ÜDS SÖZLÜĞÜ

Afşin AYGÜN Ayşe POLUMAN Cüneyt BADEMCİOĞLU

ÜDS SÖZLÜĞÜ

Kullanım Kılavuzu: • Sözlükteki kelimelerin tanımlaması için üç farklı renk kullanılmıştır: kırmızı, siyah ve mavi. a. Kırmızı kelimeler, fen, sağlık ya da sosyal ayrımı gözetmeksizin her adayın hazinesinde bulunması gereken türdendir. b. Siyah kelimelerin büyük çoğunluğu bilim dallarının özel terminolojisine aittir. Bu renk kelimelerin ezberlenmesine gerek yoktur. c. Eşanlamlı kelimeler mavi renge boyanmıştır. Birçok kelimenin zıt anlamları da verilmiştir. • Aradığınız kelime, belli bir bilim dalına ait (ezberlenmesi gereksiz) özel bir terim ise ya da ÜDS’ye hazırlanan bir adayın çekirdek kelime hazinesi içinde mutlaka yer alması gereken türden ise (örn: give up: vazgeçmek; call: aramak, çağırmak; define: tanımlamak), ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bu kelimeye yer verilmemiş olabilir. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde aradığınız bir kelimeyi Ctrl+F komutu ile bulabilirsiniz. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bazı kelimelerin tanımları iki kez verilmiştir. Bu tanımlardan biri fiil, diğeri ise isim ya da sıfattır. Bazı kelimelerin ise birden fazla tanımları vardır. • Bu sözlükte kullanılan bazı kısaltmalar: smt: something smo / smb: someone / something Lat.: Latince

A A AA
a broad range = geniş bir alan / yelpaze a case in point = iyi bir örnek a change of air = hava değişimi a couple of = birkaç, iki üç, a few a day out in the country = dışarıda kırlarda geçirilen bir gün a desperate situation = vahim bir durum a far from pleasant place to live = yaşamak için iyi / hoş bir yer olmaktan uzak a full recovery = tam bir iyileşme / düzelme a good many = birçok, hayli, a large number of a great deal (of) = oldukça fazla, çok, a lot, much, zıt anl.= a little, a bit a large number (of) = birçok, hayli, a good many, a lot (of) a major step forward = ileriye doğru büyük bir adım a matter of time = an meselesi a number of = çok sayıda, (belli) bir miktar, a lot of, plenty of a painful cut in pay = maaşlarda büyük bir kesinti a range of = 1) çeşitli, various; 2) bir dizi, a series of a series of = bir dizi, a range of a series of measures = bir dizi önlem / tedbir a socially minded urban style = sosyal kaygılar güden bir kentleşme biçimi a sure sign (of) = (bir şey)’in kesin bir işareti / göstergesi a variety of = bir dizi, a range of a whole range of = her çeşit, her tür, çok çeşitli a wide range of reasons = çok çeşitli sebepler A. D. = Milattan / İsa’dan sonra, anno Domini, zıt anl.= B. C. , before Christ abandon = bırakmak, terk etmek, vazgeçmek, discontinue, stop, zıt anl.= pursue, carry on abandoned = terk edilmiş, boş, (bina için) viran halde, desolate, zıt anl.= occupied abandonment = terk etme / edilme, bırak(ıl)ma, desertion abate = azal(t)mak, hızını kesmek, die away, diminish, zıt anl.= amplify, intensify abbreviation = kısaltma abdominal fat = karın bölgesindeki yağ aberrant = sapkın, anormal, abnormal

A

aberration = anormallik, sapma ability = yetenek, kabiliyet, capability, capacity, zıt anl.= inadequacy, limitation ablution = abdest abnormal brain scan = beyin taramasında (ortaya çıkan) anormallik abnormally = anormal şekilde, alışılmışın dışında, unusually aboard = (gemi, uçak, tren gibi taşıtlar için) içine, içinde abolish = kaldırmak, feshetmek, cancel abolition = (ortadan) kaldırma, ilga, fesih, cancellation, repulsion abominably = rahatsız edici bir şekilde, dreadfully abort = çocuk düşürmek, gebeliği sonlandırmak abortion = kürtaj abound in / with = (bir şey)’i bolca / çokça bulundurmak / içermek, be abundant with, zıt anl.= be lacking, be short of above all = hepsinden ziyade, en başta, mostly abrasion = sıyrık, soyulma veya kazınma, aşınma abroad = yurt dışına, yurt dışında abrupt = 1) ani, beklenmedik, ani ve kaba, sudden; 2) dik, sarp abruptly = aniden, birdenbire, ani ve kaba bir şekilde, suddenly, (The talks ended abruptly when one of the delegations walked out in protest. = Delegelerden biri protesto amacıyla salonu terk edince görüşmeler aniden kesildi.) absence = yokluk, bulunmama, zıt anl.= presence, existence absence of empathy = empati eksikliği (kendini karşısındakinin yerine koyabilme yetisinin eksikliği) absent = namevcut, yok, unavailable, zıt anl.= present, available absolute = 1) tam, halis, saf, mutlak, pure, zıt anl.= imperfect; 2) (bir şey)’in hepsi, tamamı, complete, zıt anl.= limited absolute temperature = mutlak sıcaklık (Kelvin biriminde ölçülen sıcaklık) absolute zero = mutlak sıfır (0°K’ye ve -273°C’ye eşit, olası en düşük sıcaklık) absolutely = tamamen, kesinlikle, totally, definitely

www.bademci.com

asidite (bir maddenin asidik reaksiyon gösterme özelliği) acknowledge = (bir gerçeği) kabul etmek. kazanma. supplement accompany = eşlik etmek. üstesinden gelme.= deceleration accentuate = vurgulamak. bereketli. soğurmak. restricted accessory = tamamlayıcı.= forfeit. soğur(ul)ma. blame with. narrative. recognise. speed up. contact accessible = ulaşılabilir. addetmek. lose acquired = doğuştan olmayan.= discharge. (bir şey)’i aşırı miktarda / yüksek dozda kullanan kimse academia = akademisyenler camiası accelerate = hızlan(dır)mak. respect abuser = suiistimal / istismar eden kimse. be the reason for accumulate = topla(n)mak. 2) hesap account for = 1) hesap vermek. agreement. obtain. (giderek) hızlanma. gain. (bir şey)’in beraberinde gelmek. zıt anl. zıt anl. eksiksiz. ivme kazan(dır)mak. admit. wealth. defeat accord = mutabakat. elde etme. gather.= disperse. bu nedenle. supplementary. zıt anl.= innate acquisition = elde etme. zıt anl. zehirli.= inaccessible. so.= scarcity abundant = bol. usable. 3) (bir şey)’in sebebi olmak. izah etmek. defeat acid rain = asit yağmuru (aşırı miktarda asidik özellik göstermesi sebebiyle çevre için zararlı olan yağış) acidic = asidik (çözünmüş hidrojen iyonu oranı yüksek. kazanmak. zıt anl. zıt anl. anlaşma. kabullenmek accepting = hoşgörülü access (fiil) = girmek. suiistimal etmek. be (held) responsible for. be home to. açıklamak. scatter accumulation = birikme. profusely.= rarely. misuse. success. lose. tam (olarak). ample. bütünleşme. quit achievement = başarı.com . exactly. be associated with accomplishment = başarı. zıt anl. methyl cyanide achieve = başarmak. (bir şey)’den sorumlu olmak / tutulmak. ivme kazanma. mistreat.= defend. nüfuz etmek. actual abundance = bolluk.4 . zıt anl. sonradan elde edilmiş. kazanmak. precision. blame with www.= failure. zıt anl. zıt anl. emit absorption = em(il)me. recognition. (birisi) ile görüşme imkanı. zıt anl.= fail. beyanda bulunmak. achievement.= discord. çokluk. intangible. pH seviyesi düşük olan) zıt anl. ignore acknowledgement = 1) kabullenme. 2) (kitaplarda) teşekkür bölümü acquire = elde etmek. zıt anl. prove the innocence of. tesadüfen accident-prone = kaza yapmaya yatkın acclaim = bağırarak beğendiğini göstermek. hizmet etmek. applaud acclimatisation = yeni bir ortama / iklime alıştırma accommodate = 1) yer / yaşam alanı sağlamak. bildirmek. büyük miktarda. justify. birikmiş accuracy = doğruluk. suck in. serve accompaniment = eşlik etme.= erroneous.= deny. zıt anl. yararlanılabilir.bademci. (bir şey)’in beraberinde gelme. inadequate abundantly = bolca. accomplishment. copiousness. birikinti accumulative = toplanmış. inaccurate accurately = doğru. zıt anl. correctly.ÜDS Sözlüğü absorb = emmek.= basic acidification = asitleşme (pH seviyesinin düşmesi) acidity = asit derecesi. consequently account (fiil) = saymak. collect. zenginlik. titiz. retard acceleration = hız arttırma. zıt anl. alkışlamak. yığ(ıl)mak. kaynaşma abstract = soyut. zıt anl.= acquit accused = sanık acetonitrile = asetonitril (renksiz. emphasise. zıt anl. gain. kesinlik. uyuşma. secondary accident = kaza accidentally = kazara. approachable. (zorlu bir uğraştan sonra) elde etmek. zıt anl. explain.= concrete. conceptual. earning acquit of = (bir suç)’tan aklamak / temize çıkarmak. come / go with. underline accept as = (bir şey)’i öyle kabul etmek. earned. belirtmek. (bir şey)’den faydalanma hakkı / imkanı.= accuse of. 2) (nedenlerini) anlatmak. zıt anl. copiously. zıt anl. sahip olma. solvent olarak kullanılan bir sıvı). disagreement according to = (bir kişi ya da şey)’e göre accordingly = dolayısıyla. zıt anl.= inaccuracy accurate = doğru. precise. entry. zıt anl.= scarce. exactness. scarcely abuse = kötüye kullanmak. consider. 2) (ihtiyaçlarına) cevap vermek. success. enter access to (isim) = (bir şey)’e giriş / geçiş / erişim.= failure. hail. available. deem account (isim) = 1) anlatım. yanlışlıkla. clarify. spoil. attachment. erroneously accuse of = (bir şey) ile suçlamak / itham etmek. birik(tir)mek.= inaccurately.= decelerate. accomplish. tali.

ÜDS Sözlüğü - 5
acronym = kısaltma (birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelen kelime; örn. “radio detection and ranging” ifadesinin kısaltması olarak RADAR kelimesi) acropolis = akropol (yukarı kent, bir antik kentin genellikle yönetimsel / törensel merkezini oluşturan, yüksek bir tepenin üzerine kurulu bölümü) across = 1) karşısına, diğer yakasına, to the other side of; 2) boyunca, çapında, bir uçtan bir uca, throughout act = 1) yasa; 2) (tiyatroda) perde; 3) hareket, eylem act as = (bir şey) gibi / (bir şey)’e benzer şekilde davranmak, (bir şey) görevi görmek, (bir şey)’in görevini üstlenmek action = 1) hareket, eylem, zıt anl.= inaction; 2) etki, efffect activation = harekete geçirme active metal = aktif metal (kimyasal tepkimelere kolaylıkla giren metal) activity = faaliyet, etkinlik actually = aslında, gerçekten, aslına bakılırsa, as a matter of fact, to tell the truth, in fact actuate = harekete geçirmek, çalıştırmak, activate acute = 1) ağır, vahim; 2) akut, hızlı seyreden / gelişen (hastalık) acute viral hepatitis = akut viral hepatit (hepatit virüslerinden herhangi birinin sebep olduğu, hızlı seyreden hepatit) adapt to = (bir şey)’e adapte etmek, uyarlamak, intibak etmek, adjust, accommodate, zıt anl.= dislocate adapt oneself to = kendini (bir şey)’e adapte etmek / uyarlamak, get used to adaptation = adaptasyon, uyum adaptive = uyum gösterme ile ilgili, uyumsal add to = (bir şey)’e katkı sağlamak add up to = toplam olarak (bir değer) etmek added bonus = bir başka avantaj addendum = (çoğul: addenda) ek, ilave addicted to = (bir şey)’e bağımlı addictive = bağımlılık yapan additional = ek, fazladan, extra additionally = ek olarak, in addition, also additive = katkı maddesi address = (bir şey)’e değinmek, (bir şey) ile uğraşmak, point (to), deal with, handle adenosine triphosphate = adenosin trifosfat (kas dokusunda bulunan ve hücresel reaksiyonlar için temel enerji kaynağı sağlayan nükleotid), ATP adequate = yeterli, enough, sufficient, zıt anl.= inadequate, insufficient adequately = yeterince, yeterli bir biçimde / oranda, enough, sufficiently, zıt anl.= inadequately, insufficiently adhere to = (bir şey)’e bağlanmak, yapışmak, bağlı kalmak adherence = bağlılık, yapışma, dedication adherent = taraftar, yandaş, fan, follower adhesive = yapıştırıcı adjacent = yan yana, bitişik adjoin = bitişik olmak, link, border, attach, zıt anl.= detach, disconnect adjoining = bitişik, bitişikteki, neighbouring adjust = ayarlamak, arrange, tune, zıt anl.= confuse, upset adjustment = ayarlama, adapte olma / etme, regulation, setting, orientation administer = (ilaç vs.) vermek administration = 1) idare; 2) (ilaç) verme / uygulama administrator = yönetici, idareci admiralty = 1) amirallik rütbesi ve pozisyonu; 2) deniz kuvvetleri komutanlığı, naval forces command admiration = takdir, beğeni admire = takdir etmek, beğenmek, hayran olmak, esteem, zıt anl.= look down (on / upon) admission = 1) kabul etme, acceptance, zıt anl.= denial; 2) (işe, üniversiteye vs.) girme / kabul edilme, entrance; 3) itiraf, confession admission to hospital = hastaneye kabul admit = itiraf etmek, kabul etmek, (gelmesine, girmesine vs.) izin vermek, accept, allow, zıt anl.= deny, reject admittedly = genel kabule göre, kuşkusuz, confessedly adolescence = ergenlik adolescent = ergen adopt = 1) benimsemek, accept, assume, zıt anl.= reject, turn down; 2) evlat edinmek adoptee = evlat edinilen çocuk adoption = 1) evlat edinme; 2) (fikir, ideoloji, vs.) edinme / benimseme, acceptance, zıt anl.= rejection adoptive = evlat edinilen, evlatlık olarak alınan adrenal system = böbreküstü bezlerinin oluşturduğu sistem Adriatic (isim) = Adriyatik Denizi (İtalya ile Balkan Yarımadası arasındaki deniz) Adriatic (sıfat) = Adriyatik Denizi’ne ait

www.bademci.com

6 - ÜDS Sözlüğü
adult = yetişkin adulthood = yetişkinlik, yetişkinlik dönemi advance = ilerlemek, gelişmek, progress, develop, zıt anl.= regress advanced = gelişmiş, ileri düzeyde advanced age = ilerlemiş yaş advanced scanning technology = ileri / gelişmiş tarama teknolojisi advantage = avantaj, üstünlük sağlayan şey, yarar, zıt anl.= disadvantage advantaged = ayrıcalıklı, imtiyazlı, privileged, favoured, zıt anl.= disadvantaged advantageous = avantajlı, yararlı, beneficial, zıt anl.= disadvantageous advent = geliş, başlama, arrival, beginning, zıt anl.= departure, end adventure = macera, serüven adventurer = maceracı, serüvenci adversary = düşman, enemy, foe, zıt anl.= friend, ally adverse = kötü, elverişsiz, zararlı, menfaatine aykırı, aleyhte, ters (yönlü), harmful, contrary, reverse, zıt anl.= beneficial, favourable adverse drug reactions = ilacın yan etkileri adverse effect = ters / olumsuz / yan etki adverse reaction = ters / olumsuz tepki adversely = kötü bir şekilde, elverişsiz şartlarda, aleyhte, negatively, zıt anl.= positively adversely affect = ters / kötü yönde etkilemek advert = reklam, advertisement, ad advertise = reklam vermek, reklam / (bir şey)’in reklamını yapmak advertisement = reklam, ilan, advert, ad advertising = reklamcılık, tanıtım advice = öğüt, tavsiye, nasihat, proposal advisable = akıllıca, makul, doğru, appropriate, sensible, zıt anl.= improper, unwise advise = öğüt vermek, tavsiyede bulunmak, counsel, suggest adviser = danışman, advisor, consultant advisory = tavsiye niteliğinde advisory body = danışma organı, yetkisi tavsiye vermek ile sınırlı kurum advocate (fiil) = savunmak, desteklemek, promote, support advocate (isim) = 1) avukat, sözcü, lawyer; 2) destekçi, savunucu, taraftar, supporter aerial = havada bulunan, havaya ait aerial photograph = hava fotoğrafı aerobic = serbest oksijen veya havaya bağımlı, oxidative, aerobiotic, zıt anl.= anaerobiotic aerobics = aerobik (oksijene olan ihtiyacı arttıran egzersiz biçimi) aeronautical = havacılıkla ilgili aerospace = uzay / havacılık affair = iş, mesele, business, matter affect = etkilemek, have an effect on, influence, involve affected = etkilenmiş affection = şefkat, sevgi, concern, love, zıt anl.= hatred affiliation = yakın ilişki, bağlılık, yakınlık affinity = yatkınlık, (bir şey)’in başka (bir şey)’e benzerliği affirm = doğrulamak, onaylamak, confirm, ratify, zıt anl.= deny affliction = ağrı, acı, hastalık, rahatsızlık, pain, suffering, distress affluence = bolluk, refah, zenginlik, richness affluent = zengin, refah içinde, rich, wealthy, prosperous, zıt anl.= poor, needy afford = (bir şey) yapmaya gücü / parası yetmek, (maliyetini) karşılayacak durumda olmak affordable = maliyeti karşılanabilir, satın almaya para yetirilebilir aficionado = birisini / bir şeyi beğeni ile takip eden, onun hakkında birikim sahibi kişi, hayran Afro-American = Afro-Amerikan (Afrika kökenli, siyahi Amerikalı) after a while = bir süre sonra aftermath = (örn. bir felaketin) sonrası against = (bir kişi / bir şey)’e karşı (I am against the sale of alcohol to minors. = Küçüklere alkol satışına karşıyım.) against (smo’s) will = (birisinin) arzusuna rağmen / arzusu hilafına age (fiil) = 1) yaşlanmak, grow old; 2) (şarap vs. için) yıllanmak age (isim) = 1) çağ, devir, period; 2) yaş age-linked = yaşa bağlı agency = acente, ajans, kurum, teşkilat agenda = gündem agent = 1) temsilci, aracı, acente; 2) etmen, faktör age-related = yaşa bağlı, yaşla ilgili ages past = geçmiş çağlar aggravate = 1) (zaten olumsuz bir durumu daha da) kötüleştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, deteriorate, worsen, zıt anl.= facilitate, alleviate, ease; 2) canını sıkmak, irritate, make worse

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 7
aggregate = agrega (çakıl vs. gibi dolgu maddesi) aggression = saldırganlık, hostility, zıt anl.= resistance, defence aggressive = iddialı, hırslı, saldırgan, assertive, offensive, hostile, zıt anl.= passive, peaceful aggressively = girişken / saldırgan bir şekilde, offensively, zıt anl.= passively agility = çeviklik, atiklik aging = 1) yaşlanma; 2) (şarap vs. için) yıllanma agree to = (bir şey yapma)’ya razı olmak, (bir şey yapma)’yı kabul etmek, zıt anl.= object to agree with = aynı fikri paylaşmak, katılmak, zıt anl.= disagree (with) agreeable = 1) hoş, tatlı, pleasant, delightful, zıt anl.= unpleasant; 2) kabul edilebilir agreement = anlaşma, sözleşme agricultural = tarımsal, tarım ile ilgili agriculture = tarım agronomist = tarım uzmanı ahead = gelecek, yaklaş(ıl)makta / gelmekte olan, ilerideki ahead of = (bir şey)’in önüne / önünde ahead of its time = zamanının çok ilerisinde, çağdaşlarından daha ileride, far beyond its time aid = katkı, destek, yardım, help, relief, support ailment = hastalık, rahatsızlık, sickness, illness, disorder aim (at) (fiil) = hedeflemek, amaçlamak, nişan almak, target (to) aim (isim) = hedef, amaç, goal, target air photography = hava fotoğrafçılığı air taxi = hava taksisi (ticari taksi gibi hizmet veren küçük uçak veya helikopter) airborne = havadan gelen, hava yoluyla taşınan, havada olan (örn. airborne bacteria) aircraft = (çoğul: aircraft) uçak, hava taşıtı airframe = bir uçağı ya da uzay aracını oluşturan mekanik aksam airliner = yolcu uçağı airline = havayolu şirketi airlines = havayolları airship = (zeplin vs. gibi) hava gemisi air-starved = havasız kalmış air-to-air refuelling = havada yakıt ikmali airway = hava yolu (solunum sisteminin, akciğere girişi sağlayan kanal şeklindeki kısımları; örn. burun delikleri, boğaz) akin to = (bir şey) ile ilgili, yakın, benzer, similar to alarming = ürkütücü, korkutucu, appalling, frightening alarmingly = endişe verici bir şekilde, shockingly, disturbingly albatross = albatros (geniş kanatları ve çok uzun süre havada kalabilmesi ile tanınan iri bir tür deniz kuşu) alcohol-related = alkol (alımı) ile bağlantılı alert (fiil) = uyarmak alert (isim) = uyanık, tetikte alertly = açıkgöz / uyanık bir şekilde, tetikte olarak alertness = uyanıklık, tetikte olma hali alfalfa = yoncaya benzeyen, çiçek açan bir bitki alga = (çoğul: algae) alg (su yosunu) algal = deniz / su yosununa ait algal ancestors = alg kökenli atalar Alhambra = Elhamra (13. yy‘da İspanya’daki Gırnata şehrinde Mağribiler tarafından yapılmış olan kale / saray) alien = 1) yabancı, unfamiliar, unknown, zıt anl.= familiar, known; 2) uzaylı, extraterrestrial alienate from = (arkadaşların)’dan, (iş)’ten vs. soğu(t)mak, uzaklaş(tır)mak, part (from), turn away (from), zıt anl.= unite, endear alienating = yabancılaştıran, (gerçeklerden) uzaklaştıran alienation = yabancılaşma alike = 1) benzer, similar, zıt anl.= different; 2) eşit / aynı şekilde; 3) hem. . . , hem. . . , similar, in the same way, both alkaline = alkali (bir alkali veya toprak alkali metalin oluşturduğu ve suda çözündüğünde pH değeri 7’den yüksek olan iyonik bileşik) alkaloid = alkaloid (nikotin ve morfin gibi, nitrojen içeren, genellikle katı halde bulunan ve farmakolojik etkileri olan bitkisel kökenli organik bileşikler grubu) all kinds of artistic activities = her çeşit sanatsal aktivite all manner of = her çeşit all things considered = her şey göz önüne alındığında all too often = çoğunlukla all walks of life = hayatın her alanı (her meslek, her sosyal grup vb.) all-cause mortality = (sebebine göre ayrım yapılmaksızın) bütün ölümler allegation = suçlama, itham, iddia alleged = iddia edilen allelopathy = bir bitkinin, ürettiği kimyasallarla diğer bir bitkinin gelişmesini engellemesi

www.bademci.com

unclearly. permit. irtifa.= humble. prohibit allow for = (bir şey)’i dikkate almak / hesaba katmak / göz önünde tutmak.= enemy. muğlak. mümkün kılmak. yoksullar evi. yarı saydam. ayırma. bol amplification = büyütme. aggravate alliance = ittifak. zıt anl. unambitious amendment = düzeltme.= explicit. in turns alternating current = alternatif akım. apportion. alternatif. foe almond = badem almshouse = darülaceze. surprising.= forbid.= remain alternate with = (bir şey) ile dönüşümlü olarak meydana gelmek alternately = dönüşümlü olarak. startling. renksiz ve kötü kokulu bir gaz) amnesia = hafıza kaybı. değişiklik. bütünüyle. rakım. lucid ambiguously = belirsizce. kinaye. dejenere olmuş ve nişastaya benzer protein) an awful lot = çok fazla anaemia = anemi (kansızlık) www.) allocate = ayırmak. yanı sıra.) ayırmak. (farklı bir) seçenek. . hinder. zıt anl. zıt anl. havada alone = yalnız. bir ses dalgası veya elektronik sinyal için) yükseltme / amplifikasyon amplitude = dalga yüksekliği amusing = eğlendirici. birleşme. imarethane aloft = yukarıda. dostça.= contentment ambitious = (başarmak veya elde etmek için) tutkuyla dolu. indifferent. İngilizce kaynaklarda genellikle 2. together with alongside = yanında. option altiplane = buzul çağında oluşmuş yüksek yayla. lucidly ambition = hırs.com . bulanık. sağlamak. nöron kaybına bağlı atrofi ve beyin karıncıklarında genişleme ile belirgin bunama) amass = toplamak.= explicitly. zıt anl.ÜDS Sözlüğü allergic = alerjik. shift. zealous. 2) (bir şey) ile eşanlamlı olmak. dindirmek. correspond to amphibian = amfibi (hem karada hem suda yaşayabilen) ample = 1) geniş. empower. funny amyloid protein = amiloid protein (bir tür mumsu yapıya sahip. correction. elevation altogether = tamamen. zıt anl. altiplano altitude = yükseklik.= differ from. İngiltere ve bu ülkelerin yanında yer alan diğer ülkeleri ifade eder. ihtiras. zıt anl. . AC alternative = diğer. accord allied = müttefik Allies = (the Allies şeklinde kullanılır) Müttefikler. allocate allow = izin vermek. height. unclear.= intensify. zıt anl. alerji ile ilgili allergist = alerji uzmanı doktor alleviate = yatıştırmak.= banal. comfort. hepten. zıt anl. sum up to. allowance allot = tahsis etmek.bademci. vaguely. dull amber = kehribar ambiguous = belirsiz. appropriate allocation = tahsis. on the whole. fluctuate. Dünya Savaşı’nda ABD. ödenek. ease. . memory loss among other things = diğer etmenler / faktörler yanında amount = miktar. ferahlatmak. vague. enable. azaltmak. cooperator. rahatlatmak. yetki vermek. (örn. relieve. together with alter = (özüne dokunmadan kısmen) değiş(tir)mek. büyük. association. başka. tahsis etmek. change. friendly amino acid = amino asit (proteini oluşturan asitlerden her biri) ammonia = amonyak (kimyasal formülü NH3 olan. eager. muğlak bir şekilde. anlamına gelmek. dolaylı atıf / alıntı. şaşırtıcı. 2) çok. let. tek başına along with = (bir şey) ile birlikte. take (smt) into account alloy = maden alaşımı all-time low = tüm zamanların en düşük seviyesi allusion = ima. zıt anl. modify alternate between = (iki durum) arasında gidip gelmek. passion. quantity amount to = 1) (miktar olarak) karşılık gelmek. zıt anl. completely. komik. allotment. add up to. İttifak Devletleri (Bu kelime. biriktirmek amazing = insanı hayrete düşüren. astonishing. (pay vs.8 . change amicable = arkadaşça. dağıtmak. indirect reference ally = müttefik. hafifletmek. partner. friend. imkân vermek. all in all alveolar duct = hava keseciği / kanalı alveolar sac = hava keseciği alveolus = (çoğul: alveoli) hava keseciği Alzheimer’s disease = Alzheimer hastalığı (genellikle 40-50 yaşları arasında başlayan.

9 anaemia of folate deficiency = folik asit eksikliği / yetersizliğine bağlı olarak gelişen anemi anaesthesia = anestezi (cerrahi müdahele için anestetik madde vererek kişide ağrı ve acı hissini ortadan kaldırma) anaesthetic = anestetik madde (uyuşturucu) analgesic = analjezik (ağrı kesici ilaç) analogue = benzer. irritate. -e karşı anti-aircraft missile battery = uçaksavar füze bataryası (savaş uçaklarına karşı karada veya savaş gemilerinde konuşlandırılmış füze fırlatıcısı) antibacterial compound = antibakteriyel bileşik antibiotic = antibiyotik antibody = antikor (kana dışarıdan giren yabancı maddelere karşı koyan protein) antibody-based therapy = antikora dayalı tedavi antibody-drugs = antikor ilaçlar (özellikle kanser tedavisinde kullanılan ve kanserli hücreler üzerindeki antijenlere bağlanıp sadece bunları yokeden ilaçların genel adı) anticipate = (olacakları) sezinlemek / tahmin edip ona göre davranmak. duyurmak announcement = duyuru. yearly annual rate of growth = yıllık büyüme oranı annually = yılda bir. karşılık analogy = benzerlik. her yıl (düzenli olarak). benzeşim. yy’lar arasında güney ve batı Britanya’ya hakim olan ve modern İngiliz ve Amerikalılar’ın bir kısmının kökeninin dayandığı halklara verilen genel ad) animal husbandry = hayvancılık annotate = dipnot koymak. heyecanlanma sonucunda göğüste yaşanan ağrı) angle = açı Anglo-Saxon = Anglo-Sakson (özellikle 5-11. çözümlemek ancestor = ata ancestral = atalar ile ilgili. antique. rahatsız etmek. anonimlik anorexia = anoreksi. ummak. predict anti-collision = çarpışmayı önleyici anti-constitutional = anayasaya aykırı antidepressant drug = antidepresan ilaç (depresyon tedavisinde kullanılan ilaç) antidote = panzehir antigen = antijen (vücutta bağışıklık sisteminin harekete geçmesine yol açan toksin ya da enzim) antihistamine = antihistamin (alerji ilacı grubu) www. süt ve diğer hayvansal ürünler aracılığı ile bulaşabilen ve sıklıkla ölüm ile sonuçlanan bir hastalık) anthropological = antropolojik. bother annoying = sıkıntı veren. beklemek. sinir bozmak. exasperating annual = yıllık. archaic. sinirlendirmek. and the like and the like = ve benzerleri. yearly anomalous = anormal. atalara ait ancestry = atalar. iştah kaybı. kök anchor-bolt = çelik dübelli cıvata (nesneleri sağlam bir şekilde betona tutturmaya yarayan cıvata / saplama) ancient = eski. disturbing. açıklayıcı notlar koymak announce = ilan etmek. zıt anl. olağan olmayan anonymity = kimliklerin belirsiz oluşu.com . insan bilimsel anthropologist = antropolojist. insan niteliklerine sahip olduklarının düşünülmesi) anti. 2) (çoğul: antennae) duyarga (kimi böcek ve eklembacaklıların başlarında bir çift halinde bulunan ve çevrelerini kimyasal olarak algılamalarına yarayan organ) anthology = seçki. antik (genellikle Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden önceki dönemlere ait). antoloji (şiir veya hikaye gibi belli bir grup edebi eserin toplandığı kitap) anthrax = şarbon (genellikle büyük ve küçükbaş hayvanlarda görülen. sinir bozucu. aşırı sigara. yılda bir yapılan / yayınlanan. and so forth anger = kızdırmak. (başkasından) önce davranmak. and so on. insan vücudunun çeşitli kısımlarını karşılaştırmaya yönelik araştırma anthropomorphism = insan biçimcilik (insan olmayan varlıkların. iştahsızlık anorexia nervosa = anoreksi nervoza (çok zayıf olmasına rağmen hastanın kendisini çok şişman görmesine ve yemek yememesine neden olan psikolojik bir rahatsızlık) antenna = 1) (çoğul: antennas) anten.= modern ancient world = antik dünya (genellikle Roma dönemi ve öncesinde Akdeniz havzası ve çevresindeki uygarlıkları içeren bir tanımlama) and so forth = ve benzerleri. bildiri annoy = can sıkmak. foresee.bademci. insanlara da et. similarity analyze = analiz etmek. insan bilimci anthropometric survey = ırklara has özellikleri belirlemek amacıyla. make angry angina pectoris = angina pektoris (fiziksel egzersiz. and so on.ÜDS Sözlüğü .= aleyhinde.

except for apathetic = apatik. indifferent apathy = ilgisizlik.10 . yerinde olarak. endişeli. modern kimyanın kurucusu olarak kabul edilen Fransız araştırmacı anxiety = endişe. be grateful for appreciation = 1) takdir. korku ve kuruntunun yarattığı gerilimle beliren huzursuzluk hali ve iç sıkıntısının sebep olduğu rahatsızlık) anxious = kaygılı. evaluation appreciably = fark edilir derecede. zıt anl. admiration. utilize. application appealing = çekici. evident. (birisi)’nin hoşuna gitmek. . hala. . gereç applicable = uygulanabilir application = 1) uygulama. kuruntu. aksesuar appetite = iştah appliance = alet. asphyxia apparatus = (çoğul: apparatus ya da apparatuses) düzen. görevlendirmek. görünürdeki. 2) başvuru applied = uygulamalı (örn.= repel appeal (isim) = 1) çekicilik. .= modern ages anti-shrink = (kumaşlarda) çekme önleyici Antoine Lavoisier = 1743-1794 yılları arasında yaşamış. kavrayış. zıt anl. fear. hidden apparently = belli ki.= misunderstanding. applied physiology = uygulamalı fizyoloji) apply = 1) uygulamak.= disappear. emerge.= inappropriate. attractive. dismiss appointment = randevu appraisal = değerlendirme.= discharge. reach. zaten . zıt anl. worried. charm. emergence appendage = eklenti. listlessness. near. . duygularını göstermeyen. (He doesn’t come here any longer. practice. unsuitable appropriately = uygun bir şekilde. considerably. cihaz. kayıtsızlık. . (bir şey)’in haricinde. stance appropriate (fiil) = 1) almak. esnasında nefes alma işlevinin geçici olarak durması). ki. zıt anl. practice. yerinde.= concern. (How long have you been so interested in Broadway theatre. .= inappropriately. understanding. other than. huzursuzluk hali.= tranquillity anxiety disorder = anksiyete bozukluğu (endişe. kendine mal etmek.bademci. = O artık buraya gelmiyor. zıt anl. disinterest. proper. takdir etmek. Venus apiece = parça başına apnoea = apne (uyku vs. yine de.com . belli. zıt anl. unsuitably www. tasa. ki. tutuklamak. yoksulluğu ortadan kaldırma amaçlı antiquity = antik çağlar (Avrupa’da Orta Çağ öncesi dönem). korku.= negligibly appreciate = değerini anlamak. worry. look appearance = 1) görünüş. charm. göze çarpan. 2) değer artışı apprehend = yakalamak. belirmek. implement. arrest. 2) endişe. aygıt. feature. assessment. uneasiness. ayırmak appropriate (sıfat) = uygun.) any more = artık (değil). aparat. fiyat biçme. zıt anl. tepki vermeyen. obviously appeal to (fiil) = (birisi)’ne çekici gelmek. görünüm. 2) başvuru. seem. zıt anl. zıt anl. 2) düşünmeye / üzerinde durmaya / ilgilenmeye / uğraşmaya başlamak approach (isim) = tutum. 2) başvurmak apply (cold / warm) compress = (yara vs.= repulsive appear = 1) ortaya çıkmak. anyhow. zıt anl. visible. suitably. seize. minnettarlık. tavır. exercise. image. 2) ortaya çıkma. involvement Aphrodisias = Afrodisias (Aydın ili’nin Geyre Köyünde bulunan bir antik kent) Aphrodite = Afrodit (Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tarıçası).= obscure. worry apprentice (fiil) = (birisinin yanına) çırak olarak vermek apprentice (isim) = çırak. release apprehension = 1) anlayış. . stajyer approach (fiil) = 1) yaklaşmak. tatbikat. properly. grasp. suitable. capture. cazibe.ÜDS Sözlüğü anti-missile defence = güdümlü füzeye karşı savunma anti-poverty = yoksulluk karşıtı. zıt anl. fade. attract. 2) tahsis etmek. assign. take account of. aşikâr. tedirgin.) üzerine (soğuk / sıcak) kompres uygulamak apply to = (bir şey)’i içermek / kapsamak / ilgilendirmek appoint = atamak. vanish. 2) (gibi) görünmek. kaygı. request. anyway? = Hem sen ne zamandır Broadway tiyatrosu ile bu derece ilgileniyorsun ki?) anywhere else = başka hiçbir yer(de) apart from = (bir şey)’den başka. zıt anl. yanaşmak. uneasy any longer = artık. equipment apparent = açık. obvious. görünüşe göre. attraction. any longer anyway = hem . system. tatbik etmek.= discharge. attitude. any more. zıt anl. yaklaşım. el koymak. evidently. iç sıkıntısı. be fully aware of. arise.

harekete geçirmek. stimulate. suni. reject approximately = yaklaşık olarak. münakaşa etmek. objective arboriculture = ağaç ve fidan yetiştirme arch = kemer. yazı.= naturally artificially sweetened = suni olarak tatlandırılmış www. canlandırılma. 2) silahlanma armed with = (bir şey) ile donanmış armistice = ateşkes. debate. baş göstermek. geride bırakılan eserlere dayanarak inceleyen bilim insanı) archipelago = takımada. fade Ark = 1) Musa Peygamber’in on emrinin bulunduğu levhaların taşındığı sandık.= departure arrogant = 1) kibirli. approximately. seize arrival = geliş. setup. silah. random. zıt anl. (tartışma vs. cease-fire armoured car = zırhlı otomobil armpit = koltuk altı arms race = silahlanma yarışı around = civarında.= reasonable. 2) kavga etmek. stirring. zıt anl. 2) Nuh’un Gemisi armament = 1) teçhizat. system. atışmak.ÜDS Sözlüğü . kesmek. roughly arousal = uyarma. gelişigüzel. paper article of diet = yiyecek maddesi articulate = açıkça beyan etmek. come forth. yerleştirmek.= real. despotça. yaklaşık. zıt anl. kıvrım arch bridge = kemerli köprü archaeobotany = arkeobotanik (paleoetnobotanik bilimine verilen başka bir isim). 2) tutuklamak. zıt anl. içinde çok ada bulunan deniz architectural = mimari. (bir şey) için hazırlık / plan yapmak. activation.= disappear. aksini kanıtlamak argue over = (bir konu) üzerinde tartışmak. debate argue that = (bir fikir / bir görüş)’ü savunmak. (She is arguably the best actress. deny. democratic. appear. zıt anl. roughly aquatic = suyla ilgili.11 appropriateness = uygunluk approval = onay. plan. dolayında. express artifact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). artifact artery = atardamar (kanı. çetin.com . (bir şey)’i iddia etmek argument = 1) sav.= disapprove of. uyanış.bademci. sahte. pacify arrange = düzenlemek. discuss. çekişmek. mimarlık ile ilgili architecture = mimari Arctic (isim) = Kuzey Kutup bölgesi Arctic (sıfat) = Kuzey Kutbu’na ait. paleoethnobotany archaeological = arkeolojik.= pacification arouse = canlandırmak. yay. arkeoloji ile ilgili archaeological context = arkeolojik olarak araştırılmakta olan yer / eser archaeologist = arkeolog (insanı ve insanlık tarihini. = O muhtemelen en iyi aktristir. ratify. emerge. stop. uyandırmak. 3) (bir fikri vs. controversy arid = kurak.= dampen. yorucu area of contact = temas noktası arguably = (tartışmaya açık olmakla birlikte) muhtemelen. agreement. yerleştir(il)me. 2) tartışma. zıt anl. anlaşma. aşağı yukarı. assertion. stir. 2) küstah art = sanat artefact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). artefact artificial = yapay. suda yaşayan aquatic rodent = suda yaşayan kemirgen aqueduct = su kemeri Arawak Indians = Aravak Yerlileri (Karayipler bölgesi yerli halklarından biri) arbitrary = keyfi. zıt anl. come up. activate. ifade etmek. order arrest = 1) durdurmak. man-made. (belli bir) görüşte olmak argue away = tartışarak çürütmek. genuine artificial fingernail remover = yapay tırnak uçlarını çıkarmaya yarayan madde artificial liver = suni / yapay karaciğer artificially = yapay / suni olarak.) argue = 1) tartışmak. zıt anl. iddia. dizilim.) savunmak. 3) çekişme. harekete geçirme. consent approve of = (bir şey)’i onaylamak. imitation. debate. müzakere etmek.) yaratmak. kalpten vücudun diğer kısımlarına taşıyan damar) article = gazete / dergi makalesi. organise arrange for = (bir şey)’i ayarlamak. provoke. Kuzey Kutbu ile ilgili Arctic Circle = Kuzey Kutup Dairesi (66° 33' 39¨ enleminde bulunup Kuzey Kutbu’nu çevreleyen ve 21 Aralık günü hiç güneş görmeyen en güneydeki paralel dairesi) arduous = güç. organise for arrangement = düzenleme. kıraç arise from / out of = (bir şey)’den meydana gelmek / ortaya çıkmak. gururlu.

. to tell the truth as a matter of legal doctrine = yasalar bakımından. takyapçı assembly = montaj assembly = toplantı. press.ÜDS Sözlüğü artistic term = sanat terimi as a consequence = sonuç olarak. 2) atamak. ve. . topla(n)ma assemble = 1) topla(n)mak. tayin etmek. ensure. yön. in that capacity. 2) ileri sürmek. müddetçe. as though as is the case with = … daki gibi. plus assiduously = dikkatli ve sürekli çalışarak. 3) hem de . (agresiflik derecesinde) kendinden emin assess = değerlendirmek.) as the semester wears on = sömestr ilerledikçe as to = (bir şey)’e gelince. declaration assertive = iddiacı. as always. değer biçmek. ayırmak. güç ascent = çıkış. tahsis etmek. parçaları bir araya getirerek oluşturmak.) as long as = sürece. side aspiration = arzu. özümle(n)me (bağırsaktan emilen maddelerin organizmanın yapısına girmesi) www. kadar / gibi küçük (bir miktar). cinder ashore = karaya. . sanki … miş / . attack assault (isim) = saldırı. mış gibi. appraise assessment = değerlendirme. yükseliş. consequently as a rule = kural olarak as a whole = bir bütün olarak as compared with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında as directed = talimata uygun şekilde. . = Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar (uzaklara) seyahat ettim.12 . (bir şey) ile ilgili olarak as if = güya. zıt anl. consequently as a matter of fact = aslında. actually. insist. meziyet. = O sadece bir çocuk ve ona bir çocuk gibi / o şekilde davranılmalı. . . (His wage is as little as 300 YTL a month. . … ile ilgili durumda olduğu gibi as is true of others = başkalarında olduğu gibi as little as = . as far as . seek. . tırmanış. (onu) da. = Onun maaşı 300 YTL gibi küçük bir miktar. is concerned as far as character goes = karakter söz konusu olursa as for = (bir şey)’e gelince. evaluate. gather. . . . .= dismantle. evaluation. kıyıya aspect = açı. . appoint. . . diligently assign = 1) (görev) vermek. 2) kendi içinde. declare. olduğunda. and also as with any country = her ülkede olduğu gibi as yet = daha. bakım. . allocate. install. verify ascribe to = (bir şey)’e atfetmek.com .bademci. considering as soon as = –er … –mez (bir şeyi yapar yapmaz) as soon as possible = mümkün olduğu kadar çabuk. . tarif edildiği gibi as ever = her zamanki gibi. . şimdiye kadar. yasal açıdan bakılırsa as a result = sonuç olarak. sindirim. feature. 2) (hem) … hem de …. olduğunda. yı ilgilendirdiği kadarıyla. ASAP as such = 1) bu sıfatla. . konusunda. as usual as far as = … kadar uzaklar(d)a. allot. de / da. determine. . yı ilgilendirdiği kadarıyla. designate assimilation = asimilasyon. in contrast to as regards = (bir şey)’e gelince. henüz. desire assassinate = suikast yapmak assassination = suikast assault (fiil) = saldırmak. 2) açıklama. therefore. . belirlemek. goes as far as … goes = söz konusu . . . . görünüş. o şekilde. is concerned = söz konusu . hesaplamak. . perspective. judgement asset = kazanç. relating to as well as = 1) (bir şey)’e ek olarak. . . kuvvetle arzu etmek. attack assemblage = bir araya getirilmiş / gelmiş kişiler veya nesneler bütünü. so long as as opposed to = (bir şey)’den farklı olarak. yokuş ascertain = (araştırarak) tespit etmek. 2) monte etmek. about. (He is only a child and must be treated as such. in addition to. (bir şey)’e uygun olarak. as far as . karışım. disassemble assembler = montör. until now ascendancy = üstünlük. değer biçme. kongre assert = 1) (hakkını vs. iddia. fayda getirecek şey. bildiri. konusunda.) güçlü bir şekilde savunmak / kabul ettirmeye çalışmak. . meclis. facet. so far. istek aspire to = (bir şey)’i şiddetle istemek. portion. attribute to ash = kül. . . (I travelled as far as the Arctic Circle. iddia etmek. in itself. sonuçta. kadar / gibi kısa (bir zaman). saptamak. aslına bakılırsa. . kurmak. . affirmation. view.) as far as . put forward assertion = 1) savunma.

related to association = 1) ilişki. decay.= normal. dumur. astoundingly. çoğu. hemen.= at worst at ease = 1) rahat. gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim insanı) astronomical matters = astronomi ile ilgili konular at all = hiç mi hiç. at one time at present = 1) hali hazırda. 3) benimsemek. şu an için. 2) şimdi.= develop. bağlı kuruluş associate with = (bir şey / olay) ile ilgisi olmak. çoğunluğu. istendiği gibi. now at smo’s disposal = birisinin emrinde / kullanımında / elinde (olma durumu) at some point = bir noktada at the expense of = (bir şey) pahasına at the heart = merkezinde. (at the turn of the century = yüzyılın başında / sonunda) at this rate = bu hızla at times = zaman zaman. zıt anl. takmak. currently.= at most at least to a certain extent = en azından belli bir dereceye / düzeye kadar at little expense = az bir maliyetle at long last = nihayet. under the most favourable conditions.= defend www. kabahatli. surprisingly astounding = şoke eden. occasionally at will = istendiğinde. diversity. en sonunda at most = en fazla. disintegrate. bağlantısı olmak associated with = (bir şey) ile ilgili / alakalı / lişkili. guarantee asteroid = asteroid. breathtaking.bademci. körelme attach = tutturmak. görev vs. at any rate. guilty. certify. kalbinde at the rate of = hızında at the request of their governments = hükümetlerinin talebi üzerine at the same rate = aynı oranda / hızda at the time = o zamanlar. hayret verici. presently. hayrete düşürmek. supposition assurance = endişeleri giderme amaçlı söz veya eylem. 2) (iş. at this time. ordinary astronomer = astronom (yıldızları. at a time.) üstlenmek. zıt anl.= innocent at first glance = ilk bakışta. 3) aynı anda. 2) derhal. undertake. give importance attach much importance to = (bir şey)‘e büyük önem vermek attached to = (bir şey)’e bağlı attachment protein = tutunma proteini (virüsün yüzeyinde bulunan ve hücrelere tutunmasını sağlayan protein) attack (fiil) = saldırmak. en iyi şartlarda.13 assist in = (birine bir şey)’de yardım etmek / yardımcı olmak. help in associate = iş ortağı. sanı. istenilen zamanda. 2) dernek. körel(t)mek. zıt anl. astound astonishingly = şaşırtıcı / hayrete düşürücü bir şekilde. kabul etmek. immediately. bir defada. grow atrophy (isim) = atrofi. zıt anl. in general at least = en azından. iliştirmek attach importance = (bir şey)’e önem vermek. back then at the turn of = (bir şey)’in sonu ile takip edenin başı arasında. sporcu atomic symbol = element simgesi (kimyasal elementleri temsil etmekte kullanılan bir veya iki harfli kısaltma) atrophy (fiil) = atrofiye / dumura uğra(t)mak.= uniformity assume = 1) farz etmek. in the wrong. kurum. presume assumption = varsayım. maksimum. zıt anl. hiçbir surette / şekilde.ÜDS Sözlüğü . relation. odak noktasında. right away. as / when one wishes Athens = Atina (Yunanistan’ın başkenti) athlete = atlet. farz etme. at first sight at first sight = ilk bakışta at great expense = büyük harcamalar yapılarak at great risk = büyük risk altında at intervals = aralıklarla at large = genelinde. variety. güvence assure = temin etmek. zıt anl. society assortment = çeşitlilik. varsaymak. birlik. uzayda dolanan büyük göktaşları asthma = astım asthma attack = astım krizi astonish = şaşırtmak. amazingly. whatsoever at all costs = ne pahasına olursa olsun at almost no cost = neredeyse bedelsiz / masrafsız olarak at any point in time = herhangi bir zamanda. dönüm noktasında. assault. suppose.com . huzurlu. zıt anl. farklılık. maximum at once = 1) tek seferde. güvence vermek. believe. surprising. zamanın herhangi bir noktasında at bargain prices = kelepir fiyatlara / fiyatlardan at best = en iyi durumda. 2) (askeri) ’Rahat’ komutu at fault = suçlu.

2) nöbet. hazır bulunmak. evitable. escape. genuine author = yazar authoritarian = otoriter authority = otorite. usable availability = hazır bulunma. approach.bademci. kazanmak. effort. eğlence programı attractive = çekici. gözlemek. atfetmek. (alıma / kullanıma) hazır.)’ye ulaşmak. yormak. zıt anl. aşırı çekingenlik ve kişisel ilişkiler kurmada güçlükle belirgin içine kapanma hali) autistic = otistik (otizm rahatsızlığı olan) autoimmune response = otoimmün tepki (bağışıklık sisteminin bir virüs vs. otonomi (kendi kendini idare etme) auxiliary = yedek. kriz attain = (bir hedef vs. ağırbaşlı. ilgi attentiveness = azami dikkat. teşebbüs etmek.= fail attainable = erişilebilir. zıt anl. appealing. = İktidar partisi tarafından öngörülen hedefler pek ulaşılabilir görünmüyor. spora vs.= contact. zıt anl. (piyasada) bulunan. görevli attention = dikkat. zıt anl. grow. hazır bulunanlar audio player = CD / kaset / müzik çalar audiometry = odyometri (işitme gücünün ölçülmesi) auditor = 1) dinleyici.= contact.= neglect attitude = tutum. stance attitude researcher = davranış araştırmacısı. yetkili. escape. wake up. izleyiciler. (The objectives put forward by the leading party do not seem to be attainable. yaklaşım. zıt anl. ready.14 . increase. 2) atraksiyon.= unavailability avalanche = çığ avalanche proper = asıl / gerçek çığ avant-garde = avangard. yetki vermek. associate with. çetin authentic = otantik. hakiki. aspect. accord auction off = açık arttırma ile satmak. çekim gücü. appeal to attract attention = dikkat çekmek attract notice = dikkat çekmek attract scientific criticism = bilimsel çevrelerin eleştirisine hedef olmak attract scientific scrutiny = bilimsel araştırmaların ilgi odağı olmak attraction = 1) cazibe.) devam etmek attendance = (okula. erişilebilirlik. nitelik. spora vs. confrontation avoidant = (karakter için) çekinik await = beklemek. huzurevi vs. staying away. teşebbüs. zıt anl. çoğaltmak. atak. unavoidable avoidance = (bir şey)’den kaçınma / sakınma / kurtulma. attainable. empower autism = otizm (kişinin ileri derecede içe kapanık oluşu. güzel. accessible. elden çıkartmak audience = dinleyiciler. girişim. try attempt (isim) = deneme. achieve. etkilemek.) devam etme. trial attend = katılmak. yardımcı. hazır bulunma attendant = (akıl hastanesi. bulunabilirlik. ’i tanıması ve ona karşı antikor üretmesi) autonomy = özerklik. listener. zor. 2) (bir tür) mali müşavir. gerçek. connect to. ulaşılabilir. confront avoidable = kaçınılabilir. 3) misafir öğrenci auditory = işitme ile ilgili.ÜDS Sözlüğü attack (isim) = 1) saldırı. care. önlenebilir. devamlılık.com . işitsel auditory system = işitme sistemi augment = arttırmak. cezbetmek. yetkili merci authorize = izin vermek. stay away. 2) (bir şey)’e mal etmek.) attempt (fiil) = girişimde bulunmak. thoughtfulness. face. fulfil. ascribe to attune to = (bir şey)’e uydurmak. edinilebilirlik. zıt anl. öncü average to = ortalama olarak (bir miktar)’a karşılık gelmek average life-span = ortalama ömür avian flu = kuş gribi avian influenza = kuş gribi / vebası aviation = havacılık aviator = havacı avionics = uçuş elektroniği avoid = (bir şey)’den kaçınmak / sakınmak / kurtulmak. (okula. 2) sert. davranış bilimci attract = (ilgisini) çekmek. adjust. amplify austere = 1) ciddi. feature attribute to = 1) (bir neden)’e bağlamak. ulaşılabilir. tavır. kursa. alıştırmak. elde etmek. permit.= inevitable. sıfat.= repulsive attribute = vasıf. arouse. kursa. element. expect awaken = uyan(dır)mak. supplementary available = bulunabilir. avertable. için) bakıcı.= put / go to sleep www. zıt anl.

com .= unconscious awareness = farkında olma. zıt anl.= beautiful. korkunç. horrible.ÜDS Sözlüğü . conscious. zıt anl. perception. güneşlik axiom = aksiyom (kabul edilmiş gerçek) axis = (çoğul: axes) aks.bademci. terrible. eksen www. recognition. farkında. alert.15 aware of = (bir şey)’in farkında. çok uzun bir zaman awning = tente.= unaware of aware = bilinçli. nice awful long time = (dilimizdeki informel karşılığı ile) felaket uzun zaman. zıt anl. zıt anl.= unawareness awful = berbat.

(The sun is simply a huge ball of fire. support with. permit. obstruction barter = değiş tokuş. = Yolculuk ettiğimiz trende sigara yasağı yoktu. yığın banker = banker. there was hardly anyone to back up Darwin’s theories.com . kum gibi ağırlık) ballast water = safra suyu (gemilerin yüklü değilken denge sağlamak amacı ile ambarlarına doldurdukları su) ballooning = artmak. C. . zıt anl.= enough. güçlükle. = Güneş. zeplin gibi taşıtların denge sağlamak amacı ile taşıdıkları su. takas www. bariyer. before Christ. support back (isim) = sırt back and forth = ileri geri back out = caymak.). arka tarafa doğru. prohibit. = Kendi zamanında Darwin’in teorilerini destekleyecek pek kimse yoktu. çantayı alıp kaçma bail out (of) = (acil durumda bir aracı) terk etme bake = (hamur işleri için) fırında pişirmek balance = denge balancing (isim) = dengeleme balancing (sıfat) = dengeleyici bald eagle = kel kartal (ABD ve Kanada’da bulunan. (fiyat vs. geri kalmışlık. fireball ball of light = ışık topu ball of the foot = ayak parmaklarının ayakla birleştiği. 2) zeka geriliği olan backwardness = gerilik. zümre.bademci. bakteriyel farenjit (yutak iltihabı) bacterium = (çoğul: bacteria) bakteri bag-snatching = kapkaç. underdevelopment bacterial pharyngitis = (bakterilerin oluşturduğu ya da onlarla ilgili) farenjit. arka çıkmak. basitçe dev bir ateş topudur. mere barely = zar zor.) band = takım.= allow. forbid. support backpack = sırt çantası backward = 1) arkaya doğru. basit. arka plan backing = destek(leme). için) patlamak ballot = 1) oy verme işlemi. 2) oy pusulası Baltic = Baltık Denizi (Kuzey Avrupa’da. sözünden dönmek back up = desteklemek. bar. reinforce. verimsiz. 2) küme. bankacı banks of the Nile = Nil’in kıyıları bar = çubuk bare = yalın. İskandinavya ile Danimarka arasında kalan deniz) ban = yasaklamak. anno Domini baby boom = bebek patlaması (aşırı miktarda doğum) baby sticker = küçük çıkartma / etiket Babylon = Babil (antik Mezopotomya’nın en önemli kentlerinden birisi ve Babil Krallığı’nın başkenti) back (fiil) = desteklemek. reinforce with backer = savunan. kaslı ve su toplamaya meyilli bölge ballast = safra (gemilerin ve balon. arka çıkmak.) back up with = (bir şey) ile desteklemek. çok az. zıt anl. support. (In his time. infertile barricade = barikat barrier = engel. yükselmek. kenarı. destekleyen background = geçmiş. (There was no ban on smoking on the train we travelled in. (müzik için) grup Bangladesh = Bangladeş (Güney Asya’da bir ülke) bank (fiil) = yığılmak. balık ile beslenen. zıt anl. çıplak. kümelenmek bank (isim) = 1) nehir / ırmak / hendek / göl kıyısı. hardly. = Milattan / İsa’dan önce.= A.B B BB B vitamin folate = folik asit (bir tür B vitamini) B. D. başındaki tüylerin beyaz olması sebebiyle “kel” adını almış olan iri bir kartal türü) B ball bearing = bilyeli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal küreler / bilyeler bulunan rulman) ball of fire = ateş topu. sufficiently barometer = barometre (ortam basıncını ölçmeye yarayan alet) barrel = (petrol için) varil (yaklaşık 159 litre) barren = kıraç.

be eligible for. wash. “metre” temel bir birim. depend on be better known = daha iyi tanınmak be better known as a scientist = daha çok bir bilim insanı olarak tanınmak be biased against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. criticize be delighted with = (bir şey)’e çok sevinmek be deprived of = (bir şey)’den mahrum olmak. be inclined to be due = hak etmek. 2) suya / sıvıya batırmak. realise be based in = (örn. be associated / affiliated with be conscious of = (bir şey)’in farkında olmak. deal with be connected with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. genellikle güneş ışınlarına aşırı derecede maruz kalınmasından kaynaklanan. mücadele. be affiliated / connected with be at a standstill = durmuş olmak be at fault = kusurlu / hatalı olmak.) be equipped with = (ekipman vs. mücadele etmek. (bir şey)’i eleştirmek. (krater için) iç kısım basis = temel. be built on. be certain / sure to be bound to end = sona ermesi kesin olmak. lack be disposed to = (bir şey yapma) eğiliminde olmak. (bir şey)’e karşı durmaya yatkın olmak be bothered with = (bir şey)’den ötürü rahatsız edilmek / rahatsızlık duymak be bound to = (bir şey yapması) kesin / kaçınılmaz olmak. be involved in be entitled to = hakkı olmak. devote oneself to be composed of = (bir şey)’den oluşmak. boksit bay = koy.) baseball = beyzbol (atılan topa sopa ile vurularak oynanan.) ile donanmış. consist of be concerned about = (bir şey) hakkında kaygılanmak / endişe duymak be concerned with = (bir şey) ile ilgili olmak. (We are all entitled to equal protection under the law. özellikle ABD’de çok popüler olan bir takım oyunu) basic = temel. “santimetre” ise metreden türetilmiş bir birimdir. ana ilke Basle = Basel (İsviçre’de bir kent) bat = yarasa bathe = 1) yıkamak. be associated / connected with be alarmed by = (bir şey)’den ötürü korkuya / dehşete düşmek be all there is left = kalan tek şey olmak be anxious to do smt = bir şeyi yapmayı çok istemek be associated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi / bağlantısı olmak. = Yasalar altında hepimizin eşit korunma hakkı vardır.com . be (in the) wrong be aware of = (bir şey)’in farkında olmak. fight (against / with) battle (isim) = meydan savaşı. fundamental basin = havza. nispeten zararsız bir cilt kanseri türü base = (askeri. be about. sona ermek zorunda olmak be bound up with = (bir şey) ile çok yakın ilişkisi / bağlantısı olmak be committed to = (bir şey)’e kendini adamak.bademci. soak baton = değnek batter = hırpalamak. be conscious of. fight. (bir şey)’e dahil olmak.17 basal = temel. war. deserve be empty of (smt) = (bir şey)’den yoksun olmak / kalmak be engaged in = (bir şey)’in içinde yer almak. be aware of be convinced of = (bir şey)’e ikna olmak. yetkisi olmak. merkezinin (bir yer)’de bulunması be based on / upon = (bir şey)’e dayanmak.ÜDS Sözlüğü . (bir şey)’in üzerine kurmak base unit = temel birim (Örneğin. donatılmış www. dövmek. (bir şey)’i konu etmek. savaş / muharebe alanı bauxite = alüminyum cevheri. (bir şey)’den ibaret olmak. küçük körfez be affiliated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. endeavour battlefield = er meydanı. tend to.) üs base number = taban sayısı (bir sayma sisteminin dayalı olduğu sayı) base on = (bir şey)’e dayandırmak. beat battering = hırpalama battery-powered = pille çalışan battle (against / with) (fiil) = ile / karşı savaşmak. comprise. muharebe. (bir şey)’in aleyhinde bir eğilime sahip olmak. bazal basal cell = bazal hücre (bir doku içerisinde en alt tabakada bulunan hücrelerden her biri) basal cell carcinoma = epidermisin alt tabakasını etkileyen. inanmak be critical of = (bir şey)’e karşı eleştirel olmak. taban. bilimsel vs. bir kuruluş için) (bir yer)’de üslenmiş olmak.

zıt anl. lider / önde olmak be in the making = yapım / kurulum / üretim aşamasında olmak be indexed to = (bir şey)’e endekslenmiş olmak be indicative of = (bir şey)’in göstergesi / habercisi olmak. . 2) temeli sağlam olmak. in charge (of) be restricted to = (bir şey) ile kısıtlı / sınırlı olmak. uçma izni olmamak. zıt anl.= be unforeseen / unpredicted be expected to do smt = bir şey yapması beklenmek be exposed to = (bir şey)’e maruz kalmak be fascinated by / with = (bir şey)’e kendini kaptırmak. bitmek. favour. bulunmak. be famous / well-known for be of importance = önem taşımak. be a sign of be involved in = 1) (bir iş / yarış vs. exist. önceden kestirilmiş olmak.= deteriorate be on the rise = yükselişe geçmek. (bir iş / yarış vs.= be of importance be of the opinion (that) = … düşüncesinde / inancında olmak be on the horizon = ufukta belirmek be on the improve = düzelmekte olmak. her durumda (bir şey) ile ilgilenmemek be not without cost = bedelsiz olmamak. (bir şey) ile yetinmek zorunda kalmak be referred to as = . be composed of be marked by = (bir şey) ile belirginleşmek be mistaken = yanılmak. be important.) ile bağlantılı / bağlantısı olmak be made into = (bir şey)’e dönüştürülmek be made up of = (bir madde vs.= be unprepared for be present = var olmak. zıt anl. be limited to www. istenmek be in existence = meydanda olmak. çalıştırılmak be quick to do smt = bir şey yapmakta çabuk davranmak / hızlı olmak be reduced to = (kötü) duruma düşmek. (bir şey)’i elinde bulundurmak. zıt anl. . be ready.18 . support. . be wrapped up in be for = desteklemek. -ması muhtemel olmak. huy edinmek be grounded = 1) yere konmak. be of significance be of interest = ilginç / ilgi çekici olmak. be biased (against) be prepared for = (bir şey) için / (bir şey)’e karşı hazırlıklı olmak. ilerleme içinde olmak. 2) (bir şey) ile uğraşmak / görevli olmak be involved with = (bir şey) ile bağlantı / ilgi / ilişki içerisinde olmak. have be in power = iktidarda olmak be in the grip of = (bir şey)’in yönetiminde / denetiminde / kontrolünde olmak be in the habit of = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak be in the lead = başta gitmek. end. için) talep olmak.ÜDS Sözlüğü be expected = beklenmek. (bir şey)’in kurbanı olmak be put to work = işbaşı yaptırılmak.com . (bir şey)’e karışmak / katılmak. be happy with be prejudiced against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. eğiliminde olmak. be disposed to. be called be related to = (bir şey) ile ilgili olmak be remembered for = (genellikle bir özelliğinden) ötürü hatırlanmak be required to = (bir şey yapmak) zorunda olmak be responsible for = (bir şey)’den / (bir iş)’ten sorumlu olmak. (bir şey)’in anavatanı olmak. . be interesting be of no importance = önemsiz olmak.= be absent be prey to = (bir şey)’e yenik düşmek. yükselişte olmak be over = sona ermek.= be against be given publicity = yazılı ve görsel basında yer almak. zıt anl. olarak anılmak. be foreseen / predicted. hakkında haber çıkmak be given to = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak.)’de yer almak. tend to be likened to = benzetilmek be limited to = (bir yer veya bir şey)’e sınırlandırılmış olmak be linked with / to = (bir konu vs.= begin be pleased with = (bir şey)’den memnun / hoşnut olmak. zıt anl. be insignificant. aranmak.bademci. participate (in). . zıt anl. (bir yer)’de barındırılmak be in company of others = başkalarıyla birlikte olmak be in demand = (bir mal vs.)’den yapılmak / oluşmak. donanımlı olmak be home to = (bir şey)’e ev sahipliği yapmak. . be wrong be no better = daha iyi olmamak be not necessarily concerned with = her zaman / her durumda (bir şey) ile ilgili / alakalı olmamak. bir bedeli bulunmak be noted for = (bir şey) ile ünlü / tanınmış olmak. harbour be housed in = (bir yer)’e yerleştirilmek. lehinde olmak.)’nin içinde olmak. . var olmak be in possession of = (bir şey)’e sahip olmak. be in connection with be likely to = . önemli olmak.

başaramamak. göğüslemek (The soldiers in the front had to bear the brunt of the enemy attack.19 be rumoured = söylentisi dolaşmak.)’den ötürü kuşku duyulmak be taken ill = hastalık kapmak. porter bearing = 1) ilgi. yabancı olmak be up to = 1) (bir şey)’i yapabilmek. (I am through with this studies. (Your composition bears no relation with the topic given. kaldırmak. 4) (sorumluluk vs.). zıt anl. ışık huzmesi. = Çalışmalarımı bitirdim. be able to do / deal with. aldanmak. su tarafından silinmek be welcomed by = (birisi) tarafından hoş karşılanmak be well ahead of = (bir şey / bir kişi)’nin hayli önünde olmak be worth = (bir şey)’e değer olmak be worth something in the region of euro 700 = 700 Euro dolaylarında bir fiyatı olmak be wrapped up in = (kendini bir şey)’e kaptırmış olmak. katlanılabilir bearer = taşıyıcı. proje vs. have bear in mind = akılda tutmak. şaşırmak be subject to = (yasa. (We are short of cheese.) bear out = 1) desteklemek. (be to remain friends = arkadaş kalacak olmak) be to follow = (bir şeyi) izleyecek olmak. ilinti. (meyve) vermek. = Bebek ile dedesi arasında büyük bir benzerlik var. 2) dışarı taşımak. üzerinde bulundurmak. fail to. be deceived be thought to be = …olduğu düşünülmek be through = bitirmiş olmak. succeed in / at be under way = bekleniyor olmak.= be defeated beat (isim) = (kalp için) atış beautification = güzelleştirme become extinct = soyu / nesli tükenmek. = Cephedeki askerler düşman saldırısını göğüslemek zorunda kaldılar. (düşünce vs. tabi tutulmak.)’ye dalmış olmak bead = boncuk beak = gaga. ilişki. have. support. lack. bill beam (fiil) = (elektromanyetik dalgalar aracılığı ile) göndermek. için) tane bear = 1) katlanmak. dayak atmak. = Bu köpek ırkının soyu yaklaşık 300 yıl önce tükendi. akıldan çıkarmamak bear little relation = çok az ilgisi olmak bear no relation = (bir şeyin. overcome. başka bir şeyle) ilgisi olmamak. yolda olmak. için) yapılmakta olmak be unfamiliar with = (bir şey)’e aşina olmamak. için) üzerine almak. hastalığa yakalanmak be taken in = kanmak.) be situated = (bir yer)’de bulunmak. 2) sahip olmak. maruz kalmak be subjected to = maruz kalmak / bırakılmak. yenmek. be dependent on be washed away = su ile götürülmek. zıt anl. azalmış bulunmak. 2) yön beat (fiil) = 1) dövmek. be furnished with be supposed to = (bir şey) yapması gerekmek / yapmak zorunda olmak / yapması beklenir olmak. 3) doğurmak. go through. be determined be settled = (bir yer)’e yerleşmiş olmak be several years into smt = bir konuda büyük mesafe kat etmek / yılların birikimine sahip olmak be short of = (bir şey)’in eksiği olmak. be located be struck = (bir şeyin güzelliği. taşımak. 2) bağlı olmak. (bir iş.com . (kahve vs. put up with. karşısında) büyülenmek. win over. be afraid of be set on = kararlı / azimli olmak. experience be suited to = (bir şey)’e uygun olmak be supplied with = (bir şey) ile donatılmış / teçhiz edilmiş. carry. (bir şeyin) arkasından meydana gelecek olmak be unable to = yapamamak.bademci.) be to = olacak olmak. carry out bear the brunt of smt = bir saldırıyı vs. (This dog race became extinct about 300 years ago. davranışla ilgili www.)’ye tabi olmak. düzenleme vs. thrash.= be able to. galip gelmek. verilen konu ile hiç ilgisi yok. = Kompozisyonunuzun. ilginçliği vs.) bearable = dayanılabilir. be wiped out. should be suspected of = hakkında (bir suç vs.ÜDS Sözlüğü . 2) kiriş. = Peynirimiz azalmış. 2) alt etmek. elinden gelmemek.) bedside manner = doktorun yatan hastaya yaklaşımı / tutumu bed-wetting = altını ıslatma behaviour = davranış behavioural = davranışçı. taşıyıcı kolon beam of electrons = elektron akımı bean = fasulye. (The baby bears a strong resemblance to its grandfather. undergo. ray. ışınlamak beam (isim) = 1) ışın. ağızdan ağıza yayılmak be scared of = (bir şey)’den korkmak.

= impartiality bid = ihale bilaterally = iki taraftan.= free from. beak bind to = (bir şey)’e bağla(n)mak. advantage. hayret veren. yararlanmak. hayırlı. zıt anl. fasten to. öne doğru eğilmek. abdomen belonging = ait olma duygusu bench = tezgâh bend = eğilmek.= suffer. loosen from bind with = birbirine bağla(n)mak. lean down beneath = altına. zıt anl.= apparent beyond what she needs = ihtiyacı olandan çok daha fazla(sı) bias = önyargı. attach. zıt anl. learn from benefits outweigh its risks = yararları içerdiği risklerden ağır çeker. loosen binomial = iki sayı grubu. iyi huylu. risklerinden fazla yararları var benign = yumuşak. work to the advantage of. harmful beneficiary = (bir mirastan vs. zıt anl. zıt anl. prejudice.= severe. dışı(na). yapılacak en iyi iş best interests = en iyi şekilde koruma best left to hunters = en iyisi (bu işi) avcılara bırakmak best-known = en iyi bilinen / tanınan bestseller = çok satan (kitap vs. aggressive. yanı sıra. helpful. deceive. useful. malign benign applications = zararsız / kötücül olmayan uygulamalar benignly = yumuşakça. dövüşken. kavis yapmak. 2) gaga. vücudunda seyreden fizyolojik işlevler hakkında monitörlü araç yardımıyla bilgi sahibi olması biofuel = tarlalarda bu amaçla üretilen bitkilerden elde edilen yakıt (örn. profit from. biyodizel). bükülmek. yararına olmak. savaşçı.) beyond = ötesi(ne). use. zıt anl. fayda. harmlessly.= free. yarar / fayda sağlamak. mild. yanıltmak. loss benefit from (fiil) = 1) (bir şey)’den yarar / fayda sağlamak. zıt anl. (kimi türler için verilen) iki terimli isim (örn. agrofuel biological function = biyolojik işlev biological immaturity = biyolojik olarak yeterince gelişmemiş olma durumu biological self = biyoljik benlik / kimlik biologist = biyolog. 2) (bir şey)’den ders çıkarmak. hesap. soft drink bewildering = şaşırtıcı.= harm.20 . damage benefit (isim) = yarar. savaşan taraf. conceal. ’den oluşan isim. opinion Belize = Belize (Orta Amerika’da bir ülke) belligerent = kavgacı. altına doğru beneficial = yararlı. iki yandan bile = öd. tehlikesizce.= useless. harf vs. (bir şey)’den başka best available record = (the best available record şeklinde kullanılır) eldeki en iyi kayıt / veri kaynağı best course to take = tutulacak en iyi yol.) yararlanan (kişi veya şey) benefit (fiil) = yaramak. zıt anl. (There is a bewildering variety of activities in this new entertainment.com . zıt anl. out of beyond recognition = tanınmaz halde. overwhelming. Belçika’ya ait belie = örtmek.) bet = bahis beta-amyloid protein = beta-amiloyid proteini (Alzheimer hastalığının sebebi olarak bilinen ve nerofibril plak oluşumuna neden olan bir tür protein) better (fiil) = daha iyi hale gelmek / getirmek better targeted = hedefi iyi seçilmiş better-cared = daha iyi bakılan beverage = (alkolsüz) içecek. 2) kuşatmak. safra bill = 1) fatura. düşünce. kindly. etrafını sarmak besides = yanında. flex bend over = yere eğilmek. capitalise. = Bu yeni eğlence programında şaşırtıcı çeşitlilikte aktivite mevcut. zıt anl.= reveal belief = inanç. fasten. zararsız. advantage. zıt anl.= harm.= peaceful belly = karın. calystegia soldanella) biofeedback = kişinin. attach to.= maliciously beriberi = beriberi (B1 vitamini eksikliği nedeniyle oluşan.bademci. zıt anl. entity Belgian = Belçika ile ilgili. unnoticeable. biyolojist (canlıları inceleyen bilim insanı) biopsy = biyopsi (tanı amacıyla mikroskopik muayene için dokudan küçük bir parça alma) www.ÜDS Sözlüğü behind bars = demir parmaklıklar arkasında (hapiste) Beijing = Pekin (Çin’in başkenti) being = varlık. el ve ayaklarda iltihap ile belirgin hastalık) beset = 1) rahat vermemek.

kapamak. derinlerdeki yüksek basınç sebebiyle oluşan çok şiddetli püskürme blues = ABD’de ortaya çıkmış. parçacık. engellemek. acaiplik black hole = kara delik (hiçbir maddi oluşum ya da ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyen. apaçık bir şekilde bleach = beyazlatıcı madde bleak = 1) kötü. explosion blast bomb = ses bombası. (bir duyguyu vs. tuhaf. (rüzgar) esmek blow (isim) = (kafaya vs. dull. cut off. kan dökme bloodstream = kan akımı / dolaşımı blow (fiil) = savurmak. zıt anl.= uncover blanket amnesty = genel af blast = patlama. depresyon içerisinde coşku.= separate blend (isim) = karışım. berbat etmek. beslenmesi için gereken) kan miktarı. kasvetli. su toplama block = tıkamak. zıt anl. mahvetmek.) vurma. acayip bizarreness = tuhaflık. infilak. özellikle siyahi insanlar arasında daha popüler olan. mixed.) bitkileri vuran bir tür hastalık blind (fiil) = kör etmek. suçlama. kabahat. tansiyon blood supply = (bir organın vs. töhmet blanket = üstünü örtmek. blokaj. zıt anl. darbe blow on (fiil) = (bir şey)’e doğru üflemek / esmek blow out = üfleyerek söndürmek blowout = yeni kazılmakta olan bir petrol veya artezyen kuyusunda. mix. Afrika halk müzikleri kökenli bir müzik tarzı bluish = mavimsi bluish-purple = mavimsi mor renk blunt = köreltmek. ruin. (bir şey) ile suçlamak. accuse of. kesmek.= let go.com .ÜDS Sözlüğü .= release blocking = 1) engelleme. spoil blight (isim) = (patates vb. suppress. görmeyi / algılamayı engellemek blind to (sıfat) = 1) (bir şey)’e karşı kör. disable. 2) az miktarda bite = ısırık. üfürmek. zıt anl. infilak şiddetiyle geniş alanları etkileyen bomba blasting = şiddetli ses çıkaran blatantly = gizlemeye gerek görmeden. harman blended = karıştırmak veya harmanlamak yolu ile oluş(turul)muş. 2) yaprak ayası blame with (fiil) = suçu (bir kişi)’nin üstüne atmak. etkisizleştirmek. dayanılması zor bir şekilde bitterly disappointed = şiddetli bir hayalkırıklığına uğramış bizarre = garip. kanın vücut damarlarındaki veya bir yaradan dışarı akışı blood pool = kan toplanması blood pressure = kan basıncı. cover. obstruction. release blockage = tıkama. kan tedariği blood test = kan testi blood vessel = kan damarı bloodshed = kan dökülmesi. taşkınlık gibi duyguların da yaşandığı bir çeşit ruhsal bozukluk) bird flu virus = kuş gribi / vebası virüsü birth = doğum birth defect = doğuştan gelen kusur / defekt bit = 1) parça. kaplamak.21 bipolar disorder = bipolar bozukluk (manik depresyon da denen. damage. obstruct. harmanlamak.= acquit of blame (isim) = suç. zıt anl. 2) gruplandırma (bilimsel bir deneyde denekleri benzer özelliklerine göre sınıflandırarak inceleme) blood cell = kan hücresi blood clotting element = kan pıhtılaşmasını sağlayan unsur blood flow = kan akımı.= sharpen blur = bulandırmak blurred vision = bulanık görme www. lokma bite off = ısırarak koparmak bitter-blocker = acı tadı ortadan kaldıran bitterly = sert bir şekilde.) örterek bastırmak. tıkanma.bademci.= separated blight (fiil) = soldurmak. faaliyetini durdurmak. zıt anl. zıt anl. blokaj. 2) rüzgardan korumasız bleed = kana(t)mak bleed to death = kanamadan ölmek bleeding = kanama blend (fiil) = karıştırmak. güçlü bir yerçekimine sahip yüksek kütleli kozmik cisim) blacken = karar(t)mak black-glazed = siyah sırlı blacklist (fiil) = kara listeye almak blacklist (isim) = kara liste blade = 1) bir bıçağın / kılıcın keskin kenarı. 2) (bir durum)’u görmeyen / görmezden gelen blister = kabarcık. acımasızca. set çekme.

için) bozulmak. gözüpek. için) sek(tir)mek bounce (isim) = (derinin çekilip bırakılması sonrasında hemen) eski halini alabilmesi özelliği boundary = sınır boundless = sınırsız. analyze. sıkıntı veren. bağlanma. 4) (kimyasal olarak) yıkmak / ayrıştırmak www. göğüs germek breadth = 1) (bir uçtan bir uca) tamamı. bir oyunda hatalı oynayan bir oyuncuya) uyarı amaçlı (örn. çevirmek. bölünerek yeni işlere girişmek. (hydrogen bond = hidrojen bağı) bone = kemik bone fracture = kemik kırığı bone marrow = kemik iliği bonfire = şenlik ateşi bony = kemiksi. dull. otel vs. lessen. 2) kaynayarak taşmak bold = cesur. ile) dövmek bond with = ile birleşmek. width.com . için) reservasyon yap(tır)mak. boyunun karesine bölünmesiyle bulunabilen ve zayıflık / şişmanlık ölçütü olarak kullanılan bir endeks) body weight = vücut ağırlığı body-fluid system = vücut sıvıları sistemi boil over = 1) kontrolden çıkmak. lower.= limited. analiz etmek. infinite. increase. kemikli book = 1) (bilet. hastalık. fizyolojik vs. ani gelişme boost = arttırmak. fail. yeni alanlara açılmak. (expel = (örn. teşekkül body composition = beden yapısı body fluid = vücut sıvısı body function = vücut fonksiyonu body image = beden imgesi (insanın kendi bedeniyle ilgili algı ve değerlendirmeleri içeren imge) body mass index = vücut kitle endeksi (insanın vücut ağırlığının. tükenmez. otobüs. diverge. patlama. zıt anl. kurum.ÜDS Sözlüğü board = (uçak. possess bodily processes = vücut içinde meydana gelen (kimyasal.22 . tren. daring. subdivide branch (isim) = dal.= prevent. own. kulübe border on (fiil) = (bir yer)’i çevrelemek. 2) en. sarı) kart göstermek (ve ilgili oyuncuyu kayda geçirmek). reduce booster = güçlendirici booth = kabin. 2) (futbol vb. broadness break = mola. fit box kite = kutu uçurtma (şekil bakımından her yanı açık bir kutuyu andıran uçurtma) brain = beyin brain activity = beyin aktivitesi brain area = beyindeki bölgelerden herhangi biri brain injury = beyin zedelenmesi brain malady = beyin hastalığı brain pathway = beyin yolu (beyinde bulunan sinir yolları) brain regions = beynin bölümleri brain structure = beynin yapısı brain wave = beyin dalgası brain-imaging = beyin görüntüleme brake = fren branch off (fiil) = kollara / dallara ayrılmak. 2) (motor vs. gıcır gıcır brave = cesaretle karşı koymak.bademci. tiresome bother = sıkıntı. zıt anl. improve. içine alacak kadar) genişlemek. enclose. ara. teneffüs break away = kırılıp / kopup ayrılmak break down = 1) parçalara ayırmak. rahatsızlık. (top vs. brag.= coward bombard = bombalamak. unlimited. 2) (övünülecek bir şey)’e sahip olmak. scarce bountiful = cömert. gemi gibi büyük taşıtlara) binmek boast of = 1) (kendisi) ile (aşırı) övünmek. generous bourgeois = burjuva bout = hastalık nöbeti. annoyance bottled gas = tüp gaz botulism = ağır bakteri zehirlenmesi boulder = iri kaya parçası bounce (fiil) = (ticari çekler için) karşılıksız çıkmak bounce off (fiil) = (top vs. expand. kırmızı kart göstermek sureti ile (oyundan) ihraç etmek) boom = canlılık. zıt anl. trouble.) prosesler / işlemler body = organ. 3) ruhen veya zihnen çökmek. destek olmak. surround border (isim) = (ülke için) sınır bore-hole = sondaj deliği boring (isim) = sondaj boring (sıfat) = can sıkıcı.= shrink brand = marka branding = marka yaratma brand-new = yepyeni. -e bağla(n)mak bond yield = tahvil faizi bonding = bağ. undermine. yükseltmek. support. branş branch out into = (başka yerleri vs. zıt anl. sonsuz.

yol açmak. … ile … arasında köprü oluşturmak brief = kısa. pass through. alleviate. produce bring out = (bir şey) geliştirmek. 2) (birini kendi) değerlerine. save. başarılı bir şekilde yapmak. 2) (bir kişi)’yi veya (bir şey)’i (tanıdık bir ortama) getirmek. arıza. (açığı) kapatmak bridge the gap between … and … = … ve … arasındaki boşluğu kapatmak. mükemmellik. nervous breakdown. inançlarına tekrar döndürmek. energetic broad = geniş.) getirmek. meydana getirmek. sunmak. hiç faydası olmamak bring off = başarmak. for a short time. force an entry. failure breaking = frenleme. neden olmak. collapse. (bitki ve hayvan türlerini) ıslah etme breeding grounds = üreme / yuvalanma bölgesi breeze = esinti brew = gelişmek. cause. short briefly = 1) kısa bir süre için. 2) yıkmak. = Annem.) getirmek. effectuate. hızlı ve enerji harcatan tarzda. sona erdirmek. doğurmak. ortaya çıkarmak. para. erupt break out of = (hapishane vs. refer (to). earn. ruhen çökme. ara vermek break one’s promise = sözünü tutmamak. 2) birden (bir şey yapmaya) başlamak.ÜDS Sözlüğü . burst into break off = (birdenbire) dur(dur)mak. neden olmak. organizasyon vs.) atlatmasını sağlamak. perfection brilliant = dahice. gelir vs. bright. zıt anl.= keep one’s promise break out = patlak vermek.23 break into = 1) (zorla) girmek. force a way through break up = 1) (gösteri vs. göğüs breast cancer = meme / göğüs kanseri breastfeed = emzirerek beslemek breastfeeding = emzirerek besleme breathe = nefes almak breathe life into = (bir şey)’e yaşam üflemek. birden ortaya çıkmak. 3) beraberinde getirmek. fren yapma işlemi breakthough = çığır açan şey. (My mother said I could bring my friend over for the night. 2) (daha küçük) parçalara ayırmak / ayrılmak breakdown = 1) sinir bozukluğu. develop. zıt anl. produce. zor durumu vs. pek çok şikayete neden oldu. introduce.com .) bring down = 1) aşağıya çekmek. (The new law brought about many complaints. yerle bir etmek bring forth = yaratmak. genius. produce. get. raise bring up to = (bir toplama. (bir yer)’i canlandırmak breathless = nefesini tutmuş. = Yeni yasa. tür breed grounds for = (bir şey)’e zemin hazırlamak breeding = yetiş(tir)me.) bring relief = rahatlatmak. cause bring over = 1) deniz aşırı bir yerden getirmek. türden bir etkinliği) dağıtmak. introduce bring about = meydana getirmek. 2) (daha küçük) parçalara ayrılma breast = meme. wonderful brilliantly = harika bir şekilde bring in = 1) (sorun. yield bring in = 1) (birisini veya bir şeyi tanıdık bir ortama) getirmek. worsen bring through = (birinin bir hastalığı. miktara) ulaştırmak brisk = canlı. zıt anl. farkına varmasını sağlamak bring under control = (bir durumu) kontrol altına almak bring up = 1) gündeme getirmek. harika. commence bring to the fore = ön plana çıkartmak bring to the notice = (bir kişi)’nin dikkatine sunmak. nefes bile almayan (heyecan ve ilgi ifade eder) breathlessness = soluksuzluk. earn bring into action = harekete geçirmek bring no benefit = hiç yarar sağlamamak. intelligent. zorla geçmek. üre(t)me. değinmek. 2) bozulma. account for. sebep olmak. great innovation / discovery breakup = 1) (gösteri. escape (from) break through = (bir yerden engelleri aşarak) ilerlemek. parlak.= aggravate.bademci. accomplish bring on = ortaya çıkarmak. arkadaşımı gece yatıya çağırabileceğimi söyledi.)’den kaçmak. geniş çaplı broadcast = (verici ile) yayınlamak www. terminate. shortly bright = parlak brilliance = deha. pull through bring to an end = son vermek. 2) çocuk yetiştirmek. sunmak. yayılmak (kötü şeyler için) brewing = demle(n)me brick = tuğla bridge = köprü kurmak. gelir vs. moderate. için) dağılma. hareketli. give rise.= start. 2) kısaca. bitme. 2) (para. azaltmak. yumuşatmak. soluk alamama breed = cins. bitirmek.

barbarously. humanely bubble = kabarcık. cruelly.). far and away by implication = ima yoluyla by means of = vasıtasıyla. çürük. (All the stress builds on my psychology and makes me depressive. through by nature = özü / doğası sebebiyle. develop. (bir şey)’i esas almak. zıt anl. amplify. accumulation bulimia = 1) oburluk. in no sense. halsizlik ve koltuk altı ile kasık bölgelerinde kabarcık oluşumu ile belirgin hastalık) budget = bütçe budgetary = bütçe ile ilgili bug = (bir sistem ya da makinedeki) hata.= tarnish burst (fiil) = patla(t)mak burst (isim) = 1) patlama ile fırlama / saçılma. popo buy up = (bir şey)’in tamamını satın almak by a third = üçte bir oranında. bir doktorun ufkunu önemli ölçüde genişletir. fersah fersah. katiyen.) broadly = geniş çaplı. yöntemiyle. certainly not by one account = bir görüşe / rapora göre… by one third = üçte bir oranında. 3) üzerine kurulu olmak. birikmek. yük. araç vs. arıza build on = 1) üstüne çökmek. Ö.bademci. ziyadesiyle. zıt anl. be based on build to a common standard = ortak bir standarda göre yapmak / inşa etmek build up = 1) oluş(tur)mak. form. morluk. 2) bulimi (genellikle genç kızlar arasında görülen.com . wax.24 . baloncuk bubonic plague = hıyarcıklı veba (özellikle pireler ve fareler tarafından taşınan. by a third www. (Literature greatly broadens a doctor’s horizons. yüksek ateş. bulimia 2 bulk = büyük hacim / kütle bulldoze = (örn.= gently. generally broken generation = acılı nesil broken spirit = (örn. darbe. şans eseri by any means = her ne şekilde olursa olsun by far = çokça. yaşama azminin yitirilmesi nedeniyle ortaya çıkan) moral çöküntüsü bronchoscopy = bronkoskopi (soluk borusu ve bronşların bir alet vasıtasıyla muayene edilmesi) Bronze Age = Tunç / Bronz Çağı (insanların bronzu kullanmaya başladıkları. düzenleyen) imar yasası building material = inşa / yapı malzemesi build-up = birikme. toprak altında bırakmak business ethics = iş ahlakı business segments = iş alanları business setting = iş ortamı bustle = telaş etmek buttocks = (genellikle çoğul kullanılır) kalça. dükkan. expand. bulimia nervosa bulimia nervosa = bkz. sayesinde. hyperphagia. yakarak tüketmek burnish = cilalamak. dümdüz etmek bullet-proof = kurşungeçirmez bullfight = boğa güreşi bump = çarpma. vurma bumpy = tümsekli. aşırı yemek yeme sonrasında kilo alma korkusu sebebiyle kişinin kendi kendini kusturması ile belirgin yeme bozukluğu). buldozer ile) yıkmak.= lessen build up to a size = belli bir ebada kadar yapmak building blocks = yapı taşları building code = (binaların nasıl inşa edileceğini vs. by one third by any chance = tesadüfen.). Anadolu için M. gather.ÜDS Sözlüğü broaden = genişle(t)mek. 2) daha da ileri götürüp geliştirmek. parlatmak. burden Brussels = Brüksel (Belçika’nın başkenti olan ve Avrupa Birliği’nin yönetim merkezlerinin çoğunun yer aldığı kent) brutally = vahşice. yaklaşık 3000-1200 yılları arasında kalan dönem) bruise = (deri ya da deri altı için) morarmak. = Yazar. önceki çok satan kitabının başarısını daha da ileri götürmeyi umuyor. (The author hopes to build on the success of his previous bestseller book. zıt anl. bere brunt = yük. = Bütün stress psikolojim üzerinde birikiyor ve beni depresif yapıyor. = Literatür. 14. strain bureaucracy = bürokrasi burglar = (ev. kaba et. yoluyla. accumulate. birikmek. polish. yy’da Avrupa nüfusunun dörtte birine yakınının ölümüne neden olan. engebeli bundle = demet burden = külfet. soyan) hırsız burglary = ev / bina / araç soyma burn = yakmak / yanmak burn up = yakmak. 2) bir anlık ve genellikle kısa süreli çok yüksek artış bury = gömmek. aracılığı ile. 2) büyümek. doğası gereği by no means = asla. aşırı yeme. hiçbir şekilde.

using this by this time next year = gelecek yıl bu vakte kadar bypass = etrafından dolanarak / yanından geçerek / uğramadan aşmak. witness www.ÜDS Sözlüğü . baypas etmek bypass surgery = baypas ameliyatı (koroner bir damardaki tıkanıklığı gidermek için ana atardamar ve tıkanık damarın arasına vücudun başka bir bölgesinden alınan damar vasıtasıyla kan geçişi sağlanması) by-product = yan ürün bystander = seyirci.25 by reference to = (birşey)’e göre / ilişkin olarak by this means = bu yolla.com . olaya karışmadan kenarda duran kimse.bademci.

mumsu bir madde can = (boya.) canopy = ormanda ağaç tepelerinin oluşturduğu en üst tabaka. kokulu. için) kampanya camphor = kamfor defnesinden elde edilen. (bir şey)’i gerektirmek. silip süpürmek. zıt anl. üretim. calorie Cameroon = Kamerun (Batı Afrika’da bir ülke) camouflage = kamuflaj. çikolata yemek konusunda kendime hakim olamıyorum. destek vs. kampanya yapmak campaign (isim) = (seçim vs. büyük liderler gerektirir.) söylemek. kansere bağlı olarak büyüyen doku vs. günümüzde sadece Nevşehir ili sınırları içinde kalmış olan ve volkanik oluşumları ile tanınan bölge) captivate = büyülemek. pacify.= incompetence capable of = (bir şey)’i yapabilir / yapmaya gücü yeter. C cancer-related = kansere bağlı cane = baston canister = metal tüp cannabis = Hint keneviri cannibalism = yamyamlık (kendi türünü yeme) cannot help = elinde olmamak. çağrıda bulunmak calm (down) (fiil) = sakinleş(tir)mek. exploit Cappadocia = Kapadokya (antik dönemde Orta Anadolu’nun geniş bir kısmını kapsarken.= excite calm (isim) = sükunet. gizle(n)me campaign (fiil) = mücadele etmek. offset. able to. mal ve hizmet fiyatlarını piyasa ekonomisinin belirlediği sosyal ve ekonomik sistem) capitalize = büyük harfle yazmak capitalize on = (bir şey)’den yararlanmak. gölgelik Canton = Kanton. = Diyette olmama rağmen. beyaz veya şeffaf renkli. (Great necessities call for great leaders. dinginlik calorific value = kalori değeri calory = kalori (bir atmosfer basınç altında. death penalty capitalism = kapitalizm (üretim araçlarının çoğunluğuna özel mülkiyetin sahip olduğu ve işlettiği. ability. kapasite. numara vs. konserve kutusu cancel out = ortadan kaldırmak. tiner gibi şeylerin içine konduğu) kutu / teneke. kafese koyulmuş calcium-rich = kalsiyum bakımından zengin calendar = takvim call = isimlendirmek. designation call upon = (yardım. ask. (I can’t help eating chocolate even though I am on a diet. require.C C CC cage = kafes caged = kafeslenmiş. kendine hakim olamamak. (birisini bir işte) kullanmak call out = 1) (yüksek sesle ad. için) başvurmak. zıt anl. zıt anl. 1 gram suyun ısısını 1 santigrat derece arttıran enerji miktarı). (bir şey yapması için) davet etmek. muktedir. invite call into question = sorgulamak call on = (birisinden bir şey yapmasını) istemek. wipe out cancer development = kanserin ortaya çıkması / başlaması / gelişmesi cancerous = kanserli cancerous growth = kansere bağlı büyüme. unable to capacity = kapasite. yatırım. capacity. benefit from. gelir. Guangdong (Çin’de bir liman kenti ve aynı isimli eyaletin başkenti) canvas = branda bezi. kapak capability = yetenek. = Büyük ihtiyaçlar. tuval üzerine yapılmış resim cap = başlık. dağılım. cezbetmek www. term call for = (bir şey) istemek. 2) (göreve / iş başına / yardıma) çağırmak call sign = kod ad.bademci.= incapable of. tuval.) call in at = (bir yer)’e uğramak call in = davet etmek.com . kabiliyet. güç Cape of Good Hope = Ümit Burnu Cape Town = Cape Town (Afrika kıtasının en güneyindeki Ümit Burnu’nda yer alan ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetim merkezlerinden biri olan kent) capillary = kılcal damar capital punishment = ölüm cezası.

