P. 1
264433 Bardakci Osmanlida Seks

264433 Bardakci Osmanlida Seks

|Views: 70|Likes:
Yayınlayan: prlanta

More info:

Published by: prlanta on Jan 08, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/08/2013

pdf

text

original

Murat Bardakçı Osmanlı'da Seks

Tarayanın Notu Bu ekitap "Görme Engelli" dostlar için taranmış ve ilk defa www.kitapsevenler.com da yayınlanmıştır. Bu sitenin sahibi görme engelli dost Yaşar Mutlu'nun gayret ve azmini görünce iki gözümden utanıp yardım edebileceğimi düşündüm. Bir katre ışık olabildiysem ne mutlu. Herkesi bu mutluluğa davet ediyorum. Bu dostlara yardımcı olun. Polaris ----{ kutupyıldızı kitaplığı }----

OSMANLI’DA SEKS Sarayda Gece Dersleri Murat Bardakçı

BÖLÜM ESKİ İSTANBUL’UN NAMUSU . BÖLÜM “YAZIN AVRATLARA. BÖLÜM OSMANLI EŞCİNSEL METİNLERİ 4. BÖLÜM BAHNAMELER: CİNSELLİĞİN İLMİ 3.İÇİNDEKİLER 1. KIŞIN OĞLANLARA” 2. BÖLÜM YAYIN DÖNEMİ AÇILIRKEN 6. BÖLÜM ŞARKILARDA EROTİZM: SAKAL BESTELERİ 5.

incelenmemişlerdi.. isteyenin elinin altındaydı. Bir yandan vilâyetler yönetip Babıali'ye idari raporlar yazarken. padişahından sıradan vatandaşına kadar.... okunduklarında cinsel tahrike sebep olmalarının aksine bir mizah duygusu uyandıracak.. hatta bazı bölümleri kahkahalar yaratacak şekildedir. din adına sıra sıra darağaçları dizen Osmanlı. kulaktan kulağa fısıldanan metinler. çizilmiş konulardı bunlar. bazı çevrelere aykırı gelecek olsa bile yüzyıllar öncesinden günümüze kadar uzanan bir geleneğin halkalarıdır ve "bizim" öykümüzdür. günümüzden çok daha fazla bir serbestlik vardı.. O zamanlarda.. İmparatorluğun bir paşasıydı. cinsel folkloru konu alan dizeler döktürmüştü.BAŞLARKEN Yüzlerce yıl boyunca itinayla saklanan. sadece bugüne kadar ele alınmayan cinsellikle ilgili Osmanlıca yazmaların bazı bölümlerini. Bu serbestlik. Murat Bardakçı Teşvikiye. Himmet'inin "çok özel" ilişkilerini anlatmış. yazılmış.. Kitapta yeralan metinler ve anlatılan olaylar. Türk Edebiyatında... aşk teknikleriyle fizyolojik bilgilerden bahseden "Bahnameler". Ve en önemlisi.. "Uygunsuz" kadın ve erkekler yine işbaşındaydı ve hatta hem nüfusa göre oranları daha fazlaydı. hatta nesiller önceki atalarımızın okuyup zevk aldığı cinsel metinlerle başbaşa bırakmadan önce tekrar söyleyelim. Okuyucuyu dedelerimizin. Hoşgörü.... Yüzyıllar öncesinden kalma metinler. şehir dışına sürer mahallenin namusunun temizlenmesine çalışılırdı. onun kadar açık sözlü bir şair herhalde gelmemiş. bu kitapla ilk kez gün ışığına çıkıyor.... Yahut bir Türk Galip.." düşüncesinden mi kaynaklanıyordu. Bunları biz yazmadık. Yüzlerce yıl önce söylenmiş. doğunun cinsellik klasikleriyle boy ölçüşebilecek zenginlikte bir cinsellik edebiyatına sahip olduğumuzu da kanıtlamaktadır. Öncelikle şunu belirtmemiz gerekli: Bu kitapta yeralan metinlerin hiçbiri bize ait değil.... Üstelik bunlar. 1992 1. Hintliler'in "KamaSutra"sı veya Araplar'ın "Kokulu Bahçe"si gibi. topluma bugünden daha fazla egemendi. bugünün diline çevirip naklettik.. Ama günümüzde sık yaşanan birşey. BÖLÜM . "halk siyasetle uğraşmasın da ne yaparsa yapsın. Kolluk kuvvetleri "uygunsuzlar"ı o zaman da toplar. Osmanlı cinsellik metinleri. hem de faaliyet sahaları daha genişti galiba.... Siyaset uğruna nice başlar uçuran.. Örneğin cinsel sağlıkla güç arttırıcı ilâçlardan. Hepsi. gerçi iktidara karşı söz söyleyeni başkaldıranı bağışlamamıştı ama cinsellikten bahseden kaleme ses çıkartmamıştı. hatta ondan sonra da çıkmamıştı.. geçmişte pek bilinmezdi: Cinselliği yazan kaleme yasak yoktu. büyük dedelerimizin. bugünün "muzır" kavramı yoktu. yoksa başka bir sebepten mi. Ama görünen o ki.. bir yandan da Anadolu'nun Kezban'ının.. Veya bir Fazıl Bey.. elden ele gizlice dolaşan. Kitaplıkların tozlu raflarında kalmış. elyazmalarının sararmış sayfalarında unutulmuş yazılar bunlar. bilmiyoruz. Ama günümüzde her nedense üzerlerinde pek durulmamış. hepsi "bizim" öykümüzdü.

KIŞIN OĞLANLARA...Bil ki.". Ancak iki konuyu birbiriyle karıştırmamak gerek: İçerisinde cinsel unsurların geçtiği metinlerle sadece cinselliği konu alan eserleri.Kız Softa yani Ürgüplü İsmail Zalpaşa Medresesi'nde hemşehrisi Dağlı Hüseyin nam pelide (. "Cima" ve "vuslat"... kışın oğlanlara meylet ki. Taaa Osmanlı döneminde. cinsellik konusunda istenen her şeyin serbestçe yazıldığı bir dönemin örnekleri bunlar. üçüncü gece o zalim dağlı herif hemşehri oğlancığa fiili livataya mübaşeret eyledikte (girişince) maslahatı begayet kebir (çok büyük) olmakla Molla İsmail kan-revan bihuş (.Türk'e... günümüzden daha önce. Ve yine bil ki.. sonra fercini sıkıp zekerini ovalayıp ikbal geldikte zekerini ferci içine idhal eyleye..YAZIN AVRATLARA. tarihî kaynaklarda. yüzyıllarda kaleme alınmış eserlerden alındı. . büyük lezzet bulurlar. gözleri süzülür ve er yüzüne bakmaya utanır ve alnı terler ve göğsü titrer ve ere berk (sıkı) yapışır. İleride tam metinlerini vereceğimiz Bahnameler. gaddar herif işini tamam görmüştür. Avrat teni ise soğuktur... bilinen ilk Türk sözlüğü Divanı Lügatü't.. avratların inzal alâmetleri (boşalma belirtileri) şunlardır ki. cinsellik öğelerine bol bol rastlanır. ve 17." ". Osmanlılar döneminde "edebiyat" denince akla gelen divan şiirinde..) oldukta (olunca). "evlileri irşad" kitapları..Erkek hatunun üstüne çıka ve uyluklarını kaldıra. safası az olur ve zeker içinde meni kalır ve içinde kurur ve mesaneyi fasid eder (bozar) ve mesanede emraz (hastalık) hasıl olur. Tamam oynayıp memelerini sıka.. Sonra... "Muzır" veya "müstehcen" gibi kavramların olmadığı.. insanı ürkütüyor.. yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. * Bu ifadeler. hemen her devresinde ve her biçimde kullanılmış bir olgudur. günümüz yazarlarından birine ait olsa neler neler söylenirdi. meni döke.. yukarıdaki örnekler. zengin konular oluşturur. hatta Osmanlı'nın da ilk döneminde. * ". yine yüzyıllar öncesinin masallarından halk edebiyatının çeşitli formlanna kadar.... vücutça sağlam olasın.. Zira oğlan teni sıcaktır..Yaz olunca avratlara. aralarında muhabbet çok olur. düzyazılarda. hem de yüzlerce yıl önce yazılmış kitaplardan seçildi. bu ikincisi. Şöyle bir tahmin etmeye çalışmak bile. 16. Amma avrat üste çıksa.. * ". avrat ile erin menileri birbirine karışacak olursa. Ama neyse ki. Edebiyatın ilk örneklerinden olan tarihî destanlara.... minyatürlerde.) misafir olup. Türk edebiyatının sadece Osmanlı döneminde değil. Bizim için daha önemli olanı..".. meni güç dökülür. dellaknameler... Cinsellik. kışın iki soğuk vücudu kurutur.". bunun ezgisel uzantısı olan ve günümüzde "Klasik Türk Musikisi" diye adlandırılan müzik türünde bestelenmiş söz eserlerinde... Ve bil kim avrat ile erin inzali bir olursa..". * "...".

bu hayvandır" denir. ne de lezzetini alır. küçük alem olan bedenimizde kan fazlalaşır ve şehvet de çoğalır. "cinsel birleşme" dışında mecazî hiçbir anlamı yoktur. İkisi de Arapçadır. özellikle yaşlılara büyük zarar verir. Herşeyin orta kararı hoştur. Destanlar döneminden başlayarak. Görmez misin ki damarda kan .. sıcağı bozar. _ Ama "vuslat" sözüyle ifade edilen kavuşma. sıcak hamamda ve sert soğukta yapılan cima. gerek habis ve şenaat cihetiyle olsun. artık İslamî öğretinin yorumlanmasıyla ortaya çıkan tasvirlerle de karşılaşılır. kelimenin karşılığı olarak "Muhibbin mahbubuna vasıl olması" deniyor. ilkbahar ılımlı bir mevsimdir. ılımlı havada çeşmelerde ve pınarlarda su çok olur. dönemin hükümdarı İkinci Murat'a sunulmuş.".. Zira sevgi sıcak. bugünün diliyle şöyle: ". Osmanlı öncesi Türk edebiyatındaki cinsellik bahislerinde.. tarladan fazla ürün alma yollarından tüccarlığa kadar. Büyük alem böyle olup sular çoğalınca. zerafeti ve tahrik edişi. Ne zaman ellerine geçirseler. 14. "göbekten yukarısı güzel oğlan. kötü niyetle de.. bazan da nasihatlerdir. saçları vardır ama vücudlarında kıl yoktur.Cinsel metinlerde sürekli kullanılan iki kelime vardır: "Cima" ve "vuslat". Her ele geçirdiğinde cima etmek. alemde hoşluk ve rahatlık artar.. Meylin daima bunlardan birine olmasın. azı da zararlıdır dedik. Ama çaresiz kalırsa mahmur olduğu sırada cima etmeli ki. Ve ondan sonra:. vücudunun temeli gedik almasın. Kaşları. cimayı konu olarak işleyen kaynakların en eskilerinden biri. Yani ele geçirdiğinde iş buymuş dememek gerek. Arapça'nın en büyük sözlüklerinden biri olan Kamus-u Okyanus'ta. İçerisinde ne ararsanız var.Ey oğul şöyle bil ki.. Kitabın "Cimada faidelisi ve ziyanlısı hangisidir. cinsel ilişki tekniklerinin anlatımına pek rastlanmaz.gerek afif ve ismet. Kamus sonra... bari serhoşken cima etme. kirpikleri. Şüphesiz ki soğuk. Cimanın ise. "Seven sevdiğine iyi niyetle de gider. Kabusname. kişi ne cima ettiğini bilir. genellikle olaylar veya sevgilinin güzelliği. Eğer zihinde şarabın doğurduğu düşünceler varsa. Bugünün Türkçesiyle. yoksa ikisinden biri sana düşman kesilir. zevkini anlasın. Hizmetkârlar iki türlüdür. ". yüzyıl Anadolu Türkçesi örneği olan şiirlere kadar. Cennetteki huriler. başka türlü bir kavuşmadır. Edebiyat bilgini Orhan Şaik Gökyay tarafından yıllar önce "Devlet kitapları" serisinden yayınlanan Kabusname'nin sözkonusu 15. yaparlar." edebiyatın her türünde çok sık kullanılmıştır. cinselliği konu alıyor. Ama bunun lezzetine aldanıp çok meşgul olma ki.. Yani "sevenin sevdiğine ulaşması". hem karının hem de cariyenin hizmetinden iki kat zevk alırsın.. Ziyaroğulları'ndan Emir Keykavus tarafından yazılmış Farsça ansiklopedik bir eser. cümlenin siyakından kolayca anlaşılır. Demek ki insan olanın zamanı gözlemesi gerek. Sözü edilen şey. Işıkla karışmış bir haldedirler. cima soğuk bir harekettir. Hamamda yıkanma usullerinden at cinslerine." diye yazıyor. Hayvanlar vakitli. onu anlatır" başlıklı 15. havyanların işidir. Böylece insanla hayvan arasında ne fark olduğu bilinir ve "Bu insandır." "Kabusname".. onu beyan eder" yani "Cimanın iyisi ve kötüsü hangisidir. yazanın niyetinin ne olduğu. zarar vermez. cima etmek dünyanın lezzetlerinden ulu bir lezzettir. aşağısı el değmemiş kızdır. Zira cima sırasında zihinde bir tad meydana gelir. yüzyılın ilk yarısında Mercimek Ahmet tarafından Türkçe'ye çevrilmiş ve taşıdığı büyük "önemden" dolayı. 1082 yılında. bölümü. "Cimanın iyisi ve kötüsü. Ancak ilk dönem Anadolu metinlerinde. öteki "kavuşma" anlamına gelir. 15. İlki "cinsel birleşme". meselâ Yazıcıoğlu'na göre. sevgin zarar görmesin. Kişinin. Hangi anlamda kullanıldığı. bu böyle gider. O da günde bir kere gerek. Yani karın ve cariyen. Cimanın çoğu zararlı olduğu gibi. bölümü.. bulduğunca bunamaması gerek. günlük hayatta karşılaşılacak hemen her konu işleniyor. Şehvet arttığında cima safalı olur. "Vuslat. vakitsiz nedir bilmezler. Sıcak günde. Her ikisini beraber gözetirsen. İlkbaharda cima çok hoştur ve her bünyeye uygundur Çünki. Arzunu sevdiğinle de yenemezsen. Eğer kendini yenemezsen bari sevdiğinle cima et ki.

.... "Hoca.nüz var mı?".... buna ne derler?" demişler. Yaz olunca avratlara meylet... Metin ilk kez..fazlalaştığında kan aldırmak nasıl faydalıdır? Damarlar boş olduğunda kan aldırmak nasıl zararlıysa. kışın iki soğuk vücudu kurutur. Kan artarsa. K. bir gün vaaz ederken demiş: "Müslümanlar. Rükûda ardından t. Hoca gidip s.m beraberdi.. Hoca da demiş ki: "Neyliyeyim. Avratlar hocayı görünce. yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. ana tema cinselliktir. Tesadüf.!" demiş. Bir herif sıkıca tutmuş.... Hoca da "A. Hoca.ü alınlarınızda yapmamış.. Halk. cinsellikle ilgili. Zira oğlan teni sıcaktır. kısacık kaftanıyla ön safta yer bulmuş.. vücutça sağlam olasın.. * Nasreddin Hoca bir gün yolda giderken... varın Tanrı'ya şükredin ki. Bu şekilde öykülerin kaydedildiği ve 16. bir gün Sivrihisar'da vaaz ederken demiş: "Müslümanlar.. ben sizi t. bilemedin! Buna..... Miden tok olduğunda daha fazla yeme. gördüm ki burada da beraber". a g 8) saklanıyor.. * Nasreddin Hoca bir gün minareyi göstererek "Şuna ne derler?" diye sormuş..e t.F. usanınca da cima etme. Hoca da imamın t. belde meni olmadığında yapılan cima neye yarar? Ve eğer kan aldırmak istersen..rını tutmuş. "Hey Hoca.rı gözükmüş. cevap vermiş: "Orada da s.. Uygun şaraplar ve yemekler ye. orijinal dili ve bugünün Türkçesi'ne uyarlamasıyla birlikte yayınlanmıştı (Archivum Ottomanicum. mescide varmış. yüzyıldan kaldığı sanılan elyazmalarından biri. sakinleştirmeye çalış... Anno 1970). Dinleyenler. Bir başka Nasreddin Hoca..ni bir eski . bir alay don yıkayan avrata rastlamış...Nasreddin Hoca.. Nasreddin Hoca üzerine çalışan araştırmacılar. g.nız". çok sıcakta ve çok soğukta aldırma... İmam demiş: "Hey. Tomus II.. "Şehrin s. Günümüzde de rahatça anlaşılabilecek bir dille yazılmış olan bu fıkraların bazılarını. çok küçük değişiklikler yaparak veriyoruz: * "...k karışma oynar sanırdum". Avratlar. "Neden?" demişler. ilk dönem öykülerindeki cinselliği halk düşünce ve felsefesinin gerçekçi ve sınırlama konmamış bir ürünü olarak niteliyorlar. Hoca demiş: "Ona uygun g.i" demiş. bu Sivrihisar'la Karahisar'ın havası birmiş". Burill tarafından bilimsel bir dergide. Gron. Hollanda'nın Groningen Üniversitesi Kitaplığı'nda (Cod.".ı açmışlar.R... Avrat teni ise soğuktur. * Nasreddin Hoca bir gün. a. Yazmada bulunan 75 öyküden bir kısmı. neylersin" demiş... garipler meşhedi (mezarı) derler" demişler.. kışın oğlanlara ki. * Nasreddin Hoca. hergün yüzünüze s.. Türk mizah sanatının en eski örneklerinden sayılan Nasreddin Hoca öykülerinin yüzyıllar öncesinden kalan ilk versiyonlarında. Eğer alınlarınızda olsaydı.

ne basayım. Hoca "Garipler ölüşüdür. Annesi gidince. Şu oğlanı ne güzel uyutmuşsun demiş.. hayvanın sahibi çıkagelmiş: .ken.. parmağınla o ottan biraz g. Hoca oğlanı dizleri üzerine almış. Avratlar "Hay Hoca. Gelin.ğim! Ben onu uyutuncaya kadar dokuz s... Makbere (mezara) beraber gelmişlerdir". Hoca tam yerleştirirken avrat Hoca'nın taşaklarını tutmuş. biz ikimiz bir çanağa bir karanlık yerde işedik.. * Nasreddin Hoca'ya bir gün avratı. Yerine koyalım" demiş. Eşek bakmış ki ev kapısı açık değil.. yoksa memleketi deldim geçtim" demiş..nün acısıyla öyle gitmiş ki. Bir çanakta yoğurt varmış. Meğer o ot nişadır imiş.. Bakmış ki olmuyor. Hoca da demiş ki: "O garibin oğlancıklarıdır. Eşek g..... ikinizin de g.. Birimizden sidik. Hoca ardından yetişememiş..Hoca da g. her ne zaman yürümüyor.Bre deli.ün acısıyla öyle gitmiş ki.. gitmiş. Hemen o ottan biraz g.. Avrat. Herif te demiş: "Ben sana bir ot vereyim. Hangimizin sidik. yoğurt yedirdim. Ne yapayım?" demiş. ne bulaştırmış... bu nedir?" demişler.bez parçasına sarmış. birimizden şirligun (susam yağı) geldi. yürümez. sen onu kurttan sakla. Annesi gidince.. * Nasreddin Hoca bir gün başkasının eşeğini s.Bre deli.ğını s. "Ya bunlar demiş.ğim! Eline bıçak vereyim de elini mi kessin? * Nasreddin Hoca'ya bir gün avratı. "Ben gelinceye kadar şu oğlana göz-kulak ol" demiş. * Nasreddin Hoca'ya bir gün iki avrat gelmiş... Hoca da demiş ki: "O kolay.Bre a.ne tak" demiş... Avratı gelmiş. eşeği ko beni tut. S.. "Aferin be koca. Bu sırada karısı dönmüş: . eve kadar gelmiş. nedir bu? . çocuk Hoca'nın üzerine işeyince Hoca da oğlanın oğlanın kafasına sıçmış... "Ben gelinceye kadar şu oğlana göz-kulak ol" demiş.Ne yapıyorsun be? . oğlan ağlamaya başlamış. nedir bu? .. sen de uyurdun" demiş... Eğer sana da yedirsem.ğim! Şu kadarcık oğlanın altında kalır mıyım? * Nasreddin Hoca'ya bir gün avratı.... hanginizden ki küspe çıkar.Bre a.. çocuğun eline s.. bir yonkucuk (çamaşır yıkama taşı) üstüne koyup gelmiş. bilmiyoruz" demiş. Bu sırada karısı dönmüş: .ne parmağıyla takmış. hangimizin susam yağı. "Ben gelinceye kadar şu oğlanı avut" demiş. eşeğin ardına düşmüş.nı s. Hoca bakmış ki susmuyor... Birisi razı olmuş. * Nasreddin Hoca. Birisi demiş: "Efendi.. Avrat gidince oğlan ağlamış..ne parmağıyla takmış... Hoca da demiş ki: "Behey a. bir herife demiş: "Şu benim eşeğim kâh hırçınlık eder...Eşeğe bundan hiçbir şey olmaz ama. Bir gün Hoca eşeğiyle odundan gelirken eşek yürümemiş.i vermiş.ğını s. almış yürüyüvermiş. oğlana yalatarak uyutmuş. yağ onundur.. Hoca bakmış ki olmaz. Hoca demiş ki: "Bre karı. oğlan ağlamaya başlamış..... ... Hoca da biraz o ottan kendi g.

o dönemde "Türk" demek "kaba" demektir. üniforması baştan başa sırmayla kaplı...Bedeni geniş.. Hemen dışarı çıkmış. Söze "Paşa hazretleri.. ensesi kalın. Hangi yılda doğduğunu bilen yok. Görmüş ki. Abdülhalim Galip.na bakmış demiş ki: "Benim devletim ve saadetim a. üstelik yazdıklarının ne derece garip olduğunun da bilincindedir: "Eş'arıma giydirip zamane / Ucube külah-ı Türkiyâne / Meydane çıkıp eday-i nevle / Girdim yine bir dcstâne". Anadolu'yu idarî görevlerle uzun yıllar karış karış dolaşmış.nı s..ni açmış. "Koca. Ama bütün paşa hazretlerinin bu şekilde olduğu sanılmasın. ne de basıldığı yer kaydını koymadığı. hal böyle.. "Mutayyebat-ı Türkiyye" yani "Türkçe Şakalar". Bir başka Ahmet. sertin de serti. Görmüş ki Hoca s.! Senin yüzünden bunca saadetlere uğradım. başmabeyinci Hamid Paşa'ya da kâtiplik ettiği. Batum ve Tırnava kaymakamlıklarından sonra Amasya'ya mutasarrıf olarak gönderildiği ve mîrimîranlığa kadar yükseldikten sonra.nın düğününe gelmedim. huysuzun da huysuzudur.. özellikle de "cinsel" yaşamını titizlikle gözlemiş.. bu kitap dolayısıyla "Türk Galip" diye tanınır. Ardında. s. üstelik bir şaireye gönül verip gazeller döktürecek kadar içli bir aşıktır. 1876'da İstanbul'da öldüğüyle sınırlı.. Galip Paşa'nın şiirleri. 'sakalı gür. "Kaba şiirler" yazmıştır. halkın yaşamını.. bunu Kastamonu köylülerinin şivesinde yazdığı şiirlerine konu almış.. Tam adı. Sen benim s..". Viranşehir kaymakamlığına ve Ankara defterdarlığına getirildiği. Bir Kastamonu paşası..ni t..min yasına niçin gelirsin?" demiş. Mahmut Celâleddin Paşa "Sevdiğim. Derken..ğim! Ben senin a. daha uygundur. "Beni türlü belalara uğratan hep sensin! Daha kimbilir ne belalara uğratacaksın" diye ağlarken avratı içerden işitmiş. "Ayine-i candır ruh-ı zibası Ali'nin / Bu gözle muhal oldu temaşası Ali'nin" yani "Ali'nin güzel yanağı can aynası gibidir. Onu gözle seyretmek mümkün olmuyor" der. "Kaba Türkçe" ile yazdığını söyler.. Tarih kitaplarına göre..... edepte kusur edeni. ağlar. Örneğin Koca Ragıp Paşa usta bir şair. kaşları çatık.. . şair Ahmet Paşa ise daha da ileri gider. Hakkında anlatılanlar... Osmanlı tarihinde bu paşalardan çok daha değişik işler yapmış ve kendi alanında tek sayılan bir başka "şair paşa" var: "Türk Galip" diye anılan Galip Paşa. üstelik kalemini cinsellik dışında neredeyse hiç kullanmamış.. geriye sadece kabukların kalmasına" bağlar. çok az sayıda yayınlayıp üzerine ne tarih. "Yıkın mel'unu" deyip huzurunda falakaya yatırtır..nı açıp durmaz. Cinsel şiirler yazmasının nedenini.".* Nasreddin Hoca'nın avratı bir gün boş evde a.... önce Çengeloğlu Tahir Paşa'ya mühürdarlık yaptığı. Osmanlı paşalarının özellikleri genellikle böyledir. hemen o anda rahmeti rahmana kavuşur.. dolayısıyla da "Türk Galip" unvanı... Hoca tesadüfen işitmiş.. Şeker Ahmet Paşa. Hoca da demiş ki: "Behey a. kim bilir daha ne saadetlere uğrayacağım". Aşkettiği Osmanlı tokadını yiyen. ". dönemin hükümdarı Abdülaziz'e ithal ettiği bir şiir kitabı bırakır.. cemalin çünki göremem. ama büyük bir cesaretle. Döneminin Türkçe'yi karalama modasına uyar. zira istisnalarına da rastlanır. n'oldun?" demiş." diye başlayan şarkılar besteler." diye başlamayanı. Darendeli İzzet Paşa'nın divan kâtibi olduğu. işte bu yüzden Türk edebiyat ve erotizm tarihinde "benzersiz" diye niteleniyor ve kendi alanında "tek" olarak tanınıyor... eski şairlerin işlenecek konu bırakmamalarına ve "bütün meyvelerin yenip. sadece genç yaşta devlet hizmetine girdiği. İşte Galip Paşa... elindeki fırçasıyla renklerle oynar. Ali adında bir "delikanlıya" vurulur. dışarı gelmiş.

ı Önce kıçına..n kalkmaz olursa Tut kösleye ??? varınca t... köy hocasını.. her şiirin sonunda gösterildi. sonra da bir gazele konu olur. yerel lehçeyle olan ve eski harflerle yazılmalarından sonra. karnına sayhallayarak bas. günümüz söyleyişine uyarlandı.. Bunlar. Kezban temsil eder. mülayim söz ile okşayarak bas Birdenbire eşşekcesine dikme y. sonra devam eder: ". "gazuk" (kazık)... emmiyi..Esnay-i mutayyebatta letmezen-i lisan-ı cür'et olan fuhşiyattan dolayı husule gelen seyyiatın avfmı deryay-i bî-intihây-i mağfiret-i ilâhiyyeye havale ve ilka ile." Paşa. bazı yerlerde veznin bozulmasına rağmen. Aşağıda yeralan şiirlerde geçen "Kastamonu'ya özel" kelimelerin karşılıkları.. Paşa'nın deyimiyle "ayı gibi böğürür"." demektedir. Aslında pek "kadın" demez.. "Dadu" (tadı). O dönemde "muzır" ne kavram.. _Allah _beni affetsin.. ağanın oğlunu... içinden çıkılması daha da güçleşen. kösle: bileyi).yani "Şiirlerime Türk usulü garip bir külah giydirerek yeni bir tarzda meydana çıktım ve yine bir destana girdim" der. hiç çekinmeden yazar..dan usanıp ta y. Gel tatlı kadın gel bir koyalım diye yalvar Tutmazsa sözün sonra güzelce bi dayak bas A. bas Galip sana benden öğüd olsun iyi dinle Kancık eline her ne zaman geçse y. onun yerine "kancık"ı tercih eder. ne de yasa olarak mevcut olduğundan Türk Galip herşeyi apaçık. Galip Paşa'nın şiirlerinde erkeği Kastamonu delikanlısı Himmet.. Ama gözü yine Kezban'da olan bir başkası daha vardır ve kızı Himmet'le birlikte görünce. Paşa'ya göre Himmet.... "yavlarurun" (yalvarırım) "yurmuk" (yumruk). kadını. bu yüzden okuyamadığımız bazı kelimeler çıktı.... * Meclise gelip Kezban'ı Himmet ile gördü Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü Dikti göğe kaffasını köppek gibi urdu Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü Köyde fakının üstüne sırtlan gibi saldım . Metinde.. kelimesi kelimesine.. yenge kadını da işin içine sokar ve 19. bas Ürkütme. tek bir şey düşünmektedir: Kezban'a sahip olabilmeyi. bu tumturaklı cümlesinde kısaca "Bir halttır ettim.. sayhallamak: sürtüştürmek.. "öyke" (öfke) gibi o yöre telaffuzuyla yazılmış sözcükler ise. Kancık eline her ne zaman geçse y. Kezban ve Himmet. yüzyıl Anadolu'sunun cinsel geleneklerini renkli bir biçimde sergiler. Şiir uzayıp giderken Paşa bazan bizzat kendisi araya girer... soru işaretleriyle gösterildi. bas (Kancık: kadın.

sin Bana da s. * Durup durup bana haksız ulaşma.k Bunu oğlan yiyemez. fakı: köy imamı.Se el s. gökçen kadın: güzel kadın) * Çam mıdır bu dikilir taş mı ne çirkin bi y... ak cinnu: rakı. oturak: yaşlı fahişe..ı. yılık köpek: erkeğini arayan kızgın dişi köpek). bana bokun bulaşır Yılık köpek gibi ayrık yanaşma hey deyyus Varır derim seni ben Galib'e..k (Kız kısırak: dişi kısrak..hey deyyus Tazı gibi yamacımda dolaşma hey deyyus Karın kızın imeceyle S. çürlü: hasta... diye her gün bulaşma hey deyyus Ben istemem seni.. uşak: genç delikanlı. urdu: uludu. belki yutar kız kısırak Yırtarım ağzını hem de keserim kulağını Sen mi kaldın bana çürlü diyecek hey oturak? Kalkan öfkeyle kuzum sonra zararla oturur Boşama kancığın a. cerme: cereme... . kaç git.Dört şaplak atıp yüzde guruş cermesin aldım Sonra kanadından yapışıp hem yere saldım Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü Ak cinnu kızıl cinnuyu eşşek gibi attık Etten çomağı karna sagu sonra dayattık Bir kızla göğüs göğse sabaha kadar yattık Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü Gökçen kadının aldatarak gönlünü ettim Ondan geri kattım önüme dağa ileştim Çaldım y.ı kahbeye güm güm gümülettim Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü t (Cinlendi: kızdı. sözümü tut bana bak Burda dursam ben uşaklarla yavuz eğleşirim Gitmesem geç kalırım ah ne diyon. havladı. ayyı: ayı. ceza.. kızıl cinnu: şarap.. etten çomak: erkeklik aleti. ne diyon: ne diyorsun).. kancık: kadın. diker hapise O komşu kızcağızına sataşma hey deyyus (İmeceyle: el birliğiyle. yollar ırak Köylü kancıklarını bir dama Galip dikeriz Cıscıbıldak soyarız deh ederiz çala y..

.nı baltayla yardılar Peşkeş çekiyo valiye müftü bizi diye Hep ak sakallısı köyün ona kabardılar Köyden çıkınca köylü davullarla karşıya Erken y.ğı denli uşaklar kabardılar (Kancık: kadın.. gakşek: serhoş). sidik zoru: belsoğukluğu. çıktı öfke kelleme Gayri bokun elleme. Önce yatsı namazı kılınır. fakı: köy hocası. çaldı davullar Akcinnu yutup gakşek olup heyde yıkıldık Ahret sorusundan da yamanmış aman emmi Çekti bizi sorguya kadı eyce sıkıldık Taktı bu gece sorguya Galib beni Kezban A.. iyilik eyle bana Yalvarırım çok sana. aşağıdaki gazelinde.. * Geldim Anuş yanına... erken: bekâr). tatlı kadın merhaba! Gel bilece yatalım.. bal şerbetleri ve rakılar içilir. tatlı kadın merhaba! Bunu yalan belleme. gökçe sinek: su sineği... buduc: kap... arasında t. * Paşa.k denli kısıldık (Çokluk ile: cemaatle. köçekler davul refakatinde oynar ve damat yumruklar altında zifaf odasına sokulur: Akşam odada çokluk ile yatsıyı kıldık Yumruk yiyerek gerdeğe güç halle dikildik Bal şerbeti geldi. Kastamonu'nun gerdek geleneğini saf ve samimi bir şekilde anlatmaktadır. yağı bala katalım Şalvarımız atalım. ölçüm: doktor. akcinnu: rakı.* Kancıktan köyün gelin almaya vardılar Defdümbelekle yolda kıyamet kopardılar Gammazlık eylemiş diye fakının oğlu Receb'i Urganla sımsıkı ağaca iyice sardılar Sidik zoruna uğramış oğlan s..meden Ölçüm tutup y. tatlı kadın merhaba! . bir buduc ortaya kondu Çepçevresine gökçe sinek denli yığıldık Başladı köçekler oyuna.la g.

engel: başkaları). döngel: muşmula.. tatlı kadın merhaba! Engel ile gitme gel.. tatlı kadın merhaba! (Anuş: Ayşe. çevresi orman mıdır Issı bi külhan mıdır.ğızın han mıdır..k attık Hep kol kola taktık kan kız çok hora teptik Hal kalmadı kökten yorulup şırk-ı tere battık Döngelliğe köylüyle varıp iyce doyunduk Kıycığna gelip sonra çabuk uykuya yattık Sel bastı köyü evlerimiz hep deniz oldu Çıktık damın üstünde yuvaklar yuvalattık Bir kızla bir oflaz güzeli gerdeğe koyduk Galib bu gece biz balı gayri yağa kattık (Oflaz: en iyi.A. bilece: beraberce. külhan: hamam ocağı. kökden: hepimiz.. bağrımı kan etme gel Galib'in incitme gel. kıyağına: kenarına) * Kezban yanağın kıpkızıl sanki bi elma Eğleşme bana hap gibi billah yutarım ha Kenger domalan ??? oflaz katık amma Göt lokmasına hiç de bi aş var mı ??? Keklik eti de bak yenecek şey midir hey Türk Oflaz ??? gözüm ondan koca manda Hayr ister isen yaz sıcağında su ulaştır Tak boynuna yavrum koca musluklu bi kırba Çamlar yeşerir köylü çıkar hep alayıyla Soymuk yemesi çok hoş olur dağda baharda Korkutma kadın kızcağızı yapçene okşa Kızgın boğa denli yaranıp üstüne salma Ettiklerini köylü bilir hep senin oğlan Meclise varıp andiçip ayrık babal olma Galip koşuda geç kiziri öğdülü kap ye Oğlum irazaleti gözet hiç geri kalma . * Kancıkların oflazlarını dama kapattık Sonra boğalar denli kızıştık y. bi: bir.

kizir: köy hizmetkârı.. hıre: zayıf.. oflaz: en iyi. çür: hasta...... ögdül: ödül. oğarmuk: yapmak.. yapçene: yavaşça.(Kenger: eşek dikeni otu..ün elbette kazıktan kazığa Bana gakşek diye akşam ne direndin vermedün Yürü sıktut g.ş tatlıdır elbet Bileştiğin a. oğarttım: yaptım.me be var get Hammal sırığından yoğunun yer de ses etmez Kastamonu uşağında kuzum vardı bu gayret ... sırığa: hamallığa) * Baldan ziyade tatlı var mı gel deme Himmet Baldan da şekerden de s. irezalet: rezalet) * Acugul kükreyişin bana açıktan açığa Kaçar ussum tünerim ben de kayıktan kayığa Öyle bir koşma oğarttım ki adam hayran olur Gezer artık bu deyiş gayri aşıktan aşığa Köylü çapkınlarile lâflanayım dersen eğer Geçer oğlan g.. göt lokması: yumurta.. gakşek: serhoş..ünü gayrı ayıktan ayığa Dinelirse y.ım dünyayı görmem Galib G.n ??? belki bi bok yer Eyleşme bana kendini s.tme bana Goca dombayı ??? oğarırken gördüm Derim elbette varır da karına kaynanana Hıre çür hem de ne pis bi koca bortul kişisin Sikdügit ben sana varmam ev önünde uluma Yoktu Kastamonu'da karşılığın der bir âşık Ama değmez mi boğuşma bi çanak kahve caba Herbirindc nice dev kuvveti vardır Galip Sakınıp bakma kötü gözle aman kaç sırığa (Dünügün: her zaman.t diye saldırırım dağda yarıkdan yarığa (Acugul: deniz.... dinelirse: kalkarsa) * Dünügün söylerim ey kahpe teres işte sana Lâf çalıp kendini eşşek gibi s..

G.. dinelsen: kalksan.. kutu: kadının cinsel organı. yoğun: kalın.r âyân anan İstanbul'a kaç (Kaç: kap.t deyip ??? kizir öyle gebermiş Oğlan güzel olmuş diyelim ??? rahmet Kezban yanına gelse ??? carttan osursa Mis gibi kokar burnuna oğlan senin elbet Bir kerrecik Kezban dudağın ??? ah Galip benim ağzımda vardır halen o lezzet (Elleşmek: şakalaşmak.t g. yönetici) * Kuzum ak cinnuyu eşşek gibi yuttum bu sabah Kezban'ın kutusunu tavşan gibi tuttum bu sabah Sokulunca bana cilveyle o nazlı kadınım Ne yapıp neylediğim kökten unuttum bu sabah Dinelip oldum hamallar sırığından da yoğun Kellesinde domuzun testi durdurdum bu sabah Hep gören köylü kadyılarının ussu kaçtı S..m su koyun bir iki kaç ??? şalvarım yenge kadın a.in üstünde ??? kuruttum bu sabah Kabahatsiz bana âyân kakıyınca Galip Sönerek bokluğa çıktım da sürüttüm bu sabah (ak cinnu: rakı....ne etme tıkaç Sen geçersen bu Kamışlı Geçidi'nden hey oğul Paraya karşılık elbet alırım bir g.. sürüttüm: yüzümü ekşittim) * Kezbanla kuzum elleşerek iyice yarandık .. âyân: ileri gelen kişi....n aç Böyle pis sevgiyi ömrümde gözüm görmemişim Taç yapıp kâh başına kâh g. dinelip: kalkıp. kizir: köy hizmetkârı) * Pek ??? y.. baç G....ünü şöyle bir açsan da dinelsen dursan Yanaşıp ben de bir aygır gibi öpsem març març Kezban'a ıscağın oldu kutu bulmuş Galip Köyde durma s.

kizir: köy hizmetkârı..lı kancığa akşam yamandım oh Pambuk tulumu denli yatınca kız altıma Boylu boyunca üstüne düştüm abandım oh Attım tumanı sıyrayarak çıktım üstüne Keyfımce bir s.. cerme: cereme... oynaş: dost..cik atıp amma kandım oh Kezban gelip de çaldı Galip bi bal ağzıma Sünnet eniği denli yalandan yalandım oh .ı karna sagu tatlıya bandık Çaldı sopayı cermeye kesdi bizi kökten Ayan domuzun köycek elinden ağa yandık Biz Başkale'de ah bu kış kara boğuluk Kırk gün ayılar denli hep inlerde kapandık Girdik sırığa yük taşıdık gümrük önünden Artık deme gitsin kuruşu çokça kazandık Hiç kalmadı Galip sılaya gitmeye harçlık Gakşeklikile kekremsi suya amma dayandık (Yarandık: istektendik. * Girdim sırığa çok sarı altın kazandım oh Zenginleyince kekre suya pek dadandım oh Koydum bi hızla hem de kanırtıp o..Sürdük y. ceza. kekremsi su: içki) * Bak sevdiceğim Kezban'ın on dört yaşı vardır Kuzgunî siyah benleri hem de kaşı vardır Gerdanlığını boynuna takmış mavi boncuk Kan kırmızı parmakta yüzüğün taşı vardır Han denli açıktır kapısı ??? ağanın Dünya yese bitmez bereketli aşı vardır Hiç böyle konuk dertlisi yoktur bu şehirde Ekmek yer evinde katı çok oynaşı vardır Bir top bezi sarmış koca bir püskül oğarmış Galip kizirin kubbe kadar bir başı vardır (Oğarmış: yapmıp...tum Bir ıssı a. girdik sırığa: hamallık ettik..

alayımız kastı kavurdu. Çalap: Allah. sıput: fırlat. Çok kimseyi kahr ile zıbarttırdı züğürtlük. ne dombay. top attırdı züğürtlük. ??? Dünyayı biri birine kattırdı züğürtlük Bakkal..p işte ikimiz de cenibet olduk Kazanı koy ocağa durmayalım pis su ısıt Varırım çarşıya sana çeki çenber alırım Kanlı pis bezlerini koyma başına gayri sıput Ala kaftanları giy karşıma çık da bi dolan Zilleri tak ??? şöyle köçek denli kırıt Arkadaşlarla güzelce doyunurduk Galip Bulgur aşıyla yemekte bi kazan olsa yoğurt (Cenibet: cenabet... ala: renkli. at. ekmekçi. çeki çenber: kadınların başlarına sardıkları çevre. Kökten pılıyı pırtıyı sattırdı züğürtlük. . (Taşra: dışarı.. kasap.(Sırığa girmek: hamallık yapmak. dombay: manda) Kulamparalarla zamparaların savaşı.... kanırtıp: bağırtıp. Galip ne öküz kaldı.. Mal koymadı herkeste. pambuk: pamuk. Taşra çıkamam. Çanlardı çenem zengin iken çan gibi amma. doyunurduk: doyardık) "ZÜĞÜRTLÜK" GAZELİ Köycek bize kardeş duman attırdı züğürtlük. Şimdi dayı ağzımı kapattırdı züğürtlük..... kekre su: içki. ne bir eşşek.. damda kapattırdı züğürtlük. tuman: don. Kurtara çalap. Kökten piliyi pırtıyı sattırdı züğürtlük! Sarraflar inanmaz esnaflar söze kanmaz.m eline al da bi tut Hırslanırsan kocaman kol kabağı denli ??? S.. enik: küçük çocuk) * Gel a kaltak şu y. sokakta beni gözler.

Önce şehzadenin en yakınlarından Piyale Bey'e bende olmuş. "Ne bu halin birader?" diye sordu" demesi. Aşağıda din adamı. Beşinci fasıl: Sabuna. "Gamları Defeden ve Kaygıları Kaldıran Kitap".. Bursa'da Bayezidpaşa Medresesi'nde hocalık yapmış... şair ve hamamcı Gazalî'nin en ünlü eseri "Dafiu'l-Gumûm"un ikinci bölümü yeralıyor. Orada bir sohbet sırasında dostlarına "Ben artık bu dünyadan gidiyorum" demiş.. gidip hamamı Gazali'nin başına yıkmış. "DAFİU'L-GUMÛM VE RAFİU'L-HUMÛM"DAN (Gamları Defeden ve Kaygıları Kaldıran Kitap) (İstanbul Üniversitesi Küt. İstanbul'da barınamayacağını anlayan şair. Medresede okumuş. Sivrihisar'da müderrislik yapmış. birkaç dakika sonra. yedi fasıldan meydana geliyor ve fihristişöyle: Birinci fasıl: Nikâhlı kadınların faziletlerini yazar. döneminin en büyük din bilginlerinden kabul edilen Fahreddin-i Acemî'den ders almış. Burada söylediği "Ey sevgili! Ahu gözlü sevgililerin her an hayalini çekmekten. Gazali.. Beşiktaş'ta bir hamam açmış. Altıncı fasıl: Rencûrların (iyi huylu olmayanların) ve muhannislerin (pasif eşcinsel erkeklerin) pis hallerini gözler önüne koyar. Sivrihisar'dan niçin ayrıldığını soranlara. Sultan Bayezid'in Manisa'da valilik yapan ve şehzadeler arasında en bilgini olarak tanınan oğlu Korkud'un maiyetine girmek istemiş. halk dayanamamış. 1466'da Bursa'da doğmuş. Yani.. "Yer sivri olduğundan. Gazali'nin delikanlılarla âlemleri bütün İstanbul'un dilindeymiş. Dördüncü fasıl: Gümüş bedenli kadınlarla ve gümüş tenli genç kızlarla cinsel ilişkide bulunmanın zevkini anlatır. zamanla Korkud'un maiyetine katılmış. gidip Mekke'ye yerleşmiş.... geyikli babaya döndük" beyti. Yedinci fasıl: Kıptîlerin (çingenelerin) yoldaşlıklarını ortaya çıkartır. Böyle adlandırılmasının sebebi. Yavuz Selim'in işbaşına geçip kardeşi Korkud'u idam ettirmesinden sonra.Osmanlı döneminde yazılan ve cinsellikten en serbest biçimde_ sözeden kitaplardan biri de. Sonra İstanbul'a gelmiş. Edebiyat tarihçileri. Kalkıp Manisa'ya gitmiş.. huzur bulamadım" diyormuş. Artık hamamdaki cümbüşler. Yazan. cinsel ilişkinin faydalarını bildirir. TY 9659) . "Dafiu'l-Gumum ve Rafiu'l-Humûm". Derken buradan da sıkılmış. Sonra sıkılmış. oradan Akşehir'e geçip elli akçe aylıkla ders vermeye başlamış. Din bilgini olduğu için. Dedikodular öylesine artmış ki. Asıl adı Mehmed ama döneminde "Deli Birader" diye anılmış. gerçekten de ölmüş. Yıllardan 1535'miş. devletin seçkin tabakasında ağızdan ağıza dolaşıyormuş.. Harem-i Şerifin yakınına gömmüşler.. bir şiirinde "Mecnun belâ çölünü baştan başa geçip gam dolu evime geldi. o zamanın en iyisi olduğunu söylüyorlar. cenaze namazını Kabe'de kılmışlar. Şehzade Korkud'a ithaf ettiği ünlü eseri "Gamları Defeden ve Kaygıları Kaldıran Kitap". İkinci fasıl: Kulampara dostların ve zanpara biraderlerin arasında olan tartışmayı anlatır.. Gazalinin şiirde döneminin usta şairlerine erişemediğini ama tarih düşürmede ve özellikle hicivde. rüyada boşalmaya ve hayvanlarla ilişkiye ait sözleri bildirir. Üçüncü fasıl: Servi boylu erkek çocukların ve lâle yanaklı dilberlerin sohbetlerinin hoşluğuna işarettir. Bursa yakınlarındaki Geyiklibaba Türbesi'nde şeyhlik yapmaya başlamış.

onlar dahi zenançe (kız işi) kaftancıklar giyip ve ibrişim kuşaklar kuşanıp ve kıvracık kırcık ve ucu tellice saçaklar sarınıp ve destmalcikler takınıp şah. Zenpârelere bu haber vasıl olıcak (bu haber ulaşınca). başında külâh-ı kes (şarap dolu bardaktan yapılmış külah). zenpârelerin bu tâ'nım (kınamasını) işidib "Göt gibi azîz ve nefis ve bir nesne (birşey) var mıdır" deyip dil uzattıklarına gayet ile (çok) incinib dağda ve taşda ve kuruda ve yaşda ve köyde ve şehirde ne kadar gulampâre var ise cem' olub (toplanıp) s. Biz onlar ile mukabele ve mukavemet etmek (bizim onlara karşılık verip karşıkoymamız) kabil değildir. FASIL: . Niçin ş'ol (şu) zerdali boylu. hanzade. Gulampâre yaranlar..leri boklara mâlâmâl olmuş (dolmuş) g. (sonra) içlerinden bir cihandîde (dünya görmüş) ve belâdan ve doksan dokuz kazadan arta kalmış. Birkaç günden ("birkaç gün sonra" anlamında) gulampâreler askeri erişip saflar ve alaylar bağlayıp durdular.. Amma gelin münazara ve muhavere edelim (tartışıp konuşalım). s..k gayet bok yemekdir Var iken billahi yağ... Ahiren. Bizim dut keser gibi yerde oturmadan benzimizde tendürüstlük (sağlık) yerine zaiflik (zayıflık) ve süstlük (tebellik) arız olmuştur. Kişi g. hükm-ü galebe ona müteallik olup (galibiyet kararı onun için verilsin) canibinde niza' mürtefı' olsun (anlaşmazlık ortadan kalksın)" deyu el ağız bir eyleyip bu resme tedbir eylediler ("bu şekilde bir çözüm önerdiler" anlamında). Hemân (hemen) çaresi budur ki..den nakkareler (trampeti andırır küçük. çok çalışmaktan beli bükülmüş bir pîr (yaşlı). mahbubeler musahabetinden (kadınlar sohbetinden) hazzedip (zevk alıp) mahbublar mücamaatın menedip (erkeklerle cinsel ilişkiyi yasaklayıp) gulampârelere serzeniş ve tevbih ederler (sitem edip kınarlar) ki. "Sizinle mukatele (savaş) ve mücadele etmekden safamız yoktur ("istemiyoruz".. Zira onlar kûh-ı billurun (billur dağ) gibi yaylakda perverde olmuştur (beslenmiştir). kapısında t. cümbüşleri merdane (eğlenceleri erkekçe) ve direnişleri pehlivânedir. vurmalı bir çalgı) çalıp "Varalım şu zenpârelerin başına a. hakkı koyup bâtıla uymak. gibi berdar edelim (asalım)" deyüp divane oldular. havasından benzi sararmış. sevgililerin) ve zenpâre biraderlerin mabeyninde (arasında) olan münazaran (tartışmayı) ve mefâhiratı (övünmeleri) tafsil ve tasvir eyler (açıklar ve anlatır).Gulampâre yaranların (dostların. Hadd-ü insaftan (insaf derecesinden) teâdî (çıkmak) ve tecavüz etmek râh-ı delâlete (sapkınlık yoluna) ve tarîk-i cehalete (cahillik yoluna) düşüp gitmek. paşazade. "Ey ağızları tadını ve nefisleri murâdını bilmez derdmendler (dertliler) ve iyiden yanlıyı (iyi olanı) farketmez biçareler!.. "Ey gulampâreler. her kimin kelimatında (sözlerinde) kuvvet ve istikamet ziyade olursa (güç ve yöneliş fazlaysa). "zevk almıyoruz" anlamında)..den alemler kaldırıp ve g. kesret-i zinadan (zina çokluğundan) gönlü kararmış ve a. kadıncık kızı gibi düzünüp koşunup bir yere cem' olup (toplanıp) fikirlerin (fikirlerini) bunun üzerine mukarrer kılıp (kararlaştırıp) dediler ki: "Gulampârelerin kavli (sözü) kutlu. elinde âsây-i kîr (erkeklik organından âsâ).lere koymak ne demektir? Şiir: "Var iken dünyada zîbâ ve lâtif a. iki cihanda yüzü kareler ve âvâreler. yumuşak Beypazarı kavunu gibi tatlılığından iki şakk (parça) olmuş garaimi koyup ol mâden-i necaset (pislik madeni) ve menba-i habaset (kötülük kaynağı) ve bais-i kabahat (suç sebebi) dedikleri murdara uyup şöyle yüz karalığın kılarsınız" deyu (diye) yakındığıylan (yakınıp) hitablar ve itablar kılıb nâmeler (mektuplar) ve kitaplar gönderdiler. avâzeleri (sesleri) heybetlû.. s. parmağını Boka bandırmak âdem ne demekdir?" . gibi kik (geniş) dünyayı göt gibi dar ve başların kesip a. ayak üzre durup ve bülendâ-vâz (yüksek ses) ile çağırıp ayıttı (dedi) ki.. Zenpâreler bu hali gördüler ve bildiler. Zenpâre..."2. can başlarına sıçrayıp söyledikleri söze peşiman (pişman) oldular. her birimiz medhini delille isbat etsin (övündüğü konuda haklı olduğunu kanıtlasın).

ten kalem ve g.ü terk idüp her kim ki s. taze g.. Amma gulampâreler "Madem ki bu zenpârelerden bize bir nesne hasıl olmaz. Çün ahidname (anlaşma) tamam oldu.. zenpâreleri ve gulampâreleri önüne getirdi..şhane hasırın saldı... Yeridir olursa rusvây-ı âm. kulamparalarla zanparaların karşılıklı tartışmalarını. (kabul ettiler). bunlar bu murada vâsıl olmaz (ermez)"dediler..... Aşağıda.k zarbıyla (vuruşuyla) ve s. neye uğradıklarını bildiler. divit) getirip kalem divata bastırdılar. Gulampâreler safalar kesbedip (alıp) huzurlar sürdüler.e a.."..a olup herbiri bed-nâm (kötüğisimli) ve rusvây-ı âm (dünyanın rezili) oldular.. Pes (o zaman) şeytan aleyhilâne (Allah ona lanet etsin) bu sözü kabul eyleyip zenpârelere söyleyip bu kavli (sözü) bunun üzerine bağladılar kim (şöyle karar verdiler ki). Boku meni ile ezdiler yani mürekkep düzdüler ("yaptılar" anlamında). * Zenpâreler can ve gönülden buna razı oldu. Madem ki zenpâreler g. yazı yazmak için kalem ve mürekkebin konulduğu alet.. şeytanın ortalığı nasıl kızıştırdığını anlatıyor.meye mail (istekli) oldular. g.Gulampâreler bu haberi gûş kılıp (duyup) deryayı muhit (etrafı çevreleyen deniz) gibi hurûş ve cûş edüp (coşup kaynayıp) hemen ol dem (o an) dilediler kim (ki). Bana yar-ı yoldaş (yar ve yoldaş) olmaya sizden gayrı kim kabil? Gelin siz ceng ve cidal (savaş) etmen (etmeyin) ve beni şuridehâl etmen (perişan etmeyin)" deyu her birine nasayih-i pür fasayih (güzel sözlerle dolu nasihatler) söyleyib bulduğu pohu (boku) yiyip ahiren (sonra) "sulh hayırdır" diyip bunları sulha davet edip kadı oldu. her bir güruhun kendi "mesleğini" nasıl övdüğünü.. zahmı (yarası) ile mecruh edip (yaralayıp) incitmeyeler. iki askerin mabeyninde (arasında) durdu.ü s. geçip üstüne oturdu.Şeytan aleyhilâne (Allah ona lanet etsin) çıkıp gelip bunların arasına seccade-i sulh (barış seccadesi) deyu (diye) bir s.k alemlerin sala sala feth-u zafer birle (zafer ve fetih ile) yerli yerine gittiler. Şiir: Sürür ile döndü gulampâreler Gam ile helak oldu zenpâreler Koyup oğlanı her kim zenpâre ola Bu denlû belâlar ona az ola G. gulampâreler onları t. zinadan hasıl olan zina püserleri (oğlanları) zina dilberleri cem' edip (toplayıp) cima talim edip (öğretip) andan ("ondan sonra" anlamında) gulampârelere temlik edeler (mal olarak vereler). zinadan ne kadar evlâd hasıl oldu ise.. Gulamparler bu sözü işidip kail oldular. faslın taraflar arasında ne şekilde bir uzlaşmaya varıldığından bahseden son kısmını naklediyoruz) "....... Kiminiz bakıyyei kavm-i Lût (Lût kavminden artakalan) ve kiminiz bende-i nesl-i Kabil (Adem peygamberin oğullarından Kabil'in soyundan gelenler).... gulampârelere vâsıl ola ("verile" anlamında) ve her ne muradlan var ise göreler (ne isterlerse yapalar)..e ve t...tenyüzü kara olmuş merdümek (mercimek) sorusu gibi bir azîz şeyh olup çıka geldi...t dümbeleklerin çala çala ve s. S. hücum edip zenpâreleri t.. Ş'ol (şu) şartla kim (ki). kuyruk göte kısıp yildiler (hızla yürüdüler).k zarbıyle (vuruşuyla) helak edeler ve s... zenpârelerin yüzü kara ve başı aşağa ve oğlanların g.....ten divat (eskiden belde'taşınan..e dil 'izadıp itale-i lisan etmeyeler (söz atmıyorlar). bunları ayıttı (dedi) ki: "Ey gözümün nuru gulampâreler ve ey gönlümün surum (sevinci) zenpâreler. nîzeleri (mızrakları) ile sinelerin (göğüslerin) çak edeler (yırtalar) Şeytan aleyhilâne (Allah ona lanet etsin) bu haberi görüp ayak üzre kalkıp bir eline bir âsâ ve bir eline teşbih alıp ş'ol (şu) komşuluk ("komşu" yerine) a. bir tuman (don) içine yazdılar.ler s. .ı s." (Gazali. bu bölümlere yer vermeden.. buradan sonra. Dine uygun birleşme.

