallı Kani. Hacı Murat Emül İ.0-306. kağıtlarla oynama ve ağzına boncuk koyma şikayetleri ile getirildi. Hastanın öyküsünde 1 yaşında geçirilmiş tüberküloz menenjit.6-17.8) folat:4. PİKA ile mental retardasyon birlikteliği sık görülmektedir. Bu nedenle mental retardasyon tanılı hastaların prognozundaki yakınmalarında tıbbi komorbiditenin göz önünde bulundurularak gerekli incelemelerin yapılması oldukça önemlidir. folat ve demir eksikliği etyolojisini araştırmak amacıyla endoskopik mide biyopsisi yapıldı. folik asit.5 (32. Başvuru esnasında karbamazepin 800 mg/gün. Hasta dahiliye polikliniğine yönlendirildi. Sonuç: Literatürde B12. plastik ambalaj çiğneme.

Ruhsal durum muayenesinde bilinci açık. Taburcu edildikten 1 gün sonra uyumama ve konuşmada artma şikayetleri başlamıştı. Muhakemesi ve soyut düşüncesi bozulmuştu. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde. kendi kendine konuşma. Konuşma miktar ve hızı artmıştı. Bacaklarında geniş ekimozlar. Her iki hastanın da manik atağı glukokortikoidlerle tetiklenmişti ve glukokortikoid kan seviyesinin düşmesiyle gerilemişti. perseküsyon ve mistik hezeyanları vardı.olgu: 50 yaşında kadın hasta. Psikomotor ajitasyonu olan hastanın uyku ihtiyacı ve süresi azalmıştı. Düşünce akışında çağrışımları dağınıktı. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. 1. erkek hasta etrafı kırıp dökme. obesite. işitsel ve görsel halüsinasyonları mevcuttu. Opere edilen hastanın semptomları geriledi. Düşünce akışında düşünce hızı artmıştı çağrışımları dağınıktı. Düşünce içeriğinde referans. 2. konuşması amacına kısmen ulaşabiliyordu. deliryum/konfüzyon/dezoryantasyon. Duygulanımı eleve. buffalo hump. zehirlendiğini düşünme ve garip davranışlar yakınmalarıyla getirilmişti. Glukokortikoide internal veya external maruz kalan hastalarda intihar. Cushing sendromu tanısıyla endokrinoloji servisine transfer edildi . Duygulanımı eleve. konuşma hız ve miktarı artmıştı. hayaller görme. panik bozukluk gibi nöropsikiyatrik bozukluklar saptanmıştır. Yasemin GÖRGÜLÜ. Okan ÇALIYURT Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. bu yan etkilerin görüldüğü hastalarda ilacın kesilmesi ya da dozun azaltılması düşünülmelidir. Glukokortikoid reçetelemek gerektiğinde ilişkili ciddi nöropsikiyatrik yan etkiler hastalar. amenore ve hipertansiyonu mevcuttu. Olgu: 6 gün önce göz hastalıkları servisinde sol gözde glob perforasyonu sebebiyle opere edilmiş 36 yaşında. Kliniğimizde takip edilen internal ve eksternal glukokortikoid maruziyeti sonrası manik atak gelişmiş iki hasta konunun önemini hatırlatmak ve dikkat çekmek için sunulmaya layık bulunmuştur.PB 135 İnternal ve Eksternal Steroidlerin İndüklediği Manik Atak Müge YAŞAR. Özel bir nöropsikiyatrik bozukluğa eğilim glukokortikoidlere maruz kalındığında aynı bozukluğu geliştirmeye eğilimli hale getirmektedir. depresyon. saldırganlık yakınmalarıyla getirildi. 2 ay önce başlayan son 20 gün içinde artan şüphecilik. . Hastanın göz hastalıkları servisinde postoperatif sistemik iv dexametazon 8mg/gün tedavisi aldığı öğrenildi. Glukokortikoidlerle tedavinin özellikle ilk 3 ayında nöropsikiyatrik hastalıklarda yüksek bir insidans görülmektedir.Van Başkale Devlet Hastanesi. kooperasyonu tam işitsel ve görsel halusinasyonları mevcuttu. Düşünce içeriği grandiyöz ve mistik hezeyanları bulunan hastanın. aileleri ve onları tedavi eden hekimleri tarafından takip edilmelidir. Didem MANAY ÇAKIR. Genel durum muayenesinde özbakımı ve impuls denetimi azalmış. mani. saç dökülmesi. ACTH/HPA aksında bozulma vardı. hirsitusmus. duygudurumu disforikti. duygudurumu disforikti. uykusuzluk. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Glukokortikoidlerin tetiklediği nöropsikiyatrik bozuklukların prevalans oranları %1-%50 arasındadır. konuşması amacına kısmen ulaşıyordu. Tetkikler sonucunda Hipofiz MRI görüntülemesinde adenohipofizde solid mikroadenom izlendi.

%22. . konsultasyon isteyen kliniklere. Tartışma ve Sonuç: Yatarak tedavi gören hastalarda.6’sı ise kesinleşmemiş tanıydı. Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi.5’i yazılı olarak istenmiş ve % 63.1’i dâhili branşlardan istenmiştir. Nermin GÜRHAN. % 6. 17’si (% 38. konsultasyon istenme nedenlerine. Hastaların %68.7’si depresif belirtiler ve % 9.4) kadın. En sık konulan tanılar % 40.Liyezon Psikiyatrisi. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’ nce verilen konsultasyon hizmetinin hastaların sosyodemografik özelliklerine.1’i organik etyoloji bulunamamasıdır.6) erkek olmak üzere 44 hasta katılmıştır. Bu çalışmanın amacı. depresyon başta olmak üzere psikiyatrik bozukluklar sık görülmektedir. hastanede yatma süresinin kısalmasında ve hastane maliyetinin düşmesinde etkin bir rolü vardır. tedavisi. psikiyatrik hastalıkların ve ölümlerin önlenmesinde.7’sini antidepresan grubu oluşturmaktadır. Bu sebeple giderek önem kazanan KLP birimi hasta bireyin bütüncül yaklaşımla ele alınmasında. hasta bilgi formu ve KLP polikliğince konsültasyonda elde edilen veriler toplanmıştır.7’si ‘Nereden geldiğimizi biliyor musunuz?’ sorusuna evet cevabı vermiştir. %52. Konsultasyonların %79. Bulgular: Çalışmaya 27’si (%61.5’i kanser.6 anksiyete. İlaçların % 47.8 uyku bozukluğudur. % 70.PB 136 Bir Eğitim Hastanesinde İstenen Psikiyatri Konsultasyonlarının Değerlendirilmesi Nursemin ÜNAL. Hastaların %72. Hastalardan konsultasyon istenme nedenlerine bakıldığına. Nöroloji AD.5’i konsultasyon istenme nedeni hakkında bilgi sahibiydi. %13.3 ile psikiyatrik değerlendirme istemi. Gonca GÜNAKAN GATA Ortopedi ve Travmatoloji AD. Bu grubun tamamına bilgi doktoru tarafından verilmiştir. konulan tanı ve tedavilerine göre incelemektir. izlenmesi ve önlenmesi üzerine odaklanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Mayıs 2012 tarihinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’nce konsultasyon hizmeti verilen hastalar alınmıştır. % 13.9 depresyon. Yapılan psikiyatrik değerlendirme sonucunda hastaların %75’ine psikiyatrik bozukluk tanısı konmuştur.6’sına aynı gün içinde gidilmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve iletişim kurulabilen 44 hasta örnekleme alınmış. Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği BD. Ankara Amaç: Son yıllarda psikiyatri uygulamaları içerisinde önemli bir yere sahip olan Konsültasyon. Konsultasyonların %34.2’sine ilaç tedavisi başlanmıştır. hastalığın daha çabuk iyileşmesinde. emosyonel stres yaşayan fiziksel hastalığa sahip hastalarda psikiyatrik bozuklukların teşhisi. Konsultasyon istenen hastaların fiziksel tanılarına bakıldığında % 20.

Tartışma ve Sonuçlar : Yabanıl tür CPE nöronların nöroproteksiyonunu sağlamaktadır. sekansa 3 adenozin eklemesinin görüldüğü bir girdi bulunmuştur. Bulgular : Veri bankası araştırmaları sonucunda. Yöntem ve Gereçler : İnsan CPE genindeki nörodejenerasyonla bağlantılı olabilecek muhtemel mutasyonları araştırmak için. Bethesda. Dikkat çekici olan. Türkiye. Öncül hormon işleyen bir enzim olan Karboksipepdidaz E (CPE)’nin. mutant proteinin yabanıl türün hücre içi trafiğini ve salınımını etkileyeceğine. CPE’nin amino ucundaki sekansa 9 yeni amino asit eklenmesine neden olduğu görülmüştür. . USA Amaç : Dünya genelinde 35 milyon insan Alzheimer hastalığından muzdariptir. dolayısıyla Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara sebep olabileceğini düşünüyoruz. Alzheimer hastalığının yeni bir genetik sebebinin tayin edilmesine ve böylece erken tanısına ve etkin tedavi yöntemlerinin oluşumuna katkı sağlayacağını ön görmekteyiz. CPE’deki mutasyon tek bir alelde bulunsa bile. ** NICHD. erişkin fare beyninde hipokampüsün CA3 bölgesindeki nöronların hücre yapılarını korumalarında (nöroproteksiyon) önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir.PB 137 Alzheimer Hastalığı Tanısında Karboksipeptidaz E Bağlantısı Gizem Kurt*. mutant proteinin yapıldığını fakat normal şekilde salınamadığını göstermiştir. Nöron hücre hattında halen devam eden diğer çalışmalarımızla CPE mutasyonunun hangi hücresel mekanizmalarla nörodejenerasyona neden olduğunu aydınlatmayı hedeflemekteyiz. Niamh Cawley**. Daha sonraki aşamalarda. Ankara. yaşlanmış nöronlarda CPE mutasyonunun nörodejenerasyona. Tulin Yanik* * ODTÜ Biyolojik Bilimler. ER stresi ve mutant CPE’nin agregasyonu N2A hücre hattında incelenecektir. Mutant ve yabanıl tür proteinlerin görüntülenmesi ve analizi Western Blot methoduyla uygun antikorlar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Nörodejenerasyonla bağlantılı olabileceği düşünülen bir mutasyon için oluşturulan konstraktla mutant CPE’nin biyosentezi. MD. işlenmesi ve trafiği üzerine fare nöroblastoma hücrelerinde (N2A) çalışılmıştır. Mutasyonun. yinelenmeyen nükleotit sekansı veribankasında insan CPE nükleotit sekansıyla GeneBank EST veribankasına karşı yapılan veribankası araştırması yapılmıştır. Bu bulgu. Alzheimer’lı korteks dokusunda bulunan. Araştırmamızın sonuçlarının. salınımla ilgili çalışmalar sonucu. Amiloid öncül proteininde olduğu gibi birçok gendeki mutasyonların Alzheimer’a sebep olduğu gösterilmiş olsa da vakaların yaklaşık %95inin sebebi bilinmemektedir. Peng Loh**. mutant proteinin aynı zamanda yabanıl tür CPE’yi yanlış yönlendirerek. Mutant CPE üzerine N2A hücre hattında yapılan araştırmalar. dolayısıyla yabanıl tür CPE’inin nöronları koruma özelliğini göstermesi için yetersiz kalabileceğine işaret etmektedir. NIH. Elde edilen bulgularımıza dayanarak. konstütatif salınım yolağına girmesine neden olduğu tespit edilmiştir. CPE’nin nörodejenerasyondaki rolünü belirleyip Alzheimer hastalığına neden olabilme olasılığını açıklayarak hastalığın erken teşhisine ve/ya tedavisine yönelik katkıda bulunmaktır. Bu çalışmadaki amacımız.

Başvuru anında TA: 120/70 mmHg ve nabzı 76 vuru/dakika olan hastanın fizik muayenesi normaldi. SCID-1 kriterlerine göre major depresyon tanısı konularak venlafaksin 75 mg/gün başlandı. . Yapılan tetkikleri normal sınırda saptanan hastada hipertansiyonun venlafaksin kullanımına bağlı geliştiği düşünüldü ve hasta taburcu edildi. Psikiyatri Anabilim Dalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. bu ilacın kan basıncını arttırabileceği ancak bu artışın ortalama 7 mmHg olduğu gösterilmiştir. kan basıncındaki yükselme hafif ve geçicidir. ekokardiyografi. Bu raporda. stroke. renal ultrasonografi ve 24 saatlik idrarda vanil mandelik asit ölçümü istendi. özellikle 150 mg/gün üzerinde dozlarla görülebilmekle birlikte. Düzenli kontrollere gelmeyen hastanın. venlafaksin başlanan hastaların kan basıncı takibinin düzenli yapılması bu gibi komplikasyonların erkenden fark edilmesinde önemlidir. venlafaksin ile nisbeten düşük dozlarda bile akselere hipertansiyon gelişebileceğini göstermektedir. Özgeçmişinde veya soygeçmişinde hipertansiyon veya kronik renal hastalık bulunmayan hastaya. Venlafaksinin kesilmesinden sonra yapılan takiplerinde kan basıncı 140/90’ın altında ölçülen hastada sekonder hipertansiyonun dışlanması amacıyla serum sodyum ve potasyum ölçümü. Nurcihan Akbulut*. Bu nedenle. Venlafaksine bağlı hipertansiyon.) görülebilir. Süleyman Gündüz***. Vaka Sunumu: Major depresif hastalık tanısı mevcut olan 23 yaşında erkek hasta. idrarda protein ölçümü. Tedavinin beşinci ayında kontrole gelen hastada semptomların sebat etmesi üzerine venlafaksin dozu 150 mg/gün’e yükseltildi. İbrahim Yağcı*. Kardiyoloji Anabilim Dalı *** Kars Devlet Hastanesi. . genç bir hastada günde 150 mg/gün venlafaksin kullanımına bağlı gelişen akselere hipertansiyon vakası bildirmekteyiz. Venlafaksin ile ilgili yapılan bir çalışmada. aydaki muayenesinde zaman zaman başağrısının ve burun kanamasının olduğunu söylemesi üzerine ölçülen kan basıncı 210/170 mmHg olarak saptandı ve hasta hospitalize edildi. tedavi başlangıcından sonraki 10. Psikiyatri Bölümü Giriş ve Amaç: Venlafaksin. antidepresan tedaviye rağmen devam eden semptomlar nedeni ile kliniğimize başvurdu. major depresif hastalık tedavisinde kullanılan bir seratonin-norepinefrin geri alım inhibitörüdür. Tartışma ve Sonuç: Diastolik kan basıncının 120 mmHg’yi aştığı durumlarda. Yelda Yenilmez*.PB 138 Venlafaksin Kullanımına Bağlı Gelişen Akselere Hipertansiyon Yüksel Kıvrak*. Tolga Sinan Güvenç**. hipertansiyona bağlı akut komplikasyonlar (akut kalp yetmezliği. aort diseksiyonu vb. Bu vaka. Bahattin Balcı** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi.

hastalarla ilişkileri. Ömer Yanartaş. belirli sürede çok sayıda hastayı ilişkileri üzerinden tartışma imkanı vermekte. tedaviye uyumlarının kolaylaşması noktalarında fayda gördüklerini düşünmektedir. psikiyatrideki güncel tartışma alanlarından biridir. sinirbilim ve psikofarmakolojideki gelişmeler. Güler Özkan**. fakat eğitimlerinde grup terapisine yeterince ağırlık verilmediğini düşünmektedir. .PB 139 Psikiyatri Eğitiminde Grup Terapisinin Rolü: Bir Üniversite Kliniğinin Deneyimi Ekin Sönmez. Ayrıca katılımcıların grup terapisi etkinliği sırasında zorlandıkları noktalar ve geliştiğini düşündükleri becerileri üzerine öznel ifadeleri yorumlanmıştır. Kendi kazandıkları becerileri. Bu bağlamda grup terapisi daha çok hastaya daha doğrudan bir ruh sağlığı hizmeti verilebilme ve bunun için uygun terapötik alanı yaratma potansiyeli taşımaktadır. Ender Atabay. Hülya Kervan*. Kemal Kuşçu Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı *Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Başhemşiresi **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Psikoloğu Amaç: Asistan eğitimi. hastalarının grup terapisinden en çok içgörü kazanma. gözlem gücünün artması. Tartışma ve Sonuç: Grup terapisi. Özellikle grup terapisinin tedavi edici ekibin profesyonel gelişimine ve kişilerarası klinik becerilerinin gelişimine etkileri gözden geçirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların grup terapisi hakkındaki görüş ve tutumları. klinikteki diğer çalışanlarla ilişkileri ve bir psikiyatri çalışanı olarak kendileri hakkındaki fikir üzerine etkileri başlıklarında incelenmiştir. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde Temmuz-Ağustos 2012 tarihlerinde yatan hastalarla yapılan grup terapisi süreci incelenmiştir. diğer branşlarda olduğu gibi psikiyatride de hakim paradigma olduğu görülmektedir. Bunun bir yansıması olarak. hekimlerin de terapötik kimliklerini ortaya koymalarını sağlamaktadır. olumsuz eleştirilere toleransın artması olarak ifade etmişlerdir. Medikalizasyonun. Katılımcıların çoğu. Bu çalışmada grup terapisi deneyimine psikiyatri eğitimi alan kişilerin bakışının belirlenmesi amaçlanmıştır. ilişkilerinde önyargının azalması. Grup terapisinin klinik çalışanlarının birbirleriyle ilişkilerinde saygıyı ve uyumu artırdığı görüşü vurgulanmıştır. Klinik çalışanları. özellikle terapötik ilişkide hastaların gerçek kimliklerini. Grup terapisi bütünlüklü bir psikiyatri eğitiminin temel bileşenlerinden biri olmalıdır. psikiyatri eğitiminde dengeyi psikoterapi aleyhine bozmuş ve biyopsikososyal model üzerinden eğitim ve pratiğe verilen önem azalmıştır. Tedavi boyunca hastalar ve klinik çalışanlarının hem kendi aralarında hem de birbirlerine karşı gelişen yabancılaşmayı minimalize edebilme olanağı sunmaktadır. grup terapisini etkin bir terapötik yöntem olarak görmekte. Bu dönemde grup terapisine katılan klinik çalışanlarına araştırmacılar tarafından hazırlanan bir anket uygulanmış ve yarı yapılandırılmış bir görüşme yapılmıştır. Ruh sağlığı çalışanlarına yönelik birçok eğitim programı bireysel terapi modeline dayalıdır ve grup terapisi eğitimini programın bir eklentisi olarak sunmaktadır. empati becerilerinin gelişmesi.

Deliryum. Sonuç: Hem kriz durumlarına müdahalede hem de tıbbi hastalığa eşlik eden psikiyatrik durumların ortaya çıkarılması için konsültasyon liyezon psikiyatrisi büyük önem taşımaktadır. anksiyete (%6). Amaç ve Yöntem: Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yataklı servislerinde. Hastanede yatmakta olan hastalarda sık görülen psikiyatrik ek tanılar konusunda tedavi ekibinin iyi eğitimli olması ve zamanında psikiyatri bölümüyle temasa geçip ortak bir tedavi stratejisi belirlenmesi büyük önem taşımaktadır . panik ve somatizasyon bozukluğu hastanede yatan hastalarda daha sık olarak gözlenmektedir. Özkıyım girişimlerinin 11’i dürtüsel özellikte olup 4 hastada duygudurum bozukluğu tespit edilmiştir. yoğun bakım ünitelerinde ve büyük acil serviste Ocak-Şubat 2012 tarihlerini kapsayan dönemde izlenmekte olan ve psikiyatri bölümüne konsülte edilmiş 176 vakanın genel özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. depresyon. ajitasyon/deliryum (% 16). Psikiyatriye hastaların danışılma nedeni ise sıklık sırasıyla depresyon (%30). madde kullanımı (%2) olarak saptanmıştır. Bulgular: İki aylık dönemde en fazla psikiyatri konsültasyonu isteyen bölümler sırasıyla iç hastalıkları (%25). Deliryum tanısı konan hastaların %50’si sonraki altı aylık dönem içerisinde ex olmuş olup bu hastaların büyük çoğunluğu kanser nedeniyle hastanede yatmaktadır. İki aylık dönem boyunca konsülte edilen vakaların 28’i tekrar konsülte edilmiştir ve tedavileri düzenlenmiştir. uyku problemi (%3) ve alkol. İki aylık zaman diliminde en çok konulan tanılar duygudurum bozuklukları (%31). tedavisi. deliryum (%12) ve bunaltı bozuklukları (%9) olmuştur. yoğun bakım üniteleri (%10) ve genel cerrahi (%8) olmuştur. izlenmesi ve önlenmesine yönelik hizmet sunan özelleşmiş bir psikiyatri disiplinidir. Veriler Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi hasta veritabanında bulunan psikiyatri bölümü konsültasyon notları ve hasta dosyalarından elde edilmiştir. Ek tanılı durumların hastanede yatış süresi ve yeniden hastaneye yatışlar için bir risk etmeni olduğu kabul edilmektedir. cerrahi öncesi psikiyatrik değerlendirme ve ilaç düzenlenmesi (%15). tanısı. özkıyım girişimi (%10). 30 hasta ise ilgili bölümden taburculuğu sonrası psikiyatri polikliniğine başvurmuştur. Mevhibe İrem Yıldız Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Giriş: Konsültasyon liyezon psikiyatrisi fiziksel hastalığı olan ya da cerrahi girişim uygulanan hastalarda görülen ruhsal kriz ve hastalıkların araştırılması.PB 140 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ ndeki Psikiyatri Konsültasyonu Uygulamaları Şevin Hun. Tıbbi hastalığı olanlarda genel popülasyona göre daha fazla psikiyatrik bozukluk rastlanmaktadır. acil servis (%17).

Hüseyin Güleç. Bu çalışmada. Ölçeğin iç tutarlık katsayısının 0. Demografik ve klinik veriler kişilerin beyanına göre elde edildi ve tüm katılımcılardan yazılı onam alındı.70 arasında olduğu görüldü.71 olduğu görüldü.PB 141 İçe Bakış ve İçgörü Ölçeğinin Türkçe Uyarlamasının Güvenirlik ve Geçerliği Ön Çalışması İshak Sayğılı. . Ölçek "içe bakış". Bazı maddelerin tekrar gözden geçirilmesi ve kültüre özgü değişikliklerin de yapılması sonrasında ölçeğin başka klinik örneklemlerle de araştırılması gerekmektedir. "içe-bakışa ihtiyaç" ve "içgörü" olmak üzere üç alt faktörden oluşmaktadır. Yöntem: Çalışmaya ruhsal ve fiziksel bir hastalığı olmayan 101 kişi dahil edildi.56-0. ruhsal süreçlerdeki etkinliğinin araştırılmasına olanak sağlaması için İçe bakış ve İçgörü Ölçeği’nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özellikleri incelenmesi amaçlanmıştır. Alt ölçeklerin iç tutarlığı 0. Bu alanı değerlendirmeye yönelik geliştirilen araçlardan birisi de İçe bakış ve İçgörü ölçeği'dir (Self-reflection and Insight Scale. Sonuç: Üçüncü boyut için bulguların değerlendirilmesinde dikkatli olunması önerisi ile ölçeğin Türk örnekleminde kullanılmasında psikometrik özelliklerin yeterli olduğu görülmektedir. Ayşe Şafak Ayvazoğlu Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Daha çok psikodinamik yaklaşımda yer bulan içe bakış ve içgörü değişkenlerinin klinik görünümlerdeki etkinliği hakkında bilgilerimiz sınırlı durumdadır. Bulgular: Yapılan faktör analizi sonucunda üç faktörlü yapının ölçeği en iyi temsil ettiği görüldü. SRIS).

şurdan bir masal okusana” demektedir [Penguen Dergisi. Sonuç: Karikatür. “Kapal[ı] alan korkusu var sizde” diyen terapiste “Sen de yok sanki gudik” diye yanıt vermektedir (Penguen Dergisi. Örneğin. Elif Odabaş Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi (Ankara). divana uzanmış bir hasta. gerçek bir saldırıdan farklı olarak şakacı saldırıdır. No 417]). divanda uzanmış bir hastasına “Çocukluğunuza dönelim… Bana çocukluğunuzu anlatın lütfen” diyen terapiste elindeki Andersen masalları kitabını uzatan hasta. Örneğin. . “Hay yaşa. kişinin kendi sorunlarını kendisinin çözemeyeceği fikrine yöneliktir.” yazılı tabela. Sami Ulus Kadın Doğum. Söz konusu karikatürlerde terapi/terapistin temsili önemli bir mizah kuramı olan üstünlük kuramı ile irdelenmektedir. Yöntem ve gereçler: Araştırmada. abartılılı biçim bozmalar ve dilsel ifadeler dolayımıyla bir mizah yapma sanatı olarak kendi içinde çok yoğun toplumsal eleştiri gücünü de barındırmaktadır. günümüz mizah dergilerinde karikatüristlerin gözüyle psikoterapi/psikoterapistin temsilini değerlendirebilmek amacıyla Charles Gruner’in geliştirdiği bir mizah teorisi olan üstünlük kuramı bağlamında psikoterapi/psikoterapistin temsilinin neliğine ilişkin saptayımlarda bulunmaktır. “Dr. İkinci temel eleştiri ise terapistin normal/olağan olanı anormal/patolojik şeklinde gösterdiğine duyulan inançtan kaynaklanmaktadır. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Hastanesi (Ankara) Amaç: Çalışmanın amacı. Bu karikatürlerden 14’ü Penguen. 2010. Sayı 38. Sayı 30. Bulgular: Araştırmada incelenen 21 karikatürde terapistin mesleki kimliğinin anlaşılmasını sağlayan öğeler beyaz önlük.PB 142 Penguen ve Uykusuz Mizah Dergilerindeki Psikoterapi Konulu Karikatürlerin Üstünlük Kuramı ile Çözümlenmesi Serpil Aygün Cengiz. 2009. 7’si ise Uykusuz Dergisi’nde bulunmaktadır. Üstünlük kuramı açısından bakıldığında karikatüristin terapiye/terapiste yönelik eleştirileri iki başlık altında toplabilmektedir. Aristoteles’in gülmenin aslında alayın bir türü olduğu konusundaki görüşlerini geliştirerek mizahta üstünlük kuramını geliştiren Charles Gruner’e göre mizah. psikoterapide var olduğu düşünülen. haftalık olarak yayımlanan Penguen ve Uykusuz mizah dergilerinin 20092010 yıllarında yayımlanan tüm sayıları incelenmiş ve psikoterapi konulu toplam 21 karikatür saptanmıştır. No 357). Eleştirilerden ilki. Güncel mizah dergilerinde yer alan psikoterapi konulu karikatürlerde ifade edilen terapiye yönelik eleştiriler (terapinin gerekli olmadığı ve ayrıca etiketlediği/stigmatize ettiği fikri) terapinin toplum tarafından nasıl alımlandığı üzerine tartışılmaya değer önemli bilgiler sunmaktadır. odanın içindeki divan ya da konuşma balonlarında kullanılan ifadelerdir. Dr. duvarda asılı diploma.

Türk. Sayı: 4. Olgu: M. ekstrapiramidal sistem yan etki profili düşük antipsikotiklere geçilmeli. Ancak psikotik bulguların tekrarlaması üzerine risperidon tedavisine yeniden başlanmış. İzmir Giriş: Pisa sendromu (pleurothotonus ). Matsuaka CNS Drugs 2002. Sendrom gelişirse kullanılan antipsikotik tedavisi kesilmeli. Landsem VM. Hastanın kullandığı antipsikotikler ve biperiden tedavisi kademeli olarak kesilerek klozapin tedavisi başlandı. Hastanın rutin tahlilleri B12 vitamini eksikliği dışında olağandı. Yürüme güçlüğünde belirgin iyileşme gözlendi. Antipsychotic-induced extrapyramidal symptoms in patients with schizophrenia: associations with dopamine and serotonin receptor and transporter polymorphisms. Scordo MG.B 143 Pisa Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. tüberküloz.2007 Mar. gövdede gelişen bir geç distoni türü olarak tanımlanmış olup. Kaynaklar: (1) Suzuki. Tartışma: Pisa sendromu özellikle D2 reseptörlerine etkin antipsikotiklerin uzun süreli ve yüksek dozda kullanımında görülmektedir (2). Spina E. Ruhsal durum muayenesinde anhedoni. 16 (3): 165-174. İzmir ***İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Epub 2007 Jan 17 (3) Öztürk. Yatışında “Ekstrapiramidal belirtileri değerlendirme ölçeği” (EPBDÖ) puanı 6 (çok ağır) olan hastanın izlemde puanı 4'e (orta şiddetli) geriledi. (2) Güzey C. Yaklaşık 15 yıl önce şizofreni tanısı konulan ve uzun dönem haloperidol kullanan hastanın ilk şikâyetleri 8 yıl önce risperidon dozunun 4 mg/gün'den 8 mg/gün'e çıkılmasıyla.63(3):233-41. Fizik tedavi egzersizleri de önerilen hasta klozapin 500 mg/gün ve baklofen 20 mg/gün ile taburcu edildi. Cilt: 16. gövdenin laterale deviasyonu ve sagital eksende hafif arkaya rotasyonu şeklinde tanımlanmıştır. ayrıca tetrabenazin. Nöroloji bölümüne danışılan hastanın tedavisine baklofen 20 mg/gün eklendi. ilk kez 1972 yılında Ekbom ve arkadaşları tarafından. İzmir ** İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. baklofen gibi miyorölaksan ilaçlar tedaviye eklenmelidir (3). Organisite ekartasyonu açısından yapılan kranial ve spinal kanal MR çalışmaları. Hastanın poliklinik izlemi devam ediyor. viral ve romatolojik marker sonuçları normal olarak sonuçlandı. Çeşitli psikiyatri kliniklerinde değerlendirilen hastanın tedavisine 5 yıl önce biperiden 6 mg/gün ile ketiapin 900 mg/gün eklenmiş ve risperidon kademeli olarak azaltılarak kesilmiş. Spigset O. bel ve boyun bölgesinde kasılmalar şeklinde başlamış.***Dursun Hakan Delibaş. * İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. 2006 . İlaca Bağlı Geç Başlangıçlı Hareket Bozuklukları Klinik Psikofarmakoloji Bülteni. İzlemde şikâyetleri ilerleyen ve yürüme güçlüğü gelişen hasta kapalı servise yatırıldı. Sendromun en sık sebebi antipsikotik ilaç kullanımı olup.Ç. Oral. **Abdurrahman Şeref Gülseren. Eur J Clin Pharmacol. nörolojik patolojilerle birlikte ve idiopatik olgular şeklinde de görülebilmektedir (1). anerji ve avolusyon tanımlanan hastanın fizik muayenesinde lomber ve servikal bölgede artmış kas tonusu ile gövdede antevert fleksiyon ile laterale deviasyon şeklinde postür anomalisi saptandı. 34 yaşında erkek hasta. klozapin ve baklofen tedavisinden fayda görmüştür. Nitekim olgumuz da yüksek potensli antipsikotikleri uzun süre yüksek dozda kullanmış. Anhedoni ve avolusyon şikâyetinde de gerileme oldu. EEG ve EMG tetkikleri.

24: 100-4. tahammülsüzlük.PB 144 Fluoksetin Kullanımına Bağlı Saç Dökülmesi: Olgu Sunumu Birmay Çam*. folik asit düzeyleri normal olan.Spigset O. ilaç kesildikten 3-5 ay sonra saçlar normale dönmektedir(3). uyku artışı yakınmaları ile psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın özgeçmişinde astım bronşit tanısı mevcut. Psikotrop ilaçların özellikle saç gelişim döngüsünün telojen dönemini etkileyerek saç dökülmesine neden olduğu kabul edilmektedir. en fazla fluoksetin’e bağlı olduğu ve en sık olarak raş görüldüğü belirtilmiştir(1). Olgu: 40 yaşında kadın hasta. olası dermatolojik reaksiyonlar açısından hasta izlenmelidir. Balıkkesir **Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. 3Blankenship ML. çinko. Hastanın saç dökülmesi fluoksetin kullanımına bağlandı. Sonuç: Tedavi öncesi hastaların ilaçlara bağlı dermatolojik yan etki öyküsü alınmalı. tedavi kesildi. Australas J Dermatol 1983.2. vaproatla ilişkilendirilen saç dökülmesi SSGI ile de olgu sunumları şeklinde ve en fazla fluoksetinle bildirilmiştir(2). Hastanın öyküsünden iki yıl önce de benzer şikâyetlerle essitalopram 10mg başlandığı. 2. Kaynaklar: 1. Dermatoloji tarafından değerlendirilen tiroid hormonları başta olmak üzere diğer hormon tetkikleri. Aslı Bilgin** *Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. alopesi yanısıra anjioödem. menopozda yada gebe olmayan hastanın uzun zamandır sadece astım bronşit tedavisi gördüğü. hemogramı. Tedavinin kesilmesinin ardından saç dökülmesinin durduğu gözlendi. Drug Saf 1999. 20:277-287.Gautam M. herhangi bir yan etki gözlenmeyen hastanın tedavisi kısmi düzelme ile deam etmektedir. Daha çok lityum. demir. vaskülit gibi ciddi dermatolojik yan etkilere yol açabilir. B12. Adverse reactions of selective serotonin reuptake inhibitors: reports from a spontaneous reporting system.4’ünün dermatolojik yan etkiler olduğu. Moralsizlik. sinirlilik. Alopecia due to psychotropic medications. Drugs and alopecia. Birinci ayın sonunda depresif semptomları gerileyen hastanın saç dökülmesi başladı. 33:631-637. Saç dökülmesi ilacın alımını takiben birkaç ayda ortaya çıkmakta. Zonguldak Psikotrop ilaçlar ürtiker. Ann Parmacother 1999. Yapılan bir araştırmada SSGI’lere bağlı tüm yan etkilerin %11. saç dökülmesine neden olabilecek başka yeni herhangi bir ilaç kullanmadığı öğrenildi. . karaciğer böbrek fonksiyon testleri. Hastaya depresif bozukluk tanısıyla fluoksetin 20mg/gün başlandı. 6 ay kullandığı ancak kilo alımından şikâyetçi olduğu öğrenildi. Hastada duloksetin tedavisine geçildi. bakır.

genel tıbbi durumu ile ilgili tetkik ve konsültasyonları yapıldı. Yapılan tetkik ve muayenelerinde her iki memeden de süt geldiği. ilaç kullanımının olmadığı. 22 yaşında. Eksen IV’te ise birincil destek grubu ile sorunlar mevcuttu. durumu açıklayacak patoloji olmadığı saptanmış. Özellikle öfkelendiğinde ya da sorun yaşadığında memeden süt geldiği öğrenildi. Cesk Gynekol. “Psychogenic Galactorrhea (Nunes Syndrome)”. eşlik eden genel tıbbi durumun saptanmadığı olgular bildirilmiştir (2). yüksekokul mezunu. 2. Pharmacopsychiatry. Hatice Sodan Turan (1). çeşitli ilaç kullanımları galaktoreye neden olabilmektedir (1). Vallverdu F.Feuchtl A. geniş ailede olmakla ilgili yaşadığı güçlükler mevcuttu. eksen II’de B kümesi kişilik özellikleri. bekâr. Gutierrez N. Bu tablo Nune’s Sendromu olarak da adlandırılmaktadır (3). Psikiyatri Kliniği. Sonuç: Süregen travmatik yaşantıların ve psikojenik etmenlerin bedenselleştirilmesini çarpıcı şekilde ortaya koyan bu olguda da görüldüğü gibi galaktore için altta yatan bir neden bulunamayan durumlar olabilmektedir. 37:180-8. 52:132-3. Psikiyatriye yönlendirilen hastanın öyküsünde ev içi fiziksel ve sözel şiddete maruz kalma. “Un Caso de Galactorrea Psicogena Sin Hiperprolactinemia o Sindrome de Nunes”. DSM IV-TR tanı sınıfandırma sistemine göre eksen I’de tanı almadı. Yazında prolaktin yüksekliğinin eşlik etmediği. öğretmen. Kaynaklar: 1.Cepicky P. Medifam. Bagli M. Podruzek P (1987). (2004). Bu yazıda bir olgu özelinde psikojenik galaktore olgusu tartışılacaktır. 3. psikometrik incelemeleri. kendiliğinden süt gelmesi galaktore olarak adlandırılır.PB 145 Bir Olgu: Prolaktin Yüksekliğinin Eşlik Etmediği Psikojenik Galaktore Aslıhan Polat (1). “Pharmacokinetics of M-Cholorophenylpiperazine After İntravenous and Oral Administration in Healthy male Volunteers: Implication fort he Pharmacodynamic Profile”. Kocaeli (2) Kocaeli Derince Eğitim Araştırma Hastanesi. Olgu: ŞA. Uğur Çakır (2) (1) Kocaeli üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Yarım paket/gün sigara kullanımı olan hastanın eşlik eden bir hastalığı mevcut değildi.Clavero JT. Birçok genel tıbbi durum. Stephan R ve ark. . Redondo G (2001). Galaktorede prolaktin yüksekliği bizim için önemli bir değer olmakla birlikte prolaktin seviyesi normal iken de galaktore ortaya çıkabilmektedir. 11:619-621. memeden süt gelmesi ve adet düzensizliği nedeniyle kadın hastalıkları ve doğum hekimine başvurmuş. geniş ailede yaşayan kadın hasta. Galaktoreyi ortaya çıkarabilecek durumlarla ilgili ayrıntılı araştırmalara ve olgu sunumlarının bildirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. Ruhsal durum muayenesi. Kocaeli Amaç: İki memenin duktal kanallarından.

herhangi bir psikiyatrik tanı almamasına rağmen. Antidepresanlar. Kahramanmaraş ** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi. Genellikle stresli durumlarda atakları artma göstermekte birlikte. Olgu: 14. Literatürde SKS’li hastalarda Fluoksetin kullanımıyla ilgili yayına rastlanılmamıştır.PB 146 Fluoksetin ile Başarılı Bir Şekilde Tedavi Edilen Siklik Kusma Sendromu: Bir Olgu Sunumu Hatice Altun*. Tedavinin 3. Bu olgunun Fluoksetin’le belirtilerinin düzelmesi. Hastanın ilk kusma atağı iki yaşında başlamış.5 yaşında kız hasta. . 13 yaşındayken pediatrist tarafından. kaygısının azalmasına bağlı olabileceği gibi.10 kez kusma atağı oluyormuş ve ataklar 3 gün sürüyormuş. Kusma periyodları arasında hasta normal yaşamına devam etmektedir. SKS’nin tedavisi konusunda tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. kaygı düzeyinin yüksek olması ve bazı atakların stresle tetiklenebilmesi nedeniyle Fluoksetin 20 mg/gün başlandı. bazı kusma ataklarının herhangi bir stres faktörüyle ilişkisi yokmuş. Koruyucu tedavisinde antidepresanların etkinliğini ve güvenilirliğini değerlendirmek için klinik çalışmalar yapılmalıdır. atağın önlenmesi. Ali Nuri Öksüz*** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Kahramanramaş *** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. baş ağrısı oluyormuş. yapılan ‘Durumluluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği’ne göre kaygı düzeyinin yüksek olduğu saptandı. Daha sonraki 15 aylık izlem süresince kusma ataklarında tam düzelme gözlendi. 1 gün süren kusma atağı oldu. Fluoksetin’le tam remisyon sağlanan bir kız hasta tartışıldı. Yapılan tetkiklere göre kusmaya neden olabilecek herhangi bir organik neden saptanmamış. Bir yılda 9. Yapılan tüm tetkikler ve fizik muayene sonucu normal olan hastaya. bilinmeyen bir mekanizmayla da ilişkili olabileceği düşünüldü. Ayrıca hastaların psikiyatrik açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD. Sıvı elektrolit desteği ve antiemetik tedavilerle hastanın atakları kontrol altına alınıyormuş. Kahramanmaraş Giriş: Siklik kusma sendromu (SKS). atak tedavisi ve atak aralıklarının uzatılması stratejilerini içerir. migren ilaçları ve antiepileptikler SKS'nin koruyucu tedavisinde kullanılmaktadır. saatlerce veya günlerce bulantı ve kusma ataklarının görüldüğü bir sendromdur. Hastaya koruyucu tedavi olarak. Sonuç: SKS. kusma etyolojisinin açıklanamaması üzerine polikliniğimize yönlendirildi. Özgeçmişinde ve soygeçmişinde özellik yoktu. Özlem Gül Eser**. peryodik kusma ataklarıyla başvuran çocuklarda akılda tutulmalıdır. herhangi bir organik sebep olmaksızın. ayında hafif şiddette. daha çok çocuklarda ve adelösanlarda görülen henüz etiyolojisi bilinmeyen. Ayrıca hasta kusma nedeniyle hastanede yatmaktan rahatsız olmaktaymış. Bu olguda. hastalığın klinik bulgularına göre SKS tanısı konuldu. Tartışma: Hastalığın tedavisi. Hasta ataklarının olmadığı dönemlerde günlük işlevine devam ediyormuş. yatarak tedavi gerektirmeyecek şekilde. Atakların koruyucu tedavisi için herhangi bir ilaç kullanmamış. SKS tanısı konan. Kusma öncesinde birkaç saat süren bulantısı ve atak sırasında hastanede yatmasını gerektirecek şekilde halsizlik. Yapılan psikiyatrik muayenede.

Venlafaksin ve Lityum. 3) Berrios GE. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. Venlafaksin 75 mg/gün ve Aripiprazol 10 mg/gün başlandı ve Aripiprazol dozu 25 mg/güne çıkıldı. negativist tutum. çalışmayan kadın hasta. kollarım bende değil” şeklinde nihilistik sanrılar ile kendisini mezarda görme şeklinde görsel varsanılar tanımlandı. 2009. Cotard sendromu tanısı konularak izleme alındı. Hastaya psikotik bulgulu depresyon. Other psychotic disoders. Luque R. anhedoni. Comprehensive Textbook of Psychiatry. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş: Cotard sendromu ilk kez 1880 yılında Jules Cotard tarafından tanımlanmıştır. En çok görülen belirtiler depresif duygudurum. “Ben yokum siz sadece elbiselerimi görüyorsunuz” diyor ve uğraşılara katılmıyordu. 2009'da Sertralin ve Olanzapin. Mutsuzluk. “Ben öldüm. suçluluk ve ölümsüzlük düşünceleridir. bizim hastamızın belirtileri de bu çerçeve içerisindedir.. Her defasında yakınmaları düzelen hasta ilaçları kendiliğinden bırakmış ve yakınmaları tekrarlamış. 1620. Cotard sendromunun tedavisinde çeşitli ilaçların yanı sıra EKT de önerilmektedir (3). 2010'da Risperidon. suisidal düşünceler ve kollarının kendisine ait olmadığını düşünme eklenmiş.. 2) Özköse M. Sarı İ. İlk yakınmaları 2006 yılında iki yakınının arda arda ölümü sonrası suçluluk düşünceleriyle başlamış. Özgen G. anerji. Sadock VA. Bromet EJ. Beyin MRG ve EEG incelemeleri normal sınırlardaydı. Dr. 2008 yılında Olanzapin ve Karbamazepin. Kapalı servise yatırılan hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygulanım. Cotard Sendromu: Ender Rastlanan Bir Vak’a New/Yeni Symposium Journal 2010. bu dünyada değilim. Acta Psychiatr Scand 1995. Yaklaşık bir ay boyunca yakınmalarında düzelme olmaması. ilkokul mezunu. . Cotard sendromu pek çok psikiyatrik hatta organik bozuklukla birlikte görülebilir (2). 91: 185-188. Cotard’s syndrome: analysis of 100 cases.PB 147 Cotard Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. Nitekim. Hastalar bedenlerinin ve organlarının bir bölümünün ya da tamamının ölü olduğuna inanırken. Hastalarda değişik psikiyatrik belirtiler olabilir. Aripiprazol 25 mg/gün ile kombine sekiz seans EKT uygulanan hastanın belirtileri tam düzeldi. Olgu: 32 yaşında bekar. **Doç. anhedoni. ilaç ve yiyecek alımının hiç olmadığı günlerin olması üzerine hastaya Elektro Konvulzif Tedavi (EKT) başlandı. **Almıla Erol. kardeşleriyle İzmir'de yaşayan. Bu sendromda kişi karakteristik olarak organları ve bedeni dahil tüm varlığını. Vitamin B12 eksikliği dışında rutin incelemeleri olağandı. avolusyon. Ocak 2012'de Aripiprazol ve Lityum ile tedavi görmüş. Dr. statüsünü ve sahip olduğu her şeyi kaybettiğini düşünür (1). bir yandan da ilginç bir biçimde ölümsüz oldukları sanrılarına sahip olabilirler. Kaynaklar: 1) Fochtmann LJ. psikomotor etkinlikte azalma saptandı. **Levent Mete *Ass. In: Sadock BJ. Tartışma: Cotard sendromu ender görülür. p. Mojtabai R. 9th Edition. nihilistik sanrılar. Havle N. 48 (2): 129-131. Zamanla ölü olduğunu düşünmeye başlamış. Hastamızda da EKT tedavisi başarıyla sonuçlanmıştır. iştahsızlık. Ruiz P editors.

erkek. travmatik yasa ilişkin ayırt edici ruhsal sorunların tanımlanmasına ve değerlendirmede yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. 90:41-69. Travmatik yas. Treatment and Prevention”. Olgun-Özpolat T. “Traumatic Grief. 3. Torunu ile görüşmesine izin vermemiş.PB 148 Oğul Kaybı: Bir Travmatik Yas Olgusu Nermin Gündüz. Jacobs S (1999). Diagnosis. 2000 4. Brunner/ Mazel Inc. oğluyla ve kaza anı ile ilgili yeniden yaşantılama belirtileri. Yüksel Ş. Kocaeli Giriş: Kayıptan sonra ortaya çıkan ruhsal tepkilerin bütünü “yas” olarak değerlendirilir ve doğal bir sürecin parçasıdır. Olgu: NY. Yüksel Ş. Tedavisi travmatik yas belirtileri göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Topçu Z. 52 yaşında. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. Olgu sayısının sınırlı olması. Sezgin U. Bir yıl önce kendi kullandığı traktörün freni tutmaması neticesinde oğluna çarpmış. şiddet içeren ve dehşet uyandıran bir şekilde ise kaybı yaşayan kişinin verdiği tepkiler “travmatik yas” olarak tanımlanır (1). Kayıp beklenmedik. NY’nin halen devam eden depresif belirtileri. Son olarak oğlunun ‘frene bas baba’ sesini hatırlıyormuş. Zeynep Yıldız Akbey. kendine geldiğinde oğlunun kaza anında öldüğünü öğrenmiş. Bu yazıda travmatik yasla gelen bir olgu tartışılacaktır. Travmatik yas nedeniyle ruh sağlığı çalışanlarına başvuru da sınırlı olmaktadır(4). Toplum ve Bilim. Doğal afetler. Klinik Psikiyatri 2004. Bu yakınmaları bir yıldır devam etmesine rağmen. 2. Kazadan sonra oğlunun eşinin NY’ye yönelik suçlamaları olmuş ve evi bu nedenle terk etmiş. oğluna yönelik yoğun özlem duyguları mevcuttu. Kaynaklar: 1. içe kapanma. Ancak son aylarda işlevsellikte ciddi azalma olması üzerine yakınları tarafından polikliniğimize getirilmişti. DSM IV-TR’de “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” (TSSB) ölçütü içinde değerlendirilmektedir (3). normal bir yas süreci gibi değerlendirilip tedavi arayışına gidilmemişti. kaza ile ilgili yoğun suçluluk düşünceleri. Washington. dünyanın darmadağın olduğunu düşünme şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurmuş. “Yakınlarını Kaybeden Kişilerin Ruhsal Durumlarının ve Yas Tepkilerinin Karşılaştırılması”. cinsel isteksizlik. Tartışma: Jacobs’un (1) travmatik yas için önerdiği dört temel ölçüt göz önüne alındığında NY’nin tanısının travmatik yas olduğu kanaatine varılmıştır. kaza haberlerine yönelik kaçınma davranışları. çatışma ve savaşlar çok sayıda ani ve şiddet içeren kayba neden olabilmektedir (2). Text Revision (DSM-IV-TR).7:167-175. tanı karmaşası buna bağlı tedavi seçeneklerinin sınırlarının net olmaması bu olgulara yaklaşımı kısıtlayabilmektedir. suçluluk düşünceleri. “Ne Zaman Travmatik Yas Tanısı Konur? Ne Zaman Tedavi Başlar?”. konuşmama. . Aslıhan Polat Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. (2001). kazalar. Travmatik yas sonrası ortaya çıkan patolojik belirtiler sıklıkla olağan yas gibi değerlendirilip gözden kaçabilir. aile içi-toplumsal şiddet. Hatice Sodan Turan. acı ve huzursuzluk hissi. Sonrasında dissosiyatif bir süreci olmuş. DC: American Psychiatric Association. Dişcigil AG (2004). bedensel yakınmaları. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. American Psychiatric Association.

19:55-58. Ketiapinin emildikten 2 saat sonra plazma tepe noktasına ulaşması ve yarılanma ömrünün 7 saat olması değerlendirildiğinde. Özgeçmişinde. Ruhsal durum muayenesinde. 2001.Şenol S. uykusuzluk iştahsızlık. Kaynaklar: 1. Çocukluk ve Ergenlik Dönemi Şizofrenisinde Tedavi. Tartışma: Antihipertansif kullanan ve tansiyonları normal seyreden hastaya ketiapin verildikten sonra arteriyel tansiyonu 80/60 mmHg’a düşmesi hastada ketiapine bağlı hipotansiyonu düşündürmektedir. uyku. Psikiyatri Bölümü. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2009. Ketiapin sedasyona neden olduğundan yaşlı hastalarda düşük dozlarda hipnotik amaçlı kullanılabilmektedir. düşük ses tonuyla kısa cevaplar veriyor. duygulanım depresif. görüşmeye ilgisiz. halsizlik ve senkop gibi belirtilerle seyreden hipotansiyon. konuşmama.4:25-37 . Hıdıroğlu H. bilinç bulanıklığı ve uyku hali gelişti. Hastanın tansiyonu 70/50 mmHg’ ye düştü. Klinik Psikiyatri. ekstrapiramidal semptomlara ve antikolinerjik yan etkilere yol açmaması nedeniyle yaşlılarda tercih edilen atipik antipsikotiklerdendir (1). Pınar Güzel Özdemir İpekyolu Devlet Hastanesi. Kandemir G. 10 ay önce benzer şikâyetleri başlayan hasta essitalopram 20 mg/gün ve trazodon 50 mg/gün tedavisinden fayda görmüş. 3–4 aylık iyilik halinden sonra ilaç kullandığı halde rahatsızlığı tekrarlamış. moralsizlik. psikomotor aktivite azalmış.Hocaoğlu Ç. yaşlı bireylerde düşme ve kırıklara neden olduğu için tehlike oluşturmaktadır. Hasta trendelenburg pozisyonuna getirildi. Ketiapin. hipertansiyon nedeniyle antihipertansif ilaç kullanımı vardı.PB 150 Tek Doz Ketiapin Kullanımına Bağlı Yaşlı Hastada Gelişen Ciddi Hipotansiyon: Bir Olgu sunumu Osman Özdemir. Burada hipertansiyon öyküsü ve antihipertansif ilaç kullanan ancak tek doz 100 mg ketiapin verildikten sonra hipotansiyon gelişen ve yoğun bakım koşullarında stabilize edilen bir olgu sunumu yapılmıştır.E. Van Giriş: Baş dönmesi. Ketiapin kullanımı sırasında ortaya çıkan sinüs taşikardisi: Üç olgu sunumu. Hastada ‘Depresif bozukluk’ düşünülerek yatışı yapıldı ve sertralin 50 mg/gün ve 100 mg/gün ketiapin başlandı. 2. halsizlik.iştah azalmış olarak değerlendirildi. 66 yaşında. damar yolu açıldı ve serum fizyolojik (SF) verildi. ilaca bağlı hipotansiyon tanısını desteklemektedir(2). şikâyetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurdu. nabız 98 atım/dk olarak ölçüldü. kendine bakımı azalmış. Takiplerinin dördüncü saatinde tansiyonları 110/70 mmHg’ye kadar çıkan hasta psikiyatri servisine alındı. Hasta yoğun bakıma alınarak monitorize edildi. Sonuç olarak ketiapinin sık karşılaşılan yan etkileri arasında olan hipotansiyon morbidite ve mortalite sebebi olduğu için özellikle yaşlı hastalarda dikkat edilmelidir. Akşam 22:00'da tek doz ketiapin alan hastanın saat 22:50 sularında aniden baş dönmesi ve gözlerde kararma hissi olup arteryel tansiyonu 80/60 mmHg. Olgu: H. kadın.

giyinemediği. Bilişsel Kayıp için Bilgilendiriciye Uygulanan Anket: 4. Geriyatrik Psikiyatri Birimi Giriş: Progresif Supranükleer Palsi (PSP) simetrik akinetik-rijid parkinsonizm. bozuk). eğitimsiz. İleride yapılacak çalışmalar geniş vaka serilerinde bu tanıların klinik ve nöropatolojik açıdan aynı spektrumun içinde yer alıp almadığını aydınlatmayı hedeflemelidir. Bir yıl önce hafif unutkanlığı olan hastanın. Olgu: İB. bozuk). saçlarını tarayamadığı. supranükleer tipte bakış felci. sık düşmelerinin başladığı öğrenildi. Vertikal bakış kısıtlılığı mevcuttu. Konuşma bozukluğunun başlamasından yaklaşık bir yıl sonra bradikinezi. literal parafaziler. bozuk). L-Dopa tedavisine yanıt alınamadığı tıbbi kayıtlardan öğrenildi. soyunup. bir PSP-FTD olgusu tartışılacaktır. yarım sözcükleri mevcuttu. sonrasında yakın bellek kusuru. Beyin MRG: Yaygın kortikal atrofi. Beyin PET: Sağ pariyeto-oksipital bölgede daha belirgin olmak üzere serebral kortekste yaygın metabolizma azalması. son zamanlarda evinin yolunu bulamadığı. 76 yaşında. Nöropsikolojik Değerlendirme: Standardize Mini Mental Test: 14/30 (<24. . yürütücü işlevlerde bozukluk ve diğer PSP bulguları eklenmiştir. Erguvan Tuğba Özel KızılAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. bozuk). Bu bildiride konuşma bozukluğu ile başlayan.03 (>3. PSP’nin Frontotemporal Demans (FTD) ile ilişkili olabileceği de bildirilmiştir. Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine beş yıl önce başlayan ilerleyici konuşma bozukluğu ile başvurdu. Bu vakada once konuşma bozukluğu başlamış. bozuk). Nörolojik muayene: Motor disfazi. sık düşme ve subkortikal tipte demans ile karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır. karmaşık cümleleri anlamakta güçlük çekiyordu. Bu olgu FTD ya da Alzheimer hastalığının atipik varyantı ve PSP birlikteliği açısından tartışmalı bir olgu olup. disprozodinin eşlik ettiği hafif duyusal disfazi. Sonuç ve Tartışma: Nöropatolojik ve klinik açıdan PSP ve FTD’nin ilişkili olduğunu bildiren yayınlar artmaktadır. Bilgen Biçer Kanat. apati. üst ekstremitede belirginleşen simetrik rijiditesinin oluştuğu. Basit komutları anlayabiliyor.PB 151 Konuşma Bozukluğu ile Başlayan Progresif Supranükleer Palsi ve Frontotemporal Demans Olgusu Umut Altunöz. Belirgin vasküler patolojiye rastlanmamıştır. yerinde duramama. Son bir yıldır apati. kesin tanı için postmortem incelemeye gereksinim vardır. Frontal Değerlendirme Aracı: 4/18 (<9. orta beyin yapılarında atrofi ve buna bağlı olarak midsaggital kesitlerde ‘’hummingbird bulgusu’’ mevcuttur. İşlevsel Faaliyetler Anketi: 14/30 (>9. dengesizlik. Dört ekstremitede belirgin bradikinezi ve bilateral üst ekstremitelerde rijiditesi mevcuttu. patlayıcı tarzda konuşan hastanın konuşmayı başlatmaktaki zorluğu.4. artikülasyon hataları. Saat Çizme Testi: 0/5 (<3. Son yıllarda konuşma bozukluğu ile başlayan PSP olguları bildirilmektedir. Psikiyatrik muayene: hafif depresif belirtiler. apraksi. sıvı gıdaları yutmakta güçlük çektiği bildirildi. dengesizlik. işçi emeklisi erkek hasta. Duraksayarak. uykusuzluk.

Geropsikiyatri Birimi ** Çankaya Üniversitesi. erkek hasta. 74 yaşında. Yaşlılık çağında başlayanbiriktiriciliğin demans için öncül belirtilerden olabileceği akılda tutulmalıdır. Kranial MRG‘de bilateral temporaparietal atrofi saptanmıştır. Kranial BT‘de diffüz serebral kortikal atrofi. Kliniğimize eşiyle kavga etme. Olgu 3: CFT. isteksizlik. lise mezunu. Kraniyel MRG’sinde yaygın kortikal atrofi saptanmıştır. Erguvan Tuğba ÖZEL KIZIL* *Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. işçi emeklisi. çocuklara küfür etme. Psikiyatrik muayenesinde yakın bellek ve dikkat bozukluğu başta olmak üzere. İleri yaşta görülen depresyona eşlik eden kompulsif biriktiriciliğin yürütücü işlevler. Bu yazıda kompulsif biriktiriciliği bulunan üç farklı tipte demans olgusu sunulmuştur. depresif belirtiler. Yakınlarından eşyalarını koyduğu yerleri unuttuğu. HastaLewy Cisimcikli Demans tanısı ile izleme alınmıştır. Alzheimer Hastalığı tanısıyla izlenen hastanın evden gitme ve kağıt biriktirme (dolaplar dolusu eski gazete ve kağıt) gibi davranışları olduğu öğrenilmiştir. erkek hasta. uyuklama. Yakınlarından davranış değişiklikleri ortaya çıkmadan önce hastanın eski halı. emekli memur. Gülbahar BAŞTUĞ**. Psikoloji Bölümü Giriş:Kompulsif biriktiricilik yaşlılarda gençlere kıyasla daha sık görülmektedir (1). Beyin PET görüntülemede frontal loblarda hafif ve temporal loblarda orta derecede hipometabolizma gözlenmiştir. memur emeklisi.erkek hasta. 81 yaşında. Sevinç KIRICI *. lisan bozukluğu ve yürütücü işlevlerde bozukluk. kadınlara sözel tacizde bulunmayakınmalarıyla başvurmuştur. Kliniğimize söylenenleri hatırlayamama. moral bozukluğu. duygulanımında küntlük ve yürütücü işlevlerde bozukluk saptanmıştır. bu eşyalar nedeniyle evde adım atacak yer kalmadığı öğrenilmiştir. uykusunda rüyalara uygun hareket ettiği. Demansta kompulsif biriktiriciliğin yaygınlığının %22 civarında olduğu bildirilmektedir. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. Kliniğimize iştahsızlık. . sözel bellek ve bilgi işleme bozuklukları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir .günümüzde bağımsız bir bozukluk olarak ele alınmaktadır. saksıları. Tartışma: Üç olguda da depresif belirtilerin bulunduğu ve demansın erken evrelerinde biriktiriciliğin olduğu dikkat çekmektedir. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. yakın bellek ve dikkat bozukluğu ile görsel varsanıları olduğu saptanmıştır. düşünce içeriğinde fakirleşme. 66 yaşında.PB 152 Üç Olgu ile Demansta Kompulsif Biriktiricilik Bilgen Biçer KANAT*. balkonunda sokaktan bulduğu plastik şişeleri. Olgu 2: NB. yiyecek kaplarını biriktirdiği vebalkonun kullanılamayacak hale geldiği öğrenilmiştir.lise mezunu. bitmiş otobüs kartı biriktirdiği. apraksi. çakmak. eşyaları koyduğu yerleri unutma yakınmalarıyla başvurmuştur. Olgu 1:İB. kalem.Hasta Frontotemporal demans tanısıyla izleme alınmıştır.Eskiden obsesif kompulsif bozukluk bağlamında değerlendirilen bu davranış. unutkanlık ve böcekler görme şikayetleriyle başvurmuştur. gazete. Umut ALTUNÖZ*. camide türkü söyleme. geceleri kalkıp dolaştığı. eğitimsiz.

3 kez daha tekrarladı. İstanbul Giriş: Psikotrop ilaçların. Bedensel yakınmaları için yapılan incelemelerinde hiçbir patoloji saptanamamıştı. devamına gerek duyulmayarak 2. Venlafaksinin terapötik dozda nöbete neden olması olgumuzu ilginç kılmaktadır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. arkasından klonik atmaların eklendiği. İstanbul 2İstanbul Üniversitesi. nörogörüntüleme. Yaşlılarda antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler. Son nöbet. ketiyapin 125 mg 1x1 ve levatirasetam 250 mg 2x1/2 olarak düzenlendi. ayda kesildi. Ayrıntılı metabolik. uyaranlara yanıtsız olduğu. Olgu Sunumu: 80 yaşında. mirtazapin 15 mg 1x1 ve alprazolam 0. Çiğdem Özkara2 1İstanbul Üniversitesi. venlafaksinin son dozu alındıktan 20 saat sonra gözlendi. venlafaksine bağlı akut semptomatik epileptik nöbet olarak değerlendirildi. Düşünce içeriğinde hastalıkla ilişkili ve bedensel aşırı uğraşlar. sitalopram 20mg 1x1. erkek hasta. Venlafaksin. Bu yazıda 80 yaşında. Hastanın bu dozu aldığı 3. depresif içerik mevcuttu. Venlafaksin kesildi. Akut ve idame tedavide kullanılan antidepresanların yaşlıdaki en uygun dozlarının belirlenebilmesi için daha fazla kanıta gereksinim vardır. kendiliğinden sonlanan ve sonrasında oryantasyonun olmadığı postiktal konfüzyonun seyrettiği bir nöbet görüldü.5 mg 1x1 başlandı. nöbet eşiğini düşürerek epileptik nöbetleri tetikleyebildikleri bilinmektedir. Psikiyatrik muayenesinde duygudurumu depresif ve anksiyözdü. Psikomotor aktivitesi ve iştahı azalmıştı. Tedavisi. sık doktora gitme. yaşa bağlı fizyolojik değişiklikler.günü 150 mg/gün dozuna çıkıldı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. elektroensefalogram ve lomber ponksiyon incelemeleri sonucunda nöbeti açıklayacak hiçbir patoloji bulunamadı. Tartışma: Hayvan ve insan çalışmalarında venlafaksinin yüksek dozlarının prokonvülzan etki yaptığı gösterilmiştir.gün tonik kasılmalarla başlayan. komorbidite ve çoklu ilaç kullanımı nedeniyle gençlerden daha sık olabilir.PB 153 Yaşlıda Terapötik Dozda Venlafaksine Bağlı Tekrarlayan Epileptik Nöbetler: Olgu Sunumu Özge Kılıç1. polikliniğimize kabızlık. Turan Ertan1. Anhedoni ve anerji tarif etmekteydi. Yatırılarak takip edilen hastanın aldığı paroksetin 20 mg 1x1 ve ketiyapin 100 mg 3x1 azaltılarak kesildi. başlanmasının 5. Hastanın bundan sonraki bir yıl boyunca nöbet geçirmediği öğrenildi. Yakınmaları 4 yıl önce kızının lösemi nedeniyle ölmesi ile başlamıştı. . Dikkat. Hastada Major Depresyon ve Komplike Yas tanıları düşünüldü. Psikiyatri AD. Nöroloji AD. afekti uygundu. kardiyolojik. Levatirasetam. Olgu sunumu ile venlafaksine bağlı epileptik nöbet ile ilişkili yazının kısaca gözden geçirilmesi ve yaşlıda akılcı ilaç kullanımına dikkat çekmek amaçlanmıştır. Venlafaksin 75 mg 1x1. 3dk süren. hayattan keyif almama ve içe kapanma yakınmalarıyla başvurdu. İnsomni mevcuttu. Tablo. terapötik dozda venlafaksin kullanımına bağlı tekrarlayan epileptik nöbetler geçiren bir olgu sunulacaktır. bellek ve yürütücü işlevleri yaşına uygundu. idrar yapma güçlüğü. Benzer nöbetler.

VAN. semptomların şiddeti yıllar içinde sabit kalmakla birlikte dalgalanmalar görülebilen bir uyku bozukluğudur.Narcolepsy: a review. ani düşme atakları ve hipnogojik halüsinasyonlar gibi narkolepsi belirtileri gösteren. Tedavisinde. gün içinde karşı konulamaz derecede şiddetli. aksine yakınmaları arttı. O dönemde istirahatte ve uyku yoksunluğu sonrası çekilen EEG ve beyin MR tetkikleri normal olan hastanın uygulanan MSLT sonucunda ortalama uyku latansı 5 dakika olarak saptandı ve uyku başlangıçlı REM epizodları tespit edildi. Ayırıcı tanıda hastalığın başlangıç döneminde. Sleep Med. Tartışma: Narkolepsi. ancak antiepileptik tedaviden fayda görmedi. Hastanın dissosiyatif belirtileri tedaviden sonra gözlenmedi. sıklıkla katapleksinin eşlik ettiği bir tablodur. Ancak epilepside bilinç tümüyle kapalı ve postiktal konfüzyon görülürken narkolepside görülmez ve kişi hemen uyandırılabilir. 2007. Gündüz aşırı uykululuk ve katapleksi narkolepsinin iki önemli semptomudur (1).Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. Adem Aydın. 2. Clinical and Neurobiological Aspects of Narcolepsy. Bildiğimiz kadarıyla dissosiyatif belirtilerin öncülük ettiği olgu bildirilmemiştir. Hastanede yattığı dönemde dissosiyatif semptomlar (amnezi. . uyku atakları ve katapleksi ile epilepsi özellikle atonik nöbetler düşünülebilir. yerinde duramama şikâyetleriyle psikiyatri kliniğine başvurusu. Narkolepsinin duygudurum bozuklukları ve şizofreni ile belirli semptomlarının örtüştüğü bildirilmiştir.Nishino S. Kaynaklar: 1. Olgumuzda olduğu gibi antiepileptiklerden fayda görmez. sinirlilik.PB 154 Dissosiyatif Semptomlarla Ortaya Çıkan Bir Narkolepsi Olgusu Pınar Güzel Özdemir.Yavuz Selvi İpekyolu Devlet Hastanesi Psikiyatri Bölümü VAN. ailesiyle yaşıyor. Neuropsychiatric Disease and Treatment. depresyon tanıları ve antidepresan tedavi ile taburcu olduktan 2 ay sonra ani dokunmalarda ve gülmelerde yere yığılma şeklinde nöbetleri başlayan hasta. füg ve depersonalizasyon) tespit edilerek SCID değerlendirmesi ve DES uygulanmış. etyolojisi henüz tam belirlenemeyen. 2011:7 507–518. yatarak tedavi hikâyesi mevcut. 5 yıl önce başlayan uykusuzluk. klinik ve laboratuar değerlendirmeleri sonucunda narkolepsi tanısı konan ve tedavi edilen bir olgu sunulmuştur. farmakolojik olmayan yaklaşımlarla birlikte MSS uyarıcıları ve modafinil kullanılmaktadır (2). BTA dissosiyatif bozukluk. Bu yazıda dissosiyatif belirtiler ve depresif semptomları olan ancak kısa süre sonra aşırı uykululuk. gün içerisinde karşı konulamaz 15–20 dakika süren uyku atakları olunca tekrar psikiyatri polikliniğine başvurdu. kadın.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD.Akintomide GS. Rickards H. Giriş: Narkolepsi. Olgu: 35 yaşında. Hasta halen modafinil 600 mg/gün ve fluoksetin 20 mg/gün kullanıyor. Hastaya narkolepsi tanısı konularak ‘modafinil’ verildi ve belirgin fayda gördü. kısa süreli uyku ataklarından oluşan. Hasta nöroloji görüşü de alınarak epilepsi tanısı ile tedavi edildi. iki çocuklu.

Vaka: 25 yaşında erkek hastanın 13. başlangıçtan itibaren paterninde belirgin değişiklikler olması. Doğan ŞAHİN**İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı **İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Giriş : Stiff Person sendromu çizgili kaslarda giderek artan istemsiz kasılma ve kas rijiditesi ile karakterize bir hastalıktır. üniversite mezunu ve dini bir cemaatle bağlantılı bir yurtta müdür yardımcısı olarak çalışıyor. Hastada 3 Haziran 2012 de ayağında kasılma ve hareket ettirememe başladığı. disosiatif nöbetlerin eşlik etmesi. Mehmet Barış BASLO**. Tüm bu bulgular sonucunda hastanın tanısının konversiyon bozukluğu olduğuna karar verildi. Başar BİLGİÇ**. Ertesi gün hastanın tekrar göğüs ve boyunda kasılması olunca telkinle kasılmalar durdu ve tekrarlamadı.08. . kısa süreli ve tekrarlayıcı kasılmaları gözlemlendi.PB 155 Stiff Person Sendromu ve Konversiyon Bozukluğu Ayırıcı Tanısı Yapılan Bir Hasta Meliha ÖZTÜRK*. göğsünde kasılma olan. hemogram. Sertlik genellikle bel bölgesinden başlayarak aylar içinde sırt. toraks. EMG de kasların telkinle istirahate sevk edilebiliyor olması ve Anti GAD negatif olması stiff person sendromunu dışlayan bulgulardı. Yatışı sırasında hastanın karın ve boynunda ritmik olmayan. Servis yatışı sırasında bakılan rutin biyokimya. ara vererek dört gün boyunca hiç olmaması. ve üriner sistem USG normal bulundu. Bu kasılmaların son 2 ay içinde hastanın Ankara’ya gittiği 4 gün ve kliniğimizde yattığı 4 gün dışında her gün olduğu. 9 Haziranda psikolojik stres sonrasında kollarını çapraz yaptığı. fakat söz konusu kaslar telkinle istirahate sevk edilebiliyordu.Haşmet HANAĞASI**. Amacımız İTF nöroloji kliniğinde stiff person ön tanısı ile yatırılan ve yatışı sırasında konversiyon bozukluğu ayırıcı tanısı için psikiyatrik değerlendirmesi istenen bir vakayı tartışmaktır. anti nöronal antikor paneli ve otoimmün ensefalit paneli negatif saptandı. Konversiyon bozukluğu organik bir sebeple açıklanamayan motor ve duyu alanında görülen işlev bozukluğudur. kol ve bacaklara yayılır. Elif KOCASOY ORHAN**. Tartışma: Hastanın kasılmalarının lokalizasyonu stiff person sendromu ile uyumluydu.2011 tarihinde psikiyatrik değerlendirilmesi istendi. Çekilen EMG de istemsiz kasılmalara eşlik eden motor ünite boşalımları görüldü. Hasta. EEG. hastaneye yatışından önce 45 dakika süren “Alalh’ın isimlerini” bağırdığı bir nöbet olmaya başladığı ve bu arada bakılan Anti GAD antikorun negatif geldiği öğrenildi. batın BT. etraftaki söylenenleri duyduğu ancak cevap veremediği bir nöbeti olduğu öğrenildi. ancak kasılmaların telkinle geçmesi. bakılan kanser belirteçleri.

Yaklaşık 4 ay süreyle izlenen hastanın tüm ağrı ve gastointatinal semptomlarınn kaybolduğu gözlendi. mensturasyon sırasında ağrı. nöroloji hekimerince takipleri yapılmış. Güleç C.Baskı. kadın doğum. Köroğlu E. geldi. endoskopi ve laparoskopik inceleme. (1) Hastamızda tablonun hızlı ve etkin düzelme gözlenmesi somatizasyon bozukluğu tedavisinde antipsikotiklerin en az antidepresanlar kadar önemli olduğunu göstermesi açısından değerlendirilmelidir.376 . boğazda düğümlenme şişikinlik yakınmalarının tamamen ortadan kaybolduğu görüldü. Sabbe BG.H.Yücel B. Moorkens G.53:163-173 2.Decoutre L.A. Ankara: Hyb Basım Yayın. Somatizasyon bozukluğunda genç yaşlarda başlayan ve yıllarca süren çok değişik fizik belirtilerle giden bir rahatsızluık söz konusudur. Hastada yapılan tetkiklerde belirgin bir patoloji saptanmamış. Tijschr Psychiatr 2011. 11. EEG. 2008. Ankara: Tuna Matbaacılık./gün kullanımı mevcut. karın ağrısı. Hasta ile yapılan görüşmede ek olarak sırt ağrısı. EMG tekikleri yapımış. Baskı. 1. 2/5 kardeş. Uluşahin A. a review. 15 gün sonraki ilk kontrolde hastanın bulantı kusma. (eds)./gün sülprid tedavisi başlandı. Somatizasyon bozukluğu ve farklılaşmamış somatoform bozukluk in: Psikiyatri Temel Kitabı. Literatürde somatizasyon bozukluğu farmakoterapisine ilişki kontrollü çalışma bulunmamaktadır. çocuğu yok. mensturasyon düzensizlikleri. göğüs ağrısı yakınmalatı var bu ağerılrdan ve somatizasyon bozukluğu kriterlerini karşılayacak şekilde aralıklı bulantı ve kusmalar. Hastanın 2 yıllık süre içinde dahiliye. Hastanınn takipleri aylık olarak devam edildi. genel cerrahi. Polat A. Van den Eede E. Antipsychotic agents in treatment of somatoform disorders. Hastanın sertralin tedavisi sonlandırılarak 100mg.538 3. çalışmıyan kadın hasta yaklaşık 2 yıldır devam eden karın ağrısı yakınması. (2) 25 yaşında evli. Yaklaşık 6 ay süreyle psikiyatri takibinde olan hastanın sertralin100mg. (3) Antipsikotik ilaçların somatoform hastalıklarda kullnaımına ilişkin Decoutre ve arkadadaşlarının yapmış olduğu gözden geçirme çalışmasında özellikle fonksiyonel dispepsi tablosunun antipsikotik tedaviye iyi yanıt verdiğine dikkat çekilmektedir.PB 156 Sülprid Tedavisine İyi Yanıt Veren Sertraline Dirençli Somatizasyon Bozukluğu Olgusu Mustafa Burak Baykaran Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları E. boğazda düğümlenme duygusu yakınmaları olduğu da öğrenildi.Öztürk O. 2. 2007:369. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları.

parankimal doku kaybı ve ensefalomalazik değişiklikler. aşırı ve uygunsuz yemek yeme. Almıla Erol*. Temporal ve frontal lobların inferomedial bölümlerinde nekrotizan lezyonlar yapar(1). Beyin omurilik sıvısında Pandy (+). Diğer Enfeksiyöz Hastalıkların Nöropsikiyatrik Yönü. yakın ve uzak bellek. 2. Klüver-Bucy Sendromu gelişebilir(2). yargılaması bozulmuştu. hipermetamorfoz.455 3. Yaşayan hastaların çoğunda sekel görülür. Herhangi bir hastalık öyküsü olmayan hasta. Neurology. Sonrasında unutkanlık. hipokampal gyruslarda volum kaybı” saptanmış. Sadock BJ. amnezi. Hastaya DSM-IV’e göre “Diğer Genel Tıbbi Durumlara Bağlı Demans” tanısı konuldu. bilişsel işlevlerde bozulma saptanmış ve Klüver-Bucy sendromu geliştiği düşünülmüştür. Ahmet Levent Mete* *İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. kafa travması. Olgu: 31 yaşında. Sadock VA (ed) Güneş Kitapevi. İzmir **İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. demans. Lilly R et al. Psikiyatri Kliniği. Buna ek olarak afazi. 3 yıl önce ateş yüksekliği. Kaynaklar 1. tuhaf konuşmaları olan. Anksiyöz duygulanım gözlendi. Ruhsal durum muayenesinde. afazi. soyut düşünmesi. Radyoloji Kliniği. geçmişini hatırlamama. evli. Bilinç açık. 20 kırmızıküre bulunmuş. bellek bozukluğu. Ertesi gün inkontinans. Tartışma: HSE tedavi edilmediği takdirde %40-70 ölümle sonuçlanır. çağrışımları dağınıktı. İzmir Giriş: Herpes ensefaliti (HSE) sporadik. Perseverasyonları belirgindi. Dementia Following Herpes Zoster Encephalitis. Nörolojik muayenesinde özellik yok. 2010 October. s.PB 159 Herpes Ensefaliti Sonrası Gelişen Klüver-Bucy Sendromu: Olgu Sunumu Dursun Hakan Delibaş*. demans. Yöntem: Bu yazıda üç yıl önce geçirdiği herpes ensefalitinden sonra Klüver-Bucy Sendromu gelişen bir kadın hastanın tartışılması planlanmıştır. 1983 Sep. antibiyotik tedavisi başlanmış. yönelim bozuk. Anlık. yakınlarını tanımayan hasta acil servise getirilmiş ve çekilen MR'ında “bilateral temporal hornların medial kesiminin tutan. amnezi ve epileptik nöbetleri de içerebileceği ve klinik pratikte bu tür olguların az olduğu bildirilmiştir (3). The Human Klüver-Bucy syndrome. Olgumuzda hiperoralite.A. Klüver-Bucy sendromu. devamlı aynı kelimeleri tekrar etme şeklinde yakınmaları devam etmiş.Fallon B. Görsel agnozi. HSE gibi durumlar sonrasında oluşabilen postensefalitik bir sendromdur. hiperseksüalite ölçütlerinden en az 3’ü olmalıdır. baş ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından sinüzit tanısıyla. Bangen KJ et al. Comprehensive Textbook of Psychiatry VIII. tüm vücut da kasılmanın geliştiği epileptik nöbet sonrasında. hiperoralite. kadın. kooperasyon kısıtlıydı. Düşünce içeriği fakir.33(9):1141- . Clin Neuropsychol. fokal ensefalitin en sık etkenidir. 90 beyazküre. Alzheimer hastalığı. HSE tanısıyla antiviral tedavi başlanmış. azalmış vokal ve motor tepki. Dikkati dağınıktı. 24(7): 1193–1203 2. ağır seyirli.Uğur Demir**.

Cinsel işlev bozuklukları polikliniklerinde yapılan araştırmalarda ise vajinismus sıklığı % 6675. bu olayı tekrar tekrar hatırladığı.PB 158 Çocukluk Çağında Yineleyici Tecavüz ve Cinsel Taciz Öyküsü Bulunan Bir Vaginismus Olgusunda EMDR’nin Etkinliği Yasemin Hoşgören*. çocukluk döneminde cinsel travma yaşadığını bildiren erişkin kadınlarda travmaya bağlı semptomlarda azalma veya iyileşme sağladığı bildirilmiştir4. Yapılan çalışmalarda cinsel taciz. ilk cinsel ilişkinin ağrılı olması gibi travmatik yaşantılarının etiyolojik bir etken olduğu saptanmıştır.9 bulunmuştur2. EMDR’nin travma ile ilişkili belirtilerde iyileşme sağladığı bildirilmiştir. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Bu olgunun cinsel terapilere yeni bir bakış açışı kazandırdığı. EMDR’nin travma öyküsü bulunan cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde terapiye uyumu artırıcı süreci hızlandıran bir tedavi tekniği olarak kullanılabileceği. Tıp Fakültesi. 3 Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) tekniği Travma Sonrası Stres Bozukluğunda (TSSB) başta olmak üzere birçok ruhsal bozuklukta kullanılabilmektedir. EMDR ile tedavi edilen vaginismus ile ilgili ülkemizde yayımlanmış iki olgu bildirimi bulunmaktadır4. tedirginlik ve uyku bozukluğu bulunan. Burhanettin Kaya** * Ankara Üniversitesi. Bu bildiride sekiz aydır cinsel ilişkiye girememe yakınmasıyla başvuran. Ankara ** Gazi Üniversitesi. cinsel terapiye uyum sağlayamayan ve bir seans EMDR uygulaması ile iyileşen bir vajinismus olgusu sunulmuştur. EMDR’nin cinsel işlev bozukluklarında da etkili olduğu. beş yaşından itibaren yineleyici tecavüze uğradığı saptanan. Ankara Vajinismus vajinanın ön kısmının üçte birindeki kaslarda yineleyici ya da sürekli istem dışı kasılması ve sonucunda cinsel ilişkinin olanaksız olması olarak tanımlanmaktadır1. . ağrılı jinekolojik muayene. Cinsel Eğitim Araştırma ve Tedavi Derneğinin (CETAD) 2007 yılında gerçekleştirdiği araştırmanın verilerine göre vajinismus her 10-12 kadından birinde görülmektedir. Yapılan çalışmalarda çocukluk döneminde cinsel travma yaşamış kadınlarda. bu konuda yeni olgu sunumlarına ve araştırmalara gereksinim olduğu düşünülmektedir.

Beyin MRG’de bilateral bazal ganglionlarda. anhedoni. amaçsız vücut hareketleri. koreoatetozis. Kriptojenik siroz öyküsü yanında nörolojik. kısıtlı kooperasyon. yakınlarını tanımama şikayetleriyle polikliniğimize başvurdu. insomnia. burun kanaması. sürekli anlamsız gülümseme mevcuttu. ara ara ortaya çıkan oryantasyon kusuru. yürüme bozukluğu. milnasipran 100mg/gün. Hastanın kliniğimizde amisülpirid 200mg/gün. distoni. tremor. Olgu:37 yaşında bayan. vajinal kanaması kesildi. 24 saatlik idrarda bakır düzeyi 248 μg/24saat (N:<50 μg/24saat) olarak bulundu. lorazepam 3mg/gün ile tedavisi sürerken hipertansiyon gelişmesiyle milnasipranı kesildi. Kadın doğum kliniğince tekrar kürete edildi. Hasta kognitif testleri uygulayamadı. Ünsal Aydınoğlu* * Atatürk Üniversitesi. HAM-A 20-10/56. halsizlik. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. Sonuç: WH’da hepatik belirtiler akut. kollarda bacaklarda distonik postür. Beck Depresyon Envanteri (BDE) 33/63. siroz. depresyon da yaygın olarak görülür. fulminan hepatik yetmezlik olarak kliniğe yansırken nörolojik bulgular dizartri. tremor. boyunda ayaklarda kasılmalar. Metabolik-infiltratif patolojiler yönüyle tetkikleri istendi. psikiyatrik belirtiler gösteren olgumuzda WH tanısına giden süreç ilginç bulunarak sunulmuştur. nörolojik. Nörolojik değerlendirmede DTR bilateral hiperaktifti. Göz muayenesinde bilateral Kayser-Fleischer halkası görüldü. depresif duygudurum. Bazal ganglionlardaki simetrik izlenen patolojilere yönelik iskemik problemler düşünülerek nörolojiye konsülte edildi. nukleus lentiformislerde atrofik değişiklikler. 2 ay önce abortus ve küretaj operasyonu sonrası anlamsız konuşmalar. ** Atatürk Üniversitesi. amisülpirid 200mg/gün tedavisine devam edildi. . uykusuzluk.PB 159 Deliryum Düşünülen Wilson Hastalığı: Bir Olgu Sunumu Atakan Yücel*. kronik hepatit. Dahiliyeye rekonsülte edilen hastada WH tanısıyla penisilamin 150-300mg/gün. Hamilton Anksiyete Ölçeği(HAM-A) 27/56 olarak bulundu. ataksi gibi ekstrapiramidal etkilerle karakterizedir. Hepatik. vajinal kanama.46 mg/dl (N:26-63 mg/dl). BDE 21-6/63 şeklinde iyileşme tespit edildi. Sırayla 15 gün ve 45 gün sonra testlerde. Giriş: Wilson hastalığı (WH) selüler hasarla sonuçlanan bakır toksisitesiyle karakterize genetik zeminli bakır metabolizma bozukluğudur. Kognitif bozukluk. iskemik patoloji saptanmadı. Nermin Yücel**. Elif Oral*. heterojen intensiteler izlendi. birkaç günde oryantasyon kusuru düzeldiyse de hareket bozukluklarında iyileşme minimaldi. HAM-D 21-5/51 . DDÖ 10-4/33. dizartri. anksiyöz duygulanım. yürümekonuşmada zorluk. Hamilton Depresyon Ölçeği(HAM-D) 27/51. çinko asetat tedavileri başlandı. psikiyatrik semptomlarla kendini gösterebilir. Dahiliye konsültasyonunda kompanse kriptojenik siroz düşünüldü. talamuslarda. Erzurum. Nedeni anlaşılamayan ekstrapiramidal ve serebellar bulgularla birlikte psikiyatrik semptomları olan genç hastalarda ayırıcı tanıda WH akılda tutulmalıdır. Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. Psikometrik değerlendirmede Deliryum Derecelendirme Ölçeği(DDÖ) 18/30. seruloplazmin düzeyi 1. ruhsal muayenede bilinci açık. 6 yıldır etiyolojisi açıklanamamış kriptojenik siroz öyküsü mevcuttu. kilo kaybı bulgularıyla deliryum ve depresif bozukluk öntanıları düşünüldü. Erzurum.

