ÜDS SÖZLÜĞÜ

Afşin AYGÜN Ayşe POLUMAN Cüneyt BADEMCİOĞLU

ÜDS SÖZLÜĞÜ

Kullanım Kılavuzu: • Sözlükteki kelimelerin tanımlaması için üç farklı renk kullanılmıştır: kırmızı, siyah ve mavi. a. Kırmızı kelimeler, fen, sağlık ya da sosyal ayrımı gözetmeksizin her adayın hazinesinde bulunması gereken türdendir. b. Siyah kelimelerin büyük çoğunluğu bilim dallarının özel terminolojisine aittir. Bu renk kelimelerin ezberlenmesine gerek yoktur. c. Eşanlamlı kelimeler mavi renge boyanmıştır. Birçok kelimenin zıt anlamları da verilmiştir. • Aradığınız kelime, belli bir bilim dalına ait (ezberlenmesi gereksiz) özel bir terim ise ya da ÜDS’ye hazırlanan bir adayın çekirdek kelime hazinesi içinde mutlaka yer alması gereken türden ise (örn: give up: vazgeçmek; call: aramak, çağırmak; define: tanımlamak), ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bu kelimeye yer verilmemiş olabilir. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde aradığınız bir kelimeyi Ctrl+F komutu ile bulabilirsiniz. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bazı kelimelerin tanımları iki kez verilmiştir. Bu tanımlardan biri fiil, diğeri ise isim ya da sıfattır. Bazı kelimelerin ise birden fazla tanımları vardır. • Bu sözlükte kullanılan bazı kısaltmalar: smt: something smo / smb: someone / something Lat.: Latince

A A AA
a broad range = geniş bir alan / yelpaze a case in point = iyi bir örnek a change of air = hava değişimi a couple of = birkaç, iki üç, a few a day out in the country = dışarıda kırlarda geçirilen bir gün a desperate situation = vahim bir durum a far from pleasant place to live = yaşamak için iyi / hoş bir yer olmaktan uzak a full recovery = tam bir iyileşme / düzelme a good many = birçok, hayli, a large number of a great deal (of) = oldukça fazla, çok, a lot, much, zıt anl.= a little, a bit a large number (of) = birçok, hayli, a good many, a lot (of) a major step forward = ileriye doğru büyük bir adım a matter of time = an meselesi a number of = çok sayıda, (belli) bir miktar, a lot of, plenty of a painful cut in pay = maaşlarda büyük bir kesinti a range of = 1) çeşitli, various; 2) bir dizi, a series of a series of = bir dizi, a range of a series of measures = bir dizi önlem / tedbir a socially minded urban style = sosyal kaygılar güden bir kentleşme biçimi a sure sign (of) = (bir şey)’in kesin bir işareti / göstergesi a variety of = bir dizi, a range of a whole range of = her çeşit, her tür, çok çeşitli a wide range of reasons = çok çeşitli sebepler A. D. = Milattan / İsa’dan sonra, anno Domini, zıt anl.= B. C. , before Christ abandon = bırakmak, terk etmek, vazgeçmek, discontinue, stop, zıt anl.= pursue, carry on abandoned = terk edilmiş, boş, (bina için) viran halde, desolate, zıt anl.= occupied abandonment = terk etme / edilme, bırak(ıl)ma, desertion abate = azal(t)mak, hızını kesmek, die away, diminish, zıt anl.= amplify, intensify abbreviation = kısaltma abdominal fat = karın bölgesindeki yağ aberrant = sapkın, anormal, abnormal

A

aberration = anormallik, sapma ability = yetenek, kabiliyet, capability, capacity, zıt anl.= inadequacy, limitation ablution = abdest abnormal brain scan = beyin taramasında (ortaya çıkan) anormallik abnormally = anormal şekilde, alışılmışın dışında, unusually aboard = (gemi, uçak, tren gibi taşıtlar için) içine, içinde abolish = kaldırmak, feshetmek, cancel abolition = (ortadan) kaldırma, ilga, fesih, cancellation, repulsion abominably = rahatsız edici bir şekilde, dreadfully abort = çocuk düşürmek, gebeliği sonlandırmak abortion = kürtaj abound in / with = (bir şey)’i bolca / çokça bulundurmak / içermek, be abundant with, zıt anl.= be lacking, be short of above all = hepsinden ziyade, en başta, mostly abrasion = sıyrık, soyulma veya kazınma, aşınma abroad = yurt dışına, yurt dışında abrupt = 1) ani, beklenmedik, ani ve kaba, sudden; 2) dik, sarp abruptly = aniden, birdenbire, ani ve kaba bir şekilde, suddenly, (The talks ended abruptly when one of the delegations walked out in protest. = Delegelerden biri protesto amacıyla salonu terk edince görüşmeler aniden kesildi.) absence = yokluk, bulunmama, zıt anl.= presence, existence absence of empathy = empati eksikliği (kendini karşısındakinin yerine koyabilme yetisinin eksikliği) absent = namevcut, yok, unavailable, zıt anl.= present, available absolute = 1) tam, halis, saf, mutlak, pure, zıt anl.= imperfect; 2) (bir şey)’in hepsi, tamamı, complete, zıt anl.= limited absolute temperature = mutlak sıcaklık (Kelvin biriminde ölçülen sıcaklık) absolute zero = mutlak sıfır (0°K’ye ve -273°C’ye eşit, olası en düşük sıcaklık) absolutely = tamamen, kesinlikle, totally, definitely

www.bademci.com

= failure.= concrete. agreement. ample. yararlanılabilir.= rarely.= basic acidification = asitleşme (pH seviyesinin düşmesi) acidity = asit derecesi. asidite (bir maddenin asidik reaksiyon gösterme özelliği) acknowledge = (bir gerçeği) kabul etmek. earning acquit of = (bir suç)’tan aklamak / temize çıkarmak. zıt anl. quit achievement = başarı.bademci. (bir şey)’den sorumlu olmak / tutulmak. kazanma.= decelerate. hizmet etmek. kabullenmek accepting = hoşgörülü access (fiil) = girmek. scatter accumulation = birikme. underline accept as = (bir şey)’i öyle kabul etmek. bütünleşme. be home to. (birisi) ile görüşme imkanı. restricted accessory = tamamlayıcı. prove the innocence of. ignore acknowledgement = 1) kabullenme.= fail.= failure. defeat accord = mutabakat. açıklamak. çokluk. zıt anl.4 . clarify. zıt anl. lose. elde etme. zıt anl. consequently account (fiil) = saymak. copiousness. approachable. inaccurate accurately = doğru. zıt anl. narrative. respect abuser = suiistimal / istismar eden kimse. solvent olarak kullanılan bir sıvı). be associated with accomplishment = başarı.= deny. (bir şey)’den faydalanma hakkı / imkanı. alkışlamak. emphasise.= acquit accused = sanık acetonitrile = asetonitril (renksiz. methyl cyanide achieve = başarmak. zıt anl. misuse. addetmek. blame with. yığ(ıl)mak. contact accessible = ulaşılabilir. supplementary. gain. exactness. attachment. soğur(ul)ma. tesadüfen accident-prone = kaza yapmaya yatkın acclaim = bağırarak beğendiğini göstermek. justify. ivme kazanma. be the reason for accumulate = topla(n)mak. zıt anl. correctly. 3) (bir şey)’in sebebi olmak. 2) (nedenlerini) anlatmak. bu nedenle. bereketli. exactly. zenginlik. kesinlik. zıt anl.= erroneous. hail. ivme kazan(dır)mak. zıt anl. sahip olma. admit. suck in. zıt anl.= inaccuracy accurate = doğru. entry. disagreement according to = (bir kişi ya da şey)’e göre accordingly = dolayısıyla. profusely. obtain.com .ÜDS Sözlüğü absorb = emmek. büyük miktarda. supplement accompany = eşlik etmek. retard acceleration = hız arttırma. so. anlaşma. zehirli. (bir şey)’in beraberinde gelmek. gain. zıt anl. zıt anl. zıt anl. available. zıt anl. enter access to (isim) = (bir şey)’e giriş / geçiş / erişim. 2) (ihtiyaçlarına) cevap vermek. zıt anl.= accuse of. soğurmak. erroneously accuse of = (bir şey) ile suçlamak / itham etmek. (bir şey)’in beraberinde gelme. scarcely abuse = kötüye kullanmak.= inaccessible. beyanda bulunmak. tali. inadequate abundantly = bolca. sonradan elde edilmiş. uyuşma. consider.= innate acquisition = elde etme. zıt anl. yanlışlıkla. recognise. 2) hesap account for = 1) hesap vermek.= discharge. achievement.= inaccurately.= defend.= scarce.= discord. serve accompaniment = eşlik etme. copiously. birikmiş accuracy = doğruluk. defeat acid rain = asit yağmuru (aşırı miktarda asidik özellik göstermesi sebebiyle çevre için zararlı olan yağış) acidic = asidik (çözünmüş hidrojen iyonu oranı yüksek. deem account (isim) = 1) anlatım. gather. titiz. nüfuz etmek.= forfeit. be (held) responsible for. zıt anl. lose acquired = doğuştan olmayan. blame with www. eksiksiz. applaud acclimatisation = yeni bir ortama / iklime alıştırma accommodate = 1) yer / yaşam alanı sağlamak. accomplish. conceptual. izah etmek. precise.= deceleration accentuate = vurgulamak. intangible. kaynaşma abstract = soyut. kazanmak. kazanmak. come / go with. actual abundance = bolluk. suiistimal etmek. birikinti accumulative = toplanmış. speed up. tam (olarak). birik(tir)mek. belirtmek. bildirmek. (zorlu bir uğraştan sonra) elde etmek. accomplishment. spoil. earned. zıt anl. zıt anl. success. pH seviyesi düşük olan) zıt anl.= scarcity abundant = bol. precision. usable. secondary accident = kaza accidentally = kazara. mistreat. 2) (kitaplarda) teşekkür bölümü acquire = elde etmek. recognition. success. wealth. üstesinden gelme. zıt anl. explain. (giderek) hızlanma. collect. emit absorption = em(il)me. (bir şey)’i aşırı miktarda / yüksek dozda kullanan kimse academia = akademisyenler camiası accelerate = hızlan(dır)mak. zıt anl. zıt anl.= disperse.

ÜDS Sözlüğü - 5
acronym = kısaltma (birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelen kelime; örn. “radio detection and ranging” ifadesinin kısaltması olarak RADAR kelimesi) acropolis = akropol (yukarı kent, bir antik kentin genellikle yönetimsel / törensel merkezini oluşturan, yüksek bir tepenin üzerine kurulu bölümü) across = 1) karşısına, diğer yakasına, to the other side of; 2) boyunca, çapında, bir uçtan bir uca, throughout act = 1) yasa; 2) (tiyatroda) perde; 3) hareket, eylem act as = (bir şey) gibi / (bir şey)’e benzer şekilde davranmak, (bir şey) görevi görmek, (bir şey)’in görevini üstlenmek action = 1) hareket, eylem, zıt anl.= inaction; 2) etki, efffect activation = harekete geçirme active metal = aktif metal (kimyasal tepkimelere kolaylıkla giren metal) activity = faaliyet, etkinlik actually = aslında, gerçekten, aslına bakılırsa, as a matter of fact, to tell the truth, in fact actuate = harekete geçirmek, çalıştırmak, activate acute = 1) ağır, vahim; 2) akut, hızlı seyreden / gelişen (hastalık) acute viral hepatitis = akut viral hepatit (hepatit virüslerinden herhangi birinin sebep olduğu, hızlı seyreden hepatit) adapt to = (bir şey)’e adapte etmek, uyarlamak, intibak etmek, adjust, accommodate, zıt anl.= dislocate adapt oneself to = kendini (bir şey)’e adapte etmek / uyarlamak, get used to adaptation = adaptasyon, uyum adaptive = uyum gösterme ile ilgili, uyumsal add to = (bir şey)’e katkı sağlamak add up to = toplam olarak (bir değer) etmek added bonus = bir başka avantaj addendum = (çoğul: addenda) ek, ilave addicted to = (bir şey)’e bağımlı addictive = bağımlılık yapan additional = ek, fazladan, extra additionally = ek olarak, in addition, also additive = katkı maddesi address = (bir şey)’e değinmek, (bir şey) ile uğraşmak, point (to), deal with, handle adenosine triphosphate = adenosin trifosfat (kas dokusunda bulunan ve hücresel reaksiyonlar için temel enerji kaynağı sağlayan nükleotid), ATP adequate = yeterli, enough, sufficient, zıt anl.= inadequate, insufficient adequately = yeterince, yeterli bir biçimde / oranda, enough, sufficiently, zıt anl.= inadequately, insufficiently adhere to = (bir şey)’e bağlanmak, yapışmak, bağlı kalmak adherence = bağlılık, yapışma, dedication adherent = taraftar, yandaş, fan, follower adhesive = yapıştırıcı adjacent = yan yana, bitişik adjoin = bitişik olmak, link, border, attach, zıt anl.= detach, disconnect adjoining = bitişik, bitişikteki, neighbouring adjust = ayarlamak, arrange, tune, zıt anl.= confuse, upset adjustment = ayarlama, adapte olma / etme, regulation, setting, orientation administer = (ilaç vs.) vermek administration = 1) idare; 2) (ilaç) verme / uygulama administrator = yönetici, idareci admiralty = 1) amirallik rütbesi ve pozisyonu; 2) deniz kuvvetleri komutanlığı, naval forces command admiration = takdir, beğeni admire = takdir etmek, beğenmek, hayran olmak, esteem, zıt anl.= look down (on / upon) admission = 1) kabul etme, acceptance, zıt anl.= denial; 2) (işe, üniversiteye vs.) girme / kabul edilme, entrance; 3) itiraf, confession admission to hospital = hastaneye kabul admit = itiraf etmek, kabul etmek, (gelmesine, girmesine vs.) izin vermek, accept, allow, zıt anl.= deny, reject admittedly = genel kabule göre, kuşkusuz, confessedly adolescence = ergenlik adolescent = ergen adopt = 1) benimsemek, accept, assume, zıt anl.= reject, turn down; 2) evlat edinmek adoptee = evlat edinilen çocuk adoption = 1) evlat edinme; 2) (fikir, ideoloji, vs.) edinme / benimseme, acceptance, zıt anl.= rejection adoptive = evlat edinilen, evlatlık olarak alınan adrenal system = böbreküstü bezlerinin oluşturduğu sistem Adriatic (isim) = Adriyatik Denizi (İtalya ile Balkan Yarımadası arasındaki deniz) Adriatic (sıfat) = Adriyatik Denizi’ne ait

www.bademci.com

6 - ÜDS Sözlüğü
adult = yetişkin adulthood = yetişkinlik, yetişkinlik dönemi advance = ilerlemek, gelişmek, progress, develop, zıt anl.= regress advanced = gelişmiş, ileri düzeyde advanced age = ilerlemiş yaş advanced scanning technology = ileri / gelişmiş tarama teknolojisi advantage = avantaj, üstünlük sağlayan şey, yarar, zıt anl.= disadvantage advantaged = ayrıcalıklı, imtiyazlı, privileged, favoured, zıt anl.= disadvantaged advantageous = avantajlı, yararlı, beneficial, zıt anl.= disadvantageous advent = geliş, başlama, arrival, beginning, zıt anl.= departure, end adventure = macera, serüven adventurer = maceracı, serüvenci adversary = düşman, enemy, foe, zıt anl.= friend, ally adverse = kötü, elverişsiz, zararlı, menfaatine aykırı, aleyhte, ters (yönlü), harmful, contrary, reverse, zıt anl.= beneficial, favourable adverse drug reactions = ilacın yan etkileri adverse effect = ters / olumsuz / yan etki adverse reaction = ters / olumsuz tepki adversely = kötü bir şekilde, elverişsiz şartlarda, aleyhte, negatively, zıt anl.= positively adversely affect = ters / kötü yönde etkilemek advert = reklam, advertisement, ad advertise = reklam vermek, reklam / (bir şey)’in reklamını yapmak advertisement = reklam, ilan, advert, ad advertising = reklamcılık, tanıtım advice = öğüt, tavsiye, nasihat, proposal advisable = akıllıca, makul, doğru, appropriate, sensible, zıt anl.= improper, unwise advise = öğüt vermek, tavsiyede bulunmak, counsel, suggest adviser = danışman, advisor, consultant advisory = tavsiye niteliğinde advisory body = danışma organı, yetkisi tavsiye vermek ile sınırlı kurum advocate (fiil) = savunmak, desteklemek, promote, support advocate (isim) = 1) avukat, sözcü, lawyer; 2) destekçi, savunucu, taraftar, supporter aerial = havada bulunan, havaya ait aerial photograph = hava fotoğrafı aerobic = serbest oksijen veya havaya bağımlı, oxidative, aerobiotic, zıt anl.= anaerobiotic aerobics = aerobik (oksijene olan ihtiyacı arttıran egzersiz biçimi) aeronautical = havacılıkla ilgili aerospace = uzay / havacılık affair = iş, mesele, business, matter affect = etkilemek, have an effect on, influence, involve affected = etkilenmiş affection = şefkat, sevgi, concern, love, zıt anl.= hatred affiliation = yakın ilişki, bağlılık, yakınlık affinity = yatkınlık, (bir şey)’in başka (bir şey)’e benzerliği affirm = doğrulamak, onaylamak, confirm, ratify, zıt anl.= deny affliction = ağrı, acı, hastalık, rahatsızlık, pain, suffering, distress affluence = bolluk, refah, zenginlik, richness affluent = zengin, refah içinde, rich, wealthy, prosperous, zıt anl.= poor, needy afford = (bir şey) yapmaya gücü / parası yetmek, (maliyetini) karşılayacak durumda olmak affordable = maliyeti karşılanabilir, satın almaya para yetirilebilir aficionado = birisini / bir şeyi beğeni ile takip eden, onun hakkında birikim sahibi kişi, hayran Afro-American = Afro-Amerikan (Afrika kökenli, siyahi Amerikalı) after a while = bir süre sonra aftermath = (örn. bir felaketin) sonrası against = (bir kişi / bir şey)’e karşı (I am against the sale of alcohol to minors. = Küçüklere alkol satışına karşıyım.) against (smo’s) will = (birisinin) arzusuna rağmen / arzusu hilafına age (fiil) = 1) yaşlanmak, grow old; 2) (şarap vs. için) yıllanmak age (isim) = 1) çağ, devir, period; 2) yaş age-linked = yaşa bağlı agency = acente, ajans, kurum, teşkilat agenda = gündem agent = 1) temsilci, aracı, acente; 2) etmen, faktör age-related = yaşa bağlı, yaşla ilgili ages past = geçmiş çağlar aggravate = 1) (zaten olumsuz bir durumu daha da) kötüleştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, deteriorate, worsen, zıt anl.= facilitate, alleviate, ease; 2) canını sıkmak, irritate, make worse

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 7
aggregate = agrega (çakıl vs. gibi dolgu maddesi) aggression = saldırganlık, hostility, zıt anl.= resistance, defence aggressive = iddialı, hırslı, saldırgan, assertive, offensive, hostile, zıt anl.= passive, peaceful aggressively = girişken / saldırgan bir şekilde, offensively, zıt anl.= passively agility = çeviklik, atiklik aging = 1) yaşlanma; 2) (şarap vs. için) yıllanma agree to = (bir şey yapma)’ya razı olmak, (bir şey yapma)’yı kabul etmek, zıt anl.= object to agree with = aynı fikri paylaşmak, katılmak, zıt anl.= disagree (with) agreeable = 1) hoş, tatlı, pleasant, delightful, zıt anl.= unpleasant; 2) kabul edilebilir agreement = anlaşma, sözleşme agricultural = tarımsal, tarım ile ilgili agriculture = tarım agronomist = tarım uzmanı ahead = gelecek, yaklaş(ıl)makta / gelmekte olan, ilerideki ahead of = (bir şey)’in önüne / önünde ahead of its time = zamanının çok ilerisinde, çağdaşlarından daha ileride, far beyond its time aid = katkı, destek, yardım, help, relief, support ailment = hastalık, rahatsızlık, sickness, illness, disorder aim (at) (fiil) = hedeflemek, amaçlamak, nişan almak, target (to) aim (isim) = hedef, amaç, goal, target air photography = hava fotoğrafçılığı air taxi = hava taksisi (ticari taksi gibi hizmet veren küçük uçak veya helikopter) airborne = havadan gelen, hava yoluyla taşınan, havada olan (örn. airborne bacteria) aircraft = (çoğul: aircraft) uçak, hava taşıtı airframe = bir uçağı ya da uzay aracını oluşturan mekanik aksam airliner = yolcu uçağı airline = havayolu şirketi airlines = havayolları airship = (zeplin vs. gibi) hava gemisi air-starved = havasız kalmış air-to-air refuelling = havada yakıt ikmali airway = hava yolu (solunum sisteminin, akciğere girişi sağlayan kanal şeklindeki kısımları; örn. burun delikleri, boğaz) akin to = (bir şey) ile ilgili, yakın, benzer, similar to alarming = ürkütücü, korkutucu, appalling, frightening alarmingly = endişe verici bir şekilde, shockingly, disturbingly albatross = albatros (geniş kanatları ve çok uzun süre havada kalabilmesi ile tanınan iri bir tür deniz kuşu) alcohol-related = alkol (alımı) ile bağlantılı alert (fiil) = uyarmak alert (isim) = uyanık, tetikte alertly = açıkgöz / uyanık bir şekilde, tetikte olarak alertness = uyanıklık, tetikte olma hali alfalfa = yoncaya benzeyen, çiçek açan bir bitki alga = (çoğul: algae) alg (su yosunu) algal = deniz / su yosununa ait algal ancestors = alg kökenli atalar Alhambra = Elhamra (13. yy‘da İspanya’daki Gırnata şehrinde Mağribiler tarafından yapılmış olan kale / saray) alien = 1) yabancı, unfamiliar, unknown, zıt anl.= familiar, known; 2) uzaylı, extraterrestrial alienate from = (arkadaşların)’dan, (iş)’ten vs. soğu(t)mak, uzaklaş(tır)mak, part (from), turn away (from), zıt anl.= unite, endear alienating = yabancılaştıran, (gerçeklerden) uzaklaştıran alienation = yabancılaşma alike = 1) benzer, similar, zıt anl.= different; 2) eşit / aynı şekilde; 3) hem. . . , hem. . . , similar, in the same way, both alkaline = alkali (bir alkali veya toprak alkali metalin oluşturduğu ve suda çözündüğünde pH değeri 7’den yüksek olan iyonik bileşik) alkaloid = alkaloid (nikotin ve morfin gibi, nitrojen içeren, genellikle katı halde bulunan ve farmakolojik etkileri olan bitkisel kökenli organik bileşikler grubu) all kinds of artistic activities = her çeşit sanatsal aktivite all manner of = her çeşit all things considered = her şey göz önüne alındığında all too often = çoğunlukla all walks of life = hayatın her alanı (her meslek, her sosyal grup vb.) all-cause mortality = (sebebine göre ayrım yapılmaksızın) bütün ölümler allegation = suçlama, itham, iddia alleged = iddia edilen allelopathy = bir bitkinin, ürettiği kimyasallarla diğer bir bitkinin gelişmesini engellemesi

www.bademci.com

İngilizce kaynaklarda genellikle 2. together with alter = (özüne dokunmadan kısmen) değiş(tir)mek. birleşme. relieve. allocate allow = izin vermek. başka. correction. (pay vs. in turns alternating current = alternatif akım. zıt anl. yoksullar evi. hafifletmek. . dull amber = kehribar ambiguous = belirsiz. zıt anl. dejenere olmuş ve nişastaya benzer protein) an awful lot = çok fazla anaemia = anemi (kansızlık) www. lucid ambiguously = belirsizce. azaltmak. nöron kaybına bağlı atrofi ve beyin karıncıklarında genişleme ile belirgin bunama) amass = toplamak. completely. hepten. apportion. dolaylı atıf / alıntı.= contentment ambitious = (başarmak veya elde etmek için) tutkuyla dolu. fluctuate. şaşırtıcı. 2) çok. quantity amount to = 1) (miktar olarak) karşılık gelmek. imarethane aloft = yukarıda. yarı saydam. together with alongside = yanında. permit. muğlak bir şekilde. zealous. yetki vermek. komik. rahatlatmak. . elevation altogether = tamamen. add up to. tahsis etmek. shift. foe almond = badem almshouse = darülaceze. change. vaguely. bol amplification = büyütme.= explicit. altiplano altitude = yükseklik. ferahlatmak. yanı sıra. appropriate allocation = tahsis. 2) (bir şey) ile eşanlamlı olmak.= enemy. prohibit allow for = (bir şey)’i dikkate almak / hesaba katmak / göz önünde tutmak. renksiz ve kötü kokulu bir gaz) amnesia = hafıza kaybı. Dünya Savaşı’nda ABD. zıt anl. hinder. zıt anl. ease. option altiplane = buzul çağında oluşmuş yüksek yayla.8 . ayırma. eager. zıt anl. change amicable = arkadaşça. kinaye. muğlak. rakım. unclear. correspond to amphibian = amfibi (hem karada hem suda yaşayabilen) ample = 1) geniş. vague. let.= forbid. tek başına along with = (bir şey) ile birlikte. memory loss among other things = diğer etmenler / faktörler yanında amount = miktar. on the whole. allowance allot = tahsis etmek. sum up to.= remain alternate with = (bir şey) ile dönüşümlü olarak meydana gelmek alternately = dönüşümlü olarak.= banal. friend. indifferent. allotment. astonishing. (farklı bir) seçenek. biriktirmek amazing = insanı hayrete düşüren. passion. modify alternate between = (iki durum) arasında gidip gelmek. değişiklik.) allocate = ayırmak. alternatif. dindirmek. bir ses dalgası veya elektronik sinyal için) yükseltme / amplifikasyon amplitude = dalga yüksekliği amusing = eğlendirici. İttifak Devletleri (Bu kelime. comfort. bütünüyle.bademci. cooperator. partner. dostça. sağlamak. friendly amino acid = amino asit (proteini oluşturan asitlerden her biri) ammonia = amonyak (kimyasal formülü NH3 olan. unambitious amendment = düzeltme. accord allied = müttefik Allies = (the Allies şeklinde kullanılır) Müttefikler. ödenek. AC alternative = diğer. İngiltere ve bu ülkelerin yanında yer alan diğer ülkeleri ifade eder. havada alone = yalnız. funny amyloid protein = amiloid protein (bir tür mumsu yapıya sahip. .com . startling. enable. bulanık.) ayırmak. association. lucidly ambition = hırs.= differ from. zıt anl. empower. indirect reference ally = müttefik. alerji ile ilgili allergist = alerji uzmanı doktor alleviate = yatıştırmak. take (smt) into account alloy = maden alaşımı all-time low = tüm zamanların en düşük seviyesi allusion = ima.ÜDS Sözlüğü allergic = alerjik. büyük. (örn. mümkün kılmak. height. zıt anl. zıt anl. unclearly. surprising. irtifa.= intensify. all in all alveolar duct = hava keseciği / kanalı alveolar sac = hava keseciği alveolus = (çoğul: alveoli) hava keseciği Alzheimer’s disease = Alzheimer hastalığı (genellikle 40-50 yaşları arasında başlayan. anlamına gelmek. ihtiras. zıt anl. aggravate alliance = ittifak. zıt anl. dağıtmak.= explicitly. imkân vermek.= humble.

açıklayıcı notlar koymak announce = ilan etmek. olağan olmayan anonymity = kimliklerin belirsiz oluşu. atalara ait ancestry = atalar. (başkasından) önce davranmak. bother annoying = sıkıntı veren. foresee. antoloji (şiir veya hikaye gibi belli bir grup edebi eserin toplandığı kitap) anthrax = şarbon (genellikle büyük ve küçükbaş hayvanlarda görülen. make angry angina pectoris = angina pektoris (fiziksel egzersiz. yearly anomalous = anormal. exasperating annual = yıllık. and so on. benzeşim. insanlara da et. yılda bir yapılan / yayınlanan.com . antik (genellikle Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden önceki dönemlere ait). insan bilimsel anthropologist = antropolojist. kök anchor-bolt = çelik dübelli cıvata (nesneleri sağlam bir şekilde betona tutturmaya yarayan cıvata / saplama) ancient = eski. -e karşı anti-aircraft missile battery = uçaksavar füze bataryası (savaş uçaklarına karşı karada veya savaş gemilerinde konuşlandırılmış füze fırlatıcısı) antibacterial compound = antibakteriyel bileşik antibiotic = antibiyotik antibody = antikor (kana dışarıdan giren yabancı maddelere karşı koyan protein) antibody-based therapy = antikora dayalı tedavi antibody-drugs = antikor ilaçlar (özellikle kanser tedavisinde kullanılan ve kanserli hücreler üzerindeki antijenlere bağlanıp sadece bunları yokeden ilaçların genel adı) anticipate = (olacakları) sezinlemek / tahmin edip ona göre davranmak. sinirlendirmek. sinir bozmak. irritate. her yıl (düzenli olarak). anonimlik anorexia = anoreksi. yy’lar arasında güney ve batı Britanya’ya hakim olan ve modern İngiliz ve Amerikalılar’ın bir kısmının kökeninin dayandığı halklara verilen genel ad) animal husbandry = hayvancılık annotate = dipnot koymak. heyecanlanma sonucunda göğüste yaşanan ağrı) angle = açı Anglo-Saxon = Anglo-Sakson (özellikle 5-11. 2) (çoğul: antennae) duyarga (kimi böcek ve eklembacaklıların başlarında bir çift halinde bulunan ve çevrelerini kimyasal olarak algılamalarına yarayan organ) anthology = seçki.ÜDS Sözlüğü .= aleyhinde. similarity analyze = analiz etmek. yearly annual rate of growth = yıllık büyüme oranı annually = yılda bir. antique. iştahsızlık anorexia nervosa = anoreksi nervoza (çok zayıf olmasına rağmen hastanın kendisini çok şişman görmesine ve yemek yememesine neden olan psikolojik bir rahatsızlık) antenna = 1) (çoğul: antennas) anten. ummak. and the like and the like = ve benzerleri. beklemek. archaic. bildiri annoy = can sıkmak. disturbing. aşırı sigara. duyurmak announcement = duyuru. zıt anl.9 anaemia of folate deficiency = folik asit eksikliği / yetersizliğine bağlı olarak gelişen anemi anaesthesia = anestezi (cerrahi müdahele için anestetik madde vererek kişide ağrı ve acı hissini ortadan kaldırma) anaesthetic = anestetik madde (uyuşturucu) analgesic = analjezik (ağrı kesici ilaç) analogue = benzer. insan niteliklerine sahip olduklarının düşünülmesi) anti. predict anti-collision = çarpışmayı önleyici anti-constitutional = anayasaya aykırı antidepressant drug = antidepresan ilaç (depresyon tedavisinde kullanılan ilaç) antidote = panzehir antigen = antijen (vücutta bağışıklık sisteminin harekete geçmesine yol açan toksin ya da enzim) antihistamine = antihistamin (alerji ilacı grubu) www. and so on. sinir bozucu. insan vücudunun çeşitli kısımlarını karşılaştırmaya yönelik araştırma anthropomorphism = insan biçimcilik (insan olmayan varlıkların. insan bilimci anthropometric survey = ırklara has özellikleri belirlemek amacıyla. karşılık analogy = benzerlik.= modern ancient world = antik dünya (genellikle Roma dönemi ve öncesinde Akdeniz havzası ve çevresindeki uygarlıkları içeren bir tanımlama) and so forth = ve benzerleri. çözümlemek ancestor = ata ancestral = atalar ile ilgili.bademci. süt ve diğer hayvansal ürünler aracılığı ile bulaşabilen ve sıklıkla ölüm ile sonuçlanan bir hastalık) anthropological = antropolojik. iştah kaybı. and so forth anger = kızdırmak. rahatsız etmek.

application appealing = çekici. yanaşmak. hidden apparently = belli ki. yoksulluğu ortadan kaldırma amaçlı antiquity = antik çağlar (Avrupa’da Orta Çağ öncesi dönem).= disappear. 2) başvuru applied = uygulamalı (örn. be grateful for appreciation = 1) takdir. . tedirgin. arrest. attraction. near. yaklaşım. anyway? = Hem sen ne zamandır Broadway tiyatrosu ile bu derece ilgileniyorsun ki?) anywhere else = başka hiçbir yer(de) apart from = (bir şey)’den başka. evidently. ayırmak appropriate (sıfat) = uygun. properly.= modern ages anti-shrink = (kumaşlarda) çekme önleyici Antoine Lavoisier = 1743-1794 yılları arasında yaşamış. cazibe. el koymak. take account of. practice. kayıtsızlık. attractive. disinterest. stance appropriate (fiil) = 1) almak. visible. practice. tutuklamak. huzursuzluk hali. ki. understanding. (birisi)’nin hoşuna gitmek. worried. zıt anl. belli. belirmek.10 . iç sıkıntısı.) üzerine (soğuk / sıcak) kompres uygulamak apply to = (bir şey)’i içermek / kapsamak / ilgilendirmek appoint = atamak. endişeli. evident. proper. charm. attract. . ki. korku. hala. zıt anl. tasa. tatbik etmek. gereç applicable = uygulanabilir application = 1) uygulama. zıt anl. seem. 2) düşünmeye / üzerinde durmaya / ilgilenmeye / uğraşmaya başlamak approach (isim) = tutum. duygularını göstermeyen. esnasında nefes alma işlevinin geçici olarak durması). fade. kuruntu. yerinde olarak. attitude. göze çarpan. reach. aksesuar appetite = iştah appliance = alet. vanish. seize. capture. 2) (gibi) görünmek.bademci. kavrayış. (He doesn’t come here any longer. takdir etmek. worry. emergence appendage = eklenti. aygıt. 2) başvurmak apply (cold / warm) compress = (yara vs. unsuitably www. görevlendirmek. system. zıt anl.= discharge. be fully aware of. anyhow.= misunderstanding. grasp. obviously appeal to (fiil) = (birisi)’ne çekici gelmek. uneasy any longer = artık. zaten . Venus apiece = parça başına apnoea = apne (uyku vs. zıt anl. dismiss appointment = randevu appraisal = değerlendirme. zıt anl. zıt anl. look appearance = 1) görünüş.= negligibly appreciate = değerini anlamak. other than. 2) endişe. 2) değer artışı apprehend = yakalamak. zıt anl.= repulsive appear = 1) ortaya çıkmak. utilize. any more. cihaz. feature. zıt anl. stajyer approach (fiil) = 1) yaklaşmak. arise. implement. . tatbikat. worry apprentice (fiil) = (birisinin yanına) çırak olarak vermek apprentice (isim) = çırak. emerge. aşikâr. görünüşe göre. assessment. zıt anl.) any more = artık (değil). release apprehension = 1) anlayış.= tranquillity anxiety disorder = anksiyete bozukluğu (endişe. indifferent apathy = ilgisizlik. listlessness. (bir şey)’in haricinde. görünüm. tavır. kaygı. fiyat biçme. assign.= discharge. .= repel appeal (isim) = 1) çekicilik.= concern. . exercise. applied physiology = uygulamalı fizyoloji) apply = 1) uygulamak. tepki vermeyen. asphyxia apparatus = (çoğul: apparatus ya da apparatuses) düzen. suitable. yerinde. modern kimyanın kurucusu olarak kabul edilen Fransız araştırmacı anxiety = endişe. zıt anl. görünürdeki. minnettarlık. equipment apparent = açık. unsuitable appropriately = uygun bir şekilde.com .= obscure. considerably. uneasiness.= inappropriate. involvement Aphrodisias = Afrodisias (Aydın ili’nin Geyre Köyünde bulunan bir antik kent) Aphrodite = Afrodit (Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tarıçası). (How long have you been so interested in Broadway theatre. = O artık buraya gelmiyor. 2) tahsis etmek. aparat.ÜDS Sözlüğü anti-missile defence = güdümlü füzeye karşı savunma anti-poverty = yoksulluk karşıtı. request. 2) başvuru. zıt anl. yine de. . suitably. 2) ortaya çıkma.= inappropriately. image. charm. evaluation appreciably = fark edilir derecede. except for apathetic = apatik. fear. any longer anyway = hem . zıt anl. korku ve kuruntunun yarattığı gerilimle beliren huzursuzluk hali ve iç sıkıntısının sebep olduğu rahatsızlık) anxious = kaygılı. obvious. admiration. . kendine mal etmek.

kalpten vücudun diğer kısımlarına taşıyan damar) article = gazete / dergi makalesi. express artifact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri).= dampen. çetin. ifade etmek. zıt anl. suni.) savunmak.) argue = 1) tartışmak. debate. yazı. roughly arousal = uyarma. (tartışma vs. agreement. organise arrange for = (bir şey)’i ayarlamak. appear. 2) Nuh’un Gemisi armament = 1) teçhizat. sahte. imitation. yay. setup. stimulate.= real. ratify. atışmak. 2) tartışma. yerleştirmek. paleoethnobotany archaeological = arkeolojik. gelişigüzel. aksini kanıtlamak argue over = (bir konu) üzerinde tartışmak. artefact artificial = yapay. 2) silahlanma armed with = (bir şey) ile donanmış armistice = ateşkes. random. democratic.= reasonable.bademci. geride bırakılan eserlere dayanarak inceleyen bilim insanı) archipelago = takımada. gururlu. reject approximately = yaklaşık olarak. debate argue that = (bir fikir / bir görüş)’ü savunmak. debate. objective arboriculture = ağaç ve fidan yetiştirme arch = kemer. 2) kavga etmek. yerleştir(il)me. genuine artificial fingernail remover = yapay tırnak uçlarını çıkarmaya yarayan madde artificial liver = suni / yapay karaciğer artificially = yapay / suni olarak. come forth.= disapprove of. (She is arguably the best actress. stirring. assertion. order arrest = 1) durdurmak. (belli bir) görüşte olmak argue away = tartışarak çürütmek. 3) çekişme. come up. approximately.= pacification arouse = canlandırmak. kıraç arise from / out of = (bir şey)’den meydana gelmek / ortaya çıkmak. zıt anl. zıt anl. kesmek. zıt anl. harekete geçirme. baş göstermek. (bir şey) için hazırlık / plan yapmak.= disappear. zıt anl. silah. yaklaşık.) yaratmak. uyandırmak. man-made. activate. zıt anl. müzakere etmek. mimarlık ile ilgili architecture = mimari Arctic (isim) = Kuzey Kutup bölgesi Arctic (sıfat) = Kuzey Kutbu’na ait. uyanış. 2) tutuklamak. = O muhtemelen en iyi aktristir. zıt anl.= naturally artificially sweetened = suni olarak tatlandırılmış www. despotça. roughly aquatic = suyla ilgili. 3) (bir fikri vs. plan. stop. iddia. activation. zıt anl.= departure arrogant = 1) kibirli. harekete geçirmek. yorucu area of contact = temas noktası arguably = (tartışmaya açık olmakla birlikte) muhtemelen. artifact artery = atardamar (kanı. paper article of diet = yiyecek maddesi articulate = açıkça beyan etmek. pacify arrange = düzenlemek.11 appropriateness = uygunluk approval = onay. Kuzey Kutbu ile ilgili Arctic Circle = Kuzey Kutup Dairesi (66° 33' 39¨ enleminde bulunup Kuzey Kutbu’nu çevreleyen ve 21 Aralık günü hiç güneş görmeyen en güneydeki paralel dairesi) arduous = güç. deny. organise for arrangement = düzenleme. fade Ark = 1) Musa Peygamber’in on emrinin bulunduğu levhaların taşındığı sandık.ÜDS Sözlüğü . anlaşma. seize arrival = geliş. (bir şey)’i iddia etmek argument = 1) sav. içinde çok ada bulunan deniz architectural = mimari. cease-fire armoured car = zırhlı otomobil armpit = koltuk altı arms race = silahlanma yarışı around = civarında.com . stir. emerge. dolayında. münakaşa etmek. consent approve of = (bir şey)’i onaylamak. suda yaşayan aquatic rodent = suda yaşayan kemirgen aqueduct = su kemeri Arawak Indians = Aravak Yerlileri (Karayipler bölgesi yerli halklarından biri) arbitrary = keyfi. 2) küstah art = sanat artefact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). çekişmek. arkeoloji ile ilgili archaeological context = arkeolojik olarak araştırılmakta olan yer / eser archaeologist = arkeolog (insanı ve insanlık tarihini. canlandırılma. provoke. discuss. aşağı yukarı. dizilim. system. controversy arid = kurak. kıvrım arch bridge = kemerli köprü archaeobotany = arkeobotanik (paleoetnobotanik bilimine verilen başka bir isim).

diligently assign = 1) (görev) vermek. bakım. install. sonuçta. press. bildiri. about. feature. in addition to.bademci. gather. 2) kendi içinde. kıyıya aspect = açı.) as long as = sürece. . until now ascendancy = üstünlük. and also as with any country = her ülkede olduğu gibi as yet = daha. . sindirim. tahsis etmek. .ÜDS Sözlüğü artistic term = sanat terimi as a consequence = sonuç olarak. judgement asset = kazanç. considering as soon as = –er … –mez (bir şeyi yapar yapmaz) as soon as possible = mümkün olduğu kadar çabuk. . . as usual as far as = … kadar uzaklar(d)a. allot. = Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar (uzaklara) seyahat ettim. değer biçme. . as far as . yı ilgilendirdiği kadarıyla. (bir şey)’e uygun olarak. . tırmanış. olduğunda. müddetçe. (He is only a child and must be treated as such. as though as is the case with = … daki gibi. ensure. = Onun maaşı 300 YTL gibi küçük bir miktar. . henüz. . kongre assert = 1) (hakkını vs. konusunda. consequently as a matter of fact = aslında. = O sadece bir çocuk ve ona bir çocuk gibi / o şekilde davranılmalı. o şekilde. aslına bakılırsa. olduğunda. attack assault (isim) = saldırı. karışım. (I travelled as far as the Arctic Circle. goes as far as … goes = söz konusu . … ile ilgili durumda olduğu gibi as is true of others = başkalarında olduğu gibi as little as = . . saptamak. . affirmation. as always. portion. . yokuş ascertain = (araştırarak) tespit etmek.) güçlü bir şekilde savunmak / kabul ettirmeye çalışmak. kuvvetle arzu etmek. tarif edildiği gibi as ever = her zamanki gibi. belirlemek. . özümle(n)me (bağırsaktan emilen maddelerin organizmanın yapısına girmesi) www. . is concerned = söz konusu . hesaplamak. takyapçı assembly = montaj assembly = toplantı.com . . topla(n)ma assemble = 1) topla(n)mak. (bir şey) ile ilgili olarak as if = güya. disassemble assembler = montör. (His wage is as little as 300 YTL a month. therefore. kadar / gibi küçük (bir miktar). 2) atamak. ASAP as such = 1) bu sıfatla. . zıt anl.12 . . . in that capacity. sanki … miş / . . appraise assessment = değerlendirme. to tell the truth as a matter of legal doctrine = yasalar bakımından. consequently as a rule = kural olarak as a whole = bir bütün olarak as compared with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında as directed = talimata uygun şekilde. değer biçmek. . appoint. is concerned as far as character goes = karakter söz konusu olursa as for = (bir şey)’e gelince. actually. ve. meclis. tayin etmek.) as the semester wears on = sömestr ilerledikçe as to = (bir şey)’e gelince. . (onu) da. in contrast to as regards = (bir şey)’e gelince. . as far as . güç ascent = çıkış. . put forward assertion = 1) savunma. . iddia. . attack assemblage = bir araya getirilmiş / gelmiş kişiler veya nesneler bütünü. 2) açıklama. fayda getirecek şey. kurmak. plus assiduously = dikkatli ve sürekli çalışarak.) as far as . istek aspire to = (bir şey)’i şiddetle istemek. kadar / gibi kısa (bir zaman). . parçaları bir araya getirerek oluşturmak. cinder ashore = karaya. yasal açıdan bakılırsa as a result = sonuç olarak. 2) (hem) … hem de …. mış gibi. perspective. so far. (agresiflik derecesinde) kendinden emin assess = değerlendirmek. 2) monte etmek. insist. designate assimilation = asimilasyon. evaluate. declaration assertive = iddiacı. view. meziyet. şimdiye kadar. yükseliş. . verify ascribe to = (bir şey)’e atfetmek. facet. . 2) ileri sürmek. so long as as opposed to = (bir şey)’den farklı olarak. . görünüş. desire assassinate = suikast yapmak assassination = suikast assault (fiil) = saldırmak.= dismantle. yön. . allocate. seek. konusunda. . iddia etmek. 3) hem de . evaluation. declare. determine. relating to as well as = 1) (bir şey)’e ek olarak. side aspiration = arzu. . ayırmak. yı ilgilendirdiği kadarıyla. in itself. attribute to ash = kül. de / da.