. MÜRŞİD-İ MÜTEEHİLİN (Evlileri İrşad Kitabı) Vakta ki zemane hatunları (bu zamanın kadınları) libas-ı fahire ile ziynet edip (değerli elbiselerle süslenip) ve sokaklarda ve sahralarda gezerler ve tenhada ettiklerini oralarda işlerler. . cimanın. ikincide nikahın faydaları. Ve nâs (insanlar) yanında incilerini bezerler. kitabın giriş kısmıyla cinsel ilişkinin yönteminden ve çocuğun yaratılma sürecinden bahseden sekizinci bölümü yeralıyor. hatunlarının bu meclislerde gezmeleri ile iftihar ederler. Şüphe yok ki. 1872 yılında Mercan yokuşundaki Pastırmacı hanında.. Bunlar dinlerini avratlarının rızasına vaz'ettiler ("verdiler" anlamında). Bu kimselerden gayret kalkmıştır ve sakallarını avratlarının ellerine vermişlerdir. Aşağıda. altıncıda kadının erkek üzerindeki hakkı. dolayısıyla her aşamasında İslamî kuralla uyulması gerektiğini söylüyor. Bunlar fâsik (sapkınlar) zümresinden oldular. Ben dahi kalbime dedim ki: "Ya kalbim!... Bunların erlerine bir ehl-i din (din ehli) nasihat etse. Hacı Mustafa. malûm işler yapılırken hangi dualar okunacak. bu risalenin tasnifine (yazılmasına) Allah-u teâlânın tevfikiyle (yardımıyla) başladım. sözlü ve yazılı edebiyatta böylesine eski geçmişe sahip olduğu bir ortamda.. üçüncüde nikahtan kaynaklanan gariplikler.. Sonra.. hak teâlânın azabına giriftar olurlar ("Allah'ın azabına uğrayacaklardır" anlamında). Halk ne derse desin". tefahür ederler (övünürler). tercih edilir)".. dokuzuncuda doğurmanın usulü ve çocuğun anababa üzerindeki hakkı. İstanbul'da. bu va îze hakaretler eylerler.Cinselliğin. kitapta hepsi var. Metinde geçen Arapça duaları Türkçe'ye çevirdik ve metne ara başlıkları ilave ettik... Elhâc Mustafa Rakım'ın "Mürşid-i Müteehhilîn". sekizincide düğünün. heyhat. onuncuda çocuğun ana-ba-baya karşı vazifeleri anlatılıyor. Ve bunda nikâhın âdabını (usullerini) ve buna müteallik ahval (durumlar) ve zina ne gûnâ (ne şekilde) olur? Bundan sonra kalbim bana dedi: "Bu zamane ehli (bu devirde yaşayanlar) sana ve senin hakkında hezeyan söylerler (saçma sözler. gerdeğe hangi elbiselerle girilecek. İbrahim Efendi'nin "himmetiyle" bastırılmış. kına gelinin hangi parmağına nereden başlayarak sürülecek. ceninin oluşması sırasında devreye giren meleklerin konuşmalarına kadar. ricaller (erkekler) meyi eylesin deyu (diye). çocuğun yaratılma şekli ve hangi kadınların nikaha lâyık olup hangisinin olmadığı.. Korkma. dokuz bölüm: Birinci bölümde nikah konusu. kız veya ikiz olup anaya yahut babaya benzemesinin sebepleri. Hak teâlâ affeyleye. erkek. yedincide erkeğin kadın üzerindeki hakkı. yani "Evlileri İrşad Kitabı". zifafın usulüyle çocuğun yaratılması. halk için yazılmış dinî metinlerin de bundan nasibini almaması imkansız. Hayırlısını acele eyle (hayır işlemekte acele et). evliliğin "dinî" bir konu olduğunu. Ve nâs (insanlar) önünde hamamlara çıkarlar.. Zira bu kimseler dünyada şeytanın karındaşlarıdır. Hâşâ (Allah'a sığınırım) bunların halinden. İşte bu metinlerden biri. beşincide nikah konusunda hayırlı ve hayırsız erkekler. Din hangi mahalde kaldı? Hudaya sığındık bu taifeden. Hatta. Heyhat. bunun ahvalini (hallerini) beyan etmek bu risalede. Zira bu kimseler.... "Mürşid-i Müteehhilîn". Zira onların yanında iaşe (leş) yemek nasihat dinlemekten muhabbetlidir (daha sevilir. onlar maymun ve hınzır (domuz) gibi haşrolurlar (kıyamet gününde yaratılırlar). nikâh ne şekilde kıyılacak. dördüncüde nikah akdinin yapılması. Ve günlerde oynarlar. Böyle olunca ben murad ettim (istedim). hakaretler ederler).. Mesela nişan nasıl olacak.

bir kimesne (kimse) cima murad eyledikte (ilişki arzuladığında) bunu okuya: "Yarabbi. çocuk oğlan olur. meni döke. Ve düğün taamı bazılar indinde (bazılarına göre) zifaftan sonra ve bazılar nikah vaktinde ve bazılar ikisindedir dediler. AMMA CİMANIN ADABI: Evvela. bu karındaki çocuğa ad koydum". Ve düğüne gelenler güveye "Mübarek ola. sünnettir. Bana karımdan. soy. AMMA ZİFAF OLAN HATUNA MÜTEALLİK EDEPLER (Evlenen kadının uyması gereken kurallar): Kokulu yağ sürüne ve iyice esvaplar (elbiseler) giye ve iki rekât namaz kıla. Amma sünnet-i şerifedendir (peygamberin yaptığı işlerdendir) ki. doğmamış ve doğurmamış Allah'ın adıyla. bize rızık olarak gönderdiğin çocuktan da uzak tut". karıma benden rızık ihsan et. kadın ve erkek kastediliyor) örtülmüş ola. Belki mukaddeminde (öncesinde) öpün ve tekellüm ve latifeler edin (konuşup şakalaşın)". . Beyninizi (aranızı) Hakteâlâ hayırla cem' eyleye (birleştire)" diye. Ve hadiste vaki oldu ki ("söylendi ki" anlamında). O dua. hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı bulunmayan. Böyle olursa. beyan olunur. beni şeytandan uzak tut.SEKİZİNCİ FASIL. "Sizler cima etmeyin. Ve Resul aleyhisselam. besmeleyle bunu okuya: "Allahım. Tamam ("iyice" anlamında) oynayıp memelerini sıka. veled hayasız (utanmaz) olur. Gelini kınalayalar ve zülüflerini (saçlarını) tarayalar ve ıtırlayalar (kukular süreler) ve cimadan sonra bir haftaya değin geline sirkeli ve hardallı şeyler yedirmeyeler. cennet taamı (yemekleri) yemeklere karışır. Hatta Resul aleyhisselâm zifafında buğday kavurması ve hurma ile ıt'am etti (yemek yedi). Allah-u teâlâ. Zira açık olursa. vakt-i cimada (ilişki sırasında) mübarek başını bürürdü (örterdi). Eğer çaldırırsa. töresi) BEYANINDADIR: Menkûhası yanına ne güna dahil olması (nikahlı karısının yanına nasıl gelmesi) ve cimanın adabı (cinsel ilişkinin kurallara) ve hatunların uşak kalması (çocuk yapması) ve meni ne güna (ne şekilde) vaki olur ve evlat ne keyfiyette halkolur (yaratılır) ve bazı eğri-büğrü olması nedendir ve bazı evlat ("evladın" anlamında) baba tarafına çekmesi ve erkek veyahut dişi olması nedendir. mekruhtur (dini bakımdan uygun değildir). Ve inzal (boşalma) vaktinde bunu okuya: "Hamd beni. Mü'min. şeytan zarar edemez. şehvetiniz galebe etmedikçe. budur: "Yarabbi. Birleşmemiz hayırlıysa bizi birleştir". Hatta denildi ki. sonra fercini sıkıp zekerini ovalayıp vakta ki kemal-i neşat ve ikbal geldikte (zevkin olgunluğuna ulaşıp mutluluğu artınca) zekerini ferci içine idhal eyleye (soka). Zira böyle olursa beden rahat bulur ve evlad tamam azalı olur". düğünde az-çok ıt'am-ı taam etmek (yemekler yemek). DÜĞÜN ETMENİN ADABI (usulü. senin ve Muhammed'in izinde gidecek bir nesil meydana getir". onu. gelinin ayaklarını bir pak (temiz) çanakta yıkaya ve evin etrafına serpe. tek olan. Ve layık olan (iyi olanı). Er ve hatun bu duayı okuya: "Yarabbi. Sonra. düğününe ağyar (yabancılar) ve fukaraları davet eylesin. akraba yapan Allah'a mahsustur". AMMA DÜĞÜN ETMENİN ADABI: Düğünü aşikâre ede (açıkça yapa) ve def vesair sazlar çaldırmaya. CİMANIN ŞEKLİ: Erkek hatunun üstüne çıka ve uyluklarını kaldıra. Rivayet olundu ki. ol kimseye erkek evladı verir. doğru yolda. Eğer bu vak'ada uşak olursa (bu ilişkiden çocuk meydana gelirse). Hadiste geldi ("söylendi" anlamında): "Sizler hayvan gibi hatuna cima eylemeyin. bana bana bu işten temiz. Ve resul aleyhisselâm buyurdu ki. bir kimse elini hamile hatunun karnına koyup bu duayı okuya. bereket hasıl olur. Şeytanı. ikisi de ("ikisi de" sözüyle. zira rahmi ifsad eder (bozar).

Ve dahi er ve avrat. Hub suretler (güzel yüzler) hatıra getire. Ve avan-ı cimada (ilişki sırasında) öpenin veledi sağır olur. şaşı olur. hayasız (utanmaz) olur. ammi (herkese ait. Ve ayın evveli ve ortası ve ahirinde (sonunda) cima edenin veledi. meğer örtülü olalar (üzerleri örtülü olmazsa). Şaban ayının yarı gecesi cima edenin veledi münafık olur. Öğleden evvel ve sonra cima edenin veledi. anaya ve baba ya âsi olur. Bu iş. Zira gece evvelinde mide dolu olur ve ahiri (sonrası) boş olur. Ve kendiyle ehli beyninde (arasında) olan esrarı gayrilere açmaya. safası (zevki) az olur ve zeker içinde meni kalır ve içinde kurur ve mesaneyi fasid eder (bozar) ve mesanede emraz (hastalık) hasıl olur. beden ne pek sıcak ve ne pek soğuk olup mutedil (ılımlı) ola ve cimaa kemal-i şehvet ola (ilişki isteği (azla ola). Cumartesi gecesi cima edenin veledi. Gerek zor ile ve gerek rıza ile hamamda mücamaat edenin (ilişkide bulunanın) veledi. veled hüsündar (güzel yüzlü) olur. Ve cima mahallinde sabi (küçük çocuk) ve hayvan bulunmaya. malını asiliğe sarfedici olur. Pazar ve çarşamba gecesi cima edenin veledi. Bevil yolu kapanmaya ve akib-i cimada (ilişkiden sonra) er ve avrat sağ yanları üzerine yatalar ve uyuyalar. Ve kötü kimseleri hatıra getirmek. İfrat-ı cima (aşırı ilişki) zayıf bedeni ve zayıf basarı mucip olur ve emraz-ı saireyi de mucip olur (bedeni ve görme yeteneğini azaltır. beynlerinde (aralarında) bozgunluğa sebep olur. Ve avrat dahi gayrilerinin hüsnünü eri yanında demeye. velede zararlıdır. Ve ramazan bayramı gecesi cima edenin veledi. gece evvelinden iyidir. ortamalı) olur. Ve gece ahirinde (sonunda) cima. meni güç dökülür. mürai olur. Ve Hazreti Ali -Radiyallahu anh. tebevvül (işemek) lazımdır.. İşte bunların vücuda nefi zahirdir (faydası bellidir) ve çocuğun oğlan olmasına sebep bahirdir (açıktır). Ve bedeni zikrolunan emrazdan (hastalıklardan) boşaltmak niyetiyle suru eyleye (başlaya).Amma avrat üste çıksa. akib-i cimada (ilişkiden sonra) silinmek için bir başka bez kullana. Ve veledi meme emer iken cima etmek velede zararlıdır. taamı kemaliyle (yemeği tamamen) hazmedip. Ve vakt-i inzalde (boşalma sırasında) çirkin suretler (yüzler) tasavvur ve tahayyül (hayal) ederse. Zira iki tarafın bir bez kullanması. Ve ol hengâmda (o sırada) soğuk su içmeye. şârib-i hamr (şarap içici) olur. Ve kurban bayramı gecesi cima edenin veledi altı parmak ve güneşe karşı ve ayak üzeri (ayakta) cima edenin veledi. "Cimada itidal (ilişkide ölçülü olma) topuklara ilik ve gözlere nur ve bedenlere kuvvettir". yerine bevledici (işeyici) olur. ahmak olur. Zira bu makule (bu şekilde) sözler fitne iras eder (fitne yaratır). Ezan ve kamet arasında cima edenin veledi. Ve sulehadan (dine uygun kişilerden) ola deyu (diye) niyet . cima etmekle onlardan halâs olur (kurtulur).. Eğerçi faide me'mul ise (eğer yararı varsa). Bu minval üzere cima etmenin faidesi budur ki. Ve hıyn-i cimada (ilişki sırasında) fercine bakanın veledi.. Ve ba'del cima (ilişkiden sonra). Karnı aç iken cima edenin veledinin cismi hafif (zayıf) ve karnı tok iken cima edenin veledi cismi sakil (şişman) olur. mecnun (deli) olur. bedeni kavi (kuvvetli) olur ve kalbi ferah bulur ve aklı ziyade olur ve sevda ve safra vesair ne kadar emraz (hastalık) olur ise. diğer hastalıkları da getirir). açmakta beis yoktur. Ve baldızı ve kızı hatırında (baldızını ve kızını düşünürken) iken cima edenin veledi kız olur.. Cimanın efdali (en yararlısı). Ve kesret-i cima ile iftihar ve ol sırrı saireye faş ve izhar eylemeye (ilişkinin çokluğuyla övünüp o sırrı başkalarına açıklamaya) ve ehlinin hüsnünü gayrilere söylemeye. ne zaman olur?.buyurdular ki. veledin azası (organları) ayıplı olur.. Sefere gideceği (yola çıkacağı) gece cima edenin veledi.

Ve eğer "Halkonulacak" derse. ebeveyni cima eder. Hak teâlâ "olunmayacak" derse. Zira hin-i inzalde (boşalma sırasında) hatıra ne gelirse. Bu. levh-i mahfuza (Allah tarafından takdir edilen şeylerin yazılı olduğu kitap) nazar edin (bakın)". Hadis: "Avrat avrata kapaklama. Cariyede. Amma avratın çocuk düşürmesi haramdır. Meni sonra kan olur ve avratın rahmine iner". Meni rahmin içine girince. Bir parça et ve sinir ve damardır. onda her ne minval üzere (şekilde) olduğunu görürler. Uyluğuna ve göbeğine dahi böyledir. erkek mi. yoksa cennetlik mi? Eceli ve rızkı ne kadar?" Hak teâlâ der ki.. görevi" anlamında). nısıf (yarım) diyet lazım gelir. Yaratılma başlıyor. hastalık bulaşır). Ve hadiste vârid oldu ki (Peygamber dedi ki): "Rahimde vazifeli plan melaîke meniyi avratın rahminden ellerine alırlar ve derler ki: "Yarab. erin menisini çekerler. Amma avratların rahmi yani uşaklığı kese gibi birşeydir. yoksa olunmayacak mı?". Amma meninin keyfiyyeti ("meninin özelliği. Resul-i Ekrem'den sual olundu ki. Ve pek koca ve pek küçük kızla da cima olunmaya. onda iki kuvvet halkeyledi (yarattı): Birisi. Ve cuma gecesi cima ederse veledi abid (ibadet eden) ve muhlis (içten. Onun ön tarafında. Ve perşembe günü öğleden evvel cima ederse âlim olur ve şeytan ondan kaçar. Buyurdular ki. Ve eğer avrat izin vermez ise. Hayz ve nifas (aybaşı ve lohusalık) vaktinde haramdır. yoksa kız mı? Cehennemlik mi. Ve cünüp olan er ve avrat cima vakti elini ve fercini yıkaya. helâl itikad ederse (helâl olduğuna inanırlarsa) küfürdür. Ve hasta avratla dahi cima etmeyeler. veledi yılan şeklinde zuhur etti. . erkeğin menisi avratın her azasına (organına) ve her tüyünün dibine ve derisinin her birine girer.. Ve hadiste varid oldu ki ("söylendi ki" anlamında). "Ya melekler. Amma öpse ve sıksa ve gömlek üzerinden sürünse nefsini teskin (yatıştırmak) için caiz olur. cümle (bütün) hadis ile sabittir. Ve haizenin (adet gören kadının) göbeği altından dizi altına değin zekerini sürmek mubah değildir. ondan veled halk olunur rahmin içinde (çocuğun rahmin içinde yaratılmasına yarar). o rahme meni girdiği vakit asla dökülmez. Ve İbn-i Mesud rivayet etti ki: Allah-u teâlâ benî ademi (insanoğlunu) halketmek murad ettiğinde (yaratmak istediğinde). Ve salı gecesi cima ederse veledi cömert ve şefkatli olur. zira cimaya sebep olur. samimi) olur. melekler derler: "Yarabbi. sinirin başı ve ağzı vardır. "Hayız halinde (adet durumunda) cima edene ne lazım gelir?". ikisi de zina etmiş olur ve gusül lazımdır. Ve avrat avrata_sürtüştürmek caiz değildir.ede. Sağdadır. halkolunacak mı (yaratılacak mı). Levh'e nazar ederler (bakarlar). Ve cuma namazından evvel cima ederse veledi ehl-i cennet (cennete girecek kişi) veya şehid olur. Kırk gün bu hal üzre sakin olur (bekler). bir hatun cima vaktinde satıhta (yerde) bir yılan gördü. Mevlâ veledi öyle halkeder (yaratır). rahme kan atarlar. Ve pazartesi gecesi cima ederse veledi âlim ve zahid (sofu) olur. Ve ayın evvelinde ve sabaha yakın cima ederse veledi cömert olur. mutlaka caizdir. Onlar. Zira Hakteâlâ. meni geldiği vakitte erin menisini avratın menisiyle karıştırır ve birisi dahi ağzını yumar (kapatır). Zira edene zaiflik iras eder (zayıflık. bir kimse avratının dübüründen (arka tarafından) cima etse Allah-u teâlâ ve melekler ona lanet eder ve rahmet-i hakka vasıl olmaz (hakkın rahmetine ulaşamaz). Avrat da böyle niyet ede. Rivayet olundu ki. Ve perşembe gecesi cima ederse veledi alim ve mütteki (inançlı) olur. erkeğin menisini taşraya (dışarıya) dökmesi caiz değildir. iki kanada benzer nesnesi vardır. kefaret olur". Ve dahi rahmin ağzı aşağı doğru durur. Sonra bir miktar toprak alırlar defin olunacak mekândan (doğacak çocuğun öldüğünde gömüleceği me-zardan). "Bir yahut yarım altın sadaka versin.

meni avratın her azasına (organına) girer. BÖLÜM . 2. Eğer dördünden girerse. Ve bu tafsilin küllisi (anlatılanların tamamı). İkincisi avratın menisinin evvel nazil olması. 55. Vakta ki velet olacağı zama'n bu (hepsi) titredi ve siyah olmasını Allah-u teâlâ istedi. ansardan (peygamber zamanında yaşamış olanlardan) bir hatun. dört aydan sonradır. "Veled" kime benzeyecek?.meniyi o toprak ile yuğarlar. erin menisinin evvel nazil olup ta avratın menisinden çok olması. erin menisi nazil olması (gelmesi). "Senin 99 damarın vardır ve erin dahi böyledir. avratın menisinin evvel nazil olupta erin menisinden çok olması. Üçüncüsü. Eğer erin menisi birinden dahil olursa (girerse). bir çamur olur. Eri. âhır-ı ömründe lisandan huruç eder (ömrünün sonunda dilinden çıkar). ayet). kemik olur. o zaman veled oğlan olur. veled erkek olur. Nitekim Hakteâlâ buyurdu ki: "Oradan yarattık sizi. avratın yedinden (elinden) tutup Resulullah'a götürdü. Ve bazılar dediler ki. baba tarafına çekmesine dalalet eder. sonra aza (organlar) belli olur. bir siyah evlat doğurdu. "Ya Resulullah _siyah Arap'ın önüne oturmadım" dedi. veledin kız olmasına ve çokluğu ana tarafına çekmesine dalalet eder.. ilişkiden lezzet alır). Kezalik (bunun gibi) avratın menisinin evvel vukuu. Yedinci gün burnu ve ağzı halkolunur. Ve eğer ikisinden girerse. Eğer avratın evvel gelip çok olursa. Amma veledin baba tarafına ve ana tarafına ve erkek ve dişi olması budur ki. Beşinci ve altıncı gün deri tüyü ve tırnakları halkolunur.oldu" deyu buyurdu. kız olur. veled dört olur. Eğer erin menisi evvel nazil olup ta çok olursa. Sonra elinin sebbabe parmağı (şehadet parmağı) zahir olur ve evvelki günde sol eli bahir (belli) olur. veled bir olur. Sonra melekler kırk gün sağ ellerine alırlar. Resulullah. Ve sonra ayakları ve _dördüncü gün 248 kemiği ve sinirleri ve 360 damarı ve kan ve bel. veled üç olur.. Velâkin dayı tarafına ve baba tarafına benzer. Böyle olduğundan. onun . Onuncu gün ruh üfürürler başparmağı tarafından çıkar. AMMA VELEDİN İKİZ OLMASI: Rahmin dört ağzı vardır. sonra sol ellerine alırlar.Erin menisinin mukaddem zuhuru (önce gelmesi). Ol avrat. Rivayet olundu ki. velâkin animi (amca) tarafına çeker. Eğer üçünden girerse.. Dördüncüsü. gene oraya iade edeceğiz ve oradan çıkaracağız sizi bir kere daha" (Tâhâ suresi. Eğer erin menisi evvel nazil olup ta avratın menisi galip (üstün) olursa. bunlar halkolunur (yaratılır). erin ve avratın menilerinde dört hal (durum) vardır: Evvela. Eğer avratın menisi evvel gelip erin menisi galip (üstün) olursa veled kız olur. her aza cima ile telezzüz kesbeder (her organ.. veledin oğlan olmasına ve çok gelmesi. veled iki olur.İbtida (İlk önce) pazu kemiği zahir olur (ortaya çıkar) ve kabirde sonra çürür.

"mahbube" kadındır. bildiklerini kağıda dökerek. Türkçesi.. Cinsel sağlığı konu alan bahisler ise bahnamelerin kapsamından çıkmış. zamanla içerik açısından değişikliğe uğrarlar.BAHNAMELER: CİNSELLİĞİN İLMİ Bahname.. tüm dünya nimetlerinin yanısıra onun cinsel alanda da normalin üzerinde zevk sağlamasını kendisine görev edinmiş olan yazar. Bahnamelerin._Mahbube Arapça ve "Kadın sevgili" anlamına geliyor. İlişkiyi konu alan terimlerin bir bölümü edebî metinlerde de geçer. İlk dönem bahnamelerinde. İslam tarihinin en ünlü bilim adamları var. kudreti arttırmak amacıyla kullanılırlar. "tila etmek" ilacı sürmek demektir. hükümdarına takdim etmiştir. merhemdir. çok sayıda bilgin. doğu ülkelerinde eski dönemlerden kalma bir gelenektir. Bu tür bahnameler. Daha sonraki yüzyıllarda kaleme alınan bahnamelerin ise. "Civan" ise Farsça "Genç.Örneğin tanınmış tıp bilgini İbni Sina'dan (ölümü: 1037) astronominin "babalarından" sayılan Nasreddin-i Tusî'ye (1201-1274) kadar. Tarihi böyle yüzyıllar öncesine uzanan bahnameler. "Zeker" erkeğin. genelde dönemin sultanları için kaleme alınmışlardır. reçeteler verilir. Kadınlar. "Şurup" ise bildiğimiz şuruptur ama öksürük veya soğuk algınlığı benzeri rahatsızlıklar için değil. eski tıpta kullanılan sözcüklerdir. uygulama biçimleri yazılır. Kadından "avrat" diye de söz edilir. "cinsel konulardan bahseden kitap". Örneğin "edviye" ilaç". çoğunlukla erkekler açısından ele alınır. ikinci plandadır. Arapça sözlüklerde "bah" kelimesinin "şehvet" ve "cinsel ilişki" anlamına geldiği yazılı. "Macun". o dönemin bilimselliği çerçevesinde tıp hakimdir. Osmanlı cinsellik edebiyatının en sık kullanılan terimleridir. genellikle onların hamile kalmalarını sağlayıcı veya önleyici reçetelerin yazılması şeklindedir.. "ferc" kadının cinsel organıdır. "civan" erkek. 1. Bahnamelerin kahramanları. cinsel sağlıkla hemen hemen hiçbir ilişkileri yoktur. Hintliler''in ünlü "Kama Sutra"sı kadar eski olmasa bile. Terimlerin ilaçlarla ilgili olanlarının çoğu. veya çok sevdiği hükümdarının sağlığı yerinde bile olsa. Bu üç kelime... Bahnameleri yazanlar. bahname kaleme almışlar. Bunlar. kadınlara sadece ilişki anında erkeğe zevk vermekle görevli bir araç gözüyle bakılır. değişik birleşme yöntemlerini anlatan "pozisyonlar kitabı" biçimindedirler. Aralarında. metinlerin anlaşılması oldukça güçtür. Metin aralarında sık sık cinsel öykülere yer verilir. Erkeklerin güçlerinin arttırılması için çeşitli yöntemler önerilirken. öyle sıradan kişiler değil. Ya sultan cinsel açıdan herhangi bir nedenle eskisine oranla güçsüzleşmiş ve yazara bu derdini sona erdirecek çarelerin anlatıldığı bir kitap kaleme almasını emretmiş. "Ferc-i murassa" veya "mevzi-i ziba" dendiği de olur.. Kelimenin sonuna Farsça'da "kitap" demek olan "name"yi eklemişler. "bahname" olmuş. Türkçe'deki ilk bahnamelerin geçmişi. Özellikle Tusî'ninki artık klasik olmuş bir eser. bir bölümü ise yalnızca bahnamelere mahsustur. "Cima" cinsel ilişki. çeşitli ilaçlardan bahsedilir. hekimler tarafından kaleme alınan tedavi risalelerinin arasına girmiştir. Cinsel kitaplar yazılması. kendilerine özgü bir "teknik dili" vardır. Bu kitaplarda ilişki. Bahname terimleri. delikanlı" demek. Bazı risalelerde kadınlara yer verildiği de olur ama bu yer veriş. Bunlarda cinsel gücün arttınlma yollan ve ilişkiden daha fazla zevk alınmasını sağlayacak yöntemler anlatılır. "mahbube" ile "civan"dır. mahbube ve civan. yine de yüzyıllar öncesine dayanır. Kullanılan terimlerin ne oldukları bilinmeden. TÜRKÇE'DEKİ İLK ÖRNEK .

hikmettir. 2. hükümdarın oğlunu muayenelerden geçirip. Nasreddin-i Tusî'nin bahnamesinden bazı bölümleri. İnsanların özellikleri ve mizaçları. halk tarafından da kullanılmışa benziyor. mercan gibidir.. en güzel kızlarıyla birarada bulunmuştu ama. Okuyanların benliklerine safa. çevirinin hangi yılda yapıldığı söylenmiyor ancak. adını "Bahname-i Pâdşâhî" koydu. BAHNAME-İ PADİŞÂHÎ (İstanbul Üniversitesi Kitaplığı. günümüz Türkçesine aktararak veriyoruz. Tabiple. yüzyıla ait olduğu anlaşılıyor. En seçkin varlık olan insanı. İlhanlı sarayındakilerin yanısıra. Muzaffer'in eski "gücüne" kavuşmasının çarelerini içeren hacmi küçük ama yararı büyük bir kitap hazırlaması. Türkçe Yazmalar. bir önsöz ve 18 bölümden meydana geliyor. dil özelliklerinden 15. bazılarında "Bahname-i Padişah" şeklinde geçen kitap. Oldukça uzun olan sunuş bölümüyle çok sayıda örneklerin yeraldığı fasılları. Tus'lu Nasreddin'in eski bilginlerin sırlarını keşfeden bu kitabı yazmasına. kendi zamanındaki uygulamaları gözden geçirdi ve bu kitabı yazarak. ve ruhlarına gıda sağlamaları temennî edilir. felce benzeyen bir tembellik geldi. özenilerek yapılmış hoş bir süs. No: 7152) Esirgeyen. Osmanlılar döneminde Farsça'dan Türkçe'ye çevrildiğine göre. cinsel işlevi olan her türlü ilacın formülünü yazması istenir. kısaltarak aktarıyoruz. Ama. Asıl işi gök bilimciliği olan Tus'lu bilgin bu konuda yazılmış tüm eski kitapları inceler.Türkçe'ye "kazandırılan" ilk bahname. "hacmi küçük ama yaran fazla olsun.". Nasreddin-i Tusî'nin kitabının tercümesi. Lâyık olmayanlara ne göster. bağışlayan Allah'ın adıyla. insanoğlunu yokluktan yarattı ve çiftleşmekte birbirine muhtaç kıldı. 18 fasıl üzerine tertib edildi: 1. Nasreddin saraya çağrılır. Nasreddin'e haber verdiler. Muzaffer artık hiçbir şeyden zevk almaz hale gelmiştir. "Bahname-i Şahî" yüzyıllar boyunca elden ele dolaştığına ve yazılmasından yaklaşık 300 yıl sonra. Muzaffer'e aniden. Bahnamedeki reçetelerin zavallı Muzaffer'i yeniden eski gücüne kavuşturup kavuşturmadığı konusunda bir bilgimiz yok. Gazan Han'ın oğlu Ebu'l-Muzaffer Han'ın hastalığı neden oldu. eski Anadolu Türkçesiyledir. İçerisinde anlatılanlar şurdan-burdan toparlanmış bilgiler değil. Ölçülemeyecek derecede hamd ve şükür. bitkilerle hayvanlardan elde edilen en hoş gıdaları insana tahsis etti. Müfredat (basit) gıdalar. akıl ve kerametle şereflendirdi.. Önsözde. derken insanoğlu birbiriyle çiftleşmeye mecbur oldu. O güne kadar dünyanın en hoş. Bizleri yarattı. Salahaddin adında bir kişi tarafından çevrilmiş. Nasreddin. Şiir: "Bu öyle bir kitaptır ki her bir sayfası güle benzer. Bu bahname.. Elimizdeki yazma nüshalarda. insan bedenine yarayacak bilgileri içersin ve Muzaffer'i eski sağlığına kavuştursun" dediler. Ülkemizde ilk kez burada yayınlanan bu elyazması bahnamenin dili. dünyanın en güzel kızlarıyla ilişkide bulunmaktadır ama günün birinde gücünü kaybeder. O'nadır. 3. Gücün artmasını sağlayacak basit ilaçlar. risalenin bir sultanın isteğiyle ve "zaruret üzerine" kaleme alındığı yazılı: İlhanlı hükümdarlarından Gazan Mahmut Han'ın (1271-1304) oğlu Muzaffer. saadet verdi ve hikmetinin örneklerini gösterdi. üzerinde türlü türlü ilâç denerlerse de çare bulamazlar. kendi dönemindeki uygulamayı da gözden geçirir ve istenen kitabı hazırlayıp saraya sunar. . Adı bazı nüshalarda "Bahname-i Şâhî". hastalığından sonra bunların hiçbirinden zevk almaz oldu. Aşağıda. bir kitap yazmasını istediler. nimetlendirdi. ne de bahset. büyük bir dikkatle eskiden yazılmış tıp kitaplarını inceledi. Yüce Allah..

Dertleri atıcı. andan ol yağ ile karıştıralar. Hukne (tenkiye) usulleri. 13. Cinsel ilişkinin vücuda zarar vermeden yapılmasının yöntemleri. 12. FASILDAN: . cimanın şekillerinden işbu şekilden ahsen (daha iyisi) yoktur ki avrat rast (düz) yatmış ola ve arkası üzerine ve beli altına bir yuvka (ince) yastık koya. edviye sebebi ile ola (eğer istenildiği gibi olmazsa. yuyalar. 18.zahmetlerden emin ola.bir dirhem karanfil ve bir dirhem zencefil. 5. 12. gayet sahk edeler (ezeler). Tâ şuna değin ki. 14. mideye kuvvet verici hazım ilaçları. Hamile kalmayan avratlara verilecek ilaçlar. üç gün sonra tamam olur. Mürekkeb (bileşik) gıdalar: İnsan mizacına yararlıdır. hamamdan çıkınca üç defa süreler. Geri tecdid-i amel etmek (sonra. ondan sonra buçuk dirhem Hindistan kozu içini döğeler.hamr (şarap) beyanındadır amma haram olduğundan ötürü yazmaya istikrah olundu (tiksinildi). sabah sahk edeler (ezeler)..4. 11. Biraz . 10. FASILDAN: .bilgil kim zeker sinirden mürettebdir (yapılmıştır). 9. Hacet (ihtiyaç) vaktinde bir pare (parça) bez ile ol yağdan elin ve ayağın parmakları arasına dürteler elinin ve ayağının bileğine de dürteler. 16. ne igen yuvka (ne çok ince) ve ne igen kalın (ne çok kalın) ola.. Ol kök kim yıllanmış ola. cinsel kuvveti arttırır. Ve iki ayaklarını yukarı götürmüş ("kaldırmış" anlamında) ola.bilgil kim (bil ki).. Beldeki burudeti (soğukluğu) ve azalardaki (organlardaki) rutubeti defedici. bir şişenin içine koyalar ve ağzını mumla berkiteler (sıkıca kapatalar).. kişi cemi' (bütün). kişiyi güçlü kılar. Ovmakla uzanır. daima bakire gibi olmalarını sağlayıcı ilaçlar. Ayak parmağı arasına sürüldüğünde cinsel gücü arttırıcı ve ilişkide ne kadar çok bulunulursa bulunulsun.. üç denk Hindistan kozu içi.serçe yavrusunu alalar ki tüylenmemiş ola ve bal kovanının katına (yanına) koyalar ki arılar soka. Kurutalar. O yağa karışdıralar. sol mikdar tavil ola ki (o derece uzaya ki). avratın üzerine bıraka. 15. gücü arttırıcı hoşaflar. topalak yağına katalar ve ol demir dikeni kökünü zeker özerine ekeler ve üzerine ol yağı süreler. FASILDAN: . ilâçla arzu edilen hale getirilir). acayib göre. ama hararetten cima edemeyecek hale getirici ilâçlar. Hükemây-i mütekadimîn (eski bilginler) şöyle ittifak etmişlerdir: Evvelâ demir dikeninin kökünü alalar. meni inzal olmaya başlaya (başlayınca). Avratları bakire gibi yapacak. acayib göreler. 7. Avratların hamile kalmamasını. Tâ kim meni tamam inzal ede. ol saat (o anda) iki dizlerin aşağı koyup. İlişki sırasında iki tarafa da zevk verecek ilaçlar. Bunları alalar. erkeğe zevk verecek ilaçlar. 10.. aynı işi yeniden yapmak) gerek. gubare döne. Böyle olsa (olursa). Birkaç kez soktuktan sonra boğazlayalar. Dört mevsimde giyilecek elbiseler ve kullanılacak kuşaklar. sıcak suyla zekeri ovalar. Erkeğin cinsel organına sürüldüğünde organı sert ve güçlü yapacak ilaçlar. Lâkin ol maksudca olmaz kim. Fasıllardan seçmeler: 5. düşünceyi temizleyici. dahi kanıyla bir çömleğe koyalar ve biraz fesleğen yağını üstüne koyalar. 17. Üstelik gevşekliği ve felci bile ortadan kardırır. FASILDAN: . Gubare (toza) döne.. Bunlar aynı zamanda balgam ve safrayı yokeder. munkati olup (kesilip) avratın rahmine doğru gidip zayi olmaya. andan (ondan sonra) cimaya meşgul olalar. 6. kaynatalar. Dahi hamama gireler. Ondan bir tutam sahk ederler (ezeler).. safrayı ve balgamı yokedici. Cinsel organın boyunu uzatacak ilaçlar. Kanı temizleyen ve gücü arttıran içecekler. 8. İlişki sırasında ağıza alındığında. Velâkin hükmü üç güne değindir. Er dahi iki ayağı üzerine gelip meşgul ola. kendi üzerine getirmeye ki barkeş (yük taşıyıcı) olup zahmet çekmeye. 14. kişinin asla yorulmamasını sağlayıcı ilaçlar. beş dirhem şeker.. biiznillah-i teâlâ (Allah'ın izniyle). FASILDAN: . Üç gün güneşe koyalar. 13. yani süreler..

. İçlerindeki resimler sadece şark çizimi değildir. Bazen pelerinli.. Ol suyu saklayalar ve hacet (ihtiyaç) vaktinde evvelki gibi edeler. yanına oturta. avrat hamile ola. bazen de üzerlerinde Avrupa modasına uygun elbiseler bulunan kadınlar.. Acayib göreler. cimaya meşgul olalar.bir dirhem darçın. Ondan sonra indireler. Tamam bir saat tevakkuf edeler (bekleyeler).. kimi zaman da rokoko tipindeki binalarda. Bunları bir ince beze bağlaya. Ve kaynatırken avratı getire. Kuud (oturarak yapılan cinsel ilişki) 3..Cimanın hey'et-i şekli hasebiyle etvân (cinsel ilişkinin görüntü açısından biçimleri) altı tavır üzerine mukassemdir (altıya ayrılmıştır): 1.. 15. baskı olarak ortaya çıkarlar. FASILDAN: . teke sakalı beş dirhem ve rezaki üzümü suyu 16 dirhem ve mersin yemişi buçuk dirhem. Sözlüklerde bulamadım). geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısından sonra. uzun saçlı ve Avrupalı oldukları her hallerinden anlaşılan erkeklere de rastlanır. gubare döne. FASILDAN: . Ve üzüm suyuyla kanştıralar. ancak 19. MAHBUBE VE CİVANA DERSLER Bahnameler.. erkeklerle ilişkide görünürler. 2. Iztıca (yan yatarak cinsel ilişki) 4. dahi ("sonra" anlamında) zekere tıla edeler (süreler). bir denk kakule. 16.. hiç avratlar hamile olmaya ve daim bikir (bakire) gibi olalar: rezaki üzümü suyuyla karıştırıp bir denk misk dahi katalar. Bunların cümlesin (hepsini) bir çömleğe koyalar ve mikdarınca su koyup kaynadalar.. üzerinde basım yeri ve yılı bulunmayan. Bunları dahi döğeler. yüzyılın sonlarına doğru. tamam karışa. BAHNAME ". sonra kıvama gelmiş bal ile haplar edeler. Başında sarığıyla sedir üzerinde aşk yapan bir doğuluların yanısıra redingotlu... FASILDAN: . 17. Ondan sonra bir yeni bezle avrat g. Ve her saatten sonra sol ola ki bikri mutlak ola. sonra bir şişeye koya ve vaktinde bir bezle istimal ede (kullana). FASILDAN: . 18. İstilka (yatarak yapılan cinsel ilişki) 2. O dönem Fransa'sından alınma görüntüler de vardır. yüzyılın ilk yarısına ait olduğunu sandığımız bir bahnameden bazı bölümler yer almaktadır. sonra sıcak suyla yuyalar ve buçuk dirhem darçın ağzına bırakalar.şol (şu) ilâçları beyan eder ki. ağız suyuyla zekere dürteler (süreler). tâ ki suyu gide.. hiç bir sansüre uğratılmadan yuzılmfştır. onu dahi karışdıralar ki.İntiba (yüzüstü yapılan cinsel ilişki) . kimi zaman barok. tâ kim suyu gide. Kız oğlan kız gibi ola ve hamile kalmaya. şarabla bir kaba koya. gayetle lezzet hâsıl kıla. Günümüzde sadece bir mizah duygusu uyandıracak olan bahnamenin dilinde çok az değişiklik yaptık. artık içlerinde tıbbî konuların yer almadığı bir 'pozisyonlar kitabı" halindedir.. Ondan sonra onun yarısını alalar. edviyelerin (ilâçların) sebebiyle hamile olalar biiznillâh-i teâlâ (Allah'ın izniyle): Evvelâ hindi ödü ve mersin yaprağı ve hurma.. kaynata. Aşağıda. hiç fark olmaya ("bekâreti kız gibi olur. görüntülerle tam bir tezat oluşturur. sirkenin bazısı dahi gide.. yedi kere buğunu (buharını) çektire. Resimlerle ilgili Osmanlıca ifadeler ise. avratlar bikiri (kadınların bekâretini) kız oğlan gibi kıla: Evvelâ akir kârha iki dirhem. her birinden buçuk dirhem. İstanbul'da yayınlananların yanısıra. Konu. buçuk dirhem akir kârha (bir baharat cinsi olabilir. 18.şol edviyeler (şu ilâçlar) beyanındadır ki avrata ilâç edeler ("kadınlara kullanırlar" anlamında).ne cimadan evvel süreler. ağızda tutalar ve cimaya meşgul olalar.. Önceleri elyazması halinde elden ele dolaşan bu tür bahnameler. Ol sudan bir yeni bez pâresiyle (parçasını) ıslatıp bir saat tevakkuf ede (bekleye). tâ ki hal ola ("eriyene kadar" anlamında).güneşte dura. misk ve bir denk ceviz. ayırdedilemez" anlamında).şol ilâçları beyan eder ki. bir kısmı İran Azerbaycan'ında basılıp Osmanlı ülkesinde dağıtılır.

nü yukarı kaldırmaktan hâlî olmaya (vazgeçmeye). Bu gûnâ (şekilde) cimanın ismine "niyku'l-ade" derler.Kıyam (ayakta yapılan cinsel ilişki) İSTİLKA (Yatar durumda yapılan cinsel ilişki) Yani mahbube (kadın) arkası üstüne yatıp mücamaat olunmaktır (ilişkide bulunmaktır). Bu gayet leziz olmakla mahbubenin kemal-i şehvetinden (şehvetinin en üst derecesinden) gözleri dönüp diye ki: "Canım. Bu günâ maslahat ile (bu şekilde iş ile) mahbubeler erkek gönlünü ala. sabra mecalim kalmadı. Mahbube dahi altında inleyip ağlaya ve "İncittin zalim" diye niyazkârâne (yalvarırcasına) şekva ederek (ağlayarak) g. Lütfet yavaşça yavaşça yap ki iş tamam olup bigâne gibi taşrada (dışarıda) birşey kalmaya" diyerek yine sevinerek sanla ve tâb-tıraş yerleştirip ikisi dahi inzal olalar.5. Cima vadilerinde mütevatir olan (anlatılan) vadi odur ki ekser halk (halkın çoğu) bu güna (bu şekilde) cima etmeyi bilip. Ve mahbubenin omuzu başlarından tutup busesini alarak ve kucaklayarak yerleştire ve kemâl-i safasından (zevkinin en üst derecesinden) burun nağmeleri ederek arz-ı muhabbet eyleye (sevgisini göstere). dahi koltuğuna doğru döne. Adetçe (alışıldığı gibi) cima demek olur. Bunun ismine "niyk-i muhalif derler. Ve erkek dahi kendine geldikte (gelince) zekerinin başını tükrükleyip dayaya. Ve erkek dahi uylukları üzerine şırrak şırrak vurarak varıp gele. Zevkyâb olmaya sebeptir (zevk almaya sebep olur). BEŞİNCİ: Mahbube arka üstüne yatıp belinin altına yastık koya ve ayaklarını başına beraberce çekip ve dizini kaldıra. ÜÇÜNCÜ: Mahbube arkası üstüne yatıp iki ellerini baş altına koyup ve ayaklarını göğsüne ulaştırıp gya (sanki) tortop olup yata. Yani pekâlâ cima demektir. Tâ ki lezzet-i acib (acayip lezzet) ve şehvet-i garib (garip şehvet) ile inzal ola. Bunun ismine "beyti" tabir ederler. Ve kellesi zahir olunca (görününce) çeke ve yine tekrar soka. Izhar-ı şehvet edip (şehvetini gösterip) erkek dahi arasına girip şehvet-i tam (tam bir şehvet) hasıl olunca zekerinin kellesini fercinin aralığına eriştirip bir miktar dura. Ve bu minval üzre inzal olunca (boşalınca) hareketten ve kucaklayıp inip çıkmaktan hâlî olmaya (vaz geçmeye). Eğer dilerse zekerini çıkarıp temiz sile ve yine derhal ithal eyleye. DÖRDÜNCÜ: Mahbube arka üstüne yatıp bir ayağını yukarı kaldıra.İnhina (eğilerek yapılan cinsel ilişki) 6. ALTINCI: Yine mahbube arka üstüne yatıp uyluğunu kaldıra. Bu misillû (şekilde) cimanın ismine "muadde" derler. İKİNCİ: Yine mahbube arkası üstüne yatıp bacaklarını dahi vucudla adet üzre kaldıra ve erkek dahi üstüne uzanıp zekerini karnına yahud kasığına dayaya. Bu hal ile ikisi dahi inzal olup (boşalıp) le'zzet-i tam hasıl edeler (tam lezzet elde edeler). ferci zibası (süslü organı) tamam kaz göğsü gibi meydana çıkınca erkek dahi var kuvveti pazuya . Erkek dahi mahbubesine sarılıp göğsünü göğsüne ve zekerini fercine dayayıp aheste (yavaşça) yerleştirip mahbube fercini yukarı kaldırdıkça erkek dahi kendine çekip tamam yerleştirdikte (yerleştirince) zekere şırrak şırrak vurarak varıp gele.. Hemen sarılıp öpe ve kemal mertebe (olgunluk derecesinde) hırs ve ikbal (mutluluk) gösterip dilini tutup ve dudaklarını ısırıp burun nağmeleri ve boğaz sadalarıyla zekerini (aletini) fercine ithal eyleye.. Bunun ismine "tıyyu'l-musaddi" derler. Bu hıynde (bu sırada) şehvet hasıl olup zekeri kuvvet ve salâbet buldukta (sertleştiğinde) hemen var kuvveti pazuya vererek zor ve şiddet ile öyle hamle eyleye ki mahbube dahi sadmesine tahammül edemeyip kâh aşık-ı biçare-i dilhune (gönlü kanlı çaresiz aşık) gibi eğile ve kâh hevay-i aşk-ı deruni (derin bir aşk havası) ile ateş alan biçare gibi ah edip ızdırab ederek yine kemal-i lezzetinden (olgunluğa ulaşmış lezzetten) balkıyıp (oynayıp) yana. gayrilerini (diğerlerini) bilmezler. Ve bu istilka on nev’ (çeşit) üzerine olup: EVVELKİ: Mahbube arkası üzre yatıp bacaklarını göğsüne doğru kaldıra ve erkek dahi uyluğu arasına girip ayağı parmaklarının üzerine dura. Bu minval üzre (bu şekilde) kâh sükunet ve kâh hareket gösterip tamam inzal olmaları (boşalmaları) karîb olunca (yaklaşınca) beraber inzal olup (boşalıp) bir lezzet hasıl eyleyeler ki onun fevkinde (üzerinde) bir leziz (lezzetli) inzal (boşalma) olmaya. Mahbubenin karnı üstüne düşüp sıklet (ağırlık) vermiye.

Bu hey'ette (bu şekillerde) cima etmenin dahi ismine "mürenfa" derler. oturarak cinsel ilişkinin beş çeşit olduğu söyleniyor ama metinde. Bunun ismine "kalbus's-safı" derler. İnzal olmaya yakın olunca çekip zekerini bir temiz sile ve yine ithal eyliye. uyluğu arasına dayaya ve hamle edip tekrar . Bu gûnâ mücamaat eyleyenlerin (ilişkide bulunanların) zekeri gayet kuvvetli ve uzun olması gerektir (Bu bölümün girişinde. EVVELKİ: Mahbubeyi sol tarafına yatırıp ayaklarını uzata ve civan dahi üzerine geçip bir elini altından ve bir elini üstünden kucaklayıp karnını ve kasığını okşayarak ferc-i zibasına yerleştire ve çalkıyarak (çalkalayarak) inzal olalar. DOKUZUNCU: Yine mahbube arkası üste yatıp uyluklarını kaldıra ve önüne çekip omuzu başlarından tuta. Bunun ismine "aklabî" tabir olunur. Ve ziyade (fazla) sarıla. DÖRDÜNCÜ: Mahbube sağ yanı üstüne yatıp ve ayaklarını uzata ve erkek dahi mahbubenin ardına geçip bir uyluğunu mahbubenin üstüne ve bir uyluğunu dahi arasına koya ve zekerini dahi tükrükleyip ferciyle g. Bunun ismine "niyk-i Acem" derler. Bunun ismine "müselleteyn" derler. zekerini mevzi-i zibalarına yerleştire ve kâh çekip yine yerleştire.. BEŞİNCİ: Yine mahbube sağ canibine yatıp ayaklarını uzata ve erkek dahi ardına geçip öylece uzana ve zekerini mevzî-i zîbalarına yerleştire. Mahbube dahi göğüs vererek ikisi beraber inzal olalar (boşalalar). hareketten hâlî olmaya. ÜÇÜNCÜ: Mahbube yatıp yüzünü döne ve erkek dahi üzerine yata.. Tamam inzal karîb olunca (boşalma yaklaşınca) hangi mevziye rast gelirse durmaya. Bir ayağını uzatıp yata. O dahi mahbubeyi omuz başlarından tutup zekerini fercine koya. bütün bütün birleşip taşrada birşey kalmaya. Lâkin vaty eylemek (cinsel ilişki anlamına gelen vaty. Bunun ismine "niyku'l-şaklak" derler. YEDİNCİ: Mahbube dahi arka üstüne yatıp ve erkek dahi üstüne çekip mahbubenin bacaklarını omuzu başlarına beraber kaldıra. burada arkadan ilişki karşılığı kullanılmış) kebair-i azîm (büyük günah) olduğundan. KISM-I SALİS: IZTICA' (Üçüncü kısım: Yan yatar durumda yapılan cinsel ilişki) Iztıca' demek. bunların sadece biri yazılmış). Bunun ismine "niyk-i müellif derler.getirip zekerini çıkartıp fercine ithal eyleye.nün arasına sürtüştüre. Ve ikisi dahi varıp gelerek inzal olalar. Zekeri fercin yarığına iliştirip zor ile ithal ede. Ve ikisi oturduklarında ayaklarını dahi altına alıp kasıklarını birbirine karşı vereler ki. Mahbube dahi burun nağmeleri ederek naz ve şive ile ikisi dahi inzal olalar. İnzal oluncaya kadar ikisi dahi hareketten hâlî olmaya (vazgeçmeye). Ve bu cimanın ismine "niyku'lhukema" derler. İKİNCİ: Mahbube yine sol tarafına yatıp ayaklarını uzata ve civan dahi üzerine geçip iki uyluğu mahbubenin uyluğu arasına yerleştire ve zekerini dahi kasığına dayayıp fercine ithal ede. on nev'(çeşit) üzerinedir. Bunun ismine "niyk-i muberred" tabir olunur. Bu usul üzre inzal olunca (boşalınca). Ve bu dahi. Bunun ismine "rıkku'l-tuhaf derler. hemen yerleştire. Badehu (sonra) çıkarıp bir temizce siline. bir ayağını mahbubenin bacağı arasına sokup. Bu dahi. SEKİZİNCİ: Mahbube ayaklarını uzatıp otura. yani üstüne yatıp mücamaat etmektir (ilişkide bulunmaktır). Erkek bacağının arasına girip ve zekerini dahi fercine ithal eyleye. oturduğu yerde cima etmektir. biraz dahi öylece duralar. ONUNCU: Mahbubeyi arkası üstüne yatırıp bacaklarını kaldırıp ve erkek dahi ara yerine girip mahbube bacaklarıyla erkeği ardından dahi kucaklayıp sarıla. beş nev' üzerine olur. Şehvet-i tam hasıl olunca zor ile zekerini ithal eyleye. yine ferce inzal ola. Ve mahbube dahi nazikane (nazik şekilde) şiveler edip soluyarak yata ve ikisi dahi inzal olalar. KISM-I SANl: KUUDAT (İkinci kısım: Oturur durumda yapılan cinsel ilişki) Yani kuudat demek. Dahi zekerinin başını ferc-i zibanın ağzına sürüştürüp tamam kıvam hasıl olunca (kıvama tam olarak gelince) hemen içine ithal eyleye.