Uykusuzluk ve yemek yememe şikayeti eklenmiş. Çağrışımlar dağınık. Yapılan endokrinoloji konsültasyonu sonucunda klinik tablo hashimato hipotiroidisi lehine yorumlandı. ev hanımı. Acil servise özkıyım girişimi nedeniyle başvurdu. Hastaya Ketiyapin 400 mg/gün başlandı.27-4. Duygudurumunda depresif belirtiler devam eden hastaya essitalopram 10 mg/gün başlandı. Bu olguda geç yaşta başlayan ve psikotik depresyonun ön planda göründüğü bir hipotiroidi olgusu sunulmuştur. İlk ruhsal muayenesi: Bilinç konfüze. Hipotiroidinin depresyonla ilişkisi iyi bilinmesine karşın psikotik semptomlarla da ilişkisinin olduğunu göstermesi açısından iyi bir olgu örneği olduğu düşünülerek hazırlanmıştır. Vital bulguları normaldi. Olgu ND.1 IU/ml (0-34) olarak tespit edildi. disforik ve depresif duygudurumun ön planda olması nedeni ile psikotik belirtili depresyon tanısı düşünülmüştür. Tartışma Olgu için geç erişkin yaşta başlaması.PB 160 Psikoz Kliniği ile Ortaya Çıkan Hipotiroidi Olgusu Şule Gündüz*. Nitekim tiroid fonksiyon testlerinde görülen hipotiroidi bulgusu da bu hipotezimizi desteklemektedir. Kan biyokimya değerleri normal sınırlardaydı. Bilge Burçak Annagür* * Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği.5-8 arasında olduğu gösterilmiştir. çocuklarının kendisini zehirleyeceği düşünceleri başlamış.45pg/ml (0. Türkiye Giriş Hipotroidizm tiroid hormonun düşüklüğü sonucu oluşan klinik sendromdur. Tiroid hormon replasmanı başlanan hasta tedavinin 2. psikotik belirtilerin akut başlangıç göstermesi. evli. Hastaya tiroksin 75 mg/gün başlandı. Psikiyatrik hastalarda klinik hipotiroidizm görülme oranı %0.93-1. Tiroid hastalıkları her yaşta psikiyatrik semptomlara neden olabilir. Hastanın bakılan tiroid fonksiyon testlerinde freeT3: 2. haftasından itibaren tiroid fonksiyon testlerinde ve psikotik belirtilerinde belirgin düzelme oldu. komşularının kendisine kötülük edeceği düşüncesi. Farklı ilaçları alarak ve bileğini keserek kendisini öldürmek istemiş. Psikomotor ajitasyonu mevcut. Bu olguda hipotiroidiye bağlı olarak akut psikotik semptomlarla karşımıza çıkan bir olgu sunulmuştur. Duygulanımı disforik. Tiroid USG: Her iki tiroid parankimi minimal heterojen izlenmiştir. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik öyküsü bulunmayan hastanın son 1 haftadır içe kapanma.03 pg/ml(24. 56 yaşında. . Düşünce içeriğinde etrafındaki kişilerin kendisine zarar vereceklerine yönelik perseküsyon sanrıları mevcut. Hastanın yatışı boyunca ağlamaları ve depresif duygudurumu mevcuttu. Hastanın önceki psikiyatrik belirtisinin olmaması nedeni ile de organik bir etyoloji ön planda düşünülmüştür.7) TSH:8.4) freeT4:1. Ailesi tarafından baygın halde bulunan hasta acil servise getirilmiş.52mıu/ml (0. Nörolojik muayenede konfüzyon hali dışında bir patoloji saptanmadı.2) Anti-tg:527 IU/ml (0-115) Anti-tpo: 399. ilkokul mezunu. Konya. kadın. Klinisyenler özellikle geç yaşta başlayan ve psikotik semptomlarla kendini gösteren hastalarda hipotiroidiyi göz önünde bulundurmalıdırlar.

demans ve deliryum ön tanıları ile ketiapin 25mg/gün ve risperidon 2mg/gün tedavisi başlandı.31(5):762-4. Hasta perseküsyon ve referans hezeyanları tanımladı. ancak son bir yıldır kontrole gitmediği. 2-Brownliel BEW. Benzer psikiyatrik tablolar tiroid replasman tedavisi sırasında da bildirilmiştir (1.2). with statistical analysis of incidence. istemsiz dikkatinin arttığı.09 olarak bulundu. Aust NZJ Psychiatry 1997 Oct. çok konuşma. European J of Endocrinology 2000. istemli dikkat ve yoğunlaşmasının bozulduğu saptandı. Olgu: 30 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile düzensiz psikiyatrik tedavi tanımlanan 75 yaşında kadın hasta uykusuzluk.' thyrotoxic psychosis'. çağrışımlarının dağınık izlenimi verecek kadar hızlandığı. duygulanımın öforik olduğu. Hasta böcek ve çeşitli hayvanlar görme şeklinde görsel varsanılar ve bu böceklerin vücudunda dolaştığı şeklinde taktil varsanılar saptandı. mini mental test puanı normal düzeye ulaştı. Delahunt J: Psychosis followin acute alteration of thyroid status. yönelimi düzeldi. anksiyete bozuklukları. Hasta poliklinik takibi planlanarak taburcu edildi ve bir hafta sonraki poliklinik kontrolünde remisyon halinin devam ettiği gözlendi. Jülide Güler. Yapılan değerlendirme sonucu Bipolar bozukluk psikotik özellikle manik epizot. ayrıca beta talasemi ve hipertansiyon tanısı olduğu. ancak öforisi tedavinin daha geç döneminde ortadan kalktı. Hastanın 15 yıldır tiroid tedavisi gördüğü. konuşma miktar ve hızının arttığı. Ellis PM. T4: 1. deliryum vb psikiyatrik bozukluklarla ilişkilendirilmiştir. Servisteki ilk psikiyatrik muayenesinde yöneliminin bozuk olduğu. hareketlilik şikâyetleriyle Erenköy RSHH acil psikiyatri polikliniğine başvurdu ve yatışı yapıldı. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: Hipertiroidi mani.PB 161 Bir Olguda Bipolar Affektif Bozukluk ve İyatrojenik Hipertiroidiye Bağlı Deliryum Eştanısı Fikret Ferzan Ergün. Bir haftanın sonunda valproik asit 500 mg/gün tedaviye eklendi.45. Rae AM. tiroksin kullandığı. hayvan şekilleri görme. Walshe JWB. Kaynaklar: 1-Irwin R. üç ay önce katarakt operasyonu geçirdiği öğrenildi. Mini Mental Testten 18 puan aldı. A report of 18 cases. T3: 2. Wells JE: Psychoses associated with thyrotoxicosis. Laboratuarında TSH: 0. Aile hekiminin önerisiyle tiroksin tedavisi kesilen hastada psikotik semptomlar ortadan kalktı. psikomotor aktivitesinin arttığı. Tartışma: Bu olgunun kontrolsüz tiroksin kullanımının manik epizodu tetiklemesi ve deliryuma yol açması açısından tartışılması önemlidir. hipomani. .00. Bunun dışındaki laboratuar tetkikleri normal sınırlardaydı. 142:438-444. duygudurumunun eleve.

Alaattin Duran İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. İstanbul Son yıllarda cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde epilepsi ve tümör cerrahisinde olumlu sonuçlar alınmakla birlikte bu operasyonlar sonrasında organik beyin sendromu başlığı altında değerlendirilen bazı psikiyatrik tablolar geliştiği ve bu tablolarda tedaviye direncin sık görüldüğü gözlenmektedir. . Bu hastalardaki kompleks nörobiyolojik patolojiden dolayı birden çok reseptörü hedef alan tedaviler kaçınılmaz olmaktadır. Uygulanan risperidon 6mg/g ve valproat 1500mg/g tedavisi ile şikâyetlerinde gerileme gözlenmeyen hastanın valproat tedavisinin çapraz titrasyon ile 600mg/g karbamazepine değiştirilmesi ile klinik bulgularında gerileme gözlendi. Ömer Faruk Demirel. Hacı Murat Emül. eşine yönelik kıskançlık hezeyanları ve saldırganlık şikâyetleri nedeni ile başvurduPsikiyatrik muayenesinde emosyonel labilite. spontan ağlamalar ve irritabilite gözlendi. duygudurum düzenleyiciler ve lityumun artan kullanımları ile nöropsikiaytrik sendromlarda görülen agresyon etkili olarak tedavi edilebilmektedir. Bu olgu ışığında da sol frontotemporal tümör rezeksiyonu sonrası gelişen psikiyatrik semptomatoloji ve bu tablolara psikofarmakolojik yaklaşım basamaklarının ele alınması amaçlanmıştır. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine sol frontotemporal oligodendroglioma rezeksiyonu sonrası gelişen gün içerisinde ani ağlamalar. ani öfke patlamaları. Düşünce içeriğinde eşine karşı kıskançlık hezeyanları ve homisidal düşünceler saptandı. Atipik antipsikotiklerin.PB 162 Sol Frontotemporal Tümör Rezeksiyonu Sonrası Gelişen Agresyonun Ön Planda Olduğu Psikoz Vakası Nazife Gamze Usta. Organik beyin sendromunda davranış kontrolünü sağlamada antipsikotiklere kıyasla GABAerjik sistem üzerinden düzenleme yapan karbamazepin gibi antikonvülsan tedaviler önerilmektedir. Olgumuz.

Istafanaus R. İnterferon alfa kullanan malign melanomlu bir hastada ortaya çıkan mani: Olgu sunumu. Depresyon %10-40 oranında görülür(3). Taburculuktan iki ay sonra yapılan izleminde iyilik halinin sürdüğü gözlendi. Tedavinin başından itibaren psikiyatrik değerlendirme ve izlem önerilmektedir. Kurani A. halsizlik. Olgu: Kendine güvenmeme. Venlafaksin 225 mg/gün. Rajpar J. beslenme reddi. Servise yatırıldığında bir haftadır süren uyku hali. Skin Cancer: Recognition and Management. intihar düşüncesi. ikincil gelişen ruhsal bozuklukları tanıyabilmek. 537. 2. Tedaviden 15-20 gün sonra yakınmalarında artış gözlenmiş. Bu bildiride MM tanısı konan. Psikoz nadir görülür(4).Kaya N. Ringborg U. Burhanettin Kaya 2 1Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD 2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Malign Melanoma (MM) %18.2 sıklıkta görülen. Psychological reactions in patients with malignant melanoma. Hastalığın yinelemesi ve metastazı engellemek amacıyla IFN-a gibi immünomodulatuar ilaçlar kullanılmaktadır. Literatürde IFN-a kullanımına ikincil gelişen psikotik depresyonun tedavisinde EKT’nin yeri ile ilgili bir çalışma vardır(5). Yakınmalarında belirgin düzelme gözlendi. interferon alfa kullanımına bağlı psikoz gelişen ve EKT ile düzelen bir olgu kaynaklar ışığında tartışılmıştır. USA. Sjoden P. 5mg/gün Biperiden IM başlandı. işitsel-görsel varsanıları vardı. erken tedavi önemlidir. 2 mg/gün’e çıkarıldı. değersizlik düşünceleri. 23(4):291-292. Wiley-Blackwell 2008. ABC of Skin Cancer.Marsden J. Aetiology and Prevention of Melanoma. Buna bağlı olarak depresyon.Brandberg Y. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008. 31(2):157-162. 3. s. yorgunluk yakınmaları olan 37 yaşında kadın hasta.Schwartz RA. USA.90 olduğu bir deri hastalığıdır(1). 75. Tartışma-Sonuç: IFN-a kullanan kanser hastalarında sıklıkla depresyon görülmekte.Zincke MT. 5. s.111-115. Risperidon 1 mg/gün başlandı. MM hastalarında erken dönemde baş etme gücünü arttırmak. Şahingöz M. Hastalığa ikincil depresyon %23 oranında görülmektedir(2). The Epidemiolgy. nadiren psikoz eşlik etmektedir. 9. BMJ Books 2009. Kaynaklar 1. Olgumuz EKT’nin IFN-a kullanımına gelişen psikozun tedavisinde yeri olduğunu düşündürmektedir. İki hafta sonra belirtilerinde gerilememe olmaması üzerine sekiz seans EKT uygulandı. . Mirtazapin 15 mg/gün ve Olanzapin 5 mg/gün tedavisi sürdürüldü. konfüzyon gibi nöropsikiyatrik belirtiler %10 sıklıkta görülebilmektedir. J ECT 2007.PB 163 Malign Melanom Tanısı Konan ve İkincil Depresyonu Olan Bir Olguda İnterferon Alfa Kullanımına Bağlı Psikoz Gelişimi ve Tedavide EKT’nin Etkisi Melike Küçükkarapınar 1. ikincil depresyonu olan. İlaç içmeyi reddettiği için 5mg/gün Haloperidol. psikoz. Zeytinci İ. The successful use of electroconvulsive therapy in a patient with interferoninduced psychotic depression. MM tanısı konduktan sonra IFN-a tedavisi başlamış. 4. erken tanı-tedavi ile beş yıllık sağkalımın %80. Eur J Cancer 1995.

² 1 Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. 2009.. J Med Case Rep. Erzurum Giriş: Retrograt ejakülasyon (RE) bir cinsel disfonksiyon (CD) olup. Dasgupta R. Mehmet Cemal Kaya. boşalma hissi olmasına rağmen dışarı sperm akışı olmaması ve mesaneye doğru geri boşalma olarak tanımlanmaktadır(1). J Clin Psychopharmacol. duloksetin 60mg/gün başlandı. Duloksetin tedavisine başlandıktan bir ay sonra fluoksetine bağlı cinsel yan etkiler düzelmiş. .. Chiesa A.¹. Tartışma: Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmekte olup. Diyarbakır 2 Palandöken Devlet Hastanesi. Yeni bir antidepresan olan duloksetinin cinsel yan etkileri plaseboya eşit düzeydedir(2). Keremhan Gözükara.29(3):259–66.Au E. tedaviyi olumsuz etkilemektedir(2). Yan etkiler nedeniyle fluoksetin tedavisi kesilip. Bu yazımızda cinsel yan etkileri çok az görülen bir antidepresan olan duloksetine bağlı gelişen RE olgusunu ilk defa bildirmeyi amaçladık. Bu süreçte çeşitli antidepresan tedaviler almış. Kliniğimize başvurusunda 6 aydır fluoksetin 20mg/gün alan hastada fluoksetine bağlı cinsel isteksizlik ve geç boşalma şikayetleri mevcuttu. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. Bu durumda yine CD yan etkisi düşük olan başka bir antidepresana geçilmiş ve bu yan etkiler tamamen düzelmiştir.¹*. Duloksetin tedavisinin kesilmesinden iki gün sonra hastanın RE şikayetleri sona erdi ve 6 aylık takibinde herhangi bir CD tariflemedi. Sonuç olarak antidepresanlara bağlı CD geliştiğinde cinsel yan etkileri daha az olduğu bilinen ajanlara geçmek tedavide yaralı olabilir.Serretti A. Üroloji Kliniği. Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmektedir. evli erkek hasta major depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu tanılarıyla 11 yıldır takip ve tedavi edilmekteydi. Kaynaklar: 1. Dasgupta P.D. fakat orgazm problemleri başlamıştı. fakat etkisizlik veya yan etki nedeniyle ilaçları değiştirilmişti. 2. 2009. Treatment-emergent sexual dysfunction related to antidepressants: a meta-analysis. Olgu: 43 yaşında.PB 165 Duloksetine Bağlı Retrograt Ejekülasyon: Olgu Sunumu Mahmut Bulut. Retrograde ejaculation following open ureteric reimplantation: a case report. Yapılan üroloji konsultasyonu sonucunda RE tanısı konulan hastada RE’nun duloksetine bağlı olduğu düşünülerek cinsel yan etkisi az olan başka bir antidepresan olan bupropiyon 150mg/gün başlandı.3:7410. Olgumuzda fluoksetine bağlı CD gelişmesi nedeniyle duloksetin tedavisine geçilmiş fakat başka bir cinsel yan etki olan RE gelişmiştir.

sikloplejik bir tersiyer amin muskarinik reseptör antagonistidir. Başlangıçta günde yarım şişe kullanırken son 6 aydır günde 1 şişe bitirmeye başlamış. giderek artan kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyelleri son zamanlarda sıkça göze çarpmaktadır. ACG. Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği 17 olarak tespit edildi. Antikolinerjik ilaçların medikal kullanımlarıyla birlikte. . İlacı kullandığı zamanlar. Ülkemizde antikolinerjik ilaçlardan sadece biperiden yeşil reçete ile verilerek kontrole tabi tutulmaktadır. özgüveninin arttığını. İlacı en uzun 3 haftalık bir dönem bırakabilmiş. Hasta bu ilacı depresif yakınmalar olduğu zamanlarda “manik halini özlediği için” kullandığını ifade ediyor. Siklopentolat hidroklorid oftalmolojide tanı amacıyla ve ameliyat öncesi değerlendirme amacıyla sık kullanılan topikal midriyatik. Tanısal oftalmik girişimlerin yanı sıra üveitis ve iritis tedavisinde de kullanılmaktadır. kullanmadığı zamanlarda ise sıkıntı. Ruhsal muayenesinde depresif yakınmaları mevcuttu. akut psikotik atak tanısı konmuş. Kliniğimiz tarafından bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen bir hasta siklopentolat bağımlılığının da saptanması üzerine konuya dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur. ülkemizde siklopentolat hidroklorid %1’lik solüsyon şeklinde ticari olarak satılmaktadır. Siklopentolatı kesmesi önerilerek uygun tedavi düzenlendi. reçete edilmeleri ve satılmaları konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu göstermektedir.PB 168 Siklopentolat Bağımlılığı: Bir Olgu Sunumu Işıl Ateş Çöl. Bu olgu da antikolinerjik ilaçların kötüye kullanımları/bağımlılıkları konusunda ilaçların ruhsatlandırılmaları. Yasemin Görgülü. Mehmet Bülent Sönmez Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. özgüvende artış. keyifsizlik. yaklaşık 5 yıldır bağımlılık düzeyinde olmayan düzensiz esrar kullanımı mevcut. Rugül Köse Çınar. buruna damlatma yoluyla kullanmaya başlamış. sinirlilik olduğunu ifade ediyor. Haziran 2006 ve Mayıs 2011 yıllarında bipolar bozukluk. Siklopentolat. Diğer antikolinerjikler eczanelerden reçetesiz satın alınabilmektedir. Bu etkiler kullanan kişilerde çok konuşma. 28 yaşında bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen erkek hasta. toplum içinde rahat olma şeklinde tanımlanabilir. manik epizod tanısı ile servisimizde yatırılarak uygun medikal tedaviyle takip edilmiştir. İlk psikiyatrik şikayetleri 2004 yılında başlamış. bir arkadaşının önerisiyle siklopentolat kullanmaya başlamış. ağız kuruluğu olduğunu. Bu ilaç dışında 5 yıldır 1 paket/gün sigara kullanmakta. uyku hali. Antikolinerjik ilaçlar daha çok öforizan etkileri nedeniyle kötüye kullanılmaktadırlar. kontrol amaçlı polikliniğimize başvurdu. Ancak bu atak sonrasında depresif yakınmaları ortaya çıkan hasta. Asıl olarak göz damlası olarak piyasada bulunan siklopentolatı göz damlası olarak değil de. etrafı algılayışının değiştiğini. ortamdan uzaklaştığını.

5 olmakla birlikte başka bir patoloji saptanmadı. isteksizlik. yoğun huzursuzluk hissi. Çocuk Psikiyatri AD. Akdeniz Üniversitesi. Antalya Giriş: Tiyaneptin trisiklik antidepresanlara yapısal olarak benzeyen yeni jenerasyon bir antidepresandır (Sánchez ve ark. Acil servise terleme. Kognitif yönden Tiyaneptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmiştir (Labrid C ve ark. üniversite mezunu.Dr...Gör. Antalya ** Arş. Tiyaneptini eczaneden reçetesiz temin etme imkanı olduğu için bu konuda bir güçlük çekmediği anlaşıldı. Akdeniz Üniversitesi. Fizik muayenesinde TA:140/80 nabız:97. yoksunluk .Gör. Tiyaneptinin major depresyon. konstipasyon. çarpıntı ve yerinde duramama şikayetleriyle başvurdu. Tıp Fakültesi. Tartışma Tiyaneptin beyinde seratonin geri alınımını arttıran ve nöronal dentritlerde stresin indüklediği atrofiyi azaltan bir antidepresandır (Antona J. 2001). ateş:36. 2001). karın ağrısı. uyku bozukluğudur ve bu yan etkilerin zamanla azaldığı bildirilmiştir (Antona J. distimi ve uyum bozukuklarında önerilen günlük dozu 25 . Sıklıkla olan yan etkileri bulantı.Dr.50 mg/gün dür. Yapılan laboratuar tetkiklerinde hematoloji ve biyokimya sonuçları normal sınırlardaydı.PB 169 Tiyaneptin Kötüye Kullanımına Bağlı Yoksunluk Belirtileri Gelişen Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN*. kötüye kullanım. 1992). Letterme ve ark. İlacını kullanmadığında yoğun sıkıntı hissiyle birlikte ilacı kullanmak zorunda kaldığı ve ilaçla birlikte rahatladığı öğrenildi. kullanmadığında yoksunluk belitileriyle birlikte toplumsal ve mesleki etkinliklerinin azalması nedeniyle ilacı kötüye kullanımı olarak değerlendirildi ve hastada var olan durumu Tiyaneptin kötüye kullanımına bağlı yoksunluk belirtileri olduğu anlaşıldı Hastaya yoksunluk belirtileri nedeniyle diazepam 15 mg/SF İV infüzyonu başlandı. 2003). iş yerindeki sorunlar ve bunlara bağlı kaygıları nedeniyle Tiyaneptine başlamış. Bu olguda depresif şikayetler nedeniyle doktor önerisi olmadan kendi başına Tiyaneptin başlayan ve giderek artan dozda kullanımı olan hastanın yoksunluk belirtilerinin gelişmesi ve Tiyaneptinin kötüye kullanımından söz edilecektir. Hastanın bir yıldır sadece Tiyaneptini giderek artan yüksek dozlarda kullanması. Tiyaneptin yüksek dozda iyi tolere edilebildiği belirtilmiştir. baş ağrısı. Anahtar kelimeler: Tiyaneptin.Gör. Tıp Fakültesi. Diazepam infüzyonu sonrası şikayetlerinin gerilemesi ile AMATEM’de takip edilmek üzere acil servisten taburcu edildi. Tiyaneptin kötüye kullanımı ile ilgili literatürde olgu sunumları bulunmaktadır.5 mg doz ile başlamış sıkıntıları geçmeyince giderek dozu artırmış. Nörolojik muayenesi normaldi. O dönemde moral bozukluğu. Olgu: 27 yaşında. Olgumuzda Tiyaneptin uyarıcı etkisi ve aynı etkiyi sağlamak için hasta tarafından dozun sürekli artırılmış olması ve ilacı bulamadığında yoksunluk belirtileri ile acil servise başvurması dikkat çekicidir. Hastanın tıbbi özgeçmişinde herhangi bir özellik saptanmadı. Tiyaneptin ilgili yapılan çalışmalarda güvenli olduğu bildirilmekle birlikte kötüye kullanımının olduğu klinisyenlerin gözden kaçırmaması gereken bir durumdur. 2003). Yapılan ilk değerlendirilmede yüksek miktarda Tiyaneptin kullanmakta olduğu ve son iki gündür ilacını alamadığı bu nedenle de şikayetlerinin başladığı öğrenildi. Çocuk Psikiyatri AD.Dr. beş olguyla yaptıkları çalışmada Tiyaneptinin psikostimulan etkileri görülmüştür (Leterme ve ark. bipolar depresion. Akdeniz Üniversitesi. Ve ark. Son alarak 625 mg/güne kadar çıkmıştı. Psikiyatri AD. kullanmak için çaba göstermesi. baş dönmesi.. bekar. Tiyaneptini ilk defa bir yıl önce arkadaşının önerisiyle eczaneden satın alarak kullanmaya başlamış. Antalya *** Arş. Mustafa ERKAN*** * Arş. Tiyaneptin pek çok antidepresanlardan farklı olarak karaciğerde Sitokrom p450 enzim sistemini kullanmadan metabolize olur. Psikiyatrik öz geçmişinde bir yıl önce var olan depresif şikayetler dışında başka özellik bulunamadı. çalışan kadın hasta. Tıp Fakültesi. bu nedenle ilaç etkileşimi daha az olabilmektedir. Leyla AKGÜÇ**. Ve ark. İlaca günlük 12.

ablasını meme kanseri ve yeğenini boğulma sonucu kaybetmiş. . erkek. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu olgu sunumunun amacı alkol kullanımının yol açtığı psikotik bozukluk tanılı bir olgunun ayırıcı tanı ve tedavisinin tartışılmasıdır. Son birkaç yıldır her gün birkaç bira içen olgumuz. 70’lik ve 35’lik) alkol alımının ardından kendini öldürmesini söyleyen sesler duymaya başlamış. haber alınamamış bir de abi bulunmaktadır. hiç evlenmemiş olgu öldürüleceği korkusu ve kendini öldür diyen sesler duyduğu için getirildiği acil servisten şizofreni ön tanısı ile kliniğimize kabul edildi. Hamdi Öztürk. Bunun üzerine getirildiği acil serviste ajitasyon nedeniyle aralıklı olarak üç kez 10 mg im haloperidol uygulanmış. fizik bakısında otonomik hiperaktivite ve tremor saptanmıştır. Bu sırada gerçeği değerlendirme yetisi de bozuktur.PB 170 Alkol Kullanımın Yol Açtığı Psikotik Bozukluk-Hallusinasyonlarla Giden: Bir Olgu Çetin Irmak. günümüze dek olan süreçte anne ve babasını kardiovasküler hastalık. Beş yıl önce iflas eden olgu. lise mezunu. izleyen 48 saat içerisinde 205 cc (100’lük. Kliniğimize yatışının olduğu gece gözlük camını kırarak bileklerini kesen olgunun yapılan psikiyatrik bakısında işitsel ve görsel hallusinasyonlar. Elif Tatlıdil Yaylacı. Olgu: 51 y. psikomotor ajitasyon. Bu dönemde olgu depresif belirtiler tanımlamaktadır ancak başvuru ve tedavi öyküsü bulunmamaktadır. İrritabl mizaç özelliklerine sahip olan olgumuzda yatışından bir hafta kadar önce kız arkadaşıyla olan ilişkisinin ifşa olduğu şeklinde düşünceler ve bu nedenle kendisine şantaj yapılacağı yönünde şüpheler başlamış. Aile öyküsünde 1995 yılından bu yana kayıp olup.

PB 171 Gabapentin Bağımlılığı: Bir Vaka Sunumu *Emine Merve Kalyoncu.Pskiyatri **Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari Koordinatörü Gabapentin. bipolar afektif bozukluk.Bu sunacağımız vaka bağlamında.Gabapentin. literatürdeki sınırlı sayıda olan gabapentin bağımlılığı kavramı gözden geçirilecektir. epilepsi. **Erol Göka *Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi. nöropatik ağrı ayrıca yaygın anksiyete bozukluğu.Türkiye‘de kontrole tabi ilaçlardan olmamasına karşın kötüye kullanım potansiyeline sahiptir.migren tedavilerinde kullanılan bir gama-aminobutirik asit (GABA) analoğudur. .

Hosp Med 2003. 8. Kaynaklar: 1-Sadock BJ and Sadock VA. olgumuzda olduğu gibi bazı durumlarda psikiyatrik belirtiler-hezeyanların yanı sıra duygudurum belirtileri. . Baskı. Ancak yapılan değerlendirmeler sonucunda. duygudurum labilitesi) gösteren ve yaklaşık 7 yıldır “bipolar bozukluk” tanısı ile takip ve tedavi edilen bir Korsakoff psikozu vakasını sunduk. Wernicke’s encephalopathy: a frequently missed problem. Ömer Böke Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Korsakoff psikozu sıklıkla tiamin eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Nutritional and metabolic disorders. grandiyözite. Walker R.36:553-5. çok ve gereksizce para harcama. Biz bu bildirimizde. 10. Cilt. In: Greenfield's Neuropathology. Bunun nedenlerinden biri bozukluğun klinik sunumunun değişken olabilmesi ve başka nörolojik ya da psikiyatrik hastalıklarla karışabilmesidir. 607-641. Buna karşın daha az sıklıkla bazı vakalarda psikiyatrik belirtiler de ön planda olabilmektedir. Kaplan and Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry.64:326-7. Malabsorbsiyona neden olan diğer durumlar dışında özellikle uzun süreli alkol kullanımına bağlı olarak geliştiği bilinmektedir(1). düşünce içeriği bozukluğundan ziyade duygudurum belirtileri (elevasyon.1 oranında saptanırken klinik populasyonda bu vakaların ancak %20’sinin doğru tanı alabildiği bildirilmiştir (2.3). Ozan Pazvantoğlu. The Oxford University Press. psikiyatrik belirtilerinin uzun süreli alkol kullanımına bağlı olduğu. Bölüm. A case of Kosakoff’s Syndrome improved by high doses of donepezil. 3-Azim W. özellikle bellek ile ilgili zayıflıklardır(1). Korsakoff psikozunun temel belirtileri bilişsel. sayfa 1094-5. önemli derecede bellek kusurları olduğu anlaşıldı. Alcohol & Alcoholism 2001. Seventh edition. Bu belirtiler daha çok ruhsal muayenenin düşünce içeriği alanıyla ilgilidir ve paranoid içerikli hezeyanlar biçimindedir(4). Post mortem çalışmalarda %1. özellikle bellek zayıflıklarının ön planda olduğu bilişsel sorunlar olsa da. Lantos P (eds). 2-Graham D.ön planda olabilir ve Korsakoff psikozu tanısı gözden kaçabilir. 4-Iga JI. Araki M. Ishimoto Y and Ohmori T. 1. 2002.PB 172 Psikiyatrik Belirtilerin Asıl Tanının Gözden Kaçmasına Neden Olduğu Bir Korsakoff Psikozu Olgusu Eda Çetin. Chapter 10. Korsakoff psikozunun temel belirtileri. Klinik takiplerinde şimdiye dek Korsakoff psikozu tanısı konulmamıştı ve duygudurum düzenleyici tedavisi almaktaydı.

**Can Eyigör***. Birçok klinisyen yan etkilerinden. Tıbbi tedavi gerekçesi dışında kullanıldığında kötüye kullanım ve bağımlılık geliştirdiğine ilişkin olgu bildirimleri hızla artmaktadır. Davies P et al. J. 10(2):113-30. yeniden ağrılarının artması nedeniyle bir ağrı kliniğini tarafından Fentanil (Durogesic) 12mg/G tedavisi başlanmış. Aile hekimliğinin yaygınlaştığı ülkemizde bu grup ilaç tedavilerinin standardize edilmesi ve kontrol altında tutulmasının önemine dikkat çekmek istenmiştir Olgu: 24 yaşında. Ballantyne JC. tolerans gelişmesinden ve bağımlılık geliştirme potansiyelinden dolayı opioidleri kronik ağrı tedavisinde kullanmaktan çekinmektedir(3). diazepam ve tüm diğer maddeleri bırakarak yine yasal olmayan yollardan elde ettiği Buprenorfin/Nalokson kombinasyonu (Suboxone) 24 mg/G kullanmaya başlamış. Yüksek doz ilaç reçete edilmesi talebiyle başvurduğu algoloji uzmanı tarafından bağımlılık gelişmiş olabileceği düşünülerek Madde Bağımlığı Polikliniği’ne yönlendirilen hasta kliniğimize yatırılarak tedavisi düzenlendi. 2009 yılında ABD’de yaşadığı dönemde.Schofferman J. İzmir *** Ege Üniversitesi Anestezi ve Reanimasyon AD. Long-term opioid analgesic therapy for severe refractory lumbar spine pain. Aile hekimliği uygulamasının giderek yaygınlaşmakta olduğu ülkemizde. opioid analjezik kötüye kullanımı/bağımlılığı sorununu arttırabileceği göz önünde tutulmalıdır.R. sırt ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından Schearman sendromu tanısı konularak oksikodon 30 mg/g ve diazepam 20 mg/G kullanması önerilmiş. erkek hasta. 3. G. 2. Clin J Pain 1999. Suboxone temin etmekte zorlanan hasta. Chou. özellikle rapor ile kullanılan opioidlerin kontrolsüzce birden çok hekim tarafından reçetelenmesinin. Neurology 1998. Psikiyatri AD. Adler JA. Efficacy of oxycodone in neuropathic pain: a randomized trial in postherpetic neuralgia. İzmir ** Ege Üniversitesi Madde bağımlılığı. P. Fanciullo. Algoloji BD. Tartışma: Opioidler şiddetli sırt ağrısını azaltmada çok etkindir(1. yurt dışında olduğu gibi ülkemizde de. İzmir Giriş ve Amaç: Fentanil. standart ağrı tedavisine yanıt alınamayan kronik ağrı hastalarında daha yaygın kullanılmaya başlanan bir opioid analjeziktir. 15(2):136-40.kullanmakta olduğu oksikodon dozunu giderek arttırarak 80 mg/G dozuna çıkarmış. . Hasta süreç içinde kullanmakta olduğu fentanil preparatını kendi kendine 200 mg/G doza yükseltmiş. Fine. Clinical guidelines for the use of chronic opioid therapy in chronic noncancer pain. 50(6):1837-41. Opioid kullanımı sırasında bağımlılık oranını belirleyebilmek için değişik risk skalaları kullanılsa da hangi hastaların bağımlılık geliştirebileceğini tahmin etmek güçtür. Sonuç olarak kronik ağrı için opioid kullanan hastalarda geniş bir değerlendirme ve izlem gerekmektedir. Meltem Uyar*** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi. Pain 2009. Ağrıları geçmeyen hasta –yasal olmayan yollardan. Kaynaklar: 1. Ender Altıntoprak*. J. 2010 yılında kullanmakta olduğu oksikodon.PB 173 Fentanil ile Kronik Ağrı Tedavisi Gören Bir Hastada Gelişen Bağımlılığa Multidisipliner Yaklaşım İsmail Özel*.Watson CP.2). Toksikoloji ve İlaç bilimleri Enstitüsü. Babul N.

anksiyete bozuklukları ve şizofreni tanısı olan kişilerde toplum genelinden daha yüksek olduğu belirtilmektedir. şiddet uygulanan gebe psikiyatrik hastada. Sağlık Bakanlığı. Doğanavşargil Ö. 17(2):107-114. Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız. şiddetle ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır.C. Vahip I. T. Kaynaklar Temiz M. Bu olguda. şiddete maruz kalma sonrası baş etme yöntemleri. bipolar bozukluk. Melahat Akbaş Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. dünyanın her yerinde.PB 174 Psikiyatrik Kadın Hastada Şiddet: Olgu Sunumu Semra Enginkaya. gebelik-lohusalık dönemine. İstanbul Şiddetin ülkemizde önemli bir toplumsal sorun olduğu bilinmektedir. bebeğin bakımına ve sosyal yaşama uyum sağlama ve iletişim kurmaya yönelik yaklaşım anlatılmıştır. Son 15-20 yılda. Bu oranların kişilik bozukluğu. Psikiyatrik hastalığı olan kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma. Dünya Sağlık Örgütü kadınların eşleri ya da partnerleri tarafından şiddete uğrama oranını % 10-69 arasında bildirmiştir. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. İstanbul. Münevver Akın. Psikiyatri Kliniği. . Tüm dünya nüfusunu temel alan 48 çalışmanın verilerine göre. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Uzmanlık Tezi. tedavi süreci.

İlk 3 kür EKT sonrası semptomlarda kısmen azalma. Bu makalede postpartum depresyon tedavisinde EKT nin başarısı tartışılacaktır. A. yoğun intihar düşünceleri mevcut ise.gününde depresif belirtiler ile ailesi refakatinde kliniğe başvurdu.8 kür EKT uygulandı. Mehmet AK. kısa sürede tedaviye yanıt alınması isteniyorsa ve bebeğin gelişiminde anne sütünün önemi düşünüldüğünde. Hasta ve yakını ile yapılan görüşme sonrası. EKT başarı ile uygulanmakta olan ve emziren annelerde bebeğe herhangi bir risk oluşturmadığından tercih edilebilecek bir seçenektir.D Ankara/TÜRKİYE Doğum esnasında oluşan dramatik biyolojik değişikliklerden dolayı postpartum mizaç bozukluklarının biyokimyasal ya da hormonal bir dengesizlik sonucu olduğu düşünülmektedir. Serkan ZİNCİR. A. Biyolojik değişiklikleri ölçmek amacıyla az sayıda çalışma yapılmış ve bunlarda da gonadal hormonlar ve prolaktine odaklanılmıştır. Doğum sonrası depresyonunda ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı zıt duygular daha ön plandadır. Ali DORUK GATA Psikiyatri A. Bununla birlikte depresif diğer belirtiler görülür. Son 2 gündür yoğun intihar düşünceleri mevcutmuş. Adem BALIKCI.Gazi ÜNLÜ.PB 175 Postpartum Depresyon Olgusunda Başarılı Elektrokonvülsif Tedavi: Olgu Sunumu Cihad YÜKSELİR.O. . intihar düşüncelerinin yoğun olması ve bebeği emzirmesi de göz önünde bulundurularak EKT tedavisi uygulanmaya karar verildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda DSM-IV kriterlerine göre pospartum depresyon tanısı alan hastanın başka bir psikiyatrik bozukluk ve hastalığı olmadığına karar verildi. Postpartum 10. 38 yaşında. Postpartum depresyon olgularında. bayan hasta. İzlem sürecinde üç hafta sonra hastanın premorbidine döndüğü gözlendi. Mehmet KOÇER. 8.EKT sonrası tam remisyon sağlandı.

141:436-437 . aşırı hayal kurma şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. Biol Psychiatry 1979. Am J Psychiatry 1984. Hasta polikliniğimize başvurduğunda 48 saat uykusuzluğa rağmen aşırı enerji hali ve fazla konuşması mevcuttu. Bu sunumda psikojenik polidipsi öyküsü olan bir Bipolar Affektif Bozukluk (BAB) vakası tartışılacaktır. Multidisciplinary approach to psychosis. Schizophr Bull 1994. Hyponatremic seizures in psychiatric patients. Duygudurum bozukluğu olan ve nörotik hastalarda sıvı-elektrolit dengesi problemleri nadir olarak bildirilmiştir (3).20:375-385 3-Zubenko GS. günlük sıvı alımının azaldığı tespit edildi.Leadbetter RA. psikiyatrik hastalığı olanlarda sık rastlanan bir durumdur. Kaynaklar: 1-Jose CJ. *Şule Şirin Berk. altta yatan psikiyatrik hastalığın tedavisi ve sıvı alımının kontrolüyle kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. 11 yıldır BAB tanısıyla takip edilen hasta dönem dönem hastanede yatarak dönem dönem de ayaktan duygudurum düzenleyiciler ve antipsikotikler kullanarak tedavi görmüş. *Fatma Özlem Orhan. Yanlış tedavi uygulandığında hayati komplikasyonlara neden olabilen bu hastalık. Perez-Cruet J. Psikojenik polidipsi tedavisinde amaç su içme davranışının değiştirilmesidir. Sıvı kısıtlaması yapıldı. Hasta endokrinoloji polikliniği ile işbirliği kurularak yakın takibe alındı. sinirlilik. diğer çay vs. Hastadan endokrinoloji konsültasyonu istendi ve psikojenik polidipsi teşhisi doğrulandı. İlaç tedavisi olarak amisülpirid 600 mg/gün. valproik asit 1000 mg/gün ve lorazepam 2 mg/gün başlandı.2). Bu açıdan psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar polidipsi açısından sorgulanmalıdır. Shutty MS Jr. Daha sonraki kontrol muayenelerinde hastanın kan sodyum (133) düzeyinin normale döndüğü. Cassidy JW. Polidipsi ile giden psikiyatri hastalarında %69-83 oranları ile şizofreni en sık konulan tanıdır (1. polidipsi psikiyatrik hastalıklarda ortaya çıkabilmekte ve bu durum bazen morbidite ve mortalite riski olan hiponatremik ensefalopatiye yol açmaktadır. Altesman RI. Barton JL. intermittent hyponatremia and polydipsia.4) düzeyi düşük olarak tespit edildi. Bunun üzerine hasta psikojenik polidipsi açısından tekrar değerlendirildi ve alınan anamnez sonucu hastanın günde 6070 bardak su içtiği.PB 176 Bipolar Affektif Bozukluk ve Psikojenik Polidipsi Birlikteliği Olan Bir Olgu Sunumu *Meral Elçi. Hastanın yapılan rutin tetkiklerinde kan sodyum (126) ve üre (3. Disturbances of thirst and water homeostasis in patients with affective illness. Pavalonis D.14:839843 2. Konuşma akışı hızlı ve hedefine ulaşmıyordu. Barreira PJ. Higgins PB. Olgu: 29 yaşında erkek hasta uykusuzluk. içeceklerle günlük sıvı alımının 100 bardağı bulduğu tespit edildi. Tartışma: Sonuç olarak. **Kamile Gül *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Amaç: Psikojenik polidipsi.

3:6448. . (1. immobilizasyona bağlı dekübitüs ülserleri geliştiğinden ve yatışının 17.2) Bu yazıda aripiprazol kullanımı sonrası gelişen şiddetli parkinsonizm olgusu sunulmuştur. Mustafa Bilici** *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **İstanbul Medipol Üniversitesi Psikiyatri A. 2-Saddichha S. Gönül Yıldırım*. Hasta aktif psikotik bulgu ve suisid/ homisid fikri tanımlamadı. Kullandığı antipsikotik ilaca bağlı parkinsonizm olduğu düşünülen hasta düzenlenen biperiden ve diazepam tedavisine yanıt vermediğinden. konuşma miktarı ve tonlaması azalmış olarak değerlendirildi.PB 177 Aripiprazol Kullanımına Bağlı Gelişen Parkinsonizm: Bir Olgu Sunumu Buğra Çetin *.B.gününde valproat sodyum 500 mg/gün tedavisi ile taburcu edildi. Chandra P: Aripiprazole associated with acute dystonia. Yaklaşık bir ay önce kilo aldığı gerekçesi ile lityum ve valproat sodyum tedavisi kesilmiş ve aripiprazol 30 mg/gün ve venlafaksin 75 mg/gün şeklinde tedavisi yeniden düzenlenmiştir.D Giriş: Aripiprazol diğer atipik antipsikotiklerden farklı bir farmakolojik profile sahip bir atipik antipsikotiktir. Tartışma: Aripiprazol ile parkinsonizm oluşumu sık gözlenen bir durum değildir ve bu olguda bildirilen şiddette aripiprazole bağlı parkinsonizm tablosuna literatürde rastlanmamıştır. Hastanın yoğun rijiditesi nedeniyle hareket edememesinden dolayı yatağında yapılan muayenesinde öz bakımı azalmış. Bu farmakolojik profilinden dolayı aripiprazole bağlı parkinsonizm beklenen bir yan etki değildir ve literatürde bildirilmiş az sayıda olgu vardır. Babu GN. 10 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile izlenen ve mükerrer hastane yatışları olan kadın hasta son beş gündür olan kasılma. D2 ve 5HT1A reseptörlerinin yüksek affiniteli parsiyel agonisti ve 5-HT2 reseptörünün de antagonistidir. bipolar affektif bozukluk (depresif epizot) ve nöroleptiğe bağlı parkinsonizm tanılarıyla yatışı yapılmıştır. Kaynak: 1-Lannah L Lua ve Lin Zhang: Development of Parkinsonism following exposure to aripiprazole: two case reports. remisyona giren hasta yatışının 34. Olgu: 56 yaşında. Hastanın rijidite. psikomotor aktivitesi azalmış duygudurumu depresif. Hastanın takiplerinde lökositoz olmaması ve ateşinin en fazla 37.5 derece olarak saptanması dolayısı ile nöroleptik malign sendrom dışlandı. titreme. gününde suisid fikri bildirdiğinden dolayı 5 seans EKT uygulandı. tremor ve bradikinezisi mevcuttu. Kumar R. akathisia and parkinsonism in asingle patient. duygulanımı anksiyöz. Clin Pharmacol 2011 Sep 8. hareketlerde yavaşlama şikayeti ile Erenköy RSHH acil polikliniğine başvurmuş. J of Medical case reports 2009. Jülide Güler*.

Olgu Sunumu: I. kendini mutsuz hissetme.L. Mahmut Bulut. Diyarbakır Giriş: Aripiprazol “dopaminerjik sistem stabilizatorü” olarak tanımlanan ilk yeni nesil antipsikotik ajandır. Tartışma: EPS özellikle tipik antipsikotiklerle beraber sık görülen bir yan etkidir.21(2):127-9. gününde klinik durumunun düzelmesi ve yapılan norolojik değerlendirmesinde ekstrapiramidal sendrom belirtilerinin son 4 gündür olmaması üzerine venlafaksin. tedavinin 35. Şizofreni. Ayrıca yoğun intihar düşüncelerinden dolayı elektrokonvulzif terapi (EKT) başlandı. Hasta major depresif bozukluk tanısı ile psikiyatri servisimize yatırıldı. depresyon gibi birçok psikiyatrik rahatsızlığın tedavisinde 2002 yılından beri tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır (1). Masand P (2004).Aripiprazole-induced parkinsonism. Gupta S. Yaklaşık 6 ay önce hasta psikotik belirtilerle hastaya aripiprazol başlanmış ve psikotik belirtiler bir aydan önce sonlandığı ifade edilmiş olup halen aripiprazol alımı devam etmektedir. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. aripiprazol ve biperiden ile taburcu edildi. Hasan Akçalı. 2. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. bipolar bozukluk. 2 aydır sertralin 100 mg/gün ve 6 aydır aripiprazol kullanan hastada yeterli düzelme olmaması nedeniyle sertralin sonlandırılıp venlafaksin başlandı ve aripiprazol devam edildi. tardiv distoni ve tardiv diskinezi kronik nitelikteki ekstrapiramidal yan etkilerdir. Sharma A. yoğun ölüm düşünceleri ve uyku-iştah düzensizliği mevcuttu. tremor ve parkinsonyal postur şeklinde). Biz burada aripiprazol venlafaksin kombinasyonu ile beraber EKT tedavisi altında iken EPS ortaya çıkaran ve biperidenle düzelen bir vaka sunduk. distoni ve parkinsonizm akut.. .Mehmet Güneş. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Sorrell JH. Soy geçmişinde anne ve kuzeninde depresyon olduğu öğrenildi. Kaynaklar: 1. evli 4 çocuk annesi hastada 3 aydır süren hayattan zevk almama.PB 178 Aripiprazole Venlafaksin Eklenmesi İle Meydana Gelen Ekstrapiramidal Sendrom: Olgu Sunumu Abdullah Atli. Çünkü vakamız daha önce de aripiprazol almasına rağmen EPS ortaya çıkarmamıştı. hareketlerde yavaşlama. Mehmet Cemal Kaya. Aripiprazole: review of its pharmacology and therapeutic use in psychiatric disorders. EKT ve venlafaksin-aripiprazol tedavisine biperiden 4 mg/gün eklendi. Int Clin Psychopharmacol. Ann Clin Psychiatry 16: 155–166. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 30 yaşında. Toplam 9 EKT alan hasta. ilkokul mezunu. Aripiprazolle kullanımıyla EPS az görülmekle beraber literatürde EPS vakaları bildirilmiştir. Tedavinin üçüncü haftasında hastada ekstrapramidal sendrom ortaya çıktı (dişli çark. Bu vakada EPS’nin sadece aripiprazolle ilişkilendirilmesi eksik bir yoruma neden olabilir. Aripiprazole venlafaksin eklenmesi daha önce de literatürde bu kombinasyonu kullanan bir vakada parkinsonizm ortaya çıkması venlafaksinnin aripiprazolün EPS yapma riskini artırdığını düşündürtebilir (2). Akatizi.Biz de burada aripipazol ile ilişkili bir ekstrapiramidal olgusunu sunmayı amaçladık. 2006 Mar.

Hastanın yatışını takiben 30. 2012. psikomotor aktivite artmış.PB 179 Karbamazepin’e Bağlı Hiponatremi Olgusu Gönül Yıldırım.2012'de tedavisine risperidon 1 mg/gün eklendi. Sonrasındaki günlük takiplerde sodyum değerlerinin normal sınırlarda seyrettiği izlendi.2012’de sodyum düzeyi normal değerlere dönmüş şekilde 137 mmol/L olarak saptandı. Olgu: 43 yaşında.8-%40 arasında değişmektedir(2). ancak tedaviden fayda görmeyen hastanın yatışı yapıldı. doz azaltılarak kesildi. Kaynakalar: 1)Dedinska I: Hyponatremia-carbamazepine medication complications. Duygudurum düzenleyici olarak karbamazepin 400 mg/gün başlandı. Olgumuzun 40 yaş üzeri risk grubunda yer alması ve karbamazepin kullanımına başlanmasından kısa süre sonra hiponatremi gözlenmesi bu bilgiyle uyumludur. afektif semptomlarının gerilemesi üzerine 29. Karbamazepin. Psikiyatrik muayene: Bilinç açık. üniversite mezunu.06. 6(4):207-208 . Doç Dr Ümit Başar Semiz Kurum: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş ve Amaç: Hiponatremi. Sıvı replasmanına rağmen günlük takiplerde hiponatremisi süren hastanın yatıştaki sodyumunun normal değerlerde olması nedeniyle hiponatreminin karbamazepin kullanımına bağlı gelişmiş olabileceği düşünüldü. 39(11):1943-1946 3)Dong X: Hyponatremia from oxcarbazepine and carbamazepine. hareketlilik şikayetleriyle başvurdu.5 mg/gün başlanan. olanzapin 2. vertigo şeklinde yansıyabildiği gibi asemptomatik de seyredebilir(1). sinirlilik. Sıvı replasmanı kesildi. Karbamazepin başlanan hastalarda. polidipsi.2012’deki kan tetkikleri normaldi. oryante. İlk psikiyatrik başvurusu 10 gün önce olan. Ann Afr Med. Ann Pharmacother. 2007. Çekilen EEG ve kranial MR normal olarak değerlendirildi.2012’de tekrarlanan tetkiklerinde sodyum düzeyi 126 mmol/L idi. Valproat 500 mg/gün başlandı. 2005. Hasta. kadın cinsiyet. koopere. Okskarbamazepin ve karbamazepin kullanımının karşılaştırıldığı bir çalışmada okskarbamazepine bağlı hiponatremi görülme oranı daha fazla bulunmuştur(3). 58(1):72-75 2)Kuz GM: Carbamazepine-induced hyponatremia:assessment of risk factors. menstruasyon.2012’de taburcu edildi.06. Literatüre bakıldığında vakaların coğunun asemptomatik olduğu belirtilmekte olup karbamazepine bağlı hiponatremi gelişme olasılığının okskarbamazepine bağlı hiponatremiye göre daha az gözönünde bulundurulduğu ve asemptomatik olduğunda hiponatreminin ihmal edilebildiği varsayılabilir. erkek. duygulanım irritabl. polifarmasi hiponatremi riskini arttırmaktadır(4). 2005. konuşma miktarı artmış. baş ağrısı. özellikle risk faktorlerinin varlığında serum sodyum seviyesinin yakından izlenmesi gerekmektedir. serum sodyum konsantrasyonunun 135 mmol/l altına düşmesidir. Bu sunumda karbamazepine bağlı bir hiponatremi olgusunun tartışılması amaçlanmıştır. 40 yaş üzerinde olmak. psikiyatrik koşullar. çok konuşma. turizmci. Buğra Çetin. Neurology. Tartışma: Hiponatremi karbamazepin başlanmasının ardından 48 saat içinde ortaya çıkabilir(1).06. evli. duygudurum hipertimik.06. tahammülsüzlük. 11. Vnitr Lek. 65(12):1976-1978 4)Salawu A: Hyponatremia during low-dose carbamazepine therapy. psikotik bulgu saptanmadı. Özgür Süner. Kliniğe yorgunluk. Karbamazepine bağlı hiponatremi insidansı %1. Unutkanlık.05. 18. 04.

Tedavi öncesinde beyin cerrahisi bölümü tarafından değerlendirilen hastanın kliplenmiş olan anevrizmasının tedavi sırasında rekanalize olabileceği. 2012 yılında 3. Literatür önerileri göz önüne alınarak hastaya genel anestezi altında ve ilk 3 seansı ameliyathanede olmak üzere 20 seans EKT uygulandı. Ş. işlem öncesinde bazal tansiyon değerlerinin düşük tutulması ile elektrokonvülzif tedavi güvenli bir şekilde uygulanabilir.4) Bu olgu sunumunda geçmişte intrakranial anevrizma operasyonu yapılmış olan bir hastaya tedaviye dirençli majör depresyon nedeniyle uygulanan elektrokonvülzif tedavi tartışılacaktır. İşlem öncesinde ve sırasında bazal tansiyon değerlerinin düşük olması sağlandı. Elektrokonvülzif tedavinin kesin bir kontrendikasyonu olmamakla birlikte Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) rehberine göre artmış kafaiçi basıncıyla rüptüre olabilecek anevrizma ya da vasküler malformasyon eletrokonvülzif tedavinin komplikasyon riskini arttırırlar.Özlem Erden Aki.orta risk grubunda yer aldığı bildirildi.PB 180 Opere İntrakranial Anevrizmalı Hastada Elektrokonvülzif Tedavi: Bir Olgu Sunumu İbrahim Karakaya.3. bu nedenle hastanın elektrokonvülzif tedavi açısından düşük. Olgu: Son 15 yıldır çökkünlük şikâyetleri olan 53 yaşında kadın hasta. özellikle işlem sırasında arteriyel tansiyon kontrolü. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.(2. 2007 yılında rüptüre olmuş sağ MCA (Orta serebral arter) anevrizması nedeniyle opere edilmiş ve anevrizma kliplenmiş.(1) Literatürde çeşitli yöntemlerle onarılmış ya da onarılmamış intrakranial anevrizması olan hastalara uygulanan elektrokonvülzif tedavi olguları bulunmakla birlikte. Yapılan literatür taramasında intrakranial anevrizması olan hastalarda EKT uygulamasıyla ilgili olgu sunumlarına rastlandı. ülkemizde bu konuda yapılan bir yayına rastlanmamıştır. kez psikiyatri servisine yatırılan hastaya tedaviye dirençli majör depresyon tanısı konularak elektrokonvülzif tedavi planı yapıldı. Sonuç: İntrakranial anevrizması olan hastaların elektrokonvülzif tedavi işlemi sırasında yaşamsal bulgularının yakın takibi. işlevselliği azalmış. Koray Başar. Bu tedaviden kısmen fayda gördüğü düşünülen hastada tedaviye bağlı herhangi bir komplikasyona rastlanmadı. . Majör depresyon tanısı konularak birçok farklı antidepresan ve güçlendirme tedavileri kullanmış fakat hastanın şikâyetlerinde bir değişiklik saptanmamış. yaşamsal bulguları yakın takip edildi ve arteriyel tansiyonu sabit tutuldu. Operasyon sonrası hastanın çökkünlük şikâyetlerinde belirgin bir artış olmuş. Ankara Giriş: Elektrokonvülzif tedavi tedaviye dirençli depresyonda iyi bir seçenektir. Sağ MCA sulama alanında yaygın laminer nekroz ve kistik ensefalomalazik değişiklikler olduğu tespit edilmiş.

PB 181 Valproat Kullanımına Bağlı Gelişen Trombositopeni: Bir Olgu Sunumu Neşe Yorguner. Tedaviyle psikotik belirtileri gerileyen hastada tedavinin üçüncü ayında adet düzensizliği. saldırgan davranışlarda bulunma. diğer değerlerinde patoloji olmadığı saptandı. Seyrek rastlanan ancak ölümcül komplikasyonlara yol açabilecek bu yan etki açısından kan değerlerinin kısa aralıklarla takibi valproat kullanımı için sıklıkla üstünde durulan bir konu olmadığından klinisyenlerin bu konudaki farkındalığının arttırılması önem taşımaktadır. sinirlilik. Klinik gözleme ve alınan öyküye göre hastaya bipolar bozukluk ve hafif mental retardasyon tanısı kondu. ayrıca kompleks parsiyel epileptik nöbetlerde ve migren profilaksisinde kullanılan bir ajandır. kilo artışı ve halsizlik gibi yakınmalar başladı. cinsel istek artışı yakınmaları sebebiyle başka bir hastanenin psikiyatri polikliniğine götürüldüğü.000-130.000-118. duygulanımı uygundu. Geçmiş tetkikleriyle kıyaslandığında hastanın daha önceden de demir eksikliği anemisinin olduğu. Doz bağımlı yan etkilerden olan trombositopeni çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. İstenen IQ testi sonucu IQ:65 saptandı. çok konuşma. Sonuç: Valproat kullanımına bağlı trombositopeni gelişimi için tanımlanan risk faktörleri yüksek kan valproat düzeyi. . kadın cinsiyet ve düşük bazal trombosit düzeyidir. bekâr. ancak trombosit değerlerinin normal aralığın alt sınırına yakın olduğu öğrenildi. hafif mental retardasyonu olan kadın hasta. Kaan Kora Kurum: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Valproat. bu sebeple replasman tedavisi aldığı. kendi kendine konuşması.9 olduğu. Muayene sırasında hastanın paranoid sanrıları.4g/dl ve prolaktin değerinin 64. Duygudurumu irritabldı. hastanın ilk kez üç yıl önce uykusuzluk. hemoglobin değerinin 9. Benzer birçok ilaç gibi valproatın da doz bağımlı yan etkileri mevcuttur. hirsutizm.000/mm3. Aynı zamanda. depresif belirtilerinin olduğu dönemler tariflendi. aşırı makyaj yapma. bipolar bozukluklarda akut mani sağaltımı ve koruyucu sağaltımında. İki haftada bir yapılan tetkiklerde hastanın trombosit değerlerinin sırasıyla 85. Olgu: 24 yaşında. Mevcut trombositopenisi tedavilerin yan etkisi olarak yorumlandığından valproatı azaltılarak kesildi. Ocak 2012'de hastanenin psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın ailesinden alınan öyküden.000/mm3 şeklinde arttığı saptandı.000-114. İstenen kan tetkiklerinde hastanın trombosit değerinin 60. cinsel istek artışı. risperidon 3 mg ve valproat 1000 mg tedavisi başlandı. hastanın tamamen içe kapandığı ve kimseyle konuşmadığı. insanlardan kuşkulanma. çok konuşma ve uykusuzluk yakınmaları mevcuttu. Takipleri sırasında hastanın olanzapin 10mg/g tedavisi kesilerek. ilkokul mezunu. bu belirtilerin başlanan olanzapin 10mg/g. Gelişim öyküsünde mental ve motor gelişim basamaklarında gerilik olduğu öğrenildi. karbamazepin 400 mg/g tedavisiyle gerilediği ancak belirtilerin zaman zaman yinelediği öğrenildi.

daha önce alkol ya da enerji içeceği kullanmadığı öğrenildi. Enerji içeceklerinin popularitesinin gittikçe arttığının fark edilmesiyle yaratacağı istenmeyen olası sağlık sorunları dikkat çekilmektedir. Yapılan tetkiklerinde patoloji saptanmadı. Servisteki gözlemlerde işitsel ve görsel hallüsinasyonları.PB 182 Enerji İçeceği Tüketimi Sonrası Gelişen Bir Akut Psikoz Olgusu Öznur Taşdelen. Yönelim kooperasyondaki kısıtlılık nedeniyle değerlendirilemedi. Başvuru şikayetlerine kendi kendine konuşma. . Çağrışımlar yavaşlamış ve amaca varmıyordu. Yatışından önce 1 ay boyunca her gün düzenli olarak bir iki adet toplamda 60-70 adet enerji içeceği içtiği. kooperasyon kısıtlı. pridoksin. Yazımızda kafein ve aminoasit içerikli enerji içeceğinin yoğun tüketimi sonrası ortaya çıkmış bir akut psikoz olgusunu anlattık. sonrasında unutkanlık. E. Enerji içeceklerinin popularitesi ve kullanımı hızla artmaktadır. uzak belleği normaldi. Daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmayan ve daha önce hiç enerji içeceği içmemiş olan hasta.D. inostol. Yakın bellek bozuk. Cevapları perseveratifti. 21 yaşında erkek. Affekt künttü. Yurdumuzda enerji içeceklerinin tüketiminin artması dolayısıyla ve bizim olgumuzda daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmadığı halde yoğun enerji içeceği tüketimi sonrası ortaya çıkan ve amisülpiride yanıt veren psikotik tablo saptanması nedeniyle sunulmaya layık görülüp enerji içeceklerinin risklerine dikkat çekilmek istenmiştir. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. ağlama şikayetlerinin başladığı. sözel uyaranlara karşı ilgisiz ve lakayt bir tutum içindeydi. polikliniğimize durgunluk. gülme ve saldırgan hareketlerinin eklenmesi üzerine hasta takip ve tedavisi amacıyla servisimize yatırıldı. uyku. içe kapanma. içe kapanma. Dikkati azalmıştı. Enerji içeceklerindeki maddelerin yalnız ve kafeinle birlikte kombinasyonuyla aşırı miktarda veya kronik tüketiminin akut ve uzun süreli etkisi tam olarak bilinmemektedir. hekimle işbirliği ve dürtü kontrolü azalmıştı. Özbakım. Yapılan ilk psikiyatrik muayenesinde bilinç açık. ağlama yakınmalarıyla başvurdu. Rugül Köse Çınar Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. riboflavin. diğer B vitaminleri ve başka bitkisel türevler de vardır.Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Yasemin Görgülü. perseküsyon ve mistik hezeyanları olduğu tespit edildi. Psikomotor aktiviteler azalmıştı ancak zaman zaman dezorganize hareketleri oluyordu. Bülent Sönmez. Hezeyan ve halüsinasyonları için dissimülatif tavırdaydı. Enerji içeceklerinin içeriğindeki asıl etken madde kafein olmakla birlikte taurin. nikotinamid. Hastanın sistemik ve nörolojik muayenesi doğaldı. Sorulara tek kelimelik cevaplar veriyordu. beslenme. Hasta düzenlenen tedaviyle semptomlarının düzelmesi üzerine amisülpirid 1200 mg ve olanzapin 10 mg tedavisiyle “Enerji içeceği kullanımına bağlı psikotik bozukluk” tanısıyla taburcu edildi. grandiyöz. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Enerji içecekleri stimulan etkilerini dikkati ve performansı arttırarak gösterirler. durgunluk.

şizofreni etiyolojisine yönelik birçok hipotez arasında en önde gelenlerden biridir.Bizim olgumuzda da Nopoulos kriterlerine göre (Nopoulos et al. KSP’un ruhsal bozukluklar ile ilişkisi en çok şizofreni alanında çalışılmıştır.”geniş KSP” olarak kabul edilmektedir.fizyolojik.1998) KSP uzunluğunun 6 mm’nin üzerinde (1.bu konu üzerinde yoğunlaşılması gerekmektedir. .araknoid kistler ve diğer anormallikler gibi beynin gelişimsel bozuklukları birçok post-mortem inceleme ve nörogörüntüleme yöntemleriyle gösterilmiştir.. Şizofreni ile anormal genişlikteki kavum septum pellusidum arasındaki ilişki incelenmesine karşın literatürde tedaviye yanıt oranlarının karşılaştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Orkun Aydın. çevresel ve biyolojik(genetik.5 mm ara ile alınan en az 4 koronal kesitte görülmesi) olmasından ötürü . Duygu Kuzu. etiyolojisi hala tam olarak aydınlatılamamış bir ruhsal bozukluk olmasına rağmen.Şizofreni hastalarının sayıca önemli bir kısmında korpus kallosun agenezisi. şizofreni etiyolojisi için öne sürülen nörogelişimsel varsayımı destekleyen bir anatomik bulgu olduğu belirtilmiştir. Artuner Deveci Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni.Gelecek dönemdeki çalışmalarda bu konu hem hastaların işlevselliği hem de hekimlerin. Nörogelişimsel model.Hastamızın tedaviye dirençli olması klinik takibi açısından önem arz etmekte olup.Bizim hastamız gerek semptomların şiddeti açısından gerek nöropsikolojik testlerdeki başarısızlık açısından literatürde mevcut olan bilgilerle uyuşmaktadır. hastanın klinik görünümü ve nörobilişsel yeti yitimi açısından öneminin tartışılması amaçlanmıştır.nörogelişimsel patolojilerin psikiyatrik hastalıkların tedavisi üzerine olan etkilerini değerlendirmeleri açısından önem arz etmektedir. Bu yazıda şizofreni hastalığı olan bir olguda saptanan “geniş KSP” ve KV’nin.Şizofreni hastalarında sağlıklılardan daha yüksek oranlarda “geniş KSP” görülmesinin.biyokimyasal ve gelişimsel) faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.PB 183 Cavum Septum Pellucidum Et Vergae ile Şizofreni Arasındaki İlişki: Bir Olgu Sunumu Kadir Aşçıbaşı.

tıbbi.PB 184 Lethal Katatoni: Bir Olgu Sunumu Mine Ergelen. Buğra Çetin. yaşamsal fonksiyonların takibi (ani ölüm olabilir) ve yüksek doz lorazepam önerilmektedir. iv) Katatoni NMS için bir risk etkenidir. klasik kitaplarda ise letal katatoni olarak adlandırılan ve nadir göazlenen bu tablo. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş ve Amaç: Katatoni psikiyatrik. iii) İkisi aynı ve tek bir sendromdur. yemek yememe. . uzun yıllar antipsikotik tedavi almış hastalarda ortaya çıkabilmektedir. uygunsuz hareketlerde bulunma şikayetleri ve şizofreni ön tanısıyla servisimize kabul edildi. 2 hafta öncesinde 55 adet 30 mg aripiprazol ile özkıyım girişimi mevcuttur. yıkıcı davranış. Psikiyatrik bakısında kooperasyonu kısıtlı. Antipsikotiklerin D2 reseptör antagonist etkisi olarak katatonik sendromu indükleyebilir. stupor. ii) NMS bir malign katatoni formudur. O tarihe kadar Klozapin 700 mg/gün. konuşmama. lamotrijin 200 mg/gün kullanmakta olan olguda. taşikardi. Olgu sekiz seans anestezili EKT ve olanzapin 20 mg/gün ile tedavi edilmiştir. Letal katatoni NMS’dan EPS rijiditesinin ve involanter hareketlerin olmayışı ile ayrılır. oryantasyonu bozuk ve hallusine olan. Olgu: 29 yaşında erkek hasta. Prodrom haftalardan aylara uzayabileceği gibi akut olarak da başlayabilir. Tedavide antipsikotiklerin kesilmesi. Ateş. Mental ve fizik ajitasyon. aripiprazol 30 mg/gün. Bu sunumun amacı antipsikotik kullanımına bağlı gelişen bir letal katatoni olgusunun paylaşılmasıdır. yüksek anksiyete düzeyi. DSM-IV’e göre ‘’Başka türlü adlandırılamayan ilaca bağlı hareket bozukluğu’’ olarak sınıflandırabileceğimiz. akrosiyanoz ve hipotansiyon da sıklıkla bulunmaz. nörolojik ve ilaca bağlı gelişebilen nöropsikiyatrik bir sendromdur. Letal (malign) katatoni ve nöroleptik malign sendrom (NMS) arasında. ateşi ve lökositozu bulunmayan olguda CK yüksekliği ve hipoproteinemi saptanmıştır. risperidon 2 mg/gün ve risperidon consta 37. Oniki yıllık hastalık öyküsünde katatoninin eşlik ettiği herhangi bir başka psikotik alevlenme dönemi tanımlanmamaktadır. v) NMS katatonik ve katatonik olmayan tipte olabilir şeklinde görüşler mevcuttur.5 mg/14 gün. i) NMS bir katatoni formudur. koma ve ölümle sonlanabilir.

içselleştirilmiş agresyonun ifadesi veya suicidal amaç bulunabilir. Self. referans fikirler ve insomnia bulgularında kısmi azalma olmuş. labium majorda doku defekti oluşturmuş kesi (WHO genital mutilasyon sınıflamasına göre Tip III) tespit edilmiş. İşlevselliğin birden çok alanda bozulmuş olması. hastalığın ara dönemlerinde tam iyilik hali olmaması ve fiziksel görünümü dışında da var olan hezeyanları nedeniyle paranoid şizofreni öntanısıyla tedavisine Olanzapin 20 mg/g olarak devam edilmesi uygun bulundu. somatik hezeyan. izlendiği. Son iki yıldır genital bölgesinde. Somatik hezeyanları ve vulvar görsel halüsinasyonları sonucu GSM ile gelen bir olgu sunulmuştur. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. . Yapılan psikometrik değerlendirmede tedavinin 1. Erzurum **Atatürk Üniversitesi. bu tedaviye 5 yıl önce Bipolar Affektif Bozukluk tanısı düşünülerek Lityum 600mg/gün eklendiği öğrenildi. kişilik bozuklukları. Olgu: 24 yaşında bayan. görsel halusinasyon. delüzyonlar. transeksüalite. Öyküsünde 7 yıl önce başlayan evde kameraların olduğu. Negatif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 67-29/125 ve Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeğinde 13-6/51 şeklinde iyileşme tespit edildi.PB 185 Genital Self Mutilasyon: Bir Olgu Sunumu Nermin YÜCEL*. Haftalarında sırasıyla Pozitif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 41-11/170. Elif ORAL**. beden imajında bozulma. düşüncelerinin okunduğu. Sonuç: GSM’un temelinde seksüel çatışmalar. Erzurum Giriş: Genital self-mutilasyon (GSM) nadir rastlanan ciddi bir kendini yaralama davranışıdır. referans fikirler. uykusuzluk şikayetleriyle psikiyatri hekimine başvurduğu ve Olanzapin 10mg/gün tedavisi önerildiği. uzayıp şekil değiştiren siyah baloncuklar olduğunu. baş dönmesi ve bayılma şikayeti sonrası genital kesi ve yoğun kanamasının farkedilmesi üzerine yakınlarının ısrarıyla acil servise başvurmuş.mutilasyon depresyon. Ağrı ve kanama en yaygın komplikasyonudur. posterior perineal cisime ulaşan. Tedavi sonucu düşünce okunması. GSM’un risk faktörleri arasında halusinasyonlar. sosyal izolasyon bulguları mevcuttu. komşularının hakkında konuştuğu fikirleri. yapay bozukluk ayrıca halüsinasyon ve hezeyanların bir sonucu olarak psikotik bozukluklarda görülür. alkol intoksikasyonu ve kişilik bozukluklarında ayrıca bazı dini ve kültürel inanışlarda görülür. yorum yapan sesler duyma. kalabalıktan kaçınma. ve 4. irritabl duygudurum. vücut dismorfik bozukluk. suture edilerek kanama kontrolü sağlandıktan sonra Psikiyatri konsultasyonu istenmiş. Yapılan jinekolojik muayenede her iki labium majusu içine alan. Çoğunluğu şizofreni olmak üzere affektif psikoz. Hatice YÜCE** *Atatürk Üniversitesi. madde bağımlılığı ve sosyal izolasyon bulunur. Atakan YÜCEL**. bu durumun iki yıldır hiç değişmediğini ve duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için de siyah bölgeleri keserek çıkarttığını ifade eden hastanın ruhsal muayenesinde yüzeyel affekt. acil müdahalenin ardından psikiyatrik ayırıcı tanı ve tedavi önem taşır.

10 seans EKT sonrası bulgularda anlamlı düzelme olması neticesinde hasta antipsikotik tedavi ile taburcu edilmiştir. sıkıntı ve iç daralması. Gaillard R. Francis A.17(1):55-9. Sonrasında Depresif Nöbet tanısıyla yatarak tedavisi tekrar düzenlenmiş. herhangi bir organik bozukluk tespit edilmemiştir. “atipik psikiyatrik” bulgular ile seyreden Konversif Bozukluk vakalarının ayırıcı tanısında Katatonik Psikoz da göz önünde bulundurulmalıdır. Olgu: O. Encephale. bekar hasta.Case report: electroconvulsive therapy in a 33-year-old man with hysterical quadriplegia]. 2. Lôo H. Bu takip süreci içerisinde hastanın nöroloji. Bulguların kısmen gerilemesi sonrası taburcu edilen hasta taburculuk sonrası altıncı günde. Vakanın konversiyon bulgularının psikotik bozuklukların prodromal döneminde de baskın bulgu olabileceğini göstermesi ve bu tür vakalarda EKT' nin etkinliğini göstermesi açısından da önemli olduğu düşünülmüştür.ECT for prolonged catatonia. Sonuç olarak. bayılma ve titreme atakları. 3. 2012 Feb. Pasol E. Konversiyon bozukluğu tarihsel olarak tanı yönünden nevrotik spektrumda değerlendirilmektedir. Murat Erdem GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Tartışma: Vakanın EKT uygulaması sonrası progresif olarak düzeldiği izlenmiştir. 2001 Mar. Mahmoud Almbhaideen. Abdülkadir ÇEVİK. (1. yememe. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik bozukluk öyküsü olmayan hasta. Malur C. erkek. Gaillard A. uzun süre psikotik belirtiler gözlenmeden konversif belirtilerin ön planda olduğu. ya azalmış motor belirtiler ya da artmış psikomotor etkinlik veya bu iki özelliğin birbiri ardında değişimi ile kendini gösteren.1:11-14 .Ş.2). J ECT. ortaokul mezunu. keyifsizlik. Sonraki takip sürecinde bulguların ilerleyici şekilde düzeldiği görülmüştür. 23 yaşında. Radtchenko A. Beyazıt Garip. Sonrasında psikomotor aktivitede azalma. Hastanın progresif olarak ilerleyen katotonik tablosunun tedavisi maksadıyla EKT uygulanmasına başlanmıştır. Mouaffak F. “sendrom” olarak değerlendirilen bir klinik tablodur. uykusuzluk şeklinde yakınmalarının olması nedeniyle hastaneye başvurmuş. Süleyman Özselek. Ankara Giriş: Katatoni psikomotor belirtilerin ön planda olduğu. içmeme. kullandığı ilaçların tamamını içerek suisid girişiminde bulunmuş. Adem Balıkcı.38(1):104-9. Katatonik vakalarda EKT’nin etkili bir seçenek olduğunu belirtilmektedir (1). dahiliye ve enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları alınmış. Referanslar: 1. klinik takip sürecinde katotonik psikotik bir tabloya ilerleyen ve bu bulguların EKT tedavisi ile remisyonunun sağlandığı bir vaka sunulmuştur. mutizm bulgularının tabloya eklenmesi üzerine tekrar merkezimize yatışı yapıldı. Konversiyon ve anksiyete Bozukluğu tanılarıyla uyumlu düşünülen hastaya tedavi başlanmış. (3) Bu yazıda. Psikiyatri Dünyası 1999. Yaklaşık iki aylık takip sürecinde bulgularında kısmi gerileme olmuş. Mehmet Ak.PB 186 Prodromal Belirtileri Konversiyon Olan Katatonik Psikoz Olgusunda Elektrokonvulsif Tedavi: Olgu Sunumu Özgür Maden.

Meltem Puşuroğlu*. haloperidol. perfenazin ile yapılan çalışmalarda malformasyon riskinin artmadığı ileri sürülmüştür. Gönü AS. Rize *** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Gebelikte şizofrenik belirtilerde artış veya azalma olup olmadığı ve şizofrenik annelerin çocuklarında ilaç kullanmasalar bile konjenital anomali riskinin artıp artmadığı konusu tartışmalıdır. Tıp Fakültesi. Rize Psikotrop ilaçların güvenliği ve gebelikte psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılmaları ile ilgili çelişkili bulgular vardır. Birçok atipik antipsikotiğin gestasyonel diyabeti tetikleyerek fetal malformasyon oranında artış yaptıklarına ilişkin anlamlı veriler mevcuttur. hem de çevreleri açısından birçok ciddi sorunlar ile karşı karşıya kalabildikleri de bilinmektedir. Atipik Antipsikotiklerin Kadın Fertilitesi ve Gebelik Üzerine Etkileri: Olgu Sunumu Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2005. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. şüpheler. Gebelikte psikofarmakolojik tedavinin yararları ve riskleri dikkate alınmalıdır. Preliminary findings from the National Register of antipsychotic medication in pregnancy. Antipsikotik ilaçlar plasentadan serbestçe geçerler. bu ilaçlar anne ve plasenta kanı arasında hiçbir engel olmadığından rahatlıkla fetüsa ulaşırlar. Kaynaklar: 1Altıntoprak AE. 42:3844. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Çiçek Hocaoğlu*** * Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Klasik antipsikotikler fetüs için görece daha güvenlidirler. de Castella A.Kulkarni J. prematüre ve ölü doğum ile morfolojik ve davranışsal teratojenite risklerinin dikkate alınması gerekmektedir Şizofrenik popülasyonda doğum oranının normalden fazla olması gebelikte ilaç kullanımının önemini giderek arttırmıştır. Fatmagül Helvacı Çelik*. Aust NZJ Psychiatry 2008.21(2):161-173 3. Selim Polat*. Gebelere ilaç verildiğinde. Psikiyatri Kliniği. . Psikiyatri Kliniği.PB 187 Gebelikte Antipsikotik İlaç Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş Hünkar Yeloğlu*.15(4):182-186 2. güvenlik elemanları tarafından kliniğimize zorla getirilen ve yatırılarak düşük doz haloperidol tedavisi başlanan 15 yıldır şizofreni tanısı ile farklı sağlık kuruluşlarında yatarak ve ayaktan tedavi görme öyküsü ile gebelik öncesi olanzapin 20mg/g tedavisi izlenen. Rize ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Gilbert H. Bu nedenle. Koturoğlu G. Bundan dolayı gebelikte ilaç kullanımına karar verilirken neonatal toksisite. Marston N. Biz de bu çalışmada son 1 aydır anlamsız konuşma ve davranışlar. Çetin M. Gökhan Kandemir**. McCauley-Elsom K. saldırganlık yakınmaları ile yakınları. gebelik sırasında ilacını bırakan 8 aylık gebe 29 yaşındaki kadın hastayı literatür bilgileri eşliğinde sunmayı amaçladık. Öte yandan ağır ruhsal bozuklukları olup gebe kalmış kadınların tedavi edilmedikleri takdirde hem kendileri hem bebek. Klorpromazin. Bu nedenle gebelikten önce atipik antipsikotik kullanımını sürdüren anne adaylarında gebelik başladığında klasik antipsikotiklere geçiş yapılması önerilmektedir. Ancak mevcut bilgiler ışığında gebelik sırasında kullanılmak zorunda kalınan hiçbir psikotrop ilacın tam emniyetli olmadığı açıktır. kulağına sesler gelmesi uykusuzluk. klinisyenler güvenli seçenekleri seçmeli ve kişiye özgü tedavi planları ve hasta takibi yapacak stratejiler izlemelidirler. Gurvich C. Psikiyatri Anabilim Dalı. Fitzgerald P. Erol A. Gebelikte psikotrop ilaç kullanımı: Bir güncelleme Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011.

Hastanın iki aylık ayaktan takibinde nötropeni tekrarlamadı.PB 188 Klozapine Bağlı Geç Başlangıçlı Nötropeni Olgusunda Klozapin Tedavisine Devam Edilmesi Gökhan Öz. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Klozapin ile nötropeni gelişen olgularda lityum karbonat ve beta-glukan eklenmesi nötropeniyi engelleyebilir. İki ay sonra klozapin 100mg/gün ve ketiapin 100mg/gün alır iken şizofreni belirtilerinin alevlenmesi üzerine ketiapin dozu 600mg’a çıkılmış. idiosenkratik. tedaviye direnç ve EPS yan etkilerine duyarlılık nedeniyle dokuz sene önce klozapin başlanmış. Yavuz Ayhan. Anemi ve iki ay önceki tetkiklerinde saptanan nötropeni nedeniyle Hematoloji Bölümü’nce istenen periferik yayma. İlaçtan fayda gören hasta tıbbi kayıtlara göre bu süre zarfında klozapini 200-700mg/gün aralığında kullanmış. demir parametrelerinde nötropeni ile ilişkili olduğu düşünülen bir anormallik saptanmadı. Klozapin tedavisine devam edilmesi veya yeniden başlanması ile. tedavisinin düzenlendiği merkezde klozapin kesilmesi ve ketiapin başlanması planlanmış. viral belirteçler. yineleyen nötropeniye tedavi yaklaşımı tartışılacaktır. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi. Davranış belirtilerinin yatışmaması üzerine hastanemize başvuran hasta servise kabul edildi. Nötrofil düzeyi 1900e yükselen ve tekrar düşme saptanmayan hasta. 2012’de nötrofil sayısının 510/ul saptanması üzerine. Bu olgu sunumunda dokuz yıldan uzun süre klozapin kullanımı sonrasında ağır nötropeni gelişmesine rağmen klozapine devam edilen bir şizofreni hastasında. Klozapine başlandıktan yaklaşık dokuz sene sonra. Olgu: Yaklaşık otuz yıldır şizofreni tanısıyla izlenen 47 yaşındaki kadın hastaya. Ankara Giriş: Klozapin tedaviye dirençli şizofrenide etkinliği kanıtlanmış bir antipsikotiktir. Sonuç ve Tartışma: Klozapin nötropeniye direkt toksik etki ve immun mekanizmalar aracılığı ile yol açmaktadır. Hastanemize başvuru esnasında nötrofil sayısı 2700/ul olan hastanın geçmiş tedavi yanıtı göz önünde bulundurularak klozapin tedavisinin devam edilmesi ve klozapin etkin düzeye gelinceye kadar ketiapin 900mg/güne devam edilmesine karar verildi. Bir ay sonra nötrofil değerinin 1000/ul saptanması üzerine lityum karbonat 600mg/gün ve beta glukan 20mg/gün başlandı. davranış belirtilerinin yatışması üzerine taburcu edildi. olgumuzda olduğu gibi. daha nadiren yıllar sonra gelişen vakalar da bildirilmiştir. Koray Başar. Tıp Fakültesi. nötropeni yineleyebilir. klozapin kesilmesi ile geri dönüşlü olabilecek yan etkilerindendir. . Klozapin 400mg/güne çıkılan hastada günlük tam kan sayımı yapıldı. Nötropeni ve agranülositoz klozapinin doza bağlı olmayan. Bu yan etki genellikle erken dönemde görülse de. Ancak klozapinin etkili olduğu tedaviye dirençli hasta grubunda ilacı kesme kararını vermek güçtür.

ilkokul mezunu.PB 189 Şizofreni mi. en küçük çocuğunun zarar göreceği korkusuyla eve kimseyi istemediği ve sürekli dezorganize davranışlar sergilediği öğrenildi. Tartışma: Bu hastada frontotemporal demans ve şizofreni tanısından hangisinin konulacağı tartışmalıdır. Davranış planlaması yetersizdi. Osman Yıldırım Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikiyatri AD.40yaşında. kalıtımsal bir bozukluğun da söz konusu olabileceğini akla getirmektedir. Psikiyatri pratiğinde. Hastanın kardeşinde benzer öykünün mevcut olması. Yer ve kişi yönelimi vardı. zaman yönelimi azalmıştı. entelektüel fonksiyonlarda kayıp ve yürütücü işlevlerde bozulma ile birlikte beyin görüntülemesinde anormallikler de frontotemporal demans lehine bulgular olmakla birlikte şizofrenide de görülebilir.Burada. hastamıza benzer yakınmaları olduğu. Ancak bunlar frontotemporal demansı dışlamaya yetmez. tetkikleri sonucunda anemisi ve B12 eksikliği saptanan hastaya bunlara yönelik tedavi başlandı. özellikle psikotik bozuıkluklarda. öyküsünde işitsel varsanısı olan hastadan varsanıya dair belirti gözlenmedi. aslında hiç de nadir olmayan tanısal sorunlar bu olgu ile yeniden vurgulanmıştır. Anlık ve yakın bellek yetersizdi. Merkezimizde yeterli altyapı olmadığı için hasta. Kliniğimize. Tanı netleştirilmesi amacıyla yapılan Nöroloji konsültasyonu yönlendirici olmadı. Ailesinden alınan öyküde. Hastanın aile öyküsünde de erken başlangıçlı benzer bir tablonun olması. Aile öyküsünde en büyük erkek kardeşinin de psikiyatrik tedavi aldığı. Olgu: Bayan Z. yapılan MMT’de 15 puan aldı. Bolu Giriş: Şizofreni ve frontotemporal demans arasındaki benzerlikler ve ayırıcı tanı ile ilgili sorunlar birçok araştırmacı tarafından vurgulanmıştır. aynı ildeki bir ruh sağlığı hastanesinde 1 ay izlendikten sonra sevk edilmişti. genetik değerlendirilmenin de gerekli olduğunu düşündürdü. Ruhsal durum muayenesinde duygulanım ötimikti. düşünce içeriğiçağrışımları değerlendirilemedi. genetik değerlendirilmenin başka merkezde yapılmasına karar verilerek taburcu edildi. Daha önce birkaç kez psikiyatri başvuruları olmuş ve ismi hatırlanmayan ilçalar da kullanmıştı. Hastanın son bir yılda idrar ve gaita inkontinansı da ortaya çıkmış ve yemek de dahil olarak öz bakımı tamamen kaybolmuştu. Bellek bozukluğu. . varsanılar gibi psikotik bulgular ve başlangıç yaşı düşünüldüğünde hastada şizofreni olduğu kanaatine varılabilir. manyerizm. anestezi ile çekilen MR’ında hafif derece serebral atrofi saptandı. 5çocuklu bir ev hanımıydı. Dezorganize davranış. Hasta aşırı hareketli olduğu için EEG çekilemedi. Lab. Manyerizmi de mevcut olan hasta. Özellikle genç hastalarda bu iki tanı arasındaki ayrım daha da zorlaşmaktadır. otuzlu yaşlarının sonlarında ortaya çıkan şiddetli bilişsel ve psikotik bulguları mevcut olan bir kadın olgu sunulacaktır. Erken Başlangıçlı Demans mı? Ağır Psikotik Belirtilerle Seyreden Bir Olgu Nefise Kayka. bu şekilde ağırlaşarak birkaç yıl içinde bilinmeyen bir nedenle öldüğü tespit edildi. 2-3 yıla kadar bilinen herhangi bir rahatsızlığı olmayan hastanın kendi kendine anlamsız mırıldanmaları başladığı.

bayan hastanın yakınmalarının 1 yıl önce doğum kontrol ve menorajiyi önleme amaçlı Mirena uygulamasından sonra depresif beliriler olarak başlamış. kontrosepsiyon yöntemi olan levonorgestrelli rahim içi araç uygulamasıdır.2. kadınlarda menstrüel döngü ile ilişkili olarak ortaya çıkan psikiyatrik semptomlara yönelik araştırılmalarda ortaya konmuştur. RIA nın çıkarılması sonrası semptomların yatışması buna bağlı SANS. SANS VE SAPS ölçekleri uygulandı.Gazi Ünlü. 1 ay sonra kontrolde BPRS: 1.Risperidon 2 mg/gün tedavisi başlandı. . Ali Doruk Gata Psikiyatri A.E. bir sentetik progesteron türevidir. S. Levonorgestrelli RIA( LNG-RIA) . Levonorgestrel 19 nortestosteron.7 gün sonra ölçek sonuçları BPRS: 7. Seks hormonlarının mental bir takım değişikliklere neden olması. SAPS: 3 olarak değerlendirildi. . Serkan Zincir. etkili. SAPS: 3 idi.Hasta isteği üzerine Mirena çıkartıldı. SANS: 0. güvenli.D Ankara/Türkiye Seks hormonlarının birçok psikiyatrik semptomatolojinin ortaya çıkması ve ağırlaşmasında rol aldığına dair veriler literatürde yer almaktadır. SANS: 0. Recai Kösem.PB 190 Levonorgestrelli RIA Uygulaması Sonrası Psikotik Atak: Olgu Sunumu Cihad Yükselir.kez Mirena uygulanmasından sonra eşine ve kardeşine karşı referans fikirleri gelişmiş. Mehmet Ak. SANS:18.(BPRS:46. SAPS ve BPRS skorlarının düşmesi azalan kan progesteron düzeyi ile ilişkili olabileceği değerlendirilmiştir. uzun süreli bir kontraseptif araçtır. SAPS:26). En önemli kullanım alanlarından biri. Mirena uygulanması sonrası psikotik atak geçiren olgu örneği sunulacaktır.DSM IV kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı kondu. 33 yaşında. A.Fikirlerinin hezeyan boyutuna ulaşması ve sosyal işlevselliğinin bozulması üzerine hasta ailesi tarafından kliniğe getirildi. Adem Balıkcı.Kan seks horman profili istendi.Kan seks hormaon profilinde özellikle progesteron değerinde düşme vardı. BPRS.