= fall behind categorically = kategorik olarak / sınıflandırılarak incelenmek suretiyle categorize = sınıflandırmak. = Görevlerini düzgün bir şekilde yerine getiriyor. dört temel kanser türünden biri) cardboard = karton cardiac = kalbe ait cardiac arrest = kalp durması cardiac rehabilitation = kalp rehabilitasyonu (çalışma yeteneği azalmış olan kalbe. geçmişte yaşananları ya da kaçırılan olayları öğrenmek catch up to / with = (birinin ya da bir şeyin) (hızı)’na. gelişmiş ülkelerden gelen bir grupla ilk defa karşılaştıklarında.27 captivating = dikkat çeken captive = kapatılmış. classify www. porter carry away = 1) ikna etmek. esir capture = 1) yakalamak. = Deneyler Dr.= give up carry out = yapmak. (seviyesi)’ne vs. persuade. tutuklamak. formal. felaket getiren. yetişmek. (maden) dökmek cast (isim) = oyuncu kadrosu cast-in-place = yerinde dökülmüş casual = 1) tesadüfi.= release.= professional catalysed by breakthroughs = yeni buluş / keşiflerle güçlenmiş catalyze = katalize etmek (özellikle bir kimyasal reaksiyonu kolaylaştırmak / çabuklaştırmak) catastrophe = felaket. (doğal) afet catastrophic = feci.bademci. fulfil.). 2) heyecanlandırmak. gayriresmi. perform. situation Caspian Sea = Hazar Denizi cast (fiil) = (gölge) yapmak / düşürmek. zıt anl. yerine getirmek. (The experiments were carried out by Dr. continue. disastrous catch a yawn = başkası esnerken esnemeye başlamak catch the public attention = halkın dikkatini çekmek catch up on old times = (iki ya da daha fazla kişi için) sohbet ederek. 2) hoşlanmak carefree = kaygısız. accidental. persevere. hayvan ya da bitkilerde bulunan. umursamaz carefully = dikkatli / titiz bir şekilde caregiver = hasta ya da çocuk bakıcısı. fethetmek. catch. uygulamak. implement. 4) saptamak. esir etmek. olay. zıt anl.)’ye ilgi duymak / ile ilgilenmek care for = 1) özen göstermek. draw near. genelde sarı ile kırmızı arasındaki doymamış pigmentlerden herhangi biri carpet = (tabanı) kaplamak carriage = vagon. tespit etmek. conduct.). imprison.ÜDS Sözlüğü . CIR carbon-emission tallies = karbon yayma çetelesi / hesap tablosu carcinogenecity = kanser yapma eğilimi carcinoma = karsinoma (epitel dokuda ortaya çıkan kötü huylu her tür kanser çeşidi. be fond of. take a photo of. = Fotoğraf makinesiyle gözünün önünde meydana gelen değişimleri yakalamaya çalıştı.= careful cargo cult = kabile hayatı yaşayan topluluklarda. gerçekleştirmek. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) cardiac sphincter = kardiyak sfinkter (yemek borusunun en uç noktası ile mide arasında kalan valf / kapakçık) cardiovascular disease = kalp ve kan damarları rahatsızlığı / hastalığı cardiovascular health = kalp ve damar sağlığı care about = 1) sevmek. hoşlanmak. (She carries out her duties efficiently. özellikle onların birlikte getirdikleri teknolojik aletlere duyulan hayranlık ile bağlantılı olarak ortaya çıkan tapınma eylemine verilen ad cargo hold = kargo ambarı Carib Indians = Karib Yerlileri (Güney Karayipler’de yaşayan bir yerli halk) caries = diş veya kemikte çürüme carotenoid = insan. 2) fotoğrafını çekmek. accomplish. Preston. record capture off-guard = hazırlıksız / savunmasız yakalamak carbon isotope ratio = karbon izotop oranı.) carve = oymak carving = oyma case = 1) vaka. araba carrier = taşıyıcı. (With his camera he tried to capture changes as they took place before his eyes. zıt anl. event. zıt anl. nurse. zıt anl.= deliberate. (bir şey)’i arada bir yapan. 2) dava. özensiz. conduct. attendant careless = dikkatsiz. 2) (bir fikir vs. 2) profesyonel olmayan. 3) götürmek carry on = devam etmek. photograph. sürdürmek. zıt anl. informal. Preston tarafından gerçekleştirildi. excite. rastgele.com . incidental. dertsiz. 3) (fotoğraf / resim için) (örneğin bir anı) yakalamak. incident. 3) durum.

thoughtfully. zıt anl. purpose. zıt anl. ülkü. fixed.28 . kafa tutmak. quit. focus on. warn cautious = ihtiyatlı. yol açmak cause (isim) = 1) amaç. attention. 2) uyarı. careful. gökyüzü gözlem merkezi cell plate = bitki hücrelerinin ortasında oluşup büyüyerek hücreyi ikiye ayıran ve daha sonra hücre duvarına dönüşen yapı cell-phone = cep telefonu. end. hedef. 2) neden. asır ceramic = seramik (genellikle çömlek üretmek amacı ile seramik çamurunun pişirilerek sertleştirilmesi yolu ile elde edilen malzeme) cereal = 1) tahıldan yapılmış hazır yiyecek.bademci.= careless. ihtiyacı olmamak ceaselessly = durmaksızın ceiling = (oda için) tavan.= begin.) cave-sanctuary = mağara-mabet cavity = oyuk. carefully. objective. uzun tüp şeklinde araç) Catholic = Katolik (Hristiyanlık dininin Katolik mezhebi ile ilgili) Catholicism = Katoliklik (Hristiyanlık’ta büyük bir mezhep) cattle = sığır cattle-farming = sığır çiftçiliği causality = nedensellik. zıt anl. bir artere yakınlığı sebebiyle çok dikkatli bir şekilde drene edildi. stop. 2) kesin. şöhretli celebrity = ünlü kimse celestial = gök ile ilgili. absolutely. nüfus sayımı centenarian = (en az) yüz yıllık.= floor celebrate = övmek. for it was close to an artery. sebep-sonuç ilişkisi causation = (bir hastalık vs’ye) neden olan şey cause (fiil) = neden olmak. sebep. boşluk. definitely.= disregard. (The infected wound was very cautiously drained. fundamental. ikaz etmek. praise celebrated = ünlü.= carelessly. reason caution (isim) = 1) ihtiyat. confront www. warning caution (fiil) = uyarmak. durmak.) sınamak. meşhur. prudent. için) yemek hizmeti vermek cater to French tastes = Fransız zevklerine hitap etmek catering = yemek tedarik etme caterpillar = tırtıl catheter = kateter (vücutta herhangi bir boşluk ya da kanala sıvı vs. some certainly = kesinlikle. sure. secondary central Europe = Orta Avrupa centre of the brain = beynin merkezi centre on / upon = (bir şey) üzerine yoğunlaşmak / odaklanmak. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cerebrospinal fluid = serebrospinal sıvı (beyinomurilik sıvısı) ceremonial centre = tören merkezi certain = 1) belli. (gücünü. = Enfekte olmuş yara. göksel celestial body = gök cismi celestial observatory = gözlemevi. iletmek amacıyla kullanılan ince.ÜDS Sözlüğü cater = (özellikle düğün vs. main. minor. elbette ki. concentrate on. dikkatlice. zıt anl. (dişte) çürük cavity-wall = arasında boşluk bulunan duvar cease = (bir şey yapmayı) durdurmak. zıt anl.= probably certainty = kesinlik. zıt anl. sona er(dir)mek. yüz yıl yaşamış olan central = merkezi. mobile phone cellular hypoxia = hücresel oksijen azlığı cellulose = selüloz (bitki hücrelerinin duvarını oluşturan ve kağıt üretiminde kullanılan madde) censor = sansürlemek census = sayım. zıt anl. ana. overlook century = yüzyıl. continue cease to need = ihtiyaç duymamak. 2) tahıl cerebellum = (çoğul: cerebellums ya da cerebella) serebellum.= uncertainty cervical = boyun ile ilgili cervical vertebrae = boyun omurları Chad = Çad (Orta Afrika’da bir ülke) chafe = (sürtme sonucu) yarala(n)mak / berele(n)mek / kızar(t)mak chain = zincir chain of events = olaylar zinciri chairman = başkan chalk = tebeşir. tedbirli. zıt anl.= peripheral. kutlamak. halt. tedbirli. sakıngan. alertness. ikaz. beyincik cerebral = serebral. zıt anl.= recklessness. dava.com . 3) bazı. kireçtaşı challenge (fiil) = meydan okumak. serebrum ya da beyinle ilgili cerebral cortex = serebral korteks (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan. yeteneğini vs. gaye. thoughtless cautiously = ihtiyatlı.

(gücünü. define. çekici charter (fiil) = bir uçağı. variety change into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. tipik davranış characterize = nitelendirmek. belli bir miktar patlayıcı ile) doldurmak charge with = (bir şey) ile itham etmek / suçlamak charge (isim) = 1) harç. bir hikayedeki) bölüm. zorlayıcı. section. tarifesi dışında uçuş gerçekleştirmek amacı ile kiralamak charter (isim) = eski Avrupa’da şehir kuruluşu ve yönetimi ile ilgili kuralları belirleyen belge charter airline = uçuşlarını bir tarife olmaksızın.). en çok. başarılması zor iş. saldırmak. above all child abuse = çocuk istismarı child labour = çocukların çalıştırılması childbirth = doğum child-guidance clinic = çocuklar için psikolojik rehberlik ve ruhsal hastalıkların tedavisi gibi hizmetler veren klinik childhood blindness = çocuk körlüğü (A vitamini eksikliği. = Ülke askeri rejimden sivil rejime döndü.) sınayan chamber = oda chamber music = oda müziği (küçük bir grup müzisyenin genellikle bir odanın içinde küçük bir topluluk için çaldığı müzik) chameleon = bukalemun (renk değiştirebilen bir kertenkele türü) chance error = tesadüfi / rastlantısal hata chances = şans change = değişiklik. karakterize etmek. Eurotunnel chaotic = karmakarışık.) channel (into) = kanalize etmek Channel Tunnel = Manş Tüneli (Manş Denizi’nin altından geçen. düzensiz. confused. değişim. kutu. orderly chapter = (örn. nedenlerle ortaya çıkan körlük) chimpanzee = şempanze (alet kullanabilecek kadar zeki olan ve genelde bu tür deneylere konu edilen maymun türü) chip = çip (yarıiletken bir maddenin üzerinde oluşturularak üretilen küçültülmüş elektronik devre). ücret. (kişiye) özgü davranış.29 challenge (isim) = (insana meydan okuyan türden) zorluk. İngiltere ile Fransa’yı demiryolu ile birbirine bağlayan tünel). alteration.ÜDS Sözlüğü . (bir kişi ya da unsura) has özellik. cana yakın. kimyager chemotherapy = kemoterapi (özellikle kanser hastalıklarında kimyasal maddelerle yapılan tedaviye verilen genel ad) cherished = değer verilen chessboard = satranç tahtası chest = 1) sandık.) kimyasal enerji çıkarma / elde etme işlemi chemical reaction = kimyasal tepki / reaksiyon chemist = kimyacı. 2) bir masrafı birinin hesabına geçirmek / yazmak. 3) (bir silahı vs. her şeyden önce.com . feature characteristic attitude = karakteristik davranış. Hillary için kendisine meydan okuyan zor bir hedefti. yenidoğanlarda göz enflamasyonu. box. integrated circuit www. kiralama veya özel sözleşmeler çerçevesinde gerçekleştiren havayolu şirketi cheating = kandırma. disorganised. (bir kişi)’nin onayını almak checker = dama taşı check-up = genel sağlık kontrolü cheering = neşelendirici. kızamık. mostly. zıt anl. = Bir günde bir köprü inşa etmek başarılması zor bir işti. yeteneğini vs. convert into change one’s mind = fikrini değiştirmek change over to = (bir şeyden bir şey)’e tamamen değiş(tir)mek.bademci. keyif verici chemical affinity = kimyasal çekim / cazibe / yatkınlık chemical energy extraction = (besinlerden vs.= harmonious. = Everest Tepesi. modification. attack. (The country has changed over from military to civilian rule. yardım derneği charm = cazibe. kısım. (Mount Everest presented a challenge to Hillary. describe charge (fiil) = 1) hücum etmek. (check the building for gas leakage = binayı gaz kaçağı bulmak amacıyla kontrol etmek) check with = (bir kişi)’ye sormak. hamle yapmak. doğuştan gelen katarakt vb. (To build a bridge in one day was a real challenge. tanımlamak.) challenging = meydan okuyan. part characteristic = karakteristik özellik. 2) (elektriksel) yük chariot = atlı savaş arabası charity = hayır cemiyeti. 2) göğüs chest infection = göğüs enfeksiyonu chestnut = kestane chick = civciv chiefly = başlıca. aldatma check = kontrol etmek check for = (bir şey bulmak) amacı ile kontrol etmek. çekicilik charming = hoş.

group clattering = (makine için) dişli. deny claim (isim) = iddia.com . netlik class = sınıf. wash. request. koşul. yeşilimsi sarı renkli. klasik eserler classify = sınıflandırmak. situation. zıt anl. iç kargaşa civil engineer = inşaat mühendisi civil right = vatandaşlık hakkı civil service job = devlet memurluğu civil unrest = sosyal kargaşa. izafi veya kuantum olmayan. iç kargaşa. süreğen chronic bacterial infection = kronik bakteriyel enfeksiyon chronic bleeding = kronik kanama (uzun süre devam eden kanama) chronic disease = kronik hastalık (uzun süre devam eden hastalık) chronic infection = kronik enfeksiyon (uzun süre devam eden enfeksiyon) chronic insomnia = kronik uykusuzluk (uzun süre devam eden uykusuzluk hali) chronically = kronik olarak. case. go about in. option choke on = (boğazı) tıka(n)mak. doğada genellikle basit yöntemlerle gözlemlenebilen olayları basitçe açıklamakta kullanılan kurallar ve kanunlar) classics = klasikler. condition circumstances being what they are = şartlar böyle olunca cirrhotic = sirotik (siroz ile ilgili ya da ondan ileri gelen) citizen = vatandaş. aşikar. civil disturbance civil war = iç savaş civilian law = medeni hukuk. break down.= disclaimer clarify = açıklığa kavuşturmak. turunçgil city-state = şehir devlet (kendi kendini yöneten ve yakın çevresindeki topraklara da hakim olan kent) civet = misk kedi türünün genel adı civic = yurttaşlık / vatandaşlık ile ilgili civil disturbance = sosyal kargaşa. zehirli ve tahriş edici Cl2 (diklorin) gazı olarak bulunan element) choice = seçenek. yurttaş citrus = narenciye. çare. yığın churchyard = kilise bahçesi / avlusu cipher = şifre circuit = elektrik devresi circulate through = (bir şey)’in içinde deveran etmek / dolaşmak. vaka. sort. boğazına bir şey kaçmak choking = boğulma. zümre. farklı kromozom sayılarına veya şekillerine sahip bireylerinin bulunması durumu chromosome = kromozom (hücre çekirdeğinde. move around in circulation = 1) dolaşım. iplik şeklindeki oluşumlardan her biri) chronic = kronik.= disclaim. hak talebi. incident. bariz. caste class hierarchy = sosyal sınıf hiyerarşisi (bireylerin birbirinden üstün / aşağı olmasını belirleyen ve sosyal sınıf farklarından kaynaklanan düzen) classical period = klasik dönem (bir uygarlığın veya bir sanat dalının tarihsel süreç içerisinde hem gelenekselci. clean. alternative. uygarlık civil-servant = devlet memuru. berraklık. demand. soluk alamama chromosomal = kromozomal. seçim. dünyanın) etrafını dolaşmak circumstance = olay. civil law civilization = medeniyet. durum. obvious. classic period classical rules = klasik bilim kuralları (örn. takırdayan clavicle = köprücük kemiği clay = kil clean bill of health = sağlık raporu (bir hekim ya da hekimler kurulu tarafından düzenlenen ve bir kişinin sağlıklı olduğunu belgeleyen rapor) cleanse = temizlemek. süreğen şekilde chronicle = tarihi olay kaydı chunk = büyük bir parça. üzerinde kalıtsal özellikleri belirleyen genleri taşıyan. make clear. tiraj circulatory = sirkülatuar.bademci. request.= unclear www.ÜDS Sözlüğü chip-making = elektronik devre / çip üretme chlorine = klor (doğada genellikle keskin kokulu. talep. krank. 2) dağıtım miktarı.30 . tabaka. yıkamak. net. demand.= pollute clear = açık. dolaşımla ilgili circumference = daire çevresi. zıt anl. zıt anl. pres gibi hareketli ve takırdayan parçalar içeren. assertion. illuminate clarity = açıklık. keyfiyet. çevre ölçüsü circumnavigate = denizden (örn. kamu görevlisi claim (fiil) = talep / iddia etmek. arıtmak. belirgin. hem de yüksek seviyede olduğu ve genellikle günümüzde en tanınmış eserlerinin çoğunu verdiği dönem). kromozomlar ile ilgili chromosomal polymorphism = biyolojide belli bir türün içinde. zıt anl.

evidence clumsy = hantal. block.com . shut. tightly. 2) herhangi bir kopukluk olmaksızın.ÜDS Sözlüğü . emboli. mevsimsel climatic control = iklim kontrolü (iklimleri ve mevsimleri anlamayı ve kontrol etmeyi amaçlayan araştırma alanı) climatologist = iklim bilimci (iklimleri inceleyen bilim insanı) climax = zirve. sign. group clutch = (yumurtalar için) bir kerede / bir gebelikte yumurtlanmış CO2 = karbon dioksit (doğada genellikle gaz halinde bulunan. cure. fuse into. 2) (birbirine) yaklaşmak. radyo yayını gibi herhangi bir dış sistem ile bağlantısı bulunmayan). dikkatlice. yasa. doruk cling to = (bir şey)’e yapışmak / sıkıca sarılmak. = Ayrı endüstriyel sistemlerin birleşip büyük birimler oluşturması yönünde bir eğilim mevcuttur. shutdown. ahenkli. sahil şeridi coating = kaplama co-author = (kitabın / yayının vs. remove clearly = açıkça. kaba. sahil. awkward. zıt anl.) yazarlarından her biri cobalt = kobalt (ferromanyetik özelliği olan. approach close on = (genellikle rakamlardan önce kullanılır) hemen hemen. 2) iklim. disappear. geç(ir)mek. zıt anl.31 clear away = 1) kaybolmak. küçük molekül) cognitive = bilme / kavrama / idrak ile ilgili cognitive function = kognitif fonksiyon (algılama. 2) tamamen temizlemek. iyileş(tir)mek. hint. ortadan kaldırmak. yakından. canlıların solunum ile dışarı verdikleri bileşik). ungainly cluster = küme. distantly closer scores = birbirine daha yakın (daha az farklı) skorlar clot = pıhtı.= incoherent www. (There is a tendency for separate industrial systems to coalesce into large units. shore coastal = kıyıya / sahile ait coastline = kıyı boyu. faaliyetini durdurmak. akıllı(ca). grup. elektrik akımının tam bir döngü içinde dolanabileceği elektrik devresi closedown = kapanma. 3) eğilim climatic = iklimsel. ile) sıkıca kapatmak / kıstırmak clockwork = genellikle dişliler ve benzer hareketli parçalar içeren bir sistem ile çalışan clog (fiil) = tıkamak clog (isim) = kan pıhtısı clogging = (damar için) tıkanma. televizyon.) kapatmak. yaklaşık. kesmek. carbon dioxide coal-derived = kömürden elde edilen coalesce into = birleşmek. 2) kod. remove clear out of = (bir yer)’den sıvışmak. rational. sıkı sıkıya. strongly. dizi. 2) ortadan kaldırmak. kapamak. law. zıt anl. şifre coenzyme = koenzim (bazı enzimlerin aktivitesi için gerekli olan organik ya da mineral bazlı. heal. sarp kayalık climate = 1) durum. close to close up = 1) (bir şey)’i tıkamak. biçimsiz. öğrenme ve mantıksal bir temele oturtma işlemlerinin psikolojik sonucu olarak ortaya çıkan durum) coherent = tutarlı. işaret. uygun. slip out of clear up = 1) (hastalık) gidermek. smart client = müşteri cliff = uçurum. tıkanıklık cloned sheep = klonlanmış koyun cloning = klonlama (yapay olarak tek bir hücreden birbirine benzeyen canlı meydana getirme) close down = (bir işyerini vs.= opening closely = yakın şekilde. come closer closed basin lake = kapalı havza gölü (akarsular tarafından beslenmeyen ve suları akarsular yolu ile denize ulaşmayan göl) closed circuit = 1) kapalı devre (ana şebekeye bağlı olmayan veya internet. tüymek.) coal-mining = kömür madenciliği coast = kıyı. birleşip bir bütün oluşturmak. açık ve net olarak.= let go of clinical trial = klinik deneme / çalışma clinician = klinisyen (klinik öğreti ve uygulamada uzmanlaşmış hekim) clip tightly = (mandal. zıt anl. carefully. sert ve gümüşi-beyaz bir metal) cobbled = kaldırım taşı döşeli coconut = hindistan cevizi code = 1) kanun.= remotely. shut down close in on / upon = (bir şey ya da kişi)’ye (sinsice) yaklaşmak. mantıklı. consistent. emboli clothe = kaplamak clothing chain stores = hazır giyim mağazaları zinciri cloud complex = bulut kompleksi (birlikte hareket eden bir bulut öbeği) cloudy fluid = bulanık sıvı club football = kulüpleşmiş / profesyonel futbol clue = ipucu.bademci. klips vs. obviously clearly defined = şekli / hatları açıkça belirgin clever = zeki(ce).

(These flimsy houses are liable to collapse in a heavy storm.) collapse on oneself = kendi içine / üstüne çökmek collar = yaka. tasma colleague = meslektaş. ( I come from Manisa. zıt anl. tesadüf etmek. çökme.= avoid come along = 1) gelmek. downfall. biriktirmek collection = toplama. crash collision = çarpışma. fall down. acquire come down = (fiyat için) inmek. kaba saba. zıt anl. bulky colour = saptırmak. ortaklaşa. come to life. muharebe combat stress = savaş / muharebe nedeniyle oluşan stres combination = birleşme.ÜDS Sözlüğü cohesion = bütünlük. düşmek come from = 1) (bir şey)’den kaynaklanmak. joint. kolonide yaşayan colonization = kolonizasyon. Sovyetler Birliği ile ABD önderliğindeki Batı devletleri arasında yaşanan savaşsız gerginlik ve düşmanlık ortamı) colitis = kolit (kolon iltihabı) collaborate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. topple.= succeed. birlikte gelmek. coexist. iş arkadaşı. = Bu çerden çöpten evler sert bir fırtınada yıkılmaya yatkın görünüyorlar. clash. olmak. zıt anl. zıt anl. tanınmak. zıt anl. (aynı zamana) denk gelmek. 2) ortaya çıkmak come by = 1) önceden haber vermeden (birisinin) yanına uğramak. için) alınmaya başlamak. fight with / against.) come in = 1) gelmek. result from. uygulanmaya başlamak. koleksiyon collective = kolektif. zıt anl.= surrender (to).32 . 2) elde etmek. birleşim. encounter. mixture. cooperate with collaboration = birlikte çalışma. yıkılmak. (These pencils come in seven different color choices. fall in. bağlılık coin (fiil) = 1) madeni para basmak. belirmek.) come into being = ortaya çıkmak. unite.= differ. jointly. boyunluk. peer collect = toplamak. take place.com . fall in. sikke coincide with = (bir şey) ile rastlaşmak.= success. birleştirme. come into existence. birleşme. 2) (bir yer)’den gelmek. deviate coincidental = rastlantısal. (oralı) olmak. çökmek. triumph. yıkılma. become well-known www. solo collective burial = toplu gömü / mezar collectively = toplu olarak. beraber çalışmak. appear.= separate combustion = yanma. ortaklaşa. shared. zıt anl. hep beraber. unification. ulaşmak. sömürgeleştirme colonize = 1) sömürgeler kurmak. sömürge colorectal cancer = kolorektal kanser (kolon ve rektum kanseri) colossal = kocaman. zıt anl. accompany. çarpmak. 2) (şu versiyonlarda / şekillerde / renk seçeneklerinde / tiplerde) bulunmak. harflerin ve nesnelerin araştırılması ile ilgili alan) combine = birleş(tir)mek. arise come across = rastlamak. mücadele etmek. cooperation collagen = kolajen (bağ doku liflerinin yapısını oluşturan ana protein) collapse (fiil) = göçmek. failure. compromise combat (isim) = savaş. topple. 2) koloni oluşturmak. drop by. kolonize olmak (aynı tür mikropların besi yerinde yer yer kümeler oluşturması) colony = koloni. go into effect come into high favour = çok tutulmaya başlamak come into prominence = ünlenmek.bademci. meet. struggle with / against. çatışma collusion = gizli anlaşma. Dünya Savaşı sonrasında oluşan. ulaşmak. emerge come into close contact with = (bir şey) ile yakın temasta bulunmak come into force = yürürlüğe girmek.= individually collector = koleksiyoncu collide = çarpışmak.= dissolution combinatorics = kombinatorik (matematikte sayıların. fail. triumph collapse (isim) = göçme. secret aggrement colonial = sömürgeye ait colonial power = sömürgeci güç (dünya çapında kolonilere / sömürgelere sahip devlet) colonist = koloni kuran. arrive. tutuşma combustion driven = yanma ile çalışan come about = meydana gelmek. zıt anl. distort colour scheme = renk düzenlemesi coma = koma (dış uyaranlar ya da uyarmalara yanıt vermeyen derin bilinçsizlik / baygınlık durumu) combat with / against (fiil) = savaşmak. (haber vs. ortaya çıkmak. = Bu kalemler yedi farklı renk seçeneğinde bulunmaktadır. önyargı katmak.= individual. işbirliği. ortaya çıkmak. embody. edinmek. = Manisalıyım. 2) sözcük / söz türetmek coin (isim) = madeni para. tesadüfi Cold War = Soğuk Savaş (2.

taahhüt etmek. cease. halktan insan. . yükümlülük. fikir vs. order commission (isim) = görev. görevlendirmek. at ease. 2) (hapishane. sink.= go off.). ısmarlamak. suggest. ordinary. yaygın. disappear come onto = (piyasaya. 2) (suç vs. trade commercial = ticari commercial interests = ticari çıkarlar commercially viable = ticari olarak üretilebilir / yapılabilir commission (fiil) = atamak. bağlanmak. seldom commonly evident = birçok insan tarafından bilinen commonplace = sıradan. bayağı.ÜDS Sözlüğü . rule. finish. happily. etkisi altına almak.) come up with = (genellikle olumlu bir plan. olağan. influence.= unworthy comment on (fiil) = fikrini söylemek. gerçekleşmek. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yer)’e kapatmak commitment = 1) vaat. 3) (intihar) etmek.= exceptional. zıt anl. happen.= rarely. eleştirmen. açıklığa kavuşmak. atama. ele geçirmek come to smo’s aid = birisi’nin yardımına gelmek come to the attention of = (bir kişi)’nin dikkatini çekmek come to the fore = ön plana çıkmak come up = ortaya çıkmak / meydana gelmek. initiate. usual. obligation. become real come to possess = (bir yolunu bulup da) sahip olmak. pazara) çıkmak come out = görünmek. anısını yaşatmak. terminate commendable = övgüye değer. kendine gelmek come through = (beklendiği gibi) ulaşmak / varmak.) işlemek. (bir müsabakayı.) comic book = çizgi roman coming our way = yolumuza çıkan command = hakim olmak. start. rahatça.) ile ortaya çıkmak.) ileri sürmek / ortaya atmak. (He has come up with some brilliant scheme to double his income.= follow commemorate = anmak. zıt anl. disappear. current. = (bir şey) olarak değerlendirilmeye / görülmeye başlamak come to believe = inanır hale gelmek come to pass = olmak. good common = olagelen. zıt anl. söz. assign. become clear come out against = (bir şey)’e karşı çıkmak. (karşılık. remark comment (isim) = yorum commentator = yorumcu. honour. think of. prevalent. halka ait communal meal programme = toplumsal yemek programı communicate with = (birisi) ile haberleşmek / iletişim kurmak. (A light wind came up. widespread. pledge. show up. delegate. ortaya atmak. = Gelirini ikiye katlayacak çok parlak bir plan buldu. zıt anl. zıt anl.= submerge. zıt anl. devote oneself to. konforlu comfortably = kolaylıkla. be in touch with www. appear. commoner. uncommon common person = sıradan insan. oppose come over = (kısa bir yol kat ederek veya ziyaret için) gelmek come round = (operasyon sonrası) toparlanmak. zıt anl. = Komite ilginç bir plan ortaya attı. komisyon commissioner = komisyon / kurul üyesi commit = 1) söz vermek.bademci.= cease. (We could live fairly comfortably with our father’s salary. rare communal = toplumsal. begin. dedication.= rare. set out. zıt anl. . pledge. devotion.33 come on = sahneye / ortaya çıkmak. = O intihar etti. praiseworthy. well. promise commit to = (hapishane. yanıt. (He committed suicide. fikir vs. taahhüt. appear. = Hafif bir rüzgar başladı. arrive (as expected) come to an end = sona ermek. (The committee came up with an interesting plan. bağlılık. terminate come to be = olagelmek (örn.) comeback = (geri) dönüş comet = kuyrukluyıldız comfort = rahatlık comfort care = rahatlatıcı bakım comfortable = rahat. eşya. kumanda etmek. zıt anl. duty. yorumda bulunmak. immortalise commence = başlamak.) bulmak.com . usually. olayı) nakleden kişi commerce = ticaret.) commit oneself to = 1) kendini adamak. 2) söz vermek. happen. promise. = Babamın maaşı ile rahatça geçiniyorduk. express. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yere) kapat(ıl)ma commodity = (ticari) mal. be dominant over. come to be known = bilinegelmek) come to be regarded as. (çözüm vs.= nobleman common sense = sağduyu commonly = çoğunlukla. önermek.

haberleşme communicative = iletişim ile ilgili community = 1) topluluk. 2) yerleşim yeri community mental health centre = halka açık akıl sağlığı merkezi compact = sıkıştırarak küçültmek compact into = yoğunlaşarak / sıkışarak (bir şey)’e dönüşmek companionship = arkadaşlık. yetenek. 2) kapsamak. bölme compass = pusula compatibility = uyumluluk. the surgeon made up her mind to frankly talk to his relatives. able. straightforward complexity = karmaşıklık. 2) kompozisyon. ability competent = 1) (dil.= simple. eleman.= simple complication = 1) karışıklık. collect. selfsatisfaction. zıt anl.) compete with / against = (birisi / bir şey) ile rekabet etmek / yarışmak. similarity compartment = bölüm. complication. include www. capable.= incompetent. totally. yetenek vs. kısım. zıt anl.= simplicity compliance with = (kanun ya da kural)’a uygunluk complicated = karmaşık. 2) iddialı. zorluk. combine compound (isim) = (kimyasal) bileşik. yakınma. = Hastanın. nispeten. well-matched. eksiksiz. (As the patient failed to comprehend the seriousness of his situation. yakınmak complaint = şikayet. force. içine almak. (bir şey)’den farksız olmak compared to / with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. sorun. için) iyi seviyede. karışım comprehend = 1) (tam olarak) anlamak. = Hiçbir şey sevilen bir kişinin ölümünü telafi edemez.= incompatibility compatible = birbiriyle uyumlu. agreement. oluşturmak.= agony. abide by.= disregard.bademci. uygun davranmak. 2) yetenekli. supplement complete (fiil) = tamamlamak.). grievance complement = tamamlayıcı. part composition = 1) bir maddenin yapı ve bileşimi. yarışma competition skiing = (profesyonel) kayak yarışı competitive = 1) rekabetçi.= disperse complacency = kendinden hoşnut olma. kompozisyon. ehil. eklenerek çoğalmak. zıt anl. self-satisfied. benzerlik. entirely. bütünüyle. discordant compel = zorlamak. itaat etmek.34 . zıt anl. 3) yarışma amaçlı competitive power = rekabet gücü competitive spirit = rekabetçi ruh competitor = rakip. society. (bir şey)’e benzer.= partly. anlaşılması güç. finish complete (isim) = bütün. make up for. structure. unable competition = rekabet. zıt anl. mecbur etmek.com . durumunun ciddiyetini kavrayamaması sebebiyle doktor. liken to compare well with = (bir şey)’e benzemek. essay compost = bitkilerin veya mutfak artıklarının çürümesiyle elde edilen gübre compound (fiil) = birikmek. onun yakınlarıyla açıkça konuşmakta karar kıldı. rekabete dayanan. 2) komplikasyon (bir hastalığın seyir veya tedavisi sırasında diğer bir hastalığın ya da bozukluğun ortaya çıkması) comply with = uymak. rival with / against compete among themselves = kendi aralarında yarışmak / rekabet etmek competency = yeterlik.= troubled. relation. parça. in comparison to / with comparison = karşılaştırma. oblige compelling = zorlayıcı. suffering complacent = kendinden hoşnut. ilişki. relatively compare favourably with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında daha iyi / üstün durumda olmak compare with = (bir şey) ile karşılaştırmak / kıyaslamak.ÜDS Sözlüğü communication = iletişim. complex. partially complex = karmaşık. zıt anl. zıt anl. intricate. compulsive. çapraşıklık. equivalent to comparatively = oransal olarak. whole complete blood (cell) count = tam kan sayımı (belirli bir miktar kan içerisindeki kan hücrelerinin tam sayılarını bulmaya yönelik bir laboratuvar testi) completely = tamamen. öğe. halk. zıt anl. zıt anl. eşlik comparable to = (bir şey) ile karşılaştırılabilir / kıyaslanabilir. toplum. bitirmek. complicated. kavramak. kısa düzyazı. conform to. ingredient. zıt anl. kifayet. (Nothing can compensate for the death of a loved one. accumulate. uneasy complain = şikayet etmek. zıt anl. rival compile = derlemek. grasp.= flexible compelling urgency = (kişiyi önlem almaya) zorlayan acil durum compensate for = telafi etmek. harmony.= incompatible. zıt anl. resist component = unsur.

zıt anl. 2) (bir işin sonucunu) tehlikeye atmak. nihai olarak. 2) ikna edici / inandırıcı bir şekilde. zıt anl. orta yol bulma. (bir şey)’den ibaret compromise (fiil) = 1) (karşılıklı ödün vererek) uzlaşmak.= questionable. netice. zıt anl. ilgilenilen şey. = Yakın zamanda bazı besinlerde tespit edilen tehlikeli toksinler ile ilgili büyük bir toplumsal kaygı var. görüş. 2) yoğunlaşma. oluşturmak. uncertain. = Hekim hatası. 2) özetlemek. concept. bastırma. 2) uyum. regarding. inclusive. interest. nihai. getting pregnant concentrate in = (bir şey)’in içinde toplanmak. convincing. = Modern sanat eserlerini anlayabilen pek fazla insan yoktur. definite. zıt anl. 2) gebe kalma. concentrate. içermek. weak compulsive = zorlayıcı.) concerned with = (bir şey) ile ilgili / alakalı concerning = (bir şey / kişi) ile alakalı / ilgili olarak. decision. result.= inconceivable conceive = 1) anlamak. (A case of malpractise is difficult to prove conclusively. zıt anl.= acquit condense = 1) yoğunlaş(tır)mak. blame. 2) ikna edici. intensification. agreement. deduction conclusive = 1) kesin. pressurize. hide. teşkil etmek. condense. CT computer virus = bilgisayar virüsü (bir bilgisayarın yazılım veya donanımlarına zarar vermek amacı ile oluşturulmuş bilgisayar programı) computer-generated image = bilgisayar yardımıyla oluşturulmuş görüntü computing = hesaplama. bilgisayar kullanımı conceal = saklamak. odaklanma. reasonable. think. zıt anl. ahenk concussion = bayılma ile sonuçlanacak kadar şiddetli darbe condemn = kınamak. limited compress (fiil) = sıkıştırmak. kesin olarak kanıtlanması zor bir durumdur. zıt anl. privilege conclude = 1) sonuç çıkarmak. intensity. makul.com .) üzerine kompres uygulama compression = sıkıştırma comprise of = kapsamak. suçlu bulmak. zıt anl.= reveal conceivable = akla yatkın.bademci. compelling. finally. in depth. make up comprised of = (bir şey)’den oluşan. agree. koyulaş(tır)mak. düşünmek. 2) gebe kalmak. convincingly.ÜDS Sözlüğü . focus on concentration = 1) yoğunluk. 2) bitirmek.= unconvincing conclusively = 1) kesin olarak.= flexibly computational = hesap ile ilgili. ayıplamak. overall. bastırmak. consist of. birikmek concentrate on = (bir şey)’e odakla(n)mak / yoğunlaş(tır)mak.= unconvincingly concrete = 1) somut. tangible. neglect. hesap içeren compute = hesaplamak Computed Tomography = bilgisayarlı tomografi. complete conclusion = 1) karar. density. zıt anl. 2) kaygı. settlement compromised = zayıf düşmüş. (bir şey / kişi)’yi ilgilendiren. worry. algılamak. inandırıcı. solid. constitute. 2) beton concurrence = 1) aynı zamana rastlama.35 comprehensive = kapsamlı. abridge www. outcome. definitely. 2) sonuç. etraflı. 2) kompres (yara üzerine bastırılan bez / pamuk vs.= questionably. kavramak. (Not very many people can conceive the works of modern art. özellikle anlamsız bir şeyi tekrarlayıcı tarzda yapmaya zorlayan davranış biçimi) compulsively = önüne geçilmez bir şekilde. (bir şeyler)’den oluşmak. son. zıt anl. çıkarım. (There is a lot of public concern over dangerous toxins recently found in some food.= indifference.) compress application = (yara vs. geniş.). düşünce. idea. riske sokmak compromise (isim) = (karşılıklı ödün vererek) uzlaşma.= expand compress (isim) = 1) sıkıştırma. obsessively.= exclusive. kavram conception = 1) kavram. notion. devise. zıt anl. get pregnant conceiving = gebe kalma. (What sort of concrete evidence do you have to show us? = Bize gösterecek ne gibi somut delilleriniz var?).). determine. focusing concentration gradient = konsantrasyon / yoğunluk farkı concentric rings = (bir hedef tahtasında olduğu gibi) eşmerkezli (iç içe geçmiş) halkalar concept = konu. zıt anl. indisputably. tasarlamak. narrow. consider. sonuçlandırmak.= abstract. pregnancy conceptual = kavramsal concern (fiil) = ilgilendirmek. actual. gebelik. uyuşma.= flexible compulsive behaviour = kompülsif davranış (bir kişiyi. final. intangible. endişelendirmek concern (isim) = 1) ilgi. zıt anl. relating to concession = imtiyaz. gizlemek.

retreat from confrontation = karşı karşıya gelme. contradictory conform to / with = (bir şey)’e uymak / uygun davranmak. administer. trustworthy. çatışma confuse = 1) (kavramları) birbirine karıştırmak.) bağlı. dizilim. peace conflicting = (birbiriyle) çatışan.= distrust confident = güvenli. şaşkınlık. bewildered confusion = 1) kafa karışıklığı. sersem.36 . equip. abide by. (The problem of underdevelopment does not appear to be confined only to a few African countries. hareket tarzı. beraber conjure up = akla getirmek. 2) aklını karıştırmak. requirement. fight. sır paylaşılabilir. zıt anl. bestow confer with = danışmak. etkilemek. tıkanık.= deny. ihtilaf. uyandırmak.) bağlamak. fearlessly configuration = düzenleniş. (bir şey) ile sınırlandırmak. şekil configure = değiştirmek. face. 2) (yatağa. behaviour. eve vs. geçirgen conductivity = iletkenlik conductor = (orkestra için) şef conduit = kanal.) congested = kan toplanmış. oluk cone = 1) renge duyarlı görsel reseptör hücreler. üzerinde anlaşılamayan. çelişen.= accord. uygulamak. secret. disorder.= unconditional condor = Güney Amerika akbabası conduct (fiil) = 1) (deney. evoke connect with = 1) (bir şey) ile birleş(tir)mek. sıkışıklık. bedridden confinement = hapsedilme. disprove confiscation = zorla el koyma. ihtilaflı. blockage congestive = kan veya su toplanması ile ilgili congressional = kongre kaynaklı conjecture = varsayım. eve vs.= agree with. he died of congenital heart disease. seizure conflict with (fiil) = (birisi) ile çatışmak / çekişmek. carry out.= clarify confused = şaşkın. oppose.= object to. consult confide to = (bir işin) sorumluluğunu (biri)’ne vermek. zıt anl. zıt anl. müsadere. zıt anl. 3) rahatsızlık. 2) koni. = Hasarın gerçek / tam miktarı tahmine kalmış. zıt anl. situation. (When John was 17. kendinden emin. attitude conduction = ısının. 2) hapis.bademci.= order congenital = doğuştan olan. zıt anl. yön vermek. perform. adapt. zıt anl. kafası karışık. limit to. challenge. şaşırtmak. doğuştan gelen bir kalp hastalığı sebebiyle öldü.) confined to bed = yatağa bağlı / mahkum. disagree with. araştırma vs. tavır. restricted to. mix up. kamulaştırma. entrust confide to / in = (biri)’ne sırrını açmak confidence = güven. yönetmek. relationship conquer = fethetmek www. tahmin. render.= open. (istenmeyen bir şey / bir kişi) ile karşı karşıya gelmek / karşılaşmak. contingent. imprison in. conform to conflict (isim) = anlaşmazlık. kapatılma confirm = teyit etmek. (yatağa. yatalak. transmit. istimlak. convey conduct (isim) = davranış. = Az gelişmişlik sorunu yalnızca birkaç Afrika ülkesi ile sınırlı gibi görünmüyor. shape conformational = yapısal. koşul. affirm. 3) (taşıtlar için) aktarmalı hat içinde olmak / bulunmak Connecticut = Kuzeydoğu ABD’de bir eyalet connection = bağlantı. assumption. kozalak. 2) şart. haciz. ayarlamak confine to = 1) (bir alan)’a hapsetmek. 2) iletmek. comply with. (The exact figure for the damage is a matter for conjecture.) yürütmek. public confidentiality = gizlilik confidently = güvenle. anımsatmak.= clarity. puzzle. sure of oneself confidential = gizli. izdiham.= avoid. alaka. kalabalık congestion = tıkanıklık.ÜDS Sözlüğü condition (fiil) = 1) şartlandırmak. restrict to confined to = 1) (bir şey) ile sınırlı. perplexity. validate. zıt anl.) conjointly = birlikte. 2) şart koşmak condition (isim) = 1) hal. limited to. yapı. disagreement. zıt anl. durum. çatışma. hastalık conditional = koşullara bağlı. substantiate. zıt anl. koni biçimli herhangi bir nesne confer a benefit to smo = birine bir yarar / menfaat sağlamak confer on = (biri)’ne (ünvan vs. conflict with conformation = şekil. tutmak. 2) düzensizlik. katı maddeler içerisinde parçacıktan parçacığa geçerek iletilmesi conductive = iletken. doğrulamak. = John. clash with. emin. zıt anl.com . 2) ilgi kurmak. itimat. bahşetmek. 17 yaşındayken. götürmek. imprisoned. şekilsel confront = (olumsuz bir şey) ile yüzleşmek. trust. guess. supposition. düzenleme.) vermek. düzen.

tesis etmek.= inconsiderate considerately = düşünceli bir şekilde.= unconcern. farkında. quite a lot. saygılı. . zıt anl. unvarying. factor. unanimous vote / opinion consequence = sonuç. zıt anl. sürekli. (enerji. bu nedenle. 4) üzerinde düşünmek. değişmez. coherent.= variable constantly = devamlı. durumlarda) aşırı / ağır tedavi girişimlerine başvurmayan. consider as considerable = önemli. bilinci yerinde. invariably. zıt anl. dar geçit construct = 1) kurmak. dolayısıyla. zıt anl.= waste consider = 1) (öyle olduğuna) inanmak. = TEMA vakfının amaçlarından biri de insanların.= slightly. never constellation = takımyıldız. . koruma. zıt anl. ameliyat vb. yapmak. campaign. farkında olma hali conscript = zorunlu olarak orduya katılan asker consecutive = art arda. unaware conscious memory = bilinçli hafıza (bir kişinin bilinci açıkken hatırlayabildiklerinin toplamı) consciousness = bilinç. subsequently. regard. dikkate alındığında. build construction = inşaat. düşünce. çevreyi korumanın önemini fark etmelerini sağlamaktır. büz(ül)me. zıt anl. koruyucu. dikkatli / tutumlu kullanmak.= rarely.= unconscious. invariably. compose. doğuştan gelen).) conservative = 1) muhafazakar.= little. swelling. alert. element. aware. burç consternation = hayret. peş peşe. fazla. whole constitute = 1) oluşturmak. (Large windows make the car feel considerably bigger. inherent. sefer. dikkat çeken. unseen conspicuous consumption = gösteriş için tüketim conspiracy = komplo. hatırı sayılır. relentless. form. comprise. zıt anl.= divergently consortium = konsorsiyum (ortak bir çıkar için oluşturulmuş organizasyon) conspicuous = göze çarpan. steady.= cause. take into account. plot constant = 1) sürekli. (bir şeyin ardından gelen) etki. continually. hayli. göz önünde tutmak. deem. özen. bir şey hakkında / konusunda danışmak.= inconspicuous. confer smo on smt. seek advice from smo about smt consultancy = danışmanlık.= destructive consult smo over smt = birisine. 2) boğaz. source consequent on = (bir şey)’in sonucunda ortaya çıkan. doğal kaynakları ya da çevreyi koruma. undeviating. 2) anayasal constriction = 1) sık(ıl)ma. solicitude. zıt anl. helpful. think over consider to be = (bir şey) olarak görmek / kabul etmek.= expansion. zıt anl. 2) sabit. 2) inşa etmek.) saklamak. result. thoughtfully. significantly. inconsistent consistently = tutarlı / değişmez bir şekilde. kabızlık) constituent = öğe. 2) düşünmek. zıt anl. stable. (bir şey)’e gelince.= inconsiderately. zıt anl. prominent. invariable. substantial. entrika. tutucu.ÜDS Sözlüğü . successively consensus = oy / görüş birliği. conference. victory conscience = vicdan conscious = bilinçli. dehşet constipation = konstipasyon (peklik. semere. seldom.= aggregate. establish constitution = anayasa constitutional = 1) kendiliğinden sahip olunan (örn. (bir şey) konusunda. sonucu olan consequently = sonuç olarak. think about. effect. thoughtful.bademci. zafer. zıt anl. discussion www. therefore conservation = muhafaza etme.com . as regards consist of = (bir şey)’den meydana gelmek / ibaret olmak. zıt anl. oldukça. unsur. zıt anl. positive. sizable. economise (on). continuous. büyük. zıt anl. perpetual.= changing. müzakere. make up. obtrusive. thoughtlessly consideration = ilgi. assume. şaşkınlık. = Büyük pencereler arabayı oldukça büyük gösteriyor.) considerate = düşünceli. 2) kurmak. yapı constructive = yapıcı. successive consecutively = ardışık olarak. organ bütünlüğünü koruyan conserve = korumak. as a result. contraction. zıt anl. accordingly. devamlı.= terminable. 3) dikkate almak. yardımcı. perpetually. akılda tartmak. disregard considering (that) = . be made up of consistent = tutarlı. güç vs. müşavirlik consultation = danışma. fixed. insignificant considerably = epeyce. arka arkaya. zıt anl.37 conquest = fetih. 2) (tedavi. shrinkage. (One of the aims of TEMA Foundation is to make people realise the importance of conservation.

zıt anl.= agreement contradictory = çelişkili. kesintisiz. zıt anl. restock consumer = 1) tüketici. some simple machines and various other contraptions to facilitate our learning. leave out contained in = içinde olan. infectious contain = 1) kontrol altına almak. kirlenme. (hastalığa) yakalanmak / tutulmak. dokunmak contagious = bulaşıcı. constant. hoşnut.) contributor = (gazete. alike contribute to = katkıda bulunmak. dergi vs. conflict. sürekli. help contribution to = katkı. büz(ül)mek contract (isim) = kontrat. birbirlerinden büyük fay hatları ile ayrılmış parçalarından her biri) continual = sürekli. constantly.) bulaştırmak. (hastalık vs. zıt. 2) piyasada bulunan / herkesin satın alabileceği (şey) consumer spending = tüketici harcamaları consumption = tüketim. memnuniyet. zıt anl. dolap çevirmek control group = kontrol grubu (bilimsel bir deneyde. içermek. difference. infect with. opposite.= similarity.= archaic. constriction. tasarlamak.= confirming. happy. competition. perpetually. 2) seyretmek contemporary = 1) (birisinin) çağdaşı (olan). include. cihaz. (He was awarded a prize for his contribution to world peace. bulaşık. rarely contour = düzey çizgisi. zıt anl. mücadele. inconsistency. bazı basit makineler ve öğrenmemizi kolaylaştıracak başka pek çok cihaz vardı. zıt anl. dış hatlar contract (fiil) = 1) (hastalık) kapmak. pick up. içerik.= similar. different. support. deny. zıt anl.com . = Okulumuzun malzeme odasında bir insan vücudu maketi. give. varil gibi her türden) kap contaminate with = ile kirletmek. hoşnutluk. catch. kapsamında bulunan container = (şişe. büzülme. ancient content = 1) içerik. devamlı.= cooperation. transmit.ÜDS Sözlüğü consume = 1) (yiyecek. modern. sürdürme continuously = daima. obtain. (Our priority is to contain the spread of this fatal disease.) tüketmek. zıt anl. çelişmek. pollute with. yükselti eğrisi.= cleanse of.= exclude. deplete. oppose. sözleşme contracting rule = anlaşmada / sözleşmede uyulması gereken kural contraction = kasılma. karşılaştırma yaparak deneyin etkisini daha iyi anlayabilmek amacı ile ikiye ayrılan deneklerden. düşünüp taşınmak. tüketmek. harcamak.= never.) contrary = ters.= discontentment. 2) (radyasyon vs. eat. gadget. karşıt. drink. zıtlık. distinction.= agree contradiction = çelişki. yeme-içme contact = temasa / bağlantıya geçmek. blemish. daralma. farklı. likeness contrasting = (birbirine) zıt olan. de) yazı yazan kimse contrive = düzen kurmak. control. satisfaction. inconsistent. zıt anl. çekişme. dissatisfaction contest = 1) yarışma. fark. as opposed to contrast = karşıtlık.bademci. aynı çağda (yaşamış olan). satisfied contentment = tatmin. infected with contamination = 1) bulaştırma. birbirleriyle olan jeolojik etkileşimleri çerçevesinde yer değiştirmeleri). aksi.) contrary to = karşın. challenge. içecek vs. aykırılık. tutarsız.38 . tertibat. 2) çağdaş. perpetual continually = devamlı. composition. çevre ve koşullar Continent = (the Continent şeklinde kullanılır) Avrupa Kıtası continent = kıta continental = kıtasal continental drift = kıta kayması (kıtaların. pollution. zıt anl.= infect. zıt anl.= add. zıt anl. (hastalık vs. yaşıt. sızıntısı nedeniyle oluşan) kirlilik contemplate = 1) (bir şey) üzerinde düşünmek. tutarsızlık. tightening contradict = aksini söylemek. zıt anl. kontrol altında tutmak. 2) bitirmek. zıt anl.= test group www. = Dünya barışına yaptığı katkı nedeniyle bir ödüle layık görüldü.= spread. use up. conflicting. yalanlamak. sandık. sürekli olarak. ters düşmek. = Önceliğimiz bu ölümcül hastalığın yayılmasını kontrol altına almaktır. zıt anl. karşıt. güncel. constantly. zıt anl. 2) karşı çıkmak. current.). perpetually continuation = devam. purify of contaminated with = kirlenmiş. itiraz etmek contestant = yarışmacı context = bağlam. pislik. aksine. üzerinde deney yapılmayan grup). = Böylesine karşıt bakış açılarını uzlaştırmak imkansız. polluted with. (In the utility room of our primary school there were a model human body. consistent contraption = mekanizma. 2) kapsamak. 2) kas(ıl)mak. (It is impossible to reconcile such contrary viewpoints. continental shift continental plate = kıta plakası (yerkabuğunun.) bulaşmış. distinct. 2) memnun.

collaboration coordinate = bir arada idare etmek.= uncontroversial. change into convertible = değiştirilebilir. facility. kalp kas hücrelerinin yeterli oksijeni temin edememesi) coronavirus = koronavirüs (üst solunum yollarında akut enfeksiyona sebep olan bir tür virüs) corporate = (genellikle anonim şirket halinde) şirketleşmiş.39 controllable = denetlenebilir. zıt anl. turn into. beraber çalışmak. conclusive. argument. unconvincing convincingly = doyurucu / inandırıcı bir şekilde. zıt anl. practice. pass along.= acquit of. zıt anl. transform. konvansiyonel.) conventional wisdom = genel kanı conventional X-ray machine = geleneksel röntgen cihazı conventionally = konvansiyonel / geleneksel olarak. ihtilaflı. kalbin etrafındaki damarlarla ilgili coronary artery disease = koroner arter hastalığı (damar geçidindeki daralma nedeniyle kalp kasına yeterli kan gidemediği için.bademci. rahatlık.= exterior core body temperature = vücut iç sıcaklığı (bir canlının vücudunun iç kısımlarının normal çalışma sıcaklığı) core material = çekirdek malzeme (üzerine kaplama yapılan malzeme) core sample = derinden alınan numune core-mantle = çekirdek ve manto arasında veya mantonun çekirdeğe yakın kısmında co-researcher = aynı araştırma ekibinden insanların birbirlerine olan durumu. debatable. satisfactorily cool = serinle(t)mek cool down = soğumak coolant = serinletici. tradition Convention on Long-Range Transboundary Air Pollution = 1983’ten beri yürürlükte olan. mahkum etmek. taşımak. başa çıkmak. elverişlilik. nucleus. kasların birbirleriyle uyum içinde çalışması) cope with = (bir sorun vs. declare guilty of. rigid convey = 1) iletmek. bruise convection = sıvı veya gaz dalgalanması yoluyla ısı iletimi convection stream = ısınıp yükselme ve soğuyup alçalma sebebiyle oluşan akım / akıntı convenience = uygunluk. persuade.= mismanage copious = bol. gelenek. müsait. tartışmalı. contrarily conversion = dönüşüm convert into = değiştirmek. suitable. credible. çevrilebilir. manage coordination = koordinasyon (örn. unquestionable controversy = tartışma. zıt anl. = Ülkenin hem konvansiyonel hem de nükleer silah kullanma kapasitesi var. büyük şirketlere dönüşme corrective measure = düzeltici / iyileştirici önlem correlate = karşılıklı ilişkisi olmak correlation = karşılıklı ilişki. anlaşmazlık. (The country has the ability to use conventional as well as nuclear weapons. zıt anl. collaborate with cooperation = işbirliği. talk into convincing = inandırıcı. tackle. uzun mesafeli uçuşların uluslararası hava sahalarında yarattığı kirliliği kontrol altına almayı amaçlayan uluslararası antlaşma conventional = geleneksel.com . kullanışlı. dönüştürmek. öz. dispute. beraber çalışma. bereketli copper = bakır copper-veined = bakır veya bakır renkli damarlı copyist = kopya katibi (el yazması kitapları kopya ederek çoğaltan kişi) coral = mercan coral reef = mercan kayalığı / resifi core = iç. ekip arkadaşı cork = şişe mantarı coronary = koroner. handle. express conveyor = taşıyıcı bant convict of = suçlu bulmak. soğutucu cooling = soğutma. kontrol edilebilir controversial = tartışma konusu olan. manage. aksine. unanimity contusion = ezik. debate. ikna edici. 2) bildirmek. çürük. serinletme cooperate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. zıt anl. versatile. zıt anl. çekişme. üstesinden gelmek. şirkete ait corporate earnings = şirket kazançları corporation-owned = şirket(ler) tarafından sahip olunan / işletilen corporatisation = şirketleşme.= far-fetched. bere. çok.= inflexible. uygun. traditionally conversely = tersine. suitability convenient = elverişli.= agreement. korelasyon www.) ile baş etmek. useful. centre. çevirmek. comfort. deal with. merkez. release convince of = inandırmak. zıt anl. esas. ikna etmek.ÜDS Sözlüğü .= inconvenient convention = uygulama. traditional.

ters etkisi olan countertechnology = karşı teknoloji. inexpensive cost-overrun = maliyet artışı costwise = maliyet açısından cottage = küçük ev. kainat. limited. bozulma.bademci. . yarık cracking = çatla(t)ma. zıt anl. hearing court-case = dava cover = 1) örtmek. toplumda AIDS’in heteroseksüeller ile sınırlı olduğuna dair sayısız saçma fikir bulunmaktaydı. solve. 2) ders. karşılık. progress. universe cost = mal olmak. (şifre için) kırma cradle = 1) beşik (bir medeniyetin vs.) counterweight = denge sağlayıcı ağırlık counting = (sayı) sayma countless = sayısız. içermek. there were countless ridiculous arguments among public that AIDS was confined to heterosexuals. hut cough = öksürük Council of Ministers = Bakanlar Konseyi (Avrupa Birliği içerisinde belirli bir konu ile ilgili bir düzenleme gerektiğinde her üye ülkenin ilgili bakanının katılımı ile oluşan ve ürettiği yönergelerin. güneş veya diğer gök cisimleri kaynaklı yüklü parçacıklar) cosmically recent past = evrenin yaşına göre yakın geçmiş cosmos = evren. rüşvetçilik. rüşvetçi. kurs. bağlantı kurmak. hemşehri countryside = sayfiye. the Soviet army’s countertechnology was a fairly effective ECM (electronic countermeasure) system that they developed.) countryman = vatandaş. encase.40 . olmak cost-conscious = mali hassasiyet / maliyet kaynaklı hassasiyet cost-effective = uygun maliyetli costly = maliyetli. kaplamak. yar(ıl)mak crack (isim) = çatlak.= leave out coverage = 1) haber konusu olma. ward off counterbalance = karşılıklı olarak dengelemek countermeasure = karşı tedbir counterpart = akran. involve. = Bir zamanlar. süreç. advise. against the USA’s ICBM’s (intercontinental ballistic missile).= separate from. shack. celse. kulübe. muadil. membrane covert = gizli (genellikle casusluk vs. tribunal court appearance = duruşmaya çıkma. 2) beşik (bebeğin yatırıldığı sallanır yatak) www. dishonest corruption = yolsuzluk. . be valid count (isim) = 1) sayım. pahalı. kırsal alan country-wide = ülke çapında couple with = bağlamak. dishonesty cortical area = kortikal bölge (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan. expensive. decipher. birleştirmek.com . öğüt vermek. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cosmic radiation = kozmik radyasyon (uzay ortamında bulunan. karı koca course = 1) gidişat.= cheap. çözmek. respond. gidermek. rehber count (fiil) = (geçerli) say(ıl)mak. 3) yön. oppose. doğduğu ve geliştiği yer). myriad. kaynağı güneş ve diğer gök cisimleri olan radyasyon) cosmic ray = kozmik ışın (uzay ortamında seyreden. yozlaşma. peer counterproductive = amaca hizmet etmeyen. karşılık vermek. işlenme. tekabül eden corrosion = korozyon (metal malzemenin oksitlenme veya başka kimyasal etkilerle aşınması) corrupt = yoz. örtü. route course of history = (the course of history şeklinde kullanılır) tarihin akışı court = mahkeme. ile ilgili) crack (fiil) = 1) (şifre) kırmak. (Once. 2) çatla(t)mak. 2) kapsamak. connect with / to.ÜDS Sözlüğü correspond to = (bir şey)’e karşılık gelmek / tekabül etmek correspondence = mektuplaşma. zıt anl.= few. 2) kont (bir asalet ünvanı) counter = karşı gelmek. suggest counsel (isim) = dava vekili counsellor = danışman. encompass. yazışma corresponding = karşılık olan. geçmek. zıt anl. kendilerinin geliştirdiği oldukça etkili bir elektronik savunma sistemi idi. (During cold war. innumerable. fiyatı / bedeli . link with / to. 2) kapsama alanı covering = zar. = Soğuk savaş sırasında ABD’nin kıtalararası balistik füzelerine karşı Sovyet ordusunun karşıteknolojisi. detach from couple = çift. membran. zıt anl. duruşmada hazır bulunma court proceeding = duruşma. üye ülkelerin iç hukukunun üzerinde olduğu konsey) councillor of state = eyalet meclisi üyesi counsel (fiil) = öğütlemek. rota.

2) basit. 2) suçlu. significantly crude = 1) ham. die for. mahsul.) crucially = can alıcı bir şekilde.) credit = 1) kredi. reliability credible = inanılır. zıt anl. reliable. 2) saygınlık. zıt anl. vital.bademci. iş alanları) yaratma. inexpertly. primitive crudely = ham / olgunlaşmamış bir biçimde. sürünmek crawl up = sürünerek tırmanmak crayfish = kerevides (ıstakoza benzer ama daha küçük bir deniz veya tatlı su hayvanı).= artfully cruising speed = seyir hızı crumble = parçalanmak. (The invention of the electric guitar is credited to him. biri)’ne mal etmek. wrinkle crippling stiffness = (kaslarda vs. 2) zanaat. campaign against crusade against (isim) = 1) haçlı seferi. çok önemli. go across crossroad = kavşak crossroads = kesişim noktası. nehir vs.) yaratıcılık creature = yaratık credibility = inanılırlık. harvest crop yield = ürün verimi cross over = (sınır. unreliable credit to = (bir şeyin icadını vs. (toplanarak) kalabalık yaratmak crowded = kalabalık crowding = kalabalıklaşma. = Elektrogitarın icadı ona mal edilir. kampanya yapmak. vessel. kritik. suppress www. savaşım vermek. yok etmek. tekne. essentially. pass beyond. meslek (daha çok esnaf ve sanatkarlar için) crash (into) (fiil) = (bir şey)’e çarpmak. kırış(tır)mak. insignificant. mürettebat. kabaca. aşerme crawl = emeklemek. deniz veya uzay taşıtı. (bir şey)’e can atmak. believable. övgü creepy-crawly = sürünerek veya yere yakın ilerleyen crevice = yarık. ürün. raw.= trivial. oluşturmak. için) (karşı tarafa) geçmek. yaşamsal. gemi. güvenilir. (It is crucial that everyone strictly obeys the rules during the experiment. hayati. 2) yoğun ve kararlı mücadele. vital. essential.= incredible. fight.) aksamaya / sakatlığa neden olan sertlik / kaskatılık crisis = (çoğul: crises) kriz criterion = (çoğul: criteria) ölçüt. kriter critic = 1) eleştirmen. = Deney sırasında herkesin kurallara harfiyen uyması hayati önem taşımaktadır. ortaya çıkarma creativity = (sanatsal vs. soykırım benzeri büyük ölçekli suç) criminal = 1) suç oluşturan. çok önemli. trivial. görüş. yıkılma crash-landing = çarpma. çatlak crew = tayfa. produce creating value out of nothing = hiç yoktan değer yaratma creatinine = kreatinin maddesi (keratin metabolizmasının son ürünü olarak idrarla atılan madde) creation = (örn. takım crew vehicle = insanlı araç crime = suç crime against humanity = insanlığa karşı suç (katliam. pivotal. artlessly. kavşak noktası crossword puzzle = kare bulmaca crowd = (bir yer)’i (toplanarak) doldurmak.= insignificant. savaşım crush = ezmek. 3) (mahkemenin türü için) ceza. 3) cahil(ce). 2) (görüş.41 craft = 1) hava. değerlendirme critical = 1) kritik. kaza yapmak crash (isim) = (hisse fiyatları vs. struggle against. harap etmek. crawfish craze = geçici moda create = yaratmak. sıkışıklık crown = taç crucial = can alıcı.com . için) ani ve kötü sonuçlar yaratan düşüş. crime criminal justice system = ağır ceza hukuku / adalet sistemi criminal trial = ceza davası criminal use = suça yönelik kullanım crinkle = buruş(tur)mak. güvenilirlik.= detest crave attention = ilgi çekmek / istemek craving = şiddetli arzu / özlem. çarparak inme crater = krater (düşen bir meteorun oluşturduğu büyük çukur) crave = çok istemek. cahilce. yaklaşım vs. kaba. significant. için) eleştirel critical case = kritik vaka criticize = eleştirmek crocodile = timsah Croesus = Kroisos (Antik Lidya’nın son kralı) Crohn’s disease = Crohn hastalığı (kronik iltihaplı bağırsak hastalığı) crop = ekin. ufalanmak. aşermek. ciddi. onun yaptığına inanmak. çiğ. dağılmak crusade against (fiil) = mücadele etmek. zıt anl. pişmemiş.ÜDS Sözlüğü . suça ait. bastırmak. zıt anl. crucial. 2) eleştiri. coarse. ağır ceza criminal act = suç oluşturan davranış. zıt anl. suç.

= reunite with cut out = (belli bir biçimde) kesip çıkarmak. restrict. cut down on cut down on = (bir şey)’i kısmak / azaltmak. separate. zıt anl. ilaç. tedavi etmek.ÜDS Sözlüğü crushed pebble = ufalanmış çakıl taşı crust = kabuk. limit cure (fiil) = iyileştirmek. tapınma cultivate = geliştirmek. azaltmak. 2) doruğa varmak. en gelişmiş. güncel.com . economise on. yetiştirmek.bademci. tradition customary = alışılmış. offender. dönemsel cycling = bisiklete binme cyclone = siklon. zıt anl.= increase.= increase.42 . serbest kalmak cut off = (nefes / yol) kesmek.= innocent cult = kült. zıt anl. silmek. zıt anl.= incurable curb = kısıtlamak.)’den ayrı kalmak / ayırmak. end. Computed Tomography scan culminate = 1) sonuçlanmak. restrain.= begin. adet. hortum cylinder bearing = silindirli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal silindirler bulunan rulman) cynical = alaycı cytochrome oxidase = sitokrom oksidaz (hücrenin solunumunda önemli bir rolü olan bir tür enzim) cytologic = hücreye ilişkin cytoplasm = sitoplazma (hücre içi sıvı) www. alter. zenginleştirmek.) çağırmak.) çıkarmak. halihazırdaki. common. 2) cari currently = şu sıralarda. kasırga. sınırlamak.= keep. climax culmination = 1) doruk. toplu olarak cup = (genellikle su ya da benzeri bir şeyi taşımak / tutmak amacı ile avuç içlerini derinleştirerek) (eli) bardak / fincan şekline sokmak curable = tedavi edilebilir. preserve cut (fiil) = kesmek. waste cut free from = (bağlayan bir şeyi) keserek (başka bir şey)’i serbest bırakmak. 2) son. shorten. tedavi. modifiye etmek. decrease. bu günlerde. (toprağı) işlemek.= unusual. kısmak. modify. abnormal customize = isteğe göre küçük değişiklikler yapmak. salamura curiosity = merak curious = 1) tuhaf veya benzersiz olması nedeniyle ilgi çeken. kısaltmak. zirve. accepted. tıkamak. treat cure (isim) = şifa. için) kültür analizi yapılması cultured = kültürlü cumulative = kümülatif. remedy. 2) meraklı current (isim) = akıntı. siklüs cyclic = periyodik olarak ortaya çıkan. present. call out for crystalline solid = atomları veya molekülleri geometrik bir düzen içerisinde yer alan katı madde CT scan = bilgisayarlı tomografi taraması. ilişkisini kesmek. zıt anl. zıt anl. relief cured = tuzlanmış. adet olan. reduce. lider cyanide poisoning = siyanür zehirlenmesi cycle = dalgalanma. çare. start. block cut off from = (aile vs. zıt anl. zıt anl. bitiş culprit = suçlu. dış tabaka cry out for = bağırarak (yardım vs. decrease. contemporary. enrich cultivate = işlemek cultivation = yetiştirme culture = 1) kültür. guilty. kesinti yapmak cut (isim) = kesinti. relieve. remedy. gem vurmak. müfredat curtail = azaltmak. (bir metinden vs. develop. döngü. hâlihazırda curriculum = (çoğul: curricula) ders programı. cut off cut size = kesim boyutu cut the price by half = fiyatı yarıya indirmek / yarı yarıya azaltmak cutting-edge = yenilikçi. prolong curve upwards = yukarı doğru bombe yapmak cushion = yastık cushion of air = hava dolu yastık custom = gelenek. kısıntı cut a pitiable figure = acınacak bir tipi olmak / tip çizmek cut back on = (özellikle tasarruf amacıyla bir şey)’de kısıntı yapmak. 2) (bir bakteri vs. akım current (sıfat) = 1) şimdiki. azaltmak.

wet danger = tehlike.)’ye tarihlenmek.= invigorating debris = döküntü. iş ilişkisi. 2) (bir ey)’i ele almak. şafak sökmesi. wound damming a river = bir akarsu üzerine baraj kurma işi damp = nemli. bozmak. be dated to date from = tarihinden kalmak. zıt anl. müzakere etmek. weaken.= invigorate. incapacitating. kurak bir havza) debate (fiil) = tartışmak.D D DD daily = gündelik. Dünya Savaşı’nı sona erdirdiği kabul edilen Normandiya Çıkartması’nın yapıldığı gün (6 Haziran 1944) DDT = bazı bölgelerde tarım ilacı olarak kullanılan zehirli bir kimyasal. undermine.com . zarar.= disregard. tackle. discussion debellation = fetih debilitate = kuvvetten düşürmek. day-to-day daily life = gündelik hayat. discuss debate (isim) = tartışma. dichlorodiphenyltrichloroethane dead space air = solunum esnasında akciğere ulaşmayan bölgelerde (burun. (dawn of civilization = uygarlığın doğuşu) D day-care = gündüz çocuk bakımı daydreaming = hayal kurma. 2) ani ve hızlı hareket dash away / off = acele ile çıkıp gitmek dashed = (ümit. day-to-day life dairy = süt ürünleri dairy farming = mandıracılık dam = baraj damage (fiil) = zarar / hasar vermek. injury.) kalan hava deadly = öldürücü. harm damage (isim) = hasar. zıt anl. risk. ilişki. cope with.bademci. göz korkutucu. hazard. en alçak noktası deniz seviyesinden 86 metre aşağıda olan. başlangıç decade = on yıl www. soluk borusu vs. plan vs. yara. date from. ilgilenmek. boşa çıkmış data access = veri erişimi database = veritabanı date = tarihle(n)mek date back to = (belli bir yıl vs. manage. argument. business. date to. rutubetli. zayıflatan. venture daring = cüretkar. zayıflatmak. harm. varlığı. zıt anl. gün ağarması. strengthen debilitating = güçten düşüren. çevresindeki diğer materyal üzerindeki kütleçekimsel etkisi yolu ile tespit edilebilen maddeye verilen ad) dart = 1) füze. için) suya düşmüş. tarihlendirme daunting = yıldırıcı. bütün uzayı etkileyen ve evrenin genişleme hızını arttırıcı bir etkisi olduğu kabul edilen hipotetik bir enerji türü) dark matter = karanlık madde (astrofizikte. tarihine uzanmak. takatini kesmek. günlük. hayallere dalma daytime = gündüz day-to-day = gündelik D-Day = II. enkaz debris disk = döküntü halkası debt relief = borcun hafifle(til)mesi. manage. tarihinden başlamak dating = tarihleme. get involved in. müzakere. relations death penalty = ölüm cezası. moist. yıkıntı. fatal deafness = sağırlık deal blows to = (bir şey)’e darbeler vurmak deal with = 1) (bir ey)’i idare etmek. (bir şey)’e cesaret etmek. gözüpek dark energy = karanlık enerji (kozmolojide. alışveriş. capital punishment death rate = ölüm oranı Death Valley = Ölüm Vadisi (ABD’nin Kaliforniya ve Nevada eyaletleri arasında yer alan. tarih tutma. risk dangerously underweight = (hayatını) tehlikeye sokacak derecede zayıf Dante = 1265-1321 yılları arasında yaşamış ve ünlü İlahi Komedya’nın yazarı olan İtalyan şair dare to = (bir şey)’i göze almak. ışık yaymadığı ve yansıtmadığı için doğrudan algılanamayan. discouraging dawn = doğuş. incapacitate. argue. üstesinden gelmek. borç indirimi debut = (sahneye) ilk çıkış. ignore dealings = iş.