Bunun ismine. Yani g.. erkek sağ tarafına. ÜÇÜNCÜ: Mahbube bir dizini sinesi üzerine çekip g. "meftuna" derler. Erkek dahi ardından dübürü önüne çekip zekerini ithal ile mahbube dahi başını yastıktan kaldırıp şehvetinin harikinden (ateşinden) ve kemal-i hırsından burun nağmeleri ve boğaz içi sadaları ederek eğlenerek ve ikisi dahi lezzet hasıl ederek ve inzal karîb olduğunda (boşalma yaklaştığında) zekerini çekip ve temiz silip yine ferc-i zîbalarına ithal eyleye. tabiri mümkün olmaya. erkek dahi üzerine yata. Mahbubenin inciğini kendi inciğine sıkıştıra ve nazikâne (nazik şekilde) yerleştire. "niyku'1deva" derler. mahbube g. muradı üzre (istediği şekilde) yerleştire. DÖRDÜNCÜ: Mahbube yüzü koyun yata. "muhaf-fefeyn" derler. Bunun ismine "ferahu'l-afiye" derler. yüzü üstüne yatıp cima etmektir. İKİNCİ: Mahbube yüzünü yere koya. dahi sarsılarak. YEDİNCİ: Mahbube sol tarafına yatıp ayaklarını uzata ve erkek dahi üzerine uzanıp dizi ile mahbubenin uyluğunu sara.. Bunun ismine. Mahbubenin inciği kendi inciğine sarılıp. KISM-I RABİ: İNTİBÂ (Dördüncü kısım: Yüzüstü yatar durumda yapılan cinsel ilişki) Yani intiba demek. Ve erkek mahbubenin sağ inciğini kendi incikleri arasına alıp. erkek zekerini yerleştirip çalkayarak (çalkalayarak) lezzetyab olalar ki (lezzet alalar ki) tabiri mümkün olmaya. ALTINCI: Mahbube yüzü koyun yatıp. İsmine "fellât" derler..nü dönüp kalkan gibi karşı vererek. Bu dahi on nev'dir (çeşittir): EVVELKİ: Mahbube yüzü koyun yata. Bunun ismine "niyku'lmüferrec" derler.. Ve inzal oluncaya kadar cilve edip kâh çıkarıp kâh soka. BEŞİNCİ: Mahbube yüzü koyun yatıp ferc-i zîbaların açıp erkek dahi ardına geçip oğlan arkasında durur gibi otura. Bunun ismine "arsanâ" derler. DOKUZUNCU: Mahbubeyi pehlûsundan (vücudunun yan tarafından) kucaklayıp ve ikisi dahi çalkayarak (çalkalayarak) inzal ola. İsmine "kellâb" derler. sadalarıyla (sesleriyle) inzal karîb olunca (boşalma yaklaşınca) mahbubeyi kendine çekip saçlarından tuta ve zekerini sokup çıkara. ALTINCI: Mahbube sağ bacağını erkeğin sol koltuğuna doğru verip ferc-i zîbalarını (süslü cinsel organlarını) dahi zeker-i ma'hudenin (erkeğin bilinen organının) başına silkinerek. zor ile yerleştire. Bunun ismine "muallak" derler. Ve bir elini altından ve bir elini üstünden kucaklayıp sinesini (göğsünü) dahi okşaya. Ziyadesiyle safa kesb edeler (zevk alalar). çalkalayarak yerleştire. Uyluğunu mahbubenin uyluğuna yahut arasına koyup mahbube bir eliyle civanın pehlûsundan (vücudun yan tarafından) ve bir eliyle karnından kucaklayıp yerleştire ve dudaklarını dahi emerek inzal olalar. Bunun ismine "niyk-i hıyn" derler.. zekerini tükrükleyip inzal olalar. Mahbube dahi "İncittin hey zalim" diye naz-u niyaz (naz ve yalvarış) eyleyerek burun nağmeleri. İsmine "niyk-i cif derler. DOKUZUNCU: Mahbube sol tarafına ve erkek sağ tarafına.. . İsmine "rahatü's-südur" derler. SEKİZİNCİ: Mahbube sinesi üstüne yatıp ayaklarını uzata ve erkek dahi mahbubenin uyluğu üstüne oturup ellerini karnı altından sokup omuzu başlarından tuta ve üzerine hamle edip muradı üzre derkâr ola (işini istediği gibi göre). Bunun ismine "niyk-i fukeha" derler. SEKİZİNCİ: Mahbube sağ canibine (tarafına) ve erkek sol canibine yatalar. Yani domala. Bu gûnâ (bu şekilde) mücamaatta (cinsel ilişkide) bir derece lezzetyab olurlar ki.içine koya. inzal olalar (boşalalar). ayaklarını uzata ve erkek mahbubenin uyluğuna otura ve şehveti tam oldukta hemen yerleştire. Bunun ismine.e ithal etmiş ise çıkarıp ferc-i zîbasına duhul ettire. ONUNCU: Mahbube sol. Ziyade lezîz ve zevkyâb (zevkli) olalar. İsmine "hamir" derler. bir dizini sinesi (göğsü) üstüne doğrulayıp (doğrultup) ayaklarını yukarı kaldıra ve erkek dahi zekerini kıvama getirdikte kolayca yerleştire. "mugten" derler. YEDİNCİ: Mahbube yüzünü yasdığa koyup dizi üstüne gele.nü kaldıra ve erkek ardından yerleştire. Bunun ismine.. işini göre.

İsmine "rahatü'z-ziyb" derler. Bunun ismine "mismaru'l-guvve" derler. Mahbube dahi burun nağmeleri ederek "Of. Badehu yine çıkara. . Cariye mücamaatı (cariyeyle ilişki) bunun gibi olup erkeğin kuvveti dahi kemalde ise. ONUNCUSU: Mahbube döşek üstüne eğilip ellerini çaprazvari göğsüne koya. Mahbube saçlı (. Ve mahbube dahi oturup sol dizini dike ve erkek mahbubeyi niyk-i pehlusundan (hoş ve güzel olan yan tarafından) tutup kendine çeke ve zekerine şehvet-i tam (tam şehvet) verip mevzî-i zîbaya aşk ile ithal eyleye. tamam şehvet kıvama geldikte başını tükrükleyip mahbube kendi eliyle ithal eyleye. İnzal olup tamam zevk ola ki ziyadesiyle lezzetyab olalar. "niykü'1-muac" derler. Bunun ismine "niyku'l-müşebbek" derler. Badehu (sonra) mahbube erkeğin aletini eline alıp baldırları arasına sürtüştüre. Bu dahi. merhametsiz zalim. yerleştire.ONUNCU: Mahbube yüzü koyun yatıp ayaklarını dike ve erkek dahi üzerine çıkıp bacaklarını sarmaştıra ve zekerini tükrükleyip gayrı istediği gibi yerleştire.. Bunun ismine "sünbül-i i'nan" derler. . varıp gele. tamam doğrulup hikâyetin kavlince (hikayede söylendiği gibi) eğilip dibine kadar yerleştire. eğilip mücamaat etmektir. YEDİNCİSİ: Mahbube eğilip bir ayağını önüne çekip dura ve erkek dahi uyluğundan arasına girip saçlarından tuta. "maid" derler. DOKUZUNCUSU: Mahbube dört ayaklı gibi olup baldırların ayıra ve erkek bir bacağını altına ve birini üstüne koyup haçvarî (haç gibi) durup mevzî-i zîbasına yerleştire. gayet lezizdir. tahtadan yapılmış bir çalgı) alıp düğün usulünde terennüm ederek ardına geçip ve ikisi dahi ahenklerini birbirine uydurup reftâr ederek (gidip gelerek) inzal olalar. aman. Bunun ismine. KISM-I HAMİŞ: İNHİNA (Beşinci kısım: Eğilir durumda yapılan cinsel ilişki) Yani inhina demek. İKİNCİSİ: Mahbube dört ayaklı gibi olup dura.burada bir kelime okunmuyor) bindirip inzal oluncaya kadar gezdire ve safa kesbedeler (zevk alalar). tabiri mümkün değildir. Bunun ismine. DÖRDÜNCÜSÜ: Mahbube dört ayaklı gibi olup dirseğini yasdığa dayaya ve eline def alıp harbiye usulü agaz ede (savaş şarkısı söyler gibi okuya) ve kıçını domalta. Buna "kellâb" derler." diyerek inzal olalar. temiz silip beynü's sebileyn (sebil gibi su akıtan yerlerin arasına) sürtüştüre. ÜÇÜNCÜSÜ: Erkek döşek üstüne oturup sağ dizini dike ve sol dizini yere bıraka. oynayarak.. Bunun ismine "bostani" derler. ayak üstünde mücamaat demektir. badehu (sonra) erkek üzerine varıp belinden tuta. KISM-I SADİS: KIYAM (Altıncı kısım: Ayakta yapılan cinsel ilişki) Yani kıyam demek. EVVELKİ: Mahbube eğilip ve erkek dahi ardına geçip belinden kucaklayıp ve zekerini mevzî-i zîbaya yerleştire. karnını kucaklaya ve kemal-i lezzetinden (aldığı aşırı lezzetten) ellerini birbirine çırparak inzal olalar. Bu gûnâ (şekilde) hareketler ile mahbube erkek gönlünü cezbedip zevk-u safadan hali olmayalar (vaz geçmeyeler). Erkek dahi eline çalpare (zile benzer. Bunların kemal-i safalarından soluyarak ve içini çekip ağlayarak ve naz ederek inzal karîb olunca (boşalma yaklaşınca) mahbubenin dilini eme. on nev' üzerinedir. Ve erkek dahi ensesinden tutup zekerini mevzî-i zîbaya koya.. "niyku'1-uruc" derler. Bir dizini uzatıp ötekini büke. Mahbube dahi kıvırarak. BEŞİNCİSİ: Mahbube yüzü üstüne çekip eyile ve erkek dahi ardına geçip göğsünden sarıla ve mahbubenin başını çevirip dudaklarından eme. Bu dahi on nev' üzerinedir. of. ALTINCISI: Mahbube yüzü üstüne yata ve erkek dahi aletine kıvam verip sıçrayıp üstüne çıka.. mevzî-i zîbaya ithal edip inzal ola.) durmayıp yerleştire. SEKİZİNCİSİ: Mahbube eğilip ayağının parmaklarını tuta ve erkek dahi şehvet-i tam ile (tam bir şehvetle. Bunun ismine "felâhat" derler. Ekseriya mabeyn odasında "koç kaçmığı" tabir olunur. Bunun ismine "niyku'l. İsmine.müşabih" derler. şehvet-i tam hasıl olunca (tam bir şehvet noktasına ulaşınca) mahbubenin dahi bacaklarını yâb yâb çekip ferc-i zîbasına koya. Badehu şiveler ederek inzal olalar.

belinden kucaklayıp derhal zekerini mevzî-i zîbaya ithal eyleye. Birbirlerine muhabbetleri cuş edip mahbube şenlenip erkek dahi mevzî-i zîbaya el edip okşayarak aheste aheste yerleştire ve kemâl-i safalarından burun nağmeleriyle türlü türlü hareketler edip inzal olalar. mahbubeyi yerinden edip kemâl-i zevk ve safasından (aldığı zevkin yüksekliğinden) hoşnud ve "Zalim" diyerek inzal olalar (boşalalar). ferc-i zîba kaz göğsü gibi aşikâr ola (ortaya çıka). Bunun ismine "niyku'1-vedâ" derler. Bunun ismine "niyku'l-acele" derler. oynayarak beraber inzal olalar. DOKUZUNCUSU: Mahbube yüzünü duvara koyup elleriyle duvara dayana ve ayaklarını ayırıp dura. Bunun ismine "niyku'1-cin" derler.EVVELKİSİ: Mahbube ayak üzerine kalkıp meclisten gidiyor gibi veda eyleye. BEŞİNCİSİ: Mahbube ayak üstünde durup ellerini böğründe tuta ve göbek gösterip metâını aşikâr ede (malını ortaya çıkara). DÖRDÜNCÜSÜ: Mahbube ayak üstünde dururken erkek otura ve ayaklarını uzata ve zekerini şehvet-i tam ile (tam bir şehvetle) kaldıra. Buna. Badehu sol eliyle civanın zekerini tutup sıkıştıra ve şehvet-i tam hasıl oldukta (şehveti arttığı zaman) hemen mahbube kalka ve zekeri eliyle alıp fevvare (fıskiye) gibi dahi meni atınca elleyip sonra tamam inzal oldukta mahbube temenna ederek (selam vererek) "Afiyetler olsun sevdiğim efendim" diye. Bu güna cimaya "fevvare-i fıskiye" teşbih etmişlerdir. Celb-i kulb-u baisdir. "niyku'l-necih" derler. Erkek dahi hemen yerinden kalka. ONUNCUSU: Mahbube ayaklarını kaldırıp duvara dayaya ve erkek dahi baldırları arasına girip şehvet-i tam hasıl olunca (şehveti tam olarak gelince) tâb-tıraş yerleştire. Bu halde iken ayağını dehlize dayayıp eliyle zekerini göbeğinden ayırarak fercin ağzına getirip öyle şiddetli ve salâbetli (sert) duhul eyle-ye ki (gire ki). Burun nağmeleri ile safâlar kesbederek inzal olalar.. zürefay-i Rum'da (Anadolu'nun zarif kişileri arasında). Ve erkek dahi karşıdan zekerini fercine nişan rast getirip (nişan alarak) yerleştire. "sakayat" derler.nü davul gibi domaltıp ve erkek dahi ardına geçip davulunu usulü üzre okşayarak inzal olalar. mahbube dahi civanın boynuna sarılıp öpüşeler. Bunun ismine.. ŞEKL-İ CİMA (Cinsel ilişkinin şekli) Ezcümle (kıcasa) birisi "figai" tabir olunan şekle. . Buna "musadıriyye" derler. YEDİNCİSİ: Mahbube ile civan ayak üzere durup birbirlerine sarılalar ve ayaklarının dahi aralarını birbirlerine muhalif tutalar. Ve mahbube dahi kemâl-i zevkinden hareketten hâlî olmayarak (vazgeçmeyerek) inzal olalar. Ayaklarını önüne doğru uzata ve ve ağız ağıza geleler. Şekli budur ki erkek arkası üstüne yatıp ayaklarını uzata ve mahbube dahi gelip erkek uyluğu arasına girip otura. İsmine "safiyye" derler. Erkek dahi onu bu hey’ette (şekilde) görünce bir mertebe (o derecede) şehvete gele ki. SEKİZİNCİSİ: Mahbube ayak üstünde durup ayağını kaldıra ve erkek dahi mahbubenin ayağını böğrüne dayaya ve iki elini arkasına koyup zekerini mevzî-i zîbaya yerleştire. Bunun ismine "muhalif derler. safa kesb edeler (zevk alalar). ÜÇÜNCÜSÜ: Mahbube ayak üstünde durup göğsü üzerine dehlize dayanıp ve erkek dahi usul ile ardından varıp eteklerin kaldırıp bend-i şalvarını küşad verip (şalvarının ipini çözüp) bükülür gibi baldırları dahi aşikâre olunca (görününce). Erkek dahi küheylân at gibi hışlayarak doğruldukta dahi (doğrulunca da) zekerinin kuluncunu kırarak bir mertebe mütelezziz olup (lezzet alıp) inzal olalar. bizi bırakıp nire gidersin" diyerek dilnüvaz lâflar eyleye. Bunun ismine "niyku'1-şebî" derler. Ve erkek zekerini mevzî-i zîbaya dayaya ve mahbubenin dahi gözleri süzülüp şehveti tam olunca yerleştirip safâyâb olalar (zevk alalar). ALTINCISI: Mahbube bir sahra kenarında yüzü üzerine yatıp g. "şeddü'l-revanî" derler. Mahbube dahi mukabelesine gelip (karşısına geçip) mevzî-i zîbasına geçire. zekerini göbeğine yapıştıra. Ve erkek "Nazeninim. Bunun ismine "dehliz" derler. İKİNCİSİ: Mahbube giyinip ve kuşanıp ferace ve yaşmağını bağlayıp dehliz kenarına dayanıp dura ve erkek dahi gelip hemân (hemen) nikabı (örtüsü) üslünden peçeyi kaldırıp busesini alıp bend-i şalvarına (şalvarının ipine) el atıp çözerek şalvarını bir ayağından çıkara ve ayağını kaldıra ki. Mahbube "Ferc-i zîbamı canım harab ettin zâlim" diye." Ve erkek dahi baldırları arasına girip alet-i ma'hudesini (bilinen aletini) mevzî-i zîbaya yerleştire ve çalkıyarak (çalkalayarak).

mahbubeyi belinden kucaklayıp kendi boynuna asılıcı olduğu halde kaldıra. Hemen onları görerek mevzî-i zîbasına bütün bütün yerleştire. Bunun ismine "rubanî" tabir olunur. Bu mahalde zikr olundu (burada anlatıldı): Evvelâ kıçını altına yerleştire. Pes (artık) bu mevzilerde (yerlerde) boğaz sadaları ederek doya doya. emilecek yerleri gerdanı ve yanakları ve alt dudağı ve zülüfleri (saçları) ve turunç gibi memeleri arası ve ayva göbeği ve kaz göğsüne benzer kasıklarıdır.. "Seni yaramaz" diye baldırlarını çimdikleyerek ve kiraz gibi dudaklarından emip gül yüzünden koklayarak busekenâr ederek (öperek) karnına ve göbeğine doğru el ederek bend-i şalvarını küşâd vere (şalvarının bağını aça). Böyle ettiği halde ferci ve g. Şehvet galebe eylediğinde (arttığı zaman) emmek ve ısırmak ve koklamak gibi lezîz birşey olmaz.Ve biri dahi bu günadır ki. mahbube arka üstüne yatıp ve erkek dahi üstüne yatıp mahbube ellerini erkeğin boynuna sarıp bacaklarını dahi arkasına sarıp tamam erkek zekerini yine ithal ettikte bir ya iki dakika varıp geldikte erkek doğrulup kalka. ince belli zarif olan mahbubeler ile olur. Bu minval üzere mahbube erkek kucağında ve zekeri dahi mevzi-i zibasında kah eğilip kah doğrulup bu hal üzre inzal olunca (boşalınca) cilveler ederek zevkyab olalar. Yastık koya ve arkası üstüne yatıp ve başını dahi yere koyup karnını domalttıra. Camiu'l-lezzât sahibi ("Lezzetleri biraraya getiren kitap" anlamında bir eser ve onun kim olduğunu bilmediğimiz yazarı). lâkin her birine göre (herkese göre) değildir. BÛS OLUNACAK YERLER (Öpülecek yerler) Malum ola ki. Zira bend-i şalvar (şalvarın bağı). Kucağa alması âsân (kolay) olup vücuda sıklet (ağırlık) vermezler. oynaşmalar) Malum ola ki mücamaata mübaşeretten evvel (ilişkiye başlamadan önce) mahbube ile mülâtafa (şakalaşma) ve mülâabe (oynaşma) edip birbirlerine arz-ı muhabbet (sevgi gösterişi) ve nâz-u niyaz ederek nazikane (nazik şekilde) sohbet esnasında boynuna sarılıp "Görüp bostanların bildim kemâlin gül memelerde / Turunç amma ki bildim nice bitmiş yasemenlikte" diye memelerini okşaya. KOKLANACAK YERLER Malum ola ki. Bu mevziler koklanacak. . LEZZET-İ CİMADIR (İlişkiden zevk almak) Avratlar cimadan hazzetmeleri ve cimaları gayet leziz olmasına müteallik ahvaller (durumlar) beyanındadır. heves-i vuslata (birleşme hevesine) bahanedir. sevecek yerlerdir. Hatta erkek mahbubenin ayakları arasında kala. Badehu (sonra) vuslata mübaşeret eyleyip (ilişkiye başlayıp) zevkyab olalar (zevk alalar). cimanın bir garip şeklini beyan eder (açıklar). MÜLÂTAFA VE MÜLÂABELER: (Şakalaşmalar. mahbubenin koklanacak. mahbubenin bus olunacak yerleri yanakları ve dudakları ve gözleri ve alnı ve gerdanı ve sinesi ve göbeği etrafı olup billur gibi olursa. İsmine "mülhak" derler.ü kaz yumurtası gibi aşikâre olup (görünüp) meydana çıka. Ve erkek dahi mahbubeye arka üstü dönüp sinesi üstüne çıkıp otura ve mahbubeyi kendi elleriyle ve ayaklarıyla beraber tutup başına doğru çeke. yani mevzî-i zîbaaın dudakları dahi lezizdir. misk-i anberden lâtif rayiha istimam olunur (misk ve anberden daha hoş koku alınır). istediği gibi öpüp okşayalar. Ekseriye bu şekil üzre cima.

Hasılı on sekizden kırka kadar taravetnüma (taze görüntüleri) ve hüsn-ü bahaları (güzellikleri) tekmil (tam) olup badehu (sonra) günden güne bedenlerine rahat ve cildlerine buruşma arız olup ekserisi hayızdan münkati olan (menapoza giren) avrat ile mücamaat eylemek inde'ttababi (doktorlar tarafından) mezmumdur (hoş karşılanmaz). Bunların veledin bedeni pak (temiz) ve reşid olmasına sebeb-tir. mevziyi tatlı su ile gusl eyleye (yıkaya). Hususan (özellikle) mahmum olduğu (ateşlendiği) vakitte olsa. Ve ahdine vefa edip (sözünü tutup) nazlarına muvafık (uygun) niyaz ve cefalarına tahammül eylemesidir. yıkama) sebebiyle nezafet kesbeder (temizlenir). hamile olan hatun hamlettikten (doğurduktan) sonra nifasdan pak olduğu gibi (lohusa süresini geçirmesiyle) mücamaata mübaşeret eyleyeler ki (girişeler ki). Ziyade safaları (en çok zevk verdikleri zamanlar) on üç yaşında hamile olup vaz'-ı hami edinceye (doğuruncaya) değin. Ashab-ı tecrübe (deneyimli kişiler) derler ki. Ve bazılar derler ki. Zira gündüz hareket sebebiyle fercin dudakları birbirine sürtmeden sühunet (sıcaklık) peyda etmekle sıcak olur. erkeğin sehavet (cömert) ve şecaat (yiğit) ve kavline (sözüne) sadık olup sözü tatlı olmasıdır. Ve avratlar yanında sakallıdan bıyıklı ziyade muteberdir (bıyıklı erkek. Ferci dahi kızdırıp o vakitte olan cima. "Yar hattını tıraş eder onuncun durmaz Kati nazik geçinir üstüne kıl kondurmaz" Ahbabı çok olup nezafet (temizlik) ve zarafette kendine müşakil (benzeyen) ve müşabih (benzer) ademler (erkekler) ile görüşüp müvaniset eylemesidir (birlikte olmasıdır). sair vakit olan cimadan leziz olur.Malum ola ki bu fennin dakikaşinasları (anlaşılması zor olan tarafını bilen kişileri) nisvana (kadınlara) suimizac arız oldukta (kötü huylar geldiğinde). cimanın hudusu (sonraki etkileri) bedene sühunettir (sıcaklıktır). ağzı kapalı ademin ağzında bir rayiha peyda olduğu gibi (koku oluştuğu gibi). Ve ahdine ve hilkati pak (yaratılışı temiz) ve bedeni nezafet (temizlik) üzre kıl kondurmamasıdır. lâteşbih (benzemesin ama). muhabbet noksan olmaklığa bais olur (sebep olur). Arabiden (Araplardan) Kadı Abdullah'tan rivayettir ki şol kimse ki evladım zeki ve reşid ve hüsündar (güzellik sahibi) olsun gerektir ki uyku akabinde (uykudan hemen sonra) mücamaat eylemeye. Zira vaz'-ı hamiden (doğumdan) sonra bir miktar evlada meyil etmeleri. onlara meninin vusulü (gelmesi) aynihayattır (hayat gibidir). Belki bir miktar hareket-i bedeniye (vücut hareketi) ve nefsaniye (canlanma) oldukta cima eyleye. sakallıdan daha fazla geçerlidir). bedenlerine cimadan daha iyi nesne yoktur. Hususan (özellikle) tebevvül ettikçe (işedikçe) taharet (temizleme. Ve rutubeti mütehallil olmakla (ortadan kalkmakla. Malum ola ki kadınların indinde memduh (övünülen) ve pesendide olan (beğenilen) ahval (durumlar). Zira ki bedenlerini ıslah etmektir. İptidası (başlangıcı). on üç yaşından on sekiz yaşına değindir. Amma gece oldukta mevzi-i zibanın dudakları birbirine mutabık olduğundan. Ve hezli (eğlenceyi) ve medhi (övmeyi) farkedip ve latifeler bitmesidir. Onlara cima şifa oluptur ki mücamaat olundukta (ilişkide bulunduklarında) mücamaatları erkekle dahi lezzetlidir. bedenlerini ıslah edip kendilerine sıhhat hasıl olur. ona dahi bir rayiha arız olur (koku gelir). çözülmekle) pak (temiz) olur. on iki yaşını tecavüz etmedikçe gece kızlara yakınlık etmeyeler. Ve kablezcima (ilişkiden önce). Ve dahi erkek giyinip kuşanmakta zarifheyet (hoş görünümlü) olup ve zendost kıyafet (kadınlardan hoşlanan şekilde) olmasıdır. NİSVANIN RİCALE MEYİLLERİ (Kadınların erkeklere meyletmesi) Mahbubelerin rical (erkek) tarafına meyil ve muhabbetleri ziyade hazzeyledikleri (zevk aldıkları) vadiler (durumlar) beyanındadır. Ve dahi ziyade meyi ve rağbet edecekleri şeyler ezcümle biri ağzının rayihasını (kokusunu) pak eder . Zira susuzluk vaktinde kişiye su hayat verdiği gibi. Bedenlerini sörpük ve taravetlerinin (tazeliklerinin) noksanına sebeptir.

Zannederler ki. kızını kocaya verdikte nasihat edip der imiş: "Kızım. Hususen (özellikle) mücamaattan sonra gayet iyi olanı. Cima akabinde (sonrasında) sükunet etme. ızhar-ı şehvet et (şehvetini göster) ve işvelerle tamam zekeri şiddet ve salâbet buldukta (sertleştiğinde) göbeğine dayayıp uçkuruna el ettikte sen de bayılıp şeker kamışı gibi rağbet göster. Kudema (eskiler). yine cimada geceyi fevt etmezler (elden kaçırmazlar). Ne ki murad ederse muti ol (sözünü dinle). İnsan. cömert. Eğer hareketine kuvvet gelip kalkarsa.(temizler). zira erlerin gönlünü olmakta bundan âlâ nesne olmaz. Latifeler edeler. Bir vasiyetim budur ki. cilveye agaz etmektir (başlamaktır). cimanın beden-i insana özrü gayet azimdir (insan vücuduna verdiği zarar çok büyüktür). Ricallere (erkeklere) layık olan budur ki. erbab-ı basirete hafi değildir (sezgi sahiplerine gizli değildir). Lâkin bunların bu zannı akla batıldır (terstir). İş tamam olup (zekerini) çekip aldıkta hemen muhabbetle tutup silmeye başla. belki ram (teslim) olduğuna nadim (pişman) olur. mahbubeye hicab (utanma) verir ve neşatını (neşesini) ve şivesini kesr eder (azaltır). Tamam duhul ettikte zevke dair sözler söyle. Kokuşmuş avratlardan olma. İnsanı çabuk kocaltır derler. mahbubeye eza ve cefadır. zahiri üzre amel edip (dışarıdan gördüklerine göre iş yapıp) halkı lezzetyab oldukları şeyden men ederler. ESNAY-İ MÜCAMAATTA OLAN MÜKALEME (İlişki sırasındaki konuşmalar) Mahbubeler ile esnay-ı mücamaatta (ilişki sırasında) olan mükaleme (konuşma) ve her birinin naz-u şivelerine göre niyaz ve ona müteallik (onunla ilgili) hikayeler beyan olunur ki: Hindî'den (Hintlilerden) rivayettir ki. Malum ola ki etibbanın cümlesi (bütün doktorlar). Ve usul tutup karnının üstüne pürdikkat ile (dikkat dolu bir şekilde) koy. emir senindir" diye daima emrine hazır olmak lazım". nisvanlar beyninde (kadınlar arasında) ondan rağbetli kimse olmaz. devalar istimal edip (kullanıp) haftada bir kere tırnaklarını keseler ve koltuklarının kıllarını dahi tathir eyleyeler (temizleyeler) ve başında yağlı nesne ve ayağında eski terlik komayalar ve üzerini fena rayihadan (kokudan) hıfz edip (koruyup) zarif ve nazif olup daima ıtırşahi (bir cins güzel koku) ve rayiha-i tayyibeler (beğenilen kokular) sürüne. zira muvaneset (birbirine alışma) peyda eder (meydana çıkartır) ve neşata (sevince) bais (sebep) olur. Kendine çeki-düzen ver. sıhhat olmaksızın cimaya mübaşeret etmek (girişmek). nisvan ile (kadınla) rnücamaat olunmaklığın (ilişkinin) vakitleri beyanındadır. o zaman durma. Maahaza hassalarına (özelliklerine) asla zarar gelmeyip . dekayik-i tıbba muarefesi olmadıklarından naşi (tıbbın ince noktalarını bilmediklerinden dolayı). "Efendim kangısından (hangisinden) hazzeylediğine (zevk aldığına) kalkık durursun. "Ben senin cariyenim. Eğer elinden veya belinden tutup seni kendine çekerse. sık sık yıkanıp nezafet (temizlik) üzre ol. o tarafı tercih eyle. Ve kocanın belinden kucaklayıp başını gerdanına sok ve koklamaya başla. Eğer bu haller kendilerinde bulunup sahib-i kerem (soylu. güler yüz gösterdikte (gösterince) hangi tarafa meyil gösterirse. hayvandan nutk ile mümtazdır (konuşma kabiliyeti sayesinde üstündür) Zira birbirleriyle mükaleme (konuşma) ve mübahase (sohbet) etlikçe beynlerinde (aralarında) muhabbet ziyadeliğine bais (sevginin artmasına sebep) olur. eli açık) olur ise. Galiba muradı (isteği) yine duhul etmektir" diyerek muhabbet kıl ve gâhice (bazan) kocanı na-mizac (canı sıkkın) gördüğünde "Niçin keyfiniz yoktur? Eleminiz nedir? Dünyada sizinle kulunuz sağ olayım" diye hatırını sor. kocan sana yakın gelip mücamaat murad ettikte (ilişki arzuladığında) bir miktar nazendelik edip yani heman canına minnet uçkurunu kendin çözme. Güvercin işi cilveleşip badehu (sonra) ağız ağıza verip güya öpüşüyorlar gibi kanat yayıp ve göğüs gerip arz-ı muhabbet edeler (sevgilerini göstereler). mahbube ile hıyn-i cimada (ilişki sırasında) sükunet etmeye (sessiz kalmaya). MÜCAMAAT EVKATLERİ (Cinsel ilişkinin zamanı) Bu fasıl. sense benim efendimsin. Zira görülmüştür ki bazı kimseler sinni kemale reşide olmuşken (yaşları olgunluğa varmışken).

Kadınlarda öyle alâmetler (belirtiler) vardır ki.". Bir kere eylemekte beis (zarar) yoktur. Amma yirmi yaşından otuz yaşına varıncaya kadar münasip olan gündüz iki kere ve gece de bir kere kanaat eyleye. zira alâkası olmayan kimse ile mücamaat eylemek yani bir şey'e müfid (yararlı) olmayıp mütelezziz olmadığından başka vücudunu bozar. Amma seksen yaşını geçtikten sonra. Eğer kuvveti kavi (kuvveti yerinde.. güçlü). Bu babda (bölümde). özel kitaplığımızda bulunan 16. Ve otuz yaşını tecavüz edip (geçip) kırkına varınca mizaç sıhhatte olup ve beline kavi (güçlü) ola. mücamaat eylediği (ilişkide bulunduğu) alâkası olan mahbube ola. yüzyıldan kalma ve yazarı belli olmayan bu şekildeki bir elyazması bahnamenin 77. Dört nesnesi uzun gerek: Boynu ve burnu ve kaşı ve parmakları. pozisyonlar yerine kadın ve erkeklerin belirli özellikleri anlatılır. Dört nesnesi kiçi (küçük) gerek: Ağzı ve elleri ve ayakları ve kulakları. 3. Aşağıda.a-80. kol. Dört nesnesi hoş kokulu gerek: Burnu ve azası (el. İmdi bu babda ("bu konuda" anlamında) herkesin sini (yaşı) hasebiyle kendine layık mikdarı beyan edelim. Bu alâmetlerin cümlesinin (tamamının) bir avratta bulunması. . ". güzelliği de o kadar eksik olur. Yetmiş yaşına geldikte kuvvet hasebiyle gönlünde sürur ve neşat tayy' (sevinç ve neş'e) olur ise ede. Ve alâmetlerin bazısı eksik olursa. kadınlar özelliklerine göre sıralanır. cima etmeye begayct (çok) haris (hırslı) olur ve yüzüne bakınca güler ve sarılmaktan azîm (büyük) lezzet bulurlar. Ve ne arık (zayıf) ve ne semiz ola. Tahammülü olursa ede.hesap ve kitaplarında ve hareketlerinde nicelerine faik (üstün) olurlar. Hiç etmemek dahi hüzali (zayıflığı) muciptir. ta ki malumları olup (bilip) ona göre hareket edeler. Güzellik alâmetleri bunlardır: Dört nesnesi kara gerek: Saçı ve kaşı ve kirpiği ve gözünün karası. üç defa eyleye. Dört nesnesi değirmi (yuvarlak) gerek: Yüzü ve gözü ve topukları ve bilekleri. Amma sol (şu) şartla ki.. Ve dahi şöyle gerek ki başı ne büyük ve ne küçük ola. cima münasip değildir. Ve nice kimseler dahi cimaa takatleri var iken az zamanın içinde kendilerine kocalık arız olup (yaşlılık gelip) saçı ve sakalı ağarır. İptida (önce) buluğa ermeyip mesela yirmi yaşına varınca çok cima eylemek muzırdır. Amma seksen yaşına vardıkta (varınca) senede ya iki defa ya üç defa eyleye. ayak ve bacakları) ve koltuk altları kokusu ve ferci kokusu. eti dahi değirmi (yuvarlak) ola. Metin içerisindeki arabaşlıklar. şehveti ziyade olur ise dört defa eyleye.. Dört nesnesi dar gerek: Burun delikleri ve kulağı delikleri ve göbeği deliği ve ferci. Belki günaşırı cima etmek onlara kafidir. iki defa eylemek kifayet eder.. onun hüsnü (güzelliği) gayet kemalde olur. BİR BAŞKA BAHNAME Bazı bahnamelerde ise. hepsinden yeğdir (daha iyidir). Dört nesnesi kik (geniş) gerek: Alnı ve gözleri ve göğsü ve butları. Dört nesnesi kızıl gerek: Dili ve dudağı ve yanakları ve avurdları. bize aittir. Ve teni pembe ola. Ve dahi gerektir ki. Velhasıl hakk-ı kelâm (sözün doğrusu) budur ki cima etmek pirlere (yaşlılara) ve ahvali mükedder olanlara muzırdır (hali kederli olanlara zararlıdır). Benzi ak ola veyahut kaz benizli veya karayağızın güzeli ola.a sayılı varakları arasında yeralan bazı bölümleri veriyoruz. avratlarda olan hub (güzel) alâmetleri zikredeceğiz: İmdi bu zikredeceğimiz güzel alâmetler bir avratta bulunsa. Ve boynu dahi ne uzun ve ne kısa ola.

Birisi odur ki saçına ben ("ak" anlamında) düşmüş ola ve emçeklerinin düğmesi gevşemiş ola ve biri dahi odur ki uzun boylu ola ve biri dahi odur ki orta boylu ola ve birisi dahi odur ki . beşi hiç sevmezler. Ve yürüdüğü zaman.. Ve huyu tatlı ola sözü tatlı ola ve yumuşak ola. Alt dudağı kalın olursa. fercinin iki kenarı kalın olur. Ve baldırları yoğun olsa. Biri dahi odur ki. fercinin kenarı kalın olur. ferci alınlı olur. O ki baliğdir. Ve gülmesi ve hareketi çok olsa. cimayı yavlak (çok) severler.. ferci gayet büyük ve er katında (erkekler nazarında) sevgili olur... Amma o beş ki cimayı yavlak severler. Üst dudağı ince olursa. ferci dahi büyük olur. ferci soğuk olur.nü domaltır ve memeleri sarkmağa başlar ve aldanması çabuk olur. Amma o ki baliğ olmamıştır. gülmesi gerek. lâkin yiğitlik kemalinde değildir (ilk gençliğindedir). karasından çoktur. Ve gerek ki. Her avrat bu hale gelse. saçma ben (ak) düşüptür (düşmüştür). şehveti gayet çok olur ve cimasız kalmaya sabredemez. Kolunun arkası çukur olursa. Saçı seyrek olursa. Burnunun ortası yumru olursa. cimaya rağmeti gayet çok olur. Ve oynamayı sevse. Ve benzi kızıl ve gözleri gök (mayi) olsa. Avratlar. Yüzü büyük ve yoğun (kalın. ne sevmezler..Ve saçı sık ve uzun ola. zira ki saç avratların yüzsuyudur. henüz baliğ değildir. Ayağı uslu elli olursa. beş bölüktür (gruptur). İmdi. saçının akı. Ağzı küçük ve dar olursa. cimadan artuk (geri kalan) nesneye hiç meyli yoktur. Ve baldırları yoğun ve etli olursa. avratlar cima arzusunda 13 bölüktür (gruptur): Beşi. üçü de ne sever. azıcık utanır olur ve bir nesne getirip yerse g. cimaya rağbeti az olur. g. Bir bölüğü odur ki.. bilgil kim (bil ki) ondan asla menfaat yoktur ve cimasında da lezzet yoktur. Şehvetin belirtileri. cimaya hırslı olur. iri) olursa. Birisi dahi odur ki. ferci de dar olur. Dilinin ucu kişmiş (kuş üzümü) gibi olursa. Ve biri dahi odur ki. Alt dudağı ince olursa. hali ve edebi ve hicabı (utanması) da olgunlukta olur..ü küçük ve ferci büyük ve dar olur. cimaya rağbeti az olur. yiğitlikte kemalindedir (gençliğinin olgunluğundadır). cimaya rağbeti çok olur. Ve bu dediğimiz şartlar bir avratta bulunsa. İlişki sıralaması. cimaya rağbeti çok olur. ferci geniş olur. çok mudur bilinir. cimaya şehveti az olur. Öyle alâmetler (belirtiler) vardır ki. Eneği (çenesi) uzun olursa. ferci yumuk olur. Baldırları ince olsa ve umukları (bilekleri) büyük olursa... ferci geniş olur. Kadın çeşitleri. Birisi odur ki baliğdir velâkin yiğitlikle (gençlikte) kemalinde değildir. Ama o ki saçının akı karasından çoktur. anlayış sahibi kişiler derler ki.. Ağzı ince ve emçekleri (göğüsleri) değirmi olsa ve sarkık olmasa ve emçek düğmeleri (memeleri) katı olsa. avratın ağzı büyük olursa. g. Zira geri kalan vasıflarından evvel. o avrat güzelliğinin kemalindedir. O ki saçına ak düşmüştür.. Ve gözleri belirgin olursa. Ama o ki yiğitliğin olgunluğundadır. Bil ki. ferci kuru olur. Ve güldüğü vakit hub (güzel) ola.nün etleri deprene (titreye). eti gevşek olur ve yüzünün nuru söner ve üzerine başka avrat almasın ve kimseyle cima etmesin diye erine çok lütuf eder. gözlerinin karası çok ola ve kaşları çatık ola. onun tabiatı gerçek söyleyici ve nesne gizlemeyicidir. avrata bakınca şehveti az mıdır. Meğer ki (ama) çok cima kılmaktan şehvet depreşir (artar). fercinin iki dudağı da yufka gibi olur.

avratların inzal alâmetleri (boşalma belirtileri) şunlardır ki. Böyle olursa. inzali begayet tiz (çok çabuk) olur. münasip değildir. Osmanlılar'daki eşcinsel metinlerden bahsederken. Böyle olmazsa (bu şekilde yapılmazsa). adamların sadece dilinde" derlerdi.. 3. cimaı biraz sevmez (az sever). erden utandığından (erkekten utandığı için).".Amma o ki tamam otuz yaşındadır. birisi odur ki kısa boylu ola ve birisi dahi odur ki begayet semiz (çok şişman) ola ve birisi dahi odur ki eri begayet (çok) cimacı ola. o üç ki cimaı ne severler ve ne sevmezler. aralarında muhabbet çok olur. Amma yoğun (kalın) zeker ile orta ferce cimada lezzet bulunur. Bil ki.olmaya. ondan yana hiç meyletmezler.. Teninde eksik ve kusur olmaz.. ne küçüktür. avratla erin menileri birbirine karışacak olursa. henüz baliğ olmayıptır (olmamıştır). Meğer ki onunla oynayalar ve sohbet edeler.. cimaı o kadar dilemez olur. orta ortaya ve küçük küçüğe münasiptir. B Ö L Ü M: OSMANLI EŞCİNSEL METİNLERİ Eskiler. Amma o ki yirmi ile on beş arasındadır. Bil ki. Ve birisi sekiz parmaktır ve birisi altı parmaktır.. cinsiyle gerekir. Boşalma türleri. Büyük zeker ile küçük ferce cima etmek. Birisi odur ki yirmi yaş ı U on beş yaş arasında ola ve birisi dahi odur ki otuz ile yirmi arasında ola ve birisi dahi odur ki tamam otuz yaşında ola. teni an (temiz) olur. bir ügü (puhukuşu) aygıra veya kısrağa katılmış gibi olur. on iki parmaktır. Kiçi (küçük) zeker ile orta fercde de lezzet bulunur. ' Avratların cima etmekte inzali (boşalması) üç türlüdür: Birisi odur ki. velâkin zaruri ise yapılır. Bunda. Ve her nesne cins. gözleri süzülür ve er yüzüne bakmaya utanır ve alnı terler ve göğsü titrer ve ere berk (sıkı) yapışır. cimaı er dönüp etmedikçe ve muhabbet göstermedikçe avrat talep etmez. kısa boylu ve semizdir. büyük büyüğe.. . Ve yine bil ki. ataya benzer. Kaç çeşit fere var?. erlerin dahi zekeri üç türlüdür: Birisi gayet uzundur. oğlan ve kız doğunca. azim (büyük) lezzet bulurlar. Bil ki. Birisi odur ki. Amma o ki yirmi ile otuz arasındadır. uzun ve teni arıktır (cılızdır). Amma o beş ki cimaı sevmezler. Yahut beygir aygıra katılmış gibi olur. Ve bilgil ki (bil ki) avrat ile erin inzali bir olacak (aynı anda olursa). "Bu iş. Birisi odur ki. inzali begayet (çok) geç olur. Arrim . cima lezzeti bulunmaz. Ve bu sıfatlı avratlar öpmekten ve koçmaktan artuk (fazla) erleri sevmezler.. ne geç ve ne tiz olur. avratların ferci üç türlüdür: Birisi gayet büyüktür. O ki geç olur. ta ki yüzü açıla ve şehveti deprene. Ve birisi de odur ki. O ki tiz olur. birisi gayet küçüktür ve birisi de ne büyük. Ve ondan daha iyisi yoktur ki..

kendi mel'üne" (Seni boyunca altına da gark etse. Ona da." sözleriyle. sıradan şairinden divan sahibi şeyhülislamına yani en yüksek düzeydeki din görevlisine. Başlar... "Subh çekmiş çerha tıygın taşa çalmış âfıtâb / Zahir etmiş ol meh-i dellâke ayn-i intisâb" diye başlayan gazelinde "Sabah usturasını bilemiş. "Bir gece rüyamda on sekiz bin âlemi gördüm. erkeksen... kendisi de mel'un. Recep'le... canım Memi" diye anlatır: "Bir gice seyrimde gördüm on sekiz bin âlemi Gün gibi dokkuz dolaşdım bu sipihr-i â'zemi . Örneğin. erkeklere "evde kahbe tutmayın" diye nasihat eder: "Merd isen evde kahbeyi tutma Ger boyunca batursa altuna Lanet olsun âna ve mâline de Mâli mel'un.. Erkek sevgilinin şiirde sadece böylesine sembol olarak değil. Ve. Memi'sinin benzerini göklerde bile bulamamıştır.". erkeğe kanlı gömlek giydirebilirler": "Dest-i hınnâ-zedelerden el çek. malına da lanet olsun!...... Fuzuli.Sadece dillerinde olup olmadığını bugün bilemiyoruz ama eşcinsel temalar. Bu tür ilişkiler.. toplumun değişik kesimlerinden gelenlerin yazdıklarında açıkça görülür. kanlar döken usturasından yine de kaçmazdım. Malı da. Genci. Divan şiirinin hemen her ünlü adı. sanıyla geçmesi olağan bir şeydir. Giydirirler sana kanlı göynek" Lâmiî Çelebi ise. Alışılmış görüntülerden biri. Benim gencim. dağlar ve taşlar ahenge gelecektir": "Nice dağ-u taş âheng ider âh-u figân eylesem Olaldan Zatiyâ âşık-ı gam-kîni Ferhâd'ın" Taşlıcalı Yahya. suyun dalgalanıp kabarcıklar meydana getirmesi gibi neşelenip tertemiz oluyor... Güzelliğinin anlatımı cihanı baştan başa tutmuş.. kadının kötülenmesidir. Bu büyük göğü gündüz gibi. onun anber kokulu usturasının hareketinden. "Eli kınalı kadınlardan elini çekmelidir. hamamda saç tıraşı yapan bir tellaka övgüler yağdırır. Ferhad'dır... "Ona gönül verdiğinden beri bir ağlasa.. dokuz kez dolaştım. Her kılımın ucunda bir baş olsaydı ve sevgilim onları saç gibi doğrasaydı. Halil'le ve belki daha başkalarıyla da gününü gün etmekte ama dert de çekmektedir.... ansiklopedistlerden tasavvuf bilginine kadar. En çok üzüntü verenlerden biri. sevdiğim. padişahın maiyetindeki besteciden semai kahvelerinde sazını çalarak geçinen müzisyenine. adıyla.. Meselâ Sümbülzade Vehbi'ye göre erkek. Zatî'nin Rüstem'i. kadın unsurunun yerini erkek sevgili alır. o dönemin şartları içerisinde olağan bir davranış görüntüsü verir. Eşcinsel eğilim. Ahmed'le... zira kadınlar. güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi tellaka bağlılığını göstermiş. Osmanlı cinsellik metinlerinin azımsanamayacak bir bölümünü oluşturur ve bunları görmezlikten gelmek de zordur.. bu şekilde mısraların yer aldığı "hammamiye"ler. düzer ve güzel delikanlıları tasvir ederler. destanı gönül mecmuasında söylenir olmuştur: "Vasf-ı hüsni tutdı sertâser cihanı Rüstem'ün Söylenür mecmâ'-i dîlde dasitanı Rüstemün" Zatî' sadece Rüstem'le değil. Sana benzer ne melek. ne de insan gördüm. kahbeyi evinde tutma.

Sadece kese ve sabun mu?.. Kitabın adı ve bahsettiği tellakların isimleri ansiklopedide madde halinde çok kısa yeraldı ve ansiklopedi. sadece onları anlatmak için kaleme alınmış ve ünlü şairlerin imzasını taşıyan eserler de vardır: Şehrengizler. Yıldızbaba hamamında Kız Softa Ürgüplü İsmail.. ancak çok ağdalı olan bazı cümleleri.. tam metin ise hiçbir yerde yayınlanmadı. Taif mutasarrıfı olan o dönemin meşhur yazarlarından Mehmet Ali Aynî Bey. 1985'te İstanbul'da yapılan bir müzayededen satın aldığımız nüsha da. Metinde cümle yapısını elden geldiğince bozmayarak ifadeye olabildiği kadar sadık kalmaya çalıştık. Bu "görevlerin" nerede ve ne şekilde yapıldığını. örnekleri uzatacak olursak. 1903 yılında. nadir de olsa kızların zerafetlerinden ve özelliklerinden şiir şeklinde sözeden. Aşağıda. hamama gidenleri sadece "keseleyip sabunlama" işine mi yararlardı? "Dellaknâme-i Dilküşâ". gider. günümüz Türkçesine uyarladık. Mehmet Ali Aynî Bey. yüzyıl sonlarında İstanbul. Şeyh Yasin. bunun böyle olmadığını.. parantez içerisinde gösterdik. Risalenin konusu. kurnabaşı işlerini. sayfalarca devam eder.. Risale.. torununun çocuğu olan Şeyh Yasin. Mahmutpaşa Hamamında Altınbaş Beyoğlu. Galata ve Üsküdar'daki toplam 408 hamamda 2 bin 321 tellakın çalıştığı anlaşılıyor. ve müşterilerin ödeyeceği fiyatları da veriyor.. Kasımpaşa Piyalepaşa Hamamı'nda Seyis Hasan Ali.. Dellakname'yi Mısır'daki bir kitap mezatından satın almıştır. geçmişi de ilginç. bu kopyalardan biri. tellakların müşterilerin başka "isteklerini" de yerine getirdiklerini anlatıyor. Kadırga Çardaklı Hamam'da Kınalıkuzu Firuz. "Gönüller Açan Tellaklar Kitabı"nı tam metnini veriyoruz. Risalede sözkonusu edilen 11 tellakla bunların çalıştıkları hamamlar. DELLAKNÂME-İ DİLKÜŞÂ . risaleyi Taifte Şeyh Yasin el Rumi adında bir zenginin evinde bulur. şunlar: Kılıç Ali Paşa Hamamı'nda Yömenici Bali. o dönem İstanbul'unda isim sahibi 11 hamam tellağının öyküsü ve "iş"lerini nasıl yaptıkları. 17. Üsküdar Kolluk Hamamı'nda Peremeci Benli Kara Davud... "Dellakname-i Dilküşâ'dan geçmişte sadece Reşat Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi'nde söz edildi. Bizim. tellakların sadece "görevlerini" yerine getirme tekniklerinden sözetmiyor. kitabı kopya eder. canım Memi canım Memi" Böylesine şiirler. aynı hamamda Kalyoncu Süleyman. buraya tam metni bugüne kadar hiçbir yerde çıkmayan. İstanbul'a dönerken yanında getirir ve risalenin elyazısıyla peşpeşe kopyaları çıkartılır. bu kitapla ilgili tek kaynak olarak kaldı. Eyüp Eski Yeni Hamam'da Keşmir Mustafa Azapkapısı Yeşildirekli Hamam'da Hamleci İbrahim ve Şengül Hamamı'nda Karanfil Hasan. Fındıklı Müftü Hamamı'nda Sipahi Mustafa Bey. Şehrengizlerin bazı bölümleri geçmişte bölük pörçük de olsa yayınlandığı için.Ne melek gördim sana benzer ne üns-i ademî Nevcivânım. "Tellak" veya "dellak" denilen hamam işçileri geçmiş yüzyıllarda. yani "Gönüller Açan Tellaklar Kitabı"nı. Şehirlerdeki genç erkeklerin. yeniçerilerin ortadan kaldırıldığı 1826 kıyımından sonra Arabistan'a kaçıp Taifte yerleşmiş. İbrahim Çavuş. Eyüp. Bundan sonra Derviş İsmail konuşsun ve 200 yıl öncesi İstanbul'unun en meşhur 11 tellakının öyküsünü anlatsın. Derviş İsmail'in yazdıklarından... sevdiğim. şehrengiz benzeri bir başka eserin tamamını ahyouz: Hamamcılar Kethüdası Derviş İsmail'in 1686 tarihini taşıyan "Dellaknâ-me-i Dilküşâ"sını. İbrahim Çavuş adlı bir yeniçerinin torununun oğludur. Kitabın içeriği kadar. Osmanlıca kelimelerin karşılıklarını hemen yanlarında. camekanlı odaı'a "döşek yoldaşlığını".

