POSTER BİLDİRİLERİ

PB 01
Depresyonda Afektif Mizaç Ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*, Duru Gündoğar**, Yeliz Banu Küçüksubaşı*, Bülent Kadri Gültekin* *Erenköy Rsheah ** Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD.
Amaç: Bu çalışmanın amacı, major depresif bozukluk tanılı olgularda afektif mizaç ile dayanıklılık arasında bir ilişki olup olmadığını, bir ilişki mevcutsa eğer, bunun sağlıklı bireylerdekinden farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Major Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Kontrol grubu, depresif bozukluklu olgularla yaş ve cinsiyet yönünden benzer, daha önce psikiyatrik başvuru ve tedavi öyküsü olmayan 100 sağlıklı bireyden oluşmuştur. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile, dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında hem de sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik altboyutu ile hipertimik mizaç arasında hem depresyon olgularında, hem sağlıklı bireylerde güçlü bir ilişki saptanırken, her iki grupta gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında ise her iki grupta orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında depresif bozukluk tanılı olgularda ters bir ilişki saptanırken, sağlıklı bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile afektif mizaç tipleri arasında her iki grupta bir ilişki gösterilmemiştir. Sonuç: MDB’ta hipertimik mizaç ile psikolojik dayanıklılık arasında güçlü bir ilişki vardır. MDB’ta mizaç tipi ile psikolojik dayanıklılığın aile uyumu alt boyutu arasındaki ilişki, sağlıklı bireylerdekinden farklılaşmaktadır.

PB 02
Depresif Bozuklukta Afektif Mizaç ve Dayanıklılık Arasındaki İlişki Çocukluk Çağı Travması Olan ve Olmayan Olgularda Farklı Mıdır? Duru Gündoğar*, Sermin Kesebir**, Yeliz Banu Küçüksubaşı**, Elif Tatlıdil Yaylacı** *Süleyman Demirel Üniversitesi, Psikiyatri AD ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, majör depresif bozukluk tanılı olgularda efektif mizaç ile dayanıklılık arasındaki ilişkinin çocukluk çağı travması olan ve olmayan olgularda farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Yöntem: Bu amaçla DSM-IV’e göre Majör Depresif Bozukluk (MDB) tanısı olan ve iyilik dönemindeki 100 olgu, olağan poliklinik kontrolleri sırasında, ardışık olarak değerlendirilmiştir. Tanı görüşmeleri, SCID-I ile yapılmış, afektif mizaç, TEMPS-A (Evaluation of Temperament Memphis, Pisa, Paris and SanDiego-Autoquestionnaire) Mizaç Ölçeği ile dayanıklılık, YİPDÖ (Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Çocukluk çağı travmasının (ÇÇT) varlığı Erken Travma Anketi ile belirlenmiştir. Bulgular: MDB olgularında psikolojik dayanıklılık ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki bulunurken, ÇÇT olan olgularda psikolojik dayanıklılık ile depresif mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile irritabl ve anksiyöz mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta psikolojik dayanıklılığın kendilik algısı ve sosyal yeterlilik alt boyutu ile hipertimik mizaç arasında güçlü bir ilişki saptanırken, gelecek algısı ile hipertimik mizaç arasında ve sosyal yeterlilik ile depresif ve siklotimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kendilik algısı ile depresif mizaç arasında ÇÇT olmayan olgularda orta derecede ve ters bir ilişki mevcuttur. Her iki grupta yapısal stil ile depresif ve siklotimik mizaç arasında orta derecede bir ilişki saptanmıştır. Aile uyumu ile irritabl mizaç arasında her iki grupta ters bir ilişki saptanırken, ÇÇT olan bireylerde aile uyumu ile depresif ve anksiyöz mizaç arasında güçlü, hipertimik mizaç arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır. Sosyal kaynaklar ile depresif mizaç arasında çocukluk çağı travması olan grupta orta derecede bir ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Çocukluk çağı travması olan ve olmayan depresif olgularda mizaç ve dayanıklılık arasındaki ilişki birbirinden farklılaşmaktadır.

PB 03
Bipolar Bozukluk Hastalarında Beyin Kökenli Nörotrofik Faktör (Bdnf) Geni Val66met Ve Val66val Polimorfizmi İle Hastalık Özellikleri Ve Obsesif Kompulsif Belirti İlişkisi Ekrem Hasbek*, Serap Erdoğan Taycan**, Aydın Rüstemoğlu**, Feryal Çelikel**, İlker Etikan** *Sivas Devlet Hastanesi, Psikiyatri Kliniği **Tokat Gaziosman Paşa Üniversitesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmada Bipolar Bozukluk (BB) hastalarında beyin kökenli nörotrofik faktör (brain- derived neurotrophic factor=BDNF) geni val66met ve val66val polimorfizmi ile hastalık özellikleri ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre BB tanısı alan 106 gönüllü hasta dâhil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Hastalık Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulandı. Hastaların venöz kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmış, elde edilen DNA’lar kullanılarak PCR-RFLP yöntemi ile BDNF gen polimorfizmine bakılmıştır. İstatistiksel değerlendirme SPSS 19.0 versiyonu ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamıza alınan 106 hastanın 28’i (%26) BDNF val66met polimorfizmi taşırken, 78 hasta (%74) BDNF val66val polimorfizmi taşıyordu. Alel sıklıklarına baktığımızda met aleli (%13), val aleli ise (%87) oranında bulunmaktaydı. Hastalık belirtilerinin başlangıç yaşı karşılaştırıldığında val66met grubunda 28,11±11,09 iken val66val grubunda 23,88±8,93 yaş olarak tespit edildi ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p=0.047). İki grup antidepresan ile tetiklenen manik atak varlığı açısından karşılaştırıldığında, val66met grubunda val66val grubuna göre daha fazla sayıda hastada antidepresan ile manik atak tetiklendiği görüldü ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark mevcuttu (x²= 5,797, p=0,029). Bunlar dışında çalışmada incelenen diğer hastalık özellikleri açısından bir fark belirlenemedi. Her iki gruptaki OKB eştanı yüzdeleri, MOKSL toplam ölçek ve alt ölçek puanları, BDÖ ve BAÖ puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızın sonucunda 78 hastada BDNF val66val, 28 hastada ise val66met polimorfizmi olduğu belirlendi, literatürdeki beyaz ırkta yapılan çalışmalarla genel olarak uyumluydu. Val66val grubundaki hastalarda BB başlama yaşının val66met grubundakilere göre daha erken olduğu ve val66met grubundaki hastalar arasında antidepresan ile tetiklenen mani atağına istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha fazla rastlandığı belirlendi. Bu iki duruma ilşikin olası sebepler tartışıldı. KAYNAKLAR 1.Tsai SJ. Is mania caused by overactivity of central brain-derived neurotrophic factor? Med Hypotheses. 2004; 62: 19-22. 2.Hong CJ, Association study of a brain-derived neurotrophic-factor genetic polymorphism and mood disorders, age of onset and suicidal behavior. Neuropsychobiology.

PB 04
Bipolar Bozukluğu Lityum, Valproik Asit Ya Da Atipik Antipsikotik Monoterapisi İle Remisyonda Olan Hastaların Bilişsel İşlevleri Vesile Şentürk Cankorur (1) ,Hilal Demirel(2), Sibel Çakır(3),Sermin Kesebir(4),E.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest (3)İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (4)Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Bipolar bozukluktaki bilişsel işlev kusurlarının ötimik dönemlerde de mevcut olduğuna işaret eden çalışmalar vardır, ancak bunların ne kadarının ilaç yan etkisi olduğu tam olarak bilinmemektedir. Daha önceki çalışmamızda, lityum (Li) ya da valproik asit (VPA) monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştu. Bu çalışmada, atipik antipsikotik (AP) monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek, bilişsel işlevler ve bilişsel işlevler üzerindeki olası ilaç etkileri incelenmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I ya da II tanısı ile izlenen, en az bir aydır remisyonda olan, Li (n=28), VPA (n=25) ya da atipik AA (n=38) monoterapisi uygulanan 86 ötimik erişkin hastadan oluşmaktadır (30 erkek, 56 kadın). Bu örneklem grubunda psikomotor hız, dikkat, bellek, görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevler değerlendirilmiştir. Ortalama yaş 36.6 ±12.2, eğitim süresi 12.4 ±3.9 yıl, monoterapi süresi 10.25 ± 18.93 ay, Hamilton Depresyon Ölçeği puanı 3.31 ±3.67, Young Mani Değerlendirme Ölçeği puanı 1.31 ±2.43 olarak bulunmuştur. Bulgular: Li grubu ile VPA grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmadı. Antipsikotik grubunda işlem belleği performansı Li grubuna (WAIS-R Aritmetik 11.75 ± 4.07’ye 8.71 ± 3.31, p =0.01), görseluzaysal beceri ise VPA grubuna (WAIS-R Küplerle Desen 30.25 ± 6.82’ye 22.29 ± 10.16, p =0.005) göre daha düşük bulundu. Tartışma: Daha önce gerek duygudurum dengeleyici gerekse AP ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. Bu çalışma, AP’lerin bilişsel işlevler üzerinde olumsuz etkileri de olabileceğine işaret etmektedir. Bu hipotez izlem çalışmalarıyla ele alınmaya değer olabilir. Anahtar Kelimeler: Atipik antipsikotik, bilişsel işlevler, bipolar bozukluk, duygudurum

PB 05
Multiple Skleroz Öncesinde Bipolar Bozukluk: Bipolar Bozukluk Nörolojik Temelli Bir Hastalık Olabilir Mi? Tuğba Kara*, Özlem Girit Çetinkaya*, Ayşe Fulya Maner*, Belma Doğan Güngen** *Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Özet: Multiple sklerozda nöropsikiyatrik belirtiler oldukça yaygındır. Multiple sklerozda psikiyatrik belirtilerin varlığı hastalığın klinik olarak ilk ortaya koyulduğu zamandan beri bilinmesine rağmen bu konu son 20 yıldır daha ayrıntılı çalışılmaktadır. Multiple skleroz ile bipolar bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozuklukları, öfori, kişilik bozuklukları gibi komorbid psikiyatrik bozukluklar bulunmaktadır. Multiple sklerozda görülen psikiyatrik bozukluklar hastaların ailelerinde, işlerinde ve sosyal hayatlarında bozulmalara yol açmakta, hayat kalitesini düşürmekte ve multiple sklerozun neden olduğu fiziksel yetersizlik majör depresyonun nedeni olabilmektedir. Multiple skleroz ile birlikte ortaya çıkan majör depresyon multiple sklerozun tedavi rejimine uyumu azaltmaktadır. Multiple Sklerozda bipolar bozukluk tahmin edildiğinden daha sık görülmektedir. Multiple Sklerozda görülen bipolar bozukluğun etyolojisine dair çalışmaların sayısı sınırlıdır ve bu çalışmalarda genetik etkiler, ilaçların yan etkileri ve beyin demiyelinizan lezyonlara odaklanılmıştır. Bu makalede bipolar bozukluğun eşlik ettiği bir multiple skleroz olgusu sunulmuştur. Multiple Skleroz ile bipolar bozukluk ve majör depresyonun komorbid olduğu vakalarda manyetik rezonans görüntülerinin özellikleri, majör depresyon ve bipolar bozukluk’ un etiyolojisi ve multiple skleroz için uygulanan tedavinin nöropsikiyatrik etkilerini tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: multiple sclerosis, bipolar disorder, manyetik resonans görüntüleme

PB 06
Bipolar Bozukluk Tanılı Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Mizaç Özelliklerinin Karşılaştırılması Ve Kliniğe Yansımaları Aylin Elri Arslan*, Feryal Çam Çelikel**, Serap Erdoğan Taycan**, İlker Etikan**** *Giresun Devlet Hastanesi, Psikiyatri Bölümü **Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ***Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıp Bilişimi AD
Amaç: Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların mizaç özelliklerini belirlemek, klinik özelliklerle, işlevsellik ve dürtüsellik düzeyleri ile ilişkisini araştırmak ve yanı sıra ailedeki mizaç özellikleri ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Hipotezimiz, hastaların kendi mizaç özellikleri ile ailesindeki bireylerin mizaç özellikleri arasında bir ilişkinin bulunabileceği, hastalardaki baskın mizaç özellikleri ile dürtüsellik düzeyleri arasında doğru, işlevsellik düzeyleri arasında ise ters yönde bir ilişkinin kurulabileceği yönündedir. Yöntem: Çalışmamıza klinik görüşme sonucunda DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı konan ve halen remisyonda olan 60 hasta ve bu hastaların 60 sağlıklı birinci derece akrabaları dahil edildi. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Tıbbi Bilgi Formu verildi ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I), afektif mizacı değerlendirmek için Memphis, Pisa, Paris ve San Diego Mizaç Değerlendirme Anketi Türkçe formu/MPPS-MD (TEMPS-A) anketi ve Bipolar Bozuklukta İşlevsellik Ölçeği (BB-İ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği, 11. versiyon (BIS-11) uygulandı. Bulgular: Bulgularımıza göre depresif mizaç kadınlarda daha sıktı; siklotimik mizaç erken hastalık başlangıç yaşı, sinirli mizaç ise psikotik özellikli atak varlığı ile ilişkiliydi. En çok depresif ve endişeli mizacın işlevselliği bozduğu; hipertimi dışında tüm mizaç özelliklerinin genel anlamda dürtüsellik düzeylerini arttırdığı; motor dürtüselliğin tüm mizaç özellikleri ile dikkatle ilişkili dürtüselliğin ise depresif, siklotimik ve hipertimik mizaç ile ilişkili olduğu gözlendi. Hasta yakını grubunda en az bir baskın mizacı olan 29 hasta (%48) vardı. 15 kişide (%25) baskın mizaç depresif, 5 kişide (%8,3) sinirli, 4 kişide (%6,7) endişeli, 3 kişide (%5) siklotimik, 2 kişide (%3,3) hipertimik mizaca rastlandı. Hasta ve hasta yakınları arasında yalnızca hipertimik mizaç (t=4,00, p=0,001) ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Tartışma: Bulgularımız, bipolar bozukluk hastalarının ataklar arası iyilik dönemlerinde bile afektif değişimler yaşadığını ve hatta bu mizaç düzensizliklerinin etkilenmemiş akrabalarında da gözlendiğini ortaya koymakta ve bipolar bozukluğun gelişiminde hipertimik mizacın ailesel, olasılıkla kalıtsal, temelini doğrulamaktadır.

PB 08
Depresyon Hastalarında Kişilik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Bengü Yücens, Mehmet Hakan Türkçapar, Erkan Kuru, Yasir Şafak, Mehmet Emrah Karadere Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: Kişilik özellikleri, psikiyatrik rahatsızlıkların tanısının konması ve tedavisi için önemli faktörlerden biridir. Literatürde depresyon hastalarında komorbid kişilik bozukluğunun kötü prognozla ilişkilendirilmesi hastalığın seyri ve tedavi sürecinde kişilik özelliklerinin etkili olduğunu düşündürmektedir. Depresyon hastalarında kişilik bozukluğu oranlarının sağlıklı kontrollere göre daha yüksek olduğu ile ilgili bir çok literatür bulunmaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız da depresyona eşlik eden kişilik özelliklerini tespit etmektir. Yöntem: Çalışmaya, Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne başvuran; DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre Major Depresyon tanısı almış 30 hasta ve 31 sağlıklı kişi alınmıştır. Hastalara SCID-I, Sosyodemografik veri formu, Kişilik İnanç Ölçeği-Kısa Form (PBQ-STF) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 61 hastanın 30’u depresyon, 31’i kontrol grubuna alındı. Çalışmaya katılanların 32’si erkek, 29’u kadındı. Her iki gruptaki kadın erkek oranları birbirine benzerdi. Hastalara uygulanan PBQ sonucunda depresyon hastaları ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; bağımlı (p=0.001), pasif agresif (p=0.001), obsesif kompulsif (p=0.004), antisosyal (p=0.001), paranoid (p=0.002), borderline (p=0.001), çekingen (p=0.001) kişilik alt ölçek puanları depresyonu olan grupta kontrol grubuna oranla daha yüksekti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Buna karşın her iki gruptaki narsisistik (p=0.513), histrionik (p=0.300), şizoid (p=0.043) kişilik alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Tartışma ve Sonuçlar: Elde edilen veriler sonucunda depresyonu olan hastalarda çekingen, bağımlı, obsesif kompulsif, antisosyal, borderline kişilik özellikleri literatürle uyumlu olarak daha yüksek oranda tespit edilmiştir. Paranoid ve histrionik kişilik özelliği ile ilgili sonuçlar literatürden farklılık göstermekle birlikte ve şizoid kişilik özelliklerine ilişkin veriler değişkendir. Depresyona eşlik eden kişilik özelliklerinin tespit edilmesi, hastalığın tanısının netleştirilmesi, tedavi sürecinin daha sağlıklı yürütülmesine yardımcı olacaktır.

PB 09
Erişkin Bipolar Ve Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğunun Nöropsikolojik Açıdan Karşılaştırılması Neslihan Levent *, Selim Tümkaya**, Figen Çulha Ateşçi**, Halide Tüysüzoğlu***, Nalan K.Oguzhanoglu**, Gülfizar Varma** Osman Özdel** *Kumluca Devlet Hastanesi **Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD ***Kastamonu Devlet Hastanesi
Bipolar ve Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu(DEHB)olan hastalarda aşırı konuşma, hareketlilik, dikkatsizlik, dürtüsellik gibi örtüşen belirtilerin olması ve yüksek eştanı oranları bu iki hastalığın birbirleri ile bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir 1. Çalışmamızın amacı, bipolar ve DEHB’li erişkin hastaların nöroanatomik değişikliklerin bir yansıması olarak düşünülebilecek nöropsikolojik bulgularını kontrol grubu ve kendi aralarında karşılaştırarak, bu iki bozukluk arasındaki olası patofizyolojik ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya 66 bipolar bozukluk tanılı hasta, 62 Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanılı hasta ve 58 sağlıklı kontrol alındı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Hamilton Depresyon, Young Mani Derecelendirme Ölçeği, Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi SCID-I, Turgay’ın Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Değerlendirme Ölçeği, Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve Nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Yaş, eğitim seviyesi ve cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (sırasıyla p=0.07, p=0.34, p=0.7). Gruplar Wisconsin kart eşleme testi kurulumu sürdürmede başarısızlık dışında tüm nöropsikolojik testlerin alt testlerinde anlamlı farklılıklar bulundu (p=0.000- p=0.018). İkili karşılaştırmalar yapıldığında bipolar hastalar sayı dizisi, sözel bellek süreçleri testi, Wisconsin kart eşleme testi (WKET) ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre daha kötü performans gösterdi. DEHB’li hastalar ise stroop test ve sözel bellek süreçleri testinin tutarsızlık alt testinde kontrollerden daha kötüydü. Bipolar bozukluklu hastalar DEHB li hastalardan Stroop testi dışındaki tüm testlerde genel olarak daha kötü performans gösterdiler. Buradan yola çıkarak bipolar bozukluklu hastaların dikkat açısından DEHB hastalarına benzer bozukluklar gösterdiği fakat sözel bellek ve yürütücü işlevler alanlarında daha kötü performanslara sahip olduğu söylenebilir.

PB 10
Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastaların Demografik Ve Klinik Özellikleri Hidayet Ece Arat, Başak Bağcı, Onur Ulaş Ağdanlı, Havva Afşaroğlu, Ebru Onrat, Ayşegül Özerdem, Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş: Bipolar Bozuk (BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. Uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri hastalık epizodlarının yinelemelerini önleme, işlevselliği artırmada önem taşımaktadır. Hastaların özelleşmiş polikliniklerde izlenmesi tedaviye katılımlarını artırmaktadır. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak demografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü, BB Polikliniğine başvurmuş olan hastalar alınmıştır. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin Probel veri tabanı incelenerek, hastaların yaş, cinsiyet, tanı, son klinik durum, kullandığı ilaç tedavileri değerlendirilmiş; verilerin istatistiksel analizleri SPSS 15.0 ile kategorik değişkenler için Ki-Kare, sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis testleri uygulanarak yapılmıştır. Bulgular: Hastaların tanı dağılımları; BB Tip-1 %58.9, BB Tip-2 %3.8, manik kayma %5.7, Şizoafektif Bozukluk % 2.5, madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluğu % 0.8, Siklotimik Bozukluk % 0.3, BB tanısı olup alt tipi belirlenememiş hasta oranı %28.1 idi. Tüm hastaların yaş ortalaması 42.91±14.01 idi. Tanı alt gruplarının yaş ortalamaları farklı değildi (p=0.063). Hastaların % 61.3’ü kadın, %38.7’si erkekti. Hastaların cinsiyet dağılımları tanılarına göre farklı değildi (p=0.094). Hastaların %57.2’si lityum, %48.2’si valproat, %64.9’u atipik antipsikotik kullanıyor, %1.6’sı ilaçsız izleniyordu. Duygudurum dengeleyici (DDD) monoterapi %20.7, ikili DDD % 6.5, üçlü DDD % 0.3, tek DDD ve antipsikotik kullanımı %39.2, ikili DDD ve antipsikotik kullanımı %15.3, üçlü DDD ve antipsikotik kullanımı % 0.3, bir veya daha fazla antipsikotik kullanımı %3, DDD ile birlikte antipsikotik ve antidepresan kullanımı %7.6, DDD ve antidepresan kullanımı %4.9 idi. Sonuç: Hastaların % 3.8’i BB Tip 2 tanısı ile izlenmektedir. Bu bulgu, literatürde tanımlanmış olan %10- 15’lik oranın altındadır. Bu durum çalışmanın retrospektif olması, alt tipi belirlenemeyen hasta grubunun fazla sayıda olması ya da BB Tip 2 tanısının gözden kaçırılıyor olmasıyla ilişkili olabilir.

Hastanın acil servise getirilmeden önceki 3 gün evdeki tüm eşyaları çöpe atma şeklinde garip davranışları. Uykusu düzeldi.PB 11 Akut Manide Elektrokonvulsif Terapi Ne Zaman Yapılmalı? Ömer Faruk Uygur. . görüşmeyi reddediyor. Gününde yüksek dozlarda antipsikotik uygulanmasına rağmen süreğen ve şiddetli ajitasyonunun olması. İlk ruhsal muayenesi: Kendine olan ilgi ve bakımı azalmış. ilaç alımını reddetmesi üzerine hastaya EKT yapılması planlandı. Hastanın nörolojik muayenesi ve beyin MR görüntüsü normaldi. Tartışma: Elektrokonvulsif terapi klinik pratikte özellikle katatonik tip şizofreni. Görsel varsanıları mevcuttu. İlaç alımını kabul etti. ilaçlarını almaya başladı ve tedavi için işbirliği kurdu. Bu belirtilerin ön planda olduğu hastalarda zaman kaybetmeden ilk seçenek olarak EKT uygulaması yapılabilir. Özellikle psikotik belirtilerin yüksek olduğu ve agresyonun yüksek olduğu durumlarda EKT tedavisi düşünülmelidir. psikotik düşüncelerinin devam etmesi.o. özkıyım riski yüksek major depresyon ve bipolar depresyon ve postpartum psikotik bozukluklarda ilk seçenek tedavi olarak düşünülse de akut manideki yeri tartışmalıdır. Gebe olduğunu.K. bekâr. EKT’ye yanıt oranı tedaviye dirençli olgularda yaklaşık %60-70 olarak bildirilmiştir. Olgu: A. Bizim sunduğumuz olguda EKT ile hızlı düzelme saptanmıştır. Hastaya Zuclopentiksol depot 200 mg yapıldı. oldukça ajite. konuşmaları. üniversite mezunu. aşırı öfkeliliği olması üzerine getirdi. Psikiyatri AD Giriş: Elektrokonvulsif terapi (EKT) 1938 den buyana duygudurum bozukluklarınıda içeren birçok psikiyatrik bozukluğun tedavisinde güvenle uygulanmaktadır. Bilge Burçak Annagür Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi. aşırı sinirliliği. Hastaya gün aşırı 8 kez EKT uygulandı. Olanzapin 15mg/gün p. Ailesi acil servise garip davranışları.EKT sonrasında psikotik belirtilerinde ve ajitasyonunda azalma oldu. Bu olguda antipsikotik tedaviye yanıt alınamayan ve EKT ile hızlı düzelme gösteren psikotik belirtili akut manik epizot geçiren bir hasta sunulmuştur. hasta olmadığını düşünüyordu. Günümüzde psikofarmakoloji alanında hızlı ilerlemelere rağmen özellikle dirençli olgularda EKT halen etkili bir tedavi olarak uygulanmaktadır. uykusuzluğu olmuş. 42 yaşında. Hasta psikotik belirtili manik epizod tanısı düşünülerek psikiyatri kliniğine yatırıldı. çalışmıyor. kadın. karnında 11 bebek olduğunu söylüyormuş. 6. psikotik düşünceleri kayboldu. lityum 600 mg/gün tedavisi başlandı. Yatışının 6. Bu yazıda bir olgu üzerinden akut manik epizotta EKT’nin yeri tartışılmıştır. Duygulanımı öfkeli. Psikomotor ajitasyonu mevcuttu. uykusuzluğu. Düşünce akışı hızlı. düşünce içeriğinde evli ve hamile olduğuna yönelik delüzyonel düşünceleri vardı.

Özellikle tek uçlu kadın depresif hastalarda folat düşüklüğün saptanması önemlidir.59±3.67±4. p=0. Bulgular: Çalışma grubunun %14.95±240.085).091). Hasta grubu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi’ne son beş yıl içinde iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanısı ile yatarak tedavi edilmiş. %4’ü iki uçlu depresyon (s=71).08) ve iki uçlu depresyon (439. kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 1440 hastadan oluşturulmuştur. Anahtar kelimeler: depresyon. Bazı klinik çalışmalarda.003 ve p=0.67±4. p=0. iki uçlu.97±195. p=0. kontrollerden düşükken (Bonferroni. Tekuçlu ve ikiuçlu depresyonda B12 vitamini ve folat ortalamaları farklı değildi.34) folat ortalamaları ise kontrol grubundan (8. B12 vitamini . p=0. B12 vitamini ve folat değerleri hastanenin merkez laboratuarının veri tabanından sağlanmıştır. Sonuç: Hem iki uçlu hem de tek uçlu depresyonda serum folat düzeyinin kontrol grubundan düşüklüğü literatür ile uyumludur.0001. post-hoc Bonferroni.002).89).PB 12 Tek Uçlu Ve İki Uçlu Depresif Bozukluk Tanılı Hastalarda. p=0. Depresyonda. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Folat ve B12 vitamini eksiklikleri duygudurum bozuklukları. Bu çalışmanın amacı iki uçlu ve tek uçlu depresif bozukluk tanılı hastaların atak sırasında ölçülen B12 vitamini ve folat düzeylerini birbirleriyle ve kontrol grubuyla karşılaştırmaktır. B12 vitamini ve folat değerleri normal dağılımda olmadığı için logaritmik transformasyon değerleri karşılaştırılmıştır. Kadınlarda sadece folik asit ortalamaları tekuçlu depresyonda (7. post-hoc Bonferroni. Üç grup arasında ortalamaları farklı bulunmamıştır (ANOVA. Tek uçlu (405.52±4.17±4. 19-82 yaşları arasındaki 331 hastadan. Hasta ve kontrol grubunun.58) farklı değildi (Bonferroni.7’si (s=260) tek uçlu.98±288.13) ve iki uçlu depresyon tanılı hastaların (7. Yöntem: Çalışma geriye dönük bir çalışmadır.0001). folat. B12 vitamini ve folat düzeyleri yaş ile pozitif bağıntılı idi. Tek uçlu (7. folat ve B12 vitamini desteğinin antidepresanlara yanıtı arttığı gösterilmiştir. B12 vitamininin beklenenin aksine depresyon hastalarında daha yüksek saptanması kliniğimizde B12 vitamini hızlı saptanarak replase edilmesi ile ilişkili olabilir.0001.73) daha yüksekti (ANOVA. p=0. Nefize Yalın. p=0.003). ikiuçlu depresyonda(7. plazma folat düzeyleri düşük ve homosistein düzeyleri yüksek bulunmuştur.0001ve p=0.28) düşüktü (ANOVA.B12 Vitamini Ve Folat Düzeyleri Yaprak Çilem Yalçın Arslan.3’ü kontrol grubunu (s=1440) oluşturmuştur.30) tanılı hastaların B12 VİTAMİNİ vitamini ortalamaları kontrol grubundan (343. bilişsel bozukluklar gibi birçok nöropsikiyatrik hastalığın patogenezinde rol oynar. %81. Ayşegül Özerdem.

Ryan W. Annals of general Psychiatry 2006. isteksizlik. staj yaptığı şirkete zarar ettirdiği. Bipolar Disord 2004. Kaynaklar: 1.PB 13 Paylaşılmış Psikotik Belirtilerle Başlayan İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu Güneş Şayan Can. Patel AS. Tunç Alkın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Paylaşılmış psikotik bozukluk (Folie a deux) ender görülen ve sıklıkla şizofreni hastalarında tanımlanan klinik bir sendromdur. . Paylaşılmış psikotik bozukluk tanısıyla psikiyatri servis yatışı yapılan hasta Şizofreniform bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk tanıları ile taburcu edilmiştir. Dikkat edilmesi gereken husus hastalığın ilk ortaya çıkışında görülen bu durumun. Tan GM . Bu sürede olgunun internet aracılığıyla yakın iletişimde olduğu annesinde benzer düşünceler başlamıştır. Olgu: 23 yaşında. Patel A. Folie a deux in bipolar affective disorder: a case report. Bu olgu. 2. şirketin adamlarının kendisini takip ettiği. Ayaktan izlemi yapılan olgunun tanısı 2 yılın sonunda İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiştir. The nosological significance of Folie à Deux: a review of the literature. erkek olgunun 2010 yılı ocak ayında bir şirkette staj yapmaktayken mutsuzluk. Arnone D. ilk psikiyatrik başvurusunda şizofreniform bozukluk tanısı almış. 6: 162–165. ailesinin ve kendisinin zarar göreceği yakınmaları başlamıştır. paylaşılmış psikotik bozukluk olgularının klinik izleminde ve ayırıcı tanısında duygudurum bozukluklarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Bu sunumda. uzun dönem izleminde tanısı İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu olarak değiştirilmiş bir paylaşılmış psikotik bozukluk olgusu tartışılacaktır. Arnone D. hastalığın tanısını zorlaştırmış ve geciktirmiş olmasıdır. Deniz Ceylan. Tartışma: İki Uçlu Duygudurum Bozukluğunda paylaşılmış psikotik belirtilerin ortaya çıkışı nadir görülen bir durumdur. Berna Binnur Akdede. 5:11.

11: 336-51. Hamza. Genetics of suicide. Stewart. R. borderline kişilik özellikleri. Aytekin Sır Dicle Üniversitesi. Sonuç: Araştırmamızda Şanlıurafa’da bir devlet hastanesi acil servisine intihar nedeni ile yapılan başvuruların büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğu görülmüştür. Pages 482-495 3. Bu çalışmada amacımız Şanlıurfa ilinde intihar girişimi nedeni ile acil servise başvuran hastaların özelliklerini ortaya koymaktır. impulsivite gibi intihar açısından risk oluşturan nedenler arasında aile içi sorunların da bulunduğu daha önceki çalışmalarda bildirilmiştir (2). Kaynaklar: 1. August 2012. Mercy. Mehmet Cemal Kaya. Chloe A. Sonuç olarak Şanlıurfa ilinde intihar girişimi ayrıntılı olarak ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. fiziksel-cinsel travma. L. A. Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi Amaç: İntihar istemli olarak kişinin yaşamına son vermesidir. Sever Beşaltı. Zwi. Hastaların %57’si 15-24 yaş aralığındaydı ve %51’i evliydi.9). World report on violence and health. E. Klinik ve fenomenolojik özellikleri kaydedildi ve incelendi. G. Bulgular: 2011 yılı içinde hastane acil servisine 227 kişinin suisid girişimi nedeni ile başvurduğu anlaşıldı. Tıp Fakültesi. Ciddi bir halk sağlığı problemi olup Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl bir milyondan fazla insan intihar etmektedir ve dünyada yaşanan ölümlerin %2’si intihar nedeni iledir (1).Bondy B.. Shannon L. J..8) 16-24 saatleri arası gerçekleştirildiği görüldü. Yasin Bez.. Mol Psychiatry 2006. Teena Willoughby Examining the link between nonsuicidal self.. En sık intihar şeklinin yüksek doz ilaç alma olduğu tespit edildi. İntihar girişimlerinin yaklaşık yarısının (%49.). Zill P. Volume 32. L. Issue 6. (2002). A. Bunların 177 (%78)’si bayan. 78 (%22)’i erkekti. Başvuruların yarısından fazlasının evli olup. Dahlberg. Geneva: World Health Organization . Bireylerin tıbbi kayıtlarına ulaşıldı. (Eds. Dünya Sağlık Örgütünün 2002 yılında yayınladığı rapora göre 15-44 yaş arası ölüm nedenleri içinde intihar dördüncü sırada yer almıştır (3). & Lozono. Buettner A. En sık intihar nedeni ise aile içi sorunlar olarak bildirilmişti (%37. 15-24 yaş aralığında olması bu bölgede aile içi sorunların intihar girişimeri için önemli bir risk faktörü olduğunu düşündürmektedir. Yöntem: Türkiye’nin güneydoğu illerinden Şanlıurfa ilindeki iki hastaneden küçük olan Balıklıgöl Devlet Hastanesi acil servislerine suisit girişimi nedeniyle başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi. 2.PB 14 Şanlıurfa’da Bir Devlet Hastanesi Aciline İntihar Nedeniyle Başvuruların Değerlendirilmesi Abdullah Atli. Krug. Mahmut Bulut. Depresyon.injury and suicidal behavior: A review of the literature and an integrated model Review Article Clinical Psychology Review. Mehmet Güneş. B.

PB 15
Nitratların Anksiyete Ve Depresyon Oluşturmaya Etkileri Var Mı? Yuksel Kıvrak*, Adnan Özçetin**, Yelda Yenilmez*, Yusuf Ersan*, Ahmet Ataoğlu** *Kafkas Ü. Tıp Fakültesi ** Düzce Ü. Tıp Fakültesi
Amaç: Gıdaların korunma ve saklanması için yaygın olarak kullanılan nitrat ve nitritler methemglobinemiye yol açmakta ve kanda O2 taşınmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca nitrit skonder aminlerle reaksiyona girer ve nitrozaminler oluşur. Bunların ise kanserojenik, mutajenik, teratojenik özellikleri vardır(1)(2). Bununla beraber dışardan alınan nitratların depresyon ve anksiyete üzerindeki etkileri yeterince aydınlatılmamıştır. Bu çalışmanın amacı nitratın, nitrat ve C vitamininin farelerde oluşturulmuş depresyon ve anksiyete modeli üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 30 tane 4 aylık, erkek, sağlıklı 30,8 ± 1.18 g ağırlığında Swiss albino cinsi fareler alındı. Fareler random olarak üç gruba ayrıldı. Sırasıyla izotonik (NaCl), NaNO2 100 mg/kg/gün, VitC 10 mg/kg/gün + NaNO2 100 mg/kg/gün olacak şekilde 90 gün boyunca oral olarak verildi. Açık alan (open-field) testi ve kuyruktan asma testi uygulandı. Bulgular: NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fareler NaCl verilen (kontrol grubu) farelerle açık alan testi (kaşınma, kare, şahlanma ve dışkılama) ve kuyruktan asılma (immobilizasyon) testi açısından karşılaştırıldı. Hayvan modellerinde anksiyete benzeri durumun belirlenmesinde kullanılan açık alan testinde gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunamadı. Depresyon modeli olan kuyruktan asılma testinde immobilizasyon süresi kantrol, NaNO2,Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplarda sırası ile (ortalama±standart hata) 95.80±12.98, 147,33±14.05, 160,80±14.01 olarak ölçüldü. ANOVA testinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.005). Çoklu karşılaştırma (LSD) testinde ise kontrol grubu ile NaNO2 ve Vitamin C+ NaNO2 verilen fare grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (sırayla p=0.014 ve p=0.002), (Tablo 2). Ancak NaNO2 ile Vitamin C+ NaNO2 verilen gruplar arasında ise istatistiksel fark yoktu (p=0.497). Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda nitritin fare kuyruktan asma testi depresyon modelinde hareketsizlik süresini artırdığını, depresyona sebeb olabileceğini, vit C uygulamasının yeterince koruyucu olamayabileceğini bulduk. Askorbik asitin nitrit ve nitrozamine bağlı genotoksisiteyi ve sitotoksisiteyi azaltmaktadır(3). Depresyon modelinde etkilememesinin sebebi farklı dozlarda uygulamayı yapmamamız olabilir. Çalışmamızda elde edilen sonuçların genelleştirilebilmesi için geniş ölçekli çalışmaların uygun olabileceğini düşünmekteyiz. Kaynaklar 1. Connolly D, Paull B. Rapid determination of nitrate and nitrite in drinking water samples using ion-interaction liquid chromatography. Analytica chimica acta. 2001;441(1):53–62. 2. Roberts TA, Dainty RH. Nitrite and nitrate as food additives: rationale and mode of action. Ellis Horwood

PB 17
İntihar Davranışında Tiroid Fonksiyonları Gazi Unlu, Mustafa Alper, Emre Aydemir, Abdullah Bolu, Murat Erdem, Mehmet Ak GATA Psikiyatri AD
Giriş: İntihar davranışının, genellikle umutsuzluk, engellenmiş istekler, baş edilemeyen stres veya çaresizlik gibi hislere karşı tepkisel olarak ortaya çıktığı bilinmektedir (1). İntihar eden veya intihar girişiminde bulunan kişilerin %94’ünde en az bir ruhsal hastalık bildirilmektedir (2, 3). Troid fonksiyonlarının insan davranışlarını belirgin bir biçimde etkiledikleri bilinmektedir. Hipertiroidi hastalarda anksiyete, gerginlik, irritasyon ve labil duyguduruma neden olurken hipotoidi depresif semptomlara neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışmadaki troid fonksiyonlarının intihar davranışı üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: GATA Psikiyatri kliniğinde intihar girişimi nedeni ile yatırılan 50 hastanın klinik verileri incelendi. Hastaların tiroid fonksiyonlarını gösteren biyokimyasal testleri incelendi. Bu sonuçlar sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş, değişkenler arasındaki farkların anlamlılık oranları, cinsiyete göre dağılımlar elde edilmiş ve tartışılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 25.83±5.89’di. Kontrol grubunun yaş ortalaması 26.46±6.54’tü. Hastaların T3 seviyeleri 3.27±0.24 kontrol grubunun ise 3.29±0.58’di. Hastaların T4 seviyeleri 0.86±0.10, kontrol grubunun ise 1.17±0.22 idi. Hastaların T4 seviyelerinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü. Tartışma: Hastaların T4 seviyelerinin anlamlı şekilde düşük olması bu patolojinin depresif semptomlara neden olmasının getirmektedir. Bu konuda yapılacak geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Kaynaklar: 1) Karamustafalıoğlu O, Özcelik B, Bakım B, Ceylan YC, Yavuz BG, Güven T, Gönenli S. İntiharı öngörebilecek bir araç: Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2010; 23:152-157. 2) Roy A, Psychiatric Emergencies: In Sadock BJ, Sadock VA (editors). Comprehensive Textbook of Psychiatry. Seventh edition, Baltimore: Lippincott Williams & Wilkins, 2000, 2031- 2040. 3) Bolu A, Doruk A, Ak M, Özdemir B, Özgen F. Uyum Bozukluğu Olgularında İntihar Davranışı. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2012;25:58-62.

PB 18
İntihar Girişimi Nedeniyle Konsulte Edilen Olgularda Başa Çıkmatutumları Şükriye Boşgelmez Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği
Amaç: İntihar girişimi nedeniyle konsulte edilen olgularda başa çıkma tutumlarını belirlemek. Yöntem: 1Şubat 2008-31 Mart 2009 arasında intihar girişimi nedeniyle konsulte edilen 51 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik bilgi formu ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılarak veriler toplanmıştır. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U) kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Çalışmaya katılanların %84.3’ü (n=43) kadın, %15.7’si (n=8) erkekti. Yaş ortalaması 25.06±7.425 (aralık 17-44), çoğunluğu lise düzeyinde eğitim almıştı (n=20, %39.2). %45.1’i bekar (n=23); %41.2’si evliydi (n=21). %74.5’inde (n=38) daha önce girişim yoktu; 13 kişi ( %25.5) daha önce intihar girişiminde bulunmuştu. %62.7 ‘si (n=32) intihar girişimi öncesi tetikleyici bir olay bildiriyordu. En yüksek COPE puan ortalaması dini olarak başa çıkma (12.27±3.38), en düşük puan ortalaması şakaya vurma (6.92±2.80) maddelerindeydi. Hastaların %35.3’ü (n=18) major depresif bozukluk (MDB), %11.8 (n=6) depresif duygudurumu ile giden uyum bozukluğu tanısı aldı. Uyum bozukluğu tanısı alanlarla ve MDB tanısı alanlar arasında COPE puan ortalamaları arası fark yoktu. İntihar girişimi öncesi tetikleyici olay bildiren, MDB tanısı almayan hastalarla MDB tanısı alan hastaların ortalama COPE puanları karşılaştırıldığında tetikleyici olay bildiren ancak MDB tanısı almayan hastaların sorun odaklı başa çıkma tutumlarından olan yararlı sosyal destek kullanımı ve geri durma puanlarının daha düşük olduğu saptandı (sırasıyla p= 0.014, z=2.46; p=0.010, z=2.57). Tartışma: Daha önceki çalışmalar intihar girişiminde bulunan kişilerde sosyal desteğin önemini vurgulamaktadır. Stresli yaşam olayları karşısında sosyal desteğin kullanımı MDB tanısı olmayan kişilerde etkili bir başa çıkma tutumu olabilir.

PB 19
Bipolar Bozukluk I Tanılı Ötimik Hastalar Ve Birinci Derece Akrabalarında Tepki Ketleme Ceren Hıdıroğlu*, Ayşe Er*, Gizem Işık**, Deniz Ceylan***, Serhat Taşlıca*, Ayşegül Özerdem*,*** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimleri AD ** Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Amaç: Dürtüsellik artışı birçok psikiyatrik hastalıkta görülür. Tepki ketleme (response inhibition), artmış dürtüsellik göstergelerinden biridir. Bipolar bozuklukta dürtüsellik ve tepki ketlemede bozulma hastalık dönemlerinin yanı sıra ötimi döneminde bile sürmekte, hastaların sağlıklı akrabalarında da gözlenmektedir. Bu özellikleriyle bir endofenotip adayıdır. Tepki ketleme, değişen koşullarda, gerekli olmayan ve uygunsuz olan davranışın bastırılmasıdır. Stop-Sinyal(Dur Sinyali) testi, başlamış olan tepkinin bastırılmasını değerlendiren davranış temelli bir testtir. Bu çalışmada, bipolar bozukluk I tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında tepki ketleme davranışının, sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, 18–65 yaş arası, bipolar bozukluk I tanılı 20 ötimik hasta, 13 birinci derece akraba ve hastalar ile yaş, cinsiyet ve eğitim bakımından uyumlu 20 sağlıklı kontrol alınmıştır. Tepki ketleme davranışı StopSinyal(Dur Sinyali) Testi ile değerlendirilmiştir. Üç gruba ait, “doğruluk skorları” ve “stop sinyal tepki süresi(SSTS)” çok yönlü varyans analizi ile karşılaştırılmıştır. Doğruluk skorları kişinin “dur” ve “git” durumlarında ne kadar başarılı olduğunu gösterir. “Stop sinyal tepki süresi(SSTS)” ise kişinin tepki ketleme sırasındaki kontrolü hakkında bilgi vermektedir. Bulgular: Üç grup arasında yaş(p=0,85), cinsiyet(p=0,56) ve eğitim(p=0,51) bakımından fark görülmemiştir. Stop-Sinyal testinde “doğru git” deneme sayısı üç grup arasında farklılık göstermiştir(p=0,007). Bipolar hastalar, akrabalardan(p=0,043) ve sağlıklı kontrollerden(p=0,011) “git” denemelerinde anlamlı olarak daha az doğru basmıştır. “Git” denemelerinde basmama ya da geç kalma sayısı gruplar arasında farklılık göstermektedir(p=0,08). Bu farklılık bipolar hastaların, sağlıklı kontrollerden anlamlı olarak daha başarısız olmalarından kaynaklanmaktadır(p=0,006). Stop sinyal tepki süresinde(SSTS), 3 grup arasında anlamlı fark bulunmamasına rağmen(p=0,119), hastalarda(316,65± 20,58), akraba(298,22± 26,69) ve sağlıklı kontrollere(304,75± 29,49) göre uzama olduğu gözlenmiştir. 3 grup arasında “dur” denemelerindeki doğru cevap sayısı(p=0,666) ve “durlarda basma” sayıları arasında fark yoktur(p=0,561). Sonuçlar: Çalışmanın bulguları literatür ile uyumlu olarak, bipolar bozukluk tanılı hastaların sağlıklı kontrollere göre tepki ketleme sırasında başarısızlık yaşadıklarını göstermektedir. Stop sinyal tepki süresindeki(SSTS) uzama, önceki çalışmalarla birlikte değerlendirildiğinde, hastaların tepki ketlemedeki kontrolsüzlükleri ile açıklanabilir. Akraba grubunda hastalar ile benzer sonuçlar saptanmamıştır. Bu sonuç, tepki ketlemenin bipolar bozuklukta endofenotip adaylığı açısından olumsuz bir bulgudur. Katılımcı sayısındaki yetersizlik çalışmanın sınırlılığıdır.

P 20
Şizofren Hastalarda Baş ağrısının Değerlendirilmesi Hülya Güveli*,Bülent Bahçeci**, Serkan Kırbaş***,Çiçek Hocaoğlu**, Gökhan Kandemir**, Hatice Alibaşoğlu****, Fatmagül Çelik**, Murat Aslan**, Ayşe Köroğlu**, Selim Polat**, Çağdaş Yeloğlu** *İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü **Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Psikiyatri AD ***Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Nöroloji AD ****Rize Devlet Hastanesi
Amaç: Başağrısı birçok ruhsal bozukluğun seyri sırasında görülebilmektedir. Özellikle duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve somatoform bozukluklarla ilgili pek çok çalışmada bu durum bildirilmiştir (1,2). Şizofrenili hastalarda ise, başağrısı sıklığını araştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır (3,4). Biz çalışmamızda şizofrenli hastalarda sağlıklı grupla karşılaştırarak başağrısı ve hangi tip başağrılarının olduğunu araştırmayı amaçladık . Yöntem:101 hasta ve 89 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Hastalara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin, hastalığı ile ilgili bilgilerin ve başağrısı ile ilgili soruların yer aldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Şu anda ya da geçmişte başağrısı olduğunu ifade eden hastalar başağrısının değerlendirilmesi amacıyla nöroloji polikliniğine yönlendirildi. Burada bir nöroloji uzmanı tarafından başağrısının karakteri ve tipi değerlendirildi. Başağrısının sınıflandırılması için Uluslararası Başağrısı Sınıflaması (ICH- 2004) kullanıldı. Bulgular:Şizofrenli hasta grubunun %38.6’sı başağrısı tanımlarken, kontrol grubunda bu oran %37.1 olarak bulundu. Her iki grupta da en fazla gerilim tipi başağrısı (GTBA) görülmesine rağmen (hasta grubu=%31.7, kontrol grubu=%18) şizofreni grubunda GTBA kontrol grubundan anlamlı olarak daha fazla bulundu (p=0.045). Migren tipi başağrısı ise kontrol grubunun %11.2’sinde görülürken, hasta grubunun %2’sinde görülmekteydi (p=0.02). Şizofrenili hasta grubu kontrol grubuna göre başağrısı yakınmasını daha az dile getirmekteydi. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada şizofrenili hastaların normal populasyon kadar başağrısına maruz kaldığı, başağrısı yakınmasını normal topluma göre daha az dile getirdikleri sonucu elde edilmiştir. Bu konuda yapılacak geniş örneklemli çalışmalar ve oluşturulacak tedavi protokolleri şizofrenili hastaların yaşam kalitesinin artmasına da katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, başağrısı, migren Kaynaklar: 1. Kroenke K, Price RK. Symptoms in the community: prevalence, classification, and psychiatric comorbidity. Arch Intern Med 1993;153: 2474-2480. 2. Merikangas KR, Angst J, Isler H. Migraine and psychopathology: results of the Zurich Cohort Study of Young Adults. Arch Gen Psychiat 1990;47: 849-853. 3. Mehta D, Wooden H, Mehta S. Migraine and schizophrenia [Letter]. Am J Psychiat 1980;137:1126. 4. Kuritzky A, Mazeh D, Levi A. Headache in schizophrenic patients: a controlled study. Cephalalgia 1999;19: 725–727.

PB 21
Şizofreni Tedavisinde Antipsikotik Tedavide Güçlendirme Veya İlaç Değişimine Gidilen Hastalar Arasında Farklar Virginia L. Stauffer1,Haya Ascher-Svanum1,Alan J.M. Brnabic1,Anthony H. Lawson1, Bruce J. Kinon1,Peter D. Feldman1, Katarina Kelin1,Murat Altın2 1.Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Giriş: Şizofreni hastalarının tedavi optimizasyonları zor bir süreçtir ve genellikle hastanın mevcut tedavisinin güçlendirilmesi (augmentasyon) veya başka bir ilaca geçişten mi yarar göreceğini tespit etmek güçtür. Bu post hoc analiz antipsikotik tedavisi güçlendirilmiş veya başka bir ilaca geçilmiş hastaların sonuç ölçümlerini karşılaştırmaktadır. Yöntemler: Şizofreni tedavisinde oral antipsikotik ilaç alan erişkin hastalar 12 aylık, çok uluslu, gözlem çalışmasında (F1D-AY-B033) değerlendirilmiştir. Klinik ve işlevsellik sonuçları ilk tedavi ilacı değişiminde/güçlendirmede (bir sonraki değişiklikten 0-14 gün önce) değerlendirilmiş ve ilaç değişimi veya tedavi güçlendirilmesi yapılan hastalar birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Bu tür verileri olan az sayıda hasta bulunması nedeniyle bulguların yorumlanmasında etki büyüklüğü (ES) temel alınmıştır. Bulgular: İlaç değişimi verilerine 87 hastada (34 hastada güçlendirme; 53 hastada ilaç değişimi) ulaşıldı. Her iki grupta tedavi değişikliğinin birincil nedeni yetersiz yanıttı, fakat ilaç uyumu, ilaç değişimi yapılan grupta (%26.4 vs. % 8.8) daha belirgindi. Klinik şiddetteki değişimler, çalışma başlangıcından ilaç değişimine kadarki sürede benzer (Klinik Global İzlenim- Şiddet ölçeği) olmasına rağmen 12 maddelik Kısa Form Sağlık Anketi (SF-12) skorlarının fiziksel bileşeni ile ölçülmüş olan hastanın fiziksel iyilik hali tedavi güçlendirmesi yapılan grupta düzelmiş, fakat ilaç değişimi yapılan grupta kötüleşmiştir (tedavi güçlendirmesi: +7.71±11,98; ilaç değişimi: – 1,87±10,98; ES=0.85). Benzer olarak, ruh sağlığının belirlenmesinde kullanılan SF-12 ruh sağlığı bileşen skoru (tedavi güçlendirmesi: +2,41±13,64; ilaç değişimi: –1,08±9,98; ES=0.314) tedavi güçlendirmesi yapılanlan hastalarda iyileşirken ilaç değişimi yapılanlarda azalmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Durumu kötüleşen veya anlamlı iyileşme görülmeyen hastalar klinisyenleri başka bir antipsikotik ilaca geçmeye yöneltebilirken, klinisyenler hasta biraz iyileşme gösterdiğinde iyileşmeyi tedaviye başka bir antipsikotik ilaç ile güçlendirerek desteklemeye çalışmaktadır. Mevcut bulgular, şizofreni tedavisinde hekimlerin tedavi güçlendirmesine kıyasla başka bir ilaca geçiş konusunda belirttikleri nedenler ile uyumludur. Bu bulguların desteklenmesi için ileri çalışmalar yapılmalıdır.

PB 22
Olanzapin Uzun Etkili Enjeksiyon İle Tedavi Edilen Şizofreni Hastalarının Remisyon Oranları 1David P. McDonnell,1Holland C. Detke,1Chakib Battioui,1Hong Liu-Seifert,1Haya AscherSvanum,1Peter D. Feldman, 2Murat Altın 1. Eli Lilly Laboratuarları, Indianapolis,ABD 2. Lilly Türkiye Medikal Departman, İstanbul, Türkiye
Amaç: Bu analiz Olanzapin uzun etkili enjeksiyon (OUEE) ile tedavi edilen şizofreni hastaları arasında uluslararası, uzun dönem, açık etiketli bir klinik çalışmada (clinicaltrials.gov numarası : NCT00320489) semptomatik remisyon oranlarını değerlendirmektedir. Yöntem: Çalışmaya poliklinikte şizofreni (DSM-IV veya DSM-IV-TR) tedavisi almakta olan 18-65 yaş arası erkek veya kadın hastalar katılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterleri arasında taramada Klinik Global İzlenim- Şiddet skoru (CGI-S) ≤4 ve Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS ) skoru<70 , relaps riskine sahip olmak(geçen 24 ay içerisinde artmış bakım ihtiyacı olan/hastaneye yatış gerektiren ≥2 sayıda klinik kötüleşme epizodu olan hastalar), ve yetersiz klinik yanıt, advers olaylar veya mevcut antipsikotik tedaviye uyumsuzluk nedenli devam eden tedavide değişiklik ihtiyacı yapılması bulunmaktadır. Hastalar çalışma başlangıcında 405 mg OUEE intramüsküler enjeksiyonundan ve 4 haftada bir 150-405 mg esnek doz enjeksiyonundan bir kez almıştır; toplam gözlem süresi 2 yıl kadardır. Tarama sonrasında hasta vizitleri başlangıç ve 1, 2, 4 haftanın sonunda ve daha sonra her 4 haftada bir olacak şekilde düzenlenmiştir. Remisyon, ortak kriterlere (Andreasen ve ark’ı, 2005) göre ≥6 ay için 8 kilit PANSS maddenin skoru ≤3 olacak şekilde tanımlandı (168+ gün). Bulgular: Toplam olarak 254 hastanın hem başlangıçta hem de başlangıç sonrasındaki olanzapin UEE ile remisyon oranları değerlendirilmiştir. Çalışma süresince genel remisyon oranı %57.9 (147/254) olarak bulunmuştur. Başlangıçta remisyonda olmayan hastalar arasında %37.5’i (39/104) remisyona girerken başlangıç sırasında remisyonda olan hastaların %72’si (108/150) remisyonda kalmaya devam etmiştir. Tartışma ve Sonuç: Olanzapin UEE tedavisine geçildikten sonra 5 hastanın yaklaşık 2’si şizofreni açısından stabil iken başlangıçta remisyonda olan hastaların yaklaşık dörtte üçü remisyonda kalmaya devam etti. Bu bulgular olanzapin UEE ile tedavisinin şizofreni hastalarının uzun dönem tedavi sonuçlarının stabil olması ile ilişkili olduğunu göstermektedir

PB 24
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde Psikoz Hastaları İçin Ayaktan Grup Psikoterapi Uygulamaları Bilge Togay, Selahattin Bölek, İlker Taşdemir, Meliha Öztürk, Amber Özhan, Ceylan Ergül, Gülzade Urazbekova, Gülşah Karadayı, Birgül Emiroğlu, Alp Üçok İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Giriş-Amaç: Şizofreni tedavisinde ilaç dışı yaklaşımların önemli bir yeri vardır. Hastalar farmakolojik tedavilere iyi yanıt verse de yaşam kalitesinde kötüleşme, toplumsal ilişkilerde sınırlılık, bilişsel belirtiler, rezidüel belirtiler, iş kaybı ya da iş veriminde düşme görülebilmektedir. (1)Bu bildirinin amacı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde 1998 yılından beri şizofreni hastaları için yürütülen grup psikoterapileriyle ilgili deneyimleri paylaşmaktır. Özet: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde takip edilen hastaların bir kısmı farmakolojik tedaviye ek olarak grup psikoterapisine de katılmaktadır. Hastalar haftada bir gün, bir saat süren, iki terapist tarafından yürütülen grup psikoterapilerine düzenli olarak devam etmektedir. Kliniğimizde 5 ayrı grup izlenmektedir. Grupların en eskisi 15 yıldan beri, en yenisi 3 yıldan beri sürmekte ve gruplar açık grup niteliğindedir. Gruplar ortalama 8-12 kişiden oluşmaktadır. Grup terapileri integratif yaklaşımla yürütülmektedir. Bu yaklaşımla etkileşimin teşvik edildiği, davranışçı terapinin, hatta zaman zaman dinamik ilkelerin kullanılması söz konusudur. Seanslarda rol oynama ve problem çözmeyi kapsayan sosyal beceri eğitimi, hastanın yalıtılmışlık hissini giderip ait olma hissini güçlendiren destekleyici tedaviler, iç görü kazandırmaya yönelik yaklaşımlar ele alınmaktadır.(2) Seanslarda belirli aralıklarla çeşitli modüller uygulanmaktadır. Grupta en çok gündeme gelen konular, stigma, iş başvuruları ile ilgili güçlükler, ilaç yan etkileri, ilaç uyumsuzluğu olarak özetlenebilir. Sonuç: 15 yıldır yürütülen grup terapilerinin hastalardan alınan geri bildirimler de göz önüne alındığında grup yaşantısının hastaların anlamlı sosyal ilişki kurması, grup dışı paylaşımları cesaretlendirmesi, yalnızlık ve çaresizlik hissini gidermesi, farmakolojik tedavinin yanı sıra destekleyici olması açısından katkı sağladığı söylenebilir. Kaynaklar: 1-Heinssen RK, Liberman RP, Kopelowicz A: Psychosocial skills training for schizophrenia: lessons from the laboratory. Schizophr Bull 2000; 26:21-46. 2- A. Ucok, H. Atlı, Z. Çetinkaya, P.E. Kandemir: Şizofreni hastalarında bütüncül yaklaşımlı grup tedavisinin yaşam kalitesine etkisi. NP Arşivi 2002;39:113-118

PB 25
Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde Takibi Yapılan Ve Ruh Sağlığı Hastanesinde Yatarak Tedavi Gören Psikotik Bozukluk Tanılı Hastalarda İçselleştirilmiş Damgalanma: Bir Karşılaştırma Çalışması Onur Tankaya, Ayşe Gökçen Gönen, Mehmet Çevik Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi
Amaç: Ruhsal hastalıklarda damgalanma sık görülür, yaşam kalitesini bozar ve hastaların tedavi arayışlarında önemli bir engel oluşturur (1). Bu çalışmada Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde (SRSHH) yatarak tedavi gören ve aynı hastaneye bağlı olarak çalışan bir Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde (TRSM) takibi yapılan psikotik bozukluk tanılı hastalarda içselleştirilmiş damgalanmanın kıyaslanması amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın örneklem grubunu SRSHH’de yatarak tedavi gören ve TRSM’de takibi yapılan toplam 43 psikotik bozukluk tanılı hasta oluşturmuştur. 18-65 yaş aralığındaki hastaların alındığı çalışmada TRSM’den 22, SRSHH’den 21 katılımcıya Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması (RHİDÖ) ve sosyodemografik veri formu uygulanmıştır (2). Bulgular: TRSM ve SRSHH grupları arasında yaş ortalaması ve eğitim süresi açısından anlamlı farklılık yoktu [yaş için sırasıyla (n=22) 35,22±6,52 yıl ve (n=21) 37,90±12,11 yıl], (eğitim süresi için sırasıyla 8,6±3,3 yıl ve 8,1±3,4 yıl). TRSM’de takibi yapılan hastaların ortalama hastalık süresi ise anlamlı olarak daha uzundu (sırasıyla 14,5±6,2 ve 9,4±9,5, p<.05). Yabancılaşma, kalıp önyargıların onaylanması, algılanan ayrımcılık, sosyal geri çekilme, damgalanmaya karşı direnç alt ölçek puanları ve toplam ölçek puanları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Modern psikiyatrik yaklaşımların ve hastaların psikiyatri hastaneleri dışında toplum içinde tedavi edilmelerinin hedeflerinden biri de damgalanmanın azaltılmasıdır (3). Çeşitli araştırmalarda toplumsal yaklaşımların damgalanmayı azalttığı yönünde bulgular bildirilmişse de tam tersini destekleyen bulgular da bildirilmiştir (3). Bizim çalışmamızda da TRSM’de takip ve tedavisi yapılan hastalarla hastanede yatarak tedavi gören hastaların içselleştirilmiş damgalanma hisleri açısından fark bulunmamıştır. Buna karşın TRSM’de takibi yapılan kadın hastaların erkeklerden daha fazla içselleştirilmiş damgalanma yaşadıkları saptanmıştır. TRSM’de damgalanma karşıtı çalışmalar daha aktif bir şekilde sürdürülmelidir. Kaynaklar 1. Çam O, Çuhadar D. Ruhsal Hastalığa Sahip Bireylerde Damgalama Süreci ve İçselleştirilmiş Damgalama. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2011;2(3):136-140. 2. Ritsher JB, Otilingam PG, Grajales M (2003) Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. Psychiatry Res, 121: 31-49. 3. Angermeyer MC, Link BG, Majcher-Angermeyer A. Stigma perceived by patients attending modern treatment settings. Some unanticipated effects of community psychiatry reforms. J Nerv Ment Dis. 1987 Jan;175(1):4-11.

PB 26
Atipik Antipsikotiklerle Tedavi Gören Şizofrenili Hastalarda Cinsel İşlev Bozuklukları Çiçek Hocaoğlu*, Fatmagül H. Çelik**, Gökhan Kandemir**, Hülya Güveli***, Bülent Bahçeci* *Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği *** İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü
Amaç: Yeni nesil antipsikotik ilaçların keşfi ve şizofreni tedavisinde kullanılmaya başlanması ile hasta işlevselliği ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileriyle 90’lı yıllardan itibaren şizofreninin tedavisi önceki yıllara göre farklı bir boyut kazanmıştır. Ancak 2.kuşak antipsikotikler birçok üstünlüklerine karşın, özellikle uzun dönemde prolaktin arştı ve cinsel yaşamı olumsuz olarak etkilemeleri son yıllarda dikkat çekicidir. Ayrıca şizofrenili hastaların cinsel yaşam ile ilgili konular muayene sırasında çoğunlukla sorgulanmamakta ya da hasta tarafından dile getirilmemektedir. Biz de bu amaçla atipik antipsikotik tedavisi alan şizofrenili hastalarda cinsel yaşamları ile ilgili durumu anlamaya ve mevcut literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 2011 ve 2012 yıllarında hastanemiz Psikiyatri Polikliniğinde DSM-IV-TR'ye göre şizofrenik bozukluk tanısı ile izlenen hastalardan evli veya aktif cinsel yaşantısı olan; 18-65 yaş arası, en az 3 ay boyunca aynı antipsikotik ilacı (monoterapi) uygun dozda kullanan; ölçekleri doldurabilecek işlevselliği ve eğitim düzeyi olan ve çalışma için bilgilendirilmiş onay formunu imzalayan hastalar arasından seçilen olgular dâhil edildi. Herhangi bir fiziksel hastalığı olanlar, cinsel bozukluğa neden olabilecek başka herhangi bir ilaç kullanımı (antidepresan, antihipertansif, antidiyabetik vs) olanlar; alkol ve/veya madde kullanım bozukluğu olanlar çalışma dışı bırakıldı. Kontrol grubu, çalışmanın amacı ve gerekçesi hakkında bilgi verildikten sonra çalışmaya katılmaya gönüllü olan, geçmişte ve halen psikiyatrik hastalık, tıbbi hastalık ile tedavi görme öyküsü olmayan, heteroseksüel ilişkiye girebileceği bir partneri olup, cinsel yaşantısını etkileyebilecek ürojinekolojik patolojik bulgusu olmayan hastanede çalışan personel veya hasta refakatçisi olan kişiler arasından ve hasta grubundaki kişilere yaş, cinsiyet ve medeni durum açısından benzer özelliklere sahip olan kişilerden oluşturuldu. Tüm olgulara araştırmacılar tarafından hazırlanan, hastanın sosyodemografik özelliklerinin (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni hali, meslek, yaşadığı yer ), hastalığı ile ilgili soruların (hastalık süresi, tedavi süresi, kullanılan ilaçlar) yeraldığı sosyodemografik veri formu, DSM-IV eksen 1 tanı ölçütlerine göre hazırlanmış yapılandırılmış bir klinik görüşme formu olan SCID-1 ve Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği kadın ve erkek formu uygulandı. Bulgular: 101 hasta ve 89 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilen 101 şizofrenili olgunun %37.6’sı (38) kadın, %62.4’ü (63) erkekti. Hasta grubunun yaş dağılımı 19-62 yaş ve ortalama yaşı 39+ 10.2 idi. Olguların hastalık süresi 2 ve 37 yılları arasında değişmekte olup, ortalama hastalık süresi 15,68±9.52 yıldı. Hastaların %86.1’ i düzenli olarak antipsikotik ilaç tedavisi almaktaydı. Hastaların SAPS puan ortalaması 38.80±24.56 iken SANS puan ortalaması 49.49±26.32 idi. Her iki grubun ACYÖ puanları karşılaştırıldığında hasta grubunda cinsel istek azlığı, cinsel açıdan uyarılma güçlüğü, cinsel uyarılmanın sürdürülmesinde güçlük, orgazm güçlüğü ve orgazmın yeterince tatmin edici olmadığı saptanmıştır.

PB 27
Paliperidon Er’nin Yakın Zamanda Tanı Konmuş Şizofreni Hastalarının İlaç Tedavisine Yönelik Öznel Tutum Ve Düşünceleri Üzerine Etkileri: İlaç Tutum Envanteri-10 (Daı-10) İle Değerlendirme Ozan Pazvantoğlu(1), Ömer Böke(1), Alp Üçok(2), Mustafa Bilici(3), Meram Can Saka(4), Ahmet Ayer(5), Haldun Soygür(6), Selçuk Kırlı(7), Özmen Metin(8), Şükrü Uğuz(9) (1)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (3)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD
Amaç: Bu çalışmanın amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl), son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın ve ilaç güvenliliğinin araştırılmasıdır. Bu bildiride paliperidon ER’nin hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri üzerine etkileri sunulmuştur. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya alınan hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşünceleri "İlaca-Karşı-Tutum-Envanteri-10 (Drug- Attitude-Inventory; DAI-10)" ile bir yıl süresince dört kez değerlendirilmiştir. DAI-10 ölçeği hastaların 'doğru' veya 'yanlış' seçeneklerini seçtikleri ve toplam skorun -10 ile +10 arasında değiştiği bir ölçektir. Pozitif ve negatif skorlar, sırasıyla, ilaca karşı olumlu ve olumsuz tutum ve düşünceleri yansıtır. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. Analizlere ise en az iki vizite gelen hastalar dahil edilmiştir (ITT popülasyonu; n=62). Hastaların %76’sı erkek, ortalama yaş 27.9±8.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. Hastaların 46’sı (%74.2) kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı, 16 (%25.8) hasta ise çalışmaya alındıkları sırada herhangi bir antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı. Hastaların çalışmanın başlangıcındaki DAI-10 skoru ortalaması 3.84±4.42 idi. DAI-10 skoru 3’üncü aydan itibaren başlangıca göre anlamlı düzeyde yükselmiş ve 6’ncı ayda 2.51 (%95GA: 1.00―4.03) puan artışla 6.46±3.71, 9’uncu ayda 2.64 (%95GA: 1.06―4.23) puan artışal 7.16±2.86 ve 12’nci ayda 1.64 (% 95GA: -0.15―3.44) puan artışla 6.71±12.5 puana ulaşmıştır. DAI-10 skorundaki değişim erkek vs. kadın hastalar arasında, başka ilaçtan paliperidona geçen vs. ilaç kullanmazken paliperidona başlayan hastalar arasında ve paranoid vs. diğer tip hastalar arasında farklı bulunmamıştır. Sonuçlar: Bu çalışmada, yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların ilaç tedavisine yönelik öznel tutum ve düşüncelerinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.

4±12. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların semptomlarında ve işlevselliğinde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. Hastalar 12 aylık süre boyunca 3 ayda bir izlenmiştir.4 (%95GA: 8. Haldun Soygür(5).7±27. 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 13. Psikiyatri AD (3)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.1±12. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi. n=62).2±11. Başlangıçta 82.7 (%95GA: 17. Özmen Metin(8). Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir. Hastalara ortalama 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır.9±8. Bu iyileşmeler 3’üncü ay itibariyle başlamış ve 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.8 olan toplam PANSS puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde azalmış ve 12’nci ayda 25.4 olan GAF puanı 3’üncü aydan itibaren anlamlı ölçüde yükselmiş ve 12’nci ayda 15.5―33.6 olan PSP puanı. Mustafa Bilici(1).8 olarak gerçekleşmiştir.6―19. negatif sendrom altölçeği için %33. birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş (ilk epizoddan/hastaneye yatıştan sonra <3 yıl). Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek çalışmaya alındı. Meram Can Saka(3).5 puana ulaşmıştır.8) puan artışla 62. Selçuk Kırlı(7). Tedaviye yanıt asıl olarak PSP ve ayrıca GAF ve PANSS ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Psikiyatri AD (4)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (5)Dr.3 ve genel psikopatoloji altölçeği puanı için %23. Yüzde azalma miktarı %29. Psikiyatri AD Amaç: Bu bildiride.6’ya kadar yükselmiştir.4±12. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT-LOCF popülasyonu. Ömer Böke(6). Gaf Ve Panss İle Etkinlik Değerlendirilmesi Hüseyin Güleç(1). Başlangıçta 50.0±20.7±20. Alp Üçok(2). kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Psikiyatri Kliniği (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ahmet Ayer(4).7.7 olarak gerçekleşmiştir. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan çok-merkezli bir klinik çalışmanın sonuçları sunulmuştur.PB 28 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı AçıkEtiketli. Onikinci ayda yüzde azalma miktarı pozitif sendrom altölçeği için %29.7) puan artışla 65.3±30. Hastaların %76’sı erkek.9) puan azalarak 53. . Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi.2±24. Şükrü Uğuz(9) (1)Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi.8 iken. PSP puanı 70’in üzerinde olanların oranı başlangıçta sadece %4. Tek-Kollu. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi.7 (%95GA: 7.1 puana ulaşmıştır. Başlangıçta 45.9―21. çalışma süresince giderek artmış ve 12’nci ayda %28. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Psp.4±12.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. ortalama yaş 27.6 puana gerilemiştir.

PB 29 Yatarak Tedavi Gören İlk Atak Psikotik Çocuk Ve Ergenlerde Rutin Laboratuar. görüntüleme. Yöntem: Bu çalışmada. 16qh+. 3 hastada ise Kabakulak IgM pozitif bulunmuştur. tiroid fonksiyon testleri. Anti Tiroglobulin antikorlarının değerlendirilmesi ve karyotip istenmesi önerilmektedir. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Amaç: İlk atak psikozlarda ayırıcı tanı açısından fizik muayene ve nörolojik muayenenin yanı sıra laboratuar. bir hastada steroid tedavisine başlanmış. Ancak. 2 hastada Anti TPO pozitifliği saptanmıştır. 12 tanesinde ise şizofreni benzeri akut psikotik bozukluklar düşünülmüştür. . Literatürde her olgu için temel biyokimya ve hemogram ile sedimentasyon tetkiklerinin yanı sıra. Genetik Ve EEG Değerlendirme Sonuçları Özgür Öner. yatarak tedavi gören 22 çocuk ve ergen (13 erkek. 4 tanesinde akut geçici psikotik bozukluklar. 4 hastanın beyin MRG’sinde patoloji saptanırken 5 hastada kromozomal farklılıklar (15 pstk+. Anti Tiroid Peroksidaz (TPO). Anti Nükleer Antikor (ANA). amonyak. diğer bir hastada ensefalit olabileceği düşünülmüş. Tartışma: İlk atak psikotik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde yapılması önerilen rutin değerlendirmelerde özellikle beyin görüntülemesi ve genetik analizlerde pozitif sonuçlara ulaşılabilmektedir. genetik ve elektrofizyolojik tetkiklerin önemli bir yeri bulunmaktadır. 1qh+) bulunmuştur. HSV Tip1 Ig G ve M. Anti Glutamik Asit Dekarboksilaz (GAD). beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG). diğer pozitif bulgular ise izlemde ilgili branş uzmanları tarafından anlamlı bulunmamıştır. seruloplazmin. Kabakulak Ig G ve M. Sonuçlar: Hastaların 6 tanesinde ilk atak psikotik belirtiler affektif psikoz. 15pss. Pınar Öner. 3 hastada HSV Tip1 IgM. yaş Aralığı 10-18) ilk atak psikoz vakasının yukarıda belirtilen parametrelerdeki rutin değerlendirme sonuçları özetlenmiştir. ekip çalışmalarına daha fazla özen gösterilmesi gereklidir. Gerek psikiyatri uzmanlarının gerekse konsültan hekimlerin daha geniş bir yorumlama becerisine ulaşabilmesi için.ps+. Emine Taşyürek. 9 kız. 3 hastada EEG anomalisi saptanırken 1 hastada ANA. elektroensefalogram (EEG).15cenh+. bu bulguların değerlendirmesinde ve yorumlanmasında sorunlar yaşanmaktadır. 14pss. Esra Çöp Dr Sami Ulus EAH. Görüntüleme. Anti-ds DNA. Yapılan konsültasyonlar sonucunda bir hastada immun vaskülit olabileceği.

içgörü ile ilişkili bulundu. • Freudenreich. D.. 2003). Evins.G. Otilingam. Şilay Sevilmiş*. düşük benlik saygısı. . Tartışma: Bu çalışmada hastalardaki içselleştirilmiş damgalanma eğiliminin hastanın tedavi işbirliği geliştirmesini olumsuz etkilediği saptandı. Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ). (2004). İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Formu ve İlaç Uyum Ölçeği (İUÖ) uygulanmıştır. İUÖ toplam puanı ile negatif yönde bir ilişki saptandı. hastaların ilaç almamalarına yol açıyor olabilir ve bu da hastalardaki klinik belirtilerin düzelmesini ve iyileşmenin sağlanmasını engelliyor olabilir (Ritsher ve ark. Cather. PANSS pozitif belirtiler ve PANSS genel psikopatoloji alt ölçekler toplam puanı arasında ile pozitif yönde. Journal of Clinical Psychiatry. (2010) Insight in Schizophrenia: A Review. 1372–1376. 31 –49. (2003). P. M. • Ritsher.356–361. 65. 121. Berna Yalınçetin*. Psychiatry Research. gerektiğinde psikoeğitim tedavinin ilaç tedavisine eklenmesi gerekmektedir (Baier. şizofreni hastalarının içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin ve içselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum ve diğer klinik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. 12. Özge Kutay*.. Henderson. M.C.. İUÖ.PB 30 Şizofreni Hastalarında İçselleştirilmiş Damgalanmanın Tedavi İşbirliğine Etkisi Elif Yıldırım*. J.E. Berna Binnur Akdede**. D. Tedavisiz geçen psikoz süresi uzun olan ve intihar girişimi öyküsü olan hastaların daha yüksek RHİDÖ puanları aldığı görüldü. A. utanç toplumsal ve mesleksel işlevsizlik ve sosyal geri çekilme yaşamasına neden olur. Bu nedenle şizofreni tedavisinde hastalardaki içselleştirilmiş damgalamanın değerlendirilmesi. & Grajales.C. Attitudes of schizophrenia outpatients towards psychiatric medications: relationship to clinical variables and insight. Bunlara ek olarak damgalanma. Esra Aydınlı*. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar Polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş 46 şizofreni hastası çalışmaya alındı. C.B. Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi. Kaynakça: • Baier. 2010). Tıp Fakültesi. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi. Bu çalışmada. O.. Internalized stigma of mental illness: psychometric properties of a new measure. & Goff. hastaların psikiyatrik ve psikososyal tedaviye yönelimini ve tedaviyi sürdürümünü olumsuz yönde etkiler (Freudenreich ve ark. Bulgular: RHİDÖ toplam puanı ile PANSS toplam puanı. Psikiyatri AD Amaç: İçselleştirilmiş damgalanma şizofreni hastalarının değersizlik duygusu. İçselleştirilmiş damgalanma. Hastalara Pozitif Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS). 2004). Current Psychiatry Reports.

. Mehmet Koçer*. farklı reseptör profilleri nedeniyle tip 2 diabet. hiperglisemi ve kilo alımında artış gibi metabolik değişikliklere neden olduğu bilinmektedir. ilaç kullanımının metabolik yan etkilerini gözlemlemek amaçlanmıştır. Ali Emrah Bilgen*. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası kan lipid profili. antipsikotik tedavinin metabolik değerler açısından herhangi bir değişiklik yapmadığı görülmüştür. Yöntem: 2011-2012 mayıs tarihleri arasında GATF Psikiyatri kliniğinde yatırılarak tedavi gören DSM-IV tanı kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı almış 49 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. Selma Bozkurt Zincir*. Hastaların tedavi öncesi ve tedaviye başladıktan 8 hafta sonra kan lipid profilleri ile karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri değerlendirildi. karaciğer ve böbrek fonksiyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. 7’si haloperidol kullanmaktaydı. 15’i risperidon. Sonuç: Çalışmamızda atipik antipisikotik kullanmakta olan hastaların 2 aylık takipleri sonucunda. Tartışma: Atipik antipsikotiklerin. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların 16’sı olanzapin. Yapılmış çalışmalarda takiplerin 6 ay veya 1 yıl gibi uzun süreli olduğu durumda veya yeni atipik antipsikotik başlanan hastalarda 1 ay gibi kısa süreli takiplerde bu değerlerin değiştiği görülmektedir. 6’sı ketiyapin.PB 31 İlk Atak Psikotik Bozukluk Tanısı Alan Hastalarda Antipsikotik Kullanımının Metabolik Parametreler Üzerine Etkisi Serkan Zincir*. Kullanılan antipsikotik ilaca göre de anlamlı bir fark yoktu. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Amaç: Çalışmamızda antipsikotik tedavi alan ilk atak psikotik bozukluk tanısı alan hastalarda. Murat Erdem* * GATF Psikiyatri AD. 5’i aripiprazol.

S27 için: yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %52. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %67.6(n=16) olumsuz iken. doğduğu yer.2 (n=82) olumlu tutum bildirilmiştir. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %37. S16 için. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi.9 (n=94) olumsuz tutum belirtilmiştir.2 (n=12) olumlu iken. (P=0. . (P=0. (P=0. sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %81. Psikiyatri AD Giriş / Amaç: Tutum. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %8. Bulgular: S8:Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. medeni durum.0 (n=56) olumlu.6 (n=2) olumlu iken.3 (n=7) olumlu yanıt bildirilmiştir. (P=0.4 (n=5) olumsuz tutum bildirilmişken kendisinde ruhsal problem bulunmayanlarda %25. S8 için. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip.8 (n=23.test uygulanmıştır.019) S32: Şizofreni doğuştan gelen bir hastalıktır. ilerleyen dönemlerde aynı öğrencilerin teorik eğitim aldıktan sonraki.8 (n=11) olumsuz tutum bildirilmiştir.) olumsuz. Bu çalışmada. Burak Uykur. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %85. ruhsal problemi olmayanlarda %73.020) S16 için: Yakınlarında ruhsal problem olanlarda %26. tıp eğitimi sürecinde öğrencilerin şizofreniye karşı tutumlarının ve ilerleyen süreçte tutumlarındaki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır.4 (n=17) olumsuz iken. Yöntem: CBU Tıp Fakültesi 2. Duygu Kuzu. düşük olanlarda ise %40.4 (n=82) olumsuz tutum bildirilmiştir.0 (n=6) olumsuz tutum bildirmiştir.9 (n=10) olumlu tutum bildirilmiştir.028) S8 için. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %69.6 (n=74) olumlu tutum bildirilmiştir.1 (n=6) olumlu iken.0 (n=2) olumsuz iken. orta olanlarda %28. Ruhsal bozukluğu olan bireylerin kabul görmeleri veya dışlanmaları toplumun özellikle de sağlık çalışanlarının tutumları ile doğrudan ilişkilidir. Yine yakınlarında ruhsal problemi olanlarda %34. (P=0.9 (n=29) olumsuz tutum bildirilmiştir.7 (n=17) olumlu tutum belirtilmiştir. Kendisinde ruhsal problem olanlarda %71. olumlu ya da olumsuz tepkide bulunma eğilimidir. kendisinde ya da yakınında ruhsal problemi olması şizofreni karşı tutum oluşturmada etkili olmuştur. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %79.PB 32 Tıp Fakültesi İkinci Sınıf Öğrencilerinin Şizofreniye Karşı Tutumlarının Değerlendirilmesi Cengiz Cengisiz. Bu bildiride çalışmaya ait ilk veriler sunulmaktadır. psikiyatri stajı sonrası ve meslek hayatına başlarken olan tutumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik nesneye karşı öğrenilmiş. Yine kendisinde ruhsal ruhsal problem olanlarda %25.5 (n=5) olumsuz iken. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %83.5 (n=5) olumsuz iken. (P=0. yakınlarında ruhsal problem olmayanlarda %7. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda %18. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t. kendisinde ruhsal problem olmayanlarda %15.6 (n=73) olumsuz tutum bildirilmiştir. cinsiyet. yakınlarında ruhsal problemi olmayanlarda %11. kendisinde ruhsal problemi olanlarda %28. Zeliha Yaşa.0 (n=6) olumlu iken.5 (n=22) olumlu.019) S16:Şizofren bir kişiyle evlenebilirim.026) S27: şizofreni psikoterapi ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. S32 için: kendisinde ruhsal problemi olanlarda %75. Yine kendisinde ruhsal problem olanlarda %62.001) Sonuç: Araştırmamıza göre şizofreniye karşı olumsuz tutum geliştirmede yaş. orta olanlarda %70. Sosyoekonomik düzey. Sınıf öğrencileri arasında gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu ve Şizofreni hastalarına karşı tutum envanteri uygulanmıştır.5 (n=3) olumlu iken.0 (n=4) olumlu tutum bildirmiştir. büyüdüğü yer ve anne-baba eğitim düzeyi faktörleri etkisizdir. Düşük olanlarda ise %60.

Bulgular: Şizofreni hastalarının DEZİTÖ toplam puanlarının klinik belirtilerden varsanı.PB 33 Şizofrenide Zihin Teorisi Bozukluğunun Empati Ve İçgörü Yeteneği İle İlişkisi Banu Değirmencioğlu*. Köksal Alptekin** * Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilimler AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Amaç: Zihin teorisi (ZT) sosyal-bilişle ilgili bir işlevdir. dolayısıyla kendisinin ve diğerlerinin hem zihinsel hem duygusal perspektiflerinin faklı olabileceği anlayışını geliştirememekte olabilirler. duygulanımda küntlük ve suçluluk duygularıyla anlamlı derecede ilişkili olduğu saptandı. . 1079:25-35.7 kat daha yüksek düzeyde öngörmekte olduğu görüldü. İçgörü. ZT’nin içgörü yeteneğini yordadığı görüşünü(1) destekler niteliktedir.. Kaynaklar 1. Veznedaroğlu B. 2007. 2006. Brain Research. hastalığın ve sosyal sonuçlarının farkındalığı ve pozitif belirtilerin farkındalığı ile ilişkili olduğu bulundu. Nur Erdil*. Anahtar Sözcükler: Şizofreni... Bulgu. bu belirtilerin olmadığı hastalara oranla ZT bozulmasını 2. Aynı zamanda ZT bozukluğunun. sosyal ve tedavi sonuçlarına yönelik farkındalığı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. içgörü yetersizlikleri nedeniyle kişisel deneyimlerini fark edememekte. Şizofreni hastalarında ZT bozuklukları birçok çalışmada gösterilmiştir ve hastalardaki psikososyal işlev bozukluğu ile doğrudan ilişkilidir. Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ)-A Formu. hastaların empati becerileriyle. Adolphs R. Çalışmaya alınan şizofreni hastalarında özellikle duygulanımda küntleşmenin varlığının. hastalığa ve tedaviye yönelik içgörü yetenekleriyle doğrudan ilişkili olduğu saptandı. Yöntem: Çalışma DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısını karşılayan 89 hastadan oluşan bir örneklem üzerinde gerçekleştirildi. Bu çalışmada şizofrenide ZT bozukluğunun hastaların empati yeteneği ve hastalığın belirtileri. Şehitoğlu G. Bora E. Hastalar. varsanı belirtileri de olan hastaların daha şiddetli ZT bozukluğu gösterdiği saptandı. Zihin Teorisi. Empati. Atabay İ.. Ayrıca. Theory of mind and unawareness of illness in schizophrenia : Is poor insight a mentalizing deficit? Eur. 2. How do we know the minds of others? Domain-specificity. Psych Clin Neurosci. simulation and enactive social cognition. benliğin diğer kişilerin algılanmasında bilişsel bir filtre olarak görev yaptığı. Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZİTÖ). Duygulanımda küntleşmenin yanı sıra. Hastaların empati becerileri de yetersizdi. Şizofrenide ZT bozukluğunun empati ve içgörü yetenekleriyle ilişkilerini inceleyen az sayıda çalışma bulunmaktadır. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (AHİÖ) uygulandı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. kişisel deneyimlerin başkalarının zihinsel-duygusal durumlarını anlayabilmek için kullanıldığı görüşünü(2) kuvvetlendirmektedir. Aslıer M. Arch. 257(2):104-111. Berna Binnur Akdede**. Pozitif ve Negatif Belirtiler Ölçeği (PANSS). Sonuç: Şizofreni hastalarında ZT bozukluğunun. hastaların empatik becerileri.

952. .000<0. EKT kararı alındıktan sonra.05) . elektrokonvülsif tedavinin (EKT) etkinliğinin ve yan etkilerinin iktal EEG bulgularıyla olan ilişkisini araştırmaktır. Bu iktal EEG parametreleri. Avrupa’da ve birçok gelişmekte olan ülkede oldukça sık kullanım alanı bulmaktadır. EKT eşik ortalaması düşük ve yüksek olan olgular arasında tedavi öncesi (TÖ) ve tedavi sonrası (TS) bakılan PANNS. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p> 0. prefrontal inhibisyon ile ilişkili olarak serebral kan akımında ve metabolizmasında azalma gibi EKT için etki mekanizmaları içermelidir. Buna göre postiktal supresyon ortalama süresi arttıkça BPRS puanı azalmaktaydı. Çalışmalarında depresyon hastalarında EKT tedavisi ile periiktal EEG parametrelerinde tek klinik iyileşme göstergesi postiktal supresyon olmuştur. Tartışma ve Sonuçlar: Sackeim ve ark hipotezine göre EKT deki nöbetin kendisi değil nöbete verilen postiktal süpresyon teröpotik olandır. literatürde en çok üzerinde durulan nöbet eşik değeri ortalaması. p=0. Bulgular: Postiktal supresyon ortalama süresi ile BPRS arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere yapılan korelasyon analizi sonucunda. tedavi öncesi ve sonrası PANSS. Selma Bozkurt Zincir *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Şizofreni tedavisinde ilk sıra tedavi olarak antipsikotik ilaçlar düşünülmektedir.2 düzeyinde negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=-0. EKT toplam nöbet süresi kısa ve uzun olan olgular BPRS ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermiyordu (p>0. akut alevlenme ve tedaviye dirençli 70 şizofreni hastası çalışmaya alınmış ve 61'i çalışmayı tamamlamıştır. EKT Eşik medyan değeri %37 kesme değer olarak değerlendirildi. CGI ile izlenmiş. Altında kalan değerler kısa EKT. Bizim çalışmamızda da şizofreni hastalarında paralel bulgular görülmüştür ve EKT nin bilişsel durum üzerine etkisine bakıldığında kısa dönemde anlamlı bir değişikliğe işaret edecek bir bulguya rastlanmamıştır. Yöntem ve Gereçler: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 6 ay içinde Psikoz servislerine yatışı yapılan ve EKT kararı alınan 18-65 yaş arası kadın ve erkek. postiktal supresyon. GAF ve FAB skoru açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0. EEG nöbet süresi ve postiktal süpresyon süresidir. Çalışmamızın amacı. CGI. Çalışmamızda. Toplam EKT toplam nöbet süresi medyan değeri 279 sn kesme değer olarak değerlendirildi. Ümit Başar Semiz. Böyleyken EKT. üstünde kalan değerler uzun EKT olarak değerlendirildi. EKT eşiği düşük ve yüksek olan olgular arasında BPRS ölçümleri açısından farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama EKT toplam seans süresi kısa ve uzun olan olgular arasında TÖ ve TS bakılan PANNS. tedavi öncesi ve sonrasında klinik özellikleri ile iktal EEG parametreleri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. CGI.05). Hastalık şiddeti girişteki ve her seans sonrası BPRS. kognitif durum ise FAB ( frontal değerlendirme bataryası) ile değerlendirilmiştir. puanlar arasında %95. üstünde kalan değerler yüksek eşik olarak değerlendirildi. Ancak sıklıkla tedavi uyuncu iyi olmamakta ve yeterli tedaviye rağmen bu hastaların neredeyse % 25'i antipsikotik ilaç tedavisine kısmi yanıt vermekte veya hiç yanıt vermemektedir. etkin bir tedavi olan EKT nin uygulanması sırasında tedavi etkinliğini ve yan etkilerini objektif olarak öngörebilmede bu iktal EEG parametrelerinin önemli olduğunu ve gelecek çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurgulamak istedik. Altında kalan değerler düşük eşik.PB 34 Elektrokonvülsif Tedavi Alan Şizofreni Hastalarında Eeg Değişikliklerinin Klinik Özellikler Ve Tedaviye Yanıtla İlişkisi Gülnihal Gökçe Şimşek. Etkin bir EKT. prefrontal yavaşlama. Bu alandaki çalışmaların hastaların klinik gidişine yol gösterici olması ve bilişsel yan etkileri en aza indirmek için alınacak önlemler açısından oldukça önemli bir yeri vardır.05).05). EKT’nin şizofrenideki terapötik etkinliğini ve tedaviye yanıtı belirleyen değişkenleri araştıran çalışmalar oldukça sınırlıdır.

Hastalara 6 mg/gün dozunda paliperidon ER tedavisi başlanmıştır. Düşük vücut kitle indeksi ve lipid değerleri olan şizofreni hastalarında yaşam kalitesi daha yüksektir. fiziksel toplam skor.8 (%95GA: 7. Başlangıçta 53. Meram Can Saka(4). ortalama yaş 27.3―13. Psikiyatri AD Amaç: Şizofreni tedavisi sırasında gözlenen metabolik sorunların yaşam kalitesi üzerine etkileri henüz tam olarak araştırılmamıştır.0 ve %56‘sı paranoid tipte idi. (2)İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi. son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen erişkin şizofreni hastaları alınmıştır.2―19. . n=62). Özmen Metin(8). vitalite. Psikiyatri AD (5)Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi (6)Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi. En az iki vizite gelen hastalar analize dahil edilmiştir (ITT popülasyonu.5 ve 12’nci ayda 12. Bu bildiride. Çok-Merkezli Faz Iv Çalışma: Sf-36 İle Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi Ersin Hatice Karslıoğlu(1). Alp Üçok(2). emosyonel roller ve ruhsal sağlık) benzer şekilde anlamlı iyileşmeler gerçekleşmiştir. birincil amacı yakın zamanda tanı konmuş ve son 3 aydır antipsikotik ilaç almayan veya bir başka antipsikotik ilaca geçmesi gerekli görülen şizofreni hastalarında paliperidon ER ile esnek dozlu tedaviye yanıtın araştırılması olan bir klinik çalışmanın yaşam kalitesi ile ilgili sonuçları sunulmuştur. Psikiyatri AD (3) Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (4)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.0. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yakın zamanda tanı konmuş. Ömer Böke(6). ruhsal toplam skor ve tüm altölçek skorlarında (fiziksel fonksiyonlar. Ahmet Ayer(5).0±17. SF-36 toplam skor. Mustafa Bilici(3). sosyal fonksiyonlar. Psikiyatri AD (9)Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. genel sağlık. Psikiyatri AD (7)Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. kalan 16 hasta ise çalışmaya alındıkları sırada antipsikotik ilaç kullanmıyorlardı (non-switch grubu).PB 35 Şizofreni Hastalarında Paliperidon Er İle Esnek Dozlu Tedaviye Yanıtın Ve Güvenliliğin Araştırıldığı Açık Etiketli.7) puan artışla 70.6) puan artışla 62. 6’ncı ayda 13. Hastalarda 12 ay boyunca 3 ayda bir SF-36 ölçeği uygulanmış ve vücut ağırlığı ölçümü yapılmış. Hastaların 46’sı çalışmaya alınma sırasında kullanmakta oldukları başka ilaçtan paliperidona geçilerek (switch grubu) çalışmaya alındı.5) puan artışla 67.0 olan SF-36 toplam skoru 3’üncü ayda 9. başlangıçta ve 12’nci ayda açlık kan şekeri ve lipid profili araştırılmıştır. Psikiyatri AD (8)Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi. Paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında ve fiziksel toplam skor. Selçuk Kırlı(7).9±8. Sonuçlar: Bu çalışmada yakın zamanda tanı almış şizofreni hastalarında paliperidon ER tedavisi ile hastaların yaşam kalitesi ile ilgili tüm bileşenlerde anlamlı düzeyde iyileşmeler gözlenmiştir. fiziksel fonksiyonlar skoru ve vücut ağrısı skoru ile vücut kitle indeksi ve lipid profili değerleri arasında negatif korelasyonlar saptanmıştır. Tek-Kollu. Bulgular: Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiştir.9 olmuştur.4 (%95GA: 5.5±15. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Şükrü Uğuz(9) (1)Dr.5 (%95GA: 5. Psikiyatri Kliniği. fiziksel roller.9±17. Hastaların %76’sı erkek. Haldun Soygür(1). vücut ağrısı.9±16. Bu iyileşmeler paranoid hastalar dahil tüm hasta gruplarında 12 aylık tedavi boyunca artarak devam etmiştir.1―20.

Mehmet Ak**. Amaç: Atipik antipsikotikler. serotonerjik antagonizm ile bu nöropeptilerin plazma seviyelerini değiştirebileceği hipotezine bağlı olarak. bu nedenle de kilo alımına ve leptin seviyelerinde artışa neden olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada. şizofreni tedavisinde başarı göstermelerine rağmen. . ilaç tedavisiyle değişiklik göstermemiştir. Levent Sütçigil**. Yöntem: İnsan ve sıçanlarda plazma nörohormon konsantrasyonları enzim bağlı immünosorbent assay (ELISA) ile. çeşitli yan etkiler göstermektedir. alfa melanosit stimule eden hormon (α-MSH) ve kokain ve amfetamin ile regüle edilen transkript (CART)) ve leptinin.PB 37 Atipik Antipsikotik Risperidon Tedavisinde İştah Kontrolünde Rol Alan Hipotalamik Nöropeptitlerin Seviyelerinin İncelenmesi Canan Kurşungöz*. fakat beklenmedik bir şekilde CART mRNA seviyelerinin düştüğünü. α-MSH ve CART seviyeleri tedaviden önce düşük olup. hipotalamik nöropeptiler/horomonların (nöropeptit Y (NPY). Bununla birlikte. en önemlisi kilo alımı olmak üzere. Tartışma ve Sonuçlar: Sonuç olarak. uzun dönem kullanımlarında. AgRP ve NPY mRNA ekspresyonlarının ve plazma seviyelerini azaldığını. ilacın kilo alımına neden olabileceği düşünülmektedir. Bu aday genlerin mRNA ekspresyon seviyelerinin belirlenmesi için erkek Wistar sıçanlara 4 hafta oral yoldan risperidon verilmiştir. gen ekspresyon seviyelerindeki değişimler ise kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksyionu (qRTPCR) ile ölçülmüştür. Risperidonun. NPY. Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. POMC. Bulgular: Risperidon tedavisi gören hastalarda kontrole göre plazma leptin seviyeleri artmış ve kilo aldıkları gözlemlenmiştir. iştah düzenlenmesinde rol alan. risperidonun kısa dönem kullanımda dahi POMC nöronları üzerindeki serotonerjik antagonizmi ile iştahta artışa. Tülin Yanık* *Orta Doğu Teknik Üniversitesi **Gülhane Askeri Tıp Akademisi. serotonerjik antagonist olan atipik antipsikotik risperidon ile 4 hafta tedavi edilen erkek şizofren hastalardaki plazma seviyeleri incelendi. Sıçanlarla yapılan çalışma. plazma seviyelerinin ise arttığını göstermiştir.

Bostancı M.9) arasındaki farkın önemli olmadığını bulduk (χ2=0. Oğuzhanoğlu NK. n=250) ve erkek (%30.9. BDÖ’ne göre kesme puanı 17 olarak alındığında.204.Özdel L. Kadın (%29. p=0. Eğitim süreleri açısından karşılaştırıldığında 2 yıllık okullardaki depresyon oranı %36 iken 4 yıllık okullarda depresyon oranı %26. Yöntem ve Gereçler: Kafkas Üniversitesi’ne bağlı 5 fakülte ve 8 yüksek okulda eğitim alan 2556 birinci sınıf öğrencisinin 2168’i (% 84. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002. n=396) öğrenciler arasında depresyon açısından fark bulunmadı (χ2=0. Bulgular: Öğrencilerin BDÖ puanları 0 ile 62 arasında değişmekte olup ortalaması 13. . Hatalı olanlar çıkarıldıktan sonra 2118’i değerlendirmeye alınmıştır. 204.50±8.001). Kaynak: 1. Ama üniversite öğrencilerinde depresyon oranı genel toplum ortalamasından daha yüksektir.8) katılmıştır. Birinci öğretim de depresyon oranı %29. Deneklerin doğum aylarıyla ve doğum mevsimi ile depresyon oranları arasında ilişki olmadığını bulduk.5 (n=646) olarak bulundu.1idi (p<0.PB 40 Üniversite Öğrencilerinde Depresyon Prevalansı Doğum Mevsimi Ve Diğer Faktörlerle İlişkisi Yüksel Kıvrak.5 olarak bulduk. Özdel O. Üniversite öğrencilerinde depresif belirtiler ve sosyodemografik özelliklerle ilişkisi. Öğretim türü açısından bakıldığında gündüz eğitim gören birinci ve gece eğitim gören ikinci öğretim türlerinin öğrencilerin depresyonunu etkilemediğini bulduk.05).0 olarak tesbit edildi (p>0. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Anket Formu ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. p=0.9.05). Tartışma ve Sonuç: Biz üniversite öğrencilerinde depresyon oranını %30. 651). depresyon yaygınlığı % 30.3(3):155–161. Üniversite öğrencilerinde depresyonu ve onun özelliklerini değerlendirmek önemli sağlık araştırma konusudur(1). Doğduğu aylara göre dört gruba ayrıldığında depresyon açısından gruplar arasında depresyon açısından fark görülmedi.651).047 idi. Çalışmamızda kadınlardaki depresyon oranı (%29.9) ile erkeklerdeki depresyon oranı (%30. Örneklemin yaş ortalaması ile BDÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0.6 iken ikinci öğretimde %32. Emrullah Sevim Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Pek çok insan kolej yıllarının hayatlarının en iyi yılları olduğuna inanır.

1’e düşmüş. Yöntem: CBU Tip Fakultesi 2. Ruhsal hastalıklara yönelik olumsuz tutumları azaltmaya yönelik klasik eğitimlerin dışında yeni bir takım yöntemlerden de faydalanılabilir. Cengiz Cengisiz. Duygu Kuzu. Zeliha Yaşa.5 saat süren sizofreni hastalariyla birlikte katılacaklari bir etkilesim grubu uygulamasi yapılmıştır.(p<0. onların toplumdan dışlanmasına kadar giden davranış bütünüdür. yabancılaştırma yoluna gider. Çalışmaya katılan öğrencilerin 11 tanesi her dört oturuma da katılarak. . ‘’Birebir etkileşim grupları’’ bu yöntemlerden biri olabilir. Elde edilen veriler SPSS-17 ile analiz edilip. Bu çalışmanın amacı.(p < 0. hastalarla birebir temasın sağlandığı etkileşim grubununşizofreni hastalarına yönelik tutumlar üzerindeki etkisini değerlendirmektir.6’dan (n=3)%30’a düşmüş.05) Soru 8: Şizofreni bir ruhsal zayıflık halidir. etkileşim grubundaki öğrencilerin bütün tutumları olumlu yönde değişme eğilimindedir. Bu çalışma bulgularına göre ‘’Şizofren bir kişiyle evlenebilirim’’ sorusu dışında. Bu alanda daha büyük örneklemlerle yapılacak karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.(2). Damgalama bazı hasta gruplarına karşı toplumun tavır alması.05) Soru 14: Şizofrenili hastalar toplum içinde serbest dolaşmamalıdır. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=10)%52. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=8)%42. Bulgular: Etkileşim grubuna katılmaya 19 öğrenci gönüllü olmuştur.(p <0. Bütün ruhsal hastalıklar arasında damgalamadan en fazla etkilenen grup şizofreni hastalarıdır.PB 41 Şizofrenide Damgalama İle Mücadelede Birebir Etkileşim Grubunun Şizofreni Hastalarına Yönelik Tutumlar Üzerindeki Etkisinin Değerlendirilmesi Burak Uykur. Ayşen Esen Danacı Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Eğitim Araştırma Hastanesi.6’dan (n=0)%0’a düşmüş. Sinif öğrencileri arasinda gönüllü olan herkese Sosyodemografik veri formu.1’den (n=1)%10’a düşmüş. Soru 3: Ahmet Bey’(Şizofreni belirtileri gösteren bir olgu)’in bu durumu kişilik yapısının zayıflığından kaynaklanmaktadır. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=12)%66. verilerin analizinde oransal değerler için ki-kare sayısal değerler için t. Sizofreni hastalarina karsi tutum envanteri uygulanmıştır. (p < 0.05) Soru 18: Bir Şizofrenle ev arkadaşı olmam. Tıp öğrencilerinin tutumlarının belirlendiği çalışmalarda psikiyatri eğitimi almış olmanın şizofreni hastalarının toplum içindeki yaşamı ile ilgili olumsuz tutumları değiştirmediği saptanmış. hala reddedici ve dışlayıcı olduğunu göstermiştir. 4 oturumun tamamlanmasından sonra etkileşim grubunun etkisini değerlendirmek amacıyla aynı ölçekler tekrar uygulanmış ve etkileşim grubu öncesi ve sonrasında öğrencilerin şizofreni hastalarına yönelik tutumları karşılaştırılmıştır. Gönüllü olan öğrencilere 4 oturumdan oluşan 15 günde bir toplanan 1.test uygulanmıştır. Psikiyatri Kliniği Giriş / Amaç: Birey yâda toplum kendisini ürküten rahatsız eden bir durum ile karşılaştığında sıklıkla onu kendisinden dışlayıp. Etkileşim grubu öncesi bu soruya katılıyorum veya kısmen katılıyorum diyenler (n=11)%57.9’dan (n=1)%11. etkileşim grubunu tamamlamıştır.05) Tartışma: Yapılan araştırmalar öğrencilerin ve kurumlarda çalışan sağlık profesyonellerinin psikiyatri hastalarına ve hastalıklarına yönelik tutumun son 10 yılda değişiklik göstermediğini.

1’inin adli öyküsü olup suisid girişimi. şiddet öyküsü. Tartışma ve Sonuçlar: Psikotik bozukluklar gibi kronik ve bireyin işlevselliğini belirgin ölçüde bozan hastalıkların sadece psikofarmakolojik yaklaşımlarla çözülemeyecek güçlükleri bireyin yaşamına taşıdığı bir gerçektir.02 yıl olup kadınların eğitim süresi anlamlı olarak erkeklerden kısa tespit edilmiştir ve hastalık süresi ortalamaları 14. ülkemizde sınırlı oranda veri bulunan adli öykü.1’inin alkol kullanımı ve %4.05). şiddet ve adli öykü açısından öyküsü olan ve olmayanlarda yaş. Danışanların %36. Onur Tankaya. Hastalık öncesi çalışma yüzdeleri 68. Yaş ortalamaları 34.9’unun madde kullanımı öyküsü bulunmaktadır. %53. Emel Alkan Pazvantoğlu Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Amaç: Bu posterin amacı Ocak 2011’de faaliyetlerine başlayan Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin (TRSM ) işleyişi ve deneyimleri hakkında bilgi vermek ve takibi düzenli olarak merkeze gelmek suretiyle yapılan danışanların verilerini paylaşmaktır.PB 44 Samsun Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Bulgu ve Deneyimleri Ayşe Gökçen Gönen.6’sının geçmişte suisid girişimi öyküsü. hastalık süresi ve eğitim süreleri açısından fark saptanmamıştır (p<0.3’ü düşük.82.2’sinin tanısı şizofreni olup danışanların %48. %61’inin (sözel veya fiziksel) şiddet öyküsü ve %17. Danışanların %17. eğitim süresi ortalaması 8. %78’i bekârdır.3 yıldır. Bu noktada psikososyal girişimler ön plana çıkmakta TRSM’ler bu bireylerin topluma kazandırılması amacıyla hizmet vermeyi amaçlamaktadır.3’e gerilemiştir.3 iken hastalık sonrası bu yüzde 7. Yöntem ve Gereçler: Merkezde yapılan çalışmalar özet olarak sunulacak ve takibi düzenli olarak (haftanın 1-5 günü) merkezde yapılan danışanların sosyodemografik verileri sunulacak. Osman Şalış. çalışma durumları hakkında veriler danışan değerlendirme formları taranarak paylaşılacaktır. alkol-madde kullanımı. suisid girişimi öyküsü.8’i kadın.7’si orta düzeyde gelirleri olduğunu bildirmişlerdir. TRSM’lerden takibi yapılan bireylere ait özelliklerin bilinmesi gereksinimlerin tespiti ve hizmet planlamasında gereklidir. . Danışanların %46. Bulgular: Merkezde takibi olan 41 danışanın %90.

Sürdürüm ve idame EKT’nin endikasyonları. Belirtilen özellikler dışında. Bu bildiride. hastaların tıbbi öyküleri de kısa vaka raporları halinde sunuma hazırlandı. Koray Başar. Dirençli şizofreni teşhisli iki hastada pozitif psikotik belirtilerde gerileme tespit edildi. etkinliği ve yan tesirleri geniş örneklemli çalışmalar ile belirlenmiş değildir. nöbet özellikleri. 5 kadın.PB 45 İdame Ve Sürdürüm Tedavilerinde Elektrokonvulzif Tedavinin Yeri Gamze Bostankolu. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Elektrokonvulsif tedaviye (EKT) yanıt veren bazı olgularda depreşmenin önlenmesi için sürdürüm (continuation) ve yinelemenin önlenmesi için idame (maintenance) EKT uygulanabilmektedir. Tedaviye devam eden duygudurum bozukluğu vakalarında fayda sağlandığı ve uzun dönem iyilik halinin olduğu gözlendi. bu bildiride. .6 idame). hastalık ve EKT ile ilişkili parametreler yönünden araştırıldı. tıbbi komplikasyonlar ile ilişkili müdahaleleri içeren EKT kayıtları. bir hastada ek olarak kullanılan ilaçlar ile ilişkili komplikasyonlar nedeniyle iki hastada erken dönemde EKT sürdürümünün kesildiği anlaşıldı. Akut hastalık dönemi sonrasında sürdürüm veya uzun dönemde idame amacı ile en az bir seans EKT uygulanan tüm hastalar değerlendirilmeye alındı. kliniğimizde uygulanmakta olan sürdürüm ve idame EKT’leri gözden geçirmeyi ve vakaların klinik özelliklerini sunmayı planladık. Bu bildiride kliniğimizde uygulanan sürdürüm ve idame EKT’ler ile ilgili veriler özetlenmiştir. Bir hastada EKT. Yavuz Ayhan. Yöntem ve Gereçler: 2003-2012 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde EKT uygulanan tüm hastaların kayıtları incelendi. anestezi notları. EKT sayısının en az 3 ile en çok 44 olduğu görüldü. Tartışma ve Sonuçlar: EKT’ye yanıt veren dirençli ruhsal rahatsızlıklarda depreşme ve yinelemenin önlenmesinde sürdürüm ve idame EKT’nin yeri olabilir. Hastaların teşhisleri depresyon(s=4). Bulgular: Toplam 8 hastanın sürdürüm veya idame EKT aldığı tespit edildi (3 erkek. Hastane dosyaları ve vital bulgular. şizofreni(s=2). bipolar affektif bozukluk(s=2) idi. Özellikle dirençli vakalarda sürdürüm ve idame tedavisinde EKT’nin kullanımı ile ilgili olgu sunumları ve serilerin yanı sıra daha ayrıntılı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. İdame EKT süresinin en uzun 57 ay.

33500.38(2):127–32. erkek. şahlanma 35.27 p=0. Meena P. 2005. . 2. 4. Bhatnagar M.007.009.94 değerleri elde edildi. ve diğerleri. 234±15. Deneyimizin florürün anksiyojenik olduğunu ama anti-depresana benzer etkisi olmadığını gösteren ilk çalışma olması açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz Kaynaklar 1.009. hareketsizlik süresi 23610E2±19. Defekasyon sayısı ise deney grubunda artmıştı. Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada deney grubunda horizontal aktivite vertikal aktivite ve grooming değerlerinin anksiyeteye bağlı olarak azaldığını bulduk p<0. 26. Florürün etkilediği organlardan biri de beyin(1)(2)(3) olduğu bilinmekle beraber anksiyete ve depresyon modellerindeki etkisini yeterince aydınlatılmamıştır. Rastgele sayılar tablosu ile oluşturulan ilk gruba 40 ppm F kontrol grubuna ise 0.48 p=0. Effects of high fluoride and low iodine on brain histopathology in offspring rats. Fluoride. Wang J. Biochemical changes in brain and other tissues of young adult female mice from fluoride in their drinking water. Üç gün dinlenme dönemi verilerek açık alan (openfield)testi ve kuyruktan asma testi 360 saniye süre ile uygulandı. Kuyruktan asma testi sonuçları incelendiğinde immobilizasyon süreleri açısından deney grubu ile kontrol grubu arasında önemli bir farklılık saptanmadı.2±1. Ning H. Florür ve depresyon ilişkisini inceleyen hayvan çalışması tesbit edemedik.39(4):280–4. Fluoride. Bhatnagar R. Ge Y. gezdiği kare sayısı 258±15.44. 2.3±1. Barbar S. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 20 tane 4 aylık.3 ppm F içeren içme suyu ad libitum 90 gün boyunca verildi.39.002.7000±0.8000±0. kaşınma 3. kaşınma sayıları daha az idi. sağlıklı 28.79. 2006.PB 46 Florürün Fare Anksiyete ve Depresyon Modelinde Etkisi Yüksel Kıvrak Kafkas Ü Tıp Fakültesi Amaç: Florozis esas olarak diş ve iskelet sisteminde olumsuz etkiler oluştursa da yapılan pek çok çalışma beyin ve diğer organ sistemlerinde de hastalık yapabileceğini göstermiştir. 184±18.18 g ağırlığında Swiss cinsi fareler alındı.47258 p=0.8 ± 1. Rao P.23333 p=0.3000±0. Bu çalışmada fare depresyon ve anksiyete modelinde florürün etkisini araştırmak amaçlandı.97.85 p=0.01. dışkılama sayısı 2. Saxena A.1000±0. Bulgular: Kontrol ve deney grubunda sırası ile (ortalama±standart hata). şahlanma. Açık alan testinde ise deney grubunda dışkılama sayısı daha fazla iken gezilen kare sayısı. Fareler iki gruba ayrıldı. Wang S.

Genelde kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülmektedir (1). İstatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0. %15 gibi yüksek oranlardan da söz edilmektedir. kadınların ise 43. Katagorik verilerin değerlendirilmesinde fisher exact test.1 ‘i erkeklerden oluşmakta olup. 2007 s.05 kabul edilmiştir. cinsiyetler arasında psikopatoloji görülmesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p=0.5) kadın.9 iken herhangi bir kişilik patolojisi olmayanların yaş ortalamaları 43.1 olup benzer şekilde aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmemiştir (p=0. Bayraktar S. Psikopatoloji saptananların %9. Bulgular: Silah ruhsatı almak amacıyla başvuran 200 kişinin 11’i (%5. Ankara: HYB yayıncılık.1’i kadın.1 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0. aşırı savunmacı yaklaşım ve benzeri nedenlerle testi geçersiz sayılmış olanlar değerlendirmeye alınmamıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 15.5) idi. .622). % 10.6±12. sürekli verilerin değerlendirilmesinde student’s t test kullanılmıştır.697). 189’u erkek (% 94. Tartışma: Kişilik bozukluklarının genel toplumda görülme sıklığı %6-9 dolaylarındadır. Yapılan MMPI neticesinde 20 kişide psikopatoloji (%10) saptanmıştır.891).8±12. Testi doldurmak istememe.1±13.5-6.3±11.Haziran ayları arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne silah ruhsatı almak için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için müracat eden 200 kişinin MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri) sonuçları geriye yönelik olarak değerlendirilmiştir. Başvuran erkeklerin yaş ortalamaları (±standart sapma) 43.PB 47 Silah Ruhsatı Almak İçin Başvuranların Kişilik Profilleri Toplumdan Farklı Mıdır? Hayriye Baykan Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Silah bulundurma ve taşıma ruhsatı için gerekli olan sağlık raporunu alabilmek için psikiyatri polikliniğine başvuranların kişilik profillerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. MMPI’da psikopatolojisi olanların yaş ortalamaları (±standart sapma) 45. Yöntem: Çalışma 2012 yılı Ocak . Kaynaklar: 1-Köroğlu E.3.0 paket programı kullanılmıştır. Kişilik Bozuklukları. Bu kesitsel incelemede de benzer şekilde kişilik psikopatolojisi saptanma oranı %10 olarak bulunmuş ve cinsiyetler arasındada anlamlı farlılık bulunmamıştır. Ancak toplumda silah sahibi insanların sadece bir kısmının ruhsat almak için başvurduğu düşünülürse ruhsatsız silah taşıyanlarda kişilik psikopatolojileri görülme sıklığı ile ilgili eldeki verilerle bir öngörüde bulunmak mümkün olmayacaktır.

Bulgular:Araştırmaya katılan sağlık çalışanların % 85’i kadın. araştırmaya katılan 450 sağlık çalışanının toplam psikolojik şiddet algı puan X= 51.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Sağlık çalışanlarının %15’i doktor. yasal tedbirler alınmalıdır. % 68’ i evli. iş yeri şiddetini önleme. psikolojik şiddet algılarının X= 43. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini Muğla ili Fethiye ilçesi kamu hastanesi ve merkez sağlık ocaklarında çalışan 450 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Muğla ili Fethiye ilçesinde bulunan kamu hastanesinde ve merkez sağlık ocaklarındaki sağlık çalışanlarının psikolojik şiddet (mobbing) ve kişilik özelliklerine göre algı düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır.38. .14. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarına. stres ve öfke yönetimi. %75’i hemşire. %40’ı 31-40 yaş aralığında. Ayşegül Cengiz Muğla Üniversitesi Fethiye Sağlık Yüksekokulu Amaç: Psikolojik şiddet (mobbing) iş yerinde.S.34 ve standart sapması 10. İstatistiksel testlerde anlamlılık düzeyi 0. kişinin işini verimli bir şekilde yapmasını engelleyen tüm davranışlara kadar açıklanması. Sağlık çalışanlardan %51’i işyerinde psikolojik şiddet mağduru olduğunu düşünmektedir. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık sektöründe görülen mobbing davranışlarının mağdur kadar toplum sağlığını da olumsuz etkilediği bilinmektedir.S. t-test. Elde edilen veriler istatistik paket programı olan S. Beş faktör kişilik modelinin duygusal denge alt boyutu ve psikolojik şiddetin alt boyutu olan sosyal ilişkilere yönelik eylemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. % 60’ı yüksekokul mezunu olduğu ve % 40’ının 1-5 yıl arasında çalıştığı saptanmıştır. psikolojik şiddet (mobbing) algı belirleme ölçeği (Leyman) ve beş faktör kişilik envanteri olmak üzere 3 ölçek kullanılarak elde edilmiştir.46’dır. sözlü saldırılardan. Ss=10.78’tür. Erkek çalışanların. Analiz sonuçlarına incelendiğinde. Araştırma. bu olgunun yıkıcı olduğunun resmen ilan edilmesi. onların kişilikleridir. %10’unu teknisyendir. sistemli bir şekilde düşmanca ve ahlakdışı bir iletişim kullanılarak uygulanan bir psikolojik baskıdır. Sağlık çalışanlarına psikolojik şiddetin tanımlanması.05 olarak alınmıştır.57 ve Ss= 10.P. Verilen değerlendirilmesinde frekans dağılımı. psikolojik şiddet algılarının X=51.PB 49 Sağlık Kurumu Çalışanlarında Psikolojik Şiddet (Mobbing) Algısı Ve Kişilik Özellikleri Değerlendirilmesi Deniz Kader Şarlak. Sağlık çalışanlarının cinsiyete göre psikolojik şiddet alt boyutlarından olan sosyal itibarı etkileme ve sosyal ilişkileri etkileme bakımından istatistiksel açıdan %95 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. uygulanan psikolojik şiddetin ihbar olarak kabul edilmesi ve soruşturma başlatılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Kadın çalışanların.23 olduğu görülmektedir. sorun ve çatışma çözme becerileri kazandırılmalı. bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak. Araştırmada veriler kişisel bilgi formu. korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Kişilerin psikolojik şiddet uygulama veya buna maruz kalma durumlarında belirleyici olan faktör.

Beyaztaş FY (2005) Silâh sâhibi olması sakıncalı kişilik özellikleri.tr İstatistik Kurumu Resmi İnternet sitesi . Sonuç: Şanlıurfa’da silah ruhsatı başvurularının nerede ise tamamını erkekler oluşturmuştur. Şahısların 34’ü 18-25.4’ü evliydi. Demirkan Ö. 87 kişinin ortaöğretim ve kalan 37 kişinin ise yüksek öğrenim gördüğü anlaşılmıştır. Bulgular: Ekim 2010-Mart 2012 tarihleri arasında 271 (%95.7) gösterildi. 2011 yılında Şanlıurfa’daki toplam 37 intihar vakasının 17’si silahla gerçekleşmiştir. Türkiye'de ateşli silahla intiharlar 2002 yılında %18. Dal U. **Sever Beşaltı. komşusunda silah bulunması (%2. Demirkan S.3). 146 kişinin ilköğretim mezunu. Bununla beraber Şanlıurfa’da 2010 yılı içinde 57 adam öldürme ve 96 adam yaralama suçu işlenmiştir (2). Başvuruda bulunan kadınlara sorulduğunda 8 kişinin eşinin hukuki sorunları nedeniyle silah ruhsatı alamadığını ve bu yüzden kendisinin başvurduğunu.1’ye yükselmiştir. Adlî Psikiyatri Dergisi.9). 81’i 35-45. 13 (%4. Eğitim durumuna bakıldığında 14 kişinin okuma yazna bilmediği. miras kalmış olması (%4. *Mahmut Bulut.6)’ü kadın toplam 284 kişi başvurmuştur. Güvenlik nedeniyle silah ruhsatı başvurusunda bulunma bildirilen en sık neden olmuştur.8) ve diğer nedenler (%6. *Yasin Bez. Bu çalışmada amacımız Güneydoğu illerimizden Şanlıurfa’da silah ruhsatı için rapora başvuranların özellikleri incelenmektir. *Aytekin Sır *Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. 77’si 45-55 yaş aralığında ve 31’i 55 yaşın üstünde olup %89.gov.tuik. Psikiyatri AD **Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi.1 ile iken 2011 yılında %26. Kaynaklar: 1. www. riskli işte çalışıyor olma (%4.2). adam yaralama/öldürme gibi bazı ciddi sosyal sorunların artmasında silahlanmanın önemli etkisi olabilir.4’ünün ise üç bin lira üstü geliri olduğu görüldü.2’si aylık bin liranın altında geliri olduğunu ifade ederken %30. Başvuran kişilerin %42. Yöntem: Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine silah ruhsatı almak için sağlık kurulu raporuna başvuran bireyler çalışmaya dâhil edildi. Dolayısıyla intihar etme. Ayrıca başvuranların neredeyse yarısının ekonomik durumu iyi değilken başvuruda bulunmuş olması dikkat çekicidir. Öte yandan başvuranların önemli bir kısmının genç ve ortaöğretimini tamamlamamış kişiler olması toplumda bilinçsiz bir şekilde artan silahlanma açısından uyarıcı niteliktedir. Başvuranlar tarafından silahlanma gerekçeleri olarak güvenlik (%81. Psikoloji Birimi Amaç: Toplumumuzun genel olarak ateşli silahlara karşı eğilimi olduğu bilinmekte ve son yıllarda bireysel silahlanmada artış olduğu gözlenmektedir (1). Şanlıurfa’da silahlanma ele alınması gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur. *Mehmet Güneş. 2:21-30. *Mehmet Cemal Kaya.PB 50 Silah Ruhsatı İçin Rapor Başvuruları: Şanlıurfa Örneği *Abdullah Atli. 3 kişi ölen eşinden miras kalan silahı bulundurmak istediğini ve iki kişinin de riskli iş nedeni ile başvuru yaptığını bildirdi. 2.4)’i erkek.

sosyal. Konya **Selçuk Üniversitesi Akşehir Kadir Yallagöz Sağlık Yüksekokulu. her gruptan rastgele belirlenen bir fakülte ve bölümünün birinci ve dördüncü sınıflarından 364 üniversite öğrencisi örnekleme alındı. Yöntem ve Gereçler: Araştırmanın evrenini 2011-2012 eğitim öğretim yılında Konya il merkezinde bulunan üniversite öğrencileri oluşturdu. genel sağlık.6’sı bir yakınının ölümü.4’ü başka bir şehre yerleşmek olarak sıralamıştır. % 22. % 12.6’sı mühendislik fakültesi.12’nin skorları arasında doğrusal ilişki belirlendi. Toplumun her kesiminin ruhsal sağlık durumunun aydınlatılmasının. bir demografik anket ile “Spiritüalite Ölçeği (SS)” ve “Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12)” kullanıldı. % 35. Öğrenciler hayatlarını çok etkileyen ve olumsuz olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ilk üç sırada. Veri toplama aracı olarak. % 26. sağlık ve eğitim bilim alanı olarak sınıflandı. ruhsal durumu 4 faktörle açıklayan bir ölçektir. ruhsal iyilik.5’i iletişim fakültesi ve % 23.8’i orta ya da düşük ruhsallık içinde olduğu bulundu.3’ü ciddi bir sağlık sorunu ve % 2. algılanan dindarlık. Türkçesinin geçerlilik ve güvenilirliğinin yapıldığı. % 72. bu ölçeğin ruhsal iyilik halinin tespitinde geçerli bir ölçek olduğu izlenimimizi güçlendirmiştir. sağlığın tanımında yer alan “tam iyilik hali”nin komponentlerinden biridir.7’si kaza olarak sıralamıştır. Kullanılan SS göre. toplum sağlığının geliştirilmesi çalışmalarına ışık tutması beklenir.7’si istediği bölüme yerleşmek ve % 10. Üniversite öğrencilerinin ruhsal durumu bazı faktörlerle ilişkilidir. Öğrencilerin % 27. Bulgular: Üniversite öğrencilerinin yaş ortalaması 22±3 olup 202’si (% 55.2’si üniversite okumaya hak kazanmak. Delaney’in geliştirdiği. fen. Selma İnfal***Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı.2 ruhsal yönden tam iyilik halinde iken. Etkili faktörlerde iyileştirme girişimleri ile ruhsal durumda da iyileştirmelerin sağlanabileceği kanaatine varıldı. SS ve GSA. Fakülteler. üniversite öğrencisi . Ancak toplum içi çalışmalarda sağlığın bu bileşeninin araştırılması yeterince ele alınmamıştır. Bu araştırma üniversite öğrencilerinin genel sağlık ve spirütüel durumlarını değerlendirmek amacıyla betimleyici olarak yapılmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: SS’nin GSA-12 ile paralel sonuçlar vermesi. % 3. % 10. SS.5) erkek olup 165’i (% 45.PB 51 Üniversite Öğrencilerinin Genel Sağlık ve Spiritüel Durumunun Değerlendirilmesi Said Bodur*. üniversite öğrencilerinin % 27. Hayatlarını çok etkileyen ve olumlu olarak değerlendirdikleri bir deneyim olarak ise.3) birinci sınıfta idi. Akşehir-Konya Amaç: Ruhsal sağlık.1’i eğitim fakültesi öğrencisi idi. Ruhsal durumu iyi olması ile algılanan maneviyat.7’si veteriner fakültesi. okuduğu bölüm ve kitap okuma alışkanlığı arasında anlamlı ilişki saptandı. Anahtar Kelimeler: Spiritüalite.

12 ve 22 idi. Psychol Assess. Son dönemde yapılan birçok klinik ve epidemiyolojik çalışma anksiyete bozuklukları ve depresyonun sıklıkla eş hastalık olarak ortaya çıktıklarını bulmuştur (2). Klinik Psikiyatri 2011. 2-Karadağ H. patofizyoloji ve tedavideki farklılıkları nedeniyle ayrı bozukluklar olarak düşünülürken. Kayran E. bu grupların HAM-A skoru sırasıyla 15. Özcaltepe B.0). İç içe geçmiş bu hastalıklar arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha ayrıntılı verilerle araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Depresyon anksiyete ve karışık anksiyete depresyon gruplarının HAM-D skorları sırasıyla 21. Bir anksiyete veya depresyonu olan hastaların %55'inde değerlendirme sırasında en az bir tane eşzamanlı anksiyete veya depresyon olduğu. Arch Gen Psychiatry.2). 3-Brown TA. Kaynaklar: 1-Beesdo K. Sonuç: Anksiyete ve depresyon arasındaki ilişkide risk faktörlerine yönelik yapılan çalışmalar depresyon ve anksiyete bozukluklarının altta yatan aynı psikopatolojinin farklı görünümleri olabileceğini düşündürmektedir. Barlow DH (2009) A proposal for a dimensional classification system based on the shared features of the DSM-IV anxiety and mood disorders: implications for assessment and treatment. bildirilmiştir (3). karışık anksiyetedepresyonu olan toplam 724 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelendi.PB 52 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastalarda Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarının Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerinin Karşılaştırılması Elif Karaahmet* Adnan Kirmit** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. . Kart A. Majör Depresyon ve Anksiyete Bozukluğunun Birlikte Görüldüğü Durumların Klinik Özellikleri: Karşılaştırmalı Bir Çalışma. eğitim düzeyi ve medeni durumu açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. karışık anksiyete depresyon grubunda 180(%24. Çanakkale **Siverek Devlet Hastanesi Biyokimya. Bulgular: Hastaların 487’si kadındı. Türkçapar H. Gruplar arasında vitamin B12 eksikliği ve TSH düzeyi açısından karşılaştırıldığında gruplar anlamlı fark saptanmadı. 21: 256-271. Pine DS. eşzamanlı hastalık ve ortak risk faktörleri yoluyla ilişkili bulunmuşlardır (1). 67:47-57.9) hasta vardı. Yöntem: Siverek Devlet Hastanesine 2009-2010 yılları arasında başvuran depresyon. Şanlıurfa Giriş: Anksiyete ve depresyon klinik özellikleri. Lieb R (2010) Incidence and risk patterns of anxiety and depressive disorders nd categorization of generalized anxiety disorder. Depresyon grubunda 233 (%32. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Hastaların yaş ortalaması.15 ve 20 idi. anksiyete grubunda 311(% 43. anksiyete bozukluğu. 14:164-172. Amaç: Bu çalışmada depresyon ile anksiyete bozukluğu arasında sosyodemografik yönden ve vitamin B12 ve TSH düzeyleri açısından özellkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Örsel S.

. 1960’lardan günümüze depreyonun epidemiyolojisi.3-Kessler RC. Yüksel Kıvrak** * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri Anabilimdalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı Giriş: Depresyon dünyada halk sağlığını en çok tehdit eden sorunların başında yer almaktadır(1). Nierenberg AA. Amaç: Depresyon tanısı alan kişilerin sosyodemografik ve klinik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.14’tü.4’ü evliydi. Br J Psychiatry. 1996. Klinik çalışmalarda ekhastalığının varlığı depresyondaki alevlenme. Farklı bölgelerde yapılacak çalışmalarla bölgesel farklılıkların belirlenmesi açısından yararlı olacaktır.9’u kadındı. 3. Bu çalışma bir devlet hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran kişilerle sınırlıdır. 38:129-33. 10:3-10. 1996. %57. Depresyonla birlikte diğer Eksen I sıklıkla bir arada görülmektedir(3). Abraham M. Pava JA. %43.PB 53 Bir Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Bir Yıl İçinde Başvuran Depresyon Tanılı Hastaların Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri Elif Karaahmet*. Bir Devlet Hastanesine Depresyon Nedeniyle Başvuran Olgularda Sosyodemografik Özellikler. 2007. %67. Kadın olmak. Eştanılar içinde %29. yineleme. Rosenbaum JF. kalıntı belirtiler. Comorbidity of DSM-III-R major depressive disorder in the general population: results from the US National Comorbidity Survey. eğitim düzeyi düşüklüğü. Gender differences in Axis I comorbidity among depressed outpatients. Coşkun A. Yedikardaşlar C. Sonuç: Depresyonun ortaya çıkmasına çeşitli risk faktörleri mevcuttur. 4. çalışmamızda ön plana çıkan faktörlerdir. Ünal S. Yöntem: 2009-2010 yılları arasında Siverek Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran hasta kayıtları geriye dönük olarak tarandı. Alpert J.4-Fava M. HAM-A ortalaması 16 idi. intihar eğilimi ve psikososyal sorunların artışına neden olan etmenler arasında yer aldığı gösterilmiştir(4). McGonagle KA.4’ünün eğitim düzeyi ilkokul ve altıydı. Bulgular: tüm taranan grubun %35. Toplam 948 hasta içinde depresyon tanısı alan 340 hastanın verileri SPSS paket programı kullanıldı. Kaynaklar: 1.Yalvaç HD. 168:17-30. et al. süregenleşme. %70. Klinik Psikiyatri. Depresyon tanısı alan olguların yaş ortalaması 32.2-Kaya B.8’i depresyon tanısı almaktaydı. Nelson CB. J Affect Disord.4 ile en sık görülen obsesif kompulsif bozukluktu. Emül M. Güncel Psikiyatri ve Psikonörofarmakoloji 2011. Dikilitaş Y. Kaya M. tarihsel bir bakış. HAM-D ortalaması 21. 1(2):16-20.5’inde diğer bir eksen I bozukluğu eşlik etmekteydi. Sık görülmesinin yanı sıra yarattığı yetiyitimi ve ekonomik sonuçlar depresyon araştırmalarının önemini artırmaktadır(2). 2.

İbrahim Yağcı.3 (n=19).8 (n=398).ğından dolayı polikliniğimizde çocuk yaş grubu hastalarda muayene edildiğinden çalışmaya alınmıştır.505 yıl olarak bulunmuştur. anksiyete bozuklukları. Hastaların %65. Hastaların %56. somatoform bozukluklar %1. Hastaların büyük çoğunluğunu şehir merkezinden gelenler oluşturmaktadır. Çalışmamızda başvuran hastaların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturdu. Bulgular: 1378 hasta muayene edildi. Kars’ta çocuk psikiyatristi olmadı. dikkat eksikliği ve davranış bozukluklarıdır.DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre duygudurum bozuklukları %56. anksiyete bozuklukları %28.28 ±2. Tartışma ve Sonuç: Sosyodemografik veriler ile tanı grupları arasında anlamlı olarak ilişki saptandı.dadır.5 (n=779).6 (n=78) oranında görüldü. toplam poliklinik sayısı 3144’dür.Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Psikiyatri AD. %34.44 olup.7’si (n=906) kadın. Kırsal kesimden başvuru oranı düşük saptandı. Kars Amaç: Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine bir yıl içinde başvuran hastaların sosyodemografik özellikleri ile tanı grupları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı. sosyodemografik faktörler.7’si (n=781)35 yaş altın. Anahtar sözcükler: Psikiyatri polikliniği. psikotik bozukluklar %5. Ortalama geliş sıklığı 2. dikkat eksikliği ve davranış bozuklukları %5.3’ü (n=472 ) erkekti. En sık konulan tanılar duygudurum bozuklukları. psikiyatrik tanı .PB 54 Bir Üniversite Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastaların Sosyodemografik Özellikleri ile Tanı Grupları Arasındaki İlişki Nurcihan Akbulut.3 (n=74). Ortalama yaş 34. Tanı grupları ile kontrol için polikliniğe başvurma oranları arasında farklılıklar saptanmıştır.9 ± 16. Yöntem: Mayıs 2010-2011 tarihleri arasında başvuran 1378 hastanın poliklinik kayıtlarının incelenmesi ile elde edilen veriler değerlendirildi.