44 . certain.= inflation. gerilemek. insufficiency. adanmışlık. fiil. put off. zıt anl. kandırmak. zıt anl.com . zıt anl. netlik. çözünürlük. degeneration. deteriorate degenerate (isim) = yozlaşmış. decline.= moderately. iş. proper. announce. aklı başında. drop. implication deed = eylem. deceit. zıt anl. progress. deficient.ÜDS Sözlüğü decanter = (genellikle alkollü içkiler için) sürahi olarak kullanılan boyunlu şişe decay (fiil) = çürü(t)mek. fraud. düş(ür)mek. definite. geciktirmek. addetmek.= indecent deception = aldatma. zıt anl. boldly. zıt anl. decompose decay (isim) = 1) yıkılma. (anlam) çıkarmak. soysuz. bozukluk. düzen. imperfection. zıt anl. spoilage decorate = dekore etmek. 2) deflasyon. kararlı bir biçimde. misleading. determinately declaration = ilan. eksik.bademci. zıt anl. bildirmek. belirleyici. shortage. eksiklik.= excess. 2) (radyoaktif) bozunma decay-causing = çürümeye neden olan deceit = aldatma. düzen. deteriorate. bozulma.= afforestation deforested = ormansız kalmış. zıt anl. bildiri. zıt anl. süslemek decrease = azal(t)mak. profoundly. recover decline (isim) = azalma.= expedite defiantly = cüretkar / küstah / meydan okuyan bir şekilde. makul. kararlı.= aggrade degree = büyüklük. muntazam.= indecisive. make known. hile. diminish.= excellence defective = kusurlu. düşmek. deterioration. yenmek. ayrışma. azalma.= inflation deforestation = ormansızlaştırma. dejenere olmak. eksil(t)mek.= offensive defer = ertelemek. sönme. sakatlık degenerate (fiil) = yozlaşmak. zıt anl. corrupt. put down. certainly. çöküş. yetersizlik. collapse. specify.) www. deception. delude decelerate = hızını azaltmak. upright deciduous = (bitki için) yaprak döken decipher = şifresini / anlamını çözmek decision = karar decision-making = karar alma işi decisive = kesin. gerileme. excellent defence-related industries = savunma ile ilgili endüstri alanları defendant = davalı.= increase decreased mortality = düşük ölüm oranı dedicate to = vermek. zıt anl. intensely.= honesty deceive = aldatmak. çürüme. overthrow defeat (isim) = bozgun. bilgi vs.= afforested. drop.= flawless. zıt anl. retard. zıt anl. fraud. zıt anl. çıkarsamak. zıt anl. dejenere. forested deformity = çarpıklık. zıt anl.= deny. respectable. announcement declare = ilan etmek.= increase. kusur. derece (etki. action deem = saymak.= victory defect = kusur. net.= healthy degenerative = dejeneratif (bir doku veya organın zamanla yapısal veya fonksiyonel bozulma göstermesi hali) degenerative disorder = dejeneratif hastalık (organ veya dokunun yapı ve görev bakımından özelliğini kaybederek bozulduğu hastalık) degrade = düşürmek. mantık yürütülerek varılan yargı. imperfect.= straightforward.= indefinite definition = kesinlik. (mahkemede) savunma (tarafı) defensive = savunmacı. outer space deeply = derinden. take down.= adequacy. protective. deficiency.= accelerate decent = saygın. progress. false. aldanma. infer from. inadequacy.= upturn. inadequacy. kötüleştirmek. zıt anl. Güneş Sistemi’nin ötesindeki kısmı). deteriorated. adamak. hile. zıt anl. rebelliously deficiency = eksiklik. fiyatların düşmesi. decay. bozuk. derinlemesine. zıt anl. savunmaya yönelik. excess deficit = açık. shortage. questionable decisively = kesin olarak. biçimsizlik. revoke decline (fiil) = azalmak. zıt anl. yenilgi. realize deduction = mantıksal çıkarım. zıt anl. aldanma. zıt anl. tam anlamını verebilme özelliği deflation = 1) (bir şey)’in havasının boşalması. net. mislead. zıt anl. düşüş. decay.= honesty deceptive = aldatıcı. yanıltıcı. recovery decomposer = ölü bitki ve hayvan kalıntılarını kimyasal olarak ayrıştıran organizma decomposition = çürüme. devote to dedication = adama. achievement. disgrace. acceptable. regard deep space = derin uzay (uzayın. zıt anl. yetersizlik. slightly defeat (fiil ) = bozguna uğratmak. çökmek. surplus define = tanımlamak. corrosion. sufficiency. designate definite = kesin. devotion deduce from = (bir şey)’den (bir şey) anlamak.

claim. daire. bir yapının ya da organizmanın su kaybı) de-icing system = buzlanmayı giderici sistem de-ink = mürekkepten arındırmak deinstitutionalization = hasta tedavisinin. zıt anl. resmetmek. pleasure delight (fiil) = sevindirmek. please deliver = teslim etmek. mesaj iletmek. reddetmek. vermek. need. hassas. subtle. commission. condemn. zıt anl. memnun etmek. yanılma. bırakmak.= admit. misconception. discussion delicate = nazik. hastane vb. transfer. requirement demanding = (çok çaba. divergence depend on / upon = (bir şey)’e bağımlı / bağlı olmak. picture depiction = betimleme. mean denounce = kınamak. (bir durumun) gerektirdikleri. dağıtmak. on purpose. handing over. rely on. construct demon = iblis demonology = iblislerin. send. istemek. yoğunluk (bir maddenin birim hacimdeki ağırlığı) dental = diş veya dişçilikle ilgili dental caries = dişte çürüme. perishing democratization = demokratikleştirme demographer = demograf (dünyadaki veya bir ülkedeki nüfusun yapısını. tender. keyif. dental caries dental examination = diş muayenesi deny = yadsımak. restore. şube. zıt anl.com . careful deliberately = kasten.) isteyen / bekleyen. reliant (on). göstermek. temsilci deletion = sil(in)me. unintentionally deliberation = 1) üzerinde düşünme. ortadan kaldırmak. zıt anl.= independent. çılgınlık. erasing. zıt anl. (bir işi) devretmek. zıt anl. dependence. dağıtım. distribution.45 dehumanize = insanlıktan çıkarmak.= loosely. addiction dependency = bağımlılık. describe. destroy. self-reliant depict = betimlemek. giving birth delusion = aldanma. hand over. exterminate. insani özelliklerini yok etmek dehydrate = suyunu almak. ertelemek. 2) sapma. anlamına gelmek.= keep. dinamik özelliklerini inceleyen bilim insanı) demographic = demografik (nüfus ile ilgili değişkenlere ait) demolish = yok etmek. bölüm departure = 1) ayrılış. 2) (bir annenin) bebek doğurması. doğum. request. zıt anl. 2) bunama demise = çöküş. zıt anl. durumunu. sık densely = yoğun bir şekilde. retardation delayed = gecikmiş.= accidentally. dental cavity dental cavity = diş çürüğü. keyif vermek. bile bile. reject. 2) temkinli. susuz kalma. memnuniyet. 3) durum. hold up. 2) ihtiyaç. yoksun bırakmak.= praise dense = yoğun. fragile. 2) müzakere. accept department = departman. stand for. take-off. picture www. zıt anl. claim. mütalaa. anlatmak.= reality demand (fiil) = talep etmek. wipe out.= be independent (from) dependence = bağımlılık. belirtmek. request.bademci. kalkış. leaving. rugged delight (isim) = sevinç.= supply. geç delayed detection = geç teşhis / tanı delegate (fiil) = görevlendirmek. sparsely densely populated = nüfus yoğunluğu fazla olan. removal deliberate = 1) kasıtlı. kurutmak dehydration = dehidrasyon (su kaybı. zıt anl. yok olma. consideration. empower delegate (isim) = delege. point to. aklını yitirmiş dementia = 1) delilik. zıt anl. postpone delay (isim) = gecikme. yalanlamak. depict demonstration = gösteri denied by = (birisi ya da bir kurum) tarafından dışlanmış / reddedilmiş denomination = birim denote = göstermek.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. zorlu (örn.= preserve. refuse. joy. slow down. heavily.= tough. description. narin. retain delivery = 1) teslim. illustrate. tartışma. ilgi vs. resmetme. cinlerin veya bunlara dair inançların incelendiği araştırma alanı demonstrate = kanıtlamak. kurumlar dışında yapılması delay (fiil) = geciktirmek. on purpose. a demanding job = çok çaba gerektiren bir iş) demented = bunamış. moving out.= sparsely populated density = özkütle. distribute.= independence dependent on = (bir şey)’e bağımlı. deception. call for demand (isim) = 1) talep. solid. zıt anl. diş çürüğü. deviation. intentionally.

depict. justly design (fiil) = dizayn etmek. ümitsizlik.= undesirable. düzenlemek. specified. imha. saptama detector = dedektör (metal. bulmak. regardless of destination = hedef.= construction. perişan.ÜDS Sözlüğü deplete = tüketmek. alıkoymak. ortaya çıkarma. elde edilmesi amaçlanan. zıt anl. depo. görev vermek.= offer. bırakmak. organise. supply with depth = derinlik deputy = 1) yardımcı. tasarım designate = 1) belirtmek. solitary despair = üzüntü. zıt anl. lower. originate from descendant = torun. unsuitable desire (fiil) = istemek. zıt anl. down depression = 1) depresyon (ruhsal çöküntü). explain description = betimleme. keder. leave deserve = (iyi ya da kötü anlamda) hak etmek. hor görmek. anlatmak. attractive. extermination. zıt anl. withhold. invent.bademci. ayrılık detail = ayrıntı. assign designated = belirlenmiş. destroyed. demolish. low depletion = tükenme deploy = konuşlan(dır)mak. obtain from. bir savaş gemisini havaya uçurmaya yetecek kadar yıkım gücüne sahip. tespit. 2) atamak. zıt anl.) destructively = yıkıcı olarak. = Bu füze. call sign desirable = arzulanır. yok etme. layık olmak.= add. detrimental. zıt anl. 2) (ekonomide) buhran deprivation = yoksunluk. arzu etmek desire (isim) = arzu. place deposit (isim) = 1) mevduat.= ascend descend from = (bir kişi)’nin soyundan gelmek. depiction. exhaust. hava alanları vs. gidilecek yer. yığmak. preferred. picture descriptive = tanımlayıcı.= availability. 3) maden / mineral yatağı deposit on = üstünde birikmek deposition = çökme.= release. zıt anl. picture. liberate detect = ortaya çıkarmak. boş. kimsesiz. ortadan kaldırmak. damagingly.com . depresyonda. radyoaktif madde vb.= hope desperate = 1) çaresiz. zıt anl. lowspirited. promising despise = küçümsemek.= undesired desolate = 1) terk edilmiş. tasarım yapmak. originate from desalination = tuzunu giderme descend = alçal(t)mak. zararlı.= constructively detach from = (bir şey ya da kişi)’den ayırmak / koparmak.= constructive.46 . 2) ümitsiz. geliştirmek. mevzilendirilmiş deport = sınırdışı etmek. hopelessness. earn deservedly = haklı olarak. hak ettiği gibi.= preserve. tasarlamak. azalmış. resmetmek. zıt anl. cazip. mahrumiyet. işaret etmek. strip of. zıt anl. abandoned. harmfully. keşfetmek. saptanabilir. zıt anl. 3) yalnız. restore. identify detect individual atoms = atomları tek tek saptamak detectable = bulunabilir. tükenmiş. position deployed = konuşlandırılmış. tortu depressed = 1) morali bozuk. desperation. miktarı düşmüş. in spite of. devise design (isim) = dizayn. specify. zıt anl. mevzilen(dir)mek. (This missile has sufficient destructive power to blow up a battleship. construct destruction = yıkım. hopeless. için) kod. devastating.= hopeful. 2) milletvekili derive from = (bir şey)’den elde etmek / çıkarmak / türe(t)mek. zıt anl. abandon. detay detain = gözaltına almak. şiddetli istek desired = istenen.= attach to detachment = ayrılma. ıssız. lacking. betimsel desert = terk etmek. varış yeri destiny = kader. required. noticeable detection = bulma. yıkıcı bir şekilde. exterminate. vekil. 2) yığın. zıt anl. apprehend. kısmet. bitmiş. tarif. formulate. eşkal. Türk Hava Yolları için THY). bitirmek. çekici. picked out designation = (kısaltma biçiminde) ad (örn. fark etmek. bir plana göre yerleş(tir)mek. bırakmak. (uçaklar. talih. 2) harap. 2) azalmış. surplus deprive of = (bir şey)’den yoksun bırakmak / mahrum etmek. soyun devamı. restock depleted = yetersiz. renovation destructive = yıkıcı. adam yerine koymamak despite = (bir şey)’e karşın / rağmen. wipe out. fate destroy = yok etmek. yazgı. discover. in(dir)mek. şeyleri bulmaya yarayan alet) www. (bir kişinin) soyundan gelen describe = betimlemek. consume. ülke dışına göndermek deposit (fiil) = koymak. helpless.

persistent. = Okul çağındaki çocukların kolay öğrenebilecekleri yeni bir bilgisayar programı tasarlamak gerekiyor. = Trafiği kent merkezinden uzak tutacak bir plan geliştirdiler. 2) karar vermek. 2) geliştirmek. yok edici. arındırmak) detract from = eksiltmek. tanıyla ilgili dialect = lehçe dialysate = diyaliz esnasında membrandan (zardan) geçen (bir tür filtre edilen) madde dialysing membrane = diyaliz zarı / membranı dialysis = diyaliz (böbrekleri çalışmayan hastalarda. tanı diagnostic = tanı.= construct. damaging. azalmak. = Bu arazi madenciliğe ayrılmıştır. insidious devise = tasarlamak. lacking devote to = (bir şey)’e adamak / ayırmak. sönmeye yüz tutmak. zıt anl. kendini adamış. dietetic dietary (sıfat) = perhizle ilgili dietary fat = besin maddeleriyle vücuda giren yağ www. zıt anl. fade away. impose. sincerely. zıt anl. kendini adamış. establish. dedicated to. promote deteriorate = bozulmak. formulate.= recover deterioration = kötüleşme. dedicated devoted to = (bir şey)’e adanmış / ayrılmış. (değerinden. deceitful. için) ateşleme mekanizması.= irresolute. advancement. bir makine ile kanı atık maddelerden arındırma işlemi) diamond = elmas (sertliği sebebiyle kesici olarak. restore devastating = yıkıcı. devotedly diabetes = diyabet (şeker hastalığı) diagnose = teşhis etmek / edilmek. azimli. zıt anl. gelişme.= constructive develop = 1) (hastalık vb. command die down = hafiflemek.). uniformity device = alet. calculate. tutuklama. arındırma) detoxify = detoksifiye etmek (zehirlerden vs. ciddi. expand. inhibit. matrisler veya denklemler arası işlemlerde kullanılan sayı) determine = 1) belirlemek. shape determined = kararlı. kalitesinden) düşürmek.) devotion = sadakat. zıt anl. destructive. worsening. plan geliştirmek. diversion. perish.47 detention = alıkoyma. bozulma. dedication devoutly = içten. design. ruin. dedicate devoted = bağlı. lower. için) ortaya çıkmak / başlamak / gelişmek. kötüleşmek. dolambaçlı. zıt anl. öneminden. organise. underdeveloped country development = ilerleme. parlaklığı sebebiyle de süs eşyası olarak kullanılan bir mineral) dictate = zorla kabul ettirmek. (This land is devoted to mining. emretmek.= enhancement. amaçlamak. ortadan kalkmak.ÜDS Sözlüğü . helpful devaluation = devaluasyon (paranın değer kaybetmesi) devalue = değerini düşürmek devastate = harap / perişan etmek. tevkif. ayrılma. harmful.= encourage. diminish detractor = kötümseyen / küçümseyen kişi detrimental = zararlı. zıt anl. disastrous. hesitating determining = belirleyici deterrent = caydırıcı etmen detonator = (bomba vs. resolve. 2) determinant (bir matris veya bir denklem için özel bir prosedür kullanılarak elde edilen.= regress deviation = sapma. aygıt devious = dürüst olmayan. adama. variance.= beneficial. sinsi. saptamak. zıt anl. zıt anl.com .= conformity.= develop. invent. improvement determinant = 1) belirleyici etken. ortaya çıkarmak. decide. fade away die out = yok olmak. düzenlemek. decline. fünye detoxification = detoksifikasyon (zehirlerden vs. harap edici.= release deter from = (bir şey)’den caydırmak / vazgeçirmek. zıt anl. find out. flourish dietary (isim) = perhiz yemeği. zıt anl. decisive. içten bağlılık. decline. custody. tanı koy(ul)mak diagnosis = (çoğul: diagnoses) teşhis. destroy. engelleme. mahvetmek. bring out developed = gelişmiş developed world = gelişmiş dünya (dünyanın gelişmiş ülkelerden oluşan kesimi) developing = gelişmekte olan developing country = gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülke. restraint. discourage. kaypak. (They have devised a plan for keeping traffic out of the city centre. worsen. belittle.) devoid of = (bir şey)’den yoksun / mahrum. (It is necessary to devise a new computer program that will be easy for schoolchildren to learn.bademci.

zıt anl. handicapped disadvantage = dezavantaj.bademci. yok olmak. inconvenience. farklılık göstermek. discouraging. find unacceptable. zıt anl. (Such an invasive intervention may have dire consequences. berbat.= increase diminishing return = gittikçe azalan getiri diphtheria = difteri (boğaz ve soluk borusu cidarlarında fazladan bir tabaka oluşturarak nefes alma güçlüğüne yol açması ile belirgin bir hastalık) dire = 1) acil. = Banyoyu. 2) talimat vermek.= approve of disaster = felaket. dağılma.48 . doğru bulmama.) direct = 1) yönlendirmek. handicap. benefit disagree with = (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmamak. dağıtmak. instruct direct democracy = doğrudan demokrasi (halkın. tragedy disaster relief operation = bir felaketin ardından. dağılabilir diffusion = difüzyon (yayılma. noticeable. 2) sakatlamak disabled = sakat. zıt anl.com . ayırıcı differentiate = ayırmak. diverge from. obscure discharge from (fiil) = 1) (hastayı hastane)’den taburcu etmek. manager dirt = çamur. zıt anl.= fulfilment. eksil(t)mek. conflict. 2) farklı.= inspiringly disappointment = düş kırıklığı. zıt anl. kaybolmak. çok ciddi. 2) tahliye etmek. discouragingly. diverge differ sharply = net / açıkça görülür bir şekilde farklılık göstermek differential = 1) (arabalardaki) diferansiyel dişlisi. itiraz. reject discarded = atılmış.= accord. reddetmek. unite discard = aklından çıkarmak. çatışma. release www. zıt anl. farklılaşmak. guide. geçme) dig one’s way out of = kendini (bir şey)’den kurtarmak dig up = kazıp çıkarmak. vanishing. inceltmek.= advantage. zıt anl. terrible.= appearance. vary. dreadful. çok kötü sonuçlara yol açabilir. problem. spread diffusible = yayılabilir. success disapproval = onaylamama. discouragement. ölçü diminish = azal(t)mak. decrease.ÜDS Sözlüğü dietary iron intake = beslenme yoluyla vücuda demir alımı dietary objective = (yapılan / yapılacak) diyetin hedefi / amacı differ from = (bir şey)’den farklı / değişik olmak. (deliller. ikilem dilute = sulandırmak. dağılmak. onaylamamak.= imperceptible. perceptible. (She cleaned the bathroom with hypo-chloride diluted with water. hazım digestive juice = sindirimi kolaylaştıran salgı / sekresyon digestive system = sindirim sistemi digestive tract = sindirim kanalı dilemma = çıkmaz. veriler için) (bir şey) ile uyumlu olmamak. ayırt etmek.= appear. sakınca. egemenliğini bizzat ve doğrudan kullandığı. farklılık differing = birbirinden farklı. invalidity disable = 1) etkisiz hale getirmek. catastrophe. dehşetli. fight. hazmedilmiş digestion = sindirim.= encouraging. zıt anl. yoğunluğunu ya da derecesini düşürmek. drawback. zıt anl. zıt anl. ıskartaya çıkmış discernible = fark edilebilir. peace disappear = ortadan kalkmak. emergence disappointing = düş kırıklığı yaratan. distinguish differentiation = ayırım. zıt anl. trouble diffuse = yay(ıl)mak.= bury digest = sindirmek. detrimental. afet. zıt anl. critical.= combine. resemble differ = değişmek. yönetmen.= conform to. yıkım. zorluk. zıt anl. inspiring disappointingly = hayal kırıklığı yaratacak şekilde. yok saymak. ihtilaf. zarar gören insanlara yardım ulaştırmaya yönelik çalışma disastrous = feci. = Böylesi invazif bir müdahale. engelli. objection disapprove of = doğru bulmamak. terrible. dismiss. maluliyet. divergent difficulty = güçlük.= fortunate. görülebilir. yok olma. vanish. hazmetmek digested = sindirilmiş. toprak disability = sakatlık. bütün kararların halkın tamamının katılımı ile alındığı demokrasi türü) direct participation = doğrudan katılım direct public attention to = kamu dikkatini (bir şey)’e çekmek / yöneltmek direction = yön director = yönetici. idareci. zıt anl. dağılmak. su ile seyreltilmiş çamaşır suyu ile temizledi. zıt anl.) dimension = boyut. successful disband = dağıtmak.= agree with disagreement = anlaşmazlık. emerge disappearance = ortadan kalkma. engel. 2) korkunç. disperse. açmaz. yıkıcı.

deter. take apart. bias. disregard. zıt anl. boşaltım.= urge. conflict. = Doktor. proceed. consideration. (The bank will discontinue its Saturday service. (We are dispensing with formalities. consistency discrete = ayrı. scorn. durdurmak. satisfaction discontinue = kesmek. cautiously. inequality. separate. ayrım. upset disconnection = kopukluk. ufalanmak disintegration = parçalanma. defetmek. do away with. ayrım yapma. show prejudice against discrimination = ayrımcılık.= alike. buluş. ihtiyaç duymamak. 2) tahliye. release discipline = bilim dalı. aralarında uyuşmazlık bulunan. zıt anl. gözünü korkutmak. bulmak. = Formalitelerden vazgeçiyoruz. demonte etmek. dissociation. akma. baştan savma.) discordant = birbiriyle çelişen. annoyance.= comfort. find discovery = keşif. reddetmek. disk biçimli dismantle = sökmek. disapprove of. zıt anl.). (The doctor told the patient to discontinue with the medicine.= parity. yarıda bırakmak. trouble. ihtiyatlı. zıt anl. degrade. zıt anl. uninterested. encourage discouraging = cesaret kırıcı. bağlantı kesilmesi. perplex. zıt anl. bölünme. unfairness. zıt anl. difference.= contentment. distinctly. (birbirinden) ayrı olarak. ufalanma disk-like = disk gibi. heedlessly discrepancy = farklılık. similar disparity = eşitsizlik. discourage dismiss = göz ardı etmek.= compatible.= health. ortaya çıkarmak. farklı. yer. illness. carry on. için) kozmetik bozukluğa yol açan disgraced = utanç verici. yıldırmak. terk etmek. vazgeçmek. tiksinti disgusting = iğrenç disintegrate = parçala(n)mak. zıt anl. dissuade.= recklessly. memnuniyetsizlik. incompatible. association discontent = hoşnutsuzluk. zıt anl. carefully. separately discretion = takdir yetkisi. uyuşmazlık. unfavourable. send off dispel = dağıtmak. different. zıt anl. variance. trouble. açığa vurmak. honor discreetly = (ağzından çıkan söze ve hareketlerine) dikkat eder bir şekilde. zıt anl. zıt anl.= associated.= encouraging discover = keşfetmek. cesaretini kırmak. disfavour. zıt anl. equality dispatch = göndermek. görüşmek.= order disordered = düzensiz disorientation = oryantasyon bozukluğu (yön. discarding. tutarsızlık. thoughtfully. cease. chaos. ifşa etmek. disturb.= assemble dismay = korkutmak. distinct. ignore. dissatisfaction. zıt anl.bademci. abandon. similar discretely = farklı bir şekilde. free-will discriminate against = (aleyhine) ayrım(cılık) yapmak. gidermek dispense with = (bir şey)’siz yapmak. 2) indirim yapmak discourage = cesaretini / hevesini kırmak. turmoil. tartışmak discussion programme = (televizyonlarda yayınlanan) herhangi bir tartışma programı disdain = küçük / hor görmek. praise disease = hastalık disfigure = biçimini bozmak disfigurement = kozmetik bozukluk.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. parçalara ayırmak.= praise. zıt anl. farklılık. çelişme.= hide.= connection. 2) düzenini bozmak. zıt anl. display. sıkıntı. conceal discomfort = rahatsızlık. ease discomforting = rahatsız edici disconcert = 1) şaşırtmak. meydana çıkarmak. reject dismissal = aklından çıkarma. zaman tayininde bozukluk) disoriented = yönünü kaybetmiş / şaşırmış disparate = farklı.49 discharge (isim) = 1) (hasta için) taburcu olma. zıt anl. küçümsemek. apayrı. kargaşa. = Banka artık Cumartesi günleri hizmet vermeyecek. vücutta şekil kaybı disfiguring = (yara vs. mess. quit. bulgu discredit = gözden düşürmek.= admire. 2) düzensizlik. böl(ün)mek. rezil disgust = iğrenme. güvenini sarsmak. ciddiye almama. distinction. pursue. rejection dismissive = hafife alan.= impartiality discuss = (bir konuyu) ele almak. hastaya ilacı kesmesini söyledi. conflicting. tepeden bakmak.) www. disiplin disclose = açmak. vazgeçmek. concordant discount = 1) önemsememek. stop. reveal. reddetme.= agreement. discard. confusion.= interested Disneyland = Walt Disney Şirketi tarafından dünyanın değişik kentlerinde açılan büyük eğlence parklarından her biri disorder = 1) bozukluk.com . aklından çıkarmak. fark.= keep on. end. ailment. zıt anl. altüst etmek. zıt anl. hastalık. tedbirli.

tertip. upset. spoil. aksatmak. zıt anl.) (belirli bir biçimde) harcamak. the better our chances of halting the epidemic. similarity distinctive = tipik. recognize.= resemblance. 2) düzenleme.= success disruptive = aksatan. break up. endişe. kargaşaya yol açan. demonstrate display (isim) = gösterge. zıt anl. dağıtıcı district = mıntıka. clearness. distrust = güvensizlik. kendine özgü. displease. scatter. zıt anl. disappointed.= trust disturb = endişelendirmek. dilate olmak. zaman vs. characteristic. yıkıcı. ignore. yay(ıl)mak. zıt anl. misery. belirgin. zıt anl. allot.= concentration distress = üzüntü. itimatsızlık.= arrange. worry. associated distinction = 1) ayırt etme. accuracy. uyuşmazlık. disturbing. far away. disturb.= concentrate distraction = dikkat dağılması. clearly distinctness = netlik. zıt anl. yöre. saçmak. ilgisizlik disrupt = bozulmasına yol açmak. tell (the difference) distinguishable = ayırt edilebilir. overlook. imha etmek. consume. identify. recognizable distinguished = seçkin. 2) deplasman (bir cismin kapladığı alandaki su veya havanın ağırlığı) display (fiil) = göstermek. hand out distributor = bayi. çekişme. güzide. yayma dissipate = dağıtmak. dağıtmak. sergilemek.= contract. huzurunu kaçırmak. görüntülemek. confirm dispute (fiil) = 1) doğruluğundan kuşku duymak. troublesome. dissemination. get rid of. elden çıkarmak. superiority. disappoint. argument. region.= consider. discrete. ortadan kaldırma disposal = (çöp vs. kesilme.= alleviation. illustrate. pay attention disrepair = (bina. = AIDS hakkındaki gerçekler ne kadar çok yayılırsa. displeased.= proportionate.= similar.= satisfy disseminate = (bir fikir. haber vs. differentiation. acı. dağılmak. relief distressing = üzücü. circulate. çöz(ün / ül)mek distance = uzaklık. disturb. düzen. zıt anl. (The more widely the facts about AIDS are disseminated. zıt anl. spread. zıt anl. doubt. remote.= gather. part with. mizaç.= prove. comfort. enlarge. bertaraf etmek. 2) fark. deformed distract = (dikkati) başka tarafa çekmek. remarkable. prominent. zıt anl. müstakil. disband. zıt anl. dağılım. 2) (para. chaotic. ekran disposal = yok etme. yaymak. zıt anl.) boşaltmak dispose of = 1) (bir şey)’i çöpe atmak. altüst etmek. farklı. area. peculiarity. bu salgını durdurma şansımız o kadar artar. boş vermek. kolaylıkla ayırt edilebilen. collect dissipation = yay(ıl)ma. uzak. zıt anl.) atmak. yerleştirme. show. comfort www. seçiklik. excessive. arrangement disproportionate = oransız. organise disruption = aksama. disorderly. apparent. invalidate. tartışma.= accumulate. (atık vs. unbalanced. mesafe distant = uzak mesafedeki.) dissemination = saçma. üstünlük. tabiat. swell. save disposition = 1) yaradılış. ayırmak. aşırı. zıt anl. dispersion dissolve = eri(t)mek. propagation disperse = dağıtmak.= keep.= agreement. meşgul etmek. confuse. dağılma. aldırmamak.) yaymak. annoy. disturbance. zıt anl. controversy. saç(ıl)ma. zıt anl. saç(ıl)ma. yerinden etmek displacement = 1) yerinden oynama / kayma. zıt anl. bölüştürmek.= obscurity distinguish between = (iki kişinin ya da şeyin) arasında ayrım yapmak. temperament. gather dispersion = dağılım displace = yerini almak. argue dispute (isim) = anlaşmazlık. zıt anl. yok etmek.= satisfied dissatisfy = hoşnut / tatmin etmemek. zıt anl. 2) tartışmak.com . zıt anl. spread. worrisome distribute = dağıtmak.= common. zıt anl. ordinary distort = biçimini bozmak. zıt anl.= near distend = şiş(ir)mek. genişlemek. separate. acı verici. ayırt etmek. understanding disregard = hiçe saymak. question.= disciplined dissatisfied with = (bir şey)’den hoşnut / tatmin olmayan. makine için) bakımsızlık.= ordinary distinctly = açık / belirgin bir şekilde. failure. çarpıtmak.bademci. collapse. balanced disprove = aksini kanıtlamak. bother. zıt anl.50 . pain.ÜDS Sözlüğü dispersal = yay(ıl)ma. bölge. zıt anl.= calm. deform distorted = çarpıtılmış. shrink distinct = ayrı. rahatsız etmek.

stillness. (birbirinden) uzaklaşmak. iyi gelmek do little = pek az katkısı olmak do one’s best = elinden geleni(n en iyisini) yapmak. üstün.) giymek. separate. come along. (değişmez veya değişmesi zor) öğreti document = belgelemek. ev ile ilgili.= unite dizygotic twins = çift yumurta ikizleri. branch off. hakimiyet. split. farklı. çalkalanma. zıt anl. 2) (uykuda) bozukluk / düzensizlik. zıt anl. paye veya benzeri destek elemanları yerleştirilmiş olan. govern. zıt anl. rahatsız disturbing = rahatsız edici.ÜDS Sözlüğü . bu düzenleme. variously diversify = çeşitlendirmek. eksikliği Parkinson hastalığına yol açabilen bir nörotransmiter) doping = doping (yapay olarak fiziksel ya da mental aktiviteyi arttırmak amacıyla uygulanan. connect disuse = kullanmayı kesmek / bırakmak ditch = hendek dive (fiil) = dalmak dive (isim) = dalış diverge = ayrılmak. istediğini yapmak do away with = ortadan kaldırmak. boşa(n)mak. sever. (bir kimsenin / örgütün vs. alarmingly. manage with. zıt anl. variety. 2) dahili. ayrılmak. sapmak. zıt anl. düzeni bozucu şey. zıt anl. (kan. evsel. controlling. egemen. deviate. üstünlük dominant = başat. dreadfully disunite = ayırmak. zıt anl. various diversely = çeşitli şekillerde. troublesome. kubbe ile örtülü domed arcade = kubbeli revak / arkad (bir yanında duvar veya bina cephesi olan. nüfuz alanı. farklı olmak. iç cephe dominance = egemenlik. farklılık. prevail dominion = egemenlik.bademci. fraternal twins dizziness = baş dönmesi Djurab Desert = Djurab Çölü (Çad sınırları içinde yer alan bir çöl) do as one pleases = istediği gibi davranmak.) veren kişi. presiding. zıt anl. unite diverse = çeşitli.= uniformity divide = böl(ün)me.= converge. withdraw donation = bağış. departman divorce = ayırmak. fail do with = yetinmek. yurt içine ait domestic economic news = iç / dahili ekonomi haberleri domestic front = ülke içi.= join divine = ilahi. recessive dominate = hakim / egemen olmak. do the best one can do one’s bit = kendine / üstüne düşeni yapmak do so much for = (bir şey) için fayda sağlamak do their bit = kendilerine / üstlerine düşeni yapmak do well by = (bir şey) için iyi etmek.com . interference disturbance of flow = akışın bozulması disturbed = sıkıntıda.= pragmatic domain = alan. dose www.= narrow down diversity = çeşitlilik. endişe verici. verici doomed = yok olmaya mahkum dopamine = dopamin (beyinde. yasal olmayan prosedür) dormancy = uyku hali dormant = uykuda. ispat etmek.= unite. sever. zıt anl. put on donate = bağışlamak. dozaj. put up with do without = (bir şey) olmadan idare etmek. muhtaç olmamak doctrine = doktrin. üzeri sıra sıra küçük kubbeler ile örtülü uzunlamasına düzenlenmiş alan.51 disturbance = 1) kargaşa.= retain. baş etmek. diğer yanı ile dış mekan arasına ise aralıklarla sütun. zıt anl. cami ve kervansaray mimarisinde sıklıkla kullanılmıştır) domestic = 1) evcil. assortment. bestow on / upon.= fall back.= comforting disturbingly = rahatsız edici bir şekilde. flourish. separate.= inferior. hareket ve duyguların düzenlenmesinde etkin olan. organ vs. hakimiyet. annoying. recover. zıt anl. zıt anl. iyi yapmak. durumu iyi olmak. sleeping. hibe donor = bağışçı. spread out. tanrısal divine intervention = ilahi müdahale division = bölüm. eliminate do good = yaramak. sovereignty don = (elbise vs. farklılaştırmak. prove documentary = belgesel dogmatic = dogmatik (tartışma / sorgulama kabul etmeyen).) kontrolü altındaki bölge dome = kubbe domed = kubbeli.= order. turmoil. hibe etmek. different. inactive dosage = doz. evde kullanılan.

kaslar. burun. dosage dot = nokta. inconvenience. büyük ölçüde.) çekmek. write out. şiddetli.bademci. düşüş.= undoubted. urge. 2) (salata vs. keep going.= unexciting. 2) (bir araç vs. organlarda şekilsel bozukluklar ve zeka geriliği ile belirgin sendrom) down to the last detail = en ince ayrıntıya kadar downfall = çöküş.= advantage. attract attention to draw in = içine çekmek. hugely. zıt anl. collapse. make a hole drilling = delme drive = 1) hareket ettirmek. mahzur. döndürmek. endişe etmek.= welcome dreadfully disabling = korkunç / ağır bir şekilde sakat bırakan dreamer = rüya gören / görmekte olan kimse dressing = 1) pansuman.ÜDS Sözlüğü dose = ilaç dozu.) çizmek.52 . outline. remarkable. heavy. 2) sevk etmek. havlı dozen = düzine (12 adet) dozens of = düzinelerce draft = 1) taslak. modest drastically = radikal şekilde. iki misli / kat yapmak double-blind test = çift kör çalışma (bilimsel bir deneyde. chase away. dehşete düşmek. sensational. worry. move. benek double = iki misline / katına çıkmak. severe.= unexcitingly. drene etmek.= mild dramatically = dramatik / çarpıcı bir biçimde. yıkılış. striking. kuşkulu. pull. hız kesme gücü drag on = uzayıp gitmek. göz kapakları. sensationally. destruction downhill = yokuş aşağı. certain doubtless = kuşkusuz. (kenara vs. undramatically drastic = şiddetli ve çabuk etki eden. sert şekilde. yerinden oynatmak drive through = 1) (bir nesneyi. draught (draft okunur) drag (fiil) = (çekerek) sürüklemek drag (isim) = su veya havanın. içinde ilerleyen bir cisme mukavemeti. 2) (bir yer)’in içinden (araba ile) geçmek driven by = (bir şey ya da biri tarafından) güdümlenmiş driving force = itici güç droop = sarkmak drop off = uykuya dalmak. gündeme getirmek. elde etmek. zıt anl. 2) ince tüylü. önyargı ve plasebo etkileri engellemek için deneklerin ve deneyi uygulayan kişilerin.= inhibit drive off = kovmak.= mildly draw = 1) (çizgi. zıt anl. dispel drive out = çıkarmak. sert. yumuşak. zıt anl. zıt anl. dezavantaj. baş vb. fear. 3) çekmek. deneyin içeriği ya da önemli yönleri hakkında bilgi sahibi olmamalarını öngören test ya da çalışma biçimi) doubt = şüphe. convenience drawbridge = kaldırma köprü (açılıp kapanabilen köprü) dread = çok korkmak.= shorten. 2) alıp uzaklaştırmak drainage = drenaj. 2) geminin su çekimi (yüzer haldeyken. defetmek.= push. kromozom çiftinde bir fazla kromozom bulunması nedeniyle gelişen. come to a stop drawback = sakınca. zıt anl. su seviyesinden geminin en alt noktasına kadar olan toplam yükseklik). dire. aşağı doğru downy = 1) pofuduk. zıt anl. ile) delik açmak. kesin Down syndrome = Down sendromu (21. dubious.= mild. zıt anl. extract. dikkat çekmek draw new meaning = yeni anlam çıkarmak draw on = (bir şey)’den yararlanmak draw the line at = (bir şey)’e sınır koymak draw up = 1) kaleme almak. 2) çok yüksek miktarda. disadvantage. atık su vs. zıt anl. şekil vs. için) sos drift = sürüklenmek drill (isim) = matkap drill (a hole) = (matkap vs. zıt anl. için) bir yerde durmak. su akıtma sistemi dramatic = 1) dramatik. 2) almak. setback. impel. repel draw a conclusion = sonuç çıkarmak draw attention to = (bir şey)’e ilgi / dikkat çekmek. (uzun zamandır) sürmek. tahrik etmek. zıt anl. zerre drought = kuraklık drown = (suda) boğulmak drown out = (bir sesi daha yüksek bir sesle) bastırmak www. curtail drain = 1) suyunu akıtmak. . pull in draw into the spotlight = göz önüne getirmek. strikingly. kurutmak. fall asleep droplet = damlacık. çarpıcı.com . örneğin bir çiviyi) (bir şey)’in içine çakmak / zorlayarak sokmak. yamaçtan / tepeden aşağı doğru downstream = akıntı yönünde. kuşku doubtful = şüpheli. sketch. turn.

) dust = toz dust devil = hortum gibi dönen toz bulutu Dutch (isim) = Hollandaca Dutch (sıfat) = Hollandalı.= sober dry ice = kuru buz (sıvılaşmadan.= interesting. long-lasting. içkili. sturdy. belirsiz. shrink. zıt anl. kararsız. unreliable. sersemlik hali. continuity. (Amazingly. grow dye = boya dynastic times = dinastik dönem. zıt anl. yaklaşık 3150 yılı sonrasındaki dönem) dynasty = hanedan dysentery = dizanteri (bağırsaklarda oluşan yaralar. zıt anl. çifte. malleable due = zamanı / vadesi gelmiş. (kolay) biçimlendirilebilir. tekdüze. sağlam. kaliteli koli bandı ductile = (pek çok metal gibi) dövülerek / işlenerek tel veya levha haline getirilebilir. kanlı ve mukus içeren ishal ile belirgin bir hastalık) dysfunction (ya da disfunction) = bir organın görevini yapmaması. hanedanlar dönemi (örn.bademci. disorder dyslexic = okuma zorluğu çeken www.= fragile duration = süre. donuk. Eski Mısır için M. copy durability = dayanıklılık durable = dayanıklı. şüpheli. aynısını yapmak. süreklilik. Ö. definite duck = ördek duct tape = genellikle kumaş destekli.= bright. sersemlemiş. Hollanda’ya ait Dutch-derived = kökünü Hollanda dilinden alan dwell on = (bir konu) üzerinde durmak dwell upon = (bir yer / bir şey)’in üzerinde oturmak / yaşamak / barınmak dweller = yöre halkı. mature due in part to = kısmen (bir şey) nedeniyle due to = nedeniyle. medication. because of. dense. diminish. on account of due to be built = (belli bir tarihe kadar) yapılacak / inşa edilecek olmak dull = 1) sıkıcı. dozy drug = 1) ilaç. dubleks duplicate = kopyalamak. the boy lay quietly through the whole duration of the physical examination. aşırı uyuklama hali drowsy = uyuşuk. çift yönlü duality = ikilik dub = . sharp dumping ground = çöp dökme alanı duodenum = oniki parmak bağırsağı duplex = çift. zıt anl. zıt anl. term. sakin. expand.= enlarge. dumb. owing to. inhabitant dwelling place = barınma / yaşama yeri dwindle = küçülmek.ÜDS Sözlüğü . ecza. olarak çağırmak / adlandırmak dubious = kuşkulu.com . azalmak. 2) anlama güçlüğü çeken. . 2) uyuşturucu madde drug addict = uyuşturucu bağımlısı drug addiction = uyuşturucu madde bağımlılığı drug crops = uyuşturucu elde edilen bitkiler drug enforcer = narkotik polisi drug overdose = ilaçta aşırı doz drug trial = ilaç denemesi drug-trafficking = uyuşturucu taşıma / trafiği drum = davul drunk = sarhoş. doğrudan buharlaşması sebebiyle katı karbondioksite verilen ad) dry out = kuru(t)mak dual = ikili. = Çocuk.= certain. . duygusuz. zıt anl. doubtful. tüm muayene süresi boyunca şaşırtıcı bir şekilde hiç sesini çıkarmadan yattı. boring.53 drowsiness = uyuşukluk.

kanama. yemeye uygun edit = redaksiyon yapmak. yararlılık. bizarreness. gerçekleştirmek. keenly. inceleyerek küçük değişiklikler yapmak. zıt anl. alışılmışın dışında eccentricity = tuhaflık. randımanlı. zıt anl. power. worsen. hak etmek.= ineffectively. randımanlı. sonuç. çıkarmak. edisyon editorial board = yayın kurulu educational = eğitici effect (fiil) = yerine getirmek. 3) efektif. toprağa temas eden ease (fiil) = 1) kolaylaştırmak.) kazanmak. zıt anl. weirdness. simplify. effectiveness. çekilmek. nüfuz / etki derecesi. zıt anl. efficient. akıtma. edinmek. inefficiency efficacy = etkinlik. sınır.= inefficiency efficient = verimli. facilitate. sıkıntıdan kurtarmak. zıt anl.= inefficient. fiili. zıt anl. efficacy. powerful. actualise. inefficiency efficiency = (çalışmada. willingly. inefficiently effectiveness = 1) etki. effectiveness. earthquake = deprem earthquake predictor = deprem habercisi earth-retaining = toprak içindeki. unenthusiastically early = erken. gerçek.= late early 20th century = 20. carry out.= inefficacy. efficiently.= fail effect (isim) = etki. willing. zıt anl. baskıyı azaltmak ease (isim) = kolaylık easy prey = kolay av easygoing = uysal. etkinlik.= lose earplug = kulak tıkacı earthenware = pişmiş topraktan yapılmış çanak. 2) gerilemek. perform. efficiency. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi.com . yan. fışkırtmak www. keen. başarmak. zıt anl. influence. etkili. improve. gayret. tekrar etmek eclogue = karşılıklı konuşma şeklinde pastoral şiir ecologically aware = çevre bilinci olan E ecosystem = ekosistem (sınırlı bir alanda. effectively. ineffective. zıt anl. gain. 2) etkinlik. eksantriklik. kolayca effusion = dökme. productivity. hak vs. zıt anl. modify edition = baskı. effective. mild. zıt anl. örneğin bir göl çevresinde. yararlılık.= ineffectiveness. inefficiency. zıt anl. hard work effortlessly = çaba göstermeden. ineffective efficiently = etkin / verimli bir şekilde. zıt anl.E E EE eager = istekli. yüzyılın başları early detection = erken teşhis / tanı early warning = erken uyarı earn = (para. (tarihsel olarak) önce gelen. yaşayan tüm canlıları ve onların birbirleriyle ve çevreleriyle olan etkileşimlerini içeren sistem) ecstacy = kendinden geçme. etkin. çömlek vs.= inefficacy. alter. aşırı sevinç eczema = egzema edge = kenar. 2) yürürlükte. deri döküntüleri ve yüksek ateş ile belirgin ölümcül bir hastalık) eccentric = eksantrik. border edible = yenilebilir.= fractious eating disorder = yeme bozukluğu Ebola = Ebola (ishal. gönüllü. gentle. dini ECG = elektrokardiyogram (kalp kasının ve sinirsel iletim sisteminin çalışmasını incelemek üzere kalpte meydana gelen elektriksel faaliyetin elektrokardiyograf denen bir cihaz tarafından alınan kaydı). zıt anl. serpme egg = yumurta. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi.bademci.= aggravate.= reluctant.= inefficient.= conventionality ecclesiastical = kiliseye ait. 3) gevşemek. outcome effective = 1) verimli. rahat. ovum (sperm ile birleşme yeteneği taşıyan dişi üreme hücresi) Egypt = Mısır (Kuzeydoğu Afrika’da bir ülke) eject = dışarı atmak. sıra dışı. ready. işte) verim. zıt anl. actual effectively = etkin / verimli bir şekilde. electrocardiogram echo = aynısını söyleyerek desteklemek.= inefficiently effort = çaba.= reluctantly. unwilling eagerly = istekli / hevesli bir şekilde. zıt anl.

= simple elapsed = (zaman miktarı için) geçen. seçimle ilgili. hug. beş vaka. divide embrace = 1) sarılmak.= rigid elastin = elastin (arterlerin duvarları gibi elastik dokularda bulunan bir cins protein) elder = (iki kardeş ya da kişiden) daha yaşlı / daha büyük (olan) elderly population = yaşlı nüfus election = seçim. EEG electrolyte = elektrolit (besinlerle vücuda giren ve vücut hücrelerinin normal işlevlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan maddeler) electromagnetic = elektromanyetik (elektriksel kuvvetler ve manyetizma ile ilgili) electromagnetic force = elektromanyetik kuvvet (elektriksel yük taşıyan parçacıklar ile elektromanyetik alanlar arasındaki etkileşimi kontrol eden ve molekülleri oluşturan atomları bir arada tutan temel fiziksel kuvvet) electromagnetic ion trap = elektromanyetik iyon kapanı (iyonları elektriksel ve manyetik alanlar yardımıyla bir bölmede tutmaya yarayan sistem) electromagnetic noise = elektromanyetik gürültü (bir elektronik devredeki veya bir radyo dalgası içerisindeki istenmeyen sinyaller) electromagnetic radiation = elektromanyetik ışınım (ışık hızında hareket eden elektromanyetik dalgalar şeklindeki enerji yayılımı) electromagnetism = elektromanyetizma (elektriksel ve manyetik kuvvetler ve bunları inceleyen bilim dalı) electron microscope = elektron mikroskobu (incelenen nesneye elektronlar göndermek suretiyle görüntü alan ve çoğunlukla tek tek atomları görüntüleyebilecek kadar yüksek çözünürlük sağlayabilen bir çeşit mikroskop) elegant = zarif. elemek. decorate embodiment = (bir şey)’in somut hali. zıt anl. indefinable embark on / upon = girişmek. zıt anl. seç(il)me. milletvekili seçimi) election campaign = seçim kampanyası elective = 1) seçime ait. begin. zıt anl. zıt anl. shun. insert. ornament. çıkarma. (bir şey)’den sıyrılmak. deduction. (Poverty must be eliminated. engage in. yok etmek. implant embellish = süslemek. 2) seçmeli (ders) electricity = elektrik electroconvulsive (shock) treatment = elektroşok tedavisi electroencephalogram = elektroensefalogram (beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel yöntemle izlenmesi ve ölçülmesini sağlayan yöntem). arouse. zıt anl. = Araştırmanın hariç tutma kriterleri uyarınca. evade elusive = tanımlanması güç. raise elevated = art(tırıl)mış.) elimination = eleme. accept. uncomfortable embarrassing = rahatsız edici. end embarrass = utandırmak embarrassed = utanan. zıt anl. leave out embroiled = karışmış. utanç verici embassy = büyükelçilik embed = oturtmak.bademci. = Fakirlik yok edilmelidir. 2) olgunlaşmamış emerald = zümrüt www.= inclusion eloquence = etkili ve güzel söz söyleme yeteneği elsewhere = başka yer / yerde / yere elude = kaçmak. symbol embody = 1) (bir şey)’i somutlaştırmak. flexible. mahçup. diyabet problemleri sebebiyle çalışmaya alınmadı / uygun bulunmadı.= cease. 2) kabullenmek. cut out. yükseltilmiş elicit = açığa çıkarmak. arttırmak.ÜDS Sözlüğü . gömmek. (According to the exclusion criteria of the survey.com .= exclude. cenin (doğum öncesi gelişiminin başındaki bebek / yavru) embryonic = 1) embriyoya ait. yüksek. (parliamentary election = genel seçim. eradicate. discharge. bring about eligible = uygun. combine.= exclude. (bir şey)’in somut ifadesi olmak. şık. zıt anl. encompass. karışıklık içinde embryo = embriyo. develop fully elaborate (sıfat) = karmaşık. gidermek. kaçınmak. gerekli koşullara sahip. include. intricate. include. suitable. 2) kapsamak.55 elaborate (fiil) = ayrıntılarına inmek. içermek. (seçilmeye) elverişli.) eliminate = ortadan kaldırmak. özenli bir şekilde hazırlamak / yapmak. kucaklamak. başlamak. symbolize. ayrıntılı. 3) kapsamak.= reject. geçmiş olan elastic = esnek. escape. kendisi. five cases were not found eligible due to their diabetes problem. girift. kibar elemental mercury = saf civa elementary = temel elementary particle = temel parçacık (daha küçük parçalardan oluştuğu tespit edilmemiş olan parçacık) elephant seal = deniz fili / fil foku (ağırlığı iki tonu geçen ve kulakları olmayan iri bir fok türü) elevate = yükseltmek.

2) yüksek mevki sahibi eminently = gayet. promising. aid endangered = tehdit altındaki endeavour (fiil) = çabalamak. empower. risk. importance.) encircle = çevrelemek enclose = (bir şey)’i (bir mektupla aynı) zarf içine koymak. gayret. mümkün kılmak. kendini (bir yer)’de bulmak end up with = sonunda (elde bir şey ile) kalmak. zıt anl. zıt anl. vurgulu emphysema = amfizem (yaş.= save. için) sal(ın)ma emit = dışarı vermek.= discouraging. son derece. iş vermek. decipher.= forbid. effort. heyecan. altını çizmek. (bir yer)’e boşal(t)mak empty-calory item = sadece enerji veren. rastlamak. ortaya çıkan. zıt anl. zıt anl. use. riske atmak. exceptionally. 2) göze çarpan. discharge. zıt anl. yararlanmak. bulamaç haline getirmek enable = sağlamak. discourage encouragement = teşvik. worker employer = işveren. zıt anl. göndermek. sonunda (bir şey / yer)’e varmak. duygulu.= decode. recruit. zıt anl.ÜDS Sözlüğü emerge = çıkmak. favourable. sarmak.= discouragement encouraging = umut verici. eleman.= disappearance emergency = acil durum. duygusal sorun yaşayan emperor = imparator emphasis = (çoğul: emphases) önem. make it possible. özendirme. besleyici hiçbir değeri olmayan alkol vb. sonunda (beklenenden daha az / kalitesiz bir şey) elde etmek endanger = tehlikeye düşürmek.= fire employee = çalışan. istihdam etmek. encode. appear. cover. face. yüreklendirmek. arise. zıt anl. attach enclosed = kapalı. fade emergence = ortaya çıkma. come across encounter (isim) = karşılaşma. ampirik empirically = deneysel / ampirik olarak employ = 1) kullanmak. zıt anl.= immigration eminent = 1) tanınmış. struggle. include encounter (fiil) = karşı karşıya gelmek.= cold. zıt anl.= immigrate emigration = göç ile ülkeyi / kenti terk etme. yay(ıl)ma. unfavourable encrypt = şifrelemek. madde emulsify = emülsiyon yapmak. yetersizlik) empire = imparatorluk empirical = deneysel. utilize. içine almak. jeopardise. zıt anl. zıt anl.= immigrant emigrate = göç ile ülkeyi / kenti terk etmek. zıt anl. try endeavour (isim) = çaba. ancak. underline emphatic = 1) ısrarlı.= deter. appearance. kapatılmış encode = kodlamak. vurgu. yüreklendirme.bademci.= absorb emotion = duygu. işçi.com . çıkarmak. extremely. urgency emergency administration = (ilacın) acilen / bekletmeden verilmesi emerging = yükselen. renowned. = Yeni teknikler. 2) çalıştırmak. işe almak. yaymak.= disappear. stress. yüreklendirici. imkân vermek. struggle www. yüz yüze gelme encourage = teşvik etmek. etrafını çevirmek.56 . feeling. let. özendirmek. patron employment = istihdam empower = yetki / izin vermek empty (into) = (bir şey)’in içine. decypher. encrypt. (New techniques enable surgeons to open and repair the heart. passionate. cerrahların kalbi açıp onarmasını mümkün kılıyor.= decode. ünlü. decrypt encryption = şifreleme end = uç. şifrelemek.= ordinarily emission = dışarı ver(il)me. zıt anl. promote. özendirici. move out. (gaz vs. hinder. taraf end in = (bir şey) ile sonuçlanmak. hire. come forth. his. sentiment emotional = duygusal. duygusal yönde emotionally charged = duygu yüklü emotionally disturbed = duygudurum bozukluğu olan. sentimental. decrypt encompass = kuşatmak. yetki vermek. meydana çıkmak. significance emphasise = vurgulamak. cesaret vermek. gayret etmek. zıt anl. allow. ensure. uğraşı. zıt anl. sigara ya da kronik bronşite bağlı olarak solunum fonksiyonunda bozulma. gelişen. result in end up = sonunda (bir şey) olmak. zıt anl. unemotional emotional intelligence = duygusal zeka emotionally = duygusal olarak.= fading emigrant = ülkeyi / kenti terk eden göçmen. mücadele. arising.

takviye etmek. = İyi niyet her zaman başarı getirmez. snarl.= reluctance enthusiast = (bir konu ile) ilgili / meraklı kişi enthusiastic = şevkli. produce. make it possible. heyecanlı. attractive.= unenviable. yerine getirmek. belirli bir bölgeye özgü) endurance-type = dayanıklılık gerektiren tür endure = dayanmak.). yükseltmek. inquiry enrich = zenginleştirmek. (çözüm) geliştirmek.= repulsive engender = doğurmak. 3) (vites. involve. zıt anl. hoş. çekmek. huge. zıt anl. unfavourable enviously = kıskanarak. follow. (When he came back to his hometown. bütün. execution. complication enterprise = girişim. lure entire = tüm. arise. doğa koşullarının yol açtığı zorluklar environmental groups = çevreci gruplar www.= inadequate. çok büyük miktarlarda. çekici. charming. insignificant enormously = muazzam bir şekilde. yaptırımcı. oymak engulf = yutmak. gerektirmek. improve enshroud = örtmek. mezar olma entrance = giriş. zıt anl. karmakarışık etmek. immense.= partially. excited. zıt anl. (uymaya) zorlamak. formalite.ÜDS Sözlüğü . genişle(t)mek. istek. entry entrap = hapsetmek. drown enhance = arttırmak. temin etmek. zıt anl. eğlendirici enthusiasm = şevk. uygulamak. occur. çok büyük. için) (birbirine) geçmek engage in = (bir şey) ile meşgul olmak. weaken enhanced = gelişmiş enjoy = (bir şey)’in tadını / keyfini çıkarmak enlarge = büyü(t)mek. ayartmak. genişletme. çalışır vaziyette engaging = sevimli. bring about engineer = (bir şey)’in projesini yapmak. başlıklı entombment = gömme. katlanmak. artık yirmi yıl önce bıraktığı yer olmadığını.) entail = içermek. uygulama. broaden.)’ye dolaşma. guarantee. sağlamak. amplify.= partial. 2) uygulayıcı. complete. girişimci enterprising spirit = girişimci ruh entertain = eğlendirmek. tamamen değiştiğini gördü. sis altında bırakmak ensue = çıkmak. little. zıt anl. secure. = Vitamin hapları almak. be involved in engaged = kullanımda. zıt anl. increase. explain.= reduction enlighten = aydınlatmak. (an entire generation = bütün bir nesil) entirely = tümüyle. educate enlightened = aydın enlightenment = aydınlanma (çağı). immensely. work out engrave = kazımak.= minimally enough = yeterince. kapana kıstırmak. ip vs. strengthen. 2) kullanıma / işin içine sokmak. bring into action. tutmak. zıt anl. broadening. (ağ. complicate entanglement = vakit alıcı iş. çeşitlendirmek. devoted. hararetli.= reduce. yaratmak.= tiny. sağlıklı olmayı garanti etmez. infaz. yol açmak. willingness. tamamen. zıt anl. bilgilenme enormous = muazzam. teşebbüs enterprising = girişken.= disinterested entice = kendine çekmek. sufficient. zıt anl. whole. dişli vs. completely.com . (law enforcement authorities = polis teşkilatı) engage = 1) işe almak.= waiver. improve. make better. totally. create. zıt anl. advise. geliştirmek. kandırmak. heves. çoğaltmak. haset duyarak environment = çevre. dolaştırmak. tremendous. zenginleştirmek.= decrease.bademci. prosecute enforcement = 1) icra. yutarak yok etmek.57 endemic = endemik (belirli bir bölge ile sınırlı. require entangle = karıştırmak. = Geri döndüğünde memleketinin. he noticed that the place was entirely different from what he had left two decades ago. impose.= precede ensure = garanti etmek. capture entrepreneurial = girişimci entry = giriş enviable = gıpta edilecek. (Taking vitamin pills does not necessarily ensure good health. eagerness.) entitle = hak / yetki kazandırmak / vermek entitled = adlı. meydana gelmek. desirable. swallow up. zıt anl. karışıklık. (The best intentions will not always ensure success. bilgilendirmek. meşgul etmek entertaining = eğlenceli. ardından gelmek. insufficient enquiry = bkz. put to use. adequate. zıt anl. zıt anl. employ. diminish enlargement = büyütme. bear energy-demanding = (bol) enerji gerektiren enforce = 1) kuvvetlendirmek. 2) mecbur etmek. angaje etmek. ortam environmental conditions = çevre şartları environmental constraints = çevresel kısıtlamalar.

görülüş oranlarını. constitute. tespit etmek. attrition erroneous = yanlış. destroy.58 . preserve. ahlaki değerler bakımından. 2) gerekli. respect. form. zıt anl. tasavvur etmek.) ethically = etik olarak. zıt anl.com . same. hastalıklara karşı önlem ve korunma yöntemlerini konu alan tıp dalı) epilepsy = epilepsi.bademci. morally ethnic = etnik (ırkla ilgili. correct error = 1) defekt. 2) yanlış. etnik bir guruba bağlı olma hali www. zıt anl. = Doktorun içmeye karşı ahlak yönünden bir itirazı yoktu.= disrespect estimate (fiil) = tahmin etmek. guess. gıpta. firar etmek. be jealous of envy (isim) = kıskançlık. demolish. lokman ruhu (etil alkolden üretilen ve eskiden genel anestezi oluşturma amacı ile kullanılan uçucu madde) ethical = ahlaki. dizi vs. defect. ayakta erode = aşın(dır)mak. dönem. hatalı. için) nöbet. peripheral. kısım. restore erect (fiil) = dikmek.= inequality equally accented = eşit vurgulu equate = eşit saymak. foundation. tesis etme / edilme. esas itibariyle. temel. zıt anl. destroy erect (isim) = dimdik. actually establish = 1) oluşturmak. part epistle = 1) mektup. ferment epidemic = salgın hastalık. çağ. oturtmak. sara (nöbetler halinde gelen dikkat kaybı. bout. özel olarak. zıt anl. approximation estimated = tahmini. eşitlik equip = donatmak. kemirmek erosion = aşınma. breakout escape the suspicion = (birisi)’nin kuşkusundan kurtulmak esophagus = özofagus (yemek borusu) especially = özellikle. eşitlemek equatorial = ekvatorla ilgili. haset. esas. püskürme. guess. core essential = 1) asıl. found. prove. deterioration. in general essence = öz. eliminate. exterminate. period eradicate = yıkmak. envisage envy (fiil) = kıskanmak. yayılışlarını. (The doctor had no ethical objection to drinking but he simply said that it was unhealthy. enterprise esteem = saygı.ÜDS Sözlüğü Environmental Protection Agency = Çevre Koruma Teşkilatı (ABD’de. öksürük vs. ortadan kaldırmak. yok etmek. yerleşmiş establishment = 1) kur(ul)ma. 3) kurmak. kanı. çevre koruma environmentally conscious = çevre bilinci yerinde. zıt anl.= demolish. reckon estimate (isim) = tahmin. flee. put up. belief eternity = sonsuzluk. wipe out. özetlemek equality = eşitlik. in particular. build. alike. ekvator bölgesindeki equilibrium = denge. found. wrong. particularly. püskürmek eruption = 1) (volkanik) patlama. temel. salgın epidemiologist = epidemiyolojist (salgın hastalıklar uzmanı) epidemiology = epidemiyoloji (toplumda görülen hastalıkların sebeplerini. erozyona uğramak / uğratmak. kurmak.= construct. tesis etmek.= different. 2) Yeni Ahit’teki havari mektuplarından her biri epitomize = örnek oluşturmak. uyku hali veya kontrolsüz titreme / kasılma ile beraber bilinç kaybı ile belirgin sinirsel hastalık) episode = 1) (hastalık. itibar. break out escape (isim) = kaçış. mistake erupt = (volkan için) patlamak. için) bölüm. erozyon. unequal era = devir.= incidental. primarily. incorrect. yanlışlık. visualize. 2) saptamak. zaruri. denklik. insan sağlığının ve doğal çevrenin sanayileşme karşısında korunması ile görevli teşkilat) environmental savings = çevre ile ilgili yararlar. inşa etmek. 2) (öykü. ethyl alcohol ether = eter. çevre bakımından bilinçli environmentally friendly = çevre dostu envision = zihninde canlandırmak. kestirmek. fundamentally. ahlakla ilgili. fundamental. maya. yalnızca sağlıksız olduğunu söyledi. lay down. asıl. firar. authenticate. hata. 2) deride döküntü. ebediyet ethanol = etanol (alkollü içkilerde bulunan alkol çeşidi). zıt anl. ırksal özelliklerle ilgili) ethnicity = etnisite. predicted estimation = tahmin. specifically. jealousy enzyme = enzim (kimyasal tepkimeleri hızlandıran molekül). 2) kuruluş. film. vital essentially = aslında. flee. set up established = oturmuş. rash escape (fiil) = kaçmak. imrenmek. verify. show.= generally. crucial. institute.= right. zıt anl. kestirim. furnish equivalent to = (bir şey)’e eşit / eşdeğer.

denetim. delil. Euro Area. sakınmak evaluate = değerlendirmek.= roughly exactness = kesinlik. 2) üstün olmak. etilen oksit gibi bazı başka kimyasalların üretiminde kullanılan renksiz. nevertheless even wider = daha da geniş çaplı. çağrıştıran evoke = (bir duygu) uyandırmak.= underestimate exaggeration = abartma. be successful in / at. gözünde büyütmek. daha da yaygın even without = . overemphasise. 2) muayene etmek excavate = kazı / hafriyat yapmak. apparent. birlik politikalarını tasarlayan ve onay için Avrupa Parlamentosu’na ve Avrupa Konseyi’ne sunan ve çıkan kararları uygulamakla yükümlü olan organı) European Economic Community = Avrupa Ekonomik Topluluğu (1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile kurulan ve bugünkü Avrupa Birliği’nin temeli sayılan birlik) European Parliament = Avrupa Parlamentosu (tüm Avrupa halkını temsil eden genel meclis) Eurozone = Avro Bölgesi (para birimi olarak Avro kullanan ülkeler). .bademci. stimulate evolution = evrim evolutionary = evrimsel evolutionary natural selection = evrimsel doğal seçilim / seleksiyon (doğa koşullarına adapte olamayanların yok olması. zıt anl. zorla veya tehditle almak exact (sıfat) = kesin. imkan every last drop of smt = bir şeyin son damlasına kadar every other = her iki (gün. incelemek. son derece. yanıcı bir gaz) etiologic = etyolojik (hastalık nedenleriyle ilgili) EU = Avrupa Birliği. zıt anl. clue evident = açık. teftiş. inspection examine = 1) dikkatle gözden geçirmek. tam. future. Disneyland Resort Paris European banking community = Avrupa bankacılık topluluğu European Commission = Avrupa Komisyonu (Avrupa Birliği’nin. nihai. fazla gelmek.= good.= condense evaporation = buharlaşma. (limit / miktar vs. yine de. .= condensation evaporative cooling = buharlaşma yolu ile serinletme even so = bununla birlikte. vaporize.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. zıt anl.= understatement examination = inceleme. yıl vs. proof. surpass. however. passing. inexactness exaggerate = abartmak.= inaccuracy. tamı tamına. extremely. incident eventual = daha sonraki. işaret. accurate. unearth. çağrıştırmak. zıt anl. hint. gösterge. accurately. evrim geçirmek. olmadan bile evenly = eşit şekilde. perfection excellent = mükemmel. aklına getirmek. kazıp ortaya çıkarmak. finally ever = her seferinde artan / azalan bir şekilde ever-growing = sürekli artan / büyüyen ever-increasing = sürekli artan every chance = her (türlü) fırsat. nihayet. zıt anl. overstatement. outperform. precise.= unevenly. precisely. appraise evaluation = değerlendirme. dengeli şekilde. malevolent. kusursuzluk. develop exact (fiil) = koparmak. little excel in = 1) (bir konuda) başarılı olmak. indication. zıt anl. surpass. be less than.= mildly. her şeye rağmen.)’nin üzerine çıkmak.= be inferior excellence = mükemmellik. boşaltmak. kusursuzluk. benevolent evocative = çağrışım yaptırıcı. go beyond. progress. precision. ihtiyaçtan çok fazla bir şekilde. kötücül. zıt anl. vacate evade = kaçınmak.= bury excavation = kazı exceed = aşmak. obscure evil = kötü. assess. at last. hastanın yaşamının kendi isteğiyle sonlandırılması) evacuate = tahliye etmek. clear.= concealed. assessment. zıt anl. zıt anl. taşmak. nonetheless. be more than necessary.com .59 ethylene = etilen (etil alkol.= inaccurate exact form = tam şekil / biçim exactly = tam olarak. recall.)’de bir every other day = gün aşırı evidence = belirti. perfect www. zıt anl. zıt anl. consequent eventuality = olasılık. Euroland euthanasia = ötenazi (tedavisi imkansız bir hastalık yüzünden. zıt anl. hadise. be inferior to exceedingly = aşırı bir şekilde. zıt anl. hesaplamak. belli. accuracy. appraisal evaporate = buharlaş(tır)mak. kusursuz. adapte olabilenlerin ise hayatta kalması teorisi) evolve = (uzun bir zaman diliminde) geliş(tir)mek. probability eventually = sonunda. European Union Euro Disney = Paris’te yer alan büyük bir tatil ve eğlence tesisi. uniformly event = olay. ay.= fall behind (of). değer biçmek.

wear out. yerine getirmek. emek. yerine getirme. zıt anl. zıt anl. artık. mevcut olmak.60 . very tiring. zıt anl.) uygulamak. extraordinary.= moderate. tükenmişlik hali. moderately excess (isim) = aşırılık. yapma.) boşaltmak excretion = 1) boşaltım. infaz etme. completion. vücuttaki) fazla su excessive = aşırı miktarda. hatırını vs. egzotik expand = genişle(t)mek.= slightly. too much. entirely excreta = vücuttan boşaltım yolu ile atılan madde (örn. complete exclusively = sadece. mevcudiyet. zıt anl. (haddinden) fazla. yy felsefe akımı) existing = var olan. alış veriş etmek.) özel.= include excluding = . apply.= absence existentialism = varoluşçuluk (insanların tamamen özgür olduklarını ve kendi yaptıklarından sorumlu olduğu görüşünü savunan. public. trade. (General principles should not be based on exceptional cases. 2) boşaltım ile atılan madde. büyü(t)me.= revive. (bir şey)’in var olması. zıt anl. invigorate exhaust (isim) = egzoz (yakıt ile çalışan taşıt ve makinelerde atık gazı dışarı atan ünite) exhausted = bitmiş. reveal. accuse of execute = uygulamak. illustrate. = Fazla kilolarından kurtulmaya çalışıyor. broaden. reasonable excessively = aşırı derecede. leave out. present.) exceptionally = olağandışı / istisnai bir şekilde. yalnızca. sadece belli bir zümreye açık.= moderately exchange = değiş tokuş etmek. gayret. carry out execution = uygulama. bulunmak.ÜDS Sözlüğü except = haricinde. extremely. örnek alınacak (davranış vs. bitap düşürücü. ibraz etmek.= shrink. 2) uygulama. (He is trying to lose excess weight. zıt anl. zıt anl. .= calm excitement = heyecan exciting = heyecan verici. tükenmiş exhausting = yorucu.= unexciting exclude = çıkarmak. var oluş. tatbikat exercise tolerance test = efor testi (fiziksel egzersizin kalp çalışması üzerine etkisini belirleme amacıyla uygulanan test) exercising machine = egzersiz aleti exert = 1) (kuvvet / basınç vs. bağışlamak. ter) excrete = (idrar. dışında / haricinde exclusion zone = girilmesi / yerleşilmesi yasak / sakıncalı bölge exclusive = 1) (kişiye. overly. swap excited = heyecanlı. current exoplanet = güneş sistemi dışındaki bir yıldız etrafında dönen gezegen exorcise = (şeytan.= shortage excess (sıfat) = aşırı. immunity to exercise = 1) vücut hareketi. present. surplus. redundant. hariç turmak. pardon. fazlalık.)’den muafiyet. presence.= blame with. (chief executive officer (CEO) = yönetim kurulu başkanı) executive (sıfat) = yürütmeye ait exemplary = örnek oluşturan. unusual.) exemplify = örnek olmak / sunmak. compress expanding = genişleyen expansion = genişle(t)me. dahil etmemek.com .bademci. zıt anl. realisation executive (isim) = idareci. dışkı. zıt anl. = İstisnalar kaideyi bozmaz. idrar.= ordinary. 3) tam / bütün (bölünmemiş veya paylaşılmayan). show exist = var olmak.) excess water = (örn.) çıkartmak exotic = alışılmadık. 2) (bir kişi üzerindeki etkisini. zıt anl.) exceptional = olağandışı.= refreshing exhaustion = bitkinlik.) zorlayarak kullanmak exert oneself = kendini zorlamak exertion = çaba. (cezayı / kişiyi) infaz etmek. hali hazırda bulunan. hide exhibit (isim) = sergilenen şey exhibition = sergi. (An exception to the rule. restricted. cin vs. göstermek. growth www. istisnai. zıt anl. zıt anl. zıt anl. fazla. redundantly. dışında exception = istisna. daha çok Avrupa’da hüküm sürmüş bir 20. 2) dışta bırakan.= conceal.= open. dışkı vs. kuruluşa vs. dışarda bırakmak. egzersiz. extend. solely. impoverish. development. shared. cover. örneğiyle açıklamak exemption from = (bir vergi vs. yönetimde yetki sahibi kişi. zıt anl. . bağışıklık. effort exhaust (fiil) = gücünü tüketmek. display. zıt anl. fatigue exhibit (fiil) = sergilemek. teşhir etmek. excreta excursion = kısa süreli gezi excuse = mazur görmek. rahat durmayan. contract. büyü(t)mek. = İstisnalardan hareketle genel prensipler oluşturulmamalıdır. forgive. be present existence = varlık.

ÜDS Sözlüğü - 61
expansive = geniş, engin, yayılıp genişlemeye elverişli, yaygın, kapsamlı, extensive, zıt anl.= narrow expect = 1) beklemek, beklenti içinde olmak, anticipate; 2) tahmin etmek, kestirmek, predict expectation = beklenti, anticipation expected = olması beklenen, umulan, predicted, foreseen, anticipated expectorate = balgam çıkarmak, akciğerlerden ve boğazdan her türlü ifrazatı (kan, tükürük vs.) dışarı atmak expedition = araştırma / keşif gezisi expend = harcamak, spend, consume expenditure = gider, harca(n)ma, masraf, expense, zıt anl.= income expense = masraf, harcama, expenditure experience (fiil) = (bir dönemden) geçmek, yaşamak, go through, undergo, zıt anl.= avoid experience (isim) = deneyim, tecrübe experienced = deneyimli, tecrübeli, zıt anl.= inexperienced experiment = deney experimental = deneye dayanan, deneysel experimentation = deneme, test etme, deney yapma expert = uzman expertise = uzmanlık, ekspertiz, (belirli bir alandaki) bilgi expiration = ekspirasyon, soluk / nefes verme, exhalation explanation = açıklama, izahat, clarification explanatory = açıklayıcı explanatory power = anlatım gücü explicit = belirli, açık, definite, specific, zıt anl.= ambiguous, unclear explicitly = tam ve açık bir biçimde, expressly, zıt anl.= implicitly explode = patlamak, infilak etmek exploit = 1) (kendi çıkarı için) kullanmak, yararlanmak, utilize, (The opposition aims to exploit the economic crisis. = Muhalefet, ekonomik krizi kendi çıkarı için kullanmayı amaçlıyor.); 2) sömürmek, istismar etmek, abuse exploitation = sömürme, kullanma, yararlanma exploration = araştırma, inceleme, keşif exploratory = keşif / inceleme ile ilgili / amacına yönelik explore = (keşif için) dolaşmak, araştırmak, incelemek, search, examine explorer = kaşif explosion = patlama explosive = patlayıcı explosive charge = bir atımlık patlayıcı explosively = aniden ve hızlı bir şekilde expose = açığa çıkarmak, reveal, uncover, zıt anl.= shroud, conceal expose to = (bir şey)’e maruz bırakmak, (bir şey)’in etkisine açık bırakmak, make prone to, zıt anl.= protect from, shield from exposure = 1) maruz bırakma / kalma, teşhir etme; 2) fotoğrafçılıkta diyaframın açık kalma süresi, poz express = ifade etmek, anlatmak, beyan etmek, state, articulate expression = ifade, deyim, anlatım, dışavurum, exposition expressionism = ekspresyonizm, dışavurumculuk expressive = anlamlı, manalı, açıklayıcı, meaningful, indicative, zıt anl.= expressionless expressly = açıkça, clearly extend = uza(t)mak, sürmek, prolong, protrude, zıt anl.= shorten extend support = destek vermek / sunmak extended = uzun süren, long, zıt anl.= short extended family = geniş aile (ebeveynler ve çocukların yanında büyükbaba, büyükanne, kuzenler gibi daha uzak akrabaları da içeren aile) extension = büyüme, genişleme, uzatma, development, expansion, zıt anl.= curtailment, shrinkage extensive = yaygın, geniş çaplı, kapsamlı, comprehensive, zıt anl.= limited, narrow extensive burn = geniş / büyük miktarda / ciddi yanık, intensive / major / widespread burn extensively = büyük miktarda, yaygın bir şekilde, largely, substantially, comprehensively, zıt anl.= partly, narrowly extensor muscle = ekstensör / gerici kas extent = 1) tamamı, bütünü; 2) kapsam, oran, büyüklük, derece, degree extention = uzatma exterior = dış, dış yüzey, zıt anl.= interior exterminate = imha etmek, yok etmek, eradicate, destroy external = dış / harici, zıt anl.= internal external force = dış güç external hernia = dış fıtık external stimulus = dış / harici uyaran

www.bademci.com

62 - ÜDS Sözlüğü
externalise = dışa vurmak, nesnelleştirmek extinct = nesli tükenmiş extinction = soyu / nesli tükenme, yok olma, (They think a meteor caused the extinction of the dinosaurs. = Dinozorların yok olmasına bir meteorun yol açtığı düşünülüyor.) extinguish = 1) öldürmek, yok etmek, kill, eliminate, zıt anl.= build, create; 2) söndürmek, put out, zıt anl.= ignite, light extort = (para) sızdırmak, (haraç) almak, zorla veya gözdağı vererek almak, squeeze extracellular = hücre dışı extract = çekmek, çekip çıkarmak, elde etmek, draw out extramarital = evlilik dışı extraneous = 1) dışsal, harici; 2) konu dışı, ikincil öneme sahip, secondary extraordinary = olağanüstü, fevkalade, exceptional, outstanding, zıt anl.= common, usual, ordinary extraterrestrial = dünya dışı (ile ilgili), dünya dışından gelen, zıt anl.= terrestrial extravagance = israf, savurganlık, aşırılık, wastefulness, exaggeration, zıt anl.= economy, thrift extravagant = tutumlu olmayan, savurgan, thriftless, zıt anl.= thrifty extravagantly = müsrifçe, aşırı, savurganca, abundantly, bountifully, zıt anl.= sparingly extreme = aşırı boyutta, ekstrem, çok fazla, maximal, utmost, uttermost, zıt anl.= mild, moderate extremely = aşırı şekilde, çok, maximally, zıt anl.= mildly, moderately extremity = son, uç nokta, frontier, limit, zıt anl.= minimum extrinsic = dışarıdan gelen, dış eyeball = göz küresi / yuvarı eyelid = göz kapağı eyesight = görüş

www.bademci.com

F F FF
F-1 tornado = orta kuvvette kasırga (Fujita Ölçeği’ne göre 117-180 km / saat hızla esen, küçük ağaçları devirebilecek güçteki kasırga), moderate tornado fabric = kumaş, bez, doku fabricate = imal etmek, parçalarını bir araya getirerek üretmek, manufacture, produce face = (birisi / bir şey) ile karşı karşıya gelmek, yüzleşmek, yüz yüze gelmek, (birisi / bir şey)’in karşısına çıkmak, confront, encounter, challenge, zıt anl.= avoid, evade, retreat (from) face transplant = yüz nakli face up to the fact = bir gerçekle yüzleşmek facet = yön, taraf, aspect, feature facial = yüzle ilgili facial expression = yüz ifadesi facilitate = kolaylaştırmak, bir şeyin olma ihtimalini arttırmak, alleviate, help, zıt anl.= worsen, hamper, impede, (You could facilitate the process by sharing your knowledge with us. = Bilginizi bizimle paylaşarak bu işi / işlemi kolaylaştırabilirsiniz.) facility = 1) tesisat, tesis; 2) kolaylık, imkan, (özel bir) hizmet fact = gerçek, var olan olgu factual = gerçek olaylara dayanan, somut, based on fact, zıt anl.= fictional faecal = gaita / dışkı ile ilgili faience = fayans (kil, kuvars, kalker gibi malzemelerden oluşan çamurun çok yüksek ısıya maruz bırakılması ile üretilen, genellikle çinko glazürlü malzeme) fail = 1) bozulmak, çalışmaz hale gelmek, break; 2) başarısız olmak, be unsuccessful, zıt anl.= succeed, achieve failing = kusur, zaaf, çöküş, gerileme, yetersizlik, weakness, flaw failing eyesight = kusurlu görme failure = yetersizlik, yetmezlik, bozukluk, malfunction faint-object camera = Hubble Uzay Teleskobu için tasarlanmış çok yüksek çözünürlüklü bir kamera sistemi fair = (derece, not vs. için) orta, ne iyi, ne kötü, average, mediocre

F

fairly = 1) oldukça, somewhat, quite, zıt anl.= extremely; 2) adilce, justly, equitably, zıt anl.= unfairly fairly near = epeyce yakın fair-skinned = açık tenli fairy tale = peri masalı faithfully = sadakatle, vefakarca, devotedly fall (fiil) = düşmek, azalmak, decrease fall (isim) = 1) düşüş, çöküş; 2) meyil, decline; 3) sonbahar, autumn fall back on = (son çare olarak) tutunacak dalı olmak, (yardım edecek birine) başvurmak, turn to (smo) for help fall behind = geri kalmak, lag behind, zıt anl.= lead, outperform fall in with = 1) (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmak, agree with; 2) (bir şey / birisi) ile ilişkisi olmak, have a relationship with fall into disfavour = gözden düşmek, rağbet görmemek, fall into disrepute fall into disrepute = adı kötüye çıkmak, gözden düşmek, fall into disfavour fall into disuse = kullanılmaz olmak, kullanılmaz hale gelmek, bırakılmak, terkedilmek, be abandoned fall on = karşılaşmak, encounter fall short of expectations = bekleneni karşılamamak fall through = bitmemek, yarıda kalmak, başarısız olmak, fail, zıt anl.= succeed fall to = 1) (birisi)’ne yenik düşmek, yenilmek, bozguna uğramak, be defeated (by); 2) (istenmeyen bir işin, bir kişinin) görevi haline gelmesi fall-off = azalma, düşme, decrease, zıt anl.= increase fall-out = serpinti, döküntü false = sahte, güvenilmez, yanlış, hatalı, wrong, unreal, fake, zıt anl.= real, genuine falsify = çarpıtmak, tahrif etmek, misrepresent fame = ün, şöhret, reputation famed = ünlü, famous familial = ailevi, aileden gelen

www.bademci.com

bademci. worthwhile. lehin(d)e olmak. zıt anl. feci. 2) (bir kişiyi bir şey)’e alıştırmak. bitkinlik. much better far beyond = çok aşkın.64 . destiny fateful = ölümcül. way fashionable = revaçta / rağbette olan fasten = bağlamak. zıt anl. zıt anl. taraftar. beğenilen fearsome = korkunç. death. (bir değer vs. ekonomik veya pratik olarak) yapılabilir. rest fatigue (isim) = yorgunluk. hayali. kayırmak. zıt anl. (The older I grow. çok ilerisinde. inform. zıt anl.= strength.= close. kader.= unfeasible.)’nin fazlasına sahip olmak far from = (bir şey olmak)’tan çok uzak far from satisfactory = tatmin edici olmaktan çok uzak. prefer. zıt anl. the more I distrust the familiar doctrine that age brings wisdom. encourage favour (isim) = 1) beğenme. perfect. much (more) far afield = uzak diyarlar(a / da) far and wide = uzaklar(a). attach fat gain = yağ birikimi. açısından) kat kat aşmak. vigour fatty acid = yağ asidi fatty tissue = yağ dokusu faultless = kusursuz. attractive. bildik. hayvanat favour (fiil) = 1) tarafını tutmak. incredible. zıt anl. sevgi. uzak yerlere yayılmış far-off = uzak. fancy. ailenin başka üyelerinde görülme durumu) family tendency = ailesel eğilim (belli bir hastalığa karşı aile bireylerinin çoğunda görülen ve çoğu kez kalıtsal nitelik gösteren eğilim) famine = kıtlık. bakanın ölümcül bir kalp krizi geçirdiğini söyledi. beneficial. perfect fauna = fauna (belli bir bölgedeki hayvan topluluğu). tercih etmek. kolaylaştırmak. yazgı. uygun. affix.= relax. uygulanabilir. zıt anl. fatal fatfold = yağ dokusu fatigue (fiil) = yormak.com . 2) ölümle sonuçlanan kaza ya da afet fatally = ölümcül şekilde fate = akıbet.= boring.= unfamiliar.= real Fancy painting your house? = Evinizi mi boyamak istiyorsunuz? fantastic = akıl almaz. zıt anl. practicable. dreadful feasible = (örn. unsatisfactory. zıt anl.= unfavourably favoured = tutulan. yaşın bilgelik getirdiği yönündeki o bildik görüşe duyduğum güven azalıyor. iliştirmek. advantageous. mortal.) fatality = 1) ölüm. zıt anl. awful. zıt anl. etkileyici.= likely.= unfavourable favourably = olumlu biçimde.ÜDS Sözlüğü familiar = alışıldık. büyülenme fashion = şekil. imperfect.= faulty. geniş bir alan(da) far behind = çok gerisinde. 2) yelpaze fanciful = hayali. vahim. gerçek dışı. normal olandan çok daha (fazla) far too much = aşırı miktarda fare = bilet ücreti far-fetched = gerçek payı çok az olan.) familiar with = (bir şey)’e aşina / alışkın familiarize with = 1) (bir kişi / bir şey)’i tanıtmak. approvingly. deadly. bilgilendirmek. doubtful. ordinary far = çok daha. acquainted. unconvincing. 2) meydana gelme ihtimalini arttırmak. common. dull fascination = (bir şeye / bir kişiye) kendini kaptırma. zıt anl. aşina. disappointing far greater = çok daha fazla / büyük far less = çok daha az far more = çok daha fazla. much more far more often = çok daha sık far too = aşırı.= common. yağlanma fat intake = (besin maddelerinin yenmesi yoluyla) yağ tüketimi / alımı fatal = ölümcül. way behind far below = çok çok altında far better = çok daha iyi. fanatik. acquaint with familiarly = tanıdık / bildik / aşina bir şekilde. impractical www.= flawless. = Yaşlandıkça. zıt anl. = Bir hastane sözcüsü. (A hospital spokesman said that the minister had suffered a fatal heart attack. positively. flawless. near far-reaching = geniş kapsamlı fascinating = çok ilginç. 2) iyilik. known. sempati. tutturmak. tiredness.= unfamiliarly family enterprise = aile şirketi family history = aile hikayesi / öyküsü (bir hastalığın. interesting. defective. açlık fan = 1) yandaş. imaginary.= dislike. büyüleyici. imperfect faulty = kusurlu. realistic far-flung = çok yaygın. lütuf favourable = avantajlı. sapa. defolu. zıt anl. distant. tire. uydurma. way ahead far exceed = (her hangi bir şeyi miktar vs. illusive.

fetüs ile ilgili. drive back. dosya halinde teslim etmek. 2) doğurganlık. 2) işten atmak. colleague. finansmana bağlı financial = finansal. mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla kimyasal olarak çürümesi) ferric iron = ferrik demir (diğerlerine kıyasla daha yüksek birleşme değerine sahip olan demir bileşiği) ferrous = içinde demir bulunan ferry = feribot (araç taşıyabilen gemi). ateş fireball = bkz. tasviri. zıt anl. gentle fiery = ateşli.= factual field = alan fieldwork = saha / arazi çalışması fierce = şiddetli. ferryboat fertile = verimli. direnmek. (besinler için) lif fibril = küçük lif. zıt anl. complete filter out = süzmek final = son. akademi üyesi female = dişi.= give in fight off = püskürtmek. bereketlilik.= male fence = çit fermentation = mayalanma. limited.= tame. manure fetal = fetüse ait. ekonomik. repel fight out = (bir sonuç çıkıncaya dek) savaşmak.) ortaya çıkarmak file = (resmi) işleme koymak. violent. property. productivity.bademci. zıt anl.= infinite fire (fiil) = 1) ateşlemek. fermantasyon (bir maddenin bakteriler. sınırlı. response feedlot = hayvan barındırma ve besleme amaçlı arazi feel the urge to do smt = bir şey yapmak için kuvvetli istek duymak. last. kovmak fire (isim) = yangın. struggle fight back = karşı koymak. öne çıkarmak. zıt anl. 2) şekil. hayali. mücadele etmek. fill in. fruitless fertility = 1) verimlilik. sayı. roman ve hikaye edebiyatı. nihai.com . zıt anl. zıt anl.= first finally down to = sonuçta geldiği nokta … finance-related = finansman ile ilgili. uydurma.= infertile. sert. 2) doktora veya bilimsel araştırma bursu alan kimse. resist. monetary finch = ispinoz kuşu find = bulgu find no way = çare bulamamak finding = bulgu fine = para cezası fingernail = bir eldeki tırnaklardan her biri fingerprint = parmak izi finite = sonu olan. bereketli. savaşmak. be tempted to feel up to = (kendini bir şey)’i yapacak kadar güçlü hissetmek fellow = 1) meslektaş. 2) (bir toprak parçası ya da harita üzerindeki yol. ayırıcı / belirgin nitelik. yanına yaklaştırmamak.65 feat = yapılması güç ve cesaret isteyen şey feather = (kuş için) tüy feature (fiil) = takdim etmek.ÜDS Sözlüğü . mecazi figure = 1) rakam. dosyalamak fill in = 1) tamamen doldurmak.= non-fiction fiction theme = kurgusal tema / konu fictional = kurgusal. write out fill out = (form vs. zıt anl. parasal. brutal. prolific. kısır olmama fertilization = dölle(n)me. number. gübreleme fertilize with = (bir şey) ile gübrelemek / zenginleştirmek fertilizer = gübre. tutkulu fight = dövüşmek. economic. compost. dövüşmek fighter = avcı / savaş uçağı fighting spirit = savaşçı / mücadeleci ruh figurative = temsili. foetal fever = ateş. 2) (boşluk) doldurmak. ateşli hastalık fib = küçük bir yalan söylemek fibre = iplik. shape figure out = düşünerek ve hesap yaparak (cevabı vs. yazmak. ölçülebilir. lifçik fibril formation = fibril (lifçik) oluşumu fibrin = fibrin (kan pıhtısının esas unsurunu oluşturan madde) fibrous = fibröz (lifli) fibrous material = fibröz madde (liflerden oluşmuş madde) fiction = kurgu. tümsek gibi) işaret federal government = federal hükümet fee = ücret feed on = (bir şey) ile beslenmek feedback = geri bildirim. element. characteristic. ball of fire www. zıt anl. mark feature (isim) = 1) özellik. productive.) doldurmak.

repair fix up = 1) ayarlamak. perfect flawless = kusursuz. solid.= flexible firmly = kararlılıkla. break out. kabiliyet. zıt anl. kendisini kararlılıkla sıtmayı yok etmeye adamıştır. company firm (sıfat) = sıkı. (Our government is firmly committed to eradicating malaria.) first course = ilk kür. (a floating ship = denizde sürüklenen bir gemi) flood (fiil) = 1) su altında bırakmak. adjustable. match. = İçindeki güzel manzaralar bu filmin kusurlarını örtmeye yetmemiş. genellikle şekil verildikten sonra ateşte veya seramik fırınında pişirilerek sertleştirilmiş hali) firing = fırınlama. cafcaflı flatten = dümdüz etmek. intensify suddenly flash of lightning = şimşek / yıldırım çakması flashback = geriye dönüş (bir roman ya da filmde. sert. 3) (hastalık için) birden alevlenmek. noksansız. perfect.bademci. katı. defective. şirket.com . escape fleet = filo flesh = et. bend flexibility = esneklik flexible = esnek. (Beautiful scenery does not make up for the flaws of this film.= flawless. Endülüs Halk Müziği eşliğinde yapılan bir çeşit dans) flap = (kanat) çırpmak. = Hükümetimiz. erroneous. zıt anl. zayıflık. zıt anl. temin etmek. defo. constant.) float = (havada) yüzmek / asılı durmak. ability. elastiki. throw. sıkıca. be suited to.) fishery = 1) balık avlanılan bölge. uygun olmak. bükülmek. tolerant. kayada ya da bağırsakta derin) yarık. yerle bir etmek flaunt = gösteriş yapmak.) flawed = hatalı.= faulty. sallamak flare = parlama flare up = 1) (ateş için) parlamak. run away. 2) balık çiftliği fishing grounds = balık avlama bölgesi fissure = (toprakta. için) denizin hareketiyle su üzerinde yüzen / sürüklenen.) fit (isim) = nöbet. yumuşak doku. bir bölgedeki tüm bitkiler www.= loosely. form(da olma) fitting = uygun. anı vs. 2) (bir yere. = Denediği elbise üstüne tam oturdu. atmak. rigid flexor muscle = bükücü / fleksör kas flight = uçuş fling = fırlatmak. zıt anl. deniz için) taban flora = bitki örtüsü. ilk uygulama first-rate = (kalite bakımından) birinci sınıf fiscal discipline = mali disiplin fiscal policy = maliye politikası fiscal practices = maliye ile ilgili işler / işlemler (özellikle kamu harcamaları. ten. 2) (fırtına için) patlamak. go / place in. gruba vs. yakışan. fault. oturtmak. genius flame = alev flamenco dance = Flamenko Dansı (İspanya’ya özgü. ödün vermez biçimde. sağlam bir şekilde. 2) uymak. (With the hope of being forgiven. elastic.= variable flair = yetenek. strongly. swamp. hava atmak. oturmak. rigid.ÜDS Sözlüğü fired clay = fırınlanmış kil (kilin. takmak. 2) bulmak. (The dress that she tried on fitted her perfectly. firar etmek. aniden ortaya çıkmak. taste flavoured = (bir şey katarak) tatlandırılmış flavourful = lezzetli flavouring = tatlandırıcı flavour-optimised = tadı hoşa giden. show off flavour = tat. 2) (görüntü. savurmak. relaxed. esnemek. be suitable fit to = bağdaşmak. fisür fit (fiil) = 1) yerleştirmek. he flung himself down at the King’s feet. faultless. zıt anl. = Affedilmek umudu ile kendini kralın ayaklarına attı. flawed flee = kaçmak. belong to fit into = sığ(dır)mak.66 . uy(dur)mak. (suda) yüzeyde durmak / yüzmek floating = havada asılı duran. canlı doku fleshy-leaved = etli yapraklı flex = eğilmek. gevşek. sağlam. çatlak.) ait olmak. arrange. talent. olayların kronolojik sırasının bozularak geçmişe gidilmesi) flashy = gösterişli. ateşe tutma firm (isim) = firma. çeşni. tightly. lezzet. vergiler vs.= inflexible. için) aklına üşüşmek flood (isim) = sel. kusurlu. (tahta parçası vs. suit fitness = zindelik. uymak. provide fixation = saplantı fixed = sabit. tatlandırılmış flaw = kusur. kriz fit (sıfat) = uygun fit in with = 1) (bir şey)’e uymak / uygun düşmek. su baskını flooding = su basması floor = (vadi. appropriate fittings = (çoğul kullanılır) tesisat malzemeleri fix = onarmak. erupt. zıt anl.

before folly = çılgınlık. for a very long time for all = tüm (olanlara) rağmen for and against = lehinde ve aleyhinde for good = temelli. after. aynı şekilde hareket etmek follow through = sonuna kadar götürmek / uymak. zıt anl. for example for life = ömür boyu for one thing = (genellikle söze başlarken kullanılır) bir kere. sensible foot = (çoğul: feet) ayak (30. grow. dalgalanan. generally. Floransa’ya ait florescence = çiçeklenme floristic = çiçekler / çiçekçilik ile ilgili. (bilimsel kullanımda) foci) odak noktası fodder = (saman veya ot gibi) hayvan yemi foetal = cenine ait. concentrate on focus (isim) = (çoğul: (edebi kullanımda) focuses. sözgelimi. back. Kullanılacak edat. büyümek. run flow (isim) = akış. oynaklık fly a mission = (uçak. oynama. fetus fog = sis fold = kat.) yerine getirmek. yoğunlaşmak. vary fluctuating = inip çıkan. bir aralar. cenin. track follow in the footsteps of smo = bir kişinin izinden gitmek follow suit = bir başkasının yaptıklarını yapmak. debi.) folk ballad = halk türküsü follicle = kesecik. inip çıkma fluent = akıcı. alternating. permanently for instance = mesela. takip etmek. fetal foetus = fetüs. ahmaklık.com . bir daha dönmemek üzere. down.= fade flow (fiil) = akmak. mürit following = (bir olay / şey / kişi)’yi takiben. complete. folikül (anatomide bir grup hücrenin arasında yer alan küresel formlu boşluk) follow = izlemek.= wise. fancy. zıt anl. uzay mekiği vs. obey. ağırlık vermek. açık. zıt anl. kıvrım fold (over) = katlamak (Fiil. zıt anl. ceninle ilgili. variable fluctuation = dalgalanma. mostly www. stupid. değişen. preference. up edatları ile de aynı anlamı verir.= quit. örneğin. (bir olay / şey / kişi)’nin ardından. akım. dalgalanmak. görevde yer almak fly in = uçakla getirmek fly in formation = (birden fazla uçak için) belli bir düzende uçmak f-MRI scanner = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme cihazı. functional magnetic resonance imaging scanner focal point = odak noktası focus on / upon (fiil) = üzerinde / üzerine odaklanmak.67 Florence = Floransa (İtalya’da bir kent) Florentine = İtalya’da bir kent olan Floransa ile ilgili. 2) (bir öneriyi. talimatı vs. influenza flu specialist = özellikle grip üzerinde çalışan uzman fluctuate = inip çıkmak. temel footprint = ayak izi footrace = koşu veya yürüyüş yarışı for a length of time = (belli) bir zaman boyunca for a time = bir ara.ÜDS Sözlüğü .= prior to. develop. alternate. çiçekler bakımından flourish = gelişmek. zıt anl. değişmek. stream flow down = aşağı doğru akmak flowering = çiçek açan flow-line = akış hattı flu = grip. her şeyden önce. katlamanın yönüne göre değişir. for a while for ages = çok uzun bir zamandır. ilerlemek.bademci. pürüzsüz fluid = akışkan fluorescent = floresan (kimyasal yolla veya ışınım yoluyla aldığı enerji ile parıldayan) flux = akıntı. akılsızlık fondness = düşkünlük. 48 cm’ye eşdeğer uzunluk ölçüsü) foot and mouth disease = aft (hayvanlarda görülen bir tür hastalık) footing = taban. ahmak(ça). büyük sevgi. in the first instance for that matter = aynı anlama gelmek üzere for the most part = genel olarak.= aversion Food and Drug Administration = Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi food supply = besin rezervi / deposu foodstuff = yiyecek maddesi foolish = aptal(ca). 3) (daha önce başlanmış bir işi) bitirmeye veya daha etkin hale getirmeye yönelik işler yapmak follower = takipçi. give up follow up = 1) (hastayı) takip etmek. için) göreve gitmek. unwise.

institution founder = kurucu fountain = çeşme. zıt anl. guess. zıt anl. başta gelen forensic = adli. foretell. zıt anl. anticipate. establish. hisar. zorla yaptırmak. kesir. osteoporoz vb. cet.= descendant forecast = önceden tahmin etmek. biçimlendirmek. istihkamı) sağlamlaştırmak / kuvvetlendirmek. predicted foreshadow = (bir şey)’in habercisi olmak. unlucky fortunately = iyi ki. type. shape form (isim) = çeşit. teşkil etmek. şiddetli. strengthen fortress = kale. zıt anl. zıt anl. fıskiye fraction = (küçük) parça. hamilik etmek found = kurmak. 3) düzenlemek. şükürler olsun ki. predictable. zıt anl. predict.ÜDS Sözlüğü for the sake of = hatırı için. establishment. formül halinde ifade etmek. effective forcefully = zorla. mahkemeye ait forerunner = haberci.bademci. istihkam fortean = olağandışı ve tuhaf olaylarla ilgili forth = ön forthcoming = yakında(ki). zıt anl. produce.= unfortunate. bit. kind formal = resmi. castle. banned. approaching. old. previously. yabancı.= informal formalize = resmileştirmek format = format. by force. vigorous. previous. unforeseeable foreseen = önceden sezilmiş / görülmüş. institute foundation = temel. çetin. sur fortify = (savunma duvarını.= easy formula-feeding = hazır gıda yoluyla besleme formulate = 1) formülize etmek. neyse ki.) foster = teşvik etmek. ancestor. whole fracture (fiil) = kırılmak. (bir şey)’in habercisi olma forest land = orman arazisi foretell = tahmin etmek. usule uygun. zıt anl. yabancı uyruklu foreign affairs = dışişleri foreigner = yabancı foremost = en önemli.= feebly forcibly = zorla. conventional. etkili. zıt anl. uğruna. olacaklar hakkında okur ya da izleyiciye önceden bazı ipuçları veren edebi sanat / anlatım tekniği. önceden söylemek. zıt anl. zıt anl.= unfortunately fortunes = (birisinin hayatında) talihin döndüğü anlar fossil = fosil (kaya tabakaları arasında taşlaşmış halde bulunan çok eski canlı kalıntısı) fossil fuel = fosil yakıt (kömür. tesis etmek. oblige force (isim) = kuvvet force a way through = (zorlayarak. difficult. eskiden. (bir şey olsun) diye for years to come = daha uzun yıllar forbidden = yasak. coercively. break through force down = ilacı yutarken zorlanmak force on / upon = zorla vermek / yüklemek. luckily. powerful.68 . upcoming fortification = tahkimat. dayanak.= unpredictable. petrol vs.= total. öngörülebilen. mecbur etmek. müjdeci foresee = önceden görmek / sezmek. zıt anl. zorlu. şiddetle. çatlak www. hisar. stronghold fortunate = şanslı.= allowed force (fiil) = zorlamak. ön plan foreign = dış. savunma duvarı. anticipate form (fiil) = 1) oluşturmak. tür. nedene bağlı olarak kemik bütünlüğünün bozulması ya da kırılarak ayrılması). lucky. prepare fort = kale. predict foreseeable = önceden görülebilir / sezilebilir. genel biçim formation = oluşum formative = şekil veren former = önceki.com . proper. 2) şekil vermek. eski. against one’s will. öngörülebilir. anticipate. anticipate foreshadowing = bir roman ya da filmde. foresee forecourt = dış avlu forefront = en öndeki yer. engelleri aşarak) kendine yol açmak.= voluntarily forebear = ata. next former Soviet areas = eski Sovyet bölgeleri (1991’de dağılmadan önce Sovyeter Birliği sınırları içinde yer alan bölgeler) formerly = önceden. kuruluş. enforce force out = zorlayarak çıkartmak forceful = kuvvetli. parçalanmak fracture (isim) = kırık (bir travma. make up. vehemently. önümüzde(ki). predict. future.= in the future formidable = dişli.= latter. prohibited. piece. 2) açık şekilde ortaya koymak.