P ve PTH değerleri nutrisyonel Ricketts olarak değerlendirildi. panjurları ve perdeleri kapalı tutuyormuş. Odasında internet üzerinden felsefe.5 mcg/gün. Anormal ALP. risperidon consta 37. Uğur Öner. olanzapin 10mg/gün. Orta ikinci sınıfta okulu tamamen bırakmış. tarih ve dilbilgisi konularında yazışmalar yapmaya ve tüm vaktini bilgisayar başında geçirmeye başlamış. Olgu: 16 yaşında erkek olgu.PB 191 Asperger Sendromu ile Şizofreni Arasındaki Süreçte D Vitamini Eksikliği: Bir Olgu Ahsen Eratalay. Eve kapanmasından 1 yıl kadar sonra internet üzerinden Çin’den kıyafet satın almış ve bir yıl boyunca sadece bu kıyafeti giymiş. Kendini eve kapatmış. Ca. Annesinin stresli bir gebelik döneminin ardından dünyaya gelen olgumuz gelişim dönemlerini olağan bir şekilde geçen çekingen bir çocukmuş. Son 8 aydır kimyasal madde içerdiğini söyleyerek süt ve süt ürünlerini yememeye başlamış.5 mg IM. yaşından büyük gösteren olguda ruhsal gelişim ve reankarnasyon ilgili aşırı zihinsel uğraşılar mevcuttu ve içinde bulunduğu durumla ilgili iç görüye sahip değildi. vitamin D3 1760 IU/gün tedavisi ile hastanın dış dünya ile ilişkilerinin düzeldiği. kliniğimize odasına kapanma. Total alopesili. Babada alkol ve kannabis bağımlılığı ve antisosyal kişilik özellikleri mevcuttur. calcitriol 0. 2 ay kadar önce de saçları dökülmüş. Bu sunumunun amacı d vitamini eksikliğinin psikotik bulgulara aracılık ettiğini düşündüğümüz bir olgunun paylaşılmasıdır. calcium carbonate 5000mg/gun. Dört yaşında iken annesinden boşanan babasını bir daha görmemiştir. . Yakınmaları 12 yaşındayken arkadaş çevresinden kopma. açık öğretimden okula devam etmek istediği ve tedaviye katılımının iyi olduğu gözlemlendi. Klinik izlem sürecinde risperidon 3mg/gün. tarih ve dilbilgisine özel ilgisi olan olgumuz Çocuk ve Ergen Psikiyatrisinde Asperger sendromu olarak tanılandırılmıştır. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Nutrisyonel Ricketts güneş ışığından yoksun kalma ya da besinsel eksiklik sonucu ortaya çıkar. öz bakımını yapmak istememe. Elif Tatlıdil Yaylacı. nedensiz okula gitmeme ile başlamış. Okul ortamını düzeysiz olarak tanımlayan. insanlardan ve sudan korkma şikayetleri ile güçlükle ikna edilerek birlikte yaşadığı annesi tarafından getirildi.

amcasının kendisini öldüreceği şüphesi ile polisi araması üzerine getirildiği acil servisi takiben kliniğimize yatırıldı. ilaç kullanımına bağlı psikotik bozukluk ve şizofreniform bozukluk ayırıcı tanıları ile poliklinik kontrollerini sürdürmek üzere taburcu edildi. Olgu kısa psikotik bozukluk. Psikotik bulgular sınav için Ankara’ya gidişi. Elif Tatlıdil Yaylacı. 35 haftalık doğan olguda atrial septum defekti ve L1-3 sinostoz mevcuttur. Babanın hastalığı nedeniyle ailenin görüştüğü kimseler bulunmamaktadır. İlkokulda sakin sessiz bir öğrenci olan olgumuzun lisede okul başarısı azalmıştır. Ahsen Eratalay. Son bir buçuk yıldır bir cemaat evinde kalmakta ve harp akademisi sınavlarına hazırlanmaktadır. İsoretionini son 3 ayda kullanmaya başlamıştır. Psikiyatrik bakısında paranoid ve persekütif tarzda çok sayıda sanrı bulunan olguda yargılama ve iç görü önemli ölçüde azalmıştı.PB 192 İsoretionin Kullanımına Bağlı Psikotik Bozukluk: Bir Olgunun Ayırıcı Tanısı Zeliha Ulaşlı. Beş ay önce çok sevdiği dedesini kaybetmiştir. . Antipsikotik tedavinin başlanmasının ardından bir hafta içerisinde pozitif psikotik bulguları gerileyen olgu içine kapandı. platonik olarak hoşlandığı kızı düşündüğünü söylüyor. sınav ve dönüşü sürecinde şekillenmiştir. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu sunumun amacı babası şizofreni tanılı bir ergende isoretionin kullanımını izleyen akut psikotik tablonun paylaşılması ve ayırıcı tanının tartışılmasıdır. kimseyle konuşmuyordu. Olgu: 18 yaşında erkek olgu babasının gerçek babası olmadığı.

.480/mm3. lökosit:15. bilgisayarlı beyin tomografisi normalidi.Mustafa ERKAN*** * Arş.600 ng/mL (25-72 ng/mL). Akdeniz Üniversitesi. İlaç tedavisi olarak kas rijiditesini azaltmak amacıyla dopamin agonisti olan bromokriptinin (7. Acil servise huzursuzluk. Ekg: Normal. acil servise akatizi nedeniyle başvuran ve yaklaşık 6-7 saatlik takip sonrası NMS belirtileri ortaya çıkmaya başlayan ve ikinci günde tüm NMS belirtilerini gösteren olgu sunulacaktır. ekokardiyografi: normal. yutma güçlüğü. lökositoz. kreatin kinaz:1180. kreatin: 0.Gör. batın ultrasonografisi: normal.870 mg/dL (0. Hastanın yoğun bakım takiplerinde bromokriptin dozu 30-40 mg/gün’e kadar artırıldı. bilinç bozukluğu. Antalya *** Arş.7-1. Laboratuvar bulguları. NMS tanısı kondu. Hasta psikiyatri kliniği yoğun bakım odasına alındı. Hastanın üçüncü gününde kas rijiditesinde ileri derecede artış oldu. Akdeniz Üniversitesi.Leyla AKGÜÇ** . idrarda serbest hemoglobin: +++ idi. Takiplerde yaklaşık 6-7 saat sonra idrar inkontinansı gelişti.Gör. Değerlendirilen hastanın on yıldır klozapin 300 mg/gün.00 eritrositler görüldü. Taşikardi ve hipertansiyonu düzeldi. Hasta nöroloji kliniği ile konsülte edildi. Hastanın ikinci gün takiplerinde tüm ekstremitelerde ciddi düzeyde kas rijiditesi gelişti. SGOT: 42. depo antipsikotik kullananlarda bu oran %20 30'lara kadar yükselebilmektedir (Kaplan ve ark. diskinezi gibi nörolojik belirtilerle başlayan.2 mg/dL). NMS tedavisinde ilk adım antipsikotiklerin kesilmesidir. yaklaşık olarak ikici günde NMS semptomlarının tamamı ortaya çıkmıştır. beraberinde yüksek ateşin de eşlik ettiği ölümcül ve acil tedavi gerektiren tıbbi bir durumdur (Kaplan ve ark. Beş gün önce kontrole giden hastaya eksitasyon nedeniyle 5 mg haloperidol intramuskuler enjeksiyonu yapılmış.000 U/L (0-41 U/L). terleme ve bilinç bulanıklığı gelişti. hidrasyon ile birlikte bromokriptin 2. 1999). Nörolojik muayenede bilinç letarjik olup üst ekstremitelerde hafif rijidite mevcuttu. Tedavi edilmediği zaman ölüm oranı %10-20 olup. taşikardi. T. kas membran disfonksiyonu ve sempatik sinir sistemi rol oynar. Hasta tüm destekleyici tedaviye rağmen sekonder gelişen komplikasyonlar nedeniyle kaybedilmiştir. Antalya ** Arş. Acil serviste görülen hastanın tüm ilaçları kesildi...Gör. periferde sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum salınımında artışla hipertermi. Hastada çoklu antipsikotik kullanımı ve haloperidol enjeksiyonu sonrasında akatizi benzeri tablo gelişmiş olup. Tıp Fakültesi. yerinde duramama nedeniyle başvurdu. total kreatin kinaz: 2057 U/L. 27. Antalya Giriş: Nöroleptik maling sendrom (NMS) antipsikotik kullanımına bağlı rijidite. bu olay rijidite ve tremora neden olmaktadır.A: 140/90 mmHg idi. 200 mg/gün ketiapin kullandığı saptandı. rijiditesi azaldı.PB 193 Nöroleptik Malign Sendrom: Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN* .Dr. idrar kaçırma. BUN: 8 mg/dL (6-20 mg/dL). 1994). Hipotalamik D2 reseptör blokajı ısı merkezinde bozukluğuna. akinezi. Hastanın sedasyonu için lorazepam 2. kas rijiditesini ve kaslardaki yıkımı artırmaktadır (Gurrera RJ. Hasta destekleyici tedavi için hospitalize edilmeli ve semptomatik tedaviye hemen başlanmalıdır (Caroff 1890) .000 U/L(38-190U/L). ateş: 37 °C. Psikiyatri AD. Olgu: 37 yaşında erkek hasta 19 yıldır şizofreni tanısı ile takip edilmektedir. diazepam ve biperiden eklenmiş. Hasta acil serviste takip altına alındı. Tıp Fakültesi.Dr. Tipik belirtileri kaslarda sertleşme ve beden ısısında artış. Tıp Fakültesi. NMS’nin patofizyolojisinde santral dopaminerjik sistem. karaciğer enzimlerinde yükselme ve kas zedelenmesine ilişkin laboratuvar bulguları eşlik edebilir (Janicak ve Beedle 2009) . lökosit:12.v. terleme.Dr. Bir hafta sonra hastanın NMS bulguları geriledi.5 mg 3x1 tedricen artırılmak üzere başlandı. terlemesi devam etti. bilincinin tamamen kapanması üzerine hasta anestezi yoğun bakım ünitesine alındı. Anahtar Kelimeler: nöroleptik malign sendrom. 1994) . nabız: 125/ dk.5 mg 2x1 başlandı. Çocuk Psikiyatri AD. idrar inkontinansı devam etti. Dopaminerjik D2 reseptör blokajı en çok kabul edilen mekanizma olup. yan etki .000 U/L (0-40 U/L). ancak yoğun bakımda muhtemel sekonder komplikasyonlar gelişmesi nedeniyle yaklaşık 25 gün sonra exitus oldu. Hastaya soğuk uygulama yapıldı ve i. titreme. ancak ilaçlardan fayda görmemesi nedeniyle acil servise yönlendirilmiş. Akdeniz Üniversitesi. Çocuk Psikiyatri AD. Bu yazıda. yüksek ya da değişken kan basıncı. Bu nedenle NMS acil yoğun bakım ihtiyacı gerektiren ve tedavisinin dikkatle sürdürülmesi gereken bir tablodur. Fizik muayenede. Tartışma: Antipsikotik tedavinin önemli ve ciddi yan etkilerinden biri olan NMS her yaşta olabileceği gibi genelde genç erişkinlik döneminde sık görülmektedir (APA 1994) . İdrar sedimentinde 7 lökosit. miyoglobin:389.5-45 mg/gün) etkili olduğu bildirilmektedir (Zubenko ve Pope 1983). üç gün sonra hastada akatizi benzeri şikayatleri gelişmesi üzerine propranolol. SGPT: 26. antipsikotik.530 BIN/mm3 olarak sonuçlandı.

anlamsız hareketler tarifleniyordu.S. 25 senedir olan bayılma nöbetleri şikayetiyle hastanemize başvurdu.. bazen atoni şeklinde yere düşme. Spencer S. . Frontal lob epilepsisinde görülen psikiyatrik semptomatoloji: Olgu sunumu. Çekilen EEG lerde patoloji saptanmayan hastada pseudo epileptik nöbet olduğu düşünülmüştü.D: Frontal lob seizures Problems of diagnosis and classification Adv.: Frontal lob partial seizures and psychogenic seizures: Neurology 1992. Hastanın gerekli tetkikleri yapılmıştır ve uyku EEG sinde sol frontal odak saptanan hastaya antiepileptik tedavi başlanmıştır. Hasta. sağa sola bakma. Katz A. Aile hikayesinde marital problemleri olduğu görülen hasta çeşitli hastanelere başvurmuştu. gerek EEG bulgularının yorumlanmasındaki farklılıklar. Olgu: 47 yaşında kadın hasta. stereotipik davranışlar.A. Hastanın nöbetleri klinik açıdan çeşitlilik gösteriyordu. 42: 1274-127 3. Klinik psikofarmakoloji Bülteni. frontal lob epilepsisi ile ilgili çalışmaların sayısındaki kısıtlılığı açıklamaktadır(1-3).. sayı 4. amaçlı gibi algılanan şiddet eylemleri ile seyreden ve aniden sonlanan bir klinik tablo sergilemektedir(1). Bu yazıda frontal lob epilepsisi saptanan bir olgu sunulacaktır. gerek iktal ve interiktal fenomenolojisi ve çabuk yayılım göstermesine bağlı olarak sergilediği polimorf klinik özellikler. tanı ve tedavi amacıyla yatırılmıştır. Marks D.. bayılma nöbetlerinin sıklaşması üzerine bize başvurmuş. Bu vakada görülen psikiyatrik semptomatoloji. Cilt 9. 57 : 289-309 2. Williamson P. Bunun nedeni olarak görülen tanı koyulmasındaki güçlükler son 15 yıllık literatüre yansımış olup. bir şeyler arıyor gibi davranışlarda bulunma . *Fatma Fariha Cengiz. Saygı S. bazen de ellerde ve ayaklarda kasılma. Neurol 1992. Kaynaklar: 1. Tartışma: Frontal epileptik nöbetlerin gerçek sıklığı tam olarak bilinmemektedir. psikiyatrik olgularda organik etiyolojinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ve multidisipliner olarak yaklaşılması gerektiğini göstermektedir. Hastada bazen bir anda donup kalma.1999. **Özgür Bilgin Topçuoğlu*Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi **Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Giriş: Frontal lob epilepsisi primer olarak uykuda başlayan garip.PB 194 Psikiyatrik Semptomların Eşlik Ettiği Frontal Lob Epilepsisi: Olgu Sunumu *Esra Aydın Sünbül. çevresindekilere cevap verememe. Klinik tablonun söz edilen belirtilerle seyretmesi sıklıkla psödö-nöbet ve uyku bozuklukları ile karışmasına yol açmaktadır(2).

düşünce akışı ayrıntıcı ve persevereydi. GTDBKD tanısı Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi yazını içerisinde şimdiye kadar görece ihmal edilmiştir (2). Ergenin ruhsal değerlendirilmesinde. Bu çalışmada bir ergende GTDBKD’ nin oluşumu. 79. 57 olarak saptandı. kişilik örüntüsünün değişmesidir. Geçmiş öyküden geçirdiği kaza sonrası travmatik sub araknoid kanama. Spontan ve iradi dikkat ve konsantrasyon azalmıştı. WISC-R test sonucunda. Daha önce herhangi bir merkezden yardım almamıştı. Tartışma: GTDBKD için kesin bir tedavi bulunmamakta ve semptom örüntülerine göre ilaç seçimi yapılabileceği ancak sonuçların tatmin edici olmadığı belirtilmektedir. uyku ve iştah artmıştı. Çocuk ve ergenlerde travma öyküsü varlığında görülen ani başlangıçlı davranış bozuklukları ve akademik problemlerde bu tanı akılda tutulmalıdır. Uzun etkili metilfenidat 36 mg/ gün ve pirasetam 1600 mg/ gün tedavisi başlanarak metilfenidat dozu tedricen 54 mg/ güne çıkıldı. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. akıcılıkta azalma. duygudurum irritabl olarak değerlendirildi. Duygulanım lakayt ve labil. öfke kontrolünde güçlük şikayetlerinin olduğu öğrenildi. perseverasyonlar saptandı. Çocuk ve ergenlerde bu bozukluğun olağan gelişimden belirgin bir sapmayı ya da en az 1 yıl süreli olarak önceki davranış örüntülerinde belirgin bir değişiklik olmasını kapsadığı belirtilmektedir (1). Nuran Demir*. Yönelim tüm eksenlere tamdı. Aile öyküsünde özellik saptanmadı. Psikomotor aktivite azalmış. sözel Z. klinik görünümü ve tedavisinin tartışılması amaçlanmıştır. on beş yaşında geçirdiği araç dışı trafik kazası sırasında künt kafa travması geçirdiği ve birkaç gün kadar süren bilinç kaybı olduğu.B. toplam Z. Hesaplama ve soyut düşünce bozuktu. Cafer Alhan**.B. Olgu: On yedi yaşındaki lise ikinci sınıf öğrencisi erkek ergen polikliniğimize “unutkanlık” yakınması nedeniyle gelmişti. dizinhibisyon. halsizlik. akademik başarısızlık ile ilgili temalar hakimdi.B. Nöropsikolojik testlerde. EEG normaldi. Öyküden. Nörolojik muayenede sol spastik hemiparezi ve dizartri saptandı. talamus kontüzyonu ve beyin ödemi geliştiği öğrenildi. sol üst ve alt ekstremite hemiparezikti. 42. Konuşma dizartrik ve yavaş. . tıbbi bir nedenle. Belirtilerinde kısmen gerileme olan hasta halen polikliniğimizde takip edilmektedir. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. Rutin biyokimya ve hemogram sonuçlarında patoloji saptanmadı. kişinin daha önceki. performans Z. Bulgular GTDBKD lehine değerlendirildi.Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Genel Tıbbi Duruma Bağlı Kişilik Değişikliği (GTDBKD). derslerine konsantre olamadığı. Beyin MRG ile peri-ventriküler derin beyaz cevherde hiperintens belirsiz sinyal artışı saptandı. Çiğdrem Karakılıç**.PB 195 Bir Ergende Künt Kafa Travmasına Bağlı Bileşik Tip Kişilik Değişikliği: Uzun Etkili Metilfenidat Ve Pirasetam Tedavisine Kısmen Yanıt Veren Frontal Lob Sendromu Zehra Topal*. bu olay sonrasında yakınmalarının başladığı. İçeriğe bedensel yakınmalar.

olanzapin.1060-1064. klonazepam. Principles of Neurology. Roos RAC. 2). Olgu: On yaşındaki erkek hasta “ağlamalar ve sinirlilik” yakınmaları nedeniyle yatırılmakta olduğu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde değerlendirilmiştir. Huntington’s Disease: a clinical review. zaman zaman ölmemiş olduğunu. Aile öyküsünden baba ve dedesinin HK tanısı aldığı. Bu yazıda üç kuşağında da HK görülen bir ailenin çocuğunda HK’ne bağlı Demans (Davranış Bozuklukları Olan) üzerine Yas tablosu eklenen bir çocuk olgunun değerlendirilme ve tedavisi sunulmuştur. 6th ed. otozomal dominant geçen ilerleyici bir nöropsikiyatrik hastalıktır.000 olarak bildirilmektedir (1. p. annesinin Major Depresif Bozukluk tanısı ile fluoksetin kullandığı saptanmıştır. Cafer Alhan**. Victor M. Ropper A.7/ 100.1914-1915. kendisinin de ölüp ölmeyeceğini sorma. Geçmiş tıbbi öyküden hastanın değişken süre ve dozlarda risperidon. Zehra Topal*. dedesinin 5 yıl önce. 3rd ed.klonik kasılmalarla nöbet geçirmeye başladığı. Öyküden hastanın yakınmalarının dört yaşında aşırı hareketlilik ile başladığı. Adams RD. alprazolam kullandığı ve tedaviden kısmen fayda gördüğü öğrenilmiştir. okskarbazepin. düşme yakınmaları olması üzerine başvurdukları merkezde HK tanısı konulduğu. Tedavi bireysel ve semptomlara yönelik olarak düzenlense de risperidon Juvenil HK’nde bir tedavi seçeneği olabilir (1-3). 1998. Annesi hastanın babasının vefatından sonra sık sık onun hakkında konuşma. . Fenichel G. Neurology in Clinical Practice. Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. Boston: 1985. 3. levatirasetam. ed. Daroff RB. Klinik tablo genellikle 30 -50 yaşları arasında başlasa da. 2. 2010. valproat. Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD Giriş: Huntington Koresi (HK). Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. In: Walter G. Yaygınlığı 4. konuşmada azalma ve kelimeleri karıştırma yakınmalarının olduğu öğrenilmiştir. Kaynaklar: 1. 8 yaşındayken geceleri tonik. çocukluktan yaşlılığa kadar geniş bir aralıkta görülebilmektedir. 5 yaşındayken denge kaybı. babasını rüyada görme. Tartışma: HK 20 yaş öncesinde başladığında Juvenil HK olarak adlandırılmakta ve ilk olaraK davranım sorunları ve akademik problemlerle kendini göstermektedir. babasının ise 2 ay önce vefat ettiği. New York: McGraw-Hill. son bir yıldır unutkanlık.PB 196 Üç Kuşağında Huntington Koresi Görülen Bir Ailenin Çocuğunda Huntington Koresine Bağlı Demans Ve Yas Tablosu: Bir Olgu Sunumu Nuran Demir*. sesini duyar gibi olduğunu söylemenin eklendiğini belirtmiştir.5 mg/ gün başlanmış ve anneye önerilerde bulunulmuştur. p. Orphanet J Rare Dis. beceriksizlik. 5: 40. Marsden CD. Yönelim bozukluğu ve belirtilerde gün içerisinde değişim saptanmayan hastanın HK’ne Bağlı Demans (Davranışsal Bozukluk Olan) ve Yas ölçütlerini karşıladığı düşünülerek risperidon 0. Bradley W.

Yedi gün sonraki değerlendirmede konuşmasında artış tespit edilen hastaya sodyum valproate 250 mg/gün ve lorazepam 0. balmumu esnekliği. olanzapin.5 mg/güne çıkacak şekilde başlandı. rijidite. negativizm ve withdrawal bulguları olan hastada ilk başvurudaki otonomik instabilite bulgularıda düşünülerek malign katatoni tanısıyla lorazepam 5 mg/günden 12.PB 197 Malign Katatoni: Bir Vaka Sunumu Esat Fahri Aydın. . (Fink ve Taylor 2006). Mustafa Güleç Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: Katatoni kavramı düşünce. katalepsi. abuli ve hipoaktif tip deliryumdan yapılmalıdır(Daniels 2009). Erol Ozan. staring ve rigiditedir(Taylor ve Fink 2003). Sonrasında olanzapin ve sodyum valproate tedavilerini hasta reddetmiş. üç saat uyumuş. Vakamızda yara yeri enfeksiyonu ve hastanın genel bakımı olumsuz faktörler olarak karşımıza çıkmıştır. duygudurum ve uyanıklılıktaki değişimlerin eşlik ettiği motor anormallikleri kapsamaktadır. koma. Yöntem ve Gereçler: MK tanısı koyduğumuz bir vaka yoluyla MK’nin tanı ve tedavisini tartışmak. lorazepam kullanırken şifa sebebiyle 2012 yılı mayıs ayının ortasında lorazepam tedavisi devam ettirilmemiş. En yaygın belirtileri mutism. manyerizm. Bulgular: 82 yaşında Bipolar Affektif Bozukluk tanılı hasta Sodyum Valproate. Tedavisinde öncelikle mortaliteyi azaltıcı. sinirliliği ve evden dışarı çıkma isteği mevcutmuş. Malign Nöroleptik Sendrom(MNS) ön tanısıyla sevk edilen hasta nöroloji kliniğinde bromokriptin tedavisi alırken yapılan yatak başı değerlendirmesinde hastaya ilave nöroleptik önerilmedi. etrafına boş bakışı. terlemesi. posturing. Lorazepam tedavisiyle bulgularında azalma olan hastaya EKT yapılması planlanırken aspirasyon sonrası genel durumu kötüleşen hasta vefat etti.75 mg/gün başlandı. psikiyatrik veya medikal rahatsızlıkla ilişkili olup ayırıcı tanısı akinetik mutizm. periodik formları gibi malign formu da mevcuttur(Fink ve Taylor 2009). 2005). eksite. Katatoninin retarde. tekrar değerlendirilen. destekleyici bakımlar( beslenme. MK tedavisinde lorazepam ilk seçenek olup gereği halindeyse EKT yapılmalıdır. Malign katatoni(MK) katatonik bulguların yanında otonomik instabilite olması ile karekterizedir(Hayashi ve ark. Acil polikliniğinden ateş. rijidite bulgularıyla. 7 Haziran günü konuşması artan hastanın bir sonraki gecede ''Allah birdir ben öldüm'' içerikli bağırması olup. staring. 9 Haziran sabahı çıplak dolaşması. verbigerasyon. yara yeri bakımı) uygulanmalıdır. Rijiditesi artan. Tartışma: Katatoni altta yatan bir nörolojik. negativizm.

Neurol 1993. Fahr’s syndrome presenting with pure and progressive presenile demantia. 1930. 39:365-9. demans ve duygudurum bozuklukları gibi davranışsal bozukluklarının yanısıra rijidite. çabuk sinirlenme. Tchong S. yaklaşık 3 aydır sıkıntı.. tremor. Idiopathische verkalkung der hirngefasse. bilateral striopallidodentat kalsinozis olarak da isimlendirilir.. 50:129-33. 26: 367–369. ekstrapiramidal ve serebellar semptomlar sıklıkla izlenir. unutkanlık ve baş ağrısı şikâyetlerinin olduğunu söyledi. dentat nükleus ve sentrum semiovalede idiopatik kalsifikasyon görülmesi ile karakterizedir(1. Rozdilshky B. Baş ağrıları devam eden hastanın nörolojik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu görülmedi. Kişilik değişiklikleri. hipokinezi. baş ağrıları. Süleyman Gündüz**. Klinik bulgular oldukça değişken olmasına rağmen nöropsikiyatrik.2).C. Bilgisayarlı beyin tomografisinde (BBT) subkotikal alanda. Bu kalsifikasyonların nasıl oluştuğu kesin olarak bilinmemekle beraber enfeksiyon. moral bozukluğu. simetrik kalsifikasyonlarla uyumlu görünümler izlendi Fahr hastalığı ilk defa 1930 yılında tanımlanmıştır. Zentrabl. Modrego PJ.Fahr T. Yaklaşık iki hafta sonraki kontrol muayenesinde depresif belirtilerinde (HAM-D:13) azalma görüldü. Neurol Sci. ağlama. Fayed N. Esra Nigar Erkoç Ataoğlu** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. çok değişik nöropsikiyatrik bulgulara neden olabileceği unutulmamalıdır. Daha önceden psikiyatri başvurusu olmayan hastanın soy geçmişinde nöropsikiyatrik hastalık tesbit edilmedi. Bizim olgumuzda da hasta ilk olarak nöropsikiyatrik belirtiler( sıkıntı.C.ve ataksi gibi hareket bozuklukları da yer alır. . 2005. moral bozukluğu. Von. Hastalığın tanımlanması uzun zaman önce yapılmasına rağmen etyolojisi net olarak aydınlatılmamıştır(3). Burada nöropsikiyatrik semptomlarla gelen hastada ayırıcı tanıda Fahr Hastalığı’nın da dikkate alınması gerektiğini vurgulamak için bir olgu sunulmuştur.Ang L. Fahr’s Disease Associated with Astrocytic Proliferation and Astrocytoma Surg. Hastaya unipolar depresyon öntanısı ile sertralin 50 mg/gün tedavi başlandı. Olgu Sunumu: 26 yaşında erkek hasta. Allg. metabolik ve genetik bozukluklarla ilişkili olabileceği belirtilmektedir. konuşma bozuklukları. Tanıda en sık kullanılan yöntem BBT dir. serebellar hemisferlerde belirgin. mental ve zihinsel işlevlerde bozulma. * *Kars Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Fahr hastalığı. ağlama hali.PB 198 Fahr Hastalığı: Olgu Sunumu Yüksel Kıvrak*.Alport E. dikkat dağınıklığı) ile başvurmuştur. 1. 2. 3. athol. Mojonero J. dikkat dağınıklığı. Serrano M. Bazal ganglionlar. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak BBT’de görülen ve hiç bir nedene bağlanamayan çok sayıda bazal ganglion ve serebellar kalsifikasyon varlığında Fahr Hastalığı düşünülmeli. işsiz. bekâr. serebellar. bazal ganglionlarda.

Ataklar sık ortaya çıkıyorsa trisiklik antidepresanlar. Clinical Characteristic and Personality Patterns”. Kocaeli Amaç: Uyku terörü. 58 yaşında. Szcus A. Orv Hetil 2005. bağırma şikayetiyle polikliniğimize başvurdu. kendine vurma. Uykuda bağırma. çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullandığı fayda görmediği öğrenildi. 3. Hastanın 6 ay önce aynı şikayetlerle bir psikiyatri kliniğine başvurduğu. Ümit Tural Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 1. “Night Terrors. Tedavileri ile ilgili bilgiler net olmadığı için farklı tedavileri kullanılmaktadır. uykunun ilk saatlerinde. Kales A. DSM IV-TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu. Arch Gen Psychiatry 1980. otonomik belirtilerde artışla karakterize ani terör ataklarıdır (1). Kales JD. yatak içerisinde artmış hareketlilik oluyormuş. Sosyal. ağlama ya da yüksek sesli çığlıkla başlayan. benzodiazapinler kullanılabilir. Charney DS. “Treatment of Sleep Disorders”. 2000. uyku sırasında bağırma. Birinci ayın sonunda şikayetleri tamamen düzeldi. uykuda bağırma ve bu sırada uyanamama hissi. Uyku terörü bozukluklarında benzodiazepin kullanımı ile ilgili endişeler olmasına rağmen SSGİ ve TCA kullanımına yanıt vermeyen iki olgumuzda kullandığımız klonazepam tedavisinin etkili olduğu görülmüştür. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. bağırma şikayetleriyle polikliniğimize başvurmuş. DC: American Psychiatric Association. Klonazepam damla 1mg tedavisi ile ayda bir polikliğimizde takipleri devam eden hastanın 9. Caldwell AB. kabus görme. uyku sırasında terleme. Şikayetleri devam eden hastada klonazepam damla 1mg’a geçildi. Hastanın uyku terör ataklarında yineleme olmadı. Sonuç: Erişkinlik döneminde nadiren görülmesine rağmen uyku terörü olguları psikiyatri polikliniklerinde karşımıza çıkmaktadır. uyku saatlerinin düzenlenmesi). erkek. Text Revision (DSM-IV-TR). Şikayetleri üçüncü günden itibaren azaldı. Uyuyup uyumadığını anlayamama. 2. mesleki ve ailevi işlevselliği ileri derecede bozulmuştu.ayın sonunda ilaç tedavisi azaltılarak sonlandırıldı. Olgu: EÇ. el ve kollarda istemsiz hareketler. Martin ED (1980). Klomipramin 75mg. . Nermin Gündüz. korkunç rüyalar görme fakat rüya içeriğini hatırlayamama. Olgu: KE. Aslıhan Polat.146: 659-64. delta uykusu sırasında meydana gelen. Hasta tedaviden belirgin fayda gördü. Erişkinlerde yaygınlığı %1’in altındadır (1). uykuda kendine zarar veren davranışların olması. Tedavinin ilk basamağı koruma önlemleridir (Yatak odası güvenliği. sekiz aydır devam eden korkunç rüyalar görme. Washington. KE 6-7 ay içerisinde çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullanmış. Janszky J (2005). Hastaya DSM IV TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu ve klonazepam 1mg başlandı. Bu yazıda erişkin dönemde nadir görülen “uyku terörü” bozukluğunu ve bu bozukluğun tedavisini iki olgu özelinde tartışacağız. yüzde kızarma. aşırı korku. seçici serotonin geri alım inhibitörleri. lorazepam 1mg başlandı. başını çarpma gibi şikayetleri mevcuttu. alkol madde kullanımının kısıtlanması. Kaynaklar: 1. 70 yaşında.PB 199 İki Olgu Özelinde Uyku Terörü ve Tedavi Yaklaşımı Hatice Sodan Turan. American Psychiatric Association. Halen polikliniğimizde kontrolleri sürmektedir. 37: 1413-7. 2. Benzodiazepinlerin kesilmesinden sonra daha şiddetli ataklar görülebileceği için tercih ederken dikkat etmek gereklidir (2). Soldatos CR. kadın. yataktan düşme.

BPRS and CAPS scores decreased by mean of %33.PB 200 Posttraumatic Stress Disorder and Comorbid Psychosis: Electroconvulsive Therapy Response in Two Patients Barbaros Özdemir*. 10 sessions ECT was performed during the course of the treatment. some of the psychotic features significantly improved. PTSD symptoms decreased by a mean of 37. BPRS and CAPS scores decreased by 65. he clearly fulfilled the DSM-IV-TR criteria for PTSD and psychotic disorder not otherwise specified. persecutory delusions. comorbidity.5 % compared to baseline scores respectively for two months. We suggest that ECT be considered as a reasonable treatment alternative for relevant cases. Süleyman Akarsu* *Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Psikiyatri AD İntroduction: Treatment methods are often not enough for decrease of all the PTSD symptoms. According to the our clinical interview. He was admitted to the hospital but psychometric and clinical assessment showed insignificant improvement after the antipsychotic and antidepressant treatments so we decided to perform ECT and medication together. Taner Öznur*. We reported two men with combat related PTSD and comorbid psychosis who were successfully treated with electroconvulsive therapy (ECT). After the 8 sessions ECT treatment. post traumatic stress disorder. Case Report 1 A 40-year-old white man had experienced combat related traumatic life events and demonstrated auditory and visual hallucinations. recurring nightmares.IV criteria. hyperarousal and insomnia. Key Words: ECT. BPRS score decreased by a mean of % 35. Beyazıt Garip*. He was started on antipsychotic and antidepressant but didn’t show significant improvement after six weeks.1% and 44. After the ECT.6 and 37.3%. Case Report 2 The second case is 42 years old patient diagnosed with PTSD with psychotic features according DSM. psychosis .2%. psychotic features of the patient got better. especially in cases where PTSD is comorbid with psychosis. DISCUSSION PTSD with severe depression is well documented about using the ECT but the ECT treatment in PSTD patients with psychotic features has not been well understood yet. After ECT treatment the dose of antipsychotic reduced.2.

Ekonomik güçlükler nedeni ile eğitimini zorlukla sürdürmüş. Babasının alkol sorunu varmış. Tedavi sürecinde öncelikle annesinin ölümü başta olmak üzere çocukluk travmaları EMDR uygulanarak çalışıldı. Tartışma ve sonuç: Bazı OKB olgularında hastalık başlangıcı travmatik yaşantılar ile bağlantılı olabilir ve bu olgularda travma terapisi uygulamak. Kaynaklar 1-Nacasch N. yaygınlığı yüksek olmasına rağmen üzerinde az çalışılmış bir durumdur (1).21(12):876-9 2-Gershuny BS. Travma tedavisinden sonra hasta daha önce yakınma olarak getirmediği birçok kontrol etme kompulsiyonunun ve temizlik obsesyonu ve kompulsiyonunun kaybolduğunu bildirdi.71 . Baer L. baş etmek için çocuklarından uzak durma. 10 yaşındayken annesinin penisilin enjeksiyonu sonrası ölümüne tanık olmuş. Olgu 2 Bayan B. Trauma and posttraumatic stress disorder in treatment-resistant obsessive-compulsive disorder. Olgu 1 Bayan A. Infield AL. yüksek düzeyde memur. TSSB açısından değerlendirildiğinde bozukluğun ölçütlerini de karşılıyordu ve Olayların Etkisi Ölçeği puanı 51 olarak bulundu. evden uzaklaşmaya çalışma şeklinde davranışlar geliştirmiş. Tedavinin ardından meslek yaşamında ve özel yaşamında önemli iyileşmeler gösterdi. 2008. hem OKB belirtilerinde hem de yaşamlarının diğer alanlarında iyileşmelere yol açabilir.PB 202 Mazi Kalbimde Yaradır: Travma Tedavisi İle Düzelen İki Obsesif Kompulsif Bozukluk Olgusu Önder Kavakcı Cumhuryet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad Travmatik yaşantılarla ilişkili obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ya da obsesyonlar. Bu çalışmada travma tedavisi ile obsesyonları düzelen iki olgu sunulacaktır. çocuğu yok.25:69. İkinci evliliğindeki sorunlar nedeni ile başvurdu. 42 yaşında memur. Yakınmalarının başlangıcına odaklanıldığında 12 yıl önce trafik kazası geçirdiği belirlendi. 37 yaşında evli. Zohar J. 2011 Dec. Eur Neuropsychopharmacol. Gentes EL. Depress Anxiety. Tedavi sonunda obsesyonları yok denecek düzeye geldi. Parker H. Trafik kazası EMDR ile çalışıldıktan sonra TSSB ve depresyon belirtileri kayboldu. High prevalence of obsessive-compulsive disorder among posttraumatic stress disorder patients. Jenike MA. Uyanık olduğu her an bu düşüncelerin kendisini rahatsız ettiğini bildiriyor. Belirtileri Major depresyon ölçütlerini karşılıyordu. başka şeyler düşünmeye çalışma. evli ve iki çocuk sahibi bir yıldır çocuklarına zarar vereceği şeklinde obsesyonları var. kabusları kayboldu. Uzun yıllardır çocukluğu ile ilgili kâbuslar gördüğünü ve bunlardan çok rahatsızlık yaşadığını bildiriyor. Bazı çalışmalarda travma sonrası stres bozukluğu(TSSB) ile birlikte olan OKB’nin tedaviye kötü yanıt verdiği bildirilmiştir(2). Fostick L.

.

Ancak klasik bir TSSB’a göre kognitif yıkımın çok belirgin olması. kalabalık içine girmekten kaçınma. Bilişsel bozukluk. mimik ve jestlerinin silik ve sosyabilitesinin uzak ve soğuk olduğu tespit edilmiştir. Beyazıt Garip*. Hasta 1990-1999 yılları arasında birçok silahlı çatışmaya girmiş. travmatik olayı yeniden yaşantılama. düşünce içeriğindeki somutluk. Olgu: 43 yaşında emekli erkek hastanın 2011 Ağustos ayındaki başvuru yakınmaları. çeşitli antidepresan. Giriş: Travma sonrası stres bozukluğu. dönem dönem realiteye uyumun ciddi derecede bozulması. başka bir merkezde şizofreni tanısı konulmasına neden olan belirtilerin başında dissosiyasyonlar gelmektedir. Sürdürülen tedavilere rağmen birçok kez gece rüyasında teröristlerle çatıştığını görerek birlikte uyuduğu eşinin boğazına sarılma. zaman zaman öfke patlamaları. CAPS ve İES testlerinde TSSB tanısına yönelik sonuçlar elde edilmiştir. kendisini değersiz hissetme şeklindedir. Aytekin Özşahin* *Gata Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlığı. insanlara güvenememe. süreçte başka merkezlerde şizofreni tanısı ile takip edilen ve kognitif yıkımla seyreden bir olgudan yola çıkarak TSSB’ da yeni bir alt grubun tanımlanıp tanımlanamayacağı konusunu tartışmayı amaçladık. Anahtar kelimeler: Psikotik özellikler. düşünce içeriğinde referans ve perseküsyon hezeyanları. düşük doz antipsikotik tedaviler aldığı anlaşılmaktadır.PB 201 Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Kognitif Yıkım ve Psikotik Belirtiler ile Giden Yeni Bir Alt Grubu Mu ? Olgu Sunumu Ali Emrah Bilgen*. Mehmet Ak*. unutkanlık. kaçınma. sonraki süreçte polis karakolunda elinde bıçağı ve komando teçhizatı ile sonlanan hatırlamadığı dissosiyatif dönemleri içeren belirtilerinin olduğu anlaşılmaktadır. duygulanımında kısıtlılık. sembolizasyonun sık kullanılması bu vakaların tipik TSSB’a uymayan yanlarıdır. algıda işitme halüsinasyonları. bazı dönemlerde kulağına operasyonla ilgili bilgileri içeren komutların gelmesiyle başlayan operasyon planı yapma. Biz bu yazıda savaş travmasına maruz kalmış olup kliniğimizce TSSB tanısı konulan. TSSB olarak değerlendirilen hastanın 2001-2006 yılları arasında 6 kez hospitalize edildiği. Travma sonrası stres bozukluğu . duygulanımda küntlük. disforik ve bilişsel bulguların değişik derecelerde bulunduğu bir bozukluktur. işitme halüsinasyonları. Hastanın ruhsal muayenesinde. yeniden yaşantılama ve kaçınma belirtileri negatif belirtiler şeklinde yorumlanmış olup tanımlayıcı anlamda şizofreni tanısı almış olduğu düşünülmektedir. kişinin travmatik bir stresöre maruz kalması sonucu yeniden yaşantılama. anksiyolitik. akıştaki perseverasyonların varlığı. Hastanın travmaya uyum sürecinde sergilediği referans hezeyanlar. uykusuzluk. görsel bellek ve yürütücü işlevler alanında bozulma olabileceğine ilişkin bulgular saptanmıştır. Kamil Nahit Özmenler*. otonomik. Kognitif alanı değerlendirmek amacıyla uygulanan organisite testlerinde görsel algı motor koordinasyon. Tartışma Hastanın öyküsünde ve ruhsal muayenesinde tanımlanan. ilk başvurusu 2001 yılında olmuştur.

sosyal destek sistemlerinden faydalanması için ilgili birimlere yönlendirilmiştir. Bakım veren eş için. travmaya ve sürece ilişkin bilgilendirme yapılmış. Psikiyatrik muayenesi ve psikometrik incelemesi sonrasında.PB 203 Bakım Verende Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Paylaşılmış Travma.K. travma sonrası stres bozukluğu olarak değerlendirilmiştir. fiziksel ve ruhsal travma mağduru olan hastaya refakat eden ve bakım veren eşinin sergilediği travmatik stres bozukluğu semptomlarına dikkat çekilerek.K. uykusuzluk. aynı travmatik süreçten etkilenen tüm bireylerin etkin yardım almalarına olanak sağlayacaktır. . Bilkent. Mehmet Alper ÇINAR TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi. Bayan Y. travmatik olayın hatırlatıcılarından kaçınma davranışı sergilemesi ve artmış uyarılmışlık semptomları sergilediği saptanmış. travma çalışmalarında paylaşılan travmatik yaşantılarının da en az doğrudan travma yaşantısı kadar etkili olduğuna dikkat çekmek amaçlanmıştır. mirtazapin 15mg/gün. Travma mağdurlarının yakınlarının/bakım verenlerinin. Olgu Sunumu Seher YAĞMUR BİLEN. Ankara Bu olgu sunumunda.’nın yaralı eşinin travmatik yaşantılarını içeren tekrar eden kâbuslarının olması. travmatik olayı tekrar yaşaması. Travma sonrası değerlendirmenin travmaya doğrudan maruz kalan birey kadar travmaya dolaylı olarak maruz kalan bireyleri de kapsaması. Bayan Y. travma odaklı psikoterapi haftada iki seans olarak başlanmıştır. venlafaksin 75mg/gün. kilo kaybı ve çabuk sinirlenme yakınmaları olması nedeniyle psikiyatrik değerlendirilmeye alınmıştır. Tedavisine. yaklaşık bir yıl önce travmatik olayda yaralanma sonrası bileteral görme kaybı ve sol kalça dezartükülasyon ampütasyonu olan eşine refakat etmektedir. doğrudan travmatik yaşantısı olan birey gibi travmatik süreçten etkilenebileceği ve hastalık tablosunun gelişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

öfke patlaması. düşünce içeriğinde stresörü ile ilgili sıkıntıları mevcuttu. ikincil travmatik stres ya da dolaylı travmatizasyon olarak ifade edilmektedir. Olgu 15 yaşında kız hasta. olaya doğrudan maruz kalanların yanı sıra. daha önceden kendisine sözlü tacizde bulunulması gibi faktörlerin etkili olabileceği düşünülmüştür. Kardeşinin çocuk şubede verdiği ifadelerini okumuş. Olayı sürekli yeniden yaşantılaması ve olayı hatırlatıcı durumlardan kaçınması varmış. Kız kardeşi 4 yıl önce cinsel istismara uğramış. kendi yaşadığı bir travma gibi algılamış ve hastada bununla ilişkili psikiyatrik hastalık gelişmiştir. keyifsizlik şikâyeti varmış. Travmaya dolaylı olarak maruz kalmanın ardından yaşanan psikolojik sürecin. Ali Nuri Öksüz** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. mutsuzluk. Bu hastada travma sonrası stres bozukluğu gelişmesinde. Baba bu olay için sürekli anneyi suçluyormuş. travmaya doğrudan maruz kalanların yaşantılarına benzer olduğu belirtilmektedir. Hastada psikotik bulgu saptanmamıştır. O gün kardeşini dışarıya gönderdiği için kendini olayların sorumlusu olarak görüyormuş. duygudurumu depresif. Gelecekle ilgili herhangi bir beklentisi ve evlenme düşüncesi yokmuş. annenin ciddi psikiyatrik probleminin olması. Olaydan sonra anne depresyon tanısı ile tedavi görmekteymiş. Kendisini suçlu hissediyormuş. Tartışma Cinsel istismar sonrasında çocuk ve ailesinde birçok psikiyatrik semptom gelişebilmektedir. İfadede yer alan taciz olaylarını. sanki kendi başına gelmiş gibi hissediyormuş. Bu hasta kardeşinin travmasına tanık olmasa da. Bu olguda kardeşine karşı yapılan cinsel istismarı kendi yaşamış gibi travma sonrası stres bozukluğu gelişen bir hasta tartışıldı. hastanın kendisini olayın sorumlusu olarak hissetmesi. Mental durum muayenesinde. 1 kez suicid girişiminde bulunmuş. Olay şubat ayında olduğu için. mağdurların yakınları ve yardım çalışmalarında görev alan kişiler de travmatik stres belirtisi gösterebilir. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Bu grupların gösterdiği tepkiler. Sonuç Cinsel istismar tüm aileyi etkilediği için aile bireylerinin de psikiyatrik muayenesi göz ardı edilmemelidir. tanık olanlar. duygulanımı anksiyöz. babanın sürekli olaydan dolayı anneyi suçlaması. . babanın kendisine karşı ilgisizliği. Kendisine bir kez sözlü tacizde bulunulmuş. 4 yıldır her şubat ayında sıkıntısı artıyormuş.PB 204 Kardeşinin Cinsel İstismarı İle İlişkili Dolaylı Travma Sonrası Stres Bozukluğu Gelişen Bir Olgu Hatice Altun*. anne baba arasında sürekli tartışmaların olması. Uykusuzluk. Kahramanmaraş Giriş Kişinin yaşamını ya da beden bütünlüğünü tehdit eden her türlü durum kişi üzerinde travmatik etki oluşturabilmektedir. Travmatik olayların ardından.

Bu olguda. DSM-IV’te. hastaların daha iyi bir şekilde tedavi olmalarını sağlayacaktır. kişinin çevresine katlanılmaz ölçüde kötü bir koku yaydığına inandığı psikiyatrik bir bozukluktur. bu da sosyal ve mesleki anlamda geri kalmalarına yol açabilir. Mustafa Solmaz* *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. ORS. Pryse-Philips. Major Depresyon .PB 205 Olfaktör Referans Sendromu: Bir Olgu Sunumu Zerrin Binbay*. İstanbul Olfaktör referans Sendromu (ORS) . kötü koku yaydığını düşünen 26 yaşında bekâr bir kadın hasta sunulmaktadır. depresyon ve şizofrenide görülen olfaktör belirtilerden ayırmıştır. sanrısal bozukluk. sıklıkla erken yaşta başlar ve bekâr erkeklerde daha fazla görülür. somatik alt tipinde yer almaktayken. Sanrılı Bozukluk.Selim Sağır*. Bu durumdan dolayı hastalar. Psikiyatri Kliniği. toplum içine çıkmaktan kaçınırlar. son dönemlerde DSM-V ile ilgili yapılan çalışmalarda Obsesif Kompulsif Bozukluk spektrumunda bulunan hastalıklar içinde yer alması planlanmaktadır. ORS. Klinisyenlerin bu sendromu etkin bir şekilde değerlendirebilmesi. Anahtar Kelimeler: Olfaktör Referans Sendromu. hastalığı tanımlamış ve belirtileri temporal lop epilepsisi. oldukça yoğun sıkıntı duyar ve daha çok kendilerini suçlama eğilimindedir.

bekâr hasta. M. Bilişsel model açısından incelendiğinde söz konusu faktörlerin benlik saygısında düşüşe neden olduğu ve değersizlikle ilişkili temel inançların gelişimine yol açtığı görülmektedir (2). Sonuçta hastamız kendisini ifade etmesinin cezalandırılma ve reddedilmeyle sonuçlandığını öğrenmiştir. Sosyal fobi. “sunum sırasında hiç kaygılanmamalıyım” ve “insanlar benim heyecanlandığımı fark edip benimle alay edecek” gibi düşüncelere sahip olduğu belirlenmiştir. Bilişsel-davranışçı yaklaşımlar ve sosyal fobi. N. Klinik Psikiyatri. moleküler biyoloji bölümü 1. çocukluğunda sosyal çevreden izole bir yaşam süren hastamızın ailesinde en ufak hataların bile şiddetle cezalandırıldığı bilinmektedir. Ayrıca. (1997). ek 2: 27–32. M.PB 206 Sosyal Fobinin Bilişsel Davranışçı Yöntemle Tedavisi: Bir Olgu Sunumu Gökce Gürdil Bilkent Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Gelişim Merkezi Giriş Sosyal fobi. uykuya dalamama ve konsantrasyonda düşüş şikâyetleriyle merkezimize başvurdu. Bu model göz önünde bulundurulduğunda hastamızın bilişsel-davranışçı terapi yönteminden fayda sağlayacağı düşünülmüş ve bu doğrultuda terapiye başlanmıştır. çarpıntı yaşama. 50 dakikalık görüşmelerle takip edilen hastamızın terapi süreci devam etmektedir. Bu durumla bağlantılı olarak hastamızın. Psikiyatri Dünyası. 2: 247–253. erkek. Terapi sürecinde hastamızın sosyal ortamlarda kendini ifade etmekle ilgili işlevsel olmayan inançlarının işlevsel olanlarla değiştirilmesi ve davranışsal denemelerle sosyal becerilerinin geliştirilmesi planlanmaktadır. bireyin utanç verici davranışlarda bulunma korkusuyla sosyal ortamlara ya da performans göstermesi gereken durumlara girmekten kaçınması şeklinde tanımlamaktadır. Klinik Psikiyatri. Bu tür temel inançlar bireyin sosyal ortamlarda beceriksizce veya kabul görmeyecek biçimde davranacakları ve bu nedenle olumsuz değerlendirilecekleri yönünde beklentiler geliştirmeleriyle sonuçlanmaktadır (3). yurtta kalıyor. söz konusu kaçınma davranışlarından dolayı iş ya da sosyal yaşamlarında belirgin bir kısıtlanma yaşarlar (1). (1999). Bu beklentilerin neden olduğu kaçınma davranışları ise sosyal fobinin ilerleyişine katkıda bulunan bir kısır döngüyü ortaya çıkarmaktadır (1). H. Tartışma: Hastamızın çocukluğunda yoğun bir biçimde aile içi şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. . 2 – Türkçapar. arkadaş edinmede zorlanma. (2000). Söz konusu şikâyetleri yaklaşık 16 yaşından beri yaşadığı ve daha önce NLP ve hipnoz gibi tedavi yöntemlerini denediği belirlendi. Derslerde sunum yapamama. Olgu sunumu 24 yaşında. heyecanının belli olmasından kaygılanma. “arkadaşımdan bir şey istersem alay konusu olurum”. Bu çalışmada sosyal fobi + depresyon tanısı alan bir hastanın bilişsel-davranışçı tedavi formülasyonunun açıklanması amaçlanmıştır. 1: 18–2. Hafta 1 kere. Sosyal fobinin psikolojik kuramı. 3 – Dilbaz. kendisine soru sorulduğunda gerginlik yaşama. Z. Çocuklukta akranlarla yeterli düzeyde ilişki kurma olanağının bulunmaması ve yargılayıcı aile ortamı gibi faktörlerin hastamızda sosyal fobi gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Sosyal fobi tanısını alan bireyler. sınıf öğrencisi. Kaynaklar: 1 – Sungur. insanların karşısında sesinin ve elinin titremesi.

çocuklarına işkence yapıldığı ve yanındakilerin yer altındaki çocuklarının ikiz eşleri olduğu düşüncesi ile yakınları tarafından polikliniğimize getirildi. Düşünce içeriğinde paranoid persekütif sanrıları vardı. haftasında azalmaya başladı ve tedavinin 7. Fatma Özlem Orhan Kahramanmaraş SÜtçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Capgras sendromu. Bu düşüncelerin 6 yıldan beri olduğu yakınlarından öğrenildi.5mg 14 günde bir başlanan hastanın.2).PB 207 Adli Yönüyle Dikkat Çeken Bir Capgras Olgusu Ali Aşkar. 18. Bilgisayarla vücuduna girildiğini ve bu yöntemle kızlarına da tecavüz edildiğini düşünüyordu. görsel ve koku halüsinasyonları mevcuttu. çağrışımları düzensizdi. düşünce sürecinde bloklar mevcuttu. Davranışlarında psikomotor ajitasyon belirgindi. Adli süreçteki psikiyatrik değerlendirmesinde “psikotik bozukluk” tanısıyla cezai ehliyetinin olmadığı şeklinde rapor düzenlenmiş.140:969-978 .Edelstyn NM. Algılamada taktil. Burada adli yönüyle dikkat çeken bir Capgras olgusu tartışılacaktır. 14:48-59 2. Risperidon consta 37. çocuklarını kabul etmiyor. Vaka: 51 yaşında. Oyebode F. evli. ev hanımı. kadın. Hastanın laboratuvar testleri normal sınırlarda bulundu. ayındaki poliklinik kontrolünde Capgras sanrılarında tamamen düzelme sağlanmıştır. Am J Psychiatry.2011 tarihinde evinin altında sığınak olduğu.The misidentification syndromes as mindreadind disorders. Kaynaklar: 1.15:1-28 3.04. Int J Geriatr Psychiatry. Sonuç: Bu Capgras sendromu olgusu Risperidon Constaya cevap vermesi ve adli olaylarla ilişkisi nedeniyle dikkat çekicidir. Fiziksel ve nörolojik muayenede özellik saptanmadı. yer altından çığlık sesleri duyduğunu iddia ediyordu. işitsel. 1999. hastanın genellikle kendisine yakın olan diğer kişilerin ya da nesnelerin. Kranial MR ve EEG’de özellik saptanmadı. 2006 yılında 6 ay boyunca ketiapin 200mg/gün. ilkokul mezunu. Polikliniğimizdeki ruhsal durum muayenesinde. İlk olarak 1923 yılında Capgras ve Reboul-Lachaux tarafından tanımlanmıştır (3). Cogn Neuropsychiatry. bastığı yerin sıcak olduğunu ve burnuna yanık kokusu geldiğini. Hasta. Ali Nuri Öksüz. 2009. onların ikiz eşleri ile değiştirildiklerini düşünüyordu. orada ateş yakıldığı. bazen kendisinin onlara tıpatıp benzeyen ikizleri ile değiştirildikleri şeklinde sanrılarla karakterize bir sendromdur (1. Berson RJ. 2011 yılında da 1 ay boyunca olanzapin 20mg/gün kullanmış. 2006 yılında çocuklarının devlet kurumlarında saklı tutulduğunu düşündüğü için defalarca polis karakollarına başvurmuş. Eşini. çocuklarının verilmesini istemiş yine aynı yıl içinde yaşadıklarından devletin kurumlarını sorumlu tuttuğu için tepki olarak Türk bayrağını indirmiş. 5 çocuklu. 1983.Hirstein W. A review of the phenomenology and cognitive neuropsychological origins of the Capgras syndrome. Capgras syndrome. ancak fayda görmemiş. sanrı ve halüsinasyonları tedavinin 4. çevresel ve teğetsel konuşmaları vardı.

çevre tarafından da fark edilemediğinden psikiyatri kliniğine başvuru çoğunlukla hastamızda olduğu gibi adli makamlarla başları dertte olduğunda mahkeme kanalı yoluyla olur. 2 yıl boyunca halakızına birçok kez telefonla tacizde bulunduğu. Hayriye Pınar Çağlar Nazalı** *Diyarbakır Ergani Devlet Hastanesi **Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: De Clerambault Sendromu olarak ta adlandırılan erotomani. mevsimlik işler yapıyor. Kendisinin baş ağrısı ve yorgunluktan başka tarif ettiği bir şikâyeti bulunmamaktaydı. anne babasıyla yaşıyor. ilkokul mezunu. daha çok kadınlarda görülmesine ve olgumuzun erkek olması. ama kendisini denemek ve ruh sağlığı yerinde mi kontrol ettirmek için hastaneye yatırılmasını sağlamak üzere davacı olduğunu düşünüyor. işlediği öne sürülen “Tehdit. Kaplan & Sadock’s Comrehensive Textbook of Psychiatry. David Enoch ve Hadrian Ball: Uncommon Psychiatric Syndromes. erotomanik hezeyanlarla seyreden bir erkek olguyu tartışacağız. Güneş Kitabevi. bu etkilenmeye karşın kişide hezeyanların ısrarcı olması nedeniyle sunmayı amaçladık Kaynaklar: 1. Bromet EJ.) . Taylor PJ. Delusional disorder and delusions: is there a risk of violence in social interactions about the core symptom? Behav Sci Law. 2006. 2001 2. düzenli geliri yok. şuan köyde. Sanrılı Bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk.24(3):313-31.PB 208 Adli Olgu: De Clerambault Sendromu Hira Selma Kalkan*. Kişinin yaşadığı yerden başka bir ilde avukatlık yapmakta olan halasının kızının da kendisini sevdiğini. 2007. kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ” suçu nedeniyle ceza sorumluluğunun belirlenmesi istemiyle hastanemiz adli birimine yatırıldı.Bozkurt A (Çeviri Eds). 3 kez şikâyet edildiği. Aydın H. sendromun nadir rastlanması. 2 ay süreyle cezaevinde kaldığı ancak eylemlerine devam ettiği öğrenildi. adli mevzularla karşımıza çıkması ve hastanın yaşamının ne derece etkilenebileceği. Fourth Ed. Genellikle kadınlarda görülür. 4 çocuğu var. sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile cinsel taciz. 3. Olgu: 34 yaşında erkek. 2 yıl önce boşanmış. 1525-1533. Great Britain. kişide daha yüksek statüde birinin kendisine âşık olduğuna ilişkin sanrılarla giden bir bozukluktur. Karşısındaki kişinin reddedici davranışlarını rasyonalize ederek aslında kendisine âşık olduğunu ama her hangi bir sebepten dolayı böyle davrandığını düşünür. adli makamlar tarafından hastanemize gönderilmiş olan. Sekizinci Baskı. (2. (1) Biz bu makalede. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen kişi. Fennig S.3) Bu olguyu. 2 yıldır çalışmıyor. Fochtmann LJ. Tartışma: Hastaların hezeyanlarıyla ilgili iç görüleri olmadığından ve hezeyanı dışında işlevselliği bozulmadığından.

Sonuç ve Tartışma: Keratokonusun etiyolojisine yönelik genetik bağlantı çalışmaları alfa-1 proteinaz inhibitörü. Psikoz ile keratokonus birlikteliği literatürde tek bir vakada bildirilmiş olup. Bir yıl önce paranoid sanrılar. bu iki tablonun tesadüften öte ortak bir etiylojik kökenden kaynaklanabileceği vurgulanmıştır. Göz Hastalıkları bölümünde yapılan son kontrolünde ise keratokonusun çok ilerlediği. Soygeçmişinde major bir psikiyatrik rahatsızlık ya da keratokonus öyküsü yok. Umut Altunöz. İki hafta sonra psikotik bulguları yatışmış. sert lensleri kullanmayı reddeden hastaya kornea nakli düşünüldüğü not edilmiş. Göz Hastalıkları bölümünde hastaya keratokonus tanısı konmuş ve sert lens önerilmiş. okulu bırakıp açık liseye yazılmış. enflamatuvar olmayan. Olgu: 21 yaşında lise 2’ye giden erkek hasta ilk olarak üç yıl önce Ergen Psikiyatrisi polikliniğine devamlı aynaya bakma. bizar. Bize ilk başvurusundan yaklaşık iki yıl önce başlayan.PB 209 Keratokonus ve Psikoz Birlikteliği: Bir Olgu Sunumu Bilge Bilgin. Mevcut çalışmalar psikoz ve keratokonus için ortak bir patofizyolojik bağlantıya henüz işaret etmemiş olsa da ileride yapılacak çalışmalar böyle bir bağlantı olasılığını aydınlatmayı amaçlamalıdır. Aripiprazol 30mg/gün ile belirgin düzelme gözlenmiş. işitsel varsanıların eşlik ettiği bir psikotik atağı daha olmuş. alfa-2 makroglobulin. Bu bildiride keratokonus ile şizofreni komorbiditesi olan bir hasta sunulacak ve olası ortak etiyolojik faktörler tartışılacaktır. . metalloproteinazlar. Alınganlık. paranoid sanrılar. İlerleyen dönemde gözlerinin düzeleceğini düşünerek gözlerini her gün dakikalarca yıkamış ve bu durum keratokunus tablosunu kötüleştirmiş. kliniğimize şizofreni tanısıyla yatırılmış. kulakları ve gözleriyle oynama. İnci Özgür İlhan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Keratokonus bilateral. bir çok genetik sendrom ve özel gen bölgeleri ile ilişki bulmuşlardır. belirgin negatif belirtileri mevcuttu. kompulsif. giderek ilerleyen bulanık ve çift görmesi mevcutmuş. Hastanın son kontrolünde aripiprazol 10 mg/gün ile aktif psikotik bulgusu yoktu. SFRP1. ilerleyici. Velokardiyofasiyal sendrom). kendi kendine konuşma yakınmaları ile getirilmiş. Ayrıca çevresel etmenlerin (gözü kaşıma gibi) varolan bir genetik yatkınlığın üstüne hastalığı alevlendirebileceği bildirilmiştir. stromada incelme ve yüzey tahribatı ile seyreden bir kornea hastalığıdır. işitsel varsanıları mevcut olan hasta psikotik atak tanısı ile yatırılmış ve ketiyapin 600 mg/gün başlanmış. güvensiz. kaçıngan kişilik özellikleri gösterdiğine dair yayınlar mevcuttur. Sonrasında avolüsyonu belirginleşmiş. Özgeçmişinde belirgin özellik yok. Şizofreni de genetik ve çevresel etmenlerin etiyolojisinde rol oynadığı ve benzer patofizyolojik mekanizmalarla oluşabilecek sendromların eşlik edebildiği bir hastalıktır (ör. anksiyeteli. Keratokonus hastalarının normal populasyona göre daha sık paranoid.

Bu sunumda. . Burç Çağrı POYRAZ. disprozodi.PB 210 Asperger Sendromu Bir Hemisferler Arası Bağlantısızlık Sendromu Olabilir mi? Bir Olgu Sunumu Alper BAŞ. Otistik spektrum bozuklukları hastalarında frontal lobun beynin yüksek kortikal merkezleri (örn. sözel ve sözel olmayan iletişimde azalma göze çarpan muayene bulgularını oluşturmaktaydı. Genelde asemptomatik seyreden ve insidental olarak tespit edilebileceği bildirilen bu konjenital anomaliye Asperger sendromu düşündüğümüz bir olguda rastlamış olmamız. Cana Aksoy POYRAZ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Son fonksiyonel görüntüleme çalışmaları otistik spektrum bozukluklarında beyin işlevleri ile ilgili devrelerde anormallikler olduğunu göstermiştir. 'fusiform face area') ile olan bağlantı işlevlerinde azalma ve desenkronizasyonu dikkati çekmektedir. sinirlilik ve garip davranışlarda bulunma şikayetleri tariflenen hastanın ruhsal durum muayenesinde göz kontağında azalma. otistik spektrum bozukluklarının beyindeki bağlantı işlevlerinde azalmaya bağlı oluşabileceği hipotezini destekler niteliktedir. uyumsuzluk. Alınan anmanez ve yapılan klinik değerlendirme sonucunda DSM IV-TR ye göre Asperger sendromu tanısı konulan hastanın kraniyal MR görüntülemesinde korpus kallozum lipomu ve disgenezisi saptanmıştır. yeni ortaya çıkan kompleks parsiyel tipteki epilepsi nöbetleri için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğinde takip edilen ve davranım sorunları sebebiyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi polikliniğimize yönlendirilmiş olan 17 yaşındaki erkek hasta tartışılacaktır. Ailesi tarafından sosyal içe kapanıklık.

işitsel-görsel halüsinasyonlar. oryantasyon kusuru nedeniyle de Çocuk Psikiyatrisi konsültasyonu istenmiş. beslenme bozuklukları. Çocukların medya araçlarını zarar görmeden kullanmasının sağlanmasında ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte televizyon izlemesi etkili olabilir bu nedenle ailenin yeri ve önemi büyüktür. Erzurum Giriş: Yaşama önemli katkıları olan medya araçlarının uygun olmayan şekil ve sürelerde kullanımının beden ve ruh sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir. Beyin MRG ve EEG’de patoloji saptanmayan hastada ası ile suicidal girişim sonrası hipoksiye sekonder Deliryum düşünüldü ve risperidon 0. Sonuç: Uygun olmayan TV programlarının etkilerinin çocuk ve ergen yaş grubu üzerinde daha belirgin olmak üzere duygudurum bozuklukları. uyku bozuklukları. Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği 19-5/51 olarak iyileşme saptandı. . karakterlerden birinin asıyla intihar girişiminin anlatıldığı bir filmi izledikten sonra asıyla intihar girişiminde bulunan sonrasında deliryum gelişen bir olgu sunulmuştur. YBÜ ihtiyacı buradaki tedavisinin üçüncü günü spontan solunumunun başlaması ve bilincinin açılması ile ortadan kalkmış. bellek ve hafızada zayıflama. Terör olaylarını konu alan.gününde oryantasyon kusuru düzelen hastanın tedavi öncesi ve 3 hafta sonrası sırasıyla Deliryum Derecelendirme Ölçeği 20-4/30. insomnia. medya çalışanlarının karşılaştıkları olaylar sonrası belirtiler göstermesi veya izleyicinin bir intihar olayının televizyonda ele alınış şeklinden etkilenmesi yönüyle karmaşık bir ilişki vardır.Mustafa GÜLEÇ* *Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi.PB 211 Şiddet İçerikli Televizyon Programı Sonrası Suicidal Girişim ve Deliryum: Bir Olgu Sunumu Atakan YÜCEL*. uykusuzluk. yakınlarını tanımama. Nermin YÜCEL**. Anlamsız konuşmalar. yıkıcı davranım bozuklukları. Beyin BT’de hipoksiye bağlı beyin ödemi tespit edilmiş ve buna yönelik tedavi verilmiş. Tedavinin 3. Erzurum **Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. kaygı bozuklukları. Psikiyatri AD. Olgu: 10 yaşında kız hasta. Çocuk Psikiyatrisi AD. epileptik nöbetler ve şiddet eğiliminde artışla ilişkili olduğu gösterilmiştir. nerde olduğunu bilmeme. şidddet içerikli bir filmde karakterlerden birinin kendini asarak intihar edişini izledikten sonra annesi tarafından evin bir odasında tavandan iple asılı halde bulunmuş. çevrede film oyuncularını gördüğünü söyleyerek onlarla konuşma şikayetleri olan ve bu şikayetlerinin ara ara artıp azalan özellikte olduğu öğrenilen hastanın yapılan ruhsal muayenesinde gün içinde dalgalanma gösteren bilinç ve oryantasyon bozukluğu. Ayrıca alınacak yasal önlemlerin ve hazırlanacak eğitim programlarının da faydalı olacağını düşünmekteyiz. eksitasyon muayene bulguları tespit edildi. Medya ve ruhsal hastalıklar arasında.51mg/gün ilaç tedavisi düzenlendi. Olay yerindeki acil tıbbı müdahalenin ardından hastaneye götürülerek yoğun bakım ünitesine (YBÜ) alınan ve bu transfer sırasında üç kez arrest olan hastaya kardiyopulmoner resusitasyon yapılarak hayata döndürülmüş.

Bu bilgiler ışığında hastada essitaloprama bağlı distoni düşünüldü. Hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygudurum hakimdi ve psikomotor aktivitesi azalmıştı. İstanbul. MD1. Hastaya m. Bu olayda serotonerjik ve dopaminerjik yolaklar arasındaki etkileşim Serotonerjik ve dopaminerjik çekirdekler arasındaki yaygın bağlantılar suçlanmaktadır. fluoksetin. SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozuklukları sık görülmese de literatürde sitalopram.MD1. Hasta başka herhangi bir ilaç kullanımı veya hastalık tanımlamıyordu. keyifsizlik. serotonin-dopamin taşıyıcıları ve reseptör polimorfizmlerinin SGİ kullananlarda hareket bozukluğu olusumu için risk faktörü olduğu ileri sürmektedir. bir ay sonra kontrolde essitalopram dozu 20 mg/güne çıkıldı. Literatürde SGİ sonrası gelişen hareket bozuklukları incelendiğinde en sık akatizi. özellikle bacaklarda olmak üzere gerginlik huzursuzluk ve kasılma şikayetleri ile eşi eşliğinde tekrar polikliniğimize başvurdu. Hasta essitalopram dozunun 20 mg/güne çıkılmasının ikinci günü çenede ve ağız çevresinde kasılma. ikinci sırada ise distoni bildirilmiştir. ev işlerini yapamama şikayetleri ile polikliniğimize başvurdu.Y 32 yaşında kadın hasta. Bu konuda yapılan bir çalışma da sitokrom P450 enzim sistemi. sertralin ve fluoksamine bağlı hareket bozuklukları tanımlanmıştır(1) Bu olguda essitalopram doz arttırımı sonrası gelişen bir distoni tablosu sunulacaktır. . halsizlik. baş ağrısı. depresyon olduğu öğrenildi. Cenk Ural. Psikiyatride pratiğinde sık kullanılan bir antidepresan olan essitalopram kullanımı sonrası gelişen distoni nadir ve essitalopram kullanırken akılda tutulması gereken bir durumdur. özellikle SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozukluklarının mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır.Türkiye Giriş: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SGİ) yan etkilerinin azlığı nedeniyle diğer antidepresan gruplarına göre sık kullanılan ilaçlardır.depresif bozukluk tanısı konularak essitalopram 10 mg/gün başlandı. Hastadan alınan bilgiye göre essitalopram 20 mg/gün tedavisine geçilen ilk gün kısa süreli ağız kenarı ve çenede kasılma olduğu ama şikayetlerinin bir süre sonra kendiliğinden geçmesi üzerine doktora baş vurmadığı öğrenildi. isteksizlik. Hasan Belli. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Hastanın öz geçmişinde herhangi bir tıbbi hastalık öyküsü yoktu. İkinci gün ilaç kullanımından bir süre sonra bacaklarda ve çenede kasılma ve ağrı olması üzerine polikliniğimize başvurduğu öğrenildi. Olgu: E. Yaklaşık iki aydır süren mutsuzluk. Hastanın yapılan muayenesinde bacak ve kol kaslarında rilidite ve kol kaslarında dişli çark belirtisi tespit edildi. .PB 212 Essitalopram Kullanımı Sonrası Ortaya Çıkan Distoni: Olgu Sunumu Mahir Akbudak. iştahsızlık. Tartışma: Antidepresan. Soy geçmişinde annede m. paroksetin.

s. sabunu tutamama. Pinel P. temizlik kompulsyonları vardı. Kısa kognitif muayene (KKM) puanı 26/59 idi.PB 213 Konversiyon Bozukluğu Öyküsünde Gelişen Bir Gerstmann Sendromu: Olgu Sunumu Hasan Kenarlı. Türk Psikiyatri Derg 2009. Katı İnsan Sendromunda Konversiyon Bozukluğu Yanlış Tanısı İki Olgu. 133: 320-32. bulaşma obsesyonları. Bizim hastamızın da önceden konversiyon bozukluğu tanısı almış olması bu tanıyı akla getirmekle birlikte kesin tanı konmadan önce gerekli incelemeler sürdürülmüş ve hastaya ilginç ve patogenezi üzerinde tartışmaların sürmekte olduğu Gerstmann sendromu tanısı konulmuştur (4). 30 yıldır obsesif kompulsif bozukluk tanısıyla izlenmekte. In: Kaplan & Sadock’s Synopsis of Psychiatry. 3) Özer S. Sadock VA. 44: 398–407. bedenin sağ ve solu ile ilgili komutları yerine getiremediği. Difüzyon MRG’de sol frontal ve parietalde kortikomedüller bileşke yerleşimli erken evre infarktlar ve sol parietookspitalde daha geç evre iskemiler izlendi. sağ sol yöneliminde bozukluk ve parmak agnozisi ile karakterize bir sendromdur. 10th edition. 75. yürürken sendeleme. Kaynaklar: 1) Gerstmann J. Psikiyatristlerin konversiyon bozukluğunun ayırıcı tanısında etkin rol alması gerekliliği açıkça sürmektedir. The Brain and Behavior. Almila Erol. Olgu: 61 yaşında. Hastanın öyküsünde geçmiş yıllarda konversiyon doğasında bayılmalar ve yine konversiyon doğasında el ve kol uyuşmaları vardı. Ruhsal durum muayenesinde yönelimi tamdı. Syndrome of finger agnosia. Gerstmann sendromu tanısı kondu ve nörolojiye yönlendirildi. ev kadını. insanlara çarpma ve okuyup yazamama yakınmaları ile Nöroloji polikliniğine başvurmuş. Bu yazıda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanısıyla izlenmekte iken ektanı konversiyon bozukluğu şüphesi ile incelenen. Dehaene S. 20(4):392-397 4) Rusconi E. 2007. hesap bozukluğu. Aniden başlayan sağ el ve kolda uyuşma. Özcan H. . Dinç GŞ ve ark. Tartışma: Organik hastalıkların ender olmayarak yanlışlıkla konversiyon bozukluğu tanısı alabildikleri bilinmektedir (3). Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. Dominant paryetal lob lezyonlarında görülür (2). Nöroloji tarafından psikiyatri konsultasyonu istenmiş. 2) Sadock BJ. sağını solunu karıştırma. Brain 2010. paraları tanımadığı. The enigma of Gerstmann’s syndrome revisited: a telling tale of the vicissitudes of neuropsychology. sonrasında Gerstmann sendromu tanısı alan bir hastanın sunumu amaçlanmıştır. Basit hesapları yapamadığı. Rutin incelemelerinde özellik yoktu. Psikiyatri Kliniği Giriş: Gerstmann sendromu ilk kez Josef Gerstmann tarafından tanımlanmıştır (1). Arch Neurol Psychiatry 1940. anksiyöz duygulanım. Yazma bozukluğu. Levent Mete İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. disorientation for right and left. agraphia and acalculia. parmaklarını ayırt edemediği ve kullanamadığı saptandı. Beyin Manyetik Rezonans Görüntülemesinde (MRG) sol parietooksipital ve frontalde korteks ve beyaz cevheri içine alan erken evre infarktlar izlendi. Kleinschmidt A.

. D₂ reseptör antagonizmasıyla striatal metabolizmayı artırarak kekemelik semptomlarını iyileştirmektedir. duygudurum bozuklukları ve davranım bozuklukları hatta kekemelik tedavisi olmak üzere geniş bir spektrumda kullanılmaktadır. İlaç yan etkilerine bağlı olarak nadir de olsa edinsel kekemelik görülmektedir. Edinsel kekemelik ise herhangi yaşta aniden başlayabilir. İnci Meltem ATAY. Bilal TANRITANIR. Risperidon D₂ ve 5 HT₂A reseptörlerinin güçlü antagonisti olup α₁ ile α₂ reseptörlerine yüksek afinite göstererek etki etmekte ve psikotik bozukluklar. Risperidon. Dr. Dr. Arif DEMİRDAŞ Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Kekemeliğin temel özelliği. bireyin konuşmasının gerek akıcılık. Dr. Bu bozukluk seslerin ve hecelerin sık sık yinelemeleri ve uzatılmaları ile belirlidir. gerekse zamanlama yönünden yaşına uygun olmayan biçimde bozukluk olmasıdır. Antipsikotiklerin kekemelik yan etkisi çok nadir görülmektedir.PB 214 Bir Paradoks Olarak Risperidon Kullanıma Bağlı Kekemelik Olgusu Dr. Abdullah AKPINAR. Literatürde psikotik bozukluğu olan kısa süreli yüksek doz risperidon kullanımına bağlı gelişen iki kekemelik olgusu dışında başka vaka sunumuna rastlanılmamıştır. Kekemeliğin iki tipi mevcut olup bunlar edinsel ve gelişimsel olarak ayrılmaktadır. Olgumuzda ise kronik düşük doz risperidon kullanımı sonrası gelişen kekemelik yan etkisi dikkat çekici olup ilk kez ayrıntılarıyla tartışılmıştır. Bununla birlikte çalışmalarda risperidonun kekemelik tedavisinde kullanılmasının yanı sıra kekemelik yan etkisinin bulunması bir paradoks olarak ilginç görünmektedir.

Leman İnanç. Literatürde sınırlı sayıda mirtazapinle ilişkili periferik ödem olgusuna rastlanmıştır. .(2). Shankar PR. Olgu 1: O. Bu yan etkiler içerisinde çok sık rastlanmayan periferik ödem yan etkisinin görüldüğü iki olgudan söz edeceğiz. gününde mirtazapin kesildi. Kaşektik olan ve uykusuzluk yaşayan hastanın tedavisine mirtazapin 15mg/gün eklendi. gününde yüzde ve bacaklarda belirgin ödem gelişti. günde ödem ortadan kalkmıştır. 2005. Shakir SA. kadın hasta. en az rastlanan yan etkiler senkop. vol35. 28(3):191. Anksiyete bozukluğu tanısıyla sitalopram 20mg/gün kullanıyordu. Yeliz Banu Gülşen. 3)Dhungana K.(3) Migren ve depresyon tedavisi için mirtazapin kullanan 30 yaşında kadın hastada ilacın başlanmasından 3 gün sonra pretibial ödem gelişmiş ve tedavinin kesilmesi ile 2 gün içinde ödemin gerilediği görülmüş(4) İlk vakamızda yüz ve bacakta ödem gelişirken. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Mirtazapin. The pharmacovigilance of mirtazapine: results of a prescription event monitoring study on 13554 patients in England. Mirtazapine induced lower limb oedema.PB 216 Mirtazapine Bağlı Periferik Ödem:2 Olgu Sunumu Çiğdem Hazal Bezgin. Olanzapin ve mirtazapinin birlikte kullanımıyla ilişkili periferik ödem : olgu sunumu. allerji.Dahili ve kardiyolojik patoloji saptanmadı. issue 4.Ö. Mahir Yeşildal. kemik iliği toksisitesi olarak tanımlanmıştır(1). Sonuç: Periferik ödem sıklıkla kalp. 4)Yücel Y.. Literatürde daha çok alt ekstremite ödeminden bahsedilirken. 31 yaşında depresyon tedavisi gören erkek hastada mirtazapinin başlanmasını takip eden 10. hipoproteinemi ile giden diğer hastalıklar. serotonin ve noradrenaline spesifik ilk antidepresandır. böbrek hastalıkları. gününde mirtazapin kesildi. 21(3):249-52. Mirtazapine bağlı ödem yaklaşık %1 oranında görülmektedir. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. görme bozukluğudur. J Psychopharmacol 2003. mirtazapin 15mg/gün şeklinde düzenlendi. günde ateş. 1) Biswas PN. erkek. her iki olgumuzda da fasiyal ödemin görülmesi dikkat çekicidir.. Tedavinin 5.Tedavinin 4. Uzar E.Y. Journal of Pharmacy Practice and Research. Olgu 2: H. Hematoloji ve biyokimya tetkiklerinin normal olduğu bu olguda ilacın kesilmesini takip eden 5. Mirtazapinin yan etkileri arasında en sık görülen halsizlik ve sedasyon iken. Ciddi yan etkileri fasiyal ödem. Yazıcı N. Tedavinin 3. Mirtazapine induced edema. Das R1.17(1):121-6. fasial bölgede yaygın ödem gelişti. boğaz ağrısı ve alt ekstremide ödemi ortaya çıkmıştır. 2)Sarısoy G. 55 yaşında. 56 yaşında. Tedavinin 4. Major depresyon tanısıyla risperidon 1mg/gün. olgumuzda sadece fasiyal ödem görülmüştür. 2. Wilton LV. antihipertansiflerin kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkar. New Journal of Medicine 2011. davranış problemleri. gününde periorbital. sertralin 100mg/gün kullanan hastanın yakınmalarında gerileme olmaması nedeniyle tedavisi sertralin 100mg/gün.

Alexander F. iştahsızlık.Alexander’ın nörodermatitleri psikosomatik hastalık sınıfı içinde ele almasından sonra bu konuyla ilgili araştırmalar artmıştır(1).A bidirectional relationship between psychosocial factors and atopic disorders: a systematicreview and meta-analysis. Ruhsal muayenede duygulanımın sıkıntılı ve depresif olduğu saptandı. belirtiler arasındaki etkileşim iyi bilinmelidir.46(3):235-244 . Hastaya Fluoksetin 20mg/gün.Steptoe A. Huzursuzluğa neden olacak durumlarda kaşıntı uyaranı/kaşınma davranışı ilişkisi hakkında bilgi verildi. herhangi bir sistemik neden.Psikokutanöz hastalıklarda Psikoterapötik Destek: Bilişsel Davranışçı Teknikler Yeni Symposium 2008. HAM-D25.İlaç tedavisi yanında verilen psikoedükasyon. Ancak stresörlerle birlikte kaşıntı şikayeti nüksetti. Etkin bir tedavi için ayırıcı tanı iyi yapılmalı. Tartışma: Jeneralize pruritusun en önemli nedenlerinden biri.İçsel olarak hastalık üzerindeki kontrol duygusu hastalığın gidişine olumlu katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Karışık Anksiyete ve Depresif Bozukluk tanısı kondu. Esra Aydın Sünbül.Chida Y. Psikiyatri polikliniğine başvurduğu sırada 25 mg hidroksizin ve 5 mg levosetrizin dihidroklorür tedavisinden fayda görmemişti.Atopik hastalıkların immunolojik kökenli olduğu bilinmekle birlikte.Psychosomatic medicine. Ayrıntılı öykü alınmış. HAM-D16 HAM-A12 idi. her iki kol ve bacakta yaygın noktasal skarlaşmış lezyonlar ve hiperpigmente alanlar mevcuttu. 3.Ş. dermatolojik ve immünolojik patoloji olmadığı kanısıyla yoğun emosyonel strese bağlı psikojenik ekskaryasyon olduğu düşünülerek psikiyatri polikliniğine yönlendirilmiş.İşçimen A. Lezyonların kaşınma sonrası oluştuğunu daha sonra psikiyatrik tablonun eklendiğini belirtti. evli. Olanzapin 5mg/gün tedavisi başlandı. Fizik muayenede bedeninde.70(1):102-16.bilişsel ve davranışsal teknikler hastayı kaşınma davranışı konusunda duyarlılaştırarak hafif kaşıntı uyaranını uzaklaştırmasına yardımcı olabilmektedir(3).altta yatan mental durumun önemli olduğu son yıllarda yaygın olarak ifade edilmektedir(2). New York: Norton. çalışıyor. Bu duruma en çok yol açan nedenler arasında anksiyete bozukluğu.Psychosom Med.PB 218 Jeneralize Pruritis Olgularında Psikiyatrik Değerlendirme-Olgu Sunumu Fatma Fariha Cengiz. Kaşınma davranışını başlatabilecek olumsuz emosyonlar ve davranışlar tespit edilerek hastanın hastalık üzerindeki kontrol duygusu artırılmaya çalışıldı. sık ağlama.2008 Jan. Olgu: H. Yedinci haftadaki kontrolde hastanın kaşıntı yakınması kayboldu. İkinci haftanın sonunda hastanın kaşınma yakınmasında azalma görüldü. Psikojen Pruritistir. 1. 2. geleceğe yönelik ümitsizlik yakınmaları mevcuttu.1950. depresif bozukluk ve nevrotik kişilik yapısı vardır. Dermatoloji kliniğine 6 aydır devam eden yaygın kaşıntı ve tüm vücutta yaygın ekskaryasyonlar şikayetiyle başvurmuş. Hastanın uykusuzluk.Hasanoğlu A. HAM-A21 olarak skorlandı.Hamer M. 48 yaşında kadın hasta. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Giriş: Psikososyal etmenlerin bazı fiziksel hastalıkların oluşu ve gidişi üzerindeki etkileri uzun zamandır bilinmektedir.Bunun yanında deri hastalıkları nedeniyle oluşan görünür değişiklikler ve hastalığın sonucunda oluşan ruhsal sıkıntılar kişinin hayat kalitesinde kötüleşmeyi de beraberinde getirir. Çiğdem Hazal Bezgin.