"Efendi. bölüğünden) Darıcalı Gümüş Ali dedikleri it. Subaşı Ağa dahi kola (devriyeye) çıkıp kollukta meclis-i işret (içki meclisi) kurulduğunu haber aldıkta (alınca) varıp basıp.(Gönüller Açan Tellaklar Kitabı) SEBEB-İ TE'LİF-İ RİSALE (Risalenin yazılış sebebi): "... işte bu Bali-i dellak şanındadır (tellak Bali için söylenmiş demektir). Saça sünbül. Bali'dir. . sert). altında yatar iken ahz edip (alıp) ism-i şerifini (şerefli adını) deftere kayd ile tezlil (küçültüp. 1096 tarihinde şehr-i şehir-i İstanbul'un (şehirler şehiri İstanbul'un) dört mevleviyet yerinde 408 hamam-ı dillküşâlarında 2321 nefer tellak-i pak hamam çıplağı şerifleri ile gûnâ bir tezkire icad ve tahrir eyledik. g. baldırlara sim-sütun (gümüş sütun). gamzeye gül. bir akşam oğlan yolun (oğlanın yolunu) çevirip kolluktan içeri çekmiş ve kalyonculardan Kıçlevendi Zehir Ahmet ve Tophane zebanilerinden Kurt Halil nam şakilerle Yemenici Bali'nin bal çanağına eşek arıları misali üşüşmüşler ve oğlanı sabaha varınca s.. ayaklara sebike-i Sim (gümüş külçesi) ve kaküllere dcste-i ibrişim (ibrişim destesi) dediler ise.mişler ve ana doğması soyup üryan (çıplak) edip dahi (üstelik) oynatmışlardır. Muhabbet dalında açmış gonca gül. elli dokuzun acemisi ve Tophane'de bir yemenici ustanın çırağı olup: "Biri yer biri bakar Kıyamet ondan kopar" Kalafat yerinde (gemilere zift sürülen yerde) kahvehanesi olan hezele güruhundan (gurubundan) elli dokuzlu (yeniçerilerin veya leventlerin 59. Nalın ile sahn-ı hamamda (hamamın bahçesinde) tavus misali cevelân eden (dolaşan) o pakize (temiz) oğlan. o nazlı oğlanın firuze kâsesini ejder misali demir kazık millerle oymuşlardır ki. YEMENİCİ BALİ Birincisi.. Yemenici Bali'ye zulüm ve gadir bu kadar olur. amma camekân odada. Henüz on beş yaşında ve güzellik tacı adının başında ve bu günahkârın mürg-i dili (gönül kuşu)... oğlanı y. gün akşamlıdır. amma içeri halvette. fettanın (fenalıklar yapan kişinin) ism-i şerifi (şerefli adı) Yemenici Bali'dir. düşürüp) ve altın adını bakıra çıkarmakla kalmayıp. kadde (boya) şimşad (şimşir ağacı). sine (göğüs) kafesinde yavru bülbüldür. oğlan rak'a (yama) ile gelip ve nergis gözlerinden feryad ile kanlı yaşlar döküp "S.civan-ı yektanın (tek olan gencin) ibram (zorlama) ve ricasıdır ki.mek canımıza yetmiştir" deyu o hamamdan halâsını ve hîz (pasif eşcinsel) oğlandır deyu subaşının defterinden ism-i şerifinin çalınmasını ("silinme-anlamında) ve kapımızda kulluğu niyaz etmekle bu Derviş İsmail dahi gökte aradığını ağuş-u muhabbette (sevginin kucağında) bulup o garip oğlanı subaşı ağa ile hamamcı ağa pençelerinden kurtarıp hane-i bîminnette zahirde (görünürde) çubukdarlık hizmetin vermiş ama halvette döşek yoldaşı edinip murada ermişizdir. Hüsn-ü an (güzellik) ve cilve ve edep ve terbiye ve nezaket ve sadakat ondadır.. göbeğe katre-i nur (ışık katresi).Bir mahbub-ı ziba (yakışıklı sevgili) ve ne.e kâse-i billur (billur kâse). Bu abd-i hakir 1096 Şevval'inde kethuday-i hamamciyan oldukta (hamamcılar kethüdası olunca).. yemenici oğlanın samur kaşında 59. ortanın civelek acemisi olup kullukta şahbaz yoldaş altında baskın vermek ile (basılması üzerine) Tophane'nin Kapudan-ı derya Kılıç Ali Paşa hammam-ı dilküşâsında soymuşlar ve hamam çıplağı zeynine koymuşlar ve gece ile gündüz elli dokuzun ehrimen-lika (kötülükler tanrısı suratlı) eşkiyası ve Tophane ocağının cehennem zebanisi semenderleri ve kalyoncu levendler ki elli dokuzlu (bir yeniçeri ortası) ve Tophaneliden eşedd (daha şiddetli.. nigâha (bakışa) cellâd.. padişah kullarının yüzkarasıdır. Günlerde bir gün Yemenici Bali oğlanım. hançere (çelik). N'ola ki (ne olur) bizim dahi ismimiz bir risale-i dilküşâda (gönül açan küçük bir kitapta) mezkûr olup (anılıp) bu ruzigâr-ı bîvefada (vefasızlık zamanında) bir nam-u nişan (isim ve eser) bıraksak dedikte (dediği zaman).

ünü domalıp yattıkta (yatınca) müşterisinin y. taşda. Amma kulamparesi kaç sefere ki takati vardır (kaç kez yapabilirse) oğlana o kadar fişek atar.lerken.. Zalpaşa Medresesi'nde hemşehrisi Dağlı Hüseyin nam (adlı) pelide (pise) misafir olup.baldırında kaba etine hîz (pasif eşcinsel) oğlandır damgasını dahi basmıştır. Bali dahî gayrı ("artık" anlamında) beni bir hammam-ı dilküşâ pak eyler (temizler) deyip Tophane'de Kapdan-ı Derya Kılıç Ali Paşa'nın hammam-ı kebirinde (büyük hamamında) bir üstad dellakın elini öpmüş ve soyunmuştur. bayırda. meyve-i vaslını rayegân eylerken (vuslatının meyvesini bol bol verirken) mest olup mesteder.. Az zamanda şöhret bulup gece ve gündüz seferi 70 akça narhtır (bir defası için belirlenmiş ücreti 70 akçedir).ı yolunu şaşmaz. vermez idi.. doğrudur" anlamında kullanılır.. Amma Sipahi Mustafa Bey'de de sadakat ve vefa bu kadar olur. üçüncü gece o zalim dağlı herif "Hemşehri oğlan s. seyis. Nursuz Ali ve Yorganyüzüoğlu ve Çiçekli Mustafa ve Kalaycı Hasan emsali şeytanlar..k yâri hiledir (dostça bir oyundur)" deyip oğlancığı bi'l-ikna (ikna ederek) rızasıyla fiili livataya mübaşeret eyledikte (girişince) maslahatı begayet kebir (çok büyük) olmakla Molla İsmail kan-revan bihuş (serhoş) oldukta (olunca)... oğlancığı kıllı sineye çekip gözleri yaşına bakmayıp gümüş künbedine demir kazık çakmıştır. tatar..ünde çarh-ı felek merkezin bulmuş. . Kıl kadar ayıbı yok bir müeddeb (edepli. çubukdar oğlanları çuhadar. SİPAHİ MUSTAFA BEY Biri dahi. Pak ve pakize (temiz) tendürüst (sağlam vücutlu) sine (göğüs) bülbülü kınalı kuzu idi. KIZ SOFTA Biri dahi Kız Softa'dır. 300 akçeye dahildir. günde üç seferden ziyade g. cümle on sekiz nefer-i dîv heyet (dev yapılı) ve ehrimen-suret (kötülükler tanrısı suratlı) asılacak zehir ademlerdir. 90 eder. Sipahi Mustafa Bey parmak ucuyla dahi dokundurmamıştır..ü üstünden geçip o nazlı oğlanı kan-revan perişan etmişlerdir. Gece döşek yoldaşlığı 300 akçadır. o dahi oğlanın g. incelendi. 20 akça dahi ortağı dellak alır ki. hamleci makulesi herifler şakır şakır s. 90 akça ücretini verir. Kara Domuz ki âdem ejderhası belây-ı asumandır (göklerin belasıdır). dikende yürümeğe mecali kalmamakla bir handa emanet yatağa koyup gitmişlerdir. Yemenici Bali.. gaddar herif işini tamam görmüştür. Amma ser-nevbet (baş nöbetçi) dellak "Sabahdır" deyu (diye) nida ettikte (bağırınca) ve kulampare oğlana yine koymak murad ettikte (isteyince). arabacı.. dolapçı. Sipahi Mustafa Bey'in g. çakılda. Amma oğlanın gözü yaşına merhamet edip handa tutsa eşkiya gelir alır.. Dağda. Kuzattan (kadılardan) bir zatın gönül eğlencesi iken yaramazlar pençesine düşüp on beş yaşında peri-peyker (peri yüzlü) oğlanı Mudurnu Dağı'nda Kara Domuz nam şaki-i pelide (pis hayduta) peşkeş çekmişlerdir. Cilveli pak ve çâlâk (temiz ve eliçabuk) Sipahi civandır ki devrimiz ricalinden mal-i Karun'a sahip (Karun kadar zengin) Gümrükçü Emini Hasan Efendi bu dellak oğlana alâka edip Galata mollası eliyle hamamdan çıkartıp hanesine almış ve fahir libaslar (süslü elbiseler giydirip) zer-ü zivere müstagrık edip (altın süslere garkedip) mahbub çubukdar eylemiştir. g. Şehr-i şehir-i İstanbul'dur (Şehirler içerisinde meşhur olanı İstanbul'dur) deyip oğlanı âsitane-i saadete getirip Fındıklı'da Müftü Efendi Hamamı'nda Sipahi Mustafa'nın nazlı beline dellak peştemalın kuşatmış ve o güruhun şanına şan katmıştır. çemen. Aç kurdun kuzuyu koruduğu misali geceleri kendi döşeğinde yatırmış. Burada "ilişkinin tam olarak meydana geldiği" kastediliyor). bilinmiş) idi.. yani Ürgüplü İsmail'dir ki. Sipahi Mustafa'dır. kalemi hokkaya batırmış. Çamlıbel'de mezkur (adı geçen) handa Davud Odabaşı ki gayet ile mu'lem (tanınmış. evrak-ı muhabbete sahhu'l-visal işaretin çekmiştir ("sah" kelimesi eski belgelerde "karşılaştırıldı. Velinimetinden gayrı ferde uçkur çözmemiştir ki böyle emsali. terbiyeli) pakize oğlandır ki hile ve şeytaniyet yoluna sapmaz.

çakıl memecikler dişleyip altın kamış çük yoklama ile iltifat etmiştir. hamamdan peştemalı ile çıkarmışlar ve o çıplak halinde kalafat yerinde salbeylemişlerdir (asmışlardır). geceler dahi bekâr dayıların koynunda uçkur çözüp g. müşterisi her seferi 100 akçadan koyar. dilbaz (gönül eğlendiren). Oğlan kulamparasından hazzedip (zevk alıp) akça talep etmese dahi. orada doğmuş olup) eyyam-ı şebabet ve nev civanisinde keştiban (gemici) dayılar aguşunda (koynunda) perverde olup (büyütülmüş olup) şahin başında keçe külah. Bir sene mürurunda (geçince) İstanbul'un kulampara eşkiyası Kız Softa'yı rahatına komayıp dükkânın gözleyip ustasın gaybubetinde (yokluğunda) müşteri-suret (müşteri gibi) ülfet ve muhabbet edip envai tuhfe (çeşit çeşit hediye) ve akçe ile oğlanın aklın çalarak birkaç ay mikdarı bahçe ve bostan ve bekâr odası ve hamam dolaştırıp akıbet Karakuş nam (adlı) şeririn pençesine düştükte (düşünce) Yıldızababa hamamına götürüp soymuş ve beline siyah dellak peştemalın sarıp üstad elinde ba'dettalim (talimden sonra) müşteri aguşuna (koynuna) halvete koymuş kapamışlardır.. Elhak (Allah için) erkek güzeli serbaz (cesur). gayeüc mergub (rağbet edilen) mahbub tokmakçıdır.. civanbaz (gençlere meraklıların) hizmetinde çâlâk (çevik) dellak-i pak (temiz tellak) idi..e doyamaz ve iri kıyım oğlan ayağı ile döşekte öyle cilvelerle ayak uyuşturur ki. adam s. hamamın ab-ı ruyi (yüzsuyu) ve kibarın ve ayanın ve eşrafın makbulü. muhabbet bu kadar olur. Amma pek yazık olmuştur. Oğlan üç seferden ziyadeye rıza gösterdikte (kabul edince).. az zamanda şöhret bulup Hammam-ı Piyalepaşa'da (Piyalepaşa Hamamı'nda) kibar ve rical (önde gelen kişilerin) tokmakçısı idi. sine üryan (göğüs çıplak) ve yalın ayak baldırı çıplak kanca atıp palamar bağlamış. Ve dükkanını o perî-suret (peri yüzlü) ile tezyin eylemiştir.Amma ertesi vak'a şüyu buldukta (olay duyulunca) fail-i zalim Dağlı Hüseyin memleketi canibine firar. ayak öpme.. İsmail'e dahi medresede durmak olmayıp öyle mahbuba cümle kapılar küşade olmakla (bütün kapılar açılmakla) helvacı esnafından Telli Halil Ağa oğlanı alıp esnaf zeynine koyup (esnafın süsleri arasına katıp) tezgâha oturtmuştur. şehrî kulamparaların yüreklerini dağlar ve "Şu keştibân (gemici) oğlanın hancer-i puladı (çelik hançeri) acep ne boyda ve şekildedir" diye o biçareleri uçkur kemendine bağlar iken meğer şehrimiz hamamcılarının eşbehlerinden (kabadayılarından) Piyalepaşa hamamcısı . Gece dahi odasında yatırıp telezzüz-ü nazar ve (bakarak zevk alma) deraguş (kucaklama) ve buse faslı. göbek koklama. Gündüz içeride halvette bir seferi 100 akça ve gece camekân odada döşek yoldaşlığı livata sabaha dek üç seferden ziyade olmamak üzere iki tafralı altın narhtır. KALYONCU SÜLEYMAN Biri dahi Kalyoncu Süleyman'dır ki.r. SEYİS ALİ Biri dahi Seyis Ali'dir. Ricalden (Üst düzeydeki yöneticilerden) bir efendinin oğluna alâka edip oğlanı kalafat yerine çekip cebren (zorla) gemi içine sokup livata etmekle (etmesi üzerine).. Bir tüvana (güçlü) nev-hat (sakalı yeni çıkmış) oğlan olup kendi kadr-ü kıymetini (değerini) bilmeyip boğazı tokluğuna tersane haytalarına uçkur çözerken hamam çıplağı olmuş. âdem (insan) ejderhası tüvânâ (güçlü) yiğit. Trabzon hâkinden olup (aslı Trabzonlu.t tokmaklayıp kırk sefer fişek attığı hamam siciline kaydolunmuştur. Bu Kalyoncu Süleyman günlerden bir gün Hasköy iskelesine gelip Kalafat yerinde Ali Paşa kahvesinde yalın ayak baldır bacak çıplak ve hem sinesi küşade (göğsü açık) levendane oturmuş. Dellak Kalyoncu Süleyman'ın oğlanı ve şakirdi (öğrencisi) ve ortağıdır ki bir günde kırk g. s. şahbaz (yiğit).. devirmiş oğlan olup bunlara gemici ıstılahı üzre (deyimlerine göre) zenane derler ki. herif oğlanın ortağı dellake 20 akça payını yine verir.

efendim.k temaşasında (seyrinde) imiş. O dilberin el ayaklarında parmakları kınalıdır. o dellak-i pelid (pis tellak) Firuz'u s. Hicap (utanma) perdesini yoluyla açıp hizmetin tamam görür.... Oğlanın başını tutsam (tutmam) gerektir" deyip o lâîn (şeytan gibi kovulmuş) Arvavud şaki Firuz'un boynuna kol kemendini attıkta (atınca) oğlanın g. İş bittikte oğlan su dokunup peştemalını bağlanıp el öpüp "Yine beklerim ağam... S.. Müşterisini halvete alınca kapıya peştemal perde talik edip (asıp) altında nalınların kilit nişanı bırakıp "Uzan beyim. "Sultanım.. Çardaklı Hamam'a vardıklarında "Bir kınalı kuzucağımız vardır" dedikte.nün kazancından birkaç akçe güç ile (zorla) verir imiş. Hadd-ü edep bilir tokmakçıdır. bu hüner işte ancak bu ittedir.. o hayvan Firuz'u getirip el öptürür. ağam.. Bir it oğlu ittir. Fişek atıp fiili livata tamam olunca. Gece döşek yoldaşlığına davet olunsa asgari üç sefer koyup fişek atması.n kazancını yine s.. Narhdır ki. Hamam hamam dolaşır kaltaban avaredir.Hasan Ağa dahi o kahvehanede imiş. "Tamam. Amma müşterisi yeter derse. yine ayak öpüp izin talep eder. bacakların ve ayakların bir yol oğuşturayım" deyip nicesini baldır bacağa atar ve kıvamı geldikte (gelince) kendi peştemalını fora edip çırçıplak. elhak (gerçekten de) padişah-ı iklim-i hüsndür (güzellik ikliminin padişahıdır). beline dellak peştemalını bağlayıp kese ve sabun ve lif ve lenger ile sanatını talim edip ortağı etmiştir... PEREMECİ BENLİ KARA DAVUD Biri dahi Üsküdar'da Kolluk Hamamı'nda Peremeci Benli Kara Davut'dur. Ekser kendi dahi alta yatıp "Efendim lutfeyle.. Şehrî (meşhur) kulamparalar Firuz Şah dahi derler ki..e yedirip bilâ libas (elbisesiz) yalın ayak gezer biçaredir.i müşteri taşra camekâna çıkınca bahşiş için lâf etmek. .. gözleri kanlı taze delikanlı olup vilayetinden ("memleketinden" anlamında) geldikte Çardaklı Hamam'da hemşehri odasına misafir olmuş.. Seninle bir muhabbet edeyim" deyip nazikane el ense eder ve y... Bâlâ kamet (uzun boylu) bir tüvânâ (güçlü) çâr-ebru (bıyıkları yeni çıkmış) bir yiğittir ki gece ve gündüz bey ve paşa ve ağa ve efendi .. KINALIKUZU FİRUZ Biri dahi Kınalı kuzudur ki. Kalyoncu Süleyman beş sefer bitip fişek atar. Arnavudiyu'l-asıl (Arnavud asıllı) olup. bir nezaket yoluyla aheste beste dipleme sokar ki. Böyle kaviyyülsine (göğsü güçlü) ateşli tokmakçıdır. hemen müşterinin ayakların öper. hamamda tokmakçılar halvette bir sefere 100 kuruş alırlar ama bu Süleyman'a 300 verse azdır..... Elhak hamam uşağı.ı ki şah-ı merdan ru-siyahtır (büyük siyah tokmaktır).ü tokmaklar. buyur" deyip çıkar ve bahşişini ve kanun-u narh üzre (narh kanununa göre belirlenmiş) livata ücretini ortağı dellak alır.k basana. birkaç gün üstad elinde terbiyesi tamam oldukta müşteriye çıkmıştır.p eritmiş. vücudum uyandı.. Firuz'a g. 450 kuruş narhdır. ism-i şerifi (şerefli adı) Firuz'dur.. işte gör. paşam. bu Kalyoncu Süleyman için değildir. mukaşşer (kabuğu soyulmuş) aşkbaz yiğittir vesselam.. Tokmakçıdır. bana böyle bir serbaz ve şahbaz ve aşkbaz tokmakçı dellâk-i çâlâk (tez canlı tellâk) ve pak (temiz) zeberdest (mahir) fetâ (genç) lâzımdır" deyip ve hemen ülfet ve sohbet ve muhabbet edip oğlanı itma' (gözünü boyayıp tamaha düşürüp) ve ikna ile kahvehaneden öyle yalın ayak ile çıkartıp hamamına götürmüş ve soyup dellak peştemahnı beline kendi eliyle sarıp bağlayıp. makbule geçer makuleden olmakla (makbule geçer zannederek) iltifat gördükte (görünce) "Efendim. Gayrı mürüvvet ve ihsan sendendir ki benim gibi garip çıplağını sevindir.. S. Ve oğlanın iri kıyım yalın ayaklarında demir gülle topuk ve hem sünbül koçanı y.. bu muhabbetin tadı altlı üstlüdür" der. Mürüvvet (mertlik) sahibi kulampara biraderlerimiz... Bir böyle pervasız Arnavudun yezididir ki... aşkolsun o oğlana y.ü nur topu misali domalır ki. dal.. ortaklık yoludur. Üsküdar Kolluk Hamamı'nda zuhur etmiştir (ortaya çıkmıştır) amma kapısı yoktur. daltaşak.

müşteri "Elin çek" dedikte kendi kebir (büyük) maslahatını peştemaldan çıkarıp "Ağam. Amma müşteri üç seferden ziyade fişek atacak olursa. sultanım. göbek taşında uyumuş.... "dellak saracı" diye melkubdur (lakaplıdır). kurna başında büyümüş. Kadimden görüştüğü ise (önceden tanıyorsa) huyunu ve suyunu bilmekle (bilerek) "Ağam. Saraç Ahmed Bey ki eyyam-ı nev-civanisinde (delikanlılık günlerinde) Sultan Murad Han-ı rabinin (Dardüncü Murad'ın) silâhdarı Mustafa Paşa'nın kapıcıbaşısı olmuş Kız Cafer nam (adlı) kapıcıbaşının nur-ı dide (göz nuru) oğludur. Amma saraç oğlanı da şakır şakır s. Halvet kubbesine güzellik bırakan nur-ı musaffadır (süzülmüş ışıktır). sine-i muhabbete (muhabbet göğsüne) çekip terbiye etsin için. alnı kara . Halvette bir seferi 90 kuruştur ve 20 kuruş dahi ortağı alır ki. her seferi için dahi 250 kuruş ziyade verir. İşte Benli Kara Davud o nazlı beye alâka edip cümle akçasın (bütün parasını) saraç civane (gence) yedirir çıplak aşıktır. Hemen emreyle ki gör bak benimki uyanmıştır" deyip müşteri dahi el atıp tuttukta hemen onu yüzü üzerine çevirip bir hamlede biner. paşam. Ben seni memnun edeyim.. KEŞMİR MUSTAFA Biri dahi Keşmir Mustafa'dır. o taraflarda "İskender adında bir şehzade Arnavut kavmine padişah olur" efsane tevatüren şayi (söylentisi çıkıp) ve bu nev-civan şehzadenin namı (adı) dahi İskender olmakla madde-i fesat (bozgunculuğun kaynağı. ALTINBAŞ İSKENDER Biri dahi Altunbaş Bey oğludur. bunda hicab (utanma) olmaz. Saraçhanede o pakize (temiz) oğlan. Gazi Sultan İkinci Murat ve Fatih Sultan Mehmed zamanında isyan ve eşkiyalık yollarına düşmüş olan Kastaryotoğlu İskender Bey dedikleri mel'unun Rum cariyesinden olan veled-i zinasının (piçinin) soyundan gelir ki. efendim. Geceliği üç seferden ziyade koymamak üzere 200 kuruştur. işte Kara Davud'un geldi" deyip livataya mübaşeret eder (başlar). Amma müşteri o ana dek görüşmediği ise natır ağa "Zannım ki (sanırım ki) tokmakçı arar" dedikte (deyince) bacak ve ayak oğuşturup tedricen (ağır ağır) yukarı çıktıkça maslahata el atar. koyar ve işini tamam görür.. 110 kuruştur. anası karılar hamamında natır. Sil gözünün yaşını Çatma keman kaşını Basarlarken . şaki-i mel'unu tepeleyip ve İskender mahbubu onun pençesinden alıp katline kail olmayıp (öldürülmesine razı olmayıp) İstanbul'da Mahmut Paşa Hamamı hamamcısı karındaşı Uzun Süleyman Ağa'ya göndermiştir ki.. Arnavud beyzadesi olup..ı Çalka gümüş tasını Haramzadedir yani loncada çeribaşı oğlu Kıptî'dir ki babası külhancı. 100 kuruş dahi ortağı alır. sebebi) bilinip Debre-i Bâlâ ayam Hacı Nezir Ağa oğlanı dağa kaldırıp padişahlığını ilân eylemiş. Amma İskender terbiye kabul etmeyip dağda bir eyyam (bir süre) haydud koynunda yatmış ve kûh-ı billurun (billur dağını) hamam çıplağı dellaklar ile ülfet ve muhabbete rağbet edip Süleyman Ağa dahi hanesinden çerağ edip İskender'i hamamda soymuşlar ve Altınbaş Bey oğlu namiyle bir dellak-i pakize (temiz tellak) yanına koymuşlardır. şerefli adı İskender Bey'dir..r.Varacağı hamamda ard kapıdan külhana duhul (girip) ve külhanda soyunup levendane reftar ile (levend gibi yürüyerek) varıp hamamcı ağanın eteğini ve natır ile dellak eskisi ser-nevbetin (baş nöbetçinin) ellerini öpüp müşterisi kande (nerede) ise varıp hizmetini görür.ü ak nevcivan .

çöp) misali ve hem dahi Haso Ağa'da zer-i halis ile memlu (saf altın ile dolu) kesecikler vardır. bir cuma günü Hamleci İbrahim oğlanı Salih Çavuş'un dükkanından kaldırıp "Gel sana tersane-i amirede zindanı temaşa ettireyim" deyip oğlanı alır. lebleri (dudakları) gülbeşeker. cümlesi zincirin kırmış kızıl kulamparalardır ve hepsinde y. cebîn-i pâkinde (temiz alnında) kakül-ü gümrahı (sık kakülü) tel tel. rayegân (bedava.... Oğlan rıza gösterse..i misalidir ki İbrahim'in b.. Kethüday-i hamamciyan (hamamcılar kethüdası) olmamız sıfatıyla bu Hamleci İbrahim'i mezkur . akça tutmaz şahbaz bekâr yiğitlerin gönlünü dahi bad-ı heva hoşnut eyler. "Müşterimin mürüvvetine endaze olmaz" deyip domalır ve ne bahşedilse alır. Hamleci oğlanın gereği gibi hakkından gelirler ve teknesini âlâ kalafat ederler. Kıptiyanda (çingeneler içerisinde) böyle nazik dilber bin oğlanda bir çıkar.dellaktır. Zindancıbaşı. şükufeden (çiçekten yapılmış) göbeği çukuru sünbülbeter.. bir seferi 200 kuruştur. her sefer ki İbrahim'e talep olup içeride halvetde ya taşrada camekan odada şîrâne (arslan gibi) hamle ettiklerinde.. bu hamleci İbrahim oğlana alâka edip yoluyla takarrüb eyledikte (yaklaşınca) oğlan dahi Haso Ağa'ya meyleder ki. incecik belli.. hamam çıplağından yâr-ı gar (vefalı arkadaş)bu kadar olur..nin kılları sırma püskül. cilvelerle kol-bacak kemendleri ve iri kıyım hamleci oğlan ayağı uyuşturmaları.. kaytanı deride olup (yırtılıp) vak'a şüyu' buldukta (duyulunca) Salih Çavuş dükkana ve dayısı olacak herif dahi Hamlacılar odasına kabul etmemekle oğlan naçâr Azapkapısı'nda Yeşildirekli Hamam'da soyunur ve dellak peştemalın bağlar ki bu Yeşildirekli Hamam'ın cümle müşterileri haylaz yaramaz cündbaz (askerlik eden) tersane dilaverleri. eli ayağı gayetle dilber. Narhı kibar ve rical (seçkinler) için olup.. Ve gece döşek yoldaşlığı üç sefer hesabıyla 1000 kuruştur. her fazla seferi 250 kuruştur. çakıl memeler damla-i anber (anber damlası). nurı dîdedir (göz nurudur). ile tamam icra eder.... Kulağında gül. çiçeğini sorar isek karanfil-gûster (karanfil yayan) şöyle bir içim su dellaktir... ustura vurmaz s. kalem kalem parmakları şimşir nalın ile reftar ederken (geçerken) üftadelerinde yahey. Elhak..ı dibine dek alır ki.. ayaklar yalın. O nazenin oğlan nakleder ki. Fidan boylu. levendane reftar ile (levend gibi yürüyüşle) halvete gelip şuhane.. bol bol) döşek yoldaşlığı eder ki.. pul lafı yok tokgöz olup ejderha misali kol kadar m. İşte o berberin şakirdi iken alemi velveleye vermiş.. tüvânâ (güçlü kuvvetli) kalyoncu itleri yiğitler ve denize pala çalar sandalcı ve mavunacı yalın ayaklı hayta uşaklardır ki. odasına götürür ve Hamleci civana rızay-ı nev-civanisiyle (gençlik rızasıyla) fiili livatayı Kürdî y. Haso kapkara kıl içinde bir kara Kurttur amma vechinde letafet ve endamında heybet gayetle yakışık ve reftarında levendane çâlâki (gidişindeki levend gibi çevikliği) şöyle ki ayağın pekçe bassa zemin tir tir titrer ve pençelerinde demir çubuk haşak (süprüntü. Narhı yoktur.. edibane selam verip elpençe durdukta yürek taş olsa erir.nın başı tokmaklı yok uzundur. çuha cepkeniyle yakışık almış. bostancı neferlerinin taze rûlerinden (yüzlerinden) Hamleci İbrahim'dir. Kıptidir ama akça. Velâkin Haso'nun maslahatı rub'-u meskûnda (dünyanın dörtte birini oluşturan kara kısmında) misli (benzeri) yok aygır s. Halvette ve camekan odada ak mermer üstünde yahud ki döşekte serapa üryan (baştan aşağı çıplak) serilip yattıkta (yatınca) y. melek huylu. Karadeniz yalısında Giresun kasabasından kopmuş ve İstanbul'da saray-ı hümayun (padişah sarayı) bostancılar ocağında hamleci olan dayısı yanına gelmiş ve o adam dahi şahbazı kendi ocağında acemi nefer olmak için iltimas etmiştir.. b. alnında kakülü sırma telli. şahin başında bostancı külahı. Gece dahi tâ-be-sabah sabaha kadar) türlü türlü işveler. sebike-i sim (gümüş külçe) . Tersane eşkiyasından zindancıbaşı Saçlı Deli Kürt diye maruf Kürt Haso Ağa... Ve acemi eyyamında (acemilik günlerinde) avare olmasın için hamleciler odaları karibinde (yakınında) Büyük Gümrük İskelesi Çarşısında Berber Salih Çavuş'un nezdine şakird (öğrenci) deyu (diye) devam etsin demiş.. demir kazıklardır. nasıl vemesin ki.. Hammam-ı Eski Yeni'de natırdan talep oluna. yok kalındır demeyip ve ah of etmeyip gayret-i nev-civanî (gençlik gayreti ile) ile tamamını alır ve adamın canına taze can katar. alnında kâkül. ot çalmaz. HAMLECİ İBRAHİM Biri dahi..

riz. Karanfil Hasan camekan odaya çubuk götürdükte (götürdüğünde) tabancaları çekip "Bre bu ne olmaz iştir? Sine bülbülü oğlan hamamcı ağanın hanesinde kafeste olmak (olması) gerektir. oldu. müptelâsına dâd ve feryâd. Fazıl Bey'in delikanlıları Rum delikanlılarıyla İspanya'daki hemcinsleri arasında ne farklar vardır? Hint kadınları mı. Hamamı kolluğa bastırmak olmaz. "Ağa.. Hamam böcekleri doydukta oğlanın yolun kesip "Aman oğul. bu karanfil oğlanı kande buldunuz?" demekle Karanfil Hasan deyu şöhret ve şan buldu... Amma nice nice yüz mahbubdostların lüle-i çeşmine ateş-i arzu (göz lülesine aşk ateşi) koymuş...i bir özge temaşadır bir başka seyirdir)... iki oğlanın altlı üstlü muhabbeti ve birbirini s. Hamamcı ağa "Bu oğlan bizimdir" demekle Karanfil Hasan iki sene gayriye (başkasına) peştemal bağlamayıp kahve ocağında hamamcı ağanın çubukdarlığı hizmetin görürdü. Akıbet (sonuçta). teslim" deyip uçkurunu çözmüş ve o aç yiğitlere gümüş künbedin domalmış Kahveci Kırkık Ali de şâh-ı merdan (tokmak) karayılan s. Ayvansaray'da Kız Yusuf denilen haramzadenin veled-i zinasıdır. Böyle hamam çıplağı oğlana tasarruf ve taassub olmaz. ol güruh bal çanağına eşşek arıları misali üşüşmüşlerdir. Rıza ile verdi ne âlâ. kaddi şimşâd (boyu şimşir ağacı gibi). Osmanlı eşcinsel metinlerinden bahsedildiğinde.. Hollandalı kızlar mı daha cazibelidir? Cezayirlilerle Tunuslular'ı birbirinden ayıran "cinsel özellikler" nelerdir? Kadınlar hamamında kavga nasıl çıkar? İstanbul'da kaç kadın yaşar? Böylesine akla gelmesi bile güç soruların cevaplarını. Bab-ı vuslat bir kere açıldıkta (açılınca). akla ilk gelen isimlerden biri Fazıl Bey.. kendi on beş yaşında.. Karanfil Hasan'dır.".e sokmuştur. Senin için cây-i halâs (kurtuluş yeri) bir hamam-ı dilküşâda soyunmaktır" deyip ademî başına halisü'l-ayar akça salıp (her bir adam başına doğru ayarlı para ödeyip) o tarihte Şengül Hamamcısı Uzun Karabekir Ağa'ya götürüp el ve etek öptürüp hamamcı ağa dahi gayetle pesend eyleyip (çok beğenip) soyunmasın emreyledikte Kız Yusufoğlu soyunup kâküllerin ebruvan üzre döktükte (kaşları üzerine dökünce) Karabekir aklı perişan olup "Hay veled-i zinalar. Hamam uşakları. Biz bu oğlana fiili livatayı elbet ki ederiz.. Enderunlu Fazıl Bey veriyor. yüzyılda yaşamış bir divan şairi. . Akçamıza geçer hükmümüz.hamamdan çıkarıp hane-i bîminnetimizde (yapılan iyiliğin başa kakılmadığı evimizde) sinemize (göğsümüze) bastık ve Yemenici Bali oğlana döşek yoldaşı yaptık ki.. oğlanın sebike-i sim (gümüş külçesi) yalın ayaklarını görenler. 18. Vermese silâhımız kuvveti ile işte o anda cebren ve kahran (zorla ve kahırla) yatırıp s. Kalafat yerinde kayıkçı ve mavunacı bekâr uşakları ile çelik ve çomak oynayım derken uçkuruna el atmışlar ve gece dahi odalarına kaldırıp üryan edip döşeğe çekip yatmışlardır. önünde sonunda olacak bu idi. Çalmış kalem parmaklara al kına Yakına gel aman oğlan yakına deyip Karanfil Hasan'ın ayağın öpüp koklamağa on akçe narh olmuştur.. Oğlanın gümüş künbed (kubbe) kâsesine kol kadar demir anahtar uydurup içinde oynatmışlardır.. subaşı duymuştur. Karanfil Hasan gayri müşteriye soyunsun" deyip o gün Şengül Hamamı'nda olan cümbüşler kalem dile gelse bir müstakil kitap olur. Hamam gülşeninde (hamamın gül bahçesinde) perveriş bulmuş (beslenip büyütülmüş) Keşmirî dilber-i müstesnadır (seçkin dilberdir) ki cilve katında üstad. İllâ (yoksa) kan olur" deyip Karanfili camekan odada bastırıp Deli Ferhad kapıyı tutup Kırkık Ali dahi seyf (kılıç) ile oğlanı kesecek oldukta Karanfil Hasan "Aman ağam. kıyma bana. Hamam nâr-ı fitne (fitne ateşi) olmaz. Teslim. belinde hançer-i fulad (çelik hançer). has damgası gümüş tasında ve alışverişi kurna başında. KARANFİL HASAN Biri dahi.nin zehrini oğlanın içine kusturmuş ve o şaki işini tamam bitirip indikte (inince) Deli Ferhad dahi oğlana hamle edip kızıl deli çomağını karanfil b.... iki nefer ocaklı dilâverler (yiğitler) ki biri altmış dört bölüğün Deli Ferhad ve biri dahi elli altı bölüğün kahvecisi Kırkık Ali'dir. defterli olursun.

şeyhülislamın veya ülkenin iç işleriyle ilgili bir makamın değil. fahişeler divanımıza giremez. Yahudi. isteklerini. Bu kitabı yazmasını da sevgilisi ister. İstanbul sokaklarında yıllarca serseri bir hayat sürmüş. Maceralarını. isteklerini apaçık ve hiçbirşeyin ardına gizlenmeden anlatmış. Zayıflığın nedeni. Akka'da bir isyana kalkıştıkları için idam edilmişler. apaçık ama bazan "edepsizce" yazmış. kimisi de basılır ama bazan ahlâka mugayir bulunarak toplatılır. böyle birşey bize utanç verir)"i yazdıracak dereceye varmış. o dönem İstanbul'unun en ünlü erkek dansçılarını konu alır. "Şairiz. kendine mahsus bir şair olarak kabul ediliyor.. Beş ayrı kitap. sefaletini ve bir Çingene genciyle olan gönül ilişkisine yer verir. Hubanname. Eserleri divan edebiyatının birinci sınıf örnekleri sayılmasa da. kısa bir müddet sonra da Beşiktaş'taki evinde sefalet içinde ölmüş. o güne kadar söylemeye kimselerin cesaret edemediği bazı ifadeleri açıkça kullanır. toplatma kararını sarayın. Kavramların ardına gizlenmeden herşeyi. Felaket dolu bir çocukluk. bu arada Galata meyhanelerinde tutulduğu bir Çingene gencine gönül vermiş. derken Rodos'a sürülmüş. dünyanın çeşitli uluslarına mensup delikanlıların özelliklerini anlatır. Ermeni. Fazıl da Rum. 1838'de İstanbul'da bastırılır ve toplatılır. Çenginame ve Divan. başından geçen aşk maceralarını hikaye eder. onun divan şairleri içerisinde günlük olaylardan en fazla yararlanan kişi olduğunu. Toplatılma sebebi. Dışişleri Bakanı Mustafa Reşid Paşa'nın vermiş olmasıdır. Kimisi yazma olarak elden ele dolaşır. Hırvat ve Çingene köçekleri uzun uzun anlattığı Çenginame'sini kaleme alır. düşmanlarınla beraber olurum. "kadınlar bana göre değil.. duygularını. Edebiyat tarihçileri Fazıl'dan bahsederlerken. . Defter-i Aşk'ta şair. yazarları gibi maceralı. sefalet. Bir sohbet sırasında çengiler hakkında yapılan tartışmaya tanık olan Fazıl'dan. Kadınlardan zevk almadığını devamlı tekrarlamış. nikaha karşı çıkan bölümüdür. müsriflikten de öte hesapsız harcamalar. Kitapların geçmişi de. Fazıl kadınlardan hoşlanmadığını söyler.. (Şairiz. Zenanname. Divan'ı dinî şiirler. diğer ülkelerin güzel erkeklerini de öğrenmek istediğini söyler ve Fazıl bu isteği yerine getirmek için kaleme sarılır. Çektiği sıkıntılar canına tak demiş olacak ki. fılimlere konu olabilecek maceralarla dolu.. dönemin sultanı Üçüncü Selim'e yalvarmış. Sevgilisi. Hubanname'de bahsi geçen milletlerin kadınları üzerinedir. sürgünler ve bunların yanında aşırı keyif düşkünlüğü. bugün elimizde beş kitabı var: Defter-i Aşk.. Büyükbabasıyla babası. onlardan zevk almıyorum. Fazıl bu şiirlerle de kendisine özgü bir tarz yaratır. Fazıl'ın. Hubanname'de.. burada üç kez kendi cinsinden olanlara aşık olmuş. binbir bahane öne sürer ama delikanlının "Gider.. İşin ilginç tarafı. Döneminin tanınmış bir eşcinseli ve eşcinsel olmakla her zaman." demiş. şeyn verir sânımıza / Giremez fahişe divanımıza. duygularını. padişahın emriyle saray okulu "Enderun"a alınmış. Çenginame'de ise. Fazıl İstanbul'a getirilmiş. bir defa daha İstanbul'a dönmüş. Zenanname. Enderun'daki bazı delikanlılara aşık olunca kovuluşunu. maceralarını. kimin haklı olduğunun anlaşılması için hakemlik etmesi ve konuyla ilgili bir kitap yazması istenir.. Fazıl'ın ölümünden 28 yıl sonra. sarayda bolluk içinde bir gençlik. kalemi eline almaya mecbur olur. ona ünlü beytini. Onların yatağına girerim haaa!" diye tehditlere başlaması üzerine. dilinin kemiği olmayışı. ekol sahibi.. devrin büyüklerine övgüler ve yine delikanlılar için yazılmış gazellerle doludur..1759-1810 yılları arasında yaşamış. üzüntüden gözleri kör olmuş ama her nasılsa on yıl sonra yeniden açılmış. Zenanname. bu aşk da yedi ay devam etmiş. eserlerinde hep bu konuyu işlemiş. ama şiirlerinin sanat açısından zayıf ve biraz da kaba kaldığını söylüyorlar. ters sevgiler... her vesileyle övünmüş. Genç erkeklere olan düşkünlüğünü açıkça söylemiş. Saraya alınışını. yakarmış ve Anadolu'da bazı idarî görevler kopartabilmiş ama İstanbul'a gırtlağına kadar borç içinde dönmüş. nihayet açlık ve ölüm. Kimilerine göre ise. Hayatı romanlara. Üstelik bu açık sözlülüğü. üçüncü aşkı saraydan ayrılmasıyla sonuçlanmış.

Aşağıda. bu "delikanlı" sevgilinin birdenbire kaybolduğunu söyler. Hepsini anarak. "Defter-i Aşk". Enderunlu Fazıl'ın tamamını şiir halinde kaleme aldığı kitaplarından yapılmış küçük bir seçme yeralıyor. Öyle bir defter ki. gah gazeb Bir de gördüm ki o pâkize vücud Nagehan oldu o yerden nâbud Şöyle kâr etti firakı baha Hayli dem gezdi gönül divane Edelim ism-i şerifin mektum Levh-i endîşede kalsın mersum" . Küstahlık ederse affola.. Metinden anlaşıldığına göre. Mısır'dan İstanbul'a getirilip Enderun'a alınışını hikaye eder ve kitabı eski sevgililerini anmak için kaleme aldığını söyler. gerçeğe aykırı birşey demedim.. Yazdıklarım yadigâr kalsın ve güzeller için bir Şehname olsun. Fazıl'ın başından geçen aşk öykülerini anlattığı mesnevi tarzında uzun bir şiir ve edebiyatımızda bu konudaki ilk örnek.. Girişte. anlamda bir kopukluk olmayacak şekilde yeralıyor: "Kimi zalim. Şiirler düzyazıya çevrildi ama bugün de anlaşılabilecek olan bazı önemli beyitler. genç aniden ölmüştür: Düştü dil bir sanem-i mümtaze Bir ocakzade-i ateşbaze Nazikane reviş-i etvan Anı tab'ımca yaratmış bârî Zikri hayr olsun o rahmetkârın Aheni olmaz idi bu zarın Dil-i nâşâdımı şad eyler idi Nigeh-i lûtfile yâdeyler idi Tutuşur dilde muhabbet nârı Kimseye fâşedemem esrârı Gösterirken bana ol pâk-neseb Gâhice rûy-i rıza. elemlerden dolayı fikirsiz ve şuursuz bir halde. kimisi cahil idi İstedim cümlesini yad edeyim Böyle tarih-i nev icad edeyim Yani tâ aşka giriftar olalı Yazayım şahım olan her güzeli Olduğu gibi yazıldı bu rakam Hiç hilaf olmadı Allah'a kasem Yadigârım ola bu eyyama Ola dilberler için şehname Dil ki âlâmla bî-fikr-i şuur Ola küstahlık ederse ma'zur" (O sevgililerin kimi zalim. daha sonra da dört büyük "aşkı" tarihleriyle kaydeder. Fazıl. Burada. tamamı 397 beyit olan manzumenin bazı beyitleri... bu şekilde yeni bir tarih icad edeyim dedim. Gönlüm.. ilk sevgilisinin adını nedense vermez. aşka ilk kez düşüşümden buyana bana şahlık eden tüm güzelleri yazmak istedim ve herşeyi olduğu gibi anlattım. bazısı da cahildi. kimisi adil idi Kimi dana. Bazısı bilgili. Allah'a yemin ederim ki. bölümler arasında aynen verildi. kimi adildi. Yani.).

aynı zamanda "Şevkaver" makamının da bulucusu. lutuflar verici bakışıyla sevindirmedi. O rahmetliyi hayırla zikredelim.gonçe-i gülzâr-ı emel Vah ki yağma şode-i dest-i ecel Gönüm az kaldı ki gamgîn olacak Türbesinde Hacı Yasin olacak Bin ilâ yüz dahi doksan iki Berhava oldu Süleyman meleği" (Yine bir aşkla dehşete düştüm. bana bir harfçik bile olsun söylemedi. ecelin elinde yağmaya uğrayıp öldü. yaşlı musiki hocasından da "akbaba. Yıl. bazen de gazap gösterirken. şairin gönlünü kaptırdığı kişinin "Şehlâ Hafız" diye tanınan besteci Hanende Şehlevendim Abdullah Ağa olduğu anlaşılıyor. kaçtığım tuzağa tekrar tutuldum. İsteklerine kavuşamamış gönlümü şad eder. Göğsümün ülkesinde hakan. ona nasıl gönül verdiğini ve bu garip sevginin kendisinin saraydan nasıl ayrılmasıyla sonuçlandığını anlattığı bölümde. taze vücutlu. Çünki. köpek. Bu aşk. O temiz soylu sevgili bana bazen rıza. 1778: "Yine bir aşk ile medhuş oldum Kaçtığım dâme yine düş oldum Bir civanpâreye oldum bende Hoş eda. nazlı bir gence bende oldum. nâzende Şöhret-i ismi Süleyman Bey idi Yüreği âşıka taştan pek idi Ruzigâr attı Süleyman'e beni Hüdhüd etti O'na bu nâle-zeni Kişver-i sinede hakan oldu Gönlümüz taht-ı Süleyman oldu Harf-i vâhid bana söz söylemedi Nigeh-i lûtfile şad eylemedi Oldu ol. Hoş edalı. birdenbire ortadan kayboldu.). Bu kişinin adını vermiyor ama. Süleyman meleği. Fazıl'ın hayatındaki en büyük dert. Şair. tasa ve sıkıntılar. sanki Allah onu benim huyuma göre yaratmıştı. Şerefli adını gizli tutalım ve o. 1770'lerin başında doğduğu sanılan Abdullah Ağa. taze beden. üçüncü kez aşık olmasıyla başlar.) İkinci sevgili. bunak. Şehlevendim'le ilgili bölümde. Zamanın rüzgârı beni Süleyman'a attı ve feryatlar içindeki bu kişiyi. Gönlümde sevgi ateşi tutuşur ama bu isteğimi kimselere açamazdım. gitti. Ayrılığı beni öyle bir hale getirdi ki. Gönül neredeyse gamlara düşüp türbesinde Hacı Yasin olacaktı. Adı Süleyman Bey'di.. kodoş" sözleriyle bahseder. Tavrı nazikti. Fazıl da delikanlıya pek uğur getirmemiş olacak ki.(Gönül seçkin bir sevgiliye. Süleyman durup dururken oluvermiş. Yazık ki o isteklerin gül bahçesinin goncası. Abdullah Ağa. ateşle oynayan birisine düştü.. gönlümün tahtında Süleyman oldu ama. Fazıl bu aşk hikayesinin 1784'te yaşandığını söylediğine göre. Genç yaşta Enderun'a alınmış. tek bir harf bile söylememiş. saraydan kovulmasıyla sonuçlanacaktır: Defter-i Aşk'ta üçüncü "aşkıyla" ilgili olarak verdiği bilgiler musiki tarihi kaynaklarıyla karşılaştırıldığında. gamların defterlerinde resmedilmiş bir halde kalsın. Ama Fazıl'a hiç yüz vermemiş. o sırada çok genç olmalı. adıyla-sanıyla yazılmış: Süleyman Bey. Şehlevendim'le nasıl karşılaştığını. 1192 (Miladi 1778) yılında uçtu. Enderun'da hocalık ettiğine göre. tanınmış müzikçilerden birisi olacak. çok yaşlı bir musiki hocasına da veryansın ediyor. göz koyduğu delikanlıyı o hoca elinden almıştır: . lütuflu bakışıyla yadederdi. aşırı güzelliğiyle "Şehlevendim" diye tanınmış. yüreği âşıklara taştan da sertti. onun hüdhüd kuşu haline getirdi. Fazıl. gönül uzun bir süre deli gibi gezdi.

halk içinde "Şehlevendim" diye şöhret bulmuştu. Fazıl'ın Defter-i Aşk'a kaydettiği dördüncü ve son sevgilisi.. Gönül. O alçak herif sevgilisinin dudaklarını emse. yüzüne bir zilli def tutsa."Cüst-u cû eyler iken taze belâ Başıma geldi kaza ah ne kaza Handesi vaslını eyler îmâ Gamzesi lâkin eder istihza İsmi halk içre o sahib-i nahvet Şehlevendim ile buldu şöhret Hüsnü yoktur sesine düş oldum Anı yok nâzına medhuş oldum Yüzüne daire tutsa o peri Döğünür def gibi üftadeleri Dil bu haletle telâş eyler iken Rukebâ ile hırâş eyler iken Kıldı bir pîr-i kühen sâle zuhur Akbaba çehreli nekbet kambur Yani ol tıflın olup lalası Taktı engeştine ol elması Meğer ol mâhe gönül vermiştir Anı zahm-ı diline sarmıştır Olmuş idi yine ol pîr-i kodoş Dilberan zümresine başçavuş Beli şeftaliye dair işi yok Köpeğin ısıracak bir dişi yok Leb-i cânâneyi emse o habîs Tükrükiyle ider idi telvîs Bir bahane ile edip âh firar Hasta dil kaptı çürük bir timar Oldu ol vak'a-i sûr-engîz Bin ilâ yüz dahi doksan sekiz" (Yine belâ ararken. Ama ben sesine aşık olup nazından dehşete düşmüştüm. Çevrede gürültüler kopartan bu olay meydana geldiğinde.. işe yaramayan bir timar buldu. O kibir sahibinin adı. Şeftali benzeri dudaklarla bir ilişkisi olmadığı anlaşıldı. Hasta gönlüm bir bahane ile kaçarak. başıma bir kaza geldi. dilberlere de başçavuş oldu. aşıkları da def gibi döğünürdü. tükürükle kirletirdi. çürük. Hem de öyle bir kaza ki.. Güzel ve alımlı değildi. saraydan kovuluşundan sonra bir süre İstanbul sokaklarında işsiz-güçsüz dolaştığını anlatan şair. yıllardan 1784'tü.). akbaba suratlı. O peri. kanbur birisi çıktı. gamzesi ise alay ediyordu. Çocuğun hocası oldu ve o elması parmağına taktı.. o sevgiliyi. Meğer o ay yüzlüye gönül verip. yedi ay beraber olduklarını söylüyor: "Galata semtine düştü güzerim Bir sitemkâre erişti nazarım İsmine derler imiş İsmail Oldu kurbanı onun cism-i alîl Çengilerde meğer ol şuh-i cihan Hüsnile bulmuş idi şöhret-i şan Aybı ancak bu ki ol canane Milleti olmuş idi Çingâne . İsmail adında bir çingene genci. Allah. çünki köpeğen ağzında ısıracak diş yoktu. cefa üstadı zalime öğrenci etti. Yaşlı kodoş. ortaya neredeyse yüz yaşında. bir meyhanede İsmail'e rastladığını. bu telâşlı durumda rakipleriyle mücadele içerisindeyken. günün birinde Galata'ya gittiğini. gönül yaralarına sarıyormuş. Gülümsemesi kavuşma görüntüsü veriyor.

Hicaz. Adını sorar. Yahudi. yani "Güzeller Kitabı" adını verir. Kıptîlerdendi ama.". bir yandan da içki sunardı. Sevgilisi.. bu şekildedir. aşk onu gönül padişahı yaptı. O afet. "Öyle bir kitap olsun ki. Rus. İran. Gerçi o fidan boylu. çingeneyi bile gönülde Timur haline getirir... ululanmanın mucidi ve naz bilgini padişah. ama dudaklarına "sükut mührü" vurur. Anadolu. Hollanda ve Amerikan delikanlılarını sırayla yazar ve kitabına "Hubanname".. Çingene. Gayretli aşkın kuralı. Bir zamanlar "göğsünde yedi ay tuttuğu" çingene güzeli bozulmuştur. meyhane köşelerini sevgililere kavuşma yeri yaptı. Meğer o cihanın şuhu. Güzel erkekler. Tatar. Karadeniz. Parlayan yeni bir ay gibi olan o sevgili. elindeki defi çalmaya ve şarkılar söylemeye başlar. Çerkez. Raksa başlar." der. gönlümün hâlesinde yedi ay kaldı). Bağdat. Tunus. Ayıbı. Boşnak. Halep. Çakmut'un tezinde geçmeyen bazı beyitlerin çevirilerini de araya ilâve ettik.. Fazıl'a "Otur. tanınmayacak haldedir. Hint. Aradan yıllar geçer. bir gün arkadaşlarıyla beraber Haydarpaşa'dadır... sadece Çingene milletinden olması.. dünyadaki her milletten erkeğin özelliklerini bunda bulayım. İspanya.Bir gün o nazlı. Adı İsmail'di ve bu sakat vücudum onun kurbanı oldu. "İsmail" cevabını alır. Habeşistan. Arnavut.Gerçi Kıptî idi ol serv-ü sehî Aşk onu kıldı gönül pâdişehi Böyledir kaide-i aşk-ı gayur Dilde çingâneyi eyler Temur Kılmış üftadelere ol âfet Künc-i meyhaneyi cây-i vuslat Raksa başlar idi ol canane Gah ayağ üzre sunar peymane Yedi ay oldu o nev-mâh-ı münîr Hale-i sinede sahib-i te'sîr" (Yolum Galata semtine düştü. Şam. Fazıl'ın gözü çingeneyi bir yerden ısırır.. Rum. tatlı kadınlar. Türkçe açıklamalarda. Alır kalemi eline. HUBANNAME (Güzeller kitabı) DER BEYAN-I SEBEB-İ MANZUME (Şiirin yazılış sebebi): ". Sesi. O da Fazıl'ı tanıyamaz.. Fazıl bu isteği reddedecek değil ya. Feza Çakmut'un İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Kürsüsü'nde 1975 yılında verdiği "Hubanname-Zenanname'nin minyatürleri" başlıklı bitirme tezinden büyük ölçüde yararlandık. içine bir titreme gelir. Onun deyimiyle "ayı gibi" bir çingene gelerek. Yemen.. Allah'ın işine daha çok şaşırmıştır.. Fazıl. Fazıl birden aşık olduğu günleri hatırlar. Aşağıda Hubanname ve Zenanname'den bazı bölümleri aktarıyoruz. Ermeni.. Rumelili. Kimseye birşey söylemez. zira "cahiller aşkın şivesini anlamayacaklardır": "Kılmadım kimseye razı ifşa Şive-i aşkı ne bilsin cühela". İngiliz. Kahire. son derece çirkindir. sitemler eden bir güzel gördüm. İstanbul. Polonyalı.. Fas. bir kitap yaz!. Cezayir. . ama "erkek" sevgilisi. içki meclisinde otururken bir-iki kadeh çekmişti. çengiler arasında güzelliğiyle şöhret bulmuş.