assault. in general at least = en azından. varsaymak. (at the turn of the century = yüzyılın başında / sonunda) at this rate = bu hızla at times = zaman zaman.= defend www. believe.= innocent at first glance = ilk bakışta. şu an için. grow atrophy (isim) = atrofi. istenilen zamanda. diversity. birlik. in the wrong.bademci. maximum at once = 1) tek seferde. supposition assurance = endişeleri giderme amaçlı söz veya eylem. immediately. görev vs. at one time at present = 1) hali hazırda. ordinary astronomer = astronom (yıldızları. guarantee asteroid = asteroid. at this time. dumur. güvence assure = temin etmek. decay. society assortment = çeşitlilik. 2) derhal. guilty. help in associate = iş ortağı. kalbinde at the rate of = hızında at the request of their governments = hükümetlerinin talebi üzerine at the same rate = aynı oranda / hızda at the time = o zamanlar.ÜDS Sözlüğü . körelme attach = tutturmak.= normal. kabahatli. odak noktasında. farz etme. variety. zıt anl. surprising. sanı. takmak. hiçbir surette / şekilde. bağlantısı olmak associated with = (bir şey) ile ilgili / alakalı / lişkili. kurum. breathtaking. now at smo’s disposal = birisinin emrinde / kullanımında / elinde (olma durumu) at some point = bir noktada at the expense of = (bir şey) pahasına at the heart = merkezinde. at a time. certify. körel(t)mek. under the most favourable conditions. presently. sporcu atomic symbol = element simgesi (kimyasal elementleri temsil etmekte kullanılan bir veya iki harfli kısaltma) atrophy (fiil) = atrofiye / dumura uğra(t)mak. suppose. farklılık. 3) benimsemek. back then at the turn of = (bir şey)’in sonu ile takip edenin başı arasında. en iyi şartlarda. maksimum. istendiği gibi. hemen. occasionally at will = istendiğinde. zıt anl. hayrete düşürmek. undertake. surprisingly astounding = şoke eden. presume assumption = varsayım. bağlı kuruluş associate with = (bir şey / olay) ile ilgisi olmak. astound astonishingly = şaşırtıcı / hayrete düşürücü bir şekilde. dönüm noktasında. relation.13 assist in = (birine bir şey)’de yardım etmek / yardımcı olmak. disintegrate. 2) (iş. bir defada. çoğu. right away. çoğunluğu.= uniformity assume = 1) farz etmek.com . zamanın herhangi bir noktasında at bargain prices = kelepir fiyatlara / fiyatlardan at best = en iyi durumda.= at most at least to a certain extent = en azından belli bir dereceye / düzeye kadar at little expense = az bir maliyetle at long last = nihayet. en sonunda at most = en fazla. güvence vermek. whatsoever at all costs = ne pahasına olursa olsun at almost no cost = neredeyse bedelsiz / masrafsız olarak at any point in time = herhangi bir zamanda. amazingly.) üstlenmek. give importance attach much importance to = (bir şey)‘e büyük önem vermek attached to = (bir şey)’e bağlı attachment protein = tutunma proteini (virüsün yüzeyinde bulunan ve hücrelere tutunmasını sağlayan protein) attack (fiil) = saldırmak. currently. zıt anl. related to association = 1) ilişki. 3) aynı anda. zıt anl. 2) şimdi. gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim insanı) astronomical matters = astronomi ile ilgili konular at all = hiç mi hiç. at first sight at first sight = ilk bakışta at great expense = büyük harcamalar yapılarak at great risk = büyük risk altında at intervals = aralıklarla at large = genelinde. uzayda dolanan büyük göktaşları asthma = astım asthma attack = astım krizi astonish = şaşırtmak.= develop. hayret verici. zıt anl. zıt anl. as / when one wishes Athens = Atina (Yunanistan’ın başkenti) athlete = atlet. iliştirmek attach importance = (bir şey)’e önem vermek. zıt anl. kabul etmek.= at worst at ease = 1) rahat. at any rate. 2) dernek. astoundingly. huzurlu. 2) (askeri) ’Rahat’ komutu at fault = suçlu.

bulunabilirlik. accessible. elden çıkartmak audience = dinleyiciler. zıt anl. thoughtfulness. ascribe to attune to = (bir şey)’e uydurmak. zıt anl. sıfat. zıt anl. yormak.ÜDS Sözlüğü attack (isim) = 1) saldırı.= put / go to sleep www. stay away. cezbetmek. confrontation avoidant = (karakter için) çekinik await = beklemek. grow. ağırbaşlı. ulaşılabilir. yardımcı. accord auction off = açık arttırma ile satmak. supplementary available = bulunabilir. aşırı çekingenlik ve kişisel ilişkiler kurmada güçlükle belirgin içine kapanma hali) autistic = otistik (otizm rahatsızlığı olan) autoimmune response = otoimmün tepki (bağışıklık sisteminin bir virüs vs.14 . çoğaltmak. yetkili merci authorize = izin vermek. effort. stance attitude researcher = davranış araştırmacısı. element. (piyasada) bulunan. işitsel auditory system = işitme sistemi augment = arttırmak. evitable. care.= neglect attitude = tutum. ’i tanıması ve ona karşı antikor üretmesi) autonomy = özerklik. teşebbüs. spora vs. zor. appealing. escape. çetin authentic = otantik. kriz attain = (bir hedef vs. güzel. atfetmek. (okula.) devam etmek attendance = (okula. escape. edinilebilirlik. görevli attention = dikkat. 2) (bir şey)’e mal etmek. önlenebilir. zıt anl. yetkili. attainable.= fail attainable = erişilebilir. aspect. arouse.) attempt (fiil) = girişimde bulunmak. 2) (bir tür) mali müşavir. öncü average to = ortalama olarak (bir miktar)’a karşılık gelmek average life-span = ortalama ömür avian flu = kuş gribi avian influenza = kuş gribi / vebası aviation = havacılık aviator = havacı avionics = uçuş elektroniği avoid = (bir şey)’den kaçınmak / sakınmak / kurtulmak. fulfil. avertable. tavır. ready. 3) misafir öğrenci auditory = işitme ile ilgili. unavoidable avoidance = (bir şey)’den kaçınma / sakınma / kurtulma. elde etmek. kazanmak. gerçek. associate with.)’ye ulaşmak. trial attend = katılmak. teşebbüs etmek. kursa. wake up. huzurevi vs. hazır bulunanlar audio player = CD / kaset / müzik çalar audiometry = odyometri (işitme gücünün ölçülmesi) auditor = 1) dinleyici. (alıma / kullanıma) hazır. için) bakıcı.= inevitable. hakiki. connect to. kursa. permit. (The objectives put forward by the leading party do not seem to be attainable. amplify austere = 1) ciddi. ulaşılabilir. zıt anl. increase.= repulsive attribute = vasıf. atak.= contact. zıt anl.bademci. genuine author = yazar authoritarian = otoriter authority = otorite. yaklaşım. çekim gücü. expect awaken = uyan(dır)mak. 2) sert. davranış bilimci attract = (ilgisini) çekmek. approach. izleyiciler. staying away. appeal to attract attention = dikkat çekmek attract notice = dikkat çekmek attract scientific criticism = bilimsel çevrelerin eleştirisine hedef olmak attract scientific scrutiny = bilimsel araştırmaların ilgi odağı olmak attraction = 1) cazibe. alıştırmak. yetki vermek. 2) atraksiyon. try attempt (isim) = deneme. listener. face.= contact. girişim. usable availability = hazır bulunma. = İktidar partisi tarafından öngörülen hedefler pek ulaşılabilir görünmüyor. etkilemek. ilgi attentiveness = azami dikkat. hazır bulunma attendant = (akıl hastanesi.com . erişilebilirlik. 2) nöbet. confront avoidable = kaçınılabilir. spora vs. zıt anl. feature attribute to = 1) (bir neden)’e bağlamak.= unavailability avalanche = çığ avalanche proper = asıl / gerçek çığ avant-garde = avangard. achieve. gözlemek. zıt anl. nitelik. adjust. eğlence programı attractive = çekici. hazır bulunmak. otonomi (kendi kendini idare etme) auxiliary = yedek. devamlılık.) devam etme. empower autism = otizm (kişinin ileri derecede içe kapanık oluşu.

zıt anl. nice awful long time = (dilimizdeki informel karşılığı ile) felaket uzun zaman. horrible. zıt anl. recognition.= unawareness awful = berbat.= unconscious awareness = farkında olma. alert.= unaware of aware = bilinçli. farkında. conscious. zıt anl.= beautiful. güneşlik axiom = aksiyom (kabul edilmiş gerçek) axis = (çoğul: axes) aks. korkunç. çok uzun bir zaman awning = tente.com .bademci. perception.ÜDS Sözlüğü . zıt anl.15 aware of = (bir şey)’in farkında. terrible. eksen www.

support. zeplin gibi taşıtların denge sağlamak amacı ile taşıdıkları su. (In his time.). başındaki tüylerin beyaz olması sebebiyle “kel” adını almış olan iri bir kartal türü) B ball bearing = bilyeli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal küreler / bilyeler bulunan rulman) ball of fire = ateş topu. sufficiently barometer = barometre (ortam basıncını ölçmeye yarayan alet) barrel = (petrol için) varil (yaklaşık 159 litre) barren = kıraç. kum gibi ağırlık) ballast water = safra suyu (gemilerin yüklü değilken denge sağlamak amacı ile ambarlarına doldurdukları su) ballooning = artmak. arka plan backing = destek(leme). support with. support back (isim) = sırt back and forth = ileri geri back out = caymak. takas www. kümelenmek bank (isim) = 1) nehir / ırmak / hendek / göl kıyısı. zıt anl. bariyer. (The sun is simply a huge ball of fire. = Kendi zamanında Darwin’in teorilerini destekleyecek pek kimse yoktu. (fiyat vs.B B BB B vitamin folate = folik asit (bir tür B vitamini) B. zıt anl.com . arka çıkmak. forbid. 2) zeka geriliği olan backwardness = gerilik. çok az. basitçe dev bir ateş topudur. obstruction barter = değiş tokuş. = Güneş. sözünden dönmek back up = desteklemek. çantayı alıp kaçma bail out (of) = (acil durumda bir aracı) terk etme bake = (hamur işleri için) fırında pişirmek balance = denge balancing (isim) = dengeleme balancing (sıfat) = dengeleyici bald eagle = kel kartal (ABD ve Kanada’da bulunan. fireball ball of light = ışık topu ball of the foot = ayak parmaklarının ayakla birleştiği. reinforce with backer = savunan. destekleyen background = geçmiş. İskandinavya ile Danimarka arasında kalan deniz) ban = yasaklamak. hardly. infertile barricade = barikat barrier = engel.= enough. geri kalmışlık.) back up with = (bir şey) ile desteklemek. verimsiz.= allow. 2) oy pusulası Baltic = Baltık Denizi (Kuzey Avrupa’da. çıplak. there was hardly anyone to back up Darwin’s theories. basit. bakteriyel farenjit (yutak iltihabı) bacterium = (çoğul: bacteria) bakteri bag-snatching = kapkaç.bademci. zıt anl. . underdevelopment bacterial pharyngitis = (bakterilerin oluşturduğu ya da onlarla ilgili) farenjit. kaslı ve su toplamaya meyilli bölge ballast = safra (gemilerin ve balon. = Milattan / İsa’dan önce. D. yığın banker = banker. permit. = Yolculuk ettiğimiz trende sigara yasağı yoktu. 2) küme. prohibit.= A. kenarı. C. (There was no ban on smoking on the train we travelled in. balık ile beslenen. yükselmek. zümre. before Christ. support backpack = sırt çantası backward = 1) arkaya doğru. bar.) band = takım. reinforce. anno Domini baby boom = bebek patlaması (aşırı miktarda doğum) baby sticker = küçük çıkartma / etiket Babylon = Babil (antik Mezopotomya’nın en önemli kentlerinden birisi ve Babil Krallığı’nın başkenti) back (fiil) = desteklemek. mere barely = zar zor. arka tarafa doğru. (müzik için) grup Bangladesh = Bangladeş (Güney Asya’da bir ülke) bank (fiil) = yığılmak. arka çıkmak. bankacı banks of the Nile = Nil’in kıyıları bar = çubuk bare = yalın. güçlükle. için) patlamak ballot = 1) oy verme işlemi.

merkezinin (bir yer)’de bulunması be based on / upon = (bir şey)’e dayanmak.com . (bir şey)’in üzerine kurmak base unit = temel birim (Örneğin. be involved in be entitled to = hakkı olmak. be inclined to be due = hak etmek. yetkisi olmak. bilimsel vs. devote oneself to be composed of = (bir şey)’den oluşmak. be associated / affiliated with be conscious of = (bir şey)’in farkında olmak. be eligible for.) be equipped with = (ekipman vs. sona ermek zorunda olmak be bound up with = (bir şey) ile çok yakın ilişkisi / bağlantısı olmak be committed to = (bir şey)’e kendini adamak. deserve be empty of (smt) = (bir şey)’den yoksun olmak / kalmak be engaged in = (bir şey)’in içinde yer almak. bazal basal cell = bazal hücre (bir doku içerisinde en alt tabakada bulunan hücrelerden her biri) basal cell carcinoma = epidermisin alt tabakasını etkileyen. inanmak be critical of = (bir şey)’e karşı eleştirel olmak. (bir şey)’i eleştirmek. mücadele etmek. (bir şey)’e karşı durmaya yatkın olmak be bothered with = (bir şey)’den ötürü rahatsız edilmek / rahatsızlık duymak be bound to = (bir şey yapması) kesin / kaçınılmaz olmak. (krater için) iç kısım basis = temel. be conscious of. fight. soak baton = değnek batter = hırpalamak. fight (against / with) battle (isim) = meydan savaşı. be (in the) wrong be aware of = (bir şey)’in farkında olmak. tend to. donatılmış www. dövmek. = Yasalar altında hepimizin eşit korunma hakkı vardır. 2) suya / sıvıya batırmak.) baseball = beyzbol (atılan topa sopa ile vurularak oynanan. realise be based in = (örn. comprise. be about.ÜDS Sözlüğü . nispeten zararsız bir cilt kanseri türü base = (askeri. be built on.bademci. beat battering = hırpalama battery-powered = pille çalışan battle (against / with) (fiil) = ile / karşı savaşmak. consist of be concerned about = (bir şey) hakkında kaygılanmak / endişe duymak be concerned with = (bir şey) ile ilgili olmak. genellikle güneş ışınlarına aşırı derecede maruz kalınmasından kaynaklanan. (bir şey)’in aleyhinde bir eğilime sahip olmak. criticize be delighted with = (bir şey)’e çok sevinmek be deprived of = (bir şey)’den mahrum olmak. be affiliated / connected with be at a standstill = durmuş olmak be at fault = kusurlu / hatalı olmak. ana ilke Basle = Basel (İsviçre’de bir kent) bat = yarasa bathe = 1) yıkamak. lack be disposed to = (bir şey yapma) eğiliminde olmak. endeavour battlefield = er meydanı. deal with be connected with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. (bir şey)’den ibaret olmak. “santimetre” ise metreden türetilmiş bir birimdir. be certain / sure to be bound to end = sona ermesi kesin olmak. be associated / connected with be alarmed by = (bir şey)’den ötürü korkuya / dehşete düşmek be all there is left = kalan tek şey olmak be anxious to do smt = bir şeyi yapmayı çok istemek be associated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi / bağlantısı olmak. fundamental basin = havza.) üs base number = taban sayısı (bir sayma sisteminin dayalı olduğu sayı) base on = (bir şey)’e dayandırmak. war. özellikle ABD’de çok popüler olan bir takım oyunu) basic = temel. boksit bay = koy.17 basal = temel. savaş / muharebe alanı bauxite = alüminyum cevheri. wash. “metre” temel bir birim. depend on be better known = daha iyi tanınmak be better known as a scientist = daha çok bir bilim insanı olarak tanınmak be biased against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. bir kuruluş için) (bir yer)’de üslenmiş olmak. küçük körfez be affiliated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. (bir şey)’i konu etmek. (We are all entitled to equal protection under the law. taban. (bir şey)’e dahil olmak. muharebe. mücadele.) ile donanmış. be aware of be convinced of = (bir şey)’e ikna olmak.

= be unforeseen / unpredicted be expected to do smt = bir şey yapması beklenmek be exposed to = (bir şey)’e maruz kalmak be fascinated by / with = (bir şey)’e kendini kaptırmak.ÜDS Sözlüğü be expected = beklenmek. (bir şey)’in kurbanı olmak be put to work = işbaşı yaptırılmak. (bir şey) ile yetinmek zorunda kalmak be referred to as = . (bir yer)’de barındırılmak be in company of others = başkalarıyla birlikte olmak be in demand = (bir mal vs. be ready. (bir şey)’e karışmak / katılmak.)’nin içinde olmak. zıt anl. be biased (against) be prepared for = (bir şey) için / (bir şey)’e karşı hazırlıklı olmak. favour.bademci. lehinde olmak. . be a sign of be involved in = 1) (bir iş / yarış vs. her durumda (bir şey) ile ilgilenmemek be not without cost = bedelsiz olmamak. exist. önemli olmak. zıt anl. be happy with be prejudiced against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. . in charge (of) be restricted to = (bir şey) ile kısıtlı / sınırlı olmak.= be of importance be of the opinion (that) = … düşüncesinde / inancında olmak be on the horizon = ufukta belirmek be on the improve = düzelmekte olmak. . zıt anl. be wrong be no better = daha iyi olmamak be not necessarily concerned with = her zaman / her durumda (bir şey) ile ilgili / alakalı olmamak.= deteriorate be on the rise = yükselişe geçmek. 2) temeli sağlam olmak. be composed of be marked by = (bir şey) ile belirginleşmek be mistaken = yanılmak. (bir iş / yarış vs. tend to be likened to = benzetilmek be limited to = (bir yer veya bir şey)’e sınırlandırılmış olmak be linked with / to = (bir konu vs. var olmak be in possession of = (bir şey)’e sahip olmak. yükselişte olmak be over = sona ermek. olarak anılmak. bitmek. önceden kestirilmiş olmak.)’den yapılmak / oluşmak.= be unprepared for be present = var olmak. zıt anl. donanımlı olmak be home to = (bir şey)’e ev sahipliği yapmak. be of significance be of interest = ilginç / ilgi çekici olmak. end. be called be related to = (bir şey) ile ilgili olmak be remembered for = (genellikle bir özelliğinden) ötürü hatırlanmak be required to = (bir şey yapmak) zorunda olmak be responsible for = (bir şey)’den / (bir iş)’ten sorumlu olmak. be important. zıt anl. support. (bir şey)’i elinde bulundurmak.) ile bağlantılı / bağlantısı olmak be made into = (bir şey)’e dönüştürülmek be made up of = (bir madde vs. lider / önde olmak be in the making = yapım / kurulum / üretim aşamasında olmak be indexed to = (bir şey)’e endekslenmiş olmak be indicative of = (bir şey)’in göstergesi / habercisi olmak. be in connection with be likely to = .18 . have be in power = iktidarda olmak be in the grip of = (bir şey)’in yönetiminde / denetiminde / kontrolünde olmak be in the habit of = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak be in the lead = başta gitmek. be famous / well-known for be of importance = önem taşımak. zıt anl. zıt anl. be disposed to. huy edinmek be grounded = 1) yere konmak. istenmek be in existence = meydanda olmak.)’de yer almak. bulunmak. uçma izni olmamak. be wrapped up in be for = desteklemek.= begin be pleased with = (bir şey)’den memnun / hoşnut olmak. harbour be housed in = (bir yer)’e yerleştirilmek. -ması muhtemel olmak.= be absent be prey to = (bir şey)’e yenik düşmek. aranmak. ilerleme içinde olmak. be limited to www. participate (in). için) talep olmak.= be against be given publicity = yazılı ve görsel basında yer almak. be interesting be of no importance = önemsiz olmak. . hakkında haber çıkmak be given to = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak. be insignificant. bir bedeli bulunmak be noted for = (bir şey) ile ünlü / tanınmış olmak. .com . 2) (bir şey) ile uğraşmak / görevli olmak be involved with = (bir şey) ile bağlantı / ilgi / ilişki içerisinde olmak. . be foreseen / predicted. eğiliminde olmak. (bir şey)’in anavatanı olmak. . çalıştırılmak be quick to do smt = bir şey yapmakta çabuk davranmak / hızlı olmak be reduced to = (kötü) duruma düşmek.

= Bebek ile dedesi arasında büyük bir benzerlik var. experience be suited to = (bir şey)’e uygun olmak be supplied with = (bir şey) ile donatılmış / teçhiz edilmiş. thrash.) bear out = 1) desteklemek.= be able to. hastalığa yakalanmak be taken in = kanmak. win over.= be defeated beat (isim) = (kalp için) atış beautification = güzelleştirme become extinct = soyu / nesli tükenmek. düzenleme vs. 2) kiriş. için) yapılmakta olmak be unfamiliar with = (bir şey)’e aşina olmamak. carry out bear the brunt of smt = bir saldırıyı vs. (kahve vs. ilginçliği vs. dayak atmak.com . = Cephedeki askerler düşman saldırısını göğüslemek zorunda kaldılar. succeed in / at be under way = bekleniyor olmak. taşıyıcı kolon beam of electrons = elektron akımı bean = fasulye. be dependent on be washed away = su ile götürülmek. porter bearing = 1) ilgi. (Your composition bears no relation with the topic given. akıldan çıkarmamak bear little relation = çok az ilgisi olmak bear no relation = (bir şeyin. verilen konu ile hiç ilgisi yok. overcome. 2) yön beat (fiil) = 1) dövmek. (düşünce vs. (The baby bears a strong resemblance to its grandfather. undergo. başaramamak. 2) sahip olmak.bademci. için) tane bear = 1) katlanmak. karşısında) büyülenmek. (meyve) vermek. ışınlamak beam (isim) = 1) ışın. be afraid of be set on = kararlı / azimli olmak.) be situated = (bir yer)’de bulunmak. elinden gelmemek. ray. davranışla ilgili www. carry. kaldırmak. su tarafından silinmek be welcomed by = (birisi) tarafından hoş karşılanmak be well ahead of = (bir şey / bir kişi)’nin hayli önünde olmak be worth = (bir şey)’e değer olmak be worth something in the region of euro 700 = 700 Euro dolaylarında bir fiyatı olmak be wrapped up in = (kendini bir şey)’e kaptırmış olmak. 3) doğurmak. üzerinde bulundurmak. aldanmak. lack. taşımak. 2) alt etmek.19 be rumoured = söylentisi dolaşmak. (We are short of cheese. yabancı olmak be up to = 1) (bir şey)’i yapabilmek. zıt anl. azalmış bulunmak.) be to = olacak olmak.)’den ötürü kuşku duyulmak be taken ill = hastalık kapmak. put up with. (I am through with this studies. = Çalışmalarımı bitirdim. (This dog race became extinct about 300 years ago. 2) dışarı taşımak. be located be struck = (bir şeyin güzelliği. be determined be settled = (bir yer)’e yerleşmiş olmak be several years into smt = bir konuda büyük mesafe kat etmek / yılların birikimine sahip olmak be short of = (bir şey)’in eksiği olmak. = Peynirimiz azalmış. be able to do / deal with. ilişki. bill beam (fiil) = (elektromanyetik dalgalar aracılığı ile) göndermek. go through. katlanılabilir bearer = taşıyıcı. ilinti. maruz kalmak be subjected to = maruz kalmak / bırakılmak. be furnished with be supposed to = (bir şey) yapması gerekmek / yapmak zorunda olmak / yapması beklenir olmak. ışık huzmesi. (bir şeyin) arkasından meydana gelecek olmak be unable to = yapamamak. yolda olmak. 2) bağlı olmak. 4) (sorumluluk vs. göğüslemek (The soldiers in the front had to bear the brunt of the enemy attack.) bearable = dayanılabilir. = Kompozisyonunuzun. (bir iş. have. galip gelmek.)’ye tabi olmak.). = Bu köpek ırkının soyu yaklaşık 300 yıl önce tükendi. ağızdan ağıza yayılmak be scared of = (bir şey)’den korkmak. be deceived be thought to be = …olduğu düşünülmek be through = bitirmiş olmak. tabi tutulmak. yenmek. için) üzerine almak. şaşırmak be subject to = (yasa. support. proje vs.ÜDS Sözlüğü .) bedside manner = doktorun yatan hastaya yaklaşımı / tutumu bed-wetting = altını ıslatma behaviour = davranış behavioural = davranışçı. fail to. zıt anl. be wiped out.)’ye dalmış olmak bead = boncuk beak = gaga. (be to remain friends = arkadaş kalacak olmak) be to follow = (bir şeyi) izleyecek olmak. should be suspected of = hakkında (bir suç vs. have bear in mind = akılda tutmak. başka bir şeyle) ilgisi olmamak.

conceal. loss benefit from (fiil) = 1) (bir şey)’den yarar / fayda sağlamak. beak bind to = (bir şey)’e bağla(n)mak. tehlikesizce. unnoticeable. profit from. kindly. out of beyond recognition = tanınmaz halde. harmlessly. zıt anl. useful. fasten to. düşünce. hayırlı. (bir şey)’den başka best available record = (the best available record şeklinde kullanılır) eldeki en iyi kayıt / veri kaynağı best course to take = tutulacak en iyi yol.= free from. zıt anl. soft drink bewildering = şaşırtıcı. 2) gaga. lean down beneath = altına. agrofuel biological function = biyolojik işlev biological immaturity = biyolojik olarak yeterince gelişmemiş olma durumu biological self = biyoljik benlik / kimlik biologist = biyolog. mild. ’den oluşan isim. 2) kuşatmak. Belçika’ya ait belie = örtmek. harf vs. damage benefit (isim) = yarar. yararına olmak. zıt anl. attach. malign benign applications = zararsız / kötücül olmayan uygulamalar benignly = yumuşakça. hayret veren. yararlanmak. helpful.= reveal belief = inanç. biyolojist (canlıları inceleyen bilim insanı) biopsy = biyopsi (tanı amacıyla mikroskopik muayene için dokudan küçük bir parça alma) www. öne doğru eğilmek. savaşçı. risklerinden fazla yararları var benign = yumuşak. (There is a bewildering variety of activities in this new entertainment. vücudunda seyreden fizyolojik işlevler hakkında monitörlü araç yardımıyla bilgi sahibi olması biofuel = tarlalarda bu amaçla üretilen bitkilerden elde edilen yakıt (örn. loosen from bind with = birbirine bağla(n)mak. harmful beneficiary = (bir mirastan vs. capitalise. work to the advantage of. fayda.= maliciously beriberi = beriberi (B1 vitamini eksikliği nedeniyle oluşan. entity Belgian = Belçika ile ilgili. zıt anl. altına doğru beneficial = yararlı. zararsız. iyi huylu. aggressive.= suffer.= severe. learn from benefits outweigh its risks = yararları içerdiği risklerden ağır çeker. calystegia soldanella) biofeedback = kişinin.= impartiality bid = ihale bilaterally = iki taraftan. attach to. fasten. prejudice. loosen binomial = iki sayı grubu. zıt anl. (kimi türler için verilen) iki terimli isim (örn. savaşan taraf. zıt anl. yarar / fayda sağlamak.= apparent beyond what she needs = ihtiyacı olandan çok daha fazla(sı) bias = önyargı.= harm. el ve ayaklarda iltihap ile belirgin hastalık) beset = 1) rahat vermemek. hesap. iki yandan bile = öd. zıt anl. zıt anl. yapılacak en iyi iş best interests = en iyi şekilde koruma best left to hunters = en iyisi (bu işi) avcılara bırakmak best-known = en iyi bilinen / tanınan bestseller = çok satan (kitap vs.bademci. deceive.ÜDS Sözlüğü behind bars = demir parmaklıklar arkasında (hapiste) Beijing = Pekin (Çin’in başkenti) being = varlık. etrafını sarmak besides = yanında. = Bu yeni eğlence programında şaşırtıcı çeşitlilikte aktivite mevcut. dövüşken. overwhelming.= harm. zıt anl.) beyond = ötesi(ne).com . advantage. kavis yapmak.= free. yanı sıra. yanıltmak. safra bill = 1) fatura. zıt anl. zıt anl. advantage.= useless.20 . use.) bet = bahis beta-amyloid protein = beta-amiloyid proteini (Alzheimer hastalığının sebebi olarak bilinen ve nerofibril plak oluşumuna neden olan bir tür protein) better (fiil) = daha iyi hale gelmek / getirmek better targeted = hedefi iyi seçilmiş better-cared = daha iyi bakılan beverage = (alkolsüz) içecek. 2) (bir şey)’den ders çıkarmak. opinion Belize = Belize (Orta Amerika’da bir ülke) belligerent = kavgacı. flex bend over = yere eğilmek.= peaceful belly = karın. bükülmek. zıt anl. abdomen belonging = ait olma duygusu bench = tezgâh bend = eğilmek.) yararlanan (kişi veya şey) benefit (fiil) = yaramak. biyodizel). dışı(na).

) bitkileri vuran bir tür hastalık blind (fiil) = kör etmek. mixed. üfürmek. 2) rüzgardan korumasız bleed = kana(t)mak bleed to death = kanamadan ölmek bleeding = kanama blend (fiil) = karıştırmak. zıt anl. tuhaf. harman blended = karıştırmak veya harmanlamak yolu ile oluş(turul)muş.) vurma. güçlü bir yerçekimine sahip yüksek kütleli kozmik cisim) blacken = karar(t)mak black-glazed = siyah sırlı blacklist (fiil) = kara listeye almak blacklist (isim) = kara liste blade = 1) bir bıçağın / kılıcın keskin kenarı. Afrika halk müzikleri kökenli bir müzik tarzı bluish = mavimsi bluish-purple = mavimsi mor renk blunt = köreltmek.21 bipolar disorder = bipolar bozukluk (manik depresyon da denen. kapamak. disable. release blockage = tıkama. mix. (rüzgar) esmek blow (isim) = (kafaya vs. dayanılması zor bir şekilde bitterly disappointed = şiddetli bir hayalkırıklığına uğramış bizarre = garip. damage. berbat etmek. kanın vücut damarlarındaki veya bir yaradan dışarı akışı blood pool = kan toplanması blood pressure = kan basıncı.bademci.ÜDS Sözlüğü . acaiplik black hole = kara delik (hiçbir maddi oluşum ya da ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyen.= let go. acımasızca.= uncover blanket amnesty = genel af blast = patlama. dull.= separate blend (isim) = karışım. zıt anl. harmanlamak. depresyon içerisinde coşku. zıt anl. 2) (bir durum)’u görmeyen / görmezden gelen blister = kabarcık. blokaj.= acquit of blame (isim) = suç.) örterek bastırmak. spoil blight (isim) = (patates vb. accuse of. blokaj. zıt anl. parçacık. infilak. özellikle siyahi insanlar arasında daha popüler olan. beslenmesi için gereken) kan miktarı. lokma bite off = ısırarak koparmak bitter-blocker = acı tadı ortadan kaldıran bitterly = sert bir şekilde.= release blocking = 1) engelleme. acayip bizarreness = tuhaflık. infilak şiddetiyle geniş alanları etkileyen bomba blasting = şiddetli ses çıkaran blatantly = gizlemeye gerek görmeden. suppress.= sharpen blur = bulandırmak blurred vision = bulanık görme www. tıkanma. 2) gruplandırma (bilimsel bir deneyde denekleri benzer özelliklerine göre sınıflandırarak inceleme) blood cell = kan hücresi blood clotting element = kan pıhtılaşmasını sağlayan unsur blood flow = kan akımı. suçlama. zıt anl. apaçık bir şekilde bleach = beyazlatıcı madde bleak = 1) kötü. explosion blast bomb = ses bombası. kasvetli. görmeyi / algılamayı engellemek blind to (sıfat) = 1) (bir şey)’e karşı kör. zıt anl.= separated blight (fiil) = soldurmak. engellemek. mahvetmek. zıt anl. (bir duyguyu vs.com . obstruct. obstruction. faaliyetini durdurmak. kan dökme bloodstream = kan akımı / dolaşımı blow (fiil) = savurmak. kaplamak. derinlerdeki yüksek basınç sebebiyle oluşan çok şiddetli püskürme blues = ABD’de ortaya çıkmış. su toplama block = tıkamak. töhmet blanket = üstünü örtmek. 2) az miktarda bite = ısırık. (bir şey) ile suçlamak. kesmek. tansiyon blood supply = (bir organın vs. cut off. kan tedariği blood test = kan testi blood vessel = kan damarı bloodshed = kan dökülmesi. kabahat. set çekme. darbe blow on (fiil) = (bir şey)’e doğru üflemek / esmek blow out = üfleyerek söndürmek blowout = yeni kazılmakta olan bir petrol veya artezyen kuyusunda. ruin. cover. etkisizleştirmek. taşkınlık gibi duyguların da yaşandığı bir çeşit ruhsal bozukluk) bird flu virus = kuş gribi / vebası virüsü birth = doğum birth defect = doğuştan gelen kusur / defekt bit = 1) parça. 2) yaprak ayası blame with (fiil) = suçu (bir kişi)’nin üstüne atmak.

support. zıt anl. çevirmek.) prosesler / işlemler body = organ. için) sek(tir)mek bounce (isim) = (derinin çekilip bırakılması sonrasında hemen) eski halini alabilmesi özelliği boundary = sınır boundless = sınırsız. unlimited. subdivide branch (isim) = dal. reduce booster = güçlendirici booth = kabin. annoyance bottled gas = tüp gaz botulism = ağır bakteri zehirlenmesi boulder = iri kaya parçası bounce (fiil) = (ticari çekler için) karşılıksız çıkmak bounce off (fiil) = (top vs.= prevent. ile) dövmek bond with = ile birleşmek. possess bodily processes = vücut içinde meydana gelen (kimyasal. içine alacak kadar) genişlemek. teşekkül body composition = beden yapısı body fluid = vücut sıvısı body function = vücut fonksiyonu body image = beden imgesi (insanın kendi bedeniyle ilgili algı ve değerlendirmeleri içeren imge) body mass index = vücut kitle endeksi (insanın vücut ağırlığının. 4) (kimyasal olarak) yıkmak / ayrıştırmak www. ani gelişme boost = arttırmak. diverge. lower.= coward bombard = bombalamak. sarı) kart göstermek (ve ilgili oyuncuyu kayda geçirmek). tren. kemikli book = 1) (bilet. ara. surround border (isim) = (ülke için) sınır bore-hole = sondaj deliği boring (isim) = sondaj boring (sıfat) = can sıkıcı. tiresome bother = sıkıntı. için) bozulmak.com .22 . -e bağla(n)mak bond yield = tahvil faizi bonding = bağ. 2) kaynayarak taşmak bold = cesur.= limited. destek olmak. gözüpek.= shrink brand = marka branding = marka yaratma brand-new = yepyeni. kulübe border on (fiil) = (bir yer)’i çevrelemek. branş branch out into = (başka yerleri vs. generous bourgeois = burjuva bout = hastalık nöbeti. teneffüs break away = kırılıp / kopup ayrılmak break down = 1) parçalara ayırmak. fit box kite = kutu uçurtma (şekil bakımından her yanı açık bir kutuyu andıran uçurtma) brain = beyin brain activity = beyin aktivitesi brain area = beyindeki bölgelerden herhangi biri brain injury = beyin zedelenmesi brain malady = beyin hastalığı brain pathway = beyin yolu (beyinde bulunan sinir yolları) brain regions = beynin bölümleri brain structure = beynin yapısı brain wave = beyin dalgası brain-imaging = beyin görüntüleme brake = fren branch off (fiil) = kollara / dallara ayrılmak. otobüs. daring. 3) ruhen veya zihnen çökmek. dull. rahatsızlık. analyze. göğüs germek breadth = 1) (bir uçtan bir uca) tamamı. yeni alanlara açılmak. 2) (motor vs. own. bir oyunda hatalı oynayan bir oyuncuya) uyarı amaçlı (örn. scarce bountiful = cömert. için) reservasyon yap(tır)mak. (expel = (örn. boyunun karesine bölünmesiyle bulunabilen ve zayıflık / şişmanlık ölçütü olarak kullanılan bir endeks) body weight = vücut ağırlığı body-fluid system = vücut sıvıları sistemi boil over = 1) kontrolden çıkmak.bademci. zıt anl.ÜDS Sözlüğü board = (uçak. (hydrogen bond = hidrojen bağı) bone = kemik bone fracture = kemik kırığı bone marrow = kemik iliği bonfire = şenlik ateşi bony = kemiksi. bölünerek yeni işlere girişmek. tükenmez. kırmızı kart göstermek sureti ile (oyundan) ihraç etmek) boom = canlılık. broadness break = mola. 2) (övünülecek bir şey)’e sahip olmak. otel vs. yükseltmek. brag. fizyolojik vs. patlama. infinite. improve. hastalık. width. gemi gibi büyük taşıtlara) binmek boast of = 1) (kendisi) ile (aşırı) övünmek. enclose. fail. expand. zıt anl. undermine. bağlanma. gıcır gıcır brave = cesaretle karşı koymak. sonsuz. 2) (futbol vb. kurum. 2) en. sıkıntı veren. (top vs. lessen. trouble. analiz etmek. increase. zıt anl.

2) kısaca. for a short time. doğurmak. gelir vs. earn bring into action = harekete geçirmek bring no benefit = hiç yarar sağlamamak. bright. yumuşatmak. sunmak. pull through bring to an end = son vermek. geniş çaplı broadcast = (verici ile) yayınlamak www. göğüs breast cancer = meme / göğüs kanseri breastfeed = emzirerek beslemek breastfeeding = emzirerek besleme breathe = nefes almak breathe life into = (bir şey)’e yaşam üflemek. alleviate. para.= aggravate. produce.) bring relief = rahatlatmak. short briefly = 1) kısa bir süre için. nervous breakdown. mükemmellik. (The new law brought about many complaints. hareketli. arıza. ortaya çıkarmak. perfection brilliant = dahice.= start. refer (to). great innovation / discovery breakup = 1) (gösteri. introduce. yol açmak. 3) beraberinde getirmek. neden olmak.)’den kaçmak. collapse. force an entry. farkına varmasını sağlamak bring under control = (bir durumu) kontrol altına almak bring up = 1) gündeme getirmek. force a way through break up = 1) (gösteri vs. türden bir etkinliği) dağıtmak. üre(t)me. nefes bile almayan (heyecan ve ilgi ifade eder) breathlessness = soluksuzluk. genius. shortly bright = parlak brilliance = deha. (bir yer)’i canlandırmak breathless = nefesini tutmuş. intelligent. ruhen çökme. … ile … arasında köprü oluşturmak brief = kısa. neden olmak.) getirmek. zıt anl. (My mother said I could bring my friend over for the night. başarılı bir şekilde yapmak. account for. gelir vs. earn. sebep olmak. arkadaşımı gece yatıya çağırabileceğimi söyledi.) getirmek. yield bring in = 1) (birisini veya bir şeyi tanıdık bir ortama) getirmek. 2) (bir kişi)’yi veya (bir şey)’i (tanıdık bir ortama) getirmek. sona erdirmek. escape (from) break through = (bir yerden engelleri aşarak) ilerlemek. bitme.bademci. cause. 2) (birini kendi) değerlerine. produce. terminate. (açığı) kapatmak bridge the gap between … and … = … ve … arasındaki boşluğu kapatmak.) bring down = 1) aşağıya çekmek. energetic broad = geniş. parlak. pek çok şikayete neden oldu. introduce bring about = meydana getirmek. burst into break off = (birdenbire) dur(dur)mak. zor durumu vs.ÜDS Sözlüğü .23 break into = 1) (zorla) girmek. pass through. inançlarına tekrar döndürmek. produce bring out = (bir şey) geliştirmek. için) dağılma. erupt break out of = (hapishane vs. bitirmek. 2) yıkmak.) atlatmasını sağlamak. develop. accomplish bring on = ortaya çıkarmak. moderate. azaltmak. değinmek. fren yapma işlemi breakthough = çığır açan şey. zorla geçmek. cause bring over = 1) deniz aşırı bir yerden getirmek. zıt anl. yayılmak (kötü şeyler için) brewing = demle(n)me brick = tuğla bridge = köprü kurmak. 2) (para. hızlı ve enerji harcatan tarzda.com . 2) (daha küçük) parçalara ayrılma breast = meme. 2) çocuk yetiştirmek. 2) bozulma. soluk alamama breed = cins. yerle bir etmek bring forth = yaratmak. give rise. meydana getirmek. failure breaking = frenleme.= keep one’s promise break out = patlak vermek. raise bring up to = (bir toplama. harika. hiç faydası olmamak bring off = başarmak. = Yeni yasa. ara vermek break one’s promise = sözünü tutmamak. zıt anl. wonderful brilliantly = harika bir şekilde bring in = 1) (sorun. organizasyon vs. = Annem. tür breed grounds for = (bir şey)’e zemin hazırlamak breeding = yetiş(tir)me. (bitki ve hayvan türlerini) ıslah etme breeding grounds = üreme / yuvalanma bölgesi breeze = esinti brew = gelişmek. save. effectuate. miktara) ulaştırmak brisk = canlı. 2) birden (bir şey yapmaya) başlamak. sunmak. 2) (daha küçük) parçalara ayırmak / ayrılmak breakdown = 1) sinir bozukluğu. worsen bring through = (birinin bir hastalığı. get. commence bring to the fore = ön plana çıkartmak bring to the notice = (bir kişi)’nin dikkatine sunmak. birden ortaya çıkmak.

humanely bubble = kabarcık. develop. darbe. vurma bumpy = tümsekli.24 . wax. yoluyla. düzenleyen) imar yasası building material = inşa / yapı malzemesi build-up = birikme. zıt anl. by a third www.com . = Bütün stress psikolojim üzerinde birikiyor ve beni depresif yapıyor. katiyen.bademci. hiçbir şekilde. (bir şey)’i esas almak. (Literature greatly broadens a doctor’s horizons. hyperphagia. bulimia 2 bulk = büyük hacim / kütle bulldoze = (örn. 2) büyümek. far and away by implication = ima yoluyla by means of = vasıtasıyla. çürük. yöntemiyle. 3) üzerine kurulu olmak. in no sense. dümdüz etmek bullet-proof = kurşungeçirmez bullfight = boğa güreşi bump = çarpma. toprak altında bırakmak business ethics = iş ahlakı business segments = iş alanları business setting = iş ortamı bustle = telaş etmek buttocks = (genellikle çoğul kullanılır) kalça. yaşama azminin yitirilmesi nedeniyle ortaya çıkan) moral çöküntüsü bronchoscopy = bronkoskopi (soluk borusu ve bronşların bir alet vasıtasıyla muayene edilmesi) Bronze Age = Tunç / Bronz Çağı (insanların bronzu kullanmaya başladıkları. 2) bulimi (genellikle genç kızlar arasında görülen. aşırı yemek yeme sonrasında kilo alma korkusu sebebiyle kişinin kendi kendini kusturması ile belirgin yeme bozukluğu). 2) bir anlık ve genellikle kısa süreli çok yüksek artış bury = gömmek. birikmek. yy’da Avrupa nüfusunun dörtte birine yakınının ölümüne neden olan. sayesinde. arıza build on = 1) üstüne çökmek. bere brunt = yük. amplify. morluk. kaba et. yaklaşık 3000-1200 yılları arasında kalan dönem) bruise = (deri ya da deri altı için) morarmak. yük.= tarnish burst (fiil) = patla(t)mak burst (isim) = 1) patlama ile fırlama / saçılma.= lessen build up to a size = belli bir ebada kadar yapmak building blocks = yapı taşları building code = (binaların nasıl inşa edileceğini vs. buldozer ile) yıkmak. yüksek ateş. dükkan. aracılığı ile. cruelly. birikmek. engebeli bundle = demet burden = külfet. expand. araç vs.= gently. generally broken generation = acılı nesil broken spirit = (örn. baloncuk bubonic plague = hıyarcıklı veba (özellikle pireler ve fareler tarafından taşınan. Ö. önceki çok satan kitabının başarısını daha da ileri götürmeyi umuyor. şans eseri by any means = her ne şekilde olursa olsun by far = çokça. ziyadesiyle. gather. = Yazar.ÜDS Sözlüğü broaden = genişle(t)mek. fersah fersah. popo buy up = (bir şey)’in tamamını satın almak by a third = üçte bir oranında. bir doktorun ufkunu önemli ölçüde genişletir. zıt anl. (The author hopes to build on the success of his previous bestseller book. soyan) hırsız burglary = ev / bina / araç soyma burn = yakmak / yanmak burn up = yakmak. form. 14. zıt anl. parlatmak.). strain bureaucracy = bürokrasi burglar = (ev. = Literatür. bulimia nervosa bulimia nervosa = bkz. yakarak tüketmek burnish = cilalamak. Anadolu için M.). 2) daha da ileri götürüp geliştirmek. accumulate. accumulation bulimia = 1) oburluk. be based on build to a common standard = ortak bir standarda göre yapmak / inşa etmek build up = 1) oluş(tur)mak. barbarously. aşırı yeme. burden Brussels = Brüksel (Belçika’nın başkenti olan ve Avrupa Birliği’nin yönetim merkezlerinin çoğunun yer aldığı kent) brutally = vahşice. halsizlik ve koltuk altı ile kasık bölgelerinde kabarcık oluşumu ile belirgin hastalık) budget = bütçe budgetary = bütçe ile ilgili bug = (bir sistem ya da makinedeki) hata. through by nature = özü / doğası sebebiyle.) broadly = geniş çaplı. doğası gereği by no means = asla. (All the stress builds on my psychology and makes me depressive. by one third by any chance = tesadüfen. certainly not by one account = bir görüşe / rapora göre… by one third = üçte bir oranında. polish.

25 by reference to = (birşey)’e göre / ilişkin olarak by this means = bu yolla. baypas etmek bypass surgery = baypas ameliyatı (koroner bir damardaki tıkanıklığı gidermek için ana atardamar ve tıkanık damarın arasına vücudun başka bir bölgesinden alınan damar vasıtasıyla kan geçişi sağlanması) by-product = yan ürün bystander = seyirci. using this by this time next year = gelecek yıl bu vakte kadar bypass = etrafından dolanarak / yanından geçerek / uğramadan aşmak.bademci.com .ÜDS Sözlüğü . witness www. olaya karışmadan kenarda duran kimse.