Baghai TC. Kocaeli. et al. Busto U. dikkat ve konsantrasyon eksikliği. Fluoksetin kullanımına bağlı yan etki olabileceği düşünüldü ve hastaya “NARANJO Adverse Drug Probability Scale” (4) uygulandı. A Case Report”. Moller HJ. huzursuzluk. ilgi-istek kaybı. Am J Psychiatry. hayattan zevk alamama şikayetleri ile başvurdu. prolaktin yüksekliği tespit edilememiş olsa dahi bu vakalarda yan etki olarak galaktore ortaya çıkabileceği konusunda dikkatli olunması gerektiği ve SSGİ’lerde galaktore mekanizmasının incelenmesi için yeni araştırmalar gerektiği sonucuna varılmıştır. memesinden süt gelmesi şikayetiyle polikliniğimize tekrar başvurdu. 2006. Olgu: SK. Galaktore ise SSGİ kullanımında nadiren görülen bir yan etkidir (2. ayında iki memeden süt gelme şikayeti tekrarladı ve fluoksetin tedavisi tekrar sonlandırıldı.3). ilgi. hasta polikliniğe başvurmuş. üniversite mezunu.150:1269-70. Sellers EM. Fluoksetin tedavisi sonlandırılan hastanın galaktore belirtisi sonlandı. Vandel P. Drug Treatment of Depression in the 2000s”. An Biol Psychiatry. 35 yaşında.PB 219 Fluoksetin Kullanımı Sırasında Gelişen Bir Galaktore Olgusu Aslıhan Polat. cinsel istekte azalma ve işlevselliğinde bozulma şikayetlerinin de eklenmesi üzerine. 1993. 7: 198222 2. Tedavinin 9. tek çocuklu kadın. Bronzo MR. Naranjo CA. cinsel işlev bozuklukları ve gastrointestinal yan etkiler bulunmaktadır (1). Kaynaklar: 1. ayında hasta. Yapılan muayenesi ve testleri sonucunda tıbbi bir neden tespit edilemedi. Son altı aydır dikkat ve konsantrasyonda azalma. galaktore olgusu tartışılmıştır. 49:149-51. Volz HP. SSGİ’lerin sık görülen yan etkileri arasında iştah değişiklikleri. cinsel istekte azalma. Kontrolde hastanın galaktoresinin 5. Clin Pharmacol ther 1981. “A Method for Estimating The Probability of Adverse Drug Reactions”. Amaç: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSGİ) psikiyatrik ve psikosomatik bozuklukların tedavisinde önemli bir yere sahiptir. 4. Stahl SM “Galactorrhea Induced by Sertraline”. Fluoksetin kullanımı esnasında. evli. Bonin B.45 . Fluoksetin kullanımının 3. alkol kullanımında artış. 30: 239. genel cerrahi konsultasyonu istendi. günde sonlandığı ve tekrarlamadığı öğrenildi. Hastaya galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği ile ilgili bilgi verildikten sonra fluoksetin 20mg tekrar başlandı. “Fluvoxamine and Galactorrhea. Ruhsal durum muayenesi sonucunda DSM-IV TR’ ye göre majör depresif bozukluk tanısı konuldu ve fluoksetin 20mg tedavisi başlandı. Sonuç: Bu vakada her iki memede meydana gelen galaktoreyi açıklayacak genel tıbbi durum tespit edilmemiştir. 3.istek kaybı. polikliniğimize yetersizlik. Bunun üzerine galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği düşünülerek fluoksetin kesildi ve hasta on beş gün sonra kontrole çağırıldı. Toplam 13 puan üzerinden 10 puan aldı. Therapie 1994. çocuğuna bakım vermekte güçlük. Bu yazıda fluoksetin kullanımı sonrası gelişen prolaktin seviyesinin artmadığı. Vandel S . Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı.

ikinci haftasında da tamamen ortadan kalktığı tespit edilmiştir. Bu vaka bildiriminin amacı literatürde daha önce hiç yayımlanmamış olan ve mirtazapine bağlı olarak uykuda ortaya çıkan bruksizm olgusunu sunmaktır. Anksiyete Bozukluğu (Panik Bozukluk) ve Depresif Bozukluk tanılarıyla takip edilmiş. Mirtazapinin bu vakada ya doğrudan etyolojik ajan olarak bruksizim tablosunun gelişmesine neden olabileceği ya da essitalopram ile additif etkileşime girerek tablonun ortaya çıkmasına katkı sağlamış olabileceği düşünülmektedir. göğüste sıkışma hissi. Prevalansı % 8 olarak bildirilen Sleep Bruksizm. fokal distoni. Hastanın premorbidinde motor hareket bozukluğunu açıklayabilecek ailesel veya metabolik bir öyküsünün olmadığı. serotonin.5 yıl boyunca essitalopram tedavisi kullandıktan sonra uykuya dalmakta güçlük ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının olması üzerine mevcut tedavisine mirtazapin eklenmiştir. bruksizm. çevresine ilgide azalma. biyokimyasal ve metabolik testlerinde bruksizme neden olabilecek bir bozukluk tespit edilmemiştir. Tedavinin kesilmesinin dördüncü gününde bruksizm yakınmasının gerilediği. 41 yaşında hasta. Hasta yaklaşık 1. Ali Emrah BİLGEN(*) (*)GATA Askeri Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Giriş: Bruksizm fizyopatolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte. Bazı vakalarda antipsikotik kullanımının sonlandırılmasından sonraki yıllarda da bu tip motor hareket bozuklukları görülebilmektedir. noradrenalin yolaklarına yönelik kullanılan ajanların bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına yönelik çalışmalar bulunmaktadır. Tedavinin ikinci ayında çeşitli yayınlarda motor hareket bozukluğu ya da fokal distoni olarak tanımlanan ve uykuda ortaya çıkan bruksizm tablosu gelişmiştir. Birçok motor hareket bozukluğu SSRI. Tartışma Ve Bulgular: Bruksizm etyopatogenezinde çeşitli ajanlar suçlanmakla birlikte literatürde dopamin. nefes darlığı. uykusuzluk şeklinde başlamıştır. Bülent KARAAHMETOĞLU(*). Hastanın uykuya dalmak ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının devam etmesi üzerine. etyolojisinde stres ve anksiyetenin risk faktörleri olabileceği düşünülmektedir. SNRI ve antipsikotik kullanımı sonrasında ortaya çıkmaktadır.B. Yakınmaları ilk kez 3-4 yıl önce isteksizlik. vücutta uyuşmalar. Adem BALIKCI(*). Olgu Sunumu: S. Anahtar kelimeler: Mirtazapin. Beyazıt GARİP(*). motor hareket bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Ketiapin ekleme tedavisinin mirtazapin nedeniyle gelişen bruksizm tablosunun düzelmesine katkı sağlayıp sağlamadığının açıklanması için ileriye dönük çalışma yapılmalıdır. mirtazapin tedavisinin kesilmesinin ardından ketiapin 25 mg/gün tedaviye eklenmiştir./gün şeklinde tedavi düzenlenmiştir. uyku . Mirtazapinin bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına dair daha önce herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. essitalopram 10 mg.PB 220 Mirtazapinin İndüklediği Bruksizm: Olgu Sunumu Yazarlar: Özgür MADEN(*). serotonin. Mirtazapin tedavisinin bruksizm etyolojisinde rol oynayıp oynamadığının aydınlatılması amacıyla mirtazapin tedavisine son verilmiştir.

lorazepam 2. Nörolojik muayenesinde sol üst ekstremitesinde paralizisi vardı. Savaş HA. Tandem yürüyüşü her iki tarafa ataksikti. epilepsi. Burada iş kazası sonrası kafa travmasına ikincil frontal lob sendromu gelişen bir olgu tartışılacaktır. Olgu: 18 yaşında erkek hasta 2010 ekim ayında fabrikada geçirdiği iş kazası sonrası çökme kırığı olan hastada daha sonra gelişen beyin absesi nedeniyle nöroloji ve nöroşirurji servislerinde takip edilmiş.PB 221 Frontal Lob Sendromu. Bu yüzden hekim bu konuda aile üyelerini bilgilendirmelidir.5mg im. Türkiye Klinikleri Psiki-yatri Özel Dergisi 2009. sürekli dolaşma isteği.5 mg/gün olarak düzenlendi. 2:47-55. muhakeme ve yorumlaması zayıftı. serebrovasküler hastalık. Bu hastalar bir takım duygusal ve davranışsal değişiklikler nedeniyle psikiyatriye başvurmaktadır. Rutin tetkiklerinde patoloji saptanmadı. Oğuz Akman Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Frontal lob sendromu (FLS). Hastanın geçirdiği kazadan 3 hafta sonra başlayan uygunsuz gülmeler. Yalç ın F. EEG normaldi. Hastanın psikiyatrik muayenesinde öz bakımı azalmış. Cansel N.2). risperidon 2mg/gün. Sonuç: Hastamızda disinhibisyon. Kaza sonrası gelişen motor defisiti için 20 gün fizik tedavi görmüş. Özovacı A. enfeksiyon veya kafa travması gibi etyolojik faktörlere sekonder prefrontal korteksin hasarlandığı bir klinik tablodur (1. FLS kalıcı beyin hasarına bağlı süregen bir sendrom olması nedeniyle davranışsal bozukluklar bir takım antipsikotiklerle kontrol altına alınsa da yüz güldürücü bir tedavi henüz oluşturulmamıştır. Davranışları dezorganizeydi. affekt labil ve uygunsuzdu. Kranial MR’da sağ frontalde 2cmlik defekt ve frontal parankimde kortikal-subkortikal kistik ensefelomalazik değişiklikler saptandı. Hastaya olanzapin 10mg/gün ve karbamazepin 400 mg/gün başlandı. Kaynaklar: 1. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2008. Aydın N. Olgu Sunumu Nükhet Yiğitbaşı. Fatma Özlem Orhan. fayda göremeyince karbamazepin 800mg/gün risperidon consta 37. . Dikkati ve aritmetik becerileri orta. kız ve erkek çocuklara cinsel istismarda bulunma ve evdeki eşyalara zarar vermesi varmış. Selek S.Büyüsel düşüncenin eşlik ettiği frontal lob sendromu: Olgu sunumu. 18:309-312. azalmış sosyal içgörü. 2. kişilik ve davranış bozuklukları ile kendini gösteren tümör. Frontal lob sendromu. uygunsuz davranışların varlığı gibi frontal bölge tutulum bulguları gözlenmekte ve bu durumu hastanın günlük aktivitesini son derece kötü etkilemektedir. Hastanın sinirlilik eşyalara zarar vermesi çocuklara cinsel istismar davranışları ve yakınlarına şiddet göstermesi azaldı. Aynı zamanda karar verme gibi kognitif fonksiyonlarda bozulma nedeniyle bu vakaların adli yönleri açısından dikkatle muayene edilmelidir.2. sık sık kavgaya karışma.

3. Biyokimyasal olarak. Anestezi ve Reanimasyon AD. Çakmak D. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Tianeptin. Anksiyolitik etki profili açısından trisiklik ve tetrasikliklere benzerlik göstermektedir. Antidepresanlar bağımlılık yapar mı? Tianeptin kullanan bir olgu Anadolu Psikiyatri Dergisi 2010. Rize. Wauthy J. Tianeptinin aşırı miktarda alınması konusunda çok az vaka bildirilmiştir. Tiyaneptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu.Saatçioğlu Ö. kötüye kullanımı ve bağımlılık riski tartışılmıştır.11(2):190-193. Ann Psiquiatria. Antidepresanlara karşı bağımlılık gelişimesi tartışmalı ve literatürde az değinilmiş bir konudur. Literatürde konu ile ilgili sunumlarda tianeptinin oral yolla yüksek dozda alımı ile bilgiler mevcuttur. Kaynaklar: 1. Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD. Gökhan İlhan2. Kalp Damar Cerrahisi AD. Psikiyatri AD. Rize. Çiçek Hocaoğlu5 1 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. 17(1):72-75 . 2 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Rize. Tıp Fakültesi. dibenzotiazepin türünde atipik bir trisiklik antidepresandır. Şahin ÖÖ.Tuğlu C. . Erim R. tianeptinin tek ya da yineleyen dozlarda verildikten sonra. yüksek doz kullanma ve tolerabilite yönünden bağımlı hastalarda risk oluşturabilmektedir. Bülent Bahçeci3. 4 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. esrar ve kokain kullanımı olan ve son bir yıldır yurtdışında öğrendiği bir yöntem olarak yüksek doz tianeptinin eritilerek toz haline getirilip daha sonra femoral arter yolu ile vücuda enjekte etmek sureti kullanan 29 yaşında erkek hastada tianeptinin etkisi. Tıp Fakültesi. kötüye kullanımı ile ilgili olgu sunumlarında özellikle uyarıcı etki vurgulanmıştır. güçlü hissetme hali olduğu ve yeniden alınmaması durumunda fiziksel yoksunluk işaretlerinin görüldüğü belirtilmiştir. Bu nedenle tianeptin tedavisi. Psikiyatri Kliniği.1):56. Kognitif yönden tianeptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmektedir. Tıp Fakültesi. geçmişte eroin. Rize. Tianeptin strese verilen hipotalamo-pituiter-adrenal eksen yanıtını azaltır ve stresin yol açtığı davranışsal sorunları düzenler.PB 222 Tianeptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş H. Bazı olgu sunumlarında tianeptine tolerans geliştiği.Ansseau M. Yüksek doz tianeptin kullanımı ile ilgili yapılan birçok çalışmanın sonuçlarına uymamakla birlikte tianeptin. von Freckell R ve ark. 5 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. 2. Yeloğlu1. beyinde ve trombositlerde serotoninin presinaptik geri alınımını artırdığı gösterilmiştir. 8(suppl. Serotonin geri alım engelleyicilerine (SSRI) benzer etki potansiyeline sahiptir. 3 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Ahmet Şen4. Bu olgu sunumunda ise. Rize. (1992) Gradually increased doses of tianeptine: maximal tolerated dose and linearity of the pharmacokinetics.

dul. iki çocuklu. ölümle tehdit edildiğini. yoldan geçen bir kişi tarafından kurtarıldığını ifade etti. Özellikle kurumlarda yaşayan ve mental kısıtlılığı olan yaşlıların aktardıkları olaylara ilişkin bilginin doğruluğuyla ilgili şüpheler. Saldırganlar onların fiziksel mücadele edemeyecekleri genç ve kuvvetli erkekler. İki yıl sonra yapılan değerlendirmesinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tanısı aldı.PB 223 Sesini Duymadığımız Üç Kadın: 70 Yaş Üstü Cinsel Saldırı Şahika Yüksel * Atike Çıta * İlker Taşdemir * Gülzade Urazbekova* *İstanbul Üniversitesi. oğluyla kalıyor. saldırganın “yaşlı. travmanın farkedilmesi ve alınacak önlemler tartışılmalıdır . İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. kızıyla yaşıyor. okuryazar değil. saldırganın tecavüz etmeye çalıştığını. Ocak 2012’de. ne dediğini bilmiyor” şeklindeki itirazı ile BRSHH’de bilişsel yeterliliğinin değerlemdirilmesi amacıyla 12 gün yattığı ve Akut Stres Bozukluğu (ASB) tanısı aldığı öğrenildi. Vaka2: Elmas Hanım 73 yaşında. Sonuç ve Tartışma: 70 yaş üstünde cinsel saldırı yaşayan üç dul kadında yalnız yaşarken çocuklarının yanına taşınmaları gerekmiş. İstanbul. Şikayetçi olduğu karakolda. Yaşlıların ihmal ve istismarı konusundaki çalışmalar gelişmiş ülkelerde. İTF Adli Tıp A. saldırıdan önce Anadolu’da küçük bir kentin köyünde yalnız yaşıyormuş.D tarafından ruh sağlığının değerlendirilmesi amacıyla yönlendirilmişti. iki çocuklu. İç Anadolu’da bir ilçede yalnız yaşadığı öğrenildi. yok sayılan bir travma türü olan yaşlı cinsel istismarına dikkat çekmeyi amaçladık. dul. çalışmıyor. gündüz genç bir adam tarafından saldırıya uğradığını. dört çocuklu. köyde yalnız yaşadığı evine gece pencereden giren. Bir yıl önce eşi ve kızının mezarlarını ziyaretinde. Vaka3: Kamile Hanım 82 yaşında. dul. Üçünde de cinsel travmaya bağlı ciddi sorunlar olmasına karşın tedavi talepleri olmamış. okuryazar değil. Giriş: Yaşlıların fiziksel ve ekonomik istismar ve ihmali son yıllarda tartışılmala birlikte cinsel istismarları hakkında az çalışma vardır. anal yoldan tecavüze uğradığını ifade etti. Vaka1: Hatice Hanım 74 yaşında kadın. ilkokul mezunu. yirmili yaşlardaki amcasının torunu tarafından bıçakla tehdit edildiğini ve kuvveti yetmediğinden karşı koyamadığını. MD ve TSSB tanıları aldı. 2010 yılında. aklı yerinde değil. Mahkeme’den ruh sağlığı değerlendirilmesi isteği ile başvurdu. Bu yazıda. üvey oğlunun ismini kullanarak evine gelen yirmili yaşlarda bir genç tarafından cinsel ve fiziksel saldırıya maruz kaldığını ifade etti. Yaşlıların cinsel istismarıyla ilgili bilgi azdır. Major Depresyon (MD) ve TSSB tanıları aldı.

Ankara Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü Atipik antipsikotikler dopaminerjik. konvansiyonel AP ilaçlara göre ekstrapiramidal yan etkileri daha düşük olan . Tıp Fak. Nilgün Taşkıntuna*** *Başkent Ünv. travma. Tıp Fak. . Bu bildiride risperidon kullanımı dışında bilinen herhangi bir risk faktörü olmayan.3). konversiyon bozukluğu tanısı ile değerlendirilen. sigara kullanımı. Tıp Fak.PB 224 Risperidon Kullanımına Bağlı Pulmoner Emboli: Olgu Sunumu Ebru Altıntaş*. son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımları artan ilaçlardır(1). Atipik AP’lerin kullanımına bağlı gelişen VTE’nin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte. Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü ***Başkent Ünv. S ve antitrombin III eksikliği. yüksek beden kitle indeksi (BKİ). Nazan Şen**. günümüzde olanzapin ve risperidon ile VTE ilişkisi olgu sunumları ile bildirilmiştir (5. Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü **Başkent Ünv. 29 yaşında. Özellikle düşük potanslı antipsikotiklerin kullanımına bağlı venöz tromboemboli geliştiği bilinmektedir(4). (3) Günümüze kadar VTE gelişimi için risk klozapin ile sınırlıyken. FDA kayıtlarına göre 1990-9 yılları arasında Atipik AP lerden klozapin kullanımına bağlı VTE gelişen 99 olgu bildirilmiştir. immobilizasyon gibi bazı kazanılmış ve protein C. bu ilaçların kullanımına bağlı gelişen kilo artışı. Bu olgu sunumu ile son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımı hızla artan atipik AP’ler ile. yaklaşık 3 aylık risperidon kullanımı öyküsü olan ve pulmoner tromboembolinin risperidon kullanımına bağlı olarak geliştiği düşünülen bir olgu sunulacaktır. Konvansiyonel AP kullanımı ile VTE gelişme riskinin art tığına ilişkin bazı çalışmalar ve olgu sunumları yayınlanmıştır. kimi zaman ani ölüme yol açabilen VTE arasındaki ilişkiye dikkat çekmek ve VTE açısından erken tanı ve tedavi için bu ilaçları kullananlarda VTE’nin gelişebileceğinin akılda bulundurulması gerektiğinin önemini vurgulamak istedik.6). VTE gelişiminde İleri yaş. disfibrinojenemi gibi kalıtımsal risk faktörleri rol oynamaktadır (2. sedatif yaşam biçiminin VTE için risk faktörü olabileceği düşünülmüştür(7).seratonejik reseptör blokajı yaparak etki gösteren.

SÖZEL BİLDİRİLER .

S 01 Şizofreni Hastalarının Birinci Dereceden Sağlıklı Akrabalarında Şizotipinin Üç Alt Tipiyle İlişkili Kognitif Bozuklukların İncelenmesi Handan Noyan*. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda. Bu çalışma. Türk popülasyonunda ilk defa. Ayrıca grupların şizotipinin üç alt tipine göre de farklılaşmadığı görülmüştür. şizofreni hastası yakınları arasında şizotipal özellikleri ve bilişsel işlev bozukluklarını incelemesi ve şizofrenide ailesel yatkınlığın olası etkilerini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Wiskonsin Kart Eşleme Testi’nin perseveratif hata skoru. Çalışma 32’si şizofreni hastasının birinci dereceden sağlıklı akrabası ve 30 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere yaş. Kognitif bozukluklar . Londra Kulesi Testi. eğitim ve cinsiyet değişkenleri açısında eşleştirilmiş 62 katılımcı ile yürütülmüştür. hamle sayısı. perseveratif hata yüzdesi ve toplam cevap sayısı skorları. kural hatası ve zaman skorları ve sözel akıcılığın fonetik akıcılık alt testinde anlamlı bir fark bulunurken diğer nöropsikolojik testlerde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı. şizotipinin üç alt tipine özgü kognitif bozuklukları nöropsikolojik testler ile incelemek ve şizofreni hastalarının birinci dereceden sağlıklı akrabalarında şizotipal kişilik özelliklerinin şiddetini ve sıklığını tespit etmek amaçlandı. Ancak yapılan ileri istatistiksel analiz sonucunda. Stroop Testi. İstanbul **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Londra Kulesi Testi’nin toplam doğru yanıtı. IOWA Kumar Testi. Katılımcılara Şizotipal Kişilik Ölçeği’nin Kısa Formu. Bilişsel işlevler. Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim AD. WAIS-R’ın ikili benzerlikler alt testi. Anahtar Kelimler: Şizotipal özellikler. İstanbul Bu çalışmada. Yürütücü işlevler. Piramit ve Palmiye Ağaçları Testi ile değerlendirilmiştir. şizofreni hastası yakınları ile sağlıklı kontrol grubu arasında yürütücü işlevlerin değerlendirildiği Wisconsin Kart Eşleme Testi perseveratif hata. Londra Kulesi Tesi’nin hamle sayısı ve negatif şizotipi skorlarının iki grup arasındaki farklılığı yordadığı bulunmuştur. Sözel Akıcılığın Semantik ve Fonetik Akıcılık Testleri. Sayı Dizini Testi. Wisconsin Kart Eşleme Testi. Büyüsel Düşünceler Ölçeği ve Algılamada Sapmalar Ölçeği uygulanmıştır.

*İlkay Kalkanlı. **Fırat Üni. **Kübra Erçalışkan. 1=Nadiren koklama.47) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. 3 mm lik gözenekleri olan tel kafes kullanıldı. batın 4/0 poliglikan sütür ile kapatıldı.Bu test için 14 cm çapında.Sıçanlara öncelikle 10 dakikalık kafese alışma periyodunun ardından 1.sham grubu (24.74±0.32±0. Sepsisli sıçanlarda plazma total oksidan kapasite seviyesi sham grubuna göre anlamlı artmış (p<0.28 pg/ml) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. Bunun için çekum ileoçekal valvin distalinden pasaja izin verecek şekilde 3/0 ipekle bağlanıp 22 G iğne ile delindi. Tıp Fak.0001) olarak bulundu.sham grubu ile karşılaştırıldığında sterotipik davranışlarda artma oluşturmuş ve dopaminerjik etkiyi güçlendirmiştir. Bu modelde sıçanlarda 5 saat sonra sepsis oluşmaktadır. Bulgular: Sepsisli sıçanlarda sterotipi skoru (3. 4=Sürekli kafes kemirme.(CLP).54±11. Materyal – Metod:Sistemik inflamasyon ve endotoksemi için sıçanlarda sepsis modeli oluşturuldu. bipolar disorder.58±35.2= Nadiren koklama ve nadiren kafes kemirme.56. Amaç :Psikotik hastalarda düşük dereceli bir inflamasyon bulunmaktadır. Minimal fekal çıkış gösterilmesinden sonra intestinal anslar batın içine yerleştirilip. Sonuç: Sepsis sonucu gelişen inflamasyon ve endotoksemi. Sepsis modeli geliştirmek için 7 sıçana anestezi altında çekumu bağlama ve perfore etme modeli uygulandı.0005) olarak bulundu.S 02 Sepsis ile İnduklenen Sistemik İnflamasyon ve Endotoksemi Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Artan Psikoz Yatkınlığının Gösterilmesi ve Bu Etkinin Plazmada Ölçülen TNF-Alfa ve Total Oksidan Düzeyi ile Korelasyonu *Oytun Erbaş.3= Sık kafes kemirme. Apomorfin verildikten 10 dakika sonra her sıçan için 15 dakika gözlem yapıldı. 7 sıçan sham grubu olarak çalışmaya alındı. **Burcu Efe. bakteriyel) kortikal gelişimi etkilediği gösterilmiş olmakla birlikte.Ayrıca sepsis sonucu temel inflamatuar sitokin olan TNF-alfa plazma düzeyi ve oksidan stres artmıştır. Bizim çalışmamızda amaç TNF-alfa ve oksidan stres artışı ile giden organik sebepli inflamatuar patolojilerin psikotik süreçler üzerine etkisini ortaya koymaktır. Sepsisli sıçanlarda plazma TNF düzeyi (232. . *Dilek Taşkıran *Ege Üni.inflamatuar sitokinler ve psikiyatrik hastalıklar (psikoz. Şizofreni hastalarında sağlıklı kişilere göre TNF-alfa. IL-6 gibi temel inflamatuar sitokinler ve akut faz proteinleri artmıştır. Prenatal infeksiyonların (viral. Her dakika stereotipi hareketleri skorlandı:0=Yok.05) olarak bulundu.TNF ve oksidan stres bağımlı dopaminerjik ve glutamaterjik modulasyon bu etkilere sebep olmuş olabilir. Sham ve sepsis grubu sıçanlara apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı.Devam eden çalışmamızda sözkonusu etkilerin nöronal alt yolakları açıklanmaya çalışılacaktır. *Gözde Gökten.3 pg/ml).. Bu sıçanlara laparotomi uygulandı ancak çekum perforasyonu yapılmadan tekrar 4/0 poligilan sütür ile batın kapatıldı.5 mg/kg intraperitoneal(askorbik-asitte çözülerek) verildi. deliryum) arasındaki ilişki araştırma konusudur.sham grubu (2.13 cm yüksekliğinde.. Cerrahi işlemden 24 saat sonra sham ve sepsis grubu sıçanlara psikoz yatkınlığını değerlendirmek için apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı.5= Aynı noktayı kemirme. depresyon. Biyomühendislik Fak.

Predicting Medication Noncompliance After Hospital Discharge Among Patients With Schizophrenia. Şizoreni Ruhsal Ve Toplumsal Tedavi Girişimleri. Mesleki rehabilitasyon ve desteklenmiş istihdam son derece önemlidir. sağlık ve tedavi işlevsellik alanları daha iyi bulunmuştur. Derneğe üye olan hastaların dış dünyaya olan uyumlarında artma sağlanabilir2. Kaynaklar 1. Yöntem: Çalışmaya Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneğine üye olan. Tedaviye Uyum ve Stresli Durumlarla Baş Etme Üzerine Etkisi Neşe Uğurlu 1.Nermin Gürhan 2. kendine güvenli yaklaşım yöntemlerini etkili kullanmaları ilaç seçiminin önemli olduğunu düşündürmektedir. Walkup J. Çetin M. . Bulgular: Derneğe üye olmanın ve aynı zamanda bir işte çalışmanın bireylerin sosyal ve mesleki işlevsellik alanlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Olgulara Sosyodemografik bilgi formu. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. 2009. 59 yıl tedavi gören bireylerin sosyal işlevsellik alanı ve tedaviye uyumları daha iyi bulunmuştur. Ankara Giriş ve Amaç: Şizofreni hastasının işinin olması. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Hansell S. Weiden JP. Tedavi uyum Ölçeği(MARS) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği(SBÇT) uygulanmıştır. Kontrol grubu derneğe üye olmayıp bir işte çalışan 15 ve çalışmayan 15 hastadan oluşmuştur.2.Yıldız M. Burhanettin Kaya 3 1 Gata Hemşirelik Bölümü. İstanbu: İncekara Kağıt Matbaası. Hastalık süresi uzun olanların olumlu başaçıkma becerilerini kullanmaları. Bu yöntem hastalığın gidişini olumlu yönde etkilemekte. 4 Baskı. 2.S 03 Şizofreni Tanısı Konan Hastalarda Bir İşte Çalışmanın ve Derneğe Üye Olmanın İşlevsel İyileşme. Mechanic D. bir işte çalışan 15. Uygulanan tedaviye bağlı ilaç yan etkisi yaşamayan bireylerin sosyal destek arama yöntemi ile stresle daha etkili baş ettikleri görülmüştür. Bu araştırma şizofrenide işte çalışmanın ve derneğe üye olmanın işlevsellik. derneğe üye olan bireylerin sosyallik. yinelemelerin azalmasını sağlamaktadır. İçinde: Ceylan E. Sonuç: Derneğe üye olan çalışan bireylerin sosyallik ve mesleki işlevsellik alanları diğer gruplara göre daha iyi bulunması. Stresle başa çıkmak için sosyal destek arayanların da ilaç yan etkisi göstermemeleri stresle başa çıkmanın tedavideki önemini göstermektedir. Antipsikotik türüne göre hastaların iyimser yaklaşım. editörler.Olfson M. tedavi uyumlarının daha iyi olması hastalık konusunda bilgi ve deneyim kazanma ile ilişkili olabilir. Şizofreni. Bir işte çalışan hastaların çalışmayan hastalara göre mesleki işlevsellik alanı. ekonomik bağımsızlığını kazanması giderek zorlaşmaktadır1. Psychiatric Services 2000. sağlık ve tedavi işlevsellik alanlarında daha iyi olması sosyalleşme ve çalışmanın olumlu etkilerini göstermektedir. tedaviye uyum ve stresle baş etme üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Boyer AC.1403-1413. Şizofrenide İşlevsellik Ölçeği(ŞİLO). 1:216–222. derneğe üye ve çalışmayan 15 hasta alınmıştır.

Sözel şiddetin daha az belirtilmesinin nedeni kadının sözel şiddeti bir şiddet olarak değerlendirmemesi olabilir.2’si sözel. Tartışma ve Sonuç: Şiddetin oluşmasında önemli faktörlerden biri alkol-madde kullanımıdır. şiddet görme sebeplerinden biri olarak %35. %19. Eşlerine şiddete gösteren erkeklerin %66. İzmir Amaç: İzmir ilinde sığınma evinde barınan. madde kullanımı yaygınlığı ve özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. alkol ve madde kullanım sıklığı ile ilişki göstermektedir. %45’i cezaevinde yatmıştır. Tüm şiddet türlerini birarada gösteren erkeklerin % 63.3 oranında alkol. Bu çalışmada eşinden şiddet görme sebebiyle başvuran 51 kadın olgunun ifadesine göre eşlerine ilişkin bilgiler değerlendirilmiştir.2’si sözel şiddet gördüğünü belirtmiştir. Bu oran.3’ü sadece alkol kullanmaktadır. Verilerin analizinde ki-kare testleri kullanılmıştır. İzmir **Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (EKAM). ekonomik ve cinsel şiddet türlerinin hepsini bir arada görmüştür.8 alkol-madde kullanımını belirtmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan sığınma evinde barınan 67 kadın olgudan %76’sı (n=51) eşinden şiddet görme sebebiyle kadın sığınma evine başvurmuştur.6’sı herhangi bir işte çalışmamaktadır.4’ünün aylık geliri yoktur. Alkol.madde kullanımını ifade etmiştir. Uygulama. %33.6’sı hukuki bir sorun yaşamış. %92. eşlerinden şiddet gören kadınların şiddet yaşama durumları ile eşlerindeki alkol. araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile ölçekler kullanılarak birebir görüşme yöntemiyle yapılmıştır. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü (BATI). Yeniocak’ın (2011) sığınmaevi çalışmasında şiddet gören kadınlar şiddetin nedenlerinden biri olarak %35. Nevin Yıldırım Koyuncu**. Uygulanan şiddet türleri ile eşlerdeki alkol kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunurken madde kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Dilek Gürbüz*.S 04 Eşlerinden Şiddet Gören Kadınların Eşlerindeki Alkol ve Madde Kullanım Özellikleri: İzmir Kadın Sığınmaevleri Çalışması Demet Havaçeliği*. Alev Aktaş*. Yöntem: Çalışmanın örneklemini İzmir ilindeki kadın sığınma evlerine Kasım 2011-Haziran 2012 döneminde barınma amaçlı ya da aile içi şiddet sebebiyle başvuran 67 kadın olgu oluşturmaktır. %70. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. çalışmamızla paralellik göstermektedir.7’si alkol ve madde . esrar ve uyarıcı(ekstazi vb. Kadınların %100’ü fiziksel şiddet. Kadınların %41. Şiddet uygulayan eşlerin şiddet uyguladığı dönemde alkol ve madde kullanımı yüksek orandadır.6’sı ilkokul mezunudur. fiziksel. %24.) kullanım sıklığı arttıkça şiddet artmaktadır. Kadınların aile içi şiddet ve türleri konusunda bilgilendirilmeleri ve şiddet sorununa alkol ve madde kullanımı üzerinden de çözüm üretilmesi gerekmektedir . Kadınlar. Bu oran.

erkeklerin %22. bıçak ve silah taşıma. Semt özellikleri öğrencilerin maddeye kolay ulaşmalarını etkileyen bir faktördür. kesitsel alan araştırmasıdır. 9. sigara.sınıf öğrencilerinden okulda riskli alet (silah. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. bıçak vb. 12. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin ateşli silahlara anlamlı düzeyde kolay ulaştığı bulunmuştur. 12. madde kullanım yaygınlığı ile kullanım özellikleri arasındaki farklılığı saptamaktır. madde satışı ve kullanımı. başlama yaşı. Bu sonuç Aras’ın bildirdiği ile paralellik göstermektedir. Bu öğrencilerin verileri karşılaştırıldığında. erkeklerin %14’ü 15. hırsızlık vb suça yönelik faaliyetler gibi risk faktörleri anlamlı düzeyde fazla olduğu bulunmuştur. Tartışma ve Sonuçlar: 12. bıçak vb. Sınıflarda kendi yaş grubunun üzerinde olan öğrencilerin riskli aletleri taşıma oranları yüksektir. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri (BATI)Enstitüsü İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD İzmir Amaç: İzmir ilindeki 9.6) riskli aletleri taşımaktadır. madde kullanımı ile riskli alet taşıma. arkadaş çevrelerinde kullanım oranı bu aletleri taşımayan öğrencilere göre yüksektir. Bu artış erkeklerin yaş ilerledikçe.sınıf 4415.9’u. Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin yaşadıkları semtlerde güvenliğin yeterli düzeyde olmadığı.sınıf öğrencilerinin anne baba boşanma oranı taşımayan gruptan anlamlı düzeyde fazladır. Yöntem ve Gereçler: Çalışma epidemiyolojik.sınıflardaki 4276 öğrenciden 481’i (%11.sınıf öğrencilerine göre daha yüksek orandadır. riskli aletlere daha rahat ulaşmasından kaynaklanmaktadır.sınıf öğrencilerinde silah.S 05 İzmir Liselerinde Riskli Alet Taşıyan ve Taşımayan Öğrencilerin Madde Kullanım ve Semt Özellikleri Umut Yıldız*. Sınıf ve 12. deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır.2. Bulgular: 9. 9.sınıflardaki 4415 öğrenciden 430’u (% 9.7’si. Zeki Yüncü**.sınıflardaki kızların %4. sıklığı. 2010-2011 Eğitim-Öğretim yılında. aletleri taşıma. Riskli alet taşıyan 9.sınıf 4276 toplam 8457öğrencinin verileri değerlendirilmiştir. 12. Riskli alet taşıyan öğrencilerde madde kullanım yaygınlığı. anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin sigara. Ancak bu ilişkinin neden-sonuç bağlamında anlaşılması için kontrollü. İzmir Liselerinde eğitim gören 9. risk faktörleri arttıkça maddeye ulaşmaları artmaktadır. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin yaşam boyu en az bir kez madde kullanımı. alkol ve tüm maddelere başlama yaşları daha erken ve son 1 yıl içindeki madde kullanım sıklığı ve arkadaşlarındaki madde kullanım yaygınlığı anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur. . 3. alkol.sınıflardaki kızların %3.7) . çete yapılanması. Ender Altıntoprak*. dolayısıyla suça eğilim arasında yüksek oranda ilişki olduğu söylenebilir. Semt özelliklerine bağlı olarak öğrencilerin maddelere ulaşmaları farklılık göstermektedir. kesici aletlerin) taşıyan ve taşımayan öğrencilerin. Demet Havaçeliği*.5’i riskli aletleri taşımaktadır. Bu çalışma sonuçlarına göre.

adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. bu hastaların bakımını yürütme konusunda orta düzeyde istekli olduğu saptanmıştır. İzmir ** Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği AD. Hemşirelerin APHHTÖ toplam ve alt ölçek puan ortalamaları sırasıyla. Sonuç: Ülkemizde bölge ruh sağlığı hastanelerinde çalışan hemşirelerin. (2006) The Forensic Mental Health Nurse-A Literature review.05). .05). Türkiye’deki 8 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde çalışan (N=910) ve araştırmaya katılmayı kabul eden ve ölçeğin %80’ini dolduran 620 hemşire ile yürütülmüştür. E. Trigoboff. xsosyalmesafe = 10. Hemşirelerin cinsiyeti. New Jersey. Adli Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Forensic Psychiatry) 2(4): 29-34. İzmir Amaç: Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanelerinde çalışan hemşirelerin. 1. sayı-yüzde dağılımları yapılmış ve değişkenler arasındaki ilişki t-testi.37±7.S 06 Türkiye’de Psikiyatri Hastanelerinde Çalışan Hemşirelerin Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Tutumlarını Etkileyen Faktörler Leyla Baysan Arabacı*. kadro durumu. göreve başlama şekli.Coram J. Verilerin değerlendirmesinde. Mahire Olcay Çam** * İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği AD. Pearson Prentice Hall.Bowring-Lossock E.45 ± 3.24 (max:20). 5. (2011) Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği.61 (max:30).46 (max:125). medeni durumu. First Edition. Xgüven = 20. görevi.. çalıştıkları hastane. “Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği (APHHTÖ)” kullanılmıştır. 13 (6): 780-785. adli psikiyatri hastalarını tehlikeli olarak gördüğü.Baysan-Arabacı L. Çam O.. 4.33 (max:20) ve Xbakımvermedeisteklilik = 22. mesleki ve kurumdaki toplam çalışma süresi adli psikiyatri hastasına yönelik tutumlarını etkilememektedir (P> . varyans analizi ve korelasyon analiziyle incelenmiştir. eğitim durumu.98 ± 3.4’ü kadın ve yaş ortalamaları 34. psikiyatri hastanesinde çalışmaktan memnun olma durumu.31 ± 4.25 (max:40) bulunmuştur.Martin T. adli psikiyatri hastasını etkileyen yasal süreci bilme durumu ve adli psikiyatri biriminde hemşire çalışmasına ilişkin görüşleri adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını etkilerken (P< . 8 (1): 25-32. “Tanıtıcı Bilgi Formu”. 3. Wilson HS.Mental Health Nursing. 2. Xtehlikeligörme = 15. (2001) Something Special: Forensic Psychiatric Nursing.07 ± 12.49 ± 5. Contemporary Psychiatric. xtoplam = 69.48’dir. Bulgular: Hemşirelerin %79. adli psikiyatri hastanesine bakım verme durumu ve süresi. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing. Ed: Kneisl CR. 819-834. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing. en uzun süre yaşadığı yerleşim birimi. Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma. Nöropsikiyatri Arşivi Dergisi 48 (3): 175-183. Araştırmada.Ançel G. Chapter 35. (2004) “Forensic Psychiatric Nursing”. (2005) Adli Psikiyatri Hemşireliği. onlara güvenmediği ve sosyal olarak mesafeli davranma eğilimi gösterirken. yaşı.

Klinik Global İzlenim Ölçeği ve Aile İçi Şiddet Araştırma Formu verilecektir.002) ve ekonomik şiddet yaşama (ki kare=5. Karakoç ve arkadaşları.2. bipolar bozukluk 4 kişi (%17. 66: 493-499.Karakoç B.4). (2012) Depresyon tanısıyla ayaktan tedavi görmekte olan kadın hastalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı.Vahip I. psikiyatri polikliniğine başvuran ve depresyon tanısı konan kadınlarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığını %64 olarak bildirmişlerdir2. ekonomik şiddet gören kadın sayısı 11 (%47. Trumbetta S ve ark. Doğanavşargil Ö (2006) Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız. (Değerlendirmede) 3. toplam yatış sayısı.6. Bulgular: Halen devam etmekte olan çalışmanın üç aylık dönemine ilişkin bulgular şu şekildedir. Leyla Gülseren İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ülkemizde psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastalarla yapılan çalışmalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı %62 bulunmuştur1. Tartışma: Ön çalışma verileri yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığının yüksek olduğunu göstermektedir.S 07 Psikiyatri Kliniğinde Yatarak Tedavi Gören Bir Grup Kadın Hastada Yaşam Boyu Aile İçi Şiddet Yaygınlığı: Ön Çalışma Verileri Aslı Tuğba Özboduç. Kaynaklar: 1. Türk Psikiyatri Dergisi. 17:107114. anksiyete bozukluğu 6 kişi (%26.9 yıl. Şizofreni gibi kronik ruhsal hastalığı olan kadınlar cinsel ve fiziksel şiddet açısından erkeklerden daha fazla risk altındadır3. J Consult Clin Psychol. Çam B ve ark. Amaç: Bu çalışmanın amacı.5). 2. Hastalara tanılarına göre Hamilton Depresyon ve Anksiyete Derecelendirme Ölçeği. Goodman L.7) idi. Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği. işlevsellik yönünden farklılık olup olmadığı araştırılacaktır. Yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığı ve klinik özelliklerle ilişkisi yeterince araştırılmamıştır.1). Hastaların 17’si (%74) yaşamlarının bir döneminde fiziksel şiddet görmüştü. hastalık şiddeti.Mueser KT.1 ±13. Çalışmanın 1 Mayıs 2012-1 Mayıs 2013 tarihleri arasında yatarak tedavi gören kadın hastalarla yürütülmesi planlanmıştır. Çiğdem Çolak Kalaycı. Şiddet gören ve görmeyen kadınlar arasında yatış süresi. tanı dağılımı major depresif bozukluk 10 kişi (%43. p=0. yatarak tedavi gören kadın hastalarda aile içi şiddet yaygınlığını araştırmaktır.05) arasında anlamlı ilişki vardı. (1998) Trauma and posttraumatic stress disorder in severe mental illness. . şizofreni 3 kişi (%13.0). Tanı grupları arasında şiddet görme açısından fark yoktu. Hastaların yaş ortalaması %39. Duygusal şiddet gören kadın sayısı 17 (%74). cinsel şiddet gören kadın sayısı ise 8 (%34.8). Gülseren L. Young-Mani Ölçeği. p=0. Çocukluk döneminde fiziksel şiddet görme ile erişkinlikte fiziksel şiddet (ki kare=10. Ruh sağlığı çalışanlarının yatan hastaların tedavisinde söz konusu durumu dikkate almaları önemlidir.

Neşe Yorguner. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 36. Sözel şiddet gören kadınların çoğu (%65. Katılımcıların %11. fiziksel şiddet oranı %49.3). Aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda ruh sağlığı sorunlarının arttığı birçok çalışmada gösterilmiştir. fiziksel şiddet gördüğünü de belirtmiştir. Eşik üstü puanlar değerlendirildiğinde sözel şiddetle somatizasyon.82) saptanmıştır. Vahip ve Doğanavşargil (2007) tarafından hazırlanan fiziksel eş şiddetini belirlemeye yönelik görüşme formundan yararlanılarak düzenlenmiştir. şiddetin kadınlar tarafından dile getirilmediğini ve ruh sağlığı çalışanlarına bu konuda önemli görev düştüğünü göstermektedir. Ekin Sönmez.65 yıldır. Aile içi şiddet ile psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkinin. Katılımcılar arasında sözel şiddet görme sıklığı %70. Aile içi şiddete yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.68±0. Tartışma ve Sonuçlar: Aile içi şiddetle depresif belirtiler ağırlıklı olmak üzere psikiyatrik belirti şiddetinin arttığı görülmüştür. Sözel şiddet görenlerde fobik anksiyete dışında. Psikiyatri poliklinik görüşmelerinde şiddetin varlığı sorgulanmalıdır. Şiddet gören kadın hastaların bu durumu hekimleriyle paylaşmak konusunda istekli olmalarına karşın bu konuda bilgi verme oranlarının düşük kalması. Aile İçi Yaşantı Anketi.68’dir.0.4’ü kendilerine uygulanan kaba kuvveti hak ettiğini. ortalama evlilik süresi 16. Yıldız Akvardar Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi. depresyon puanları arasında pozitif anlamlı korelasyon saptanmıştır. 2. Serkut Bulut.88’dir. Her gün sözel şiddet görme oranı %21. fiziksel şiddet görenlerde öfke düşmanlık ve fobik anksiyete dışında. Psikiyatri AD.S 08 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Kadın Hastalarda Aile İçi Şiddet Yaşantısı Emel Buyraz Kurt. obsesyon kompulsiyon. Katılımcıların ortalama SCL-90-R puanı 1. 3.40±0.9’u başkalarına uygulanan kaba kuvvetin hak edildiğini düşünmektedir. Çocuk sahibi olma oranı %82. Maruz kaldıkları aile içi şiddetin boyutunun ve ilişkili olabilecek sosyodemografik özelliklerin.0’dır. çoğu (%75.24±10.7) evlidir. çocukluk çağında şiddet görenlerde somatizasyon ve anksiyete dışındaki tüm boyutlarda şiddet görenlerin puanları görmeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur.1’dir.1. İstanbul Amaç: Aile içi şiddet tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğu kadının sıklıkla karşılaştığı toplumsal bir sorundur. Şiddet bireylerde psikiyatrik yardım gereksiniminin önemli nedenlerinden biridir. . şiddet görmeme oranı %26.2’dir. Evlenme yaşı ortalaması 20.72±4. her gün fiziksel şiddet görme oranı ise %1. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastaların 1. %12.2’dir.79±10.16 (13-36 yaş arası). Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne 15 Haziran – 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında başvuran kadın hastalarla (n=452) yapılan tanımlayıcı araştırmada Aile İçi Yaşantı Anketi ve SCL-90-R semptom envanteri uygulanmıştır. Alt gruplar arasında en yüksek puan ortalaması depresyon boyutunda (1.

108) Gruplar cinsiyet açısından karşılaştırıldığında ise anlamlı fark bulunmuştur (p>0.98. Tartışma: Kalp damar hastalıkları için önemli bir yordayıcı olan metabolik sendrom tanı kriterleri HDL ve TG değerlerini kapsar.05). (p=0. TG:161.05).5.3 olarak saptanmıştır(p=0. LDL ve trigliserid istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0. Kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri arasında Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 447 hastadan oluşturulmuştur.65±87.52± 89. Bu çalışmanın sonuçları depresif bozukluk tanısı olan kadın hastaların dislipidemi ve kalp damar hastalıkları açısından daha yüksek riske sahip olabileceğini göstermektedir. Dislipidemiler kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörüdür. kontrol grubundaki kadınlarda %21. Yöntem: Bu geriye dönük çalışmada son beş yıl içinde bipolar(n=68) ve unipolar(n=250) depresif dönem tanısı ile yatarak tedavi edilmiş 19-82 yaşları arasındaki 318 hasta alınmıştır.9 u düşük HDL düzeylerine sahipken. Sonuçlar: Gruplar arasında yaş açısından anlamlı fark bulunmamıştır. duygudurum bozukluğu tanısı olan bireylerde kalp damar hastalığı riskinin arttığı gösterilmiştir.0001). TG: 152.8). düşük ağırlıklı lipoprotein(LDL)) karşılaştırılmıştır. HDL düzeylerine bakıldığında bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41.80. trigliserid (TG). Yaprak Çilem Yalçın Arslan*.5. Bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41.58).22±12. Zeliha Tunca*. Çalışmada bu üç grubun belirtilen süre içindeki ilk kez bakılmış serum lipid düzeyleri (total kolesterol.S 09 Bipolar ve Unipolar Depresyonda Serum Lipid Düzeyleri: Yatan Hasta Grubunda Gözlemsel Bir Çalışma Nefize Yalın* **. Serum HDL ve TG değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde bipolar (HDL:43. kontrol grubundaki kadınlar için %17.5 olarak saptanmıştır(p<0. Lipid değerleri gruplar arasında yaş ve cinsiyet kontrol edilmeksizin karşılaştırıldığında HDL.82±93. TG:134. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadınlarda % 38. Ayşegül Özerdem* ** *Dokuz Eylül Üniversitesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD **Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Temel Sinirbilimler AD Giriş: Kalp damar hastalığı olan bireylerde unipolar depresif bozukluk ve bipolar bozukluk daha fazla görülürken.05).9 unun trigliserid düzeylerinormalin üstündeyken.11) ve kontrol (HDL: 43.88±13. unipolar (HDL:45.62.92± 12.86) grupları arasında kadın cinsiyet açısından anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.003). Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk depresif dönem içindeki hastalarda dislipidemi sıklığının unipolar depresif dönem içindeki hastalardakinden farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Bipolar depresif dönem riski daha fazla arttırmaktadır. yüksek ağırlıklı lipoprotein (HDL). . LDL değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadın hastalar için %23.

valproat ve atipik antipsikotiklerin lipid profiline etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin veri tabanı incelenmiştir.S 10 Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastalarda Psikotrop İlaç kullanımının Tiroid İşlevleri ve Lipid Profillerine Etkileri Başak Bağcı. p=0. Bulgular: Lityum kullananların %20. lityum.1 idi (p =0. Ayşegül Özerdem. lityum kullanmayan grupta T3 hormonu kullanım oranı %12.15). Lityum monoterapisi. Lityum monoterapisi alan hastaların total kolesterol ve LDL düzeyleri ortalamaları. Hastaların uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri. Veriler SPSS 15. p=0. valproat monoterapisi alan hastalardan daha yüksekti. ilaç yan etkilerinin yönetilmesine katkıda bulunmaktadır. sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis ve Mann Whitney testleriyle analiz edilmiştir. lityum ve T3 hormonu arasındaki ilişki. hastalık epizodlarının yinelemelerini önlemede.69). Hidayet Ece Arat. Sonuç: Bu çalışmada. TSH değerleri ile Lityum düzeyleri arasında korelasyon bulunmadı. trigliserid. LDL. HDL düzeylerini etkilemediği saptandı. Antipsikotik kullanan hastaların trigliserid düzeylerinin daha yüksek saptanması. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında DEÜTF Psikiyatri Bölümü. lityum serum düzeyleri ile TSH düzeyleri arasında korelasyon olmaması ve lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisine ilişkin istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamasına karşın. Onur Ulaş Ağdanlı. valproat monoterapisine göre lipid profilini daha olumsuz etkilemektedir. . kategorik değişkenler için Ki-Kare. LDL. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. lityum kullanan hastaların daha fazla T3 hormonu kullandıklarının saptanmış olması Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda yüksek hipotirodi riskini desteklemiştir. Ancak. hasta ve yakınlarının tedaviye katılımlarını artırmakta.88. antipsikotiklerin lipid profiline olumsuz etkisi açısından literatürle uyumludur. (p=0. lityum kullanan ve kullanmayanlarda farklı değildi (p=0. Trigliserid ve HDL düzeyleri ortalamaları ise lityum ve valproat monoterapisinde farksız bulundu.007). işlevselliği artırmada önem taşırken. Atipik antipsikotik kullananların trigliserid düzeyleri kullanmayanlardan yüksekti (p=0.0 ile. Ebru Onrat.03). TSH değeri. İzmir Amaç: Bipolar Bozukluk(BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır.5’i T3 hormonu alırken. HDL düzeyleri atipik antipsikotik kullanan ve kullanmayanlarda farklı bulunmadı.88. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi( DEÜTF ) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak. lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisi. Valproat kullanımının da total kolesterol. Havva Afşaroğlu. BB Polikliniğine başvuran 367 hasta alınmıştır. total kolesterol.

depresif dönemdeki ve iyilik dönemindeki olgularda orta derecede bir ilişki gösterilmiştir (sırasıyla r= 0. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir. Manik dönem sayısı ürik asit düzeyi ile ilişkisiz bulunurken depresif dönem sayısı ile ürik asit düzeyleri arasında orta derecede bir ilişki vardır (r= 0.41. iyilik ve sağlıklı bireyler arasında karşılaştırılmasıdır. 0. Hastalığın başlangıç yaşı ile ürik asit düzeyleri arasında manik dönemdeki olgularda zayıf bir ilişki. Manik dönemde 1.39. . Bulgular: Mani. hafta HDDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında güçlü bir ilişki saptanmıştır (sırasıyla r= 0. Arzu Bayrak.38). ve 2. ve 2. depresyon ve iyilik dönemindeki iki uçlu hastalarda ürik asit düzeyleri sağlıklı bireylerdekinden yüksek bulunmuştur (F= 4. Depresyon ve İyilikte Artmış Ürik Asit Düzeyleri: Kontrollu Bir Çalışma Özgür Süner. Hastalığa ilişkin bilgiler SKIP-TURK ile kaydedilmiş. hafta YMDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında orta. Bu çalışmanın amacı ürik asit düzeylerinin İUB’un hastalık dönemleri. Bu bozulma İUB’un klinik özellikleri ile ilişkili görünmektedir.41 ve 0. hastalık dönemlerinin şiddeti YMDÖ ve HDDÖ ile ölçülmüştür.26.43). Sermin Kesebir. p= 0. 0. 0.52). 20 İUB depresif dönem. Yöntem: Bu amaçla yaş ortalamaları ve cinsiyet dağılımları benzer 43 İUB manik dönem. Çetin Turan Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulmanın iki uçlu bozukluk (İUB) patofizyolojisinde ve tedavisinde rolü olduğu düşünülmektedir.035. -80 santigrat derecede. depresif dönemde 1.S 11 Mani.043). Sonuç: Bulgularımız İUB’un her döneminde pürinerjik işlevdeki bozulmaya dikkat çekmektedir. 41 İUB tanılı iyilik dönemindeki hasta ve 43 sağlıklı bireyde ürik asit düzeyleri karşılaştırılmıştır.51 ve 0. İkinci olarak ürik asit düzeylerinin dönem şiddeti ve hastalık süresi ile ilişkili olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek.

053) bulunmuştur.001 ve 0. HDDÖ ile FDB puanı arasında güçlü ve ters. YMDÖ. Sermin Kesebir*. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. OİP değerleri ve bilişsel test puanları ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki bulunmaktadır. depresif dönemdeki olgularda Stroop toplam süresi daha uzundur (p= 0. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. HDDÖ. Sonuç: İUB’ta bilişsel test performansı ve OİP her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireyler arasında farklılaşmaktadır. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. SCID-I. Pz N200 genliği depresif dönemdeki olgularda daha düşük (p= 0. N100. depresyon ve mani dönemindeki olgulardan daha kısa (p< 0.045). Nöroloji.049). OİP ve bilişsel test performansı ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır.001. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. 0. manik dönemdeki olgularda Stroop interferansı daha yüksek (p= 0.S 12 İUB’ta OİP ve Bilişsel İşlev: Dönem Şiddeti İle İlişkisi Esra Kaymak*. Cz ve Pz P300 latansı iyilik. N200. Bulgular: Posthoc analizlerde (Bonferroni düzeltmesi ile) manik ve depresif dönemdeki olgularda FDB toplam puanı daha düşük (p= 0. Cz P200 latansı mani dönemindeki olgularda daha uzun (p= 0. . Fisun Mayda Domaç** **Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Ayşe Akpınar**. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı.033).018). Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. depresif. Psikiyatri Kliniği. SKIP-TURK. YMDÖ ile Stroop interferansı arasında güçlü. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk olgularında ve sağlıklı kontrollerde P50. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı. Fz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki bulunmuştur. Sağlıklı bireylerde Fz. Fz ve Cz P300 latansı arasında orta derecede bir ilişki.006).

İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Stroop toplam süresi ile Pz’de daha güçlü olmak üzere. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. İyilik döneminde Stroop interferansı ile Fz. Pz N200 genliği arasında güçlü ve doğrusal bir ilişki sözkonusudur. Cz ve Pz P50 ve N100 latansı arasında orta derecede ve Pz N200 genliği ile ters bir ilişki bulunmuştur. Fisun Mayda Domaç** * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. N200. OİP ile bilişsel test performansı arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Sonuç: İUB’ta OİP ve bilişsel test performansı arasında her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireylerde farklılaşan ilişkiler bulunmaktadır. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. HDDÖ. Ayşe Akpınar**. Stroop toplam süresi ile Fz P300 genliği arasında ters. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. Cz N200 genliği arasında güçlü bir ilişki gösterilmiştir. Depresif dönemde Stroop interferansı ile Cz N200 latansı arasında güçlü. Stroop interferansı ile Pz N200 latansı arasında ters ve güçlü. Nöroloji Kliniği. iyilik döneminde ise Fz N200 latansı ve Cz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki mevcuttur. Psikiyatri Kliniği. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk tanılı olgularda ve sağlıklı kontrollerde P50. . Bulgular: Manik dönemde bilişsel test performansı ile OİP arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. YMDÖ. Depresyon ve İyilik Döneminde OİP ve Bilişsel İşlev Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*.S 13 Mani. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. Cz ve Pz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki. SKIP-TURK. Cz ve Pz N100 latans ve genlikleri arasında güçlü bir ters ilişki. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. Esra Kaymak*. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. N100. Sağlıklı bireylerde FDB puanı ile Pz P300 genliği arasında bir ilişki vardır. Fz ve Pz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki. Stroop toplam süresi ile Cz N200 latansı ve Pz N200 genliği arasında orta derecede ve güçlü ters bir ilişki bulunmuştur. depresif. SCID-I. Depresif dönemde FDB puanı ile Fz.

S 14 Ürik Asit Düzeyleri İUB ve Şizofrenide Birbirinden Farklı Mıdır? Erkek Cinsiyette Dönem Şiddeti ile İlişkisi Bülent Kadri Gültekin. Bulgular: Hem İUB hem S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri sağlıklı erkeklerden yüksek bulunmuştur (F= 6. Sevgi Gül Kabak. 1. İUB tanılı erkeklerde yinelenen ölçümler arasındaki fark (Boferroni düzeltmesi ile) başlangıç ve 1. ve 3. sağlıklı erkeklerden yüksektir. -80 santigrat derecede. Yöntem: Bu amaçla 55 İUB. Kontrol grubu diğer iki grupla yaş ortalaması benzer. . Her iki grupta ürik asit düzeyleri ile dönem şiddeti arasında bir ilişki bulunmamıştır. önceki tanı ve tedavi öyküsü olmayan ve şimdiki psikiyatrik yakınması bulunmayan 30 sağlıklı erkektir.027). benzerdir (p= 0. plazma ürik asit düzeyleri ölçülmüştür. Sonuç: İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri birbiri ile benzer olup. İkinci olarak her iki tanı grubunda ürik asit düzeylerindeki azalmanın klinik iyileşme ile ilişki gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Ferzan Fikret Ergün.108). 2. Bu çalışmanın amacı İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeylerinin sağlıklı erkeklerden farklılaşıp farklılaşmadığının araştırılmasıdır.122. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulma hem iki uçlu bozukluk (İUB). hem Şizofreni (S) tanılı olgularda gösterilmiştir. Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek. p= 0. Her iki grup ve her dört ölçüm için YMDÖ ve PANNS puanları ile ürik asit düzeyleri arasında bir ilişki gösterilmemiştir..01). haftada YMDÖ ve PANSS ile değerlendirilmiş. hafta ürik asit düzeyleri arasında saptanmıştır (p< 0. 59 S tanılı olgu manik dönem ve psikotik alevlenme döneminin başında. Sermin Kesebir. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir.

SAÖ. daha güçlü iç kontrol. Gruplar arasında cinsiyet. Bulgular: Örneklem 43 suç işlemiş ve 55 suç işlememiş ötimik BAB hastasından oluşmaktaydı. Tartışma: Birçok çalışmada uyku özellikleri ile duygudurum semptomları arasındaki ilişkiyi en az intihar girişimi ve duygudurum arasındaki ilişki kadar araştırılmıştır. Erhan Yüksek. Sedat Demirbuga. Murat Emül 1 Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2 TC Adalet Bakanlığı. düşük skor aldıkça akşamcı tipe yakınlaşılmaktadır. Psikiyatri AD.28 ve p=0. fiziksel ve mental performansları için tercih edilen zaman dilimini ve canlılık halini değerlendiren bir ölçektir.53±8. Yöntem: Çalışmada hastalardan kronotipiyi değerlendiren sabahlılık-akşamlılık (SAÖ) ve HARE psikopati ölçeklerini doldurmaları istendi. suç işlemeyen grupta bu rakamlar sırasıyla 12. . ailede psikiyatrik öykü ve alışkanlıkları açısından bir fark yoktu. Sirkadien ritimlerdeki bozulmanın hem bipolar afektif bozukluğun(BAB) hem de agresyon ve suç işleme davranışının patofizyolojisinde yer alabileceği ileri sürülmektedir. eğitim. 9 sabahçı ve 16 hiçbir gruba girmeyen var iken. Kronotip olarak suç işleyen grupta 10 akşamcı. Hastalık süresi suç işleyen grupta anlamlı olarak daha kısaydı (p=0. Suç işleyen grupta ortalama yaş 35. medeni durum. Çalışmanın görece örneklem sayısının azlığı bu duruma neden olmuş olabilir. hiçbir tipe uymayan ya da akşamcı tip olarak sınıflama yapılabilmektedir.54 ve suç işlemeyen grupta 37. Bununla birlikte duygudurum bozukluklarında suç işleme davranışı ve kronotipi arasındaki ilişki hiç araştırılmamıştır. Ayrıca suç işlemeyen BAB hastalarının daha sonra suç işleyebilme potansiyelleri de kronotiple ilişki bulunamamasına yol açmış olabileceği düşünülmüştür. sabahçı.ATİK 3 İstanbul Üniversitesi. Bununla birlikte bizim başlangıç varsayımımıza ters olarak suç işleyen BAB hastalarında daha fazla akşamcı tip olabileceği ve daha impulsif olabileceğini bu çalışmada gösteremedik. Önceki çalışmalarda sabahçı kronotipine sahip kişilerin akşamcı tiplere göre daha sağlıklı yaşam stili.232). Bu çalışmada ötimik suç işleyen ve işlemeyen bipolar afektif bozukluğu hastasında kronobiyolojik özellikleri araştırma planladık. 19 itemden oluşan uyanma ve yatma alışkanlıklarını. Abdullah Genç. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.382). Çok yeni yapılan bir çalışmada depresif hastalarda akşamcı kronotip olmanın daha yüksek impulsiviteye neden olduğu ortaya çıkarılmıştır.927±10. Skorları 16-86 arasında değişmekte.55 idi (p=0. Tevfik Kalelioglu. Husrev Demirel. yüksek skor aldıkça sabahçı. 6 ve 32 idi (X2=4.S 15 Ötimik Bipolar Afektif Bozukluğu Olan Hastalarda Suç ve Kronobiyoloji Arasında İlişki Akif Taşdemir.012). Adli Tıp Kurumu. daha vicdanlı ve kendine daha fazla güvendikleri bulunmuştur. İstanbul Amaç: Duygudurumdaki diurnal varyasyonların varlığı ve uykudaki rahatsız edici ve dirençli bozulma afektif bozuklukta biyolojik ritimlerin primer olarak bozuk olabileceğini düşündürmektedir. Ölçekte alınan puanlara göre. 4.

ErKİKÖDF. Dicle Bilge. Geçerlik analizleri olarak. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek için 30 görüşme videosu aynı anda iki ayrı kör araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve/veya II tanısı alan ve çalışmaya katılmaya onay vermiş 50 hasta dahil edilmiştir. . Hastalara ErNİNÖ ve ErKİKÖDF'nin değerlendirildiği bir görüşme yapıldı. Bu çerçevede hastaların nesne ilişkileri ve kişilik örgütlenmeleri hakkında izlenim sahibi olmak. Bu çalışmada klinisyen ve/veya araştırmacıların kullanımı için ölçeğin Türkçe standardizasyonu planlandı. Hülya Akar Özmen. Ayrı bir oturumda hastalara diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. beş alanda fasetler olarak değerlendirildiği bir formdur (APA. Sera Elbaşoğlu. Selvinaz Çınar Parlak. Aynı oturumda işlevselliğin genel değerlendirmesi formu (İGD) da görüşmeci tarafından dolduruldu. Klinisyen için Kişilik Özelliklerini Derecelendirme Formu (ErKİKÖDF. araştırıcı. Ölçek içerisinde 5 düzeyin (ilkel.S 16 Erenköy Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği’nin Faktör Yapısı. Medine Yazıcı Güleç. Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği (NİNÖ) bu yönüyle bilinen bir ölçektir (Azim ve ark. Ölçeğin Türkçe uyarlamasının güvenirliği amacıyla iç tutarlılık. Bulgularımız. üçgen. Clinician Trait Rating Form) ve İGD ölçeği uygulandı. kontrolcü. açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. Yücel Yılmaz. dolayısıyla süreç takibinde kullanımına imkan sağlayacaktır. klinisyenler için tedavinin tasarlanmasında ve yürütülmesinde kolaylıklar sağlamaktadır. Bu amaçla hazırlanmış birçok yöntem vardır. Güvenirliği ve Geçerliği İshak Sayğılı. DSM 5 hazırlık çalışmaları içerisinde kişiliğe dair boyutsal modelin gözden geçirilmesine izin veren ve "temsil özelliği taşıyan" toplam 25 özgül kişilik özelliği görünümünün. 2010). 1991). Her görüşme görüntü kaydı ile kaydedildi. Arzu Sancak Bayrak. olgun) ayrı ayrı puanlanması istenmekte ve böylece bir bireydeki her düzeyin ne seviyede olduğu hakkında fikir edinilmesi sağlanmaktadır. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nesne ilişkileri kuramı psikodinamik psikoterapi uygulamalarında geniş kabul gören bir teoridir. takip çalışmalarında iyileşmenin derecelendirilmesi. tasarımlarının psikodinamik kuram içerisinde kabul gören kişilik örgütlenmesi ile eşleştirilebilir. Nurdan Eren Bodur. Ölçekte kast edilen “nitelik”. Her iki ölçeğin de mevcut durumun monitorizasyonunda ve psikoterapi sürecini yordayıcı olabileceği beklenmekte olup. madde toplam ilişkisi ve görüşmeciler arası tutarlığa bakıldı. ErNİNÖ’nun hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. bir ön çalışma bulgusu olarak.

Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve eksen II tanıları alan ve onam veren 50 hasta alındı. KÖTF. ErKİD ve İGD uygulandı. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Kişilik örgütlenmesi kavramı ilk olarak Kernberg tarafından geliştirilmiştir. İshak Sayğılı. Geçerlik için ise açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. 2001). Arzu Bayrak. Kernberg. Bu yönüyle hastaların sağaltım süreçlerinin monitorizasyonunu sağlarken bunun yanında değişime hassas özelliğinin gösterilmesi nedeniyle tedavinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yapısal değişimin değerlendirilmesinde kullanılabilir. . ilkel savunma mekanizmaları. gerçeği değerlendirme ve nesne ilişkileri. Hastalara ErKÖTF. Nurdan Eren Bodur. Bu çalışmada ölçeğin Türkçeye uyarlama çalışması planlanmaktadır. diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. Level of personality functioning) ve İGD kullanıldı.S 17 Erenköy Kişilik Örgütlenmesi Tanısal Formu Faktör Yapısı. Sera Elbaşoğlu. Ayrı bir oturumda hastalara. Dicle Bilge. Kişilik örgütlenmesi kavramı ile aynı zamanda nesne ilişkileri. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek amacıyla 30 görüşme videosu aynı anda iki (kör) araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. Hülya Akar. Bulgularımız. olgun savunma mekanizmaları. 21 maddeli bir ölçektir ve beş farklı kişilik örgütlenmesi boyutunu değerlendirir: kimlik. geniş bir klinik olanağa sahiptir ve içerdiği madde ve boyutları ile olguların hem formülasyonu hem de tedavinin planlanması aşamasında kolaylıklar sağlar. KÖTF’ün hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. Kişilik örgütlenmesi tanısal formu (KÖTF) bunlardan bir tanesidir (Diguer ve ark. Güvenirliği ve Geçerliği Yücel Yılmaz. nesne ve kendilik tasarımları gibi birçok bilinçdışı içerik ve süreç ifade edilmektedir. Bu model temel olarak üç kişilik örgütlenmesi düzeyi (psikotik. madde-toplam ilişkisine ve görüşmeciler arası güvenirliğe bakıldı. büyük ölçüde bilinçdışı ve erken deneyimlerin etkisi ile oluşan dinamik bir yapı olarak tanımlar. Son yıllarda kişilik örgütlenmesinin ölçülmesi için değişik ölçekler geliştirilmiştir. savunma mekanizmaları. KÖTF’ü benzerlerinden ayıran en önemli özelliği kolay uygulanabilirliği ile kullanıcı dostu olmasıdır. KÖTF. Kişilik İşlevselliği Düzeyleri (ErKİD. Selvinaz Çınar. bir ön çalışma bulgusu olarak. Medine Yazıcı Güleç. kişilik örgütlenmesini stabil. Güvenirlik için iç tutarlılığına. borderline ve nörotik) tanımlamakta ve nesne ilişkileri teorisine dayanmaktadır.

Psikiyatri AD. 12 erkek) hasta ve 35 (23 kadın. Bulgular: Çalışmamızda hasta grubu ve kontrol grubu arasında yaş ve BMI arası anlamlı fark yoktu. N=35).001). Şanlıurfa (4) Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi.S 18 Yaygın Anksiyete Bozukluğunda Azalmış Sülfidril Düzeyi: Trait Marker (Yatkınlık Belirleyici) Olmaya Aday Bir Tetkik Mehmet Cemal Kaya(1). Psikiyatri AD.3. Depress Anxiety.2-Wittchen H-U. Free radical activity in type 2 diabetes. Kaynaklar 1. N= 35). Biz bu çalışmamızda antioksidan mekanizmanın önemli bir elemanı olan serum serbest sülfidril (–SH) düzeylerini ek hastalığı olmayan YAB hastalarında incelemeyi amaçladık. Yasin Bez(1). Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) çoğu zaman psikiyatrik bozukluklara ek hastalık olarak görülen. Nurten Aksoy(3).487. and cost to society.003. 851-76.Collier A. 16: 162–171. 3. p=0.487. 2008. Thomson JA. 2. Şanlıurfa (3) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. Int J Neuropsychopharmacol. p=0. Ali Emhan Uzman(2). Berk M. Psikiyatri AD. . 11. Generalized anxiety disorder: prevalence. YÖNTEM DSM-IV’e göre ek hastalığı olmayan YAB tanısı almış 35 (23 kadın. Hastaların –SH düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük bulundu (p <0. Hastalık süresi ve serum –SH düzeyleri arasında negatif bağıntı bulundu (r0=– 0.Ng F.71. Bradley H. HAM-A ve –SH düzeyleri arasında ilişki bulunmadı (r0=–126. Small M. 12’si SNRI kullanırken 8’i ilaç kullanmamaktaydı. Hastaların 15'i SSRI. Oxidative stress in psychiatric disorders: evidence base and therapeutic implications. Hastalarda –SH düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı olarak düşük olması oksidatif stresin dolaylı bir göstergesi olabilir(3). yaşam boyu yaygınlığı %5 gibi yüksek olan fakat hakkında çok az araştırma yapılan bir bozukluktur (2). İstanbul Amaç: Son yıllarda psikiyatrik hastalıklar ve oksidan/antioksidan mekanizmalar arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok makale yayınlanmıştır (1). Mahmut Bulut(1). burden. Bu gruplar arasında –SH düzeyleri açısından fark saptanmadı (F=0. Biyokimya AD. 2002. Dean O. Diabet Med 1990. 12 erkek) sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmamıza alındı.664). Mehmet Güneş(1). Bush AI. Diyarbakır (2) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. Salih Selek (4) (1) Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. 7: 27–30. Tartışma ve Sonuç: YAB’da oksidatif denge ile ilgili parametreler çok az incelenmiş olup çalışmamız YAB'da SH düzeylerini inceleyen ilk araştırmadır. Hastaların ve kontrol grubunun venöz yolla alınan kanlarından uygun yöntem kullanılarak serum –SH düzeyi ölçüldü. Hastalara Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A) uygulandı. Wilson R. Hastalık süresi ve –SH düzeyleri arasında negatif korelasyon bulunması YAB’da –SH düzeylerinin bir trait marker (yatkınlık belirleyici) olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Abdullah Atli(1). p=0. İbrahim Fatih Karababa(2).

8’i sadece psikoterapi uyguladıklarını. . %20. Uzmanların %29.4 sadece ilaç tedavisi uyguladıklarını. B) Yaşam boyu travmatik deneyimleri.1’i 6-9 %4. %3.4’ü üç seçeneği %8.1’i iki seçeneği %16. %35’i TSSB tanısı olan hastalarının bulunduğunu bildirmiştir. TSSB tanısı bulunan hastalarına uzmanların %82.S 19 Psikiyatri Hekimleri Travma Deneyimlerini Ne Kadar Değerlendiriyor? Önder Kavakcı. travma deneyimlerini yeterince aramadıklarına ve travma terapisine yönelik eğitim almadıklarına işaret etmektedir.7’si 1220 TSSB olan hasta gördüklerini bildirmişlerdir.6’sı travma tedavisine yönelik bir terapi eğitimi aldığını. %11.4’ü bu tür bir terapi eğitimi almadığını bildirmiştir. C) Yaşam boyu kayıplar ve yas deneyimlerini D) Çocukluk çağı travmatik yaşantılarını ne oranda aradıkları sorulmuştur. TSSB tanısını ne sıklıkta koydukları ve TSSB terapisine yönelik bir eğitim alıp almadıklarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu araştırmada Türkiye’de psikiyatri hekimlerinin günlük uygulamalarında hastalarının travmatik deneyimlerini ne oranda değerlendirdikleri. Yöntem: Çeşitli illerden psikiyatri uzmanlarına en son iş günlerinde ne kadar hasta gördükleri. %70. Katılımcılara son ay içinde kaç TSSB tanısı alan hastaları olduğu sorulduğunda. %27’si dört seçenekten sadece birini %40. travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) en yaygın görülen anksiyete bozukluğu olduğu bildirilmektedir. son bir ayda ne kadar TSSB tanısını koydukları ile hastalarında travmatik deneyimler arayıp aramadıklarını. Katılımcılara hastalarında A) Son bir yıldaki örseleyici/stresör olayları. Uzmanların % 65’i son iş gününde TSSB tanısı olan hastalarının olmadığını bildirirken.5’i terapi ve ilaç tedavisini birlikte kullandığını. %6.9’u 2-5 %14. Sonuç: Bu sonuçlar psikiyatri uzmanlarının önemli bir kısmının epidemiyolojik çalışmaların bildirdiği oranların altında TSSB tanısı olan hasta gördüklerine.8’i tüm seçenekleri aradıklarını bildirmiştir. Örneklemin bildirdiği günlük görülen hasta sayısı ile ya da terapi eğitimi alınmış olması ile hastalarda travma öyküsü aranması arasında bir ilişki bulunmamıştır.4’ü 0-1 %36. Gözde Yontar Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Travmatik deneyimlerin psikiyatrik bozuklukların gelişmesi ve seyri üzerinde önemli etkileri olduğu. TSSB hastalarını nasıl tedavi ettiklerini sorgulayan anket dağıtıldı. Bulgular: 159 psikiyatri uzmanı anketleri doldurdu.1’i herhangi bir tedavi uygulamadıklarını ifade etmiştir. Derya Güliz Mert.

Çok sayıda çalışmada bu iki alttipteki OKBli hastalar arasında birçok önemli alanda anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Rey Sözel Öğrenme ve Bellek Testi. 18 karışık. 3) ilgili disfonksiyonel inançlar. Bazı özellikleri açısından reaktif obsesyonların. Engin Sert. 4) ilişkili kişilik özellikleri. dolduruldu. Bizim çalışma sonuçlarımız da bunu desteklemektedir. Gülperi Putgül Köybaşı. Hakkâri Devlet Hastanesi İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: OKB’de bilişsel teori bağlamında obsesyonların otojen ve reaktif obsesyonlar olarak iki farklı gruba ayrılabileceği önerilmiştir. Wisconsin Kart Eşleme Testi. 42 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. 14 otojen tipte toplam 62 OKB tanılı hasta. Buna rağmen bizim çalışmamızda yürütücü işlevler ve sözel bellek alanlarında bu iki alttipteki hastalar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Sosyodemografik Bilgi Formu. Yale Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği ile hastalık şiddeti belirlendi. Tartışma ve Sonuçlar: OKB’ de primer bilişsel işlev bozukluğunun. İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması Testi hastalara ve sağlıklı kontrol grubuna uygulandı. Otojen obsesyonu olan hastalarda ise daha fazla düşünce bozukluğu olduğu öne sürülmekte bu obsesyon türüne sahip hastalarda büyüsel düşünce ve anormal algısal yaşantılar gibi şizotipal özellikler bulunmaktadır. Bulgular: OKB tanılı hastalarda sağlıklılara göre wisconsin kart eşleme testi ve stroop testte (süre) anlamlı olarak daha düşük performans saptanmıştır. saf kaygı ile otojen obsesyonlar arasında bir yerde durduğu söylenmektedir. Beck Depresyon Envanterinden 17 altında puan alan hastalar çalışmaya dâhil edildi. Yöntem ve Gereçler: 30 reaktif. reaktif ve karışık tipteki OKB hastaları arasında yürütücü işlevler ve sözel bellek yönünden anlamlı farklılık saptanmamıştır.S 20 Otojen ve Reaktif Alttip OKBlilerde Yürütücü İşlevler ve Bellek Pınar Çetinay Aydın. Menemen Devlet Hastanesi. Otojen. Levent Mete Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. Stroop Test. . Hastalara SCID 1 görüşmesi ile tanı kondu. 1) Bilişsel değerlendirmeler ve nötralizasyon stratejileri 2) ilişkili OKB semptomları. yürütücü işlev bozukluğu olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmada bu iki alttipteki OKB hastalarının yürütücü işlev ve sözel belleklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Sayı Dizisi Testi.

yapılandırılmış klinik görüşmeler sonrası. YB’de psikiyatrik eş tanılar yaygındır. Hasta grubunda I. eksen tanısı saptanmıştır. Hastaların % 47’sinde (8/17) eşlik eden I.2) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha sıktır. Sivas Amaç: Ülkemizde yeme bozukluklarının epidemiyolojisi ile ilgili çalışmalar sıklıkla çocuklar ve ergenlerde yapılmış olup erişkinler ile ilgili yeterli veri yoktur. Çalışmada YB tanısı konulanların konulmayanlara göre daha fazla oranda orta düzeyde gelire sahip oldukları. eksen ve II. toplum genelinin tarandığı. eksen tanılarını saptamak amacıyla SCID-I (Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis-I Disorders) ve SCID-II (Structured Clinical Interview for DSM-III-R Personamy Disorders) uygulanmıştır. En sık konulan eş tanı majör depresif bozukluk olmuştur. Bu çalışmada. geniş örneklemli ve tanıların klinik görüşmeler ile doğrulandığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Önder Kavakcı. Sonuç: Bu çalışmada. ailelerinde psikiyatrik tanıların daha fazla olduğu ve daha fazla ruhsal travmaya maruz kaldıkları saptanmıştır. ve II.8 oranında obsesif kompulsif kişilik bozukluğu. Bulimiya nervoza yaygınlığı %0. Çalışmanın ikinci aşamasında.S 21 Sivas İl Merkezinde Yeme Bozukluklarının Yaygınlığı ve Eşlik Eden Psikiyatrik Tanılar Murat Semiz. tıkanırcasına yeme bozukluğu yaygınlığı %0. kaçıngan kişilik bozukluğu tanıları bulunmuştur. Hastaların %41’inde II.Tıkınırcasına yeme bozukluğunun en sık görülen YB olduğu saptanmıştır.25’inde yeme bozukluğu olabileceği saptanmıştır. eksen tanısı saptanmıştır. YB tanısı olmayan. Ayşegül Yağız Kartal. YTT skoru 30’un altında olan bireylerden oluşturulmuştur.81 olarak bulunmuştur. eksen eş tanı oranı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha fazla saptanmıştır. YB yaygınlığının %1.52 olarak saptanmıştır. Kontrol grubu. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Sivas il merkezindeki yeme bozukluklarının (YB) yaygınlığının saptanması ve bozukluğu olanların sosyodemografik özelliklerinin ve eşlik eden eksen-I ve eksen-II tanı sıklığının araştırılması amaçlanmıştır. YB nokta yaygınlığı %1. . Bulgular: YTT ile yapılan tarama sonucunda bu örneklemin % 5. En sık her biri %11. yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş.52 olduğu bulunmuştur. Gözde Yontar.63. Ülkenin farklı bölgeleri ve değişik yaş gruplarını içeren. Yöntem ve Gereçler: Çalışmada 18–44 yaş aralığındaki 1122 kişiye yeme tutum testi (YTT) uygulanarak kesme puanının üzerinde puan alanlar ile klinik görüşme yapılmıştır. YB tanısı kadınlarda (%88. YB farklı yaş gruplarında ve sosoyoekonomik düzeylerde görülebilen bir hastalıktır. Klinik görüşme sonrasında yeme bozukluğu tanısı konulan bireylere ve kontrol grubuna eşlik eden I.

Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü. Basaran Karademir*. 45. 25. 16. 30. Dakikalardaki reaksiyon zamanları ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı idi(P=0.87 saniye. ve 60.25 saniye.007).37 saniye ve 60 dakika değerleri 15.S 22 Agomelatin' in Nosiseptif Sistem Üzerine Etkileri Yuksel Kivrak*. 12. 30. 29. Agomelatin gruplarında ağrı eşiği kontrol grubuna göre hem 30. Tartışma ve Sonuçlar: Agomelatin hem 30. Dakikada b grubunun ağrı eşiği a grubuna göre yükselmişti(P=0. Üçer ml olmak üzere a grubuna 12.37 saniye.036). hem de 60.5 mg/kg Agomelatin alan A grubunun. Dakikalarda değerlendirildi. Yöntem ve Gereçler: 4 aylık 24 Swiss cinsi fare kullanıldı. b grubuna 25 mg/kg Agomelatin. ve 60 dakikalardaki gruplardaki karşılaştırma için bağımsız örneklem tek yönlü varyans analizive sonrasında Tukey testi kullanıldı. 50 santigrad derece olarak ayarlanmış hot plate platformunda 30. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi ***Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Bu çalışmada antidepresan olan Agomelatin’in nosiseptif sistem üzerinde etkisi olup olmadığının araştırılması amaçlandı. kontrol grubuna serumfizyolojik intraperitıneal olarak verildi. Hayati Aygun*.5mg/kg.62 saniye. ve 60. grup a ve grup b olmak üzere üç gruba ayrıldı. Yelda Yenilmez*. . 30. Fareler kontrol. Saniyeye kadar reaksiyon gösterilmediyse o fare için ölçüm sonlandırıldı ve reaksiyon zamanı 45 sn kabul edildi. Dakikalarda artmıştı.Mustafa Ari**. Dakikada hem 12. Bulgular: Kontrol grubunun. Ibrahim Yagci. 19 saniye olarak tesbit edildi.5 hem de 25 mg/kg dozlarında analjezik etki göstermiştir. Üç ayrı zamandaki denek ve kontrol gruplarını karşılaştırmak için ilişkili örneklem iki yönlü varyans analizi uygulandı. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü. 25 mg/kg Agomelatin alan B grubunun 30 dk değerleri sırası ile 13.dakika hem de 60.

Sex. gender. Korelasyon açısından değerlendirdiğimizde VAS ile VKİ(r=-1.131. (r=0.10(5):447–485. BDÖ arasındaki korelasyonları sırası ile (r=0. p=0.610. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ağrının algılanması açısından cinsiyetler arasında fark olmadığını. Ağrının anksiyete ve VKİ ile ilişkili olduğunu. erkek 14. erkeklere (3.76±1.Fillingim RB.003) puanları arasında korelasyon vardı.227. cinsiyeti göz önüne alındığında da bu ilişkinin devam ettiğini gördük. King CD. p=0. The Journal of Pain. Cinsiyeti göz önüne alarak yaptığımız korelasyon incelemesinde ise VAS ile BAÖ(r=0. Depresyon.187. yaşın ve kilonun etkisi var mıdır sorularını cevaplamayı amaçladık.007). Anksiyete puanları açısından cinsiyet farklılığı varken (kadın 20.27) erkeklere (4. 1.021) ve VKİ(r=-0.045) arasında ilişki bulduk.28±2.daha fazla olarak ölçüldü(F=1. Erkeklerdeki ağrının yaş ve VKİ ile kadınlarda ise BAÖ ile ilişki olduğunu tesbit ettik. bedeni duyuları abartmanın.46±8.41. anksiyete.002). Biz de bu çalışmamızda en çok yapılan invaziv işlemlerden biri olan kan alma işlemi sırasında algılanan ağrı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını. Anksiyete.80. Ribeiro-Dasilva MC. kadınlardaki anksiyetenin ve bedensel duyularını büyütme özelliklerinin erkeklere göre daha fazla olduğunu bulduk. Erkeklerde VAS değerlerinin yaş(r=0. F-1.68±6.95)göre fazla olmakla beraber anlamlı farklılık tesbit edilemedi(p=0.299.003)ile kadınlarda ise sadece BAÖ ile anlamlı korelasyonları olduğunu tespit ettik.000) olarak ölçtük. p=0. (r=-0.001). Riley III JL. p=0. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ).44) göre daha fazla olmakla beraber farklılık önemli değildi (F=2. BDBÖ açısından kadınların puanları 24. . p=0.083. BAÖ.133).034) ve BAÖ (r=0.32±5.004). Rahim-Williams B.3 3 iken erkeklerden 21.331). Vücud Duyularını Abartma Değişkenlerin Ağrı Algılaması Üzerindeki Etkileri İbrahim Yağcı. p=0.S 23 Cinsiyet. Yaş.67±5. p=0.227. p=0. BDBÖ ile VAS. (r=0.57).05). p=0. ağrı değerlendirilmesi için Görsel Eşdeğerlik Ölçeği (GEÖ).250.48±9. p=0. (r=0. VKİ. p=0.300.87. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışma Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesine ocak-haziran 2012 tarihleri arasında labaratuar tetkiki için kan alma merkezine ayaktan başvuran hastalarla yürütüldü. p=0.273. p=0. Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Cinsiyet farklılığının ağrı üzerine etkileri araştırmacıların ilgisi artarak devam etmektedir.122). 2009.96±7. bu ilişkiye depresyon. p=0.79. Vücut Duyularını Abartma Ölçeği (VDAÖ) olan test bataryası çalışmaya katılanlar tarafından dolduruldu Bulgular: Kadınların GEÖ değer ortalaması (4.007) ve VKİ(r=017.37. Çalışma olgu-kontrol çalışması şeklinde yapılmıştır. Kilo. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). 90 lı yıllarla kıyaslandığında bu konudaki yayın sayısında %2000 kadar artış olmuştur(1). depresyon puanları kadınlarda (4. Sosyodemografik veri formu. and pain: a review of recent clinical and experimental findings.

insana karşı yapılan seçimlerde diğer gruba göre daha büyük bulunmuştur. Alpaslan Yılmaz**'. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlıklı bireyler. psikiyatrik ve diğer dahili hastalığı olmayan 20-30 yaş arasında 39 kişi alındı. Bu ilişki karşılıklı geri bildirimler ile şekillenmektedir.0554) daha büyük bulunmuştur(F=7. uçakların yönetimi gibi arayüzler) etkili olmaya başlamıştır. .3198). Gönüllüler 2 seçimli bir karar verme ödevini bir bilgisayar programında gerçekleştirdiler. Mustafa Melih Bilgi*'. Bunun nedeni insan-insan etkileşiminde rol oynayan empati gibi kabiliyetlerin kullanılamaması olabilir. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yarı yapılandırılmış bir görüşme ile değerlendirilen. insanın belirlediği seçimlere göre tahminde bulunurken. anlamlı olarak insana karşı yapılan seçimlerden (-0. insanla karşılaşmada geri bildirimden etkilenme.008).38 p=0. bilgisayar ve insana karşı olmak üzere 2 ödevden ve her bir ödevdeki 500 diziden oluşmaktadır. makinelerin özellikle sonucun matematiksel olarak önceden tahmin edilemez durumlarda. Bu sonuçtan yola çıkılarak psikoterapi gibi hasta – terapist etkileşiminin yoğun olduğu durumlarda ileri teknolojik arayüzlerin kullanımının henüz erken olacağını düşünmekteyiz. bilgisayara göre yapılan tahminlerine göre. İnsanlar. Onur Uğurlu***'.Son yıllarda teknolojik gelişmelere paralel olarak davranışlarımıza geri bildirim aldığımız veya verdiğimiz canlı olmayan arayüzler ortaya çıkmıştır. her 2 ödev de birbirinden bağımsız ve ilişkisiz karar dizilerinden oluşmasına rağmen. Değerler varyans analizi kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Bu çalışmada. Pek çok psikiyatrik bozukluk insan ilişkilerindeki geri bildirimlerin yorumlanması ile ilişkili belirtiler göstermektedir(kişilik bozuklukları. bir önceki tahminlerinin geribildirimden daha çok etkilenen bir strateji göstermektedirler. Program. Bilgisayar yönetimli karar verme süreçleri (Navigasyon. “Karşılıklı bilgi işlevinin maximum gecikme değeri''. sanrı gelişimi). Bu çalışmada iki yanıt alternatifi olan bir oyun kullanılarak bireylerin insandan ve bilgisayardan gelen geri bildirimler ile uzun dönemli davranışların nasıl etkilendiği araştırıldı. diğer insanların daha fazla değiştirdiğini göstermektedir. karar verme ve buna göre bir yanıtta bulunma diğer bilgisayara oranla daha yüksek oranda olacak şekilde anlamlı farklılık göstermektedir. bilgisayara karşı yapılan seçimlerde grup bozulma katsayısı (0. Böylece. Verilerin analizi her bir kişi için “karşılıklı bilgi işlevi” ile “logaritmik azalma oranı” hesaplanarak gerçekleştirildi. davranışlarını öngörememektedir.83 df=1. Bu bulgular insan davranışını makinelere göre. başka bir deyişle önceki yapılan seçimler sonraki gelen seçimler üzerinde daha büyük ve daha uzun süren etkiyi ortaya koymaktadır. Ali Saffet Gönül*'****' *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri AD **Erciyes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ***Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü ****ABD Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Davranış bilimlerinin ve Psikiyatri’nin temel ilgi alanlarından bir tanesi insanların çevreleri ile olan ilişkisidir.S 24 Geri Bildirimler Karar Vermeyi Nasıl Etkiliyor? Teknolojik Geri Bildiriminin İnsan Geri Bildirimi ile Karşılaştırılması Melis Atlamaz*'.