Bambaşka bir şeydir Yemenliler. naz ve niyaz üslubunun aşinaları onlar.. zulüm görmüş. şehvetleri de bozuk.. Buhara güzelinin gönlü taştır.... bazısı da Hazreti Yusuf kadar güzel.Güzellerin çenesinde çukurlar var..... Tamamladığın zaman. isimleri görünüşte değişiktir ama içleri baştan başa bir cevherdir.. Onları acımak bize düşmez. HABEŞ GÜZELLERİ: Güzelleri caziptir. gözü alaycı... dudağı mütebessim ve yumuşak yüzlüdür. Güzellik. gönülleri yakıcı. Kırmızı yanakları. Ama Basralılar'ın güzelliği. sonra da resmini tasvir et.. her hünerde kazanılmışsın. Yüzleri gülmez. Kandehar'ın güzeli.. gözü yaşlı gibi. Tebriz çocuğu. üzgün ve zayıf dururlar. renkleri de sararmaz. Sevgililerin dudağında şeker tadı bırakır. Şehvetleri yoktur.. Konuşma ve işvede kabiliyetleri üstün. Herbiri sitem etmenin. cahilcesine "Baba. dönüp bakmaz. Yanakları sade de olsa. Şiraz'a Allah vergisidir.. naz etmekte de hayvan gibiler.. ACEM GÜZELLERİ: Uzun boy.. Fakat anlayış gözü kör mü acaba? Parlak gündüz ile gece bir mi? Bırak. Yemenliler esmer olur. nazik ve tatlı sözlü... Bunca zaman aşkla yanmışsın. İsimlerine "Mercan" deyelim. beyaz tenleri kılsız.. kırmızı şaraptan da naziktir.. İçleri soğuk olduğundan. şehvet ve kudretleri vardır. Acem ülkesine düştü.......nü onun canına soksa. sevimli ve vakurdurlar... HİNT GÜZELLERİ: Ey başı yükseklerde olan ve Hind beniyle siyah bir yıldız gibi duran güzel.... Önce özelliklerini anlat. asrın insanının yeni bir oyuncağı gibi.. solmaz.. güzellikleri sayesinde birer hisseye sahip. onları hatırlamasak daha iyi olacak.. Şirazlı güzel.. aşığın gözü kör olmadıkça öpülmeye lâyık görülmezler.." Bu sözü gönül duydu ve arzu ile bir mum gibi coştu. mütevazi.... cazibelidir. onlara Allah vergisidir. ilden ile bütün güzelleri anlat ve hata etmemek için iyi düşün... yetim... Gamzesi etkileyici.. yüzü tebessüm de etse. çehrelerinde hiçbir çekicilik yoktur. yay gibi kaşlar.. kırmızı yanaklar ve yuvarlak çehre.... MISIR GÜZELLERİ: Mısır memleketinin kadın ve oğlanları. orada insan beyaz kalamaz. cefayı kendisine huy edinmiş.. Özbek güzelleri acayiptir. hepsi anber olur. Hepsi. bu son günlerimde lütuf kadehimi içersin.. aşığına imdat etmez. hepsi karıştırıcıdır. Keşmir güzeli. BAĞDAD GÜZELLERİ: Pek cefacıdır o âsî. İnce vücudlu. Leylâ'nın yanakları gibi anber mayalıdır. Zülfümün bağlı kölesi.. YEMEN GÜZELLERİ: Ey Yemen'in akik taşı gibi kırmızı dudaklı güzeli!. kırmızı dudağı.. güzelleri az çıkar. Güzelleri kara-kuru. ZENGİBAR GÜZELLERİ (Zenciler): Ey gecenin rengi gibi benli. Yanakları... yarınlar için verdikleri sözler hep yalandır. şeker gibidir. büyüleyici göz.. Hoş edalı. ama onunla birlikte olmayı kim kabullenecek? Sadakatleri meşhur.. nâzın ve etrafı karıştırmanın üstadı. Hint memleketi sıcaktır. sanki kudsî bir ruhaniyete sahiptirler.. Kaşları simsiyahtır. Yarınlar.. diğer güzellerden üstündür. merhametsizdir. Geriye kalanları bir tütsü kabına koysak.. İsterim ki beni içimdeki şüpheden kurtarıp aydınlatasın: Hangi millette güzel ve kimlerin çok sevgilisi var. İncelikleri kendisinde toplayan genç ve bilgi sahiplerinin önde geleni olduğunu biliyorum. Uykulu gözleri hasta. onun hiçbir lûtfunu görmemiştir. Kişi ç.. bu düşkününe dedi ki: "Ey kahır ve zulüm verici Fazıl'ım!. kahraman. Gönülleri fethetmek. . Tebrizli'nin gönlü yansa bile. ne yapıyorsun?" diye sorar. Musul'un güzeli söz ile çekilir fakat aşıka birleşme imkânını ancak lûtufla verir. Hangisi güzellik içerisinde nazik tavırlıdır? Nazlı işve ve işveli yürüyüş kimdedir? Dağdan dağa. saçının kıvamları gecenin karanlığı gibidir.Nazlı ağzını açıp ben kölesine. Kılları görünmez çoğu zaman... güzelliği gizli olan Zengi'nin genci!...

. Sanki çıkrıktan çıkmış gibi. baha biçilmez güzelliklerin madeni... Nedir o doğuştan olan gümüş maya. sevgiden anlamazlar.CEZAYİR VE TUNUS GÜZELLERİ: Hepsi kahraman görünüşlü. işte bu.... RUM GÜZELLERİ: Sanki âleme bir güzellik zerresi düştü. Ona Karun kadar mal harcasan. endamları kaba....... . Rüstem tavırlıdır. Kadını da oğlanı da güzel. aşkıyla yine de kuyuya düşerim.... Çölde sırtına çuval geçirmiş olanını görenler ise. Bazan insan harmanı yapıldı burada. o beyaz gerdan ve siyah saç. Mekkeliler... İSTANBUL GÜZELLERİ: Dünya sanki bir kitap. iri gözlü hurilere benzer.. Ah o ay yüzlü güzel Tunuslu. O gümüş ten ile üzerindeki mintanı her gören sevse bile ona ne minnet.. Bellerinde hançer.. Ham vücutları da pişmemiş. kimi molla. bu yüzden her cinsin tohumu var.. üstelik renkleri de değişiktir ama hepsi naz ve niyaz ehli. Taifin cariyeleri... Bütün dilberlerinin bukalemun gibi renk değiştirmesinin sebebi de.. kendilerini sanki insana değil. Yüzü ay gibi olsa bile... Ama fiilî livatanın ne olduğunu bilmezler. Dilberlerin vatanı... HİCAZ: Güzellerinin yanağı. ne de kötü söz bilirler. Nazik boyu ince bir fidanı... aydınlık çehrelidir. Hele esmerleri.... zira cazibeleri güçlü değil.. Beyaz gerdanın üzerinde siyah saç...... Habeşlilerinki gibi esmer.. Kimi hafız. füsunlar yapsan.. cansız bir şekli ne yapayım? Cisminin kabalığı. Ama gönül vermeye değmez.. Rum milletine ise güzelliğin kubbesi verildi. erkeklerinin hepsi yaralı. Yani ne cilve. yanağı ve yüzü sonbahar yaprağını andırır. kılıç ve tabancayla sanki her biri bir meydan kahramanıdır. binbir vade ile kucağa gelir ama yine de göğsünü kırar.. o uyum. Vücudları öylesine ölçülü ki.. ÂDAHÂY-İ BAHR-İ SEFÂİD (Akdeniz adaları) GÜZELLERİ: Siyah beni.. ŞAM GÜZELLERİ: Şehirlisi ay gibidir. ne kadar sihirler... resmini bile uygunsuz kılıyor. ciğerini önüne koysan. geçirir.... Sanki süzülmüş bir bal. Güzelleri birbirine benzemez. Akdeniz. gümüş yelek giyen o güzel. güzellikleri hepsine üstün. yanaklarının aynası saf. tatlı seslidirler. Bunlar adetlerine bağlıdır... hepsinin vücudu uygun oranlı. o meyil. Naz ve sitemde ustad. yüzünde kaşından başka bir tüy bitmez. cine rastlamış zannederler. o bakış.. kimi şair. Rumlar'a derya verildi.. Beyaz çehreleri mumu andırır. aslında yüz sebebi var ama çoğu cennetlik. çevir ve cefa etmeye alışıktırlar.. Kucağa gelmez. Hoş yürüyüşlü dilberleri temiz. Kadın gibi. çölde yaşayanı hâle misali yan çizer. HALEP VE URFA GÜZELLERİ: Rüzgârın can verdiği... Kamburu ve cücesi yok.. vefalıdır. ANADOLU GÜZELLERİ: Ey Anadolu'nun servi boylusu olan güzel!.. garip huylu olurlar ve her zaman ateş gibi yanarlar. kimi de seçkinin de seçkini. yaratılışları sırasında aldıkları özelliklerini daima korurlar. Ama çocuklarının" yüzünde bile yara çıkar. Hepsinin budala yaratılışlı olmasının.. Kızgın. beyaz bornuslu. Güzel saki. ne edalı yürüyüş.. Allah onların şanını ve şerefini arttırsın. Vahşidirler. şehirlileri temiz ve pak. Göğsü billur gibi saf kâfirin. serkeş. Öylesine çekici ki. o zevk onlara kısmet olmadı. Saf gümüş gibi ağır bir mal...... İstanbul da onun fihristi. dostluk bilmezler..... Yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin. bilmem ne gibi kırıtarak yürürler.. Yürüyüşleri yosma gibi. her biri birer afet. güler yüzlü.. Uykulu tavırlı.. Seni sarmaya iki kol dahi yetmez. mutedil bir havası var Halep'in. velvelelidir. deniz kenarı. MAGRİB (Fas) GÜZELLERİ: Endamlan genellikle siyahtır ama yer yer civanları ve uzun boylu fidanları da bulunur. üzerindeki her ada da beyaz bir övünç. edalı.. güzellik denizi içerisindeki kapkara bir ada gibi. levendanedir. bu sırra herkes hayret ediyor......... renkleri süslü. Güya âlemin kısmetine bir damla. Yaşı elliyi bile bulsa.

. gözleri de ufacık. hem de Gürcülerden üstündür. esmerleri azdır. onu kışın kullanmak için sakla. Yahudiler'in miskinliğine onlarda rastlanmaz. Göğsü bir kıl tarlası.. Alnına düşen saçı.. Yüzleri hem geniş hem iri.. Bu anlattıklarımıza ters düşen bir Ermeni görürsen. ERMENİ GÜZELLERİ: Yüzlerinin ifadesi hummalıdır ama güzellikleri Rum gibi olmaz. Ağasına esir düşüp onun bendesi kesilir.. sanki kemik yok vücudlarında. zalim ama asidir. Taş kalbi sanki Bektaşi. şehvet içerisinde can verirsin. bakışları beyaz göğsün vakfı gibidir...... tellâk ona bir kerecik olsun gülümsemez. gönlü de temiz...... Boyları gıpta edilecek gibi uzun.... Ne gerek bana Moğol oğlanı... Çocukları kuvvetsiz. Bilmem ki şairler Tatar'ın gözünü niçin medhedip durmuşlar? Hem tavırları nazik değil.. Bu onun soyundan geliyor.. BOŞNAK: Dilberleri gerçi çoktur ama aşığın kucağına hiç oturmazlar. cana ve gönüle ateşler bırakır o ay parçası.... Sesleri nazik ve gevrek...... Kılları samur gibi. TATAR: Çehreleri çirkin. hepsi köse. şuh edalıdır hepsi. Kıllar Ermeni'de daha beşikteyken biter.. gamı göğsümde göbek taşı. kırmızı yüzlüleri. belki de anasının karnındayken çıkar... her kılı bir eşek lâlesi. Çıplak geldiği zaman... Göğüsleri.. sözleri şerbetten lezzetlidir. Güzel ahlâklıdır. anası onun tohumunu muhakkak bir yabancıdan almıştır.. aylar günleri şaşırır.... başı kel olanı neyleyeyim? İşte Yahudi'nin başı kel. burnu yassı.. vücudları da öyle.. Hareketleri anlamlı ve ölçülüdür. Bedeni vahşi görünüyor. . âhır zaman fitnesini andırırlar. en iyi insanı bile yolundan çıkartır.. bacağı kılları az ama şehveti kışkırtmıyor. Bunların tellâkları.. ARNAVUD GÜZELLERİ: Tazeleri çok ama sesleri çirkin.. Ağlayıp inleyen aşıka bir oğul yeter... huyu hem acı hem tatlı.. Karakış için iyi bir güzel.. YAHUDİ GÜZELLERİ: Çehreleri ak olur.. her millete düşman olmuşlar. hem de hiddette sabır bilmiyorlar... Herbiri yeryüzünün mehtabı ama sanma ki kucağa hemen gelir... O kıymetli yüzü hep gülümser. Nazik huylu Serkis.. Hepsi.. Birçok bahaneyle kapıya gelirler. GÜRCÜ GÜZELLERİ: Güzellik ve değer cevheri Gürcüler. o cehennem hamam cennete döner....Yosma yürüyüşlü.. boyu ince uzun. Vücudu nazik.. Hem kavgayı alevlendiriyor...... Yüzlcri her zaman için beyaz.. Galata meyhanelerindeki çocuklar.. Kaşı gönül çeker. Çoğunun başı iri ve kaba. Güzellikte ufukların en şuhu bile olsa.... Çok aşığa kenar süsü olurlar... Musiki onlara Allah vergisidir. Büklüm büklüm saçlarında.. gönül vermiş olanları soyup temizler. Bedeni ve yüzü bembeyaz. gönül kuşu hazineler buluyor. sıcak liflere bedeldir.. inan ki.. Sevgili ona eliyle dokunsun diye yanağı terlemeye başlar.. Kuvvetli tene değdiğinde... Katı gönüllü. vücudlarına uygun değil.. İçki meclisinde dönerlerken.. Göbekleri var........ hem sözleri pek kaba.... Hepsi uzun boylu.. âşığı külhanda ateş ile yatsa bile.. sıcaklığı cana tesir eder. Onlarla gizlice "alışveriş" yapmak mümkündür. ÇİNGENE GÜZELLERİ: Dilberleri hoşça. şah da olsa büyüklük taslamaz. yaşlı gibi duruyor. Böyle adamın olduğu yerde..... Pehlivanı pehlivandan da kuvvetli... en yüksek mertebeye lâyıktır Gürcüler. Saçlarının kıvrımları yanaklarına düştüğünde. Ermeniler'in yumuşaklığına...... Hele kendisini bir sana teslim etti mi. yüzleri esmerdir. Konuşmalarında gizli-saklı ayırdetmiyorlar. enselerinin kalın olmasına dikkat ediyorlar. yüzü ayı andırır. Ay gibiyse de övünmez. Ağzı da. ÇERKEZ GÜZELLERİ: Güzeli hem müstesnadır. yüzü sarı... Tende bir can gibidir. yiğit.

Hep kiliseyle vuslat ederler ama sevgilileri de mumlarını dikerler. onlara bakmayagörsün. Malı vardır ama vuslatta hediyesi çürük çıkar.. hepsi kötü. Saçları ve kaşları gece rengindedir. Hemen yere indirirler gözlerini.. bugünün Türkçesiyle "Kadınlar Kitabı". Bilmediği bir konu. Hepsi denizcidir... Zenanname'den kısa bir seçme yeralıyor..... İstanbul'dan çok uzak ülkelerde yaşayan kadınların geleneklerini. önemleri dolayısıyla... Dinine bağlı..". Gerçi Hristiyandırlar ama. o dönem Osmanlı başkentinin sosyal hayatını gösteren bir ayna gibidir.... Yıllarca elyazması halinde kalan. O adanın dünyada benzeri yoktur. Paşa'yı. "Türkler'in zifafı" ve "Kadınlar hamamı" kısımlarını.: İSPANYOL GÜZELLERİ: İşvenin mucidi.. davranışlarını ve giyim-kuşamlarını.. kadınlar hamamını. çıkar. bu kez o kadınlarını yazmaya çalışır. mahalle baskınını.. aşığının uzayıp giden istekleri gibi uzundur....". İnsana şevk ve zevk veren çehreleri ak olur... FRANSIZ GÜZELLERİ: Afet gibiler ama zevkte beceriksizler. 1838'de İstanbul'da bastırılan "Zenanname"nin ele geçen nüshaları. dünyanın belasıdır İspanya. kitabın nikâha karşı olan ve evlilikle alay eden bölümleri hiddetlendirmiştir. Bu kez de "kadınları" öğrenmeyi arzulamıştır ve Fazıl'a "Yaz!."Ya yazarsın...... "Ben kadınlardan anlamam.. gerçeğe çok yakın biçimde. Siyah beni.. balığı andırırlar... cinsellikle ilgili ilk kitap olması. Daha önce de bahsettik.FELEMENK GÜZELLERİ: Yüzleri bembeyaz... asla "yok" demiyor... Göz. Hubanname artık elden ele dolaşan... fahişeler ve lezbiyenler.. Hubanname bahsinde olduğu gibi.. "Yapma" der. yazamam. gider düşmanlarınla beraber olurum. Denizde. Anadolu halkının gerdeğe girişini. Yahudi gibidir. Fazıl sevgilisinin ayaklarına kapanır. Huyu.. Billur tenli. kopya üstüne kopyası çıkartılan ve şairinin ölümünden 28 yıl sonra... Çaresiz kalan Fazıl kalemi-kâğıdı alır ve Hubanname'de erkeklerini anlattığı milletlerin. Risalenin sonuna da.. Zenanname'nin bir diğer özelliği de. Fazıl'ın aynı "delikanlı" sevgilisi. onlarla hiç ilişkim olmadı.... Yahudi gibi konuşurlar.. İlginç olan taraf. NEMÇE GÜZELLERİ: Ey pazuları gümüşten bir külçe olan güzel!.. namazındaapdestinde olanlar.. mısraları ezbere okunan bir kitap olmuştur. ya da seni terkeder.." diye emreder. Çehreleri sarı. Ama saçının rengi miskin bir perdeye benziyor. Osmanlılar döneminde toplatılan. Asıl metnin ortalarında geçen "İstanbul kadınları" bahsiyle "Anadolu kadınları".. başarıyla sergilemiş olmasıdır. sessiz ve sevgilinin arzusudurlar... Dışişleri Bakanı Mustafa Reşid Paşa'nın emriyle toplanıp imha edilir. simaları da berbat. Boyları uzun... Bahar günleri geçip gider. Nemçe'nin dilberi cihan karıştırıcıdır. . mutedil bir adada yaşarlar. Ama aşağılık olur o millet. beni zora koşma. Aradan bir süre geçer. bir başka kitap ister. İNGİLİZ GÜZELLERİ: Canları karıştırıcı. İstanbul kadınlarını dörde ayırır Fazıl.. Ve ortaya "Zenanname".. Aşağıda. ölçülü boylu ve yaradılıştan tıraşlıdırlar.. Talep edene.. hafif işveliler..... kimselere kavuşma ümidi vermezler. tarihçilerimiz tarafından bugün bile bilenmeyen bir konudur. Zenanname metninin sonuna aldık. milletinin aslı da Avrupalıdır. Moskof cinsine benziyorlar. Söylenenlere bakılırsa. aşırı cinsel ilişkinin ve nikâhın "zararlarını" sözkonusu ettiği manzumeler ekler. Kolları ve boyu.... Günün birinde. güzellikte müstesnadırlar. Ama delikanlı serttir: . yanağına kaskatı bir gönlün sağlamlığı gibi oturmuş.. Özellikle İstanbul kadınları için yazdıkları... Emri niçin sadrazamın veya şeyhülislamın değil de dışişleri bakanının vermiş olduğu ise.

kavuşma gecem. Güzelini. yüzü de güneşi andıran... kadınları anlatmak benim işim değil.. nazik tenimi üzme" dedi. "Hubanname" oğlan gibidir...... İnsan oldukları da belirsizdir. HİNDİ-İ ŞARKİ (Doğu Hindistan) KADINLARI: Yüzleri gözleri siyahtır. Ey söyleyen kalem. ben o vadilerden hiç geçmedim.. Sevgili bu sözümü işitince.. ne de o meydana bir nişan diktim. ben bir gonçeyim....." dedi.. Seni kıyamete kadar anmayacağım.. hepsinde eski bir adettir. naz ve niyaz gidişlidirler. Düşmanlarınla omuz omuza olayım. gamzem hatırına.. Aslında kalbi saftır. Allah sizi ona düşürmesin... Kadehimdeki üzüm suyu için..... benim için bunun gibi bir başka kitap yaz ama kadınları anlat.".. Leyla ve Züleyha düşüncelerini bir yana bırak" dedim. Çatık kaşları.. ACEM KADINLARI: Nedir o eşsiz cazibe... bu "Zenanname" de onun kız kardeşi.ZENANNAME (Kadınlar Kitabı) DER BEYAN-I SEBEB-İ MANZUME (Yazılış sebebinin açıklanması): Kalbimde yer etmiş... "Senin gibi bir ay parçasına dünyanın bütün kadın aşifteleri feda olsun" dedim.. İşte.. şanımıza utanç verir.. Yüzleri âhımın ateşi. Surete bakma. Sana bütün âlem "mehpâre" derken şimdi "zanpara" denmesi lâyık mı? Biz şairiz... onlarla birleşmeyi arzulamaz. "Ey şuh.... Batakçılıktan da nefret ederim. SUDAN KADINLARI: Özelliklerini anlatmayalım. sana bol bol kafiye gözüktü yine!.... Hepsi gece yüzlü olur.. "Bundan sonra sana ayrılık vereyim de gör!.... Gece rengi teni baştan aşağı abanozdur. Kimi şair..."..". Hoş edalı.. kimi de ressamdır. Bu sözleri işitince aydınlandım ve sevgilinin emrine bağlandım. "İki gözüm.. terlediği zaman yüzümün suyu için..... en makbul saatim hürmetine lütfet. Onları arzulayanlara sanmayın ki Bağdat uzak olur. Sübhanallah! Ama sözüm yok. çünki çok soğukturlar. "Seni ağlatmak ahdim olsun... "Gül bahçemin gülünü soldurma. vücudlarının kıvrımıdır. BAĞDAD KADINLARI: Ey huyu ay gibi olan. benim hatırım için bu işte yorul.. "Ama güzelim. başla söze. çirkinini iyisini.. Başka bir emrin varsa can ve baş üstüne ama bu işten affet beni. "Aziz Allah. Ben bu bağın armudu değilim. Buruşuk çehreli çirkin avratlar. zevkinden kat kat oldu. ahlâka bak. geceyi tarif etmeye ne gerek var?..... O kızıl yüzlü kızılbaş kız. gönül kıran belâlı sevgilim birgün evime geldi. "Onları bu duacından sorma.. adını da "Zenanname" koy. . Bağdad kadınları esmerdir. benden kadınların işini sorma.. Şiirlerim her ne kadar karnıyarık ise de. kötüsünü yaz. O bağa ne fidan. Böyle çirkin bakire kızları seyredersen "sanki iki yüz yaşına girmiş" dersin. kocakarıların hallerini andırır... Eteklerini kısa yapmak.... kimi söz ustası. sanki cismine abanoz karıştırılmış gibidir.. yanakları da siyah deniz gibidir. benim çamurum bu... Merdiven.. Sır gibi. yanakları parlaktır ama zevk ve safadan yoksundurlar...." Sevgili. Duvarlara asılı resim gibidirler... Nefis.. sana bir hafta süre. nedir o yanakların üzerindeki gözler... Her ne kadar senin alışkanlıklarına ters gelse de. sonra resimlerini çiz. beni sana düşmanlarınla diz dize göstermesin. Önce özelliklerini söyle. şu ham armudu bana yutturma...."O beden sanki geceden meydana . "Senden birşey istemeye geldim" dedi. Zühre yıldızının huyuna gıpta eden güzel!.. bu sevdadan vazgeç. bana çok tatlı geldi.. gazap dolu bir bakış fırlattı bana. Hubannamen. İşte. Beni hasretle gönderme ve hemen söze başla.." dedi. hoş hareketli. Serhoşu andıran gözleri badem şeklindedir. Fahişelerin divanımıza girmesi. inlemelerine kulak vermeyeyim de anla. hoş seslidirler.. Evine bir daha ancak bu kitap bittiğinde geleceğim. Şimdi. ağlamalarına....

.... Her kadın ölü kefeninden farkı olmayan sade bir kumaş örtünür. Ama kadını çirkin suratlı. Mısır'da mübarekdirler. Kadın ve cariyelerin hepsinin suratı çirkindir. serhoş gibi gamze?. kimi şaşıdır.. kırmızı ile karışık esmerdir... arşın burada. Havası gayet güzel olduğu için... Ayağı yerle beraber sürünür. o gönül götüren salınış?. bedenleri yıkılmış. Bundan dolayı evlâtlarının kimi çarpık. hepsi beyaz bornozlu ve feslidir.gelmiş.. kötü mayaları çoktur.... Naz ve edası cana can katar. RUM KADINLARI: Nedir o dilinin ortasındaki incelik?... bütün dilberler ona tutkundur.. atın ayağındaki bağ gibidir. ŞAM KADINLARI: Aşifteleri gayesizdir. o temayül. Bu durum.. Dilberlerin vücudları güzeldir.. cebindeki torbası da..... O şaşkınlık. avratı ve oğlanı bol. yani Halep gibi aktır... renkleri de farklıdır. Sendeki bu güzellik o diyara bir kez bile gitse. fukarası bile dört kadın alıyor.. kimi de dehşetle secde ederdi.. YAHUDİ KADINLARI: Bütün kadınları kendisini bize vermiş. ister yüksek sınıftan gelsinler..... Ama acayip bir kanunları var.... İSPANYA KADINLARI: Hepsi seçkindir. Doğrusu.... FAS KADINLARI: Magrib'in kadınları kötü huyludur.... Gerçi Mekke'nin kadınları güzeldir. Adalar kızlarına bir bakış at.. karanlık içinde kpyu bir gölge gibi çünki.... Ey sevgili!.. çirkin yüzlüdürler.. Nedir o naz. şehla gibi görünür ama dikkatle bakarsan köre benzerler.. dünya sazının velvelesidir..... kimi sana candan köle olur. Tenleri gümüş gibidir. temiz olmayan teni beyaz fakat kar helvasına benziyor... ey ciğer yakan zamanın Züleyha'sı. O gerdan sanki tulumdan süzülmüş... Güzelliklerinin parıltısı cihanın aydınlığıdır. Öyle bir gümüş ki. BAHR-I SEFİD (Akdeniz) KADINLARI: Ey yüzündeki siyah benle Akdeniz'e vali olmuş güzel. Nedir o cümbüş... et rengi nokta olmazsa hoştur.. baldırı da görünür.. Mısır'ın konuşması hakikaten güzeldir. Onlara "yanlışlığın kızı" derler. o gönül çeken dil... köleleri güzeldir. CEZAYİR KADINLARI: Kadınları hoşcadır... Mısır kadınlarının yürüyüşü.. boyları ince ve uzundur.. Halep oradaysa.. baştan aşağı süslüdür. Ayağındaki gümüş halka. uzun boylu ve doludur ama boştur. Saf renkli hoş dilberler.. Burnunda asılı halka çok güzel görünür. soluk çehreli..... sevgiliye .. Zayıf cüsseli..... Gözleri mahmur. o eda. MISIR KADINLARI: Dinle ey devrin Mısır'ının Yusuf'u. tatsız... Kıbrıs'ın kadınları çirkin. tenleri nâzende değil.. yaratılışından gelir.. İnsanı baştan çıkaran. güzelliğinin kâbesine kul olmuş güzel. çirkin dilli. bozgun görünüşlüdürler. kadını güzel olur. HİCAZ KADINLARI: Ey hali kara sevda ve ayrılık olan.... İster halktan.... Yanaklarının rengi kırmızı. Ne yazık ki saçını anlatamam.. etkili ses onlara bir ihsandır.. seğirtip yürümenin bir ihsanıdır. Esmer tenlerinin rengi. Kadınları bir-iki çeşittir. o konuşma ona mahsus. onunla para bile basılabilir. HABEŞ KADINLARI: Kızları nâzende olur. Karınları su dolu sanırsın. hep o başı üzerindeki altın tacıdır... çirkin hareketli.... O tarafa bir git..... HALEP KADINLARI: Yüzleri hoştur... kuzgun duruşlu. her biri mehtap gibi berraktır. hepsi temiz ve hoş edalıdır... YEMEN KADINLARI: Hepsi hasta. Hepsinin dudağı mavidir. o ses ona mahkûm.

Boyları gönül alıcı olmaz.. LEH (Polonya) KADINLARI: Müstesna olurlar. EFRENCİYAN (Frenk. Çerkezler Gürcü'den daha süslüdür ama Gürcüler'in cazibesi daha fazladır. birbirine uygun endam.. Hepsi. Aralarında çok dilber olanları da çıkar. Hepsini anlatmaya kalksam... Teni çirkin..... Gönül kara.. Takdire ne kadar lâyık iseler...... vücuduyla elbisesi çirkin. aşıklarının gönlünü yakana kadar yerlerde sürünür... o derece huysuzdurlar.. RUMELİ KADINLARI: Huri gibidirler.. asılları Arapmış.. hangisi ötekinden daha çirkin... ÇİNGENE KADINLARI: Çingene kadınının yüzü kara... çekicilikleri yoktur.. bir-iki bin kocaya sahip fahişeler.. Aslı Yahudilerden gelmiyorsa. Bazı cariyeleri süslü ama kadınları baştan aşağı birbirine benziyor. kalbin gözüyle bakılır. sadece edalı yürüyüşleri kalmış. âzalarının şekli çirkindir.... çehre kara. maymun suratlılar. vücud kara. içlerinde güzelleri de var.. O gümüş ten. uzun boyları hoştur. kimsenin hatırını kırmazlar. kadınlarının hepsi de aşiftedir. İçlerinde seçkin.... Ama hepsi çirkin değil. Sarı yüzlü.... TATAR KADINLARI: Aslında anlatılmaya lâyık değiller...... süslü bir gonca gibi olanları vardır.. küçük bir hataya bile tırnak vermezler. o edep.. Yakaları. Kadını ve oğlanı birbirinden beterdir.. onda sevgili için gümüş yok.. o temiz vücud naziktir. vücudları çirkindir. nedir o mukaddes yaratılış. o fakirin iki dünyası da kara.. Kadın ve erkekleri merhametlidir..lâzım böylesi. elbiseleri bile türlü türlü süsler içerisindedir... O garip yaratılış.. Nedir o çekici hoş aydınlık. Hırvat karısına da bakma zira oğlanı ne kadar dilberse. o gül dudaklı çehre.. söz uzar gider. söyledikçe o nazlı ağız. Bazı tarih kitaplarında yazıldığına göre. Nedir o cömertlik. mavi gözlü. Üç kat gökte saadet kulesidirler.. sohbeti tatsız.. MİLEL-Î MUHTELİFE (Çeşidi milletlerin) KADINLARI: Boğdan kadınları çirkin suratlıdır... Âah yürüdükçe o nazlı bel. İstanbul'dakilere benzerler.. o bağlılık. Süsün esası onlarda gizlidir. kadını o kadar kötü.. ARNAVUD KADINLARI: Güzel yüzlü. İyi huylu isen. oğlanları da çirkin... ERMENİ KADINLARI: Hepsi kötü tavırlı. o müstesna yanak?. BOŞNAK KADINLARI: Kadınlarının huyu vahşidir. Avrupalı kadınlar): Güzellikleri hoştur. Koynuna Bulgar'ı alma... Onlara nazar ayağıyla çıkılır.. ÇERKEZ KADINLARI: Kızları ay yüzlü olur. aşık onda her aradığını bulur...... konuşması ve tavrı kötü. GÜRCÜ KADINLARI: Yüzleri ay gibidir. Bağlılıkları güzel. süslü tavırlı değildir. Yüzleri hep safran gibidir.. onlara tuzak da kurulmaz... dili de soğuk yılan. . saf tenleri gümüş külçesi gibidir. Kadınları nasıl çirkinse... Kiminin vücudu beyaz kar gibi. RUS KADINLARI: Bu millerin kadınlarının hepsi çirkin olur. cinslerine mahsus. Cadı yüzlü.. Yer yer güzelleri çıksa da. Hiddet. Ama sana teslim olmazlar.. Artık bilmem... FELEMENK (Hollanda) KADINLARI: Yürüyüşleri hoş... velhâsıl o ülkenin kadınlarında güzellik bulunmaz. uğursuzlar.. nedir o ağız. bu milletin huylarına üstün gelmiştir.

gider. Allah mübarek etsin.. oğlan ve kadınlar hazinesidir... Yeni dünya kadınları çirkin suratlı...... kafese hapsedilmiş papağandırlar.. hamama gittiklerinde ... samur saçlı.... Güzelliklerini böyle süslediklerinde ava niyet ederler.. İSTANBUL KADINLARININ İKİNCİ BÖLÜĞÜ: Bir bölüğü de. dağın tepesindeki ağaç gibi. içlerinde en beterleri onlardır. Her tarafı alaca-bulaca olur. rengi gonçedendir. şeytan da onu parmaklar... Nadide yürüyüş ona çok yakışır. ne hayvanlık.. Burada doğanların teni penbe..... Hele bir bölükleri vardır ki. güzelliği ciğer yakıcı değil.. bir-iki fırkaya ayrılmışlardır. naz içerisinde yürürler.." diye bağırır.. şivesi olmayan bir avrata akıllı kişi nasıl meyletsin? Ama birisi çıkar da o surata meylederse. yüzleri yumuşak. hoş sözlü ve süzgün gözlüdürler.. Suratsızdırlar. ne nadanlık... çaresiz gelini soyup üzerine türlü türlü boya sürerler.. mahşerde bile görünmezler. değilse gel seninle alışveriş edelim ama önce ölçünü çıkart" derler. Sonra şivesi de gönül delmiyor. Her biri mutlu birer Meryem'e benzer ve sanki Hazreti Rabia'nın ikincisidirler. Güzelliği. Suratlarına ıtırşahiler sürer. Bu sözler.. ZİFAF-I ETRÂK (Türklerin gerdeği): Birbirinden beter nice adetleri var. gümüşler arasına sıkışmış yakut gibidirler.. yüzlerini güneş bile görmemiştir... Onların hepsini anlatalım ve iyilerle kötüler birbirlerinden ayrılarak anlaşılsın.. dünya onu taklid etmeye çalışır.... Eflatunî feraceleri insanın aklını şaşırtır.. Ama cimayı çok arzu ederler.. Zavallı.. Gözleri sürmeli. süse ve süs eşyasına meyleder.. billur tenlidirler ama kadınlar zümresinin de cadısıdırlar. zevk ehli için kâfi. ölür.. evine götürür. Allah bu şehre güzel huy ve güzellik vermiştir. hasta imişcesine. Alınlarındaki saça sabah rüzgârı hiç değmemiş.. ayağını bağlayıp meydanın ortasına koyar. kendi cinsinden olanlar arasında şüphe doğar.. "Çobaniko" oyununa çıkan adama öner. Zaten çoğu çok yaşamaz.. İSTANBUL KADINLARININ ÜÇÜNCÜ BÖLÜĞÜ: Bunlar çarşılarda dolaşan.. Kadının kınalı parmaklarını gördükçe. Çaresiz kuş "gak" deyecek olsa.... hoş edalı.. Kuşa eziyet üstüne eziyet eder. Ey erbabı.. Kocası yoktur. dışarıdan bakınca perde ehli görünenlerdir. Çeşit çeşit süslü elbiseler giyerler. İşinin peşinde koşmakta. İSTANBUL KADINLARI: Ey naz ülkesini süsleyip naz beşiğini okşayan sevgili!.. İngilizin kadını hoş yüzlü..... aşifte ve iş üzerindeki kadınlardır..... karşılarındaki ay parçasına dokunur ve her söz artık birer günah olur. şevhet onlarda galip gelmiştir. Hepsi temiz huyludur.. Derken kadın onu avlar. İstanbul cihanın yüzünün parlaklığıdır.. Şifalar veren bu sözlerim...... kaşlarına rastık çekerler. Namus ve vakar sahibidirler. naz ve şive ile oraya giderler. Böyle birbirinden beter nice adetleri vardır ama onları anlatmak bana düşmez... İNGİLİZ KADINLARI: Ey siyah beni Hindistan olan güzel!.... Şişede saklanan gonca... ANADOLU KADINLARI: Bunlar.. "Malın kötüyse bana hiç gösterme.. Sevdikleri hangi dükkandaysa. İSTANBUL KADINLARININ BİRİNCİ BÖLÜĞÜ: Bunlar perde ehlidir. gece-gündüz evlerinde otururlar. aşiftedirler. hayvana benzer avratlardır. Dudaklarından bülbül sesi çıkar. Namuslu gibi gezerlerse de. Sanki kuş dile gelecektir.. Halini anlamak için "Bana uygun malın var mı?" diye sorarlar....NEMÇE KADINLARI: Naz kutusu. çünki gecenin yarısında dükkânına gitmiştir.. Sonra gelini alıp gerdek odasına sokarlar.. Sağdıcın elinde bir karga vardır. hepsi birden "Allah Hak!. Öncellikle. düzenbaz karısının ne ettiğini bilmemektedir. sanki mahşer gününün şirretidirler.. Sanki mücevherli birer servidirler.. hoş yürüyüşlüdür. çarşıyı dükkân dükkân dolaşırlar..... Kargayı... YENİ DÜNYA (Amerika) KADINLARI: Ey ümid bağında yürüyen ve işve bahçesinde yeni dünya gibi olan güzel!.... Bu şehirde kadınlar.. Arkalarında bir-iki cariye yürür.. Ayakları birbirine bağlı gibi.

anber içindeki mercanın şahını andırır. bu işin bu kadınlar arasında niçin yayıldığını düşündüm ve anladım: Galiba zekerin her çeşidini görüp birbirlerine aşık oldular. Hanımlar köşelere oturur... Bu garip işi de gayretli bazı kadınlar ortaya koydu. Âaah göğsündeki o turuncu memeleri.. ilim-irfan sahibi kadınlardır..... Koltuklarında sırmalı bohçalarıyla gelişleri âşığın gönlünde bir ukde olmaz mı? Önce perdeyi yüz parça eder. Hamam hususunda öyle güçlüdürler ki.. birbirlerine "Bre çingene kılıklı cadı. Kadınlara kötü bir hediye bu.. merhaba!. ne terbiyesizlikler eder... Birbirlerine gönül verip aşık olurlar. Ayak altına hiç bakmadın bile. hoş edalı hanım. Yine de güzel bir oğlan görünce canları onun güzelliğine elbette meylediyor.. al çakşırlı kadın tellâklar. Bu nazlardan sonra. temiz bedenli natırlar.. Her biri... Onu rezil ederler. diğer davranışlara göre kötünün iyisi sayılıyor.. kimisi de gebe. işe girişirler. Kadınlar hamamının hikâyesini dinle. Sana "Gülpembe" diyen yalvarış ehli. zekeri (erkeğin cinsel organını) taklid ederek yapılmış bir alettir. o ay... Biri . sevgilisi için canlar verir. "Bu şiş... Gömleğini işveyle çıkartınca... Adın "Öd ağacı" ise a canım. eski harflerden ve aruz vezninden yararlanarak... şerbetleri kapışırlar. karnına ne kadar yakışmış. eyvâââh!..... a hercai bakışlı canım!. yoksa beni yarınlara mı bıraktın.. Böyleleri huri veya melek bile olsalar.... İşte o bilmece: "Nazı bıktırdı beni dildarın" (Fazıl burada." derler... Ama hamamdaki kadınların çoğu dehşet verici bir haldedir.. güzelim. Gelen turşuları. Çıplak vücudu ışık kıt'ası gibidir..... seçkin sözlerle birbirlerine naz ve niyaz ederler: "Nazeninim.... O zümre hamamda ne edepsizlikler. bana da "Naz ışığı" diyor. Allah kadın düşkünlerine sabır ve takat versin. gözümün nuru.... Kurnada aksi görünür.. gizlediği nesneyi ortaya çıkartır." KADINLAR HAMAMI HİKÂYESİ: Ey kadınlarla ilgili haberleri arzulayan!.. toplanmış gülüm.... Sudaki kınalı parmakları... sanki güneş deniz üzerinde bir daire şeklinde belirmiştir. Bizi duvarlara mı vurdun? İpliğimiz pazara mı çıktı?... Siyah saçları bütün cismini kaplar.. memeler tâ bir tarafına kadar sarkarken ne yapayım? Gelenler içerisinde hamile olanları da vardır. tarlamda havuç bile olamazsın.. ben senin bülbülünüm.... Nazlı servim.... Ey inci tanem. Memeleri yerle beraber sürünür. İrfan sahiplerine sapa o yollar.. şamata üstüne şamata yaparlar. seni gidi fışkıcı sürtük orospu!.... karanlık gece içerisinde kalır. İSTANBUL KADINLARININ DÖRDÜNCÜ BÖLÜĞÜ: Ey sevgili. Hileleri. Aletin adını yazamam ama bir bilmeceyle söyleyebilirim. Evim seni. meyveleri. Ben. "yapay erkeklik organı" demek olan "zıbık" kelimesini şifreyle veriyor).. günün doğuşundan akşama kadar içeride otururlar.. Her biri eda ilminin ustasıdır. benim adımı da "Sabah rüzgârı" yapıyorlar.... başkasına dönüp bakmaz bile."... Böylesine ilişkiler artık pek çok oluyorsa da. Zaten kimisi haize (kanamalı)...kızlıklarını yeniden bulacaklarmış gibi çeşit çeşit ilâç taşırlar. Sanki bir parçası örtülüdür.. Ayağıma papuç bile yapmam seni... Seni "Gül gonca" diye çağırıyorlarsa. birbirleriyle geçip gitsinler ve Allah onları birbirlerine bağışlasın.. sonra hamama tellâk olurlar..... gönül eğlencem.... o ayak üzerinde gezen billurlar.. kimi bin türlü oyun gösterir.... Ey gül goncam. ilişki vaktinde bile hile yaparlar.... Nerde kaldın a ömrümün varı?.. güzellik bağındaki cimcimeleri. âââh.. hoş ayağını gözler.. Ey iki pazusu da gümüş külçeden sevgilim. Ama peştemalı o kadar ince kumaştan yapılmıştır ki. "sevici zümresi" denilen yeni bir bölük çıktı ortaya.. O fahişelerin bakışları ne zaman karşılaşsa. nazik. Kimi sabundan kandiller uçurur." derler. birbirleriyle geçinip gidiyorlar.. Erkeğe doymuşlardı ama dilberden bıkmamışlardı.. Edalarla. Koy. benimki de "Ateşli Hanım". Ah o saçlarını tarayanların konuşmaları. eski zaman kadınları arasında olmayan. Bu yola girenler temiz huylu.. bedeni hamama ışık verir.

. natırlar "Maşaallah" derler. baş başa. Figanlar.. kavga çıkar. Görünüşü. YASEMİN artık dikenlendi.. güzellik de bir kuş gibiymiş. düzyazı şeklinde ve kısaca yer alıyor. babası da Hırvat'tır... Tertemiz bir vücudu... deli bir kurt o.".... Ermeni. Cariyeler elbiselerini tutar... Fazıl'dan hakemlik etmesini ve bu konuda bir kitap yazmasını isterler... içeride dülger çalışıyor zannedilir. Sonuçta. Kimisi beydir. Bin işve ve nazla. Çenginame'de adları geçen oyuncularla ilgili bölümlerden bazıları.. çengiler. zina erbabı ve livata meraklıları orada toplanır."... Sanki düğün var sanırsın.. onu oğlancığa çevirir.. Çingeneler. pula değer vermez. Öteki "Ey burun nezlesi!.. arbedeler. Çengilerin isimlerini.. bir başka çengiyi medhetmekte.... ötekiler de havluyu kapmaya çalışır. ". Oturur ve Rum.. Kıllarını cımbızla alırken de bir hayli emek sarfeder.... Aşığın burnuna bile girse... yiğitçe yürüyüşünün dünyada bir benzeri daha yoktur.. kimisi paşadır. Fahişeleri ortada toplanır. Kimisi tasla soğuk su serperken. bin dertle giyerler. Tavırları nazik. kimisi "Arsız fahişe..".. tosun.. O edasının.. Şimdi yüzüne sinekler üşüştü. Hepsi yiğit yürüyüşlüdür.. "Şak. BÜYÜK AFET denilen güzel YORGAKİ'nin temiz vücudu gümüşe benzer. Dikenden çıkmış gibi olan o zatın anası da. Nedir bu edalar.. Sanki tabakhaneye girmiştir. Şair böylesine isteklere önceden zaten alışıktır. Tilki gibi. galiyeler... yürüyüşleri ağırdır. Sonra hamamdan hasta gibi çıkarlar. Paraya.. kadınlar hamamdan çıkarlar. "Ah. Her biri ay gibidir.... erkeklerin ve erkek sevgililerin konuşulduğu bir toplulukta... gönül hanesinde yurt bırakmadı.liften sahte sakal yapar.. bu riyakârlıklar? Allah yolunda olanlar bunlara kapılır mı?. "Çenginame". "Bize mi bi yordam? Senin de papucun dama atıldı. edalar. bir kıl elek yapılır. hareketleri alemi kendisine bağlar. naz tahtı üzerine kurulmuş İskender'e benzerdi... .. Herkes. Şirin dudaklarına karıncalar düştü. Frenk illeti başında. hoş bir manzarası var... Yağlar. şike mahsulü. birbirlerinin peştemalını kaparlar.. ANDON. Bellerine havluyu takıp zeker taklidi yaparlar... Bir tek zurna eksiktir. iki de rençberi vardır....... Bağ-bahçe sahibidir. eli ağzına uyan bir dilberdi... amberler.. büyük harflerle gösterdik.. Kimisi "Bre külhani" der. RUBİYYE." der...TODORİ elli sekiz yaşında.. Derken. Kâfir PANAYOT beni yağmaladı.. iki bin aşığı vardı. Fahişeler birbirlerine bu şekilde nice söz söylerken.. İki çıplak bir hamama yakışır.. Şair. Seyreyle o kavgayı. Yahudi... Evi zevk ehlinin kerhanesidir. havlularını kâkül haline getirirler.. değer.. "çengi" denilen bu dansçılar üzerine yapılan bir tartışmaya tanık olur. kimisi de suratına ot çarpar. cariyeler el pençe durur.. Hırvat ve Çingene "milletinden" gelme 42 adet erkek dansçıyı şiirle anlattığı "Çingenename"sini kaleme alır.. "Benzin hasretle solsun.... Naz yatağına yatarlar. öd ağacı. ötekiler tel tel koparırlar o sakalı. bayıldım" diye şive ve nazlar.. Yanaklarından kan ve ter damlar.. göklere çıkartmakta ama hangisinin en yakışıklı ve en hünerli olduğu hakkında bir türlü karar verememektedirler. debdebeler ve mücevherler içerisinde akşama kadar camekânlı bölmede otururlar... Saç saça.. Meğer. Ama bir berberi vardır. Benim dostlarımın hepsi seçkindir.. nergis gözleri kefenlendi ama hâlâ çok müşterisi var.. Aşağıda. Fazıl'ın bir diğer kitabı. Yani "Erkek Dansçılar ' Kitabı". sırma bıyıklı aydır". Deli ormanı gibi kıllı. vücudları kırılmışcasına yürürler. şak" diye çıkan seslerden... tütsü kapları gelir. Yüzünün tüylerinden..... Bellerinden.

.. sesinin benzeri hiçbir yerde yok... arkasına minder koymuş sanırsın... sanki yayılmış bir manda. baştan aşağı cifedir.... Ama bazı meraklıları. üstelik Yahudi.. güzellikte İskender'dir. Teni. sadece adı lâtif. Yürüdüğünde.. Kupkuru bir ağaç gibi. arkası tepsi gibi. VELVELE raksa çıktığında kopan....... böylece yüz bin kocaya sahip olmuş. MEHTÂB. Malını makatına vermiş. Ama insana yakın bir can.. şalvarını çözdüğünde daha da hoş olur. Kocamış iri heriflerden zevk alan hayvanlar. Başı kel ve sevimsiz... Gönül açıcıdır. ALTINTOP'un mabadı.. Beni yıllarca deli etmiş.. postu elden alan bir hayvan.. Güzeller içinde bir bülbül. Öylesine iridir ve raksederken öylesine sesler çıkartır ki. Aslı Yahudi'dir..... Raksı niçin öğrendiğini kimseler anlamaz....... hanlarda gezen bir aşifte.. çok mutaassıb bir çengidir. Ermeni olmaktan başka bir kusuru yok. ona dua ediyor...... halkı deli eder..nün çirkin olduğunu... cevheri tıraş edilmiş elmasa benzer... İki aşığı var.. aşıkların kuşunu kaldırıyor.. çehresi yıkılmış bir ev gibi harab. mum tutmak. KIZ MEHMED.. Hem çehresi. aşıklarına hazırlop. LÂTİF'in.. Cazibede ondan âlâsı bulunmaz.. PANDELİ. Şakıyıp oynayacağına gidip kilisede İncil okusa ya!. onunla göğüs göğüse yatıyor. belâlı heriflere varıcıdır. cazibeli. ikisi de hayvan.. Onun yanında bize düşen. ismi gibi taze bir fidan.. aslında gökten düşmüş. AFİTAB'ın yüzüne bakınca gözler kamaşır.TİLKİ biraz nadan... KARAOĞLAN.. âvârelerin eğlencesi olur.... hem yürüyüşü bir hoştur.... Ama birkaç eşek. Çok kişi. TAZEFİDAN yüzünden. seyredenler arkasında bir ordu saklıyor sanırlar. livata düşkünlerinin de bol bol duasını alır. . ZERNİŞAN. ona "kuzu" derler.. üstelik Yahudi'ye yakışmayacak bir alet taşıdığını söyler.... zelzele.. YENİDÜNYA'nın geldiği yer... çok kişinin hali yaman. ELMASPARE. Esmer. sunduğum badelerin hiçbirini içmemiştir. KANARYA ŞAKİR'e.. g.. Aşıklarını saymakla bitiremezler. başında esenler de kavak yeli..... Sesi. İSTAVRİ'nin alnındaki perçemi ejder gibidir. çingenlerin en güzeli... Çingeneyi andırır bir Ermeni'dir.. Velhasıl. "Karga Şakir" demek lâzım... baykuşa misal.... Çengilerin şahı MISIRLI'nın vücudunun uyumu ve boyu eşsizdir... Sevgilileri göklere çıkartırlar ama. KANARYA.. kubur meraklılarına iyi hitab eder. Saçları turra.. tepeden tırnağa hoş bir tuh. ama felek göğsünde bir hödük yatırır.".. Raksa girip her tarafını oynatmaya başlayınca.. O da bir başka sofudur.... külhandır... TENSUH. O papağan kafese girmez.

kötü şeylerle uğraşırsan. sözlerim ayak altına gitti. Şairler şimdiye kadar baldırdan bahsetmeyi düşünememişler. Sırmalı tozlukları ona öyle bir süs verdi ki.. "Dest-i erbâb-ı sehâ geh uzanur geh kısalur / Kîr-i ashâb-ı safa geh uzanur geh kısalur" diyor Fazıl. topukların elmas parçası olduğunu anlatıyor. havadan bile incinir. üstelik bu işin öncüsünün kendisi olduğunu da biliyor: "Görünürken tenine berk-i semen kare aba Berk-i gülden ona bir câme biçirsem ne kaba Sîm-i hâlîs gibi ol baldırı der kim görse Rahm-i mâderde gümüş mâ'deni var mı acaba? Sâk-i safîsi hevâdan dahî olur muğber Leke bağlar ona yüz sürse eğer bâd-ı sabâ Oldu çakşırlı güğercin gibi tozluklar ile Fitenu'l-halk besâkiyye ve bi'l-kâb-ı sebâ Virdi ziynet ana ol sırmalı tozluk elhâk Dahi def eyledi nezzâre-i çcşmi rukebâ Vasf-ı baldırla ayağ altına gitdi suhenim Medh-i ednâda suhen böyle olur cümle heba Nısf-ı sânîsi o şuhun bize ehl-i gareziz Nısf-ı evvel sana ey âşık-ı dîdâr-ı caba Vasf-ı baldır ile sâhib-kademim ben Fâzıl Hiç bu vâdîde ayaklanmadı evvel udebâ" (O parlak tenine giydiği gümüş yapraklı giysiler bile kapkara bir aba gibi görünürken. kâh kısalır". artık bu konudaki öncelik Fazıl'a ait.... kasidelerle başlıyor.... Baldırları anlatan mısralar döktürüyor...... Baldırı anlatırken. tarih mısraları sıralanıyor...) Bir başka baldır gazelinde.. gazeller peşpeşe geliyor. aşağısı da bana. Baldırları öylesine hassas ki.. milleri birbirine düşürdü. gözler kamaştı ve kimseler baldırlarına bakamaz oldu. sonra şarkılar... hatta baldan bile tatlı" diyor: . ilk bakışta diğer şairlerin divanlarından farksız. lezzetli bir bal.. O bacaklar şeker renginde. Meselâ. O tozlukları ayağına geçirince giyinmiş bir güvercine döndü..... O sevgilinin gümüşe benzeyen baldırlarını görenler şaşkınlığa düşer ve "Ananın rahminde gümüş madeni mi var?" diye sorar. söz böyle heba olur gider. "Cömert kişilerin eli bazan uzar bazan kısalır. ayakların gümüş külçesi.. Ötekiler gibi dualarla. ondan öncekilerde hiç rastlanmayan satırlarla. "baldır" için kaleme aldığı gazeller.. Bugünün Türkçesiyle. halkın içinde kargaşa çıkardı. Fazıl'ın huyuna uyan yepyeni "buluşlarla" karşılaşılıyor.Bir garip gazeller Fazıl Bey'in divanı... "Kıldan eser bile yok.. Ey sevgililerin yüzlerine âşık olan kişi! O gencin belinden yukarısı sana. gül yapraklarından bir giyecek yaptırsam. o da ne kadar kaba düşecek!. hatta sabah rüzgârı onlara değecek olsa leke bırakır. "Ahmed Ağa'nın boyu uzun ama ilişkiye razı olunca uzanıp kısalıyor" dediği de oluyor: "Ahmed Ağa ki anın kameti bâlâ amma Viricek vasla rızâ geh uzanur geh kısalur" Ama divanındaki en garip şiirler. Ama gazellcrin bulunduğu sayfalar şöyle bir çevrildiğinde. zevk ve safa düşkünlerinin âleti de kâh uzar.