(birisini bir işte) kullanmak call out = 1) (yüksek sesle ad. tuval. ask. numara vs.com . designation call upon = (yardım. için) başvurmak. günümüzde sadece Nevşehir ili sınırları içinde kalmış olan ve volkanik oluşumları ile tanınan bölge) captivate = büyülemek. zıt anl. destek vs.bademci.C C CC cage = kafes caged = kafeslenmiş. tiner gibi şeylerin içine konduğu) kutu / teneke.) canopy = ormanda ağaç tepelerinin oluşturduğu en üst tabaka. güç Cape of Good Hope = Ümit Burnu Cape Town = Cape Town (Afrika kıtasının en güneyindeki Ümit Burnu’nda yer alan ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetim merkezlerinden biri olan kent) capillary = kılcal damar capital punishment = ölüm cezası. kapasite. beyaz veya şeffaf renkli. offset. muktedir. zıt anl. silip süpürmek. büyük liderler gerektirir. able to. C cancer-related = kansere bağlı cane = baston canister = metal tüp cannabis = Hint keneviri cannibalism = yamyamlık (kendi türünü yeme) cannot help = elinde olmamak. invite call into question = sorgulamak call on = (birisinden bir şey yapmasını) istemek. unable to capacity = kapasite. dağılım. 1 gram suyun ısısını 1 santigrat derece arttıran enerji miktarı). yatırım. tuval üzerine yapılmış resim cap = başlık.= incompetence capable of = (bir şey)’i yapabilir / yapmaya gücü yeter. Guangdong (Çin’de bir liman kenti ve aynı isimli eyaletin başkenti) canvas = branda bezi. = Büyük ihtiyaçlar. çikolata yemek konusunda kendime hakim olamıyorum. term call for = (bir şey) istemek. gelir. (Great necessities call for great leaders. (bir şey)’i gerektirmek. kendine hakim olamamak. çağrıda bulunmak calm (down) (fiil) = sakinleş(tir)mek. death penalty capitalism = kapitalizm (üretim araçlarının çoğunluğuna özel mülkiyetin sahip olduğu ve işlettiği. üretim. 2) (göreve / iş başına / yardıma) çağırmak call sign = kod ad. require. kansere bağlı olarak büyüyen doku vs. mumsu bir madde can = (boya. kampanya yapmak campaign (isim) = (seçim vs.= excite calm (isim) = sükunet. gölgelik Canton = Kanton. (I can’t help eating chocolate even though I am on a diet. capacity. cezbetmek www. ability. konserve kutusu cancel out = ortadan kaldırmak. mal ve hizmet fiyatlarını piyasa ekonomisinin belirlediği sosyal ve ekonomik sistem) capitalize = büyük harfle yazmak capitalize on = (bir şey)’den yararlanmak. exploit Cappadocia = Kapadokya (antik dönemde Orta Anadolu’nun geniş bir kısmını kapsarken. zıt anl. benefit from. = Diyette olmama rağmen. gizle(n)me campaign (fiil) = mücadele etmek. dinginlik calorific value = kalori değeri calory = kalori (bir atmosfer basınç altında. pacify.) call in at = (bir yer)’e uğramak call in = davet etmek.= incapable of. calorie Cameroon = Kamerun (Batı Afrika’da bir ülke) camouflage = kamuflaj. kafese koyulmuş calcium-rich = kalsiyum bakımından zengin calendar = takvim call = isimlendirmek. (bir şey yapması için) davet etmek.) söylemek. kabiliyet. için) kampanya camphor = kamfor defnesinden elde edilen. kokulu. wipe out cancer development = kanserin ortaya çıkması / başlaması / gelişmesi cancerous = kanserli cancerous growth = kansere bağlı büyüme. kapak capability = yetenek.

ÜDS Sözlüğü . record capture off-guard = hazırlıksız / savunmasız yakalamak carbon isotope ratio = karbon izotop oranı. attendant careless = dikkatsiz. catch. felaket getiren.bademci. uygulamak. rastgele. (She carries out her duties efficiently. incidental. hoşlanmak. Preston tarafından gerçekleştirildi. araba carrier = taşıyıcı. fethetmek. 2) dava. accidental. zıt anl. 4) saptamak. gerçekleştirmek. porter carry away = 1) ikna etmek. 2) (bir fikir vs. özellikle onların birlikte getirdikleri teknolojik aletlere duyulan hayranlık ile bağlantılı olarak ortaya çıkan tapınma eylemine verilen ad cargo hold = kargo ambarı Carib Indians = Karib Yerlileri (Güney Karayipler’de yaşayan bir yerli halk) caries = diş veya kemikte çürüme carotenoid = insan.com . zıt anl. 3) durum. Preston. 3) götürmek carry on = devam etmek. excite. event. zıt anl.= professional catalysed by breakthroughs = yeni buluş / keşiflerle güçlenmiş catalyze = katalize etmek (özellikle bir kimyasal reaksiyonu kolaylaştırmak / çabuklaştırmak) catastrophe = felaket. tespit etmek. yetişmek. yerine getirmek. umursamaz carefully = dikkatli / titiz bir şekilde caregiver = hasta ya da çocuk bakıcısı. incident. perform. genelde sarı ile kırmızı arasındaki doymamış pigmentlerden herhangi biri carpet = (tabanı) kaplamak carriage = vagon. (The experiments were carried out by Dr. 2) profesyonel olmayan. = Deneyler Dr. gayriresmi.) carve = oymak carving = oyma case = 1) vaka.= give up carry out = yapmak. = Fotoğraf makinesiyle gözünün önünde meydana gelen değişimleri yakalamaya çalıştı. 2) heyecanlandırmak. (With his camera he tried to capture changes as they took place before his eyes. hayvan ya da bitkilerde bulunan. özensiz. formal. zıt anl. situation Caspian Sea = Hazar Denizi cast (fiil) = (gölge) yapmak / düşürmek. esir etmek. = Görevlerini düzgün bir şekilde yerine getiriyor. 2) hoşlanmak carefree = kaygısız. accomplish.= deliberate. continue. tutuklamak.).= release. disastrous catch a yawn = başkası esnerken esnemeye başlamak catch the public attention = halkın dikkatini çekmek catch up on old times = (iki ya da daha fazla kişi için) sohbet ederek. photograph. (seviyesi)’ne vs. olay. (doğal) afet catastrophic = feci. classify www. dört temel kanser türünden biri) cardboard = karton cardiac = kalbe ait cardiac arrest = kalp durması cardiac rehabilitation = kalp rehabilitasyonu (çalışma yeteneği azalmış olan kalbe. fulfil. draw near. CIR carbon-emission tallies = karbon yayma çetelesi / hesap tablosu carcinogenecity = kanser yapma eğilimi carcinoma = karsinoma (epitel dokuda ortaya çıkan kötü huylu her tür kanser çeşidi. conduct.= careful cargo cult = kabile hayatı yaşayan topluluklarda. take a photo of. imprison. sürdürmek. persevere.)’ye ilgi duymak / ile ilgilenmek care for = 1) özen göstermek.27 captivating = dikkat çeken captive = kapatılmış. (maden) dökmek cast (isim) = oyuncu kadrosu cast-in-place = yerinde dökülmüş casual = 1) tesadüfi. informal. (bir şey)’i arada bir yapan. gelişmiş ülkelerden gelen bir grupla ilk defa karşılaştıklarında.). conduct. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) cardiac sphincter = kardiyak sfinkter (yemek borusunun en uç noktası ile mide arasında kalan valf / kapakçık) cardiovascular disease = kalp ve kan damarları rahatsızlığı / hastalığı cardiovascular health = kalp ve damar sağlığı care about = 1) sevmek. zıt anl. esir capture = 1) yakalamak. nurse. geçmişte yaşananları ya da kaçırılan olayları öğrenmek catch up to / with = (birinin ya da bir şeyin) (hızı)’na. 3) (fotoğraf / resim için) (örneğin bir anı) yakalamak. be fond of. persuade. implement. dertsiz. zıt anl. 2) fotoğrafını çekmek.= fall behind categorically = kategorik olarak / sınıflandırılarak incelenmek suretiyle categorize = sınıflandırmak.

şöhretli celebrity = ünlü kimse celestial = gök ile ilgili. iletmek amacıyla kullanılan ince. zıt anl. (gücünü. meşhur. boşluk. warning caution (fiil) = uyarmak. uzun tüp şeklinde araç) Catholic = Katolik (Hristiyanlık dininin Katolik mezhebi ile ilgili) Catholicism = Katoliklik (Hristiyanlık’ta büyük bir mezhep) cattle = sığır cattle-farming = sığır çiftçiliği causality = nedensellik. yol açmak cause (isim) = 1) amaç. = Enfekte olmuş yara. göksel celestial body = gök cismi celestial observatory = gözlemevi. ikaz etmek. nüfus sayımı centenarian = (en az) yüz yıllık. bir artere yakınlığı sebebiyle çok dikkatli bir şekilde drene edildi. secondary central Europe = Orta Avrupa centre of the brain = beynin merkezi centre on / upon = (bir şey) üzerine yoğunlaşmak / odaklanmak.= begin. sakıngan. main. (dişte) çürük cavity-wall = arasında boşluk bulunan duvar cease = (bir şey yapmayı) durdurmak.= carelessly. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cerebrospinal fluid = serebrospinal sıvı (beyinomurilik sıvısı) ceremonial centre = tören merkezi certain = 1) belli. tedbirli. minor. kutlamak. zıt anl. 2) tahıl cerebellum = (çoğul: cerebellums ya da cerebella) serebellum. 2) uyarı. ülkü. confront www. thoughtfully. ikaz. beyincik cerebral = serebral. ana. absolutely. zıt anl.bademci. yeteneğini vs. asır ceramic = seramik (genellikle çömlek üretmek amacı ile seramik çamurunun pişirilerek sertleştirilmesi yolu ile elde edilen malzeme) cereal = 1) tahıldan yapılmış hazır yiyecek. dava. 3) bazı. zıt anl. kafa tutmak. zıt anl. serebrum ya da beyinle ilgili cerebral cortex = serebral korteks (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan. stop. gökyüzü gözlem merkezi cell plate = bitki hücrelerinin ortasında oluşup büyüyerek hücreyi ikiye ayıran ve daha sonra hücre duvarına dönüşen yapı cell-phone = cep telefonu. sebep-sonuç ilişkisi causation = (bir hastalık vs’ye) neden olan şey cause (fiil) = neden olmak. praise celebrated = ünlü.) sınamak. gaye. zıt anl.ÜDS Sözlüğü cater = (özellikle düğün vs. reason caution (isim) = 1) ihtiyat. prudent. focus on. 2) kesin. kireçtaşı challenge (fiil) = meydan okumak. dikkatlice. fixed.com .= careless. concentrate on. ihtiyacı olmamak ceaselessly = durmaksızın ceiling = (oda için) tavan. yüz yıl yaşamış olan central = merkezi.= probably certainty = kesinlik.= uncertainty cervical = boyun ile ilgili cervical vertebrae = boyun omurları Chad = Çad (Orta Afrika’da bir ülke) chafe = (sürtme sonucu) yarala(n)mak / berele(n)mek / kızar(t)mak chain = zincir chain of events = olaylar zinciri chairman = başkan chalk = tebeşir.) cave-sanctuary = mağara-mabet cavity = oyuk. sure. halt. continue cease to need = ihtiyaç duymamak. definitely. alertness.= disregard. tedbirli. purpose.= floor celebrate = övmek. for it was close to an artery. durmak. sebep. fundamental.28 . 2) neden. warn cautious = ihtiyatlı. sona er(dir)mek. objective. zıt anl. attention. some certainly = kesinlikle. quit. zıt anl. thoughtless cautiously = ihtiyatlı.= recklessness. mobile phone cellular hypoxia = hücresel oksijen azlığı cellulose = selüloz (bitki hücrelerinin duvarını oluşturan ve kağıt üretiminde kullanılan madde) censor = sansürlemek census = sayım. zıt anl. end.= peripheral. carefully. hedef. (The infected wound was very cautiously drained. elbette ki. overlook century = yüzyıl. için) yemek hizmeti vermek cater to French tastes = Fransız zevklerine hitap etmek catering = yemek tedarik etme caterpillar = tırtıl catheter = kateter (vücutta herhangi bir boşluk ya da kanala sıvı vs. careful.

düzensiz.= harmonious. hamle yapmak. attack. tipik davranış characterize = nitelendirmek.). karakterize etmek. Eurotunnel chaotic = karmakarışık. mostly. aldatma check = kontrol etmek check for = (bir şey bulmak) amacı ile kontrol etmek. feature characteristic attitude = karakteristik davranış. confused.) sınayan chamber = oda chamber music = oda müziği (küçük bir grup müzisyenin genellikle bir odanın içinde küçük bir topluluk için çaldığı müzik) chameleon = bukalemun (renk değiştirebilen bir kertenkele türü) chance error = tesadüfi / rastlantısal hata chances = şans change = değişiklik. (To build a bridge in one day was a real challenge. ücret. integrated circuit www. çekici charter (fiil) = bir uçağı.com . cana yakın. zıt anl. 2) (elektriksel) yük chariot = atlı savaş arabası charity = hayır cemiyeti. part characteristic = karakteristik özellik. above all child abuse = çocuk istismarı child labour = çocukların çalıştırılması childbirth = doğum child-guidance clinic = çocuklar için psikolojik rehberlik ve ruhsal hastalıkların tedavisi gibi hizmetler veren klinik childhood blindness = çocuk körlüğü (A vitamini eksikliği. yenidoğanlarda göz enflamasyonu.29 challenge (isim) = (insana meydan okuyan türden) zorluk. (kişiye) özgü davranış. kızamık. alteration. (gücünü. kutu. orderly chapter = (örn.) challenging = meydan okuyan. en çok. kimyager chemotherapy = kemoterapi (özellikle kanser hastalıklarında kimyasal maddelerle yapılan tedaviye verilen genel ad) cherished = değer verilen chessboard = satranç tahtası chest = 1) sandık. disorganised. modification. İngiltere ile Fransa’yı demiryolu ile birbirine bağlayan tünel). Hillary için kendisine meydan okuyan zor bir hedefti. = Everest Tepesi. describe charge (fiil) = 1) hücum etmek. her şeyden önce. kiralama veya özel sözleşmeler çerçevesinde gerçekleştiren havayolu şirketi cheating = kandırma. başarılması zor iş. variety change into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. kısım. tanımlamak. doğuştan gelen katarakt vb. = Ülke askeri rejimden sivil rejime döndü.) channel (into) = kanalize etmek Channel Tunnel = Manş Tüneli (Manş Denizi’nin altından geçen. saldırmak. yardım derneği charm = cazibe. bir hikayedeki) bölüm. (The country has changed over from military to civilian rule. convert into change one’s mind = fikrini değiştirmek change over to = (bir şeyden bir şey)’e tamamen değiş(tir)mek. (check the building for gas leakage = binayı gaz kaçağı bulmak amacıyla kontrol etmek) check with = (bir kişi)’ye sormak. tarifesi dışında uçuş gerçekleştirmek amacı ile kiralamak charter (isim) = eski Avrupa’da şehir kuruluşu ve yönetimi ile ilgili kuralları belirleyen belge charter airline = uçuşlarını bir tarife olmaksızın. section. = Bir günde bir köprü inşa etmek başarılması zor bir işti. 2) göğüs chest infection = göğüs enfeksiyonu chestnut = kestane chick = civciv chiefly = başlıca. değişim. define. (Mount Everest presented a challenge to Hillary. nedenlerle ortaya çıkan körlük) chimpanzee = şempanze (alet kullanabilecek kadar zeki olan ve genelde bu tür deneylere konu edilen maymun türü) chip = çip (yarıiletken bir maddenin üzerinde oluşturularak üretilen küçültülmüş elektronik devre). çekicilik charming = hoş. 2) bir masrafı birinin hesabına geçirmek / yazmak.) kimyasal enerji çıkarma / elde etme işlemi chemical reaction = kimyasal tepki / reaksiyon chemist = kimyacı. belli bir miktar patlayıcı ile) doldurmak charge with = (bir şey) ile itham etmek / suçlamak charge (isim) = 1) harç.ÜDS Sözlüğü . keyif verici chemical affinity = kimyasal çekim / cazibe / yatkınlık chemical energy extraction = (besinlerden vs. yeteneğini vs. zorlayıcı. (bir kişi ya da unsura) has özellik. (bir kişi)’nin onayını almak checker = dama taşı check-up = genel sağlık kontrolü cheering = neşelendirici.bademci. 3) (bir silahı vs. box.

option choke on = (boğazı) tıka(n)mak. dolaşımla ilgili circumference = daire çevresi. koşul. bariz. takırdayan clavicle = köprücük kemiği clay = kil clean bill of health = sağlık raporu (bir hekim ya da hekimler kurulu tarafından düzenlenen ve bir kişinin sağlıklı olduğunu belgeleyen rapor) cleanse = temizlemek. yığın churchyard = kilise bahçesi / avlusu cipher = şifre circuit = elektrik devresi circulate through = (bir şey)’in içinde deveran etmek / dolaşmak. aşikar. demand. civil law civilization = medeniyet. assertion. iç kargaşa. üzerinde kalıtsal özellikleri belirleyen genleri taşıyan. seçim. izafi veya kuantum olmayan. uygarlık civil-servant = devlet memuru. vaka.bademci. süreğen chronic bacterial infection = kronik bakteriyel enfeksiyon chronic bleeding = kronik kanama (uzun süre devam eden kanama) chronic disease = kronik hastalık (uzun süre devam eden hastalık) chronic infection = kronik enfeksiyon (uzun süre devam eden enfeksiyon) chronic insomnia = kronik uykusuzluk (uzun süre devam eden uykusuzluk hali) chronically = kronik olarak. sort. turunçgil city-state = şehir devlet (kendi kendini yöneten ve yakın çevresindeki topraklara da hakim olan kent) civet = misk kedi türünün genel adı civic = yurttaşlık / vatandaşlık ile ilgili civil disturbance = sosyal kargaşa.= unclear www.= disclaim. kamu görevlisi claim (fiil) = talep / iddia etmek. durum. request. zümre. hem de yüksek seviyede olduğu ve genellikle günümüzde en tanınmış eserlerinin çoğunu verdiği dönem). move around in circulation = 1) dolaşım. farklı kromozom sayılarına veya şekillerine sahip bireylerinin bulunması durumu chromosome = kromozom (hücre çekirdeğinde.= disclaimer clarify = açıklığa kavuşturmak. demand. situation. yıkamak. keyfiyet. zıt anl.30 . yeşilimsi sarı renkli. çare. zıt anl. zıt anl. civil disturbance civil war = iç savaş civilian law = medeni hukuk. tiraj circulatory = sirkülatuar. zıt anl. make clear. netlik class = sınıf. obvious. zehirli ve tahriş edici Cl2 (diklorin) gazı olarak bulunan element) choice = seçenek. break down. hak talebi. talep. belirgin. 2) dağıtım miktarı. iplik şeklindeki oluşumlardan her biri) chronic = kronik. iç kargaşa civil engineer = inşaat mühendisi civil right = vatandaşlık hakkı civil service job = devlet memurluğu civil unrest = sosyal kargaşa. kromozomlar ile ilgili chromosomal polymorphism = biyolojide belli bir türün içinde. deny claim (isim) = iddia. çevre ölçüsü circumnavigate = denizden (örn.= pollute clear = açık. krank.com . request. tabaka. incident. condition circumstances being what they are = şartlar böyle olunca cirrhotic = sirotik (siroz ile ilgili ya da ondan ileri gelen) citizen = vatandaş. soluk alamama chromosomal = kromozomal. wash. pres gibi hareketli ve takırdayan parçalar içeren. yurttaş citrus = narenciye. süreğen şekilde chronicle = tarihi olay kaydı chunk = büyük bir parça. klasik eserler classify = sınıflandırmak. illuminate clarity = açıklık. berraklık. arıtmak. clean.ÜDS Sözlüğü chip-making = elektronik devre / çip üretme chlorine = klor (doğada genellikle keskin kokulu. classic period classical rules = klasik bilim kuralları (örn. caste class hierarchy = sosyal sınıf hiyerarşisi (bireylerin birbirinden üstün / aşağı olmasını belirleyen ve sosyal sınıf farklarından kaynaklanan düzen) classical period = klasik dönem (bir uygarlığın veya bir sanat dalının tarihsel süreç içerisinde hem gelenekselci. boğazına bir şey kaçmak choking = boğulma. dünyanın) etrafını dolaşmak circumstance = olay. go about in. doğada genellikle basit yöntemlerle gözlemlenebilen olayları basitçe açıklamakta kullanılan kurallar ve kanunlar) classics = klasikler. net. alternative. group clattering = (makine için) dişli. case.

dizi. geç(ir)mek.com . approach close on = (genellikle rakamlardan önce kullanılır) hemen hemen. işaret. kapamak. emboli clothe = kaplamak clothing chain stores = hazır giyim mağazaları zinciri cloud complex = bulut kompleksi (birlikte hareket eden bir bulut öbeği) cloudy fluid = bulanık sıvı club football = kulüpleşmiş / profesyonel futbol clue = ipucu. shut down close in on / upon = (bir şey ya da kişi)’ye (sinsice) yaklaşmak. 2) (birbirine) yaklaşmak.) kapatmak. 2) iklim. açık ve net olarak.) yazarlarından her biri cobalt = kobalt (ferromanyetik özelliği olan. kesmek.= remotely. sert ve gümüşi-beyaz bir metal) cobbled = kaldırım taşı döşeli coconut = hindistan cevizi code = 1) kanun.= opening closely = yakın şekilde. küçük molekül) cognitive = bilme / kavrama / idrak ile ilgili cognitive function = kognitif fonksiyon (algılama. dikkatlice. biçimsiz. canlıların solunum ile dışarı verdikleri bileşik). evidence clumsy = hantal.= let go of clinical trial = klinik deneme / çalışma clinician = klinisyen (klinik öğreti ve uygulamada uzmanlaşmış hekim) clip tightly = (mandal. strongly. akıllı(ca). ile) sıkıca kapatmak / kıstırmak clockwork = genellikle dişliler ve benzer hareketli parçalar içeren bir sistem ile çalışan clog (fiil) = tıkamak clog (isim) = kan pıhtısı clogging = (damar için) tıkanma. 3) eğilim climatic = iklimsel. ungainly cluster = küme.31 clear away = 1) kaybolmak. shutdown. klips vs. block. sahil şeridi coating = kaplama co-author = (kitabın / yayının vs. shore coastal = kıyıya / sahile ait coastline = kıyı boyu. zıt anl. come closer closed basin lake = kapalı havza gölü (akarsular tarafından beslenmeyen ve suları akarsular yolu ile denize ulaşmayan göl) closed circuit = 1) kapalı devre (ana şebekeye bağlı olmayan veya internet. öğrenme ve mantıksal bir temele oturtma işlemlerinin psikolojik sonucu olarak ortaya çıkan durum) coherent = tutarlı. ahenkli. heal. disappear. sign. faaliyetini durdurmak.) coal-mining = kömür madenciliği coast = kıyı. yasa. carefully. zıt anl. consistent. iyileş(tir)mek.= incoherent www. zıt anl. sarp kayalık climate = 1) durum. televizyon. kaba. carbon dioxide coal-derived = kömürden elde edilen coalesce into = birleşmek. slip out of clear up = 1) (hastalık) gidermek. sıkı sıkıya. sahil. awkward. yakından. smart client = müşteri cliff = uçurum.bademci. rational. remove clearly = açıkça. 2) tamamen temizlemek. uygun. close to close up = 1) (bir şey)’i tıkamak. 2) ortadan kaldırmak. zıt anl. cure. obviously clearly defined = şekli / hatları açıkça belirgin clever = zeki(ce). hint. fuse into. group clutch = (yumurtalar için) bir kerede / bir gebelikte yumurtlanmış CO2 = karbon dioksit (doğada genellikle gaz halinde bulunan. ortadan kaldırmak. elektrik akımının tam bir döngü içinde dolanabileceği elektrik devresi closedown = kapanma. yaklaşık. mantıklı. distantly closer scores = birbirine daha yakın (daha az farklı) skorlar clot = pıhtı. emboli. tıkanıklık cloned sheep = klonlanmış koyun cloning = klonlama (yapay olarak tek bir hücreden birbirine benzeyen canlı meydana getirme) close down = (bir işyerini vs. 2) herhangi bir kopukluk olmaksızın. law. tightly. 2) kod. grup. tüymek. mevsimsel climatic control = iklim kontrolü (iklimleri ve mevsimleri anlamayı ve kontrol etmeyi amaçlayan araştırma alanı) climatologist = iklim bilimci (iklimleri inceleyen bilim insanı) climax = zirve. remove clear out of = (bir yer)’den sıvışmak. doruk cling to = (bir şey)’e yapışmak / sıkıca sarılmak. birleşip bir bütün oluşturmak. şifre coenzyme = koenzim (bazı enzimlerin aktivitesi için gerekli olan organik ya da mineral bazlı. shut.ÜDS Sözlüğü . (There is a tendency for separate industrial systems to coalesce into large units. radyo yayını gibi herhangi bir dış sistem ile bağlantısı bulunmayan). = Ayrı endüstriyel sistemlerin birleşip büyük birimler oluşturması yönünde bir eğilim mevcuttur.

ortaklaşa. take place. 2) sözcük / söz türetmek coin (isim) = madeni para. sikke coincide with = (bir şey) ile rastlaşmak. triumph. clash. zıt anl. muharebe combat stress = savaş / muharebe nedeniyle oluşan stres combination = birleşme. mixture. tesadüf etmek. 2) ortaya çıkmak come by = 1) önceden haber vermeden (birisinin) yanına uğramak. downfall. beraber çalışmak. ulaşmak.= individually collector = koleksiyoncu collide = çarpışmak.= dissolution combinatorics = kombinatorik (matematikte sayıların. sömürge colorectal cancer = kolorektal kanser (kolon ve rektum kanseri) colossal = kocaman. cooperation collagen = kolajen (bağ doku liflerinin yapısını oluşturan ana protein) collapse (fiil) = göçmek. birleşim. tasma colleague = meslektaş. birleşme. birleştirme. come into existence.bademci. boyunluk. jointly. fight with / against.= success.) come into being = ortaya çıkmak. (These pencils come in seven different color choices. coexist. (haber vs. crash collision = çarpışma. (oralı) olmak. struggle with / against. sömürgeleştirme colonize = 1) sömürgeler kurmak. failure. çökmek. fall down. emerge come into close contact with = (bir şey) ile yakın temasta bulunmak come into force = yürürlüğe girmek. ortaya çıkmak. birlikte gelmek. uygulanmaya başlamak.) collapse on oneself = kendi içine / üstüne çökmek collar = yaka. zıt anl. yıkılma. fall in.= individual. 2) (bir yer)’den gelmek. deviate coincidental = rastlantısal. kaba saba.= separate combustion = yanma. düşmek come from = 1) (bir şey)’den kaynaklanmak. result from. secret aggrement colonial = sömürgeye ait colonial power = sömürgeci güç (dünya çapında kolonilere / sömürgelere sahip devlet) colonist = koloni kuran.= surrender (to). harflerin ve nesnelerin araştırılması ile ilgili alan) combine = birleş(tir)mek. tesadüfi Cold War = Soğuk Savaş (2. zıt anl. tutuşma combustion driven = yanma ile çalışan come about = meydana gelmek. hep beraber. unite. triumph collapse (isim) = göçme. = Manisalıyım. zıt anl. ortaklaşa. zıt anl. come to life. zıt anl. ulaşmak. accompany. iş arkadaşı. bulky colour = saptırmak. yıkılmak. = Bu kalemler yedi farklı renk seçeneğinde bulunmaktadır. 2) elde etmek. peer collect = toplamak. fall in. kolonize olmak (aynı tür mikropların besi yerinde yer yer kümeler oluşturması) colony = koloni. (These flimsy houses are liable to collapse in a heavy storm. belirmek. Dünya Savaşı sonrasında oluşan. fail. işbirliği. compromise combat (isim) = savaş.= avoid come along = 1) gelmek. become well-known www. unification. Sovyetler Birliği ile ABD önderliğindeki Batı devletleri arasında yaşanan savaşsız gerginlik ve düşmanlık ortamı) colitis = kolit (kolon iltihabı) collaborate with = (birisi) ile işbirliği yapmak.= succeed. olmak. çarpmak. joint. arise come across = rastlamak. zıt anl. = Bu çerden çöpten evler sert bir fırtınada yıkılmaya yatkın görünüyorlar. drop by. cooperate with collaboration = birlikte çalışma. bağlılık coin (fiil) = 1) madeni para basmak. 2) (şu versiyonlarda / şekillerde / renk seçeneklerinde / tiplerde) bulunmak. solo collective burial = toplu gömü / mezar collectively = toplu olarak. kolonide yaşayan colonization = kolonizasyon. meet. koleksiyon collective = kolektif. shared. edinmek. 2) koloni oluşturmak. mücadele etmek. için) alınmaya başlamak. önyargı katmak.ÜDS Sözlüğü cohesion = bütünlük. encounter. arrive. tanınmak.32 . acquire come down = (fiyat için) inmek. çökme. çatışma collusion = gizli anlaşma. ortaya çıkmak. topple. embody.) come in = 1) gelmek. zıt anl.= differ. distort colour scheme = renk düzenlemesi coma = koma (dış uyaranlar ya da uyarmalara yanıt vermeyen derin bilinçsizlik / baygınlık durumu) combat with / against (fiil) = savaşmak. go into effect come into high favour = çok tutulmaya başlamak come into prominence = ünlenmek. ( I come from Manisa. topple. zıt anl.com . (aynı zamana) denk gelmek. appear. biriktirmek collection = toplama.

start.= rare. = Babamın maaşı ile rahatça geçiniyorduk. disappear come onto = (piyasaya. well. ele geçirmek come to smo’s aid = birisi’nin yardımına gelmek come to the attention of = (bir kişi)’nin dikkatini çekmek come to the fore = ön plana çıkmak come up = ortaya çıkmak / meydana gelmek.ÜDS Sözlüğü . immortalise commence = başlamak. zıt anl. yükümlülük. be in touch with www. olağan. (The committee came up with an interesting plan. uncommon common person = sıradan insan. bayağı. zıt anl. (karşılık. = Gelirini ikiye katlayacak çok parlak bir plan buldu. become clear come out against = (bir şey)’e karşı çıkmak. 2) (hapishane. rare communal = toplumsal. önermek. = O intihar etti. . pledge. 2) söz vermek. (He has come up with some brilliant scheme to double his income. begin.33 come on = sahneye / ortaya çıkmak. zıt anl.) ileri sürmek / ortaya atmak.= nobleman common sense = sağduyu commonly = çoğunlukla. arrive (as expected) come to an end = sona ermek. açıklığa kavuşmak. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yere) kapat(ıl)ma commodity = (ticari) mal. honour. = Komite ilginç bir plan ortaya attı.).) işlemek. happen. trade commercial = ticari commercial interests = ticari çıkarlar commercially viable = ticari olarak üretilebilir / yapılabilir commission (fiil) = atamak. atama. eşya. appear.) come up with = (genellikle olumlu bir plan. pazara) çıkmak come out = görünmek. . komisyon commissioner = komisyon / kurul üyesi commit = 1) söz vermek. terminate come to be = olagelmek (örn. set out. devote oneself to.) comeback = (geri) dönüş comet = kuyrukluyıldız comfort = rahatlık comfort care = rahatlatıcı bakım comfortable = rahat. usually. yanıt. promise commit to = (hapishane. suggest. zıt anl. = (bir şey) olarak değerlendirilmeye / görülmeye başlamak come to believe = inanır hale gelmek come to pass = olmak. appear. 2) (suç vs. come to be known = bilinegelmek) come to be regarded as.= submerge. rule.) comic book = çizgi roman coming our way = yolumuza çıkan command = hakim olmak. influence. disappear. zıt anl. widespread. devotion. 3) (intihar) etmek. görevlendirmek. rahatça. praiseworthy. zıt anl. dedication. eleştirmen.= follow commemorate = anmak.= go off. olayı) nakleden kişi commerce = ticaret. halka ait communal meal programme = toplumsal yemek programı communicate with = (birisi) ile haberleşmek / iletişim kurmak. sink. konforlu comfortably = kolaylıkla. express. söz. fikir vs. initiate. ısmarlamak. zıt anl. happily.bademci. = Hafif bir rüzgar başladı. ordinary. terminate commendable = övgüye değer. obligation. (We could live fairly comfortably with our father’s salary. prevalent.= exceptional. taahhüt.) ile ortaya çıkmak.= unworthy comment on (fiil) = fikrini söylemek. (çözüm vs. (A light wind came up. at ease. fikir vs. seldom commonly evident = birçok insan tarafından bilinen commonplace = sıradan. happen. show up. usual.) bulmak.= cease. cease. taahhüt etmek. order commission (isim) = görev. finish. good common = olagelen. (He committed suicide. etkisi altına almak. zıt anl. pledge. remark comment (isim) = yorum commentator = yorumcu. duty. oppose come over = (kısa bir yol kat ederek veya ziyaret için) gelmek come round = (operasyon sonrası) toparlanmak. bağlanmak. halktan insan. kumanda etmek. kendine gelmek come through = (beklendiği gibi) ulaşmak / varmak. become real come to possess = (bir yolunu bulup da) sahip olmak.com .) commit oneself to = 1) kendini adamak. yorumda bulunmak. zıt anl. anısını yaşatmak. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yer)’e kapatmak commitment = 1) vaat. be dominant over. commoner. think of. assign. delegate. (bir müsabakayı.= rarely. bağlılık. gerçekleşmek. current. ortaya atmak. promise. yaygın.

the surgeon made up her mind to frankly talk to his relatives. harmony.= incompatibility compatible = birbiriyle uyumlu.= troubled. 2) kapsamak. içine almak. kısa düzyazı. ilişki. zıt anl. zıt anl. bölme compass = pusula compatibility = uyumluluk. zıt anl. supplement complete (fiil) = tamamlamak.= agony. zıt anl. mecbur etmek.com . make up for. yetenek vs. ehil. selfsatisfaction. uygun davranmak. bitirmek. zıt anl. resist component = unsur. (bir şey)’den farksız olmak compared to / with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. haberleşme communicative = iletişim ile ilgili community = 1) topluluk. 2) yerleşim yeri community mental health centre = halka açık akıl sağlığı merkezi compact = sıkıştırarak küçültmek compact into = yoğunlaşarak / sıkışarak (bir şey)’e dönüşmek companionship = arkadaşlık. able. halk. için) iyi seviyede. durumunun ciddiyetini kavrayamaması sebebiyle doktor. = Hastanın. ability competent = 1) (dil. sorun.= simple. (bir şey)’e benzer. partially complex = karmaşık. complicated.= flexible compelling urgency = (kişiyi önlem almaya) zorlayan acil durum compensate for = telafi etmek. itaat etmek. zıt anl. zıt anl. = Hiçbir şey sevilen bir kişinin ölümünü telafi edemez.= simple complication = 1) karışıklık. equivalent to comparatively = oransal olarak. include www. unable competition = rekabet. abide by. liken to compare well with = (bir şey)’e benzemek. structure. well-matched. relatively compare favourably with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında daha iyi / üstün durumda olmak compare with = (bir şey) ile karşılaştırmak / kıyaslamak. 2) iddialı. bütünüyle. oluşturmak. yakınmak complaint = şikayet.= incompatible. oblige compelling = zorlayıcı. eleman. öğe. rekabete dayanan. straightforward complexity = karmaşıklık. totally. kompozisyon. grasp. eksiksiz. capable.= simplicity compliance with = (kanun ya da kural)’a uygunluk complicated = karmaşık. 2) yetenekli. onun yakınlarıyla açıkça konuşmakta karar kıldı. entirely. discordant compel = zorlamak. rival with / against compete among themselves = kendi aralarında yarışmak / rekabet etmek competency = yeterlik. kısım.ÜDS Sözlüğü communication = iletişim. rival compile = derlemek. toplum. parça.34 . similarity compartment = bölüm. force. zıt anl. in comparison to / with comparison = karşılaştırma. complication. conform to. yetenek. self-satisfied. agreement. finish complete (isim) = bütün. part composition = 1) bir maddenin yapı ve bileşimi. 2) kompozisyon. kifayet. ingredient. (Nothing can compensate for the death of a loved one. zıt anl.= disperse complacency = kendinden hoşnut olma. benzerlik. karışım comprehend = 1) (tam olarak) anlamak. collect. suffering complacent = kendinden hoşnut. essay compost = bitkilerin veya mutfak artıklarının çürümesiyle elde edilen gübre compound (fiil) = birikmek.bademci. grievance complement = tamamlayıcı. relation.). zorluk. intricate. zıt anl. accumulate.= disregard. eklenerek çoğalmak. kavramak. combine compound (isim) = (kimyasal) bileşik. zıt anl. 3) yarışma amaçlı competitive power = rekabet gücü competitive spirit = rekabetçi ruh competitor = rakip. nispeten. complex.= incompetent. uneasy complain = şikayet etmek.= partly. society. zıt anl. 2) komplikasyon (bir hastalığın seyir veya tedavisi sırasında diğer bir hastalığın ya da bozukluğun ortaya çıkması) comply with = uymak. eşlik comparable to = (bir şey) ile karşılaştırılabilir / kıyaslanabilir. (As the patient failed to comprehend the seriousness of his situation. yakınma. compulsive.) compete with / against = (birisi / bir şey) ile rekabet etmek / yarışmak. whole complete blood (cell) count = tam kan sayımı (belirli bir miktar kan içerisindeki kan hücrelerinin tam sayılarını bulmaya yönelik bir laboratuvar testi) completely = tamamen. anlaşılması güç. yarışma competition skiing = (profesyonel) kayak yarışı competitive = 1) rekabetçi. çapraşıklık.

regarding.). in depth.= flexible compulsive behaviour = kompülsif davranış (bir kişiyi.) compress application = (yara vs. zıt anl. geniş. kesin olarak kanıtlanması zor bir durumdur. zıt anl. zıt anl. zıt anl. condense. actual. netice. decision. final. density. tangible. concentrate.= unconvincing conclusively = 1) kesin olarak.bademci. etraflı. (There is a lot of public concern over dangerous toxins recently found in some food. algılamak. consist of. 2) kompres (yara üzerine bastırılan bez / pamuk vs. zıt anl. = Modern sanat eserlerini anlayabilen pek fazla insan yoktur. concept. 2) kaygı. notion.= indifference. determine.com . zıt anl. 2) bitirmek. intensification. son. finally. zıt anl. intangible. 2) yoğunlaşma.= inconceivable conceive = 1) anlamak. oluşturmak. focus on concentration = 1) yoğunluk. uyuşma. 2) gebe kalmak. çıkarım. reasonable.= acquit condense = 1) yoğunlaş(tır)mak. consider. (bir şey / kişi)’yi ilgilendiren.= reveal conceivable = akla yatkın. koyulaş(tır)mak. gebelik. get pregnant conceiving = gebe kalma. outcome.= questionably. ilgilenilen şey. weak compulsive = zorlayıcı. overall. inclusive. kavramak. agree. 2) gebe kalma. özellikle anlamsız bir şeyi tekrarlayıcı tarzda yapmaya zorlayan davranış biçimi) compulsively = önüne geçilmez bir şekilde. görüş. convincingly. 2) ikna edici / inandırıcı bir şekilde. düşünmek. içermek.ÜDS Sözlüğü . = Yakın zamanda bazı besinlerde tespit edilen tehlikeli toksinler ile ilgili büyük bir toplumsal kaygı var. make up comprised of = (bir şey)’den oluşan. narrow. suçlu bulmak. zıt anl. inandırıcı. limited compress (fiil) = sıkıştırmak.= flexibly computational = hesap ile ilgili. zıt anl. agreement. compelling.= abstract. orta yol bulma. zıt anl. ayıplamak. interest. (bir şeyler)’den oluşmak. birikmek concentrate on = (bir şey)’e odakla(n)mak / yoğunlaş(tır)mak. zıt anl. focusing concentration gradient = konsantrasyon / yoğunluk farkı concentric rings = (bir hedef tahtasında olduğu gibi) eşmerkezli (iç içe geçmiş) halkalar concept = konu. gizlemek. 2) (bir işin sonucunu) tehlikeye atmak.) concerned with = (bir şey) ile ilgili / alakalı concerning = (bir şey / kişi) ile alakalı / ilgili olarak. bilgisayar kullanımı conceal = saklamak. neglect. bastırmak. 2) özetlemek. (A case of malpractise is difficult to prove conclusively. ahenk concussion = bayılma ile sonuçlanacak kadar şiddetli darbe condemn = kınamak.= questionable. (bir şey)’den ibaret compromise (fiil) = 1) (karşılıklı ödün vererek) uzlaşmak. (Not very many people can conceive the works of modern art.) üzerine kompres uygulama compression = sıkıştırma comprise of = kapsamak. idea. pressurize. deduction conclusive = 1) kesin. 2) beton concurrence = 1) aynı zamana rastlama. result. indisputably. abridge www. bastırma. relating to concession = imtiyaz.= unconvincingly concrete = 1) somut.).35 comprehensive = kapsamlı.= expand compress (isim) = 1) sıkıştırma. zıt anl. definitely. devise. nihai. hesap içeren compute = hesaplamak Computed Tomography = bilgisayarlı tomografi. settlement compromised = zayıf düşmüş. intensity. definite. endişelendirmek concern (isim) = 1) ilgi. teşkil etmek. getting pregnant concentrate in = (bir şey)’in içinde toplanmak. odaklanma. 2) ikna edici. kavram conception = 1) kavram. (What sort of concrete evidence do you have to show us? = Bize gösterecek ne gibi somut delilleriniz var?). convincing. riske sokmak compromise (isim) = (karşılıklı ödün vererek) uzlaşma. worry. blame. zıt anl. düşünce. complete conclusion = 1) karar.= exclusive. CT computer virus = bilgisayar virüsü (bir bilgisayarın yazılım veya donanımlarına zarar vermek amacı ile oluşturulmuş bilgisayar programı) computer-generated image = bilgisayar yardımıyla oluşturulmuş görüntü computing = hesaplama. hide. constitute. obsessively. makul. tasarlamak. solid. nihai olarak. privilege conclude = 1) sonuç çıkarmak. pregnancy conceptual = kavramsal concern (fiil) = ilgilendirmek. 2) uyum. 2) sonuç. think. uncertain. = Hekim hatası. sonuçlandırmak.

tıkanık. restrict to confined to = 1) (bir şey) ile sınırlı.= unconditional condor = Güney Amerika akbabası conduct (fiil) = 1) (deney. attitude conduction = ısının. sıkışıklık. administer. (bir şey) ile sınırlandırmak. 2) (yatağa. peace conflicting = (birbiriyle) çatışan. secret. entrust confide to / in = (biri)’ne sırrını açmak confidence = güven. assumption. retreat from confrontation = karşı karşıya gelme. guess. perplexity. disorder. beraber conjure up = akla getirmek. = John. consult confide to = (bir işin) sorumluluğunu (biri)’ne vermek.= agree with. abide by. kozalak. hareket tarzı. transmit. koşul. ihtilaflı. sır paylaşılabilir.) congested = kan toplanmış. trustworthy. (When John was 17. hastalık conditional = koşullara bağlı. = Hasarın gerçek / tam miktarı tahmine kalmış. contingent. zıt anl. tavır. tahmin. çatışma confuse = 1) (kavramları) birbirine karıştırmak. puzzle. düzenleme. zıt anl.) vermek. zıt anl. 2) iletmek. supposition. limited to. zıt anl. comply with. restricted to. etkilemek. şekil configure = değiştirmek. müsadere.= clarify confused = şaşkın. clash with. disagreement. 2) aklını karıştırmak. bestow confer with = danışmak.= clarity. çelişen.com . yatalak. he died of congenital heart disease. mix up. perform. doğrulamak. izdiham. katı maddeler içerisinde parçacıktan parçacığa geçerek iletilmesi conductive = iletken. ihtilaf. 2) ilgi kurmak. zıt anl. şekilsel confront = (olumsuz bir şey) ile yüzleşmek. geçirgen conductivity = iletkenlik conductor = (orkestra için) şef conduit = kanal. (istenmeyen bir şey / bir kişi) ile karşı karşıya gelmek / karşılaşmak. 2) şart. fight.= avoid. affirm.ÜDS Sözlüğü condition (fiil) = 1) şartlandırmak. 17 yaşındayken. sure of oneself confidential = gizli.) bağlamak. = Az gelişmişlik sorunu yalnızca birkaç Afrika ülkesi ile sınırlı gibi görünmüyor. equip. evoke connect with = 1) (bir şey) ile birleş(tir)mek. conform to conflict (isim) = anlaşmazlık. seizure conflict with (fiil) = (birisi) ile çatışmak / çekişmek. 2) hapis.) conjointly = birlikte. zıt anl.) confined to bed = yatağa bağlı / mahkum. itimat. face. public confidentiality = gizlilik confidently = güvenle. 2) koni. kafası karışık. disprove confiscation = zorla el koyma. imprison in. sersem. götürmek. doğuştan gelen bir kalp hastalığı sebebiyle öldü. trust. challenge.= order congenital = doğuştan olan. zıt anl. ayarlamak confine to = 1) (bir alan)’a hapsetmek. tutmak. shape conformational = yapısal. araştırma vs. zıt anl.36 .= open. behaviour. kamulaştırma. oppose. contradictory conform to / with = (bir şey)’e uymak / uygun davranmak. yön vermek. disagree with. adapt. oluk cone = 1) renge duyarlı görsel reseptör hücreler. (The exact figure for the damage is a matter for conjecture. convey conduct (isim) = davranış. (yatağa. render.= deny. fearlessly configuration = düzenleniş. substantiate. zıt anl. üzerinde anlaşılamayan. bahşetmek. alaka. 3) rahatsızlık. yapı. validate.= distrust confident = güvenli. kendinden emin. istimlak. carry out. uygulamak. limit to.bademci. eve vs.= object to. yönetmek. situation. kalabalık congestion = tıkanıklık. bewildered confusion = 1) kafa karışıklığı. blockage congestive = kan veya su toplanması ile ilgili congressional = kongre kaynaklı conjecture = varsayım. haciz. durum. uyandırmak. şaşırtmak. şaşkınlık. anımsatmak. (The problem of underdevelopment does not appear to be confined only to a few African countries. 3) (taşıtlar için) aktarmalı hat içinde olmak / bulunmak Connecticut = Kuzeydoğu ABD’de bir eyalet connection = bağlantı. requirement. conflict with conformation = şekil.= accord.) yürütmek. çatışma. zıt anl. relationship conquer = fethetmek www. bedridden confinement = hapsedilme. kapatılma confirm = teyit etmek. düzen. 2) şart koşmak condition (isim) = 1) hal. zıt anl. emin. koni biçimli herhangi bir nesne confer a benefit to smo = birine bir yarar / menfaat sağlamak confer on = (biri)’ne (ünvan vs. 2) düzensizlik. imprisoned.) bağlı. dizilim. eve vs.