2) (cinsel anlamda) soğuk. sınır. zıt anl. rahatlatmak. iki değerler kümesi arasındaki ilişkiyi tanımlayan argüman veya eğri) functional = işlevsel. 2) çerceve frankly = aslında. çokça. şiddetlendirmek. discouragement. narin. arada sırada. arz ve talebine hükümet tarafından müdahale edilmeyen piyasa) free nerve ending = serbest sinir ucu free recall = (psikolojide) serbest hatırlama (herhangi bir müdahale / soru / hatırlatıcı unsur vs. often. fonksiyonel functional deficit = işlevsel yetersizlik www. accomplish.) fuel (isim) = yakıt. dünyanın her tarafından from its April low = Nisan’daki en düşük seviyesinden from Plato onwards = Platon’dan bu yana from 2009 onward = 2009 yılı ve sonrası from the point of view = (belli bir) bakış açısından / açısına göre from time to time = zaman zaman. (This budget fuels inflation and cuts our living standards. hafif ve kırılgan frame (fiil) = şekil vermek. now and then. energize.= fail to meet full acuity = tam görme / tam görüş keskinliği full power = tam güç fullerene = moleküler şekilleri içi boş bir küreyi andıran bir tür karbon formu full-term = (doğum için) normal süresinde meydana gelen (a healthy baby born at full-term = zamanında doğmuş sağlıklı bir bebek) fully functioning = tam işlev / fonksiyon gören fume = duman fumes = kötü kokan gazlar function = 1) fonksiyon. boundary fruit fly = meyve sineği (genetik araştırmalarda sıklıkla denek olarak kullanılan bir sinek türü) frustrated = (başarısızlık veya olumsuz koşullar sebebiyle) engellenmiş. delicate. 2) fonksiyon (matematikte. meet.= honesty free (fiil) = kurtarmak. bağlı olduğu ordunun başka bir birliği tarafından yanlışlıkla ateş açılması) frigid = 1) dondurucu soğuk. without charge free market = serbest piyasa (ürün fiyatının. hassas. yeni.com . once in a while. deception. compose frame (isim) = 1) (sinemada) kare. az yakıt tüketen fulcrum = dayanak noktası fulfil = yerine getirmek. düzenlemek. havai. hayal kırıklığı. plan.= seldom fresh = taze. zıt anl. disappointment fry = yağda kızartmak fuel (fiil) = körüklemek. zıt anl. aldatma. bir askeri birliğin üzerine. hile. tender. solid fragment = kırılmış parça. alıcı ve satıcının karşılıklı olarak anlaşmasıyla belirlendiği. ücret dışı ödemeler frivolous = hafif.ÜDS Sözlüğü . tahrik etmek. zıt anl. subtle. stimulate. kösteklenmiş.= thaw freezing of assets = varlıkların dondurulması freight = yük French-built = Fransız yapımı frequency = sıklık. sık karşılaşılan / tekrarlanan. olmadan kendi kendine hatırlama) freeze = don(dur)mak. sadece bir kısmını içeren fragrant = güzel kokulu frail = zayıf ve güçsüz. firewood fuel the flames = ateşe körükle gitmek fuel-efficient = yakıt tasarruflu. işlev. dizygotic twins fraud = sahtekarlık.= encouraged frustrating = (yoğun çabaların karşılıksız kaldığı durumlar için) asap bozucu. zıt anl. fraternal ikizler. thwarted. build. aslına bakılırsa fraternal twins = çift yumurta ikizleri.69 fragile = nazik. huzursuzluk. 3) (tavır olarak) soğuk fringe = dış kenar fringe benefits = sosyal haklar. kırılgan. liberate free (sıfat) = bedava. = Bu bütçe enflasyonu körüklüyor ve yaşam standartlarımızı kısıyor. zıt anl. tasarlamak. yapmak. frekans frequent = sık.bademci. hüsrana uğramış. küçük parça fragmentary = bölük pörçük. common. new freshness = tazelik freshwater = tatlı su friction = sürtünme friendly fire = dost ateşi (örn. exasperating frustration = (bir amaca ulaşamama veya uygunsuz koşullar sebebiyle) cesaretin kırılması. satisfy. occasionally front = cephe frontal = frontal (organın ön kısmı veya ön yüzü ile ilgili) frontier = hudut. resim. zıt anl.= rare frequently = sık sık. discouraged. uçarı from all over the world = tüm dünyadan. annoying.= tough. sinirlendirici.

= Sıkı çalışma başarının temelidir. öfkeyle furnace = kalorifer kazanı furnish with = 1) sağlamak. (mevcut olana) ek / ilave. central. roket gibi araçların genellikle metal ve silindir formlu gövdesi fusion = füzyon. (Hard work is fundamental to success. kökünden. ayrıca. more. 2) başka. aslında.70 . some more. primary. provide. primarily. daha öteye (ötede). gerici fundamentally = esas itibariyle. basic. ayrıca.) fundamentalist = muhafazakar. önemli. essential. tutucu. essentially funding = finanse etme. üzerinde daha fazla deneme yapmak furthermore = dahası. kaynaşma futurism = gelecekçilik futuristic = gelecekçi. çalışma fund = sermaye sağlamak. üstelik. moreover fuse = (birbiriyle) kaynaş(tır)mak. daha fazla. parasal destek vermek fundamental = esas. supply. advance further (sıfat / zarf) = 1) daha da. f-MRI functioning = işleyiş. zıt anl. garip furiously = hiddetle. temelden. asıl.bademci. other further test = daha fazla denemek. birleşme.ÜDS Sözlüğü functional magnetic resonance imaging = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (beyin ve omurilikteki sinirsel aktiviteye bağlı kan akışını ölçerek görüntü almayı içeren bir nöro-görüntüleme yöntemi). 2) döşemek furniture = mobilya furry = kürklü further (fiil) = daha ileriye / daha öteye taşımak. finansman funeral = cenaze töreni fungal = mantardan kaynaklanan fungicide = fungisid (mantar öldürücü kimyasal madde) fungus = (çoğul: fungi) mantar funny = tuhaf. bundan başka. eritmek fuselage = uçak. temel. central. additionally. çağ ötesi ile ilgili www.com .= secondary.

produce generation = 1) (elektrik vs. bountifully. Kanada ve Rusya oluşturur. elbise gaseous = gaz halinde gas-laden = gaz yüklü gasoline = benzin gasping = nefes nefese kalmak gastric juice = mide salgısı. evaluate gay = neşeli. için) üretim. abundantly. taraftar toplamak gain popularity = popüler olmak. Group of Eight G8 summit = G8 zirvesi (G8 ülkelerinin hükümet başkanlarının bir araya geldiği yıllık toplantı) gain = kazanmak. İngiltere. make progress. 2) nesil generations of = nesillerce. tanınmak gallery = balkon. uçurum garbage = çöp. come / bring together. pek çok kuşak generous = cömert. zıt anl. pek çok türü olan. boşluk. eli açık. jellylike gelatin-silver print = jelatin-gümüş baskı (siyahbeyaz fotoğraf baskısında kullanılan bir teknik) gender = cinsiyet. raise. measure. yaratmak. galeri gamble = kumar oynamak game = av hayvanı game fishing = (yemek için ya da spor amacıyla) balık avlama game of checkers = dama oyunu gametophyte = gametofit (bitkilerde üreme hücresi veya bu hücreleri üreten yapı) gamma wave = gamma dalgası (algı ve bilinç ile ilişkili bir çeşit beyin dalgası) gang = çete gap = açık. ölçümlemek. duvarlarda ve tavanda gezinebilmesi ile tanınan kertenkele) gecko-like = keler benzeri gelatinous = jöle kıvamında / görünümünde. rağbet kazanmak. Dünya ekonomisinin ve askeri gücünün yarıdan fazlasını kontrol eden bu 8 ülkenin yaptığı toplantılarda tüm dünyayı etkileyecek güvenlik ve ekonomi konuları görüşülür).G G GG G8 = G8 ülkeleri (Bu gruptaki 8 ülkeyi Almanya. şen gecko lizard = keler (dünyanın her tarafında yaygın olarak bulunan. 2) kapıcı gather = 1) topla(n)mak. anlam çıkarmak G gauge = ölçmek. mide özsuyu gatekeeper = 1) seçim yapan kişi / kurum. sex gene = gen gene chip = gen çipi gene sequence = gen sekansı / dizisi gene therapy = gen tedavisi (kalıtsal hastalıkların tedavisi amacı ile sağlıksız genlerin işlevlerinin değiştirilmesini veya organizmaya sağlıklı genlerin nakledilmesini öngören yöntem) general population = tüm toplum general practitioner = pratisyen hekim general time period = aynı anda / zamanda generalization = genelleme generalize = genelleme yapmak generate = üretmek. tutunacak dal bulmak gain acceptance = kabul görmeye başlamak gain ground = yayılmak. İtalya. 2) anlamak. ABD. ilerlemek. inadequately gene-spliced = gen eklenmiş / bağlanmış genetic code = genetik şifre (hücre çekirdeklerindeki kromozomlarda yer alan ve bireyin kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan DNA dizilimleri) genetic component = genetik unsur genetic make-up = genetik yapı genetic manipulation of intelligence = zekaya genetik olarak müdahale etme genetic marker = genetik işaret (tanınabilen ve soyları belirlemek amacı ile farklı bireylerde izlenebilen DNA parçaları) genetic mutation = genetik değişim / mutasyon genetically = genetik olarak www. fark. Fransa.= lose ground gain in = (bir şey)’de artış veya ilerleme göstermek gain in favour = rağbet görmek. render. aralık. elde etmek gain a footing = ayak basacak yer bulmak. ün kazanmak gain recognition = kabul görmek. Japonya. gedik. advance.bademci.= sparingly.com . yield. zıt anl. waste gargle = gargara yapmak garment = giysi. sonuç çıkarmak.= tight-fisted generously = cömertçe. zıt anl.

içtenlikle. sincerely. talented. zıt anl. tür.= tiny give a hard time = zorluklar yaşatmak. için) sıkışmak get to know = tanımak. 3) yola çık(ar)mak.72 . cross get along with = (birisi) ile (iyi) geçinmek. zıt anl. communicate. adapte olmak. dere. (bir şey) doğurmak give erroneous impression = yanlış izlenim vermek / bırakmak www.ÜDS Sözlüğü genetically modified = genleriyle oynanmış. move around get away = kaçmak. çimlenme gerontologist = yaşlılık uzmanı gestate = gebeliği sürmek. (In the event of excessive bleeding. meslekte vs. başından savmak.) get into = (yaramazlık. overcome.= miniature giant squid = dev mürekkep balığı gift = tanrı vergisi yetenek.) sokmak. contact. yakayı sıyırmak. eliminate.= retreat. o. go across. uzlaşmak. sana mutlaka başka şeylerin kapılarını da açacaktır. enter.com . sincere. 2) paçayı kurtarmak. defeat. genetik değişime uğratılmış genetically-based = genetik temelli geneticist = genetikçi Geneva = Cenevre (İsviçre’de bir kent) genius = deha. go away.= inept gigantic = devasa. dolaşmak.= fake genuinely = gerçekten. cins geodetic survey = arazi ölçümü geologist = jeolog (yerşekillerini. savmak. zıt anl. için) bağlantı kurmak. gebelik süresi geçirmek gesture = el. zıt anl. survive get tight = (göğüs. surrender get rid of = kurtulmak. (If you are genuinely interested in one thing. get pulled in get irritated = rahatsız olmak get off = 1) (bir taşıttan) inmek. başını (belaya. sıkıntı çektirmek give an account of = (bir şey)’in hesabını vermek / (bir şey)’i sunmak / açıklamak give birth to = doğum yapmak. real.) etmek. sıkıntıya vs. yerin ve kayaçların yapısını inceleyen bilim insanı) geopolitical importance = jeopolitik önem (bir bölgenin bulunduğu coğrafi pozisyon ile siyasi ve ekonomik etkiler yaratabilme kapasitesi) Georgia = Gürcistan geoscience = yerbilim (Dünya gezegeni ile ilgili tüm bilim dallarını kapsayan bir terim) germ = mikrop germicide = mikrop öldürücü germination = filizlenme.bademci. 2) gerçek. it will always lead to something else.) atlatmak. elden çıkarmak. (As he is in a financial difficulty. kalp vs. çok büyük. zıt anl. the owner needs to get rid of the car. be involved in get into the moats of the palace = korunan bir yere girmek get involved in = (olaya) karışmak. enormous. arabayı elden çıkarması gerekiyor.) genus = (çoğul: genera) soy. (birini) cezadan kurtarmak.) ilerlemek. dahi genome = genom (bir organizmanın genetik şifresinin tamamı) gentle = 1) yumuşak nazik. atlatmak. gigantic. advance. hakiki. you should get in touch with your doctor at once. reach. adapt oneself to. familiarize oneself with giant = devasa. ulaşmak. be in good terms with get around = hareket etmek. zıt anl. = Eğer bir şeye gerçekten ilgi duyuyorsan. hemen doktorunuzla temasa geçmelisiniz. huge. really. connect. recover from. inatçılık vs. escape get away with = yanına kar kalmak get back into shape = eski formuna kavuşmak get cut in half = yarıya inmek. carry on get out of control = kontrolden çıkmak get over = (hastalık. = Aşırı kanama olması halinde. abolish. sahibinin. talent gifted = tanrı vergisi yeteneği olan. kol veya baş hareketi. zorluk vs. samimi. devam etmek. çıkmak. yolculuğa başla(t)mak get on with = (işte. takım. 2) hafif ateşte (kaynatmadan) gentle wave = nazik / hafif dalga / hareket genuine = 1) içten. su. defetmek.) get smt checked out = bir şeyi muayene / kontrol ettirmek get stuck = sıkışıp / takılıp kalmak get through = 1) (telefon vs. huge. get on well with. kibar. tanışmak get used to = (bir şey)’e alışmak. yarı yarıya azalmak get greater hold = daha çok yaygınlaşmak get in = (bir şey / bir yer)’in içine girmek. jest get a better idea of = (bir şey) hakkında daha iyi bir fikre sahip olmak / daha çok bilgi edinmek get across = (yol. 2) bitirmek. üstesinden gelmek. = Para sıkıntısı çektiği için.= get out get in touch with = (birisi) ile temasa geçmek / iletişim kurmak. ırmak gibi bir şeyin) karşısına geçmek. muazzam.

glazür (genellikle seramiğe uygulanan. go bust go bust = iflas etmek. şan ve şeref glossy = parlak glottis = glottis (nefes borusundaki ses telleri arasında bulunan kısım / boşluk. pes etmek.com .= uplifting glorious = ihtişamlı. go bankrupt go for = 1) (bir şey) yerine geçmek. üzüm ve diğer meyvelerde bulunan şeker cinsi) glue together = (bir şeyin parçalarını birbirine) yapıştırarak (bütünü) oluşturmak / bir araya getirmek glycemic effect = glisemik etki (kandaki glükozun meydana getirdiği etki) go about = ele almak. go unnoticed www. taking smt into consideration given time = zamana bırakıldığında …. (bir şey)’i kabul etmek go astray = sapmak. ışıldamak. vakar.= eradicate. belirli.bademci. count as. yaşamak. dekorasyon ve sızdırmazlık sağlama amacı taşıyan. açılıp kapanması konuşmamızı sağlar) glow = (kor gibi) kızarmak. aramak. körlüğe uzanan göz hastalığı) glaze = sır. (bir şey)’i terketmek / bırakmak. 2) peşinde olmak. meydana getirmek. experience. ileri gitmek go along with = 1) (bir şey / bir kişi) ile beraber gitmek. 2) teslim olmak. öne geçirmek give up = 1) (bir şey)’den vazgeçmek. gösterişli glory = ihtişam. 2) (bir şey)’e razı olmak.= end. greve gitmek go so far as = (bir şey yapacak) kadar ileri gitmek go through = (bir dönemden) geçmek. dünya çapında(ki) global warming = küresel ısınma (dünyadaki ortalama sıcaklık değerlerindeki genel artış eğilimi) globalisation = küreselleşme globally = küresel olarak globe = yerküre glomerulonephritis = glomerülonefrit (bir tür böbrek hastalığı) gloomy = umutsuz. sağlam malzeme türü) glaucoma = glokom (göz içi basıncının artışı ile belirgin. belirlenmiş. anlık / kısa bakış glimpse (isim) = anlık / kısa bakış glitter = parıldamak.= seize. bring about. yüksek sıcaklıklara maruz bırakılarak oluşturulan camsı / cama benzer kaplama malzemesi) glide = (havada) süzülmek glimpse (fiil) = bir an için görmek. become exhausted give priority to = (bir şey)’e öncelik vermek give rise to = (bir şey)’e yol açmak / neden olmak.= conquer. stick to. yoldan çıkmak go bankrupt = iflas etmek. undertake.ÜDS Sözlüğü . özellikle kanda. zıt anl. zıt anl. sparkle. zıt anl. yapmak. continue. distribute. send out. zıt anl. repeal go off = 1) kaçmak. kısaca göz gezdirmek. let go of. hayvansal ve bitkisel dokularda. resist give off = dışarı vermek. emit give out = 1) dağıtmak. teslim olmak.73 give in to = (birisi)’ne yenilmek. zıt anl.= avoid go unappreciated = takdir edilmemek go undetected = gözden kaçmak. destroy give smt a try = bir şeyi denemek give the lead = üstünlük kazandırmak. pürüzsüz yüzeyli. (bir şey)’e yol açmak given = belli. sayılmak. iç karartıcı. zıt anl. devam etmek. succumb to. parlamak glucose = glükoz (vücut sıvılarında. lead to. depressing. göz alıcı glance = göz atma glandular = salgı bezlerine ait glassy material = camsı / cama benzer malzeme (genellikle bir hammaddenin çok yüksek sıcaklıklara maruz bırakılması ile elde edilen. dull.= annul. come into force. zaman verildiğinde … glacial = buz çağına ait. (ongoing = devam eden) go on strike = grev yapmak. seek. bitmek. quit. 2) (bir aygıt için) bozulmak. buzullara ait glacial ice = buzulları teşkil eden buz glaciation = buzullaşma glacier = buzul glacierized = buzullaşmış glamorous = cazip. run away. farkedilmemek. zıt anl. take effect. surrender to. durmak go on = sürmek. 2) çok yorulmak. salmak.= go on give way to = (bir şey)’in önünü / yolunu açmak. approach go abroad = yurtdışına gitmek go ahead = devam etmek. zıt anl. kasvetli. set given (that) = (bir şey)’i gerçek / gerçekleşmiş / olmuş kabul edersek. submit to. produce. yürürlüğe girmek. shine global = küresel. look for go into effect = geçerli olmak.

= dissatisfy gratifying = memnun / tatmin edici. gladden. açgözlülük green = çevreci (yeşil) greenhouse = sera greenhouse gas = sera gazı (yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarını soğurarak atmosferin normalin üzerinde ısınmasına sebep olan gazlar) Greenland = Grönland (Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde.) governance = yönetim. splendid gorgeously = harika bir şekilde. step-bystep. bir yarış pistindeki) en yüksek ve görüş açısı en iyi olan tribün. concede grant (isim) = ödenek. serious gravel = çakıl graveyard = mezarlık. bahşetmek.= get noticed go untreated = tedavi görmemek / edilmemek go up against = karşı(sına) çıkmak goal = amaç. yavaş yavaş. devlet grade = (ders. zıt anl. idare government = hükümet. aim. tatmin etmek. impressive grand drama = dünya sahnesi grand jury = yüce divan grand piano = grand piyano. o günler geride kaldı good = ticari mal / eşya / ürün goodness = Aman Tanrım! goods = ticari mallar goodwill = iyi niyet. fil dişi vb. tahsisat. ağır ağır. ile) karnını deşmek / fena halde yaralamak. target. zıt anl. şikayete yol açan şey. muazzam. cemetery gravitational pull = yerçekimi / kütleçekim kuvveti gravity = kütleçekim kuvveti. suddenly graduate from = (kurs. run through gorge = dar ve dik yamaçlı vadi. yavaş yavaş. guide. tomb grave (sıfat) = ciddi. burs. .74 . objective goddess = tanrıça gone are the days = . benevolence. tahıl tanesi grain of truth = gerçek kırıntısı.= abrupt. .= slightly greed = hırs. comprehend.= ill-will. yönlendirmek. azar azar. zıt anl. zıt anl. beautifully govern = 1) yönetmek. hedef. slow.= miss grass-fed = otla beslenmiş gratify = hoşnut etmek. meyil. satisfactory grave (isim) = mezar. kuyruklu piyano (telleri. ulu. big Great Barrier Reef = Büyük Bariyer Resifi (Avustralya’nın kuzeydoğu açıklarındaki dünyanın en büyük mercan kayalığı) great white = büyük beyaz köpekbalığı greatly = büyük oranda. tane. award. tribün gibi işlev görmesi sebebiyle ABD’deki Ölüm Vadisi içindeki yüksek bir kayalığa verilmiş olan ad grant (fiil) = vermek. mark gradient = 1) eğim. immensely. boğaz gorgeous = harika.bademci. yerçekimi great = büyük.)’den mezun olmak Graeco-Roman = Greko-Romen (Eski Yunan ve sonrasında gelen Roma kültürlerinin etkisine girmiş. influence. küçük (bir) gerçeklik payı grain-fed = tahılla beslenmiş Granada = Gırnata (İspanya’nın Endülüs eyaletinde bir kent) grand = büyük. okul vs. complaint www. 2) belli bir miktar fiziksel maddenin ya da herhangi bir boyutun ölçümündeki değişim oranı / değişim hızı gradual = aşamalar halinde. enormously. (Laws which govern the production and sale of drugs in the USA are very strict. muhteşem. eviscerate. için) not. please. malevolence gore = (boynuz. Kuzey Kutbu’na yakın bir yerde yer alan ve siyasi olarak Danimarka’ya ait bulunan büyük bir ada) Grenada = Batı Hint Adaları’nın güneydoğu kesiminde yer alan bir ada grenade = el bombası grid = şebeke grievance = yakınma. = ABD’de ilaç üretimi ve satışını yönlendiren yasalar çok katıdır. vahim. granül grape = üzüm grapefruit = greyfurt graph paper = milimetrik kağıt (üzerinde milimetrik kareler basılı bulunan çizim kağıdı) grapple with = (bir kişi / bir şey) ile boğuşmak grasp = anlamak.com . zıt anl. bağış. arkaya doğru uzayan bir bölüme yatay olarak yerleştirilmiş olan piyano) Grandstand = 1) (örn. kavramak. majestic. sudden gradually = aşamalar halinde. zıt anl. step-by-step.= abruptly. görkemli. fon granule = tanecik. understand. puan. satisfy. 2) bölgede yapılan motor sporları yarışlarında. 2) (bir şey)’in kurallarını belirlemek. etkisi altında tutmak. farkına varılmamak. ulu. zıt anl. give. beautiful.ÜDS Sözlüğü go unnoticed = fark edilmemek. administer. progressively. bu kültürler ile ilgili) grain = tahıl. şikayet. bit by bit. sınav vs. go undetected.

basis. koru. road map guilt = suçluluk.= know for sure guidance = rehberlik. tüfek vs. peanut ground-penetrating = zeminin altına inebilen grounds = gerekçe. zıt anl. reason ground control = yer kontrol (hava alanlarında bulunan. total gross anatomy = makroskopik anatomi (mikroskopa gerek olmaksızın. yol göstermek guidelines = (yol gösterici) ilkeler. yakalamak. üretilen tüm ürünlerin ve hizmetlerin toplam piyasa değeri) grossly = 1) fazlaca. artış. için) atış. büyük. overly.ÜDS Sözlüğü . 2) büyümek. vuku bulmak. rationale grove = meyve ağacı bahçesi.bademci. himaye guerrilla = gerilla (genellikle devlet güçlerine karşı çete savaşı yürüten kimse) guess = tahmin etmek. intestine gymnast = jimnastikçi gypsum = alçı www. zemin. zıt anl. 2) gerekçe. büyük ölçüde. ana hatlar. silah yarası gut = bağırsak. dayanak. çakıl groin = kasık groove = oluk gross = 1) geniş çaplı. temeli olma ground-nesting = yuvasını yerde yapan groundnut = yer fıstığı. zıt anl. spor ya da yarışmayı yöneten temel kurallar ground water = taban / yeraltı suyu grounding = dayanma. yol göstermek. toprak. aşırı bir biçimde.75 grind (fiil) = öğütmek.com . mature growth = büyüme. develop. 2) brüt. organizmanın gözle görülen organ ve oluşumlarının incelenmesi) gross domestic product = gayri safi yurtiçi / milli hasıla (ülkede. sanmak. silah sesi. uçakların iniş kalkışları ile rotalarını düzenleyen ve koordine eden birim) ground rules = bir oyun. rise grow in public stature = toplum gözünde yükselmek grow older = yaşlanmak grow out of = (sorunları) zamanla geride bırakmak grow up = 1) meydana gelmek. fena halde. kurallar.= innocence Gulf Stream Current = Golfstrim Akıntısı (Meksika Körfezi’nden Batı ve Kuzey Avrupa’ya akan ve o bölgelerde iklimi ılımanlaştıran bir deniz akıntısı) gunnery = topçuluk gun-shot = (tabanca. dayanak.= release grip (isim) = kontrol. protect (against / from) guardianship = vasilik. idare gritty = çakılımsı. çekmek grind (isim) = öğütme (biçimi) grip (fiil) = tut(un)mak. hold. yönlendirmek guide the way the audience feels = izleyicilerin duygularını yönlendirmek guide through = (tehlikeli bir bölgenin içinden geçirmek için) kılavuzluk etmek. boom guarantee = garanti etmek guarantor = kefil. broad. garantör guard (against) = (bir şeye karşı) korumak / önlem almak. orchard grow active = hareketlenmek. grit kumtaşı. örneğin bir yıl içinde. 2) genellikle. yol gösterme. faaliyete geçmek grow higher = yükselmek. grasp. supervision guide towards = (bir şey)’e doğru kılavuzluk etmek. generally ground = 1) yer.

com . treatment. manipulate. utilize www. 2) zar zor. hemodiyaliz aygıtı kullanılarak. kanama.= ease. hastalardaki depresyonun şiddetini ölçmek için kullanabilecekleri 21 soruluk bir test) hamper = engellemek. unfeelingness. distribute. trouble. 2) başa çıkmak. zahmetli. tough. ilgilenmek. employ. güçleştirmek. tutma çubuğu handling = (bir sorunu vs. yapımı tamamlanmamış hallucination = sanrı. stiffness hardship = güçlük. idare etmek. (beğeni ile) karşılamak. hemen hemen hiç.= neglect handset = 1) elde taşınan ve kullanılan cihaz (örn. bölüştürmek. obstruct. barely. kullanmak. zıt anl. doğal yaşama ortamı habit-forming = alışkanlık geliştiren habitual pattern = davranış biçimi / düzeni / modeli haematocrit = hematokrit (kandaki eritrositlerin yüzde olarak hacmi) haemochromatosis = hemokromatoz (dokuların anormal renk dağılımı hastalığı. give. üstesinden gelmek. arta kalan şey happen to know = (şans eseri / tesadüfen) bilmek harbour = beslemek. 2) daha büyük ve karmaşık bir cihazın elde taşınan ve kullanılan ünitesi hang around with = 1) (bir kişi / bir şey) ile başıboş beklemek / dolanmak. zıt anl. damage harmful = zararlı. illusion halt = dur(dur)mak. kullanmak. harshness. darlık.) ele alma şekli. welcome hail from = (bir şehir. katılaşmak hardened = sertleşmiş hardened steel = sert (dövme) çelik harder wearing = daha zor eskiyen hardliner = uzlaşmaz. seslenmek. Hb haemoglobin value = hemoglobin değeri haemorrhage = hemoraj. zıt anl. damaging. (bir yer)’i temsil etmek hair dye = saç boyası hair-thin electrode = saç teli inceliğinde elektrot half-built = inşa halinde. zıt anl. uzatmak. barındırmak. scarcely. bir ülke)’den geliyor olmak. cep telefonu. (adalet) dağıtmak. madeni aksam hard-working = çalışkan harm = zarar. ikiye bölmek ham = abartarak rol yapan yeteneksiz oyuncu Hamilton Depression Rating Scale = Hamilton Depresyon Ölçeği (hekimlerin. laborious hard fact = inkar edilemeyecek gerçek hard times = zor günler / zamanlar harden = sertleşmek. hasar. bestow hand gesture = el hareketi hand out = (elden bir şey) dağıtmak. acımasızlık. care. muamele. zıt anl.= harmful harness = (doğal bir gücü dizginleyerek) yararlanmak. telsiz). (aşırı kan kaybı) haemorrhagic fever = kanama ve ateşle birlikte seyreden viral enfeksiyonun yol açtığı bir hastalık. güç bela. doğuştan gelen bu hastalıkta deri tunç rengine döner) haemodialysis = hemodiyaliz (böbrekler görev yapamadığı zaman hasta kanından. güçlükle hardness = 1) (duygusal anlamda) soğukluk. impede. çok az. tackle handlebar = gidon. 2) sertlik. head trip. manage. 2) (bir kişi) ile vakit geçirmek / gezmek hanging = asma. elverişsiz durum handle = 1) işlemek. prosperity hardware = donanım.= harmless harmless = zararsız. tutucu kimse hardly = 1) nadiren. prevent. insensitivity. deal with.= start halve = yarıya indirmek. contain hard = zorlu.= help. burden. sıkıntı. ele almak.H H HH habit = alışkanlık habitat = doğal ortam. asarak idam etme hangover = kalıntı. hinder. acclaim. başta üre olmak üzere yıkım ürünlerinin temizlenmesi) haemoglobin = hemoglobin (kana kırmızı rengini veren ve akciğer ve vücut dokuları arasında oksijen taşıyan protein). VHF hail = selamlamak. facilitate hand = (elle) vermek. house. sıkı. give out. halüsinasyon.bademci. zıt anl. (ceza) vermek. stop. host. deliver H handful = bir avuç handicap = engel.

komuta merkezi. 2) doruk. security. karargah.= mild harsh social stigma = sosyal olarak değinilmesi zor. risk. tallness. rough.= disregard heel prick = iğneyle topuktan kan alma height = 1) boy. zıt anl. pay attention. seat heal = iyileş(tir)mek.) hazardous = tehlikeli. have no connection with have on hand = elde bulundurmak have smt in common with = (birisi / bir şey) ile ortak yönleri olmak / noktaları bulunmak have to do with = (bir şey) ile ilgisi / bağlantısı olmak. = Aşırıya kaçılırsa. atmosfere girişte oluşan çok yüksek sıcaklıktan koruyan kaplamayı oluşturan seramik paneller) heat-trapping gas = sera gazı.= delay. daha … -meyi bekliyor have yet to be explained = henüz açıklanmamış olmak. yolculuğa hazırlanmak. 2) celse hearing loss = işitme kaybı heart disease = kalp rahatsızlığı heart rate = nabız / kalp atım hızı. sema heavily = büyük ölçüde.= safety. yükseklik. alerjik rinit hazard = tehlike. danger. attend. hasat yapmak. zıt anl. zıt anl. zehirli ve çevreye zararlı element) Hebridean Islands = Hebrid Adaları (İskoçya’nın batı kıyısı açıklarında bulunan bir adalar grubu) hedge = çalı veya ağaç dikilerek oluşturulmuş çit hedge bindweed = çit sarmaşığı (başka bitkilerin etrafına sarılarak yaşayan. hurry. care.bademci. have connection with have trouble with = (bir şey) ile başı dertte olmak. hızlandırmak. hafif sis. slow down hatch = güverteye açılan kapak hatchway = ambar ağzı have a chance = fırsat yakalamak. atom ağırlığı yüksek. pulse.com . şansı olmak have a tough time = zorluklar / sorunlar yaşamak have an effect on = (bir şey) üzerinde etkisi olmak / etki yaratmak have little in common with = (birisi / bir şey) ile çok az ortak yönleri olmak have little or no control on / over = (bir şey) üzerinde çok az kontrol sahibi olmak veya hiç kontrol sahibi olmamak have more than one’s share = (bir şey)’den nasibini fazlasıyla almak have nothing to do with = hiç ilgisi / bağlantısı olmamak. sağaltmak. beyaz veya pembe çiçekli bir tür sarmaşık) hedgehog = kirpi heed = dinlemek. ısı tutucu gaz (ısı kaybını azaltıcı etkisi yüksek gaz). ciddi şekilde heavy element = ağır element (genellikle metalik özellik gösteren. bitter.77 harsh = sert. healthy scepticism = haklı / yerinde bir kuşku) hearing = 1) işitme (gücü). alkol almak sağlık açısından ciddi tehlikeler yaratır. secure haze = pus. acımasız. heartbeat heartburn = mide ekşimesi / yanması heat resistant = ısıya dayanıklı heated = hararetli heatedly = hararetli bir şekilde (tartışmak) heathen = kafir. önemsemek. yönünü (o yer)’e doğru çevirmek headlight beam = far ışığı headquarters = merkez büro.= safe. (Drinking alcohol is a real health hazard if carried to excess. zıt anl. zıt anl. crop hasten = acele et(tir)mek.ÜDS Sözlüğü . dikkate almak. heretic heat-shield tiles = ısı kalkanı panelleri (uzay mekiklerini. utanç verici konu harvest (fiil) = ürün almak. dangerous. daha tanımlanmayı bekliyor olmak hay fever = saman nezlesi. sorun yaşamak have yet to be = henüz … -medi. peak www. katı. (healthy relations between the two countries = iki ülke arasında sağlıklı ilişkiler. get crops harvest (isim) = hasat. mist head for / to / towards = (bir yer)’e doğru gitmek. iyileştirici health care = sağlık bakımı health implication = (bir şeyin) sağlık üzerindeki etkisi health visitor = (hastaya bakmak ya da önerilerde bulunmak için) eve gelen sağlık görevlisi healthcare schemes = sağlık planları / programları healthcare system = sağlık sistemi health-conscious = sağlık hakkında bilinçli health-seeking = (bir) hastalığa çare arama healthy = sağlıklı / yerinde / haklı. accelerate. greenhouse gas heavens = (çoğul kullanılır) gökyüzü. cure heal wounds = yaraları iyileştirmek / sağaltmak healer = sağaltıcı. daha açıklanmayı bekliyor olmak have yet to be identified = henüz tanımlanmamış olmak. risk.

dolayısıyla. kalıt hero = kahraman heroic = kahramanca hesitate = çekinmek. kokusuz bir gaz. out of sight hide away = sakla(n)mak. emare. raise / rise. 2) ipucu. su aygırı Hippocrates = Hipokrat (M. farklılık (başka bir tür ile karşılaştırılabilir olmama hali). duraksama. duraksamak hesitation = çekinme.) highest levels ever recorded = şimdiye kadar kaydedilen en yüksek seviyeler high-fibre = (besinler için) lif oranı yüksek highlander = dağlı highlight = öne çıkarmak. açık deniz high time = artık zamanı (gelmişti / geldi de geçiyor bile).ÜDS Sözlüğü heighten = yüksel(t)mek. = Toprak kaymaları ve olumsuz hava koşulları yardımın bölgeye ulaşmasını engellemeye devam ediyor. zıt anl. inheritance heretical = bir dinin veya topluluğun inançlarına ters düşen heritage = miras. decrease helium = helyum (element simgesi He olan. iştahsızlık. soyaçekim.bademci. ima etmek. impede. kask helpful = yararlı. ürtiker. 2. Ö. izlenim bırakmak. 460-377 yılları arasında yaşamış olan Egeli hekim) hippopotamus = hipopotam. tereddüt heterogeneity = heterojenite.= acquired. greatly highly so = daha da fazla high-profile = göze çarpan. conceal (oneself) hierarchy = hiyerarşi hieroglyph = hiyeroglif (karakter olarak basit resimlerin ve sembollerin kullanıldığı yazı) hieroglyphic = hiyeroglif yazısına benzer high family demand = ailevi sorumlulukların getirdiği maddi ve manevi yük high fast = yüksek ve çabuk ödenmesi gereken ücret high seas = enginler. renksiz. vastly. Ö. zıt anl. increase. büyük oranda. havadan hafif olması sebebiyle zeplin gibi hava taşıtlarında kullanılır) Hellenistic = (yaklaşık M. çoğal(t)mak. şifalı bitki herbicide = herbisit (istenmeyen bitkileri yok eden ilaç) herd = sürü hereditary = kalıtsal. su aygırı hit = acı / zarar vermek. dikkat çeken high-ranking professional body = üst düzey meslek kuruluşu high-resolution neutron sensor = yüksek çözünürlüklü nötron sensörü high-rise = yüksek. 2) (beyin için) lob. strike hit hard = ciddi acı / zarar vermek Hittite = Hitit (M. damage. sarılık.) hint (isim) = 1) belirti. zıt anl. harmful hemisphere = 1) yarımküre. art(tır)mak. gizli. thus. suggest hippo = (hippopotamus kelimesinin kısaltılmış hali). vurmak. obstruct. useful. intensify. çok katlı high-risk = yüksek riski olan high-standing = (bir şeyin) üzerinde duran high-stress = çok stresli highway = otoyol high-yielding = yüksek verimli hijack = (uçak. Ö. zıt anl. lobe hemlock = baldıran.= homogeneity hexagon = altıgen hibernation = kış uykusu hiccup = hıçkırmak hidden = saklı.com . play up highly = çok. faydalı. bulantı ve halsizlikle belirgin hepatit) hepatitis B virus = hepatit B virüsü hepatitis protein = hepatit karşıtı antikor herb = ot. lower. ağıotu (Eski Yunan’da Sokrates’in ölümüne neden olan son derece zehirli bir ot) hence = böylece. binyıl ortalarında Orta Anadolu ve çevresine hakim olmuş bir krallık) www. clue hint at (fiil) = akla getirmek. inherited. (Landslides and bad weather are continuing to hinder the arrival of relief supplies to the area. dikkat çekecek hale getirmek. genetic. sign. genetics. = Çoktan çalışmaya başlamalıydın. (It is high time you started studying.= useless.78 . learned hereditary tendency = kalıtsal eğilim heredity = kalıtım. 334-30 yılları arasındaki) Hellenistik Dönem’e ait helmet = miğfer. beneficial.= lessen. congenital. point to. irsi. gemi) kaçırmak hiker = uzun yürüyüş yapan kimse hilltop = tepe üstü / doruğu hindbrain = beynin arka bölümleri hinder = engellemek. make prominent. therefore hepatitis B = hepatit B (ateş.

gibi aletler de bağlanabiliyor. eve ait household tasks = ev işleri housing = barınma. aggressive. hopeless case = umutsuz vaka horde = kavim. zıt anl. bakım ve tedavileri yönünden yardımcı olma amacıyla yapılan ev ziyareti home rule = özerklik home telecare = evde tele-bakım (eve kurulan görüntülü ve sesli bir haberleşme cihazıyla. obstruct hold with = (bir görüş vs. engellemek. 2) ev sahibi hostile = düşmanca. şekerleri dağıtmakta olan kadına umutla baktı. ki buna tansiyon ölçer. termometre vs. zıt anl.= slightly www. saldırgan.79 hoist = kaldırmak. . tıkamak. 2) (elinde) tutmak. kalabalık hormone = hormon hormone balance = hormon dengesi hormone level = hormon seviyesi horrible = korkunç. antagonism hot spot = tehlikeli bölge hot topic = hararetle tartışılan konu hot whirlpool = sıcak jakuzi hotly = yoğun ve çok ihtilaflı / hararetli bir şekilde. iskan edilecek alan / bina. ihtimal dışı olmak hold on = dayanmak.) düzenlemek.= inhospitality hospitalization = hastaneye yat(ır)ma hospitalize = hastaneye yatırmak / kaldırmak host (fiil) = ev sahipliği yapmak host (isim) = 1) (mikrop vs. scare. heatedly. bırakmamak hold the promise = sözünde durmak. . antagonistic. düşman. Kişinin tüm hevesine rağmen. . . sahip olmak.com .). immense. = Komite meseleyi hararetle tartıştı. zıt anl. husumet. trap hold clues to = (bir şey)’in ipuçlarını içermek hold in check = kontrol altına almak / altında tutmak.)’ye katılmak. ümit edilir ki . terror horseshoe bat = nal burunlu yarasa horticulture = çiçekçilik. . . berbat horrific = korkunç. hug = sarılmak. alıkoymak.500 yıl öncesinden günümüze kadar olan buzul çağı sonrası dönem) home nursing visit = hastalara. keep the promise hold the view that = … görüşünde olmak hold up = geciktirmek. devasa. geniş çapta.= tiny huge amounts (of) = büyük miktarlarda hugely = büyük oranda. Ne yarar sağlıyorlar? However eager one may have been = Kişi ne kadar hevesli olursa olsun. gigantic. kancalı kurt hop = sıçramak hope = umut etmek. (The committee hotly discussed the matter. 2) inşallah. keep under control hold in place = yerli yerinde tutmak hold no possibility = hiçbir olanağı olmamak. terrify horrifying = korkunç. . muazzam. zıt anl. enormous. greatly. hastane veya doktorlarla temas kurup sağlık hizmeti alma sistemi) home to = (bir şey)’in ev sahibi / anavatanı homebound = eve bağlı (hastalık vs. tüyler ürpertici horrify = korkutmak. nedeniyle evden çıkamayan) homeless = evsiz. vaadini yerine getirmek.) hotly disputed = üzerinde çok tartışılan hotspot = tehlike altında olan bölge / nokta house = barındırmak household = evsel.= friendly hostility = düşmanlık. mümkün olmamak. delay. habitation Housing Bill = imar ve iskan yasa tasarısı housing estate = konut alanı.ÜDS Sözlüğü . = Küçük çocuk. sarmak. bahçecilik hose = hortum hospitality = konukseverlik. aşiret.bademci. adversary. enemy. karşı olan. frightful. enmity. ummak hopefully = 1) umutla. 3) (bir) görüş / inanç sahibi olmak.) taşıyıcı. dehşete düşürücü. 4) öyle kabul etmek. horrible horror = büyük korku. agree with holiday = tatil Holocene Epoch = Holosen Dönemi (yaklaşık 11. dehşet. regard hold accountable = sorumlu / mesul tutmak hold an office = bir makamda / görevde bulunmak hold back = tutmak. embrace huge = çok büyük. yukarı çekmek hold smo to account = birisinden hesap sormak hold = 1) (toplantı vs. kucaklamak. residential estate How do they help? = Ne faydaları var?. (The little boy looked at the woman hopefully as she handed out the sweets. maintain. sokakta yaşayan homo sapiens = (biyolojide) modern insan homonym = eşsesli homosexual = eşcinsel hookworm = çengelli solucan. dehşete düşürmek.

modest humid = rutubetli.com . posit www. damage hybridisation = melezleştirme hydrocarbon = hidrokarbon (yalnızca hidrojen ve karbondan oluşan organik bileşik) hydrochloric acid = hidroklorik asit (hidrojen klorür gazının suda çözülmesi ile elde edilen güçlü bir asit) hydrogen bonding = hidrojen bağı oluşması hydrogen chloride = hidrojen klorür (kimyasal formülü HCl olan. put forward. hortum hurt = incitmek.) humble = mütevazı. zarar vermek.= serious humour = mizah. komik. (felsefe. vızıldamaya benzer ses çıkarmak human embryonic stem cell = insan embriyonu kök hücresi Human Genome Project = İnsan Genom Projesi (insanın genetik kodlarının tamamını çözmeyi amaçlayan proje) human mission = (özellikle uzayda) insanların görev aldığı çalışma / seyahat humanely = insancıl bir şekilde humanities = hümaniter bilimler. varsaymak.bademci. zıt anl. besince zengin toprak hunger = açlık hurricane = kasırga.80 .= dehumanize humanoid = insansı (robot. harm. nemli humorous = mizah yollu. funny. varsayım (belirli olayları açıklamak için yapılan önerme) hypothesize = farz etmek. alçakgönüllü. çok şiddetli enflasyon) hypersensitive = aşırı duygulu / duyarlı hypertension = hipertansiyon (yüksek tansiyon) hypnosis = hipnoz (yapay uyku) hypnotise = hipnotize etmek hypnotised = hipnotize edilmiş hypnotizable = hipnotize edilebilir hypochondriasis = hastalık hastası olma durumu hypothalamus = hipotalamus (beyinde otonom sinir sistemini yöneten bölge) hypothermia = vücut ısısında düşme. psikoloji gibi) konusu insan olan bilimler humanize = insancıllaştırmak.ÜDS Sözlüğü hull = gemi veya uçak gövdesi hum = (şarkı) mırıldanmak. vücutta düşük ısı hypothesis = (çoğul: hypotheses) hipotez. öne sürmek. hipotez üretmek. oda sıcaklığında gaz halinde bulunan bir bileşik) hydrological = su bilimi ile ilgili hydroponic farming = topraksız tarımcılık (sadece su içinde bitki yetiştirme) hydroxyl radical = bir oksijen ve bir hidrojen atomundan oluşan kimyasal grup hygiene = hijyen hymn = ilahi hyperactivity = hiperaktivite (aşırı hareket ve faaliyet gösterme hali) hypercholesterolemia = hiperkolesterolemi (kanda kolesterol düzeyinin yüksek olması) hyperinflation = hiperenflasyon (kontrolsüz. (with humour = işi şakaya vurarak) Humphry Davy = 1778-1829 yılları arasında yaşamış olan İngiliz kimyacı ve mucit humus = humus. şakacı. zıt anl. yaratık vs. vızıldamak.

I suppose = sanırım…. başka şekilde ifade etmek gerekirse. düşük maaşlı. . yanılsama. görmezden gelmek. göz önüne getirilebilen imaginary = imgesel. boş vermek. unlike identical twins = tek yumurta ikizleri. buzla kaplanmış olması nedeniyle iş göremez olmak icing = buzlanma iconic = sembolleşmiş. . prohibited.= legal. religious and national identity of Tibetans = Tibetlilerin kendilerine has kültürel. adverse. zıt anl. disregard. fictitious. . hüviyet. mutlaka şöyledir. educate. mutlaka şöyledir. . kuruntu. herhalde… I’m afraid = korkarım ki… (maalesef anlamında) i. = İyi insanları -o da eğer kaldıysa.) ignition = 1) ateşleme. envisage. zıt anl. legitimate illegitimate = 1) yasadışı. tıpkı. injure ill-treatment = kötü muamele. kanuna aykırı. .bademci. e.= different. aldırmamak. zıt anl. tanrıça. hasta. alike. overlook. kontak ignorance = 1) bilgisizlik. aydınlatmak. ikonlaşmış ICU = Yoğun Bakım Ünitesi. that is ice cap = dağların zirvelerinde veya gezegenlerin kutuplarında bulunan kubbemsi şekilli buzul ice sheet = buz tabakası ice shelf = kıyı buzulu (karadaki bir buzulun deniz üzerindeki uzantısı) ice up = buzlanmak. adulterine Illinois = ABD’de bir eyalet ill-paid = az ücretli. . gayri meşru. beneficial ill effect = kötü etki illegal = yasa dışı. 2) kimlik / hüviyet / nüfus cüzdanı vb. . ışıklandırmak.I I II I gather = Anladığım kadarıyla… I should imagine = (genellikle yarı alaylı) tahmin ederim ki. bad. teşhis. id est). tutuşma.= good. 2) ateşleme düzeni. = yani. zıt anl. belge identification bracelet = üzerinde kimlik bilgilerinin yazılı olduğu bir tür bileklik identify = 1) tanı(m)lamak. . bir kişi ya da yeri diğerlerinden ayıran özellikler (the distinct cultural. tapılası şey if any = eğer varsa / olursa if anything = 1) eğer herhangi bir etki yarattıysa (o da şudur.= care for. same.= well-paid ill-treat = kötü davranmak. ters. uğursuz. illicit. . hayali. abuse. zıt anl. monozygotic twins identification = 1) tanı. zıt anl. yaradılış idol = ilah. buzla kaplanmak. 3) tip belirlemek / tanımlamak identity = kimlik. 2) eğitmek. picture image capture = fotoğraf çekimi imaginable = hayal edilebilen.). mizaç. diagnose. zıt anl. creative imagine = hayal etmek. fotoğraf. notice ill = kötü.= actual. (Lat. determine. (Good people.= hospitality illuminate = 1) aydınlatmak. . . dini ve ulusal kimliği) idiosyncrasy = yapısal özellik.= balance www. özdeş. real imaginative = yaratıcı. brighten. illegal. fantasy illustration = resim. tasvir.com . 2) evlilik dışı. 2) aldırmazlık. 2) kimliğini teşhis etmek. teşhis etmek. if there are any. . 2) eğer bir fark varsa if left untreated = tedavi edilmezse I if there are any = eğer varsa (bir şeyin varlığına inanılmadığı ya da buna ait bir kanıt bulunmadığı durumlarda kullanılır). . guess imaging = görüntüleme imbalance = dengesizlik. görmezden gelme ignore = göz ardı etmek. . enlighten illuminating = aydınlatıcı illumination = aydınlatma illusion = hayal. light. are hard to find. Intensive Care Unit icy-cold = buz gibi soğuk identical = aynı. I should think = tahmin ederim ki. şekil image = resim. zıt anl.bulmak çok zordur.

) impaired hearing = zayıf / az işitme impaired immune response = bir hastalık vs. dikme. hold responsible.= emigration imminently = tehdit ederek immobile = sabit. tedavi immediate effect = hemen görülen etki immediate post-disaster period = felaketten hemen sonraki dönem immediately = derhal.= tiny. tahmin edilemeyecek boyutlarda. motionless. bağışıklık oluşturmak impact = 1) etki. (While my brain and brawn remain unimpaired. defective.= repair. move in. ripe immeasurable = ölçülemez. zıt anl. = Akıl ve beden sağlığım elverdiği sürece. sömürgeci imperial battle cruiser = imparatorluk savaş gemisi (bazı bilimkurgu eserlerinda adı geçen uzay gemisi) impetus = hız.= mobile immoral = ahlaka aykırı. little immensely = gayet. defect imperfectly = eksik.= mortal immune destructive effect = bağışıklığı yıkıcı / yıpratıcı / bozucu etki immune system = bağışıklık sistemi immune-compromised = bağışıklık sistemi zayıf düşmüş olan immune-triggering = bağışıklık sistemini harekete geçiren / tetikleyen immunisation = bağışıklama. (implant an artificial tooth in the gum = diş eti içerisine yapay bir diş implante etmek) implant (isim) = implantasyon (nakletme. extremely. harm. hareketsiz. connotation. flawless imperfection = eksiklik. unnoticeably imperfect = eksik. urgent. zayıflatmak. embed. yerleştirmek).ÜDS Sözlüğü IMF = Uluslararası Para Fonu (global ekonomik düzeni takip etmek.82 . undeveloped. taklidini yapmak.= ethical. influence. zayıfla(t)ma. damage. nüfuz. hit. aşılamak. fault. zıt anl. zıt anl. hemen o anda. teknik ve ekonomik destek sağlamak gibi görevleri bulunan uluslararası bir organizasyon). eternal. büyük oranda. zıt anl. zıt anl. right away immense = muazzam. 3) şimdiki. borsa. oldukça. kısmen. yerine getirmek. current immediate aftermath = (bir savaşın. International Monetary Fund imitate = taklit etmek. döviz kurları. young. enormously. suggestion. zıt anl. doğrudan etki. toy. acil.= explicit statement www. bu partiyi yönetmeye devam edeceğim. imply implicated = (bir şey)’in altında aranan. gelişmemiş. itham etmek. kusur. insert. effect. carry out. devlet memurunu mahkemeye sevk etmek imperative = zorunlu.= emigrant immigrate = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşmek. ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak. improvement impassable = geçilmez impeach = suçlamak. nakletmek. corrupt. unethical. defectively imperial = imparatorluğa ait. at once. as seen on television = televizyonda sunulduğu şekliyle savaşın doğrudan etkisi) immediate = 1) anında. 2) darbe.com . güç. ülkeye / kente göç ederek gelen kimse. zıt anl. bağışıklık kazandırma (genellikle aşılama yoluyla vücudu bir hastalığa karşı bağışık hale getirme) immunize = bağışıklık kazandırmak. enormous. 2) yakın. kusurlu bir şekilde. hemen. aşılama) implement = uygulamak. simulate imitation = taklit. unripe. faulty. güdü implant (fiil) = implante etmek (tedavi için vücut içine bir madde vs. ima. tremendous. zıt anl. pek çok. copy.= slightly immigrant = göçmen. edepsiz. altta yatan implication = saklı anlam. ilk akla gelen. I will continue to lead this party. emperyal. partially. emperyalist. çarpma.= perfect. kusurlu. çok büyük. collision impair = bozmak. zıt anl. imitasyon immature = olgunlaşmamış. tesir. yerine getirme implicate = 1) sorumlu saymak. anında. perform implementation = uygulama. zıt anl. son derece. mecburi imperceptively = seçilmez / fark edilmez bir şekilde. put through. zıt anl.bademci.’ye karşı bağışıklık sisteminin verdiği yetersiz / zayıf reaksiyon impairment = boz(ul)ma. 2) ima etmek.= measurable immediacy = arada bir vasıta ya da aracı olmaması hali. doğal afetin) hemen sonrası immediate care = hemen yapılan bakım. moral immortal = ölümsüz.= mature. zıt anl.= emigrate immigration = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşme. (the immediacy of war. incalculable. zıt anl.

emotionally. doğaçlama yapmak imprudent = sorumsuz. düzeltilmiş improved medical care = gelişmiş sağlık bakımı improvement = düzelme. indicate. (iyi) izlenim bırakmak. etki. in accordance with. as a result in consultation with = (birisi) ile danışma içerisinde / konsültasyon yaparak www. 2) gücünü kesmek. damga. dayatmak. durumunda in close association with = (bir şey) ile yakın ilişki / işbirliği içinde in close contact with = (bir şey / bir kişi) ile yakın temas / bağlantı içinde in combination with = (bir şey) ile birlikte. striking. deterioration improvise = birdenbire çaresini bulmak. (buna) bağlı olarak. wear out impoverishment = fakirleşme. together with in common = ortak olarak.= probable. cautiously impurity = kirlilik. . saklı.= thoughtfully. olanaksız impoverish = 1) yoksullaştırmak. enhancement. olası olmayan. emotional. çarpıcı. assert imposing = etkileyici. advance. suggest. decrease. intiba. progress. itici kuvvet.= ordinary impressively = (iyi yönde) etkileyici bir şekilde. influence impress on / upon = aklına sokmak impression = 1) izlenim. impressive impossible = imkansız.= ordinarily imprint = iz improbable = ihtimal dahilinde olmayan. zıt anl. most likely in an advisory capacity = danışman sıfatıyla in an effort to = . in a sense in accord with = (bir şey)’e uygun olarak. içe doğru patlamak imply = (dolaylı olarak) göstermek. bir kişi) ile kıyaslandığında. zıt anl.= contrary to. beforehand in all likelihood = büyük bir olasılıkla. ima etmek. make poor. (yasa. empresyonist (Fransa’da.= express import = ithal etmek. also in advance = önceden. zıt anl.= deteriorate. zıt anl. uyarınca. with reference to in conjunction with = (bir şey) ile birlikte / bağlantılı olarak. in a way in a sorry state = hazin / üzücü bir durumda in a way = bir bakıma.= export imported = ithal edilmiş impose on / upon = zorla kabul ettirmek.= impairment. in conflict with. yaptırım vs. 2) hamile bırakmak impress = (genelde iyi yönde) etkilemek. mantıksız impractically = uygulanamaz / gerçekleştirilemez / mantıksız bir şekilde impregnate (with) = 1) emdirmek. zıt anl. geliş(tir)mek.com . yoluna koymak. zıt anl. gelişme. likely improve = düzel(t)mek. zıt anl. urge impulsive = tepkisel. gerçekleştirilemez. worsen. kural. instinctive. sense. yığın halinde in case of = halinde. yoksullaşma impractical = uygulanamaz. in some way. 2) baskı. katışık şey in a convincing manner = inandırıcı / ikna edici bir şekilde in a given situation = belirli bir ortamda / durumda in a sense = bir bakıma. weaken improved = iyileştirilmiş. state indirectly. arttırmak. içirmek. upgrade. influence. . zıt anl. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . in unison with.83 implications = (bir şey)’in olası sonuçları implicit = 1) ifade edilmeden anlaşılan. in dispute with in accordance with = (bir şey)’e uygun olarak. dolaylı olarak anlaşılan implode = şiddetle içeriye doğru çökmek. peşin olarak.= explicit. strikingly. genel olarak in comparison with = (bir şey. empoze etmek. increase. 19 yy’da ortaya çıkmış bir resim akımının takipçisi olan kişi) impressive = (iyi yönde) etkileyici. exhaust. remarkably. enhance. zıt anl. additionally. instinctively. iz impressionist = izlenimci. cautious impulsively = tepkisel olarak. (bir şey)’e işaret etmek. 2) ima edilen. düşüncesizce. zıt anl. zıt anl. unlikely. zıt anl. tam bir anlaşma içinde. in compliance with. in relation to. together with in connection with = (bir şey) ile bağlantılı olarak in consequence = (bunun) sonucunda. remarkable. amacıyla in any way = hiçbir şekilde in bulk = toptan.bademci.= thoughtful.= prudent impulse = tepki. iyileştirme. in compliance (with). irresponsible. uyarınca. ilerleme.= contrary to in addition to = (bir şey)’e ek olarak.) uygulamak. uyumlu. dürtü. drive.

in due time in excess of smt = bir şeyden fazla. arasında in the modern sense = modern anlamda in the public interest = kamu yararına / çıkarına www. so as to. . by no means in number = sayıca in office = görevde. He hasn’t touched his textbook yet. . (bir şey) ile ilgili olarak.) ile aynı doğrultuda. dolayı.ÜDS Sözlüğü in contrast to / with = (bir şey)’in / (bir kişi)’nin tersine / aksine. aslında in regard to = (bir şey)’e gelince. şu bakımdan ki.84 . as a last resort in the light of = (bir şey)’in ışığında / ışığı altında. one after another in terms of = ilgili olarak. in conjunction with in London alone = sadece Londra’da in many respects = birçok açıdan / yönden in many ways = bir çok bakımdan in no small measure = hiç de küçümsenmeyecek bir boyutta in no way = hiçbir bakımdan. meanwhile in the meanwhile = bu süre içinde. by turns. gerçekten de. esasen. zıt anl.) in the meantime = bu arada. = Sabır ve kararlılığın ödülü uzun vadede gelir.) in opposition to = (bir şey)’e karşı / muhalif olarak. in a way in some ways = bazı yönlerden / açılardan in spite of = (bir şey)’e rağmen / karşın. eventually. on the basis of. pratikte. contrary to in deed = elbette. çerçevesinde in the course of = sırasında. karşılık olarak in search of = (bir şey)’in arayışı içinde in short supply = üretimi / piyasaya arzı yetersiz in so far as = olduğu sürece. in reality. bilhassa. esnasında. despite in succession = sırayla. görev başında in one’s day = kendi döneminde (in my day. bu süre zarfında. (He is in no way ready for the exam. rasyonel düşünce ile in readiness for = (bir şey)’e hazır bir biçimde in reality = gerçekte. during in the face of = karşısında in the first place = en başta in the form of = … şeklinde / formunda in the hope of = (bir şeyin olması) umuduyla in the last resort = son çare olarak. in truth.bademci. (bir şey) ile karşılaştırıldığında. tercihen. indeed in favour = revaçta in favour of = lehine / lehinde. in the end. with respect to in response to = (bir şey)’e cevaben / karşılık vermek amacıyla. to in other words = başka bir deyimle. because.= in theory in preference to = (bir şey)’den ziyade. since in the best of circumstances = en iyi şartlarda in the case of = (bir şey) halinde / durumunda. . especially in parts = kısmen. hiçbir surette. açısından. partly. (Patience and determination will pay in the long run. regardless of. Daha kitabın kapağını bile kaldırmadı. contrary to in order to = amacıyla. = Sınava hiçbir surette hazır değil. = benim zamanımda.= wholly in particular = özellikle. as a reaction to in retrospect = geçmişe bakıldığında in return for = karşılığında. in relation to in that = yüzünden. rather than in proximity = yakınında in rational terms = mantık kapsamında. tabii ki. certainly in detail = detaylı / ayrıntılı / kapsamlı olarak in due course = zamanı geldiğinde.). because in some respects = bazı açılardan. zıt anl. bu arada in the midst of = ortasında. aynı zamanda. olduğundan ötürü. (bir şey yapmak) için. of course. put differently in part = kısmen. nedeniyle. in support of. zıt anl.com . bazı açılardan in place of = yerine in practice = gerçekte.= against in fear = korkuyla in fulfilment of = (bir şey)’i gerçekleştirmek / yerine getirmek için in installments = bölümler / kısımlar halinde. particularly. in view of in the limelight = genel ilgiyi üzerinde toplamış olarak in the long run = uzun vadede. bir şeyi geçen in fact = aslında. . akışı içerisinde. bakımından. as. bazı açılardan. (bir şeyin / bir olayın) olması durumunda in the context of = bağlamında. taksitle in its wider sense = daha geniş anlamıyla in line with = (bir görüş vs.

kusurlu.= competent. zıt anl. kalıtsal. consistent incontestably = tartışılmaz / itiraz edilemez / su götürmez bir şekilde inconvenient = uygunsuz. hadise. yeteneksiz. separate incorrect = yanlış. zıt anl. capable. zıt anl. happening incision = kesi. zıt anl. rise / raise. = O sözde “eczane”de ilaç türünden pek fazla bir şey yok.= accurate inactivate = hareketsiz hale getirmek. incompetent.= decrease. insufficient. cut incline = eğim include = içermek. kapsamak. drop increase (isim) = artış. inducement inception = başlangıç.) inadequately = yetersiz bir şekilde. zıt anl. zamanla in turn = sırasıyla. sufficiency inadequate = yetersiz. elverişsiz. combine. güçsüzlük. her bir öğrencimle tek tek konuştum. improper.= decreased www. embody. (örn.= exclusion incomparable = kıyaslanamaz. dahil etmek. zıt anl. çoğal(t)mak. incomplete. inandırıcı olmayan. bu hususta.= confirming. hatalı. müşkül. amalgamate. katmak.) in this respect = bu bakımdan. zıt anl. in the light of in vitro fertilization = tüp içi dölleme (ovulasyonu takiben dışarı alınan ovumun. consolidate. zıt anl. separate.) in utero = rahimde. eksiklik. neglect.bademci. uygun görülmez. temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor. elverişsiz. tutarsız. insidans. oluş sıklığı. (That socalled “pharmacy” doesn’t have much in the way of medication. successively. unsuitable. contradictory.com . uygunsuz. neverending.= accessible inaccurate = yanlış. ihmal. zıt anl. include. başlama incessant = sürekli. hatalı. zıt anl. 2) çelişkili.= conclusive inconclusive measure = inandırıcı / kesin olmayan ölçüm inconsistent = 1) istikrarsız. zıt anl. laboratuvarda tüp içinde sperm ile döllenmesi) In what way? = Hangi yönden / açıdan? inability = beceriksizlik. bundan yola çıkarak in time = zaman içinde. zıt anl. zıt anl.= decrease. zıt anl. zıt anl. = Geliri. (I talked to each of my students in turn. weakness. yüksel(t)mek. birleştirmek. yeteneksizlik. (His income is inadequate to meet his basic needs. carefulness in-betweenness = arada kalmışlık inborn = tabiatında olan. bonus. insufficiently. elini kolunu bağlamak inactive = hareketsiz. yarma.= acquired incapable (of) = ehliyetsiz. unacceptable. yersiz. zıt anl.= consistent.ÜDS Sözlüğü . (bir şey)’den dolayı. grow.= ability inaccessible = girilemez. zıt anl. ardı arkası kesilmeyen. irrelevant. carelessness. zıt anl. fall. weaken. inappropriate.= exclude. incapable. yeteneksizlik. durgun. fall increased = artmış olan. improve. zahmetli. zıt anl. zıt anl. innate. enhance. enough. appropriate incorporate (into) = dahil etmek.= admissible inadvertent = kasıtsız. yeteneksiz. birleştirmek. occurrence.= deliberate. unreliable. insidans incident = (genellikle kötü sonuçları olan) olay. rise. ½ inch pipe = yarım parmak(lık) boru) incidence = tekrar oranı.= adequately. congenital. unskilled. unreachable. erroneous. uncomparable incompatible with = (bir şey) ile bağdaşmaz.= correct increase (fiil) = art(tır)mak.= appropriate. intentional inappropriate = yanlış. uyuşmaz. sufficiently inadmissible = kabul edilemez.= exclude. consolidate. zıt anl. conflicting. 2) yetkisiz inconclusive = bir sonuca varmayan. peşinden in the way of medication = ilaç türünden. zıt anl.= capable (of) incentive = özendirici şey. wrong. = Sırasıyla. eksik. incapability. ulaşılamaz. shortage. eşsiz. awkward.= attention. unable.= occasional inch = 1) inç (2. doğuştan gelen.= adequate. hereditary. henüz doğmamış in view of = (bir şey)’i göz önüne alarak. occurrence. awkward. proper inattention = dikkatsizlik.= convenient. ample. zıt anl.= adequacy. conflicting. 2) (kalınlık hesabında) parmak. zıt anl. zıt anl. katmak. event.85 in the wake of = (bir felaketin) ardından. static inadequacy = yetersizlik. unintentional. 54 cm’ye eşdeğer. insufficiency. still. zıt anl. divide inclusion = dahil edilme / olma. zıt anl.= competence. unsatisfactory. incapability. incorporate. accidental.= compatible incompetence = yetersizlik. geliştirmek. elde olmayan. yetersizlik. happening incidence rate = sıklık oranı. İngiliz kökenli uzunluk ölçme birimi). capability incompetent = 1) yetersiz.

in fact. avertable.= avoidable. motionless. göstermek. güvenilir.= exhaustible. zıt anl. yaya asker infect = bulaşmak.) indentation = girinti independence = bağımsızlık. inescapable. infant (ilk 30 aya kadar olan bebeklik devresi) infanticide = bebeklerin öldürülmesi infantry = piyade. umursamaz.= temporarily.= credibly. inanimate. zıt anl. şaşmaz. zıt anl. inescapably. thoughtful. cheaply. arbitrarily. zıt anl. (karakter için) içine kapanık induce = 1) neden olmak. evitable inevitably = kaçınılmaz bir şekilde. ferdi. contaminate.= dependence independent = bağımsız.= fallible infancy = 1) bebeklik. zıt anl. kandırıp yaptırmak.= efficiency. convince. maruz kalmak. native indirect = dolaylı indirectly = dolaylı bir şekilde indiscriminately = ayrım yapmaksızın. zıt anl. meet with incurable = tedavi edilemez indeed = gerçekten.= equality inert = hareketsiz.= effective inefficiency = etkisiz olma. verimsizlik. hint indicator = indikatör. unlimited. kendini kaptırmak. evidence. unavoidably. zıt anl. zıt anl. unfailing. fert individual (sıfat) = bireysel. 2) başlangıç infant = bebek. özgür. zıt anl.işçi ilişkileri Industrial Revolution = Sanayi Devrimi (18. gösterge. reasonably incubation = inkübasyon. hakikaten. point to indication = belirti. kayıtsızlık. vital. the Regency Hotel was closed indefinitely. zıt anl.) ile enfekte olmuş. mikrop kapma www. işaret etmek. zıt anl. severek yapmak industrial relation(ship)s = işveren . gösterge. zıt anl.= expensively infallible = yanılmaz.= dispensable indistinguishable = ayırt edilemez. Batı ve Orta Pasifik ile Endonezya çevresini içine alan bölge) indrawn = (nefes için) derin. reliable. kişisel. zıt anl. infinite. eylemsiz.= expensive inexpensively = ucuza. disinterest. unbelievably. zıt anl. outside Indo-Pacific = İndo-Pasifik (Hint Okyanusu. sevk etmek. reasonable incredible as it may seem today = bugün inanılmaz / akıl almaz görünse de… incredibly = inanılmaz şekilde.= dependently India = Hindistan Indiana = ABD’de bir eyalet indicate = belirtmek. spread (to) infected with = (bir virüs vs. free. umursamazlık. unbelievable. ineffectiveness. zıt anl.= credible. yavruluk. sign indifference = aldırmazlık. yy sonunda ortaya çıkan yoğun sanayileşme akımı) industrialize = sanayileş(tir)mek ineffective = etkisiz. zıt anl.= definite indefinitely = belirsiz bir süre için. zıt anl. bulaşıcı hastalık. enfeksiyon kapmış infection = enfeksiyon. useless. akıl almaz. kuluçka devresi incur = karşı karşıya kalmak. seçilemez individual (isim) = birey. zıt anl. doğrusu.= careful. ibre. continually.com . inside.= outdoors. effectiveness inefficiently = verimsiz bir şekilde inequality = eşitsizlik. randımansızlık.86 . içeriye. disinterested.= dependent (on) independently = bağımsız olarak. denote.bademci.= concern indifferent = aldırmaz. zıt anl. = Tadilat çalışmaları sebebiyle. actually indefinite = belirsiz.= active inevitable = kaçınılmaz. unavoidable. essential.= avoidably inexhaustible = tükenmez. without a doubt. cheap. self-reliant. randomly indispensable = vazgeçilmez. personal individualistic = bireyci indivisible = bölünemez indoors = içeride. (Due to renovation works. sonu gelmeyen bir şekilde. 2) ikna etmek.= prevent. sürekli. zıt anl. finite inexpensive = pahalı olmayan. cause. activate. certainly. zıt anl.ÜDS Sözlüğü increased risk = artan risk / tehlike increasingly = gittikçe artan bir şekilde incredible = inanılmaz. işaret. belirteç. unproductive. ucuz. durağan. persuade. heedful indigenous = yerli. delil. zıt anl. Regency Oteli belirsiz bir süre için kapandı. 3) (elektrik akımı) meydana getirmek indulge (in) = kendini vermek.

= finally initiate = başlatmak. lead. zıt anl. knowledgeable infrared = kızılötesi infrastructure = altyapı infrequent = seyrek. ağızdan almak.= superior to.= humane initial = ilk.= complete.ÜDS Sözlüğü . zıt anl.= wellness inflame = enflamasyona yol açmak. irregular. impose. enfluenza. lower. damage inland = denizden uzak. ill. iç kısımlar(a doğru). 2) (bir şey)’in hava ile dolması. innate inherently = esasında. clever. yazılım gibi) ticari değerini. ustalıklı. doğasında var olan. zıt anl. essentially. receive inheritance = kalıtımla geçme inherited = kalıtsal. impact influential = etkili. esasen.= outlet inmate = hapishane veya akıl hastanesinde bulunan kimse. baştaki. (bir tür) iltihaplanmak inflamed = iltihaplı. occupy. launch. başlangıç hızı initially = öncelikle. zıt anl. zıt anl. restrain. tutuklu innate = (bir şey)’e özgü / has. eat. dahice. zıt anl. eleman inhabit = içinde oturmak. kural vs. zıt anl. powerful influenza = grip. sık olmayan. enformasyon information good = (kitap. özünde. wound. primarily. karşı gelme. kalıtsal. önceleri. son derece infirm = zayıf.= frequent infringement = (yasa. shape influence (isim) = etki. aslında. zorlaştırmak. intake from the mouth. (nefes yoluyla) içine çekmek. 2) (anatomide) daha aşağıda. miras kalmak. ihlal ingenious = akıllıca. ustalıkla. kısırlık infinite = sınırsız. nüfuz.= flexible inflict = (ağrı / acı / ceza) vermek. hatırlı. başlangıçta. blow up. zıt anl. altta. brilliantly ingest = yemek. iltihaplanmış inflammable = yanıcı. effect. aslında. ağızdan alma. fundamentally inherit = (atadan) (kalıtımla) almak. sakatlık. zıt anl. başlatma injure = yaralamak injured = yaralı injurious = zararlı injury = yara. well infirmity = zayıflık. take in from the mouth ingestion = yeme. içerik. güçsüz. tesir. esnek olmayan. kolay tutuşan.= finite infinitely = sonsuz olarak. congenital. weak. oral intake ingredient = bir karışımı oluşturan maddelerden her biri. maharetle. zıt anl.bademci. lesser. barınmak. at first. terminate initiation = başlangıç. breathe in. disorder. bir ülkenin içlerine doğru inlet = giriş. zıt anl. aydınlatıcı informed = bilgili. haberdar. = Bu uzak adalarda yalnızca kuşlar ve küçük hayvanlar barınmaktadır. zıt anl. alt taraf. sözü geçen. in the beginning. unbendable. basically. originally. debility. sonsuz. affect.= deflate inflation = 1) enflasyon (ülkedeki mal ve hizmet fiyatlarındaki genel artış).= formal information = bilişim. şişme. occasional. breathe out inhaler = solukla ciğerlere (narkoz vs. start. yuvalanmak. flu informal = gayriresmi. yaralanma. başlangıç. (Only birds and small animals inhabit these remote islands. 2) (bir şey)’den sonuç çıkarmak. dwell. ancestral inhibit = yavaşlatmak. nüfuzlu.= acquired www.= allow. acquire. hasar. zıt anl. intrinsic. zıt anl.= fireproof inflate = şiş(ir)mek. zıt anl. consume. içerdiği bilgiden alan mal / bilgi / enformasyon ürünü informative = bilgilendirici.= superior inferior frontal gyrus = inferiyor frontal gird (beyin frontal lobunun alt bölgesinde bir nokta) infertility = infertilite. zıt anl. sınırsızca. intrinsic. parça. için) aykırı hareket. zıt anl. birinci initial velocity = ilk hız.= healthy. derive from. tabiatında olan. irsi. pioneer. inherent. bring down in-flight refuelling = havada yakıt ikmali inflow = içine akma influence (fiil) = etkilemek.= deflation inflexible = esnemeyen.) verme aygıtı inherent = doğuştan gelen. deduce from inferior (to) = 1) (bir şeyden daha) aşağı / düşük / değersiz. under.87 infectious = bulaşıcı infectious disease = bulaşıcı hastalık infer from = 1) (bir şey)’den anlamak / çıkarmak.) inhabitant = bir yerde oturan kişi.com . tanıtıcı. öğe. combustible. brilliant ingeniously = zekice. sakin inhale = nefes almak. facilitate inhuman = insanlık dışı. zıt anl.= expire. harm.

shield insulation = yalıtım. (bir fikir vs. inadequate. (içeri) alım. damlatma. . giriş ağzı. urgently. sorgu. stimulus inspire = 1) ilham vermek. teftiş. zıt anl. eğitici instructions = direktif. onun yerine.) instead of = yerine. . mysteriously insecticide = insektisit (böcek öldürücü kimyasal madde) insecurity = emniyetsizlik. 2) telkin instinct = içgüdü instinctive = içgüdüsel institution = 1) kurum. = Dairemize merkezi ısıtma sistemi kurdurduk. = Kırmızı gömleği alma. aşılama. zarar görmemiş. müessese. icat. I bought the blue one. eksiklik. spiritual. yönerge instrument = aygıt. kararsızlık. countless inoculation = aşı. fluctuation. enough. (cihaz vs. security inseparable = (birbirinden) ayrılamaz / ayrılmaz insert = sokmak. olayların iç yüzünü kavrama. 2) yerleşmiş gelenek.= conservative innumerable = sayısız. 2) giriş. inadequacy. ihtilalci. (Instead of the red shirt. suçsuzluk. buluş. yaratıcı. esinlemek.ÜDS Sözlüğü inner = içe dönük.= sufficient. rebel insurmountable = başa çıkılmaz. occurrence instantly = hemen. vaccination. . establishment.= stability install = yerleştirmek. denetleme inspection facility = denetleme tesisi inspector = müfettiş. güven duygusundan yoksunluk. zıt anl. denetleyici inspiration = ilham. zıt anl. comprehension. yoklama. döşeme. essential. consumption. zıt anl. example. zıt anl. internal.= significant. jeopardy. unimportant. risk. enstrüman insufficiency = yetersizlik. zıt anl.= sufficiency. protect. creative. research. sigorta insurance cost = sigorta masrafı insurance cover = sigorta kapsamı insurer = sigortacı insurgent = asi. implant in-service training = hizmet içi eğitim insight = anlayış. devamlı olan şey institutional = kurumsal instruct (on) = (hakkında) talimat vermek.) instability = istikrarsızlık. zıt anl. dullness insignificant = önemsiz. embed. zıt anl. encourage.bademci. ample insulate = yalıtmak. değersiz. (arasına) koymak.= ignorance.) kurmak. enlighten (about). case. (yeme içme vasıtasıyla) alınan (şey). onun yerine mavisini al. . zıt anl. yazıt inscrutably = anlaşılmaz / esrarlı bir şekilde. amplitude insufficient = yetersiz. novelty innovative = yenilikçi. değişiklik.88 . sağlam intake = 1) herhangi bir maddenin vücuda girişi. dengesizlik. suçsuz. intrinsic. assert (that) insoluble = erimez. immediately instead = yerine.) yüklemek. izole etmek. anında. inform (about) instructional = eğitime ait. yol göstermek.) aşılamak. eksik. awareness. 2) telkin etmek / vermek. . ruhsal.) instil (ya da instill) = 1) aşılamak. (Don’t buy the red shirt. (bilgisayar programı vs. impress instillation (ya da instilment) = 1) enstilasyon. whole number integral = bir bütünün ayrılmaz bir parçası olan. güç yetmez intact = bozulmamış. vaka. fitting instance = örnek. durum. resident patient inphase = aynı fazda (iki veya daha fazla dalganın dalga boylarının aynı olması ve dalga tepelerinin çakışması sonucu birbirleriyle uyum içinde olmaları hali) inquiry = araştırma. onun yerine. (We have had central heating installed in our flat. zıt anl. buy the blue one instead. sayılamaz. zıt anl. 2) tesis(at).com . influence. tertibat. soruşturma.= incidental www. 2) telkin etmek.= safety. tesis etmek. izolasyon insurance = güvence. quest inscription = kitabe. . imbalance.= guilty innovation = yenilik.= guilt innocent = masum. questioning. important insist on = (bir konuda) diretmek / direnmek / ısrar etmek.) installation = 1) kurma. esin. deficiency. çözünmez insomnia = uykusuzluk inspection = kontrol. inject.= outer inner ear = iç kulak innocence = masumiyet. = Kırmızı gömlek yerine mavi olanı aldım. inlet integer = (matematikte) tam sayı. teşvik etmek. duygu aşılamak inspired = solunan (hava vs. injection inorganic mercury salt = inorganik civa tuzu in-patient = hastanede yatan hasta. stimulate.

prevent. entegre etmek / olmak.ÜDS Sözlüğü . force. volume intensive = yoğun. tercüman interrelated = birbiriyle ilgili / ilişkili interrupt = sözünü kesmek. accidental intentionally = kasten. zıt anl. açıklamak. power.= mild intensely = yoğun bir şekilde. concentrate. dürüstlük. kişiselleştirmek. müdahale etmek. fierce. iç tarafta. purpose. negotiator intermediate = ara. accidentally interact with = birbirini etkilemek. break in. in-depth. zıt anl.= external internal bleeding = iç kanama internal organ = iç organ internalise = içe atmak. keskinlik. but it usually does. yoğunlaş(tır)mak. iç.com . şiddetlenme. meddle with. öznelleştirmek.= independent interdisciplinary = bilimler / disiplinler arası interest = 1) çıkar. orta intermediate state = geçiş dönemi intermittently = kesik kesik.= exterior interject = araya katmak. niyet. 2) faiz. akıl intellectual = entellektüel. iç kısım. kar. 2) sözlü çeviri yapmak interpretation = yorum. özümsemek international = uluslararası International Criminal Court = Uluslararası Ceza Mahkemesi (soykırım. kasıt. Ted ignored them. birbiriyle ilişkide olmak.= slightly intensification = yoğunlaşma. 2) mütercim. involvement interest rate = faiz oranı interested in = (bir şey) ile ilgilenen / ilgili. eklemek intermediary = aracı. zıt anl. engellemek. hinder. stake. kariyere mani olmamalıdır. 2) bütünlük intellect = zeka. aim. ilgilenilen şey.= separate from integrated = karma. intervene in interfere with = (bir şey) ile çatışmak. step in. yorumlama.= facilitate. zıt anl. zıt anl. yarıda kesmek. incorporate into. powerful. şiddetli. ama genellikle olur.) interference = müdahale.) interaction = etkileşim interchangeably = yer değiştirerek. (bir şey)’e ilgi duymak interestingly = ilginç bir şekilde interfere in = (bir şey)’e karışmak / müdahale etmek. açıklama. meddling interference pattern = (ışık için) iki farklı dalganın birleşerek oluşturduğu karışımın bir ekranın üzerinde oluşturduğu desen interim = ara. unify with. zıt anl. 3) ilgi alanı.= unintentionally. aralıklarla internal = dahili. bother. katliam gibi suçlar ile itham edilen kişileri yargılayan uluslararası mahkeme) International Date Line = Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi (batıya doğru geçildiğinde mevcut tarihin bir gün ileri. doğuya doğru geçildiğinde ise bir gün geri alındığı 180° meridyeni) international environment = uluslararası ortam / çevre interpret = 1) yorumlamak. bilerek. suspend interstate = eyaletler arası www. commentary. zıt anl. şiddet. zihinsel intellectual life = entellektüel yaşam intellectual property rights = fikir hakları. intervene in.). deliberate. kazanç. greatly. amaçlamak. (It is the number and seriousness of complications interfering with it that makes an operation a major one. zıt anl. = Hamilelik. (While the other children interacted and played together. deliberately. arabulucu. engellemek.bademci. zıt anl. karışma. büyüme intensify = şiddetlen(dir)mek.= partial.= lessen intensity = yoğunluk. superficial intensive care = yoğun bakım intention = maksat. = Diğer çocuklar birlikte iletişim kurup oynarken. planlamak. bütünleşmiş. kaynaşma integrity = 1) doğruluk. geçici interior = iç. güçlü. birbirinin yerine interconnection = ara bağlantı interdependent = birbirine bağlı. (Childbearing should not interfere with a career. zıt anl. aggravate. menfaat. (bir şey) ile birleş(tir)mek. = Bir operasyonu majör yapan şey onu zorlaştıran komplikasyonların sayısı ve ciddiyetidir. Ted onları görmezden geldi. akla dayanan. zıt anl. bilerek yapılan.89 integrate into / with = (bir şey)’e katmak. ülke içi ile ilgili.= unintentional. plan intense = şiddetli. entegre integration = entegrasyon. mediator. relate to / with. aim intentional = kasıtlı. thorough. dependent on each other. mani olmak. fikir ve sanat eserleri hakları intellectual self = entellektüel (bilgi ve yaratıcılık yeteneği ile ilgili) benlik / kimlik intend = niyet etmek. tasarlamak. remark interpreter = 1) yorumcu.

complex.= voluntary. rarely. inspection. mediate intervening = araya giren. takdim. poisoned intoxication = zehirlenme. creation. 2) ortaya koymak. unbearably intonation = tonlama. innovative. zıt anl. gözdağı. her zaman. gözdağı vermek intimidation = gözünü korkutma. interfere in. 2) (kanser vs. zıt anl. sun(ul)ma. kendi tabiatında olan. peculiar. reverse invert = tersine çevirmek. istemsiz. resort to involuntarily = gönülsüzce. constantly. zıt anl. 2) devreye girme / sokma.bademci. tanıtım. inspect. isteksiz olarak. damar içine / içinden. (Incompetents invariably make trouble for people other than themselves. tanıtmak.= tiresome invisible = görünmez invoke = başvurmak. intercession interview = görüşmek. hükümsüz. opposite. assault. = Beceriksizler her zaman diğer insanların başına bela olurlar. damar yoluyla alınan intricate = karışık. diksiyon intoxicated = 1) sarhoş olmuş. innate. tersyüz etmek. soruşturmak. zıt anl. (intimate workings = iç işleyiş. soruşturma. vücut içi. icat eden (bir şeyi ilk düşünen veya yapan kişi) inverse = ters.= simple. (yardım.) istemek. sel.) invasion = istila. eğlence ve ticari amaçlı suyolu) intracranial = kafatası içinde bulunan intraperitoneal adhesion = iç karın zarı boşluğunun (iltihap vb. girişim. deri altına inen. zıt anl.= blunt invigorating = canlandırıcı. create. zıt anl. 3) piyasaya çıkma / arz edilme. incelemek. çok önemli / değerli. teftiş.= worthless invariable = değişmez. iç içe intimidate = gözünü korkutmak. unwilling.ÜDS Sözlüğü interstellar space = yıldızlar arası boşluk (uzayın. akın. stimulate.= willingly involuntary = gönülsüz. deliberate www. always. koruma vs. present introduction = 1) giriş. bulucu.com . initiate. doğal nehirler ve yapay kanallardan oluşan. zıt anl. constant invariably = değişmez / şaşmaz bir şekilde. zıt anl. unwillingly. ayrıntılı. önsöz. sakat. enerji verici. her zaman olan. complicated. intrusion invasive = 1) invazif. null. zıt anl. reluctantly. inspector investigatory = araştırma / dedektiflik ile ilgili investment = yatırım investor = yatırımcı invigorate = canlandırmak. yıldız sistemlerinin dışında kalan kısmı) intertwine = birbirine dola(n)mak. creative. dedektif. interfering intervention = müdahale.= valid. swamp inundation = su basması. araştırmacı. unintentional. overrun. reverse invest in = (bir şey)’e yatırım yapmak investigate = araştırmak. inquire. teftiş etmek.90 .= uninventive inventor = mucit.= never. yaratmak. entry. stimulating. straightforward intrigue = merak veya ilgisini çekmek intriguing = merak uyandıran intrinsic = kendine özgü. yıldırma. mülakat yapmak intestine = bağırsak intimate = derin. derindeki mekanizma) intimately = derin bir bağ ile. zıt anl. saldırmak. reflexive. güçlendirmek. (tıbbi bir müdahale için) iğne ile ya da keserek deri altına inmeyi gerektiren. examine investigation = araştırma. saldırı. birbirini sarmak / birbirine sarılmak intertwined = iç içe geçmiş interval = aralık. güçlendirici. aksi.= withdraw invader = istilacı invalid = 1) geçersiz. hücreleri için) istilacı. drunk. zıt anl. yaratıcı. zorla müdahalede bulunma inundate = su ile kaplamak. nedenlerle) yapışması intravenous = intravenöz. fasıla intervene in = araya girmek. void. foundation introverted personality = içe dönük kişilik intrusion = zorla girme. 2) zehirlenmiş. examination investigator = müfettiş. ever. uydurmak. disabled invaluable = paha biçilemeyen. inceleme. ayrılmaz şekilde. su basmak.= acquired introduce smt to = (örn. institute. make up invention = icat inventive = yaratıcı. flood invade = istila etmek. poisoning intracerebral haemorrhage = beyin (içi) kanaması Intracoastal Waterway = Kıyıiçi Suyolu (ABD’nin doğu ve güneydoğu kıyıları boyunca uzanan. bir ortam ya da piyasa)’ya arz etmek / sunmak / getirmek introduce = 1) başlatmak. contrary. flood. girift. presentation. saldırgan invent = icat etmek. çapraşık. sindirme. 2) (yatalak) hasta. threat intolerably = dayanılmaz bir şekilde.

matter. petulant irritant = iritan. irremediable irresistible = karşı durulmaz. 3) söz konusu olmak. (diğerlerinden) ayrı. zıt anl. 4) gerektirmek. 2) yayınlamak.= integrate (into) isolated = toplumdan uzak. alakasız. 3) (alaycı veya manalı) zıtlık irrational = mantıksız. (vücutta bulunan) toplam demir miktarı ironically = ironik olarak irony = 1) ironi (beklenmeyenin gerçekleşmesi.bademci. ilişki.) çıkartmak / vermek. tamir edilemez. bulaşma. thoughtless.= regularly. concern. illogical irreducible = azaltılamaz irregular pattern = (bir hastalığın vb. asabiyet. unrelated. publish issue (isim) = konu. sorun. watering irritability = sinirlilik. karne. entail. separate (from). 2) alay. sorumsuzca. tahriş edici irritation = tahriş ischemic stroke = iskemiye (yetersiz kan akımına) bağlı felç Ishtar = İştar (Akad mitolojisinde doğurganlık. istemek. bağlantısız. işin içinde olan involvement = ilgi. gümüşi-beyaz renkli bir metal) iris = iris (göz bebeği çevresindeki renkli kısım) iron = demir iron deficiency = demir eksikliği iron intake = demir alımı / tüketimi. çaresi olmayan. cüzdan vs. irreparable irreparable = onarılamaz.= relevant irremediable = çaresi olmayan. bulaştırmak. Intelligence Quotient score IQ-boosting drugs = IQ arttıran / destekçisi ilaçlar iridium = iridyum (çok yoğun. sinirli. compelling irresponsible = sorumsuz. zıt anl.) düzensiz seyir izlemesi irregularly = düzensiz olarak.91 involve = 1) içermek. randomly. tecrit / izole etmek. 2) karıştırmak. island isolate (from) = ayırmak. ilgisiz. işin içinde olmak. mesele. point. sert. require involved (in) = (olaya) karışmış. petulance irritable = hırçın. include. steadily irrelevant = konu dışı.= responsible. aşk ve savaş tanrıçası) island of Crete = Girit Adası isle = ada. karışma.= exclude. katılma. sarcasm. tedavisi imkansız. asabi. hırçınlık. çekirdeklerinde farklı sayıda nötron içermeleri nedeniyle farklı kütleye sahip nüklitlerden her biri) issue (fiil) = 1) (belge. kinaye. zıt anl. zıt anl. thoughtful irreversible = geri döndürülemez irrigation = sulama. participation involving = kapsayan ion = iyon (pozitif veya negatif yüklü atom veya molekül) IQ score = zeka katsayısı sonucu. release. engagement. kendi başına. contain. kapsamak. umulanın aksi bir sonuç çıkması). incautious. zıt anl. içinde yer / rol alma. tecrit isotope = izotop (kimyasal açıdan benzer olmalarına rağmen. question itch = kaşınmak itching = kaşınma www. tedavisi imkansız. inappropriate. detached isolated fact = istisnai olay isolation = ayırma. iron consumption iron loss = demir kaybı iron status = kandaki demir düzeyi iron store = (vücuttaki) demir stoğu. akıldışı.ÜDS Sözlüğü .com .

pelte jeopardise = tehlikeye atmak. risk. zıt anl. (The research was jointly performed by microbiologists and ENT specialists.= seriously journey = yolculuk judge = yargılamak. prison jail fever = tifo (Geçmişte. 2) aküsü zayıf bir arabayı başka bir arabanın aküsüne bağlayarak çalıştırmak junior = 1) genç. yer almak. (Time justified his theories. substantiate. adliye judicious = akıllıca.) jokingly = şaka yollu.= empty Janissary = Yeniçeri Japanese (isim) = Japonca Japanese (sıfat) = Japon. full up. onun teorilerini /düşüncelerini haklı çıkardı.com . mutual. danger. küçük junk food = yüksek kalorili ama düşük besin değerli hazır yiyecekler junkyard = hurdalık just before = hemen önce justification = gerekçe justify = haklı çıkarmak. assessment. temize çıkarmak. together. zıt anl. risk jeopardy = tehlike. 2) az. hüküm vermek. değerlendirme. mikrobiyologlar ve KBB uzmanları tarafından ortaklaşa yürütüldü. = Zaman. evaluation judicial = yargıya ait judiciary = yargıçlar. zıt anl. collective. değerlendirmek. hapishane ve benzeri kapalı ortamlarda çok çabuk yayıldığı için tifo hastalığına bu isim verilmiştir. conclude.J J JJ jail = hapishane. = Fransız ve İngilizler Manş Tüneli’ni birlikte finanse ettiler. decide. zıt anl.) juvenile = genç juvenile diabetes = genellikle çocuklar ve ergenlerde görülen insüline bağımlı diyabet www. (The French and British jointly funded the Channel Tunnel. kıdemsiz.= security Jersey = İngiltere’ye ait olan.= individual. envy jelly = jöle. Fransa’nın kuzeyinde yer alan bir ada jet fuel = jet yakıtı jet lag = (jet uçağı vb. prudent jump-start = 1) destek vererek yürür / çalışır hale getirmek.). sıkıştırmak James Clerk Maxwell = 1831-1879 yılları arasında yaşamış olan İskoçyalı bir matematikçi ve fizikçi (yaptığı çalışmalar elektrik ve manyetizmayı ayrı konular olmaktan çıkarmış ve ışığın elektromanyetik özelliği olduğunu bulmuştur) jam-packed = hıncahınç dolu. parçalara ayrılmış bir resmi tekrar bir bütün haline getirme şeklindeki bulmaca job seeker = iş arayan kişi John’s Pass = ABD’nin Florida eyaletinde bulunan bir boğaz J join (in) = katılmak. validate. doğrulamak.) yüksek hızlı araçlarla başka saat dilimlerine yolculuk yapıldığında vücut ritminin geçici olarak bozulması jet plane = jet uçağı (hızlı ve yüksek irtifada uçabilen jet motorlu uçak) jet wind = dağlık alanlardaki geçitlerde esen yüzey rüzgarları jetliner = jet motorlu büyük yolcu uçağı. şaka ederek. evaluate.) jam = tıkamak. birlikte. Japonya’ya ait jaw = çene jealousy = kıskançlık. tehlikeye sokmak. = Araştırma. appraise judgement = yargı. take part (in) joint (isim) = eklem joint (sıfat) = ortak. müşterek. zıt anl. jumbo jet jigsaw puzzle = yapboz. unilateral joint inflammation = eklem iltihabı jointly = ortaklaşa.= senior.bademci. risk. mantıklı.