Correctional Officers. and Elderly Adults. Bu çalışmada toplulukçu yeterlilik kavramının Türkçede özgün olarak geliştirilecek bir ölçek yoluyla geçerliliğinin sınanması amaçlanmıştır. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki erişkin yaş grubundan 415 gönüllü katılımcıda uygulanmıştır.59 olarak bulunmuştur. Arkar H.0’ını açıkladığı görülmüştür. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Sıla Yüce**. Kaynaklar: Bandura A (1997) Self-efficacy: the exercise of control. New York Freeman. Social Indicators Research.PB 55 Toplulukçu Yeterlilik Ölçeğinın Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması Fatma Yıldırım*. Türk Psikoloji Dergisi. İnci Özgür İlhan**. Tartışma ve Sonuçlar: Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. Ölçeğin bu son haliyle üç faktörlü yapının varyansın % 60. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 43 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. Duru Gündoğar***. Geçerlik ve Güvenirliği. 99:413–429. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Durak M. Eker D. . Demir A.96 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 168 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0.7 (23): 4– 18. Faktör analizi yapılmış. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 28 maddelik son hali verilmiştir. (1989) UCLA yalnızlık ölçeginin geçerlik ve güvenirligi. 12(1): 17-25. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. Senol-Durak E. toplulukçu yeterliliği ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Toplulukçu yeterlilik. Toplulukların karşılaştıkları sorunları çözmesi ve toplumsal değişimlerin oluşumunda toplulukçu yeterliliğin önemli bir etkisi vardır. Toplulukçu Yeterlilik Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Mehmet Çolak****. Türk Psikiyatri Dergisi. Nail Dertli*. belirlenen bir hedefi gerçekleştirmek için gereken eylemliliği örgütleyip yürütmede bir grubun kendi kaynaklarına olan ortaklaşmış inancı olarak tanımlanmıştır. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 168 kişide ikinci kez uygulanmıştır.

değişen talepler doğrultusunda ve bir “bozucu etki” altında değiştirebilme becerisini. kan oksijenlenme dinamiklerini belirlemede güvenilir bir nörogörüntüleme yöntemi olarak kabul görmeye başlamıştır. düşük maliyetli.Ata Akın***. Congruent(uyumlu). Incongruent(uyumsuz). en yüksek doğru yanıtı nötral koşulunda gösterdi. Stroop testi algısal kurulumu. Bu çalışmada bilişsel bir test sırasında sağlıklı katılımcılarda IYKAS’daki değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. içerisinde cevap vermesi beklenmektedir.05). Süre farkları arasındaki fark trend düzeyindeydi (p=0. 16 dedektör bulunmaktadır. sol-orta PFK ve sol PFK’yi göstermek üzere konumlandırılmaktadır. Kullandığımız cihazda 4 ışık kaynağı. birey ve grup düzeyinde ‘Hiyerarşik Genel Lineer Model’ kullanılarak incelenmiş. en düşük doğru yanıtı incongruent koşulunda. Tartışma: Bulgularımız IYKAS’ın. rengin renk ismiyle uyumlu olması.01). alışılmış bir davranış örüntüsünü bastırabilme ve olağan olmayan bir davranışı yapabilme yeteneğini ölçer. beyindeki hemoglobin konsantrasyonu değişikliklerinin ölçümüne dayanan.Nötral enterferans koşullarında en yüksek hemodinamik yanıtın bilateral kanallarda olduğu gözlenirken. **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. hata sayısı ve bu üç koşul arasındaki süre farkıyla ölçülmüştür.İlker Taşdemir**.Miray Erbey*.Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim ABD. üniversite öğrencisi/mezunu 13 sağlıklı gönüllüyle yürütülmüştür. Çalışmamızda Stroop bilgisayar versiyonu kullanılmıştır. nötralle incongruent arasındaydı (p=0. Stroop bozucu etkisi (enterferans). PFK . IncongruentNötral enterferans koşulunda orta kanallarda olduğu görülmüştür. nötr ise yukarıda bu sefer renk isminin olmayıp. Yöntem ve Gereçler: IYKAS. rengin renk ismiyle uyumlu olmadığı.Sinem Burcu Erdoğan***.065). oksijenli kan akımı aktivasyonu için bu enterferans koşullarının tümünde en yüksek hemodinamik yanıt orta kanallarda gözlenmiştir.PB 56 Yüksek Eğtimli Sağlıklı Kişilerde Stroop Testi Sırasında Hemodinamik Yanıtın İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi Tekniği (IYKAS) İle İncelenmesi Handan Noyan*. Katılımcıların bilişsel bir test sırasındaki hemodinamik yanıtları. Incongruent-Congruent ve Congruent. Dedektörler sağ Prefrontal Korteks (PFK). Bilge Togay**. Incongruent-Congruent. Bu fark.007). Testin bilgisayar versiyonunda. Katılımcılar. Stroop bozucu etkisinin PFK’daki spesifik kognitif aktivasyonlarını ölçen bir ölçüm aracı olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimler: IYKAS.63. Yaş ortalamaları 26. p<0. Incongruent-Nötral ve Congruent-Nötral enterferans koşulları için istatistiksel olarak anlamlı bölgeler belirlenmiş (z= 1. Katılımcıların genel olarak %45’nde. Doğru yanıtlar arasındaki fark anlamlıydı (p=0. Katılımcdan 3 sn. Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır. Kullanılan parametreler.066). ***Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Amaç: İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi (IYKAS). congruentla nötral arasında ise trend düzeyindeydi (p=0.69’dur. non-invasiv nörogörüntüleme tekniği olup. sağ-orta PFK. Oksijensiz kan akımı aktivasyonu için. farklı renklerle yazılan ‘XXX’ sembolünün olmasıdır. Stroop Bozucu Etkisi. Bulgular: Çalışma. altta yazılan renk isminin rengi yukarıda yazılanla aynıysa sola aynı değilse sağ tuşa basılması istenir. Doğru yanıtlar ve tepki süresi farkları arasındaki fark Friedman Anova testiyle incelendi. bilişsel görev sırasında motor/görsel/işitsel uyarılarla korteksin fonksiyonel aktivitesini inceler.

Nöropsikolojik testler vakaların 51’ine. kontrol grubunun 42’sine. sinkinezi ve bakışı sabit tutma güçlüğü alt test maddelerinde erişkin DEHB’lilerde kontrol grubuna göre düşük performans saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamıza göre. Sinkinezi. sözel bellek ve stroop testlerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptandı. bakışı sabit tutma güçlüğü gibi göz hareketlerinde görülen sorunlar kranial sinir hasarından çok okulomotor koordinasyon bozukluğunu düşündürmektedir. Erişkin DEHB’ lilerde duyusal bütünleştirme alt testinde ve alt test maddelerinden işitsel görsel bütünleştirme ve dokunsal algının değerlendirildiği söndürmede kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon. duyusal bütünleştirmenin ise parietal lob ile ilişkili olduğu düşünülmektedir (3). kavramsallaştırma ve sorun çözme becerilerinin iyi olduğu ancak basit dikkat sorunları.PB 57 Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Nöropsikolojik Fonksiyonlar ve Silik Nörolojik Bulgular Ayşe Nur İnci Kenar*. Motor koordinasyonun frontal lob ve serebellumla. DEHB’de görülen el hareketlerindeki beceriksizliği de içeren motor koordinasyon bozuklukları. duyusal-motor alanın bulunduğu parietal lobda ve/veya bunların birbirleriyle bağlantısını sağlayan fronto-striatal yolaklarda bir işlev bozukluğu olduğunu düşündürmektedir. Çalışmamızda. Denizli Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). Her iki gruba Nörolojik Değerlendirme Ölçeği ve nöropsikolojik testler (Sayı dizleri. erişkin DEHB’ lilerin frontal bölge fonksiyonlarına duyarlı nöropsikolojik test performansları ve silik nörolojik belirtilerin araştırılması hedeflenmiştir. Psikiyatrik hastalıklardaki beyin fonksiyon bozukluklarının araştırılmasında kullanılan silik nörolojik belirtiler daha çok çocukluk çağı DEHB’de araştırılmıştır. Bulgular: Erişkin DEHB grubunda sayı dizileri. “Diğer” alt testlerinden bellek 5 dakika. Etyopatogenezinde. Psikiyatri Kliniği. nörolojik değerlendirme ise 59 vakaya ve 44 kontrol bireyine yapılabilmiştir. frontal lobda. Silik nörolojik belirtilerde erişkin DEHB’ lilerde motor koordinasyon ve alt test maddelerinden başparmak opozisyonunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük performans saptanmıştır. sinkinezi ve bakışı sabit tutmada düşük performans saptanmıştır. kodlama ve geri çağırmadaki sorunlara ikincil gelişen bellek sorunları ve öğrenme güçlüğü. WKET’de erişkin DEHB’liler ile kontrol grubu arasında farklılık bulunmadı. nöropsikiyatrik bir bozukluk olup erişkinlerdeki prevalansı %1-4 arasındadır (1). . Denizli **Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. frontostriatal döngü üzerinde durulmaktadır (2). stroop ve Wisconsin kart eşleme testi (WKET)) uygulandı. tepki inhibisyonunda güçlük olduğu görülmektedir. Bu çalışmada. sözel bellek. erişkin DEHB’ lilerde. hareket ve dikkatin düzenlenmesinden sorumlu olan serebellumda. duyusal bütünleştirme. Metod: Çalışmaya DEHB tanısı almış olan 18-60 yaş arası 60 olgu ve 60 sağlıklı kontrol alındı. Hasan Herken** *Denizli Devlet Hastanesi.

2Erdal Özer Gaziosmanpaşa Ünv. Psikiyatri AD Amaç: Cinsel istismar. . 3. apartman boşluğu vb. erişkin istismarlarında 1. 18 yaş altındakilerin kadın-erkek oranları %96’ya. Tıp Fak.3’e %10. sırada açık alan gelirken. Yöntem ve Gereçler: Mağdurun ve istismarın çeşitli özelliklerini değerlendirmeyi amaçlayan bir anket aracılığı ile konsültasyon notları geriye dönük olarak incelenmiştir.PB 58 Çocuk/Ergen ve Erişkin Yaş Gruplarında Yaşanan Cinsel İstismar Olaylarının Karşılaştırılması 1Serap Erdoğan Taycan. Adli Tıp AD. Dikkati çeken bir diğer farklılık çocuk/ergen grubunda istismarcıların büyük çoğunluğu erkek arkadaşlardan oluşurken erişkinlerde ilk sırada kan bağı bulunmayan tanıdıklar (komşusu. köylüsü vb. Tıp Fak.7 olarak bulunmuştur. Çocuklukta cinsel istismara maruz kalma sıklığı %10-40 olarak bildirilmektedir.Temmuz 2011 tarihleri arasında cinsel istismar sonrası ruh sağlığının bozulup bozulmadığının değerlendirilmesi istenen 78 vakaya rastlanmıştır. olayın yaşandığı yer. İstismarcının yakınlığı. tehdit ya da kandırma yolu ile kullanmasıdır. Çocuk ve ergen vakalar ile erişkin vakaların çeşitli özelliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Tıp Fak. 2Gaziosmanpaşa Ünv. 2. Cinsel istismarın nesnesi olarak genellikle kadın cinsiyetinin görüldüğü bilinmektedir. ergen ya da bir diğer erişkini cinsel arzu ve gereksinimlerini karșılamak için güç kullanarak. Psikiyatri AD. %4 iken 50 yaş üzerinde bu oran %89. az oranda da yabancılar tarafından gerçekleştirilen istismar vakalarına rastlanmaktadır. 2Ali Yıldırım. Çoğunluğun çocuk/ergen yaş grubu vakalardan oluşması ve istismarın bazı özelliklerinin erişkin grubunda farklılık göstermesi. Bulgular: Eylül 2010. 2. Tartışma ve Sonuçlar: Türkiye toplumunda diğer toplumlardan farklı olarak yasal yaş doldurulmadan yapılan evliliklerin genellikle gebelik sürecinde fark edilmesi sonucu adli vaka olarak değerlendirildiği görülmektedir. Bununla birlikte çocuk/ ergen grubunda istismar olayının gerçekleştiği yere bakıldığında 1. sırada ev. erişkinlerin çocuk. 3Gaziosmanpaşa Ünv. sırada kapalı alan. Bu sonuç vaka sayılarının azlığından kaynaklanabilir. sırada kapalı alan (araç içi. sırada ev gelmektedir. saldırının türü ve psikiyatrik değerlendirme sonucu konulan tanılar açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. araba. Bunun dışında çalışmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. İstismarcı çoğunlukla çocuk ya da genç tarafından tanınan kişiler olmakta. Bu çalışmada Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Eylül 2010.) yer almaktadır. 28’i ise 18 yaşın üzerindedir. 3Feryal Çam Çelikel. istismara maruz kalmaları sebebiyle Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan değerlendirilmesi istenen vakaların bilgilerine geriye dönük tarama ile ulaşılmıştır. 50 vaka 18 yaşın altında.).Temmuz 2011 tarihleri arasında. özel ilgi gerektiren konulardır.

Sonuçlar: Aydın ilindeki tüm olguların(n=272) %42. Sevcan Karakoç Demirkaya**. gönderilme nedenleri.3’ü kız(n=115). Olguların sosyodemografik özellikleri. Yöntem: 2011 Temmuz. adli tıp uzmanları ise değerlendirdikleri 116 olgunun hepsine (%100) bildiği şeklinde rapor düzenlemiştir. Cinsel istismar mağduru olmak %31.1) olgudan 22’sine(%66. psikiyatrik tanıları. sosyodemografik özellikleri.1) olguya bildiği. Tartışma: Yapılan benzer çalışmalar ile karşılaştırıldığında Aydın ilindeki cinsel istismar oranının daha yüksek çıkmasının nedeninin olguların bildirilme oranının yüksek olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür.PB 59 Aydın İlinde Bir Yıl İçerisindeki Tüm Çocuk ve Ergen Adli Olguların Değerlendirilmesi Hatice Aksu*. psikiyatrik tanıları.Aydın. %9.Türkiye Amaç: Bu çalışmada 2011 Temmuz-2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın ilinde adli rapor istemi ile adli tıp ve çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniklerine (ÇERSAH) yönlendirilen tüm çocuk ve ergen adli olguların geliş nedenleri. 6(%18. %57.Aydın. Psikiyatrik tedavi başlanan cinsel istismar olgularının %63’ünün tedavisini sürdürmediği tespit edilmiş olup tedavi devamlılığı için sağlık kurumları ve ilgili diğer birimler arasında işbirliği içerisinde yürütülecek yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.1) olguya ise suçun hukuki anlamını bildiği ancak sonuçlarını yönlendirme yeteneğinin olmadığı şeklinde rapor düzenlemiş.7) iddia edilen suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı sorulmuş. zeka düzeyleri.Türkiye **Aydın Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniği.6(n=77) ile hırsızlık. iddia edilen suç türü. . suç profili ile ilişkili özelliklerinin incelenmesi ve ilin bu yaş grubu için genel profilinin çıkarılması amaçlanmıştır.7’si erkek(n=157) olup ortalama yaşın 13. tedaviye başlama ve sürdürme oranları incelenmiştir. ancak %63’ünün tedavisini sürdürmediği saptanmıştır.2012 Temmuz tarihleri arasında Aydın il merkezi ve ilçelerinden adli rapor istemi ile Aydın Devlet Hastanesi ÇERSAH ve Adnan Menderes Üniversitesi ÇERSAH ve Adli Tıp Anabilim Dalı’na yönlendirilen çocuk ve ergen adli olguların tümünün verileri geriye dönük olarak incelenmiştir.3 olduğu saptanmıştır.3(n=85) oran ile en sık polikliniklere yönlendirilme nedeni olup bunu %28. Cinsel istismar olgularının %77’sinin en az bir psikiyatrik tanı aldığı ve %50’sine medikal tedavi başlandığı.6) bilmediği.46±2. madde kullanım öyküleri.7(n=26) ile yaralama suçları takip etmektedir. ÇERSAH uzmanlarına yönlendirilen 33(%22. tedavi süreçleri. 5(%15. Berk Gün*** *Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Aydın. Börte Gürbüz*. İki yüz yetmiş iki olgudan 149’unun (%54.Türkiye ***Adnan Menderes Üniversitesi Adli Tıp AD.

Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Problem Çözme Envanteri kullanılmıştır. %68. %48. Sağlık Yüksekokulu.8’i herhangi bir sanat dalıyla ilgilenmezken. %26. %43. Problem çözme becerisi gelişmiş olan bir hemşire sağlık hizmetini çok daha profesyonel sağlayabilir.**Özge Işıldar.**Ceyda Şenol.**Seda Çağlı. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise. %22.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir.1’i herhangi bir spor dalı ile ilgilenmezken. Katılımcıların Problem Çözme Envanteri Toplam Puan Ortalamaları 89. bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir. . %31.4 3.sınıf şeklindedir. Örneklem olarak Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. Frekans ve Ki-kare testleriyle yapılmıştır.sınıf ve %23 4. %2. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. Bunların 190’ı kadın. Tartışma ve Sonuçlar: Ölçekten en az 32. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır.**Cemile Demirel *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin problem çözme becerilerinin ilişkili olduğu bazı değişkenleri ortaya koymak ve problem çözme becerilerini ölçmek.94) düşük olduğu ve öğrencilerin problem çözme düzeylerinin yeterli olduğu söylenebilir. sınıf. Eğitim süreleri boyunca ve meslek yaşamlarında hasta bireylerle çalışma imkânı bulan hemşirelerin çalışma yaşamlarında karşılaştıkları problemleri çözme konusundaki becerileri önemlidir. %4. **Huriye Hakut. hemşirelik öğrencilerinin ölçekten aldığı toplam puan ortalamasının (89. Hemşirelik Bölümü. **Hamdullah Omay.9’u ilgilenmektedir.sınıf. Örneklem grubunun %77. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330).**Sinem Kaya.94 bulunmuştur.8’i çok başarılı. %23. 3’ü evli 245’i ise bekârdır. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. Uşak Amaç: İnsan yaşamı çeşitli sorunlarla doludur.6 1.PB 61 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Problem Çözme Becerilerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. en fazla 192 puan alınabilmekte ve ölçekten alınan toplam puanların yüksekliği bireyin problem çözme becerileri konusunda kendini yetersiz olarak algıladığını göstermektedir. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu.2’si ilgilenmektedir. %27 2.8’i başarılı. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında Yüzdelik. 58’i erkektir.5’i kısmen başarılı. Buna dayanarak araştırmamızın sonucunda.

55’i erkektir. Şiddetin doğmasında önemli yeri olan öfke Bu faktörlerden birisidir.9’u kısmen başarılı. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 235 kişiye ulaşılmıştır.sınıf şeklindedir.**Nergis Küçükfalay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi.82. %40. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmanın sonucuna göre özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerden oluşan örneklem grubunun öfkelenme nedenlerinde ilk sırayı ciddiye alınmama almaktadır. Sağlık Yüksekokulu. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330). Örneklem grubunun %77’si derse ait olmayan kitaplar okuduğunu. saldırgan davranışlar 32.63. içe dönük tepkiler 32. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır.99.67. umursamaz tepkiler 7.PB 62 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Öfke İfade Etme Biçimlerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün.28.10. Bu bağlamda. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Çok Boyutlu Öfke Ölçeği kullanılmıştır. %23’ü ise okumadığını belirtmiştir. kendine yönelik öfke düşünceleri 16. pasif-agresif tepkiler 33. 3.4’ü ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir.87 şeklinde bulunmuştur. düşünce ve tutumlarını belirlemektir.sınıf. diğerlerine yönelik düşünceler 20. haksızlığa uğrama 69. öfkeye ilişkin belirtiler 36. okul şiddetinin önlenmesi ve okul güvenliğinin sağlanması için okul şiddetinin ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerin anlaşılması önem kazanmaktadır.82. Bulgular: Araştırmaya 235 kişi katılmıştır. öfkeye yol açan etmenler grubunda. öfkeyle ilişkili davranışlar grubunda.7’si çok başarılı. sakin davranışlar 32.93. 3’ü evli 232’si ise bekârdır. %54’ü başarılı. Uşak Amaç: Son zamanlarda okullarda artan şiddet olayları kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Bu sonuç adölesan bireylerin beklenen davranış özellikleri ile örtüşmektedir. %31.74. öfkesine yönelik düşünceler 20. %26. %28. **Şerife Aktaş. kaygılı davranışlar 12. intikama yönelik tepkiler 57.sınıf ve %16. Katılımcıların ölçek puan ortalamaları. Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir ve örneklem grubunun birbirinden etkilenmesini önlemişlerdir. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu.42. ciddiye alınmama 73. öfkeye ilişkin düşünceler grubunda.64.66. %4. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde. Hemşirelik Bölümü. eleştirilme 16.4.9’u ilgilenmektedir. kişilerarası tepkiler grubunda. Katılımcıların sınıflara göre dağılımı ise.4 2. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır.57. Katılımcıların öfkeyle ilişkili davranışlarında saldırgan ve sakin davranışlar benzer puanları almıştır. Bunların 180’ı kadın. %29. sınıf. .67.2 4. dünyaya yönelik öfke düşünceleri 10. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin öfke konusundaki duygu. %0.

Burlington.4. Lenard Adler. M. (MI)) birleşiminden bir genel skor (Global YöneticiPuanı. Ph. The Vermont Clinical Study Center. Yöntemler: DEHB olan genç erişkinler (18-30 yaş). ABD. başlama. İki indeks skorun (Davranışsal Düzenleme İndeksi(BRI) ve Üstbiliş İndeksi.. David Williams3 .556). araştırıcı) kullanılarak analiz edilmiştir. New York. kendini izlem.Richard Rubin. Bulgular: Başlangıçta GEC. BRI. veya MI T-skorları ≥60 olan hasta yüzdeleri arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>. M. Durell. 9 adet birbiri ile çakışmayan klinik ölçek içerisinde. Todd M.2. Ruff.. Lilly USA.5.Erişkin Sürümü (BRIEF-A) Atomoksetin Etkileri 1. hafta sonlanım noktasına kadarki ortalama değişiklikler bir ANCOVA modeli (terimler.PB 64 Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri . New York University. bu Faz 4. Kübra Özbek 1. 4.. GEC. Indianapolis. yöneltme. Engelleme. plasebo kontrollü çalışmada 12 hafta boyunca ATX (20-50 mg BID. 5 Lilly Türkiye Medikal Departman (Eli Lilly & Company adına sunumu gerçekleştirecektir) Amaç: DEHB olan genç erişkinlerde atomoksetin (ATX) tedavisinin plaseboya kıyasla Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri – Erişkin Sürümü Kişisel Bildirim (BRIEF-A) üzerine olan etkilerini değerlendirmek. BRIEF-A’da başlangıçtan 12. tedavi. Sonuç: BRIEF-A alt ölçeklerindeki değişimlerle ölçülen yürütücü işlevlerde.ABD 2.3.05). BRIEF-A . planlama/organize olma ve görev izlem alt ölçeklerinde plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülürken (p<0. yönetici işlevleri farklı açılardan değerlendiren. Jody Arsenault.ABD.Departments of Psychiatry and Child and Adolescent Psychiatry. 3= davranış sıklıkla görülür). i3 Statprobe. materyallerin organizasyonu ve duygusal kontrol alt ölçeklerinde anlamlı fark görülmemiştir.D. ABD 3. çalışma hafızası. GEC) elde edilir. N=161) veya plasebo (N=167) almak üzere randomize edilmiştir. 4... . Hastalar 3 puanlık bir Likert ölçeğinde davranışı değerlendirir (1=davranış hiç görülmez.D. Dustin D. Indianapolis. Ph. Aynı zamanda 3 geçerlilik ölçeği içerir: Negativite. Ek olarak. M. kişinin kendisinin cevapladığı 75 maddeden oluşmaktadır. Nadirlik ve İstikrarsızlık. çok merkezli.D.D.D. başlangıç skoru. BRI ve MI bileşik skorlarında plaseboya kıyasla ATX grubunda istatistiksel olarak daha fazla iyileşme görülmüştür. ATX grubunda plasebo grubuna kıyasla anlamlı derecede daha fazla iyileşme gözlenmiştir. çift kör.

erkek yaşı X=40.8’inde kadına yönelik fiziksel şiddet. %21. Türkiye istatistik kurumu.4 maddi sorunlar. ilk sırada ege bölgesinin yer aldığını rapor etmektedir.4’ünde kavga/hakaret. evren dahilinde olan fakat eşlerin takipsizliği veya feragat nedeniyle kapanan dosyalar gerekli bilgileri kapsamadığından çalışma kapsamına alınmamıştır. retrospektif ve tanımlayıcı nitelikteki bu çalışmada boşanmak için başvuran aile özelliklerinin ve boşanma gerekçelerinin araştırılması amaçlanmıştır. %18. Muğla ili Fethiye ilçesinde gerçekleştirilen kesitsel.87±12. %19.6’sında nafaka talep ve/veya onayı olduğu dikkati çekmektedir. %20. En küçük çocuğun yaşı ise X=5. Yöntem: Gerekli kurumsal izinler alınarak. Bulgular: İncelenen davaların %60.2’sinde velayet anneye verilmiş olup. %66’9’unun kadın tarafından açıldığı.6’sında ise çocuk/lar reşit yaştadır. örneklemin % 43.5’inde aldatma/zina. evlenen her beş çiftten birinin boşandığını. Veri toplama aşamasında iken arşiv numaralandırma sisteminde yapılan değişiklik nedeniyle tüm dosyalara ulaşılamamış.56. %19’u 10-20 yıl arası ve % 14. %38.1’i kadın tarafından açılmıştır ve %63. Fethiye ise son yıllarda en çok boşanmanın olduğu ilçe olarak öne çıkmaktadır ve 2011 yılında 1512 evlenme 408 boşanma gerçekleştiği belirtilmektedir.51±11.1’i anlaşmalı boşanma davası niteliğindedir. Fethiye Sağlık Yüksek Okulu Amaç: Boşanma aile bireylerini etkileyen travmatik bir süreçtir. %12. %16.6’sında eşlerden biri yabancı uyrukludur. Kadın yaşı X=36.4’ü 4-6 yıl.9’u 20 yıl üstüdür. "Anlaşmalı" olarak adlandırılan boşanma davası dosyalarının genelinde boşanma gerekçesinin "aile birliğinin temelden sarsılması" olarak ifade edildiği.7’sinde psikolojik şiddet. %18. . 2010 yılında asliye hukuk mahkemelerine başvurularak açılan boşanma davalarına ait dosyalar retrospektif olarak incelenmiştir. bunların ise sadece %49. Bölgede aile danışmanlığı hizmetlerine önem verilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir. çalışma ulaşılabilen 336 dosya üzerinden gerçekleştirilmiştir. %18.93±4.7’sinde çocuk/lar 18 yaşından küçük.33 olarak saptanmıştır ve çiftlerin %8. iddia ve delillerin daha çok "çekişmeli" olarak adlandırılan dava dosyalarında yer aldığı belirlenmiştir. Fethiye Adliyesi’nde Ocak-Haziran 2012 tarihlerinde gerçekleştirilen çalışmada. %36. Bu dosyalarda yer alan boşanma gerekçeleri incelendiğinde ise.9’unda alkol/madde bağımlılığı yer almaktadır. Kader ŞARLAK* *Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi. Toplam 611 boşanma dava dosyası evreni oluşturmakta olup. 18 yaş altı çocuk olan ailelerin %69. Çiftlerin evlilik yılı incelendiğinde.1’inin halen devam ettiği görülmektedir.3’ünde ayrı yaşama/fiziki ayrılık süreci. %29.7’sinde müşterek çocuk olup.0’ı bir yıldan az.2’si 7-9 yıl. %48.10 olarak saptanmıştır. % 6.PB 65 Boşanmak İçin Başvuran Aile Özelliklerinin ve Boşanma Gerekçelerinin İncelenmesi: Fethiye Örneği Sibel COŞKUN*. Örneklemde 124 adet olan çekişmeli nitelikteki dava dosyası incelendiğinde ise.5’i 1-3 yıl. Çocuk durumu incelendiğinde %63. ayrıntılı gerekçe.

yaşadığı baskıları aklından çıkaramama. Text Revision (DSM-IV-TR). kendisiyle birlikte görünmek istemediğini. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. karmat tip” olarak belirlenmiştir. Yirmi yıldır çalıştığı iş yerinde son beş yıldır üstleri tarafından baskı ve haksızlığa maruz kalma.Leymann H (1996). Bu uygulamalar sonrası kişi işyerine giderken başına kötü bir şey geleceğine dair kaygı ve iç sıkıntısı yaşamaya başlamış. otuzlu yaşlarda. American Psychiatric Association. DC: American Psychiatric Association. eksen 3’te lomber disk hernisi. evli ve işçi. Olgu 1: AA. hakaret edilme. **Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp AD. “The Content and Development of Mobbing at Work”.08. http://www.tbmm.*A. eksen 4’te ise iş yerinde yaşadığı psikolojik şiddet saptanmıştır. 2.tr/komisyon/kefe/docs/komisyon_rapor_no_6.pdf adresinden 11.l**Ümit Biçer.**Ömer Turan. Kaynaklar: 1. çoğunlukla işyerinde karşılaşılan yaş.gov. Amaç: Mobbing (bezdiri). Bu çalışmada iki olgunun ruhsal ve yasal değerlendirilmelerinin tartışılması amaçlanmıştır.PB 66 Psikiyatrik ve Adli Yönleriyle Bezdiri (Mobbing) Olgularına Yaklaşım *Hatice Sodan Turan.*Celaleddin Turgut. küçük düşürülme. bezdiriye ilişkin ruhsal sorunların tanımlanmasına ve yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. Bu konudaki artan farkındalık tedavi ve yasal değerlendirme amaçlı başvuruları artırmaktadır.Mevcut belirti ve bulgular sonrası DSM IV-TR’ye (4) göre tanısı “Uyum Bozukluğu. Washington. bedensel engeli olmasına rağmen yapamayacağı işleri verme gibi davranışlarla karşılaştığını belirtmiştir.İşyerinde keyfi yer değişikliği ve çalışma saatlerinde uygun olmayan düzenlemeler yapılmış. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. Olgu 2: AB.Yaşanılan ruhsal sorunların kişilerin maruz kaldıklarını iddia ettikleri bezdiri olayı ile ilgili olduğu kanaatine varılmıştır. ırk. saygınlığının azaldığını ve “kaybeden” olduğunu düşünmeye başlamış. Bezdiriye bağlı olarak gelişen patolojileri değerlendirmek için ruhsal belirtilerin işyerinde yaşanan olumsuzluklarla ilişkilendirilmesi ve nedensellik bağının kurulması gerekmektedir (2).2012 tarihinde indirilmiştir. İş yerinde bezdiriye maruz kaldığını iddia ederek Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş. rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişiye yönelik duygusal saldırganlık olarak tanımlanmıştır (1). cinsiyet gibi herhangi bir ayrımcılık olmadan. Tartışma: Bezdiri ve sonuçları psikiyatrinin önemli bir gündemi olmaya başlamıştır. 2000 .. İşten çıkarılması sonucunda. Sonuç: Saptanan belirti ve bulguların iddia edilen bezdiri süreciyle olan ilişkisi incelenmiştir. iftira atılma.** Servet Yana. 3. . taciz. İş arkadaşlarının kendisinden kaçtığı. arama kurtarma biriminde görevli olarak çalışıyor. Eur J Work Organ Psychol. Psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda DSM IV-TR’ye (4) göre eksen 1’de major depresif bozukluk. Bu ilişkide zamansal birliktelik ve içerik benzerliği üzerinde durulmuştur. çökkünlik belirtilerinin yanı sıra.Tamer Aker *Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri AD. 5 (2):165-184. iş yerinde yaşadığı bezdiri olayının neden olduğu sorunların saptanması için Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş. kırklı yaşlarda. “İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu” (2011). tehdit edilme. kovulma anını hatırlama. tıbbi ve toplumsal durumunda kötüleşme yakınmaları olmuş.

. yaş ve fiziksel ruhsal hastalık varlığı ile tükenmişlik arasında ilişki yoktu. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. Veriler spss v.037).Türkiye’de 7255 sağlık çalışanı ile yapılan bir çalışmada pratisyen hekimler ve hemşirelerde duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları en yüksek bulunmuştur(3). hizmet götürdüğü insanlarla ilgilenemiyor oluşu yada aşırı stres ve doyumsuzluğa tepki olarak kendini psikolojik olarak işinden geri çekmesi olarak tanımlanan işyeri kaynaklı bir sendromdur(1). üniversite mezunu olanlarda (p=0. Haftalık çalışma süresi ile duygusal tükenmişlik arasında pozitif ilişki vardı(r=0.022). kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p=0. Sonuç: Çalışma süreleri ve işyeri koşullarının düzeltilmesi ve tükenmişliğin farkında olmak önem taşımaktadır.Nov.001) duygusal tükenmişlik anlamlı düzeyde yüksek idi. 2. p=0.032).İst Tıp Fak Derg.002).000) duygusal tükenmişliğin öngörücüleri olarak saptandı.037) tü ve kurumdan ayrılmayı düşünme kişisel başarı düzeyinin yordayıcısı olarak bulundu(p=0. psikosomatik hastalıklar.68:29-32. Tükenmişlik sendromunun ortaya çıkmasında kişilik özelliklerinden çok içinde bulunulan iş koşulları daha önemli risk faktörü olarak kabul edilmektedir.025) duyarsızlaşma anlamlı düzeyde yüksekti. Bulgular: Çalışmaya 131 kişi katıldı.Tükenmişlik.182. ilişki sorunları ve kardiyovasküler hastalıklara neden olabilmektedir.Kaçmaz N(2005)Tükenmişlik (Burnout) sendromu.003).67(11):561-5. Bu çalışmada Balıkesir Gönen Devlet Hastanesinde çalışan sağlık personelindeki tükenmişlik düzeyini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya hastanede çalışan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 131 kişi alındı. Evli olmak (p=0.Brand S.Yaygınlığı %10 ile %50 arasında bildirilmektedir(2). alkol madde kullanımı. Kaynaklar: 1.15.PB 67 Bir İlçe Devlet Hastanesi Çalışanlarında Tükenmişlik Birmay Çam Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş ve Amaç: Tükenmişlik. Çocuğu olmayanlarda (p=0.Ther Umsch. Duyarsızlaşma ile meslekte geçirilen süre arasında negatif ilişki saptandı(r=-0. kurumda çalışmaktan memnun olmamak(p=0. kurumdan ayrılmayı düşünenlerde(p=0. Holsboer-Trachsler E(2010)The burnout syndrome--an overview. kişilerin mesleğin anlam ve amacından kopması. iş veriminde azalma yanısıra depresyon. hizmet kalitesinde düşme. Evlilerde(p=0.3P Dergisi. iş kaybı. cinsel problemler. Cinsiyet.039). kurumda çalışmaktan memnun olmayanlarda(p= 0.Ergin C(1996)Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin Türkiye sağlık personeli normları. meslek. Kişisel başarı düzeyi kurumdan ayrılmayı düşünenlerde anlamlı düzeyde düşük(p=0.023).4:28-33.041).190. p=0.001).029). uyku sorunları. kurumdan ayrılmayı düşünmek (p=0.0 paket programında değerlendirildi. Sosyodemografik bilgi formu ve Maslach tükenmişlik ölçeği uygulandı. 3.

x2=4.baba ve öğretmen Conners ölçeklerindeki hiperaktivite. Atomoksetinin plasebodan etkili olduğunu gösteren birçok çalışma bulunmaktadır.7’ye karşılık %36. tedaviye iyi yanıt verenlerin oranı (CGI 1 ya da 2) ise %45. Klinisyen tarafından doldurulan global klinik izlenimde tedaviyle değişim. Öğrenme Güçlükleri.9.5. Tedaviye hiç yanıt vermeyen olgularda ilaç dozu gözden geçirilmelidir. p=0. Miray Akıncı*. p=0. . dikkat eksikliği. Children's Hospital. diğerleri p<.2 olarak saptanmıştır.4. Bilişsel testlerdeki düzelmenin öğrenmeyle ilişkili olabileceği akılda tutulmalıdır. TMT-A ve WISC-R Şifre puanları ise anlamlı olarak yükselmiştir (p<0. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH.PB 68 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda Atomoksetin Tedavisi: Naturalistik Bir Örneklemin Retrospektif Değerlendirmesi Özgür Öner*. Boston Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tedavisinde yer alan stimulan olmayan tedavilerden birisi de atomoksetindir. Kaygı Bozukluklarının varlığının ve mg/kg olarak ilaç dozunun tedavi üzerine olan etkileri incelenmiştir. tedaviye “herhangi” yanıt verenlerin aldığı ilaç dozu hiç yanıt vermeyenlerden ortalama olarak daha yüksek bulunmuştur (F=3. Tartışma: Atomoksetin tedavisi DEHB’de etkin ve genel olarak kabul edilebilir yan etkilere sahip bir tedavi şekli olarak ortaya çıkmaktadır. Olguların yarısından fazlasında herhangi bir yan etki görülürken az sayıda olguda yan etkilerden ötürü tedavi değiştirilmek zorunda kalınmıştır. Halil Kara*.04). Mg/kg olarak ilaç dozu tedaviye “iyi” yanıt verme ile ilişkili değilken. Yöntem: 168 çocuk ve ergen DEHB olgusunun 6-8 haftalık dönemde atomoksetin tedavisine verdikleri yanıt incelenmiştir.04. Tedavi ile anne baba ve öğretmen ölçek puanları anlamlı olarak düşmüş (anne baba davranım sorunları puanı p=0. Ayrıca DEHB alt tipi. Atomoksetin potent bir norepinefrin geri alım inhibitörüdür ve dopamin üzerine anlamlı etkisi bulunmamaktadır. Sonuçlar: Tedaviye herhangi bir yanıt (CGI düzelme 3 ya da daha iyi) olanların oranı %73. Bu çalışmanın amacı. Yan etkiler UKU yan etki ölçeği ile değerlendirilmiştir. Tedaviye herhangi bir yanıt verme ile DEHB alt tipi ve eşhastalanım arasında bir ilişki bulunmazken. davranım sorunları ve toplam puanlarındaki değişim. anne. Pınar Öner*. ve daha küçük bir alt grupta (n=58) Trail-Making-Test (TMT-A) ve WISC-R Şifre alt testindeki değişim incelenmiştir. Ankara. **Harvard Medical School.Mehmet Şahin*. KOKG/DB olanların tedaviye “iyi” yanıt verme olasılığı daha düşük bulunmuştur (%52.001). Esra Çöp*. Karşıt Olma Karşı Gelme/Davranış Bozukluğu.05). Çocuk Ergen Psikiyatrisi.8.001). natüralistik bir izlem ortamında atomoksetinin etkinlik ve yan etki profilinin geniş bir klinik populasyonunda incelenmesidir. DB olan olgular tedaviye daha az olumlu yanıt veriyor olabilir.

%49. Şiddetin nedenleri ve risk gruplarına yönelik çalışmalar yapılması. Olguların %62. şiddetin önlenmesi yönünde daha etkin programlar geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı.4(n=8). Ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılan çalışmalar yeterli düzeyde değildir. hem sözel hem de fiziksel saldırıya uğrayanların oranı %14.3 1. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü . Çeşitli sağlık kurumlarında ve sağlık meslek gruplarında şiddete uğrama sıklığı. Çalışmamızın sonuçları literatürle uyumluydu(%49. sağlık memuru.Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.151’i hekim olmak üzere toplam 389. bir gruba ya da topluma karşı fiziksel gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi” olarak tanımlanmaktadır (1). 2002. şiddete maruz kalınıp kalınmadığını.3 Abdullah Atli. Biz bu çalışmada Ağrı ilindeki sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sıklığını araştırmayı amaçladık. Diyarbakır.5’i(n=56) hekim.gov. %3. Kaynaklar: 1) Krug EG et al. ebe. Geneva.4’ü(n=280) ise son bir yılda en az bir kez şiddet olayına maruz kalmıştı.Atatürk Ünviversitesi Eğitim Fakültesi. şiddete maruz kalındıysa şiddetin tipinin ne olduğu gibi bilgileri içeren bir anket hazırlanarak Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Ağrı ilindeki tüm devlet hastanelerine gönderildi. Diyarbakır 2.¹ Sultan Berk Halmatov.3 Mehmet Cemal Kaya.tuik. Kaptanoğlu C. 2002. Olguların %9. Ağrı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. fiziksel saldırıya maruz kalanların oranı %1. Türkiye’de 2008 yılı itibarı ile 113. %28’ (n=159) hemşire. %9.3:14-54 .6(n=60) idi.4’ü(n=59) ebe. World report on violence and health. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği.4). Tartışma ve Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre 16 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir. Yapılan çalışmalarda sağlık çalışanlarının %25-88’inin son bir yılda şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir(3). %10.3 Mehmet Güneş. Yöntem ve Gereçler: Ağrı ilinde bulunan sağlık çalışanlarına. diş hekimi ve eczacı) olmasına rağmen sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda yapılmış çalışma sayısı çok azdır(2).5’i(n=20) diş hekimi ve %38.Patnos Devlet Hastanesi.5’i(n=354) çalışma hayatları boyunca. tıbbi sekreter.tr 3)Ayrancı Ü. Anadolu Psikiyatri Dergisi.9’u(n=56) sağlık memuru. Sözel saldırıya uğrayanların oranı %36.World Health Organization. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Erzurum 3.3 Aytekin Sır. Anketi gönüllü olarak dolduran 567 olgu çalışmaya dahil edildi. Yenilmez Ç.8(n=84) ve hangi tür saldırıya maruz kaldığını belirtmeyenlerin oranı ise %10.494 sağlık personeli (hemşire.1’i(n=216) ise diğer yardımcı sağlık personelinden(güvenlik. %54’ü(n=308) bayandı. Bulgular: Olguların %46’sı(n=261) erkek. Günay Y. Giriş: Şiddet “Kişinin kendisine ya da başka birisine.7(n=208).2 Yasin Bez.) oluşmaktaydı. 2) www. teknisyen vs.PB 69 Ağrı İlindeki Sağlık Çalışanlarının Şiddete Maruz Kalma Durumları Mahmut Bulut.

8’i dahili branşlardan.2’sinde en az bir ruhsal patoloji saptanmış ve hastaların % 74. isteyen klinik. %23. yaş ortalaması 51. konsültasyonun istenme nedeni.1’ine psikiyatrik tedavi önerilmiştir. .7’sinin anksiyete. fiziksel hastalığı olanlarda %21-26 arasında bulunmuştur. psikiyatrik tanı ve tedavilere göre dağılımı incelenmiştir. Genel nüfusta ruhsal bozuklukların yaygınlığı %16 iken. %22. duygudurum ve anksiyete bozuklukları oluşturmaktadır. Hastaların %60. Psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların %90.9’unun tarafınızca değerlendirilmesi istemiyle herhangi bir neden belirtilmeden konsulte edildiği. Bunların çoğunluğunu madde kötüye kullanımı.3’ü (n=115) erkek. %17. %22. Bulgular: Çalışmamızın yapıldığı iki aylık süre içinde hastanemizde yatarak tedavi gören (n=8871) hastaların %2. Konsültasyonların %59.3’ünün duygudurum bozukluğu ve %10.44±22 (5-87) idi. Bu çalışmada hastanemizde psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların klinik ve demografik özellikleri. %14.2’si emekli.8 organik mental bozukluklar. Levent Atik Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Fiziksel hastalığı olanlarda ruhsal bozukluklar sağlıklılara göre daha sık görülmektedir. isteme nedenleri. Fiziksel hastalığı nedeniyle yatan hastalarda konsültasyon hizmeti sayesinde psikiyatrik değerlendirme ve müdahale fırsatı sağlanmaktadır.3’ü evli.6’sı işsiz veya ev hanımı.8 duygudurum bozuklukları.3’ü dul veya boşanmış. Hasret Ozan Keser. konsültasyonu isteyen klinikler. Tartışma Çalışmamızda dahili branşlarda konsültasyon isteme oranı cerrahi branşlardan yüksektir. %48. Psikiyatri konsültasyonu istenen 224 hastanın %51.2’si cerrahi branşlardan istenmişti. Olguların %9. Özge Saraçlı.6’sının gece uyuyamaması nedeni ile konsulte edildiği saptandı.9 anksiyete bozuklukları yer almaktadır. Hastaların psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda konulan tanılar arasında en sık %26. Konsultasyon istem yazılarına bakıldığında.1’ine psikiyatrik ilaç önerilmiştir.4’ü bekar. cerrahi branşlar içinde ise anestezi ve ortopedi en sık konsültasyon isteyen kliniklerdir. Konsulte edilen hastaların %74.7’si (n=109) kadın.8’inde herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı konulmadığı görülmüştür.PB 70 Bir Üniversite Hastanesinde Yatan Hastalardan İstenen Psikiyatri Konsültasyonlarının Değerlendirilmesi Melek Cengiz. Dahili branşlar arasında FTR ve endokrin. hastaların % 25. %10. % 8’inin ajitasyon. %32’si ortaokul-lise mezunu olduğu görüldü.3’ünün suicid girişimi. %49. %40. Nuray Atasoy. fiziksel tanıları.5’inden psikiyatri konsültasyonu istenmiştir. konulan psikiyatrik tanılar ve verilen tedaviler ile ilgili bilgilere dosyalardan geriye dönük olarak ulaşılarak yapılmıştır. %50’si ilkokul. %7. Yöntem: Bu araştırma 01/03/2012 ve 30/04/2012 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yatarak tedavi gördüğü süreçte psikiyatri konsültasyonu istenen hastaların sosyodemografik bilgileri. %21.

DEHB'li çocukların ebeveynlerinden oluşan genetik olarak yüklü bir erişkin örnekleminde DEHB ile SNAP-25 geninin iki polimorfizmi (rs3746544. OR=1.641.Gruplar arasında alel frekansları ve alel varlığı oranları ki-kare testi ile karşılaştırıldı. bu faktörler yoksa bu yüklülüğün fenotipe yansımadığı düşünülebilir. x2=16. Bulgular: Hem DEHB hem de No-DEHB grubu SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi alel frekansı açısından SK grubuna göre anlamlı farklılık gösterdi (sırasıyla. rs1051312) çalışıldı.2011.884. p=0. Gökhan Sarısoy. a review.Waldman ID.05). Yöntem: En az bir DEHB'li çocuğa sahip 228 ebeveyn ve kendilerinde ve çocuklarında DEHB olmayan sağlıklı kontrol (SK) grubu (n=109) çalışmaya dahil edildi. Asherson P et al. Ahmet Rifat Şahin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Giriş ve Amaç: Sinaptozomal-ilişkili protein-25 (SNAP-25). p=0.126:51–90 Franke B.1038/mp. çocukluk çağı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile bu proteini kodlayan genin rs3746544 polimorfizmi arasında anlamlı. x2=6.745.Molecular Psychiatry.The genetics of attention deficit/hyperactivity disorder in adults.PB 71 Dehb Tanılı Çocukların Ebeveynlerinde DEHB ile SNAP-25 Gen Polimorfizmlerinin İlişkisi Ozan Pazvantoğlu.Birden fazla bireyinde DEHB tanısı (ailesel DEHB) olan ailelerde DEHB için genetik yüklülüğünün daha fazla olduğu bilinmektedir(2). Ebeveyn grupları arasında ise alel frekansı ve alel varlığı oranları açısından anlamlı farklılık bulunmadı.30. rs1051312) arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.001. Seher Akbaş. OR=2. Katılımcılardan alınan periferik kan örneklerinde SNAP-25 gen polimorfizmleri (rs3746544. Yakın tarihli bir metaanalizde. Hum Genet 2009.Buna karşın riskli bireylerde diğer genetik ya da genetik dışı faktörlerin katkısıyla DEHB geliştiği.Çalışmamızın sonuçları rs1051312 polimorfizmi ile DEHB ilişkisini desteklememiştir.2011. Ebeveynlerin 108'i yaşamlarının hiç bir döneminde DEHB tanısı almazken (No-DEHB).0001.009. x2=10. Ficks C. Sonuçlar: SNAP-25 geni rs3746544 polimorfizmi DEHB tanısından ziyade DEHB'li çocuğa sahip olma ya da bir diğer deyişle genetik olarak yüklü olma ile ilişkili olabilir. sinaptik iletim ve plastisite mekanizmalarında merkezi role sahip bir proteindir. Koray Karabekiroğlu. Her iki ebeveyn grubu da SK grubuna göre daha fazla oranda T alleline sahipti (sırasıyla.Bu polimorfizme ait T aleli bu yüklülük için risk aleli gibi görünmektedir. Candidate gene studies of ADHD: a meta-analytic review. rs1051312 arasında ise nominal ilişki bildirilmiştir(1). OR=2. Zeynep Yeğin. 120'si ya çocukluk dönemlerinde ya da halen DEHB tanısına sahipti. Kaynaklar: Gizer IR. .53. Ömer Böke. OR=1.Nov 22.doi: 10. Bu çalışmanın amacı. Öte yandan rs1051312 polimorfizmi alel frekans ve oranları gruplar arasında anlamlı farklılık göstermedi. x2=5.206.Faraone SV.017. p=0. Sezgin Güneş.2011:1–28. Hasan Bağcı. Işıl Zabun Korkmaz. p=0.138.25).

PB 72 Çanakkale İlinde Son 1 Yılda Hekime Yönelik Saldırıların Değerlendirilmesi: Bir Anket Çalışması Sedat Yelpaze.2008. %76. Anket doldurmayı kabul eden 130 kişiden elde edilen veriler SPSS'e girilerek tanımlayıcı istatistikler ve grupların sayısal değişkenlerinin karşılaştırmasında normal dağılım gösterenler için bağımsız grupların t-testi.48) ve devlet-üniversite(p=0. konumunda çalışıyordu. Tartışma: Toplumda yaygınlaşma eğilimi gösteren şiddet.3. Altınbaş G. fiziksel saldırıların yarısı(n=3) acil servislerde gerçekleşmişti. sağlık sektörünü de ciddi bir biçimde etkilemektedir.8. Yöntem: Araştırmacılar tarafından hekimlerin son 1 yılda uğradığı saldırıları baz alınarak hazırlanan anket formları . Çeşitli Sağlık Kurumlarında ve Sağlık Meslek Gruplarında Şiddete Uğrama Sıklığı.5’i(n=76) uzman/yard. saldırılardan benzer oranda etkilenmesi ve uygulanan sağlık politikalarını var olan şiddet ortamının sorumlusu olarak görmesi oldukça çarpıcıdır. Yenilmez Ç. 2011. Elif Karaahmet. Bulgular: Araştırmaya katılanların %64.6’sı (n=84) erkek.82) ve devlet-üniversite hastanesi(p=0. dahili-cerrahi birimler(p=0.08). Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Çanakkale Devlet Hastanesi’nde çalışan hekimlerine yönelik saldırıları birçok yönden incelemeyi amaçladık. Elbek O. Biz de buradan hareketle. daha geniş örneklem ile daha kapsamlı. Walters J.2’si (n=77) son bir yıl içinde en az bir kez sözel ve/veya fiziksel saldırıya uğradığını bildirmişti.57(6):631-6. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışmakta olan araştırma görevlisi ve öğretim üyeleri ile Çanakkale Devlet Hastanesi'nde çalışmakta olan uzman hekimlere dağıtılmıştır. Hekimlerin büyük bir çoğunluğu uğradıkları saldırıların en önemli nedeni olarak kötü sağlık politikalarını görmekteydi(%83. Saldırganların büyük çoğunluğu hasta yakınlarından oluşmaktaydı(sözel saldırı %40. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002.Int J Soc Psychiatry. Kaptanoğlu C.7±8. Hekimlerin %59. yarısı (n=65)dahili branşlarda. Mehmet Nezir İşleyen. Sözel saldırılar büyük oranda poliklinik odalarında gerçekleşmişken(%61. Katılımcıların yaş ortalaması 36. Kadir Arslan. Toplum ve Hekim.4’ü (n=85) üniversite hastanesinde.doç. Emel Peker. Oral Et. Kürşat Altınbaş Giriş: Sağlık ortamında hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son yıllarda artış gösterdiği düşünülmektedir.4). ülkemizde bu alanda yapılmış araştırma sayısı kısıtlıdır.46) arasında karşılaştırıldığına anlamlı farklılık saptanmadı. Günümüze kadar birçok çalışmada sağlık alanındaki fiziksel ve sözel saldırılar farklı açılardan işlenmiş olmasına rağmen. %58. 3:147-154. Hekimlerin önemli bir bölümünün cinsiyet.32) hastanelerinde saldırıya uğrama oranları benzerdi. Araştırma görevlisi-uzman/öğretim üyesi(p=0. Sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörü gruplarına göre kat kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. . Kaynaklar: Adaş E.3 (ortanca 35 yıl) idi. normal dağılmayanlar için Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Hekimlere Yönelik Şiddet Üzerine Bir Değerlendirme. n=31). Günay Y.5). ülke genelinde yapılacak çalışmaların. Ayrancı Ü.2’si evli(n=99). çalıştıkları kurum ve konumdan bağımsız olarak. Bu alanda.42).23:2:147-160 Altınbaş K. asistanuzman(p=0.n=65) ve neredeyse hepsi hekime yönelik şiddetin son yıllarda arttığını düşünmekteydi (%97. Cinsiyet dağılımı dahili-cerrahi bilimler(p=0. %65. Türkcan A. bu sorunun çözümüne ilişkin çıkış yolları sağlayacağını düşünmekteyiz. A survey of verbal and physical assaults towards psychiatrists in Turkey.

Verilerin toplanması araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir. sosyal duyarlık. .31 bulunmuştur. 46. **Huriye Hakut.3’ü alkol kullanırken.1’i kullanmamaktadır. Örneklem olarak evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir ve 248 kişiye ulaşılmıştır. duyuşsal duyarlık.**Hamdullah Omay *Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. Tartışma ve Sonuçlar: Araştırma sonucuna göre.8’i çok başarılı. Bu da bireyin bir takım becerilere sahip olmasıyla mümkündür.41. Hemşirelik Bölümü. 42.8’i ise başarısız bir birey olduğunu belirtmiştir.5’i kısmen başarılı. 44.59. %9. sosyal anlatımcılık. **Seda Çağlı. Araştırmaya katılımda gönüllülük ilkesi dikkate alınmıştır. Bu doğrultuda hemşirelik bölümü öğrencilerinin genel anlamda sosyal beceri düzeylerinin yüksek olduğu söylenebilir. 52.34. Bu davranışlar genel olarak sosyal beceri olarak adlandırılmaktadır.**Özge Işıldar. hemşirelik bölümü öğrencilerinin en yüksek puan ortalamaları sırasıyla. Sağlık Yüksekokulu. %4. Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın evrenini bir Üniversitenin Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrencileri oluşturmuştur (N=330).02 şeklinde saptanmıştır. 58’i erkektir.PB 73 Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Sosyal Beceri Düzeylerinin Değerlendirilmesi *Gül Ergün. düşüncelerini de anlamak ister. sosyal duyarlık. Uşak Amaç: İnsan kişiler arası iletişim gereği ilişki kurduğu insanların duygularını. Bu çalışmanın amacı sağlık yüksekokulunda okuyan öğrencilerin sosyal beceri düzeylerini değerlendirmek ve bu konuda yeterli olup olmadıklarını belirlemektir. Bulgular: Araştırmaya 248 kişi katılmıştır. 46. Öğrencilerin genel anlamda kendini değerlendirmeleri istendiğinde.26. Verilerin değerlendirilmesi SPSS paket programında yapılmıştır. sosyal anlatımcılık ve duyuşsal kontrol şeklindedir. %2. %43. %48. %90. duyuşsal anlatımcılık.9’u sigara kullanırken. **Cemile Demirel. sosyal kontrol. duyuşsal anlatımcılık. **Sinem Kaya. Hemşirelik bölümü öğrencilerinin sağlık hizmeti verirken danışanla terapötik iletişim kurmaları son derece önemlidir. Bunların 190’ı kadın.7’si kullanmamaktadır. Alt ölçek puan ortalamaları ise. Katılımcıların Sosyal Beceri Envanteri toplam puan ortalamaları 280.**Ceyda Şenol. Burdur **Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. duyuşsal duyarlık.8’i başarılı. Örneklem grubunun %10. 3’ü evli 245’i ise bekârdır.46. Verilerin toplanması için araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik sorular ve Sosyal Beceri Envanteri kullanılmıştır. Envanterin bütününden alınabilecek en yüksek puanın 450 olduğu düşünülürse Katılımcıların dereceleme ölçeğinden almış olduğu ortalama 280. Sosyal kontrol. %89. duyuşsal kontrol.31 puanın iyi bir puan olduğu kabul edilebilir. 48.

443-465. Cooper. . Bulgular: Çalışmaya katılanların %58. Occupational Medicine 2006. çalışma süresi ve gelir düzeyi açısından fark yoktu. %23. Bullying. bully. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında yaş. H.10.Godin IM.1’i erkekti ve %67’si lise ve üniversite mezunuydu. Elovainio M. 3.324:786. Bunların da % 51.56:226– 231. Sonuç: İşyerinde yıldırma ciddi sonuçlara doğuran bir durumdur ve kişilerde psikiyatrik hastalıklara neden olmaktadır. C. ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkisine..7’sinde anksiyete bozukluğu saptandı. J Epidemiol Community Health.Hoel.5’inde depresyon. 5. Vathera J. mağdurun sağlığına. those who can’t. Araştırmada veriler olumsuz davranışlar anketi (NAQ-R) ve sosyodemografik veri formu kullanılarak elde edilmiş.PB 74 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Çalışanlarda İşyerinde Yıldırma (mobbing) Sıklığı Elif Karaahmet* Ülkem Angın Öztürk** Özge Şimşekyılmaz Saraçlı*** Levent Atik**** Nuray Atasoy**** *Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD **Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ***Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: İşyerinde bir veya daha fazla kişinin genellikle bir kişiye yönelttiği uzun süreli ve tekrar eden olumsuz davranışlarla açıklanan işyerinde yıldırma (mobbing) olgusu(1).58:258-9. katılımcılara SCID-I uygulanmıştır. 2002. Those who can. Occup Environ Med 2000.4’ü işyerinde yıldırmaya maruz kalmaktaydı.Bilgel N. Türkiye’de ise oran %55 olarak bildirilmiştir(5). worker’s health. 2004. haysiyetine. Amaç: Psikiyatri polikliniğine başvuran psikiyatrik hastalığa sahip kişilerde işyerinde yıldırmanın sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Dünyada işyerinde yıldırmanın yaygınlığı %2. Bullying in Turkish white-collar workers.7-67 gibi geniş bir aralıkta bildirilmiştir(4).Field T. Workplace bullying and sickness absence in hospital staff. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarlarda psikiyatrik hastalık oranları istatistiksel anlamlı düzeyde fazlaydı.57:656–660. and labor instability. Yıldırmaya maruz kalanlar arasında psikososyal bozuklukların ve intihar eğilimlerinin yüksek olduğu ve bu kişilerin daha sık hastalık izni aldıkları belirlenmiştir(3). Metod: Bu çalışmanın evrenini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İzmit Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır aynı işyerinde çalışmakta olan toplam 166 kişi oluşturmuştur. European Journal of Work and Organizational Psychology.Kivimäki K. Bullying in medicine. Psikiyatristlerin işyerinde yıldırmanın farkında olması kişilerin tedavisinde ve izleminde yararlı sonuçlar doğuracaktır. do. BMJ. 2001. Aytac S. Bayram N. Kaynaklar 1. 4. İşyerinde yıldırmaya maruz kalanların %70. B.. ekonomik olarak geçimini sağlamasına ya da bunların hepsine birden zarar verir(2). İşyerinde yıldırmaya maruz kalanlarla kalmayanlar arasında komorbidite açısından fark yoktu. & Faragher. L. 2.The experience of bullying in Great Britain: The impact of organizational status.

2. Psikiyatri Temel Kitabı 2. 2008. Durumsal ve Sürekli Kaygı Envanterleri (STAI. DHB ebeveyninin sorunlarla başa çıkma yöntemleri arasında madde kullanmının yüksek oluşu da DHB'nin genetik yatkınlığını ve yine DHB.2). Kaynaklar: 1. Yöntem ve Gereçler: Çocuk ruh sağlığı polikliniğine başvuran ve DSM-IV tanı kriterlerine göre DHB tanısı ile takip edilen 6-18 yaş grubu çocuk ve ergenlerin. 18-65 yaş arası. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. 20 anne ve 18 babadan oluşan toplam 38 ebeveyni çalışmaya alındı. Köroğlu E. Anksiyete ve tükenmişlik derecelerinin DHB ile geçirilen süreden ve sosyoekonomik koşullardan olumsuz etkilendiği ve bu koşulların başa çıkma yöntemlerini de değiştirdiği açıktır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kullanılan başa çıkma yöntemleri: Bir ön çalışma. Hasta ile ilgilenme yılı ile tükenmişlik arasındaki ilişkiye bakıldığında. sağlıklı. DHB ile izlenen çocuk ve ergen hastaların ebeveynlerindeki çaresizlik. Sözel şiddete maruz kalanlar inkârı. toplum tarafından damgalanma yaşama ve dışlanma oranı babalara göre annelerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu. J Pediatr. Ayla Aysev***. kronik seyirli. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu. Maddi sorun yaşayanlar anlamlı olarak daha fazla aktif başa çıkmayı. tedavisi güç ve yaşam tarzını olumsuz etkileyebilen. Durukan İ. Erdem M. %92'si evli ve yaş ortalaması 41+/-13 olan. BAÖ ile COPE sonuçları karşılaştırıldığında ise yüksek anksiyete puanları ile sorun odakli başa çıkma. Çalışmamızın amacı.PB 75 Dikkat Eksikliği ve Bozukluklu Çocuk ve Gençlerin Ebeyenlerindeki Çaresizlik. özellikle de sorun odaklı başa çıkma yöntemini kullanıyorken. çocuğu tarafından fiziksel şiddete maruz kalma. Ankara. 2009. sürenin artışı ile hastanın tedavisinde güçlük çekme. ebeveyn veya bakım verenlerde de damgalanma ve tükenmişliğe neden olabilen zorlu bir hastalıktır (1. Damgalanma yaşayanlar ise belli bir alt başlık kullanmıyordu. Sarıpınar E. okuryazar (ort. İstanbul ** Maltepe Üniversitesi Psikiyatri AD. 18:283-291 . dini olarak başa çıkma ve madde kullanmı arasında anlamlı ilişki olduğu belirlendi. dolayısıyla sadece hastada değil. Güleç C. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde tükenmişlik düzeyleriyle kısa ve uzun etkili metilfenidatın bu tükenmişliğe etkisi. hastanın davranışlarını denetlemede güçlük çekme. Akın B. Tufan A. Şener Ş. 9:217-223. fiziksel şiddete maruz kalanlar ise plan yapmayı. İstanbul ***Ankara Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı AD. düzenli çalışanlar işsizlere göre daha çok şakaya vurma yöntemini kullanıyordu. Öğrenim yılı ile dini olarak başa çıkma arasında negatif anlamlı ilişki vardı.Madde Bağımlılığı birliktelik riskini akla getirmektedir. hastaya acıyarak davranma ya da dışlama ve ebeveynin madde kullanım sıklığı doğru orantılıydı. Aytül HARİRİ**. Ankara Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DHB). 3. psikiyatrik sorun yaşayanlar da sorun odaklı başa çıkma ve davranışsal olarak boş verme yöntemlerini tercih ediyorlardı. tükenmişlik ve kaygı düzeyleri ile bunlarla ne ölçüde ve nasıl başa çıkabildiklerini araştırmaktır. Baskı 2007. Bulgular: Çocuğunun hastalığı dolayısıyla kendisinde psikiyatrik sorunların oluşması. Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE). Deneklere Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ).Form I ve II). Eğitim yılı 9+/-8) . Anadolu psikiyatri dergisi. Tükenmişlik ve Kaygı Düzeyleri ile Bunlarla Başa Çıkma Yolları Gülnihal Gökçe ŞİMŞEK*. Tartışma ve sonuçlar: DHB ile yaşamanın özellikle annede belirgin olmakla birlikte ebeveynlerde hem tükenmişliğe hem de dangalanma hissine neden olacak düzeyde zorlayıcı bir durum olduğu görülmüştür (3). Baş Etme Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve hasta yakını anket formundan oluşan testler uygulandı. çalışmayı gönüllü olarak kabul eden.

lise öğrencilerinde akran baskısının araştırılması ve bazı demografik değişkenler açısından analizi amacıyla yapılmıştır. ailelerden yazılı onam alınabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 440 öğrenci ise örneklemi oluşturmuştur.1’inin özgüven algısının “çok”.52.9’unun erkek.05±22. Bulgular: Öğrencilerin %53. bireyin içinde bulunduğu grubun etkisi ile bir şeyi yapmak için arkadaşları tarafından zorlanması veya cesaretlendirilmesi olarak tanımlanan bir şiddet davranışıdır. Sibel Coşkun** * Fethiye Esnaf Hastanesi ** Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Giriş ve Amaç: Akran baskısı.5’inin 1.1’inin okul başarısının “orta” düzeyde olduğu belirlenmiştir.7’sinin 2 kardeş olduğu. Lise Öğrencisi. Karaçulha Çok Programlı Lisesi'nin X=52. Öğrencilerin %41. . %52. Ergenlik.85 olarak saptanmıştır. sınıf. Bu okullarda eğitim gören toplam 2297 öğrenciden.99±31. %34. Veriler sosyodemografik değişkenlere ilişkin sorulardan oluşan anket formu ve Kıran (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan 34 soruluk “Akran Baskısı Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır. %37. %85. Gereç ve Yöntem: 2012 yılında Muğla ili Fethiye ilçesinde yapılan araştırmada evreni temsilen Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi. boş zamanlarını televizyon izleyerek geçiren. %54. Ayrıca. Anadolu Lisesi öğrencilerinin ise genel lise ve meslek lisesi öğrencilerine göre daha fazla akran baskısına maruz kaldıkları saptanmıştır ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0.99±22. % 63.8’inin ekonomik gelir algısının “orta düzey” olduğu saptanmıştır. Araştırmada erkeklerin kızlara göre. Ergenlik pek çok riski taşıyan zorlu bir geçiş dönemidir ve akran baskısının daha çok ergenlik döneminde ve gençlerin zamanının çoğunu geçirdiği okul ortamı ile arkadaş gruplarında görüldüğü belirtilmektedir. Verilerin analizinde yüzdelik hesaplamalar ile Kruskal wallies ve t-testi kullanılmıştır. okul başarısı ve aile ilişkileri kötü olan ve aile gelir durumu düşük olan öğrenciler ile arkadaş düşüncesini önemsemeyen ve hayır demede zorlananlarda akran baskısı puanları daha yüksektir.PB 76 Lise Öğrencilerinde Akran Baskısı Fadime Funda Erdil*. Ayrıca. Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi'nin X=64.0’ının aile ilişkisini “çok iyi” olarak tanımladığı bulunmuştur. Fethiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi ve Karaçulha Çok Programlı Lisesi seçilmiştir. %56. %71.0’ının anne eğitim durumu ilköğretim olup.05). Akran baskısı ölçek puan ortalamaları Fethiye Teknik Endüstri Meslek Lisesi'nin X=56.93.05). arkadaş sayısı ve özgüveni az olan. % 51. ailesi ilgisiz olan.8’inin samimi olduğu arkadaş sayısının “4 ve daha fazla”.0’ının 16-17 yaş arası ve %62.7’sinin anne ve babasının sağ ve beraber olduğu. Bu değişkenlere göre ölçek puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.8’inin ailesinin genel tutumunu “ilgili”. Bu çalışma. Anahtar Sözcük: Akran Baskısı.

Tartışma: YGB+DEHB olan olgularda pür DEHB ya da DEHB+ Hafif Düzey Mental Retardasyon olan olgulardan daha düşük MPH yanıtı elde edilmiştir.01). İzmir ****Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Prevantif Onkoloji AD. YGB olan olgularda % 50 oranında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) komorbiditesi olduğu bilinmektedir. İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji AD. DEHB+YGB olan olgularda MPH’ a yetersiz yanıtın veya olumsuz yan etki profilinin CES-1 enzim sisteminin genetik yapısındaki bir bozukluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ise bugüne kadar hiç araştırılmamıştır. 22 DEHB+Hafif Düzey Mental Retardasyon. Ankara Giriş: Otizm ve diğer Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (YGB) gerek bireyin gerekse ailenin ve toplumun yaşam kalitesini derinden etkileyen bozukluklardır. CGI-I yanıtı polimorfizm ilişkisine bakıldığında. kromozomun olması YGB+DEHB olan olgularda CES-1 enzim sisteminin araştırılması gerektiğini düşündürmektedir. Bulgular: Çalışma gruplarının polimorfizm dağılımlarına bakıldığında POLR199H açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu (p=0. Eyüp Sabri Ercan*. CES-1 için genotip belirlemesi yapılarak (CES-1 R199H. klinisyen ise Klinik Global İzlem Ölçeği –İyileşme (CGI-I) ve yan etki değerlendirme ölçeğini doldurmuşlardır. 20 DEHB+Asperger Bozukluğu. Duygu Aygüneş**. PolR199H açısından tedavi yanıtı kötüleşenlerin polimorfik olduğu ve anlamlı farklılık bulunduğu belirlenmiştir (p=0. DEHB ve YGB’dan sorumlu olduğu öne sürülen ortak gen lokuslarının arasında 16. 22 DEHB+Otizm olan olgu ve 34 pür DEHB olan kontrol grubu olarak alınmıştır. DEHB tedavisinin klasik ilacı olan Metilfenidat (MPH) ise YGB olan olgularda pür DEHB olan olgulardan daha az etkili olmakta ve kötü tolere edilmektedir. MPH temelde Karbosilesteraz-1 (CES-1) enzim sistemiyle metabolize edilmektedir. MPH’ ın YGB alt tipleri arasındaki farklı yanıt ve CES1 gen polimorfizmi ilişkisinin YGB spektrumundaki klinik ve etyopatolojik çeşitliliğe de ışık tutabileceği öncü bir çalışmadır. Elif Ercan***. MPH verildikten sonra anne-babalar Turgay DEHB Ölçeğini. Olguların iki hafta boyunca ilaç kullanmaması sağlanıp MPH verilerek tükürük örnekleri alınmıştır. S75N. kromozomdan kodlanması. İzmir ***Ege Üniversitesi Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık AD.PB 77 Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Hiperaktivite Semptomlarına Metilfenidatla Yetersiz Yanıt: CES1 Polimorfizminin Rolü var mı? Ülkü Akyol Ardıç*.002) görülmüştür. I49V ve G143E GEN POLİMORFİZMLERİ) mutant veya heterozigot olanlar polimorfik olarak değerlendirilmiştir. Buket Kosova** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Yöntem: Çalışmaya 7-12 yaş aralığında 25 DEHB+ Yüksek Fonksiynlu Otizm. CES-1 geninin 16. . Olguların alınan tükürük örneğindeki hücrelerden tanıya kör araştırmacı tarafından DNA izolasyonu gerçekleştirildikten sonra. Deniz Yüce****.

bu nedenle hemşire ve hekimlere uygulama konusunda büyük rol ve sorumluluklar düştüğü anlaşılmaktadır . Bu durum hastanın saldırgan davranışlar sergilemesine. Burhanettin Kaya 3 1 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. Uygulamada belli bir standardın olmaması. Bu nedenle fiziksel-kimyasal tespit yöntemleri güvenlik amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. uygulama hakkında sağlık çalışanlarının yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları. Bulgular: Hemşireler fiziksel tespiti daha çok tercih etmekte. Tespit uygulamasına kimin karar verdiği. Nermin Gürhan 2. Ankara Giriş ve Amaç: Psikiyatri hastaları istekleri dışında tedavi olmak durumunda kalabilmekte ve zorla hastanede alıkonulabilmektedir. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. hasta ve hasta yakınından onam alınması konusunda ise çekimser davrandıkları görülmektedir Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına baktığımızda belirtilen görüşler klinik uygulama arasında farklılıkların olduğu. hangi durumda hangi tespit yöntemi tercih edilmeli sorusuna halen cevap bulunamamış olmakla birlikte uygulamalar hakkında hem ülkemizde hem de dünyada yeterli araştırmaların yapılmadığı da görülmektedir. hekimler kimyasal tespitin tercihi hastanın yaşına ve kilosuna göre ayarlanması gerektiğini düşünmekte. İstatiksel değerlendirmede Fisher’s ve Pearson ki-kare testi kullanılmıştır. Bu araştırma psikiyatride çalışan hemşire ve hekimlerin tespit yöntemlerinin kullanımına ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.PB 78 Psikiyatride Kullanılan Hasta Tespit Yöntemleri Ve Hemşire Ve Hekimin Hasta Tespiti İle İlgili Görüşleri Yasemin Ucun 1. hasta ve hasta yakını arasında yaşanan iletişim sorunlarının tespit kullanımını artıracağını düşünmektedirler. Uygulamada etik ve hukuki sorunlar yaşanabilmekte. uygulayan ve uygulanan üzerinde olumsuz fiziksel ve psikolojik etki yaratabilmektedir. kendine ve çevresine zarar vermesine neden olabilmektedir. yasal boşluğun olması. sürekli bir eğitimin verilmemesi nedeniyle sağlık çalışanları farklı tutum ve davranış sergileyebilmektedir. Yöntem: Çalışmaya üniversite ve sağlık bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan 53 klinik hemşiresi 55 araştırma görevlisi hekim alınmıştır Bu araştırmada veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 25 soru içeren bir anket ile elde edilmiştir. hemşireler hastanın şiddet içerikli davranışlarında artış olmaması için mutlaka fiziksel/kimyasal tespit yöntemlerinin kullanılması gerektiğini belirtmekte. Tespit kullanımında yasal ve etik konular hakkında her iki meslek grubu da birbirine yakın cevap verirken. hemşireler şiddet ve saldırganlık içeren davranışların olması durumunda fiziksel yada kimyeasl tespiti daha çok tercih etmekte. hemşireler hekimlere göre sağlık personeli.

Sonuç olarak OKB hastalarının ilaç ve bilişsel davranışçı terapiyle tedavisi sürecinde disosiyatif belirtilerin tedaviye dirençte önemli bir parametre olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. DIS-Q ile Çocukluk çağı travması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.05) Cinsiyet.05) (Tablo 3). Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Bağcılar EAH psikiyatri polikliniğine 2008 Ocak ile 2010 Aralık ayları arasında başvuran hastalar alınmıştır.77 2. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya 60’ı kadın.8’i (n=42) ev hanımıydı. medeni durum ve eğitim düzeyi ile Yale Brown skoru. 18’i erkek toplam 78 hasta alındı.37±7.8’i (n=56) evli. Tartışma: Çalışmamızda özellikle Yale Brown ile DIS-Q puanları önemli oranda korelasyon göstermiştir. % 53. DIS-Q ortalama skoru 2. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.384) ay bulundu. Filiz Kulacaoğlu.23±0.47±67.PB 79 Obsesif Kompulsif Bozukluğu Olan Hastalarda Disosiyatif Belirtiler ve Çocukluk Çağı Travması Hasan Belli.22’ydi (18-54 arası). % 71. çocukluk çağı travması ölçeği ortalama skoru 2. konversiyon bozukluğu ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile birlikteliği sık olan bir bozukluktur.58 (2. (p<0.8 oranında istatistiksel olarak pozitif ilişki saptandı.05) Yale Brown ile DIS-Q arasında %27.56 bulundu.38±0.27-4. Çalışmada 40 sorudan oluşan çocukluk çağı travması ölçeği. Hastaların yaş ortalaması 31.27. Hastalara yapılan Yale Brown ölçeği ortalama skoru 23. . disosiyasyon ölçeği(DIS-Q) ve Yale Brown obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği(Y-BOCS) kullanılmıştır.38±0. Cenk Ural. Ortalama hastalık süresi 82. %33’ünde ise cinsel istismar belirlenmiştir. Çocukluk çağı travması skoru arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. (p>0.56) yüksek çıkması göz önüne alındığında OKB hastalarında travmatik yaşantıların önemli olduğu ve klinik olarak bir anlam ifade edebileceği söylenebilir. Bu çalışmanın amacı OKB’si olan hastalarda disosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travması sıklığının araştırılmasıdır. Mahir Akbudak.87 2.(p>0.38±0. İstanbul. Çalışmaya ilk kez psikiyatri polikliniğine başvuran ve DSM-IV-TR kriterlerine göre OKB tanısı alan 78 hasta alınmıştır.23±0.76 CTQ 1. Hastaların %41’i (n=35) ilkokul mezunu. Disosiyatif bozukluklar psikiyatride çoğu bozuklukla birlikte görülebilen ama özellikle borderline kişilik bozukluğu. DIS-Q skoru.56 Hastalığın süresi ile DIS-Q ve çocukluk çağı travmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.76.27 DİS Q 1.37±7.40-3.( Tablo 2) Tablo 2: Ölçekler puan dağılımı Min-Max Mean±SD Yale Brown 3-40 23. Bizim çalışmamızda CTQ puanları ile Yale Brown arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı ama CTQ ortalama skorunun (2. Amaç: Türkiyede disosiyatif bozukluğu olan hastalarla yapılan bir çalışmada hastaların %46’sında fiziksel istismar.

32±8.Bengü Yücens*. %26.6 (30)’sında tek başına OKB görülürken. Sırasıyla en sık görülen ektanılar. Bizim bu çalışmadaki amacımız da OKB tanısı almış hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesidir. M.6(12).1(5)’i dua-tövbe etme tipi kompülsiyon şeklindeydi. son dönemde yapılan çalışmalar sanılanın aksine OKB’nin yaygınlığının sık (%2. Hastaların %70.Hakan Türkçapar* *Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Amaç: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) yapılan ilk epidemiyolojik araştırmalarda.8(22)’inde birinci derece akrabalarında OKB mevcut idi. M. Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne Ocak 2011 ile Kasım 2011 tarihleri arasında başvuran. %18. %2. Hastalara SCID-I.8(8)’i dini. %13.7(58)’sinde aile öyküsü yokken. Hastaların %36. Sosyal Anksiyete Bozukluğu %7.05’ti. %61(50)’i evli.4(2)’ü boşanmıştı. Major Depresyon %28(23). %9.3(15)’ü şüphe tipi.96±7. %76. eğitim düzeyi literatürle benzerlik göstermekle birlikte cinsiyet dağılımında belirgin olarak literatürden farklılık tespit edilmiştir. Yasir Şafak*. Hastaların birinci derece akrabalarında OKB tanısı bulunduğu belirlenmiştirki. Tartışma ve Sonuçlar: Hastalığın başlangıç yaşı. nadir rastlanan bir bozukluk olduğu düşünülmekteyken.4 (11)’si tekrarlama tipi. %22 (18)’si kontrol tipi. %52.39±3.4 (2)’ü cinsel obsesyon şeklindeydi. medeni durum.3(6) olarak tespit edildi. Hastaların obsesyon tiplerinin dağılımı.6(30)’sı bekar.24 iken.4 (43)’ü temizlik-yıkanma tipi . Hastaların yaş ortalaması 32. %52.4) komorbid başka ruhsal rahatsızlıklar vardı.29±10.PB 80 Obsesif Kompulsif Bozuklukta Sosyodemografik ve Klinik Özelliklerin Değerlendirilmesi Erkan Kuru*.78 yıldı. %6. Ortalama hastalık süresi 7. Klinik özelliklere baktığımızda en sık görülen bulaş-kirlilik tipi obsesyon ve temizlik-yıkanma tipi kompülsiyon literatürle uyumlu bulunmuştur.5-3) olduğunu göstermektedir. DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre OKB tanısı almış 82 hasta alınmıştır. Kompülsiyon tipleri açısından ise dağılım. diğer hastalarda (%63.2 (19)’si erkek.8 (63)’i kadındı. Hastaların ortalama eğitim süresi 10. Bulgular: Çalışmaya katılan 82 hastanın %23. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) %14. Dr. %2. Emrah Karadere*.4( 43)’ü bulaş-kirlilik tipi. Sosyodemografik veri formu.45 yıl iken ortalama başlangıç yaşı 24. %36. buda literatürle uyumlu gözükmektedir. Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği-Semptom listesi (YBOC-SC) uygulanmıştır. . Komorbidite oranlarıda literatürle uyumludur ve en sık major depresyon olarak tespit edilmiştir. Yöntem: Çalışmaya.

p=0.05). tersi sonuç bildiren çalışmalar da mevcuttur. Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği.149.p=0. p=0. BKT3 (F=3.Bechara kumar oynama testi) uygulanmıştır. Nalan K. . cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından birbirlerinden anlamlı farklılık göstermiyorlardı (tümü p>0. Filiz Karadağ*.BKT5 (F=2. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D). Shane T. Çalışmalar arasındaki farklılık yöntemsel farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir.567). Figen Ateşçi*. Gülfizar Varma*. Osman Özdel*.PB 81 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Bechara Kumar Oynama Testi Performansları Selim Tümkaya*.287).566. BKT2 (F=1.330. BKT1 (F=0.BKT4 (F=0. p=0. USA Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında karar verme süreçlerinde bozukluklarının olduğu bilinmektedir.249. Gruplar yaş. Bu çalışmanın örneklemi 40 OKB hastası ve 39 kontrolden oluşuyordu.764). Bulgularımız genel olarak OKB hastalarının BKT performanslarının kontrollerden farklı olmadığını göstermiştir. OKB hastalarının bu testte bozuk performansa sahip olduğunu bildiren birçok çalışma olmasına rağmen. Denizli **Michigan Üniversitesi Psikoloji AD.075). Mueller**. Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A). OKB li hastaların bu bozuklukları ölçtüğü düşünülen Bechara kumar oynama testinde kötü performanslar gösterdiği bildirilmesine rağmen. bizim bulduğumuz gibi bozuk performans göstermediğini bildiren çalışmalar da mevcuttur.113) seviyelerinden hiçbirinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı.091. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve PEBL-BKT(Psychology Experiment Building Language. p=0.Oğuzhanoğlu* *Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.

Nalan K. Yaş.946) ve bilişsel farkındalık (t= . p= 0. Figen Ateşçi.152. Üstelik bu bozuklukların obsesyon ve kompulsiyonların gelişiminde rolü olduğu düşünülmektedir.067.392.000). bilişsel güven (t= -2. Gülfizar Varma.Oğuzhanoğlu Pamukkale Universitesi Psikiyatri AD. Filiz Karadağ. Maudsley obsesif kompulsif belirti ölçeği ve Üstbiliş ölçeği (ÜBÖ) uygulanmıştır. p= 0. kontrol edilmezlik/tehlike (t= -6. Bu çalışmanın amacı OKB hastalarını üstbiliş işlevleri açısından sağlıklı kişilerle karşılaştırmaktır.028). Yale-Brown obsesyon kompulsiyon ölçeği. Tüm katılımcılara Hamilton Depresyon ölçeği (HAM-D). cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından gruplar birbirlerinden farklılık göstermiyorlardı (P>0.167) alt ölçeklerinde kontrollerden farklılık göstermezken.05).234. p=0. . p= 0. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında bilişsel bozuklukların yanı sıra üstbiliş bozukluklarının da görüldüğü bildirilmiştir.PB 82 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastalarda Üstbiliş İşlevleri Selim Tümkaya. Osman Özdel.000)alt ölçeklerinde anlamlı farklılıklar gösteriyorlardı. düşünceleri kontrol ihitiyarcı (t= . Hamilton anksiyete ölçeği (HAM-A). Bulgularımız OKB hastalarının bozulmuş üstbiliş fonksiyonlarına sahip olduğunu göstermiştir. Bu çalışmanın örneklemi 51 OKB hastası ve 46 kontrolden oluşuyordu. OKB hastaları ÜBÖ nün olumlu inançlar (t= -. p= 0.098.5.1.

1’inde bipolar bozukluk mevcuttu. %9. sosyal yaşam ile boş zaman uğraşıları ve aile yaşamında görülen yeti yitimi üzerine katkısı ve hastanın hastalık şiddeti ile ilişkili yaşam kalitesi değerlendirilecektir. bu hastaların %53. %18.7’sinde psikiyatrik hastalık harici eşlik eden bir hastalık mevcuttu.86±12. Sosyal fobi için % 24’tür. Hastaların %86.7’sinde tetkik yapılmıştı.6’sında panik bozukluk. Hastaların %55.2’si kadın) alındı. Son 6 ay içinde kalp çarpıntısı. bunların %55.5’u yalnız SNRI ve %8. %7.9 mide/sindirim sistemi hastalığı.3’ü SSRI+antipsikotik almaktaydı.6’sı son 6 ay içinde YAB için tedavi almakta.7’sinde majör depresyon. Anksiyete bozuklukları için özgün tanı konma oranları %35-65. Hastaların %42. Sheehan Yetiyitimi Değerlendirmesi puanındaki değişim ve hastanın mesleki etkinliği.32 yıl olan 97 hasta (%73.4 hipertansiyon.2’si YAB tedavisi dışında bir tedavi almakta. çalışmaya katılmaya olur veren bireyler alınmış ve geçmişe yönelik bilgilerinin sorulduğu çalışma anketi uygulanmıştır.3’tü.PB 83 Yaygın Anksiyete Bozukluğu Olan Hastalarda Uygun Olmayan Tanı ve Tedavi Nedeniyle Meydana Gelen Hasta Yükünün Değerlendirilmesi Nesrin DİLBAZ. %11 hipertansiyon+diyabet. Yöntem ve Gereçler: 2011 yili son 6 ayi ve 2012 ilk 6 ayi arasinda yapılan ve prospektif müdahalesiz anket çalışması olarak tasarlanan çalışmaya Ankara Numune ve Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastaneleri Psikiyatri Kliniklerine başvuran 18 yaşından büyük. YAB tedavisi alanların %36.6 kalp hastalığı. %14. Son 6 ay içinde hastaların %9. Anket sorularını anlamaya veya açık ve net cevaplar vermeye engel olacak düzeyde kognitif bozukluğu bulunanlar hariç tutulmuştur.9’u yalnız SSRI. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması olan çalışmamızda ayrıca uygunsuz tanı ve tedavi nedeni ile oluşan maliyet yükü. Bu yazıda YAB olan hastalarda uygunsuz tanı ve tedavi oranlarının saptanması amacı ile yapılmış olan çalışmanın ön sonuçları verilmektedir. bunların %86.3’ü hastaneye yatırılmıştı. Tartışma ve Sonuçlar: Literatürlere göre Türkiye’de herhangi bir somatik problemle birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran kişilerin %22. YAB dışında başka bir psikiyatrik bozukluğu olanların oranı %72. Oğuz KARAMUSTAFALIOĞLU Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Amaç: Birincil amacı.2) Bu hastaların % 50‛sinin tanı aldığı ve tanı alanların da %50‛sinin gerekli tedaviyi alabildiği düşünülmektedir. % 5. Sonuçlar: Çalışmaya ortalama yaşları 44. %5. yüksek tansiyon gibi şikayetlerle hastaneye ayaktan başvuran hastaların oranı % 77. %25’i SSRI+benzodiazepin. %8.4 idi. .3’ünde obsesif kompulsif bozukluk. DSM-IV tanı kriterlerine göre YAB teşhisi almış olan. %20.3’ü herhangi bir sebep ile acil servise başvurmuş. %25.4’ünde YAB olduğu ortaya çıkmaktadır. YAB için %34.2’ydi.7’sinde tetkik yapılmıştı. YAB olan hastalar hem komorbid psikiyatrik hastalıkların sıklığı hem de yeterli tanı ve tedavi olamamaları nedeniye sağlık sistemini çok fazla kullanıyor olabileceği düşüncesiyle yapılan bu çalışmada literatüre uygun biçimde eştanılı psikiyatrik hastalıkların yüzdesi yüksek bulunmuştur (%72.2’si ise herhangi bir tedavi almamaktaydı. çeşitli sebepler ile başka bir uzmana konsültasyona gönderilen hasta oranı ise %46.

Ayrıca anlamlı bakış x grup ilişkisi bulundu (F (1.021.104). Bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda bakış yönünün etkisi anlamlıydı (F(1. OKB: t(24) = -2.009). Tjeerd jellema**. Osman Özdel*. Filiz Karadağ*. bugüne kadar OKB hastaları ile yapılmış olan çalışmalarda birbirleri ile çelişen sonuçlar bulunmuştur. bakış yönünün etkisi anlamlı değildi (F(1. Bu konuda. 49) = 4. Postür ve bakış aynı yönde olduğunda. başarılı sosyal ilişkiler kurmak hızla değişen sosyal işaretlerin istemli bir çaba sarfetmeden tanınmasını gerektirir. p = . T. Bulgularımız bakışın postüre zıt yönde olduğu pozisyonda OKB hastalarının bakış etkisine kontrollerden daha az hassas olduğunu göstermektedir.test hem OKB hastalarının hem de kontrollerin karikatürlerin birbirine baktığı pozisyondaki mesafeleri daha yakın algıladıklarını gösterdi (Kontroller: t(25 ) = -5. fakat bu bozuklukların mekanizması bilinmemektedir. Figen Ateşçi*.35.38. Bu bilgilerin ışığında biz Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınınma süreçlerini araştırmayı amaçladık.82.PB 84 Obsesif Kompulsif Bozukluklu Hastaların Sosyal İşaretleri İstemsiz Dikkat ile Farketme Düzeyleri Selim Tümkaya*.24. Obsesif kompulsif bozukluklu (OKB) hastaların sosyal fonksiyonlarında bozuklukların olduğu düşünülmekte. . p = . 49) = 34. bu illüzyon daha şiddetli görülebilecektir. 49] = 5. ηp2 = .0001. Fakat bu etki OKB hastalarında kontrollere göre anlamlı olarak daha zayıftı. ηp2 = . Gülfizar Varma*. Bakış yönü OKB ve kontrol gruplarının mesafe algılaması değiştirmiyordu. p < .080).0001. ηp2 = . cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından anlamlı farklılık göstermeyen 25 OKB hastası ve 26 kontrolden oluşmaktaydı. Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu* * Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Hull Üniversitesi Psikoloji AD. p = 0. p = . Bu amaçla sosyal işaretlerin istemsiz/spontan olarak tanınmasını ölçmek için özel olarak geliştirilmiş olan Sosyal mesafe muhakeme etme testinin bir versiyonunu kullandık (SMMT). Daha dikkat çekici olan bakış yönünün postüre zıt olduğu pozisyonda.21. birbirlerine bakmadıkları pozisyonlardaki mesafelere göre daha kısa algılanması esasına dayanmaktadır. ηp2 = .61.045. Bu bulgular OKB hastalarının sosyal işaretleri istemsiz/spontan dikkat ile fark etme bozukluklarının olduğunu düşündürmektedir. Çalışma gruplarımız yaş. Bu test karikatürlerin birbirlerine baktıkları pozisyonlarda karikatürler arasındaki mesafelerin. vakaların sosyal işaretleri değerlendirmesi için istemli dikkatlerini kullanmalarını yeterli kılmaktadır. 49) = 1.41). 2x2x2 ANOVA 3 yönlü (Postur-bakış zıtlığı x bakış yönü x grup) bir ilişkinin varlığını gösterdi (F [1. Oysaki günlük hayatta. Fakat tüm bu çalışmalarda kullanılan yöntemler.71.032). p < . Bu nedenle istemsiz dikkat sosyal işlemlemede önemle bir role sahiptir.

Bulgular: Anksiyete bozuklukları açısından eştanı olarak karşılaştırıldığında. ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Epidemiyolojik çalışmalar popülasyonun %4 ile %16’sinde dental tedavi konusunda sorun olarak kabul edilebilecek düzeyde korku ve anksiyete olduğunu düşündürmektedir(1.2). Tartışma ve Sonuçlar: Yaptığımız çalışmada dental fobisi olanlarda olmayanlara göre ikinci bir psikiyatrik eş tanı olma olasılığının daha fazla olduğunu bulduk. DSM-IV kriterlerine göre düzenlenmiş olan yapılandırılmış görüşme formu SCID-I kullanılarak Dental Fobi tanısı kondu.3)obsesif kompulsif bozukluk. Community Dent Oral Epidemiol 2001.9)’unda major depresyon tanısı kondu. Dental anksiyetesi olanlarda bir ya da daha fazla psikiyatrik bozukluk tanısı konması ihtimali anksiyetesi olmayanlara göre daha fazladır(44). 109: 172-177. Aynı evrenden gelişigüzel seçilen bu kişilere SCID-I uygulanarak diğer anksiyete bozuklukları eştanısı araştırıldı. 21(%27. Kesme puanı 55 ve üstü olan hastalara. 1. Int Dent J. 3. 4. Yapılan çalışmalarda diş hekimi korkusunun %4-16 arasında değiştiği bildirilmiştir3. Psychological disorders and dental anxiety in a young adult population. 11(%14. Yüksel Kıvrak**. . 2(%2. indirect fear acquisition. 2.3) özgül fobi hayvan tipi. Gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı(P>0. Carlsson SG. 1(%1.Stabholz A. Psychophysiological reactions in dental phobic patients with direct vs.Lundgren J. Dental fobisi olmayan grupta ise 14(%16. Psychophysiological reactions in dental phobic patients during video stimulation. 3(%3.6) özgül fobi kan-enjeksiyon-yara tipi ve 24(%31.9)’unda başka bir anksiyete bozukluğuna rastlandı(p<0. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Bahçelievler Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde çalışma hakkında bilgilendirilip katılmayı kabul eden 600 hasta alındı.05). 37(%48.1)’inde (major depresyon tanısı kondu. Distimi tanısı dental fobik grupta 2 hasta. Dental anxiety among patients prior to different dental treatments. Journol of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry 2004. Dental fobi birçok ülkede ağız ve diş sağlığının korunmasında büyük bir engel olarak ortaya çıkmaktadır.6) özgül fobi durumsal tipte şeklnde saptandı. 1999.49: 90-94. Şeref Özer.7) özgül fobi doğal-çevre tipi. 29: 456-463.6) agorafobi ile birlikte panik bozukluk.6) yaygın anksiyete bozukluğu. 42(%55.Lundgren J.2)sinde. Anksiyete bozukluklarının dağılımı incelendiğinde.6) sosyal anksiyete bozukluğu. Thomson WM.001). Kontrol grubuna DFS ölçeğinden 54 ve altında olanlar alındı. Eur J Oral Sci 2001.9)posttravmatik stres bozukluğu. Yaygın görülen bu durumun tesbit ve tedavi edilmesinin koruyucu ve tedavi edici diş sağlığı hizmetlerini olumlu etkileyebileceğini düşünmekteyiz. fobik olmayan grupta ise 1 hastada saptandı.Carlsson SG. Dental anksiyete. diş tedavisini ve dişhekimlerinin rahat çalışmasını engelleyen önemli bir sorundur. Dental fobisi olan 76 hastadan 32(%42. 5(%6. 2(2. Berggren U. Diş hekimi korkusu geçmişten günümüze uzanan ve gelecekte de hastaların diş tedavisinden faydalanmalarına engel teşkil edeceği düşünülen bir olgudur. Diş hekimi korkusunun sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğu düşünülürse diş hekimi fobisi tedavilerinin etkinliğini optimize etmenin kişisel ve sosyoekonomik yararlar sağlayacağı düşünülebilir(4). örneklem grubunda 40(%48.Locker D.PB 85 Dental Fobisi Olan Hastalarda Psikiyatrik Bozuklukları Eştanısı Süleyman Gündüz*.5) panik bozukluk. 35: 3-12. Bu hastalara sosyodemografik veri formu ve Dental korku skalası verildi.6) panik bozukluğu olmadan agorafobi. Sonuçlarımız literatürle uyumludur. Berggren U. Poulton R. Anksiyete bozukluğu başta gelirken bunu duygudurum boukluğu izlemektedir. dental fobisi olan kişilerin 63(%82. 43(%56. Peretz B. Latif Ruhşat Alpkan *Kars Devlet Hastanesi.

2010) ambulanslarda görev yapan 41 doktor.58. Depresyon. Kadınlarda travmatik stres ve depresyon belirtilerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p< 0. Bu nedenle bu çalışmada ambulans çalışanlarının iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan travmatik stres belirtilerini saptamak amaçlanmıştır. A. bu yaşantılara tanık olmak da kişileri etkileyebilir. Tamer AKER Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. 170 ebe/hemşire/sağlık memuru/acil tıp teknikeri. felaket gibi kriz durumlarında aktif görev almaktadırlar.bu süreçte özellikle tükenmişliğe yönelik önlem alınması görev sırasında ve sonrasında yaşayacakları sıkıntıları aza indirmede etkili olabilir. Dr. Prof. Bu nedenle ambulans çalışanlarının psikoeğitsel çalışmalarla desteklenmeleri. sağlık çalışanlarında belirgin tükenmişlik belirtileri saptanırken (12.01. Yöntem VeGereçler: 112 Acil Sağlık Hizmetleri Sağlık Çalışanı Soru Formu ve Travmatik Stres Belirti Ölçeği (Başoğlu ve ark.74). Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.56±6.05). & SBE Ruhsal Travma ve Afet Çalışmaları Birimi. Tükenmişlik. Tartışma Ve Sonuç: Ambulans çalışanları görevleri nedeniyle başta tükenmişlik olmak üzere ruhsal açıdan sıkıntı yaşamaktadırlar. Bulgular: Elde edilen sonuçlarda.. p<0. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark. 1. Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanı..76±2..PB 86 Ambulans Çalışanlarında İkincil Travmatik Stres Belirtileri Aslı YEŞİL.30) travmatik stres ve depresyon belirtileri düşük düzeyde saptanmıştır( 6. .85±7. Bu tür olayları yaşamak kadar. 2001). 39 paremedik ve 74 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 324 sağlık çalışanına uygulanmıştır. İkincil Travmatik Stres. doğal afet. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. Ambulans çalışanları. işleri nedeniyle sürekli zor durumda olan hastalara hizmet vermekte.

İlk tedavi başvuruları 3 yıl önce olan ve başlangıçta kirlilik. 1–7. Cremer J. Psychother Psychosom 2006. Boysan M. Bu olgu halen kısmi düzelme ve ikinci olgu ise belirgin düzelme ile takip edilmektedir. Tedavi bu aşamadan sonra ayrıldı ve ilk olguya aripiprazol 10 mgr/gün eklendi. Güleç M.Yavuz Selvi. Bu olgu ikizine göre SSRI tedavisine dirençliydi.75:40–6. OKB hastalarındaki dissosiasyonun çocukluk çağı travmalarından kaynaklandığını gösteren çalışmalar vardır (1). düzen kompülsiyonları olan hastalar sertralin (150 mgr/gün) ile tedavi ediliyorken yapılan kontrol muayenelerinde olgulardan birinde cinsel içerikli ve saldırganlık-zarar verme obsesyonlarının da olduğu anlaşıldı. Bu yazında OKB tanısı konulan dizigot ikiz hastaların semptom şiddeti ve prognoz açısından ayrışmalarında dissosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travmasının belirleyici rolü üzerinde durulacaktır. simetri obsesyonları ve temizlik.Ekrem Yılmaz Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. Relations between childhood traumatic experiences. . 2011. Aydın A. Peter H.Mesut Işık. OKB hastalarında yukarıda bahsedilen durumların tespiti ve tedavinin bu yönde devamının gerektiğini hatırlatmaktadır. Çelik C. Int J Psychiatry in Clin Pract. Moritz S.Rufer M. ayında dissosiyatif belirtileri olan olgu’nun depresyon ve YBOCS skorları daha yüksekti. Kaçınma davranışları ve anksiyete belirtilerine ikizine göre daha fazla sahip olan hastada yapılan görüşmelerde bir travma öyküsü olduğu anlaşıldı. kuşku. tedaviye dirençli olması. Tartışma: OKB’de kognitif modeller obsesif düşünce ve eylemlerin. kontrol. Dissociation as a predictor of cognitive behavior therapy outcome in patients with OCD. Hastanın amnezi ve depersonalizasyon gibi dissosiyatif belirtiler göstermesi üzerine hastaya ve karşılaştırma amacıyla ikizine DES uygulandı (sırasıyla 55 ve 22). dizigot kadın hastalar. dissociation. Van Giriş: OKB ve dissosiyatif bozukluklar ayrı bir durum olarak görülse de OKB hastaları sık dissosiyatif belirtiler gösterirler. Held D. Dizigot olgularımızdan dissosiasyon düzeyi yüksek ve çocukluk çağı travması olan hastada obsesyonların ayrı niteliğinin olması. Ayrıca yüksek dissosiasyon düzeyleri OKB hastalarında direnci ve BDT’ye düşük cevabı predikte edebilir (2). Beşiroğlu L. Olgular: 20 yaşında bekâr. Psikiyatri. Atli A. and cognitive models in obsessive compulsive disorder. 2. Kaynaklar: 1.PB 87 OKB Semptom Şiddeti ve Tedaviye Direnç’te Dissosiyatif Bozukluk Birlikteliğinin Rolü: Dizigot Olgular Adem Aydın. Tedavilerinin 18. Fricke S. metakognisyonlar ve istenmeyen düşüncelerin süpresyonu ile ilişkisine dikkat çeker ve bunun travmatik yaşantılar ve dissosiasyonla ilişkili olduğunu iddia eder (1).Selvi Y.sHand I.

Toronto Aleksitimi Ölçeğİ (TAÖ-20). Yüksek ağrı skorlarının bedenselleştirme . Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ). FMS grubunda VAS skorları ile BDÖ. SONUÇ: FMS grubunda bedensel duyumları abartma kontrol grubundan farklı bulunmamıştır. Yöntem: Bu çalışmaya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran. Bulgular: Her iki grup arasında BDAÖ skorları açısından anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0. Hasta ve kontol gruplarına sosyodemografik veri formu.PB 88 Firomiyalji Sendromu Olan Hastalarda Bedensel Belirtileri Abartma. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). TAÖ. . FMS'da depresyon ve aleksitimi önemli oranda tabloya eşlik etmektedir. Bu çalışmada fibromiyalji sendromunda görülen diğer bedensel belirtiler ve bu belirtilerin ağrı skorları ve aleksitimi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.Yarkın Özenli*. TAÖ skorları kontrol grubundan anlamlı yüksek saptanmıştır (p<0.005). Adana **Özel Median Hastanesi Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Kliniği. Aleksitimi ve Ağrı İle İlişkisi Aylin Ağırman*. Diyarbakır Amaç: Fibromiyalji sendromu (FMS). BDAÖ skorları arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p<0. kontrol grubu olarak yaş. bedensel ve psişik semptomların birlikte görüldüğü bir hastalıktır. Amerikan Romatoloji Birliği tarafından geliştirilen ölçütlere göre FMS tanısı konan ve çalışma ölçütlerini karşılayan ardaşık 50 kadın hasta. cinsiyet.05). Seçil Uysal*** *Adana Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.İstanbul ***Diyarbakır Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. FMS olan grupta BDÖ. aleksitimi ve depresyon ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. eğitim durumu açısından uyumlu 29 sağlıklı gönüllü alınmıştır.05). hasta grubuna ek olarak vizuel analog skalası (VAS) uygulanmıştır. Nuran Erden**.

göç etmiş olma. Çalışmaya 1865 yaş arası kişiler dâhil edildi.71. Hasta grubu intihar girişimi hikâyesine göre iki gruba ayrıldı.001. ailede psikiyatrik hastalık. p=0.01). dissosiyatif boyutun ve alkol kullanımının KB’de intiharın hatırlanmasını ve bu hastalara yaklaşımda duygusal istismarın dikkate alınmasını desteklemektedir. p=0. DES.85. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. p=0. yatış sayısı ise intihar girişimi olan grupta anlamlı olarak yüksek bulundu (Sırasıyla. t=2. DES ve yatış sayısının intihar varlığını yordadığı tespit edildi (Sırasıyla. t=-2. B=1. Boşanmış ya da dul olmak. DES-taxon. Bulgular İntihar girişimi olan (n=33) ve olmayan (n=57) grup karşılaştırıldığında iki grup arasında demografik ve klinik değişkenlerden.01.02. t=-2. t=-2. İntihar girişimi olan grupta. yaş.71. TAS-A. p=0. Kendini yönetme ve işbirliği yapma puanları ise intihar girişimi olan grupta düşük bulundu (Sırasıyla. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Toronto Aleksitimi Skalası (TAS).004.83. BDÖ. B=0. Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-28) ve sosyodemografik veri toplama formu verildi.27. t=3.04. KB’li hastaların stresle baş etmede dissosiasyonu ya da alkolün sağladığı kimyasal dissosiasyonu kullandıkları düşünülebilir. Duygusal istismar da konversiyon bozukluğundaki dissosiayonun yordayıcılarından biridir. p=0. duygusal istismar ve dissosiasyonun şiddeti ile daha önceki hastane yatışlarının yordadığı görülmektedir. Tüm katılımcılara Mizaç Karakter Envanteri (MKE). Kikare=6. p=0.44.91.03.03. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ). alkol kullanımı en yüksek oranda olmak üzere. p<0.005. yalnız yaşama. t=-2. Tartışma KB’de intihar girişimlerini. eğitim süresi.007. B=0. Psikiyatri Kliniği. psikiyatri ve halk sağlığının en önemli konularından biri olmaya devam etmektedir. p=0.12. Kikare=2. Bulgularımız. KB’nin tipi ve madde kullanımı açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.001). Wald=6. p=0. Psikiyatri Kliniği. İstanbul Giriş İntihar. .04. Konversiyon bozukluğunda (KB) intihar düşünceleri ve girişimlerinin sıkça görüldüğü bildirilmesine rağmen bu konuda yeterince çalışma bulunmamaktadır. Wald=3. Wald=5. cinsiyet. Aydınlatılmış onamları alındı. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan.36). B=1.003). t=-3. t=-2.28 toplam puanları anlamlı olarak yüksekti (Sırasıyla. p=0.97. t=-3.04.05. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES).003. duygusal istismar. p=0.93.85. Wald=5. Leman İnanç* * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi.58.05).PB 89 Konversiyon Bozukluğunda İntihar Girişiminin Yordayıcıları Medine Yazıcı Güleç*.15. t=3. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi. duygusal istismar ve CTQ.43. Ömer Yanartaş**. BAÖ. Alkol kullanımı. p<0. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 90 hasta alındı.78. kötü ekonomik durum.

düşük dopaminerjik aktivite. zarardan kaçınma ise yüksek serotonerjik aktiviteyle ilişkilidir. yardımseverlik. Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde borderline kişilik bozukluğu görünümüyle uyuşmaktadır. Psikiyatri Kliniği. Testleri anlayacak düzeyde okuma yazması olmayan. Bulgular Hasta ve kontrol grubu arasında yaş (t=1. Wald=4. cinsiyet (ki kare=2. p<0. İstanbul **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi.) ve zarardan kaçınma (endişe.66. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı.00.35. p=0. amaçlılık.42. çabuk yorulma. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya Erenköy RSHEAH Polikliniklerine başvuran ve DSM-IV’e göre KB tanısı konan ardışık 94 hasta ve 57 sağlıklı kontrol alındı. Yenilik arayışı.10. Tartışma Bulgularımız KB’de yenilik arayışı (heyecan arama.) boyutlarının yüksek olduğunu göstermektedir. Mizaç boyutlarından yenilik arayışı. p<0. p=0. t=-6.93. merhametlilik.16) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu.001). B=0. Psikiyatri Kliniği.001..02. karakter boyutlarından ise kendini yönetmenin konversiyon bozukluğunu yordadığı görülmüştür. belirsizlik korkuları. Kişilik araştırmalarında güncel yaklaşım. kişiliği boyutsal olarak da değerlendirmeyi önermektedir. Wald=4.16). Ömer Yanartaş**.30. Ahmet Üzer* *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Tüm katılımcılara MKE ve sosyodemografik veri toplama formu verildi. empati. t=8. ilkeli olma.001. zarardan kaçınma. t=5.) düşük olduğu görülmektedir. Wald=10. kognitif yetersizliği ya da psikotik bozukluğu olanlar çalışmaya alınmadı. p=0. t=-2. KB olan hastalarda mizaç boyutlarından yenilik arayışı ve zarardan kaçınma kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek. Wald=7. karamsarlık. B=0.) ve işbirliği yapmanın (sosyal hoşgörü.11.60. dürtü sellik. Mizaç Karakter Envanteri (MKE) kişiliği boyutsal olarak değerlendiren ve psikobiyolojik olarak modelleyen bir yaklaşım sunmaktadır.46. Çalışmaya 18-65 yaş arası kişiler dâhil edildi. (sırasıyla.PB 90 Konversiyon Bozukluğunda Mizaç ve Karakter Medine Yazıcı Güleç*. kendini kabul.98. zarardan kaçınma ve sebatkarlık.02. Leman İnanç*. p<0. sebatkarlık ve kendini yönetmenin KB varlığını yordadığı görüldü (Sırasıyla. . İstanbul Giriş Konversiyon bozukluğu (KB) ile kişilik bozuklukları sıklıkla bir arada bulunmaktadır ve KB’nin klinik görünümüyle ilişkisi gösterilmiştir.42.99). eğitim durumu (t=1. B=-0. p=0. Aydınlatılmış onamları alındı. Karakter boyutlarına bakıldığında ise kendini yönetmenin (sorumluluk alma. karakter boyutlarından ise kendini yönetme ve işbirliği yapma anlamlı olarak düşük bulundu.08). olumlu alışkanlıklar. B=0.15.

Periodontoloji Anabilim Dalı ***Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi. Ahmet Tiryaki* *Karadeniz Teknik Üniversite Tıp Fakültesi.5). sağlık hizmetleri açısından maddi ve manevi yük oluştururlar (6. . Klinik global izlenim ölçeğinde şiddet alt ölçeği: 5 idi. Bu şikayetle çok kez periodontoloji ve dermatoloji kliniklerine başvurduğu fakat önerilenlerden fayda görmemiş. Yapılan Dermatoloji konsultasyonunda oral mukozanın dermatolojik fizik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu saptanmayan hasta ağız yanması sendromu olarak kabul edildi. 1 yıl önce anksiyete belirtileri. Esra Ercan**. Beck Anksiyete Ölçeği 25 puan. Psikolojik faktörlerin hastalığı ortaya çıkarabileceğine dair hipotezlerin yanında birçok çalışmada bu hastalarda komorbid psikiyatrik durumların da yüksek olduğu gösterilmiştir. Depresyon en sık görülen hastalık olmakla birlikte. DSM-IV tanı sistemine göre. net olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. düşünce içeriğinde bedensel yakınmalar ve hipokondriyak uğraşlar belirgindi. bedensel belirtilerin yoğun. zararlı ve rahatsız edici olarak tanımlanması bedenselleştirmeye işaret edebilir.7). Yapılan ruhsal muayenede affekt çökkün. fiziksel bir hastalığa atfettikleri bedensel belirtileri nedeniyle yoğun sıkıntı yaşarlar. Etyopatolojisi ile ilgili birçok faktör öne sürülmekle birlikte.4. anksiyete. Dermatoloji Anabilim Dalı Amaç: Yanan Ağız Sendromu(YAS). altta yatan herhangi bir lokal veya sistemik neden bulunmamasına rağmen ağızda yanma ve karıncalanmayla giden kronik bir hastalıktır(1. “Somatoform Bozukluk” tanı ölçütlerini doldurmayan bu vakalar. yineleyici tıbbi başvurular. Hastanın şikayetleri ilk olarak 5 yıl önce dudaktaki kabarıklık nedeniyle dış merkezde alınan biyopsi sonrası başlamış. bu belirtilere bir açıklama ve çare bulabilmek umuduyla sık sık sağlık hizmeti talebinde bulunurlar.PB 91 Yanan Ağız Sendromu: Somatoform bozukluk mu? Evrim Özkorumak*. Deniz Aksu Arıca***. evli hasta Periodontoloji Kliniğinden sebebi bulunamayan ağızda yanma şikayeti nedeniyle KTÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniğine konsülte edilmiştir. Beck depresyon ölçeği 20. kanser fobisi.2). Son 5 yıldır ağızda özellikle dilinde ve dudaklarının iç kısmında yanma. venlafaksin 75 mg\gün başlanmış ve bedensel anksiyete belirtilerinde azalma olmasına rağmen ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetinde değişiklik olmamış. kadın. hekimlerin hastanın yakınmaları konusunda çaresiz hissetmeleri. O dönemde alınan biyopsi sonucu fibroepitelyal papillom olarak değerlendirilip eksize edilmiş. Ağızdaki yanma ve karıncalanma şikayetleri 5 yıl içinde artarak devam etmiş. aile sorunları nedeniyle psikiyatriye başvuran hastaya essitolopram 10 mg\gün. karıncalanma ve acıma hissediyormuş. Tartışma ve Sonuç: Fizyolojik ya da organik bulguların bulunmadığı tekrarlayan kronik bedensel yakınmalar. Bu olgudan yola çıkılarak daha fazla sayıda olgularla yapılacak ileri çalışmalarla YAS’ın etyopatogenezine katkıda bulunulabilir. Psikiyatri Anabilim Dalı **Karadeniz Teknik Üniversite Diş hekimliği Fakültesi. hipokondriyazis en yaygın belirtilerdir (3. Olgu: Kırkdokuz yaşında.

Agah Bahadır Öztürk** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Management of Breast Pain. J Clin Pract 2000. Ader DN. fiziksel rol güçlüğü. vitalite. Bilgilendirme ve psiko-eğitimden 1 ay sonra SF -36 yaşam kalitesi ölçeği tekrar uygulanmıştır. genel sağlık. Premenstrual syndrome or recurrent pain disorder. günlük yaşamı oldukça engelleyen ve önemli tıbbi maliyetlere yol açan bir durum olarak kabul edilmektedir. Sosyo.54:228-32. J Obstet Gynaecol Can.demogrofik form ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği tüm hastalara uygulanmıştır. 3.eğitim verilen grupta bilgilendirme ve psiko-eğitim verilmeyen gruba göre fizik sağlık. Yapılan çalışmalarda mastaljinin fiziksel. Faiz O. sosyal ve iş-okul aktivitelerinin önemli derecede engellendiği sonuçları elde edilmiştir (1. 2. ruhsal. sosyal fonksiyon. Lea RH. Rastgele seçilen 57 hastaya bilgilendirme ve psikoeğitim verilmiş geriye kalan 38 hasta bilgilendirme ve psiko-eğitim almamıştır. ağrı. 2. Adana ** Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. Rosolowich V.200. Shriver CD.20:198. Browne MW. Fentiman IS.PB 92 Mastalji Hastalarında Bilgilendirme ve Psiko-Eğitimin Yaşam Kalitesine Etkisi Yarkın Özenli*. Saettler E. Bulgular: Bilgilendirme ve psiko.000) Sonuç: Mastalji hastalarında verilen bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesinin yükselmesinde faydalı bir seçenek olduğu düşünülmektedir. 3) Bu çalışmada amaç organik etiyolojisi olmayan bir grup mastaljili hastada bilgilendirme ve psiko-eğitimin yaşam kalitesine etkisini araştırmaktır. Relationship of cyclical mastalgia.2006. Adana Giriş: Mastalji. emosyonel rol güçlüğü. Am J Obstetric and Gynecology 1997. Metod: Çalışmaya organik etiyoloji bulunmayan 95 mastaljili hasta dahil edilmiştir. Mastalgia. Kaynaklar: 1.28(1):49-71 . ( tüm sonuçlar: p<0. Szuck B. mental sağlık yaşam kalitesi alt ölçek sonuçları için istatistiksel olarak anlamlı düzelme bulunmuştur.

eğitim düzeyi.62 olarak bulunmuş olup fark istatistiksel olarak bulunmuştur (p<0. Yoldaşcan E.001) Sonuç: Organik etiyoloji saptanmayan mastalji hastalarında somatizasyon bulguları ve düzeyi normallere göre yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında SCL-90 somatizasyon alt ölçeği için fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0. John Wiley&Sons. medeni durum açısından uyumlu sağlıklı gönüllü 35 kişi katılmıştır. Kontrollü Bir Çalışma Agah Bahadır Öztürk* Yarkın Özenli** *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği. Somatazation and conversion disorder. J Am Coll Health 1995. Çalışma ve kontrol grubuna somatizasyon semptomları varlığını tanımlamada SCL-90 somatizasyon alt ölçeği ve somatizasyon düzeyini belirlemede Somatizasyon Disosiyasyon Ölçeği (SDQ) uygulanmıştır. .94±1. Mastalji gibi ağrının ön planda olduğu hastalıklarda duyguların sembolik beden diliyle dışa vurumu somatizasyonu doğurabilir (3).p. kontrol grubunun 20.Tere L. Adana Amaç: Somatizasyon en basit anlamıyla fizik bulgularla ve tetkiklerle açıklanamayan bedensel yakınmalar ve belirtiler olarak tanımlanabilir (1. Prevelence and associated risk factors of somatization disorder among Turkish students. kontrol grubunun 0. Özenli Y. Kaynaklar 1. Bulgular: SCL-90 somatiasyon alt ölçeği mastalji hastalarında 2. 44:9195.91±0.87. Adana *Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.23-65. Çalışma grubunun SDQ ölçeği çalışma grubunun 30. Merskey H. Vol.12±0.55 olarak bulunmuştur. 10: 131-136. Ghiselli W.10±8. Somatoform Disorder (WPA Series Evidence and experience in psychiatry. Bu çalışmanın amacı organik etiyoloji olmayan mastalji hastalarında somatizasyon semptomlarının varlığını araştırmaktır. 2. Topal K.54. Do somatic comlaints mask negative affect in youth. Anatolian J of Psychiatry 2009. Metot: Çalışmaya Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi kliniğine meme ağrısı yakınmasıyla gelen yapılan tetkikler sonucunda organik bir pataloji saptanmayan 58 mastalji hastası ve yaş. Mai F. Bu bulgular mastalji hastalarının psikiyatrik tedavinin içinde bulunduğu multi-disipliner bir yaklaşıma ihtiyaç gösterdiğine işaret edebilir.PB 93 Organik Etiyolojisi Olmayan Mastalji Hastalarında Somatizasyon. 3. Hoboken NJ.001). 2006. 9). 2.2).

İz Sürme Testi (İST) puanları açısından incelendiğinde. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Şırnak *****Mustafa Kemal Üniversitesi. Hastalıkta kognitif ve akademik yetersizlikler olabilmektedir.) puanları arasında anlamlı fark vardır. İptal Etme Testi (İET) ve İz Sürme Testi (İST) uygulanmıştır. Akdeniz ülkelerinde sık görülen hastalığın ülkemizde en sık görüldüğü şehir Antakya’dır. İptal Etme Testinde (İET) doğru işaretlenen harf sayısı. B Süresi. Hasta ve kontrol grupları. Serkan Yılmazer. Ancak bu konuda yeterli çalışma olmadığından hastalığın doğasını anlamak açısından bu çalışma yapılmıştır. ilerleyici. Tartışma: Sonuç olarak OHA’li hastaların beyinde görünür bir hasar olup olmadığından bağımsız olarak kognitif işlevleri bozulmaktadır Bu hastalardaki yetersizlik ayrıntılı kognitif muayene sonucu saptanabildiğinden klinik olarak özel öneme sahiptir. OHA grubunun şekil kopyalama (görsel bellek) ve şekiller için kazanım puanı ile hem görsel (şekiller) hem de sözel bellek (kelimeler) için anlık ve gecikmeli hatırlama (15 dk. Tıp Fakültesi Nöroloji AD. Bahar Sarı Narğis *Selçuk Üniversitesi. Tüm katılımcıların psikiyatrik ve nörolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. Hastaların kranial MR’ları çekilmiştir. A Hatası ve B Hatası puanları açısından anlamlı fark olduğu gözlenmiştir. Selçuklu Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Hatay Amaç: Orak Hücreli Anemi (OHA) Hb A’nın Hb S’e mutasyonu sonucu oluşan genetik bir hastalıktır. Banu Cangöz. İST A Süresi. İki grup. Katılımcılılara nöropsikolojik işlevlerini değerlendirmek amacıyla 3Kelime-3Şekil Testi (3K-3S). İsmet Melek. Kronik. Yöntem: Çalışmaya 65 orak hücre anemili ve 58 normal kontrol hastası alınmıştır.PB 94 Nörolojik Olarak Sağlam Orak Hücreli Erişkinlerde Nörokognitif Bozulma Asena Akdemir. Bulgular: OHA grubunun bazı bellek işlevlerinin kontrol grubundan anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmektedir. yaşam süresini ve kalitesini azaltıcı bir hastalık olan OHA’nin önemli komplikasyonlarından olan kognitif yetersizlik üzerinde yeterince çalışma yapılmamıştır. Şanlıurfa ****Silopi Devlet Hastanesi. atlanan harf sayısı ve yanlış işaretlenen şekil sayısı puanları açısından farklılık göstermiştir. Hatay ***Harran Üniversitesi. Psikoloji Bölümü. Saat Çizme Testi (SÇT). Konya **Mustafa Kemal Üniversitesi. .

Tartışma ve Sonuçlar: Bizim çalışmamızda hastaların %34.5’inde farklılaşmamış somatoform bozukluk. anksiyete bozuklukları içinde de en sık yaygın anksiyete bozukluğu (%10. Psikiyatri AD. Halk Sağlığı AD. Tıp Fakültesi. Yöntem ve Gereçler: Çalışmamıza 126 kronik prurituslu hasta alındı. Kronik prurituslu hastalarda. . psikiyatrik tanı alan grupla almayan grubun her ikisinde de kadınların oranı fazlaydı. varsa psikiyatrik bozukluklarını ve depresif belirtilerini ve bunlar arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. kaşıntının özelliklerini.3) ve obsesif kompulsif bozukluk (%7. Kronik pruritus. Buna rağmen hastaların sadece %16.6’sında 1-3 arası değişen sayılarda psikiyatrik bozukluklar saptandı. Yasemin Akman**. Clinical Version) uygulanarak psikiyatrik tanılar araştırıldı. Tıp Fakültesi. Psikiyatrik tanı alan grupta jeneralize kaşıntı ve BDE puanları. Çalışmamızda depresif bozukluklar içinde en sık major depresif bozukluk (%25. Psikiyatrik bozukluk saptanan hastaların %57. birçok deri ve sistemik hastalıklarda görülebildiği gibi psikiyatrik bozukluklarda da görülebilmektedir. Mehmet Fatih Karaaslan**Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. %32.3).1’inde depresif bozukluklar. Ali Özer***. %28. Perihan Öztürk**.1 ile depresif bozukluklar olarak tespit edilmiştir. ülkemizdeki psikiyatrik bozuklukların yaygınlığı (%17. deri hastalıkları içinde en sık görülen semptomdur. Malatya Amaç: Kaşıntı ya da pruritus. liken simpleks kronikus ve prurigo nodülaris şeklinde kaşımaya sekonder deri lezyonları saptandı. Tıp Fakültesi. Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulandı.7’sinin daha öncesinde psikiyatrik başvuruları mevcuttu. Birincil deri ve sistemik hastalığı saptanamayan kronik prurituslu hastalarda yüksek oranda psikiyatrik bozuklukların görülmesi ve özellikle depresif belirtilerin eşlik etmesi. birincil deri hastalıkları ve kaşıntıya sebep olabilecek sistemik hastalıklar hariç tutulan kronik prurituslu hastaların sosyodemografik verilerini incelemek. Bu çalışmadaki amaç. Tüm kronik prurituslu hastaların %62'sinde hafiften şiddetliye değişen oranlarda depresif belirtiler saptandı.6’sında anksiyete bozuklukları tespit edilmiştir. kaşıma isteğine neden olan rahatsızlık verici duyu olup.7’sinde ekskoriyasyon.3’ünde deride herhangi bir lezyon saptanmazken. Hastaların sosyodemografik verilerini ve hastalığıyla ilgili özelliklerini içeren form dolduruldu. psikiyatrik tanı almayan gruba göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi.05). Bulgular: Kronik prurituslu hastaların %70.9) tespit edilmiştir. Pruritusta psikiyatrik bozuklukların görülme oranı. %42. Fatma Özlem Orhan*. bu hastalarda psikiyatrik değerlendirmenin önemine işaret etmektedir.PB 95 Kronik Pruritus Hastalarında Psikiyatrik Profil Oğuz Akman*. DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-IV-Text Revision) tanı ve değerlendirme sistemine göre psikiyatr tarafından SCID-I/CV (Structered Clinical Interview for DSM-IV. Dermatoloji AD. En sık görülen psikiyatrik bozukluklar ise %34.2) ile karşılaştırıldığında yüksek oranlardadır. Kahramanmaraş ***İnönü Üniversitesi.

2 ile uyum bozukluğu ve % 5.5’i çalışmıyordu.8 ile yaygın anksiyete bozukluğu vardı. Hemodiyaliz programına alınan hastalarda. Dwyer A. Bu nedenle bu hasta grubunun düzenli olarak psikiyatrik değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Clin Nephrol. Metod: Çalışma Siverek Devlet Hastanesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hemodiyaliz tedavisi almakta olan toplam 69 kişi üzerindeyürütülmüştür. % 43. Hemodiyaliz hastalarında anksiyete. Yıldızgördü E. . Ondokuz Mayıs Ü. 2-Bahar A. sosyodemografik veri formu uygulanmış ve tamamıyla SCID-I görüşme yapılmıştır.1’i erkek. 3-Johnson S. Özge Şimşekyılmaz Saraçlı**.163-172. 8:287-292.PB 96 Hemodiyaliz Tedavisi Almakta Olan Hastalarda Psikiyatrik Hastalık Sıklığı Elif Karaahmet*.69:201-6. Kürşat Altınbaş* * Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Psikiyatri AD ** Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD *** Kafkas niversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ****Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Kronik böbrek yetmezliği (KBY) yaşamı tehdit eden.3’ünde en az bir psikiyatrik hastalık varken % 11. Hastaların % 34. Kaynaklar: 1-Şentürk A. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007. Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye’nin sosyokültürel açıdan farklı iki farklı bölgesinde hemodiyaliz tedavisi gören hastaların psikiyatrik hastalık düzeylerinin araştırılmasıdır. her yaş grubunu etkileyen bir hastalıktır (1).4’ünde iki psikiyatrik hastalık bulunuyordu. Patient perceived barriers to treatment of depression and anxiety in hemodialysis patients. 17. Yüksel Kıvrak***. Sonuç: Hemodiyaliz hastalarında depresyon başta olmak üzere psikiyatrik hastalıklar sıklıkla eşlik etmektedir.9’u kadındı. 2008. % 31. Bulgular: hastaların % 68. KBY hastalarında depresyon ve anksiyete en sık görülen psikiyatrik hastalıklardır ve morbiditeyi artırmaktadır (2). Ülkem Öztürk****. Hastalara Hamilton anksiyete ve depresyon ölçekleri. Tamam L. diğer birçok kronik hastalıkta olduğu gibi birçok ruhsal ve sosyal sorunun da eşlik ettiği görülmektedir. Hastaların % 49.8’i okuryazar değildi. Psikiyatrik hastalıkların dağılımına baktığımızda % 29 ile en sık oranda depresyon görülmekteydi. Tıp Dergisi 2000. Savaş H. depresyon ve cinsel yaşam. Hemodiyalize giren kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda psikopatoloji. önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan. İkinci sırada % 7. Barlıoğlu H. Yapılan bir çalışmada diyaliz tedavisi alan hastaların % 70’inin psikiyatrik hastalıklarının farkında olmadıkları gösterilmiştir (3).

obsesyon. Sarnelli G.Tack J. 2004 Eki. Scl 90 değerleri ve alt ölçekleri açısından her iki grup arasındaki puan farklarının anlamlı olmadığı görüldü. Suppl. Hpylorili olanların 16(%34.2)’i erkek. paranoid ve gsi endeksi alt gruplarından yüksek puan almışken hylori olmayan grubun somatizasyon. Pathophysiology and treatment of functional dyspepsia.0) sı erkek.Stanghellini V. 118 hasta ile araştırma tamamlandı. öfke. Bulgular: H pylorili olan ve olmayan 118 kişinin sonuçları değerlendirmeye alındı. Endoskopik işlem sırasında antrumdan ve pilordan üçer doku alındı. 127(4):1239–55. Hpyloi olmayanlar ise 25(%53. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda dispepsi etiolojisi amacı ile endoskopi için başvuran kişilerde hp enfeksiyonu ile ruhsal belirtileri arasında ilişki olmadığını bulduk. ve ek alt skalalarından yüksek puan almışlardı. Her iki grupta somatizasyon alt skalasında aldıkları puan kesme puanı olan1’in üzerinde olmakla beraber. 231:29–37. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi *** Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Psikolojik faktörlerin(1) ve h pylorinin(2) gis i etkilediği bilinmekle beraber dispeptik yakınmaları olan kişilerde hp ile psikolojik faktör ilişkisi yeterince aydınlatılmamıştır. Yusuf Günerhan*. Aralarında fark olmasına rağmen bu fark anlamlı değildi(x2=0. Ayrıca yine bu bölgelerden alınan doku örnekleri histopatolojik inceleme ile HP varlığı doğrulandı. obsesyon. kişiler arası duyarlılık. Mustafa Ari**. Hpylorili grup anksiyete.0)’i kadındı. Scand. Alınan dokuya üreaz test uygulanarak H. Dispepsili hastalarda hem hp ile psikolojik belirtiler arasında ilişki olmadığını hem de hplilerin bile ayrıca psikiyatrik yönden değerlendirilmesinin önemli olduğunu gösteren ilk çalışma olmasından dolayı araştırmamızın önemli olduğunu düşünmekteyiz. Biz bu çalışmamızda hpli olan ve olmayan kişilerdeki ruhsal belirtileri incelemeyi ve hp nin ruhsal belirtilere neden olup olmayacağını araştırmayı amaçladık. Gastroenterol. J. 2. kişiler arası duyarlılık alt skalalarından aldıkları puan 1’in üzerinde tesbit edildi. depresyon. 1. Yöntem ve Gereçler: Dispeptik şikâyetleri nedeniyle endoskopi ünitesinde üst endoskopi uygulanan 150 hasta çalışmaya alındı. psikotik.PB 97 Helicobacter Pylori Psikiyatrik Semptom Gelişimine Neden Olur mu? Yuksel Kivrak*.079). depresyon.Pylori varlığı incelendi. SCL 90 ölçeği uygulandı. 1999. 22(%46. Gastroenterology. 31(%66.070. Bisschops R.8)’si kadındı. . psychosocial factors and comorbidity in the general population: results from the Domestic/International Gastroenterology Surveillance Study (DIGEST). p=0. Yelda Yenilmez*. Relationship between upper gastrointestinal symptoms and lifestyle. hp+li grup ayrıca anksiyete. Helicobacter (H) Pylori doku testi uygulanan hastalar dâhil edildi.

Filiz Civil Arslan**. Bu tanımlayıcı veriler vajinismus etyolojisinde farklı etmenlerin çalışılacağı ileri çalışmalara ışık tutacaktır . BAÖ ve GRCDÖ. Tıp Fakültesi. Diğerlerine sadece unimanuel muayene yapılmıştır (n=23. Hasta grubuna yaş ve eğitim açısından eşleştirilmiş 25 cinsel birleşme sorunu olmayan sağlıklı kontrol alınmıştır. Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği(GRCDÖ). Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu. Tartışma ve Sonuçlar: Vajinismus etyolojisinde yer alan etmenlerden biri olan cinsel bilgi yetersizliği bu çalışmada gösterilirken. Cinsel travma hiçbir hastada bildirilmemiştir. Psikiyatri Anabilim Dalı **Çaykara Ataköy Ruh VE Sinir Hastalıkları Hastanesi ***Karadeniz Teknik Üniversitesi. orgazm alt puanları hasta grubunda anlamlı yüksek bulunmuştur(Tablo1). Yapılan jinekolojik değerlendirme sonrasında herhangi bir patolojik bulgu saptanmayanlar hasta grubunu oluşturmuştur. Kadın Doğum Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Vajinismus. Bu çalışmanın amacı vajinismus tanısı konulan hastaları sosyodemografik özellikler. % 92).Elif Şimşek Kaygusuz*. Beck depresyon Ölçeği(BDÖ) ve Beck anksiyete Ölçeği(BAÖ) uygulanmıştır. Anksiyete Düzeyi ve Cinsel İşlevler Evrim Özkorumak* . Hastaların tümü organik nedenli vajinismusun ekarte edilmesi amacıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı tarafından değerlendirilmiştir. vajinanın dış üçte birindeki kaslarda cinsel birleşmeyi engelleyecek biçimde. Ahmet Tiryaki*. Depresyon ve anksiyete düzeyleriin vajinısmus etyolojisindeki yeri ile değerlendirilmelidir. İlişki sıklığı açısından hasta ve sağlıklı kontroller arasında fark yoktur. depresyon düzeyleri açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırmaktır. Tıp Fakültesi. Birinci basamak ve cinsel işlev bozukluğu polikliniğine başvuran kadın hastalarda da en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur(1-3). eğitim. Hasta ve kontrol grubu arasında yaş.toplam puan ve doyum. BDÖ. cinsel işlev ve anksiyete. diğer bir etmen olan cinsel travma öyküsü hiçbir hastada bildirilmemiştir(4). kaçınma. Bulgular: Vajinismusu olan 25 kadından 2’sine (% 8) spekulum muayenesi yapılabilmiştir. vajinismus.PB 98 Vajinismusu Olan Kadınlarda Depresyon. çalışma durumu açısından fark yoktur. Hasta grubu evlilik uyumlarını sağlıklı hastalara göre anlamlı olarak daha kötü olduğunu bildirmişlerdir. Mehmet Armağan Osmanağaoğlu*** Karadeniz Teknik Üniversitesi. GRCDÖ’de vajinismus dışında diğer alt puanların sağlıklı kontrollere göre yüksek olması vajinismusta birleşmede zorluk dışında cinsel cevap döngüsünün diğer basamaklarında da sorun olabileceğini işaret edebilir. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışmaya KTÜ Tıp Fakültesi psikiyatri polikliniğine cinsel birleşmede bulunamama nedeniyle başvuran DSM-IV’e göre vajinismus-yaşamboyu sürekli tip tanısı alan 25 kadın hasta alınmıştır. meslek. Cinsel bilgi düzeyi hasta grubunda sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha kısıtlı ve yanlıştır. yineleyici ya da sürekli olarak istem dışı spazm olarak tanımlanan bir cinsel ağrı bozukluğudur.

8+-3. (3) Vızlı C.4 9.3 0. 1995. hemşirelik gibi insanlarla yoğun ve süreğen ilişkide olan mesleklerde görülmektedir(1). kişisel başarı ve duygusal tükenme arasında anlamlı korelasyon bulunmadı.6 MTÖ-KB 19.8 4. Tükenmişlik çok çeşitli belirtilerle ortaya çıktığı görülmektedir. İstanbul. İşe Bağlı Gerginlik ve İş Doyum Düzeyleri İle İlişkisi Derya Güliz Mert.6 1.1 KCİİ-ağrı 4. Tablo1. Yüksek Lisans Tezi.5 1. tükenme. Uzman hekimlerde mesleki doyum.PB 99 Araştırma Görevlilerinde Cinsel İşlevin Tükenmişlik.Kişisel Başarı MTÖ-DYS:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuyarsızlaşma .Meslek dışı yaşamı doğrudan etkileyen. tükenme. Marmara Üniversitesi.9 KCİİ-uyarılma 4. kadın araştırma görevlilerinde cinsel işlevin.1 5.2 3.1 MTÖ-DT:Maslach Tükenmişlik ÖlçeğiDuygusal Tükenme MTÖ-KB:Maslach Tükenmişlik Ölçeği.7+-4.7 MTÖ-DYS 6.10:2-7.3 İDÖ 35. (2)Musal B. Ergin S. Toplum ve Hekim. ıslanma.5 yıl. Bulgular: Çalışmaya katılan araştırma görevlilerinin yaş ortalaması 32. doyum. Önder Kavakcı.tatmin. Ölçeklerin Ortalama Puanları Ortalama SD Ölçek MTÖ-DT 18.2 KCİİ-istek 3.2 KCİİ-orgazm 4. Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ). duyarsızlaşma.8 9.Bu çalışmada. evlilik yılı 6.0 KCİİ-tatmin 4. Sonuç: Bu kadın örnekleminde. ağrı) puanları ile işe bağlı gerginlik.4 1. Psikiyatri Bülteni 1992. iş doyumu ve tükenmişlik ölçek puanlarının kadın cinsel işlev bozukluğunu öngörmediği bulundu. Görme Engelliler İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerle Normal İlköğretim Okullarında Çalışan Öğretmenlerin Tükenmişlik Düzeylerin Karşılaştırılması Üsküdar İlçesi Örneği.9 İBGÖ 40 7. uyarılma. Kadın Cinsel İşlev İndeksi Türkçe formu (KCİİ). Elçi ÖÇ. Aile sorunları biçiminde ortaya çıkan belirtilerinden biri de cinsel işlevlerde anormallikler olarak ifade edilebilir (3).2 yıl idi. İşe Bağlı Gerginlik Ölçeği (İBGÖ).Logistik regresyon analizi yapıldığında işe bağlı gerginlik. KCİİ ve alt ölçek (istek.4 1. 1:108-13.0 1. İş Doyumu Ölçeği(İDÖ) formlarını doldurdu.1 KCİİ 25. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeylerinin cinsel yaşamlarının herhangi bir alanını etkilemediği bulunmuştur. Ölçeklerin ortalama puanları tablo 1’de gösterilmiştir. Yöntem: Çalışmaya katılmayı kabul eden üniversite hastanesinde görev yapan en az bir yıllık evli 41 kadın araştırma görevlisi sosyodemografik veri formu. Kaynaklar: (1) Düzyürek S. sürekli özveri gerektiren hekimlik mesleğinde. Ünlüoğlu G. Hekimde tükenmişlik sendromu. işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeyleri ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır. iş doyumu da büyük önem taşımaktadır(2). orgazm.3 KCİİıslanma 4. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilimdalı Amaç: Tükenme ve işe bağlı gerginlik daha çok hekimlik. 2005.

itfaiye çalışanları.01.50.01). Bu nedenle bu çalışmada. Çalışanların desteklenmesi açısından bireysel ve toplumsal özellikleri kadar bilişsel işlevlerini de değerlendirmek önemlidir. Tartışma: UMKE çalışanlarında ruhsal sorunlar belirgin bir sağlık sorunudur. 9. r=0. Sağlık çalışanları. kendisiyle ilgili olumsuz bilişlerine göre daha ön planda olduğu saptanmıştır (38.62). Anahtar Kelimeler: Medikal Kurtarma Ekipleri.PB 100 Medikal Kurtarma Ekiplerinde Travmatik Stres Ve İlişkili Bilişsel Özellikler Aslı Yeşil. Bilişsel Özellikler. p<0. p<0.01.10.41±11. Tartışma Ve Sonuç: Elde edilen sonuçlarda medikal kurtarma ekiplerinin dünyayla ilgili olumsuz bilişlerinin. İkincil Travmatik Stres. Psk. tükenmişlik belirtileri ve eşduyum yorgunluğu belirtileri de yükselmektedir(r=0. tükenmişliğe (burnout) ve çeşitli ruhsal sorunlara neden olabilir. A.08)..79±6.48.08±7. 2010) medikal kurtarma ekiplerinde görev yapan 36 doktor. 63 ebe/hemşire/sağlık memuru. Amaç: Travmatik olaylar insanın yaşamsal bütünlüğüne yönelik tehdit içeren olaylardır. Prof. tükenmişlik belirtilerini ve travma sonrasında gelişen bilişlerini saptamak amaçlanmıştır. Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğüruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. Yöntem Ve Gereçler: UMKE Soru Formu. Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Yeşil ve ark. Depresyon. 2010).37. özellikle travmatik stres ve tükenmişliğin belirtilerinin sağaltımı gibi konularda psikososyal ve psikoeğitsel yaklaşımları bilişsel uygulamalarla da desteklemek yararlı olabilir. sivil savunma ekipleri ve diğer meslek grupları meslekleri gereği travmatik olaylarla karşılaşan meslek gruplarıdır.46. Oluşturulacak destek programlarında. mesleki tatmin yüksek bulunmuştur (12. 36. 48 acil tıp teknikeri ve paramedik. Medikal kurtarma ekiplerinin kendileriyle ilgili olumsuz bilişleri yükseldikçe dünyaya ilişkin olumsuz bilişleri. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad. p<0. Ulusal Medikal Kurtarma Ekiplerinin (UMKE) iş ve toplumsal yaşantılarından kaynaklanan ikincil travmatik stres.65±5. . Travma Sonrası Biliş Ölçeği (Yetkiner. Tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu belirtilerinin düşük olduğu bulunurken. polisler. Oya Karaali Aktaş. Tamer Aker Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü Ruh Sağlığı Programları Tütün Ve Bağımlılık Yapıcı Maddeler Birimi. r=0. 17 ambulans sürücüsü olmak üzere toplam 164 sağlık çalışanına uygulanmıştır. Çalışanların görev sırasında karşılaştıkları travmatik olaylar eşduyum yorgunluğuna( compassion fatigue). Dr. & Sbe Ruhsal Travma Ve Afet Çalışmaları Birimi.