obtrusive. regard. (One of the aims of TEMA Foundation is to make people realise the importance of conservation.= variable constantly = devamlı. result. inconsistent consistently = tutarlı / değişmez bir şekilde. (bir şey)’e gelince. büyük. zıt anl. therefore conservation = muhafaza etme. effect. compose. yapı constructive = yapıcı. koruma. (Large windows make the car feel considerably bigger. make up. zıt anl. element.= rarely. .ÜDS Sözlüğü . conference. zıt anl. düşünce. as a result. . organ bütünlüğünü koruyan conserve = korumak. discussion www.= unconscious.37 conquest = fetih. zıt anl.) conservative = 1) muhafazakar. think over consider to be = (bir şey) olarak görmek / kabul etmek. prominent.= cause. stable.) considerate = düşünceli. 2) inşa etmek.= inconsiderately. unaware conscious memory = bilinçli hafıza (bir kişinin bilinci açıkken hatırlayabildiklerinin toplamı) consciousness = bilinç. yapmak. ameliyat vb. hayli.com . (bir şey) konusunda. perpetual. continuous. seek advice from smo about smt consultancy = danışmanlık. successively consensus = oy / görüş birliği. swelling. whole constitute = 1) oluşturmak. = Büyük pencereler arabayı oldukça büyük gösteriyor. bu nedenle.= little. doğal kaynakları ya da çevreyi koruma. deem. 2) sabit. thoughtfully. zıt anl. steady. sefer. = TEMA vakfının amaçlarından biri de insanların. be made up of consistent = tutarlı. subsequently. never constellation = takımyıldız. zıt anl.= unconcern. sürekli. victory conscience = vicdan conscious = bilinçli. consider as considerable = önemli. dolayısıyla. entrika. zıt anl. undeviating. 2) kurmak. tesis etmek. form. dar geçit construct = 1) kurmak. invariably. build construction = inşaat. 2) (tedavi. saygılı. zıt anl. 3) dikkate almak. zıt anl. fixed. insignificant considerably = epeyce. fazla. değişmez. (bir şeyin ardından gelen) etki. arka arkaya. şaşkınlık. unvarying. unseen conspicuous consumption = gösteriş için tüketim conspiracy = komplo. factor. durumlarda) aşırı / ağır tedavi girişimlerine başvurmayan. zıt anl.) saklamak. source consequent on = (bir şey)’in sonucunda ortaya çıkan. zıt anl. successive consecutively = ardışık olarak. economise (on). disregard considering (that) = .= inconsiderate considerately = düşünceli bir şekilde. (enerji. 2) anayasal constriction = 1) sık(ıl)ma. çevreyi korumanın önemini fark etmelerini sağlamaktır.= terminable. kabızlık) constituent = öğe.= destructive consult smo over smt = birisine. assume. zafer. 4) üzerinde düşünmek. müzakere. aware. unsur. 2) düşünmek. dehşet constipation = konstipasyon (peklik. invariable.= expansion.= waste consider = 1) (öyle olduğuna) inanmak. farkında. thoughtful. accordingly. sonucu olan consequently = sonuç olarak.= divergently consortium = konsorsiyum (ortak bir çıkar için oluşturulmuş organizasyon) conspicuous = göze çarpan. peş peşe. müşavirlik consultation = danışma. dikkatli / tutumlu kullanmak. koruyucu. göz önünde tutmak. contraction. doğuştan gelen). zıt anl. perpetually. zıt anl. zıt anl. coherent. substantial. 2) boğaz. zıt anl. campaign.bademci. burç consternation = hayret. bir şey hakkında / konusunda danışmak. güç vs. tutucu. take into account. solicitude. significantly. as regards consist of = (bir şey)’den meydana gelmek / ibaret olmak. devamlı.= aggregate. akılda tartmak. bilinci yerinde. özen. oldukça. invariably. hatırı sayılır. quite a lot. shrinkage. semere. inherent. thoughtlessly consideration = ilgi.= slightly.= changing. farkında olma hali conscript = zorunlu olarak orduya katılan asker consecutive = art arda. continually.= inconspicuous. zıt anl. sizable. helpful. comprise. büz(ül)me. seldom. alert. plot constant = 1) sürekli. unanimous vote / opinion consequence = sonuç. zıt anl. dikkate alındığında. relentless. dikkat çeken. think about. yardımcı. establish constitution = anayasa constitutional = 1) kendiliğinden sahip olunan (örn. confer smo on smt. positive.

satisfaction. karşılaştırma yaparak deneyin etkisini daha iyi anlayabilmek amacı ile ikiye ayrılan deneklerden. 2) (radyasyon vs. zıtlık. dokunmak contagious = bulaşıcı. tutarsız. = Önceliğimiz bu ölümcül hastalığın yayılmasını kontrol altına almaktır. support.bademci. sızıntısı nedeniyle oluşan) kirlilik contemplate = 1) (bir şey) üzerinde düşünmek. zıt anl. pollute with. tutarsızlık. constriction. kapsamında bulunan container = (şişe. inconsistency. current. eat. birbirleriyle olan jeolojik etkileşimleri çerçevesinde yer değiştirmeleri). 2) memnun. karşıt. mücadele. zıt anl. itiraz etmek contestant = yarışmacı context = bağlam. rarely contour = düzey çizgisi. happy. help contribution to = katkı. alike contribute to = katkıda bulunmak. zıt anl. (hastalık vs.= infect. 2) kapsamak. güncel.= cleanse of. çelişmek.= similarity. fark. yaşıt. zıt anl. conflict. (hastalığa) yakalanmak / tutulmak. control.) contrary to = karşın. zıt. infectious contain = 1) kontrol altına almak. aksi. çevre ve koşullar Continent = (the Continent şeklinde kullanılır) Avrupa Kıtası continent = kıta continental = kıtasal continental drift = kıta kayması (kıtaların.= agree contradiction = çelişki. include. constantly. perpetually continuation = devam. aykırılık. deny.) bulaşmış. yeme-içme contact = temasa / bağlantıya geçmek. tertibat. (He was awarded a prize for his contribution to world peace. tightening contradict = aksini söylemek. devamlı. dış hatlar contract (fiil) = 1) (hastalık) kapmak. infect with. farklı.= spread. üzerinde deney yapılmayan grup).= never. sürdürme continuously = daima. düşünüp taşınmak. conflicting. (Our priority is to contain the spread of this fatal disease.) bulaştırmak. 2) karşı çıkmak. blemish. memnuniyet. polluted with. bazı basit makineler ve öğrenmemizi kolaylaştıracak başka pek çok cihaz vardı. different. zıt anl. modern.ÜDS Sözlüğü consume = 1) (yiyecek. zıt anl. leave out contained in = içinde olan. tasarlamak. give.com . satisfied contentment = tatmin.= add. bulaşık. constantly. 2) seyretmek contemporary = 1) (birisinin) çağdaşı (olan). distinction. aksine. zıt anl. challenge. opposite. perpetually. 2) bitirmek. zıt anl. ancient content = 1) içerik. daralma. inconsistent. restock consumer = 1) tüketici. birbirlerinden büyük fay hatları ile ayrılmış parçalarından her biri) continual = sürekli. zıt anl. yükselti eğrisi. gadget.= confirming.= agreement contradictory = çelişkili. büzülme. 2) kas(ıl)mak.) contributor = (gazete. 2) piyasada bulunan / herkesin satın alabileceği (şey) consumer spending = tüketici harcamaları consumption = tüketim. pick up. dergi vs. zıt anl. varil gibi her türden) kap contaminate with = ile kirletmek. pislik. deplete. sandık. zıt anl.38 .= archaic. = Böylesine karşıt bakış açılarını uzlaştırmak imkansız. = Okulumuzun malzeme odasında bir insan vücudu maketi. içecek vs. drink. zıt anl. cihaz. 2) çağdaş. zıt anl.= cooperation.= exclude. içerik.= similar. obtain. hoşnutluk.= test group www. transmit. zıt anl. sürekli. pollution. competition. likeness contrasting = (birbirine) zıt olan. (hastalık vs.) contrary = ters. tüketmek. composition. distinct. purify of contaminated with = kirlenmiş. sözleşme contracting rule = anlaşmada / sözleşmede uyulması gereken kural contraction = kasılma. yalanlamak. de) yazı yazan kimse contrive = düzen kurmak. hoşnut. dissatisfaction contest = 1) yarışma. büz(ül)mek contract (isim) = kontrat. karşıt. some simple machines and various other contraptions to facilitate our learning. difference. kontrol altında tutmak. as opposed to contrast = karşıtlık. kirlenme. (In the utility room of our primary school there were a model human body. dolap çevirmek control group = kontrol grubu (bilimsel bir deneyde. continental shift continental plate = kıta plakası (yerkabuğunun. zıt anl. harcamak. içermek. consistent contraption = mekanizma. kesintisiz.). catch. constant. infected with contamination = 1) bulaştırma.= discontentment. çekişme. perpetual continually = devamlı. aynı çağda (yaşamış olan). (It is impossible to reconcile such contrary viewpoints.) tüketmek. use up. sürekli olarak. = Dünya barışına yaptığı katkı nedeniyle bir ödüle layık görüldü. oppose. ters düşmek.

soğutucu cooling = soğutma. ikna edici. uzun mesafeli uçuşların uluslararası hava sahalarında yarattığı kirliliği kontrol altına almayı amaçlayan uluslararası antlaşma conventional = geleneksel. zıt anl. conclusive. rahatlık. practice. traditional.ÜDS Sözlüğü . müsait. elverişlilik. çekişme. kullanışlı. manage. contrarily conversion = dönüşüm convert into = değiştirmek. bere. bereketli copper = bakır copper-veined = bakır veya bakır renkli damarlı copyist = kopya katibi (el yazması kitapları kopya ederek çoğaltan kişi) coral = mercan coral reef = mercan kayalığı / resifi core = iç. satisfactorily cool = serinle(t)mek cool down = soğumak coolant = serinletici. öz. kalbin etrafındaki damarlarla ilgili coronary artery disease = koroner arter hastalığı (damar geçidindeki daralma nedeniyle kalp kasına yeterli kan gidemediği için. kalp kas hücrelerinin yeterli oksijeni temin edememesi) coronavirus = koronavirüs (üst solunum yollarında akut enfeksiyona sebep olan bir tür virüs) corporate = (genellikle anonim şirket halinde) şirketleşmiş. rigid convey = 1) iletmek. aksine.= inflexible. facility. büyük şirketlere dönüşme corrective measure = düzeltici / iyileştirici önlem correlate = karşılıklı ilişkisi olmak correlation = karşılıklı ilişki.39 controllable = denetlenebilir. tackle. traditionally conversely = tersine. pass along. handle.) ile baş etmek. suitable. nucleus. esas.= exterior core body temperature = vücut iç sıcaklığı (bir canlının vücudunun iç kısımlarının normal çalışma sıcaklığı) core material = çekirdek malzeme (üzerine kaplama yapılan malzeme) core sample = derinden alınan numune core-mantle = çekirdek ve manto arasında veya mantonun çekirdeğe yakın kısmında co-researcher = aynı araştırma ekibinden insanların birbirlerine olan durumu. beraber çalışmak. unconvincing convincingly = doyurucu / inandırıcı bir şekilde. suitability convenient = elverişli. turn into. = Ülkenin hem konvansiyonel hem de nükleer silah kullanma kapasitesi var. collaboration coordinate = bir arada idare etmek.= uncontroversial. transform.= agreement. zıt anl. çürük. tradition Convention on Long-Range Transboundary Air Pollution = 1983’ten beri yürürlükte olan. bruise convection = sıvı veya gaz dalgalanması yoluyla ısı iletimi convection stream = ısınıp yükselme ve soğuyup alçalma sebebiyle oluşan akım / akıntı convenience = uygunluk. talk into convincing = inandırıcı. 2) bildirmek. useful. ihtilaflı. release convince of = inandırmak.= far-fetched. ekip arkadaşı cork = şişe mantarı coronary = koroner.= mismanage copious = bol. collaborate with cooperation = işbirliği. express conveyor = taşıyıcı bant convict of = suçlu bulmak. merkez. çevrilebilir. korelasyon www. konvansiyonel. change into convertible = değiştirilebilir. debate.bademci. (The country has the ability to use conventional as well as nuclear weapons.) conventional wisdom = genel kanı conventional X-ray machine = geleneksel röntgen cihazı conventionally = konvansiyonel / geleneksel olarak. üstesinden gelmek. argument. kontrol edilebilir controversial = tartışma konusu olan. mahkum etmek.= acquit of. uygun. zıt anl. şirkete ait corporate earnings = şirket kazançları corporation-owned = şirket(ler) tarafından sahip olunan / işletilen corporatisation = şirketleşme. manage coordination = koordinasyon (örn. taşımak. zıt anl. comfort. çevirmek. zıt anl. anlaşmazlık. unquestionable controversy = tartışma. dönüştürmek. tartışmalı. dispute.= inconvenient convention = uygulama.com . persuade. beraber çalışma. serinletme cooperate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. versatile. zıt anl. declare guilty of. kasların birbirleriyle uyum içinde çalışması) cope with = (bir sorun vs. unanimity contusion = ezik. gelenek. zıt anl. centre. debatable. credible. başa çıkmak. zıt anl. ikna etmek. çok. deal with.

= Bir zamanlar. kaynağı güneş ve diğer gök cisimleri olan radyasyon) cosmic ray = kozmik ışın (uzay ortamında seyreden. çözmek. doğduğu ve geliştiği yer). suggest counsel (isim) = dava vekili counsellor = danışman. 2) kapsamak. peer counterproductive = amaca hizmet etmeyen. süreç. membran. solve. işlenme. against the USA’s ICBM’s (intercontinental ballistic missile). celse. kurs. . shack. rüşvetçi.ÜDS Sözlüğü correspond to = (bir şey)’e karşılık gelmek / tekabül etmek correspondence = mektuplaşma. güneş veya diğer gök cisimleri kaynaklı yüklü parçacıklar) cosmically recent past = evrenin yaşına göre yakın geçmiş cosmos = evren. oppose. detach from couple = çift. yozlaşma. rüşvetçilik. inexpensive cost-overrun = maliyet artışı costwise = maliyet açısından cottage = küçük ev. 2) ders. rota. yazışma corresponding = karşılık olan. connect with / to. karşılık vermek.= leave out coverage = 1) haber konusu olma.= separate from. route course of history = (the course of history şeklinde kullanılır) tarihin akışı court = mahkeme. kulübe. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cosmic radiation = kozmik radyasyon (uzay ortamında bulunan. öğüt vermek. = Soğuk savaş sırasında ABD’nin kıtalararası balistik füzelerine karşı Sovyet ordusunun karşıteknolojisi. zıt anl. the Soviet army’s countertechnology was a fairly effective ECM (electronic countermeasure) system that they developed. gidermek. membrane covert = gizli (genellikle casusluk vs. ile ilgili) crack (fiil) = 1) (şifre) kırmak. kaplamak.40 . pahalı. zıt anl. expensive. bozulma. respond. olmak cost-conscious = mali hassasiyet / maliyet kaynaklı hassasiyet cost-effective = uygun maliyetli costly = maliyetli. kırsal alan country-wide = ülke çapında couple with = bağlamak. hemşehri countryside = sayfiye. geçmek. . toplumda AIDS’in heteroseksüeller ile sınırlı olduğuna dair sayısız saçma fikir bulunmaktaydı. zıt anl. (During cold war. fiyatı / bedeli . karı koca course = 1) gidişat.= few. yar(ıl)mak crack (isim) = çatlak. hearing court-case = dava cover = 1) örtmek. 2) beşik (bebeğin yatırıldığı sallanır yatak) www. dishonesty cortical area = kortikal bölge (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan. encase. kainat. hut cough = öksürük Council of Ministers = Bakanlar Konseyi (Avrupa Birliği içerisinde belirli bir konu ile ilgili bir düzenleme gerektiğinde her üye ülkenin ilgili bakanının katılımı ile oluşan ve ürettiği yönergelerin.com . be valid count (isim) = 1) sayım. universe cost = mal olmak.= cheap. ters etkisi olan countertechnology = karşı teknoloji. advise. limited. birleştirmek. tribunal court appearance = duruşmaya çıkma. kendilerinin geliştirdiği oldukça etkili bir elektronik savunma sistemi idi. there were countless ridiculous arguments among public that AIDS was confined to heterosexuals. 3) yön. (Once.) countryman = vatandaş. ward off counterbalance = karşılıklı olarak dengelemek countermeasure = karşı tedbir counterpart = akran. üye ülkelerin iç hukukunun üzerinde olduğu konsey) councillor of state = eyalet meclisi üyesi counsel (fiil) = öğütlemek.bademci. yarık cracking = çatla(t)ma. progress. 2) kont (bir asalet ünvanı) counter = karşı gelmek. dishonest corruption = yolsuzluk. zıt anl. encompass. link with / to. içermek.) counterweight = denge sağlayıcı ağırlık counting = (sayı) sayma countless = sayısız. (şifre için) kırma cradle = 1) beşik (bir medeniyetin vs. innumerable. tekabül eden corrosion = korozyon (metal malzemenin oksitlenme veya başka kimyasal etkilerle aşınması) corrupt = yoz. involve. muadil. 2) çatla(t)mak. myriad. 2) kapsama alanı covering = zar. karşılık. rehber count (fiil) = (geçerli) say(ıl)mak. örtü. decipher. bağlantı kurmak. duruşmada hazır bulunma court proceeding = duruşma.

bademci. sürünmek crawl up = sürünerek tırmanmak crayfish = kerevides (ıstakoza benzer ama daha küçük bir deniz veya tatlı su hayvanı). vital. harap etmek. (toplanarak) kalabalık yaratmak crowded = kalabalık crowding = kalabalıklaşma. çiğ. campaign against crusade against (isim) = 1) haçlı seferi.41 craft = 1) hava. = Deney sırasında herkesin kurallara harfiyen uyması hayati önem taşımaktadır. coarse. için) (karşı tarafa) geçmek. kavşak noktası crossword puzzle = kare bulmaca crowd = (bir yer)’i (toplanarak) doldurmak. go across crossroad = kavşak crossroads = kesişim noktası. kabaca. cahilce. artlessly. çatlak crew = tayfa. 2) eleştiri. crucial. reliability credible = inanılır. reliable. yaşamsal. 2) zanaat. vessel. aşerme crawl = emeklemek. insignificant. wrinkle crippling stiffness = (kaslarda vs. inexpertly. kaza yapmak crash (isim) = (hisse fiyatları vs. 2) suçlu. çok önemli. deniz veya uzay taşıtı. kırış(tır)mak. struggle against. 2) basit. sıkışıklık crown = taç crucial = can alıcı. biri)’ne mal etmek. ciddi. suç. dağılmak crusade against (fiil) = mücadele etmek. bastırmak. değerlendirme critical = 1) kritik.= insignificant.ÜDS Sözlüğü . yaklaşım vs. suppress www. pass beyond. 2) saygınlık. gemi. soykırım benzeri büyük ölçekli suç) criminal = 1) suç oluşturan. = Elektrogitarın icadı ona mal edilir. ufalanmak. primitive crudely = ham / olgunlaşmamış bir biçimde. aşermek. essential. için) ani ve kötü sonuçlar yaratan düşüş. pivotal. crawfish craze = geçici moda create = yaratmak. vital. 3) cahil(ce). suça ait. produce creating value out of nothing = hiç yoktan değer yaratma creatinine = kreatinin maddesi (keratin metabolizmasının son ürünü olarak idrarla atılan madde) creation = (örn. raw. 2) (görüş. 3) (mahkemenin türü için) ceza.) crucially = can alıcı bir şekilde. essentially. savaşım vermek. believable. ağır ceza criminal act = suç oluşturan davranış. (The invention of the electric guitar is credited to him. övgü creepy-crawly = sürünerek veya yere yakın ilerleyen crevice = yarık. trivial.= artfully cruising speed = seyir hızı crumble = parçalanmak. mürettebat. çarparak inme crater = krater (düşen bir meteorun oluşturduğu büyük çukur) crave = çok istemek. mahsul. die for. tekne. meslek (daha çok esnaf ve sanatkarlar için) crash (into) (fiil) = (bir şey)’e çarpmak.) credit = 1) kredi. güvenilirlik. kriter critic = 1) eleştirmen.com . nehir vs.) yaratıcılık creature = yaratık credibility = inanılırlık. yıkılma crash-landing = çarpma. onun yaptığına inanmak. pişmemiş. takım crew vehicle = insanlı araç crime = suç crime against humanity = insanlığa karşı suç (katliam.) aksamaya / sakatlığa neden olan sertlik / kaskatılık crisis = (çoğul: crises) kriz criterion = (çoğul: criteria) ölçüt. 2) yoğun ve kararlı mücadele. harvest crop yield = ürün verimi cross over = (sınır. ürün. güvenilir. çok önemli. zıt anl. kampanya yapmak. significantly crude = 1) ham. için) eleştirel critical case = kritik vaka criticize = eleştirmek crocodile = timsah Croesus = Kroisos (Antik Lidya’nın son kralı) Crohn’s disease = Crohn hastalığı (kronik iltihaplı bağırsak hastalığı) crop = ekin. zıt anl. zıt anl. (bir şey)’e can atmak. görüş. kaba. zıt anl. savaşım crush = ezmek.= detest crave attention = ilgi çekmek / istemek craving = şiddetli arzu / özlem. iş alanları) yaratma. hayati. oluşturmak. kritik. ortaya çıkarma creativity = (sanatsal vs.= trivial. unreliable credit to = (bir şeyin icadını vs.= incredible. fight. zıt anl. (It is crucial that everyone strictly obeys the rules during the experiment. crime criminal justice system = ağır ceza hukuku / adalet sistemi criminal trial = ceza davası criminal use = suça yönelik kullanım crinkle = buruş(tur)mak. significant. yok etmek.

lider cyanide poisoning = siyanür zehirlenmesi cycle = dalgalanma.) çağırmak. müfredat curtail = azaltmak. tapınma cultivate = geliştirmek. döngü. en gelişmiş. kısmak. dış tabaka cry out for = bağırarak (yardım vs. remedy.= keep. modifiye etmek. abnormal customize = isteğe göre küçük değişiklikler yapmak. zıt anl. block cut off from = (aile vs. Computed Tomography scan culminate = 1) sonuçlanmak.com . kesinti yapmak cut (isim) = kesinti. zıt anl. bitiş culprit = suçlu. hortum cylinder bearing = silindirli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal silindirler bulunan rulman) cynical = alaycı cytochrome oxidase = sitokrom oksidaz (hücrenin solunumunda önemli bir rolü olan bir tür enzim) cytologic = hücreye ilişkin cytoplasm = sitoplazma (hücre içi sıvı) www. remedy. tıkamak. (bir metinden vs. start. enrich cultivate = işlemek cultivation = yetiştirme culture = 1) kültür.= increase. 2) (bir bakteri vs. silmek. zıt anl. zıt anl.= incurable curb = kısıtlamak. economise on.bademci. present. zenginleştirmek. decrease. azaltmak. halihazırdaki. gem vurmak. contemporary. common. ilaç. cut down on cut down on = (bir şey)’i kısmak / azaltmak. cut off cut size = kesim boyutu cut the price by half = fiyatı yarıya indirmek / yarı yarıya azaltmak cutting-edge = yenilikçi. dönemsel cycling = bisiklete binme cyclone = siklon. adet olan. 2) cari currently = şu sıralarda. relief cured = tuzlanmış. için) kültür analizi yapılması cultured = kültürlü cumulative = kümülatif. waste cut free from = (bağlayan bir şeyi) keserek (başka bir şey)’i serbest bırakmak. restrain. zıt anl. tedavi.= reunite with cut out = (belli bir biçimde) kesip çıkarmak. restrict. 2) meraklı current (isim) = akıntı. azaltmak. sınırlamak. modify.= increase. zıt anl. offender. ilişkisini kesmek. zıt anl. separate. accepted. develop. preserve cut (fiil) = kesmek. salamura curiosity = merak curious = 1) tuhaf veya benzersiz olması nedeniyle ilgi çeken. yetiştirmek. hâlihazırda curriculum = (çoğul: curricula) ders programı. alter. climax culmination = 1) doruk. guilty. kısıntı cut a pitiable figure = acınacak bir tipi olmak / tip çizmek cut back on = (özellikle tasarruf amacıyla bir şey)’de kısıntı yapmak.= innocent cult = kült. tedavi etmek. toplu olarak cup = (genellikle su ya da benzeri bir şeyi taşımak / tutmak amacı ile avuç içlerini derinleştirerek) (eli) bardak / fincan şekline sokmak curable = tedavi edilebilir.= unusual. çare. adet. 2) doruğa varmak. shorten. limit cure (fiil) = iyileştirmek. (toprağı) işlemek.42 . 2) son.= begin. zıt anl.) çıkarmak. kısaltmak. end. prolong curve upwards = yukarı doğru bombe yapmak cushion = yastık cushion of air = hava dolu yastık custom = gelenek. akım current (sıfat) = 1) şimdiki. serbest kalmak cut off = (nefes / yol) kesmek.ÜDS Sözlüğü crushed pebble = ufalanmış çakıl taşı crust = kabuk. relieve.)’den ayrı kalmak / ayırmak. zirve. decrease. tradition customary = alışılmış. treat cure (isim) = şifa. güncel. reduce. bu günlerde. call out for crystalline solid = atomları veya molekülleri geometrik bir düzen içerisinde yer alan katı madde CT scan = bilgisayarlı tomografi taraması. siklüs cyclic = periyodik olarak ortaya çıkan. kasırga.

zıt anl. plan vs. be dated to date from = tarihinden kalmak. day-to-day daily life = gündelik hayat. (dawn of civilization = uygarlığın doğuşu) D day-care = gündüz çocuk bakımı daydreaming = hayal kurma. undermine.com . ilişki. capital punishment death rate = ölüm oranı Death Valley = Ölüm Vadisi (ABD’nin Kaliforniya ve Nevada eyaletleri arasında yer alan. tarihinden başlamak dating = tarihleme.) kalan hava deadly = öldürücü. weaken. argue. discussion debellation = fetih debilitate = kuvvetten düşürmek. day-to-day life dairy = süt ürünleri dairy farming = mandıracılık dam = baraj damage (fiil) = zarar / hasar vermek.= invigorating debris = döküntü. incapacitating. manage. zayıflatan. soluk borusu vs. harm. wet danger = tehlike. get involved in. tarihlendirme daunting = yıldırıcı. iş ilişkisi. risk dangerously underweight = (hayatını) tehlikeye sokacak derecede zayıf Dante = 1265-1321 yılları arasında yaşamış ve ünlü İlahi Komedya’nın yazarı olan İtalyan şair dare to = (bir şey)’i göze almak. incapacitate. yıkıntı. ignore dealings = iş. gözüpek dark energy = karanlık enerji (kozmolojide. için) suya düşmüş. hayallere dalma daytime = gündüz day-to-day = gündelik D-Day = II. borç indirimi debut = (sahneye) ilk çıkış. date to. müzakere etmek. (bir şey)’e cesaret etmek. strengthen debilitating = güçten düşüren. bozmak. tackle. alışveriş. gün ağarması. takatini kesmek. date from. cope with. göz korkutucu. enkaz debris disk = döküntü halkası debt relief = borcun hafifle(til)mesi. wound damming a river = bir akarsu üzerine baraj kurma işi damp = nemli. ışık yaymadığı ve yansıtmadığı için doğrudan algılanamayan. fatal deafness = sağırlık deal blows to = (bir şey)’e darbeler vurmak deal with = 1) (bir ey)’i idare etmek. bütün uzayı etkileyen ve evrenin genişleme hızını arttırıcı bir etkisi olduğu kabul edilen hipotetik bir enerji türü) dark matter = karanlık madde (astrofizikte. Dünya Savaşı’nı sona erdirdiği kabul edilen Normandiya Çıkartması’nın yapıldığı gün (6 Haziran 1944) DDT = bazı bölgelerde tarım ilacı olarak kullanılan zehirli bir kimyasal. müzakere. discouraging dawn = doğuş. başlangıç decade = on yıl www. relations death penalty = ölüm cezası. moist. 2) (bir ey)’i ele almak. discuss debate (isim) = tartışma.)’ye tarihlenmek. hazard. günlük. tarih tutma. zarar. 2) ani ve hızlı hareket dash away / off = acele ile çıkıp gitmek dashed = (ümit. şafak sökmesi. en alçak noktası deniz seviyesinden 86 metre aşağıda olan. argument. venture daring = cüretkar. zıt anl. injury. boşa çıkmış data access = veri erişimi database = veritabanı date = tarihle(n)mek date back to = (belli bir yıl vs. harm damage (isim) = hasar. risk. çevresindeki diğer materyal üzerindeki kütleçekimsel etkisi yolu ile tespit edilebilen maddeye verilen ad) dart = 1) füze.= disregard. ilgilenmek. yara. zıt anl. business. dichlorodiphenyltrichloroethane dead space air = solunum esnasında akciğere ulaşmayan bölgelerde (burun.D D DD daily = gündelik. zayıflatmak. tarihine uzanmak. kurak bir havza) debate (fiil) = tartışmak. manage. rutubetli. üstesinden gelmek. varlığı.bademci.= invigorate.

rebelliously deficiency = eksiklik. aklı başında. bozukluk. decompose decay (isim) = 1) yıkılma. mantık yürütülerek varılan yargı. bozuk. zıt anl. düşmek.= increase. zıt anl. bozulma.= expedite defiantly = cüretkar / küstah / meydan okuyan bir şekilde. düş(ür)mek. zıt anl. yanıltıcı. decay. devotion deduce from = (bir şey)’den (bir şey) anlamak. deteriorate. shortage. devote to dedication = adama. zıt anl. false. deterioration. degeneration.com . zıt anl. bilgi vs. designate definite = kesin. put down. 2) deflasyon. yenilgi.) www. determinately declaration = ilan. bildiri. announcement declare = ilan etmek. zıt anl. certain. spoilage decorate = dekore etmek. imperfection. iş. zıt anl.= adequacy. zıt anl. adanmışlık. soysuz. mislead. corrosion. (anlam) çıkarmak. çökmek.= indefinite definition = kesinlik.= afforestation deforested = ormansız kalmış. sönme.= offensive defer = ertelemek. diminish. kararlı bir biçimde. dejenere. fraud. çöküş. drop.= excess. belirleyici. fraud. düzen. shortage. tam anlamını verebilme özelliği deflation = 1) (bir şey)’in havasının boşalması. zıt anl. excellent defence-related industries = savunma ile ilgili endüstri alanları defendant = davalı. fiil. kusur. decline. adamak. zıt anl. recover decline (isim) = azalma. deception. misleading. outer space deeply = derinden. deficiency. revoke decline (fiil) = azalmak. hile. geciktirmek. boldly. zıt anl. muntazam. makul. protective. zıt anl.= indecent deception = aldatma. drop. specify. zıt anl. zıt anl.= inflation. eksil(t)mek. decay. surplus define = tanımlamak.44 . disgrace.= accelerate decent = saygın. zıt anl. regard deep space = derin uzay (uzayın.= inflation deforestation = ormansızlaştırma.= indecisive. savunmaya yönelik. bildirmek. zıt anl.= flawless. zıt anl. inadequacy. zıt anl.= straightforward.= aggrade degree = büyüklük. deceit. çürüme. make known. gerileme. sakatlık degenerate (fiil) = yozlaşmak. imperfect. hile.ÜDS Sözlüğü decanter = (genellikle alkollü içkiler için) sürahi olarak kullanılan boyunlu şişe decay (fiil) = çürü(t)mek. infer from. kötüleştirmek. aldanma. progress. overthrow defeat (isim) = bozgun. çıkarsamak.= afforested. eksik. deteriorate degenerate (isim) = yozlaşmış.= honesty deceive = aldatmak. deteriorated. zıt anl.= victory defect = kusur. excess deficit = açık. addetmek. zıt anl.bademci. certainly. respectable. upright deciduous = (bitki için) yaprak döken decipher = şifresini / anlamını çözmek decision = karar decision-making = karar alma işi decisive = kesin. çözünürlük.= increase decreased mortality = düşük ölüm oranı dedicate to = vermek. deficient. (mahkemede) savunma (tarafı) defensive = savunmacı. progress. gerilemek. delude decelerate = hızını azaltmak. sufficiency. insufficiency. eksiklik.= moderately. derinlemesine. questionable decisively = kesin olarak. süslemek decrease = azal(t)mak. yenmek. intensely. ayrışma. implication deed = eylem. yetersizlik.= deny. action deem = saymak. dejenere olmak. slightly defeat (fiil ) = bozguna uğratmak.= excellence defective = kusurlu. profoundly. achievement. net.= honesty deceptive = aldatıcı. zıt anl. retard. netlik. derece (etki.= upturn. forested deformity = çarpıklık. aldanma. Güneş Sistemi’nin ötesindeki kısmı). yetersizlik. zıt anl. announce. biçimsizlik. zıt anl. definite. recovery decomposer = ölü bitki ve hayvan kalıntılarını kimyasal olarak ayrıştıran organizma decomposition = çürüme. fiyatların düşmesi. zıt anl. proper. kandırmak. put off. acceptable. 2) (radyoaktif) bozunma decay-causing = çürümeye neden olan deceit = aldatma. düzen. collapse. zıt anl. düşüş. net. take down. azalma. corrupt. kararlı.= healthy degenerative = dejeneratif (bir doku veya organın zamanla yapısal veya fonksiyonel bozulma göstermesi hali) degenerative disorder = dejeneratif hastalık (organ veya dokunun yapı ve görev bakımından özelliğini kaybederek bozulduğu hastalık) degrade = düşürmek. realize deduction = mantıksal çıkarım. inadequacy.

= accidentally. refuse. hand over. resmetme. illustrate. istemek. claim. 2) müzakere. sparsely densely populated = nüfus yoğunluğu fazla olan. 2) temkinli.= reality demand (fiil) = talep etmek. distribution. zıt anl. zıt anl. dental caries dental examination = diş muayenesi deny = yadsımak. anlamına gelmek. misconception. distribute. 3) durum. retain delivery = 1) teslim. bir yapının ya da organizmanın su kaybı) de-icing system = buzlanmayı giderici sistem de-ink = mürekkepten arındırmak deinstitutionalization = hasta tedavisinin. temsilci deletion = sil(in)me. requirement demanding = (çok çaba. narin. fragile.= preserve. transfer.= loosely. zıt anl.= supply. daire. zıt anl. geç delayed detection = geç teşhis / tanı delegate (fiil) = görevlendirmek. keyif vermek. cinlerin veya bunlara dair inançların incelendiği araştırma alanı demonstrate = kanıtlamak.= independence dependent on = (bir şey)’e bağımlı. hassas. 2) bunama demise = çöküş. on purpose. memnun etmek. rugged delight (isim) = sevinç. discussion delicate = nazik. hold up. pleasure delight (fiil) = sevindirmek. slow down. belirtmek.= keep. resmetmek. reddetmek. description. request. dependence. mean denounce = kınamak. diş çürüğü. zıt anl. rely on.= tough.bademci. yoğunluk (bir maddenin birim hacimdeki ağırlığı) dental = diş veya dişçilikle ilgili dental caries = dişte çürüme. please deliver = teslim etmek. reliant (on). on purpose. insani özelliklerini yok etmek dehydrate = suyunu almak. retardation delayed = gecikmiş. reject. removal deliberate = 1) kasıtlı. exterminate. vermek. condemn. kurutmak dehydration = dehidrasyon (su kaybı. kurumlar dışında yapılması delay (fiil) = geciktirmek.) isteyen / bekleyen. moving out. ortadan kaldırmak. zıt anl. commission. careful deliberately = kasten. destroy. picture www. erasing. 2) ihtiyaç. bile bile. dağıtmak. bırakmak. restore. bölüm departure = 1) ayrılış. dağıtım.45 dehumanize = insanlıktan çıkarmak. stand for. point to.= admit. intentionally. picture depiction = betimleme. sık densely = yoğun bir şekilde. tartışma. heavily. depict demonstration = gösteri denied by = (birisi ya da bir kurum) tarafından dışlanmış / reddedilmiş denomination = birim denote = göstermek. joy. a demanding job = çok çaba gerektiren bir iş) demented = bunamış.= independent. mütalaa. solid. need. yanılma. kalkış. ilgi vs. claim.ÜDS Sözlüğü . accept department = departman. send. ertelemek. deception. yoksun bırakmak.com . zıt anl. susuz kalma. giving birth delusion = aldanma. göstermek. 2) (bir annenin) bebek doğurması. şube. (bir durumun) gerektirdikleri. memnuniyet. doğum. self-reliant depict = betimlemek. hastane vb. zıt anl. subtle. consideration. zıt anl. describe. addiction dependency = bağımlılık. wipe out. divergence depend on / upon = (bir şey)’e bağımlı / bağlı olmak. anlatmak. yok olma. yalanlamak.= sparsely populated density = özkütle. zıt anl. zıt anl. (bir işi) devretmek. dental cavity dental cavity = diş çürüğü. unintentionally deliberation = 1) üzerinde düşünme. dinamik özelliklerini inceleyen bilim insanı) demographic = demografik (nüfus ile ilgili değişkenlere ait) demolish = yok etmek.= be independent (from) dependence = bağımlılık. zıt anl. leaving. postpone delay (isim) = gecikme. zorlu (örn. request. tender. take-off. call for demand (isim) = 1) talep. 2) sapma. çılgınlık. handing over. deviation. durumunu. empower delegate (isim) = delege. keyif. perishing democratization = demokratikleştirme demographer = demograf (dünyadaki veya bir ülkedeki nüfusun yapısını.= praise dense = yoğun. mesaj iletmek. aklını yitirmiş dementia = 1) delilik. zıt anl. construct demon = iblis demonology = iblislerin.

perişan. hava alanları vs. düzenlemek. 2) harap. zıt anl. şeyleri bulmaya yarayan alet) www. promising despise = küçümsemek. bırakmak. restock depleted = yetersiz. preferred. zıt anl. keşfetmek.= construction.= undesired desolate = 1) terk edilmiş. picture descriptive = tanımlayıcı. attractive. destroyed. saptama detector = dedektör (metal. zıt anl. obtain from. hor görmek. strip of. withhold. detay detain = gözaltına almak. zıt anl. işaret etmek.com . hopeless. low depletion = tükenme deploy = konuşlan(dır)mak.46 . bulmak. down depression = 1) depresyon (ruhsal çöküntü). harmfully. azalmış. zıt anl.) destructively = yıkıcı olarak. görev vermek. mahrumiyet. solitary despair = üzüntü. Türk Hava Yolları için THY). bitirmek. lower. exhaust. ülke dışına göndermek deposit (fiil) = koymak.= undesirable. zıt anl. ortaya çıkarma.= offer. zıt anl. yıkıcı bir şekilde. zıt anl. tükenmiş. explain description = betimleme. demolish. zıt anl. helpless. fate destroy = yok etmek. tasarım designate = 1) belirtmek. elde edilmesi amaçlanan. surplus deprive of = (bir şey)’den yoksun bırakmak / mahrum etmek. 2) yığın. = Bu füze. soyun devamı. bir savaş gemisini havaya uçurmaya yetecek kadar yıkım gücüne sahip. zıt anl. originate from descendant = torun. 2) azalmış. depict. miktarı düşmüş. betimsel desert = terk etmek.= hope desperate = 1) çaresiz. exterminate. required. boş. kısmet. hak ettiği gibi. wipe out. arzu etmek desire (isim) = arzu. organise. 2) milletvekili derive from = (bir şey)’den elde etmek / çıkarmak / türe(t)mek. formulate.= preserve. zıt anl. saptanabilir. identify detect individual atoms = atomları tek tek saptamak detectable = bulunabilir.bademci. in spite of. justly design (fiil) = dizayn etmek. invent. mevzilendirilmiş deport = sınırdışı etmek. zıt anl. (uçaklar. construct destruction = yıkım. kimsesiz. specify.= availability.= ascend descend from = (bir kişi)’nin soyundan gelmek. geliştirmek. anlatmak.ÜDS Sözlüğü deplete = tüketmek. bırakmak. imha. depiction. ayrılık detail = ayrıntı.= release.= constructive. (This missile has sufficient destructive power to blow up a battleship.= attach to detachment = ayrılma. earn deservedly = haklı olarak. talih. varış yeri destiny = kader. bir plana göre yerleş(tir)mek. 3) maden / mineral yatağı deposit on = üstünde birikmek deposition = çökme. tarif. position deployed = konuşlandırılmış. lacking. tortu depressed = 1) morali bozuk.= add. eşkal. tasarım yapmak. desperation. consume. devise design (isim) = dizayn. devastating. tasarlamak. place deposit (isim) = 1) mevduat. abandon. gidilecek yer. zıt anl. noticeable detection = bulma. unsuitable desire (fiil) = istemek. yazgı. depresyonda. ortadan kaldırmak. restore. assign designated = belirlenmiş. originate from desalination = tuzunu giderme descend = alçal(t)mak. ümitsizlik. extermination.= hopeful. picture. regardless of destination = hedef.= constructively detach from = (bir şey ya da kişi)’den ayırmak / koparmak. bitmiş. zıt anl. leave deserve = (iyi ya da kötü anlamda) hak etmek. discover. keder. depo. radyoaktif madde vb. tespit. (bir kişinin) soyundan gelen describe = betimlemek. specified. cazip. apprehend. supply with depth = derinlik deputy = 1) yardımcı. alıkoymak. 3) yalnız. şiddetli istek desired = istenen. fark etmek. zararlı. mevzilen(dir)mek. yığmak. picked out designation = (kısaltma biçiminde) ad (örn. detrimental. lowspirited. damagingly. çekici. renovation destructive = yıkıcı. resmetmek. call sign desirable = arzulanır. vekil. 2) atamak. liberate detect = ortaya çıkarmak. 2) ümitsiz. yok etme. 2) (ekonomide) buhran deprivation = yoksunluk. abandoned. ıssız. hopelessness. adam yerine koymamak despite = (bir şey)’e karşın / rağmen. için) kod. in(dir)mek. layık olmak.