2) (içki vs. preserve. zıt anl. düşkün. restrain. monitor keep up with = 1) (bir şey)’e yetişmek. sustain. pencere. cease. üstünlüğü korumak. (bir şey)’den geri kalmamak. muhafaza etmek. adhere to keep to soft surfaces = yumuşak zeminden ayrılmamak / yumuşak zemin üzerinde kalmak K keep track of = izlemek. meraklı.= minor key point = anahtar nokta. konuya vakıf known = bilinen. göz kulak olmak. hacim. (key points in a structure = bir yapının köşe. zıt anl. meet keep up = devam etmek. keep abreast of. (bir şey) ile aynı düzeyi / hızı yakalamak keep to = sadık / bağlı kalmak.= stop. carry on.= encourage keep forgetting = hep / daima unutmak keep going = devam etmek. sürdürmek. basınç gibi özelliklerini. eager (to) keenly = hevesli / düşkün / meraklı / istekli bir şekilde keep = tutmak. protect. dışarıda bırakmak keep pace with = (bir şey)’e ayak uydurmak. stick to.bademci. Keck Gözlemevi’ndeki iki büyük teleskoptan her biri keen (on) = hevesli. iyilik Kinetic Theory of Gases = Gazların Kinetik Teorisi (gazların ısı. quit keep one’s word = sözünü tutmak keep orientated = kişinin gerek kendisiyle gerekse içinde bulunduğu yer ve zamanla ilgili bilincinin devamını sağlamak.= discontinue keep off = uzak durmak. vital. istekli.) yutmak / devirmek knot = (deniz mili / saat) olarak ölçülen hız ölçme birimi knowledgeable = bilgili. hold. sürdürmek. moleküllerinin yapıları ve hareketleri ile açıklayan teori) knee to pelvis = dizden leğen kemiğine kadar knock back = 1) önemli sayılabilecek bir miktar paraya mal olmak.K K KK Kabul = Kabil (Afganistan’ın başkenti) kcalory = kilokalori (1000 kalori) (gündelik hayatta besin enerji değerinden bahsederken sözü edilen kalori miktarı). carry on. zıt anl. (bir şey)’e ayak uydurmak. wipe out kindness = sevecenlik. yok etmek. stay away (from) keep on = devam etmek. önemli ayrıntı. M. proceed. zıt anl. korumak.= release. kcalorie Keck Telescope = Hawaii’deki W. retain. bilincini açık tutmak keep out of = (bir şey)’in dışında kalmak. olan bitenden haberdar olmak. kapı gibi mimari detayları) Keynesian = John Maynard Keynes tarafından ortaya atılmış olan kidney = böbrek kill off = tamamını öldürmek.com . zıt anl. exterminate.= unknown Kyoto Protocol = Kyoto Protokolü (küresel ısınma ve iklim değişikliğini önlemek amacı ile oluşturulmuş uluslararası bir protokol) www. crucial. 2) karşılamak. restrict. let go keep a check on = (bir şey üzerinde) denetim kurmak keep abreast of = (bir şey)’den geri kalmamak. keep up with keep ahead = yakından izlemek. başlarda yer almak keep at the ready = hazır tutmak / bulundurmak keep down = düşük düzeyde tutmak. zıt anl. maintain keep within = (bir şey)’in belli sınırlar içinde kalmasını sağlamak kerosene stove = gaz ocağı (yakıt olarak gazyağı (parafin) kullanan ocak) kettle = çaydanlık key = çok önemli.

(bir şey)’in eksikliği. shortness (of). be without. kalıcı. ardous. arazi manzarası landslide = 1) toprak kayması. sonradan gelen latent = belirti göstermeyen. break. most recent latitude = enlem latter = (iki şeyden) ikincisi. own lack of (isim) = (bir şey)’den yoksunluk. attach late = eski. S. second. mostly large-scale = geniş çaplı.= temporary. özelliği olan bir bina vs. zahmetli. latest. zıt anl. nirengi noktası. 2) tükenmemek. zıt anl. hastanın (süt ve süt ürünleri gibi besinlerde bulunan) laktozu sindirememe bozukluğu) ladder = el merdiveni (iki uzun çubuğun arasına yatay olarak çakılmış kısa basamaklardan ibaret olan merdiven) lake = göl land = (uçak vs. dayanmak last resort = son çare lasting = devamlı. isimlendirmek label (isim) = etiket labelling = etiketleme laborious = yorucu. devam etmek. ayrıldığı erkek arkadaşında kalıcı bir iz bıraktı. former lattice = kafes biçimli yapı. former late Cretaceous period = Geç Kretase Dönemi (dinozorların yaygın olarak yaşadığı yaklaşık 100 ile 65 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) late starter = (konuşmaya vs.bademci. böceği veya doğumdan önce bebeği kaplayan ince tüyler lapse = duraklama. be short of. en yeni. enduring. gelişmemiş. denize kıyısı olmayan landmark = sınır taşı. tanımlamak. sürekli. hard laboriously = yorucu / zahmetli bir şekilde.) geç başlayan latecomer = geç gelen. endure. worker labour-saving = iş gücünden tasarruf sağlayan laceration = laserasyon (yırtılmaya bağlı oluşan yara) lack (fiil) = (bir şey)’den yoksun olmak. = Kız. heavy. çalışan kesim labour market = işçi / emek piyasası labour productivity = iş verimliliği labour union = işçi sendikası. pause large intestine = kalın bağırsak largely = büyük ölçüde. büyük ölçekli last = 1) sürmek. sonraki. mahrum olma. kahkaha www.= have. zıt anl. tepe gibi yerler veya kule. dönüm noktası (herkesçe bilinen ve yol tariflerinde kullanılan dağ. 1300-1500 yılları arasında kalan dönem) lateral hypothalamic area = hipotalamusun lateral bölgesi (yan kısımları) laterally = yana doğru latest = en son.) landscape = arazi. long-term.L L LL lab = laboratuar. için) in(dir)mek land mine = kara mayını lander = görevi gezegenin yüzeyine inmek olan uzay aracı. gizli later Middle Ages = Geç Orta Çağ (Avrupa Tarihi’nde yaklaşık M. permanent. güç. (She left a lasting impression on her boyfriend that she had broken off with. ızgara laughter = gülüş. mahrum olmak.com . emek vermek labour force = iş / emek gücü. greatly. deficiency. zıt anl. zıt anl.= abundance lacking in sympathy = merhamet göstermemek lactic acidosis = laktik asidoz (bir tür hücre zehirlenmesi) lactose intolerance = laktoz intoleransı (doğuştan gelen. newest.= previous. 2) seçimde oyların çoğunu toplama landslip = toprak kayması lanugo = yaprağı.= orbiter landfill = arazi doldurma (çöplerin toprakla karıştırılıp yığılması) landing = (uçak için) iniş landing gear = iniş takımları landing-wheel = iniş tekerleği L landlocked = her tarafı karayla çevrili.) latch = tutunmak. laboratory label (fiil) = etiketlemek. güç bela. trade-union labourer = işçi. ardously labour = çalışmak.

This trait of theirs is a legacy of pre-war unemployment.= include.) legal = yasal. union leak (fiil) = sız(dır)mak. atlamak. kullanıma sunma. roket veya uzay aracı için) fırlatmak. (Leave this case out. conceal lay down = koymak. 2) yasalar. introduction. He has got nothing to do with our retrospective study. place lay bare = açığa / ortaya çıkarmak.= take office leave out = hesaba katmamak. için) dışarı sızmak. yasadışı işler yapma lawsuit = dava laxative = laksatif (kabızlığı tedavi etmekte kullanılan ilaç) lay = döşemek. miras.= secondary leading cause = önde gelen neden / sebep league = 1) (spor için) lig. (birisine) önderlik etmek. sızıntı yapmak leakage = (bir sıvı ya da bilgi için) sızıntı / sızdırma lean = yağsız. müsrif law = yasa. atlama leap forward = ileriye doğru sıçramak / atlamak / fırlamak leap year = artık yıl (4 yılda bir Şubat ayının 29 gün çektiği yıl) learning = ilim. için) fırlat(ıl)ma. dışarıda bırakmak. eğri leap (into) = atlamak. epic legion = lejyon (antik Roma ordusunda askeri bir birim. put down lay eggs = yumurta bırakmak lay the foundations = temelini atmak layer = 1) tabaka. kanun yapan. initiation. için) fırlatma sistemi launcher = fırlatıcı. açısından) derinlik layer of epidermis = epidermis tabakası (üst deri tabakası) layer of fat = yağ tabakası layman = mesleği olmayan kişi lead (smo) (to) (fiil) = (birisini) yönetmek. kanun law-abiding = yasalara uyan / saygılı law-breaker = yasalara aykırı işler yapan kişi law-breaking = yasaya karşı gelme. 2) (füze. zıt anl. yasal www. sermek. conduct lead exposure = kurşuna maruz kalma lead into = (bir şey)’e yönlendirmek / yöneltmek lead shot = kurşun saçma lead to (fiil) = (bir şey)’e yol açmak. zıt anl. exclude. arta kalan şey.95 launch (fiil) = 1) başlatmak. hizmete girme. sermek. roket.= terminate. cause lead-based = kurşun bazlı leading = önde gelen. efsane. 2) (uzay aracı. kanun yapma. guide (smo) (to). set down. ders lecture hall = (üniversitede) derslik leftover = artan. tahsil lease = kiralamak. reveal. = Bu vakayı hariç tutun. başlıca. put. hariç tutmak. excess left-wing = solcu legacy = geçmişin kalıntısı. Bu özellikleri savaş öncesi işsizlik zamanlarından kalmadır. = İngilizler cimridir. (bir şey)’den yana olmamak lean tissue = kas doku leaning = yana yatmış. count out. zıt anl. kiraya vermek. sıçramak leap = sıçrama. neden olmak.bademci. enactment. (üniversitede) ders vermek lecture (isim) = (üniversitede) konferans. kat. katman. 3) (gemi vs. laws legislative = yasa yapma ile ilgili. myth. roket. için) denize indirmek launch (isim) = 1) kuruluş. kanunlar. Bizim retrospektif çalışmamızla hiç alakası yok. seep leak (isim) = sızıntı leak away = sızarak tükenmek / kaybolmak leak out = (kan. itici launching = fırlatma lava = lav lavish = savurgan. zıt anl. zıt anl. zayıf. (birisini bir yere) (doğru) götürmek. füze vs.ÜDS Sözlüğü .= termination.com . initiate. 2) (anlam vs. rent leave behind = geride bırakmak leave office = görevi bırakmak.= hide. hukuki legal battle = hukuksal savaş legal system = hukuk / adalet sistemi legally blind = (yasalara göre / resmen) görme özürlü (olduğu kabul edilmiş kişi) legend = destan. alay) legislation = 1) yasama. sıvı vs. fazlalık. füze vs. yapmak. yatırmak. sıska lean against = (bir şey)’e karşı olmak. yasamaya ait. 3) (gemi için) denize indirilme launch system = (uzay aracı. outstanding. (British people are thrifty. başlama. zıt anl. 2) birlik.) lecture (fiil) = konferans vermek.

zıt anl. müddet. (Following the diagnosis of her disease as cancer. şöyle dursun. dengelenmek lever = kaldıraç levy = vergi. in case let alone = bırak. tembellik etmek. responsibility. .= work. borç. illegal legume = baklagiller familyasına dahil bitkiler ve bunların taneleri leisure = serbestlik. yüzüstü bırakmak. zıt anl. .= formal lend = ödünç vermek. . hürriyet. restrict liberty = özgürlük. olası yaşam süresi. exemption liberally = cömertçe. zıt anl. tax.cümlesinde olduğu gibi olanaksızlığın boyutunun büyüklüğünü vurgulamak için kullanılır. ruhsat. amply.) lie on = (bir yerde) uzanmak. obligation. iki tarafın politikacılarının da açgözlülüğü ve yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. pürüzsüz hale getirmek (level the ground for construction = inşaat için yeri düzlemek) level (isim) = 1) seviye.= borrow lend insight to = (bir şey)’in iç yüzü hakkında fikir verme length = 1) uzunluk. ehliyet lie ahead = gelecekte (birisini) (kötü / zor bir işin) beklemesi.= insufficiently liberate = özgürlüğüne kavuşturmak. disappoint let go = serbest bırakmak. zıt anl.com . 2) düz. . exist in the form of. koyvermek. zıt anl. şeklinde) bulunmak. toil lie buried = gömülü kalmak lie hidden = saklı kalmak lie in = 1) mevcut olmak. . debt. inferior. düzey. = Savaşın nedenleri. serbesti. hayal kırıklığına uğratmak. salıvermek.= harmless. zıt anl. boş zaman.) let down = 1) (ağır ağır) inmesini sağlamak. telefon bile açamıyorum. fonksiyon bozukluğu) less still = daha da az less than half as much = (daha önce bahsi geçenin) yarısından daha az lesser = daha aşağı / düşük. mortal. serbest bırakmak.) altında bulunmak / yatmak life expectancy = yaşam beklentisi. düzayak level of income = gelir düzeyi level out = dengeye gelmek. 2) (bir şey)’den kaynaklanmak. zıt anl. safe lethal injection = zehir enjeksiyonu.= greater. laze. emit let through = geçmesine izin vermek lethal = öldürücü.bademci. (level social differences = sosyal farklılıkları gidermek / sosyal açıdan eşit hale getirmek).= slavery librarianship = kütüphanecilik Libya = Libya (Kuzey Afrika’da bir ülke) Libyan = Libya ile ilgili. zıt anl. duty liability = sorumluluk. valid.ÜDS Sözlüğü legislative and executive = yasal ve idari legislator = yasa yapıcı legitimate = yasal. free. credible. neden vs. ölümcül. she will need all her strength and bravery to cope with what lies ahead. (The causes of the war lie in the greed and incompetence of politicians on both sides. generously. 2) düzlemek. ( . (death by lethal injection = zehir enjeksiyonu ile ölüm / idam cezası) lethargy = letarji. fatal. average life span www. korkusu ile. başına gelecek olmak. ortalama ömür.= illegitimate. 2) boşa çıkarmak. yükümlülük. duration lengthy = uzun. release let out = dışarı çıkmasına izin vermek. deadly. unhurried.) lie around = miskinlik yapmak. uyuşukluk leukemia = lösemi (kan kanseri) leukemogenic = kan kanserinin nedeni olarak gösterilen faktörle ilgili leukocyte = lökosit (akyuvar) level (fiil) = 1) eşit hale getirmek. superior lest = (bir şey ol)masın diye. . relaxed. forsake. durmak lie under = (deri. (I can’t even make a phone call let alone send images. = Bırak resim göndermeyi. illicit. . Libya’ya ait licence = lisans. .= enslave. gelecekte kendisini bekleyen zorluklar ile baş edebilmek için bütün gücünü ve cesaretini toplamaya ihtiyacı olacak. meşru. casual. freedom. salıvermek. zıt anl. originate in. (vakit geçirme ya da dinlenme amaçlı) eğlence leisure time = boş zaman leisurely = telaşsız / sakince yapılan. hang around.= immunity. uzun uzadıya lesion = lezyon (yara. . harç. zıt anl. 2) süre.96 . legal. = Hastalığının kanser olarak teşhis edilmesinden sonra.

keten kumaş. combine with.97 life span = ömür. brighten. aydınlanmak. equate to likeness = 1) benzerlik. zıt anl. birleştirmek. raise. detach from link (between) (isim) = bağ. kanat gibi organlardan her biri. will to live lifelong = ömür boyu (süren) lifestyle = yaşam biçimi lifestyle behaviour = (bir kişinin) yaşam tarzını belirleyen davranış life-threatening = hayatı tehdit eden lifetime = ömür lifetime health risk = yaşamboyu sağlık riski lift (fiil) = yükseltmek. appendage limb-bone = kol veya bacaklara ait kemik lime = kireç lime scale = kireç tortusu limit (to) = (bir şey ile) sınırlandırmak / sınırlamak / kısıtlamak limitation = sınırlama. su. görüşleri birbirine benzeyen liken to = (bir şey)’e benzetmek. truly. similarly limb = kol. bağlantı lip = dudak lipid = lipid (hücrenin temel yapıtaşlarından olup kloroform ve eter gibi organik solventler içinde çözünebilen yağsı madde) lipoprotein = lipoprotein (bir lipid ile birleşmiş olarak bulunan protein) liquid = sıvı liquid blood = sıvı halde kan liquid protein = sıvı protein listlessness = kayıtsızlık. asansör light up = aydınlatmak. fade lightheadedness = sersemlemiş / düşecekmiş gibi olma hali light-hearted = telaşsız. connect to / with. 2) literatür (belli bir konuda yayınlanmış bilimsel çalışmaların bütünü) lithium = lityum (gümüşi beyaz renkli yumuşak bir alkali metal.= free (of / from) line = (iç yüzeyini) kaplamak lineage = (akrabalık / tarih vs.= darken. unlikely likely to prove controversial = tartışma yaratması muhtemel / beklenen like-minded = aynı düşüncede olan. endişesiz. probable. kuyruk.= improbable. famous live = (layv şeklinde okunur) canlı live out = sonuna kadar yaşamak live up to expectations = beklentileri karşılayacak düzeye gelmek live animal market = canlı hayvan pazarı livelihood = geçim. bunun gibi. 2) ev tekstili lingua franca = 1) uluslararası ticari dil. uzayda) hayatta kalması için gerekli olan oksijen. görünüş. life expectancy life support = yaşam desteği (insanın (örn. düz bir hat üzerinde linen = 1) keten. bağlantı kurmak. geçim yolu. az bilinen. zıt anl. İtalyanca’dan bozma dil linguist = dilbilimci lining = astar.= well-known. gerçekten.com . bacak. 2) eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan. limitasyon limited (to) = (bir şey ile) kısıtlı / sınırlı. kaygısızlık. zıt anl. compare with / to. apathy literacy = okuryazarlık. 2) tasvir. (classical musical literacy = klasik müzik bilgisi / anlayışı) literally = tam anlamıyla. edebi literary intellectual = edebiyatla ilgilenen / uğraşan entellektüel kimse literary life = yazınsal / edebi hayat literary work = yazınsal / edebi eser literature = 1) edebiyat. kaygısız lighting fixtures = elektrik / aydınlatma tesisatı lightning = yıldırım like finding a needle in a haystack = samanlıkta iğne aramaya benzer likelihood = olasılık. expected. actually. ihtimal. lifetime. iç kaplama link to / with (fiil) = (bir şey) ile / (bir şey)’e bağla(n)mak. ısınma gibi ihtiyaçların sağlanması) life will = yaşama isteği. confined (to). zıt anl. keza. possibility. bilinen en hafif metal) lithography = litografi (taş basması) little known = fazla tanınmamış.= figuratively literary = yazınsal. subsistence. illuminate. sustenance liver = karaciğer liver surgery = karaciğer cerrahisi www. elevate lift (isim) = teleferik. bakımından) kök linear algebra = doğrusal / lineer cebir (vektörler ve lineer denklemler ile yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) linear strip = doğrusal şerit linearly = doğrusal olarak. zıt anl.= separate from.bademci. zıt anl. resim likewise = benzer şekilde. muhtemel.ÜDS Sözlüğü . besin. chance likely to = olası. beklenen.

check out. station located = bir yerde bulunmak.) long exposure = 1) (fotoğrafçılıkta) uzun pozlama (poz süresini ayarlayarak veya deklanşöre basılı tutarak ışığın filme uzun bir süre boyunca işlemesini sağlama tekniği). = Kadının resmine uzun uzadıya baktı.98 . dükkan sahiplerini sahte banknotlara dikkat etmeleri konusunda uyardı. spot.= exalt. long-lived long-range = uzun mesafeli / menzilli longstanding = çok eski. 2) uzun pozlama yöntemi ile alınan görüntü long periods = uzun süre(ler) long-closed = uzun süredir kapalı longevity = uzun ömürlülük long-held contention = uzun zamandır (doğruluğuna) inanılan bir görüş longitude = boylam long-lasting = uzun ömürlü. düzelmek.= general local doctor = aile hekimi local ethnic food = yerel / mahalli / belli bir kültüre ait yemekler local foodstuff = bir yere özgü / yöresel yiyecek localise = belirli bir yere sınırlamak locally = yerel / mahalli olarak locate = konumlandırmak. = İki ailenin büyükleri nihayet el sıkışıp uzun zamandır var olan düşmanlığa bir son vermeye razı oldular. göz kulak olmak. zıt anl. incelemek. göz gezdirmek.) lock = (kapıyı.) kilitlemek lock away = kilitli tutmak / saklamak locomotion = lokomosyon (enerji harcayarak ve kuvvet uygulayarak yer değiştirme) lodge in = 1) (bir yer)’e yerleş(tir)mek (bir yer)’de yaşamak. bir şey) aramak. konum. tepeden bakmak. içine gömmek. mantıklı olarak logistical = lojistik (nakliye. saplamak log (fiil) = ağaç kesip kütük haline getirmek log (isim) = kütük logging = ağaç kesip kütük yapma işi logical reasoning = mantıklı düşünme logically = mantıken. hope for look in (on) = (kısa bir) ziyaret yapmak. yeni bir mekan ve yeni iş arkadaşları demektir. desire long = 1) uzun zamandır. çok arzulamak. (bir yerde) yerleşmek. valizi vs. doldurmak load (isim) = yük loan = kredi. scorn.ÜDS Sözlüğü livestock = çiftlik hayvanları livestock pasture = otlak. yeni bir işveren. credit loan assassin = kiralık katil / suikastçı local = 1) yerel. inspect look out for = (bir şey)’e dikkat etmek. inspect look through = 1) gözden geçirmek. 2) arayış loom = dokuma tezgahı loosely = gevşekçe.= tightly looting = yağmalama lorry = kamyon. kitapta vs.) look over = incelemek. hareket etme / ettirme ile ilgili) logistics = 1) lojistik (askerlikte personel ve teçhizatın nakledilmesi). 2) nakliyecilik long (for) = hasretini çekmek. yerini saptamak. expect. (a longstanding lover = uzatmalı sevgili) long-term effect = uzun vadede görülen etki long-term memory = uzun süreli hafıza longtime (ya da long-time) = uzun süreli (a longtime friendship = uzun süreli bir arkadaşlık) look after = (bebeğe. incelemek.). = Yeni bir iş. search. watch out for.bademci. keep an eye on look down on = küçümsemek.com . mahal. 2) (bir şeyin arasından / içinden) bakmak look up = 1) (sözlükte. uğramak. for a long time. = Polis. 2) iyileşmek. uzun zamandır gündemde / geçerli olan. a new location and a new set of colleagues. examine. hor görmek. can atmak. (A new job means a new employer. truck lose faith = inancını / güvenini kaybetmek www. glorify look forward to = sabırsızlıkla beklemek. zıt anl. iple çekmek. visit look into = araştırmak. improve lookout = 1) gözetleme yeri. (The police warned the shopkeepers to look out for forged notes. search. soruşturmak. mera load (fiil) = yüklemek. uzatmalı. bölgesel. (He took a long look at the woman’s picture. uzun süre dayanan. position.) bakmak. zıt anl. examine. 2) uzun uzadıya. 2) (bir şeyin) içinde sıkışıp kalmak. (Have you been waiting long? = Uzun zamandır mı bekliyorsunuz?). despise. köpeğe vs. (The elders of the two families have finally agreed to shake hands and put an end to the longstanding feud. situated location = belirli bir yer. yöresel. 2) (tıbbi) lokal (vücudun sadece bir kısmını kapsayan).

= arid Lyme disease = lyme hastalığı (geyiklerde yaşayan bir tür kenenin taşıdığı bir bakteri yoluyla bulaşan bir enfeksiyon) lymph node = lenf nodülü (çok küçük lenf kitlesi) lymphocytic leukemia = lenfatik lösemi made up of = (bir madde vs. (low in vitamins = vitamin bakımından fakir) low profile = reklamı sevmeyen ve geride duran bir kişinin çizdiği profil low-carbohydrate = düşük karbonhidratlı low-density lipoprotein = düşük yoğunluklu lipoprotein. vefa. ayla ilgili lunar soil = ay toprağı lung = akciğer (Diğer organlar gibi the artikeli alır ve genellikle çoğul kullanılır: the lungs) lung disease = akciğer hastalığı lupus = lupus (ülserleşme eğilimi gösteren lezyonlarla belirgin herhangi bir kronik deri hastalığı) lure (into) = ayartmak. tempt (to) lurk = gizlenmek. güzel.= increase lower back = sırtın alt kısmı lower courses = temelin ya da su basmanın hemen üzerindeki taş sıraları lowercase = küçük harflerle yazılmış olan kısım. LDL lower = azaltmak. 2) (bir şey)’in içinde kaybolmuş loudly = yüksek sesle. ziyan. zarar. bağlılık lubricant = kayganlaştırıcı lubricate = kayganlaştırmak.) lowland = düz arazi. pretty low-crime = suç oranı düşük low in = (bir şey) açısından / bakımından fakir. yaralanmak.99 lose ground = gerilemek. faithful (to). decrease. clear.= gain ground lose out = başarısız olmak. zıt anl. küçük harf low-impact = (düşmek. zıt anl. rağbet görmemek. düşürmek. (loss of appetite = iştah kaybı) loss of muscle = güç kaybı lost in = 1) tamamen (bir şey)’e dalmış. yağlamak lubrication = yağlama lucid = kolay anlaşılır. hide. saklanmak. kayıp. zıt anl. transparent. spinal tap lumen = lumen (bağırsak gibi tüp şeklindeki bir organın iç boşluğu) lump = yumru. obvious. şirin. fail. = Yürüyüş.= ambiguous luckily = iyi ki. (loss of life = can kaybı). hamile bir bayanın güvenle yapabileceği bir egzersizdir. reduce.= disloyal (to) loyalty = sadakat. fall back. charm. pusuya yatmak. zıt anl. fortunately. zıt anl. bir yerini incitmek gibi) darbeler ve tehlikeler açısından daha güvenli olan (Walking is a low-impact exercise for a pregnant woman to do. kandırmak.ÜDS Sözlüğü .com .= succeed lose the favour of = (bir kişi)’nin gözünden düşmek loss = azalma. şiş lunar = aya ait. zıt anl.bademci. imrendirmek. ova loyal (to) = sadık. şükürler olsun ki.= unfortunately lumbar lordosis = omurganın bel bölümünün öne doğru aşırı kavis göstermesi hali lumbar puncture = bkz. zıt anl.)’den yapılmış / oluşan www. berrak. lie in wait lush = bitkisel yaşam ile dopdolu. regress. eksilme. cezbetmek. vefalı. (speak loudly = yüksek sesle konuşmak) louse = (çoğul: lice) bit Louvre = Louvre Müzesi (Paris’te bulunan ve içinde pek çok ünlü sanatçının eserlerini barındıran dünyaca ünlü bir müze) lovely = sevimli. açık.

contribute to. (fikirsel) pozisyonunu korumak. chiefly mains electricity = (şehir) şebeke elektriği mainstream = 1) bir topluluğa hakim tutum.= minority make a break with = yıkmak. produce. boyut main = ana. zıt anl. = Biz küçükken. idame. = Cumartesi günlerini çocuklarımla geçirmeye büyük özen gösteririm. 2) yapmak. chief. ister istemez bir merak uyandırmak make one’s way = ilerlemek.= minor.) make smt available to smo = bir şeyi birisi için kulanılabilir hale getirmek make better paper = daha iyi kağıt olurlar. humiliate make a living = hayatını kazanmak. harika. (bir yer)’e ulaşmaya çalışmak. zıt anl.= disable make life tougher for smo = bir kişiye zorluklar çıkarmak make matters worse = durumu kötüleştirmek make money = para kazanmak make no use of = kullanmamak. büyük göstermek magnifying glass = büyüteç magnitude = büyüklük. zıt anl. olanaklı hale getirmek. ortaya çıkarmak. yol kat etmek. (belli bir fikri) savunmak. advance www. advance. bakmak. 2) sürdürme / koruma / direnme gücü maintenance rules = bakım şartnamesi maize = mısır. claim (that) maintenance = 1) (makine vs. tarih yazmak make inroads (into) = gedik / yol açmak make it clear (that) = açıklıkla ifade etmek. clarify.) make effort = çaba / gayret göstermek. zıt anl. asıl. 2) ana / genel görüş maintain = 1) bakım yapmak. temel. kendine gelme. struggle make for = 1) (bir yer)’e doğru yönelmek. retain. düşünce veya davranışları temsil eden. temin etmek. (When we were young. uyanma make a difference = fark yaratmak M make a fool of = (birisini) aptal durumuna düşürmek. illuminate make do with = (bir şey) ile yetinmek / idare etmek. assert (that). başlıca. principle. ileriye götürmek. allow. get by. make away. enable. birincil. escape make on = (bir şey üzerinden) kar sağlamak. yararlanmamak. we had to make do with second-hand clothes. manyetik büzülme (manyetik alana maruz bırakıldıklarında bazı malzemelerin boyutlarının küçülmesi) magnificence = ihtişam. büyük. mostly. muhafaza etmek. subordinate main stream of music = müziğin ana eğilimi / gidişatı mainland = anakara mainly = büyük ölçüde.= secondary. dikkat etmek ( I always make a point of spending Saturdays with my children. service. keep.bademci. açıkça belirtmek make it possible = mümkün kılmak. great. make use of make off = aceleyle gitmek / çıkmak / terk etmek. büyü magma = magma (yerkabuğunun altındaki manto tabakasını oluşturan eriyik kaya) magnetism = manyetizma magnetostriction = manyetostriksiyon. subsist. kırmak make a comeback = (anestezi sonrası) derlenme. 3) sağlamak. marvellous magnify = (büyüteç ile) büyütmek.M MMM magic = sihir. upkeep. corn major = geniş / büyük çaplı. primary. 3) (bir şey)’e neden olmak. ikinci el kıyafetlerle yetinmek zorundaydık. büyük kısım. zıt anl. facilitate. için) bakım. (onlardan) daha iyi kağıt olur make clear = açıklığa kavuşturmak.com . esas olarak. unimportant.= utilise. cause (smt) to happen make history = tarihe geçmek. sustain. primary. muhafaza. 2) sürdürmek. para kazanmak make one wonder = insanı düşündürmek. hayatta başarılı olmak. onarım. provide maintain (that) = iddia etmek. devam ettirmek. little majority = çoğunluk. earn a living make a point of = özen göstermek. görkem magnificent = görkemli.

aklını kullanarak başkalarını yöneten kimse mankind = insanlık. müsvedde many a = pek çok marble = 1) mermer. comprise. 2) (hastalık vs. compensate for make up smt out of smt = bir şeyden (başka) bir şey imal etmek / yapmak make up one’s mind (about) = (konusunda) karara varmak. conduct. = Evden çıkmadan önce ocağın kapalı olduğundan emin ol. oluşturmak. way. teşkil etmek. çıkarmak. produce manufactured = imal edilmiş / üretilmiş manufacturer = üretici. (People only make up to him because of his wealth.= wellnourished malnutrition = kötü beslenme. usul manoeuvrable (ya da maneuverable) = manevra yaptırılabilir. kontrol etmek. composition. telafi etmek. indication.= fail (to) management = 1) yönetim. muck manuscript = el yazması. idare eden kişi. illness male fight = bazı hayvan türlerinin erkek bireyleri arasında. cope (with). producer manure = gübre. yer kabuğunun ise altında yer alan magmanın bulunduğu tabaka) manual = rehber (kitap).101 make out = 1) (bir şeyin ne olduğunu) kestirmek. imply. deal (with). biçim. invent make up for = (kaybedilen veya eksik kalan bir şeyi) tamamlamak.= make no use of make visible = görünür kılmak. dişileri ve / veya sürünün liderliğini elde etmek amacı ile yapılan dövüş Mali = Mali (Batı Afrika’da bir ülke) malignancy = (tümör için) kötü tabiatlı / huylu olma niteliği malnourished = yetersiz / kötü / dengesiz beslenmiş. handle. form. idare etmek. formation malady = hastalık. symptom manipulate = (bir çıkar veya amaç için) kullanmak. yerine koymak. utilise. = İnsanlar. için) başa çıkma management regime = yönetim sistemi mandate = (resmi olarak) emretmek. uydurmak. 2) bilye. seçmek. command mandatory = zorunlu manifest = açıkça göstermek. 2) tavır. zıt anl. hazırlamak. önünü açmak makeshift = derme-çatma. 2) dalavere manipulator = 1) bir cihazı vs. zıt anl. elkitabı manually operated = elle kullanılan / çalıştırılan manufacture = imal etmek. devretmek make sense = mantıklı gelmek. zıt anl. administration.= be uncertain. operatör. geçici makeup = yapı. zorunlu kılmak. zıt anl. structure. imalatçı. üstü kapalı söylemek.com . understand. decide (on) make up to = yaranmaya çalışmak. kurcalamak. beslenme bozukluğu malpractice lawsuit = yanlış teşhis ya da tedavi nedeniyle hekimlerin karşı karşıya kaldıkları hukuki dava malt = malt (genellikle bira yapmak için çimlendirilmiş tahıl) mammal = memeli man = insan(lık). içerik. zıt anl. 2) manipülatör. man man-made = insan eliyle yapılmış. 2) başa çıkmak. intimate. doğru yorumlamak make sure (of / that) = emin olmak. artificial. reveal. zıt anl. display. çözmek. suggest make over = (bir malın) mülkiyetini (başkasına) vermek. belirtmek.bademci.ÜDS Sözlüğü . human(ity) manage = 1) yönetmek. 2) başarmak. becermek. benefit from.= natural manned = insanlı manned mission = (örn. perceive. garanti etmek. üstesinden gelmek. gösterge. ascertain. undernourished. tackle. anlamak.) make use of = kullanmak. idare. be successful make out to = ima etmek. değiştirmek. yararlanmak. insanlı bir uzay aracı ile yapılan) insanlı görev manner = 1) şekil. succeed (in / at). administer. misket march = yürüyüş www. disease. ona sadece zenginliğinden dolayı yaranmaya çalışıyorlar. fiddling. tamper with manipulation = 1) (bir çıkar veya amaç için) kullanma. run. fiddle with.) make up = düzenlemek. anlaşılır olmak make sense of = (bir şey)’den anlam çıkarmak. (Before leaving home. kapatmak. accomplish. make sure that the gas heater is turned off. humanity. compose. manevra yeteneği yüksek mantle = manto (yerkürenin çekirdeğinin dışında. açığa vurmak make way for = yol vermek.= hide manifestation = belirti.

maritime marine biodiversity = deniz canlılarının çeşitliliği marine life = deniz yaşamı. point. öz.= inconspicuous markedly = belirgin şekilde.= meaingless.= abundant. sufficient meal = yemek. inadequate. çok büyük. tehlikeli.bademci. açıkca. zıt anl. motherly maternity = annelik mathematical precision = matematiksel kesinlik mathematical reasoning test = matematiksel mantık yürütme testi mathematician = matematikçi math-reasoning problem = matematiksel düşünme gerektiren problem. heavy. ergin. issue. belirti market = pazar. anne tarafından. average. immense. correspond (to) match for (isim) = (bir şey) ile denk. learn. vast marijuana = mariyuana (kenevir bitkisinin yapraklarının sigara gibi içilmesi ya da çiğnenmesi yoluyla aşırı zindelik ve mutluluk hissi veren uyuşturucu) marine (isim) = deniz piyadesi marine (sıfat) = denize / denizciliğe ait. hırpalamak maxim = özdeyiş. Mars gezegenine ait Maryland = Maryland (Batı ABD’de yer alan ve bugün ABD’nin ortalama gelir düzeyi en yüksek olan eyaleti) mask = kamufle etmek.= gross. ustalıklı masterpiece = başyapıt mat = hasır. fully developed. 2) saldırgan.= kind meaningful = anlamlı. noticeably. 2) madde. hostile. öğün mean (isim) = (matematikte) ortalama mean (sıfat) = 1) ortalama. matematik problemi mating = çiftleşme matriculate = (üniversiteye) öğrenci olarak kaydolmak matrix algebra = matris cebiri (matrisler üzerinde yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) matter = 1) konu. özlü söz maximum = (çoğul: maxima) bir dalganın en üst noktası may well = pekala … (olabilir / yapabilir) de Maya = Maya (Orta Amerika’da M. gizlemek. ufak.102 . (bir şey) ile karşılaştırılabilir matchstick = kibrit çöpü mate (with) (fiil) = (hayvanlar için) çiftleş(tir)mek mate (isim) = (genellikle hayvanlar için) eş material = madde materialise = gerçekleşmek.= immature maturity = olgunluk. sorun. point out. kemik iliği marsh = batak. zıt anl. bağdaşmak. grasp masterly = ustaca. (canlılar için) denizde yaşayan. işaret etmek. purposeless www. marine mark = göstermek.ÜDS Sözlüğü marginal = düşük. yy ile M. Ö. yy arasında etkili olmuş bir uygarlık) meagre = yetersiz. noticeable. 2) (borç vs. bataklık Martian = Mars gezegeni ile ilgili. az.) master = iyice öğrenmek. zıt anl. eşleş(tir)mek. uzmanlaşmak. benzemek. zıt anl. be realised. zıt anl. zıt anl. önemsiz. ripe. minor. 6. aşı kampanyası massacre = katletmek. im. deniz canlılarının bütünü marine reptile = deniz sürüngeni marine species = denizde yaşayan canlı türü / türleri maritime = deniz veya denizcilikle ilgili. kırıp geçirmek masses = halk yığınları massive = büyük. zıt anl. uy(uş)mak. zıt anl. S. show marked = belirgin. = Bu ekonomik krizin sosyal yaşama vuracağı darbe çok büyük olacak. poor. clearly marker = işaret. enormous. dangerous. özdek matter of dosing = (belli bir dozda) ilaç verme sorunu / konusu mature (fiil) = 1) olgunlaşmak. zıt anl. muazzam. question.com . büyük kütleli. eksik. örtmek.= fail maternal = anneliğe özgü. göze çarpan. piyasa marketing = pazarlama marketplace = pazar (yeri) marrow = ilik. ağır. ortaya çıkarmak.= immaturity maul = (döverek) yaralamak. 16. mesele. full development. cover mass = hacim.= tiny. (The social impact of this economic crisis will be massive. actualise. obvious. için) vadesi gelmek mature (isim) = olgun. paspas match (with) (fiil) = uymak. yığın mass production = seri üretim mass unemployment = toplu / büyük çaplı işsizlik mass vaccination = kitlesel aşılama. slight.

yöntem. ölçüsü / değeri … olmak. kaçırmamak. amnesia menace (fiil) = başa bela olmak. . precaution. accomplish. satisfy. ağır emek. ortam meet = yerine getirmek. . genelde düşük ücretli iş meningeal = membranlarla ilgili meninges = beyni örten 3 membrandan biri meningitis = menenjit hastalığı (beyin zarlarının iltihabı) menstruation = menstruasyon. hakimiyet medical profession = tıp / sağlık mesleği medical school = tıp fakültesi medical science = tıp bilimi medical subject = tıbbi konu medical treatment = tıbbi tedavi medically = tıbben.= fail to meet megacity = büyük şehir. intercede medical = tıbbi medical advice = tıbbi öneri medical attention = tıbbi müdahale medical dominance = tıp alanında üstünlük. bring up.ÜDS Sözlüğü . (belli bir gün için) uymak. (işine) karışmak / burnunu sokmak media = araçlar. beyin ve diğer bazı oluşumlara siyah renk veren pigment melt = erimek. baş belası menagerie = küçük hayvanat bahçesi menial job = hizmet. bellek. 2) hatıra. 2) başvurmak. drug medieval = ortaçağa ait / özgü meditation = meditasyon (düşünceyi yoğunlaştırarak bilinç düzeyini yükseltmeyi veya zihni boşaltarak rahatlatmayı amaçlayan zihinsel aktivite). method. resort to merchant = tüccar. ortam. vasıta. 2) miktar. gelir. 2) imkan. funds means of production = üretim araçları means of treatment = tedavi şekilleri / yöntemleri meanwhile = bu arada. bellek. âdet. tehdit etmek. medication. bu esnada measles = kızamık measure (fiil) = ölçmek. ilaçla tedavi etme. anı memory loss = hafıza kaybı. sayıya dökmek. dirsek ekleminin iç kısmında ve genellikle golf oyuncularında görülen ağrılı durum) mediate = aracılık / arabuluculuk etmek. zorluk içeren. araya girmek. ilaç verme. way.bademci. tetikte olma hali mental computation = akıldan hesaplama mental health = akıl sağlığı mental health centre = akıl sağlığı merkezi mental illness = akıl hastalığı mental picture = zihinde canlandırma mental retardation = zeka geriliği mentally disturbed = akıl hastası mentally handicapped = zihinsel özürlü / engelli mentally stable = akıl sağlığı yerinde mention = 1) söz etmek. disclose. varlık. fulfil. income. düzey measure up = istenilen ölçülere / kriterlere uygun olmak meat = et mechanistic = mekanik. saç. threaten menace (isim) = tehdit. göz. zeka ile ilgili) mental activity = zihinsel faaliyet mental alertness = zihinsel uyanıklık. atlamamak. para. zıt anl. bahsetmek. ergimek. megakent megalith = megalit (anıtsal mimaride kullanılan çok büyük yekpare taş) megalithic = çok büyük yekpare taşlardan yapılma melanin = vücutta deri. calculate measure (isim) = 1) önlem. vesile. zihinsel (akıl. medya media attention = medyanın ilgisi medial epicondylitis = medial / içyan epikondilit (golfçu dirseği adıyla da bilinen. wealth. engelliler ve kronik böbrek hastaları için devletin sağladığı ücretsiz sağlık hizmeti) medication = medikasyon (tıbbi tedavi). sanatsal / estetik / insani yönü olmayan. derin düşünme Mediterranean Sea = Akdeniz medium = (çoğul: media) araç.= artistic meddle with = (birisi) ile uğraşmak. tedbir. tıbbi olarak Medicare = sağlık güvencesi (ABD ve bazı ülkelerde 65 yaş üzeri yaşlılar. zıt anl. makine benzeri. bütçe. eritmek meltdown = (nükleer reaktör için) erime meltwater = buzun erimesiyle ortaya çıkan su member = üye memorise = ezberlemek.com . 2) ilaç. tradesman merciful = merhametli mercuric chloride = civa klörür (tarım ilacı ya da antiseptik olarak kullanılan çok zehirli bir bileşik) www. ilaç medicine = 1) tıp. karşılamak. learn by heart memory = 1) hafıza.103 means (of) = 1) (hem tekil hem çoğul) yol. bilinç. aybaşı mental = mental. turn to. olarak ölçülmek. ölçü. .

çok dikkatli microbe = mikrop (hastalık yapan herhangi bir mikroorganizma) micro-credit = mikrokredi (işsiz veya yoksul girişimcilere sağlanan çok düşük miktardaki kredi) mid-1990s = 1990’ların ortaları mid-century = … yüzyılın ortaları middle children = ortanca çocuklar middle ear = orta kulak middle-aged = orta yaşlı middle-ground position = orta yollu bir tutum middle-of-the-road = ılımlı bir yol veya politika izleyen. kereste gibi ara ürünler için) imalathane / fabrika millennium = (çoğul: millennia) bin yıl mimic = (çekim: mimicking. split merit = değer. . moderate middling = orta (büyüklükte). only. medium midfoot = küboid. zıt anl. virtue. kağıt. ancak hemoglobinden farklı olarak oksijene bağlanamayan kristal yapılı. solely merge (into) = içine karışmak.ÜDS Sözlüğü mercury = civa mercury-based preservative = civa bazlı koruyucu mere = sadece. M. intense mild depression = hafif. imitate. combine. .= separate. mph milestone = kilometre taşı. worth. kudretli migraine patient = migren hastası migrant = göçmen migrate = göç etmek migrating = göç eden migration = göç migratory = göçle ilgili mild = hafif. zıt anl. fizik ötesine ait metastasize = tüm vücuda yayılmak metastatic = metastatik (yayılmaya eğilimli) meteor = meteor (atmosfere giren göktaşı) meteor shower = meteor yağmuru meteorite = meteorit (dünyaya düşen küçük göktaşı) methane = metan (doğalgazda bulunan yanıcı bir gaz) methane emission = metan gazı çıkışı methemoglobin = kanda bulunan. ılımlı.= disadvantage Mesopotamia = Mezopotamya (Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan. Asur gibi birçok öncü uygarlığa ev sahipliği yapmış olan bölge) mesosiderite = mesosiderit (silikat ve nikel-demir bakımından zengin bir çeşit meteorit) mess = karışık şey / yığın metabolise = metabolize etmek (yiyecek. just. Ö.= severe. strength mighty = güçlü. ılıman. mimicked vs. benzetme metaphysical = metafiziksel. power. mineral vs. join.) taklit etmek. maddeleri kimyasal işlemler vasıtasıyla enerji ve yeni hücreler oluşturmak amacıyla kullanmak) metabolism = metabolizma (bir organizmada yaşamın sürdürülmesi sırasında gerçekleşen tüm kimyasal işlemler) metabolite = metabolit (metabolizmada kullanılan ya da metabolizma esnasında veya sonunda oluşan madde) metaphor = mecaz.bademci. slight. benzemek. unite. naviküler ve kuneiform kemiklerin ve bunları çevreleyen yumuşak dokunun bulunduğu ayağın orta kısmı midshipman = deniz yardımcı subayı midwife = ebe might = güç. kahverengi pigment methemoglobinemia = methemoglobinemi (alyuvarlarda aşırı miktarda methemoglobin bulunması hali) methyl bromide = metil bromit (kimyasal formülü CH3Br olan. ılımlı. renksiz.)’ye hafif derecede maruz kalmak miles per hour = saatte . maden vs. yalnızca. Babil. kudret. akıl sahibi kişi mine (fiil) = (kömür. mix. basit. erdem. 10. şiddetli olmayan depresyon (ruhsal çöküntü) mild exercise = hafif.= split merge = birleş(tir)mek. yanıcı olmayan. simple merely = sadece. zıt anl. kokusuz bir gaz) meticulous = çok titiz. yormayan egzersiz mild exposure to = (bir toksik madde vs. kuvvet. mil (hız ölçme birimi). copy mind = akıl. binyıl kadar eskiye tarihlenen neolitik yerleşimlere ve izleyen süreçte Sümer. moderate. sole. fazilet. yalnızca.) çıkarmak mine (isim) = mayın www. zıt anl.104 . (önemli) aşama Miletus = Milet (bugün Aydın ili sınırları içinde kalan bir antik kent) militancy = militanlık military campaign = askeri harekat Milky Way = Samanyolu (Galaksisi) mill = (genellikle kumaş. kopya etmek.com .

naughtiness. zıt anl. zıt anl. şehir hayatının etkinliklerinden mahrum kaldığım gerçeği sıkça aklıma geliyor. reshaping www. zıt anl. suffering. zıt anl. itimatsızlık. tarz. considerable. fena halde. en aza indirmek. sefil.) mode = usul. misconduct. (The Prime Minister admitted that the crisis had been mishandled. özürlü arkadaşlarıyla alay ettiler. yanılgı içinde. aynı işi gören ama daha küçük ebatlı olanını üretmek) minimal = asgari. ölçülü. marvellous mirror (isim) = ayna mirror (fiil) = yansıtmak. significant minority = azınlık minstrel = ortaçağda halk şairi. trivial. 2) (araba vs. combination moat = kale / saray hendeği mobile phone = cep telefonu. sınırlı. birleşim.= major.= grand. (For some time. 2) tutanak minute (sıfat) = (maynyut şeklinde okunur) çok küçük. least minimally conscious state = (hastanın / kişinin) bilincinin en alt seviyede olduğu durum minimize = minimize etmek. zıt anl. en düşük seviyede. ılımanlaştırmak. misinform miserable = perişan. incorrectly mistrust = güvensizlik. büyük üzüntü.ÜDS Sözlüğü . reflect mirror neuron = ayna nöron (sadece insanın kendi hareketlerine değil. deceptive. delusion misdiagnose = yanlış teşhis koymak misdirect = yanlış yol göstermek. misguide misleading = yanıltıcı. bard minuscule = çok küçük.= extreme moderately = ölçülü / sınırlı şekilde. için) model yılı modelling = modelleme (incelenen bir konuyu daha iyi anlamak amacı ile onu daha basit ya da daha küçük ölçekli bir modele indirgeme) moderate (fiil) = hafifletmek.) minute (isim) = 1) dakika. haylazlık. I often feel that I am missing out on the activities of city life. yumuşatmak. en az. deceive. curb. orta. kötü yönetmek / yönlendirmek. unhappy. başka insanların hareketlerine de cevap / tepki veren nöron)1 miscalculate = yanlış hesaplamak mischief = yaramazlık.= trust misunderstanding = yanlış anlama / anlaşılma mitochondrial = mitokondriyal (hücre içinde enerji üretiminden sorumlu organel ile ilgili) mixture = karışım. (Living in the country. zıt anl.= maximize minimum = (çoğul: minima) bir dalganın en alt noktası mining = maden çıkarma. badly misery = perişanlık. zıt anl. that great painter had to live in this minuscule room. kötülük. very small. misunderstand mislead = yanıltmak. kayıp.com . plain. zıt anl. kötü kullanmak. = Başbakan krizin kötü yönetildiğini kabul etti. seferber etmek mock = (yüzüne karşı) alay etmek.) misinterpret = yanlış anlamak. reasonably. minnacık. trouble. alteration. minyatürize etmek (bir şeyin. make fun of. distress misfortune = talihsizlik. tadilat. insignificant. humble.bademci. aksilik mishandle = kötü yönetmek. yanlış öğüt vermek. küçük. zıt anl. gösterişsiz. doubtfulness. yanlış yönlendirmek.= excessive. sınırlı.= good behaviour misconception = yanlış kavram / yorum / kanı. = O büyük ressam bir zaman için bu minnacık odada yaşamak zorunda kaldı. = Çocuklar. (The children mocked their handicapped friend. fesat. yok denecek kadar az. unimportant. sefalet. mutsuz. immodest modification = değişiklik. maltreat. actual mismanagement = kötü yönetim. mislay mispricing = yanlış fiyatlandırma misrepresentation = bilerek yanlış tanıtma miss out (on) = (bir fırsat veya deneyimden) mahrum kalmak. absent. yönetim bozukluğu misplace = yanlış yere koymak. = Kırsal bölgede yaşadığım için. soften moderate (sıfat) = ılımlı. doğaüstü. cell phone mobilize = harekete geçirmek.= true. mislead. madencilik minister = bakan minor = önemsiz.) missing = var olmayan. moderate. ılımlı. zıt anl. operasyon vb. tiny miracle = mucize miraculous = mucizevi.= extremely modest = 1) ölçülü.105 mine-sweeping = mayın tarama miniaturize = minyatürleştirmek.= present mission = (uçuş. reasonable. 2) alçakgönüllü. depressed miserably = çok kötü şekilde. üslup model year = 1) (bir uygulamanın) ilk kez başlayacağı / deneneceği (pilot) yıl.) görev mistakenly = yanlışlıkla. aşık.

106 - ÜDS Sözlüğü
modify = (küçük) değişiklikler yapmak, tadil etmek, alter moist = nemli, rutubetli, damp, wet, zıt anl.= dry moisture = nem, rutubet mold = kalıp molecule = molekül (iki veya daha fazla atomun birleşmesiyle oluşan madde unsuru) molten = erimiş, sıvılaşmış molten plate = eriyik plaka momentum = moment (bir cismin hızı ile kütlesinin çarpımı) monarch = monark, kral, hükümdar, king, emperor monetary = parasal, mali money laundering = kara para aklama (yasa dışı yollarla elde edilmiş parayı, kaynak ve kimlik göstermeyi gerektirmeyen işlemler yaparak, yasal bir yatırım veya depolama aracına aktarma) monitor = izlemek, denetlemek, gözetlemek, gözlemlemek, takip altında tutmak, observe, supervise monk = keşiş monkey love-potion = maymun aşk iksiri (cinsel iktidar veya arzu yarattığı düşünülen bir orkide ekstraktına verilen yerel bir isim) monolingual = tek dilli, tek dil konuşan monologue = 1) monolog (kişinin tek başına yaptığı konuşma); 2) bir kişinin, genellikle başkalarının konuşmasına izin vermeden tek başına yaptığı konuşma monotonous = monoton, tekdüze monounsaturated fat = tekli doymamış yağ monozygotic twins = tek yumurta ikizleri, identical twins, zıt anl.= dizygotic twins monsoon = muson monument = anıt, abide monument of stone = taş abide mood = ruh hali, mizaç mood disturbance = ruh hali bozukluğu / dengesizliği Moorish = Mağribi (8. ile 15. yy’lar arasında Fas’ta yaşayan halka ait) moral = ahlaki moral judgements = ahlaki değerlendirmeler morale = moral, iyi ruh hali morally = ahlaki bakımdan, ethically more or less = aşağı yukarı, az çok, hemen hemen more than double = iki katından fazlaya çıkmak more than unlikely = imkansızdan da öte, (Within the limits of today’s technology, it is more than unlikely to travel to stars. = Günümüz teknolojisinin sınırları içerisinde, yıldızlara yolculuk etmek imkansızdan da öte bir şey.) moreover = bundan başka, ayrıca, üstelik, additionally, furthermore mores = töreler, görenekler, traditions morphological = morfolojik (şekilsel, biçimsel) mortality = ölümlülük, ölüm oranı mortality rate = ölüm oranı mortality risk = ölüm tehlikesi mortgage = ipotek (satın alınacak evi teminat göstererek düşük faizli ev kredisi kullanmak) mosquito-borne = sivrisinek tarafından taşınan Most certainly! = Kesinlikle!, Elbette!, Tabii ki! most unfair = çok haksız mostly = en çok motherhood = annelik motion = hareket motivate = motive etmek, harekete geçirmek, teşvik etmek, cesaretlendirmek, excite, inspire, encourage, zıt anl.= discourage motivated = motive olmuş / edilmiş, güdülenmiş motive = güdü, motivasyon, neden motor development = motor gelişim (doğuştan itibaren hareketi mümkün kılan sinirlerin gelişimi) motor information = beyinden, kasların hareketi için gönderilen uyarı motor-command neuron = beyinden gelen emirle hareket eden nöron motorist = motorcu (motorsiklet kullanıcısı) mould = küf mantarı mound = yığma tepe mount = monte etmek, asmak, takmak, kurmak, install, place; 2) tırmanmak, yükselmek, artmak, climb, rise, ascend, zıt anl.= descend, fall mountain range = dağ silsilesi, sıradağ mountaineer = dağcı, mountain climber mouse = (çoğul: mice) fare movable = taşınabilir, nakledilebilir move (fiil) = hareket etmek move (isim) = hamle move about = dolaşmak, dolanmak move in = 1) (eve vb.) taşınmak; 2) içeri girmek move off = yola çıkmak, (bir yerden) ayrılmak

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 107
move out = taşınarak / göçerek bir yerden ayrılmak move round = (bir yerde) gezinmek / hareket etmek move through = (bir şey)’in içinde hareket etmek moveable type = hareketli / çıkarılabilir harfler kullanılarak baskı yapılan matbaa tekniği movement = hareket, akım mRNA = taşıyıcı ribonükleik asit (genetik bilgiyi DNA’dan ribozoma taşıyan RNA molekülü), messenger ribonucleic acid much-respected = çok saygı gören mucous coat = bazı uzuvların iç yüzünü kaplayan salgılı zar, sümüksü örtü mucous membrane = sümüksü / müköz zar mucus = mukus (sümüksü salgı) multibiIlion-dollar industry = milyarlarca dolarlık endüstri multicellular = çokhücreli multidisciplinary = birçok bilim dalını ilgilendiren, disiplinler arası, interdisciplinary multinational = çokuluslu şirket (dünyanın farklı ülkelerinde ticari varlığı bulunan şirket) multi-storey = çok katlı mummify = mumyalamak munch one’s way through = (bir şey)’i azaltarak / tüketerek ilerlemek, yiyerek azaltmak munitions = (çoğul kullanılır) savaş gereçleri, mühimmat, cephane murder = öldürmek, katletmek, kill muscle power = kas gücü muscle work = kas çalışması musculature = kas sistemi musculo-skeletal system = kas-iskelet sistemi (kaslar ve iskelet aracılığı ile hayvanların hareketini sağlayan sistem) mushroom = büyümek, yükselerek genişlemek, expand, zıt anl.= collapse mushroom out = mantar gibi açılmak muskrat = misk sıçanı must result . . . = kesinlikle şöyle sonuçlanıyordur . . . mutant = mutant (mutasyona / genetik değişime uğramış) mutate = genetik değişim (mutasyon) geçirmek mutation = mutasyon (gen diziliminin doğal farklılaşma nedeniyle veya radyasyon, sıcaklık, virüsler gibi dış etkilerle değişime uğraması) mutual = karşılıklı, common, reciprocal mycobacterium tuberculosis = tüberküloza sebep olan bir mikobakteri türü myocardial infarction = miyokard enfarktüsü (kalp kasında besleyici damarın tıkanması nedeniyle bölgesel doku ölümü), MI myriad = çok büyük sayıda mysterious = gizemli, esrarlı mystery = gizem, sır, esrar, secret, enigma, zıt anl.= revelation, explanation myth = söylence, efsane, mit, story, tale mythological = mitolojik, efsanevi

www.bademci.com

N N NN
naively = safça, artlessly, zıt anl.= deviously naked eye = çıplak göz naming = isimlendirme nanometre = nanometre, milimetrenin milyonda biri, 10-9 metre nanoparticle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanocluster, nanopowder nanosize particle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanoparticle nanotube = nanotüp (nano boyutlarda boru benzeri bir yapı) nap = kestirmek, şekerleme yapmak narcotic = narkotik (bilinci uyuşturan herhangi bir kimyasal madde) narrative = anlatım, account narrative essay = hikaye tarzında yazılmış deneme narrative poem = içinde bir hikayenin anlatıldığı şiir narrow (fiil) = daral(t)mak, contract, tighten, zıt anl.= broaden narrow (isim) = kısıtlı, dar, partial, zıt anl.= broad narrow visible range = elekromanyetik spektrumun insan gözünün görebildiği yaklaşık 400-790 THz frekans aralığı, visible spectrum narrowed = daral(tıl)mış narwhale = narval, denizgergedanı (arktik denizlerde yaşayan bir tür beyaz balina) nasty = kötü, çirkin, ayıp, pis nasty-tasting = tadı berbat olan national health scheme = ulusal sağlık planı national park = milli park (genellikle bir bölgedeki doğal yaşamı koruma amaçlı olarak oluşturulan koruma alanı) nationalise = devletleştirmek, kamulaştırmak nationals from other EU countries = uyruğu başka AB ülkeleri olan kişiler native (isim) = yerli, zıt anl.= foreign native English speaker = anadili İngilizce olan kimse native to (sıfat) = (bir yer)’in yerlisi, (bir yer)’e ait / özgü, indigenous, zıt anl.= foreign, (Kangaroo is native to Australia. = Kanguru Avustralya’ya özgü bir hayvandır.) natural causes = doğal nedenler / sebepler

N

natural selection = doğal seçilim (güçsüz bireylerin doğada hayatta kalamayarak elenmeleri, bunun sonucunda güçlü bireylerin hayatta kalarak soylarını devam ettirmeleri) naturalist = doğabilimci naturalization = vatandaşlığa kabul etme nature = doğa, mizaç, nitelik, tür, character, type nature of gravity = yerçekiminin doğası naughty = yaramaz, haylaz nausea = mide bulantısı, noze naval = denize ait, deniz kuvvetlerine ait naval explorer = deniz araştırmacısı navigate = yönlendirmek, (bir deniz aracıyla) denizde gezmek, seyretmek, yön bulmak navigation = denizde yön / pozisyon bulma, denizcilik, deniz veya uçak yolculuğu navigator = (bir deniz aracıyla) denizde gezen kişi, (gemilerde) haritacı, yön bulucu near future = yakın gelecek near one another = birbirlerinin yanında nearby = yakın, yakın(lar)da, yakında(ki), close near-death = öleyazma, ölüme yakın nearly = neredeyse, hemen hemen, almost near-professional = profesyonele yakın nearsighted = miyop (uzağı göremeyen) neatly = düzgün / tertipli bir şekilde, tidily, carefully, zıt anl.= carelessly, untidily necessarily = ister istemez, muhakkak, illa ki, unquestionably, undoubtedly, zıt anl.= possibly necessary = gerekli, zorunlu, zaruri, önemli, essential, zıt anl.= unnecessary necessitate = gerektirmek, zorunlu kılmak, require, call for needlessly = boşu boşuna, ortada hiçbir şey yokken, gereksiz yere, unnecessarily needy = yoksul, ihtiyaç sahibi negative press = gazetelerde bir kişi, konu vs. hakkında kötü haber çıkması neglect = ihmal etmek, savsaklamak, aldırmamak, ignore, zıt anl.= care for, concern negligence = ihmalkarlık, inattentiveness, zıt anl.= diligence negligent = ihmalkar, inattentive, zıt anl.= diligent

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 109
negligible = önemsiz, yok denecek kadar az, ihmal edilebilir, insignificant, minor, zıt anl.= considerable, significant negotiate = müzakere etmek, görüşmek, discuss, debate negotiation = müzakere, görüşme, debate negotiator = 1) bir antlaşmanın taraflarından biri; 2) arabulucu neighbour = komşu olmak, çevresinde bulunmak neighbourhood = semt, mahalle, district neonatal = doğumdan sonraki dört hafta ile ilgili neoplasia = neoplazi (yeni ve anormal hücre çoğalması) nephron = nefron (böbreğin işlev yapan en küçük anatomik birimi) nerve = sinir nerve fibre = sinir lifi nerve process = sinirlerin çalışması esnasında gerçekleşen işlemler nervous = sinirli, asabi, anxious, zıt anl.= calm nervous system = sinir sistemi nesting = yuvalanma, yuva yapma Netherlandic (isim) = Hollandaca diline verilen isimlerden biri, Dutch Netherlandic (sıfat) = Hollanda’ya ait, Hollandaca’ya ait, Dutch Netherlands = (the Netherlands şeklinde kullanılır) Hollanda, Holland network = ağ, şebeke neural network = nöral / sinirsel ağ neural tissue = sinir dokusu neurodegenerative = sinir dokusunun zamanla yok olması ile ilgili, (hastalık, kimyasal madde vs. için) sinir dokusunu zamanla yok eden neurologic loss = nörolojik kayıp neurological = nörolojik (sinir sistemiyle ilgili) neurological disorder = nörolojik bozukluk / hastalık neurological wiring = sinirlerin yapısal şekli, sinir sistemi neuron = nöron, sinir hücresi neuronal system = nöronal sistem (sinir hücresi sistemi) neuroscience = sinir bilimi Neuroscience Research Programme = Sinir Bilimi Araştırma Programı neuroscientist = sinir bilimci neurosurgeon = beyin ve sinir cerrahı, nöroşirurji uzmanı neurotransmitter = nörotransmitter, nörotaşıyıcı (hücrelerarası sinirsel iletişimde görev alan kimyasal madde) neutrality = tarafsızlık neutralize = 1) nötralize etmek (asidik veya bazik bir çözeltiyi nötr hale getirmek); 2) (askeri) etkisiz hale getirmek (esir etmek, savaşamaz hale getirmek, yok etmek) neutrino = nötrino (elektriksel yükü olmayan atomaltı bir parçacık) neutron emission = nötron emisyonu (bazı ağır atomların çekirdeklerinden bir nötronun dışarı atılması ile meydana gelen radyoaktif bozunma) Nevada = ABD’de bir eyalet never before = daha önce asla never to return = geri dönmemek üzere nevertheless = yine de, bununla birlikte, however, even so New England = Yeni İngiltere (İngiltere’den Kuzey Amerika’ya göç eden ilk kolonistlerin yerleştiği bölge) New World = (the New World şeklinde kullanılır) Yeni Dünya (Kuzey ve Güney Amerika) newborn = yenidoğan newcomer = yeni gelen kimse news-editorial staff = muhabirlerden gelen ham haberi düzenleyerek yayına hazırlayan personel niche = niş (duvar içinde bırakılan oyuk, göz, hücre) nickel = nikel (parlatılabilen bir metal) nickname (isim) = takma ad, lakap nickname (fiil) = takma isim koymak Nigerian = Nijerya ile ilgili, Nijerya’ya ait nightmare = kabus, karabasan nightmare possibility = kabus senaryosu, en kötü olasılık Nineveh = Ninova (bugün Irak topraklarında yer alan, Dicle Nehri üzerindeki antik bir Asur kenti) nitric acid = nitrik asit (kimyasal formülü HNO3 olan, oldukça aşındırıcı, zehirli ve kuvvetli bir asit) no doubt about it = hiç süphe yok no easy matter = kolay bir şey değil no grounds for … = (bir davranış vs.) için hiçbir gerekçe / neden yok no less promising (than) = (birşey)’den daha az umut vaat etmeyen, en az o kadar umut vaat eden

www.bademci.com

= Hiçbir şey okumayan bir adam. 2) (derste vs. ’yı saymazsak / hesaba katmazsak. (üstelik) bir de . benim bilgim dahilinde değil. zıt anl. (The new tax system did not have any noticeable effect upon the rate of economic growth. her şeye rağmen. well-known. = .110 . . idea. zorunlu değil. senet. . göçebelere ait. not to my knowledge not to mention . . yabana atılamayacak nothing short of perfection = mükemmelden daha az / yetersiz değil noticeable = belirgin. tüketilemez nondrug = ilaçsız nonetheless = bununla birlikte. conspicuous. thought notorious = dile düşmüş. = Bu kabilelerin göçebe bir yaşam tarzları var. . obvious www. mutlaka öyle olması gerekmez not that I know of = bildiğim kadarıyla yok / değil. fikir. zıt anl. clearly. not that I know of notable = dikkate değer. gürültünün neden olduğu nomadic = göçebe. visible. . . (not to mention a lot of money = gereken çok miktarda parayı saymazsak).= ambiguously. zıt anl. appoint nomination = adaylık noncancerous = kanserli olmayan noncompliance (with) = (bir şeye) uymama / uygun davranmama noncompliance with medical directions = (bir hasta için) (doktorun) tıbbi talimatlarına. önerilerine uymama / uygun davranmama nondepletable = tükenmez. . dikkate değer açık. ilaçsız nonprescription drug = reçetesiz satılan / reçeteye tabi olmayan ilaç. nothing other than . nevertheless non-evergreen = (bitkiler için) her mevsim yeşil kalmayan nonfiction = kurgusal olmayan düz yazı. apparently. over-the-counter medication.) no longer the case = artık durum öyle değil / artık durum farklı no more than smt = bir şey olmaktan öteye geçmez no point in doing smt = bir şey yapmanın yararı / anlamı yok Noah’s flood = Nuh Tufanı nobleman = asilzade.ÜDS Sözlüğü no less than = en az (başka bir şey ya da birisi) kadar no longer = artık / daha fazla bir durumun olmaması. (I no longer trust him. yönü var. (be not at all helpful = hiç yardımcı olmamak) not necessarily = tam olarak değil. .= fiction nonlethal = öldürücü / çok zararlı olmayan nonoil sector = petrol dışı sektör nonparametric = (veri için) olasılık dağılımına bağlı olmayan veya derecelendirilebilen ama sayısal olarak kesin bir şekilde ifade edilemeyen nonpharmacological = (tedavi vs. farkedilir. (kötü) ün yapmış. hidden. .com . . tutulan) not nothing at all = hiç ama hiçbir şey. = Yeni vergi sisteminin. . nota. düğüm. rubbish normal pattern of growth = büyümenin normal seyrinde gitmesi not at all = hiç . markedly.) nomenclature = terminoloji nominally = önemsiz / düşük oranda nominate = 1) aday göstermek. görevlendirmek. even so. apparent. (not to mention ugly looking = çirkin görünmeleri de cabası) not to my knowledge = bildiğim kadarıyla hayır / değil.) nothing but . 2) not tutmak note (isim) = 1) banknot. . değil. için) ilaç kullanılmayan. detectable. however. (These tribes have a nomadic way of life.= prescription drug nonsense = saçmalık. dikkat çekecek derecede. dikkat etmek. = . da cabası. dikkate değer bir şekilde. fark etmek. . nothing less than = hiç de önemsiz olmayan. (bir şey)’den söz etmek. aşikâr. ’dan başka hiç bir şey. remarkably notation = işaret veya rakamlarla gösterme sistemi. zıt anl. vaguely notion = düşünce. (The man who reads nothing at all is better educated than the man who reads nothing but newspapers. adı çıkmış. notice. farkına varmak.) noticeably = belli / açık / fark edilir bir şekilde. . inanç. remarkable notably = bilhassa. . istenmeyen sinyal noise pollution = gürültü kirliliği noise-induced = gürültü kaynaklı.bademci. artık değil. not. no more. gazeteden başka bir şey okumayan adamdan daha iyi eğitimlidir. ekonomik büyüme oranı üzerinde dikkate değer bir etkisi olmadı. 2) atamak.= ambiguous. notasyon note (fiil) = 1) belirtmek. particularly. remarkably. (bir şey)’e dikkat çekmek. = Artık ona güvenmiyorum. soylu nocturnal = nökturnal (gece yaşayan) nodule = yumru. nodül noise = (elektronikte) gürültü. . .

= Size bir iğne yapacağım ve diş tamamen uyuşacak. = Hayvan etine alternatif beslenme kaynakları mevcuttur. pek çok. ateş ve iltihabı azaltan ancak narkotik olmayan ilaç). baş belası. kreş. pain in the neck numb = uyuşmuş. yeni çıkmış. için) çekirdek nuisance = rahatsızlık.) nutrition status = beslenme durumu nutrition supplement = genellikle ek vitamin ve mineral içeren beslenme desteği nutritional = beslenmeyle ilgili nutrition-conscious = beslenme bilincine sahip olan nutritionist = nütrisyonist (beslenme ya da gıda uzmanı) nutritious = besin değeri yüksek.com .= few nursery = 1) çocuk yuvası. çok. near nourish = beslemek.ÜDS Sözlüğü . nourishment. çocuk odası. irritation. rahatsız eden şey. öldürücü NSAID = steroid içermeyen antienflamatuvar ilaç (aspirin gibi ağrı. non-steroidal antiinflammatory drug nuance = nüans. original. traditional novelist = romancı novelty = yenilik. (I will give you an injection and the tooth will go completely numb. 2) fidanlık nutrient = 1) besleyici madde. unique. 2) yemek. nourishing. madem ki… noxious = zararlı. several. many. hissizleşmiş. eksikliği nutrition = beslenme.) numerical = sayısal numerous = sayısız. (There are alternative sources of nutrition to animal meat.bademci. hücre vs. wholesome nutritive = besleyici www. zıt anl. freshness now that = artık şöyle olduğuna göre…. orijinal. food nutrient absorption = gıda emilimi nutrient composition = besin bileşimi nutrient deficiency = besin yetersizliği. zıt anl. besleyici. fresh.= old. ince ayrıntı nuclear = nükleer (atom çekirdeği ile ilgili) nucleation = nüve / çekirdek halini alma nucleus = (çoğul: nuclei) (atom. yeni çıkmış şey. gıda. feed nourishment = beslenme novel (isim) = roman novel (sıfat) = yeni. annoyance.111 not-too-distant = çok uzak olmayan.

= clear observation = gözlem.= clear obstruction = engelleme. 2) fırsat. evidently. impediment. 2) (bir yer)’de yerleşik olmak. compelled (to).com . gaye. rasathane observe = 1) gözetlemek. prominent. sorumluluk. kullanılmayan. hindrance obstinately = inatla. tıkamak. zıt anl. zıt anl. once in a while.= new. scent www. often occupant = bir yeri işgal eden. event. bariz bir şekilde. seizure. işgalci occupation = 1) işgal. 3) gerek. strange. acquire. obligate obliged (to) = zorunlu. criticism (of). zıt anl. conspicuous. clear. ambiguous obviously = açıkça. acquirable. zıt anl. chances. zıt anl. mecbur. ulaşılabilir. zorluk çıkarma. monitor. unbiased. opportunity. insidans. gözlemek. duman ile) örterek gizlemek. oldfashioned. incidence. probability odour = koku. görünürdeki. dim. vesile. compulsive. olasılık. 2) iş. bulanık. zıt anl. zıt anl. notice.O O OO oats = yulaf obese = obez (aşırı şişman) obesity = obezite (aşırı şişmanlık) obesity epidemic = obezite (aşırı şişmanlık) salgını object (to) (fiil) = itiraz etmek. opposition (to / against). görünüşe göre. excessive obsessive behaviour = obsesif davranış (bir kişinin zihnini. commitment obligatory = (uyulması) zorunlu. belli ki. zıt anl. compulsory. happen. yükümlü. visible. purpose. dik başlılıkla. (fotoğrafı / görüntüyü) bulandırmak obscure (sıfat) = belirsiz.= frequently. ara sıra. irade ve isteği dışında devamlı meşgul eden davranış türü) obsolete = (yenisi ve daha gelişmişi çıktığı için) modası geçmiş. voluntary oblige to = (bir şey)’e mecbur etmek. smell. zıt anl. zorunluluk. aşikâr. kendini belli eden. aim objective (sıfat) = nesnel.bademci. disapprove (of). happening oceanic = okyanuslar ile ilgili odd = 1) garip. within reach obtrusive = göze batan. funny. apparent. ihtimal. outmoded. izlemek.= obscure. (every) now and then. hidden. profession. zıt anl. doğru bulmama.). hindrance. tuhaf. meslek. invade. = Bir ameliyatta anestezistin rolünün genellikle görmezden gelinmesi tuhaf bir şey. take place occurrence = tekrar oranı. takıntı. evident. yürürlükten kalkmış. stubbornly obstruct = engellemek. izleme observatory = gözlemevi. belli. get obtainable = elde edilebilir.= frequent occasionally = bazen. earn. demode olmuş. (örn. karşı çıkmak. contemporary. gözlemlemek. approve (of) object (isim) = amaç. neden. eski. karşı çıkma. terk edilmiş. görmek. apparently occasion = 1) (genellikle) önemli. infrequent. (It is odd that an anaesthetist’s role in an operation is usually ignored. peculiar. responsibility. reside (in) occur = olmak. impede. onaylamama. difficulty.= agree (with). meydana gelmek. 2) fark etmek. objective objection (to) = itiraz. forced (to) obscure (fiil) = örtmek. vocation occupational = mesleki occupy = 1) işgal etmek. compel.= subjective objectivity = nesnellik obligation = yükümlülük. hedef. disapproval (of). objektif. binding. oluş sıklığı. 2) aşırı. invasion. karanlık. from time to time. büyük olay. inconspicuous obvious = açık. zıt anl. modern O obstacle = engel.= agreement (to) objective (isim) = amaç. cause occasional = ara sıra olan. block.= optional. 2) tek (sayı) odds = (çoğul kullanılır) şans.= unobtrusive. disagree (with).= be unaware of obsession = obsesyon. zıt anl. zıt anl. göze çarpan. uğraş. goal. goal. mysterious. saplantı obsessive = 1) saplantılı. zorunlu / yükümlü kılmak.= release obstructive = engelleyen obtain = elde etmek.

pilotlarla ilgili on the verge of = (bir şey olma)’nın sınırında. emeklilik sistemi old-fashioned = geleneksel. bu mahiyette of this type = bu tip(ten). teklif etmek. . yüz yüze www. öyle veya böyle one-half = yarı.113 of a similar nature = benzer özellikleri olan of its own accord = kendiliğinden. çokça.bademci. nedeniyle. mahallinde on such a scale = bu boyutta on that account = o nedenle. zıt anl. each other one for one = bire bir one in a million = milyonda bir one might presume that = şöyle bir tahmin yapılabilir ki…. . . bu tür(den) off the coast (of) = (bir yer)’in kıyısından açıkta offence = suç. . because of. . by and large. aggressive. on the one hand on the other hand = . on the one side = bir yandan. on the other hand on the part of the pilots = pilotlardan yana. bir bölü üç one-to-one = birebir.= defensive offensively = kaba şekilde. in the event that on demand = istek / talep üzerine. bir tarafta. (polis için) memur official = memur offset = karşılamak. = (bir olay vs. present. for the sake of on average = ortalama olarak on behalf of = (bir kişi)’nin / (bir şey)’in adına / namına on condition that = şartıyla. on request on its way to = (bir şey) olma yolunda. denilebilir ki… one way or an / the other = bir şekilde. 2) önermek. o yüzden on the brink of extinction = nesli tükenmenin eşiğinde on the contrary = aksine. bilakis. often. petrol rezervleri oil tanker = tanker (ham petrol taşımakta kullanılan büyük gemi) oil weapon = (ekonomik olarak) petrol kozu / silahı old-age pension = yaşlılık sigortası. = bir yandan . yeniden. 2) (banka hesabı vs. (bir yer)’e ulaşma yolunda on moral grounds = ahlaki açıdan / nedenlerle on occasion = zaman zaman.ÜDS Sözlüğü . provide. overall on their own = kendi başlarına on trial = deneme safhasında once = bir kez / sefer / defa once more = bir kez daha. crime offender = saldırgan. propose. arzetmek. . . because on the increase = artışta on the issue of = … konusu üzerinde / … hakkında on the one hand . again once rarely found = bir zamanlar nadir bulunur(lar)ken. . generally. . of no account of this nature = bu türden. . zıt anl. bir bölü iki one-third = üçte bir. sağlamak. için) ülke dışında off-stage = sahne dışında oftentimes = sık sık. rudely. counterbalance offshore = 1) kıyıdan uzak(ta). bazı durumlarda on one condition = bir şartla on site = yerinde. .= politely offer = 1) sunmak. . on the other . bütün olarak alındığında. . on the basis (of / that). koşuluyla. suçlu offensive = saldırgan. için. . by itself of no importance = önemsiz. diğer yandan . suggest offered = sunulan offhand = düşünmeden officer = subay. on the brink of on the whole = genel olarak. frequently oil = ham ya da işlenmiş halde petrol oil palm = yağlık hurma ağacı oil supplies = petrol arzı. contrarily on the grounds that. büyük oranda on account of = (bir şey)’den dolayı.com . once-endangered = bir zamanlar tehlike altında olan one another = birbirleri(ni / ne).)’nin olması / meydana gelmesi nedeniyle / gerekçesiyle. tersine. diğer / öte yandan on the other side = öte yandan. eski moda olive oil = zeytinyağı Olympic Committee = Olimpiyat Komitesi (Olimpiyatları düzenlemekle görevli komite) Olympic Games = Olimpiyat Oyunları (4 yılda bir düzenlenen uluslararası spor etkinliği) Oman = Umman (Arap Yarımadası’nda bir ülke) on a large scale = geniş çapta on a mass scale = kütlesel boyutta on a massive scale = muazzam boyutlarda on a scale unseen for decades = onlarca yıldır görülmeyen bir boyutta on a vast scale = çok geniş ölçekte. dengelemek.