S 25 Psikiyatri Stajı Tamamlamış Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Staj Eğitimi Hakkındaki Görüşleri Mihriban DalkıranVarkal. Yöntem: Bu çalışmaya fakültemizde okuyan. Bu öğrencilerin 114’ü kadın iken 94’ü erkekti ve ortalama yaşları 22. en yüksek oranda eğitimcilerden saldırgan hasta karşısında neler yapabileceğinin öğretilmesini beklemekteydi (%89). Yüzde 76 öğrenci psikiyatrik belirtilerin genel tıbbi durumlarda da görülebileceğine inandığı için eğitimde konsültasyon ve liyezona ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmişti. Sonuç: Psikiyatri stajer eğitiminde ilgiyi ve verimi artırma çabaları giderek önem kazanmaktadır. Ancak eğiticiler eğitimde verim almak için öğrencilerin görüşünü göz önünde bulundururken. nöroanatomi. psikiyatri stajını bitiren ve çalışmaya katılmayı kabul eden tıp öğrencilerin bilgilendirilmiş onamı alındıktan sonra.02 idi. Ayrıca. Murat Emül İstanbul Üniversitesi. Bu çalışma ülkemizde bu amaçla yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önemlidir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. Yüzde 50 -53 öğrenci psikiyatri sınavının yalnızca bilgiyi ölçtüğüne ve beceriyi ölçmediğine vurgu yapmıştı. Yüzde 70 öğrenci standart hasta video kayıtlarını izlemek ve tartışmak istediklerini bildirmişti. %54 öğrenci daha önceki sınıflarda iken psikiyatri ile ilgili (nöroimmünoloji. Ömer Faruk Demirel. deneyimli bir klinisyen olarak da öğretilmesi gerekenler arasında dengeyi gözetmelidir. Erhan Yüksek. psikiyatri stajına öğrencilerin bakışını araştıran bir anket verildi. sosyo-demografik özellik anketinin ardından. Bu çalışmada psikiyatri stajını bitirmiş öğrencilerin stajın hemen bütün safhaları hakkında düşüncelerini geri bildirimle bize aktarmalarını amaçladık. Öğrencilerin %78’i araştırma görevlisi ile ve %64’ü bir hocayla hasta takip etmek istediğini söylemişti. İstanbul Amaç: Tıp fakültelerinde psikiyatri eğitimine az önem verilmiş ve müfredata çok iyi entegre edilmemiş gibidir. Bulgular: Çalışmaya 208 öğrenci katılmayı kabul etmiştir. Öğrenciler. . ekibimizin hazırladığı 31 sorudan oluşan. psikoendokrinoloji gibi) seminer/araştırma projelerine katılmayı doğru bulmuştu.7±1.

PCL-C ve depresyon düzeyleri yönünden anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0. Mann Whitney U. Bulguların istatiksel analizinde Student’s t. her bir hasta için söz konusu olan terapötik süreçleri anlamaya yönelik olması ya da TSB’yi etkileyebilecek dinamik. Hamilton Depresyon Ölçeği Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol ListesiCivilian Versiyonu. .S 26 Bir Travma Modeli Olarak Meme Kanseri Hastalarında Travma Sonrası Büyüme Sibel Koçbıyık. Büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında.3 oranında Travma Sonrası Büyüme saptanmıştır. Bu bakış açısı altında. öğrenim düzeyi.05). Büyümeyi etkileyen. TSB gösteren ve göstermeyen gruplar arasında yaş ortalamaları benzer bulunmuştur. travmatik olayların ardından gelişen patolojik tepkilerin yanı sıra olumlu değişimler de yaşanabileceği üzerinde durmuştur. büyümenin stres düzeyi ile ilişkisini belirlemek. Fisher’in Kesin Sonuçlu KiKare testi kullanılmıştır. travmaya ya da ağır bir hayat krizine bağlı. çalışma durumu bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Haldun Soygür Ersin Hatice Karslıoğlu Sedat Batmaz Ali Çayköylü *Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi **Serbest Hekim ***Ankara Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi ****Mersin Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Son yıllarda pek çok klinisyen ve bilim insanı. hayat felsefesinde olumlu yönde değişiklik olması anlamına gelmektedir. Kesitsel bir ön çalışma olan bu çalışmada. büyümenin TSSB ve Major Depresif Bozukluk gibi ruhsal bozukluklarla ve bu bozuklukları oluşturan belirtilerin şiddeti arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. TSB ile gelecekte gerçekleştirilecek araştırmaların mesleğimizin geleneksel tanımlayıcı ya da kategorize edici dar sınırlarının ötesine geçerek. travma sonrası büyüme gösteren hastalarda büyümenin sosyo-demografik verilerle ilişkisini incelemek. Abdurahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi polikliniğine ayaktan başvuran 150 meme kanseri hastası ile yapılmıştır. travmaya maruz kalan bireylerin rehabilitasyonunda önemli olacağı düşünülmektedir. varolşuşsal etmenlerin derinlemesine araştırılmasını hedeflemesi daha yarar sağlayacak gibi görünmektedir. meme kanseri bir travma modeli olarak ele alındığında. bireyin kendine bakışında. Hastalara Yapılandırılmış MINI Görüşme. Pearson’un Ki-Kare. kişiler arasında ilişkilerinde. bilişsel. Travma sonrası büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. Stres Temometresi. medeni durum. Bulgular Örneklem grubunda %75. Travma Sonrası Büyüme ölçeği Ölçeği uygulanmıştır. Tartışma ve Sonuç: TSB açısından travma yaşayan hastalarımıza koyduğumuz psikiyatrik tanıların ve hastalarımızda saptadığımız psikiyatrik belirtilerin şiddetinin TSB’yi doğrudan etkilemediği görülmektedir. Yöntem: Çalışma Ankara Dr. Travma sonrası büyüme olarak adlandırılan bu değişim. TSB toplam puanı ve alt ölçekler yönünden stres termometresi. değiştirilebilecek veya geliştirilebilecek etmenlerin belirlenmesinin.

ÖDÜLE ADAY SÖZEL BİLDİRİLER .

Tüm olgularla DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID-I) ile görüşüldü. 48(2):195-9. 80(3):155-65. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 18-65 yaş arasında 170 şizofreni tanılı hasta alındı. **İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi. J Nerv Ment Dis. eğitim süresi. memur). 1997. 5-Lysaker PH. Cinsiyet. Hastalar SUMD puanlarına göre içgörüsü olan ve olmayan iki gruba ayrılarak işlevsellik düzeyleri karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan 170 şizofreni tanılı hastanın %39.5’ in (s=11) yakınıyla çalışan. Çalışmamızın önceki araştırmalardan üstünlüğü hastalık belirtilerinin işlevsellik üzerine olan etkisinin de göz önünde bulundurulmasıdır. 1994. Psychiatr Serv. Psychiatr Q. Tartışma Ve Sonuç: Geçmiş araştırmalara benzer biçimde (4. İşlevselliğin yordayıcıları regresyon analizi ile araştırıldı. 2002.2 idi. 4-Amador XF. 3-Mutsatsa SH. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (SUMD). İçgörüsü bozulmuş grupta işlevsellik düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük olduğu saptandı. Pozitif ve Negatif Sendrom ölçeği (PANSS). 2-Dickerson FB.9’ u (s=10) emekli idi. 256(6):356-63. içgörüsü bozulmuş grupta 86 kişi olduğu saptandı.9’ un (s=95) işsiz. Almila Erol**.5’ nin (s=28) evhanımı. şizofreni hastalarında işlevselliğin arttırılması için içgörü artırıcı girişimlerin. Özlem Bora**. 2006.4’ü kadın (s=67). %16. Arch Gen Psychiatry. Levent Mete** *Kars Devlet Hastanesi. Bu çalışmada içgörünün ve alt boyutlarının hastalık belirtilerinden bağımsız olarak işlevsellik üzerine olan etkisininin araştırılması amaçlanmıştır. yaş. Kişisel ve Sosyal Performans Ölçeği (PSP) uygulandı. Kaynaklar 1-Stefanopoulou E. hastane yatış sayısı. % 5. psikososyal rehabilitasyon programlarının önemli olduğu söylenebilir. %60. 3). Psikiyatri Kliniği. %15. %6. serbest meslek. Psikiyatri Kliniği Amaç: Şizofreni hastalarında işlevselliğin düzelmesi hastalar ve aileler için önemli bir tedavi alanıdır (1). İçgörünün işlevsellik üzerine olan etkisini araştıran daha önceki çalışmaların sonuçları tutarsızlık göstermekte ve hastalık belirtilerinin etkisini gözden kaçırmaktadır (2. 5) bizim çalışmamız da içgörü ile sosyal işlevsellik arasındaki ilişkiyi bir kez daha orta koymuştur. 2009. İşlevselliğin anlamlı yordayıcılarının negatif belirtiler.74 ± 11. hastalık süresi. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci.SÖ 01 Şizofreni Hastalarında İç Görünün Bireysel ve Sosyal Performans İle İlişkisi Dursun Hakan Delibaş*. Çalışmamızın sonucunda. Hastalar içgörüsü bozulmuş ve bozulmamış olarak iki grupta incelendiğinde içgörüsü bozulmamış grupta 84 kişi. . Hastaların meslek durumuna bakıldığında %55. PANSS toplam ve alt puanları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu. işçi. 190(3):142-6.6’si (s=103) erkek iken yaş ortalaması 36.3’ ün (s=26) bağımsız bir işte çalıştığı (öğrenci. 51(10):826-36. tedaviye olan içgörü ve anhedoniye olan içgörü olduğu saptandı.

İstatiksel analizler yaş ve toplam beyin hacimleri karıştırıcı faktörler alınarak çoklu lineer regresyon algoritmasıyla gerçekleştirildi. Sebatkârlık puanlarıyla anlamlı bağlantılı olan bölgeler ise beyinde yürütücü işlevlerin düzenlendiği frontal bölge hacimleri olarak tespit edilmiştir. sol mediyal frontal girus hacimleri ile ödül bağımlılığı puanları arasında negatif ilişki belirlendi. hayat boyunca değişmediği tanımlanmıştır. sağ süperiyor paryetal lobül. sol fusiform girus. sağ orta temporal girus. Çalışmamızda sağlıklı insanların MKE’nin mizaç bileşenlerinde aldıkları puanlarla.SÖ 02 Mizaç ve Karakter Envanteri İle Değerlendirilen Mizaç Bileşenlerinin Beyindeki Yapısal İzdüşümleri Mustafa Melih Bilgi*. sol prekuneus hacimleri arasında pozitif ilişki saptandı. Şebnem Tunay*. sol parahippokampal girus. Ödül bağımlılığı puanlarıyla beyinde uyaranın tanımının ve değerlendirilmesinin yapıldığı paryetal lob ve insula hacimleri ilişkili çıkmıştır. çeşitli beyin bölgelerinin gri madde hacimleriyle olası ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. sağ inferior frontal girus. Bu bulgular ışığında beynin belirli yapısal özelliklerinin mizacı belirlediği söylenebilir. Sebatkârlık puanlarıyla sağ parahippokampal girus hacmi pozitif ilişki gösterirken. folliküler fazda olan 50 sağ elini kullanan kadın gönüllü alınmıştır. Beyinde davranışları. Gönüllülerin aynı gün içinde MKE doldurması ve beyin MR’larının çekilmesi sağlanmıştır. . Fatma Şimşek*. Görüntülerin analizi SPM 8 Programı yardımıyla VBM-DARTEL metoduyla yapıldı. sağ singulat girus pozitif ilişki gösterirken. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya tıbbi öykü ve SCID ile değerlendirilmiş. ruhsal ve tıbbi hastalığı olmayan. Sol insula. Bulgular: Çalışmamızda mizaç bileşenleri puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı korelasyon bulunan gri madde hacimleri aşağıdaki gibidir: Zarardan kaçınma puanlarıyla sağ orta frontal girus. Ali Saffet Gönül*. Ödül bağımlılığı puanlarıyla bilateral paryetal postsentral girus. sol orta temporal girus hacimleri negatif ilişkili bulundu. sol orta temporal girus hacimleri ile negatif ilişkili olduğu tespit edildi. Ayrıca mizaç bileşenlerinde alınan puanların çeşitli nörotransmitter sistemleriyle ilişkili olduğu iddia edilmiştir. düşünceleri değerlendiren limbik sistem alanlarıyla zarardan kaçınma puanları arasında bağlantı saptanmıştır.* *Ege Üniversitesi Psikiyatri AD **Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Cloninger tanımladığı psikobiyolojik kuram doğrultusunda kişiliği incelemek için Mizaç ve Karakter Envanterini (MKE) geliştirmiştir. sağ frontal girus. MKE ile yapılan çalışmalarda mizaç bileşenlerinin büyük oranda genetik geçişli olduğu. Tartışma ve Sonuçlar: Bu çalışmada sağlıklı kontrollerde mizaç bileşenleri puanları ile beyindeki bazı bölgelerin gri madde hacimleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.

Bu çalışmada faklı bir analiz tekniği olan Tract Based Spatial Statistics (TBSS) yöntemi kullanılarak alkol bağımlıları (AB) ve sağlıklı kontrollerin BC değişiklikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. küme 4 için r=0. p= 0. p=0.026.108. Kontrol grubunun anlamlı olarak FA düşüklüğü gösterdiği herhangi bir BC kümesi saptanmamıştır.002). Aynı zaman da BC bütünlüğü ile Iowa Kumar Testi (IKT) sonuçlarının arasındaki ilişki de araştırılmıştır. Şeref Gülseren* * İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği **İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği *** Yüksekova Devlet Hastanesi **** Torbalı Devlet Hastanesi Amaç: Son yıllarda Diffüzyon Tensor Görüntüleme (DTG) çeşitli psikiyatrik hastalıklardaki beyaz cevher (BC) bütünlüğünün değerlendirilmesinde artan sıklıkta kullanılmaktadır. AB hastalarda sağlıklı kontrollere göre BC'de yaygın FA düşüklüğü saptanmış ve FA değerleri ile IKT skorları arasında da anlamlı bağıntı saptanmıştır. küme 3 için r=0. Fazıl Gelal**.011. Hastalar ve kontrol grubuna SCID-I uygulandı.513.444. p=0. AB grup ile kontrol grubu karşılaştırıldığında AB grupta 4 farklı BC kümesinde anlamlı Fraksiyonel anizotropi (FA) düşüklüğü saptanmıştır. p= 0.SÖ 03 Alkol Bağımlılarında Diffüzyon Tensor Görüntüleme ve Karar-Verme Nabi Zorlu*.247. Tartışma ve Sonuçlar: Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız literatürde AB hastalarda TBSS analizi kullanılarak KV süreci ile BC bütünlüğü arasındaki ilişkinin araştırıldığı ilk çalışmadır. p=0.006. Ercan Durmaz*.386. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya DSM-IV tanı ölçütlerine göre AB tanısı almış.014). Bulgular: IKT sonuçlarının değerlendirilmesi sonucunda çalışmaya alınan tüm örneklemin kart çektikçe avantajlı destelere yönelmedikleri (F= 1.356) ancak kontrol grubunun AB grubuna göre anlamlı olarak daha fazla avantajlı kart çektiği saptanmıştır (F=3. p=0. Ebuzer Cenik****. AB grupta kontrol grubuna göre anlamlı fark saptanan kümelerin FA değerleri ile IKT skorları arasında anlamlı bağıntı saptanmıştır (küme 1 için r=0. küme 2 için r=0. . Kontrol grubu yaş ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 16 erkek gönüllüden oluşturulmuştur. Ali Kuserli***. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan hastalara ve kontrol grubuna KV için IKT uygulanmıştır. görüntüleme ve IKT öncesinde en az 2 haftadır alkol kullanımı olmayan 17 erkek hasta alınmıştır. DTG verileri FSL (FMRIB's Software Library) program paketinin bir parçası olan FMRIB’s (Oxford Centre for Functional MRI of the Brain) Diffusion Toolbox yazılımı ile analiz edilmiştir. Karar-verme (KV) kavramı ile bağımlılığın tanımı içinde yer alan ‘olumsuz sonuçlarına rağmen madde kullanımının devam etmesi’ arasındaki benzerlik nedeniyle bağımlılarda KV davranışı birçok çalışmada araştırılmıştır.435.

05 (SD± 51. Tartışma: Monoterapi ile izlemde olan ötimik dönemdeki bipolar bozukluğu olan hastaların bilişsel işlevlerinde süreç içerisinde belirgin bir değişiklik olmamaktadır. Ortalama eğitim seviyesi 12.67).93) ay iken izlem grubunda bu süre 56. ötimi. HAM-D puanları 3. Ancak araştırmalardaki ortak yargı izlem çalışmalarına ihtiyaç olduğu yönündedir.6 (SD±2. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk. 1. Bilişsel işlevlerde ilk değerlendirme ve izlem sonuçlarında yürütücü işlevlerden tepki ketleme ve kategori değiştirme becerilerinde[İz Sürme Testi-B süre puanı(81.03)’dir (sırasıyla ilk değerlendirme ve izlem). İzlemsel olarak yapılan nöropsikolojik değerlendirmeler belleği. Valproik Asit veya Atipik Antipsikotik (Olanzapin. Bu bulgular. Bu durum. Son dönemde araştırmalar bilişsel işlev bozukluklarının türü ve olası nedenleri üzerine odaklanmış ve farklı bulgular bildirilmiştir. boylamsaldesen .31 (SD±3.44+26.25 (SD±18.93 (SD±3. Yöntem: Çalışmanın örneklemini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I veya II tanısı ile izlenen.Hilal Demirel(2).53 (SD±11.31 (SD±2. lityum. Risperidon.SÖ 04 Bipolar Bozukluğu Olan Lityum. dikkati. Ketiapin. iyi seyirli bipolar bozuklukta bilişsel işlevlerin görece korunduğu şeklinde yorumlanmıştır. valproik asit veya atipik antipsikotik tedavisi alan 17-68 yaşları arasındaki toplam 30 ötimik hasta oluşturmaktadır. 3. nöropsikoloji.03)] anlamlı fark bulunmuştur.56+30.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir.53 (SD±1.E.52) (p 0.33 ve 69. izlemsel desenle monoterapi ile takipte olan ötimik durumdaki hastaların bilişsel işlevlerinin lityum. İlk değerlendirme grubunda monoterapi süresi ortalama 10. monoterapi. Ortalama izlem süresi 2. valproik asit ve atipik antipsikotik tedavi gruplarında incelenmesidir.58)’dir. Aripiprazol) Monoterapisi ile İzlemde Olan Ötimik Dönemdeki Hastaların Bilişsel İşlevlerinin Değerlendirilmesi: Bir İzlem Çalışması Vesile Şentürk Cankorur (1) . Bu çalışmanın amacı. bipolar bozukluğun bir spektrum içinde değerlendirilebileceğini ve bu spekturuma bağlı olarak da klinik seyrin ve bilişsel işlevlerin değişebileceğini düşündürtmektedir. psikomotor hızı.01) aydır.99) yıldır. Amaç: Bipolar bozukluğu olan hastalarda bilişsel işlev bozukluklarının var olduğu bildirilmektedir. görsel uzaysal becerileri ve yürütücü işlevleri kapsamaktadır. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları ilk değerlendirmede 36.9) yıldır.4 (SD±3. en az bir aydır remisyonda olan.6 (SD±12. izlemde 38.43). YMRS puanları 1.37). Literatürde böyle bir çalışmaya rastlanmamıştır.17). Bu çalışma bipolar bozukluğu bulunan ötimik dönemdeki hastaların bilişsel işlevlerini uzun bir izlem sürecinde her üç farmakoterapi grubunu kapsayarak değerlendiren ilk çalışmadır.

mutlu (p=0.02 ve 0. Şaşkın (p=0. **** İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. iğrenme (p=0. Esat Şahin***. Eyüp Kandemir***.SÖ 05 Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB ) Olan ve Olmayan Antisosyal kişilik bozukluğu( ASKB) Olgularında Yüz İfadesinden Duygu Tanıma Erman Bagcioglu*. Adli Tıp Kurumu . başkalarından gelen ipuçlarına çok erkenden dikkat etmeye başlayarak sosyal durumlardaki güçsüzlüklerini kompanse edebildikleri düşünülmektedir. Metod: Katılımcılar klinik görüşme ve Wender Utah DEHB değerlendirme ölçeği uygulanması sonrası DEHB+ASKB. Tartışma: DEHB çocukluk çağında başlayıp erişkinlik döneminde %25-68 oranında ASKB olarak sürebilmektedir.001 ve 0. üzgün (p=0. korkmuş. korku (p=0. Çalışmalarda bu iki özelliğin ön planda olduğu DEHB olgularının sosyal ilişkilere daha sık girdiği.301). kızgın. . Ekman ve Friesen tarafından hazırlanan ve mutlu. Psikiyatri AD Amaç: Bir süreklilik arz eden dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB).004) yüz ifadeleri ise yalnızca ASKB-DEHB olan grupta sağlıklılardan daha uzun iken hasta grupları kendi içinde anlamlı bir fark göstermemiştir. kızgın (p=0. Üç grup arasında yüz ifadelerini doğru tanıma açısından anlamlı bir fark saptanmadı: nötral (p=0. üzgün.04). öteki insanların sergilediği sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirmenin bir sonucu olabileceği düşündürmektedir. Antisosyal davranışlar ve agresyonun.998).731). erişkinde sıklıkla tutuklanma.029). ***TC Adalet Bakanlığı. Yüz ifadesinden duyguları tanıma normal sosyalleşme ve kişiler arası iletişim için olmazsa olmazdır. Bu çalışmada DEHB olanlarda impulsiviteve hiperaktivitenin ön planda olduğu antisosyal semptomlar daha baskındı ve DEHBASKB. iğrenmiş olmak üzere toplum tarafından sıklıkla kabul görmüş 7 yüz duygu ifadesinin bulunduğu A4 kartlara siyah beyaz olarak bastırılmış fotoğraflar kullanılmıştır.535). Bu çalışmada DEHB olan ve antisosyal eylemlerde bulunan bireylerin yüz ifadesinden duygu tanıma özellikleri araştırılmıştır.158). Her iki grup da hastalardan nötral (p=0. üzgün (p=0. Bulgular: Çalışmada 34 ASKB+DEHB. DEHB olgularının dikkat eksikliği tipinde affekti tanımanın daha zor olduğu üzerinde durulmaktadır. Fotoğraflardaki duygu ifadelerini 45 cm mesafeden doğru şekilde ve en kısa sürede tanımaları istenmiştir. Murat Emül****. Hasmet Işıklı*. iğrenmiş (p=0.498).012). şaşırmış. **Serbest. şaşkın (p=0.045) yüz ifadesini sağlıklı gruba oranla daha uzun sürede tanımıştı.553). 39 kontrol grubu alınmıştır. *Afyonkocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. ASKB ve sağlıklılar arasında yüz ifadesinden duygu tanıma oranları benzerdi.002) ve mutlu (p=0. ASKB ve sağlıklı grup olarak üçe ayrılmıştır. korkmuş (p=0. yargılanma ve antisosyal davranışlar gibi sıklıkla ciddi yaşam sonuçları olabilmektedir. 21 ASKB. Korku ve üzgün yüz gibi stres ifade eden yüz ifadelerini tanımanın antisosyal davranışı söndürmede önemli bir rolü olduğu bulunmuştur.

** Sami Ulus Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Kliniği. Hakan Mutlu***** * Haydarpaşa GATA Psikiyatri AD. **** Aksaz Asker Hastanesi Radyoloji Servisi. Özgür Öner**. Tüm olgular PCL-R.001). ve ventromedial prefrontal korteks (VMPFC) NAA/Cre ve Kolin (Cho) /Cre oranları hesaplanmıştır. Ayhan Algül*. . Bilateral VMPFC NAA/Cre değeri ise psikopatinin şiddeti ile ilişkilidir. Bu çalışmada bu boşluk doldurulmaya çalışılmaktadır. ASKB olgularında bilateral VMPFC NAA/Cre daha yüksek bulunmuştur.001). ASKB olan olgularda sıklıkla bulunan yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) bulgularının etkileri incelenmemiştir. 2-psikopati ile VMPFC nöronal bütünlüğünün daha özgül bir ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir. ASKB olgularının bilateral ACC Cho/Cre. psikopatinin şiddetini gösteren Psychopathy Checklist-Revised (PCL-R) toplam puanı ile ters korelasyon gösterdiği tarafımızdan gösetrilmişti.02).SÖ 06 Antisosyal Kişilik Bozukluğu’nda Manyetik Rezonans Spektroskopi Değerlendirmesinde Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtilerinin Etkisi Cengiz Başoğlu*. Öte yandan. Yetişkin DEHB belirtilerinin şiddeti artıkça ACC ve VMPFC Cho/Cre değerleri düşmektedir. Sonuçlar: ASKB grubu hem PCL-R hem de DEHB değerlendirmelerinde anlamlı olarak yüksek ve puanlar almıştır (p<. Ali Kemal Sivrioğlu****. İstanbul . Şimdiye kadar bu konuda gerçekleştirilen çok az sayıda çalışmada anterior singulat korteks (ACC) N-asetil aspartat (NAA)/ Kreatinin (Cr) oranının. dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC). Alpay Ateş*. sağ DLPFC NAA/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri ile ters orantılıdır. Bilateral VMPFC NAA/Cre değerleri ise sadece psikopatinin şiddeti ile ilişklidir. Yöntem: Örneklem 23 erkek ASKB olgusunu ve 21 yaş ve cinsiyet açısından benzer kontrol olgusunu içermektedir. klinik ve nöropsikolojik değerlendirmelerle MRS değerlerinin ilişkisi incelenmiştir. Servet Ebrinç*. Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) de yürütücü işlevlerin değerlendirilmesi amacıyla uygulanmıştır. Onat Yılmaz***. psikopati ile olan ilişkisi de göz önüne alınarak. ve Wender Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ) ile değerlendirilmiştir.yetişkin DEHB belirtilerinin. Adult ADHD Self Rating Scale (ASRS). Tartışma: Sonuçlar ASKB olgularının kontrol grubuna göre hem nöronal bütünlük hem de membran dönüşümü ve metabolizma açısından farklılıklar gösterdiğini düşündürmektedir.Güner Sönmez*****. Ancak. ***** GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Radyoloji Servisi. Bu bulgular. Aynı bölgelerdeki ölçümler ile WKET Tamamlanan Kategori puanı ise doğru orantılıdır. Ankara. *** Gölcük Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniği. bilateral DLPFC NAA/Cre ve Cho/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri anlamlı olarak daha düşüktür (tüm karşılaştırmalar için en azından p<. şu ana kadar yapılan gerek işlevsel. ASRS toplam ve PCL-R toplam puanları bilateral ACC Cho/Cre. Grupların karşılaştırılmasının yanı sıra. 1. Mesut Çetin*. WKET performansı ise bu grupta düşüktür (p<. ASKB’nun nörobiyolojisinde önemli yer tutabileceği. Manyetik rezonans spektroskopi ile bilateral ACC. gerekse yapısal beyin görüntüleme çalışmalarında. M. WUDÖ. Kocaeli. Ankara Amaç: Antisosyal kişilik bozukluğu (ASKB) ve ilişkili ancak farklı bir durum olan psikopatide beyin manyetik rezonans spektroskopi çalışmaları kısıtlıdır.

işlevsellik düşmekte ve klinik seyir etkilenmektedir. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB eştanısı yüksek oranlardadır ( özellikle dikkat eksikliği baskın tip). SAB hastalarında yaşamboyu DEHB varlığı ile yaş.3) yaşamboyu DEHB eştanı ktiterlerini karşılamıştır. Toplam 94 hasta ( % 72. . SYÖ iş. Ardından DEHB eştanısını değerlendirmek için hastalara K-SADS-PL (Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Age Children—Present and Lifetime Version) DEHB modulü uygulanmıştır. sosyal yaşam ve ev skorları daha yüksek. Yaşamboyu DEHB eştanısı alan 89 hasta ile ( SAB. Bunlara ek olarak SAB. Sheehan Yetiyitimi Ölçeği ( SYÖ) uygulanmıştır. İşlevselliğin Genel Değerlendirilmesi ( IGD ) . SYÖ iş. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. 74 hastada dikkat eksikliği baskın tip. BDÖ. yaşamboyu Major depresif bozukluk ve bipolar bozukluk eştanıları daha yüksekti.DEHB grubu). Bunun nedeni ise uzun dönem boyunca DEHB’ nin bir çocukluk dönemi hastalığı olarak görülmesi olabilir. 130 hasta ardışık olarak alınmış ve DSM-IV (SCID-I) uygulanmıştır.DEHB grubunun LSAÖ kaygı. Erhan Ertekin. Bunlara ek olarak yaşamboyu DEHB ile ilişkili değişkenler logistik regresyon ile değerlendirilmiştir.). kaçınma. 1 hastada hiperaktif/ impulsif tip ve 5 hastada ise BTA DEHB almaktaydı. BDÖ. antidepresana bağlı hipomani öyküsü. IGD şimdi ve geçen yıl skor ortalamaları daha düşüktü. sosyal yaşam ve ev skorları artması. Yaşamboyu DEHB varlığında SAB şiddeti artmakta. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi Psikiyatri Kliniği Sosyal Anksiyete bozukluğu (SAB) hastalarında yüksek oranlarda eştanı varlığı bildirilmesine rağmen bu çalışmalarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ( DEHB ) eştanısına bakılmamıştır.DEHB grubunun yaş. depresyonda atipik özellik. ilk başvuru yaşı. Oysa yapılan prospektif çalışmalarda DEHB’ nin sıklıkla erişkinliktede devam ettiği görülmüştür. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı düşmesi. Çağrı Yüksel. IGD şimdi ve geçen yıl skor düşmesi ilişkili bulunmuştur. LSAÖ kaygı. BDÖ (Beck Depresyon Ölçeği).SÖ 07 Sosyal Anksiyete Bozukluğu Hastalarında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Eştanısının Sıklığı. yaşam boyu DEHB eştanısı olmayan 36 hasta ( SAB grubu) sosyodemografik ve klinik özellikler ve eştanı oranları açısından karşılaştırılmıştır ( BTA DEHB hastaları karşılaştırmaya alınmamıştır. ilk başvuru yaşı. 14 hastada bileşik tip. SAB. Ü. Hastalara LSAÖ (Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği). Çalışmaya primer tanısı SAB olan. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı SAB grubundan daha düşüktü. Klinik Özellikleri ve İlişkili Değişkenler : Ahmet Koyuncu. DEHB varlığı ve hipomanik switch arasında bir ilişki olabilir. İ. suisid girişimi. Bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Zerrin Binbay Bahat Sağlık Grubu. kaçınma.

İstanbul **** Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Sıçanlar dekapitasyonla öldürüldükten sonra beyinleri Paxinos-Watson Sıçan Beyin Atlası’ndaki koordinatlara göre amigdala. 2010. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik AD. Sonuç: Kaçınma ve risk değerlendirme davranışlarının. Cabadak H. Ipser JC. Beynin farklı bölgelerindeki protein ekspresyonları. Geballe MT. Zafer Gören***. Aslı Aykaç**. The change in muscarinic receptor subtypes in different brain regions of rats treated with fluoxetine or propranolol in a model of post-traumatic stress disorder. NRζ1 reseptör alt tiplerine özgün antikorlar kullanılarak Western Blot Tekniği ile belirlenmiştir. Wistar suşu sıçanlarda habitüasyon sonrası kedi tüyü kokusu modeliyle travmatik stres oluşturulmuştur. Bu gruplar hiç travma oluşturulmamış sıçanlar. Psychiatr Clin North Am. Bu durum araştırmacıların ilgisini öğrenmeyi güçlendirebilecek ajanlara ve ilgili beyin mekanizmalarına yöneltmiştir.D-sikloserinin TSSB’deki etkinliği ve nörobiyolojik etki mekanizmalarıyla ilişkili yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.30(7):2741-54 . amigdala ve prefrontal korteksin her üçünde de değiştirdiği izlenmiştir. Structural determinants of D-cycloserine efficacy at the NR1/NR2C NMDA receptors. 2. sadece travmatik stres oluşturulmuş sıçanlar ve tedavi olarak 3 gün sadece sönme alıştırması uygulanan sıçanlarla karşılaştırılmıştır. Dravid SM. Kocaeli Amaç: Son dönemlerde korku cevaplarının sönmesini hedef alan araştırmalar bazı farmakoterapötik ajanların bilişsel davranışçı terapiyi kolaylaştırıp kolaylaştıramayacağı sorusunu gündeme getirmiştir (1).232(1):124-9. Etki mekanizması tam olarak bilinmese de NR1 altünitesi üzerinden etkili olduğunu ve bu etkinliğin NR2 aracılığıyla düzenlendiğini bildiren bir çalışma mevcuttur (3).33:687-99. Bu çalışmada kedi kokusu modelinde D-sikloserin’in kronik uygulamada farklı sürelerde korku sönmesi üzerine olan etkinliği ve NRζ1 tipi NMDA reseptör ekspresyonları üzerinde oluşturduğu değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.SÖ 08 Saldırgan Hayvan Kokusu ile Oluşturulmuş Travmatik Stres Modelinde D-Sikloserinin Korku Sönmesi ve NRζ1tipi NMDA Reseptör Ekspresyonu Üzerine Etkisi: Gökçe Elif Sarıdoğan*. 2010. 2012 . Cem Cerit****. J Neurosci. koşullu uyaranla temasın ise arttığı gözlemlenmiştir. Le P et al. Stein DJ. Ganasen KA. Behav Brain Res. Gören MZ. Aykaç A. Burger PB. Hülya Cabadak**. Augmentation of Cognitive Behavioral Therapy with Pharmacotherapy. Aydın B. 3. Mecit Çalışkan* * Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Aynı deney ortamında sönme alıştırmasıyla birlikte 2 gruba sırasıyla 3 ve 5 gün günde bir kez 15 mg/kg D-sikloserin uygulanmıştır. Kaynaklar: 1. Yadav R. D-sikloserin uygulamasının NR1 ekspresyonlarını hipokampüs. D-sikloserin NMetil-D-Aspartat reseptörünün glisin bağlanma bölgesinin parsiyel agonistidir. Yöntem: Çalışmada. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Farmakoloji AD. Fluoksetinin travmatik stresteki etkinliğinin öğrenme işlevlerinde önemli rol oynayan muskarinik reseptörler aracılığıyla gerçekleşebileceğini bildiren son dönemlerde yayınlanmış bir çalışma mevcuttur(2). sönme uygulamasına D-sikloserin eklendiğinde daha hızlı biçimde azaldığı. hipokampüs ve frontal korteks bölümlerine ayrılmıştır. Psikiyatri. Prakash A.

046)yüksek çıkmıştır.DKB) yanında son zamanlarda travmanın biyolojik etkileride araştırılmaya başlanmış ve akut/kronik stres döneminde immünolojik değişikliklerin olduğu gösterilmiştir.025)yüzdesi KG'ye göre artmışken.Cİ'ye bağlı(ergenlerde)immünolojik denge bozulmuştur.027). İmmünoloji Anabilim Dalı. Deneysel Tıp Arastırma Enstitüsü (DETAE). İstanbul ** İstanbul Üniversitesi. Günnur Deniz** * İstanbul Üniversitesi. istismara uğramamış.TH1 alt tipinde ve immünregülatör etkili CD56+NK hücre alt tipinde azalmayı ve hücresel immünitede bir baskılanmayı düşündürtmüştür.Rutin kan tetkiki örneklemi kullanılarak.05) sayısı Fİ'ye uğramamış TSSB-Ş tanılı olgulara(n:15)göre düşük saptanmıştır.CD4+T Helper.04) ve T Lenfosit (p:0.Ancak ergenlerde cinsel istismar(Cİ) sonrası immünolojik değişikliklerin araştırıldığı bir literatüre rastlanmamıştır.MDB.010).Bu çalışmada Cİ mağduru ergenlerde ruhsal travmanın biyolojik sonuçları değerlendirilecektir.OG'da NKCC artışı azalmış hücresel immüniteye karşı bir kompansasyon nedeniyle olabilir. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.Romatoid artrit ve Multible Skleroz gibi kronik hastalıklarda belirlenen immünolojik değişikliklerle TSSB geliştiren erişkinlerdeki immünolojik değişiklikler benzer bulunmuştur.013)ile oranı(p:0. İstanbul Tıp Fakültesi.gamma seviyeleri ise anlamlı şekilde düşük(p:0. uyarılmış IFN-gamma seviyesi KG'ye göre anlamlı şekilde düşük saptanmıştır(p:0.030)çıkmıştır.hücresel immünitede önemli rolü olan ve antiviral etkili IFN-gamma düşüklüğü.IL-5 salgılayan CD4+TH2 hücre alt tipinde ve NK2 hücre alt tipinde artış olduğunu düşündürtmüştür.psorizis. CD4+TH2 sitokinlerindeki artışın alerji. Yöntem ve Gereçler: Olgu grubunu(OG).017)düşüklük saptanmıştır.Olgu ve kontrol grubu KSADS-PL kullanılarak şimdiki ve geçirilmiş psikiyatrik hastalıkları değerlendirilmiştir. MDB-Ş tanısının eşlik etmediği TSSB-Ş tanılı olgularda(n:6)eozonofil sayısı(p:0. afektif/psikotik bozukluğu olmayan 10 ergen oluşturmuştur.Cİ'ye ek olarak fiziksel istismarada(Fİ) uğrayan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:11).037) saptanmıştır.Fiziksel istismara uğramamış TSSB-Ş tanılı olgularda(n:15).DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı alan ve herhangi bir tedavi almamış 13-18 yaş arası 33 olgu oluşturmuştur. cinsel istismara(Cİ) uğrama nedeniyle adli makamlarca polikliniğimize yönlendirilen. İstanbul Bu proje İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Tarafından Desteklenmiştir.B Lenfosit(p:0.OG'da olayın şiddeti arttıkça(tekrarlama penetrasyon-Fİ)kazanılmış immünitede baskılanma belirginleşmiştir. kalmayanlara göre(n:8) eozonofil yüzdesi (p:0.Tekrarlayan cinsel istismara(TCİ) maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) aktif T Hücreyi gösteren CD3+DR+T Lenfosit sayısında (p:0.SÖ 09 Ergenlerde (13-18 yaş) Cinsel İstismar Sonrası İmmün Sistem Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Hamza Ayaydın*.benzer sosyoekonomik düzeyde olan.SLE gibi hastalıklarda etkili olduğu bilinmektedir. .05) ve uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0.046). Proje No: 16431 Amaç: Travma ve sonrasında gelişen bir çok psikiyatrik hastalığın (örn. Tartışma: Olgu grubunda.uyarılmış IFN.TSSB.TSSB-Ş tanılı olgularda(n:26) penetrasyona maruz kalanlarda(n:18).OG'da eozonofil sayısında artış ise. Bulgular: Geçirilmiş TSSB(TSSB-G)tanılı(n=6)ve Şimdi TSSB(TSSB-Ş) tanılı olgu grubundaki ergenlerde (n:33) kontrol grubuna(n:10) göre eozonofil sayısı anlamlı şekilde yüksek(p:0.024) KG'na göre anlamlı şekilde düşüklük saptanmıştır.DETAE immünoloji laboratuvarında periferik mononükleer hücre sayısı ve oranları. Nilgün Okumuş Akdeniz**.Kontrol grubunu(KG).009)ve NKCC(p:0.uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0. uyarılmış hücre içi sitokin seviyesi ve NK hücresi Sitotoksik aktivitesi(NKCC) değerlendirilmiştir.Total Lenfosit(p:0. Osman Abalı*.TCİ maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) CD3+DR+ T Lenfosit sayısı cinsel istismarı tekrarlamayan TSSB-Ş tanılı olgulara(n:8)göre düşük(p:0.

Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 73 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. and Elderly Adults. (1989) UCLA yalnızlık ölçeğinin geçerlik ve güvenirliği. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Shapiro AD (2004) Social well-being in the United States: a descriptive epidemiology. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 171 kişide ikinci kez uygulanmıştır. Eker D. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı. Kaynaklar Demir A. Faktör analizi yapılmış. Social Psychology Quarterly. Keyes CLM (1998) Social well-being. Duru Gündoğar***. Senol-Durak E. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 43 maddelik son hali verilmiştir.1’ini açıkladığı görülmüştür. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin bu son haliyle dört faktörlü yapının varyansın % 48. 61(2): 121-140. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Bireysel-ruhsal iyi olma hali ile sosyal iyi olma halinin kesişim alanı büyük olsa da. Tartışma ve Sonuçlar: Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. Fatma Yıldırım**. Nail Dertli**. sosyal iyi olma halini ve dolayısıyla toplum ruh sağlığı düzeyini ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. “Sosyal iyi olma hali” kavramı ile birey ve içinde yaşadığı toplumun karşılıklı bir bütün olarak sağlıklı yaşamasının tanımı kapsamlı olarak yapılmaya çalışılmıştır. Social Indicators Research. Türk Psikoloji Dergisi. Mehmet Çolak****. Sosyal iyi olma hali üzerine özgün bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Geçerlik ve Güvenirliği. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki 415 gönüllü erişkinde uygulanmıştır. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. 12(1): 17-25.95 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 171 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students.78 olarak bulunmuştur. Türk Psikiyatri Dergisi. Arkar H. toplum ruh sağlığı söz konusu olduğunda bireysel-ruhsal iyi olma hali tanımı yetersiz kalmaktadır.SÖ 10 Sosyal İyi Olma Hali Ölçeğinin Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması İnci Özgür İlhan*. 99:413–429. Keyes CLM. Sıla Yüce*. . Durak M. Correctional Officers.7 (23): 4– 18.

Yöntem ve Gereçler: 28 ötimik Bipolar tip 1 bozukluklu Hasta. The global burden of disease : a comprehensive assessment of mortality and disability from diseases. AD Amaç: Bipolar bozuklukta hastalıktan koruyucu ve hastalıkla ilişkili yapısal endofenotipleri belirleme. p < 0. p < 0. p < 0.28. 140 mm3) olduğu belirlendi.001.**** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Van Erciş Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Birimi ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD. World Bank. . Tartışma ve Sonuç : Bu çalışmanın sonuçları ventral limbik yolağın bir parçası olan orbitofrontal korteksteki hacim azalmasının Bipolar bozuklukta kalıtsallıkla ilişkili olabileceği diğer taraftan bozulmuş ventral-limbik sistem etkilerini düzenleyen kortikal-kognitif yolağın bir parçası olan dorsolateral prefrontal korteks hacmindeki artışın ise hastalıktan koruyucu bir nöral marker olabileceğini ileri sürmektedir.13. bu hastaların sağlıklı kardeşleri ve 30 sağlıklı kontrol grubu bireyin 3 Tesla Magnetik Rezonas (MR) Cihazı ile yapısal beyin görüntüleri elde edilmiştir. 2. 516 mm3) ve bunların sağlıklı kardeşlerinin (t=4. Arch Gen Psychiatry. Nöroradyoloji Birimi ****Mercer Üniversitesi. Angst J. 368 mm3) ve sağlıklı kontrol grubundan (t=4. İkincil analizlerde sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bipolar bozukluklu bireyler (t=4.36. Merikangas KR. Harvard School of Public Health.001. Cem Çınar*. Sağlıklı Kardeşleri ve Sağlıklı Kontrol Grubunun Karşılaştırıldığı Voksel Tabanlı Bir Magnetik Rezonans Görüntüleme Çalışması Fatma Şimşek*. and risk factors in 1990 and projected to 2020. 287 mm3) ve sağlıklı kardeşlerinde (t= 4.23.001. Georgia. injuries.001. 99 mm3) sol orbitofrontal korteks hacimlerinin sağlıklı kontrollerden daha küçük olduğu diğer taraftan ise sağlıklı kardeşlerin sol dorsolateral prefrontal korteks hacimlerinin bipolar bozukluklu bireyler (t= 4. 1996. Murray CJL. Mustafa Melih Bilgi*.08. Ömer Kitiş***.64:543-52. Pskiyatri ve Kognitif Bilimler Anablim Dalı. Hirschfeld RM. MA: Published by the Harvard School of Public Health on behalf of the World Health Organization and the World Bank ... World Health Organization. p < 0. 2007. Elde edilen T1 görüntülerinden voksel tabanlı ölçümlerde gri madde hacim farklılıklarını belirleyebilmek için SPM-8 ( Statistical Parametric Mapping) kullanılmıştır. Sonuçlar: Gri madde analizlerinde Bipolar Bozukluklu bireyler (t=5. Petukhova M. Mehmet Çağdaş Eker*. Ali Saffet Gönül*. Lopez AD.39. 1. Lifetime and 12month prevalence of bipolar spectrum disorder in the National Comorbidity Survey replication.001.61.001. Cambridge. p < 0. 591 mm3) sağ serebellumda hacim kaybı ve Bipolar bozukluklu bireylerde sol presantral girusta hacimkaybı (t= 3.001. p < 0. Akiskal HS. et al. Greenberg PE. 252 mm3) daha fazla olduğu gösterildi. p < 0.SÖ 11 Bipolar Bozukluklukta Beyinde Hastalıktan Koruyucu ve Hastalık Açısından Riskli Bölgeler: Bipolar Tip 1 Bozukluklu Bireyler. Serhan Işıklı**. Distributed by Harvard University Press.

Depresif belirtilerin şiddetini saptamak amacıyla BDÖ ve MADDÖ. Üst bilişler yönünden incelendiğinde. 2A. Bulgular: Duygusal şemaları yönünden incelendiğinde. Y.SÖ 12 Üst Bilişler ve Duygusal Şemalar: Unipolar ve Bipolar Depresyon Ayrımı İçin Farklı Bir Bakış Sedat Batmaz1. WHIPLASHED Kısaltması ve DBÖ ile tarama sonrasında bipolarite düşünülenler ve YMDÖ puanları ile karma dönem düşünülenler çalışmadan dışlandı. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. ölçek maddelerinde görüldüğü üzere kişinin duygulara atfettiği önem ve bu duyguları inkâr ederek onlardan uzak durma isteğinin bipolar hastalarda kendini iyi gösterme çabasının yansıması olabileceğini düşündürmektedir. Arif Haldun Soygür3. kullanılan ölçeğin anksiyete bozuklukları açısından daha kullanışlı olabilmesi ile de açıklanabilir. Alanyazında depresif grupları birbirinden ayırt etmeye yarayacak yeni bakış açılarına ihtiyaç vardır. Duygusal şemalar açısından. depresif gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. Mehmet Hakan Türkçapar5 1Mersin Devlet Hastanesi. grupların ayırt edilmesinde kullanılmak üzere ÜBÖ-30 ve LDŞSF uygulandı. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edildi. Hastalarla MINI tanısal görüşmesi yapıldı. Bipolar depresyon için giderek daha fazla psikososyal tedavi girişimlerine yer verilmektedir. depresif grupların sadece duyguları inkâr alt ölçeğinde birbirlerinden istatistiksel olarak anlamlı şekilde ayırt edilebildiği görüldü. Dış kapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Unipolar ve bipolar depresyonun ayrımında kullanılabilecek farklı bir bakış açısı olarak üst bilişler ve duygusal şemaların karşılaştırılması Yöntem ve Gereçler: Ağustos 2009 – Ocak 2012 arasında bir eğitim araştırma hastanesinin psikiyatri kliniğine başvuran 189 unipolar depresyon. her iki durumda benzer üst bilişsel süreçlerin işlediğini gösteriyor olabileceği gibi. 3Serbest Hekim. . Bu nedenle sonraki çalışmalarda depresyona özgü üst bilişleri taramaya odaklanan ölçeklerin kullanılması yol gösterici olacaktır. 5Y. Üst bilişler açısından gruplar arasında bir fark tespit edilmemesi. En az bir aile üyesi ile görüşme. B. Semra Ulusoy Kaymak2. 70 bipolar depresyon hastası ve 70 sağlıklı kişiden oluşan gönüllü grupları araştırmaya dahil edildi. Terapötik müdahale yöntemlerinin uygulanmasında bilişsel yapı farklılıkları önem kazanmakta ve gündeme alınacak konuların tespitinde devreye girebilmektedir. Sibel Koçbıyık4. Tartışma ve Sonuçlar: Unipolar ve bipolar depresyon arasında üst bilişler ve duygusal şemaları kıyaslayan herhangi bir yayın yoktur. duyguları inkâr alt ölçeğinde unipolar depresif grubun daha yüksek puan alıyor olması. Metakognitif modelin depresyonda ruminasyonlara daha fazla vurgu yapıyor olması ve karşılaştırılan gruplar arasında bu yönden bir fark olmamasına da dolaylı yönden işaret ediyor olabilir. 4Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi.

Kronik şizofreni hastalarında DLPFK Cho düzeyi negatif belirtiler ile pozitif korelasyon. İlk atak erkek hastalarda ise hastalığın başlangıcından itibaren nöronal bütünlüğün bozulmuş olabileceğini düşündürmektedir. daha önce ilaç tedavisi almamış veya minimal düzeyde antipsikotik tedavi görmüş 19 ilk atak psikoz hastası ve 30 sağlıklı kontrol vakası oluşturmuştur. hipokampus ve anterior singulat korteks (ASK) bölgelerindeki metabolit seviyeleri karşılaştırılmış. Diğer bölge ve metabolit değerlerinde ise gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. kolin (Cho). hipokampal NAA/Cre ise düşük olarak bulgulandı.SÖ 13 İlk Psikotik Atak ve Kronik Şizofreni Hastalarında Manyetik Rezonans Spektroskopi Bulgularının Karşılaştırılması *Filiz Karadağ. *Gülfizar Varma.*Duygu Kırtaş.*Yılmaz kıroğlu. N-AA düzeyi KGİ puanı ile negatif korelasyon gösterdi. Bulgular:Çalışmamızda kronik şizofreni hastalarında sağlıklı kontrollere göre DLPFK Cho düzeyinde anlamlı artış.**Ceyhan Balcı. kreatin (Cre). Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS). İlk atak yaşayan erkek ve kadın hastalarda DLPFK myo-I/Cre ve hipokampal N-AA/Cre oranları anlamlı farklılık gösterdi. Gereç-yöntem: Çalışmanın örneklemini DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısı olan 30 hasta. Psikiyatri AD **Denizli Devlet Hastanesi Amaç: Çalışmamızda. hipokampus N-AA ve Cho düzeylerinde ise anlamlı azalma tespit edildi. talamus. ASK. ilk psikotik atak hastaları. Tartışma:Bu bulgular kronik şizofreni olgularında DLPFK ve hipokampal bölgede nörodejeneratif bir süreci desteklemektedir. miyoinositol (myo-I) metabolit düzeyleri ölçülmüştür. Hasta grubunda psikiyatrik belirti şiddeti Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SANS). talamus ve hipokampus bölgelerindeki N-asetilaspartat (N-AA).**Taner Değirmenci *Pamukkale üniversitesi Tıp Fak. erkeklerde DLPFK myo-I/Cre oranı yüksek. Hipokampal bölgede ise ilk atak psikoz hastalarında SAPS puanı ile myo-I/Cre arasında pozitif korelasyon bulundu. Klinik Genel İzlenim Ölçeği (KGİ) ile değerlendirilmiştir. DLPFK. . serebral metabolit düzeylerinin gruplar arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. kronik şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrollerden oluşan grupların Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS) yöntemi ile dorsolateral prefrontal korteks (DLPK).

p=0.2 saptanmıştır. DEÜTF Psikotik Bozukluklar Polikliniği’nde çoklu antipsikotik uygulama sıklığının değerlendirilmesi. bilişsel işlevlere ve yan etki profi-line etkisininin incelenmesi amaçlanmıştır. Çoklu antipsikotik tedavisi alan grupta yürütücü işlevleri.Berna Binnur Akdede. çoklu antipsikotik tedaviler kullanırken daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Şizofreni tedavisinde çoklu antipsikotik ilaç kullanımının yararlı olduğuna ilişkin veriler sınırlıdır ancak yaratabileceği ek sorunlara ilişkin çok sayıda kanıt bulunmaktadır. yan etki oranları daha yüksek saptanmıştır. nörolojik ve otonomik belirtiler alt ölçek puanları çoklu antipsikotik kullanan grupta yüksektir (sırasıyla. Tartışma ve sonuçlar: Çoklu antipsikotik tedavisi alan hastalarda yaşam kalitesi düşük saptanırken. Bu nedenle klinisyenlerin.01). QLSS skoru düşük saptanmıştır (p=0. Meliha Diriöz. Klinik Genel İzlenim Şiddet Ölçeği (CGI-S). Çoklu antipsikotik kullanan grup (n= 59) ile tek antipsikotik kullanan grup (n=39) arasında çalışabilirlik (p=0. Bu araştırmada. UKU psikolojik. Köksal Alptekin Dokuz Eylül Üniversitesi Psikiyatri AD Giriş: Çoklu antipsikotik kullanımı. Klinik ölçümlerde. Sinem Yeşilyurt. yaşam kalitesine. antikolinerjik (p=0. yan etki oranı. Bulgular: Çoklu antipsikotik kullanımı %60. sözel öğrenme ve belleği değerlendiren testlerde bozulmada artış istatistiki olarak anlamlıdır. Ahmet Topuzoğlu. yaşam kalitesi . tek bir hastada iki ya da daha fazla antipsikotiğin bir arada kulla-nılmasını ifade etmektedir.05. çoklu antipsikotik tedavisinin.04. Zeliha Ersoy Sayın. Şizofreni Hastaları için Yaşam Niteliği Ölçeği (QLSS). UKU Yan Etki Değerlendirme Ölçeği (UKU-SERS) ve nörobilişsel testler kullanıldı.SÖ 14 Şizofreni ve Şizoaffektif Bozukluk Hastalarında Çoklu Antipsikotik İlaç Tedavisinin Etkileri Deniz Ceylan. bilişsel işlevler. hastalık şiddeti. Anahtar kelimeler: çoklu antipsikotik tedavisi.01).01).04) ve depo antipsikotik ilaç (p=0. psikopatoloji daha ağır. semptomatik remisyon (p=0. İşlevselliğin Genel Değerlendirmesi Ölçeği (İGD).01) kullanımı açısından anlamlı farklı-lıklar bulunmuştur. klinik parametreler ve nörobilişsel işlevler açısından karşılaştırıldı. p=0.02). Çoklu antipsikotik kullanan grubun PANNS skoru tek antipsikotik kullanan gruba göre yüksek (p=0. PANSS (Pozitif ve negatif semptom skalası). yaşam kalitesi. Yöntem ve gereçler: Şizofreni veya şizoaffektif bozukluk tanılı hastalar aldıkları antipsikotik tedavilere göre grup-landırılarak. polifarmasi. iyileşmeyen ve tedavilerinde zorluklar yaşanan şizofreni hastalarında. işleyen belleği. p=0.02). Çoklu antipsikotik uygulamasının hastalığın kliniğine etkilerinin değerlen-dirilmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

PANEL ÖZETLERİ .

çocuğa. Şiddetin silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde kendisini yeniden ve yeniden üretiyor olması. . uygulandığı mekan bakımından. özellikle zorla yerinde edilme sırasında yaşanan şiddet ve mağdur olan sosyallik üzerine etkileri üzerinde durulacaktır. Kullanılan yöntem açısından. mağdur ve zaman zaman fail konumundaki kişilerin oluşturduğu sosyalliğin ilişkileri ve değer yargıları üzerinde etkilere neden olur. kadına. Bu bölgelerde yukarıda sınıflandırıldığı şekli ile şiddetin bütün biçimlerinin uygulandığı görülür. iş yerinde. kişinin bedensel ve/veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren davranış olarak tanımlanmaktadır. cinsel ve ekonomik şiddet şeklinde. psikolojik. Bu sunumda. şiddetin her biçimi bakımından uygun bir vasat sağlar. fiziksel. Silahlı çatışmaların yaşandığı coğrafyalar. ev içinde. sokakta şiddet şeklinde sınıflandırılır. davranışın yöneldiği kişiler açısından.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Çatışmanın Çözdüğü Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Altan Eşsizoğlu Şiddet. yaşlıya yönelik şiddet. yapılan araştırmaların verileri üzerinden ülkemizin silahlı çatışma yaşanan bölgelerinde.

Tamer Aker .10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Bir Türkiye sorunu olarak ülke içinde yerinden edilme Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : A.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Kayıplarla yaşamak Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Ümit Biçer .

rüyaların bireyin otomatik düşünce içeriği ve şemaları konusunda zengin bir kaynak olduğu konusunda hemfikirdirler. Bilişsel rüya kuramı. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly. Bu kuramcılar. uykudaki rüyalardaki içerik ve akış arasında bir süreklilik benzerlik olduğuna inanıyordu. 16. Bilişsel kuram rüyaların da otomatik düşüncelerin üretimine yol açan sürecin ürünü olduğundan hastanın psikolojik süreçlerini anlamak için çok uygun bir materyal olarak görür. Rosner RI (2002) Aaron T. bilinçliliğin kıyısında yer alan ve kendisini otomatik düşünceler ve gündüz rüyaları biçiminde ortaya koyan uyanık yaşamdaki kişiye özel bilişsel örüntüyle. endişeler. rüyaların içerikleri açısından otomatik düşüncelerin akrabası olduğu ve irrasyonel bilişlerle bir başka deyişle şemalarla ilişkili oldukları ve her ruhsal rahatsızlık için o duruma özgü bir örüntü gösterdikleri biçimindedir (1). Bilişsel kuram içinde birbirinden rüyalara farklı açılardan yaklaşan bilişsel kuramcılar olmakla beraber sonuçta bütün bilişsel kuramlar rüyaların bilinçli uyanık yaşamımızdaki kaygılar. 7-21 . Beck’s Dream Theory in Context: An Introduction to his 1971 Article on Cognitive Patterns in Dreams and Daydreams. danışanların rüyanın öznel ve metaforik yanlarının araştırılmasından daha çok yararlanacaklarını öne sürmektedirler. anlaşılmaları için karmaşık yorumlara gereksinim olmadığını öne sürmüştür. ve arzuları yansıttığı. Kaynaklar 1. Rüya çalışmaların sonuçlarına dayalı olarak Beck’in geliştirdiği bilişsel rüya kuramı. Rüyaların oldukça sade ve öz metaforlar olarak işlev gördüklerine hatta modern psikodinamik rüya kuramının bu amaçla kullanılmasıyla danışanın kendisine özel bilişsel örüntülerinin ve anlamlarının açığa çıkarılabileceğini savunurlar. Beck.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Bilişsel Davranışçı Terapi Açısından Rüyalar Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hakan Türkçapar 1959 yılında Aaron Beck’in psikanalizle ilgili şüpheleri ortadan kaldırmak ve psikanalitik kuramın geçerliliğini bilimsel açıdan göstermek için giriştiği rüya çalışmasının sonuçlarının psikanalitik varsayımları yanlışlaması onun yeni bir kuram olan bilişsel kuramı ortaya koymasında en önemli etken oldu. rüyaları da bu iki kavramla ilişkili görür. Bilişsel kuram içerisinde rüyalarla ikinci bir yaklaşım türü ise günümüz bilişsel terapistleri içinde yapımcı (constructivist) ekole yakın duran terapistlerin yaklaşımıdır. Beck’in ilk kuramı psikopatolojideki bilişsel etkenleri iki ana kavramla açıklar: 1) zihindeki anlık düşünce ve imgelerden oluşan ve duygularla yakından ilişkili olan otomatik düşünceler ve 2)Bunların oluşumuna yol açan ya da kaynağı olan örtük bilişsel yapılar (şemalar). Bilişsel kuram rüyalara bu bakışı ile psikanalizin savunduğu biçimde rüyaların uykunun gardiyanı olmak gibi herhangi bir ruhsal işlevi olmadığını.

Bir tür konuşma olan rüyalar. Rüyaların büyük kısmı uykuda da etkinliğini sürdüren bu benliğin görsel. Çünkü rüyadaki kendilik ne konuştuğunu bilmekte ve kendi konuşmasını anlamaktadır. Benliğin kendi kendine konuşmalarının (hem uyanıklıkta hem uykuda) anlaşılmasının terapi için ne denli önemli olduğu açıktır. . Ama rüyalara ulaşmamızı engelleyen asıl yanılgı onların bir benliğin eylemi olduğunu göremeyişimizdir. istek doyurma gibi. Öyle önemlidir ki. Uykuda bu iç konuşmalarımız tümüyle kesintiye uğramaz. Bunu kavradığımız zaman terapide rüyalarla çalışmak yararlı ve nispeten kolay bir uğraşa dönüşecektir. Rüyalarla daha etkin çalışabilmek için yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var. rüyalar ele alınmaksızın tamamlanan bir terapi ‘eksik kalmış bir terapi’dir. Nedenleri ne olursa olsun bu durum rüyalara ilişkin geçerli ve işe yarar bir kavrayış geliştiremediğimizi gösterir. metaforik bir dille kendi kendine konuşmasından başka bir şey değildir. problem çözme çabası. planlama. Gün içinde tam farkında olmasak da sürekli kendi kendimize konuşup dururuz. uykuda da etkin biçimde varlığını sürdürdüğünü göremememizden kaynaklanmaktadır. 1-Benlik uykuda da varlığını etkin biçimde sürdürür. Doğal olarak her iki yaklaşım da klinisyenlerin rüyalara karşı mesafeli durmasına yol açmaktadır. Kanımca bütün bu yanılgılı yaklaşımlar benliğin (kendiliğin). 2-Rüyalar uykudaki benliğin metaforik ve sembolik bir dille kendi kendine konuşmasıdır. Belli bir deneyimden sonra bu iç konuşmaların içeriklerini ayırt etmek hiç de zor değildir. duyguların betimlenmesi. Bir terapist rüyaların önemini kuramsal tartışmalarla değil ancak onlarla çalışarak kavrayabilir. Rüyalar sıklıkla bu ilkenin kurbanı olur. Bunca önemine karşın uygulamalarında rüyalara gereğince yer veren terapist sayısı şaşılacak düzeyde azdır. Oysa hiç kimse rüyanın içindeyken yaşadıklarına saçma demez. Kimi klinisyenler de bir taraftan indirgeyici bir tutumla rüyaların anlamını daraltırken diğer taraftan da rüyaları ancak özel yöntemlerle çözümlenebilecek bir gize dönüştürmektedirler. duyguları verbal imajlara yükleyip onlara akışkanlık kazandırma çabası. Terapinin ana malzemesi bu iç konuşmaların içeriğidir. Bu yaklaşımın iki temel kabulü vardır. Anlayamadığını saçma olarak nitelendirip göz ardı edilebilir kılmak uyanıklık zihninin çalışma ilkelerinden biridir. uzay zaman bağlantılarının önemini kaybettiği metaforik bir dil. Nasıl uyanıklık yaşantımızın merkezinde bilinçli bir benlik varsa uykudaki rüya yaşantılarımızın merkezinde de bilinçli bir benlik vardır. Rüyaların göz ardı edilmesi bu iç konuşmaların bir bölümünün hatta daha zengin ve yaratıcı olan bölümünün ihmal edilmesi anlamına gelir. Uyanıklık düzeyinde benliğin kendi kendine konuşmalarının içerik ve biçim olarak farklı kategorileri vardır.P 02 Psikoterapide Bır Araç Olarak Rüyalar Psikoterapide Rüyalarla Çalışmak: Yeni Bir Yaklaşım Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hayrettin Kara 10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 Rüyalar önemlidir. kendine özgü dili göz ardı edilip uyanıklık dil yapısı üzerinden çözümlenmeye çalışıldığında anlaşılmaz kalırlar. Aynı şekilde rüya düzeyindeki benliğin kendi kendine konuşmalarının da farklı kategorileri vardır. Bazı klinisyenler rüyaları biyolojik bir artefakt ya da zihinsel işleyişin atıkları gibi görme eğilimindedir. kırılmışlıkların incinmişliklerin azaltılma çabası. sürüp gider ama farklı bir dille. Bu sunuda rüya merkezli sürdürdüğüm terapötik çalışmalara dayanarak oluşturduğum kendi yaklaşımımı paylaşacağım. simgesel. nedenselliğin baskın olmadığı.

Bu bulgular suicidal hasta da dahil. mazokistik karakter ve negatif affektin varlığı suicide eğilimi ile korelasyon göstermektedir. boşanmış bireylerde yapılan izleme çalışmalarında önceki eşin rüya içeriğinde hakim oluşunun depresyondaki remisyon oranlarıyla korelasyon göstermesi rüya bilincinin uyanıklık bilinciyle bağlantılı olduğunun klinik kanıtlarıdır. Psikoterapide rüyaların kullanımı bu bakış açısıyla bakıldığında oldukça anlamlıdır. travmatik olaylar sonrasında ve akut ve post travmatik stres bozukluğu ve disosiyatif bozukluklarda travmatik olayla ilişkili kabusların sık olarak ortaya çıkması ve bunların flashbacklerle ilişkili olması. emosyon regülasyonu. Metakognitif süreçlerin uyanıklıkta olduğu kadar rüyalarda da söz konusu edilmesi gerektiğine ilişkin kanıtlar da giderek artmaktadır. Depresyona özgü REM uykusu değişiklikleri (REM latensinde kısalma. Travma ve duydudurum bozukluğu hastalarında kabuslar ve suicid davranışı arasındaki ilişki kayda değerdir. melankolik depresyonda sabah erken uyanmalarının negatif rüya affektinin giderilmesine yönelik olduğunun ortaya konulması. gecenin ikinci yarısında REM bölünmeleriyle elde edilen içerik analizlerinde. Negatif rüya affekti ve REM özelliklerinin depresyonda klinik değişkenlerle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Rüyalarda metakognisyonun rüya-terapi ilişkisine nasıl yansıtılabileceği konusu. REM yoğunluğunda artma gibi) suicidal davranışla ilişkili bulunmuştur. rüyaların terapide gündeme getirilmesi gerektiğini ve rüyaların terapide kullanılabileceğini göstermektedir. . Beyin görüntüleme çalışmalarında gösterilen ve elektrofizyolojik olarak REM uykusu ve uyanıklık bilinci sırasındaki patern benzerlikleri de bu ilişkinin göstergeleridir. Depresyonlu hastalarda rüya hatırlama sıklığının artışının depresyondaki düzelmeyle ilişkili olması.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Rüya bilinci Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Mehmet Yücel Ağargün Rüyaların problem çözme. REM uykusu bölünmeleriyle elde edilen rüya içerik analizleri terapinin seyrinde yol gösterici olabilir. Bunun ötesinde. hafızanın restorasyonu. öğrenme gibi çok sayıda işlevi tanımlanmıştır. üzerinde tartışmaya değer.

Tedavi edilmeyen DEHB %25-50 oranlarında davranım bozukluğu gelişmektedir. . agresyon. Suça sürüklenmiş 52 çocuk ve ergende yapılan değerlendirmede %40. davranım sorunları. Eğitimden uzaklaşma. Davranım Bozukluğunun olumsuz yönleri son derece zararlı olabilir. tanı konulmasından 5-8 yıl sonra aynı klinisyen tarafından yeniden değerlendirilmiştir. Ayrıca DEHB nöro-kognitif defisitler ve suç araştırılması gereken konulardan biridir.yasallarla sorun yaşama.kız çocuklarda %6-%34 suça karışma oranları saptanmıştır. alkol kullanımı. Suç Davranışı Ve DEHB Tedavi Edilmeyen DEHB İle Gençlik Dönemi Suç Ve Davranım Bozukluğu İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Bengi Semerci DEHB tedavisine erken başlanması prognoz açısından önemlidir. tedavi edilmemiş DEHB de sık görülür ve bu bulgular suç ile bağlantılıdır. Ayrıca çocuk yaş grubunda DEHB tanısı konulmuş ancak ailelerinin istememsi nedeni ile tedavi edilememiş 15 çocuk. bireysel koçluk DEHB bulgularıyla baş etmenin yanı ısıra.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet.Bu çocuklarda alkol kullanımı. aile terapisi.davranım bozukluğundan sonra dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun da suçu önleme çalışmalarında dikkate alınması gereken bir sorun olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar. Tedavi edilmeyen DEHB de akademik başarı düşer.4 oranında DEHB saptanmıştır. davranım bozukluğu gelişimini engelleme için de önemlidir.sık kavgaya karışma. Madde kullanımı. Komorbidite ve tedavi edilip edilmediği bu oranları etkilemektedir.hırsızlık.yalan söyleme. madde ve alkol kullanımı ile yasalarla başa girme sık görülür. Yapılan bir çok araştırma bu &4 ile %72 arasında değişen oranlar bildirmiştir. Fiziksel saldırganlık ve şiddet her iki sorunda da görülmekte ancak birlikte olduklarında artar.silah kullanma. aile ve yaşlılarla problemler. İlaç tedavisi. cinsel suçlar gibi sorunlar saptanmıştır. kazalar. Her iki bozukluk birlikte görüldüğünde bulgular ağırlaşmakta ve daha erken yaşta başlamaktadır. DEHB olan erkek çocuklarda %1-18.

Suç Davranışı Ve DEHB Farklı Örneklemlerde Şiddet Ve Suç Davranışına DEHB’nin Etkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Cengiz Tuğlu Hem genel popülasyonda hem de gençlerde görülen şiddet davranışı ölüm veya yaralanmalarla sonuçlanan önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Sigurdsson JF. Bu risk faktörleri.2’sinin çocukluklarında Wender Utah Ölçütlerini. Tedavi edilmeyen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun bedeli ve tedavide yenilikler. Daha çok tutuklular üzerine odaklı bu çalışmalar kadar genel toplumsal yaşam içerisinde DEHB’lilerin şiddet ve suç davranışları açısından değerlendirilmeleri de oldukça önemlidir. Bu konuda yapılan çalışmalarda. Clinical Practice and Epidemiology in Mental Health 2008. Newton AK. yolunu kaybetme ve telaşlı dönüşler yapma gibi nedenlerden dolayı bu olguların sürücülük kalitelerinin düştüğü görülmüştür (4).10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. Gordon V. s. Saldırganlık. Donnelly PD. bunların %62. antisosyal inançlar ve tutumlar. DEHB. daha fazla araç kazası ve bedensel yaralanma riskine sahip olduklarına işaret etmektedir. aşırı hız. Gudjonsson GH. İzlanda’da tutuklular üzerinde yapılan bir çalışmada. semptomu olmayan mahkumlara göre hapishanede disiplinini bozan davranışlarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (3). DEHB olgularının daha kötü sürücü davranışları gösterdikleri. öğrenme güçlüğü. duygusal stresin fazla oluşu. küçük yaşlarda saldırgan davranış öyküsü bulunması. Çocukluktan itibaren DEHB ile birlikte davranım bozukluğu olan olgular yasalarla sorun yaşama açısından daha fazla riske sahip iken. 2009. Ankara: Türkiye Klinikleri. düşük IQ. aile içinde çatışma ve şiddete maruz kalmadır(1). DEHB. sosyal bilişsel veya bilgi işlem süreçlerinde yetersizlikler. Williams DJ. Bu sunumda iki farklı örneklem grubunda (biri “DEHB tanısı alan üniversite öğrencileri üzerinde” diğeri “DEHB tanısı almış olan çocukların yine DEHB tanısına sahip ebeveynleri üzerinde”) gerçekleştirdiğimiz araştırmaların verileri ışığında şiddet ve suç davranışı ele alınacaktır. eğilimi artıran göstergeleri olduğudur. Yine de unutulmaması gereken risk faktörlerinin şiddet davranışının bire bir nedeni olmayıp. geçmişte şiddete maruz kalma veya dahil olma. 4. davranış/dürtü kontrolünde güçlük. 126(4):343-8. Baskı. Turgay A. Şiddet davranışı sergileyen ve buna maruz kalan kişi profilleri incelendiğinde birçok risk faktörünün varlığı ve benzerliği göze çarpmaktadır. Peersen M. DEHB olgularında normal kontrollere göre daha sık olduğu bilinmektedir. Örneklemek gerekirse son yıllarda DEHB’li olguların yaptıkları motorlu araç kazaları üzerinde önemle durulmaktadır. trafik ışıklarında bekleyememe. How do ADHD symptoms relate to personality among prisoners? Pers Individ Dif 2009. Adamson S Muula. madde. . DEHB’nin “Dikkatsizliğin Önde Geldiği Tip” inde ise bu durum kontrollerden farklılık göstermemektedir. zamanı ayarlamama.1. daha saldırgan bir şekilde araç kullandıkları. alkol veya sigara kullanımı. 3. tutukluların %52. 2. Young S. 4:16-24. dürtüsellik. psikiyatrik tedavi öyküsü. Tutuklular üzerinde yapılan bir diğer çalışmada . Kaynaklar 1.8-48. antisosyal davranış ve şiddet davranışı. Exploring the relationship between ADHD symptoms and prison breaches of discipline amongst youths in four Scottish prisons. kontrol grubuna göre. Variables associated with physical fighting among US high-school students. 47(1):64-8. Rudatsikira E. Veriler.5’inin de erişkinlikte DEHB tanı ölçütlerini karşıladıkları belirlenmiştir (2). Attention deficit hyperactivity disorder (ADHD). davranım bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu ile ilişkili görünmektedir. Seter Siziya. Public Health 2012. DEHB semptomlarına sahip mahkumların. geç kalma. Tüm bunlara rağmen suç davranışı ve yasal sorunlar yaşamanın.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet.. M.. 29. &Gillberg.. Psychometric and psychopathological characterization of young male prison inmates with and without attention deficit/hyperactivity disorder. 2004. Hengesch. 3) Vitelli. Juvenile and young adultmentally disordered offenders: The role of child neuropsychiatric disorders. Suç Davranışı Ve DEHB Adli Olgularda DEHB:Bir Toplumsal Sağlık Sorunu Ve Koruyucu Hekimlik İlkeleri Açısından DEHB ‘Yi İyi Tanımak Ve Tedavi Etmek Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Umut Mert Aksoy Toplum genelinde erişkin yaşamdaki tüm psikiyatrik bozukluklar göz önüne alındığında önemli bir yaygınlık oranı (%4.. toplum genelinde %1 olan tutuklanma oranlarının DEHB tanısı bulunan erişkin bireylerde %21 olarak tespit edildiği bildirilmektedir. Benzer bir diğer veriş ise herhangi bir nedenle tutuklanan bireylerin toplumda %2. 40. Jonson. (Satterfield & Schell. Pajonk.. & Lambert. A. olguların yaş ortalamalarındaki farklılık ve tanı için kullanılan araçlardaki farklılıklara bağlanabilir.4 ) bulunan DEHB ‘nin fenomenolojik özellikleri adli olgular açısından önemli yansımalara sahiptir. 2) Siponmaa. et al. European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience. C. Tüm bu verilerin ışığında çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamında DEHB’yi tanımak ve etkili bir biçimde tedavi etmek toplum sağlığı açısından ve koruyucu hekimlik açısından önem taşıdığı ortaya çıkmaktadır. Nyden.(%10) Tutuklu kişilerde yapılan çalışmalarda varılan ortak nokta DEHB tanısı ve eşik altı DEHB belirtilerinin tutuklu kişilerde normal populasyona göre anlamlı derecede daha yüksek oranda %15-41 oranında saptanmıştır. Retz-Junginger. 254.. Çocukluk çağında DEHB tanısı alan bireylerin takip çalışmalarında bu kişilerin tanı almayan kişilere göre daha fazla adli olaya karıştıkları.Hartsough. (Retz. 420-426. C .. Suç işlemiş bireylerde yapılan çalışmalarda %4-%72 arasında geniş bir yaygınlık aralığı tespit edilmesinin nedenleri çalışmanın yapıldığı örneklemin farklılığı. 1999). DEHB tanısının suç işleme açısından öngörücü bir gücü olup olmadığının araştırıldığı bir çalışmada DEHB ‘nin işlenen suçun niteliği ve biçimi ile ilgili öngörücü bir gücünün bulunmadığı ancak suçun niceliği-eylem sayısı ile ilgili olduğu öne sürülmektedir. F. DEHB ‘nin yaygınlık oranının bu kişilerde %14-19 aralığında olduğunu tespit etmektedir.Thome.Siponmaa ve ark. buna karşılık Almanya ‘da tutuklu ergenler ile yapılan bir çalışmada bu oran DSM IV ölçütleri kullanıldığında %45 oranında saptamıştır. .. 2001.. Kısa Kaynakça: 1) Retz. L. erişkin bireylerin kendi bildirimleri ile yapılan suç eylemleri ile yine aşırı hareketli ve dürtüsel belirtilerin doğru orantılı olduğu gösterilmektedir. farklı ceza hukuk sistemlerinin varlığı. W. Journal of the American Academy of Psychiatry and the Law. International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology. (Babinski.. M. J. Kadın olgularda da DEHB ‘nin adli olgularda daha sık gözlendiği belirtilmiştir. 1996). 1997) Ergenlerde yapılan çalışmalar özellikle aşırı hareketli-dürüsel alt tip’in ilerideki tutuklanma oranları ile korelasyon gösterdiğini. G. P. Prevalence of childhood conduct and attention-deficit hyperactivity disorders in adult maximum-security inmates. (1996). Retz-Junginger. Suç işlemiş bireylerde yapılan büyük çalışmalar.. 201-208. R. G. Schneider. Hengesch. Ancak her koşulda adli olgularda DEHB yaygınlılığının toplum geneline göre daha yüksek olduğu sonucuna varılabilir. 263-271. Kristiansson. (2004). (2001). Vitelli.1 yaygınlık göstermesine karşılık DEHB öyküsü bulunan bireuylerde bu oarn %47 gibi yüksek bir rakamdır.

. M.40. L. S. N. Journal of Child Psychology and Psychiatry.. (1997). Hartsough.. H.4) Satterfield.Childhood conduct problems. 1726-1735. 5) Babinski. M. 36. (1999). J. & Lambert.and inattention as predictors of adult criminal activity.Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry. hyperactivityimpulsivity. & Schell. C. A prospective study of hyperactive boys with conduct problems and normal boys: Adolescent and adult criminality.. A. 347-355.

BART testinde olduğu gibi riskli karar verme ile öğrenme (davranışı geçmiş deneyimlere göre düzenleme) ilişkili görülmektedir. Önceki çalışmalar bipolar bozukluk tanılı hastalarda dikkat. kendilerine rehber ya da uzun zamanlı strateji olarak kullanmada güçlük yaşamaktadırlar. Dürtüsellik düzeyinin hastalığın semptom şiddetinden ve hastalık dönemlerinden bağımsız olması dürtüselliğin bipolar bozukluk için çekirdek özelliklerden biri olduğu görüşünü desteklemektedir. Dürtüselliğin bipolar bozukluğun psikopatolojisindeki çekirdek rolünün kalıtılabilen bir özellik olarak anlaşılması. Risk alma davranışı. dürtüselliğin farklı alt tiplerini ve kendini bildirim ölçeklerinin kaçırmış olduğu endofenotip özellikleri değerlendirmek mümkün olmaktadır. seçilmiş stratejik cevap olarak varsayılırken. ailesellik özelliği taşıyan aday bir endofenotiptir. Dürtüsellik davranışsal. yapılan eylemin sonuçlarına karşı duyarsızlık olarak tanımlanabilir. Bekleme. alınacak hazzı erteleme ve uygunsuz davranışı baskılamada güçlük. Bu sunumda konuyla ilgili literatürün ölçme yöntemleriyle birlikte kritik olarak sunumu yanı sıra grubumuz tarafından gerçekleştirilmiş dürtüsellik ve risk alma davranışı üzerine bipolar ötimik hastalar. . depresyon ve ötimi döneminde de artmaktadır. eylemleri seçme ve düzenleme. ötimi de iken bile yüksek bulunmaktadır. Bipolar bozuklukta dürtüsellik. Davranış testleri ile BDÖ–11 ile ölçülen dürtüsellik düzeyinden farklı olarak. Dürtüsellik ve Risk Alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegül Özerdem : Ceren Hıdıroğlu Bipolar bozukluk. ileriyi düşünmeden harekete geçme eğilimi. bilişsel ve nörofizyolojik yönleri olan bir kavramdır. Dürtüsellik ve risk alma davranışı birbirine benzer özellikler gibi olsa da farklılaşmaktadırlar. risk alma. Bipolar bozuklukta artmış dürtüsellik.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Bipolar Bozuklukta ''Karar Verme. sonuçları değerlendirme süreci anlamına gelmektedir. tercihleri sıralama. risk taşıyan bireylerde erken tanı sağlanması. Balon Analog Risk Testi (BART) kendini bildirim ölçeklerinden farklı olarak risk almayı davranışsal olarak değerlendiren laboratuar temelli bir ölçümdür. karar verme mekanizmaları ile ilgili bozulmalara dikkat çekmektedirler. Dürtüsellik ile ilgili çalışmalar genelde kendini bildirim ölçekleri ile yürütülürken risk alma eğilimi ve karar verme ile ilgili çalışmalar laboratuar temelli davranış testleri ile yürütülmektedir. dürtüsellik bir eğilim ve davranış paternidir. Karar verme ise. mani. Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ–11) dürtüsellik düzeyini ölçmede kullanılan en yaygın kişisel bildirim ölçeğidir. nörobilişsel işlevlerde bozulmanın belirgin olarak göze çarptığı bir hastalıktır. Bizim çalışmamızda bipolar tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarının BART testinde başarısız denemelerden sonra davranışlarını düzenlemede sağlıklı kontrollere göre daha başarısız oldukları görülmüştür. yürütücü işlevler ve bellek alanlarındaki bozulmaya odaklanırken. hastaların özkıyım girişimlerinin önüne geçilmesi ve tedavide yeni yaklaşımların geliştirilmesi için yol gösterici olacaktır. Bipolar tanılı hastalarda karar vermede bozulma. Bipolar tanılı hastaların BDÖ–11 skorları. Bipolar tanılı hastalar geçmiş deneyimlerinden elde ettikleri bilgiyi. son zamanlarda ötimi döneminde de devam eden dürtüsellik. Bipolar bozuklukta dürtüsellik karar vermedeki zayıflama ile de ilişkili görülmektedir. bellek ve geriye dönük öğrenme ile ilişkili görülen bir endofenotiptir. hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabaları ve sağlıklı kontrollerde yapılmış iki ayrı çalışmaya ait veriler sunulacaktır.

DEHB’si olan grupta kontrollere göre risk alma davranışında artış bulunmuştur.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk Ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar DEHB'de ''karar verme. metakognitif yargılamalarda etkili olmayacağı düşünülmüştür. . Yapılan bazı çalışmalarda. Bu davranış hem kazanma hem de kaybetme ile ilgili karar verme mekanizmalarının bozulmasına bağlı olabilir. Karar vermeyle birlikte risk almadaki değişmeler DEHB için trait özellik gösteren bir bozulmayı işaret edebilir. dürtüsellik ve risk alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegü Özerdem : Devran Tan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'nda (DEHB) ''karar verme ve içeriğinde dürtüsellik ile risk alma'' nın nöropsikolojik test ve beyin görüntüleme çalışmalarıyla değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. DEHB’de karar vermenin yürütücü fonksiyonlarla ilişkisi desteklenirken.

kararın verilmesi. Psikiyatrik bozuklukların başka kognitif bozukluklar. Bu konuşmada karar vermeyle ilgili kognitif süreçler ve karar vermenin incelenebileceği kumar testleri gibi nörokognitif testler ele alınacaktır. artıların ve eksilerin belirlenip değerlendirilmesi.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Karar Vermede “Kognitif Model” Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Karar verme birçok alternatif durum ya da senaryo içinde seçim yapmak ile sonuçlanan mental süreçleri içerir. sonuçların değerlendirilmesi ve ders alma gibi basamaklardan geçildiği düşünülmektedir. eksik değerlendirmelerle karar verilebilmektedir. dürtüsellik. Amacın ve önem sırasının belirlenmesi. Bu nedenle birçok kognitif faaliyette yer alan temel bir bileşendir. risk alma davranışı gibi özellikleri nedeni ile bu basamaklar ve algoritma yeterince dikkate alınamayabilmektedir ve dolayısıyla bu basamaklar yeterince uygulanmadan. . bilgi toplama. alternatiflerin yolların saptanması.

George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Çocuk Psikiyatrisinde Şiddet Davranışının Öne Çıktığı Durumlara Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat :Ayten Erdoğan Son yıllarda çocuk ve gençlerde şiddet davranışının ortaya çıkmasında rol oynayan faktörleri belirlemeye yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Bu panelde çocuklarda şiddet ve suç davranışının ortaya çıkmasında rol oynadığı belirlenen biyolojik ve sosyoekonomik faktörler açıklanarak. a New Beginning. sosyoekonomik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığı kabûl edilmektedir2. . Second Edition. genetik ve nörofizyolojik faktörlerin de belirlenmesi ile sosyal ve çevresel faktörlerin tek belirleyici olmadığı gösterildi. Toplanan veriler birlikte değerlendirildiğinde şiddet ve suç davranışının biyolojik. fakirlik gibi çevresel faktörler olduğunu belirttiler1. Daha önceden yapılan çalışmalar şiddet davranışı ortaya çıkmasında rol oynayabileceği düşünülen sosyal ve çevresel konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Kaynaklar 1-Stevens A. Ancak son yapılan çalışmalarda şiddet ve suç davranışının oluşmasına neden olan biyolojik. New York: The Guilford Press. bu faktörlerin etkileşimi üzerinde durulacaktır. Bu çalışmalar şiddet ve suç davranışının oluşması için başlıca risk faktörlerinin sosyal eşitsizlik. London: Routledge. 2-Solomon J. Price J (2000) Evolutionary Psychiatry.

and male-male competition in primates: where do humans fit in? Hum Nat. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp. Şiddetin ve vahşetin ortaya çıkışı. Hayvan çalışmaları. dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu hâl maalesef bunun bir vakıa olarak karşımızda durduğunu göstermektedir.6(2):153-162. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir. Olsen R. saldırganlık ise azalır. göç. Moya-Albiol L (2010) [The genetics of human violence][Article in Spanish] Rev Neurol. Bu travmaların fazla olması. New York: Oxford University Press. östrojen. New York: The Guilford Press. 5-Enmarker I.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Yetişkinlerde şiddet davranışının ortaya çıktığı durumlara evrimsel bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Mehmet Kerem Doksat Saldırganlık (agresyon). Bunun psişik. Testosteron. yemek bulmak için avcı agresyonu. New York: Oxford University Press. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar.5. İnsanlarda. Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. bütün Homo sapiens sapiens birikiminin kaybı gibi görünse de. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. 4-Plavcan JM (2012) Sexual size dimorphism. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. Hellzen O (2011) Management of person with dementia with aggressive and violent behaviour: a systematic literature review. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. Dolayısıyla. Polderman T. sadece insan doğasının özelliği değil. norepinefrin saldırganlıkta artışla. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. 6.3 Temel güven eksikliği. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. P maddesi.1 Bowlby. dezinhibisyon. canine dimorphism. sosyal. feodalite. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. empati yeteneği bozulur. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. 6-Rebollo-Mesa I. terör gibi stresörler en sağlıklı psişik organizasyona sâhip olan bireylerde dahi regresyona ve en hafifinden sekterliğe. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. evrimsel kökenleri de vardır. en vahiminden de şiddete yol açar.23(1):45-67. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir. amigdala cevabını arttırarak. çocuklarda. İnsanlarda ise. . saldırganlık düzeyi yüksektir.7 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. başkalarının hakkını zedelemesi.50(9):533-540. Int J Older People Nurs. Bir kere “güvensiz bağlanma” gelişince. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. 2-Decety J.4 Bâzı demanslı hastalardaki dezinhibisyon da böyle izah edilebilir. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur. 3-Solomon J. tehdit edici uyaranlara karşı. özgüven. hâttâ ontolojik olduğu kadar. Evrimsel skalada. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. anlamsızlık ve değerlerin kaybının kaçınılmaz sonucu şiddettir. anksiyete.

boldness.21(3):913-938. . Dev Psychopathol. and meanness. Fowles DC.7-Patrick CJ. Krueger RF (2009) Triarchic conceptualization of psychopathy: developmental origins of disinhibition.

yemek bulmak için avcı agresyonu. tehdit edici uyaranlara karşı. saldırganlık düzeyi yüksektir. amigdala cevabını arttırarak.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Anne Çocuk Arasındaki Bağlanmanın Niteliğinin Şiddetle İlişkisine Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Neslim G. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. tipik olarak “güvensiz bağlanma” gelişince. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. 3-Solomon J. İnsanlarda. İnsanlarda ise. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. Dolayısıyla. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir. 2-Decety J.1 Bowlby. Bu travmaların fazla olması. Hayvan çalışmaları.1 Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. anksiyete. saldırganlık ise azalır. norepinefrin saldırganlıkta artışla. Anne sevgisinden mahrum yetişmiş çocuklarda. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür.3 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. New York: Oxford University Press. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. P maddesi. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. sadece insan doğasının özelliği değil. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur. insan davranışı açısından “normal” agresyonla.1 Testosteron. Evrimsel skalada. Doksat Saldırganlık (agresyon). New York: The Guilford Press.3 Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. özgüven. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. çocuklarda. New York: Oxford University Press. başkalarının hakkını zedelemesi. . güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur. östrojen. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. empati yeteneği bozulur.