Yöntem ve Gereç: Çalışmada acil servis çalışanlarından 10-15’er kişilik grup görüşmeleri yapılarak karşılaşılan olumsuz olaylar konusunda bilgi alınmıştır.029). Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda toplam kaygı. Ortaokul mezunlarının depresyon değerlerinin üniversite mezunlarından anlamlı olarak daha fazla çıkması düşük eğitim seviyesinde depresyon bulgularının daha fazla olduğunu göstermektedir. tükenmişlik ve depresyon ölçeklerinin puanlarında çalışma yerine göre farklılık tespit edilmemiştir.PB 101 Acil Servis Güvenlik Görevlilerinin Kaygı.Sürekli Kaygı Envanteri (STAI). Elde edilen tüm veriler SPSS. %10’u üniversite. ortalama yaş 28. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD Amaç: Sağlık personeline yönelik sözel ve/veya fiziksel şiddet olayları yaşanmaktadır. Mustafa Alican Dirican*. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD **Profesör Dr. onlardan olası tehlikelere karşı tetikte olmaları. Yaşa bağlı olarak Maslach duygusal tükenmişlik alt ölçeği (p: 0. Bulgular: Çalışmaya acil servis ve acil servis dışı hastane bölgelerinde çalışan toplam 44 erkek ve 7 kadın güvenlik görevlisi alınmıştır. Maslach ve Beck puanlarının çalışma yerlerine göre analizinde istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Öğrenim düzeyi ile Beck puanları arasında ortaokul mezunları ve üniversite mezunları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki çıkmıştır. Toplam STAI. tükenmişlik ve olası depresyon düzeyinin araştırılmasıdır.040) anlamlı farklılık görülmüştür. Yaşa göre kaygı. tükenmişlik ve depresyon düzeylerine bakıldığında. Hastane acil servislerinde çalışan personele yönelik şiddetin önüne geçebilmede güvenlik görevlilerine pay düşmekte. (p:0. %5’i ortaokul mezunudur. Hakan Coşkunol** *Araştırma Görevlisi Dr.7 olarak tespit edilmiştir. duyarsızlaşma alt ölçeği (p:0. %85’i lise. . 11’i evli. Tükenmişlik ve Depresyon Düzeylerinin İncelenmesi Irmak Polat*. Durumluluk.18 programına aktarılmış ve analizler yapılmıştır.012). Acil serviste çalışanlar. 17 erkek ve 3 kadın. Bu çalışmanın amacı acil serviste çalışan güvenlik görevlilerinin karşılaştıkları olumsuz davranışlar nedeniyle geliştirdikleri kaygı.028) ve toplam Beck puanlarında (p: 0. sorun çıktığı durumda müdahale etmeleri ve sağlık ekibi ile çevredeki diğer kişileri korumaları beklenmektedir. ileri yaşlarda bu puanların daha az olması ve aralarında anlamlı bir farklılık görülmesi bu kişilerin ileri yaşta daha fazla mesleki tecrübe edinerek yaşadıkları olumsuz davranışların onlar üzerine daha az etki yaratacağını düşündürmektedir. Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulanmıştır. toplam Maslach puanlarında (p:0. Daha sonra her gönüllüye araştırmacılar tarafından hazırlananan sosyo-demografik veri formu. Acil servis çalışanlarının 9’u bekar.029) Üniversite mezunlarının Beck puanları ortaokul mezunlarından daha düşüktür.7 ± 4.

harcanan enerjiden fazla olmasından kaynaklanan ve beden yağ dokusunun artması ile karakterize olan kronik bir hastalıktır.7.9 olarak saptanmıştır. Selma Bozkurt Zincir**.5±5. Kıbrıs Amaç: Obezite.5±22. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 39. İstanbul *** Yakın Doğu Üniversitesi Psikiyatri AD. Obezitenin tanımında yaygın olarak kullanılan parametre beden kitle indeksidir (BKİ).3±10.1. tedavisinde çok boyutlu bir terapi yaklaşımının gerekli olduğu belirtilmektedir. Süreçte 14 hasta obezite nedeniyle opere edildi.4±7.3 yıl olarak bulunmuştur. alınan enerjinin.9±8. Bulgular: Obezite cerrahisi için onay almış hastaların yaş ortalaması 39.6 yıl. beden algısı ölçeği puanı ortalama 130. Obeziteyi. Yöntem: Çalışmaya son bir yıl içinde GATF Genel Cerrahi Polikliniğine obezite cerrahisi için müracaat eden ve durumları obezite cerrahisi için uygun olan 29 hasta alındı.3±9.PB 102 Obezite Cerrahisi İçin Onay Almış Olgularda Yeme Tutumları ve Beden Algısı Serkan Zincir*.9. İki grup arasında depresif semptomlar açısından anlamlı bir fark saptanmadı. STAI-I ve STAI-II ölçek puanları ortalaması ise sırasıyla 33. Tartışma: Obezite cerrahisi için onay alan hastalar kontrol grubuyla kıyaslandığında. depresyon ve anksiyete olmak üzere psikopatolojinin belirlenmesi ve bu bireylerde psikopatolojiyi etkileyen özelliklerin ayrımlastırılması amaçlanmıstır. Hasta grubun yeme tutumu ölçeği puanı ortalama 23. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 13. beck depresyon ölçeği puanı ortalama 14. Ankara ** Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. Kontrol grubu olarak psikiyatrik herhangi bir tanısı olmayan sağlıklı 30 kişi dahil edildi. Ayrıca hasta grubun sürekli kaygı düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek olduğu ve yeme tutumları ölçeğinden daha yüksek skorlar aldıkları tespit edildi. beden algısı ölçeği puanı ortalama 146. beden algısı ölçeği.5±7. beck depresyon ile STAI I-II ölçekleri uygulandı.4±16. BKİ> 30 kg/m² eriskin obezitesi morbitide ve mortalite artısı ile iliskilidir. Bu çalısma ile obezite cerrahisi için başvuran hastalarda basta beden algısı. Gökçe Özer*. yeme bozuklugu.9±8. beklenen şekilde istatistiksel açıdan anlamlı oranda bedenlerinden hoşnutsuz oldukları gözlendi. .8 ve 43. Kontrol grubunun yaş ortalaması 36.7 olarak bulunmuştur.5.7±12.7±7. psikosomatik bir hastalık olarak değerlendirip.5. Tüm katılımcılara yeme tutumları ölçeği. Mehmet Ak*. Ali Bozkurt*** * Gatf Psikiyatri Abd.8 ve 36.

Cihad Yükselir. . Bu bakımdan savunma mekanizmaları. Konversiyon bozukluğu tanısı almış hastaların kontrollerden daha az olgun. Tüm olgulara savunma biçimleri testi verildi. Ankara Amaç: Konversiyonun etiyolojisinde çeşitli psikodinamik görüşler. Yöntem: Çalışmaya Haziran 2010 . Savunma mekanizmaları kişiliğin gelişiminde ve kişinin çevreye uyumunda önemli rol oynarlar ve kişiyi içsel çatışma ve duygusal sıkıntıdan korurlar. Mehmet Ak Gatf Psikiyatri Abd. ancak çalışmalar sonucunda genellikle çok etkenli bir bozukluk olduğu bildirilmiştir. Tartışma: Egonun temel işlevlerinden birisi kişinin psikolojik denge durumunu korumak için savunmalar kullanmasıdır. Sosyodemografik veriler yarı yapılandırılmış görüşme formuyla sorgulandı. savunma biçimleri testi kullanılarak araştırıldı. nörobiyolojik ve genetik etmenler. Bülent Karaahmetoğlu. daha çok immatür ve nevrotik savunma düzenekleri kullandıkları bulundu. Bu çalışmada DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan erkek hasta grubunda etiyolojik bir etken olarak savunma düzeneklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Mustafa Alper. olgun savunmaların ise görece az kullanılması stres altında konversif semptomların gelişmesine yatkınlık oluşturabilir.PB 103 Konversiyon Bozukluğu Olgularında Savunma Biçimleri Serkan Zincir.Şubat 2011 tarihleri arasında çeşitli bedensel yakınmalar ile gelen ve yapılan muayene sonrasında herhangi bir organik patolojiye rastlanmayan ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan 40 hasta ile 30 sağlıklı gönüllü alındı. sosyokültürel görüşler üzerinde durulmuş. İmmatür ve nevrotik savunmaların sık. ego gelişimi ve psikopatoloji ile yakın ilişki içerisindedir. Bu çalışmada konversiyon bozukluğu tanısı almış hasta grubunda savunma mekanizmaları.

spinal eklemlerde ve komşu yapılarda belirgin inflamasyonla karakterize. Psikiyatri Kliniği. Bu çalışmanın amacı. Psikiyatrik durumun kötüleşmesi AS'in klinik olarak daha da kötüleşmesine neden olmaktadır. Hastalara ve kontrol grubuna Toronto aleksitimi ölçeği. İstanbul Amaç: Ankilozan Spondilit (AS) etyolojisi tam olarak bilinmeyen. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği. Bulgular: Kontrol grubuna göre hasta grubunda kaygı düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulunuştur (p<0. Bu hastalarda en sık ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler depresyon ve anksiyete belirtileridir. İstanbul **Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. İlhan Karacan** *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. İlerleyici olarak omurganın tutulması ile sonuçlanabilen sakroileit hastalığın en karakteristik ve en erken bulgusudur. depresyon ve anksiyete düzeylerini belirlemektir. Bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. benlik saygısı. aleksitimi. kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır (p<0. Sonuç: Ankilozan spondilitli hastalarda. depresyon . Beck Depresyon ölçeği. Ruhsal durumla AS kliniği ve seyri arasında da karşılıklı etkileşim olduğu bilinmektedir.PB 104 Ankilozan Spondilitli Hastalarda Benlik Saygısı ve Aleksitimi Mustafa Solmaz*. aleksitimi. Rosenberg Benlik Saygısı ölçeği. omurgada progresif ve asendan kemik füzyona yol açan inflamatuar bir hastalıktır. Diğer romatizmal hastalıkların psikiyatrik durumu ve yaşam kalitesi ile ilgili oldukça fazla sayıda araştırma yapılmışken. Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit. Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-I ve STAI-II) uygulanmıştır. Zerrin Binbay*. depresyon gözden kaçırılmamalıdır. Muharrem Çiğdem**. Benlik saygısı puanları. ankilozan spondilitli hastalarda benlik saygısı. AS hastaların ruhsal durumu ile ilgili yapılan araştırmalarda. AS hastaları ile ilgili araştırmalar sınırlı sayıdadır. fizik tedavi kliniğinde ankilozan spondilit tanısıyla takip edilmekte olan 50 hastayla.005).05). Selim Sağır*. sağlıklı 50 gönüllü alınmıştır. ayrıca depresyon puanlarında da anlamlı düzeyde farklılık saptanmıştır. aleksitimi. normal populasyondan daha yüksek düzeyde belirti düzeyi bildirilmiştir. benlik saygısı. Yöntem: Bu çalışmaya.

Düzce Tıp Dergisi 2008.6) kadınlardan (%80.2) ASB’nin DSM-IV tanı ölçütlerini karşıladı. Ankara: Hekimler Yayın Birligi 2)Özçetin A. ASB saptanan olgularda SBTÖ’de boyun eğici yaklaşım ve çaresiz yaklaşım puanları diğer alt ölçek puanlarından daha yüksekti. Demet Havaçeliği2. Toksikolojji Ve İlaç Bilimleri Enstitüsü. Kalan olguların 15’inde (%32. Bulgular: Örneklemin büyük çoğunluğu ilkokul mezunu (%60.17(3):204-212 . Maraş A. bireylerin çeşitli özellikleri ve ruhsal yapıları travmatik olay sonrası gelişen ruhsal bozukluklarda rol oynamaktadır (3). İzmir 2 Ege Universitesi Madde Bağımlılığı.1) herhangi bir somatizasyon bozukluğuna veya depresif bozukluğa sahipti ve 19’unun (%63. Tartışma ve Sonuç: Travma sonrası stres bozukluğunun meydana gelmesinde tek etken maruz kalınan travmatik olay değildir (2). evli (%76. Deprem sonrası gelişen travma sonrası stres bozukluğu ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişki. Method: Kütahya’nın Simav merkezli depremden en çok hasar gören Beyce. ölüm tehdidi. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı. 1994. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. Stresle Başaçıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. ASB tanısı alan 30 olgunun 12’si (%26. Köroglu. 2:8-18 3)Aker T.4) oluşuyordu. İçmeli C. dördüncü baskı (DSM-IV). ağır yaralanma ya da beden bütünlüğüne yönelik bir tehdidin ortaya çıktığı ve kişinin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olaylar travmatik yaşantılar olarak tanımlanmaktadır (1). Çeviren E. Ece Durmuşoğlu1. Cem Çınar1. 1999 Marmara depremleri: Epidemiyolojik bulgular ve toplum ruh sağlığı uygulamaları üzerine bir gözden geçirme.6) eşik altı anksiyete belirtileri saptandı.9).PB 105 Simav Depremi Sonrası Yakınması Olan Olgularda Ruhsal Durum Değerlendirmesi Burcu Yücetürk1. Eğirler ve Gökçeler köylerine gidilmiştir. Travmatik olayın beklenebilirliği. Hakan Coşkunol1 1Ege Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.3) geçmişte bir psikiyatrik yakınması vardı. Ataoğlu A. Kaynaklar 1)Amerikan Psikiyatri Birligi. etki alanı genişliği. Burada yakınması olan 46 olguya ayrıntılı psikiyatrik değerlendirme yapılmıştır. Otuz olgu (%65. etkilediği toplumun özelllikleri. İzmir Giriş ve Amaç: Ölüm. Bu çalışmada 19 Mayıs 2011 tarihinde Kütahya-Simav’ da meydana gelen deprem sonrasında ruhsal yakınması olan olgularda hangi oranda akut stres bozukluğu(ASB) geliştiğini değerlendirmek ve ASB gelişen olguların sosyodemografik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.

kız öğrencilerde depresyonun varlığına işaret eden BDÖ puan ortalamaları erkeklerden anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur (p= 0. alkol.PB 106 Lise Öğrencisi Ergenlerde Ayrılma Bireyleşme. Depresyon. Özerkliği engelleyen aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ayrılma bireyleşme sürecini olumsuz etkilemektedir. Bulgular: Alışmaya katılan öğrencilerinden %25. Çalışmada Sosyodemografik Soru formu.034).019). Burcu Yavuz. Psikiyatri AD. Adolesan Ayrılma Bireyleşme Testi (AABT). Ergenleri daha iyi anlamak ve bu dönemde ortaya çıkacak sorunların çözümü için ebeveyn tutumları ve ayrılma bireyleşme süreçlerinin de göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır. Cinsiyetler açısından ayrılma bireyleşme döneminde sorun yaşayan ergenlerin geliştirdikleri uyum süreci açısından farklılıklar vardır. İstanbul **Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi. ayrılma. Metod: Çalışmaya Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izin alınarak Şişli ilçesinde yer alan Devlet Lisesi ve Meslek Lisesi lise 2. Alkol. özerkliği desteklemeyen ebeveyn tutumunun ile ilişkili bulunmuştur. İntihar girişimi ve kendine zarar verici davranışların ise ayrılma bireyleşme özelliklerinden reddedilme beklentisi ve yutulma anksiyetesi ile ilişkili bulunmuştur (p<0. madde gibi bağımlılık yapıcı maddeleri daha sık kullanmaktadır. anne baba tutumları.001).madde kullanımı olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0. Depresyonu olan ergenlerde anne aşırı koruma puanı depresyonu olmayan ergenlerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur ( p=0. .019 ve p=0. Bahadır Bakım *Beşiktaş Sait Çiftçi Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Çanakkale Amaç: Bu çalışmada orta ergenlik dönemindeki lise öğrencilerinde çeşitli sosyodemografik veriler ışığında. Oğuz Karamustafalıoğlu. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Erkekler bu dönemdeki ayrılma bireyleşme sorunlarını aşmak için bağımlılık gereksinimlerini inkâr ederek. Psikiyatri AD. Aynı şekilde ayrılma bireyleşme sorunları olan ergenlerde depresyona daha sık bulunmuştur. sınıf ve 3. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ergenlik döneminde depresyon gelişimi ayrılma bireyleşme süreci ve ebeveyn tutumları ile ilişkili bulunmuştur. sigara. Anne-Babaya Bağlanma Ölçeği ( ABBÖ).bireyleşme özellikleri ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.05). sınıf öğrencilerinden toplam 391 öğrenci dâhil edildi. Psikiyatri AD. madde. Ebeveyn Tutumları ve Sosyodemografik Faktörler Arasındaki İlişki İlke Yeşer Erensoy. Depresyon gelişimi bağımsızlığı. sigara kullanımı olan ve intihar girişiminde bulunmuş olduklarını belirten öğrencilerin depresyon ortalama puanları intihar girişiminde bulunmayanlara ve sigara.6’ sında (n=100) depresyon ortalama puanı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş olup cinsiyetler açısından.05). Ayrıca depresyonu olan ergenlerin hem anne hem de babalarının ilgi/kontrol puanları ise depresyonu olmayanlara istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0. İstanbul ****Çanakkale Üniversitesi Tıp Fakültesi. İstanbul ***Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi. Sonuç olarak ebeveynle kurulan ilişki de ayrılma bireyleşme sürecini doğrudan etkilemektedir.

fiziksel güç kullanma. . 16 sı cinsel zorlanmaya maruz bırakılmıştı. Durumluk –Süreklik Kaygı Ölçeği (STAI1-STAI2) ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) uygulanmıştır. STAI ölçeğine göre iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. öfke patlamalarıyla eslerden birine yöneltilen her turlu fiziksel ve / veya psikolojik şiddet davranışına aile içi şiddet” denir(2). cezalandırma. anksiyete. sosyal destek mekanizmaları harekete geçirilmeli.PB 109 Aile İçi Şiddete Maruz Kalan Evli Kadınların Psikiyatrik Değerlendirilmesi *Hasibe Ebru Kaymaz. İstanbul ** Erzurum Bölge Hastanesi Psikiyatri Polikliniği. Erzurum Amaç: Aile toplumla ilgili en küçük sosyal birimdir. 2. sosyal hücresi olarak görür(1). küfür yeme. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada aile içi şiddete uğrayan evli kadınların sağlıklı kontrollere göre sosyodemografik olarak incelendiğinde. hor görme. BAE ve DES skorları anlamlı olarak daha yüksek çıkarken() p<0. Hastalarda kontrol grubuna göre BDE. 13 ü bıçaklanmaya. Yöntem: Psikiyatri polikliniğine başvurmuş aile içi şiddete maruz kalmış 30 evli kadın katılımcı ile yaş. Sosyolojinin kurucularından Le Play de aileyi toplumun en küçük birimi.Aslantürk Zeki. Katılımcılara Sosyodemografik veri formu. cinsiyet ve eğitim açısından eşleştirilmiş sağlıklı aile içi şiddete uğramayan 30 evli kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Aile olarak tanımlanan bir grupta zorlama. 29 u küfre. Beck Anksiyete Ölçeği(BAÖ). kadınların şiddet türü olarak tokatlanma başta olmak üzere yumruklanma. depresyon ve travmanın ruhsal etkilerinin göstergesi olarak değerlendirilebilecek dissosiasyon oranlarının sağlıklı kontrollere göre bariz olarak yüksek olduğu görülmüştür. Sever A. Bu çalışmanın sonuçlarına göre psikiyatri polikliniğine başvuran hastalarda aile içi şiddet mutlaka değerlendirilmeli. bıçaklanma hatta cinsel tacize maruz bırakılma gibi değişik türlerde durumlarla baş başa kaldığı buna bağlı olarak bu hastalarda psikiyatrik ölçeklerle yapılan değerlendirmede. “Kavramlar Kurumlar Süreçler Teoriler”. ** Ahmet Öztürk *Tuzla Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniği.Bağlı M. Bulgular: Aile içi şiddete hastalardan 29 u tokatlanmaya. hastanın tüm boyutlarıyla ele alınmasında fayda görülmektedir. Amman Tayfun.05). Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvurmuş. “Tabulaştırılan/Tabulaşan Kurumun (Ailenin) Kurbanlıklar Edinme Pratiği”: Levirat ve Sororat Aile ve Toplum Dergisi 2005 Cilt 2 Sayı 8 S: 9-22. Beck Depresyon Ölçeği (BDE). Kaynaklar: 1. hikâyesinde aile içi şiddete uğrayan evli kadınların maruz kaldığı şiddetin özelliği ve bazı psikiyatrik parametreler yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Sosyoloji 363-365. 21 i yumruklanmaya.

PB 110 Kozmetik Rinoplasti Talebinde Bulunan Hastalarda Psikopatolojik Belirtiler Ve Eksen 1. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya alınan rinoplasti hasta grubunda en az bir psikiyatrik tanı alan hasta sayısı 13 (%26). İstanbul. BDÖ ve BAE toplam puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0. anksiyete bozuklukları ve duygudurum bozukluklarıydı. Belirti Tarama listesi . SCID-II tanılarına bakıldığında 3 çekingen kişilik bozukluğu(%6). 2 obsesif kompulsif kişilik bozukluğu(%4). MD1 . MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.90 (revize edilmiş şekli) (SCL-90-R) uygulandı.Türkiye. depresyon. Giriş ve Amaç: Çoğu insan psikolojik olarak daha iyi hissetmek için kozmetik cerrahi işlemler yaptırmak isteyebilir. 3 narsistik kişilik bozukluğu(% 6). Mahir Akbudak . Anksiyete bozukluklukları arasında 4 hasta ile (%8) özgül fobi ensık görülen anksiyete bozukluğuydu. Bazı çalışmalar bu işlemlerden hastaların gerçekten memnun kaldığını göstermektedir. Ayrıca hastalara Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Somatoform bozukluklardan Body dismorfik bozukluk (BDD) 6 hasta(%12) ile en sık görülen somatoform bozukluktu. Hastalarda SCL-90-R genel belirti düzeyi skoru. Sonuçta tekrarlayan ameliyatlar.006). Kozmetik cerrahi yaptıran hastalarda bedensel görünümlerinden en çok memnun olmayanlar rinoplasti yaptıran hastalardır. 2 borderline kişilik bozukluğu(%4). En çok görülen ve rinoplasti sonrası memnuniyet açısından en riskli bozukluk BDD’dir. Tartışma: Bizim çalışmamızdaki sonuçlara bakıldığında kozmetik rinoplasti yaptıran hastalarda psikiyatrik eştanı oranı yüksektir. Yapılan çalışmalarda kozmetik operasyon için başvuran hastalarda BDD %6-15 arasında bulunmuştur.0046). Bununla birlikte. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya KBB polikliniğine rinoplasti yaptırmak için ilk kez başvuran 18 yaş üstü 50 hasta ve kontrol grubu için cinsiyet ve yaş eşleştirmesi yapılan 50 hasta alındı.Cenk URAL. 1 kişidede bağımlı kişilik bozukluğu(%2) saptandı. MD1. aile içi sorunlar. bazı hastalar için sonuç bekledikleri gibi olmayabilir. Sonuçta BDD ve diğer psikiyatrik komorbidite bulunan hastaların önceden tespiti operasyonun başarısı için önemlidir. İki grup arasında anlamlı bir fark vardı (p = 0. kontrol grubunda ise 3 (%6) olarak bulundu. Eksen 2 Tanıları Hasan BELLI. Duygudurum bozukluğu olarak ise ensık distimik bozukluk 2 hastada (%4) bulundu. . sosyal izolasyon. Beck Anksiyete Envanteri (BAE). sağlık personeline karşı öfke ve saldırganlığa varan sonuçlar ortaya çıkabilir. 1 histriyonik kişilik bozukluğu(%2). Rinoplasti yaptıran hastalarda en sık görülen SCID-I tanıları somatoform bozukluk. Diğer bir çalışmada BDD tanısı alan hastalarda kozmetik operasyon sonrası %84 oranında memnuniyetsizlik bildirilmiştir. Tüm katılımcılara DSM IV için yapılandırılmış klinik görüşme klavuzları SCID-I ve SCID-II uygulandı.

4. madde 1. Yaşlarının ortalaması 28. 5. madde 3. Ölçeklerin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. 17. ülkemizde başka örneklemlerde yapılmış çalışmalarla aynıdır. 19). Bilge Bilgin* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı **Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Amaç: Eşcinsel bireylerin aldığı sağlık hizmetinin kalitesi hekimlerin bu bireylere ilişkin tutumlarıyla yakından ilişkilidir. 24). 2. madde 2. Ancak 4. HRHÖ ve LGYT verilmiştir. LGYT için Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0. madde 3. 67’si erkektir.75). 7. 10) ve F2’dir (eşcinselliğin doğasına yönelik fikirler.3’tür (SS=2. 21. Katılımcılara sosyodemografik veri formu. HRHÖ için ana bileşen analizi özdeğeri 1’in üstünde olan 4 faktör olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgular sayesinde eşcinsellere ilişkin tutum araştırmalarında hekimlerden oluşan örneklemlerde de bu iki ölçeğin güvenle kullanılabileceği söylenebilir. 5. F1 (eşcinselliğe ilişkin olumsuz yargılar. İki ölçek arasındaki ilişki için ise korelasyon analizi yapılmıştır. toplam varyansın %73. 9.55’ini karşılayan 2 faktör mevcuttur. 10. F2 (eşcinsellerle olası aile bağları. Koray Başar**. 22. 6. 15. 11. Bulgular: Katılımcıların 65’i kadın. maddelerin faktörlere dağılımı. Elde edilen faktörler. anlamlı korelasyon gösterdikleri. toplam varyansın %60. faktör sadece madde 19’dan oluşmaktadır. . 6. p<0. Yapılan çalışmalar Türkiye’de hekimlerin eşcinsellik konusunda bilgi eksikliklerinin olduğunu ve eşcinsel bireylerin sıklıkla homofobik/heteroseksist yaklaşımlarla karşılaştıklarını göstermektedir. Sonuç ve Tartışma: Bu çalışmada her iki ölçek için ortaya çıkan faktörler. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 2010 Eylül ayında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde çalışmakta olup araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve heteroseksüel olduğunu beyan eden 132 araştırma görevlisi oluşturmuştur. Özge Altıntaş*. Bunlar.PB 111 Genç Hekimlerde Hudson&Ricketts Homofobi Ölçeği ve Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin Psikometrik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. 16. Ayşegül Yılmaz Özpolat*.917’dir. Bu çalışmanın amacı yurtdışındaki çalışmalarda çok sık kullanılan ve ülkemizde geçerlik-güvenilirlik çalışmaları yapılmış olan Hudson & Ricketts Homofobi Ölçeği (HRHÖ) ile Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği’nin (LGYT) genç hekimlerden oluşan bir örneklemde psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesidir. Özdeğeri 1’in üzerinde. 12. 9.762’dir. Cronbach α değeri 0. 23). 4. Ölçeklerin birbirleri ile güçlü. madde 1. 7. 8). Cronbach alpha değeri 0.5’i açıklanmıştır. 13. HRHÖ ile LGYT toplam puanları arasında anlamlı negatif ilişki vardır (r=-748. F1 (eşcinsellerle sosyal ilişki kurma. F3’tür (eşcinsel olma ihtimali. 20. Faktör sayısı 3 ile sınırlandığında Kaiser-Mayer-Olkin değeri 0.913 olup.0001). 18. iç tutarlılıklarının yüksek olduğu saptanmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılığı için Cronbach α değerleri hesaplanmıştır. 8.947 olarak bulunmuştur. 14.

Ankara **Harvard Medical School. Pınar Öner*.82 duyarlılık ve 0. göz teması ve isme yanıt vermedir(gözlemcinin çocuğun ismini dört kez çağırması). Ancak. OSB olmadan gelişim geriliği (GG)ya da tipik gelişim (TG) gösteren olguların ayrımında üç gözlem maddesi ve Sosyal İletişim Ölçeği'nin (SİÖ) karşılaştırılmasıdır. 24 başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk [YGB-BTA]). Sonuçlar populasyon çalışmaları ile desteklenirse. 76 GG ve 97 TG olgusu çalışmaya dahil edilmiştir. OSB'nun sıklığının yüksek olmaması. Üç gözlem maddesi ortak dikkat (gözlemcinin hareketlerinin ve nesnelerin direk bakış ya da işaret etme hareketi ile izlenmesi). OSB taramasında önemli bir aşama kaydedilmiş olacaktır. Boston Amaç: Otizm spektrum bozukluklarının (OSB) erken tanınması tedavi açısıdan önemlidir. En az bir maddenin pozitif olmasının duyarlılığı 0.90 özgüllük.PB 112 Otizm Spektrum Bozukluklarının Taranması İçin Üç Gözlem Maddesi Özgür Öner*. Sonuçlar: SİÖ. göz teması 0. Kerim Munir** *Dr Sami Ulus EAH. göz teması ve isme yanıt) OSB için etkin bir tarama aracı olabileceğini düşündürmektedir. Gözlem maddelerinden ortak dikkat 0. Bu çalışmanın amacı. OSB tanısı için 0. . Tarama çalışmalarında daha çok anne baba tarafından doldurulan ölçekler kullanılmaktadır.73 duyarlılık ve 0.67 duyarlılık ve 0.69 ve özgüllüğü 0. eğitilmiş profesyoneller kullandığında.94 olarak saptanmıştır.70 özgüllük göstermektedir.89 duyarlılık ve 0. Ek olarak tüm olgular Vineland Uyum Davranış Ölçeği ve SİÖ ile değerlendirilmiştir.87 özgüllük göstermektedir. Çocuk Ergen Psikiyatrisi. Children's Hospital. üç gözlem maddesinin (ortak dikkat.85'tir. özellikle hafif olgularda kesin tanının güçlüğü ve yeterli duyarlılık ve özgüllükte tarama araçlarının olmaması taramayı zorlaştırmaktadır. Tartışma: Sonuçlar 18-60 ay arası çocuklarda. Yöntem: 86 DSM-IV-TR OSB (62 otistik bozukluk. SİÖ puanının kesim noktasının üzerinde olması(>14)ve aynı zamanda en az bir gözlem maddesinin pozitif olmasının duyarlılığı 0. 18-60 ay arası çocuklarda OSB.95 ve özgüllüğü 0.91 özgüllük ve isme yanıt verme 0.

Polat. Transseksüel bireylerden oluşan grup terapisine üç yıl devam etti ve raporunu aldı. 9. Olgu2: B. Yüksel. A. Yıllar süren dönüşüm sürecinde kendileri ve aileleri ile yapılan çalışma modeli aktarılacaktır. Kliniğimizdeki grup psikoterapisine iki yıl devam etti.H. çarşaflı. Acil Dâhiliye biriminden intihar girişimi sonrası gönderildi. Berna Özata. MD. Bu sunuda amaç dini inançları ile uyumlu şekilde kadın cinsiyetine uygun islami yaşam tarzlarını benimsemiş trans erkeklerin yaşadığı zorluklar ve eşlik ettiğimiz değişim sürecini aktarmaktır.co. Tedavi sürecinde tam zamanlı erkek görünümünde yaşamaya başladı ve rapor verildi.32 yaşında.uk/go/pr/fr/-/2/hi/middle_east/7259057. tesettür şeklinde örtülü.25 yaşında biyolojik kadın. Kaynaklar: (1)A. bu tercihlerini ailesinin onaylamadığını belirtti.MD3: Famıly attıtudes toward transgendered people ın turkey: experıence from a secular ıslamıc country (2)BBC NEWS Middle East Iran's 'diagnosed transsexuals' Story from BBC NEWS: http://news. Bu vakalar ışığında ailelerin ve toplumun tutumu. bekar. kapanmaya ve evlendirilmeye zorlandığı ve bu nedenle intihar girişiminin olduğu öğrenildi. Halen izlenmekte. diğer islam ülkelerinden örnekler ve diğer dinlerin transseksüel bireylere tutumları ele alınmıştır. G. Tartışma: Biyolojik kadınlar için uygun görülen İslamik giyinme biçiminin ikincil cinsiyet özelliklerini gizleyen ve yaşam tarzının cinselliği yasaklayan yapısı kişinin hem cinsiyet disforisinden hem cinsel yöneliminden duyduğu sıkıntıyı azaltması muhtemeldir. İslam ilminde durumunu ‘hünsai müşkil’ (Hünsa: erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan kimse ) olarak adlandırdıklarını ve danışmış olduğu dini yetkililerin kendisinde bir erkek hücresi tespit edilirse ameliyat olmasına izin vereceğini belirtti.bbc. Olgu1: S. Sevgilisinin cinsiyetinin kadın olduğunu ailesi öğrenince önceden kapalı giyim tarzını benimsemesi konusunda baskı yapılmazken.PB 114 Örtülü Kadından Transerkek Olmaya Geçişte Yaşanan Zorluklar Bilge Togay. Kliniğimize kendini erkek gibi hissetme yakınmasıyla başvurdu. biyolojik kadın. Genç Dişçigil.MD3.stm .5 yaşında bir oğlu var. Meteris. Olgu3: G. Ş. Şahika Yüksel İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Kendi inançları ve yaşadıkları ortamda dini baskılar yoğun olan transseksüel kişiler değişim sürecinde ağır çelişkiler yaşamaktadır. Önceleri İstanbul’da erkek görünümünde ama yaşadığı kentte örtülü bir kadın olarak ikili bir hayat sürüyordu. MD2. biyolojik kadın. 20 yaşında bir rüyasından etkilenerek tesettür şeklinde kapanmayı ve medreseye yerleşip çarşaf giymeyi seçtiğini. dini inanışları nedeniyle transseksüel bireylerin yaşadığı zorluklar.33 yaşında. Cinsiyet değişim operasyonu raporu için başvurdu.

Gruplar arasında yaş.18 %24.05).PB 115 Farklı Suçlardan Hükümlü Olanların Çocukluk Çağı Travma Yaşantıları Ve Kişilik Özelliklerinin Karşılaştırılması A.7 oranındadır. Fiziksel. Alt ölçeklere bakıldığında özellikle fiziksel ve duygusal istismar yüksek oranlarda bulunmuştur. Toplanan veriler Chi-Square.90 %30 Olumsuz dünya görüşü %36.86±7. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 34. medeni durumda anlamlı fark bulunamamıştır. anksiyete bozukluğu %1.4 yaygınlıkta saptanmıştır. duygusal istismar ve fiziksel.68 %27.36 %38 Gruplararası karşılaştırma yapıldığında anlamlı fark bulunamamıştır(p>. Yetişkin Kişilik Değerlendirme Ölçeği(YKİDÖ) ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(CTQ-28)uygulanmıştır. Sinem Torun 2. bu çalışmada da benzer bulgular elde edilmiştir. bu bulgu İşeri ve arkadaşlarının (2008) çalışmasıyla benzerlik göstermektedir. cana yönelik şiddet ve mala yönelik şiddet)nedeniyle hükümlü olanlar arasında çocukluk çağı travmatik yaşantılarının ve kişilik özelliklerinin saptanması ve işlenen suç türüyle bu özelliklerin ilişkisinin araştırılmasıdır. şiddete eğilim ve madde kullanımı gibi davranışların 15-17 yaş grubunda ortaya çıktığını bildiren çalışmalarla paralellik göstermektedir (9). YÖNTEM VE Gereçler: Çalışma Uşak E-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Temmuz-Eylül 2012 tarihleri arasında çalışma kapsamındaki suçlar nedeniyle hükümlü/hükümözlü/tutuklu olan ve çalışmaya gönüllü katılan 69 kişi arasında yapılmıştır.18’dir.21 %32. Çocukluk çağı travmatik yaşantılarının varlığı mala yönelik şiddet suçlularında %76. Çalışmamızda çocukluk çağı ihmal ve istismarının yetişkinlikte bazı psikiyatrik rahatsızlıklara neden olduğu bulunmuştur. Bu pilot çalışmanın sonucunda farklı suçlardan hükümlü olan bireylerde çocukluk çağı travma yaşantısı açısından anlamlı bir farklılığın bulunamayışı.55 %36. Katılımcılara Demografik Bilgi Toplama Formu. Kruskall-wallis analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Literatürde çocuklukta en fazla fiziksel şiddete maruz kalındığı bildirilmektedir(7. Bu sonuçlar suç. Örneklemler kişilik özellikleri açısından değerlendirildiklerinde. Tüm örneklemde alkol-madde bağımlılığı. Çalışmamız örneklem sayısı arttırılarak devam etmektedir. Tartışma: Bu pilot çalışmanın bulgularına göre. duygusal ihmal açısından gruplar arası karşılaştırma yapıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır(p>. Örneklemin ilk kez alkol/madde denedikleri yaş 14. cinsel.75±9. Berrin İnci 2.79 %29. cinsel suç işleyenlerde ise %66. vb)saptanmıştır.21 %34.78 Olumsuz öz saygı %35. Ayrıca çalışmamızda yer alan hükümlülerin en çok fiziksel şiddet suçu işlediği (cinayet.11).3.19 %33. Ender Altıntoprak 1.39 Duygusal tepkisizlik %35. eğitim düzeyi. cana yönelik şiddet suçları örnekleminde %51.69 %34.17±7.3.2. İzmir 2 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD.76 %33. Çalışmaya katılan bireylerin ilk kez suça karıştıkları yaş ortalama 22. S.48’dir.83 Duygusal tutarsızlık %39. mala yönelik şiddet cana yönelik şiddet cinsel suçlar Düşmanlık/saldırganlık %35. örneklemin küçük olmasına bağlanmaktadır.11 Olumsuz öz yeterlilik %34. . depresyon.86 %35. Uşak 4 Ege Üniversitesi Amaç: Farklı suçlar(cinsel şiddet. ilk alkol/madde deneme ise 13-18 yaşları arasında olmaktadır. kişilik bozukluğu %4.31 %37.9’dir. yaralama. gruplar arasında farklılık yoktur. gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. ilk suça karışma 11-18 yaşları.3 Azmi Varan 4 1 Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı AD.44 Bağımlılık %38. diğer araştırmalarla paralellik göstermektedir ve rehabilitasyon programlarında dikkate alınması gerektiği düşünülmektedir.07 %36. İzmir 3 Uşak E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu.05). Bu bulgu.

Saka G. The factors associated with adolescent marriages and outcomes of adolescent pregnancies in Mardin Turkey . p<0.235.272. Tartışma ve Sonuçlar: Diyarbakır’da EYE oranı Türkiye’nin batı bölgelerine göre daha yüksek olup. en düşük gebelik yaşı ise 13 olmuştur. %26. p=0. Diyarbakır Giriş: 18 yaşın altında yapılan evliliklere erken yaşta evlilik (EYE) denmektedir.2).479.902.001 ).unicef.040) daha yüksek oranda olduğu. Kaynaklar: 1.¹ Mehmet Cemal Kaya.001). Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. p<0.778. Bununla birlikte somatizasyonun bir işareti olan nedeni dobulunamayan ağrılar erken yaşta evlenenlerde çok daha yüksek oranda mevcuttu (sırasıyla %46. evlilikle ilgili kadının görüşüne daha seyrek başvurulduğu (χ2=21. Diyarbakır 2.001) ve fiziksel ve sözel istismara maruziyetin (χ2=4. Bildirilen en düşük evlenme yaşı 10. berdel gibi kültüre özgü özellikler.295. %26.htm 2. Erken yaşta evlenenlerde herhangi bir hastalıklarının olduğunu belirtme oranları daha yüksekti (sırasıyla %49. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi.¹ Cem Uysal. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kotalar belirlenip bu kotalara göre nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı tutturulmaya çalışılmıştır. p<0. Adi Tıp AD.org/progressforchildren/2007n6/index_41848.232. berdel ve beşik kertmesi adetlerinin daha sık uygulandığı (χ2=10.¹ 1. 18 yaşından önce 18 yaşından sonra evlenen kadınlara göre evlenmeden önce fakirliğin (χ2=15. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 38.χ2=12.http://www.²Aytekin Sır. p<0. 17-65 yaş arası 500 kadına uygulanan bir anket ile gerçekleştirilmiştir.254. Kadınların %37’si (n=166) 18 yaşından önce evlenmişti.7.PB 116 Erken Yaş (18 Yaş Altı) Evlilikleri: Diyarbakır Örneği Mahmut Bulut.1.36. EYE’lerde düşük sayısının daha fazla olması. bunda başlık parası. p<0.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir.001). beşik kertmesi. akraba evliliğinin daha yüksek oranda gerçekleştiği (χ2=16. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. başlık parası (χ2=17. p=0. Ceylan A ve ark. p<0. Yöntem ve Gereçler: Çalışma Diyarbakır kent merkezinde ikamet eden.001).1±11.001) ve düşük sayısının (t=2.79. Bu çalışmada Diyarbakır’da yaşamakta olan evli kadınların aile özellikleri. evlilik ile ilişkili sosyokültürel faktörleri. Ertem M. erken yaşta (18 yaşından önce) evlenme sıklığını ortaya koymak ve erken yaşta evlenme ile ilişkili faktörleri tespit etmeyi amaçladık.D. herhangi bir hastalık ve nedeni olmayan ağrıları daha fazla bildirmeleri EYE’in kadın sağlığını kötü yönde etkilediğini göstermektedir. EYE çoğunlukla erken ve sık gebeliklere yol açmakta ve anne ve çocuk ölüm riskini artırmaktadır (1.2. Çalışmada kotalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. ortalama çocuk sayısının (t=8.¹ Abdullah Atli. p<0.05) daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. χ2=25.001).001).6’di.¹ Mehmet Güneş. p<0. akraba evliliği ve kadının onayı olmadan evlendirme gibi sosyal faktörler önemli rol oynamaktadır (2). Yapılan anketle ilgili veriler bilgisayara girilerek istatistikleri SPSS 18.

Amaç: Hemşirelik öğrencilerinin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin belirlenmesi amacıyla planlanmış bir araştırmadır. % 8. Elif Açıkgöz** *İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi. Funda Camuz*.34).08)]. Katılımcıların “Eşcinselliğin oluşum sebebi size göre nedir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “çeşitlilik” teması altında 4 kategoriye (hastalık n=111. .86) ile ortaya çıkmıştır.25±2. reddetme ve zarar verme isteği) ve duygusal (n=43. Araştırmada literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların demografik özelliklerin yanı sıra.% 18. Emre Çiydem**. % 16. güvensizlik hissi.83. Sevim Buzlu*. Leyla Küçük*.% 21. “Hasta olarak hastaneye yatsanız eşcinsel olduğunu bildiğiniz bir hemşirenin size bakım vermesi neler hissettirir?” sorusuna. kendini kötü hissetme. (literatürsel tanım n=51.1’i (n=197) kadın.98. % 18. bakıma ilişkin hissettiklerine temellenen açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılmıştır.72) ancak öncelikle eşcinsel bir hemşireden bakım almak istemediklerini (n=45. % 27) reaksiyon (arkadaşlığını kesme. % 83. tedirginlik gibi duyguları yaşayabileceklerini ifade etmişlerdir. çevresel n=45 %18. Katılımcıların “En iyi arkadaşınızın eşcinsel olduğunu bilmek size neler hissettirir?” sorusuna verdikleri yanıtlar “ikilem” teması altında “stigma” ve “destek” olarak iki kategoriye ayrılmıştır. % 6. % 63.51).39 olup. % 46. Bulgular: Araştırmaya katılan toplam 237 öğrencinin yaş ortalaması 20. % 44.% 13.32). dinsel n=8.71) bakım vermekten çekinmeyeceklerini ancak üzüntü. Destek kategorisi altında kabullenme (n=15. öfke. % 3. %14.98) belirtmişlerdir.73 ) /(tercih n=31. katılımcılar bakım almak zorunda kaldıklarında rahatsızlık duymayacaklarını (n=106. Katılımcıların “Eşcinsellik size göre nedir?” sorusuna verdikleri cevaplar “anlam” teması altında 4 kategori (varoluşsal çatışma n=20. Sonuç ve Öneri: Hemşirelik bakımının etkin bir şekilde verilmesinde öğrencilerin eşcinselliğe yönelik görüşlerinin bilinmesi ve eğitim sürecinde konunun ele alınması önerilir. % 14. Stigma kategorisi altında davranışsal (n=64. nötr kalma (n=34. % 25. **İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu.08) ayrılmıştır.37.14) reaksiyon (kendini kötü hissetme. (stigma n=21. tercih n=31. [farklılık-(hastalık n=61. saygı duyma (n=34. % 8. Yöntem: Çalışma bir Hemşirelik Fakültesinde okuyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 237 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir.34) ön plana çıkmaktadır. “Hemşire olarak çalışmaya başladığınızda eşcinsel birine bakım vermek size neler hissettirir” sorusuna katılımcıların çoğunluğu (n=151.43). korku ve üzülme) ön plana çıkmaktadır.PB 117 Öğrencilerin Eşcinsellik Hakkındaki Görüşleri Sevil Yılmaz*.9’si (n=40) erkektir. % 13.

Koo ve Lee sınıflamasına göre psikodermatolojik hastalık tanısı almış. Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Stresli Yaşam Olaylarını Tarama Formu. Psikodermatolojik hastalık tanısı alan Tip D kişiliği olan ve olmayanlar arasında hastalığın başladığı dönemde psikososyal stresör varlığı. Behçet Coşar*** * Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. . HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Stres ve Psikiyatrik Semptomatoloji: Ruhum mu Hasta Derim mi? Esra Etyemez* . Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Kliniği’ne ayaktan başvuran ya da yatarak tedavi gören. Ankara Koo ve Lee sınıflamasına göre psikiyatrik semptoma yol açan dermatolojik hastalıklar ve psikofizyolojik/stresle oluşan ya da artan hastalıklarda Tip D kişilik prevalansının belirlenmesi ve tip D olan ile olmayanların demografik özellikler. stresle baş etme tarzları. Psikodermatoloji hastaları ile sağlıklı kontroller arasında yapılan karşılaştırmalarda. HADÖ ve KSE alt ölçek puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır. DS 14 Ölçeği. Stres İle Başetme Tarzı Ölçeği. stresli yaşam olayları sayısı. stresli yaşam olayları.65 arası 181 hasta ve 57 sağlıklı kontrol çalışmaya alınmıştır. stresli yaşam olayları sayısı ve bundan subjektif etkilenme oranları.PB 118 Psikodermatolojik Hastalıklarda Tip D Kişilik.8 bulunmuştur. Çanakkkale *** Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Olgulara sosyodemografik veri formu. Şırnak ** Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. stresle baş etme tarzları. okuryazar olup yaşları 18. Psikiyatriye yönlendirilmiş olan psikodermatolojik hastalık tanılı hastaların psikiyatrik değerlendirmesinde Tip D kişilik özelliklerinin öncelikli olarak saptanmasının bu hastalardaki psikiyatrik değerlendirmeyi daha da kolaylaştırabileceğini ve bu grup hastaların psikiyatrik değerlendirilmesinin daha detaylı yapılması gerekliliğini göstermektedir. algılanan sosyal destek. Kısa Semptom Envanteri. stresle baş etme tarzları ve psikiyatrik komorbidite açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Başak Şahin** . Psikodermatoloji hastalarında Tip D kişilik prevelansı %34.

Ulusal ve yerel resmi kurum ve kuruluşlar. Değerlendirme. Kaynaklar: 1-Akman P. Bu çalışmada. normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkilemektedirler. Van ve Erciş’te 1500 afetzedenin katıldığı bir epidemiyolojik çalışma yapılmıştır. Altınel G(2012) Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği Van Depremi Psikososyal Destek Çalışmaları Sonuç Raporu. 10 Mart 2012’de http://www. Erciş ve Van dışındaki depremzedelere yönelik yürüttüğü psikososyal müdahalelerin aktarılması ve genel bir değerlendirmesinin yapılması amaçlanmaktadır. 2-T. Van’a görevlendirilen. ii. Sonuç: Psikososyal müdahalelerde Van ve Erciş’te toplam 14603. aspx?param=105 adresinden indirildi. Eğitim ve yeterlilik artırma çalışmaları. orta ve uzun vadeli olarak planlanmıştır. Tartışma: TPD ve APHB tarafından ülke sınırları içinde bugüne kadar olan en geniş çaplı psikososyal destek hizmetini gerçekleştirilmiştir. Bu etkinliklerde Van. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı(2011) AFAD Deprem Dairesi Van Depremi Raporu. sivil toplum kuruluşları ve uluslararası yardım kuruluşları ile eşgüdüm sağlanarak ortak çalışmalar yürütülmüştür.2 ve 5. çok sayıda ev ve iş yeri hasar görmüş ve yaklaşık bir milyon kişi bu depremlerden olumsuz yönde etkilenmiştir. iv. Uygulamalar.pdf adresinden indirildi.6 büyüklüğündeki depremlerde 644 kişi hayatını kaybetmiş. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin(TPD) üyesi olduğu Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği(APHB) ile depremin kişilerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek amacı ile Van.deprem. 12 Mart 2012’de http://www. iii. Uygulanacak psikososyal müdahaleler kısa. 23 Ekim 2011’de Erciş’te ve 9 Kasım 2011’de Van’da meydana gelen 7.manevisosyalhizmet. Epidemiyolojik değerlendirme ve bölgesel afet ruh sağlığı politikası geliştirme olmak üzere temel olarak dört aşamada yürütülmüştür. 252 kişi enkazdan sağ olarak kurtarılmış.gov. ‘Temel Sağlık Hizmetlerinde Ruhsal Travmaya Yaklaşım’ kitabı genişletilerek ve güncellenerek hazırlanmış ve Van depremi sonrasında kazanılan deneyim kitap haline getirilmiş.tr/Sarbis/Shared/WebBelge.PB 119 Bir Dayanışma Örneği: Van ve Erciş Depremleri Ardından TPD ve APHB Çalışmaları Feyza Çelik TPD Vandep Çalışma Grubu Amaç: Afetler insanlar için fiziksel. Erciş ve Van dışına göç eden depremzedelere ulaşılması hedeflenmiştir.C. 4152 kişi yaralanmış. Psikososyal girişimler.com/wpcontent/uploads/2012/04/van_psikososyal_deg_sonuc_rap. Yöntem: Psikososyal müdahaleler TPD’ye ve APHB’ye üye gönüllüler tarafından yürütülmüştür. i. Van’da görev yapan ruh sağlığı çalışanları ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik Temel ve İleri Düzey Ruhsal Travma Eğitimi verilmiş. . ekonomik ve sosyal kayıplar doğurarak. Ancak uygulamada karşılaşılan güçlükler ile afetlerle mücadelede hazırlıklı olmanın önemi bir kez daha hatırlanmış olup bundan sonraki afetler için geniş kapsamlı bir eylem planına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Van dışında ise 2207 depremzedeye ulaşılmıştır.

Yavuz Selvi.16: 241-244. . Kahramanmaraş. Smeets T.599-606. 3. İzmir Amaç: Uyku yoksunluğu hem uykunun fonksiyonlarının anlaşılması için sağlıklı bireylerde hem de depresif hastalarda tedavi amacıyla uzun yıllardır uygulanan bir yöntemdir (1). Psikiyatri Birimi. Besiroglu L. DES skorları uyku yoksunluğu sonrası istatistiksel olarak önemli derecede artarken WBSI skorlarında anlamlı bir azalma tespit edildi. Tartışma: Uyku yoksunluğuyla T4 seviyelerindeki artış depresif duygudurumu yordayan alt ölçeklerdeki düşme ile korele bulunmuştur. Uyku yoksunluğu sonrası DHEA-S seviyeleri artan bireylerde daha düşük depresyon puanlarının elde edilmesinin yüksek DHEA-S seviyelerinin stresin negatif etkisine karşı koruyucu etkisi ve kognisyonu düzeltmesinden kaynaklanıyor olabileceği sonucuna varılmıştır. sT4 ve DHEA-S seviyelerinde anlamlı derecede artış tespit edilmiştir. DDP depresyon alt ölçeğinde azalma ve yorgunluk alt ölçeğinde artma uyku yoksunluğu sonrası sT4 seviyesi artan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bireylerden uykusuzluk öncesi ve sonrası kortizol. bir gecelik uykusuzluk sonrası bireylerde oluşabilecek duygudurum ve düşünce süreçlerindeki değişimler ile biyokimyasal değişimler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır.00 arası uykusuz bırakıldılar. sT3. 2. dissosiyatif belirtiler için DES ve düşünce süpresyonunun değerlendirilmesi için Beyaz Ayı Supresyon Testi (WBSI) uygulandı. 3Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi. J Sleep Res 2007.00 ile sabah 07. Uyku yoksunluğunun duyguduruma etkisinin değerlendirilmesi için Duygudurumları Profili (DDP). Çalışmamız. TSH. Van 2Kahramanmaraş Afşin Devlet Hastanesi. normalden sapan uyku deneyimlerinin dissosiyatif semptomlarla ilişkili olduğu yönündeki bilgilerle uyumludur (2). J Abn Psychol 2007.PB 120 Uyku Yoksunluğunun Duygudurum Profili ve Dissosiasyon Üzerine Etkisi ve Biyokimyasal Değişimlerle İlişkisi Adem Aydın. Kaynaklar: 1. Bulgular: Uyku yoksunluğu uygulanan bireylerde DDP’nin depresif şikâyetleri sorgulayan depresyon alt ölçeğinde ve dinçlik-aktivite skorlarında düşme. yorgunluk skorlarında yükselme gözlenmiştir. DHEA-S ve tiroid fonksiyon testleri için kan örnekleri alındı. Yöntem: Çalışmaya katılım şartlarını taşıyan 16’sı erkek 16’sı da kadın olan 32 bireye bir gecelik total uyku yoksunluğu uygulandı. Selvi Y.Lütfullah Beşiroğlu 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi. Uyku yoksunluğu sonrası kortizol seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim elde edilememişse de. Uyku yoksunluğu ile dissosiyasyon düzeylerinde artış. Vardiyalı sistemde çalışma uyku yoksunluğu’na sebep olmaktadır ve günümüz modern dünyasında sağlıklı bireyler sosyal aktiviteler nedeniyle kısıtlanmış bir uykuya sahiptirler Bu durum kronik uyku yoksunluğu olarak nitelendirilmektedir. Agargun MY. Acute dissociation after 1 night of sleep loss. Merekelbach H. Giesbrecht T. Mood changes after sleep deprivation in morningness– eveningness chronotypes in healthy individuals. Lepping J. Bireyler gece 22. Gulec M.Sultan Kılıç. Jelicic M.

kısıtlanır. KOÜ KHD polikliniğine yönlendirildi. Kaynaklar: 1. Kocaeli Amaç: Türkiye’de istemli kürtajın sınırları 1983 yılında Türk Ceza Kanunu (TCK) ile belirlenmiştir. Son günlerde tekrar tartışma konusu olan istemli kürtaj. 40 yaşında. rapor olmadan kürtaj yapamayacağını söylemiş. gebelikteki ve doğum sonrası ortaya çıkması kuvvetle muhtemel ruh sağlığı problemleri de görmezden gelinmiştir. “Türk Hukukunda Kadının Vücudu Üzerindeki Tasarruf Hakkını Sınırlayan Düzenlemeler”. haftada bir psikiyatri poliklinik kontrolü ile takibi planlandı. kürtajla ilgili ortaya çıkan bu durumun psikiyatrik hasta grubu açısından ayrı bir önemi olacağı açıktır. Üç defa KHD polikliniğine giden hastaya çeşitli nedenlerle kürtaj yapılamayacağı söylenmiş.08. bipolar bozukluk tanısıyla takipli kadın hasta.academia.2012 tarihinde indirildi. Yeni gündeme getirilen “vicdani red” uygulamasıyla birlikte. İlaç tedavisine yanıtı iyi olan. Depresif yakınmaları devam eden hastanın ilaçsız olarak. rahim içi araç kullanırken gebe kalmış. satış elemanı olarak çalışan kadın hasta. Plansız gebeliğini öğrendiğinde çok üzülmüş. kontrol edilir. Hasta bunun üzerine kürtaj kararından vazgeçti. serbest bırakılır (2). Oradadır. dört çocuklu. Sağlık Hukuku Makaleleri. NK bir hafta önce beş haftalık gebe olduğunu öğrenmiş. evli. NK kürtaj için ilacın kategorisi ile ilgili rapor alması gerektiğini söyleyerek haziran – 2012’de polikliğimize başvurdu. Olgu II: FD. Sonuç: Bu olgularda kadınların kendi bedenleriyle ilgili karar verme haklarının yok sayılmasının yanı sıra. KHD hekimi kürtaj yasasının çıktığını.” denilmektedir (1). Hastaya ise venlafaksinin X kategorisi bir ilaç olmadığı. İstanbul Barosu Yayınları. hareket eder. yetkililerce izlenir.Komut S. gebeliğin altı haftalık olduğu. 2. Olgu I: NK. Şu an hasta ilaçsız olarak polikliğimizde takip edilmektedir.PB 121 Psikiyatrik Hastalığı Olan Kadınlar ve Kürtaj Aslıhan Polat. altı ay önce psikiyatriste başvurmuş. Bunun için Kocaeli’nde bulunan bir dal hastanesinin kadın hastalıkları ve doğum (KHD) polikliniğine başvurmuş. kullandığı ilaç X kategorisinde olmadığı için kürtaj yapılamayacağı söylenerek gönderilmiş. 1. 2012. her ilaç kesiminde şiddetli duygudurum atağı geçiren FD. 42 yaşında. kürtaj yapılmamış. İstanbul. . Yasal bir gereklilik “henüz” olmamasına rağmen. hekimlerin çeşitli rapor talepleriyle hastalar oyalanmış ve sistemli bir yıldırma sonrası kürtaj kararından vazgeçmek zorunda bırakılmışlardır. anne ve fetüs sağlığını etkileyecek bir durum olmadığı için kürtajın yapılamayacağı söylenmiş.Basım:103-130. üç çocuklu. FD ve eşi bunun “Allah’ın istediği bir şey olduğunu” düşünerek kürtaj kararlarından vazgeçmişler. Gebeliği sonlandırmak için KOÜ KHD polikliniğine başvuran hasta. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. yasaklanır. Cinsellik ve Kürtaj. Türkiye’de ne yazık ki kürtaj konusu her zaman sular altındaki bir denizaltı gibidir. ilkokul mezunu. Kanunun ilgili maddesine göre. Türkiye'de Kadın. yasal değişiklikler yapılmadan ortaya çıkan düzenlemeler ve bu durumun kadın ruh sağlığı üzerindeki etkileri tartışılacaktır.Tek GS.edu/sultankomut/Papers/587884/Turkiyede_Kadin_Cinsellik_ve_Kurtaj adresinden 22. “gebeliğin ilk on haftası dolana kadar herhangi bir neden aranmaksızın istek üzerine rahim tahliye edilir. http://khas. gebeliğini sonlandırma kararı almış. valproik asit 1000 mg kullanıyor. evli. Kürtaj kararı alan hasta. “Majör Depresif Bozukluk” ön tanısıyla venlafaksin başlanmış.II. NK aynı sorunla karşılaştığını söyleyerek tekrar geldi. KHD bölümünden hekime telefonla ulaşıldı ve tarafımıza kürtaj yapılacağı söylendi.

geribildirim afişlerini (%70. %87. İkinci ankete katılan öğrencilerin çoğu afişleri (%72. *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencisi Giriş: Sosyal norm yaklaşımı riskli davranış oranlarını azaltmak için bir müdahale stratejisidir.2’si okulundaki çoğu öğrencinin (en az %51’inin) sigara içmenin yanlış olduğunu düşündüğünü. %36. %74. Bu yanlış algı düzeltilmelidir. Öğrencilerin sadece. arkadaşlarının tutumlarına yönelik yanlış algı içinde oldukları görülmektedir. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu.7 ve %32. Öğrencilerin yanıtlarıyla sosyal normları içeren ve yanlış algıları içeren posterler hazırlanarak okulda görülür yerlere asılmış. Programın başında madde kullanımı ve sosyal normlarla ilgili anket uygulanmıştır.3’ü. Sonuç: Öğrencilerin kendi ve arkadaşlarının tutumları hakkında düşündükleri arasında fark belirgindir.6) ve görüşlerinin olumlu (%73. alkol ve diğer maddelerin zararlarının anlatılmasını gerektiğine inandığını belirtmiştir. Güler Kandemir. Hayata Evet!" (Sosyal Sorumluluk Projesi) Yıldız Akvardar. alkol ve diğer maddelerin zararları hakkında bilinçlendirilmeleri gerektiğini düşünmektedir.7’dir.4) etkilendiğini bildirmişlerdir.PB 122 "Bağımlılığı Reddet. Ekin Sönmez. festivali etkili bulduklarını (%76. esrar kullanımı sıklığının ve öğrencilerde bu maddelerin kullanımıyla ilgili sosyal normların belirlenmesi ve sosyal normlar üzerinden hazırlanacak geri bildirimlerin ve sorunla ilgili farkındalık düzeyini artırmaya yönelik faaliyetlerin etkinliğinin araştırılmasıdır. Bulgular: Yaşam boyu sigara ve alkol kullanma sıklığı sırasıyla %29.4’ü deneme amaçlı. Öğrencilerin.8’i sigara kullanımının yanlış olduğunu. çünkü madde kullanımının akranlarınca kabul gördüğü düşüncesi gencin o grubun içinde olmak amacıyla madde kullanımına zemin hazırlayabilir. 2 ay sonunda anket ikinci kez uygulanmıştır.6). Öğrencilerin %81. Dilay Tunca. %54. Yöntem: Pendik ilçesinde rasgele yöntemle seçilen bir lisede öğretmenlerin ve öğrencilerin katılımıyla okulun kendi kaynakları ve Pendik Belediye’sinin olanaklarıyla “Bağımlılığı Reddet!” konulu bir program hazırlanmıştır. Cengiz Çelebi. % 59. Bulut Güç* Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. akranlarının alkol ve madde kötüye kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. alkol. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse.9’u okulundaki öğrencilerin çoğunun sigara. %86. Amaç: Çalışmanın amacı lise öğrencilerinde sigara. %47. Anıl Gündüz.2’si 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığını. okulundaki öğrencilerin çoğunun deneme amaçlı. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı ve böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. Gülhan Karaer.4’ü öğrencilerin sigara.2). .1’i okulundaki çoğu öğrencinin 18 yaşından küçüklerin içki içmesinin doğru bir davranış olmadığına inandığını. bir-iki kez esrar kullanmanın bile tehlikeli olduğunu inandığını.

2) göre daha az çiftler arası doyuma sahiptir.78). meslek vb soruları içeren sosyodemografik veri formu.=75. çiftlerin bağlılığı ve çiftler uyumu ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır. sevgi gösterme. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Ankara Alkol bağımlılığı olan kişi alkol kullanımı nedeniyle sosyal ve mesleki alanda bozulma yaşar.=91.=327. cinsiyet. Evli çiftler için evlilik uyumlarında önemli sorunlar yarattığı görülen durumlardan biri eşlerden birinin ya da her ikisinin alkol bağımlılığının bulunmasıdır.91).32) göre daha az eşler arası bağlılık göstermektedir.=59.=52.76). Bağımlıların sıklıkla kişilerarası ilişkilerde sıkıntı yaşaması bunlarda da bir bağlanma bozukluğu olduğunu düşündürmektedir. Bu araştırmada alkol bağımlıları ve eşlerindeki bağlanma biçimi ve evlilik uyumu arasındaki ilişkinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır. *** Zehra Arıkan *Çanakkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Şırnak ***Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.=100. ** Esra Etyemez.97) göre daha az sevgi göstermektedir. evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliği yapabilen ve sorunlarını olumlu bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu evlilik olarak tanımlanmaktadır. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Etkilenen bu çevrenin başında da aile ve evlilik kurumu gelmektedir. medeni durum.=87. Alkol bağımlısı olan hastalara uygulanan Bağlanma Ölçeği ile Çift Uyum Ölçeği arasındaki korelasyon analizi sonucu ikircikli bağlanma arttıkça.94).=80. Araştırmaya T. Nisan 2011 ile Ağustos 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çift Uyum Ölçeği tüm alt test ve toplam puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir. Çalışmanın kontrol grubu da 48 çiftten oluşmaktadır.PB 123 Alkol Bağımlıları ve Eşlerinde Evlilik Uyumu ve Bağlanma Biçimi Arasındaki İlişki * Başak Şahin. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort. . eğitim düzeyi. kontrol grubunun eşlerine (Ort.03). Alkol bağımlılığı. Çanakkale **Şırnak Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Katılımcıların tamamına yaş. evlilik uyumunu değerlendirmek için “Çiftler Uyum ölçeği” ve bağlanma biçimini değerlendirmek için “Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği” verilmiştir. hem hastanın kendisi hem de yakınları için önemli bir psikososyal sorundur. çift doyumu. Bu araştırma.62) göre daha az çiftler arası anlaşma göstermektedir. Alkol bağımlılığı sadece rahatsızlığa sahip bireyi değil sosyal çevresini de etkilemektedir. çift anlaşması.=287. kontrol grubunun eşlerine (Ort. Karşılıklı etkileşebilen. kontrol grubunun eşlerine (Ort. kontrol grubunun eşlerine (Ort.65) göre daha az çiftler arası uyum sergilemektedir.=62. Alkol bağımlısı hastaların eşleri (Ort.C Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Alkol Ünitesinde ayaktan ve yatarak tedavi ve takip edilen ICD-10 Madde bağımlılığı tanı ölçütlerini karşılayan alkol bağımlılığı tanısı almış erkek hastalar ve sağlıklı eşleri (49 çift) alınmıştır.

Cengiz Çelebi*. Tartışma ve Sonuç: Akranlarının davranışlarından etkilenen bu yaş grubunda. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de uygulanan.8) alkol kullanımını onaylamamaktadır. İstanbul Amaç: Öğrencilerin. Katılımı artırmak üzere tüm öğrencilere Marmara Üniversitesi Rektörlüğü aracılığıyla iki kez.PB 124 SNIPE: Social Norms Intervention for the Prevention of Polydrug Use Üniversite Öğrencilerinde Madde Kullanımıyla İlgili Sosyal Normlar.5) kampus arkadaşlarının eğer okulu etkilemezse alkol kullanımını onaylayacağını düşünürken. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlandı. Aslında. Türkiye Sonuçları Yıldız Akvardar*. Göztepe kampusundeki erkek öğrencilerin çoğu (%51. Hüseyin Yüce**** *Marmara Üniversitesi Tıp FakültesiPsikiyatri AD. Erkek öğrencilerin çoğu (% 67. Sibel Kalaca***. Avrupa Birliği tarafından desteklenen web tabanlı bir projedir. Marmara Üniversitesi Göztepe Kampusu öğrencileri çalışmayla ilgili eposta gönderilerek kayıt olmaları için projenin web sitesine davet edildi. örn: Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%53. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan sosyal norm yaklaşımı. tutum ve algıları belirlenmiştir. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 60. kampüslerindeki erkek öğrencilerin çoğunun en az iki haftada bir alkol kullandığını düşünmektedir.0). web sitesine kayıt olan öğrencilere SPIN web aracığıyla üç kez hatırlatıcı mail gönderildi. arkadaşlarının madde kullanımyla . Aslında. kampus arkadaşlarının son iki ay içinde iki kez alkol kullandığını düşünmektedir.0’sı) son iki ayda hiç alkol kullanmamıştır. Kız öğrencilerin çoğu arkadaşlarının son iki ay içinde en az bir kez sarhoş olduğunu düşünürken.8’i). Bulut Güç**. Yöntem: Madde kullanım davranışlarını. Kaan Kora*.9’u) son iki ay içinde alkol kullanmamıştır. web sitesine kayıt olan öğrencilere projenin web sitesinde online olarak bulunan çalışma anketini tamamlamaları için e-posta gönderildi. İstanbul ****Marmara Üniversitesi Rektörlüğü Bilişim Merkezi. Anıl Gündüz*. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (% 66’sı) hayatında hiç sarhoş olmadığını belirtmiştir. tutum ve algıları içeren. Projenin ilk aşaması olarak müdahale öncesi durum değerlendirmesi yapılmış ve öğrencilerin madde kullanım davranışları. Anket Şubat 2012'de çevrimiçi oldu. Göztepe kampüsündeki erkek öğrencilerin çoğu (%56. Göztepe kampüsündeki kız öğrencilerin çoğu (%61. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Bulgular: Öğrencilerde akranlarının madde kullanımıyla ilgili yanlış algıların belirgin olduğu görülmektedir. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse.

olumsuz durumlara katlanma. kadınlar genel olarak ilişkilerinde “merhamet”. Alkol bağımlılığı ve bağımlı eş ile kurulan ilişkinin özellikleri konulu niteliksel çalışmalar bu nedenle öğretici. maddeyi sorumlu tutma söylemi. başka hayat kurmak imkânının sınırlılığı. Bu görüşmelerde ortak yaşantı süreci genellikle 5 yılın üstündedir ve kadınların yaş aralığının 30-60 yaş arasındadır. dolayısıyla önleyici çabalarda yol gösterici olacaktır. çocukların varlığı ortak yaşama “razı” olma gerekçeleri olarak önde sıralanmıştır. Tüm görüşmeler içinde 50 görüşmenin metin içeriğinin göreli olarak tutarlı olduğunu düşünülerek değerlendirmeye alınmıştır. “Bağımlı koca” kadınlar için derin yalnızlık duygusu yaratmış. “razı” olma gerekçeleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Duygusal ve cinsel yaşam anlatıları “eksik” anlatımlardan. Bu çalışmada alkol bağımlılığı tedavisi gören kişilerle eşlerinin ilişkilerini sürdürürken kullandıkları anlamlar ve dayanaklar. Kendilerini iyi ve mağdur olarak tanımlayan kadınların durumla yüzleşme. Tüm ilişkilerde çeşitli yoğunluk ve biçimlerde şiddetin var olduğu görüşmelerde ortaya çıkmıştır Tartışma: Madde bağımlılığı olan erkeklerin birlikte olduğu kadınların bağlılığının taşıdığı nitelikler ilişkinin sağlıklı olmadığını düşündürmüştür. olguların sistematiği ile ilgili bilimsel bilgi sınırlı sayıdadır. Fatma Yıldırım****. bu davranışında bağımlılığı sürdürmekte dolaylı nedenlerden olabileceği görülmüştür . İnci Özgür İlhan**. Bulgular: Alkol bağımlılığı sorunu yaşayan erkeklerin birlikte yaşadığı kadınların genel olarak görüşme süresince “üzgün” olduğu gözlemlenmiştir. görmezden gelme becerileri daha yüksek gibi görünmektedir. olumlu nedenleri kendilerine aittir. “iyi insanlık” gibi olumlu değer yükü taşıyan kavramları kendi nitelikleri olarak belirtmişlerdir. Kadınların bağımlılık konusunda tanışıklıkları birinci aileden geliyorsa kabulleri. tek eşli olmaya inanç. sevseler bile o sevginin getirisi olan mutluluk ve tatmin beklentisi yok olmuş izlenimi edinilmiştir. kadınların söylemenin yaralı olabileceğine dair umutsuzluklarının keskin olduğu her görüşmede kendini göstermiştir. Hatice Demirbaş***. Yıldırım Beyatlı Doğan** *Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu **Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi ***Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl ****Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl Amaç: Ev içinde kadına yönelen şiddet olgularında sayısal bilgilerde artış olmasına karşın. İlişkilerinin olumsuz tüm nedenleri bağımlıya ait. parçalardan oluşmaktadır. “sabır”. Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Mağdur ve masum kişiler olduklarına inanmakta ya da inandırmak istemektedirler. Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi’nde tedavi gören erkek hastaların eşleriyle yapılan derinlemesine görüşmelerde elde edilen metinlerin söylem analizi yapılmıştır. “acıma”. Bağımlıyı değil. Anlatılamayan ve sır olanın söylem yoğunluğu. Ancak. çözüm arama davranışından kaçınmakta oldukları.PB 126 Alkol Bağımlılığı Olan Erkeklerin Evliliği ve Eşlerinin Kadınlık Halleri Salime Tarihçi*.

• Çoğul madde kullanımını önlemek için bir e-sağlık müdahalesi geliştirmek. İspanya University of Leeds. Öğrencilerin. Süreç: Tüm ülkelerde müdahale ve kontrol grupları oluşturulmuştur. durum saptamasına yönelik birinci anket uygulaması tamamlanmış. Türkiye . akranlarının alkol ve madde kullanımını abartmaya ne kadar yatkın olduklarını gösteren araştırmalardan kaynaklanan bu yaklaşım. kokain ve sentetik maddelerin kullanımını önlemek. tutum ve algıları içeren. akademik başarı. Almanya Universiteit Antwerpen. • Alkol ve sigara kullanımını azaltmak. Danimarka Univerisdad de Navarra. alkol ve madde kötüye kullanımıyla ilgili yanlış algılar düzeltilirse. SNIPE projesinin amaçları. yaş. Müdahale sonrası izlem anketi tüm gruplarda Eylül 2012.Ocak 2013'te uygulanacaktır. Slovakya Marmara Üniversitesi. böylece kullanımın azalacağı görüşüne dayanmaktadır. SNIPE üniversite öğrencileri için sosyal normlara dayalı bir müdahale programını içeren. Avrupa Birliği tarafından desteklenen bir projedir. İngiltere Univerzita Pavla Jozefa Šafárika v Košiciach. SNIPE iki yıl sürecek ve e-sağlık müdahalesinin etkinliği altı Avrupa Birliği ülkesinde ve Türkiye’de değerlendirilecektir. • Esrar. öğrencilere internet üzerinden akran davranışı hakkında doğru bilgi vermenin ve geri bildirimde bulunmanın madde kullanımını önleme açısından yararlı bir araç olduğu gösterilmiştir. Web sayfasının hazırlığı yapılmış. Hüseyin Yüce**. Ankette cinsiyet. Anıl Gündüz*. madde kullanımıyla ilgili sosyal normları belirlemeye yönelik e-anket hazırlanmıştır. SNIPE katılımcıları Universität Bremen. Belçika University of Bradford. Kaan Kora*. Üniversite öğrencileri için akranları en önemli sosyal başvuru kaynağıdır ve akranlarının madde kullanımının yüksek olduğu düşüncesi bireyin kendi kullanımında artışa yol açabilir. Anketi tamamlayan müdahale grubundaki öğrenciler kişisel sosyal norm geribildirimi verilen web sayfasına ulaşmaktadır.PB 127 SNIPE: Social Norms Intervention for the prevention of Polydrug usE Üniversite öğrencilerinde çoğul madde kullanımını önlemek için sosyal norm müdahalesi Yıldız Akvardar*. dinsel inanış gibi kişisel bilgilerde yer almıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avustralya’da. bireyin o davranışına neden olan sosyal baskının azalacağı. Bulut Güç***. yaklaşık 7000 öğrenciye ulaşılmıştır. Sibel Kalaca**** *Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Marmara Üniversitesi Rektörlüğü ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 Öğrencisi ****Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Amaç: Çok merkezli. İngiltere Syddansk Universitet. ikamet. Cengiz Çelebi*. Veri analizi yapılmış. Temmuz-Ekim 2012 arasında müdahale çalışmasının tamamlanması planlanmıştır.web tabanlı SNIPE projesinin tanıtımı amaçlanmaktadır. müdahale web sayfaları hazırlanmıştır. Bu yöntem Avrupa’da madde kullanımını önleme programlarında yaygın denenmemiştir. uygulamak ve etkinliğini ölçmektir Yöntem: Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale öncesi durum değerlendirmesi • E-sağlık müdahalesinin uygulanması • Müdahale ve kontrol gruplarında müdahale sonrası ve izlemde durum değerlendirmesi • SNIPE ve e-sağlık müdahalesinin kullanımı hakkında bilgi sağlamak üzere birçok dilde hizmet veren web sayfasının hazırlanması amaçlanmıştır. Proje ekibi tarafından madde kullanım davranışlarını.

7(1): 27-40. Kaynaklar Can S (2002) “Aggression questionnaire” adlı ölçeğin Türk popülasyonunda geçerlilik ve güvenilirlik çalışması. Alkol bağımlılığı/kullanımı davranışının da. Öfke. Yöntem ve Gereçler: Alkol bağımlılığı tanısı konan 32 erkek ve eşleri çalışma grubunu. Aggression and Violent Behavior 9: 129–163. Çok değişkenli analizde anılan tüm alt ölçek puanları bağımsız değişkenler olarak alındığında. Bu çalışmada alkol bağımlılığı olan erkeklerde saldırganlık/şiddete eğilim ve alkol bağımlısı erkekler ve eşlerinin toplumsal cinsiyet özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. toplumsal cinsiyet özelliklerinin karşılaştırılmasında BEM Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılmıştır. ardından lojistik regresyon analizi ile yapılmıştır. .PB 128 Alkol Bağımlısı Erkeklerde Saldırganlık ve Eşlerinin Toplumsal Cinsiyet Özellikleri İnci Özgür İlhan*. Karşılaştırmalar önce tek değişkenli analiz yöntemleriyle. Salime Tarihçi**. alkol bağımlılığı tanısı konmamış 48 erkek ve eşleri ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Tartışma ve Sonuçlar: Alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlık düzeyinin. Alkol bağımlılığı ve şiddet-saldırganlık arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet etmeni bir ara değişken olarak görünmektedir. Hatice Demirbaş****. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi **Ankara Çankaya Belediyesi Kadın Sığınma Evi Sorumlusu ***Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bl ****Gazi Üniversitesi fen ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bl Amaç: Alkol kullanımı sıklıkla şiddet ve saldırganlıkla ilişkilendirilmiştir. fiziksel saldırganlık dışında. Fatma Yıldırım***. Bu iki davranışın sosyokültürel bağlamda ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Servis Şefliği. şiddet davranışının da erkek tarafından kadın üzerinde kontrol ve güç sağlama aracı olarak kullanıldığı ileri sürülmüştür. alkol bağımlılığının eşlere yönelik saldırganlığı arttırdığını düşündürmektedir. bağımlılığı olmayanlara göre yüksek çıkması. Guille L (2004) Men who batter and their children: an integrated review. her iki gruptaki erkeklerin saldırganlık puanları arasındaki fark ortadan kalkmış ve alkol bağımlısı erkeklerin eşlerinin ve kontrol grubundaki kadın eşlerin Erkeksilik puanları arasındaki anlamlı farkın sürdüğü görülmüştür. Grupların şiddet ve saldırganlık özelliklerinin karşılaştırılmasında Saldırganlık Ölçeği. Smith JW (2000) Addiction medicine and domestic violence. alkol bağımlılığı grubundaki erkeklerin Sözel Saldırganlık. Yaşın Dökmen Z (1996) BEM Cinsiyet Rolü Envanteri Kadınsılık ve Erkeksilik Ölçekleri Türkçe formunun psikometrik özellikleri. Düşmanlık ve Dolaylı Saldırganlık ortalama puanları kontrol grubundaki erkeklerinkine göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. uzmanlık tezi. Alkol bağımlılığı olan erkeklerin eşlerinin BEM Cinsiyet Rolü Envanterine göre belirlenen Erkeksilik puanları ise kontrol grubundaki kadın eşlerinkine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Bulgular: Tek değişkenli analizlerde Saldırganlık Ölçeği’ne göre hasta grubundaki erkeklerin Fiziksel Saldırganlık alt ölçeği puan ortalaması kontrollerle istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermezken. İstanbul. Genel Kurmay Başkanlığı. Journal of Substance Abuse Treatment 19:329-338. Kriz Dergisi.

Bunlar sözel-fiziksel agresyon. DSM-IV-TR’ye göre demans tanısı alan. İşlevsel Faaliyetler Anketi (İFA) uygulanmıştır. Sonuç ve Tartışma: Bu çalışma CMAE’nin demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin ve bu belirtilerin sıklığının belirlenmesinde iç tutarlılığı yüksek/güvenilir bir ölçek olduğunu ortaya koymuştur. Önceki çalışmalarla uyumlu olarak depresyon arttıkça ve işlevsellik azaldıkça demans hastalarında ajitasyon belirtilerinin sıklığının arttığı saptanmıştır. vokal ve motor aktivite olarak tanımlanmaktadır.5’ini açıklayan. 27. Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0. 25. Ayşegül Sakarya*. iritabilite/huzursuzluk.86 olan. Bu çalışmanın amacı demans hastalarında CMAE’nin Türkçe formunun faktör yapısını. Ajitasyon belirtilerinin bulunma sıklığının ve dağıldıkları faktör sayısının farklı olması örneklem farklılığından kaynaklanmış olabilir. Cohen Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) demans hastalarında ajitasyon davranışlarının şiddetini değerlendiren bir ölçektir. Orijinal ölçeğin faktör analizi çalışmaları bakımevlerinde yaşayan demanslı yaşlılarda yapılmış olup dört faktör önermektedir. negativizim/saklama-istifçilik. En sık bildirilen belirtiler ölçeğin kullanıldığı diğer çalışmalarla benzerdir.PB 129 Demans Hastalarında Ajitasyonun Boyutlarının Değerlendirilmesi Umut Altunöz*. Bilgen Biçer Kanat*. sözel-fiziksel agresif olmayan davranış. Erguvan Tuğba Özel Kızıl*. bakımverenlerine. ≥65 yaşında. 100 hasta alınmıştır. CMAE’nin faktör yapısını belirlemek için ana bileşen analizi ve varimaks rotasyonu kullanılmıştır. 17. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine başvuran. İleride yapılacak çalışmalar ajitasyonun boyutlarının farklı demans türlerinde ortaya konmasını ve uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini hedeflemelidir. Bu çalışmanın örneklemini bir psikiyatri Kliniğine başvuran ve orta evre demansı olan hastalar oluşturmuştur. ajitasyonun boyutlarını ve bu boyutların ilişkili olduğu etmenleri ortaya koymaktır. Ölçekte 1’in üzerinde puanlanma sıklığı %10’un altında olan 7 madde (14.Okan Er*. . karşı gelme eğilimi/negativizm (madde 19-%55) ve küfürlü konuşma ya da sözel saldırganlıktır (madde 4-%47). CMAE. Geriyatrik Psikiyatri Birimi **Çankaya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Giriş: Ajitasyon demans hastalarında sık görülmekte olup. Sevinç Kırıcı*. amaca yönelik olmayan ve konfüzyondan kaynaklanmayan uygunsuz sözel. 21. genel huzursuzluk (madde 29-%57). Engin Turan*Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Hastalara Standardize Mini Mental Test (SMMT). 20. CMAE toplam puanı CDDÖ ve İFA toplam puanları ile ilişkilidir (ikisi için p<. Gülbahar Baştuğ**. amaçsız el hareketleri. maddeler) elenerek faktör analizi yapıldığında toplam varyansın %70. 28. Cornell Demansta Depresyon Envanteri (CDDE). Ölçek maddeleri faktör yüklerinin en yüksek olduğu faktörlere dahil edilmiş ve elde edilen faktörler içeriklerine göre adlandırılmıştır. uygunsuz davranıştır.0001). Bulgular: CMAE ile değerlendirilen belirtilerden en sık görülenleri sırasıyla tekrarlayan cümle ya da sorular (madde 6-%65). özdeğeri 1’den büyük 6 faktör elde edilmiştir.

Yöntem: A. BDÖ ve STAI-I ve II ile korelasyonuna bakılmıştır. Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ). derinden üzüntü ve özlem-DÜÖ.2’dir. kendiliğinin ölümünü fiziksel varlığının kaybından önce yaşantılanmaktadır. Bakımverenlerde yas yaşantısı.D. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Psikiyatri Servisi. Sevinç Kırıcı*.T. Direnç Sakarya**. Geriyatrik Psikiyatri Birimi. Okan Er*.98 bulunmuştur. endişe ve kendini yalnız hissetme-EY) Zarit Bakıcı Yükünü Değerlendirme Ölçeği (ZBYDÖ). Erguvan Tuğba Özel Kızıl*.6.9±8.7’si (n=17) kadındır.Ü. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 77. orta ve ileri evrelerde günlük yaşam aktivitelerinde bozulmaya yol açar (1). iyi olma hali” biçiminde ele alınmıştır.3’ü (n=16) eşi. Alzheimer hastalarına bakımverenlerin yaşadıkları sorunlar literatürde “bakımveren stresi. Ankara Giriş ve Amaç: Alzheimer hastalığı bilişsel işlevlerde yıkımla seyreden kronik bir tablodur. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri (STAI-I ve II) ile korelasyonları incelenmiş ve hem MMBYÖ toplam puanı hem de alt ölçek puanlarının sözü edilen ölçeklerle korelasyonları anlamlı bulunmuştur (Tüm ölçekler için p< o.F. depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ilişkili bulunmuştur. Yakın bellek bozukluğu ile başlar.o5). Ankara ** Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi. Psikiyatri A. Geriyatrik Psikiyatri Polikliniği’ne birinci derece yakını ile beraber başvuran. bakımverenlerin ise 61. MMBYÖ toplam puanı ve altölçeklerinin (kendini adama-KA.PB 130 Alzheimer Hastalarının Bakımverenlerinde Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin Türkçe Formunun Psikometrik Özellikleri Ayşegül Sakarya*. Bilgen Biçer Kanat*. Ülkemizde Alzheimer hastalarına bakımveren yakınlarında yas yaşantısını araştıran bir çalışma bulunmamaktadır. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ). Bakımverenlerin %53. yükü. bakımveren yükü. İleride yapılacak çalışmalarda daha geniş örneklemlerde yas yaşantısını etkileyen etmenler ve ölçeğin Türkçe formunun faktör yapısı araştırılmalıdır. geri kalanı ise çocuk. MMBYÖ’nün Cronbach α değeri 0.6±4. Eğitim süresi 8. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar bakımverenin akrabası olması halinde birincil duygusal yaşantının “yas yaşantısı” olduğu görüşündedir (2). Psikiyatri AD. hatta yakınlarını bile anımsayamamaktadır. Böylece. Bakımverenlere MMBYÖ.9 olup. Bu çalışmada Marwit Meuser Bakımveren Yas Ölçeği’nin (MMBYÖ) Türkçe formunun psikometrik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Umut Altunöz*. . Tartışma: MMBYÖ’nün Türkçe formu Alzheimer hastalarına bakımverenlerde yas yaşantısını değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçektir. DSM-IV TR’ye göre Alzheimer tipi demans tanısı almış 32 hasta ve bakımverenleri alınmıştır. güvenirliği için Cronbach α hesaplanmıştır. Bakımverenlerin ort. MMBYÖ’nün geçerlik ölçütü olarak ZBYDÖ. Engin Turan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.6±14. kardeş veya gelin/damatlarıydı. DurumlulukSüreklilik Kaygı Ölçekleri(STAI-I ve II) uygulanmıştır. 56. Çünkü Alzheimer hastalığında kişi ilerleyen dönemlerde kendi kimliğini yitirmekte.

Katılımcıların % 22.3’tü. Deliryumun bağımsız bir prognostik faktör olduğunu düşünenler katılımcıların yalnızca %32.2 si ölçek kullandığını bildirmiştir.9’uydu. Ancak deliryum olgularının önemli bir kısmına tanı koyulamamakta ve tedavi edilememektedir.9) akut başlangıçlı konfüzyonun varlığı (%59. cerrahi servisleri ve psikiyatri servisi dışındaki dâhili servislerinde çalışan tıpta uzmanlık öğrencileri içerisinde gönüllü olmayı kabul edenler ile yapılmıştır. Katılımcıların deliryum tanı kriterleri ve deliryum muayene bulguları ile ilgili bilgi düzeyleri değerlendirildiğinde.7’si deliryumun tanısal kriterleri ile ilgili bilgisini yetersiz olarak değerlendirmekte olup deliryum ile ilgili %89’u yeterli eğitim almadığını düşünmekteydi. Çalışmada amacımız üniversitemizde tıpta uzmanlık öğrencileri arasında bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesidir. Tartışma: Çalışmamızda deliryum ile ilgili bilgi düzeyinin sınırlı . **Ahmet Topuzoğlu.5) ve konfüzyona eşlik eden letarjiden komaya kadar seyreden bilinç durumu değişikliği durumu (%53. Önceki çalışmalarda bildirilen deliryum sıklığını tahmin edebilme oranlarının düşük olması çalışmamızda da benzerdir. Yöntem: Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi acil servisi. Çeşitli klinik branşlardan katılımcıların yatan hastalari çin deliryum sıklığı tahmini ortalaması %7. %91. geriyatri gibi klinik ortamlarda dahi bilgi düzeyinin yeterli olmadığını göstermektedir. Deliryumda bilgi düzeyini değerlendiren çalışmalarda benzer şekilde yoğun bakım.4) en az bilinen tanı kriteri özelllikleriydi. ***Can Cimilli* Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD *** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Deliryum genel hastane içerisinde yaygın görülen ve tedavi edilmediğinde klinik gidişi olumsuz etkileyen akut klinik bir sendromdur. Niteliksel veriler için sayı yüzde şeklinde. Çalışmamızda katılımcıların kendi bilgi düzeylerini ve eğitimlerini yeterli bulmamaları dikkat çekicidir. **Onur Küçükçoban . Bilgi ve tutum düzeyinin değerlendirilmesinde 13 başlık altında bilgi ve tutum düzeyini değerlendiren soruların yer aldığı anket formu kullanılmıştır.orta düzeyde olduğu görülmüştür.6. Katılımcıların %79.2’si deliryum değerlendirmesinde ölçek kullandığını bildirdi. yer vezaman oryantasyonunun kaybı en çok bilinen deliryum özellikleri iken (%94. Deliryum için geliştirilen birçok değerlendirme aracı ve tedavi rehberleri bulunmakla birlikte bu alanda yapılan çalışmalar pratik uygulama içerisinde sıklıkla tanısal araçların değerlendirme ve izlemde kullanılmadığını. ölçümsel veriler içinse ortamla ve standart sapma alınmıştır Bulgular: Araştırmaya toplan 74 kişi katılmıştır.2). tedavi rehberlerinin uygulanmadığını göstermektedir(1. Çalışmamızın bulguları deliryum ile ilgili temel eğitimlerin tüm klinik alanlarda verilmesinin ve devamlılığın sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. . Çalışmamızda katılımcıların %22. **Taha Selim Bilgin . **Burcu Ünal. deliryum ile ilgili temel bilgi düzeyinin yüksek bulunduğu kliniklerde dahi değerlendirme araçlarının kullanımı sınırlıdır.PB 131 Bir Üniversitesi Hastanesinde Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinde Deliryumda Bilgi Düzeyinin ve Tutumunun Değerlendirilmesi *Elif Onur Aysevener.

% 18. %47. % 78.8±10. sosyodemografik bilgileri ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılarak veriler toplanmıştır. Yöntem: 2 Mayıs 2011-31 Temmuz 2011 tarihleri arasında sigara bırakma polikliniğine başvuran 92 hasta çalışmaya dahil edilmiş. 6 kişide (%27) değişim olmadı.18 (aralık 21-67). Fagerström nikotin bağımlığı ortalama puanı 5. Sonuçlar: Başvuran 92 kişinin % 52. 2 kişiye yalnızca bilişsel davranışçı terapi uygulandı. Günlük içilen sigara sayısı 21. Başvuranların %33’ü (n=22) tekrar kontrole geldi. Başvuranların % 66. Sonuçlar tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra ki-kare testi ve nonparametrik testlerle (Mann-Whitney U testi) kullanılarak değerlendirilmiştir. Cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü açısından da fark saptanmadı.76 idi (aralık 1-8). çoğunluğu ilkokul düzeyinde eğitim almıştı (n=35. günlük sigara sayısı. Bırakanlarla bırakamayanlar arasında cinsiyet ve psikiyatrik tedavi öyküsü.PB 132 Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Sürdürülen Sigara Bırakma Polikliniğinin Sonuçları Şükriye Boşgelmez Psikiyatri Uzmanı Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Derince Kocaeli Amaç: Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran kişilerin tedavi sonuçları ve bunlarla ilişkili etkenleri belirlemek amaçlanmıştır. %1’ine (n=1) yalnızca farmakoterapi uygulandı. %38). Kontrole gelenlerle gelmeyenler arasında ortalama yaş. Kontrole gelen 20 kişiye farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi. içilen günlük sigara miktarı ve Fagerström puanları açısından anlamlı fark saptanmadı.3’ ü evliydi (n=72). %22’sine (n=20) yalnızca bilişsel davranışçı terapi. Hastaların bir yıllık geriye dönük kayıtları incelenerek hastaların kontrole devamı ve sigarayı bırakıp bırakmadıkları belirlenmiştir. Kontrole devam edenlerden 7 kişi (% 32) en fazla 5 hafta içinde sigarayı bırakırken 9 kişi (yalnızca yalnız bilişsel davranışçı terapi uygulanan 2 kişi de dahil olmak üzere) (%41) içtiği miktarı %50 ve daha fazla azalttı.3 (aralık 1-60).2’si (n=48) kadın. . ortalama yaş.2’si (n=14) halen tedaviye devam ediyordu. Başvuranların %77’sine (n=71) farmakoterapi ve bilişsel davranışçı terapi.67±11.3’ü (n=61) daha önce psikiyatrik tedavi görmemişti. Tartışma: Sigara bağımlılığı tedavisinde motivasyon önemlidir. % 15. Çalışmamızda psikiyatrik tedavi öyküsünün kontrollere devam etme ve sigarayı bırakmada olumsuz bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Fagerström puanları açısından anlamlı fark yoktu. Yaş ortalaması 40.5’inin (n=17) geçmiş psikiyatrik tedavi öyküsü vardı.8’i (n=44) erkekti.23±1. eğitim süresi.

Jun TY. Isparta Giriş: Beyinde araknoid kist konjenital. esnaftır. . yaygın kaygılar ve iç sıkıntısının olduğu anlaşılmaktadır. monoton ve çevresel.Ömer Yılmaz (5) 1. cognitive and neuroanatomical correlates. Pae CU. evli. 56:203-5. Tartışma: Araknoid kistin psikiyatrik bozukluklar ile ilişkisi hakkında bilgiler az sayıda olgu bildirimleri ile sınırlıdır. ilkokul mezunu. Diğer bir şehir ile herhangi bir bağlantısının olmadığını ve oraya neden ve nasıl gittiğini hatırlamamaktadır. Psikiyatrik bozukluğa eşlik eden birkaç araknoid kist olgusu bildirilmiştir (3). gerginlik. çoğu olgu ise bulgu dahi vermemektedir (2). Ailesi ile birlikte psikiyatri polikliniğinde değerlendirilmiştir.Turner R. öfkesellik. Arif Demirdaş (3). J Neuropsychiatry Clin Neurosci 2004. Olgu: Bay S. Polisler tarafından üç gün sonrasında başka uzak bir şehirde kişisel kimliği ile ilgili kafa karışıklığı içerisinde iken bulunmuştur. Psikiyatri AD. İki yıl öncesinde başlayan dalgınlık. düşünce süreci yavaşlamış. Isparta 5. anhedonik. İnci Meltem Atay (4).Bahk WM. akşam eve gelmemesi ile ailesi polise başvurmuşlardır. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. 3. yapılan laboratuar testleri normal sınırlardaydı. sistemik ve nörolojik muayenesi doğal. Bu olguda dissosiatif füg ve pineal bölgede saptanan araknoit kist sunulmaktadır. travmatik ya da inflamatuar nedenlere bağlı olarak görülmektedir. duygudurumu. Kaynaklar: 1. konuşma miktarı azalmış. Schiavetto A: The cerebellum in schizophrenia: A case of intermittent ataxia and psychosis clinical. 50 yaşında. Psychiatry and Clin Neurosci 2002. Psikiyatri AD. Klinik görünümüne mental bozuklukların eşlik etmesi ender olarak görülmekte. 16:400-8. Kraniel Bilgisayarlı Tomografide Pineal bölgede Araknoid Kisti saptandı. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bununla birlikte pineal bölge ve dissosiatif bozukluk ilişkisi ile ilgili çalışmalara ihtiyaç vardır. Radyoloji AD. Chae JH. Isparta 2. Psikiyatri AD. Sonuç: Pineal bölge yerleşimli olan ve dissosiyatif füg tablosu görülen bu olgu sebebiyle dissosiatif bozuklukta organik bozukluğun araştırılmasının önemi tekrar gözlenmiştir.Sommer IEC. Isparta 3. Child's Nerv Syst 1997. 13:8-12. Kim KS: A case of brief psychosis associated with an arachnoidcyst. Kafa içi boşlukları tutan lezyonların sadece %1’ini kapsar (1). 2.Gözde Bacık Yaman (2). Psikiyatri AD. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Smit LME: Congenital supratentorial arachnoidal and giant cysts in children: a clinical study with argumants for a conservative approach. Bir gün sabah evden işe gidiyorum diyerek çıktığında. Isparta 4. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi.PB 133 Pineal Bölgede Araknoid Kist ve Dissosiatif Füg Abdullah Akpınar(1). Ruhsal durum muayenesinde duygulanımı apatik.

Burada mental retardasyon tanısı ile 20 yıldır psikiyatri polikliniğinden takip edilen fakat araştırıldığında kronik atrofik gastrit ile ilişkili B12.3) MCV:59. plastik ambalaj çiğneme.7-35. folik asit ve demir eksikliği anemisi saptanan olguyu sunmak amaçlanmıştır.3 yaşında geçirilmiş shunt operasyonu mevcuttu. Hacı Murat Emül İ. Biyopsi materyali kronik atrofik gastrit ile uyumlu saptandı.Ü. Hasta yaklaşık 7 yaşından beri mental retardasyona bağlı davranış problemleri nedeni ile takipliydi. Mental retardasyon varlığında görülen uygunsuz yeme davranışları pika olguları ile karışabilmektedir. Motor aktivitesi artmıştı. . peçete yeme.PB 134 Mental Retardasyon Tanılı Hastalarda Komorbidite Ayşe Sakallı Kani.5 (11. Replasman tedavisi sonrası kan değerleri normal düzeylere gelen hastanın mevcut pika davranışında azalma gözlendi. boğulma. folik asit. Hastanın öyküsünde 1 yaşında geçirilmiş tüberküloz menenjit. B12. Sonuç: Literatürde B12. Hastanın mevcut karbamazepin tedavisi azaltılarak kesildi.5 (32.5) MCHC:28.6) B12:128 (180-914) demir:9 (60-180) TDBK:357 (250-450) ferritin:1.5-50.8) folat:4. Hastanın mevcut yakınmasının nutrisyonel bir eksiklik ile ilişkili olabileceği ve PİKA tanısı düşünülerek hemogram ve biyokimya tetkikleri istendi. zehirlenme. Psikiyatrik tanı konulan kişinin hayatı bir statik duruma kavuşmamakta aksine yaşayan her organizma gibi dinamik seyretmektedir. ketiyapin 200 mg/gün tedavisi almaktaydı. enfeksiyon ve intestinal obstrüksiyon ile sonuçlanabilen tehlikeli bir yeme bozukluğudur.7-95. Hastanın takibi halen devam etmektedir.2) HCT:16. Hasta dahiliye polikliniğine yönlendirildi. folat ve demir eksikliği etyolojisini araştırmak amacıyla endoskopik mide biyopsisi yapıldı. Duygudurumu irritabl duygulanımı uygundu.59) olarak saptandı.6-17. Başvuru esnasında karbamazepin 800 mg/gün. Ruhsal durum muayenesinde kooperasyonu kısıtlıydı oryantasyonu kısmen korunmuştu. PİKA ile mental retardasyon birlikteliği sık görülmektedir. Olgu: 27 yaşında kadın hasta psikiyatri polikliniğine yakını tarafından 20 yıldır devam eden sinirlilik. demir eksikliğine bağlı pika olguları bildirilmiştir. Bu nedenle mental retardasyon tanılı hastaların prognozundaki yakınmalarında tıbbi komorbiditenin göz önünde bulundurularak gerekli incelemelerin yapılması oldukça önemlidir.4 (39. Özge Kılıç. risperidon 2 mg/gün. Görüşme esnasında elindeki patlak balon ve jelatinleri çiğniyordu. kağıtlarla oynama ve ağzına boncuk koyma şikayetleri ile getirildi.27 (>6. Tetkik sonuçlarında Hgb:4.6 (80.0-306.7 (13. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: PİKA yenilebilir olmayan maddelerin en az 1 ay süre ile yenmesi ile karakterize.

erkek hasta etrafı kırıp dökme. panik bozukluk gibi nöropsikiyatrik bozukluklar saptanmıştır. bu yan etkilerin görüldüğü hastalarda ilacın kesilmesi ya da dozun azaltılması düşünülmelidir. Bacaklarında geniş ekimozlar. duygudurumu disforikti. hayaller görme. Düşünce akışında çağrışımları dağınıktı. Glukokortikoid reçetelemek gerektiğinde ilişkili ciddi nöropsikiyatrik yan etkiler hastalar. aileleri ve onları tedavi eden hekimleri tarafından takip edilmelidir. işitsel ve görsel halüsinasyonları mevcuttu.PB 135 İnternal ve Eksternal Steroidlerin İndüklediği Manik Atak Müge YAŞAR. amenore ve hipertansiyonu mevcuttu. Duygulanımı eleve. buffalo hump. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Glukokortikoidlerin tetiklediği nöropsikiyatrik bozuklukların prevalans oranları %1-%50 arasındadır. Cushing sendromu tanısıyla endokrinoloji servisine transfer edildi . Her iki hastanın da manik atağı glukokortikoidlerle tetiklenmişti ve glukokortikoid kan seviyesinin düşmesiyle gerilemişti. deliryum/konfüzyon/dezoryantasyon. Yasemin GÖRGÜLÜ. Düşünce içeriğinde referans. perseküsyon ve mistik hezeyanları vardı. Opere edilen hastanın semptomları geriledi. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde. saç dökülmesi. Olgu: 6 gün önce göz hastalıkları servisinde sol gözde glob perforasyonu sebebiyle opere edilmiş 36 yaşında. Didem MANAY ÇAKIR. zehirlendiğini düşünme ve garip davranışlar yakınmalarıyla getirilmişti. kooperasyonu tam işitsel ve görsel halusinasyonları mevcuttu. depresyon. Psikomotor ajitasyonu olan hastanın uyku ihtiyacı ve süresi azalmıştı. Glukokortikoidlerle tedavinin özellikle ilk 3 ayında nöropsikiyatrik hastalıklarda yüksek bir insidans görülmektedir.Van Başkale Devlet Hastanesi. uykusuzluk. saldırganlık yakınmalarıyla getirildi. Kliniğimizde takip edilen internal ve eksternal glukokortikoid maruziyeti sonrası manik atak gelişmiş iki hasta konunun önemini hatırlatmak ve dikkat çekmek için sunulmaya layık bulunmuştur. Muhakemesi ve soyut düşüncesi bozulmuştu. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. konuşması amacına kısmen ulaşıyordu. 2 ay önce başlayan son 20 gün içinde artan şüphecilik. Düşünce içeriği grandiyöz ve mistik hezeyanları bulunan hastanın. Ruhsal durum muayenesinde bilinci açık. konuşması amacına kısmen ulaşabiliyordu. Glukokortikoide internal veya external maruz kalan hastalarda intihar. kendi kendine konuşma. Özel bir nöropsikiyatrik bozukluğa eğilim glukokortikoidlere maruz kalındığında aynı bozukluğu geliştirmeye eğilimli hale getirmektedir. mani. obesite. 1. 2. . Düşünce akışında düşünce hızı artmıştı çağrışımları dağınıktı. Tetkikler sonucunda Hipofiz MRI görüntülemesinde adenohipofizde solid mikroadenom izlendi. Duygulanımı eleve.olgu: 50 yaşında kadın hasta. Okan ÇALIYURT Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. ACTH/HPA aksında bozulma vardı. Hastanın göz hastalıkları servisinde postoperatif sistemik iv dexametazon 8mg/gün tedavisi aldığı öğrenildi. hirsitusmus. Genel durum muayenesinde özbakımı ve impuls denetimi azalmış. duygudurumu disforikti. konuşma hız ve miktarı artmıştı. Taburcu edildikten 1 gün sonra uyumama ve konuşmada artma şikayetleri başlamıştı. Konuşma miktar ve hızı artmıştı.

Hastaların %68. tedavisi.PB 136 Bir Eğitim Hastanesinde İstenen Psikiyatri Konsultasyonlarının Değerlendirilmesi Nursemin ÜNAL. Bu sebeple giderek önem kazanan KLP birimi hasta bireyin bütüncül yaklaşımla ele alınmasında. Nöroloji AD.5’i kanser. Yöntem ve Gereçler: Mayıs 2012 tarihinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’nce konsultasyon hizmeti verilen hastalar alınmıştır.6 anksiyete.Liyezon Psikiyatrisi. Bu çalışmanın amacı. % 13. Konsultasyonların %79. İlaçların % 47. Konsultasyonların %34. Bulgular: Çalışmaya 27’si (%61.7’sini antidepresan grubu oluşturmaktadır. %13. Hastalardan konsultasyon istenme nedenlerine bakıldığına.3 ile psikiyatrik değerlendirme istemi.7’si depresif belirtiler ve % 9. Bu grubun tamamına bilgi doktoru tarafından verilmiştir. % 6. konsultasyon istenme nedenlerine. En sık konulan tanılar % 40.5’i konsultasyon istenme nedeni hakkında bilgi sahibiydi. 17’si (% 38.4) kadın. Konsultasyon istenen hastaların fiziksel tanılarına bakıldığında % 20.1’i dâhili branşlardan istenmiştir.1’i organik etyoloji bulunamamasıdır. Ankara Amaç: Son yıllarda psikiyatri uygulamaları içerisinde önemli bir yere sahip olan Konsültasyon.6’sı ise kesinleşmemiş tanıydı. %52.6) erkek olmak üzere 44 hasta katılmıştır. psikiyatrik hastalıkların ve ölümlerin önlenmesinde. Tartışma ve Sonuç: Yatarak tedavi gören hastalarda.2’sine ilaç tedavisi başlanmıştır. konulan tanı ve tedavilerine göre incelemektir. Hastaların %72. hastanede yatma süresinin kısalmasında ve hastane maliyetinin düşmesinde etkin bir rolü vardır. Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği BD.8 uyku bozukluğudur.6’sına aynı gün içinde gidilmiştir. hasta bilgi formu ve KLP polikliğince konsültasyonda elde edilen veriler toplanmıştır.7’si ‘Nereden geldiğimizi biliyor musunuz?’ sorusuna evet cevabı vermiştir. hastalığın daha çabuk iyileşmesinde. izlenmesi ve önlenmesi üzerine odaklanmıştır. . Nermin GÜRHAN.5’i yazılı olarak istenmiş ve % 63. % 70. depresyon başta olmak üzere psikiyatrik bozukluklar sık görülmektedir. Yapılan psikiyatrik değerlendirme sonucunda hastaların %75’ine psikiyatrik bozukluk tanısı konmuştur. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve iletişim kurulabilen 44 hasta örnekleme alınmış.9 depresyon. emosyonel stres yaşayan fiziksel hastalığa sahip hastalarda psikiyatrik bozuklukların teşhisi. Gonca GÜNAKAN GATA Ortopedi ve Travmatoloji AD. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konsultasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)Polikliniği ’ nce verilen konsultasyon hizmetinin hastaların sosyodemografik özelliklerine. konsultasyon isteyen kliniklere. %22.

Elde edilen bulgularımıza dayanarak. ** NICHD. Alzheimer’lı korteks dokusunda bulunan. yaşlanmış nöronlarda CPE mutasyonunun nörodejenerasyona. Türkiye. . mutant proteinin yapıldığını fakat normal şekilde salınamadığını göstermiştir. erişkin fare beyninde hipokampüsün CA3 bölgesindeki nöronların hücre yapılarını korumalarında (nöroproteksiyon) önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir. dolayısıyla Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara sebep olabileceğini düşünüyoruz. Bu çalışmadaki amacımız. Bu bulgu. yinelenmeyen nükleotit sekansı veribankasında insan CPE nükleotit sekansıyla GeneBank EST veribankasına karşı yapılan veribankası araştırması yapılmıştır. MD. CPE’nin nörodejenerasyondaki rolünü belirleyip Alzheimer hastalığına neden olabilme olasılığını açıklayarak hastalığın erken teşhisine ve/ya tedavisine yönelik katkıda bulunmaktır. Alzheimer hastalığının yeni bir genetik sebebinin tayin edilmesine ve böylece erken tanısına ve etkin tedavi yöntemlerinin oluşumuna katkı sağlayacağını ön görmekteyiz. ER stresi ve mutant CPE’nin agregasyonu N2A hücre hattında incelenecektir. Nörodejenerasyonla bağlantılı olabileceği düşünülen bir mutasyon için oluşturulan konstraktla mutant CPE’nin biyosentezi. salınımla ilgili çalışmalar sonucu. Mutant CPE üzerine N2A hücre hattında yapılan araştırmalar. mutant proteinin yabanıl türün hücre içi trafiğini ve salınımını etkileyeceğine. Mutant ve yabanıl tür proteinlerin görüntülenmesi ve analizi Western Blot methoduyla uygun antikorlar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Tulin Yanik* * ODTÜ Biyolojik Bilimler. Niamh Cawley**. konstütatif salınım yolağına girmesine neden olduğu tespit edilmiştir. Bulgular : Veri bankası araştırmaları sonucunda. Amiloid öncül proteininde olduğu gibi birçok gendeki mutasyonların Alzheimer’a sebep olduğu gösterilmiş olsa da vakaların yaklaşık %95inin sebebi bilinmemektedir. Mutasyonun. Ankara. Yöntem ve Gereçler : İnsan CPE genindeki nörodejenerasyonla bağlantılı olabilecek muhtemel mutasyonları araştırmak için. Bethesda. Daha sonraki aşamalarda. USA Amaç : Dünya genelinde 35 milyon insan Alzheimer hastalığından muzdariptir. CPE’nin amino ucundaki sekansa 9 yeni amino asit eklenmesine neden olduğu görülmüştür. CPE’deki mutasyon tek bir alelde bulunsa bile. Tartışma ve Sonuçlar : Yabanıl tür CPE nöronların nöroproteksiyonunu sağlamaktadır. Öncül hormon işleyen bir enzim olan Karboksipepdidaz E (CPE)’nin.PB 137 Alzheimer Hastalığı Tanısında Karboksipeptidaz E Bağlantısı Gizem Kurt*. dolayısıyla yabanıl tür CPE’inin nöronları koruma özelliğini göstermesi için yetersiz kalabileceğine işaret etmektedir. mutant proteinin aynı zamanda yabanıl tür CPE’yi yanlış yönlendirerek. işlenmesi ve trafiği üzerine fare nöroblastoma hücrelerinde (N2A) çalışılmıştır. Nöron hücre hattında halen devam eden diğer çalışmalarımızla CPE mutasyonunun hangi hücresel mekanizmalarla nörodejenerasyona neden olduğunu aydınlatmayı hedeflemekteyiz. NIH. Dikkat çekici olan. Araştırmamızın sonuçlarının. sekansa 3 adenozin eklemesinin görüldüğü bir girdi bulunmuştur. Peng Loh**.

Nurcihan Akbulut*. kan basıncındaki yükselme hafif ve geçicidir. Psikiyatri Anabilim Dalı ** Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bu raporda. tedavi başlangıcından sonraki 10. aydaki muayenesinde zaman zaman başağrısının ve burun kanamasının olduğunu söylemesi üzerine ölçülen kan basıncı 210/170 mmHg olarak saptandı ve hasta hospitalize edildi. Bahattin Balcı** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. Yapılan tetkikleri normal sınırda saptanan hastada hipertansiyonun venlafaksin kullanımına bağlı geliştiği düşünüldü ve hasta taburcu edildi. Kardiyoloji Anabilim Dalı *** Kars Devlet Hastanesi. stroke. . . özellikle 150 mg/gün üzerinde dozlarla görülebilmekle birlikte. Vaka Sunumu: Major depresif hastalık tanısı mevcut olan 23 yaşında erkek hasta. renal ultrasonografi ve 24 saatlik idrarda vanil mandelik asit ölçümü istendi. major depresif hastalık tedavisinde kullanılan bir seratonin-norepinefrin geri alım inhibitörüdür. venlafaksin başlanan hastaların kan basıncı takibinin düzenli yapılması bu gibi komplikasyonların erkenden fark edilmesinde önemlidir. SCID-1 kriterlerine göre major depresyon tanısı konularak venlafaksin 75 mg/gün başlandı. Bu vaka. Psikiyatri Bölümü Giriş ve Amaç: Venlafaksin. Tartışma ve Sonuç: Diastolik kan basıncının 120 mmHg’yi aştığı durumlarda. Venlafaksin ile ilgili yapılan bir çalışmada. Yelda Yenilmez*. aort diseksiyonu vb. antidepresan tedaviye rağmen devam eden semptomlar nedeni ile kliniğimize başvurdu. Özgeçmişinde veya soygeçmişinde hipertansiyon veya kronik renal hastalık bulunmayan hastaya. Venlafaksine bağlı hipertansiyon. Süleyman Gündüz***. idrarda protein ölçümü. Düzenli kontrollere gelmeyen hastanın. hipertansiyona bağlı akut komplikasyonlar (akut kalp yetmezliği. bu ilacın kan basıncını arttırabileceği ancak bu artışın ortalama 7 mmHg olduğu gösterilmiştir. Tolga Sinan Güvenç**. Venlafaksinin kesilmesinden sonra yapılan takiplerinde kan basıncı 140/90’ın altında ölçülen hastada sekonder hipertansiyonun dışlanması amacıyla serum sodyum ve potasyum ölçümü. Başvuru anında TA: 120/70 mmHg ve nabzı 76 vuru/dakika olan hastanın fizik muayenesi normaldi. Bu nedenle. Tedavinin beşinci ayında kontrole gelen hastada semptomların sebat etmesi üzerine venlafaksin dozu 150 mg/gün’e yükseltildi. ekokardiyografi.PB 138 Venlafaksin Kullanımına Bağlı Gelişen Akselere Hipertansiyon Yüksel Kıvrak*.) görülebilir. İbrahim Yağcı*. genç bir hastada günde 150 mg/gün venlafaksin kullanımına bağlı gelişen akselere hipertansiyon vakası bildirmekteyiz. venlafaksin ile nisbeten düşük dozlarda bile akselere hipertansiyon gelişebileceğini göstermektedir.

Tartışma ve Sonuç: Grup terapisi. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde Temmuz-Ağustos 2012 tarihlerinde yatan hastalarla yapılan grup terapisi süreci incelenmiştir. Ruh sağlığı çalışanlarına yönelik birçok eğitim programı bireysel terapi modeline dayalıdır ve grup terapisi eğitimini programın bir eklentisi olarak sunmaktadır. Bu çalışmada grup terapisi deneyimine psikiyatri eğitimi alan kişilerin bakışının belirlenmesi amaçlanmıştır. Kemal Kuşçu Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı *Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Başhemşiresi **Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Psikoloğu Amaç: Asistan eğitimi. Bulgular: Katılımcıların grup terapisi hakkındaki görüş ve tutumları. hastalarının grup terapisinden en çok içgörü kazanma. Bu bağlamda grup terapisi daha çok hastaya daha doğrudan bir ruh sağlığı hizmeti verilebilme ve bunun için uygun terapötik alanı yaratma potansiyeli taşımaktadır. özellikle terapötik ilişkide hastaların gerçek kimliklerini. Medikalizasyonun. Özellikle grup terapisinin tedavi edici ekibin profesyonel gelişimine ve kişilerarası klinik becerilerinin gelişimine etkileri gözden geçirilmiştir. olumsuz eleştirilere toleransın artması olarak ifade etmişlerdir. gözlem gücünün artması. Tedavi boyunca hastalar ve klinik çalışanlarının hem kendi aralarında hem de birbirlerine karşı gelişen yabancılaşmayı minimalize edebilme olanağı sunmaktadır. hekimlerin de terapötik kimliklerini ortaya koymalarını sağlamaktadır. psikiyatri eğitiminde dengeyi psikoterapi aleyhine bozmuş ve biyopsikososyal model üzerinden eğitim ve pratiğe verilen önem azalmıştır. hastalarla ilişkileri. Ayrıca katılımcıların grup terapisi etkinliği sırasında zorlandıkları noktalar ve geliştiğini düşündükleri becerileri üzerine öznel ifadeleri yorumlanmıştır. Katılımcıların çoğu. Hülya Kervan*. empati becerilerinin gelişmesi.PB 139 Psikiyatri Eğitiminde Grup Terapisinin Rolü: Bir Üniversite Kliniğinin Deneyimi Ekin Sönmez. grup terapisini etkin bir terapötik yöntem olarak görmekte. belirli sürede çok sayıda hastayı ilişkileri üzerinden tartışma imkanı vermekte. Klinik çalışanları. Grup terapisinin klinik çalışanlarının birbirleriyle ilişkilerinde saygıyı ve uyumu artırdığı görüşü vurgulanmıştır. Bunun bir yansıması olarak. Kendi kazandıkları becerileri. fakat eğitimlerinde grup terapisine yeterince ağırlık verilmediğini düşünmektedir. tedaviye uyumlarının kolaylaşması noktalarında fayda gördüklerini düşünmektedir. klinikteki diğer çalışanlarla ilişkileri ve bir psikiyatri çalışanı olarak kendileri hakkındaki fikir üzerine etkileri başlıklarında incelenmiştir. ilişkilerinde önyargının azalması. Bu dönemde grup terapisine katılan klinik çalışanlarına araştırmacılar tarafından hazırlanan bir anket uygulanmış ve yarı yapılandırılmış bir görüşme yapılmıştır. Grup terapisi bütünlüklü bir psikiyatri eğitiminin temel bileşenlerinden biri olmalıdır. Ömer Yanartaş. Güler Özkan**. Ender Atabay. psikiyatrideki güncel tartışma alanlarından biridir. sinirbilim ve psikofarmakolojideki gelişmeler. . diğer branşlarda olduğu gibi psikiyatride de hakim paradigma olduğu görülmektedir.

Sonuç: Hem kriz durumlarına müdahalede hem de tıbbi hastalığa eşlik eden psikiyatrik durumların ortaya çıkarılması için konsültasyon liyezon psikiyatrisi büyük önem taşımaktadır. ajitasyon/deliryum (% 16). Deliryum tanısı konan hastaların %50’si sonraki altı aylık dönem içerisinde ex olmuş olup bu hastaların büyük çoğunluğu kanser nedeniyle hastanede yatmaktadır. Tıbbi hastalığı olanlarda genel popülasyona göre daha fazla psikiyatrik bozukluk rastlanmaktadır. Bulgular: İki aylık dönemde en fazla psikiyatri konsültasyonu isteyen bölümler sırasıyla iç hastalıkları (%25). uyku problemi (%3) ve alkol. izlenmesi ve önlenmesine yönelik hizmet sunan özelleşmiş bir psikiyatri disiplinidir. Hastanede yatmakta olan hastalarda sık görülen psikiyatrik ek tanılar konusunda tedavi ekibinin iyi eğitimli olması ve zamanında psikiyatri bölümüyle temasa geçip ortak bir tedavi stratejisi belirlenmesi büyük önem taşımaktadır . İki aylık dönem boyunca konsülte edilen vakaların 28’i tekrar konsülte edilmiştir ve tedavileri düzenlenmiştir. madde kullanımı (%2) olarak saptanmıştır. tanısı. Ek tanılı durumların hastanede yatış süresi ve yeniden hastaneye yatışlar için bir risk etmeni olduğu kabul edilmektedir. depresyon. yoğun bakım ünitelerinde ve büyük acil serviste Ocak-Şubat 2012 tarihlerini kapsayan dönemde izlenmekte olan ve psikiyatri bölümüne konsülte edilmiş 176 vakanın genel özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. İki aylık zaman diliminde en çok konulan tanılar duygudurum bozuklukları (%31). tedavisi. 30 hasta ise ilgili bölümden taburculuğu sonrası psikiyatri polikliniğine başvurmuştur. anksiyete (%6). Psikiyatriye hastaların danışılma nedeni ise sıklık sırasıyla depresyon (%30). Özkıyım girişimlerinin 11’i dürtüsel özellikte olup 4 hastada duygudurum bozukluğu tespit edilmiştir. yoğun bakım üniteleri (%10) ve genel cerrahi (%8) olmuştur. deliryum (%12) ve bunaltı bozuklukları (%9) olmuştur. Mevhibe İrem Yıldız Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Giriş: Konsültasyon liyezon psikiyatrisi fiziksel hastalığı olan ya da cerrahi girişim uygulanan hastalarda görülen ruhsal kriz ve hastalıkların araştırılması. cerrahi öncesi psikiyatrik değerlendirme ve ilaç düzenlenmesi (%15). Deliryum.PB 140 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ ndeki Psikiyatri Konsültasyonu Uygulamaları Şevin Hun. Amaç ve Yöntem: Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yataklı servislerinde. panik ve somatizasyon bozukluğu hastanede yatan hastalarda daha sık olarak gözlenmektedir. özkıyım girişimi (%10). Veriler Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi hasta veritabanında bulunan psikiyatri bölümü konsültasyon notları ve hasta dosyalarından elde edilmiştir. acil servis (%17).

Ölçek "içe bakış". Bu çalışmada.71 olduğu görüldü. Ölçeğin iç tutarlık katsayısının 0. Bazı maddelerin tekrar gözden geçirilmesi ve kültüre özgü değişikliklerin de yapılması sonrasında ölçeğin başka klinik örneklemlerle de araştırılması gerekmektedir. Bu alanı değerlendirmeye yönelik geliştirilen araçlardan birisi de İçe bakış ve İçgörü ölçeği'dir (Self-reflection and Insight Scale. Sonuç: Üçüncü boyut için bulguların değerlendirilmesinde dikkatli olunması önerisi ile ölçeğin Türk örnekleminde kullanılmasında psikometrik özelliklerin yeterli olduğu görülmektedir. SRIS).70 arasında olduğu görüldü. Yöntem: Çalışmaya ruhsal ve fiziksel bir hastalığı olmayan 101 kişi dahil edildi. . Ayşe Şafak Ayvazoğlu Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Daha çok psikodinamik yaklaşımda yer bulan içe bakış ve içgörü değişkenlerinin klinik görünümlerdeki etkinliği hakkında bilgilerimiz sınırlı durumdadır. Bulgular: Yapılan faktör analizi sonucunda üç faktörlü yapının ölçeği en iyi temsil ettiği görüldü. ruhsal süreçlerdeki etkinliğinin araştırılmasına olanak sağlaması için İçe bakış ve İçgörü Ölçeği’nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özellikleri incelenmesi amaçlanmıştır. "içe-bakışa ihtiyaç" ve "içgörü" olmak üzere üç alt faktörden oluşmaktadır. Demografik ve klinik veriler kişilerin beyanına göre elde edildi ve tüm katılımcılardan yazılı onam alındı. Alt ölçeklerin iç tutarlığı 0.56-0. Hüseyin Güleç.PB 141 İçe Bakış ve İçgörü Ölçeğinin Türkçe Uyarlamasının Güvenirlik ve Geçerliği Ön Çalışması İshak Sayğılı.

psikoterapide var olduğu düşünülen. Bulgular: Araştırmada incelenen 21 karikatürde terapistin mesleki kimliğinin anlaşılmasını sağlayan öğeler beyaz önlük. divanda uzanmış bir hastasına “Çocukluğunuza dönelim… Bana çocukluğunuzu anlatın lütfen” diyen terapiste elindeki Andersen masalları kitabını uzatan hasta. Aristoteles’in gülmenin aslında alayın bir türü olduğu konusundaki görüşlerini geliştirerek mizahta üstünlük kuramını geliştiren Charles Gruner’e göre mizah. Güncel mizah dergilerinde yer alan psikoterapi konulu karikatürlerde ifade edilen terapiye yönelik eleştiriler (terapinin gerekli olmadığı ve ayrıca etiketlediği/stigmatize ettiği fikri) terapinin toplum tarafından nasıl alımlandığı üzerine tartışılmaya değer önemli bilgiler sunmaktadır. “Dr. Eleştirilerden ilki. . haftalık olarak yayımlanan Penguen ve Uykusuz mizah dergilerinin 20092010 yıllarında yayımlanan tüm sayıları incelenmiş ve psikoterapi konulu toplam 21 karikatür saptanmıştır. 2010. 7’si ise Uykusuz Dergisi’nde bulunmaktadır. “Hay yaşa. şurdan bir masal okusana” demektedir [Penguen Dergisi. gerçek bir saldırıdan farklı olarak şakacı saldırıdır. Sonuç: Karikatür. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Hastanesi (Ankara) Amaç: Çalışmanın amacı. 2009. Elif Odabaş Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi (Ankara). Bu karikatürlerden 14’ü Penguen. Sayı 30. günümüz mizah dergilerinde karikatüristlerin gözüyle psikoterapi/psikoterapistin temsilini değerlendirebilmek amacıyla Charles Gruner’in geliştirdiği bir mizah teorisi olan üstünlük kuramı bağlamında psikoterapi/psikoterapistin temsilinin neliğine ilişkin saptayımlarda bulunmaktır.” yazılı tabela. Dr. Örneğin. Örneğin. abartılılı biçim bozmalar ve dilsel ifadeler dolayımıyla bir mizah yapma sanatı olarak kendi içinde çok yoğun toplumsal eleştiri gücünü de barındırmaktadır. divana uzanmış bir hasta. Üstünlük kuramı açısından bakıldığında karikatüristin terapiye/terapiste yönelik eleştirileri iki başlık altında toplabilmektedir. İkinci temel eleştiri ise terapistin normal/olağan olanı anormal/patolojik şeklinde gösterdiğine duyulan inançtan kaynaklanmaktadır. Sami Ulus Kadın Doğum. kişinin kendi sorunlarını kendisinin çözemeyeceği fikrine yöneliktir. No 417]). “Kapal[ı] alan korkusu var sizde” diyen terapiste “Sen de yok sanki gudik” diye yanıt vermektedir (Penguen Dergisi. odanın içindeki divan ya da konuşma balonlarında kullanılan ifadelerdir.PB 142 Penguen ve Uykusuz Mizah Dergilerindeki Psikoterapi Konulu Karikatürlerin Üstünlük Kuramı ile Çözümlenmesi Serpil Aygün Cengiz. Söz konusu karikatürlerde terapi/terapistin temsili önemli bir mizah kuramı olan üstünlük kuramı ile irdelenmektedir. Yöntem ve gereçler: Araştırmada. Sayı 38. duvarda asılı diploma. No 357).

***Dursun Hakan Delibaş. Spina E. 34 yaşında erkek hasta. (2) Güzey C. Nitekim olgumuz da yüksek potensli antipsikotikleri uzun süre yüksek dozda kullanmış. Hastanın rutin tahlilleri B12 vitamini eksikliği dışında olağandı. ilk kez 1972 yılında Ekbom ve arkadaşları tarafından. Tartışma: Pisa sendromu özellikle D2 reseptörlerine etkin antipsikotiklerin uzun süreli ve yüksek dozda kullanımında görülmektedir (2). Çeşitli psikiyatri kliniklerinde değerlendirilen hastanın tedavisine 5 yıl önce biperiden 6 mg/gün ile ketiapin 900 mg/gün eklenmiş ve risperidon kademeli olarak azaltılarak kesilmiş. 16 (3): 165-174. Scordo MG. Yatışında “Ekstrapiramidal belirtileri değerlendirme ölçeği” (EPBDÖ) puanı 6 (çok ağır) olan hastanın izlemde puanı 4'e (orta şiddetli) geriledi. Eur J Clin Pharmacol. klozapin ve baklofen tedavisinden fayda görmüştür. Nöroloji bölümüne danışılan hastanın tedavisine baklofen 20 mg/gün eklendi. Ancak psikotik bulguların tekrarlaması üzerine risperidon tedavisine yeniden başlanmış. Ruhsal durum muayenesinde anhedoni. Sendromun en sık sebebi antipsikotik ilaç kullanımı olup. Olgu: M. İzmir ***İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.B 143 Pisa Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. Sendrom gelişirse kullanılan antipsikotik tedavisi kesilmeli. bel ve boyun bölgesinde kasılmalar şeklinde başlamış. tüberküloz. Anhedoni ve avolusyon şikâyetinde de gerileme oldu. ayrıca tetrabenazin. nörolojik patolojilerle birlikte ve idiopatik olgular şeklinde de görülebilmektedir (1). Landsem VM. Antipsychotic-induced extrapyramidal symptoms in patients with schizophrenia: associations with dopamine and serotonin receptor and transporter polymorphisms.Ç.2007 Mar. 2006 . Hastanın kullandığı antipsikotikler ve biperiden tedavisi kademeli olarak kesilerek klozapin tedavisi başlandı.63(3):233-41. Organisite ekartasyonu açısından yapılan kranial ve spinal kanal MR çalışmaları. Yaklaşık 15 yıl önce şizofreni tanısı konulan ve uzun dönem haloperidol kullanan hastanın ilk şikâyetleri 8 yıl önce risperidon dozunun 4 mg/gün'den 8 mg/gün'e çıkılmasıyla. viral ve romatolojik marker sonuçları normal olarak sonuçlandı. İzmir Giriş: Pisa sendromu (pleurothotonus ). **Abdurrahman Şeref Gülseren. Türk. Epub 2007 Jan 17 (3) Öztürk. Spigset O. Cilt: 16. baklofen gibi miyorölaksan ilaçlar tedaviye eklenmelidir (3). Fizik tedavi egzersizleri de önerilen hasta klozapin 500 mg/gün ve baklofen 20 mg/gün ile taburcu edildi. ekstrapiramidal sistem yan etki profili düşük antipsikotiklere geçilmeli. gövdede gelişen bir geç distoni türü olarak tanımlanmış olup. * İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Oral. İzmir ** İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği. EEG ve EMG tetkikleri. Kaynaklar: (1) Suzuki. Matsuaka CNS Drugs 2002. Yürüme güçlüğünde belirgin iyileşme gözlendi. anerji ve avolusyon tanımlanan hastanın fizik muayenesinde lomber ve servikal bölgede artmış kas tonusu ile gövdede antevert fleksiyon ile laterale deviasyon şeklinde postür anomalisi saptandı. Sayı: 4. Hastanın poliklinik izlemi devam ediyor. İzlemde şikâyetleri ilerleyen ve yürüme güçlüğü gelişen hasta kapalı servise yatırıldı. gövdenin laterale deviasyonu ve sagital eksende hafif arkaya rotasyonu şeklinde tanımlanmıştır. İlaca Bağlı Geç Başlangıçlı Hareket Bozuklukları Klinik Psikofarmakoloji Bülteni.

Sonuç: Tedavi öncesi hastaların ilaçlara bağlı dermatolojik yan etki öyküsü alınmalı. Kaynaklar: 1. sinirlilik. ilaç kesildikten 3-5 ay sonra saçlar normale dönmektedir(3). karaciğer böbrek fonksiyon testleri. Balıkkesir **Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. uyku artışı yakınmaları ile psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın özgeçmişinde astım bronşit tanısı mevcut. 24: 100-4. saç dökülmesine neden olabilecek başka yeni herhangi bir ilaç kullanmadığı öğrenildi. tahammülsüzlük. Adverse reactions of selective serotonin reuptake inhibitors: reports from a spontaneous reporting system. Aslı Bilgin** *Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği. Daha çok lityum. alopesi yanısıra anjioödem. Hastanın öyküsünden iki yıl önce de benzer şikâyetlerle essitalopram 10mg başlandığı. Australas J Dermatol 1983. Drugs and alopecia. Alopecia due to psychotropic medications. Drug Saf 1999. 6 ay kullandığı ancak kilo alımından şikâyetçi olduğu öğrenildi. menopozda yada gebe olmayan hastanın uzun zamandır sadece astım bronşit tedavisi gördüğü. Yapılan bir araştırmada SSGI’lere bağlı tüm yan etkilerin %11. 3Blankenship ML. Moralsizlik. tedavi kesildi.PB 144 Fluoksetin Kullanımına Bağlı Saç Dökülmesi: Olgu Sunumu Birmay Çam*. Psikotrop ilaçların özellikle saç gelişim döngüsünün telojen dönemini etkileyerek saç dökülmesine neden olduğu kabul edilmektedir. Hastaya depresif bozukluk tanısıyla fluoksetin 20mg/gün başlandı.Spigset O. vaskülit gibi ciddi dermatolojik yan etkilere yol açabilir. vaproatla ilişkilendirilen saç dökülmesi SSGI ile de olgu sunumları şeklinde ve en fazla fluoksetinle bildirilmiştir(2). çinko. 2. Tedavinin kesilmesinin ardından saç dökülmesinin durduğu gözlendi.2. Ann Parmacother 1999. 33:631-637. Birinci ayın sonunda depresif semptomları gerileyen hastanın saç dökülmesi başladı.4’ünün dermatolojik yan etkiler olduğu. Saç dökülmesi ilacın alımını takiben birkaç ayda ortaya çıkmakta. Hastada duloksetin tedavisine geçildi. Hastanın saç dökülmesi fluoksetin kullanımına bağlandı. Dermatoloji tarafından değerlendirilen tiroid hormonları başta olmak üzere diğer hormon tetkikleri.Gautam M. herhangi bir yan etki gözlenmeyen hastanın tedavisi kısmi düzelme ile deam etmektedir. olası dermatolojik reaksiyonlar açısından hasta izlenmelidir. hemogramı. en fazla fluoksetin’e bağlı olduğu ve en sık olarak raş görüldüğü belirtilmiştir(1). Olgu: 40 yaşında kadın hasta. bakır. Zonguldak Psikotrop ilaçlar ürtiker. . 20:277-287. folik asit düzeyleri normal olan. B12. demir.