= support opposed to = karşı.= obligatory. (Some opportunist bacteria are known to wait for years until a person’s immune system is weakened. seçenek. yol açmak. (chemically orientated = kimyasal odaklı) orifice = (bir organ. zıt anl. dışarıdan içini göstermeyen (cam vs.= completed online = çevrim içi (internet veya başka bir bilgisayar ağına bağlı olma hali) only recently = daha yeni onset (of) = (bir şeyin) başlangıcı. zıt anl. exploited. regular. enemy.= chaos. rival. 2) (bir yerin) gelişmesine imkân vermek. harekat. muhalif. continuing.ÜDS Sözlüğü one-to-one mapping = birebir eşleme one-way = tek yönlü geçirgen. ayarlamak. seçim hakkı. 2) sebep ordered arrangement = düzenli yerleşim orderly = düzenli. align. running.= end. functioning operating room = ameliyathane. ilk adım. chaotic ordinary = 1) sıradan. = Bazı fırsatçı bakterilerin. seçmeli. function. işleyiş. düzgün. operating theatre operation = 1) operasyon. süs ornamental = dekoratif. iş. adjust orientate = yönlendirmek.= unusual ore = cevher. usual.) opportunity = fırsat. zıt anl. karşı çıkmak. canlı varlık orient = yöneltmek. alelade. ulaşılabilir hale getirmek open up the body to invasion = vücudu (mikrop vs. zıt anl. zıt anl. ameliyat. süs olarak kullanılan www. zıt opposable thumb = işaret parmağına göre ters durması sayesinde nesneleri kavrama kabiliyetini arttıran başparmak opposition = muhalefet. zıt anl. (the oppressed = ezilmiş / baskı altında olan kişiler) optimism = iyimserlik. yörüngedeki orbiter = görevi yörüngede dolanmak olan uzay aracı. start.= pessimistic option = opsiyon. work operating = çalışmakta / işlemekte olan. termination onwards = (bir zaman)’dan başlayarak / itibaren opacity = opaklık (saydam olmama hali) open up = 1) başlatmak. resist. zıt anl. işle(t)mek. atılım. alışılmış. antagonist. direniş. zıt anl. functioning opioid = uyuşturucu etki yapan opium poppy = haşhaş opponent = rakip.= pessimism optimist = iyimser. zıt anl. run. hasım.) istilasına açık hale getirmek openness = açıklık. yöneltmek. prospect. arise.= terminate ornament = süsleme. 2) çalışma. başlangıçta. zıt anl. karşıt. doğmak. hamle. her zamanki. familiarise (with) orientated = odaklı.= lander orchard = meyve bahçesi orchid = orkide ordeal = karakter veya dayanıklılık denemesi. running. resistance oppressed = ezilmiş / baskı altında. protest.= pessimist optimistic = iyimser. kişinin bağışıklık sisteminin zayıflamasını yıllarca bekledikleri bilinmektedir.) ongoing = süregelen. alıştırmak. pave the way for. chance oppose = karşı koymak. aleyhinde. ham demir) organic compound = organik bileşik (yapısında karbon içeren bileşik) organism = organizma. (iron ore = demir cevheri. meydana gelmek. büyük sıkıntı order = 1) düzen. zıt anl. elective. in the beginning originate = (ilk defa) ortaya çıkmak. competitor. emerge. devam eden. düşman.114 .= in favour of opposing = karşı / karşıt.com . against. 2) olağan. itiraz etmek. beginning. şeffaflık operate = çalış(tır)mak. direnç göstermek. compulsory oral cancer = ağız kanseri oral hygiene = ağız temizliği oral literature = sözlü edebiyat orbit (fiil) = (bir şey)’in yörüngesinde dolanmak orbit (isim) = yörünge. choice optional = isteğe bağlı. işleme. zıt anl. bir kanal ya da bir boşluğu dışarıya ya da anatomik bir yapıya bağlayan) açıklık ya da delik origin = köken originally = ilk başta. voluntary.= disorderly. regulated. sistemli. (in orbit of / around = (bir şey)’in yörüngesinde) orbital = yörüngesel. alternative.bademci. opposition opportunist = fırsatçı. zıt anl. karşı koyma.

= in proportion outboard = (motor için) dıştan / kıçtan takma. ahlaksız. prohibited. zıt anl. be superior to ovary = yumurtalık over a cup of tea = bir yandan çay içerken over against = tersine. kovmak out of proportion = orantısız.= inboard outbreak (of) = 1) ortaya çıkma. 2) salgın. kapsamlı. excel. süsleme amacıyla orthopedist = ortopedist (uzmanlık alanı. viewpoint outlying = uzak. yield. (She overcame her fear of the dark by the help of a psychiatrist. zıt anl. = Cennetin tersi cehennemdir. specific overall negative impact = geniş çaplı olumsuz etki overarousal = aşırı uyarılma (duygusal olarak uzun süreli aşırı uyarılma / heyecanlanma) overbearing = otoriter. oppressive. describe outline (isim) = taslak. görünüm. product. kullanımdan kalkmış. expense. geride bırakmak outer solar system = dış güneş sistemi (Güneş Sistemi’nin. gelecek. çıkarmak. eski tarihli. (fiyat için) fahiş. zıt anl. zıt anl. yasadışı ilan edilmiş.= allowed. toplam. harcama.= inward outweigh = daha ağır basmak. wicked. çirkin. = O diş hekimine güvenmiyorum. karşısında. ana hatlarıyla belirtmek. trans-Neptunian region outermost = en dışta kalan outgrow = (büyüyünce) (bir alışkanlık vs. leading. get over. obsolete. or else. result. çıkış noktası / yolu outline (fiil) = taslağını çizmek. verim. horrible. permited outlay = masraf. zıt anl. aksi takdirde. zaman içinde overall = genel. zıt anl. düpedüz. surpass. tam.= democratic overcast = bulutlu / kapalı hava overcome = aşmak.).= hidden outset = başlangıç noktası. zıt anl. Neptün gezegeninin ötesindeki bölgesi). beginning outsider = bir grubun dışında olan kişi outstanding = önde gelen. baş gösterme. surpass out-of-date = modası geçmiş. ezici. zıt anl. happening. üretim. surrender (to). gidip gelmek.) overconcentration = aşırı yoğunlaşma overcorrect = düzeltirken aşırıya kaçmak www. Hala modası geçmiş aletler kullanıyor. aftermath outcry = protesto. surpass. manzara. çıktı.) out-of-favour = gözden düşmüş. defeat. insafsız.bademci. tarihi geçmiş. outdated. epidemic outcome = sonuç.= ordinary outstretched = iyice açılmış outward = dışa doğru. exceed. zıt anl. (yaşça) geride bırakmak outlawed = yasaklanmış.com .115 ornamentally = süs olarak. kemik. (the benefits of private education over against state education = devlet eğitimiyle kıyaslandığında özel eğitimin yararları) over the course of centuries = yüzyıllar içerisinde over the past 40 years = geçen 40 yılda / yıl boyunca over time = zamanla. despotic. draft outlook = bakış açısı. sketch. complete.= input. total.)’den vazgeçmek. işe yaramaz. 2) belli bir zaman süresi içinde bir organda oluşan ve organ aracılığıyla dışarı atılan madde miktarı outrage = büyük öfke outrageous = haddi aşan. dalgalanmak oscillation = salınma. gider. outer. bağırma. uzakta bulunan outnumber = sayıca geçmek. disgraceful. zıt anl.= in favour. haykırış. zorba.= retreat. (I don’t trust that dentist. as opposed to. comprehensive. zıt anl. obsolete. banned. uproar outdated = modası geçmiş. in contrast with. dalgalanma osteoclast = kemik hücrelerinin yıkımından ve rezorpsiyonundan sorumlu hücreler other than = dışında.ÜDS Sözlüğü . kıyaslandığında. başlıca.= up-to-date. üstesinden gelmek. eklem ve kaslardan oluşan hareket sistemindeki bozuklukları tedavi etmek olan doktor) oscillate = salınmak. He is still using some out-of-date equipment and apparatus. zıt anl. patlak verme. favoured outpatient = ayakta tedavi edilen hasta outperform = daha iyi performans göstermek. expenditure outlet = çıkış. exceed. general. = Karanlık korkusunu bir psikiyatrın yardımı ile yendi. ölçüleri uyumsuz (aşırı büyük veya küçük). or otter = su samuru ought to = -meli / -malı. zıt anl. yenmek. (Over against heaven is hell. should oust = yerinden etmek. zıt anl.= decent outright = kesin. lay out. haricinde otherwise = yoksa. protest.= fall behind output = 1) randıman. out-of-date outdo = geçmek. definite.= particular.

üzerinden geçmek overseas = denizaşırı oversee = göz kulak olmak. apparent. zıt anl. upset overuse = gereğinden fazla kullanmak. zıt anl. zıt anl. look after oversensitive = fazla hassas. çabuk kırılan (kişi). nonprescription drug. kaplamak overgrown = aşırı büyümüş overhanging = (saçak vs. spot overlooking = tepeden / yüksekten bakan overly = fazla. magnify. covert overtake = (yönetimi / idareyi / mülkiyeti) devralmak. simplify overstimulate = aşırı uyarmak overt = açık olarak. doldurmak overlook = dikkate almamak. aşırı yalınlaştırmak. ignore. aşırı derecede. zıt anl. predominantly overworked = 1) aşırı çalış(tırıl)mış. yüzünden. bozmak. zıt anl. occupy. yerinden ederek yerine yerleşmek over-the-counter drug = reçetesiz ilaç. overconsumption. visible.= prescription drug over-the-counter sleep aid = reçetesiz satılan uyumaya yardımcı ilaç overtime = fazla mesai overturn = altüst etmek. disregard. easily hurt. overestimate.= economizing overvalue = aşırı / ederinden fazla değerlenmek overview = genel bakış. due to owner = sahip oxidative = oksidatif (oksitleyici gücü olan) oxidative stress = oksidatif stres (biyolojik bir sistemin ürettiği aktif oksijeni yeterli hızda nötralize edememesi veya oluşan hasarı yeterli hızda giderememesi durumu) oxygen concentration = oksijen konsantrasyonu / yoğunluğu ozone layer = ozon tabakası (atmosferin üst kısmında bulunan. supervise.= underrate overreact = aşırı / kontrolsüz reaksiyon göstermek override = (önemce) üstüne çıkmak. 2) (bir tiyatro oyunu vs. ele geçirmek. çok dolu overdraw = (bir kaynağı) aşırı kullanmak overeating = aşırı yeme overemphasised = aşırı vurgulanmış overestimate = fazla tahmin etmek. özet(leme) şeklinde sunum overweight = fazla / aşırı kilolu overwhelmingly = büyük / ezici bir çoğunlukla. excessively overnight = bir gece içinde (birdenbire anlamında) overprotected = aşırı korunan overprotective = aşırı koruyucu overrate = gereğinden fazla önemsemek. gözden kaçırmak. zıt anl.= notice. fazlaca basitleştirerek açıklamak.com . güneşten gelen morötesi ışınları tutan tabaka) www. invade.= hidden.bademci. şeklinde) dışarıya doğru çıkıntı yapan / uzanan overharvesting = aşırı avlanma overhaul = onarım için elden geçirme overland = karadan overloading = aşırı yüklemek. abartmak. ortada. obvious. için) çok fazla oynanmış ovule = yumurtacık (bitkilerde döllenmeden sonra tohuma dönüşen yapı) owe = borçlu olmak owing to = nedeniyle.ÜDS Sözlüğü overcrowded = aşırı kalabalık.= underestimate overexercise = gereğinden fazla spor yapma overfarming = aşırı tarım overfed = aşırı beslenmiş overflow = taşmak overgrazing = aşırı otlatma overgrow = (bitki için büyüyerek) (bir yeri) sarmak. exploited. 2) üzerini kaplamak.116 . zıt anl. bakmak. devirmek. over-consumption.= spare overuse = aşırı kullanım. miss. because of. zıt anl. overrate. (diğerini) ikinci plana itmek overrun = 1) istila etmek.= thick-skinned oversight = gözetim oversimplify = hafife almak.

asalak (diğer bir organizma üzerinde ya da içinde. bildiri. böceklerin ve sürüngenlerin ortaya çıktığı 230 ile 570 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) palette = (boya için) palet pallasite = palazit (bir çeşit zeytuni renkli meteorit) Panama Canal = Panama Kanalı (Orta Amerika’nın en güney ülkesi Panama’da yer alan ve Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirine bağlayan yapay suyolu) Panamax (size) = Panama Kanalı’nın yükselme havuzlarına sığabilecek en büyük gemi ebadı P pancreas = pankreas (midenin hemen altında yer alan. 2) adım. donuk. felç. işlevini kaybetmiş paralysis = paraliz. gıdasını ondan temin ederek ve karşılığında ona hiçbir yarar sağlamadan yaşayan canlı) paratyphoid = paratifo (tifoya benzer ama genellikle daha hafif seyreden bir hastalık) parent company = ana şirket (başka şirketlere sahip olan veya onları kontrol eden şirket) parent = (genellikle çoğul kullanılır) anne ya da babadan herhangi biri parental = ebeveyne (anne ve / veya babaya) ait parental separation = ebeveynlerin (anne ve babanın) ayrılığı Parkinson’s disease = Parkinson hastalığı (genellikle ileri yaşlılık döneminde görülen. step. yutma. konuşma ve yürümede bozukluk ve anlamsız yüz ifadesi ile belirgin nörolojik hastalık) parliament = parlamento. sızı. kimi sindirim enzimlerini salgılamakla görevli organ) pancreatic = pankreatik (pankreas ile ilgili) pandemic = pandemik. newspaper. footstep pacemaker-like = kalp atışını düzenleyen / ayarlayan cihaza benzer / benzeyen pack = tıka basa / sıkı sıkıya doldurmak pad = bazı hayvanların ayaklarının altındaki yumuşak taban. dönem ödevi papillary dilation = gözbebeğinin açılması / genleşmesi paralysed = felç olmuş. hurting pain syndrome = ağrı sendromu (nöbetler halinde ya da devamlı ağrı ile belirgin durum / rahatsızlık) painkiller = ağrı kesici / dindirici.bademci. putperest pain = ağrı. incomplete. uçuk renkli. analgesic (drug) pale = soluk.com . sakatlamak. tempo.= dark. acı. archaeobotany paleontological = paleontolojik (paleontoloji ile ilgili) paleontologist = paleontolojist (paleontoloji ile uğraşan bilim insanı) paleontology = paleontoloji (bitki ve hayvan fosillerini inceleyerek tarih öncesi yaşamı araştıran bilim dalı) paleozoic = paleozoik dönem (balıkların. article. en önemli. bright paleoanthropologist = paleoantropolog (paleoantropoloji ile uğraşan bilim insanı) paleoanthropology = paleoantropoloji (ilkel insanları ve insanın evrimsel geçmişini inceleyen bilim dalı) paleoethnobotany = paleoetnobotanik (arkeolojik alanlardaki bitki kalıntılarını inceleyen bilim dalı). principal parasite = parazit. başlıca.P P PP pace = 1) hız. rate.= complete partial alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin kısmen yitirilmesi www. cripple. epidemic panel = panel (tartışma gurubu) panic = paniğe kapılmak paper = 1) gazete. inme paralyze = felç / kötürüm etmek. tempo. 2) makale. el ve bacaklarda. zıt anl. disable paramount = üstün. kaslarda. ache. (geniş bir bölgede / kıtalararası) salgın hastalık. milletvekili seçimi partial = kısmi. meclis parliamentary = parlamento ile ilgili parliamentary election = genel seçim. faint. 3) araştırma. zıt anl. çiğneme. çalışamaz hale getirmek. istemli hareketlerde. yastıkçık paddy = çeltik / pirinç tarlası paediatrician = pediyatrist (çocuk hastalıkları uzmanı) pagan = çoktanrılı dinlere inanan.

) kısmi yetersizlik partially = kısmen. mera patch = 1) yama. unemotionally pasteurization = pastörizasyon (gıda sanayinde. order pattern of daily life = günlük hayatın alışıldık seyri pauper-school = yoksullar okulu pause = duraklamak. zerre. rol almak.= impatient patient noncompliance = hastanın üstüne düşeni yapmaması patrol = devriye gezmek. (borç) kapatmak. especially. convey pass by = (bir yer / birisi)’nin önünden geçmek.com . kısım. intensely. bölme partly = kısmen. inspect. region patent (fiil) = patentini almak patent (isim) = patent (bir icat veya ticari bir ürün için taklitleri engellemek ve mucit / üretici dışındaki kimselerin haksız kazanç elde etmesini önlemek amacıyla devlet tarafından verilen sicil) patent (sıfat) = görünür. benek. partly. zenith. ilgilenmek. diziliş şekli. take notice (of). bölünme. pay sahibi olmak. 2) sadık müşteri pattern = tür. consider.118 . (Will you please pass on this message to your friends? = Bu mesajı lütfen arkadaşlarına iletir misin?) pass over = üstünden geçmek pass sentence (on) = (bir şey hakkındaki) kararı bildirmek / iletmek pass through = (bir şey)’in içinden / arasından geçmek passage = geçiş passageway = yol passion = tutku passionate = heyecanlı. en yüksek düzey. oluş düzeni. önemsemek. maximum peasant = köylü. enact pass along = (insandan insana) aktarmak. yer almak. ignore pay consideration = saygı göstermek. yöntem. pay attention (to) pay off = 1) tamamını ödemek.bademci. virüs vs. gözlemek. style. yer alma.) kaplı pay attention (to) = dikkat etmek. 2) kar getirmek pea = bezelye peacekeeping = barışı koruma peak (fiil) = doruğa çıkmak. patika patient (isim) = hasta patient (sıfat) = sabırlı. villager www. (a paternal relative = baba tarafından bir akraba) pathogen = patojen (hastalığa yol açan bakteri.= generally particulate = çok küçük tanecik. koruyucu. open up paved = üstü (asfalt. spot. zıt anl. watch patron = 1) hami. söz vs. için) kişiden kişiye iletmek / göndermek. parça. send. specific. zıt anl. doruk (noktası). kontrol altında tutmak. dikkate almak. disappear pass on smt to smo = (bilgi. taking part particle = parçacık particular = belirli.= completely partner = ortak. beton vs. partikül partition = taksim. tarz.= disregard. göz önüne almak. partner (birisine eşlik eden kişi ya da eşlerden biri) pass = (yasa) geçirmek / çıkarmak.= maternal.) geçirmek. besin maddelerini hastalık yapıcı mikroorganizmalardan arındırmak amacıyla uygulanan ısıtma yöntemi) pasture = (arazi için) otlaklık. (hastalık vs. movingly. zıt anl. (birisine) karşı düşünceli davranmak. özel olarak. model. mola vermek pave = (cadde.ÜDS Sözlüğü partial inability = (zihinsel vs. en yüksek düzeye ulaşmak. zıt anl. aşırı tutkulu. 2) arazi parçası.) döşemek. yol açmak. zıt anl. piece.) pathological = patolojik (patoloji ile ilgili) pathology = patoloji (hastalıkların nedeni olan yapısal ve fonksiyonel sapmaları inceleyen bilim dalı) pathway = yol. (She made a passionate speech on women’s rights. yinelenen şekil. = Kadın hakları üzerine tutkulu bir konuşma yaptı. meralık pasture land = otlak alanı. ateşli. bölge. kaldırım vs. kaplamak pave the way for = başlatmak. method. zıt anl. special. fade away.= moderately. type. açık paternal = baba tarafından / ile ilgili. şablon. overall particularly = özellikle. go past pass judgement on = hakkında hüküm vermek / yargıya varmak pass off = (zamanla) kaybolmak. take part (in). mind. section. system. özel.= common. share (in) participation = katılma. en üst seviye. climax. crest peak (isim) = zirve.) passionately = heyecanlı / ateşli / aşırı tutkulu / hiddetli bir şekilde. partially. zıt anl. specifically.= completely participant = katılımcı participate (in) = katılmak. zıt anl.

= fail performing arts = sahne sanatları (tiyatro. sürekli olarak. continuously. totally perforation = 1) delik. specific (to).ÜDS Sözlüğü . persevere. 2) (kabuğunu. zıt anl. seasonally peripheral = 1) dış yüzey veya kenara ait. inat etmek.= stop. eziyet. get in.) pedestrian = yaya pedestrian crossing = yaya geçidi peel (off) = 1) kabarıp pul pul dökülmek.) permeability = permeabilite (geçirgenlik) permeable = geçirimli. zıt anl.= imperfect. recognise.= ban. emsal pelagic = açık denizlerde yaşayan pendant = kolye ucu penetrate = girmek. zıt anl. zıt anl. kusursuz.) www. algı. comprehend. 2) tuhaf. constantly. = Oğlum garip garip sorular sormaya inatla devam ediyor.119 pebble = çakıl taşı. secondary. = Kazadan sonra kalıcı olarak sakatlandı. flawed perfectly = tamamen. understanding. çakıl peculiar = 1) (bir şeye) özgü.). zıt anl. delik açma. sürekli. sinema gibi. confuse. sürüp gitmek.). marjinal. (If the pain persists. zıt anl. odd. 2) ikincil. refine perfect (sıfat) = mükemmel. idrak. imkan vermek. carry out. 2) delme. aperture perform = yapmak. etrafta bulunan. yüzde oranı perception = algılama. actualise. zıt anl. unchanging. apprehension. zıt anl. hole. kavramak. derisini) soymak peer = akran. notice. = Bu tip bina ülkenin güneyine özgüdür. absolutely peril = tehlike perimetre = çevre ölçüsü. viewpoint perceptivity = idrak kabiliyeti.= temporary permanently = kalıcı.= durable peritoneal cavity = peritonal boşluk (karın zarının içi. uğraş vs. brutality. enter. direnmek.= certainly. for good. probably. zıt anl. = He was disabled for good after the accident. external.) vermek. için) çevre. function. spoilable.= never. implement. short-lived. (My son persists in asking awkward questions. flawless. consult a doctor. sur vs. 2) devam etmek. kolay bozulur. (This type of building is peculiar to the south of the country. fulfil. garip. belirli zamanlarda. (It seems very peculiar that no one has seen or heard anything. astonish perplexed = şaşkın persecution = zulüm. geçirgen permission = izin permit = izin vermek. zıt anl. kendine has. sürekli olarak. 3) periferik. peritoneal space peritoneal dialysis = periton diyalizi (böbrek hastalarının kanını temizlemek için uygulanan bir hemodiyaliz yöntemi) permafrost = kutuplara yakın bölgelerde sürekli don altında kalan toprak tabakası permanent = kalıcı. do. etkili pentagon = beşgen people = (çoğul: peoples) halk pepper spray = biber gazı (spreyi) per capita / head / person = kişi başı perceive = algılamak. accomplish. zıt anl. anlamak. çevresel. excellent.= benevolence Persian Gulf = Basra Körfezi (Hint Okyanusu’nun İran ile Arap Yarımadası arasındaki uzantısı) persist = 1) (bir şeyde) ısrar etmek. civarda.= give up. = Eğer acı devam ederse bir doktora danış. cruelty. prevail. daimi. (bir şey) için elverişli olmak. zıt anl. düzenli / belirli aralıklarla. forbid perpetually = daima.bademci.= misunderstand. (sınır. müzik. miss percent = yüzde percentage = yüzde. tam anlamıyla. fark etmek. = Kimsenin bir şey görmemiş ve duymamış olması çok tuhaf. zaman zaman. possibly. lasting. (He was permanently disabled after the accident. nüfuz etmek.= central perish = yok olmak. gerçekleştirmek. alışılmamış. understand. sanatçının kendisinin bir gösteri sunduğu sanat alanları) perhaps = belki. rarely perplex = kafasını karıştırmak. sezgi. circumference period = dönem. karın zarının tabakaları arasındaki potansiyel boşluk). başarmak. ruhsat / yetki vermek. occasionally. uygulamak. (mücadele. allow. go through penetrating = içe işleyen. ölmek perishable = dayanıksız. şaşırtmak. sezmek. daimi.com .= temporarily. yerine getirmek. strange. muhtemelen. zıt anl. anlayış perch = tünemek perfect (fiil) = mükemmelleştirmek. süre periodically = periyodik olarak. içine işlemek.

fenomen. relentless. inat persistent = ısrarlı. onu ilgilendirmek. = En son terörist eylem ile ilgili haberler tüm TV kanallarında gösteriliyor. with regard to. stage phenomenal = olağanüstü. zıt anl. kimya gibi canlılar ile ilgili olmayan alanlarıyla uğraşan bilim insanı physically demanding jobs = bedensel güç gerektiren işler physician = tıp doktoru. safha. kaplamak. relate to. (The witness picked out the wrong man in the identification parade. karamsar. hekim. otomobil vs.ÜDS Sözlüğü persistent vegetative state = devamlı bitkisel yaşam hali persistence = süreklilik. sebat. bir kişi ya da (bir şey)’e fiziksel olarak bağımlı olma durumu physical education = beden eğitimi physical functioning = fiziksel işlev. convince. sürekli. inatçı. doctor physicist = fizikçi physiological = fizyolojik (organizmanın işleyişi ile ilgili) physiological response = fizyolojik tepki physiologist = fizyolog (vücudun organ ve sistemlerinin işlevlerini inceleyen tıp doktoru) pick out = (dikkatle) seçmek. insistent. occurence phenotype = fenotip (bir organizmada genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan dış görünüş) philanthropist = yardımsever. inandırmak.120 . (The news pertaining to the latest terrorist act is on all TV channels. generosity philosopher = filozof phonological = sesbilimsel. spread perverse = ters. decisiveness persistency = kalıcılık. related to Peru = Peru (Güney Amerika kıtasında bir ülke) Peruvian = Peru’ya ait.= dissuade (from) persuasion = ikna etme. = Tanık. fonolojik photo interpretation = fotoğraf yorumlama photon = foton (elektromanyetik ışınımları oluşturan enerji birimleri) physical = bedensel physical appearance = dış görünüm physical dependence = fiziksel bağımlılık. sarmak. zıt anl. kendisine tanrısal bir kimlik atfedilmiş olan kral) pharmaceutical (isim) = insan veya hayvan üzerinde kullanılma amaçlı kimyasal madde.) personalised medicine = kişiselleşmiş tıp (kişinin özel ihtiyaçlarına / durumuna göre belirlenecek tıbbi bakım vs.= optimistic pest = haşere (insanın yaşama ortamına veya üretimlerine zarar veren küçük hayvan. aksi pessimistic = kötümser. hayırsever philanthropy = hayırseverlik.bademci. bakış açısı. induce. yardımseverlik. sadece (bir şey ya da birisi) ile ilgili olmak. ayırt etmek.) personnel = personel (bir işte veya organizasyonda çalışan / görev alan insan grubu).) pertaining to = ile ilgili olarak. teşhis odasında yanlış adamı seçti. viewpoint. faz. aşk şiirleriyle ünlü bir İtalyan ozan pharaoh = firavun (antik Mısır’da.) www. determined. bireysel. mantar vs. inandırma.com .= public personal transportation vehicle = kişisel ulaşım aracı (bisiklet. böcek. continuity. başvurmak Petrarch = 1304-1374 yılları arasında yaşamış. bürümek. yayılmak. bedenin çalışması physical inactivity = bedensel hareketsizlik physical laws = fizik kanunları physical scientist = bilimin. genellikle fizik. charity. zıt anl. staff perspective = perspektif. positron emission tomography scan petiole = yaprak sapı petition = dilekçe vermek. şaşılacak phenomenal promise = parlak bir gelecek phenomenon = (çoğul: phenomena) önemli / olağanüstü olay. approach persuade = ikna / razı etmek.= irresolute personal = kişisel. Peru ile ilgili pervade = istila etmek. zıt anl.) pesticide = pestisit (tarım zararlılarını öldürmekte kullanılan kimyasal madde / tarım ilacı) PET scan = pozitron emisyon tomografi taraması (vücuttaki tümör hücrelerini saptamak için kullanılan bir tarama yöntemi). convincing pertain to = (bir şey / birisi)’ne ait olmak. ilaç pharmaceutical (sıfat) = farmasötik (ilaç ya da ilaç yapımıyla ilgili) pharmacist = eczacı pharynx = (çoğul: pharynges) farenks (yutak) phase = evre. devamlılık.

leading pipe = boru piracy = korsanlık pit = çukur pitch = ses tonu / perdesi. vital place = yerleştirmek. olduğundan önemli göstermek. önemsememek play down to = (birisi)’nin seviyesine inmek play for = (bir kulüp / takım vs. tesis. sorumluluğunu vermek place in context = yerli yerine oturtmak placenta = plasenta. yapmak. etkisi / katkısı olmak. enerji santrali. = Enfeksiyonu. epicyclic gear planing = (marangozlukta) planyalama. çekirdeksiz kan hücresi) plate-like = levha benzeri plate-tectonic activity = levha hareketleri (yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketleri ve birbirleriyle olan etkileşimleri) plausible = akla yakın. draw attention (to). bir alanda yenilikler yaratan kişi pioneering = öncülük eden. düz alan plan view = plansal görünüş.)’yi kapmak. öncülük etmek. reasonably play a basic role (in) = temel rol oynamak. koymak. lift picturesque = tablo gibi piece = (satranç vs. black fever. level platelet = trombosit (kanın pıhtılaşmasında rol oynayan. cenine oksijen ve besin sağlayan yapı) placental = plasental (doğmamış yavrusunu rahminde plasenta aracılığı ile besleyen) plague (fiil) = acı / dert / rahatsızlık vermek. initiate pioneer (isim) = öncü. rendeleme.) için (futbol vs. galiba başka bir sebepten hastaneye gittiğinde kapmış. annoy. play a central role (in) play a central role (in) = temel rol oynamak. zıt anl. 2) bela. (bir kulübün / takımın vs. kümelemek pile (isim) = yığın pile foundation = kazıklı temel pile up = topla(n)mak. (He seems to have picked up the infection while he was in hospital for another reason. renk veren madde) pile (fiil) = yığmak. transmit. uğraş vs.). üstten görünüş planet = gezegen planetary = gezegenlerle ilgili planetary formation = gezegen oluşumu planetary gear (system) = bir dış dişli ve içerisinde dönerek çalışan iç dişlilerden oluşan güç iletim sistemi. genellikle makine kullanarak düz ve pürüzsüz hale getirme işlemi) plant (fiil) = (bitki) ekmek / dikmek plant (isim) = 1) fabrika. makul.) oynamak. crucial.) oyuncusu olmak play out = (mücadele. 2) (bir şeyi yerden ve genellikle elle) kaldırmak. diş taşı plasma = plazma (kan sıvısı) plastic mass = plastik yığını plate = plaka plateau = (çoğul: plateaux veya plateaus) 1) yayla. trouble plain = ova. = Omzum bana bütün hafta acı verdi. tone pitcher = (bitki için) yaprakları ibrik şeklinde olan pitifully = 1) acıklı / acınası bir şekilde. contribute (to).= infect. öncü. unlikely plausibly = makul / akla yakın bir şekilde. reasonable.) plague (isim) = 1) veba.= implausible. 2) gülünç derecede pivotal = asıl. 2) kötü davranışlarda bulunmak.com . hastalık vs. döleşi (birçok memelinin ana rahminde bulunan.ÜDS Sözlüğü .) vermek. silme (yüzeyi. take part (in) play down = hafife almak. play a basic role (in) play a crucial role (in) = hayati rol oynamak play a part (in) = rol oynamak. birik(tir)mek pillar = sütun. görevin) başına getirmek.121 pick up = 1) (başkasından bir alışkanlık. 2) bitki plant kingdom = bitkiler alemi plant protein = bitkisel protein plaque = plak (bir yüzey üzerinde herhangi bir maddenin birikmesi nedeniyle oluşan ince tabaka). plato. esas. birinci derecede önem ve etkisi olan. contract. 2) düzey. almak. put place emphasis on = bkz. misbehave www. irise. sebzelere vs. put emphasis on place greater importance (on) = daha büyük değer / önem vermek place in charge (of) = (bir işin.bademci. dikme pioneer (fiil) = yol açmak. perform play up = 1) (bir şey)’e dikkat çekmek. (My shoulder has been plaguing me all week. için) taş pier = (bina için) kolon pigeon = güvercin pigment = pigment (deriye. bother. çok önemli. logical. zıt anl. yaramazlık yapmak.

çeşitli sanayi kuruluşları tarafından atılan nitratlar nedeniyle kirleniyor. bereketli bir şekilde. (polar orbit = kutupların üzerinden geçerek izlenen yörünge). zıt anl. fertile. pleasantly pleasurable = zevkli. için) aniden ve büyük oranda düşmek. mesele point out = (bir şey)’e dikkat çekmek.= mean. nasty pleasure centres of the brain = beyindeki haz merkezleri pledge = 1) söz. polen yaymak pollutant = kirletici madde pollute = kirletmek. pisletilmiş. toplanmak pool (isim) = küçük göl. keyifli. indicate. call attention (to). çocuk bahçesi. 2) (sinemada) olayların kurgusu veya ana öykü pluck = (çiçek. abundantly. hidrofob / suyu iten sıvı (etil asetat.com . zıt anl. elektronları molekülün bir tarafında toplanma eğiliminde olduğu için. contaminated. rehin. a lot. için) çizmek. baş aşağı gitmek. pleasant. 2) taban tabana zıt. meyva) koparmak plum = erik plume = pamuk gibi bazı bitkilerdeki tohumları saçan beyaz tüy gibi kısım plunge = (fiyatlar vs.= sparingly plenty = pek çok (şey). guarantee. inadequate. havuz. toxic polar = 1) kutupsal. promise. zıt anl. iştahsızlık poor at = (bir konu)’da kötü / başarısız. zıt anl. politika. parlatmak. tutum policy makers = (bir konuda izlenecek) siyaseti belirleyen kişiler policy-making = (bir konuda izlenecek) siyaseti hazırlama. parlatılmış polished rice = kabuğu ayıklanmış / cilalanmış beyaz pirinç. 2) nokta. belirtmek.122 . drop plurality = çokluk poach = yasak bölgede avlanmak poem = şiir. scarce plentifully = bolca.) pollution = kirlenme. indicate poisonous = zehirli.= abundant. abundant. kağıda dökmek plot (isim) = 1) fesat.= good at poor folate status = folik asit yetersizliği poor quality = düşük kalite pop in and out of = (bir şey)’in içine girip çıkmak popular culture = popüler kültür www. kirlilik. kirli. az. eksik. yönerge hazırlama polio = çocuk felci polish = 1) cilalamak. bereketli. 2) (pirincin kabuğunu) ayıklamak polished = cilalanmış. göstermek. durum. harita. zıt anl. goal. çoklu / kombine ilaç polyploid = poliployid (monoployid sayının iki katından daha fazla kromozoma sahip hücre ya da organizma) polyunsaturated fat = çoklu doymamış yağ (molekülleri. maksat. entrika. contamination polygon = çokgen polyphony = çokseslilik polypill = kalp-damar.= very little plenty of = bolca. memnuniyet verici bir şekilde. denote. surety plentiful = bol. pek çok doymamış (hidrojene olmamış) bağ içeren yağ) Pompeii = Pompei (Bugün İtalya’nın Napoli kenti yakınlarında yer alan ve Vezüv volkanının lavları altında kalmış olması sebebiyle çok iyi korunmuş bir Roma Dönemi kenti) pool (fiil) = birikmek. nazım poet = şair poetry = şiir sanatı point = 1) gaye. sufficient poor appetite = zayıf iştah. enjoyable. opposite polar bear = kutup ayısı polar liquid = polar sıvı. vaat. lots of plot (fiil) = (plan. bring up point to = işaret etmek. su birikintisi poor = kötü. diabet ve benzeri kimi hastalıkların tedavisi için önerilen ve birden fazla ilacın bir araya getirilmesi yoluyla elde edilen ilaç. çokça. yetersiz. hoşça pleasingly = hoşnut edici bir şekilde. contaminate polluted = kirletilmiş. heksan gibi.ÜDS Sözlüğü playground = oyun sahası / parkı. zıt anl. 2) (bir konuda izlenecek) siyaset. white rice poll = gayri resmi anket pollinate = tozlaşmak. molekülleri elektriksel kutuplanma sergileyen sıvı) policing mission = polislik görevi (asayişi sağlama / koruma ile ilgili görev) policy = 1) sigorta poliçesi. (mecazi anlamda) arka bahçe playwright = oyun yazarı pleasantly = hoşa gider bir şekilde.= meagre. gölet.bademci. çok. 2) teminat. düşük kalitede. = Su kaynağımız. matematiksel fonksiyon vs. verimli. (Our water supply is becoming polluted with nitrates disposed of by several industries.

resmetmek. harbour. put forward. (bir şey)’in önünde / öncesinde olmak. (Applications arriving first will have precedence. dock portray = betimlemek.) precipitate = hızlandırmak precipitation = yağış www.= negatively charged possess = ele geçirmek.= weak power-operated = makine yardımıyla çalıştırılan practicable = uygulanabilir.= secure.com . pratikte. kalabalık.= theoretically. strong. uygulamak. impotent potential = potansiyel. bir türün.= impracticable practical = pratik. antik dünyada neredeyse altın kadar kıymetliydi. effective. etkili. attitude post-war = savaş sonrası. akmak. zıt anl. etkili. possible potentially = potansiyel olarak. olası. süngerimsi port = 1) iskele tarafı (sol). 2) büyük kalabalıklar halinde gelmek. valuable. alışveriş merkezi gibi yerlerdeki) küçük ibadethane / mescit precarious = güvenilmez. delicate. practicable. sahip olmak. tanımlamak. possible. kabiliyet power plant = enerji santrali powerful = güçlü. (post-World War II = 2.= criticism prayer = dua prayer hall = (bir din görevlisinin idaresi altında olmayan. appreciate. risk vs. yapılabilir. elverişli.= impossibility possible = mümkün.= pre-war pot = tencere. position. doubtful.= criticize praise (isim) = övgü. follow precedence = öncelik. tedbir. hal. zıt anl.= anterior posterior wall of abdomen = karnın arka duvarı posterity = gelecek kuşaklar. zıt anl. icra etmek. yağmak. pekala pottery = çömlekçilik poultry = kümes hayvanları pour into = 1) (içine) akıtmak. arkadaki. pişirme kabı potency = (cinsel) iktidar potent = güçlü. elverişli. zıt anl. = Atina’da yapılan Olimpiyat Oyunları sırasında etkili önlemler alınmıştı. zıt anl. almost practice (fiil) = 1) tatbik etmek. come before.= starboard.bademci. zorluk. strong. varsaymak. do practice (isim) = uygulama.= impractical. 2) kazık. ihtimal. theoretical practically = 1) pratik olarak. zıt anl.) precious = değerli. 2) hemen hemen. present pose a serious danger = ciddi bir tehlike oluşturmak pose a threat = tehdit oluşturmak posit = öne sürmek. = Başvurular öncelik sırasına göre değerlendirilecektir.= weak.= sonrası. effective. uygulamaya yönelik. zıt anl. (Effective precautions were taken during the Olympic games held in Athens. feasible. esnasındaki duruş şekli). = Tuz. fakirlik. pozisyon. appreciation. zıt anl. Dünya Savaşı sonrası) posterior = (anatomide) arka. depict ports of call = ziyaret edilen limanlar pose = (sorun. crowded porch = sundurma porous = gözenekli. tutum. come first. kıymetli. direk post. next generation post-marketing surveillance = satış sonrası denetim postpone = ertelemek. zıt anl.= succeed. safe precast concrete = önceden dökülmüş beton precaution = önlem. own possessions = sahip olunan mallar possibility = olasılık. kuşkulu. belli bir alanda yaşayan bireylerinin tamamı) populous = yoğun nüfuslu. zıt anl. zıt anl. muhtemelen. put off post-traumatic = travma / sarsıntı sonrası postulate = gerçek olduğunu varsaymak posture = postür (bedenin oturma vs. yetkili. önermek. 2) (bir bilim ya da spor dalında çalışma) yapmak. destek. zıt anl. in practice. illustrate. zıt anl. zıt anl. insanların kendi kendilerine kullandıkları istasyon. aktivite. zıt anl. safeguard. priority.= wealth powdered = toz haline getirilmiş power (fiil) = itici güç vermek power (isim) = güç.) precede = (bir şey)’den önce gelmek. yararlı. (Salt was nearly as precious as gold in the ancient world.ÜDS Sözlüğü . üşüşmek pour out (of) = (bir yer)’den dışarı / (bir şey)’in dışına ak(ıt)mak / dök(ül)mek pourable = dökülebilir poverty = yoksulluk. hypothesize positively charged = pozitif yüklü. 2) liman. istikrarsız. uygulamada.= impossible post = 1) makam. zıt anl.123 population = nüfus. popülasyon (biyolojide. olanaklı. mevki. iş practitioner = pratisyen hekim praise (fiil) = övmek.) yaratmak / oluşturmak. duruş. have.

saklamak. prognostic predictor = 1) belirleyici. zıt anl. çoğunlukta olan. inaccurate precisely = tam olarak. öngörü. introduce. M. hüküm sürmek. belirteç. dominance. 3) aynı amaçla daha önce yapılmış araç vs. açıklık. gebe prehensile tail = (hayvanlarda) nesneleri kavrayabilme becerisine sahip kuyruk prehistoric = tarih öncesi (dönemler) ile ilgili prehistory = tarih öncesi (tarih kaydedilmeye başlamadan önceki dönem) prejudice = ön yargı. (hazır) bulunma. 2) emretmek. zıt anl. henüz tam anlamıyla camlaştırılamamış malzeme pregnant = hamile. give presentably = prezantabl / sunulabilir bir şekilde. conserve. sooner. existence.= least of all predominate = yaygın olmak. definite. inaccuracy pre-condition = ön koşul / şart predator = yırtıcı / alıcı / avcı hayvan predecessor = 1) ata. kural olarak koymak.= imprecision. öngörülebilir.= probably. rather. zıt anl. öncü. sunmak. haberci. sergileme preservative = koruyucu preserve = korumak. üstün olmak. 2) prematüre. more desirably. hide present (isim) = hediye. titizlikle. olgunlaşmamış. (bir şey)’e önsöz sağlamak preface (isim) = önsöz prefer = tercih etmek preferably = tercihen. in general. reveal. maintain. devam etmek. duyarlılığı ya da yatkınlığı olmak) predominant = ağır basan. dictate prescription = reçete prescription drug = reçeteli ilaç. kestirim. forerunner predict = tahmin etmek. undeveloped.= minor. above all. çoğunlukla. sıkboğaz eden www. questionably precision = kesinlik. anticipation predictive = sonucu önceden gösteren. immature. superiority. secure presidency = başkanlık (dönemi) president = başkan. zıt anl. suitably presentation = sunum. vakitsiz. zıt anl.= indefinite. indicator. ibraz etmek.= over-thecounter / nonprescription drug presence = varlık. initial premarketing study = pazarlamaya başlamadan önce yürütülen araştırma / çalışma premature = 1) zamansız. zıt anl. anticipate. seçkin. enjoin. takdim etmek. doğruluk. zıt anl. Ö. zıt anl.124 . . işaret(çi). tanıtmak. 2) sergilemek.bademci. hakim olan. ruling. exhibit. zıt anl. forerunner. kesin. definitely. early. subsidiary predominantly = genelde. distinguished. zıt anl. bias preliminary = preliminer. foreseeable. gift present with = vermek. superior. second-rate preface (fiil ) = (bir şey)’in önsözü olmak. push ahead press conference = basın toplantısı press-coverage = basına konu olma pressing = acil. tedavi vs.= overdue. prevailing. zıt anl. hakim olmak. prime. zamanı gelmemiş. ready (to) pre-Roman = Roma (devri) öncesi prescribe = 1) (ilaç. öncü. devlet başkanı press ahead = (zorluklara rağmen) ilerlemek. ancestor. manifest. ilk. untimely.= inferiority pre-eminent = üstün.= conceal. attendance. öngörmek.= mature. göstermek. yaklaşık 3150 yılı öncesindeki dönem) pre-eminence = üstünlük.= absence present (fiil) = 1) ortaya koymak. hazırlamak. cover. gelişmemiş. seçkinlik. kesinlikle. ön. zıt anl. guess predictable = önceden söylenebilir. developed prenatal care = doğum öncesi bakım preoccupation (with) = (zihni bir şey) ile meşgul olma prepare = düzenlemek.= unpredictable prediction = tahmin. unripe. 2) dikkatli. accuracy. exactly. illustrate.ÜDS Sözlüğü precise = 1) tam. prevail pre-dynastic Egypt = hanedanlık öncesi Mısır (Eski Mısır’ın henüz hanedanlarca yönetilmeye başlamadığı. cet. için) reçete yazmak / vermek. 2) selef (aynı alanda mevcut kişilerden daha önce çalışma yapmış veya aynı görevde mevcut kişilerden daha önce görev almış kişi). gereğinden önce. titiz. get (smt) ready prepared (to) = (bir şey yapmaya) hazır / hazırlıklı.com . 2) uçaksavar atış noktasını belirleyen alet predispose (to) = predispoze olmak (bir hastalığa önceden eğilimi. demonstrate. peşin hüküm. zıt anl. göstermek.= inferior. ivedi. more readily / willingly preference = tercih preglass = cam üretiminin icat edilmesi sürecinde. en etkili. rigorous. erken doğmuş.

future. avoidance. birinci kalite. sıkça rastlanan. yaygın. essentially. hinder. zıt anl. 2) bahane pretend = numara yapmak. önceki. chiefly principle = prensip. favoured. quite. varsaymak. temel. main. engelleyici. mostly primary = birincil. rather pretty much = büyük ölçüde prevail = hüküm sürmek. ana. eski. futbol tutkusu ile diğer daha aşağı primatlardan ayrılır. kime öncelik verileceğine karar vermek zordur. kapalı banyo / tuvalet vs. extravagant pretentiously = gösterişçi bir şekilde. yaygın olmak. -miş gibi davranmak. gibi) kişinin bazı özel ihtiyaçlarını gizlilik içinde görebilme olanağı. game. = Acil serviste. be common. in the future prey = av. (özel dolap. principle. simple. hakim olmak. prevalans (bir hastalığın görülme oranı). şirin. next previously = önceden. uncommon. major principally = esas olarak. please? = Biraz yalnız kalabilir miyim lütfen? (“Özel ihtiyaçlarımı görebilmem için odadan çıkabilir misiniz?” anlamında. defensive preventive detention = gözetim altında tutulma previous = önceki. şehzade principal (isim) = müdür. esasen. hususi. ilkel. main. epey. baş. current. initially. saf privacy = gizlilik. dominate prevailing = geçerli. sıklık. concession privileged = ayrıcalıklı.ÜDS Sözlüğü . (May I have some privacy.= rare. 2) mükemmel.= let. (The bomb was presumably intended to go off while the meeting was in progress. ilköğretim primate = primat (en gelişmiş ve zeki memeli gruplarına ait herhangi bir üye). respectable presumably = tahminen. önüne geçmek. = İyi bir şarkıcı olmaktan (ötürü) gurur duyuyor. allow preventable = önlenebilir preventative = önlemeye yönelik.= modestly pretty = 1) güzel. preceding priority = öncelik. daha önceleri. suppose. en önemli. by reasonable assumption. zıt anl.) prime (fiil) = harekete / patlamaya hazır hale getirmek. mainly. prevailing. öncelikle.= predator pricing mechanism = fiyatlandırma sistemi pride oneself on (doing) smt = bir şeyden / bir şey yapmaktan gurur / kibir duymak. etkin. make ready prime (isim) = 1) asıl. tutuklu. galiba. act pretended = sözde.= rarity prevalent = 1) olagelen. zıt anl. rare prevalence = yaygınlık.= underprivileged www. başlangıçtan beri var olan. zıt anl. tahminen toplantı devam ediyorken patlaması planlanmış. yaygın. (The human differs from the lesser primates in his passion for football. precedence. 2) oldukça. koruyucu. etkinlik. chief. common. mainly. engelleme. gerçek dışı pretentious = gösterişçi. tahmin etmek. önlemek. believe. widespread.bademci. numara. hakim olan. subordinate primary education = temel eğitim. engellemek. widespread. think pretence = 1) rol yapma. advantaged. 2) primitif. dominant. okul müdürü. = Bombanın.125 pressure = basınç pressurising = basınç altında tutan pressurize = basınç altında tutmak prestigious = saygın. uncivilised princeling = küçük prens. former. esir. earlier. aboriginal primitive = 1) basit. director. old. 2) hüküm süren. predominant. predominance.) presume = sanmak. zıt anl.) prism = prizma prisoner = mahkum. başlıca. herhalde. = İnsan. headmaster principal (sıfat) = başlıca. preemptive prevention = önleme. zıt anl.= unusual.= public privatisation = özelleştirme privilege = ayrıcalık. protection preventive = önleyici.com . tutsak pristine = bozulmamış. zıt anl. pervasiveness.= latter. itibarlı.= secondary.)) private = özel. zıt anl.) primarily = başlıca. (In an emergency ward it is hard to decide who to give priority to. zıt anl. esas. probably. ilke printing press = matbaa makinası prior (to) = önceden. ruling prevent = (bir şey)’den alıkoymak. aslında. (He prides himself on being a good singer. imtiyazlı. zıt anl. ana. current. stop. perfect primeval = tarih öncesi çağlara ait. prestijli. zıt anl. formerly.= subsequently.

pazarlama gibi tüm aşamalar) productive = üretken. zıt anl.= shorten prolonged = uzun süreli prominence = ün. prolifere olmak proliferation = çoğalma prolific = üretken. progression processing = işleme. şöhret. incelemek. regard highly. prolific. development. işleme. distinction. carry on. zıt anl. declare. açıklamak. yöntem. geleceği parlak. önemli. well-known. advance progress (isim) = ilerleme. kapsamlı. gelişmek. productive. zıt anl. problemli problems of this nature = bu türden sorunlar procedural = usule ait procedure = işlemler sırası. unfavourable. amaçla uygulanan. efficiency professional = profesyonel professional association = meslek birliği profit = kar. izdüşürmek project back = geri yansıtmak proliferate = (hızla) çoğalmak. forbid. 2) yansıtmak. yapıt production chain = üretim zinciri (bir üretim ile ilgili olarak hammadde sağlanması. (reklamla) tanıtmak.= weakly. deeply. gradually progressively blurred = zamanla bulanık hale gelen prohibit = yasaklamak. tedavi etme vb. söz vermek.= loss profitability = karlılık profitable = kârlı. ünlü. sürdürmek. zıt anl. fruitful prolong = uzatmak. unpromising promote = desteklemek. announce Proctor Prize = William Proctor Ödülü (bilimsel araştırmalar yapan ve bu araştırmaları bilim dünyasıyla paylaşan üstün başarılı bilim insanlarına verilen ödül) produce (isim) = ürün. tanı koyma. obstruct www. zıt anl.bademci. 2) yasaklayıcı. gelişme. artmak. kazançlı. zıt anl. tarım ürünleri produce (fiil) = üretmek.= stop. serious. continue. superficially profusely = çokça. küçük uzay aracı) problematic = sorunlu. ban prohibitive = 1) (fiyat için) fahiş. eser. geliştirmek. çarpıcı şey. hopeful. output.= discouraging.= retroactive Proba satellite = 2001’de uzaya gönderilen bir dünya görüntüleme uydusu. zıt anl. (bir şeyin olacağını) vaat etmek. advocate. Project for OnBoard Autonomy probability = olasılık. doğurgan. oluşmasına izin vermek.= unproductive productivity = üretkenlik. rantabl. procedure. extend. treating. zıt anl.126 . devam etmek. profit-making profit-oriented = kar amacı güden profound = derin. give one’s word promise (isim) = vaat.= impede. dikkat çeken.ÜDS Sözlüğü prize = çok değer vermek. advancement. publicise. kuvvetli. deep. öngörüp (onların meydana gelmesini beklemeden) harekete geçen. advance. zıt anl. generate. outstanding promise (fiil) = (bir olguya) işaret etmek. remarkable.= lehinde. possibility probably = muhtemelen. -den yana proactive = muhtemel sorunları. 2) (bir şeyden) kaynaklanmak / ortaya çıkmak proceeding = yargılama usulü. famed. bright.= superficial profoundly = derin. explore probe (isim) = sonda (insansız. fame prominent = öne çıkan. olasılıkla probe (fiil) = araştırmak. fruitful. encourage. intense. bolca prognosis = (çoğul: prognoses) prognoz (bir hastalığın süresi ve gelişimi hakkında tahmin) programmed cell death = programlanmış hücre ölümü progress (fiil) = ilerlemek. 2) (hastalık için) ilerleyen. prosedür (araştırma. 3) derece derece progressively = gittikçe. zıt anl. ihtiyaçları vs.com . working on proclaim = ilan etmek. büyük. prodüksiyon. belli bir yönteme dayalı işlem) proceed = 1) ilerlemek. greatly value pro. zıt anl. verimli. reformist. thoroughly. tasarlamak. kazanç process = süreç. gitgide. şeçkin. 3) engelleyici project = 1) planlamak. ban prohibition = yasak.= regress progressive = 1) ilerici.= conservative. investigate. söz promising = umut verici. uygun ortam hazırlamak. yol. make product = ürün production = yapım. muamele proceeds = (çoğul kullanılır) gelir.

establish. olasılık. encourage prompt (sıfat) = çabuk. This is not a proper moment for a joke. and the room got colder and colder in a few minutes. reproduce. put forward.). zengin. Espri yapmak için uygun bir zaman değil. teşvik etmek.= improperly. 2) kendine özgü. 2) iddia makamı prospect = başarı şansı. offer. secure protect against = (bir şey / birisi)’ne karşı koru(n)mak protection = koruma. = Bir ameliyatın ortasındayız. security protective = koruyucu protein aggregate = protein yığını / kümesi protein fiber = protein lifi protein-binding partner = protein bağlayıcı kısım / bölge (proteinin kendisine bağlanmasını sağlayan ve bunu vücudun belirli bölgelerine taşıyan hücre yapısı) protein-rich food = proteinden yana zengin yiyecek protocol = 1) protokol (yapılacak bir iş ya da araştırma ya da işlem için hazırlanan ayrıntılı plan. delil. appropriate. zıt anl. çoğal(t)mak. (Every animal has its proper instincts. uygun. suggestion propulsion = itici güç pros and cons = bir şeyin olumlu ve olumsuz yanları / avantaj ve dezavantajları prose = nesir. (proved problematic = problemli çıktı). defend.127 promotion = reklam. resistant proof = kanıt. multiply. hızla. düzyazı prosecute = (aleyhine) dava açmak.bademci. zıt anl. adam gibi. duly. correct. characteristic. teklif. keep safe.= immune.com .) prostate cancer = prostat kanseri prostitute = fahişe. yay(ıl)mak. kazançlı. teklif. relatively proposal = öneri. belongings prophecy = kehanet prophesy = kehanette / tahminde bulunmak proportion = oran. acele. (The Minister proposed that tobacco advertising should be banned. affluent. readily. yürütmek propeller = pervane propeller plane = pervaneli uçak propensity = eğilim. = Kapıyı doğru dürüst kapatmadığı için oda birkaç dakika içinde gittikçe soğudu. yatkın. zenginleşmek. susceptible.= disprove. develop prosperity = refah prosperous = başarılı. (He didn’t close the door properly. tendency.= slowly. (directly proportional = doğru orantılı) proportionally = orantılı (olarak). meyil. inclination proper = 1) doğru. 2) mülkiyet. uygun bir şekilde. unduly. expectancy. ileri sürmek. 2) evlenme teklif etmek proposition = öneri.). (a prospective mother = müstakbel anne / anne adayı) prosper = gelişmek. feature. mal-mülk. suggest. ileriye hareket ettirmek. tütün reklamlarının yasaklanmasını önerdi. zıt anl. confirm. 2) kanıtlamak. thrive. speedy. slow promptly = çabucak. rapidly. nispet. yarar sağlamak www. kollamak. likelihood prospective = müstakbel. kolayca. easily. sensitive. zıt anl. litigate. deny prove (smo) right = (birisi)’ni haklı çıkarmak prove successful = başarılı olmak. hayat kadını protect = korumak. zıt anl. işe yaramak prove useful = yararlı olduğu ortaya çıkmak prove valuable = değerli olmak. tanıtım prompt (fiil) = harekete geçir(t)mek. ihtimal. münasip. izlenecek yöntem ve işlem sırası). recommend. percentage. suggestion propose = 1) önermek. evlenme teklifi. expected. karlı. shelter. flourish. zıt anl. right. correctly. evidence propagate = üre(t)mek. doğru olarak. adequately. cezai takibat.) proper handling = gereği gibi ele alma / halletme proper sitting posture = düzgün oturma şekli properly = doğru dürüst / düzgün. 2) (tıpta) bir ilaç veya tedavi için uygulama planı protract = küçük ölçekle kopyasını yapmak prove = 1) (bir şey olduğu) ortaya çıkmak / anlaşılmak. = Bakan. likely. teklif etmek.= late. için) özellik. gerektiği gibi. zıt anl.= wrong. orantı. suitable. = Her hayvanın kendine özgü içgüdüleri vardır.ÜDS Sözlüğü . bring about. rapid. olası. peculiar. (We are in the middle of an operation. ispatlamak. (He was born sixty-four years ago to a prosperous family. = Altmış dört yıl önce hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olarak doğdu. late prone (to) = eğilimli. olması gereken.) property = 1) (bir madde vs.= disproportion proportional = orantılı. improper. sue prosecution = 1) ceza davası. spread propel = itmek. nitelik. refah içinde.

dışarı çekmek pulley = makara. memelilerin. 2) yayımlamak. supply. şartıyla province = eyalet. tedarik. halk public apology = kamu önünde özür dileme public decision-making = kamu adına karar alma (işi) public expenditure = kamu harcamaları (devletin kamu yararı için yaptığı harcamalar) public finance = kamu finansmanı public interest = kamu yararı public land = kamu arazisi. cezalandırma.) purchasing power = alım gücü (birim paranın veya birim çalışma karşılığı kazanılan paranın. zıt anl. tanıtım. basılı metin public-health measure = halk sağlığı için alınan önlem publicity = 1) aleniyet. bring up. 2) kısa frekanslı ışık huzmesi. set up pull in = toplamak. satın alabileceği ticari mallar bakımından kıymeti). zıt anl. akciğere ait pulmonary ventilatory system = akciğerli solunum sistemi (insanların. = Satın aldığı şeyler arasında birkaç kitap da vardı. 3) koşul. püskürtmek punching = zımbalama punishment = ceza. 2) reklam. (Among his purchases were several books. promotion. kalp atışı. zıt anl.= neglect. supply. sürüngenlerin ve kuşların sahip olduğu. eyaletlerle ilgili provision = 1) sağlama. zıt anl.= withhold provide for = geçimini sağlamak. paçayı kurtarmak pull up to / with = (diğer bir yarışmacı vs. ignore provided that = koşuluyla.= private property public relations = halkla ilişkiler public safety = kamu güvenliği public servant = devlet memuru. demolish. şöhret. tin psychiatric disorder = psikiyatrik bozukluk (akıl ve ruh hastalığı) psychiatrist = psikiyatrist. kasnak pulmonary = pulmoner.ÜDS Sözlüğü proverb = atasözü provide (with) = sağlamak. imkan hazırlamak. ikna vb. penal purchase (fiil) = satın alma. advertising publicize = (bir şey)’in reklamını / propagandasını yapmak. herkesçe bilinme. foster. (diğeri)’ni yakalamak pull up = kaldırmak.) ile aynı düzeye gelmek.com . leave. zıt anl. temin etmek. buying power www. psikiyatr (akıl ve ruh hastalıkları uzmanı) psychic = psişik. açıklamak.128 . koparmak pull out of = (bir yerden)’den ayrılmak / çıkmak. psikoloji uzmanı psychopathology = psikopatoloji (anormal davranışlar ya da akıl hastalıkları bilimi) psychophysiological = psikofizyolojik (normal ya da normal olmayan fizyolojik proseslerin zihinsel fonksiyonlar üzerindeki etkisiyle ilgili) psychosocial = psikososyal psychotherapeutic drug = ruhsal bozukluğu tedavi etmeye yarayan ilaç psychotherapy = psikoterapi (hastayı telkin. ruhsal psychoactive drug = psikoaktif ilaç (zihinsel prosesler üzerinde etkili olan ilaç) psychological = psikolojik (psikoloji / ruhsal durum ile ilgili) psychologist = psikolog. destroy. 2) hüküm.= join pull through = (bir bela veya hastalıktan) kurtulmak / kurtarmak.bademci. civil servant public spending = kamu harcamaları (kamu kuruluşlarınca yapılan harcamalar) public square = kent meydanı publication = yayın. basmak published = açıklanmış.= permanent proximity = (pozisyon olarak) yakınlık psyche = (felsefede) ruh. quit. bulmak. ile) şok (verme / gönderme işi) pump out = dışarı pompalamak. ilan edilmiş. vilayet provincial = eyaletlere ait. advertise publish = 1) ilan etmek. propaganda. penalty punitive = cezai. yayınlanmış pull apart = ayırarak uzaklaştırmak pull down = yıkmak. sökmek. render.= erect. sağlanan imkanlar. psikolojik yöntemlerle tedavi etme) psychotic behaviour = psikoz davranış (ağır ruh hastalığı olan bir kişinin davranışı) psychotic episode = psikoz nöbeti (ağır ruh hastalığı nöbeti) puberty = ergenlik dönemi public = kamu. buying purchase (isim) = satın alınan şey. şart provisional = geçici. asıl gaz değişiminin akciğer içerisinde gerçekleştiği solunum sistemi türü) pulp = kağıt hamuru pulse = 1) nabız. gather pull out = çekip / söküp çıkarmak. 3) (elektrik vs. zıt anl. temporary.

zorlayarak ileriye götürmek push up = yukarı çekmek / itmek. zıt anl.= push down. eklemek. risk put down = 1) (yere.) asmak. 2) ertelemek. defer put pressure on = baskı yapmak. enter. toplamak put up = 1) (çadır vs. (bir şey yapmaya) zorlamak put right = düzeltmek.). spare put at risk = tehlikeye atmak. accomplishment push = itme. increase. 2) tamamen. upset put out of = (bir yerden) çıkarmak. connect put to good use = iyi bir şekilde kullanmak put to the test = test etmek. aramak. put into force put into force = yürürlüğe koymak. chase. trail. tiksindirmek. geri veya aşağı) koymak. postpone. peşinde olma. peşine düşmek. bütünüyle. 3) (fiyatı) yükseltmek. (There are many inconveniences and pain that have to be put up with after you have undergone a major operation. hayret verici.com . extinguish. dışarı atmak put over = 1) başarılı / güzel bir şekilde ifade etmek / anlatmak. emphasise. baffle puzzle (isim) = bilmece. stress put forward = 1) önermek. lay. 2) sinirlendirmek. ileri sürmek. add put on trial = yargılamak. turn on.) açmak.) puzzle (fiil) = şaşır(t)mak.129 pure = saf pure alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin tamamen yitirilmesi durumu purely = 1) yalnızca. repel put on = 1) (elbise vs. baffle puzzle over = anlamaya / çözmeye çalışmak puzzlingly = şaşırtıcı. worsen put the focus on = (bir yer)’e. tolerate. 2) yazmak.bademci.= give up. assert. saati vs. spend (time) put in its simplest terms = en basit anlatımla put into effect = yürürlüğe koymak. arttırmak. onu bitirmek put aside = bir kenara koymak. lower put a premium on = prim / değer vermek put a stop = bir son vermek. chase. express put ahead of = (bir şey)’in önüne / ilerisine geçirmek put an end to = (bir şey)’e son noktayı koymak. put into effect put into practise = uygulamaya koymak / geçmek put like that = o şekilde ele alınırsa put off = 1) ertelemek. implement. quit pursuit = izleme.) put up with = tahammül etmek. zıt anl. kaydetmek.) ileri almak put high on (one’s) list of priorities = öncelik listesinin üst sıralarına koymak put in = 1) içeri koymak. fikir ortaya atmak. post. raise. convey. hayrete düş(ür)mek. takip. exclusively. zıt anl. completely Purgatory = Katoliklik inancına göre. 3) eklemek. = Toplantılarda. dayanmak. Protestan Kilise’ye bağlı olan Püritenlik mezhebi ile ilgili) pursue = izlemek. postpone. tahammül edilmesi gereken pek çok rahatsızlık ve acı olur. riske sokmak. put across. yükseltmek.) dur demek put across = etkili bir şekilde anlatmak / açıklamak / söylemek. (kötü bir gidişe vs. bulmaca. wear. sadece. görüşlerini güzel bir şekilde ifade etmekte çok başarılı.) giymek. = Büyük bir ameliyat geçirdikten sonra. 2) (telefonda) bağlamak. ilan. not vs. propose. 2) (tarihi. baffling Pyramid of the Sun = Güneş Piramidi (Bugün Meksika sınırları içindeki Teotihuacan antik kentinde yer alan.= take down. save. 2) (bir şey)’den soğutmak. (bir uğraşı) sürdürmek. = Fiyatları arttırdıklarından beri satışlar düşmeye başladı. seek. (bir şey)’e odaklanmak put through = 1) (başarılı bir) sonuca ulaştırmak. (bir şeyin) anlaşılmasını sağlamak. mahkemeye göndermek put out = 1) söndürmek. 2) (ışık vs. (She is very good at putting her views over in meetings.= damage. birleştirmek. biriktirmek. 2) (poster. saklamak. zıt anl. insanların cennete gitmeden önce dünyada işledikleri günahlar için cezalandırılacakları yer Puritan = Püriten (Hıristiyanlık dininde. öne çıkarmak. rectify.ÜDS Sözlüğü . (Sales began to decline after they put up the prices. confusing. make a record of put emphasis on = vurgulamak. 2) (zaman) harcamak. yoluna koymak.) kurmak. confuse. teste tabi tutmak put together = (parçaları) bir araya getirerek üretmek. Aztekler’den kalma büyük bir piramit) www.

sorgulamak. hak kazanmak. madde ile enerji arasındaki ilişkiyi araştıran alanı) quarter = 1) makam. dispute. waiting line quintessence = mükemmel bir örnek quit = bırakmak. one fourth quarters = (çoğul kullanılır) mahalleler. (bir metinde) tırnak içinde söz aktarmak www. kutup ile Ekvator arasındaki uzaklık quake = yer sarsıntısı. kuyruk. topluluk. be eligible (for) qualitative = nitel. count. question quest = arayış. çevre. = Tamamen haklısınız. give up. doubt. argue queue = sıra. nitelik. halt quite = 1) oldukça. measure quantitative = nicel. (kendisinden bir şey gelen veya beklenen) merci. niteleyici. (You are quite right. izin verilen en az ya da en çok miktar) quote = alıntı yapmak. yaşanan mekanlar query = sorgulamak.bademci. sayıya dökmek.com .Q Q QQ quadrant of meridian = bir meridyen dairesinin dörtte biri. leave. müşteri gereksinimleri ve standartların yakalanması konularında çalışmalar yürüten disiplin). yön. 2) tamamen. 2) tartışmak. nicelik. vazgeçmek. semtler. amount quantum = (çoğul: quanta) kuantum (fizikte. search question = 1) doğruluğundan kuşku duymak. vasıf quality-control = kalite kontrol (özellikle mühendislik ve üretim alanlarında. earthquake qualified enough = yeterince vasıflı qualify (for) = (bir iş) için gerekli niteliklere sahip olmak. kantitatif quantitative trait = nicel (kantitat if) özellikler quantity = miktar.) quota = kota (alınmasına / satılmasına / üretilmesine vs. quality engineering quantifiable = miktarı belirlenebilir / ölçülebilir quantify = nicelemek. pek. deprem. 2) yer. özellikle atomik ve atomaltı seviyelerde. 3) çeyrek. epey. genellikle temel parçacıkların enerji ve momentumlarını tanımlamakta kullanılan bölünemez birim) Q quantum mechanics = kuantum mekaniği (fizik biliminin. kalitatif quality = kalite.

breed. uncontrollable. dal budak sarmış. radioisotope thermoelectric generator. 2) oran. vary (between . çabucak. zıt anl. (örn. amplitude rash = deride ortaya çıkan kızarıklıklar. 4) pek çok. rate. pace. extraordinarily radioactive = radyoaktif. safi sahtekarlık rank first = birinci olmak. surge raid = baskın. birinci sırayı almak rank high = üstlerde olmak. spread out radiation = yüksek hızlı parçacık veya elektromanyetik dalgalar yoluyla enerji iletimi. nurture.) = 1) (bir şey ile) (başka bir şey arasında) değişmek.com . dünyanın en popüler şehirleri arasında yer alır. zıt anl.= slowly rare = nadir.= commonness. büyütmek. infrequency.= systematically range (from . . scarce. . hızlı. frequently rarity = nadirlik. zıt anl. 2) dizmek. haphazard. arttırmak. and . RTG radionuclide = radyonüklid (bir elementin radyoaktif izotopu) radius = (çoğul: radii) yarıçap rage = şiddetle devam etmek. gather. farklı. quick. decrease. zıt anl. classify range = 1) seri. increase. . zıt anl. belli bir zaman aralığı içinde düşen toplam yağış rainwater monitoring station = yağış izleme istasyonu R raise = 1) yükseltmek. sıralamak. kökten. to . 4) (soru) sormak raise doubts = şüphe uyandırmak rampant = alıp yürümüş. bir listede) belli bir sırada olmak.= slow rapidly = hızla. zıt anl. widespread. dizi. sıra. arbitrarily. (Istanbul ranks among the most popular cities in the world. güvenlik aramalarında insanların içinden geçtiği metal dedektörlerini andıran bir alet radiation-therapy machine = radyasyon tedavi cihazı radical = radikal. (sıralamada) yukarıda olmak rapid = çabuk. = Harry Potter dizisi tüm zamanların en çok satan kitaplarının başında geliyor. radyoaktivite ile ilgili radioisotope thermal generator = radyoaktif bozunmadan açığa çıkan enerjiyi kullanarak elektrik üreten jeneratör. . . radyasyon radiation portal monitor = içinden geçen araçlarda radyoaktif madde taşınmakta olup olmadığını anlamaya yarayan.= under control random = rasgele.). fast. quickly. 3) yetiştirmek. kurdeşen. tesadüfi.R R RR rabies = kuduz hastalığı race (fiil) = yarışmak race (isim) = yarış racial discrimination = ırk ayrımcılığı racially = ırk yönünden racism = ırkçılık racist = ırkçı radar reflection = radar yansıması (radar cihazının gönderdiği ve hedefe çarpıp yansıyarak radara geri dönen radyo dalgası) radiate = yayılma.). elevate. . . esaslı. sınıflandırmak. (Harry Potter series rank first among the best-selling books of all-time. 3) mutfak ocağı. menzil. sürat. . = Istanbul. isilik rate = 1) hız. accidental. fundamental radically = alışılmışın çok dışında bir şekilde. akın rain down = (yağmur gibi) yağarak düşmek rain forest = yağmur ormanı (yüksek miktarda yağış alan ve yüksek düzeyde biyoçeşitlilik içeren orman) rainfall = bir bölgeye. az görülür / bulunur. zıt anl. collect.= systematic randomly = düzensiz olarak.= often. rareness. seldom. nispet rate of absorption = emilim oranı www. zıt anl. 2) (para) toplamak.= common rarely = nadiren.= lower. seyreklik. zıt anl. barely. variety rank = sırala(n)mak. tez. storm. 2) erim.bademci. uncommon. rank. rasgele.) rank above / below = (birisi)’nden yüksek / aşağı rütbede / düzeyde olmak rank fake = yüzde yüz sahte.

preparedness reading public = halkın okuyan kesimi readjust = yeniden uyum sağlamak / alışmak real estate = gayrimenkul (arsa. zıt anl. zıt anl. lately receptacle = kap. recovery rebuild = yeniden yapmak / inşa etmek recall = anımsamak. sound. zıt anl. fair. realise. (Do you reckon it is going to rain tomorrow? = Yarın yağmur yağacağını düşünüyor musun?) reclaim = kullanılabilir hale getirmek. discernible. rejection recognizable = tanınabilir. 2) düzelme.= refusal. onay. geri plandaki. çabukluk. taşınmaz mal) real time = gerçek zamanlı olarak. bir hayli. discernibly. late. cause reasonable = 1) makul. remember. isteklilik. tasdik etmek ratio = oran ravenous = saldırgan. logical. acceptably reassemble = tekrar bir araya getirmek reassurance = (bir kişinin) endişelerini gidermeye çalışma. hazne. approval. somewhat rather than = (bir şey)’den çok / ziyade ratify = onaylamak. neden. 2) (resmi olarak) tanımak. suç (onun) üstüne kalmak recent = (yakın geçmişten bahsederken) en son. promptly. düşünmek. yöntem. zıt anl. en yakın / yeni. varmak. yırtıcı raw = ham. geri tepme. take. zıt anl. come reach back (to) = eskilere uzanmak. oldukça. mantıklı. işlenmemiş ray = ışık huzmesi. 2) tıbbi çevrelerin ilgisini çekmek receive more than one’s share of smt = payına düşen şeyden fazlasını almak receive the blame = suçlamaya maruz kalmak. zamanında. geri tepmek rebound (isim) = 1) çarpıp geri sıçrama.) görmek receive medical attention = 1) tıbbi müdahale / bakım görmek. hatırlamak reach back to a 1993 law = 1993’te çıkartılmış bir yasayı gündeme taşımak / yasadan yararlanmak reach up to = uzanarak (bir şey)’e yetişmeye çalışmak. 2) yeteri kadar. saymak. think.= unreasonable. calculate. 2) gerçekleştirmek rearrange = yeniden düzenlemek. easily. alıcı recession = (ekonomide) durgunluk recessive = çekinik.ÜDS Sözlüğü rate of damage = hasar oranı rather = oldukça.= past recent finding = en son bulgu recently = yakın zamanda. = Bu bakteriler kolaylıkla tanımlanabilir. epeyce. regain recognise (as) = (olarak) tanımak. distinguishably www. diğeri tarafından bastırılan. acceptance. canlı. zıt anl. remember. 2) (yemek vs. willingly. hazırda / kolayda.= give. pick up. ilgi vs. rapidly. identify. hizmet gören reciprocating = karşılık gelen. zıt anl. withdrawing. uygun miktarda / ölçüde.com .= dominant recipe = 1) formül. quite. distinguish.132 . popülarite. zıt anl. ışın reach = ulaşmak.) readiness = hazır olma. reorganize reason = sebep. varlığını kabul etmek recognised = kabul gören recognition = kabul. suçlanmak. emit. için) tarif recipient = alıcı. container. acknowledge. current. hesaplamak.) reasonably = makul oranda / düzeyde. holder receptor = reseptör. (All we need is a reasonable amount of land and sunlight to grow our vegetables. tanıma. hızla.= forget recognise = 1) farkına varmak. acknowledgement. ayırt edilebilir. respond to. distinguishable recognizably = tanınabilir / ayırt edilebilir şekilde. late. encouragement rebel = asi reborn = yeniden doğmuş rebound (fiil) = çarpıp geri sıçramak. = İhtiyacımız olan tek şey sebzelerimizi yetiştirmeye yetecek kadar arazi ve güneş ışığı. be aware of. live real wage = reel ücret (enflasyonun erittiği kısım düşülerek hesaplanan gerçek ücret) realize = 1) farkına varmak. arrive.bademci. 2) (bakım. dengi olan recite = ezberden okumak reckon = sanmak. geri çekilmek receive = 1) almak.= slowly. hatırlamak. kolayca.= forget recast = yeniden biçim vermek recede = yavaş yavaş azalmak. oppose react with = (bir şey) ile (kimyasal) tepkimeye girmek react chemically = kimyasal reaksiyon göstermek readily = çabucak. seve seve. uzanmak react to = (bir şey ya da bir kişi)’ye tepki göstermek. (These bacteria can be identified readily. bina vb. son zamanlarda.

= deterioration. zarif refinement = arıtma.= alienate reconfigure = tekrar değiştirmek / ayarlamak reconnaissance = (askeri veya bilimsel amaçlı) keşif. asker yazmak. repeat itself recurrence = yineleme. mention. iyileşme.) kurtulma. diminish. saflaştırma refit = yeniden kullanıma hazır hale getirmek reflect = yansıtmak. guide. decrease. source. kibar. yok olmaktan vs. tazelenmiş. proposal recommended = tavsiye olunur / edilir. indirim. yeniden yapma / düzene sokma record (fiil) = kaydetmek. = Başhemşirenin sözleri. 2) kurtarmak.= give in. abstain (from). decrease. 2) söz etmek. (olayları) yerli yerine koymak. esnasında tekrar ağza gelmesi) reform (fiil) = ıslah etmek. tell. resort to. kendini tutmak. improvement. yeniden dağıtmak reduce = azal(t)mak. zıt anl. öneri. uzlaş(tır)mak. bahsetmek. sakınmak. kaynak. direct to. reinstitute recreational = eğlence türünden recruit = 1) asker toplamak.ÜDS Sözlüğü . improve. düzeltmek. telafi. yenilik. önermek. tekrarlayan. arıtmak.com . teklif etmek. indirgenmiş reduced intake = azaltılmış alım / tüketim reduced mortality = azalan ölüm oranı reduction = azal(t)ma. suggest recommendation = tavsiye. recurrent recycling = geri dönüşüm red blood cell = alyuvar redate = yeniden tarihlemek rediscovery = tekrar keşfetme redistribute = dağılımını değiştirmek. 2) (bir iş için) eleman aramak. sığ su kayalığı re-establish = yeniden kurmak. zıt anl. (The words of the matron clearly reflected concern over the patient’s situation. 2) işsiz. in(dir)me.133 recognized citizen = vatandaşlık haklarına sahip kişi recombine = birleştirmek. bring up. eski haline dön(dür)mek.= deteriorate. 2) yeniden elde etme. improve reform (isim) = reform. unnecessary. cure. unemployed reef = resif. happen again. yeniden incelemek reconstruct = (kısmen bilinen bir şeyin) bütününü belirgin hale getirmek. 3) başvurmak. 2) ince. restructure reconstruction = yeniden inşa. improve refined = 1) rafine. revival.) reflection = yansıma reflux = reflü (yenen yemeğin. suggestion. be related to reference = 1) başvuru. remark. 4) (bir şey) ile ilgili olmak. narrate recover = 1) iyileşmek. tekrarla(n)mak. healing. mention refine = saflaştırmak. suggested recommended daily allowance = tavsiye edilen / önerilen günlük tüketim miktarı reconcile = aralarını bulmak. canlanmış. düzeltmek. zıt anl. revitalized www. 2) rekor record levels = rekor düzeyler / seviyeler record-breaking = rekor kıran recorded history = kayıtlı / yazılı tarih recount = anlatmak. purify. zıt anl.= increase redundant = 1) gereksiz. 2) bahis. integrate. zıt anl. zıt anl.bademci. offer. (bir şeyin öyküsünü) aktarmak. advice. kendine gelmek. işe almak. retrieval recovery ward = ameliyat sonrası derlenme (kendine gelme) odası recreate = yeniden yaratmak. cut down. öksürük vs. restore refer to = 1) atıfta / göndermede bulunmak. repetitive. worsening. arıtılmış. uyku vs. harmonise. tekrarlama. employ recruitment = eleman / personel alma recur = (hastalık. salvage recoverable = yeniden kazanılabilir recovery = 1) (hastalıktan. hikaye etmek. ileri sürmek. crude. yeniden bir araya getirmek recommend = tavsiye etmek. show. get well. istihbarat toplama reconnaissance mission = keşif görevi reconsider = tekrar ele almak. turn to. avoid. unique recurring = tekrarlayan. için) nüksetmek. zıt anl. hastanın durumu ile ilgili kaygısını açıkça yansıtmaktaydı.= increase reduced = azal(tıl)mış. lower. enlist.= coarse. repetition recurrent = yinelenen. zıt anl. revision refraction = (ışık için) kırılma refrain (from) = çekinmek. indulge refreshed = yenilenmiş. geri kazanmak. processed. remedy.= single. kayda geçirmek record (isim) = 1) kayıt. göstermek.

inconsistent regular hours = düzenli saatler regulate = denetim altında tutmak.134 . sağlamlaştırmak. bağlantılı. unsteady. pitiful.bademci. . alan. uzman doktora ast). ilişki. ilinti relative (isim) = akraba relative (sıfat) = göreceli www. münasebet relationship = ilişki. .= confusion. monitoring. restore rehabilitation = rehabilitasyon (herhangi bir sebeple çalışma yeteneği azalmış bir organa ya da vücut parçasına. takviye etmek. concerning.= accept refute = (delillerle) çürütmek. bir yasa vs. kural / kanun koyucu regulatory = düzenleyici rehabilitate = hasarını gidermek. turn down.= upset. regrow region = yöre. dikkate almak. consistent. without considering regardless of the fact that. durumlar. pekiştirmek. zıt anl. ayarlamak. hükümdarlık. zıt anl.= exhaustingly refrigerant = soğutucu. refuse. takviye edici reinstate = eski mevkisini / görevini geri vermek reinstitutionalization = tekrardan bir kuruma / yapıya dahil etme. repent. 2) (bir şey) ile ilgili olmak. consider as. rule reinforce = desteklemek. düzene sokmak. pay attention. arrange. (olduğuna) inanmak. tutarlı. connect. with reference to. gözüyle bakmak. confuse. geri çevrilmiş rejection = ret. (olarak) görmek / değerlendirmek. steady. = . zıt anl. anlaşılmak.= unrelated related to = (bir şey) ile ilgili relating to = (bir şey) ile ilgili olarak relation = bağlantı. ilk araştırmalarda elde edilen bulguları destekliyor. reddetmek. 2) eski kötü huylarına geri dönmek. geri çevirme rejuvenate = beslemek. consider regard as = saymak.= accept rejected = reddedilmiş. düzenlemek. have a connection with related = ilgili. istikrarlı. ’yi tekrar yürürlüğe koymak reintroduction = tekrar ortaya çıkma reiterate = tekrarlamak. area. tekrar kurumlaştırma reintroduce = yeniden tanıştırmak. zıt anl. insanlar) arasında bağlantı kurmak. repeat reject = yadsımak. adjustment. tekrar piyasaya sunmak. zıt anl. although. invalidate. deny. messing up regulator = düzenleyici. (The final technical report of the accident reinforces the findings of initial investigations. monitor. despite the fact that regardless of their income = gelirlerine bakılmaksızın regenerate = yenilemek. reddetmek. dismiss. zıt anl. tescil etmek. pişmanlık uyandıran.) reinforced = güçlendirilmiş reinforced concrete = betonarme reinforcing = destekleyici.= desirable regrettably = ne yazık ki. unfortunately regular = düzenli. çalışma. esef etmek.= confirm regain = yeniden elde etmek / kazanmak regard = ilgilen(dir)mek. güçlendirmek. location register (fiil) = 1) kaydetmek. about regardless of = (bir şey)’e bakılmaksızın / bağlı olmaksızın. strengthen. zıt anl. stimulatingly. iyileşmek. bölge. unfortunate. arrangement. mess up regulation = düzenleme. coolant refrigerated chamber = soğutulmuş oda refuge = koruma alanı. = Kaza ile ilgili son teknik rapor. discredit.ÜDS Sözlüğü refreshingly = canlandırıcı / diriltici / umut verici şekilde. in connection. zıt anl. kabul etmemek. in spite of. get worse. rehabilite etmek.) ile bakmak / yaklaşmak regarding = ile ilgili. = Şaşkınlığı yüzüne vurmuştu / yüzünden anlaşılıyordu. devamlı. adjust. .) register (isim) = sicil. record.com . feel sorry (about). ayarlama. fall back relate = 1) (olaylar. zone. kontrol. yeniden oluş(tur)mak. deem.= welcome regrettable = üzüntü veren. link. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) reign = saltanat. 2) (bir şeye) sahip olduğu görülmek / gözlemlenmek. canlandırmak relapse = 1) sağlığı kötülemek. zıt anl.= weaken. view as regard with = (şüphe. gerçeğine bakılmaksızın. korku vs. kayıt registrar = 1) İngiltere’de orta konumda hastane doktoru (stajyere üst. barınak. 2) kayıt memuru registry = bkz. register regret = pişmanlık duymak. preserve refuse = geri çevirmek. believe. depreşmek. çevre. zıt anl. (Her surprise registered on her face. reject. maalesef. işleyiş. yanlışlığını kanıtlamak. zıt anl.= irregular. denetim. .