Nöropeptidler aktivitelerinin ve davranış modulasyonu etkilerinin klasik nörotransmitterlere göre uzun olması nedeniyle afektif bozuklukların tedavisinde ümit vadeden terapötik hedeflerdir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Koritkotropin releasing hormon (CRH) antagonistleri tirotropin releasing hormonun (TRH) duygudurum dengeleyici etkisi olabileceği düşünülmektedir. Bipolar hastalarda rastlanan hiperkortizolemi ve deksametazon baskılanmaması korteksi glukokortikoid reseptörler aracılığıyla etkileyebilir ve hipokampusda nörogenezin down-regulasyonuna neden olabilir. . endorfin ve diğer nöropeptidlerin değiştiğine dair bildirimler vardır. somatostatin. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Aslıhan Sayın Hipotalamik-pitüiter-tiroid (HPT) ve/veya hipotalamik-pitüiter-adrenal (HPA) beyin sistemleri nöroendokrin stres yanıtlarında önemlidir ve bu nedenle duygudurum bozukluklarının patofizyolojisinde devreye girdikleri düşünülmektedir. Bu sunumun amacı bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidlerin rolünü tartışmaktır. Bipolar hastalarda vazopressin. Bipolar bozuklukta HPT ve HPA döngülerinde bozukluk olduğu bilinmektedir.

interlökinler. dolaşım ve sinir sistemlerinde yaygın olarak bulunan ve nörotransmitter. Nöropeptidlerin kimyasal açıdan in vivo ortamda kararsız olmaları. Taşikininler MSS’de nörotransmitter ve nöromodülatör görevler üstlenen bir başka nöropeptid grubu olarak son yıllarda dikkat çekmektedir. MSS’de nörotensin sistemiyle mezokortikal ve nigrostriatal dopamin sistemleri arasındaki yakın ilişki ve ventral tegmental alan ile substansia nigradaki dopaminerjik nöronların %80’inde nörotensin reseptörlerinin bulunması nörotensinin şizofrenideki rolünü araştırma gereğini ortaya koymaktadır. somatostatin. Bu nedenlerle NK3 reseptör antagonistlerinin şizofreni tedavisindeki etkinliği ilgi çekmektedir. taşikininler. Kolesistokinin. nöromodülatör ve hormon olarak işlev görebilen özel moleküllerdir. Şizofreni tedavisinde üzerinde durulan bazı önemli nöropeptidler şunlardır. opioid peptidler (endorfinler. uygulama biçimindeki zorluklar. Buna karşın NK3 reseptör antagonisti talnetant’ın sistemik olarak uygulanması prefrontal kortekste dopamin ve hipokampüste noradrenalin seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır. yan etkilerinin düşük düzeyde olması bu moleküllerin “ilaç” olarak avantajlarıdır. nöropeptid Y. kortikotropin serbestleştirici faktör. Buna karşın hedef reseptörlerine yüksek oranda özgüllük göstermeleri. çapraz reaksiyon ve ilaç etkileşimi açısından güvenilir olmaları. nukleus akkumbens. Nöropeptidlerin merkezi sinir sisteminin (MSS) normal işleyişinde önemli görevlerinin olduğunun keşfi. Bu nedenle nörotensin agonistleri şizofreni tedavisinde umut verici olarak görülmektedir. substansia nigra ve ventral tegmental alanda yüksek konsantrasyonlarda bulunmaktadır. Bunun yanında kolesistokinin reseptörlerinden CCKR1 polimorfizmi ile şizofreni arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. sekretin. enkefalinler). nöropeptid reseptörlerini çeşitli MSS hastalıkları için önemli bir tedavi hedefi haline getirmiştir. amigdala. Bunlardan ligandı nörokinin B olan NK3 reseptörlerinin uyarılması lokus seroleus’taki noradrenalin ve ventral tegmental alandan dopamin nöronlarının ateşlenmesine neden olmaktadır. dokularda birikmemeleri. tirotropin serbestleştirici hormon. lateral septum. Preklinik çalışmalar nörotensin uygulamasının antipsikotiklere benzer davranışsal etkiler ortaya çıkardığını göstermektedir. Bu sunumda nöropeptidlerin “ilaç” olarak özellikleri. yukarıda bazı örnekleri verilen nöropeptidlerin olası “antipsikotik” etkinlikleri ve şizofreni tedavisinde neler vaat ettikleri tartışılacaktır.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Nörotensin MSS’de özellikle amigdala. . dinorfin. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Şizofreni Tedavisinde Nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Cem Cerit Nöropeptidler sindirim. vazoaktif intestinal peptid. nörotensin. güçlü etkinliğe sahip olmaları. striatum ve substansia nigrada yoğun olarak bulunan kolesistokininin dopaminerjik sistem ile yakın ilişkisi olduğu gösterilmiştir. kan beyin bariyerini geçişlerindeki zorluklar gibi bazı teknik sorunlar ilaç olarak kullanıma girmelerini zorlaştırmıştır. Benzer şekilde beyinde korteks hipokampus.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Anksiyete ve depresyon tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Nurper Erberk Özen .

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. ‘travma sonrası stres bozukluğu’ gibi kavramlar bu sunumda ele alınacak temel konuların çerçevesini belirliyor.Sporda şiddetle futbolda şiddet farklı şeyler mi? .Sporun.Türkiye’de taraftar stereotipi çıkarılabilir mi? Bölgesel/takımsal farklılıklar neler? .Şiddeti doğuran temel mağduriyet kavramları neler? .Bir psiko-sosyolojik alan olarak futbolsever tipolojisi nedir? Zaman içinde nereye evrildi? . Bu sunum temel olarak bunun nedenlerini hep beraber düşünmeye. Nedenleri aranan sorulardan öne çıkanlar şunlar: .‘Savaşın dili’. Bunun spora özgü olduğunu söylemek zor.Türkiye’de şiddetin kökenleri dünyadaki şiddetin kökenleriyle eşleşiyor mu? Nerelerde ayrılıyor? . Tamer Aker : Bağış Erten Türkiye’de şiddetin üretildiği. körüklendiği. ‘Bölgesel mağduriyetler’. ‘bireysel şiddet’. ‘cinsiyetçilik’. yoksa kültürel bir şeyden mi bahsediyoruz? . Çünkü diğer sporlara ‘sıçrayan’ şiddet de futbol kökenli. şiddeti ‘ontolojik’ olarak mı yaratıyor. spor sahalarındaki şiddetin ardındaki psiko-sosyal etkiyi hep beraber araştırmaya yönelik hazırlanmıştır. ‘nefret suçları’. ‘linç kültürü’. . ‘hukuki açıdan dokunulmaz bir alan’.Cinsiyetçi dilin eleştirisi mümkün mü? Yoksa sporun dili evrensel olarak problemli mi? . ‘kitle psikolojisi’. siyasi ve hukuksal referanslar neler? . besliyor mu? .Medya şiddeti yansıtıyor mu. ‘homofobi’.Son bir yılda yaşananların yarattığı özel bir travma var mı? Travma sonrası bozukluklarla baş etmek mümkün mü? Amaç bu soruların muhtemel cevaplarını aramak ve sporda. ‘yönetenlerin şiddet politikaları’. ‘adalet eksikliği’.Futbol global bir şiddet yatağı mı? Yoksa yerel farklılıklar genelleme yapılamayacak kadar belirleyici mi? . ‘insiyaki’. hatta yaratıldığı alanlardan biri futbol. ‘medya terörü’. özel olarak futbolun özünde bir şiddet var mı? Futbol/spor. ama özel ve ‘biricik’ bir örnek olarak futbolda şiddetin psikolojik haritasını çıkarmak. ‘sosyal patlamaları önleyici işlev’. ‘örgütlü şiddet’.Kamu gücünün ve kamuoyunun bu şiddet karşısında konumu ne? Şiddete bakışın genel hatları ne. ‘manipulasyon’.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. Tamer Aker : Itır Erhat .

Tamer Aker : Kaan Arslanoğlu .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A.

Kişilerin psikolojik profilleri. Internet sözcüğü 1982’de ortaya çıkmış. “Phenomenology of internet addiction” Internet Addiction Ed. Bunların dışında bir görüşse. pratiklik.Klinik araştırmalarda karşılaşılan temel zorluk ise internet normal ya da sorunlu kullanımıyla ilgili standart kriterlerin olmayışıdır. H. Araştırmalar internet kullanımının hem sosyal psikolojik hem psikopatolojik boyutlarına odaklanmaktadır. sexting and attachment in college students’ romantic relationships” Computer in Human Behaviors 28(2):444-449.5). özellikle de bilgisayarlar ve internet bazı özellikleri nedeniyle kolayca bağımlık yapan araçlar gibi gözükmektedir. 2. 90’larda topluma ulaşmış. Teknoloji. yüzyılın en önemli atılımlarından biridir. düşük fiyat. davranışları etkilenme potansiyeli olan yaşantılardır. p:85-94 3. otonomi ve anonimi (gizlilik) kombinasyonu adeta psikoaktif bir deneyim yaratır. Ögel K (2012) “İnternet Bağımlılığı: İnternetin psikolojisini anlamak ve bağımlılıkla başa çıkmak” İş Bankası Kültür Yayınları. Tosun L. Psikoaktif deneyim. 6. (1999)“Virtual Addiction: Sometimes new technology can create new problems”. internetten kumar oynamak. sorun internet bağımlılığı değil.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı Sanal Bağımlılığın Fenomenolojisi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Elif Mutlu İnternet 20. Gresle C ve ark. Price ch 6. görsel uyaran. iletişimin ve bilgi paylaşımının neredeyse sınırsız seçeneğini sunmasıyla git gide popülerleşmiştir. “Internet addiction: Metasynthesis of 1996-2006 Quantitative research.vb) gibi bir dürtü kontrol sorunu mu olduğu konusu tartışılmaktadır.” Computer in Human Behaviors 26(2):162-167 5. Kaynaklar 1. internetin değişen teknolojiyle birlikte çağımızın norm yaşam biçimi olduğu. hareketli bir iş alanı ve eğlenceli bir aktivitedir. . moodu değiştiren. Başka bir deyişle.” Cyberpsychology and Behavior 12:1-5. Sanal bağımlılığın kimyasal bağımlılıklardakine benzer şekilde bir bağımlılık mı. Bununla birlikte uzmanların büyük bölümü internet kullanıcılarının %6-8’inin bağımlı olduğunu tahmin etmektedir (2). İnternet bağımlığı yeni bir kavramdır ve halen tartışmalıdır. Bilgiye ulaşmayı ve evden dünyaya açılmayı sağlayan internet günümüzde bir milyardan fazla insanın günlük yaşamında vazgeçilmez bir araçtır. ancak başka sorunların ortaya çıkmasına aracılık ettiğidir. ve ark (2010) “Does internet reflect your personality? Relationship between Eysenc’s personality dimensions and internet use. bu teknolojiler aslında içinde yaşadığımız ve sevdiğimiz “hal”i etkiler ve olumsuz psikolojik etkilere yol açabilir(1). Bireylerin teknolojinin etkisiyle dönüşen kendilik yapılarına dair kavrayışımızın artması klinik tanımlarımıza da iyileştirecektir. Greenfield D. Çoğu kullanıcı için internet önemli bir iletişim aracı. Hızlı veri paylaşımı ve transferi sayesinde iş hayatında merkezi bir konumdadır. Örneğin bu görüşe göre.seks. yani kumar bağımlılığıdır (3). internet kullanımının kendi başına sorun olamayacağı. İnternetle ortaya çıkan yeni yaşam biçimi. O. İnternetin sunduğu uyarıcı içerik. Patolojik internet kullanımı araştırmaları sonucunda internet bağımlılığı için alt tipler. yoksa davranışsal bağımlıklar (kumar. risk faktörleri ve tedavi önerileri belirlenmektedir (6).P. Drouin M ve ark. kişilik tipleriyle internet kullanımları arasında anlamlı ilişkiler tanımlanmaktadır. ulaşımın kolay olması. (2012) Texting. 4. bağlanma stilleri. Byun ve ark (2008). kendilik ve ilişkiler algısı araştırılmaktadır. (4.

Shapira ve arkadaşları. Yüksek zarardan kaçınma. sürmesi ve relapsında etken olduğu düşünülen yüksek yenilik arayışı. Ayrıca dürtüsellik ve kişilik özelliklerine ilişkin bilgiler yüksek riskli hastaları tedavide kalmaya teşvik edecek tedavi planlarının geliştirilmesinde yardımcı olabilir. Bağımlılık ve kişilik bozukluğu ile ilişkilendirilen düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği yapmanın da benzer bir şekilde internet bağımlılığında da önemli karakter boyutları olarak dikkat çektiği söylenebilir. Alkol bağımlılığının başlaması. Madde bağımlılığı olanlarda alkol bağımlılığı olanlara göre daha yüksek yenilik arayışı puanı. zarardan kaçınma. Yüksek yenilik arayışı. Her ne kadar bu kişilik özellikleri internet bağımlılığı ile ilişkilendirilse de bunun bir neden mi sonuç mu olduğunu söylemek zordur. kendini aşma. sebat etme) ve üç karakter boyutu (kendi kendini yönetme. Bununla birlikte bu konuda çok sayıda literatür bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İnternet Bağımlılığı. Sonuç olarak internet bağımlılığı olanlarda dürtüsellik ve kişilik özelliklerinin belirlenmesi farklı tedavi yaklaşımlarının uygulanması ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinde yararlı olabilir. kendi kendini yönetme ve işbirliği puanları düşük bulunmuştur. İnternet bağımlılığı olan üniversite öğrencilerinde ise. kendi kendini aşma) tanımlanmıştır. ödül bağımlılığı. Bu nedenle herhangi bir madde kötüye kullanımını içermeyen internet bağımlılığına en yakın bozukluğun DSM IV’te dürtü kontrol bozuklukları bașlığı altında yer alan “patolojik kumar oynama” olması nedeni ile tanı kriterlerine buna uygun olarak uyarlamıştır. internet bağımlılığının genel yapısının dürtü kontrol bozukluğu ile benzerlik gösterdiğini ve tanının DSM-IV-TR dürtü kontrol bozuklukları ölçütlerini temel alarak yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Yinede alkol/madde bağımlılığında olduğu gibi bu kişilik özelliklerinin bu hastaların tanınmasında ve tedavisinde önemli bir rolü olabileceği akılda tutulmalıdır. Ancak günümüze kadar internet bağımlılığı kavramı henüz resmi sınıflama sistemleri içerisinde tanımlanmamıştır. Ancak DSM IV’te tanımlanan bağımlılık ölçütleri sadece kimyasal maddeler için belirlendiğinden ve davranıșsal bağımlılıkları içermediğinden ve kimyasal olmayan davranıșsal bağımlılıklar DSM IV’te “dürtü kontrol bozuklukları” olarak değerlendirilmiştir. Son olarak Montag ve arkadaşları. zarardan kaçınma. İnternet bağımlılığı ile kişilik arasındaki ilişkiyi araştıran az sayıda çalışma yapılmıştır. Kişilik ve Dürtüsellik . Sonuç olarak internet bağımlılığı. kendi kendini yönetme ve iş birliği yapma puanları bildirilmiştir. problemli internet kullanımı ve internet bağımlılığı olarak adlandırılmaktadır. Anderson. DSM-IV madde bağımlılığı ölçütlerine göre internet bağımlılığını tanımlamıştır. bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanan internet bağımlılığında da mizaç boyutu olarak öne çıkmıştır. Cloninger ve arkadaşları. kişiliğin iki temel bileşeni olan mizaç ve karakteri açıklayan boyutsal psikobiyolojik bir kişilik modeli geliştirmiş ve tanımlamıştır. daha düşük ödül bağımlılığı. Riskli internet kullanıcılarında ise normal internet kullanıcılarına göre ödül bağımlılığı. düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği internet bağımlılığının şiddeti ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. ve düşük ödül bağımlılığının ergenlerde internet bağımlılığı önemli bir yordayıcısı olarak saptanmıştır. yüksek yenilik arayışı ve düşük ödül bağımlılığı olduğu bildirilmiştir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet bağımlılığında kişilik ve dürtüsellik Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Ercan Dalbudak Young’a göre internet tıpkı kumar gibi bağımlılık yaratmakta ve internet bağımlıları çeșitli dürtü kontrol bozukluğu belirtileri göstermektedir. işbirliği yapma. bir çok komorbid psikiyatrik hastalığın eşlik edebildiği bir fenomen ve genel olarak bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanmaktadır. Çalışmalarda internet kullanımına bağlı davranış problemleri. Cloninger’in kişilik modelinde ölçülen 4 mizaç boyutu (yenilik arayışı. patolojik internet kullanımı. problemli internet kullanımını kendi kendini yönetmenin nörotisizmden daha iyi bir belirleyicisi olduğunu belirtmiştir.

aile terapisi ve farmakoterapi yer almaktadır. Yeterince tanımlanmamış bu bozukluğun tedavisinde de kabul edilmiş. etkinliği araştırılmış. Tedaviye aşamalı bir bakış açısının yararlı olacağı gözükmektedir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet Bağımlılığında Yaklaşım Ve Tedavi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Kültegin Ögel İnternet bağımlılığı tam bir tanı kategorisi olarak tanımlanmamış olmakla birlikte. günlük klinik pratikte ruh sağlığı çalışanlarının karşısına bir sorun olarak çıkmaktadır. . Son aşama ise re-entegrasyondur. Bugüne kadar farklı yöntemler denenmekle birlikte en çok bilişsel davranışçı terapinin uygulandığı gözlenmektedir. konuyla ilgili literatür bilgisi sunulacak ve bugüne kadar yaşadığımız deneyimler paylaşılacaktır. İkinci aşamada bilişsel davranışçı terapi. kanıta dayalı henüz yöntemler yoktur. Farklı boyutları olan bu sorunun çözümü de farklı paradigmaların birlikte kullanımıyla mümkün olmaktadır. Bu panelde. Ancak tek başına bilişsel davranışçı terapinin yeterli olmadığı da araştırmalarda bildirilmiştir. Tedavinin birinci aşaması motivasyonel görüşmedir.

Psikiyatride en çok tartışmaya açık konu belki de nedensellik ilişkisidir. Bununla birlikte 15 yaşından önce de davranım bozukluğunun izlenmiş olması gereklidir. haz olmaması. Bu da bozuklukla şiddetin ne kadar iç içe olduğunu açıkça göstermektedir.yaralama. gerçekleştirilecek işlemin doğası ve niteliğini bilmeme ya da yaptığının yanlış olduğunu bilmeme şeklinde tanımlanmaktadır. duygusal. Bozuklukta dürtüsellik ve yineleyen kavga. erkeklerde toplam nüfusun %3’ü ve kadınlarda %1’i olarak saptanmıştır. ASKB vakalarının suç sorumluluğu tam olarak kabul edilir. yalan söyleme ile karakterize sık görülen bir bozukluktur. Bu durum genel olarak kabul edilmekle birlikte hastalığın genetik.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyallik mi Şiddeti Doğuruyor? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Adem Balıkçı Şiddet. . tespit edilmesi son derece zor olabilen sözel. Bu durumda antisosyal tarafından yapılan şiddetin niteliği. Bu durum dolaylı olarak antisosyalin şiddeti doğurduğunun kabulü anlamına da gelmektedir. vicdansızlık. ASKB ile ilgili yapılan çalışmaların çoğunun bozukluğun nedenini saptamaya yönelik olduğu görülmektedir. dövüşler ya da saldırılarla belirlenmiş sinirlilik ve saldırganlık tanı kriterleri arasında bulunmaktadır. uyarı arayışı. bireyin tehlikeden kaçınma.sakatlama.tecavüz ve hatta öldürme) şeklinde olabileceği gibi. Ruhsal bir hastalık olarak kabul etsek bile cezayı hafifleten bir mazeret oluşturmamaktadır. adli sorunlar. Doğrudan öfkeye ve dürtüselliğe bağlı olan şiddet ile bir menfaat temini. Bir görüşe göre kişilik bozukluğu “süregen hastalıktır”. fiziksel (dövme. Halk arasında görülme sıklığı. cezadan kaçma ve başkasının hakkının gaspı gibi özelliklerin ayırt edilmesi ve tartışılması faydalı olacaktır. Antisosyal kişilik bozukluğu ise 15 yaşından beri süregelen. çevresel veya biyolojik olarak hangi nedenle oluştuğu ile ilgili net bir bulgu elde edilmesi bu hastaların suç sorumluluğunu da tartışmaya açacaktır. Bozukluğun farklı bir yanı tanı koymak için 18 yaş sınırının getirilmiş olmasıdır. ekonomik şiddet eylemlerine kadar uzanabilen geniş bir kavramdır. ödül davranışı ve amaca yönelik devamlılığındaki çeşitlemelerin bir bileşkesi olarak kişilik yaşamın ilk 2-3 yılı içerisinde şekillenmeye başlar. Doğumsal genetik yapı üzerinde. amacı ve nesnesinin ne olduğu da önem kazanmaktadır.cinsel taciz. sorumsuzluk. başkasının hakkını saymama ve haklarına saldırma örüntüsü. Suç sorumluluğu açısından eylemin işlendiği sırada mantık hatası içinde olma ve bunun akıl hastalığına bağlı olması.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal kişilik bozukluğu temelinde şiddetle nasıl başedilir? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Ayhan Algül .

Dendrit ve akson dallanmaları. Çocuğun intrauterin yaşamdan erişkinlik dönemine kadar her safha da karşılaştığı şiddetin maladaptif tutumlara yol açtığı bir çok çalışmada gösterilmiştir. olumsuz duygularını sözelleştirme ve empati yeteneği azalmaktadır. İlk olarak şiddetin ne anlama geldiği üzerinde genel olarak anlaşmak gerekir. Örneğin yapılan hayvan çalışmalarında anne ve babaları tarafından büyütülen farelerin yalnız annelerince büyütülenlere göre daha saldırgan olduğu. kişilerarası ve kolektif olarak üçe ayırmıştır. Gözlenen bu paranoid kavrayış en sık görülen ve onları akranlarından ayıran en önemli özelliktir. çocukta kendini ifade etme becerileri. mahrumiyet ve ihmalkarlık olarak ayırt etmiştir. Dolayısıyla beyin gelişiminin devam ettiği çocukluk ve ergenlik döneminde yapılacak akıllı müdahaleler ve şiddetin önlenmesi ileride ortaya çıkması muhtemel antisosyal davranışları azaltacaktır. Beyin gelişiminin ergenlik sonrasına kadar devam ettiği göz önünde bulundurulacak olursa çevresel etmenlerin. Şiddet sonucu. Ancak şiddete maruz kalma ile antisosyal özellikler arasındaki doğrusal nedensellik tartışma konusudur. heterojen etyolojide çevresel etkenler içerisinde sayılabilecek önemli bir kavram olduğu unutulmamalıdır. Erişkinlikte alınacak önlemlerin antisosyal davranışın elimine edilmesinde etkinliği çok daha azdır. özellikle maruz kalınan şiddetin çocuğun kişilik gelişimine biyolojik anlamda olumsuz etkilerinin olacağı açıktır. sinaptik bağlantıların yapısı ve sayısı çevresel uyaranlar ile de yakından ilişkilidir. Zamanında müdahale edilemeyen ve tekrarlanan bu davranış örüntüleri ileride karşımıza antisosyal özellikler olarak çıkabilmektedir. miyelinizasyon. agresif hisleri uyarma. Çünkü antisosyal davranışlarda çevresel etkenler kadar nörobiyolojik faktörlerde oldukça önemli rol oynar. Şiddet kategorilerini de fiziksel. çevrelerini yanlış anlayabilen ve zararsız bir takım uyaranları tehlikeli olarak algılayabilmektedirler. Medya ve bilgisayar oyunların da yer alan şiddet şekillendirme. Tüm diğer türlerde olduğu gibi erkekler kadınlardan daha fazla şiddete eğilimlidir. insanlardaki şiddet davranışının en temel öncülüdür. duyarsızlaştırma. Ancak şiddetin. antisosyal davranışın içerisinde şiddet hemen her zaman mevcuttur. Şiddete maruz kalan çocuklar aşırı uyarılmış. Dünya Sağlık Örgütü şiddeti kişiye yönlendirilmiş. risk almayı teşvik yoluyla davranışı etkileyebilir. inhibisyonu önleme. psikolojik. Bağlanma çalışmalarında şefkat ve temel bakım ihtiyaçlarını karşılayamayan.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Şiddet Antisosyal Bireyleri Mi Doğuruyor? Antisosyal Davranış Örüntülerinde Şiddetin Yeri: Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Recep Tütüncü Şiddet ve antisosyal özellikler nedensellik bağlamında ele alındığında. Cinsiyetin yanında yapılan genetik çalışmalar saldırganlığın kalıtsal boyutu olabileceği üzerinde durmaktadır. Şiddetli cezalandırma ve tekrarlayan şiddet. İnsanın doğuştan getirdiği özellikleri yanında. çevresiyle olan etkileşiminin ve geliştirdiği sosyal adaptasyonun kişilik gelişimi üzerine çok önemli etkileri vardır. öfkelerini bebeğe yansıtan annelerin çocuklarında ileri dönemde özellikle erkeklerde saldırgan davranışlar daha fazla saptanmıştır. Bu da bize erkeği farklı kılan biyolojik faktörlerin şiddetin ortaya çıkışında rol aldığını düşündürmektedir. . kritik dönemde izolasyonun iyi huylu denekleri saldırganlaştırdığı. iyi huylu hayvanların çiftleştirilmesinden doğan yavrular saldırgan dişilerce büyütüldüğünde saldırgan oldukları gösterilmiştir. Saldırgan davranışlar modelleme ve destek yoluyla da öğrenilebilmektedir.Sonuç olarak yapılan çalışmalar ve gözlemler şiddet ve davranış örüntülerinin sıkı bir ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. cinsel.

talamus. sonuçları öngörme işlevleri agresyon ve şiddet açısından oldukça önem arzeder. Diğer monoamin oksidaz (MAO) nörotransmitterlerinin olağan dışı düzeyleri. Antisosyal suçlularda yapılan serotonin 2A reseptör gen polimorfizmi çalışmasında 5-HT2A -1438 GG genotipi antisosyallerde kontrollere göre daha düşük bulunmuştur (3). Öteden beri şiddet ve antisosyal davranışa nörogelişimsel bir temel hipoteze edilmişse de antisosyal popülasyonda yapılmış. Serotoninin göreceli düşük seviyeleri veya azalmış serotonerjik aktivite impulsivite. Kafa travması yaşamış kişilerde yapılan nörolojik araştırmalar bununla beraber genetik faktörler dışlanamazsa da beyin hasarının psikopati açısından etyolojik veya patofizyolojik önemine işaret etmektedir. prenatal ve natal komplikasyonlar da şiddetle ilişkili bulunmuştur. sonuçta zayıf impuls kontrolü. dolayısıyla kesitsel çalışmalardan nedensel bir sonuca varmak da zordur. Agresyon ve bazı nörotransmitterler. 197: 186-92. Şiddet ve nörobiyolojik faktörler ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiler oldukça karmaşıktır. Kişilik bozukluklarında şiddet davranışıyla ilişkili biyolojik faktörler pek çok çalışmada araştırılmıştır. kontrollere göre prefrontal korteks gri madde volümü daha küçük bulunmuştur. Beynin ceo’su olan prefrontal korteksin planlama. Colletti P. baş etme güçlüğüne ve impuls kontrolü. erken nöral bozukluk gelişimini yansıtan yapısal bir beyin anormalliği çalışması yoktur. 2. Yanı sıra. impuls kontrol. Br J Psychiatry 2010. sosyalizasyon eksikliği ve zayıf empati ortaya çıkar (2). Lee L.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal Kişilik Bozukluğu Temelinde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Servet Ebrinç Şiddet ülkemizde ve dünyada giderek artış gösterdiği görülen bir halk sağlığı problemidir. bazı hormonlar özellikle adrenalin. yargılama ve nezakette bozulmalara yol açar. psikopatlar. posterior singülat. Yapılan bir çalışmada kavum septum pellusidum antisosyal kişiler. travma ve kötüye kullanımlar beynin gelişimini etkiler. Loeber R. dikkat. Suçlulara uygulanan nöropsikolojik testler yürütücü ve düzenleyici davranışta prefrontal lop disfonksiyonuyla ilişkili defisitler tanımlamaktadır. tutuklular ve mahkumlar arasında kontrollere göre anlamlı düzeyde daha yüksek düzeylerdeydi (1). kendini kontrol. Kaynaklar 1. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. özellikle de serotonin arasında açık bir ilişki vardır. Şiddet ve serotonin ilişkisi öteden beri bilinen ve araştırılan bir husustur. yargı. kortizol ve testesteronun amprik olarak şiddetle ilişkili olduğu bildirilmiştir (4). Yapılan çalışmalarda antisosyal suçlularda BOS/serum albumin oranları kontrollere göre daha yüksek bulunmuştur. prolaktin. anterior singüulat. insula ve orbitofrontal korteksi içeren çeşitli limbik ve paralimbik yapılarda anormal yapı/işlev bildirilmişse de beyin bozulmaları bir sebepten ziyade. Obstetrik. 363: 2491-503. Yang Y. . Erken yaşta ihmal. Beyin görüntüleme çalışmalarında şiddet gösteren antisosyal erkeklerde beyin lezyonları olmaksızın. Neurodevelopmental marker for limbic maldevelopment in antisocial personality disorder and psychopathy. 2008. Prefrontal korteks ve onun anterior singülat korteksle ve amigdalayla bağlantılarındaki bozulma korku ve öfke artışına. tepkide esneklik. Pardini D. Her ne kadar antisosyal. şiddetle yaşamanın makul bir sonucu olabilir. serotoninki kadar aşikar olmasa da agresyon ve antisosyalite ile ilişkili bulunmuştur. Raine A. Neurobiology and the development of violence: common assumptions and controversies. agresif ve psikopatik yetişkin bireylerde amigdala. antisosyalite ve agresyonla ilişkili bulunmuştur. hipokampüs. hipotalamus.

Harris GT. 4. and Antisocial Parenting. Personality disorders and violence. Neurodevelopmental Insults. Lalumiere M. Fountoulakis NK. Criminal Justice and Behavior 2001. Leucht S. 21: 84–92. Current Opinion in Psychiatry 2008. Rice ME.3. . 28: 402-426. Kaprinis GS. Criminal Violence: The Roles of Psychopathy.

2011 Nov. Smith EN. ODZ gibi yeni aday genler tanımlanmaktadır. Genome-wide association of bipolar disorder suggests an enrichment of replicable associations in regions near genes. bipolar bozukluğun psikiyatrik hastalıklar içinde kalıtılabilirliği en yüksek hastalıklardan olduğu gösterilmiş olmakla birlikte. Jancic D. Son yıllarda bipolar bozukluğun ailesel geçişine ilişkin pek çok araştırmada önemli bulgular saptanmıştır. Nwulia EA. sistematik genom-boyu ilişki çalışmalarında bipolar bozukluk ve şizofreni için küçük etki büyüklüğünde ortak aday genlerin varlığı gösterilmiştir. orta büyüklükte etki gücüne sahip aday genleri saptamada genom boyu ilişki çalışmaları daha da önem kazanmıştır. Yapılan çalışmalarda bipolar bozukluğun kalıtılabilirliği %60-80 aralığında bildirilmiştir. şizofreni için tanımlanan nadir büyük yapısal varyantların (copy number variants) hastalığın ortaya çıkışında önemli olduğu düşünülmektedir.7(6):e1002134. Metaanalysis of genetic association studies on bipolar disorder. İkiz çalışmalarında. teknolojideki hızlı gelişmelere paralel olarak. Hipolito M. Günümüzde. Lawson WB. Delespaul P. Bu panelde. Coryell W. Koller DL. Günümüzde bipolar bozukluk genetiğinde. Hastalığın kalıtımı. Liu C. Goes FS. küçük ve orta etki gücünde bir çok aday genin sorumlu olduğu görüşü kabul görmektedir. Badner JA. klinik heterojenite ve şizoaffektif bozukluk ve majör depresyon gibi hastalıklarla bazı belirtilerin binişikliği. Gershon ES. bipolar bozuklukta bildirilen en güncel genetik bulgular sunularak gelecek çalışma alanları ve beklentiler tartışmaya açılacaktır. Meta-analysis of MTHFR gene variants in schizophrenia. Barrett TB. Taylor J. Schork NJ. Rutten BP. after GWaS: Searching for Genetic risk for Schizophrenia and Bipolar Disorder. Bloss CS. Rice J. 168:253–256. Berrettini WH. Keating BJ. aday genleri içeren bir çok kromozomal bölge tanımlanmıştır. ANK3. Szelinger S. Nurnberger JI Jr. özellikle son iki dekadda aday gen çalışmaları hız kazanmıştır. Zhang P. Bu nedenle.25(8):1530-43. genetik araştırmalar için en uygun fenotipin nasıl tanımlanacağı sorularını gündeme getirmiştir. van Winkel R. PLoS Genet. Liu C. 2011 Jun. 3. Bağlantı ve ilişki çalışmalarında. McMahon FJ. Shilling PD. Guo Y. Drukker M. Craig DW. .159B(5):508-18. NCAN. 2. yinelenemeyen küçük etki büyüklüğünde bir çok aday gen saptanmakla birlikte. 4. Am J Psychiatry 2011. etyoloji ve patofizyolojisi halen yeterince anlaşılamamıştır. 2012 Jul. CACNA1C. Edenberg HJ. Am J Med Genet B Neuropsychiatr Genet. Greenwood TA. Seifuddin F. bipolar disorder and unipolar depressive disorder: evidence for a common genetic vulnerability? Brain Behav Immun. Ancak şizofreni. Judy J. Zandi PP. McKinney R. van Os J. Potash JB. çoklu genetik ve çevresel etkenler nedeniyle karmaşıktır. her ne kadar veriler tutarlı olmasa da. de Hert M. Gershon ES. Murray SS. Zöllner S. Peerbooms OL. Nievergelt CM. Kaynaklar 1. Mahon PB. Hoogveld L. Kelsoe JR. Foroud T. Potash JB. Zandi PP. MTHFR in Psychiatry Group. Kenis G. McInnis MG. Scheftner WA. Schulze TG. bipolar bozukluğa özgü daha büyük etki gücünde DGKH. Mahon PB. Byerley W. Bunun yanı sıra. Ancak saptanan aday genlerin etki güçleri göz önünde bulundurulunca sonuçlar umut kırıcı görünmektedir. Pirooznia M. özellikle son dönem tüm genom ilişki çalışmalarında.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozukluk Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Kürşat Altınbaş Bipolar bozukluk klinik olarak iyi bilinen bir hastalık olmasına karşın. Panganiban C. Alliey-Rodriguez N. Bipolar bozukluk genetiğine ilişkin.

Beyin işlevleri dinlenme sırasında veya özel bir ödev sırasında saptanabilir. şizofreni hastalığı olan kimselerden farklı olarak normal hipokampus ile artmış amigdala hacimleri bildirilmiştir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozuklukta Nörogörüntüleme Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Mehmet Alper Çınar Bipolar bozukluk %1. Yapısal ve işlevsel nörokimyasalların tanımlanması bipolar bozukluğun patogenezini aydınlatmada yardımcı olabilir. Bipolar bozukluk yaygın bir psikiyatrik hastalık olmasına rağmen sıklıkla geç tanınmakta veya yanlış tanı konulmaktadır. Yapısal manyetik rezonans görüntüleme (yMRG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) bipolar bozukluk ile gri madde azlığının ilişkili olduğunu göstermiş ancak prefrontal korteks hacimlerinde değişiklik gösterilmemiştir. Bipoar bozukluğu olan kimselerde striatum ve talamus boyutlarında saptanan artış tüm çalışmalarda tekrarlanamamıştır. Hastalığın değişik safhalarında subgenual ve orbitofrontal kortekste aktivasyon anormallikleri bildirilmiştir. Bipolar bozukluğun seyri ve ilaç etkisi görüntüleme bulgularını etkilemektedir. Yapısal anormallikler işlevsel anormallik olarak tanımlanamasa da işlevsel çalışmalarda yol gösterici olmaktadır. tedavi yanıtını kestirmeye ve yatkınlık faktörlerini tanımlamaya yardımcı olacaktır. Nörobiyolojik araştırma sonuçları tanısal kesinliği artırmaya. Yapısal ve işlevsel nörogörüntüleme çalışmaları ile bipolar bozukluğun nörobiyolojik patogenezi hakkında kanıt sağlanmaya çalışılmaktadır. Kimyasal görüntüleme manyetik rezonans spektroskopi (MRS) yöntemi ile mümkün olmaktadır. Bipolar bozuklukta yapılmış yapısal görüntüleme çalışmalarında bazı nöroanatomik anormallikler tanımlanmıştır. . Amigdala ve hipokampus da ilgi gösterilen bölgelerdendir. nüfusun yaklaşık %3’ünü etkileyerek yüksek yeti yitimine neden olmaktadır.5 insidans oranı ile. Anterior limbik ağ içerisindeki özel ilişkileri hedef alan çalışmalardan bipolar bozukluğun nörobiyolojisine dair güçlü kanıtlar sağlanacağı düşünülmektedir. tek foton emisyon bilgisayarlı tomografi (SPECT) ve işlevsel manyetik rezonans (iMRG) görüntüleme sayılabilir. İşlevsel görüntüleme yöntemleri arasında pozitron emisyon tomografisi (PET).

bu da bu varsayımla yola çıkan araştırmaların haklılığına işaret etmektedir. Bu konuşmada iki uçlu bozuklukta görülen bilişsel işlev bozuklukları özetlenecek. Birinci derece akrabalarda bilişsel işlev bozuklukları görülüyor olması yatkınlık mekanizmalarının hastalıkla birlikte bilişsel işlev bozukluklarına neden olabildiğini.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevler Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Son yirmi yılla birlikte. şizofrenide görülen araştırma dalgasına benzer biçimde iki uçlu bozuklukta bilişsel işlev bozuklukları ile ciddi biçimde ilgilenilmeye başlanmıştır. Psikiyatrik hastalıkların heterojen olmalarının patogenez ve risk faktörlerinin tespit edilmesinin önünde en büyük engel olduğu düşünülmekteydi. bu nedenle bilişsel işlev bozukluklarının etyopatogenez ile ilişkili olabileceğine işaret etmekte. bilgi işleme hızı ve faal bellek gibi alanlarda tutarlı bulgular tespit edilmiştir. Bu nedenle psikiyatrik hastalıklar için klinik semiyoloji dışı geçerli ve güvenilir ölçüler gerektiği vurgusu yapılmış ve bilişsel işlevler bu bağlamda boyutsal yaklaşım çerçevesinde biyomarkır arayışları içinde farklı olası bir zemin varsayılmıştır. yürütücü işlevler. ardından fenotip tanımlamaya olası katkılarından bahsedilecektir. Başlıca sözel bellek. .

Guloksuz S. ötimik dönemde ise immün sistem dengesi kısmen korunmaktadır (2. Bunlar.Öncelikli lityum olmak üzere çok sayıda sağaltım seçeneğinin immün sistem üzerindeki etkisidir (1).10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta İnflamasyon Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sinan Gülöksüz İki uçlu (İU) bozukluk ile ilgili patofizyolojik düzeneklerin halen tam olarak açıklanamaması.Soczynska JK. 2009. Kaynaklar 1. 30:497-521. araştırmacıları farklı alanlara yönlendirmiştir.İU bozukluğa sıklıkla eşlik eden tıbbi hastalıkların (ör. Cytokine levels in euthymic bipolar patients. diabet gibi) immün sistem ile ilişkisi 4. Gazioglu Bilgic S. 3-Cetin T.İnterferon tedavisinin depresif belirtilere yol açması 3. Aktas Cetin E. Deniz G. Bu sunumda İU bozukluk ile immün sistem arasındaki ilişki incelenerek ileriye dönük araştırmaların öncül sonuçları değerlendirilecektir. Deniz G. Oral ET. Goldstein BI. uyku ve iştah bozuklukları gibi somatik belirtilerin immün sistem ile doğrudan ilişkisi 2. Lachowski A. J Affect Disord. Kennedy SH. Benzer etki düzeneklerine sahip sağaltım seçeneklerinin çoğu zaman İU bozuklukta yetersiz kalması. Oral ET. Aktas Cetin E. Multipl skleroz. metabolik sendrom. 2-Guloksuz S. . İmmün sistem ile ilişkisi iyi bilinen lityumun uzunlamasına tedavi yanıt etkinliğinin temel bir pro-inflammatuar sitokin olan tümör nekrotizan faktör alfa (TNF-α) ile ilişkisi gösterilmiştir (4). 1. The effect of tumor necrosis factor antagonists on mood and mental health-associated quality of life: novel hypothesis-driven treatments for bipolar depression? Neurotoxicology. İmmün sistem ile İU bozukluk arasındaki ilişkiyi ortaya koyan gözlemler oldukça dikkat çekicidir. ciddi yeti yitimine yol açan bu hastalığın etkin sağaltımını zorlaştırmaktadır. romatoid artrit gibi immün sistem hastalıklarında kullanılan immün düzenleyicilerin duygudurum belirtileri üzerinde olumlu etkisi 5. Evidence for an association between tumor necrosis factor-alpha levels and lithium response. Gazioglu Bilgic S. J Affect Disord. 4-Guloksuz S. Bu bilgilerden yola çıkılarak yürütülen çok sayıdaki güncel araştırma manik ve depresif dönemin artmış inflammatuar cevap ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Plasma concentrations of soluble cytokine receptors in euthymic bipolar patients with and without subsyndromal symptoms. van Os J. Nutt DJ. Cetin T. Cetin EA. Altinbas K. Kenis G. BMC Psychiatry. Deniz G. Woldeyohannes HO. (in press). 2010. İU bozuklukta görülen enerji kaybı. Oral ET. Halen yürütülmekte olan İU bozukluk sağaltımında minosiklin ve aspirin ekleme çalışmalarının erken sonuçları umut vericidir. 126:458-62. Öte yandan. (in press). van Os J. McIntyre RS. 3).

(ii) biyolojik psikiyatrinin lokomotifi olan psikofarmakolojideki tedavi algoritmalarının birey tabanlı belirlenmesi ve (iii) teknolojik yetersizlikler SB araştırmalarının da ufkunu daraltmıştır. sosyal yenilgi kuramlarının ya da çeşitli özgün sosyal etkileşim modellerinin sınanmasında kullanılabilir. dahası kendine özgü bir nöro-fizyolojisi olduğu anlaşılmıştır.kestirimci geçerliği yüksek biçimde ölçebilir. Şizofreni.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Psikiyatrik Bozukluklarda Sosyal Bilişin Near Infrared Spectroskopi (NIRS) ile Görüntülenmesi Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Bora Baskak Özellikle son on yılda sosyal bilişsel nöro-bilimin katkılarıyla sosyal biliş (SB) alanında son derece önemli bulgular elde edilmiştir: SB’nin davranışsal çıktısının genel bilişsel işlevlerin bir bileşkesi olmadığı. NIRS bu özellikleriyle psikotik bozuklukların etiyolojisinde epidemiyolojik bulgular ışığında ortaya atılan. Non-invaziv bir yöntem olan NIRS. doğal bir ortamda uzun ve duyarlı bir ölçüm sağladığından. kabul edilebilir bir ekolojik geçerlikle ve yeterince ölçünlenmiş görevlerle uygulandığında . SB’yi. psikopati ve otizm gibi pek çok bozukluk aslında sosyal bilişsel bozukluklar olarak nitelenebilir ve SB’nin görüntülenmesi bu bozuklukların etiyolojisine dair önemli ipuçları sağlayabilir. (i) Avrupa psikiyatrisindeki klasik ve güncel kuramların tekil bireyin çevreyle etkileşimini esas alması. zihin kuramı bozuklukları. . sosyal fobi. Buna karşın.

Örneğin bir adres tarifi aldığımızda. Çalışma belleğinin bu işlemlerde yeralan alt-bileşenleri şunlardır: yürütücü bileşen. Bu konuşmada.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Çalışma Belleğinin Prefrontal Korteksteki Bileşenlerinin Fnırs Yöntemiyle Araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Didem Gökçay Özet Çalışma belleği. Dolayısıyla yüzeyel olarak korteksten kayıt alabilen fNIRS cihazı ile çalışma belleğinin faaliyetlerini incelemek mümkündür. o adrese varana değin bunu uzamsal olarak kısa dönemli çalışma belleğinde işleriz. olasılıksal öğrenme sırasında yoğunlukla kullanılan çalışma belleğinin aktivitesinin dinamik olarak nasıl gözlenebileceğine dair örnekler verilecektir. Kendi elde ettiğimiz sonuçlar üzerinde durulacak. sağ/sol inferior frontal girus ve dorsal parietal kortekste lokalize olmuştur. rakamları sırasıyla içimizden tekrarlayarak çalışma belleğinde depolarız. kısa dönemli olarak faaliyet gösteren uzamsal ve sözel bilişsel işlevlerde yeralır. Yada bir telefon numarasını akılda tutmak istediğimizde. Ayrıca fNIRS sinyalinin özellikleri ve veri analizi sırasında karşılaşılabilecek zorluklar elimizdeki veriler üzerinden açıklanacaktır. çalışma belleğinin hasta ve sağlıklı populasyonlardaki faaliyetleri. tekrar bileşeni. depolama bileşeni. . fNIRS ölçümleri üzerinden aktarılacaktır. Bu bileşenlerin tümü sırasıyla dorsolateral prefrontal korteks.

ışığın özgül dalga boylarında farklı emilim spektrumları ortaya çıkarmaktadır.html 4. Dolayısıyla bu veriler. E.drexel. bu özellikleri nedeniyle de psikiyatri alanında. PA. Drexel University. Special issue on Clinical Neuroengineering.. özellikle karmaşık düşünce süreçlerinin değerlendirilmesinde ümit vaat etmektedir. (2010). Heidelberg. daha uzun sürede ve daha doğal bir ortamda kayıt alabilme imkânı sağlamakta. Ayaz. invazif olmayan. Onaral B. H.62. http://www. . fNIRS.. Kraft. Berlin. E. Philadelphia.edu/fNIR/CONQUER/Optical_Brain_Imaging. Kaynaklar 1. 25(4):54 . (2006). Springer-Verlag. Hoshi. Y. in vivo koşullarda beyin oksijenasyonunun ölçülmesine olanak sağlayan.. 2. Gulyas. Pöppel.) Neural Correlates of Thinking. (eds. beyin dokusunda absorbe olan ışığın emilim miktarı ile Oksi-Hb ve Deoksi-Hb seviyeleri hesaplanabilir. Beer-Lambert yasasına göre. Functional Near Infrared Spectroscopy based Brain Computer Interface. PhD Thesis. Izzetoglu K.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? "FNIRS Nedir? Çalışma Prensipleri Nelerdir?" Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Halise Devrimci Özgüven Fonksiyonel Near-infrared spektroskopi (fNIRS).biomed.. Ayrıca fNIRS. taşınabilir ve kolay uygulanabilir olması önemli avantajlarındandır. IEEE Engineering in Medicine and Biology Magazine. 2010. başka bir deyişle metabolizmasının in vivo belirteci olarak kullanılabilir. Functional Near Infrared Spectroscopy: An Emerging Neuroimaging Modality. fMRI ve PET gibi diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerinden farklı olarak. beyin dokusu oksijenlenmesinin. Izzetoglu M. Diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerine kıyasla ucuz. Oksihemoglobin (Oksi-Hb) ve indirgenmiş formu deoksi-hemoglobin (Deoksi-Hb). ışığın beyin dokusunda emilimini ölçmektedir. 3. Near-infrared spectroscopy for studying higher cognition. optik bir yöntemdir. Bunce S. Pourrezaei K. B.

şimdiye kadarki literatür tartışılacak ve FNIRS özelinde dikkat işlevlerinin değerlendirilmesi üzerine görüşler sunulacaktır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Dikkat İşlevinin Araştırılmasında fNIRS Uygulamaları Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Özgür Öner İşlevsel Near Infrared Spektrsopkopi (fNIRS). invaziv olmayan. metilfenidat yanıtı ve genotip ile beyim kan akımı ve oksi-deoksihemoglobin değerleri arasındaki ilişki de incelenmiştir. Özellikle kortikal yapılardaki kan akımının ve oksi-deoksihemoglobin değerlerinin hesaplanmasında kullanılmaktadır. uzun süreli veri toplanabilen ve nispeten ucuz bir işlevsel beyin görüntülemesi tekniğidir. Bu çalışmalarda interferans kontrolü ve yanıt inhibisyonu sırasında DEHB olguları ile kontroller arasında farklar olduğu gösterilmiştir. . Ayrıca. FNIRS yöntemi daha önce Dikkat Eksikliği Hiperkativite Bozukluğu’nda kullanılmıştır. Konuşmada.

Kendi meslektaşları arasında kimi zaman övüldüler. Bir çoğumuz onun önerileriyle. Çoğu kısa sürede yok oldu. Ama insanlar psikiyatrinin ne olduğunu. Söz konusu çocuklar olduğu zaman tüm bunlar çok daha önem kazanır. hasta ve hastalıkları rencide edici haberler yerine halkı bilgilendirici. .10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Çocuk Psikiyatrı Gözüyle Medyayı Okumak. kimi zaman eleştirildiler. Medya ise bazen ipin ucunu kaçırdı ve psikiyatrinin her kapıyı açan bir anahtar olduğu düşüncesine kapılıp. Bu arada olumsuzluklar olmadı mı? Oldu. Bunların hepsi toplum sağlığı açısından önemliydi. kendini şarlatanlıklar için reklam aracı olarak kullandırmamak. Yaşadıkları ve gizlemeye çalıştıkları bazı sorunların çaresi olduğunu. Dr. hatta zarar verici yöntemlerin reklamını yapmaya başladı. doğru çocuklar yetiştirdik. Bize düşen görevler belli. Onların ilklerinden biri. Bu bir hekimlik çalışmasıdır ve hekimlik uygulamasında uyulması gereken. psikiyatrinin tanınması. Atalay Yörükoğlu’ydu. Onu diğerleri takip etti. Bazen kırıcılığa varan bu eleştirilere rağmen devam ettiler. hem de önemli şeyler oldu. etik kurallar. Onları yenileri izledi. verdiği bilgilerle doğru büyüdük. Kurallar doğru konmalı ve mesajlar net verilmelidir. Ama her ilişkinin olduğu gibi. Medyada yer almak için sadece işinizi iyi biliyor olmak yeterli değildir. fark etmeden gereksiz. zarar vermeme ilkeleri geçerlidir. doğruluk. Gerçekten bilgilenme. bu ilişkinin de düzgün ve kurallara uygun yapılması gerekiyor. Bu ilişki de medyaya düşen görev. ilk anda ilgi çekseler de. hastalıkların ve özellikle psikiyatri doktorlarının gizemli olması gerektiği savunuldu. hastalara ve hastalıklara doğru yaklaşım için. uyarıcı bir yayın yapmaktır. insanlar asıl amacı gördü ve umursamadı. başkalarının da benzer yakınmaları olabileceğini. Sonra yavaş yavaş birileri bunun dışına çıkmaya başladı. ilgisiz şeylerde psikiyatriden çözüm istemeye. Medyada Yer Almak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Bengi Semerci Uzun yıllar psikiyatrinin. Aynı zamanda iyi bir medya okur-yazarı olmanız gerekir. gitmeleri gereken yerin bir uzman olduğunu fark ettiler. medyayla ilişki çok önemli. Bazı uzmanlar. İnsanların bilgilendirilmesi gerektiğini söylemeye başladılar. doğru seçimleri yapmak. kendi reklamları olarak gördüler. Psikiyatristlerin medya önünde yaptıkları ortak yanlışlar nedir? Ve hem yazılı hem de görsel basınla iletişimi geliştirmek için neler yapılmalıdır. Prof. ne yapmaya çalıştığını öğrenmeye başladılar. bu süreci eğitim ve bilgi vermek değil.

Psikiyatristlerle ortak noktamız insan. işimiz üzerine her sözü söyleme hakkını kendinde görür.Ancak böyle davranırsak o eleştirileri kendimiz ve mesleğimiz için artı değere dönüştürebiliriz. Gazeteciler kadar göz önünde değiller yani. felaketlerin. Bunu yapabilmek için de kuşkusuz her söylenene hoşgörüyle. Psikiyatristler. savaş naralarının atıldığı. Maalesef bunu yeterince başardığımızı söyleyemem. Bir de mesleki taassuptan dolayı kamuya açık alanlarda ve hatta meslek örgütlerinde kendilerini fazla eleştirmiyorlar. subjektif. Tersine insan sağlığı ile ilgili bu tür yanlışlara medyanın zemin hazırladığının da farkındayım. Zaten Türkiye’de kiminle karşılaşsanız gazeteciliği biz gazetecilerden daha iyi bilir. Oysa gazeteci doktorlardan izin alarak girmişti ameliyathaneye! Dolayısıyla da mesleki etikten söz edeceksek öncelik tıp etiği olmalıydı bence. Bir gazeteci arkadaşımız bir ameliyata girmiş. Kimi hekimlerin medyatik olma çabası içine girmeleri! Medyatik olan kimilerinin de orada tutunabilmek için popüler söylemler geliştirmeleri. hem de kapalılar. Medyayı aklamaya çalışmıyorum. Keşke gazeteciler ve psikiyatristleri karşı karşıya getirebilsek ve sadece kendilerini eleştirmelerini isteyebilsek… . skandalların eksik olmadığı. algılama ve anlama çabasıyla yaklaşmak gerek. Bu da kimi zaman övgüleri getirir ama çoğunlukla eleştirileriz.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Gazeteci gözüyle medya ve psikiyatri Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Faruk Bildirici Biz gazeteciler eleştiriye alışığız. Hatta gazeteciler de birbirini kıyasıya eleştirir. haklı. yerinde. medyayı eleştirmeyi doğal görmekle kalmıyor. eleştirdikleri medya aracılığıyla medyatik olmaya çalışmayı da yadırgamıyorlardı. Mesleğimizin doğası gereği yaptığımız ya da yapmadığımız işler nedeniyle hep göz önündeyiz. ilkel eleştirileri ayırt edebilmek. Bu hekimler içerisinde psikiyatristlerin hiç de azımsanamayacak düzeyde olduğunu da söyleyebiliriz. bir hekim örgütünün bildirisini hatırlıyorum. Anlaşılan hekimler. Aslında psikiyatristler de mesleklerin icra ederken diğer hekimler gibi daha öznel alanlarda çalışıyorlar. O daha kolay gelebiliyor. Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisi olarak. O nedenle gazeteci-hekim ilişkisi sözkonusu olduğunda eleştirilen hep gazeteci tarafı olabiliyor. Önemli olan o eleştirilere açık olmak. röportaj yapmıştı. Hergün bombaların patladığı. Galiba temel sorunlardan biri bu noktada yatıyor. kayda değer eleştirilerle haksız. üzerinde kara bulutların dolaştığı bir ülkede yaşayan insanların duygu ve düşünce dünyalarıyla ilgilenen psikiyatristlerin işi de en az biz gazeteciler kadar zorlu. Fakat eleştiri okları kendilerinde yöneldiğinde gazeteciler ve psikiyatristler epeyce farklılaşıyor. gazetecilerden farklı olarak eleştiriye hem alışık değiller. Çünkü eleştiriye alışığız ama açık değiliz. hekimler gazeteciyi meslek etiğine uygun davranmamakla suçluyordu.

Medyanın toplumu tektipleştirme süreci geniş kitlelere ulaşabilirliğiyle yakın ilişkilidir. maruz kalma oranları (rating. Her medya grubu haberlerini kendi kontrolündeki tüm medya kanallarında hemen hemen aynı şekilde verme eğilimi gösterir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Psikiyatr Gözüyle Medyayı Okumak Ve Anlamak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Selçuk Candansayar Özellikle yaygın medya ulaştığı toplumun değer yargılarını ve kimlik algısını oluşturur. Eleştirel medya okurluğunun en güvenli yolu ise medyanın sunduğu ideoloji ve değer yargısına değil okurun kendi ideolojisi ve değer yargılarına güvenmesidir.) iki önemli etkide bulunur. Çerçeveleme: (framing) gerçekte olup biten yerine gerçeğin bir bölümünün algılanmasını ya da gerçeği çarpıtarak algılanan gerçeğin var olan gerçekten çok farklı olmasını sağlamak. en gerici değer yargılarına seslenir ve bunu en kışkırtıcı şekilde vermeye çabalar. Tabi bu ideoloji ve değer yargılarının örneğin GLBT bireyler ve hakları konusunda ne kadar eşitlikçi ve özgürlükçü olduğu da belirleyici olacaktır. Medya en ilkel. Medyanın haber inşa süreci Haberdar etmekten çok tek tip düşünce ve tepki üreten medya bu üretimi üç temel yolla gerçekleştirir. Çok okunmanın yolu ortalamanın altındaki eğitim. . Hikayeleştirme: haberin inşa edilirken ana fikir ve temasının amaçlanan bilgiyi biçimlendirecek şekilde inşa edilmesi. Bu değer yargıları sanıldığı gibi hakikati temel almaz. Sterotip oluşturma: Medya herhangi bir kimlik halini kendi bildiğince şekillendirerek okurun o kimlik hakkındaki bilgi ve değer yargısını inşa eder. Bu süreç en muhafazakar haberlerin bile pornografik bir dille verilmesinin önünü açar. Okunma. bilgi ve olgunluk düzeyine seslenen haber tarzına zorlar. tiraj vb. Egemen ideolojinin yeniden üretilmesi kitlelerin bu ideolojiyle biçimlenmesi ve tepki vermesi günümüz medyasının temel işlevidir.

and Agression: Evidence for the Differential Susceptibility Hypothesis. 1993 Yılında ilk kez Brunner ve arkadaşları tarafından tanımlanan X kromozom bağlantılı MAO-A aktivitesinden sorumlu yapısal gen polimorfizminin (Xp 11-22). Genet. Serotoninin inhibitör özellikleri ile davranışların doğal fren sistemini sağlayan nörotransmiter olduğu bilinmekle beraber şiddet ve agresyona yönelik genetik araştırmalarda serotonerjik sistemde önem kazanmaktadır. Bu sunumda elimizde var olan kısıtlı ve kesin yargılara varmak için görece yeni olan ama faydalı olabilecek homisidal davranış nedenlerine yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. Şiddet ve agresyonun nedenleri hakkında sosyal öğrenme. Genetic Localization. Tuğlu C. p: 57-74. Bununla beraber şimdiye kadar yapılan genetik araştırmalar MAO-A aktivitesinde değişikliğe sebep olan genetik varyantların ve Y kromozomunun şiddet davranışına yönelik etkilerine dair tutarlı kanıtlar sunmaktadır. . 52:1032-1039. Son yıllarda psikiyatrik bozuklukların ve insan davranışı ile ilgili kuramların nörobiyolojik sebeplerine yönelik çalışmalarda genetik araştırmalar öne çıkmaktadır.Brunner et al. Kaynaklar 1) Ronal L. (2000) Şiddet ve Agresyonun Nörobiyolojisi: Klinik Psikiyatri.and Evidence for Disturbed Monoamine Metabolism. Şiddet ve agresyona yönelik davranış genetik çalışmaları nörotransmiterler üzerine odaklanmakla birlikte dopaminerjik sistem ve serotonerjik sistem üzerine yoğunlaşmaktadır. (1993) X-Linked Borderline Mental Retardation with Prominent Behavioral Disturbance: Phenotype. Dopaminerjik sistemin insan vücudunda haz-ödül sisteminin parçası olması ve dopamin salınımı ile öforik duygular oluşturması nedeni ile davranış genetiği çalışmalarında dopaminerjik genler öne çıkmaktadır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Homisid davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Erhan Akıncı İnsan davranışını belirleyen etmenler arasında psikososyal gelişim kadar kalıtımsal özellikler de önemli yer tutmaktadır. 2) M. Evolutionary and Genetic Explanation of Violent Crime (Chapter IV). . SAGE Publications. 3) H. etkilenen erkeklerde hafif mental retardasyon ile beraber tecavüz. İnsan davranışına ait biyolojik kuramlar her ne kadar gelişim sürecinde olsa da ileriye yönelik araştırmalar ile bu yönde çözümlemeler daha da kolaylaşacaktır. Kromozom anomalileri ve DNA polimorfizmi. Hum. 3:21-26. Plasticity Genes. 76(6): 833–912. Am Sociol Rev. Am.J. (2011) Social Environment Variation. İnsan Genom Projesinin genetik çalışmalara kazandırdığı ivme ile psikiyatrik bozuklukların etyolojisine yönelik moleküler sitogenetik ve moleküler genetik çalışmalar da son yıllarda artmıştır.G. şiddet. psikanalitik ve biyolojik kuramlar öne sürülmekle beraber son yıllarda nörobiyolojik çalışmalar ile genetik etkenlerin şiddet davranışının oluşumundaki rolü ile ilgili veriler mevcuttur.Simons. 4) Abay E. kundakçılık ve teşhircilik gibi belirgin davranış problemlerinin nedeni olduğu belirtilmiştir. (2010) Violent Crime: Clinical and Social Implications.Gottschalk. dürtüsel şiddet içeren suç davranışında öne çıkmakla beraber gen-çevre etkileşimine dair tutarlı kanıtlar bulunmaktadır.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Saldırgan davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serap Özçetinkaya .

22: 61–65. Daha sonra tıbbın bu alanda gelişmesiyle intihar davranışının hangi kromozom üzerinde yerleştiğinin tahmin edilebildiği gen haritalama işlemi gerçekleştirilmiştir ve ilişkilendirme (association). 152: 1075–1076. Farmer A ve ark. tirozin hidroksilaz (TH) genleridir. katekol. İntihar davranışında genetik etkenlerin rolünü belirlemeye yönelik. Am J Psychiatry. diğer ruhsal hastalıklar ve psikolojik stresörlerden bağımsız olarak %30-50 oranında olduğunu göstermektedir (1.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Suicid Davranışın Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serhat Tunç İntihar davranışının oluşumunda genetik etkenlerin rolü ile ilgili tutarlı kanıtlar vardır. monoamin oksidaz A(MAOA). Am J Med Genet C Semin Med Genet. bağlantı (linkage) analizleri ile intihardan sorumlu olduğu düşünülen aday genler tespit edilmiştir. agresyon gibi kalıtılabilir kişilik özellikleriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir (3). 5HT2A). Öfke. Mann JJ (2005) Family genetic studies. Bu aday genlerden en önemlileri serotonin taşıyıcı reseptör (SERT). 2). Marusic A. bazı hastaların intihar girişiminde bulunmamaları intihar davranışı için yapısal yatkınlık ya da genetik eğilimin varlığının önemine ve bunun da psikiyatrik hastalıktan bağımsız olduğuna işaret etmektedir. Yani bazı bireylerin yapısal olarak intihar davranışına daha yatkın oldukları ve bu yapısal yatkınlığın dürtüsellik. (1995) Attempted suicide among living co twins of twin suicide victims. evlat edinme çalışmaları yapılmıştır. . İntihar ve duygudurum bozuklukları klinik olarak birbirleriyle örtüşen tablolar olmalarına ve hatta intihar riskini en çok psikiyatrik bozukluğun artırdığı bilinmesine rağmen. triptofan hidroksilaz (TPH). Bugün için intihar davranışının psikopatolojilerden ve psikolojik stresörlerden bağımsız bir şekilde birden fazla genin birbiriyle etkileşimi ve çevre faktörlerinin de olaya katılmasıyla çok etkenli bir şekilde kuşaklar arası karmaşık kalıtım yoluyla aktarıldığı düşünülmektedir. 2) McGuffin P. 3) Brent DA. bazı serotonin reseptörleri (5HT1A. Segal NL. 133C:13–24. Sarchiapone M ve ark. dürtüsellik gibi bazı ara fenotiplerin temelindeki genetik mekanizmaların intihar davranışıyla bağlantılarının gösterilmesi yapısal yatkınlık kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır. and suicidal behavior. ilk olarak. suicide. Kaynaklar: 1) Roy A.O-metiltransferaz (COMT). Bu sunumda intihar davranışına yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. (2001) What can psychiatric genetics offer suicidology? Crisis. 5HT1B. Araştırma sonuçları genetik faktörlerin rolünün. aile. ikiz.

ardından kısa süreli değişiklikler yaşansa da son süre 4 yıl olarak belirlenmiştir. Bu sebeple asistan eğitimini bilimsel. Diğer tıp dallarından farklı olarak kurumun teknolojik imkanlarının katkısı sınırlı olmaktadır. Kaynaklar 1. Macaristan. Örneğin Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ülkemizde ayrı bir uzmanlık dalı ve Erişkin Psikiyatri Eğitiminde bir rotasyon programı iken Avrupa ülkelerinin üçte birinde Erişkin Psikiyatri Uzmanlığı içinde yer almaktadır (5). bu süre 3 ve 7 yıl arasında değişmektedir. Eur Child Adolesc Psychiatry. yerini ve süresini belirleyen kurumlar bulunmaktadır. Ülkemizde de benzer bir uygulama görülmektedir. vb. Ng C (2008). diğerlerinde tek bir yapı bu iki görevi de üstlenmektedir (2). Psychiatric education and training in Asia. Eğitimin etkinliği açısından bu müfredatları hazırlayan kurumlar hem bilimsel gereklilikleri hem de kültürel farklılıkları gözetmeye uğraşmaktadır. Child and adolescent psychiatry training in Europe: differences and challenges in harmonization. International Review Of Psychiatry. Ülkemizde de yakın zamana dek psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli toplam süre 5 yıl iken bu süre önce 4 yıla indirilmiştir. Ülkemizde psikiyatri alanında uzmanların yetiştirilmesinden ve değerlendirilmesinden Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) sorumludur (3).tr/pdfdosyalar/mevzuat/TUEY. ülkelerin geliştirdiği sağlık politikaları. Adamowski SE (2003).) diğerlerinde uygulanmamaktadır. Kramer TAM. Uluşahin A (2009) Psikiyatride Uzmanlık Eğitimi.Karabekiroğlu K.tuk.gov. kurumların tarihsel gelişimi ve yerel ihtiyaçlarla büyük oranda değişmektedir (6).23) Ankara:Tuna 5. Ülkeler arasında uzmanlık eğitiminin yapılanmasındaki temel farklılıklar.Scheiber SC.Yeterlik ve Eğitimin Akreditasyonu. 20: 413418 .Tükel R. ruh sağlığı uygulayıcısının yeterli psikiyatrik değerlendirme ile nitelikli ruh sağlığı tedavilerini uygulama kapasitelerini geliştirir ve ruh sağlığı sorunu ve bozukluğu olan geniş bir kitleye kapsamlı tedavi yaklaşımları sunmasını sağlar (1). Bunun sonucunda. Can J Psychiatry 48: 215-221 3. Yine Avrupa ülkelerinin kabaca üçte birinde eğitim öncesinde bir sınav uygulanırken (Fransa.saglik. Birçok ülkede bu eğitimin içeriğini.Ülkemizde uygulanan psikiyatri uzmanlık eğitimi. kurumların olanaklarına ve kurumlardaki eğiticilerin nitelik ve niceliğine göre oldukça değişkenlik göstermektedir. Kurumda eğitim alacak kişinin seçiciliğini azaltan bu yöntem eğitim programlarının belirlenmesinde uzmanlık öğrencisinin etkinliğini azaltmaktadır. İngiltere. (2005) Atlas: Country profiles of mental health resources. çağdaş göstergeler ve yerel ihtiyaçlar ve uzmanlık öğrencilerinin talepleri ile uyumlu hale getirme çabası süren bir uğraş olacaktır. yöntemini. Alkın T. Hergüner S (2006).http://www. Ülkemizdeki durumu daha iyi anlayabilmek ve kültürel farklılıkları da dikkate alan etkin bir model oluşturabilmek için dünyadaki diğer psikiyatri uzmanlık eğitim modelleri incelenmiştir. The implications of core competencies for psychiatric education and practice in the US. Psikiyatrinin sunduğu hizmetlerde niteliği halen uzmanın eğitimi belirlemektedir. Çoğu ülke bu ihtiyaçlar çerçevesinde çekirdek müfredatlar hazırlamaktadır. Ülkemizde uzmanlık eğitimine başlayabilmek için Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) yapılmaktadır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Dünyada Asistanlık Eğitim Modelleri Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : İshak Saygılı Dünya Sağlık Örgütüne göre “psikiyatri eğitimi”. Geneva: WHO 2. uygulanan eğitimin temel ürünü olan psikiyatri uzmanlarının donanımı da büyük farklılıklar göstermektedir (4).WHO. Eğitim programının içeriği ve rotasyon süreleri de büyük farklılık göstermektedir. Doğangün B. Literatürden elde edilen bilgiler ışığında ülkeler arası uygulama farklılıkları dikkat çekmektedir. Psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli süre ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. Bazı ülkelerde eğitim programının hazırlanması ve yeterliliğin değerlendirilmesi ayrı kurumsal yapılar tarafından sürdürülürken. (s. 15:467–475 6-Singh B.pdf 4.

org.http://www.7.aspx?menu=114 .tr/page.psikiyatri.

Psikiyatri uygulamasının en önemli ayaklarından biri olan psikoterapi gerek teorik gerekse de pratik olarak verilememektedir. psikiyatri eğitimi veren kurumlardaki gönüllü temsilcilere basılı olarak gönderilmiştir. %21’i fiziksel şiddete maruz kaldığını söylemiştir. Bu çalışmada Türkiye’deki psikiyatri asistan hekimlerinin genel bir profilini elde etmeyi. Türkiye Psikiyatri Derneği’nden beklentileri değerlendirmeyi. eğitim alınan kurumun yapısal ve eğitim içeriği özellikleri. Değişen sağlık sistemi hekimlerin hem hizmet üretiminde zorluklara neden olmakta hem de aldıkları eğitimin niteliğinde belirgin düşüşlere neden olmaktadır. Özlük haklarıyla ilgili yaşanan sorunların başında nöbet ertesi izin. nöbet ücreti ve ek ödemeler gelmiştir. %70’i ekonomik zorluk yaşadığını. . Katılımcıların %95’i de psikoterapi eğitimlerinin Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından desteklenmesi ve verilmesi gerektiğini belirtmiştir. %85’i ise geleceği planlamada güçlük yaşadığını belirtmiştir. bireysel süpervizyon alabilmede eksiklikler tanımlanmış. Anket sosyodemografik bilgiler. asistanlık özlük hakları konusunda sorunların ortaya çıkarılmasını hedeflemiştir. Sonuçlarda özellikle psikoterapi eğitimlerinde. psikiyatri uzmanlık eğitiminin durumunu ortaya koymayı. Katılımcıların %80’i performans sisteminin uzmanlık eğitimini olumsuz etkilediğini söylemiştir. katılımı konusunda hala eksiklikler mevcuttur. iş yoğunluğu ve eğitici sayısının yetersizliği ise eğitim eksikliğine gösterilen en sık nedenlerin başında gelmiştir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Türkiye Psikiyatri Asistan Profilinin İncelenmesi Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Necip Çapraz Türkiye’de psikiyatri uzmanlık eğitimi uzun yıllardan beri verilmektedir ve başarılı sonuçların yanı sıra gerek teorik alanda gerekse de pratik alanda eksiklikler göze çarpmakta ve bunlar tıpta uzmanlık öğrencileri tarafından dile getirilmektedir. genel olarak psikiyatri eğitiminden. Sonuç olarak ülkemizde psikiyatri eğitimi sürecine eğitim alanların. Daha güncel bir sorun olarak ise katılımcıların %72’si sözel şiddete maruz kaldığını söylerken. genel memnuniyeti ölçmeyi amaçladık. yani asistanların. yıllık izin kullanamama. Asistanların %60’ı özlük haklarıyla ilgili sorun yaşarken. alınan eğitim kurumundan. Türkiye Psikiyatri Derneği Psikiyatride Asistanlık Çalışma Birimi içinde kurulan bir grup tarafından hazırlanan anket formları.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Tıpta uzmanlık eğitiminin dünü ve bugünü Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Raşit Tükel .

neurobiyolojik mekanizmalar. aslında toplumumuzda yaşamın her alanında sıkça baş vurulan bir hareket tarzı olmasına rağmen söz konusu uygulayanlar bağımlılar olduğunda biz psikiyatristler dahil herkesin tepkisi ne yazık ki abartılı şekilde olumsuz olmaktadır. Bu yolları 4 ana başlık altında toplayabiliriz: (1) Maddelerin kullanımı veya yoksunluk durumları beyin mekanizmalarını direkt olarak aktive ederek agresyona neden olurlar. Bu durum özellikle yoksunluk bulguları şiddetli olan eroin ve kokain kullanıcıları için geçerlidir. 1960 lı yıllarda bilimsel araştırmalarda uygulanan agresyon modelleri deneklerin tehlikeli durumlara maruz bırakılmaları. Bu maddelerin tek başlarına veya alkol ile birlikte kullanıldıklarında oluşan tahripkar davranışlardan hemen bir sonuca varmak yanlış değerlendirme olacaktır. (4) Ekonomik değerleri yüksek olan eroin ve kokain gibi uyuşturucaların ticaretine bağlı yasadışı süreçlerde ortaya çıkan agresif davranışlar ve şiddet. (2) Yoksunluk durumunda olan bağımlıların madde arayışı içerisindeyken gösterdikleri agresif veya şiddet davranışları. verilen ödüllerin ellerinden alınması. bagımlılık yapma potansiyelleri. elektrik şok uygulamaları. Yaklaşık 25 yıldır bağımlı hastalarla çalışan bir meslektaşınız olarak kanıtlara ama özellikle kendi deneyimlerime dayanarak konuşmamı yapacağım. Hic bir genel prensip bu maddelere uygulanamaz. Deneysel ortamlarda doğru sonuçlar elde etmek için agresyonun sınırlanmamasının doğuracağı deneklerin zarar görebilme ihtimali bu çalışmalarda oluşan etik ikilemdir. nörolojik ve çevresel-psikolojik boyutlarda ele alınması gereği ortaya çıkar. Halbuki insanlarda yapılan araştırmalar çoğunlukla alkol ve uyuşturucu aldıktan sonra ortaya çıkan agresif davranışların sıklığını ölçmek ve nedenleriyle ilişkilendirmeyi hedefleyen çalışmalardır . kullanıldıklarında oluşan beklentiler ve kültürel gelenekler acısından birbirlerinden farklıdırlar. . yemek ve uyaran kısıtlanması gibi major çevresel manipulasyonlar şeklindeydi. Bağımlılık yapan psikoaktif maddelerin her biri farmakolojik özellikler. Şiddet ve agresif davranışların nedenlerine yönelik yapılan çalışmalar araştırmacıların ilgi odağı olmuş ve bazı deneysel çalışmalar yapılmıştır. yasal ve sosyal kısıtlamalar. Ancak bu durum özellikle gecmişlerinde agresif davranısları olan insanlar içi geçerlidir. Diğer panelistlerin ve dinleyicilerin katılımı ile konuyu geniş bir şekilde ele alsacağımızı düşünüyor ve sizleri panelimize davet ediyorum. Geçmişte çevresel şartlar hoş olmayan şekillerde düzenlenerek deneklerde agresif ve defansif davranışlar oluşturularak yapılan bilimsel çalışmalardan elde edilen veriler kullanılıyordu. Bu yaklaşımlar etholojik nörolojik ve çevresel-psikolojik araştırma geleneklerinden kaynaklanır. Ancak gerek insanlarda gerekse hayvanlarda agresyonun araştırılmasına yönelik deneysel çalışmaları yapmak aynı zamanda etik bir ikilemi de beraberinde getirir. (3) Özellikle halüsünojen ve alkolün intoksikasyon durumlarında ortaya çıkan agresif davranışlar.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddet Davranışının Ele Alınması ve Tedavisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Ayhan Kalyoncu Şiddet. Agresyon ve şiddet davranışları ile ilgili çalışmaları gözden geçirdiğimizde hayvanlarla yapılan sistematik deneysel çalışmaların öncelikli amacının agresif davranışların yakın ve uzak nedenlerini araştırmak olduğunu görürüz. Methodolojik olarak agresyon araştırma modelleri değişik bilimsel yaklaşımlar içermektedir. Her bir uyuşturucu madde doğrudan veya dolaylı olarak değişik yollarla agresif ve şiddet içeren davranışları etkilerler. Deneysel çalışmalar için karşımıza çıkan bu kısıtlamaları göz önüne aldığımızda uyusturucu ve alkol kötüye kullanım ve bağımlılığı ile insanların agresif ve şiddet içeren davranışların araştırılması için yapılacak olan çalışmaların etiyolojik.

.Konuşmamın kalan bölümünde sıra ile her bir psikoaktif maddenin ayrı ayrı agresyon ve şiddet ile olan ilişkisini değerlendireceğim ve bağımlı hastalarca uygulanan şiddetin tedavisi için etkili yaklaşımlardan bahsedeceğim. Son olarakta günlük meslek pratiğimizde karşılaştığımız bağımlı hastaları özellikle poliklinik şartlarında nasıl yönetebileceğimize dair örnekler üzerinden klinik deneyimime dayalı vereceğim önerilerle konuşmamı sonlandıracağım.

911. BMC Psychiatry. Psikiyatri bozukluklar ve şiddet arasındaki ilişkiyi anlamak için geçmiş şiddet öyküsü. .8.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddetin Öngörülebilmesi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Figen Karadağ Sağlık çalışanlarının yarıya yakının kariyerleri boyunca şiddette maruz kaldıkları bildirilmektedir. Weiner DA.a prospective follow-up study in prisoners with substance abuse. Şiddetin her zaman hastanın bizzat tehdit etmesi kadar açık olmayabilir. Bu konuşmada madde kullanımı ve şiddet arasındaki ilişkiyi etkileyen faktörler ile şiddete uğrama ve şiddet gösterme arasındaki ilişkiye de değinilecektir.62:911–921. Risk factors for criminal recidivism -. Arch Gen Psychiatry. Bazı çalışmalarda erken dönemde şiddete maruz kalma. 2005. Yapılan çalışmalar geçmişte şiddete uğramanın gelecek yaşamda da şiddete uğramak niçin risk faktörü olduğunu göstermektedir. Teplin LA. madde kullanmak ve şiddet suçu işlemek yeniden şiddete maruz kalmanın göstergesi olarak bulunmuştur. Üstü kapalı göstergeleri de ayırt etmek önemlidir. Abram KM. Crime victimization in adults with severe mental illness: comparison with the National Crime Victimization Survey. doi: 10. madde kullanımı ve zorlayıcı yaşam olayları ile arasındaki ilişkiyi incelemek gerekir. 2012 Aug 15. erkek cinsiyeti. Çocuklarda ve ergenlerde erken emosyonel ve davranışsal problemler hem kabadayılık gösterme. hem de şiddete maruz kalma için risk faktörleri olarak gösterilmektedir.62.1001/archpsyc. Berglund M. McClelland GM. Kaynakça: Hakansson A.12(1):111.

Am orld Health Organization: Third Milestones of a Global Campaingn for Violence Prevention Report 2007: Scaling Up. Bireysel. kültürel. Neurobiology of Agression and Violence. Şiddet çok sayıda ve karmaşık nedeni. Domestic violence. Switzerland. holiganlık. ruhsal bakış açılarını da içerecek şekilde. 2011). evdeki çocukları ve yaşlıları da kapsayabilir (Zilberman. benzodiazepinler ve kannabisin şiddet davranışlarıyla ilintili olduğu bulunmuştur. alkol ve madde kullanımıyla karşılıklı bağlantıları üzerinde durulmaya çalışılacaktır. Bu rakamlara savaşlar. anabolik androjen streoidler. sadece bireysel şiddeti içeren rakamlardır. kokain ve krak kokain. Dünyada bir yıl içerisinde yaklaşık 1. “Resmi kayıtlara göre” her gün 5 kadından 2'si şiddet görmekte ve günde ortalama 5 kadın hayatını kaybetmektedir.2012) Siever LJ. Hughes K. 2005. siyasi inançlar) sebebiyle karışılan şiddet davranışları. Rev. kültürel ve toplumsal olarak veya bir topluluğu dahil olma (örneğin. Ayrıca ülkemizde son zamanlarda çokça karşılaştığımız bir şiddet türüne dikkat çekilmeye çalışılacaktır: Eş/eski eş şiddeti. toplumsal. Yabancıların “domestic violence” ve “intimate partner violence” dediği şiddet. eşhastalık (comorbidity) bağlamında psikiyatrik hastalıklarla madde kullanımı. biyolojik ve ruhsal-toplumsal nedenlerin hepsi karşılıklı ve önemli bir ilişki. etkileşim içerisindedir (ICAP. Örneğin. düzenekleri içeren bir fenomendir. Levent Tokuçoğlu Kaynaklar    Atkinson A. Dürtüsel olanlarında otonom yanıtın yüksekliği ve beyinde prefrontal bölgeden limbik bölgelere doğru uzanan bir denetim ya da “fren” düzeneğinde.uk (Son erişim tarihi: 24.chp. 2005). biyolojik. Daha geniş bir bakış açısıyla bakıldığında. Bellis MA. Ülkemiz İçişleri Bakanlığı’na göre son 7 yılda eşi/eski eşi tarafından öldürülen kadın sayısı yüzde 1400 artmıştır. bir eşin diğerine karşı şimdide veya geçmişte bir zamanda fiziksel. Sumnall H. 2009. Dr. toplum kıyımlardaki ölümler dahil değildir. www. Geneva.08. Ayrıca saldırganlık kasıtlı ya da dürtüsel olarak da sınıflandırılabilir. gerek şiddet faili gerekse kurban olma olasığının. cinsel. Centre for Public Health Liverpool John Moores University WHO Collaborating Centre for Violence Prevention.org. ekonomik. duygusal cürüm işlemesi halidir. 27 (Suppll II): S51-5 . Şiddetle alkol-madde kullanımı arasındaki bağlantılar karışık olsa da. maddenin ya da ilaçların etkisi altındayken şiddet edimi. bu ev içi şiddet. toplum ortalamasından daha yüksek olduğu belirtilmektedir (Atkinson 2009). Toplantıda şiddetin tanımlamaları yapılarak. Syed Q (2009). Bras Psiquiatr. Athanasiadis’in (1999) bir gözden geçirme çalışmasında. Alkol ve madde kullanımı ile şiddet arasında belirgin ilişkiler olsa da. toplumsal. Şiddetin özgül bir türü olan saldırganlık çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir: saldırganlığın hedefi (kendine dönük veya başkasına yönelik). alkolün ana risk etkeni olduğu. “top-down” denetim düzeneğinde bir bozukluk olabileceği belirtilmektedir (Siever 2008). Anderson Z. maddeyi temin etmek amacıyla şiddet davranışı ve hatta şiddet mağduru olduktan sonra madde kullanımına başlamak gibi çok sayıda karşılıklı ve birbirinin nedeni ve/veya sonucu olabilecek öğe mevcuttur. saldırganlığın nedeni (tıbbi durumlar veya madde etkisi). 2007 Zilberman ML. alcohol and substance abuse. saldırganlığın türü (fiziksel veya sözel ya da doğrudan veya dolaylı).5 milyon insanın şiddet nedeniyle öldüğü belirtilmektedir (WHO 2007).10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Şiddet ve Şiddetin Alkol ve Madde Kullanımıyla İlintisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Levent Tokuçoğlu Kişilerarası şiddet ve alkol-madde kullanımı büyük bir toplum sağlığı sorunudur ve kullanıcıların. Blume SB. WHO. bu bağlantının çok yüzlü ve karmaşık yanını nedensel olarak araştırmış çok az sayıda çalışma mevcuttur. ayrıca amfetamin.

ICAP Blue Book. Washington DC Athanasiadis L. Current Opinion in Psychiatry. alcohol and violence. (1999) Drugs. 281-286 . 12. 2011. 2011.  ICAP. International Center for Alcohol Policies .