. yönetimindeki Klasik Koro'dan. zira bunu yapmaya kalksa. dedirtmezler. .. tüm ciddiyetiyle ve Osmanlıca kelimelerin üzerine basa basa. örneğin Acembuselik makamındaki "murabba beste"si çalınır. icra edilecek eserin anonsunu yapmaktadır: ".". Ancak programın ne yapımcısı.. şöyle azîîîz dinleyiciler: "Gelince hatt-ı mû-anber o meh cemâlimize.. 250 yıl sonra. Küçük Mehmed Ağa ile devam eder ve bu 18. Musikimizin şaheserlerinden olan bu bestenin güftesi."O baldırlarla o cânân-ı zîbâ İki sîmîn ayaklı serv-u bâlâ Ayaklar bir sebîke-i sîm-i hâlîs Topuklar pâre-i elmas güya Kıla külçe-i sîmîn-i kudret Eser yok mûyden sakinde asla Şeker renginde bir lezzetli baldır Şekerden datludur âşıka hâlâ Değil hâlî o sâk-i pâke Fâzıl Siyeh benlerde olmuş ziynet-efzâ" 4. eserin sözlerini yazan şair Şakir Efendi'nin "yersizlikten" doğan sıkıntısını.Şimdiii. Doktooor . Yazıldı mebhas-i sevda. huşu içerisinde yeniden terennüm etmektedir: "Ol gonçe dehen gül gibi güldükçe demâdem Ümmîd-i visale nice sabreylesin âdem Bir bûselicek yer taleb ettim Acemâne Ol meh dedi: "Şakir. ne de koronun şefi. Program. halimizi anlatan kitaba sevda bahisleri yazıldı" demek zorundadır ki. Küçük Mehmed Ağa'nın Evcara Beste'sini dinleyeceksiniz. Klasik koro.. ekran başındaki milyonlarca kişinin gözünün içine baka baka "O ay yüzlü sevgilimizin sakalları çıkmaya başlayınca.. yüzyıl bestecisinin bir başka eseri... kitâb-ı hâlimize. B Ö L Ü M ŞARKILARDA EROTİZM: SAKAL BESTELERİ TV'deki sunucu. musikimizin bu "şaheseri"nin ağdalı Osmanlıcayla olan sözlerini günümüz Türkçesiyle veremez. ne sunucusu. Veremez. be tu câ nîst ki dârem".

bazan bizzat bestecisi tarafından yazılmış veya yazdırılmıştır. Başka bir deyimle "şarkı". "beste". buluşlar ve ifade biçimi. o ay yüzlünün cevabı 'Şakir. Padişaha "Mansur ede Allah şehinşâh-ı zemânı / Ram eyleye fermanına ser cümle cihanı" şeklinde medhiyeler düzen şairlerin yaptığının aynını. kavramlar. Güfteler incelendiğinde. müziğe "güfte" olarak yansır.Sunucunun "mecburiyetten" açıklayamadığı güftede Şakir Efendi. Konu. anlayış. Osmanlılar'da müzik. "semai". İleriki sayfalarda daha geniş şekilde bahsedeceğimiz 17. En ünlü şairlerin en güzel ve en tanınmış dizeleri sıradan bir bestede güfte olarak kullanılabildiği gibi. Ancak. daima ikinci planda kalmıştır. melodi daima öncelik taşır. ezgileri gelir. Klasik Türk Müziği'nde güfteler. müzikte sürekli olarak mevcuttur.na çakmak çakayım . bazan hiçbir edebî değer taşımayan şiirlerden alınmış olabilir. denilince. sana vereceğim ama yer yok' oldu" demektedir. bestecilerin bunları genellikle rastlantı sonucu seçtikleri anlaşılır. mesela Sadullah Ağa. vs. akla sözkonusu eserlerin sözleri değil. müziğin başyapıtları sayılan kimi bestelerin sözleri. edebiyatta olduğu gibi müzikte de ana temayı oluşturur. Edebiyatta olan herşey. melodidir. Kara İsmail Ağa'da (ölümü: 18.b numaralı varağında yeralan "Sultan İbrahim'in Huzurunda Oynanan Raks" başlıklı şiir. "Sinede bir lâhza aram eyle gel canım gibi / Geçme ey rûh-ı revân ömr-ü şitâbânım gibi" diyen Nedim'in duygusu. Mesela bir rakkase veya köçeği konu alan şarkıların sözleri. rastlantısal değildir. İranlı olduğu anlaşılan sevgilisine "O gonca ağızlı güzel sevgili bir gül gibi sürekli olarak güldükçe. "Ey şehinşâh-ı cihan-ârây-ı nev tarz-ı usul Nevbe nev âsâr-ı lütfün hayret-efzây-i ukûl Taht-ı âlî baht-ı şâhî buldu zâtınla şeref Hep bula ömr-ü fırâvân ile dilhâhın husul" örneğindeki gibi terennüm ederler. Ezginin altına nasıl bir söz yerleştirilirse yerleştirilsin. insanoğlu onunla yatma arzusunda nasıl sabretsin? Acemler gibi sadece bir öpüşlük yer istedim. bu kuralın dışındadır. Özellikle. Dolayısıyla. edebiyatın aynası gibidir. yer yer de yakası açılmadık ifadeler. Sevgiliye kavuşamamaktan doğan duygusal hal. yüzyıl başları) "Dolanam şem'ine pervane gibi / Olurum yoluna dîvâne gibi" sözleriyle. kuşkusuz. teknik sanatlar. yüzyıldan kalma bir yazma olan "Mecmua-i Saz-u Söz"ün 30. besteciler. Önemli olan. bu tür güftelere örnektir. normal ilişkiden erkek sevgili öğesine kadar.. Akılda kalan ezgidir. "Saçbağı" adındaki bir dansçıdır: Saçbağı takar saçına Gider sarayın içine Güzel sevenin suçu ne Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Sen bağçelerde gezersin Benden iltifat sezersin Başına güller dizersin Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Kaldır eteğine bakayım A. Arayarak bulunmuş. ezgi halinde dökülür. "kasten" ve isteyerek yapılmış besteler ise.

Başına sünbül sokayım Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Kuyumcu düzer getirir Alıp kadınlar götürür Kıçın üstünde oturur Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Ay benim kargı kamışım Taze turfanda yemişim Sarı altında (?) gümüşüm Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Saçbağı sen??? Kızların dünbeleğin ohşarsın Alemi seyran kılarsın Saçbağı devran senindir Senindir nazlını senindir Alemde devran senindir Yeniçerilerin ağası Önünde gider yayası Kırk bin kulların ağası Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Üsküdar'dan gelir kayık Sultan İbrahim'e lâyık Kimi serhoş kimi ayık Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Sen gezersin hecin gibi Taracığın macun gibi Bir çifte güğercin gibi Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Sen gezersin ferde ferde Seni uğratdılar derde Zülfün bulunduğu yerde Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir .

. Örneğin Üçüncü Selim. Şarkılardaki cinsellik.. Kime ait olduğu bilinmeyen eski bir Hüzzam bestede. Bu talihsizlik. "Peri yüzlü sevgiliyi ele geçirip. dilber-i mümtâz-ı cihanım diyerek". sarayında besteler yapan padişahından. bir yanımda salınıp yürüyen.. elden ele dolaşan şiirleri ezgilendirmişlerdir.Evlerinin önü bakla Güğercinler kılar takla Al beni koynunda sakla Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Yorganın ucunu basdım Koynuna girmekdir kasdım Güğercin topuklu dostum Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Ancak bu gibi bestelerin musiki literatüründeki yüzdesi gayet az olmuş ve besteciler genelde. Sevgilinin cinsiyeti önemli değildir. sözler ne derece saçma ve değersiz de olsa veya ileri derecede cinsel konuları içerse. klasik müziğimizin gelenekselleşmiş temalarındandır. Yeşilliklerle dolu bahçeleri seyredip de ne yapayım? Gerçi beraber olma uğruna canını verecek olanlara dudağını emdirir ama "Şu canlar bağışlayan dudağını emeyim" demeye mecalim yok... Saraydan kahveye kadar. serviye benzer sevgilim yok. Ama her nedense "gece beraber olma" isteği bir türlü gerçekleşmemiş. Şairin olduğu gibi.. dünyanın en seçkin dilberi" diye istediğimi söyledim" diye seslenir. Bu gece sabaha kadar o gönül alıcı. Hicaz Yürük Semai'sinde anlatır: "N'ideyim sahn-ı çemen seyrini cananım yok Bir yanımda salınır serv-i hırâmanım yok Emdirir gerçi lebin vaslına canlar verene Leb-i can-bahşını emsem demeye canım yok" (Gönül verdiğim. edebiyatta olduğu gibi çeşitli şekillerde belirir.. erkeğin eli hep boş kalmıştır. "Zîver-i sine edip ruh-ı revanim diyerek Emsem ol gönce lebin lâlini canım diyerek Subha dek arz-ı niyaz ettim o fettâne bu şeb Sevdiğim. kendisini acılar içerisinde bırakan zalim bir sevgilisi vardır. Bu "dudak emme" merakı. Padişahın en yakınlarından olan besteci Sadullah Ağa'run sıkıntısı da hükümdarıyla aynıdır. bestecinin de bir türlü söz geçiremediği. Ağa.). İstanbul'un kenar mahalle kahvelerindeki müzisyenine kadar hep aynıdır.. Önceliğin güfteye değil besteye verilmesi. sözleriyle başlayan Pesendide bestesinde "Yürüyen ruhum diyerek göğsümün süsü etsem ve gonca kırmızısı dudaklarını emsem. şarkıların padişah meclisinden evlerdeki özel toplantılara kadar hemen her yerde okunmasını sağlamış ve çekingenliği ortadan kaldırmıştır. fenalıklar yapan sevgiliye "Sevdiğim. hiç bitmeyecekmişcesine içer gibi dudağının cmilişi terennüm edilir: . sevgilisinin dudaklarını emmek isteyip hiçbirşey elde edememesini.

.. günahı benim boynuma: Boynun incinmesin. Arazbar beste). Aşık olunan gençlerin "olgun" çağa gelmeleri için yılların geçmesi gerekmektedir ama yaşı olgunluğa ulaştıkça. Bize yaptıklarını dünya biliyor. karşılığında herşeyini feda edip kendisini parçalayacak hale gelir. ama o şuhu. . aşktan çektiği zulmü ve cefayı bilen de sadece Allah'tır. Buselik Aşiran Beste'sinde. Ama bunu sevdalısına doğrudan doğruya söylemeye utanır ve ezgilerden medet umar: .). hikmetin sorma. olmasın âzürde gerdenin" (Terlemiş gerdanın.. kilise için ilahiler bestelemiş.. Kilise çevresinin bunu nasıl karşıladığı bilinmez ama. "sakalları".. İstanbul'daki Ortodoks kiliselerinde ve Patrikhane'de ilahicilik yapmış.. sevgilinin üç özelliğiyle uğraşıp durmuşlardır: Yaşı. Lale Devri'nin tüm görkemini ezgilerine aksettiren Ebubekir Ağa da. düğmeden yakınır: "Şeyda-ter eyledi beni huy-gerde gerdenin İki yakayı bir yerde görmeye gerdenin Olsun vebali boynuma. yakılır... "Mir Cemil" olarak da bilinen Zaharya (ölümü: 18. başka hususlarında da aşırı bir istek sahibidir. çöz düğmeni. Zaharya. yalvarır. davama kirpiklerin tanık. dil-i şeyda bilir Çektiği cevr-i cefây-ı aşkı bir mevlâ bilir Gamzen inkâr eylesin davama şahittir müjen Ey keman-ebru bize ettiklerin dünya bilir" (Dudaklarını emdir. Bir daha söylemeyeceğim... iki yakayı bir arada görmesin. düğmesini çözmesi için bir türlü ikna edemez: "Her ne dem huban ile bezme o verd-i ter gelir Cümlesinden bana ânın hüsnü bâlâ-ter gelir Germ-i bezm-i şevk olup çözdükçe saki düğmesin Yaka yırtıp sineler çak edecek yerler gelir" (O taze gül bezme diğer güzellerle beraber geldiği zaman.. sebebini sorma. aklını kaybetmiş bir halde olan gönül bilir. -Eviç beste). Rumdur... Türk Müziği'nin en parlak kabul edilen eserlerinin bestecisi. Bir büyük dert: Düğme. güzelliği bana ötekilerden çok daha üstün görünür. Bestecilerimiz. Ebubekir Ağa sevgilisinin sadece gerdanı veya düğmeleri konusunda değil."Dem-i vasim düşürüp ayş-ı demademcesine Lebin emdim o peri çehrenin ademcesine" Dudak emme merakı sadece Türk bestecilerde değil. elbisesinin "düğme"si ve gönül verilen genç bir "hemcins" ise.. yüzyıllar boyunca. sevgilisinin dudağını "ememediğinden" dolayı neler çektiğini yana-yakıla anlatır: "Lâlin emdir. bu arada Türk Müziği'ne de 20'ye yakın eser vermiştir. Ortodoks kilise müziğinin günlük hayatı konu alan eserlere izin vermemesinden olacak. beni sırılsıklam bir mecnun haline getirdi. Zaharya. "dünyevî" arzularını alaturka makamlardan yaptığı bestelerinde ortaya koyar. yüzyılık ilk yarısı). O gerdan.. Besteci yanar. bu defa da elbiselerinin düğmelerini bir türlü çözmezler. Osmanlı müziği yapan Rum ve Ermenilerde de vardır. Mesela..Sadullah Ağa. Şevkten harareti artıp düğmelerini çözdükçe. Gamzen istediği kadar inkâr etsin ama. yaka yırtıp göğüs parçalayacak gibi oluruz. Ey keman kaşlı sevgili!.. Onu. bir dahi söylemem Çöz düğmeni.

Türk Müziği'nde şarkı. arada bir "âh efendim"... cân-ü ten: ruh ve vücud) . aşıklarından bir fayda çıkmadığını anladıkları zaman. gerdenindebenlerle. Suçumu düşünüp utanıyorum. Bazı besteciler ise. öpülmemcden Tereddüt eyleme ey düğme... türkü gibi hafif parçaların dışında kalan ve "büyük formlar" olarak adlandırılan "kâr". sünbül giysularla. "ağır veya yürük semai" gibi beste biçimlerinde. sevgili uygun bir yaşa gelince de hemen yanına koşup arzusunu söyler. dad ile feryad güzeller elinden. ama genellikle isteğini elde edemez. sinede gül memelere hayran olayım.) de. yanağında güllerle. birazdan göreceğiz.tında açıklar. "Gül memeler" terennümü... Büyümesini bekler. bambaşka şeylere de ilgi duyduğunu. bu terennüm ki.. istediklerini terennüm kısmında anlatır: "Karar etmez gönül mürgü bu bağın değme şahında Nihal-i kadd-i dilber gibi bir serv-bülend ister Ah-u vah dilberler elinden."O şuha arz-ı niyaz etmeye şitâb ederim / . Şeyh Hacı Edhem Efendi'nin Karcığar şarkısında olduğu gibi: "Çok zamandır gelmedin ey nevcivanım yanıma Gel bu akşam bir sözüm var gizlice sultanıma Bunca yıldır hasretin kâr etti zira canıma Gel bu akşam bir sözüm var gizlice sultanıma Tıfl iken yaktım bilirsin aşkına cân-ü teni Sen unutmuşsun beni amma unutmam ben seni Darılıp şayet efendim reddedersen de beni Gel bu akşam bir sözüm var gizlice sultanıma" (Tıfl: çocuk....". nedir o geliş. "ye le lel" veya "ten-ni" gibi anlamsız hecelerle ezgiye refakat eder.... yy. gel canım gel. "Gül memeleri öpme iznini" bir türlü alamayan Halifezade Tahir Efendi (18. "beste".. geçen bu uzun sürede bir yandan onu gizlice izler.. "te ne". / Ben ise cürmümü fikreyleyip hicap ederim" (O şuh güzele isteğimi arzetmek için. nedir o reviş. çözül sen memeden".. Çocuklara gönül veren müzisyen sabırlı olmalıdır. Sevgili küçüktür. "yel".. Lâle Devri'nin bu unutulmaz bestecisinin bu kadarla da kalmadığını. vezinli olarak yazılmış asıl güfteden sonra "terennüm" adı verilen bir bölüm gelir. düğmeden medet umarlar. nedir o gülüş. henüz yaşı gelmemiştir. acele içerisindeyim... "gel gel aman". Terennümlerde besteci "ten". Baki'nin bir gazelini Isfahan makamında ağır semai olarak ezgilendiren Zaharya da aynı yolu tutar. köçekçe. "hey canım" benzeri sözler kullanır ve asıl güftede yer almayan isteğini. Eviç ağır semai). bir yandan da özlemini bastırmaya çalışır. Saba ağır semaisinde aynı yolu tutar: ''Bilindi buseye yok yârin izni gül memeden Garez ne âşıka cevretmeden.. Hele bir büyüsün de.

Kıpti.. Artık ne utanmam kaldı. ne de çekinmem).. her ulustan yaşayan vardır ve tabii bunların arasında da aşık olunacak... gece beraber olmamızı bu zamana bırakmış.. (Gönlüm sana.... Ama kader. aşıklarını usandırır... O gamzeli kâfiri Müslüman olacak sanma. Cilveler yine aynıdır ve "bakış oklarıyla". Kara İsmail Ağa'nın Buselik Beste'sinde olduğu gibi canlar alır: "Ne var bu mertebe ey şuh bî-amân olacak Harab-gerde şekib-i mülk-i can olacak Elinde tîr-i nigeh. bu iş için şaraptan faydalanmıştır. Yahudi. "metodunu" açıkça anlatır: "Vardım yanaşıp fülk-i şarap ile suyunca Tâ mest edip ol tıflı Küçüksu'da soyunca Sevdim sarılıp zülfüne ol serv-i hıramın Yattım heves-i vuslat ile boylu boyunca" (O çocuğu Küçüksu'da serhaş edip soyuncaya kadar bir şarap gemisiyle yanına yaklaştım. bir Müslüman'ın canına kastediyor. yani çocuğa aşık olur.) 18. "Kâfirlerle" beraber.. Canlar bağışlayacak tek bir busene bile razıydım'. gençle "vuslata ermek" için hiç beklememiş. yüzyılın şen ve şuh şarkılarının bestecisi Tanburi Mustafa Çavuş ise. daha sen ufacık bir çocukken meylederdi. Zekâî Dede (1825-1897 ise... müptelâ olduğu dilberin milliyetini. Sipihr Ağır Semai'sinde. "daha çoook zaman-var" diyerek bekler.. İmparatorluk başkentinde Rum. canlar yakacak âfetler bulunmaktadır. zamanı gelince de "vuslat bugüne kısmetmiş" deyip yanına koşar ve Hüseyni Ağır Semai'siyle yalvarır: "Ey dil sev ol perî-veşi bu hüsn-ü aniyle Bu idi dilrubası desinler zamaniyle .Halifezade Tahir Efendi de bir "tıfıla"... Ermeni. Ama bu afetler de Müslüman hemcinsleri gibi naz yapar. kasdı bir Müselmâne O gamze kâfirini sanma Müselmân olacak" (Ey şuh! bu derece aman vermez olacak. Saçlarına sarılıp sevdim ve kavuşmanın verdiği hevesle boylu boyunca yattım). Bayati şarkısında söyler: "Bir Rum dilbere oldum müptelâ Keman kaşlı gözleri gayet ela Mislini seyreden varsa sâlî Bir Rum dilber-i mümtaz Yaktı beni o işveyle bu nâz Düşürdü beni ferdaya yârim Kalmadı gönlümde sabr-ı mecalim Etmez kerem nic'olur hâlim . Gönlüm küçücükten sana maildi efendim Bir buse-i can-bahşına kaildi elendim Bu vakte imiş vuslatın olması müyesser" . can mülkünün sabrını harab edecek ne var? Bakış oklarım eline almış.

bî-bedel: eşsiz. yüzün aya benzetilmesinin yanısıra. esmerdir.. nârdinlik: sünbül bahçesi) . -Mehmcd Ağa. Zira TRT.. be meyvelerin genellikle "ham" olmasıdır.. Hristiyan putu. sevgilisinin "bostan içerisindeki turunçlarının hamlığından" yakınanlardandır: "Görüp bostanların bildim kemâlin gül bedenlikte Turunç amma ki bilmem nice bitmiş yâsemenlikte Hayal ettim ki divan içinde berceste mısradır ' Geçerken ol kadd-i bâlâya baktım nârdinlikte" (berceste mısra: divanın en güzel. bir merak içerisindeyiz. hüsn-ü endam: vücud hoğluğu.. Kavramları oldukça zengin olan divan edebiyatında boyun serviye. yy. yüzyıl bestecilerinden Asdik Ağa da. çehresi esmer güzel" (Karcığar şarkı). bu durum sonuçta güftelere de aksetmiştir. Tab'i Mustafa Efendi'dir (ölümü: 18.. kadd-i \bâlâ: uzun boy.Kürdilihicazkâr Ağır Semai) Güfte şairlerinin veya bestecilerin sözlerini kavramlar ardına gizlemelerine rağmen. kirpiklerin oka. Narenciye türünden olan bu meyveler tam olgunlaşmıdığı için. dudaklarının ise şeftali şekerlemesi olduğunu söyler: "Portakal-u turunç iki memesi Lebi şeftalinin şekerlemesi" . ortaları). beli Eviç veya Şehnaz'dan yapılmış bir beste. her zamanki gibi beklemektir: "Kamet-i mevzunu kim bir mısra-i bercestedir Eve ya Şehnaz usulünde miyanı bestedir Biz heman olmayacak endişe-i ham eyleriz ' Meyve-i nârenc-i bustânı henüz nârestedir" (Ölçülü boyu divanın en güzel mısraı. besteciye düşen. çehresi esmer güzel Harf-ı "şın" sığmaz o şîrin diline Hüsn-ü endamı muvafık beline Bağladı gönlümü zülf-i terine Şekli şirin. Rehavi Ağır Semaisinde. zülf-i ter: ıslak saç) Portakal ve turunç. biz henüz gerçekleşemeyecek bir endişe. Şevki Bey sonsuzdan beri onun çehresine taptığı.. söylenmesi en zor olan dizesi. saçlarına bağlandığı haldı. Tanburî Mustafa Çavuş'un eserini 250 yıl sonra millileştirmiş ve "Rum dilber" kısmını "şuh dilber"e çevirivermiştir. sevgilisinin göğüslerinin portakal ve turuncu andırdığını. (büt-i İsa: İsa putu. kadın göğüs-leriylc portakal ve turunç gibi meyveler arasında bağlantı kurulmuş.. dîdar: çehre. Evcara beste) 19. meramını en açık şekilde anlatan tek kişi.Bir Rum dilber-i mümtaz Yaktı beni o işveyle bu nâz" Şarkıyı TV veya radyolarda bu sözlerle dinleyebileceğinizi hiç sanmayın. O şuh şirindir. bu Hristiyan güzeli Şevki'nin "Ş"sini bile söylememiştir: "Bir büt-i İsa ki şûh-i bî-bedel Şekli şirin.. Lirik şarkıları bugün de dillerde dolaşan Şevki Bey (ölümü: 1891) de gönlünü "İsa yolunda bir şuha" kaptırmıştır. Bestecilerimizin derdi. Bostanındaki turunç meyveleri henüz ham. çehresi esmer güzel Taptınr dîdarına gönlüm ezel Şekli şirin.

) Bir değişiklik. o ay yüzlü ile göğüs göğüse olmak istersen.. Irak bestesinde serhoş bir kadın tablosu çizer. yalvarıp yakarırlar. hayal kırıklığı yaşarlar.) Maye şarkısıyla müzik literatürümüze girmiştir: "Püser adın Memiş imiş Gerdanın ham gümüş imiş Aşıkların emmiş imiş Gerdaneden gerdaneye Def-i gam için gezerim Meyhaneden meyhaneye Kirpiklerin elmas imiş Yaresi onulmaz imiş Aşk ateşi miras imiş Cananeden cananeye Def-i gam için gezerim Meyhaneden meyhaneye" Kadınlar için aşk şarkıları yapan besteci. daha önce kadınları konu alan çok sayıda eser vermesine rağmen. bazen de bir Rum delikanlısının kâküllerine takılır. Diyarbakırlı Mahmud Çelebi'nin (17. Kadınlardan çektiklerinin aynını erkeklerden de çekerler. Osmanlı şairleri gibi.Hanende Petraki (18. Bazen bir Rum dilberin perçemine. bazen Tarabya'daki bir mahbubenin ince beline... Klasik Türk Müziği'nde cinsellik sınırının belki de en üst sınırıdır: "Mest olup etmiş giribanın küşade tâ be nâf Vaktidir ol mâh ile olmak dilersen sîne-sâf (Serhoş olup. yani genç bir erkek çocuk da.. kendisini bir "bey"e kaptırınca. aynı tür besteleri bu defa onlar için yapar. Memiş adında bir "püser". Bu güfte. şimdi tam zamanı. dertlerini ezgilerle terennüme çalışırlar: "Bugün bir keyfiyyetim var Ayvaz mey doldur mey doldur Arada bir işretim var Ayvaz mey doldur mey doldur Çocuk sen doldur sen doldur Kır ata bindim bahsile Seni sevdim heves ile Altın yaldızlı tas ile Ayvaz mey doldur mey doldur Çocuk sen doldur sen doldur" (Bestecisi bilinmeyen bir Bayati beste). Örneğin Kara İsmail Ağa. Sevgilisinin erkek olduğunu da. ancak terennümde açıklar: . gönlünü genç bir delikanlıya kaptırıverince. onlar için farketmez. yy. genelde hüsrana uğrarlar. Gönül bu.. bu kez de onun için Hicaz'dan bir Yürük Semai döktürür. bestecileri için durum böyledir.) ise. yakasını gözbeğine kadar açmış. yy. Sevgili erkek veya kadınmış. Nerede karar edeceği belli olmaz.. Ayvaz'ın yanısıra.

pür taravet: tazelik dolu.bir buse ver beyim yanağından. -Acembuselik şarkı) Tanburi Mustafa Çavuş da. saydolmaz: avlanmaz.Civanın perçemi anber saçmakta. perçem-i anber feşan: anber kokusu saçan perçem. sîm şâne: gümüş tarak) Kemanî Ali Ağa (ölümü: 1830'lar) da aynı yoldadır. bir buse ver kiraz dudağından. kucak. gel gel ki bu gönlü şad edem seninle. zülf-i dilâraya dolaştı gönlüm Ederim sineni sîm şâne gibi . gerdanı kâfura benzemekte. aguş: koyun. Tarabyalı bir civana gönül vermiştir ve civandan fesini çıkartıp perçemini göstermesini ister: "Çıkalım sayd-ü şikâre Çatarız belki o yâre Geçmez gönül dilberinden Dokunur zülf-i nigâre Hüsnün gören seni ister Aç fesini perçem göster » Yanıyor âşık-ı biçare Tarabyalı bir civane" . zülf-i dilârâ: gönül okşayan saç.. gel gel ki nesîmi yâd edem seninle. rûy-i mâh: ay gibi yüz. beli güzelliğiyle bakışları çekmektedir: "Düştü gönül bir civana Gelmemiş misli cihana Hâsılı kalmaz bahane Bir nazar kıl zer-nişana Perçem-i anber-feşânâ Dağ tavşanıdır ol dilber Aşıka sayd olmaz ürker Gerdeni kâfura benzer Bir nazar kıl zer-nişana Perçem-i anber-feşânâ Bu meyanın pek güzeldir Almak aguşa muhaldir Hüsn-ü ânı bîbedeldir Bir nazar kıl zer-nişana Perçem-i anber-feşânâ Her sözünde var letafet Doğrusu yosma kıyafet Ruy-i mâhı pür teravet Bir nazar kıl zer-nişana Perçem-i anber-feşânâ (zer-nişan: altın işleme. Bir "civan"a aşık olur. (Şem'ine: ışığına.."Dolanam sem'ine pervane gibi ben senin Olurum yoluna divane gibi ben senin Bendeyim. hüsn-ü ân: onun güzelliği...".

Kûçek şarkı) Köçekler raksediyor. bugün radyolarda her nedense "Aç yüzünü" diye okunuyor. erkek çengi. Osmanlı zamanında müzik eşliğinde rakseden genç erkeklere verilen ad. Rakkaslar bazen rakkaselerle.. sanatını yalnız başına icra eden köçekler daha çok tutulmuş.. onlar için destanlar düzülüp şiirler yazılmış. Sana olan sevgimiz kaybolur sanma.. Güftelerden anlaşıldığına göre. . Güftede geçen "Aç fesini" sözleri. sevdiği gencin güzelliğine herkesin aşık olduğunu söylerken. aralarındaki "hikâyenin". bazen de tek başlarına. Köçek... reftan. mesrur: sevinmiş) . bütün dünya güzelliğine aşık ama benim gönlüm ötekilerden ayrı ve üstün.(sayd-u şikâr: av... ya da sadece bir erkek grubuyla raksediyorlar.. Sadık Ağa. .) Hacı Faik Bey'in (ölümü: 1891) sevdiği delikanlı ise. zira hikâyemiz. reftâr: yürüyüş.. güzelliği kutsal kitaplara kadar geçmiş olan Yusuf Peygamber gibidir: "Ol Yusuf-u sani ki güzeller güzelidir Gül gibi bugün yeryüzünün bîbedelidir Fikretme ki senden ederiz terk-i mahabbet Kim bizde olan mihr-i muhabbet ezelîdir" (Güzellikte Yusuf'tan sonra ikinci ve bugün gül gibi. Mesela Numan Ağa (ölümü: 1834). yani kadın dansçılarla birlikte oynuyor. Büzürk Ağır Semai'sinde. rakkas. eski öykülerden "Azra ve Vamık"a benzediğini anlatır: "Hüsnüne sertaser alem gerçi âşıktır beyim Cümlesinden dil yine mümtazdı faikdir beyim Tâ-be-mahşer yâd olunsak aşk ile biz de n'ola Kıssamız çün kıssa-i Azra vu Vamık'tır beyim" (Beyim. yeryüzünün eşsiz güzeli. sonsuza kadar demam eder. Mahşer gününe kadar aşkla beraber yâdedilsek de bir zararı yok.. Bestelerde erkek sevgiliyle Şark-İslam edebiyatındaki hikayelere konu olan efsanevi güzeller arasında da bir bağ kurulur ve sevilen kişi o güzellere benzetilir. oğlan mı olduğunu ayırdedemediğini söylüyor: "Gönlüm aldı ol meh-i sîmin bilek Tavrı müstesna güzel reftan pek Bir getirmiş böyle mahbubu felek Kız mı oğlan mı bilinmez bir köçek Tavrı. şarkılar bestelenmiş. bizdeki bu sevgi güneşi. Eski hikâyelerden. Köçeklerin oyunları sırasında çalınan müziğin adı da "köçekçe" veya "tavşanca".Bayati şarkı). dur eder: uzaklaştırır. Azra ve Vamık hikâyesi gibi. zülf-i nigâr: sevgilinin saçı. rakseden bir köçeğin kız mı. Arazbarbuselik şarkısında. Bazan "tavşan oğlanı" dendiği de oluyor.. dili mecbur eder gönlü aşık eder.. dili mecbur eder İşvesi dilden kederi dür eder Aşıkı lûtfuyla pek mesrur eder Kız mı oğlan mı bilinmez bir köçek" (sîmin bilek: gümüş bilek.

öpsem Lebin sorma. perçem saçmış Şarkı okur sada ile Gümüş gibi beyaz gerdan Gören âşık olur hayran Niyazım var kuzum âfet Bir buse ver bana ondan" Üçüncü Selim dönemi bestecisi Vardakosta Ahmet Ağa (ölümü: 1794) da. kamer tal'at . öpebilsem Ne âfet. kalem kaşlı Bir nevcivan güzel âfet Semtini bilsem. bestecinin ne demek istediği zaten hemen anlaşılıyor: "Misal-i gonçe-i handan Tebessümle gelir ol can Ne candır âfet-i taban Ne âfet. sineme çeksem Eziyyet etmese. padişahın köçeklerinden Yorgaki için Mahur bir şarkı yapar. yüzyıl İstanbul'unda erkeklerin neredeyse hemen hepsinin gönlünü almış olacak ki. yanıma gels Bir buse verse gönce lebinden Güzel oynar eda ile Yaktı dili sevda ile Fes eğilmiş. âfet-i devrân Görenler tarz-ı civarın Oyunda raks-ı reftârın Feda eyler bütün varın Ne âfet. âfet-i devrân Sanlsam.Asıl adı Yorgaki olan ve "Büyük Afet" diye bilinen Hırvat genci. hilâl kaşı Ayın ondördü kardaşı ~ Bütün dilberlerin başı Ne âfet. sadece Fazıl Bey'in "Çenginame"sine değil. 19. âfet-i devrân Perişan saçları anber Vücudu pek beyaz dilber Dudağı hem sözü şeker Ne âfet. âfet-i devrân Yaşı on beş. Mıskalî'nin şarkısına girmiş: "Sende nedir bu letafet Bu güzellik bu zerafet Sırma saçlı. Türkçeleştirmeye gerek yok. âfet-i devrân Verir âşıklara halet Güzel tavşan.

Onlara göre. Genç erkek çocukları elbette büyüyecek ve sakalları çıkacaktır. etvâr: tavırlar.. Ahu için bir Büzürg şarkı yapar: "Meclise gel reftâr ile Yosma kesim etvâr ile Nazeninim. güzelliğini ortadan kaldırdı ama ben kaşlardayım. o yay çeken sevgilisi seyrediyorum. güftar: söz) Padişahından musahibine kadar sarayda çok kişinin başını döndüren Ahu.. mehrû: ay yüzlü. seyr-i kemankeşteyim dahi. bazısı "sakallarını kes de yanıma gel" diye terennüm eder. halimizi anlatan kitaba sevda bahsi yazıldı).".Adı Yorgaki hem âfet Ne âfet..) Besteciler. böyle sakal üzerine kuruludur: "Gelince hatt-ı muanber o meh cemâlimize Yazıldı mebhas-i sevda kitâb-ı hâlimize. sevdiklerinin çehresine yeni bir görünüm gelmiş ve yakışmıştır: . kimisi de sakalın o sevgiliye bambaşka bir hava verdiğini söyler. Aynı hükümdarın musahiplerinden olan ve şakalarıyla ünlü Said Efendi de. sevdiğinin sakallarının çıkmamasından yakınır: "Hat geldi ruh-ı dilbere nevbet bize düştü" (Sevgilinin yanağına sakal gelince.. Ağa onun için Muhayyerkürdî şarkı besteler: "Reftârı dilcû. bestecilerimizin feryada başlayacakları zaman gelip çatmıştır. Padişah meclisinde bile raksettiği ve İkinci Mahmud'un onun için "Bakınca çeşm-i gazale / Kopar meclisinde nâle" diye başlayan bir şarkı bestelediği söyleniyor. Tab'i Mustafa Efendi de.. perende âhû Rakkas-ı mehrû. İşte şairlerimizin." (Sakal. Gün battı gitti. sînebend: göğüs bağı. 18. dilcû: gönül çeken.. âfet-i devrân Ahu. Müziğimizin en san'atlı parçalarından biri sayılan Küçük Mehmed Ağa'nın Evcara Beste'si de. bize nöbet tutmak düştü. Kimi besteci "sakalları çıktı. sakalın güzelliği bozmasıdır: "Hat zâit etti hüsnünü ben kaştayım dahi Gün battı gitti. sakaldan bazen memnundurlar...... Numan Ağa'yı da "yakmış" olacak ki. işte budur bu Mintanı telli. ah kuzum âhû. güzelliği kayboldu" derken. pek tatlı dilli" reftâr: yürüyüş..) Yahya Nazim Çelebi'nin en seçkin eserlerinden biri olan Bayati Beste'sinde de konu. yüzyıl sonlarının ünlü bir meyhane köçeği. (reftâr: yürüyüş." (O ay yüzlü sevgilimizin sakallan çıkmaya başlayınca.. Rahatülervah Yürük Semai'sinde. hem ince belli Etvârı dilkeş. sinebendim Memnun eyle güftar ile Yalvarayım gel sarayım Sen gelmezsen ben varayım ah.. Ah o sakallar!... etvârı dilli keş: tavırları gönlü çekici).

ruhuna gamze mi çekmiş? Çeşm-i siyehin sürmeleyip nâze mi çekmiş? Nev hat görünür salha-i ruhsâresi cana Mecmua-i hüsne yeni şiraze mi çekmiş" (Kaşına rastık... "Kırılsın gitsin o askerler. başında kâkülün kalsın" der ve sakalın kıllarını birer askere benzeterek. ... sakaldan hoşlanmamaktadır. 18. . Sadık Ağa'ya göre sakal. Rast Ağır Semai'sinin sonunda "Ey sevgili. Yanağının ortasındaki o siyahlığı görenler..yıllarında ölen Kemani Ama Corci ise. yanağına gamze. Saçının altındaki sakallarını görenler. Taşçızade Recep Çelebi (ölümü...Küçük Mehmed Ağa. siyah gözüne de sürme çekip kendisini naza mı salmış? Yüzünde yeni çıkmış sakallar görünüyor. sevgilisin kendini aynada seyretse aksinin feryada geleceğini ve bakışların çokluğunun güzelliğini ayaklar altında ezdiği sırada sakallarının imdada yetiştiğini söyler: "Bakılır mı o şeh-i kişver-i hüsn-âbâde Etse mir'âte nazar aksi gelir feryâde İzdiham-ı nigeh etmişti cemâlin pâmâl Ne güzel geldi mahallinde hattı imdâde" Cerrahpaşa Müezzini Halil Efendi'nin (ölümü. ateş içine düşmüş bir anber parçasıyla karşılaştırıyorlar. Büzürg Ağır Semai). sakalını kes. yüzyılın ilk yarısı) Hicaz faslının en seçkin bestelerinden olan parçası da. ateş içerisindeki bir anber parçasıdır: "Hûbân seninle leyl-ü nehâr istinas eder Hurşidden kamer beli nur iktibas eder Sahn-ı ruhunda hâl-i siyehin gören beyim Âteş içinde pâre-i anber kıyâs eder" (Ayın güneşten ışık alması gibi.. güzeller de gece gündüz seninle beraber gidiyorlar. yüzyılın ilk . İlkbaharla beraber gül mevsimi. Sabazemzeme Beste)."Ebrusuna vesme. 17. sakal üzerinedir. bahar bulutunun gülbahçesi üzerine saldığı gölge sanıyorlar.Mahur Beste). serinde kâkülün dursun Kırılsa leşker-i hat gam değil.. serdâr sağ olsun" . çimenler üzerine hoş olur.. yy sonları) de.. Ebubekir Ağa...) 19... Güzellik mecmuasına şiraze mi çekmiş?. gülümseyen bir gül yaprağına şebnem düşüşü gibidir. onların kumandanı sağolsun" diye seslenir: "Tıraş et hattını cana. Halil Efendi'ye göre sevgilinin sakalı. aynı meraktadır: "Seyret izar-ı yâri hatt-ı müşg-bâr ile Hoşdur çemende mevsim-i gül nevbahâr ile" (Sevgilinin yanağındaki miskler yağdıran sakalları seyret. bahar bulutunun gül bahçesi üzerindeki gölgesidir: "Düşse zülfünden arak ruhsâr-ı canan üstüne Gûyiya şebnem düşer gülberk-i handan üstüne Zîr-i zülfünden görenler hattını ebr-i bahar Saye salmış sandılar sahn-i gülistan üstüne" (O sevgilinin saçlarından yanağına ter damlaması.

Kendi dilinde. ikinci dörtlükte Rum köçeğine "kiriye lesso" sözleriyle ilâhi bir kimlik vermekte ve yanına çağırmakta. medrese talebesi olur veya Tanburi Ali Efendi'nin Hüzzam şarkısındaki gibi genç bir papaz olur: "Tersa güzeli gerdana zünnarını taktı Bir yortu günü geldi gönül deyrini yıktı" (O Hristiyan güzeli.. zünnarını gerdanına takıp bir yortu günü geldi gönül kilisesini yıktı.) Ali Efendi genç papaza öylesine gönül vermiş ki. Rakkas olur. Rum güzeller için. Rumca terkipler de bulunabilir. Besteciler veya güfte şairleri. sevgilinin milliyeti ve cinsiyeti gibi mesleği de önemli değildir. bir gerdanlık gibi sevdiğinin boynuna geçirivermiş.. Bir başka bestesinde..Corci gibi düşünen Rıfat Bey de sakalın gölge yapmamasını. Divan edebiyatında olsun.. sevdiğinin tıraş olmasını ister ve güzelliğine güvenerek yaptıklarının yanında kalmaması için beddualar eder: "Olsun tıraş hatt-ı ruyin saye salmasın Ettiklerin bu hüsn ile yanında kalmasın" (Saba Yürük Semai). güfte içerisindeki bir veya birkaç kelimeyle. Evcara şarkısında ise.. bir yerde yine Rumca seslenmekte: "Gel ey güzeller serveri Feryadım eflâke çıkar Gönlüm cemalin göreli Bir yerde hiç etmez karar Aman aman canım yanako İpsihimu nase fliso" . müzikte olsun. İsmail Dede Efendi'nin. kimbilir hangi şairin Rum köçekler için yazdığı şiirleri Eviç şarkı haline getirmesi gibi: Sevdim bir gonçe-i rana Gerdanı elmastan âlâ Raksediyor gül-i ziba Pupayis elado ey çeşm-i ahu Beni âteşlere saldın Nâr-ı hicranda bıraktın Sarılıp ellerle yattın Bak benim hâlime cana Elado kiriye lesso Galata'da Todoraki Beyoğlu'nda Vasilaki Doldur doldur Panayaki Elado ey çeşm-i ahu" İlk dörtlüğün sonunda Rumca "Nereye gidiyorsun buraya gel" diyen Dede. papazların bellerine sardığı kalın bir sicime benzeyen "zünnar" denilen kuşağı. onlara kendi dillerinden hitap ederler.. Güftelerde bazen.

. Rumca sözler Osmanlıcaya geçirilirken kelimeler anlaşılmaz hale gelmiş olacak. seni öpmek istiyorum. Şamram. ülkemize 19. göz süzme ve eda içerisinde okuyan gayrimüslim kadınları seyretmektir. Sürekli caka satarlar. "Kanto" denilen müzik türü. senin yüzünün güzelliğini gördüğünden beri bir yerde karar etmiyor... Gayet neşeli. o dönem İstanbul bıçkınlarının gönüllerini nasıl hoplattığını hatırlayanlar hâlâ hayatta.. Buselik Aşiran şarkısında. sahneye dekolte elbiselerle çıkan. Rumca'da "Gel oğlum. Anjel ve Ojeni gibi sanatçıların. kanto dinlemeye gidenlerin meramı. yaşlı kadın genç sevgilisine yalvarırken artık dayanamadığını. Gönlüm. Zaten. Kelimenin aslı İtalyanca... şarkıları bin bir işve. sevenlerine yüz vermezler.. Aşık kadınlar ise gözlerinden kanlar akıtmakta. feryadım göklere çıkıyor.. genellikle gayrimüslim kadın sanatçılar tarafından sahnede showlarla okunmuş.). bir Rum dilberine kafiyelerle ezgiler döktürüyor: "Sevdi dil bir muğbece şuh-i şeni Târ-ı zülfü çekti zencîre beni Duzah-ı aşka düşürdü bu teni Ela pedimu matyamu patriko karni" Son mısradaki "Ela pedimu matyamu". Kantolarda sözü edilen civanlar mutlaka çok yakışıklıdır. Başta Direklerarası olmak üzere çeşitli eğlence yerlerinde icra edilen kantoları okuyan Peruz. güftede çoğu kez bir genç konu edilmiş ve bu gence kavuşma arzusu anlatılmış. kıvrak ve oynak ezgilerle bestelenen kantolar. "Şarkı" demek. Bugünün müzikhollerinde olduğu gibi. Peruz'dan civanına. Tahir Ağa da.. Peruz ve Şamram hanımların okuduğu Hüzzam kantoda da bu duygular dile getirilir ve civanın uğruna canlar verilir: "Nazlı civan gel etme nâz Aşıkına rahmeyle biraz Gece gündüz eylerim niyaz Nazlı dilber sev beni biraz Her derdine derman olayım Nigâhına kurban olayım İnan artık şivekârım Sevdim seni emin ol emin Gel elini koy sineme Çek hançerini vur ciğerime Feda olsun bu can civan Çün gece gündüz eylerim efgan Bu halime ağlıyor cihan Severim seni imanım aman" Bir Rast kantoda da. "Patri" baba ama. Yaşlı kadınlarla genç erkek sevgili konusunu işleyen Türkiye'deki ilk müzik eseri herhalde bu parçadır: "Aman civanım civanım . Fransız delikanlılarına benzerler. beraber olmaları halinde her isteğini yerine getireceğini söylemekte ve "masraflar benden" demektedir. yüzyılın ortalarında gelmiş. müzik değil..(Ey güzellerin en önde gideni. Aman canım küçük Yannis! Ruhum.ko kami"'nin ne olduğunu bulamadık. gözlerim" demek. ". delikanlı için canlarını vermeye hazır beklemektedirler.

Kalmadı tab-ü tüvânım Feda olsun sana canım Civanım civanım civanım Aman civanım kaşlarını çatma Rakibin sözüne aldanıp kanma Giydireyim kuşatayım Kont gibi yaşatayım Kafe Şantan gazinoda Masrafım kapatayım. dertlere düştüm. Mecmua-i Saz-ı Söz.. Notaya genellikle rağbet etmeyen Türk müzikçileri arasında yaşayan Ali Ufki'nin bu kitabında 200'e yakın saz eseriyle bir o kadar da söz eserinin bulunması... Alberto Bobowski. "fındıkçı" bir yare aşık olunduğu. "on parmağında on hüner" denilen kişilerden olduğu. aldatıyor. bilmiyorum. Müslüman olmadan önceki adı. önce bir sonuç alınamadığı... . Aslen. musiki öğrenmiş.. sayıca ötekilerden daha çoktur. İstanbul'a gönderilmiş.. gelmiyor Aman aman fındık.. saray tercümanlığı yapmış. zamanla imparatorluk dahilinde yaşayan hemen her ulusun dilinde bir kanto literatürü gelişir. birçok gramer ve tarih kitabı yazmış. Dördüncü Mehmet sarayının tüm görkemini yaşamış ve bu görkemi kitaplarına da aksettirmiş. Öyle yaramaz bir küçük efendi ki. Gençliğinde Osmanlılara esir düşmüş. yüzyıldan kalma "Mecmua-i Saz-ı Söz". British Museum'da. İşte onlardan biri: "To aporopos ebleksa Ke paramana bi ika Tetyot relo afendiko Ke to belamu verika Of! Den vasto Tatoy poesi afendiko" (Nasıl karıştım bu işe. 17. Öyle bir mecmua ki. Rumca'dan Çerkezce'ye kadar birçok dilde bestelenmiş güfteler görülür. Polonyalı. Senin yolunda duramaz oldum efendi). yani "Saz ve Söz Mecmuası" adlı elyazması kitap. dilciliğe ve tarihe de merak salmış. ama sonra bol bol "fındık kırıldığı" konu ediliyor: "Bir fındıkçı yare gönül verdim Evirtiriyor. ne güzel de kırdık Ceviz içi bademde şamfıstık" Kantolar. Ana sütüne döndüm. İstanbul'un ciddi musiki çevrelerinde hoş karşılanmaz.". 1610-1675 yılları arasında yaşadığı sanılıyor. herhalde anlaşılmıştır. Rumca kantolar ise. Ali Ufki'nin. Arapça'dan Arnavutça'ya. Yazarı. bu tür bestelere hafif ve sanattan uzak gözüyle bakılır ama başta azınlık grupları ve batı meraklısı Osmanlı beyzadeleri tarafından rağbet görür. kitabı müzikolojinin en önemli kaynaklarından biri yapıyor. Kanto albümleri karıştırıldığında. yazmış ama bu arada zevk ve sefadan da geri kalmamış. Ali Ufki. saray okulu "Enderun"da eğitilmiş.. bu arada Tevrat ve İncil'i de Türkçe'ye çevirivermiş. bugün Londra'da. çeşitli bakımlardan önem taşıyor. şarkılar ve saz eserleri bestelemiş. Ermenice'den Boşnakça ve Hırvatça'ya.. Hayatı boyunca okumuş. Bir diğer Rast kantoda ise.

kadın mı olduğu anlaşılamayan bir "körpeye hitap ediliyor: "Gönülden yâr olandan kaçma gel yâr benim körpem Vefalı âşıka yâr ol. folklor açısından da faydalı bilgiler vermesi. bestecisi bilinmeyen Irak makamındaki bir şarkıda. üstüne konmak diler Kayil olmaz ise eğer. Süleyman adlı bir genç için tanrıya yakarıyor: "Yârab meded ol meh-i tabanımı göster Öldüm gam-ı hecr ile ol canımı göster Reflârı güzel yâni Süleyman'ımı göster Rahmeyle gözüm yaşına. gel göçelim dervişçiğim Bir inayet eyle dostum. Ufki'nin kitabının bir diğer ilginç yanı ise. Kime ait olduğu anlaşılamayan bu güftede. reftâr: gidiş. erkek mi. şimdi feryadın kime Meyi edersen eyliğe git baş koyup uyma deme Hak katında âşıkın sözü kabul olmaz deme Gel. konu genç bir derviş. bugün adlarına başka kaynaklarda rastlamadığımız birçok halk şairinin şiirleri de var. yürüyüş. dervişe apaçık "üzerine konayım" deniyor: "Bârekallah hoş yaratmış gülse halk âlem güler Serteser güldükçe bir gün. şarkı güftelerinden hicivlere kadar. Genç çocuklara düşkün bir hocayı ve okulunu anlatan şu gazel de. argo.Kitabın ikinci önemli yanı. vefâdâr ol benim körpem Hele bir bûy-i şimşâda hevâdâr ol benim körpem Gezersin şimdi azade çekedursun beni yâre" Bir türküde ise. korkarım aklım böler Aşkımın kervanı gelmiş. içelim dervişçiğim Ey gülüm soldu rengin kırmızı güller gibi Halk içinde yıkma lütfet hatırım eller gibi Dola boynuma kolunu keşmirî şallar gibi Gel muhabbet sancağını açalım dervişçiğim Bülbülüm doğru söyle. Bunların bir kısmının vezni ve üstelik dili de bozuk. Mecmuada. bunlardan biri: "Şehr-i İstanbul'u baştan başa seyrettim hep Ne acîb nednelerle dolu sakla nazardan yârâb . sineme olsun yolun Hizmetini etmesin hiç benden özge bir kulun Tut ki bir gülşene gelmiş bülbüle dönsün dilin Saki doldursun sürahi. o dönemde kullanılan küfür. aşkın dağlarını aşalım dervişçiğim" Mecmua-i Saz-u Söz'de güfteler dışında. cananımı göster" (meh-i taban: parlak ay. Yazma incelendiğinde. gazeller de var. Örneğin. gamı hecr: ayrılık ateşi. cinsellik temelindeki çok sayıda metnin yeraldığı sayfaların hiç de az olmadığı görülüyor. cinsel yaklaşımlar gibi kavramları da içermesi. rahmetmek: acımak) Aynı makamdaki bir başka şarkıda da.

. bu önünde duran oğlancık Elifi bayı bilir ye'ye dek bilir mi aceb Dedi ki mektebe yakında geliptür bu dahi Bunu da öğretiriz himmet edersen yap yap" Bugünün Türkçesine çevirmeye gerek yok gibi. Ali Ufki'de buluyoruz: "Ey büt-i şîrin dehan. şairlerden birine. "Bana öyle bir gazel yaz ki.Seyrederek bir yolum uğradı temaşa kıldım.. ikinci mısralar bu anlamı silsin ama şiirin metninde bir kesinti olmasın" buyurmuş. Gonca dilberlerle dopdolu bir hoş mektep Hoca büründi gulâmpare cihan nehuster idi Cümle koçulmağa gelmiş olan oğlanları hep Hoca almış önüne bir sanem-i gönce lebi Eyice tâlim eder ağız ağıza leb-ber-leb Dedim ey hoca. vezni bozuk bir şekilde de olsa. özellikle İstanbul beyzadelerinin elinde dolaşan bir şiir vardır. bazan kitaplarının boş sayfalarına kasten okunaksız bir yazıyla yazdıkları ve meclislerde karşılıklı tebessümlerle okudukları bu gazelin aslını. ben durup az az koyam Bir kadehin içine sağ-ı mey-i erguvan Serhoş olup yalasın dun ile kalkanı idem Ekşilice çorbayı sana mahmur ey civan Şöyle uram içeru. Yüzlerce yıldan buyana.. hiç kalmaya dışaru Düşmeninin bağrına hançer-i tiq-ı bürran Lâle-had mey içireni baş edüben gecirem Parmağına ey sanem hâtem-i zerrin nişan İki tutam az mıdır anla deyu sokayım Bu lâle ve nergisi sarığına ey canan Gayet hoşuma gelür bir ağaç kim erdeke İki bölük zülfüne misk-i anber-feşân Sen her sabah gelesin.. şahım aleykümselam" . Ahmed'ine veresin Hoca selâm aleyküm. Anlamı kaybolmadan. yüzyıllardır İstanbullu beyzadelerin akıl defterlerine kaydettikleri. İşte. Güya Dördüncü Murad. ilk mısralar çok ağır bir anlam versin. kameti serv-i revân Bir gececik gelesin bizim odaya hemân Sen gelicek kapıya ite ite vereyim Taşradan içeriye mahbubuın hub-u zeman Sen geçip oturasın.

yüzyıllardan buyana hiçbir değişiklik göstermediğinden. "Şah Sultan Murad Han" yazmış ama şairin Ahmed adında birisi olduğu belli. sözlerin tam olarak anlaşılması için yetecektir. gazelin baş kısmına.. Bazı yerleri vezin bozuklukları gösteren şiirde. çamur olmasın ammân Gel gidelim hamama. dibine dek daldıram Ayağına çizmeyi.. ben ardından sokayım Ard eteğin beline. olasın yola revân Önüne diz çökeyim. Mecmua-i Sâzu Söz'deki belki de en ilginç şiir. rahat etsin cism-ü can Mest oluben içirem.. ne yüz ile söylersin Âşıkların yüzden artuk var gibi Puştluğundan nâz-ü şive eylersin Bir kalın y. yani "saçma. toprağını ey sultân Sen önümdem gidesin.. anlamsız" başlığı altında. diyem aleykümselam Bizim eve gelince ite ite girdirem Dış kapıdan içeri izzet ile ve'l-ikrâm Bacakların kaldıranı.a kasdın var gibi Onda bunda veresiye verirsin Çamurlarda engelleri sürersin Etine bir uğrudan dürersin Züğürtlükten akça derdin var gibi . ılık ılık dökeyim Ol gümüş ibrik ile destine âb-ı revân Ruhsatınla çıkarıp iki yana sallayım Şu kılıcı kalmasın dünyada sana düşman İzin ver de sarılıp kucaklayıp öpeyim Eşiğinin taşını.. Gazelin sonraki yüzyıllarda elden ele dolaşan biçimi ise. şekil açısından daha düzgün: "Eğiliver sokayım iki tutam az mıdır Lâle ile sünbiilü başına ey nevcivan Bizim eve gelesin. sürtüştürem ben sana Kese ile sabunu. "Yave". ben kuluna veresin Selâmüke aleyküm. "hâtem-i zerrin nişân"ın da altın nişan yüzüğü demek olduğunu söylemek. tükrükleyip geçirem Parmağına ey sultan.Ufki. "dest'in el. En "nazik" şiir.. hakikaten bir yave. hâtem-i zerrîn-nişân" Şiirdeki kavramlar.. kızgınlık duyulan bir erkeğe karşı bazı "özel" duygular dile getiriliyor: "Behey kahpe. "âb-ı revân"ın akan su.