2) (bir şey ya da birisi)’nin yardımıyla (bir işi) başarmak. Nicholas in Demre. zıt anl.).= vary remain awake = uyanık kalmak. comparatively relativism = bağıntıcılık. gönülsüzlük. stay. connection relevant = konuyla ilgili. notable. considerably. görecelik relativity theory = görelilik (izafiyet) teorisi relax = gevşemek. vermek relentless = 1) bitmez tükenmez.= tighten up relaxation = gevşeme. yayma. issue release (isim) = salma / salıverilme.= slightly remedy (fiil) = çaresini bulmak.= irrelevant reliability = güvenilirlik. zıt anl. extraordinary. (konuya) uygunluk.= fall asleep remain stable = sabit kalmak. kurtarmak. rahatlatma.= unreliably reliance = güvenme. merhametsiz. din ile ilgili. gönülsüz. pass on. = Bugün pek çok işi bilgisayarların yardımıyla başarmaktayız. leftover. appropriate.= willingly. kutsal emanet. azaltmak. dindirmek. emin. dışarı verme. bildiri vs. discharge. zıt anl. hafifletmek.ÜDS Sözlüğü . dinlenme relaxed pace = yorucu olmayan tempo relay = aktarmak. noticeably. yayılmak. 2) kurtarmak. = Klinikteki bitmez tükenmez çabaları sonunda bir terfi ile ödüllendirildi. 2) dindar.) basıp yaymak. ease. bearing. rapid eye movement remain = değişmeden kalmak. transmit release (fiil) = 1) salıvermek. dışarı vermek. rescue workers relieve = 1) rahatlatmak. zıt anl. merciless. restore www. alleviate.= detain. 2) acımasız. nispeten.= willing. insafsız. (His remains were never found. zıt anl.) relevance = ilinti. 2) (ilacı bedene) yaymak. düzeltmek.) re-make = yeniden / baştan yapmak remarkable = dikkate değer. 3) nöbeti devralan kişi relief supplies = yardım malzemesi relief workers = kurtarma ekibi (çalışanları). rahatlamak. cure. (It was with reluctance that I accepted their invitation because I was too busy to attend any such occasion. uneager. corpse. eagerly rely on = 1) (bir şey ya da bir kişi)‘ye güvenmek / itimat etmek / bel bağlamak / bağımlı olmak. (Tuberclosis has been one of the most relentless enemies of mankind throughout history. zıt anl. zıt anl.) REM = uykuda rüyaların görüldüğü süreç. trustily. help. intensify. credibility reliable = güvenilir. = Cesedi hiç bulunamadı. yerinde. dependence reliant on = (bir şey)’e güvenen / güvenir bir halde.= aggravate.= distrust. (bir şey)’e nazaran relatively = göreceli olarak. zıt anl.135 relative to = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. albüm vs. = Davetlerini gönülsüzce kabul ettim.) reluctant = isteksiz. (Her relentless efforts in the clinic were at last rewarded by a promotion. yatıştırmak. bel bağlama. stay awake. Nicholas’ bones and other relics back to The Church of St.bademci. unwillingness. (Today we rely on computers to perform innumerable tasks. arta kalan.= ordinary remarkably = dikkate değer bir şekilde. = Tüberküloz. unwilling. eager reluctantly = isteksizce. 2) yardım. zıt anl. depend on. ruin. 3) (haber.com . belirgin bir şekilde. gönülsüzce. ferahlatmak. ilişki. zıt anl. imprison. olağanüstü.) relief = 1) ferahlama. pitiless. discharge release into = (bir şey)’in içine salmak. zıt anl. loosen. alleviation. liberate. treat. comfort. trustworthy. dependable. tarih boyunca insanlığın en merhametsiz düşmanlarından birisi olmuştur. nakletmek. değişmemek remain uncurtailed = azalmadan kalmak remain virtually unchallenged = neredeyse rakipsiz olmak remaining = geriye kalan remains = (çoğul kullanılır) 1) kalıntı(lar). = Aziz Nikolas’ın kemiklerinin ve diğer kutsal emanetlerinin Demre’deki Aziz Nikolas Kilisesi’ne getirilmesine dair bir plan var. zıt anl. 3) nöbeti devralmak religious = 1) dinsel. unwillingly. (film.) piyasaya çıkarmak. zıt anl. entrust.= keenness. zıt anl. hesitant. yadigar. pious reluctance = isteksizlik. sağlam. harabe. endless. durumunu korumak.= unreliable reliably = güvenilir bir biçimde. 2) ceset. bağımlı relic = (genellikle manevi değeri olan) kalıntı. zira öyle bir olaya katılamayacak kadar meşguldüm. rescue. (There is a plan as to bringing St.

revolting reputable = saygın. recurrence repetitive = yinelenen. yinele(n)mek. bildirmek report (isim) = 1) rapor. multiply. nam. typical. zıt anl. tıpkı basım. yenileme.= single. propagate reproduction = üreme. according to general belief www. restore renovation = yenileme.). relief reminder = hatırlatma. esteem repute = ad. uzaktan kumanda ile. make more. (History repeats itself. return. supplant replace with = (bir şeyi başka bir şey) ile değiştirmek. için) temizlemek. 2) aslına çok yakın ya da tamamen benzeri kopya. substitute. çıkarmak render = 1) vermek. zıt anl. re-establish. replica. tipik. change. kararların bu temsilciler tarafından alındığı demokrasi türü) reprocessing plant = yeniden işleme tesisi reproduce = 1) kopyalamak. 2) etkisini geç gösteren remote-control = uzaktan kumanda remote-controlled = uzaktan kumandalı / kumanda edilen remotely = uzaktan. recurrent. = Tarih tekerrürden (tekrardan) ibarettir.) doldurma. yeniden oluşturan. taklit etmek. give. reprodüksiyon reproductive = reprodüktif (üreyebilen). 2) parça kumaş remote = 1) uzak. display. onarmak. için) kiralama noktası reorder = yeniden düzenlemek reorganisation = yeniden düzenle(n)me repair = onarmak. yavrulayan.com . güya. repellent.) çoğalmak. eliminate.) repeatedly = tekrar tekrar. arta kalan şey. yerine koyma.= disreputable reputably = saygın bir şekilde.= worsening remnant = 1) kalıntı. replica replication = 1) tekrar(lama). yerini alma. esteemed. honourably reputation = ün. respectable. mend renewable = yenilenebilir renewable energy = yenilenebilir enerji renewable resources = yenilenebilir kaynaklar renovate = yenilemek. supply. hatırlatıcı şey remission = hafifle(t)me. tadilat yapmak. substitute replacement = replasman. unique replace = (bir başkası)’nın yerini almak / yerine geçmek. provide. ödemek. act as. fruitful. seçtiği temsilciler aracılığı ile kullandığı. depo represent = 1) temsil etmek. 2) benzerini / kopyasını yapmak. yavrulamak. egemenliğini. tiksindirici. sağlamak. pay back repeat = tekrarla(n)mak. temsilci representative democracy = temsili demokrasi (halkın. (His stories are too remote from everyday life. zıt anl. rivayete göre. şöhret reputedly = sözde. 2) belli bir duruma / hale getirmek. yenileme replica = kopya replicate (fiil) = 1) (hücre bölünmesiyle vs.bademci. betimleme representative = 1) örnek. düzeltmek. = Hikayeleri. substitution replacement kidney = (eskisinin yerine) nakledilecek böbrek replenish = tekrar doldurmak replenishment = (bir kaptaki eksilmiş olan sıvıyı vs. zıt anl. 3) (vücuttan dışarı) atmak. kılçık vs. iyileştirmek repay = geri vermek. zıt anl. simgelemek. ad. çıkarmak. replicate report (fiil) = rapor etmek. make renew = yenilemek. 2) göstermek. exemplary. anlatılana göre reporting staff = muhabirlik yapan personel repository = ambar. betimlemek. duplicate replicate (isim) = 1) yinelenen deney / deneme. depict. recondition. 3) haber reportedly = bildirilene göre. yenilemek. yer değiştirme. 2) mümessil. tadilat rental site = (araç vs. 2) kopya.= install. alleviation. tekrarlayan. 2) (kabuk. çoğalmak. imitate.ÜDS Sözlüğü remedy (isim) = çare. 2) karne. örneği olmak. çoğalan. correspond to representation = tasvir. yineleme. credit. defalarca. (Will you please repeat what I say? = Lütfen benim söylediklerimi tekrarlar mısınız?). zıt anl.= infertile reproductively = üreme bakımından / ile ilgili olarak repulsive = itici. şöhret. ortadan kaldırma remove = 1) ortadan kaldırmak. tekrarlamak yolu ile üretilen şey. take away. cure. distant. deva. fertile. çıkarmak. over and over repetition = tekrar. redo. relaxation. gündelik hayattan çok uzak. ilaç.= closely remotely operated = uzaktan kumandalı remoteness = uzak olma removal = yerini değiştirme. copy. 2) üremek. from a distance. değiştirme. yinelenen deney / deneme.136 . azal(t)ma.

(The cities of Basle and Brussles are in Switzerland and in Belgium respectively. solunuma ait respiratory bronchiole = akciğerlerde hava keseciklerine kadar ulaşan en küçük kanallar respiratory surface = solunum yüzeyi (canlılarda akciğer.= vulgarity respectful = saygılı respective = (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken) respectively = sırasıyla. zıt anl.) respiration = soluma. konutlar için ayrılmış bölge) residual = artık.137 request (fiil) = talep etmek.= surrender. (residential area = ikamet alanı. hassas. mola. oturmak. be (under) the responsibility of rested = dinlenmiş. reply. remaining residue = artık. elastikiyet. dilek.= unresponsive rest = 1) (‘the rest’ şeklinde kullanılır) geri kalan kısım. regard highly respectability = saygınlık. supplies reservoir = hazne. demand. yükümlülük. güçlükleri yenme yeteneği olan resin = reçine resist = direnmek. blame. ihtiyaç. relief respond (to) = karşılık vermek. tepki. depo. oblige. dweller. ask for request (isim) = istek. take after. olanak. relaxed resting blood pressure reading = istirahat halinde tansiyon ölçümü www. demand requirement = gereksinim. 2) doktorluk ihtisas devresi resident = bir yerde oturan kimse. kalıntı. (bir şeyin) sorumlusu. alter reside = ikamet etmek. göçmek. 2) ikamet ile ilgili. confront. zıt anl.bademci. zıt anl. 2) dinlenme rest on = (bir şey)’e dayanmak. zıt anl. gücenik. residence. karşı koymak. 2) itibar göstermek. similarity. claim requisite = gerekli şey. compel. react (to) response = yanıt. mesken. rezervuar reset = yeniden ayarlamak / başlatmak re-settle = yeniden yerleşmek. depend on. zıt anl. leftover. live. 2) cevap vermeye istekli. withstand. necessity research = araştırma research position = (üniversitedeki) araştırma(cı) pozisyonu researcher = araştırmacı resemblance = benzerlik. üzerinde bulunmak. 2) karar vermek.com . supply. recover resort = tatil beldesi. solve. yield to resistance = direniş. remainder resiliency = esneklik. andırmak.= delicate. leftover. rica. dwell residency = 1) ikametgah. ask. solungaç gibi gaz alışverişinin gerçekleştiği kısım) respiratory system = solunum sistemi respite = erteleme.ÜDS Sözlüğü .= irresponsible responsive = 1) duyarlı. fotoğraf makinesi gibi cihazların detayları görüntüleme kapasitesi) resolve = 1) çözmek. means respect = 1) (kurala) uymak. zıt anl. havza.= distinction resemble = benzemek. offended reserve = saklı tutmak. ayırmak reserves = rezerv. dinlenme yeri resort to = (çare olarak bir şey)’e başvurmak. be supported by rest with = (bir kişi)’nin sorumluluğunda olmak. reaction responsibility = sorumluluk.= immunity. tepki göstermek. obey. (bir şey)’i gerektirmek. karşı koyma. kendini çabuk toparlayan. içinden geçen elektrik akımına gösterdiği direnç) resolution = 1) karar. elasticity resilient = çabuk iyileşebilen. call for. 3) azalmak. oppose. (bir şey)’den destek almak. exemption responsible (for) = (bir şeyden) sorumlu. talep. çözüm. = Basel ve Brüksel kentleri sırasıyla İsviçre ve Belçika’dadır. dirençli. tender resistivity = özdirenç (birim uzunluktaki bir materyalin. hardy. decide. liability. hindrance. zorunlu kılmak. enduring. arta kalan. kaynaklar. decision. count on. (kökünü / temelini bir yerden) almak. (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken). dargın. employ resource = kaynak. dignity. reactive. opposition resistant (to) = dayanıklı. taşınmak resettlement = yeni bir yere / bölgeye yerleşme reshape = yeniden şekillendirmek. zıt anl. sakin. necessity. demand require = (bir şey) istemek. iyiye gitmek. 2) çözünürlük (bilgisayar ekranı. pause. hava alıp verme respiratory = solunumla ilgili. zıt anl.= differ from resent = içerlemek resentful = küskün. look / be like. inhabitant residential = 1) yatılı. karşılık.

2) (işlerin vs. yeniden popüler olmak return to power = iktidara dönmek return to prominence = tekrar ünlenmek / rağbet görmek return to the fore = tekrar ön plana çıkmak reveal = göstermek. zıt anl. limiting restructure = yeniden yapılandırmak. zıt anl. indulgence restrict = kısıtlamak. hasılat. yasak. özel izni olmayan gazeteciler ve halk için yasak bölge ilan edildi.= relieve restraint = kısıtlama.= abandon. revive resuscitation = yaşama döndürme. remake revive = canlan(dır)mak. limited.138 . ayaklanma revolution = devrim revolutionary = devrimci. fix. carry on. unlimited restricted = kısıtlı. withdraw return = 1) geri dön(dür)mek.) restriction = kısıtlama. keep.) ters yönde çalıştırmak.com . kalınan yerden devam etmek. let go. disclosure. control. zıt anl. aktif hale gelme. devrim niteliğinde revolutionise = devrim niteliğinde değişiklik yaratmak. tamamen değiştirmek www. limited. diriliş. continue. go back. 2) geri verme. restriction. show. restart. same reversible = geri döndürülebilir. peaceful restless leg syndrome = huzursuz ayak / bacak sendromu (huzursuzluk nedeniyle ayakları / bacakları devamlı hareket ettirme hali) restorative = şifalı.= release. zıt anl. hold. iade etme return to favour = şansı dönmek. zıt anl. (bir şey)’in sonucu olmak. karşı saldırı. diriltme. hide revelation = 1) açığa çık(ar)ma. açığa vurmak. baskı.ÜDS Sözlüğü restless = hiç durmayan. go over revise = gözden geçirip düzeltmek. parallel. change to the contrary reverse (sıfat) = aksi. dizginleme. limitation restrictive = kısıtlayıcı. sınırlamak. come from result in = (bir şey) ile sonuçlanmak. geri gitmek. kendinde saklamak. canlanma. revival resurrect = yeniden diriltmek / canlandırmak / ortaya çıkarmak. sınırlı. ters. 2) hafızada / akılda tutma.= relief. tabuları yıkmak.= set free. iyileştirici. çığır açan. zıt anl. sınırlamak. backward. ayet revenue = gelir. sınırlayıcı.= free. zıt anl. kontrol altına almak.) köklü bir şekilde değiştirme. modify revision = gözden geçirip düzeltme. muhafaza etmek. sınırlı. saygı göstermek reversal = 1) (bir siyasi anlayışı. zıt anl. zıt anl. sürdürme resurgence = tekrar faaliyete geçme. unlimited.= calm. tell. 2) akılda tutmak.bademci. canlandırma. confined. zıt anl. contrary. suspend resumption = yeniden başlama. keeping. zıt anl. kazanç.= forward. geri. uyanış. (The town is announced to be a restricted area barred to people and journalists without special authorisation. suppress. curative restore = restore etmek. zıt anl.= broaden. 2) kısıtlamak. zıt anl. uneasy. healing. eski haline döndürmek. modification revitalize = yeniden canlandırmak. kararı vs. keşif. revival retain = 1) tutmak. enlarge restricted = 1) yasak. income reverberate = yankılanmak. diriltmek. (bir şey)’e dönmek review = yeniden gözden geçirmek. reconstruct restrain = 1) dizginlemek. alıkoymak. holding. reaction retardation = retardasyon (zeka vs. forbidden. zıt anl.) tersine dönmesi reverse (fiil) = (pervaneyi vs. = Kasaba. reorganise restructuring = yeniden yapılandırma result from = (bir şey)’den meydana gelmek / çıkmak / doğmak / kaynaklanmak. suppression. keep in (one’s) mind retaliation = (bir saldırıya) yanıt / karşılık. zıt anl. yasaklanmış. tutma. be caused by.= conceal. (bir şey)’e yol açmak / neden olmak.= forget rethink = yeniden / tekrar düşünmek retire = emekliye ayrılmak retirement = emeklilik retract = geri / içeri çek(il)mek. huzursuz. 2) vahiy. revive revival = 1) yeniden canlanma. restrain. aksetmek revere = hürmet etmek. 2) (film. sonuçtaki resume = yeniden başlamak.= give up. tornistan etmek. sahip olmak. ortaya çıkarmak. reestablish.= covering up. cause resulting = sonuç olarak ortaya çıkan. tiyatro oyunu için) geçmişte sahnelenmiş bir eseri (farklı oyuncular ve farklı yorum ile) yeniden sahneleme. yeniden incelemek. opposite. hurried. tersine / geri çevirmek.= irreversible revert to = (bir şey)’e geri gitmek. control.= free. için gerilik) retention = 1) alıkoyma. eski haline getirilebilir. 2) kısıtlı. (yeniden) hayat vermek revolt = isyan. limit. keeping in memory. disclose.

muhtemelen virüs enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen. sağlam. sağlam bir şekilde. sert. deformable rigidity = katılık. kükreme roast = (kahve çekirdeği vs.= left-hand side rightly = haklı olarak. strict. eğilip bükülmeyen. zıt anl. ülkenin her tarafına yayıldı.). şekli bozulmayan. asi. başkaldırı. at once. throughout. baş ağrısı.= lenience rigidly = sıkıca. zıt anl. zıt anl.) right across the world = dünyanın diğer ucu(ndaki) right away = hemen. free from. ayak. strictness. beat rib = kaburga ribozyme = ribonükleik asit enzimi (diğer RNA moleküllerinin bölünmesinde katalizör olarak görev gören RNA molekülü) rice hull = pirincin dış kabuğu rice-based diet = pirince dayalı beslenme rich in vitamins = vitamin bakımından zengin riches = zenginlikler Richter Scale = Richter Ölçeği (sismolojide kullanılan.= flexible. opponent. dikkatli. satisfactory rewind = geri almak. border. immediately right from the very start = ta en başından beri right of appeal = temyiz hakkı.com . = Hastalık.= loosely rigorous = özenli. için) kavurmak. floppy.= punishment rewarding = doyurucu. silly right (fiil) = düzeltmek right (isim) = 1) hak. (The disease spread right across the country. break free from ridge = (coğrafya terimi olarak) sırt. prize. derhal. tight. dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranlarını belirleyen ve sınıflara ayıran uluslararası bir ölçüm birimi) rickets = raşitizm (çocuklarda D vitamini eksikliği ve yeterince güneş ışığı görmeme sebebiyle oluşan. correctly right-wing = sağcı rigid = katı. competitor rivalry = rekabet.= left right across = her tarafına. dağ silsilesi ridicule = alay konusu etmek. artmak. kristalize olabilen ve katalizör görevi görerek siyaniti zararsız hale getiren bir tür enzim) rhyme = uyak. küçük dağ sırası. edge riot = ayaklanma. fastforward rewire = (elektrik tesisatını) yeniden bağlamak / çalışır hale getirmek Reye’s syndrome = Reye sendromu (genellikle çocuklarda.= safe ritual = ayin. saçma. kemik yumuşaması ile belirgin bir hastalık) rid of = (bir şey)’den kurtarmak. ayaklanmacı. gülünç duruma düşürmek ridiculous = gülünç. = Arap kadınlar oy verme hakları için seslerini yükseltmeliler. competition RNA = ribonükleik asit (protein sentezinde rol alan genetik materyal). (kaseti) geri sarmak. zıt anl.bademci. zıt anl. sıkı. zihinsel işlevlerde bozukluk gibi belirtilerle başlayıp kısa zamanda bilinç kaybı ve ölüme uzanabilen akut hastalık) rhetorical = söz sanatına özgü rheumatoid arthritis = romatoid artrit (genellikle el parmakları. ribonucleic acid roar = gürleme. unsafe. kalça ve omuz eklemlerinde görülen ve şekil bozukluklarına yol açan eklem iltihabı) rhodanese = rodanaz (hücre ve bakterilerde bulunan.) meydan okumaya hazırlanmak risk of infection = enfeksiyon riski (bulaşma tehlikesi) risk-free = tehlikesiz risk-taking = risk alan risky = riskli. (Arabic women must stand up for their voting rights. stiffly. 2) sağ (taraf). zıt anl. rebel. increase. (bir duruma vs. tırmanmak. tatmin edici. relieve rid (oneself) of = (kendini) (bir şey)’den kurtarmak.139 revolve = bir nokta veya eksen etrafında dönmek reward = ödül. isyan rioter = isyancı. zıt anl. insurgent ripe = olgun ripen = olgunlaş(tır)mak. kusma. (birisi) kadar iyi olmak. üst mahkemeye itirazda bulunma hakkı right-hand side = sağ taraf. dayanıklı. kurallardan şaşmayan. sertlik. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . kafiye rhythm = ritm. compete with rival (isim) = rakip.= decrease rise to importance = önem kazanmak rise to the challenge = zorluklara göğüs germek. zıt anl. firm. relaxed rim = kenar.= lax. el ve ayak bilekleri. adet rival (fiil) = (birisi) ile rekabet etmek. mature rise = yükselmek. (et ve diğer yemekler için) fırında pişirmek www.

exclude. aleyhinde konuşmak. yıkıntı halde. downfall ruined = harabe halinde. bıçak vs.) enjekte etmek run about = etrafta koş(uş)turmak run aground = karaya oturmak run away from = (bir yer / birisi / bir şey)’den kaçmak. garbage ruin (fiil) = harap / perişan etmek. decompose. 2) (ilacı damarlara vs. 3) engebeli roughly = kabaca.= include ruler = 1) ülke yöneticisi. reconstructed ruins = yıkıntı. bit(ir)mek. kural. tükenmek. devre dışı bırakmak. derelict. sıkıntılı. küçül(t)mek run in a family = bir aileye ait bir vasıf / özellik olmak. 2) azal(t)mak. 2) (bir işi) sırayla yapmak rotation = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dönme. harabe. dinç.bademci. 2) hüküm verme. aşağı yukarı. gürbüz. güzergah. zıt anl. israf etmek. yıkmak. tahrip. kökünden sökmek rot = çürümek. Ö. için) rotasyon. 2) hukukun üstünlüğü rule of survival = hayatta kalma kuralı rule out = yok saymak. ile) delmek.= frail. Türkiye’de bulunan Side. go bad rotary = dönel. 30 ile M. dizi royalty = 1) imtiyaz / patent / telif hakkı / ücreti. para ve ölçü birimleri konusunda standartlar geliştirmiş. approximate. 2) (zaman) geçmek. örnek alınan kişi veya şey roll (on / by) = (zaman için) geçip gitmek Roman = Romalı. meydan vermemek. elemek. 376 yılları arasında kalan dönem) root out = ayıklayıp atmak. yaklaşık olarak. strong. hamam.= restore. 4. S. 3) tekrarlamak. 2) kraliyet ailesi rubber bullet = plastik mermi rubber-coated = plastik kaplı rubbish = 1) saçma. Makedonya’dan Mezopotamya’ya kadar tüm bölgeleri. zıt anl. Myra gibi tanınmış antik kentlerde kalıntıları görülebilen tiyatro. destroyed. escape from run counter (to) = (bir şeyin) aksi yönünde olmak / seyretmek run down = 1) kötülemek. 3) (bir şey) ile çalışmak. devastate. 2) çerçöp. deplete. 2) taşmak. 2) (personel. 2) geçerliliğini yitirmek. ekin vs. manage. kendi başına buyruk. o ailede sıkça görülmek run off the same system = aynı sistemi kullanarak çalışmak run on = 1) durmadan konuşmak. use up. tüketmek. destroy. yıkılma. = Korkarım ki antibiyotiğimiz tükendi. yy ile M. S. exactly route = hat. saçmalık. hükmetmek. rota routine = rutin. delip geçmek. remains rule = karar vermek. pierce www. 2) cetvel ruling = 1) yasa.= accurately. operate. büyük ekonomik ve askeri gücü ile egemenlik alanındaki halkları özellikle M. yoksun bırakmak. judge. 2) zor. S. (I am afraid we have run out of antibiotics. döşediği taş yollar ile birbirine bağlamış. nonsense. unexpected rogue state = uluslararası antlaşmaları tanımayan. takribi. steal robotics = robot bilimi robust = sağlam. decide rule of law = 1) hukuk kuralı.= restored. refah içinde yaşatarak “Roma Barışı” diye bir kavramın oluşmasını sağlamış. 2) (kılıç. construct ruin (isim) = yıkım. exhaust. zıt anl.ÜDS Sözlüğü rob (of) = yağma / talan etmek. elinden almak. döküntü. engellemek. pass. ortadan kaldırmak.). zıt anl. çöküş. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarından biri) Roman times = Roma Devri (M. zıt anl. mimari alanlarında derin kültürel izler bırakmış. zıt anl. düzen bozucu ülke role model = rol modeli. 1. mühendislik. Aspendos.= accurate. gözden geçirmek run through = 1) çabucak tüketmek.com . operate on run out (of) = 1) yit(ir)mek. yy içerisinde savaşlardan uzak. precise. hukuk. çalmak. expire run over = 1) ezmek. (bir eksen etrafında) dönen rotate = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dön(dür)mek. approximately. weak rogue = beklenmedik. 2. sound. hüküm. Roma’ya veya Roma Devri’ne ait Roman Empire = Roma İmparatorluğu (M. bazilika gibi binaların yüzde doksanından fazlasının yapımına önayak olmuş. kalıntı. karar alma run = 1) işletmek. Perge. more or less. Ö. düzen (aynı işin / işlerin belli aralıklarla tekrar edilmesi) routinely = rutin olarak row = sıra. take.140 . çalıştırmak. (eleman ya da ekin türünü değiştirme işi) rough = 1) kaba. about. güçlü. yönetmek. kökünü kazımak. devastated. önlemek. use up. exact. yy arasında tüm Akdeniz havzası çevresine egemen olmuş ve edebiyat.

zıt anl. 2) saldırmak. yırtmak. hurry. decrease running cost = işletme maliyeti running water = su tesisatından sağlanan / akan su runway = pist. acele et(tir)mek. hızla akmak rush (isim) = koşuşturma. taşra.com .141 run up = art(tır)mak.= delay.bademci. yüksel(t)mek. tarmac rupture (fiil) = kırmak. zıt anl.= urban rush (fiil) = 1) koşarak gitmek. linger. raise. köy hayatına ait. acele etme rushing = hızla akan rush hour traffic = trafiğin en yoğun olduğu saat(ler) www. kırık. break.= fall.ÜDS Sözlüğü . rise. kentsel olmayan. increase. tear apart rupture (isim) = yırtık. uçak pisti. zıt anl. kırılma rural = kırsal.

adequate. I scarcely know her. kıt. pul pul olma scan (fiil) = 1) taramak (ışınların hareketini algılayan bir aygıtla görüntülemek). zıt anl. ceza. rare. kollamak. barely. temizlik sanitary sewer = sıhhi kanalizasyon tesisatı sanitation = 1) sanitasyon (temiz. kum fırtınaları sebebiyle erozyona uğramış sane = aklı başında. İsveç ve Finlandiya’yı içeren yarımada) scanning tunnelling microscope = kuantum tünelleme yöntemiyle çalışan. acceptable. söz gelimi scale = ölçek. az bulunma. çok az. inadequacy. try sample (isim) = örnek. depressed. poorly satisfactory = doyurucu. skala scale model = ölçekli model scaling = pullanma. hijyenik hale getirme sassafras = Kuzey Amerika ve Asya’da yetişen bir tür küçük ağaç satellite = uydu satellite-borne = uyduya yerleştirilmiş S satiate = doyurmak. derece. inadequate.bademci. numune. güvenlik. ample scar (fiil) = yara izi bırakmak scar (isim) = yara izi scarce = az bulunur. zihinsel bir hastalığı olmayan. emniyet yönergesi sail = yelken sales literature = satış sloganları. doygunluk.S S SS sacred = kutsal sacrifice = feda etmek. utanç verici. üzücü. az. (She is not a friend of mine. maddeleri atom seviyesinde görüntülemeye yarayan mikroskop scant = sınırlı. doygunluk save up = bir süre içinde yavaş yavaş biriktirmek say = örneğin. tatmin edici. look through scan (isim) = tarama. onu çok az tanıyorum. hijyenik olma hali). emdirmek saturated = doymuş saturated fat = doymuş yağ. yetersiz. deficiency. = O benim arkadaşlarımdan biri değil. muhafaza etmek. güçlükle. rezil. example. sergi salonu sample (fiil) = denemek.= unsatisfactory. harmless. security. shameful Scandinavia = İskandinavya (Kuzey Avrupa’da.= cheerful safe = emniyetli.= abundant. hazardous safe haven = güvenli sığınak safeguard = korumak. güvenli. poor saturate (with) = doyurmak. himaye etmek.= insane sanitary = sıhhi. forfeit sad = üzgün. karar sanctuary = kutsal yer. hardly. hazard safety rule = emniyet kuralı. zıt anl. protect safely = güvenli bir şekilde safety = emniyet. 2) yakından incelemek browse.com . zıt anl. rezalet. zıt anl. kanun. reklam / tanıtım yazıları saline = tuz içeren (serum ve benzeri sıvı) salinity = tuzluluk derecesi salmon farming = çiftliklerde somon balığı yetiştiriciliği salon = salon. depressing.= abundance www. zıt anl. fullness satiety centre = (beyindeki) doyma / tokluk merkezi satisfactorily = tatmin edici bir şekilde. yakın inceleme scandal = skandal.= dangerous. refuge. secure. specimen sampling = örneklem(e) sanction = 1) yaptırım.= unsatisfactorily. zıt anl.= unsaturated fat saturation = doyma. zıt anl. tatmin etmek satiation = doygunluk satiety = doyum. mabet sandstone = kumtaşı (kum tanesi büyüklüğünde mineral veya kaya tozlarından oluşmuş bir tortul kayaç türü) sandstorm-scoured = kum fırtınaları tarafından aşındırılmış. zıt anl. adequately. give up. scant scarcely = nadiren. zıt anl. kepazelik scandalous = skandallarla / kepazeliklerle dolu. sağlıkla ilgili sanitary condition = hijyen.) scarcity = kıtlık. rewarding. limited. 2) temizleme. 2) onay. sufficiently.= danger.= enough. zıt anl. Norveç.

2) mühür seal off = sızdırmayacak şekilde kapamak. yayılmış. yaymak. odour sceptic = şüpheci kimse sceptically = kuşkucu bir şekilde. korumak. subordinate. (belirli niteliklere sahip şey veya kişilerin kapsamlı araştırmalar sonucunda belirlenmesi) screening programme = tarama programı (belli bir hastalığı belirleme amacıyla insanların muayeneden geçirilmesi / taranması) screening test = eleme testi. monitor. suspiciously scepticism = kuşkuculuk. investigation scuba diver = (oksijen tüpü ile dalan) balıkadam. faaliyet alanı. subsidiary. 2) gizlemek. şüphecilik schedule = program. sekonder.). akademisyen scholarship = 1) bilim. 2) burs school = ekol. = Eğer bir mutluluk planı başarısızlığa uğrarsa. scores of = yirmilerce (düzinelerce gibi bir ifade)). okul schooling = eğitim. kurum vs. olay. mevsim. (If one scheme of happiness fails. human nature turns to another. ders programı scheduled = programlanmış scheduled for = (belli bir zaman)’da (gerçekleştirilmek üzere) programlanmış / planlanmış scheme = hareket planı. sahne. essential. düzen. 2) koltuk seaward = denize doğru seaweed = deniz yosunu second year running = üst üste ikinci yıl secondary = ikinci derecede.com . ikincil. proje. block off seamount = sualtı dağı (zirvesi de dahil. dönem. felaket. perdelemek. olanak score = puan scores of = çok sayıda (score = 20. görüntü. tarama testi screw thread = vida dişi (vida bedeninin çevresindeki sarmallardan her biri) script = el yazısı scroll = parşömen tomarı / rulosu scrutiny = derinlemesine inceleme. dağıtmak. smell.ÜDS Sözlüğü . tertip. alan. heykel. tali.143 scare = korku scare away = korkutup kaçırmak scarlet fever = kızıl hastalığı scary = korkutucu. oturacak yer sağlamak seat (isim) = 1) (herhangi bir konuda otorite olan) merkez (şehir. mühürlemek. zıt anl. disperse scattered = (oraya buraya) dağılmış. 2) kırbaç scouring = aşındırma scrape = sürtmek scratch = kaşımak. heykeltıraşlık scurvy = iskorbit (yetersiz C vitamini alımına bağlı. primary www. range.= fundamental. araştırma.) schizophrenia = şizofreni hastalığı scholar = bilgin. period seasonal = mevsimlik. eskiden denizciler arasında yaygın olan bir hastalık) sea bindweed = denize yakın kumullarda yaşayan pembe-mor çiçekli asma türü bir bitki seabed = deniz dibi seafloor = deniz tabanı seafood harvest = deniz mahsulleri hasadı seal (fiil) = 1) sızdırmayacak / ayrılmayacak şekilde birleştirmek. education science fiction = bilimkurgu scientific = bilimsel scientific definition = bilimsel tanım scientific discovery = bilimsel buluş scientific potential = bilimsel potansiyel scoff at = (bir şey) ile alay etmek. (bir şey)’i küçümsemek scope = 1) kapsam. ürkütücü scatter = serpmek. extent. conceal screening = tarama. strategy. sight scene of disaster = felaket bölgesi scenery = doğal manzara scenic = manzaralı scent = koku. dalgıç sculpt = heykel yapmak sculpture = yontu. 2) mühürlemek seal (isim) = 1) fok. dispersed scene = manzara.bademci. insan doğası bir başka plana yönelir. saçmak. tamamı denizin altında bulunan dağ) seaport = liman sea-route = deniz yolu seashell = deniz kabuğu season = sezon. tarife. 2) fırsat. bir mevsime özgü seat (fiil) = otur(t)mak. lots of scourge = 1) bela. saha. tırmalamak scream = çığlık screen = 1) incelemeden geçirmek. hide.

sağlamak. araştırmak. (See to it that he eats plenty of meat. look for. discriminatingly. dilim. = Bol miktarda et yesin / yedirin / yediğinden emin olun. esrar secrete = salgılamak secretion = salgılama. baştan çıkartmak sedum = damkoruğu bitkisi see at a glance = ilk bakışta görmek / farkına varmak see (to it) (that) = . sakinleştirme sedative = sakinleştirici. seçme şeyler bütünü. zıt anl.144 . peşine düşmek. haysiyet self-maintenance = kendini idame etme. release. kesim. appear to be seemingly = görünüşe göre. free seize on = alıp kullanmaya hevesli olmak. salgı sect = mezhep sectarian = mezhepler ile ilgili. bölüm. yarıyıl semiconducting = yarı iletken özellik gösteren semiconductor = yarı iletken (elektronik devre üretiminde kullanılan bir tür malzeme) semi-dome = yarım kubbe seminal = kendisinden sonrakilere kaynak teşkil eden türden (araştırma / çalışma) semi-saline = yarı tuzlu semi-settled = yarı yerleşik semi-transparent = yarı-saydam send for = (birisi)’ni çağırtmak. support. pek az. kendi kendine bakma self-perception = kendini idrak / algılama / kavrama self-replicating = kendi kendini çoğaltan self-satisfaction = kendinden hoşnut olma self-sufficient = kendine yeterli. catch. çökelti seduce = ayartmak. ele geçirmek. rarely. yakalamak. take. düşük kalitede secret = sır. ayrı tutma. zıt anl.= give up. tahvil gibi belgeler) security = güvenlik.= often selected = seçilmiş selection = seçim. . hastalıklar nedeniyle geçirilen) nöbet seldom = nadiren. hisse senedi.ÜDS Sözlüğü secondary condition = ikincil sağlık sorunu (bir hastalıktan kaynaklanan nispeten daha önemsiz ikinci bir rahatsızlık. try (to). get. el koymak. bir şey yapmak için uğraşmak seek waiver = (aleyhte bir kuralın / kanunun uygulanmasından) vazgeçilmesini istemek. öncesi) uyutmak. kesim. diyabete bağlı gelişen böbrek yetersizliği) second-hand smoke = pasif sigara dumanı (sigara içmeyen insanları etkileyen sigara dumanı) second-rate = (kalite bakımından) ikinci sınıf. yardım etmek. kısım.) see off = (bir kişiyi) geçirmek / uğurlamak / yolcu etmek see through = (zor bir durumda) desteklemek. help seed = tohum seed coat = tohum kabuğu seek = 1) (bir şey yapma)’ya çalışmak. .bademci. dilim segregation = fark gözetme. hook onto seizure = (sara vs. pursue seek to do smt = bir şey yapmaya çabalamak. parça. seyrek. mezhepsel section = kısım. (bir şey) getirtmek. sedatif (ilaç) sedentary = hareketsiz olarak devamlı oturan. apparently seep = sızmak segment = parça. kanına girmek. olduğundan emin ol(un). zıt anl. titizlikle. take over. oturarak geçirilen / yapılan sediment = tortu. collection selective = seçici (kişi). grab. protection sedate = (hastayı operasyon vs. ilaçla sakinleştirmek sedation = (yatıştırıcı bir ilaçla) yatıştırma. ayrım seismologist = sismolog (deprembilimci) seize = tutmak.= dependent self-supporting = kendi kendine yeterli semester = sömestr. özellikle itinayla seçilmiş (şey) selectively = seçici olmaya çalışarak. inquire.com . carefully self-confidence = kendine güven self-esteem = özsaygı. kesit. part secular = laik (dinsel konular ile devlet yönetimini ayrı tutan) secure = güvence altına almak. appear to seem to be = gibi görünmek. (bir şey) olduğu anlaşılmak. örn. gizem. summon www. (bir tür) taviz / ödün beklemek seeker = arayan kişi seem to = (bir şey yapar) gibi görünmek. ele geçirmek. ensure securities = menkul kıymetler (bir finansal değeri temsil eden banknot. seçki. 2) aramak.

birbirinden uzaklaştırma. eli ayağı tutmaz olmuş. dizi. emotion. 2) yolcu etmek send out for = (bir şeyin) gönderilmesi için sipariş vermek send smt tumbling = bir şeyi devirmek / yıkmak Senegal = Senegal (Batı Afrika’da yer alan bir ülke) senescence = yaşlılık. …olarak hizmet etmek serve to = (bir şey)’e yaramak serve up = sağlamak. birbirini izlemek. 2) (ateş için) yakmak set (isim) = seri. seri.) koymak / belirlemek. thickskinned sensitively = duyarlı şekilde. perform serve a purpose = bir amaca hizmet etmek serve as = görevini görmek. feeling. alıngan. için) kalıcı hale gelmek.) sequenced = sıralanmış. fix in set in motion = harekete geçirmek.com . embark (on). aklı başında. yerleş(tir)mek. significant serious health consequence = (bir şeyin sonucu olarak ortaya çıkan) ciddi sağlık problemi seriously = önemli ölçüde. delicate. hassas. zıt anl. başlatmak. established. hassasiyet. fix. zıt anl. 2) heyecan uyandıran olay. opinion separate (fiil) = ayırmak.ÜDS Sözlüğü . sınav vb. sympathetically sensitivity = duyarlılık. unconnected. 3) yola çıkmak set out = başlamak. celse set (fiil) = 1) ayarlamak. iptal etmek set back = (ilerlemesini) geciktirmek. cevap vermek. bağımsız. establish. record set down to = (bir şey)’i bir nedene bağlamak set foot = (bir işe / yere) adımını atmak set in = 1) (hastalık vs. bir gruba ait olma hissi sense of humour = espri / mizah anlayışı sense of pattern = desen anlayışı sensibility = ayırt etme yetisi.= insensitivity sensory neuron = duyusal nöron / sinir sensory response = duyusal tepki sensuous = duyulara hitap eden. sekans. serve service (isim) = hizmet. kenara bırakmak. leave. grasp sense of community = topluluk / birliktelik duygusu. akıllıca. (The paintings of the artist are exhibited in a chronological sequence. hassas biçimde.= stay. duyarlık. geriye atmak. infirm senior = yaşça büyük. sıra. responsiveness. zıt anl. hüküm sentence of death = idam kararı sentence smo to (a punishment) = ceza vermek. rational. tartışma. = Ressamın tabloları. dingin. düşünce. halt www. sıra serious = ciddi. begin. dizilmiş sequencing = sıraya sokma serene = berrak. yerleştirmek. 2) yerine otur(t)mak. huzurlu. 2) (bir işe) girişmek. duyarlılık sensible = mantıklı. start. iyi bir örnek oluşturmak set aside = 1) bir tarafa koymak. insensible sensibly = mantıklı bir şekilde. order sequence (isim) = ardışıklık. sensual sentence = karar. akla uygun. unrelated. fit into. dizi set a good example = iyi örnek olmak.145 send off = 1) (mektup. zıt anl. önemli. sezmek. commence.= unify separate (isim) = (birbirinden) ayrı. start set off = 1) çalıştırmak. zıt anl. emotion. become. split. 2) feshetmek. birbirinden uzaklaştırmak. senesans senile = bunak.= foolish. farklı. duyarlı. birbiri ardına gelmek. bölmek. başlatmak. peaceful series = dizi. temin etmek. reasonably. kıdemli / üst düzey senior management = kıdemli / üst düzey yöneticiler sensation = 1) duyu. exciting. zıt anl.= united separation = ayrılma. ayırma. break-up.) göndermek. kronolojik bir sıra içerisinde sergilenmiş.= foolishly sensitive = duygulu. tranquil. (bir şey)’e mahkum etmek. set off. zıt anl. emotional. delay set down = 1) (kural vs. anlamak.= insensitive.= unification separatism = ayrılıkçılık septic sore throat = septik (mikrobik) farenjit sequence (fiil) = sıralamak. start. (bir şey)’e yaramak. sansasyon sense = algılamak. 2) yazarak kaydetmek. duygu. postaya vermek. yerleşmek. paket vs. ciddi miktarda serve (to) = (bir şey)’e faydası olmak / hizmet etmek.bademci. servis serving = porsiyon session = (tedavi. realistic. yola koyulmak. perceive. amaçlarla yapılan) oturum. durgun. provide service (fiil) = hizmet etmek. punish smo with (a punishment) sentiment = duygu. develop. zıt anl. girişmek.

korunaklı shield (fiil) = korumak. erect. zıt anl. katı. zıt anl. payment sever = ayırmak. institute. tüy vs. 2) pay share a common origin = ortak bir köke / geçmişe sahip olmak share in = pay sahibi olmak. inşa etmek. sternly. korunak sheltered = korunmuş. aniden büyük miktarda shatter = 1) paramparça etmek. rol almak. 2) (ayın) karanlık tarafında shaft = şaft.) several = ikiden çok. many.= softly. abolish setback = aksama. harshly. . sürgün shop display material = dükkanda sergilenecek malzeme shoplifting = dükkanlardan mal çalma shortage = eksiklik. şiddet. found. 4) (bir şey)’den kurtulmak. shortage short-lived = kısa ömürlü. çökerek yerleşmek settle down = 1) (bir yere) yerleşmek / yerleşmeyi tamamlamak. leniently severity = sertlik. için) kabuk shelter (fiil) = 1) korumak. break.com . örtmek. complete sheer nonsense = safi saçmalık shell = (yumurta. üstünden atmak shed (isim) = 1) sundurma. build. değişmek. 2) (bir şey)’i aydınlatmak (bilgi vermek). shift position = pozisyon değiştirmek shipping = gemicilik. 2) sığınmak. 2) ortam. conclude. mutabık kalmak. . şiddetle.146 . hard. calm settle on = (konusunda) karara varmak.= breakthrough setting = 1) (bir romanın vs.ÜDS Sözlüğü set over = (bir şeyi bir şeyin) üstüne yatırmak / koymak set up = (sistem. iskân etmek. firm. pek çok. şiddetli. harap etmek. deficiencies shortcut = kestirme. . . kesim. barınak. protect shield (isim) = kalkan shift = kaymak. sapmak. seriousness sewage = pis su. take refuge (in) shelter (isim) = sığınak. kırkma shed (fiil) = 1) (yaprak. waste sewerage = kanalizasyon sewing machine = dikiş makinesi sextant = sekstant (eskiden genellikle gemiciler tarafından kullanılan ve yıldızlar arasındaki açısal uzaklıkları ölçerek yön bulmaya yarayan alet) shadow = gölge shadowed = 1) gölge altında. kıtlık. sharply. 2) ödeme. scarcity. kop(ar)mak. (While he was chopping wood. biçmek shearing = kesme. harshly. geçici short-lived benefit = kısa ömürlü fayda shortness of breath = nefes darlığı short-term = kısa vadeli / süreli. diffuse. resolve settle back = çökmek. sığ shape = şekil share (fiil) = paylaşmak share (isim) = 1) kısım. yön değiştirmek. ruin shear = kırpmak. karara varmak / bağlamak. zıt anl. deficit.) dökmek. zıt anl.) yaymak.= soft. sallamak shallow = derin olmayan. smash. 3) hangar shed light on = (bir olay vs. kısa yol shortfall = eksik. to . mil shake = sarsmak. 3) (ışık vs. tuzla buz etmek. kusurlar. pure. cover. çok.= long-term short-term memory = kısa süreli hafıza www. açık. başarısızlık.= abundance shortcomings = eksiklikler. = (bir şey)’den (bir şey)’e kaymak. zıt anl. . gently.= destroy. yönelmek. harshness. salyangoz vs. 2) uslanmak. (yün) kırkmak. kır(ıl)mak. 2) halletmek. gözyaşı. mild severely = sertçe. serious. 2) bozmak. sakinleşmek. çözmek. siper olmak. dekor settle = 1) (bir yere) yerleş(tir)mek. difficult. 2) keskin bir şekilde. tam. demolish. (bir olay)’a ışık tutmak shed new light on = (bir şey)’i yeni bir anlayışla açıklamak / aydınlatmak sheep-rearing = koyun yetiştirme sheer = saf. yola gelmek. kısa süreli. deficiency.= lightly. dikmek. his hand was severed.) kurmak. zıt anl. dwell. switch from . community. 2) baraka. yakın zamanlı. bina vs. various severe = sert. rigid. ciddiyet. lağım suyu. yalnız. alter shift from … to . gemi ile gönderme shipyard = tersane shock wave = şok dalgası shoot (fiil) = ateş etmek shoot (isim) = filiz. zıt anl. halis. decide on settlement = 1) yerleşim yeri. misfortune. inhabit. ayrılmak. = Ağaç keserken eli koptu. ancak. konusunun geçtiği) mekan ve zaman. ciddi.)’yi aydınlatmak.bademci. participate in shark = köpekbalığı sharply = 1) sertçe. switch. disappointment.

= comprehensive simulation = simülasyon (belli bir durumun veya koşulların. şekerleme sift out = inceleyerek bir grubu diğer bir gruptan ayırmak. seek siesta = siesta (İspanya ve Latin Amerika’nın İspanyol etkisi altındaki kesimine özgü geleneksel öğle uykusu). çalılık shun = (bir şey)’den uzak durmak. açıkgöz. close down shuttle = mekik Siberia = Sibirya (Kuzey Rusya’da bir bölge) sibling = kardeş Sicily = Sicilya (İtalya’ya bağlı bir ada). avoid. Sicilia sick = hasta. reveal shrubby = çalı ile kaplı. 2) (yıkandıktan sonra kumaşta meydana gelen) küçülme. için) çekmek. = Et. bury. zıt anl. belirtmek. büyük oranda. individually sinister = uğursuz.= audible. synchronically. faaliyetini durdurmak. picture. evade shut down = kapamak. signal. injection should demand exceed supply = talep arzdan fazla olursa shoulder = sırtlamak show off = gösteriş yapmak. frank.147 short-wavelength = dalga boyu kısa olan shot = 1) fotoğraf. bypass. vision. belirti.) significantly = epeyce. classify sight = görüş. çekme shroud = kaplamak. scene sign (fiil) = imzalamak. sole single digit = tek haneli (sayı) single-storey = tek katlı singly = tek başına. easy. benzer şekilde. gösterge. loud silicate sheet minerals = silikat levha mineralleri (granitin aşınması ile oluşan.= complicated.)’ye gelmek / katılmak. sort out. insignificantly signify = 1) göstermek. one. stand for silent = sessiz. kayda değer miktarda protein sağlar.= insincere. importance significant = kayda / dikkate değer. açık yürekli. değeri(ni) azal(t)mak. zıt anl. concurrently.com . avoid. indicate. zıt anl. diminish shrinkage = 1) fire (üretimde kullanılmak üzere (kesilme vb. basitlik. 2) enjeksiyon. resemblance.= consecutively sincere = içten. samimi. rahatsız sickle cell anaemia = orak hücre anemisi (genetik bir bozukluk sebebiyle alyuvarların orak şekilli olması sebebiyle oluşan anemi). dar kapsamlı. eşzamanlı.= distinction similarly = keza. bilgisayar ortamında canlandırılması) simultaneous = aynı anda. yatır. türbe shrink = 1) (kumaş vs. örtmek. uncomplicated. zıt anl. adverse effect side with = (bir şey / birisi)’nin tarafını tutmak / yanında yer almak sidestep = (bir şey)’i bertaraf etmek. genellikle ince pullar halinde bulunan mineraller) silicon solar cell = silikon güneş pili (temel malzemesi silikon olan güneş pili) silicon-on-insulator technology = yarıiletken üretiminde.= slightly.= difficulty simplistic = (gerçekçi olmayan ve aşırı bir şekilde) basite indirgenmiş. görme yetisi. zıt anl. 2) (bir toplantı vs. zıt anl.= disappear.= confront. mean. false single = tek. unimportant. quiet. (bir şey)’den kaçınmak. eşzamanlı. appear. basit. zıt anl.= insignificant.bademci. oldukça. conceal. plainness. contract. zıt anl. kötü www. önemli. zıt anl. önemli ölçüde. gömmek.= expose. likewise simple = sade. meydana / ortaya çıkmak. zıt anl. yağdırmak shrewd = kurnaz. genuine. akin (to). zıt anl. sicklemia side benefit = faydalı yan etki side effect = yan etki. attend shower = (bir şey)’e boğmak.) işlemlerden geçirildikten sonra hammadenin arta kalan kısmı). signify significance = önem. iğne. bir. important. zıt anl. habercisi olmak. 2) azal(t)mak. artful. manzara. zıt anl. imza etmek sign (isim) = işaret. concurrent simultaneously = aynı anda (olan / yapılan). zıt anl. indication sign language = işaret dili signal = (bir olayın) sinyalini vermek. 2) anlamına gelmek.= stupid shrine = kutsal yer. (Meat offers a significant amount of protein. show. clever.= different similarity = benzerlik. gizlemek. elementary. difficult simplicity = sadelik. geleneksel silikon malzeme yerine silikon-yalıtkan-silikon düzeninde bir tabakalanmanın kullanıldığı yöntem silver-clad = gümüş kaplı similar (to) = yakın. benzer. bunun gibi. alike. considerably.ÜDS Sözlüğü . caka satmak show up = 1) gözükmek. considerable. substantially.

toz. için akupunktur yönteminde olduğu gibi) derinin uyarılması2 skip = (gidilmesi gereken bir yere) gitmemek. bir parça.= master slavery = kölelik sleep aid = uyumaya yardımcı ilaç sleep apnea = uyku apnesi (uyku sırasında solunumun zaman zaman 15-30 saniye süren kesintiler göstermesi) sleep face-down = yüzükoyun uyumak sleep on one’s side = yan yatarak uyumak sleep through = (bir gürültü vs. slide slip into = (gırtlağa. zıt anl. kalın dilim / levha slack water = (akıntının olmadığı) durgun su slam = şiddetle (ve gürültü ile) çarpmak slap = vurmak. 3) inşaat sahası. (Black smog reduced visibility to about fifty metres. iskeletle ilgili. decrease. işlevsel. su. (skeletal size = iskelet büyüklüğü) skeletal system = iskelet sistemi skeleton = iskelet sketch = skeç (asıl tasarım veya resim hakkında fikir vermek ve planlamayı kolaylaştırmak amacıyla yapılan kabataslak çalışma). şantiye. tiny skeletal = iskelete ait.) es geçmek.ÜDS Sözlüğü sink = 1) (değer.) (yemek. (bir işi vs. energetic slump = (fiyat. dumanlı sis. seviye vs. retardation. 2) sit alanı. müşteri sayısı vs. zıt anl. (bir şey boyunca) uyumak sleepiness = uyuklama hali slender = ince uzun slide = kaymak. insignificantly.= immensely slip = (ıslak.) üstüne oturmak / yatmak. esir. avoid. vaziyet.) sit with an upright trunk = gövde dimdik olacak şekilde oturmak site = 1) yer. brilliant Smart Cut = akıllı kesim tekniği (yarıiletken üretiminde kullanılan ve SOITEC adlı bir firma tarafından geliştirilmiş olan özel bir kristal kesim tekniği)3 smelt = madeni eritmek smog = (endüstrinin yol açtığı) kirli hava kütlesi. kulağa. escape ski-resort = kayak tatili beldesi skull = kafatası skylight = dam penceresi skyscraper = gökdelen slab = inşaatta kullanılan kalın ve yassı parça. durgun. için) azalmak. expertise. işlem yapmayı geciktirmek. 4) bölge. state of affairs sizeable = oldukça büyük. kayma. maharetle skill = ustalık. havasız bırakmak www. odaya vs.bademci. yerleşim. (That GSM company has been sitting on my complaint for a month. decline sluggish = yavaş.) smoke inhalation = duman inhalasyonu (duman soluma) smoke plume = havada uzanan duman smoking-related = sigaradan kaynaklanan smoothly = pürüzsüzce. ’de) belirgin düşüş slur = sözü ağızda geveler gibi konuşmak. marifetli. large. sorunsuzca smother = boğmak. ’de) kaymak.) kaçmak / girmek slippage = performans düşüklüğü. hüner. ’ye rağmen) uyumaya devam etmek. çarpmak slave = köle. cilt skin stimulation = (bir ağrıyı dindirmek vs. taslak. oy.) small bowel obstruction = ince bağırsak tıkanması small intestine = ince bağırsak small-scale = küçük çaplı smart = zeki. location site-specific = mekana özgü situation = durum. yetenekli. = Siyah sis görüş mesafesini yaklaşık elli metreye düşürdü. ehil skin = deri. dragging. 2) batmak sink into poverty = yoksulluğa düşmek. kayarak gitmek slight = ufak ve ince yapılı. cilalı zemin vs. a little. beceri. azalma. (He was slurring his words like a drunk. big. yüzeysel. düşüş sloping = meyilli slot = (uçak için) sefer slotting = yarık / delik açma slowdown = yavaşlama.= active. zıt anl. = O GSM firması bir aydır yaptığım şikayetin üstüne yatıyor. bölüm. ability skilled = yetenekli. küçük slightly = az miktarda. göze.148 . yoksulluk batağına saplanmak sinus headache = sinuzal başağrısı (sinüslerin tıkanması ya da enfekte olması nedeniyle çekilen başağrısı) sit on = (bir şikayetin. = Bir sarhoş gibi kelimeleri ağzında geveliyordu. zıt anl. tokat atmak. (okul) asmak. böcek vs. talebin vs. kroki skilfully = becerikli bir şekilde.= small. kesat.com .

ağız ve çeneyi içeren ileri çıkık kısım. = Bu “süper virüs” denilen şeyin ne kadar zararlı olduğu henüz bilinmiyor. birlik solidity = elle tutulur olma. yuva sodium chlorate = sodyum klorat (renksiz bir tuz olup ayrık otlarını yok etmek için ve antiseptik olarak kullanılır). tek başına. zıt anl. kadarıyla.com . . .= unreliable. alışveriş merkezleri gibi) sosyal mekanlar socialisation = sosyalleşme socially-minded = sosyal kaygılar güden. ascend. glide so-called = 1) sözde. eriyebilir www. (up) until now. 2) cisim (yüzeyleri arasında tamamen kapalı bir hacim oluşturan üç boyutlu şekil) solid (sıfat) = 1) katı. (It was one of his so-called friends who supplied him with the drugs that killed him.) so far as possible = mümkün olabildiğince. toplum socioeconomic status = sosyoekonomik statü (bireyin bir toplum içindeki ekonomik durumu) socket = oyuk. to date so far as = kadar. (It isn’t yet clear how destructive this so-called “super virus” is. lonely solo = (gösteri vs. . iş bulma. as far as. 2) denilen. sulphur dioxide soar = yükselmek. NaNO sodium thiosulphate = sodyum tiyosülfat (fotoğrafçılıkta kullanılan bir tür kimyasal madde) soft tissue = yumuşak doku soften = yumuşatmak software = yazılım (bilgisayar programı) soil = toprak(lar) soil core samples = topraktaki tabakalanmayı görmek amacı ile çıkarılmış silindir şekilli örnek soil-marks = topraktaki izler solar = güneşle ilgili solar cell = güneş paneli / pili (güneş ışığından elektrik elde etmeye yarayan cihaz) solar system = Güneş Sistemi solar year = güneş yılı (365 gün) solar-type = güneş benzeri soldier = asker sole = yalnız. yegane. mak için. için) tek başına (yapılan) soluble = çözünebilir. social problem social isolation = toplumdan soyutlanma social psychologist = sosyal psikolog (toplumsal şartların insanlar üzerindeki etkisini araştıran bilim insanı) social safety net = sosyal güvenlik ağı (vatandaşların temel ihtiyaçlarını güvence altına almak amacıyla devletin sağladığı sağlık. ona uyuşturucu sağlayan sözde arkadaşlarından birisiydi. in order that SO2 = sülfür dioksit (volkanlardan ve kimi endüstriyel işlemlerden ortaya çıkan. artmak. gümrükten kaçırmak snack on = (bir şeyler) atıştırmak sniff = koklamak.). tek başına. koku almak amacıyla burundan hızlı hızlı nefes almak snore = horlamak snoring = horlama snout = hayvanlarda burun. as long as so that = öyle ki ….bademci. . . müddetçe. merely solicitor = avukat solid (isim) = 1) katı madde / hal. in order to so far = şimdiye kadar. nozzle snowfall = bir bölgeye belli bir zaman aralığında yağan toplam kar miktarı snowflake = kar tanesi so as to = (bir şey) yapabilmek için / yapacak şekilde. . mek / . evsizleri barındırma gibi hizmetlerin bütünü) social scientist = sosyal bilimci (dünyanın ve yaşamın insani ve toplumsal yönlerini inceleyen bilim insanı) social space = (parklar. only solely = sadece. eğer mümkünse so little is known = o kadar az şey biliniyor ki so long as = sürece. reliable.) soccer = futbol social ill = sosyal sorun. = Onu öldüren. süzülerek uçmak. yalnızca. (yukarıya) fırlamak.ÜDS Sözlüğü . NaClO3 sodium nitrite = sodyum nitrit (özellikle et ve balık ürünlerinin boyanmasında kullanılan ve kanserojen olduğundan şüphelenilen madde). just. . şu ana kadar. up to now.149 smuggle = kaçakçılık yapmak. çevre için zararlı. . bozuk yumurtaya benzeyen kokusu ile tanınan bir gaz). 2) sağlam. only. . = Bana kalırsa / göre. tek. insanları düşünen society = dernek. belli bir şekle sahip olma solitary = yalnız. 3) bütün solid wood = masif ahşap solidarity = dayanışma. adı verilen (fazlaca bilinmeyen şeyler için). bugüne dek. sound. (So far as I am concerned. güvenilir. topluluk.

gelişmiş. (tatsız bir şeyden) kurtarmak. zıt anl.ÜDS Sözlüğü solute = solüt. for some reason.= generally specified = belirlenmiş specify = 1) belirlemek.= excite. rafine. ateşlemek. resolvable. sağlıklı. duration. healthy. çözelti (bir solüsyon içinde çözünmüş madde) solvable = çözülebilir. görkemli. güvenilir. kışkırtmak. 3) tam. dominion soybean = soya fasulyesi spa = ılıca.= densely spatial = uzaya ait / uzaysal / mekanla ilgili (uzaklık. 3) karış spare = kıymamak. yatıştırmak. kaplıca space = uzay space port = uzay limanı space probe = uzay sondası (küçük. safe. especially. 2) makul. profession species = (hem tekil hem çoğul) cins. provoke spark (isim) = kıvılcım spark off = harekete geçirmek. reasonable. yön. distinct.= insolvable somatic = somatik. trigger. pinpoint.com .= extravagantly spark (fiil) = tetiklemek. baş dönmesi gibi belirtiler ile ortaya çıkan rahatsızlık) space-bound = 1) uzayda mahsur kalmış. in some way. duman rengi sophisticated = ileri düzeyde. için) uzaya doğru yükselmekte spacecraft = uzay aracı space-related = uzay ile ilgili span (fiil) = (bir süreyi) kapsamak. kurum soothe = sakinleştirmek. bir dereceye kadar sooner or later = er (ya da) geç soot = is. pharyngitis soreness = ağrı. bir yandan bir yana uza(n)mak. wonderful. origin. certain. particular. elaborated.) something of a battlefield = zorlu bir savaş alanı something over = (bir miktar)’ın biraz üzerinde. set off sparklingly = pırıltılı bir şekilde. 2) koşul olarak öne sürmek. her nasılsa aynı hastalıktan muzdarip diğer insanlara da cesaret verdi. bozulma sovereignty = egemenlik. özellikle. yoluna koymak. zıt anl. glowingly sparsely = seyrek bir şekilde. particularly. bir yolunu bulup. refined. particular somehow = bir şekilde.= unhealthy. (a somatic disease = bedensel bir hastalık) some = 1) bazı. 2) köprünün ayakları arasındaki açıklık. nedense. astonishing www. naive sophistication = olgunlaşma. zıt anl. belirtmek. indicate. kurumlu.= general specifically = özel olarak. vücudun fiziki yapısıyla ilgili olan). sınıflandırmak. stretch span (isim) = 1) süre. ease. zıt anl. solid. esaslı. relieve / save (from) sparingly = tutumlu bir şekilde. köken. numune spectacle = 1) görülecek / görülesi şey. alan gibi mekana veya içindekilere ait (özellikler)) speak directly to this important question = doğrudan bu önemli soruna eğilmek / bu önemli sorun ile ilgili olmak special effects = özel efektler specialisation = uzmanlaşma specialisation of labour = işgücünün uzmanlaşması specialist = uzman specialize in = (bir konuda) uzmanlaşmak specialty = uzmanlık alanı. (Her recovery has somehow encouraged others who are suffering from the same ailment. mantıklı.= simple. 2) (sorun vs. thriftily. root. stipulate specimen = örnek. bedensel (zihinsel değil. unreliable.150 . term. kötü. zıt anl. 2) (roket vs. tür specific = belirli. harika. aggravate sooty = isli. fair sound barrier = ses duvarı (ses hızı) sound interesting = ilginç görünmek / kulağa ilginç gelmek source = kaynak. zıt anl. supply souring = ekşime. komplike. solve soul-deadening = ağır depresyona neden olan sound = 1) sağlam. zıt anl. = Onun iyileşmesi. intelligent. gelişmişlik sore throat = farenjit. brilliantly. insansız uzay aracı) space shuttle = uzay mekiği space sickness = uzay tutması (uzayda yerçekimsiz ortamda bedenin dengesini sağlayamaması sonucu bulantı. secure. 2) yaklaşık. 2) dehşet verici manzara spectacular = muhteşem. classify. vücutta kırıklık / kırgınlık sorry = üzücü. halledilebilir. ince zevk sahiplerine hitap eden. reliable. fena sort out = 1) düzenlemek. advanced. complex.) çözmek. her nasılsa. settle. zıt anl. (bir miktar)’dan biraz fazla somewhat = biraz.bademci. akla yakın. calm.

2) anlam. suyunu çıkarmak. dürtüklemek. locate spot (isim) = bölge. incite. iç içe daireleri andıran sarmal şekil spiral nebula = sarmal yapılı yıldız takımı spiralled = sarmal şekilli. divide. konuşma için gerekli kas ve eklem hareketlerini koordine eden bölümü). için) eğirmek. zıt anl. istila etmek.= join.com . retard speedboat = sürat motoru speedily = hızlı / çabuk bir şekilde. disseminate. dağınık. ponksiyon.) sürmek. izleyici spectrum = spektrum. trigger spy = casus spying = casusluk square = 1) kare. tayf (pek çok farklı değeri. düzensiz spore = spor (alg. birdenbire meydana gelmek.= shrink spread (isim) = yay(ıl)ma. yaygınlaşma. için) meydan square root = karekök squeeze = ezmek.) böl(ün)mek / ayırmak / ayrılmak.= reduction spring from = (bir şey)’den kaynaklanmak. omurga. 3) (yün. görmek. bürümek. heves spirometer = spirometre (nefes ölçer) spleen = dalak splendid = harika. yayarak püskürtmek spread (fiil) = yay(ıl)mak. divide (into). ruin. disperse. fade spring-loaded = yay ile kurulmuş spur = mahmuzlamak. tek tük. gruplara vs. yırtıcı ve genellikle siyah renkli bir balina türü) sphere = 1) küre. turn. zıt anl. birarada gösteren bir çeşit gruplandırma. dönme hareketi spinal column = belkemiği. gorgeous split (into) = (ikiye. ekmeğe reçel vs. globe. unplanned.= join spoil = boz(ul)mak. (küçük) yer spouse = (evlilikte erkek ya da kadın) eş spray = fışkırtmak. impair. zıt anl. sıkmak. automatic. 2) kitap / dergi sırtı spinning wheel = çıkrık (eskiden yün eğirmekte kullanılan çark) spiral = dönerek genişleyen. örmek spin (isim) = dönüş. 3) büyü spend on = (bir şey için) para harcamak spending = harcama spending power = alım gücü sperm = sperm (erkek üreme hücresi) sperm whale = kaşalot balinası (eskiden özellikle yağı için avlanan iri. örn. Broca’s center speed up = hızlandırmak. rengi vs. calculated spontaneously = aynı anda sporadically = münferit.151 spectator = seyirci. zıt anl. zıt anl. emerge spring up = türemek. visible spectrum of light = göz ile görülebilen ışığın kırmızıdan mora kadar olan tonlarını içeren gruplandırma). accelerate.bademci. 2) (köy. extract. böl(ün)mek. extort squeeze into = dar bir geçitten içeri girmek. zıt anl. (borsa. tahmin speech defect = konuşma bozukluğu speech motor centre = motor konuşma merkezi (beynin. sıkışarak girmek www. nokta. 2) alan spherical = (şekil itibarı ile) küresel. spekülasyon yapmak speculation = spekülasyon (kaynağı belli olmayan ve / veya dayanağı güçlü olmayan iddia). 2) daireler çizerek dikine düşmek. berbat etmek / olmak. yaygınlaşmak. rotate. muhteşem. 2) nöbet. küreye benzer. come / bring together split = çatla(t)mak. globular spice = baharat spicy = baharatlı spin (fiil) = 1) dön(dür)mek. çabuklaştırmak. fast. puncture spine = 1) omurga. 3) gayret.= slowly spell = 1) süre. (over a wide spectrum of our lives = hayatlarımızın çok farklı alanlarında) speculate = (elde yeterli veri olmadan bir şey hakkında) fikir yürütmek. pamuk vs. zıt anl. quickly. için) spekülasyon. zıt anl. kendiliğinden olan. spinal kolon spinal cord = spinal kord (omurilik) spinal tap = omurilik sıvısı almak için iğneyle yapılan girişim. break up (into). break up.= delay. circulate. expansion. burgulu spirit = 1) ruh. (yerini) bulmak. teşvik etmek. kent vs. emerge. (duvara boya. zorlayarak almak. üçe. sarmak. dağılmak. kaplamak. anında yapılan. come / pull apart.= enhance. beautiful. originate. zıt anl.= planned.ÜDS Sözlüğü . help sponge = sünger spongy = süngerimsi spontaneity = kendiliğinden oluş spontaneous = spontane. detect. mantar ve bazı bitkilerin yaydığı üreme hücreleri) spot (fiil) = seçmek. press. yar(ıl)mak.= disappear. ticari değer vs. expand.

shaky. karşı karşıya olmak / kalmak. end start out (as) = (.bademci. kural stay = kalmak stay away = geri durmak steadily = tutarlı / istikrarlı / devamlı bir şekilde. tezgah stand a chance = şansı olmak stand accused of = (bir şey) ile suçlanır durumda olmak.ÜDS Sözlüğü Sri Lanka = Sri Lanka (Hindistan’ın güneyinde yer alan bir ada ülkesi) stabilisation = sabitlenme. indistinct starkness = ıssızlık. zıt anl. otur(t)mak. evre. akla yatmak stand up to / against = karşısına dikilmek. olarak) çalışmaya başlamak start up = (bir işe) başlamak.= unstable. açlıktan ölme / öleyazma. 2) hal. yerine geçmek. form state assets = devlet malları / varlıkları state hospital = devlet hastanesi. invariably. attitude. dengele(n)mek. endam status = statü. dengelenme. amazing. begin. zorlaştırmak stand out = öne çıkmak.com . istikrarlı. dull starvation = şiddetli açlık. katıksız. vaziyet statute = kanun. neredeyse inanılmaz. zıt anl. found startling = çok şaşırtıcı. açlıktan ölmek starve to death = açlıktan ölmek starving = açlık çeken. signify. renklendirme.) stand = stand. steadiness. sade. tüzük. sabit. unsteadily www. represent stand in awe of smo = birisine korku ile karışık hayranlık duymak stand in the way of = engel olmak. consistent. (iş) kurmak. 2) boy.= fuzzy. unsteady. investors now stand to lose heavily. devamlı. yasa. zıt anl. renkli madde vererek işaretleme stammer = kekelemek. çıplaklık. pos. zıt anl.= port stark = gerçekleri (olduğu gibi) yansıtan. katılık. stutter stamp out = yok etmek. duruş. 3) ifade. = Özür dilerim. göze çarpmak stand to reason = makul olmak. kararlı. balance stable = tutarlı. approach stand to do smt = (bir şey) yapacak olmak / yapması beklenmek. keyfiyet state of awareness = bilinçli olma / uyanıklık hali state of emergency = acil durum state of war = savaş hali statement = 1) belge. yerinde duran. durum. be blamed with stand corrected = yanılmak. .) maddesi staple food = başlıca / en önemli yiyecek starboard = sancak tarafı (sağ).152 . expression statesman = devlet adamı stationary = hareketsiz. (Owing to the global crisis. ün. safha. begin. express state (isim) = 1) devlet.= ordinary. düzey. kıpırdamayan stationery = kırtasiye statistical = istatistiksel statistics = istatistik(ler) statue = heykel stature = 1) başarı sonucu kazanılmış önem. (I am sorry. downright. açlık çek(tir)mek. 2) demeç. kumaş ya da ün için) lekelenmiş staining = boyama.= finish. döküman.= instability stabilize = sabitle(n)mek. (bir şey)’den sorumlu tutulmak. korkusuzca karşı çıkmak Standard Oil Trust = Standard Petrol Tröstü (ABD’de 1870-1911 yılları arasında faaliyette kalan kendi zamanının en büyük petrol şirketi) standardize = standartlaştırmak standstill = durma noktası staple = temel (gıda vs. I stand corrected. boşluk start off = başlamak. zıt anl. beyanat. be bound (to). durum.) stand for = simgelemek. public hospital state of affairs = işlerin durumu. variable staff = 1) personel. ifade etmek. . zıt anl. phase staged play = sahnelenmiş oyun staggering = çok şaşırtıcı. settle. zıt anl. zıt anl. astounding stagnant = durgun stain = boyamak. steady. absolute. = Küresel kriz nedeniyle yatırımcılar ağır kayıplarla karşı karşıyalar / yatırımcıları ağır kayıplar bekliyor. lekelemek stained = (örn. astonishing. başlangıç yapmak. sağlam. starving starve = aç bırakmak / kalmak. regularly.= variation stability = sağlamlık. 2) (devlet kuruluşundaki) kadro stage = aşama. geciktirmek.= falteringly. set off. değişmeyen. eradicate stance = tutum. açlık çekme state (fiil) = belirtmek. yanılmışım.

sertlik. sinsi. vapour steam room = buhar odası steep = dik. 2) (kendini) zorlamak. (The police step up security at airports = Emniyet güçleri havaalanlarında güvenliği arttırdı. şişe gibi basit objeleri konu eden resim) stimulant = uyarıcı. gerginleştirmek. zıt anl. immediately.bademci. depolamak storehouse = ambar. (There has been a steady improvement in her condition. dümen vs. uyarıcı madde stimulate = uyarmak. excite. durgun. kolay. hemen şimdi. motivate. silent steam = buhar. 2) yine de. değişmeyen.= easy. ocak stow away = (gemide. inspire. nevertheless stillborn = ölü doğmuş still-life = natürmort (basit bir düzenleme içinde meyve. zıt anl. harekete geçirme. uyarıcı şey sting = (böcek için) sokmak stink bomb = koku bombası stipulate = şart koşmak. strive. zıt anl. speed up. hisse senedi piyasası stockbroker = borsa simsarı (başka kişi ve kuruluşlar adına borsada işlem yapan kimse) stoke = ateşe kömür atmak stolen = çalıntı. zıt anl. yazmak için kullanılan bir yüzü yapışkanlı kağıt sticky (sıfat) = yapışkan stiff = katı. keskin tırmanış. sessiz. teşvik. simple. sabit. encouragement stimulator = uyarıcı. candid.= unsteady. provoke stock = hisse (senedi). hareketsiz. bastırmak. reviving. stable. mal stock exchange = menkul kıymetler borsası (hisse senetleri ve başka menkul kıymetlerin alınıp satıldığı organizasyon) stock market = borsa. çoğaltmak. firmness. teşvik eden şey. taş işi storage = depolama storage site = depolama bölgesi store (away / up) = saklamak. = Durumunda istikrarlı bir düzelme var. silent. spur. sağlam. rigid. zıt anl. shaky. hızlandırmak.= unstrain www. hala. gelişmesini engellemek. zıt anl. zıt anl. measure step out = dışarıya adımını atmak step up = arttırmak. çok hızlı ve ani yükseliş steer = (direksiyon. uyaran. stress. sert steep jump = yüksek sıçrama.= active. stable.ÜDS Sözlüğü . consistent. motivator stimulus = (çoğul: stimuli). choke. stretch. stimulus. uyarıcı. hot stomach = mide stomach upset = mide bozukluğu stonework = taş.= evasive strain (fiil) = 1) germek. ile) yön vermek stem = (bitki için) sap. ardiye. rigidness stifle = boğmak. struggle. hard. depo storm (fiil) = şiddetle saldırmak. condition. right away straighten = (eğri bir şeyi) düzel(t)mek straightforward = 1) basit. muhafaza etmek. 2) apaçık.= relax.= complicated. zorlanma. fırtına gibi esmek. slack stiffness = sağlamlık. uçakta) gizlice yolculuk etmek stowaway = kaçak yolcu straight away = derhal. dayanıklılık. beyin sapı stem cell = kök hücre stem cell line = kök hücre dizisi / serisi stem from = (bir şey)’den gelmek / kaynaklanmak. sessiz.153 steady = tutarlı. devamlı. çok gayret etmek. rage storm (isim) = fırtına stove = fırın.com . bulandırmak. gizlisi saklısı olmayan. even now. specify stipule = yaprak sapının dibindeki çift yaprakçık stir up = kışkırtmak. istikrarlı.) steal a glance at = çabuk ve fark ettirmeden bakmak stealthy = kendini fark ettirmeyen. originate from stent = stent (genellikle tıkalı damarları genişletmek için kullanılan bir tür ince tüp) step = önlem. teşvik etmek. suppress stifling = boğucu still = 1) dingin. prevent. aşırı gerilme. uyarım.) stereotype = klişe / basmakalıp stewardship = organizasyon stick to = (bir şey)’e bağlı / sadık kalmak stickiness = yapışkanlık sticky (isim) = not vs. açık sözlü. karıştırmak. sıkı. zıt anl.= discourage stimulating = canlandırıcı. invigorating stimulation = uyarma. calm. tedbir. secretive.

çıkarmak. iyi kar elde etmek strike up = (müzik çalmaya. hit. affect. gayret etmek. strict stringer = geçirgen kaya stringy = lifli. geliştirmek. tamamen. = Zavallı adamı yıldırım çarpmış. reinforce.= lax. kurallara tam olarak uyan. sağlamlaştırmak.= weakness strengthen = güçlendirmek. rigorous. belli bir türe bağlı bir organizma grubu) strained = gergin.com . 2) bölüm. undermine strenuous = yorucu. sermaye yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan ve geçici değil. ulaşmak. sıkı. dayanıklı.ÜDS Sözlüğü strain (isim) = 1) gerginlik.) başlamak. sıkı. gürbüz. 2) damızlık erkek hayvan (genellikle at) study = araştırma. invigorate. exclusively. current. gariptir ki stranger = yabancı strap = kemerle bağlamak stratification = tabakalanma. (nispeten dar ve ince) hat / yol vs.= ordinary stringent = sert. power. zıt anl. (The poor man was struck by lighting. underline stress fracture = stres kırığı (uzun süre yürüyüş sonucunda oluşan kırık) stressful = gerginlik yaratan.bademci. criticism. demanding stressor = stres etkeni (strese sebep olan etken) stretch (along) = (boyunca) uzanmak stretch (fiil) = ger(il)mek stretch (isim) = 1) (zaman) dilimi. yapısallaştırılmış. strive = çabalamak. 3) suş (benzer gruplarla arasında küçük farklar bulunan. zıt anl. çalışma stunning = nefis. altını çizmek. sıyırmak strip (isim) = (kumaş. exact. knock. firm. grev yapmak) strike a good bargain = iyi bir ticaret yapmak. stressed strait = boğaz (birbirine yakın iki kara parçası arasında kalmış deniz geçidi) straitjacket = deli gömleği strangely = işin tuhafı. kalıcı özellik taşıyan işsizlik)4 structure = yapı structured = biçimlendirilmiş. (obey the rules strictly = emirlere harfiyen uymak) strictly speaking = doğrusunu söylemek gerekirse stricture = kınama. (go on strike = greve gitmek. göz kamaştıran. zıt anl. ipliksi strip (of) (fiil) = soymak. stress. ağır. tension. stammerer www.) strike (isim) = grev. kağıt vs. struggle. 2) dere. zıt anl. birebir. etkilemek. 2) çarpmak. mücadele etmek stubby = kısa ve kalın stud (fiil) = çıtçıtla iliştirmek. come upon. saplama. zıt anl.= weaken. parça stretch (into) = (boyunca) uza(n)mak. 2) sert. kısım. uğraş vermek. saplanmış çubuk. çay strength = güç. sohbete vs. zor. condemnation strike (fiil) = 1) bulmak. outstanding. kaplanmış stream = 1) akım. relaxed strict symmetry = tam bir simetri strictly = tartışmasızca. gümüşi beyaz renkli bir alkali metal) structural = yapısal. begin striking = göze çarpan. inme strong nuclear force = güçlü nükleer kuvvet (nötronların ve protonların iç bütünlüğünü koruyan temel fiziksel kuvvet) strontium = stronsiyum (havayla temas ettiğinde sarı renge dönüşen. astonishing. endeavour stroke = felç. septik (mikrobik) farenjit. katı bir şekilde. tight. yerme.) stupendous = muazzam. yapılandırılmış struggle = çabalamak. 2) stres. dikkat çeken. tiring. temel structural unemployment = yapısal işsizlik (genellikle gelişmekte olan ülkelerde. için) şerit. tutturmak stud (isim) = 1) dikme. discover. stresli. hayret verici stunningly = akıl almaz (şekilde. boyutlarda vs. move. solid. support. heavy strep throat = streptokokus bakterisinin boğazda yol açtığı enfeksiyon. etki bırakmak. müthiş sturdy = sağlam.= weak stutterer = kekeme. entirely. tabakalar halinde bulunma stratosphere = stratosfer (atmosferin ikinci tabakası) stratospheric = stratosfer ile ilgili streaked = düzensiz çizilmiş. katı. yayılmak stretch back = eskilere uzanmak strict = 1) tam. yapısal. septic sore throat stress = vurgulamak.154 . emphasise. uğraşmak. dayanıklılık.

esas. housing and regional development. 2) başarmak.ÜDS Sözlüğü . like www. isteği vs. fark edilmesi zor. suya dalmış. su altında bırakmak submerged = suya batmış. epey. 2) boyun eğmek. doğanın yerine geçebilir. oldukça çok. follow. dizi. temel subtle = ince. bol.) submersion = suya batma / dalma. replace substitute (isim) = (bir şeyin veya kişinin) yerine geçen. yielding submit = 1) arz etmek. manage successfully = başarılı şekilde. su altında. livelihood. dikkat entegrasyonu ve ağrı duyusu gibi bazı kompleks fonksiyonlardan sorumlu limbik yapılar)5 subject = 1) denek. (This submarine can remain submerged for eight weeks. diminish. = Sadece sanat. becermek. asıl anlam. (bir şey ya da birisi)’nden sonra gelmek.) substantiate = kanıtlamak. ease off. belli belirsiz. expose to subjective = sübjektif.155 stylistic = üslupsal. zıt anl. comprehensive succumb to = (birisi ya da bir şey)’e yenilmek. present. consecutively succinct = kısa ve öz. 2) teslimiyet. because we did not hear anything. (bir şey)’in etkilerine açık bırakmak. submit to. sunmak. 2) deniz dibi submerge = batırmak. detail subtly = azıcık. konut inşaatı ve bölge geliştirme yer alır. incelikli. delicacy.= rise subsidence = göçük. give in. teslim olmak. ample. (Only art can be a substitute for nature.) subsequently = sonraları. teslim olmak. (Commonly subsidized fields include agriculture. 2) öz. (Those explosions must have been subsequent to our departure. (kısmen) finanse etmek. effectively succession = birbirini izleme. zıt anl.= precede. çöküntü subsidize = sübvansiyon yoluyla desteklemek.= conquer.= objective submarine = 1) denizaltı. large.= thorough. üslup ile ilgili subconscious = bilinçaltı subdue = (bir korkuyu.bademci. ikame etmek.= previously subset = alt küme subside = dinmek. consecutive.com . öznel. daldırmak. suppress subgenual cingulate = girus singuli (beyinde korteksin bir parçası olup algılama. (The new tax legislation will substantially change our buying habits. entity. zıt anl. mevzu subject matter = konu subject to = (bir şey)’e maruz bırakmak. sonra gelen. significant. surrender. exchange. zıt anl. presentation. banliyöde bulunan succeed = 1) takip etmek. azalmak. prove. zıt anl. yedek. surrender to. confirm. personal. = Sıklıkla sübvanse edilen iş alanları arasında tarım. zıt anl. zıt anl. essence substantial = önemli. 2) konu. insidious subtlety = incelik. slightly subtropics = subtropikal / ılıman bölgeler suburban = banliyöye ait.= interrupted successive generation = gelecek nesil successively = peş peşe / üst üste / arka arkaya gelen / olan. sübvanse etmek. boyun eğme. sular altında kalma submission = 1) arz.) subsidy = sübvansiyon. sunma. = Bu denizaltı sekiz hafta boyunca su altında kalabilir.= small substantially = önemli ölçüde. (zaman ya da sıra olarak öncekini) takip eden. = O patlamalar bizim ayrılışımızdan sonra olmuş olmalı. zıt anl. sustenance subsistence production = temel ihtiyaçlar için üretim subsoil = yüzeyin hemen altındaki toprak subsoil wealth = yeraltı zenginlikleri substance = 1) madde. establish.) substrate = enzimin bağlanarak reaksiyona girdiği madde substratum = (çoğul: substrata) alt tabaka. reserve. mali yardım / destek subsistence = (kıt kanaat) geçinme. ispat etmek. delicate.) bastırmak. zıt anl. sequence successive = peş peşe. narin. kobay. afterwards. deny substitute (fiil) = yerine koymak. art arda. daha sonra. accomplish. surrender sub-Saharan = Sahra altı (Büyük Sahra Çölü’nün güneyi) subscribe (to) = abone / üye olmak subscription = abonelik subsequent = sonraki. izlemek. important. ince ayrıntı. ekmek kapısı. material. replacement. (zaman için) uzun.= disprove. = Yeni vergi kanunu alışveriş alışkanlıklarımızı önemli ölçüde değiştirecek. resist such as = … gibi. zira biz hiçbir şey duymadık. considerably.

zıt anl. (bir şey ya da birisi)’ne göre olmak. (His behaviour was suggestive of a cultured man. advise. yerine geçmek. hissini vermek. replace. önermek. bulmak. ileri sürülen fikir. yerinde. zıt anl. çile. reserve. zıt anl. appropriate.= demand support (fiil) = desteklemek. cefa.= profoundly. 2) sahte. highclass. zıt anl. partially. enough. dert. problem vs. zıt anl. stock. kaliteli. shallow. sıkıntısını çekmek. better. stok. koyu renkli düşük sıcaklık alanları) superb = enfes.= poorly superconductivity = süperiletkenlik (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda bazı maddeler tarafından sergilenen. replace supplement (fiil) = (etkisini) arttırmak.= inappropriate. gereği gibi. excellently. fit in (to) suitable = uygun. unsuitable suitably = uygun bir şekilde. appropriately suited to = (bir şey)’e uygun sullenly = somurtarak. tedarik etmek. bir malı sağlayan kişi ya da firma supplies = erzak. kültürlü bir adam olduğunu akla getirmekteydi. external. proper. progressively suds = (çoğul kullanılır) köpük Suez Canal = Süveyş Kanalı (Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan yapay suyolu) suffer from = (bir hastalık. zıt anl.ÜDS Sözlüğü suck away = emip uzaklaştırmak / götürmek suction cup = vantuz suddenly = aniden. fevkalade. be appropriate (for). adequately. complement supplementary = tamamlayıcı.= scientific fact superstitious = batıl inançlı / inançları olan supervision = gözetim ve denetim. profound. acı. rezerv. offer.= deep. additive. çok yüksek akışkanlık ve çok düşük direnç ve sürtünme değerleri sergileyen sıvı) superfluous = gereksiz. zıt anl.= insufficient.= inferior. worse superiority = üstünlük. lightly. malzeme supply (fiil) = sağlamak. enough. zıt anl. arka çıkmak support (isim) = destek (verme). administration supplant = yerini almak. excellent. secondary supplier = tedarikçi.= poor superbly = enfes / mükemmel bir şekilde. zıt anl. inattentive. take over superstition = batıl inanç. zıt anl. (commit suicide = intihar etmek) suicide attack = intihar saldırısı suit = uygun gelmek / düşmek. misery. summarise summarise = özetlemek sunbathing = güneşlenme sunlit = güneş ışığı alan sunspot = güneş lekesi (güneşin yüzeyinde bulunan. hurafe. zıt anl. adequate. tamamlayıcı şey. temin etmek. özensiz. asık yüzle.= withhold supply (isim) = arz.156 .) suicide = intihar. enrich.= step-by-step.= genuine superficially = yüzeysel olarak.)’den muzdarip olmak.com . lüzumu olmayan. gelişigüzel. tali. 2) izlenimini bırakmak. propose. first-rate. (bir şey)’den zarar görmek sufferer = bir hastalık çeken ya da başka olumsuz bir durumdan muzdarip olan kişi suffering = ıstırap. imply suggestion = öneri. dominance. indicate. zıt anl. mükemmel.= insufficiently suggest = 1) ileri / öne sürmek. neredeyse mükemmel iletkenlik hali) superdam = büyük baraj super-efficient = çok verimli superficial = 1) derin olmayan. eziyet. thoroughly superfluid = süperakışkan (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda. abruptly. proposal suggestive (of) = (bir düşünceyi) akla getiren (şey). supremacy. katkı www. false. unnecessary superior = üstün nitelikli. zıt anl. besleme. için) (toplam) miktar sum up = özetlemek.bademci. zıt anl. üstün. render. pain sufficient = yeterli. zıt anl. akla getirmek.= inferiority supernatural = doğaüstü supernova = süpernova (patlama halindeki yıldız) superpower = süpergüç (ekonomik ve askeri bakımlardan en güçlüler arasında yer alan ülke) supersede = (eskisinin) yerini almak. superintendence. inadequate sufficiently = yeterince. birdenbire. yüzeysel. provide (with). reinforce supplement (isim) = ek. = Davranışları. advice.= cheerfully sulphur = sülfür (kükürt) sum = (para vs.

artakalan miktar.ÜDS Sözlüğü . çıkmasını önlemek. zıt anl. fiziksel kimyanın kurucularından sayılan İsveçli fizikçi ve kimyacı swab = (boğazdan vs. examine. sayesinde) kolayca ilerlemek. vulnerability (to) susceptible (to) = kolaylıkla etkilenen. kuşku duymak. helpful.157 support worker = destek olarak çalışan kimse. scrutiny. doubt.= know suspect (isim) = şüpheli. domination. die survivor = (bir kaza. afet vs. duygusallık patlaması surgeon = cerrah surgery = ameliyat. distrust. inceleme. İsveç’e ait sweep across = (boyunca) süpürülmek / sürüklenmek sweep along = (rüzgar. belli bir sıklıkla ve ara vermeden yapmak. kolay hedef olma. zanlı suspected = (varolduğundan) şüphelenilen suspend = 1) asmak. akıntı vs. have doubt. exceed. kuşatmak. border surrounding = çevresindeki. geride bırakmak. come up. postpone. believe. taraftar. yaşamı sürdürme survive = ayakta / sağ kalmak. devamını sağlamak. encircling surroundings = çevre. remain. vulnerable (to).bademci. (He was suspended from the ceiling by his feet and beaten gravely by metal bars. scan. çevirmek. maintain sustainability = sürdürülebilirlik. overweigh. disappear surface (isim) = yüzey surface treatment = (boyama. continued. keep up. for certain. enclose. zıt anl. appear. herhangi bir şeyin fazlası. sonrası) sağ kalan. climb surge of emotionality = duygusallığın aniden yükselmesi. soar.= submerge. live on. emerge. süspans suspension bridge = asma köprü suspicion = şüphe. ara vermeden yapılan. inquiry. maintained. garantili surely = elbette. withhold. nonresistant (to). 2) sürdürülebilir. asılı durmak. zıt anl. for sure surface (fiil) = su yüzüne çıkmak.= encourage suppression = gizli tutma.= shortage surprise = şaşırtmak. ortam. kurtulan (kişi) susceptibility (to) = dirençsizlik. polisaj. intriguingly surround = çevrelemek. şüpheli. etrafındaki.com . hang. admirer supportive = destekleyici. gerçek kabul edilen suppress = bastırmak. zıt anl. zıt anl.). environment surveillance = gözetleme. akıp gitmek www. zıt anl. dirençsiz. muhit. zıt anl. = Ayaklarından tavana asılmış ve metal çubuklarla feci şekilde / öldüresiye dövülmüştü. ortaya çıkmak. doubtful. var olmayı / yaşamayı sürdürebilmek. durdurmak. aşmak. kesin. maintainable sustained = sürdürülen.= unhelpful suppose = sanmak.= temporary Svante Arrhenius = 1859-1927 yılları arasında yaşamış olan. gibi her tür) yüzey işlemi (malzeme yüzeyine uygulanan işlem) surge = aniden yükselmek. genel bakış. maintainability sustainable = 1) çabuk tükenmeyen.= trust suspicious = kuşkulu. egemenlik.= fall behind surplus = fazlalık. superiority Supreme Court = Temyiz Mahkemesi. zıt anl. etrafında yer almak. hayrete düşürmek surprising = şaşırtıcı surprisingly = şaşırtıcı bir şekilde. destekçi. zıt anl. etüt etmek. excess.= trustworthy sustain = sürdürmek. Anayasa Mahkemesi. think supposed = gerçekleştiği / gerçek olduğu varsayılan. durdurma suppressor = bastırıcı. Yüce Divan sure = emin. restrain. varsaymak.) almada kullanılan çubuk ya da tel ucuna sarılı küçük pamuk topağı swallow = yut(kun)mak swamp (fiil) = su altında bırakmak swamp (isim) = bataklık Swedish = İsveçli. observe survey (isim) = anket. kuşku. belli bir sıklıkla. zıt anl. sink. constant.) destekleyen kimse.= perish. presume. yatkınlık. zıt anl. devam ettirmek.) muayene için (salgı vs. cerrahi surgical = cerrahi surpass = geçmek. baskılayıcı supremacy = üstünlük. sanık. 2) askıya almak.= resistant (to) suspect (fiil) = şüphelenmek. ertelemek. zıt anl. yan faaliyetlerde görev alan kimse supporter = (bir kişiyi / görüşü vs. encouraging. asit banyosu vs. gözetim survey (fiil) = inceleme / araştırma yapmak. review survival = sağ kalma. muhakkak. kolay bulunur. tahmin etmek. görünmek.= continue suspended = (bir sıvı içinde) asılı kalmış suspense = heyecan dolu bekleyiş.