DSM IV-TR tanı sınıfandırma sistemine göre eksen I’de tanı almadı. Kocaeli Amaç: İki memenin duktal kanallarından. genel tıbbi durumu ile ilgili tetkik ve konsültasyonları yapıldı. Podruzek P (1987). durumu açıklayacak patoloji olmadığı saptanmış. geniş ailede yaşayan kadın hasta. Olgu: ŞA. Özellikle öfkelendiğinde ya da sorun yaşadığında memeden süt geldiği öğrenildi. Pharmacopsychiatry. Ruhsal durum muayenesi. geniş ailede olmakla ilgili yaşadığı güçlükler mevcuttu. ilaç kullanımının olmadığı. öğretmen. Birçok genel tıbbi durum. Psikiyatri Kliniği. 2. Cesk Gynekol. Psikiyatriye yönlendirilen hastanın öyküsünde ev içi fiziksel ve sözel şiddete maruz kalma. Yazında prolaktin yüksekliğinin eşlik etmediği. Bagli M. Yapılan tetkik ve muayenelerinde her iki memeden de süt geldiği. . Yarım paket/gün sigara kullanımı olan hastanın eşlik eden bir hastalığı mevcut değildi. 11:619-621. Medifam. Vallverdu F.Cepicky P. Kaynaklar: 1. yüksekokul mezunu. Kocaeli (2) Kocaeli Derince Eğitim Araştırma Hastanesi. Galaktoreyi ortaya çıkarabilecek durumlarla ilgili ayrıntılı araştırmalara ve olgu sunumlarının bildirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. Bu yazıda bir olgu özelinde psikojenik galaktore olgusu tartışılacaktır. eşlik eden genel tıbbi durumun saptanmadığı olgular bildirilmiştir (2). bekâr. psikometrik incelemeleri.PB 145 Bir Olgu: Prolaktin Yüksekliğinin Eşlik Etmediği Psikojenik Galaktore Aslıhan Polat (1). çeşitli ilaç kullanımları galaktoreye neden olabilmektedir (1). “Psychogenic Galactorrhea (Nunes Syndrome)”. Galaktorede prolaktin yüksekliği bizim için önemli bir değer olmakla birlikte prolaktin seviyesi normal iken de galaktore ortaya çıkabilmektedir. Bu tablo Nune’s Sendromu olarak da adlandırılmaktadır (3). 37:180-8. Hatice Sodan Turan (1). memeden süt gelmesi ve adet düzensizliği nedeniyle kadın hastalıkları ve doğum hekimine başvurmuş. 22 yaşında. “Pharmacokinetics of M-Cholorophenylpiperazine After İntravenous and Oral Administration in Healthy male Volunteers: Implication fort he Pharmacodynamic Profile”. Stephan R ve ark. 3. 52:132-3. Uğur Çakır (2) (1) Kocaeli üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Eksen IV’te ise birincil destek grubu ile sorunlar mevcuttu.Feuchtl A. Redondo G (2001). kendiliğinden süt gelmesi galaktore olarak adlandırılır. (2004). Gutierrez N. “Un Caso de Galactorrea Psicogena Sin Hiperprolactinemia o Sindrome de Nunes”. eksen II’de B kümesi kişilik özellikleri.Clavero JT. Sonuç: Süregen travmatik yaşantıların ve psikojenik etmenlerin bedenselleştirilmesini çarpıcı şekilde ortaya koyan bu olguda da görüldüğü gibi galaktore için altta yatan bir neden bulunamayan durumlar olabilmektedir.

Antidepresanlar.PB 146 Fluoksetin ile Başarılı Bir Şekilde Tedavi Edilen Siklik Kusma Sendromu: Bir Olgu Sunumu Hatice Altun*. 13 yaşındayken pediatrist tarafından.10 kez kusma atağı oluyormuş ve ataklar 3 gün sürüyormuş. yapılan ‘Durumluluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği’ne göre kaygı düzeyinin yüksek olduğu saptandı. Sıvı elektrolit desteği ve antiemetik tedavilerle hastanın atakları kontrol altına alınıyormuş. hastalığın klinik bulgularına göre SKS tanısı konuldu. 1 gün süren kusma atağı oldu. Bu olgunun Fluoksetin’le belirtilerinin düzelmesi.5 yaşında kız hasta. Özgeçmişinde ve soygeçmişinde özellik yoktu. Özlem Gül Eser**. Genellikle stresli durumlarda atakları artma göstermekte birlikte. Atakların koruyucu tedavisi için herhangi bir ilaç kullanmamış. kaygısının azalmasına bağlı olabileceği gibi. herhangi bir organik sebep olmaksızın. Yapılan psikiyatrik muayenede. atağın önlenmesi. kusma etyolojisinin açıklanamaması üzerine polikliniğimize yönlendirildi. Tartışma: Hastalığın tedavisi. Kahramanmaraş ** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi. baş ağrısı oluyormuş. atak tedavisi ve atak aralıklarının uzatılması stratejilerini içerir. Fluoksetin’le tam remisyon sağlanan bir kız hasta tartışıldı. Tedavinin 3. yatarak tedavi gerektirmeyecek şekilde. peryodik kusma ataklarıyla başvuran çocuklarda akılda tutulmalıdır. Sonuç: SKS. Kusma periyodları arasında hasta normal yaşamına devam etmektedir. Koruyucu tedavisinde antidepresanların etkinliğini ve güvenilirliğini değerlendirmek için klinik çalışmalar yapılmalıdır. Hastaya koruyucu tedavi olarak. Literatürde SKS’li hastalarda Fluoksetin kullanımıyla ilgili yayına rastlanılmamıştır. Bir yılda 9. . herhangi bir psikiyatrik tanı almamasına rağmen. Hastanın ilk kusma atağı iki yaşında başlamış. SKS’nin tedavisi konusunda tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Yapılan tüm tetkikler ve fizik muayene sonucu normal olan hastaya. Kahramanmaraş Giriş: Siklik kusma sendromu (SKS). Yapılan tetkiklere göre kusmaya neden olabilecek herhangi bir organik neden saptanmamış. Ayrıca hasta kusma nedeniyle hastanede yatmaktan rahatsız olmaktaymış. bilinmeyen bir mekanizmayla da ilişkili olabileceği düşünüldü. Ali Nuri Öksüz*** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Hasta ataklarının olmadığı dönemlerde günlük işlevine devam ediyormuş. migren ilaçları ve antiepileptikler SKS'nin koruyucu tedavisinde kullanılmaktadır. Bu olguda. Olgu: 14. Kahramanramaş *** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. kaygı düzeyinin yüksek olması ve bazı atakların stresle tetiklenebilmesi nedeniyle Fluoksetin 20 mg/gün başlandı. Kusma öncesinde birkaç saat süren bulantısı ve atak sırasında hastanede yatmasını gerektirecek şekilde halsizlik. saatlerce veya günlerce bulantı ve kusma ataklarının görüldüğü bir sendromdur. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD. SKS tanısı konan. bazı kusma ataklarının herhangi bir stres faktörüyle ilişkisi yokmuş. Ayrıca hastaların psikiyatrik açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. Daha sonraki 15 aylık izlem süresince kusma ataklarında tam düzelme gözlendi. ayında hafif şiddette. daha çok çocuklarda ve adelösanlarda görülen henüz etiyolojisi bilinmeyen.

Cotard sendromunun tedavisinde çeşitli ilaçların yanı sıra EKT de önerilmektedir (3). Mutsuzluk. 2009. Beyin MRG ve EEG incelemeleri normal sınırlardaydı. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Giriş: Cotard sendromu ilk kez 1880 yılında Jules Cotard tarafından tanımlanmıştır. “Ben yokum siz sadece elbiselerimi görüyorsunuz” diyor ve uğraşılara katılmıyordu. Ocak 2012'de Aripiprazol ve Lityum ile tedavi görmüş. Luque R. Bu sendromda kişi karakteristik olarak organları ve bedeni dahil tüm varlığını. nihilistik sanrılar. iştahsızlık. Hastamızda da EKT tedavisi başarıyla sonuçlanmıştır. Dr. 2009'da Sertralin ve Olanzapin. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins.. 1620.. Bromet EJ. **Almıla Erol. suçluluk ve ölümsüzlük düşünceleridir. p. bu dünyada değilim. statüsünü ve sahip olduğu her şeyi kaybettiğini düşünür (1). Cotard sendromu tanısı konularak izleme alındı. En çok görülen belirtiler depresif duygudurum. 9th Edition. Havle N. . “Ben öldüm. Venlafaksin 75 mg/gün ve Aripiprazol 10 mg/gün başlandı ve Aripiprazol dozu 25 mg/güne çıkıldı. Sarı İ. Hastaya psikotik bulgulu depresyon. **Doç. Olgu: 32 yaşında bekar. kollarım bende değil” şeklinde nihilistik sanrılar ile kendisini mezarda görme şeklinde görsel varsanılar tanımlandı. 3) Berrios GE. In: Sadock BJ. bizim hastamızın belirtileri de bu çerçeve içerisindedir. Zamanla ölü olduğunu düşünmeye başlamış. Acta Psychiatr Scand 1995. bir yandan da ilginç bir biçimde ölümsüz oldukları sanrılarına sahip olabilirler. Ruiz P editors. 2008 yılında Olanzapin ve Karbamazepin. negativist tutum. Comprehensive Textbook of Psychiatry. anhedoni. Her defasında yakınmaları düzelen hasta ilaçları kendiliğinden bırakmış ve yakınmaları tekrarlamış. Hastalarda değişik psikiyatrik belirtiler olabilir. Dr. çalışmayan kadın hasta. 2010'da Risperidon. Sadock VA. anhedoni. Kapalı servise yatırılan hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygulanım. Kaynaklar: 1) Fochtmann LJ. Nitekim. Venlafaksin ve Lityum. anerji. ilkokul mezunu. suisidal düşünceler ve kollarının kendisine ait olmadığını düşünme eklenmiş. **Levent Mete *Ass. İlk yakınmaları 2006 yılında iki yakınının arda arda ölümü sonrası suçluluk düşünceleriyle başlamış.PB 147 Cotard Sendromu: Bir Olgu Sunumu *Murat Açar. Vitamin B12 eksikliği dışında rutin incelemeleri olağandı. Cotard Sendromu: Ender Rastlanan Bir Vak’a New/Yeni Symposium Journal 2010. ilaç ve yiyecek alımının hiç olmadığı günlerin olması üzerine hastaya Elektro Konvulzif Tedavi (EKT) başlandı. avolusyon. kardeşleriyle İzmir'de yaşayan. Cotard sendromu pek çok psikiyatrik hatta organik bozuklukla birlikte görülebilir (2). psikomotor etkinlikte azalma saptandı. Tartışma: Cotard sendromu ender görülür. 2) Özköse M. Cotard’s syndrome: analysis of 100 cases. Yaklaşık bir ay boyunca yakınmalarında düzelme olmaması. Hastalar bedenlerinin ve organlarının bir bölümünün ya da tamamının ölü olduğuna inanırken. Mojtabai R. Özgen G. Other psychotic disoders. 48 (2): 129-131. 91: 185-188. Aripiprazol 25 mg/gün ile kombine sekiz seans EKT uygulanan hastanın belirtileri tam düzeldi.

suçluluk düşünceleri. DSM IV-TR’de “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” (TSSB) ölçütü içinde değerlendirilmektedir (3). Treatment and Prevention”. Sezgin U.7:167-175. 3. Hatice Sodan Turan. . Torunu ile görüşmesine izin vermemiş. kaza haberlerine yönelik kaçınma davranışları. Bir yıl önce kendi kullandığı traktörün freni tutmaması neticesinde oğluna çarpmış. Doğal afetler. Tedavisi travmatik yas belirtileri göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Travmatik yas nedeniyle ruh sağlığı çalışanlarına başvuru da sınırlı olmaktadır(4). (2001). Olgu sayısının sınırlı olması. “Yakınlarını Kaybeden Kişilerin Ruhsal Durumlarının ve Yas Tepkilerinin Karşılaştırılması”. NY’nin halen devam eden depresif belirtileri. travmatik yasa ilişkin ayırt edici ruhsal sorunların tanımlanmasına ve değerlendirmede yol gösterici ilkelerin geliştirilmesine gereksinim vardır. oğluna yönelik yoğun özlem duyguları mevcuttu. Washington. kaza ile ilgili yoğun suçluluk düşünceleri. 90:41-69. Toplum ve Bilim. DC: American Psychiatric Association. Tartışma: Jacobs’un (1) travmatik yas için önerdiği dört temel ölçüt göz önüne alındığında NY’nin tanısının travmatik yas olduğu kanaatine varılmıştır. bedensel yakınmaları. Aslıhan Polat Kocaeli Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. kendine geldiğinde oğlunun kaza anında öldüğünü öğrenmiş. Ancak son aylarda işlevsellikte ciddi azalma olması üzerine yakınları tarafından polikliniğimize getirilmişti. “Ne Zaman Travmatik Yas Tanısı Konur? Ne Zaman Tedavi Başlar?”. Travmatik yas sonrası ortaya çıkan patolojik belirtiler sıklıkla olağan yas gibi değerlendirilip gözden kaçabilir. Kayıp beklenmedik. tanı karmaşası buna bağlı tedavi seçeneklerinin sınırlarının net olmaması bu olgulara yaklaşımı kısıtlayabilmektedir. konuşmama. Yüksel Ş. Klinik Psikiyatri 2004. çatışma ve savaşlar çok sayıda ani ve şiddet içeren kayba neden olabilmektedir (2). American Psychiatric Association. Sonrasında dissosiyatif bir süreci olmuş. Brunner/ Mazel Inc. dünyanın darmadağın olduğunu düşünme şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurmuş. Kocaeli Giriş: Kayıptan sonra ortaya çıkan ruhsal tepkilerin bütünü “yas” olarak değerlendirilir ve doğal bir sürecin parçasıdır. Text Revision (DSM-IV-TR).PB 148 Oğul Kaybı: Bir Travmatik Yas Olgusu Nermin Gündüz. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. 2. Olgun-Özpolat T. Bu yakınmaları bir yıldır devam etmesine rağmen. 52 yaşında. Dişcigil AG (2004). cinsel isteksizlik. 2000 4. Travmatik yas. acı ve huzursuzluk hissi. aile içi-toplumsal şiddet. Bu yazıda travmatik yasla gelen bir olgu tartışılacaktır. Zeynep Yıldız Akbey. Diagnosis. Jacobs S (1999). şiddet içeren ve dehşet uyandıran bir şekilde ise kaybı yaşayan kişinin verdiği tepkiler “travmatik yas” olarak tanımlanır (1). Kazadan sonra oğlunun eşinin NY’ye yönelik suçlamaları olmuş ve evi bu nedenle terk etmiş. kazalar. içe kapanma. Topçu Z. Değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için genel kabul gören tanım ve ölçütlerin geliştirilmesine. Olgu: NY. normal bir yas süreci gibi değerlendirilip tedavi arayışına gidilmemişti. Yüksel Ş. Kaynaklar: 1. oğluyla ve kaza anı ile ilgili yeniden yaşantılama belirtileri. Son olarak oğlunun ‘frene bas baba’ sesini hatırlıyormuş. erkek. “Traumatic Grief.

66 yaşında. Hastanın tansiyonu 70/50 mmHg’ ye düştü. damar yolu açıldı ve serum fizyolojik (SF) verildi. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2009. Takiplerinin dördüncü saatinde tansiyonları 110/70 mmHg’ye kadar çıkan hasta psikiyatri servisine alındı. Hıdıroğlu H. Kandemir G. Çocukluk ve Ergenlik Dönemi Şizofrenisinde Tedavi. 2. 2001. hipertansiyon nedeniyle antihipertansif ilaç kullanımı vardı. Burada hipertansiyon öyküsü ve antihipertansif ilaç kullanan ancak tek doz 100 mg ketiapin verildikten sonra hipotansiyon gelişen ve yoğun bakım koşullarında stabilize edilen bir olgu sunumu yapılmıştır. uyku.Hocaoğlu Ç. bilinç bulanıklığı ve uyku hali gelişti. Van Giriş: Baş dönmesi. Tartışma: Antihipertansif kullanan ve tansiyonları normal seyreden hastaya ketiapin verildikten sonra arteriyel tansiyonu 80/60 mmHg’a düşmesi hastada ketiapine bağlı hipotansiyonu düşündürmektedir. 10 ay önce benzer şikâyetleri başlayan hasta essitalopram 20 mg/gün ve trazodon 50 mg/gün tedavisinden fayda görmüş. ekstrapiramidal semptomlara ve antikolinerjik yan etkilere yol açmaması nedeniyle yaşlılarda tercih edilen atipik antipsikotiklerdendir (1). kadın. Ketiapinin emildikten 2 saat sonra plazma tepe noktasına ulaşması ve yarılanma ömrünün 7 saat olması değerlendirildiğinde.E. kendine bakımı azalmış. Özgeçmişinde. Klinik Psikiyatri. psikomotor aktivite azalmış. Ketiapin sedasyona neden olduğundan yaşlı hastalarda düşük dozlarda hipnotik amaçlı kullanılabilmektedir. konuşmama. Akşam 22:00'da tek doz ketiapin alan hastanın saat 22:50 sularında aniden baş dönmesi ve gözlerde kararma hissi olup arteryel tansiyonu 80/60 mmHg. uykusuzluk iştahsızlık. Ruhsal durum muayenesinde. görüşmeye ilgisiz.iştah azalmış olarak değerlendirildi. Kaynaklar: 1. moralsizlik. Psikiyatri Bölümü. duygulanım depresif. halsizlik ve senkop gibi belirtilerle seyreden hipotansiyon.PB 150 Tek Doz Ketiapin Kullanımına Bağlı Yaşlı Hastada Gelişen Ciddi Hipotansiyon: Bir Olgu sunumu Osman Özdemir. ilaca bağlı hipotansiyon tanısını desteklemektedir(2).19:55-58. Hasta trendelenburg pozisyonuna getirildi. Ketiapin. nabız 98 atım/dk olarak ölçüldü.Şenol S. 3–4 aylık iyilik halinden sonra ilaç kullandığı halde rahatsızlığı tekrarlamış. Ketiapin kullanımı sırasında ortaya çıkan sinüs taşikardisi: Üç olgu sunumu. şikâyetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurdu. Hasta yoğun bakıma alınarak monitorize edildi. Hastada ‘Depresif bozukluk’ düşünülerek yatışı yapıldı ve sertralin 50 mg/gün ve 100 mg/gün ketiapin başlandı.4:25-37 . yaşlı bireylerde düşme ve kırıklara neden olduğu için tehlike oluşturmaktadır. Pınar Güzel Özdemir İpekyolu Devlet Hastanesi. Sonuç olarak ketiapinin sık karşılaşılan yan etkileri arasında olan hipotansiyon morbidite ve mortalite sebebi olduğu için özellikle yaşlı hastalarda dikkat edilmelidir. halsizlik. düşük ses tonuyla kısa cevaplar veriyor. Olgu: H.

Belirgin vasküler patolojiye rastlanmamıştır. İşlevsel Faaliyetler Anketi: 14/30 (>9. Bu olgu FTD ya da Alzheimer hastalığının atipik varyantı ve PSP birlikteliği açısından tartışmalı bir olgu olup. kesin tanı için postmortem incelemeye gereksinim vardır. bozuk). patlayıcı tarzda konuşan hastanın konuşmayı başlatmaktaki zorluğu. disprozodinin eşlik ettiği hafif duyusal disfazi. dengesizlik. apraksi. uykusuzluk. Son yıllarda konuşma bozukluğu ile başlayan PSP olguları bildirilmektedir. saçlarını tarayamadığı. dengesizlik. apati.PB 151 Konuşma Bozukluğu ile Başlayan Progresif Supranükleer Palsi ve Frontotemporal Demans Olgusu Umut Altunöz. Psikiyatrik muayene: hafif depresif belirtiler. Basit komutları anlayabiliyor. bozuk). İleride yapılacak çalışmalar geniş vaka serilerinde bu tanıların klinik ve nöropatolojik açıdan aynı spektrumun içinde yer alıp almadığını aydınlatmayı hedeflemelidir. supranükleer tipte bakış felci. Konuşma bozukluğunun başlamasından yaklaşık bir yıl sonra bradikinezi. Bu bildiride konuşma bozukluğu ile başlayan. işçi emeklisi erkek hasta. sık düşme ve subkortikal tipte demans ile karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır. Olgu: İB. PSP’nin Frontotemporal Demans (FTD) ile ilişkili olabileceği de bildirilmiştir. Bu vakada once konuşma bozukluğu başlamış. Duraksayarak. sık düşmelerinin başladığı öğrenildi. Bilişsel Kayıp için Bilgilendiriciye Uygulanan Anket: 4. bozuk). yerinde duramama. soyunup. Beyin PET: Sağ pariyeto-oksipital bölgede daha belirgin olmak üzere serebral kortekste yaygın metabolizma azalması. Nöropsikolojik Değerlendirme: Standardize Mini Mental Test: 14/30 (<24. Bilgen Biçer Kanat. Bir yıl önce hafif unutkanlığı olan hastanın.giyinemediği. Saat Çizme Testi: 0/5 (<3. Nörolojik muayene: Motor disfazi. Beyin MRG: Yaygın kortikal atrofi. bir PSP-FTD olgusu tartışılacaktır. literal parafaziler. Sonuç ve Tartışma: Nöropatolojik ve klinik açıdan PSP ve FTD’nin ilişkili olduğunu bildiren yayınlar artmaktadır. orta beyin yapılarında atrofi ve buna bağlı olarak midsaggital kesitlerde ‘’hummingbird bulgusu’’ mevcuttur. L-Dopa tedavisine yanıt alınamadığı tıbbi kayıtlardan öğrenildi. .03 (>3. Geriyatrik Psikiyatri polikliniğine beş yıl önce başlayan ilerleyici konuşma bozukluğu ile başvurdu. Erguvan Tuğba Özel KızılAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı.4. yürütücü işlevlerde bozukluk ve diğer PSP bulguları eklenmiştir. karmaşık cümleleri anlamakta güçlük çekiyordu. son zamanlarda evinin yolunu bulamadığı. bozuk). Geriyatrik Psikiyatri Birimi Giriş: Progresif Supranükleer Palsi (PSP) simetrik akinetik-rijid parkinsonizm. bozuk). artikülasyon hataları. Son bir yıldır apati. 76 yaşında. eğitimsiz. sonrasında yakın bellek kusuru. sıvı gıdaları yutmakta güçlük çektiği bildirildi. Frontal Değerlendirme Aracı: 4/18 (<9. Vertikal bakış kısıtlılığı mevcuttu. yarım sözcükleri mevcuttu. üst ekstremitede belirginleşen simetrik rijiditesinin oluştuğu. Dört ekstremitede belirgin bradikinezi ve bilateral üst ekstremitelerde rijiditesi mevcuttu.

erkek hasta. Kranial BT‘de diffüz serebral kortikal atrofi. Beyin PET görüntülemede frontal loblarda hafif ve temporal loblarda orta derecede hipometabolizma gözlenmiştir. Yakınlarından davranış değişiklikleri ortaya çıkmadan önce hastanın eski halı. Olgu 1:İB. . yiyecek kaplarını biriktirdiği vebalkonun kullanılamayacak hale geldiği öğrenilmiştir. Psikiyatrik muayenesinde yakın bellek ve dikkat bozukluğu başta olmak üzere.erkek hasta. memur emeklisi. Yaşlılık çağında başlayanbiriktiriciliğin demans için öncül belirtilerden olabileceği akılda tutulmalıdır. 66 yaşında. bitmiş otobüs kartı biriktirdiği. düşünce içeriğinde fakirleşme.Hasta Frontotemporal demans tanısıyla izleme alınmıştır.PB 152 Üç Olgu ile Demansta Kompulsif Biriktiricilik Bilgen Biçer KANAT*. duygulanımında küntlük ve yürütücü işlevlerde bozukluk saptanmıştır. İleri yaşta görülen depresyona eşlik eden kompulsif biriktiriciliğin yürütücü işlevler. emekli memur. saksıları. Alzheimer Hastalığı tanısıyla izlenen hastanın evden gitme ve kağıt biriktirme (dolaplar dolusu eski gazete ve kağıt) gibi davranışları olduğu öğrenilmiştir. unutkanlık ve böcekler görme şikayetleriyle başvurmuştur. kalem. bu eşyalar nedeniyle evde adım atacak yer kalmadığı öğrenilmiştir. Kranial MRG‘de bilateral temporaparietal atrofi saptanmıştır. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. camide türkü söyleme. Kraniyel MRG’sinde yaygın kortikal atrofi saptanmıştır. Olgu 3: CFT. Bu yazıda kompulsif biriktiriciliği bulunan üç farklı tipte demans olgusu sunulmuştur. 74 yaşında. Geropsikiyatri Birimi ** Çankaya Üniversitesi. balkonunda sokaktan bulduğu plastik şişeleri. gazete. apraksi. Erguvan Tuğba ÖZEL KIZIL* *Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Umut ALTUNÖZ*. lise mezunu. Olgu 2: NB. çocuklara küfür etme. eğitimsiz. geceleri kalkıp dolaştığı. sözel bellek ve bilgi işleme bozuklukları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir . kadınlara sözel tacizde bulunmayakınmalarıyla başvurmuştur. Kliniğimize söylenenleri hatırlayamama. erkek hasta. Sevinç KIRICI *. Gülbahar BAŞTUĞ**. Kliniğimize eşiyle kavga etme.Eskiden obsesif kompulsif bozukluk bağlamında değerlendirilen bu davranış. Demansta kompulsif biriktiriciliğin yaygınlığının %22 civarında olduğu bildirilmektedir. Psikoloji Bölümü Giriş:Kompulsif biriktiricilik yaşlılarda gençlere kıyasla daha sık görülmektedir (1). isteksizlik. 81 yaşında. Yakınlarından eşyalarını koyduğu yerleri unuttuğu. depresif belirtiler.lise mezunu. işçi emeklisi. Kliniğimize iştahsızlık.günümüzde bağımsız bir bozukluk olarak ele alınmaktadır. uykusunda rüyalara uygun hareket ettiği. HastaLewy Cisimcikli Demans tanısı ile izleme alınmıştır. moral bozukluğu. eşyaları koyduğu yerleri unutma yakınmalarıyla başvurmuştur. yakın bellek ve dikkat bozukluğu ile görsel varsanıları olduğu saptanmıştır. Psikiyatrik muayenesinde depresif belirtiler. lisan bozukluğu ve yürütücü işlevlerde bozukluk. Tartışma: Üç olguda da depresif belirtilerin bulunduğu ve demansın erken evrelerinde biriktiriciliğin olduğu dikkat çekmektedir. uyuklama. çakmak.

Olgu sunumu ile venlafaksine bağlı epileptik nöbet ile ilişkili yazının kısaca gözden geçirilmesi ve yaşlıda akılcı ilaç kullanımına dikkat çekmek amaçlanmıştır. nöbet eşiğini düşürerek epileptik nöbetleri tetikleyebildikleri bilinmektedir. erkek hasta. 3dk süren. Hastada Major Depresyon ve Komplike Yas tanıları düşünüldü. sitalopram 20mg 1x1. Turan Ertan1. Psikiyatri AD. Son nöbet. Hastanın bundan sonraki bir yıl boyunca nöbet geçirmediği öğrenildi. Venlafaksinin terapötik dozda nöbete neden olması olgumuzu ilginç kılmaktadır. Ayrıntılı metabolik.5 mg 1x1 başlandı. Yatırılarak takip edilen hastanın aldığı paroksetin 20 mg 1x1 ve ketiyapin 100 mg 3x1 azaltılarak kesildi. Tablo. Psikiyatrik muayenesinde duygudurumu depresif ve anksiyözdü. İstanbul Giriş: Psikotrop ilaçların. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.gün tonik kasılmalarla başlayan. başlanmasının 5. Bedensel yakınmaları için yapılan incelemelerinde hiçbir patoloji saptanamamıştı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. ketiyapin 125 mg 1x1 ve levatirasetam 250 mg 2x1/2 olarak düzenlendi. 3 kez daha tekrarladı. terapötik dozda venlafaksin kullanımına bağlı tekrarlayan epileptik nöbetler geçiren bir olgu sunulacaktır. komorbidite ve çoklu ilaç kullanımı nedeniyle gençlerden daha sık olabilir. elektroensefalogram ve lomber ponksiyon incelemeleri sonucunda nöbeti açıklayacak hiçbir patoloji bulunamadı. bellek ve yürütücü işlevleri yaşına uygundu. venlafaksine bağlı akut semptomatik epileptik nöbet olarak değerlendirildi. Venlafaksin kesildi. yaşa bağlı fizyolojik değişiklikler. arkasından klonik atmaların eklendiği. venlafaksinin son dozu alındıktan 20 saat sonra gözlendi. Venlafaksin 75 mg 1x1. Hastanın bu dozu aldığı 3. Levatirasetam. Psikomotor aktivitesi ve iştahı azalmıştı. Yakınmaları 4 yıl önce kızının lösemi nedeniyle ölmesi ile başlamıştı. Çiğdem Özkara2 1İstanbul Üniversitesi. Tedavisi. kardiyolojik. Akut ve idame tedavide kullanılan antidepresanların yaşlıdaki en uygun dozlarının belirlenebilmesi için daha fazla kanıta gereksinim vardır. Anhedoni ve anerji tarif etmekteydi. Venlafaksin. Tartışma: Hayvan ve insan çalışmalarında venlafaksinin yüksek dozlarının prokonvülzan etki yaptığı gösterilmiştir. depresif içerik mevcuttu.PB 153 Yaşlıda Terapötik Dozda Venlafaksine Bağlı Tekrarlayan Epileptik Nöbetler: Olgu Sunumu Özge Kılıç1. Benzer nöbetler. devamına gerek duyulmayarak 2. Yaşlılarda antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler. afekti uygundu. Dikkat. idrar yapma güçlüğü. İstanbul 2İstanbul Üniversitesi. mirtazapin 15 mg 1x1 ve alprazolam 0. ayda kesildi. sık doktora gitme. Nöroloji AD. polikliniğimize kabızlık. nörogörüntüleme. Bu yazıda 80 yaşında. uyaranlara yanıtsız olduğu. . İnsomni mevcuttu. kendiliğinden sonlanan ve sonrasında oryantasyonun olmadığı postiktal konfüzyonun seyrettiği bir nöbet görüldü. hayattan keyif almama ve içe kapanma yakınmalarıyla başvurdu. Olgu Sunumu: 80 yaşında.günü 150 mg/gün dozuna çıkıldı. Düşünce içeriğinde hastalıkla ilişkili ve bedensel aşırı uğraşlar.

Bu yazıda dissosiyatif belirtiler ve depresif semptomları olan ancak kısa süre sonra aşırı uykululuk. Gündüz aşırı uykululuk ve katapleksi narkolepsinin iki önemli semptomudur (1). sinirlilik. Tedavisinde.Yavuz Selvi İpekyolu Devlet Hastanesi Psikiyatri Bölümü VAN.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. VAN. 2. ancak antiepileptik tedaviden fayda görmedi.Nishino S. Hastaya narkolepsi tanısı konularak ‘modafinil’ verildi ve belirgin fayda gördü. Ancak epilepside bilinç tümüyle kapalı ve postiktal konfüzyon görülürken narkolepside görülmez ve kişi hemen uyandırılabilir. kısa süreli uyku ataklarından oluşan.Narcolepsy: a review. Clinical and Neurobiological Aspects of Narcolepsy. Giriş: Narkolepsi. uyku atakları ve katapleksi ile epilepsi özellikle atonik nöbetler düşünülebilir. gün içerisinde karşı konulamaz 15–20 dakika süren uyku atakları olunca tekrar psikiyatri polikliniğine başvurdu. farmakolojik olmayan yaklaşımlarla birlikte MSS uyarıcıları ve modafinil kullanılmaktadır (2). Tartışma: Narkolepsi. Olgu: 35 yaşında. ailesiyle yaşıyor. yerinde duramama şikâyetleriyle psikiyatri kliniğine başvurusu. Adem Aydın. klinik ve laboratuar değerlendirmeleri sonucunda narkolepsi tanısı konan ve tedavi edilen bir olgu sunulmuştur. Hastanede yattığı dönemde dissosiyatif semptomlar (amnezi. Hastanın dissosiyatif belirtileri tedaviden sonra gözlenmedi. 5 yıl önce başlayan uykusuzluk. Neuropsychiatric Disease and Treatment. yatarak tedavi hikâyesi mevcut. kadın. semptomların şiddeti yıllar içinde sabit kalmakla birlikte dalgalanmalar görülebilen bir uyku bozukluğudur. Olgumuzda olduğu gibi antiepileptiklerden fayda görmez. . Rickards H.Akintomide GS. 2007. Kaynaklar: 1. Ayırıcı tanıda hastalığın başlangıç döneminde. BTA dissosiyatif bozukluk. sıklıkla katapleksinin eşlik ettiği bir tablodur. iki çocuklu. Hasta halen modafinil 600 mg/gün ve fluoksetin 20 mg/gün kullanıyor. depresyon tanıları ve antidepresan tedavi ile taburcu olduktan 2 ay sonra ani dokunmalarda ve gülmelerde yere yığılma şeklinde nöbetleri başlayan hasta. füg ve depersonalizasyon) tespit edilerek SCID değerlendirmesi ve DES uygulanmış. ani düşme atakları ve hipnogojik halüsinasyonlar gibi narkolepsi belirtileri gösteren. gün içinde karşı konulamaz derecede şiddetli. Narkolepsinin duygudurum bozuklukları ve şizofreni ile belirli semptomlarının örtüştüğü bildirilmiştir. O dönemde istirahatte ve uyku yoksunluğu sonrası çekilen EEG ve beyin MR tetkikleri normal olan hastanın uygulanan MSLT sonucunda ortalama uyku latansı 5 dakika olarak saptandı ve uyku başlangıçlı REM epizodları tespit edildi.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. Bildiğimiz kadarıyla dissosiyatif belirtilerin öncülük ettiği olgu bildirilmemiştir. etyolojisi henüz tam belirlenemeyen. aksine yakınmaları arttı. 2011:7 507–518. Sleep Med.PB 154 Dissosiyatif Semptomlarla Ortaya Çıkan Bir Narkolepsi Olgusu Pınar Güzel Özdemir. Hasta nöroloji görüşü de alınarak epilepsi tanısı ile tedavi edildi.

ancak kasılmaların telkinle geçmesi. başlangıçtan itibaren paterninde belirgin değişiklikler olması. toraks. Yatışı sırasında hastanın karın ve boynunda ritmik olmayan. Tüm bu bulgular sonucunda hastanın tanısının konversiyon bozukluğu olduğuna karar verildi. Çekilen EMG de istemsiz kasılmalara eşlik eden motor ünite boşalımları görüldü. Sertlik genellikle bel bölgesinden başlayarak aylar içinde sırt. anti nöronal antikor paneli ve otoimmün ensefalit paneli negatif saptandı. Bu kasılmaların son 2 ay içinde hastanın Ankara’ya gittiği 4 gün ve kliniğimizde yattığı 4 gün dışında her gün olduğu. ve üriner sistem USG normal bulundu. hemogram. göğsünde kasılma olan.2011 tarihinde psikiyatrik değerlendirilmesi istendi. Tartışma: Hastanın kasılmalarının lokalizasyonu stiff person sendromu ile uyumluydu.08. 9 Haziranda psikolojik stres sonrasında kollarını çapraz yaptığı. Mehmet Barış BASLO**. etraftaki söylenenleri duyduğu ancak cevap veremediği bir nöbeti olduğu öğrenildi. bakılan kanser belirteçleri. Elif KOCASOY ORHAN**. . Amacımız İTF nöroloji kliniğinde stiff person ön tanısı ile yatırılan ve yatışı sırasında konversiyon bozukluğu ayırıcı tanısı için psikiyatrik değerlendirmesi istenen bir vakayı tartışmaktır. Hastada 3 Haziran 2012 de ayağında kasılma ve hareket ettirememe başladığı. kısa süreli ve tekrarlayıcı kasılmaları gözlemlendi. EMG de kasların telkinle istirahate sevk edilebiliyor olması ve Anti GAD negatif olması stiff person sendromunu dışlayan bulgulardı. üniversite mezunu ve dini bir cemaatle bağlantılı bir yurtta müdür yardımcısı olarak çalışıyor. Ertesi gün hastanın tekrar göğüs ve boyunda kasılması olunca telkinle kasılmalar durdu ve tekrarlamadı. ara vererek dört gün boyunca hiç olmaması. Başar BİLGİÇ**. Konversiyon bozukluğu organik bir sebeple açıklanamayan motor ve duyu alanında görülen işlev bozukluğudur. fakat söz konusu kaslar telkinle istirahate sevk edilebiliyordu. Hasta. disosiatif nöbetlerin eşlik etmesi. batın BT.Haşmet HANAĞASI**. Vaka: 25 yaşında erkek hastanın 13. Doğan ŞAHİN**İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı **İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Giriş : Stiff Person sendromu çizgili kaslarda giderek artan istemsiz kasılma ve kas rijiditesi ile karakterize bir hastalıktır.PB 155 Stiff Person Sendromu ve Konversiyon Bozukluğu Ayırıcı Tanısı Yapılan Bir Hasta Meliha ÖZTÜRK*. kol ve bacaklara yayılır. Servis yatışı sırasında bakılan rutin biyokimya. EEG. hastaneye yatışından önce 45 dakika süren “Alalh’ın isimlerini” bağırdığı bir nöbet olmaya başladığı ve bu arada bakılan Anti GAD antikorun negatif geldiği öğrenildi.

/gün sülprid tedavisi başlandı. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Somatizasyon bozukluğunda genç yaşlarda başlayan ve yıllarca süren çok değişik fizik belirtilerle giden bir rahatsızluık söz konusudur. geldi.Yücel B. boğazda düğümlenme duygusu yakınmaları olduğu da öğrenildi. Hastanın sertralin tedavisi sonlandırılarak 100mg. 2. (3) Antipsikotik ilaçların somatoform hastalıklarda kullnaımına ilişkin Decoutre ve arkadadaşlarının yapmış olduğu gözden geçirme çalışmasında özellikle fonksiyonel dispepsi tablosunun antipsikotik tedaviye iyi yanıt verdiğine dikkat çekilmektedir. Van den Eede E.H. 1.Decoutre L. mensturasyon düzensizlikleri.Öztürk O. Baskı. nöroloji hekimerince takipleri yapılmış. (eds). Somatizasyon bozukluğu ve farklılaşmamış somatoform bozukluk in: Psikiyatri Temel Kitabı. Hastanın 2 yıllık süre içinde dahiliye. a review. Yaklaşık 4 ay süreyle izlenen hastanın tüm ağrı ve gastointatinal semptomlarınn kaybolduğu gözlendi. Ankara: Hyb Basım Yayın. 15 gün sonraki ilk kontrolde hastanın bulantı kusma.Baskı. endoskopi ve laparoskopik inceleme.PB 156 Sülprid Tedavisine İyi Yanıt Veren Sertraline Dirençli Somatizasyon Bozukluğu Olgusu Mustafa Burak Baykaran Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları E. Moorkens G. çalışmıyan kadın hasta yaklaşık 2 yıldır devam eden karın ağrısı yakınması. 2008. (1) Hastamızda tablonun hızlı ve etkin düzelme gözlenmesi somatizasyon bozukluğu tedavisinde antipsikotiklerin en az antidepresanlar kadar önemli olduğunu göstermesi açısından değerlendirilmelidir. EMG tekikleri yapımış.538 3. 11. Antipsychotic agents in treatment of somatoform disorders. Hastanınn takipleri aylık olarak devam edildi. göğüs ağrısı yakınmalatı var bu ağerılrdan ve somatizasyon bozukluğu kriterlerini karşılayacak şekilde aralıklı bulantı ve kusmalar. EEG. (2) 25 yaşında evli. kadın doğum.376 . 2007:369. Hastada yapılan tetkiklerde belirgin bir patoloji saptanmamış. çocuğu yok. Uluşahin A. 2/5 kardeş. Polat A. Ankara: Tuna Matbaacılık. boğazda düğümlenme şişikinlik yakınmalarının tamamen ortadan kaybolduğu görüldü. Köroğlu E. Sabbe BG. Literatürde somatizasyon bozukluğu farmakoterapisine ilişki kontrollü çalışma bulunmamaktadır. karın ağrısı./gün kullanımı mevcut. mensturasyon sırasında ağrı. Hasta ile yapılan görüşmede ek olarak sırt ağrısı. Yaklaşık 6 ay süreyle psikiyatri takibinde olan hastanın sertralin100mg. genel cerrahi. Tijschr Psychiatr 2011. Güleç C.53:163-173 2.A.

Lilly R et al. 24(7): 1193–1203 2. amnezi ve epileptik nöbetleri de içerebileceği ve klinik pratikte bu tür olguların az olduğu bildirilmiştir (3). Psikiyatri Kliniği.Fallon B. yakınlarını tanımayan hasta acil servise getirilmiş ve çekilen MR'ında “bilateral temporal hornların medial kesiminin tutan. Sonrasında unutkanlık. yönelim bozuk. Beyin omurilik sıvısında Pandy (+). Ahmet Levent Mete* *İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. demans. bellek bozukluğu. Kaynaklar 1. kooperasyon kısıtlıydı. 2. azalmış vokal ve motor tepki. 90 beyazküre. çağrışımları dağınıktı. Ertesi gün inkontinans. Nörolojik muayenesinde özellik yok. Klüver-Bucy sendromu. HSE gibi durumlar sonrasında oluşabilen postensefalitik bir sendromdur. baş ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından sinüzit tanısıyla. hiperoralite. Olgu: 31 yaşında. fokal ensefalitin en sık etkenidir. 2010 October. Yöntem: Bu yazıda üç yıl önce geçirdiği herpes ensefalitinden sonra Klüver-Bucy Sendromu gelişen bir kadın hastanın tartışılması planlanmıştır. Radyoloji Kliniği. 1983 Sep.Uğur Demir**. Düşünce içeriği fakir. Hastaya DSM-IV’e göre “Diğer Genel Tıbbi Durumlara Bağlı Demans” tanısı konuldu. Olgumuzda hiperoralite. aşırı ve uygunsuz yemek yeme. Ruhsal durum muayenesinde. Alzheimer hastalığı. Herhangi bir hastalık öyküsü olmayan hasta. Comprehensive Textbook of Psychiatry VIII. ağır seyirli. bilişsel işlevlerde bozulma saptanmış ve Klüver-Bucy sendromu geliştiği düşünülmüştür. Buna ek olarak afazi.33(9):1141- . HSE tanısıyla antiviral tedavi başlanmış. Anksiyöz duygulanım gözlendi. Tartışma: HSE tedavi edilmediği takdirde %40-70 ölümle sonuçlanır. Anlık. afazi. Görsel agnozi. Dementia Following Herpes Zoster Encephalitis. tüm vücut da kasılmanın geliştiği epileptik nöbet sonrasında. tuhaf konuşmaları olan. Neurology. Sadock VA (ed) Güneş Kitapevi. Bilinç açık. Temporal ve frontal lobların inferomedial bölümlerinde nekrotizan lezyonlar yapar(1). soyut düşünmesi. Almıla Erol*. s. hiperseksüalite ölçütlerinden en az 3’ü olmalıdır. Perseverasyonları belirgindi.A. antibiyotik tedavisi başlanmış.455 3. devamlı aynı kelimeleri tekrar etme şeklinde yakınmaları devam etmiş. Klüver-Bucy Sendromu gelişebilir(2). Dikkati dağınıktı. Clin Neuropsychol. İzmir **İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. hipermetamorfoz. demans. The Human Klüver-Bucy syndrome. hipokampal gyruslarda volum kaybı” saptanmış. parankimal doku kaybı ve ensefalomalazik değişiklikler. 20 kırmızıküre bulunmuş. kafa travması. geçmişini hatırlamama. evli. Diğer Enfeksiyöz Hastalıkların Nöropsikiyatrik Yönü. kadın. Bangen KJ et al.PB 159 Herpes Ensefaliti Sonrası Gelişen Klüver-Bucy Sendromu: Olgu Sunumu Dursun Hakan Delibaş*. yargılaması bozulmuştu. Sadock BJ. 3 yıl önce ateş yüksekliği. İzmir Giriş: Herpes ensefaliti (HSE) sporadik. Yaşayan hastaların çoğunda sekel görülür. amnezi. yakın ve uzak bellek.

çocukluk döneminde cinsel travma yaşadığını bildiren erişkin kadınlarda travmaya bağlı semptomlarda azalma veya iyileşme sağladığı bildirilmiştir4. Burhanettin Kaya** * Ankara Üniversitesi. Tıp Fakültesi. Bu olgunun cinsel terapilere yeni bir bakış açışı kazandırdığı. beş yaşından itibaren yineleyici tecavüze uğradığı saptanan. ilk cinsel ilişkinin ağrılı olması gibi travmatik yaşantılarının etiyolojik bir etken olduğu saptanmıştır. . Cinsel işlev bozuklukları polikliniklerinde yapılan araştırmalarda ise vajinismus sıklığı % 6675. Cinsel Eğitim Araştırma ve Tedavi Derneğinin (CETAD) 2007 yılında gerçekleştirdiği araştırmanın verilerine göre vajinismus her 10-12 kadından birinde görülmektedir. bu konuda yeni olgu sunumlarına ve araştırmalara gereksinim olduğu düşünülmektedir. ağrılı jinekolojik muayene. EMDR’nin cinsel işlev bozukluklarında da etkili olduğu. Ankara Vajinismus vajinanın ön kısmının üçte birindeki kaslarda yineleyici ya da sürekli istem dışı kasılması ve sonucunda cinsel ilişkinin olanaksız olması olarak tanımlanmaktadır1. tedirginlik ve uyku bozukluğu bulunan. Yapılan çalışmalarda çocukluk döneminde cinsel travma yaşamış kadınlarda. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. EMDR’nin travma ile ilişkili belirtilerde iyileşme sağladığı bildirilmiştir. Bu bildiride sekiz aydır cinsel ilişkiye girememe yakınmasıyla başvuran. Ankara ** Gazi Üniversitesi.9 bulunmuştur2. cinsel terapiye uyum sağlayamayan ve bir seans EMDR uygulaması ile iyileşen bir vajinismus olgusu sunulmuştur. EMDR ile tedavi edilen vaginismus ile ilgili ülkemizde yayımlanmış iki olgu bildirimi bulunmaktadır4. 3 Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) tekniği Travma Sonrası Stres Bozukluğunda (TSSB) başta olmak üzere birçok ruhsal bozuklukta kullanılabilmektedir.PB 158 Çocukluk Çağında Yineleyici Tecavüz ve Cinsel Taciz Öyküsü Bulunan Bir Vaginismus Olgusunda EMDR’nin Etkinliği Yasemin Hoşgören*. Yapılan çalışmalarda cinsel taciz. EMDR’nin travma öyküsü bulunan cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde terapiye uyumu artırıcı süreci hızlandıran bir tedavi tekniği olarak kullanılabileceği. bu olayı tekrar tekrar hatırladığı.

Nedeni anlaşılamayan ekstrapiramidal ve serebellar bulgularla birlikte psikiyatrik semptomları olan genç hastalarda ayırıcı tanıda WH akılda tutulmalıdır. anksiyöz duygulanım. nukleus lentiformislerde atrofik değişiklikler. seruloplazmin düzeyi 1. kısıtlı kooperasyon. ruhsal muayenede bilinci açık. 24 saatlik idrarda bakır düzeyi 248 μg/24saat (N:<50 μg/24saat) olarak bulundu. Metabolik-infiltratif patolojiler yönüyle tetkikleri istendi. tremor. Hasta kognitif testleri uygulayamadı. Kognitif bozukluk. Hamilton Depresyon Ölçeği(HAM-D) 27/51. Beyin MRG’de bilateral bazal ganglionlarda. Olgu:37 yaşında bayan. birkaç günde oryantasyon kusuru düzeldiyse de hareket bozukluklarında iyileşme minimaldi. Psikometrik değerlendirmede Deliryum Derecelendirme Ölçeği(DDÖ) 18/30. psikiyatrik semptomlarla kendini gösterebilir. Sonuç: WH’da hepatik belirtiler akut. Hamilton Anksiyete Ölçeği(HAM-A) 27/56 olarak bulundu. Giriş: Wilson hastalığı (WH) selüler hasarla sonuçlanan bakır toksisitesiyle karakterize genetik zeminli bakır metabolizma bozukluğudur. Dahiliye konsültasyonunda kompanse kriptojenik siroz düşünüldü. depresif duygudurum. çinko asetat tedavileri başlandı. Kriptojenik siroz öyküsü yanında nörolojik. ara ara ortaya çıkan oryantasyon kusuru. amisülpirid 200mg/gün tedavisine devam edildi. tremor. sürekli anlamsız gülümseme mevcuttu. yürüme bozukluğu. amaçsız vücut hareketleri. Nermin Yücel**. yakınlarını tanımama şikayetleriyle polikliniğimize başvurdu. insomnia. Beck Depresyon Envanteri (BDE) 33/63. boyunda ayaklarda kasılmalar.46 mg/dl (N:26-63 mg/dl). talamuslarda. Sırayla 15 gün ve 45 gün sonra testlerde. Erzurum. HAM-A 20-10/56. Dahiliyeye rekonsülte edilen hastada WH tanısıyla penisilamin 150-300mg/gün. Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. anhedoni. koreoatetozis. fulminan hepatik yetmezlik olarak kliniğe yansırken nörolojik bulgular dizartri. distoni. kronik hepatit. BDE 21-6/63 şeklinde iyileşme tespit edildi. kilo kaybı bulgularıyla deliryum ve depresif bozukluk öntanıları düşünüldü. psikiyatrik belirtiler gösteren olgumuzda WH tanısına giden süreç ilginç bulunarak sunulmuştur. milnasipran 100mg/gün. nörolojik. HAM-D 21-5/51 . uykusuzluk. vajinal kanama. Ünsal Aydınoğlu* * Atatürk Üniversitesi. ataksi gibi ekstrapiramidal etkilerle karakterizedir. Hastanın kliniğimizde amisülpirid 200mg/gün. burun kanaması. 6 yıldır etiyolojisi açıklanamamış kriptojenik siroz öyküsü mevcuttu. Bazal ganglionlardaki simetrik izlenen patolojilere yönelik iskemik problemler düşünülerek nörolojiye konsülte edildi. heterojen intensiteler izlendi. . 2 ay önce abortus ve küretaj operasyonu sonrası anlamsız konuşmalar. kollarda bacaklarda distonik postür. DDÖ 10-4/33.PB 159 Deliryum Düşünülen Wilson Hastalığı: Bir Olgu Sunumu Atakan Yücel*. depresyon da yaygın olarak görülür. siroz. iskemik patoloji saptanmadı. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. lorazepam 3mg/gün ile tedavisi sürerken hipertansiyon gelişmesiyle milnasipranı kesildi. halsizlik. Nörolojik değerlendirmede DTR bilateral hiperaktifti. ** Atatürk Üniversitesi. Erzurum. vajinal kanaması kesildi. yürümekonuşmada zorluk. dizartri. Elif Oral*. Göz muayenesinde bilateral Kayser-Fleischer halkası görüldü. Hepatik. Kadın doğum kliniğince tekrar kürete edildi.

Ailesi tarafından baygın halde bulunan hasta acil servise getirilmiş. ilkokul mezunu. Çağrışımlar dağınık.45pg/ml (0. Vital bulguları normaldi. Hastanın yatışı boyunca ağlamaları ve depresif duygudurumu mevcuttu. Bu olguda hipotiroidiye bağlı olarak akut psikotik semptomlarla karşımıza çıkan bir olgu sunulmuştur. Tiroid USG: Her iki tiroid parankimi minimal heterojen izlenmiştir. çocuklarının kendisini zehirleyeceği düşünceleri başlamış. Nörolojik muayenede konfüzyon hali dışında bir patoloji saptanmadı.2) Anti-tg:527 IU/ml (0-115) Anti-tpo: 399. Duygulanımı disforik. Kan biyokimya değerleri normal sınırlardaydı. Türkiye Giriş Hipotroidizm tiroid hormonun düşüklüğü sonucu oluşan klinik sendromdur.4) freeT4:1. Olgu ND.27-4. Tartışma Olgu için geç erişkin yaşta başlaması. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik öyküsü bulunmayan hastanın son 1 haftadır içe kapanma. kadın. Psikiyatrik hastalarda klinik hipotiroidizm görülme oranı %0.PB 160 Psikoz Kliniği ile Ortaya Çıkan Hipotiroidi Olgusu Şule Gündüz*. Uykusuzluk ve yemek yememe şikayeti eklenmiş. Klinisyenler özellikle geç yaşta başlayan ve psikotik semptomlarla kendini gösteren hastalarda hipotiroidiyi göz önünde bulundurmalıdırlar. Acil servise özkıyım girişimi nedeniyle başvurdu. Bu olguda geç yaşta başlayan ve psikotik depresyonun ön planda göründüğü bir hipotiroidi olgusu sunulmuştur. 56 yaşında. haftasından itibaren tiroid fonksiyon testlerinde ve psikotik belirtilerinde belirgin düzelme oldu. evli. Farklı ilaçları alarak ve bileğini keserek kendisini öldürmek istemiş. Konya.1 IU/ml (0-34) olarak tespit edildi. komşularının kendisine kötülük edeceği düşüncesi. Yapılan endokrinoloji konsültasyonu sonucunda klinik tablo hashimato hipotiroidisi lehine yorumlandı. ev hanımı. Duygudurumunda depresif belirtiler devam eden hastaya essitalopram 10 mg/gün başlandı. Düşünce içeriğinde etrafındaki kişilerin kendisine zarar vereceklerine yönelik perseküsyon sanrıları mevcut. Tiroid hastalıkları her yaşta psikiyatrik semptomlara neden olabilir. Hastaya tiroksin 75 mg/gün başlandı. Psikomotor ajitasyonu mevcut. . psikotik belirtilerin akut başlangıç göstermesi.7) TSH:8. Bilge Burçak Annagür* * Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. Hastanın bakılan tiroid fonksiyon testlerinde freeT3: 2.03 pg/ml(24. Tiroid hormon replasmanı başlanan hasta tedavinin 2.5-8 arasında olduğu gösterilmiştir.93-1.52mıu/ml (0. disforik ve depresif duygudurumun ön planda olması nedeni ile psikotik belirtili depresyon tanısı düşünülmüştür. Hastanın önceki psikiyatrik belirtisinin olmaması nedeni ile de organik bir etyoloji ön planda düşünülmüştür. İlk ruhsal muayenesi: Bilinç konfüze. Hipotiroidinin depresyonla ilişkisi iyi bilinmesine karşın psikotik semptomlarla da ilişkisinin olduğunu göstermesi açısından iyi bir olgu örneği olduğu düşünülerek hazırlanmıştır. Hastaya Ketiyapin 400 mg/gün başlandı. Nitekim tiroid fonksiyon testlerinde görülen hipotiroidi bulgusu da bu hipotezimizi desteklemektedir.

2-Brownliel BEW. Hasta perseküsyon ve referans hezeyanları tanımladı. Hasta böcek ve çeşitli hayvanlar görme şeklinde görsel varsanılar ve bu böceklerin vücudunda dolaştığı şeklinde taktil varsanılar saptandı.09 olarak bulundu. mini mental test puanı normal düzeye ulaştı. Aust NZJ Psychiatry 1997 Oct. anksiyete bozuklukları. T3: 2. Kaynaklar: 1-Irwin R. Yapılan değerlendirme sonucu Bipolar bozukluk psikotik özellikle manik epizot. ancak öforisi tedavinin daha geç döneminde ortadan kalktı. psikomotor aktivitesinin arttığı. Ellis PM. Bir haftanın sonunda valproik asit 500 mg/gün tedaviye eklendi. hayvan şekilleri görme.00. Hastanın 15 yıldır tiroid tedavisi gördüğü. Olgu: 30 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile düzensiz psikiyatrik tedavi tanımlanan 75 yaşında kadın hasta uykusuzluk. Wells JE: Psychoses associated with thyrotoxicosis. with statistical analysis of incidence. T4: 1. Jülide Güler. deliryum vb psikiyatrik bozukluklarla ilişkilendirilmiştir. Mini Mental Testten 18 puan aldı. ayrıca beta talasemi ve hipertansiyon tanısı olduğu. Tartışma: Bu olgunun kontrolsüz tiroksin kullanımının manik epizodu tetiklemesi ve deliryuma yol açması açısından tartışılması önemlidir. Rae AM. yönelimi düzeldi. Bunun dışındaki laboratuar tetkikleri normal sınırlardaydı. ancak son bir yıldır kontrole gitmediği. demans ve deliryum ön tanıları ile ketiapin 25mg/gün ve risperidon 2mg/gün tedavisi başlandı. European J of Endocrinology 2000. istemsiz dikkatinin arttığı.31(5):762-4. hareketlilik şikâyetleriyle Erenköy RSHH acil psikiyatri polikliniğine başvurdu ve yatışı yapıldı. duygudurumunun eleve. Laboratuarında TSH: 0. üç ay önce katarakt operasyonu geçirdiği öğrenildi. çağrışımlarının dağınık izlenimi verecek kadar hızlandığı. Walshe JWB. . istemli dikkat ve yoğunlaşmasının bozulduğu saptandı. Aile hekiminin önerisiyle tiroksin tedavisi kesilen hastada psikotik semptomlar ortadan kalktı.2).PB 161 Bir Olguda Bipolar Affektif Bozukluk ve İyatrojenik Hipertiroidiye Bağlı Deliryum Eştanısı Fikret Ferzan Ergün. hipomani. 142:438-444. Servisteki ilk psikiyatrik muayenesinde yöneliminin bozuk olduğu.' thyrotoxic psychosis'.45. Delahunt J: Psychosis followin acute alteration of thyroid status. Hasta poliklinik takibi planlanarak taburcu edildi ve bir hafta sonraki poliklinik kontrolünde remisyon halinin devam ettiği gözlendi. Benzer psikiyatrik tablolar tiroid replasman tedavisi sırasında da bildirilmiştir (1. A report of 18 cases. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: Hipertiroidi mani. konuşma miktar ve hızının arttığı. çok konuşma. tiroksin kullandığı. duygulanımın öforik olduğu.

ani öfke patlamaları. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine sol frontotemporal oligodendroglioma rezeksiyonu sonrası gelişen gün içerisinde ani ağlamalar. . Düşünce içeriğinde eşine karşı kıskançlık hezeyanları ve homisidal düşünceler saptandı. İstanbul Son yıllarda cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde epilepsi ve tümör cerrahisinde olumlu sonuçlar alınmakla birlikte bu operasyonlar sonrasında organik beyin sendromu başlığı altında değerlendirilen bazı psikiyatrik tablolar geliştiği ve bu tablolarda tedaviye direncin sık görüldüğü gözlenmektedir. Uygulanan risperidon 6mg/g ve valproat 1500mg/g tedavisi ile şikâyetlerinde gerileme gözlenmeyen hastanın valproat tedavisinin çapraz titrasyon ile 600mg/g karbamazepine değiştirilmesi ile klinik bulgularında gerileme gözlendi. Ömer Faruk Demirel. duygudurum düzenleyiciler ve lityumun artan kullanımları ile nöropsikiaytrik sendromlarda görülen agresyon etkili olarak tedavi edilebilmektedir. Bu olgu ışığında da sol frontotemporal tümör rezeksiyonu sonrası gelişen psikiyatrik semptomatoloji ve bu tablolara psikofarmakolojik yaklaşım basamaklarının ele alınması amaçlanmıştır. Alaattin Duran İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Bu hastalardaki kompleks nörobiyolojik patolojiden dolayı birden çok reseptörü hedef alan tedaviler kaçınılmaz olmaktadır. eşine yönelik kıskançlık hezeyanları ve saldırganlık şikâyetleri nedeni ile başvurduPsikiyatrik muayenesinde emosyonel labilite. Atipik antipsikotiklerin. spontan ağlamalar ve irritabilite gözlendi. Olgumuz. Hacı Murat Emül. Organik beyin sendromunda davranış kontrolünü sağlamada antipsikotiklere kıyasla GABAerjik sistem üzerinden düzenleme yapan karbamazepin gibi antikonvülsan tedaviler önerilmektedir.PB 162 Sol Frontotemporal Tümör Rezeksiyonu Sonrası Gelişen Agresyonun Ön Planda Olduğu Psikoz Vakası Nazife Gamze Usta.

Kurani A. Tedavinin başından itibaren psikiyatrik değerlendirme ve izlem önerilmektedir. Skin Cancer: Recognition and Management.90 olduğu bir deri hastalığıdır(1). Venlafaksin 225 mg/gün. Literatürde IFN-a kullanımına ikincil gelişen psikotik depresyonun tedavisinde EKT’nin yeri ile ilgili bir çalışma vardır(5).2 sıklıkta görülen. intihar düşüncesi. Bu bildiride MM tanısı konan. Wiley-Blackwell 2008. Risperidon 1 mg/gün başlandı. . 75. 9. değersizlik düşünceleri. J ECT 2007. Olgu: Kendine güvenmeme. 2 mg/gün’e çıkarıldı. 537. Şahingöz M. yorgunluk yakınmaları olan 37 yaşında kadın hasta. İki hafta sonra belirtilerinde gerilememe olmaması üzerine sekiz seans EKT uygulandı. s. 2. BMJ Books 2009. The successful use of electroconvulsive therapy in a patient with interferoninduced psychotic depression. Taburculuktan iki ay sonra yapılan izleminde iyilik halinin sürdüğü gözlendi. USA. MM hastalarında erken dönemde baş etme gücünü arttırmak. halsizlik. s. Aetiology and Prevention of Melanoma. Tedaviden 15-20 gün sonra yakınmalarında artış gözlenmiş. USA. ikincil depresyonu olan. The Epidemiolgy. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008. Olgumuz EKT’nin IFN-a kullanımına gelişen psikozun tedavisinde yeri olduğunu düşündürmektedir. 23(4):291-292. Burhanettin Kaya 2 1Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD 2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Malign Melanoma (MM) %18. beslenme reddi. interferon alfa kullanımına bağlı psikoz gelişen ve EKT ile düzelen bir olgu kaynaklar ışığında tartışılmıştır. Hastalığın yinelemesi ve metastazı engellemek amacıyla IFN-a gibi immünomodulatuar ilaçlar kullanılmaktadır. Psikoz nadir görülür(4).Zincke MT. konfüzyon gibi nöropsikiyatrik belirtiler %10 sıklıkta görülebilmektedir. Buna bağlı olarak depresyon. işitsel-görsel varsanıları vardı. 5mg/gün Biperiden IM başlandı. Yakınmalarında belirgin düzelme gözlendi. 4. Zeytinci İ. erken tedavi önemlidir. Kaynaklar 1.Marsden J. Mirtazapin 15 mg/gün ve Olanzapin 5 mg/gün tedavisi sürdürüldü.Kaya N. İnterferon alfa kullanan malign melanomlu bir hastada ortaya çıkan mani: Olgu sunumu. Ringborg U. psikoz. 31(2):157-162.111-115. Psychological reactions in patients with malignant melanoma.Brandberg Y. Depresyon %10-40 oranında görülür(3). İlaç içmeyi reddettiği için 5mg/gün Haloperidol. Servise yatırıldığında bir haftadır süren uyku hali. 5. Tartışma-Sonuç: IFN-a kullanan kanser hastalarında sıklıkla depresyon görülmekte. Eur J Cancer 1995. nadiren psikoz eşlik etmektedir. ABC of Skin Cancer.PB 163 Malign Melanom Tanısı Konan ve İkincil Depresyonu Olan Bir Olguda İnterferon Alfa Kullanımına Bağlı Psikoz Gelişimi ve Tedavide EKT’nin Etkisi Melike Küçükkarapınar 1.Schwartz RA. Istafanaus R. erken tanı-tedavi ile beş yıllık sağkalımın %80. Sjoden P. ikincil gelişen ruhsal bozuklukları tanıyabilmek. MM tanısı konduktan sonra IFN-a tedavisi başlamış. Hastalığa ikincil depresyon %23 oranında görülmektedir(2). 3. Rajpar J.

Serretti A.¹*. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A. tedaviyi olumsuz etkilemektedir(2). Kaynaklar: 1. ² 1 Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmektedir.PB 165 Duloksetine Bağlı Retrograt Ejekülasyon: Olgu Sunumu Mahmut Bulut. Olgumuzda fluoksetine bağlı CD gelişmesi nedeniyle duloksetin tedavisine geçilmiş fakat başka bir cinsel yan etki olan RE gelişmiştir. Dasgupta P. Bu süreçte çeşitli antidepresan tedaviler almış. Bu yazımızda cinsel yan etkileri çok az görülen bir antidepresan olan duloksetine bağlı gelişen RE olgusunu ilk defa bildirmeyi amaçladık. Erzurum Giriş: Retrograt ejakülasyon (RE) bir cinsel disfonksiyon (CD) olup. Retrograde ejaculation following open ureteric reimplantation: a case report. . boşalma hissi olmasına rağmen dışarı sperm akışı olmaması ve mesaneye doğru geri boşalma olarak tanımlanmaktadır(1).. Bu durumda yine CD yan etkisi düşük olan başka bir antidepresana geçilmiş ve bu yan etkiler tamamen düzelmiştir. Duloksetin tedavisinin kesilmesinden iki gün sonra hastanın RE şikayetleri sona erdi ve 6 aylık takibinde herhangi bir CD tariflemedi. J Med Case Rep.¹. Yan etkiler nedeniyle fluoksetin tedavisi kesilip. fakat etkisizlik veya yan etki nedeniyle ilaçları değiştirilmişti. Kliniğimize başvurusunda 6 aydır fluoksetin 20mg/gün alan hastada fluoksetine bağlı cinsel isteksizlik ve geç boşalma şikayetleri mevcuttu. Yapılan üroloji konsultasyonu sonucunda RE tanısı konulan hastada RE’nun duloksetine bağlı olduğu düşünülerek cinsel yan etkisi az olan başka bir antidepresan olan bupropiyon 150mg/gün başlandı. Mehmet Cemal Kaya.D. Diyarbakır 2 Palandöken Devlet Hastanesi. Tartışma: Antidepresanlara bağlı CD sık gözlenmekte olup. fakat orgazm problemleri başlamıştı. duloksetin 60mg/gün başlandı. evli erkek hasta major depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu tanılarıyla 11 yıldır takip ve tedavi edilmekteydi. Keremhan Gözükara. Üroloji Kliniği. 2. 2009. Chiesa A.. Treatment-emergent sexual dysfunction related to antidepressants: a meta-analysis. Yeni bir antidepresan olan duloksetinin cinsel yan etkileri plaseboya eşit düzeydedir(2). 2009.29(3):259–66. J Clin Psychopharmacol. Olgu: 43 yaşında. Dasgupta R. Duloksetin tedavisine başlandıktan bir ay sonra fluoksetine bağlı cinsel yan etkiler düzelmiş. Sonuç olarak antidepresanlara bağlı CD geliştiğinde cinsel yan etkileri daha az olduğu bilinen ajanlara geçmek tedavide yaralı olabilir.3:7410.Au E.

. Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği 17 olarak tespit edildi. yaklaşık 5 yıldır bağımlılık düzeyinde olmayan düzensiz esrar kullanımı mevcut. Bu ilaç dışında 5 yıldır 1 paket/gün sigara kullanmakta. Ülkemizde antikolinerjik ilaçlardan sadece biperiden yeşil reçete ile verilerek kontrole tabi tutulmaktadır. Ruhsal muayenesinde depresif yakınmaları mevcuttu. ağız kuruluğu olduğunu. bir arkadaşının önerisiyle siklopentolat kullanmaya başlamış. kullanmadığı zamanlarda ise sıkıntı. özgüveninin arttığını. toplum içinde rahat olma şeklinde tanımlanabilir. Bu olgu da antikolinerjik ilaçların kötüye kullanımları/bağımlılıkları konusunda ilaçların ruhsatlandırılmaları. 28 yaşında bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen erkek hasta. kontrol amaçlı polikliniğimize başvurdu. sinirlilik olduğunu ifade ediyor. Hasta bu ilacı depresif yakınmalar olduğu zamanlarda “manik halini özlediği için” kullandığını ifade ediyor. manik epizod tanısı ile servisimizde yatırılarak uygun medikal tedaviyle takip edilmiştir. ortamdan uzaklaştığını. sikloplejik bir tersiyer amin muskarinik reseptör antagonistidir.PB 168 Siklopentolat Bağımlılığı: Bir Olgu Sunumu Işıl Ateş Çöl. Siklopentolat hidroklorid oftalmolojide tanı amacıyla ve ameliyat öncesi değerlendirme amacıyla sık kullanılan topikal midriyatik. reçete edilmeleri ve satılmaları konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Kliniğimiz tarafından bipolar bozukluk tanısıyla takip edilen bir hasta siklopentolat bağımlılığının da saptanması üzerine konuya dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur. Yasemin Görgülü. buruna damlatma yoluyla kullanmaya başlamış. Tanısal oftalmik girişimlerin yanı sıra üveitis ve iritis tedavisinde de kullanılmaktadır. Antikolinerjik ilaçlar daha çok öforizan etkileri nedeniyle kötüye kullanılmaktadırlar. ACG. etrafı algılayışının değiştiğini. İlacı en uzun 3 haftalık bir dönem bırakabilmiş. Bu etkiler kullanan kişilerde çok konuşma. akut psikotik atak tanısı konmuş. İlk psikiyatrik şikayetleri 2004 yılında başlamış. Antikolinerjik ilaçların medikal kullanımlarıyla birlikte. uyku hali. Haziran 2006 ve Mayıs 2011 yıllarında bipolar bozukluk. Başlangıçta günde yarım şişe kullanırken son 6 aydır günde 1 şişe bitirmeye başlamış. ülkemizde siklopentolat hidroklorid %1’lik solüsyon şeklinde ticari olarak satılmaktadır. İlacı kullandığı zamanlar. Siklopentolat. giderek artan kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyelleri son zamanlarda sıkça göze çarpmaktadır. özgüvende artış. Asıl olarak göz damlası olarak piyasada bulunan siklopentolatı göz damlası olarak değil de. keyifsizlik. Siklopentolatı kesmesi önerilerek uygun tedavi düzenlendi. Ancak bu atak sonrasında depresif yakınmaları ortaya çıkan hasta. Mehmet Bülent Sönmez Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Diğer antikolinerjikler eczanelerden reçetesiz satın alınabilmektedir. Rugül Köse Çınar.

Dr. 1992). Çocuk Psikiyatri AD. Çocuk Psikiyatri AD. isteksizlik. Ve ark. kullanmadığında yoksunluk belitileriyle birlikte toplumsal ve mesleki etkinliklerinin azalması nedeniyle ilacı kötüye kullanımı olarak değerlendirildi ve hastada var olan durumu Tiyaneptin kötüye kullanımına bağlı yoksunluk belirtileri olduğu anlaşıldı Hastaya yoksunluk belirtileri nedeniyle diazepam 15 mg/SF İV infüzyonu başlandı. 2003). O dönemde moral bozukluğu. Leyla AKGÜÇ**.50 mg/gün dür.Gör. Akdeniz Üniversitesi. Antalya *** Arş. kullanmak için çaba göstermesi. Yapılan laboratuar tetkiklerinde hematoloji ve biyokimya sonuçları normal sınırlardaydı. Bu olguda depresif şikayetler nedeniyle doktor önerisi olmadan kendi başına Tiyaneptin başlayan ve giderek artan dozda kullanımı olan hastanın yoksunluk belirtilerinin gelişmesi ve Tiyaneptinin kötüye kullanımından söz edilecektir. bekar. Akdeniz Üniversitesi. beş olguyla yaptıkları çalışmada Tiyaneptinin psikostimulan etkileri görülmüştür (Leterme ve ark.Dr. Tiyaneptin ilgili yapılan çalışmalarda güvenli olduğu bildirilmekle birlikte kötüye kullanımının olduğu klinisyenlerin gözden kaçırmaması gereken bir durumdur. Tiyaneptini eczaneden reçetesiz temin etme imkanı olduğu için bu konuda bir güçlük çekmediği anlaşıldı.Dr. Akdeniz Üniversitesi. yoksunluk . iş yerindeki sorunlar ve bunlara bağlı kaygıları nedeniyle Tiyaneptine başlamış. Son alarak 625 mg/güne kadar çıkmıştı. İlaca günlük 12.Gör.. Ve ark. Hastanın bir yıldır sadece Tiyaneptini giderek artan yüksek dozlarda kullanması.5 mg doz ile başlamış sıkıntıları geçmeyince giderek dozu artırmış. Antalya ** Arş. Tiyaneptin kötüye kullanımı ile ilgili literatürde olgu sunumları bulunmaktadır. Fizik muayenesinde TA:140/80 nabız:97. kötüye kullanım.5 olmakla birlikte başka bir patoloji saptanmadı. Anahtar kelimeler: Tiyaneptin. Tiyaneptin pek çok antidepresanlardan farklı olarak karaciğerde Sitokrom p450 enzim sistemini kullanmadan metabolize olur.PB 169 Tiyaneptin Kötüye Kullanımına Bağlı Yoksunluk Belirtileri Gelişen Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN*. 2001). çalışan kadın hasta. Kognitif yönden Tiyaneptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmiştir (Labrid C ve ark. Psikiyatri AD. Letterme ve ark. Tıp Fakültesi. 2001). Tıp Fakültesi. bu nedenle ilaç etkileşimi daha az olabilmektedir. üniversite mezunu. Tıp Fakültesi... karın ağrısı. bipolar depresion. Psikiyatrik öz geçmişinde bir yıl önce var olan depresif şikayetler dışında başka özellik bulunamadı. yoğun huzursuzluk hissi. Diazepam infüzyonu sonrası şikayetlerinin gerilemesi ile AMATEM’de takip edilmek üzere acil servisten taburcu edildi. 2003). baş dönmesi. Nörolojik muayenesi normaldi. Hastanın tıbbi özgeçmişinde herhangi bir özellik saptanmadı. Yapılan ilk değerlendirilmede yüksek miktarda Tiyaneptin kullanmakta olduğu ve son iki gündür ilacını alamadığı bu nedenle de şikayetlerinin başladığı öğrenildi. Tiyaneptini ilk defa bir yıl önce arkadaşının önerisiyle eczaneden satın alarak kullanmaya başlamış. distimi ve uyum bozukuklarında önerilen günlük dozu 25 . çarpıntı ve yerinde duramama şikayetleriyle başvurdu. konstipasyon. Mustafa ERKAN*** * Arş. Olgu: 27 yaşında. uyku bozukluğudur ve bu yan etkilerin zamanla azaldığı bildirilmiştir (Antona J. baş ağrısı. Sıklıkla olan yan etkileri bulantı. Acil servise terleme. Tiyaneptinin major depresyon. İlacını kullanmadığında yoğun sıkıntı hissiyle birlikte ilacı kullanmak zorunda kaldığı ve ilaçla birlikte rahatladığı öğrenildi. Tartışma Tiyaneptin beyinde seratonin geri alınımını arttıran ve nöronal dentritlerde stresin indüklediği atrofiyi azaltan bir antidepresandır (Antona J.Gör. Tiyaneptin yüksek dozda iyi tolere edilebildiği belirtilmiştir. Olgumuzda Tiyaneptin uyarıcı etkisi ve aynı etkiyi sağlamak için hasta tarafından dozun sürekli artırılmış olması ve ilacı bulamadığında yoksunluk belirtileri ile acil servise başvurması dikkat çekicidir. ateş:36. Antalya Giriş: Tiyaneptin trisiklik antidepresanlara yapısal olarak benzeyen yeni jenerasyon bir antidepresandır (Sánchez ve ark.

PB 170 Alkol Kullanımın Yol Açtığı Psikotik Bozukluk-Hallusinasyonlarla Giden: Bir Olgu Çetin Irmak. izleyen 48 saat içerisinde 205 cc (100’lük. Bu sırada gerçeği değerlendirme yetisi de bozuktur. Bu dönemde olgu depresif belirtiler tanımlamaktadır ancak başvuru ve tedavi öyküsü bulunmamaktadır. Kliniğimize yatışının olduğu gece gözlük camını kırarak bileklerini kesen olgunun yapılan psikiyatrik bakısında işitsel ve görsel hallusinasyonlar. 70’lik ve 35’lik) alkol alımının ardından kendini öldürmesini söyleyen sesler duymaya başlamış. . fizik bakısında otonomik hiperaktivite ve tremor saptanmıştır. günümüze dek olan süreçte anne ve babasını kardiovasküler hastalık. haber alınamamış bir de abi bulunmaktadır. İrritabl mizaç özelliklerine sahip olan olgumuzda yatışından bir hafta kadar önce kız arkadaşıyla olan ilişkisinin ifşa olduğu şeklinde düşünceler ve bu nedenle kendisine şantaj yapılacağı yönünde şüpheler başlamış. Aile öyküsünde 1995 yılından bu yana kayıp olup. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu olgu sunumunun amacı alkol kullanımının yol açtığı psikotik bozukluk tanılı bir olgunun ayırıcı tanı ve tedavisinin tartışılmasıdır. Olgu: 51 y. Son birkaç yıldır her gün birkaç bira içen olgumuz. Elif Tatlıdil Yaylacı. erkek. ablasını meme kanseri ve yeğenini boğulma sonucu kaybetmiş. lise mezunu. hiç evlenmemiş olgu öldürüleceği korkusu ve kendini öldür diyen sesler duyduğu için getirildiği acil servisten şizofreni ön tanısı ile kliniğimize kabul edildi. Beş yıl önce iflas eden olgu. Hamdi Öztürk. Bunun üzerine getirildiği acil serviste ajitasyon nedeniyle aralıklı olarak üç kez 10 mg im haloperidol uygulanmış. psikomotor ajitasyon.

Türkiye‘de kontrole tabi ilaçlardan olmamasına karşın kötüye kullanım potansiyeline sahiptir. literatürdeki sınırlı sayıda olan gabapentin bağımlılığı kavramı gözden geçirilecektir. nöropatik ağrı ayrıca yaygın anksiyete bozukluğu.PB 171 Gabapentin Bağımlılığı: Bir Vaka Sunumu *Emine Merve Kalyoncu.Pskiyatri **Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari Koordinatörü Gabapentin.migren tedavilerinde kullanılan bir gama-aminobutirik asit (GABA) analoğudur. .Bu sunacağımız vaka bağlamında. epilepsi. bipolar afektif bozukluk. **Erol Göka *Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi.Gabapentin.

psikiyatrik belirtilerinin uzun süreli alkol kullanımına bağlı olduğu. 8. çok ve gereksizce para harcama. önemli derecede bellek kusurları olduğu anlaşıldı. özellikle bellek ile ilgili zayıflıklardır(1). olgumuzda olduğu gibi bazı durumlarda psikiyatrik belirtiler-hezeyanların yanı sıra duygudurum belirtileri. Klinik takiplerinde şimdiye dek Korsakoff psikozu tanısı konulmamıştı ve duygudurum düzenleyici tedavisi almaktaydı. A case of Kosakoff’s Syndrome improved by high doses of donepezil. Kaplan and Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry. Bölüm.64:326-7. 10. . Seventh edition. özellikle bellek zayıflıklarının ön planda olduğu bilişsel sorunlar olsa da. 2-Graham D. Alcohol & Alcoholism 2001. Chapter 10. Bunun nedenlerinden biri bozukluğun klinik sunumunun değişken olabilmesi ve başka nörolojik ya da psikiyatrik hastalıklarla karışabilmesidir.36:553-5. 2002.3). The Oxford University Press. sayfa 1094-5. Wernicke’s encephalopathy: a frequently missed problem. Ishimoto Y and Ohmori T. Ancak yapılan değerlendirmeler sonucunda. Baskı. Ozan Pazvantoğlu. duygudurum labilitesi) gösteren ve yaklaşık 7 yıldır “bipolar bozukluk” tanısı ile takip ve tedavi edilen bir Korsakoff psikozu vakasını sunduk. Lantos P (eds). Malabsorbsiyona neden olan diğer durumlar dışında özellikle uzun süreli alkol kullanımına bağlı olarak geliştiği bilinmektedir(1). Cilt.ön planda olabilir ve Korsakoff psikozu tanısı gözden kaçabilir. 4-Iga JI.PB 172 Psikiyatrik Belirtilerin Asıl Tanının Gözden Kaçmasına Neden Olduğu Bir Korsakoff Psikozu Olgusu Eda Çetin. Post mortem çalışmalarda %1. Kaynaklar: 1-Sadock BJ and Sadock VA. 3-Azim W. 1. Hosp Med 2003.1 oranında saptanırken klinik populasyonda bu vakaların ancak %20’sinin doğru tanı alabildiği bildirilmiştir (2. Biz bu bildirimizde. Korsakoff psikozunun temel belirtileri bilişsel. Bu belirtiler daha çok ruhsal muayenenin düşünce içeriği alanıyla ilgilidir ve paranoid içerikli hezeyanlar biçimindedir(4). Buna karşın daha az sıklıkla bazı vakalarda psikiyatrik belirtiler de ön planda olabilmektedir. Nutritional and metabolic disorders. Walker R. grandiyözite. Ömer Böke Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Korsakoff psikozu sıklıkla tiamin eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan nöropsikiyatrik bir bozukluktur. 607-641. Korsakoff psikozunun temel belirtileri. Araki M. In: Greenfield's Neuropathology. düşünce içeriği bozukluğundan ziyade duygudurum belirtileri (elevasyon.

Kaynaklar: 1. Babul N. yeniden ağrılarının artması nedeniyle bir ağrı kliniğini tarafından Fentanil (Durogesic) 12mg/G tedavisi başlanmış. 15(2):136-40. diazepam ve tüm diğer maddeleri bırakarak yine yasal olmayan yollardan elde ettiği Buprenorfin/Nalokson kombinasyonu (Suboxone) 24 mg/G kullanmaya başlamış. J. Ağrıları geçmeyen hasta –yasal olmayan yollardan. yurt dışında olduğu gibi ülkemizde de. 2009 yılında ABD’de yaşadığı dönemde. 2010 yılında kullanmakta olduğu oksikodon. 10(2):113-30.PB 173 Fentanil ile Kronik Ağrı Tedavisi Gören Bir Hastada Gelişen Bağımlılığa Multidisipliner Yaklaşım İsmail Özel*. Suboxone temin etmekte zorlanan hasta. 50(6):1837-41. Yüksek doz ilaç reçete edilmesi talebiyle başvurduğu algoloji uzmanı tarafından bağımlılık gelişmiş olabileceği düşünülerek Madde Bağımlığı Polikliniği’ne yönlendirilen hasta kliniğimize yatırılarak tedavisi düzenlendi. **Can Eyigör***. Long-term opioid analgesic therapy for severe refractory lumbar spine pain. Meltem Uyar*** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi. 3. Birçok klinisyen yan etkilerinden. Aile hekimliği uygulamasının giderek yaygınlaşmakta olduğu ülkemizde.R.Schofferman J. Tartışma: Opioidler şiddetli sırt ağrısını azaltmada çok etkindir(1. Tıbbi tedavi gerekçesi dışında kullanıldığında kötüye kullanım ve bağımlılık geliştirdiğine ilişkin olgu bildirimleri hızla artmaktadır. Clin J Pain 1999. İzmir Giriş ve Amaç: Fentanil. Toksikoloji ve İlaç bilimleri Enstitüsü.Watson CP. Aile hekimliğinin yaygınlaştığı ülkemizde bu grup ilaç tedavilerinin standardize edilmesi ve kontrol altında tutulmasının önemine dikkat çekmek istenmiştir Olgu: 24 yaşında.2). erkek hasta. Clinical guidelines for the use of chronic opioid therapy in chronic noncancer pain.kullanmakta olduğu oksikodon dozunu giderek arttırarak 80 mg/G dozuna çıkarmış. Psikiyatri AD. sırt ağrısı yakınmasıyla başvurduğu doktor tarafından Schearman sendromu tanısı konularak oksikodon 30 mg/g ve diazepam 20 mg/G kullanması önerilmiş. Fine. P. 2. özellikle rapor ile kullanılan opioidlerin kontrolsüzce birden çok hekim tarafından reçetelenmesinin. Adler JA. standart ağrı tedavisine yanıt alınamayan kronik ağrı hastalarında daha yaygın kullanılmaya başlanan bir opioid analjeziktir. Pain 2009. Opioid kullanımı sırasında bağımlılık oranını belirleyebilmek için değişik risk skalaları kullanılsa da hangi hastaların bağımlılık geliştirebileceğini tahmin etmek güçtür. opioid analjezik kötüye kullanımı/bağımlılığı sorununu arttırabileceği göz önünde tutulmalıdır. Davies P et al. Neurology 1998. Fanciullo. İzmir *** Ege Üniversitesi Anestezi ve Reanimasyon AD. Algoloji BD. Ender Altıntoprak*. Sonuç olarak kronik ağrı için opioid kullanan hastalarda geniş bir değerlendirme ve izlem gerekmektedir. . tolerans gelişmesinden ve bağımlılık geliştirme potansiyelinden dolayı opioidleri kronik ağrı tedavisinde kullanmaktan çekinmektedir(3). Chou. İzmir ** Ege Üniversitesi Madde bağımlılığı. G. Efficacy of oxycodone in neuropathic pain: a randomized trial in postherpetic neuralgia. J. Ballantyne JC. Hasta süreç içinde kullanmakta olduğu fentanil preparatını kendi kendine 200 mg/G doza yükseltmiş.

Psikiyatri Kliniği. bipolar bozukluk. İstanbul. Münevver Akın. 17(2):107-114. Doğanavşargil Ö. Kaynaklar Temiz M. Melahat Akbaş Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Dünya Sağlık Örgütü kadınların eşleri ya da partnerleri tarafından şiddete uğrama oranını % 10-69 arasında bildirmiştir. Tüm dünya nüfusunu temel alan 48 çalışmanın verilerine göre. bebeğin bakımına ve sosyal yaşama uyum sağlama ve iletişim kurmaya yönelik yaklaşım anlatılmıştır. Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız.PB 174 Psikiyatrik Kadın Hastada Şiddet: Olgu Sunumu Semra Enginkaya. gebelik-lohusalık dönemine. T. Bu oranların kişilik bozukluğu.C. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. anksiyete bozuklukları ve şizofreni tanısı olan kişilerde toplum genelinden daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Türk Psikiyatri Dergisi 2006. . İstanbul Şiddetin ülkemizde önemli bir toplumsal sorun olduğu bilinmektedir. Bu olguda. Son 15-20 yılda. tedavi süreci. Vahip I. şiddetle ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır. Sağlık Bakanlığı. şiddet uygulanan gebe psikiyatrik hastada. Uzmanlık Tezi. Psikiyatrik hastalığı olan kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma. şiddete maruz kalma sonrası baş etme yöntemleri. dünyanın her yerinde.

Postpartum 10. 38 yaşında. Hasta ve yakını ile yapılan görüşme sonrası. İzlem sürecinde üç hafta sonra hastanın premorbidine döndüğü gözlendi. Adem BALIKCI. İlk 3 kür EKT sonrası semptomlarda kısmen azalma.8 kür EKT uygulandı. .gününde depresif belirtiler ile ailesi refakatinde kliniğe başvurdu. Serkan ZİNCİR. 8. bayan hasta. yoğun intihar düşünceleri mevcut ise. Doğum sonrası depresyonunda ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı zıt duygular daha ön plandadır. EKT başarı ile uygulanmakta olan ve emziren annelerde bebeğe herhangi bir risk oluşturmadığından tercih edilebilecek bir seçenektir.EKT sonrası tam remisyon sağlandı. Mehmet KOÇER. intihar düşüncelerinin yoğun olması ve bebeği emzirmesi de göz önünde bulundurularak EKT tedavisi uygulanmaya karar verildi. Biyolojik değişiklikleri ölçmek amacıyla az sayıda çalışma yapılmış ve bunlarda da gonadal hormonlar ve prolaktine odaklanılmıştır.O.Gazi ÜNLÜ. A. Bu makalede postpartum depresyon tedavisinde EKT nin başarısı tartışılacaktır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda DSM-IV kriterlerine göre pospartum depresyon tanısı alan hastanın başka bir psikiyatrik bozukluk ve hastalığı olmadığına karar verildi. A. kısa sürede tedaviye yanıt alınması isteniyorsa ve bebeğin gelişiminde anne sütünün önemi düşünüldüğünde.D Ankara/TÜRKİYE Doğum esnasında oluşan dramatik biyolojik değişikliklerden dolayı postpartum mizaç bozukluklarının biyokimyasal ya da hormonal bir dengesizlik sonucu olduğu düşünülmektedir. Son 2 gündür yoğun intihar düşünceleri mevcutmuş. Bununla birlikte depresif diğer belirtiler görülür. Ali DORUK GATA Psikiyatri A. Postpartum depresyon olgularında.PB 175 Postpartum Depresyon Olgusunda Başarılı Elektrokonvülsif Tedavi: Olgu Sunumu Cihad YÜKSELİR. Mehmet AK.

2). Hasta polikliniğimize başvurduğunda 48 saat uykusuzluğa rağmen aşırı enerji hali ve fazla konuşması mevcuttu. Biol Psychiatry 1979. polidipsi psikiyatrik hastalıklarda ortaya çıkabilmekte ve bu durum bazen morbidite ve mortalite riski olan hiponatremik ensefalopatiye yol açmaktadır. Perez-Cruet J. Higgins PB. *Fatma Özlem Orhan. içeceklerle günlük sıvı alımının 100 bardağı bulduğu tespit edildi.4) düzeyi düşük olarak tespit edildi. **Kamile Gül *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Amaç: Psikojenik polidipsi. aşırı hayal kurma şikayeti ile polikliniğimize başvurdu.Leadbetter RA. Tartışma: Sonuç olarak. Kaynaklar: 1-Jose CJ. Yanlış tedavi uygulandığında hayati komplikasyonlara neden olabilen bu hastalık.141:436-437 . Sıvı kısıtlaması yapıldı. Hastadan endokrinoloji konsültasyonu istendi ve psikojenik polidipsi teşhisi doğrulandı. Barreira PJ. Shutty MS Jr. altta yatan psikiyatrik hastalığın tedavisi ve sıvı alımının kontrolüyle kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. *Şule Şirin Berk. Altesman RI. Bunun üzerine hasta psikojenik polidipsi açısından tekrar değerlendirildi ve alınan anamnez sonucu hastanın günde 6070 bardak su içtiği. intermittent hyponatremia and polydipsia. psikiyatrik hastalığı olanlarda sık rastlanan bir durumdur. Schizophr Bull 1994. Am J Psychiatry 1984. Barton JL. Polidipsi ile giden psikiyatri hastalarında %69-83 oranları ile şizofreni en sık konulan tanıdır (1. günlük sıvı alımının azaldığı tespit edildi. Cassidy JW. Multidisciplinary approach to psychosis.14:839843 2. Hyponatremic seizures in psychiatric patients. Hastanın yapılan rutin tetkiklerinde kan sodyum (126) ve üre (3. Pavalonis D. Psikojenik polidipsi tedavisinde amaç su içme davranışının değiştirilmesidir. sinirlilik. 11 yıldır BAB tanısıyla takip edilen hasta dönem dönem hastanede yatarak dönem dönem de ayaktan duygudurum düzenleyiciler ve antipsikotikler kullanarak tedavi görmüş. Bu sunumda psikojenik polidipsi öyküsü olan bir Bipolar Affektif Bozukluk (BAB) vakası tartışılacaktır.PB 176 Bipolar Affektif Bozukluk ve Psikojenik Polidipsi Birlikteliği Olan Bir Olgu Sunumu *Meral Elçi. Olgu: 29 yaşında erkek hasta uykusuzluk. Daha sonraki kontrol muayenelerinde hastanın kan sodyum (133) düzeyinin normale döndüğü. İlaç tedavisi olarak amisülpirid 600 mg/gün. Duygudurum bozukluğu olan ve nörotik hastalarda sıvı-elektrolit dengesi problemleri nadir olarak bildirilmiştir (3). Konuşma akışı hızlı ve hedefine ulaşmıyordu. Bu açıdan psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar polidipsi açısından sorgulanmalıdır. valproik asit 1000 mg/gün ve lorazepam 2 mg/gün başlandı. diğer çay vs. Disturbances of thirst and water homeostasis in patients with affective illness. Hasta endokrinoloji polikliniği ile işbirliği kurularak yakın takibe alındı.20:375-385 3-Zubenko GS.

Hastanın takiplerinde lökositoz olmaması ve ateşinin en fazla 37. Gönül Yıldırım*. 10 yıldır bipolar affektif bozukluk tanısı ile izlenen ve mükerrer hastane yatışları olan kadın hasta son beş gündür olan kasılma. 2-Saddichha S. Clin Pharmacol 2011 Sep 8. D2 ve 5HT1A reseptörlerinin yüksek affiniteli parsiyel agonisti ve 5-HT2 reseptörünün de antagonistidir. hareketlerde yavaşlama şikayeti ile Erenköy RSHH acil polikliniğine başvurmuş.B. Mustafa Bilici** *Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi **İstanbul Medipol Üniversitesi Psikiyatri A.PB 177 Aripiprazol Kullanımına Bağlı Gelişen Parkinsonizm: Bir Olgu Sunumu Buğra Çetin *. konuşma miktarı ve tonlaması azalmış olarak değerlendirildi.gününde valproat sodyum 500 mg/gün tedavisi ile taburcu edildi. remisyona giren hasta yatışının 34. Tartışma: Aripiprazol ile parkinsonizm oluşumu sık gözlenen bir durum değildir ve bu olguda bildirilen şiddette aripiprazole bağlı parkinsonizm tablosuna literatürde rastlanmamıştır. . Bu farmakolojik profilinden dolayı aripiprazole bağlı parkinsonizm beklenen bir yan etki değildir ve literatürde bildirilmiş az sayıda olgu vardır. Chandra P: Aripiprazole associated with acute dystonia.D Giriş: Aripiprazol diğer atipik antipsikotiklerden farklı bir farmakolojik profile sahip bir atipik antipsikotiktir. Kaynak: 1-Lannah L Lua ve Lin Zhang: Development of Parkinsonism following exposure to aripiprazole: two case reports.5 derece olarak saptanması dolayısı ile nöroleptik malign sendrom dışlandı. Hastanın yoğun rijiditesi nedeniyle hareket edememesinden dolayı yatağında yapılan muayenesinde öz bakımı azalmış. duygulanımı anksiyöz. bipolar affektif bozukluk (depresif epizot) ve nöroleptiğe bağlı parkinsonizm tanılarıyla yatışı yapılmıştır. Jülide Güler*. psikomotor aktivitesi azalmış duygudurumu depresif. Hasta aktif psikotik bulgu ve suisid/ homisid fikri tanımlamadı. Babu GN. gününde suisid fikri bildirdiğinden dolayı 5 seans EKT uygulandı. Kullandığı antipsikotik ilaca bağlı parkinsonizm olduğu düşünülen hasta düzenlenen biperiden ve diazepam tedavisine yanıt vermediğinden. tremor ve bradikinezisi mevcuttu. titreme.3:6448. J of Medical case reports 2009. Kumar R. Hastanın rijidite.2) Bu yazıda aripiprazol kullanımı sonrası gelişen şiddetli parkinsonizm olgusu sunulmuştur. Olgu: 56 yaşında. (1. Yaklaşık bir ay önce kilo aldığı gerekçesi ile lityum ve valproat sodyum tedavisi kesilmiş ve aripiprazol 30 mg/gün ve venlafaksin 75 mg/gün şeklinde tedavisi yeniden düzenlenmiştir. immobilizasyona bağlı dekübitüs ülserleri geliştiğinden ve yatışının 17. akathisia and parkinsonism in asingle patient.

. bipolar bozukluk. Akatizi.. 30 yaşında. Tartışma: EPS özellikle tipik antipsikotiklerle beraber sık görülen bir yan etkidir. Gupta S. aripiprazol ve biperiden ile taburcu edildi. gününde klinik durumunun düzelmesi ve yapılan norolojik değerlendirmesinde ekstrapiramidal sendrom belirtilerinin son 4 gündür olmaması üzerine venlafaksin. Sharma A. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. evli 4 çocuk annesi hastada 3 aydır süren hayattan zevk almama. Toplam 9 EKT alan hasta. Hasan Akçalı. Mahmut Bulut. Soy geçmişinde anne ve kuzeninde depresyon olduğu öğrenildi. Masand P (2004). Int Clin Psychopharmacol. depresyon gibi birçok psikiyatrik rahatsızlığın tedavisinde 2002 yılından beri tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır (1).Aripiprazole-induced parkinsonism. Bu vakada EPS’nin sadece aripiprazolle ilişkilendirilmesi eksik bir yoruma neden olabilir. Ann Clin Psychiatry 16: 155–166. Aripiprazolle kullanımıyla EPS az görülmekle beraber literatürde EPS vakaları bildirilmiştir. Yaklaşık 6 ay önce hasta psikotik belirtilerle hastaya aripiprazol başlanmış ve psikotik belirtiler bir aydan önce sonlandığı ifade edilmiş olup halen aripiprazol alımı devam etmektedir. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. Kaynaklar: 1. Biz burada aripiprazol venlafaksin kombinasyonu ile beraber EKT tedavisi altında iken EPS ortaya çıkaran ve biperidenle düzelen bir vaka sunduk. 2006 Mar. Aripiprazole: review of its pharmacology and therapeutic use in psychiatric disorders. Mehmet Cemal Kaya. 2 aydır sertralin 100 mg/gün ve 6 aydır aripiprazol kullanan hastada yeterli düzelme olmaması nedeniyle sertralin sonlandırılıp venlafaksin başlandı ve aripiprazol devam edildi. Aripiprazole venlafaksin eklenmesi daha önce de literatürde bu kombinasyonu kullanan bir vakada parkinsonizm ortaya çıkması venlafaksinnin aripiprazolün EPS yapma riskini artırdığını düşündürtebilir (2). Hasta major depresif bozukluk tanısı ile psikiyatri servisimize yatırıldı. Diyarbakır Giriş: Aripiprazol “dopaminerjik sistem stabilizatorü” olarak tanımlanan ilk yeni nesil antipsikotik ajandır. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. tremor ve parkinsonyal postur şeklinde).Mehmet Güneş. Ayrıca yoğun intihar düşüncelerinden dolayı elektrokonvulzif terapi (EKT) başlandı. yoğun ölüm düşünceleri ve uyku-iştah düzensizliği mevcuttu. Çünkü vakamız daha önce de aripiprazol almasına rağmen EPS ortaya çıkarmamıştı.Biz de burada aripipazol ile ilişkili bir ekstrapiramidal olgusunu sunmayı amaçladık. distoni ve parkinsonizm akut. Tedavinin üçüncü haftasında hastada ekstrapramidal sendrom ortaya çıktı (dişli çark. 2. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı.21(2):127-9.L. tardiv distoni ve tardiv diskinezi kronik nitelikteki ekstrapiramidal yan etkilerdir. EKT ve venlafaksin-aripiprazol tedavisine biperiden 4 mg/gün eklendi. Şizofreni. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. kendini mutsuz hissetme. Sorrell JH. hareketlerde yavaşlama. ilkokul mezunu. Olgu Sunumu: I. tedavinin 35.PB 178 Aripiprazole Venlafaksin Eklenmesi İle Meydana Gelen Ekstrapiramidal Sendrom: Olgu Sunumu Abdullah Atli.

6(4):207-208 . ancak tedaviden fayda görmeyen hastanın yatışı yapıldı. polidipsi. Unutkanlık. Sıvı replasmanına rağmen günlük takiplerde hiponatremisi süren hastanın yatıştaki sodyumunun normal değerlerde olması nedeniyle hiponatreminin karbamazepin kullanımına bağlı gelişmiş olabileceği düşünüldü. Okskarbamazepin ve karbamazepin kullanımının karşılaştırıldığı bir çalışmada okskarbamazepine bağlı hiponatremi görülme oranı daha fazla bulunmuştur(3). Karbamazepine bağlı hiponatremi insidansı %1. sinirlilik. Valproat 500 mg/gün başlandı.06. 65(12):1976-1978 4)Salawu A: Hyponatremia during low-dose carbamazepine therapy. Psikiyatrik muayene: Bilinç açık. 11. Çekilen EEG ve kranial MR normal olarak değerlendirildi. turizmci. Buğra Çetin. çok konuşma. olanzapin 2. 39(11):1943-1946 3)Dong X: Hyponatremia from oxcarbazepine and carbamazepine. konuşma miktarı artmış. psikomotor aktivite artmış. duygudurum hipertimik. Sonrasındaki günlük takiplerde sodyum değerlerinin normal sınırlarda seyrettiği izlendi.2012'de tedavisine risperidon 1 mg/gün eklendi.06. Hasta.2012’de sodyum düzeyi normal değerlere dönmüş şekilde 137 mmol/L olarak saptandı. Olgu: 43 yaşında. 40 yaş üzerinde olmak. Karbamazepin. 2007. oryante.2012’deki kan tetkikleri normaldi. afektif semptomlarının gerilemesi üzerine 29. Ann Afr Med. Tartışma: Hiponatremi karbamazepin başlanmasının ardından 48 saat içinde ortaya çıkabilir(1). Sıvı replasmanı kesildi. Hastanın yatışını takiben 30. Kaynakalar: 1)Dedinska I: Hyponatremia-carbamazepine medication complications. 2012.2012’de tekrarlanan tetkiklerinde sodyum düzeyi 126 mmol/L idi. evli. baş ağrısı.06. menstruasyon.PB 179 Karbamazepin’e Bağlı Hiponatremi Olgusu Gönül Yıldırım. 2005.06.05. tahammülsüzlük. Doç Dr Ümit Başar Semiz Kurum: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş ve Amaç: Hiponatremi. Bu sunumda karbamazepine bağlı bir hiponatremi olgusunun tartışılması amaçlanmıştır. serum sodyum konsantrasyonunun 135 mmol/l altına düşmesidir. koopere. Duygudurum düzenleyici olarak karbamazepin 400 mg/gün başlandı. erkek. duygulanım irritabl. İlk psikiyatrik başvurusu 10 gün önce olan. Neurology. vertigo şeklinde yansıyabildiği gibi asemptomatik de seyredebilir(1). hareketlilik şikayetleriyle başvurdu. polifarmasi hiponatremi riskini arttırmaktadır(4). kadın cinsiyet. 2005. 04.2012’de taburcu edildi.5 mg/gün başlanan. Olgumuzun 40 yaş üzeri risk grubunda yer alması ve karbamazepin kullanımına başlanmasından kısa süre sonra hiponatremi gözlenmesi bu bilgiyle uyumludur.8-%40 arasında değişmektedir(2). üniversite mezunu. psikiyatrik koşullar. 58(1):72-75 2)Kuz GM: Carbamazepine-induced hyponatremia:assessment of risk factors. doz azaltılarak kesildi. Vnitr Lek. özellikle risk faktorlerinin varlığında serum sodyum seviyesinin yakından izlenmesi gerekmektedir. Karbamazepin başlanan hastalarda. Ann Pharmacother. 18. Literatüre bakıldığında vakaların coğunun asemptomatik olduğu belirtilmekte olup karbamazepine bağlı hiponatremi gelişme olasılığının okskarbamazepine bağlı hiponatremiye göre daha az gözönünde bulundurulduğu ve asemptomatik olduğunda hiponatreminin ihmal edilebildiği varsayılabilir. Kliniğe yorgunluk. psikotik bulgu saptanmadı. Özgür Süner.

Ankara Giriş: Elektrokonvülzif tedavi tedaviye dirençli depresyonda iyi bir seçenektir. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Bu tedaviden kısmen fayda gördüğü düşünülen hastada tedaviye bağlı herhangi bir komplikasyona rastlanmadı.PB 180 Opere İntrakranial Anevrizmalı Hastada Elektrokonvülzif Tedavi: Bir Olgu Sunumu İbrahim Karakaya.Özlem Erden Aki. .4) Bu olgu sunumunda geçmişte intrakranial anevrizma operasyonu yapılmış olan bir hastaya tedaviye dirençli majör depresyon nedeniyle uygulanan elektrokonvülzif tedavi tartışılacaktır. Yapılan literatür taramasında intrakranial anevrizması olan hastalarda EKT uygulamasıyla ilgili olgu sunumlarına rastlandı.(2. Operasyon sonrası hastanın çökkünlük şikâyetlerinde belirgin bir artış olmuş. Olgu: Son 15 yıldır çökkünlük şikâyetleri olan 53 yaşında kadın hasta. ülkemizde bu konuda yapılan bir yayına rastlanmamıştır. Koray Başar. Tedavi öncesinde beyin cerrahisi bölümü tarafından değerlendirilen hastanın kliplenmiş olan anevrizmasının tedavi sırasında rekanalize olabileceği. işlem öncesinde bazal tansiyon değerlerinin düşük tutulması ile elektrokonvülzif tedavi güvenli bir şekilde uygulanabilir.3. Sağ MCA sulama alanında yaygın laminer nekroz ve kistik ensefalomalazik değişiklikler olduğu tespit edilmiş. Sonuç: İntrakranial anevrizması olan hastaların elektrokonvülzif tedavi işlemi sırasında yaşamsal bulgularının yakın takibi. bu nedenle hastanın elektrokonvülzif tedavi açısından düşük. kez psikiyatri servisine yatırılan hastaya tedaviye dirençli majör depresyon tanısı konularak elektrokonvülzif tedavi planı yapıldı. Majör depresyon tanısı konularak birçok farklı antidepresan ve güçlendirme tedavileri kullanmış fakat hastanın şikâyetlerinde bir değişiklik saptanmamış. 2007 yılında rüptüre olmuş sağ MCA (Orta serebral arter) anevrizması nedeniyle opere edilmiş ve anevrizma kliplenmiş. Literatür önerileri göz önüne alınarak hastaya genel anestezi altında ve ilk 3 seansı ameliyathanede olmak üzere 20 seans EKT uygulandı. 2012 yılında 3. Elektrokonvülzif tedavinin kesin bir kontrendikasyonu olmamakla birlikte Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) rehberine göre artmış kafaiçi basıncıyla rüptüre olabilecek anevrizma ya da vasküler malformasyon eletrokonvülzif tedavinin komplikasyon riskini arttırırlar. özellikle işlem sırasında arteriyel tansiyon kontrolü. Ş. İşlem öncesinde ve sırasında bazal tansiyon değerlerinin düşük olması sağlandı. yaşamsal bulguları yakın takip edildi ve arteriyel tansiyonu sabit tutuldu.(1) Literatürde çeşitli yöntemlerle onarılmış ya da onarılmamış intrakranial anevrizması olan hastalara uygulanan elektrokonvülzif tedavi olguları bulunmakla birlikte. işlevselliği azalmış.orta risk grubunda yer aldığı bildirildi.

çok konuşma. Mevcut trombositopenisi tedavilerin yan etkisi olarak yorumlandığından valproatı azaltılarak kesildi. hemoglobin değerinin 9. Muayene sırasında hastanın paranoid sanrıları. Benzer birçok ilaç gibi valproatın da doz bağımlı yan etkileri mevcuttur. bipolar bozukluklarda akut mani sağaltımı ve koruyucu sağaltımında. İstenen IQ testi sonucu IQ:65 saptandı. Doz bağımlı yan etkilerden olan trombositopeni çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. ilkokul mezunu.000-130. çok konuşma ve uykusuzluk yakınmaları mevcuttu. risperidon 3 mg ve valproat 1000 mg tedavisi başlandı. karbamazepin 400 mg/g tedavisiyle gerilediği ancak belirtilerin zaman zaman yinelediği öğrenildi.PB 181 Valproat Kullanımına Bağlı Gelişen Trombositopeni: Bir Olgu Sunumu Neşe Yorguner. Duygudurumu irritabldı. aşırı makyaj yapma. Takipleri sırasında hastanın olanzapin 10mg/g tedavisi kesilerek. hastanın ilk kez üç yıl önce uykusuzluk.000-118.000/mm3. hirsutizm. insanlardan kuşkulanma. İstenen kan tetkiklerinde hastanın trombosit değerinin 60. kilo artışı ve halsizlik gibi yakınmalar başladı. bu belirtilerin başlanan olanzapin 10mg/g. hastanın tamamen içe kapandığı ve kimseyle konuşmadığı. sinirlilik. Kaan Kora Kurum: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Giriş: Valproat.000/mm3 şeklinde arttığı saptandı. bekâr. . ayrıca kompleks parsiyel epileptik nöbetlerde ve migren profilaksisinde kullanılan bir ajandır. Ocak 2012'de hastanenin psikiyatri polikliniğine başvuran hastanın ailesinden alınan öyküden. Aynı zamanda.4g/dl ve prolaktin değerinin 64. cinsel istek artışı yakınmaları sebebiyle başka bir hastanenin psikiyatri polikliniğine götürüldüğü. Klinik gözleme ve alınan öyküye göre hastaya bipolar bozukluk ve hafif mental retardasyon tanısı kondu.000-114. Geçmiş tetkikleriyle kıyaslandığında hastanın daha önceden de demir eksikliği anemisinin olduğu.9 olduğu. Olgu: 24 yaşında. hafif mental retardasyonu olan kadın hasta. diğer değerlerinde patoloji olmadığı saptandı. depresif belirtilerinin olduğu dönemler tariflendi. kadın cinsiyet ve düşük bazal trombosit düzeyidir. saldırgan davranışlarda bulunma. Sonuç: Valproat kullanımına bağlı trombositopeni gelişimi için tanımlanan risk faktörleri yüksek kan valproat düzeyi. ancak trombosit değerlerinin normal aralığın alt sınırına yakın olduğu öğrenildi. cinsel istek artışı. Tedaviyle psikotik belirtileri gerileyen hastada tedavinin üçüncü ayında adet düzensizliği. bu sebeple replasman tedavisi aldığı. kendi kendine konuşması. İki haftada bir yapılan tetkiklerde hastanın trombosit değerlerinin sırasıyla 85. Seyrek rastlanan ancak ölümcül komplikasyonlara yol açabilecek bu yan etki açısından kan değerlerinin kısa aralıklarla takibi valproat kullanımı için sıklıkla üstünde durulan bir konu olmadığından klinisyenlerin bu konudaki farkındalığının arttırılması önem taşımaktadır. duygulanımı uygundu. Gelişim öyküsünde mental ve motor gelişim basamaklarında gerilik olduğu öğrenildi.

kooperasyon kısıtlı. Özbakım. Hastanın sistemik ve nörolojik muayenesi doğaldı. ağlama şikayetlerinin başladığı.Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. daha önce alkol ya da enerji içeceği kullanmadığı öğrenildi.PB 182 Enerji İçeceği Tüketimi Sonrası Gelişen Bir Akut Psikoz Olgusu Öznur Taşdelen. Yakın bellek bozuk. grandiyöz. sonrasında unutkanlık. Yazımızda kafein ve aminoasit içerikli enerji içeceğinin yoğun tüketimi sonrası ortaya çıkmış bir akut psikoz olgusunu anlattık. Yasemin Görgülü. hekimle işbirliği ve dürtü kontrolü azalmıştı. nikotinamid. Yapılan tetkiklerinde patoloji saptanmadı. Yatışından önce 1 ay boyunca her gün düzenli olarak bir iki adet toplamda 60-70 adet enerji içeceği içtiği. Daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmayan ve daha önce hiç enerji içeceği içmemiş olan hasta. Affekt künttü. Dikkati azalmıştı. içe kapanma. Enerji içecekleri stimulan etkilerini dikkati ve performansı arttırarak gösterirler. beslenme. Çağrışımlar yavaşlamış ve amaca varmıyordu. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. uzak belleği normaldi. Servisteki gözlemlerde işitsel ve görsel hallüsinasyonları. Hasta düzenlenen tedaviyle semptomlarının düzelmesi üzerine amisülpirid 1200 mg ve olanzapin 10 mg tedavisiyle “Enerji içeceği kullanımına bağlı psikotik bozukluk” tanısıyla taburcu edildi. Psikomotor aktiviteler azalmıştı ancak zaman zaman dezorganize hareketleri oluyordu. durgunluk.D. Bülent Sönmez. Enerji içeceklerinin popularitesi ve kullanımı hızla artmaktadır. . perseküsyon ve mistik hezeyanları olduğu tespit edildi. Yurdumuzda enerji içeceklerinin tüketiminin artması dolayısıyla ve bizim olgumuzda daha önce herhangi bir psikiyatrik yakınması olmadığı halde yoğun enerji içeceği tüketimi sonrası ortaya çıkan ve amisülpiride yanıt veren psikotik tablo saptanması nedeniyle sunulmaya layık görülüp enerji içeceklerinin risklerine dikkat çekilmek istenmiştir. Rugül Köse Çınar Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. E. pridoksin. Enerji içeceklerinin içeriğindeki asıl etken madde kafein olmakla birlikte taurin. Yönelim kooperasyondaki kısıtlılık nedeniyle değerlendirilemedi. içe kapanma. Yapılan ilk psikiyatrik muayenesinde bilinç açık. Cevapları perseveratifti. riboflavin. Enerji içeceklerinin popularitesinin gittikçe arttığının fark edilmesiyle yaratacağı istenmeyen olası sağlık sorunları dikkat çekilmektedir. gülme ve saldırgan hareketlerinin eklenmesi üzerine hasta takip ve tedavisi amacıyla servisimize yatırıldı. 21 yaşında erkek. sözel uyaranlara karşı ilgisiz ve lakayt bir tutum içindeydi. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. inostol. polikliniğimize durgunluk. Başvuru şikayetlerine kendi kendine konuşma. Sorulara tek kelimelik cevaplar veriyordu. uyku. diğer B vitaminleri ve başka bitkisel türevler de vardır. ağlama yakınmalarıyla başvurdu. Hezeyan ve halüsinasyonları için dissimülatif tavırdaydı. Enerji içeceklerindeki maddelerin yalnız ve kafeinle birlikte kombinasyonuyla aşırı miktarda veya kronik tüketiminin akut ve uzun süreli etkisi tam olarak bilinmemektedir.

Şizofreni hastalarında sağlıklılardan daha yüksek oranlarda “geniş KSP” görülmesinin.bu konu üzerinde yoğunlaşılması gerekmektedir. Orkun Aydın.Hastamızın tedaviye dirençli olması klinik takibi açısından önem arz etmekte olup.Gelecek dönemdeki çalışmalarda bu konu hem hastaların işlevselliği hem de hekimlerin. çevresel ve biyolojik(genetik.nörogelişimsel patolojilerin psikiyatrik hastalıkların tedavisi üzerine olan etkilerini değerlendirmeleri açısından önem arz etmektedir.araknoid kistler ve diğer anormallikler gibi beynin gelişimsel bozuklukları birçok post-mortem inceleme ve nörogörüntüleme yöntemleriyle gösterilmiştir. Duygu Kuzu.fizyolojik.biyokimyasal ve gelişimsel) faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynadığı kabul edilmektedir. Şizofreni ile anormal genişlikteki kavum septum pellusidum arasındaki ilişki incelenmesine karşın literatürde tedaviye yanıt oranlarının karşılaştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. KSP’un ruhsal bozukluklar ile ilişkisi en çok şizofreni alanında çalışılmıştır.Bizim hastamız gerek semptomların şiddeti açısından gerek nöropsikolojik testlerdeki başarısızlık açısından literatürde mevcut olan bilgilerle uyuşmaktadır. hastanın klinik görünümü ve nörobilişsel yeti yitimi açısından öneminin tartışılması amaçlanmıştır. Artuner Deveci Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni. şizofreni etiyolojisi için öne sürülen nörogelişimsel varsayımı destekleyen bir anatomik bulgu olduğu belirtilmiştir.Bizim olgumuzda da Nopoulos kriterlerine göre (Nopoulos et al.Şizofreni hastalarının sayıca önemli bir kısmında korpus kallosun agenezisi.5 mm ara ile alınan en az 4 koronal kesitte görülmesi) olmasından ötürü . Nörogelişimsel model.1998) KSP uzunluğunun 6 mm’nin üzerinde (1. Bu yazıda şizofreni hastalığı olan bir olguda saptanan “geniş KSP” ve KV’nin.PB 183 Cavum Septum Pellucidum Et Vergae ile Şizofreni Arasındaki İlişki: Bir Olgu Sunumu Kadir Aşçıbaşı. etiyolojisi hala tam olarak aydınlatılamamış bir ruhsal bozukluk olmasına rağmen.”geniş KSP” olarak kabul edilmektedir.şizofreni etiyolojisine yönelik birçok hipotez arasında en önde gelenlerden biridir. ..

taşikardi. stupor. iv) Katatoni NMS için bir risk etkenidir. lamotrijin 200 mg/gün kullanmakta olan olguda. . Letal (malign) katatoni ve nöroleptik malign sendrom (NMS) arasında. i) NMS bir katatoni formudur. Olgu: 29 yaşında erkek hasta. 2 hafta öncesinde 55 adet 30 mg aripiprazol ile özkıyım girişimi mevcuttur. Psikiyatrik bakısında kooperasyonu kısıtlı. risperidon 2 mg/gün ve risperidon consta 37. Antipsikotiklerin D2 reseptör antagonist etkisi olarak katatonik sendromu indükleyebilir. yaşamsal fonksiyonların takibi (ani ölüm olabilir) ve yüksek doz lorazepam önerilmektedir. oryantasyonu bozuk ve hallusine olan. Buğra Çetin. v) NMS katatonik ve katatonik olmayan tipte olabilir şeklinde görüşler mevcuttur. Mental ve fizik ajitasyon. Tedavide antipsikotiklerin kesilmesi. Prodrom haftalardan aylara uzayabileceği gibi akut olarak da başlayabilir. Letal katatoni NMS’dan EPS rijiditesinin ve involanter hareketlerin olmayışı ile ayrılır. yıkıcı davranış. yüksek anksiyete düzeyi. Oniki yıllık hastalık öyküsünde katatoninin eşlik ettiği herhangi bir başka psikotik alevlenme dönemi tanımlanmamaktadır. akrosiyanoz ve hipotansiyon da sıklıkla bulunmaz.5 mg/14 gün. koma ve ölümle sonlanabilir. Ateş. klasik kitaplarda ise letal katatoni olarak adlandırılan ve nadir göazlenen bu tablo. uzun yıllar antipsikotik tedavi almış hastalarda ortaya çıkabilmektedir. O tarihe kadar Klozapin 700 mg/gün. konuşmama. DSM-IV’e göre ‘’Başka türlü adlandırılamayan ilaca bağlı hareket bozukluğu’’ olarak sınıflandırabileceğimiz. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş ve Amaç: Katatoni psikiyatrik. Olgu sekiz seans anestezili EKT ve olanzapin 20 mg/gün ile tedavi edilmiştir. yemek yememe. nörolojik ve ilaca bağlı gelişebilen nöropsikiyatrik bir sendromdur.PB 184 Lethal Katatoni: Bir Olgu Sunumu Mine Ergelen. iii) İkisi aynı ve tek bir sendromdur. uygunsuz hareketlerde bulunma şikayetleri ve şizofreni ön tanısıyla servisimize kabul edildi. tıbbi. aripiprazol 30 mg/gün. ii) NMS bir malign katatoni formudur. Bu sunumun amacı antipsikotik kullanımına bağlı gelişen bir letal katatoni olgusunun paylaşılmasıdır. ateşi ve lökositozu bulunmayan olguda CK yüksekliği ve hipoproteinemi saptanmıştır.

kalabalıktan kaçınma. uykusuzluk şikayetleriyle psikiyatri hekimine başvurduğu ve Olanzapin 10mg/gün tedavisi önerildiği. yorum yapan sesler duyma. Tedavi sonucu düşünce okunması. Erzurum **Atatürk Üniversitesi. delüzyonlar. vücut dismorfik bozukluk. referans fikirler. uzayıp şekil değiştiren siyah baloncuklar olduğunu. Erzurum Giriş: Genital self-mutilasyon (GSM) nadir rastlanan ciddi bir kendini yaralama davranışıdır. Olgu: 24 yaşında bayan. bu tedaviye 5 yıl önce Bipolar Affektif Bozukluk tanısı düşünülerek Lityum 600mg/gün eklendiği öğrenildi. Atakan YÜCEL**. bu durumun iki yıldır hiç değişmediğini ve duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için de siyah bölgeleri keserek çıkarttığını ifade eden hastanın ruhsal muayenesinde yüzeyel affekt. alkol intoksikasyonu ve kişilik bozukluklarında ayrıca bazı dini ve kültürel inanışlarda görülür. beden imajında bozulma. Son iki yıldır genital bölgesinde. içselleştirilmiş agresyonun ifadesi veya suicidal amaç bulunabilir. transeksüalite. Öyküsünde 7 yıl önce başlayan evde kameraların olduğu. izlendiği. yapay bozukluk ayrıca halüsinasyon ve hezeyanların bir sonucu olarak psikotik bozukluklarda görülür. Self. Somatik hezeyanları ve vulvar görsel halüsinasyonları sonucu GSM ile gelen bir olgu sunulmuştur. Çoğunluğu şizofreni olmak üzere affektif psikoz. irritabl duygudurum. madde bağımlılığı ve sosyal izolasyon bulunur. düşüncelerinin okunduğu. görsel halusinasyon. Negatif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 67-29/125 ve Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeğinde 13-6/51 şeklinde iyileşme tespit edildi. baş dönmesi ve bayılma şikayeti sonrası genital kesi ve yoğun kanamasının farkedilmesi üzerine yakınlarının ısrarıyla acil servise başvurmuş. somatik hezeyan. suture edilerek kanama kontrolü sağlandıktan sonra Psikiyatri konsultasyonu istenmiş. referans fikirler ve insomnia bulgularında kısmi azalma olmuş. komşularının hakkında konuştuğu fikirleri. sosyal izolasyon bulguları mevcuttu. Yapılan jinekolojik muayenede her iki labium majusu içine alan. ve 4. .mutilasyon depresyon. Sonuç: GSM’un temelinde seksüel çatışmalar. labium majorda doku defekti oluşturmuş kesi (WHO genital mutilasyon sınıflamasına göre Tip III) tespit edilmiş. kişilik bozuklukları. Ağrı ve kanama en yaygın komplikasyonudur. Haftalarında sırasıyla Pozitif Semptomları Değerlendirme Ölçeğinde 41-11/170. Psikiyatri Ana Bilim Dalı. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı. acil müdahalenin ardından psikiyatrik ayırıcı tanı ve tedavi önem taşır. Elif ORAL**. Yapılan psikometrik değerlendirmede tedavinin 1. GSM’un risk faktörleri arasında halusinasyonlar. hastalığın ara dönemlerinde tam iyilik hali olmaması ve fiziksel görünümü dışında da var olan hezeyanları nedeniyle paranoid şizofreni öntanısıyla tedavisine Olanzapin 20 mg/g olarak devam edilmesi uygun bulundu. posterior perineal cisime ulaşan. İşlevselliğin birden çok alanda bozulmuş olması. Hatice YÜCE** *Atatürk Üniversitesi.PB 185 Genital Self Mutilasyon: Bir Olgu Sunumu Nermin YÜCEL*.

Gaillard R. Katatonik vakalarda EKT’nin etkili bir seçenek olduğunu belirtilmektedir (1). J ECT. 3. Malur C. mutizm bulgularının tabloya eklenmesi üzerine tekrar merkezimize yatışı yapıldı. ya azalmış motor belirtiler ya da artmış psikomotor etkinlik veya bu iki özelliğin birbiri ardında değişimi ile kendini gösteren. Abdülkadir ÇEVİK. Sonrasında Depresif Nöbet tanısıyla yatarak tedavisi tekrar düzenlenmiş. Francis A. Adem Balıkcı. erkek. Sonuç olarak.1:11-14 . (3) Bu yazıda. bayılma ve titreme atakları. klinik takip sürecinde katotonik psikotik bir tabloya ilerleyen ve bu bulguların EKT tedavisi ile remisyonunun sağlandığı bir vaka sunulmuştur. Bulguların kısmen gerilemesi sonrası taburcu edilen hasta taburculuk sonrası altıncı günde. Konversiyon ve anksiyete Bozukluğu tanılarıyla uyumlu düşünülen hastaya tedavi başlanmış. Mehmet Ak. Sonrasında psikomotor aktivitede azalma. Hastanın progresif olarak ilerleyen katotonik tablosunun tedavisi maksadıyla EKT uygulanmasına başlanmıştır. bekar hasta. Encephale.17(1):55-9.Case report: electroconvulsive therapy in a 33-year-old man with hysterical quadriplegia]. 10 seans EKT sonrası bulgularda anlamlı düzelme olması neticesinde hasta antipsikotik tedavi ile taburcu edilmiştir. dahiliye ve enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları alınmış. uykusuzluk şeklinde yakınmalarının olması nedeniyle hastaneye başvurmuş. Olgu: O. Öncesinde herhangi bir psikiyatrik bozukluk öyküsü olmayan hasta. 2012 Feb. keyifsizlik. Konversiyon bozukluğu tarihsel olarak tanı yönünden nevrotik spektrumda değerlendirilmektedir. 2. Gaillard A. Pasol E. Lôo H. Psikiyatri Dünyası 1999. (1. “sendrom” olarak değerlendirilen bir klinik tablodur. Referanslar: 1. Mahmoud Almbhaideen. yememe. Tartışma: Vakanın EKT uygulaması sonrası progresif olarak düzeldiği izlenmiştir. Ankara Giriş: Katatoni psikomotor belirtilerin ön planda olduğu. ortaokul mezunu.2). herhangi bir organik bozukluk tespit edilmemiştir. Bu takip süreci içerisinde hastanın nöroloji. Radtchenko A. Sonraki takip sürecinde bulguların ilerleyici şekilde düzeldiği görülmüştür. Yaklaşık iki aylık takip sürecinde bulgularında kısmi gerileme olmuş. Mouaffak F.PB 186 Prodromal Belirtileri Konversiyon Olan Katatonik Psikoz Olgusunda Elektrokonvulsif Tedavi: Olgu Sunumu Özgür Maden. kullandığı ilaçların tamamını içerek suisid girişiminde bulunmuş. içmeme. uzun süre psikotik belirtiler gözlenmeden konversif belirtilerin ön planda olduğu.38(1):104-9. Beyazıt Garip.ECT for prolonged catatonia. sıkıntı ve iç daralması. Vakanın konversiyon bulgularının psikotik bozuklukların prodromal döneminde de baskın bulgu olabileceğini göstermesi ve bu tür vakalarda EKT' nin etkinliğini göstermesi açısından da önemli olduğu düşünülmüştür. 23 yaşında. Süleyman Özselek. 2001 Mar. “atipik psikiyatrik” bulgular ile seyreden Konversif Bozukluk vakalarının ayırıcı tanısında Katatonik Psikoz da göz önünde bulundurulmalıdır. Murat Erdem GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.Ş.

42:3844. Gurvich C. Gökhan Kandemir**. . Gilbert H. McCauley-Elsom K. Aust NZJ Psychiatry 2008. Preliminary findings from the National Register of antipsychotic medication in pregnancy. Bu nedenle.PB 187 Gebelikte Antipsikotik İlaç Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş Hünkar Yeloğlu*. kulağına sesler gelmesi uykusuzluk. Çetin M. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Fitzgerald P. Tıp Fakültesi. hem de çevreleri açısından birçok ciddi sorunlar ile karşı karşıya kalabildikleri de bilinmektedir. de Castella A. Marston N. Bundan dolayı gebelikte ilaç kullanımına karar verilirken neonatal toksisite. perfenazin ile yapılan çalışmalarda malformasyon riskinin artmadığı ileri sürülmüştür.21(2):161-173 3.Kulkarni J. Ancak mevcut bilgiler ışığında gebelik sırasında kullanılmak zorunda kalınan hiçbir psikotrop ilacın tam emniyetli olmadığı açıktır. Birçok atipik antipsikotiğin gestasyonel diyabeti tetikleyerek fetal malformasyon oranında artış yaptıklarına ilişkin anlamlı veriler mevcuttur.15(4):182-186 2. bu ilaçlar anne ve plasenta kanı arasında hiçbir engel olmadığından rahatlıkla fetüsa ulaşırlar. Rize Psikotrop ilaçların güvenliği ve gebelikte psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılmaları ile ilgili çelişkili bulgular vardır. Klasik antipsikotikler fetüs için görece daha güvenlidirler. Fatmagül Helvacı Çelik*. Biz de bu çalışmada son 1 aydır anlamsız konuşma ve davranışlar. Klorpromazin. Öte yandan ağır ruhsal bozuklukları olup gebe kalmış kadınların tedavi edilmedikleri takdirde hem kendileri hem bebek. haloperidol. Gebelikte psikofarmakolojik tedavinin yararları ve riskleri dikkate alınmalıdır. Çiçek Hocaoğlu*** * Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Bu nedenle gebelikten önce atipik antipsikotik kullanımını sürdüren anne adaylarında gebelik başladığında klasik antipsikotiklere geçiş yapılması önerilmektedir. Gebelikte şizofrenik belirtilerde artış veya azalma olup olmadığı ve şizofrenik annelerin çocuklarında ilaç kullanmasalar bile konjenital anomali riskinin artıp artmadığı konusu tartışmalıdır. Rize *** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Gebelere ilaç verildiğinde. Erol A. Meltem Puşuroğlu*. Psikiyatri Kliniği. saldırganlık yakınmaları ile yakınları. güvenlik elemanları tarafından kliniğimize zorla getirilen ve yatırılarak düşük doz haloperidol tedavisi başlanan 15 yıldır şizofreni tanısı ile farklı sağlık kuruluşlarında yatarak ve ayaktan tedavi görme öyküsü ile gebelik öncesi olanzapin 20mg/g tedavisi izlenen. Antipsikotik ilaçlar plasentadan serbestçe geçerler. Selim Polat*. Psikiyatri Anabilim Dalı. Rize ** Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Psikiyatri Kliniği. klinisyenler güvenli seçenekleri seçmeli ve kişiye özgü tedavi planları ve hasta takibi yapacak stratejiler izlemelidirler. gebelik sırasında ilacını bırakan 8 aylık gebe 29 yaşındaki kadın hastayı literatür bilgileri eşliğinde sunmayı amaçladık. Atipik Antipsikotiklerin Kadın Fertilitesi ve Gebelik Üzerine Etkileri: Olgu Sunumu Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2005. Gönü AS. prematüre ve ölü doğum ile morfolojik ve davranışsal teratojenite risklerinin dikkate alınması gerekmektedir Şizofrenik popülasyonda doğum oranının normalden fazla olması gebelikte ilaç kullanımının önemini giderek arttırmıştır. Gebelikte psikotrop ilaç kullanımı: Bir güncelleme Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. Kaynaklar: 1Altıntoprak AE. şüpheler. Koturoğlu G. Eğitim ve Araştırma Hastanesi.

İki ay sonra klozapin 100mg/gün ve ketiapin 100mg/gün alır iken şizofreni belirtilerinin alevlenmesi üzerine ketiapin dozu 600mg’a çıkılmış. Hastanın iki aylık ayaktan takibinde nötropeni tekrarlamadı. Nötrofil düzeyi 1900e yükselen ve tekrar düşme saptanmayan hasta. . nötropeni yineleyebilir. Klozapin 400mg/güne çıkılan hastada günlük tam kan sayımı yapıldı. 2012’de nötrofil sayısının 510/ul saptanması üzerine.PB 188 Klozapine Bağlı Geç Başlangıçlı Nötropeni Olgusunda Klozapin Tedavisine Devam Edilmesi Gökhan Öz. Bu olgu sunumunda dokuz yıldan uzun süre klozapin kullanımı sonrasında ağır nötropeni gelişmesine rağmen klozapine devam edilen bir şizofreni hastasında. Olgu: Yaklaşık otuz yıldır şizofreni tanısıyla izlenen 47 yaşındaki kadın hastaya. klozapin kesilmesi ile geri dönüşlü olabilecek yan etkilerindendir. Tıp Fakültesi. Davranış belirtilerinin yatışmaması üzerine hastanemize başvuran hasta servise kabul edildi. viral belirteçler. yineleyen nötropeniye tedavi yaklaşımı tartışılacaktır. olgumuzda olduğu gibi. Nötropeni ve agranülositoz klozapinin doza bağlı olmayan. Suzan Özer Hacettepe Üniversitesi. Klozapin ile nötropeni gelişen olgularda lityum karbonat ve beta-glukan eklenmesi nötropeniyi engelleyebilir. Hastanemize başvuru esnasında nötrofil sayısı 2700/ul olan hastanın geçmiş tedavi yanıtı göz önünde bulundurularak klozapin tedavisinin devam edilmesi ve klozapin etkin düzeye gelinceye kadar ketiapin 900mg/güne devam edilmesine karar verildi. Klozapin tedavisine devam edilmesi veya yeniden başlanması ile. Ancak klozapinin etkili olduğu tedaviye dirençli hasta grubunda ilacı kesme kararını vermek güçtür. davranış belirtilerinin yatışması üzerine taburcu edildi. tedavisinin düzenlendiği merkezde klozapin kesilmesi ve ketiapin başlanması planlanmış. daha nadiren yıllar sonra gelişen vakalar da bildirilmiştir. Klozapine başlandıktan yaklaşık dokuz sene sonra. Sonuç ve Tartışma: Klozapin nötropeniye direkt toksik etki ve immun mekanizmalar aracılığı ile yol açmaktadır. Bir ay sonra nötrofil değerinin 1000/ul saptanması üzerine lityum karbonat 600mg/gün ve beta glukan 20mg/gün başlandı. tedaviye direnç ve EPS yan etkilerine duyarlılık nedeniyle dokuz sene önce klozapin başlanmış. Bu yan etki genellikle erken dönemde görülse de. demir parametrelerinde nötropeni ile ilişkili olduğu düşünülen bir anormallik saptanmadı. Anemi ve iki ay önceki tetkiklerinde saptanan nötropeni nedeniyle Hematoloji Bölümü’nce istenen periferik yayma. Koray Başar. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. İlaçtan fayda gören hasta tıbbi kayıtlara göre bu süre zarfında klozapini 200-700mg/gün aralığında kullanmış. Yavuz Ayhan. idiosenkratik. Ankara Giriş: Klozapin tedaviye dirençli şizofrenide etkinliği kanıtlanmış bir antipsikotiktir.

5çocuklu bir ev hanımıydı. Özellikle genç hastalarda bu iki tanı arasındaki ayrım daha da zorlaşmaktadır. aslında hiç de nadir olmayan tanısal sorunlar bu olgu ile yeniden vurgulanmıştır.40yaşında. aynı ildeki bir ruh sağlığı hastanesinde 1 ay izlendikten sonra sevk edilmişti. Tartışma: Bu hastada frontotemporal demans ve şizofreni tanısından hangisinin konulacağı tartışmalıdır. 2-3 yıla kadar bilinen herhangi bir rahatsızlığı olmayan hastanın kendi kendine anlamsız mırıldanmaları başladığı. Yer ve kişi yönelimi vardı. Daha önce birkaç kez psikiyatri başvuruları olmuş ve ismi hatırlanmayan ilçalar da kullanmıştı. Lab. Hastanın aile öyküsünde de erken başlangıçlı benzer bir tablonun olması. Kliniğimize. tetkikleri sonucunda anemisi ve B12 eksikliği saptanan hastaya bunlara yönelik tedavi başlandı. Aile öyküsünde en büyük erkek kardeşinin de psikiyatrik tedavi aldığı. en küçük çocuğunun zarar göreceği korkusuyla eve kimseyi istemediği ve sürekli dezorganize davranışlar sergilediği öğrenildi. yapılan MMT’de 15 puan aldı. Hastanın kardeşinde benzer öykünün mevcut olması. manyerizm. Ailesinden alınan öyküde. otuzlu yaşlarının sonlarında ortaya çıkan şiddetli bilişsel ve psikotik bulguları mevcut olan bir kadın olgu sunulacaktır. Tanı netleştirilmesi amacıyla yapılan Nöroloji konsültasyonu yönlendirici olmadı. . ilkokul mezunu. Olgu: Bayan Z. Bolu Giriş: Şizofreni ve frontotemporal demans arasındaki benzerlikler ve ayırıcı tanı ile ilgili sorunlar birçok araştırmacı tarafından vurgulanmıştır.PB 189 Şizofreni mi. Ancak bunlar frontotemporal demansı dışlamaya yetmez. genetik değerlendirilmenin başka merkezde yapılmasına karar verilerek taburcu edildi. Anlık ve yakın bellek yetersizdi. Ruhsal durum muayenesinde duygulanım ötimikti. kalıtımsal bir bozukluğun da söz konusu olabileceğini akla getirmektedir. öyküsünde işitsel varsanısı olan hastadan varsanıya dair belirti gözlenmedi. zaman yönelimi azalmıştı. Manyerizmi de mevcut olan hasta. bu şekilde ağırlaşarak birkaç yıl içinde bilinmeyen bir nedenle öldüğü tespit edildi. düşünce içeriğiçağrışımları değerlendirilemedi. entelektüel fonksiyonlarda kayıp ve yürütücü işlevlerde bozulma ile birlikte beyin görüntülemesinde anormallikler de frontotemporal demans lehine bulgular olmakla birlikte şizofrenide de görülebilir. varsanılar gibi psikotik bulgular ve başlangıç yaşı düşünüldüğünde hastada şizofreni olduğu kanaatine varılabilir. Erken Başlangıçlı Demans mı? Ağır Psikotik Belirtilerle Seyreden Bir Olgu Nefise Kayka. Hastanın son bir yılda idrar ve gaita inkontinansı da ortaya çıkmış ve yemek de dahil olarak öz bakımı tamamen kaybolmuştu. Hasta aşırı hareketli olduğu için EEG çekilemedi. özellikle psikotik bozuıkluklarda. hastamıza benzer yakınmaları olduğu. Davranış planlaması yetersizdi. Dezorganize davranış. Bellek bozukluğu. genetik değerlendirilmenin de gerekli olduğunu düşündürdü. Osman Yıldırım Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikiyatri AD. anestezi ile çekilen MR’ında hafif derece serebral atrofi saptandı. Merkezimizde yeterli altyapı olmadığı için hasta. Psikiyatri pratiğinde.Burada.