İkrah eder her kim baksa yüzüne Bakılır mı artık nüfus g....e Eşek s..i yeğdir bol büzüğüne Dayanırsın, gelmez sana zor gibi Senin yanında hiç kimse durmadı N'eylesinler, kimse hayrın görmedi Nice kertik girip g...n burmadı Bolluğu han kapısı kadar gibi Yazık sana bu mekerler âl olmuş Kel başına türlü türlü hâl olmuş S.......ten g.. deliğin bol olmuş Gerçi derler beyaz daruklar gibi G.. haceti olan senden ar etmez D.....n kenarları karar etmez Tükrüksüz dalar s..ler zor etmez Cünüplükten suya girmek az gibi Hamallar tuttular seni belinden S....ler doyunca nisbet yolundan Bunu diyen bîzâr olmuş dilinden İster güzellerden g..ü kör gibi". Mecmua-i Sâzu Söz'deki cinselliği konu alan örnekler, sadece bunlar değil. Daha pek çok var. Merak edenler, kitabı açıp bakabilirler. Bu iş için taa Londra'ya gitmeye de gerek yok... Kültür Bakanlığımız, bu elyazmasının ulusal kültürümüz için ne denli gerekli olduğunu görerek, British Museum'dan filmini getirtti ve 1976'da tıpkıbasımını yayınladı. Hem de hiçbir yerini kesmeden, sansüre uğratmadan, aynen... Dikkat, sesi bozuyor!... Çok sık cinsel ilişkide bulunup hele soğuk suyla boy apdesti alanlar, sakın ses sanatçısı olmaya özenmesinler, zira sesleri giderek bozulacak... Bunu, 500 sene öncesinin bir müzik bilgini söylüyor... Ahmed oğlu Şükrullah, 1380'li yıllarda, Çemişgezek civarında doğmuş, genç yaşında Osmanlılar'ın hizmetine girmiş, İkinci Murad'ın yakın adamlarıan olmuş, uzun yıllar devlet hizmetinde bulunmuş... Ne zaman öldüğü ise bilinmiyor... Şükrullah, yoğun devlet işlerinin arasında tarih, din bilimleri, felsefe ve musikiyle de uğraşmış, bu konularda birçok kitap yazmış. Özellikle Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemini anlattığı "Behce-tü't-Tevârih", önemli... Şükrullah'ın musiki alanında yazdığı risale ise, hem bu konuda kaleme alınmış il Türkçe kitap olması, hem de müziğin bazı teknik sorunlarını ilk kez incelemesi bakımından, müzikolojide seçkin bir yer alıyor. Şükrullah, müzikle cinsel yaşam arasında ilişki kuran ilk kişi olarak da tarihe geçmiş. Risalenin 31. faslının başlığı, "avazı harâb iden nesneleri! bildirür", yani "Sesi bozan etkenler" şeklinde. Yazar, bu etkenleri şöyle sıralıyor: "...Kar suyun içmek, manuş yimek ve ekşi taamlar yimek ve sığır yağıyla taam yimek ve esrar yimek ve soğuk suda gusl eylemek ve yaturken nesne okumak ve çok istifrağ eylemek ve başlarun açık tutmak. Bu kamışı, avazı harâb ider, boğar...". Eski Anadolu Türkçesi'yle yazılmış olan bu ifade, günümüz

Türkçesiyle şöyle: "Kar suyu içmek, meneviş yemek, ekşi yemekler yemek, sığır yağıyla pişmiş yemekler yemek, esrar kullanmak, soğuk suda boy abdesti almak, çok cinsel ilişkide bulunmak, yatarken herhangi birşey okumak, çok kusmak ve başını açık tutmak... Bunların hepsi sesi harap eder, boğar...". Şükrullah'ın öğütlerine uyup uymamak, ses sanatçılarımızın bileceği birşey...

5. B Ö L Ü M: YAYIN DÖNEMİ AÇILIRKEN... Matbaa, Osmanlı toplumunu sadece sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda değil, cinsellikte de etkiledi... 600 yıllık Osmanlı tarihi boyunca "umumi ahlaka mugayir" bulunarak toplatılan iki kitap biliyoruz... Enderunlu Fazıl'ın "Zenanname"siyle Mehmed Rauf'un kendi adını vermeden yayınladığı "Bir Zambağın Hikâyesi"... Daha önce de yazdık. Zenanname, 1836'da yazannın ölümünden sonra basılır ve müstehcen veya muzır olduğundan değil, evliliğin aleyhinde bulunduğundan toplatılır. Toplatma emrini veren ise, yine her nedense, içişleriyle görevli olanlar değil, dönemin dışişleri bakanıdır... Osmanlı döneminde, cinselliği konu alan basılı yayınların ortaya ilk çıkışı, İkinci Abdülhamid dönemidir. Bu kitapların furya halini aldığı ve cinsel yayın hürriyetinin yaşandığı yıllar ise, Abdülhamid'i deviren İttihat ve Terakki'nin iktidarına rastlar. Önceleri, Tıbbiye-i Şahane öğrencileri için Avrupa başkentlerinde yetişmiş hocalar tarafından kaleme alınmış tıp kitapları görünür. Bunlar, zamanla yan bilimsel hale gelirler. Mesela, Dr. Nazım Şakir'in 1910'da çıkan "Aşk-ı Marazî"si... Önsözde, "sevdaperestleri tehlikelerden korumak ve sevgiyle birlikte görülen bazı sapıklıkları öğretmek için kaleme alındığı" söyleniyor, sapıklıklar "eblehlerin sapıklığı, delilerde görülen sapıklıklar, fetişist aşk, hayvanlarla ilişki, sadist aşk, mazoşist aşk, oranist aşk, tıfıl aşıkları, kıskançlıklar, hastalıktan doğan cinayetler" halinde sıralanıyor. Dr. Nazım Şakir, kitabına batı edebiyatının bazı sürükleyici örneklerini koymayı da ihmal etmemiş. "Edebiyatta Aşk-ı Marazi" " başlıklı son bölümde, klasik Yunan ve Latin edebiyatından, Rönesans döneminden ve Alphonde Daudet, Alfred de Musset, Jean Rispen, Marqui de Sade gibi o dönemin ünlü yazarlarından en seçkin sahneleri aktarıyor. Yan bilimsellik zamanla ortadan kalkar, kitaplar halk düzeyine iner ve cinsellik üzerine kurulu cep romanları haline gelir. "Abdurrahman Efendi Gebe", "Adem-i İktidarı (iktidarsızlığı) Omletle Tedavi", "Baştan Çıkan Halime", "Harem Ağası'nın Muaşşakası" ve "Zifaf Hatırası", bunlardan bazıları. "Zifaf Hatırası". Enis Avni tarafından "Akagündüz" takma adıyla yazılmış. 1914'te Hayriye Matbaası'nda basılan 64 sayfalık bu küçük roman, adı verilmeyen bir "küçük hanım"la Abdülcebbar Bey'in tanışmalarını, mektuplaşmalarını ve nikahlarını anlatıyor, zifaf odasında son buluyor.

Son sayfalar, zifaf anına aynlmış. Kitap, Abdülcebbar Bey'in "Ah! Ne kadar lâtifsiniz elmasım..." ve "Yatalım" demesinden sonra, küçük hanımın olup bitenleri anlatmasıyla sona eriyor: "...Yatalım mı? pancar gibi oldum. Pos bıyıklı, ateşten elli bir erkekle, nöbeti üstünde bir genç kız... Beraber yatmak! Allah göstermesin! Bir aralık ne oldu bilmiyorum, kendimde bir hafiflik hissettim. Sanki havaya doğru kalkıyordum. Kalktım, kalktım, biraz ileri, biraz geri derken, yumuşak bir zemin üzerine serildim. Bir heyecan geçiriyordum. Gözlerimi biraz açtım ve kirpiklerimin arasından baktım... Kalın kadifeden sivri bir zaviye vardı... Bir ara, çenemle göğsümün arasında bir gıcık hissettim. Aman yarabbi! Dikenli birşey. Acaba bir cadı mı, kirpi mi? İçim içime geçti... Gerineyim dedim, ah! Keşki gerinmeseydim. Bir an şiddetli, müdhiş, öldürücü bir sancı hissettim. Sanki bıçaklıyorlardı. Güya, haydutlar üzerime yüklenmiş, mutlaka beni parçalamak istiyorlardı... Ne olursa olsun dedim. Bir erkektir, istimdadın edersem (yardım istersem) elbette beni bu dehşetten kurtarır... Ve... Hemen kollarımı kaldırdım, sarıldım, sıktım. - "Ooooh!..." dedim. "Aman, çabuk... Çabuk... Bayılıyorum, bitiyorum, ölüyorum...". Ve, kitabın son cümlesi: "A..h! Haydi... Haydi... Ha...y...di..." (sah. 59-60). Harem ağasının öyküsü... Bir diğer roman, 1913'te yayınlanan "Zifaf Gecesi-Harem Ağası'nın Muaşşakası". Yazarının adı yerinde sadece "M.S." rumuzu var. Romanın özelliği, yapay erkeklik organını konu alan ilk Türkçe kitap olması. Gerçi Enderunlu Fazıl'ın Zenanname'sinde bir "zıbık" bahsi var ama Harem Ağası'nın Muaşşakası, konunun işlendiği ilk düzyazı örneği. Konusu, kısaca şöyle: Hadım edilmiş bir zenci olan harem ağası Anber, sürekli evlilik hayalleri içerisindedir. Çevresindeki kızlar, erkekliğinin olmadığım bilmelerine rağmen, parası için Ağa'yla evlenmek isterler. Anber de bu kızlar arasından Envare'yi seçer. Envare ve diğer kızların bilmedikleri birşey vardır. Anber, ilişkide bulunabilmek amacıyla, İtalya'da kendisi için bir erkeklik aleti yaptırtmıştır. Envare'yle gerdek odasına girer girmez aletin kutusunu açar ama kutuya saklanmış olan bir yılan tarafından ısınlır. Zifaf odasından, Ağa'nın cesedini çıkartırlar. Olup bitenler üzerine çıldıran Envare de bir akıl hastahanesine kapatılır. Aşağıda, "Harem Ağası'nın Muaşşakası"ndan bazı bölümleri, diline dokunmadan veriyoruz: "...Anber Ağa gece gündüz evlenmek isterdi. Erkek değil mi ya? O da evlenmek istemez mi? Anber Ağa evlenmek hususundaki isteğini bazan şuna-buna anlatır ve işitenler bunun yüzüne karşı birşey demezler idiyse de fakat içlerinden gülerler ve adeta zavallı Anber Ağa ile eğlenirlerdi. Anber Ağa'nın ikamet etmekte bulunduğu mahalde kendisiyle görüşenler çok idi. Çünki Anber Ağa sahib-i servet olduğundan etrafında bulunanlar bunun parasından ve taamından istifade etmek isterler ve gece . gündüz biçare zencinin peşini bırakmazlar idi. Anber Ağa'nın serveti, hizmet etmekte olduğu efendisini felakete uğratma suretiyle hasıl olmuştu. Zenci-i merkumun kırk-elli bin lira raddesinde bulunan serveti, efendisinden aşırmış olduğu paralardan mürekkep ve müteşekkil idi. Anber Ağa, efendisinin mevcud olan cariyelerinden biriyle daha efendisinin hayat ve ikbalde bulunduğu günlerde aşıkdaşlık eder ve kendisini iğdiş edenlere lanet okurdu. Çünki Anber Ağa'da nefsani şehvet ve heves son derecede idi ise de, bu şehveti bilfiil izale ve teskine medar olacak olan uzuvdan mahrumiyeti, zavallıyı divane ediyor ve çığırından çıkarıyordu. Erbabına malum olduğu üzere, Doğu Roma İmparatorluğu zamanında umumi ahlakın son derece bozulmuş bulunduğu anlarda bir takım erkeklerin daima genç ve güzel bulundurmak ve seslerinin inceliği muhafaza edilmek için iğdiş edilmesine başlanmış ve imparatorlar saraylarında, livatanın terakkisine (eşcinsel ilişkinin gelişmesine) bu suretle himmet edilmiş idi..." (Sah. 3-4)

.. Çünki bunun takılması biraz külfetli olduğundan.. Bu esnada Envare.Sizin aletinizin sun'i olduğunu işittim. Abdesthane aydınlık olmadığından ve Anber Ağa da serhoşluğuna inzimam eden galebe-i şehvet ile (şehvetin üstün gelmesiyle) ışık almaya lüzum görmediğinden oraya koşup kutuyu açınca içindekini bacakları arasına geçirmeye uğraştığı sırada kutudaki yılan bunu sokmuş ve harem ağası derhal zehirlenerek vefat edivermiştir. zevcini aramaya müsaraat eyledi. nasıl kocalık edeceksiniz? .O cihetleri merak etmeyiniz elmasım. . filanlar teatisinden sonra şafak sökmeye takarrüb ettiği (yaklaştığı) sırada Anber Ağa.. kadınların neş'e ve şataretini (sevincini) arttırmakta olduğu bilvasıta istihbar olunmuş ise de.." (sah:25). Çocuğum olmadıysa da böyle sun'i afetlerle çocuk olacağını ümid edemem.. 12) ". Sakın lüzumundan fazla cesamette (büyüklükte) birşey olmasın? . sun'i aletler satmakta meşhur İtalyalı Gaytano Forsaro namındaki birisiyle vaki olan müzakere neticesinde. Kadınlar bundan öyle keyif duyuyorlar ki tarif edemem. Sizi her veçhile memnun edeceğine eminim. fakat ona da sıkıldığından muvaffak olamadı." (sah."Anber Ağa. Aradan bir saate kadar zaman geçti. iki kişilik kanepenin üzerine yanyana oturdular. . ben onu çok kullandım. erkekte o lezzeti vücuda getireceği bittabi söylenemez.Hayır. bununla birkaç parça emlâk ve arazi edinmiş ve mühim bir kısmını da ecnebi bankalara koymuştu. Şok bile yapıyor... Anber Ağa henüz meydana çıkmadığından. ikisi de ecelleriyle vefat ettiler.. Görseniz arslanım ne güzel. Zifaf da malumunuz ya.Anber Ağa'yı bir kadehte teshir edebilmek (elde edebilmek) için Zatıgül.Vakıa iki kocaya vardım. Envare'yi soyunmaya razı etti. Yarım saat daha bekledi. artık zevci olan zata sordu: . 41-43) Playmen'in atası." (sah. Abdesthaneye kadar gitmek istedi..Ağa hazretleri. emrin icrası demektir. arzu edildiği anda sertleştiği ve duhul ve hurucu (giriş-çıkışı) adeta kemal-i lezzet husule getirdiği için. Anber Ağa efendisinin hayatında bunun cariyeleri ile şakalaşıp eğlenmekte olduğu anlarda. ".. Halbuki siz hadımsınız. ne olursa olsun diyerek.Artık neyse. ." (sah. bakalım ne olacak? Anber Ağa soyundu. dekolte halinde memeleri de meydanda olarak. Aradan bir çeyrek geçince yemiş tepsisi. fakat uzunluğu hakkında henüz bir söz cereyan etmedi.... kocaya varan bir kadın Allah'ın emrini yerine getirecek bir adam ister. tıpkı hakikisi mesabesinde (gerçeği gibi) ve o biçimde olup bittabii tatviş (iğdiş) edilenlerin husyeteyni (husyeleri..Şimdi yanınızda mı? . ne uzun. Bende öyle birşey var ki. muahharen (sonra) bir fincan kahve getirdiler. Anber Ağa'nın gözü yemişte ve kahvede olmayıp.. iki husyesi) olmadığından gerçi o lezzeti hasıl ettirecek surette değil ise de... İşbu sun'i alet.Yok elmasım. İşte bunlar Anber Ağa'yı bir kat daha çileden çıkarır ve hemen sızmasını sağlardı. 5-6) ".. rakı masasının başında oturur ve buseler vesairesine garketmekle iktifa etmeyerek ayva gibi göbeğine rakıyı dökerek Ağa'ya içirir idi ki. Envare'nin iki bacağının arasında idi.. Frengistan'dan geldi. Tamam 110 Napolyon (bir çeşit Fransız altını) verdim. herhalde yatak odasında olamaz idi. bu hali Envare'ye merak oldu.. . bu zatın dalâletiyle İtalya'dan bir "zeker" (erkeklik organı) getirtmiş ve bununla nefsanî heveslerini tatmine çalışmış idi. Artık sabrı tükenmiş olduğundan. evde sandık içerisinde saklıdır..(zifaf odasına girdikten sonra) Bunlar nihayet. belki de bir şifa tesiri husule gelir ümidiyle.. Buseler. efendisinin felâkete uğraması akabinde vefatı da vukua geldiğinden ve müteveffanın veresesi canibinden (tarafından) Anber Ağa'dan bir hesap da sorulmaması üzerine zenci o kadar paranın üzerine de oturduğundan. Böyle şeye aklım ermiyor ise de. Kutuyu alıp abdesthaneye gitti...

Alın: Alın ne pek açık ne de pek geniş olmayıp. ikincisi kadınların mizacıdır. En nazik ve rakik bir isim ararsanız. Deri penbe beyaz olmalı ve buruşukluk bulunmamalıdır. Onun arzularını yerine getirmek için yaratılmıştır." kuralının yerini. Eski metinlerdeki "Avrat erinin emrine amadedir. "Hem çocuğu besler. Kadın. "arzu ve muhabbet için yaratılmış bir aşk organı".". Kadınların vaadlerine asla itimad etmemelidir.Günümuzün Playmen. Kadın. hem çocuğun babasını memnun eder". uzun. kendisini peri-i melâhati mahbubesinin aguş-u visalinde (kavuşmanın kucağında) görür. Birincisi suların yatağı. Yüzün beyzî (oval) olan şekliyle tevafuk etmelidir (uymalıdır). cenab-ı Allah'ın. Mesut olduğunu ilân eder. büyük iştah ile yerler. Saçlar: Sık. vücudun yedide biri olmalıdır. Kadın. "Kadın. "Güzel Kadınlar. İnsan onu iyice muayene etmeden geçmemelidir. Penthouse gibi dergilerinin Osmanlılardaki atası. 1911'de. kadınların yeminleri. o da kadındır. Kadınları asla dövmemeli. insan çok kere artık yaşamamak ister. Devamlı olmayan üç şey vardır: Büyüklerin dostluğu. hem acıdır. insan ateşten olup. Kadınlar timsah gibidir. Hazırlayan.. Yani. "Türk Playmeni'nin atası" sayılabilecek olan "Nisvan-ı Zarife"den bazı bölümler veriyoruz: ÖNSÖZDEN: Hayat hem tatlı.. Mesela "avrat" değil. Kitap. şeytan da onun vasıta-i iştigalidir (uğraşıdır). İfade. tehlikeli bir köprü gibidir. Bir defa da ellerine geçerse.. Artık yaşamak ister. Kaşlar: Kaşlar kendisini göstermeli ve uçlara doğru inceleşmelidir. Hem besler. Kadın çok kere safa. "kucaklamadan önce tatbik edilir" deniyor.. bedmestlik pek boştur. LETAFET (Hoşluk. Baş: Baş. Lâkin o saniye kafasından bir elektrik kıvılcımı gibi cereyan eden tatlı bir ümit. Kadın pamuktan. "kadın" deniyor. Selanik Matbaası'nda basılmış. Kadınsız en muhteşem salon.. hem mest eder. üzümü tatlı bir bağdır. . bir cins-i lâtiftir. iki şakak uçları arasındaki mesafeye müsavi (eşit) bulunmalıdır. Playboy. Yazara göre kadın göğsü. Buse için. bilhassa insanların hoşuna gitmek için yaratılmıştır. bu da ancak muhabbet kuvvetidir. hatta gül ile dokunmalıdır. fikir ve ruhunu tebdil eder (değiştirir) ki. esen rüzgara göre dönen bir fırıldak gibidir. Kirpikler: Kirpikler güzel olmak için uzun ve ipek gibi olmalıdır. ipek gibi parlak. insanlara hayat sahrasını (çölünü) ızdırapsız ve tatlı olarak geçmesi için bahşettiği bir cins-i lâtifdir. Yani boyun irtifaı (yüksekliği). tenasübü hükmiyyeyi cami bulunmalıdır (uyum ölçülerini taşımalıdır). Kadının başı. en güzel gözlerdir. daha çağdaş bir şekil almış. güzellik): Bir kadının güzel olması için ber-vech-i ati (aşağıdaki)." gibisinden sözler almış. "Nisvan-ı Zarife" adını taşıyor.. Hayatta öyle ızdırablı dakikalar mevcuttur ki. daha önceleri elyazması olarak ortalarda dolaşanlardan çok farklı. yedi baş tulûnda (uzunluğunda) olmalıdır. kış güneşi.." KADIN NEDİR? Kadın. Evet. "Şövalye" Hasan Bahri. Yüz: Yüzün irtifaı. İnsanları elde etmek için yalvarırlar. Aşağıda. Erkeklerin hayat çölünü ızdırabsız geçebilmesine yarar. yaşamaktan lezzet alır. Zira kalpleri araba tekerleği gibi çabuk döner. derhal gözleri önünde tecessüm eden (beliren) tatlı bir hayal onu tevkif.. Bunların çoğu bugün için kimsenin dikkatini çekmeyecek ama o zaman göre cüretkâr sayılacak fotoğraflar. Sermestlik hoş. Yine hayattan. zindan gibidir. en mutena ve makbul olan kumral ve siyah renklere bulunmalıdır.. Kitapta bazı resimler de yer alıyor. Gözler: Badem gibi yarık olanlar. maalesef bazı kere de cefa bahşeder.. Dünyada en fazla değişen iki şey mevcuttur.

' Gerdan: Gerdan iki burun uzunluğunda. şiddetli arzu ve hevese dalâlet eder. Parmak ucundan öpüş: Mahcuplar busesidir. Göğüs: Tombul. kalınlığı da yüzün aksam-ı sairesiyle mütenasip (diğer kısımlarıyla uyumlu) olmalıdır. kar gibi beyaz. Enseden öpüş: Bir ibtilâ-i mecnunaneye (delice düşkünlüğe). saadet uykusunun yastığıdır. Ağızdan öpüş: Mir-i muhabbet (sevginin beyi) olan dudakların teması. Bunun için evvelâ dudakların kenarında dolaşmalı. Hatem-i sevda (sevda mührü) üzerindeki buse devamlı olmalıdır. Gözlerden öpüş: Lâtif ve halisanedir. Saçlardan öpüş: Telâşlı muhabbet busesidir. nihayet birleşmelidir. alının açıklığı nisbetinde. Buse bir fendir ve kitab-ı muhabbetin (sevgi kitabının) en rakik (ince. kuştüyü gibi yumuşak olmalıdır. hassas) bir faslıdır. Siyah gözler: Daha ateşli lâkin seriü'z-zevaldirler (güneş gibi daha çabuk batıcıdırlar). GÖZLER: Gözler. Gerdandan öpüş: Asabî bir kadın için müşevveş (belirsiz. zarif parmaklar ve sedef gibi tırnaklarla mücehhez olmalıdır. kalbin aynasıdır. İnsan sevdiğini nasıl dcraguş etmelidir (kucaklamalıdır)? Aşk ve muhabbette muvaffakiyet temin eden buseler nasıldır? Birinci buse: Kadın. etli ve tatlı müdevver (yuvarlak) olmalıdır. Ayaklar: Küçük ve tombul ve biraz uzun olmalıdır. Eller: Biraz tombul ve uzun. Aşk ve muhabbetin de tatlı yuvasıdır. onları yavaş yavaş açmalı. Kara gözler: Daha ziyade muharrik (hareketli) ve calib-i dikkattirler (dikkat çekicidirler). Mavi gözler: Daha mülayim fakat metin bir kalbe malikiyeti (sahip olmayı) tasvir ederler. sevgilisinin alt dudağını dudaklan arasına sıkıştırır ve ona bir hareket vererek ağzının içine alır. baldırın boyu iki ayak uzunluğunda ve topukları da ince olmalıdır. BUSE YUVALARI NERELERİDİR? Yüzdeki ve vücuddaki çukurlardır. zarif bir başın altında daha iyi parlarlar. güzel kokulu olmalıdır. bu nev'i öpüşe "kopçalı buse" denir ve iki tarafın da kalbini meste-den dil mübarezesi (kavgası) vukua gelir. büyük bir şehvete alâmettir... İkinci buse: Kadın gözlerini kapatarak. Beşinci buse: Kadın dostunun dudaklarını dudakları içine alır ki. insanı tahrik ve vücudu serapa râşedâr eder (baştan aşağı titretir). Yanaklar: Yanaklar gülgünî penbe ve kadife gibi yumuşak olmalıdır. dostu da mahbubesinin alt dudağını öper. Omuzlar: Omuzlar biraz geniş. Mavi gözler: Münasebet-i aşkiyyeye muvafık (aşk ilişkisine uygun) saadette daha müessirdirler (etkilidirler). sevgilisinin dudaklarına tatbik eder. lekesiz. serair-i vicdaniyenin (gizli vicdanın) tercümanı olan gözlerden kara gözler mi yoksa mavi gözler mi daha güzeldir? Kara gözler: Latif bir çehrede. müdevver (yuvarlak) ve biraz çukur olmalıdır. Kalbin mir'at-i in'itafı (döner aynası). Elden öpüş: Bir hürmet eseridir. Açılınca. Omuz üzerine konulan buse: Uzun ve devamlı olursa. Ağız: Kadının en sevilecek noktasıdır. beyaz. Dördüncü buse: Kadın sevgilisinin üst dudağını. Üçüncü buse: Kadın doğrudan doğruya iki dudağını.Burun: Burunun uzunluğu. . Bacaklar: İki kol kalınlığında bulunmalı..". kuşların gagaları gibi diller birbirlerine tokuşmah. pırlanta gibi dişleri gösterecek bir mücevherat mahfazasıdır. Çene: Hafif. Çünki kadının göğsü.. karmakarışık) bir busedir.". Kalçalar: Biraz taşkın olmalıdır. Kollar: Kollar omuzlardan itibaren kalın başlayıp aşağı doğru mütenasiben (uyumlu şekilde) incfelmiş bulunmalıdır. karışmalı. dilini dostunun diliyle temas ettirir. Mavi gözler: Muvaffakiyet ve dilberliklerini daha iyi muhafaza ederler.

Müdevver (ablak) çehre.. narin sima. küçük ağız. ALEMÜ'L-KIYAFE (Kıyafetler dünyası) VE HER İKİ CİNSTE DELÂLET ETTİĞİ MİZAÇ VE VASIFLAR: Organ Kadın Erkek Büyük burun : Pek küçük burun: İyilik. garazkâr ve hissi kablelvuku (önsezi) hassalarına maliktirler..Kara gözler fikri. gözleri küçük.. Yani sinelerinin büyük ve vücutlarının ağır olması pek makbul ve mergup (beğenilen) ve kendilerince en büyük ziynetten maduttur (biridir). şen. inanç kuvveti) Hodbinlik Tehevvür (öfke). keyif. Fransız: Fransız kadınlarının sineleri rengin (renkli) ve taravetiyle (tazeliğiyle) şöhretgîr-i cihandır (dünyada şöhret bulmuştur). hevesli. saçları kumral olanların mizacı: Hayalâtı nabi (hayalleri fışkıran). Kadının sadrı (göğsü) çocuğu besler. kemerli burun.". bu teşkilât-ı zarifeye malik değildir. İtalya: İtalya kadınlarının sineleri cazibe ve letafetiyle meşhurdur. kumral saçlara malik bulunan kadınların mizaç ve hasleti: Bu gibiler ziynet ve ihtişamı seven. lâkin analık etmeye pek elverişlidirler. sade gönül Kuvve-i mefkure (ülkü. izzet-i nefis sahibi. benzi kuru. arzu ve muhabbeti cezb için yapılmış bir uzuvv-u aşıkanedir. Hollanda: Hollanda kadınları. küçük ağız. Kısa çehre. ateşî gözler. açık alın. Murabba çehre. ince ve kuru şimali olanların mizacı: Riyakâr.". müstehzi. ERKEKLERİN TABİATLARI: Uzun çehre. kalbi katı. büyük ağız mizacı: Şiddetli. Sine.".. fısk ve fücura (dinsizliğe ve günahkârlığa) düşkün. küçük ağız. berrak gözler. solgun renk. saçları siyah olan kadınların mizacı: Serbestlik.. fasid (kötü). küçük muntazam bir burun. zeka hassalarına malik san'atkâr ve mütehavvildirler (değişkendirler). nasiyesi kemikli ve uzun. babasını telziz (zevklendirir) ve memnun eder. nicelikte) ararlar. küçük burun mizacı: Zeki. Mısır: Mısırlı kadınlar letafeti keyfıyyette değil. sebatsız ve pek şehvetperesttirler. badem gibi gözler.. bârid (soğuk) tabiatlı. Alman: Alman kadınlarının sineleri pek büyük. ağzı küçük.. çabuk tesir eden. nezaket. sadakat. SİNE (Göğüs): Sine. ÇEHREDEN KADINLARIN TABİATLARINI ANLAMA İLMİ: Alâim-i vechiye (yüzdeki belirtiler) erkek ve kadının ahvalini (durumunu. sakil (kaba). Müdevver çehre. İsviçre: İsviçreliler'in sineleri gayet sağlam ve mütenasiptir.. hüsn-ü tabiat. faal bir tavır. mavi gözler ruhu tasvir ve telziz ederler. Buna binaen göğüs ve memelerinin daha ziyade neşvenüma (neş'e verici olması). insanların saadet ve lezzet-i kat'iyye (kesin lezzet) buldukları ve yorgunluklarını dinlendirdikleri tatlı muhabbet yastığıdır. Murabba çehre. kemmiyette (nitelikte değil. muntazam ve nazik sima. ateşî gözler. tam güzellik. sinelerine sıcak ekmek içi yapıştırırlar. mahcubiyet. yalancı. aculluk . ağzı büyük olanın mizacı: Mürai. özelliklerini) pek muvafık ve doğru olarak izhar (gösterir) ve ifade ederler. kuvvet ve metanet bulması için avam kısmı (halk kesimi). çeşman-ı ateşî (ateşli gözler). Ecnebi kadınların sineleri: Rus: Rus kadınlarının sadrlafı (göğüsleri) gayet güzel ve makbul surette teşekkül etmiştir. (tatlandırırlar)". intizam ve şehvet hassalarına (özelliklerine) maliktirler. burnu kemerli. azimkar. açık alın. Uzun çehre. küçük gözler. sür'at-ı infial (çabuk kızan).

lâle. aşk ve muhabbet saileridir (habercisidir). ama zerafetsizlik kollarla ahenk içindeyse. soğukluk Zulüm ve şiddet Kaba dudaklar : Muhabbet ve şehvet Sefahat Uzun veya Azimli Dikkatsizlik. şebboy. serhoşluğa. beyaz karanfil. şiddetli muhabbete. Beyaz salkım ağacı. gece safası. Cezayir menekşesi. fulya. hareket. sarı fulya. kadınlar erkeklerin ihaneti ile solarlar. muhabbet busesine. gül. yasemin. cins. beyaz fulya. kalbimi size bağlarım" sözüne. burun : Büyük ağız : Büyük şehvet Oburluk Küçük ağız : Gaddarlık. mahcubiyete. ibtila ve aşk meftunluğuna. iyilik edici Saf. zerafete. latin çiçeği. penbe salkım ağacı. şiddetli arzuya. mahcubiyet ve gizli muhabbete. şiddetli meftuniyete.. tesir edilmişliğe. Hazırcevap. şişman Mübtezellik Adi tabiat ayak : Küçük. halsiz Hülyalı Yeşil göz: Sır. rabıta-i muhabbete (sevgi bağlılığına). Küçük ayak : Nezaket ve letafet Kibarlık ve zerafet Kalın. sadakata. ilân-ı aşka. yuvarlak çene : Küçük el : İyi. peygamber çiçeği. muhabbet-i sermediye (sürekli sevgiye). sadakatsizliğe. mina çiçeği. beyaz leylâk. güzelliğe.. servete. heyecan aceleci Büyük ve taşmış Gazab ve tehevvür Hareketli mizaç kulak : Kalın ses: Erkek tabiatlı Hakikate aşık İnce ses: Serkeş fikirli Demir gibi mizaçlı Lâtif ve tiz ses: Lütufkâr. Pek incedudaklar : Kayıtsızlık. fikirli Kalp soğukluğu Mavi göz: Dermansız. bir vaade. asma. "Beni seviyor musunuz?" sualine. "Aşkımın ızdırabına merhamet ediniz" ifadesine. "Ölürüm. hakiki muhabbete. "Sizi çokdan beri seviyorum" sözüne. menekşe. sağlamlık. kırmızı karanfil. ibtida-i muhabbete (sevginin başlangıcına). gelincik. hanımeli. Adilik.Yukarı kalkmış Sürat. hıyanet . dostluğa. Aşağı tabakadan Kötülük kalın parmak gelme İri. hikmet İhanet edici Ela göz: İyi dost Saf ve temiz kalpli Küçük kulak : Lâtiflik. büyük el : Kabalık. çiçekli ve kokulu sarmaşık. Demir gibi merhametsizlik mizaç Cüret ve cesaret. tarla papatyası. asil Şişman el. muhabbetli Yüksek perdeden Asabi İstidatlı. Çiçekler. gün çiçeği. ipek çiçeği. merak. bir arzuya.Çiçekler rüzgârın burudeti (soğukluğu). cins. ses: vurdumduymazlık ÇİÇEKLERİN DİLİ: . letafet ve samimiyet-i ebediyeye (sonsuz samimiyete). asil İyi. inci çiçeği. parlak göz: Nüfuz ve feraset Sür'at-i intikal (çabuk kavrama) Kara göz : Pek şiddetli arzu Azim ve sebat Çakır göz : Akıllı. yer sarmaşığı. erik ağacı çiçeği.

OKŞAMALAR. Bu halde visalden evvel öpüşme. Hintliler'in aşk tekniklerini anlatan ünlü "Kama Sutra"nın Türkçe'ye ilk çevirisi. aşığın alt dudağını. hayvanca bir fiilden (işten) başka birşey değildir. Visal-i kâzib (yalancı visal): Bir fahişe ile bir köylü erkek yahut bir terbiyeli erkekle bir köylü kadın arasında vuku bulur. "ilişki" anlamina geldiğini unutmamak gerektiğini söylemeye. birbirine karşı aşk ve sevda hissetmeden zevkiyab-ı visal (kavuşmanın. Metinde geçen "visal" kelimesinin. Müteharrik buse: Maşuka. Aşağıda. visal. her-birinin gönlü başka birinin muhabbetiyle memlu (dolu) olduğu halde. lavanta. saman sapı. müteharrik. Harem ağalarının visali: Kadın pespaye bir hizmetkâr olur.ve riyakârlığa. göğüs. dudaklar ve ağzın içi öpülür. Bir duhter-i duşizeyi (el değmemiş kızı. takma bir isim. Bir aşk-ı har (yakıcı aşk) neticesi olan visal: Kadınla erkek bir müddetten beri birbirini sever ve biraraya gelmek hususunda pek-çok zahmet çeker. göbeğini de öperler. Visalin bu nev'i.. büyük bir muhabbete. uyluklarını. Sevmek Sanatı'nın değişik bölümlerinden bir seçme yeralıyor. kollarını. BUSELER: İlk mülakatlarda (görüşmelerde) maşuka. Büyük bir ihtimalle. münasebetin kesilmesine delalet eder. kucaklamaları vesaireyi teksir etmemelidir (arttırmamalıdır). kavuşma türleri): Yedi türlü visal vardır: Bilâîhtiyar (Kendiliğinden.. adi menekşe. Çeviriyi. . Ahmet Saib yapmış. gerdan. bütün kalbim sizindir" sözüne.". sarmaşmaları. füruattan (ikinci derece işlerden) olan buseleri. "kavuşma"dan öte. memeler. Fakat bunlar. kadının oynak yerlerini.. aralarındaki muhabbet henüz inkişaf etmemiş (gelişmemiş) bir tohum halinde bulunan iki şahıs beyninde (arasında) vuku bulur. "VİSALİN ENVAİ (İlişki. bol bol harcanabilir). Türkçe'de. kızoğlankızı) öpmek.. sarmaşmalarla tahrik eder. oynaşma gibi başlangıçlar vuku bulmaz (meydana gelmez. birbirini sadece ağızlarından öperler. Bir aşk-ı menkul ("ara verilmiş veya araya bir başkasının girdiği aşk" anlamında) neticesi olan visal: Aşıkla maşukadan biri. 1913'te İstanbul'da iki cilt halinde basılmış. hal böyle olunca iki aşık nail-i visal olmak (kavuşabilmek) için yanıp tutuşur ve ilk fırsatta yekdiğerini memnun eder. yapılmaz). herhalde lüzum yok. elde olmadan) visal: Yekdiğerine karşı incizab-ı muhabbet (aşkın cazibesi) ve haz duyan iki şahıs. ilişkinin zevkini alır) olur. birbirini sever ve yekdiğerinin nimet-i visaliyle mütenaim olur (diğerine kavuşmanın nimetıyle uykuya dalar). CİLVELER. Sahte bir aşk neticesi olan visal: Erkek kendini vesait-i fer'iyye-den madud olan ("ikinci derece işlerden" anlamında) öpüşmelerle. "Sevmek Sanatı". ikisinin tevessül etmesi (ikisinin birden girişmesi) lazımdır. Kama Sutra. Bu takdirde kendilerini tahriş etmek (hırslandırmak) için iktiza eden vesaile (gereken vesilelere). erkeğin hırs ve arzusu zail oluncaya (ortadan kalkıncaya) kadar devam eder. Alın... sonra vukua gelecek mülakatlarda israf derecesinde ibzal edilebilir (esirgemeden. İleride husule gelecek (meydana gelecek) bir aşk neticesi olan visal: Visalin bu nev"i. gözler. yanaklar. visalin devam etmediği müddet zarfında kendisini hakikaten sevdiği diğer bir şahsın kollan arasında tahayyül eder (hayal eder). Visalin bu nev'i. Aksay-i şark ahalisi (uzak doğulular). mümasi: İtibari (gerçek olmayan) buse: İki aşık dudaklarını yekdiğerinin (diğerinin) dudakları üzerine vaz' ederek (yerleştirerek). aralannda zuhur eden bir nizadan (anlaşmazlıktan) sonra barışır. için üç türlü buse vardır: İtibari. kendi dudakları arasına alır. birbirleriyle uzak olan aşıkla maşuka arasında vuku bulur. sıkıştırır ve bir hareketle ağzının içine doğru çeker. yahut erkekle kadından biri seyahatten avdet eder veyahut aşıkla maşuka. "Daima sizi düşünüyorum. hırslandırır. Veyahut erkekle kadın.

Üst dudak busesi: Erkek. daha ileride göreceğimiz diğer cilveler esnasında da bu tarz mülâabeyi tatbik ederler (bu şekilde (Oynaşmaları uygularlar). Yahut bir kadın aşkının vücudunu ovuştururken ateşi hırs ile (hırs ateşi) ve şehvetini ikad eyleyecek (yakacak) surette güya uyumak için bir baş yastığı yapmak istiyormuş gibi başını butlarının üzerine koyar. buse daha şedid (şiddetli) olur. Esnay-ı muaşşakada (şakalaşma sırasında) aşıkla maşuka. böyle cereyan eder. hangisi daha evvel kendi dudaklarıyla diğerinin alt dudağını yakalayacağına dair bahse girişirler. aşık dilinin ucunu maşukanın dişlerine ve damağına temas ettirir. buseye buse ile. bir vaziyette yekdiğerlerinin dudaklarını öperler. Bu buse hakikatte ne o çocuğa. Bu buseler hakkında. onun alt dudağını kendi dudakları arasına alıp şiddetle tazyik eder. Dil kavgası: Yukarıda tarif olunan buseyi alırken. uyumuyorsa bile. Mail (eğri) buse: İki aşık. Buse-i menkul (nakledilmiş buse): İnsan. Döğme (tekme) busesi: Aşıkla maşukadan biri. aşıkın gafil bir zamanını yahut hâbe vardığı (uyuduğu) sırayı gözetir. şedid (şiddetli) yahut hafif olur. diğeri de ona aynı suretle. . Eğer maşuka bahsi kaybederse. Tahrik busesi: Gece tiyatroda veyahut bir rical-i kibar meclisinde (kibar kişilerin. tokada tokatla mukabele etmelidir (karşılık vermelidir). sevdiği kadının huzurunda.Mümas (dokunan) buse: Maşuka. Maşukanın dudağı iki parmakla yakalanıp dil ucuyla temas edilecek yahut dudakla üzerine kuvvetli bir surette basılacak olursa. tehdid makamında kaşlarını çatar. neş'esinden raks eder (dans eder). Uyandırıcı buse: Vaadine geç gelen aşık. butlarını yahut ayağının başparmağını öper. gülerek. Döndürücü buse: Aşıkla maşukadan biri eliyle diğerinin başını kendine doğru döndürür ve diğer eliyle de çenesini yakalar. Aşıkı iter. başlarının yekdiğerine doğru meylettirmiş oldukları halde dudaklarını birbirine uzatırlar. Buse. İntibah (harekete geçirme) busesi: Kadın. kadının üst dudağını öptüğü sırada kadın da erkeğin alt dudağını öper. ellerini birbirine vurarak haykırır. Yine maşuka bahsi kaybedecek olursa bu defa daha ziyade hiddet gösterir. Aşk ateşi tutuşturan buse: Kadın. gözlerini kapayarak ve ellerini aşıkının elleri içine vaz'ederek (yerleştirerek). Pek ziyade hevesnâk (hevesli) aşıklar. Müstakim (düz) buse: İki aşık. dört türlü buse daha zikr ve tadad eyliyorlar (söyleyip sayıyorlar): Müstakim. dilinin ucuyla onun dudaklarına temas eder. şiddetli. oturuyorsa ayağının bir parmağını öper. dizinde oturan çocuğu yahut bir resmi veyahut bir heykeli öper. mail. gözlerini açar. iki mısra zikrederler: İki aşıktan biri diğerine ne yaparsa. kadın ayakta ise elinin. İşte buse ahz ve itası hengâmında (alınıp verilmesi sırasında) iki aşıkm edeceği mülâabeler (oynaşmalar). kavga eder ve bahsin bir defa daha tekrar edilmesini talep eyler. mütekerrir (tekrarlanan). diğerinin alt dudağını kendi dudaklarının arasında şiddetle sıkar. maşukasını yatıp uyumuş bulur ve vaziyeti izhar etmemek için (geç geldiğinin ortaya çıkmaması için) onu uyumakta iken öper. uyur gibi görünür. Şiddetli buse: Aşıkla maşukadan biri. dalgın yahut meşgul olan aşıkını öper veyahut onunla kavga eder. sıçrar ve bu sırada hatırına ne gelirse latife olarak aşıka söyler. diğerinin iki dudağını birden kendi dudaklarının arasına alır. Müellifler. uyumakta olan aşıkının yüzünü öper. önde gelenlerin toplantısında) bir erkek bir kadına takarrüb eder (yaklaşır). okşamaya okşama ile. Bu takdirde kadın aşıkından bir diğer buse alabilmek için. vücudun öpülen mahalline (yerine) göre mutedil (ılımlı). birçok gürültüler ederek aşıkla eğlenir. o heykele ait olmayıp doğrudan doğruya sevilen kadına tevcih edilmiştir (yöneltilmiştir). döndürülmüş. o resme. İlân-ı aşk busesi: Bir şahsın aynaya yahut suya akseden suretini veyahut duvara düşen gölgesini öpmektir.

temas ile. Ayni ahval ve şerait dahilinde (durumda ve şartlar içerisinde) aşıklardan biri diğerinin vücudunu bir duvara yahut bir sütuna dayayarak sıkıştırırsa. dudaklarda. ekseriya cari olan bir takım âsâr-ı garîbe-i muhabbettir (sevginin garip işaretleri. Bu iki nev" (çeşit) sarmaşma. Birinci suret: Bir erkeğin bir bahane ile bir kadının yanına yahut karşısına. SIKIŞTIRMALAR. sine sineye. TIRNAKLA YAPILAN NİŞANELER: Tırnak nişaneleri (izleri). tamamiyle erkeği sarar ve sevdaperverane (aşık. 1. koltuk aklarında. herşeyi unuturlar. Hafif sadalar çıkararak erkeği öpmek için başını onun başına doğru imale eder (eğer). Bunları aşıklar. Sarmaşık sarmaşması 2. kadını isterse kucağında yahut yanında yahut karşısında olurmuş. duhul ederler. sanki bu erkek ağacına tırmanıp da bir buse meyvesi koparmak istiyormuş zannolunur (sanılır). memelerde. yüz yüze. Müteellim (elemli). sarar. İlk iki sarmaşmada erkek kaimen (ayakta) durur. bir kadın yerde bulunan bir şeyi almak vesilesiyle eğilir ve memelerinin ucuyla erkeğin vücuduna. kadın saçlarını gelişigüzel omuzları üzerine dökmüş olduğu halde. islerse bir yatağın içine yatırlmış olsun. Süt ile suyun ihtilâli. Vücutların teması: Erkekle kadın yatarak birbirini o kadar şiddetle kucaklarlar ki. Elem ve cerihayı (üzüntüyü ve yarayı) da his eylemezler. Bunlarda. 4. Duhul suretiyle sarmaşma: Tenha bir mahalde. Bu sarmaşmalar. bir cism-i vahid (tek cisim). tarafeynin (iki tarafın) muvafakat-ı müşterekesine (ortak kabullerine) bağlıdır. birbirlerine sarılırlar. Bu iki nev" (çeşit) sarmaşma. yekdiğerini göremeyen yahut yekdiğeriyle serbest musahabe (sohbet) edemeyen iki şahıs arasında vukua gelir. güya duhul etmek istemiyormuş gibi dokunur. "tazyik suretiyle sarmaşma" vuku bulmuş olur. eserleridir) ki. duhul (giriş) ile. diğer koluyla omuzlarına sarılır. vücudun bazı aksamı (kısımları) arasında. ikisinin de vücutları birbirine dokunacak bir tarzda oturmasıyla vuku bulur. Kadın bir ayağım erkeğin ayağı üzerine. iki şahsın vücutlarını yekdiğerine temas ettirmeleriyle husule gelir. atideki (aşağıdaki) isimlerle yad olunurlar (anılırlar): 1. Bir telakkiye göre. pek ziyade hevesnâk (hevesli) olan aşıklar arasında vuku bulur. sarmaşığın ağaca sarılması gibi erkeğe sımsıkı sarılır. ısırmalar gibi. seyahatten . Ağaca tırmanan kimsenin sarmaşması 3. gerdanda. butlarda yapılır. sevdalı) bir halde çehresine nasb-ı nazar eder (bakar). bu hususa dair şu kaideyi vaz'ediyor (koyuyor): Aşk ve heves daire-i itidali tecavüz etmedikçe (ölçüyü kaçırmadıkça) Sutra'nın kavaidine riayet edilir. diğer ayağını budu üzerine vaz'edip (yerleştirip) bir kolunu arkasına geçirir. Kadınla erkek aşk ve sevdadan. ne de intizam kalır. jadgana jadganaya -jadgana. Erkek. Kadın. Susamla pirincin ihtilâli (karışması) 4. Üçüncü suret: Karanlıkta yahut tenha bir mahalde. terennüm eder. alelekser (genellikle). (kurallarına uyulur). öteki iki sarmaşma mukarenet mebhasinin aksamındandır (ilişki bahsiyle ilgilidir). Erkek de kadını yakalayıp sıkıştırır. 3. ne Sutra'nın kavaidi (kuralları). Bir şair. vücudun göbekle butlar mabeynindeki kısmıdır-. OVUŞTURMALAR. TIRMIKLAR. fahz fahza (uyluk uyluğa) temas ettirilmek suretiyle sarmaşmalar ve her türlü cilvekârâne (cilveli) hareketlerle.SARMAŞMALAR YAHUT KUCAKLAŞMALAR: Yekdiğerine karşı bir aşk-ı mütekabil (karşılıklı aşk) izhar etmek (göstermek) için vuku bulan sarmaşmalar. seyahatten önce veya azimet (gidiş) esnasında. ilk mülakatta. vasal-ı vücutta (vücudun orta yerlerinde). vücudun her tarafıyla birden kucaklaşmalar meydana gelir. dört türlü olur: İttisal (bitişme) ile. bir lâhm-ı vahid (tek el) teşkil ederler. cerihadâr (yaralı) olmaktan havf ve hazer etmezler (sakınmazlar). kumru gibi tatlı sesler husule getirir (çıkartır). tazyik ile. Fakat çerh-i aşk (aşkın çarkı) bir kere devran etmeye (dönmeye) başladı mı. 2. butlarıyla kolları iki sarmaşık gibi yekdiğerine sarılır.

Bu nişane alelade. Şişen ısırma: Cild sanki bir kıskaçla yakalanıp çekilmiş gibi kabarır. Mutasavvıf (orta) nişane. İnci hattı: Bütün dişlerle ısırmadır. Bir müelleif-i kadîm. Hınzır ısırması: Yekdiğerinin fevkinde (üzerinde) olmak ve aralarında bir kızıllık eseri bulunmak üzere memelerle omuzlara iki diş sırası tab'etmektir (basmaktır). yekdiğerine mukabil vaziyette (diğerine karşılık durumunda) bulunan iki yarım aydan teşekkül eder. ISIRMALAR: Alt dudak. hasılı kadının sermesi (serhoş) bulunduğu bir sırada yaparlar. boyundaki çukurlarda ve göbekte yapılır. arzu eylediğini isbat etmek için üzerinde taşıdığı ve malik olduğu atiyyu'l-beyan (aşağıda söylenecek olan) şeylerde tırnaklarla. Sallanmak. Zatü'l-zevc (evli) kadınların vücutlarında katiyyen tırnak nişaneleri yapılmaz. Isırma. yahut bir yaprakta. İlk üç ısırma. göğsün üzerine çizilen münhani (eğri) çizgidir. göğsün üzerinde beş tırnakla çizilmiş hatt-ı münhanidir (eğri çizgidir). Bir aşık bir genç kızı ovduğu yahut başını tırnakladığı ve korkutarak heyecana düşürüp eğlendiği zaman. böyle yapar. Kırık bulut: Dişlerin aralarındaki mesafe itibariyle bir kavs-i münhaniye (eğri kavise) nisbeten girintili-çıkıntılı olan noktalardan müteşekkil olan bir hatt-ı münkesirdir (kırık çizgidir). sekiz türlü tırnak nişanesi (izi) yapılır: Mutasavvıf. vücudun hangi kısmına olursa olsun tab' edilen (basılan) bir küçük çizgidir. göbeğe hafif bir surette basmakla husule (meydana) gelir. Uçları keskin olmak. alt dudağa. tırnak çizgisi. Noktalı hatla inci hattı gerdanda. Birbirine müsavi (eşit) ve mütenasib (uygun) olmak. makbul olan özellikleri) şunlardır: Parlaklık. şişer. her yeri) ısırılabilir. Daire. (eski yazar). Yalnız noktalı hat. Dişlerin evsaf-ı makbulesi (beğenilen. Mercan ve inci ısırması: Cild hem dişlerle hem dudakla sıkıştırılır. Nokta: Cildin pek ufak bir parçası. Kaplan pençesi. Bir kadına. öpülen vücudun kâffe-i aksamı (bütün kısımları. daima sol yanak üzerinde icra olunur. . Tırnak çizgisi. kaplan pençesi. tavus ayağı. derun-u fem (ağzın içi) ve gözler müstesna olmak üzere. Tırmalamak yahut basmak suretiyle. birkaç türlüdür: Derinin üzerinde birkaç saniye sonra zail olan (kaybolan) hafif bir kızıllıktan başka bir eser bırakmayanı: gayrı mer'î (devam etmeyen) ısırma. "Vücuda sevda nişaneleri tab'etmek (basmak) sanatına herkes aşinadır" der. hiçbir tırnak izi bırakmamak ve yalnız cildin üzerinde gezindiği işitilen tırnağın temasıyla kıllar dimdik ayağa kalkmak için çeneye. Yarım ay: Boynun yahut memelerin üzerine tek bir tırnağın intıbaıyla (bastırılmasıyla) hasıl olan çizgidir. Şişirme ısırma ile inci-mercan denilen ısırma. yarım ay. tavşan sıçraması. Yumuşaklık. dişlerle eserler bırakılır: Alına yahut kulaklara müteallik ziynetlerde. Evsaf-ı gayn makbulesi (beğenilmeyen özellikleri) ber vech-i atidir (aşağıdadır): Donukluk.avdetle vukua gelen bir içtima (toplantı) ve itilaf hengamında (uyuşma anında). alnın ve butların üzerine nakledilir. alt dudak üzerinde olur. yalnız iki dişle yakalanıp ısırılır. İrilik. mavi nelüfer yaprağı. bir çiçek demetinde. daire. memelere. Tavus ayağı. göbekte ve göbek etrafında etrafında teşkil olan mini mini çukurlarda yapılır. Fakat bir yadigâr olmak ve aşk ve sevdayı tezyid eylemek (arttırmak) için vücutlarının gizli mahallerine hususi işaretler yapılabilir.