İsa’nın konuştuğu dili halen konuşan Malua köyünün bulunduğu. lamba. anlamdaş syntactic = sentaks (bir dildeki kelimelerin cümle içindeki yerleri / dizilişleri) ile ilgili synthesis = sentez. şişkinlik. distended swollen joint = şişmiş eklem swoop down = (bir avın) üzerine çullanmak sycamore = çınar. 5000 yıllık geçmişiyle başkenti (Şam) dünyanın en uzun ömürlü yerleşim bölgelerinden olan ve topraklarında dünyanın ilk alfabelerinden birinin icat edildiği güney komşumuz)6 syrup = şurup system operation = sistemin çalıştırılması www.158 .= contract swell(ing) = şişme. şişmiş. Romalılar ve Bizanslıların istilasına uğramış. kabarma swiftly = hızla. zıt anl. (bir şey)’den başka (bir şey)’e geçmek switch = şalter. hücrelerarası sinirsel iletişimin gerçekleştiği boşluk) syndicalism = sendikacılık (özellikle genel grev yoluyla üretim araçlarını işçi örgütlerine devretmeye çalışan siyasi hareket) synergistic = sinerji ile ilgili ya da sinerji oluşturan synonymous = eş anlamlı. gaz vs. çabucak. Asurlular. üretmek. speedily swiftness = çabukluk Swiss = İsviçre ile ilgili. için) kapatmak. expand.com .bademci. kabarmak. blend Syria = Suriye (tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. Hz. Frenk inciri symbolist = simgeci.ÜDS Sözlüğü sweeping = geniş alanlara yayılmış swell = şişmek. turn on Switzerland = İsviçre swollen = şiş.= switch on. zıt anl. İsviçre’ye ait switch (between) = (iki veya daha çok tarzda) dönüşümlü olarak (çalışmak). Persler. belirti synapse = sinaps (sinir hücreleri arasında kalan. quickly. düğme. birleşim synthesize = sentezlemek. süratle. (elektronik devre için) anahtar switch off = (elektrik. çeşitli unsurları birleştirerek bütün haline getirmek. turn off. sembolist (bireyin duygusal yaşantısını simgelerle yüklü ve kapalı / dolaylı bir dille anlatmayı amaçlayan edebiyatçı ya da ressam) symptom = semptom.

repeal take effort = çaba gerektirmek take for granted = doğal karşılamak.= unload take one’s time = acele etmemek. 2) anılara götürmek. çözmeye çalışmak. bring back take by surprise = gafil avlamak take car accidents. (No other organization was willing to take on the job. employ. capitalise.com . görevi vs. take precautions take no time = çok kısa sürmek. makamın başına geçmek take on = 1) girişmek. (The surgeon decided to take on a more radical intervention. alakadar olmak take away = elinden almak. yürürlüğe girmek. öyle varsaymak take hold of = (bir yer)’e yerleşmek.) sufle almak.). take into account take it in turn to lead = sırayla liderlik yapmak take kindly to = (bir şey ya da kişi)’den hoşlanmaya başlamak take measures = önlem / tedbir almak. (bir yer)’i eline geçirmek take in = 1) kandırmak. do as one does. 4) (yük) almak.) çıkartmak. work on. allow for. photograph take a downward turn = düşüşe geçmek. yaklaşım vs. girdi sağlamak. (bir şey)’e karşı (güçlü) bir duruş sergilemek take a heavy toll = çok zarar vermek. travel take action = harekete geçmek. olmuş farz etmek. sorumluluğu. benefit. go into effect.= land take office = (idari) göreve başlamak. (She took advantage of her father’s absence to meet her lover. şekil vs. for instance = örneğin araba kazalarını ele alalım.) üstüne almak. için) çıkarmak. 2) (uçak için) havalanmak.= differ from take along = beraberinde götürmek. make use of. daha radikal bir girişimde bulunmaya karar verdi. evrak. ele almak.= avoid tailor = (isteğe / ihtiyaca göre) biçmek. last. 2) gururunu kırmak take effect = geçerli olmak. (ne yapılacağına dair birinden ya da bir şeyden) işaret almak take down = 1) sökmek. = Sevgilisiyle buluşmak için babasının yokluğundan faydalandı. 3) (zaman) sürmek. 4) (bir yere) götürmek take (a) photograph = fotoğraf çekmek. yeni bir şekle bürünmek take a trip = yolculuğa çıkmak. 3) işe almak. deal with. dismantle.T T TT table salt = sofra tuzu tabulate = cetvel / tablo haline getirmek tackle = (bir sorunu) ele almak. büyük bir kayba neden olmak take a huge step forward = çok büyük ilerleme kaydetmek take a look at = bakmak. zaafından yararlanmak.) sahibi olmak / içerisinde olmak.= annul. örneğin araba kazalarını bir düşün T take care of = gözetmek. gözden geçirmek take a new turn = yeni bir dönemece gelmek. attend (to) take cue = (tiyatro oyunu sırasında vs. adjust take = 1) (bakış. take into consideration take into consideration = dikkate almak. load. önlem almak. = Cerrah. alıp götürmek take back = 1) (bir sözü. göz önünde tutmak. zıt anl. kazanmak. fool. aşağı yönelmek take a (firm) stand against = (şiddetle / kararlılıkla) karşı çıkmak. 2) (form. parçalara ayırmak. (bir şeye) yeterli vakit ayırmak take out = (belge. resemble. undertake. intervene take advantage of = (bir şey)’den faydalanmak / istifade etmek / yararlanmak. hesaba katmak. zıt anl. 2) almak. zıt anl. bakmak.). zıt anl. keep in mind.) almak. şekillendirmek.) take after = 1) (birisine fiziki olarak) benzemek. shape. 2) (birisi gibi) davranmak. sigorta poliçesi vs. istismar etmek. retract. malı vs. = Başka hiçbir organizasyon işi üstlenme konusunda istekli olmadı. zıt anl. gain take in excess = aşırı miktarda / fazla almak take into account = dikkate almak.) geri almak.bademci. hiç vakit almamak take off = 1) (kıyafet vs. kabul etmek. zıt anl. obtain www. (bir şeyi ya da birisini) yanında götürmek take an interest (in) = ilgilenmek. göz önünde bulundurmak.= put on. come into force. 2) (işi.

yetenekli. öncelikli olmak. (zaman) almak take up residence = yerleşmek. azarlamak telltale = veri sağlayan. assume. absorb. teen teen = bkz. skilled talk therapy = konuşma terapisi talon = (yırtıcı kuş için) pençe tamper with = oynamak. participate in.bademci. teenager tell off = 1) sayıp ayırmak. concrete. söylendiği gibi kabul etmek take steps = 1) önlem / tedbir almak.= abandon. zıt anl. hedef almak. başlamak.= interesting. come first. zıt anl. 2) kaçmak ve (bir yerde) saklanmak take up = 1) ele almak. abstract tanning = (cilt için) bronzlaşma Tanzania = Tanzanya (Doğu Afrika’da bir ülke) tap into = 1) (bir kaynaktan) yararlanmak.) yapmaya başlamak. 2) (birisi) ile arkadaş olmak takeoff = (uçak için).= be secondary to take pride in = (bir şey)’den gurur duymak take seriously = ciddiye almak take shape = şekil almak take so long = çok uzun sürmek take smt at its face value = bir şeyin değerini sorgulamadan. supersede. join in (to) take place = olmak. conceptual. kuvvetle çekerek parçalamak tear (isim) = gözyaşı tear up = yırtarak bölmek / parçalamak tectonic plates = tektonik plakalar (yerkabuğunu oluşturan levhalar) tedious = can sıkıcı.) devralmak. be prior to. kurcalamak. yaradılış. = Şirket. 2) (yönetimi. düzenli olarak bir işi (hobi.ÜDS Sözlüğü take over = 1) (bir şeyin) yerini almak / yerine geçmek. 3) egemen olmak.160 . huy. fiddle with. spor vs. happen take precedence = başta / önce gelmek. duty. real. aim. (The company has targeted adults as its primary customers. 2) (bir hatta) erişim elde etmek tapestry = resim dokumalı duvar örtüsü tar = katran target (fiil) = hedeflemek. yer almak. zıt anl. kaynamak. kalkış takeover = devralma tale = hikaye. usandırıcı. 2) yüzüne vurmak. görev. ödev. job. nöbeti vs.com . manipulate tangible = elle tutulur. (bir yerde) ortaya çıkmak take up with = 1) (birisi) ile tartışmak üzere bir konu ortaya atmak. gifted.) teenager = 13-19 yaşları arasındaki kişi. 2) kurban. aim (at). (belli bir hedefe yönelik olarak) adımlar atmak take the lead = başa geçmek take things easy = aldırmamak. 2) girişimde bulunmak. temel müşteri grubu olarak yetişkinleri hedeflemişti. somut. entertaining teem with = (bir şey) ile dolu olmak. work task force = özel görev kuvveti task of mapping = yer tespit etme işi / görevi task-specific = göreve / işe özel taste = tat taut = gergin tavern-goer = meyhane müdavimi tax = vergi taxation = vergilendirme taxiing = uçağın iniş pisti ile terminal arasındaki bağlantı yolunda gitmesi taxonomy = sınıflandırma bilimi tear (fiil) = yırtmak. meydana gelmek. occur. hoşlanmaya başlamak. bilgilendirici temperament = mizaç. boşver. dert etmemek. victim target group = hedef kitle tariff = ithalat veya ihracat üzerine konan vergi task = iş. boring. (take it easy = dert etme. içine almak. tabiat.= intangible. tiresome. zıt anl. start. sakin ol) take time = zaman almak take to = 1) alışkanlık edinmek. amaçlamak. obey take part in = (bir şey)’e katılmak. replace. 2) (gaz. 3) (süre) doldurmak. goal. (Antalya is teeming with tourists at this time of the year.) target (isim) = 1) hedef. dull. masal talented = kabiliyetli. sıvı) tutmak. havalanma. predominate. amaç. (bir şey)’de yer almak. disposition temperate = ılıman temperate bacteriophage = ılımlı bakteriyofaj (bakteri içinde yaşayan ama onun parçalanmasına neden olmayan parazit virüs) temperature = sıcaklık temple = tapınak www. kullanmak. = Yılın bu vaktinde Antalya turist kaynıyordur.

yıldırmak Tertiary period = yaklaşık 65 ile 1. relaxation tensioning = germe eylemi tentacle = dokunaç (ahtapot gibi bazı hayvanların ince uzun kavrama / dokunma organı) tentative = 1) deneme amaçlı (olarak yapılan).) temporary = geçici. yani that very question = tam da o soru that’s news to me = bu benim için yeni bir haber that’s not often enough = çoğunlukla bu yetersiz kalır that’s really something = bu gerçekten önemli bir şey thaw = erimek. bit(ir)mek. 2) dünyaya ait. geçici. gerginlik. en uçtaki.= cosmic.161 temporarily = geçici olarak. gerilim. zıt anl.= relaxed tension = gerilme kuvveti. eğitim öğretim yılı terminal = son. sona ermek. (A power failure temporarily darkened the whole town.ÜDS Sözlüğü . çözülmek. alan. stressed. bünye. . zıt anl. final terminate = son vermek. zıt anl. .bademci. zıt anl. stress. şefkat. . nihai. last. 2) dönem. zıt anl.com . devre. Tanrıya şükür thanks to = sayesinde. metinde (şu) fikir ileri sürülmektedir. 3) yüzey. lure (into). defendable. 2) sertlik derecesi. cezbetmek. sona eriş terrain = 1) arazi.= permanently. solunum durması ve kas spazmları ile belirgin bir hastalık) tetrodoxin = tetrodoksin (Japonya’da Fugu denen balıkta bulunan. kindness. mıntıka terrestrial = 1) karasal. = Bir elektrik kesintisi tüm kasabayı geçici olarak karanlıkta bıraktı. awful.= start. 2) bölge. opposite.= calmness. horrible. earthly. zıt anl. the rest = geri kalan. charm tenable = savunulabilir. 2) (tavır ve davranış için) temkinli teratogen = teratojen (normal embriyonal gelişmeyi bozarak kusurlu doku ya da organ oluşmasına sebep olan bazı ilaçlar veya X-ışınları gibi etkenler) teratogenic = teratojenik (kusurlu organ veya doku oluşmasına sebep olan) term (fiil) = (bir şey)’e … demek / adını vermek. = Hemşirenin sabırlı açıklamaları sayesinde artık bu devasa tıp merkezinde ne yapacağımızı biliyoruz.= permanent tempt (to) = ayartmak. extraterestrial terrible = berbat. zıt anl. tam ters. kandırmak. kesin olmayan.) that is = öyle ki…. felç edici zehir) texture = 1) desen. vice versa the point is made (that) = (bir şey)’e dikkat çekiliyor. makul. reasonable tenacious = vazgeçmez. provisional. kesin / nihai olmayan. görüşünü geçici olarak kaybetti. bu demek ki…. terimlendirmek. strain. finish.= cosmic. = Operasyon sonrası dönemde vaka. characteristic textured = (ürün için) işlenmiş. owing to. begin termination = bitiş. unconfirmed. yapı. karada yaşayan. korkunç. nice terribly = son derece.= freeze the absence of hope stands in the way of recovery = umudunuz yoksa iyileşme gecikir the logic goes = mantıken. processed than ever = hiç olmadığı kadar Thank goodness! = Şükürler olsun!. inclination tenderness = sevecenlik. en sondaki. landscape. we now know what to do in this huge medical centre. inatçı tend (to) = eğiliminde olmak. zıt anl. terrene. (bir şey)’den söz ediliyor the point is made in the passage (that) = parçada belirtilmektedir ki. (In the postoperative period. mantığa göre the other day = geçen gün the other way round = öbür türlü.= beautiful. zıt anl. call term (isim) = 1) terim. temporary. (Thanks to the nurse’s patient explanations. the case temporarily lost his vision. . imrendirmek. be disposed (to). come / bring to an end. affection tendon = tendon (kası kemiğe bağlayan inelastik doku / bağ) tense = gergin. gerisi www. interim. . transitory. for the time being. be likely (to) tendency = eğilim.). 8 milyon yıl öncesi dönem test for = (bir yeteneği / özelliği ortaya çıkarma amacı ile) test etmek test site = deney bölgesi testify = ifade vermek testosterone = testosteron (erkeklik hormonu) tetanus = tetanos (vücuda açık yaralar aracılığı ile giren bir bakterinin yol açtığı. awfully territorial = toprak / bölge ile ilgili territory = toprak. toprak. bölge terrorize = korkutmak.

slim. tamamen. whole. so far tick = kene www. entirely. by means of.com . menacing three flight of stairs = üç kat merdiven three-act = (tiyatro oyunu.= in practice theorize = teori üretmek. limit. protect threatened species = nesli tükenme tehlikesi altında olan tür(ler). saygılı thread = iplik thread-like = iplik benzeri. yoğunluk farklarına bağlı olarak küresel boyutta akıntılar ile sürekli devinim halinde olması thermoluminescence = bazı minerallerin. 2) kusmak. zıt anl. incelemek thinker = düşünür thirst = susama thorough = tam. baştan aşağı. hayret verici thrive = istikrarlı bir şekilde büyümek. çalılık thigh = uyluk thimerosal = cerrahide antiseptik olarak kullanılan bir madde thin = zayıf. kuram ortaya koymak therapeutic = tedavi amaçlı therapeutically = tedavi amaçlı olarak. beginning. 2) baştanbaşa. bu nedenle. endangered species threatening = tehdit edici. üç kat / misli threshold = eşik. therefore. zıt anl. zıt anl.= fat think out = (bir şey)’i ayrıntılı ve özenli bir biçimde ele almak. vomit thumb-sucking = (genellikle çocuklarda) parmak emme thunder = gürlemek thunderstorm = şimşekli / yıldırımlı fırtına thus = böylece. all through throw in = eklemek. hence thus far = şimdiye kadar. boyunca. complete.= partial thoroughly = tam olarak. bir uçtan diğerine. completely. baştan aşağı. flourish thriving = istikrarlı bir şekilde büyüyen / gelişen. din bilimi) theoretically = teorik / kuramsal olarak. because of that thermodynamic = termodinamik ile ilgili thermodynamics = termodinamik (ısıl enerji ve hareket arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı) thermohaline circulation = okyanusların. ince. giriş. 2) (bir şeyin / bir yerin) içinden / arasından throughout = 1) her yerinde.162 . nowadays tthey take you as you are = sizi olduğunuz gibi kabul ederler thiamin = tiamin (B kompleks vitaminlerinden biri) thicken = kalınlaşmak. tedavi there is no point (in) = hiçbir mantığı yok. (bir şeyin) tamamında. zıt anl. gözdağı vermek. öylelikle. için) yoğunlaşmak thicket = fundalık.= relieve. zıt anl. opening. warning. bırakmak. via. clarify. warn. gösteri vs. açıklığa kavuşturmak.). jeopardise. all over. ipliğe benzer threadworm = kıl kurdu threat = tehdit. başlangıç. tamamen amaçsız / gereksiz there is nothing in the least wrong with him = en ufak bir rahatsızlığı bile yok thereby = öylece. = İşini bıraktığını duydum. by. by that means. explain throw up = 1) vazgeçmek. wholly. (I hear you have thrown up your job. around. için) üç perdeden / bölümden oluşan three-dimensional = üç boyutlu. thanks to. ultraviyole ışınlarına maruz bırakıldıktan sonra ısıtıldıklarında ışık vermeleri olayı thesaurus = bir kelimeye yakın veya zıt anlamlı kelimeleri bulmaya yarayan sözlük benzeri referans kitabı these days = bu günlerde. skinny. end-to-end. ayrılmak. limit thrill = heyecan thrilling = heyecan verici.ÜDS Sözlüğü the wild = yabani hayat / çevre theft = hırsızlık theistic = tanrıcılığa ait theme = tema then = o zaman theology = teoloji (ilahiyat. prosperous throat = (vücut için) boğaz throat discomfort = boğazda (farenjit vs. tedavi edici şekilde therapy = terapi. bu yolla. ürpertici. 3D threefold = üç yönlü. add throw light on / upon = aydınlatmak. (sıvı / sis vs. nedenle oluşan) iritasyon / rahatsızlık through = 1) (bir kişi ya da şey) aracılığı ile / vasıtası ile / sayesinde. menace threaten = tehdit etmek.bademci. gelişmek.= partially thought = düşünce thoughtful = düşünceli. prosper.

= weary. link (with) tied to = (bir şey)’e bağlı. bütünlük touchdown = uçağın piste temas etmesi touch-screen = dokunmatik ekran touch-sensitive = dokunmaya duyarlı. değeri vs. bir aşağı bir yukarı. aslına bakarsanız. so far. allow. worn out tissue = doku tissue damage = doku zedelenmesi to a certain extent = bir yere / dereceye kadar. acı dolu. ilişkilendirmek. until now to my way of thinking = benim düşünce tarzıma göre to one’s surprise = (bir kişi için) şaşırtıcı şekilde. minicik. asteroidler ve kuyrukluyıldızlar gibi) küçük gökcisimleri tip = uç tip over = devirmek tireless = bitmez tükenmez. başa geçmek topic = konu. evvela. zıt anl. zıt anl. even today to what extent = ne derece. (bir şey) ile yakından ilişkili. delight tormented = eziyet edilmiş. müsamaha etmek. (To my surprise… = Hayret ettim ki… ) to some extent = belli bir dereceye kadar. to a large extent to a large extent = büyük miktarda. ön tarafa to this day = bugüne dek / bugüne kadar. bear tomb = mezar. bir yere kadar. attached to. connect (to). benchmark. criterion www.= independent from tiger = kaplan tighten up = sıkılaştırmak tile = seramik. energetic. endure.= cold. ölçüt. el aleti. (bir rakibi. alet. işkence yapmak.ÜDS Sözlüğü . kriter. kiremit till then = o zamana kadar tilted = yatık. sensuous. equipment toothpaste = diş macunu top = (bir değer)’in üzerine çıkmak. huge tiny body = (meteorlar.163 ticker symbols = borsada işlem gören hisseleri tanımlayan 5-6 karakterlik kısa kod adlar tidal = gelgit ile ilgili tidal pull = gelgit çekimi tidal range = gelgit olayında suyun yüksekliğindeki değişim miktarı tidally driven currents = gelgitle oluşan akıntılar tide = gelgit. ’nin yüksüz halde toplam ağırlığı) tool = araç. ilk önce. tonilato (bir gemi vs. to a certain extent to start with = 1) ilk. issue topmost = en üst topple = düşüp yuvarlanmak top-secret = çok gizli top-security = üstün güvenlik / güvenliğe sahip torment = eziyet etmek.= please. azap çekmiş torrid = ateşli. in fact to that effect = bu hususta.bademci. lumber timber-rich = keresteden yana zengin time elapsed = geçmiş olan toplam zaman time-consuming = zaman alıcı timeline = süre. mevzu. hala. to begin with. frigid torture = işkence tortured = işkence edilmiş. yorulmak bilmez. türbe tomb-figures = mezar figürleri tonnage = tonaj. for instance to such an extent that = o kadar ki. aksine to the exclusion of = (bir şey)’i hariç tutacak / dışlayacak kadar to the fore = öne. mihenk taşı. kederli. eğimli timber = kereste. vakitli. fayans.) geçmek. vigorous. dayanmak. azap çektirmek. 2) katlanmak. to a great extent to a very insignificant extent = çok az / önemsiz bir oranda to and fro = bir yandan öbür yana. o derece ki to tell the truth = doğruyu söylemek gerekirse. müddet timely = uygun zamanda. 2) örneğin. back and forth to date = bugüne kadar. torture.= enormous. zıt anl. plague. firstly. zıt anl. zıt anl. anguished Tory = İngiltere’deki Muhafazakar Parti’nin 1832 yılından önceki adı totality = bütün. to some extent to a great extent = büyük miktarda. bu mealde to the contrary = tersine. minuscule. hot.com . zamanında tiny = küçücük. nereye kadar tobacco = tütün toddler = yeni yürümeye başlayan çocuk toe = ayak parmağı tolerate = 1) hoş görmek. dokunmatik touchstone = denek taşı. medcezir tie (to) = bağlamak. büyük oranda. büyük oranda.

sıkı. move transportation = taşıma. 4) (tank. başka yere nakil transmissible = geçmesi / bulaşması olası transmission = iletim. poison trace (fiil) = (ipuçları vs. iz sürmek. değiş(tir)mek. hain. dozer vs. pursue. kaza ya da ilçe gibi küçük yerleşim) toxic = zehirli. bucak. pursue traction = götürme. ezip geçmek transaction = işlem.164 . instruct train tracks = tren rayları training = antrenman. güvenilmez. passage translate = çevirmek. ’nin bıraktığı veya yürünerek bırakılan) iz. labour-union trading = ticaret tradition = gelenek. tercüme etmek translator = çevirmen. hard. convey transparent = saydam transplant = nakletmek. conventional traditional diet = geleneksel beslenme traditionally = geleneksel olarak.= preserve transformation = dönüştürme. conversion transformer = transformatör (elektronik bir devrede voltajı ve akımı değiştirmeye yarayan eleman) transient = gelip geçici. tercüman translocation = yer değiştirme. conventionally trailblazing = öncü. transitory. kıtalararası transcultural = kültürler arası transform into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. taşımak. trail trace (isim) = iz. follow. çiğnemek. venom. palet vs. yolculuk etmek travelling public = seyahat eden insanlar. izini takip etmek. halkın seyahat eden kesimi traverse = (mesafe) kat etmek. dönüşüm.= permanently transistor = transistör (bir devrede açma-kapama. yakın zamanda olmuş olayları hatırlayamama ile belirgin amnezi nöbeti) transiently = gelip geçici olarak. micro mineral trachea = (çoğul: tracheae ya da tracheas) trakea (nefes / soluk borusu) track (fiil) = 1) izlemek. pioneer train = eğitim vermek. zıt anl. custom. 2) (koşu veya bisiklet için) yol / parkur. aktarmak. unsafe www. laborious tournament = turnuva township = kasaba (nahiye. toksik toxicity = toksisite (zehirlilik) toxin = toksin (canlılar tarafından üretilen zehirli madde). 2) kaydını tutmak. zıt anl. convert to / into. yükseltme gibi çeşitli görevlerde kullanılan yarı iletken bir devre elemanı) transistor amplifier = transistörlü amplifikatör (gelen sinyalin gücünü arttırmaya / yükseltmeye yarayan bir tür elektronik cihaz) transition = geçiş. tuzak trapped = (bir şeyin içinde) sıkışıp kalmış traumatic blow = travmatik darbe (ciddi yaralanma / iç kanama ile sonuçlanan darbe) travel = seyahat etmek. record. kaynağını araştırmak track down = izleyip bulmak / yakalamak. belirti trace back = geriye / eskiye doğru izini sürmek / bulmak trace mineral = eser mineral (insan vücudunun çok az miktarlarda gereksinim duyduğu mineral). eğitim training ground = eğitim alanı trait = özellik trample = ezmek. trail. zıt anl. adet. eğitmek. action. nakletmek. kalleş.bademci. iletmek. nakliye transverse = çaprazlama.com . zahmetli. change into. değişim. track. yayılma transmit = (hastalık) bulaştırmak. enine trap (fiil) = kapana kıstırmak. dangerous. aktarım. convention traditional = geleneksel. 3) (tekerlek. tuzak kurarak yakalamak. idman. taşımak ve yeni ortamda yaşatmaya çalışmak transplantable = nakledilmeye uygun transport = (bir yerden) (başka bir yere) götürmek. carry. follow track (isim) = 1) ray. için) palet track back = geriye doğru iz sürmek. commerce trade-union = işçi sendikası.ÜDS Sözlüğü tough = zorlu. çekme trade = ticaret.= permanent transient global amnesia = geçici global amnezi (genellikle orta yaşlarda gelişen. deed transaction statement = (bir tür) hesap ekstresi transatlantic = Atlas Okyanusu’nun karşı yakasından gelen / karşı yakasına giden transcontinental = kıta aşırı. travel treacherous = tehlikeli. lock in trap (isim) = kapan.) izleyerek saptamak / bulmak. transitory.

litigation.com . hendek trend = eğilim. çalışma. 2) sorun çıkaran.= slightly tremor = titreme. quiver. inanmak. reliance. enormously. (The smoke triggered off the fire alarm. (There are one or two trivial errors in your essay. sınama. başlatmak. court tributary = ırmak ayağı. chaos www. ezgi. sıradan. cure treatment = 1) tedavi. important. test. giyip denemek try out = (birisini / bir şeyi) denemek.). activate. convenient. işlem treaty = antlaşma. cartel trust one’s life to = canını (bir kişiye / bir şeye) emanet etmek trustworthy = güvenilir try on = prova etmek. insignificant. define. pulmonary phthisis. zıt anl. zıt anl. 2) tedavi etmek. behave. 2) deneme. zıt anl.= significant. cure. girdap turgid = şişmiş.165 treasure = 1) hazine. victory triumphant = muzaffer. verem (kanlı öksürük ve halsizlik ile belirgin akciğer enfeksiyonu). yangın alarmını harekete geçirdi. önemsiz. şişkin turmoil = kargaşa. 2) tröst (pazarda tekel yaratma amacı güden ve pek çok küçük şirketi gayriresmi olarak kontrol altına alan büyük şirket ya da şirketler topluluğu). victorious trivial = cüzi. dönen birim) turboprop airliner = pervaneli yolcu uçağı turbulence = çalkantı. current trend down = düşme eğiliminde olmak. muamele etmek. really truncated icosahedron = kesik yirmiyüzlü (düzgün bir yirmiyüzlünün köşelerinin kesilip atılması ile oluşturulan futbol topu benzeri geometrik cisim) trust (fiil) = güvenmek. (karmaşıklığı / riskleri sebebiyle) zor trigger (off) (fiil) = tetiklemek. win triumph (isim) = zafer. = Kompozisyonunda bir iki önemsiz hata var.ÜDS Sözlüğü . court action. disturbing. bir klinik çalışmada gönüllüler üzerinde test edildi. tam anlamıyla. succeed. annoying. = Hipertansiyon pek çok başka hastalığı tetikler. galip. ganimet troublesome = 1) rahatsız edici. shake tremendous = muazzam. greatly. enormous tremendously = son derece. 2) işleme. 2) çok değerli / önemli şey treasury = hazine. unimportant.) troop = askeri birlik trophy = hatıra.) tribal = kabileye ait tribal culture = sosyal yapısı kabile düzeninde olan kültür tribunal = mahkeme.) trigger (isim) = tetik.= agreeable. kandırarak (bir şey yapmaya) yöneltmek trick (isim) = hile. zıt anl. = Bu tedavilerin karşılaştırmalı faydaları. üçkağıt tricky = incelikli. bir şeyin tetikleyicisi / nedeni trimester = üç aylık dönem Tripos = Cambridge Üniversitesi’nde bitirme sınavlarına verilen ad triumph (fiil) = başarı sağlamak. sarsıntı. genellikle kan tahlilinde ortaya çıkan madde) tune = melodi. confidence. act. zafer kazanmak. believe. agreement trek = engebeli arazide yaya olarak gitmek tremble = titremek. bayağı. experiment. burdensome trough = (trof gibi okunur) (hayvanların su içtiği) yalak. remedy. (Hypertension triggers off many other diseases.bademci. muamele. zıt anl. TB tuberculosis-causing = vereme sebep olan tulip = lale tumour cell = tümör hücresi tumour marker = tümör markeri / işaretçisi (vücutta tümör bulunduğunu gösteren. karışıklık. yengi. tuzağa düşürmek. spark. ödül. (The comparative efficacy of these therapies was tested on volunteers in a clinical trial. = Duman. meyil. endişe verici.= distrust trust (isim) = 1) güven. nağme tune into = 1) yakından takip etmek. kol ırmak (ırmağa karışan akarsu) trick (into) (fiil) = kandırmak. tır truly = gerçekten. tremble trench = çukur. düşüşte olmak trial = 1) (mahkemede) duruşma. zahmetli. akım. tendency. harekete geçirmek. hakikaten. çok büyük çapta.= distrust. test tuberculosis = tüberküloz. ustalık isteyen. tekne truck = kamyon. 2) belli bir radyo istasyonuna ayarlamak turbine = türbin (jeneratörlerde elektrik üreten. ürperme. ateşlemek. galip gelmek. maliye dairesi treat = 1) davranmak.

bademci. become turn against = (bir kişi ya da şey)’e cephe almak turn away = 1) (kapıdan vs. hand in. produce.) geri çevirmek.166 . bağırsakta yaralar ile belirgin bir hastalık) typhoon = hortum. invert. suyu vs. refuse. depend on turn on = 1) (radyo. But then he turned out to be a great liar. direct onto. benzin motorunun yanı sıra iki kademeli bir elektrik motoru ile de çalışan yeni ve deneysel bir motor sistemi two-shoe = iki pedallı two-sided = iki taraflı. deliver turn into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. burma two-fifths = beşte iki twofold = iki misli / kat two-mode hybrid engine = taşıtlarda kullanılan. kesmek. excite. gelmek turn-of-the-century = yüzyılın değişimine / bitişine yakın (bir yüzyılın başlangıcının / bitişinin hemen öncesi ve sonrasını kapsayan dönem). 2) (ışık vs. throw out. için) açmak. 2) (bir şey)’e bağlı olmak. TV vs. convert to / into turn off = 1) (ışığı.) kapatmak. = Önceleri dürüst birisi gibi görünüyordu ama sonra büyük bir yalancı olduğu ortaya çıktı. için) (bir şey)’e doğrultmak. müzik vs. (At first he seemed to be an honest person. yüzyıl dönümü turpentine = terebentin (çam reçinesinin damıtılması yolu ile elde edilen. deactivate. üzerine çevirmek.) turn down = (bir teklifi vs. but she turned him down. için) sesini yükseltmek. çevirmek. consider turn to = (birisi)’ne başvurmak. (The refugees were turned back at the border. (He proposed to her. 2) düşünmek. iki yönlü two-storey façade = iki katlı cephe two-syllable = iki heceli two-thirds = üçte iki typewriter = daktilo typhoid = tifo (genellikle hijyenik olmayan besinler aracılığı ile bulaşan. 2) (özellikle cinsel açıdan) heyecanlandırmak. aktif hale getirmek.) turn over = 1) devirmek. turn away. invoke. (birisi)’ne yüz çevirmek turn back = geri dönmek. put off. stimulate turn out = 1) (bir hatası nedeniyle birini) dışarı çıkarmak. için) kapamak.ÜDS Sözlüğü turn = olmak. think about. özellikle boya sanayinde inceltici ya da çözücü olarak kullanılan sıvı madde) turtle = kaplumbağa twist = büklüm. 3) üretmek. aktif hali sonlandırmak. = Mülteciler sınırda geri çevrildiler. = Ona evlenme teklif etti ama o reddetti. (birisi)’nin yardımını istemek. 2) (yolda) başka tarafa yönelmek turn on / upon = 1) (ışık vs. turn down turn away from = (birisi)’nden uzaklaşmak. cyclone typical = tipik typically = tipik / karakteristik olarak.) geri çevirmek. reddetmek. şiddetli kasırga. 4) sonuçlanmak turn out (that) / (to be) = (bir şey olduğu) ortaya çıkmak. söndürmek. 2) reddetmek. refer to. genellikle. 2) (beklenmedik bir şekilde) ortaya çıkmak. prove to be. resort to turn up = 1) (radyo. geri çevirmek.com . akılda tartmak. refuse. characteristically www.) turn in = teslim etmek.

= clear. zıt anl.= explicable unaffected = etkilenmemiş.= originally umbilical cord = 1) göbek bağı. = Bir kişinin başlangıçtaki başarısı aldatıcı olabilir. (hastalık vs. zıt anl. reveal. net. objektif.= appreciated U unarmed = silahsız.= consciousness uncontaminated = kirlenmemiş.) unbearable = dayanılmaz. belirsiz. intact. karar gündeminde under debate = tartışılmakta under threat = tehdit altında under trial = deneme altında. İngiltere. doubtfulness. baygınlık.= armed unavoidable = kaçınılmaz. tolerable unbiased = tarafsız. denenmekte under. indifferent. etkilenmeden kalmış. nesnel. unpredicted unanticipated reaction = beklenmeyen tepki unappreciated = değeri anlaşılmamış. tahmin edilmeyen. 2) son / nihai olarak.U U UU ubiquitous = her yerde var olan. eventual.com . çevre ve insançevre ilişkisi odaklı konuların tartışıldığı ve uluslararası çevre politikalarının belirlendiği konferans. zıt anl. (Someone’s initial success may be deceptive. greatest. yetersiz faaliyet undercarriage = (uçak için) iniş takımları. underrated. zıt anl.= concerned. belirtileri olan bir hastalık) ultimate = 1) en büyük. zıt anl. çekilmez.) ultimately = 1) esasen.= capable unacceptable = kabul edilemez unaccountable = açıklanamayan.= certainty.or overbuilt = (sağlamlık ve / veya kütle için) eksik / yetersiz veya aşırı yapılı under-activity = az hareket.= ambigous unanimous = oybirliğiyle unanticipated = sezinlenemeyen. zıt anl. açık olmayan. Stockholm Conference unable = ehliyetsiz. zıt anl. ikilem içermeyen. zıt anl. sure thing unclear = muğlak. United Kingdom ulcer = ülser (deri üzerinde. dubiousness. veya sindirim organlarının iç yüzeylerinde gelişerek altındaki dokuları da etkileyen açık yara) ulcerated = ülserli. incapable. umursamaz. epitel dokuda. 2) esas. (The news took the city of London unawares. zıt anl. küçümsenmiş. fundamental. primarily. inescapable. fundamentally. what matters is his ultimate success. landing gear www.= cover uncut = kesintisiz undeniably = inkâr edilemez şekilde under consideration = değerlendirilmekte. (bir şey)’den habersiz. unwitting. zıt anl. avertable unaware of = (bir şey)’in farkında olmayan. unveil. yaygın UK = Birleşik Krallık. clear. objective unbreakable = kırılmaz uncertainty = belirsizlik. zıt anl. Londra kentini hazırlıksız yakaladı.= avoidable. nihai. en yüksek. intolerable.) bulaşmamış. uncertain. gafil (avlanarak). interested unconditional = koşulsuz. asıl önemli olan nihai başarısıdır. zıt anl. finally.= bearable.bademci. uninfected. zıt anl. = Haberler. irin. kan içeren dışkı vb. well-defined unconcerned = ilgisiz.= aware of unawares = hazırlıksız (olarak). inexplicable.= contaminated uncontrollable = kontrol altına alınamayan uncover = ortaya / meydana / açığa çıkarmak. zıt anl. bilinçdışı. anlatılamaz. zıt anl. yeteneksiz. 2) astronot kordonu UN Conference on the Human Environment = Birleşmiş Milletler bünyesinde 1972 yılından bu yana düzenlenmekte olan. zıt anl. asıl olarak. beklenmeyen.= conditional unconscious = bilinçsiz. peculiar. unpolluted. unforeseen. inevitable. ülser içeren ulcerative colitis = ülseratif kolit (enfeksiyona bağlı olarak kolon mukozasında yer yer ülserler oluşması. anlaşılmaz. vague. zıt anl. temel. bilinçaltı. incompetent. umulmadık. zıt anl. 3) son.= affected unaided = yardım almadan / almayan unambiguous = açık. inattentive. kayıtsız şartsız.= conscious unconscious state = bilinçsiz hal unconsciousness = bilinçsizlik. final.

zıt anl. (toprak için) gübrelenmemiş unfold = açıklamak. weaken.= fair. daha az icra etmek.= emotional unemployment = işsizlik unenviable = istenmeyen. zıt anl. carry out undertaking = girişim. excessive unduly = boş yere. altını çizmek. zıt anl. taahhüt etmek. zıt anl. modası geçmiş. uncomfortable. zıt anl. questionably undue = yakışıksız. dengesizce. untimely. gerçekleştirilemez. dengesiz.= deservedly undesirable = istenmeyen. farkedilmemiş. zıt anl. restless.= even. anlama. immoral. gizli. just unfairly = haksız bir şekilde.) çekmek. zıt anl. zıt anl. stress. açıklığa kavuşturmak. worry. uygunsuz.= sensibly unearth = kazarak çıkarmak. unrest. unjust.= bury unease = huzursuzluk. pitiful. zıt anl.= unreasonable understandably = anlaşılır. reasonably. zıt anl. exaggerate underfund = yeterince finanse etmemek undergo = 1) (ameliyat. uygunsuz.) geçirmek. su altında kalan eserleri ve batıkları. zıt anl. outmoded. işkence vs. eğitim vs. unreasonably understanding = anlayış. underfed undernutrition = yetersiz beslenme underpaid = (olması gerekenden) düşük ücretli underperform = daha düşük performans göstermek. strange. = Arkadaşlarının eleştirileri. zıt anl. comprehension undertake = üstlenmek. acı vs. (His friends’ criticism undermines his self-confidence. convincingly. yabancı. unnecessarily.)’ye maruz kalmak. unnoticed undigested = sindirilmemiş undoubtedly = şüphesiz / kuşkusuz bir şekilde. gereksizce. go through. zıt anl. ill-fed.= strengthen.= feasible. zıt anl.com . zıt anl. adaletsizce.= overestimate. conceivably. unexpected. aloof. zıt anl. unwanted. have. ahlaka aykırı. üstlenme underwater archaeology = sualtı arkeolojisi (arkeolojinin. asıl nedeni olmak. undervalue.= deserved undeservedly = hak etmediği şekilde. zayıflatmak.= fashionable unfeasible = yapılamaz. düşük kilolu. experience. zıt anl. secret. justly unfamiliar = aşina olmayan. zıt anl. aşırı. değişim vs. (gereğinden veya olabileceğinden) az ilerleme kaydetmek understandable = anlaşılabilir. kesinlikle.ÜDS Sözlüğü undercover policeman = gizli / sivil polis underestimate = küçümsemek. desirable unethical = etik olmayan. unmerited. onun özgüvenini zayıflatıyor. zıt anl. değerinin altında paha biçmek. unjustified. (tamirat.= fairly. 3) (zorluk.= ethical. reasonable.= enviable. sinsi. dig out. uniformly unexpected = beklenmedik unexplored = araştırılmamış unfair = haksız. zıt anl. imbalanced. unjustly.= desirable undetectable = fark edilmesi / bulunması mümkün olmayan. moral uneven = eşit olmayan. sly underinvest = gereğinden az / eksik yatırım yapmak underlie = altında bulunmak / yatmak. practicable unfertilized = (yumurta için) döllenmemiş. undesirable. makul bir şekilde.= expected unfortunate = üzüntü veren. umulmadık.= ease uneasy = kaygılı. yersiz. uniform unevenly = eşit olmayan şekilde. tatsız. be subjected to. bir işe girişmek.) underneath = altına / altında undernourished = yetersiz beslenmiş. zıt anl. zorlaştırmak. temelini oluşturmak underline = vurgulamak. skinny underworld = (mitolojide) yeraltı dünyası undeserved = hak edilmemiş. unknown. hak edilmemiş bir biçimde.= ambiguously. kaygı. dalışlar yapmak suretiyle inceleyen alanı) underweight = zayıf. zıt anl. reveal. emphasise underlying = altında yatan.168 . be exposed to underhand = el altından. unmistakably. impracticable. zıt anl. unnoticeable undetected = gözden kaçmış. endişe. yavaş yavaş yok etmek.) görmek. obviously. hafife almak. temelindeki undermine = temelini aşındırmak. detached.= evenly. 2) (sıkıntı. get in charge (of). talihsiz. zıt anl.= at ease unemotional = duygusuz. known unfashionable = modaya uymayan.= doubtfully. kıskanılacak türden olmayan.= fortunate www.= conceal unforeseen = beklenmedik.= familiar. tedirgin. build up.bademci. clarify. zıt anl.

göze çarpmayan. humble. combine. alçak gönüllü. doubtfully unnatural = doğal olmayan unnecessarily = boş yere.= reliable unrequited = karşılık görmeyen. uzay taşıtları vs.= predictability unpredictable = önceden bilinmez.= like unlikely = mümkün olmayan.= responsive unrest = huzursuzluk. eşsiz. zıt anl. undoubtedly. inaccessible. bir araya getirmek. bir örnek oluş. zıt anl.= manned unmatchable = emsalsiz. dependability unreliable = güvenilmez. zıt anl.= justly unknown = bilinmeyen. inexcusable. zıt anl. zıt anl. zıt anl. merciless. encode unreachable = ulaşılamaz. cosmos unjustifiable = gerekçesiz.= believable unimpaired = zarar görmemiş unintended = istemeden gerçekleşen. tersine.= usual unpredictability = belirsizlik. zıt anl. exceptional. eşsizlik. birleşmiş unified field theory = birleşik alan teorisi (fizikte. zıt anl. zıt anl. certainly. irregular unparalleled = eşsiz. merciful unreliability = güvenilir olmama. zıt anl. equally. volatility. yersiz. maalesef. acımasız. kaba. on purpose uninviting = çekici olmayan. zıt anl. temel parçacıklar arasındaki tüm temel kuvvetlerin tek bir alan olarak ifadesini sağlayan bir çeşit alan teorisi) uniform = 1) her yanı / bölümü aynı. indefensible unjustly = haksız bir şekilde. similarity. halletmek. zıt anl. unmatched. intact. sağlam. unidentified. için) karşılanmamış unmistakably = şüphesiz. haksız. unchanging unprescribed = reçetesiz. variable uniformity = 1) aynılık. kazara. kaypaklık. dayanaksız.= reasonably. sök(ül)mek. tek. damaged unicorn = tekboynuz (başında tek bir boynuz olan at biçimindeki efsanevi yaratık) unified = birleştirilmiş.= harmed. zıt anl. as opposed to.= disunite.= compassionate. dissatisfaction.= reachable unrealistically = gerçekçi olmayan bir şekilde. sınırsız unload = boşaltmak unmanned = (hava.= pleasant.= differently unify = birleştirmek. sağlıksız. olanaksız. zıt anl. zıt anl. combine. (bir kişiye ya da şeye) özgü. accidental.= deliberate unintentionally = istemeden. uncertain. yeganelik unit = birim (tek bir bütün olarak algılanabilen bir kavramlar veya objeler grubu) unite = birleştirmek. kargaşa.= predictable. unduly. zıt anl. zıt anl. noticeable unorthodox = geleneksel olmayan. over-the-counter unprotected = korunmamış unravel = çöz(ül)mek. awkward. gözden düşmüş unprecedented = görülmemiş. kestirilemez. sever universal = evrensel universe = evren. delightful unpopular = rağbet görmeyen. tepkisiz.= inviting unique = benzersiz. zıt anl.ÜDS Sözlüğü .= diversity uniformly = aynen.= deliberately. sensibly unobtrusive = dikkat çekmeyen. zıt anl. bir bütün haline getirmek. improbable.= known unlike = (bir şey)’den farklı olarak. regrettably. zıt anl. zıt anl.= detach. zıt anl. emsalsiz. benzersiz. consistent. dubious. zıt anl. solve. undamaged. yegane. variable.= reliability. emsalsiz. zıt anl. solely. zıt anl. clumsy unharmed = zarar görmemiş. gereksizce. zıt anl. zıt anl. similar. nasty. bilinemezlik. unnoticeable.= code. consistency. zıt anl.bademci. unbelievably.= fortunately unfounded = temelsiz.= likely unlimited = sonsuz.= realistically unrelenting = amansız. unattractive. zıt anl. disturbance. incredible.169 unfortunately = ne yazık ki. unite. zıt anl. şüphe götürmez bir şekilde.= obtrusive. unbelievable.= questionably. zıt anl. consolidate. changeability. even.= peace. eşit bir şekilde. unforeseeable. talep vs. incomparable. evenly. zıt anl. her yanı aynı şekilde. 2) tutarlı. alışılmışın dışında. unrivalled. beklenti. çok az bir olasılıkla. harmony www. bir örnek. itici.= commonly uniqueness = benzersizlik.= inferior unpaved = (yol için) parke taşı / asfalt döşenmemiş unpleasant = hoş olmayan. tatsız. 2) tutarlılık. figure out. undesirable. zıt anl. için) insansız. zıt anl.= different.com . accidentally. groundless ungainly = hantal. karşılıksız unresponsive = cevapsız. unparalleled uniquely = benzersiz / eşsiz bir şekilde. benzeri olmayan. tam aksine. biçimsiz.= ordinary unmet = (ihtiyaç. unfairly. unintentional. separate unimaginable = hayal / tasavvur edilemez.

ready unwillingly = isteksizce. zıt anl. willingness unwise = akıllıca olmayan.= used unusual = alışılmadık. geçit vermez up against = karşı karşıya. zıt anl. sinir bozucu.= sympathetic. yüksek gelir sınıfı upright = dikey. değişken. 3) ısrarlı. unhygienic. acil olarak. altüst etmek. tutku. advocate upkeep = bakım. reluctance. zıt anl. olağandışı. zıt anl. huzursuz. dik upset (fiil) = 1) bozmak. renew upgrade = geliştirmek. modernise. güncelleştirmek. uncommon. immediately uric acid = ürik asit (protein metabolizması sonucu oluşup kanda ve idrarda bulunan bir madde) urinary = uriner sistem (idrar yolları) ile ilgili urinary creatinine excretion = idrar yoluyla kreatinin maddesinin vücuttan atılması urine = idrar urine screen = idrar tarama urticaria = ürtiker (bir tür kaşıntılı deri hastalığı) US / USA = (the US / USA şeklinde kullanılır) Amerika Birleşik Devletleri. reluctant.com . zıt anl. 2) zorunlu. distressed upsetting = üzücü. önemle. desire. zıt anl. uncommonly. idame. = Akılsızca yatırım yaptı ve bir servet kaybetti.170 .) unworkable = işletilemez. (the) United States of America www. 2) üzmek. kentle ilgili. zıt anl.ÜDS Sözlüğü unsafe = emniyetsiz.= wise. back up. unintelligent. düzeyini yükseltmek. gönülsüz. deter urge (isim) = şiddetli arzu. kararsız. zıt anl.= successful unsustainable = sürdürülemez. unfriendly. tedbirsiz. zıt anl. passion. gönülsüzce. hygienic unsatisfactory finding = tatmin edici olmayan / yetersiz bulgu unsatisfying = tatmin etmeyen unsaturated = doymamış unsaturated fat = doymamış yağ unseasonable = mevsim normallerinin altında ya da üzerinde. ivedilik. incite. taşrada olduğundan genellikle daha yüksektir. şehirleşmiş. zamansız. hurtful. büyütme update = modernleştirmek.= stable unsuccessful = başarısız. eagerly unwillingness = isteksizlik. akıntıya karşı. zıt anl.= willing.= commonly unwanted = istenmeyen unwary = dikkatsiz. gönülsüzlük. afflict upset (sıfat) = üzgün. yürütülemez unyielding = sert.= sanitary. kışkırtmak. zıt anl. göze hoş gelmeyen unstable = dengesiz.= careful. distressing. (He invested unwisely and lost a fortune. ivedilikle. zıt anl. üzüntülü. zıt anl. sinirlendirmek. uneager. muhafaza.bademci. huysuz unsightly = çirkin. ısrar eden urgently = acilen. desteklemek. friendly untaxed = vergilendirilmemiş until fairly recently = oldukça yakın zamana kadar until well into the nineteenth century = ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar untold = tarifsiz unused = kullanılmamış. strange. mukavim. bother. untimely unsettled = tedirgin. hate urgency = aciliyet. = Suç oranı kentsel bölgelerde. sabit olmayan. watchful unwilling = isteksiz. reluctantly.= safe unsanitary = temiz olmayan. (aynı şartlarda) devam edemez unsympathetic = itici.= eagerness. foolishly. zıt anl. inconstant.= rural. tuhaf. tehlikeli. civilized urbanized = kentleşmiş. eager. ivedi.= pleasing upstream = akıntının tersi yönünde. (Crime rate is usually higher in urban areas than in rural areas. advance.= downstream urban = kentsel. disrupt. zıt anl. üzüntü veren. maintenance upper arm = kolun omuzla dirsek arasındaki kısmı upper class = üst sınıf.= familiar. emergency urgent = 1) acil. zıt anl.) urbane = medeni.= rural urea = üre (protein metabolizması sonucu vücutta oluşan ve idrar ile dışarı atılan atık madde) urge (fiil) = (birisini bir şey yapmaya) teşvik etmek. facing upbringing = (çocuk için) yetiştir(il)me.= willingly. ender. encourage. zıt anl. sağlıksız.= dislike. thoughtful unwisely = akılsızca. disturb. zıt anl. zıt anl. weaken uphold = tarafını tutmak. normal unusually = sıra dışı / alışılmadık şekilde. silly. şehirlerde oturan. arkadaş canlısı olmayan. annoying. zıt anl. improve.= worsen.= discourage. onaylamak. foolish. dangerous.

(hizmetlerin bedeli) dahil değildir. (After the crisis. kesinkes.ÜDS Sözlüğü .= unusual Utah = ABD’de bir eyalet uterus = uterus (rahim) utilitarian = faydacıl. bitirmek. helpful. artık yazmıyor. 2) yarar. (The rent does not include utilities. zıt anl. worthless usher in = 1) öncülük etmek. use.= unpractical utility = 1) (gaz. 2) kesin. en çok utter = 1) tamamen.bademci. su. hepten. practical. make use of utmost = en büyük. totally. = Kiraya elektrik.). complete.) useful = yararlı. bring in usual = alışılmış. mutlak. he tried hard to save his company from bankruptcy but failed utterly. elektrik gibi) kamu hizmeti. gaz vs. harmful useless = işe yaramaz.com . = Krizden sonra firmasını kurtarmak için çok çabaladı ama hepten başarısız oldu. fayda.) www. bölgeleri jeolojik olarak incelemekle ve jeolojik haritalar çıkarmakla görevli merkez) use = kullanım use to the full = sonuna kadar kullanmak use up = kullanarak azaltmak. faydalı. beneficial. olağan. kullanışlılık utilize = yararlanmak. zıt anl. absolute utterly = tamamen. absolutely.= useless. run through used to = bir fiilden once geldiği zaman “(eskiden) … idi (ama artık değil)” anlamı verir. 2) (içeri) getirmek.171 US Federal Aviation Administration = Birleşik Devletler Federal Havacılık Dairesi (ABD’de tüm sivil havacılığı düzenlemek ve denetlemek ile görevli kuruluş) US Geological Survey Centre = Birleşik Devletler Jeolojik Araştırmalar Merkezi (ABD’de. zıt anl. completely. tüketmek. fayda / yarar gözetici. = Eskiden bana sıkça yazardı. (He used to write to me frequently. deplete. useful. he doesn’t any more.

unacceptable validity = geçerlilik. 2) göze almak. 2) hastalık taşıyıcı vegetation = bitkiler. enginlik vector = 1) vektör (bir miktar ve bir yön içeren bir ifade. confirm. validation. zıt anl. farklılık various = çeşitli. teyit etmek. confirmation. zıt anl. (In the attic. explicitly valiantly = cesurca valid = geçerli. çocuk ayakkabılarında bağcık yerine kullanılan kapatma elemanı) vellus = erişkinlerde gövde.= clearly.) vanguard = öncü (birlik / kol) vaporise = buharlaş(tır)mak. meşruluk.) ventromedial nucleus = hipotalamusun ortasında yer alan ve doygunluğa ulaşıldığında yeme isteğini baskı altına alan sinir hücresi yığını venture (fiil) = 1) tehlikeye at(ıl)mak. many-sided www. credible. orally verdict = jüri kararı verification = doğrulama. 2) varyasyon. çok geniş. passionately vehicular = taşıtlara ilişkin velcro = cırt cırt. çok yönlü. legitimacy. kol ve bacaklar üzerindeki ince tüy / kıl velocity = (belli bir yönde) hız vendor = satıcı. dare. change. highly-regarded valve = 1) valf.= invalidate versatile = değişme kabiliyeti yüksek. dim. çeşitleme. tür. zıt anl. farklılaşma.= remain. örn. şüpheli. oral. appreciate valued = değerli. gerçeklemek. legitimate. farklılık göstermek. zıt anl. sağlam. solid.) vast majority = büyük çoğunluk vast sums (of) = çok büyük miktarlarda (para vs.bademci. = Bu yolları çok büyük harcamalarla yapıyorlar. zıt anl. cırt bant (örn. zıt anl. yerçekimi kuvveti). 2) radyo lambası valve radio = lambalı radyo vandalism = vandalizm. zıt anl. engin. çeşitlilik. all-purpose. duvarları boyama. highly. çeşitlen(dir)mek. 2) bitkisel vehemently = şiddetli / hiddetli / ateşli bir şekilde. zıt anl. esteemed. alter.= defined vaguely = tam anlamını vermeyecek şekilde. greatly vastness = büyüklük.= vasodilation vast = çok büyük. = Tavanarasında tek havalandırma arka taraftaki küçük bir kapıdan sağlanıyordu.V V VV vacation = tatil vacationer = tatilci vaccinate = aşılamak vaccine = aşı vacuum = boşluk vagary = kapris vague = belirsiz. zıt anl.com . obscure. stay vasoconstriction = kan damarlarındaki daralma. yarık ventilate = havalandırmak ventilation = havalandırma. stake venture (isim) = girişim verbal = sözlü. buğu variable = değişken. miscellaneous.= invalidity value = değerini / kıymetini bilmek. çeşitli variety = cins. yasal. adaptable. diversity varicella virus = suçiçeği virüsü varied = değişiklik gösteren. değişiklik. belli belirsiz. ambiguously. differ. etmen variation = 1) düzensizlik.= written verbal communication = sözlü iletişim verbally = sözlü olarak. sokak lambalarını kırma vs. işportacı Venice = Venedik (İtalya’da. validate. jeopardize. (They are building these roads at vast expense. büyük oranda. onaylamak. şehrin ana caddelerini oluşturan su kanalları ile ünlü bir kent) vent = delik. the only ventilation was through a small door at the back. evaporate vapour = buhar.= invalidation verify = doğrulamak. numerous vary = çeşitlilik göstermek. bulanık. bitki örtüsü vegetative = 1) büyüme yeteneği olan. immense. stake.= invalid. değiş(tir)mek. teyit etme.) V vast tracts of forest = çok geniş ormanlık araziler vastly = çok. subap. huge. çevreye zarar verme (örn.

= unachievable viable level = makul. etkin. destructively. aksi(ne). fasit daire victim = kurban. mutlak. kabul edilebilir seviye vibrant = parlak. apparent. sticky visibility = görünebilirlik. detectable. detectablity visible = görünebilir. zıt anl. görülür. 2) erdem. concealed. virüslerle ilgili) Virginia = Batı ABD’de bir eyalet virologist = virolog (viroloji alanında çalışan uzman) virology = viroloji (virüsleri inceleyen tıp ve biyoloji alanı) virtual takeover = fiili / gayriresmi devralma virtually = neredeyse. inanç. conspicuous. 11. destructive. canlı vibrate = titre(t)mek. fikir. feasible. düşünce. şiddetli. regard. zıt anl. sabit Vesuvius = Vezüv Yanardağı (İtalya’da.= horizontal very first = ilk vessel = 1) gemi. zıt anl. the other way round vicinity = civar vicious = kötü. ünlü Pompei antik kentini lavlar altında bırakarak yok etmiş olmasıyla tanınan bir volkan) veterinary medicine = veteriner hekimliği veterinary surgeon = hayvan cerrahı. hidden vision = 1) görme kabiliyeti. 2) görüntü. nearly. zıt anl. gayretli bir şekilde. tekne. = Başbakan’ın ekonomiyle ilgili yorumu ana muhalefetin yorumundan oldukça farklıydı. practicable. acımasız. watch view (isim) = 1) görüş. foresight visionary = 1) hayalperest. asset. 2) dikkatlice incelemek. energetic. çirkin. şiddetlice. watchful. adaptability version = 1) versiyon. öbür türlüsü (de).= impotent. mağdur Victorian = İngiltere’de. tetikte olan. strongly. enerjik.= obscured. suçsuzluğunu kanıtlama vine = sarmaşık yapılı. kızdırmak. hemen hemen. görünürlük. in opposition to vertebra = (çoğul: vertebrae) omur vertebrate = omurgalı. zıt anl. zıt anl. zıt anl. zahmetli. zıt anl. zorlu.= soothe viable = (örneğin. Kraliçe Viktorya’nın hüküm sürdüğü 1837 ile 1901 yılları arasında kalan dönemde yaşamış / döneme ait view (fiil) = 1) değerlendirmek. daydream. advantage.= mild.com . zıt anl.= be still vibration = titreşim vibrotactile = titreşim yoluyla çalışan vice versa = tersi(ne). conception. açık. operator veteriner vex = canını sıkmak. tersi (de). zealous. disturbance. için) ihlal (etme) / aykırı davranış.) tutunarak büyüyen bitki vinegar = sirke vineyard = üzüm bağı violate = (yasa. kural vs. 2) yorum. breach violence = şiddet. bağırsak ve mide cidarlarında bulunan) emzik başına benzeyen minik çıkıntı. infringe. actually virtue = 1) meziyet. yarar. strong. kural vs. shake. 3) hayal. craniate vertical = dikey. inactive vigorously = kuvvetlice. goodness.) çiğnemek. 2) görünüş. ihlal etmek. 2) (özellikle şeftali gibi meyvelerin üzerindeki) ince tüy vindication = temize çıkarma. tür. sinirlendirmek. sert. manzara.ÜDS Sözlüğü . gayretli. 4) öngörü. zıt anl. (view as important = önemli görmek. ekonomik olarak) yapılabilir / uygulanabilir. passive violent motion sickness = şiddetli hareket / sarsıntı tutması violently = yıkıcı şekilde. (kazığa vs.) izlemek. önemli olduğunu düşünmek) vigilant = ihtiyatlı. energetically Vikings = Vikingler (İskandinavya’da. merit visa = vize (ülkeye giriş ve ülkede kalma izni) viscid = yapışkan. fazilet. 2) ileriyi gören kimse www. nasty. passively viral = viral (virüslerden kaynaklanan.= vice. avantaj. consider. özellikle 8. zıt anl. 2) damar vest = yelek vested = kazanılmış. actively. panorama view as = olarak görmek. 3) (film vs. brutal vicious circle = kısır döngü. zorbalık. bakış açısı. image.= obey.bademci. breach. irritate. yy’lar arasında etkin olan. riot violent = yıkıcı.= oblivious vigorous = 1) terleten.= mildly. look at.) versus = (bir şey ya da kişi)’ye karşı. (The Prime Minister’s version of the economic matters was quite different from that of the Opposition.173 versatility = çok yönlülük / fonksiyonluluk. 2) kuvvetli. eyesight. upset. korsan ve tüccar kavim) villus = (çoğul: villi) 1) (örn. observe violation = (yasa. opinion. görme olanağı. düş. belli.

gönüllü olarak. 2) çok önemli. dirilik. weakness vulnerable to = (bir şeye) karşı savunmasız. obligatory volunteer (fiil) = gönüllü olmak. hayati. = Yaşlilar. intense. güçlü. trivial vitality = canlılık. colourful. yaşam için gerekli. vigour vitally important = hayati öneme sahip vitamin A deficiency = A vitamini yetersizliği vitreous = genellikle şekilsiz.ÜDS Sözlüğü visual = görsel visual acuity = görme keskinliği (uzaktaki / yakındaki cisimleri net görebilme hali) visual field = görüş alanı vital = 1) yaşamsal. zıt anl.= forcibly voluntary (sıfat) = gönüllü. clearly. susceptibility. (Elderly people. zıt anl. pivotal. weak.= involuntary. at risk of. essential. etkili. occupational voice = dile getirmek. zıt anl. tell. kolaylıkla yaralanabilir. zıt anl. özellikle yalnız yaşayanlar. dull vividly = çok canlı / güçlü bir şekilde. critical. mesleğe ilişkin. offer volunteer (isim) = gönüllü vomiting = kusma voracious = doymak bilmez. zıt anl. hareketlilik. zıt anl.= vaguely vocalization = ses ile ifade vocational = mesleki. aç gözlü vote (for) (fiil) = (birisine) oy vermek vote (isim) = oy voter = seçmen voyage = deniz yolculuğu vulnerability = saldırıya açık olma.= protected.com . susceptible to. exposed to. camlaşmasını tamamlamamış (malzeme) vivid = canlı.= insignificant.174 . isteğe bağlı.bademci. willing. lively. especially those living alone. evde meydana gelen kazalara karşı savunmasızdırlar. willingly.= weak. saldırıya / eleştiriye / riske açık / maruz.) www. liveliness. secure. narrate volatile = buharlaşabilen volume = hacim voluntarily = isteyerek. are vulnerable to accidents happening at home. anlatmak.

savurganlık wasting = zayıflama. madde warm up (fiil) = (kasları. extravagantly. stop wage (isim) = maaş. = Boşa harcama. permit. carry on. büyük çöplük waste material = artık / atık madde waste product = atık madde. su yoluyla taşınan waterfall = şelale waterfowl = su kuşu water-stressed = su sıkıntısı çeken watery tissue = suyu tutan doku wattle = (hindi. başkasından dilenmek zorunda kalma. eksilmek.). dikkat etmek. toprağın suya tamamen doyduğu seviye) water-borne = sudan gelen. look out for watchfulness = tetiktelik.) ısıtmak warm-blooded = sıcakkanlı warming = ısınma warm-up (isim) = (kaslar. motor vs. ıssız yer. uyanıklık. diminish. kuvvetten düşme. ihtar etmek warning = uyarı warning label = uyarı etiketi warp = değişiklik. zıt anl.= peace ward = (hapishanede) koğuş. zıt anl. müsrif wastefully = müsrifçe. motoru vs. israf waste dump = çöp depolama alanı. sürdürmek. alertness water delivery system = su dağıtım şebekesi water supply = su rezervi / stoğu water table = su tabakası seviyesi (yerin altında. kertenkele gibi bazı hayvanlarda) genellikle boyun bölgesinde parlak renkli ve sarkık deri katmanı wave = dalga wave-exposed = dalgalara açık wavelength = dalga boyu way of life = yaşam biçimi way off = çok dışında / uzağında way-station = ara istasyon www. israf etmek.com .) açmak. 2) atık madde. tükenmek.= cease.bademci. undertake. savurganca. (diplomatic warfare = diplomatik savaş) warfare agent = savaşlarda kullanılan kimyasal vs. (He wasted his inheritance in casinos. zıt anl.W W WW wage (fiil) = (savaş vs. zıt anl. özellikle yarattığı çizgi karakterlerle tanınan büyük bir şirket) wander away = amaçsız bir şekilde dolaşarak (bir yerden) uzaklaşmak wane = azalmak. (Waste not. = Kendisine kalan mirası kumarhanelerde yedi. want not. 2) (çalışma karşılığı) gelir / ücret sağlayan / kazandıran wait = bekleyiş waiver = feragat wakefulness = uyanıklık hali wallet = cüzdan walnut = ceviz Walt Disney Company = Walt Disney Şirketi (eğlence sektöründe faaliyet gösteren. battle. garanti etmek.= thriftily wastefulness = israf. salary wage-earning = 1) sabit bir maaştan ziyade saat ücreti hesabıyla çalışma. (hastanede) servis / hastaların kaldığı oda warfare = (genel kavram olarak) savaş. için) ısınma warn = uyarmak.= increase war = savaş. decrease. ikaz etmek. başlatmak. (nuclear warfare = nükleer savaş). approve.) waste (isim) = 1) boş arazi. ruhsat vermek. yıkım ürünü wasteful = savurgan. gibi ince / zayıf düşüren hastalık) watch out for = (bir tehlikeye) karşı uyanık olmak. (wasting disease = verem vs. guarantee warring = savaşan warrior = savaşçı W war-torn = savaşın yakıp yıktığı wash ashore = sahile vurmak wastage = zayiat waste (fiil) = boşa harcamak. saptırma warp thread = çözgü ipliği (dokuma tezgahında kumaşın boyuna olan iplik) warrant = izin vermek.

ayrık otu weed-killer = herbisit (istenmeyen bitkilerin yetişmesini önlemek amacı ile kullanılan tarımsal ilaç). için) yavaş yavaş ilerlemek wear out = yıpranmak. servet.ÜDS Sözlüğü weak nuclear force = zayıf nükleer kuvvet (bazı atomaltı parçacıkları bir arada tutan. wear down. 2) (ağırlığını) ölçmek. aklında ölçüp biçmek. güçsüzlük. evaluate. substantiated well-informed = iyi bilgilen(diril)miş well-maintained = iyi muhafaza edilmiş. aşınmak.176 . örmek weave together = 1) değişik öğelerden bir bütün oluşturmak. iyi olmuş! well over = (bir değer)’in oldukça üzerinde. refah içinde. far more than well under = epeyce altında well-annotated = dipnotlarla iyice açıklanmış well-being = çıkar. zengin. değerlendirmek. = Planın yararlarını. consider. içten welfare = refah. tuhaflık. iyi bakılmış. = Ayakkabılarımın topukları iyice aşınmış. undermine. herbicide weekly = haftalık gazete veya dergi weigh = 1) hesaplamak (kıyaslamak).). (My shoes are badly worn down at the heels. saadet well-buried = (gömülerek) iyice gizlenmiş well-compiled = iyi derlenmiş well-constructed = iyi inşa edilmiş. iyilik. (The illness wore her down. tartmak. cause to worry weigh up = tartmak. deep-rooted well-founded = sağlam temele dayalı. bilgi bolluğu wealthy = varlıklı. lessen. rich. takoz weed = yabani ot. wellfostered. affluent. zıt anl. iyi gıda almış. well-kept well-nourished = iyi beslenmiş. kayanın / buzun içinde) iyi korunmuş well-read = çok okumuş well-regarded = saygı uyandıran. yıpratmak. riskleri ile kıyasladım. bored weather = hava (durumu) weathering = hava etkisiyle değişime uğrama weave = dokumak.). iyi karşılanan www. zıt anl. refah. hali vakti yerinde well-preserved = (örn. well-being welfare state = refah ülkesi well = kuyu well after = (bir olaydan / bir zamandan) çok sonra well before = çok önce well beyond = oldukça ötesinde / üzerinde Well done! = Aferin. ancak kimi zaman yeterli gelmeyerek radyoaktif bozunmaya yol açması sebebiyle “zayıf” olarak adlandırılan temel fiziksel kuvvet) weak pulse = zayıf nabız weaken = zayıfla(t)mak. deteriorate wear out over time = zamanla / zaman içinde eskimek / aşınmak weary = yorgun. kabul gören. kilo kaybı weight loss scheme = zayıflama planı / programı weight training = (sporda) ağırlık çalışması weight-for-height table = ağırlık-boy tablosu weightlessness = ağırlıksız / yerçekimsiz ortam weirdness = gariplik. eskimek. usanmış. erode. büyümüş well-drawn = iyi çizilmiş. strangeness welcoming = dostça. varlıklı. = Hastalık onu yıprattı.com . yarar. assess weight loss = zayıflama.= poor weapon = silah weapons of mass destruction = kitle imha silahları wear = yıpranma wear and tear = aşınma ve yıpranma wear down = yıpranmak.) wear on = (süre kapsayan bir dönem vs.bademci. measure weigh on = endişelendirmek. varlık wealth of information = bilgi hazinesi. zıt anl. (I weighed the benefits of the plan against its risks. prosperity. consider. hafifle(t)mek. sağlam well-developed = iyi gelişmiş. endişeye sevk etmek. 2) örerek birleştirmek weave-like = örgü benzeri webbed = (bazı hayvanların ayakları için) perdeli webbed together = (bir tür) perdeyle birbirine bağlı Weddell seal = Weddell foku (Antarktika çevresinde yaşayan bir fok türü) wedding = düğün wedge = kama. güçsüzleş(tir)mek. wear out.= ill-nourished well-off = iyi durumdaki. tiplemesi iyi yapılmış well-established = iyice yerleşmiş. bıkkın. build up weakness = zaaf.= strengthen. vice wealth = zenginlik.

yatağını vs. commonly. eager. Ne amaçla? what goes on = olup bitenler. while. ister … ister …. sensible. . açık farkla. tornado whisper = fısıldamak. çöl. while whirlwind = hortum. usually widely available = yaygın olarak ulaşılabilir / edinilebilir widen = genişle(t)mek. (yap)’ıp (yap)’mayacağını. 2) genellikle. dış yüzeyleri alınmamış) wholeheartedly = içtenlikle. (When it comes to writing compositions. 2) rüzgarın sürüklediği. onun vasıtasıyla.com . readiness. .= reluctant. geniş çapta. vahşi doğa wildfire = söndürülmesi güç yangın / ateş wildflower = kır çiçeği. (I am not sure whether or not he is guilty. wiseness wise = akıllı. hikmet. her ne. nemli ve genellikle bataklık bölge whaling = balina avcılığı What a relief! = İçim rahatladı! What for? = Ne için?. kır. through which whether (or not) = olup olmadığını. zıt anl. knowing. (There is a widespread belief that the newspapers had invented the story. gönüllülük.) ıslatmak wetland = karasal iklim bölgeleriyle deniz iklim bölgeleri veya göller arasında kalan.bademci. what is more whatsoever = hiçbir surette. What good would that be? = Onun ne faydası olacak ki? what is more = dahası. = Gazetelerin.= foolish www. gönüllü. akıllıca. ready. herhangi. by means of which. televizyonlar gibi yayıncı kuruluşlara sağlanan haber hizmeti). ortadan kaldırmak. (arası) açılmak wide-ranging = çok çeşitli konularla ilgili widespread = yaygın. unwillingness windblown = 1) (özellikle ağaçlar için) hakim rüzgarların estiği yönde büyüyen / şekil alan. ben umutsuz bir vakayım. . düdük white blood cell = beyaz kan hücresi (akyuvar) white blood cell count = akyuvar sayımı whole foods = doğal yiyecekler whole grain = tam tahıl (kepekli. rare. bilge. zıt anl. hırıltılı ses çıkarmak when it comes to = iş (bir şey)’e gelince.ÜDS Sözlüğü . doğal ortamında yaşayan tüm canlılar) willing = istekli. hepsi. destroy wire = haberleşmek wire service = haber servisi (haber ajanslarınca gazeteler. fısıltı whistle = ıslık.= limited. . at all wheat = buğday wheel = tekerlek wheelchair = tekerlekli sandalye wheeze = hırlamak. bilinçli. eagerness. I am hopeless. samimi olarak. enthusiasm. = İş kompozisyon yazmaya gelince. moreover What use does it serve? = Ne işe yarıyor? what is in the best interests of smo = birisi için en iyisi / en doğrusu ne ise whatever = bütünü. furthermore. rüzgar tarafından taşınan wind-borne = (bitkilerin sporları vs.) widowed = dul kalmış wildebeest = Güney Afrika antilopu wilderness = (el değmemiş) boş arazi. news service wisdom = bilgelik. ne olursa what’s more = bkz. = Onun suçlu olup olmadığından emin değilim. zıt anl. inasmuch as whereby = onunla. doğada kendiliğinden yetişen çiçek wildlife = yaban hayatı (insan hariç. bilgece görüş / söz. besleyici whooping cough = boğmaca widely = 1) büyük ölçüde. extensive.= reluctance. unwilling willingness = isteklilik. ne olup bittiği.) whilst = -iken.177 well-rested = iyi dinlenmiş West Indies = Batı Hint Adaları (Karayipler bölgesindeki adalara eskiden verilen ad) Western = Batılı Western society = Batı toplumu Westerner = Batılı wet = (altını. hikayeyi uydurduğu yönünde yaygın bir inanış var. iken. sincerely wholesome = sağlıklı. prevalent. için) rüzgarla taşınan windbreaker = rüzgar kesen windpipe = soluk borusu wing = kanat wing-warping = uçakta manevra esnasında tüm kanadın hareket etmesi tekniği wipe out = silip süpürmek. irfan. yaygın olarak. zıt anl. .) whereas = oysa. (yap)’sa da (yap)’masa da. uzak ara.

solve. zıt anl. zorluk çekmeden. aggravate. let go. kıymetli. zıt anl.bademci. zıt anl. direnmek. (bir şey) ile ilgili olarak.178 .= relieve. alienation withdrawal symptom = yoksunluk belirtisi (belirli ilaçlar kesilince ortaya çıkan semptom) withdrawn = çekingen. deal with work to the advantage of = (birisi)’ne avantaj sağlamak. detain. zıt anl. functioning workload = iş yükü workman = işçi workmanship = işçilik. ease. vermemek. haricinde with the idea of doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle withdraw (from) = 1) geri çek(il)mek.= release.) planlamak. (uğraşarak) ortaya çıkarmak. beneficial. think wonder (isim) = 1) merak. 2) hayret. ibadet etmek worth reading = okumaya değer worthily = hak ederek. şaşkınlık. 2) (para) çekmek. eser work against = (birisi)’ne karşı (koz olarak) kullanılmak work at = çalışmak. observe witness (isim) = tanık. zıt anl. başarmak. 2) kesmek. ağırlaş(tır)mak. unsociable. erişim dahilinde. hide. başarı ile üstesinden gelmek. çalışma.= fail. with joy. distant withstand = (bir şey)’e dayanmak. rewarding. iyi sonuçlandırmak. 3) (sıvıyı damardan) geri çekmek withdrawal = içine kapanma. zıt anl.= attack. zorlukları / engelleri aşarak ilerlemek work out = 1) (plan.= unworthy of www. çalışmak. harika woodland = ağaçlık arazi / alan woods = (the woods şeklinde kullanılır) koru. keyifle. be willing witchcraft = büyücülük with a view to doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle. (birisi)’nin işine yaramak. with gladness. resist witness (fiil) = tanık / şahit olmak. ayrılma. ile ilgili olarak. iyi sonuç vermek work (isim) = iş. miss.= sociable. 2) işe yaramak. assault. 3) mucize. with pleasure with ease = kolaylıkla. çabalamak work for = (birisi) için / (birisi)’nin emrinde çalışmak work into = (yavaş hareketlerle) yerleştirmek. valuable. düşünmek. çekilme. işleyiş. içerisinde within and without = içeriden ve dışarıdan within reach = ulaşılabilir. 2) (hesaplayarak) bulmak. (bir sorunu) çözmek. retreat. zıt anl. zıt anl. with respect to with respect to = (bir şey)’e gelince / ile ilgili olarak. with regard to with the exception of = dışında. facilitate. alleviate worship = tapınmak. dilemek. accomplish. want. hayret etmek.= worthless worthy of = (bir şey)’e değer / layık. discontinue within = içinde. oturtmak. proje vs.= with difficulty with great ease = çok büyük bir kolaylıkla with reference to = (bir şey)’e ilişkin olarak. Dünya Savaşı World War II = 2. dengesi bozuk womanizer = zampara wonder (fiil) = merak etmek. zıt anl. tanıklık / şahitlik etmek. with the intention of doing smt with delight = sevinçle. (birisi ya da bir şey)’e karşı koymak. uydurmak. bileğinin hakkıyla worthwhile = zaman harcamaya / zahmete değer. attainable. available. deserving. benefit work under pressure = baskı altında çalışmak workable = işlenebilir workaholic = işkolik workforce = işgücü working = işleme tarzı. calculate work through = çalışarak bitirmek / içinden çıkmak. memnuniyetle. Dünya Savaşı worldwide = dünya çapında worrisome = endişe / kaygı verici worry about = (bir şey) hakkında endişe / kaygı duymak worsen = kötüleş(tir)mek.ÜDS Sözlüğü wish = istemek. (yuvasına) alıştırmak work miracles / wonders = mucizeler / harikalar yaratmak work on = (bir şey)’in üzerinde çalışmak work one’s way through = (bir şey)’in içinden kendine yol açarak ilerlemek. outgoing withhold = 1) saklamak.= remote. şahit wobbly = sallanan. deteriorate. ormanlık alan work (fiil) = 1) işlemek. easily. arzu etmek. regarding with regard to = (bir şey)’e gelince.com . içine kapanık. ustalık workspace = çalışma alanı World Trade Organization = Dünya Ticaret Örgütü (ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin ve düzenlemelerin geliştirildiği ve görüşüldüğü uluslararası platform) World War I = 1. question.

sonrası) kalan parçaları. (resmi bir şey) yazmak www.179 would rather = tercihen. harabe. shatter wreck (isim) = 1) enkaz. enkaz haline getirmek. müstakbel wound = yara.) sarmak wrapping-rolling method = erken çömlekçilikte.)’in (bir kaza vs. 3) araba / uçak / tren kazası wreckage = (bir gemi vs. ruin. 2) batık gemi. daha ziyade. enkaz wrestler = güreşçi wrist = (el için) bilek write off = 1) başarısız / önemsiz görmek. yuvarlatılmış bir kil şeridinin spiral şeklinde sarılıp yükseltilerek çömleğin oluşturulduğu ve dıştan bakıldığında çömleğin üst üste dizili disklerden oluştuğu izlenimi yaratan yöntem wreck (fiil) = harap / paramparça etmek. (bir şey)’den ziyade would-be = gelecekteki. 2) (muhasebede) hesaptan düşmek. lesion wounded = yaralı wrap up = (paket vs.ÜDS Sözlüğü .com .bademci. 3) gözden çıkarmak write out = tam olarak yazmak.

give in young = yavrular. kill suddenly zenith = doruk. mıntıka Yanqui = Yanki (genellikle Amerikalılardan alaylı bir tavırla söz ederken kullanılır). Yankee Yanqui tastes = Yanki zevkleri yawn = esnemek year after year = yıl be yıl. sonuç. her yıl. kazanç. peynir gibi bazı besinlerin üretiminde yararlanılan tek hücreli mantar) yen = yen (Japonya’nın para birimi) yet = yine de. ürün vs. = Araştırma. Karayip Denizi ile Meksika Körfezi arasında yer alan yarımada) www. bazı beklenmedik sonuçlar ortaya çıkardı. (The investigation yielded some unexpected results.) vermek. capitulate. produce. ürün yield to = teslim olmak. yıllarca yeast = maya (ekmek. buna rağmen. peak zero gravity = sıfır yerçekimi zinc = çinko (mavimsi açık gri renkte.com .) yield (isim) = verim. kırılgan bir metal) zone = bölge.) röntgenini çekmek x-ray = x-ışını (gözle görülemeyen ve yumuşak dokudan geçebilmesi sebebiyle röntgen filmi çekiminde kullanılan bir çeşit elektromanyetik ışınım) XYZ zap with = ani bir darbeyle öldürmek. succumb. kar. kazanç) getirmek.bademci. (kar. however yet unborn generations = henüz doğmamış nesiller yield (fiil) = (sonuç. zirve. submit. Xe x-ray = (bir organın vs.XYZ XYZ XYZ XYZ xenon = Zenon gazı. offspring Yucatan Peninsula = Yukatan Yarımadası (Güneydoğu Meksika’da bulunan. alkollü içki. yenik düşmek. boyun eğmek.

Üniversitesi. International Student Edit. Dr Zahide Onaran. 2001.ÜDS Sözlüğü Bu sözlüğün hazırlanmasında yararlandığımız kaynaklar: 1. 1995. (revised) 2005.com . İnkılâp Kitabevi 12.com Yrd. The New Webster's International Encyclopedia. 1996. Baskı 1988. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü. Utkan Kocatürk. 1. Açıklamalı Tıp Terimleri Sözlüğü. Redhouse. İstanbul.181 . International Edit. 2005.wikipedia. Resuhi Akdikmen. 3rd Imp. Baskı 2005 16. 1995. Baskı 1990.soitec. Collins English Dictionary and Thesaurus. Sev Matbaacılık ve Yayıncılık Bu sözlüğün hazırlanmasında bilgisine başvurduğumuz uzman kişiler ve internet siteleri: 1 2 3 4 5 6 7 Doç.org www. Langenscheidt Standard English Dictionary. 1st Edit. Collins Cobuild 4. Alfa Yayınları 11. Doç. Çocuk Nöroloğu Dr. Longman Dictionary of Phrasal Verbs. Zuhal YAPICI. İktisat Fakültesi Doç. Rosemary Courtney. Major New Edit. Roget's II. Cildiye Uzmanı www. Merriam-Webster Inc. Trident Press International 8. Longman 10. 1993. 3rd Edit. Longman Dictionary of Contemporary English. Macmillan Education 5. Longman 3. Webster's Third New International Dictionary (Unabridged). Marmara Üniversitesi. Collins Cobuild English Dictionary for Advanced Learners. Oxford Dictionary of English. Oxford Advanced Learner's Dictionary. The New Thesaurus. Baskı 1999.bademci. Tarih Bölümü www. 2004. Baskı 1998. 7th Edit. Könemann 7. Houghton Mifflin Company 6. 16. 1991. 8. Nuri Özbalkan. Çocuk Nöroloğu Dr. 2002. Zuhal YAPICI. 10. 1996. 15. Oxford University Press 13. Major New Edit. Özlem Su. İngilizce-Türkçe Sözlük. Türk Dil Kurumu Yayınları 9. Dr. 2nd Edit. Collins Cobuild 14. Macmillan English Dictionary for Advanced Learners. Merriam-Webster's Medical Desk Dictionary. Fen-Edebiyat Fakültesi. Büyük İngilizce-Türkçe Genel Sözlük. Cengiz Tomar. Dr. 1. Oxford University Press 2.