33 yaşında. SAPS: 3 olarak değerlendirildi. SANS: 0. S. Serkan Zincir.2.Gazi Ünlü.Risperidon 2 mg/gün tedavisi başlandı. RIA nın çıkarılması sonrası semptomların yatışması buna bağlı SANS. SANS:18. . Levonorgestrel 19 nortestosteron. SAPS: 3 idi. güvenli.Kan seks horman profili istendi.Hasta isteği üzerine Mirena çıkartıldı. Levonorgestrelli RIA( LNG-RIA) . kadınlarda menstrüel döngü ile ilişkili olarak ortaya çıkan psikiyatrik semptomlara yönelik araştırılmalarda ortaya konmuştur. Recai Kösem. Seks hormonlarının mental bir takım değişikliklere neden olması. En önemli kullanım alanlarından biri. SAPS ve BPRS skorlarının düşmesi azalan kan progesteron düzeyi ile ilişkili olabileceği değerlendirilmiştir. uzun süreli bir kontraseptif araçtır. kontrosepsiyon yöntemi olan levonorgestrelli rahim içi araç uygulamasıdır. Mirena uygulanması sonrası psikotik atak geçiren olgu örneği sunulacaktır. A. bir sentetik progesteron türevidir. Mehmet Ak.PB 190 Levonorgestrelli RIA Uygulaması Sonrası Psikotik Atak: Olgu Sunumu Cihad Yükselir. Ali Doruk Gata Psikiyatri A. 1 ay sonra kontrolde BPRS: 1. bayan hastanın yakınmalarının 1 yıl önce doğum kontrol ve menorajiyi önleme amaçlı Mirena uygulamasından sonra depresif beliriler olarak başlamış. BPRS. etkili.D Ankara/Türkiye Seks hormonlarının birçok psikiyatrik semptomatolojinin ortaya çıkması ve ağırlaşmasında rol aldığına dair veriler literatürde yer almaktadır.7 gün sonra ölçek sonuçları BPRS: 7. SANS VE SAPS ölçekleri uygulandı. Adem Balıkcı. SAPS:26).Fikirlerinin hezeyan boyutuna ulaşması ve sosyal işlevselliğinin bozulması üzerine hasta ailesi tarafından kliniğe getirildi.DSM IV kriterlerine göre psikotik bozukluk tanısı kondu.Kan seks hormaon profilinde özellikle progesteron değerinde düşme vardı. .E. SANS: 0.kez Mirena uygulanmasından sonra eşine ve kardeşine karşı referans fikirleri gelişmiş.(BPRS:46.

. Olgu: 16 yaşında erkek olgu. calcium carbonate 5000mg/gun. Okul ortamını düzeysiz olarak tanımlayan. insanlardan ve sudan korkma şikayetleri ile güçlükle ikna edilerek birlikte yaşadığı annesi tarafından getirildi. Son 8 aydır kimyasal madde içerdiğini söyleyerek süt ve süt ürünlerini yememeye başlamış.PB 191 Asperger Sendromu ile Şizofreni Arasındaki Süreçte D Vitamini Eksikliği: Bir Olgu Ahsen Eratalay. tarih ve dilbilgisi konularında yazışmalar yapmaya ve tüm vaktini bilgisayar başında geçirmeye başlamış. 2 ay kadar önce de saçları dökülmüş. yaşından büyük gösteren olguda ruhsal gelişim ve reankarnasyon ilgili aşırı zihinsel uğraşılar mevcuttu ve içinde bulunduğu durumla ilgili iç görüye sahip değildi. Dört yaşında iken annesinden boşanan babasını bir daha görmemiştir.5 mcg/gün. Total alopesili. tarih ve dilbilgisine özel ilgisi olan olgumuz Çocuk ve Ergen Psikiyatrisinde Asperger sendromu olarak tanılandırılmıştır. vitamin D3 1760 IU/gün tedavisi ile hastanın dış dünya ile ilişkilerinin düzeldiği. Elif Tatlıdil Yaylacı. Klinik izlem sürecinde risperidon 3mg/gün. Yakınmaları 12 yaşındayken arkadaş çevresinden kopma. açık öğretimden okula devam etmek istediği ve tedaviye katılımının iyi olduğu gözlemlendi. öz bakımını yapmak istememe. Ca. P ve PTH değerleri nutrisyonel Ricketts olarak değerlendirildi. calcitriol 0. risperidon consta 37. Kendini eve kapatmış. Orta ikinci sınıfta okulu tamamen bırakmış. olanzapin 10mg/gün. panjurları ve perdeleri kapalı tutuyormuş. Uğur Öner. Anormal ALP. Babada alkol ve kannabis bağımlılığı ve antisosyal kişilik özellikleri mevcuttur. Bu sunumunun amacı d vitamini eksikliğinin psikotik bulgulara aracılık ettiğini düşündüğümüz bir olgunun paylaşılmasıdır. kliniğimize odasına kapanma. Annesinin stresli bir gebelik döneminin ardından dünyaya gelen olgumuz gelişim dönemlerini olağan bir şekilde geçen çekingen bir çocukmuş. nedensiz okula gitmeme ile başlamış. Odasında internet üzerinden felsefe. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Nutrisyonel Ricketts güneş ışığından yoksun kalma ya da besinsel eksiklik sonucu ortaya çıkar. Eve kapanmasından 1 yıl kadar sonra internet üzerinden Çin’den kıyafet satın almış ve bir yıl boyunca sadece bu kıyafeti giymiş.5 mg IM.

Psikiyatrik bakısında paranoid ve persekütif tarzda çok sayıda sanrı bulunan olguda yargılama ve iç görü önemli ölçüde azalmıştı. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Bu sunumun amacı babası şizofreni tanılı bir ergende isoretionin kullanımını izleyen akut psikotik tablonun paylaşılması ve ayırıcı tanının tartışılmasıdır. Elif Tatlıdil Yaylacı. İlkokulda sakin sessiz bir öğrenci olan olgumuzun lisede okul başarısı azalmıştır. Ahsen Eratalay. sınav ve dönüşü sürecinde şekillenmiştir. platonik olarak hoşlandığı kızı düşündüğünü söylüyor. Babanın hastalığı nedeniyle ailenin görüştüğü kimseler bulunmamaktadır. kimseyle konuşmuyordu. Antipsikotik tedavinin başlanmasının ardından bir hafta içerisinde pozitif psikotik bulguları gerileyen olgu içine kapandı. amcasının kendisini öldüreceği şüphesi ile polisi araması üzerine getirildiği acil servisi takiben kliniğimize yatırıldı. ilaç kullanımına bağlı psikotik bozukluk ve şizofreniform bozukluk ayırıcı tanıları ile poliklinik kontrollerini sürdürmek üzere taburcu edildi. Beş ay önce çok sevdiği dedesini kaybetmiştir. . Olgu: 18 yaşında erkek olgu babasının gerçek babası olmadığı. 35 haftalık doğan olguda atrial septum defekti ve L1-3 sinostoz mevcuttur. Son bir buçuk yıldır bir cemaat evinde kalmakta ve harp akademisi sınavlarına hazırlanmaktadır.PB 192 İsoretionin Kullanımına Bağlı Psikotik Bozukluk: Bir Olgunun Ayırıcı Tanısı Zeliha Ulaşlı. İsoretionini son 3 ayda kullanmaya başlamıştır. Psikotik bulgular sınav için Ankara’ya gidişi. Olgu kısa psikotik bozukluk.

Çocuk Psikiyatri AD. taşikardi. Hastanın ikinci gün takiplerinde tüm ekstremitelerde ciddi düzeyde kas rijiditesi gelişti. Takiplerde yaklaşık 6-7 saat sonra idrar inkontinansı gelişti. Tipik belirtileri kaslarda sertleşme ve beden ısısında artış.7-1.870 mg/dL (0. SGOT: 42. T. Hasta destekleyici tedavi için hospitalize edilmeli ve semptomatik tedaviye hemen başlanmalıdır (Caroff 1890) . Hastanın üçüncü gününde kas rijiditesinde ileri derecede artış oldu.v. antipsikotik. Hasta nöroloji kliniği ile konsülte edildi. kas membran disfonksiyonu ve sempatik sinir sistemi rol oynar. terleme ve bilinç bulanıklığı gelişti. üç gün sonra hastada akatizi benzeri şikayatleri gelişmesi üzerine propranolol.Dr. İlaç tedavisi olarak kas rijiditesini azaltmak amacıyla dopamin agonisti olan bromokriptinin (7. akinezi. bilgisayarlı beyin tomografisi normalidi.. lökositoz.480/mm3. Antalya *** Arş. Dopaminerjik D2 reseptör blokajı en çok kabul edilen mekanizma olup. periferde sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum salınımında artışla hipertermi. BUN: 8 mg/dL (6-20 mg/dL).Gör. Antalya ** Arş. idrar inkontinansı devam etti. ancak ilaçlardan fayda görmemesi nedeniyle acil servise yönlendirilmiş. rijiditesi azaldı.000 U/L(38-190U/L). Akdeniz Üniversitesi. Hasta acil serviste takip altına alındı. Nörolojik muayenede bilinç letarjik olup üst ekstremitelerde hafif rijidite mevcuttu. titreme. Beş gün önce kontrole giden hastaya eksitasyon nedeniyle 5 mg haloperidol intramuskuler enjeksiyonu yapılmış. Acil servise huzursuzluk.Leyla AKGÜÇ** . Anahtar Kelimeler: nöroleptik malign sendrom.Dr.000 U/L (0-41 U/L). İdrar sedimentinde 7 lökosit. batın ultrasonografisi: normal. Olgu: 37 yaşında erkek hasta 19 yıldır şizofreni tanısı ile takip edilmektedir. terlemesi devam etti. total kreatin kinaz: 2057 U/L. diazepam ve biperiden eklenmiş. bu olay rijidite ve tremora neden olmaktadır. 27. yerinde duramama nedeniyle başvurdu. Fizik muayenede.. acil servise akatizi nedeniyle başvuran ve yaklaşık 6-7 saatlik takip sonrası NMS belirtileri ortaya çıkmaya başlayan ve ikinci günde tüm NMS belirtilerini gösteren olgu sunulacaktır. SGPT: 26. Bu nedenle NMS acil yoğun bakım ihtiyacı gerektiren ve tedavisinin dikkatle sürdürülmesi gereken bir tablodur. Tıp Fakültesi.5-45 mg/gün) etkili olduğu bildirilmektedir (Zubenko ve Pope 1983). 1994). terleme. Akdeniz Üniversitesi. Hipotalamik D2 reseptör blokajı ısı merkezinde bozukluğuna. bilincinin tamamen kapanması üzerine hasta anestezi yoğun bakım ünitesine alındı. NMS tedavisinde ilk adım antipsikotiklerin kesilmesidir. yaklaşık olarak ikici günde NMS semptomlarının tamamı ortaya çıkmıştır. ancak yoğun bakımda muhtemel sekonder komplikasyonlar gelişmesi nedeniyle yaklaşık 25 gün sonra exitus oldu.PB 193 Nöroleptik Malign Sendrom: Bir Olgu Sunumu Salih GENÇOĞLAN* . idrarda serbest hemoglobin: +++ idi. Hastanın sedasyonu için lorazepam 2. NMS tanısı kondu. 1999).. Hastanın yoğun bakım takiplerinde bromokriptin dozu 30-40 mg/gün’e kadar artırıldı. kreatin: 0. kreatin kinaz:1180. lökosit:12. yutma güçlüğü. Akdeniz Üniversitesi. beraberinde yüksek ateşin de eşlik ettiği ölümcül ve acil tedavi gerektiren tıbbi bir durumdur (Kaplan ve ark. kas rijiditesini ve kaslardaki yıkımı artırmaktadır (Gurrera RJ. ateş: 37 °C.A: 140/90 mmHg idi. nabız: 125/ dk. Tedavi edilmediği zaman ölüm oranı %10-20 olup. Antalya Giriş: Nöroleptik maling sendrom (NMS) antipsikotik kullanımına bağlı rijidite. lökosit:15. Hastaya soğuk uygulama yapıldı ve i.00 eritrositler görüldü. miyoglobin:389.600 ng/mL (25-72 ng/mL). Bu yazıda.5 mg 3x1 tedricen artırılmak üzere başlandı. diskinezi gibi nörolojik belirtilerle başlayan. karaciğer enzimlerinde yükselme ve kas zedelenmesine ilişkin laboratuvar bulguları eşlik edebilir (Janicak ve Beedle 2009) . Hasta tüm destekleyici tedaviye rağmen sekonder gelişen komplikasyonlar nedeniyle kaybedilmiştir. Ekg: Normal. ekokardiyografi: normal. Bir hafta sonra hastanın NMS bulguları geriledi.Gör. Tıp Fakültesi. Tartışma: Antipsikotik tedavinin önemli ve ciddi yan etkilerinden biri olan NMS her yaşta olabileceği gibi genelde genç erişkinlik döneminde sık görülmektedir (APA 1994) . Çocuk Psikiyatri AD. Taşikardi ve hipertansiyonu düzeldi. Acil serviste görülen hastanın tüm ilaçları kesildi. yüksek ya da değişken kan basıncı.530 BIN/mm3 olarak sonuçlandı. hidrasyon ile birlikte bromokriptin 2. Hastada çoklu antipsikotik kullanımı ve haloperidol enjeksiyonu sonrasında akatizi benzeri tablo gelişmiş olup. Hasta psikiyatri kliniği yoğun bakım odasına alındı. Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD.000 U/L (0-40 U/L). idrar kaçırma. NMS’nin patofizyolojisinde santral dopaminerjik sistem. bilinç bozukluğu.2 mg/dL).5 mg 2x1 başlandı.Dr. 200 mg/gün ketiapin kullandığı saptandı.Gör.Mustafa ERKAN*** * Arş. Değerlendirilen hastanın on yıldır klozapin 300 mg/gün. yan etki . Laboratuvar bulguları. depo antipsikotik kullananlarda bu oran %20 30'lara kadar yükselebilmektedir (Kaplan ve ark. 1994) .

. anlamsız hareketler tarifleniyordu.D: Frontal lob seizures Problems of diagnosis and classification Adv.. bayılma nöbetlerinin sıklaşması üzerine bize başvurmuş. çevresindekilere cevap verememe. sağa sola bakma. gerek EEG bulgularının yorumlanmasındaki farklılıklar. Bu vakada görülen psikiyatrik semptomatoloji. Kaynaklar: 1. psikiyatrik olgularda organik etiyolojinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ve multidisipliner olarak yaklaşılması gerektiğini göstermektedir. Hastanın nöbetleri klinik açıdan çeşitlilik gösteriyordu. gerek iktal ve interiktal fenomenolojisi ve çabuk yayılım göstermesine bağlı olarak sergilediği polimorf klinik özellikler. Saygı S.: Frontal lob partial seizures and psychogenic seizures: Neurology 1992. Marks D. bazen de ellerde ve ayaklarda kasılma. bir şeyler arıyor gibi davranışlarda bulunma .S. Olgu: 47 yaşında kadın hasta. Neurol 1992. 25 senedir olan bayılma nöbetleri şikayetiyle hastanemize başvurdu. . bazen atoni şeklinde yere düşme. Çekilen EEG lerde patoloji saptanmayan hastada pseudo epileptik nöbet olduğu düşünülmüştü. Bu yazıda frontal lob epilepsisi saptanan bir olgu sunulacaktır. Hasta. Hastada bazen bir anda donup kalma. amaçlı gibi algılanan şiddet eylemleri ile seyreden ve aniden sonlanan bir klinik tablo sergilemektedir(1). Spencer S. Hastanın gerekli tetkikleri yapılmıştır ve uyku EEG sinde sol frontal odak saptanan hastaya antiepileptik tedavi başlanmıştır. Bunun nedeni olarak görülen tanı koyulmasındaki güçlükler son 15 yıllık literatüre yansımış olup. Aile hikayesinde marital problemleri olduğu görülen hasta çeşitli hastanelere başvurmuştu. Frontal lob epilepsisinde görülen psikiyatrik semptomatoloji: Olgu sunumu. sayı 4. Cilt 9..1999.A. stereotipik davranışlar. 42: 1274-127 3. tanı ve tedavi amacıyla yatırılmıştır. Katz A. Klinik tablonun söz edilen belirtilerle seyretmesi sıklıkla psödö-nöbet ve uyku bozuklukları ile karışmasına yol açmaktadır(2). **Özgür Bilgin Topçuoğlu*Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi **Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Giriş: Frontal lob epilepsisi primer olarak uykuda başlayan garip. Williamson P. *Fatma Fariha Cengiz. 57 : 289-309 2. Klinik psikofarmakoloji Bülteni. Tartışma: Frontal epileptik nöbetlerin gerçek sıklığı tam olarak bilinmemektedir. frontal lob epilepsisi ile ilgili çalışmaların sayısındaki kısıtlılığı açıklamaktadır(1-3).PB 194 Psikiyatrik Semptomların Eşlik Ettiği Frontal Lob Epilepsisi: Olgu Sunumu *Esra Aydın Sünbül.

perseverasyonlar saptandı. Duygulanım lakayt ve labil. Çiğdrem Karakılıç**. Öyküden. Aile öyküsünde özellik saptanmadı. akıcılıkta azalma. . İçeriğe bedensel yakınmalar. Çocuk ve ergenlerde bu bozukluğun olağan gelişimden belirgin bir sapmayı ya da en az 1 yıl süreli olarak önceki davranış örüntülerinde belirgin bir değişiklik olmasını kapsadığı belirtilmektedir (1). 42. Bulgular GTDBKD lehine değerlendirildi. Bu çalışmada bir ergende GTDBKD’ nin oluşumu.B. kişilik örüntüsünün değişmesidir. EEG normaldi. Psikomotor aktivite azalmış. halsizlik. Belirtilerinde kısmen gerileme olan hasta halen polikliniğimizde takip edilmektedir. toplam Z. Olgu: On yedi yaşındaki lise ikinci sınıf öğrencisi erkek ergen polikliniğimize “unutkanlık” yakınması nedeniyle gelmişti.Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Genel Tıbbi Duruma Bağlı Kişilik Değişikliği (GTDBKD). derslerine konsantre olamadığı.PB 195 Bir Ergende Künt Kafa Travmasına Bağlı Bileşik Tip Kişilik Değişikliği: Uzun Etkili Metilfenidat Ve Pirasetam Tedavisine Kısmen Yanıt Veren Frontal Lob Sendromu Zehra Topal*. dizinhibisyon. Nöropsikolojik testlerde. tıbbi bir nedenle. Nuran Demir*. Tartışma: GTDBKD için kesin bir tedavi bulunmamakta ve semptom örüntülerine göre ilaç seçimi yapılabileceği ancak sonuçların tatmin edici olmadığı belirtilmektedir. Beyin MRG ile peri-ventriküler derin beyaz cevherde hiperintens belirsiz sinyal artışı saptandı. Spontan ve iradi dikkat ve konsantrasyon azalmıştı. sol üst ve alt ekstremite hemiparezikti. Uzun etkili metilfenidat 36 mg/ gün ve pirasetam 1600 mg/ gün tedavisi başlanarak metilfenidat dozu tedricen 54 mg/ güne çıkıldı. Daha önce herhangi bir merkezden yardım almamıştı. GTDBKD tanısı Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi yazını içerisinde şimdiye kadar görece ihmal edilmiştir (2). Yönelim tüm eksenlere tamdı. duygudurum irritabl olarak değerlendirildi. Geçmiş öyküden geçirdiği kaza sonrası travmatik sub araknoid kanama. talamus kontüzyonu ve beyin ödemi geliştiği öğrenildi. bu olay sonrasında yakınmalarının başladığı.B. 79. Ergenin ruhsal değerlendirilmesinde. on beş yaşında geçirdiği araç dışı trafik kazası sırasında künt kafa travması geçirdiği ve birkaç gün kadar süren bilinç kaybı olduğu. kişinin daha önceki. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. akademik başarısızlık ile ilgili temalar hakimdi. öfke kontrolünde güçlük şikayetlerinin olduğu öğrenildi. düşünce akışı ayrıntıcı ve persevereydi. 57 olarak saptandı. WISC-R test sonucunda. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. performans Z. Hesaplama ve soyut düşünce bozuktu. Nörolojik muayenede sol spastik hemiparezi ve dizartri saptandı. uyku ve iştah artmıştı. Çocuk ve ergenlerde travma öyküsü varlığında görülen ani başlangıçlı davranış bozuklukları ve akademik problemlerde bu tanı akılda tutulmalıdır. Konuşma dizartrik ve yavaş. sözel Z.B. Cafer Alhan**. klinik görünümü ve tedavisinin tartışılması amaçlanmıştır. Rutin biyokimya ve hemogram sonuçlarında patoloji saptanmadı.

klonazepam. 6th ed.klonik kasılmalarla nöbet geçirmeye başladığı. Orphanet J Rare Dis. babasının ise 2 ay önce vefat ettiği. kendisinin de ölüp ölmeyeceğini sorma. . annesinin Major Depresif Bozukluk tanısı ile fluoksetin kullandığı saptanmıştır. okskarbazepin. Öyküden hastanın yakınmalarının dört yaşında aşırı hareketlilik ile başladığı. p. Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi.000 olarak bildirilmektedir (1. Cafer Alhan**. Ropper A. 2).PB 196 Üç Kuşağında Huntington Koresi Görülen Bir Ailenin Çocuğunda Huntington Koresine Bağlı Demans Ve Yas Tablosu: Bir Olgu Sunumu Nuran Demir*. 1998. alprazolam kullandığı ve tedaviden kısmen fayda gördüğü öğrenilmiştir. Victor M. otozomal dominant geçen ilerleyici bir nöropsikiyatrik hastalıktır. babasını rüyada görme. Boston: 1985. 2. Aile öyküsünden baba ve dedesinin HK tanısı aldığı. Marsden CD. düşme yakınmaları olması üzerine başvurdukları merkezde HK tanısı konulduğu. Zehra Topal*. Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD Giriş: Huntington Koresi (HK). Bu yazıda üç kuşağında da HK görülen bir ailenin çocuğunda HK’ne bağlı Demans (Davranış Bozuklukları Olan) üzerine Yas tablosu eklenen bir çocuk olgunun değerlendirilme ve tedavisi sunulmuştur. In: Walter G. 8 yaşındayken geceleri tonik. çocukluktan yaşlılığa kadar geniş bir aralıkta görülebilmektedir. Huntington’s Disease: a clinical review. sesini duyar gibi olduğunu söylemenin eklendiğini belirtmiştir. 3rd ed. dedesinin 5 yıl önce.5 mg/ gün başlanmış ve anneye önerilerde bulunulmuştur. konuşmada azalma ve kelimeleri karıştırma yakınmalarının olduğu öğrenilmiştir. olanzapin. zaman zaman ölmemiş olduğunu. Fenichel G. 2010. Principles of Neurology. Yönelim bozukluğu ve belirtilerde gün içerisinde değişim saptanmayan hastanın HK’ne Bağlı Demans (Davranışsal Bozukluk Olan) ve Yas ölçütlerini karşıladığı düşünülerek risperidon 0. son bir yıldır unutkanlık. Adams RD. p. Daroff RB. Bradley W. Ali Evren Tufan* * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi. 3.1060-1064. beceriksizlik. Roos RAC. Tedavi bireysel ve semptomlara yönelik olarak düzenlense de risperidon Juvenil HK’nde bir tedavi seçeneği olabilir (1-3). ed. 5: 40. Yaygınlığı 4. Kaynaklar: 1. Klinik tablo genellikle 30 -50 yaşları arasında başlasa da. Geçmiş tıbbi öyküden hastanın değişken süre ve dozlarda risperidon. levatirasetam. Annesi hastanın babasının vefatından sonra sık sık onun hakkında konuşma. Tartışma: HK 20 yaş öncesinde başladığında Juvenil HK olarak adlandırılmakta ve ilk olaraK davranım sorunları ve akademik problemlerle kendini göstermektedir. 5 yaşındayken denge kaybı. valproat. Olgu: On yaşındaki erkek hasta “ağlamalar ve sinirlilik” yakınmaları nedeniyle yatırılmakta olduğu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde değerlendirilmiştir.1914-1915.7/ 100. New York: McGraw-Hill. Neurology in Clinical Practice.

9 Haziran sabahı çıplak dolaşması. periodik formları gibi malign formu da mevcuttur(Fink ve Taylor 2009).PB 197 Malign Katatoni: Bir Vaka Sunumu Esat Fahri Aydın. rijidite bulgularıyla. sinirliliği ve evden dışarı çıkma isteği mevcutmuş. staring ve rigiditedir(Taylor ve Fink 2003). rijidite. staring. Erol Ozan. negativizm. yara yeri bakımı) uygulanmalıdır. Mustafa Güleç Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Amaç: Katatoni kavramı düşünce. Lorazepam tedavisiyle bulgularında azalma olan hastaya EKT yapılması planlanırken aspirasyon sonrası genel durumu kötüleşen hasta vefat etti. Vakamızda yara yeri enfeksiyonu ve hastanın genel bakımı olumsuz faktörler olarak karşımıza çıkmıştır. Bulgular: 82 yaşında Bipolar Affektif Bozukluk tanılı hasta Sodyum Valproate. posturing. 2005). verbigerasyon. Tedavisinde öncelikle mortaliteyi azaltıcı. manyerizm. etrafına boş bakışı. olanzapin. koma. Katatoninin retarde. Sonrasında olanzapin ve sodyum valproate tedavilerini hasta reddetmiş. lorazepam kullanırken şifa sebebiyle 2012 yılı mayıs ayının ortasında lorazepam tedavisi devam ettirilmemiş. Yedi gün sonraki değerlendirmede konuşmasında artış tespit edilen hastaya sodyum valproate 250 mg/gün ve lorazepam 0. (Fink ve Taylor 2006). destekleyici bakımlar( beslenme. psikiyatrik veya medikal rahatsızlıkla ilişkili olup ayırıcı tanısı akinetik mutizm.75 mg/gün başlandı. Rijiditesi artan. Yöntem ve Gereçler: MK tanısı koyduğumuz bir vaka yoluyla MK’nin tanı ve tedavisini tartışmak. Acil polikliniğinden ateş. balmumu esnekliği. duygudurum ve uyanıklılıktaki değişimlerin eşlik ettiği motor anormallikleri kapsamaktadır. terlemesi.5 mg/güne çıkacak şekilde başlandı. Tartışma: Katatoni altta yatan bir nörolojik. katalepsi. tekrar değerlendirilen. 7 Haziran günü konuşması artan hastanın bir sonraki gecede ''Allah birdir ben öldüm'' içerikli bağırması olup. . negativizm ve withdrawal bulguları olan hastada ilk başvurudaki otonomik instabilite bulgularıda düşünülerek malign katatoni tanısıyla lorazepam 5 mg/günden 12. üç saat uyumuş. eksite. En yaygın belirtileri mutism. Malign katatoni(MK) katatonik bulguların yanında otonomik instabilite olması ile karekterizedir(Hayashi ve ark. abuli ve hipoaktif tip deliryumdan yapılmalıdır(Daniels 2009). Malign Nöroleptik Sendrom(MNS) ön tanısıyla sevk edilen hasta nöroloji kliniğinde bromokriptin tedavisi alırken yapılan yatak başı değerlendirmesinde hastaya ilave nöroleptik önerilmedi. MK tedavisinde lorazepam ilk seçenek olup gereği halindeyse EKT yapılmalıdır.

çabuk sinirlenme. bilateral striopallidodentat kalsinozis olarak da isimlendirilir. bazal ganglionlarda. 26: 367–369. Serrano M. Bu kalsifikasyonların nasıl oluştuğu kesin olarak bilinmemekle beraber enfeksiyon. Idiopathische verkalkung der hirngefasse.C. Esra Nigar Erkoç Ataoğlu** * Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi. Rozdilshky B. yaklaşık 3 aydır sıkıntı. Tanıda en sık kullanılan yöntem BBT dir. Hastalığın tanımlanması uzun zaman önce yapılmasına rağmen etyolojisi net olarak aydınlatılmamıştır(3). Baş ağrıları devam eden hastanın nörolojik muayenesinde herhangi bir patolojik bulgu görülmedi. Olgu Sunumu: 26 yaşında erkek hasta. bekâr. 39:365-9. dikkat dağınıklığı) ile başvurmuştur.PB 198 Fahr Hastalığı: Olgu Sunumu Yüksel Kıvrak*. Daha önceden psikiyatri başvurusu olmayan hastanın soy geçmişinde nöropsikiyatrik hastalık tesbit edilmedi. Bilgisayarlı beyin tomografisinde (BBT) subkotikal alanda. 1. dentat nükleus ve sentrum semiovalede idiopatik kalsifikasyon görülmesi ile karakterizedir(1.Alport E.2). hipokinezi. serebellar hemisferlerde belirgin. serebellar. Bizim olgumuzda da hasta ilk olarak nöropsikiyatrik belirtiler( sıkıntı. baş ağrıları. athol. * *Kars Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Fahr hastalığı. Von. çok değişik nöropsikiyatrik bulgulara neden olabileceği unutulmamalıdır. 2. simetrik kalsifikasyonlarla uyumlu görünümler izlendi Fahr hastalığı ilk defa 1930 yılında tanımlanmıştır. 3. 2005. Allg. ağlama hali..Fahr T. dikkat dağınıklığı. Bazal ganglionlar.C. moral bozukluğu. Neurol Sci.Ang L. Fahr’s syndrome presenting with pure and progressive presenile demantia.ve ataksi gibi hareket bozuklukları da yer alır. 50:129-33. mental ve zihinsel işlevlerde bozulma. Fahr’s Disease Associated with Astrocytic Proliferation and Astrocytoma Surg. ekstrapiramidal ve serebellar semptomlar sıklıkla izlenir. demans ve duygudurum bozuklukları gibi davranışsal bozukluklarının yanısıra rijidite. . Kişilik değişiklikleri.. Klinik bulgular oldukça değişken olmasına rağmen nöropsikiyatrik. işsiz. Süleyman Gündüz**. Mojonero J. konuşma bozuklukları. Burada nöropsikiyatrik semptomlarla gelen hastada ayırıcı tanıda Fahr Hastalığı’nın da dikkate alınması gerektiğini vurgulamak için bir olgu sunulmuştur. Neurol 1993. Zentrabl. moral bozukluğu. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak BBT’de görülen ve hiç bir nedene bağlanamayan çok sayıda bazal ganglion ve serebellar kalsifikasyon varlığında Fahr Hastalığı düşünülmeli. metabolik ve genetik bozukluklarla ilişkili olabileceği belirtilmektedir. Yaklaşık iki hafta sonraki kontrol muayenesinde depresif belirtilerinde (HAM-D:13) azalma görüldü. tremor. unutkanlık ve baş ağrısı şikâyetlerinin olduğunu söyledi. ağlama. Tchong S. Hastaya unipolar depresyon öntanısı ile sertralin 50 mg/gün tedavi başlandı. Modrego PJ. 1930. Fayed N.

yataktan düşme. seçici serotonin geri alım inhibitörleri. yatak içerisinde artmış hareketlilik oluyormuş. el ve kollarda istemsiz hareketler. uyku sırasında bağırma. Szcus A. Uykuda bağırma. Kales A. 37: 1413-7. Soldatos CR. lorazepam 1mg başlandı. Erişkinlerde yaygınlığı %1’in altındadır (1). korkunç rüyalar görme fakat rüya içeriğini hatırlayamama. erkek. çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullandığı fayda görmediği öğrenildi. Washington. 2000. Charney DS. DC: American Psychiatric Association. Uyuyup uyumadığını anlayamama. Caldwell AB. “Treatment of Sleep Disorders”. kabus görme. Martin ED (1980). kadın. Hastaya DSM IV TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu ve klonazepam 1mg başlandı. 3. Olgu: KE. Ümit Tural Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. 2. delta uykusu sırasında meydana gelen. Sosyal. Clinical Characteristic and Personality Patterns”. Olgu: EÇ. otonomik belirtilerde artışla karakterize ani terör ataklarıdır (1). başını çarpma gibi şikayetleri mevcuttu. Benzodiazepinlerin kesilmesinden sonra daha şiddetli ataklar görülebileceği için tercih ederken dikkat etmek gereklidir (2). benzodiazapinler kullanılabilir. Text Revision (DSM-IV-TR). Uyku terörü bozukluklarında benzodiazepin kullanımı ile ilgili endişeler olmasına rağmen SSGİ ve TCA kullanımına yanıt vermeyen iki olgumuzda kullandığımız klonazepam tedavisinin etkili olduğu görülmüştür.146: 659-64. Janszky J (2005). Şikayetleri devam eden hastada klonazepam damla 1mg’a geçildi. Bu yazıda erişkin dönemde nadir görülen “uyku terörü” bozukluğunu ve bu bozukluğun tedavisini iki olgu özelinde tartışacağız. Arch Gen Psychiatry 1980. Hastanın uyku terör ataklarında yineleme olmadı. Şikayetleri üçüncü günden itibaren azaldı. Kaynaklar: 1.PB 199 İki Olgu Özelinde Uyku Terörü ve Tedavi Yaklaşımı Hatice Sodan Turan. Kocaeli Amaç: Uyku terörü. uykuda bağırma ve bu sırada uyanamama hissi. Hasta tedaviden belirgin fayda gördü. Sonuç: Erişkinlik döneminde nadiren görülmesine rağmen uyku terörü olguları psikiyatri polikliniklerinde karşımıza çıkmaktadır. 70 yaşında. American Psychiatric Association. Nermin Gündüz. uykuda kendine zarar veren davranışların olması.ayın sonunda ilaç tedavisi azaltılarak sonlandırıldı. Hastanın 6 ay önce aynı şikayetlerle bir psikiyatri kliniğine başvurduğu. 2. alkol madde kullanımının kısıtlanması. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders i Fourth Edition. uyku saatlerinin düzenlenmesi). Klonazepam damla 1mg tedavisi ile ayda bir polikliğimizde takipleri devam eden hastanın 9. bağırma şikayetiyle polikliniğimize başvurdu. kendine vurma. bağırma şikayetleriyle polikliniğimize başvurmuş. . Klomipramin 75mg. ağlama ya da yüksek sesli çığlıkla başlayan. 1. Aslıhan Polat. Kales JD. Orv Hetil 2005. Tedavileri ile ilgili bilgiler net olmadığı için farklı tedavileri kullanılmaktadır. Ataklar sık ortaya çıkıyorsa trisiklik antidepresanlar. “Night Terrors. yüzde kızarma. Halen polikliniğimizde kontrolleri sürmektedir. uykunun ilk saatlerinde. Tedavinin ilk basamağı koruma önlemleridir (Yatak odası güvenliği. uyku sırasında terleme. aşırı korku. mesleki ve ailevi işlevselliği ileri derecede bozulmuştu. KE 6-7 ay içerisinde çeşitli antidepresan ve antipsikotikler kullanmış. Birinci ayın sonunda şikayetleri tamamen düzeldi. sekiz aydır devam eden korkunç rüyalar görme. DSM IV-TR’ye (3) göre “uyku terörü” tanısı konuldu. 58 yaşında.

especially in cases where PTSD is comorbid with psychosis. Key Words: ECT.2. Taner Öznur*. PTSD symptoms decreased by a mean of 37. hyperarousal and insomnia. BPRS and CAPS scores decreased by 65. some of the psychotic features significantly improved. he clearly fulfilled the DSM-IV-TR criteria for PTSD and psychotic disorder not otherwise specified. He was started on antipsychotic and antidepressant but didn’t show significant improvement after six weeks.6 and 37. According to the our clinical interview.2%. BPRS score decreased by a mean of % 35. recurring nightmares. post traumatic stress disorder. Beyazıt Garip*. psychosis . BPRS and CAPS scores decreased by mean of %33.PB 200 Posttraumatic Stress Disorder and Comorbid Psychosis: Electroconvulsive Therapy Response in Two Patients Barbaros Özdemir*. Case Report 1 A 40-year-old white man had experienced combat related traumatic life events and demonstrated auditory and visual hallucinations.IV criteria. persecutory delusions.3%.1% and 44. DISCUSSION PTSD with severe depression is well documented about using the ECT but the ECT treatment in PSTD patients with psychotic features has not been well understood yet. 10 sessions ECT was performed during the course of the treatment. After ECT treatment the dose of antipsychotic reduced. After the 8 sessions ECT treatment. After the ECT. We suggest that ECT be considered as a reasonable treatment alternative for relevant cases. comorbidity.5 % compared to baseline scores respectively for two months. He was admitted to the hospital but psychometric and clinical assessment showed insignificant improvement after the antipsychotic and antidepressant treatments so we decided to perform ECT and medication together. We reported two men with combat related PTSD and comorbid psychosis who were successfully treated with electroconvulsive therapy (ECT). psychotic features of the patient got better. Case Report 2 The second case is 42 years old patient diagnosed with PTSD with psychotic features according DSM. Süleyman Akarsu* *Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Psikiyatri AD İntroduction: Treatment methods are often not enough for decrease of all the PTSD symptoms.

evden uzaklaşmaya çalışma şeklinde davranışlar geliştirmiş. Olgu 1 Bayan A. Bazı çalışmalarda travma sonrası stres bozukluğu(TSSB) ile birlikte olan OKB’nin tedaviye kötü yanıt verdiği bildirilmiştir(2).PB 202 Mazi Kalbimde Yaradır: Travma Tedavisi İle Düzelen İki Obsesif Kompulsif Bozukluk Olgusu Önder Kavakcı Cumhuryet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ad Travmatik yaşantılarla ilişkili obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ya da obsesyonlar. Infield AL. Belirtileri Major depresyon ölçütlerini karşılıyordu. Fostick L. 2011 Dec. Travma tedavisinden sonra hasta daha önce yakınma olarak getirmediği birçok kontrol etme kompulsiyonunun ve temizlik obsesyonu ve kompulsiyonunun kaybolduğunu bildirdi. Uyanık olduğu her an bu düşüncelerin kendisini rahatsız ettiğini bildiriyor. Tedavinin ardından meslek yaşamında ve özel yaşamında önemli iyileşmeler gösterdi. Yakınmalarının başlangıcına odaklanıldığında 12 yıl önce trafik kazası geçirdiği belirlendi. High prevalence of obsessive-compulsive disorder among posttraumatic stress disorder patients. 42 yaşında memur. baş etmek için çocuklarından uzak durma.25:69. Tedavi sürecinde öncelikle annesinin ölümü başta olmak üzere çocukluk travmaları EMDR uygulanarak çalışıldı. yüksek düzeyde memur. başka şeyler düşünmeye çalışma. evli ve iki çocuk sahibi bir yıldır çocuklarına zarar vereceği şeklinde obsesyonları var.71 .21(12):876-9 2-Gershuny BS. 10 yaşındayken annesinin penisilin enjeksiyonu sonrası ölümüne tanık olmuş. 2008. Eur Neuropsychopharmacol. Babasının alkol sorunu varmış. çocuğu yok. kabusları kayboldu. Trauma and posttraumatic stress disorder in treatment-resistant obsessive-compulsive disorder. Olgu 2 Bayan B. Zohar J. Tedavi sonunda obsesyonları yok denecek düzeye geldi. Baer L. Depress Anxiety. Jenike MA. hem OKB belirtilerinde hem de yaşamlarının diğer alanlarında iyileşmelere yol açabilir. TSSB açısından değerlendirildiğinde bozukluğun ölçütlerini de karşılıyordu ve Olayların Etkisi Ölçeği puanı 51 olarak bulundu. yaygınlığı yüksek olmasına rağmen üzerinde az çalışılmış bir durumdur (1). Gentes EL. Ekonomik güçlükler nedeni ile eğitimini zorlukla sürdürmüş. Parker H. Bu çalışmada travma tedavisi ile obsesyonları düzelen iki olgu sunulacaktır. Trafik kazası EMDR ile çalışıldıktan sonra TSSB ve depresyon belirtileri kayboldu. İkinci evliliğindeki sorunlar nedeni ile başvurdu. 37 yaşında evli. Tartışma ve sonuç: Bazı OKB olgularında hastalık başlangıcı travmatik yaşantılar ile bağlantılı olabilir ve bu olgularda travma terapisi uygulamak. Uzun yıllardır çocukluğu ile ilgili kâbuslar gördüğünü ve bunlardan çok rahatsızlık yaşadığını bildiriyor. Kaynaklar 1-Nacasch N.

.

sembolizasyonun sık kullanılması bu vakaların tipik TSSB’a uymayan yanlarıdır. düşünce içeriğindeki somutluk. Travma sonrası stres bozukluğu . düşük doz antipsikotik tedaviler aldığı anlaşılmaktadır. akıştaki perseverasyonların varlığı. duygulanımda küntlük. Bilişsel bozukluk. anksiyolitik. uykusuzluk. Giriş: Travma sonrası stres bozukluğu. disforik ve bilişsel bulguların değişik derecelerde bulunduğu bir bozukluktur. duygulanımında kısıtlılık. kendisini değersiz hissetme şeklindedir. Biz bu yazıda savaş travmasına maruz kalmış olup kliniğimizce TSSB tanısı konulan. kaçınma. sonraki süreçte polis karakolunda elinde bıçağı ve komando teçhizatı ile sonlanan hatırlamadığı dissosiyatif dönemleri içeren belirtilerinin olduğu anlaşılmaktadır. kalabalık içine girmekten kaçınma. unutkanlık. otonomik.PB 201 Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Kognitif Yıkım ve Psikotik Belirtiler ile Giden Yeni Bir Alt Grubu Mu ? Olgu Sunumu Ali Emrah Bilgen*. düşünce içeriğinde referans ve perseküsyon hezeyanları. görsel bellek ve yürütücü işlevler alanında bozulma olabileceğine ilişkin bulgular saptanmıştır. süreçte başka merkezlerde şizofreni tanısı ile takip edilen ve kognitif yıkımla seyreden bir olgudan yola çıkarak TSSB’ da yeni bir alt grubun tanımlanıp tanımlanamayacağı konusunu tartışmayı amaçladık. işitme halüsinasyonları. ilk başvurusu 2001 yılında olmuştur. Ancak klasik bir TSSB’a göre kognitif yıkımın çok belirgin olması. mimik ve jestlerinin silik ve sosyabilitesinin uzak ve soğuk olduğu tespit edilmiştir. Olgu: 43 yaşında emekli erkek hastanın 2011 Ağustos ayındaki başvuru yakınmaları. yeniden yaşantılama ve kaçınma belirtileri negatif belirtiler şeklinde yorumlanmış olup tanımlayıcı anlamda şizofreni tanısı almış olduğu düşünülmektedir. travmatik olayı yeniden yaşantılama. Sürdürülen tedavilere rağmen birçok kez gece rüyasında teröristlerle çatıştığını görerek birlikte uyuduğu eşinin boğazına sarılma. Kamil Nahit Özmenler*. CAPS ve İES testlerinde TSSB tanısına yönelik sonuçlar elde edilmiştir. insanlara güvenememe. Tartışma Hastanın öyküsünde ve ruhsal muayenesinde tanımlanan. dönem dönem realiteye uyumun ciddi derecede bozulması. Hastanın ruhsal muayenesinde. bazı dönemlerde kulağına operasyonla ilgili bilgileri içeren komutların gelmesiyle başlayan operasyon planı yapma. Aytekin Özşahin* *Gata Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlığı. Kognitif alanı değerlendirmek amacıyla uygulanan organisite testlerinde görsel algı motor koordinasyon. kişinin travmatik bir stresöre maruz kalması sonucu yeniden yaşantılama. Mehmet Ak*. Hasta 1990-1999 yılları arasında birçok silahlı çatışmaya girmiş. algıda işitme halüsinasyonları. Beyazıt Garip*. zaman zaman öfke patlamaları. başka bir merkezde şizofreni tanısı konulmasına neden olan belirtilerin başında dissosiyasyonlar gelmektedir. Anahtar kelimeler: Psikotik özellikler. çeşitli antidepresan. TSSB olarak değerlendirilen hastanın 2001-2006 yılları arasında 6 kez hospitalize edildiği. Hastanın travmaya uyum sürecinde sergilediği referans hezeyanlar.

Olgu Sunumu Seher YAĞMUR BİLEN. travmaya ve sürece ilişkin bilgilendirme yapılmış. travma odaklı psikoterapi haftada iki seans olarak başlanmıştır. doğrudan travmatik yaşantısı olan birey gibi travmatik süreçten etkilenebileceği ve hastalık tablosunun gelişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. travma çalışmalarında paylaşılan travmatik yaşantılarının da en az doğrudan travma yaşantısı kadar etkili olduğuna dikkat çekmek amaçlanmıştır. Bakım veren eş için. fiziksel ve ruhsal travma mağduru olan hastaya refakat eden ve bakım veren eşinin sergilediği travmatik stres bozukluğu semptomlarına dikkat çekilerek. Bilkent. sosyal destek sistemlerinden faydalanması için ilgili birimlere yönlendirilmiştir. Bayan Y. Psikiyatrik muayenesi ve psikometrik incelemesi sonrasında. Tedavisine.K.PB 203 Bakım Verende Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Paylaşılmış Travma. Mehmet Alper ÇINAR TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi. yaklaşık bir yıl önce travmatik olayda yaralanma sonrası bileteral görme kaybı ve sol kalça dezartükülasyon ampütasyonu olan eşine refakat etmektedir. Ankara Bu olgu sunumunda.K. mirtazapin 15mg/gün. travmatik olayın hatırlatıcılarından kaçınma davranışı sergilemesi ve artmış uyarılmışlık semptomları sergilediği saptanmış. Travma sonrası değerlendirmenin travmaya doğrudan maruz kalan birey kadar travmaya dolaylı olarak maruz kalan bireyleri de kapsaması. . aynı travmatik süreçten etkilenen tüm bireylerin etkin yardım almalarına olanak sağlayacaktır. venlafaksin 75mg/gün. uykusuzluk. Bayan Y. Travma mağdurlarının yakınlarının/bakım verenlerinin.’nın yaralı eşinin travmatik yaşantılarını içeren tekrar eden kâbuslarının olması. travma sonrası stres bozukluğu olarak değerlendirilmiştir. travmatik olayı tekrar yaşaması. kilo kaybı ve çabuk sinirlenme yakınmaları olması nedeniyle psikiyatrik değerlendirilmeye alınmıştır.

Bu hasta kardeşinin travmasına tanık olmasa da. . O gün kardeşini dışarıya gönderdiği için kendini olayların sorumlusu olarak görüyormuş. Uykusuzluk. babanın sürekli olaydan dolayı anneyi suçlaması. Bu grupların gösterdiği tepkiler. Gelecekle ilgili herhangi bir beklentisi ve evlenme düşüncesi yokmuş. daha önceden kendisine sözlü tacizde bulunulması gibi faktörlerin etkili olabileceği düşünülmüştür. Ali Nuri Öksüz** *Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD. düşünce içeriğinde stresörü ile ilgili sıkıntıları mevcuttu. Sonuç Cinsel istismar tüm aileyi etkilediği için aile bireylerinin de psikiyatrik muayenesi göz ardı edilmemelidir. Travmatik olayların ardından. Mental durum muayenesinde. hastanın kendisini olayın sorumlusu olarak hissetmesi. Kendisine bir kez sözlü tacizde bulunulmuş. Bu olguda kardeşine karşı yapılan cinsel istismarı kendi yaşamış gibi travma sonrası stres bozukluğu gelişen bir hasta tartışıldı. tanık olanlar. Kahramanmaraş **Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. İfadede yer alan taciz olaylarını. Kız kardeşi 4 yıl önce cinsel istismara uğramış. öfke patlaması. Olaydan sonra anne depresyon tanısı ile tedavi görmekteymiş. ikincil travmatik stres ya da dolaylı travmatizasyon olarak ifade edilmektedir. duygulanımı anksiyöz. duygudurumu depresif. Kendisini suçlu hissediyormuş.PB 204 Kardeşinin Cinsel İstismarı İle İlişkili Dolaylı Travma Sonrası Stres Bozukluğu Gelişen Bir Olgu Hatice Altun*. Kahramanmaraş Giriş Kişinin yaşamını ya da beden bütünlüğünü tehdit eden her türlü durum kişi üzerinde travmatik etki oluşturabilmektedir. anne baba arasında sürekli tartışmaların olması. Travmaya dolaylı olarak maruz kalmanın ardından yaşanan psikolojik sürecin. mağdurların yakınları ve yardım çalışmalarında görev alan kişiler de travmatik stres belirtisi gösterebilir. sanki kendi başına gelmiş gibi hissediyormuş. Baba bu olay için sürekli anneyi suçluyormuş. keyifsizlik şikâyeti varmış. Tartışma Cinsel istismar sonrasında çocuk ve ailesinde birçok psikiyatrik semptom gelişebilmektedir. babanın kendisine karşı ilgisizliği. 1 kez suicid girişiminde bulunmuş. Hastada psikotik bulgu saptanmamıştır. Olayı sürekli yeniden yaşantılaması ve olayı hatırlatıcı durumlardan kaçınması varmış. mutsuzluk. kendi yaşadığı bir travma gibi algılamış ve hastada bununla ilişkili psikiyatrik hastalık gelişmiştir. olaya doğrudan maruz kalanların yanı sıra. annenin ciddi psikiyatrik probleminin olması. Olay şubat ayında olduğu için. Olgu 15 yaşında kız hasta. travmaya doğrudan maruz kalanların yaşantılarına benzer olduğu belirtilmektedir. Bu hastada travma sonrası stres bozukluğu gelişmesinde. 4 yıldır her şubat ayında sıkıntısı artıyormuş. Kardeşinin çocuk şubede verdiği ifadelerini okumuş.

Pryse-Philips. kişinin çevresine katlanılmaz ölçüde kötü bir koku yaydığına inandığı psikiyatrik bir bozukluktur. Bu durumdan dolayı hastalar. Klinisyenlerin bu sendromu etkin bir şekilde değerlendirebilmesi. Sanrılı Bozukluk. toplum içine çıkmaktan kaçınırlar. ORS. hastaların daha iyi bir şekilde tedavi olmalarını sağlayacaktır. bu da sosyal ve mesleki anlamda geri kalmalarına yol açabilir. İstanbul Olfaktör referans Sendromu (ORS) . Bu olguda. somatik alt tipinde yer almaktayken. ORS. Psikiyatri Kliniği. oldukça yoğun sıkıntı duyar ve daha çok kendilerini suçlama eğilimindedir. sanrısal bozukluk. Anahtar Kelimeler: Olfaktör Referans Sendromu. hastalığı tanımlamış ve belirtileri temporal lop epilepsisi. depresyon ve şizofrenide görülen olfaktör belirtilerden ayırmıştır. Major Depresyon . son dönemlerde DSM-V ile ilgili yapılan çalışmalarda Obsesif Kompulsif Bozukluk spektrumunda bulunan hastalıklar içinde yer alması planlanmaktadır. Mustafa Solmaz* *Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi. DSM-IV’te.PB 205 Olfaktör Referans Sendromu: Bir Olgu Sunumu Zerrin Binbay*.Selim Sağır*. sıklıkla erken yaşta başlar ve bekâr erkeklerde daha fazla görülür. kötü koku yaydığını düşünen 26 yaşında bekâr bir kadın hasta sunulmaktadır.

Çocuklukta akranlarla yeterli düzeyde ilişki kurma olanağının bulunmaması ve yargılayıcı aile ortamı gibi faktörlerin hastamızda sosyal fobi gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Bu durumla bağlantılı olarak hastamızın. 2 – Türkçapar. (2000). heyecanının belli olmasından kaygılanma. Klinik Psikiyatri. . Sosyal fobinin psikolojik kuramı. Tartışma: Hastamızın çocukluğunda yoğun bir biçimde aile içi şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. Bu beklentilerin neden olduğu kaçınma davranışları ise sosyal fobinin ilerleyişine katkıda bulunan bir kısır döngüyü ortaya çıkarmaktadır (1). 50 dakikalık görüşmelerle takip edilen hastamızın terapi süreci devam etmektedir. Bu tür temel inançlar bireyin sosyal ortamlarda beceriksizce veya kabul görmeyecek biçimde davranacakları ve bu nedenle olumsuz değerlendirilecekleri yönünde beklentiler geliştirmeleriyle sonuçlanmaktadır (3). 3 – Dilbaz. Ayrıca. N. Hafta 1 kere. Sosyal fobi. M. çocukluğunda sosyal çevreden izole bir yaşam süren hastamızın ailesinde en ufak hataların bile şiddetle cezalandırıldığı bilinmektedir. moleküler biyoloji bölümü 1. (1999). Bu model göz önünde bulundurulduğunda hastamızın bilişsel-davranışçı terapi yönteminden fayda sağlayacağı düşünülmüş ve bu doğrultuda terapiye başlanmıştır. Kaynaklar: 1 – Sungur. “sunum sırasında hiç kaygılanmamalıyım” ve “insanlar benim heyecanlandığımı fark edip benimle alay edecek” gibi düşüncelere sahip olduğu belirlenmiştir.PB 206 Sosyal Fobinin Bilişsel Davranışçı Yöntemle Tedavisi: Bir Olgu Sunumu Gökce Gürdil Bilkent Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Gelişim Merkezi Giriş Sosyal fobi. Z. Bilişsel model açısından incelendiğinde söz konusu faktörlerin benlik saygısında düşüşe neden olduğu ve değersizlikle ilişkili temel inançların gelişimine yol açtığı görülmektedir (2). “arkadaşımdan bir şey istersem alay konusu olurum”. Psikiyatri Dünyası. yurtta kalıyor. ek 2: 27–32. bireyin utanç verici davranışlarda bulunma korkusuyla sosyal ortamlara ya da performans göstermesi gereken durumlara girmekten kaçınması şeklinde tanımlamaktadır. Terapi sürecinde hastamızın sosyal ortamlarda kendini ifade etmekle ilgili işlevsel olmayan inançlarının işlevsel olanlarla değiştirilmesi ve davranışsal denemelerle sosyal becerilerinin geliştirilmesi planlanmaktadır. uykuya dalamama ve konsantrasyonda düşüş şikâyetleriyle merkezimize başvurdu. Sonuçta hastamız kendisini ifade etmesinin cezalandırılma ve reddedilmeyle sonuçlandığını öğrenmiştir. M. sınıf öğrencisi. H. bekâr hasta. insanların karşısında sesinin ve elinin titremesi. arkadaş edinmede zorlanma. 1: 18–2. (1997). Olgu sunumu 24 yaşında. çarpıntı yaşama. Klinik Psikiyatri. Derslerde sunum yapamama. Bu çalışmada sosyal fobi + depresyon tanısı alan bir hastanın bilişsel-davranışçı tedavi formülasyonunun açıklanması amaçlanmıştır. söz konusu kaçınma davranışlarından dolayı iş ya da sosyal yaşamlarında belirgin bir kısıtlanma yaşarlar (1). Sosyal fobi tanısını alan bireyler. erkek. Söz konusu şikâyetleri yaklaşık 16 yaşından beri yaşadığı ve daha önce NLP ve hipnoz gibi tedavi yöntemlerini denediği belirlendi. Bilişsel-davranışçı yaklaşımlar ve sosyal fobi. 2: 247–253. kendisine soru sorulduğunda gerginlik yaşama.

ilkokul mezunu. görsel ve koku halüsinasyonları mevcuttu. Burada adli yönüyle dikkat çeken bir Capgras olgusu tartışılacaktır. orada ateş yakıldığı. ev hanımı. onların ikiz eşleri ile değiştirildiklerini düşünüyordu. Risperidon consta 37.5mg 14 günde bir başlanan hastanın. ayındaki poliklinik kontrolünde Capgras sanrılarında tamamen düzelme sağlanmıştır. Berson RJ. Vaka: 51 yaşında. A review of the phenomenology and cognitive neuropsychological origins of the Capgras syndrome. Fatma Özlem Orhan Kahramanmaraş SÜtçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Capgras sendromu. Algılamada taktil.2011 tarihinde evinin altında sığınak olduğu. çağrışımları düzensizdi. Capgras syndrome.140:969-978 . Oyebode F. 1999. Düşünce içeriğinde paranoid persekütif sanrıları vardı. çocuklarına işkence yapıldığı ve yanındakilerin yer altındaki çocuklarının ikiz eşleri olduğu düşüncesi ile yakınları tarafından polikliniğimize getirildi. kadın. Hastanın laboratuvar testleri normal sınırlarda bulundu.Edelstyn NM. Eşini. Davranışlarında psikomotor ajitasyon belirgindi. hastanın genellikle kendisine yakın olan diğer kişilerin ya da nesnelerin.PB 207 Adli Yönüyle Dikkat Çeken Bir Capgras Olgusu Ali Aşkar. çocuklarının verilmesini istemiş yine aynı yıl içinde yaşadıklarından devletin kurumlarını sorumlu tuttuğu için tepki olarak Türk bayrağını indirmiş. evli. Bu düşüncelerin 6 yıldan beri olduğu yakınlarından öğrenildi. haftasında azalmaya başladı ve tedavinin 7. 2011 yılında da 1 ay boyunca olanzapin 20mg/gün kullanmış.15:1-28 3. Sonuç: Bu Capgras sendromu olgusu Risperidon Constaya cevap vermesi ve adli olaylarla ilişkisi nedeniyle dikkat çekicidir. Hasta. 2006 yılında çocuklarının devlet kurumlarında saklı tutulduğunu düşündüğü için defalarca polis karakollarına başvurmuş. 18.2). 2009. Am J Psychiatry. sanrı ve halüsinasyonları tedavinin 4.Hirstein W. İlk olarak 1923 yılında Capgras ve Reboul-Lachaux tarafından tanımlanmıştır (3). 14:48-59 2. Int J Geriatr Psychiatry. işitsel. yer altından çığlık sesleri duyduğunu iddia ediyordu. 5 çocuklu. çocuklarını kabul etmiyor. bastığı yerin sıcak olduğunu ve burnuna yanık kokusu geldiğini. 1983. Fiziksel ve nörolojik muayenede özellik saptanmadı. bazen kendisinin onlara tıpatıp benzeyen ikizleri ile değiştirildikleri şeklinde sanrılarla karakterize bir sendromdur (1.The misidentification syndromes as mindreadind disorders. 2006 yılında 6 ay boyunca ketiapin 200mg/gün. Ali Nuri Öksüz. Bilgisayarla vücuduna girildiğini ve bu yöntemle kızlarına da tecavüz edildiğini düşünüyordu. Kaynaklar: 1. düşünce sürecinde bloklar mevcuttu. Adli süreçteki psikiyatrik değerlendirmesinde “psikotik bozukluk” tanısıyla cezai ehliyetinin olmadığı şeklinde rapor düzenlenmiş. Cogn Neuropsychiatry. Polikliniğimizdeki ruhsal durum muayenesinde. Kranial MR ve EEG’de özellik saptanmadı. çevresel ve teğetsel konuşmaları vardı. ancak fayda görmemiş.04.

Fochtmann LJ. David Enoch ve Hadrian Ball: Uncommon Psychiatric Syndromes. 2 yıldır çalışmıyor. Karşısındaki kişinin reddedici davranışlarını rasyonalize ederek aslında kendisine âşık olduğunu ama her hangi bir sebepten dolayı böyle davrandığını düşünür.24(3):313-31. düzenli geliri yok. Great Britain.Bozkurt A (Çeviri Eds). 3 kez şikâyet edildiği. Kendisinin baş ağrısı ve yorgunluktan başka tarif ettiği bir şikâyeti bulunmamaktaydı. 2001 2. Fourth Ed. (2. Kaplan & Sadock’s Comrehensive Textbook of Psychiatry. kişide daha yüksek statüde birinin kendisine âşık olduğuna ilişkin sanrılarla giden bir bozukluktur.PB 208 Adli Olgu: De Clerambault Sendromu Hira Selma Kalkan*. 2007. Sekizinci Baskı.) . 4 çocuğu var. 3. adli mevzularla karşımıza çıkması ve hastanın yaşamının ne derece etkilenebileceği. Güneş Kitabevi. sendromun nadir rastlanması. 1525-1533. Kişinin yaşadığı yerden başka bir ilde avukatlık yapmakta olan halasının kızının da kendisini sevdiğini. Bromet EJ. Aydın H. ilkokul mezunu. ama kendisini denemek ve ruh sağlığı yerinde mi kontrol ettirmek için hastaneye yatırılmasını sağlamak üzere davacı olduğunu düşünüyor. 2 ay süreyle cezaevinde kaldığı ancak eylemlerine devam ettiği öğrenildi. erotomanik hezeyanlarla seyreden bir erkek olguyu tartışacağız. Tartışma: Hastaların hezeyanlarıyla ilgili iç görüleri olmadığından ve hezeyanı dışında işlevselliği bozulmadığından. işlediği öne sürülen “Tehdit. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen kişi. Delusional disorder and delusions: is there a risk of violence in social interactions about the core symptom? Behav Sci Law. 2 yıl önce boşanmış. kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ” suçu nedeniyle ceza sorumluluğunun belirlenmesi istemiyle hastanemiz adli birimine yatırıldı. Sanrılı Bozukluk ve Paylaşılmış Psikotik Bozukluk. çevre tarafından da fark edilemediğinden psikiyatri kliniğine başvuru çoğunlukla hastamızda olduğu gibi adli makamlarla başları dertte olduğunda mahkeme kanalı yoluyla olur. 2006. anne babasıyla yaşıyor. Genellikle kadınlarda görülür. Olgu: 34 yaşında erkek. Fennig S. (1) Biz bu makalede. mevsimlik işler yapıyor. sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile cinsel taciz. Hayriye Pınar Çağlar Nazalı** *Diyarbakır Ergani Devlet Hastanesi **Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Giriş: De Clerambault Sendromu olarak ta adlandırılan erotomani. 2 yıl boyunca halakızına birçok kez telefonla tacizde bulunduğu.3) Bu olguyu. Taylor PJ. daha çok kadınlarda görülmesine ve olgumuzun erkek olması. şuan köyde. bu etkilenmeye karşın kişide hezeyanların ısrarcı olması nedeniyle sunmayı amaçladık Kaynaklar: 1. adli makamlar tarafından hastanemize gönderilmiş olan.

bizar. Alınganlık. Ayrıca çevresel etmenlerin (gözü kaşıma gibi) varolan bir genetik yatkınlığın üstüne hastalığı alevlendirebileceği bildirilmiştir. Şizofreni de genetik ve çevresel etmenlerin etiyolojisinde rol oynadığı ve benzer patofizyolojik mekanizmalarla oluşabilecek sendromların eşlik edebildiği bir hastalıktır (ör. Bize ilk başvurusundan yaklaşık iki yıl önce başlayan. Hastanın son kontrolünde aripiprazol 10 mg/gün ile aktif psikotik bulgusu yoktu. kendi kendine konuşma yakınmaları ile getirilmiş. alfa-2 makroglobulin. Keratokonus hastalarının normal populasyona göre daha sık paranoid. paranoid sanrılar. okulu bırakıp açık liseye yazılmış. kliniğimize şizofreni tanısıyla yatırılmış. sert lensleri kullanmayı reddeden hastaya kornea nakli düşünüldüğü not edilmiş. İnci Özgür İlhan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Giriş: Keratokonus bilateral. ilerleyici. anksiyeteli. metalloproteinazlar. Sonrasında avolüsyonu belirginleşmiş. . Olgu: 21 yaşında lise 2’ye giden erkek hasta ilk olarak üç yıl önce Ergen Psikiyatrisi polikliniğine devamlı aynaya bakma. Umut Altunöz. Velokardiyofasiyal sendrom). giderek ilerleyen bulanık ve çift görmesi mevcutmuş. kulakları ve gözleriyle oynama. belirgin negatif belirtileri mevcuttu. Mevcut çalışmalar psikoz ve keratokonus için ortak bir patofizyolojik bağlantıya henüz işaret etmemiş olsa da ileride yapılacak çalışmalar böyle bir bağlantı olasılığını aydınlatmayı amaçlamalıdır. enflamatuvar olmayan. Bu bildiride keratokonus ile şizofreni komorbiditesi olan bir hasta sunulacak ve olası ortak etiyolojik faktörler tartışılacaktır. kompulsif. Sonuç ve Tartışma: Keratokonusun etiyolojisine yönelik genetik bağlantı çalışmaları alfa-1 proteinaz inhibitörü. İki hafta sonra psikotik bulguları yatışmış. bu iki tablonun tesadüften öte ortak bir etiylojik kökenden kaynaklanabileceği vurgulanmıştır.PB 209 Keratokonus ve Psikoz Birlikteliği: Bir Olgu Sunumu Bilge Bilgin. Aripiprazol 30mg/gün ile belirgin düzelme gözlenmiş. Psikoz ile keratokonus birlikteliği literatürde tek bir vakada bildirilmiş olup. kaçıngan kişilik özellikleri gösterdiğine dair yayınlar mevcuttur. Bir yıl önce paranoid sanrılar. Göz Hastalıkları bölümünde yapılan son kontrolünde ise keratokonusun çok ilerlediği. İlerleyen dönemde gözlerinin düzeleceğini düşünerek gözlerini her gün dakikalarca yıkamış ve bu durum keratokunus tablosunu kötüleştirmiş. güvensiz. işitsel varsanıları mevcut olan hasta psikotik atak tanısı ile yatırılmış ve ketiyapin 600 mg/gün başlanmış. Göz Hastalıkları bölümünde hastaya keratokonus tanısı konmuş ve sert lens önerilmiş. Özgeçmişinde belirgin özellik yok. stromada incelme ve yüzey tahribatı ile seyreden bir kornea hastalığıdır. işitsel varsanıların eşlik ettiği bir psikotik atağı daha olmuş. bir çok genetik sendrom ve özel gen bölgeleri ile ilişki bulmuşlardır. Soygeçmişinde major bir psikiyatrik rahatsızlık ya da keratokonus öyküsü yok. SFRP1.

PB 210 Asperger Sendromu Bir Hemisferler Arası Bağlantısızlık Sendromu Olabilir mi? Bir Olgu Sunumu Alper BAŞ. . Ailesi tarafından sosyal içe kapanıklık. Bu sunumda. Alınan anmanez ve yapılan klinik değerlendirme sonucunda DSM IV-TR ye göre Asperger sendromu tanısı konulan hastanın kraniyal MR görüntülemesinde korpus kallozum lipomu ve disgenezisi saptanmıştır. otistik spektrum bozukluklarının beyindeki bağlantı işlevlerinde azalmaya bağlı oluşabileceği hipotezini destekler niteliktedir. sinirlilik ve garip davranışlarda bulunma şikayetleri tariflenen hastanın ruhsal durum muayenesinde göz kontağında azalma. Cana Aksoy POYRAZ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Son fonksiyonel görüntüleme çalışmaları otistik spektrum bozukluklarında beyin işlevleri ile ilgili devrelerde anormallikler olduğunu göstermiştir. sözel ve sözel olmayan iletişimde azalma göze çarpan muayene bulgularını oluşturmaktaydı. yeni ortaya çıkan kompleks parsiyel tipteki epilepsi nöbetleri için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğinde takip edilen ve davranım sorunları sebebiyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi polikliniğimize yönlendirilmiş olan 17 yaşındaki erkek hasta tartışılacaktır. Otistik spektrum bozuklukları hastalarında frontal lobun beynin yüksek kortikal merkezleri (örn. Genelde asemptomatik seyreden ve insidental olarak tespit edilebileceği bildirilen bu konjenital anomaliye Asperger sendromu düşündüğümüz bir olguda rastlamış olmamız. disprozodi. Burç Çağrı POYRAZ. uyumsuzluk. 'fusiform face area') ile olan bağlantı işlevlerinde azalma ve desenkronizasyonu dikkati çekmektedir.

şidddet içerikli bir filmde karakterlerden birinin kendini asarak intihar edişini izledikten sonra annesi tarafından evin bir odasında tavandan iple asılı halde bulunmuş. Nermin YÜCEL**. Sonuç: Uygun olmayan TV programlarının etkilerinin çocuk ve ergen yaş grubu üzerinde daha belirgin olmak üzere duygudurum bozuklukları. Olgu: 10 yaşında kız hasta.gününde oryantasyon kusuru düzelen hastanın tedavi öncesi ve 3 hafta sonrası sırasıyla Deliryum Derecelendirme Ölçeği 20-4/30. çevrede film oyuncularını gördüğünü söyleyerek onlarla konuşma şikayetleri olan ve bu şikayetlerinin ara ara artıp azalan özellikte olduğu öğrenilen hastanın yapılan ruhsal muayenesinde gün içinde dalgalanma gösteren bilinç ve oryantasyon bozukluğu. Beyin BT’de hipoksiye bağlı beyin ödemi tespit edilmiş ve buna yönelik tedavi verilmiş.Mustafa GÜLEÇ* *Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği 19-5/51 olarak iyileşme saptandı.PB 211 Şiddet İçerikli Televizyon Programı Sonrası Suicidal Girişim ve Deliryum: Bir Olgu Sunumu Atakan YÜCEL*. işitsel-görsel halüsinasyonlar. uykusuzluk.51mg/gün ilaç tedavisi düzenlendi. nerde olduğunu bilmeme. beslenme bozuklukları. Erzurum **Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. Medya ve ruhsal hastalıklar arasında. Terör olaylarını konu alan. Çocukların medya araçlarını zarar görmeden kullanmasının sağlanmasında ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte televizyon izlemesi etkili olabilir bu nedenle ailenin yeri ve önemi büyüktür. oryantasyon kusuru nedeniyle de Çocuk Psikiyatrisi konsültasyonu istenmiş. eksitasyon muayene bulguları tespit edildi. YBÜ ihtiyacı buradaki tedavisinin üçüncü günü spontan solunumunun başlaması ve bilincinin açılması ile ortadan kalkmış. Erzurum Giriş: Yaşama önemli katkıları olan medya araçlarının uygun olmayan şekil ve sürelerde kullanımının beden ve ruh sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir. Anlamsız konuşmalar. Beyin MRG ve EEG’de patoloji saptanmayan hastada ası ile suicidal girişim sonrası hipoksiye sekonder Deliryum düşünüldü ve risperidon 0. medya çalışanlarının karşılaştıkları olaylar sonrası belirtiler göstermesi veya izleyicinin bir intihar olayının televizyonda ele alınış şeklinden etkilenmesi yönüyle karmaşık bir ilişki vardır. epileptik nöbetler ve şiddet eğiliminde artışla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Çocuk Psikiyatrisi AD. kaygı bozuklukları. Olay yerindeki acil tıbbı müdahalenin ardından hastaneye götürülerek yoğun bakım ünitesine (YBÜ) alınan ve bu transfer sırasında üç kez arrest olan hastaya kardiyopulmoner resusitasyon yapılarak hayata döndürülmüş. yıkıcı davranım bozuklukları. bellek ve hafızada zayıflama. Ayrıca alınacak yasal önlemlerin ve hazırlanacak eğitim programlarının da faydalı olacağını düşünmekteyiz. karakterlerden birinin asıyla intihar girişiminin anlatıldığı bir filmi izledikten sonra asıyla intihar girişiminde bulunan sonrasında deliryum gelişen bir olgu sunulmuştur. insomnia. yakınlarını tanımama. Tedavinin 3. uyku bozuklukları. . Psikiyatri AD.

keyifsizlik. Hastanın ruhsal durum muayenesinde depresif duygudurum hakimdi ve psikomotor aktivitesi azalmıştı. İkinci gün ilaç kullanımından bir süre sonra bacaklarda ve çenede kasılma ve ağrı olması üzerine polikliniğimize başvurduğu öğrenildi. paroksetin. Hasan Belli. ikinci sırada ise distoni bildirilmiştir.depresif bozukluk tanısı konularak essitalopram 10 mg/gün başlandı. Literatürde SGİ sonrası gelişen hareket bozuklukları incelendiğinde en sık akatizi.Y 32 yaşında kadın hasta. Psikiyatride pratiğinde sık kullanılan bir antidepresan olan essitalopram kullanımı sonrası gelişen distoni nadir ve essitalopram kullanırken akılda tutulması gereken bir durumdur. özellikle bacaklarda olmak üzere gerginlik huzursuzluk ve kasılma şikayetleri ile eşi eşliğinde tekrar polikliniğimize başvurdu. İstanbul. Hasta başka herhangi bir ilaç kullanımı veya hastalık tanımlamıyordu. SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozuklukları sık görülmese de literatürde sitalopram. bir ay sonra kontrolde essitalopram dozu 20 mg/güne çıkıldı. Hastadan alınan bilgiye göre essitalopram 20 mg/gün tedavisine geçilen ilk gün kısa süreli ağız kenarı ve çenede kasılma olduğu ama şikayetlerinin bir süre sonra kendiliğinden geçmesi üzerine doktora baş vurmadığı öğrenildi. isteksizlik. . Yaklaşık iki aydır süren mutsuzluk. depresyon olduğu öğrenildi. Tartışma: Antidepresan. Olgu: E. MD1 1 Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği.PB 212 Essitalopram Kullanımı Sonrası Ortaya Çıkan Distoni: Olgu Sunumu Mahir Akbudak. iştahsızlık. baş ağrısı.Türkiye Giriş: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SGİ) yan etkilerinin azlığı nedeniyle diğer antidepresan gruplarına göre sık kullanılan ilaçlardır. Cenk Ural. MD1. Soy geçmişinde annede m. halsizlik. özellikle SGİ kullanımı sonrası gelişen hareket bozukluklarının mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır.MD1. Hastaya m. Bu konuda yapılan bir çalışma da sitokrom P450 enzim sistemi. ev işlerini yapamama şikayetleri ile polikliniğimize başvurdu. Hastanın öz geçmişinde herhangi bir tıbbi hastalık öyküsü yoktu. fluoksetin. . serotonin-dopamin taşıyıcıları ve reseptör polimorfizmlerinin SGİ kullananlarda hareket bozukluğu olusumu için risk faktörü olduğu ileri sürmektedir. sertralin ve fluoksamine bağlı hareket bozuklukları tanımlanmıştır(1) Bu olguda essitalopram doz arttırımı sonrası gelişen bir distoni tablosu sunulacaktır. Bu bilgiler ışığında hastada essitaloprama bağlı distoni düşünüldü. Bu olayda serotonerjik ve dopaminerjik yolaklar arasındaki etkileşim Serotonerjik ve dopaminerjik çekirdekler arasındaki yaygın bağlantılar suçlanmaktadır. Hastanın yapılan muayenesinde bacak ve kol kaslarında rilidite ve kol kaslarında dişli çark belirtisi tespit edildi. Hasta essitalopram dozunun 20 mg/güne çıkılmasının ikinci günü çenede ve ağız çevresinde kasılma.

Almila Erol. ev kadını. yürürken sendeleme. Psikiyatri Kliniği Giriş: Gerstmann sendromu ilk kez Josef Gerstmann tarafından tanımlanmıştır (1). parmaklarını ayırt edemediği ve kullanamadığı saptandı. Türk Psikiyatri Derg 2009. temizlik kompulsyonları vardı. agraphia and acalculia. Tartışma: Organik hastalıkların ender olmayarak yanlışlıkla konversiyon bozukluğu tanısı alabildikleri bilinmektedir (3). The enigma of Gerstmann’s syndrome revisited: a telling tale of the vicissitudes of neuropsychology. Arch Neurol Psychiatry 1940. Dominant paryetal lob lezyonlarında görülür (2). 2) Sadock BJ. Levent Mete İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. insanlara çarpma ve okuyup yazamama yakınmaları ile Nöroloji polikliniğine başvurmuş. bedenin sağ ve solu ile ilgili komutları yerine getiremediği. Rutin incelemelerinde özellik yoktu. 3) Özer S. Dinç GŞ ve ark. Aniden başlayan sağ el ve kolda uyuşma. 10th edition. sonrasında Gerstmann sendromu tanısı alan bir hastanın sunumu amaçlanmıştır. 133: 320-32. bulaşma obsesyonları. Psikiyatristlerin konversiyon bozukluğunun ayırıcı tanısında etkin rol alması gerekliliği açıkça sürmektedir. Gerstmann sendromu tanısı kondu ve nörolojiye yönlendirildi. In: Kaplan & Sadock’s Synopsis of Psychiatry. Pinel P. Yazma bozukluğu. Özcan H. Katı İnsan Sendromunda Konversiyon Bozukluğu Yanlış Tanısı İki Olgu. sabunu tutamama. 2007. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins. Nöroloji tarafından psikiyatri konsultasyonu istenmiş. Kleinschmidt A. Hastanın öyküsünde geçmiş yıllarda konversiyon doğasında bayılmalar ve yine konversiyon doğasında el ve kol uyuşmaları vardı. Olgu: 61 yaşında. 44: 398–407. sağını solunu karıştırma. s. . Dehaene S. hesap bozukluğu. 30 yıldır obsesif kompulsif bozukluk tanısıyla izlenmekte. Syndrome of finger agnosia. The Brain and Behavior. anksiyöz duygulanım. Bu yazıda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanısıyla izlenmekte iken ektanı konversiyon bozukluğu şüphesi ile incelenen. Brain 2010. Ruhsal durum muayenesinde yönelimi tamdı. Kaynaklar: 1) Gerstmann J. Kısa kognitif muayene (KKM) puanı 26/59 idi. Basit hesapları yapamadığı. Difüzyon MRG’de sol frontal ve parietalde kortikomedüller bileşke yerleşimli erken evre infarktlar ve sol parietookspitalde daha geç evre iskemiler izlendi. Beyin Manyetik Rezonans Görüntülemesinde (MRG) sol parietooksipital ve frontalde korteks ve beyaz cevheri içine alan erken evre infarktlar izlendi. 20(4):392-397 4) Rusconi E. disorientation for right and left. Sadock VA. paraları tanımadığı.PB 213 Konversiyon Bozukluğu Öyküsünde Gelişen Bir Gerstmann Sendromu: Olgu Sunumu Hasan Kenarlı. 75. sağ sol yöneliminde bozukluk ve parmak agnozisi ile karakterize bir sendromdur. Bizim hastamızın da önceden konversiyon bozukluğu tanısı almış olması bu tanıyı akla getirmekle birlikte kesin tanı konmadan önce gerekli incelemeler sürdürülmüş ve hastaya ilginç ve patogenezi üzerinde tartışmaların sürmekte olduğu Gerstmann sendromu tanısı konulmuştur (4).

Dr. İlaç yan etkilerine bağlı olarak nadir de olsa edinsel kekemelik görülmektedir. İnci Meltem ATAY. Abdullah AKPINAR. . Olgumuzda ise kronik düşük doz risperidon kullanımı sonrası gelişen kekemelik yan etkisi dikkat çekici olup ilk kez ayrıntılarıyla tartışılmıştır. Bu bozukluk seslerin ve hecelerin sık sık yinelemeleri ve uzatılmaları ile belirlidir. gerekse zamanlama yönünden yaşına uygun olmayan biçimde bozukluk olmasıdır. Dr. Literatürde psikotik bozukluğu olan kısa süreli yüksek doz risperidon kullanımına bağlı gelişen iki kekemelik olgusu dışında başka vaka sunumuna rastlanılmamıştır. Risperidon D₂ ve 5 HT₂A reseptörlerinin güçlü antagonisti olup α₁ ile α₂ reseptörlerine yüksek afinite göstererek etki etmekte ve psikotik bozukluklar. Arif DEMİRDAŞ Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Kekemeliğin temel özelliği. Dr. Bilal TANRITANIR. Edinsel kekemelik ise herhangi yaşta aniden başlayabilir. Kekemeliğin iki tipi mevcut olup bunlar edinsel ve gelişimsel olarak ayrılmaktadır. Bununla birlikte çalışmalarda risperidonun kekemelik tedavisinde kullanılmasının yanı sıra kekemelik yan etkisinin bulunması bir paradoks olarak ilginç görünmektedir. duygudurum bozuklukları ve davranım bozuklukları hatta kekemelik tedavisi olmak üzere geniş bir spektrumda kullanılmaktadır. Risperidon. D₂ reseptör antagonizmasıyla striatal metabolizmayı artırarak kekemelik semptomlarını iyileştirmektedir. bireyin konuşmasının gerek akıcılık. Antipsikotiklerin kekemelik yan etkisi çok nadir görülmektedir.PB 214 Bir Paradoks Olarak Risperidon Kullanıma Bağlı Kekemelik Olgusu Dr.

serotonin ve noradrenaline spesifik ilk antidepresandır. New Journal of Medicine 2011. Sonuç: Periferik ödem sıklıkla kalp. issue 4. antihipertansiflerin kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkar. 4)Yücel Y. sertralin 100mg/gün kullanan hastanın yakınmalarında gerileme olmaması nedeniyle tedavisi sertralin 100mg/gün. erkek. gününde yüzde ve bacaklarda belirgin ödem gelişti. Shankar PR. 31 yaşında depresyon tedavisi gören erkek hastada mirtazapinin başlanmasını takip eden 10. Olgu 1: O. Journal of Pharmacy Practice and Research. Das R1. Yazıcı N.Dahili ve kardiyolojik patoloji saptanmadı. 21(3):249-52. The pharmacovigilance of mirtazapine: results of a prescription event monitoring study on 13554 patients in England. görme bozukluğudur. hipoproteinemi ile giden diğer hastalıklar. 28(3):191. 2)Sarısoy G. Mirtazapinin yan etkileri arasında en sık görülen halsizlik ve sedasyon iken.(3) Migren ve depresyon tedavisi için mirtazapin kullanan 30 yaşında kadın hastada ilacın başlanmasından 3 gün sonra pretibial ödem gelişmiş ve tedavinin kesilmesi ile 2 gün içinde ödemin gerilediği görülmüş(4) İlk vakamızda yüz ve bacakta ödem gelişirken. allerji. 2. davranış problemleri. Mirtazapine induced edema.. Uzar E. 3)Dhungana K. Ciddi yan etkileri fasiyal ödem.17(1):121-6. vol35. Tedavinin 4.Tedavinin 4. kemik iliği toksisitesi olarak tanımlanmıştır(1). . 1) Biswas PN. 56 yaşında. Mirtazapine bağlı ödem yaklaşık %1 oranında görülmektedir. Tedavinin 3.Ö. günde ateş. en az rastlanan yan etkiler senkop. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2011. gününde mirtazapin kesildi. Literatürde sınırlı sayıda mirtazapinle ilişkili periferik ödem olgusuna rastlanmıştır. Major depresyon tanısıyla risperidon 1mg/gün. Hematoloji ve biyokimya tetkiklerinin normal olduğu bu olguda ilacın kesilmesini takip eden 5.Y. Olgu 2: H. 55 yaşında. gününde mirtazapin kesildi. Mirtazapine induced lower limb oedema. kadın hasta. Literatürde daha çok alt ekstremite ödeminden bahsedilirken. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Mirtazapin. Bu yan etkiler içerisinde çok sık rastlanmayan periferik ödem yan etkisinin görüldüğü iki olgudan söz edeceğiz. J Psychopharmacol 2003. her iki olgumuzda da fasiyal ödemin görülmesi dikkat çekicidir. Mahir Yeşildal. Olanzapin ve mirtazapinin birlikte kullanımıyla ilişkili periferik ödem : olgu sunumu. Yeliz Banu Gülşen. boğaz ağrısı ve alt ekstremide ödemi ortaya çıkmıştır. Anksiyete bozukluğu tanısıyla sitalopram 20mg/gün kullanıyordu. Leman İnanç. Wilton LV. 2005. fasial bölgede yaygın ödem gelişti. mirtazapin 15mg/gün şeklinde düzenlendi. olgumuzda sadece fasiyal ödem görülmüştür. günde ödem ortadan kalkmıştır. gününde periorbital.PB 216 Mirtazapine Bağlı Periferik Ödem:2 Olgu Sunumu Çiğdem Hazal Bezgin. Tedavinin 5.(2). Kaşektik olan ve uykusuzluk yaşayan hastanın tedavisine mirtazapin 15mg/gün eklendi. Shakir SA. böbrek hastalıkları..

her iki kol ve bacakta yaygın noktasal skarlaşmış lezyonlar ve hiperpigmente alanlar mevcuttu.Hasanoğlu A. Olgu: H.Alexander’ın nörodermatitleri psikosomatik hastalık sınıfı içinde ele almasından sonra bu konuyla ilgili araştırmalar artmıştır(1). 48 yaşında kadın hasta.Hamer M. HAM-A21 olarak skorlandı.2008 Jan.İşçimen A. HAM-D25. Çiğdem Hazal Bezgin. Tartışma: Jeneralize pruritusun en önemli nedenlerinden biri. Yedinci haftadaki kontrolde hastanın kaşıntı yakınması kayboldu. Dermatoloji kliniğine 6 aydır devam eden yaygın kaşıntı ve tüm vücutta yaygın ekskaryasyonlar şikayetiyle başvurmuş.Psychosom Med. Hastanın uykusuzluk.Steptoe A. New York: Norton. Ancak stresörlerle birlikte kaşıntı şikayeti nüksetti.Psychosomatic medicine. evli. Psikiyatri polikliniğine başvurduğu sırada 25 mg hidroksizin ve 5 mg levosetrizin dihidroklorür tedavisinden fayda görmemişti. Ayrıntılı öykü alınmış. HAM-D16 HAM-A12 idi.Psikokutanöz hastalıklarda Psikoterapötik Destek: Bilişsel Davranışçı Teknikler Yeni Symposium 2008. 2. herhangi bir sistemik neden. Karışık Anksiyete ve Depresif Bozukluk tanısı kondu. Lezyonların kaşınma sonrası oluştuğunu daha sonra psikiyatrik tablonun eklendiğini belirtti.A bidirectional relationship between psychosocial factors and atopic disorders: a systematicreview and meta-analysis. Hastaya Fluoksetin 20mg/gün. Bu duruma en çok yol açan nedenler arasında anksiyete bozukluğu.PB 218 Jeneralize Pruritis Olgularında Psikiyatrik Değerlendirme-Olgu Sunumu Fatma Fariha Cengiz. belirtiler arasındaki etkileşim iyi bilinmelidir.Atopik hastalıkların immunolojik kökenli olduğu bilinmekle birlikte. Olanzapin 5mg/gün tedavisi başlandı. Kaşınma davranışını başlatabilecek olumsuz emosyonlar ve davranışlar tespit edilerek hastanın hastalık üzerindeki kontrol duygusu artırılmaya çalışıldı.70(1):102-16.1950.Chida Y. Psikojen Pruritistir.İlaç tedavisi yanında verilen psikoedükasyon. çalışıyor.altta yatan mental durumun önemli olduğu son yıllarda yaygın olarak ifade edilmektedir(2). 1. 3. Huzursuzluğa neden olacak durumlarda kaşıntı uyaranı/kaşınma davranışı ilişkisi hakkında bilgi verildi. İkinci haftanın sonunda hastanın kaşınma yakınmasında azalma görüldü. Ruhsal muayenede duygulanımın sıkıntılı ve depresif olduğu saptandı.bilişsel ve davranışsal teknikler hastayı kaşınma davranışı konusunda duyarlılaştırarak hafif kaşıntı uyaranını uzaklaştırmasına yardımcı olabilmektedir(3). Etkin bir tedavi için ayırıcı tanı iyi yapılmalı. sık ağlama. iştahsızlık.46(3):235-244 . depresif bozukluk ve nevrotik kişilik yapısı vardır.Alexander F.Bunun yanında deri hastalıkları nedeniyle oluşan görünür değişiklikler ve hastalığın sonucunda oluşan ruhsal sıkıntılar kişinin hayat kalitesinde kötüleşmeyi de beraberinde getirir.Ş. Sermin Kesebir Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Giriş: Psikososyal etmenlerin bazı fiziksel hastalıkların oluşu ve gidişi üzerindeki etkileri uzun zamandır bilinmektedir. Esra Aydın Sünbül.İçsel olarak hastalık üzerindeki kontrol duygusu hastalığın gidişine olumlu katkıda bulunduğu düşünülmektedir. geleceğe yönelik ümitsizlik yakınmaları mevcuttu. dermatolojik ve immünolojik patoloji olmadığı kanısıyla yoğun emosyonel strese bağlı psikojenik ekskaryasyon olduğu düşünülerek psikiyatri polikliniğine yönlendirilmiş. Fizik muayenede bedeninde.

Bu yazıda fluoksetin kullanımı sonrası gelişen prolaktin seviyesinin artmadığı. üniversite mezunu. Tedavinin 9. evli. Naranjo CA. ayında iki memeden süt gelme şikayeti tekrarladı ve fluoksetin tedavisi tekrar sonlandırıldı. 7: 198222 2. Am J Psychiatry. Bonin B. hasta polikliniğe başvurmuş. huzursuzluk. Son altı aydır dikkat ve konsantrasyonda azalma. et al. Ruhsal durum muayenesi sonucunda DSM-IV TR’ ye göre majör depresif bozukluk tanısı konuldu ve fluoksetin 20mg tedavisi başlandı. Amaç: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSGİ) psikiyatrik ve psikosomatik bozuklukların tedavisinde önemli bir yere sahiptir. galaktore olgusu tartışılmıştır. Hatice Sodan Turan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı. hayattan zevk alamama şikayetleri ile başvurdu. “A Method for Estimating The Probability of Adverse Drug Reactions”. Kaynaklar: 1. An Biol Psychiatry. SSGİ’lerin sık görülen yan etkileri arasında iştah değişiklikleri. Stahl SM “Galactorrhea Induced by Sertraline”.45 . prolaktin yüksekliği tespit edilememiş olsa dahi bu vakalarda yan etki olarak galaktore ortaya çıkabileceği konusunda dikkatli olunması gerektiği ve SSGİ’lerde galaktore mekanizmasının incelenmesi için yeni araştırmalar gerektiği sonucuna varılmıştır. 30: 239. Kontrolde hastanın galaktoresinin 5. Toplam 13 puan üzerinden 10 puan aldı. Moller HJ. A Case Report”. dikkat ve konsantrasyon eksikliği. Sellers EM. Clin Pharmacol ther 1981. Kocaeli. cinsel istekte azalma ve işlevselliğinde bozulma şikayetlerinin de eklenmesi üzerine.istek kaybı. 49:149-51. Drug Treatment of Depression in the 2000s”. 4. tek çocuklu kadın. Olgu: SK. Bunun üzerine galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği düşünülerek fluoksetin kesildi ve hasta on beş gün sonra kontrole çağırıldı. Fluoksetin kullanımının 3. polikliniğimize yetersizlik. cinsel işlev bozuklukları ve gastrointestinal yan etkiler bulunmaktadır (1). memesinden süt gelmesi şikayetiyle polikliniğimize tekrar başvurdu. çocuğuna bakım vermekte güçlük. Volz HP. Fluoksetin kullanımı esnasında. Vandel S . Sonuç: Bu vakada her iki memede meydana gelen galaktoreyi açıklayacak genel tıbbi durum tespit edilmemiştir.150:1269-70. Busto U.3). Fluoksetin kullanımına bağlı yan etki olabileceği düşünüldü ve hastaya “NARANJO Adverse Drug Probability Scale” (4) uygulandı. Baghai TC. cinsel istekte azalma. Bronzo MR. Hastaya galaktorenin ilaç yan etkisi olabileceği ile ilgili bilgi verildikten sonra fluoksetin 20mg tekrar başlandı. 35 yaşında. Therapie 1994. ayında hasta. alkol kullanımında artış. Galaktore ise SSGİ kullanımında nadiren görülen bir yan etkidir (2. Fluoksetin tedavisi sonlandırılan hastanın galaktore belirtisi sonlandı. ilgi-istek kaybı.PB 219 Fluoksetin Kullanımı Sırasında Gelişen Bir Galaktore Olgusu Aslıhan Polat. ilgi. 3. Vandel P. 1993. “Fluvoxamine and Galactorrhea. Yapılan muayenesi ve testleri sonucunda tıbbi bir neden tespit edilemedi. günde sonlandığı ve tekrarlamadığı öğrenildi. genel cerrahi konsultasyonu istendi. 2006.

Tartışma Ve Bulgular: Bruksizm etyopatogenezinde çeşitli ajanlar suçlanmakla birlikte literatürde dopamin. Mirtazapinin bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına dair daha önce herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. 41 yaşında hasta. Anksiyete Bozukluğu (Panik Bozukluk) ve Depresif Bozukluk tanılarıyla takip edilmiş. Bu vaka bildiriminin amacı literatürde daha önce hiç yayımlanmamış olan ve mirtazapine bağlı olarak uykuda ortaya çıkan bruksizm olgusunu sunmaktır./gün şeklinde tedavi düzenlenmiştir. Anahtar kelimeler: Mirtazapin. Tedavinin ikinci ayında çeşitli yayınlarda motor hareket bozukluğu ya da fokal distoni olarak tanımlanan ve uykuda ortaya çıkan bruksizm tablosu gelişmiştir. Hastanın uykuya dalmak ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının devam etmesi üzerine.B. Prevalansı % 8 olarak bildirilen Sleep Bruksizm. Yakınmaları ilk kez 3-4 yıl önce isteksizlik. Hastanın premorbidinde motor hareket bozukluğunu açıklayabilecek ailesel veya metabolik bir öyküsünün olmadığı. Birçok motor hareket bozukluğu SSRI. Hasta yaklaşık 1. Adem BALIKCI(*). göğüste sıkışma hissi. serotonin. uyku . fokal distoni. Olgu Sunumu: S. Bazı vakalarda antipsikotik kullanımının sonlandırılmasından sonraki yıllarda da bu tip motor hareket bozuklukları görülebilmektedir. bruksizm. noradrenalin yolaklarına yönelik kullanılan ajanların bruksizm etiyolojisinde rol oynadığına yönelik çalışmalar bulunmaktadır. Beyazıt GARİP(*).PB 220 Mirtazapinin İndüklediği Bruksizm: Olgu Sunumu Yazarlar: Özgür MADEN(*). ikinci haftasında da tamamen ortadan kalktığı tespit edilmiştir.5 yıl boyunca essitalopram tedavisi kullandıktan sonra uykuya dalmakta güçlük ve sık sık uyanma şeklinde yakınmalarının olması üzerine mevcut tedavisine mirtazapin eklenmiştir. vücutta uyuşmalar. Bülent KARAAHMETOĞLU(*). uykusuzluk şeklinde başlamıştır. biyokimyasal ve metabolik testlerinde bruksizme neden olabilecek bir bozukluk tespit edilmemiştir. nefes darlığı. Mirtazapin tedavisinin bruksizm etyolojisinde rol oynayıp oynamadığının aydınlatılması amacıyla mirtazapin tedavisine son verilmiştir. motor hareket bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. SNRI ve antipsikotik kullanımı sonrasında ortaya çıkmaktadır. Mirtazapinin bu vakada ya doğrudan etyolojik ajan olarak bruksizim tablosunun gelişmesine neden olabileceği ya da essitalopram ile additif etkileşime girerek tablonun ortaya çıkmasına katkı sağlamış olabileceği düşünülmektedir. Ketiapin ekleme tedavisinin mirtazapin nedeniyle gelişen bruksizm tablosunun düzelmesine katkı sağlayıp sağlamadığının açıklanması için ileriye dönük çalışma yapılmalıdır. essitalopram 10 mg. Ali Emrah BİLGEN(*) (*)GATA Askeri Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Giriş: Bruksizm fizyopatolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte. etyolojisinde stres ve anksiyetenin risk faktörleri olabileceği düşünülmektedir. çevresine ilgide azalma. Tedavinin kesilmesinin dördüncü gününde bruksizm yakınmasının gerilediği. serotonin. mirtazapin tedavisinin kesilmesinin ardından ketiapin 25 mg/gün tedaviye eklenmiştir.

epilepsi. affekt labil ve uygunsuzdu. Rutin tetkiklerinde patoloji saptanmadı.PB 221 Frontal Lob Sendromu. Fatma Özlem Orhan. Selek S. 2. . Özovacı A. muhakeme ve yorumlaması zayıftı. sürekli dolaşma isteği. enfeksiyon veya kafa travması gibi etyolojik faktörlere sekonder prefrontal korteksin hasarlandığı bir klinik tablodur (1. Kaza sonrası gelişen motor defisiti için 20 gün fizik tedavi görmüş. kişilik ve davranış bozuklukları ile kendini gösteren tümör. Hastanın psikiyatrik muayenesinde öz bakımı azalmış. Hastanın geçirdiği kazadan 3 hafta sonra başlayan uygunsuz gülmeler. Olgu Sunumu Nükhet Yiğitbaşı. Aynı zamanda karar verme gibi kognitif fonksiyonlarda bozulma nedeniyle bu vakaların adli yönleri açısından dikkatle muayene edilmelidir. Hastanın sinirlilik eşyalara zarar vermesi çocuklara cinsel istismar davranışları ve yakınlarına şiddet göstermesi azaldı. azalmış sosyal içgörü. Olgu: 18 yaşında erkek hasta 2010 ekim ayında fabrikada geçirdiği iş kazası sonrası çökme kırığı olan hastada daha sonra gelişen beyin absesi nedeniyle nöroloji ve nöroşirurji servislerinde takip edilmiş. lorazepam 2. Kranial MR’da sağ frontalde 2cmlik defekt ve frontal parankimde kortikal-subkortikal kistik ensefelomalazik değişiklikler saptandı. Nörolojik muayenesinde sol üst ekstremitesinde paralizisi vardı. kız ve erkek çocuklara cinsel istismarda bulunma ve evdeki eşyalara zarar vermesi varmış. Dikkati ve aritmetik becerileri orta. Aydın N.2). Cansel N. uygunsuz davranışların varlığı gibi frontal bölge tutulum bulguları gözlenmekte ve bu durumu hastanın günlük aktivitesini son derece kötü etkilemektedir.2. Bu hastalar bir takım duygusal ve davranışsal değişiklikler nedeniyle psikiyatriye başvurmaktadır. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 2008.5 mg/gün olarak düzenlendi. fayda göremeyince karbamazepin 800mg/gün risperidon consta 37. Savaş HA. Burada iş kazası sonrası kafa travmasına ikincil frontal lob sendromu gelişen bir olgu tartışılacaktır. Frontal lob sendromu. Türkiye Klinikleri Psiki-yatri Özel Dergisi 2009. Kaynaklar: 1. Tandem yürüyüşü her iki tarafa ataksikti. Bu yüzden hekim bu konuda aile üyelerini bilgilendirmelidir. Davranışları dezorganizeydi.5mg im. sık sık kavgaya karışma. Oğuz Akman Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Giriş: Frontal lob sendromu (FLS). Sonuç: Hastamızda disinhibisyon. Hastaya olanzapin 10mg/gün ve karbamazepin 400 mg/gün başlandı. 18:309-312. 2:47-55. EEG normaldi. FLS kalıcı beyin hasarına bağlı süregen bir sendrom olması nedeniyle davranışsal bozukluklar bir takım antipsikotiklerle kontrol altına alınsa da yüz güldürücü bir tedavi henüz oluşturulmamıştır. risperidon 2mg/gün. Yalç ın F.Büyüsel düşüncenin eşlik ettiği frontal lob sendromu: Olgu sunumu. serebrovasküler hastalık.

Kaynaklar: 1. kötüye kullanımı ile ilgili olgu sunumlarında özellikle uyarıcı etki vurgulanmıştır. Tıp Fakültesi. Rize. Tiyaneptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu. yüksek doz kullanma ve tolerabilite yönünden bağımlı hastalarda risk oluşturabilmektedir.PB 222 Tianeptin Kötüye Kullanımı: Bir Olgu Sunumu Çağdaş H.Tuğlu C.Saatçioğlu Ö. Bu nedenle tianeptin tedavisi. Antidepresanlara karşı bağımlılık gelişimesi tartışmalı ve literatürde az değinilmiş bir konudur. Ahmet Şen4. Tianeptinin aşırı miktarda alınması konusunda çok az vaka bildirilmiştir. (1992) Gradually increased doses of tianeptine: maximal tolerated dose and linearity of the pharmacokinetics. 8(suppl. Antidepresanlar bağımlılık yapar mı? Tianeptin kullanan bir olgu Anadolu Psikiyatri Dergisi 2010. 4 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Çakmak D. Psikiyatri Kliniği. Gökhan İlhan2. kötüye kullanımı ve bağımlılık riski tartışılmıştır. Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Anksiyolitik etki profili açısından trisiklik ve tetrasikliklere benzerlik göstermektedir. Psikiyatri AD. Tıp Fakültesi.11(2):190-193. von Freckell R ve ark. geçmişte eroin. Bazı olgu sunumlarında tianeptine tolerans geliştiği. Kalp Damar Cerrahisi AD. Serotonin geri alım engelleyicilerine (SSRI) benzer etki potansiyeline sahiptir. Tianeptin strese verilen hipotalamo-pituiter-adrenal eksen yanıtını azaltır ve stresin yol açtığı davranışsal sorunları düzenler. Bülent Bahçeci3. güçlü hissetme hali olduğu ve yeniden alınmaması durumunda fiziksel yoksunluk işaretlerinin görüldüğü belirtilmiştir. tianeptinin tek ya da yineleyen dozlarda verildikten sonra. Bu olgu sunumunda ise. Wauthy J. Anestezi ve Reanimasyon AD. . Tıp Fakültesi. Literatürde konu ile ilgili sunumlarda tianeptinin oral yolla yüksek dozda alımı ile bilgiler mevcuttur. Biyokimyasal olarak. 2 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Yüksek doz tianeptin kullanımı ile ilgili yapılan birçok çalışmanın sonuçlarına uymamakla birlikte tianeptin. Şahin ÖÖ. esrar ve kokain kullanımı olan ve son bir yıldır yurtdışında öğrendiği bir yöntem olarak yüksek doz tianeptinin eritilerek toz haline getirilip daha sonra femoral arter yolu ile vücuda enjekte etmek sureti kullanan 29 yaşında erkek hastada tianeptinin etkisi.Ansseau M. Çiçek Hocaoğlu5 1 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. dibenzotiazepin türünde atipik bir trisiklik antidepresandır. Rize.1):56. 5 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Kognitif yönden tianeptinin dikkati ve öğrenmeyi artırdığı belirtilmektedir. 17(1):72-75 . Rize. Rize. 3 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Yeloğlu1. Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD. Ann Psiquiatria. Tianeptin. Erim R. 2. 3. Rize. beyinde ve trombositlerde serotoninin presinaptik geri alınımını artırdığı gösterilmiştir. Türk Psikiyatri Dergisi 2006.

PB 223 Sesini Duymadığımız Üç Kadın: 70 Yaş Üstü Cinsel Saldırı Şahika Yüksel * Atike Çıta * İlker Taşdemir * Gülzade Urazbekova* *İstanbul Üniversitesi. yoldan geçen bir kişi tarafından kurtarıldığını ifade etti. İstanbul. iki çocuklu. Şikayetçi olduğu karakolda. Major Depresyon (MD) ve TSSB tanıları aldı. MD ve TSSB tanıları aldı. saldırıdan önce Anadolu’da küçük bir kentin köyünde yalnız yaşıyormuş. Sonuç ve Tartışma: 70 yaş üstünde cinsel saldırı yaşayan üç dul kadında yalnız yaşarken çocuklarının yanına taşınmaları gerekmiş. çalışmıyor. dört çocuklu. Yaşlıların cinsel istismarıyla ilgili bilgi azdır. Giriş: Yaşlıların fiziksel ve ekonomik istismar ve ihmali son yıllarda tartışılmala birlikte cinsel istismarları hakkında az çalışma vardır. Özellikle kurumlarda yaşayan ve mental kısıtlılığı olan yaşlıların aktardıkları olaylara ilişkin bilginin doğruluğuyla ilgili şüpheler. yok sayılan bir travma türü olan yaşlı cinsel istismarına dikkat çekmeyi amaçladık. okuryazar değil. ne dediğini bilmiyor” şeklindeki itirazı ile BRSHH’de bilişsel yeterliliğinin değerlemdirilmesi amacıyla 12 gün yattığı ve Akut Stres Bozukluğu (ASB) tanısı aldığı öğrenildi. Üçünde de cinsel travmaya bağlı ciddi sorunlar olmasına karşın tedavi talepleri olmamış. saldırganın tecavüz etmeye çalıştığını. anal yoldan tecavüze uğradığını ifade etti. ölümle tehdit edildiğini. kızıyla yaşıyor. iki çocuklu. Vaka1: Hatice Hanım 74 yaşında kadın. 2010 yılında.D tarafından ruh sağlığının değerlendirilmesi amacıyla yönlendirilmişti. Vaka3: Kamile Hanım 82 yaşında. travmanın farkedilmesi ve alınacak önlemler tartışılmalıdır . Bu yazıda. aklı yerinde değil. Bir yıl önce eşi ve kızının mezarlarını ziyaretinde. köyde yalnız yaşadığı evine gece pencereden giren. dul. okuryazar değil. oğluyla kalıyor. yirmili yaşlardaki amcasının torunu tarafından bıçakla tehdit edildiğini ve kuvveti yetmediğinden karşı koyamadığını. dul. Vaka2: Elmas Hanım 73 yaşında. İç Anadolu’da bir ilçede yalnız yaşadığı öğrenildi. İTF Adli Tıp A. dul. Mahkeme’den ruh sağlığı değerlendirilmesi isteği ile başvurdu. Saldırganlar onların fiziksel mücadele edemeyecekleri genç ve kuvvetli erkekler. Yaşlıların ihmal ve istismarı konusundaki çalışmalar gelişmiş ülkelerde. Ocak 2012’de. İki yıl sonra yapılan değerlendirmesinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tanısı aldı. ilkokul mezunu. saldırganın “yaşlı. üvey oğlunun ismini kullanarak evine gelen yirmili yaşlarda bir genç tarafından cinsel ve fiziksel saldırıya maruz kaldığını ifade etti. gündüz genç bir adam tarafından saldırıya uğradığını. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.

Bu olgu sunumu ile son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımı hızla artan atipik AP’ler ile. FDA kayıtlarına göre 1990-9 yılları arasında Atipik AP lerden klozapin kullanımına bağlı VTE gelişen 99 olgu bildirilmiştir. son yıllarda başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta kullanımları artan ilaçlardır(1). Tıp Fak. .PB 224 Risperidon Kullanımına Bağlı Pulmoner Emboli: Olgu Sunumu Ebru Altıntaş*. S ve antitrombin III eksikliği. Nazan Şen**. yaklaşık 3 aylık risperidon kullanımı öyküsü olan ve pulmoner tromboembolinin risperidon kullanımına bağlı olarak geliştiği düşünülen bir olgu sunulacaktır. sedatif yaşam biçiminin VTE için risk faktörü olabileceği düşünülmüştür(7). Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü **Başkent Ünv. immobilizasyon gibi bazı kazanılmış ve protein C. kimi zaman ani ölüme yol açabilen VTE arasındaki ilişkiye dikkat çekmek ve VTE açısından erken tanı ve tedavi için bu ilaçları kullananlarda VTE’nin gelişebileceğinin akılda bulundurulması gerektiğinin önemini vurgulamak istedik. Bu bildiride risperidon kullanımı dışında bilinen herhangi bir risk faktörü olmayan.6). Tıp Fak. 29 yaşında. Tıp Fak. yüksek beden kitle indeksi (BKİ). bu ilaçların kullanımına bağlı gelişen kilo artışı. konversiyon bozukluğu tanısı ile değerlendirilen.seratonejik reseptör blokajı yaparak etki gösteren. (3) Günümüze kadar VTE gelişimi için risk klozapin ile sınırlıyken. Atipik AP’lerin kullanımına bağlı gelişen VTE’nin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte. konvansiyonel AP ilaçlara göre ekstrapiramidal yan etkileri daha düşük olan . sigara kullanımı. disfibrinojenemi gibi kalıtımsal risk faktörleri rol oynamaktadır (2. Özellikle düşük potanslı antipsikotiklerin kullanımına bağlı venöz tromboemboli geliştiği bilinmektedir(4). VTE gelişiminde İleri yaş. travma. Nilgün Taşkıntuna*** *Başkent Ünv. günümüzde olanzapin ve risperidon ile VTE ilişkisi olgu sunumları ile bildirilmiştir (5. Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü ***Başkent Ünv. Ankara Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Bölümü Atipik antipsikotikler dopaminerjik. Konvansiyonel AP kullanımı ile VTE gelişme riskinin art tığına ilişkin bazı çalışmalar ve olgu sunumları yayınlanmıştır.3).

SÖZEL BİLDİRİLER .

Ayrıca grupların şizotipinin üç alt tipine göre de farklılaşmadığı görülmüştür. Türk popülasyonunda ilk defa. Piramit ve Palmiye Ağaçları Testi ile değerlendirilmiştir. Alp Üçok** *İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Sinirbilim AD. perseveratif hata yüzdesi ve toplam cevap sayısı skorları. İstanbul **İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Bilişsel işlevler. Sayı Dizini Testi. kural hatası ve zaman skorları ve sözel akıcılığın fonetik akıcılık alt testinde anlamlı bir fark bulunurken diğer nöropsikolojik testlerde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Büyüsel Düşünceler Ölçeği ve Algılamada Sapmalar Ölçeği uygulanmıştır. Sözel Akıcılığın Semantik ve Fonetik Akıcılık Testleri. Anahtar Kelimler: Şizotipal özellikler. Wisconsin Kart Eşleme Testi. şizofreni hastası yakınları arasında şizotipal özellikleri ve bilişsel işlev bozukluklarını incelemesi ve şizofrenide ailesel yatkınlığın olası etkilerini göstermesi açısından önem taşımaktadır. hamle sayısı. Bu çalışma. Çalışma 32’si şizofreni hastasının birinci dereceden sağlıklı akrabası ve 30 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere yaş. eğitim ve cinsiyet değişkenleri açısında eşleştirilmiş 62 katılımcı ile yürütülmüştür. Londra Kulesi Testi. Ancak yapılan ileri istatistiksel analiz sonucunda. Kognitif bozukluklar . IOWA Kumar Testi. İstanbul Bu çalışmada. şizofreni hastası yakınları ile sağlıklı kontrol grubu arasında yürütücü işlevlerin değerlendirildiği Wisconsin Kart Eşleme Testi perseveratif hata. şizotipinin üç alt tipine özgü kognitif bozuklukları nöropsikolojik testler ile incelemek ve şizofreni hastalarının birinci dereceden sağlıklı akrabalarında şizotipal kişilik özelliklerinin şiddetini ve sıklığını tespit etmek amaçlandı. Stroop Testi. Wiskonsin Kart Eşleme Testi’nin perseveratif hata skoru. Londra Kulesi Testi’nin toplam doğru yanıtı.S 01 Şizofreni Hastalarının Birinci Dereceden Sağlıklı Akrabalarında Şizotipinin Üç Alt Tipiyle İlişkili Kognitif Bozuklukların İncelenmesi Handan Noyan*. WAIS-R’ın ikili benzerlikler alt testi. Londra Kulesi Tesi’nin hamle sayısı ve negatif şizotipi skorlarının iki grup arasındaki farklılığı yordadığı bulunmuştur. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda. Katılımcılara Şizotipal Kişilik Ölçeği’nin Kısa Formu. Yürütücü işlevler.

Biyomühendislik Fak.sham grubu (24.Sıçanlara öncelikle 10 dakikalık kafese alışma periyodunun ardından 1. 7 sıçan sham grubu olarak çalışmaya alındı. Prenatal infeksiyonların (viral.inflamatuar sitokinler ve psikiyatrik hastalıklar (psikoz. bakteriyel) kortikal gelişimi etkilediği gösterilmiş olmakla birlikte. 3 mm lik gözenekleri olan tel kafes kullanıldı. Materyal – Metod:Sistemik inflamasyon ve endotoksemi için sıçanlarda sepsis modeli oluşturuldu.3= Sık kafes kemirme.Ayrıca sepsis sonucu temel inflamatuar sitokin olan TNF-alfa plazma düzeyi ve oksidan stres artmıştır.0001) olarak bulundu. **Fırat Üni. Bunun için çekum ileoçekal valvin distalinden pasaja izin verecek şekilde 3/0 ipekle bağlanıp 22 G iğne ile delindi. Cerrahi işlemden 24 saat sonra sham ve sepsis grubu sıçanlara psikoz yatkınlığını değerlendirmek için apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı. 4=Sürekli kafes kemirme. Bizim çalışmamızda amaç TNF-alfa ve oksidan stres artışı ile giden organik sebepli inflamatuar patolojilerin psikotik süreçler üzerine etkisini ortaya koymaktır. Şizofreni hastalarında sağlıklı kişilere göre TNF-alfa. Her dakika stereotipi hareketleri skorlandı:0=Yok. Amaç :Psikotik hastalarda düşük dereceli bir inflamasyon bulunmaktadır.sham grubu (2.5 mg/kg intraperitoneal(askorbik-asitte çözülerek) verildi.74±0. **Kübra Erçalışkan. depresyon. Bu modelde sıçanlarda 5 saat sonra sepsis oluşmaktadır.47) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. Sonuç: Sepsis sonucu gelişen inflamasyon ve endotoksemi.TNF ve oksidan stres bağımlı dopaminerjik ve glutamaterjik modulasyon bu etkilere sebep olmuş olabilir..5= Aynı noktayı kemirme.54±11. Sepsisli sıçanlarda plazma total oksidan kapasite seviyesi sham grubuna göre anlamlı artmış (p<0. **Burcu Efe. 1=Nadiren koklama.sham grubu ile karşılaştırıldığında sterotipik davranışlarda artma oluşturmuş ve dopaminerjik etkiyi güçlendirmiştir.Devam eden çalışmamızda sözkonusu etkilerin nöronal alt yolakları açıklanmaya çalışılacaktır. Sham ve sepsis grubu sıçanlara apomorfin ile induklenen sterotipi testleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı.32±0. bipolar disorder.3 pg/ml). Apomorfin verildikten 10 dakika sonra her sıçan için 15 dakika gözlem yapıldı. *İlkay Kalkanlı. Minimal fekal çıkış gösterilmesinden sonra intestinal anslar batın içine yerleştirilip. Sepsisli sıçanlarda plazma TNF düzeyi (232.05) olarak bulundu. *Dilek Taşkıran *Ege Üni.13 cm yüksekliğinde.28 pg/ml) ile karşılaştırıldığında anlamlı artmış(p<0. .2= Nadiren koklama ve nadiren kafes kemirme. Bu sıçanlara laparotomi uygulandı ancak çekum perforasyonu yapılmadan tekrar 4/0 poligilan sütür ile batın kapatıldı. deliryum) arasındaki ilişki araştırma konusudur.(CLP). Tıp Fak. batın 4/0 poliglikan sütür ile kapatıldı. IL-6 gibi temel inflamatuar sitokinler ve akut faz proteinleri artmıştır.0005) olarak bulundu.58±35.Bu test için 14 cm çapında.. *Gözde Gökten. Bulgular: Sepsisli sıçanlarda sterotipi skoru (3.56.S 02 Sepsis ile İnduklenen Sistemik İnflamasyon ve Endotoksemi Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Artan Psikoz Yatkınlığının Gösterilmesi ve Bu Etkinin Plazmada Ölçülen TNF-Alfa ve Total Oksidan Düzeyi ile Korelasyonu *Oytun Erbaş. Sepsis modeli geliştirmek için 7 sıçana anestezi altında çekumu bağlama ve perfore etme modeli uygulandı.

Şizofreni. yinelemelerin azalmasını sağlamaktadır. Boyer AC. Stresle başa çıkmak için sosyal destek arayanların da ilaç yan etkisi göstermemeleri stresle başa çıkmanın tedavideki önemini göstermektedir.1403-1413. 59 yıl tedavi gören bireylerin sosyal işlevsellik alanı ve tedaviye uyumları daha iyi bulunmuştur. kendine güvenli yaklaşım yöntemlerini etkili kullanmaları ilaç seçiminin önemli olduğunu düşündürmektedir. Şizoreni Ruhsal Ve Toplumsal Tedavi Girişimleri. Uygulanan tedaviye bağlı ilaç yan etkisi yaşamayan bireylerin sosyal destek arama yöntemi ile stresle daha etkili baş ettikleri görülmüştür. Weiden JP. Mechanic D. Bu araştırma şizofrenide işte çalışmanın ve derneğe üye olmanın işlevsellik. Psychiatric Services 2000. derneğe üye ve çalışmayan 15 hasta alınmıştır. Sonuç: Derneğe üye olan çalışan bireylerin sosyallik ve mesleki işlevsellik alanları diğer gruplara göre daha iyi bulunması. tedavi uyumlarının daha iyi olması hastalık konusunda bilgi ve deneyim kazanma ile ilişkili olabilir. Yöntem: Çalışmaya Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneğine üye olan. Hastalık süresi uzun olanların olumlu başaçıkma becerilerini kullanmaları.Yıldız M. derneğe üye olan bireylerin sosyallik. Burhanettin Kaya 3 1 Gata Hemşirelik Bölümü.Olfson M. Çetin M.2. sağlık ve tedavi işlevsellik alanlarında daha iyi olması sosyalleşme ve çalışmanın olumlu etkilerini göstermektedir. Bu yöntem hastalığın gidişini olumlu yönde etkilemekte. Predicting Medication Noncompliance After Hospital Discharge Among Patients With Schizophrenia. İstanbu: İncekara Kağıt Matbaası. Tedavi uyum Ölçeği(MARS) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği(SBÇT) uygulanmıştır. Bulgular: Derneğe üye olmanın ve aynı zamanda bir işte çalışmanın bireylerin sosyal ve mesleki işlevsellik alanlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Kontrol grubu derneğe üye olmayıp bir işte çalışan 15 ve çalışmayan 15 hastadan oluşmuştur. ekonomik bağımsızlığını kazanması giderek zorlaşmaktadır1. Ankara 2 Gazi Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Hemşirelik Bölümü. editörler. Kaynaklar 1. Hansell S. tedaviye uyum ve stresle baş etme üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Ankara 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Tedaviye Uyum ve Stresli Durumlarla Baş Etme Üzerine Etkisi Neşe Uğurlu 1. sağlık ve tedavi işlevsellik alanları daha iyi bulunmuştur.Nermin Gürhan 2. Antipsikotik türüne göre hastaların iyimser yaklaşım. 2009. Şizofrenide İşlevsellik Ölçeği(ŞİLO). . 4 Baskı. bir işte çalışan 15. 1:216–222. Ankara Giriş ve Amaç: Şizofreni hastasının işinin olması. Olgulara Sosyodemografik bilgi formu. Mesleki rehabilitasyon ve desteklenmiş istihdam son derece önemlidir.S 03 Şizofreni Tanısı Konan Hastalarda Bir İşte Çalışmanın ve Derneğe Üye Olmanın İşlevsel İyileşme. Walkup J. 2. Bir işte çalışan hastaların çalışmayan hastalara göre mesleki işlevsellik alanı. İçinde: Ceylan E. Derneğe üye olan hastaların dış dünyaya olan uyumlarında artma sağlanabilir2.

) kullanım sıklığı arttıkça şiddet artmaktadır. Yeniocak’ın (2011) sığınmaevi çalışmasında şiddet gören kadınlar şiddetin nedenlerinden biri olarak %35. çalışmamızla paralellik göstermektedir. Bu oran. Tartışma ve Sonuç: Şiddetin oluşmasında önemli faktörlerden biri alkol-madde kullanımıdır. Tüm şiddet türlerini birarada gösteren erkeklerin % 63. Alkol. eşlerinden şiddet gören kadınların şiddet yaşama durumları ile eşlerindeki alkol. araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile ölçekler kullanılarak birebir görüşme yöntemiyle yapılmıştır.S 04 Eşlerinden Şiddet Gören Kadınların Eşlerindeki Alkol ve Madde Kullanım Özellikleri: İzmir Kadın Sığınmaevleri Çalışması Demet Havaçeliği*. İzmir Amaç: İzmir ilinde sığınma evinde barınan.4’ünün aylık geliri yoktur.8 alkol-madde kullanımını belirtmiştir. Kadınların %100’ü fiziksel şiddet. Verilerin analizinde ki-kare testleri kullanılmıştır. Kadınların aile içi şiddet ve türleri konusunda bilgilendirilmeleri ve şiddet sorununa alkol ve madde kullanımı üzerinden de çözüm üretilmesi gerekmektedir . Uygulama. Eşlerine şiddete gösteren erkeklerin %66. Bu çalışmada eşinden şiddet görme sebebiyle başvuran 51 kadın olgunun ifadesine göre eşlerine ilişkin bilgiler değerlendirilmiştir. Uygulanan şiddet türleri ile eşlerdeki alkol kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunurken madde kullanımı arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. %33. %92.6’sı ilkokul mezunudur. %70. Bu oran.2’si sözel.6’sı hukuki bir sorun yaşamış. fiziksel.3 oranında alkol. Kadınlar. %24. Sözel şiddetin daha az belirtilmesinin nedeni kadının sözel şiddeti bir şiddet olarak değerlendirmemesi olabilir.7’si alkol ve madde . ekonomik ve cinsel şiddet türlerinin hepsini bir arada görmüştür. İzmir **Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (EKAM). Nevin Yıldırım Koyuncu**. esrar ve uyarıcı(ekstazi vb. şiddet görme sebeplerinden biri olarak %35. Dilek Gürbüz*.madde kullanımını ifade etmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemini İzmir ilindeki kadın sığınma evlerine Kasım 2011-Haziran 2012 döneminde barınma amaçlı ya da aile içi şiddet sebebiyle başvuran 67 kadın olgu oluşturmaktır.3’ü sadece alkol kullanmaktadır. Şiddet uygulayan eşlerin şiddet uyguladığı dönemde alkol ve madde kullanımı yüksek orandadır. %45’i cezaevinde yatmıştır. madde kullanımı yaygınlığı ve özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. alkol ve madde kullanım sıklığı ile ilişki göstermektedir. Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü (BATI). %19.6’sı herhangi bir işte çalışmamaktadır. Alev Aktaş*. Kadınların %41. Bulgular: Çalışmaya katılan sığınma evinde barınan 67 kadın olgudan %76’sı (n=51) eşinden şiddet görme sebebiyle kadın sığınma evine başvurmuştur. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı.2’si sözel şiddet gördüğünü belirtmiştir.

12. 12. Zeki Yüncü**. alkol. Semt özelliklerine bağlı olarak öğrencilerin maddelere ulaşmaları farklılık göstermektedir. alkol ve tüm maddelere başlama yaşları daha erken ve son 1 yıl içindeki madde kullanım sıklığı ve arkadaşlarındaki madde kullanım yaygınlığı anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur. 2010-2011 Eğitim-Öğretim yılında. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin yaşam boyu en az bir kez madde kullanımı.sınıflardaki 4276 öğrenciden 481’i (%11. Hakan Coşkunol* *Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı. çete yapılanması.sınıf öğrencilerinde silah. Demet Havaçeliği*. Ender Altıntoprak*. kesitsel alan araştırmasıdır.6) riskli aletleri taşımaktadır.9’u. kesici aletlerin) taşıyan ve taşımayan öğrencilerin. arkadaş çevrelerinde kullanım oranı bu aletleri taşımayan öğrencilere göre yüksektir. risk faktörleri arttıkça maddeye ulaşmaları artmaktadır.sınıf öğrencilerinin anne baba boşanma oranı taşımayan gruptan anlamlı düzeyde fazladır. erkeklerin %14’ü 15. Bu çalışma sonuçlarına göre. Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin yaşadıkları semtlerde güvenliğin yeterli düzeyde olmadığı. 12. bıçak vb. bıçak ve silah taşıma. Bu sonuç Aras’ın bildirdiği ile paralellik göstermektedir. 3. deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır.sınıflardaki kızların %3. anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur Riskli aletleri taşıyan öğrencilerin sigara.sınıf öğrencilerine göre daha yüksek orandadır.2. sıklığı.sınıflardaki 4415 öğrenciden 430’u (% 9.sınıf öğrencilerinden okulda riskli alet (silah. Her iki sınıfta riskli alet taşıyan öğrencilerin ateşli silahlara anlamlı düzeyde kolay ulaştığı bulunmuştur. Riskli alet taşıyan öğrencilerde madde kullanım yaygınlığı. dolayısıyla suça eğilim arasında yüksek oranda ilişki olduğu söylenebilir.S 05 İzmir Liselerinde Riskli Alet Taşıyan ve Taşımayan Öğrencilerin Madde Kullanım ve Semt Özellikleri Umut Yıldız*. Bulgular: 9. Sınıflarda kendi yaş grubunun üzerinde olan öğrencilerin riskli aletleri taşıma oranları yüksektir. Semt özellikleri öğrencilerin maddeye kolay ulaşmalarını etkileyen bir faktördür.7) . Toksikoloji ve İlaç Bilimleri (BATI)Enstitüsü İzmir **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD İzmir Amaç: İzmir ilindeki 9. Riskli alet taşıyan 9. madde satışı ve kullanımı. madde kullanım yaygınlığı ile kullanım özellikleri arasındaki farklılığı saptamaktır. İzmir Liselerinde eğitim gören 9. erkeklerin %22. madde kullanımı ile riskli alet taşıma. Bu artış erkeklerin yaş ilerledikçe. Yöntem ve Gereçler: Çalışma epidemiyolojik. sigara.5’i riskli aletleri taşımaktadır.7’si. aletleri taşıma.sınıflardaki kızların %4. başlama yaşı. Sınıf ve 12. 9.sınıf 4276 toplam 8457öğrencinin verileri değerlendirilmiştir.sınıf 4415. bıçak vb. riskli aletlere daha rahat ulaşmasından kaynaklanmaktadır. . 9. hırsızlık vb suça yönelik faaliyetler gibi risk faktörleri anlamlı düzeyde fazla olduğu bulunmuştur. Tartışma ve Sonuçlar: 12. Bu öğrencilerin verileri karşılaştırıldığında. Ancak bu ilişkinin neden-sonuç bağlamında anlaşılması için kontrollü.

Contemporary Psychiatric. Trigoboff. Pearson Prentice Hall. Nöropsikiyatri Arşivi Dergisi 48 (3): 175-183. kadro durumu. Chapter 35. E.49 ± 5. 819-834. sayı-yüzde dağılımları yapılmış ve değişkenler arasındaki ilişki t-testi.Martin T.37±7..46 (max:125).Ançel G. 8 (1): 25-32. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing.05). Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma.Baysan-Arabacı L. Araştırmada. görevi. Bulgular: Hemşirelerin %79. Sonuç: Ülkemizde bölge ruh sağlığı hastanelerinde çalışan hemşirelerin.31 ± 4.61 (max:30).Mental Health Nursing. Xgüven = 20.24 (max:20).. Türkiye’deki 8 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde çalışan (N=910) ve araştırmaya katılmayı kabul eden ve ölçeğin %80’ini dolduran 620 hemşire ile yürütülmüştür. (2001) Something Special: Forensic Psychiatric Nursing. yaşı. Hemşirelerin cinsiyeti. Adli Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Forensic Psychiatry) 2(4): 29-34. çalıştıkları hastane.4’ü kadın ve yaş ortalamaları 34. adli psikiyatri hastalarını tehlikeli olarak gördüğü.Bowring-Lossock E.07 ± 12. varyans analizi ve korelasyon analiziyle incelenmiştir. “Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği (APHHTÖ)” kullanılmıştır. New Jersey. Wilson HS. (2005) Adli Psikiyatri Hemşireliği. adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. xtoplam = 69. 2. bu hastaların bakımını yürütme konusunda orta düzeyde istekli olduğu saptanmıştır. İzmir ** Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği AD. İzmir Amaç: Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanelerinde çalışan hemşirelerin. (2006) The Forensic Mental Health Nurse-A Literature review.05).S 06 Türkiye’de Psikiyatri Hastanelerinde Çalışan Hemşirelerin Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Tutumlarını Etkileyen Faktörler Leyla Baysan Arabacı*. adli psikiyatri hastanesine bakım verme durumu ve süresi.98 ± 3. 3.Coram J. mesleki ve kurumdaki toplam çalışma süresi adli psikiyatri hastasına yönelik tutumlarını etkilememektedir (P> . Mahire Olcay Çam** * İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği AD. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing.33 (max:20) ve Xbakımvermedeisteklilik = 22. (2011) Adli Psikiyatri Hastalarına Yönelik Hemşire Tutum Ölçeği. psikiyatri hastanesinde çalışmaktan memnun olma durumu. . 13 (6): 780-785. 5. Ed: Kneisl CR.25 (max:40) bulunmuştur. Çam O. eğitim durumu. Xtehlikeligörme = 15. Verilerin değerlendirmesinde. 4. Hemşirelerin APHHTÖ toplam ve alt ölçek puan ortalamaları sırasıyla. göreve başlama şekli. (2004) “Forensic Psychiatric Nursing”. en uzun süre yaşadığı yerleşim birimi.45 ± 3. onlara güvenmediği ve sosyal olarak mesafeli davranma eğilimi gösterirken. adli psikiyatri hastasını etkileyen yasal süreci bilme durumu ve adli psikiyatri biriminde hemşire çalışmasına ilişkin görüşleri adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumlarını etkilerken (P< . 1.48’dir. medeni durumu. xsosyalmesafe = 10. “Tanıtıcı Bilgi Formu”. First Edition.

Doğanavşargil Ö (2006) Aile içi fiziksel şiddet ve kadın hastalarımız. Hastaların yaş ortalaması %39.9 yıl. 66: 493-499. Çiğdem Çolak Kalaycı.4). bipolar bozukluk 4 kişi (%17. Türk Psikiyatri Dergisi.6. Şiddet gören ve görmeyen kadınlar arasında yatış süresi.Karakoç B. Tanı grupları arasında şiddet görme açısından fark yoktu.2. (2012) Depresyon tanısıyla ayaktan tedavi görmekte olan kadın hastalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı. cinsel şiddet gören kadın sayısı ise 8 (%34. Çam B ve ark.8). p=0.05) arasında anlamlı ilişki vardı. Tartışma: Ön çalışma verileri yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığının yüksek olduğunu göstermektedir. 17:107114. p=0. (1998) Trauma and posttraumatic stress disorder in severe mental illness.1). Çocukluk döneminde fiziksel şiddet görme ile erişkinlikte fiziksel şiddet (ki kare=10.1 ±13. Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği. işlevsellik yönünden farklılık olup olmadığı araştırılacaktır. Çalışmanın 1 Mayıs 2012-1 Mayıs 2013 tarihleri arasında yatarak tedavi gören kadın hastalarla yürütülmesi planlanmıştır. Ruh sağlığı çalışanlarının yatan hastaların tedavisinde söz konusu durumu dikkate almaları önemlidir. Trumbetta S ve ark. şizofreni 3 kişi (%13.7) idi. ekonomik şiddet gören kadın sayısı 11 (%47. Kaynaklar: 1.5). Klinik Global İzlenim Ölçeği ve Aile İçi Şiddet Araştırma Formu verilecektir. anksiyete bozukluğu 6 kişi (%26.002) ve ekonomik şiddet yaşama (ki kare=5. Young-Mani Ölçeği. Hastaların 17’si (%74) yaşamlarının bir döneminde fiziksel şiddet görmüştü. Hastalara tanılarına göre Hamilton Depresyon ve Anksiyete Derecelendirme Ölçeği.Vahip I. psikiyatri polikliniğine başvuran ve depresyon tanısı konan kadınlarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığını %64 olarak bildirmişlerdir2. . toplam yatış sayısı. J Consult Clin Psychol. yatarak tedavi gören kadın hastalarda aile içi şiddet yaygınlığını araştırmaktır.0). Goodman L.S 07 Psikiyatri Kliniğinde Yatarak Tedavi Gören Bir Grup Kadın Hastada Yaşam Boyu Aile İçi Şiddet Yaygınlığı: Ön Çalışma Verileri Aslı Tuğba Özboduç. Şizofreni gibi kronik ruhsal hastalığı olan kadınlar cinsel ve fiziksel şiddet açısından erkeklerden daha fazla risk altındadır3. Karakoç ve arkadaşları. tanı dağılımı major depresif bozukluk 10 kişi (%43. 2.Mueser KT. Leyla Gülseren İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ülkemizde psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastalarla yapılan çalışmalarda aile içi fiziksel şiddet yaygınlığı %62 bulunmuştur1. Bulgular: Halen devam etmekte olan çalışmanın üç aylık dönemine ilişkin bulgular şu şekildedir. Gülseren L. hastalık şiddeti. (Değerlendirmede) 3. Amaç: Bu çalışmanın amacı. Duygusal şiddet gören kadın sayısı 17 (%74). Yatan hastalarda aile içi şiddet yaygınlığı ve klinik özelliklerle ilişkisi yeterince araştırılmamıştır.

68’dir. depresyon puanları arasında pozitif anlamlı korelasyon saptanmıştır. çocukluk çağında şiddet görenlerde somatizasyon ve anksiyete dışındaki tüm boyutlarda şiddet görenlerin puanları görmeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur. . fiziksel şiddet oranı %49.S 08 Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Kadın Hastalarda Aile İçi Şiddet Yaşantısı Emel Buyraz Kurt. Katılımcıların ortalama SCL-90-R puanı 1. 3.79±10.72±4. Serkut Bulut. Tartışma ve Sonuçlar: Aile içi şiddetle depresif belirtiler ağırlıklı olmak üzere psikiyatrik belirti şiddetinin arttığı görülmüştür. Vahip ve Doğanavşargil (2007) tarafından hazırlanan fiziksel eş şiddetini belirlemeye yönelik görüşme formundan yararlanılarak düzenlenmiştir. Aile İçi Yaşantı Anketi.1’dir. Her gün sözel şiddet görme oranı %21. Psikiyatri poliklinik görüşmelerinde şiddetin varlığı sorgulanmalıdır.3). Neşe Yorguner.24±10. Yöntem ve Gereçler: Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne 15 Haziran – 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında başvuran kadın hastalarla (n=452) yapılan tanımlayıcı araştırmada Aile İçi Yaşantı Anketi ve SCL-90-R semptom envanteri uygulanmıştır. Eşik üstü puanlar değerlendirildiğinde sözel şiddetle somatizasyon. her gün fiziksel şiddet görme oranı ise %1. ortalama evlilik süresi 16. Sözel şiddet görenlerde fobik anksiyete dışında.68±0.2’dir. çoğu (%75.65 yıldır. Katılımcıların %11. Maruz kaldıkları aile içi şiddetin boyutunun ve ilişkili olabilecek sosyodemografik özelliklerin. Sözel şiddet gören kadınların çoğu (%65. obsesyon kompulsiyon. Yıldız Akvardar Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Psikiyatri AD. Aile içi şiddet ile psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkinin. 2. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 36.9’u başkalarına uygulanan kaba kuvvetin hak edildiğini düşünmektedir. Ekin Sönmez. Evlenme yaşı ortalaması 20.1. Aile içi şiddete yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. şiddet görmeme oranı %26. Aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda ruh sağlığı sorunlarının arttığı birçok çalışmada gösterilmiştir. fiziksel şiddet görenlerde öfke düşmanlık ve fobik anksiyete dışında.82) saptanmıştır.7) evlidir. Bu çalışmada psikiyatri polikliniğine başvuran kadın hastaların 1.16 (13-36 yaş arası). Alt gruplar arasında en yüksek puan ortalaması depresyon boyutunda (1. %12.0. Çocuk sahibi olma oranı %82. Şiddet gören kadın hastaların bu durumu hekimleriyle paylaşmak konusunda istekli olmalarına karşın bu konuda bilgi verme oranlarının düşük kalması.0’dır.2’dir. şiddetin kadınlar tarafından dile getirilmediğini ve ruh sağlığı çalışanlarına bu konuda önemli görev düştüğünü göstermektedir.4’ü kendilerine uygulanan kaba kuvveti hak ettiğini. İstanbul Amaç: Aile içi şiddet tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğu kadının sıklıkla karşılaştığı toplumsal bir sorundur. fiziksel şiddet gördüğünü de belirtmiştir.40±0.88’dir. Şiddet bireylerde psikiyatrik yardım gereksiniminin önemli nedenlerinden biridir. Katılımcılar arasında sözel şiddet görme sıklığı %70.