için) ortaya çıkmak / başlamak / gelişmek. dedication devoutly = içten. bir makine ile kanı atık maddelerden arındırma işlemi) diamond = elmas (sertliği sebebiyle kesici olarak. dedicate devoted = bağlı.= enhancement. shape determined = kararlı. organise. worsen.) devotion = sadakat. custody. expand.= regress deviation = sapma. zıt anl. fünye detoxification = detoksifikasyon (zehirlerden vs. zıt anl. uniformity device = alet.) devoid of = (bir şey)’den yoksun / mahrum. 2) determinant (bir matris veya bir denklem için özel bir prosedür kullanılarak elde edilen. zıt anl. düzenlemek. zıt anl. devotedly diabetes = diyabet (şeker hastalığı) diagnose = teşhis etmek / edilmek.47 detention = alıkoyma. belittle. harmful.= release deter from = (bir şey)’den caydırmak / vazgeçirmek. sönmeye yüz tutmak. impose. aygıt devious = dürüst olmayan. underdeveloped country development = ilerleme.= recover deterioration = kötüleşme. bring out developed = gelişmiş developed world = gelişmiş dünya (dünyanın gelişmiş ülkelerden oluşan kesimi) developing = gelişmekte olan developing country = gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülke. engelleme. decline. zıt anl. içten bağlılık.). persistent. ortaya çıkarmak. design. azalmak. (This land is devoted to mining. flourish dietary (isim) = perhiz yemeği. sincerely.= develop. diminish detractor = kötümseyen / küçümseyen kişi detrimental = zararlı. dietetic dietary (sıfat) = perhizle ilgili dietary fat = besin maddeleriyle vücuda giren yağ www. 2) karar vermek. calculate.ÜDS Sözlüğü . tutuklama. fade away. promote deteriorate = bozulmak. decline. diversion. tevkif. worsening. öneminden. fade away die out = yok olmak. tanıyla ilgili dialect = lehçe dialysate = diyaliz esnasında membrandan (zardan) geçen (bir tür filtre edilen) madde dialysing membrane = diyaliz zarı / membranı dialysis = diyaliz (böbrekleri çalışmayan hastalarda. için) ateşleme mekanizması. restraint. dedicated to. kendini adamış. lower. damaging. azimli.= encourage. dedicated devoted to = (bir şey)’e adanmış / ayrılmış. dolambaçlı. zıt anl. ortadan kalkmak. (It is necessary to devise a new computer program that will be easy for schoolchildren to learn. command die down = hafiflemek. zıt anl. hesitating determining = belirleyici deterrent = caydırıcı etmen detonator = (bomba vs. improvement determinant = 1) belirleyici etken. disastrous. emretmek. plan geliştirmek. = Okul çağındaki çocukların kolay öğrenebilecekleri yeni bir bilgisayar programı tasarlamak gerekiyor. ciddi. bozulma. parlaklığı sebebiyle de süs eşyası olarak kullanılan bir mineral) dictate = zorla kabul ettirmek.= constructive develop = 1) (hastalık vb. tanı diagnostic = tanı. insidious devise = tasarlamak. (They have devised a plan for keeping traffic out of the city centre. destroy. tanı koy(ul)mak diagnosis = (çoğul: diagnoses) teşhis. mahvetmek. variance. formulate. resolve. yok edici. find out. kaypak. inhibit.= construct. kendini adamış. zıt anl.= irresolute. lacking devote to = (bir şey)’e adamak / ayırmak. (değerinden. harap edici. gelişme. arındırmak) detract from = eksiltmek.= conformity. decisive. amaçlamak. advancement. zıt anl.com .bademci. restore devastating = yıkıcı. = Bu arazi madenciliğe ayrılmıştır. zıt anl. 2) geliştirmek. decide. helpful devaluation = devaluasyon (paranın değer kaybetmesi) devalue = değerini düşürmek devastate = harap / perişan etmek. sinsi. ruin. establish. matrisler veya denklemler arası işlemlerde kullanılan sayı) determine = 1) belirlemek. kalitesinden) düşürmek. zıt anl. discourage. invent. = Trafiği kent merkezinden uzak tutacak bir plan geliştirdiler. adama. arındırma) detoxify = detoksifiye etmek (zehirlerden vs. kötüleşmek. destructive. ayrılma. saptamak.= beneficial. perish. deceitful.

kaybolmak. zarar gören insanlara yardım ulaştırmaya yönelik çalışma disastrous = feci. critical. zıt anl. onaylamamak. dreadful.= fortunate. emergence disappointing = düş kırıklığı yaratan. catastrophe.bademci.= appear.= combine. zıt anl. discouragingly. noticeable. zıt anl. maluliyet. obscure discharge from (fiil) = 1) (hastayı hastane)’den taburcu etmek. doğru bulmama. find unacceptable. zorluk. dehşetli.= bury digest = sindirmek. egemenliğini bizzat ve doğrudan kullandığı. hazım digestive juice = sindirimi kolaylaştıran salgı / sekresyon digestive system = sindirim sistemi digestive tract = sindirim kanalı dilemma = çıkmaz. guide. 2) talimat vermek. farklılık differing = birbirinden farklı. ikilem dilute = sulandırmak.= inspiringly disappointment = düş kırıklığı. dağılmak. farklılık göstermek. distinguish differentiation = ayırım. çok ciddi. invalidity disable = 1) etkisiz hale getirmek. sakınca. disperse.= accord. farklılaşmak. divergent difficulty = güçlük. decrease. hazmedilmiş digestion = sindirim. açmaz. dağıtmak. berbat. conflict. emerge disappearance = ortadan kalkma. objection disapprove of = doğru bulmamak. su ile seyreltilmiş çamaşır suyu ile temizledi. dağılma.= fulfilment. = Böylesi invazif bir müdahale. (Such an invasive intervention may have dire consequences. problem. detrimental.= appearance. successful disband = dağıtmak. 2) sakatlamak disabled = sakat.= increase diminishing return = gittikçe azalan getiri diphtheria = difteri (boğaz ve soluk borusu cidarlarında fazladan bir tabaka oluşturarak nefes alma güçlüğüne yol açması ile belirgin bir hastalık) dire = 1) acil. peace disappear = ortadan kalkmak. 2) korkunç.com . zıt anl. diverge from.= approve of disaster = felaket. ölçü diminish = azal(t)mak. manager dirt = çamur. eksil(t)mek. yıkıcı. (She cleaned the bathroom with hypo-chloride diluted with water. çatışma. = Banyoyu. veriler için) (bir şey) ile uyumlu olmamak.= imperceptible. diverge differ sharply = net / açıkça görülür bir şekilde farklılık göstermek differential = 1) (arabalardaki) diferansiyel dişlisi. dağılmak. discouragement. yönetmen.= conform to. terrible.= encouraging. dağılabilir diffusion = difüzyon (yayılma. inceltmek. inconvenience. vary. toprak disability = sakatlık. bütün kararların halkın tamamının katılımı ile alındığı demokrasi türü) direct participation = doğrudan katılım direct public attention to = kamu dikkatini (bir şey)’e çekmek / yöneltmek direction = yön director = yönetici. yok olmak. perceptible.ÜDS Sözlüğü dietary iron intake = beslenme yoluyla vücuda demir alımı dietary objective = (yapılan / yapılacak) diyetin hedefi / amacı differ from = (bir şey)’den farklı / değişik olmak. zıt anl. 2) farklı. zıt anl. yıkım. 2) tahliye etmek. zıt anl. spread diffusible = yayılabilir. zıt anl. görülebilir.) dimension = boyut. vanish. benefit disagree with = (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmamak. zıt anl. handicap. itiraz. drawback. zıt anl. fight. ayırt etmek.48 . release www. yok olma. zıt anl. engelli. unite discard = aklından çıkarmak. engel. zıt anl. zıt anl. çok kötü sonuçlara yol açabilir. zıt anl. instruct direct democracy = doğrudan demokrasi (halkın. dismiss. vanishing. idareci.= advantage. trouble diffuse = yay(ıl)mak. tragedy disaster relief operation = bir felaketin ardından. resemble differ = değişmek. zıt anl. ayırıcı differentiate = ayırmak. ıskartaya çıkmış discernible = fark edilebilir. discouraging. hazmetmek digested = sindirilmiş. afet. (deliller. yoğunluğunu ya da derecesini düşürmek. success disapproval = onaylamama. inspiring disappointingly = hayal kırıklığı yaratacak şekilde. reject discarded = atılmış. terrible. yok saymak. handicapped disadvantage = dezavantaj. ihtilaf. reddetmek.= agree with disagreement = anlaşmazlık. geçme) dig one’s way out of = kendini (bir şey)’den kurtarmak dig up = kazıp çıkarmak.) direct = 1) yönlendirmek.

reddetme. ignore. distinctly. gözünü korkutmak. unfavourable.= admire. akma. zıt anl. ciddiye almama. association discontent = hoşnutsuzluk. zıt anl. discourage dismiss = göz ardı etmek. scorn. deter. cease. encourage discouraging = cesaret kırıcı. cesaretini kırmak. aklından çıkarmak. bölünme. free-will discriminate against = (aleyhine) ayrım(cılık) yapmak. concordant discount = 1) önemsememek. disturb. satisfaction discontinue = kesmek. defetmek.= hide. mess. discarding. uninterested. distinction.ÜDS Sözlüğü . açığa vurmak. disapprove of. durdurmak. buluş. rejection dismissive = hafife alan. consistency discrete = ayrı. zıt anl.= recklessly. similar discretely = farklı bir şekilde. 2) düzenini bozmak. dissatisfaction. incompatible. ufalanma disk-like = disk gibi. demonte etmek.) discordant = birbiriyle çelişen. zıt anl. ease discomforting = rahatsız edici disconcert = 1) şaşırtmak. farklı. = Formalitelerden vazgeçiyoruz.) www. disk biçimli dismantle = sökmek. heedlessly discrepancy = farklılık. tutarsızlık. güvenini sarsmak. yıldırmak. confusion. annoyance. böl(ün)mek. ayrım. zıt anl. carry on. 2) düzensizlik. bulmak. conflict.= praise. tedbirli. stop. ortaya çıkarmak. show prejudice against discrimination = ayrımcılık. send off dispel = dağıtmak. disfavour. separate. zıt anl. upset disconnection = kopukluk. hastaya ilacı kesmesini söyledi. zıt anl. zıt anl. zıt anl. ihtiyaç duymamak.= compatible.= keep on. conceal discomfort = rahatsızlık. difference. zıt anl. find discovery = keşif. ufalanmak disintegration = parçalanma. praise disease = hastalık disfigure = biçimini bozmak disfigurement = kozmetik bozukluk. (birbirinden) ayrı olarak. degrade. tartışmak discussion programme = (televizyonlarda yayınlanan) herhangi bir tartışma programı disdain = küçük / hor görmek. zıt anl. chaos.= interested Disneyland = Walt Disney Şirketi tarafından dünyanın değişik kentlerinde açılan büyük eğlence parklarından her biri disorder = 1) bozukluk. reject dismissal = aklından çıkarma. ihtiyatlı. zıt anl. consideration. equality dispatch = göndermek. thoughtfully.= parity. pursue.= comfort. proceed. hastalık. ayrım yapma. zıt anl. kargaşa. end. memnuniyetsizlik. perplex. zaman tayininde bozukluk) disoriented = yönünü kaybetmiş / şaşırmış disparate = farklı. sıkıntı. bağlantı kesilmesi. bias. variance. = Doktor. yer.= impartiality discuss = (bir konuyu) ele almak. display. (The bank will discontinue its Saturday service. çelişme. ifşa etmek. vazgeçmek. release discipline = bilim dalı.com . distinct.= contentment. rezil disgust = iğrenme. zıt anl. similar disparity = eşitsizlik. zıt anl. quit. için) kozmetik bozukluğa yol açan disgraced = utanç verici.49 discharge (isim) = 1) (hasta için) taburcu olma. uyuşmazlık. trouble. vücutta şekil kaybı disfiguring = (yara vs.= order disordered = düzensiz disorientation = oryantasyon bozukluğu (yön.bademci. discard. parçalara ayırmak. görüşmek. vazgeçmek. zıt anl. carefully. illness. tepeden bakmak. tiksinti disgusting = iğrenç disintegrate = parçala(n)mak. zıt anl. trouble. = Banka artık Cumartesi günleri hizmet vermeyecek. baştan savma. terk etmek.= assemble dismay = korkutmak. zıt anl. meydana çıkarmak. (We are dispensing with formalities.= health. unfairness. küçümsemek. disregard. conflicting.= agreement. dissuade. turmoil. 2) indirim yapmak discourage = cesaretini / hevesini kırmak. aralarında uyuşmazlık bulunan. cautiously. ailment. bulgu discredit = gözden düşürmek. different.). altüst etmek. zıt anl. inequality. zıt anl. 2) tahliye. yarıda bırakmak. gidermek dispense with = (bir şey)’siz yapmak. fark. take apart. reveal. abandon. apayrı. farklılık. reddetmek. boşaltım. separately discretion = takdir yetkisi.= alike.= connection. (The doctor told the patient to discontinue with the medicine. do away with. honor discreetly = (ağzından çıkan söze ve hareketlerine) dikkat eder bir şekilde.= associated.= encouraging discover = keşfetmek.= urge. dissociation. disiplin disclose = açmak.

= satisfy disseminate = (bir fikir. zıt anl.) dissemination = saçma. aldırmamak. demonstrate display (isim) = gösterge. disappointed. identify. saçmak. superiority. comfort. argue dispute (isim) = anlaşmazlık. clearness. zıt anl. acı verici. doubt. the better our chances of halting the epidemic. yıkıcı. recognize. yöre. itimatsızlık. remarkable.= disciplined dissatisfied with = (bir şey)’den hoşnut / tatmin olmayan. zıt anl.= calm.= ordinary distinctly = açık / belirgin bir şekilde.= proportionate. çekişme. discrete. altüst etmek. seçiklik. acı. dağılım.com . comfort www. farklı. displease. deformed distract = (dikkati) başka tarafa çekmek. similarity distinctive = tipik. far away. dispersion dissolve = eri(t)mek. görüntülemek.= obscurity distinguish between = (iki kişinin ya da şeyin) arasında ayrım yapmak. organise disruption = aksama. upset. illustrate.= agreement. unbalanced.= success disruptive = aksatan. disband. aşırı. bölge. zıt anl. controversy. overlook. zıt anl. peculiarity.= resemblance. worry.) atmak. zıt anl. zıt anl. kolaylıkla ayırt edilebilen. mesafe distant = uzak mesafedeki. kendine özgü. part with. understanding disregard = hiçe saymak. area.= gather.= common.= alleviation. collect dissipation = yay(ıl)ma. distrust = güvensizlik. spread. 2) tartışmak. failure. differentiation. bertaraf etmek. saç(ıl)ma. region. zıt anl. disturb. 2) (para. bölüştürmek. zıt anl. rahatsız etmek. associated distinction = 1) ayırt etme. balanced disprove = aksini kanıtlamak. zıt anl. gather dispersion = dağılım displace = yerini almak. (The more widely the facts about AIDS are disseminated. troublesome. circulate. swell.= keep. consume. zıt anl.ÜDS Sözlüğü dispersal = yay(ıl)ma. argument. tabiat. (atık vs. 2) deplasman (bir cismin kapladığı alandaki su veya havanın ağırlığı) display (fiil) = göstermek. ortadan kaldırma disposal = (çöp vs.50 . mizaç. yerinden etmek displacement = 1) yerinden oynama / kayma. 2) fark. chaotic. zıt anl. collapse. recognizable distinguished = seçkin. üstünlük. worrisome distribute = dağıtmak. ignore. 2) düzenleme. yay(ıl)mak. = AIDS hakkındaki gerçekler ne kadar çok yayılırsa.) boşaltmak dispose of = 1) (bir şey)’i çöpe atmak. break up. düzen. güzide. haber vs. bother. uzak. kargaşaya yol açan. çarpıtmak. separate. pain. yok etmek. confirm dispute (fiil) = 1) doğruluğundan kuşku duymak.= contract. clearly distinctness = netlik.= prove. dağılmak. arrangement disproportionate = oransız. elden çıkarmak. çöz(ün / ül)mek distance = uzaklık. hand out distributor = bayi. relief distressing = üzücü. ekran disposal = yok etme. invalidate. zıt anl. dağıtmak. zıt anl. confuse. displeased. misery. zıt anl.) (belirli bir biçimde) harcamak. temperament. excessive. allot. apparent.= arrange. yaymak. tell (the difference) distinguishable = ayırt edilebilir. pay attention disrepair = (bina. disorderly.= near distend = şiş(ir)mek. disturbance. ayırt etmek.= accumulate. ilgisizlik disrupt = bozulmasına yol açmak. disturbing. saç(ıl)ma. zıt anl. tartışma. spread.= trust disturb = endişelendirmek. deform distorted = çarpıtılmış. zaman vs. annoy. aksatmak. bu salgını durdurma şansımız o kadar artar. zıt anl. zıt anl. disappoint. dağılma. shrink distinct = ayrı.= consider. disturb. show. meşgul etmek. enlarge. zıt anl. dağıtıcı district = mıntıka. endişe.bademci. makine için) bakımsızlık. dissemination. propagation disperse = dağıtmak. yayma dissipate = dağıtmak.= similar. remote. spoil. save disposition = 1) yaradılış.= satisfied dissatisfy = hoşnut / tatmin etmemek. dilate olmak.= concentration distress = üzüntü. prominent. zıt anl. imha etmek. zıt anl. zıt anl. scatter. belirgin. ayırmak. huzurunu kaçırmak. zıt anl.= concentrate distraction = dikkat dağılması. zıt anl. ordinary distort = biçimini bozmak. sergilemek. genişlemek.) yaymak. tertip. kesilme. get rid of. yerleştirme. boş vermek. question. müstakil. characteristic. accuracy. uyuşmazlık.

2) dahili.) veren kişi. zıt anl. various diversely = çeşitli şekillerde. (değişmez veya değişmesi zor) öğreti document = belgelemek. zıt anl. stillness. interference disturbance of flow = akışın bozulması disturbed = sıkıntıda.51 disturbance = 1) kargaşa. variety. sapmak. hakimiyet.= retain. nüfuz alanı. ispat etmek. organ vs. üstünlük dominant = başat. hibe etmek. zıt anl.com . hakimiyet. split. separate. farklı olmak. spread out. evde kullanılan.= narrow down diversity = çeşitlilik. govern. sleeping. yasal olmayan prosedür) dormancy = uyku hali dormant = uykuda. kubbe ile örtülü domed arcade = kubbeli revak / arkad (bir yanında duvar veya bina cephesi olan. üstün. fraternal twins dizziness = baş dönmesi Djurab Desert = Djurab Çölü (Çad sınırları içinde yer alan bir çöl) do as one pleases = istediği gibi davranmak. flourish. farklılık. come along.= uniformity divide = böl(ün)me. variously diversify = çeşitlendirmek.= unite dizygotic twins = çift yumurta ikizleri. düzeni bozucu şey. zıt anl. zıt anl. branch off. hareket ve duyguların düzenlenmesinde etkin olan. eksikliği Parkinson hastalığına yol açabilen bir nörotransmiter) doping = doping (yapay olarak fiziksel ya da mental aktiviteyi arttırmak amacıyla uygulanan. farklı. do the best one can do one’s bit = kendine / üstüne düşeni yapmak do so much for = (bir şey) için fayda sağlamak do their bit = kendilerine / üstlerine düşeni yapmak do well by = (bir şey) için iyi etmek. recover. yurt içine ait domestic economic news = iç / dahili ekonomi haberleri domestic front = ülke içi. sovereignty don = (elbise vs. inactive dosage = doz. manage with. sever. unite diverse = çeşitli. cami ve kervansaray mimarisinde sıklıkla kullanılmıştır) domestic = 1) evcil. egemen. prevail dominion = egemenlik. dose www. eliminate do good = yaramak. sever.= unite.= inferior. 2) (uykuda) bozukluk / düzensizlik. evsel. prove documentary = belgesel dogmatic = dogmatik (tartışma / sorgulama kabul etmeyen). iç cephe dominance = egemenlik. rahatsız disturbing = rahatsız edici. turmoil. connect disuse = kullanmayı kesmek / bırakmak ditch = hendek dive (fiil) = dalmak dive (isim) = dalış diverge = ayrılmak. troublesome. assortment. baş etmek.bademci.= comforting disturbingly = rahatsız edici bir şekilde. presiding. put up with do without = (bir şey) olmadan idare etmek. put on donate = bağışlamak. recessive dominate = hakim / egemen olmak. istediğini yapmak do away with = ortadan kaldırmak.= order. dozaj. deviate. iyi gelmek do little = pek az katkısı olmak do one’s best = elinden geleni(n en iyisini) yapmak. diğer yanı ile dış mekan arasına ise aralıklarla sütun. endişe verici. iyi yapmak. withdraw donation = bağış. departman divorce = ayırmak. muhtaç olmamak doctrine = doktrin. separate. fail do with = yetinmek.= fall back. hibe donor = bağışçı.) kontrolü altındaki bölge dome = kubbe domed = kubbeli.= pragmatic domain = alan. paye veya benzeri destek elemanları yerleştirilmiş olan. ev ile ilgili. verici doomed = yok olmaya mahkum dopamine = dopamin (beyinde.= join divine = ilahi. controlling. zıt anl. boşa(n)mak. farklılaştırmak.) giymek.= converge. zıt anl. bestow on / upon. zıt anl. zıt anl. durumu iyi olmak. (birbirinden) uzaklaşmak. alarmingly.ÜDS Sözlüğü . dreadfully disunite = ayırmak. tanrısal divine intervention = ilahi müdahale division = bölüm. zıt anl. üzeri sıra sıra küçük kubbeler ile örtülü uzunlamasına düzenlenmiş alan. bu düzenleme. annoying. zıt anl. çalkalanma. (kan. ayrılmak. zıt anl. (bir kimsenin / örgütün vs. different.

outline. 2) geminin su çekimi (yüzer haldeyken.ÜDS Sözlüğü dose = ilaç dozu.bademci. kaslar. dosage dot = nokta. heavy. (kenara vs. sert. collapse.= undoubted. 2) (bir araç vs. 2) sevk etmek. zıt anl.= mild. fall asleep droplet = damlacık. disadvantage. turn. şekil vs. organlarda şekilsel bozukluklar ve zeka geriliği ile belirgin sendrom) down to the last detail = en ince ayrıntıya kadar downfall = çöküş. inconvenience. dikkat çekmek draw new meaning = yeni anlam çıkarmak draw on = (bir şey)’den yararlanmak draw the line at = (bir şey)’e sınır koymak draw up = 1) kaleme almak. dubious. içinde ilerleyen bir cisme mukavemeti. modest drastically = radikal şekilde. 2) (salata vs. gündeme getirmek. dire. için) bir yerde durmak. önyargı ve plasebo etkileri engellemek için deneklerin ve deneyi uygulayan kişilerin.= mild dramatically = dramatik / çarpıcı bir biçimde. dispel drive out = çıkarmak.= unexcitingly. atık su vs.= unexciting. düşüş.= inhibit drive off = kovmak. büyük ölçüde. çarpıcı. için) sos drift = sürüklenmek drill (isim) = matkap drill (a hole) = (matkap vs. zıt anl. defetmek. urge. elde etmek.com . . 2) ince tüylü. setback. sert şekilde. mahzur.) çizmek. zıt anl. drene etmek. fear. severe.= advantage. kromozom çiftinde bir fazla kromozom bulunması nedeniyle gelişen. remarkable. 2) almak.= welcome dreadfully disabling = korkunç / ağır bir şekilde sakat bırakan dreamer = rüya gören / görmekte olan kimse dressing = 1) pansuman. zıt anl.52 . dehşete düşmek. havlı dozen = düzine (12 adet) dozens of = düzinelerce draft = 1) taslak. zıt anl. dezavantaj. zıt anl. yerinden oynatmak drive through = 1) (bir nesneyi. tahrik etmek. 3) çekmek. certain doubtless = kuşkusuz. zıt anl. ile) delik açmak. hugely. benek double = iki misline / katına çıkmak. zıt anl. repel draw a conclusion = sonuç çıkarmak draw attention to = (bir şey)’e ilgi / dikkat çekmek. yumuşak. draught (draft okunur) drag (fiil) = (çekerek) sürüklemek drag (isim) = su veya havanın. chase away. iki misli / kat yapmak double-blind test = çift kör çalışma (bilimsel bir deneyde. aşağı doğru downy = 1) pofuduk. sensationally. attract attention to draw in = içine çekmek. su seviyesinden geminin en alt noktasına kadar olan toplam yükseklik). impel.) çekmek. döndürmek. write out. şiddetli. yıkılış. zerre drought = kuraklık drown = (suda) boğulmak drown out = (bir sesi daha yüksek bir sesle) bastırmak www. kesin Down syndrome = Down sendromu (21. zıt anl. pull in draw into the spotlight = göz önüne getirmek. baş vb. kurutmak.= shorten. sketch. make a hole drilling = delme drive = 1) hareket ettirmek. keep going. come to a stop drawback = sakınca. endişe etmek. destruction downhill = yokuş aşağı. örneğin bir çiviyi) (bir şey)’in içine çakmak / zorlayarak sokmak. yamaçtan / tepeden aşağı doğru downstream = akıntı yönünde. hız kesme gücü drag on = uzayıp gitmek. 2) çok yüksek miktarda. kuşku doubtful = şüpheli. göz kapakları. sensational. burun. zıt anl. 2) (bir yer)’in içinden (araba ile) geçmek driven by = (bir şey ya da biri tarafından) güdümlenmiş driving force = itici güç droop = sarkmak drop off = uykuya dalmak.= push. deneyin içeriği ya da önemli yönleri hakkında bilgi sahibi olmamalarını öngören test ya da çalışma biçimi) doubt = şüphe. move. pull. zıt anl. worry.= mildly draw = 1) (çizgi. strikingly. extract. undramatically drastic = şiddetli ve çabuk etki eden. convenience drawbridge = kaldırma köprü (açılıp kapanabilen köprü) dread = çok korkmak. kuşkulu. curtail drain = 1) suyunu akıtmak. striking. (uzun zamandır) sürmek. su akıtma sistemi dramatic = 1) dramatik. 2) alıp uzaklaştırmak drainage = drenaj.

Eski Mısır için M. grow dye = boya dynastic times = dinastik dönem. zıt anl. (kolay) biçimlendirilebilir.= enlarge.ÜDS Sözlüğü . on account of due to be built = (belli bir tarihe kadar) yapılacak / inşa edilecek olmak dull = 1) sıkıcı. inhabitant dwelling place = barınma / yaşama yeri dwindle = küçülmek. zıt anl. olarak çağırmak / adlandırmak dubious = kuşkulu. yaklaşık 3150 yılı sonrasındaki dönem) dynasty = hanedan dysentery = dizanteri (bağırsaklarda oluşan yaralar. expand. duygusuz. = Çocuk. Hollanda’ya ait Dutch-derived = kökünü Hollanda dilinden alan dwell on = (bir konu) üzerinde durmak dwell upon = (bir yer / bir şey)’in üzerinde oturmak / yaşamak / barınmak dweller = yöre halkı. .= sober dry ice = kuru buz (sıvılaşmadan. zıt anl. definite duck = ördek duct tape = genellikle kumaş destekli. the boy lay quietly through the whole duration of the physical examination. malleable due = zamanı / vadesi gelmiş. ecza. 2) uyuşturucu madde drug addict = uyuşturucu bağımlısı drug addiction = uyuşturucu madde bağımlılığı drug crops = uyuşturucu elde edilen bitkiler drug enforcer = narkotik polisi drug overdose = ilaçta aşırı doz drug trial = ilaç denemesi drug-trafficking = uyuşturucu taşıma / trafiği drum = davul drunk = sarhoş. zıt anl. . sakin. sturdy. term. 2) anlama güçlüğü çeken. shrink. unreliable. azalmak.) dust = toz dust devil = hortum gibi dönen toz bulutu Dutch (isim) = Hollandaca Dutch (sıfat) = Hollandalı. şüpheli. çifte. continuity. kanlı ve mukus içeren ishal ile belirgin bir hastalık) dysfunction (ya da disfunction) = bir organın görevini yapmaması. zıt anl. tekdüze. içkili. diminish. medication. dubleks duplicate = kopyalamak.com .= fragile duration = süre. disorder dyslexic = okuma zorluğu çeken www. doubtful.= certain.= bright. tüm muayene süresi boyunca şaşırtıcı bir şekilde hiç sesini çıkarmadan yattı. dozy drug = 1) ilaç. long-lasting.bademci. çift yönlü duality = ikilik dub = . sersemlemiş. dumb. aşırı uyuklama hali drowsy = uyuşuk. donuk. because of. aynısını yapmak. dense. Ö. (Amazingly. sağlam.53 drowsiness = uyuşukluk. kaliteli koli bandı ductile = (pek çok metal gibi) dövülerek / işlenerek tel veya levha haline getirilebilir. kararsız. sharp dumping ground = çöp dökme alanı duodenum = oniki parmak bağırsağı duplex = çift. hanedanlar dönemi (örn. sersemlik hali. zıt anl. boring. belirsiz. süreklilik.= interesting. copy durability = dayanıklılık durable = dayanıklı. mature due in part to = kısmen (bir şey) nedeniyle due to = nedeniyle. owing to. doğrudan buharlaşması sebebiyle katı karbondioksite verilen ad) dry out = kuru(t)mak dual = ikili.

worsen. (tarihsel olarak) önce gelen. sıkıntıdan kurtarmak. powerful. tekrar etmek eclogue = karşılıklı konuşma şeklinde pastoral şiir ecologically aware = çevre bilinci olan E ecosystem = ekosistem (sınırlı bir alanda.= inefficacy. akıtma. effectiveness. 2) etkinlik. sonuç.com . unenthusiastically early = erken. willingly. yan. zıt anl. unwilling eagerly = istekli / hevesli bir şekilde. carry out. zıt anl. productivity. sınır. yaşayan tüm canlıları ve onların birbirleriyle ve çevreleriyle olan etkileşimlerini içeren sistem) ecstacy = kendinden geçme. willing.) kazanmak. 3) gevşemek.= fail effect (isim) = etki. toprağa temas eden ease (fiil) = 1) kolaylaştırmak. electrocardiogram echo = aynısını söyleyerek desteklemek. serpme egg = yumurta. yüzyılın başları early detection = erken teşhis / tanı early warning = erken uyarı earn = (para. 2) yürürlükte. zıt anl. çıkarmak. zıt anl. etkinlik.= inefficacy. power. edisyon editorial board = yayın kurulu educational = eğitici effect (fiil) = yerine getirmek. zıt anl. nüfuz / etki derecesi. hak etmek. çömlek vs.= late early 20th century = 20. modify edition = baskı.= reluctant. hak vs.E E EE eager = istekli.= lose earplug = kulak tıkacı earthenware = pişmiş topraktan yapılmış çanak. gentle. zıt anl. effectiveness. actual effectively = etkin / verimli bir şekilde. yararlılık.= inefficiently effort = çaba. işte) verim. inefficiency. ready. gönüllü. facilitate. hard work effortlessly = çaba göstermeden. fışkırtmak www. bizarreness. border edible = yenilebilir. etkin. zıt anl. efficacy. effective. gain.= fractious eating disorder = yeme bozukluğu Ebola = Ebola (ishal. rahat. etkili. keenly. ovum (sperm ile birleşme yeteneği taşıyan dişi üreme hücresi) Egypt = Mısır (Kuzeydoğu Afrika’da bir ülke) eject = dışarı atmak. çekilmek. inceleyerek küçük değişiklikler yapmak. randımanlı. baskıyı azaltmak ease (isim) = kolaylık easy prey = kolay av easygoing = uysal. zıt anl. ineffective efficiently = etkin / verimli bir şekilde. effectively. yararlılık. zıt anl. başarmak. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi.bademci. zıt anl. örneğin bir göl çevresinde.= inefficiency efficient = verimli. eksantriklik. earthquake = deprem earthquake predictor = deprem habercisi earth-retaining = toprak içindeki. efficiently.= inefficient. efficient. dini ECG = elektrokardiyogram (kalp kasının ve sinirsel iletim sisteminin çalışmasını incelemek üzere kalpte meydana gelen elektriksel faaliyetin elektrokardiyograf denen bir cihaz tarafından alınan kaydı).= ineffectiveness. fiili. inefficiency efficacy = etkinlik. zıt anl. aşırı sevinç eczema = egzema edge = kenar. outcome effective = 1) verimli. ineffective. inefficiency efficiency = (çalışmada. zıt anl.= reluctantly. alışılmışın dışında eccentricity = tuhaflık. efficiency. influence.= ineffectively. zıt anl.= inefficient. inefficiently effectiveness = 1) etki. zıt anl. weirdness. deri döküntüleri ve yüksek ateş ile belirgin ölümcül bir hastalık) eccentric = eksantrik. gerçekleştirmek. improve. zıt anl. keen. simplify. gerçek. edinmek. sıra dışı. 3) efektif. alter.= aggravate. kolayca effusion = dökme.= conventionality ecclesiastical = kiliseye ait. zıt anl. randımanlı. actualise. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi. yemeye uygun edit = redaksiyon yapmak. perform. kanama. mild. 2) gerilemek. gayret.

end embarrass = utandırmak embarrassed = utanan. symbolize. çıkarma. (bir şey)’den sıyrılmak. 2) kabullenmek. gidermek.= simple elapsed = (zaman miktarı için) geçen. five cases were not found eligible due to their diabetes problem. 2) seçmeli (ders) electricity = elektrik electroconvulsive (shock) treatment = elektroşok tedavisi electroencephalogram = elektroensefalogram (beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel yöntemle izlenmesi ve ölçülmesini sağlayan yöntem). deduction. mahçup. 2) olgunlaşmamış emerald = zümrüt www. geçmiş olan elastic = esnek. özenli bir şekilde hazırlamak / yapmak. EEG electrolyte = elektrolit (besinlerle vücuda giren ve vücut hücrelerinin normal işlevlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan maddeler) electromagnetic = elektromanyetik (elektriksel kuvvetler ve manyetizma ile ilgili) electromagnetic force = elektromanyetik kuvvet (elektriksel yük taşıyan parçacıklar ile elektromanyetik alanlar arasındaki etkileşimi kontrol eden ve molekülleri oluşturan atomları bir arada tutan temel fiziksel kuvvet) electromagnetic ion trap = elektromanyetik iyon kapanı (iyonları elektriksel ve manyetik alanlar yardımıyla bir bölmede tutmaya yarayan sistem) electromagnetic noise = elektromanyetik gürültü (bir elektronik devredeki veya bir radyo dalgası içerisindeki istenmeyen sinyaller) electromagnetic radiation = elektromanyetik ışınım (ışık hızında hareket eden elektromanyetik dalgalar şeklindeki enerji yayılımı) electromagnetism = elektromanyetizma (elektriksel ve manyetik kuvvetler ve bunları inceleyen bilim dalı) electron microscope = elektron mikroskobu (incelenen nesneye elektronlar göndermek suretiyle görüntü alan ve çoğunlukla tek tek atomları görüntüleyebilecek kadar yüksek çözünürlük sağlayabilen bir çeşit mikroskop) elegant = zarif.= exclude. ornament. gerekli koşullara sahip. flexible. yüksek. girift. zıt anl. = Fakirlik yok edilmelidir. (seçilmeye) elverişli. (According to the exclusion criteria of the survey. evade elusive = tanımlanması güç. hug. kibar elemental mercury = saf civa elementary = temel elementary particle = temel parçacık (daha küçük parçalardan oluştuğu tespit edilmemiş olan parçacık) elephant seal = deniz fili / fil foku (ağırlığı iki tonu geçen ve kulakları olmayan iri bir fok türü) elevate = yükseltmek. symbol embody = 1) (bir şey)’i somutlaştırmak. kucaklamak. implant embellish = süslemek.ÜDS Sözlüğü .= reject. develop fully elaborate (sıfat) = karmaşık. elemek. (parliamentary election = genel seçim. insert.com . milletvekili seçimi) election campaign = seçim kampanyası elective = 1) seçime ait. eradicate. ayrıntılı.= exclude. uncomfortable embarrassing = rahatsız edici. shun. zıt anl. seç(il)me. utanç verici embassy = büyükelçilik embed = oturtmak. = Araştırmanın hariç tutma kriterleri uyarınca. zıt anl. (Poverty must be eliminated. cenin (doğum öncesi gelişiminin başındaki bebek / yavru) embryonic = 1) embriyoya ait. 3) kapsamak. zıt anl. decorate embodiment = (bir şey)’in somut hali. include. combine. başlamak. cut out. arouse. divide embrace = 1) sarılmak. zıt anl. şık. encompass.= rigid elastin = elastin (arterlerin duvarları gibi elastik dokularda bulunan bir cins protein) elder = (iki kardeş ya da kişiden) daha yaşlı / daha büyük (olan) elderly population = yaşlı nüfus election = seçim. intricate. karışıklık içinde embryo = embriyo. gömmek.= cease. arttırmak. leave out embroiled = karışmış. içermek. zıt anl. include. zıt anl. indefinable embark on / upon = girişmek.) eliminate = ortadan kaldırmak. bring about eligible = uygun. escape. begin. yok etmek.= inclusion eloquence = etkili ve güzel söz söyleme yeteneği elsewhere = başka yer / yerde / yere elude = kaçmak. kendisi. engage in.55 elaborate (fiil) = ayrıntılarına inmek. kaçınmak. seçimle ilgili. beş vaka. 2) kapsamak.) elimination = eleme. (bir şey)’in somut ifadesi olmak.bademci. raise elevated = art(tırıl)mış. diyabet problemleri sebebiyle çalışmaya alınmadı / uygun bulunmadı. accept. suitable. discharge. yükseltilmiş elicit = açığa çıkarmak.

işçi.= absorb emotion = duygu. stress.= immigration eminent = 1) tanınmış. his. madde emulsify = emülsiyon yapmak. riske atmak. hire. recruit. özendirme. zıt anl. feeling. allow. zıt anl. discharge. hinder. özendirmek. face. 2) göze çarpan.ÜDS Sözlüğü emerge = çıkmak. içine almak.= fading emigrant = ülkeyi / kenti terk eden göçmen. ancak. sentimental. yüreklendirmek. yay(ıl)ma. let. use. jeopardise. gayret. move out. (bir yer)’e boşal(t)mak empty-calory item = sadece enerji veren. ensure. meydana çıkmak.bademci. duygusal sorun yaşayan emperor = imparator emphasis = (çoğul: emphases) önem. duygulu. promising. include encounter (fiil) = karşı karşıya gelmek. exceptionally. zıt anl. sentiment emotional = duygusal. zıt anl. struggle www. 2) yüksek mevki sahibi eminently = gayet. yüz yüze gelme encourage = teşvik etmek.= disappearance emergency = acil durum. decrypt encryption = şifreleme end = uç. zıt anl. fade emergence = ortaya çıkma. decipher.56 . arising. encode. encrypt. gayret etmek. zıt anl. cerrahların kalbi açıp onarmasını mümkün kılıyor. ampirik empirically = deneysel / ampirik olarak employ = 1) kullanmak. unemotional emotional intelligence = duygusal zeka emotionally = duygusal olarak. come across encounter (isim) = karşılaşma. istihdam etmek. son derece. try endeavour (isim) = çaba. worker employer = işveren. importance. taraf end in = (bir şey) ile sonuçlanmak. urgency emergency administration = (ilacın) acilen / bekletmeden verilmesi emerging = yükselen. yetki vermek. (New techniques enable surgeons to open and repair the heart. özendirici. yüreklendirme. eleman. yararlanmak. risk. passionate. yaymak. ortaya çıkan. mücadele. yüreklendirici. favourable. cesaret vermek. vurgulu emphysema = amfizem (yaş. cover.= fire employee = çalışan. discourage encouragement = teşvik. significance emphasise = vurgulamak. yetersizlik) empire = imparatorluk empirical = deneysel. appearance. iş vermek. decypher.) encircle = çevrelemek enclose = (bir şey)’i (bir mektupla aynı) zarf içine koymak. şifrelemek. attach enclosed = kapalı. result in end up = sonunda (bir şey) olmak.= decode. renowned. imkân vermek. arise. ünlü. uğraşı. effort.= discouragement encouraging = umut verici. empower. sarmak. etrafını çevirmek. make it possible. zıt anl. altını çizmek. sigara ya da kronik bronşite bağlı olarak solunum fonksiyonunda bozulma.= immigrant emigrate = göç ile ülkeyi / kenti terk etmek. (gaz vs. decrypt encompass = kuşatmak.= deter. zıt anl. unfavourable encrypt = şifrelemek.= forbid. zıt anl. rastlamak. kendini (bir yer)’de bulmak end up with = sonunda (elde bir şey ile) kalmak. aid endangered = tehdit altındaki endeavour (fiil) = çabalamak. kapatılmış encode = kodlamak. zıt anl. zıt anl. zıt anl. zıt anl. bulamaç haline getirmek enable = sağlamak. sonunda (beklenenden daha az / kalitesiz bir şey) elde etmek endanger = tehlikeye düşürmek. patron employment = istihdam empower = yetki / izin vermek empty (into) = (bir şey)’in içine. zıt anl. underline emphatic = 1) ısrarlı.= disappear.= immigrate emigration = göç ile ülkeyi / kenti terk etme. heyecan. vurgu. için) sal(ın)ma emit = dışarı vermek. sonunda (bir şey / yer)’e varmak.= save. come forth. utilize. zıt anl. besleyici hiçbir değeri olmayan alkol vb.= ordinarily emission = dışarı ver(il)me. zıt anl. çıkarmak. appear.= discouraging. gelişen. 2) çalıştırmak.= cold. zıt anl. göndermek. struggle. işe almak. extremely. promote. duygusal yönde emotionally charged = duygu yüklü emotionally disturbed = duygudurum bozukluğu olan. mümkün kılmak.com . = Yeni teknikler.= decode.

completely. infaz. yaratmak. artık yirmi yıl önce bıraktığı yer olmadığını. bring about engineer = (bir şey)’in projesini yapmak. teşebbüs enterprising = girişken. belirli bir bölgeye özgü) endurance-type = dayanıklılık gerektiren tür endure = dayanmak. complete. follow.= reluctance enthusiast = (bir konu ile) ilgili / meraklı kişi enthusiastic = şevkli. zıt anl. çoğaltmak. swallow up. require entangle = karıştırmak. = Geri döndüğünde memleketinin. totally. karışıklık. zıt anl. dolaştırmak. unfavourable enviously = kıskanarak. sufficient. ayartmak.= waiver.= tiny. excited. secure. yükseltmek. takviye etmek. kapana kıstırmak. employ. complicate entanglement = vakit alıcı iş. zıt anl. çekmek. he noticed that the place was entirely different from what he had left two decades ago. put to use. başlıklı entombment = gömme.) entitle = hak / yetki kazandırmak / vermek entitled = adlı. yutarak yok etmek. uygulamak. prosecute enforcement = 1) icra. oymak engulf = yutmak. çok büyük.)’ye dolaşma. ip vs. ardından gelmek.= precede ensure = garanti etmek. mezar olma entrance = giriş. zıt anl. improve.). yol açmak. 2) mecbur etmek. zıt anl. huge. çalışır vaziyette engaging = sevimli. (ağ. kandırmak. çok büyük miktarlarda. (When he came back to his hometown. produce. desirable. broaden. haset duyarak environment = çevre. devoted. work out engrave = kazımak.= minimally enough = yeterince. ortam environmental conditions = çevre şartları environmental constraints = çevresel kısıtlamalar.ÜDS Sözlüğü . zıt anl.= partial. heves. tamamen değiştiğini gördü. (Taking vitamin pills does not necessarily ensure good health. be involved in engaged = kullanımda. (The best intentions will not always ensure success. execution. willingness. zıt anl. geliştirmek. heyecanlı. sis altında bırakmak ensue = çıkmak. lure entire = tüm.= inadequate. formalite. occur. zenginleştirmek.= partially. genişle(t)mek. bring into action. make better. make it possible. impose. çeşitlendirmek. bilgilendirmek.) entail = içermek. sağlamak. zıt anl. eğlendirici enthusiasm = şevk. tutmak. 2) uygulayıcı. hoş. arise.= reduction enlighten = aydınlatmak. snarl.= unenviable. uygulama. (uymaya) zorlamak. entry entrap = hapsetmek.57 endemic = endemik (belirli bir bölge ile sınırlı. bütün. zıt anl. bear energy-demanding = (bol) enerji gerektiren enforce = 1) kuvvetlendirmek. insignificant enormously = muazzam bir şekilde. angaje etmek. little. girişimci enterprising spirit = girişimci ruh entertain = eğlendirmek.= decrease.com . explain. katlanmak. strengthen. yaptırımcı. zıt anl. involve. meydana gelmek. tamamen. hararetli.= disinterested entice = kendine çekmek. (an entire generation = bütün bir nesil) entirely = tümüyle. broadening. weaken enhanced = gelişmiş enjoy = (bir şey)’in tadını / keyfini çıkarmak enlarge = büyü(t)mek. zıt anl. amplify. create. guarantee. adequate. gerektirmek. zıt anl. sağlıklı olmayı garanti etmez. increase. 3) (vites. charming. inquiry enrich = zenginleştirmek. drown enhance = arttırmak. istek.= reduce. çekici. advise. (çözüm) geliştirmek. eagerness. karmakarışık etmek. insufficient enquiry = bkz. improve enshroud = örtmek. dişli vs. tremendous. zıt anl.bademci. immensely. immense.= repulsive engender = doğurmak. temin etmek. zıt anl. doğa koşullarının yol açtığı zorluklar environmental groups = çevreci gruplar www. yerine getirmek. genişletme. whole. 2) kullanıma / işin içine sokmak. (law enforcement authorities = polis teşkilatı) engage = 1) işe almak. attractive. = İyi niyet her zaman başarı getirmez. = Vitamin hapları almak. bilgilenme enormous = muazzam. diminish enlargement = büyütme. capture entrepreneurial = girişimci entry = giriş enviable = gıpta edilecek. meşgul etmek entertaining = eğlenceli. complication enterprise = girişim. educate enlightened = aydın enlightenment = aydınlanma (çağı). için) (birbirine) geçmek engage in = (bir şey) ile meşgul olmak.