Elin tersiyle. Yumruk darbesi. Kadın hiddet etmiş görünerek ve güvercin sadasıyla ağlayıcı şada (ses) çıkartarak mukabele etmelidir (karşılık vermelidir). visal esnasında mütemadiyen "Elverir. Binaenaleyh mahbube bir noktaya mukabil. Hatta gündüz. pehlular (vücudun her iki yanı). Visal esnasında (ilişki sırasında) iki memenin arasına elin tersiyle hafif darbeler indirilir ve hitam-ı visale (ilişkinin sonuna) kadar hırsı tezayüd ettikçe (arttıkça) bu darbeler de teksir ve tezyid edilir (arttırılır). elverir. ana" kelimelerini telaffuz eder. mahbubesi de cali (yapmacık) bir hiddet izhar ederek (göstererek). başını kendine doğru çeker. göbek. gürleyici. Hitam-ı visale (ilişkinin sonuna) doğru kadının pistanları (memeleri). o zaman aşıkı saçlarından yakalar. ammenin huzurunda (topluluk önünde). asırlarca payidar olur (devam eder). Aşıkla maşuka arasında serzede olan (başgösteren) bin türlü mevani (engeller). yumrukla vurulur. sanki tekdir etmek (azarlamak) istiyormuş gibi başını aşıka doğru çevirerek. sonra müptela olduğu hal-i mahmumane (ateşli hal) içinde gözlerini kapayarak serapa (baştan aşağı) vücudunu ısırır. aşık vücudundaki maşuka tarafından nakşedilmiş nükuş-u dendanı (sevgilisinin yaptığı diş işlemelerini) kendisine gösterdiği zaman. nafı (göbeği) yâhud pehluları (vücudunun her iki yan tarafından biri) şiddetli bir surette tazyik edilir (bastırılır). iniltilerle. Kadın darbelere ülfet etmemişse. erkeğin dizleri üzerinde oturduğu esnada kadının arkasına indirilir. o bu manzaranın karşısında gülmelidir. alt dudağını öper. baş. anlaşmazlık çıkartmak) hususunda gösterdikleri temayül hasebiyle (meyil dolayısıyla). aşıkla maşukanın yekdiğeriyle niza etmek (kavga etmek. maşuka da gazabnak (gazablı) bir tavır ile. ağlayıcı sadalarla "baba. noktalardan mürekkep bir hatta bedel kırık bir bulut nakşetmelidir (işlemelidir). bir araya toplanmış parmaklarla. İki aşık. arka. Eğer maşuk pek ziyade müteheyyiç (coşkun) olursa ve hevesinin teheyyücüyle (heyecaniyle) bir nevi cidale (savaşa) kıyam ederse (kalkarsa). Vücudun hırs-ı muhabbetle darbedilen aksamı (sevginin verdiği hırsla vurulan yerleri) şunlardır: Omuzlar. 6. artık bitiriniz" sözlerini haykırmalarla. göğsün mabeyn kısmı (iki meme arası). BÖLÜM ESKİ İSTANBUL'UN NAMUSU . onu iki kat daha şiddetli bir surette ısırmalıdır". yekdiğerine karşı bu minval üzerine (bu şekilde) hareket edecek olurlarsa. yaptığı) diş eserlerini göstermelidir. EL İLE VURMALAR: Vurmalar da bir nevi (bir tür) cilvedir. el ayasıyla. mukarenet-i cinsiyyeyi (cinsel yaklaşmayı) bir cidale (savaşa) teşbih ediyorlar (benzetiyorlar). kalçalar.Bu mebhase müteallik (bu bölüme ilişkin) iki mısra: "Bir aşık mahbubesini şiddetle ısırınca. aralanndaki heves ve muhabbet noksan olmayarak ("eksilmeyerek" anlamında). kendi vücuduna aşıkın tab'ettiği (bastığı.

işin önü hiçbir şekilde alınamaz. Fermanın uygulanması. aylar sürer. Dünyanın bu en eski mesleğinin İstanbul'daki izlerinin çok daha eski dönemlere uzandığı kuşkusuz. takip ve hapislere rağmen.. kadınların bekâr erkeklerin çamaşırlarını yıkadıkları çamaşırhaneler devreye girer. Kirteli Nefise ve Balatlı Aynî adında beş kişidir. yüzlerce kadın hapsedilir. Çamaşırhanelerin yerini. kadın elbiseleri içerisindeki genç erkeklerin eğlencelerde "köçek" veya "tavşan" oğlanı" olarak doğu raksının en ince hünerlerini gösterdiği.Kitabın ilk sayfalarından buyana. İstanbul kadısına şehirdeki bütün uygunsuz kadın ve hatta "erkeklerin" toplanıp listelerinin çıkartılmasını.. 1565'te. Peki. Sarayın çıkarttığı her fermana karşı diğer taraf mutlaka bir yol bulur. mahalle halkının ihbarıyla. "Müslüman İstanbul". Osmanlı cinsel metinlerden seçmeler verdik. İş yine saraya akseder. içeride buldukları kadınları toplar ve Yedikule zindanında misafir ederler. . bunlara gönül vermiş erkekler ortaya çıkar. kadınıza da. Arap Fatı. Kanuni Süleyman bir ferman çıkartır ve "muzır avratların" İstanbul'dan sürgün edilmelerini buyurur. En eski mesleğin ilkleri. bu defa kaymakçı dükkanları alır. Her türlü yol var. Fatı baskını önceden haber alıp izini kaybettirir.. haremde veya İstanbul'un herhangi bir yerinde yaşanan ve cinsellikten kaynaklanan bir skandalin varolması demektir. Basılan. İstanbul'un bilinen ilk fahişeleri. baskınlar yapılmaktadır. malûm sektörün faaliyetini kesintisiz sürdürebilmesi için hemen her türlü meslek ve yerden yararlanılır. oldukça geç başlar: 1565 yılında. Arşivlere göre. Aynı günlerde. Kucağında bohçasıyla gelen erkeklerin içeride çamaşırla değil de başka şeyle uğraştıkları anlaşılınca. Önce. Derken. bu metinlerin kaleme alındığı yıllarda Osmanlı toplumunun cinsel hayatı nasıldı? Osmanlı döneminde cinsellikle ilgili bir olaydan sözedilmesi demek. İstanbul'dan hemen defolsunlar... Dükkana ayrı ayrı giren kadın ve erkeklerin kaymak yemekle kalmayıp başka şeyler de yedikleri tesbit edilir. Kısacası. yine bir ferman çıkar: Kadınlar artık kaymakçı dükkanlarına giremeyeceklerdir. Bütün bu sürgün.". önceleri Arap Fatı'nın evinde çalıştığı duyulmuş. Kalafatçı mahallesindeki bir başka eve de baskın yapılır. gece-gündüz çalışan Arap Fatı'nın evi basılır ama her ne hikmetse. İkinci Selim. mahalle halkının huzurunda iman tazeler ve kocası seferden dönünceye kadar Yedikule'ye kapatılır.. "ev" ler açılmakta. İkinci Selim çıkartır. bu beş kişi. bu sefer işi daha da azıtıp kocasının evinde çalışmaya başlamıştır. tarihlere öncü olarak geçerler. hiçbir isteği reddetmediği devirdir. Eve giren subaşıyla adamları. İmam ve'subaşının başını çektiği kalabalık kapısının önünde toplanınca. Ama 16. Fahişeleri konu alan bildiğimiz ilk fermanı. Dönem. kadınların bekâr çamaşırı yıkaması yasaklanır. kentin seçkin yerlerinde veya kenar mahallelerinde de işler pişirilmekte. Giritli Narin. şeriatınıza da lanet olsun" diye bağırır. Kocası seferdeyken bu mesleğe girmiş. sonra da hapsedilmelerini buyurur. Sarayda bizzat padişah veya ona ait cariyelerden biri rezaletlere sebep olurken. yeni bir ferman çıkartır: "İsteyen istediği fahişeyle evlensin ama nikâhlarının kıyılmasından sonra. Galata meyhanelerinde genç Rum delikanlıların sakilik ettiği. Fahişeliğin Osmanlılar'daki "resmî" tarihi.. "İmamınıza da. toplumun hemen her kesiminde yaşanır. hapisteki kadınların bazılarıyla evleneceklerini söylerler. bir yeniçerinin karısıdır. linç edilmekten imamın müdahalesiyle kurtulur. İş saraya akseder. bir "kolbaşı"nın yönettiği çengi topluluklarının davetli olduktan evlerde.. cinsel yaşamın bütün gereklerinin yerine getirildiği ve bu konuda Batı'daki çağdaşlarından hiç de geri olmayan bir kenttir. nedense herhangi birşcy yapılmamış. Skandallar. yüzyıl öncesi dönemle ilgili belge yokluğundan. Atlıases Kamer.

Kağıthane deresi sahilindeki saray ve köşklerde en unutulmaz eğlencelerin düzenlendiği. halkın ibret-i alem için infazı seyretmesini istediler. yani "gayrimüslim bir erkekle zina yapan Müslüman kadının taşlanarak öldürülmesi" cezası uygulanıyordu. Rağbet..". beklenenden de fazla oldu. Rumeli Kazaskeri Beyazîzade Ahmed Efendi. Aksaraylı Abdullah Efendi'nin karısı bir genç bir Yahudiyle basılmış. 1680 yılıydı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihinde ilk kez "recm". Sultanahmet'teki Fazlı Paşa Sarayı'na gidip bizzat seyretti. Tarih kitaplarında. yumruk büyüklüğünde taşların oluşturduğu bir yığın görünüyordu. mumların .. Aksaraylı Abdullah Efendi'nin karısının taşlanmasını. Ermenisi. aralarında devletin önde gelenlerinin de bulunduğu birçok kişi fetvasını geri alması için Beyazîzade'yi sıkıştırmışlar ama kazaskeri kararından döndürmeyi başaramamışlardı. beğendikleri cariyeyi evlerine götürürler. Lale Devri'nde yaşanır. Sonuçta. cezanın infazından başka çare kalmadı. artık yerleşmiştir. Yahudisi. Bir tarih kitabından.. ortada dinî açıdan bir mahzur yok gibi görünmektedir.. sonra "kusurlu çıktı" bahanesiyle iade ederler. hamamda yıkanırken gördüğü bir başka delikanlı için ünlü "Hamamiye"sini kaleme aldığı. feryad etmeye bile vakit bulamamıştı. Rumu. Kadın. idamın. çukurun 40-50 adım ilerisinde de.. yani cariye satın almaya gelmiş gibi görünen erkekler esircilere bir miktar kaparo verip. Üstelik iş. bir kadın.Yüzyıllar boyunca. İstanbul tarihçileri.. Sarayın. İstanbul'un her dinden. bu ikinci "resmi" idamın kurbanı olan kadının adı geçmiyor. O dönem İstanbul'unun zabıta amiri olan "subaşı"nın adamları.. Osmanlı tarihçileri. elleri arkasından bağlı bir kadını sürükleyerek meydana getirdiler.. iğne atılsa yere düşmeyecek gibi kalabalıktı.. Arkasından "Haydi bismillah!" diye başlayan bir emir duyuldu. dine de uygundur. Birkaç gece beraber olur. Müslümanı. onlarca taşın bir anda havada uçuşarak beline kadar çukura gömülü kadının üzerine yağdığı görüldü.. "Gümüşendaze" lakabı ile anılan bir Ermeni delikanlısıyla basılan İstanbul'lu Müslüman. esir pazarlarıdır. Pazara alışverişe. Bir mal satın alınmadan önce denenebileceğine ve cariye şeriat açısından erkeğin malı olduğuna göre. işin önünü almak için kadın ve erkek esircilerden zincirleme kefalet istendiğini fakat her türlü tedbire ve şiddete rağmen. Caminin hemen karşısındaki burmalı sütünün önünde kazılmış bir çukur. Dönemin padişahı Dördüncü Mehmet bile öylesine meraklandı ki. benimle Sadabad'a gel" şekline gazeller düzdüğü. taşlanması için fetva vermiş. her milletten gelme halkı. ". Osmanlı başkentindeki yabancı tüccarlardan geçici elçilere kadar hemen herkes milletten insan. hayatlarında ilk kez rastlayacakları bir olayı seyretmek için meydanı doldurmuşlardı. İstanbul zinadan kaynaklanan ikinci idam. bu recm olayından 50 yıl kadar sonra. Tellallar. Önce. Lale Devri'nde yani ünlü şair Nedim'in genç delikanlılara "Annenden cuma namazına gidiyorum diye izin al. fuhşun en rahat şekilde yapıldığı yer. şeyhülislamın fetvasıyla gizlice boğdurulur ve cesedi denize atılır. esirciler arasında muhabbet tellallığı yapanların her zaman bulunduğunu yazıyorlar. imparatorlukta ilk kez uygulanan bir recm cezasını böyle anlatıyor ve "Yüzlerce yıl boyunca.. tok sesle okunan bir dua işitildi.. "iffetine el uzatılmasına izin veren bir kadının taşlanacağı" kararını şehrin dört bir kösesinde okuyup. zina yapan birçok kadın kolluk kuvvetleri tarafından belki Sarayburnu'ndan bir çuvala konularak denize atılmışlar veya başka bir yolla sessizce ortadan kaldırılmışlardı ama o güne kadar hiç kimse meydanda halkın gözleri önünde taşlanmamıştı diyorlar.Sultanahmet meydanı. beline kadar çukura gömdükten sonra birkaç adım yana çekildiler. Olayın ilginç tarafı. kadı efendinin ve subaşının tüm çabalarına rağmen önleyemedikleri sistem.

İstanbul'a gider. Delikanlı.. bundan sonra yaşanır. olayda asıl suçlu olan Bali Bey'in karısını. Cesaretiyle. Kadı diplomatça bir karara varır. bir iddiaya göre başka şeyler de yapar. Bali Bey başkentten binlerce fersah uzakta. Dedikodular yine başlar.. olayı ayrıntılarıyla padişah Yavuz Selim'e rapor ederler. sevgilisiyle beraber "aradan kılıç geçmeyecek" vaziyette yakalanıp kadının önüne çıkartılır. şehir dedikodularla çalkalanmış. cesedi saatlerce seyreder.. yani imparatorluğun "tatlı hayat" yaşadığı bir dönemde meydana gelmesidir. . bu defa da. sonra İstanbul'a döner.. İstanbul halkı için seks skandalları. mezarı açtırır. İstanbul'da kayıtlı ilk fahişelere Kanuni Süleyman zamanında rastlanıyor ama jigololar daha da önce ortaya çıkıyor: Yavuz Selim'in iktidar yıllarında. Ama İstanbul'da böylesine yer yerinden oynarken. Büyük bir servetin sahibi olan kadın varını-yoğunu genç erkeklerle yemekten başka bir şey yapmamaktadır... ortaya yeni çıkan bu meslekte taraf olması. çarşafçı. Bu sevgilisi de elinden giden Bali Bey'in karısı.. sarayın işi halletmesini isterler. "Bana para veriyor. İstanbul kadısı hafızı huzuruna getirtir. Fetihler yapmış bir aileden gelmektedir.Kemerveş adlı bir cariyesi vardır ve Ferayet adlı bir çerkez kulu vardır.. olup bitenlerden belki haberli. ziyaret etmekle kalmaz. hadiseler üzerine bazen destanlar bile yazılmıştır. Dedikodular artınca evi basılır. herkesin gözü önünde bir meydan dayağı attırır. Pezevenklik edenler bunlardır" deyip. çeşitli semtlerden topladığı dokuz delikanlıyı bir hana yerleştirir... "." gibisinden sözler söyler ve böylelikle. Üsküp'ün ileri gelen yöneticilerinden birinin gözetimine verir. kadın kıyafetine sokar ve bazı kibar konaklarına terzi. kellesinin gitmesinden korkan genç sevgilisine haber vermeden Edirne'ye kaçar ama orada sıtmaya yakalanıp ölür. Mustafa. Ama karısından dertlidir. önce delikanlıyı biçer.kaplumbağaların sırtında dolaştırıldığı. Kadın. genç hafızın mezarını ziyarete gider. tümü ortadan kalkmıştır. devletine hizmet etmekte ve fetihlerini sürdürmektedir. dönemin millî kahramanıdır. Kuklacı Mustafa adındaki bir muhabbet tellalının sebep olduğu hadise ise. Gözleri önünde cereyan eden bu rezaletlere bir son vermek gerektiğini düşünenler. artık zıvanadan çıkmıştır. tarihlere İstanbul'un ilk jigolosu olarak geçer. mahkeme salonundakilerden biri kılıcını çeker. Ve asıl rezalet. 1577'de. Dellakoğlu diye tanınan genç bir hafızla düşüp kalkmaya başlar.. Yavuz Selim zamanında meydana gelen ve tarihlere "Bali Bey'in karısının vukuatı" şeklinde geçen olay da bunlardan biridir. Kadı kararını tam açıklayacağı sırada. kadı efendinin gözleri önünde doğrar.. Bey'in mahkemeyi izleyen yakınlarının kanına dokunur. Bali Bey. İstanbul'daki dul sayısının artmasına yol açar. üstelik bir de çocuk doğurur. peşinden de altı kişiyi. belki de habersiz. kadınla olan yasak aşkını itiraf eder.. Edirne'ye.. falcı görüntüsü altında götürmeye başlar. Bali Bey Semendire beyi iken karısı Üsküp'te oturmakta ve gününü bir delikanlıyla beraber geçirmektedir... kendisine göz-kulak olmakla görevlendirilen kişiye haber bile vermeden Üsküp'ten kalkar. Millî kahraman sayılan bir kişinin karısıyla ilgili davanın söylentileri ayyuka çıkmadan. merhum hafızın kardeşiyle yaşamaya başlar. Ama Bali Bey'in karısının. muharebe planları hazırlamaktaki ustalığıyla ve kazandığı zaferlerle halkın gönlünde taht kurmuştur. İmparatorluk tarihinin hiçbir döneminde engellenemcmiş olan yasak ilişkiler İstanbulluların diline her zaman pelesenk olmuş. Dul sayısında rekor. Yavuz Selim'in ne karar verdiğini bilmiyoruz.... sık rastlanan olaylardandır.. basılan evin kapıcılarını ve hanıma erkek bulmakla görevli kadınları. Mahkeme mezbahaya dönmüş ama kadı da büyük bir dertten kurtulmuştur. İlk jigololar. şık elbiseler alıyordu. saçlarını uzatır. suçluların biri hariç.

Paşa. Sadaret kaymakamı Osman Paşa'nın karısının öyküsü de.. üzerinde ne varsa öylece dışarıya çıkartılır. İhbarların asılsız çıktığı. aylarca devam eder. bunlardan biri. önce zabıta karakoluna götürülür. Babıali hareminde her gece. böyle bir durumda tüm sorumluluğun imam efendinin üzerine atıldığını ve "Biz zaten böyle bir şeye ihtimal vermiyorduk ama hoca efendi aklımızı çeldi" dendiğini söylüyorlar. Mahallenin namusu. kahramanlığını kadın düşkünü kadınların yaptığı birçok gerçek olayı hikaye ediyorlar. çingene kızı da tenha bir yerde boğdurulur. etraftaki evlerden rahatça işitilen müzikli toplantılar.. hırçın bir kadın sesi gelir: . bir eline de elbiseleri tutuşturulur.İş... sevici" demek olduğu yazılı. içerdeki diğer delikanlılar da yakalanır. baskınların sonuçsuz kaldığı da olur. Kadının namahrem bir erkekle beraber olduğu evin kapısına dayanan kalabalığın başkanı mutlaka imamdır. bir eline ayakkabıları. yani sadrazam vekilliğine getirilen Osman Paşa'nın en büyük zaafı. hepsine dert olur. "Ya benim eve de geldilerse" düşüncesi içlerini kemirmektedir. Mustafa'nın kaldığı han basılır. Baskın kahvede planlanır. hükümet erkânı da huzursuzdur.Açmıyorum işte. yetkisi ölçüsünde devletin bütün imkanlarını kadının emrine seferber etmektedir. romancılar ve hiciv yazarları. Mustafa ve uzun saçlı gençleri.. İmparatorluğun padişahtan sonra gelen adamına vekalet eden Osman Paşa'ya düşen görev ise.. içeriye ilk adımı da o atar. hem delikanlılar. Bu durum. padişah İkinci Mahmud'a kadar gider. Fesadın başı ezilmiştir ama bu kez İstanbul'da konağı olan beyleri bir evhamdır alır. Baskınları anlatan tarihçiler. Hem konakların evli sahibeleri. Osmanlıca sözlüklerde.. İstanbul'un en namlı sevicilerinden olan karısına aşırı düşkünlüğüdür. İçeriden. kadınla orada yüzleştirilir ve şeriata göre cezası neyse verilir. Saraydan bir ferman çıkar.. karısı devamlı bir gözetim altında bulundurulmak üzere Bursa'ya gönderilir.. açmıyorum." diye fısıldamaktadır. Erkek arka kapıdan veya pencereden kaçamadıysa ele geçirilir.. açmıycaaammm. Ceviz oda kapısının altın tokmağını kurcalayan genç adam kapının kilitli olduğunu anlamış. Babıali'de cümbüş var. delikanlının dili falakada hemen çözülür. aç. Padişahı inleten cariye. Aynı gün. Karısı genç bir çingene rakkaseye gönül vermiş. Mahalle halkı da. hem de Kuklacı Mustafa memnundur. Uzun saçlı. 1810 yılında sadaret kaymakamlığına. mahalle halkına da görev düşmektedir ve bu. sonra kadı efendinin huzuruna çıkartılır. "Karısına sahip olamayan kişi devlete hiç olamaz" denilir. önceleri iyi gider. genellikle fuhuş yapıldığı belirlenen evlerin cümbür cemaat basılması şeklinde olur. Derken en kolay çareyi bulur ve karılarını peşpeşe boşarlar. Ama gün gelir. "Aç. Dedikodular. bir dediğini iki etmemekte. şakiliğini genç kızların yaptığı içki meclisleri düzenlenir olmuştur. bu delikanlılardan birinin gittiği ev basılır. .. Osman Paşa görevinden alınıp ve Limni'ye sürülür. imparatorluğun değişik yerlerine sürülürler. boyalı delikanlıların kendi konaklarını da ziyaret edip etmedikleri. mahallenin gözü önünde ve ibret-i alem için güzelce bir falakaya çekilir. asesbaşı gibi kolluk kuvvetlerine değil. ne olur. Kapıyı önce o vurur.. Tarih kitapları. giyinmesine izin verilmez. kolluk kuvvetleri ve imamla beraber düzenlenir. bu "merakın" İstanbul'da her dönemde ve özellikle yüksek kesimde revaçta olduğunu anlatıyor. karısının yanında el pençe divan durmakta. Osmanlılarda fuhşun önlenmesi işinde sadece subaşı. karısının sevgilisine bol gelir getiren çiftlikler bulmak ve tapularını çingene kızın üzerine geçirmektir.. Arapça'dan gelme zarif Helime'nin çoğulu olan "Zürefa"nın "lezbiyen.. Kurunun yanında yaş da yanmış ama İstanbul erkeklerinin içi rahatlamıştır.

. Beşiktaş'ta oturan ve Küçük Fesli diye anılan bir Ermeni gencine gönlünü kaptırmış ama sevgisine karşılık alamayınca intikama kalkışmış. işin peşini bırakmaz. saraya çağırırdı..Sen bana edepsiz demişsin.. dünyanın en geniş imparatorluklarından birinin hakimi. yeniden Beşiktaş'a döner. Padişahın kaderinde. Ailesi. Evladımız boş yere canından oldu. cariyeye başını çevirip bakmazdı ama Serfiraz adamlarını eve gönderip Feslimizi rahatsız eder. bir anda İstanbul'a yayılır. Kabak. Haremde bu olup bitenlerden birkaç gün sonradır. katillerin bizzat saray tarafından kiralandıklarını itiraf ettikleri yolundadır. padişah cariyesinin aşırı masraflarından bıktığını söylemiş ve ağzından "edepsiz karı. önce Beyoğlu'ndaki bir kahvede öldürtmek istemiş..... Edepsizler böyle yaparlar. Saray bize tazminat versin. yerine de Hayrettin Ağa getirilir. ertesi gün de ölür." diye bir söz çıkmıştır.. Yatak odasının kapısında olup bitenler... meraklı yüzler caddede ne olup bittiğini anlamaya çalışırlar. Yatak irisi döşeğinde. Sarayın vıdıvıdı çarkları hemen dönmeye başlamış. ?..Ama neden? . Olay. Küçük Fesli diye anılan genç bir Ermeni müzisyenidir. çok para harcıyor. bir gemiye bindirilip Kıbrıs'a sürgüne gönderilir. Abdülmecid'in sözlerinden birkaç dakka sonra haberdar olmuştur. Yolun iki yanındaki ahşap evlerin. Padişahı odasının kapısından geri çevirmekle isim yapmış olan Serfiraz. "Serfiraz'ın aşkını kıskanan padişah. . Asıl rezalet. kiralık katiller tutup oğlumuzun canına kıydırdı. Bir gün. Abdülmecid. O dönem İstanbul'unun seçkin semtlerinden sayılan Beşiktaş'tan Ihlamur Sarayı'na uzanan iki yanı ağaçlıklı yolda yürüyen feraceli hanımlarla onları belli etmeden izlemeye çalışan feslerini yana devirmiş. ama hafif yaralanır. İş bu kadarla da kalmaz. ara sokaklarda gözden kaybolmaktadır. Dedikodular. dedikodulardan yola çıkıp İstanbul'daki İngiltere. Fransa ve Rusya büyükelçiliklerine dilekçeler verir. cariyenin padişahı o gece nasıl reddettiğini konuşmaktadır.. Osmanlılar'ın 31. Ancak aşkları bu defa kısa sürer ve padişaha ortaklık eden Ermeni genci bir gece Çarşıiçi'nde iki kişi tarafından bıçaklanır. Sevgili. o geceyi yalnız geçirecektir.. sonuç alamayınca da Beşiktaş Çarşısı'nda bıçaklatmıştır. Genç adam. Hadım edilmiş zavallı zenci saraydan kovulur. Reddedilen genç adam sıradan bir erkek değil... o zaman yaşanır." diye tutturunca.. Bu gece benim odama giremezsin. Dilekçe.. Ermeni gencinin ailesi. Ailesi. paşalarıyla o sabah günlük işlerden olan "saray dedikoduları" yaparken söz Serfiraz'a gelmiş. Artık hemen herkes.. İstanbul'un seçkin ve özellikle saraya yakın çevrelerinde bomba gibi patlar. ince bıyıklı ve redingotlu beyler. İstanbul çapında özel bir soruşturma başlatır." diye haykıran hırçın kadın ise. Serfiraz. canhıraş bir feryatla irkilirler.. kendi yatak odasına döner. Beyoğlu'ndaki müzisyenler kahvesinde arkadaşlarıyla çene çalarken içeri giren bir Hırvat tarafından yaylım ateşine tutulur. üstelik birkaç gün içinde katillerin kimliği ortaya çıkartılır. Ermeni cemaati. konak yavrularının cumbaları gıcırdayarak açılır. gönlünü kaptırdığı cariyesi Serfiraz Hanım. Bir genç yerde kanlar içerisinde yatmakta. Küçük Fesli'yi adalardan birine kaçırır.. Ama Serfiraz "İlle de Feslimi isterim.. Ceviz kapının arkasından "Bu gece odama giremezsin!. hükümdarı Abdülmecid'dir. Beşiktaş'ta. sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak ayaklarıma ucuna basarak kapının önünden ayrılır. o gece yalnız yatmak vardır. Yıllardan 1855 ve Abdülmecit'in devri iktidarıdır.. ellerindeki kanlı bıçakları bir yana atarak koşmaya başlayan hırpani kılıklı iki kişi. haremağası Tahsin'in başına patlar... Aslında oğlumuz. bugünkü Çarşıiçi Caddesi'nde oturmakta ve Yıldız Köşkü'nde kalan Serfiraz'la haftada birkaç kez buluşmaktadır. "Oğlumuzu padişah öldürtmüştür" derler." deyip gitmektedir. "İki kişi arasında konuşulan şey sır değildir" sözünü doğrularcasına..

gece mehtapta gezer kızım yoktur.. geceleri de sandallarla Boğaz'da "mehtap seyrine" çıkarlar... Her iki paşa modaya uyup kadınlarla birlikte olmayı reddeder ve yakışıklı gözdeleriyle konaklarına kapanırlar.. Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa'nın üç büyük devleti arasındaki siyasi ilişkiler o günlerde iyi seyretmektedir.. seninle karşılıklı geçip tabanca atalım. Elçilikler. İkinci Mahmud'un kızı Atiye Sultan'ın kocası Damat Fethi Paşa… ." diye haykırır. 1858 Temmuz'unun bir günü hışımla Babıali'ye gelir.".. Tarihçilere göre İstanbul.. birdenbire kadınlarla düşüp kalkmaya başlarlar." diye söze başlar. Küçük Fesli'nin ailesinin verdiği dilekçelerin üzerinde durmazlar... mesele de kapanır. gündüzleri kuyumcu dükkanlarını boşaltır... Refia Sultan'ın kocası Mehmet Ali Paşa'ya döner.. Mısır valisi Abdullah Paşa'nın çevresindeki zenginler. yalılar alır ve bunları Paris'ten getirttikleri eşya ile döşerler. Gel.Hareketleriniz artık namusuma dokunur oldu. kocaları olan "damat paşaları" yola getirmekten geçtiğini düşünür. Âli Paşa'nın gözdesinin ismi de Âli'dir..".. döşek yoldaşlarının "cinsi" de değişir. Sultanlar. Ayda dört bin altın harcamaktadır. hem Mısırlı.. Karılar. bütün damatları karşısına dizer: ". Mehtap seyrinin pek bir zararı yoktur ama.. Mısırlılar artık her alanda taklid edilmekle. akıllarını başlarına toplasınlar. gırtlağına kadar borca batar.. Cevdet Paşa'nın deyimiyle. Beyler. Sultanları yola getirmenin yolunun. bir yandan da gözdesinin yaptığı borçları ödeyebilmek için ailesinden yadigâr kalan birkaç parça mücevheri Galata bankerlerine bozdurmaktadır. "Hain herif!. saraylı hanımlar almaktadır. savurganlıktan vazgeçmelerini söylemeyi dener ama sultanlardan hiçbirine sözünü geçiremez... İstanbul'da öteden beri yakışıklı delikanlılara yönelen ilgi kadınlara.Kadın merakı arttı.. birden geçim sıkıntısına düşüverir. Artık arabayla gezen kadınlara işaretler gönderiliyordu. erkek düşkünleri azaldı...Neyse ki.. İstanbul sosyetesi boğazına kadar borca girer ve bu işten en çok.. Abdülmecid. hem de Avrupalı prenseslerin hayat tarzlarına imrenerek sırtlarına o dönemde yeni moda olmuş feracelerini geçirir." der.. sadece harcamalarda kalmaz. İmparatorluğun yıllarca ikinci adamı olan Âli Paşa.. Benim. bu "Mısır döküntüleriyle aşık atmaya" başlar. İstanbul'a akın etmeye başlarlar. Borçlular arasında ilk sırayı. Mısırlılar gelmeden sadrazamlık maaşıyla gül gibi geçinip giden "çift". Ama "gelenekleri" bozmayan ve alışkanlıklarından taviz vermeyen iki kişi vardır: Birkaç kez sadrazamlık makamına geçmiş ola Âlî ve Kâmil Paşalar.. kızlara döndü.. "Karılarınıza sahip olun. Eski sadrazam.. "Avrupa'da düello diye bir adet varmış. Hanedanın damatları da başka havadadır… Mesela. 60 bin kese altındır. bir zamanlar ahlâkına gayet düşkün ve gayet namuslu bir şehirdir ama bu namusu ve zarafeti. Hepsini reddedeceğim. O zamana kadar "delikanlılardan" bazı hoşlanan paşalar ve beyler. kuyumculardan gelen faturalar arttıkça artar ve sarayı gırtlağına kadar borca sokar.. Çok paralar harcayıp konaklar. bir yandan yabancı elçiliklerin duymasını önlemek için delikanlı sevgilisini olabildiğince ortalarda göstermemeye çalışmakta. Sadece Refia Sultan'ın borçlarının toplamı. yine Abdülmecid vardır. Kâğıthane ve Bayezit'te yeni bir usul yarattılar. Genç Âli de Mısırlı hanımlara uyarak sağa-sola para saçmaya başlar. Ahlâkı kim bozdu?. Tanzimat'ın da etkisiyle.. Kavalalı hanedanından Zeynep Hanım'la israf yarışına çıkarlar. günümüz Tahtakale çevresinin ataları olan Galata bankerleri kârlı çıkar.. önce kız kardeşlerine ve kızlarına nasihat etmeyi. Kahire'den gelen Mısır sosyetesi bozmuştur.. Cevdet Paşa'nın İkinci Abdülhamid'e sunduğu raporlardan oluşan "Maruzat". Sosyal hayattaki bu değişiklik.. bu değişmeyi şöyle anlatıyor: "... Sultanlar gece mehtapta gezerlermiş. O zamana kadar kafes arkasında yaşayan İstanbul kadınları. yoksa alimallah hepinizi dövdürürüm. Tahtta. sefahat kapısı ardına kadar açılmaktadır.

Pesend. kayınbiraderi Abdülmecid'in gözüne girebilmek için. Uzunküpe Firdevs" ve "Bacaksız İncitab". bugünkü benzerlerinden lüks ve ihtişam açısından çok farklıdır. İstanbul'da. Farsça'da "işyeri. destanlar yazdıran kadınların adları şöyle: "Sidikli Perver. Öyle ki. "kerhhane" yapmışlardır. Büyükinci. hatta saltanat müsteşarlığı yapacaktır. İstanbul'un en büyük kerhanesi kapandı ve ondan sonra ol mertebe muhteşem bir kerhane açılmadı. gençlerin dilinde "mektep". ticaret nazırlığı. Paşa daha sonra Paris ve Londra'da sefirlik. yüksek düzeydeki devlet yöneticilerinin "nikahlı kanlarıyla geceleri Hürmüz'de birbirlerine rastladıklarını" söyler. Resmen yasak olmalarına rağmen öncelikle başkentin yönetici ve zengin sınıfına hizmet veren evlere kimse karışmaz. "kırmızı fener" yahut sadece "ev". İstanbul'la ilgili kayıtlarda. Teranedil. Aksaray yakınlarında. "h"nin biri düşmüş. Bu evlerin en ünlüsü. beyleri. İkinci Abdülhamit zamanında öldüğünde. Tarife. ortalığa göz-kulak olmaktadır. İstanbul'un öylesine önemli bir kişisidir ki. en çok bilinen adlarıyla da "kerhane" veya "genelev"… Aslında birçoğumuz yanlış biliriz… "Kerhane" sözünün. kelimenin aslı Arapça "kerh" sözcüğüdür: "iğrenme. Acem'in evinde mesleklerini sürdüren ve adlarına şarkılar. padişahın "cinsel gücünü" arttırmayı kendisine görev edinir. Özellikle 19. Acem'in evi. Gonca. birçok şiirinde Hürmüz'den bahseder. yüzyılda yazılan siyasal hicivlere konu olan bir diğer umumhane de. fabrika" anlamına gelen "kâr-hane"den geldiğini sanırız ama yanılırız. kantolar bestelenen. neticede "kerhane" olup kalmıştır… Bu "kerhane" kavramı. . tiksinme" anlamına gelir "kerh"… Eskiler. Büyük Allı. Langa Fatma adında bir kadına aittir. yüzyılda ortaya çıkar. Küçükinci. "Kalfahanım" diye anılan namazında-niyazında. Küçük Cenap. Vefatına bazı şuera (şairler) "Öldü Langa Fatıma" terkibini tarih düşürdü…" denir. ya da geçici olarak faaliyet göstermekte ve zaptiye korkusundan sık sık yer değiştirmektedir. Öyle ki. başı örtülü ve eli tesbihli bir kadın da. Şişeler dolusu "güçlendiriciler" içen Abdülmecid'e gelince… Sarayındaki yüzlerce cariyeden bıkar. "kerh"in sonuna Farsça "ev" demek olan "hane"yi eklemiş. Gerçi bizim kerhanelerin çalışma hızıyla fabrikalar arasında bir benzerlik vardır ama.Paşa. Camigelini Seher. İbrahim adlı bir İranlı tarafından işletilen "Acem'in kerhanesi"dir. Hürmüz'e aittir. argoda "aşağı mahalle". Avrupa'dan kuvvet macunu benzeri ilaçlar getirtip hükümdara içirir. Abdülaziz döneminde görülür. bunlar büyük ün yaparak edebiyata bile girerler. "Beni karılarımla kızlarım bitirdi" olur… İstanbul'un ünlü "Ev"leri… Eski adıyla "umumhane". Kelime söylene söylene hafiflemiş. müşterilere hünkarbeğendiden elmasiye tatlısına kadar Osmanlı mutfağının hemen her örneğini sunabilen Ferruh adında birinci sınıf bir ahçısı ve Ferrufun mutfakta hazırladıklarını "zarif bir şekilde sofraya getiren Aleksan adlı genç bir Rum hizmetkarı ve Hoylu Turhan diye bi de peşkircisi vardır. Son sözü. bugünkü anlamdaki ilk "yerleşik" genelev. Küçükallı. paşaları ve diğer zenginlerinin bulunduğu evin "direktörlüğünü" İbrahim'in dostu Fitnat hanım yapmakta. Kumru. şevvalin yirmi sekizinci günü veda-i kârhane-i fena edip gitmiş olduğundan. ölümü tarihçi Cevdet Paşa'nın raporlarında bile yer alır ve "Edirnekapı semtinde bayağı bir mahalleye mutasarrıfa olarak kibarane ve zarifane kerhanecilik ekmekte olan ve hakkında Zaptiye müşirinin bile hüküm ve nüfuzu cari olamayan meşhure Langa Fatma. Müşterilerinin başında döneminin hükümet üyeleri. İstanbul’daki bu çeşit evlerin en eskilerinden biri. Fatma. Cihanyandı. Büyük Cenap. geceleri kıyafet değiştirip Beyoğlu'ndaki ünlü "evlere" devama başlar ve 38 yaşında verem olup bu dünyayı terkeder. böylelikle resmi görevlerinde yükselir. O döneme kadar gerçi fuhuş amacıyla kullanılan çeşitli evler vardır ancak bunlarda ya bir tek kişi çalışmakta. Şaşı İfakat. Türk hiciv sanatının zirvelerinden sayılan Eşref bile. döneminin bazı ileri gelenleri için en uygun yerin "Hürmüz'ün kerhanesi" olduğunu yazar ve daha da ileri giderek. Osmanlılar’da 19.

"Bana İstanbul'un en şişman kadınını getirin" diye tutturur. Ya haremde?. "Çabuk olsun. kadına hemen aşık olur. . yasak" demek olan haremdeki günlük hayat... "Bir karı bulmuş idin. Karakaş Melek.. çok az sayıdaki belgeyle ve bazı tarih kitaplarındaki kayıtlarla sınırlı kalıyor. Çivilerin çıkarttığı tok sesleri duyan cariyeler derhal odalarına çekilir ve efendimiz geçinceye kadar orada otururlardı. kadınlara aşırı düşkünlüğüyle bilinen Sultan İbrahim döneminde."Nazır-ı zaptiyye Abdi beyefendi dün gece Hürmüz'ün kerhanesinde bir güzel zevkeylemiş Akıbet nimet-tesadüf ol gece aguşuna Zevcesi hamfendiyi kader sevkeylemiş". İbrahim'in tahttan indirilmesinden sonraki akıbetini bilmiyoruz.". "Hediye".. İkinci Abdülhamit'in tahta geçişinden birkaç yıl sonra kapatılır. Kelime anlamı "gizli. Bu evler. Aynı yıllarda. Ama saray ve harem hayatıyla ilgili.. güzel. tahayyür etmeyesin" demekte ve "Çabul ol. Oldukça ilerlemiş bir yaşta tahta geçen ve o güne kadar sarayın bir odasında hapis hayatı yaşayan bu padişahın. tekrar haber göndererek "Sultanım" der. etkileyici ve alımlı genç kızlar bulmak ve padişahı memnun etmek amacıyla. bunları saraya "hediye" etmektir. Nigar. sonunda bir çözüm bulunduğunu söylüyorlar: ". saklı.Altlarına büyük çiviler çakılmış bir ayakkabı yaptırttı ve bunu giyerek dolaşmaya başladı.. padişahların haremdeki kadınlarla ilişkilerini. okunduğunda tebessüm uyandıran olaylar da var. Örneğin. yönetim karşıtlarının buralara "müşteri" gibi girerek içeride siyasi toplantılar yapabilecekleri korkusundan.. yüksek düzeydeki devlet yöneticilerinin görevlerinden biri de. dev yavrusu bir Ermeni kadını bulup hükümdara takdim ederler.." diye devam etmektedir. Ermeni kadının. Giden haberci.. İbrahim. Üsküdar Bülbülderesi'nde Halide. baskın korkusunun hüküm sürdüğü "müstakil" evlerdir. saray kadınlarını çevresinde gördüğünde nasıl hiddetlendiğini anlatan tarih kitapları. Ama ahlakî gerekçelerle değil. bir gün hükümdarın hoşlanacağı tipten bir kız bulur ve geceyarısına doğru saraya haber göndererek "hediyenin ertesi gün teslim edileceğini" söyler. Arap Saliha ve Vecdiye adlı kadınlar tarafından işletilen bu evler Anadolu'yla da bağlantılı bulunmakta ve karşılıklı "sermaye transferi" yapmaktadırlar. kadınları arasında "yedi numara" yapmakla da yetinmez. gerçekten de bir sır bulutunun ardında. Sabah erkenden takdim edeyim.. İbrahim. nefes nefese bir saray hademesi gelir: İbrahim.. gün doğarken saraydadır. Padişahtan ihsan beklerken. Adını "Şivekâr"a çevirir. bu kadınların sayılarını ve günlük hayatlarını aydınlatmaya yetmiyor.". bunu bize gönderesin. Sultan İbrahim'in günün birinde aklına eser. alır Şam'ın bütün gelirlerini bu Ermeni kadına bağışlar. Ama vakit geceyarısını çoktan geçmektedir ve o saatten sonra gönderilen cariyenin pek işe yaramayacağını düşünen sadrazam.. İbrahim'in sadrazamı. çabuk göndersin" demektedir. Saray görevlileri İstanbul'u karış karış tarar. Sütçünün kızı Kadriye. biraz sonra kanter içerisinde döner ve sadrazama padişahın elyazısıyla bir "nâme-i hümayun" uzatır. İbrahim'in tam tersi olan ve haremde kadın görmeye tahammül edemeyen padişahlar da vardır ve bunların başında Üçüncü Osman gelmektedir. kentin Anadolu yakasında da bu tür bir "evler zinciri" vardır... Artık evlerin müdavimlerinin gidebilecekleri tek yer ise. "Vakit geç oldu... Topkapı Sarayı'nın yüzyıllar boyunca yerli-yabancı hemen herkesin ilgisini çeken bu köşesine ait bilgilerimiz.

Vak'a-i karîz ve hâyeden haberdar olanlar gelip şeyhi sîh-i kebâb ile dîvanenin başına kakarak alıp velinimetlerinin topalak pûsîdesini kurtardılar. kendisine tanımadığı. Hayrullah Efendi'nin (1817-1866) "Devlet-i Osmaniye Tarihinin 14. Delilerden biri kaçıp kurtulmak için yol ararken.. gözüne bir . sadece "altı" kez evlenebilmişlerdir.Bu yıl vefat eden Ayasofya Camii vaizi Mehmet Efendi'nin ölüm nedeni şu şekilde anlatılır: Adı geçen kişinin Süleymaniye timarhanesi yakınlarında evi vardır. Birinci Ahmet'in kızı Fatma Sultan ise. damat paşa gözden düşer ve sultan da büyük bir maddi sıkıntıya girer. "cariye perhizi" olduğunu söylerler. Ellerinde ne varsa satmaya başlarlar. hiçbir yerlerini göstermeyecek şekilde giyinmelerini buyurur. bol cariyeli bir cümbüş düzenler. Böylesine bir ölüm. konusu cinsel olmasa bile. babasının tahtından indirilmesi veya babası daha hükümdarken.. 12 evlilik yaparak erişilmesi güç bir "skoru" elinde bulunduran bu sultanı. Nevşehirli Ali Paşa'ya verilir. günün birinde ağır bir hastalığa yakalanır. mezkûr hanenin memşa lâğımına yol bulup ol mâber-i tenk-i târ içinde güzâr ederken. devletin yüksek düzeydeki yöneticilerinin akşam meşgaleleri.". cariyelerdir. bu satırların yazarı olan babası olan Hayrullah Efendi. Ve biraz sonra. Dargeçit içerisinde giderken.Üçüncü Osman bununla da yetinmez ve şehre indiği günlerde kadınların sokağa çıkmasını yasaklar arkasından kadınların evlerinin dışında bulunduklarında. Amma bu belây-i nigergîrden bîçarenin âlet-i reculiyyeti düşüp madde-i hayatı kesildi.. hanedan mensubu kadınlar için de sözkonusudur. günümüz Türkçesiyle şöyle demektedir: ". ". Üçüncü Ahmet'in kızı Ümmügülsüm Sultan'dır. bu evin lağımına girer. Ama doktorları dinleyen kim? "Benim şifam ilaç filan değil. Sonra da bu perhizin kızartma ve zeytinyağlı yemeklerle ilgisi bulunmadığını. derûn-ı karîzde cây-ı girîz arayan dîvane dahi habl-i metîn sandığı beyzateyni muhkem tutup inâd ederdi. Derken babası tahtından indirilir. cariyelere aşırı düşkünlüğüyle tanınan ve doksan yaşına gelinceye kadar. zevk vermelerinin yanısıra bazan can da alırlar. tarihte ilk ve son kez olarak gözlerini bile örtmeye mecbur kalmışlardır... Tabipler "Paşa hazretleri" derler. daha konuşmayı bile beceremezken.. Osmanlı tarihinde çok genç.". paşa nikahtan önce ölüverince de bir başka devlet adamına.. iki yaşında bulunduğu sırada vezirlerden Abdurrahman Paşa'yla nişanlanır. iki yıl sonra da Ümmügülsüm Sultan çektiklerine dayanamayarak 24 yaşındayken hayata gözlerini kapar. yataktan paşanın cenazesini çıkartırlar. cildinin 97. çok büyük bir farkla. diğer kızkardeşleri izler. Sarayda bu ve benzeri hadiseler yaşanırken. sayfasında yeralan bir olay. Ünlü şair Abdülhak Hamid'in. ifade biçimi açısından son derece ilginçtir. Süleymaniye timarhanesi kurbünde hanesi olup tımarhanede mevcud olan mecnunlardan birisi firara münasib bir cây-i halâs ararken. Ama bu cariyeler. gözüne bir sürahtan aydınlık görünür ve şâkül-i saat-i tam misillû bâlâ-i kuburdan bir âvîze dahî gözüne dokunur. sevmediği ve seçiminde siyasal tercihlerin rol oynadığı kocalar bulmasıdır. Kapdan-ı Derya Kılıç Ali Paşa olayındaki gibi: Osmanlı tarihinin ünlü kahramanlarından olan Ali Paşa. şeyh-i derdmendin sâha-i müsterâhta ferağ-ı bal ile bıraktığı kadîb-i acîbi imiş. Bîçare şeyh o kaza-i muallâk isabetinden feryad ettikçe. her akşam "bakire" bir cariyeyle beraber olma alışkanlığından hiçbir fedakarlıkta bulunmamış bir kişidir. başka tür bir rekorun sahibidir: Evlenme rekorunun. Bir diğer hanedan mensubu. Ayşe ve Safiye sultanlar. sizin yasaklamak istediklerinizdir" der ve hemen o gece yatağının çevresinde bol sazlı. Bir padişah kızının hayatındaki en büyük dertlerin başında.. Dîvane herif muzik-i müteaffın ve kazîften tahlîs-i can kasdıyla ol âvîze-i muallâkı habl-i metîn kıyasıyla sıçrayıp iki eli ile sarılır. "Önce şu ilaçları almanız ve perhize girmeniz gerek. Paşa. Sıkıntılar... Meğer dehân-ı sürahtan sarkan. İstanbul kadınları. daha doğrusu bebekken nişanlandırılan bir hanedan üyesi.Ve yine bu sâlde vefat eden Ayasofya Cami-i Şerifi vaizi Mehmet Efendi'nin sebeb-i vefatı şöyle beyân olunur ki: Mumaileyhin. Sultan.

Bu aşkı.. Allah lâyığımı versin. Hem ayın iblida (ilk) gecesidir. kurban" diye bahsetmekledir: "Abdülhamit'in. Bu gece gel. Ayağını öpeyim. Kul-köle olan padişah. Bu gece teşrifinle kulunu ihya edesin. Hükümdar.. tahtına ve hazinesine hükmetmiştir. Sana ben-dolmuş (bağlanmış) bir kulunum..Birinci Hamid'in bu yalvarmaları ve niyazları tesirini gösterse gerek." diye başlıyor: "Cenâb-ı hallâk-ı âlem (alemin yaratıcısı). Kerem senindir. bir mektubuna "Ruhşah'ım. Çaresiz. Deli herif. beni bu gece Allahu teâlâ aşkına mahzun eyleme efendim.".. Ama bu beladan dolayı çaresiz şeyhin erkeklik aleti düştü ve adam öldü. tarihçi Çağatay Uluçay yazıyor: ". Sana kul ve kurban olayım efendim".. Abdülhamid tekrar kaleme sarılır: "Efendim. Meğer delikten sarkan. Benim vücudum turâb (toprak) olunca ben senden geçer isem ("toprak olduğumda ben senden vazgeçersem" anlamında). Hükümdar.. Hükümdarın mektuplarının ne sonuç verdiğini. Bir kusur ile azâb eylemez. Efendim! Sen benim.. Kendimi zaptedemiyorum.. Olayı haber alanlar gelerek kebap şişleriyle delinin başına vurdular ve efendilerini kurtardılar.. billâhi'l-azîm".. sağlam bir ip sandığı şeye sıçrayarak iki eliyle birden asılır. dertli şeyhin apdesthanede gönül rahatlığıyla bıraktığı garip erkeklik aleti imiş.. Hükümdarlara ait bilinen en büyük aşk hikâyesi. Ruhşâh'ına kul. Billahi sabra mecalim kalmadı. sağlam bir ip sandığı aleti sıkıca tutup inad ederdi. kurban olsun! Bir kusur ile beni unutma.. Birinci Abdülhamid'in. şeyh.. Abdülhamid'in Ruhşah'a hitaben kaleme aklığı ve bugün Topkapı Sarayı arşivinde saklanan mektuplarından öğreniyoruz. Bu gece kendimi güç zaptettim.".delikten sızan aydınlık çarpar ve deliğin üzerinden saat şakülüne benzer bir şeyin sarktığını görür. Hamid'in sana kurban ola!. ölünceye kadar Birinci Abdülhamid'in kalbine. ben senin İnşallah-u teâlâ ömrüm oldukça cem (birarada) oluruz: Nazik ayağına yüzümü sürerek niyaz ederim". Hamid sana kurban olsun.. sıradan bir insan değil. nefes almayı güçleştiren koku ve pislikten canını kurtarmak için. kılmak üzere de olsa yine de koskoca bir imparatorluğun tek hakimidir. cariyelerinden Ruhşah'a olan bağlılığıdır. lağımın dibine kurtuluş yolu arayan deli de.. Billahi sebeb-i illetim (hastalığıma sebep) ve belki mevtim (ölümüm) olursun. bir başka mektubumla arlık kendisinden "kul. . Çünki başkadın Ayşe Sultan'ın o günden sonra yerini sevgilisi Ruhşah kadın almış. Ayağın allına yüzüm gözüm sürerek rica ederim. mahlûkatın halikidir (yaratılmışların yaratıcısıdır. Kendisini zaptedemediğini söyleyen ve arzuladığı kadını "ayağının altına yüzünü. uğradığı bu kazadan ötürü feryad ettikçe. niyazımdır. gözünü sürerek" davet eden. Ruhşah bu davetlere icabet etmemiş olacak ki.

tarihsiz. .9659. K."Bahname". . İstanbul 1327. Defter-i Aşk". İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi.Gökyay).Ş.Hacı Mustafa Rakım (?): "Mürşîd-i Müteehhilîn" ve "Mürşîd-i Nîsâ". . Çağatay: "Harem". İstanbul 1927. Ankara 1953. 1702. R. bizdeki yazma nüsha.. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi. 1329.Gazalî: "Dâfiu'l-Gumûm ve Râfiu'l-Humum". İstanbul 1326.Fazıl-ı Enderunî: "Hubanname".Kâtibzade Mehmed Refi: "Bahname". .S. Çağatay: "Osmanlı Saraylarında Harem Hayatının İçyüzü". İstanbul. yüzyılın başlarında olabilir. . 1974.Şövalye Hasan Bahri: "Nisvân-ı Zarife". Abdülbaki: 'Divan Edebiyatı Beyanındadır".Şihabeddin: "Bahname" (Mir Mustafa bin Hüseyin Paşa tercümesi). . İstanbul 1917-1932. Türk Tarih Kurumu Yayını."Zifaf Hatırası".Burill. . İstanbul.Gölpınarlı. .Fazıl-ı Enderuni: "Zenanname. 1959. 1299.BİBLİYOGRAFYA . 1970.Hâce Nasreddîn-i Tûsî: "Bahname-i Tûsî". Feza: "Hubanname-Zenanname'nin Minyatürleri". Ankara 1985. İstanbul 1946.. Anno. . Türk Tarih Kurumu Yayınları. İstanbul. İstanbul 1330. Topkapı Sarayı Kut. Archivum Ottomanicum. T.Derviş İsmail: "Dellâkname-i Dilküşâ". SON .Uluçay. . Yazarı.Keykâvus: "Kabusname" (Yayınlayan: O.Y. . İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Kürsüsüne verilmiş basılmamış bitirme tezi. 19. Konur: "Türk Edebiyatı'nda Seks . 19.: "Zifaf Gecesi-Harem Ağası'nın Muaşakası".Ahmed Sahib (çeviren): "Kamasutra . 1956.7152. T. Çağatay: "Harem'den Mektuplar". . Çenginame. İstanbul Üniversitesi Küt. "The Nasreddin Hoca Stories". yüzyıl ortaları. .Çakmut. İstanbul. . T.Y. . yazarı belli değil. İstanbul 1977.Nazım Şakir: "Aşk-ı Marazi". Basım yeri ve yılı belli değil. basım yeri ve yılı belli değil.. . .Y.Uluçay.. Bizdeki yazma nüsha.Refik Ahmet: "İstanbul Nasıl Eğleniyordu?".Y.Ertop. . . .Uluçay.R.F.Ahmed Cevdet Paşa: "Tezâkir".2706. 1975. . . İstanbul. . .Sevmek Sanatı". 1400. Mouton.5502.M. İstanbul 1329. İstanbul Üniversitesi Küt. T.Ahmed Refik: "İstanbul Hayatı".Abdülhalim Galip Paşa: "Mutayyebat-ı Türkiyye". .

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->