Bipolar depresif dönem riski daha fazla arttırmaktadır. Ayşegül Özerdem* ** *Dokuz Eylül Üniversitesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları AD **Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Temel Sinirbilimler AD Giriş: Kalp damar hastalığı olan bireylerde unipolar depresif bozukluk ve bipolar bozukluk daha fazla görülürken.58).62. HDL düzeylerine bakıldığında bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41.92± 12. LDL ve trigliserid istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.65±87. Bipolar depresif dönem tanılı kadın hastaların %41. TG:134.05). kontrol grubundaki kadınlarda %21. (p=0. Zeliha Tunca*.11) ve kontrol (HDL: 43. Bu çalışmanın sonuçları depresif bozukluk tanısı olan kadın hastaların dislipidemi ve kalp damar hastalıkları açısından daha yüksek riske sahip olabileceğini göstermektedir.003). düşük ağırlıklı lipoprotein(LDL)) karşılaştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk depresif dönem içindeki hastalarda dislipidemi sıklığının unipolar depresif dönem içindeki hastalardakinden farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir.05).8). TG: 152.S 09 Bipolar ve Unipolar Depresyonda Serum Lipid Düzeyleri: Yatan Hasta Grubunda Gözlemsel Bir Çalışma Nefize Yalın* **. kontrol grubundaki kadınlar için %17.0001).9 unun trigliserid düzeylerinormalin üstündeyken.80.88±13. Lipid değerleri gruplar arasında yaş ve cinsiyet kontrol edilmeksizin karşılaştırıldığında HDL. yüksek ağırlıklı lipoprotein (HDL). LDL değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.5.108) Gruplar cinsiyet açısından karşılaştırıldığında ise anlamlı fark bulunmuştur (p>0. unipolar (HDL:45.5 olarak saptanmıştır(p<0. Çalışmada bu üç grubun belirtilen süre içindeki ilk kez bakılmış serum lipid düzeyleri (total kolesterol.82±93. Dislipidemiler kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörüdür.86) grupları arasında kadın cinsiyet açısından anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0. Kontrol grubu Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri arasında Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 18-64 yaşları arasındaki 447 hastadan oluşturulmuştur. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadın hastalar için %23. .05). Yöntem: Bu geriye dönük çalışmada son beş yıl içinde bipolar(n=68) ve unipolar(n=250) depresif dönem tanısı ile yatarak tedavi edilmiş 19-82 yaşları arasındaki 318 hasta alınmıştır.9 u düşük HDL düzeylerine sahipken. Tartışma: Kalp damar hastalıkları için önemli bir yordayıcı olan metabolik sendrom tanı kriterleri HDL ve TG değerlerini kapsar. Yaprak Çilem Yalçın Arslan*. Serum HDL ve TG değerleri cinsiyet açısından kontrol edildiğinde bipolar (HDL:43.3 olarak saptanmıştır(p=0. TG:161.22±12.52± 89. Sonuçlar: Gruplar arasında yaş açısından anlamlı fark bulunmamıştır. bu oran unipolar depresif dönem tanılı kadınlarda % 38.5. duygudurum bozukluğu tanısı olan bireylerde kalp damar hastalığı riskinin arttığı gösterilmiştir. trigliserid (TG).98.

İzmir Amaç: Bipolar Bozukluk(BB) yaşam boyu yineleyici bir hastalıktır. HDL düzeyleri atipik antipsikotik kullanan ve kullanmayanlarda farklı bulunmadı. Ayşegül Özerdem. p=0. lityum kullanan ve kullanmayanlarda farklı değildi (p=0.0 ile.1 idi (p =0. Ancak.5’i T3 hormonu alırken. total kolesterol. Bulgular: Lityum kullananların %20. Yöntem: Çalışmaya 1 Ocak 2011 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında DEÜTF Psikiyatri Bölümü. Sonuç: Bu çalışmada. Onur Ulaş Ağdanlı. Ebru Onrat.88. p=0. TSH değerleri ile Lityum düzeyleri arasında korelasyon bulunmadı.007). Atipik antipsikotik kullananların trigliserid düzeyleri kullanmayanlardan yüksekti (p=0. Valproat kullanımının da total kolesterol. işlevselliği artırmada önem taşırken.03). hasta ve yakınlarının tedaviye katılımlarını artırmakta.15). lityum kullanan hastaların daha fazla T3 hormonu kullandıklarının saptanmış olması Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda yüksek hipotirodi riskini desteklemiştir. valproat ve atipik antipsikotiklerin lipid profiline etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.S 10 Bipolar Bozukluk Polikliniğinde İzlenen Hastalarda Psikotrop İlaç kullanımının Tiroid İşlevleri ve Lipid Profillerine Etkileri Başak Bağcı.69). TSH değeri. Veriler SPSS 15. valproat monoterapisine göre lipid profilini daha olumsuz etkilemektedir. Zeliha Tunca Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. BB Polikliniği dosyaları ve hastanenin veri tabanı incelenmiştir. lityum. lityum kullanmayan grupta T3 hormonu kullanım oranı %12. HDL düzeylerini etkilemediği saptandı. Hidayet Ece Arat. antipsikotiklerin lipid profiline olumsuz etkisi açısından literatürle uyumludur. (p=0. trigliserid. Hastaların uygun koruyucu tedavi alarak düzenli izlenmeleri. Antipsikotik kullanan hastaların trigliserid düzeylerinin daha yüksek saptanması. Lityum monoterapisi. lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisi. hastalık epizodlarının yinelemelerini önlemede. lityum ve T3 hormonu arasındaki ilişki. ilaç yan etkilerinin yönetilmesine katkıda bulunmaktadır. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi( DEÜTF ) Psikiyatri Bölümünün BB Polikliniğinde izlenen hastaların kayıtlarının dökümü yapılarak. valproat monoterapisi alan hastalardan daha yüksekti. Lityum monoterapisi alan hastaların total kolesterol ve LDL düzeyleri ortalamaları.88. LDL. LDL. kategorik değişkenler için Ki-Kare. BB Polikliniğine başvuran 367 hasta alınmıştır. sürekli değişkenler için nonparametrik Kruskal Wallis ve Mann Whitney testleriyle analiz edilmiştir. Havva Afşaroğlu. Trigliserid ve HDL düzeyleri ortalamaları ise lityum ve valproat monoterapisinde farksız bulundu. lityum serum düzeyleri ile TSH düzeyleri arasında korelasyon olmaması ve lityum kullanımının TSH düzeylerine etkisine ilişkin istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamasına karşın. .

035. 0. depresif dönemde 1. Bulgular: Mani.043). -80 santigrat derecede. Bu çalışmanın amacı ürik asit düzeylerinin İUB’un hastalık dönemleri. Arzu Bayrak. iyilik ve sağlıklı bireyler arasında karşılaştırılmasıdır. hafta YMDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında orta. Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir.41 ve 0. . depresyon ve iyilik dönemindeki iki uçlu hastalarda ürik asit düzeyleri sağlıklı bireylerdekinden yüksek bulunmuştur (F= 4. İkinci olarak ürik asit düzeylerinin dönem şiddeti ve hastalık süresi ile ilişkili olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır.26.S 11 Mani.39. ve 2. Manik dönem sayısı ürik asit düzeyi ile ilişkisiz bulunurken depresif dönem sayısı ile ürik asit düzeyleri arasında orta derecede bir ilişki vardır (r= 0. Hastalığın başlangıç yaşı ile ürik asit düzeyleri arasında manik dönemdeki olgularda zayıf bir ilişki.38).41. Depresyon ve İyilikte Artmış Ürik Asit Düzeyleri: Kontrollu Bir Çalışma Özgür Süner. ve 2. 20 İUB depresif dönem. 0. Sonuç: Bulgularımız İUB’un her döneminde pürinerjik işlevdeki bozulmaya dikkat çekmektedir.52). 41 İUB tanılı iyilik dönemindeki hasta ve 43 sağlıklı bireyde ürik asit düzeyleri karşılaştırılmıştır.43). p= 0. hafta HDDÖ puanları ile ürik asit düzeyleri arasında güçlü bir ilişki saptanmıştır (sırasıyla r= 0. Bu bozulma İUB’un klinik özellikleri ile ilişkili görünmektedir. Yöntem: Bu amaçla yaş ortalamaları ve cinsiyet dağılımları benzer 43 İUB manik dönem. Sermin Kesebir. depresif dönemdeki ve iyilik dönemindeki olgularda orta derecede bir ilişki gösterilmiştir (sırasıyla r= 0. Hastalığa ilişkin bilgiler SKIP-TURK ile kaydedilmiş. Çetin Turan Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulmanın iki uçlu bozukluk (İUB) patofizyolojisinde ve tedavisinde rolü olduğu düşünülmektedir. Manik dönemde 1. hastalık dönemlerinin şiddeti YMDÖ ve HDDÖ ile ölçülmüştür. 0.51 ve 0.

Cz P200 latansı mani dönemindeki olgularda daha uzun (p= 0. Sonuç: İUB’ta bilişsel test performansı ve OİP her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireyler arasında farklılaşmaktadır.053) bulunmuştur.006). depresif.018). Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi.045). Bulgular: Posthoc analizlerde (Bonferroni düzeltmesi ile) manik ve depresif dönemdeki olgularda FDB toplam puanı daha düşük (p= 0. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Fz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki bulunmuştur. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. depresyon ve mani dönemindeki olgulardan daha kısa (p< 0. YMDÖ ile Stroop interferansı arasında güçlü. N100. Fz ve Cz P300 latansı arasında orta derecede bir ilişki. Cz ve Pz P300 latansı iyilik.033). Sağlıklı bireylerde Fz. HDDÖ. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı.049). depresif dönemdeki olgularda Stroop toplam süresi daha uzundur (p= 0.S 12 İUB’ta OİP ve Bilişsel İşlev: Dönem Şiddeti İle İlişkisi Esra Kaymak*. Sermin Kesebir*. HDDÖ ile FDB puanı arasında güçlü ve ters. Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi.001 ve 0. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk olgularında ve sağlıklı kontrollerde P50. SKIP-TURK. Psikiyatri Kliniği. Pz N200 genliği depresif dönemdeki olgularda daha düşük (p= 0. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. Ayşe Akpınar**. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. manik dönemdeki olgularda Stroop interferansı daha yüksek (p= 0. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. OİP ve bilişsel test performansı ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. . Fisun Mayda Domaç** **Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. SCID-I. YMDÖ. 0. N200. OİP değerleri ve bilişsel test puanları ile duygu durum bozukluğunun şiddeti arasında bir ilişki bulunmaktadır.001. Nöroloji.

Uyarılmış potansiyeller işitsel ‘‘oddball iki ton ayırım ödevi‘’ metodu kullanılarak kaydedildi. Stroop toplam süresi ile Fz P300 genliği arasında ters. N100. fourth edition text revision) tanı ölçütlerine göre İUB tanısı almış olan hastalar ve sağlıklı bireyler (s= 20) üzerinde yapıldı. depresif. İstanbul ** Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Cz N200 genliği arasında güçlü bir ilişki gösterilmiştir. manik ve iyilik dönemindeki iki uçlu bozukluk tanılı olgularda ve sağlıklı kontrollerde P50. . OİP ile bilişsel test performansı arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. İstanbul Amaç: Bu çalışmanın amacı. YMDÖ. SCID-I. Fz ve Pz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki. Depresif dönemde FDB puanı ile Fz. iyilik döneminde ise Fz N200 latansı ve Cz N200 genliği arasında orta derecede bir ilişki mevcuttur. Cz ve Pz N100 latans ve genlikleri arasında güçlü bir ters ilişki. SKIP-TURK. N200. Depresif dönemde Stroop interferansı ile Cz N200 latansı arasında güçlü. Fisun Mayda Domaç** * Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi.S 13 Mani. P200 ve P300 uyarılmış potansiyellerinin genlik ve latanslarını. Bulgular: Manik dönemde bilişsel test performansı ile OİP arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Cz ve Pz N100 latansı arasında orta derecede bir ilişki. Sağlıklı bireylerde FDB puanı ile Pz P300 genliği arasında bir ilişki vardır. Stroop toplam süresi ile Cz N200 latansı ve Pz N200 genliği arasında orta derecede ve güçlü ters bir ilişki bulunmuştur. Stroop testi ve FDB ile değerlendirildi. Depresyon ve İyilik Döneminde OİP ve Bilişsel İşlev Arasındaki İlişki: Kontrollü Bir Çalışma Sermin Kesebir*. Nöroloji Kliniği. Cz ve Pz P50 ve N100 latansı arasında orta derecede ve Pz N200 genliği ile ters bir ilişki bulunmuştur. Ayşe Akpınar**. Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ve Stroop Testi puanlarını karşılaştırmak. Esra Kaymak*. Pz N200 genliği arasında güçlü ve doğrusal bir ilişki sözkonusudur. Stroop interferansı ile Pz N200 latansı arasında ters ve güçlü. HDDÖ. Sonuç: İUB’ta OİP ve bilişsel test performansı arasında her üç hastalık dönemi ve sağlıklı bireylerde farklılaşan ilişkiler bulunmaktadır. Psikiyatri Kliniği. İyilik döneminde Stroop interferansı ile Fz. Yöntem: Araştırma 2011 Mayıs ve Kasım ayları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniklerine başvuran ya da servislerinde yatarak tedavi görmekte olan DSM-IV-TR (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders. Bilgilendirilmiş onam veren 100 İUB tanılı olgu ardışık olarak. Stroop toplam süresi ile Pz’de daha güçlü olmak üzere.

01). p= 0. .. Plazma ürik asit düzeyleri 3000 devirli santrifüjde 15 dakika çevrilerek.S 14 Ürik Asit Düzeyleri İUB ve Şizofrenide Birbirinden Farklı Mıdır? Erkek Cinsiyette Dönem Şiddeti ile İlişkisi Bülent Kadri Gültekin. hem Şizofreni (S) tanılı olgularda gösterilmiştir. Her iki grupta ürik asit düzeyleri ile dönem şiddeti arasında bir ilişki bulunmamıştır. İkinci olarak her iki tanı grubunda ürik asit düzeylerindeki azalmanın klinik iyileşme ile ilişki gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Her iki grup ve her dört ölçüm için YMDÖ ve PANNS puanları ile ürik asit düzeyleri arasında bir ilişki gösterilmemiştir. Bulgular: Hem İUB hem S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri sağlıklı erkeklerden yüksek bulunmuştur (F= 6. -80 santigrat derecede.122. Bu çalışmanın amacı İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeylerinin sağlıklı erkeklerden farklılaşıp farklılaşmadığının araştırılmasıdır. Elif Tatlıdil Yaylacı Erenköy RSHEAH Amaç: Pürinerjik sistem işleyişindeki bozulma hem iki uçlu bozukluk (İUB). benzerdir (p= 0.027). 1. Ferzan Fikret Ergün. 59 S tanılı olgu manik dönem ve psikotik alevlenme döneminin başında. Kontrol grubu diğer iki grupla yaş ortalaması benzer. sağlıklı erkeklerden yüksektir. mg/dl cinsinden kaydedilmiştir. 2. hafta ürik asit düzeyleri arasında saptanmıştır (p< 0. plazma ürik asit düzeyleri ölçülmüştür. haftada YMDÖ ve PANSS ile değerlendirilmiş. İUB tanılı erkeklerde yinelenen ölçümler arasındaki fark (Boferroni düzeltmesi ile) başlangıç ve 1. Yöntem: Bu amaçla 55 İUB.108). Sonuç: İUB ve S tanılı erkek olgularda manik dönem ve psikotik alevlenme sırasındaki ürik asit düzeyleri birbiri ile benzer olup. ve 3. Sermin Kesebir. önceki tanı ve tedavi öyküsü olmayan ve şimdiki psikiyatrik yakınması bulunmayan 30 sağlıklı erkektir. Sevgi Gül Kabak.

927±10. Tartışma: Birçok çalışmada uyku özellikleri ile duygudurum semptomları arasındaki ilişkiyi en az intihar girişimi ve duygudurum arasındaki ilişki kadar araştırılmıştır. Sirkadien ritimlerdeki bozulmanın hem bipolar afektif bozukluğun(BAB) hem de agresyon ve suç işleme davranışının patofizyolojisinde yer alabileceği ileri sürülmektedir. Bulgular: Örneklem 43 suç işlemiş ve 55 suç işlememiş ötimik BAB hastasından oluşmaktaydı.232).55 idi (p=0.S 15 Ötimik Bipolar Afektif Bozukluğu Olan Hastalarda Suç ve Kronobiyoloji Arasında İlişki Akif Taşdemir. Adli Tıp Kurumu. suç işlemeyen grupta bu rakamlar sırasıyla 12. daha vicdanlı ve kendine daha fazla güvendikleri bulunmuştur. İstanbul Amaç: Duygudurumdaki diurnal varyasyonların varlığı ve uykudaki rahatsız edici ve dirençli bozulma afektif bozuklukta biyolojik ritimlerin primer olarak bozuk olabileceğini düşündürmektedir. Murat Emül 1 Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2 TC Adalet Bakanlığı. Kronotip olarak suç işleyen grupta 10 akşamcı. düşük skor aldıkça akşamcı tipe yakınlaşılmaktadır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.28 ve p=0. eğitim. fiziksel ve mental performansları için tercih edilen zaman dilimini ve canlılık halini değerlendiren bir ölçektir. Psikiyatri AD.ATİK 3 İstanbul Üniversitesi. Abdullah Genç. sabahçı. Çalışmanın görece örneklem sayısının azlığı bu duruma neden olmuş olabilir. Tevfik Kalelioglu. medeni durum. . 19 itemden oluşan uyanma ve yatma alışkanlıklarını. Bu çalışmada ötimik suç işleyen ve işlemeyen bipolar afektif bozukluğu hastasında kronobiyolojik özellikleri araştırma planladık. hiçbir tipe uymayan ya da akşamcı tip olarak sınıflama yapılabilmektedir. Bununla birlikte duygudurum bozukluklarında suç işleme davranışı ve kronotipi arasındaki ilişki hiç araştırılmamıştır. Gruplar arasında cinsiyet.53±8. Ölçekte alınan puanlara göre. Yöntem: Çalışmada hastalardan kronotipiyi değerlendiren sabahlılık-akşamlılık (SAÖ) ve HARE psikopati ölçeklerini doldurmaları istendi. Suç işleyen grupta ortalama yaş 35. 6 ve 32 idi (X2=4. yüksek skor aldıkça sabahçı.382). Husrev Demirel. Skorları 16-86 arasında değişmekte. Ayrıca suç işlemeyen BAB hastalarının daha sonra suç işleyebilme potansiyelleri de kronotiple ilişki bulunamamasına yol açmış olabileceği düşünülmüştür.012). 9 sabahçı ve 16 hiçbir gruba girmeyen var iken. SAÖ. Bununla birlikte bizim başlangıç varsayımımıza ters olarak suç işleyen BAB hastalarında daha fazla akşamcı tip olabileceği ve daha impulsif olabileceğini bu çalışmada gösteremedik. Çok yeni yapılan bir çalışmada depresif hastalarda akşamcı kronotip olmanın daha yüksek impulsiviteye neden olduğu ortaya çıkarılmıştır. Hastalık süresi suç işleyen grupta anlamlı olarak daha kısaydı (p=0. Önceki çalışmalarda sabahçı kronotipine sahip kişilerin akşamcı tiplere göre daha sağlıklı yaşam stili. daha güçlü iç kontrol. ailede psikiyatrik öykü ve alışkanlıkları açısından bir fark yoktu. Sedat Demirbuga. Erhan Yüksek.54 ve suç işlemeyen grupta 37. 4.

DSM 5 hazırlık çalışmaları içerisinde kişiliğe dair boyutsal modelin gözden geçirilmesine izin veren ve "temsil özelliği taşıyan" toplam 25 özgül kişilik özelliği görünümünün. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek için 30 görüşme videosu aynı anda iki ayrı kör araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve/veya II tanısı alan ve çalışmaya katılmaya onay vermiş 50 hasta dahil edilmiştir. Klinisyen için Kişilik Özelliklerini Derecelendirme Formu (ErKİKÖDF. Her iki ölçeğin de mevcut durumun monitorizasyonunda ve psikoterapi sürecini yordayıcı olabileceği beklenmekte olup. klinisyenler için tedavinin tasarlanmasında ve yürütülmesinde kolaylıklar sağlamaktadır. araştırıcı. Nurdan Eren Bodur. Clinician Trait Rating Form) ve İGD ölçeği uygulandı. Aynı oturumda işlevselliğin genel değerlendirmesi formu (İGD) da görüşmeci tarafından dolduruldu. olgun) ayrı ayrı puanlanması istenmekte ve böylece bir bireydeki her düzeyin ne seviyede olduğu hakkında fikir edinilmesi sağlanmaktadır. Sera Elbaşoğlu. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nesne ilişkileri kuramı psikodinamik psikoterapi uygulamalarında geniş kabul gören bir teoridir. 2010). Medine Yazıcı Güleç. Geçerlik analizleri olarak. ErNİNÖ’nun hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede hastaların nesne ilişkileri ve kişilik örgütlenmeleri hakkında izlenim sahibi olmak. açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. 1991). Hülya Akar Özmen. . ErKİKÖDF. Bulgularımız. Güvenirliği ve Geçerliği İshak Sayğılı. dolayısıyla süreç takibinde kullanımına imkan sağlayacaktır. Yücel Yılmaz. Her görüşme görüntü kaydı ile kaydedildi. tasarımlarının psikodinamik kuram içerisinde kabul gören kişilik örgütlenmesi ile eşleştirilebilir. Bu amaçla hazırlanmış birçok yöntem vardır. madde toplam ilişkisi ve görüşmeciler arası tutarlığa bakıldı. Bu çalışmada klinisyen ve/veya araştırmacıların kullanımı için ölçeğin Türkçe standardizasyonu planlandı. Ölçeğin Türkçe uyarlamasının güvenirliği amacıyla iç tutarlılık. Dicle Bilge. Ayrı bir oturumda hastalara diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. beş alanda fasetler olarak değerlendirildiği bir formdur (APA.S 16 Erenköy Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği’nin Faktör Yapısı. kontrolcü. Nesne İlişkileri Niteliği Ölçeği (NİNÖ) bu yönüyle bilinen bir ölçektir (Azim ve ark. Ölçek içerisinde 5 düzeyin (ilkel. Arzu Sancak Bayrak. üçgen. takip çalışmalarında iyileşmenin derecelendirilmesi. Hastalara ErNİNÖ ve ErKİKÖDF'nin değerlendirildiği bir görüşme yapıldı. Ölçekte kast edilen “nitelik”. Selvinaz Çınar Parlak. bir ön çalışma bulgusu olarak.

kişilik örgütlenmesini stabil. Geçerlik için ise açımlayıcı faktör analizi uygulandı ve yakınsak geçerliği amacıyla. Medine Yazıcı Güleç. Dicle Bilge. Arzu Bayrak. Hülya Akar. savunma mekanizmaları. ErKİD ve İGD uygulandı. Güvenirlik için iç tutarlılığına. Çalışmaya DSM IV-TR’a göre eksen I ve eksen II tanıları alan ve onam veren 50 hasta alındı. Nurdan Eren Bodur. Görüşmeciler arası tutarlılığı değerlendirebilmek amacıyla 30 görüşme videosu aynı anda iki (kör) araştırmacı tarafından izlenerek ayrı ayrı puanlandı. Kişilik örgütlenmesi tanısal formu (KÖTF) bunlardan bir tanesidir (Diguer ve ark. Bu model temel olarak üç kişilik örgütlenmesi düzeyi (psikotik. Hastalara ErKÖTF. Ayrı bir oturumda hastalara. Bu yönüyle hastaların sağaltım süreçlerinin monitorizasyonunu sağlarken bunun yanında değişime hassas özelliğinin gösterilmesi nedeniyle tedavinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yapısal değişimin değerlendirilmesinde kullanılabilir. . büyük ölçüde bilinçdışı ve erken deneyimlerin etkisi ile oluşan dinamik bir yapı olarak tanımlar. Selvinaz Çınar. borderline ve nörotik) tanımlamakta ve nesne ilişkileri teorisine dayanmaktadır. nesne ve kendilik tasarımları gibi birçok bilinçdışı içerik ve süreç ifade edilmektedir. Bu çalışmada ölçeğin Türkçeye uyarlama çalışması planlanmaktadır. Güvenirliği ve Geçerliği Yücel Yılmaz. gerçeği değerlendirme ve nesne ilişkileri. Level of personality functioning) ve İGD kullanıldı. KÖTF’ü benzerlerinden ayıran en önemli özelliği kolay uygulanabilirliği ile kullanıcı dostu olmasıdır. Kişilik İşlevselliği Düzeyleri (ErKİD. KÖTF. KÖTF. bir ön çalışma bulgusu olarak. diğer araştırmacılara kör bir araştırmacı tarafından Rorschach testi uygulandı ve elde edilen bulgular bu çalışma için geliştirilmiş “Rorschach nesne ilişkileri form”una kaydedildi. olgun savunma mekanizmaları. Hüseyin Güleç Erenköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Kişilik örgütlenmesi kavramı ilk olarak Kernberg tarafından geliştirilmiştir. İshak Sayğılı. Sera Elbaşoğlu. Kernberg.S 17 Erenköy Kişilik Örgütlenmesi Tanısal Formu Faktör Yapısı. Kişilik örgütlenmesi kavramı ile aynı zamanda nesne ilişkileri. 2001). Bulgularımız. KÖTF’ün hem geçerlik hem de güvenirlik analiz sonuçlarının Türk örnekleminde uygulanmasında yeterli olduğunu göstermektedir. madde-toplam ilişkisine ve görüşmeciler arası güvenirliğe bakıldı. Son yıllarda kişilik örgütlenmesinin ölçülmesi için değişik ölçekler geliştirilmiştir. geniş bir klinik olanağa sahiptir ve içerdiği madde ve boyutları ile olguların hem formülasyonu hem de tedavinin planlanması aşamasında kolaylıklar sağlar. ilkel savunma mekanizmaları. 21 maddeli bir ölçektir ve beş farklı kişilik örgütlenmesi boyutunu değerlendirir: kimlik.

Mahmut Bulut(1). Wilson R. Thomson JA. 16: 162–171. Hastalarda –SH düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı olarak düşük olması oksidatif stresin dolaylı bir göstergesi olabilir(3). Oxidative stress in psychiatric disorders: evidence base and therapeutic implications.Ng F. Psikiyatri AD. Abdullah Atli(1). Mehmet Güneş(1). 12’si SNRI kullanırken 8’i ilaç kullanmamaktaydı. 2008. 11. Nurten Aksoy(3). Tartışma ve Sonuç: YAB’da oksidatif denge ile ilgili parametreler çok az incelenmiş olup çalışmamız YAB'da SH düzeylerini inceleyen ilk araştırmadır.2-Wittchen H-U. Salih Selek (4) (1) Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi. YÖNTEM DSM-IV’e göre ek hastalığı olmayan YAB tanısı almış 35 (23 kadın.71. Hastaların ve kontrol grubunun venöz yolla alınan kanlarından uygun yöntem kullanılarak serum –SH düzeyi ölçüldü. Bush AI.S 18 Yaygın Anksiyete Bozukluğunda Azalmış Sülfidril Düzeyi: Trait Marker (Yatkınlık Belirleyici) Olmaya Aday Bir Tetkik Mehmet Cemal Kaya(1). Kaynaklar 1. İbrahim Fatih Karababa(2). Berk M. Bu gruplar arasında –SH düzeyleri açısından fark saptanmadı (F=0. 7: 27–30. Free radical activity in type 2 diabetes.3. p=0.487. Depress Anxiety. 12 erkek) hasta ve 35 (23 kadın. Diyarbakır (2) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ali Emhan Uzman(2). Şanlıurfa (4) Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi. Bradley H. N= 35). Bulgular: Çalışmamızda hasta grubu ve kontrol grubu arasında yaş ve BMI arası anlamlı fark yoktu. Generalized anxiety disorder: prevalence. Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) çoğu zaman psikiyatrik bozukluklara ek hastalık olarak görülen. . yaşam boyu yaygınlığı %5 gibi yüksek olan fakat hakkında çok az araştırma yapılan bir bozukluktur (2). burden. 12 erkek) sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmamıza alındı. Int J Neuropsychopharmacol. Biyokimya AD. Hastalara Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A) uygulandı. Hastalık süresi ve serum –SH düzeyleri arasında negatif bağıntı bulundu (r0=– 0. HAM-A ve –SH düzeyleri arasında ilişki bulunmadı (r0=–126. Hastaların –SH düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük bulundu (p <0.664). Hastaların 15'i SSRI.003. Small M. 851-76. Diabet Med 1990. and cost to society. 2. İstanbul Amaç: Son yıllarda psikiyatrik hastalıklar ve oksidan/antioksidan mekanizmalar arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok makale yayınlanmıştır (1).487. p=0. N=35). Biz bu çalışmamızda antioksidan mekanizmanın önemli bir elemanı olan serum serbest sülfidril (–SH) düzeylerini ek hastalığı olmayan YAB hastalarında incelemeyi amaçladık. p=0. Dean O. Yasin Bez(1). 3. 2002. Psikiyatri AD. Psikiyatri AD. Hastalık süresi ve –SH düzeyleri arasında negatif korelasyon bulunması YAB’da –SH düzeylerinin bir trait marker (yatkınlık belirleyici) olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir.Collier A. Şanlıurfa (3) Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi.001).

%20. travma deneyimlerini yeterince aramadıklarına ve travma terapisine yönelik eğitim almadıklarına işaret etmektedir.4’ü bu tür bir terapi eğitimi almadığını bildirmiştir. %27’si dört seçenekten sadece birini %40. Bulgular: 159 psikiyatri uzmanı anketleri doldurdu.1’i herhangi bir tedavi uygulamadıklarını ifade etmiştir. TSSB tanısını ne sıklıkta koydukları ve TSSB terapisine yönelik bir eğitim alıp almadıklarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Uzmanların % 65’i son iş gününde TSSB tanısı olan hastalarının olmadığını bildirirken. TSSB tanısı bulunan hastalarına uzmanların %82.5’i terapi ve ilaç tedavisini birlikte kullandığını. Katılımcılara son ay içinde kaç TSSB tanısı alan hastaları olduğu sorulduğunda. %6.1’i 6-9 %4. B) Yaşam boyu travmatik deneyimleri. %35’i TSSB tanısı olan hastalarının bulunduğunu bildirmiştir. %70.8’i tüm seçenekleri aradıklarını bildirmiştir.7’si 1220 TSSB olan hasta gördüklerini bildirmişlerdir.4’ü üç seçeneği %8.4’ü 0-1 %36. son bir ayda ne kadar TSSB tanısını koydukları ile hastalarında travmatik deneyimler arayıp aramadıklarını.6’sı travma tedavisine yönelik bir terapi eğitimi aldığını. TSSB hastalarını nasıl tedavi ettiklerini sorgulayan anket dağıtıldı. %11. Katılımcılara hastalarında A) Son bir yıldaki örseleyici/stresör olayları. Yöntem: Çeşitli illerden psikiyatri uzmanlarına en son iş günlerinde ne kadar hasta gördükleri. Uzmanların %29. Örneklemin bildirdiği günlük görülen hasta sayısı ile ya da terapi eğitimi alınmış olması ile hastalarda travma öyküsü aranması arasında bir ilişki bulunmamıştır. Gözde Yontar Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Amaç: Travmatik deneyimlerin psikiyatrik bozuklukların gelişmesi ve seyri üzerinde önemli etkileri olduğu.S 19 Psikiyatri Hekimleri Travma Deneyimlerini Ne Kadar Değerlendiriyor? Önder Kavakcı. Derya Güliz Mert. travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) en yaygın görülen anksiyete bozukluğu olduğu bildirilmektedir. %3. Sonuç: Bu sonuçlar psikiyatri uzmanlarının önemli bir kısmının epidemiyolojik çalışmaların bildirdiği oranların altında TSSB tanısı olan hasta gördüklerine. C) Yaşam boyu kayıplar ve yas deneyimlerini D) Çocukluk çağı travmatik yaşantılarını ne oranda aradıkları sorulmuştur.1’i iki seçeneği %16.8’i sadece psikoterapi uyguladıklarını. Bu araştırmada Türkiye’de psikiyatri hekimlerinin günlük uygulamalarında hastalarının travmatik deneyimlerini ne oranda değerlendirdikleri.4 sadece ilaç tedavisi uyguladıklarını. .9’u 2-5 %14.

3) ilgili disfonksiyonel inançlar. Bizim çalışma sonuçlarımız da bunu desteklemektedir. İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması Testi hastalara ve sağlıklı kontrol grubuna uygulandı. Otojen. Rey Sözel Öğrenme ve Bellek Testi. Otojen obsesyonu olan hastalarda ise daha fazla düşünce bozukluğu olduğu öne sürülmekte bu obsesyon türüne sahip hastalarda büyüsel düşünce ve anormal algısal yaşantılar gibi şizotipal özellikler bulunmaktadır. Stroop Test. Menemen Devlet Hastanesi. yürütücü işlev bozukluğu olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Sosyodemografik Bilgi Formu. 14 otojen tipte toplam 62 OKB tanılı hasta. Buna rağmen bizim çalışmamızda yürütücü işlevler ve sözel bellek alanlarında bu iki alttipteki hastalar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Bulgular: OKB tanılı hastalarda sağlıklılara göre wisconsin kart eşleme testi ve stroop testte (süre) anlamlı olarak daha düşük performans saptanmıştır. Beck Depresyon Envanterinden 17 altında puan alan hastalar çalışmaya dâhil edildi. Bu çalışmada bu iki alttipteki OKB hastalarının yürütücü işlev ve sözel belleklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. . Sayı Dizisi Testi. Hakkâri Devlet Hastanesi İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: OKB’de bilişsel teori bağlamında obsesyonların otojen ve reaktif obsesyonlar olarak iki farklı gruba ayrılabileceği önerilmiştir. Bazı özellikleri açısından reaktif obsesyonların. saf kaygı ile otojen obsesyonlar arasında bir yerde durduğu söylenmektedir. 1) Bilişsel değerlendirmeler ve nötralizasyon stratejileri 2) ilişkili OKB semptomları. reaktif ve karışık tipteki OKB hastaları arasında yürütücü işlevler ve sözel bellek yönünden anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tartışma ve Sonuçlar: OKB’ de primer bilişsel işlev bozukluğunun. Hastalara SCID 1 görüşmesi ile tanı kondu. Wisconsin Kart Eşleme Testi. Levent Mete Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. Çok sayıda çalışmada bu iki alttipteki OKBli hastalar arasında birçok önemli alanda anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Yale Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği ile hastalık şiddeti belirlendi. Engin Sert.S 20 Otojen ve Reaktif Alttip OKBlilerde Yürütücü İşlevler ve Bellek Pınar Çetinay Aydın. 4) ilişkili kişilik özellikleri. dolduruldu. 18 karışık. 42 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Gülperi Putgül Köybaşı. Yöntem ve Gereçler: 30 reaktif.

52 olarak saptanmıştır.52 olduğu bulunmuştur.8 oranında obsesif kompulsif kişilik bozukluğu. Yöntem ve Gereçler: Çalışmada 18–44 yaş aralığındaki 1122 kişiye yeme tutum testi (YTT) uygulanarak kesme puanının üzerinde puan alanlar ile klinik görüşme yapılmıştır. YB tanısı olmayan. Gözde Yontar. YB yaygınlığının %1. eksen tanısı saptanmıştır. YTT skoru 30’un altında olan bireylerden oluşturulmuştur. yapılandırılmış klinik görüşmeler sonrası.81 olarak bulunmuştur.63. eksen eş tanı oranı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha fazla saptanmıştır. YB tanısı kadınlarda (%88. Hastaların %41’inde II. toplum genelinin tarandığı. En sık konulan eş tanı majör depresif bozukluk olmuştur. Sonuç: Bu çalışmada. Nesim Kuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.25’inde yeme bozukluğu olabileceği saptanmıştır. kaçıngan kişilik bozukluğu tanıları bulunmuştur. eksen tanılarını saptamak amacıyla SCID-I (Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis-I Disorders) ve SCID-II (Structured Clinical Interview for DSM-III-R Personamy Disorders) uygulanmıştır. yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş.Tıkınırcasına yeme bozukluğunun en sık görülen YB olduğu saptanmıştır. eksen ve II. Ülkenin farklı bölgeleri ve değişik yaş gruplarını içeren. Çalışmanın ikinci aşamasında.2) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha sıktır. . Ayşegül Yağız Kartal. Kontrol grubu. YB nokta yaygınlığı %1. Bulgular: YTT ile yapılan tarama sonucunda bu örneklemin % 5. Hastaların % 47’sinde (8/17) eşlik eden I. YB farklı yaş gruplarında ve sosoyoekonomik düzeylerde görülebilen bir hastalıktır. Hasta grubunda I. eksen tanısı saptanmıştır. Sivas Amaç: Ülkemizde yeme bozukluklarının epidemiyolojisi ile ilgili çalışmalar sıklıkla çocuklar ve ergenlerde yapılmış olup erişkinler ile ilgili yeterli veri yoktur. Sivas il merkezindeki yeme bozukluklarının (YB) yaygınlığının saptanması ve bozukluğu olanların sosyodemografik özelliklerinin ve eşlik eden eksen-I ve eksen-II tanı sıklığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada YB tanısı konulanların konulmayanlara göre daha fazla oranda orta düzeyde gelire sahip oldukları. En sık her biri %11. Önder Kavakcı. Bu çalışmada. YB’de psikiyatrik eş tanılar yaygındır. Klinik görüşme sonrasında yeme bozukluğu tanısı konulan bireylere ve kontrol grubuna eşlik eden I. tıkanırcasına yeme bozukluğu yaygınlığı %0.S 21 Sivas İl Merkezinde Yeme Bozukluklarının Yaygınlığı ve Eşlik Eden Psikiyatrik Tanılar Murat Semiz. ailelerinde psikiyatrik tanıların daha fazla olduğu ve daha fazla ruhsal travmaya maruz kaldıkları saptanmıştır. geniş örneklemli ve tanıların klinik görüşmeler ile doğrulandığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Bulimiya nervoza yaygınlığı %0. ve II.

Basaran Karademir*. Dakikalarda değerlendirildi. Dakikalardaki reaksiyon zamanları ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı idi(P=0. 30. Hayati Aygun*.87 saniye. 25. 45. Elif Karaahmet*** *Kafkas Üniversitesi **Musta KemalÜniversitesi ***Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Amaç: Bu çalışmada antidepresan olan Agomelatin’in nosiseptif sistem üzerinde etkisi olup olmadığının araştırılması amaçlandı. Üç ayrı zamandaki denek ve kontrol gruplarını karşılaştırmak için ilişkili örneklem iki yönlü varyans analizi uygulandı. 16.dakika hem de 60.Mustafa Ari**. Fareler kontrol. ve 60. b grubuna 25 mg/kg Agomelatin.25 saniye. 12. Saniyeye kadar reaksiyon gösterilmediyse o fare için ölçüm sonlandırıldı ve reaksiyon zamanı 45 sn kabul edildi. Dakikada hem 12. 50 santigrad derece olarak ayarlanmış hot plate platformunda 30. hem de 60. 30. 25 mg/kg Agomelatin alan B grubunun 30 dk değerleri sırası ile 13.007). ve 60 dakikalardaki gruplardaki karşılaştırma için bağımsız örneklem tek yönlü varyans analizive sonrasında Tukey testi kullanıldı. 19 saniye olarak tesbit edildi.S 22 Agomelatin' in Nosiseptif Sistem Üzerine Etkileri Yuksel Kivrak*.036). Yöntem ve Gereçler: 4 aylık 24 Swiss cinsi fare kullanıldı.37 saniye. Bulgular: Kontrol grubunun. Yelda Yenilmez*.62 saniye. ve 60. grup a ve grup b olmak üzere üç gruba ayrıldı.5 mg/kg Agomelatin alan A grubunun.5mg/kg.5 hem de 25 mg/kg dozlarında analjezik etki göstermiştir. Tartışma ve Sonuçlar: Agomelatin hem 30. 30. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü. Dakikalarda artmıştı. Ibrahim Yagci. 29. Üçer ml olmak üzere a grubuna 12. Agomelatin gruplarında ağrı eşiği kontrol grubuna göre hem 30.37 saniye ve 60 dakika değerleri 15. Zıplama ya da ayağını yalama zamanları ölçüldü. Dakikada b grubunun ağrı eşiği a grubuna göre yükselmişti(P=0. . kontrol grubuna serumfizyolojik intraperitıneal olarak verildi.

Anksiyete puanları açısından cinsiyet farklılığı varken (kadın 20.44) göre daha fazla olmakla beraber farklılık önemli değildi (F=2. Korelasyon açısından değerlendirdiğimizde VAS ile VKİ(r=-1. Ribeiro-Dasilva MC. p=0. p=0. Yüksel Kıvrak Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Amaç: Cinsiyet farklılığının ağrı üzerine etkileri araştırmacıların ilgisi artarak devam etmektedir.3 3 iken erkeklerden 21.227.131. bedeni duyuları abartmanın. anksiyete. p=0. Erkeklerde VAS değerlerinin yaş(r=0.57). cinsiyeti göz önüne alındığında da bu ilişkinin devam ettiğini gördük. and pain: a review of recent clinical and experimental findings. BDÖ arasındaki korelasyonları sırası ile (r=0.96±7. (r=-0. 90 lı yıllarla kıyaslandığında bu konudaki yayın sayısında %2000 kadar artış olmuştur(1). King CD.32±5. BAÖ.083. kadınlardaki anksiyetenin ve bedensel duyularını büyütme özelliklerinin erkeklere göre daha fazla olduğunu bulduk. 1.045) arasında ilişki bulduk. p=0. p=0. Cinsiyeti göz önüne alarak yaptığımız korelasyon incelemesinde ise VAS ile BAÖ(r=0. (r=0.300. p=0.331).87. Anksiyete.021) ve VKİ(r=-0. Riley III JL. (r=0.80. bu ilişkiye depresyon. Erkeklerdeki ağrının yaş ve VKİ ile kadınlarda ise BAÖ ile ilişki olduğunu tesbit ettik. yaşın ve kilonun etkisi var mıdır sorularını cevaplamayı amaçladık.002). Depresyon. p=0. Rahim-Williams B.610.250. p=0.76±1.034) ve BAÖ (r=0. gender. ağrı değerlendirilmesi için Görsel Eşdeğerlik Ölçeği (GEÖ).37.001). Vücud Duyularını Abartma Değişkenlerin Ağrı Algılaması Üzerindeki Etkileri İbrahim Yağcı. Ağrının anksiyete ve VKİ ile ilişkili olduğunu. Sex. erkeklere (3.67±5. erkek 14. Vücut Duyularını Abartma Ölçeği (VDAÖ) olan test bataryası çalışmaya katılanlar tarafından dolduruldu Bulgular: Kadınların GEÖ değer ortalaması (4. Çalışma olgu-kontrol çalışması şeklinde yapılmıştır. p=0.007).S 23 Cinsiyet.79. VKİ. BDBÖ açısından kadınların puanları 24.003)ile kadınlarda ise sadece BAÖ ile anlamlı korelasyonları olduğunu tespit ettik. Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamızda ağrının algılanması açısından cinsiyetler arasında fark olmadığını.41. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ).299.10(5):447–485.227.48±9. Sosyodemografik veri formu.27) erkeklere (4. .133). p=0. p=0.187.007) ve VKİ(r=017. Biz de bu çalışmamızda en çok yapılan invaziv işlemlerden biri olan kan alma işlemi sırasında algılanan ağrı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını. (r=0.68±6.273. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışma Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesine ocak-haziran 2012 tarihleri arasında labaratuar tetkiki için kan alma merkezine ayaktan başvuran hastalarla yürütüldü. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ).daha fazla olarak ölçüldü(F=1. depresyon puanları kadınlarda (4.46±8. BDBÖ ile VAS. 2009.05). Kilo. F-1.95)göre fazla olmakla beraber anlamlı farklılık tesbit edilemedi(p=0.122).004).Fillingim RB. p=0.003) puanları arasında korelasyon vardı.000) olarak ölçtük.28±2. The Journal of Pain. p=0. p=0. Yaş.

Bilgisayar yönetimli karar verme süreçleri (Navigasyon. İnsanlar. Gönüllüler 2 seçimli bir karar verme ödevini bir bilgisayar programında gerçekleştirdiler. insana karşı yapılan seçimlerde diğer gruba göre daha büyük bulunmuştur. bilgisayar ve insana karşı olmak üzere 2 ödevden ve her bir ödevdeki 500 diziden oluşmaktadır. bilgisayara göre yapılan tahminlerine göre. Tartışma ve Sonuçlar: Sağlıklı bireyler. başka bir deyişle önceki yapılan seçimler sonraki gelen seçimler üzerinde daha büyük ve daha uzun süren etkiyi ortaya koymaktadır. Alpaslan Yılmaz**'. Pek çok psikiyatrik bozukluk insan ilişkilerindeki geri bildirimlerin yorumlanması ile ilişkili belirtiler göstermektedir(kişilik bozuklukları. Ali Saffet Gönül*'****' *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri AD **Erciyes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ***Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü ****ABD Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Davranış bilimlerinin ve Psikiyatri’nin temel ilgi alanlarından bir tanesi insanların çevreleri ile olan ilişkisidir. Bu sonuçtan yola çıkılarak psikoterapi gibi hasta – terapist etkileşiminin yoğun olduğu durumlarda ileri teknolojik arayüzlerin kullanımının henüz erken olacağını düşünmekteyiz. Bunun nedeni insan-insan etkileşiminde rol oynayan empati gibi kabiliyetlerin kullanılamaması olabilir. anlamlı olarak insana karşı yapılan seçimlerden (-0. Onur Uğurlu***'.Son yıllarda teknolojik gelişmelere paralel olarak davranışlarımıza geri bildirim aldığımız veya verdiğimiz canlı olmayan arayüzler ortaya çıkmıştır. psikiyatrik ve diğer dahili hastalığı olmayan 20-30 yaş arasında 39 kişi alındı.38 p=0. sanrı gelişimi). uçakların yönetimi gibi arayüzler) etkili olmaya başlamıştır. Bu bulgular insan davranışını makinelere göre.0554) daha büyük bulunmuştur(F=7.3198). insanla karşılaşmada geri bildirimden etkilenme. insanın belirlediği seçimlere göre tahminde bulunurken. Bu ilişki karşılıklı geri bildirimler ile şekillenmektedir. Böylece.008). davranışlarını öngörememektedir. bir önceki tahminlerinin geribildirimden daha çok etkilenen bir strateji göstermektedirler. Değerler varyans analizi kullanılarak analiz edildi. her 2 ödev de birbirinden bağımsız ve ilişkisiz karar dizilerinden oluşmasına rağmen. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya yarı yapılandırılmış bir görüşme ile değerlendirilen.83 df=1.S 24 Geri Bildirimler Karar Vermeyi Nasıl Etkiliyor? Teknolojik Geri Bildiriminin İnsan Geri Bildirimi ile Karşılaştırılması Melis Atlamaz*'. karar verme ve buna göre bir yanıtta bulunma diğer bilgisayara oranla daha yüksek oranda olacak şekilde anlamlı farklılık göstermektedir. diğer insanların daha fazla değiştirdiğini göstermektedir. Bulgular: Bu çalışmada. Bu çalışmada iki yanıt alternatifi olan bir oyun kullanılarak bireylerin insandan ve bilgisayardan gelen geri bildirimler ile uzun dönemli davranışların nasıl etkilendiği araştırıldı. . Mustafa Melih Bilgi*'. Program. “Karşılıklı bilgi işlevinin maximum gecikme değeri''. Verilerin analizi her bir kişi için “karşılıklı bilgi işlevi” ile “logaritmik azalma oranı” hesaplanarak gerçekleştirildi. bilgisayara karşı yapılan seçimlerde grup bozulma katsayısı (0. makinelerin özellikle sonucun matematiksel olarak önceden tahmin edilemez durumlarda.

Bu çalışmada psikiyatri stajını bitirmiş öğrencilerin stajın hemen bütün safhaları hakkında düşüncelerini geri bildirimle bize aktarmalarını amaçladık. %54 öğrenci daha önceki sınıflarda iken psikiyatri ile ilgili (nöroimmünoloji. ekibimizin hazırladığı 31 sorudan oluşan. deneyimli bir klinisyen olarak da öğretilmesi gerekenler arasında dengeyi gözetmelidir. Ömer Faruk Demirel. Yöntem: Bu çalışmaya fakültemizde okuyan. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD. Ancak eğiticiler eğitimde verim almak için öğrencilerin görüşünü göz önünde bulundururken. Bulgular: Çalışmaya 208 öğrenci katılmayı kabul etmiştir. Öğrencilerin %78’i araştırma görevlisi ile ve %64’ü bir hocayla hasta takip etmek istediğini söylemişti. en yüksek oranda eğitimcilerden saldırgan hasta karşısında neler yapabileceğinin öğretilmesini beklemekteydi (%89). sosyo-demografik özellik anketinin ardından. Ayrıca. psikoendokrinoloji gibi) seminer/araştırma projelerine katılmayı doğru bulmuştu. Yüzde 76 öğrenci psikiyatrik belirtilerin genel tıbbi durumlarda da görülebileceğine inandığı için eğitimde konsültasyon ve liyezona ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmişti.7±1. psikiyatri stajını bitiren ve çalışmaya katılmayı kabul eden tıp öğrencilerin bilgilendirilmiş onamı alındıktan sonra. Bu çalışma ülkemizde bu amaçla yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önemlidir. nöroanatomi. Murat Emül İstanbul Üniversitesi. Bu öğrencilerin 114’ü kadın iken 94’ü erkekti ve ortalama yaşları 22. İstanbul Amaç: Tıp fakültelerinde psikiyatri eğitimine az önem verilmiş ve müfredata çok iyi entegre edilmemiş gibidir. Yüzde 50 -53 öğrenci psikiyatri sınavının yalnızca bilgiyi ölçtüğüne ve beceriyi ölçmediğine vurgu yapmıştı. Sonuç: Psikiyatri stajer eğitiminde ilgiyi ve verimi artırma çabaları giderek önem kazanmaktadır. Erhan Yüksek. psikiyatri stajına öğrencilerin bakışını araştıran bir anket verildi.02 idi.S 25 Psikiyatri Stajı Tamamlamış Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Staj Eğitimi Hakkındaki Görüşleri Mihriban DalkıranVarkal. . Öğrenciler. Yüzde 70 öğrenci standart hasta video kayıtlarını izlemek ve tartışmak istediklerini bildirmişti.

bilişsel. Hastalara Yapılandırılmış MINI Görüşme. medeni durum. Travma sonrası büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. Bulgular Örneklem grubunda %75. büyümenin TSSB ve Major Depresif Bozukluk gibi ruhsal bozukluklarla ve bu bozuklukları oluşturan belirtilerin şiddeti arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. öğrenim düzeyi. TSB gösteren ve göstermeyen gruplar arasında yaş ortalamaları benzer bulunmuştur. değiştirilebilecek veya geliştirilebilecek etmenlerin belirlenmesinin. çalışma durumu bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. . Bulguların istatiksel analizinde Student’s t. travmatik olayların ardından gelişen patolojik tepkilerin yanı sıra olumlu değişimler de yaşanabileceği üzerinde durmuştur. PCL-C ve depresyon düzeyleri yönünden anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0. varolşuşsal etmenlerin derinlemesine araştırılmasını hedeflemesi daha yarar sağlayacak gibi görünmektedir. hayat felsefesinde olumlu yönde değişiklik olması anlamına gelmektedir. Haldun Soygür Ersin Hatice Karslıoğlu Sedat Batmaz Ali Çayköylü *Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi **Serbest Hekim ***Ankara Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi ****Mersin Devlet Hastanesi Giriş ve Amaç: Son yıllarda pek çok klinisyen ve bilim insanı. meme kanseri bir travma modeli olarak ele alındığında. Büyüme gösteren ve göstermeyen gruplar arasında. kişiler arasında ilişkilerinde. Fisher’in Kesin Sonuçlu KiKare testi kullanılmıştır.3 oranında Travma Sonrası Büyüme saptanmıştır. TSB ile gelecekte gerçekleştirilecek araştırmaların mesleğimizin geleneksel tanımlayıcı ya da kategorize edici dar sınırlarının ötesine geçerek. Travma sonrası büyüme olarak adlandırılan bu değişim. Hamilton Depresyon Ölçeği Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol ListesiCivilian Versiyonu. Kesitsel bir ön çalışma olan bu çalışmada. her bir hasta için söz konusu olan terapötik süreçleri anlamaya yönelik olması ya da TSB’yi etkileyebilecek dinamik. büyümenin stres düzeyi ile ilişkisini belirlemek. Travma Sonrası Büyüme ölçeği Ölçeği uygulanmıştır. Stres Temometresi.05). Abdurahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi polikliniğine ayaktan başvuran 150 meme kanseri hastası ile yapılmıştır.S 26 Bir Travma Modeli Olarak Meme Kanseri Hastalarında Travma Sonrası Büyüme Sibel Koçbıyık. Pearson’un Ki-Kare. travmaya maruz kalan bireylerin rehabilitasyonunda önemli olacağı düşünülmektedir. Büyümeyi etkileyen. Yöntem: Çalışma Ankara Dr. bireyin kendine bakışında. travmaya ya da ağır bir hayat krizine bağlı. Tartışma ve Sonuç: TSB açısından travma yaşayan hastalarımıza koyduğumuz psikiyatrik tanıların ve hastalarımızda saptadığımız psikiyatrik belirtilerin şiddetinin TSB’yi doğrudan etkilemediği görülmektedir. Mann Whitney U. Bu bakış açısı altında. travma sonrası büyüme gösteren hastalarda büyümenin sosyo-demografik verilerle ilişkisini incelemek. TSB toplam puanı ve alt ölçekler yönünden stres termometresi.

ÖDÜLE ADAY SÖZEL BİLDİRİLER .

3). 80(3):155-65.3’ ün (s=26) bağımsız bir işte çalıştığı (öğrenci. şizofreni hastalarında işlevselliğin arttırılması için içgörü artırıcı girişimlerin.4’ü kadın (s=67). 190(3):142-6. Psychiatr Q. Özlem Bora**. 5-Lysaker PH.5’ in (s=11) yakınıyla çalışan. 2002. 3-Mutsatsa SH.SÖ 01 Şizofreni Hastalarında İç Görünün Bireysel ve Sosyal Performans İle İlişkisi Dursun Hakan Delibaş*. Psikiyatri Kliniği Amaç: Şizofreni hastalarında işlevselliğin düzelmesi hastalar ve aileler için önemli bir tedavi alanıdır (1). Psychiatr Serv. Hastalar SUMD puanlarına göre içgörüsü olan ve olmayan iki gruba ayrılarak işlevsellik düzeyleri karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan 170 şizofreni tanılı hastanın %39. 51(10):826-36. serbest meslek. memur). İşlevselliğin anlamlı yordayıcılarının negatif belirtiler.74 ± 11. tedaviye olan içgörü ve anhedoniye olan içgörü olduğu saptandı. 256(6):356-63. Pozitif ve Negatif Sendrom ölçeği (PANSS). %6. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci. hastane yatış sayısı. Kişisel ve Sosyal Performans Ölçeği (PSP) uygulandı.6’si (s=103) erkek iken yaş ortalaması 36. 1994. % 5. %15. %16. 5) bizim çalışmamız da içgörü ile sosyal işlevsellik arasındaki ilişkiyi bir kez daha orta koymuştur. Arch Gen Psychiatry. içgörüsü bozulmuş grupta 86 kişi olduğu saptandı.9’ u (s=10) emekli idi. %60. Tartışma Ve Sonuç: Geçmiş araştırmalara benzer biçimde (4. Levent Mete** *Kars Devlet Hastanesi. yaş. işçi.5’ nin (s=28) evhanımı. Çalışmamızın sonucunda. Bu çalışmada içgörünün ve alt boyutlarının hastalık belirtilerinden bağımsız olarak işlevsellik üzerine olan etkisininin araştırılması amaçlanmıştır. 2009. Çalışmamızın önceki araştırmalardan üstünlüğü hastalık belirtilerinin işlevsellik üzerine olan etkisinin de göz önünde bulundurulmasıdır. PANSS toplam ve alt puanları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu. . J Nerv Ment Dis. Psikiyatri Kliniği. hastalık süresi. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 18-65 yaş arasında 170 şizofreni tanılı hasta alındı. 48(2):195-9. İşlevselliğin yordayıcıları regresyon analizi ile araştırıldı. Kaynaklar 1-Stefanopoulou E. Cinsiyet. Hastaların meslek durumuna bakıldığında %55. Almila Erol**. 2006. 2-Dickerson FB. **İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi. eğitim süresi. 4-Amador XF. Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (SUMD). psikososyal rehabilitasyon programlarının önemli olduğu söylenebilir. İçgörüsü bozulmuş grupta işlevsellik düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük olduğu saptandı. Hastalar içgörüsü bozulmuş ve bozulmamış olarak iki grupta incelendiğinde içgörüsü bozulmamış grupta 84 kişi. 1997. İçgörünün işlevsellik üzerine olan etkisini araştıran daha önceki çalışmaların sonuçları tutarsızlık göstermekte ve hastalık belirtilerinin etkisini gözden kaçırmaktadır (2.2 idi. Tüm olgularla DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID-I) ile görüşüldü.9’ un (s=95) işsiz.

Sebatkârlık puanlarıyla sağ parahippokampal girus hacmi pozitif ilişki gösterirken. sol orta temporal girus hacimleri negatif ilişkili bulundu. sol parahippokampal girus. MKE ile yapılan çalışmalarda mizaç bileşenlerinin büyük oranda genetik geçişli olduğu. sol orta temporal girus hacimleri ile negatif ilişkili olduğu tespit edildi. Görüntülerin analizi SPM 8 Programı yardımıyla VBM-DARTEL metoduyla yapıldı. Ayrıca mizaç bileşenlerinde alınan puanların çeşitli nörotransmitter sistemleriyle ilişkili olduğu iddia edilmiştir. sağ inferior frontal girus. Fatma Şimşek*. Bu bulgular ışığında beynin belirli yapısal özelliklerinin mizacı belirlediği söylenebilir. Tartışma ve Sonuçlar: Bu çalışmada sağlıklı kontrollerde mizaç bileşenleri puanları ile beyindeki bazı bölgelerin gri madde hacimleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ali Saffet Gönül*. sol fusiform girus. . sağ frontal girus.SÖ 02 Mizaç ve Karakter Envanteri İle Değerlendirilen Mizaç Bileşenlerinin Beyindeki Yapısal İzdüşümleri Mustafa Melih Bilgi*. Beyinde davranışları. sol prekuneus hacimleri arasında pozitif ilişki saptandı. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya tıbbi öykü ve SCID ile değerlendirilmiş. Ödül bağımlılığı puanlarıyla bilateral paryetal postsentral girus. İstatiksel analizler yaş ve toplam beyin hacimleri karıştırıcı faktörler alınarak çoklu lineer regresyon algoritmasıyla gerçekleştirildi. folliküler fazda olan 50 sağ elini kullanan kadın gönüllü alınmıştır. sağ singulat girus pozitif ilişki gösterirken. düşünceleri değerlendiren limbik sistem alanlarıyla zarardan kaçınma puanları arasında bağlantı saptanmıştır. Çalışmamızda sağlıklı insanların MKE’nin mizaç bileşenlerinde aldıkları puanlarla. sol mediyal frontal girus hacimleri ile ödül bağımlılığı puanları arasında negatif ilişki belirlendi. çeşitli beyin bölgelerinin gri madde hacimleriyle olası ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Ödül bağımlılığı puanlarıyla beyinde uyaranın tanımının ve değerlendirilmesinin yapıldığı paryetal lob ve insula hacimleri ilişkili çıkmıştır. sağ süperiyor paryetal lobül. ruhsal ve tıbbi hastalığı olmayan. Bulgular: Çalışmamızda mizaç bileşenleri puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı korelasyon bulunan gri madde hacimleri aşağıdaki gibidir: Zarardan kaçınma puanlarıyla sağ orta frontal girus. Sol insula. Gönüllülerin aynı gün içinde MKE doldurması ve beyin MR’larının çekilmesi sağlanmıştır.* *Ege Üniversitesi Psikiyatri AD **Mercer Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Amaç: Cloninger tanımladığı psikobiyolojik kuram doğrultusunda kişiliği incelemek için Mizaç ve Karakter Envanterini (MKE) geliştirmiştir. hayat boyunca değişmediği tanımlanmıştır. sağ orta temporal girus. Sebatkârlık puanlarıyla anlamlı bağlantılı olan bölgeler ise beyinde yürütücü işlevlerin düzenlendiği frontal bölge hacimleri olarak tespit edilmiştir. Şebnem Tunay*.

p=0. Aynı zaman da BC bütünlüğü ile Iowa Kumar Testi (IKT) sonuçlarının arasındaki ilişki de araştırılmıştır. Kontrol grubunun anlamlı olarak FA düşüklüğü gösterdiği herhangi bir BC kümesi saptanmamıştır. Ebuzer Cenik****. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan hastalara ve kontrol grubuna KV için IKT uygulanmıştır. küme 3 için r=0. Ali Kuserli***.356) ancak kontrol grubunun AB grubuna göre anlamlı olarak daha fazla avantajlı kart çektiği saptanmıştır (F=3. küme 2 için r=0. AB grup ile kontrol grubu karşılaştırıldığında AB grupta 4 farklı BC kümesinde anlamlı Fraksiyonel anizotropi (FA) düşüklüğü saptanmıştır.513.002).108. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya DSM-IV tanı ölçütlerine göre AB tanısı almış.247.435. . DTG verileri FSL (FMRIB's Software Library) program paketinin bir parçası olan FMRIB’s (Oxford Centre for Functional MRI of the Brain) Diffusion Toolbox yazılımı ile analiz edilmiştir. Bulgular: IKT sonuçlarının değerlendirilmesi sonucunda çalışmaya alınan tüm örneklemin kart çektikçe avantajlı destelere yönelmedikleri (F= 1.006. küme 4 için r=0. görüntüleme ve IKT öncesinde en az 2 haftadır alkol kullanımı olmayan 17 erkek hasta alınmıştır. p=0. p=0. Hastalar ve kontrol grubuna SCID-I uygulandı.026.386. Karar-verme (KV) kavramı ile bağımlılığın tanımı içinde yer alan ‘olumsuz sonuçlarına rağmen madde kullanımının devam etmesi’ arasındaki benzerlik nedeniyle bağımlılarda KV davranışı birçok çalışmada araştırılmıştır. Kontrol grubu yaş ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 16 erkek gönüllüden oluşturulmuştur.014). AB grupta kontrol grubuna göre anlamlı fark saptanan kümelerin FA değerleri ile IKT skorları arasında anlamlı bağıntı saptanmıştır (küme 1 için r=0. p= 0.SÖ 03 Alkol Bağımlılarında Diffüzyon Tensor Görüntüleme ve Karar-Verme Nabi Zorlu*. Bu çalışmada faklı bir analiz tekniği olan Tract Based Spatial Statistics (TBSS) yöntemi kullanılarak alkol bağımlıları (AB) ve sağlıklı kontrollerin BC değişiklikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Tartışma ve Sonuçlar: Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız literatürde AB hastalarda TBSS analizi kullanılarak KV süreci ile BC bütünlüğü arasındaki ilişkinin araştırıldığı ilk çalışmadır.011. Şeref Gülseren* * İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği **İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği *** Yüksekova Devlet Hastanesi **** Torbalı Devlet Hastanesi Amaç: Son yıllarda Diffüzyon Tensor Görüntüleme (DTG) çeşitli psikiyatrik hastalıklardaki beyaz cevher (BC) bütünlüğünün değerlendirilmesinde artan sıklıkta kullanılmaktadır. Ercan Durmaz*. p=0. Fazıl Gelal**. p= 0.444. AB hastalarda sağlıklı kontrollere göre BC'de yaygın FA düşüklüğü saptanmış ve FA değerleri ile IKT skorları arasında da anlamlı bağıntı saptanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk. Bu bulgular.01) aydır. Literatürde böyle bir çalışmaya rastlanmamıştır. Tartışma: Monoterapi ile izlemde olan ötimik dönemdeki bipolar bozukluğu olan hastaların bilişsel işlevlerinde süreç içerisinde belirgin bir değişiklik olmamaktadır.Hilal Demirel(2).E. İlk değerlendirme grubunda monoterapi süresi ortalama 10.53 (SD±1. izlemde 38. Risperidon. 3. YMRS puanları 1. iyi seyirli bipolar bozuklukta bilişsel işlevlerin görece korunduğu şeklinde yorumlanmıştır. bipolar bozukluğun bir spektrum içinde değerlendirilebileceğini ve bu spekturuma bağlı olarak da klinik seyrin ve bilişsel işlevlerin değişebileceğini düşündürtmektedir.44+26.Cem Atbaşoğlu (1) (1)Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı (2)Serbest Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir. HAM-D puanları 3.03)’dir (sırasıyla ilk değerlendirme ve izlem).03)] anlamlı fark bulunmuştur. İzlemsel olarak yapılan nöropsikolojik değerlendirmeler belleği.67).52) (p 0. en az bir aydır remisyonda olan. boylamsaldesen .33 ve 69. Bu çalışma bipolar bozukluğu bulunan ötimik dönemdeki hastaların bilişsel işlevlerini uzun bir izlem sürecinde her üç farmakoterapi grubunu kapsayarak değerlendiren ilk çalışmadır.31 (SD±2. Ortalama izlem süresi 2.31 (SD±3.37).17).93) ay iken izlem grubunda bu süre 56. Bu çalışmanın amacı.6 (SD±2.93 (SD±3. Valproik Asit veya Atipik Antipsikotik (Olanzapin. Ortalama eğitim seviyesi 12. 1. lityum. nöropsikoloji. Aripiprazol) Monoterapisi ile İzlemde Olan Ötimik Dönemdeki Hastaların Bilişsel İşlevlerinin Değerlendirilmesi: Bir İzlem Çalışması Vesile Şentürk Cankorur (1) . görsel uzaysal becerileri ve yürütücü işlevleri kapsamaktadır. Amaç: Bipolar bozukluğu olan hastalarda bilişsel işlev bozukluklarının var olduğu bildirilmektedir.25 (SD±18. monoterapi.6 (SD±12. Ketiapin. Yöntem: Çalışmanın örneklemini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Erişkin Polikliniği’nde Bipolar I veya II tanısı ile izlenen. ötimi. Ancak araştırmalardaki ortak yargı izlem çalışmalarına ihtiyaç olduğu yönündedir. psikomotor hızı.58)’dir.SÖ 04 Bipolar Bozukluğu Olan Lityum. dikkati.4 (SD±3.05 (SD± 51. valproik asit ve atipik antipsikotik tedavi gruplarında incelenmesidir. valproik asit veya atipik antipsikotik tedavisi alan 17-68 yaşları arasındaki toplam 30 ötimik hasta oluşturmaktadır. izlemsel desenle monoterapi ile takipte olan ötimik durumdaki hastaların bilişsel işlevlerinin lityum. Bu durum. Son dönemde araştırmalar bilişsel işlev bozukluklarının türü ve olası nedenleri üzerine odaklanmış ve farklı bulgular bildirilmiştir.43).9) yıldır. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları ilk değerlendirmede 36.53 (SD±11.56+30.99) yıldır. Bilişsel işlevlerde ilk değerlendirme ve izlem sonuçlarında yürütücü işlevlerden tepki ketleme ve kategori değiştirme becerilerinde[İz Sürme Testi-B süre puanı(81.

Bu çalışmada DEHB olan ve antisosyal eylemlerde bulunan bireylerin yüz ifadesinden duygu tanıma özellikleri araştırılmıştır. üzgün (p=0. Çalışmalarda bu iki özelliğin ön planda olduğu DEHB olgularının sosyal ilişkilere daha sık girdiği. iğrenme (p=0.731). korkmuş. Psikiyatri AD Amaç: Bir süreklilik arz eden dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB). Hasmet Işıklı*.301). Eyüp Kandemir***. Adli Tıp Kurumu .045) yüz ifadesini sağlıklı gruba oranla daha uzun sürede tanımıştı. Metod: Katılımcılar klinik görüşme ve Wender Utah DEHB değerlendirme ölçeği uygulanması sonrası DEHB+ASKB. Antisosyal davranışlar ve agresyonun. Esat Şahin***. DEHB olgularının dikkat eksikliği tipinde affekti tanımanın daha zor olduğu üzerinde durulmaktadır.158). 21 ASKB. Bu çalışmada DEHB olanlarda impulsiviteve hiperaktivitenin ön planda olduğu antisosyal semptomlar daha baskındı ve DEHBASKB. .535).012). üzgün (p=0. Fotoğraflardaki duygu ifadelerini 45 cm mesafeden doğru şekilde ve en kısa sürede tanımaları istenmiştir. öteki insanların sergilediği sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirmenin bir sonucu olabileceği düşündürmektedir. korkmuş (p=0. iğrenmiş olmak üzere toplum tarafından sıklıkla kabul görmüş 7 yüz duygu ifadesinin bulunduğu A4 kartlara siyah beyaz olarak bastırılmış fotoğraflar kullanılmıştır. 39 kontrol grubu alınmıştır. ASKB ve sağlıklılar arasında yüz ifadesinden duygu tanıma oranları benzerdi. *Afyonkocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. şaşırmış.001 ve 0. yargılanma ve antisosyal davranışlar gibi sıklıkla ciddi yaşam sonuçları olabilmektedir.029). başkalarından gelen ipuçlarına çok erkenden dikkat etmeye başlayarak sosyal durumlardaki güçsüzlüklerini kompanse edebildikleri düşünülmektedir.998).SÖ 05 Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB ) Olan ve Olmayan Antisosyal kişilik bozukluğu( ASKB) Olgularında Yüz İfadesinden Duygu Tanıma Erman Bagcioglu*. Şaşkın (p=0. Murat Emül****. Her iki grup da hastalardan nötral (p=0. erişkinde sıklıkla tutuklanma. iğrenmiş (p=0.553).02 ve 0.004) yüz ifadeleri ise yalnızca ASKB-DEHB olan grupta sağlıklılardan daha uzun iken hasta grupları kendi içinde anlamlı bir fark göstermemiştir. Yüz ifadesinden duyguları tanıma normal sosyalleşme ve kişiler arası iletişim için olmazsa olmazdır. Tartışma: DEHB çocukluk çağında başlayıp erişkinlik döneminde %25-68 oranında ASKB olarak sürebilmektedir. kızgın. Ekman ve Friesen tarafından hazırlanan ve mutlu. **** İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.04). Üç grup arasında yüz ifadelerini doğru tanıma açısından anlamlı bir fark saptanmadı: nötral (p=0. **Serbest.002) ve mutlu (p=0. Korku ve üzgün yüz gibi stres ifade eden yüz ifadelerini tanımanın antisosyal davranışı söndürmede önemli bir rolü olduğu bulunmuştur. şaşkın (p=0. mutlu (p=0. ASKB ve sağlıklı grup olarak üçe ayrılmıştır. Bulgular: Çalışmada 34 ASKB+DEHB.498). üzgün. ***TC Adalet Bakanlığı. korku (p=0. kızgın (p=0.

ASKB olgularında bilateral VMPFC NAA/Cre daha yüksek bulunmuştur. dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC). Adult ADHD Self Rating Scale (ASRS). Ankara. Manyetik rezonans spektroskopi ile bilateral ACC. ***** GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Radyoloji Servisi. Şimdiye kadar bu konuda gerçekleştirilen çok az sayıda çalışmada anterior singulat korteks (ACC) N-asetil aspartat (NAA)/ Kreatinin (Cr) oranının.001). Yetişkin DEHB belirtilerinin şiddeti artıkça ACC ve VMPFC Cho/Cre değerleri düşmektedir. Servet Ebrinç*. Ayhan Algül*. Hakan Mutlu***** * Haydarpaşa GATA Psikiyatri AD.Güner Sönmez*****.yetişkin DEHB belirtilerinin. Bu bulgular. ** Sami Ulus Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Kliniği. bilateral DLPFC NAA/Cre ve Cho/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri anlamlı olarak daha düşüktür (tüm karşılaştırmalar için en azından p<. *** Gölcük Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniği. şu ana kadar yapılan gerek işlevsel. Ali Kemal Sivrioğlu****. Tartışma: Sonuçlar ASKB olgularının kontrol grubuna göre hem nöronal bütünlük hem de membran dönüşümü ve metabolizma açısından farklılıklar gösterdiğini düşündürmektedir. Sonuçlar: ASKB grubu hem PCL-R hem de DEHB değerlendirmelerinde anlamlı olarak yüksek ve puanlar almıştır (p<. gerekse yapısal beyin görüntüleme çalışmalarında. Aynı bölgelerdeki ölçümler ile WKET Tamamlanan Kategori puanı ise doğru orantılıdır.SÖ 06 Antisosyal Kişilik Bozukluğu’nda Manyetik Rezonans Spektroskopi Değerlendirmesinde Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtilerinin Etkisi Cengiz Başoğlu*.02). klinik ve nöropsikolojik değerlendirmelerle MRS değerlerinin ilişkisi incelenmiştir. 2-psikopati ile VMPFC nöronal bütünlüğünün daha özgül bir ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir. Grupların karşılaştırılmasının yanı sıra. Yöntem: Örneklem 23 erkek ASKB olgusunu ve 21 yaş ve cinsiyet açısından benzer kontrol olgusunu içermektedir. İstanbul . . ASKB olgularının bilateral ACC Cho/Cre. 1. psikopati ile olan ilişkisi de göz önüne alınarak. Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) de yürütücü işlevlerin değerlendirilmesi amacıyla uygulanmıştır. Bilateral VMPFC NAA/Cre değerleri ise sadece psikopatinin şiddeti ile ilişklidir. WKET performansı ise bu grupta düşüktür (p<.001). Tüm olgular PCL-R. Kocaeli. ve ventromedial prefrontal korteks (VMPFC) NAA/Cre ve Kolin (Cho) /Cre oranları hesaplanmıştır. ASKB’nun nörobiyolojisinde önemli yer tutabileceği. sağ DLPFC NAA/Cre ve sol VMPFC Cho/Cre değerleri ile ters orantılıdır. psikopatinin şiddetini gösteren Psychopathy Checklist-Revised (PCL-R) toplam puanı ile ters korelasyon gösterdiği tarafımızdan gösetrilmişti. **** Aksaz Asker Hastanesi Radyoloji Servisi. Alpay Ateş*. Özgür Öner**. ASRS toplam ve PCL-R toplam puanları bilateral ACC Cho/Cre. M. Öte yandan. Ancak. ASKB olan olgularda sıklıkla bulunan yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) bulgularının etkileri incelenmemiştir. ve Wender Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ) ile değerlendirilmiştir. Onat Yılmaz***. Bilateral VMPFC NAA/Cre değeri ise psikopatinin şiddeti ile ilişkilidir. WUDÖ. Bu çalışmada bu boşluk doldurulmaya çalışılmaktadır. Mesut Çetin*. Ankara Amaç: Antisosyal kişilik bozukluğu (ASKB) ve ilişkili ancak farklı bir durum olan psikopatide beyin manyetik rezonans spektroskopi çalışmaları kısıtlıdır.

Bunlara ek olarak yaşamboyu DEHB ile ilişkili değişkenler logistik regresyon ile değerlendirilmiştir. SYÖ iş. ilk başvuru yaşı. kaçınma. sosyal yaşam ve ev skorları daha yüksek. yaşam boyu DEHB eştanısı olmayan 36 hasta ( SAB grubu) sosyodemografik ve klinik özellikler ve eştanı oranları açısından karşılaştırılmıştır ( BTA DEHB hastaları karşılaştırmaya alınmamıştır. 14 hastada bileşik tip. Bunlara ek olarak SAB. IGD şimdi ve geçen yıl skor düşmesi ilişkili bulunmuştur.DEHB grubunun yaş. BDÖ. suisid girişimi. 1 hastada hiperaktif/ impulsif tip ve 5 hastada ise BTA DEHB almaktaydı. ilk başvuru yaşı. BDÖ. Ü. İşlevselliğin Genel Değerlendirilmesi ( IGD ) . Çağrı Yüksel.3) yaşamboyu DEHB eştanı ktiterlerini karşılamıştır. sosyal yaşam ve ev skorları artması. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi Psikiyatri Kliniği Sosyal Anksiyete bozukluğu (SAB) hastalarında yüksek oranlarda eştanı varlığı bildirilmesine rağmen bu çalışmalarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ( DEHB ) eştanısına bakılmamıştır. Zerrin Binbay Bahat Sağlık Grubu. Çalışmaya primer tanısı SAB olan. SAB hastalarında yaşamboyu DEHB varlığı ile yaş. Yaşamboyu DEHB eştanısı alan 89 hasta ile ( SAB. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı düşmesi. Sheehan Yetiyitimi Ölçeği ( SYÖ) uygulanmıştır. Yaşamboyu DEHB varlığında SAB şiddeti artmakta.SÖ 07 Sosyal Anksiyete Bozukluğu Hastalarında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Eştanısının Sıklığı. kaçınma. Toplam 94 hasta ( % 72. . Oysa yapılan prospektif çalışmalarda DEHB’ nin sıklıkla erişkinliktede devam ettiği görülmüştür. Ardından DEHB eştanısını değerlendirmek için hastalara K-SADS-PL (Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Age Children—Present and Lifetime Version) DEHB modulü uygulanmıştır. antidepresana bağlı hipomani öyküsü. SAB. DEHB varlığı ve hipomanik switch arasında bir ilişki olabilir. SAB başlangıç yaşı ve ilk depresif epizod yaşı SAB grubundan daha düşüktü.DEHB grubu). Bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.). LSAÖ kaygı. Bunun nedeni ise uzun dönem boyunca DEHB’ nin bir çocukluk dönemi hastalığı olarak görülmesi olabilir. Klinik Özellikleri ve İlişkili Değişkenler : Ahmet Koyuncu. işlevsellik düşmekte ve klinik seyir etkilenmektedir. 130 hasta ardışık olarak alınmış ve DSM-IV (SCID-I) uygulanmıştır. Hastalara LSAÖ (Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği). İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği. Erhan Ertekin.DEHB grubunun LSAÖ kaygı. depresyonda atipik özellik. yaşamboyu Major depresif bozukluk ve bipolar bozukluk eştanıları daha yüksekti. IGD şimdi ve geçen yıl skor ortalamaları daha düşüktü. BDÖ (Beck Depresyon Ölçeği). SAB hastalarında yaşamboyu DEHB eştanısı yüksek oranlardadır ( özellikle dikkat eksikliği baskın tip). SYÖ iş. İ. 74 hastada dikkat eksikliği baskın tip.

Wistar suşu sıçanlarda habitüasyon sonrası kedi tüyü kokusu modeliyle travmatik stres oluşturulmuştur. Sonuç: Kaçınma ve risk değerlendirme davranışlarının. Aynı deney ortamında sönme alıştırmasıyla birlikte 2 gruba sırasıyla 3 ve 5 gün günde bir kez 15 mg/kg D-sikloserin uygulanmıştır. The change in muscarinic receptor subtypes in different brain regions of rats treated with fluoxetine or propranolol in a model of post-traumatic stress disorder. Aykaç A. Gören MZ. Hülya Cabadak**. 2012 . Bu durum araştırmacıların ilgisini öğrenmeyi güçlendirebilecek ajanlara ve ilgili beyin mekanizmalarına yöneltmiştir. Augmentation of Cognitive Behavioral Therapy with Pharmacotherapy. Stein DJ. Prakash A. Bu çalışmada kedi kokusu modelinde D-sikloserin’in kronik uygulamada farklı sürelerde korku sönmesi üzerine olan etkinliği ve NRζ1 tipi NMDA reseptör ekspresyonları üzerinde oluşturduğu değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Etki mekanizması tam olarak bilinmese de NR1 altünitesi üzerinden etkili olduğunu ve bu etkinliğin NR2 aracılığıyla düzenlendiğini bildiren bir çalışma mevcuttur (3). Aslı Aykaç**. Yadav R.232(1):124-9. Structural determinants of D-cycloserine efficacy at the NR1/NR2C NMDA receptors. amigdala ve prefrontal korteksin her üçünde de değiştirdiği izlenmiştir. 2010. Ganasen KA. sönme uygulamasına D-sikloserin eklendiğinde daha hızlı biçimde azaldığı.SÖ 08 Saldırgan Hayvan Kokusu ile Oluşturulmuş Travmatik Stres Modelinde D-Sikloserinin Korku Sönmesi ve NRζ1tipi NMDA Reseptör Ekspresyonu Üzerine Etkisi: Gökçe Elif Sarıdoğan*. Cem Cerit****. Cabadak H.D-sikloserinin TSSB’deki etkinliği ve nörobiyolojik etki mekanizmalarıyla ilişkili yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Kocaeli Amaç: Son dönemlerde korku cevaplarının sönmesini hedef alan araştırmalar bazı farmakoterapötik ajanların bilişsel davranışçı terapiyi kolaylaştırıp kolaylaştıramayacağı sorusunu gündeme getirmiştir (1). İstanbul **** Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. koşullu uyaranla temasın ise arttığı gözlemlenmiştir. Yöntem: Çalışmada. Ipser JC. D-sikloserin uygulamasının NR1 ekspresyonlarını hipokampüs. hipokampüs ve frontal korteks bölümlerine ayrılmıştır. Dravid SM. Fluoksetinin travmatik stresteki etkinliğinin öğrenme işlevlerinde önemli rol oynayan muskarinik reseptörler aracılığıyla gerçekleşebileceğini bildiren son dönemlerde yayınlanmış bir çalışma mevcuttur(2). 2010. D-sikloserin NMetil-D-Aspartat reseptörünün glisin bağlanma bölgesinin parsiyel agonistidir. 2. Sıçanlar dekapitasyonla öldürüldükten sonra beyinleri Paxinos-Watson Sıçan Beyin Atlası’ndaki koordinatlara göre amigdala. Mecit Çalışkan* * Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Bu gruplar hiç travma oluşturulmamış sıçanlar. sadece travmatik stres oluşturulmuş sıçanlar ve tedavi olarak 3 gün sadece sönme alıştırması uygulanan sıçanlarla karşılaştırılmıştır.33:687-99. İstanbul ***Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Farmakoloji AD. Zafer Gören***. Psychiatr Clin North Am. İstanbul **Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik AD. Aydın B. Burger PB.30(7):2741-54 . J Neurosci. Le P et al. Psikiyatri. Kaynaklar: 1. Behav Brain Res. NRζ1 reseptör alt tiplerine özgün antikorlar kullanılarak Western Blot Tekniği ile belirlenmiştir. 3. Beynin farklı bölgelerindeki protein ekspresyonları. Geballe MT.

Cİ'ye bağlı(ergenlerde)immünolojik denge bozulmuştur.046). kalmayanlara göre(n:8) eozonofil yüzdesi (p:0. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.CD4+T Helper.Total Lenfosit(p:0. Deneysel Tıp Arastırma Enstitüsü (DETAE).TSSB-Ş tanılı olgularda(n:26) penetrasyona maruz kalanlarda(n:18). cinsel istismara(Cİ) uğrama nedeniyle adli makamlarca polikliniğimize yönlendirilen.OG'da eozonofil sayısında artış ise.013)ile oranı(p:0.Tekrarlayan cinsel istismara(TCİ) maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) aktif T Hücreyi gösteren CD3+DR+T Lenfosit sayısında (p:0.Fiziksel istismara uğramamış TSSB-Ş tanılı olgularda(n:15).030)çıkmıştır.027).017)düşüklük saptanmıştır.uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0. . Osman Abalı*.05) ve uyarılmış IFN-gamma seviyesinde(p:0. CD4+TH2 sitokinlerindeki artışın alerji.009)ve NKCC(p:0. İmmünoloji Anabilim Dalı. Yöntem ve Gereçler: Olgu grubunu(OG).046)yüksek çıkmıştır.benzer sosyoekonomik düzeyde olan.Olgu ve kontrol grubu KSADS-PL kullanılarak şimdiki ve geçirilmiş psikiyatrik hastalıkları değerlendirilmiştir. İstanbul Tıp Fakültesi.OG'da olayın şiddeti arttıkça(tekrarlama penetrasyon-Fİ)kazanılmış immünitede baskılanma belirginleşmiştir.SÖ 09 Ergenlerde (13-18 yaş) Cinsel İstismar Sonrası İmmün Sistem Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Hamza Ayaydın*.025)yüzdesi KG'ye göre artmışken. İstanbul ** İstanbul Üniversitesi.Romatoid artrit ve Multible Skleroz gibi kronik hastalıklarda belirlenen immünolojik değişikliklerle TSSB geliştiren erişkinlerdeki immünolojik değişiklikler benzer bulunmuştur. uyarılmış hücre içi sitokin seviyesi ve NK hücresi Sitotoksik aktivitesi(NKCC) değerlendirilmiştir.Cİ'ye ek olarak fiziksel istismarada(Fİ) uğrayan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:11).SLE gibi hastalıklarda etkili olduğu bilinmektedir. afektif/psikotik bozukluğu olmayan 10 ergen oluşturmuştur.Bu çalışmada Cİ mağduru ergenlerde ruhsal travmanın biyolojik sonuçları değerlendirilecektir. İstanbul Bu proje İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Tarafından Desteklenmiştir.TCİ maruz kalan TSSB-Ş tanılı olgularda(n:18) CD3+DR+ T Lenfosit sayısı cinsel istismarı tekrarlamayan TSSB-Ş tanılı olgulara(n:8)göre düşük(p:0. Tartışma: Olgu grubunda.05) sayısı Fİ'ye uğramamış TSSB-Ş tanılı olgulara(n:15)göre düşük saptanmıştır. Nilgün Okumuş Akdeniz**.TH1 alt tipinde ve immünregülatör etkili CD56+NK hücre alt tipinde azalmayı ve hücresel immünitede bir baskılanmayı düşündürtmüştür. MDB-Ş tanısının eşlik etmediği TSSB-Ş tanılı olgularda(n:6)eozonofil sayısı(p:0.uyarılmış IFN.Ancak ergenlerde cinsel istismar(Cİ) sonrası immünolojik değişikliklerin araştırıldığı bir literatüre rastlanmamıştır.DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı alan ve herhangi bir tedavi almamış 13-18 yaş arası 33 olgu oluşturmuştur.010).IL-5 salgılayan CD4+TH2 hücre alt tipinde ve NK2 hücre alt tipinde artış olduğunu düşündürtmüştür. Günnur Deniz** * İstanbul Üniversitesi.hücresel immünitede önemli rolü olan ve antiviral etkili IFN-gamma düşüklüğü.B Lenfosit(p:0. Proje No: 16431 Amaç: Travma ve sonrasında gelişen bir çok psikiyatrik hastalığın (örn.037) saptanmıştır.Kontrol grubunu(KG).024) KG'na göre anlamlı şekilde düşüklük saptanmıştır.Rutin kan tetkiki örneklemi kullanılarak.04) ve T Lenfosit (p:0.gamma seviyeleri ise anlamlı şekilde düşük(p:0.MDB.TSSB. Bulgular: Geçirilmiş TSSB(TSSB-G)tanılı(n=6)ve Şimdi TSSB(TSSB-Ş) tanılı olgu grubundaki ergenlerde (n:33) kontrol grubuna(n:10) göre eozonofil sayısı anlamlı şekilde yüksek(p:0.psorizis. istismara uğramamış.DKB) yanında son zamanlarda travmanın biyolojik etkileride araştırılmaya başlanmış ve akut/kronik stres döneminde immünolojik değişikliklerin olduğu gösterilmiştir.DETAE immünoloji laboratuvarında periferik mononükleer hücre sayısı ve oranları. uyarılmış IFN-gamma seviyesi KG'ye göre anlamlı şekilde düşük saptanmıştır(p:0.OG'da NKCC artışı azalmış hücresel immüniteye karşı bir kompansasyon nedeniyle olabilir.

Correctional Officers. Keyes CLM. 12(1): 17-25. Yöntem ve Gereçler: İlgili yazın ve kültürel özellikler gözetilerek 73 maddelik bir taslak oluşturulmuştur. Gencoz T (2010) Psychometric Properties of the Satisfaction with Life Scale among Turkish University Students. Sıla Yüce*. Türk Psikiyatri Dergisi. Senol-Durak E. Tartışma ve Sonuçlar: Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği 18 yaş ve üstü kişilerde uygulanabilen. Taslak ölçek çeşitli sosyoekonomik düzeylerdeki 415 gönüllü erişkinde uygulanmıştır. 61(2): 121-140. Sosyal İyi Olma Hali Ölçeği ve diğer ölçekler arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Duru Gündoğar***. Mehmet Çolak****. Geçerlik ve Güvenirliği. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa) 0. Faktör analizi yapılmış. “Sosyal iyi olma hali” kavramı ile birey ve içinde yaşadığı toplumun karşılıklı bir bütün olarak sağlıklı yaşamasının tanımı kapsamlı olarak yapılmaya çalışılmıştır.78 olarak bulunmuştur. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır.1’ini açıkladığı görülmüştür. Yıldırım Beyatlı Doğan* *Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD ****Sağlık Bakanlığı Mardin Devlet Hastanesi Amaç: Bireysel-ruhsal iyi olma hali ile sosyal iyi olma halinin kesişim alanı büyük olsa da. Nail Dertli**. 99:413–429. toplum ruh sağlığı söz konusu olduğunda bireysel-ruhsal iyi olma hali tanımı yetersiz kalmaktadır. sosyal iyi olma halini ve dolayısıyla toplum ruh sağlığı düzeyini ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır.95 ve ikinci kez ulaşılabilen toplam 171 kişiden elde edilen veriler üzerinden elde edilen test tekrar test güvenilirlik katsayısı 0. . Social Psychology Quarterly. and Elderly Adults. ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği. Türk Psikoloji Dergisi.SÖ 10 Sosyal İyi Olma Hali Ölçeğinin Geliştirilmesi ve Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması İnci Özgür İlhan*. Fatma Yıldırım**. Eker D.7 (23): 4– 18. Ölçeğin bu son haliyle dört faktörlü yapının varyansın % 48. Social Indicators Research. Keyes CLM (1998) Social well-being. Bulgular: Güvenilirlik ve açımlayıcı faktor analizinin sonucunda bazı maddeler elenerek taslağa 43 maddelik son hali verilmiştir. Sosyal iyi olma hali üzerine özgün bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. (1989) UCLA yalnızlık ölçeğinin geçerlik ve güvenirliği. Yaldız H (2001) Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği’nin Gözden Geçirilmiş Formunun Faktör Yapısı. Kaynaklar Demir A. Test tekrar test güvenilirliği için ölçek ortalama iki hafta arayla 171 kişide ikinci kez uygulanmıştır. Arkar H. Durak M. Shapiro AD (2004) Social well-being in the United States: a descriptive epidemiology.

injuries. Nöroradyoloji Birimi ****Mercer Üniversitesi. Merikangas KR. Murray CJL. . p < 0. The global burden of disease : a comprehensive assessment of mortality and disability from diseases. and risk factors in 1990 and projected to 2020.**** *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD **Van Erciş Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Birimi ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD. 1996. 99 mm3) sol orbitofrontal korteks hacimlerinin sağlıklı kontrollerden daha küçük olduğu diğer taraftan ise sağlıklı kardeşlerin sol dorsolateral prefrontal korteks hacimlerinin bipolar bozukluklu bireyler (t= 4. Cem Çınar*. p < 0. 2.001.001. İkincil analizlerde sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bipolar bozukluklu bireyler (t=4. Petukhova M. Mustafa Melih Bilgi*.13. Harvard School of Public Health. Arch Gen Psychiatry.SÖ 11 Bipolar Bozukluklukta Beyinde Hastalıktan Koruyucu ve Hastalık Açısından Riskli Bölgeler: Bipolar Tip 1 Bozukluklu Bireyler.39. World Bank. Tartışma ve Sonuç : Bu çalışmanın sonuçları ventral limbik yolağın bir parçası olan orbitofrontal korteksteki hacim azalmasının Bipolar bozuklukta kalıtsallıkla ilişkili olabileceği diğer taraftan bozulmuş ventral-limbik sistem etkilerini düzenleyen kortikal-kognitif yolağın bir parçası olan dorsolateral prefrontal korteks hacmindeki artışın ise hastalıktan koruyucu bir nöral marker olabileceğini ileri sürmektedir. Ömer Kitiş***. Pskiyatri ve Kognitif Bilimler Anablim Dalı.61. Lopez AD.23. p < 0. 287 mm3) ve sağlıklı kardeşlerinde (t= 4.001. 2007. AD Amaç: Bipolar bozuklukta hastalıktan koruyucu ve hastalıkla ilişkili yapısal endofenotipleri belirleme.28. MA: Published by the Harvard School of Public Health on behalf of the World Health Organization and the World Bank . Greenberg PE. Sağlıklı Kardeşleri ve Sağlıklı Kontrol Grubunun Karşılaştırıldığı Voksel Tabanlı Bir Magnetik Rezonans Görüntüleme Çalışması Fatma Şimşek*. 252 mm3) daha fazla olduğu gösterildi. Distributed by Harvard University Press.64:543-52. Elde edilen T1 görüntülerinden voksel tabanlı ölçümlerde gri madde hacim farklılıklarını belirleyebilmek için SPM-8 ( Statistical Parametric Mapping) kullanılmıştır.001. 140 mm3) olduğu belirlendi.001. 368 mm3) ve sağlıklı kontrol grubundan (t=4. Mehmet Çağdaş Eker*. Yöntem ve Gereçler: 28 ötimik Bipolar tip 1 bozukluklu Hasta. p < 0. 1. Angst J. Sonuçlar: Gri madde analizlerinde Bipolar Bozukluklu bireyler (t=5. 516 mm3) ve bunların sağlıklı kardeşlerinin (t=4. 591 mm3) sağ serebellumda hacim kaybı ve Bipolar bozukluklu bireylerde sol presantral girusta hacimkaybı (t= 3. bu hastaların sağlıklı kardeşleri ve 30 sağlıklı kontrol grubu bireyin 3 Tesla Magnetik Rezonas (MR) Cihazı ile yapısal beyin görüntüleri elde edilmiştir.36.. Ali Saffet Gönül*. World Health Organization.001.08. p < 0.. et al. Lifetime and 12month prevalence of bipolar spectrum disorder in the National Comorbidity Survey replication.001. Cambridge. Hirschfeld RM. p < 0. p < 0. Akiskal HS. Serhan Işıklı**. Georgia.

Arif Haldun Soygür3. En az bir aile üyesi ile görüşme. Depresif belirtilerin şiddetini saptamak amacıyla BDÖ ve MADDÖ. 3Serbest Hekim. Y. Bu nedenle sonraki çalışmalarda depresyona özgü üst bilişleri taramaya odaklanan ölçeklerin kullanılması yol gösterici olacaktır. B. her iki durumda benzer üst bilişsel süreçlerin işlediğini gösteriyor olabileceği gibi. Alanyazında depresif grupları birbirinden ayırt etmeye yarayacak yeni bakış açılarına ihtiyaç vardır. Dış kapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Amaç: Unipolar ve bipolar depresyonun ayrımında kullanılabilecek farklı bir bakış açısı olarak üst bilişler ve duygusal şemaların karşılaştırılması Yöntem ve Gereçler: Ağustos 2009 – Ocak 2012 arasında bir eğitim araştırma hastanesinin psikiyatri kliniğine başvuran 189 unipolar depresyon. Sibel Koçbıyık4. grupların ayırt edilmesinde kullanılmak üzere ÜBÖ-30 ve LDŞSF uygulandı. . Mehmet Hakan Türkçapar5 1Mersin Devlet Hastanesi. Bulgular: Duygusal şemaları yönünden incelendiğinde. Üst bilişler açısından gruplar arasında bir fark tespit edilmemesi. ölçek maddelerinde görüldüğü üzere kişinin duygulara atfettiği önem ve bu duyguları inkâr ederek onlardan uzak durma isteğinin bipolar hastalarda kendini iyi gösterme çabasının yansıması olabileceğini düşündürmektedir. Metakognitif modelin depresyonda ruminasyonlara daha fazla vurgu yapıyor olması ve karşılaştırılan gruplar arasında bu yönden bir fark olmamasına da dolaylı yönden işaret ediyor olabilir. Bipolar depresyon için giderek daha fazla psikososyal tedavi girişimlerine yer verilmektedir. Üst bilişler yönünden incelendiğinde. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edildi. depresif gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. Tartışma ve Sonuçlar: Unipolar ve bipolar depresyon arasında üst bilişler ve duygusal şemaları kıyaslayan herhangi bir yayın yoktur. Hastalarla MINI tanısal görüşmesi yapıldı. WHIPLASHED Kısaltması ve DBÖ ile tarama sonrasında bipolarite düşünülenler ve YMDÖ puanları ile karma dönem düşünülenler çalışmadan dışlandı. depresif grupların sadece duyguları inkâr alt ölçeğinde birbirlerinden istatistiksel olarak anlamlı şekilde ayırt edilebildiği görüldü. 70 bipolar depresyon hastası ve 70 sağlıklı kişiden oluşan gönüllü grupları araştırmaya dahil edildi. 2A. 5Y. Semra Ulusoy Kaymak2. Terapötik müdahale yöntemlerinin uygulanmasında bilişsel yapı farklılıkları önem kazanmakta ve gündeme alınacak konuların tespitinde devreye girebilmektedir.SÖ 12 Üst Bilişler ve Duygusal Şemalar: Unipolar ve Bipolar Depresyon Ayrımı İçin Farklı Bir Bakış Sedat Batmaz1. 4Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. duyguları inkâr alt ölçeğinde unipolar depresif grubun daha yüksek puan alıyor olması. Duygusal şemalar açısından. kullanılan ölçeğin anksiyete bozuklukları açısından daha kullanışlı olabilmesi ile de açıklanabilir.

erkeklerde DLPFK myo-I/Cre oranı yüksek. Psikiyatri AD **Denizli Devlet Hastanesi Amaç: Çalışmamızda. İlk atak yaşayan erkek ve kadın hastalarda DLPFK myo-I/Cre ve hipokampal N-AA/Cre oranları anlamlı farklılık gösterdi. hipokampus N-AA ve Cho düzeylerinde ise anlamlı azalma tespit edildi.**Taner Değirmenci *Pamukkale üniversitesi Tıp Fak. İlk atak erkek hastalarda ise hastalığın başlangıcından itibaren nöronal bütünlüğün bozulmuş olabileceğini düşündürmektedir. DLPFK. kreatin (Cre). kolin (Cho).*Duygu Kırtaş. Hipokampal bölgede ise ilk atak psikoz hastalarında SAPS puanı ile myo-I/Cre arasında pozitif korelasyon bulundu. *Gülfizar Varma. ilk psikotik atak hastaları. Klinik Genel İzlenim Ölçeği (KGİ) ile değerlendirilmiştir.**Ceyhan Balcı. daha önce ilaç tedavisi almamış veya minimal düzeyde antipsikotik tedavi görmüş 19 ilk atak psikoz hastası ve 30 sağlıklı kontrol vakası oluşturmuştur. Gereç-yöntem: Çalışmanın örneklemini DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısı olan 30 hasta. ASK. kronik şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrollerden oluşan grupların Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS) yöntemi ile dorsolateral prefrontal korteks (DLPK). serebral metabolit düzeylerinin gruplar arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. miyoinositol (myo-I) metabolit düzeyleri ölçülmüştür.*Yılmaz kıroğlu. talamus ve hipokampus bölgelerindeki N-asetilaspartat (N-AA). . Hasta grubunda psikiyatrik belirti şiddeti Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SANS). Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS). talamus.SÖ 13 İlk Psikotik Atak ve Kronik Şizofreni Hastalarında Manyetik Rezonans Spektroskopi Bulgularının Karşılaştırılması *Filiz Karadağ. hipokampal NAA/Cre ise düşük olarak bulgulandı. Diğer bölge ve metabolit değerlerinde ise gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Kronik şizofreni hastalarında DLPFK Cho düzeyi negatif belirtiler ile pozitif korelasyon. N-AA düzeyi KGİ puanı ile negatif korelasyon gösterdi. Bulgular:Çalışmamızda kronik şizofreni hastalarında sağlıklı kontrollere göre DLPFK Cho düzeyinde anlamlı artış. Tartışma:Bu bulgular kronik şizofreni olgularında DLPFK ve hipokampal bölgede nörodejeneratif bir süreci desteklemektedir. hipokampus ve anterior singulat korteks (ASK) bölgelerindeki metabolit seviyeleri karşılaştırılmış.

Anahtar kelimeler: çoklu antipsikotik tedavisi. psikopatoloji daha ağır.01) kullanımı açısından anlamlı farklı-lıklar bulunmuştur.02).Berna Binnur Akdede. Çoklu antipsikotik kullanan grubun PANNS skoru tek antipsikotik kullanan gruba göre yüksek (p=0. semptomatik remisyon (p=0.02). Sinem Yeşilyurt.04) ve depo antipsikotik ilaç (p=0. Klinik Genel İzlenim Şiddet Ölçeği (CGI-S). UKU psikolojik.01). Bulgular: Çoklu antipsikotik kullanımı %60. Köksal Alptekin Dokuz Eylül Üniversitesi Psikiyatri AD Giriş: Çoklu antipsikotik kullanımı. Şizofreni tedavisinde çoklu antipsikotik ilaç kullanımının yararlı olduğuna ilişkin veriler sınırlıdır ancak yaratabileceği ek sorunlara ilişkin çok sayıda kanıt bulunmaktadır. iyileşmeyen ve tedavilerinde zorluklar yaşanan şizofreni hastalarında. p=0. Yöntem ve gereçler: Şizofreni veya şizoaffektif bozukluk tanılı hastalar aldıkları antipsikotik tedavilere göre grup-landırılarak. hastalık şiddeti. p=0. bilişsel işlevler. QLSS skoru düşük saptanmıştır (p=0. yaşam kalitesi . UKU Yan Etki Değerlendirme Ölçeği (UKU-SERS) ve nörobilişsel testler kullanıldı. antikolinerjik (p=0. çoklu antipsikotik tedavisinin. Meliha Diriöz.SÖ 14 Şizofreni ve Şizoaffektif Bozukluk Hastalarında Çoklu Antipsikotik İlaç Tedavisinin Etkileri Deniz Ceylan. p=0. işleyen belleği. Klinik ölçümlerde. Çoklu antipsikotik kullanan grup (n= 59) ile tek antipsikotik kullanan grup (n=39) arasında çalışabilirlik (p=0. Ahmet Topuzoğlu. bilişsel işlevlere ve yan etki profi-line etkisininin incelenmesi amaçlanmıştır.04. Bu araştırmada. sözel öğrenme ve belleği değerlendiren testlerde bozulmada artış istatistiki olarak anlamlıdır. Çoklu antipsikotik uygulamasının hastalığın kliniğine etkilerinin değerlen-dirilmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. yaşam kalitesine. İşlevselliğin Genel Değerlendirmesi Ölçeği (İGD). tek bir hastada iki ya da daha fazla antipsikotiğin bir arada kulla-nılmasını ifade etmektedir. Çoklu antipsikotik tedavisi alan grupta yürütücü işlevleri.2 saptanmıştır.05. klinik parametreler ve nörobilişsel işlevler açısından karşılaştırıldı. Şizofreni Hastaları için Yaşam Niteliği Ölçeği (QLSS).01). yaşam kalitesi. Tartışma ve sonuçlar: Çoklu antipsikotik tedavisi alan hastalarda yaşam kalitesi düşük saptanırken.01). PANSS (Pozitif ve negatif semptom skalası). nörolojik ve otonomik belirtiler alt ölçek puanları çoklu antipsikotik kullanan grupta yüksektir (sırasıyla. polifarmasi. Bu nedenle klinisyenlerin. çoklu antipsikotik tedaviler kullanırken daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. DEÜTF Psikotik Bozukluklar Polikliniği’nde çoklu antipsikotik uygulama sıklığının değerlendirilmesi. yan etki oranı. Zeliha Ersoy Sayın. yan etki oranları daha yüksek saptanmıştır.

PANEL ÖZETLERİ .

cinsel ve ekonomik şiddet şeklinde. . ev içinde.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Çatışmanın Çözdüğü Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Altan Eşsizoğlu Şiddet. çocuğa. iş yerinde. yapılan araştırmaların verileri üzerinden ülkemizin silahlı çatışma yaşanan bölgelerinde. özellikle zorla yerinde edilme sırasında yaşanan şiddet ve mağdur olan sosyallik üzerine etkileri üzerinde durulacaktır. fiziksel. davranışın yöneldiği kişiler açısından. mağdur ve zaman zaman fail konumundaki kişilerin oluşturduğu sosyalliğin ilişkileri ve değer yargıları üzerinde etkilere neden olur. kadına. Silahlı çatışmaların yaşandığı coğrafyalar. Kullanılan yöntem açısından. şiddetin her biçimi bakımından uygun bir vasat sağlar. sokakta şiddet şeklinde sınıflandırılır. kişinin bedensel ve/veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren davranış olarak tanımlanmaktadır. Bu bölgelerde yukarıda sınıflandırıldığı şekli ile şiddetin bütün biçimlerinin uygulandığı görülür. uygulandığı mekan bakımından. yaşlıya yönelik şiddet. Şiddetin silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde kendisini yeniden ve yeniden üretiyor olması. Bu sunumda. psikolojik.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Bir Türkiye sorunu olarak ülke içinde yerinden edilme Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : A. Tamer Aker .

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 01 Türkiye'de Şiddetin Toplumsal Haritası Kayıplarla yaşamak Oturum Başkanı Panelist : Can Cimilli : Ümit Biçer .

Bu kuramcılar. Rüyaların oldukça sade ve öz metaforlar olarak işlev gördüklerine hatta modern psikodinamik rüya kuramının bu amaçla kullanılmasıyla danışanın kendisine özel bilişsel örüntülerinin ve anlamlarının açığa çıkarılabileceğini savunurlar. 16. Beck’in ilk kuramı psikopatolojideki bilişsel etkenleri iki ana kavramla açıklar: 1) zihindeki anlık düşünce ve imgelerden oluşan ve duygularla yakından ilişkili olan otomatik düşünceler ve 2)Bunların oluşumuna yol açan ya da kaynağı olan örtük bilişsel yapılar (şemalar). Bilişsel kuram rüyaların da otomatik düşüncelerin üretimine yol açan sürecin ürünü olduğundan hastanın psikolojik süreçlerini anlamak için çok uygun bir materyal olarak görür. bilinçliliğin kıyısında yer alan ve kendisini otomatik düşünceler ve gündüz rüyaları biçiminde ortaya koyan uyanık yaşamdaki kişiye özel bilişsel örüntüyle. Rosner RI (2002) Aaron T. danışanların rüyanın öznel ve metaforik yanlarının araştırılmasından daha çok yararlanacaklarını öne sürmektedirler. rüyaları da bu iki kavramla ilişkili görür. ve arzuları yansıttığı. uykudaki rüyalardaki içerik ve akış arasında bir süreklilik benzerlik olduğuna inanıyordu. rüyaların bireyin otomatik düşünce içeriği ve şemaları konusunda zengin bir kaynak olduğu konusunda hemfikirdirler. Beck. 7-21 . rüyaların içerikleri açısından otomatik düşüncelerin akrabası olduğu ve irrasyonel bilişlerle bir başka deyişle şemalarla ilişkili oldukları ve her ruhsal rahatsızlık için o duruma özgü bir örüntü gösterdikleri biçimindedir (1). Bilişsel kuram içinde birbirinden rüyalara farklı açılardan yaklaşan bilişsel kuramcılar olmakla beraber sonuçta bütün bilişsel kuramlar rüyaların bilinçli uyanık yaşamımızdaki kaygılar. Bilişsel kuram içerisinde rüyalarla ikinci bir yaklaşım türü ise günümüz bilişsel terapistleri içinde yapımcı (constructivist) ekole yakın duran terapistlerin yaklaşımıdır. endişeler. Bilişsel rüya kuramı. anlaşılmaları için karmaşık yorumlara gereksinim olmadığını öne sürmüştür. Beck’s Dream Theory in Context: An Introduction to his 1971 Article on Cognitive Patterns in Dreams and Daydreams. Rüya çalışmaların sonuçlarına dayalı olarak Beck’in geliştirdiği bilişsel rüya kuramı. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly. Bilişsel kuram rüyalara bu bakışı ile psikanalizin savunduğu biçimde rüyaların uykunun gardiyanı olmak gibi herhangi bir ruhsal işlevi olmadığını. Kaynaklar 1.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Bilişsel Davranışçı Terapi Açısından Rüyalar Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hakan Türkçapar 1959 yılında Aaron Beck’in psikanalizle ilgili şüpheleri ortadan kaldırmak ve psikanalitik kuramın geçerliliğini bilimsel açıdan göstermek için giriştiği rüya çalışmasının sonuçlarının psikanalitik varsayımları yanlışlaması onun yeni bir kuram olan bilişsel kuramı ortaya koymasında en önemli etken oldu.

P 02 Psikoterapide Bır Araç Olarak Rüyalar Psikoterapide Rüyalarla Çalışmak: Yeni Bir Yaklaşım Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Hayrettin Kara 10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 Rüyalar önemlidir. rüyalar ele alınmaksızın tamamlanan bir terapi ‘eksik kalmış bir terapi’dir. Rüyaların göz ardı edilmesi bu iç konuşmaların bir bölümünün hatta daha zengin ve yaratıcı olan bölümünün ihmal edilmesi anlamına gelir. Bir terapist rüyaların önemini kuramsal tartışmalarla değil ancak onlarla çalışarak kavrayabilir. duyguların betimlenmesi. Anlayamadığını saçma olarak nitelendirip göz ardı edilebilir kılmak uyanıklık zihninin çalışma ilkelerinden biridir. simgesel. metaforik bir dille kendi kendine konuşmasından başka bir şey değildir. problem çözme çabası. planlama. kendine özgü dili göz ardı edilip uyanıklık dil yapısı üzerinden çözümlenmeye çalışıldığında anlaşılmaz kalırlar. sürüp gider ama farklı bir dille. Bu yaklaşımın iki temel kabulü vardır. Ama rüyalara ulaşmamızı engelleyen asıl yanılgı onların bir benliğin eylemi olduğunu göremeyişimizdir. Doğal olarak her iki yaklaşım da klinisyenlerin rüyalara karşı mesafeli durmasına yol açmaktadır. Bunca önemine karşın uygulamalarında rüyalara gereğince yer veren terapist sayısı şaşılacak düzeyde azdır. nedenselliğin baskın olmadığı. Benliğin kendi kendine konuşmalarının (hem uyanıklıkta hem uykuda) anlaşılmasının terapi için ne denli önemli olduğu açıktır. Rüyalarla daha etkin çalışabilmek için yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Uyanıklık düzeyinde benliğin kendi kendine konuşmalarının içerik ve biçim olarak farklı kategorileri vardır. Bazı klinisyenler rüyaları biyolojik bir artefakt ya da zihinsel işleyişin atıkları gibi görme eğilimindedir. 2-Rüyalar uykudaki benliğin metaforik ve sembolik bir dille kendi kendine konuşmasıdır. Bu sunuda rüya merkezli sürdürdüğüm terapötik çalışmalara dayanarak oluşturduğum kendi yaklaşımımı paylaşacağım. kırılmışlıkların incinmişliklerin azaltılma çabası. Nedenleri ne olursa olsun bu durum rüyalara ilişkin geçerli ve işe yarar bir kavrayış geliştiremediğimizi gösterir. Öyle önemlidir ki. . istek doyurma gibi. Oysa hiç kimse rüyanın içindeyken yaşadıklarına saçma demez. Rüyaların büyük kısmı uykuda da etkinliğini sürdüren bu benliğin görsel. Bir tür konuşma olan rüyalar. Belli bir deneyimden sonra bu iç konuşmaların içeriklerini ayırt etmek hiç de zor değildir. Uykuda bu iç konuşmalarımız tümüyle kesintiye uğramaz. Terapinin ana malzemesi bu iç konuşmaların içeriğidir. uzay zaman bağlantılarının önemini kaybettiği metaforik bir dil. Gün içinde tam farkında olmasak da sürekli kendi kendimize konuşup dururuz. Çünkü rüyadaki kendilik ne konuştuğunu bilmekte ve kendi konuşmasını anlamaktadır. uykuda da etkin biçimde varlığını sürdürdüğünü göremememizden kaynaklanmaktadır. Rüyalar sıklıkla bu ilkenin kurbanı olur. 1-Benlik uykuda da varlığını etkin biçimde sürdürür. duyguları verbal imajlara yükleyip onlara akışkanlık kazandırma çabası. Bunu kavradığımız zaman terapide rüyalarla çalışmak yararlı ve nispeten kolay bir uğraşa dönüşecektir. Kimi klinisyenler de bir taraftan indirgeyici bir tutumla rüyaların anlamını daraltırken diğer taraftan da rüyaları ancak özel yöntemlerle çözümlenebilecek bir gize dönüştürmektedirler. Kanımca bütün bu yanılgılı yaklaşımlar benliğin (kendiliğin). Nasıl uyanıklık yaşantımızın merkezinde bilinçli bir benlik varsa uykudaki rüya yaşantılarımızın merkezinde de bilinçli bir benlik vardır. Aynı şekilde rüya düzeyindeki benliğin kendi kendine konuşmalarının da farklı kategorileri vardır.

mazokistik karakter ve negatif affektin varlığı suicide eğilimi ile korelasyon göstermektedir. öğrenme gibi çok sayıda işlevi tanımlanmıştır. Travma ve duydudurum bozukluğu hastalarında kabuslar ve suicid davranışı arasındaki ilişki kayda değerdir. Bu bulgular suicidal hasta da dahil. boşanmış bireylerde yapılan izleme çalışmalarında önceki eşin rüya içeriğinde hakim oluşunun depresyondaki remisyon oranlarıyla korelasyon göstermesi rüya bilincinin uyanıklık bilinciyle bağlantılı olduğunun klinik kanıtlarıdır. Depresyonlu hastalarda rüya hatırlama sıklığının artışının depresyondaki düzelmeyle ilişkili olması. REM yoğunluğunda artma gibi) suicidal davranışla ilişkili bulunmuştur. emosyon regülasyonu. REM uykusu bölünmeleriyle elde edilen rüya içerik analizleri terapinin seyrinde yol gösterici olabilir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 02 Psikoterapide Bir Araç Olarak Rüyalar Rüya bilinci Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Bilici : Mehmet Yücel Ağargün Rüyaların problem çözme. Depresyona özgü REM uykusu değişiklikleri (REM latensinde kısalma. melankolik depresyonda sabah erken uyanmalarının negatif rüya affektinin giderilmesine yönelik olduğunun ortaya konulması. rüyaların terapide gündeme getirilmesi gerektiğini ve rüyaların terapide kullanılabileceğini göstermektedir. gecenin ikinci yarısında REM bölünmeleriyle elde edilen içerik analizlerinde. Rüyalarda metakognisyonun rüya-terapi ilişkisine nasıl yansıtılabileceği konusu. hafızanın restorasyonu. Beyin görüntüleme çalışmalarında gösterilen ve elektrofizyolojik olarak REM uykusu ve uyanıklık bilinci sırasındaki patern benzerlikleri de bu ilişkinin göstergeleridir. Metakognitif süreçlerin uyanıklıkta olduğu kadar rüyalarda da söz konusu edilmesi gerektiğine ilişkin kanıtlar da giderek artmaktadır. Negatif rüya affekti ve REM özelliklerinin depresyonda klinik değişkenlerle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Psikoterapide rüyaların kullanımı bu bakış açısıyla bakıldığında oldukça anlamlıdır. Bunun ötesinde. üzerinde tartışmaya değer. . travmatik olaylar sonrasında ve akut ve post travmatik stres bozukluğu ve disosiyatif bozukluklarda travmatik olayla ilişkili kabusların sık olarak ortaya çıkması ve bunların flashbacklerle ilişkili olması.

Komorbidite ve tedavi edilip edilmediği bu oranları etkilemektedir. Madde kullanımı. kazalar. Suç Davranışı Ve DEHB Tedavi Edilmeyen DEHB İle Gençlik Dönemi Suç Ve Davranım Bozukluğu İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Bengi Semerci DEHB tedavisine erken başlanması prognoz açısından önemlidir. aile ve yaşlılarla problemler. madde ve alkol kullanımı ile yasalarla başa girme sık görülür.silah kullanma. Davranım Bozukluğunun olumsuz yönleri son derece zararlı olabilir. Fiziksel saldırganlık ve şiddet her iki sorunda da görülmekte ancak birlikte olduklarında artar.hırsızlık. Bu sonuçlar. Tedavi edilmeyen DEHB %25-50 oranlarında davranım bozukluğu gelişmektedir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. bireysel koçluk DEHB bulgularıyla baş etmenin yanı ısıra. . agresyon.sık kavgaya karışma. Yapılan bir çok araştırma bu &4 ile %72 arasında değişen oranlar bildirmiştir. İlaç tedavisi. Ayrıca DEHB nöro-kognitif defisitler ve suç araştırılması gereken konulardan biridir. davranım sorunları.Bu çocuklarda alkol kullanımı. aile terapisi. Her iki bozukluk birlikte görüldüğünde bulgular ağırlaşmakta ve daha erken yaşta başlamaktadır.4 oranında DEHB saptanmıştır.yalan söyleme.yasallarla sorun yaşama.kız çocuklarda %6-%34 suça karışma oranları saptanmıştır.davranım bozukluğundan sonra dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun da suçu önleme çalışmalarında dikkate alınması gereken bir sorun olduğunu göstermektedir. Tedavi edilmeyen DEHB de akademik başarı düşer. cinsel suçlar gibi sorunlar saptanmıştır. Suça sürüklenmiş 52 çocuk ve ergende yapılan değerlendirmede %40. Ayrıca çocuk yaş grubunda DEHB tanısı konulmuş ancak ailelerinin istememsi nedeni ile tedavi edilememiş 15 çocuk. tedavi edilmemiş DEHB de sık görülür ve bu bulgular suç ile bağlantılıdır. Eğitimden uzaklaşma. alkol kullanımı. tanı konulmasından 5-8 yıl sonra aynı klinisyen tarafından yeniden değerlendirilmiştir. davranım bozukluğu gelişimini engelleme için de önemlidir. DEHB olan erkek çocuklarda %1-18.

8-48. daha saldırgan bir şekilde araç kullandıkları. Tedavi edilmeyen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun bedeli ve tedavide yenilikler. 4:16-24. DEHB. Variables associated with physical fighting among US high-school students. aşırı hız. 2. Suç Davranışı Ve DEHB Farklı Örneklemlerde Şiddet Ve Suç Davranışına DEHB’nin Etkisi Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Cengiz Tuğlu Hem genel popülasyonda hem de gençlerde görülen şiddet davranışı ölüm veya yaralanmalarla sonuçlanan önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Public Health 2012. Adamson S Muula. Şiddet davranışı sergileyen ve buna maruz kalan kişi profilleri incelendiğinde birçok risk faktörünün varlığı ve benzerliği göze çarpmaktadır. İzlanda’da tutuklular üzerinde yapılan bir çalışmada. Attention deficit hyperactivity disorder (ADHD). dürtüsellik. sosyal bilişsel veya bilgi işlem süreçlerinde yetersizlikler. Donnelly PD. Tüm bunlara rağmen suç davranışı ve yasal sorunlar yaşamanın.1. 47(1):64-8.5’inin de erişkinlikte DEHB tanı ölçütlerini karşıladıkları belirlenmiştir (2). 4. Yine de unutulmaması gereken risk faktörlerinin şiddet davranışının bire bir nedeni olmayıp. Clinical Practice and Epidemiology in Mental Health 2008. davranış/dürtü kontrolünde güçlük. geçmişte şiddete maruz kalma veya dahil olma. antisosyal inançlar ve tutumlar. Williams DJ. Newton AK.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. semptomu olmayan mahkumlara göre hapishanede disiplinini bozan davranışlarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (3). Young S. DEHB’nin “Dikkatsizliğin Önde Geldiği Tip” inde ise bu durum kontrollerden farklılık göstermemektedir. Tutuklular üzerinde yapılan bir diğer çalışmada . Seter Siziya. How do ADHD symptoms relate to personality among prisoners? Pers Individ Dif 2009. DEHB semptomlarına sahip mahkumların. Baskı. Ankara: Türkiye Klinikleri. davranım bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu ile ilişkili görünmektedir. Daha çok tutuklular üzerine odaklı bu çalışmalar kadar genel toplumsal yaşam içerisinde DEHB’lilerin şiddet ve suç davranışları açısından değerlendirilmeleri de oldukça önemlidir. Rudatsikira E. Bu konuda yapılan çalışmalarda. s. Sigurdsson JF. Kaynaklar 1. eğilimi artıran göstergeleri olduğudur. trafik ışıklarında bekleyememe. Örneklemek gerekirse son yıllarda DEHB’li olguların yaptıkları motorlu araç kazaları üzerinde önemle durulmaktadır. DEHB. psikiyatrik tedavi öyküsü. Saldırganlık. Peersen M. Veriler. Çocukluktan itibaren DEHB ile birlikte davranım bozukluğu olan olgular yasalarla sorun yaşama açısından daha fazla riske sahip iken. Turgay A. DEHB olgularının daha kötü sürücü davranışları gösterdikleri. DEHB olgularında normal kontrollere göre daha sık olduğu bilinmektedir. 126(4):343-8. aile içinde çatışma ve şiddete maruz kalmadır(1). tutukluların %52. Bu risk faktörleri. kontrol grubuna göre. Gudjonsson GH. Gordon V. antisosyal davranış ve şiddet davranışı. zamanı ayarlamama. bunların %62. daha fazla araç kazası ve bedensel yaralanma riskine sahip olduklarına işaret etmektedir. . geç kalma. 3. yolunu kaybetme ve telaşlı dönüşler yapma gibi nedenlerden dolayı bu olguların sürücülük kalitelerinin düştüğü görülmüştür (4). Bu sunumda iki farklı örneklem grubunda (biri “DEHB tanısı alan üniversite öğrencileri üzerinde” diğeri “DEHB tanısı almış olan çocukların yine DEHB tanısına sahip ebeveynleri üzerinde”) gerçekleştirdiğimiz araştırmaların verileri ışığında şiddet ve suç davranışı ele alınacaktır. öğrenme güçlüğü. madde. 2009. alkol veya sigara kullanımı. küçük yaşlarda saldırgan davranış öyküsü bulunması. duygusal stresin fazla oluşu. Exploring the relationship between ADHD symptoms and prison breaches of discipline amongst youths in four Scottish prisons. düşük IQ.2’sinin çocukluklarında Wender Utah Ölçütlerini.

2001. Kristiansson. Pajonk. erişkin bireylerin kendi bildirimleri ile yapılan suç eylemleri ile yine aşırı hareketli ve dürtüsel belirtilerin doğru orantılı olduğu gösterilmektedir.. 2) Siponmaa. buna karşılık Almanya ‘da tutuklu ergenler ile yapılan bir çalışmada bu oran DSM IV ölçütleri kullanıldığında %45 oranında saptamıştır. Journal of the American Academy of Psychiatry and the Law. DEHB ‘nin yaygınlık oranının bu kişilerde %14-19 aralığında olduğunu tespit etmektedir. et al.Siponmaa ve ark. farklı ceza hukuk sistemlerinin varlığı. International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology. Suç işlemiş bireylerde yapılan çalışmalarda %4-%72 arasında geniş bir yaygınlık aralığı tespit edilmesinin nedenleri çalışmanın yapıldığı örneklemin farklılığı. Retz-Junginger. 254. W. olguların yaş ortalamalarındaki farklılık ve tanı için kullanılan araçlardaki farklılıklara bağlanabilir. Çocukluk çağında DEHB tanısı alan bireylerin takip çalışmalarında bu kişilerin tanı almayan kişilere göre daha fazla adli olaya karıştıkları. 1997) Ergenlerde yapılan çalışmalar özellikle aşırı hareketli-dürüsel alt tip’in ilerideki tutuklanma oranları ile korelasyon gösterdiğini. Hengesch. 201-208. 3) Vitelli. F. 40. 1999).(%10) Tutuklu kişilerde yapılan çalışmalarda varılan ortak nokta DEHB tanısı ve eşik altı DEHB belirtilerinin tutuklu kişilerde normal populasyona göre anlamlı derecede daha yüksek oranda %15-41 oranında saptanmıştır. C . 1996). Psychometric and psychopathological characterization of young male prison inmates with and without attention deficit/hyperactivity disorder. J. G. Tüm bu verilerin ışığında çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamında DEHB’yi tanımak ve etkili bir biçimde tedavi etmek toplum sağlığı açısından ve koruyucu hekimlik açısından önem taşıdığı ortaya çıkmaktadır.. Hengesch.. A.Thome. 263-271.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 3 P 03 Araştırma Verileri Işığında Şiddet. (1996). Schneider. & Lambert. Vitelli.. DEHB tanısının suç işleme açısından öngörücü bir gücü olup olmadığının araştırıldığı bir çalışmada DEHB ‘nin işlenen suçun niteliği ve biçimi ile ilgili öngörücü bir gücünün bulunmadığı ancak suçun niceliği-eylem sayısı ile ilgili olduğu öne sürülmektedir. C. M.. 29.. P. (2004). Juvenile and young adultmentally disordered offenders: The role of child neuropsychiatric disorders. 420-426. M.. Kadın olgularda da DEHB ‘nin adli olgularda daha sık gözlendiği belirtilmiştir. &Gillberg. L.1 yaygınlık göstermesine karşılık DEHB öyküsü bulunan bireuylerde bu oarn %47 gibi yüksek bir rakamdır. (2001).4 ) bulunan DEHB ‘nin fenomenolojik özellikleri adli olgular açısından önemli yansımalara sahiptir. R. Benzer bir diğer veriş ise herhangi bir nedenle tutuklanan bireylerin toplumda %2.. Kısa Kaynakça: 1) Retz. Ancak her koşulda adli olgularda DEHB yaygınlılığının toplum geneline göre daha yüksek olduğu sonucuna varılabilir. Suç Davranışı Ve DEHB Adli Olgularda DEHB:Bir Toplumsal Sağlık Sorunu Ve Koruyucu Hekimlik İlkeleri Açısından DEHB ‘Yi İyi Tanımak Ve Tedavi Etmek Oturum Başkanı Panelist : Ercan Abay : Umut Mert Aksoy Toplum genelinde erişkin yaşamdaki tüm psikiyatrik bozukluklar göz önüne alındığında önemli bir yaygınlık oranı (%4. 2004. Jonson.. toplum genelinde %1 olan tutuklanma oranlarının DEHB tanısı bulunan erişkin bireylerde %21 olarak tespit edildiği bildirilmektedir.Hartsough. . G. (Babinski. Retz-Junginger. European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience... Suç işlemiş bireylerde yapılan büyük çalışmalar. (Retz. (Satterfield & Schell. Prevalence of childhood conduct and attention-deficit hyperactivity disorders in adult maximum-security inmates. Nyden.

& Schell. 1726-1735.Childhood conduct problems. L. 5) Babinski. A. Hartsough.. M. N. 36. H.40. (1997). .and inattention as predictors of adult criminal activity. 347-355. C. (1999). J. hyperactivityimpulsivity.Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry.4) Satterfield.. M. A prospective study of hyperactive boys with conduct problems and normal boys: Adolescent and adult criminality. S. & Lambert.. Journal of Child Psychology and Psychiatry.

dürtüselliğin farklı alt tiplerini ve kendini bildirim ölçeklerinin kaçırmış olduğu endofenotip özellikleri değerlendirmek mümkün olmaktadır. Karar verme ise.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Bipolar Bozuklukta ''Karar Verme. Bekleme. eylemleri seçme ve düzenleme. nörobilişsel işlevlerde bozulmanın belirgin olarak göze çarptığı bir hastalıktır. yapılan eylemin sonuçlarına karşı duyarsızlık olarak tanımlanabilir. Bipolar tanılı hastalar geçmiş deneyimlerinden elde ettikleri bilgiyi. risk alma. hastaların özkıyım girişimlerinin önüne geçilmesi ve tedavide yeni yaklaşımların geliştirilmesi için yol gösterici olacaktır. mani. Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ–11) dürtüsellik düzeyini ölçmede kullanılan en yaygın kişisel bildirim ölçeğidir. . Dürtüselliğin bipolar bozukluğun psikopatolojisindeki çekirdek rolünün kalıtılabilen bir özellik olarak anlaşılması. dürtüsellik bir eğilim ve davranış paternidir. BART testinde olduğu gibi riskli karar verme ile öğrenme (davranışı geçmiş deneyimlere göre düzenleme) ilişkili görülmektedir. Dürtüsellik ile ilgili çalışmalar genelde kendini bildirim ölçekleri ile yürütülürken risk alma eğilimi ve karar verme ile ilgili çalışmalar laboratuar temelli davranış testleri ile yürütülmektedir. Bipolar tanılı hastaların BDÖ–11 skorları. bellek ve geriye dönük öğrenme ile ilişkili görülen bir endofenotiptir. Davranış testleri ile BDÖ–11 ile ölçülen dürtüsellik düzeyinden farklı olarak. depresyon ve ötimi döneminde de artmaktadır. bilişsel ve nörofizyolojik yönleri olan bir kavramdır. kendilerine rehber ya da uzun zamanlı strateji olarak kullanmada güçlük yaşamaktadırlar. Bipolar tanılı hastalarda karar vermede bozulma. ailesellik özelliği taşıyan aday bir endofenotiptir. Önceki çalışmalar bipolar bozukluk tanılı hastalarda dikkat. Risk alma davranışı. seçilmiş stratejik cevap olarak varsayılırken. risk taşıyan bireylerde erken tanı sağlanması. Dürtüsellik ve Risk Alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegül Özerdem : Ceren Hıdıroğlu Bipolar bozukluk. sonuçları değerlendirme süreci anlamına gelmektedir. Dürtüsellik ve risk alma davranışı birbirine benzer özellikler gibi olsa da farklılaşmaktadırlar. yürütücü işlevler ve bellek alanlarındaki bozulmaya odaklanırken. Bipolar bozuklukta artmış dürtüsellik. Bipolar bozuklukta dürtüsellik. Bizim çalışmamızda bipolar tanılı ötimik hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarının BART testinde başarısız denemelerden sonra davranışlarını düzenlemede sağlıklı kontrollere göre daha başarısız oldukları görülmüştür. Bipolar bozuklukta dürtüsellik karar vermedeki zayıflama ile de ilişkili görülmektedir. hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabaları ve sağlıklı kontrollerde yapılmış iki ayrı çalışmaya ait veriler sunulacaktır. Bu sunumda konuyla ilgili literatürün ölçme yöntemleriyle birlikte kritik olarak sunumu yanı sıra grubumuz tarafından gerçekleştirilmiş dürtüsellik ve risk alma davranışı üzerine bipolar ötimik hastalar. Balon Analog Risk Testi (BART) kendini bildirim ölçeklerinden farklı olarak risk almayı davranışsal olarak değerlendiren laboratuar temelli bir ölçümdür. Dürtüsellik davranışsal. ileriyi düşünmeden harekete geçme eğilimi. ötimi de iken bile yüksek bulunmaktadır. Dürtüsellik düzeyinin hastalığın semptom şiddetinden ve hastalık dönemlerinden bağımsız olması dürtüselliğin bipolar bozukluk için çekirdek özelliklerden biri olduğu görüşünü desteklemektedir. tercihleri sıralama. son zamanlarda ötimi döneminde de devam eden dürtüsellik. karar verme mekanizmaları ile ilgili bozulmalara dikkat çekmektedirler. alınacak hazzı erteleme ve uygunsuz davranışı baskılamada güçlük.

Bu davranış hem kazanma hem de kaybetme ile ilgili karar verme mekanizmalarının bozulmasına bağlı olabilir. . metakognitif yargılamalarda etkili olmayacağı düşünülmüştür. Karar vermeyle birlikte risk almadaki değişmeler DEHB için trait özellik gösteren bir bozulmayı işaret edebilir. DEHB’de karar vermenin yürütücü fonksiyonlarla ilişkisi desteklenirken. Yapılan bazı çalışmalarda. dürtüsellik ve risk alma'' Oturum Başkanı Panelist : Ayşegü Özerdem : Devran Tan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'nda (DEHB) ''karar verme ve içeriğinde dürtüsellik ile risk alma'' nın nöropsikolojik test ve beyin görüntüleme çalışmalarıyla değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. DEHB’si olan grupta kontrollere göre risk alma davranışında artış bulunmuştur.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk Ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar DEHB'de ''karar verme.

sonuçların değerlendirilmesi ve ders alma gibi basamaklardan geçildiği düşünülmektedir. dürtüsellik. .10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 04 Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Karar Verme Mekanizmaları: Benzerlikler Ve Farklılıklar Karar Vermede “Kognitif Model” Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Karar verme birçok alternatif durum ya da senaryo içinde seçim yapmak ile sonuçlanan mental süreçleri içerir. Psikiyatrik bozuklukların başka kognitif bozukluklar. kararın verilmesi. risk alma davranışı gibi özellikleri nedeni ile bu basamaklar ve algoritma yeterince dikkate alınamayabilmektedir ve dolayısıyla bu basamaklar yeterince uygulanmadan. Bu nedenle birçok kognitif faaliyette yer alan temel bir bileşendir. bilgi toplama. eksik değerlendirmelerle karar verilebilmektedir. artıların ve eksilerin belirlenip değerlendirilmesi. alternatiflerin yolların saptanması. Bu konuşmada karar vermeyle ilgili kognitif süreçler ve karar vermenin incelenebileceği kumar testleri gibi nörokognitif testler ele alınacaktır. Amacın ve önem sırasının belirlenmesi.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Çocuk Psikiyatrisinde Şiddet Davranışının Öne Çıktığı Durumlara Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat :Ayten Erdoğan Son yıllarda çocuk ve gençlerde şiddet davranışının ortaya çıkmasında rol oynayan faktörleri belirlemeye yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. fakirlik gibi çevresel faktörler olduğunu belirttiler1. a New Beginning. bu faktörlerin etkileşimi üzerinde durulacaktır. London: Routledge. Daha önceden yapılan çalışmalar şiddet davranışı ortaya çıkmasında rol oynayabileceği düşünülen sosyal ve çevresel konular üzerinde yoğunlaşmıştır. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving. Toplanan veriler birlikte değerlendirildiğinde şiddet ve suç davranışının biyolojik. sosyoekonomik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığı kabûl edilmektedir2. genetik ve nörofizyolojik faktörlerin de belirlenmesi ile sosyal ve çevresel faktörlerin tek belirleyici olmadığı gösterildi. Second Edition. Ancak son yapılan çalışmalarda şiddet ve suç davranışının oluşmasına neden olan biyolojik. Price J (2000) Evolutionary Psychiatry. New York: The Guilford Press. . Bu çalışmalar şiddet ve suç davranışının oluşması için başlıca risk faktörlerinin sosyal eşitsizlik. Kaynaklar 1-Stevens A. Bu panelde çocuklarda şiddet ve suç davranışının ortaya çıkmasında rol oynadığı belirlenen biyolojik ve sosyoekonomik faktörler açıklanarak. 2-Solomon J.