tespit etmek. temel. zıt anl. yok etmek. yanlışlık. 2) yanlış. erozyon. alike. çevre bakımından bilinçli environmentally friendly = çevre dostu envision = zihninde canlandırmak. oturtmak. dizi vs. zıt anl. core essential = 1) asıl.= disrespect estimate (fiil) = tahmin etmek. mistake erupt = (volkan için) patlamak. prove. firar etmek. insan sağlığının ve doğal çevrenin sanayileşme karşısında korunması ile görevli teşkilat) environmental savings = çevre ile ilgili yararlar. part epistle = 1) mektup. sara (nöbetler halinde gelen dikkat kaybı. denklik. same. zıt anl. put up. belief eternity = sonsuzluk. için) nöbet. authenticate. zıt anl. zaruri. restore erect (fiil) = dikmek. 2) kuruluş.= construct.ÜDS Sözlüğü Environmental Protection Agency = Çevre Koruma Teşkilatı (ABD’de. yerleşmiş establishment = 1) kur(ul)ma. ekvator bölgesindeki equilibrium = denge. preserve. correct error = 1) defekt. esas itibariyle. crucial. approximation estimated = tahmini. yayılışlarını. (The doctor had no ethical objection to drinking but he simply said that it was unhealthy. 2) Yeni Ahit’teki havari mektuplarından her biri epitomize = örnek oluşturmak. püskürme. = Doktorun içmeye karşı ahlak yönünden bir itirazı yoktu. zıt anl. flee. set up established = oturmuş. tesis etmek. hatalı.= inequality equally accented = eşit vurgulu equate = eşit saymak. enterprise esteem = saygı. film. zıt anl. özetlemek equality = eşitlik. morally ethnic = etnik (ırkla ilgili. ortadan kaldırmak. kurmak. attrition erroneous = yanlış. furnish equivalent to = (bir şey)’e eşit / eşdeğer.= incidental. verify. reckon estimate (isim) = tahmin. ahlaki değerler bakımından. wipe out. çağ. kemirmek erosion = aşınma. fundamental. 3) kurmak. break out escape (isim) = kaçış. çevre koruma environmentally conscious = çevre bilinci yerinde. özel olarak. found. salgın epidemiologist = epidemiyolojist (salgın hastalıklar uzmanı) epidemiology = epidemiyoloji (toplumda görülen hastalıkların sebeplerini. uyku hali veya kontrolsüz titreme / kasılma ile beraber bilinç kaybı ile belirgin sinirsel hastalık) episode = 1) (hastalık.58 .) ethically = etik olarak. asıl. destroy erect (isim) = dimdik. öksürük vs. eliminate. eşitlik equip = donatmak. tesis etme / edilme. flee.= demolish. vital essentially = aslında. deterioration. itibar. respect. ayakta erode = aşın(dır)mak. ethyl alcohol ether = eter. period eradicate = yıkmak. guess. bout. institute. 2) saptamak. temel. in particular. imrenmek. hastalıklara karşı önlem ve korunma yöntemlerini konu alan tıp dalı) epilepsy = epilepsi. etnik bir guruba bağlı olma hali www. specifically. ebediyet ethanol = etanol (alkollü içkilerde bulunan alkol çeşidi). 2) (öykü. found. ferment epidemic = salgın hastalık. 2) deride döküntü. hata. defect. yalnızca sağlıksız olduğunu söyledi. build. gıpta. demolish. kestirim. zıt anl. ırksal özelliklerle ilgili) ethnicity = etnisite. envisage envy (fiil) = kıskanmak.= different. dönem.com . wrong. erozyona uğramak / uğratmak. breakout escape the suspicion = (birisi)’nin kuşkusundan kurtulmak esophagus = özofagus (yemek borusu) especially = özellikle. actually establish = 1) oluşturmak. show. ahlakla ilgili. maya. fundamentally. constitute. görülüş oranlarını. püskürmek eruption = 1) (volkanik) patlama. visualize. in general essence = öz. exterminate. peripheral. esas. firar. guess. eşitlemek equatorial = ekvatorla ilgili. tasavvur etmek. foundation. destroy. unequal era = devir. kanı. primarily.= right. rash escape (fiil) = kaçmak. kestirmek. form. için) bölüm. jealousy enzyme = enzim (kimyasal tepkimeleri hızlandıran molekül). predicted estimation = tahmin. 2) gerekli. incorrect. particularly. lokman ruhu (etil alkolden üretilen ve eskiden genel anestezi oluşturma amacı ile kullanılan uçucu madde) ethical = ahlaki. inşa etmek. be jealous of envy (isim) = kıskançlık. kısım. lay down.bademci. zıt anl. haset.= generally.

etilen oksit gibi bazı başka kimyasalların üretiminde kullanılan renksiz. overstatement. yıl vs. perfect www. tamı tamına. zıt anl. zorla veya tehditle almak exact (sıfat) = kesin.= mildly.= be inferior excellence = mükemmellik. incident eventual = daha sonraki.= unevenly. nihai.59 ethylene = etilen (etil alkol. obscure evil = kötü. zıt anl. accuracy. surpass. Euro Area. zıt anl. dengeli şekilde. sakınmak evaluate = değerlendirmek. inspection examine = 1) dikkatle gözden geçirmek. tam. European Union Euro Disney = Paris’te yer alan büyük bir tatil ve eğlence tesisi. kazıp ortaya çıkarmak.= good. unearth. perfection excellent = mükemmel. nihayet. zıt anl. develop exact (fiil) = koparmak. zıt anl. little excel in = 1) (bir konuda) başarılı olmak. her şeye rağmen. zıt anl. Disneyland Resort Paris European banking community = Avrupa bankacılık topluluğu European Commission = Avrupa Komisyonu (Avrupa Birliği’nin. benevolent evocative = çağrışım yaptırıcı. boşaltmak. kusursuzluk. uniformly event = olay.= fall behind (of). olmadan bile evenly = eşit şekilde. ihtiyaçtan çok fazla bir şekilde.= inaccurate exact form = tam şekil / biçim exactly = tam olarak. extremely. go beyond. kusursuzluk. stimulate evolution = evrim evolutionary = evrimsel evolutionary natural selection = evrimsel doğal seçilim / seleksiyon (doğa koşullarına adapte olamayanların yok olması. zıt anl. 2) üstün olmak. malevolent. accurate. clear. future.= understatement examination = inceleme.)’de bir every other day = gün aşırı evidence = belirti.ÜDS Sözlüğü . gösterge. teftiş. kusursuz. zıt anl. appraise evaluation = değerlendirme. gözünde büyütmek. nonetheless. yine de. adapte olabilenlerin ise hayatta kalması teorisi) evolve = (uzun bir zaman diliminde) geliş(tir)mek. çağrıştırmak. assess. however. recall. vaporize. işaret. zıt anl. be inferior to exceedingly = aşırı bir şekilde. progress. surpass. precise. . hadise. at last. finally ever = her seferinde artan / azalan bir şekilde ever-growing = sürekli artan / büyüyen ever-increasing = sürekli artan every chance = her (türlü) fırsat. zıt anl. denetim. zıt anl. imkan every last drop of smt = bir şeyin son damlasına kadar every other = her iki (gün. evrim geçirmek.= concealed. precisely. yanıcı bir gaz) etiologic = etyolojik (hastalık nedenleriyle ilgili) EU = Avrupa Birliği.= inaccuracy. accurately. aklına getirmek. consequent eventuality = olasılık. daha da yaygın even without = . belli.= underestimate exaggeration = abartma. be less than. delil. Euroland euthanasia = ötenazi (tedavisi imkansız bir hastalık yüzünden. (limit / miktar vs.com . precision.)’nin üzerine çıkmak.bademci. zıt anl. hint. passing.= roughly exactness = kesinlik. zıt anl.= bury excavation = kazı exceed = aşmak. 2) muayene etmek excavate = kazı / hafriyat yapmak. çağrıştıran evoke = (bir duygu) uyandırmak. inexactness exaggerate = abartmak. incelemek. değer biçmek. be more than necessary. zıt anl. be successful in / at. ay. .= condense evaporation = buharlaşma. kötücül. son derece. hesaplamak. hastanın yaşamının kendi isteğiyle sonlandırılması) evacuate = tahliye etmek. overemphasise. proof. birlik politikalarını tasarlayan ve onay için Avrupa Parlamentosu’na ve Avrupa Konseyi’ne sunan ve çıkan kararları uygulamakla yükümlü olan organı) European Economic Community = Avrupa Ekonomik Topluluğu (1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile kurulan ve bugünkü Avrupa Birliği’nin temeli sayılan birlik) European Parliament = Avrupa Parlamentosu (tüm Avrupa halkını temsil eden genel meclis) Eurozone = Avro Bölgesi (para birimi olarak Avro kullanan ülkeler). nevertheless even wider = daha da geniş çaplı. fazla gelmek. clue evident = açık. apparent. indication. assessment. outperform.= condensation evaporative cooling = buharlaşma yolu ile serinletme even so = bununla birlikte. taşmak. vacate evade = kaçınmak. appraisal evaporate = buharlaş(tır)mak. probability eventually = sonunda.

restricted. moderately excess (isim) = aşırılık. illustrate. dışarda bırakmak. (General principles should not be based on exceptional cases. 2) dışta bırakan. zıt anl.) exemplify = örnek olmak / sunmak.)’den muafiyet. istisnai. yalnızca.= moderately exchange = değiş tokuş etmek. sadece belli bir zümreye açık.= blame with. hide exhibit (isim) = sergilenen şey exhibition = sergi. dahil etmemek. (cezayı / kişiyi) infaz etmek. teşhir etmek. egzersiz. bulunmak. display.= include excluding = . redundantly. complete exclusively = sadece. current exoplanet = güneş sistemi dışındaki bir yıldız etrafında dönen gezegen exorcise = (şeytan. yönetimde yetki sahibi kişi. unusual.) zorlayarak kullanmak exert oneself = kendini zorlamak exertion = çaba. 2) (bir kişi üzerindeki etkisini. surplus. wear out. be present existence = varlık.= refreshing exhaustion = bitkinlik. extraordinary. forgive. hariç turmak. hali hazırda bulunan. idrar. mevcut olmak.) exceptional = olağandışı. yerine getirmek. 2) boşaltım ile atılan madde.= open. = Fazla kilolarından kurtulmaya çalışıyor.= unexciting exclude = çıkarmak. hatırını vs.) boşaltmak excretion = 1) boşaltım. development. tükenmiş exhausting = yorucu. tükenmişlik hali. yerine getirme. daha çok Avrupa’da hüküm sürmüş bir 20. fazla. solely. alış veriş etmek. = İstisnalardan hareketle genel prensipler oluşturulmamalıdır. var oluş. rahat durmayan. zıt anl. (An exception to the rule. infaz etme. present. present. bitap düşürücü. zıt anl.= revive. fazlalık. public. yapma.bademci. compress expanding = genişleyen expansion = genişle(t)me.= absence existentialism = varoluşçuluk (insanların tamamen özgür olduklarını ve kendi yaptıklarından sorumlu olduğu görüşünü savunan. extremely. emek. accuse of execute = uygulamak. bağışıklık. very tiring. dışında / haricinde exclusion zone = girilmesi / yerleşilmesi yasak / sakıncalı bölge exclusive = 1) (kişiye. growth www. büyü(t)mek. presence. completion. entirely excreta = vücuttan boşaltım yolu ile atılan madde (örn. leave out. too much. (chief executive officer (CEO) = yönetim kurulu başkanı) executive (sıfat) = yürütmeye ait exemplary = örnek oluşturan.= conceal.= moderate. zıt anl. büyü(t)me.) çıkartmak exotic = alışılmadık. excreta excursion = kısa süreli gezi excuse = mazur görmek.com . pardon. zıt anl. . dışkı. dışkı vs. (haddinden) fazla. örnek alınacak (davranış vs. redundant. zıt anl.= shortage excess (sıfat) = aşırı. zıt anl. 3) tam / bütün (bölünmemiş veya paylaşılmayan). cover. cin vs. overly. extend. örneğiyle açıklamak exemption from = (bir vergi vs. vücuttaki) fazla su excessive = aşırı miktarda. = İstisnalar kaideyi bozmaz.= slightly. impoverish. realisation executive (isim) = idareci.= shrink. göstermek. zıt anl. 2) uygulama.) excess water = (örn. gayret. mevcudiyet. (bir şey)’in var olması. zıt anl. . bağışlamak. (He is trying to lose excess weight. zıt anl. immunity to exercise = 1) vücut hareketi. apply. reveal. swap excited = heyecanlı. broaden. carry out execution = uygulama. zıt anl. artık. tatbikat exercise tolerance test = efor testi (fiziksel egzersizin kalp çalışması üzerine etkisini belirleme amacıyla uygulanan test) exercising machine = egzersiz aleti exert = 1) (kuvvet / basınç vs. zıt anl. ibraz etmek.= ordinary. dışında exception = istisna. zıt anl. yy felsefe akımı) existing = var olan. zıt anl. invigorate exhaust (isim) = egzoz (yakıt ile çalışan taşıt ve makinelerde atık gazı dışarı atan ünite) exhausted = bitmiş. effort exhaust (fiil) = gücünü tüketmek. fatigue exhibit (fiil) = sergilemek.) uygulamak. zıt anl.= calm excitement = heyecan exciting = heyecan verici. ter) excrete = (idrar. show exist = var olmak. trade. shared.ÜDS Sözlüğü except = haricinde.60 . reasonable excessively = aşırı derecede. egzotik expand = genişle(t)mek.) özel.) exceptionally = olağandışı / istisnai bir şekilde. kuruluşa vs. contract.

ÜDS Sözlüğü - 61
expansive = geniş, engin, yayılıp genişlemeye elverişli, yaygın, kapsamlı, extensive, zıt anl.= narrow expect = 1) beklemek, beklenti içinde olmak, anticipate; 2) tahmin etmek, kestirmek, predict expectation = beklenti, anticipation expected = olması beklenen, umulan, predicted, foreseen, anticipated expectorate = balgam çıkarmak, akciğerlerden ve boğazdan her türlü ifrazatı (kan, tükürük vs.) dışarı atmak expedition = araştırma / keşif gezisi expend = harcamak, spend, consume expenditure = gider, harca(n)ma, masraf, expense, zıt anl.= income expense = masraf, harcama, expenditure experience (fiil) = (bir dönemden) geçmek, yaşamak, go through, undergo, zıt anl.= avoid experience (isim) = deneyim, tecrübe experienced = deneyimli, tecrübeli, zıt anl.= inexperienced experiment = deney experimental = deneye dayanan, deneysel experimentation = deneme, test etme, deney yapma expert = uzman expertise = uzmanlık, ekspertiz, (belirli bir alandaki) bilgi expiration = ekspirasyon, soluk / nefes verme, exhalation explanation = açıklama, izahat, clarification explanatory = açıklayıcı explanatory power = anlatım gücü explicit = belirli, açık, definite, specific, zıt anl.= ambiguous, unclear explicitly = tam ve açık bir biçimde, expressly, zıt anl.= implicitly explode = patlamak, infilak etmek exploit = 1) (kendi çıkarı için) kullanmak, yararlanmak, utilize, (The opposition aims to exploit the economic crisis. = Muhalefet, ekonomik krizi kendi çıkarı için kullanmayı amaçlıyor.); 2) sömürmek, istismar etmek, abuse exploitation = sömürme, kullanma, yararlanma exploration = araştırma, inceleme, keşif exploratory = keşif / inceleme ile ilgili / amacına yönelik explore = (keşif için) dolaşmak, araştırmak, incelemek, search, examine explorer = kaşif explosion = patlama explosive = patlayıcı explosive charge = bir atımlık patlayıcı explosively = aniden ve hızlı bir şekilde expose = açığa çıkarmak, reveal, uncover, zıt anl.= shroud, conceal expose to = (bir şey)’e maruz bırakmak, (bir şey)’in etkisine açık bırakmak, make prone to, zıt anl.= protect from, shield from exposure = 1) maruz bırakma / kalma, teşhir etme; 2) fotoğrafçılıkta diyaframın açık kalma süresi, poz express = ifade etmek, anlatmak, beyan etmek, state, articulate expression = ifade, deyim, anlatım, dışavurum, exposition expressionism = ekspresyonizm, dışavurumculuk expressive = anlamlı, manalı, açıklayıcı, meaningful, indicative, zıt anl.= expressionless expressly = açıkça, clearly extend = uza(t)mak, sürmek, prolong, protrude, zıt anl.= shorten extend support = destek vermek / sunmak extended = uzun süren, long, zıt anl.= short extended family = geniş aile (ebeveynler ve çocukların yanında büyükbaba, büyükanne, kuzenler gibi daha uzak akrabaları da içeren aile) extension = büyüme, genişleme, uzatma, development, expansion, zıt anl.= curtailment, shrinkage extensive = yaygın, geniş çaplı, kapsamlı, comprehensive, zıt anl.= limited, narrow extensive burn = geniş / büyük miktarda / ciddi yanık, intensive / major / widespread burn extensively = büyük miktarda, yaygın bir şekilde, largely, substantially, comprehensively, zıt anl.= partly, narrowly extensor muscle = ekstensör / gerici kas extent = 1) tamamı, bütünü; 2) kapsam, oran, büyüklük, derece, degree extention = uzatma exterior = dış, dış yüzey, zıt anl.= interior exterminate = imha etmek, yok etmek, eradicate, destroy external = dış / harici, zıt anl.= internal external force = dış güç external hernia = dış fıtık external stimulus = dış / harici uyaran

www.bademci.com

62 - ÜDS Sözlüğü
externalise = dışa vurmak, nesnelleştirmek extinct = nesli tükenmiş extinction = soyu / nesli tükenme, yok olma, (They think a meteor caused the extinction of the dinosaurs. = Dinozorların yok olmasına bir meteorun yol açtığı düşünülüyor.) extinguish = 1) öldürmek, yok etmek, kill, eliminate, zıt anl.= build, create; 2) söndürmek, put out, zıt anl.= ignite, light extort = (para) sızdırmak, (haraç) almak, zorla veya gözdağı vererek almak, squeeze extracellular = hücre dışı extract = çekmek, çekip çıkarmak, elde etmek, draw out extramarital = evlilik dışı extraneous = 1) dışsal, harici; 2) konu dışı, ikincil öneme sahip, secondary extraordinary = olağanüstü, fevkalade, exceptional, outstanding, zıt anl.= common, usual, ordinary extraterrestrial = dünya dışı (ile ilgili), dünya dışından gelen, zıt anl.= terrestrial extravagance = israf, savurganlık, aşırılık, wastefulness, exaggeration, zıt anl.= economy, thrift extravagant = tutumlu olmayan, savurgan, thriftless, zıt anl.= thrifty extravagantly = müsrifçe, aşırı, savurganca, abundantly, bountifully, zıt anl.= sparingly extreme = aşırı boyutta, ekstrem, çok fazla, maximal, utmost, uttermost, zıt anl.= mild, moderate extremely = aşırı şekilde, çok, maximally, zıt anl.= mildly, moderately extremity = son, uç nokta, frontier, limit, zıt anl.= minimum extrinsic = dışarıdan gelen, dış eyeball = göz küresi / yuvarı eyelid = göz kapağı eyesight = görüş

www.bademci.com

F F FF
F-1 tornado = orta kuvvette kasırga (Fujita Ölçeği’ne göre 117-180 km / saat hızla esen, küçük ağaçları devirebilecek güçteki kasırga), moderate tornado fabric = kumaş, bez, doku fabricate = imal etmek, parçalarını bir araya getirerek üretmek, manufacture, produce face = (birisi / bir şey) ile karşı karşıya gelmek, yüzleşmek, yüz yüze gelmek, (birisi / bir şey)’in karşısına çıkmak, confront, encounter, challenge, zıt anl.= avoid, evade, retreat (from) face transplant = yüz nakli face up to the fact = bir gerçekle yüzleşmek facet = yön, taraf, aspect, feature facial = yüzle ilgili facial expression = yüz ifadesi facilitate = kolaylaştırmak, bir şeyin olma ihtimalini arttırmak, alleviate, help, zıt anl.= worsen, hamper, impede, (You could facilitate the process by sharing your knowledge with us. = Bilginizi bizimle paylaşarak bu işi / işlemi kolaylaştırabilirsiniz.) facility = 1) tesisat, tesis; 2) kolaylık, imkan, (özel bir) hizmet fact = gerçek, var olan olgu factual = gerçek olaylara dayanan, somut, based on fact, zıt anl.= fictional faecal = gaita / dışkı ile ilgili faience = fayans (kil, kuvars, kalker gibi malzemelerden oluşan çamurun çok yüksek ısıya maruz bırakılması ile üretilen, genellikle çinko glazürlü malzeme) fail = 1) bozulmak, çalışmaz hale gelmek, break; 2) başarısız olmak, be unsuccessful, zıt anl.= succeed, achieve failing = kusur, zaaf, çöküş, gerileme, yetersizlik, weakness, flaw failing eyesight = kusurlu görme failure = yetersizlik, yetmezlik, bozukluk, malfunction faint-object camera = Hubble Uzay Teleskobu için tasarlanmış çok yüksek çözünürlüklü bir kamera sistemi fair = (derece, not vs. için) orta, ne iyi, ne kötü, average, mediocre

F

fairly = 1) oldukça, somewhat, quite, zıt anl.= extremely; 2) adilce, justly, equitably, zıt anl.= unfairly fairly near = epeyce yakın fair-skinned = açık tenli fairy tale = peri masalı faithfully = sadakatle, vefakarca, devotedly fall (fiil) = düşmek, azalmak, decrease fall (isim) = 1) düşüş, çöküş; 2) meyil, decline; 3) sonbahar, autumn fall back on = (son çare olarak) tutunacak dalı olmak, (yardım edecek birine) başvurmak, turn to (smo) for help fall behind = geri kalmak, lag behind, zıt anl.= lead, outperform fall in with = 1) (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmak, agree with; 2) (bir şey / birisi) ile ilişkisi olmak, have a relationship with fall into disfavour = gözden düşmek, rağbet görmemek, fall into disrepute fall into disrepute = adı kötüye çıkmak, gözden düşmek, fall into disfavour fall into disuse = kullanılmaz olmak, kullanılmaz hale gelmek, bırakılmak, terkedilmek, be abandoned fall on = karşılaşmak, encounter fall short of expectations = bekleneni karşılamamak fall through = bitmemek, yarıda kalmak, başarısız olmak, fail, zıt anl.= succeed fall to = 1) (birisi)’ne yenik düşmek, yenilmek, bozguna uğramak, be defeated (by); 2) (istenmeyen bir işin, bir kişinin) görevi haline gelmesi fall-off = azalma, düşme, decrease, zıt anl.= increase fall-out = serpinti, döküntü false = sahte, güvenilmez, yanlış, hatalı, wrong, unreal, fake, zıt anl.= real, genuine falsify = çarpıtmak, tahrif etmek, misrepresent fame = ün, şöhret, reputation famed = ünlü, famous familial = ailevi, aileden gelen

www.bademci.com

bakanın ölümcül bir kalp krizi geçirdiğini söyledi. zıt anl. perfect fauna = fauna (belli bir bölgedeki hayvan topluluğu). attach fat gain = yağ birikimi.= faulty. perfect. kayırmak. imperfect faulty = kusurlu. beğenilen fearsome = korkunç.= flawless. sempati. kader. disappointing far greater = çok daha fazla / büyük far less = çok daha az far more = çok daha fazla.)’nin fazlasına sahip olmak far from = (bir şey olmak)’tan çok uzak far from satisfactory = tatmin edici olmaktan çok uzak. sapa. hayali. zıt anl. destiny fateful = ölümcül. etkileyici. kolaylaştırmak. impractical www. flawless.= likely.= close. yaşın bilgelik getirdiği yönündeki o bildik görüşe duyduğum güven azalıyor. lütuf favourable = avantajlı. approvingly. zıt anl. fatal fatfold = yağ dokusu fatigue (fiil) = yormak. deadly. zıt anl. fanatik. known. awful. tire. ailenin başka üyelerinde görülme durumu) family tendency = ailesel eğilim (belli bir hastalığa karşı aile bireylerinin çoğunda görülen ve çoğu kez kalıtsal nitelik gösteren eğilim) famine = kıtlık. normal olandan çok daha (fazla) far too much = aşırı miktarda fare = bilet ücreti far-fetched = gerçek payı çok az olan.= common. worthwhile. unconvincing. much (more) far afield = uzak diyarlar(a / da) far and wide = uzaklar(a). defective.= boring. illusive. lehin(d)e olmak.= unfamiliar. zıt anl. uygun. way behind far below = çok çok altında far better = çok daha iyi. acquaint with familiarly = tanıdık / bildik / aşina bir şekilde. attractive. 2) yelpaze fanciful = hayali. distant. encourage favour (isim) = 1) beğenme. (The older I grow.bademci. = Bir hastane sözcüsü. practicable. zıt anl. zıt anl. incredible. affix. büyülenme fashion = şekil. fancy. dull fascination = (bir şeye / bir kişiye) kendini kaptırma. zıt anl. aşina. taraftar. sevgi. vigour fatty acid = yağ asidi fatty tissue = yağ dokusu faultless = kusursuz. açısından) kat kat aşmak. zıt anl. much more far more often = çok daha sık far too = aşırı. zıt anl. zıt anl. zıt anl. doubtful.= unfavourable favourably = olumlu biçimde. bilgilendirmek. way ahead far exceed = (her hangi bir şeyi miktar vs. = Yaşlandıkça. uydurma. bildik. yazgı. tutturmak. zıt anl. vahim. geniş bir alan(da) far behind = çok gerisinde. interesting. inform. imperfect. positively. bitkinlik. büyüleyici.64 . iliştirmek. beneficial.) fatality = 1) ölüm. mortal. uygulanabilir. rest fatigue (isim) = yorgunluk. (A hospital spokesman said that the minister had suffered a fatal heart attack. yağlanma fat intake = (besin maddelerinin yenmesi yoluyla) yağ tüketimi / alımı fatal = ölümcül. çok ilerisinde. (bir değer vs. way fashionable = revaçta / rağbette olan fasten = bağlamak.= unfeasible. 2) meydana gelme ihtimalini arttırmak. much better far beyond = çok aşkın.= unfamiliarly family enterprise = aile şirketi family history = aile hikayesi / öyküsü (bir hastalığın. feci. uzak yerlere yayılmış far-off = uzak. defolu. acquainted.= dislike. imaginary.ÜDS Sözlüğü familiar = alışıldık. the more I distrust the familiar doctrine that age brings wisdom.) familiar with = (bir şey)’e aşina / alışkın familiarize with = 1) (bir kişi / bir şey)’i tanıtmak. ordinary far = çok daha. death. near far-reaching = geniş kapsamlı fascinating = çok ilginç.= strength. 2) ölümle sonuçlanan kaza ya da afet fatally = ölümcül şekilde fate = akıbet. hayvanat favour (fiil) = 1) tarafını tutmak.= unfavourably favoured = tutulan. açlık fan = 1) yandaş. common.= real Fancy painting your house? = Evinizi mi boyamak istiyorsunuz? fantastic = akıl almaz. prefer. advantageous. zıt anl.= relax. tercih etmek.com . ekonomik veya pratik olarak) yapılabilir. zıt anl. tiredness. 2) iyilik. 2) (bir kişiyi bir şey)’e alıştırmak. gerçek dışı. realistic far-flung = çok yaygın. unsatisfactory. dreadful feasible = (örn.

complete filter out = süzmek final = son. be tempted to feel up to = (kendini bir şey)’i yapacak kadar güçlü hissetmek fellow = 1) meslektaş. limited. productivity. dövüşmek fighter = avcı / savaş uçağı fighting spirit = savaşçı / mücadeleci ruh figurative = temsili. ferryboat fertile = verimli. compost. 2) doğurganlık. tasviri. zıt anl. bereketlilik. zıt anl. finansmana bağlı financial = finansal. direnmek. zıt anl. element.= tame. zıt anl. 2) doktora veya bilimsel araştırma bursu alan kimse.) doldurmak. zıt anl. savaşmak. number. mücadele etmek. response feedlot = hayvan barındırma ve besleme amaçlı arazi feel the urge to do smt = bir şey yapmak için kuvvetli istek duymak. (besinler için) lif fibril = küçük lif. ayırıcı / belirgin nitelik. ball of fire www.= infinite fire (fiil) = 1) ateşlemek. foetal fever = ateş. bereketli. zıt anl. economic. dosyalamak fill in = 1) tamamen doldurmak. drive back. fruitless fertility = 1) verimlilik. yanına yaklaştırmamak.com . mark feature (isim) = 1) özellik. ölçülebilir. mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla kimyasal olarak çürümesi) ferric iron = ferrik demir (diğerlerine kıyasla daha yüksek birleşme değerine sahip olan demir bileşiği) ferrous = içinde demir bulunan ferry = feribot (araç taşıyabilen gemi). struggle fight back = karşı koymak. ateş fireball = bkz. kısır olmama fertilization = dölle(n)me. fill in. öne çıkarmak. sınırlı.) ortaya çıkarmak file = (resmi) işleme koymak.= give in fight off = püskürtmek. ekonomik. roman ve hikaye edebiyatı. violent.65 feat = yapılması güç ve cesaret isteyen şey feather = (kuş için) tüy feature (fiil) = takdim etmek. mecazi figure = 1) rakam. yazmak. sert. fetüs ile ilgili. manure fetal = fetüse ait. 2) (boşluk) doldurmak. write out fill out = (form vs. sayı. tutkulu fight = dövüşmek.= non-fiction fiction theme = kurgusal tema / konu fictional = kurgusal. fermantasyon (bir maddenin bakteriler.= male fence = çit fermentation = mayalanma. brutal.ÜDS Sözlüğü . tümsek gibi) işaret federal government = federal hükümet fee = ücret feed on = (bir şey) ile beslenmek feedback = geri bildirim.= infertile. zıt anl. prolific. 2) işten atmak. monetary finch = ispinoz kuşu find = bulgu find no way = çare bulamamak finding = bulgu fine = para cezası fingernail = bir eldeki tırnaklardan her biri fingerprint = parmak izi finite = sonu olan. last. hayali. dosya halinde teslim etmek.bademci.= factual field = alan fieldwork = saha / arazi çalışması fierce = şiddetli. kovmak fire (isim) = yangın. shape figure out = düşünerek ve hesap yaparak (cevabı vs. gentle fiery = ateşli. colleague. uydurma. parasal. lifçik fibril formation = fibril (lifçik) oluşumu fibrin = fibrin (kan pıhtısının esas unsurunu oluşturan madde) fibrous = fibröz (lifli) fibrous material = fibröz madde (liflerden oluşmuş madde) fiction = kurgu. repel fight out = (bir sonuç çıkıncaya dek) savaşmak. zıt anl.= first finally down to = sonuçta geldiği nokta … finance-related = finansman ile ilgili. productive. property. nihai. akademi üyesi female = dişi. characteristic. 2) (bir toprak parçası ya da harita üzerindeki yol. 2) şekil. gübreleme fertilize with = (bir şey) ile gübrelemek / zenginleştirmek fertilizer = gübre. resist. ateşli hastalık fib = küçük bir yalan söylemek fibre = iplik.

2) bulmak. form(da olma) fitting = uygun. hava atmak. constant. sağlam bir şekilde. 2) balık çiftliği fishing grounds = balık avlama bölgesi fissure = (toprakta. oturtmak. atmak. ateşe tutma firm (isim) = firma. rigid. bir bölgedeki tüm bitkiler www. ten. 2) (görüntü. zıt anl. defective. zıt anl. intensify suddenly flash of lightning = şimşek / yıldırım çakması flashback = geriye dönüş (bir roman ya da filmde. throw. cafcaflı flatten = dümdüz etmek. suit fitness = zindelik. break out. appropriate fittings = (çoğul kullanılır) tesisat malzemeleri fix = onarmak. ilk uygulama first-rate = (kalite bakımından) birinci sınıf fiscal discipline = mali disiplin fiscal policy = maliye politikası fiscal practices = maliye ile ilgili işler / işlemler (özellikle kamu harcamaları. talent. esnemek.= faulty. adjustable. 2) (fırtına için) patlamak. gruba vs.= loosely. = İçindeki güzel manzaralar bu filmin kusurlarını örtmeye yetmemiş. sıkıca. ödün vermez biçimde. = Affedilmek umudu ile kendini kralın ayaklarına attı. erupt. elastiki. uygun olmak. genius flame = alev flamenco dance = Flamenko Dansı (İspanya’ya özgü. perfect flawless = kusursuz. show off flavour = tat.= flexible firmly = kararlılıkla. flawed flee = kaçmak.) float = (havada) yüzmek / asılı durmak. lezzet. yumuşak doku. (a floating ship = denizde sürüklenen bir gemi) flood (fiil) = 1) su altında bırakmak.= inflexible. zıt anl. sağlam.= variable flair = yetenek. tatlandırılmış flaw = kusur.) ait olmak. repair fix up = 1) ayarlamak. tolerant. kendisini kararlılıkla sıtmayı yok etmeye adamıştır.) fishery = 1) balık avlanılan bölge. rigid flexor muscle = bükücü / fleksör kas flight = uçuş fling = fırlatmak. swamp. (Beautiful scenery does not make up for the flaws of this film. katı. zıt anl. run away. bend flexibility = esneklik flexible = esnek. takmak. zayıflık. zıt anl.) first course = ilk kür. kayada ya da bağırsakta derin) yarık. taste flavoured = (bir şey katarak) tatlandırılmış flavourful = lezzetli flavouring = tatlandırıcı flavour-optimised = tadı hoşa giden.ÜDS Sözlüğü fired clay = fırınlanmış kil (kilin. ability. genellikle şekil verildikten sonra ateşte veya seramik fırınında pişirilerek sertleştirilmiş hali) firing = fırınlama. elastic. faultless. fisür fit (fiil) = 1) yerleştirmek. 2) (bir yere. oturmak. fault. kriz fit (sıfat) = uygun fit in with = 1) (bir şey)’e uymak / uygun düşmek. strongly. = Denediği elbise üstüne tam oturdu. zıt anl.bademci. perfect. = Hükümetimiz.) flawed = hatalı. belong to fit into = sığ(dır)mak. olayların kronolojik sırasının bozularak geçmişe gidilmesi) flashy = gösterişli. savurmak. noksansız. (Our government is firmly committed to eradicating malaria. uy(dur)mak. yerle bir etmek flaunt = gösteriş yapmak. Endülüs Halk Müziği eşliğinde yapılan bir çeşit dans) flap = (kanat) çırpmak. be suitable fit to = bağdaşmak. çeşni. sallamak flare = parlama flare up = 1) (ateş için) parlamak. (The dress that she tried on fitted her perfectly. be suited to. relaxed. canlı doku fleshy-leaved = etli yapraklı flex = eğilmek. sert. temin etmek. escape fleet = filo flesh = et.= flawless. vergiler vs. (tahta parçası vs. tightly. arrange.66 . su baskını flooding = su basması floor = (vadi. kabiliyet. şirket. uymak. solid. go / place in. match.com . deniz için) taban flora = bitki örtüsü. aniden ortaya çıkmak. kusurlu. yakışan. gevşek. 3) (hastalık için) birden alevlenmek. için) denizin hareketiyle su üzerinde yüzen / sürüklenen. company firm (sıfat) = sıkı. bükülmek. çatlak. anı vs. erroneous. provide fixation = saplantı fixed = sabit. (suda) yüzeyde durmak / yüzmek floating = havada asılı duran. 2) uymak. için) aklına üşüşmek flood (isim) = sel.) fit (isim) = nöbet. defo. (With the hope of being forgiven. he flung himself down at the King’s feet. firar etmek.

for a while for ages = çok uzun bir zamandır. ceninle ilgili. pürüzsüz fluid = akışkan fluorescent = floresan (kimyasal yolla veya ışınım yoluyla aldığı enerji ile parıldayan) flux = akıntı. mürit following = (bir olay / şey / kişi)’yi takiben. ahmaklık. run flow (isim) = akış. (bir olay / şey / kişi)’nin ardından. dalgalanmak. her şeyden önce. büyümek.= wise. down. temel footprint = ayak izi footrace = koşu veya yürüyüş yarışı for a length of time = (belli) bir zaman boyunca for a time = bir ara. for a very long time for all = tüm (olanlara) rağmen for and against = lehinde ve aleyhinde for good = temelli. track follow in the footsteps of smo = bir kişinin izinden gitmek follow suit = bir başkasının yaptıklarını yapmak. ağırlık vermek. akılsızlık fondness = düşkünlük. functional magnetic resonance imaging scanner focal point = odak noktası focus on / upon (fiil) = üzerinde / üzerine odaklanmak. cenin. zıt anl. bir aralar.= fade flow (fiil) = akmak. folikül (anatomide bir grup hücrenin arasında yer alan küresel formlu boşluk) follow = izlemek. mostly www. (bilimsel kullanımda) foci) odak noktası fodder = (saman veya ot gibi) hayvan yemi foetal = cenine ait. 3) (daha önce başlanmış bir işi) bitirmeye veya daha etkin hale getirmeye yönelik işler yapmak follower = takipçi. değişmek. bir daha dönmemek üzere.= prior to. permanently for instance = mesela. zıt anl. uzay mekiği vs. ilerlemek. influenza flu specialist = özellikle grip üzerinde çalışan uzman fluctuate = inip çıkmak. grow. aynı şekilde hareket etmek follow through = sonuna kadar götürmek / uymak. Kullanılacak edat. up edatları ile de aynı anlamı verir.= aversion Food and Drug Administration = Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi food supply = besin rezervi / deposu foodstuff = yiyecek maddesi foolish = aptal(ca). variable fluctuation = dalgalanma. inip çıkma fluent = akıcı.67 Florence = Floransa (İtalya’da bir kent) Florentine = İtalya’da bir kent olan Floransa ile ilgili. back. alternating. örneğin. stupid. değişen. fancy. talimatı vs. give up follow up = 1) (hastayı) takip etmek. sensible foot = (çoğul: feet) ayak (30. zıt anl. for example for life = ömür boyu for one thing = (genellikle söze başlarken kullanılır) bir kere. sözgelimi.ÜDS Sözlüğü . obey. preference. alternate.bademci. ahmak(ça).) folk ballad = halk türküsü follicle = kesecik. açık. dalgalanan. develop.) yerine getirmek. after. oynama. fetal foetus = fetüs. takip etmek. complete.com . oynaklık fly a mission = (uçak. için) göreve gitmek. yoğunlaşmak. görevde yer almak fly in = uçakla getirmek fly in formation = (birden fazla uçak için) belli bir düzende uçmak f-MRI scanner = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme cihazı. generally. vary fluctuating = inip çıkan. 2) (bir öneriyi. katlamanın yönüne göre değişir. büyük sevgi. debi. 48 cm’ye eşdeğer uzunluk ölçüsü) foot and mouth disease = aft (hayvanlarda görülen bir tür hastalık) footing = taban. unwise. Floransa’ya ait florescence = çiçeklenme floristic = çiçekler / çiçekçilik ile ilgili. stream flow down = aşağı doğru akmak flowering = çiçek açan flow-line = akış hattı flu = grip. çiçekler bakımından flourish = gelişmek. akım. before folly = çılgınlık.= quit. concentrate on focus (isim) = (çoğul: (edebi kullanımda) focuses. zıt anl. kıvrım fold (over) = katlamak (Fiil. in the first instance for that matter = aynı anlama gelmek üzere for the most part = genel olarak. zıt anl. fetus fog = sis fold = kat.

(bir şey olsun) diye for years to come = daha uzun yıllar forbidden = yasak. enforce force out = zorlayarak çıkartmak forceful = kuvvetli. uğruna. teşkil etmek. lucky. sur fortify = (savunma duvarını. prohibited. öngörülebilen. effective forcefully = zorla. zıt anl. biçimlendirmek.= latter. istihkam fortean = olağandışı ve tuhaf olaylarla ilgili forth = ön forthcoming = yakında(ki). zıt anl. zıt anl. institute foundation = temel. ön plan foreign = dış. çatlak www. eski. neyse ki. mecbur etmek. zorla yaptırmak. piece. petrol vs. şiddetle. predict. önceden söylemek. mahkemeye ait forerunner = haberci. tesis etmek. predicted foreshadow = (bir şey)’in habercisi olmak.68 . previous. zıt anl. against one’s will. castle. zıt anl.= descendant forecast = önceden tahmin etmek. öngörülebilir. luckily. başta gelen forensic = adli. approaching. nedene bağlı olarak kemik bütünlüğünün bozulması ya da kırılarak ayrılması).= unpredictable. tür. anticipate foreshadowing = bir roman ya da filmde. foresee forecourt = dış avlu forefront = en öndeki yer. whole fracture (fiil) = kırılmak. 2) şekil vermek. kuruluş. powerful. istihkamı) sağlamlaştırmak / kuvvetlendirmek. zıt anl. parçalanmak fracture (isim) = kırık (bir travma. produce. formül halinde ifade etmek. etkili. prepare fort = kale.ÜDS Sözlüğü for the sake of = hatırı için. (bir şey)’in habercisi olma forest land = orman arazisi foretell = tahmin etmek. zıt anl. hisar. müjdeci foresee = önceden görmek / sezmek. anticipate. unlucky fortunately = iyi ki. zıt anl. proper. previously. zıt anl.= feebly forcibly = zorla. savunma duvarı. strengthen fortress = kale.com . zıt anl. vigorous. kind formal = resmi.= allowed force (fiil) = zorlamak.= in the future formidable = dişli. kesir. predict foreseeable = önceden görülebilir / sezilebilir. oblige force (isim) = kuvvet force a way through = (zorlayarak. hamilik etmek found = kurmak.= informal formalize = resmileştirmek format = format. make up. şükürler olsun ki. 2) açık şekilde ortaya koymak. usule uygun. fıskiye fraction = (küçük) parça. önümüzde(ki). zorlu. engelleri aşarak) kendine yol açmak. anticipate. cet. break through force down = ilacı yutarken zorlanmak force on / upon = zorla vermek / yüklemek. upcoming fortification = tahkimat. zıt anl. predict. unforeseeable foreseen = önceden sezilmiş / görülmüş. zıt anl. hisar. stronghold fortunate = şanslı. eskiden.= unfortunate. genel biçim formation = oluşum formative = şekil veren former = önceki. by force. establishment. predictable. next former Soviet areas = eski Sovyet bölgeleri (1991’de dağılmadan önce Sovyeter Birliği sınırları içinde yer alan bölgeler) formerly = önceden. 3) düzenlemek. dayanak. type.= voluntarily forebear = ata. establish. yabancı uyruklu foreign affairs = dışişleri foreigner = yabancı foremost = en önemli.) foster = teşvik etmek. anticipate form (fiil) = 1) oluşturmak. difficult.= easy formula-feeding = hazır gıda yoluyla besleme formulate = 1) formülize etmek. old. shape form (isim) = çeşit. çetin. yabancı. vehemently. institution founder = kurucu fountain = çeşme. şiddetli.= unfortunately fortunes = (birisinin hayatında) talihin döndüğü anlar fossil = fosil (kaya tabakaları arasında taşlaşmış halde bulunan çok eski canlı kalıntısı) fossil fuel = fosil yakıt (kömür. osteoporoz vb.= total. future.bademci. bit. coercively. ancestor. banned. olacaklar hakkında okur ya da izleyiciye önceden bazı ipuçları veren edebi sanat / anlatım tekniği. conventional. foretell. guess.

meet. annoying. zıt anl. küçük parça fragmentary = bölük pörçük.) fuel (isim) = yakıt. hile. fraternal ikizler. often. frekans frequent = sık. az yakıt tüketen fulcrum = dayanak noktası fulfil = yerine getirmek. satisfy. 2) (cinsel anlamda) soğuk. stimulate.= honesty free (fiil) = kurtarmak. bir askeri birliğin üzerine. havai. olmadan kendi kendine hatırlama) freeze = don(dur)mak. fonksiyonel functional deficit = işlevsel yetersizlik www. kösteklenmiş. uçarı from all over the world = tüm dünyadan.com . aldatma. thwarted. zıt anl. rahatlatmak. exasperating frustration = (bir amaca ulaşamama veya uygunsuz koşullar sebebiyle) cesaretin kırılması. delicate. discouragement. hüsrana uğramış.= encouraged frustrating = (yoğun çabaların karşılıksız kaldığı durumlar için) asap bozucu. işlev. bağlı olduğu ordunun başka bir birliği tarafından yanlışlıkla ateş açılması) frigid = 1) dondurucu soğuk. boundary fruit fly = meyve sineği (genetik araştırmalarda sıklıkla denek olarak kullanılan bir sinek türü) frustrated = (başarısızlık veya olumsuz koşullar sebebiyle) engellenmiş. dünyanın her tarafından from its April low = Nisan’daki en düşük seviyesinden from Plato onwards = Platon’dan bu yana from 2009 onward = 2009 yılı ve sonrası from the point of view = (belli bir) bakış açısından / açısına göre from time to time = zaman zaman. aslına bakılırsa fraternal twins = çift yumurta ikizleri. 3) (tavır olarak) soğuk fringe = dış kenar fringe benefits = sosyal haklar. firewood fuel the flames = ateşe körükle gitmek fuel-efficient = yakıt tasarruflu. huzursuzluk.= thaw freezing of assets = varlıkların dondurulması freight = yük French-built = Fransız yapımı frequency = sıklık. tasarlamak. dizygotic twins fraud = sahtekarlık.ÜDS Sözlüğü . sinirlendirici. resim. yapmak.= rare frequently = sık sık. hayal kırıklığı. zıt anl. zıt anl. solid fragment = kırılmış parça. zıt anl.69 fragile = nazik. arz ve talebine hükümet tarafından müdahale edilmeyen piyasa) free nerve ending = serbest sinir ucu free recall = (psikolojide) serbest hatırlama (herhangi bir müdahale / soru / hatırlatıcı unsur vs. common. liberate free (sıfat) = bedava.bademci. once in a while. arada sırada. yeni. energize. discouraged. accomplish. build. düzenlemek. disappointment fry = yağda kızartmak fuel (fiil) = körüklemek. compose frame (isim) = 1) (sinemada) kare. alıcı ve satıcının karşılıklı olarak anlaşmasıyla belirlendiği. sadece bir kısmını içeren fragrant = güzel kokulu frail = zayıf ve güçsüz. now and then. hassas. tahrik etmek. deception. zıt anl. iki değerler kümesi arasındaki ilişkiyi tanımlayan argüman veya eğri) functional = işlevsel. new freshness = tazelik freshwater = tatlı su friction = sürtünme friendly fire = dost ateşi (örn. without charge free market = serbest piyasa (ürün fiyatının. zıt anl. subtle. narin. sınır. (This budget fuels inflation and cuts our living standards. plan.= seldom fresh = taze. hafif ve kırılgan frame (fiil) = şekil vermek. 2) fonksiyon (matematikte. şiddetlendirmek. tender. = Bu bütçe enflasyonu körüklüyor ve yaşam standartlarımızı kısıyor. çokça. 2) çerceve frankly = aslında.= tough. sık karşılaşılan / tekrarlanan. kırılgan. ücret dışı ödemeler frivolous = hafif.= fail to meet full acuity = tam görme / tam görüş keskinliği full power = tam güç fullerene = moleküler şekilleri içi boş bir küreyi andıran bir tür karbon formu full-term = (doğum için) normal süresinde meydana gelen (a healthy baby born at full-term = zamanında doğmuş sağlıklı bir bebek) fully functioning = tam işlev / fonksiyon gören fume = duman fumes = kötü kokan gazlar function = 1) fonksiyon. occasionally front = cephe frontal = frontal (organın ön kısmı veya ön yüzü ile ilgili) frontier = hudut.