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Psikoterapiler Yelpazesinde Destekleyici Psikoterapi’nin Yeri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Halis Ulaş Bireysel psikoterapiler bir ucunda destekleyici psikoterapinin olduğu. Destekleyici psikoterapi ise belirli bir hasta grubunun tedavisin de kullanılan özgül bir terapi yöntemidir (1). Açıklayıcı psikoterapi terimi hasta ve terapist arasındaki ilişkilerin analizi ve daha önce tanınıp anlaşılmamış duygular. . Washington. Hastaların çoğunun tedavisi destekleyici ve açıklayıcı unsurların birlikteliğini gerektirir (2). Winston A. terapistin başvurana karşı düzenliliği. Herhangi bir psikoterapide kullanılan destek ile destekleyici psikoterapinin arasındaki ayrımın belirlenmesi oldukça önemlidir. DC. 2004. S: 5-6. düşünceler. zaman zaman birbirlerinin tekniklerinden yararlanabilirler. Her ne kadar bu iki psikoterapi spektrumun sınırlarını belirliyor olsa da. güvenilirliği ve dikkatliliği ile karakterize ve her psikoterapinin temelinde yer alan bir tekniktir. Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2009. Kaynaklar 1.2(2):3540 2. American Psychiatric Publishing. Psikoterapinin destekleyici biçimleri de hastanın kendi zihinsel süreçleri hakkında farkındalıklarını genişletebilir ve bu nedenle açıklayıcı tekniklerin unsurlarını kullanmayı gerektirebilir. Rosenthal RN. Introduction to supportive psychotherapy. Destek. Pinsker H. Alptekin K. Destekleyici Psikoterapi. Ulaş H. diğer ucunda da psikoanalizi içeren açıklayıcı psikoterapinin bulunduğu bir spektrum olarak ele alınabilir. Destekleyici Psikoterapi ile başlayan spektrumdan psikoanalize doğru ilerlenirken bu yelpazede destekleyici-açıklayıcı ve açıklayıcı-destekleyici psikoterapileri içerir. Spektrumda sağa doğru ilerledikçe psikoterapiler arasındaki farklar bulanıklaşır ve birbirinden ayırt etmek zorlaşır. gereksinimler ve çatışmalarla ilgili içgörü gelişimi ve hastanın bilinçli olarak bu çatışmaları çözme ve daha iyi bir şekilde bütünleştirme girişimini izleyen bir süreç yoluyla kişilik değişimini amaçlayan çeşitli yaklaşımlar için kullanılan ortak bir terimdir.

içgörüye yönelik ya da açıklayıcı terapide de en çok destekleyici olan etkendir: Hastaya duygularının ve açmazının anlaşıldığını göstermek. semptomatolojisi. . bir savunmayı destekleyebilir ya da sorgulayabilir. ancak terapiye önemli oranda engel olarak görülürse. Kaynaklar Kaptanoğlu C. dış dünyayla kurulan bir bağlantı hatta dış dünyanın temsilcisi anlamına gelir. hastanın güncel işlevselliğinin ne durumda olduğu. 2012. özgül sorular yerine genel soruları tercih etme. hastanın kişiliğine saygı gösterme ve hastaya bir erişkin olarak hitap etme terapötik işbirliği ve hastanın benlik değerinin artması için özen gösterilmesi gereken konulardır. terapistin girişimlerinin planlı ve özgül bir hedefi başarmaya yönelik olarak tasarlandığı. aktarım analiziyle hastanın iç dünyası anlaşılır. aktarım ve karşıaktarımın güncel durumu. kabullenme. benlik saygısını. TPD Destekleyici Psikoterapi Eğitimi Ders Notları. Savunmalar. Destekleyici bakış açısından hasta-terapist arasındaki ilişki. DP’de olumsuz duygular tanınıp tartışılırsa. Açıklayıcı psikoterapide. gerçeklik unsurlarından sonra gelir. olumlu tepkiler ortaya çıkaracak sorular sorma. duygulanım ventilasyonuna ve bir yönlendirici teknik olan duygulanım kontrolüyle denge içinde dışavurumuna cesaretlendirilir. Son görüşmeden bu yana hastamın yaşamında ne olup bittiği. DP ile tedavi edilen pek çok hasta. onarmak ya da sürdürmek. DP’de bilinçli sorun ve çatışmalar ele alınırken bunların altında yatan bilinçdışı çatışmalar ve kişilik özelliklerine yönelik girişimde bulunulmaz. yinelemeyi en aza indirmek. Hasta uzun konuşmakta serbest olmakla birlikte. tanısal değerlendirmeye dayalı bir tedavi yaklaşımıdır. Hasta. Terapist. hasta düşmanca duyguları terapistin rahatça ele alabildiğini yaşantılar ve bir anksiyete kaynağı giderilir. Gelişimsel kökenlere inmek öncelikli amaç değildir. Terapist. yaşam koşulları yetersiz kişilerdir. yani yöntemleridir. ancak eş zamanlı olarak aynı savunmayı hem destekleyip hem de sorgulayamaz. yalnızca uyumu bozucu nitelikte ise sorgulanır. kendini daha çok açığa vurma eğiliminde ve genellikle daha konuşkandır. Destekleyici terapist açıklayıcı terapiste göre daha “gerçek”. İlişkinin aktarımsal unsurları.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Temel İlkeleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Leyla Gülseren Gerçekte psikodinamik psikoterapi türlerinden biri olan destekleyici psikoterapi (DP). empati kurma ve bunu gösterme. görüşmeler sırasında hükmedici. hasta için denge figürü. Ankara. ortak amaçları olan iki erişkinin ilişkisidir ve hastaterapist etkileşimi karşılıklı konuşmaya dayalıdır. belirtileri düzeltmek. hasta yıkıcı eyleme dökmelere girerse ya da terapiyi bırakması söz konusu olursa yorumlanır. Aslında içgörüye yönelik psikoterapi ile DP’nin ulaşmayı hedefledikleri amaçları arasında fark yoktur. DP. Aktarım ister olumlu ister olumsuz olsun. DP’de de aktarım ortaya çıkar ancak tartışılmaz. monolog yapması beklenmez. Sessizlik olduğunda da terapist çok beklemez. ılımlı pozitif aktarımı destekler. kronik hastalığı olan. hastanın öyküsü her seanstan önce gözden geçirilmesi gereken konulardır. Hastanın gerçekliği değerlendirmesine yardımcı olur. Ayrıldıkları nokta bu amaçlara ulaşma yolları. yargılayıcı bir dil kullanmaktan kaçınma. ego işlevlerini ve uyum becerilerini geliştirmek. Aslında DP’de en çok destekleyici olan etken. daha aktif. görece sağlıklı bir kişinin bir yaşam olayıyla başa çıkmasına yardımcı olmak için doğrudan girişimlerde bulunan bir ikili (dyadic) tedavidir. Terapist olumlu duyguların gelişimini teşvik eder. Hastayla ilgilenme.

Winston A. Tuna Matbaacılık. Kuramı ve Uygulaması (Çev. C. 2011. Eylül yayınları. A. Maraş). 1994. Routledge. Kaptanoğlu. H.Pinsker H (1997) A Primer of Supportive Psychotherapy. . Pinsker H (2004) Destekleyici Psikoterapiye Giriş (Çev. New York. Wallace ER (1983) Dinamik Psikiyatri. Rosenthal RN. Atalay). Ankara. Güleç. Eşsizoğlu. G. A. İstanbul.

Erken dönem psikanalistlerin destekleyici tedavi yöntemlerine karşı olumsuz tavırlarından uzaklaşan ilk analist eksik yorumlamanın etkisi anlamaya odaklanan Glover’dır. telkinin psikanalitik kurama göre nasıl etki ettiğinin açıklanmasına çalıştılar. 1954’de Knight klasik yöntemlerle tedavi edilip kötüleşen hatalardan yola çıkarak bazı hataların destekleyici yöntemin gerekli olduğunu savundu. Bu dönem psikanalistlerine göre gerçek tedavi sadece psikanalitik yöntemler yoluyla mümkündü. Bu nedenle psikanalistler psikanalizin ilk yıllarında destekleyici yöntemleri kendi yöntemlerinden ayırmak için büyük bir çaba gösterdiler. 1960’lı yıllarlın ortalarına gelindiğinde artık yapısal değişim sağlayan tek tedavinin psikanaliz olmadığı yaygın kabul görmekteydi. 1946’da Alexander’ın içgörüye psikanalizde fazla önem verildiğine dair görüşü ise bir dönüm noktası kabul edilebilir. O dönemde destekleyici terapi psikanalizin tam karşıtı olarak görülmüştü.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Volkan Topçuoğlu Psikanalizin ilk uygulayıcıları elde ettikleri tedavi başarılarının telkine dayalı olması suçlaması ile tekrar tekrar karşılaştılar. Aynı yıl Bibring klasik analitik yöntemler olan yüzleştirme. netleştirme ve yorumlamanın dışındaki destekleyici yöntemler olan telkin. manipülasyon ve abreaksiyonu tanımladı. .

ruhları ve yaşamları yok eden şiddete seyirci kalınmasıdır. bağlılığın olmayışı amaçsız yalnızlığı ve buna bağlı öfkeyi ortaya çıkarır. töre cinayetlerine varan şiddet boyutu ve şiddetin nasıl çözümlenebileceği ile ilgili bir çerçeve verilecektir. Cinsel istismar çoğu kez gizli kalır. Oturum. zorbalığa uğrama şikayetleri günden güne artmaktadır. insanı insanlığından çıkaran yok edici eylemlerdir. Ağustos 2006. Çocuk. geniş aile ve sosyal kurumlar içinde güvenli yaşam alanı oluşturulmalıdır. Aile içinde şiddet ve istismar gördüğü için sokağa kaçan. Literatür: -Birleşmiş Milletler Çocuklara Yönelik Araştırması için Bağımsız Uzman Raporu. Yine aynı araştırma raporuna göre 2002 yılında tüm dünyada yaklaşık 150 milyon kız ve 73 milyon erkek çocuk. Kendisi şiddete uğrayan çocukların şiddet uygulayıcısı olma olasılığı daha yüksektir. madde kötüye kullanımına açık durumdadır. gelecek beklentisinde azalma. gelişmesi veya onuru açısından fiili veya potansiyel zararla sonuçlanan her tür fiziksel veya duygusal kötü muameleyi. Bu sunumda şiddetin doğası. bilincin yeterince aydınlatmadığı alacakaranlıkta ortaya çıkan. Genel Kurulu. çocuk cinsel istismarı ile ilişkisi. aşırı hareketlilik gibi belirtiler ortaya çıkmakta. şiddetin ortadan kaldırılması-kaldırılamaması değil. Öfke kolayca şiddet davranışına dönüşebilir. hakkında açık ve dürüst konuşulamaması. her yıl. Ailede sevgi ikliminin. sorumluluk. etrafında oluşturduğu karışıklık ve korku ile güç gösterisi yapar. güven ve güç ilişkileri bağlamında insan sağlığı. hızlı kentleşme. işverenler ve çocuk bakıcılarından kaynaklanmaktadır. umutsuzluk. şiddetin çocuğu olabilirsiniz. ortaya çıkmaması. . Korkutarak yaptırım uygulama alışkanlığı toplumumuzda maalesef yaygındır. genci çok çeşitli sorunlar beklemektedir. sokakta karşılaştığı insanlardan kendine yeni aileler oluşturmaya çalışan çocuğu. şiddetin görmezden gelinerek yok sayılması. Birleşmiş Milletlerin Çocuğa Yönelik Şiddet Araştırma Raporuna göre (2006) (UNVAC). kaygının. Eğer sevgi birliğinin çocuğu değilseniz. Şiddete uğrayan çocuklarda mutsuzluk. yalnızlıktan doğan öfkenin.000’den fazla çocuk öldürülmektedir ve şiddet sonucu meydana gelen yaralanmalar nedeniyle hastanede tedavi altına alınan çocuk sayısı 1-2 milyondur. 61. okullarda akran grubunun.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Şiddet ve Çocuk Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Behiye Alyanak Şiddet. BM. değersiz algıladığında. Suça. baba. yaşamı. cinsel istismar ve ihmali veya ihmalkar davranışı. Ülkemizde yaşanan hızlı toplumsal değişimler. kendiliğini. çetelerin baskısına. ticari veya başka amaçlı sömürüyü kapsar. Dünya Sağlık Örgütüne göre şiddet. özünü kaybedebilir. Evden kaçan çocuğun durumu acilen değerlendirilmeli. Şiddet ve istismar üreten aile dış dünyaya kapalıdır. mutsuzluğun. Bildirilen olguların gerçekleşenlerin %15’i olduğu tahmin edilmektedir. alkol madde kullanımına ve suça yatkınlık görülmektedir. okul arkadaşları. sosyoekonomik güçlükler ile ilişkili olarak çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları klinikleri başvurularında aile içi şiddete. Ev içi şiddet (domestic violence) durumunda. Çocuklara yönelik şiddetin çoğunluğu çocukların en yakınındaki kişilerden yani anne. dünyada 50. Bunun için evden kaçan gençlerin ve ailelerinin değerlendirilmeleri ve desteklenmeleri amacıyla kullanılabilecek yataklı kurumlara acil ihtiyaç vardır. Sokakta kalma süreci arttıkça geri dönüşümsüz sorunlar ortaya çıkacaktır. Yapamadığımı yıkarım diyen şiddet. Bizim için asıl sorun. cinsel istismara. cinsel ilişkiye zorlanmış veya cinsel şiddetin başka biçimlerine maruz kalmıştır. bütünüyle kötü. istismar edilen cinselliği nedeniyle kendini utanç içinde. öğretmenler. ihmale ve istismara. çocukların ¾’ü anne karnından başlayarak annenin uğradığı şiddete ortak olmaktadır.

Granic I: A characteristic destabilization profile in parentchild interactions associated with treatment efficacy for aggressive children. . Cox R. -Röll J. 2012. Koglin U.16(3):353-79.-Lichtwarck-Aschoff A. Peterman F:Emotion Regulation and Childhood Aggression: Longitudinal AssociationsChild Psychiatry Hum Dev 10578-612. Nonlinear Dynamics Psychol Life Sci. Pepler D. 2012. Hasselman F.

hormonlarla açıklayabilir miyiz? . eşini “döven” kocanın. . (kendi güçlü ya da güçsüz yönleriyle) aslında son tahlilde eşit olan iki cins arasında. kadınların da “normalleştirme” süreci var mı? Şiddet uygulayan birey açısından. şiddete maruz kalan bireyin ise. hizmet ve itaat ilişkilerinin bu süreçte rolü var mıdır? Soru çok! . her daim “süreklilik” niteliği taşıyan bir eylem. farklı ama görece eşit silahlarla bir çatışma mıdır? İktidar ve kontrol mekanizmalarının. erkeğin alkol vb. ruhsal “sapkınlığı”ndan mı kaynaklanır? . oğullarına/kızlarına bıraktığı uğursuz bir miras mıdır? . din. bir süreç… Bu süreci taraflar nasıl algılıyor? Şiddetinin her iki tarafının. şiddete tahammül eşiğini yükselterek boyun eğmeye devam etmesini sağlayan dinamikler var mı? Tüm dünyada ve ülkemizde kadına karşı şiddetin arttığı bir konjonktürde. bağımlılıklarından. öncelikle erkek şiddetinin nedenlerine yönelik kimi yaygın önkabulleri sorgulamadan oluşturulabilmesi mümkün mü? Örneğin. güçsüz ya da “güçsüzleştirilmiş” bir erkeğin doğal bir refleksi midir? . ulus.Şiddet.Şiddet. bu sorular üzerine daha derinleştirilmiş araştırmalar/tartışmalar. bu şiddeti.Ya da o erkeğin ait olduğu kültür. ile? . giderek daha büyük bir önem kazanıyor.Şiddet. Bu zeminin. görenek. gelenek.Erkek şiddetini ve kadınların bunu kabullenişini genlerle. bu sürecin uzamasında ortak ya da farklı açılardan etkileri neler? Erkeğin “normal” bir davranış biçimi olarak gördüğü şiddeti.Ya da farklı cinsler olarak “yaratılmış” ve farklı işlevlerle “donatılmış” olmalarıyla? . alışkanlık vb.Şiddet.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Şiddet Sürecinin İki Tarafı Olarak Kadın Ve Erkek Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hülya Gülbahar Erkeğin kadına karşı şiddeti. dozunun artırarak devam ettirmesini sağlayan. Ama bu arayışı oturtacak sağlam bir zemin gerek. bilgi ve deneyim alışverişi yapmak. sınıf.

Bu nedenler bilimsel olarak araştırılmalı ve ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. bu mutlaka gerekli bir yaklaşımdır ancak olayların pek azı bu yöntem ile bastırılabilir. Bu artışın nedenleri yoğun ve hızlı göç. Teknik gelişmeler şiddetin daha etkin ve kötü sonuçlar veren bir boyut kazanmasına neden olmuştur. Bunun pek çok nedeni vardır ve çok etraflıca araştırılması ve önlenmeğe çalışılması gereklidir. Özellikle son zamanlarda ülkemizde değişik bir şiddet şekli olarak hekime yönelik şiddet ortaya çıkmış ve ölüme kadar giden tatsız olaylar olmuştur. Savaş benzeri kitlesel şiddetin yanı sıra kişisel şiddet de son zamanlarda giderek tırmanmaktadır. Hekime yönelik şiddeti biz psikiyatristler açısından ikiye ayırarak incelemek daha doğru olacaktır. eğitim ve buna bağlı çözüm bulabilme yeteneği eksikleri. ancak geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde durum daha kötüdür. Bunları psikiyatrik ölçüler içinde ele almak ve değerlendirmek daha doğru olacak ve özellikle psikiyatristlerin eğitimle kazanacakları yeteneklerle önlemek nispeten kolay olacaktır. bireysel şiddet bazen çok yükselse de nispeten kontrol altına alınmaktadır. . Özellikle psikotik ve antisosyaller olmak üzere hastalarımızın başta biz psikiyatri uzmanları olmak üzere hastalıkları nedeni ile hekimlere yönelttiği şiddet davranışı. Özellikle savaş teknolojisi ve silahların gelişmesi ile şiddetin sınırı sonsuza kadar uzanmaktadır. Ne yazık ki bu davranış biçimi insanlık geliştikçe azalmamış. Bu kötü gidişe son verebilmek için düşünsel olarak şiddete karşı çıkan insanların artması ve hümanistik bir düşünce biçimini yaymağa çalışması ne yazık ki toplumda yeterli karşılık bulamamaktadır. Bu tür şiddetin son zamanlarda artmasında ülkenin sağlık sisteminde aşırı bir değişime gidilerek çok fazla hastanın kısa sürede bakılması dolayısıyla hastaya yeterli vakit ayırılamaması. Ne yazık ki ilk akla gelen önlemler polisiye tedbirler ile olayları yatıştırmağa çalışmak olmaktadır. Bu ülkelerde özellikle alt toplum katmanlarında şiddet neredeyse tek iletişim şekli halini almaktadır. kendisini engellenmiş hissetme. Yüzyıl önce yapılan bir savaşta sadece çarpışan askerler ve çarpışma yeri civarının şehirleri etkilenirken bugün tüm dünyayı ve insanlığı yok edebilecek silah ve teknoloji mevcuttur.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Meslektaşlara Yönelik Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hüsnü Erkmen İnsanlık tarihi boyunca şiddet tüm toplumlara etki yapmış bir davranış biçimidir. yasaların yetersiz kalması. yerleşilen şehire ve kültüre uyum sağlayamama. artmıştır. Ülkemiz de bu şiddet salgınından nasibini fazlası ile almıştır. Sonuç olarak her hastaneye çok sayıda polis koymak mümkün olmadığı gibi saldırganların zaman zaman polise de saldırdığını unutmamak gerekir. İleri ülkelerde gerek insanların şiddete başvurmadan sorun çözmeği öğrenmesi gerekse de devletin kontrolünün daha etkin olması sonucu. Bu olaylar o kadar yoğundur ki bu konuşmayı dinleyen veya okuyan meslektaşlarımız arasında bile şiddete maruz kalanlar mutlaka mevcuttur. Ancak son zamanlarda ülkemizde gelişen bir başka hekime yönelik şiddet şekli ise hasta ve yakınlarının isteklerinin yerine getirilmemesi veya yapılmağa çalışılan işlemin yanlış anlaşılması gibi nedenlerle hekime yönelen şiddet davranışıdır. Bu tür şiddeti önlemek daha zor olacak gibi görünmektedir. öfke giderici önlemlerin alınamamış olması gibi pek çok neden vardır. Ülkemizin geleneksel eğitim ve davranış biçimleri arasında şiddetin belli bir yerinin olması da şiddet davranışını artırmaktadır. Bu tür şiddet çok eskiden beri tüm toplumlarda olmuştur ve özellikle daha yaşlı psikiyatristlerin hatırlayacağı bir çok meslektaşımız bu tür saldırılarla hayatlarını kaybetmiş veya yaralanmışlardır. hastane idarecilerinin tecrübesizliği gibi faktörlerin yanı sıra hastane fizik şartlarının kötülüğü. devletin gücünü yeterli gösterememesi veya göstermeğe çalışırken kendisinin şiddete başvurması gibi çok farklı olabilmektedir.

Nedeni bilinmeden sorun çözülemeyeceği gibi var olduğu düşünülen sorun ve çözümlerinde bu araştırmalar sonucunda farklı sonuçlar ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir. uzun vadeli çözüm için ise özellikle kitle eğitim araçları ile bu davranışı değiştirmeğe çalışmak olmalıdır. Bilimsel olmayan yöntemlerle yapılacak çözümler sorunu daha karmaşık hale getirebilir. Tüm sağlık çalışanlarının şiddetten uzak bir çalışma ortamına kavuşması dileği ile . Sonuç olarak hekime yönelik şiddeti önlemenin birinci adımı sosyolojik. Hastane ve sağlık kurumlarında olabilecek her türlü şiddet davranışının cezasını artıran yasal düzenlemelerin de yapılması gereklidir. psikolojik ve psikiyatrik araştırmalar yapmaktır.Yapılması gereken ise daha önce de anlatıldığı gibi bu şiddetin nedenlerini araştırmak ve basitçe çözülebilecek olan sorunların çözümünü en kısa zamanda sağlamak.

çoğu kez kadının uğradığı şiddet nedeniyle kendisini suçlu/hatalı bulmasından kaynaklanmaktadır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Kadına Yönelik Şiddette Kadının Rolü ve İkincil Travmalar Oturum Başkanı : Mehmet Sungur Ne yazık ki. Bu sunumda ikincil travmalara neden olan adil dünya anlayışından söz edilecek ve ikincil travmaların önlenmesi doğrultusunda yapılabilecekler konusunda önerilerde bulunulacaktır. Bunun bir nedeni de kendisini çaresiz hissetmesidir. diğer yandan da kendini suçlayarak ikincil bir travmaya neden olmaktadır. Kadın bir yandan ilk travmanın (şiddetin) acısını yaşarken. gerekse çevredeki yakınlar bu ikincil travmaların oluşumunu kolaylaştırmakta ve böylelikle hem kendi sorumluluk ve ‘suç’larını görememekte hem de kurbanın ortaya çıkan şiddetten kendisini suçlamasına neden olabilmektedir. İkincil travma olarak da tanımlanabilecek bu olgu. ‘Sen ne yaptın da seni dövdü?’ şeklinde sorular ya da ‘Beni öylesine öfkelendirdin ki kendimi tutamadım’ biçimindeki açıklamalar şiddet mağdurunun mevcut durumu tam olarak kavrayamamasına neden olabilmektedir. Çoğu kez gerek şiddet gösteren kişi. En tipik örneği şiddet olaylarında veya ırza geçme olaylarında mağdur olan kişinin saldırganı kışkırttığı biçimindeki suçlamalarla karşılaşmasıdır. şiddete uğrayan kadının kendi rolü de küçümsenmeyecek oranda önemli olmaktadır. . Herhangi bir travmayı izleyerek insanların kendi başlarına gelenlerden kendi kendilerini sorumlu tutmaları ya da başkalarını tarafından sorumlu tutulmalarının altında ADİL DÜNYA anlayışı yer almaktadır. kadına yönelik şiddete uygun bir zemin oluşmasında.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Evlilik içi şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Murat Dokur .

Filisid riski bulunan veya filisid eylemi gerçekleştirmiş ebeveynleri değerlendirmek çok zorlayıcı olabilir. bipolar bozukluk sık görülmektedir. ilk gün gerçekleşmişse neonatisid. infantisid . Anahtar sözcükler: filisid. Bu sunumda literatür bilgisinin gözden geçirilmesinin yanında klinik deneyimlere yer verilmesi ve uluslararası medyada çok ses getirmiş ve hukuk sisteminde ciddi tartışmalara neden olmuş “Andrea Yates” ve “Sally Clark” vakalarının bize öğrettiklerinin tartışılması amaçlanmıştır. Filisid eylemiyle ilgili sınıflandırmalar yapılırken bu farklar arasından özellikle nedenlere yönelik çalışmalar yapılmıştır. hukuki ve evrimsel bakış açısıyla filisid eylemi değerlendirilecektir. Genel ilgi anne filisidlerine odaklanmasına rağmen baba filisidleri de özellikle daha büyük yaştaki çocuklarda ön plana çıkmaktadır. istenmeyen çocuk. psikoz. Bu sunumda psikiyatrik hastalığı olan ebeveynlerin genel özelliklerinin belirlenmesi amacıyla literatür bilgisi sunulacak ve psikiyatri çalışanları olarak bu riski değerlendirmek ve önlemler almak konusunda dikkat edilecek hususlar ele alınacaktır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Filisid Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Armağan Özdemir Filisid toplumun her bireyi kadar psikiyatri alanında çalışanlar için de dehşet verici bir durumdur. eylemin biçimi ve nedenleri arasında ciddi farklar göze çarpmaktadır. Çocukların genellikle dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korunması gerektiği düşünülürken çocukların öldürülmesi eyleminin sıklıkla ebeveynleri tarafından gerçekleştirilmesi ve dünyaya geldikleri ilk günün en riskli zaman olması oldukça trajiktir. Anne ve baba filisidleri arasında farklı özellikler incelenecek ve kültürel. Terim farklılığının ötesinde bu üç grup arasında sosyodemografik özellikler. ilk yıl gerçekleşmişse infantisid terimi kullanılır. akut psikotik. Psikiyatrik hastalığı olan ebeveynler içinde psikotik özellikli depresyon. psikiyatrik hastalıklar. Filisid genel olarak 18 yaş altı çocukların ebeveynleri tarafından öldürülme eylemini tanımlarken. neonatisid. kaza sonucu veya eşten intikam amacıyla yapılan filisid olmak üzere alt gruplar belirlenmiştir. En sık kullanılan Resnick sınıflandırmasında alturistik.

İkiz aile çalışmalarında dürtüsel şiddetin % 70 oranında kalıtılabildiği gösterilmiştir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Kadın Ve Erkeklerde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Çağatay Karşıdağ İnsanlar sosyal olarak doğrudan saldırganlığı erkek cinsiyet rolleriyle. Kadın ve erkeğin sahip olduğu farklı cinsiyet hormonlarının saldırganlık düzeylerini etkilediği. yüksek dopamin ve katekolamin düzeyleri ile düşük serotonin düzeylerinin agresyonu arttırıcı bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Ayrıca glutamaterjik/GABAerjik sistemindeki denge bozukluklarının da agresyon üzerine etkileri olduğu gösterilmiştir. Temel olarak cinsiyetler arasında bir farklılık yokmuş gibi görülmekle beraber bazı açılardan erkek ve kadınlarda görülen şiddetin etki mekanizmalarında değişiklikler saptanabilmektedir. . Ancak saldırganlık ile hormonlar arasında anlamlı bir ilişki olmasına karşın bu dürtüler birçok biyo-psiko. dolaylı saldırganlığı kadın cinsiyet roller bağdaştırmaktadır.sosyal etkenlerden de önemli ölçüde etkilenmektedir.

5-14 yaş arasında 3.5 57.B.geçim zorluğu gibi olumsuz faktörler eklenince kadının şiddet davranışı da artmaktadır..5 96.7 11. 2004) Cinsiyet suç işleme üzerine etkili olduğu erkeklerin kadınlardan daha fazla saldırgan bir eğilim içinde olduğu bilinmektedir. En sık sebebi olduğunu bildirmiştir.anene ve geleneklerle örülü olan değerlerin zayıflamasını kadının şiddet davranışında ayrı bir sebep olarak ele alınabilir.5-3. A .Ülkemizde bu oran Doğudan batıya doğru artmakla birlikte %2.Ebeveyn tarafından çocuğun öldürülmesine filisid denir.9 88.5 7.öldürmeye teşebbüs ve yaralamalardır.0 Cumulative Percent 7.Bazı toplumlarda zayıf ve hasta çocukların öldürülmesi geleneğide vardır. Eşini Öldüren Kadınlar kişinin tahsil durumu Valid okur-yazar degil okur-yazar İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 2 3 15 3 2 1 26 Percent 7.D.A.2 76.Araştırmalarda kadın suçlu sayısının en yüksek olduğu ülkelerde bile tüm suçluların ancak %20 ‘ si kadındır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Adli Tıp Kurumu’ na gelen kadınların şiddet davranışının araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Nihat Alpay Kadınların ekonomik sosyal ve siyasal yaşamda artan biçimde yer almaya başlaması ile birlikte kadın suçluluğunda belirgin bir artış olmuştur.5 57.7 19.0 .Bunlar kendi toplumla rında olagan karşılandığı için filisid olarak kabul edilmemektedir.8 100.7 3.Örf.(Balçıoğlu ve ark. Çocuğunu Öldüren Kadınlar Total 32 100. Kadınlar tarafından işlenen suçların en korkuncu ve en fazla raslananı olarak annenin çocuğunu öldürme davranışıdır.Filicid görece nadir bir olaydır. bu oran 8/100000 olarak verilmektedir.7 3.aile geçimsizliği .5 olduğu belirtilmektedir.2 100.Neonatisid ise bu olayın doğumun ilk gününde olduğunu belirtir.bu şartlara kadına karşı şiddet . Ve 15-24 yaş arasında 2.8 100.0 100.7 11.7 11.7 11.Kadınların en fazla işledikleri şiddet davranışları adam öldürme (çocuklarını ve eşleri ekseri olmak üzere). Aslında fiklisid olgularının elde edilen rakamlardan çok fazla olduğu fakat filisidlerin aile tarafından normal ölümmüş gibi gösteriLdiği bu nedenle sayının az olduğu söylenebilir.B.5 7.0 .0 Valid Percent 7.D Sağlık Bakanlığı tarafından 1997 yılında yapılan bir çalışmada homisid çocuk ölümlerinde 1-4 yaş arası 4. Yapılan çalışmalarda testesteron hormonunun ve bu hormonun düzeyinin saldırganlıkla yakın ilişkisi olduğu bildirilmiştir. Sosyal değişimin en yoğun biçimde hissedildiği yüz yüze ilişkinin yerini formal ilişkilere bıraktığı şehirlerde kadın karmaşık bir ilişki ağı içinde giderek artan bir sorumluluk taşımakta . Ayrıca ekonomik ve sosyal yapıda hızlı değişimler genelde suç olgusunda ve özellikle kadınların işlediği suçlarda belirgin bir artışı beraberinde getirmiştir.

.Henelius GW.6 100.5 6.2003.8 100.5 12.4(2):48-57 3.Resnick PJ.0 Cumulative Percent 25.4 100.West S.No:1. and Whitehurst L.Am J Psychiatry .0 37.and Emst FA. Filicide : A rewıew of Eight Years of Clinical Experence. Grace J.4 40.3 100.6 100.5 6. Differences between homicide and filicide offenders. results of a nationwide register-based case-control study. Eronen M.0 37.9:27 .. 2005. 2-.0 81.162:9 5. and Hakkanen H.0 62. Lindberg L.hastanın tahsil durumu Valid egitimi yok İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 8 12 4 2 6 32 Percent 25.0 Valid Percent 25..Horwitz SM. Vol. BMC Psychiatry 2009. An Overview of Filicide. A Review of Maternal and Paternal Filicide.3 18.4 40.95.J Am Acad Psychatry 2007 Law35:74-83 4-Friedman SH.3 18. Journal of the National Medical Association.Bourget D.G..Putkonen H.8 100.0 cezai ehliyeti Valid var yok Total Frequency 19 13 32 Percent 59.5 12.5 75.0 Cumulative Percent 59.0 Valid Percent 59.0 1-Farooque R. Child Murder by Mothers : A critical Analysis of the Current State of Knowledge and a Research Agenda.Psychiatry (Edgmant)2007.

farklı görülenin kötülenmemesi ise umut edilen. zengin-fakir. bir gruba. insanların yaşam içerisinde gerçekten de eşit olabilmesi için kimsenin ötekileştirilmemesi. kişinin kendisine. fakat hayatın her alanında bir başkası için öteki olmadığımız alan kalmıyor neredeyse. Atatürkçü-Atatürkçü olmayan. özellikle 11 Eylül’den sonra müslüman-müslüman olmayan. Şiddet ise. Ak parti-cemaat gündelik hayatta en sık karşılaştığımız ötekileştirme örnekleri. Farklılıkların barış içinde bir arada yaşayabilmesi. dindar-dindar olmayan.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Ötekileştirme Ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Ayşe Gül Yılmaz Özpolat Ötekileştirmek. alevi-sünni. beyaz-zenci. . Aslında gündelik hayatta “hemşerim memleket nere?” ile başlıyor ötekileştirme. sağcı-solcu. onu potansiyel bir düşman olarak görmek. kötü ve zararlı olarak damgalamak. Kadın-erkek. bir insanı veya insan topluluğunu ‘’öteki’’ olarak görüp ondan uzaklaşmak. başka birisine. topluma karşı gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi. laik-laik olmayan. Türk-Kürt. gerçek bir demokrasi ve kardeşliğin hayat bulabilmesi. yok etmeye veya kendine benzeterek ‘’kurtarmaya’’(!) çalışmaktır. heteroseksüel-homoseksüel.

huzursuzluk ve karmaşa yaratmayı amaçlayan her türlü psikolojik ve fiziksel şiddet içeren eylemleri kapsamaktadır. Terörün amacı direk olarak öldürmekten ziyade . . topluma zarar vermek ve bu yolla politik mesajların iletilmesini sağlamaktır. Yapılan çalışmalar teröristlerde majör psikopatolojilerin bulunmadığını desteklemektedir. Terörizm. politik yargı ve kararların altında yatan zihinsel süreçleri incelemektedir. Bu panel sunumunda terörizmin altında yatan nedenler politik psikolojik kavramlar ışığında tartışılacaktır. terörizmin psikolojisi incelenirken bireysel psikolojik kavramların yeterli olmayacağı. endişe. toplumda korku.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Politik Psikoloji ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Erguvan Tuğba Özel Kızıl Politik psikoloji. ancak büyük grupları etkilemesi hedeflenen eylemler olmasıdır. dini. terörün küçük bir gruba yönelik olan. ideolojik terör gibi altbaşlıklar halinde incelenmektedir. Kitlesel şiddet ve soykırım gibi diğer şiddet davranışlarından farkı. toplumun dikkatini çekmek. Terör amaçlarına göre etnik. konunun sosyopsikolojik ya da politik psikolojik kavramlarla ele alınması gerektiği bildirilmektedir. Dolayısıyla.

Bu anlamda bireysel çekirdek kimliğin ve grup kimliğinin gelişiminde psikanalitik ve psikodinamik kuramların dikkate alınması. tarihsel.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Şiddetin Psikodinamik Etiyolojisi ve Kimlik Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Rıfat İlhan Şiddet. şiddetin psikodinamik etiyolojisine ışık tutacaktır. ontogenetik. Geniş Grup Kimliği . insanoğlunun biyopsikososyal özellikleri nedeniyle. ekonomik. Kimlik. şimdiki zamanını ve geleceğini kapsayan bir algıdır. Anahtar Kelimeler: Şiddet. Bunlarla birlikte gerek bireyler arasında gerekse de geniş gruplar arasında ki şiddetin ve çatışmanın kökeninde kimliğin önemli bir yeri bulunmaktadır. Şiddet. sosyopolitik alanlardan etkilenen ve köken alan çok boyutlu bir fenomendir. Kimlik . gerçekçi bir kendilik algısı ile birlikte grubu ve idealleriyle içsel bir dayanışma duygusuna sahip demektir. Kimliği berraklaşan kişi. evrimsel. birçok farklı görünüme ve nedene sahip olabilmektedir. bireyin kim olduğuna ilişkin kendi düşüncelerini ve bireyin geçmişini.

Terör örgütlerinin medyaya olan yaşamsal ihtiyacı kadar medyanın da terör eylemlerini bir popüler kültür ve tüketim nesnesi olarak sunma ihtiyacı vardır. Senem Çevik-Ersaydı Terörizm ve medya birbirine yaşamsal açıdan bağlı ve bağımlıdır. Bir diğer açıdan bakıldığında tüm bu karşılıklı bağımlılık modeli tarafların toplumlar üzerinde bir güç algısı oluşturmaya çalışmasını değiştirmez. izleyicilerin duygularına hitap ederek izlenirliği artırmaktadır. Terör ile ilgili yapılan haberler medya için büyük bir kaynak oluşturmakta. Bu da toplumsal bir regresyona neden olarak. . olaydan uzaktaki toplumun diğer bireylerine de ulaşmış olmaktadır.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet ve Terör Terör ve Medya Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : B. Terör örgütleri ulusal ve uluslar arası kamuoyunu etkilemek amacıyla medyaya ihtiyaç duyarlar. fiziksel olarak zarar görmeyen. Terör örgütleri medya aracılığı ile hem kendi ideolojilerine destek veren gruplara. Toplumların tahammül eşikleri azalıyor. Böylece terör tanımı ile örtüşen bir biçimde. Medya üzerinden yürütülen bir güç mücadelesi ve psikolojik savaş grupların algılarını yönlendirmeyi amaçlamaktadır. aidiyetin pekiştirilmesi ve en önemlisi de toplumsal statükonun devamı açısından hayatidir. Terör örgütleri medyayı bir propaganda aracı olarak kullanırken medya da bir yandan bu duruma yarı gönüllü bir alet olma yarışı içindedir. Öte yandan terör ve medya ilişkisi devletlerin kendi sürekliliği. toplumların grup kimliklerinin bütünlüklerini de tehdit edecek boyuta varıyor. Kısacası terör eylemleri uzaklarda yaşansa da medya aracılığı ile ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. muhtemel hedef kitlelere hem de terör eylemlerine maruz kalan ülkenin halkına mesaj vermektedir. toplum içinde gerginliklere yol açabiliyor. Yani medyanın gösteri dünyasında sunulan ve tüketilen terör haberleri birey ve toplumların uzaklarında yaşandığından içinde bulunulan durumun da devamını teşvik etmektedir.

and effective treatment. işsiz. şizofreni hastalarında şiddet riskini azaltmada önemlidir. şüphecilik. Kısa dönemde benzodiyazepinler. Tedavi uyumu olmayan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Schizophrenia Bulletin (2011). madde kullanım bozukluğu eşlik eden. Violent behaviour among people with schizophrenia: a framework for investigations of causes.. ilaç uyumunun gözden geçirilmesi.Şizofreni belirtileri ile ilişikili olanlar: Çoğunlukla emir veren işitsel varsanı. Citrome L. erkek. Antipsikotikler birinci grup hastada etkili iken. Şizofrenide şiddet riski olan hastaların tanınması ilk adımdır. alkol-madde kullanımı. 3. 2. dezorganize yaşam tarzı olan hastalarda risk daha yüksektir. 2İmpulsivite: Hastalığın bir parçası olarak impulsivite artışı.Son olarak psikopati ile ilişkili impulsivite ve saldırganlık: Şizofreniye eşlik eden kişilik bozukluklarında. işten yeni ayrılma. B . ailede suç kaydı.Volavka J. Sorunun önemine sıkça vurgu yapılsa da şiddet davranışının tedavisi konusunda güvenilir bilgi azdır. Çocukluk çağı bağlanma sorunları.. kimyasal tespit anlamına gelecek düzeyde sedasyondan kaçınılmalıdır. Bu sunumda şiddet davranışının tedavisi. yaş. Klozapine atfedilen özel bir anti-agresif etkinlik sözkonusu olsa da. yeni boşanmış olma. dikkati dağıtma. Trans. işsizlik. dürtüsellik ve eşlik eden psikopati farklı bir yönetimi gerektirir. gerekirse geçici olarak hastayı tecrit etme uygulanabilir. Psikotik belirtilerin kontrol altında tutulması. R.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şizofreni hastasında şiddeti önlemek ve başa çıkmak için neler yapılmalı ? Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ersin Hatice Karslıoğlu Şiddetin şizofreni hastalarında genel topluma oranla arttığını gösteren çalışmalar yanında artmadığını bildirenler de bulunmaktadır. atipik ve tipik tüm antipsikotiklerin etkili olduğu söylenebilir. davranım bozukluğu öyküsü olan. impulsif saldırılara neden olabilir. genç. Şizofreni hastalarının büyük çoğunluğu şiddet göstermese de az bir bölümünde saldırganlık devam edegelir. Phil. Tedavide bu 3 ayrı alana göre düzenleme gereklidir. Hastaya müdahalede öncelikle hastanın ve çalışanların güvenliği sağlanmalıdır. Ruhsal hastalığa atfedilen şiddet suçları %5 kadar az omasına rağmen. hastaların damgalanmasına neden olur. Pathways to aggression in schizophrenia affect results of treatment. cinsiyet. Kaynaklar: 1. İlaç tedavisinde hastanın sakinleştirilmesi esas olup. uzun dönemde ise serotonin geri alım inhibitörleri ve duygudurum dengeleyiciler yardımcı olabilir. kıskançlık varsanıları gibi pozitif belirtilerle ilişkilidir. yönetimi literatür bilgisi ışığında ele alınmaya çalışılacaktır. şiddetle ilişkili olabilecek risk etmenlerinin (Geçmiş şiddet öyküsü.37(5):921-929. Soc.vs) değerlendirilmesi ve yönetimi. fiziksel kötüye kullanılma. Şiddet davranışı etyolojik olarak 3 ayrı alanda incelenebilir: 1. Empati her zamanki gibi esastır..Hodgins S. antisosyal özellikler eşlik ettiğinde şiddet davranışının arttığı izlenilmiştir. and prevention.

Benitez J (2005) Victimization of patients with schizophrenia and related disorders. Filia KM. de Castella AR. Prindle C. Kulkarni JAust N Z J Psychiatry. bu açıdan toplumu oluşturan diğer bireylere göre daha fazla risk altında oldukları ortaya konulmuştur. toplum içinde eşit yaşama şansından mahrum olmaları gibi nedenlerle şiddetin mağduru oldukları görülmektedir. Long JD (2001) Risks for Individuals With Schizophrenia Who Are Living in the Community. şizofreni hastalarının damgalanma ve ayrımcılığa maruz kalmaları. 52(10):1358-1366. genellikle şizofreni hastalarının neden olduğu şiddet akla gelmektedir. bu durumun olası nedenleri ve nasıl baş edilebileceği konuları ele alınmıştır. şizofreni hastalarının şiddetten gördükleri zararlar. Kaynaklar Fitzgerald PB. Bu sunumda. Psychıatrıc Servıces. Ayrıca şiddet sadece fiziksel bir eylemden ibaret olmayarak daha geniş bir şekilde tanımlandığında da. . 39(3):169-74. Oysa pek çok çalışmada şizofreni hastalarının şiddet eylemlerinin mağduru ya da kurbanı oldukları. Bae SW. Filia SL. Brekke JS.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Mağduru Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Haldun Soygür Şizofreni bağlamında şiddet söz konusu edildiğinde.

şizofreni hastaları ve yakınları üzerinde ağır bir örselenme oluşturmaktadır. Akademik ortamda ise 1980’lere kadar uzman görüşü çerçevesinde. Fazel S. 6. . 308: 658-659. 37: 913-920. Sunumda şizofreni hastalarının şiddet davranışı ile ilgili epidemiyolojik veriler sunulduktan sonra klinik ve nörobiyolojik farklılıklar özetlenecektir.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Nedeni Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ömer Böke İnsanlar sıklıkla şizofreni ve şiddet arasında doğrudan bir bağ olduğunu düşünmektedir. 37:877-878. 3. A systematic review and meta-analysis. JAMA 2012. Violence in first epizode psychosis. 5. şizofreni hastalığı ile şiddet eylemi arasında hiçbir bağlantı olmadığı ileri sürülüyordu. Carpenter WT. Çalışmalar genel popülasyona göre hiç fark bulamama ile 7 kat artmış risk arasında değişiklik göstermiştir(2). Schizophrenia Bulletin. Wehring HJ. şiddet yoğunluğu ile tedavisiz geçen süre arasında ilişkinin bulunduğu ve özellikle istemsiz tedavi girişimleri ile birlikte şiddet davranışının ortaya çıktığı bildirilmiştir(3). Gulati G. Geddes JR.5). Bunlarla birlikte tedavi altında olan şizofreni hastalalarında şiddet davranışının genel popülasyondan farklı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak 1980’lerden sonra yapılan geniş örneklemli epidemiyolojik araştırmalar. Schizophrenia Res 2011. 2. Hastalarının uyguladığı şiddet davranışının yarısına yakın bir kısmının psikiyatri tedavisi öncesinde olduğu. şizofreni hastalarının genel popülasyona göre daha sık şiddet eylemi içinde bulunduklarını göstermiştir. Schizophrenia and violence: Systematic review and metaanalysis. Ayrıca tedavi uyumunun kötü olması. 6:1-15. 125: 209-220. Kuehn BM. Özellikle kitlesel. Soyka M. çok ciddi şiddet eylemi gerçekleştirenlerin ruhsal hastalığının olma şüphesinin basın organlarında işlenmesi. Madde bağımlılığı kontrol edildiğinde. Şizofreni hastalığının bazı farklı nörobiyolojik ve klinik özelliklerinin de şiddet davranışını belirlediği konusunda veriler vardır(4. Bununla birlikte hastaların çok önemli bir kısmının hiçbir şiddet davranışı içinde bulunmadıklarını da biliyoruz. Violence and Schizophrenia. Sch Bull 2011. Grann M. Çalışmalar tutarlı biçimde şiddet davranışı gösteren şizofreni hastalarında komorbid madde bağımlılığı olduğunu ortaya koymuştur. Evidence Suggests Complex Links Between Violence and Schizophrenia. Bridget M. Kuehn JAMA. Nielssen O.. 4. ve gelişim döneminde maruz kalınan şiddet ve olumsuz sosyal koşullar ile şiddet davranışı arasında ilişki gösterilmiştir. 2012. Kaynaklar 1. bu bağı pekiştirmektedir(1). Large MM. Ruhsal hastalığı olan birinin şiddet eylemi ile ilgili herhangi bir haber. Linsell L. şiddet davranışı sıklığının genel popülasyonla eşleştiğini gösteren çalışmalar vardır.308(7):658-659. Neurobiology of Aggression and Violence in Schizophrenia. Plos Medicine 2009.

kelimenin en geniş anlamıyla bir bütün olarak kültürün temelini oluşturur. Aşk ilişkileri: Normallik ve patoloji. . yetişkin aşk her zaman libidinal olarak ve saldırganlıkla yüklenmiş benlik ve nesne temsillerinin bütünleşmesini içerir. Yalnızlık zamanında aşk. korku. İstanbul 2011. çekişme. Çifte alev. Aşk. Evrendeki yaratıklar içinde en tutkulu olan ve en çok arayan insandır. katedraller inşa eder ve öteki gezegenlere uçarız. Basım. Okuyan Us Yayın. İstanbul 2003. Bu çift değerlilik (aşk-nefret) her anlamlı insan ilişkisinin olduğu gibi aşkın da karakteristiğidir ve aşk ilişkisi içerisinde tekrar canlanır. kıskançlık ve nefreti de içerir. Öte yandan. aşk-nefret bütünleşmesi aşk ilişkilerinin kapasitesinin önemli özelliğidir. Bu tutkunun kaynağı “o”nu tekrar keşfetmek için yorulmak bilmez arzudan başka bir şey değildir ve “o” herhangi bir biçim alabilir. Kendi biçimimizde şiir yazar. Bireyin saldırgan dürtülerinin yüceltilmesi sevgi ve ilgi kapasitesini doğurur. 3. ruhla beden arasında cinsellikten saygıya. müzik dinler. sevecenlikten erotizme kadar bir dizi duyu ve duygu yelpazesi gibi açılır ama bu duygular düşmanlık. Octavio Paz. Encore Yayınları. Ayrıntı Yayınları. Kaynaklar 1) 2) 3) Otto Kernberg. Libido-saldırganlık. Paul Verhaeghe.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Paneli) Aşk Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Almila Erol Octavia Paz’a göre aşk. İstanbul 2002.

Sanat ve şiddet aslında yan yana gelmemesi gereken iki kavram gibi görünse de etik ve estetik çerçevede oluşan şiddet ve sanat bir arada yaşarlar. Sanatçıyı ise ruhunda güçlü içgüdüsel tutkuların varlığını duyan ve bu tutkuları oldukça dikkate değer bir yumuşatılmışlık içinde açığa vuran çekici bir insan olarak tanımlar. sanat yapıtlarını birer yüceltme ürünü olarak nitelendirir. Klinik Psikiyatri 1999. hayranlık) kadar kin. dostluk. çoğu zaman da ötüşürler. yüceltme mekanizması ile toplum tarafından kabul edilebilir bir şekle girdiğini savunan Freud. Ders Belgeliği 2000. 2. Sanat ve Sanatçılar Üzerine. insanla nesnel gerçeklik arasındaki estetik ilişki olarak da söz edilmektedir. Diğer yandan. barış. 5. İstanbul 2012. Yapı Kredi Yayınları. kıskançlık. ses ya da sözcüklerde biçimlenmiş olarak aktarması olarak tanımlamıştır.Freud S. Sigmund Freud’e göre yaratıcılığın kökeni bilinç dışıdır. sanattan. Sanat ve Delilik.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları “Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumşatmanın Yolları” Paneli Sanat Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Demet Gülpek Tolstoy sanatı. çizgi. renk. Sanat ve Şiddet. aşk. Sanat. . Bastırılmış ilkel cinsel ve saldırgan dürtülerin. Kaynaklar 1. Şiddet ise insanın saldırgan dürtülerinin bir çeşit dışa yansımasıdır. soylu ve yüce duygular kadar (sevgi. 3.Mülayim S. 2:124-133.Soygür H. nefret. 8:1-4. insanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra aynı duyguyu başkalarının da duyabilmesi için hareket. baskı. saldırganlık gibi duygu ve dürtülerin de bir yansıması olmuştur.

Gülme. ancak. Gündelik yaşamın uyumunu bozan ağır suçları hukuk yoluyla değerlendirip. katı ve uyumsuz yanlarını törpüleyip düzeltmeye yönelik bir ceza sistemidir. . Sigmund Freud. Ayrıntı Yayınları. ayrımcılığa. insanın esnemeyen. İstanbul. Aynı zamanda. 1996. infaz sistemiyle cezalandıran toplum. “hafif suçlar” olarak görülebilecek uyumsuzlukları gülerek cezalandırır. güçsüzleşmesine yol açar. İstanbul. Payel Yayınları. en gelişkin hallerinden birisidir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanin Yollari” Panelinde Mizah Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Levent Mete Mizah. şiddetinin evcilleştirip yumuşatılmış. Bu da bir şiddettir. Henri Bergson. hoşgörüsüzlüğe yol açan katı ve uyumsuz yanları gülünçleştirerek. adaletsizliğe. Günlük Yaşamın Psikopatolojisi. Kaynaklar 1. 2. şiddetin önemli kaynaklarından birisini hırpalar. 1996. kan kaybetmesine.

DSM-IV’te süre eşiği klinik bir kanıt olmamasına karşın “günde bir saatten daha uzun zaman” ifadesi ile belirliydi. Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütte “impuls” sözcüğünün yerine “urge” sözcüğünün kullanılması önerilmektedir. hastalık anksiyetesi bozukluğu. DSM-IV ölçütlerinde var olan ve obsesyonları yaygın anksiyete bozukluğu ve psikotik bozukluklardan ayırt etmeye yarayan iki maddenin A ölçütünden kaldırılması ve ayırıcı tanı ölçütü olan C ölçütü içinde değerlendirilmesi önerilmektedir. cilt yolma bozukluğu. beden dismorfik bozukluğu. “örneğin. Yine obsesyonları tanımlayan birinci ölçüte OKB’li hastalarının çoğunun en azından orta derecede anskiyete ve zorlanma yaşaması ancak tüm obsesyonların belirgin anksiyete ve zorlanmaya neden olmaması nedeni ile “in most individuals”-“bireylerin çoğunda” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. parafililer. günde bir saatten daha uzun zaman” şekline dönüştürülmesi önerilmektedir. Bu konuşmada yalnızca obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. istifleme bozukluğu ve cilt yolma bozukluğunu da içine alacak şekilde genişletilmiştir. madde kullanımına bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. Hem impuls hem de urge sözcüğünün bazı obsesyon tiplerindeki istem dışılığı (kontrol kaybını) karşılıyor olmasına karşın impuls ifadesinin ayırıcı tanıda karışıklık yaratacak şekilde impuls kontrol bozukluklarını çağrıştırabilmesi bu öneri için gerekçe olarak gösterilmektedir. DSM-5 önerilerinde obsesif kompulsif bozukluk. DSM-IV’teki kişinin obsesyon ya da kompulsiyonları aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmesine ilişkin B ölçütünün farklı anlamlar içerebileceği. obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar ve başka türlü adlandırılamayan obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar bu ana kategori altında sınıflandırılacaklardır. 7. 6. Çok uzun süreden beri tartışılan “obsesif kompulsif spektrum” kavramı ya da daha kapsayıcı ifade ile “obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar” kavramı ilk kez DSM5’in yayımlanması ile birlikte psikiyatrik sınıflandırma tarihindeki yerini alacakmış gibi görünmektedir. Böylece diğer bozuklukların ölçütlerinde kullanılan klinik ölçüt dili ile de uyumlu hale getirilmiş olacaktır. Kanıt bulunmamasını ve kaba bir rehber ifade olduğunun vurgulanması için ifadenin başına “örneğin” getirilerek . 4. 5. Yine Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütteki “inappropriate”-“uygunsuz” sözcüğünün obsesyonların ego-distonikliğinin belirlenmesinin güç olması ve çeşitli kültürlerde. yaygın anksiyete bozukluğu. dürtü denetim bozuklukları. Ayrıca “İçgörüsü az olan” ifadesi OKB’de . tıbbi durumlara bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. saç yolma bozukluğu (trikotilomani).11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Obsesif Kompulsif Bozukluk Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonunda obsesif kompulsif bozukluk üzerinde ne fazla değişiklik yapılması önerilen tanı kategorilerinden biridir. istifleme bozukluğu. (b) İçgörü ve belirteç değişiklikleri 8. 3. 2. (b) İç görü ve belirteç değişiklikleri. DSM-IV’teki içgörü değerlendirmesi hem belirişiz bir terminoloji kullandığı hem de OKB tipik bir epizodik hastalık olmamasına karşın şimdiki duruma odaklanmaktadır. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri 1. Ayrıcı tanı ölçüte olan C ölçütü majör depresif bozukluk. OKB’de içgörü kavramının değişiklikler göstermesi ve sanrısal OKB inançları olması nedeni ile kaldırılması ve içgörü kavramında yapılacak yeni düzenleme içinde vurgulanması gerektiği önerilmektedir. DSM-5’te obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri üç ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri. cinsiyet ve yaş gruplarında uygun olma ya da uygun olmama ile ilgili yorumların farklılık göstermesi nedeni ile “unwanted”-“istenmeyen” sözcüğü ile değiştirilmesi önerilmektedir.

İçgörünün daha geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gerektiği noktasından yola çıkılarak “iç görüsü iyi ya da yeterince olan”. .gerçekte var olan “iyi içgörü” ve “içgörüsüzlük” şeklide sınırları olan yelpazeyi karşılamamaktadır. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler 10. sıralama ve düzenleme kompulsiyonları. yüksek ailesel özellik göstermesi. içgörü değerlendirmesi için de Brown İnanç Değerlendirme Ölçeğinin kullanılmasını önermektedir. DSM-V görev grubu OKB’nin şiddetinin değerlendirilmesi için Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği. simetri ve tamlık obsesyonalrı. 9. “içgörüsü az olan” ve “ sanrısal OKB inancı” şeklinde bir derecelendirme önerilmektedir. duyusal fenomenin ön planda olması belirli olan ve SGAİ’lerin antipsikotik le güçlendirilmesinden yarar sağlayan bir alttipin belirteci olarak “tik ile ilişkili” belirtecinin eklenmesi önerilmektedir. Florida Obsesyon-Kompulsiyon Envanteri’ni. erkek cinsiyette daha fazla bulunması. Erken başlangıç. Tamamen içgörüsüz olan bir OKB hastasının OKB yerine bir psikotik bozukluk olarak tanı alması ile ilgili sorunu da çözmemektedir.

(b) Belirteç değişiklikleri. ergenler ve altı yaşından büyük çocuklara uygulanabileceğine ilişkin bir not ile başlamaktadır Altı yaş ve daha küçük çocuklar için daha sonra ele alınacak “okul öncesi alt tip” önerisi getirilmiştir. 3. Travma ile doğrudan karşılaşma. c. (b) ciddi yaralanma veya (3) cinsel saldırı. DSM-IV’teki sürekli kaçınma ve genel tepkilerde azalmayı tanımlayan C ölçütünün iki ayrı ölçüte bölünmesi önerilmektedir. 2. “Olayı sık sık sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme” ifadesinin içeriği ve duygulanımının olay ya da olaylar ile ilişkili olduğu yineleyici ve zorlanma yaşatan rüyalar görme” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. (d) Şiddet belirlemesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki değişiklikler Tanı ölçütleri ölçütlerin erişkinler. film veya resimler yolu ile maruziyet bu ölçütü karşılamaz). televizyon. yakın akrabaların ya da yakın arkadaşların saldırı ya da kaza ile gerçek ölüm ya da ölüm tehdidi yaşadığını öğrenmek. DSM-5’te travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri dört ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki değişiklikler. travma sonrası stres bozukluğu. 4. travmatik olayın olumsuz ayrıntılarını tekrar tekrar yaşama veya aşırı derecede maruz kalma (ör. Buna göre DSM-V taslağının C ölçütü kaçınmaları. DSM-5 önerilerinde tepkisel bağlanma bozukluğu. disinhibe sosyal bağlanma bozukluğu. b.. Kaza sonrası insanlardan kalan kalıntıları toplayan kişi olma ya da çocuk istismarının ayrıntıları ile defalarca karşılaşan polis memuru olma) (İşle ilgili olanlar hariç elektronik medya. akut stres bozukluğu. başkalarının travmaya maruz kalmasına şahsen tanık olma. travmanın tanımı ve travmayla karşılaşmanın hangi yollarla olabileceği ayrıntılı bir biçimde ifade edilmiştir. DSM-IV’teki yeniden yaşantılamayı tanımlayan B ölçütünde 1. B3 maddesindeki flashback yaşantılarını da içeren disosiyatif yaşantıların tanımının en uç noktası mevcut durum ve çevreye karşı farkındalığın tam olarak kaybolduğu durumlar olan ve yelpaze kavramı şeklinde değiştirilmesi önerilmektedir. Bu konuşmada yalnızca travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. 2. (c) Alttip tanımlamaları.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Travma Sonrası Stres Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonu için DSM-IV’te anksiyete bozuklukları ve uyum bozuklukları bölümlerinde bulunan tanıları içerecek şekilde oluşturulacak “Travma ve stres ile ilişkili bozukluklar” ana tanı kategorisi önerilmiştir. başka türlü adlandırılamayan travma ve stresle ilişkili bozukluklar ile daha ileri araştırma gerektiren bir durum olarak “ısrarlı karmaşık yas bozukluğu” bu ana tanı kategorisi içinde yer alacaktır. 1. Buna göre üç çeşit travma ile gerçekten karşılaşma ya da tehdit algılama bulunmaktadır: (a) ölüm. uyum bozukluğu. Değişik kültürlerde daha kabul edilebilir olacak bir ifadenin yazılması gerekçe olarak gösterilmiştir. düşlem. DSM-IV’ten farklı olarak yeni versiyonda travmanın belirsiz ve dar kapsamlı tanımı değiştirilmiş. Buna göre: a. “Olayın elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren. ve 3. istemsiz ve zorla ve zorlanma yaşatacak şekilde anımsanması” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. D ölçütü kognisyon ve . düşünce veya algıları da içeren anıları” şeklindeki ifade “travmatik olay ya da olayların kendiliğinden ya da bir neden bağlı olarak yineleyici.. Buna gerekçe olarak da muhtemel bir depresif ruminasyon durumunu dışarıda bırakmak şeklinde gösterilmiştir. DSM-IV’teki “kişinin tepkileri arasında aşırı korku. çaresizlik ya da dehşete düşme vardır” ifadesinin yararsız olduğu için kaldırılması önerilmiştir. Maddelerde küçük değişikler yapılması önerilmiştir.

6. b.5. Belirteç değişiklikleri DSM-IV’te 3 aylık süre itibari ile vurgulanması istenen “akut” ve “kronik” belirteçleri ile 6 aydan sonra semptom başlangıcını tanımlayan “geç başlangıçlı” belirtecinin kaldırılması önerilmektedir. E2 maddesinde ise yeni semptom olarak “umursamazlık veya kendine zarar verici davranış” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. “güvenilecek kimse kalmadı”. Yeni oluşturulan ve kognisyon ve duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içeren D ölçütünde bazı değişiklikler ve eklemeler yapılması önerilmektedir. D3 maddesi ile yeni semptom olarak “kendini ya da başkasını ısrarlı şekilde suçlamak” ifadesi eklenmesi önerilmiştir. DSM-V genel mantığına uygun olarak TSSB için de şiddet belirlemek üzere ölçek kullanılması önerilmektedir. Okul Öncesi Alttipi ve Disosiyatip Alttip önerilmektedir. Buna göre: a. (d) duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içerecek şekilde oluşturulacaktır. (c) 8. “dünya tamamen tehlikeli” gibi kendisi. D4 maddesi ile yine yeni bir semptom olarak “ısrarlı negatif emosyonel durum” ifadesi eklenmiştir. c. . DSM-IV’teki “bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma” ifadesinin DSM-V taslağında “travmatik olaydan sonra başlayan ya da kötüleşen “ben kötüyüm”. Aşırı uyarılmışlık ve tepkiselliği tanımlayan E1 maddesinde daha önce “irritabilite ve öfke patlamaları” şeklinde olan ifadenin davranışı betimleyen önek şeklinde düzenlenerek “irritabl ve agressif” şeklinde yazılması önerilmektedir. (b) 7. diğerleri ve dünya hakkında ısrarlı ve abartılı olumsuz inanç ve beklentiler” şeklinde değiştirilerek daha belirgin ve kapsayıcı duruma genişletilmesi önerilmektedir. Alttip tanımlamaları DSM-5 taslağı için daha önceki versiyonda olmayan iki alttip.

Schizophrenia as a complex trait: evidence from a meta-analysis of twin studies. tek hasta bulunan aileler birden çok hasta bulunan ailelerden çoktur. ancak. Pediatrics 2008. Sullivan PF. Böyle müdahaleler. tanı ya da müdahale amaçlı muayene ve görüşmelerin ayrıntılandırılmasını ya da tekrarlanmasını içerir: (i) Hastadan alınan anamnezle aileden alınanı hep birlikte gözden geçirmek. Forssen U. 60:1187-92. (ii) anamnezde gelişimsel özelliklere odaklanmak. Kriz durumları. Lichtenstein P. Expressed emotion and psychiatric relapse: a meta-analysis. Neale MC. Şizofreni tanısı konmuş olan hastaların aile üyelerinde gerek şizofreni belirtilerinin hafif biçimleri gerekse başka psikiyatrik tanılar. Arch Gen Psychiatry 1998. 4. (iii) krize müdahale gerektiğinde. Bu olasılık akılda tutularak hem ailenin hem hastanın işbirliğini korumaya özen gösterilmelidir.. ailenin tedavi sürecinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir: Şizofreni nedeninin %65-80’lik kısmı kalıtılan özelliklere atfedilir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni tedavisinde sorun olan aile Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : E. Kendler KS. Parental psychiatric disorders associated with autism spectrum disorders in the offspring. Cem Atbaşoğlu Ağır psikiyatrik rahatsızlıklarda hastanın ailesinin tanı ve tedavideki rolü çok önemlidir. 3. Sunumda. Common genetic determinants of schizophrenia and bipolar disorder in Swedish families: a population-based study. Aileden kaynaklanan ve rahatsızlık seyrini olumsuz etkileyebilen zorlukların en iyi bilineni. nüks izlenimi veren krizler. 373:234-9. (iv) duygu dışavurumunun dinamiklerini / bilişsel bileşenlerini ayrıntısıyla değerlendirmek. . Şizofreniye ilişkin epidemiyolojik araştırmaların şu bulguları da. Lancet 2009. Ancak sadece duygu dışavurumuna odaklanmak yeterince kapsamlı bir değerlendirme yapmayı sağlamaz. (v) aile üyelerinin tıbbi / nöropsikiyatrik muayenesi . Tanı konmuş tek vakanın bulunduğu aileler daha çok olduğuna ve aile üyelerinde psikiyatrik belirti bulma olasılığı ortalamadan yüksek olduğuna göre. ailenin etkin rol oynadığı ilk başvurular . tedavide ailenin yeniden ele alınması gereken durumları gözden kaçırmamak ve gerekli müdahalede gecikmemek önemli bir ilkedir. Bu konuda hekim için uyarıcı olabilecek özellikler şöyle özetlenebilir: (i) Hastanın aile üyeleriyle ilişkisindeki sorunların ağırlıklı olması (aile üyeleriyle hastanın birbirlerinden yakınmalarının çok. Yip BH. Yakın aile üyelerinin hastayla ilişkilerinin rahatsızlık seyrinde etkili olduğu bilinmektedir. 121:e1357-62. gibi. gibi (4). Arch Gen Psychiatry 2003. dolaylı olarak. Hultman CM ve ark. duygu dışavurumunun yüksek olmasıdır (1).. 1. 55:547-52. klinik dışı nüfusa göre daha yaygındır (2-4). yukardaki endikasyonlar ve müdahalelerin ayrıntıları anlatılacaktır. gündemdeki soruna odaklanarak başlayıp ailedeki etkileşim örüntüsünü tekrar değerlendirmek. karşılıklı beklentilerinin yüksek olması gibi) (ii) Psikozun ya da davranış belirtilerinin aile üyeleriyle ilgili ya da onlara yönelik olması (iii) Hastanın taciz yakınmasının bulunması ya da böyle bir izlenim edinilmesi (iv) Güncel bilgiye uygun ilaç tedavisiyle yeterli düzelme sağlanmaması Hastayla aileyi birlikte ele almak... çoğunlukla hekimin yansızlıktan uzaklaşma olasılığının yükseldiği durumlarda gerekli olur. Daniels JL. duygu dışavurumunun belirtilerini. Kaynaklar Butzlaff RL. aile üyelerinin tanısı konmamış hastalıklarının göstergeleri olabilecekleri olasılığını da düşünerek ele almak. 2. Björk C ve ark. Hooley JM.

değerlendirilmesi. varlığı pek çok gösterge ile gösterilmiş olan defisit sendromunun tanımlanmasında da kullanılmaktadır. hastalığın gidişindeki rolü ve tedavisi gözden geçirilmiştir. Marder SR (2006) The NIMH_MATRICS consensus statement on negative symptoms. Carpenter WT Jr. 32:214-219. motivasyonda ve ilgide azalma en yaygın negatif belirtilerdir. klinisyenler için özellikle birincil ve ikincil negatif belirtilerin ayırd edilmesi güçlük taşıyan bir alan olmayı sürdürmektedir. . fizyopatolojisi. anhedoni. Birincil negatif belirtiler. Kirkpatrick B. Carpenter WT (2004) The deficit syndrome in schizophrenia: implications for t he treatment of negative symptoms European Psychiatry. Bir çok hastada pozitif belirtilerin ortaya çıkmasından daha önce negatif belirtiler gelişebilmektedir. 2-Kirkpatrick B. asosyalite. Fenton WS.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni ve negatif belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Haldun Soygür Negatif belirtiler şizofreninin klinik tablosu içinde oldukça iyi tanımlanmış olmasına karşın. Şizofreninin gidiş ve sonlanımının yordanmasında negatif belirtiler pozitif belirtilerden daha önemli bulunmaktadır. Şizofreni tedavisinde iyileştirilmesi en zor boyutlardan birisi olan negatif belirtilerin psikososyal ve psikofarmakolojik tedavisinde yeni arayışlar devam etmektedir.19:21-26. Bu sunumda negatif belirtilerin tanımlanması. Buchanan RW. Kaynaklar 1-Arango C. Schizophrenia Bullatin. Konuşma içeriğinde azalma. duygulanımda küntlük.

obsesyon ile sanrı arasındaki bir geçiş sürecini ifade etmektedir. Genellikle OKB eş tanılı şizofreni hastalarında tedaviye direnç gelişmekte ve prognoz da kötü gitmektedir. bazı çalışmalar da ise obsesif kompulsif belirti sıklığına bakılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bu bozukluğun OKB'den farklı bir hastalık olduğuna ilişkin yeterli kanıt üretilememiştir. Özellikle OKB'li hastaların bir kısmında görülen "aşırı değerlenmiş" düşünce. Oranların bu kadar farklı olması çalışmalarda kullanılan tanı ölçütleri ile örneklem sayısının farklılığından ve bazı çalışmalarda OKB tanısına. "aşırı değerlenmiş düşünce" özellikleri gösteren OKB'li hastalar için “iç görüsü olmayan” diye bir alt tip tanımlamaktadır. Geliştirilmekte olan DSM-V sınıflandırması da bu ayrımı koruyacak gibi görünüyor. Şizofreni ve OKB'nin farklı yönleri olduğu kadar.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreniye Eşlik Eden Obsesif Kompulsif Belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Köksal Alptekin Şizofreniye sıklıkla % 3. Bu nedenle DSM-IV (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders). Öte yandan Klozapin gibi bazı yeni ilaçların da OKB belirtilerini tetikleyebileceği daima göz önünde bulundurulmalıdır.5 ile % 60 arasında değişen oranlarda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) veya obsesif kompulsif belirtiler eşlik etmektedir. . OKB belirtileri gösteren şizofreni hastalarının ayrı bir şizofreni tipi olduğu öne sürülmüştür. Şizofreniye benzer düşünce bozuklukları gösteren OKB'lu hastalar için "Şizo-obsesif Bozukluk" tanısı geliştirilmiştir. benzerlikleri ve örtüştükleri noktalar da bulunmaktadır.

amaçsızlık. bunaltı. Hastaların özkıyım niyetlerini gizleyebilecekleri de akıldan çıkarılmamalıdır. umutsuzluk. umutsuzluk. 2) daha önce girişimde bulunmuş olmak. 7) madde bağımlılığı ve şiddet davranışı olanlar. 5) paranoid ve ayrışmamış şizofreni tiplerinden olanlar. hastalığın birey ve aile üzerinde ciddi etkilerde bulunmaya devam eden önemli bir görüngüdür. Her şeye rağmen bir hasta özelinde özkıyım davranışının ne zaman gerçekleşeceğini tam olarak kestirebilmek mümkün olmamaktadır. geleceğe dair umutların olmasının.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofrenide Özkıyım ve Başetme Yolları Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Mustafa Yıldız Şizofrenide özkıyım düşüncesi ya da girişimi. 8) zorlu yaşam olayları olan ve uzun süre işsiz ve amaçsız yaşayan hastalar. 4) daha önce intihardan bahsetmiş ya da girişimde bulunmuş olanlar. umutsuzluk ve dürtüselliği fazla olan hastalar. ruhsal desteklerin sağlanması ve sıkı gözlem özkıyımı önlemeyi garanti etmese de bu hastalar için önemlidir. sırasıyla %50 ve %25 oranlarında. 3) tedaviye uyumsuzluğu (kısmi uyum dahil) olanlar. kapana kısılmışlık hislerinin olması. dürtüsellik ve amaçsızlık üzerine odaklanmış ruhsal tedavilerin de özkıyımı önleyici olabileceği düşünülmektedir. 6) hastaneden yeni taburcu olanlar. etkili antipsikotik ilaç tedavisi. çevredeki eğlenti olanaklarından yararlanmalarının sağlanması hastane tedavisine eklenecek olan olumlu girişimlerdir. toplumsal beceri eğitimi ve iyileştirim çalışmaları) tedavi edilmesinin ilk dönem şizofrenide özkıyım düşünce ve davranışlarını önlediği gösterilmiştir. kışkırma. Hastalığın erken saptanmasının ve en uygun yöntemlerle (yerinde girişken tedavi. Şizofreni ruhsal hastalığı olanlar arasında özkıyıma bağlı ölümlerde duygudurum bozukluğu ve alkol-madde kullanım bozukluğundan sonra üçüncü sırada yer almaktadır. 4) ruhsal çöküntü. dürtüsel davranışlar sergilenmesi ve duygusal değişimlerin sıklaşması gelmekte olan bir intihar davranışını haber verebilir. iyileştirim hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması. 6) aile ve çevre desteğinin yetersiz olması ve 7) hastalık öncesi zihinsel işlevselliğin yüksek olması sayılmaktadır. Yukarıda sayılan risk etmenleri ve koruyucu etmenler şizofreni tedavisiyle uğraşan klinisyenler tarafından daha hastalığın başından itibaren dikkate alınmalı ve hastalığın yönetimi ona göre sürdürülmelidir. 5) yalnız yaşama. Hastaların tedaviye uyumlarının tam olarak sağlanması ve etkili dozda antipsikotik ilacın verilmesi. Özkıyım için yüksek riske sahip olan hastalar için hastane yatışı çok uygun olabilir. Şizofrenide özkıyım düşüncelerine karşı koruyucu etmenler çok çalışılmamıştır ancak yaşam doyumunun yüksek olmasının. 2) depresyon. özellikle erkek ve hastalık öncesi bilişsel sığası yüksek olanlar. aile ve çevre desteğinin yeterli olmasının. yaşamda anlam ve amaçların bulunmasının bireyi intihar düşünce ve girişimlerinden koruduğu belirtilmektedir. Hastaneye yatış oranları ve şiddet davranışları ile doğrudan ilişkili olan intihar için risk etmenleri olarak 1) genç yaşta hastalanmak. Hastaların akran destek grupları ile tanıştırılması. Güvenli çevre. bunaltı. Şizofrenide özkıyım riskleri açısından klinisyenin uyanık olması gereken noktalar şunlardır: 1) yeni tanı konmuş genç bireyler. korumalı ya da destekli iş yerlerine yerleştirilerek kendilerini işe yarar hissetmelerinin sağlanması. Bu noktada özkıyım için uyarıcı işaretleri tanımak yardımcı olabilir. Hastaların ölüm düşüncelerinden bahsetmesi. kışkırtı. aile tedavisi. Hastane çıkışında da yoğunluğu giderek azaltılan ayaktan tedavi programları sürdürülmelidir. 3) sık hastane yatışları. Hastaların %3-10’u intihar girişimi ile yaşamlarına son vermektedirler. etkili tedavi. Çöküntü. . bunaltı ya da çöküntü eklenmişse anksiyete ve depresyon giderici ilaçların eklenmesi özkıyımı önleyebilmektedir.

Meltzer HY (2002) Suicidality in schizophrenia: a review of the evidence for risk factors and treatment options. Palmer BA. Turk Psikiyatri Derg 21:213-224. 3. Edit: Mueser KT. Heisel M. (2008) Suicide.J. 4. Böke Ö (2010) Şizofrenide nüfus ve klinik özellikler: Çok merkezli kesitsel bir olgu kayıt çalışması. In: Clinical Handbook of Schizophrenia. Arch Gen Psychiatry. Yıldız M. Jeste DV. Yazıcı A. Bostwich JM (2005) The lifetime risk of suicide in schizophrenia. 62(3): 247-53. . 2.Kaynaklar 1. Curr Psychiatry Rep. A reexamination. 4:279-83. Shane Pankratz V. p:491-506.

Kaynaklar 1. dikkat.. (2010) The International Society for Bipolar Disorders. bellek. (2011) Meta-analysis of neuropsychological functioning in euthymic bipolar disorder: an update and investigation of moderator variabiles.Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC). 3. 13(4): 334-343.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevlerin Değerlendirilmesi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Hilal Demirel Bipolar bozukluk ve bilişsel işlev bozukluğu ilişkisini araştıran çalışmalar son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır.şizofrenide olduğu gibi.M.J. bilişsel bozuklukların bipolar bozuklukta endofenotip olabilme ihtimalinin görülmesidir. Bu nedenle. ve Dickinson D. Bu çeşitlilik şizofreni için kullanılan MATRICS (Measurement and Treatment Research to Improve Cognition in Schizophrenia) Consensus Cognitive Battary (MCCB)’e benzer bir kognitif değerlendirme bataryasının bipolar bozukluk için henüz söz konusu olmaması ile de ilgili gibi görünmektedir.bipolar bozuklukta da hastalıkla bilişsel işlevler arasındaki ilişkinin netleştirilmesine ihtiyaç vardır. Buna parallel olarak çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmekte ve belli nöropsikolojik test performanslarının etki büyüklükleri geniş bir değişkenlik göstermektedir.. Bunlar psikomotor hız. J Affect Disord. Söz konusu çalışmalarda yöntemsel farklılıklarla birlikte kullanılan nöropsikolojik değerlendirme araçlarının çeşitliliği de dikkat çekicidir. Bipolar Disord. ve ark.2). 2. Bu alana ilginin artmasındaki öncelikli nedenlerden biri.C..T. (2006) A meta-analysis of cognitive deficits in euthymic patients with bipolar disorder. Malhi GS ve ark. Robinson L. görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevlerdir. Bipolar Disord. Artan bilgi birikimine rağmen bipolar bozuklukta saptanan bilişsel işlev bozukluğunun anlamı ve doğası yeterince bilinmemektedir. Ancak bipolar bozuklukta kognitif değerlendirmeye özgü bir batarya [The International Society for Bipolar Disorders-Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC)] önerilmektedir (3). Mann-Wrobel M. Torres IJ. Yatham LN. . Thompson J. Gallagher P. Bipolar bozuklukta değerlendirilmesi gereken bilişsel alanları beş ana başlık altında toplamak mümkündür. 12(4): 351-363. 93: 105-115. Son dönemde yapılan metaanalizlere dahil edilen çalışmalar oldukça heterojen bir nitelik taşımaktadır (1. Adı geçen bilişsel alanların değerlendirilmesinde kullanılan nöropsikolojik ölçüm araçları ve kullanımları ile ilgili detaylı bilgi verilecektir. Carreno J.

Frontolimbik bağlantıların İUB’ta etkilenmiş olduğu gösterilmiştir. kayıt ve geri çağırma süreçleri ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür. Bu sunumun devamında bilişsel işlev ile nörofizyoloji ve beyin görüntüleme arası ilişkiler güncel dizin eşliğinde tartışılacaktır. Bipol Disord. Savitz ve arkadaşları (1). bu çalışmalar da sıklıkla şizofreni olguları ile yapılmıştır. İUB’taki bilişsel işlev bozukluğunun.130(1-3): 203-209. sözel öğrenme ve yürütücü işlevler başta olmak üzere çeşitli alanlardaki bilişsel bozulma. Kaur M. Beyin elektrofizyolojisinin bilişsel bozulma ile ilişkili işlevsel karşılığı pek az çalışılmış olup. Yeni bir çalışmada ise. Schizophr Res. frontal uyumsuzluk negatifliği (mismatch negativity-MMN) düzeyi. Ancak bütünleştirici bir duygudurum ve bilişsel işlev için kortikokortikal bağlantılar da sağlam olmalıdır (2). Philips & E. Battisti RA. Petrides M. Ramesar R (2005) Neuropsychological dysfunction in bipolar affective disorder. Word PB (2011) MMN/P3a deficits in first episode psychosis spectrum schizophrenia and bipolar subgroups. Monchi O. J Neurosci. . Solms M. hastalık ve iyilik dönemlerinde izlenmektedir. 21(19):7733-7741. Petre V (2001) Wisconsin card sorting revisited: distinct neural circuits M. İUB’ta frontotemporal ve temporoparyetal bağlantısal eşzamanlılığın dikkat. Kaynaklar Savitz J. hem şizofreni hem İUB tanılı olgularda bilişsel ölçümlerdeki bozulma ile ilişkili bulunmuştur (3). Vieta participating in different stage of the task dentified by eventrelated functional magnetic resonance imaging.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Biyolojik İzdüşümleri Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sermin Kesebir İki uçlu bozuklukta (İUB) dikkat.L. 7(3):216235. nöral ağlardaki süregen bozulmanın sonucu olduğunu öne sürmüşlerdir.

bilişsel işlevlerin değerlendirildiği bir diğer çalışmamızda ise lityum grubu ile valproik asit grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmazken. Yürüttüğümüz çalışmalar bipolar bozuklukta bilişsel işlev bozukluğunun bipolar bozukluğun iyi prognozlu veya kötü prognozlu oluşu ile ilgili olabileceği gibi tedavi modaliteleri ile de ilişkili olabileceğini düşündürtmektedir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Tedavi Modaliteleri İle İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Vesile Şentürk Cankorur İki uçlu duygudurum bozukluğunda bilişsel işlev bozukluğunun varlığı genel olarak kabul görmektedir. Ancak bilişsel işlev bozukluğunun kesin nedenleri. İki uçlu duygudurum bozukluğunun tedavisinde tedavi modalitesinin seçiminde farmakoterapinin bilişsel işlevler üzerindeki yan etkilerinin de değerlendirilmesi uygun olacaktır. seyri ve tedavi modaliteleri ile ilişkisine ilişkin bilgi sınırlı veya henüz bilinmemektedir. Yürüttüğümüz bir çalışmamızda. lityum ya da valproik asit monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştur. Atipik antipsikotik monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek. . görseluzaysal beceri ise valproik asit grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Gerek duygudurum dengeleyici gerekse antipsikotik ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. antipsikotik grubunda işlem belleği performansı lityum grubuna.

Daha da ötesi bu yaşananları karşıdakine yaşatmakla ve öldürerek yok etmekle acılar bitecek gibi gelmiş. İkisinin birleşmesi. Oedipus’un çağdaşı Orestes aracılığıyla araştırmaya ve yorumlamaya çalışacağım. Ayrılıklar. ruhsal yapılanmada önemli değişimlere neden olabiliyor. Bu konuşmada. ensest yasağını yıkar. Ancak mahkemede yargılanınca aklanır ve babasının mirasını üstlenir. annenin korku yüzünden oğlunu uzak tutmasına. ihtirasları için erkeğin kadınından ayrı durmasına. Burada zorlanan her birey için ayrılık şiddetli bir deprem. bunları yansıtmak ve diğerine yaşatmak bir seçenek gibi görünmüş. yosma anne imgesinden ayrı tutulma çabası sürer. agresyon. . içinde şiddet. Ama sonrasında suçluluk ve yargılanma öne çıkmış. kadının nefretle kalbini erkeğinden ayırmasına. intikamlar ve saldırganlar yarattığından içinde ölüm. Benliğin önemli işlevlerinden birisi ayrılık karşısında içsel ve dışsal süreçleri yönlendirmek. acı ve incinme dayanılmaz olduğunda. Çünkü 3000 yıl öncesinin hikayesi bugün de sık sık sahneleniyor. korku. Orestes. Kurban olduğunu hissetme. Bu şiddetli ayrılıkları. korku. babasını aldatan ve sevgilisiyle babasını öldüren annesini ve sevgilisini öldürerek ailesinin namusunu temizler. Bu ayrılıklar. oğlunun intikam için öldürerek annesinden ayrılmasına değineceğim. öldürmeye vardığı durumlara odaklanacağım. incinmeler ve kurbanlar. kibirli bir babanın kızını annesinden ayırmasına. kan ve biraz suçluluk var. acı ve hüzün taşıyan bir deneyim. Ama hüzün çok çok az.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Ayrılmanın Şiddeti Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Ali Algın Köşkdere Ayrılık. Ama suçluluğu neredeyse onu delirtir. Melek anne imgesinin. Böylelikle ataerkil düzenin temsilcisi olur. kaos yaratır ve katlanılabilecek bir durum değildir. çaresizlik. Bu konuşmada şiddetin dozunun yükseldiği. Kadına ve anneye yönelik şiddet bir çerçeveye oturtulur.

senden nefret ediyorum ama böylelikle seni düşünüyorum”. aşkın nefrete dönüşümünden sık bahsedilir. nefretin kökenleri psikanalitik kurama göre tartışılacak. toplumsal alanda şiddete uzanan sonuçlarına da değinilecektir. Hem nesne hem de düşünce hatta düşlem ve arzu da. yaşadığımız dünyayı artan bir şiddette etkileyen nefretin bu hakimiyeti neden? Bu çalışmada. depresyon gibi ağır patolojilerin kaynağında yer alır: tüm bu psikopatolojik durumlarda ya ötekinden. aşk haz. nefret bu yönüyle yapılandırıcıdır ancak aşırıya kaçtığında. paranoya. nesne nefretten doğar.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Nefretin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Neslihan Zabcı Neden nefret? Bireysel olandan toplumsal boyuta dek uzanan geniş bir yelpazede yer alan ve güncel yaşantımızı. nefretin içinden doğar. Freud. kuramında bu soruya ışık tutmuş. ya da kendinden nefret etme söz konusudur. hatta onu var eden gerekli bir duygu mudur nefret? Nefrete düzenleyici bir rol atfetmek mümkün müdür? Çalışma bu sorular etrafında şekillenecek ve psikanalitik kuram esas alınarak nefret duygusunun kökenlerine ışık tutma amaçlanacaktır. Nefret. genel olarak aşk ile birleştirilir. Klein. Freud’un belirttiği gibi özne aşktan. nefretin kökeninde ilk nesne ile ilişkilerin belirleyici rolünü vurgulamıştır. ruhsal hayatımızın kökeninde var olan bir duygudur. psikopati. . nefret ise hoşnutsuzluk duygusundan hareketle oluşur. Peki bazı bireylerde “aşırıya kaçan” ve patolojik durumlara yol açan bu nefret yoğunluğunun kaynağında ne yatar? Varoluşu sürdürmek için gerekli nefret ile ölümcül nefret arasındaki ince çizgi nasıl belirlenir? M. Aşkla nefreti birleştiren derin bir bağ var mıdır? Nefret aşktan önce mi sonra mı doğan bir duygudur? Nesne sürekliliğini sağlayan. Nefret. nefreti ölüm dürtüsü ile ilişkilendirmiş ve tüm bireylerde var olan kökensel bir duygu olarak tanımlamıştır. Ötekine ilişkin ilk düşünce nefretin içinden doğar diğer bir deyişle nefret düşüncenin beşiğidir: “eğer yanımda değilsen.

umutsuzluk bakımın kendinden esirgendiği duygusu yaratmaktadır. O konumdayken beklentisi çevrenin ona tam uyum sağlamasıdır. sağlık sistemine ilişkin etmenler. Leather P. Bu gerileme sürecinde erken bebeklik döneminden itibaren doyurulamamış olan ihtiyaçlarına ilişkin.18(1):72-79. Hekime önelik şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar büyük önem taşımakla birlikte altta yatan ruhsal boyutu anlaşılmadan yapılabilecekler yetersiz kalabilir.”Tam uyumun” sağlanamadığı durumlarda da ilkel savunma düzenekleri. hemşie ve hasta. Kaynaklar Beech B. Sonuçta hekim. Bu davranışlar. ruhsal bir “gerileme” yaşamaktadır. Occup Environ Med 2004. Türk Psikiyatri Dergisi 2007. London: The Hogarth Press . iyileştiren antik çağlardaki şifa merkezleri gibi bugünün sağlık kurumlarına da mucizevi iyileştiricilik özellikleri atfedilmekte bu aktarımsal eğilimin tam karşılık bulmaması durumunda ortaya çıkan hayal kırıklığı. öldürmeye kadar gidebilen fiziksel saldırılar şeklinde görülmekte ve diğer işyeri şiddet olgularına göre son birkaç yıla kadar çok düşük oranda bildirilmektedir(Gates 2004. sosyal ve politik süreçler yer almaktadır. Bunun nedenleri arasında toplumlarda şiddet davranışı sıklığının artışı. Beech ve Leather 2006). Aggression and Violent Behavior 2006. yansıtma. hasta yakını arasındaki ilişki iş başında birebir bir ilişkidir ve düşmanca aktarım ve bundan doğan olumsuz karşı aktarım dinamiklerinin anlaşılıp çözümlenmesi tüm taraflar için vazgeçilmezdir. sözel tehdit ya da aşağılama. Bu sunumda hekime yönelik şiddet konusu psikanalitik yaklaşımla ele alınacaktır. değersizleştirme. aktarım dinamiklerinin ve “hasta” rolüne ilişkin ruhsal ihtiyaçlarının dikkate alınması vazgeçilmez öneme sahiptir (Özmen 2007). yeterince doyum alamadığı ilk nesnesi anneye duyduğu öfke ve haset hekim veya hemşireye yansıtılır (Klein 1984).11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Hekime Şiddet Nereden Çıktı Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Peykan Gökalp Hekim ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ülkemizde ve dünyada giderek tırmanmaktadır. Bir çeşit “annelik” işlevi beklenen acıları dindirip yatıştıran. eyleme vurma devreye girmektedir. Klein M (1984) Envy and Gratitude and Other Works 1946-1963. Workplace violence in the health care sector: A review of staff training and integration of training evaluation models. Hasta birey kendisini ruhsal ve bedensel olarak tehdit altında hissedebileceği gibi. idealleştirme. Tıbbi hastalık Tanısı Konmuş Hastalarda Aktarım ve Karşıaktarım. 11:27– 43 Gates DM The epidemic of violence against healthcare workers. bakım veren. fiziksel saldırısında saldırgan bireyin içsel yaşantılarının. Öte yandan sağlık çalışanına hasta ve/veya hasta yakınının sözel. ekonomik.61:649–650 Özmen M.

ne işe yaradığı önem kazanmıştır.Farnworth L. 1980’lerde uğraş terapistlerinin bu alanda uzmanlaşmalarının önemi konuşulmaya başlanmıştır(4). Ülkemizde de psikiyatri kliniklerinde uğraş terapistlerinin yerlerini almaları bu açıdan önem taşımaktadır.Batılı ülkelerde adli psikiyatri kliniklerinde bu alanda uzman uğraş terapistleri bulunmaktadır(3). Dünya Uğraş Terapisi Federasyonu uğraş terapisini şu şekilde tanımlamıştır:1) Uğraş terapisi sağlık ve iyilik halini uğraş ile sağlayan bir uzmanlık alanıdır.Büyükkınacı Alev.2004. Hastanın üretkenliğinin artması ve zihinsel uğraşılarının daha olumlu başka alanlara kayması şiddet davranışının önlenmesinde anahtar rolü oynar. Being in a Secure Forensic Psychiatric Unit: Every Day is the Same. Kaynaklar 1. Klinik Psikiyatri 2010. Killing Time or Making the Most of It . olmak ya da kendini gerçekleştirmek olan herhangi bir aktiviteye katılımı tanımlar. The British Journal of Occupational Therapy 2004.The Forensic Model of Occupational Therapy. Uğraş terapisi(ergoterapi). Henüz ülkemizde yeni gelişmekte olan bu meslek grubunun psikotik hastalarda şiddetin önlenmesi ve şiddet davranışı göstermiş hastaların rehabilitasyonunda önemli rol oynayabileceği artık gelişmiş ülkeler tarafından kabul edilmiştir.pp:169-82 Blackwell 3. Nikitin L. Hastanın amaçlı bir uğraşı içine girmesi içsel motivasyonunu ve yeterlilik duygusunu geliştirir ve hasta üretkenlik. 1( 1): 17-22 . Bu alanda çalışan uğraş terapistleri psikiyatristlerle birlikte çalışarak hastanın suç davranışlarının nedenlerini ve olumsuz davranışları tetikleyen uğraşıların bulunarak bunların yeniden yapılandırılmasını sağlamayı hedeflerler (2).Occupational therapy in healthcare 1984.3) Uğraş terapistleri bunu kişilerin bu aktivitelere katılma yetilerini arttırarak ya da destek sağlamak amacıyla çevreyi değiştirerek sağlarlar(1). Uğraş terapisinin adli psikiyatri alanında çalışmaları daha öncesine dayanmakla birlikte.2) Uğraş terapisinin temel amacı kişileri günlük yaşam aktivitelerine katılımlarını sağlamaktır.Smith SL.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Kronik Ruhsal Hastalıklardaki Şiddetin Önlenmesi ve Rehabilitasyonunda Uğraş Terapisinin (Ergoterapinin) Yeri Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Alev Büyükkınacı Uğraşı sağlıkla ilgili ya da kişisel. Matthew Molineux. 67 (10): 430-438(9) 4. tedaviye motivasyonunun sağlanmasında ve hastalık dışındaki kişilik alanlarının gelişmesinde hastaya yol gösterici rol üstlenirler. performans ve motivasyon alanlarında daha fazla deneyim sahibi olarak daha olumlu bir dünya görüşüne sahip olur (2).13:137-142 2-Occupation for occupational therapists. Bireyin herhangi bir uğraşı içinde olmak durumunda olmasının gerekliliği ortaya konduktan sonra uğraşının nerde kullanıldığı. Fossey E.Forensic challange. (Ed). Uğraş terapistleri gerek adli gerek normal psikiyatri kliniklerinde olsun psikotik hastanın kişisel amaçları doğrultusunda yaşam doyumunun artmasında. sosyal ve yaşamsal ihtiyaç ve istekleri karşılamak üzere doğasında yapmak. Bu temel uğraş terapisi yöntemlerinin yanı sıra özellikle suç işlemiş psikiyatrik hastaların rehabilitasyonunda ve suç işlemelerinin önlenmesinde kullanılacak uğraş terapisi yöntemleri de ortaya konmuştur (2). Bu hedefe ulaşmada hastanın var olan kaynaklarını kullanarak sadece bu davranışı önlemeyi değil hastanın kendi sorumluluğunu da alması amaçlanır. publishing.