çocuklarda. New York: Oxford University Press.50(9):533-540. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience.23(1):45-67. 2-Decety J. anksiyete. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. göç. and male-male competition in primates: where do humans fit in? Hum Nat. feodalite. Olsen R. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving.1 Bowlby. Bu belirsizliğin uzun sürmesi. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. 6-Rebollo-Mesa I. dezinhibisyon.3 Temel güven eksikliği. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur.7 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. New York: Oxford University Press. dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu hâl maalesef bunun bir vakıa olarak karşımızda durduğunu göstermektedir. Testosteron. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. Hellzen O (2011) Management of person with dementia with aggressive and violent behaviour: a systematic literature review. Şiddetin ve vahşetin ortaya çıkışı. saldırganlık ise azalır. öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. Dolayısıyla. canine dimorphism. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. terör gibi stresörler en sağlıklı psişik organizasyona sâhip olan bireylerde dahi regresyona ve en hafifinden sekterliğe.6(2):153-162. amigdala cevabını arttırarak. P maddesi. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. 4-Plavcan JM (2012) Sexual size dimorphism. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar. norepinefrin saldırganlıkta artışla. Bir kere “güvensiz bağlanma” gelişince.5. Bunun psişik. New York: The Guilford Press. Hayvan çalışmaları. yemek bulmak için avcı agresyonu. 5-Enmarker I.4 Bâzı demanslı hastalardaki dezinhibisyon da böyle izah edilebilir. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. İnsanlarda. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp. sosyal. empati yeteneği bozulur. 3-Solomon J. en vahiminden de şiddete yol açar. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. Polderman T. hâttâ ontolojik olduğu kadar. Int J Older People Nurs. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir. başkalarının hakkını zedelemesi. östrojen. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur. Bu travmaların fazla olması. sadece insan doğasının özelliği değil.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Yetişkinlerde şiddet davranışının ortaya çıktığı durumlara evrimsel bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Mehmet Kerem Doksat Saldırganlık (agresyon). 6. Evrimsel skalada. bütün Homo sapiens sapiens birikiminin kaybı gibi görünse de. tehdit edici uyaranlara karşı. . anlamsızlık ve değerlerin kaybının kaçınılmaz sonucu şiddettir. Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. Moya-Albiol L (2010) [The genetics of human violence][Article in Spanish] Rev Neurol. özgüven. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. saldırganlık düzeyi yüksektir. evrimsel kökenleri de vardır. İnsanlarda ise.

. Krueger RF (2009) Triarchic conceptualization of psychopathy: developmental origins of disinhibition.21(3):913-938. and meanness. Fowles DC. Dev Psychopathol. boldness.7-Patrick CJ.

öfkeye karşı aşırı tepkisellik gösterir. çocuklarda. Dolayısıyla. östrojen. İnsanlarda. başkalarının hakkını zedelemesi. empati yeteneği bozulur. norepinefrin saldırganlıkta artışla. Hayvan çalışmaları. tehdit edici uyaranlara karşı.1 Bowlby. saldırganlık ise azalır. şiddetinin yüksek olması ve içerik açısından makûl ve mantıklı olmamasıdır. “normal” agresyon ve suç davranışı bir süreklilik içindedir. saldırganlık davranışında artışla ilişkili bulunmuştur. empati yeteneği ve özsaygıda geriye dönüşü zor olacak şekilde hasara yol açar. P maddesi. İnsanlarda ise. insan davranışı açısından “normal” agresyonla. ihmâl ve diğer zorlayıcıların. George C (2011) Disorganized Attachment and Caregiving.1 Testosteron. Kötü muameleye mâruz kalan çocuklar.2 Yetiştirme yurtlarında barınıp. amigdala cevabını arttırarak.1 Saldırganlık insanlarda serotonerjik aktiviteyle paralel olarak değişkenlik gösterir. Ruhsal hastalıkla ilişkili agresif davranışın en belli başlı özelliği ahlâkî değerler açısından uygun olmayıp. New York: Oxford University Press. özgüven. korku ve öfkeyi bir arada yaşarlar. Toplumsal mertebede aşağı sırada olan primatlarda serotonin düzeyi düşük. uzun süreli olarak terk edilme ve istenmeme duygusunu yaşamış çocuklar. tipik olarak “güvensiz bağlanma” gelişince. duygusal tepkileri arttırdığını göstermiştir. hayatın kaçınılmaz bir özelliğidir. Psikopati gelişen bireylerde de fiziksel/cinsel istismar ve ihmâl oranlarının yüksel olduğu bulunmuştur.3 Yetişkin bakım verenden mahrum kalarak büyütülen bebek rhesus maymunlarının korkutucu davranışlar ve kontrolsüz öfke sergilediği tespit edilmiştir. parçalanmış ailelerde “şefkat eksikliğiyle alâkalı psikopati” kavramını ileri sürmüştür. saldırganlık düzeyi yüksektir. New York: Oxford University Press. serotonin ve oksitosin ise agresif eğilimleri azaltmakla ilişkili bulunmuştur. Mertebe yükseldikçe serotonin düzeyi artar. . Evrimsel skalada. Bu travmaların fazla olması. Anne sevgisinden mahrum yetişmiş çocuklarda. anksiyete. patolojik değişkenleri arasında kesin bir çizgi yoktur. yemek bulmak için avcı agresyonu. 3-Solomon J.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 05 Şiddet Davranışının Evrimsel Kökenleri Anne Çocuk Arasındaki Bağlanmanın Niteliğinin Şiddetle İlişkisine Evrimsel Bakış Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Kerem Doksat : Neslim G. New York: The Guilford Press. Cacioppo J (2011) The Oxford Handbook of Social Neuroscience. cinselliğe ve üremeye yönelik interseksüel agresyon önemli yer tutar. Bu belirsizliğin uzun sürmesi.3 Kaynaklar 1-Brüne M (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry The Origins of Psychopathology. güvenli bağlanma geliştiren ergenlerin başa çıkma stratejilerinde daha az yersiz öfke davranışı sergiledikleri ve sorundan kaçmak yerine çözmeye çalıştıkları görülmüştür. 2-Decety J. Doksat Saldırganlık (agresyon). sadece insan doğasının özelliği değil.

Bipolar hastalarda rastlanan hiperkortizolemi ve deksametazon baskılanmaması korteksi glukokortikoid reseptörler aracılığıyla etkileyebilir ve hipokampusda nörogenezin down-regulasyonuna neden olabilir. Bipolar bozuklukta HPT ve HPA döngülerinde bozukluk olduğu bilinmektedir.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. endorfin ve diğer nöropeptidlerin değiştiğine dair bildirimler vardır. Nöropeptidler aktivitelerinin ve davranış modulasyonu etkilerinin klasik nörotransmitterlere göre uzun olması nedeniyle afektif bozuklukların tedavisinde ümit vadeden terapötik hedeflerdir. . Bu sunumun amacı bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidlerin rolünü tartışmaktır. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Bipolar bozukluk tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Aslıhan Sayın Hipotalamik-pitüiter-tiroid (HPT) ve/veya hipotalamik-pitüiter-adrenal (HPA) beyin sistemleri nöroendokrin stres yanıtlarında önemlidir ve bu nedenle duygudurum bozukluklarının patofizyolojisinde devreye girdikleri düşünülmektedir. Koritkotropin releasing hormon (CRH) antagonistleri tirotropin releasing hormonun (TRH) duygudurum dengeleyici etkisi olabileceği düşünülmektedir. Bipolar hastalarda vazopressin. somatostatin.

Buna karşın hedef reseptörlerine yüksek oranda özgüllük göstermeleri. dinorfin. nöropeptid Y. yan etkilerinin düşük düzeyde olması bu moleküllerin “ilaç” olarak avantajlarıdır. vazoaktif intestinal peptid. somatostatin. dolaşım ve sinir sistemlerinde yaygın olarak bulunan ve nörotransmitter.10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. nöropeptid reseptörlerini çeşitli MSS hastalıkları için önemli bir tedavi hedefi haline getirmiştir. güçlü etkinliğe sahip olmaları. nukleus akkumbens. . Bu nedenle nörotensin agonistleri şizofreni tedavisinde umut verici olarak görülmektedir. Taşikininler MSS’de nörotransmitter ve nöromodülatör görevler üstlenen bir başka nöropeptid grubu olarak son yıllarda dikkat çekmektedir. nörotensin. striatum ve substansia nigrada yoğun olarak bulunan kolesistokininin dopaminerjik sistem ile yakın ilişkisi olduğu gösterilmiştir. amigdala. enkefalinler). Benzer şekilde beyinde korteks hipokampus. lateral septum. substansia nigra ve ventral tegmental alanda yüksek konsantrasyonlarda bulunmaktadır. Bu sunumda nöropeptidlerin “ilaç” olarak özellikleri. Nöropeptidlerin merkezi sinir sisteminin (MSS) normal işleyişinde önemli görevlerinin olduğunun keşfi. çapraz reaksiyon ve ilaç etkileşimi açısından güvenilir olmaları. yukarıda bazı örnekleri verilen nöropeptidlerin olası “antipsikotik” etkinlikleri ve şizofreni tedavisinde neler vaat ettikleri tartışılacaktır. uygulama biçimindeki zorluklar. Nöropeptidlerin kimyasal açıdan in vivo ortamda kararsız olmaları. Buna karşın NK3 reseptör antagonisti talnetant’ın sistemik olarak uygulanması prefrontal kortekste dopamin ve hipokampüste noradrenalin seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır. kortikotropin serbestleştirici faktör. dokularda birikmemeleri. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Şizofreni Tedavisinde Nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Cem Cerit Nöropeptidler sindirim. sekretin. nöromodülatör ve hormon olarak işlev görebilen özel moleküllerdir. Bu nedenlerle NK3 reseptör antagonistlerinin şizofreni tedavisindeki etkinliği ilgi çekmektedir. Bunlardan ligandı nörokinin B olan NK3 reseptörlerinin uyarılması lokus seroleus’taki noradrenalin ve ventral tegmental alandan dopamin nöronlarının ateşlenmesine neden olmaktadır. Preklinik çalışmalar nörotensin uygulamasının antipsikotiklere benzer davranışsal etkiler ortaya çıkardığını göstermektedir. Şizofreni tedavisinde üzerinde durulan bazı önemli nöropeptidler şunlardır. MSS’de nörotensin sistemiyle mezokortikal ve nigrostriatal dopamin sistemleri arasındaki yakın ilişki ve ventral tegmental alan ile substansia nigradaki dopaminerjik nöronların %80’inde nörotensin reseptörlerinin bulunması nörotensinin şizofrenideki rolünü araştırma gereğini ortaya koymaktadır. opioid peptidler (endorfinler. kan beyin bariyerini geçişlerindeki zorluklar gibi bazı teknik sorunlar ilaç olarak kullanıma girmelerini zorlaştırmıştır. Kolesistokinin. Bunun yanında kolesistokinin reseptörlerinden CCKR1 polimorfizmi ile şizofreni arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Nörotensin MSS’de özellikle amigdala. interlökinler. tirotropin serbestleştirici hormon. taşikininler.

10 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 06 Nöropeptidler. Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yeni Farmakolojik Yaklaşımlar Anksiyete ve depresyon tedavisinde nöropeptidler Oturum Başkanı Panelist : Nevzat Yüksel : Nurper Erberk Özen .

Sporda şiddetle futbolda şiddet farklı şeyler mi? . siyasi ve hukuksal referanslar neler? .Futbol global bir şiddet yatağı mı? Yoksa yerel farklılıklar genelleme yapılamayacak kadar belirleyici mi? . ‘hukuki açıdan dokunulmaz bir alan’.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. besliyor mu? .Cinsiyetçi dilin eleştirisi mümkün mü? Yoksa sporun dili evrensel olarak problemli mi? . ama özel ve ‘biricik’ bir örnek olarak futbolda şiddetin psikolojik haritasını çıkarmak. ‘örgütlü şiddet’. ‘manipulasyon’. . şiddeti ‘ontolojik’ olarak mı yaratıyor. Tamer Aker : Bağış Erten Türkiye’de şiddetin üretildiği. spor sahalarındaki şiddetin ardındaki psiko-sosyal etkiyi hep beraber araştırmaya yönelik hazırlanmıştır. ‘nefret suçları’. ‘yönetenlerin şiddet politikaları’. ‘adalet eksikliği’.Son bir yılda yaşananların yarattığı özel bir travma var mı? Travma sonrası bozukluklarla baş etmek mümkün mü? Amaç bu soruların muhtemel cevaplarını aramak ve sporda. ‘travma sonrası stres bozukluğu’ gibi kavramlar bu sunumda ele alınacak temel konuların çerçevesini belirliyor. ‘kitle psikolojisi’. özel olarak futbolun özünde bir şiddet var mı? Futbol/spor. ‘linç kültürü’.‘Savaşın dili’. ‘Bölgesel mağduriyetler’. ‘sosyal patlamaları önleyici işlev’.Medya şiddeti yansıtıyor mu. körüklendiği. hatta yaratıldığı alanlardan biri futbol.Kamu gücünün ve kamuoyunun bu şiddet karşısında konumu ne? Şiddete bakışın genel hatları ne. ‘medya terörü’. Bu sunum temel olarak bunun nedenlerini hep beraber düşünmeye. Bunun spora özgü olduğunu söylemek zor.Türkiye’de şiddetin kökenleri dünyadaki şiddetin kökenleriyle eşleşiyor mu? Nerelerde ayrılıyor? . ‘homofobi’.Bir psiko-sosyolojik alan olarak futbolsever tipolojisi nedir? Zaman içinde nereye evrildi? . yoksa kültürel bir şeyden mi bahsediyoruz? . ‘cinsiyetçilik’. Çünkü diğer sporlara ‘sıçrayan’ şiddet de futbol kökenli.Şiddeti doğuran temel mağduriyet kavramları neler? . Nedenleri aranan sorulardan öne çıkanlar şunlar: .Türkiye’de taraftar stereotipi çıkarılabilir mi? Bölgesel/takımsal farklılıklar neler? .Sporun. ‘insiyaki’. ‘bireysel şiddet’.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. Tamer Aker : Itır Erhat .

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 07 Spor Ve Şiddet Oturum Başkanı Panelist : A. Tamer Aker : Kaan Arslanoğlu .

ve ark (2010) “Does internet reflect your personality? Relationship between Eysenc’s personality dimensions and internet use. O. Ögel K (2012) “İnternet Bağımlılığı: İnternetin psikolojisini anlamak ve bağımlılıkla başa çıkmak” İş Bankası Kültür Yayınları. Çoğu kullanıcı için internet önemli bir iletişim aracı. yüzyılın en önemli atılımlarından biridir. yoksa davranışsal bağımlıklar (kumar. Internet sözcüğü 1982’de ortaya çıkmış. Bireylerin teknolojinin etkisiyle dönüşen kendilik yapılarına dair kavrayışımızın artması klinik tanımlarımıza da iyileştirecektir. 4. (2012) Texting. H. yani kumar bağımlılığıdır (3). risk faktörleri ve tedavi önerileri belirlenmektedir (6). sexting and attachment in college students’ romantic relationships” Computer in Human Behaviors 28(2):444-449. (1999)“Virtual Addiction: Sometimes new technology can create new problems”.” Cyberpsychology and Behavior 12:1-5. Patolojik internet kullanımı araştırmaları sonucunda internet bağımlılığı için alt tipler. görsel uyaran. Başka bir deyişle. “Internet addiction: Metasynthesis of 1996-2006 Quantitative research. Bunların dışında bir görüşse. 6. Araştırmalar internet kullanımının hem sosyal psikolojik hem psikopatolojik boyutlarına odaklanmaktadır. Drouin M ve ark. internetten kumar oynamak. Tosun L. otonomi ve anonimi (gizlilik) kombinasyonu adeta psikoaktif bir deneyim yaratır.” Computer in Human Behaviors 26(2):162-167 5. İnternetin sunduğu uyarıcı içerik. Hızlı veri paylaşımı ve transferi sayesinde iş hayatında merkezi bir konumdadır. özellikle de bilgisayarlar ve internet bazı özellikleri nedeniyle kolayca bağımlık yapan araçlar gibi gözükmektedir. sorun internet bağımlılığı değil. Bununla birlikte uzmanların büyük bölümü internet kullanıcılarının %6-8’inin bağımlı olduğunu tahmin etmektedir (2). Greenfield D. iletişimin ve bilgi paylaşımının neredeyse sınırsız seçeneğini sunmasıyla git gide popülerleşmiştir. düşük fiyat. . hareketli bir iş alanı ve eğlenceli bir aktivitedir. 90’larda topluma ulaşmış. İnternet bağımlığı yeni bir kavramdır ve halen tartışmalıdır.5). ulaşımın kolay olması. internetin değişen teknolojiyle birlikte çağımızın norm yaşam biçimi olduğu. bağlanma stilleri. “Phenomenology of internet addiction” Internet Addiction Ed. bu teknolojiler aslında içinde yaşadığımız ve sevdiğimiz “hal”i etkiler ve olumsuz psikolojik etkilere yol açabilir(1). Byun ve ark (2008). pratiklik. Teknoloji. 2.vb) gibi bir dürtü kontrol sorunu mu olduğu konusu tartışılmaktadır.Klinik araştırmalarda karşılaşılan temel zorluk ise internet normal ya da sorunlu kullanımıyla ilgili standart kriterlerin olmayışıdır. kişilik tipleriyle internet kullanımları arasında anlamlı ilişkiler tanımlanmaktadır. Psikoaktif deneyim.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı Sanal Bağımlılığın Fenomenolojisi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Elif Mutlu İnternet 20.seks. Bilgiye ulaşmayı ve evden dünyaya açılmayı sağlayan internet günümüzde bir milyardan fazla insanın günlük yaşamında vazgeçilmez bir araçtır.P. Örneğin bu görüşe göre. p:85-94 3. moodu değiştiren. İnternetle ortaya çıkan yeni yaşam biçimi. ancak başka sorunların ortaya çıkmasına aracılık ettiğidir. Gresle C ve ark. kendilik ve ilişkiler algısı araştırılmaktadır. davranışları etkilenme potansiyeli olan yaşantılardır. Kaynaklar 1. Price ch 6. internet kullanımının kendi başına sorun olamayacağı. Kişilerin psikolojik profilleri. Sanal bağımlılığın kimyasal bağımlılıklardakine benzer şekilde bir bağımlılık mı. (4.

Madde bağımlılığı olanlarda alkol bağımlılığı olanlara göre daha yüksek yenilik arayışı puanı. düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği internet bağımlılığının şiddeti ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. Cloninger ve arkadaşları. Anahtar Kelimeler: İnternet Bağımlılığı.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet bağımlılığında kişilik ve dürtüsellik Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Ercan Dalbudak Young’a göre internet tıpkı kumar gibi bağımlılık yaratmakta ve internet bağımlıları çeșitli dürtü kontrol bozukluğu belirtileri göstermektedir. Her ne kadar bu kişilik özellikleri internet bağımlılığı ile ilişkilendirilse de bunun bir neden mi sonuç mu olduğunu söylemek zordur. Kişilik ve Dürtüsellik . daha düşük ödül bağımlılığı. Anderson. kendini aşma. sebat etme) ve üç karakter boyutu (kendi kendini yönetme. Yüksek yenilik arayışı. bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanan internet bağımlılığında da mizaç boyutu olarak öne çıkmıştır. Alkol bağımlılığının başlaması. zarardan kaçınma. patolojik internet kullanımı. Çalışmalarda internet kullanımına bağlı davranış problemleri. kendi kendini aşma) tanımlanmıştır. Bununla birlikte bu konuda çok sayıda literatür bulunmaktadır. kendi kendini yönetme ve iş birliği yapma puanları bildirilmiştir. internet bağımlılığının genel yapısının dürtü kontrol bozukluğu ile benzerlik gösterdiğini ve tanının DSM-IV-TR dürtü kontrol bozuklukları ölçütlerini temel alarak yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. bir çok komorbid psikiyatrik hastalığın eşlik edebildiği bir fenomen ve genel olarak bir davranışsal bağımlılık olarak tanımlanmaktadır. İnternet bağımlılığı ile kişilik arasındaki ilişkiyi araştıran az sayıda çalışma yapılmıştır. ve düşük ödül bağımlılığının ergenlerde internet bağımlılığı önemli bir yordayıcısı olarak saptanmıştır. problemli internet kullanımını kendi kendini yönetmenin nörotisizmden daha iyi bir belirleyicisi olduğunu belirtmiştir. kişiliğin iki temel bileşeni olan mizaç ve karakteri açıklayan boyutsal psikobiyolojik bir kişilik modeli geliştirmiş ve tanımlamıştır. Sonuç olarak internet bağımlılığı olanlarda dürtüsellik ve kişilik özelliklerinin belirlenmesi farklı tedavi yaklaşımlarının uygulanması ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinde yararlı olabilir. Cloninger’in kişilik modelinde ölçülen 4 mizaç boyutu (yenilik arayışı. işbirliği yapma. ödül bağımlılığı. Yinede alkol/madde bağımlılığında olduğu gibi bu kişilik özelliklerinin bu hastaların tanınmasında ve tedavisinde önemli bir rolü olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu nedenle herhangi bir madde kötüye kullanımını içermeyen internet bağımlılığına en yakın bozukluğun DSM IV’te dürtü kontrol bozuklukları bașlığı altında yer alan “patolojik kumar oynama” olması nedeni ile tanı kriterlerine buna uygun olarak uyarlamıştır. sürmesi ve relapsında etken olduğu düşünülen yüksek yenilik arayışı. İnternet bağımlılığı olan üniversite öğrencilerinde ise. Sonuç olarak internet bağımlılığı. Bağımlılık ve kişilik bozukluğu ile ilişkilendirilen düşük kendi kendini yönetme ve işbirliği yapmanın da benzer bir şekilde internet bağımlılığında da önemli karakter boyutları olarak dikkat çektiği söylenebilir. yüksek yenilik arayışı ve düşük ödül bağımlılığı olduğu bildirilmiştir. Ancak günümüze kadar internet bağımlılığı kavramı henüz resmi sınıflama sistemleri içerisinde tanımlanmamıştır. Ancak DSM IV’te tanımlanan bağımlılık ölçütleri sadece kimyasal maddeler için belirlendiğinden ve davranıșsal bağımlılıkları içermediğinden ve kimyasal olmayan davranıșsal bağımlılıklar DSM IV’te “dürtü kontrol bozuklukları” olarak değerlendirilmiştir. Shapira ve arkadaşları. Ayrıca dürtüsellik ve kişilik özelliklerine ilişkin bilgiler yüksek riskli hastaları tedavide kalmaya teşvik edecek tedavi planlarının geliştirilmesinde yardımcı olabilir. kendi kendini yönetme ve işbirliği puanları düşük bulunmuştur. Riskli internet kullanıcılarında ise normal internet kullanıcılarına göre ödül bağımlılığı. Son olarak Montag ve arkadaşları. DSM-IV madde bağımlılığı ölçütlerine göre internet bağımlılığını tanımlamıştır. Yüksek zarardan kaçınma. problemli internet kullanımı ve internet bağımlılığı olarak adlandırılmaktadır. zarardan kaçınma.

aile terapisi ve farmakoterapi yer almaktadır.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 08 Her Yönüyle İnternet Bağımlılığı İnternet Bağımlılığında Yaklaşım Ve Tedavi Oturum Başkanı Panelist : Cüneyt Evren : Kültegin Ögel İnternet bağımlılığı tam bir tanı kategorisi olarak tanımlanmamış olmakla birlikte. Ancak tek başına bilişsel davranışçı terapinin yeterli olmadığı da araştırmalarda bildirilmiştir. Farklı boyutları olan bu sorunun çözümü de farklı paradigmaların birlikte kullanımıyla mümkün olmaktadır. Yeterince tanımlanmamış bu bozukluğun tedavisinde de kabul edilmiş. günlük klinik pratikte ruh sağlığı çalışanlarının karşısına bir sorun olarak çıkmaktadır. Tedavinin birinci aşaması motivasyonel görüşmedir. kanıta dayalı henüz yöntemler yoktur. Son aşama ise re-entegrasyondur. İkinci aşamada bilişsel davranışçı terapi. Bu panelde. . konuyla ilgili literatür bilgisi sunulacak ve bugüne kadar yaşadığımız deneyimler paylaşılacaktır. Tedaviye aşamalı bir bakış açısının yararlı olacağı gözükmektedir. etkinliği araştırılmış. Bugüne kadar farklı yöntemler denenmekle birlikte en çok bilişsel davranışçı terapinin uygulandığı gözlenmektedir.

. gerçekleştirilecek işlemin doğası ve niteliğini bilmeme ya da yaptığının yanlış olduğunu bilmeme şeklinde tanımlanmaktadır. Ruhsal bir hastalık olarak kabul etsek bile cezayı hafifleten bir mazeret oluşturmamaktadır. vicdansızlık.cinsel taciz. adli sorunlar. Bu durumda antisosyal tarafından yapılan şiddetin niteliği. Suç sorumluluğu açısından eylemin işlendiği sırada mantık hatası içinde olma ve bunun akıl hastalığına bağlı olması. erkeklerde toplam nüfusun %3’ü ve kadınlarda %1’i olarak saptanmıştır. Doğrudan öfkeye ve dürtüselliğe bağlı olan şiddet ile bir menfaat temini. duygusal. sorumsuzluk. ASKB vakalarının suç sorumluluğu tam olarak kabul edilir. çevresel veya biyolojik olarak hangi nedenle oluştuğu ile ilgili net bir bulgu elde edilmesi bu hastaların suç sorumluluğunu da tartışmaya açacaktır. Bozuklukta dürtüsellik ve yineleyen kavga. yalan söyleme ile karakterize sık görülen bir bozukluktur.yaralama. ASKB ile ilgili yapılan çalışmaların çoğunun bozukluğun nedenini saptamaya yönelik olduğu görülmektedir. Bu durum genel olarak kabul edilmekle birlikte hastalığın genetik. Antisosyal kişilik bozukluğu ise 15 yaşından beri süregelen. Psikiyatride en çok tartışmaya açık konu belki de nedensellik ilişkisidir. bireyin tehlikeden kaçınma. başkasının hakkını saymama ve haklarına saldırma örüntüsü.sakatlama. Bir görüşe göre kişilik bozukluğu “süregen hastalıktır”. ekonomik şiddet eylemlerine kadar uzanabilen geniş bir kavramdır. Halk arasında görülme sıklığı. Bununla birlikte 15 yaşından önce de davranım bozukluğunun izlenmiş olması gereklidir. amacı ve nesnesinin ne olduğu da önem kazanmaktadır. Bu da bozuklukla şiddetin ne kadar iç içe olduğunu açıkça göstermektedir. Bozukluğun farklı bir yanı tanı koymak için 18 yaş sınırının getirilmiş olmasıdır. cezadan kaçma ve başkasının hakkının gaspı gibi özelliklerin ayırt edilmesi ve tartışılması faydalı olacaktır. ödül davranışı ve amaca yönelik devamlılığındaki çeşitlemelerin bir bileşkesi olarak kişilik yaşamın ilk 2-3 yılı içerisinde şekillenmeye başlar. uyarı arayışı. tespit edilmesi son derece zor olabilen sözel.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyallik mi Şiddeti Doğuruyor? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Adem Balıkçı Şiddet. dövüşler ya da saldırılarla belirlenmiş sinirlilik ve saldırganlık tanı kriterleri arasında bulunmaktadır.tecavüz ve hatta öldürme) şeklinde olabileceği gibi. Doğumsal genetik yapı üzerinde. fiziksel (dövme. Bu durum dolaylı olarak antisosyalin şiddeti doğurduğunun kabulü anlamına da gelmektedir. haz olmaması.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal kişilik bozukluğu temelinde şiddetle nasıl başedilir? Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Ayhan Algül .

antisosyal davranışın içerisinde şiddet hemen her zaman mevcuttur.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Şiddet Antisosyal Bireyleri Mi Doğuruyor? Antisosyal Davranış Örüntülerinde Şiddetin Yeri: Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Recep Tütüncü Şiddet ve antisosyal özellikler nedensellik bağlamında ele alındığında. Bu da bize erkeği farklı kılan biyolojik faktörlerin şiddetin ortaya çıkışında rol aldığını düşündürmektedir. Dolayısıyla beyin gelişiminin devam ettiği çocukluk ve ergenlik döneminde yapılacak akıllı müdahaleler ve şiddetin önlenmesi ileride ortaya çıkması muhtemel antisosyal davranışları azaltacaktır. İlk olarak şiddetin ne anlama geldiği üzerinde genel olarak anlaşmak gerekir. Şiddet kategorilerini de fiziksel. öfkelerini bebeğe yansıtan annelerin çocuklarında ileri dönemde özellikle erkeklerde saldırgan davranışlar daha fazla saptanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü şiddeti kişiye yönlendirilmiş. kritik dönemde izolasyonun iyi huylu denekleri saldırganlaştırdığı. kişilerarası ve kolektif olarak üçe ayırmıştır. olumsuz duygularını sözelleştirme ve empati yeteneği azalmaktadır. cinsel. mahrumiyet ve ihmalkarlık olarak ayırt etmiştir. Medya ve bilgisayar oyunların da yer alan şiddet şekillendirme. çevrelerini yanlış anlayabilen ve zararsız bir takım uyaranları tehlikeli olarak algılayabilmektedirler. iyi huylu hayvanların çiftleştirilmesinden doğan yavrular saldırgan dişilerce büyütüldüğünde saldırgan oldukları gösterilmiştir. Örneğin yapılan hayvan çalışmalarında anne ve babaları tarafından büyütülen farelerin yalnız annelerince büyütülenlere göre daha saldırgan olduğu. psikolojik. Cinsiyetin yanında yapılan genetik çalışmalar saldırganlığın kalıtsal boyutu olabileceği üzerinde durmaktadır. Gözlenen bu paranoid kavrayış en sık görülen ve onları akranlarından ayıran en önemli özelliktir.Sonuç olarak yapılan çalışmalar ve gözlemler şiddet ve davranış örüntülerinin sıkı bir ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. Bağlanma çalışmalarında şefkat ve temel bakım ihtiyaçlarını karşılayamayan. Dendrit ve akson dallanmaları. Şiddet sonucu. Saldırgan davranışlar modelleme ve destek yoluyla da öğrenilebilmektedir. insanlardaki şiddet davranışının en temel öncülüdür. Şiddete maruz kalan çocuklar aşırı uyarılmış. Erişkinlikte alınacak önlemlerin antisosyal davranışın elimine edilmesinde etkinliği çok daha azdır. çocukta kendini ifade etme becerileri. . Şiddetli cezalandırma ve tekrarlayan şiddet. Zamanında müdahale edilemeyen ve tekrarlanan bu davranış örüntüleri ileride karşımıza antisosyal özellikler olarak çıkabilmektedir. Ancak şiddetin. agresif hisleri uyarma. Beyin gelişiminin ergenlik sonrasına kadar devam ettiği göz önünde bulundurulacak olursa çevresel etmenlerin. duyarsızlaştırma. Tüm diğer türlerde olduğu gibi erkekler kadınlardan daha fazla şiddete eğilimlidir. çevresiyle olan etkileşiminin ve geliştirdiği sosyal adaptasyonun kişilik gelişimi üzerine çok önemli etkileri vardır. Çocuğun intrauterin yaşamdan erişkinlik dönemine kadar her safha da karşılaştığı şiddetin maladaptif tutumlara yol açtığı bir çok çalışmada gösterilmiştir. miyelinizasyon. Çünkü antisosyal davranışlarda çevresel etkenler kadar nörobiyolojik faktörlerde oldukça önemli rol oynar. risk almayı teşvik yoluyla davranışı etkileyebilir. İnsanın doğuştan getirdiği özellikleri yanında. sinaptik bağlantıların yapısı ve sayısı çevresel uyaranlar ile de yakından ilişkilidir. özellikle maruz kalınan şiddetin çocuğun kişilik gelişimine biyolojik anlamda olumsuz etkilerinin olacağı açıktır. heterojen etyolojide çevresel etkenler içerisinde sayılabilecek önemli bir kavram olduğu unutulmamalıdır. inhibisyonu önleme. Ancak şiddete maruz kalma ile antisosyal özellikler arasındaki doğrusal nedensellik tartışma konusudur.

Şiddet ve serotonin ilişkisi öteden beri bilinen ve araştırılan bir husustur. posterior singülat. sonuçta zayıf impuls kontrolü. 197: 186-92. Br J Psychiatry 2010. Serotoninin göreceli düşük seviyeleri veya azalmış serotonerjik aktivite impulsivite. Beyin görüntüleme çalışmalarında şiddet gösteren antisosyal erkeklerde beyin lezyonları olmaksızın.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 3 P 09 Psikopatın Ölümcül Gizemi: Antisosyal Kişilik Bozukluğu Ve Tedavisi Antisosyal Kişilik Bozukluğu Temelinde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Servet Ebrinç Şiddet ülkemizde ve dünyada giderek artış gösterdiği görülen bir halk sağlığı problemidir. anterior singüulat. 2. Kafa travması yaşamış kişilerde yapılan nörolojik araştırmalar bununla beraber genetik faktörler dışlanamazsa da beyin hasarının psikopati açısından etyolojik veya patofizyolojik önemine işaret etmektedir. Agresyon ve bazı nörotransmitterler. 2008. impuls kontrol. sonuçları öngörme işlevleri agresyon ve şiddet açısından oldukça önem arzeder. Öteden beri şiddet ve antisosyal davranışa nörogelişimsel bir temel hipoteze edilmişse de antisosyal popülasyonda yapılmış. antisosyalite ve agresyonla ilişkili bulunmuştur. tepkide esneklik. Diğer monoamin oksidaz (MAO) nörotransmitterlerinin olağan dışı düzeyleri. Erken yaşta ihmal. Yang Y. Her ne kadar antisosyal. Şiddet ve nörobiyolojik faktörler ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiler oldukça karmaşıktır. tutuklular ve mahkumlar arasında kontrollere göre anlamlı düzeyde daha yüksek düzeylerdeydi (1). yargılama ve nezakette bozulmalara yol açar. Prefrontal korteks ve onun anterior singülat korteksle ve amigdalayla bağlantılarındaki bozulma korku ve öfke artışına. yargı. sosyalizasyon eksikliği ve zayıf empati ortaya çıkar (2). agresif ve psikopatik yetişkin bireylerde amigdala. özellikle de serotonin arasında açık bir ilişki vardır. dolayısıyla kesitsel çalışmalardan nedensel bir sonuca varmak da zordur. baş etme güçlüğüne ve impuls kontrolü. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. prenatal ve natal komplikasyonlar da şiddetle ilişkili bulunmuştur. insula ve orbitofrontal korteksi içeren çeşitli limbik ve paralimbik yapılarda anormal yapı/işlev bildirilmişse de beyin bozulmaları bir sebepten ziyade. kendini kontrol. Neurodevelopmental marker for limbic maldevelopment in antisocial personality disorder and psychopathy. Loeber R. dikkat. Neurobiology and the development of violence: common assumptions and controversies. Obstetrik. hipotalamus. serotoninki kadar aşikar olmasa da agresyon ve antisosyalite ile ilişkili bulunmuştur. Lee L. Yanı sıra. talamus. kontrollere göre prefrontal korteks gri madde volümü daha küçük bulunmuştur. hipokampüs. Raine A. psikopatlar. Colletti P. 363: 2491-503. travma ve kötüye kullanımlar beynin gelişimini etkiler. şiddetle yaşamanın makul bir sonucu olabilir. prolaktin. Suçlulara uygulanan nöropsikolojik testler yürütücü ve düzenleyici davranışta prefrontal lop disfonksiyonuyla ilişkili defisitler tanımlamaktadır. bazı hormonlar özellikle adrenalin. Kişilik bozukluklarında şiddet davranışıyla ilişkili biyolojik faktörler pek çok çalışmada araştırılmıştır. Yapılan çalışmalarda antisosyal suçlularda BOS/serum albumin oranları kontrollere göre daha yüksek bulunmuştur. Pardini D. . Beynin ceo’su olan prefrontal korteksin planlama. kortizol ve testesteronun amprik olarak şiddetle ilişkili olduğu bildirilmiştir (4). Yapılan bir çalışmada kavum septum pellusidum antisosyal kişiler. Kaynaklar 1. erken nöral bozukluk gelişimini yansıtan yapısal bir beyin anormalliği çalışması yoktur. Antisosyal suçlularda yapılan serotonin 2A reseptör gen polimorfizmi çalışmasında 5-HT2A -1438 GG genotipi antisosyallerde kontrollere göre daha düşük bulunmuştur (3).

Leucht S. Criminal Justice and Behavior 2001. Personality disorders and violence. . 21: 84–92. Kaprinis GS. 4. and Antisocial Parenting. Lalumiere M. Rice ME. 28: 402-426. Current Opinion in Psychiatry 2008. Criminal Violence: The Roles of Psychopathy. Fountoulakis NK. Harris GT.3. Neurodevelopmental Insults.

Genome-wide association of bipolar disorder suggests an enrichment of replicable associations in regions near genes. Shilling PD. Nievergelt CM. Edenberg HJ. Hipolito M. NCAN. teknolojideki hızlı gelişmelere paralel olarak. klinik heterojenite ve şizoaffektif bozukluk ve majör depresyon gibi hastalıklarla bazı belirtilerin binişikliği. McKinney R. Guo Y. Liu C. Am J Med Genet B Neuropsychiatr Genet. 2. van Winkel R. Gershon ES. Delespaul P. Zandi PP. çoklu genetik ve çevresel etkenler nedeniyle karmaşıktır. 4.25(8):1530-43. Bu nedenle. sistematik genom-boyu ilişki çalışmalarında bipolar bozukluk ve şizofreni için küçük etki büyüklüğünde ortak aday genlerin varlığı gösterilmiştir. McInnis MG. Zandi PP.159B(5):508-18. Ancak saptanan aday genlerin etki güçleri göz önünde bulundurulunca sonuçlar umut kırıcı görünmektedir. Ancak şizofreni. McMahon FJ. yinelenemeyen küçük etki büyüklüğünde bir çok aday gen saptanmakla birlikte. Koller DL. Rice J. MTHFR in Psychiatry Group. ANK3. Coryell W. şizofreni için tanımlanan nadir büyük yapısal varyantların (copy number variants) hastalığın ortaya çıkışında önemli olduğu düşünülmektedir. küçük ve orta etki gücünde bir çok aday genin sorumlu olduğu görüşü kabul görmektedir. orta büyüklükte etki gücüne sahip aday genleri saptamada genom boyu ilişki çalışmaları daha da önem kazanmıştır. Nurnberger JI Jr. Smith EN. after GWaS: Searching for Genetic risk for Schizophrenia and Bipolar Disorder. 2011 Jun. Badner JA. İkiz çalışmalarında. Bu panelde. Bağlantı ve ilişki çalışmalarında. 168:253–256. Greenwood TA. Günümüzde bipolar bozukluk genetiğinde. Zöllner S. Metaanalysis of genetic association studies on bipolar disorder. Meta-analysis of MTHFR gene variants in schizophrenia.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozukluk Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Kürşat Altınbaş Bipolar bozukluk klinik olarak iyi bilinen bir hastalık olmasına karşın. Yapılan çalışmalarda bipolar bozukluğun kalıtılabilirliği %60-80 aralığında bildirilmiştir. Kelsoe JR. Schork NJ. Pirooznia M. Kaynaklar 1. aday genleri içeren bir çok kromozomal bölge tanımlanmıştır. Scheftner WA. Murray SS. Kenis G. bipolar bozuklukta bildirilen en güncel genetik bulgular sunularak gelecek çalışma alanları ve beklentiler tartışmaya açılacaktır. Panganiban C. Bipolar bozukluk genetiğine ilişkin. etyoloji ve patofizyolojisi halen yeterince anlaşılamamıştır. Schulze TG. Lawson WB.7(6):e1002134. Potash JB. 2011 Nov. bipolar disorder and unipolar depressive disorder: evidence for a common genetic vulnerability? Brain Behav Immun. Gershon ES. her ne kadar veriler tutarlı olmasa da. Hoogveld L. Seifuddin F. van Os J. Byerley W. Szelinger S. Taylor J. Jancic D. 3. . PLoS Genet. Judy J. de Hert M. Nwulia EA. Am J Psychiatry 2011. Bunun yanı sıra. Liu C. bipolar bozukluğa özgü daha büyük etki gücünde DGKH. Mahon PB. Alliey-Rodriguez N. Keating BJ. bipolar bozukluğun psikiyatrik hastalıklar içinde kalıtılabilirliği en yüksek hastalıklardan olduğu gösterilmiş olmakla birlikte. Drukker M. Hastalığın kalıtımı. Craig DW. Peerbooms OL. özellikle son dönem tüm genom ilişki çalışmalarında. Berrettini WH. genetik araştırmalar için en uygun fenotipin nasıl tanımlanacağı sorularını gündeme getirmiştir. özellikle son iki dekadda aday gen çalışmaları hız kazanmıştır. ODZ gibi yeni aday genler tanımlanmaktadır. Bloss CS. Potash JB. Günümüzde. Goes FS. Mahon PB. Zhang P. CACNA1C. Son yıllarda bipolar bozukluğun ailesel geçişine ilişkin pek çok araştırmada önemli bulgular saptanmıştır. Barrett TB. Foroud T. 2012 Jul. Rutten BP.

Bipolar bozukluğun seyri ve ilaç etkisi görüntüleme bulgularını etkilemektedir. şizofreni hastalığı olan kimselerden farklı olarak normal hipokampus ile artmış amigdala hacimleri bildirilmiştir. Yapısal ve işlevsel nörogörüntüleme çalışmaları ile bipolar bozukluğun nörobiyolojik patogenezi hakkında kanıt sağlanmaya çalışılmaktadır. Bipolar bozukluk yaygın bir psikiyatrik hastalık olmasına rağmen sıklıkla geç tanınmakta veya yanlış tanı konulmaktadır. Beyin işlevleri dinlenme sırasında veya özel bir ödev sırasında saptanabilir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi Bipolar Bozuklukta Nörogörüntüleme Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Mehmet Alper Çınar Bipolar bozukluk %1. Amigdala ve hipokampus da ilgi gösterilen bölgelerdendir. Yapısal anormallikler işlevsel anormallik olarak tanımlanamasa da işlevsel çalışmalarda yol gösterici olmaktadır.5 insidans oranı ile. Yapısal ve işlevsel nörokimyasalların tanımlanması bipolar bozukluğun patogenezini aydınlatmada yardımcı olabilir. İşlevsel görüntüleme yöntemleri arasında pozitron emisyon tomografisi (PET). Yapısal manyetik rezonans görüntüleme (yMRG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) bipolar bozukluk ile gri madde azlığının ilişkili olduğunu göstermiş ancak prefrontal korteks hacimlerinde değişiklik gösterilmemiştir. . Nörobiyolojik araştırma sonuçları tanısal kesinliği artırmaya. tek foton emisyon bilgisayarlı tomografi (SPECT) ve işlevsel manyetik rezonans (iMRG) görüntüleme sayılabilir. tedavi yanıtını kestirmeye ve yatkınlık faktörlerini tanımlamaya yardımcı olacaktır. Bipoar bozukluğu olan kimselerde striatum ve talamus boyutlarında saptanan artış tüm çalışmalarda tekrarlanamamıştır. Kimyasal görüntüleme manyetik rezonans spektroskopi (MRS) yöntemi ile mümkün olmaktadır. nüfusun yaklaşık %3’ünü etkileyerek yüksek yeti yitimine neden olmaktadır. Hastalığın değişik safhalarında subgenual ve orbitofrontal kortekste aktivasyon anormallikleri bildirilmiştir. Bipolar bozuklukta yapılmış yapısal görüntüleme çalışmalarında bazı nöroanatomik anormallikler tanımlanmıştır. Anterior limbik ağ içerisindeki özel ilişkileri hedef alan çalışmalardan bipolar bozukluğun nörobiyolojisine dair güçlü kanıtlar sağlanacağı düşünülmektedir.

şizofrenide görülen araştırma dalgasına benzer biçimde iki uçlu bozuklukta bilişsel işlev bozuklukları ile ciddi biçimde ilgilenilmeye başlanmıştır. yürütücü işlevler. Bu konuşmada iki uçlu bozuklukta görülen bilişsel işlev bozuklukları özetlenecek. ardından fenotip tanımlamaya olası katkılarından bahsedilecektir.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevler Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Murat İlhan Atagün Son yirmi yılla birlikte. Psikiyatrik hastalıkların heterojen olmalarının patogenez ve risk faktörlerinin tespit edilmesinin önünde en büyük engel olduğu düşünülmekteydi. . Başlıca sözel bellek. Birinci derece akrabalarda bilişsel işlev bozuklukları görülüyor olması yatkınlık mekanizmalarının hastalıkla birlikte bilişsel işlev bozukluklarına neden olabildiğini. Bu nedenle psikiyatrik hastalıklar için klinik semiyoloji dışı geçerli ve güvenilir ölçüler gerektiği vurgusu yapılmış ve bilişsel işlevler bu bağlamda boyutsal yaklaşım çerçevesinde biyomarkır arayışları içinde farklı olası bir zemin varsayılmıştır. bilgi işleme hızı ve faal bellek gibi alanlarda tutarlı bulgular tespit edilmiştir. bu nedenle bilişsel işlev bozukluklarının etyopatogenez ile ilişkili olabileceğine işaret etmekte. bu da bu varsayımla yola çıkan araştırmaların haklılığına işaret etmektedir.

Gazioglu Bilgic S. van Os J. Kaynaklar 1. Plasma concentrations of soluble cytokine receptors in euthymic bipolar patients with and without subsyndromal symptoms. 2010. İU bozuklukta görülen enerji kaybı. Benzer etki düzeneklerine sahip sağaltım seçeneklerinin çoğu zaman İU bozuklukta yetersiz kalması. 2-Guloksuz S. 3-Cetin T. araştırmacıları farklı alanlara yönlendirmiştir. Deniz G. van Os J. Oral ET. Guloksuz S. Kenis G. Aktas Cetin E. Cetin EA. uyku ve iştah bozuklukları gibi somatik belirtilerin immün sistem ile doğrudan ilişkisi 2. Woldeyohannes HO. Multipl skleroz. Bu sunumda İU bozukluk ile immün sistem arasındaki ilişki incelenerek ileriye dönük araştırmaların öncül sonuçları değerlendirilecektir. (in press). İmmün sistem ile İU bozukluk arasındaki ilişkiyi ortaya koyan gözlemler oldukça dikkat çekicidir. diabet gibi) immün sistem ile ilişkisi 4. J Affect Disord. 126:458-62. Bu bilgilerden yola çıkılarak yürütülen çok sayıdaki güncel araştırma manik ve depresif dönemin artmış inflammatuar cevap ile ilişkili olduğunu göstermektedir. McIntyre RS. . Gazioglu Bilgic S. Öte yandan. Goldstein BI. romatoid artrit gibi immün sistem hastalıklarında kullanılan immün düzenleyicilerin duygudurum belirtileri üzerinde olumlu etkisi 5. BMC Psychiatry. Bunlar. Nutt DJ. ötimik dönemde ise immün sistem dengesi kısmen korunmaktadır (2. Cytokine levels in euthymic bipolar patients. Lachowski A. Halen yürütülmekte olan İU bozukluk sağaltımında minosiklin ve aspirin ekleme çalışmalarının erken sonuçları umut vericidir. J Affect Disord. Kennedy SH. (in press). 3). Oral ET. 1. Oral ET. The effect of tumor necrosis factor antagonists on mood and mental health-associated quality of life: novel hypothesis-driven treatments for bipolar depression? Neurotoxicology. metabolik sendrom. Deniz G.Öncelikli lityum olmak üzere çok sayıda sağaltım seçeneğinin immün sistem üzerindeki etkisidir (1).İnterferon tedavisinin depresif belirtilere yol açması 3. Altinbas K. ciddi yeti yitimine yol açan bu hastalığın etkin sağaltımını zorlaştırmaktadır. İmmün sistem ile ilişkisi iyi bilinen lityumun uzunlamasına tedavi yanıt etkinliğinin temel bir pro-inflammatuar sitokin olan tümör nekrotizan faktör alfa (TNF-α) ile ilişkisi gösterilmiştir (4). 4-Guloksuz S. Evidence for an association between tumor necrosis factor-alpha levels and lithium response. Cetin T.Soczynska JK. 30:497-521. Aktas Cetin E. 2009.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 10 Bipolar Bozukluğun Nörobiyolojisi İki Uçlu Bozuklukta İnflamasyon Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sinan Gülöksüz İki uçlu (İU) bozukluk ile ilgili patofizyolojik düzeneklerin halen tam olarak açıklanamaması. Deniz G.İU bozukluğa sıklıkla eşlik eden tıbbi hastalıkların (ör.

NIRS bu özellikleriyle psikotik bozuklukların etiyolojisinde epidemiyolojik bulgular ışığında ortaya atılan. kabul edilebilir bir ekolojik geçerlikle ve yeterince ölçünlenmiş görevlerle uygulandığında . zihin kuramı bozuklukları. sosyal fobi. Şizofreni. dahası kendine özgü bir nöro-fizyolojisi olduğu anlaşılmıştır. Non-invaziv bir yöntem olan NIRS.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Psikiyatrik Bozukluklarda Sosyal Bilişin Near Infrared Spectroskopi (NIRS) ile Görüntülenmesi Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Bora Baskak Özellikle son on yılda sosyal bilişsel nöro-bilimin katkılarıyla sosyal biliş (SB) alanında son derece önemli bulgular elde edilmiştir: SB’nin davranışsal çıktısının genel bilişsel işlevlerin bir bileşkesi olmadığı. . SB’yi.kestirimci geçerliği yüksek biçimde ölçebilir. sosyal yenilgi kuramlarının ya da çeşitli özgün sosyal etkileşim modellerinin sınanmasında kullanılabilir. Buna karşın. doğal bir ortamda uzun ve duyarlı bir ölçüm sağladığından. (i) Avrupa psikiyatrisindeki klasik ve güncel kuramların tekil bireyin çevreyle etkileşimini esas alması. psikopati ve otizm gibi pek çok bozukluk aslında sosyal bilişsel bozukluklar olarak nitelenebilir ve SB’nin görüntülenmesi bu bozuklukların etiyolojisine dair önemli ipuçları sağlayabilir. (ii) biyolojik psikiyatrinin lokomotifi olan psikofarmakolojideki tedavi algoritmalarının birey tabanlı belirlenmesi ve (iii) teknolojik yetersizlikler SB araştırmalarının da ufkunu daraltmıştır.

rakamları sırasıyla içimizden tekrarlayarak çalışma belleğinde depolarız.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Çalışma Belleğinin Prefrontal Korteksteki Bileşenlerinin Fnırs Yöntemiyle Araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Didem Gökçay Özet Çalışma belleği. Çalışma belleğinin bu işlemlerde yeralan alt-bileşenleri şunlardır: yürütücü bileşen. . Örneğin bir adres tarifi aldığımızda. depolama bileşeni. fNIRS ölçümleri üzerinden aktarılacaktır. Bu bileşenlerin tümü sırasıyla dorsolateral prefrontal korteks. Bu konuşmada. çalışma belleğinin hasta ve sağlıklı populasyonlardaki faaliyetleri. sağ/sol inferior frontal girus ve dorsal parietal kortekste lokalize olmuştur. kısa dönemli olarak faaliyet gösteren uzamsal ve sözel bilişsel işlevlerde yeralır. olasılıksal öğrenme sırasında yoğunlukla kullanılan çalışma belleğinin aktivitesinin dinamik olarak nasıl gözlenebileceğine dair örnekler verilecektir. o adrese varana değin bunu uzamsal olarak kısa dönemli çalışma belleğinde işleriz. Kendi elde ettiğimiz sonuçlar üzerinde durulacak. Dolayısıyla yüzeyel olarak korteksten kayıt alabilen fNIRS cihazı ile çalışma belleğinin faaliyetlerini incelemek mümkündür. Yada bir telefon numarasını akılda tutmak istediğimizde. tekrar bileşeni. Ayrıca fNIRS sinyalinin özellikleri ve veri analizi sırasında karşılaşılabilecek zorluklar elimizdeki veriler üzerinden açıklanacaktır.

ışığın özgül dalga boylarında farklı emilim spektrumları ortaya çıkarmaktadır. özellikle karmaşık düşünce süreçlerinin değerlendirilmesinde ümit vaat etmektedir.. ışığın beyin dokusunda emilimini ölçmektedir. (2006). .. beyin dokusunda absorbe olan ışığın emilim miktarı ile Oksi-Hb ve Deoksi-Hb seviyeleri hesaplanabilir. 2. 25(4):54 . başka bir deyişle metabolizmasının in vivo belirteci olarak kullanılabilir. Functional Near Infrared Spectroscopy: An Emerging Neuroimaging Modality. invazif olmayan. PA.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? "FNIRS Nedir? Çalışma Prensipleri Nelerdir?" Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Halise Devrimci Özgüven Fonksiyonel Near-infrared spektroskopi (fNIRS). Ayrıca fNIRS. Philadelphia. (eds. taşınabilir ve kolay uygulanabilir olması önemli avantajlarındandır. Pourrezaei K. Springer-Verlag. 2010. Kaynaklar 1. fMRI ve PET gibi diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerinden farklı olarak. Drexel University.drexel. bu özellikleri nedeniyle de psikiyatri alanında. in vivo koşullarda beyin oksijenasyonunun ölçülmesine olanak sağlayan. H. Dolayısıyla bu veriler. optik bir yöntemdir. E. E. http://www. (2010). Diğer işlevsel görüntüleme yöntemlerine kıyasla ucuz. Gulyas. Heidelberg. PhD Thesis. Hoshi. IEEE Engineering in Medicine and Biology Magazine. Onaral B. Izzetoglu K. Oksihemoglobin (Oksi-Hb) ve indirgenmiş formu deoksi-hemoglobin (Deoksi-Hb). 3.. B. beyin dokusu oksijenlenmesinin..) Neural Correlates of Thinking. Special issue on Clinical Neuroengineering. Kraft. Ayaz. Functional Near Infrared Spectroscopy based Brain Computer Interface. Bunce S. Near-infrared spectroscopy for studying higher cognition. Berlin.biomed.62. Beer-Lambert yasasına göre. Y. Pöppel. fNIRS. Izzetoglu M.edu/fNIR/CONQUER/Optical_Brain_Imaging.html 4. daha uzun sürede ve daha doğal bir ortamda kayıt alabilme imkânı sağlamakta.

metilfenidat yanıtı ve genotip ile beyim kan akımı ve oksi-deoksihemoglobin değerleri arasındaki ilişki de incelenmiştir. Ayrıca. Bu çalışmalarda interferans kontrolü ve yanıt inhibisyonu sırasında DEHB olguları ile kontroller arasında farklar olduğu gösterilmiştir. . Konuşmada.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 11 Near Infrared Spektroskopi Psikiyatri Alanında Ne Vadediyor? Dikkat İşlevinin Araştırılmasında fNIRS Uygulamaları Oturum Başkanı Panelist : Halise Devrimci Özgüven : Özgür Öner İşlevsel Near Infrared Spektrsopkopi (fNIRS). invaziv olmayan. FNIRS yöntemi daha önce Dikkat Eksikliği Hiperkativite Bozukluğu’nda kullanılmıştır. uzun süreli veri toplanabilen ve nispeten ucuz bir işlevsel beyin görüntülemesi tekniğidir. şimdiye kadarki literatür tartışılacak ve FNIRS özelinde dikkat işlevlerinin değerlendirilmesi üzerine görüşler sunulacaktır. Özellikle kortikal yapılardaki kan akımının ve oksi-deoksihemoglobin değerlerinin hesaplanmasında kullanılmaktadır.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Çocuk Psikiyatrı Gözüyle Medyayı Okumak. ilk anda ilgi çekseler de. kimi zaman eleştirildiler. . verdiği bilgilerle doğru büyüdük. Medyada Yer Almak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Bengi Semerci Uzun yıllar psikiyatrinin. Bunların hepsi toplum sağlığı açısından önemliydi. doğru seçimleri yapmak. Bazı uzmanlar. Bazen kırıcılığa varan bu eleştirilere rağmen devam ettiler. Söz konusu çocuklar olduğu zaman tüm bunlar çok daha önem kazanır. Aynı zamanda iyi bir medya okur-yazarı olmanız gerekir. psikiyatrinin tanınması. ne yapmaya çalıştığını öğrenmeye başladılar. bu ilişkinin de düzgün ve kurallara uygun yapılması gerekiyor. etik kurallar. Bize düşen görevler belli. hatta zarar verici yöntemlerin reklamını yapmaya başladı. zarar vermeme ilkeleri geçerlidir. hastalara ve hastalıklara doğru yaklaşım için. ilgisiz şeylerde psikiyatriden çözüm istemeye. Ama her ilişkinin olduğu gibi. uyarıcı bir yayın yapmaktır. Onları yenileri izledi. Dr. Atalay Yörükoğlu’ydu. Prof. Gerçekten bilgilenme. bu süreci eğitim ve bilgi vermek değil. Onların ilklerinden biri. Bu ilişki de medyaya düşen görev. doğru çocuklar yetiştirdik. hastalıkların ve özellikle psikiyatri doktorlarının gizemli olması gerektiği savunuldu. Bu arada olumsuzluklar olmadı mı? Oldu. hasta ve hastalıkları rencide edici haberler yerine halkı bilgilendirici. başkalarının da benzer yakınmaları olabileceğini. Bir çoğumuz onun önerileriyle. kendi reklamları olarak gördüler. Medyada yer almak için sadece işinizi iyi biliyor olmak yeterli değildir. insanlar asıl amacı gördü ve umursamadı. Sonra yavaş yavaş birileri bunun dışına çıkmaya başladı. İnsanların bilgilendirilmesi gerektiğini söylemeye başladılar. gitmeleri gereken yerin bir uzman olduğunu fark ettiler. Ama insanlar psikiyatrinin ne olduğunu. Medya ise bazen ipin ucunu kaçırdı ve psikiyatrinin her kapıyı açan bir anahtar olduğu düşüncesine kapılıp. fark etmeden gereksiz. Çoğu kısa sürede yok oldu. hem de önemli şeyler oldu. Kendi meslektaşları arasında kimi zaman övüldüler. Psikiyatristlerin medya önünde yaptıkları ortak yanlışlar nedir? Ve hem yazılı hem de görsel basınla iletişimi geliştirmek için neler yapılmalıdır. Bu bir hekimlik çalışmasıdır ve hekimlik uygulamasında uyulması gereken. Yaşadıkları ve gizlemeye çalıştıkları bazı sorunların çaresi olduğunu. doğruluk. medyayla ilişki çok önemli. Onu diğerleri takip etti. Kurallar doğru konmalı ve mesajlar net verilmelidir. kendini şarlatanlıklar için reklam aracı olarak kullandırmamak.

Mesleğimizin doğası gereği yaptığımız ya da yapmadığımız işler nedeniyle hep göz önündeyiz. röportaj yapmıştı. Tersine insan sağlığı ile ilgili bu tür yanlışlara medyanın zemin hazırladığının da farkındayım. hekimler gazeteciyi meslek etiğine uygun davranmamakla suçluyordu. işimiz üzerine her sözü söyleme hakkını kendinde görür. Oysa gazeteci doktorlardan izin alarak girmişti ameliyathaneye! Dolayısıyla da mesleki etikten söz edeceksek öncelik tıp etiği olmalıydı bence. Fakat eleştiri okları kendilerinde yöneldiğinde gazeteciler ve psikiyatristler epeyce farklılaşıyor. algılama ve anlama çabasıyla yaklaşmak gerek. Zaten Türkiye’de kiminle karşılaşsanız gazeteciliği biz gazetecilerden daha iyi bilir. Aslında psikiyatristler de mesleklerin icra ederken diğer hekimler gibi daha öznel alanlarda çalışıyorlar. yerinde. Psikiyatristler. skandalların eksik olmadığı. Bir gazeteci arkadaşımız bir ameliyata girmiş. bir hekim örgütünün bildirisini hatırlıyorum. Bir de mesleki taassuptan dolayı kamuya açık alanlarda ve hatta meslek örgütlerinde kendilerini fazla eleştirmiyorlar. Maalesef bunu yeterince başardığımızı söyleyemem. Gazeteciler kadar göz önünde değiller yani. Bu hekimler içerisinde psikiyatristlerin hiç de azımsanamayacak düzeyde olduğunu da söyleyebiliriz. Hatta gazeteciler de birbirini kıyasıya eleştirir. Kimi hekimlerin medyatik olma çabası içine girmeleri! Medyatik olan kimilerinin de orada tutunabilmek için popüler söylemler geliştirmeleri. haklı. Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisi olarak. Çünkü eleştiriye alışığız ama açık değiliz. Bunu yapabilmek için de kuşkusuz her söylenene hoşgörüyle. Önemli olan o eleştirilere açık olmak. Bu da kimi zaman övgüleri getirir ama çoğunlukla eleştirileriz. medyayı eleştirmeyi doğal görmekle kalmıyor.Ancak böyle davranırsak o eleştirileri kendimiz ve mesleğimiz için artı değere dönüştürebiliriz. hem de kapalılar. subjektif. O daha kolay gelebiliyor. O nedenle gazeteci-hekim ilişkisi sözkonusu olduğunda eleştirilen hep gazeteci tarafı olabiliyor. Medyayı aklamaya çalışmıyorum. Psikiyatristlerle ortak noktamız insan.10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Gazeteci gözüyle medya ve psikiyatri Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Faruk Bildirici Biz gazeteciler eleştiriye alışığız. Galiba temel sorunlardan biri bu noktada yatıyor. Hergün bombaların patladığı. Keşke gazeteciler ve psikiyatristleri karşı karşıya getirebilsek ve sadece kendilerini eleştirmelerini isteyebilsek… . savaş naralarının atıldığı. kayda değer eleştirilerle haksız. üzerinde kara bulutların dolaştığı bir ülkede yaşayan insanların duygu ve düşünce dünyalarıyla ilgilenen psikiyatristlerin işi de en az biz gazeteciler kadar zorlu. felaketlerin. Anlaşılan hekimler. eleştirdikleri medya aracılığıyla medyatik olmaya çalışmayı da yadırgamıyorlardı. ilkel eleştirileri ayırt edebilmek. gazetecilerden farklı olarak eleştiriye hem alışık değiller.

10 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 7 P 12 Psikiyatristler Medyayı Nasıl Okumalı? Nasıl Yer Almalı? Psikiyatr Gözüyle Medyayı Okumak Ve Anlamak Oturum Başkanı Panelist : Burhanettin Kaya : Selçuk Candansayar Özellikle yaygın medya ulaştığı toplumun değer yargılarını ve kimlik algısını oluşturur. maruz kalma oranları (rating. Bu değer yargıları sanıldığı gibi hakikati temel almaz. Hikayeleştirme: haberin inşa edilirken ana fikir ve temasının amaçlanan bilgiyi biçimlendirecek şekilde inşa edilmesi. . Eleştirel medya okurluğunun en güvenli yolu ise medyanın sunduğu ideoloji ve değer yargısına değil okurun kendi ideolojisi ve değer yargılarına güvenmesidir. Bu süreç en muhafazakar haberlerin bile pornografik bir dille verilmesinin önünü açar. Medyanın toplumu tektipleştirme süreci geniş kitlelere ulaşabilirliğiyle yakın ilişkilidir. Sterotip oluşturma: Medya herhangi bir kimlik halini kendi bildiğince şekillendirerek okurun o kimlik hakkındaki bilgi ve değer yargısını inşa eder. Çok okunmanın yolu ortalamanın altındaki eğitim. Her medya grubu haberlerini kendi kontrolündeki tüm medya kanallarında hemen hemen aynı şekilde verme eğilimi gösterir. Çerçeveleme: (framing) gerçekte olup biten yerine gerçeğin bir bölümünün algılanmasını ya da gerçeği çarpıtarak algılanan gerçeğin var olan gerçekten çok farklı olmasını sağlamak. Tabi bu ideoloji ve değer yargılarının örneğin GLBT bireyler ve hakları konusunda ne kadar eşitlikçi ve özgürlükçü olduğu da belirleyici olacaktır. bilgi ve olgunluk düzeyine seslenen haber tarzına zorlar. Egemen ideolojinin yeniden üretilmesi kitlelerin bu ideolojiyle biçimlenmesi ve tepki vermesi günümüz medyasının temel işlevidir. Medyanın haber inşa süreci Haberdar etmekten çok tek tip düşünce ve tepki üreten medya bu üretimi üç temel yolla gerçekleştirir. Medya en ilkel. en gerici değer yargılarına seslenir ve bunu en kışkırtıcı şekilde vermeye çabalar. tiraj vb. Okunma.) iki önemli etkide bulunur.

52:1032-1039. . Kaynaklar 1) Ronal L. and Agression: Evidence for the Differential Susceptibility Hypothesis. kundakçılık ve teşhircilik gibi belirgin davranış problemlerinin nedeni olduğu belirtilmiştir. (2010) Violent Crime: Clinical and Social Implications. . 3) H. 76(6): 833–912. (1993) X-Linked Borderline Mental Retardation with Prominent Behavioral Disturbance: Phenotype. SAGE Publications. Dopaminerjik sistemin insan vücudunda haz-ödül sisteminin parçası olması ve dopamin salınımı ile öforik duygular oluşturması nedeni ile davranış genetiği çalışmalarında dopaminerjik genler öne çıkmaktadır.J.G. şiddet. 4) Abay E.Simons. dürtüsel şiddet içeren suç davranışında öne çıkmakla beraber gen-çevre etkileşimine dair tutarlı kanıtlar bulunmaktadır. psikanalitik ve biyolojik kuramlar öne sürülmekle beraber son yıllarda nörobiyolojik çalışmalar ile genetik etkenlerin şiddet davranışının oluşumundaki rolü ile ilgili veriler mevcuttur. Plasticity Genes.Gottschalk. (2011) Social Environment Variation. İnsan Genom Projesinin genetik çalışmalara kazandırdığı ivme ile psikiyatrik bozuklukların etyolojisine yönelik moleküler sitogenetik ve moleküler genetik çalışmalar da son yıllarda artmıştır. 2) M. Am. Hum. İnsan davranışına ait biyolojik kuramlar her ne kadar gelişim sürecinde olsa da ileriye yönelik araştırmalar ile bu yönde çözümlemeler daha da kolaylaşacaktır.and Evidence for Disturbed Monoamine Metabolism. Şiddet ve agresyona yönelik davranış genetik çalışmaları nörotransmiterler üzerine odaklanmakla birlikte dopaminerjik sistem ve serotonerjik sistem üzerine yoğunlaşmaktadır. Son yıllarda psikiyatrik bozuklukların ve insan davranışı ile ilgili kuramların nörobiyolojik sebeplerine yönelik çalışmalarda genetik araştırmalar öne çıkmaktadır. 3:21-26. Serotoninin inhibitör özellikleri ile davranışların doğal fren sistemini sağlayan nörotransmiter olduğu bilinmekle beraber şiddet ve agresyona yönelik genetik araştırmalarda serotonerjik sistemde önem kazanmaktadır. Bu sunumda elimizde var olan kısıtlı ve kesin yargılara varmak için görece yeni olan ama faydalı olabilecek homisidal davranış nedenlerine yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır. Genet. Evolutionary and Genetic Explanation of Violent Crime (Chapter IV).Brunner et al.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Homisid davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Erhan Akıncı İnsan davranışını belirleyen etmenler arasında psikososyal gelişim kadar kalıtımsal özellikler de önemli yer tutmaktadır. 1993 Yılında ilk kez Brunner ve arkadaşları tarafından tanımlanan X kromozom bağlantılı MAO-A aktivitesinden sorumlu yapısal gen polimorfizminin (Xp 11-22). Am Sociol Rev. Şiddet ve agresyonun nedenleri hakkında sosyal öğrenme. Genetic Localization. (2000) Şiddet ve Agresyonun Nörobiyolojisi: Klinik Psikiyatri. etkilenen erkeklerde hafif mental retardasyon ile beraber tecavüz. Bununla beraber şimdiye kadar yapılan genetik araştırmalar MAO-A aktivitesinde değişikliğe sebep olan genetik varyantların ve Y kromozomunun şiddet davranışına yönelik etkilerine dair tutarlı kanıtlar sunmaktadır. p: 57-74. Kromozom anomalileri ve DNA polimorfizmi. Tuğlu C.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Saldırgan davranışın genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serap Özçetinkaya .

Bugün için intihar davranışının psikopatolojilerden ve psikolojik stresörlerden bağımsız bir şekilde birden fazla genin birbiriyle etkileşimi ve çevre faktörlerinin de olaya katılmasıyla çok etkenli bir şekilde kuşaklar arası karmaşık kalıtım yoluyla aktarıldığı düşünülmektedir. 5HT1B. Sarchiapone M ve ark. bağlantı (linkage) analizleri ile intihardan sorumlu olduğu düşünülen aday genler tespit edilmiştir. Am J Psychiatry. bazı serotonin reseptörleri (5HT1A. ikiz.O-metiltransferaz (COMT). tirozin hidroksilaz (TH) genleridir. 5HT2A). 22: 61–65. 2) McGuffin P. 2). 133C:13–24. aile. Segal NL. monoamin oksidaz A(MAOA). Kaynaklar: 1) Roy A. suicide. 152: 1075–1076. agresyon gibi kalıtılabilir kişilik özellikleriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir (3). 3) Brent DA. Bu aday genlerden en önemlileri serotonin taşıyıcı reseptör (SERT). İntihar ve duygudurum bozuklukları klinik olarak birbirleriyle örtüşen tablolar olmalarına ve hatta intihar riskini en çok psikiyatrik bozukluğun artırdığı bilinmesine rağmen. Yani bazı bireylerin yapısal olarak intihar davranışına daha yatkın oldukları ve bu yapısal yatkınlığın dürtüsellik. İntihar davranışında genetik etkenlerin rolünü belirlemeye yönelik. katekol. Araştırma sonuçları genetik faktörlerin rolünün. (1995) Attempted suicide among living co twins of twin suicide victims. Marusic A. Daha sonra tıbbın bu alanda gelişmesiyle intihar davranışının hangi kromozom üzerinde yerleştiğinin tahmin edilebildiği gen haritalama işlemi gerçekleştirilmiştir ve ilişkilendirme (association). Öfke. . bazı hastaların intihar girişiminde bulunmamaları intihar davranışı için yapısal yatkınlık ya da genetik eğilimin varlığının önemine ve bunun da psikiyatrik hastalıktan bağımsız olduğuna işaret etmektedir. Farmer A ve ark. diğer ruhsal hastalıklar ve psikolojik stresörlerden bağımsız olarak %30-50 oranında olduğunu göstermektedir (1. ilk olarak. Am J Med Genet C Semin Med Genet. and suicidal behavior. triptofan hidroksilaz (TPH). evlat edinme çalışmaları yapılmıştır. Mann JJ (2005) Family genetic studies. (2001) What can psychiatric genetics offer suicidology? Crisis. Bu sunumda intihar davranışına yönelik güncel genetik bilgiler paylaşılmaya çalışılacaktır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 1 P 13 Psikiyatride Saldırgan Davranışın Genetiği Suicid Davranışın Genetiği Oturum Başkanı Panelist : Kürşat Altınbaş : Serhat Tunç İntihar davranışının oluşumunda genetik etkenlerin rolü ile ilgili tutarlı kanıtlar vardır. dürtüsellik gibi bazı ara fenotiplerin temelindeki genetik mekanizmaların intihar davranışıyla bağlantılarının gösterilmesi yapısal yatkınlık kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır.

tr/pdfdosyalar/mevzuat/TUEY. Doğangün B. ülkelerin geliştirdiği sağlık politikaları.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Dünyada Asistanlık Eğitim Modelleri Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : İshak Saygılı Dünya Sağlık Örgütüne göre “psikiyatri eğitimi”.http://www.saglik. Diğer tıp dallarından farklı olarak kurumun teknolojik imkanlarının katkısı sınırlı olmaktadır.) diğerlerinde uygulanmamaktadır. yerini ve süresini belirleyen kurumlar bulunmaktadır. Çoğu ülke bu ihtiyaçlar çerçevesinde çekirdek müfredatlar hazırlamaktadır. Bunun sonucunda. Örneğin Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ülkemizde ayrı bir uzmanlık dalı ve Erişkin Psikiyatri Eğitiminde bir rotasyon programı iken Avrupa ülkelerinin üçte birinde Erişkin Psikiyatri Uzmanlığı içinde yer almaktadır (5). diğerlerinde tek bir yapı bu iki görevi de üstlenmektedir (2). ruh sağlığı uygulayıcısının yeterli psikiyatrik değerlendirme ile nitelikli ruh sağlığı tedavilerini uygulama kapasitelerini geliştirir ve ruh sağlığı sorunu ve bozukluğu olan geniş bir kitleye kapsamlı tedavi yaklaşımları sunmasını sağlar (1). Ülkemizde uzmanlık eğitimine başlayabilmek için Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) yapılmaktadır. Ülkemizde de benzer bir uygulama görülmektedir. International Review Of Psychiatry. Alkın T. uygulanan eğitimin temel ürünü olan psikiyatri uzmanlarının donanımı da büyük farklılıklar göstermektedir (4). (2005) Atlas: Country profiles of mental health resources. kurumların tarihsel gelişimi ve yerel ihtiyaçlarla büyük oranda değişmektedir (6). Bazı ülkelerde eğitim programının hazırlanması ve yeterliliğin değerlendirilmesi ayrı kurumsal yapılar tarafından sürdürülürken. Ülkemizde psikiyatri alanında uzmanların yetiştirilmesinden ve değerlendirilmesinden Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) sorumludur (3).Yeterlik ve Eğitimin Akreditasyonu. vb. Macaristan. Eğitimin etkinliği açısından bu müfredatları hazırlayan kurumlar hem bilimsel gereklilikleri hem de kültürel farklılıkları gözetmeye uğraşmaktadır. kurumların olanaklarına ve kurumlardaki eğiticilerin nitelik ve niceliğine göre oldukça değişkenlik göstermektedir. Kaynaklar 1. Kramer TAM.WHO. Ülkemizdeki durumu daha iyi anlayabilmek ve kültürel farklılıkları da dikkate alan etkin bir model oluşturabilmek için dünyadaki diğer psikiyatri uzmanlık eğitim modelleri incelenmiştir. bu süre 3 ve 7 yıl arasında değişmektedir. yöntemini. Ülkeler arasında uzmanlık eğitiminin yapılanmasındaki temel farklılıklar. Psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli süre ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. The implications of core competencies for psychiatric education and practice in the US. çağdaş göstergeler ve yerel ihtiyaçlar ve uzmanlık öğrencilerinin talepleri ile uyumlu hale getirme çabası süren bir uğraş olacaktır. Uluşahin A (2009) Psikiyatride Uzmanlık Eğitimi. Adamowski SE (2003). Child and adolescent psychiatry training in Europe: differences and challenges in harmonization. Literatürden elde edilen bilgiler ışığında ülkeler arası uygulama farklılıkları dikkat çekmektedir. Psikiyatrinin sunduğu hizmetlerde niteliği halen uzmanın eğitimi belirlemektedir.Karabekiroğlu K. Ülkemizde de yakın zamana dek psikiyatri uzmanlık eğitimi için gerekli toplam süre 5 yıl iken bu süre önce 4 yıla indirilmiştir. Geneva: WHO 2.Scheiber SC. Hergüner S (2006). (s. İngiltere.23) Ankara:Tuna 5. Kurumda eğitim alacak kişinin seçiciliğini azaltan bu yöntem eğitim programlarının belirlenmesinde uzmanlık öğrencisinin etkinliğini azaltmaktadır. Ng C (2008).gov. ardından kısa süreli değişiklikler yaşansa da son süre 4 yıl olarak belirlenmiştir.tuk.Ülkemizde uygulanan psikiyatri uzmanlık eğitimi. Can J Psychiatry 48: 215-221 3.pdf 4. Eğitim programının içeriği ve rotasyon süreleri de büyük farklılık göstermektedir. 20: 413418 . Bu sebeple asistan eğitimini bilimsel. 15:467–475 6-Singh B. Birçok ülkede bu eğitimin içeriğini. Eur Child Adolesc Psychiatry. Yine Avrupa ülkelerinin kabaca üçte birinde eğitim öncesinde bir sınav uygulanırken (Fransa.Tükel R. Psychiatric education and training in Asia.

psikiyatri.tr/page.aspx?menu=114 .http://www.7.org.

Sonuçlarda özellikle psikoterapi eğitimlerinde. Katılımcıların %80’i performans sisteminin uzmanlık eğitimini olumsuz etkilediğini söylemiştir. psikiyatri eğitimi veren kurumlardaki gönüllü temsilcilere basılı olarak gönderilmiştir. alınan eğitim kurumundan. iş yoğunluğu ve eğitici sayısının yetersizliği ise eğitim eksikliğine gösterilen en sık nedenlerin başında gelmiştir. nöbet ücreti ve ek ödemeler gelmiştir. %70’i ekonomik zorluk yaşadığını. eğitim alınan kurumun yapısal ve eğitim içeriği özellikleri. %21’i fiziksel şiddete maruz kaldığını söylemiştir. genel olarak psikiyatri eğitiminden. Anket sosyodemografik bilgiler. Katılımcıların %95’i de psikoterapi eğitimlerinin Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından desteklenmesi ve verilmesi gerektiğini belirtmiştir. asistanlık özlük hakları konusunda sorunların ortaya çıkarılmasını hedeflemiştir. Türkiye Psikiyatri Derneği Psikiyatride Asistanlık Çalışma Birimi içinde kurulan bir grup tarafından hazırlanan anket formları. yıllık izin kullanamama. Psikiyatri uygulamasının en önemli ayaklarından biri olan psikoterapi gerek teorik gerekse de pratik olarak verilememektedir. genel memnuniyeti ölçmeyi amaçladık. bireysel süpervizyon alabilmede eksiklikler tanımlanmış. Değişen sağlık sistemi hekimlerin hem hizmet üretiminde zorluklara neden olmakta hem de aldıkları eğitimin niteliğinde belirgin düşüşlere neden olmaktadır. katılımı konusunda hala eksiklikler mevcuttur. . Sonuç olarak ülkemizde psikiyatri eğitimi sürecine eğitim alanların. psikiyatri uzmanlık eğitiminin durumunu ortaya koymayı.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Türkiye Psikiyatri Asistan Profilinin İncelenmesi Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Necip Çapraz Türkiye’de psikiyatri uzmanlık eğitimi uzun yıllardan beri verilmektedir ve başarılı sonuçların yanı sıra gerek teorik alanda gerekse de pratik alanda eksiklikler göze çarpmakta ve bunlar tıpta uzmanlık öğrencileri tarafından dile getirilmektedir. Asistanların %60’ı özlük haklarıyla ilgili sorun yaşarken. %85’i ise geleceği planlamada güçlük yaşadığını belirtmiştir. yani asistanların. Daha güncel bir sorun olarak ise katılımcıların %72’si sözel şiddete maruz kaldığını söylerken. Bu çalışmada Türkiye’deki psikiyatri asistan hekimlerinin genel bir profilini elde etmeyi. Türkiye Psikiyatri Derneği’nden beklentileri değerlendirmeyi. Özlük haklarıyla ilgili yaşanan sorunların başında nöbet ertesi izin.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 14 Psikiyatri Eğitimini Asistanlara Sorduk Tıpta uzmanlık eğitiminin dünü ve bugünü Oturum Başkanı Panelist : Deniz Ceylan : Raşit Tükel .

Ancak gerek insanlarda gerekse hayvanlarda agresyonun araştırılmasına yönelik deneysel çalışmaları yapmak aynı zamanda etik bir ikilemi de beraberinde getirir. Bu maddelerin tek başlarına veya alkol ile birlikte kullanıldıklarında oluşan tahripkar davranışlardan hemen bir sonuca varmak yanlış değerlendirme olacaktır. bagımlılık yapma potansiyelleri. Bağımlılık yapan psikoaktif maddelerin her biri farmakolojik özellikler. Deneysel çalışmalar için karşımıza çıkan bu kısıtlamaları göz önüne aldığımızda uyusturucu ve alkol kötüye kullanım ve bağımlılığı ile insanların agresif ve şiddet içeren davranışların araştırılması için yapılacak olan çalışmaların etiyolojik. Halbuki insanlarda yapılan araştırmalar çoğunlukla alkol ve uyuşturucu aldıktan sonra ortaya çıkan agresif davranışların sıklığını ölçmek ve nedenleriyle ilişkilendirmeyi hedefleyen çalışmalardır . . Hic bir genel prensip bu maddelere uygulanamaz. Bu durum özellikle yoksunluk bulguları şiddetli olan eroin ve kokain kullanıcıları için geçerlidir. elektrik şok uygulamaları. Diğer panelistlerin ve dinleyicilerin katılımı ile konuyu geniş bir şekilde ele alsacağımızı düşünüyor ve sizleri panelimize davet ediyorum. yasal ve sosyal kısıtlamalar.neurobiyolojik mekanizmalar. (2) Yoksunluk durumunda olan bağımlıların madde arayışı içerisindeyken gösterdikleri agresif veya şiddet davranışları. Agresyon ve şiddet davranışları ile ilgili çalışmaları gözden geçirdiğimizde hayvanlarla yapılan sistematik deneysel çalışmaların öncelikli amacının agresif davranışların yakın ve uzak nedenlerini araştırmak olduğunu görürüz. verilen ödüllerin ellerinden alınması. kullanıldıklarında oluşan beklentiler ve kültürel gelenekler acısından birbirlerinden farklıdırlar. Ancak bu durum özellikle gecmişlerinde agresif davranısları olan insanlar içi geçerlidir. Her bir uyuşturucu madde doğrudan veya dolaylı olarak değişik yollarla agresif ve şiddet içeren davranışları etkilerler. Bu yolları 4 ana başlık altında toplayabiliriz: (1) Maddelerin kullanımı veya yoksunluk durumları beyin mekanizmalarını direkt olarak aktive ederek agresyona neden olurlar. Bu yaklaşımlar etholojik nörolojik ve çevresel-psikolojik araştırma geleneklerinden kaynaklanır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddet Davranışının Ele Alınması ve Tedavisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Ayhan Kalyoncu Şiddet. Geçmişte çevresel şartlar hoş olmayan şekillerde düzenlenerek deneklerde agresif ve defansif davranışlar oluşturularak yapılan bilimsel çalışmalardan elde edilen veriler kullanılıyordu. yemek ve uyaran kısıtlanması gibi major çevresel manipulasyonlar şeklindeydi. Yaklaşık 25 yıldır bağımlı hastalarla çalışan bir meslektaşınız olarak kanıtlara ama özellikle kendi deneyimlerime dayanarak konuşmamı yapacağım. aslında toplumumuzda yaşamın her alanında sıkça baş vurulan bir hareket tarzı olmasına rağmen söz konusu uygulayanlar bağımlılar olduğunda biz psikiyatristler dahil herkesin tepkisi ne yazık ki abartılı şekilde olumsuz olmaktadır. (4) Ekonomik değerleri yüksek olan eroin ve kokain gibi uyuşturucaların ticaretine bağlı yasadışı süreçlerde ortaya çıkan agresif davranışlar ve şiddet. Şiddet ve agresif davranışların nedenlerine yönelik yapılan çalışmalar araştırmacıların ilgi odağı olmuş ve bazı deneysel çalışmalar yapılmıştır. Deneysel ortamlarda doğru sonuçlar elde etmek için agresyonun sınırlanmamasının doğuracağı deneklerin zarar görebilme ihtimali bu çalışmalarda oluşan etik ikilemdir. (3) Özellikle halüsünojen ve alkolün intoksikasyon durumlarında ortaya çıkan agresif davranışlar. nörolojik ve çevresel-psikolojik boyutlarda ele alınması gereği ortaya çıkar. 1960 lı yıllarda bilimsel araştırmalarda uygulanan agresyon modelleri deneklerin tehlikeli durumlara maruz bırakılmaları. Methodolojik olarak agresyon araştırma modelleri değişik bilimsel yaklaşımlar içermektedir.

Son olarakta günlük meslek pratiğimizde karşılaştığımız bağımlı hastaları özellikle poliklinik şartlarında nasıl yönetebileceğimize dair örnekler üzerinden klinik deneyimime dayalı vereceğim önerilerle konuşmamı sonlandıracağım. .Konuşmamın kalan bölümünde sıra ile her bir psikoaktif maddenin ayrı ayrı agresyon ve şiddet ile olan ilişkisini değerlendireceğim ve bağımlı hastalarca uygulanan şiddetin tedavisi için etkili yaklaşımlardan bahsedeceğim.

Yapılan çalışmalar geçmişte şiddete uğramanın gelecek yaşamda da şiddete uğramak niçin risk faktörü olduğunu göstermektedir. Crime victimization in adults with severe mental illness: comparison with the National Crime Victimization Survey. 2012 Aug 15. Çocuklarda ve ergenlerde erken emosyonel ve davranışsal problemler hem kabadayılık gösterme.8. Psikiyatri bozukluklar ve şiddet arasındaki ilişkiyi anlamak için geçmiş şiddet öyküsü. erkek cinsiyeti.a prospective follow-up study in prisoners with substance abuse. . Kaynakça: Hakansson A.1001/archpsyc. Berglund M. Weiner DA. Arch Gen Psychiatry. McClelland GM. madde kullanımı ve zorlayıcı yaşam olayları ile arasındaki ilişkiyi incelemek gerekir.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Bağımlı Kişide Şiddetin Öngörülebilmesi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Figen Karadağ Sağlık çalışanlarının yarıya yakının kariyerleri boyunca şiddette maruz kaldıkları bildirilmektedir. Risk factors for criminal recidivism -. 2005. Teplin LA. hem de şiddete maruz kalma için risk faktörleri olarak gösterilmektedir.62:911–921. Üstü kapalı göstergeleri de ayırt etmek önemlidir. Abram KM.62.911. Şiddetin her zaman hastanın bizzat tehdit etmesi kadar açık olmayabilir.12(1):111. Bu konuşmada madde kullanımı ve şiddet arasındaki ilişkiyi etkileyen faktörler ile şiddete uğrama ve şiddet gösterme arasındaki ilişkiye de değinilecektir. BMC Psychiatry. madde kullanmak ve şiddet suçu işlemek yeniden şiddete maruz kalmanın göstergesi olarak bulunmuştur. Bazı çalışmalarda erken dönemde şiddete maruz kalma. doi: 10.

maddenin ya da ilaçların etkisi altındayken şiddet edimi. maddeyi temin etmek amacıyla şiddet davranışı ve hatta şiddet mağduru olduktan sonra madde kullanımına başlamak gibi çok sayıda karşılıklı ve birbirinin nedeni ve/veya sonucu olabilecek öğe mevcuttur. anabolik androjen streoidler.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 15 Şiddet Ve Bağımlılık Şiddet ve Şiddetin Alkol ve Madde Kullanımıyla İlintisi Oturum Başkanı Panelist : Defne Tamar Gürol : Levent Tokuçoğlu Kişilerarası şiddet ve alkol-madde kullanımı büyük bir toplum sağlığı sorunudur ve kullanıcıların. toplumsal. Toplantıda şiddetin tanımlamaları yapılarak. Domestic violence. bir eşin diğerine karşı şimdide veya geçmişte bir zamanda fiziksel. evdeki çocukları ve yaşlıları da kapsayabilir (Zilberman. Levent Tokuçoğlu Kaynaklar    Atkinson A. Athanasiadis’in (1999) bir gözden geçirme çalışmasında. 2007 Zilberman ML. ayrıca amfetamin. kültürel ve toplumsal olarak veya bir topluluğu dahil olma (örneğin. Ayrıca saldırganlık kasıtlı ya da dürtüsel olarak da sınıflandırılabilir. Blume SB. etkileşim içerisindedir (ICAP. alkol ve madde kullanımıyla karşılıklı bağlantıları üzerinde durulmaya çalışılacaktır.chp. Örneğin. 2011). Am orld Health Organization: Third Milestones of a Global Campaingn for Violence Prevention Report 2007: Scaling Up. siyasi inançlar) sebebiyle karışılan şiddet davranışları. benzodiazepinler ve kannabisin şiddet davranışlarıyla ilintili olduğu bulunmuştur. Rev. Şiddet çok sayıda ve karmaşık nedeni. Bellis MA. toplum kıyımlardaki ölümler dahil değildir. 27 (Suppll II): S51-5 . Anderson Z. saldırganlığın türü (fiziksel veya sözel ya da doğrudan veya dolaylı). eşhastalık (comorbidity) bağlamında psikiyatrik hastalıklarla madde kullanımı.org. Bireysel. WHO. 2005). bu bağlantının çok yüzlü ve karmaşık yanını nedensel olarak araştırmış çok az sayıda çalışma mevcuttur. toplum ortalamasından daha yüksek olduğu belirtilmektedir (Atkinson 2009). “Resmi kayıtlara göre” her gün 5 kadından 2'si şiddet görmekte ve günde ortalama 5 kadın hayatını kaybetmektedir. Şiddetle alkol-madde kullanımı arasındaki bağlantılar karışık olsa da. sadece bireysel şiddeti içeren rakamlardır. Dürtüsel olanlarında otonom yanıtın yüksekliği ve beyinde prefrontal bölgeden limbik bölgelere doğru uzanan bir denetim ya da “fren” düzeneğinde. kültürel. Syed Q (2009). Hughes K. alcohol and substance abuse. Ülkemiz İçişleri Bakanlığı’na göre son 7 yılda eşi/eski eşi tarafından öldürülen kadın sayısı yüzde 1400 artmıştır. ekonomik. holiganlık. Şiddetin özgül bir türü olan saldırganlık çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir: saldırganlığın hedefi (kendine dönük veya başkasına yönelik). Centre for Public Health Liverpool John Moores University WHO Collaborating Centre for Violence Prevention. duygusal cürüm işlemesi halidir. Yabancıların “domestic violence” ve “intimate partner violence” dediği şiddet. düzenekleri içeren bir fenomendir. toplumsal. www.uk (Son erişim tarihi: 24. ruhsal bakış açılarını da içerecek şekilde. cinsel. Geneva. 2005. gerek şiddet faili gerekse kurban olma olasığının.5 milyon insanın şiddet nedeniyle öldüğü belirtilmektedir (WHO 2007). Dr.2012) Siever LJ. Daha geniş bir bakış açısıyla bakıldığında. Dünyada bir yıl içerisinde yaklaşık 1. Ayrıca ülkemizde son zamanlarda çokça karşılaştığımız bir şiddet türüne dikkat çekilmeye çalışılacaktır: Eş/eski eş şiddeti. Bras Psiquiatr. biyolojik ve ruhsal-toplumsal nedenlerin hepsi karşılıklı ve önemli bir ilişki. “top-down” denetim düzeneğinde bir bozukluk olabileceği belirtilmektedir (Siever 2008). Alkol ve madde kullanımı ile şiddet arasında belirgin ilişkiler olsa da. 2009. Switzerland. Sumnall H. Neurobiology of Agression and Violence. bu ev içi şiddet. alkolün ana risk etkeni olduğu. Bu rakamlara savaşlar.08. biyolojik. kokain ve krak kokain. saldırganlığın nedeni (tıbbi durumlar veya madde etkisi).

International Center for Alcohol Policies . ICAP Blue Book. 12. (1999) Drugs. alcohol and violence. Washington DC Athanasiadis L. 2011. Current Opinion in Psychiatry.  ICAP. 2011. 281-286 .

Spektrumda sağa doğru ilerledikçe psikoterapiler arasındaki farklar bulanıklaşır ve birbirinden ayırt etmek zorlaşır. Washington.2(2):3540 2. Herhangi bir psikoterapide kullanılan destek ile destekleyici psikoterapinin arasındaki ayrımın belirlenmesi oldukça önemlidir. Rosenthal RN. 2004. zaman zaman birbirlerinin tekniklerinden yararlanabilirler. Destekleyici psikoterapi ise belirli bir hasta grubunun tedavisin de kullanılan özgül bir terapi yöntemidir (1). diğer ucunda da psikoanalizi içeren açıklayıcı psikoterapinin bulunduğu bir spektrum olarak ele alınabilir. Destek. American Psychiatric Publishing. Psikoterapinin destekleyici biçimleri de hastanın kendi zihinsel süreçleri hakkında farkındalıklarını genişletebilir ve bu nedenle açıklayıcı tekniklerin unsurlarını kullanmayı gerektirebilir. Her ne kadar bu iki psikoterapi spektrumun sınırlarını belirliyor olsa da. S: 5-6. düşünceler.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Psikoterapiler Yelpazesinde Destekleyici Psikoterapi’nin Yeri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Halis Ulaş Bireysel psikoterapiler bir ucunda destekleyici psikoterapinin olduğu. terapistin başvurana karşı düzenliliği. Hastaların çoğunun tedavisi destekleyici ve açıklayıcı unsurların birlikteliğini gerektirir (2). Kaynaklar 1. Destekleyici Psikoterapi. güvenilirliği ve dikkatliliği ile karakterize ve her psikoterapinin temelinde yer alan bir tekniktir. gereksinimler ve çatışmalarla ilgili içgörü gelişimi ve hastanın bilinçli olarak bu çatışmaları çözme ve daha iyi bir şekilde bütünleştirme girişimini izleyen bir süreç yoluyla kişilik değişimini amaçlayan çeşitli yaklaşımlar için kullanılan ortak bir terimdir. Winston A. . Açıklayıcı psikoterapi terimi hasta ve terapist arasındaki ilişkilerin analizi ve daha önce tanınıp anlaşılmamış duygular. DC. Alptekin K. Pinsker H. Ulaş H. Destekleyici Psikoterapi ile başlayan spektrumdan psikoanalize doğru ilerlenirken bu yelpazede destekleyici-açıklayıcı ve açıklayıcı-destekleyici psikoterapileri içerir. Introduction to supportive psychotherapy. Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2009.

Gelişimsel kökenlere inmek öncelikli amaç değildir. terapistin girişimlerinin planlı ve özgül bir hedefi başarmaya yönelik olarak tasarlandığı. DP’de de aktarım ortaya çıkar ancak tartışılmaz. Destekleyici terapist açıklayıcı terapiste göre daha “gerçek”.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Temel İlkeleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Leyla Gülseren Gerçekte psikodinamik psikoterapi türlerinden biri olan destekleyici psikoterapi (DP). Son görüşmeden bu yana hastamın yaşamında ne olup bittiği. olumlu tepkiler ortaya çıkaracak sorular sorma. yani yöntemleridir. Aslında içgörüye yönelik psikoterapi ile DP’nin ulaşmayı hedefledikleri amaçları arasında fark yoktur. TPD Destekleyici Psikoterapi Eğitimi Ders Notları. içgörüye yönelik ya da açıklayıcı terapide de en çok destekleyici olan etkendir: Hastaya duygularının ve açmazının anlaşıldığını göstermek. Hasta uzun konuşmakta serbest olmakla birlikte. Terapist olumlu duyguların gelişimini teşvik eder. Açıklayıcı psikoterapide. Sessizlik olduğunda da terapist çok beklemez. ancak eş zamanlı olarak aynı savunmayı hem destekleyip hem de sorgulayamaz. hastanın güncel işlevselliğinin ne durumda olduğu. yinelemeyi en aza indirmek. . dış dünyayla kurulan bir bağlantı hatta dış dünyanın temsilcisi anlamına gelir. Savunmalar. empati kurma ve bunu gösterme. aktarım ve karşıaktarımın güncel durumu. hastanın kişiliğine saygı gösterme ve hastaya bir erişkin olarak hitap etme terapötik işbirliği ve hastanın benlik değerinin artması için özen gösterilmesi gereken konulardır. yaşam koşulları yetersiz kişilerdir. 2012. monolog yapması beklenmez. Terapist. Destekleyici bakış açısından hasta-terapist arasındaki ilişki. bir savunmayı destekleyebilir ya da sorgulayabilir. Ankara. görüşmeler sırasında hükmedici. hasta için denge figürü. ortak amaçları olan iki erişkinin ilişkisidir ve hastaterapist etkileşimi karşılıklı konuşmaya dayalıdır. aktarım analiziyle hastanın iç dünyası anlaşılır. Hastanın gerçekliği değerlendirmesine yardımcı olur. yalnızca uyumu bozucu nitelikte ise sorgulanır. DP. Ayrıldıkları nokta bu amaçlara ulaşma yolları. kendini daha çok açığa vurma eğiliminde ve genellikle daha konuşkandır. DP ile tedavi edilen pek çok hasta. DP’de olumsuz duygular tanınıp tartışılırsa. görece sağlıklı bir kişinin bir yaşam olayıyla başa çıkmasına yardımcı olmak için doğrudan girişimlerde bulunan bir ikili (dyadic) tedavidir. Kaynaklar Kaptanoğlu C. belirtileri düzeltmek. İlişkinin aktarımsal unsurları. ancak terapiye önemli oranda engel olarak görülürse. ılımlı pozitif aktarımı destekler. gerçeklik unsurlarından sonra gelir. hastanın öyküsü her seanstan önce gözden geçirilmesi gereken konulardır. semptomatolojisi. ego işlevlerini ve uyum becerilerini geliştirmek. Hastayla ilgilenme. yargılayıcı bir dil kullanmaktan kaçınma. hasta düşmanca duyguları terapistin rahatça ele alabildiğini yaşantılar ve bir anksiyete kaynağı giderilir. Hasta. Terapist. özgül sorular yerine genel soruları tercih etme. benlik saygısını. duygulanım ventilasyonuna ve bir yönlendirici teknik olan duygulanım kontrolüyle denge içinde dışavurumuna cesaretlendirilir. tanısal değerlendirmeye dayalı bir tedavi yaklaşımıdır. kronik hastalığı olan. daha aktif. Aktarım ister olumlu ister olumsuz olsun. Aslında DP’de en çok destekleyici olan etken. hasta yıkıcı eyleme dökmelere girerse ya da terapiyi bırakması söz konusu olursa yorumlanır. onarmak ya da sürdürmek. DP’de bilinçli sorun ve çatışmalar ele alınırken bunların altında yatan bilinçdışı çatışmalar ve kişilik özelliklerine yönelik girişimde bulunulmaz. kabullenme.

Eşsizoğlu. Rosenthal RN. Ankara. . H. Tuna Matbaacılık. C. Kuramı ve Uygulaması (Çev. Maraş). İstanbul. 1994. New York. 2011. Wallace ER (1983) Dinamik Psikiyatri. Kaptanoğlu. Pinsker H (2004) Destekleyici Psikoterapiye Giriş (Çev. A. G. Atalay). Güleç. A. Routledge. Eylül yayınları. Winston A.Pinsker H (1997) A Primer of Supportive Psychotherapy.

Aynı yıl Bibring klasik analitik yöntemler olan yüzleştirme. 1960’lı yıllarlın ortalarına gelindiğinde artık yapısal değişim sağlayan tek tedavinin psikanaliz olmadığı yaygın kabul görmekteydi. netleştirme ve yorumlamanın dışındaki destekleyici yöntemler olan telkin. telkinin psikanalitik kurama göre nasıl etki ettiğinin açıklanmasına çalıştılar. Bu nedenle psikanalistler psikanalizin ilk yıllarında destekleyici yöntemleri kendi yöntemlerinden ayırmak için büyük bir çaba gösterdiler. O dönemde destekleyici terapi psikanalizin tam karşıtı olarak görülmüştü. . Erken dönem psikanalistlerin destekleyici tedavi yöntemlerine karşı olumsuz tavırlarından uzaklaşan ilk analist eksik yorumlamanın etkisi anlamaya odaklanan Glover’dır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 16 Psikoterapilerin Sinderellası Destekleyici Psikoterapinin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Cem Kaptanoğlu : Volkan Topçuoğlu Psikanalizin ilk uygulayıcıları elde ettikleri tedavi başarılarının telkine dayalı olması suçlaması ile tekrar tekrar karşılaştılar. Bu dönem psikanalistlerine göre gerçek tedavi sadece psikanalitik yöntemler yoluyla mümkündü. manipülasyon ve abreaksiyonu tanımladı. 1946’da Alexander’ın içgörüye psikanalizde fazla önem verildiğine dair görüşü ise bir dönüm noktası kabul edilebilir. 1954’de Knight klasik yöntemlerle tedavi edilip kötüleşen hatalardan yola çıkarak bazı hataların destekleyici yöntemin gerekli olduğunu savundu.

Ülkemizde yaşanan hızlı toplumsal değişimler. özünü kaybedebilir. Bizim için asıl sorun. Korkutarak yaptırım uygulama alışkanlığı toplumumuzda maalesef yaygındır. etrafında oluşturduğu karışıklık ve korku ile güç gösterisi yapar. Evden kaçan çocuğun durumu acilen değerlendirilmeli. Dünya Sağlık Örgütüne göre şiddet. Şiddet ve istismar üreten aile dış dünyaya kapalıdır. okul arkadaşları. Cinsel istismar çoğu kez gizli kalır. dünyada 50. cinsel istismara. Yapamadığımı yıkarım diyen şiddet. yaşamı. gelecek beklentisinde azalma. her yıl. BM. Suça. aşırı hareketlilik gibi belirtiler ortaya çıkmakta. değersiz algıladığında. geniş aile ve sosyal kurumlar içinde güvenli yaşam alanı oluşturulmalıdır. yalnızlıktan doğan öfkenin. Ev içi şiddet (domestic violence) durumunda. Şiddete uğrayan çocuklarda mutsuzluk. sosyoekonomik güçlükler ile ilişkili olarak çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları klinikleri başvurularında aile içi şiddete. Sokakta kalma süreci arttıkça geri dönüşümsüz sorunlar ortaya çıkacaktır. çocuk cinsel istismarı ile ilişkisi. mutsuzluğun. kendiliğini. Öfke kolayca şiddet davranışına dönüşebilir. Eğer sevgi birliğinin çocuğu değilseniz. . umutsuzluk. Aile içinde şiddet ve istismar gördüğü için sokağa kaçan. ihmale ve istismara. alkol madde kullanımına ve suça yatkınlık görülmektedir. ruhları ve yaşamları yok eden şiddete seyirci kalınmasıdır. sokakta karşılaştığı insanlardan kendine yeni aileler oluşturmaya çalışan çocuğu. Kendisi şiddete uğrayan çocukların şiddet uygulayıcısı olma olasılığı daha yüksektir. töre cinayetlerine varan şiddet boyutu ve şiddetin nasıl çözümlenebileceği ile ilgili bir çerçeve verilecektir. cinsel ilişkiye zorlanmış veya cinsel şiddetin başka biçimlerine maruz kalmıştır. genci çok çeşitli sorunlar beklemektedir.000’den fazla çocuk öldürülmektedir ve şiddet sonucu meydana gelen yaralanmalar nedeniyle hastanede tedavi altına alınan çocuk sayısı 1-2 milyondur. Çocuklara yönelik şiddetin çoğunluğu çocukların en yakınındaki kişilerden yani anne. kaygının. şiddetin çocuğu olabilirsiniz. Literatür: -Birleşmiş Milletler Çocuklara Yönelik Araştırması için Bağımsız Uzman Raporu. bilincin yeterince aydınlatmadığı alacakaranlıkta ortaya çıkan. okullarda akran grubunun. Bu sunumda şiddetin doğası. zorbalığa uğrama şikayetleri günden güne artmaktadır. Ailede sevgi ikliminin. hakkında açık ve dürüst konuşulamaması. ortaya çıkmaması. gelişmesi veya onuru açısından fiili veya potansiyel zararla sonuçlanan her tür fiziksel veya duygusal kötü muameleyi. Genel Kurulu. ticari veya başka amaçlı sömürüyü kapsar. 61. öğretmenler. cinsel istismar ve ihmali veya ihmalkar davranışı. bağlılığın olmayışı amaçsız yalnızlığı ve buna bağlı öfkeyi ortaya çıkarır. Yine aynı araştırma raporuna göre 2002 yılında tüm dünyada yaklaşık 150 milyon kız ve 73 milyon erkek çocuk. sorumluluk. çetelerin baskısına. Ağustos 2006. güven ve güç ilişkileri bağlamında insan sağlığı. istismar edilen cinselliği nedeniyle kendini utanç içinde. Çocuk. insanı insanlığından çıkaran yok edici eylemlerdir. şiddetin ortadan kaldırılması-kaldırılamaması değil. Bunun için evden kaçan gençlerin ve ailelerinin değerlendirilmeleri ve desteklenmeleri amacıyla kullanılabilecek yataklı kurumlara acil ihtiyaç vardır. Bildirilen olguların gerçekleşenlerin %15’i olduğu tahmin edilmektedir. şiddetin görmezden gelinerek yok sayılması. Oturum. Birleşmiş Milletlerin Çocuğa Yönelik Şiddet Araştırma Raporuna göre (2006) (UNVAC). hızlı kentleşme. işverenler ve çocuk bakıcılarından kaynaklanmaktadır. madde kötüye kullanımına açık durumdadır. çocukların ¾’ü anne karnından başlayarak annenin uğradığı şiddete ortak olmaktadır. bütünüyle kötü. baba.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Şiddet ve Çocuk Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Behiye Alyanak Şiddet.

Cox R. 2012. Hasselman F. Peterman F:Emotion Regulation and Childhood Aggression: Longitudinal AssociationsChild Psychiatry Hum Dev 10578-612. -Röll J.-Lichtwarck-Aschoff A. . Koglin U.16(3):353-79. 2012. Granic I: A characteristic destabilization profile in parentchild interactions associated with treatment efficacy for aggressive children. Nonlinear Dynamics Psychol Life Sci. Pepler D.

Bu zeminin. alışkanlık vb. güçsüz ya da “güçsüzleştirilmiş” bir erkeğin doğal bir refleksi midir? . gelenek. bir süreç… Bu süreci taraflar nasıl algılıyor? Şiddetinin her iki tarafının.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Şiddet Sürecinin İki Tarafı Olarak Kadın Ve Erkek Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hülya Gülbahar Erkeğin kadına karşı şiddeti. erkeğin alkol vb.Ya da o erkeğin ait olduğu kültür. hizmet ve itaat ilişkilerinin bu süreçte rolü var mıdır? Soru çok! . bilgi ve deneyim alışverişi yapmak. Ama bu arayışı oturtacak sağlam bir zemin gerek. şiddete maruz kalan bireyin ise. bu sorular üzerine daha derinleştirilmiş araştırmalar/tartışmalar. öncelikle erkek şiddetinin nedenlerine yönelik kimi yaygın önkabulleri sorgulamadan oluşturulabilmesi mümkün mü? Örneğin. ulus.Ya da farklı cinsler olarak “yaratılmış” ve farklı işlevlerle “donatılmış” olmalarıyla? . din. eşini “döven” kocanın.Şiddet. oğullarına/kızlarına bıraktığı uğursuz bir miras mıdır? . görenek. bağımlılıklarından. bu sürecin uzamasında ortak ya da farklı açılardan etkileri neler? Erkeğin “normal” bir davranış biçimi olarak gördüğü şiddeti.Erkek şiddetini ve kadınların bunu kabullenişini genlerle. (kendi güçlü ya da güçsüz yönleriyle) aslında son tahlilde eşit olan iki cins arasında. şiddete tahammül eşiğini yükselterek boyun eğmeye devam etmesini sağlayan dinamikler var mı? Tüm dünyada ve ülkemizde kadına karşı şiddetin arttığı bir konjonktürde. dozunun artırarak devam ettirmesini sağlayan. ile? . kadınların da “normalleştirme” süreci var mı? Şiddet uygulayan birey açısından. giderek daha büyük bir önem kazanıyor. farklı ama görece eşit silahlarla bir çatışma mıdır? İktidar ve kontrol mekanizmalarının. her daim “süreklilik” niteliği taşıyan bir eylem.Şiddet.Şiddet. ruhsal “sapkınlığı”ndan mı kaynaklanır? .Şiddet. . sınıf. bu şiddeti. hormonlarla açıklayabilir miyiz? .

Bu tür şiddetin son zamanlarda artmasında ülkenin sağlık sisteminde aşırı bir değişime gidilerek çok fazla hastanın kısa sürede bakılması dolayısıyla hastaya yeterli vakit ayırılamaması. bireysel şiddet bazen çok yükselse de nispeten kontrol altına alınmaktadır. Savaş benzeri kitlesel şiddetin yanı sıra kişisel şiddet de son zamanlarda giderek tırmanmaktadır. Bu olaylar o kadar yoğundur ki bu konuşmayı dinleyen veya okuyan meslektaşlarımız arasında bile şiddete maruz kalanlar mutlaka mevcuttur. Bu artışın nedenleri yoğun ve hızlı göç. Bu tür şiddeti önlemek daha zor olacak gibi görünmektedir. Ne yazık ki bu davranış biçimi insanlık geliştikçe azalmamış. Özellikle psikotik ve antisosyaller olmak üzere hastalarımızın başta biz psikiyatri uzmanları olmak üzere hastalıkları nedeni ile hekimlere yönelttiği şiddet davranışı. Bu nedenler bilimsel olarak araştırılmalı ve ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Ne yazık ki ilk akla gelen önlemler polisiye tedbirler ile olayları yatıştırmağa çalışmak olmaktadır. Bu kötü gidişe son verebilmek için düşünsel olarak şiddete karşı çıkan insanların artması ve hümanistik bir düşünce biçimini yaymağa çalışması ne yazık ki toplumda yeterli karşılık bulamamaktadır. hastane idarecilerinin tecrübesizliği gibi faktörlerin yanı sıra hastane fizik şartlarının kötülüğü.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Meslektaşlara Yönelik Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Hüsnü Erkmen İnsanlık tarihi boyunca şiddet tüm toplumlara etki yapmış bir davranış biçimidir. Özellikle savaş teknolojisi ve silahların gelişmesi ile şiddetin sınırı sonsuza kadar uzanmaktadır. . Özellikle son zamanlarda ülkemizde değişik bir şiddet şekli olarak hekime yönelik şiddet ortaya çıkmış ve ölüme kadar giden tatsız olaylar olmuştur. Bu tür şiddet çok eskiden beri tüm toplumlarda olmuştur ve özellikle daha yaşlı psikiyatristlerin hatırlayacağı bir çok meslektaşımız bu tür saldırılarla hayatlarını kaybetmiş veya yaralanmışlardır. Bunun pek çok nedeni vardır ve çok etraflıca araştırılması ve önlenmeğe çalışılması gereklidir. Sonuç olarak her hastaneye çok sayıda polis koymak mümkün olmadığı gibi saldırganların zaman zaman polise de saldırdığını unutmamak gerekir. Bu ülkelerde özellikle alt toplum katmanlarında şiddet neredeyse tek iletişim şekli halini almaktadır. Ülkemiz de bu şiddet salgınından nasibini fazlası ile almıştır. Yüzyıl önce yapılan bir savaşta sadece çarpışan askerler ve çarpışma yeri civarının şehirleri etkilenirken bugün tüm dünyayı ve insanlığı yok edebilecek silah ve teknoloji mevcuttur. bu mutlaka gerekli bir yaklaşımdır ancak olayların pek azı bu yöntem ile bastırılabilir. eğitim ve buna bağlı çözüm bulabilme yeteneği eksikleri. Hekime yönelik şiddeti biz psikiyatristler açısından ikiye ayırarak incelemek daha doğru olacaktır. Ülkemizin geleneksel eğitim ve davranış biçimleri arasında şiddetin belli bir yerinin olması da şiddet davranışını artırmaktadır. kendisini engellenmiş hissetme. öfke giderici önlemlerin alınamamış olması gibi pek çok neden vardır. ancak geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde durum daha kötüdür. Bunları psikiyatrik ölçüler içinde ele almak ve değerlendirmek daha doğru olacak ve özellikle psikiyatristlerin eğitimle kazanacakları yeteneklerle önlemek nispeten kolay olacaktır. devletin gücünü yeterli gösterememesi veya göstermeğe çalışırken kendisinin şiddete başvurması gibi çok farklı olabilmektedir. İleri ülkelerde gerek insanların şiddete başvurmadan sorun çözmeği öğrenmesi gerekse de devletin kontrolünün daha etkin olması sonucu. Ancak son zamanlarda ülkemizde gelişen bir başka hekime yönelik şiddet şekli ise hasta ve yakınlarının isteklerinin yerine getirilmemesi veya yapılmağa çalışılan işlemin yanlış anlaşılması gibi nedenlerle hekime yönelen şiddet davranışıdır. yasaların yetersiz kalması. yerleşilen şehire ve kültüre uyum sağlayamama. Teknik gelişmeler şiddetin daha etkin ve kötü sonuçlar veren bir boyut kazanmasına neden olmuştur. artmıştır.

Nedeni bilinmeden sorun çözülemeyeceği gibi var olduğu düşünülen sorun ve çözümlerinde bu araştırmalar sonucunda farklı sonuçlar ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir. Tüm sağlık çalışanlarının şiddetten uzak bir çalışma ortamına kavuşması dileği ile . Sonuç olarak hekime yönelik şiddeti önlemenin birinci adımı sosyolojik. Bilimsel olmayan yöntemlerle yapılacak çözümler sorunu daha karmaşık hale getirebilir. psikolojik ve psikiyatrik araştırmalar yapmaktır.Yapılması gereken ise daha önce de anlatıldığı gibi bu şiddetin nedenlerini araştırmak ve basitçe çözülebilecek olan sorunların çözümünü en kısa zamanda sağlamak. uzun vadeli çözüm için ise özellikle kitle eğitim araçları ile bu davranışı değiştirmeğe çalışmak olmalıdır. Hastane ve sağlık kurumlarında olabilecek her türlü şiddet davranışının cezasını artıran yasal düzenlemelerin de yapılması gereklidir.

çoğu kez kadının uğradığı şiddet nedeniyle kendisini suçlu/hatalı bulmasından kaynaklanmaktadır. . kadına yönelik şiddete uygun bir zemin oluşmasında. ‘Sen ne yaptın da seni dövdü?’ şeklinde sorular ya da ‘Beni öylesine öfkelendirdin ki kendimi tutamadım’ biçimindeki açıklamalar şiddet mağdurunun mevcut durumu tam olarak kavrayamamasına neden olabilmektedir. Bu sunumda ikincil travmalara neden olan adil dünya anlayışından söz edilecek ve ikincil travmaların önlenmesi doğrultusunda yapılabilecekler konusunda önerilerde bulunulacaktır. gerekse çevredeki yakınlar bu ikincil travmaların oluşumunu kolaylaştırmakta ve böylelikle hem kendi sorumluluk ve ‘suç’larını görememekte hem de kurbanın ortaya çıkan şiddetten kendisini suçlamasına neden olabilmektedir. Kadın bir yandan ilk travmanın (şiddetin) acısını yaşarken. Bunun bir nedeni de kendisini çaresiz hissetmesidir. diğer yandan da kendini suçlayarak ikincil bir travmaya neden olmaktadır. Çoğu kez gerek şiddet gösteren kişi. şiddete uğrayan kadının kendi rolü de küçümsenmeyecek oranda önemli olmaktadır. İkincil travma olarak da tanımlanabilecek bu olgu. En tipik örneği şiddet olaylarında veya ırza geçme olaylarında mağdur olan kişinin saldırganı kışkırttığı biçimindeki suçlamalarla karşılaşmasıdır. Herhangi bir travmayı izleyerek insanların kendi başlarına gelenlerden kendi kendilerini sorumlu tutmaları ya da başkalarını tarafından sorumlu tutulmalarının altında ADİL DÜNYA anlayışı yer almaktadır.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları İle Şiddet Kadına Yönelik Şiddette Kadının Rolü ve İkincil Travmalar Oturum Başkanı : Mehmet Sungur Ne yazık ki.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 17 Çeşitli Boyutları Ile Şiddet Evlilik içi şiddet Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Sungur : Murat Dokur .

psikiyatrik hastalıklar. Filisid eylemiyle ilgili sınıflandırmalar yapılırken bu farklar arasından özellikle nedenlere yönelik çalışmalar yapılmıştır. psikoz. Filisid genel olarak 18 yaş altı çocukların ebeveynleri tarafından öldürülme eylemini tanımlarken. infantisid . Anahtar sözcükler: filisid. Bu sunumda psikiyatrik hastalığı olan ebeveynlerin genel özelliklerinin belirlenmesi amacıyla literatür bilgisi sunulacak ve psikiyatri çalışanları olarak bu riski değerlendirmek ve önlemler almak konusunda dikkat edilecek hususlar ele alınacaktır. Genel ilgi anne filisidlerine odaklanmasına rağmen baba filisidleri de özellikle daha büyük yaştaki çocuklarda ön plana çıkmaktadır. eylemin biçimi ve nedenleri arasında ciddi farklar göze çarpmaktadır. istenmeyen çocuk. Çocukların genellikle dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korunması gerektiği düşünülürken çocukların öldürülmesi eyleminin sıklıkla ebeveynleri tarafından gerçekleştirilmesi ve dünyaya geldikleri ilk günün en riskli zaman olması oldukça trajiktir. En sık kullanılan Resnick sınıflandırmasında alturistik. ilk gün gerçekleşmişse neonatisid. akut psikotik.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Filisid Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Armağan Özdemir Filisid toplumun her bireyi kadar psikiyatri alanında çalışanlar için de dehşet verici bir durumdur. neonatisid. Bu sunumda literatür bilgisinin gözden geçirilmesinin yanında klinik deneyimlere yer verilmesi ve uluslararası medyada çok ses getirmiş ve hukuk sisteminde ciddi tartışmalara neden olmuş “Andrea Yates” ve “Sally Clark” vakalarının bize öğrettiklerinin tartışılması amaçlanmıştır. ilk yıl gerçekleşmişse infantisid terimi kullanılır. kaza sonucu veya eşten intikam amacıyla yapılan filisid olmak üzere alt gruplar belirlenmiştir. bipolar bozukluk sık görülmektedir. Terim farklılığının ötesinde bu üç grup arasında sosyodemografik özellikler. hukuki ve evrimsel bakış açısıyla filisid eylemi değerlendirilecektir. Psikiyatrik hastalığı olan ebeveynler içinde psikotik özellikli depresyon. Anne ve baba filisidleri arasında farklı özellikler incelenecek ve kültürel. Filisid riski bulunan veya filisid eylemi gerçekleştirmiş ebeveynleri değerlendirmek çok zorlayıcı olabilir.

10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Kadın Ve Erkeklerde Şiddetin Nörobiyolojisi Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Çağatay Karşıdağ İnsanlar sosyal olarak doğrudan saldırganlığı erkek cinsiyet rolleriyle. yüksek dopamin ve katekolamin düzeyleri ile düşük serotonin düzeylerinin agresyonu arttırıcı bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. .sosyal etkenlerden de önemli ölçüde etkilenmektedir. Temel olarak cinsiyetler arasında bir farklılık yokmuş gibi görülmekle beraber bazı açılardan erkek ve kadınlarda görülen şiddetin etki mekanizmalarında değişiklikler saptanabilmektedir. Kadın ve erkeğin sahip olduğu farklı cinsiyet hormonlarının saldırganlık düzeylerini etkilediği. Ayrıca glutamaterjik/GABAerjik sistemindeki denge bozukluklarının da agresyon üzerine etkileri olduğu gösterilmiştir. Ancak saldırganlık ile hormonlar arasında anlamlı bir ilişki olmasına karşın bu dürtüler birçok biyo-psiko. dolaylı saldırganlığı kadın cinsiyet roller bağdaştırmaktadır. İkiz aile çalışmalarında dürtüsel şiddetin % 70 oranında kalıtılabildiği gösterilmiştir.

En sık sebebi olduğunu bildirmiştir.D. Sosyal değişimin en yoğun biçimde hissedildiği yüz yüze ilişkinin yerini formal ilişkilere bıraktığı şehirlerde kadın karmaşık bir ilişki ağı içinde giderek artan bir sorumluluk taşımakta .B.Bazı toplumlarda zayıf ve hasta çocukların öldürülmesi geleneğide vardır. Kadınlar tarafından işlenen suçların en korkuncu ve en fazla raslananı olarak annenin çocuğunu öldürme davranışıdır.8 100.geçim zorluğu gibi olumsuz faktörler eklenince kadının şiddet davranışı da artmaktadır. Yapılan çalışmalarda testesteron hormonunun ve bu hormonun düzeyinin saldırganlıkla yakın ilişkisi olduğu bildirilmiştir. bu oran 8/100000 olarak verilmektedir.Örf. 2004) Cinsiyet suç işleme üzerine etkili olduğu erkeklerin kadınlardan daha fazla saldırgan bir eğilim içinde olduğu bilinmektedir.0 .7 11. Ayrıca ekonomik ve sosyal yapıda hızlı değişimler genelde suç olgusunda ve özellikle kadınların işlediği suçlarda belirgin bir artışı beraberinde getirmiştir.0 . Çocuğunu Öldüren Kadınlar Total 32 100.5-14 yaş arasında 3.5 96.7 3.5 olduğu belirtilmektedir.2 76.B.(Balçıoğlu ve ark. Ve 15-24 yaş arasında 2.Araştırmalarda kadın suçlu sayısının en yüksek olduğu ülkelerde bile tüm suçluların ancak %20 ‘ si kadındır.7 11.0 100.2 100.Bunlar kendi toplumla rında olagan karşılandığı için filisid olarak kabul edilmemektedir.aile geçimsizliği .bu şartlara kadına karşı şiddet .5 57.0 Valid Percent 7.10 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 6 P 18 Kadınlarda Şiddet Davranışı Adli Tıp Kurumu’ na gelen kadınların şiddet davranışının araştırılması Oturum Başkanı Panelist : Fisun Akdeniz : Nihat Alpay Kadınların ekonomik sosyal ve siyasal yaşamda artan biçimde yer almaya başlaması ile birlikte kadın suçluluğunda belirgin bir artış olmuştur.5-3. Aslında fiklisid olgularının elde edilen rakamlardan çok fazla olduğu fakat filisidlerin aile tarafından normal ölümmüş gibi gösteriLdiği bu nedenle sayının az olduğu söylenebilir.Ebeveyn tarafından çocuğun öldürülmesine filisid denir.8 100.7 3.9 88.5 7.öldürmeye teşebbüs ve yaralamalardır..Filicid görece nadir bir olaydır.anene ve geleneklerle örülü olan değerlerin zayıflamasını kadının şiddet davranışında ayrı bir sebep olarak ele alınabilir.0 Cumulative Percent 7.Ülkemizde bu oran Doğudan batıya doğru artmakla birlikte %2.Neonatisid ise bu olayın doğumun ilk gününde olduğunu belirtir.Kadınların en fazla işledikleri şiddet davranışları adam öldürme (çocuklarını ve eşleri ekseri olmak üzere). Eşini Öldüren Kadınlar kişinin tahsil durumu Valid okur-yazar degil okur-yazar İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 2 3 15 3 2 1 26 Percent 7.D Sağlık Bakanlığı tarafından 1997 yılında yapılan bir çalışmada homisid çocuk ölümlerinde 1-4 yaş arası 4.7 11.A.5 57.7 11.5 7. A .7 19.

5 6. Child Murder by Mothers : A critical Analysis of the Current State of Knowledge and a Research Agenda.8 100. Grace J.2003. and Hakkanen H. Lindberg L.4 100. BMC Psychiatry 2009.Resnick PJ.5 12.6 100.0 1-Farooque R.West S.5 75.0 Cumulative Percent 59. An Overview of Filicide. 2-.95. A Review of Maternal and Paternal Filicide.0 cezai ehliyeti Valid var yok Total Frequency 19 13 32 Percent 59.5 6.Psychiatry (Edgmant)2007.4 40.162:9 5.Bourget D.8 100.0 81..5 12. results of a nationwide register-based case-control study.3 18. Vol.. 2005.0 62.0 Cumulative Percent 25. and Whitehurst L. Eronen M.3 18.G.6 100.Henelius GW.Horwitz SM.Putkonen H. Differences between homicide and filicide offenders. Filicide : A rewıew of Eight Years of Clinical Experence.0 Valid Percent 25.No:1.J Am Acad Psychatry 2007 Law35:74-83 4-Friedman SH.0 Valid Percent 59.9:27 .3 100..0 37.Am J Psychiatry .0 37.and Emst FA.4 40. Journal of the National Medical Association.4(2):48-57 3.hastanın tahsil durumu Valid egitimi yok İlkokul Ortaokul Lise yuksekokul Total Frequency 8 12 4 2 6 32 Percent 25..

bir insanı veya insan topluluğunu ‘’öteki’’ olarak görüp ondan uzaklaşmak. zengin-fakir. fakat hayatın her alanında bir başkası için öteki olmadığımız alan kalmıyor neredeyse. gerçek bir demokrasi ve kardeşliğin hayat bulabilmesi. Şiddet ise. kötü ve zararlı olarak damgalamak.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Ötekileştirme Ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Ayşe Gül Yılmaz Özpolat Ötekileştirmek. Ak parti-cemaat gündelik hayatta en sık karşılaştığımız ötekileştirme örnekleri. . kişinin kendisine. laik-laik olmayan. alevi-sünni. dindar-dindar olmayan. onu potansiyel bir düşman olarak görmek. yok etmeye veya kendine benzeterek ‘’kurtarmaya’’(!) çalışmaktır. sağcı-solcu. heteroseksüel-homoseksüel. beyaz-zenci. insanların yaşam içerisinde gerçekten de eşit olabilmesi için kimsenin ötekileştirilmemesi. başka birisine. Türk-Kürt. farklı görülenin kötülenmemesi ise umut edilen. bir gruba. Farklılıkların barış içinde bir arada yaşayabilmesi. Aslında gündelik hayatta “hemşerim memleket nere?” ile başlıyor ötekileştirme. Atatürkçü-Atatürkçü olmayan. özellikle 11 Eylül’den sonra müslüman-müslüman olmayan. topluma karşı gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi. Kadın-erkek.

huzursuzluk ve karmaşa yaratmayı amaçlayan her türlü psikolojik ve fiziksel şiddet içeren eylemleri kapsamaktadır. Bu panel sunumunda terörizmin altında yatan nedenler politik psikolojik kavramlar ışığında tartışılacaktır. toplumun dikkatini çekmek. ancak büyük grupları etkilemesi hedeflenen eylemler olmasıdır. Kitlesel şiddet ve soykırım gibi diğer şiddet davranışlarından farkı. ideolojik terör gibi altbaşlıklar halinde incelenmektedir. terörizmin psikolojisi incelenirken bireysel psikolojik kavramların yeterli olmayacağı. konunun sosyopsikolojik ya da politik psikolojik kavramlarla ele alınması gerektiği bildirilmektedir. dini. Terörün amacı direk olarak öldürmekten ziyade . endişe. Terörizm. terörün küçük bir gruba yönelik olan. Terör amaçlarına göre etnik. Dolayısıyla. . Yapılan çalışmalar teröristlerde majör psikopatolojilerin bulunmadığını desteklemektedir. toplumda korku. topluma zarar vermek ve bu yolla politik mesajların iletilmesini sağlamaktır.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Politik Psikoloji ve Terör Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Erguvan Tuğba Özel Kızıl Politik psikoloji. politik yargı ve kararların altında yatan zihinsel süreçleri incelemektedir.

Geniş Grup Kimliği . evrimsel. Kimliği berraklaşan kişi. sosyopolitik alanlardan etkilenen ve köken alan çok boyutlu bir fenomendir. gerçekçi bir kendilik algısı ile birlikte grubu ve idealleriyle içsel bir dayanışma duygusuna sahip demektir. birçok farklı görünüme ve nedene sahip olabilmektedir. Bunlarla birlikte gerek bireyler arasında gerekse de geniş gruplar arasında ki şiddetin ve çatışmanın kökeninde kimliğin önemli bir yeri bulunmaktadır. Şiddet. bireyin kim olduğuna ilişkin kendi düşüncelerini ve bireyin geçmişini.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet Ve Terör Şiddetin Psikodinamik Etiyolojisi ve Kimlik Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : Rıfat İlhan Şiddet. insanoğlunun biyopsikososyal özellikleri nedeniyle. ekonomik. Anahtar Kelimeler: Şiddet. şiddetin psikodinamik etiyolojisine ışık tutacaktır. Bu anlamda bireysel çekirdek kimliğin ve grup kimliğinin gelişiminde psikanalitik ve psikodinamik kuramların dikkate alınması. ontogenetik. Kimlik . tarihsel. şimdiki zamanını ve geleceğini kapsayan bir algıdır. Kimlik.

muhtemel hedef kitlelere hem de terör eylemlerine maruz kalan ülkenin halkına mesaj vermektedir. . Terör ile ilgili yapılan haberler medya için büyük bir kaynak oluşturmakta. Öte yandan terör ve medya ilişkisi devletlerin kendi sürekliliği. Toplumların tahammül eşikleri azalıyor. toplum içinde gerginliklere yol açabiliyor. Medya üzerinden yürütülen bir güç mücadelesi ve psikolojik savaş grupların algılarını yönlendirmeyi amaçlamaktadır. fiziksel olarak zarar görmeyen. olaydan uzaktaki toplumun diğer bireylerine de ulaşmış olmaktadır. Terör örgütleri medyayı bir propaganda aracı olarak kullanırken medya da bir yandan bu duruma yarı gönüllü bir alet olma yarışı içindedir. Yani medyanın gösteri dünyasında sunulan ve tüketilen terör haberleri birey ve toplumların uzaklarında yaşandığından içinde bulunulan durumun da devamını teşvik etmektedir. Kısacası terör eylemleri uzaklarda yaşansa da medya aracılığı ile ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Böylece terör tanımı ile örtüşen bir biçimde. Bu da toplumsal bir regresyona neden olarak. Terör örgütleri ulusal ve uluslar arası kamuoyunu etkilemek amacıyla medyaya ihtiyaç duyarlar. Terör örgütleri medya aracılığı ile hem kendi ideolojilerine destek veren gruplara. Bir diğer açıdan bakıldığında tüm bu karşılıklı bağımlılık modeli tarafların toplumlar üzerinde bir güç algısı oluşturmaya çalışmasını değiştirmez. toplumların grup kimliklerinin bütünlüklerini de tehdit edecek boyuta varıyor.10 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 3 P 19 Politik Psikoloji Penceresinden Şiddet ve Terör Terör ve Medya Oturum Başkanı Panelist : Abdülkadir Çevik : B. izleyicilerin duygularına hitap ederek izlenirliği artırmaktadır. Terör örgütlerinin medyaya olan yaşamsal ihtiyacı kadar medyanın da terör eylemlerini bir popüler kültür ve tüketim nesnesi olarak sunma ihtiyacı vardır. aidiyetin pekiştirilmesi ve en önemlisi de toplumsal statükonun devamı açısından hayatidir. Senem Çevik-Ersaydı Terörizm ve medya birbirine yaşamsal açıdan bağlı ve bağımlıdır.

2İmpulsivite: Hastalığın bir parçası olarak impulsivite artışı. şizofreni hastalarında şiddet riskini azaltmada önemlidir.Şizofreni belirtileri ile ilişikili olanlar: Çoğunlukla emir veren işitsel varsanı.Volavka J. işten yeni ayrılma. R. madde kullanım bozukluğu eşlik eden. B . Şizofrenide şiddet riski olan hastaların tanınması ilk adımdır. Schizophrenia Bulletin (2011). yeni boşanmış olma. Kaynaklar: 1. Tedavi uyumu olmayan hastalarda dikkatli olunmalıdır.Hodgins S.37(5):921-929. şüphecilik. Psikotik belirtilerin kontrol altında tutulması. dezorganize yaşam tarzı olan hastalarda risk daha yüksektir. İlaç tedavisinde hastanın sakinleştirilmesi esas olup..Son olarak psikopati ile ilişkili impulsivite ve saldırganlık: Şizofreniye eşlik eden kişilik bozukluklarında. Phil. genç. hastaların damgalanmasına neden olur. gerekirse geçici olarak hastayı tecrit etme uygulanabilir. işsiz. dikkati dağıtma. 3. erkek.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şizofreni hastasında şiddeti önlemek ve başa çıkmak için neler yapılmalı ? Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ersin Hatice Karslıoğlu Şiddetin şizofreni hastalarında genel topluma oranla arttığını gösteren çalışmalar yanında artmadığını bildirenler de bulunmaktadır. Violent behaviour among people with schizophrenia: a framework for investigations of causes. Şiddet davranışı etyolojik olarak 3 ayrı alanda incelenebilir: 1. cinsiyet. ilaç uyumunun gözden geçirilmesi. Empati her zamanki gibi esastır. işsizlik. yaş.. yönetimi literatür bilgisi ışığında ele alınmaya çalışılacaktır. şiddetle ilişkili olabilecek risk etmenlerinin (Geçmiş şiddet öyküsü. Trans. Çocukluk çağı bağlanma sorunları. Şizofreni hastalarının büyük çoğunluğu şiddet göstermese de az bir bölümünde saldırganlık devam edegelir. Bu sunumda şiddet davranışının tedavisi. Citrome L. kimyasal tespit anlamına gelecek düzeyde sedasyondan kaçınılmalıdır. davranım bozukluğu öyküsü olan. atipik ve tipik tüm antipsikotiklerin etkili olduğu söylenebilir. Sorunun önemine sıkça vurgu yapılsa da şiddet davranışının tedavisi konusunda güvenilir bilgi azdır. ailede suç kaydı. antisosyal özellikler eşlik ettiğinde şiddet davranışının arttığı izlenilmiştir. Hastaya müdahalede öncelikle hastanın ve çalışanların güvenliği sağlanmalıdır. and prevention. uzun dönemde ise serotonin geri alım inhibitörleri ve duygudurum dengeleyiciler yardımcı olabilir. dürtüsellik ve eşlik eden psikopati farklı bir yönetimi gerektirir. Kısa dönemde benzodiyazepinler. impulsif saldırılara neden olabilir. 2. Tedavide bu 3 ayrı alana göre düzenleme gereklidir. alkol-madde kullanımı. fiziksel kötüye kullanılma. Ruhsal hastalığa atfedilen şiddet suçları %5 kadar az omasına rağmen. Pathways to aggression in schizophrenia affect results of treatment. kıskançlık varsanıları gibi pozitif belirtilerle ilişkilidir. Klozapine atfedilen özel bir anti-agresif etkinlik sözkonusu olsa da.vs) değerlendirilmesi ve yönetimi. and effective treatment. Antipsikotikler birinci grup hastada etkili iken. Soc..

52(10):1358-1366. şizofreni hastalarının damgalanma ve ayrımcılığa maruz kalmaları. de Castella AR. Brekke JS.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Mağduru Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Haldun Soygür Şizofreni bağlamında şiddet söz konusu edildiğinde. Kaynaklar Fitzgerald PB. Benitez J (2005) Victimization of patients with schizophrenia and related disorders. bu açıdan toplumu oluşturan diğer bireylere göre daha fazla risk altında oldukları ortaya konulmuştur. Bu sunumda. . Oysa pek çok çalışmada şizofreni hastalarının şiddet eylemlerinin mağduru ya da kurbanı oldukları. 39(3):169-74. toplum içinde eşit yaşama şansından mahrum olmaları gibi nedenlerle şiddetin mağduru oldukları görülmektedir. Long JD (2001) Risks for Individuals With Schizophrenia Who Are Living in the Community. genellikle şizofreni hastalarının neden olduğu şiddet akla gelmektedir. Prindle C. Filia SL. Ayrıca şiddet sadece fiziksel bir eylemden ibaret olmayarak daha geniş bir şekilde tanımlandığında da. Kulkarni JAust N Z J Psychiatry. Filia KM. bu durumun olası nedenleri ve nasıl baş edilebileceği konuları ele alınmıştır. Bae SW. Psychıatrıc Servıces. şizofreni hastalarının şiddetten gördükleri zararlar.