gerici fundamentally = esas itibariyle. essential. önemli. ayrıca. essentially funding = finanse etme. parasal destek vermek fundamental = esas. 2) başka.bademci. 2) döşemek furniture = mobilya furry = kürklü further (fiil) = daha ileriye / daha öteye taşımak. daha öteye (ötede). additionally. garip furiously = hiddetle. other further test = daha fazla denemek.) fundamentalist = muhafazakar. öfkeyle furnace = kalorifer kazanı furnish with = 1) sağlamak. kökünden. ayrıca. central. = Sıkı çalışma başarının temelidir. (mevcut olana) ek / ilave. (Hard work is fundamental to success. temelden. eritmek fuselage = uçak.com . basic. asıl. çağ ötesi ile ilgili www. birleşme. primary. zıt anl. supply. f-MRI functioning = işleyiş. temel. aslında. tutucu. üstelik.70 . çalışma fund = sermaye sağlamak. moreover fuse = (birbiriyle) kaynaş(tır)mak. üzerinde daha fazla deneme yapmak furthermore = dahası. some more. roket gibi araçların genellikle metal ve silindir formlu gövdesi fusion = füzyon. finansman funeral = cenaze töreni fungal = mantardan kaynaklanan fungicide = fungisid (mantar öldürücü kimyasal madde) fungus = (çoğul: fungi) mantar funny = tuhaf.= secondary.ÜDS Sözlüğü functional magnetic resonance imaging = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (beyin ve omurilikteki sinirsel aktiviteye bağlı kan akışını ölçerek görüntü almayı içeren bir nöro-görüntüleme yöntemi). provide. kaynaşma futurism = gelecekçilik futuristic = gelecekçi. advance further (sıfat / zarf) = 1) daha da. central. primarily. daha fazla. more. bundan başka.

sonuç çıkarmak. Japonya. produce generation = 1) (elektrik vs. duvarlarda ve tavanda gezinebilmesi ile tanınan kertenkele) gecko-like = keler benzeri gelatinous = jöle kıvamında / görünümünde. ilerlemek. yield. elde etmek gain a footing = ayak basacak yer bulmak. yaratmak. rağbet kazanmak. taraftar toplamak gain popularity = popüler olmak. fark. ün kazanmak gain recognition = kabul görmek. Dünya ekonomisinin ve askeri gücünün yarıdan fazlasını kontrol eden bu 8 ülkenin yaptığı toplantılarda tüm dünyayı etkileyecek güvenlik ve ekonomi konuları görüşülür). boşluk.G G GG G8 = G8 ülkeleri (Bu gruptaki 8 ülkeyi Almanya. galeri gamble = kumar oynamak game = av hayvanı game fishing = (yemek için ya da spor amacıyla) balık avlama game of checkers = dama oyunu gametophyte = gametofit (bitkilerde üreme hücresi veya bu hücreleri üreten yapı) gamma wave = gamma dalgası (algı ve bilinç ile ilişkili bir çeşit beyin dalgası) gang = çete gap = açık. anlam çıkarmak G gauge = ölçmek. sex gene = gen gene chip = gen çipi gene sequence = gen sekansı / dizisi gene therapy = gen tedavisi (kalıtsal hastalıkların tedavisi amacı ile sağlıksız genlerin işlevlerinin değiştirilmesini veya organizmaya sağlıklı genlerin nakledilmesini öngören yöntem) general population = tüm toplum general practitioner = pratisyen hekim general time period = aynı anda / zamanda generalization = genelleme generalize = genelleme yapmak generate = üretmek.com . 2) nesil generations of = nesillerce.= lose ground gain in = (bir şey)’de artış veya ilerleme göstermek gain in favour = rağbet görmek. advance. İngiltere. için) üretim. 2) kapıcı gather = 1) topla(n)mak. bountifully. elbise gaseous = gaz halinde gas-laden = gaz yüklü gasoline = benzin gasping = nefes nefese kalmak gastric juice = mide salgısı. make progress. 2) anlamak. şen gecko lizard = keler (dünyanın her tarafında yaygın olarak bulunan. inadequately gene-spliced = gen eklenmiş / bağlanmış genetic code = genetik şifre (hücre çekirdeklerindeki kromozomlarda yer alan ve bireyin kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan DNA dizilimleri) genetic component = genetik unsur genetic make-up = genetik yapı genetic manipulation of intelligence = zekaya genetik olarak müdahale etme genetic marker = genetik işaret (tanınabilen ve soyları belirlemek amacı ile farklı bireylerde izlenebilen DNA parçaları) genetic mutation = genetik değişim / mutasyon genetically = genetik olarak www. İtalya. zıt anl. zıt anl. tanınmak gallery = balkon. raise.= tight-fisted generously = cömertçe. evaluate gay = neşeli. zıt anl. Fransa. come / bring together. eli açık. pek çok kuşak generous = cömert. Group of Eight G8 summit = G8 zirvesi (G8 ülkelerinin hükümet başkanlarının bir araya geldiği yıllık toplantı) gain = kazanmak.= sparingly. abundantly. measure. jellylike gelatin-silver print = jelatin-gümüş baskı (siyahbeyaz fotoğraf baskısında kullanılan bir teknik) gender = cinsiyet. tutunacak dal bulmak gain acceptance = kabul görmeye başlamak gain ground = yayılmak. gedik. waste gargle = gargara yapmak garment = giysi. render. ölçümlemek.bademci. pek çok türü olan. uçurum garbage = çöp. Kanada ve Rusya oluşturur. aralık. mide özsuyu gatekeeper = 1) seçim yapan kişi / kurum. ABD.

it will always lead to something else. enormous. (As he is in a financial difficulty. yerin ve kayaçların yapısını inceleyen bilim insanı) geopolitical importance = jeopolitik önem (bir bölgenin bulunduğu coğrafi pozisyon ile siyasi ve ekonomik etkiler yaratabilme kapasitesi) Georgia = Gürcistan geoscience = yerbilim (Dünya gezegeni ile ilgili tüm bilim dallarını kapsayan bir terim) germ = mikrop germicide = mikrop öldürücü germination = filizlenme.ÜDS Sözlüğü genetically modified = genleriyle oynanmış. gebelik süresi geçirmek gesture = el. defetmek. talented. hakiki. meslekte vs.com . o. be in good terms with get around = hareket etmek. escape get away with = yanına kar kalmak get back into shape = eski formuna kavuşmak get cut in half = yarıya inmek. = Para sıkıntısı çektiği için. surrender get rid of = kurtulmak. the owner needs to get rid of the car.) ilerlemek. zıt anl. reach. (bir şey) doğurmak give erroneous impression = yanlış izlenim vermek / bırakmak www. recover from. sincere. yarı yarıya azalmak get greater hold = daha çok yaygınlaşmak get in = (bir şey / bir yer)’in içine girmek. sana mutlaka başka şeylerin kapılarını da açacaktır. zorluk vs.72 . (birini) cezadan kurtarmak. really. tür. hemen doktorunuzla temasa geçmelisiniz.) genus = (çoğul: genera) soy. 2) paçayı kurtarmak. familiarize oneself with giant = devasa. 3) yola çık(ar)mak.= tiny give a hard time = zorluklar yaşatmak. zıt anl.= retreat. savmak. zıt anl.) get smt checked out = bir şeyi muayene / kontrol ettirmek get stuck = sıkışıp / takılıp kalmak get through = 1) (telefon vs. real. yolculuğa başla(t)mak get on with = (işte. overcome. = Eğer bir şeye gerçekten ilgi duyuyorsan. enter. get on well with. advance. talent gifted = tanrı vergisi yeteneği olan.= inept gigantic = devasa. çimlenme gerontologist = yaşlılık uzmanı gestate = gebeliği sürmek. su. için) bağlantı kurmak. abolish.bademci.) get into = (yaramazlık. uzlaşmak. içtenlikle. elden çıkarmak. (In the event of excessive bleeding. için) sıkışmak get to know = tanımak. başından savmak. atlatmak. get pulled in get irritated = rahatsız olmak get off = 1) (bir taşıttan) inmek. sahibinin. zıt anl. kibar. çok büyük. carry on get out of control = kontrolden çıkmak get over = (hastalık. 2) hafif ateşte (kaynatmadan) gentle wave = nazik / hafif dalga / hareket genuine = 1) içten. sincerely. muazzam. survive get tight = (göğüs. go away. başını (belaya. go across. zıt anl. communicate.) atlatmak. (If you are genuinely interested in one thing. kol veya baş hareketi. adapt oneself to. = Aşırı kanama olması halinde. tanışmak get used to = (bir şey)’e alışmak. move around get away = kaçmak. dere. yakayı sıyırmak. takım.) etmek.= miniature giant squid = dev mürekkep balığı gift = tanrı vergisi yetenek. inatçılık vs. çıkmak. cross get along with = (birisi) ile (iyi) geçinmek. adapte olmak. gigantic. connect. zıt anl. 2) gerçek. cins geodetic survey = arazi ölçümü geologist = jeolog (yerşekillerini.= get out get in touch with = (birisi) ile temasa geçmek / iletişim kurmak. samimi. sıkıntıya vs. you should get in touch with your doctor at once. ulaşmak. devam etmek. be involved in get into the moats of the palace = korunan bir yere girmek get involved in = (olaya) karışmak. genetik değişime uğratılmış genetically-based = genetik temelli geneticist = genetikçi Geneva = Cenevre (İsviçre’de bir kent) genius = deha. ırmak gibi bir şeyin) karşısına geçmek. dolaşmak. eliminate. huge. arabayı elden çıkarması gerekiyor. huge. jest get a better idea of = (bir şey) hakkında daha iyi bir fikre sahip olmak / daha çok bilgi edinmek get across = (yol. dahi genome = genom (bir organizmanın genetik şifresinin tamamı) gentle = 1) yumuşak nazik. sıkıntı çektirmek give an account of = (bir şey)’in hesabını vermek / (bir şey)’i sunmak / açıklamak give birth to = doğum yapmak. kalp vs. üstesinden gelmek. 2) bitirmek.= fake genuinely = gerçekten. defeat.) sokmak. contact.

destroy give smt a try = bir şeyi denemek give the lead = üstünlük kazandırmak. sayılmak. take effect. devam etmek. yürürlüğe girmek. zıt anl. glazür (genellikle seramiğe uygulanan. ışıldamak. produce. öne geçirmek give up = 1) (bir şey)’den vazgeçmek.= end. özellikle kanda. quit. 2) teslim olmak. 2) çok yorulmak. yoldan çıkmak go bankrupt = iflas etmek.= eradicate.com . körlüğe uzanan göz hastalığı) glaze = sır. go bankrupt go for = 1) (bir şey) yerine geçmek. farkedilmemek. (bir şey)’i terketmek / bırakmak. kasvetli. go unnoticed www.= seize. repeal go off = 1) kaçmak.73 give in to = (birisi)’ne yenilmek. look for go into effect = geçerli olmak. gösterişli glory = ihtişam. meydana getirmek. taking smt into consideration given time = zamana bırakıldığında …. zıt anl. aramak. zıt anl. kısaca göz gezdirmek.= avoid go unappreciated = takdir edilmemek go undetected = gözden kaçmak. dekorasyon ve sızdırmazlık sağlama amacı taşıyan. bitmek. yaşamak. açılıp kapanması konuşmamızı sağlar) glow = (kor gibi) kızarmak. teslim olmak. go bust go bust = iflas etmek.= annul. yapmak. (bir şey)’e yol açmak given = belli.bademci. 2) (bir aygıt için) bozulmak.= conquer.ÜDS Sözlüğü . send out. come into force. ileri gitmek go along with = 1) (bir şey / bir kişi) ile beraber gitmek. salmak. distribute. anlık / kısa bakış glimpse (isim) = anlık / kısa bakış glitter = parıldamak. set given (that) = (bir şey)’i gerçek / gerçekleşmiş / olmuş kabul edersek. zıt anl. zaman verildiğinde … glacial = buz çağına ait. buzullara ait glacial ice = buzulları teşkil eden buz glaciation = buzullaşma glacier = buzul glacierized = buzullaşmış glamorous = cazip. let go of. surrender to. 2) peşinde olmak. become exhausted give priority to = (bir şey)’e öncelik vermek give rise to = (bir şey)’e yol açmak / neden olmak. seek. approach go abroad = yurtdışına gitmek go ahead = devam etmek. sparkle. zıt anl. hayvansal ve bitkisel dokularda. üzüm ve diğer meyvelerde bulunan şeker cinsi) glue together = (bir şeyin parçalarını birbirine) yapıştırarak (bütünü) oluşturmak / bir araya getirmek glycemic effect = glisemik etki (kandaki glükozun meydana getirdiği etki) go about = ele almak. durmak go on = sürmek. belirli. emit give out = 1) dağıtmak. pes etmek.= uplifting glorious = ihtişamlı. belirlenmiş. zıt anl. resist give off = dışarı vermek. sağlam malzeme türü) glaucoma = glokom (göz içi basıncının artışı ile belirgin. succumb to. bring about. continue. greve gitmek go so far as = (bir şey yapacak) kadar ileri gitmek go through = (bir dönemden) geçmek. parlamak glucose = glükoz (vücut sıvılarında. iç karartıcı. count as. zıt anl. run away. vakar. shine global = küresel. dull. lead to. stick to. (ongoing = devam eden) go on strike = grev yapmak. 2) (bir şey)’e razı olmak. experience. zıt anl. dünya çapında(ki) global warming = küresel ısınma (dünyadaki ortalama sıcaklık değerlerindeki genel artış eğilimi) globalisation = küreselleşme globally = küresel olarak globe = yerküre glomerulonephritis = glomerülonefrit (bir tür böbrek hastalığı) gloomy = umutsuz. göz alıcı glance = göz atma glandular = salgı bezlerine ait glassy material = camsı / cama benzer malzeme (genellikle bir hammaddenin çok yüksek sıcaklıklara maruz bırakılması ile elde edilen. pürüzsüz yüzeyli. submit to. yüksek sıcaklıklara maruz bırakılarak oluşturulan camsı / cama benzer kaplama malzemesi) glide = (havada) süzülmek glimpse (fiil) = bir an için görmek. (bir şey)’i kabul etmek go astray = sapmak. depressing. şan ve şeref glossy = parlak glottis = glottis (nefes borusundaki ses telleri arasında bulunan kısım / boşluk. undertake.= go on give way to = (bir şey)’in önünü / yolunu açmak.

impressive grand drama = dünya sahnesi grand jury = yüce divan grand piano = grand piyano.74 . cemetery gravitational pull = yerçekimi / kütleçekim kuvveti gravity = kütleçekim kuvveti. kavramak. kuyruklu piyano (telleri. sudden gradually = aşamalar halinde. ağır ağır. tane. yerçekimi great = büyük. ulu. zıt anl. puan.bademci. gladden. açgözlülük green = çevreci (yeşil) greenhouse = sera greenhouse gas = sera gazı (yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarını soğurarak atmosferin normalin üzerinde ısınmasına sebep olan gazlar) Greenland = Grönland (Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde. benevolence. step-by-step.= miss grass-fed = otla beslenmiş gratify = hoşnut etmek. zıt anl. azar azar. complaint www. bir yarış pistindeki) en yüksek ve görüş açısı en iyi olan tribün. fil dişi vb. target. granül grape = üzüm grapefruit = greyfurt graph paper = milimetrik kağıt (üzerinde milimetrik kareler basılı bulunan çizim kağıdı) grapple with = (bir kişi / bir şey) ile boğuşmak grasp = anlamak. o günler geride kaldı good = ticari mal / eşya / ürün goodness = Aman Tanrım! goods = ticari mallar goodwill = iyi niyet. immensely. satisfy. 2) (bir şey)’in kurallarını belirlemek. farkına varılmamak. guide. tahsisat. meyil. zıt anl. yavaş yavaş. tomb grave (sıfat) = ciddi.com . muhteşem. devlet grade = (ders. serious gravel = çakıl graveyard = mezarlık. şikayet. mark gradient = 1) eğim. tahıl tanesi grain of truth = gerçek kırıntısı. majestic.= abrupt. enormously.)’den mezun olmak Graeco-Roman = Greko-Romen (Eski Yunan ve sonrasında gelen Roma kültürlerinin etkisine girmiş. understand. 2) bölgede yapılan motor sporları yarışlarında. objective goddess = tanrıça gone are the days = .ÜDS Sözlüğü go unnoticed = fark edilmemek.= ill-will. beautiful. splendid gorgeously = harika bir şekilde. küçük (bir) gerçeklik payı grain-fed = tahılla beslenmiş Granada = Gırnata (İspanya’nın Endülüs eyaletinde bir kent) grand = büyük. fon granule = tanecik. go undetected. ulu.= abruptly. . satisfactory grave (isim) = mezar. bağış. award. arkaya doğru uzayan bir bölüme yatay olarak yerleştirilmiş olan piyano) Grandstand = 1) (örn. zıt anl. ile) karnını deşmek / fena halde yaralamak. şikayete yol açan şey. etkisi altında tutmak. administer. için) not. . tribün gibi işlev görmesi sebebiyle ABD’deki Ölüm Vadisi içindeki yüksek bir kayalığa verilmiş olan ad grant (fiil) = vermek.) governance = yönetim. suddenly graduate from = (kurs. zıt anl. concede grant (isim) = ödenek. Kuzey Kutbu’na yakın bir yerde yer alan ve siyasi olarak Danimarka’ya ait bulunan büyük bir ada) Grenada = Batı Hint Adaları’nın güneydoğu kesiminde yer alan bir ada grenade = el bombası grid = şebeke grievance = yakınma. yavaş yavaş. hedef. yönlendirmek. please. eviscerate. boğaz gorgeous = harika. run through gorge = dar ve dik yamaçlı vadi. aim. okul vs. malevolence gore = (boynuz. slow. bahşetmek. görkemli. burs. 2) belli bir miktar fiziksel maddenin ya da herhangi bir boyutun ölçümündeki değişim oranı / değişim hızı gradual = aşamalar halinde.= dissatisfy gratifying = memnun / tatmin edici. beautifully govern = 1) yönetmek. tatmin etmek.= slightly greed = hırs. step-bystep. bit by bit. (Laws which govern the production and sale of drugs in the USA are very strict. sınav vs. bu kültürler ile ilgili) grain = tahıl. big Great Barrier Reef = Büyük Bariyer Resifi (Avustralya’nın kuzeydoğu açıklarındaki dünyanın en büyük mercan kayalığı) great white = büyük beyaz köpekbalığı greatly = büyük oranda. influence.= get noticed go untreated = tedavi görmemek / edilmemek go up against = karşı(sına) çıkmak goal = amaç. muazzam. zıt anl. comprehend. progressively. vahim. = ABD’de ilaç üretimi ve satışını yönlendiren yasalar çok katıdır. zıt anl. give. idare government = hükümet.

yol göstermek. yakalamak. yol göstermek guidelines = (yol gösterici) ilkeler. 2) brüt. hold. silah yarası gut = bağırsak. büyük. himaye guerrilla = gerilla (genellikle devlet güçlerine karşı çete savaşı yürüten kimse) guess = tahmin etmek. protect (against / from) guardianship = vasilik. road map guilt = suçluluk. dayanak. zemin. kurallar. boom guarantee = garanti etmek guarantor = kefil. intestine gymnast = jimnastikçi gypsum = alçı www. artış. için) atış. toprak. grasp. tüfek vs. dayanak. 2) gerekçe. büyük ölçüde. zıt anl. vuku bulmak. çekmek grind (isim) = öğütme (biçimi) grip (fiil) = tut(un)mak.75 grind (fiil) = öğütmek. rationale grove = meyve ağacı bahçesi. uçakların iniş kalkışları ile rotalarını düzenleyen ve koordine eden birim) ground rules = bir oyun. 2) genellikle. zıt anl.= release grip (isim) = kontrol.bademci. rise grow in public stature = toplum gözünde yükselmek grow older = yaşlanmak grow out of = (sorunları) zamanla geride bırakmak grow up = 1) meydana gelmek. basis. örneğin bir yıl içinde. yol gösterme.= innocence Gulf Stream Current = Golfstrim Akıntısı (Meksika Körfezi’nden Batı ve Kuzey Avrupa’ya akan ve o bölgelerde iklimi ılımanlaştıran bir deniz akıntısı) gunnery = topçuluk gun-shot = (tabanca. temeli olma ground-nesting = yuvasını yerde yapan groundnut = yer fıstığı. peanut ground-penetrating = zeminin altına inebilen grounds = gerekçe. total gross anatomy = makroskopik anatomi (mikroskopa gerek olmaksızın. garantör guard (against) = (bir şeye karşı) korumak / önlem almak. silah sesi. broad. grit kumtaşı. ana hatlar. overly. supervision guide towards = (bir şey)’e doğru kılavuzluk etmek. üretilen tüm ürünlerin ve hizmetlerin toplam piyasa değeri) grossly = 1) fazlaca. fena halde. reason ground control = yer kontrol (hava alanlarında bulunan. çakıl groin = kasık groove = oluk gross = 1) geniş çaplı.com . organizmanın gözle görülen organ ve oluşumlarının incelenmesi) gross domestic product = gayri safi yurtiçi / milli hasıla (ülkede. koru. idare gritty = çakılımsı. faaliyete geçmek grow higher = yükselmek. mature growth = büyüme. aşırı bir biçimde. zıt anl.ÜDS Sözlüğü .= know for sure guidance = rehberlik. generally ground = 1) yer. yönlendirmek guide the way the audience feels = izleyicilerin duygularını yönlendirmek guide through = (tehlikeli bir bölgenin içinden geçirmek için) kılavuzluk etmek. spor ya da yarışmayı yöneten temel kurallar ground water = taban / yeraltı suyu grounding = dayanma. sanmak. 2) büyümek. orchard grow active = hareketlenmek. develop.

obstruct. insensitivity. head trip. tackle handlebar = gidon. 2) başa çıkmak. (beğeni ile) karşılamak. deal with. çok az. doğuştan gelen bu hastalıkta deri tunç rengine döner) haemodialysis = hemodiyaliz (böbrekler görev yapamadığı zaman hasta kanından. harshness. stop. bestow hand gesture = el hareketi hand out = (elden bir şey) dağıtmak. (ceza) vermek. kanama. acımasızlık. katılaşmak hardened = sertleşmiş hardened steel = sert (dövme) çelik harder wearing = daha zor eskiyen hardliner = uzlaşmaz. acclaim. tutucu kimse hardly = 1) nadiren. house. impede. employ. distribute. zıt anl. barındırmak. sıkıntı.= start halve = yarıya indirmek. halüsinasyon. bölüştürmek. prosperity hardware = donanım. tough. burden.= harmful harness = (doğal bir gücü dizginleyerek) yararlanmak.com . zahmetli. muamele. zıt anl. utilize www. zıt anl. facilitate hand = (elle) vermek. 2) daha büyük ve karmaşık bir cihazın elde taşınan ve kullanılan ünitesi hang around with = 1) (bir kişi / bir şey) ile başıboş beklemek / dolanmak. 2) (bir kişi) ile vakit geçirmek / gezmek hanging = asma. (aşırı kan kaybı) haemorrhagic fever = kanama ve ateşle birlikte seyreden viral enfeksiyonun yol açtığı bir hastalık. manage. hinder. deliver H handful = bir avuç handicap = engel. arta kalan şey happen to know = (şans eseri / tesadüfen) bilmek harbour = beslemek. madeni aksam hard-working = çalışkan harm = zarar. hasar. Hb haemoglobin value = hemoglobin değeri haemorrhage = hemoraj. doğal yaşama ortamı habit-forming = alışkanlık geliştiren habitual pattern = davranış biçimi / düzeni / modeli haematocrit = hematokrit (kandaki eritrositlerin yüzde olarak hacmi) haemochromatosis = hemokromatoz (dokuların anormal renk dağılımı hastalığı. damage harmful = zararlı. manipulate.= harmless harmless = zararsız. care. illusion halt = dur(dur)mak. asarak idam etme hangover = kalıntı. welcome hail from = (bir şehir. yapımı tamamlanmamış hallucination = sanrı. prevent. güç bela. zıt anl. trouble. laborious hard fact = inkar edilemeyecek gerçek hard times = zor günler / zamanlar harden = sertleşmek.= neglect handset = 1) elde taşınan ve kullanılan cihaz (örn. tutma çubuğu handling = (bir sorunu vs.= ease. güçlükle hardness = 1) (duygusal anlamda) soğukluk. contain hard = zorlu. treatment. ilgilenmek. host. hemen hemen hiç. VHF hail = selamlamak.bademci. give out. başta üre olmak üzere yıkım ürünlerinin temizlenmesi) haemoglobin = hemoglobin (kana kırmızı rengini veren ve akciğer ve vücut dokuları arasında oksijen taşıyan protein). bir ülke)’den geliyor olmak. sıkı. idare etmek. üstesinden gelmek. stiffness hardship = güçlük. darlık. (bir yer)’i temsil etmek hair dye = saç boyası hair-thin electrode = saç teli inceliğinde elektrot half-built = inşa halinde. (adalet) dağıtmak. cep telefonu.) ele alma şekli. barely. güçleştirmek. elverişsiz durum handle = 1) işlemek. zıt anl. scarcely. unfeelingness. hastalardaki depresyonun şiddetini ölçmek için kullanabilecekleri 21 soruluk bir test) hamper = engellemek. kullanmak. damaging. seslenmek. zıt anl.= help.H H HH habit = alışkanlık habitat = doğal ortam. uzatmak. 2) zar zor. ikiye bölmek ham = abartarak rol yapan yeteneksiz oyuncu Hamilton Depression Rating Scale = Hamilton Depresyon Ölçeği (hekimlerin. telsiz). ele almak. hemodiyaliz aygıtı kullanılarak. 2) sertlik. kullanmak. give.

atmosfere girişte oluşan çok yüksek sıcaklıktan koruyan kaplamayı oluşturan seramik paneller) heat-trapping gas = sera gazı. iyileştirici health care = sağlık bakımı health implication = (bir şeyin) sağlık üzerindeki etkisi health visitor = (hastaya bakmak ya da önerilerde bulunmak için) eve gelen sağlık görevlisi healthcare schemes = sağlık planları / programları healthcare system = sağlık sistemi health-conscious = sağlık hakkında bilinçli health-seeking = (bir) hastalığa çare arama healthy = sağlıklı / yerinde / haklı. yükseklik. hurry. cure heal wounds = yaraları iyileştirmek / sağaltmak healer = sağaltıcı. utanç verici konu harvest (fiil) = ürün almak. dikkate almak.ÜDS Sözlüğü . have no connection with have on hand = elde bulundurmak have smt in common with = (birisi / bir şey) ile ortak yönleri olmak / noktaları bulunmak have to do with = (bir şey) ile ilgisi / bağlantısı olmak.= mild harsh social stigma = sosyal olarak değinilmesi zor.) hazardous = tehlikeli. sağaltmak. secure haze = pus.= safe. danger. hafif sis. dangerous. mist head for / to / towards = (bir yer)’e doğru gitmek. yolculuğa hazırlanmak. zıt anl. ciddi şekilde heavy element = ağır element (genellikle metalik özellik gösteren. (healthy relations between the two countries = iki ülke arasında sağlıklı ilişkiler. greenhouse gas heavens = (çoğul kullanılır) gökyüzü. karargah. heretic heat-shield tiles = ısı kalkanı panelleri (uzay mekiklerini. accelerate. alkol almak sağlık açısından ciddi tehlikeler yaratır. healthy scepticism = haklı / yerinde bir kuşku) hearing = 1) işitme (gücü). daha tanımlanmayı bekliyor olmak hay fever = saman nezlesi. beyaz veya pembe çiçekli bir tür sarmaşık) hedgehog = kirpi heed = dinlemek. zıt anl.bademci.= delay. şansı olmak have a tough time = zorluklar / sorunlar yaşamak have an effect on = (bir şey) üzerinde etkisi olmak / etki yaratmak have little in common with = (birisi / bir şey) ile çok az ortak yönleri olmak have little or no control on / over = (bir şey) üzerinde çok az kontrol sahibi olmak veya hiç kontrol sahibi olmamak have more than one’s share = (bir şey)’den nasibini fazlasıyla almak have nothing to do with = hiç ilgisi / bağlantısı olmamak. rough.= safety. alerjik rinit hazard = tehlike. care. pulse. slow down hatch = güverteye açılan kapak hatchway = ambar ağzı have a chance = fırsat yakalamak. crop hasten = acele et(tir)mek. hızlandırmak. yönünü (o yer)’e doğru çevirmek headlight beam = far ışığı headquarters = merkez büro. risk. risk. 2) doruk. heartbeat heartburn = mide ekşimesi / yanması heat resistant = ısıya dayanıklı heated = hararetli heatedly = hararetli bir şekilde (tartışmak) heathen = kafir. katı. pay attention. sema heavily = büyük ölçüde. attend. daha açıklanmayı bekliyor olmak have yet to be identified = henüz tanımlanmamış olmak. bitter. ısı tutucu gaz (ısı kaybını azaltıcı etkisi yüksek gaz).com . zehirli ve çevreye zararlı element) Hebridean Islands = Hebrid Adaları (İskoçya’nın batı kıyısı açıklarında bulunan bir adalar grubu) hedge = çalı veya ağaç dikilerek oluşturulmuş çit hedge bindweed = çit sarmaşığı (başka bitkilerin etrafına sarılarak yaşayan. atom ağırlığı yüksek.77 harsh = sert. zıt anl. get crops harvest (isim) = hasat. peak www. 2) celse hearing loss = işitme kaybı heart disease = kalp rahatsızlığı heart rate = nabız / kalp atım hızı. zıt anl. daha … -meyi bekliyor have yet to be explained = henüz açıklanmamış olmak. komuta merkezi. önemsemek. have connection with have trouble with = (bir şey) ile başı dertte olmak. tallness. hasat yapmak. (Drinking alcohol is a real health hazard if carried to excess. acımasız. seat heal = iyileş(tir)mek.= disregard heel prick = iğneyle topuktan kan alma height = 1) boy. zıt anl. sorun yaşamak have yet to be = henüz … -medi. = Aşırıya kaçılırsa. security.

duraksama. gemi) kaçırmak hiker = uzun yürüyüş yapan kimse hilltop = tepe üstü / doruğu hindbrain = beynin arka bölümleri hinder = engellemek. izlenim bırakmak. play up highly = çok. farklılık (başka bir tür ile karşılaştırılabilir olmama hali). binyıl ortalarında Orta Anadolu ve çevresine hakim olmuş bir krallık) www. zıt anl. zıt anl. strike hit hard = ciddi acı / zarar vermek Hittite = Hitit (M. zıt anl.com . emare. beneficial. bulantı ve halsizlikle belirgin hepatit) hepatitis B virus = hepatit B virüsü hepatitis protein = hepatit karşıtı antikor herb = ot. soyaçekim. faydalı. Ö. kalıt hero = kahraman heroic = kahramanca hesitate = çekinmek. dolayısıyla. su aygırı Hippocrates = Hipokrat (M. out of sight hide away = sakla(n)mak. impede. make prominent. increase. 2) (beyin için) lob. ürtiker. iştahsızlık. kask helpful = yararlı. intensify. büyük oranda. su aygırı hit = acı / zarar vermek. 2) ipucu. genetics. çoğal(t)mak. suggest hippo = (hippopotamus kelimesinin kısaltılmış hali).bademci. = Çoktan çalışmaya başlamalıydın. conceal (oneself) hierarchy = hiyerarşi hieroglyph = hiyeroglif (karakter olarak basit resimlerin ve sembollerin kullanıldığı yazı) hieroglyphic = hiyeroglif yazısına benzer high family demand = ailevi sorumlulukların getirdiği maddi ve manevi yük high fast = yüksek ve çabuk ödenmesi gereken ücret high seas = enginler. Ö. kokusuz bir gaz. (Landslides and bad weather are continuing to hinder the arrival of relief supplies to the area. şifalı bitki herbicide = herbisit (istenmeyen bitkileri yok eden ilaç) herd = sürü hereditary = kalıtsal. sign. 334-30 yılları arasındaki) Hellenistik Dönem’e ait helmet = miğfer. thus. (It is high time you started studying. vurmak. damage. genetic. tereddüt heterogeneity = heterojenite. çok katlı high-risk = yüksek riski olan high-standing = (bir şeyin) üzerinde duran high-stress = çok stresli highway = otoyol high-yielding = yüksek verimli hijack = (uçak. havadan hafif olması sebebiyle zeplin gibi hava taşıtlarında kullanılır) Hellenistic = (yaklaşık M. ağıotu (Eski Yunan’da Sokrates’in ölümüne neden olan son derece zehirli bir ot) hence = böylece. duraksamak hesitation = çekinme. sarılık. therefore hepatitis B = hepatit B (ateş. inherited. zıt anl. 460-377 yılları arasında yaşamış olan Egeli hekim) hippopotamus = hipopotam. Ö. açık deniz high time = artık zamanı (gelmişti / geldi de geçiyor bile).) highest levels ever recorded = şimdiye kadar kaydedilen en yüksek seviyeler high-fibre = (besinler için) lif oranı yüksek highlander = dağlı highlight = öne çıkarmak.78 .= acquired. vastly. useful. = Toprak kaymaları ve olumsuz hava koşulları yardımın bölgeye ulaşmasını engellemeye devam ediyor. ima etmek.= lessen. learned hereditary tendency = kalıtsal eğilim heredity = kalıtım. lobe hemlock = baldıran. dikkat çeken high-ranking professional body = üst düzey meslek kuruluşu high-resolution neutron sensor = yüksek çözünürlüklü nötron sensörü high-rise = yüksek. congenital.ÜDS Sözlüğü heighten = yüksel(t)mek. point to. raise / rise. greatly highly so = daha da fazla high-profile = göze çarpan. art(tır)mak.= homogeneity hexagon = altıgen hibernation = kış uykusu hiccup = hıçkırmak hidden = saklı. obstruct. harmful hemisphere = 1) yarımküre. renksiz. irsi. dikkat çekecek hale getirmek.= useless. decrease helium = helyum (element simgesi He olan. lower. clue hint at (fiil) = akla getirmek. 2. gizli. inheritance heretical = bir dinin veya topluluğun inançlarına ters düşen heritage = miras.) hint (isim) = 1) belirti.

bademci. gigantic. antagonism hot spot = tehlikeli bölge hot topic = hararetle tartışılan konu hot whirlpool = sıcak jakuzi hotly = yoğun ve çok ihtilaflı / hararetli bir şekilde. heatedly. 2) inşallah. alıkoymak. keep under control hold in place = yerli yerinde tutmak hold no possibility = hiçbir olanağı olmamak.= friendly hostility = düşmanlık. (The committee hotly discussed the matter. embrace huge = çok büyük. gibi aletler de bağlanabiliyor. karşı olan. horrible horror = büyük korku. yukarı çekmek hold smo to account = birisinden hesap sormak hold = 1) (toplantı vs. kucaklamak.= slightly www. termometre vs. maintain. 4) öyle kabul etmek. husumet. zıt anl. ummak hopefully = 1) umutla. ki buna tansiyon ölçer. 3) (bir) görüş / inanç sahibi olmak. 2) (elinde) tutmak. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . düşman. terrify horrifying = korkunç. saldırgan. sahip olmak. . bahçecilik hose = hortum hospitality = konukseverlik. tıkamak. terror horseshoe bat = nal burunlu yarasa horticulture = çiçekçilik. immense. bakım ve tedavileri yönünden yardımcı olma amacıyla yapılan ev ziyareti home rule = özerklik home telecare = evde tele-bakım (eve kurulan görüntülü ve sesli bir haberleşme cihazıyla. residential estate How do they help? = Ne faydaları var?. regard hold accountable = sorumlu / mesul tutmak hold an office = bir makamda / görevde bulunmak hold back = tutmak. nedeniyle evden çıkamayan) homeless = evsiz. . devasa. bırakmamak hold the promise = sözünde durmak.79 hoist = kaldırmak. Kişinin tüm hevesine rağmen. zıt anl. agree with holiday = tatil Holocene Epoch = Holosen Dönemi (yaklaşık 11. kancalı kurt hop = sıçramak hope = umut etmek. . (The little boy looked at the woman hopefully as she handed out the sweets.) düzenlemek. dehşete düşürücü. scare. antagonistic. keep the promise hold the view that = … görüşünde olmak hold up = geciktirmek. habitation Housing Bill = imar ve iskan yasa tasarısı housing estate = konut alanı. sokakta yaşayan homo sapiens = (biyolojide) modern insan homonym = eşsesli homosexual = eşcinsel hookworm = çengelli solucan. ümit edilir ki . ihtimal dışı olmak hold on = dayanmak. 2) ev sahibi hostile = düşmanca. hastane veya doktorlarla temas kurup sağlık hizmeti alma sistemi) home to = (bir şey)’in ev sahibi / anavatanı homebound = eve bağlı (hastalık vs. şekerleri dağıtmakta olan kadına umutla baktı. enormous. mümkün olmamak. geniş çapta.)’ye katılmak. delay. aşiret. iskan edilecek alan / bina. sarmak. obstruct hold with = (bir görüş vs. eve ait household tasks = ev işleri housing = barınma. enmity. engellemek. aggressive.) hotly disputed = üzerinde çok tartışılan hotspot = tehlike altında olan bölge / nokta house = barındırmak household = evsel. vaadini yerine getirmek. muazzam. adversary. . greatly. trap hold clues to = (bir şey)’in ipuçlarını içermek hold in check = kontrol altına almak / altında tutmak. berbat horrific = korkunç. enemy.500 yıl öncesinden günümüze kadar olan buzul çağı sonrası dönem) home nursing visit = hastalara. kalabalık hormone = hormon hormone balance = hormon dengesi hormone level = hormon seviyesi horrible = korkunç. dehşet. . dehşete düşürmek.= tiny huge amounts (of) = büyük miktarlarda hugely = büyük oranda. hopeless case = umutsuz vaka horde = kavim.com . = Komite meseleyi hararetle tartıştı. . = Küçük çocuk. Ne yarar sağlıyorlar? However eager one may have been = Kişi ne kadar hevesli olursa olsun.) taşıyıcı. .= inhospitality hospitalization = hastaneye yat(ır)ma hospitalize = hastaneye yatırmak / kaldırmak host (fiil) = ev sahipliği yapmak host (isim) = 1) (mikrop vs. hug = sarılmak.). frightful. tüyler ürpertici horrify = korkutmak. zıt anl.