Tehlikelilik ve suça eğilimin belirlenmesi klinik psikiyatrinin önemli konularından olmakla beraber TRSM nin önemli görevlerinden bir diğeri akıl hastalarının sergiledikleri şiddet davranışı konusunda topluma yol gösterici olarak damgalanmayı önlemektir.arkadaşlardan ve hizmet alanın kendisinden bilgi alınabilir.erken uyarı belirtileri vb konularda detaylı bilgiye dayalıdır.Alınacak bilgilerin güvenirliğini artırmak için en önemli unsur hasta ile etkin işbirliğinin kurulmasıdır.şiddet içeren fanteziler -Şüphelilik hezeyanları yoğunluğu -Kural ve düzenlemelere ilişkin düşünceler -Koruyucu faktörler -Kişinin güçlü yanları -Risk Yönetim planı(kim ne yapar .gizli düşmanlık -Sadistik yönelim.geçmiş yaşam öyküleri bilinmeyen hastaları yaşadıkları ortamda değerlendirmektedir . .risklerin nasıl alınacağının tanımlanması ) (Türkiye CMHC çalışma kılavuzu2012) Ancak TRSM ler kendisine herhangi bir kişi veya kurum tarafından bildirilen .örneğin ajitasyon ve fiziksel göstergeler -Şiddet içeren düşünceler .ciddi akıl hastalığı olduğu düşünülen .Bu hastaların şiddet riskini en aza indirgemek için en önemli araç yerel kurumlar arasında etkin ve akıcı işbirliğidir.(Johnson 1998) Hizmetler sürekli değişen ihtiyaçlara ve risklere göre esnek yardım ve sosyal yardım desteği sunmalıdır.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Trsmlerde Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Erkan Aydın Ciddi akıl hastalığına sahip hastaların özellikle kendine ya da çevresine zarar verme ihtimali yüksek hastaların sürekli olarak bir ruh sağlığı kurumu ile sürekli temas halinde olması son derece önemlidir.Bazı araştırıcılara göre geçmişteki şiddet davranışı gelecekteki şiddet davranışı için yol göstericidir. TRSM ler ciddi akıl hastalığı olan hastalara kesintisiz hizmet sunmak amacıyla kurulmuş olan kurumlardır. Risk yönetimi süreğen olup bireylerin geçmişleri . Hastalarını toplum içerisinde insan onuruna yaraşır şekilde yaşatmayı hedefleyen bu kurumların çalışanları.akarabalaradan .tekrarlanan davranışlar -Dürtüsel davranışlar -Hastanın kendi mevcut durumu konusundaki içgörü ve anlayış düzeyi -Mevcut zihinsel durum . ( Mental Health Risk Assessment and Management in Community Organizations 2009) Risk değerlendirmesi aşağıdaki konuları içermelidir.bilgi gereken diğer alanlar . -Kişinin sosyal geçmişi. -İnsanlara ve mülke yönelik geçmişteki saldırganlık eylemleri(örneğin kundaklama vb) -Geçmiş mahkumiyet ve adli tıp bilgileri -Belirtici veya uyarıcı işaretler –şiddet yaklaşımları .(Dilbaz 1999) Bakıcılardan . şiddet olayı açısından “risk yönetimi “konusunda son derece donanımlı olmalıdır.

tekrar anlamına gelen “re” ön ekinin gelmesiyle oluşan. Diğer bir ifade ile insanın yaşam kalitesini artırmak için yaptığı faaliyetler rekreasyonun içeriğini oluşturmaktadır (Tütüncü ve diğerleri. törelere ve ahlaki değerlere aykırı davranış. oluşturmak anlamına gelen “create” fiilinin önüne. Rekreasyonun Türkçe karşılığı “Dinlence” olarak ele alınabilir. yeniden. bunda etkisinin olduğu saptanmıştır. Özellikle fiziksel bakımdan insanın en aktif olduğu gençlik yıllarında rekreatif faaliyetlerin yapılacağı alanların ve olanakların olmaması. bireyin kişisel yapısının.. 2007. depresyona girmelerini önlediğini. çalışma ve diğer etmenler tarafından yıpranan. bireylerin kendilerine. onları hem fiziksel hem de mental olarak rahatlamalarına fırsat tanıyan rekreasyon faaliyetlerine yöneltmektedir (Sağcan. 2007. Hatta rekreatif olanakların yetersiz olmasının yaratacağı olumsuz birikimler. 2008). Rekreasyon.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Rekreasyonun Suç ve Şiddet ile İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Özkan Tütüncü Giriş Rekreasyon. Sonuç Yapılan çalışmalar rekreasyon alanlarının ve bu alanlarda yapılan aktif rekreasyon faaliyetlerinin insanların streslerini azalttığını. 2012). 2002). şiddet ise sindirmek için yaratılan olay veya eylem-kaba kuvvet olarak tanımlanmaktadır. Dünyadaki 14-44 yaş arası ölümlerin en önemli ana sebebi şiddet olmaktadır (DSÖ. geleceğin bireylerine çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilecek olan nevrozların da tohumlarını atmaktadır (Usal. tek başına şiddet ve suç eğilimi azaltabileceğini belirtmek yanlış olabilir. Bu kapsamda bireyler hayatlarının üçte birini rekreasyon faaliyetlerinde geçirmektedir. yılda 1. gelirinin ve diğer birçok faktörün birlikte etkisinin olduğu belirtmek daha doğru olabilir. toplumun. 2009). Rekreatif etkinlikler. Çalışmanın konusu rekreasyonun suç ve şiddet ile olan ilişkisidir.. Turizm faaliyeti de bireyin boş zamanında gerçekleştirdiği bir rekreatif faaliyet olarak değerlendirilebilir. yorulan bireylerin yeniden canlanmaları anlamına gelmektedir (Axelsen. Suç ve Şiddet İnsanların uzun ve sağlıklı yaşama istekleri. Şener ve diğ. Birleşmiş Milletlere (2006) göre Dünya’daki her üç kadından biri fiziksel şiddete.6 milyon kişi şiddetten ölmektedir (Butchard ve diğerleri. 1986). her beş kadından biri tecavüz girişimine maruz kalmaktadır. yaslara. 1981). . bu fiziksel enerjinin başka bir şekilde olumsuz olarak ortaya çıkmasına da neden olabilecektir. Dünya’da her gün 4200 kişi. ilişkilerine ve sosyo-kültürel uyumlarına olumlu yönde etkilemektedir (Axelsen. Kaliforniya eyaletinde yapılan çalışmalar bireylerin ilk suç işledikleri yaşların genel olarak (bir çan eğrisi şeklinde) 13 ile 20 yaşlarında yoğunlaştığını (en yoğun 17 yaş) göstermekte (CDYA. Bireyin suç ve şiddete yönelmesinde. Rekreasyon alanlarının ve olanaklarının geliştirilmesinin. Televizyonlardaki şiddet eğilimli yayınların. şiddet ve suç ile negatif yönde bir ilişkisinin olduğunu göstermektedir. Patry ve diğ. suç oranlarını ve şiddetini azalttığını göstermektedir. Rekreasyon sağlıklı ve/veya engelli olan her yaşta ve beceri seviyesinde tüm bireyleri kapsamakta ve onların mutlu-kaliteli yaşama eğilimlerine bağlı olarak gelişmektedir. 2002) ve suç eğiliminin uzun süreler televizyon izleyen gençlerde daha yaygın olduğunu ortaya koymaktadır (Kolata. İngilizce yaratmak. Yapılan çalışmalar yapılan aktif rekreatif faaliyetlerin. Elbette insanın şiddete olan eğilimi ve suç işleme yönelimi çok boyutlu değişkenler ile değerlendirilmelidir. 2011). “rekreasyon” (recreation). Türk Dil Derneğine göre suç. bireyin yaşamındaki birçok sıkıntıdan kurtulmasını ve bireyin kendisini geliştirmesini sağlayarak. Iwasaki. 2007). 2009.

kırmızı renk tonları tercih edilmemelidir. hastaların agresyon potansiyeli değerlendirilmeli.4’ünde geçmişte şiddet davranışı saptanmış.) yer alır. güvenliği sağlamaya yönelik bazı kısıtlılıkların ve kuralların bulunması. Aktivite ve sosyal programlar ise. Terapötik bir ortam için hem hastalar hem çalışanların kendini güvende hissetmesi önemlidir. semptom/agresyon yönetiminde. fiziksel ortam düzenlemesi ile ortamın sosyal yapılandırması (uğraş/meşguliyet etkinlikleri. Hasta odaları 2-3 kişilik olmalı. özsaygısını desteklemeyi ve hastanın en kısa zamanda sosyal yaşama dönmesine yönelik olarak kaynakların ve ortamın yapılandırılmasıdır. kadın servislerinde tespit uygulama sayısı ve süresi daha fazla bulunmuştur. şiddet eğilimi olan/yeni yatan hastalar ile taburculuk aşamasında olan/ruhsal hastalığı daha hafif düzeyde olanlar birbirinden ayrılmalıdır. kapalı devre kamera sistemi vb. koridor ve salonlar hemşire odasından görülebilmelidir. egzersiz ve psikoeğitim/beceri kazandırma grupları vb. Psikiyatride tedavi ortamının terapötik nitelikte olması. ortamda koltuklar. Kurallar ve sınırlılıklar hastaneye yatışta gerekçeleri ile hastaya anlatılmalı. dikkati bir işe yöneltmede. çatışmaları çözmede vb. kilit öneme sahiptir. Günlük yapılması önerilen günaydın toplantıları ise kurallara ve tedaviye uyumu sağlamada. ayrıca kurallar ve tedavi programı panoya asılmış olmalıdır. Literatürde ise hasta kabul aşamasının önemine değinilerek kliniğe geldiklerinde ilgi ile karşılanan. erkek hastaların %71. Tespit uygulanan kadın hastaların %56. Ortamın terapötik yapılandırılmasında -hastanın özdenetim ve uyum becerilerini geliştirmeye yönelik olankurallar ve sınırlılıklar büyük öneme sahiptir. bulundurulmalı.1’inde. bireysel ve ortak yaşam alanları ile ilgili sorumluluk alması desteklenmelidir. öfke gibi duygular yaşar. Ortam kalabalık olmamalı. kontrolü. hastalarda iletişim/etkileşimi arttırmada. bilgi verilerek oryante edilen hastaların daha az kaygı ve korku yaşadıkları belirtilmektedir. korku. Ekip. odalarda bireyin kişisel eşyaları için dolap vb. Terapötik ortam oluşturulması kapsamında. çalışan personel ile iletişim/etkileşim kısıtlılığı ve psikiyatri hastalarına yönelik önyargılı tutum vb gibi nedenlerle hastalarda kaygı düzeyi ve agresyon potansiyeli artmaktadır. Ortamda zarar verici olabilecek tüm objelerin uzaklaştırılmış/kontrol altında olması. tedbirler alınmalıdır. izolasyon odası bulundurma. tablolar vb. terkedilmiştik. genelde kalabalık ve uyaranların fazla olduğu bir ortamda çeşitli düşünce ve davranış bozukluğu olan hastalarla bir arada olma. sağlığını yükseltmeyi. yalnızlık. Terapötik ortam. Ayrıca. kliniğe giriş çıkışların/eşyaların vb. ayrıca tespit uygulanan hastaların çoğunda yatış esnasında içgörü bulunmadığı ve/veya istem dışı yatış yapıldığı belirlenmiştir. bulunmalı. ortam kuralları ve sınırlılıklar.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Psikiyatri Kliniklerinde Şiddet İle Başa Çıkmada Terapötik (Tedavi Edici) Ortam Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Sibel Coşkun Hastaneye yatan bir birey. istem dışı yatış yapılması. hastalar kişisel eşyalarını ve kişisel alanlarını kullanabilmelidir. sosyal toplantılar. . güvenli ortam sağlama. kuralların hangi özel durumlarda esnetilebileceğini bilmeli ve ekip içi tutarlılık sağlanmalıdır. hasta derecelendirme sistemi. özgüven. hastaların boş zamanını değerlendirmesinde. çiçekler. hastayı iyileştirmeyi. hastalardaki agresyonu önleme ve kontrol etmede büyük öneme sahiptir. endişe. Psikiyatri kliniklerinde. kurallara ve tedavi sürecine uyumlu hastalar için bazı imtiyazlar/ödüller söz konusu olabilir. Terapötik ortam oluşturma ve sürdürme bir ekip işidir ve bu konuda tüm ekip üyelerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Coşkun ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmada. çaresizlik. Özel gözlem ve izolasyon odası. kendini ifade etme ve etkileşim düzeyini arttırmada. Hastaların öz bakım ve günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürebilmesi sağlanmalı. yabancı bir ortamda bulunmaya bağlı olarak. çevresel stresörlerin azaltılması. güvenlik personeli bulundurulması. salonlar etkileşimi arttıracak ve hastanın kendini evinde gibi hissedeceği şekilde düzenlenmeli. hastanın “agresyon ve saldırgan davranış göstermesi” tespit uygulamasında ilk gerekçe olarak tanımlanmış. Tedavi motivasyonunu arttırmada.

hastaları ve hastalar arasındaki dinamikleri gözlemlemeli. . Tarih boyunca dışlanmış olan psikiyatrik hastalar insanca bir ortamda insanca bir tutum ile tedavi edilmeli. tedavi ve rehabilitasyona yönelik pek çok fayda sağlamaktadır ve mutlaka tedavi programında yer almalıdır. sorununu dile getirememe ve sonuçta oluşan güvensizlik. Ekip tüm aktivitelere katılmalı. Kurallar/sınırlılıklar ve etkileşim sınırlılığı ile sağlık personeline ulaşamama. çaresizlik ve anlaşılamama hissinin hastada agresyonu tetikleyebileceği unutulmamalıdır. Özellikle meşguliyeti sağlamaya yönelik aktiviteler ve fiziksel egzersiz agresyon kontrolünde önemli yer tutmaktadır. ekip üyelerinin yeterli bilgi/eğitime ve analitik düşünme. hasta ile tedavi ekibi arasındaki etkileşim ve dinamikler de büyük öneme sahiptir.beceri kazandırmada vb. Terapötik ortam oluşturmada. bilgi alışverişi yapmalıdır. terapötik iletişim ve sorun çözme becerilerine sahip olması gerekmektedir.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış İyi tanıklar hakikati arar Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Cem Kaptanoğlu .

Psychiatry. alt yapı eksikliği) daha fazla afet ve travmatik yaşantı ile karşılaşmaya zemin hazırlamaktadır. 60. Doğal afetler gelişmekte olan veya yoksul ülkelerde daha fazla kayba neden olmakta.Norris. PJ. Summary and implications of the disaster mental health research. büyüklüğü ve meydana geldiği bölge gibi afetin kendisine bağlı faktörlerin yanısıra afetten etkilenen toplumun ve kişilerin özelliklerine bağlı olarak da değişebilmektedir. Kaynaklar: 1. Kayıplardan sorumlu tutulan kurum veya kişilerin cezasız kalması kişilerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu panelde doğal afetlerin kişileri ve toplumları aslında eşit olarak etkilemediğine dikkat çekilmesi.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Adaletsiz Doğal Afetler Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Feyza Çelik Afetin meydana getirdiği yıkım ve neden olduğu kayıplar afetin türü. Ayrıca.000 disaster victims speak: Part II. . yoksul ve yoksunluk ile ilişkili olarak ortaya çıkabilecek ruh sağlığı sorunlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.Dünya Afet Raporu (World Disaster Report). Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu. doğal afetler. (2002). 65: 240-60. 2004. Afetten etkilenen toplum içinde de yoksul ve sosyal desteği az olan bireyler hem ruhsal sorunların ortaya çıkması açısından daha fazla risk altındadır hem de var olan kaynaklara daha zor ulaşabilmektedirler.. her ne kadar doğal olaylardan kaynaklansa da afetlerdeki yıkımın ve sonraki süreçteki koşullarda insan etkisinin payı her zaman bulunmaktadır. Friedman. afet sonrası yaşam koşullarının daha kötü olduğu ve toparlanma sürecinin daha yavaş olduğu gelişmekte olan ülkelerde. MJ. yoksulluk ve buna bağlı ortaya çıkan yoksunluk da (eğitimsizlik. & Watson. doğal afetlerin olumsuz etkileri daha fazla olmaktadır. FH. Gelişmiş ülkelere göre. 2.

Seçiciliği yoktu elbet. Seçilmiş bir bölgeye . Olayda tesadüf de yoktu. o gün orada ölenler değil de diğerleri olmamasıydı. bölgeyi korumakla görevli askerlerce ölüm saçıldı.El olan insanoğlu . Van’da olmasıysa bir tesadüf. Tesadüfe yer yoktu . Tesadüf sadece . Ama orada ölen onlarca kişi zaten birdi. Bir yasa sözkonusu değildi. yüzlerce kişi toprağa verildi.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Biri yer den biri el den Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Hira Selma Kalkan Van’da yer sarsıldı. hareket ederken tesadüfen insanları aldı götürdü. Van’daki binalar sağlam olsaydı bunca can verilmezdi kuşkusuz ama doğa binanın sağlamlığına bakmaz. elleriyle ölüm saçtı. Doğa yer değiştirirken . .Deprem bir doğa olayı . Uludere’da silahlar patladı . Doğanın bununla bir ilgisi yoktu. doğa yasası.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Roboski ve Van'da sessiz tanık! Medya… Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Murat Yalçın .

“endojen”leştiren tehlikeli bir eğilim olduğu da söylenmektedir. Bu süreçten bazı ruhsal bozuklukların daha fazla dikkat etkilendiğini söyleyebiliriz. Öyle görünüyor ki. ruhsal bozuklukları sergiledikleri ortak özelliklere göre sınıflandırarak oluş nedenlerini tanısal değerlendirme dışında bırakan. hatta yönelim sergilemiştir. tanısal kapsayıcılık konusunda da önemli sorunların yaşanmasına yol açmıştır. Sınıflandırma sistemleri bir yandan ruhsal bozukluk ya da hastalıkları her psikiyatri profesyoneli için anlaşılır kılmaya çalışırken. DSM’nin bu eğilimi onu “Stres bozuklukları. Amerikan psikiyatrisinin uluslararası dünyaya egemen olan ideolojisini barındıran ve yeniden üretme eğilimi gösteren. DSM her dönemde baskın olan psikolojik kuram ve yaklaşımlardan etkilenerek biçimlenmekle beraber o dönemin bilime egemen olan ideolojik yönelimlerden de etkilenmiştir. sınıflama sistemlerinde de bir değişimin yaşanmasına neden olmuştur. . anksiyete bozuklukları da bu süreçte kendine özgü bir evrim geçirmiş ve halen geçirmektedir. Elimizde bu yönde yeterince veri olmasa da DSM-V i oluşturan ekip içinde bu bozuklukların travma ve stres etkenleri gibi etiyolojik süreçlerle bağlantısını koparan. Bugün halen sınıflama çalışmalarında tanımlayıcı yaklaşım-boyutsal yaklaşım çelişki ve çatışması yaşanmakta. güncellenmiş versiyonlarının da iki kez gözden geçirildiği bir sınıflama sistemi aracılığıyla psikiyatrik bozuklukları anlamaya çalışıyoruz. aslında göz ardı eden bir yönelimi tercih etmiştir. DSM-V’in kavramsal gelişimi bu çelişkinin izleğinde sürmektedir. Bu sunumda DSM-I’den DSM-V’e kadar “Yaygın Anksiyete Bozukluğu” tanısının sergilediği değişim üzerine eleştirel bir tartışma yürütülecektir. Yıllar içinde Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflama sistemi olan ICD ile giderek yaklaşan dil ve ideolojik birliğine tanık oluyoruz. Psikiyatri bilgisi ve yönelimi biyolojikleştikçe sınıflandırma da buna koşut olarak biyolojik belirlenimleri temel alan ya da gözeten bir değişim. Uyum Bozukluları” gibi gerçekliği göz ardı edememenin ürünü olan “anomali”lerle başa çıkmak zorunda bırakmıştır. Psikiyatri kuram ve uygulamasına yansıyan bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında psikiyatri bilgisinin değişimi. Tanımlayıcı-deskriptif psikiyatrinin “kutsal kitabı” niteliğindeki DSM. DSM’nin bu ideolojik belirlenim sürecinde ilaç endüstrisini de büyük payı vardır kuşkusuz. Bu yönelim bugün üzerinde tartışmaya devam ettiğimiz birçok sorunun da kaynağıdır.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Yaygın Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Burhanettin Kaya Son 30 yıldır Amerikan Psikiyatri Birliği’nce geliştirilmiş ve bugüne dek dört kez güncellenmiş olan. TSSB.

alt tiplendirmelerin belirlendiği ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa yaygın tip sosyal fobiye eş tanı olarak konulabileceği belirtilmiştir. korkulan sosyal durum sayısının net olmadığı. anksiyetede görülen fiziksel belirtilerin de daha açık olması gerektiği dile getirilmiştir (2). DSM-III sisteminde sosyal fobinin alt tipleri yoktur ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa sosyal fobi tanısına yer vermemektedir.Bögels SM. ağırlıklı bulgunun performans kaygısı olması ile birlikte. SAB ilk kez DSM-III’te sosyal fobi başlığı ile yerini almış yeni bir tanıdır. DSM-III-R’da olduğu gibi yaygın tip SAB ile KKB birlikteliğine yer vermiştir(1). epidemiyolojik ve biyolojik özellikler açısından ilişkileri. performans alt tipi denmesi yeterli mi?. Alden L.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Sosyal Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Hatice Özyıldız Güz Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB) DSM tanı sınıflandırma sistemine geç girmiş ve her tanı sistemi değişikliğinde. Social Anxiety Disorder:Questions and Answers for the DSM-V. 27:168-189 3. (Ed:Dilbaz N)Pozitif Matbaacılık. KKB ile SAB’nun üst üste binen bir tanı olduğu ve ayrımında güçlükler yaşandığı. 2006. Ankara. Depression and Anxiety. Social anxiety disorder(Social phobia).Güz Özyıldız H. Kaynaklar 1. Bu noktada tartışılacak bir çok nokta gündeme gelmiştir. yaygın tip SAB nasıl olmalı idi.org . Beidel DC ve ark. http://www. selektif mutizm alt tip olarak uygun mu?.Sosyal anksiyete bozukluğu ile kaçıngan kişilik bozukluğunun klinik. SAB ile çekingen kişilik bozukluğu birbirinin devamı mı? Gibi birçok soruya bu tartışma platformunda cevap bulunmaya çalışılacaktır.37-45 2. DSM-V tanı sistemi ise özellikle alt tiplerdeki sorunlara dikkat çekmiştir. Anksiyete Bozukluklarında Son Gelişmeler. DSM-III-R’da ise sosyal fobinin adında herhangi bir değişiklik olmadığı. Sosyal fobi veya SAB Mu?. birtakım değişikliklere maruz kaldığı için” ihmal edilmiş bir hastalık” olarak tariflenmiştir. DSM-IV tanı sistemine gelince sosyal fobinin adı sosyal anksiyete bozukluğu. çekingen kişilik bozukluğu ise kaçıngan kişilik bozukluğu (KKB) olarak kabul görmüştür.2010.dsm5.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Şizofreni spektrum bozuklukları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Erdal Işık .

Schneider’in birinci sıra semptomlarından olan düşüncenin yansıması ve zorla düşünce sokulması semptomları az da olsa görülebilir. Hastaların güvenini kazanarak tedaviye uyumlarını sağlamak zordur. 65 yaş üstü toplumda şizofreni prevalansı % 0. Geç başlangıçlı şizofre için çoğunlukla perseküsyon yapısında olmak üzere hezeyanlar ve çoğu kez işitsel hallüsinasyonlarla belirlidir. Geç başlangıçlı şizofren hastalar yönetsel işlevler. Somatik.1 ile % 0. Çok geç başlangıçlı şizofreniye benzer psikozlarda bu doz daha da azaltılır. Geç başlayan şizofreni kronik gidişlidir ve spontan remisyon nadirdir. Semptomların tamamen ortadan kalkması nadirdir. erotik ve grandiöz hezeyanlar da görülebilir. Uzun süre nöroleptik kullananlarda. motor beceriler ve sözel yeteneklerde kontrollere göre daha düşük performans göstermektedir. Yaş arttıkça tardiv diskinezi riski de artmaktadır. Hezeyanlar hastaların büyük bir kısmında sistematizedir. Çok geç başlangıçlı olgularda aile yüklülüğü daha azdır ve başta ileti tipi işitme kaybı olmak üzere duyu kaybı daha fazladır.5 bulunmuştur. Tedavide atipik antipsikotikler tercih edilmektedir. Kompliansı artırmak amacı ile depoantipsikotikler dikkatlı bir şekilde kullanılabilir. Uygunsuz affekt ve çağrışımlarda zayıflama. Geç başlangıçlı hastalarda erken başlangıçlılara göre daha fazla görsel. Öğrenme yeteneğinde ise daha az performans kaybı gözlenir. Geç başlangıçlı şizofreni hastalarında yeterli olan antipsikotik dozları genç hastalarda kullanılan dozun yarısı kadardır. Daha çok komşular tarafından kendilerini öldürmek için planlar yapıldığını veya cinsel tacize uğradıklarını söylerler. Nöroleptiklerin kesilmesi semptomların alevlenmesine yol açar. Geç şizofreni olgularının antipsikotiklere yanıt oranı orta düzeydedir. Bazen bu tip hastaları somatizasyon bozukluğu veya obsesif ruminasyonlardan ayırt etmek zor olabilir. Tedaviye çoğunlukla hastanede başlanır. erken başlayan şizofreniye oranla daha az sıklıkla görülür. . hatta kısa süreyle bu tedavileri alanlarda bile tardiv diskinezi görülebileceğini unutmamak gerekir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Yaşlıda Şizofreni Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Engin Eker Uluslar arası konsensus kriterlerine göre ilk atağını 40-59 yaş arasında geçiren hastalar geç başlangıçlı şizofreni. Hastalar sıklıkla başkaları tarafından zihinsel ve fiziksel olarak etkilendiğini söylerler.Genç başlangıçlı şizofreni hastaları içinde kadınlar erkeklere göre daha sıktır. Hastalar idame tedaviye alındıklarında semptomlar görülmez. Hezeyanlı inanışlar genellikle kapsüle olurlar ve hastalar premorbid düzeyde fonksiyon yapacak hale gelirler. koku ve dokunma hallusinasyonları görülmektedir. 60 yaş ve üstünde geçirenlere ise “Çok Geç Başlangıçlı Şizofreni Benzeri Psikoz” terimleri kullanılmaktadır.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Çocukluk dönemi şizofrenileri ve tedavi yaklaşımları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Yasemin Işık Taner .

ve ortosterik agonist olan CGP44532 kullanılmıştır. iki β ve bir γ alt ünitelerinden oluşan pentamer yapısındadır. şizofreni belirtileri sergileyen farelerde davranışsal bozuklukları düzelttiği ve sedasyon ve tolerans gelişimine yol açmadığı gösterilmiştir. Bunun açıklamasında da GABAB reseptör agonistlerinin sorumlu olan bölgelerdeki dopamin salınımını azalttığı iddia edilmiştir. Bu alt ünitelerin hepsinde ortaya çıkan farklı genetik varyantlar çok geniş bir reseptör yelpazesine neden olmaktadır. GABAA reseptörü baskın olan inhibitör reseptör olarak görev yapmaktadır.3 GABAB RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAB reseptör agonisti olan baklofen ile yapılmış olan bazı hayvan çalışmalarında fensiklidin sonrası ortaya çıkan prepuls inhibisyon (PPI) defisitini geriye döndürdüğü ve amfetaminin neden olduğu dopamin artışını engellediği gösterilmiştir. nöral eşzamanlılık “senkronite”de artma tespit edilmiştir. amaca odaklı davranışların sürdürülmesinde artışı beraberinde getiren işleyen bellekte iyileşme 2. (L655708 veya Ro 493851) Bunun ötesinde bu molekülün ɣ ossilasyonlarını da arttırdığı gösterilmiştir. GABAA RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAA reseptörlerinin α–3 ve α–5 alt ünitelerinin şizofreni patofizyolojisi ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir.1 Yakın zamanlı çalışmalar. odaklanma ve dikkat fonksiyonlarında artma ile birlikte bilişsel kontrolde iyileşme. iki α. 3. Çeşitli GABAA reseptör alt tiplerinin varlığı gösterilmeden önce non-selektif GABAA parsiyel agonisti olan ve anksiyolitik olarak kullanılan “bretazenil”in. 4 haftalık plasebo kontrollü çift kör çalışma sonrasında 1. α–3 selektif GABAA reseptör agonisti olan TPA023(MK0777) 15 kronik şizofreni hastasında klinik olarak denenmiştir. α–3 selektif GABAA reseptör agonistlerinin şizofreninin bilişsel belirtileri üzerine etkili olabileceğini düşündürmektedir. α–2.4 . α – 5 GABAA reseptörlerine daha yoğun olarak bağlanan ve aynı zamanda α–3 GABAA reseptörlerinin parsiyel agonisti olan “imidazenil”in. GABAA reseptör modülatörlerinin şizofreni tedavisinde faydalı olabileceğini düşündürmüştür.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Psikofarmakolojik Yönleriyle Şizofreni ve Gaba Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Cengiz Güneş GİRİŞ Gama-aminobütirik asit (GABA). memeli merkezi sinir sisteminde temel inhibitör nörotransmitterdir. Bu gözlemlerden yola çıkarak yeni kuşak GABAB reseptör agonistlerinin de benzer etkiye sahip olup olmadığını araştırmak amacı ile yapılan hayvan çalışmasında pozitif allosterik modülatör (PAM) olan GS39783. Sağlıklı gönüllülerde yapılan bir çalışmada da etanol ile indüklenen bellek bozulmasının α–5 GABAA parsiyel ters agonisleri ile azaldığı gösterilmiştir. Her iki molekül de amfetamin ve MK-801 tarafından ortaya çıkan davranışsal yanıtları inhibe etmiştir.2 Buna ek olarak tedavi sonucunda EEG de frontal bölgede ɣ bandının kuvvetlendiği de gösterilmiş olup ɣ ossilasyonlarının GABAerjik internöronlar tarafından düzenlenen feedback inhibisyon tarafından oluşturulduğu ve buradaki anormalliklerin şizofreninin negatif ve bilişsel belirtileri ile ilişkili olduğu da düşünülmektedir. Deneysel olarak. GABAA reseptörleri. bu da nöral eşzamanlılığın (senkron) gelişmesini işaret etmektedir. α–2. orta-ağır şiddette şizofreni ataklarında %40 a kadar etkili olduğu ve ekstrapiramidal yan etki yapmadığının gösterilmesi. Yapılan bir hayvan çalışmasında RO493851 molekülü ile α–5 GABAA reseptörlerinin ters agonizmasının (α–5IA) fensiklidin ile oluşturulan bilişsel bozulmayı azalttığı gösterilmiştir.

ve ark. (2011) : A Novel a5GABAAR-Positive Allosteric Modulator Reverses Hyperactivation of the Dopamine System in the MAM Model of Schizophrenia. Neuropharmacolgy. Hedef reseptöre yeterli bir potens ve spesifite göstermelidir. Yakın zamanlı yapılan diğer çalışmalarda da VPA in hem Histon deasetilazları (HDAC) inhibe etmek sureti ile hem de reelin ve GAD67 promoter bölgelerindeki metillenmeyi azaltmak sureti ile GAD67 ve reelini arttırarak GABAerjik aktiviteyi arttırdığı gösterilmiştir. Ancak bunun alternatifi olan mevcut tedavilerde ısrarcı olmak ve şizofreninin bilişsel belirtilerini ihmal etmek daha maliyetli sonuçlar doğurmaktadır. 3. ve ark. bu etkinin VPA ve diğer HDAC’lar tarafından durdurulduğu ve geriye çevrildiği gösterilmiştir. (2008): Subunit-selective modulation of GABA type A receptor neurotransmission and cognition in schizophrenia. 165: 1585–1593. Ballard TM. Tedaviden fayda görme ihtimali yüksek olan bireyler üzerinde denenmelidir. Ancak bu konuda ilaç geliştirilmesinden önce şizofrenideki bilişsel bozulmalara neden olan nöral ağdaki bozulmaların ortaya konması gerekmektedir. Neuropsychopharmacology. Lodge DJ. Kusek M. Etkinliğin arttırılabilmesi için bilişsel-davranışçı terapilerin de kombine olarak kullanılması gerekmektedir. 3. (2011): Epigenetic GABAergic targets in schizophrenia and bipolar disorder. Cho RY. bu ilaçların VPA ile birlikte kullanılmasının sinerjistik bir etkiye yol açtığı iddia edilmiştir. Atipik antipsikotikler içinde klozapin. . Pharmacology. Tokarski K. 99:130-145 4. British Journal of Pharmacology. Chen Y. 36: 1903–1911 2. Referanslar 1. 60: 1007-1016. ve ark. Wallace TL. reelin ve glukokortikoid reseptör promoter bölgelerinde metillenmeyi arttırdığı. Biochemistry and Behavior . Ayrıca rodentlerde metiyonin uygulamasının GAD67. Lewis DA. Carter CS. Pouzet B.5 SONUÇ Şizofreninin bilişsel belirtilerini azaltmak için yeni tedavi ajanlarını geliştirilmesi gerektiği kaçınılmaz bir şekilde açıktır. 1. Cook JM. Wieronska JM. (2011) The GABAB receptor agonist GP44532 and the positive modulator GS39783 reverse some behavioural changes related to positive syndromes of psychosis in mice. 2. Rodentlerde Valproik asitin (VPA) GAD67 ekspresyonunu arttırdığının gözlenmesinden sonra bu molekül GABAerjik transmisyonu arttıran bir ilaç olarak kullanılmaya başlanmıştır. 163: 1034-1047. (2011): Drug targets for cognitive enhancement in neuropsychiatric disorders. 5. olanzapin ve ketiyapinin DNA demetilaz aktivitesine sahip olduğu. ve ark. Bu prensiplere uygun bir tedavi rejimi geliştirmek ilk bakışta zorlayıcı ve pahalı gibi görünmektedir. Am J Psychiatry.EPİGENETİK TEDAVİ STRATEJİLERİ Telensefalik GABAerjik genlerde epigenetik olarak ortaya çıkan bir downregulasyonun da şizofreni ve bipolar bozukluklarda görülen davranışsal ve bilişsel bozulmada etkili olabileceği öne sürülmüştür. Patofizyoloji temelinde ortaya çıkacak olan bir tedavi etkeni. Gill KM. Guidotti A. Auta J. ve ark.

epilepsi gibi pek çok hastalığa sebebiyet verebilir(2). . matür nöronlarda ise GABA depolarizasyonu. GAD aktivitesini bozarak GABA sentezinin azalmasına ve şizofreni ile ilişkili konfüzyon ve irritabilite belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Ekstrasinaptik lokalizasyon gösteren δ alt ünitesi içeren reseptörler tonik GABAerjik inhibisyonu düzenlerler.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Preklinik Yönleriyle Gaba Şizofreni İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Hüseyin Günay Şizofreninin patofizyolojisinde inhibitör bir aminoaist nörotransmiter olan ɤ -amino bütirik asit (GABA) üzerinde de durulmaktadır. Glutamattan glutamik asit dekarboksilaz (GAD) enzimi aracılığıyla üretilir. Genetik olarak pridoksin metabolizması anormalliği veya pridoksin antagonisti (örn:izoniazid) alınması. postmortem şizofreni beyinlerindeki GABAerjik markerlerin azaldığı bulguların saptandığı bölümler ile paralellik göstermektedirler.(3). Şizofrenide kortikal osilatör dinamiklerin bozulmasının pek çok nörokognitif defisitin temelinde yattığı bilinmektedir(6). NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla PV ekspresyonunun azaldığı gösterilmiştir.(4). İmmatür nöronlarda . (5). nöropatik ağrı. şizofreni semptomları ve davranışsal bulguları oluşturulmaya çalışılmıştır. GABA nın inhibitör aksiyonları temel olarak klor gradienti ile sağlanır. ketamin. Na. MK-801). GAD 67 primer GABA sentez enzimidir ve şizofreni hastalarında bu enzim mRNA larının neokortikal bölgelerde azaldığı görülmüştür. KCC2 nin yüzey expresyonu ve aktivitesi KCC2 residüsü Ser940 ile regüle edilir. Düşük GAD düzeyi düşük GABA yoğunluğuna ve sonuçta dopamin artışına yol açar.( 7). Akut NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla (PCP. Cl cotransporter ekspresyonu GABA nın depolarizan etkisi ile sonuçlanır. travma. Dopaminerjik nöronlardan dopamin üretimi doğrudan GABAerjik nöronların kontrolü altındadır. K. PV intenöronları serebral korteks de osilatör aktiviteyi regüle ederler. saatlerde beyin bölgelerinde PV ve GAD67 mRNA ekspresyonuna bakılmış ve MK801 uygulamasından 4 saat sonra PV mRNA sının dentat girus ve hipokampusda azaldığı. GABA A reseptörlerinin şizofreni ile alakalı olduğu bulunmuştur. GABA reseptörleri GABA A ve GABA B reseptörleri olarak 2 ana gruba ayrılır. PV mRNA larının azaldığı bu beyin bölgeleri. MK801 uygulamasında sonra 4. Klonazepam gibi GABA A reseptör agonistleri GABA aktivitesini artırarak bazı şizofreni belirtilerinde yatışmaya yol açarlar(1). Hayvan deney modellerinde. ve amigdalanın bazolateral nükleusuna yayıldığı gösterilmiştir. orbitofrontal ve entorhinal korteks. fizyolojik ve farmakolojik özellikler göstermektedir. Bunda primer olarak K/Cl cotransporteri KCC2 rol alır yetişkin beyninde. GABA A reseptörleri 19 farklı alttipe ayrılır: Alttip kompozsyonun göre farklı anatomik. ve 24. Pridoksal 5-fosfat (vitamin B6) GABA sentezinde temel kofaktördür. GABAerjik inhibisyonda yetersizlikle sonuçlanır ve iskemi. GABA A reseptörleri alt ünite özelliklerine göre tonik ve fazik olmak üzere iki ayrı formda görev yapar. Şizofrenide parvalbuminin neokortikal bölgelerde ekspresyonunda da azalma vardır. hipokampus. KCC2 deki defisit. Şizofrenide postmortem doku örneklerinde GABAerjik markerlerin azalması görülmüştür. 24 saat sonra ise PV mRNA azalmasının medial prefrontal. Romon ve arkadaşlarının yapmış olduğu bir çalışmada. hipokampal nöronlarda shunting inhibisyon yoluyla inhibitör etkilidir. Gabaerjik internöronlar piramidal hücrelerde perisomatik ve akso-aksonik uyarımda görevlidir ve kalsiyum bağlayıcı protein ve parvalbumin (PV) içerirler. (8) Akut veya tekrarlayan NMDA antagonizması en yaygın kullanılan farmakolojik şizfreni modelidir.

Uzun Ö. Zhang F. erişkin dönemdeki disfonksiyondan sorumlu olabilir. Sohal VS. Yizhar O. Gelişimsel bir hasar. I mplications for the NMDA hypofunction model o f schizophrenia. Morrow BA. Leon G. Jarskog F. Hashimoto T. Wakefield S. s:21 2. Brain Res Brain Res Rev 52:293 –304 4. Ayrıca terk edilmiş gibi görünen eski hipotezlerin tozlu raflardan indirilerek tekrar gözden geçirilmesinde fayda olacağı kanaati giderek güçleniyor.. Neurosteroidogenesis Is Required for the Physiological Response to Stress: Role of Neurosteroid-Sensitive GABAA Receptors. günde uygulanan NMDA antagonistlerinin yetişkin dönemde hipokampal nöronal kayba ve talamik bölgelerde hasara yol açtığı. Psychopharmacology DOI 10. 2011 • 31(50):18198 –18210) 3. Lewis DA. Volk DW (2005) Cortical inhibitory neurons and schizophrenia. Deisseroth K (2009) Parvalbumin neurons and gamma rhythms enhance cortical circuit perfor-mance. Ratlarda postnatal 7. Fulton M. Lewis DA. MacKenzie G. 2011. December 14.1007/s00213-011-2268-6 9. González-Burgos G (2008) Neuroplasticity of neocortical circuits in schizophrenia. Roth RH (2007) Repeated phencyclidine in monkeys results in loss of parvalbumin-containing axo-axonic projections in the prefrontal cortex. Nature 459:698 –702 6. Coleman L. Sonuç olarak şizofreni ve GABA ilişkisinin nörobilim alanındaki gelişmeler ışığında yeniden değrelendirilmesi gerekiyor. Stephen J. ( 9 ). Mengod G. Romon T. Biochemi stry and Behavior 93 322 –330 . Huang HS (2006) Molecular and cellular mechanisms of altered GAD1/GAD67 expression in schizophrenia and related disorders. Adell A.Şizofreni Farmakolojik Tedavi Klavuzu. süperfisial kortikal tabakalarda yaklaşık %50 GABAerjik internöron kaybına yol açtığı son zamanlarda gösterilmiştir. The Journal of Neuroscience. Psychopharmacology Berl192:283– 290 8. Neuropsychopharmacology 33:141 –165 7. (2011) Expression of parvalbumin a nd glutamic acid decarboxylase-67 after acute administration of MK-801. Nat Rev Neurosci 6:312– 324 5. Sarkar J. Akbarian S. Kaynaklar 1. (2009)Deficits in adult prefrontal cortex neurons and behavior following early postnatal NMDA antagonist treatment Pharmacology. Sheryl S. 2008. Elsworth JD. Maguire M.PFC de ki eksitatör piramidal nöronlar ve GABAerjik internöronlar birlikte prenatal ve postnatal dönemde executive fonksiyonların gelişiminden sorumludur.

Korteks ve hipokampusta parvalbumin içeren GABA internöronlarının azaldığı gösterilmiştir. Yetişkin döneminde GABA nöronları tarafından üretilen reelin düzeylerinde. . 1972 de Robert ve arkadaşları. Şizofreni de GABA ile ilgili bulgular 1970’li yıllara kadar uzanmaktadır. Bu faktörlerin anormal regülasyonu ile seçici GABA internöron formasyonu azalabilir ve genetik hassasiyete yol açabilir. Böylece GABA-A reseptör bağlanmasında selektif kompansatuvar artış olurken. 1978 yılında Bird ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada GABA azalması etyolojideki nörokimyasal anormalliklere değil. Bu durum moleküler delillerle de desteklenmiştir. GABA’nın. şizofreni ve psikotik özellikleri olan iki uçlu bozuklukta %30-50 azalma saptanmıştır. GABA internöron alttiplerinde ki özgün değişiklikler şizofreni etyolojisinde rol alıyor olabilir. etyolojide yer alan diğer etkileyici faktörlerle birlikte yeni bir olasılıktır. Presinaptik olarak eksitatör nörotransmitelerin sinaptik aralığa salıverilmesini önler. Postsinaptik etkisini de GABA-A reseptörünün uyarılması ile sağlar. Sonuç olarak. moleküler ve genetik açıdan ele alındığında şizofrenide gösterilenGABAerjik sistemdeki defisit. Striatum gibi bazı alanlarda ana efferent nöron olarak bulunurlar. dopamin ile resiprokal ilişkisi vardır. Bu azalma hastalığa spesifik değilse de internöron eksikliği ile uyumludur. Presinaptik ve postsinaptik inhibitör etkileri vardır. GABA nöronlarının büyük kısmı lokal inhibitör internöronlardır. Son on yılda şizofreni de GABA defisiti hipotezi tekrar önem kazanmıştır. Genetik açıdan GABA internöronlarının farklı alt populasyonları ayrı prekörsörlerden kaynaklanır. Ancak postmortem çalışmalar bu görüşü desteklememiştir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Şizofreni ve Gaba Yansımaları: Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Recep Tütüncü Gama amino butirik asit (GABA) santral sisteminde en yaygın inhibitör nnörotransmiterdir. Ek olarak GABAerjik nöronların ortaya çıkış zamanlaması ve sırası şizofrenide test edilmeye aday tüm genlerle aynı düzenleyici bağ ile ilişkili olabilir. benzodiazepin bağlanması değişmemektedir. korteks ve hipokampusta azalmıştır. şizofrenide GABA azalmasını göstererek. ölüm anındaki agoniye bağlanmıştır. GABA sentezleyen enzim GAD67 için mRNA ve protein düzeyleri. bu durumun etyolojik bir model olduğunu ileri sürmüşlerdir.

başka bir grup insana topluca atfettiği özellikler nedeniyle onlardan nefret edebilmekte ve o grubun çocuklarını. eğitim. beceriksiz ve değersiz hissederler.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. Ekonomik. kadın olmaya. belirli kesimlerin toplumsal bütünden ve sermaye birikim sürecinin dışında kalarak. ‘stereotipi tehdidi’ olarak isimlendirilen bir duygu yaşarlar. Ayrımcılığa uğrayan insanlar. Bu nedenle hissettikleri başarısızlık duygusu arttıkça kendilerini tamamen yenik hissedip. İnsanlık tarihinin her döneminde ve halen bir grup insan. Ayrımcılığa uğrayanlar sıklıkla yaşamlarının her yönüyle bundan etkilenirler. yoksul olmaktan HIV taşıyıcısı olmaya. Siyah çocukların eğitim sırasında kendilerini daha aptal hissettikleri. Psikiyatrinin ayrımcılık ve sosyal dışlanma ile uğraşmasının önemli nedenlerinden birisi de herhangi bir ruhsal hastalığa sahip olanların uğradığı ayrımcılık ve dışlanmadır. hukuki. baştan başarısız olacaklarını düşünüp buna uygun davranışlar sergiledikleri gösterilmiştir. Ayrımcılık ve sonucu olarak ortaya çıkan sosyal dışlanma. Kadın olmak. etnik kimliği ya da politik inancı nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar damgalanma nedeninin su üstüne çıkmasını engellemek için çok daha kontrollü ve ihtiyatlı olma ve bu durumu gizlemeye çalışma gibi zorlu çabalara mahkum kılınırlar. özsaygı ve psikolojik olarak iyilik hali zarar görür. şiddetin ayrımcılığı Ötekinin Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Ayşe Devrim Başterzi ‘Kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak hastalıktır. güvencesizlik ve dengesizliğe yönelik yeni bir kavramdır. sağlık. yaşlı olmaktan ruhsal bir hastalığa sahip olmaya kadar bir çok nedenle ayrımcılığa uğramanız ötekileştirilmeniz mümkündür. Kendilik değeri. Ayrımcılık ve damgalanmanın ruhsal sorunlara yol açması ile ilgili önemli bir sorun alanı da damgalanma nedeninin kontrol edilir olduğuna dair inançlardır. cinsel yönelimden ten rengine. nesnel olduğu kadar öznel değerlendirmelere de açık bir süreç olup. şişmanlık gibi hemen göze çarpan nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar kendilerini gizlemek için saklanacak bir örtü bulamazken eşcinseller. özgüveni düşük bir izlenim yaratabilir. siyasal. başkalarının kendileri hakkındaki olumsuz stereotipilerinin ne olduğunu bildiklerinden. kültürel ve davranışsal boyutları olan. Kimliğini yaşatabilmek için sana bir düşman gerekiyorsa. Ayrımcılığa uğrama nedeninin görünür ya da gizli olması ortaya çıkan ruhsal sorunları değiştirebilmektedir. beceriksiz. HIV gibi bir hastalığa sahip olanlar. . damgalanmayla ilişkili herhangi bir aktiviteyi yerine getirirken daha çok kaygı yaşar ve bu kaygı davranış üzerinde olumsuz etkilere yol açar. bebeklerini bile işkence ile öldürecek kadar kadar vahşileşebilmektedir. Ayrımcılığın gözümüze en çok çarpan şekli milliyet. Ayrımcılığa uğrayan insanlarda ruhsal sorunlar ve hastalıklar çok daha sık görülmesine rağmen bu grupların ruh sağlığı hizmetlerine ulaşımı da kısıtlıdır. sosyal. Örneğin bir kadın iş görüşmesinde erkeklere göre daha çok kaygı hissettiği için daha gergin. çabalamaktan vazgeçebilirler. ruhsal hastalığa sahip olmak ya da şişmanlık gibi nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar daha şiddetli bir tepki çeker ve bu damgayı değiştirebilmek için harcadıkları boşa çıkan çabalar sonrasında kendilerini sıklıkla yenik. senin kimliğin hastalıktır. etnik ve dini kimlik üzerine kurulsa da bir çok insan bir çok nedenle ayrımcılığa maruz kalmaktadır. sigara içme. barınma gibi kaynaklara daha zor ulaşırlar. gelir dağılımından kendisinin ekonomiye yaptığı katkı doğrultusunda yararlanamamasıdır. eşitsizlik. yoksulluk. ırk.’ HRANT DİNK İnsanlığın karşı karşıya olduğu sorunlardan en önemlilerinden birisi ve belki en önemlisi ayrımcılıktır. Şişman olmaktan.

Perceived discrimination and the risk of schizophrenia in ethnic minorities : a case control study. Kendi yaşamlarındaki olumlu deneyimleri.43:953-959. Binbay T. 2007) 381-423. Ütopya yayınevi. son günlerde ülkemizde giderek artan ötekileştirme politikaları içinde gerek psikiyatrinin günlük uygulamalarında ayrımcılığı ruhsal sorunlara yol açan bir stres faktörü olarak değerlendirmeyi. Vaughan GM. Sonuç olarak ayrımcılığa uğrayan insanlar önyargılı tutumların kurbanıdır.Hogg MA. tembel olarak yaftalanırlar ve bu yargıların açtığı derin ruhsal yaralar pek çok ruhsal hastalığın gelişmesine yol açar. diğerleri başarısız olmuştur. Soc Psychiatry Pschiatr Epidemiol 2008. Gelmez A. Ayrımcılığa uğramayı süreklileştiren şeylerden birisi kendini gerçekleştiren kehanetlerdir. Yıldız İ.çocuklar başarılı. Kaynaklar 1. daha ne yapayım istiyorsun. Hollanda’da göç eden insanlar arasında ayrımcılığa uğradığını en çok hisseden grupta şizofreni riskinin yerlilere oranla 5 kat artması. 13(3):8-10. 2. kaba. başarılarını tokenizme (bir azınlık grubuna karşı küçük ve önemsiz bir davranışta bulunarak -artık beni rahatsız etme. Diğerleri tarafından sıklıkla aptal. Rosenthal ve Jacobson’un deneyinde yapılan bir IQ testinden sonra okulda başarılı olacağı söylenen –ve aslında diğer çocuklardan farkı olmayan. Ankara. Eşitsizliğin Bedeli: Sosyal Dışlanma Psikozları Neden ve Nasıl Arttırıyor? Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni 2010. Mackenbach JP.daha anlamlı girişimlere girmeyi reddetme) ve tersine ayrımcılığa (ayrımcılığa duyarlı insanların ayrımcılığa uğradıklarını düşündükleri gruptan insanlara aşırı olumlu değer atfetmeleri) bağlayıp kendi yaptıklarının değerini azaltabilirler ya da olumsuz davranışları nedeniyle aldıkları olumsuz tepkileri ayrımcılığa bağlayarak davranışlarını değiştirmeyi reddebilirler. Hoek HW.(eds) Sosyal Psikoloji (çev. .Damgalanmış bireyler başkalarının kendilerine yönelttikleri davranışların nedenleri konusunda oldukça duyarlıdırlar. akılda tutmayı. saldırgan. beceriksiz. 3. sorgulamayı gerekse koruyucu psikiyatri hizmetlerinde ayrımcılığa karşı çalışmalar yapmayı zorunlu hale getirmektedir. pis. Veling W.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. şiddetin ayrımcılığı Ötekileştirme neden nasıl? Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Nur Engindeniz .

şiddetin ayrımcılığı Ayrımcılığa uğrayanın hayatta kalma stratejileri Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Rober Koptaş .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti.

şiddetin ayrımcılığı Ayrımcının Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Selçuk Candansayar Özellikle II. Ancak Nazi ideolojisi ve Yahudi soykırımının yarattığı şaşkınlık ve suçluluk duyguları bu çalışmaları hızlandırmıştır. Bu soru aslında ırkçılık hakkında uzun yıllardır sorulurdu. Türkiye’de ayrımcılığın açık ve örtük boyutları gündelik hayatta yaygın olmasına karşın hep gözden uzak tutulmuştur.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. Bu çok geniş kapsamlı araştırmada sıradan insanın nasıl olup da ayrımcı. Adorno ve arkadaşlarının yaptıkları “Otoriter Kişilik” araştırmasıdır. Dünya Savaşı sonrasında Nazi ideolojisinin toplumda nasıl olup da geniş kabul gördüğü sorusu toplumbilimlerinin önemli çalışma alanlarından biri olmuştur. 1970 li yıllardan sonra ayrımcılığın toplumsal ve ruhsal temellerine yönelik araştırmalar ideolojik zemininden koparılmış ve daha çok tekil bireyin ayrımcılığına yönelmiştir. Daha doğrusu ayrımcı ruhu hazırlayan ya da inşa eden ekonomik. Bu konuşmada genel olarak ayrımcı ruhun üzerinden yükseldiği politik iklim ve koşullar tartışılacak ardından güncel durum üzerine düşünceler aktarılacaktır. politik süreçlerden çok bireysel özelliklere odaklanılmıştır. ırkçı ruh haline bürünebildiğinin toplumsal ve bireysel değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir. W. . İlk yayınlandığında üzerinde büyük tartışmalar çıkan araştırma daha sonra bir şekilde gözden düşmüştür. Bu bağlamda en bilinen temel çalışma Frankfurt Okulu kuramcılarından T.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu İnternet ve video oyunlarında şiddetin sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Ayşen Çoşkun .

şoförün itiraz etmesi sonrasında da onu öldürdükleri bildirilmiştir. Yine Çakır. yaralama. “Kan davaları”. bir ölçüde Arka Sokaklar ve son zamanlarda da Behzat Ç.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. işkence dışında kalan özellikle kadına yönelik fiziksel ve sözel şiddet öylesine yaygın olarak kullanılmaktadır ki. gençlere. toplum tarafından kabul edilebilir değerleri korumak. onun “öldür artık” yalvarmalarına dayanamayan Polat “kafasına sıkarak” Tombalacı’nın isteğini yerine getirir. Yine beş kişiyi cinayet çılgınlığı tablosuyla öldüren bir Yemenli işlediği cinayet konusunda Kurtlar Vadisinden etkilendiğini söylemiştir. Öldürme. Özellikle öldürme.. yaşatmak. şiddeti dizinin kahramanlarından biri uyguluyorsa mutlaka makul (!) bir gerekçesinin olması. kadınlara tacizde bulunan erkeklerle mücadele etmek üzere kurmayı düşündükleri çeteye yardım istedikleri. Bütün bu dizilerdeki şiddetin ortak yönü. bir baskında karısını öldüren Tombalacı’ya kol ve bacaklarını kırarak işkence uygularken. artık uyuşturucuların okullarda satılmayacağını söyler. Şiddetin dizilerdeki yeri ve topluma. “Fatmagül” ve sonrasında “İffet” dizileri tecavüz temasının üzerine kurulmuş. Ortadoğuda yaygın olarak izlenen bu diziden etkilendiklerini söyleyen 17 ve 18 yaşlarındaki iki Ürdünlü gencin bir taksi şoförünü kaçırdıkları. Adanalı. bıçaklamakta. özellikle diziler. öldürmekte sakınca görmeyen kişiler bu davranışlarını “ya benimsin ya da toprağın” diye ifade edebilmektedirler. iletişimcilerin. başka türlü sağlanamamış adaleti sağlamak. Ezel. Cinsel istismar ve tecavüz de şiddetin bazen neredeyse moda halini alan uygulamaları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. çocuklara etkisi de çeşitli kesimlerin ilgisini çekmektedir. basın dünyası ile dizi yazım. haksızlıklarla mücadele etmek adına “kötüleri” (!) cezalandırmak için şiddet uygular. ruh sağlığı çalışanlarının. işkence şeklindeki şiddetin yoğun biçimde kullanıldığı dizilerin başında Kurtlar Vadisi gelmektedir. “Öyle bir geçer zaman ki” dizisinde de Ali Kaptan çok sevdiği karısına tecavüz etmiştir… Bir şekilde öfkelendiği kız arkadaşının telefon numarasını piknik masasına Fatmagül’ün telefon numarası diye yazan kişiye rastlanabilmektedir. Genellikle “dizi kahramanları”. Bu kişinin kabile mahkemesinde verilen karar sonucu kan davasına meydan vermemek amacıyla infaz edilmesi de üzerinde durulabilecek ilginç bir boyut olmuştur.. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu TV Dizilerinde Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Bülent Coşkun Televizyonun günlük hayattaki yerinin artması bazı TV programlarının daha fazla izlenmesine yol açmıştır. Son zamanlarda özellikle gençler arasında giderek internetin ve sosyal medyanın öne geçmesi söz konusu olsa da hala TV programları. tokatlamalar basit ayrıntılar halini almıştır. herhangi bir şekilde istediğine uymadığında dövmekte. Cerrahpaşalı itiraz edince de kafasını keserek öldürür. hemen her dizide görülebilen hakaretler. Son zamanlarda eşini ya da sevgilisini kendi malı olarak görüp. bu çerçevede düşünülebilir. geniş izleyici kitlesi bulmaktadır. Kurtlar Vadisinden bir iki örnek verecek olursak: Ünlü kafa kesme sahnesinde Polat Alemdar. “namus veya töre cinayetleri” de bir dizide veya filmde tutarsa hemen yenileri yazılabilmektedir. yapım ve yönetim çalışanlarının yaptıkları ve yapabilecekleri üzerinde de durulması planlanmaktadır. . Dizilerin yazarları ve yapımcıları bu tür davranışların zaten hayatın içinde var olduğunu belirtseler de asıl ürkütücü olan bu tür sahnelerle. İtilmiş ve Kakılmış tiplemeleriyle neredeyse aile içi şiddetin sevimli bir hale getirilmiş olduğu hatırlardadır. Sunum sırasında dizilerdeki çeşitli şiddet örneklerinin ele alınması yanında bu konuda eğitimcilerin. bu davranışların olağanlaştırılıyor olmasıdır. Bir başka sahnede Çakır bir tecavüzcüyü döverek öldürür. kötü karakter uyguluyorsa cezalandırmayı hak edecek derecede “yanlış” yapmasıdır.

içinde yaşadığımız gerçekliği yansıtmaktan öte yeniden üretme özelliğine sahiptir. Olaylara. yeniden üretimdir. kurgudur. hangi şiddetin meşru hangisinin gayrımeşru olduğunu da belirler. Bu sunuş. görsel ya da dijital olsun medya. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Görsel Medyada Şiddetin Temsili Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hasan Akbulut Yazılı. Eleştirel teoriye göre medya. özellikle kadın programlarında yoksul kadınların nasıl bir söylemsel şiddete maruz kaldığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. . değerlere. düşüncelere ilişkin neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen medya. özellikle belirli gruplara yönelik şiddetin nasıl görmezden gelindiğini. söz konusu şey şiddet olduğunda da neyin şiddet olarak tanımlanıp tanımlanmadığını. günümüz Türkiye'sinde hala belirgin önemini koruyan televizyon programlarında şiddetin nasıl tanımlandığını.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. filmler. tam da bu özelliği nedeniyle ideolojik bir aygıt olarak gerçeklşiğe dair algılarımızı biçimlendirir. Bu haliyle haberler. reklamlar gerçekten üretilmiş birer temsildir.

Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Sinemada Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hira Selma Kalkan Sinemanın hem toplumun belirli olaylara yüklediği anlamları yansıtması hem de toplumun belirli olaylara bakış açısını biçimlendirmedeki etkisi yadsınamaz. İnsanların şiddete ilişkin oluşturdukları bakış açısı ve şiddete yükledikleri anlam üzerinde etkisi büyük olan medyanın. Şiddetin bireysel boyutunun yanı sıra toplumsal boyutunun da olması. .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. internet ve video oyunlarında şiddetin nasıl sunulduğunu incelemenin yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu amaçla Türkiye ‘de sinema filmlerinde şiddetin nasıl sunulduğu ve bunun toplumsal yansımaları örneklerle ele alınacaktır. şiddeti önleme ve sağaltım çalışmaları açısından. şiddeti sunma şekli ve bunun toplum üzerindeki etkisi önemlidir. film. bu boyutların birbirini beslemesi sözkonusu olduğundan. dizi.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Kendine tutunmak: Frida Kahlo Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Ayşegül Sütçü Yıldırım .

Marksizm bütün içinde başat rolün içeriği düştüğünü.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. hem de nesnenin ait olduğu dünyayı değiştiren ve dönüştüren işlevine vurgu yapmaktadır.30-38. son nedeni ise biçim-içerik ilişkisinin yaratım sürecinin diyalektiğine sımsıkı bağlı olmasıdır2. Yaratıcılık bir estetik üretimi ve değişimi içinde barındırır. Sol Yayınları. onun sanatsal üretimle ilişkisi hem sanat eleştirmelerinin. sanat aracılığıyla ruhsal hastalıkların tedavisi bir uğraşı alanı olarak gelişmeye başlamıştır3. sanatsal yaratımın doğasını içeriğin ortaya koyduğunu öne sürerken. psikopatolojik sanat kavramının da tartışmaya açmış. Biçimin etkinliği içeriğin gelişimini kolaylaştırmaktadır2. Sanatta biçim-içerik ilişkisini incelemek için maddeci diyalektiğin kategorilerine dayanılması gerektiği öne sürülmektedir. 3. Diyalektik biçim ve içeriğin bir ve aynı fenomenin birbirinden ayrılmaz iki yanı olduğunu öngörür ve bir bütünlük oluşturduğunu vurgular. Engels F. Bu değiştirme etkinliğinin devindiricisi yaratıcılıktır. Bunun ilk nedeni gerçeğin estetik özümsenmesinin biçimin içeriğe uygunluğunda kendini göstermesi. Alman İdeolojisi (Feuerbach). sanat yapıtının ve yaratıcışlık eyleminin değiştirici ve dönüştürücü olacağı düşüncesine katkı sağlamaktadır. s. Psikopatoloji ve Sanatsal Yaratıcılık. Estetik: Gerçekliği Sanatsal Özümsemenin Bilimi. Çığlığın Işıkla Buluşması. maddeci diyalektik biçimin etkin karakterini kabul eder. Biçim yalnızca sanatsal olayın dış görünüşü değildir. Feuerbach üzerine tezlerinin 11.tezi sanatın da dünyayı yalnızca yorumlamakla değil değiştirmekle olanaklı olacağı. ikincisi ise biçim-içerik bütünlüğünün sanatın eylemine ilişkin nesnel yasaları dile getirmesi. Bu yeti her insanda potansiyel olarak varolan. Parman T. İstanbul 2009. Marx K. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Diyalektik Bakış Açısıyla Psikiyatri ve Yaratıcılık Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Burhanettin Kaya Karl Marx. Bugüne dek birçok sanat dalında önemli yapıtlar üretmiş sanatçıların ruhsal yapısının çözümlenmesi. Marx’ın 11.cisinde filozofların yalnızca dünyayı değişik biçimlerde yorumlamakla yetindiklerini. içeriğin içyapısının anlatımıdır da aynı zamanda. Bunun yanında sanat yapıtını anlama sürecinde psikoloji kuramlarına sıklıkla dayanılmış ve büyük tartışmalar doğuran yorumlara kapanması çok da kolay olmayacak birçok kapı açılmıştır. ki dış dünya ile etkileşimin bir yansıması olarak vardır. oysa önemli olanın onu değiştirmek olduğunu söyler1. ve yine dış dünya ile etkileşimin sonucu olarak bir yapıta içerik ve biçim kazandıran bir eylemdir. Panele giriş niteliğinde olan bu sunumda özetlediğimiz bu tartışmalar ışığında diyalektik bakış açısıyla sanatsal yaratıcılık ve psikiyatri ilişkisi gözden geçirilmeye çalışılacaktır. Kaynaklar 1. Ed: Yazıcı O. İstanbul 2006. 2. Hayalbaz Kitap. Bertolt Brecht toplumcu gerçekçi sanatı tanımlarken sanatın bir ayna değil dinamo olduğunu belirterek hem ele aldığı nesneyi. Bunun yanında akıl hastalarının ürettiği sanat yapıtları. Gerçekçi sanatta biçim ile içerik ve bunların diyalektik bütünlüğü sorunu bilimsel estetikte çok önemli bir yer tutmaktadır. . Bu söylem özünde sanat ve yaratıcılık edimi içinde geçerlidir. hem de psikiyatrların ilgi alanlarında olmuştur. İstanbul 1975. Pınarbaşı Matbaası. Ziss A.

Kazadan sonra resim yapmaya başlayan Kahlo. Sık sık sağlığı bozulan Frida. Kaynaklar 1. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Dipfaz Bakış Açısıyla Frida Kahlo: İç .Gerçekten Dış – Sisteme Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Meral Turhan Dipfaz. sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürmüş. dayanılmaz acılarla başa çıkmak için tüm gücüyle resim yapmış. Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş. 1938’de New York’ta açtığı sergi büyük ün getirmiş. 2010. dipfaz anlayışını açıklama sürecinde verilecek en iyi örneklerden biridir. sanata doğrudan yansımış. İnsanlığın “trajedilerin sonu”un geldiği bir çağı görme umudu. yol gösterici ipuçları yakalamamıza neden olmuştur. 32 ameliyat geçirmiş. Frida. 2. Çev: Hülya Uğur Tanrıöver. Ankara. Okulda. Diğer bir deyişle. 1954 yılında sağ bacağı kesilmiştir. gerçeklik ile fantazya arasında çatışıp duran insanın algılama boyutuna bağlı ortaya koyduğu plastik ifadenin iki zıt kavrama da karşılık gelebilme durumudur. 17 Eylül 1925’de okuldan dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu trenin demir çubuklarından birisi sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmış. 2002. Everest Yayınları. kişisel edinimleriyle ve farklı estetik algısıyla yorumlayan Frida Kahlo. izleyici Frida’nın resminde sürrealist dünyadaki içsel verileri algılarken. diğer bir izleyici aynı resme bakıp realist dünyadaki dışsal verilere ulaşabilir1. 1950’de 9 ay hastanede kalmış. 1943’de 'La Esmeralda' adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlamış. Turhan M. 1954’de çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilmiştir. anarşist bir edebiyat grubuna katılmış. sanatçının yaşamdaki duruşu. dış bakış ve iç yaşam denklemini dengede tutabilecek algıyı geliştirir ve süreç içerisinde öğretici ve değişime öncü olabilecek vasfıyla yol gösterici olur. Hayatını. Frida’ nın farkında olmadan yakaladığı “dipfaz”daki gerçeklik algısı ironik bir görünümün ifadesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. İstanbul. Sanatın umudu yeşertmek ve canlı tutmak gibi bir gücü ve işlevi vardır. Kahlo’nun pes etmeyen tavrı bahsettiğimiz yönelimleri fazlasıyla kapsamaktadır. kazadan sonraki yaşamı korseler. Rauda J. akciğer embolisi nedeniyle son nefesini verdiğinde. Sanatta ironik bir durumla karşı karşıya kaldığımızda dipteki gerçeklerin analizine dayalı yorum içeren bir bakış açısını içerir. 13 Temmuz 1954’te. Devrimci bir ruh taşıyan Frida Kahlo’nun sistem eleştirisini yaparken “üçlü diyalektik” bir bilinçle davranması onun çok yönlü incelenmesini gerektirmektedir. . Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsüdür. Gazi Üniversitesi. “Yürüyemezsem dans ederim” diyebilen acılar içinde geçen yaşamının son anında bile “yaşasın hayat” deyip kırmızı karpuzlarla natürmort çalışan. Frida Kahlo. sanatçı kimliğini ve ortaya çıkardığı eserlerini. genel anlamda sanatçıların tutum ve dışavurumlarıyla desteklenmelidir. arkasında bıraktığı son tablosu. yalnız ülkesinde değil. yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen doğum tarihini. Aşk ve Acı Frida Kahlo. Bu sunumda Dipfaz bakış açısıyla Frida’nın iç-gerçekliği ile dış-sistem arasındaki etkileşimi bir ressam gözüyle yorumlanacak ve tartışılacaktır. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası tüm hayatını değiştirmiştir. hastaneler ve doktorlar arasında geçmiş.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. “Yaşasın Yaşam” isimli bir resmidir2. Eserlerinde sadece bireyi oluşturan iç (evre)–dış(sistem) denklemini çözmekle kalmayıp aynı zamanda toplumu oluşturan akımların gerçeklerini eserlerinde aynasallaştırarak (sürrealizm gibi) ironik bir şekilde ifade etmektedir1. aynı dönemde Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile tanışmış ve evlenmiştir. Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. Sanatçı. Sanatta Gerçeklik İle Fantazyanın Plastik Bir İfadesi Olarak Dipfaz.

Metakognitif terapi kuramına göre ruhsal bozukluklara neden olma konusunda düşüncelerin içeriği. bunların ruminasyonu tetiklediği ve onun sonucu olduğu gibi bir kısır döngü oluştuğunu kabul eder ve sürekli düşünme sürecini değiştirmeye odaklanır. Metakognitif terapide ise bu inançlar ruminasyonun içeriği ya da ürünü olarak görülür ve doğrudan yeniden yapılandırılmalarına çalışılmaz. Depresyonda ruminasyonun hüzün duygusuna veya değersizlik-yetersizlik düşüncelerine karşı çözümlerin keşfini sağlayacağına inanılır. dünya ve gelecek hakkında negatif inançları vardır. BDT’de sorun olumsuz otomatik düşünce içeriği ile formüle edilir ve “bilişsel üçlü” üzerinden düşüncelerin geçerliliği sorgulanır. Metakognitif terapi bilişsel terapiden ruminasyon hakkındaki metakognitif inançlara odaklanmasıyla ayrılır. nasıl düşündüğü üzerinden çalışılır. düşünme eyleminin stili ve kontrolüne göre daha az önem taşımaktadır. hüzne veya negatif düşüncelere yanıt olarak ruminasyonun aktive olmasından ve uyum bozucu başa çıkma davranışlarından kaynaklandığını öne sürer. bu kez belirtilerin kontrol edilemezliği gibi temalarla negatif metakognitif inançlar aktive olur. Ayrıca metakognitif terapi dikkat eğitimi tekniği. Bilişsel. mesafe koyma aracılı farkındalık (detached mindfullness) ve metakognitif odaklı davranışsal deneylerle kişinin düşünce ve duygularıyla ilişki biçimini değiştirmeye çalışır. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Metakognitif Terapi Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Erhan Ertekin Depresyonun metakognitif modeli depresyonun. . Sonra kişi ruminasyon eyleminin farkına varmaz (meta-farkındalığın düşük olması) ve bunlar ısrarcı bir hal alır. Beck’in şema kuramında kişinin kendisi. Tedavi BDT’den farklıdır. Sonra bu durumu kötüleştirir. Bir başka deyişle insanların ne düşündüğü değil. buna “negatif bilişsel üçlü” denir. Düşünce içeriği metakognitif terapide de önemlidir ama burada üzerinde durulan olağan kognisyonların değil metakognisyonun içeriğidir. bunlar bir hastalığın işareti”) ile ilişkilidir. Metakognitif terapide bu düşüncelerin içeriğiyle ilgilenilmez. özellikle BDT ile örtüşen ve ayrılan yönleri açısından gözden geçirilecektir. Bu süreçler ruminasyonların avantajları hakkında pozitif metakognitif inançlar (örneğin “neden mutsuz olduğum hakkında düşünmem iyileşmeme yardımcı olur”) ve depresif düşünce ve yaşantıların kontrol edilemezliği hakkında negatif metakognitif inançlar (“depresif düşüncelerim üzerinde hiç kontrolüm yok. Bu inançlar ruminatif düşünme stillerinin devamına ve üzüntüye ruminasyon odaklı yanıtların seçilmesine yol açar. Ruminasyon hüzün ya da depresyonun nedenleri ve anlamı hakkında perseveratif biçimde negatif düşünmedir.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Bu sunumda depresyonda metakognitif terapi kuramı ve uygulamaları.

Referans: 1. depresyon tedavisinde oldukça etkili bir yaklaşım olmasına karşın ilginç bir biçimde bireyin değersizlik. John Wiley and Sons. Bilişsel.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyon ve Ruminatif Düşünceler Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Mehmet Zihni Sungur Depresyonun bilişsel davranışçı terapisi (BDT) sürecinde depresif bireyin kendisi.. Ancak sıklığının. Wells A. Ruminasyonlar hastalar tarafından başlangıçta sorun çözme. içgörü kazanma. yetersizlik ve başarısızlık düşüncelerine yönelik tepkilerini (metakognisyonlarını) ya da neden depresyonda olduğu ile ilgili olarak ürettiği ve zincirleme olarak devam ettirdiği ruminasyonlarına yeterince gönderme yapmamıştır. England. Bu sunumda depresyonun oluşumu ve süregenleşmesini açıklamakta önemli bulunan metakognitif model bağlamında ruminasyonun rolü ve öneminden söz edilecektir. tekrarlayıcı bir düşünce biçimi şeklinde seyreden ruminasyonlar başlangıçta “Neden böyle hissediyorum? Mevcut durum benimle ilgili hangi bilgiyi veriyor? Nasıl daha iyi hissederim?” gibi sorulara yanıt bulmaya yönelik olduğundan birey tarafından istemli olarak başlatılır ve olumlu olarak algılanır. Oldukça inatçı. Papageorgiou C. . Ruminasyon hakkındaki olumsuz inanışlar ise depresyonun şiddetini artırır. ileride aynı duruma düşmeme amacı ile başlatılan ve hastalığı daha iyi yönetmeye yönelik bir başa çıkma stratejisi olarak kullanılır. dış dünya ve gelecek ile ilgili şemaları ve olumsuz otomatik düşünceleri üzerine odaklanılır. Başka bir deyişle ruminasyonlar. Oysa bugün elimizde metakognitif inanışların hem ruminasyonlarla hem de depresyonla bağlantılı olduğunu ve bu inanışların depresyona yatkınlık oluşturduğuna dair yeterince veri bulunmaktadır. BDT. olumsuz düşünceler ya da teması kayıp olan deneyimlerle ilgili olarak aktive olur. süresinin ve oluşturduğu sıkıntının artması yanı sıra bireyin işlevselliğini bozması ve sonucunda giderek istenmeyen ve kontrol edilemeyen bir tepki gibi algılanır. (2004) Depressive Rumination. Hastanın ruminasyonları hakkındaki olumlu inanışları gerek depresyonun oluşumunda gerekse depresif nükslerde önemli rol oynar.

Zevk veren davranışların azalması depresyondan olabileceği gibi. Davranış değişikliği için hoşa giden davranışlar listesi ve izlemek için günlük davranış kayıtları kullanılmaktadır. insanlardan uzaklaşmak. bu davranışları yapma sıklığı artacaktır. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Davranışçı Yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Şükrü Uğuz Depresyon kişinin kendini ödüllendirme davranışlarının azaldığı bir durumdur. Bilişsel. Terapistin görevi davranışları yapmaya isteksiz olan hastanın planlanan davranışları gerçekleştirme üzerine motivasyonunu artırmak ve hastanın davranışları gerçekleştirdikçe zevk alabildiğini takip etmesini sağlamaktır. davranışların azalması depresyonun kötüleşmesine sebep olur. . Bu sayede işlevsel olmayan depresif davranışlardan (sürekli uyumak. evde kalmak) kurtulmasını sağlayarak günlük işlevlerinin tekrardan kazanılması sağlanabilir. Hasta davranışsal aktivasyon planı ile hayat kalitesinin arttığını gözlemledikçe. Depresif bilişleri değiştirmenin yollarından birisi de hastanın depresyon sebebiyle yapmayı bırakmış olduğu davranışlarıyla ilgili aktivasyon planı hazırlamaktır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda bilişsel yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Yusuf Sivrioğlu . Bilişsel.

Ayrıca. Curr Pharm. pankreasın langerhans adacıklarında bulunan beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonu ve yağ dokusunda sentezlenip buradan salgılanan leptin hormonu tarafından kontrol edilir. J Clin Psychiatry. 64: 575-579. Kilo alımı ve buna ikincil gelişen sağlık sorunları. 2. başka yolakların da kilo alımında rol alabileceklerini düşündürmektedir. yeme ve iştah mekanizmalarının düzenlenmesinde rol alan nöropeptitlerin de aynı yolaklar üzerinden sentezlendiği gösterilmiştir. Açıklanacak çalışmalar GATA Psikiyatri AD Başkanlığı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü Laboratuarlarında yapılmıştır. Özellikle hipotalamusun arkuat çekirdeğinde sentezlenen ve salınan nörohormonlar. 2004. Tedavi araştırmaları süreci içinde tedavi seçenekleri arasına girmiş atipik antipsikotikler hastaların yaşam kalitesini önemli şekilde etkileyen yan etkilere sahiptir. 2003. kilo alımı. Kaynaklar 1. hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkileyen ve dünya çapında önde gelen halk sağlığı problemlerinden biridir ve hastalığın tedavisinin finansal bedelinin tüm kanserlerin toplamından daha fazla olduğu düşünülmektedir (1). kokain ve amfetaminle regüle edilen transkript (CART). nöropeptit Y (NPY) ve aguti bağlantılı peptit (AgRP). 1950’li yıllarda antipsikotik ilaçların keşfiyle psikotik bozuklukların semptomlarının tedavisinde önemli bir çağ başlamıştır. hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilemekte. Consequences. ilaçlara uyumsuzluğun en önemli nedenlerini oluşturmaktadır. ODTU-GATA Projelerinin Sonuçları Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Levent Sütçigil Psikotik bozukluk bireysel ve ekonomik bedelleri çok ağır olan. vücut ağırlığı ve enerji metabolizmalarını düzenlemektedir. atipik antipsikotiklerden olanzapin ve risperidon’un neden olduğu kilo alımının. Vücut ağırlığının kontrolü. giderlerin artmasına neden olmaktadır (3). Am J Psychiatry. Atipik antipsikotiklerin kilo alımına neden olan hücresel mekanizmaları henüz tam olarak açıklanamamıştır. 10:2219-2229. 3. Ancak “ziprasidone” unda aynı yolakları etkilemesine rağmen kilo artışına neden olmaması. Antipsikotik ilaçların psikotik semptomları serotonerjik ve dopaminerjik yolakları etkileyerek düzelttiği bilinmektedir. yeme ve iştah mekanizmalarını düzenleyen hipotalamusun arkuat çekirdeğindeki nöropeptitlerle olan ilişkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. . diyabet ve lipit profili üzerindeki olumsuz etkileridir (2). enerji balans mekanizmaları beyinde hipotalamus tarafından gerçekleştirilmektedir. Ananth J et al. Jeffrey A et al. and Effect on Public Health. 157:1727-1730. pro-opiomelanocortin (POMC). Delayed Detection of Psychosis: Causes. İlaç uyumsuzluğu nedeniyle ilaç değişiklikleri ise. koroner kalp hastalığı gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlanmaktadır.11 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 4 P 35 Atipik Antipsikotiklerin Yeme Davranışı ve Kilo Değişimi Üzerine Etkileri: ODTÜGata Proje Sonuçlarının Paylaşımı Atipik Antipsikotiklere Bağlı Kilo ve İştah Değişimi İle İlgili Psikotik Hastalarda Yapılan Çalışmalar. Ek olarak. Metabolic syndrome in patients with schizophrenia. Bu çalışmalarda amaç. Heiskanen T et al. atipik antipsikotiklerin kilo alımına bu yolaklar üzerinden ve belirtilen aday nöropeptitlerin gen ifadelerini (Santral/perifer protein seviyeleri) değiştirerek sebep olup olmadığına dair bir çalışma literatürde bulunmamaktadır. Psikotik bozukluklarda alevlenmelerin ve tekrarlamaların önlenmesinde en uygun yol uzun süreli ilaç kullanımın sağlanmasıdır. Side effects of atypical antipsychotic drugs. 2000. POMC ve CART´ın iştah azaltan etkisinin yanında AgRP ve NPY´ın yemeyi tetikleyen fonksiyonları olduğu gösterilmiştir. uzun süreli ilaç kullanması gereken bu hastalarda hipertansiyon. Kilo almaya neden olan mekanizmalar literatürde histaminerjik reseptörler ile serotonin ve dopamin reseptörleri üzerindeki etkilerden olabileceği öne sürülmüştür. Oluşan yan etkilerin başlıcaları sedasyon. Ancak. Bu nörohormonların sentezi ve salgılanması. insanda yeme alışkanlıklarını. diyabet.

Kaynaklar: 1.6(6):e20571. Her iki grupta CART ifadelerinin düşmesi. nöropeptit Y (NPY). Bu yan etkilerin erken belirleyicileri henüz bulunmamıştır. Varela L. aguti ilişkili peptit (AgRP) iştah artıran ve enerji kullanımını azaltan. Dört haftanın sonunda sıçanların hipotalamuslarından izole edilen total RNA örnekleri kullanılarak aday genlerin ifadeleri kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonuyla (qRTPCR) belirlenmiştir. Sonuç olarak. Vázquez MJ. 2011. López M. Skrede S. hipotalamik POMC nöronları üzerindeki serotonerjik antagonizm etkisiyle POMC ifadelerini değiştirmesi ve bu durumda diğer arkuat nukleus peptit seviyelerindeki değişimle iştahta artışı ve kilo alımına. Aynı zamanda sıçanların plazma örneklerinden aday nöropeptitlerin ve leptin perifer seviyeleri enzim bağlı immünosorbent assay (ELISA) metoduyla ölçülmüştür. PLoS One. beraberinde leptin seviyelerindeki artışa neden olduğu düşünülmektedir. proopiomelanokortin (POMC) ve kokain ve amfetaminle regüle edilen transkript (CART) ise iştahı azaltan ve enerji harcanmasını artıran peptitlerdir. Vidal-Puig A. Yanik Thee investigation of leptin and hypothalamic neuropeptides role in first attack psychotic male patients: Olanzapine monotherapy.11 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 4 P 35 Atipik Antipsikotiklerin Yeme Davranı