Schizophrenia and violence: Systematic review and metaanalysis. şiddet davranışı sıklığının genel popülasyonla eşleştiğini gösteren çalışmalar vardır. çok ciddi şiddet eylemi gerçekleştirenlerin ruhsal hastalığının olma şüphesinin basın organlarında işlenmesi. Bunlarla birlikte tedavi altında olan şizofreni hastalalarında şiddet davranışının genel popülasyondan farklı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bridget M. Özellikle kitlesel. 6. JAMA 2012. 308: 658-659. 2. Şizofreni hastalığının bazı farklı nörobiyolojik ve klinik özelliklerinin de şiddet davranışını belirlediği konusunda veriler vardır(4. Kuehn JAMA. bu bağı pekiştirmektedir(1). Ancak 1980’lerden sonra yapılan geniş örneklemli epidemiyolojik araştırmalar.. ve gelişim döneminde maruz kalınan şiddet ve olumsuz sosyal koşullar ile şiddet davranışı arasında ilişki gösterilmiştir. şizofreni hastalarının genel popülasyona göre daha sık şiddet eylemi içinde bulunduklarını göstermiştir. 2012. Large MM. Bununla birlikte hastaların çok önemli bir kısmının hiçbir şiddet davranışı içinde bulunmadıklarını da biliyoruz. Akademik ortamda ise 1980’lere kadar uzman görüşü çerçevesinde. Fazel S. şizofreni hastaları ve yakınları üzerinde ağır bir örselenme oluşturmaktadır. Nielssen O. Linsell L. Violence in first epizode psychosis. Ruhsal hastalığı olan birinin şiddet eylemi ile ilgili herhangi bir haber. 37:877-878.308(7):658-659. şizofreni hastalığı ile şiddet eylemi arasında hiçbir bağlantı olmadığı ileri sürülüyordu. Schizophrenia Bulletin. Plos Medicine 2009. Kaynaklar 1. 4. Soyka M. Gulati G. Grann M. 37: 913-920. Carpenter WT. 3. Wehring HJ. Çalışmalar genel popülasyona göre hiç fark bulamama ile 7 kat artmış risk arasında değişiklik göstermiştir(2). Kuehn BM.10 Ekim 2012 / 17:30 – 19:00 / Salon 3 P 20 Şizofreni ve Şiddet Şiddetin Nedeni Olarak Şizofreni Hastası Oturum Başkanı Panelist : Mustafa Yıldız : Ömer Böke İnsanlar sıklıkla şizofreni ve şiddet arasında doğrudan bir bağ olduğunu düşünmektedir. . 6:1-15. Sunumda şizofreni hastalarının şiddet davranışı ile ilgili epidemiyolojik veriler sunulduktan sonra klinik ve nörobiyolojik farklılıklar özetlenecektir. Geddes JR. Schizophrenia Res 2011. A systematic review and meta-analysis. Çalışmalar tutarlı biçimde şiddet davranışı gösteren şizofreni hastalarında komorbid madde bağımlılığı olduğunu ortaya koymuştur. Madde bağımlılığı kontrol edildiğinde. Violence and Schizophrenia. 5. şiddet yoğunluğu ile tedavisiz geçen süre arasında ilişkinin bulunduğu ve özellikle istemsiz tedavi girişimleri ile birlikte şiddet davranışının ortaya çıktığı bildirilmiştir(3).5). Sch Bull 2011. Hastalarının uyguladığı şiddet davranışının yarısına yakın bir kısmının psikiyatri tedavisi öncesinde olduğu. Ayrıca tedavi uyumunun kötü olması. Neurobiology of Aggression and Violence in Schizophrenia. 125: 209-220. Evidence Suggests Complex Links Between Violence and Schizophrenia.

Bu tutkunun kaynağı “o”nu tekrar keşfetmek için yorulmak bilmez arzudan başka bir şey değildir ve “o” herhangi bir biçim alabilir. Öte yandan. yetişkin aşk her zaman libidinal olarak ve saldırganlıkla yüklenmiş benlik ve nesne temsillerinin bütünleşmesini içerir. Octavio Paz. Yalnızlık zamanında aşk. İstanbul 2011. İstanbul 2003. Okuyan Us Yayın. Kaynaklar 1) 2) 3) Otto Kernberg. Çifte alev. Libido-saldırganlık. kelimenin en geniş anlamıyla bir bütün olarak kültürün temelini oluşturur. müzik dinler.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Paneli) Aşk Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Almila Erol Octavia Paz’a göre aşk. Ayrıntı Yayınları. Paul Verhaeghe. . Evrendeki yaratıklar içinde en tutkulu olan ve en çok arayan insandır. Aşk ilişkileri: Normallik ve patoloji. Basım. korku. aşk-nefret bütünleşmesi aşk ilişkilerinin kapasitesinin önemli özelliğidir. Kendi biçimimizde şiir yazar. ruhla beden arasında cinsellikten saygıya. Encore Yayınları. Bireyin saldırgan dürtülerinin yüceltilmesi sevgi ve ilgi kapasitesini doğurur. 3. kıskançlık ve nefreti de içerir. Bu çift değerlilik (aşk-nefret) her anlamlı insan ilişkisinin olduğu gibi aşkın da karakteristiğidir ve aşk ilişkisi içerisinde tekrar canlanır. katedraller inşa eder ve öteki gezegenlere uçarız. İstanbul 2002. sevecenlikten erotizme kadar bir dizi duyu ve duygu yelpazesi gibi açılır ama bu duygular düşmanlık. Aşk. çekişme.

aşk. çizgi. Şiddet ise insanın saldırgan dürtülerinin bir çeşit dışa yansımasıdır. Sanat ve Sanatçılar Üzerine. Sigmund Freud’e göre yaratıcılığın kökeni bilinç dışıdır. Sanat. Bastırılmış ilkel cinsel ve saldırgan dürtülerin. saldırganlık gibi duygu ve dürtülerin de bir yansıması olmuştur. 5. Diğer yandan.Mülayim S.Soygür H. kıskançlık. sanattan. 2:124-133. Sanat ve şiddet aslında yan yana gelmemesi gereken iki kavram gibi görünse de etik ve estetik çerçevede oluşan şiddet ve sanat bir arada yaşarlar. 8:1-4. 2. çoğu zaman da ötüşürler. dostluk. Sanat ve Şiddet. barış. Kaynaklar 1. Sanat ve Delilik. renk. Sanatçıyı ise ruhunda güçlü içgüdüsel tutkuların varlığını duyan ve bu tutkuları oldukça dikkate değer bir yumuşatılmışlık içinde açığa vuran çekici bir insan olarak tanımlar. İstanbul 2012. insanla nesnel gerçeklik arasındaki estetik ilişki olarak da söz edilmektedir. Klinik Psikiyatri 1999.Freud S. 3.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları “Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumşatmanın Yolları” Paneli Sanat Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Demet Gülpek Tolstoy sanatı. sanat yapıtlarını birer yüceltme ürünü olarak nitelendirir. . baskı. yüceltme mekanizması ile toplum tarafından kabul edilebilir bir şekle girdiğini savunan Freud. ses ya da sözcüklerde biçimlenmiş olarak aktarması olarak tanımlamıştır. soylu ve yüce duygular kadar (sevgi. Yapı Kredi Yayınları. nefret. hayranlık) kadar kin. Ders Belgeliği 2000. insanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra aynı duyguyu başkalarının da duyabilmesi için hareket.

Ayrıntı Yayınları. İstanbul. “hafif suçlar” olarak görülebilecek uyumsuzlukları gülerek cezalandırır. adaletsizliğe. Kaynaklar 1. şiddetin önemli kaynaklarından birisini hırpalar. katı ve uyumsuz yanlarını törpüleyip düzeltmeye yönelik bir ceza sistemidir. 1996. 2. Payel Yayınları. kan kaybetmesine. Gülme.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 1 P 21 Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanın Yolları Ateşle Oynamak: Şiddeti Yumuşatmanin Yollari” Panelinde Mizah Oturum Başkanı Panelist : Levent Mete : Levent Mete Mizah. şiddetinin evcilleştirip yumuşatılmış. İstanbul. Günlük Yaşamın Psikopatolojisi. ayrımcılığa. Sigmund Freud. hoşgörüsüzlüğe yol açan katı ve uyumsuz yanları gülünçleştirerek. en gelişkin hallerinden birisidir. Bu da bir şiddettir. insanın esnemeyen. infaz sistemiyle cezalandıran toplum. güçsüzleşmesine yol açar. . ancak. Henri Bergson. Gündelik yaşamın uyumunu bozan ağır suçları hukuk yoluyla değerlendirip. 1996. Aynı zamanda.

yaygın anksiyete bozukluğu. DSM-5 önerilerinde obsesif kompulsif bozukluk. cinsiyet ve yaş gruplarında uygun olma ya da uygun olmama ile ilgili yorumların farklılık göstermesi nedeni ile “unwanted”-“istenmeyen” sözcüğü ile değiştirilmesi önerilmektedir. saç yolma bozukluğu (trikotilomani). 6.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Obsesif Kompulsif Bozukluk Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonunda obsesif kompulsif bozukluk üzerinde ne fazla değişiklik yapılması önerilen tanı kategorilerinden biridir. 3. (b) İçgörü ve belirteç değişiklikleri 8. dürtü denetim bozuklukları. DSM-IV’teki içgörü değerlendirmesi hem belirişiz bir terminoloji kullandığı hem de OKB tipik bir epizodik hastalık olmamasına karşın şimdiki duruma odaklanmaktadır. DSM-IV’teki kişinin obsesyon ya da kompulsiyonları aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmesine ilişkin B ölçütünün farklı anlamlar içerebileceği. 5. istifleme bozukluğu ve cilt yolma bozukluğunu da içine alacak şekilde genişletilmiştir. Hem impuls hem de urge sözcüğünün bazı obsesyon tiplerindeki istem dışılığı (kontrol kaybını) karşılıyor olmasına karşın impuls ifadesinin ayırıcı tanıda karışıklık yaratacak şekilde impuls kontrol bozukluklarını çağrıştırabilmesi bu öneri için gerekçe olarak gösterilmektedir. obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar ve başka türlü adlandırılamayan obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar bu ana kategori altında sınıflandırılacaklardır. Böylece diğer bozuklukların ölçütlerinde kullanılan klinik ölçüt dili ile de uyumlu hale getirilmiş olacaktır. “örneğin. günde bir saatten daha uzun zaman” şekline dönüştürülmesi önerilmektedir. Çok uzun süreden beri tartışılan “obsesif kompulsif spektrum” kavramı ya da daha kapsayıcı ifade ile “obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar” kavramı ilk kez DSM5’in yayımlanması ile birlikte psikiyatrik sınıflandırma tarihindeki yerini alacakmış gibi görünmektedir. Ayrıcı tanı ölçüte olan C ölçütü majör depresif bozukluk. parafililer. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri 1. tıbbi durumlara bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. 4. cilt yolma bozukluğu. madde kullanımına bağlı obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar. Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütte “impuls” sözcüğünün yerine “urge” sözcüğünün kullanılması önerilmektedir. DSM-5’te obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri üç ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki ifade değişiklikleri. 2. (b) İç görü ve belirteç değişiklikleri. 7. DSM-IV ölçütlerinde var olan ve obsesyonları yaygın anksiyete bozukluğu ve psikotik bozukluklardan ayırt etmeye yarayan iki maddenin A ölçütünden kaldırılması ve ayırıcı tanı ölçütü olan C ölçütü içinde değerlendirilmesi önerilmektedir. hastalık anksiyetesi bozukluğu. Ayrıca “İçgörüsü az olan” ifadesi OKB’de . OKB’de içgörü kavramının değişiklikler göstermesi ve sanrısal OKB inançları olması nedeni ile kaldırılması ve içgörü kavramında yapılacak yeni düzenleme içinde vurgulanması gerektiği önerilmektedir. beden dismorfik bozukluğu. Bu konuşmada yalnızca obsesif kompulsif bozukluk için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır. Yine obsesyonları tanımlayan birinci ölçüte OKB’li hastalarının çoğunun en azından orta derecede anskiyete ve zorlanma yaşaması ancak tüm obsesyonların belirgin anksiyete ve zorlanmaya neden olmaması nedeni ile “in most individuals”-“bireylerin çoğunda” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. istifleme bozukluğu. Yine Obsesyonları tanımlayan birinci ölçütteki “inappropriate”-“uygunsuz” sözcüğünün obsesyonların ego-distonikliğinin belirlenmesinin güç olması ve çeşitli kültürlerde. DSM-IV’te süre eşiği klinik bir kanıt olmamasına karşın “günde bir saatten daha uzun zaman” ifadesi ile belirliydi. Kanıt bulunmamasını ve kaba bir rehber ifade olduğunun vurgulanması için ifadenin başına “örneğin” getirilerek .

Erken başlangıç. yüksek ailesel özellik göstermesi. DSM-V görev grubu OKB’nin şiddetinin değerlendirilmesi için Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği. . sıralama ve düzenleme kompulsiyonları. (c) Şiddet değerlendirmesine yönelik öneriler 10. erkek cinsiyette daha fazla bulunması. “içgörüsü az olan” ve “ sanrısal OKB inancı” şeklinde bir derecelendirme önerilmektedir. Tamamen içgörüsüz olan bir OKB hastasının OKB yerine bir psikotik bozukluk olarak tanı alması ile ilgili sorunu da çözmemektedir. içgörü değerlendirmesi için de Brown İnanç Değerlendirme Ölçeğinin kullanılmasını önermektedir. 9. duyusal fenomenin ön planda olması belirli olan ve SGAİ’lerin antipsikotik le güçlendirilmesinden yarar sağlayan bir alttipin belirteci olarak “tik ile ilişkili” belirtecinin eklenmesi önerilmektedir. simetri ve tamlık obsesyonalrı. Florida Obsesyon-Kompulsiyon Envanteri’ni. İçgörünün daha geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gerektiği noktasından yola çıkılarak “iç görüsü iyi ya da yeterince olan”.gerçekte var olan “iyi içgörü” ve “içgörüsüzlük” şeklide sınırları olan yelpazeyi karşılamamaktadır.

akut stres bozukluğu. çaresizlik ya da dehşete düşme vardır” ifadesinin yararsız olduğu için kaldırılması önerilmiştir. disinhibe sosyal bağlanma bozukluğu. Buna göre DSM-V taslağının C ölçütü kaçınmaları. başkalarının travmaya maruz kalmasına şahsen tanık olma. “Olayın elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren. Kaza sonrası insanlardan kalan kalıntıları toplayan kişi olma ya da çocuk istismarının ayrıntıları ile defalarca karşılaşan polis memuru olma) (İşle ilgili olanlar hariç elektronik medya. 1. DSM-5’te travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri dört ana başlıkta toplanabilir: (a) Ölçütlerdeki değişiklikler. Değişik kültürlerde daha kabul edilebilir olacak bir ifadenin yazılması gerekçe olarak gösterilmiştir. Buna gerekçe olarak da muhtemel bir depresif ruminasyon durumunu dışarıda bırakmak şeklinde gösterilmiştir. istemsiz ve zorla ve zorlanma yaşatacak şekilde anımsanması” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. (c) Alttip tanımlamaları. travma sonrası stres bozukluğu. DSM-IV’teki “kişinin tepkileri arasında aşırı korku. DSM-5 önerilerinde tepkisel bağlanma bozukluğu. travmatik olayın olumsuz ayrıntılarını tekrar tekrar yaşama veya aşırı derecede maruz kalma (ör. televizyon. (b) ciddi yaralanma veya (3) cinsel saldırı. düşünce veya algıları da içeren anıları” şeklindeki ifade “travmatik olay ya da olayların kendiliğinden ya da bir neden bağlı olarak yineleyici. Bu konuşmada yalnızca travma sonrası stres bozukluğu için yapılan değişiklik önerileri sunulacak ve tartışma ortamı sağlanacaktır.. b. başka türlü adlandırılamayan travma ve stresle ilişkili bozukluklar ile daha ileri araştırma gerektiren bir durum olarak “ısrarlı karmaşık yas bozukluğu” bu ana tanı kategorisi içinde yer alacaktır. DSM-IV’teki yeniden yaşantılamayı tanımlayan B ölçütünde 1. film veya resimler yolu ile maruziyet bu ölçütü karşılamaz). yakın akrabaların ya da yakın arkadaşların saldırı ya da kaza ile gerçek ölüm ya da ölüm tehdidi yaşadığını öğrenmek. 3. D ölçütü kognisyon ve .. (b) Belirteç değişiklikleri. Travma ile doğrudan karşılaşma.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 2 P 22 Anksıyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – I Travma Sonrası Stres Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Raşit Tükel : Mehmet Murat Demet 2013 yılında yayımlanması beklenen DSM-5 Sınıflandırma versiyonu için DSM-IV’te anksiyete bozuklukları ve uyum bozuklukları bölümlerinde bulunan tanıları içerecek şekilde oluşturulacak “Travma ve stres ile ilişkili bozukluklar” ana tanı kategorisi önerilmiştir. (d) Şiddet belirlemesine yönelik öneriler (a) Ölçütlerdeki değişiklikler Tanı ölçütleri ölçütlerin erişkinler. Buna göre: a. ergenler ve altı yaşından büyük çocuklara uygulanabileceğine ilişkin bir not ile başlamaktadır Altı yaş ve daha küçük çocuklar için daha sonra ele alınacak “okul öncesi alt tip” önerisi getirilmiştir. DSM-IV’teki sürekli kaçınma ve genel tepkilerde azalmayı tanımlayan C ölçütünün iki ayrı ölçüte bölünmesi önerilmektedir. 2. 4. “Olayı sık sık sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme” ifadesinin içeriği ve duygulanımının olay ya da olaylar ile ilişkili olduğu yineleyici ve zorlanma yaşatan rüyalar görme” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir. c. travmanın tanımı ve travmayla karşılaşmanın hangi yollarla olabileceği ayrıntılı bir biçimde ifade edilmiştir. uyum bozukluğu. ve 3. B3 maddesindeki flashback yaşantılarını da içeren disosiyatif yaşantıların tanımının en uç noktası mevcut durum ve çevreye karşı farkındalığın tam olarak kaybolduğu durumlar olan ve yelpaze kavramı şeklinde değiştirilmesi önerilmektedir. düşlem. Buna göre üç çeşit travma ile gerçekten karşılaşma ya da tehdit algılama bulunmaktadır: (a) ölüm. 2. DSM-IV’ten farklı olarak yeni versiyonda travmanın belirsiz ve dar kapsamlı tanımı değiştirilmiş. Maddelerde küçük değişikler yapılması önerilmiştir.

(d) duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içerecek şekilde oluşturulacaktır. (b) 7. Belirteç değişiklikleri DSM-IV’te 3 aylık süre itibari ile vurgulanması istenen “akut” ve “kronik” belirteçleri ile 6 aydan sonra semptom başlangıcını tanımlayan “geç başlangıçlı” belirtecinin kaldırılması önerilmektedir. (c) 8. b.5. “dünya tamamen tehlikeli” gibi kendisi. Buna göre: a. Yeni oluşturulan ve kognisyon ve duygudurumda travmatik olaya ilişik olarak meydana gelen olumsuz değişiklikleri içeren D ölçütünde bazı değişiklikler ve eklemeler yapılması önerilmektedir. c. Alttip tanımlamaları DSM-5 taslağı için daha önceki versiyonda olmayan iki alttip. DSM-V genel mantığına uygun olarak TSSB için de şiddet belirlemek üzere ölçek kullanılması önerilmektedir. 6. DSM-IV’teki “bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma” ifadesinin DSM-V taslağında “travmatik olaydan sonra başlayan ya da kötüleşen “ben kötüyüm”. E2 maddesinde ise yeni semptom olarak “umursamazlık veya kendine zarar verici davranış” ifadesinin eklenmesi önerilmiştir. . D4 maddesi ile yine yeni bir semptom olarak “ısrarlı negatif emosyonel durum” ifadesi eklenmiştir. diğerleri ve dünya hakkında ısrarlı ve abartılı olumsuz inanç ve beklentiler” şeklinde değiştirilerek daha belirgin ve kapsayıcı duruma genişletilmesi önerilmektedir. “güvenilecek kimse kalmadı”. D3 maddesi ile yeni semptom olarak “kendini ya da başkasını ısrarlı şekilde suçlamak” ifadesi eklenmesi önerilmiştir. Aşırı uyarılmışlık ve tepkiselliği tanımlayan E1 maddesinde daha önce “irritabilite ve öfke patlamaları” şeklinde olan ifadenin davranışı betimleyen önek şeklinde düzenlenerek “irritabl ve agressif” şeklinde yazılması önerilmektedir. Okul Öncesi Alttipi ve Disosiyatip Alttip önerilmektedir.

Björk C ve ark. Cem Atbaşoğlu Ağır psikiyatrik rahatsızlıklarda hastanın ailesinin tanı ve tedavideki rolü çok önemlidir. nüks izlenimi veren krizler. Şizofreni tanısı konmuş olan hastaların aile üyelerinde gerek şizofreni belirtilerinin hafif biçimleri gerekse başka psikiyatrik tanılar. gibi (4). . Kaynaklar Butzlaff RL. Sullivan PF.. 60:1187-92. Ancak sadece duygu dışavurumuna odaklanmak yeterince kapsamlı bir değerlendirme yapmayı sağlamaz. dolaylı olarak. (iii) krize müdahale gerektiğinde. 373:234-9. ancak.. tanı ya da müdahale amaçlı muayene ve görüşmelerin ayrıntılandırılmasını ya da tekrarlanmasını içerir: (i) Hastadan alınan anamnezle aileden alınanı hep birlikte gözden geçirmek. Lancet 2009. Arch Gen Psychiatry 2003. Yakın aile üyelerinin hastayla ilişkilerinin rahatsızlık seyrinde etkili olduğu bilinmektedir. Parental psychiatric disorders associated with autism spectrum disorders in the offspring. 2. duygu dışavurumunun yüksek olmasıdır (1). klinik dışı nüfusa göre daha yaygındır (2-4). yukardaki endikasyonlar ve müdahalelerin ayrıntıları anlatılacaktır. aile üyelerinin tanısı konmamış hastalıklarının göstergeleri olabilecekleri olasılığını da düşünerek ele almak. karşılıklı beklentilerinin yüksek olması gibi) (ii) Psikozun ya da davranış belirtilerinin aile üyeleriyle ilgili ya da onlara yönelik olması (iii) Hastanın taciz yakınmasının bulunması ya da böyle bir izlenim edinilmesi (iv) Güncel bilgiye uygun ilaç tedavisiyle yeterli düzelme sağlanmaması Hastayla aileyi birlikte ele almak. ailenin etkin rol oynadığı ilk başvurular . Aileden kaynaklanan ve rahatsızlık seyrini olumsuz etkileyebilen zorlukların en iyi bilineni. çoğunlukla hekimin yansızlıktan uzaklaşma olasılığının yükseldiği durumlarda gerekli olur. Böyle müdahaleler. tek hasta bulunan aileler birden çok hasta bulunan ailelerden çoktur. 3. Lichtenstein P. Bu konuda hekim için uyarıcı olabilecek özellikler şöyle özetlenebilir: (i) Hastanın aile üyeleriyle ilişkisindeki sorunların ağırlıklı olması (aile üyeleriyle hastanın birbirlerinden yakınmalarının çok. 55:547-52. (iv) duygu dışavurumunun dinamiklerini / bilişsel bileşenlerini ayrıntısıyla değerlendirmek. ailenin tedavi sürecinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir: Şizofreni nedeninin %65-80’lik kısmı kalıtılan özelliklere atfedilir. Şizofreniye ilişkin epidemiyolojik araştırmaların şu bulguları da.. Kendler KS. Hooley JM. Expressed emotion and psychiatric relapse: a meta-analysis. Sunumda. Kriz durumları. Yip BH. tedavide ailenin yeniden ele alınması gereken durumları gözden kaçırmamak ve gerekli müdahalede gecikmemek önemli bir ilkedir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni tedavisinde sorun olan aile Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : E. Pediatrics 2008. Arch Gen Psychiatry 1998. Tanı konmuş tek vakanın bulunduğu aileler daha çok olduğuna ve aile üyelerinde psikiyatrik belirti bulma olasılığı ortalamadan yüksek olduğuna göre. Common genetic determinants of schizophrenia and bipolar disorder in Swedish families: a population-based study. (v) aile üyelerinin tıbbi / nöropsikiyatrik muayenesi . Neale MC. Forssen U. 4. (ii) anamnezde gelişimsel özelliklere odaklanmak. 121:e1357-62. Daniels JL. gibi. duygu dışavurumunun belirtilerini. 1. Hultman CM ve ark. Bu olasılık akılda tutularak hem ailenin hem hastanın işbirliğini korumaya özen gösterilmelidir.. Schizophrenia as a complex trait: evidence from a meta-analysis of twin studies. gündemdeki soruna odaklanarak başlayıp ailedeki etkileşim örüntüsünü tekrar değerlendirmek.

asosyalite. Birincil negatif belirtiler. anhedoni. Buchanan RW. hastalığın gidişindeki rolü ve tedavisi gözden geçirilmiştir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreni ve negatif belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Haldun Soygür Negatif belirtiler şizofreninin klinik tablosu içinde oldukça iyi tanımlanmış olmasına karşın. Bir çok hastada pozitif belirtilerin ortaya çıkmasından daha önce negatif belirtiler gelişebilmektedir. Schizophrenia Bullatin. Kirkpatrick B. Şizofreni tedavisinde iyileştirilmesi en zor boyutlardan birisi olan negatif belirtilerin psikososyal ve psikofarmakolojik tedavisinde yeni arayışlar devam etmektedir. Şizofreninin gidiş ve sonlanımının yordanmasında negatif belirtiler pozitif belirtilerden daha önemli bulunmaktadır. Konuşma içeriğinde azalma. klinisyenler için özellikle birincil ve ikincil negatif belirtilerin ayırd edilmesi güçlük taşıyan bir alan olmayı sürdürmektedir. Carpenter WT Jr.19:21-26. 32:214-219. değerlendirilmesi. duygulanımda küntlük. Marder SR (2006) The NIMH_MATRICS consensus statement on negative symptoms. Fenton WS. fizyopatolojisi. motivasyonda ve ilgide azalma en yaygın negatif belirtilerdir. Kaynaklar 1-Arango C. Carpenter WT (2004) The deficit syndrome in schizophrenia: implications for t he treatment of negative symptoms European Psychiatry. . Bu sunumda negatif belirtilerin tanımlanması. varlığı pek çok gösterge ile gösterilmiş olan defisit sendromunun tanımlanmasında da kullanılmaktadır. 2-Kirkpatrick B.

OKB belirtileri gösteren şizofreni hastalarının ayrı bir şizofreni tipi olduğu öne sürülmüştür. Öte yandan Klozapin gibi bazı yeni ilaçların da OKB belirtilerini tetikleyebileceği daima göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle OKB'li hastaların bir kısmında görülen "aşırı değerlenmiş" düşünce. Geliştirilmekte olan DSM-V sınıflandırması da bu ayrımı koruyacak gibi görünüyor. Şizofreniye benzer düşünce bozuklukları gösteren OKB'lu hastalar için "Şizo-obsesif Bozukluk" tanısı geliştirilmiştir. obsesyon ile sanrı arasındaki bir geçiş sürecini ifade etmektedir. "aşırı değerlenmiş düşünce" özellikleri gösteren OKB'li hastalar için “iç görüsü olmayan” diye bir alt tip tanımlamaktadır. Genellikle OKB eş tanılı şizofreni hastalarında tedaviye direnç gelişmekte ve prognoz da kötü gitmektedir. bazı çalışmalar da ise obsesif kompulsif belirti sıklığına bakılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Oranların bu kadar farklı olması çalışmalarda kullanılan tanı ölçütleri ile örneklem sayısının farklılığından ve bazı çalışmalarda OKB tanısına. Bu nedenle DSM-IV (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders). benzerlikleri ve örtüştükleri noktalar da bulunmaktadır. . Şizofreni ve OKB'nin farklı yönleri olduğu kadar.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofreniye Eşlik Eden Obsesif Kompulsif Belirtiler Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Köksal Alptekin Şizofreniye sıklıkla % 3. Ancak bu bozukluğun OKB'den farklı bir hastalık olduğuna ilişkin yeterli kanıt üretilememiştir.5 ile % 60 arasında değişen oranlarda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) veya obsesif kompulsif belirtiler eşlik etmektedir.

aile ve çevre desteğinin yeterli olmasının. Hastaların özkıyım niyetlerini gizleyebilecekleri de akıldan çıkarılmamalıdır. 3) tedaviye uyumsuzluğu (kısmi uyum dahil) olanlar. Hastalığın erken saptanmasının ve en uygun yöntemlerle (yerinde girişken tedavi. ruhsal desteklerin sağlanması ve sıkı gözlem özkıyımı önlemeyi garanti etmese de bu hastalar için önemlidir. kışkırtı. Hastane çıkışında da yoğunluğu giderek azaltılan ayaktan tedavi programları sürdürülmelidir. Çöküntü. Şizofreni ruhsal hastalığı olanlar arasında özkıyıma bağlı ölümlerde duygudurum bozukluğu ve alkol-madde kullanım bozukluğundan sonra üçüncü sırada yer almaktadır. bunaltı. özellikle erkek ve hastalık öncesi bilişsel sığası yüksek olanlar. Yukarıda sayılan risk etmenleri ve koruyucu etmenler şizofreni tedavisiyle uğraşan klinisyenler tarafından daha hastalığın başından itibaren dikkate alınmalı ve hastalığın yönetimi ona göre sürdürülmelidir. geleceğe dair umutların olmasının. bunaltı. 6) aile ve çevre desteğinin yetersiz olması ve 7) hastalık öncesi zihinsel işlevselliğin yüksek olması sayılmaktadır. 8) zorlu yaşam olayları olan ve uzun süre işsiz ve amaçsız yaşayan hastalar. Şizofrenide özkıyım riskleri açısından klinisyenin uyanık olması gereken noktalar şunlardır: 1) yeni tanı konmuş genç bireyler. bunaltı ya da çöküntü eklenmişse anksiyete ve depresyon giderici ilaçların eklenmesi özkıyımı önleyebilmektedir. Hastaların %3-10’u intihar girişimi ile yaşamlarına son vermektedirler. toplumsal beceri eğitimi ve iyileştirim çalışmaları) tedavi edilmesinin ilk dönem şizofrenide özkıyım düşünce ve davranışlarını önlediği gösterilmiştir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 4 P 23 Şizofrenide İyileşmeyi Zorlaştıran Durumlar ve Yönetimi Şizofrenide Özkıyım ve Başetme Yolları Oturum Başkanı Panelist : Alp Üçok : Mustafa Yıldız Şizofrenide özkıyım düşüncesi ya da girişimi. Şizofrenide özkıyım düşüncelerine karşı koruyucu etmenler çok çalışılmamıştır ancak yaşam doyumunun yüksek olmasının. Bu noktada özkıyım için uyarıcı işaretleri tanımak yardımcı olabilir. Her şeye rağmen bir hasta özelinde özkıyım davranışının ne zaman gerçekleşeceğini tam olarak kestirebilmek mümkün olmamaktadır. etkili antipsikotik ilaç tedavisi. Özkıyım için yüksek riske sahip olan hastalar için hastane yatışı çok uygun olabilir. 2) daha önce girişimde bulunmuş olmak. umutsuzluk ve dürtüselliği fazla olan hastalar. 7) madde bağımlılığı ve şiddet davranışı olanlar. amaçsızlık. çevredeki eğlenti olanaklarından yararlanmalarının sağlanması hastane tedavisine eklenecek olan olumlu girişimlerdir. korumalı ya da destekli iş yerlerine yerleştirilerek kendilerini işe yarar hissetmelerinin sağlanması. sırasıyla %50 ve %25 oranlarında. dürtüsellik ve amaçsızlık üzerine odaklanmış ruhsal tedavilerin de özkıyımı önleyici olabileceği düşünülmektedir. dürtüsel davranışlar sergilenmesi ve duygusal değişimlerin sıklaşması gelmekte olan bir intihar davranışını haber verebilir. 3) sık hastane yatışları. 4) daha önce intihardan bahsetmiş ya da girişimde bulunmuş olanlar. iyileştirim hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması. umutsuzluk. yaşamda anlam ve amaçların bulunmasının bireyi intihar düşünce ve girişimlerinden koruduğu belirtilmektedir. hastalığın birey ve aile üzerinde ciddi etkilerde bulunmaya devam eden önemli bir görüngüdür. umutsuzluk. Güvenli çevre. kapana kısılmışlık hislerinin olması. Hastaların akran destek grupları ile tanıştırılması. . 4) ruhsal çöküntü. Hastaların ölüm düşüncelerinden bahsetmesi. Hastaneye yatış oranları ve şiddet davranışları ile doğrudan ilişkili olan intihar için risk etmenleri olarak 1) genç yaşta hastalanmak. 5) paranoid ve ayrışmamış şizofreni tiplerinden olanlar. kışkırma. 2) depresyon. 6) hastaneden yeni taburcu olanlar. 5) yalnız yaşama. Hastaların tedaviye uyumlarının tam olarak sağlanması ve etkili dozda antipsikotik ilacın verilmesi. etkili tedavi. aile tedavisi.

Palmer BA. Meltzer HY (2002) Suicidality in schizophrenia: a review of the evidence for risk factors and treatment options. Jeste DV. . Arch Gen Psychiatry. 4:279-83. Shane Pankratz V. Yıldız M. A reexamination. (2008) Suicide. 4. In: Clinical Handbook of Schizophrenia.J. Bostwich JM (2005) The lifetime risk of suicide in schizophrenia. Curr Psychiatry Rep. 62(3): 247-53. p:491-506. Edit: Mueser KT. Turk Psikiyatri Derg 21:213-224. Heisel M.Kaynaklar 1. Böke Ö (2010) Şizofrenide nüfus ve klinik özellikler: Çok merkezli kesitsel bir olgu kayıt çalışması. 2. 3. Yazıcı A.

Bipolar bozuklukta değerlendirilmesi gereken bilişsel alanları beş ana başlık altında toplamak mümkündür. Mann-Wrobel M. 93: 105-115. ve ark. Bipolar Disord. Adı geçen bilişsel alanların değerlendirilmesinde kullanılan nöropsikolojik ölçüm araçları ve kullanımları ile ilgili detaylı bilgi verilecektir..2). Bu çeşitlilik şizofreni için kullanılan MATRICS (Measurement and Treatment Research to Improve Cognition in Schizophrenia) Consensus Cognitive Battary (MCCB)’e benzer bir kognitif değerlendirme bataryasının bipolar bozukluk için henüz söz konusu olmaması ile de ilgili gibi görünmektedir. 13(4): 334-343. Robinson L. Thompson J. 2. 12(4): 351-363. bellek. Bu alana ilginin artmasındaki öncelikli nedenlerden biri. görsel uzaysal beceriler ve yürütücü işlevlerdir. Artan bilgi birikimine rağmen bipolar bozuklukta saptanan bilişsel işlev bozukluğunun anlamı ve doğası yeterince bilinmemektedir. Kaynaklar 1. (2010) The International Society for Bipolar Disorders. dikkat. (2006) A meta-analysis of cognitive deficits in euthymic patients with bipolar disorder. J Affect Disord. bilişsel bozuklukların bipolar bozuklukta endofenotip olabilme ihtimalinin görülmesidir.. ve Dickinson D.Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC).M. Buna parallel olarak çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmekte ve belli nöropsikolojik test performanslarının etki büyüklükleri geniş bir değişkenlik göstermektedir. . (2011) Meta-analysis of neuropsychological functioning in euthymic bipolar disorder: an update and investigation of moderator variabiles..bipolar bozuklukta da hastalıkla bilişsel işlevler arasındaki ilişkinin netleştirilmesine ihtiyaç vardır. Söz konusu çalışmalarda yöntemsel farklılıklarla birlikte kullanılan nöropsikolojik değerlendirme araçlarının çeşitliliği de dikkat çekicidir. Bipolar Disord.C. Bu nedenle. Ancak bipolar bozuklukta kognitif değerlendirmeye özgü bir batarya [The International Society for Bipolar Disorders-Battery for Assessment of Neurocognition (ISBD-BANC)] önerilmektedir (3). Torres IJ. Son dönemde yapılan metaanalizlere dahil edilen çalışmalar oldukça heterojen bir nitelik taşımaktadır (1. Yatham LN. 3.J. Gallagher P. Malhi GS ve ark.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İki Uçlu Bozuklukta Bilişsel İşlevlerin Değerlendirilmesi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Hilal Demirel Bipolar bozukluk ve bilişsel işlev bozukluğu ilişkisini araştıran çalışmalar son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır.T.şizofrenide olduğu gibi. Bunlar psikomotor hız. Carreno J.

L. 21(19):7733-7741. Word PB (2011) MMN/P3a deficits in first episode psychosis spectrum schizophrenia and bipolar subgroups. hastalık ve iyilik dönemlerinde izlenmektedir. Beyin elektrofizyolojisinin bilişsel bozulma ile ilişkili işlevsel karşılığı pek az çalışılmış olup. Petre V (2001) Wisconsin card sorting revisited: distinct neural circuits M. Vieta participating in different stage of the task dentified by eventrelated functional magnetic resonance imaging. İUB’taki bilişsel işlev bozukluğunun. Kaur M. Schizophr Res. Kaynaklar Savitz J. nöral ağlardaki süregen bozulmanın sonucu olduğunu öne sürmüşlerdir.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Biyolojik İzdüşümleri Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Sermin Kesebir İki uçlu bozuklukta (İUB) dikkat. Bu sunumun devamında bilişsel işlev ile nörofizyoloji ve beyin görüntüleme arası ilişkiler güncel dizin eşliğinde tartışılacaktır. kayıt ve geri çağırma süreçleri ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür. Savitz ve arkadaşları (1). Ancak bütünleştirici bir duygudurum ve bilişsel işlev için kortikokortikal bağlantılar da sağlam olmalıdır (2). frontal uyumsuzluk negatifliği (mismatch negativity-MMN) düzeyi. Yeni bir çalışmada ise. Battisti RA. sözel öğrenme ve yürütücü işlevler başta olmak üzere çeşitli alanlardaki bilişsel bozulma. hem şizofreni hem İUB tanılı olgularda bilişsel ölçümlerdeki bozulma ile ilişkili bulunmuştur (3). Petrides M. . Philips & E. Frontolimbik bağlantıların İUB’ta etkilenmiş olduğu gösterilmiştir. J Neurosci. Monchi O.130(1-3): 203-209. bu çalışmalar da sıklıkla şizofreni olguları ile yapılmıştır. Solms M. İUB’ta frontotemporal ve temporoparyetal bağlantısal eşzamanlılığın dikkat. Ramesar R (2005) Neuropsychological dysfunction in bipolar affective disorder. 7(3):216235. Bipol Disord.

antipsikotik grubunda işlem belleği performansı lityum grubuna.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 5 P 24 İUB'ta Bilişsel İşlevin Güncel Bir Değerlendirmesi İUB'ta Bilişsel İşlevin Tedavi Modaliteleri İle İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ali Bozkurt : Vesile Şentürk Cankorur İki uçlu duygudurum bozukluğunda bilişsel işlev bozukluğunun varlığı genel olarak kabul görmektedir. görseluzaysal beceri ise valproik asit grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Gerek duygudurum dengeleyici gerekse antipsikotik ilaçların bilişsel işlevler üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bildirilmiştir. seyri ve tedavi modaliteleri ile ilişkisine ilişkin bilgi sınırlı veya henüz bilinmemektedir. lityum ya da valproik asit monoterapisi ile remisyonda olan hastaların bilişsel işlevleri arasında fark bulunmazken her iki grubun kontrol gubuna göre kelime belleğinde bozulma bulunmuştur. Atipik antipsikotik monoterapisinde olan üçüncü bir grup oluşturularak ve örneklem sayısı genişletilerek. . Yürüttüğümüz çalışmalar bipolar bozuklukta bilişsel işlev bozukluğunun bipolar bozukluğun iyi prognozlu veya kötü prognozlu oluşu ile ilgili olabileceği gibi tedavi modaliteleri ile de ilişkili olabileceğini düşündürtmektedir. Yürüttüğümüz bir çalışmamızda. Ancak bilişsel işlev bozukluğunun kesin nedenleri. İki uçlu duygudurum bozukluğunun tedavisinde tedavi modalitesinin seçiminde farmakoterapinin bilişsel işlevler üzerindeki yan etkilerinin de değerlendirilmesi uygun olacaktır. bilişsel işlevlerin değerlendirildiği bir diğer çalışmamızda ise lityum grubu ile valproik asit grubu arasında bilişsel işlevler açısından anlamlı fark bulunmazken.

ihtirasları için erkeğin kadınından ayrı durmasına. İkisinin birleşmesi. Bu konuşmada şiddetin dozunun yükseldiği. Ayrılıklar. agresyon.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Ayrılmanın Şiddeti Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Ali Algın Köşkdere Ayrılık. öldürmeye vardığı durumlara odaklanacağım. incinmeler ve kurbanlar. Bu ayrılıklar. Kurban olduğunu hissetme. Bu konuşmada. Çünkü 3000 yıl öncesinin hikayesi bugün de sık sık sahneleniyor. Ama sonrasında suçluluk ve yargılanma öne çıkmış. Melek anne imgesinin. acı ve hüzün taşıyan bir deneyim. Orestes. kadının nefretle kalbini erkeğinden ayırmasına. içinde şiddet. kaos yaratır ve katlanılabilecek bir durum değildir. bunları yansıtmak ve diğerine yaşatmak bir seçenek gibi görünmüş. Ama hüzün çok çok az. . annenin korku yüzünden oğlunu uzak tutmasına. Ancak mahkemede yargılanınca aklanır ve babasının mirasını üstlenir. ensest yasağını yıkar. kan ve biraz suçluluk var. Daha da ötesi bu yaşananları karşıdakine yaşatmakla ve öldürerek yok etmekle acılar bitecek gibi gelmiş. ruhsal yapılanmada önemli değişimlere neden olabiliyor. babasını aldatan ve sevgilisiyle babasını öldüren annesini ve sevgilisini öldürerek ailesinin namusunu temizler. Kadına ve anneye yönelik şiddet bir çerçeveye oturtulur. korku. Ama suçluluğu neredeyse onu delirtir. Bu şiddetli ayrılıkları. yosma anne imgesinden ayrı tutulma çabası sürer. Oedipus’un çağdaşı Orestes aracılığıyla araştırmaya ve yorumlamaya çalışacağım. Burada zorlanan her birey için ayrılık şiddetli bir deprem. intikamlar ve saldırganlar yarattığından içinde ölüm. Böylelikle ataerkil düzenin temsilcisi olur. korku. acı ve incinme dayanılmaz olduğunda. Benliğin önemli işlevlerinden birisi ayrılık karşısında içsel ve dışsal süreçleri yönlendirmek. oğlunun intikam için öldürerek annesinden ayrılmasına değineceğim. çaresizlik. kibirli bir babanın kızını annesinden ayırmasına.

psikopati. Klein. nefretin içinden doğar. genel olarak aşk ile birleştirilir. yaşadığımız dünyayı artan bir şiddette etkileyen nefretin bu hakimiyeti neden? Bu çalışmada. ruhsal hayatımızın kökeninde var olan bir duygudur. ya da kendinden nefret etme söz konusudur. kuramında bu soruya ışık tutmuş. Freud’un belirttiği gibi özne aşktan. Nefret. toplumsal alanda şiddete uzanan sonuçlarına da değinilecektir. aşkın nefrete dönüşümünden sık bahsedilir. nesne nefretten doğar. hatta onu var eden gerekli bir duygu mudur nefret? Nefrete düzenleyici bir rol atfetmek mümkün müdür? Çalışma bu sorular etrafında şekillenecek ve psikanalitik kuram esas alınarak nefret duygusunun kökenlerine ışık tutma amaçlanacaktır. Aşkla nefreti birleştiren derin bir bağ var mıdır? Nefret aşktan önce mi sonra mı doğan bir duygudur? Nesne sürekliliğini sağlayan. depresyon gibi ağır patolojilerin kaynağında yer alır: tüm bu psikopatolojik durumlarda ya ötekinden. senden nefret ediyorum ama böylelikle seni düşünüyorum”. Peki bazı bireylerde “aşırıya kaçan” ve patolojik durumlara yol açan bu nefret yoğunluğunun kaynağında ne yatar? Varoluşu sürdürmek için gerekli nefret ile ölümcül nefret arasındaki ince çizgi nasıl belirlenir? M. nefret ise hoşnutsuzluk duygusundan hareketle oluşur. . Hem nesne hem de düşünce hatta düşlem ve arzu da. nefreti ölüm dürtüsü ile ilişkilendirmiş ve tüm bireylerde var olan kökensel bir duygu olarak tanımlamıştır. paranoya. nefret bu yönüyle yapılandırıcıdır ancak aşırıya kaçtığında. nefretin kökeninde ilk nesne ile ilişkilerin belirleyici rolünü vurgulamıştır. Nefret. Freud.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Nefretin Kökenleri Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Neslihan Zabcı Neden nefret? Bireysel olandan toplumsal boyuta dek uzanan geniş bir yelpazede yer alan ve güncel yaşantımızı. nefretin kökenleri psikanalitik kurama göre tartışılacak. aşk haz. Ötekine ilişkin ilk düşünce nefretin içinden doğar diğer bir deyişle nefret düşüncenin beşiğidir: “eğer yanımda değilsen.

bakım veren. aktarım dinamiklerinin ve “hasta” rolüne ilişkin ruhsal ihtiyaçlarının dikkate alınması vazgeçilmez öneme sahiptir (Özmen 2007). Sonuçta hekim. yansıtma. Türk Psikiyatri Dergisi 2007. hemşie ve hasta. yeterince doyum alamadığı ilk nesnesi anneye duyduğu öfke ve haset hekim veya hemşireye yansıtılır (Klein 1984). umutsuzluk bakımın kendinden esirgendiği duygusu yaratmaktadır. idealleştirme. sosyal ve politik süreçler yer almaktadır. ruhsal bir “gerileme” yaşamaktadır.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 6 P 25 Şiddet ve Nefrete Psikanalitik Yaklaşım Hekime Şiddet Nereden Çıktı Oturum Başkanı Panelist : Nesrin Koçal : Peykan Gökalp Hekim ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ülkemizde ve dünyada giderek tırmanmaktadır. Öte yandan sağlık çalışanına hasta ve/veya hasta yakınının sözel. London: The Hogarth Press . Bu sunumda hekime yönelik şiddet konusu psikanalitik yaklaşımla ele alınacaktır.18(1):72-79. Tıbbi hastalık Tanısı Konmuş Hastalarda Aktarım ve Karşıaktarım. O konumdayken beklentisi çevrenin ona tam uyum sağlamasıdır. fiziksel saldırısında saldırgan bireyin içsel yaşantılarının. Aggression and Violent Behavior 2006. Bu gerileme sürecinde erken bebeklik döneminden itibaren doyurulamamış olan ihtiyaçlarına ilişkin. Kaynaklar Beech B. Bunun nedenleri arasında toplumlarda şiddet davranışı sıklığının artışı. Workplace violence in the health care sector: A review of staff training and integration of training evaluation models. hasta yakını arasındaki ilişki iş başında birebir bir ilişkidir ve düşmanca aktarım ve bundan doğan olumsuz karşı aktarım dinamiklerinin anlaşılıp çözümlenmesi tüm taraflar için vazgeçilmezdir. Occup Environ Med 2004. Bu davranışlar. değersizleştirme. öldürmeye kadar gidebilen fiziksel saldırılar şeklinde görülmekte ve diğer işyeri şiddet olgularına göre son birkaç yıla kadar çok düşük oranda bildirilmektedir(Gates 2004. eyleme vurma devreye girmektedir. Klein M (1984) Envy and Gratitude and Other Works 1946-1963. Beech ve Leather 2006). sözel tehdit ya da aşağılama.”Tam uyumun” sağlanamadığı durumlarda da ilkel savunma düzenekleri.61:649–650 Özmen M. Leather P. Hekime önelik şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar büyük önem taşımakla birlikte altta yatan ruhsal boyutu anlaşılmadan yapılabilecekler yetersiz kalabilir. sağlık sistemine ilişkin etmenler. 11:27– 43 Gates DM The epidemic of violence against healthcare workers. iyileştiren antik çağlardaki şifa merkezleri gibi bugünün sağlık kurumlarına da mucizevi iyileştiricilik özellikleri atfedilmekte bu aktarımsal eğilimin tam karşılık bulmaması durumunda ortaya çıkan hayal kırıklığı. ekonomik. Hasta birey kendisini ruhsal ve bedensel olarak tehdit altında hissedebileceği gibi. Bir çeşit “annelik” işlevi beklenen acıları dindirip yatıştıran.

Hastanın üretkenliğinin artması ve zihinsel uğraşılarının daha olumlu başka alanlara kayması şiddet davranışının önlenmesinde anahtar rolü oynar. Matthew Molineux. sosyal ve yaşamsal ihtiyaç ve istekleri karşılamak üzere doğasında yapmak. Bu alanda çalışan uğraş terapistleri psikiyatristlerle birlikte çalışarak hastanın suç davranışlarının nedenlerini ve olumsuz davranışları tetikleyen uğraşıların bulunarak bunların yeniden yapılandırılmasını sağlamayı hedeflerler (2). Hastanın amaçlı bir uğraşı içine girmesi içsel motivasyonunu ve yeterlilik duygusunu geliştirir ve hasta üretkenlik. publishing. (Ed).pp:169-82 Blackwell 3. tedaviye motivasyonunun sağlanmasında ve hastalık dışındaki kişilik alanlarının gelişmesinde hastaya yol gösterici rol üstlenirler. The British Journal of Occupational Therapy 2004. Nikitin L. Kaynaklar 1.13:137-142 2-Occupation for occupational therapists.2004. Bireyin herhangi bir uğraşı içinde olmak durumunda olmasının gerekliliği ortaya konduktan sonra uğraşının nerde kullanıldığı. Ülkemizde de psikiyatri kliniklerinde uğraş terapistlerinin yerlerini almaları bu açıdan önem taşımaktadır. 1980’lerde uğraş terapistlerinin bu alanda uzmanlaşmalarının önemi konuşulmaya başlanmıştır(4).Büyükkınacı Alev.Smith SL. Klinik Psikiyatri 2010. Uğraş terapisinin adli psikiyatri alanında çalışmaları daha öncesine dayanmakla birlikte. ne işe yaradığı önem kazanmıştır.2) Uğraş terapisinin temel amacı kişileri günlük yaşam aktivitelerine katılımlarını sağlamaktır. Killing Time or Making the Most of It .11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Kronik Ruhsal Hastalıklardaki Şiddetin Önlenmesi ve Rehabilitasyonunda Uğraş Terapisinin (Ergoterapinin) Yeri Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Alev Büyükkınacı Uğraşı sağlıkla ilgili ya da kişisel. Being in a Secure Forensic Psychiatric Unit: Every Day is the Same.Batılı ülkelerde adli psikiyatri kliniklerinde bu alanda uzman uğraş terapistleri bulunmaktadır(3). Fossey E. 1( 1): 17-22 .Farnworth L. Uğraş terapisi(ergoterapi). Uğraş terapistleri gerek adli gerek normal psikiyatri kliniklerinde olsun psikotik hastanın kişisel amaçları doğrultusunda yaşam doyumunun artmasında. Bu hedefe ulaşmada hastanın var olan kaynaklarını kullanarak sadece bu davranışı önlemeyi değil hastanın kendi sorumluluğunu da alması amaçlanır.The Forensic Model of Occupational Therapy. Henüz ülkemizde yeni gelişmekte olan bu meslek grubunun psikotik hastalarda şiddetin önlenmesi ve şiddet davranışı göstermiş hastaların rehabilitasyonunda önemli rol oynayabileceği artık gelişmiş ülkeler tarafından kabul edilmiştir.Occupational therapy in healthcare 1984. 67 (10): 430-438(9) 4. Dünya Uğraş Terapisi Federasyonu uğraş terapisini şu şekilde tanımlamıştır:1) Uğraş terapisi sağlık ve iyilik halini uğraş ile sağlayan bir uzmanlık alanıdır. performans ve motivasyon alanlarında daha fazla deneyim sahibi olarak daha olumlu bir dünya görüşüne sahip olur (2). olmak ya da kendini gerçekleştirmek olan herhangi bir aktiviteye katılımı tanımlar.Forensic challange.3) Uğraş terapistleri bunu kişilerin bu aktivitelere katılma yetilerini arttırarak ya da destek sağlamak amacıyla çevreyi değiştirerek sağlarlar(1). Bu temel uğraş terapisi yöntemlerinin yanı sıra özellikle suç işlemiş psikiyatrik hastaların rehabilitasyonunda ve suç işlemelerinin önlenmesinde kullanılacak uğraş terapisi yöntemleri de ortaya konmuştur (2).

Bu hastaların şiddet riskini en aza indirgemek için en önemli araç yerel kurumlar arasında etkin ve akıcı işbirliğidir. -İnsanlara ve mülke yönelik geçmişteki saldırganlık eylemleri(örneğin kundaklama vb) -Geçmiş mahkumiyet ve adli tıp bilgileri -Belirtici veya uyarıcı işaretler –şiddet yaklaşımları . TRSM ler ciddi akıl hastalığı olan hastalara kesintisiz hizmet sunmak amacıyla kurulmuş olan kurumlardır.örneğin ajitasyon ve fiziksel göstergeler -Şiddet içeren düşünceler .tekrarlanan davranışlar -Dürtüsel davranışlar -Hastanın kendi mevcut durumu konusundaki içgörü ve anlayış düzeyi -Mevcut zihinsel durum .bilgi gereken diğer alanlar .risklerin nasıl alınacağının tanımlanması ) (Türkiye CMHC çalışma kılavuzu2012) Ancak TRSM ler kendisine herhangi bir kişi veya kurum tarafından bildirilen . Hastalarını toplum içerisinde insan onuruna yaraşır şekilde yaşatmayı hedefleyen bu kurumların çalışanları.şiddet içeren fanteziler -Şüphelilik hezeyanları yoğunluğu -Kural ve düzenlemelere ilişkin düşünceler -Koruyucu faktörler -Kişinin güçlü yanları -Risk Yönetim planı(kim ne yapar .(Johnson 1998) Hizmetler sürekli değişen ihtiyaçlara ve risklere göre esnek yardım ve sosyal yardım desteği sunmalıdır. ( Mental Health Risk Assessment and Management in Community Organizations 2009) Risk değerlendirmesi aşağıdaki konuları içermelidir.ciddi akıl hastalığı olduğu düşünülen .Alınacak bilgilerin güvenirliğini artırmak için en önemli unsur hasta ile etkin işbirliğinin kurulmasıdır.(Dilbaz 1999) Bakıcılardan .arkadaşlardan ve hizmet alanın kendisinden bilgi alınabilir.erken uyarı belirtileri vb konularda detaylı bilgiye dayalıdır. Tehlikelilik ve suça eğilimin belirlenmesi klinik psikiyatrinin önemli konularından olmakla beraber TRSM nin önemli görevlerinden bir diğeri akıl hastalarının sergiledikleri şiddet davranışı konusunda topluma yol gösterici olarak damgalanmayı önlemektir. .geçmiş yaşam öyküleri bilinmeyen hastaları yaşadıkları ortamda değerlendirmektedir .gizli düşmanlık -Sadistik yönelim.Bazı araştırıcılara göre geçmişteki şiddet davranışı gelecekteki şiddet davranışı için yol göstericidir. Risk yönetimi süreğen olup bireylerin geçmişleri .11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Trsmlerde Şiddet Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Erkan Aydın Ciddi akıl hastalığına sahip hastaların özellikle kendine ya da çevresine zarar verme ihtimali yüksek hastaların sürekli olarak bir ruh sağlığı kurumu ile sürekli temas halinde olması son derece önemlidir. şiddet olayı açısından “risk yönetimi “konusunda son derece donanımlı olmalıdır.akarabalaradan . -Kişinin sosyal geçmişi.

Diğer bir ifade ile insanın yaşam kalitesini artırmak için yaptığı faaliyetler rekreasyonun içeriğini oluşturmaktadır (Tütüncü ve diğerleri. çalışma ve diğer etmenler tarafından yıpranan. “rekreasyon” (recreation). bunda etkisinin olduğu saptanmıştır.. bireyin kişisel yapısının. Özellikle fiziksel bakımdan insanın en aktif olduğu gençlik yıllarında rekreatif faaliyetlerin yapılacağı alanların ve olanakların olmaması. Patry ve diğ. bireylerin kendilerine.6 milyon kişi şiddetten ölmektedir (Butchard ve diğerleri. Suç ve Şiddet İnsanların uzun ve sağlıklı yaşama istekleri. Rekreatif etkinlikler. oluşturmak anlamına gelen “create” fiilinin önüne. törelere ve ahlaki değerlere aykırı davranış. yılda 1. Bireyin suç ve şiddete yönelmesinde. Elbette insanın şiddete olan eğilimi ve suç işleme yönelimi çok boyutlu değişkenler ile değerlendirilmelidir. yorulan bireylerin yeniden canlanmaları anlamına gelmektedir (Axelsen. 2009). Rekreasyon. Çalışmanın konusu rekreasyonun suç ve şiddet ile olan ilişkisidir. Rekreasyonun Türkçe karşılığı “Dinlence” olarak ele alınabilir. Iwasaki. geleceğin bireylerine çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilecek olan nevrozların da tohumlarını atmaktadır (Usal. 2009. tek başına şiddet ve suç eğilimi azaltabileceğini belirtmek yanlış olabilir. 2007. şiddet ise sindirmek için yaratılan olay veya eylem-kaba kuvvet olarak tanımlanmaktadır. gelirinin ve diğer birçok faktörün birlikte etkisinin olduğu belirtmek daha doğru olabilir. 2008). Sonuç Yapılan çalışmalar rekreasyon alanlarının ve bu alanlarda yapılan aktif rekreasyon faaliyetlerinin insanların streslerini azalttığını. yaslara. Hatta rekreatif olanakların yetersiz olmasının yaratacağı olumsuz birikimler. 2002) ve suç eğiliminin uzun süreler televizyon izleyen gençlerde daha yaygın olduğunu ortaya koymaktadır (Kolata. Televizyonlardaki şiddet eğilimli yayınların. İngilizce yaratmak. depresyona girmelerini önlediğini. tekrar anlamına gelen “re” ön ekinin gelmesiyle oluşan. Rekreasyon sağlıklı ve/veya engelli olan her yaşta ve beceri seviyesinde tüm bireyleri kapsamakta ve onların mutlu-kaliteli yaşama eğilimlerine bağlı olarak gelişmektedir. suç oranlarını ve şiddetini azalttığını göstermektedir..11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Rekreasyonun Suç ve Şiddet ile İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Özkan Tütüncü Giriş Rekreasyon. . bireyin yaşamındaki birçok sıkıntıdan kurtulmasını ve bireyin kendisini geliştirmesini sağlayarak. yeniden. 2007). her beş kadından biri tecavüz girişimine maruz kalmaktadır. toplumun. Şener ve diğ. ilişkilerine ve sosyo-kültürel uyumlarına olumlu yönde etkilemektedir (Axelsen. bu fiziksel enerjinin başka bir şekilde olumsuz olarak ortaya çıkmasına da neden olabilecektir. Rekreasyon alanlarının ve olanaklarının geliştirilmesinin. Birleşmiş Milletlere (2006) göre Dünya’daki her üç kadından biri fiziksel şiddete. Kaliforniya eyaletinde yapılan çalışmalar bireylerin ilk suç işledikleri yaşların genel olarak (bir çan eğrisi şeklinde) 13 ile 20 yaşlarında yoğunlaştığını (en yoğun 17 yaş) göstermekte (CDYA. onları hem fiziksel hem de mental olarak rahatlamalarına fırsat tanıyan rekreasyon faaliyetlerine yöneltmektedir (Sağcan. 1981). şiddet ve suç ile negatif yönde bir ilişkisinin olduğunu göstermektedir. Türk Dil Derneğine göre suç. Bu kapsamda bireyler hayatlarının üçte birini rekreasyon faaliyetlerinde geçirmektedir. 2011). Dünyadaki 14-44 yaş arası ölümlerin en önemli ana sebebi şiddet olmaktadır (DSÖ. 2007. Turizm faaliyeti de bireyin boş zamanında gerçekleştirdiği bir rekreatif faaliyet olarak değerlendirilebilir. 1986). Dünya’da her gün 4200 kişi. 2012). 2002). Yapılan çalışmalar yapılan aktif rekreatif faaliyetlerin.

izolasyon odası bulundurma. endişe. güvenlik personeli bulundurulması. çiçekler. kırmızı renk tonları tercih edilmemelidir. ayrıca kurallar ve tedavi programı panoya asılmış olmalıdır. Tedavi motivasyonunu arttırmada. Coşkun ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmada. kilit öneme sahiptir. Literatürde ise hasta kabul aşamasının önemine değinilerek kliniğe geldiklerinde ilgi ile karşılanan. sağlığını yükseltmeyi. erkek hastaların %71. çevresel stresörlerin azaltılması. hastalar kişisel eşyalarını ve kişisel alanlarını kullanabilmelidir. özgüven. yalnızlık. terkedilmiştik. istem dışı yatış yapılması. semptom/agresyon yönetiminde. Ekip. . Kurallar ve sınırlılıklar hastaneye yatışta gerekçeleri ile hastaya anlatılmalı. Özel gözlem ve izolasyon odası. öfke gibi duygular yaşar. Terapötik bir ortam için hem hastalar hem çalışanların kendini güvende hissetmesi önemlidir. çalışan personel ile iletişim/etkileşim kısıtlılığı ve psikiyatri hastalarına yönelik önyargılı tutum vb gibi nedenlerle hastalarda kaygı düzeyi ve agresyon potansiyeli artmaktadır. Aktivite ve sosyal programlar ise. ortam kuralları ve sınırlılıklar. hastalardaki agresyonu önleme ve kontrol etmede büyük öneme sahiptir. kontrolü. yabancı bir ortamda bulunmaya bağlı olarak. bulunmalı. genelde kalabalık ve uyaranların fazla olduğu bir ortamda çeşitli düşünce ve davranış bozukluğu olan hastalarla bir arada olma. sosyal toplantılar. çatışmaları çözmede vb. bireysel ve ortak yaşam alanları ile ilgili sorumluluk alması desteklenmelidir. güvenliği sağlamaya yönelik bazı kısıtlılıkların ve kuralların bulunması. egzersiz ve psikoeğitim/beceri kazandırma grupları vb. kendini ifade etme ve etkileşim düzeyini arttırmada. hastayı iyileştirmeyi. Günlük yapılması önerilen günaydın toplantıları ise kurallara ve tedaviye uyumu sağlamada. Hasta odaları 2-3 kişilik olmalı. kadın servislerinde tespit uygulama sayısı ve süresi daha fazla bulunmuştur. Terapötik ortam oluşturma ve sürdürme bir ekip işidir ve bu konuda tüm ekip üyelerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Hastaların öz bakım ve günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürebilmesi sağlanmalı. güvenli ortam sağlama. kapalı devre kamera sistemi vb. hasta derecelendirme sistemi. kliniğe giriş çıkışların/eşyaların vb. hastaların agresyon potansiyeli değerlendirilmeli. odalarda bireyin kişisel eşyaları için dolap vb. Ayrıca. Psikiyatri kliniklerinde. çaresizlik.4’ünde geçmişte şiddet davranışı saptanmış. Ortamda zarar verici olabilecek tüm objelerin uzaklaştırılmış/kontrol altında olması. koridor ve salonlar hemşire odasından görülebilmelidir. tedbirler alınmalıdır. Psikiyatride tedavi ortamının terapötik nitelikte olması. Ortamın terapötik yapılandırılmasında -hastanın özdenetim ve uyum becerilerini geliştirmeye yönelik olankurallar ve sınırlılıklar büyük öneme sahiptir. salonlar etkileşimi arttıracak ve hastanın kendini evinde gibi hissedeceği şekilde düzenlenmeli. özsaygısını desteklemeyi ve hastanın en kısa zamanda sosyal yaşama dönmesine yönelik olarak kaynakların ve ortamın yapılandırılmasıdır. hastaların boş zamanını değerlendirmesinde. Ortam kalabalık olmamalı. hastalarda iletişim/etkileşimi arttırmada.) yer alır. hastanın “agresyon ve saldırgan davranış göstermesi” tespit uygulamasında ilk gerekçe olarak tanımlanmış. şiddet eğilimi olan/yeni yatan hastalar ile taburculuk aşamasında olan/ruhsal hastalığı daha hafif düzeyde olanlar birbirinden ayrılmalıdır. Terapötik ortam oluşturulması kapsamında. ortamda koltuklar. Tespit uygulanan kadın hastaların %56. bulundurulmalı. kurallara ve tedavi sürecine uyumlu hastalar için bazı imtiyazlar/ödüller söz konusu olabilir. fiziksel ortam düzenlemesi ile ortamın sosyal yapılandırması (uğraş/meşguliyet etkinlikleri. bilgi verilerek oryante edilen hastaların daha az kaygı ve korku yaşadıkları belirtilmektedir. dikkati bir işe yöneltmede. ayrıca tespit uygulanan hastaların çoğunda yatış esnasında içgörü bulunmadığı ve/veya istem dışı yatış yapıldığı belirlenmiştir.1’inde.11 Ekim 2012 / 09:00 – 10:30 / Salon 7 P 26 Rehabilitasyon ( İyileştirim ) Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi Psikiyatri Kliniklerinde Şiddet İle Başa Çıkmada Terapötik (Tedavi Edici) Ortam Oturum Başkanı Panelist : Ayla Yazıcı : Sibel Coşkun Hastaneye yatan bir birey. korku. tablolar vb. kuralların hangi özel durumlarda esnetilebileceğini bilmeli ve ekip içi tutarlılık sağlanmalıdır. Terapötik ortam.

terapötik iletişim ve sorun çözme becerilerine sahip olması gerekmektedir. . Özellikle meşguliyeti sağlamaya yönelik aktiviteler ve fiziksel egzersiz agresyon kontrolünde önemli yer tutmaktadır. sorununu dile getirememe ve sonuçta oluşan güvensizlik. hasta ile tedavi ekibi arasındaki etkileşim ve dinamikler de büyük öneme sahiptir. bilgi alışverişi yapmalıdır. Kurallar/sınırlılıklar ve etkileşim sınırlılığı ile sağlık personeline ulaşamama. ekip üyelerinin yeterli bilgi/eğitime ve analitik düşünme. hastaları ve hastalar arasındaki dinamikleri gözlemlemeli. Terapötik ortam oluşturmada. tedavi ve rehabilitasyona yönelik pek çok fayda sağlamaktadır ve mutlaka tedavi programında yer almalıdır. Ekip tüm aktivitelere katılmalı.beceri kazandırmada vb. çaresizlik ve anlaşılamama hissinin hastada agresyonu tetikleyebileceği unutulmamalıdır. Tarih boyunca dışlanmış olan psikiyatrik hastalar insanca bir ortamda insanca bir tutum ile tedavi edilmeli.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış İyi tanıklar hakikati arar Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Cem Kaptanoğlu .

her ne kadar doğal olaylardan kaynaklansa da afetlerdeki yıkımın ve sonraki süreçteki koşullarda insan etkisinin payı her zaman bulunmaktadır. yoksul ve yoksunluk ile ilişkili olarak ortaya çıkabilecek ruh sağlığı sorunlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. (2002). & Watson. alt yapı eksikliği) daha fazla afet ve travmatik yaşantı ile karşılaşmaya zemin hazırlamaktadır. Summary and implications of the disaster mental health research. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu. 2004. afet sonrası yaşam koşullarının daha kötü olduğu ve toparlanma sürecinin daha yavaş olduğu gelişmekte olan ülkelerde. büyüklüğü ve meydana geldiği bölge gibi afetin kendisine bağlı faktörlerin yanısıra afetten etkilenen toplumun ve kişilerin özelliklerine bağlı olarak da değişebilmektedir. Ayrıca. Afetten etkilenen toplum içinde de yoksul ve sosyal desteği az olan bireyler hem ruhsal sorunların ortaya çıkması açısından daha fazla risk altındadır hem de var olan kaynaklara daha zor ulaşabilmektedirler.Norris. 60. 2. Friedman. Kayıplardan sorumlu tutulan kurum veya kişilerin cezasız kalması kişilerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. FH. MJ. 65: 240-60. . Doğal afetler gelişmekte olan veya yoksul ülkelerde daha fazla kayba neden olmakta. Bu panelde doğal afetlerin kişileri ve toplumları aslında eşit olarak etkilemediğine dikkat çekilmesi.. Gelişmiş ülkelere göre.Dünya Afet Raporu (World Disaster Report).000 disaster victims speak: Part II. Psychiatry. doğal afetler. Kaynaklar: 1. yoksulluk ve buna bağlı ortaya çıkan yoksunluk da (eğitimsizlik.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Adaletsiz Doğal Afetler Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Feyza Çelik Afetin meydana getirdiği yıkım ve neden olduğu kayıplar afetin türü. doğal afetlerin olumsuz etkileri daha fazla olmaktadır. PJ.

Tesadüfe yer yoktu . Olayda tesadüf de yoktu. yüzlerce kişi toprağa verildi. Van’daki binalar sağlam olsaydı bunca can verilmezdi kuşkusuz ama doğa binanın sağlamlığına bakmaz. hareket ederken tesadüfen insanları aldı götürdü. elleriyle ölüm saçtı. Bir yasa sözkonusu değildi. Seçilmiş bir bölgeye . Doğanın bununla bir ilgisi yoktu. Seçiciliği yoktu elbet. Tesadüf sadece .11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Biri yer den biri el den Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Hira Selma Kalkan Van’da yer sarsıldı. bölgeyi korumakla görevli askerlerce ölüm saçıldı. Doğa yer değiştirirken . . o gün orada ölenler değil de diğerleri olmamasıydı. doğa yasası.El olan insanoğlu . Uludere’da silahlar patladı . Ama orada ölen onlarca kişi zaten birdi.Deprem bir doğa olayı . Van’da olmasıysa bir tesadüf.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 1 P 27 Van ve Uludere’ Ye Çoklu Bakış Roboski ve Van'da sessiz tanık! Medya… Oturum Başkanı Panelist : Şahika Yüksel : Murat Yalçın .

Tanımlayıcı-deskriptif psikiyatrinin “kutsal kitabı” niteliğindeki DSM. Bu süreçten bazı ruhsal bozuklukların daha fazla dikkat etkilendiğini söyleyebiliriz. DSM-V’in kavramsal gelişimi bu çelişkinin izleğinde sürmektedir. “endojen”leştiren tehlikeli bir eğilim olduğu da söylenmektedir. DSM’nin bu eğilimi onu “Stres bozuklukları. Bugün halen sınıflama çalışmalarında tanımlayıcı yaklaşım-boyutsal yaklaşım çelişki ve çatışması yaşanmakta. Amerikan psikiyatrisinin uluslararası dünyaya egemen olan ideolojisini barındıran ve yeniden üretme eğilimi gösteren. anksiyete bozuklukları da bu süreçte kendine özgü bir evrim geçirmiş ve halen geçirmektedir. Bu yönelim bugün üzerinde tartışmaya devam ettiğimiz birçok sorunun da kaynağıdır. Sınıflandırma sistemleri bir yandan ruhsal bozukluk ya da hastalıkları her psikiyatri profesyoneli için anlaşılır kılmaya çalışırken. DSM’nin bu ideolojik belirlenim sürecinde ilaç endüstrisini de büyük payı vardır kuşkusuz. hatta yönelim sergilemiştir. Uyum Bozukluları” gibi gerçekliği göz ardı edememenin ürünü olan “anomali”lerle başa çıkmak zorunda bırakmıştır. Psikiyatri kuram ve uygulamasına yansıyan bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında psikiyatri bilgisinin değişimi. sınıflama sistemlerinde de bir değişimin yaşanmasına neden olmuştur.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Yaygın Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Burhanettin Kaya Son 30 yıldır Amerikan Psikiyatri Birliği’nce geliştirilmiş ve bugüne dek dört kez güncellenmiş olan. DSM her dönemde baskın olan psikolojik kuram ve yaklaşımlardan etkilenerek biçimlenmekle beraber o dönemin bilime egemen olan ideolojik yönelimlerden de etkilenmiştir. Yıllar içinde Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflama sistemi olan ICD ile giderek yaklaşan dil ve ideolojik birliğine tanık oluyoruz. güncellenmiş versiyonlarının da iki kez gözden geçirildiği bir sınıflama sistemi aracılığıyla psikiyatrik bozuklukları anlamaya çalışıyoruz. tanısal kapsayıcılık konusunda da önemli sorunların yaşanmasına yol açmıştır. Öyle görünüyor ki. Bu sunumda DSM-I’den DSM-V’e kadar “Yaygın Anksiyete Bozukluğu” tanısının sergilediği değişim üzerine eleştirel bir tartışma yürütülecektir. aslında göz ardı eden bir yönelimi tercih etmiştir. . Elimizde bu yönde yeterince veri olmasa da DSM-V i oluşturan ekip içinde bu bozuklukların travma ve stres etkenleri gibi etiyolojik süreçlerle bağlantısını koparan. ruhsal bozuklukları sergiledikleri ortak özelliklere göre sınıflandırarak oluş nedenlerini tanısal değerlendirme dışında bırakan. Psikiyatri bilgisi ve yönelimi biyolojikleştikçe sınıflandırma da buna koşut olarak biyolojik belirlenimleri temel alan ya da gözeten bir değişim. TSSB.

alt tiplendirmelerin belirlendiği ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa yaygın tip sosyal fobiye eş tanı olarak konulabileceği belirtilmiştir. Kaynaklar 1. Depression and Anxiety. çekingen kişilik bozukluğu ise kaçıngan kişilik bozukluğu (KKB) olarak kabul görmüştür. (Ed:Dilbaz N)Pozitif Matbaacılık. 27:168-189 3. DSM-IV tanı sistemine gelince sosyal fobinin adı sosyal anksiyete bozukluğu. Alden L. DSM-III sisteminde sosyal fobinin alt tipleri yoktur ve eğer çekingen kişilik bozukluğu varsa sosyal fobi tanısına yer vermemektedir. epidemiyolojik ve biyolojik özellikler açısından ilişkileri. anksiyetede görülen fiziksel belirtilerin de daha açık olması gerektiği dile getirilmiştir (2). selektif mutizm alt tip olarak uygun mu?.Güz Özyıldız H. KKB ile SAB’nun üst üste binen bir tanı olduğu ve ayrımında güçlükler yaşandığı. 2006.2010.org .dsm5. yaygın tip SAB nasıl olmalı idi. performans alt tipi denmesi yeterli mi?. ağırlıklı bulgunun performans kaygısı olması ile birlikte. Anksiyete Bozukluklarında Son Gelişmeler.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 2 P 28 Anksiyete Bozuklukları: Tanı ve Sınıflandırma Sorunları – II Sosyal Anksiyete Bozukluğu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Murat Demet : Hatice Özyıldız Güz Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB) DSM tanı sınıflandırma sistemine geç girmiş ve her tanı sistemi değişikliğinde. Bu noktada tartışılacak bir çok nokta gündeme gelmiştir. DSM-III-R’da olduğu gibi yaygın tip SAB ile KKB birlikteliğine yer vermiştir(1). SAB ilk kez DSM-III’te sosyal fobi başlığı ile yerini almış yeni bir tanıdır.Bögels SM. Ankara. DSM-V tanı sistemi ise özellikle alt tiplerdeki sorunlara dikkat çekmiştir. Sosyal fobi veya SAB Mu?. birtakım değişikliklere maruz kaldığı için” ihmal edilmiş bir hastalık” olarak tariflenmiştir. http://www. DSM-III-R’da ise sosyal fobinin adında herhangi bir değişiklik olmadığı. Social Anxiety Disorder:Questions and Answers for the DSM-V. korkulan sosyal durum sayısının net olmadığı. Beidel DC ve ark.Sosyal anksiyete bozukluğu ile kaçıngan kişilik bozukluğunun klinik.37-45 2. SAB ile çekingen kişilik bozukluğu birbirinin devamı mı? Gibi birçok soruya bu tartışma platformunda cevap bulunmaya çalışılacaktır. Social anxiety disorder(Social phobia).

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Şizofreni spektrum bozuklukları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Erdal Işık .

Uygunsuz affekt ve çağrışımlarda zayıflama. Geç başlangıçlı şizofren hastalar yönetsel işlevler. erotik ve grandiöz hezeyanlar da görülebilir. Çok geç başlangıçlı şizofreniye benzer psikozlarda bu doz daha da azaltılır.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Yaşlıda Şizofreni Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Engin Eker Uluslar arası konsensus kriterlerine göre ilk atağını 40-59 yaş arasında geçiren hastalar geç başlangıçlı şizofreni.Genç başlangıçlı şizofreni hastaları içinde kadınlar erkeklere göre daha sıktır. Hastalar idame tedaviye alındıklarında semptomlar görülmez. Kompliansı artırmak amacı ile depoantipsikotikler dikkatlı bir şekilde kullanılabilir. koku ve dokunma hallusinasyonları görülmektedir. . erken başlayan şizofreniye oranla daha az sıklıkla görülür. Geç başlangıçlı şizofreni hastalarında yeterli olan antipsikotik dozları genç hastalarda kullanılan dozun yarısı kadardır. Geç başlangıçlı hastalarda erken başlangıçlılara göre daha fazla görsel. Çok geç başlangıçlı olgularda aile yüklülüğü daha azdır ve başta ileti tipi işitme kaybı olmak üzere duyu kaybı daha fazladır. Uzun süre nöroleptik kullananlarda. Bazen bu tip hastaları somatizasyon bozukluğu veya obsesif ruminasyonlardan ayırt etmek zor olabilir. Hezeyanlar hastaların büyük bir kısmında sistematizedir. 60 yaş ve üstünde geçirenlere ise “Çok Geç Başlangıçlı Şizofreni Benzeri Psikoz” terimleri kullanılmaktadır. Tedavide atipik antipsikotikler tercih edilmektedir. Hastalar sıklıkla başkaları tarafından zihinsel ve fiziksel olarak etkilendiğini söylerler. Semptomların tamamen ortadan kalkması nadirdir. Hezeyanlı inanışlar genellikle kapsüle olurlar ve hastalar premorbid düzeyde fonksiyon yapacak hale gelirler. Hastaların güvenini kazanarak tedaviye uyumlarını sağlamak zordur. Nöroleptiklerin kesilmesi semptomların alevlenmesine yol açar.1 ile % 0. hatta kısa süreyle bu tedavileri alanlarda bile tardiv diskinezi görülebileceğini unutmamak gerekir. Somatik. Geç başlangıçlı şizofre için çoğunlukla perseküsyon yapısında olmak üzere hezeyanlar ve çoğu kez işitsel hallüsinasyonlarla belirlidir. Schneider’in birinci sıra semptomlarından olan düşüncenin yansıması ve zorla düşünce sokulması semptomları az da olsa görülebilir. 65 yaş üstü toplumda şizofreni prevalansı % 0. Geç başlayan şizofreni kronik gidişlidir ve spontan remisyon nadirdir. Öğrenme yeteneğinde ise daha az performans kaybı gözlenir. motor beceriler ve sözel yeteneklerde kontrollere göre daha düşük performans göstermektedir.5 bulunmuştur. Tedaviye çoğunlukla hastanede başlanır. Daha çok komşular tarafından kendilerini öldürmek için planlar yapıldığını veya cinsel tacize uğradıklarını söylerler. Geç şizofreni olgularının antipsikotiklere yanıt oranı orta düzeydedir. Yaş arttıkça tardiv diskinezi riski de artmaktadır.

11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 4 P 29 Yaşam Boyu Şizofreni Çocukluk dönemi şizofrenileri ve tedavi yaklaşımları Oturum Başkanı Panelist : Taha Karaman : Yasemin Işık Taner .

3. ve ortosterik agonist olan CGP44532 kullanılmıştır. memeli merkezi sinir sisteminde temel inhibitör nörotransmitterdir. amaca odaklı davranışların sürdürülmesinde artışı beraberinde getiren işleyen bellekte iyileşme 2. GABAA reseptörü baskın olan inhibitör reseptör olarak görev yapmaktadır. bu da nöral eşzamanlılığın (senkron) gelişmesini işaret etmektedir. Bunun açıklamasında da GABAB reseptör agonistlerinin sorumlu olan bölgelerdeki dopamin salınımını azalttığı iddia edilmiştir. GABAA reseptörleri. (L655708 veya Ro 493851) Bunun ötesinde bu molekülün ɣ ossilasyonlarını da arttırdığı gösterilmiştir. α–3 selektif GABAA reseptör agonistlerinin şizofreninin bilişsel belirtileri üzerine etkili olabileceğini düşündürmektedir. Bu alt ünitelerin hepsinde ortaya çıkan farklı genetik varyantlar çok geniş bir reseptör yelpazesine neden olmaktadır.2 Buna ek olarak tedavi sonucunda EEG de frontal bölgede ɣ bandının kuvvetlendiği de gösterilmiş olup ɣ ossilasyonlarının GABAerjik internöronlar tarafından düzenlenen feedback inhibisyon tarafından oluşturulduğu ve buradaki anormalliklerin şizofreninin negatif ve bilişsel belirtileri ile ilişkili olduğu da düşünülmektedir. şizofreni belirtileri sergileyen farelerde davranışsal bozuklukları düzelttiği ve sedasyon ve tolerans gelişimine yol açmadığı gösterilmiştir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Psikofarmakolojik Yönleriyle Şizofreni ve Gaba Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Cengiz Güneş GİRİŞ Gama-aminobütirik asit (GABA). GABAA reseptör modülatörlerinin şizofreni tedavisinde faydalı olabileceğini düşündürmüştür. α–2. orta-ağır şiddette şizofreni ataklarında %40 a kadar etkili olduğu ve ekstrapiramidal yan etki yapmadığının gösterilmesi. nöral eşzamanlılık “senkronite”de artma tespit edilmiştir. odaklanma ve dikkat fonksiyonlarında artma ile birlikte bilişsel kontrolde iyileşme. iki β ve bir γ alt ünitelerinden oluşan pentamer yapısındadır. Her iki molekül de amfetamin ve MK-801 tarafından ortaya çıkan davranışsal yanıtları inhibe etmiştir. α – 5 GABAA reseptörlerine daha yoğun olarak bağlanan ve aynı zamanda α–3 GABAA reseptörlerinin parsiyel agonisti olan “imidazenil”in. Yapılan bir hayvan çalışmasında RO493851 molekülü ile α–5 GABAA reseptörlerinin ters agonizmasının (α–5IA) fensiklidin ile oluşturulan bilişsel bozulmayı azalttığı gösterilmiştir. α–2.4 . 4 haftalık plasebo kontrollü çift kör çalışma sonrasında 1. Sağlıklı gönüllülerde yapılan bir çalışmada da etanol ile indüklenen bellek bozulmasının α–5 GABAA parsiyel ters agonisleri ile azaldığı gösterilmiştir. Deneysel olarak. Çeşitli GABAA reseptör alt tiplerinin varlığı gösterilmeden önce non-selektif GABAA parsiyel agonisti olan ve anksiyolitik olarak kullanılan “bretazenil”in.3 GABAB RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAB reseptör agonisti olan baklofen ile yapılmış olan bazı hayvan çalışmalarında fensiklidin sonrası ortaya çıkan prepuls inhibisyon (PPI) defisitini geriye döndürdüğü ve amfetaminin neden olduğu dopamin artışını engellediği gösterilmiştir. α–3 selektif GABAA reseptör agonisti olan TPA023(MK0777) 15 kronik şizofreni hastasında klinik olarak denenmiştir.1 Yakın zamanlı çalışmalar. iki α. Bu gözlemlerden yola çıkarak yeni kuşak GABAB reseptör agonistlerinin de benzer etkiye sahip olup olmadığını araştırmak amacı ile yapılan hayvan çalışmasında pozitif allosterik modülatör (PAM) olan GS39783. GABAA RESEPTÖRLERİ ÜZERİNE ETKİLİ TEDAVİLER GABAA reseptörlerinin α–3 ve α–5 alt ünitelerinin şizofreni patofizyolojisi ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir.

Wallace TL. Am J Psychiatry. Neuropsychopharmacology. Gill KM. 5. Tedaviden fayda görme ihtimali yüksek olan bireyler üzerinde denenmelidir. Rodentlerde Valproik asitin (VPA) GAD67 ekspresyonunu arttırdığının gözlenmesinden sonra bu molekül GABAerjik transmisyonu arttıran bir ilaç olarak kullanılmaya başlanmıştır. 163: 1034-1047. Auta J. Yakın zamanlı yapılan diğer çalışmalarda da VPA in hem Histon deasetilazları (HDAC) inhibe etmek sureti ile hem de reelin ve GAD67 promoter bölgelerindeki metillenmeyi azaltmak sureti ile GAD67 ve reelini arttırarak GABAerjik aktiviteyi arttırdığı gösterilmiştir. Ayrıca rodentlerde metiyonin uygulamasının GAD67. (2008): Subunit-selective modulation of GABA type A receptor neurotransmission and cognition in schizophrenia. Ballard TM. (2011) The GABAB receptor agonist GP44532 and the positive modulator GS39783 reverse some behavioural changes related to positive syndromes of psychosis in mice. olanzapin ve ketiyapinin DNA demetilaz aktivitesine sahip olduğu. (2011): Epigenetic GABAergic targets in schizophrenia and bipolar disorder. ve ark. Bu prensiplere uygun bir tedavi rejimi geliştirmek ilk bakışta zorlayıcı ve pahalı gibi görünmektedir. Lodge DJ. Pouzet B. Neuropharmacolgy. 99:130-145 4. (2011) : A Novel a5GABAAR-Positive Allosteric Modulator Reverses Hyperactivation of the Dopamine System in the MAM Model of Schizophrenia. ve ark. Guidotti A.EPİGENETİK TEDAVİ STRATEJİLERİ Telensefalik GABAerjik genlerde epigenetik olarak ortaya çıkan bir downregulasyonun da şizofreni ve bipolar bozukluklarda görülen davranışsal ve bilişsel bozulmada etkili olabileceği öne sürülmüştür. Carter CS. Referanslar 1. Wieronska JM. Biochemistry and Behavior . ve ark. 3.5 SONUÇ Şizofreninin bilişsel belirtilerini azaltmak için yeni tedavi ajanlarını geliştirilmesi gerektiği kaçınılmaz bir şekilde açıktır. . Pharmacology. Etkinliğin arttırılabilmesi için bilişsel-davranışçı terapilerin de kombine olarak kullanılması gerekmektedir. 1. bu etkinin VPA ve diğer HDAC’lar tarafından durdurulduğu ve geriye çevrildiği gösterilmiştir. 60: 1007-1016. Patofizyoloji temelinde ortaya çıkacak olan bir tedavi etkeni. 165: 1585–1593. Lewis DA. (2011): Drug targets for cognitive enhancement in neuropsychiatric disorders. 2. Kusek M. Atipik antipsikotikler içinde klozapin. 3. Cho RY. bu ilaçların VPA ile birlikte kullanılmasının sinerjistik bir etkiye yol açtığı iddia edilmiştir. ve ark. Cook JM. British Journal of Pharmacology. Chen Y. Ancak bu konuda ilaç geliştirilmesinden önce şizofrenideki bilişsel bozulmalara neden olan nöral ağdaki bozulmaların ortaya konması gerekmektedir. reelin ve glukokortikoid reseptör promoter bölgelerinde metillenmeyi arttırdığı. ve ark. Ancak bunun alternatifi olan mevcut tedavilerde ısrarcı olmak ve şizofreninin bilişsel belirtilerini ihmal etmek daha maliyetli sonuçlar doğurmaktadır. 36: 1903–1911 2. Hedef reseptöre yeterli bir potens ve spesifite göstermelidir. Tokarski K.

GABAerjik inhibisyonda yetersizlikle sonuçlanır ve iskemi.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Preklinik Yönleriyle Gaba Şizofreni İlişkisi Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Hüseyin Günay Şizofreninin patofizyolojisinde inhibitör bir aminoaist nörotransmiter olan ɤ -amino bütirik asit (GABA) üzerinde de durulmaktadır.(3). fizyolojik ve farmakolojik özellikler göstermektedir. MK801 uygulamasında sonra 4. PV mRNA larının azaldığı bu beyin bölgeleri. travma. şizofreni semptomları ve davranışsal bulguları oluşturulmaya çalışılmıştır. hipokampus. matür nöronlarda ise GABA depolarizasyonu. GAD 67 primer GABA sentez enzimidir ve şizofreni hastalarında bu enzim mRNA larının neokortikal bölgelerde azaldığı görülmüştür. Akut NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla (PCP. Cl cotransporter ekspresyonu GABA nın depolarizan etkisi ile sonuçlanır. Pridoksal 5-fosfat (vitamin B6) GABA sentezinde temel kofaktördür. Düşük GAD düzeyi düşük GABA yoğunluğuna ve sonuçta dopamin artışına yol açar. Klonazepam gibi GABA A reseptör agonistleri GABA aktivitesini artırarak bazı şizofreni belirtilerinde yatışmaya yol açarlar(1). Hayvan deney modellerinde. Şizofrenide kortikal osilatör dinamiklerin bozulmasının pek çok nörokognitif defisitin temelinde yattığı bilinmektedir(6). . ketamin. KCC2 nin yüzey expresyonu ve aktivitesi KCC2 residüsü Ser940 ile regüle edilir. ve amigdalanın bazolateral nükleusuna yayıldığı gösterilmiştir. (8) Akut veya tekrarlayan NMDA antagonizması en yaygın kullanılan farmakolojik şizfreni modelidir. NMDA reseptör antagonist uygulamasıyla PV ekspresyonunun azaldığı gösterilmiştir.( 7). GABA nın inhibitör aksiyonları temel olarak klor gradienti ile sağlanır. Şizofrenide postmortem doku örneklerinde GABAerjik markerlerin azalması görülmüştür. GABA A reseptörleri 19 farklı alttipe ayrılır: Alttip kompozsyonun göre farklı anatomik. ve 24. hipokampal nöronlarda shunting inhibisyon yoluyla inhibitör etkilidir. Şizofrenide parvalbuminin neokortikal bölgelerde ekspresyonunda da azalma vardır. Glutamattan glutamik asit dekarboksilaz (GAD) enzimi aracılığıyla üretilir. saatlerde beyin bölgelerinde PV ve GAD67 mRNA ekspresyonuna bakılmış ve MK801 uygulamasından 4 saat sonra PV mRNA sının dentat girus ve hipokampusda azaldığı. orbitofrontal ve entorhinal korteks. GABA A reseptörlerinin şizofreni ile alakalı olduğu bulunmuştur.(4). Genetik olarak pridoksin metabolizması anormalliği veya pridoksin antagonisti (örn:izoniazid) alınması. Dopaminerjik nöronlardan dopamin üretimi doğrudan GABAerjik nöronların kontrolü altındadır. nöropatik ağrı. İmmatür nöronlarda . GABA reseptörleri GABA A ve GABA B reseptörleri olarak 2 ana gruba ayrılır. Na. K. PV intenöronları serebral korteks de osilatör aktiviteyi regüle ederler. epilepsi gibi pek çok hastalığa sebebiyet verebilir(2). KCC2 deki defisit. postmortem şizofreni beyinlerindeki GABAerjik markerlerin azaldığı bulguların saptandığı bölümler ile paralellik göstermektedirler. GAD aktivitesini bozarak GABA sentezinin azalmasına ve şizofreni ile ilişkili konfüzyon ve irritabilite belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. MK-801). 24 saat sonra ise PV mRNA azalmasının medial prefrontal. Ekstrasinaptik lokalizasyon gösteren δ alt ünitesi içeren reseptörler tonik GABAerjik inhibisyonu düzenlerler. Gabaerjik internöronlar piramidal hücrelerde perisomatik ve akso-aksonik uyarımda görevlidir ve kalsiyum bağlayıcı protein ve parvalbumin (PV) içerirler. Bunda primer olarak K/Cl cotransporteri KCC2 rol alır yetişkin beyninde. (5). Romon ve arkadaşlarının yapmış olduğu bir çalışmada. GABA A reseptörleri alt ünite özelliklerine göre tonik ve fazik olmak üzere iki ayrı formda görev yapar.

I mplications for the NMDA hypofunction model o f schizophrenia. Morrow BA. Neuropsychopharmacology 33:141 –165 7. Stephen J. Romon T. Biochemi stry and Behavior 93 322 –330 . Hashimoto T. Huang HS (2006) Molecular and cellular mechanisms of altered GAD1/GAD67 expression in schizophrenia and related disorders. Wakefield S. Nature 459:698 –702 6. Sarkar J.. (2009)Deficits in adult prefrontal cortex neurons and behavior following early postnatal NMDA antagonist treatment Pharmacology. süperfisial kortikal tabakalarda yaklaşık %50 GABAerjik internöron kaybına yol açtığı son zamanlarda gösterilmiştir. Nat Rev Neurosci 6:312– 324 5. günde uygulanan NMDA antagonistlerinin yetişkin dönemde hipokampal nöronal kayba ve talamik bölgelerde hasara yol açtığı. Fulton M. Gelişimsel bir hasar. Akbarian S. MacKenzie G. Lewis DA. 2011. Adell A. Coleman L. Roth RH (2007) Repeated phencyclidine in monkeys results in loss of parvalbumin-containing axo-axonic projections in the prefrontal cortex.Şizofreni Farmakolojik Tedavi Klavuzu. Psychopharmacology Berl192:283– 290 8. Sohal VS. 2011 • 31(50):18198 –18210) 3. Lewis DA. Neurosteroidogenesis Is Required for the Physiological Response to Stress: Role of Neurosteroid-Sensitive GABAA Receptors. Maguire M. González-Burgos G (2008) Neuroplasticity of neocortical circuits in schizophrenia. Zhang F. Mengod G.PFC de ki eksitatör piramidal nöronlar ve GABAerjik internöronlar birlikte prenatal ve postnatal dönemde executive fonksiyonların gelişiminden sorumludur. Ayrıca terk edilmiş gibi görünen eski hipotezlerin tozlu raflardan indirilerek tekrar gözden geçirilmesinde fayda olacağı kanaati giderek güçleniyor. Psychopharmacology DOI 10. erişkin dönemdeki disfonksiyondan sorumlu olabilir. Sheryl S. December 14. Jarskog F. Yizhar O. Volk DW (2005) Cortical inhibitory neurons and schizophrenia. Deisseroth K (2009) Parvalbumin neurons and gamma rhythms enhance cortical circuit perfor-mance. Leon G. Elsworth JD.Uzun Ö. Kaynaklar 1. Brain Res Brain Res Rev 52:293 –304 4. Ratlarda postnatal 7. 2008.1007/s00213-011-2268-6 9. The Journal of Neuroscience. ( 9 ). Sonuç olarak şizofreni ve GABA ilişkisinin nörobilim alanındaki gelişmeler ışığında yeniden değrelendirilmesi gerekiyor. (2011) Expression of parvalbumin a nd glutamic acid decarboxylase-67 after acute administration of MK-801. s:21 2.

dopamin ile resiprokal ilişkisi vardır. şizofreni ve psikotik özellikleri olan iki uçlu bozuklukta %30-50 azalma saptanmıştır. 1978 yılında Bird ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada GABA azalması etyolojideki nörokimyasal anormalliklere değil. Korteks ve hipokampusta parvalbumin içeren GABA internöronlarının azaldığı gösterilmiştir. Genetik açıdan GABA internöronlarının farklı alt populasyonları ayrı prekörsörlerden kaynaklanır. ölüm anındaki agoniye bağlanmıştır. Ek olarak GABAerjik nöronların ortaya çıkış zamanlaması ve sırası şizofrenide test edilmeye aday tüm genlerle aynı düzenleyici bağ ile ilişkili olabilir. Postsinaptik etkisini de GABA-A reseptörünün uyarılması ile sağlar. benzodiazepin bağlanması değişmemektedir. GABA internöron alttiplerinde ki özgün değişiklikler şizofreni etyolojisinde rol alıyor olabilir. Presinaptik olarak eksitatör nörotransmitelerin sinaptik aralığa salıverilmesini önler. . Presinaptik ve postsinaptik inhibitör etkileri vardır. bu durumun etyolojik bir model olduğunu ileri sürmüşlerdir. korteks ve hipokampusta azalmıştır. Böylece GABA-A reseptör bağlanmasında selektif kompansatuvar artış olurken. şizofrenide GABA azalmasını göstererek. Sonuç olarak. Şizofreni de GABA ile ilgili bulgular 1970’li yıllara kadar uzanmaktadır. Yetişkin döneminde GABA nöronları tarafından üretilen reelin düzeylerinde. moleküler ve genetik açıdan ele alındığında şizofrenide gösterilenGABAerjik sistemdeki defisit. GABA’nın. Bu faktörlerin anormal regülasyonu ile seçici GABA internöron formasyonu azalabilir ve genetik hassasiyete yol açabilir. Ancak postmortem çalışmalar bu görüşü desteklememiştir. 1972 de Robert ve arkadaşları. Striatum gibi bazı alanlarda ana efferent nöron olarak bulunurlar. Bu azalma hastalığa spesifik değilse de internöron eksikliği ile uyumludur. GABA sentezleyen enzim GAD67 için mRNA ve protein düzeyleri. Bu durum moleküler delillerle de desteklenmiştir.11 Ekim 2012 / 11:00 – 12:30 / Salon 5 P 30 Etyolojiden Tedaviye Şizofrenide Gaba Şizofreni ve Gaba Yansımaları: Oturum Başkanı Panelist : Ayhan Algül : Recep Tütüncü Gama amino butirik asit (GABA) santral sisteminde en yaygın inhibitör nnörotransmiterdir. GABA nöronlarının büyük kısmı lokal inhibitör internöronlardır. Son on yılda şizofreni de GABA defisiti hipotezi tekrar önem kazanmıştır. etyolojide yer alan diğer etkileyici faktörlerle birlikte yeni bir olasılıktır.

yoksul olmaktan HIV taşıyıcısı olmaya. Ayrımcılığın gözümüze en çok çarpan şekli milliyet. . ‘stereotipi tehdidi’ olarak isimlendirilen bir duygu yaşarlar. Psikiyatrinin ayrımcılık ve sosyal dışlanma ile uğraşmasının önemli nedenlerinden birisi de herhangi bir ruhsal hastalığa sahip olanların uğradığı ayrımcılık ve dışlanmadır. cinsel yönelimden ten rengine. HIV gibi bir hastalığa sahip olanlar. yaşlı olmaktan ruhsal bir hastalığa sahip olmaya kadar bir çok nedenle ayrımcılığa uğramanız ötekileştirilmeniz mümkündür. nesnel olduğu kadar öznel değerlendirmelere de açık bir süreç olup.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. kültürel ve davranışsal boyutları olan. barınma gibi kaynaklara daha zor ulaşırlar. başkalarının kendileri hakkındaki olumsuz stereotipilerinin ne olduğunu bildiklerinden. özgüveni düşük bir izlenim yaratabilir. başka bir grup insana topluca atfettiği özellikler nedeniyle onlardan nefret edebilmekte ve o grubun çocuklarını. Ayrımcılığa uğrama nedeninin görünür ya da gizli olması ortaya çıkan ruhsal sorunları değiştirebilmektedir. belirli kesimlerin toplumsal bütünden ve sermaye birikim sürecinin dışında kalarak. yoksulluk. eğitim. sağlık. şiddetin ayrımcılığı Ötekinin Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Ayşe Devrim Başterzi ‘Kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak hastalıktır. damgalanmayla ilişkili herhangi bir aktiviteyi yerine getirirken daha çok kaygı yaşar ve bu kaygı davranış üzerinde olumsuz etkilere yol açar. gelir dağılımından kendisinin ekonomiye yaptığı katkı doğrultusunda yararlanamamasıdır. etnik ve dini kimlik üzerine kurulsa da bir çok insan bir çok nedenle ayrımcılığa maruz kalmaktadır. siyasal. ırk. Ayrımcılık ve sonucu olarak ortaya çıkan sosyal dışlanma. çabalamaktan vazgeçebilirler. Şişman olmaktan. Siyah çocukların eğitim sırasında kendilerini daha aptal hissettikleri. bebeklerini bile işkence ile öldürecek kadar kadar vahşileşebilmektedir. güvencesizlik ve dengesizliğe yönelik yeni bir kavramdır. Ayrımcılığa uğrayan insanlar. Ekonomik. Ayrımcılığa uğrayanlar sıklıkla yaşamlarının her yönüyle bundan etkilenirler. Bu nedenle hissettikleri başarısızlık duygusu arttıkça kendilerini tamamen yenik hissedip. Ayrımcılık ve damgalanmanın ruhsal sorunlara yol açması ile ilgili önemli bir sorun alanı da damgalanma nedeninin kontrol edilir olduğuna dair inançlardır. kadın olmaya. Ayrımcılığa uğrayan insanlarda ruhsal sorunlar ve hastalıklar çok daha sık görülmesine rağmen bu grupların ruh sağlığı hizmetlerine ulaşımı da kısıtlıdır. baştan başarısız olacaklarını düşünüp buna uygun davranışlar sergiledikleri gösterilmiştir. Örneğin bir kadın iş görüşmesinde erkeklere göre daha çok kaygı hissettiği için daha gergin. beceriksiz ve değersiz hissederler. sigara içme. senin kimliğin hastalıktır. şişmanlık gibi hemen göze çarpan nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar kendilerini gizlemek için saklanacak bir örtü bulamazken eşcinseller. İnsanlık tarihinin her döneminde ve halen bir grup insan. Kendilik değeri. özsaygı ve psikolojik olarak iyilik hali zarar görür.’ HRANT DİNK İnsanlığın karşı karşıya olduğu sorunlardan en önemlilerinden birisi ve belki en önemlisi ayrımcılıktır. hukuki. Kimliğini yaşatabilmek için sana bir düşman gerekiyorsa. sosyal. etnik kimliği ya da politik inancı nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar damgalanma nedeninin su üstüne çıkmasını engellemek için çok daha kontrollü ve ihtiyatlı olma ve bu durumu gizlemeye çalışma gibi zorlu çabalara mahkum kılınırlar. eşitsizlik. ruhsal hastalığa sahip olmak ya da şişmanlık gibi nedenlerle ayrımcılığa uğrayanlar daha şiddetli bir tepki çeker ve bu damgayı değiştirebilmek için harcadıkları boşa çıkan çabalar sonrasında kendilerini sıklıkla yenik. beceriksiz. Kadın olmak.

Yıldız İ. kaba. Kaynaklar 1. 2007) 381-423. Eşitsizliğin Bedeli: Sosyal Dışlanma Psikozları Neden ve Nasıl Arttırıyor? Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni 2010. Ayrımcılığa uğramayı süreklileştiren şeylerden birisi kendini gerçekleştiren kehanetlerdir. pis. Binbay T. Soc Psychiatry Pschiatr Epidemiol 2008. Veling W.Damgalanmış bireyler başkalarının kendilerine yönelttikleri davranışların nedenleri konusunda oldukça duyarlıdırlar. Kendi yaşamlarındaki olumlu deneyimleri. 13(3):8-10. Gelmez A. Mackenbach JP. başarılarını tokenizme (bir azınlık grubuna karşı küçük ve önemsiz bir davranışta bulunarak -artık beni rahatsız etme.43:953-959. saldırgan. Diğerleri tarafından sıklıkla aptal.çocuklar başarılı. Perceived discrimination and the risk of schizophrenia in ethnic minorities : a case control study. Vaughan GM. Hoek HW. daha ne yapayım istiyorsun. son günlerde ülkemizde giderek artan ötekileştirme politikaları içinde gerek psikiyatrinin günlük uygulamalarında ayrımcılığı ruhsal sorunlara yol açan bir stres faktörü olarak değerlendirmeyi. diğerleri başarısız olmuştur. Ütopya yayınevi. . tembel olarak yaftalanırlar ve bu yargıların açtığı derin ruhsal yaralar pek çok ruhsal hastalığın gelişmesine yol açar.(eds) Sosyal Psikoloji (çev. beceriksiz. Rosenthal ve Jacobson’un deneyinde yapılan bir IQ testinden sonra okulda başarılı olacağı söylenen –ve aslında diğer çocuklardan farkı olmayan. sorgulamayı gerekse koruyucu psikiyatri hizmetlerinde ayrımcılığa karşı çalışmalar yapmayı zorunlu hale getirmektedir. akılda tutmayı.daha anlamlı girişimlere girmeyi reddetme) ve tersine ayrımcılığa (ayrımcılığa duyarlı insanların ayrımcılığa uğradıklarını düşündükleri gruptan insanlara aşırı olumlu değer atfetmeleri) bağlayıp kendi yaptıklarının değerini azaltabilirler ya da olumsuz davranışları nedeniyle aldıkları olumsuz tepkileri ayrımcılığa bağlayarak davranışlarını değiştirmeyi reddebilirler. Ankara. 3. Sonuç olarak ayrımcılığa uğrayan insanlar önyargılı tutumların kurbanıdır. Hollanda’da göç eden insanlar arasında ayrımcılığa uğradığını en çok hisseden grupta şizofreni riskinin yerlilere oranla 5 kat artması.Hogg MA. 2.

şiddetin ayrımcılığı Ötekileştirme neden nasıl? Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Nur Engindeniz .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. şiddetin ayrımcılığı Ayrımcılığa uğrayanın hayatta kalma stratejileri Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Rober Koptaş .

Adorno ve arkadaşlarının yaptıkları “Otoriter Kişilik” araştırmasıdır. Bu çok geniş kapsamlı araştırmada sıradan insanın nasıl olup da ayrımcı. Ancak Nazi ideolojisi ve Yahudi soykırımının yarattığı şaşkınlık ve suçluluk duyguları bu çalışmaları hızlandırmıştır. ırkçı ruh haline bürünebildiğinin toplumsal ve bireysel değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir. Bu bağlamda en bilinen temel çalışma Frankfurt Okulu kuramcılarından T. İlk yayınlandığında üzerinde büyük tartışmalar çıkan araştırma daha sonra bir şekilde gözden düşmüştür. Türkiye’de ayrımcılığın açık ve örtük boyutları gündelik hayatta yaygın olmasına karşın hep gözden uzak tutulmuştur. Bu soru aslında ırkçılık hakkında uzun yıllardır sorulurdu. Dünya Savaşı sonrasında Nazi ideolojisinin toplumda nasıl olup da geniş kabul gördüğü sorusu toplumbilimlerinin önemli çalışma alanlarından biri olmuştur.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 2 P 31 Ayrımcılığın şiddeti. 1970 li yıllardan sonra ayrımcılığın toplumsal ve ruhsal temellerine yönelik araştırmalar ideolojik zemininden koparılmış ve daha çok tekil bireyin ayrımcılığına yönelmiştir. politik süreçlerden çok bireysel özelliklere odaklanılmıştır. . Bu konuşmada genel olarak ayrımcı ruhun üzerinden yükseldiği politik iklim ve koşullar tartışılacak ardından güncel durum üzerine düşünceler aktarılacaktır. Daha doğrusu ayrımcı ruhu hazırlayan ya da inşa eden ekonomik. şiddetin ayrımcılığı Ayrımcının Ruhu Oturum Başkanı Panelist : Doğan Şahin : Selçuk Candansayar Özellikle II. W.

Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu İnternet ve video oyunlarında şiddetin sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Ayşen Çoşkun .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema.

. “Fatmagül” ve sonrasında “İffet” dizileri tecavüz temasının üzerine kurulmuş. bıçaklamakta. Adanalı. bir ölçüde Arka Sokaklar ve son zamanlarda da Behzat Ç. yaşatmak. gençlere. tokatlamalar basit ayrıntılar halini almıştır. yapım ve yönetim çalışanlarının yaptıkları ve yapabilecekleri üzerinde de durulması planlanmaktadır. İtilmiş ve Kakılmış tiplemeleriyle neredeyse aile içi şiddetin sevimli bir hale getirilmiş olduğu hatırlardadır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. Yine Çakır. artık uyuşturucuların okullarda satılmayacağını söyler. toplum tarafından kabul edilebilir değerleri korumak. Şiddetin dizilerdeki yeri ve topluma. Ortadoğuda yaygın olarak izlenen bu diziden etkilendiklerini söyleyen 17 ve 18 yaşlarındaki iki Ürdünlü gencin bir taksi şoförünü kaçırdıkları. bir baskında karısını öldüren Tombalacı’ya kol ve bacaklarını kırarak işkence uygularken. Özellikle öldürme. kadınlara tacizde bulunan erkeklerle mücadele etmek üzere kurmayı düşündükleri çeteye yardım istedikleri. hemen her dizide görülebilen hakaretler. Son zamanlarda özellikle gençler arasında giderek internetin ve sosyal medyanın öne geçmesi söz konusu olsa da hala TV programları. Cerrahpaşalı itiraz edince de kafasını keserek öldürür. Sunum sırasında dizilerdeki çeşitli şiddet örneklerinin ele alınması yanında bu konuda eğitimcilerin. işkence dışında kalan özellikle kadına yönelik fiziksel ve sözel şiddet öylesine yaygın olarak kullanılmaktadır ki. Bütün bu dizilerdeki şiddetin ortak yönü. Son zamanlarda eşini ya da sevgilisini kendi malı olarak görüp. Genellikle “dizi kahramanları”. öldürmekte sakınca görmeyen kişiler bu davranışlarını “ya benimsin ya da toprağın” diye ifade edebilmektedirler.. “namus veya töre cinayetleri” de bir dizide veya filmde tutarsa hemen yenileri yazılabilmektedir. çocuklara etkisi de çeşitli kesimlerin ilgisini çekmektedir. özellikle diziler. Öldürme. Dizilerin yazarları ve yapımcıları bu tür davranışların zaten hayatın içinde var olduğunu belirtseler de asıl ürkütücü olan bu tür sahnelerle. onun “öldür artık” yalvarmalarına dayanamayan Polat “kafasına sıkarak” Tombalacı’nın isteğini yerine getirir. Kurtlar Vadisinden bir iki örnek verecek olursak: Ünlü kafa kesme sahnesinde Polat Alemdar.. haksızlıklarla mücadele etmek adına “kötüleri” (!) cezalandırmak için şiddet uygular. Bir başka sahnede Çakır bir tecavüzcüyü döverek öldürür. şiddeti dizinin kahramanlarından biri uyguluyorsa mutlaka makul (!) bir gerekçesinin olması. geniş izleyici kitlesi bulmaktadır. işkence şeklindeki şiddetin yoğun biçimde kullanıldığı dizilerin başında Kurtlar Vadisi gelmektedir. Yine beş kişiyi cinayet çılgınlığı tablosuyla öldüren bir Yemenli işlediği cinayet konusunda Kurtlar Vadisinden etkilendiğini söylemiştir. Cinsel istismar ve tecavüz de şiddetin bazen neredeyse moda halini alan uygulamaları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Ezel. Bu kişinin kabile mahkemesinde verilen karar sonucu kan davasına meydan vermemek amacıyla infaz edilmesi de üzerinde durulabilecek ilginç bir boyut olmuştur. kötü karakter uyguluyorsa cezalandırmayı hak edecek derecede “yanlış” yapmasıdır. başka türlü sağlanamamış adaleti sağlamak. şoförün itiraz etmesi sonrasında da onu öldürdükleri bildirilmiştir. herhangi bir şekilde istediğine uymadığında dövmekte. basın dünyası ile dizi yazım. ruh sağlığı çalışanlarının. bu çerçevede düşünülebilir. “Kan davaları”. iletişimcilerin. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu TV Dizilerinde Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Bülent Coşkun Televizyonun günlük hayattaki yerinin artması bazı TV programlarının daha fazla izlenmesine yol açmıştır. bu davranışların olağanlaştırılıyor olmasıdır. “Öyle bir geçer zaman ki” dizisinde de Ali Kaptan çok sevdiği karısına tecavüz etmiştir… Bir şekilde öfkelendiği kız arkadaşının telefon numarasını piknik masasına Fatmagül’ün telefon numarası diye yazan kişiye rastlanabilmektedir. yaralama.

Eleştirel teoriye göre medya. tam da bu özelliği nedeniyle ideolojik bir aygıt olarak gerçeklşiğe dair algılarımızı biçimlendirir. reklamlar gerçekten üretilmiş birer temsildir. değerlere. özellikle belirli gruplara yönelik şiddetin nasıl görmezden gelindiğini. günümüz Türkiye'sinde hala belirgin önemini koruyan televizyon programlarında şiddetin nasıl tanımlandığını. filmler. . hangi şiddetin meşru hangisinin gayrımeşru olduğunu da belirler. yeniden üretimdir. düşüncelere ilişkin neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen medya.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. söz konusu şey şiddet olduğunda da neyin şiddet olarak tanımlanıp tanımlanmadığını. Bu sunuş. Olaylara. içinde yaşadığımız gerçekliği yansıtmaktan öte yeniden üretme özelliğine sahiptir. özellikle kadın programlarında yoksul kadınların nasıl bir söylemsel şiddete maruz kaldığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. görsel ya da dijital olsun medya. Bu haliyle haberler. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Görsel Medyada Şiddetin Temsili Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hasan Akbulut Yazılı. kurgudur.

Şiddetin bireysel boyutunun yanı sıra toplumsal boyutunun da olması. bu boyutların birbirini beslemesi sözkonusu olduğundan. film. . Bu amaçla Türkiye ‘de sinema filmlerinde şiddetin nasıl sunulduğu ve bunun toplumsal yansımaları örneklerle ele alınacaktır. Diziler ve İnternette Şiddetin Sunumu Sinemada Şiddetin Sunumu Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Yumru : Hira Selma Kalkan Sinemanın hem toplumun belirli olaylara yüklediği anlamları yansıtması hem de toplumun belirli olaylara bakış açısını biçimlendirmedeki etkisi yadsınamaz.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 3 P 32 Sinema. internet ve video oyunlarında şiddetin nasıl sunulduğunu incelemenin yardımcı olacağı düşünülmektedir. şiddeti önleme ve sağaltım çalışmaları açısından. şiddeti sunma şekli ve bunun toplum üzerindeki etkisi önemlidir. dizi. İnsanların şiddete ilişkin oluşturdukları bakış açısı ve şiddete yükledikleri anlam üzerinde etkisi büyük olan medyanın.

Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Kendine tutunmak: Frida Kahlo Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Ayşegül Sütçü Yıldırım .11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri.

İstanbul 2009. ikincisi ise biçim-içerik bütünlüğünün sanatın eylemine ilişkin nesnel yasaları dile getirmesi. İstanbul 1975. Biçim yalnızca sanatsal olayın dış görünüşü değildir. maddeci diyalektik biçimin etkin karakterini kabul eder. psikopatolojik sanat kavramının da tartışmaya açmış. Yaratıcılık bir estetik üretimi ve değişimi içinde barındırır. Sol Yayınları. 2. Bunun yanında sanat yapıtını anlama sürecinde psikoloji kuramlarına sıklıkla dayanılmış ve büyük tartışmalar doğuran yorumlara kapanması çok da kolay olmayacak birçok kapı açılmıştır. içeriğin içyapısının anlatımıdır da aynı zamanda. Bu söylem özünde sanat ve yaratıcılık edimi içinde geçerlidir.tezi sanatın da dünyayı yalnızca yorumlamakla değil değiştirmekle olanaklı olacağı. Marx’ın 11. Ed: Yazıcı O. sanatsal yaratımın doğasını içeriğin ortaya koyduğunu öne sürerken. Estetik: Gerçekliği Sanatsal Özümsemenin Bilimi. onun sanatsal üretimle ilişkisi hem sanat eleştirmelerinin. oysa önemli olanın onu değiştirmek olduğunu söyler1. hem de psikiyatrların ilgi alanlarında olmuştur. ki dış dünya ile etkileşimin bir yansıması olarak vardır. Engels F. Marx K.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. Bu yeti her insanda potansiyel olarak varolan. . ve yine dış dünya ile etkileşimin sonucu olarak bir yapıta içerik ve biçim kazandıran bir eylemdir. Alman İdeolojisi (Feuerbach). Bu değiştirme etkinliğinin devindiricisi yaratıcılıktır. son nedeni ise biçim-içerik ilişkisinin yaratım sürecinin diyalektiğine sımsıkı bağlı olmasıdır2. s. İstanbul 2006. sanat aracılığıyla ruhsal hastalıkların tedavisi bir uğraşı alanı olarak gelişmeye başlamıştır3. Psikopatoloji ve Sanatsal Yaratıcılık. 3.30-38. Parman T.cisinde filozofların yalnızca dünyayı değişik biçimlerde yorumlamakla yetindiklerini. Bertolt Brecht toplumcu gerçekçi sanatı tanımlarken sanatın bir ayna değil dinamo olduğunu belirterek hem ele aldığı nesneyi. Hayalbaz Kitap. Biçimin etkinliği içeriğin gelişimini kolaylaştırmaktadır2. Marksizm bütün içinde başat rolün içeriği düştüğünü. Kaynaklar 1. Bunun yanında akıl hastalarının ürettiği sanat yapıtları. Sanatta biçim-içerik ilişkisini incelemek için maddeci diyalektiğin kategorilerine dayanılması gerektiği öne sürülmektedir. Pınarbaşı Matbaası. Çığlığın Işıkla Buluşması. Bunun ilk nedeni gerçeğin estetik özümsenmesinin biçimin içeriğe uygunluğunda kendini göstermesi. Bugüne dek birçok sanat dalında önemli yapıtlar üretmiş sanatçıların ruhsal yapısının çözümlenmesi. Feuerbach üzerine tezlerinin 11. Ziss A. Diyalektik biçim ve içeriğin bir ve aynı fenomenin birbirinden ayrılmaz iki yanı olduğunu öngörür ve bir bütünlük oluşturduğunu vurgular. hem de nesnenin ait olduğu dünyayı değiştiren ve dönüştüren işlevine vurgu yapmaktadır. Gerçekçi sanatta biçim ile içerik ve bunların diyalektik bütünlüğü sorunu bilimsel estetikte çok önemli bir yer tutmaktadır. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Diyalektik Bakış Açısıyla Psikiyatri ve Yaratıcılık Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Burhanettin Kaya Karl Marx. sanat yapıtının ve yaratıcışlık eyleminin değiştirici ve dönüştürücü olacağı düşüncesine katkı sağlamaktadır. Panele giriş niteliğinde olan bu sunumda özetlediğimiz bu tartışmalar ışığında diyalektik bakış açısıyla sanatsal yaratıcılık ve psikiyatri ilişkisi gözden geçirilmeye çalışılacaktır.

Frida Kahlo. Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsüdür. Okulda. anarşist bir edebiyat grubuna katılmış. Kazadan sonra resim yapmaya başlayan Kahlo. izleyici Frida’nın resminde sürrealist dünyadaki içsel verileri algılarken. sanata doğrudan yansımış. yol gösterici ipuçları yakalamamıza neden olmuştur. 1943’de 'La Esmeralda' adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlamış. dayanılmaz acılarla başa çıkmak için tüm gücüyle resim yapmış. 1950’de 9 ay hastanede kalmış. Aşk ve Acı Frida Kahlo. 17 Eylül 1925’de okuldan dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu trenin demir çubuklarından birisi sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmış. kişisel edinimleriyle ve farklı estetik algısıyla yorumlayan Frida Kahlo. . aynı dönemde Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile tanışmış ve evlenmiştir. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen doğum tarihini. arkasında bıraktığı son tablosu. akciğer embolisi nedeniyle son nefesini verdiğinde. Frida. Turhan M. 32 ameliyat geçirmiş. 2002. İnsanlığın “trajedilerin sonu”un geldiği bir çağı görme umudu. Bu sunumda Dipfaz bakış açısıyla Frida’nın iç-gerçekliği ile dış-sistem arasındaki etkileşimi bir ressam gözüyle yorumlanacak ve tartışılacaktır. 2. İstanbul. kazadan sonraki yaşamı korseler. dipfaz anlayışını açıklama sürecinde verilecek en iyi örneklerden biridir. Sanatta ironik bir durumla karşı karşıya kaldığımızda dipteki gerçeklerin analizine dayalı yorum içeren bir bakış açısını içerir. yalnız ülkesinde değil. Sanatsal Yaratıcılık ve Frida Kahlo Dipfaz Bakış Açısıyla Frida Kahlo: İç . 1954’de çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilmiştir.Gerçekten Dış – Sisteme Oturum Başkanı Panelist : Gamze Özçürümez : Meral Turhan Dipfaz. gerçeklik ile fantazya arasında çatışıp duran insanın algılama boyutuna bağlı ortaya koyduğu plastik ifadenin iki zıt kavrama da karşılık gelebilme durumudur. Devrimci bir ruh taşıyan Frida Kahlo’nun sistem eleştirisini yaparken “üçlü diyalektik” bir bilinçle davranması onun çok yönlü incelenmesini gerektirmektedir. “Yaşasın Yaşam” isimli bir resmidir2. Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş. Çev: Hülya Uğur Tanrıöver. Sanatta Gerçeklik İle Fantazyanın Plastik Bir İfadesi Olarak Dipfaz. 1954 yılında sağ bacağı kesilmiştir. genel anlamda sanatçıların tutum ve dışavurumlarıyla desteklenmelidir. Sanatçı. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası tüm hayatını değiştirmiştir. 1938’de New York’ta açtığı sergi büyük ün getirmiş. Gazi Üniversitesi. diğer bir izleyici aynı resme bakıp realist dünyadaki dışsal verilere ulaşabilir1. “Yürüyemezsem dans ederim” diyebilen acılar içinde geçen yaşamının son anında bile “yaşasın hayat” deyip kırmızı karpuzlarla natürmort çalışan. Sanatın umudu yeşertmek ve canlı tutmak gibi bir gücü ve işlevi vardır. dış bakış ve iç yaşam denklemini dengede tutabilecek algıyı geliştirir ve süreç içerisinde öğretici ve değişime öncü olabilecek vasfıyla yol gösterici olur. Ankara. Everest Yayınları. Hayatını. Diğer bir deyişle. hastaneler ve doktorlar arasında geçmiş. Rauda J. Kaynaklar 1.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 4 P 33 Psikiyatri. Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. Frida’ nın farkında olmadan yakaladığı “dipfaz”daki gerçeklik algısı ironik bir görünümün ifadesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir. 2010. Kahlo’nun pes etmeyen tavrı bahsettiğimiz yönelimleri fazlasıyla kapsamaktadır. Sık sık sağlığı bozulan Frida. 13 Temmuz 1954’te. Eserlerinde sadece bireyi oluşturan iç (evre)–dış(sistem) denklemini çözmekle kalmayıp aynı zamanda toplumu oluşturan akımların gerçeklerini eserlerinde aynasallaştırarak (sürrealizm gibi) ironik bir şekilde ifade etmektedir1. sanatçı kimliğini ve ortaya çıkardığı eserlerini. sanatçının yaşamdaki duruşu. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürmüş.

Depresyonda ruminasyonun hüzün duygusuna veya değersizlik-yetersizlik düşüncelerine karşı çözümlerin keşfini sağlayacağına inanılır. Metakognitif terapide ise bu inançlar ruminasyonun içeriği ya da ürünü olarak görülür ve doğrudan yeniden yapılandırılmalarına çalışılmaz.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Sonra bu durumu kötüleştirir. Düşünce içeriği metakognitif terapide de önemlidir ama burada üzerinde durulan olağan kognisyonların değil metakognisyonun içeriğidir. Bu inançlar ruminatif düşünme stillerinin devamına ve üzüntüye ruminasyon odaklı yanıtların seçilmesine yol açar. bunların ruminasyonu tetiklediği ve onun sonucu olduğu gibi bir kısır döngü oluştuğunu kabul eder ve sürekli düşünme sürecini değiştirmeye odaklanır. hüzne veya negatif düşüncelere yanıt olarak ruminasyonun aktive olmasından ve uyum bozucu başa çıkma davranışlarından kaynaklandığını öne sürer. dünya ve gelecek hakkında negatif inançları vardır. Beck’in şema kuramında kişinin kendisi. Sonra kişi ruminasyon eyleminin farkına varmaz (meta-farkındalığın düşük olması) ve bunlar ısrarcı bir hal alır. Ayrıca metakognitif terapi dikkat eğitimi tekniği. özellikle BDT ile örtüşen ve ayrılan yönleri açısından gözden geçirilecektir. bu kez belirtilerin kontrol edilemezliği gibi temalarla negatif metakognitif inançlar aktive olur. Bir başka deyişle insanların ne düşündüğü değil. Bu süreçler ruminasyonların avantajları hakkında pozitif metakognitif inançlar (örneğin “neden mutsuz olduğum hakkında düşünmem iyileşmeme yardımcı olur”) ve depresif düşünce ve yaşantıların kontrol edilemezliği hakkında negatif metakognitif inançlar (“depresif düşüncelerim üzerinde hiç kontrolüm yok. bunlar bir hastalığın işareti”) ile ilişkilidir. Metakognitif terapi bilişsel terapiden ruminasyon hakkındaki metakognitif inançlara odaklanmasıyla ayrılır. Ruminasyon hüzün ya da depresyonun nedenleri ve anlamı hakkında perseveratif biçimde negatif düşünmedir. mesafe koyma aracılı farkındalık (detached mindfullness) ve metakognitif odaklı davranışsal deneylerle kişinin düşünce ve duygularıyla ilişki biçimini değiştirmeye çalışır. . düşünme eyleminin stili ve kontrolüne göre daha az önem taşımaktadır. nasıl düşündüğü üzerinden çalışılır. BDT’de sorun olumsuz otomatik düşünce içeriği ile formüle edilir ve “bilişsel üçlü” üzerinden düşüncelerin geçerliliği sorgulanır. Bilişsel. Metakognitif terapide bu düşüncelerin içeriğiyle ilgilenilmez. Bu sunumda depresyonda metakognitif terapi kuramı ve uygulamaları. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Metakognitif Terapi Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Erhan Ertekin Depresyonun metakognitif modeli depresyonun. Metakognitif terapi kuramına göre ruhsal bozukluklara neden olma konusunda düşüncelerin içeriği. Tedavi BDT’den farklıdır. buna “negatif bilişsel üçlü” denir.

Bu sunumda depresyonun oluşumu ve süregenleşmesini açıklamakta önemli bulunan metakognitif model bağlamında ruminasyonun rolü ve öneminden söz edilecektir. John Wiley and Sons. Bilişsel. Wells A. depresyon tedavisinde oldukça etkili bir yaklaşım olmasına karşın ilginç bir biçimde bireyin değersizlik. içgörü kazanma. . Hastanın ruminasyonları hakkındaki olumlu inanışları gerek depresyonun oluşumunda gerekse depresif nükslerde önemli rol oynar. olumsuz düşünceler ya da teması kayıp olan deneyimlerle ilgili olarak aktive olur. dış dünya ve gelecek ile ilgili şemaları ve olumsuz otomatik düşünceleri üzerine odaklanılır. Ruminasyonlar hastalar tarafından başlangıçta sorun çözme. Başka bir deyişle ruminasyonlar. Referans: 1. Ruminasyon hakkındaki olumsuz inanışlar ise depresyonun şiddetini artırır. England.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. tekrarlayıcı bir düşünce biçimi şeklinde seyreden ruminasyonlar başlangıçta “Neden böyle hissediyorum? Mevcut durum benimle ilgili hangi bilgiyi veriyor? Nasıl daha iyi hissederim?” gibi sorulara yanıt bulmaya yönelik olduğundan birey tarafından istemli olarak başlatılır ve olumlu olarak algılanır. ileride aynı duruma düşmeme amacı ile başlatılan ve hastalığı daha iyi yönetmeye yönelik bir başa çıkma stratejisi olarak kullanılır. Ancak sıklığının. süresinin ve oluşturduğu sıkıntının artması yanı sıra bireyin işlevselliğini bozması ve sonucunda giderek istenmeyen ve kontrol edilemeyen bir tepki gibi algılanır. Oysa bugün elimizde metakognitif inanışların hem ruminasyonlarla hem de depresyonla bağlantılı olduğunu ve bu inanışların depresyona yatkınlık oluşturduğuna dair yeterince veri bulunmaktadır. (2004) Depressive Rumination. Papageorgiou C. yetersizlik ve başarısızlık düşüncelerine yönelik tepkilerini (metakognisyonlarını) ya da neden depresyonda olduğu ile ilgili olarak ürettiği ve zincirleme olarak devam ettirdiği ruminasyonlarına yeterince gönderme yapmamıştır. Oldukça inatçı. BDT.. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyon ve Ruminatif Düşünceler Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Mehmet Zihni Sungur Depresyonun bilişsel davranışçı terapisi (BDT) sürecinde depresif bireyin kendisi.

Bu sayede işlevsel olmayan depresif davranışlardan (sürekli uyumak. Bilişsel. Terapistin görevi davranışları yapmaya isteksiz olan hastanın planlanan davranışları gerçekleştirme üzerine motivasyonunu artırmak ve hastanın davranışları gerçekleştirdikçe zevk alabildiğini takip etmesini sağlamaktır. evde kalmak) kurtulmasını sağlayarak günlük işlevlerinin tekrardan kazanılması sağlanabilir. . Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda Davranışçı Yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Şükrü Uğuz Depresyon kişinin kendini ödüllendirme davranışlarının azaldığı bir durumdur. Davranış değişikliği için hoşa giden davranışlar listesi ve izlemek için günlük davranış kayıtları kullanılmaktadır. insanlardan uzaklaşmak. davranışların azalması depresyonun kötüleşmesine sebep olur. Hasta davranışsal aktivasyon planı ile hayat kalitesinin arttığını gözlemledikçe. Zevk veren davranışların azalması depresyondan olabileceği gibi. bu davranışları yapma sıklığı artacaktır.11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Depresif bilişleri değiştirmenin yollarından birisi de hastanın depresyon sebebiyle yapmayı bırakmış olduğu davranışlarıyla ilgili aktivasyon planı hazırlamaktır.

11 Ekim 2012 / 13:30 – 15:00 / Salon 5 P 34 Depresyonu Anlamak: Ruminatif Düşünceler. Bilişsel. Davranışçı ve Metakognitif Modeller Depresyonda bilişsel yaklaşımlar Oturum Başkanı Panelist : Mehmet Zihni Sungur : Yusuf Sivrioğlu .

atipik antipsikotiklerden olanzapin ve risperidon’un neden olduğu kilo alımının. 2. 64: 575-579. nöropeptit Y (NPY) ve aguti bağlantılı peptit (AgRP). Özellikle hipotalamusun arkuat çekirdeğinde sentezlenen ve salınan nörohormonlar. Tedavi araştırmaları süreci içinde tedavi seçenekleri arasına girmiş atipik antipsikotikler hastaların yaşam kalitesini önemli şekilde etkileyen yan etkilere sahiptir. Heiskanen T et al. Açıklanacak çalışmalar GATA Psikiyatri AD Başkanlığı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü Laboratuarlarında yapılmıştır. Delayed Detection of Psychosis: Causes. İlaç uyumsuzluğu nedeniyle ilaç değişiklikleri ise. Ancak “ziprasidone” unda aynı yolakları etkilemesine rağmen kilo artışına neden olmaması. Bu çalışmalarda amaç. diyabet. ODTU-GATA Projelerinin Sonuçları Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Levent Sütçigil Psikotik bozukluk bireysel ve ekonomik bedelleri çok ağır olan. hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkileyen ve dünya çapında önde gelen halk sağlığı problemlerinden biridir ve hastalığın tedavisinin finansal bedelinin tüm kanserlerin toplamından daha fazla olduğu düşünülmektedir (1). başka yolakların da kilo alımında rol alabileceklerini düşündürmektedir. insanda yeme alışkanlıklarını. 2004. uzun süreli ilaç kullanması gereken bu hastalarda hipertansiyon. . J Clin Psychiatry. 2000. pankreasın langerhans adacıklarında bulunan beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonu ve yağ dokusunda sentezlenip buradan salgılanan leptin hormonu tarafından kontrol edilir. Metabolic syndrome in patients with schizophrenia. koroner kalp hastalığı gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlanmaktadır. yeme ve iştah mekanizmalarını düzenleyen hipotalamusun arkuat çekirdeğindeki nöropeptitlerle olan ilişkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Side effects of atypical antipsychotic drugs. Ayrıca. diyabet ve lipit profili üzerindeki olumsuz etkileridir (2). POMC ve CART´ın iştah azaltan etkisinin yanında AgRP ve NPY´ın yemeyi tetikleyen fonksiyonları olduğu gösterilmiştir. enerji balans mekanizmaları beyinde hipotalamus tarafından gerçekleştirilmektedir. Ancak. 157:1727-1730. Consequences. kilo alımı. Ananth J et al. vücut ağırlığı ve enerji metabolizmalarını düzenlemektedir. Kaynaklar 1. giderlerin artmasına neden olmaktadır (3). Psikotik bozukluklarda alevlenmelerin ve tekrarlamaların önlenmesinde en uygun yol uzun süreli ilaç kullanımın sağlanmasıdır. Curr Pharm. kokain ve amfetaminle regüle edilen transkript (CART). atipik antipsikotiklerin kilo alımına bu yolaklar üzerinden ve belirtilen aday nöropeptitlerin gen ifadelerini (Santral/perifer protein seviyeleri) değiştirerek sebep olup olmadığına dair bir çalışma literatürde bulunmamaktadır. 2003. Atipik antipsikotiklerin kilo alımına neden olan hücresel mekanizmaları henüz tam olarak açıklanamamıştır. 10:2219-2229. and Effect on Public Health. ilaçlara uyumsuzluğun en önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Vücut ağırlığının kontrolü. 1950’li yıllarda antipsikotik ilaçların keşfiyle psikotik bozuklukların semptomlarının tedavisinde önemli bir çağ başlamıştır. Oluşan yan etkilerin başlıcaları sedasyon.11 Ekim 2012 / 15:30 – 17:00 / Salon 4 P 35 Atipik Antipsikotiklerin Yeme Davranışı ve Kilo Değişimi Üzerine Etkileri: ODTÜGata Proje Sonuçlarının Paylaşımı Atipik Antipsikotiklere Bağlı Kilo ve İştah Değişimi İle İlgili Psikotik Hastalarda Yapılan Çalışmalar. Kilo almaya neden olan mekanizmalar literatürde histaminerjik reseptörler ile serotonin ve dopamin reseptörleri üzerindeki etkilerden olabileceği öne sürülmüştür. yeme ve iştah mekanizmalarının düzenlenmesinde rol alan nöropeptitlerin de aynı yolaklar üzerinden sentezlendiği gösterilmiştir. Bu nörohormonların sentezi ve salgılanması. Antipsikotik ilaçların psikotik semptomları serotonerjik ve dopaminerjik yolakları etkileyerek düzelttiği bilinmektedir. Ek olarak. hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilemekte. Jeffrey A et al. pro-opiomelanocortin (POMC). Kilo alımı ve buna ikincil gelişen sağlık sorunları. 3. Am J Psychiatry.

Ak M. López M. Çalışmamızda erkek Wistar sıçanlara 4 hafta oral yoldan atipik antipsikotiklerden risperidon ve olanzapin verilmiştir. ODTUGATA Projelerin Sonuçları Oturum Başkanı Panelist : Kamil Nahit Özmenler : Mehmet Ak Atipik antipsikotikler. uzun dönem kullanımlarında başta kilo alımı olmak üzere. Diéguez C. Bu nöropeptitlerden. . Varela L. aguti ilişkili peptit (AgRP) iştah artıran ve enerji kullanımını azaltan. Atipik antipsikotiklerin kilo aldırma etkileri ile ilgili birçok mekanizma ileri sürülmüştür. Akarsu S. Olanzapine-induced hyperphagia and weight gain associate with orexigenic hypothalamic neuropeptide signaling without concomitant AMPK phosphorylation. Bu nedenle