ÜDS Sözlüğü hull = gemi veya uçak gövdesi hum = (şarkı) mırıldanmak.com . vızıldamaya benzer ses çıkarmak human embryonic stem cell = insan embriyonu kök hücresi Human Genome Project = İnsan Genom Projesi (insanın genetik kodlarının tamamını çözmeyi amaçlayan proje) human mission = (özellikle uzayda) insanların görev aldığı çalışma / seyahat humanely = insancıl bir şekilde humanities = hümaniter bilimler. zarar vermek.bademci. (felsefe. öne sürmek. hipotez üretmek. alçakgönüllü. hortum hurt = incitmek. oda sıcaklığında gaz halinde bulunan bir bileşik) hydrological = su bilimi ile ilgili hydroponic farming = topraksız tarımcılık (sadece su içinde bitki yetiştirme) hydroxyl radical = bir oksijen ve bir hidrojen atomundan oluşan kimyasal grup hygiene = hijyen hymn = ilahi hyperactivity = hiperaktivite (aşırı hareket ve faaliyet gösterme hali) hypercholesterolemia = hiperkolesterolemi (kanda kolesterol düzeyinin yüksek olması) hyperinflation = hiperenflasyon (kontrolsüz. zıt anl. varsayım (belirli olayları açıklamak için yapılan önerme) hypothesize = farz etmek. put forward. harm. şakacı. komik. damage hybridisation = melezleştirme hydrocarbon = hidrokarbon (yalnızca hidrojen ve karbondan oluşan organik bileşik) hydrochloric acid = hidroklorik asit (hidrojen klorür gazının suda çözülmesi ile elde edilen güçlü bir asit) hydrogen bonding = hidrojen bağı oluşması hydrogen chloride = hidrojen klorür (kimyasal formülü HCl olan. vızıldamak. zıt anl. psikoloji gibi) konusu insan olan bilimler humanize = insancıllaştırmak. funny. varsaymak.) humble = mütevazı.= serious humour = mizah. yaratık vs. besince zengin toprak hunger = açlık hurricane = kasırga. vücutta düşük ısı hypothesis = (çoğul: hypotheses) hipotez.80 . posit www. nemli humorous = mizah yollu.= dehumanize humanoid = insansı (robot. çok şiddetli enflasyon) hypersensitive = aşırı duygulu / duyarlı hypertension = hipertansiyon (yüksek tansiyon) hypnosis = hipnoz (yapay uyku) hypnotise = hipnotize etmek hypnotised = hipnotize edilmiş hypnotizable = hipnotize edilebilir hypochondriasis = hastalık hastası olma durumu hypothalamus = hipotalamus (beyinde otonom sinir sistemini yöneten bölge) hypothermia = vücut ısısında düşme. modest humid = rutubetli. (with humour = işi şakaya vurarak) Humphry Davy = 1778-1829 yılları arasında yaşamış olan İngiliz kimyacı ve mucit humus = humus.

bir kişi ya da yeri diğerlerinden ayıran özellikler (the distinct cultural. notice ill = kötü. legitimate illegitimate = 1) yasadışı. başka şekilde ifade etmek gerekirse. teşhis. şekil image = resim. hayali. hasta. düşük maaşlı. 2) kimliğini teşhis etmek. e. tasvir. yaradılış idol = ilah. are hard to find. zıt anl. I should think = tahmin ederim ki. .= good. adulterine Illinois = ABD’de bir eyalet ill-paid = az ücretli. zıt anl. overlook. (Lat. aldırmamak.= hospitality illuminate = 1) aydınlatmak.) ignition = 1) ateşleme. abuse. . mizaç. bad. (Good people. görmezden gelme ignore = göz ardı etmek. = yani. if there are any. tapılası şey if any = eğer varsa / olursa if anything = 1) eğer herhangi bir etki yarattıysa (o da şudur.bademci. 2) aldırmazlık. creative imagine = hayal etmek.= care for.= well-paid ill-treat = kötü davranmak.). beneficial ill effect = kötü etki illegal = yasa dışı. .com . fictitious. prohibited. illicit. disregard. enlighten illuminating = aydınlatıcı illumination = aydınlatma illusion = hayal.= actual. . . hüviyet. .= balance www. monozygotic twins identification = 1) tanı. 2) kimlik / hüviyet / nüfus cüzdanı vb. same. fotoğraf. I suppose = sanırım…. guess imaging = görüntüleme imbalance = dengesizlik. . 2) evlilik dışı. fantasy illustration = resim.I I II I gather = Anladığım kadarıyla… I should imagine = (genellikle yarı alaylı) tahmin ederim ki. zıt anl. mutlaka şöyledir. unlike identical twins = tek yumurta ikizleri. özdeş. 2) eğer bir fark varsa if left untreated = tedavi edilmezse I if there are any = eğer varsa (bir şeyin varlığına inanılmadığı ya da buna ait bir kanıt bulunmadığı durumlarda kullanılır). buzla kaplanmış olması nedeniyle iş göremez olmak icing = buzlanma iconic = sembolleşmiş. . zıt anl. . . uğursuz. teşhis etmek. Intensive Care Unit icy-cold = buz gibi soğuk identical = aynı. brighten. real imaginative = yaratıcı. educate. herhalde… I’m afraid = korkarım ki… (maalesef anlamında) i. picture image capture = fotoğraf çekimi imaginable = hayal edilebilen. tanrıça.= different. . . tıpkı. 2) ateşleme düzeni. dini ve ulusal kimliği) idiosyncrasy = yapısal özellik. = İyi insanları -o da eğer kaldıysa. zıt anl. zıt anl. id est). görmezden gelmek. envisage. buzla kaplanmak. mutlaka şöyledir. göz önüne getirilebilen imaginary = imgesel. yanılsama. gayri meşru. kanuna aykırı. zıt anl. illegal. ters. diagnose. boş vermek. zıt anl. kontak ignorance = 1) bilgisizlik. alike. .bulmak çok zordur. light. 3) tip belirlemek / tanımlamak identity = kimlik. determine.= legal. . tutuşma. kuruntu. ışıklandırmak. 2) eğitmek. that is ice cap = dağların zirvelerinde veya gezegenlerin kutuplarında bulunan kubbemsi şekilli buzul ice sheet = buz tabakası ice shelf = kıyı buzulu (karadaki bir buzulun deniz üzerindeki uzantısı) ice up = buzlanmak. ikonlaşmış ICU = Yoğun Bakım Ünitesi. injure ill-treatment = kötü muamele. belge identification bracelet = üzerinde kimlik bilgilerinin yazılı olduğu bir tür bileklik identify = 1) tanı(m)lamak. aydınlatmak. adverse. religious and national identity of Tibetans = Tibetlilerin kendilerine has kültürel.

oldukça. (While my brain and brawn remain unimpaired. tremendous. enormous. move in. kısmen. flawless imperfection = eksiklik. zıt anl. zıt anl. zıt anl. undeveloped. unnoticeably imperfect = eksik. collision impair = bozmak. bağışıklık kazandırma (genellikle aşılama yoluyla vücudu bir hastalığa karşı bağışık hale getirme) immunize = bağışıklık kazandırmak.= slightly immigrant = göçmen. urgent. emperyalist. gelişmemiş. zayıfla(t)ma. teknik ve ekonomik destek sağlamak gibi görevleri bulunan uluslararası bir organizasyon). 2) darbe. fault. toy. motionless. ülkeye / kente göç ederek gelen kimse. nakletmek. zıt anl. nüfuz. pek çok. kusurlu bir şekilde. bağışıklık oluşturmak impact = 1) etki. yerleştirmek).bademci. 2) yakın. tesir. 3) şimdiki. connotation. right away immense = muazzam. ripe immeasurable = ölçülemez. doğrudan etki. (the immediacy of war. perform implementation = uygulama. büyük oranda. çok büyük. 2) ima etmek. anında. hit.= mobile immoral = ahlaka aykırı.’ye karşı bağışıklık sisteminin verdiği yetersiz / zayıf reaksiyon impairment = boz(ul)ma. yerine getirmek. moral immortal = ölümsüz.com .ÜDS Sözlüğü IMF = Uluslararası Para Fonu (global ekonomik düzeni takip etmek.= mature. imply implicated = (bir şey)’in altında aranan. (implant an artificial tooth in the gum = diş eti içerisine yapay bir diş implante etmek) implant (isim) = implantasyon (nakletme. kusur. hold responsible. mecburi imperceptively = seçilmez / fark edilmez bir şekilde. simulate imitation = taklit. defectively imperial = imparatorluğa ait. ima. improvement impassable = geçilmez impeach = suçlamak. borsa. kusurlu. harm. corrupt. hemen o anda.82 . eternal. dikme. edepsiz. insert. zıt anl. International Monetary Fund imitate = taklit etmek. aşılamak. aşılama) implement = uygulamak. I will continue to lead this party.= emigrant immigrate = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşmek. little immensely = gayet. zıt anl. influence. bu partiyi yönetmeye devam edeceğim. effect. güdü implant (fiil) = implante etmek (tedavi için vücut içine bir madde vs. güç. altta yatan implication = saklı anlam. copy. defective. partially. extremely. zıt anl. put through. zıt anl. sömürgeci imperial battle cruiser = imparatorluk savaş gemisi (bazı bilimkurgu eserlerinda adı geçen uzay gemisi) impetus = hız. incalculable. = Akıl ve beden sağlığım elverdiği sürece.= perfect. ilk akla gelen.= repair.= emigration imminently = tehdit ederek immobile = sabit. at once. yerine getirme implicate = 1) sorumlu saymak. ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak. taklidini yapmak.= explicit statement www. young. zayıflatmak. itham etmek. suggestion. defect imperfectly = eksik. embed. hemen. zıt anl. hareketsiz. zıt anl. zıt anl. döviz kurları. imitasyon immature = olgunlaşmamış. tahmin edilemeyecek boyutlarda. faulty. çarpma. zıt anl. damage. son derece. as seen on television = televizyonda sunulduğu şekliyle savaşın doğrudan etkisi) immediate = 1) anında.= ethical.) impaired hearing = zayıf / az işitme impaired immune response = bir hastalık vs. unripe. doğal afetin) hemen sonrası immediate care = hemen yapılan bakım. tedavi immediate effect = hemen görülen etki immediate post-disaster period = felaketten hemen sonraki dönem immediately = derhal. unethical.= mortal immune destructive effect = bağışıklığı yıkıcı / yıpratıcı / bozucu etki immune system = bağışıklık sistemi immune-compromised = bağışıklık sistemi zayıf düşmüş olan immune-triggering = bağışıklık sistemini harekete geçiren / tetikleyen immunisation = bağışıklama. acil.= emigrate immigration = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşme. devlet memurunu mahkemeye sevk etmek imperative = zorunlu. zıt anl.= measurable immediacy = arada bir vasıta ya da aracı olmaması hali. current immediate aftermath = (bir savaşın.= tiny. emperyal. enormously. carry out.

advance. 2) baskı. indicate. 19 yy’da ortaya çıkmış bir resim akımının takipçisi olan kişi) impressive = (iyi yönde) etkileyici. instinctively. in conflict with. doğaçlama yapmak imprudent = sorumsuz. in dispute with in accordance with = (bir şey)’e uygun olarak. suggest. remarkable. in relation to. likely improve = düzel(t)mek. in some way. etki.= export imported = ithal edilmiş impose on / upon = zorla kabul ettirmek.= prudent impulse = tepki. intiba. iz impressionist = izlenimci. yoksullaşma impractical = uygulanamaz. içe doğru patlamak imply = (dolaylı olarak) göstermek. zıt anl. empoze etmek. progress. olanaksız impoverish = 1) yoksullaştırmak. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . striking. weaken improved = iyileştirilmiş. zıt anl. most likely in an advisory capacity = danışman sıfatıyla in an effort to = .= ordinary impressively = (iyi yönde) etkileyici bir şekilde. emotionally. 2) hamile bırakmak impress = (genelde iyi yönde) etkilemek.= express import = ithal etmek. gelişme. zıt anl. uyarınca. dolaylı olarak anlaşılan implode = şiddetle içeriye doğru çökmek. (bir şey)’e işaret etmek. worsen.= ordinarily imprint = iz improbable = ihtimal dahilinde olmayan. yoluna koymak.com .= contrary to. kural. drive. (iyi) izlenim bırakmak. 2) ima edilen. in a way in a sorry state = hazin / üzücü bir durumda in a way = bir bakıma. (yasa. additionally. itici kuvvet. as a result in consultation with = (birisi) ile danışma içerisinde / konsültasyon yaparak www. state indirectly. in a sense in accord with = (bir şey)’e uygun olarak. together with in common = ortak olarak. with reference to in conjunction with = (bir şey) ile birlikte / bağlantılı olarak. deterioration improvise = birdenbire çaresini bulmak. tam bir anlaşma içinde. uyumlu.) uygulamak. uyarınca. enhancement. irresponsible. make poor. zıt anl.= explicit.bademci. dayatmak. wear out impoverishment = fakirleşme. genel olarak in comparison with = (bir şey. assert imposing = etkileyici. zıt anl. urge impulsive = tepkisel. in accordance with. bir kişi) ile kıyaslandığında. geliş(tir)mek. dürtü. olası olmayan. influence. decrease. durumunda in close association with = (bir şey) ile yakın ilişki / işbirliği içinde in close contact with = (bir şey / bir kişi) ile yakın temas / bağlantı içinde in combination with = (bir şey) ile birlikte. emotional. düşüncesizce. iyileştirme. saklı.= thoughtfully. zıt anl. mantıksız impractically = uygulanamaz / gerçekleştirilemez / mantıksız bir şekilde impregnate (with) = 1) emdirmek. ima etmek. enhance. sense. düzeltilmiş improved medical care = gelişmiş sağlık bakımı improvement = düzelme. amacıyla in any way = hiçbir şekilde in bulk = toptan. influence impress on / upon = aklına sokmak impression = 1) izlenim. exhaust. zıt anl. impressive impossible = imkansız. katışık şey in a convincing manner = inandırıcı / ikna edici bir şekilde in a given situation = belirli bir ortamda / durumda in a sense = bir bakıma. instinctive.= probable. 2) gücünü kesmek. zıt anl. (buna) bağlı olarak. arttırmak. . cautious impulsively = tepkisel olarak. beforehand in all likelihood = büyük bir olasılıkla. zıt anl. . damga. also in advance = önceden. in compliance (with). yığın halinde in case of = halinde. upgrade. remarkably.= contrary to in addition to = (bir şey)’e ek olarak. empresyonist (Fransa’da. in unison with. peşin olarak.= thoughtful. zıt anl. zıt anl.83 implications = (bir şey)’in olası sonuçları implicit = 1) ifade edilmeden anlaşılan. strikingly. içirmek.= impairment. cautiously impurity = kirlilik. in compliance with. çarpıcı. zıt anl. ilerleme. unlikely.= deteriorate. increase. yaptırım vs. gerçekleştirilemez. together with in connection with = (bir şey) ile bağlantılı olarak in consequence = (bunun) sonucunda.

şu bakımdan ki. indeed in favour = revaçta in favour of = lehine / lehinde. zıt anl. by turns. (Patience and determination will pay in the long run. particularly. . = Sabır ve kararlılığın ödülü uzun vadede gelir.) in the meantime = bu arada. in truth. esasen.com . tercihen. rather than in proximity = yakınında in rational terms = mantık kapsamında. meanwhile in the meanwhile = bu süre içinde. in support of. zıt anl. (bir şey yapmak) için. since in the best of circumstances = en iyi şartlarda in the case of = (bir şey) halinde / durumunda. (bir şey) ile ilgili olarak. arasında in the modern sense = modern anlamda in the public interest = kamu yararına / çıkarına www. contrary to in deed = elbette. in view of in the limelight = genel ilgiyi üzerinde toplamış olarak in the long run = uzun vadede.). zıt anl. in relation to in that = yüzünden. as.= in theory in preference to = (bir şey)’den ziyade. because. in a way in some ways = bazı yönlerden / açılardan in spite of = (bir şey)’e rağmen / karşın. olduğundan ötürü. eventually.ÜDS Sözlüğü in contrast to / with = (bir şey)’in / (bir kişi)’nin tersine / aksine. karşılık olarak in search of = (bir şey)’in arayışı içinde in short supply = üretimi / piyasaya arzı yetersiz in so far as = olduğu sürece. in conjunction with in London alone = sadece Londra’da in many respects = birçok açıdan / yönden in many ways = bir çok bakımdan in no small measure = hiç de küçümsenmeyecek bir boyutta in no way = hiçbir bakımdan. bazı açılardan in place of = yerine in practice = gerçekte. as a reaction to in retrospect = geçmişe bakıldığında in return for = karşılığında. because in some respects = bazı açılardan. bilhassa.bademci. He hasn’t touched his textbook yet. by no means in number = sayıca in office = görevde. as a last resort in the light of = (bir şey)’in ışığında / ışığı altında. . = benim zamanımda. partly. açısından. bazı açılardan. gerçekten de.= against in fear = korkuyla in fulfilment of = (bir şey)’i gerçekleştirmek / yerine getirmek için in installments = bölümler / kısımlar halinde. bu süre zarfında. (He is in no way ready for the exam. nedeniyle. certainly in detail = detaylı / ayrıntılı / kapsamlı olarak in due course = zamanı geldiğinde. Daha kitabın kapağını bile kaldırmadı. regardless of. taksitle in its wider sense = daha geniş anlamıyla in line with = (bir görüş vs. bakımından. görev başında in one’s day = kendi döneminde (in my day. rasyonel düşünce ile in readiness for = (bir şey)’e hazır bir biçimde in reality = gerçekte. of course. bir şeyi geçen in fact = aslında.= wholly in particular = özellikle. dolayı. . çerçevesinde in the course of = sırasında. with respect to in response to = (bir şey)’e cevaben / karşılık vermek amacıyla. put differently in part = kısmen. bu arada in the midst of = ortasında. in reality. = Sınava hiçbir surette hazır değil. especially in parts = kısmen. hiçbir surette. in due time in excess of smt = bir şeyden fazla. contrary to in order to = amacıyla. akışı içerisinde. during in the face of = karşısında in the first place = en başta in the form of = … şeklinde / formunda in the hope of = (bir şeyin olması) umuduyla in the last resort = son çare olarak. esnasında.) in opposition to = (bir şey)’e karşı / muhalif olarak. aslında in regard to = (bir şey)’e gelince. in the end. aynı zamanda. despite in succession = sırayla. one after another in terms of = ilgili olarak. pratikte. on the basis of. (bir şey) ile karşılaştırıldığında. so as to. tabii ki.84 .) ile aynı doğrultuda. . (bir şeyin / bir olayın) olması durumunda in the context of = bağlamında. to in other words = başka bir deyimle.

amalgamate. still. zıt anl. zıt anl. incorporate.= appropriate. erroneous. zıt anl. = Sırasıyla. consolidate. insidans incident = (genellikle kötü sonuçları olan) olay. happening incision = kesi. intentional inappropriate = yanlış. zıt anl. consolidate. zıt anl.= decrease. wrong. zıt anl.= competent. combine. separate. shortage.) in this respect = bu bakımdan. (I talked to each of my students in turn. occurrence. embody. unintentional. insufficiently. unacceptable.= acquired incapable (of) = ehliyetsiz. (His income is inadequate to meet his basic needs. yeteneksizlik. uygunsuz. hatalı. insidans. elde olmayan. unable. capable. temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor. awkward. conflicting. uncomparable incompatible with = (bir şey) ile bağdaşmaz.= decrease. zahmetli. incapability. zıt anl. zıt anl. carefulness in-betweenness = arada kalmışlık inborn = tabiatında olan. çoğal(t)mak. zıt anl. yersiz. ample. dahil etmek. 2) yetkisiz inconclusive = bir sonuca varmayan.= exclude. zıt anl. birleştirmek. eksiklik.= exclusion incomparable = kıyaslanamaz. eksik. zıt anl. rise.= conclusive inconclusive measure = inandırıcı / kesin olmayan ölçüm inconsistent = 1) istikrarsız. başlama incessant = sürekli. neverending. in the light of in vitro fertilization = tüp içi dölleme (ovulasyonu takiben dışarı alınan ovumun. cut incline = eğim include = içermek. elverişsiz.= attention. 2) çelişkili. unsatisfactory. İngiliz kökenli uzunluk ölçme birimi). inappropriate. güçsüzlük. uyuşmaz. static inadequacy = yetersizlik. insufficient.= convenient. yetersizlik. fall increased = artmış olan. unreachable.bademci. zamanla in turn = sırasıyla.= compatible incompetence = yetersizlik. kapsamak. incompetent. appropriate incorporate (into) = dahil etmek. zıt anl. weaken. consistent incontestably = tartışılmaz / itiraz edilemez / su götürmez bir şekilde inconvenient = uygunsuz. bonus.= ability inaccessible = girilemez. rise / raise. awkward. ulaşılamaz. grow. hadise.) inadequately = yetersiz bir şekilde. ½ inch pipe = yarım parmak(lık) boru) incidence = tekrar oranı. incapable. fall. incapability. zıt anl. zıt anl. kusurlu.com . = Geliri. event.= adequately. zıt anl. improper. sufficiency inadequate = yetersiz. accidental. tutarsız. eşsiz.= consistent. enhance. zıt anl. zıt anl. incomplete. zıt anl. zıt anl. weakness. zıt anl.ÜDS Sözlüğü .) in utero = rahimde. innate.= capable (of) incentive = özendirici şey. durgun. yüksel(t)mek. (bir şey)’den dolayı. inandırıcı olmayan. geliştirmek. ihmal. unsuitable.= adequate. = O sözde “eczane”de ilaç türünden pek fazla bir şey yok. doğuştan gelen. birleştirmek. (örn.85 in the wake of = (bir felaketin) ardından. müşkül. katmak. hatalı.= occasional inch = 1) inç (2. occurrence. sufficiently inadmissible = kabul edilemez. zıt anl. unreliable. zıt anl.= correct increase (fiil) = art(tır)mak. kalıtsal.= accessible inaccurate = yanlış. yarma. uygun görülmez.= deliberate. neglect. drop increase (isim) = artış. peşinden in the way of medication = ilaç türünden. irrelevant. insufficiency. conflicting. enough.= admissible inadvertent = kasıtsız. laboratuvarda tüp içinde sperm ile döllenmesi) In what way? = Hangi yönden / açıdan? inability = beceriksizlik. include. hereditary.= competence.= decreased www. 2) (kalınlık hesabında) parmak.= accurate inactivate = hareketsiz hale getirmek.= confirming. separate incorrect = yanlış.= adequacy. inducement inception = başlangıç. henüz doğmamış in view of = (bir şey)’i göz önüne alarak. contradictory. (That socalled “pharmacy” doesn’t have much in the way of medication. capability incompetent = 1) yetersiz. yeteneksizlik. bu hususta. oluş sıklığı. elverişsiz. happening incidence rate = sıklık oranı. elini kolunu bağlamak inactive = hareketsiz. improve. zıt anl. unskilled. katmak. zıt anl. congenital. carelessness. yeteneksiz. ardı arkası kesilmeyen. proper inattention = dikkatsizlik. divide inclusion = dahil edilme / olma. yeteneksiz. zıt anl. successively. bundan yola çıkarak in time = zaman içinde. zıt anl. 54 cm’ye eşdeğer.= exclude. zıt anl. her bir öğrencimle tek tek konuştum.

zıt anl. self-reliant. delil. ibre. zıt anl. fert individual (sıfat) = bireysel. persuade. akıl almaz. (Due to renovation works.= temporarily. zıt anl.= exhaustible. unproductive. zıt anl.= equality inert = hareketsiz. enfeksiyon kapmış infection = enfeksiyon. zıt anl.= credible.= outdoors. işaret.= dependently India = Hindistan Indiana = ABD’de bir eyalet indicate = belirtmek. reasonable incredible as it may seem today = bugün inanılmaz / akıl almaz görünse de… incredibly = inanılmaz şekilde.= prevent. kandırıp yaptırmak. seçilemez individual (isim) = birey. reliable. meet with incurable = tedavi edilemez indeed = gerçekten. mikrop kapma www. kendini kaptırmak. convince. reasonably incubation = inkübasyon. finite inexpensive = pahalı olmayan.= effective inefficiency = etkisiz olma. zıt anl. cheaply. without a doubt. eylemsiz. umursamazlık. göstermek. gösterge. kayıtsızlık. sürekli. zıt anl. zıt anl. randımansızlık. ferdi. ineffectiveness. effectiveness inefficiently = verimsiz bir şekilde inequality = eşitsizlik. disinterest. işaret etmek. yavruluk. zıt anl.= dependence independent = bağımsız. denote. kişisel. in fact. cause. zıt anl.= fallible infancy = 1) bebeklik. zıt anl. inside. continually. randomly indispensable = vazgeçilmez.= definite indefinitely = belirsiz bir süre için. verimsizlik. unbelievable. avertable.) ile enfekte olmuş. thoughtful. disinterested.com . sonu gelmeyen bir şekilde. doğrusu. Batı ve Orta Pasifik ile Endonezya çevresini içine alan bölge) indrawn = (nefes için) derin. native indirect = dolaylı indirectly = dolaylı bir şekilde indiscriminately = ayrım yapmaksızın. arbitrarily. activate.işçi ilişkileri Industrial Revolution = Sanayi Devrimi (18. unbelievably. heedful indigenous = yerli. 3) (elektrik akımı) meydana getirmek indulge (in) = kendini vermek.= efficiency. evidence. sevk etmek.86 . inescapable. cheap.= careful. unfailing. zıt anl. the Regency Hotel was closed indefinitely. zıt anl.= active inevitable = kaçınılmaz. inanimate. unlimited. zıt anl.= dispensable indistinguishable = ayırt edilemez. 2) başlangıç infant = bebek. certainly. yy sonunda ortaya çıkan yoğun sanayileşme akımı) industrialize = sanayileş(tir)mek ineffective = etkisiz. 2) ikna etmek. maruz kalmak. essential. evitable inevitably = kaçınılmaz bir şekilde. severek yapmak industrial relation(ship)s = işveren . zıt anl. actually indefinite = belirsiz.= expensive inexpensively = ucuza. gösterge. infinite. özgür. contaminate. infant (ilk 30 aya kadar olan bebeklik devresi) infanticide = bebeklerin öldürülmesi infantry = piyade. yaya asker infect = bulaşmak.ÜDS Sözlüğü increased risk = artan risk / tehlike increasingly = gittikçe artan bir şekilde incredible = inanılmaz. = Tadilat çalışmaları sebebiyle. bulaşıcı hastalık.= avoidably inexhaustible = tükenmez. personal individualistic = bireyci indivisible = bölünemez indoors = içeride. vital. zıt anl. outside Indo-Pacific = İndo-Pasifik (Hint Okyanusu.bademci.) indentation = girinti independence = bağımsızlık.= dependent (on) independently = bağımsız olarak. güvenilir.= expensively infallible = yanılmaz. zıt anl. Regency Oteli belirsiz bir süre için kapandı.= avoidable. (karakter için) içine kapanık induce = 1) neden olmak. zıt anl. zıt anl. sign indifference = aldırmazlık. hakikaten. ucuz. useless. hint indicator = indikatör. unavoidably. umursamaz. kuluçka devresi incur = karşı karşıya kalmak. spread (to) infected with = (bir virüs vs.= concern indifferent = aldırmaz. zıt anl. unavoidable. zıt anl.= credibly. içeriye. zıt anl. durağan. motionless. inescapably. şaşmaz. free. point to indication = belirti. belirteç.

= flexible inflict = (ağrı / acı / ceza) vermek. brilliantly ingest = yemek. haberdar. start. aslında.= complete. launch. tutuklu innate = (bir şey)’e özgü / has. inherent. consume. ustalıkla. eat.= wellness inflame = enflamasyona yol açmak.= expire. terminate initiation = başlangıç.= deflation inflexible = esnemeyen. zıt anl. zıt anl. zıt anl. essentially. (Only birds and small animals inhabit these remote islands. aydınlatıcı informed = bilgili. içerik. ustalıklı.ÜDS Sözlüğü . congenital. combustible. özünde. damage inland = denizden uzak. weak. zıt anl. harm. disorder. enfluenza. zıt anl. lead. baştaki. yaralanma. şişme. 2) (bir şey)’in hava ile dolması. parça. primarily. hasar. 2) (anatomide) daha aşağıda. yazılım gibi) ticari değerini. originally. clever. zıt anl. eleman inhabit = içinde oturmak. zıt anl. dahice. tesir. knowledgeable infrared = kızılötesi infrastructure = altyapı infrequent = seyrek. sonsuz. başlatma injure = yaralamak injured = yaralı injurious = zararlı injury = yara. kural vs. barınmak. başlangıç. sözü geçen. zorlaştırmak. deduce from inferior (to) = 1) (bir şeyden daha) aşağı / düşük / değersiz. oral intake ingredient = bir karışımı oluşturan maddelerden her biri.= healthy. zıt anl. altta. bring down in-flight refuelling = havada yakıt ikmali inflow = içine akma influence (fiil) = etkilemek.87 infectious = bulaşıcı infectious disease = bulaşıcı hastalık infer from = 1) (bir şey)’den anlamak / çıkarmak. önceleri. ağızdan almak. (bir tür) iltihaplanmak inflamed = iltihaplı. zıt anl. yuvalanmak. kalıtsal.= fireproof inflate = şiş(ir)mek.com . başlangıçta. zıt anl. ağızdan alma. son derece infirm = zayıf.) verme aygıtı inherent = doğuştan gelen. lower. affect. facilitate inhuman = insanlık dışı. tabiatında olan. intrinsic. zıt anl. dwell. breathe out inhaler = solukla ciğerlere (narkoz vs. öğe. 2) (bir şey)’den sonuç çıkarmak. unbendable. alt taraf. = Bu uzak adalarda yalnızca kuşlar ve küçük hayvanlar barınmaktadır. powerful influenza = grip.= humane initial = ilk. aslında. blow up. zıt anl. bir ülkenin içlerine doğru inlet = giriş.= outlet inmate = hapishane veya akıl hastanesinde bulunan kimse. acquire. derive from. içerdiği bilgiden alan mal / bilgi / enformasyon ürünü informative = bilgilendirici.= finally initiate = başlatmak.= acquired www. karşı gelme. receive inheritance = kalıtımla geçme inherited = kalıtsal. hatırlı. ancestral inhibit = yavaşlatmak. at first. occasional. intake from the mouth. zıt anl. wound. zıt anl. zıt anl. lesser. irregular. kolay tutuşan. pioneer. kısırlık infinite = sınırsız.= allow. iç kısımlar(a doğru). zıt anl. breathe in. restrain. esnek olmayan. ihlal ingenious = akıllıca. başlangıç hızı initially = öncelikle. (nefes yoluyla) içine çekmek. iltihaplanmış inflammable = yanıcı. occupy. well infirmity = zayıflık. fundamentally inherit = (atadan) (kalıtımla) almak. enformasyon information good = (kitap. tanıtıcı. esasen. impact influential = etkili. maharetle. doğasında var olan. nüfuz. basically.= formal information = bilişim. için) aykırı hareket.= deflate inflation = 1) enflasyon (ülkedeki mal ve hizmet fiyatlarındaki genel artış). sık olmayan. flu informal = gayriresmi. güçsüz. in the beginning.= frequent infringement = (yasa. birinci initial velocity = ilk hız. under.= superior to. brilliant ingeniously = zekice. zıt anl. intrinsic. innate inherently = esasında. debility. zıt anl. sınırsızca. miras kalmak. shape influence (isim) = etki. sakatlık. take in from the mouth ingestion = yeme. sakin inhale = nefes almak. nüfuzlu. irsi.= superior inferior frontal gyrus = inferiyor frontal gird (beyin frontal lobunun alt bölgesinde bir nokta) infertility = infertilite. ill. impose. effect.) inhabitant = bir yerde oturan kişi.bademci.= finite infinitely = sonsuz olarak.

occurrence instantly = hemen. izole etmek. yaratıcı. dengesizlik. (bir fikir vs. inadequacy. kararsızlık. 2) yerleşmiş gelenek. (Don’t buy the red shirt. anında. değişiklik. (arasına) koymak. risk. fluctuation. implant in-service training = hizmet içi eğitim insight = anlayış.88 . (içeri) alım. stimulate. vaka. (We have had central heating installed in our flat. ample insulate = yalıtmak. enough. encourage. güç yetmez intact = bozulmamış.ÜDS Sözlüğü inner = içe dönük. denetleyici inspiration = ilham. teşvik etmek. novelty innovative = yenilikçi.= stability install = yerleştirmek. ruhsal. damlatma.= conservative innumerable = sayısız. . . (cihaz vs. deficiency.= outer inner ear = iç kulak innocence = masumiyet. olayların iç yüzünü kavrama. vaccination. imbalance. buy the blue one instead. = Kırmızı gömlek yerine mavi olanı aldım. zıt anl. . suçsuz. research.= sufficient. (bilgisayar programı vs. establishment. example. whole number integral = bir bütünün ayrılmaz bir parçası olan. soruşturma. duygu aşılamak inspired = solunan (hava vs. zıt anl. onun yerine mavisini al. = Dairemize merkezi ısıtma sistemi kurdurduk. esin.= incidental www. . denetleme inspection facility = denetleme tesisi inspector = müfettiş. 2) telkin etmek / vermek. jeopardy. çözünmez insomnia = uykusuzluk inspection = kontrol. important insist on = (bir konuda) diretmek / direnmek / ısrar etmek. amplitude insufficient = yetersiz. döşeme. inform (about) instructional = eğitime ait. countless inoculation = aşı. questioning. assert (that) insoluble = erimez. onun yerine.com . fitting instance = örnek. giriş ağzı. müessese. stimulus inspire = 1) ilham vermek. . yoklama. . zıt anl.= safety. unimportant. zıt anl. sorgu. tertibat. zıt anl. mysteriously insecticide = insektisit (böcek öldürücü kimyasal madde) insecurity = emniyetsizlik.= significant. devamlı olan şey institutional = kurumsal instruct (on) = (hakkında) talimat vermek. inject. eğitici instructions = direktif. aşılama. enlighten (about). ihtilalci. yol göstermek. dullness insignificant = önemsiz. I bought the blue one. 2) tesis(at). embed. internal. güven duygusundan yoksunluk. awareness.= guilty innovation = yenilik. 2) telkin instinct = içgüdü instinctive = içgüdüsel institution = 1) kurum. intrinsic. consumption. zıt anl. essential. yönerge instrument = aygıt. case. zıt anl.) instil (ya da instill) = 1) aşılamak. impress instillation (ya da instilment) = 1) enstilasyon.= sufficiency. zıt anl. icat. eksiklik. yazıt inscrutably = anlaşılmaz / esrarlı bir şekilde. onun yerine. creative. immediately instead = yerine.) yüklemek. quest inscription = kitabe. enstrüman insufficiency = yetersizlik. urgently. = Kırmızı gömleği alma.) kurmak. security inseparable = (birbirinden) ayrılamaz / ayrılmaz insert = sokmak. zıt anl. (yeme içme vasıtasıyla) alınan (şey). inadequate.) instability = istikrarsızlık. suçsuzluk. sigorta insurance cost = sigorta masrafı insurance cover = sigorta kapsamı insurer = sigortacı insurgent = asi.= ignorance. teftiş. influence. zarar görmemiş. rebel insurmountable = başa çıkılmaz. (Instead of the red shirt. injection inorganic mercury salt = inorganik civa tuzu in-patient = hastanede yatan hasta. 2) giriş. izolasyon insurance = güvence. shield insulation = yalıtım. comprehension. tesis etmek. spiritual.) aşılamak. sayılamaz. sağlam intake = 1) herhangi bir maddenin vücuda girişi. 2) telkin etmek. esinlemek. resident patient inphase = aynı fazda (iki veya daha fazla dalganın dalga boylarının aynı olması ve dalga tepelerinin çakışması sonucu birbirleriyle uyum içinde olmaları hali) inquiry = araştırma.) instead of = yerine. değersiz. buluş. zıt anl. eksik. zıt anl. durum. inlet integer = (matematikte) tam sayı.bademci. protect.) installation = 1) kurma.= guilt innocent = masum.

ama genellikle olur. amaçlamak. mediator. akla dayanan. zıt anl. deliberately. = Diğer çocuklar birlikte iletişim kurup oynarken. powerful. 3) ilgi alanı.). relate to / with. planlamak. yoğunlaş(tır)mak. eklemek intermediary = aracı. 2) mütercim. accidental intentionally = kasten.= mild intensely = yoğun bir şekilde. step in.= unintentional. iç. birbirinin yerine interconnection = ara bağlantı interdependent = birbirine bağlı. bilerek yapılan. büyüme intensify = şiddetlen(dir)mek. engellemek. öznelleştirmek. dependent on each other. prevent.= facilitate. meddle with. incorporate into. şiddetli. arabulucu. Ted ignored them. karışma. volume intensive = yoğun. kaynaşma integrity = 1) doğruluk.= exterior interject = araya katmak. açıklama. (bir şey)’e ilgi duymak interestingly = ilginç bir şekilde interfere in = (bir şey)’e karışmak / müdahale etmek.) interaction = etkileşim interchangeably = yer değiştirerek. zıt anl.= external internal bleeding = iç kanama internal organ = iç organ internalise = içe atmak. Ted onları görmezden geldi. suspend interstate = eyaletler arası www. bütünleşmiş. (Childbearing should not interfere with a career. zihinsel intellectual life = entellektüel yaşam intellectual property rights = fikir hakları. iç kısım. mani olmak. but it usually does. engellemek. deliberate. dürüstlük. tasarlamak. power.= partial. niyet. zıt anl. güçlü. katliam gibi suçlar ile itham edilen kişileri yargılayan uluslararası mahkeme) International Date Line = Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi (batıya doğru geçildiğinde mevcut tarihin bir gün ileri. keskinlik. accidentally interact with = birbirini etkilemek.= slightly intensification = yoğunlaşma. (It is the number and seriousness of complications interfering with it that makes an operation a major one. zıt anl. bother. (bir şey) ile birleş(tir)mek.= lessen intensity = yoğunluk. zıt anl. intervene in. entegre etmek / olmak. in-depth. kasıt. yorumlama. müdahale etmek. tercüman interrelated = birbiriyle ilgili / ilişkili interrupt = sözünü kesmek. aim. doğuya doğru geçildiğinde ise bir gün geri alındığı 180° meridyeni) international environment = uluslararası ortam / çevre interpret = 1) yorumlamak. fikir ve sanat eserleri hakları intellectual self = entellektüel (bilgi ve yaratıcılık yeteneği ile ilgili) benlik / kimlik intend = niyet etmek. intervene in interfere with = (bir şey) ile çatışmak. şiddetlenme. break in. kişiselleştirmek. = Bir operasyonu majör yapan şey onu zorlaştıran komplikasyonların sayısı ve ciddiyetidir. commentary.bademci. fierce. thorough. (While the other children interacted and played together. aim intentional = kasıtlı. akıl intellectual = entellektüel. ilgilenilen şey. = Hamilelik. zıt anl. stake.= unintentionally. greatly. şiddet. unify with. entegre integration = entegrasyon. aggravate. zıt anl. kar.com . negotiator intermediate = ara. geçici interior = iç. plan intense = şiddetli. birbiriyle ilişkide olmak. 2) bütünlük intellect = zeka. kariyere mani olmamalıdır. kazanç. involvement interest rate = faiz oranı interested in = (bir şey) ile ilgilenen / ilgili.89 integrate into / with = (bir şey)’e katmak.ÜDS Sözlüğü . bilerek. remark interpreter = 1) yorumcu. zıt anl. meddling interference pattern = (ışık için) iki farklı dalganın birleşerek oluşturduğu karışımın bir ekranın üzerinde oluşturduğu desen interim = ara. hinder. zıt anl. ülke içi ile ilgili. orta intermediate state = geçiş dönemi intermittently = kesik kesik. özümsemek international = uluslararası International Criminal Court = Uluslararası Ceza Mahkemesi (soykırım. force.= separate from integrated = karma. purpose.) interference = müdahale. zıt anl. yarıda kesmek. iç tarafta. aralıklarla internal = dahili. 2) faiz. açıklamak. superficial intensive care = yoğun bakım intention = maksat. zıt anl. menfaat. concentrate.= independent interdisciplinary = bilimler / disiplinler arası interest = 1) çıkar. 2) sözlü çeviri yapmak interpretation = yorum.

= simple. zıt anl. institute. takdim. constant invariably = değişmez / şaşmaz bir şekilde.= worthless invariable = değişmez. deri altına inen. vücut içi. straightforward intrigue = merak veya ilgisini çekmek intriguing = merak uyandıran intrinsic = kendine özgü. assault.= never. doğal nehirler ve yapay kanallardan oluşan. nedenlerle) yapışması intravenous = intravenöz.ÜDS Sözlüğü interstellar space = yıldızlar arası boşluk (uzayın. innate.) istemek. intrusion invasive = 1) invazif. intercession interview = görüşmek. opposite. damar yoluyla alınan intricate = karışık. ever. teftiş etmek. flood invade = istila etmek. tanıtım. araştırmacı. sel. tersyüz etmek. initiate. eğlence ve ticari amaçlı suyolu) intracranial = kafatası içinde bulunan intraperitoneal adhesion = iç karın zarı boşluğunun (iltihap vb. çapraşık. make up invention = icat inventive = yaratıcı. null. inquire. yıldırma. 2) zehirlenmiş.bademci. zıt anl. (tıbbi bir müdahale için) iğne ile ya da keserek deri altına inmeyi gerektiren. dedektif. examination investigator = müfettiş. zıt anl. = Beceriksizler her zaman diğer insanların başına bela olurlar. interfere in. unbearably intonation = tonlama. sakat. interfering intervention = müdahale. zıt anl. önsöz. constantly. gözdağı vermek intimidation = gözünü korkutma. bulucu. hücreleri için) istilacı. rarely.= willingly involuntary = gönülsüz.= voluntary. soruşturma. present introduction = 1) giriş. sindirme. ayrıntılı. istemsiz. uydurmak. entry. 2) ortaya koymak. peculiar. derindeki mekanizma) intimately = derin bir bağ ile. stimulating. stimulate. unwilling. gözdağı. (intimate workings = iç işleyiş. ayrılmaz şekilde. zıt anl.90 . mediate intervening = araya giren. güçlendirici. saldırı. examine investigation = araştırma. creative. unwillingly. inceleme.) invasion = istila. girişim. create. incelemek. resort to involuntarily = gönülsüzce. her zaman olan. zıt anl. zıt anl. saldırgan invent = icat etmek. inspector investigatory = araştırma / dedektiflik ile ilgili investment = yatırım investor = yatırımcı invigorate = canlandırmak. presentation. flood. 2) (kanser vs. zıt anl. (Incompetents invariably make trouble for people other than themselves. girift. zıt anl. zorla müdahalede bulunma inundate = su ile kaplamak. (yardım. iç içe intimidate = gözünü korkutmak. disabled invaluable = paha biçilemeyen. 3) piyasaya çıkma / arz edilme. 2) (yatalak) hasta. su basmak. foundation introverted personality = içe dönük kişilik intrusion = zorla girme. her zaman. innovative. poisoning intracerebral haemorrhage = beyin (içi) kanaması Intracoastal Waterway = Kıyıiçi Suyolu (ABD’nin doğu ve güneydoğu kıyıları boyunca uzanan. akın. complex. inspect. complicated.com .= acquired introduce smt to = (örn. swamp inundation = su basması. isteksiz olarak. damar içine / içinden. zıt anl. hükümsüz. poisoned intoxication = zehirlenme. contrary.= uninventive inventor = mucit. sun(ul)ma. çok önemli / değerli. bir ortam ya da piyasa)’ya arz etmek / sunmak / getirmek introduce = 1) başlatmak. overrun. reverse invest in = (bir şey)’e yatırım yapmak investigate = araştırmak. reflexive. enerji verici. threat intolerably = dayanılmaz bir şekilde. reluctantly. güçlendirmek. reverse invert = tersine çevirmek. icat eden (bir şeyi ilk düşünen veya yapan kişi) inverse = ters. inspection. 2) devreye girme / sokma. deliberate www. teftiş.= valid. aksi. koruma vs.= tiresome invisible = görünmez invoke = başvurmak. fasıla intervene in = araya girmek. soruşturmak. tanıtmak. kendi tabiatında olan.= withdraw invader = istilacı invalid = 1) geçersiz. saldırmak. diksiyon intoxicated = 1) sarhoş olmuş. yaratıcı.= blunt invigorating = canlandırıcı. drunk. creation. void. mülakat yapmak intestine = bağırsak intimate = derin. always. yaratmak. yıldız sistemlerinin dışında kalan kısmı) intertwine = birbirine dola(n)mak. unintentional. zıt anl. birbirini sarmak / birbirine sarılmak intertwined = iç içe geçmiş interval = aralık.

) çıkartmak / vermek. sert. 2) yayınlamak. cüzdan vs. hırçınlık. irremediable irresistible = karşı durulmaz. tecrit / izole etmek. tedavisi imkansız. alakasız. irreparable irreparable = onarılamaz. engagement. participation involving = kapsayan ion = iyon (pozitif veya negatif yüklü atom veya molekül) IQ score = zeka katsayısı sonucu. watering irritability = sinirlilik. 3) (alaycı veya manalı) zıtlık irrational = mantıksız. işin içinde olan involvement = ilgi.com . thoughtful irreversible = geri döndürülemez irrigation = sulama. petulance irritable = hırçın. ilişki. 2) alay. unrelated. include. umulanın aksi bir sonuç çıkması). separate (from). akıldışı. zıt anl. randomly. sorun. istemek. zıt anl. entail. asabiyet. tecrit isotope = izotop (kimyasal açıdan benzer olmalarına rağmen. asabi.91 involve = 1) içermek. tedavisi imkansız. island isolate (from) = ayırmak. thoughtless. çekirdeklerinde farklı sayıda nötron içermeleri nedeniyle farklı kütleye sahip nüklitlerden her biri) issue (fiil) = 1) (belge. 2) karıştırmak. release. zıt anl. ilgisiz. compelling irresponsible = sorumsuz. sorumsuzca. sinirli. require involved (in) = (olaya) karışmış. içinde yer / rol alma. karne. kinaye.ÜDS Sözlüğü . illogical irreducible = azaltılamaz irregular pattern = (bir hastalığın vb. (vücutta bulunan) toplam demir miktarı ironically = ironik olarak irony = 1) ironi (beklenmeyenin gerçekleşmesi. kendi başına.= integrate (into) isolated = toplumdan uzak. concern. zıt anl. katılma. (diğerlerinden) ayrı. steadily irrelevant = konu dışı. point.= responsible. Intelligence Quotient score IQ-boosting drugs = IQ arttıran / destekçisi ilaçlar iridium = iridyum (çok yoğun. publish issue (isim) = konu. karışma. contain. 3) söz konusu olmak. tamir edilemez. iron consumption iron loss = demir kaybı iron status = kandaki demir düzeyi iron store = (vücuttaki) demir stoğu. sarcasm.= exclude.= relevant irremediable = çaresi olmayan. matter. 4) gerektirmek. işin içinde olmak. aşk ve savaş tanrıçası) island of Crete = Girit Adası isle = ada. petulant irritant = iritan.bademci. bulaşma.) düzensiz seyir izlemesi irregularly = düzensiz olarak. tahriş edici irritation = tahriş ischemic stroke = iskemiye (yetersiz kan akımına) bağlı felç Ishtar = İştar (Akad mitolojisinde doğurganlık. detached isolated fact = istisnai olay isolation = ayırma. zıt anl.= regularly. bağlantısız. bulaştırmak. mesele. inappropriate. incautious. çaresi olmayan. question itch = kaşınmak itching = kaşınma www. kapsamak. gümüşi-beyaz renkli bir metal) iris = iris (göz bebeği çevresindeki renkli kısım) iron = demir iron deficiency = demir eksikliği iron intake = demir alımı / tüketimi.

) juvenile = genç juvenile diabetes = genellikle çocuklar ve ergenlerde görülen insüline bağımlı diyabet www.) jam = tıkamak. validate. kıdemsiz. mikrobiyologlar ve KBB uzmanları tarafından ortaklaşa yürütüldü. danger.= seriously journey = yolculuk judge = yargılamak. prudent jump-start = 1) destek vererek yürür / çalışır hale getirmek. jumbo jet jigsaw puzzle = yapboz. parçalara ayrılmış bir resmi tekrar bir bütün haline getirme şeklindeki bulmaca job seeker = iş arayan kişi John’s Pass = ABD’nin Florida eyaletinde bulunan bir boğaz J join (in) = katılmak. birlikte. zıt anl. risk.J J JJ jail = hapishane.) jokingly = şaka yollu. unilateral joint inflammation = eklem iltihabı jointly = ortaklaşa. zıt anl. Japonya’ya ait jaw = çene jealousy = kıskançlık. risk. assessment. değerlendirme. 2) az. prison jail fever = tifo (Geçmişte. = Zaman. mutual. hapishane ve benzeri kapalı ortamlarda çok çabuk yayıldığı için tifo hastalığına bu isim verilmiştir. (The research was jointly performed by microbiologists and ENT specialists. sıkıştırmak James Clerk Maxwell = 1831-1879 yılları arasında yaşamış olan İskoçyalı bir matematikçi ve fizikçi (yaptığı çalışmalar elektrik ve manyetizmayı ayrı konular olmaktan çıkarmış ve ışığın elektromanyetik özelliği olduğunu bulmuştur) jam-packed = hıncahınç dolu. zıt anl. (Time justified his theories. take part (in) joint (isim) = eklem joint (sıfat) = ortak. temize çıkarmak. risk jeopardy = tehlike.= security Jersey = İngiltere’ye ait olan. tehlikeye sokmak. collective. decide. zıt anl. 2) aküsü zayıf bir arabayı başka bir arabanın aküsüne bağlayarak çalıştırmak junior = 1) genç. müşterek. = Fransız ve İngilizler Manş Tüneli’ni birlikte finanse ettiler.) yüksek hızlı araçlarla başka saat dilimlerine yolculuk yapıldığında vücut ritminin geçici olarak bozulması jet plane = jet uçağı (hızlı ve yüksek irtifada uçabilen jet motorlu uçak) jet wind = dağlık alanlardaki geçitlerde esen yüzey rüzgarları jetliner = jet motorlu büyük yolcu uçağı. evaluate. full up. hüküm vermek. zıt anl. evaluation judicial = yargıya ait judiciary = yargıçlar.).com .= individual. conclude. Fransa’nın kuzeyinde yer alan bir ada jet fuel = jet yakıtı jet lag = (jet uçağı vb. adliye judicious = akıllıca. onun teorilerini /düşüncelerini haklı çıkardı. (The French and British jointly funded the Channel Tunnel.= senior. substantiate.= empty Janissary = Yeniçeri Japanese (isim) = Japonca Japanese (sıfat) = Japon. pelte jeopardise = tehlikeye atmak. together. küçük junk food = yüksek kalorili ama düşük besin değerli hazır yiyecekler junkyard = hurdalık just before = hemen önce justification = gerekçe justify = haklı çıkarmak. değerlendirmek. = Araştırma. şaka ederek. mantıklı. envy jelly = jöle. appraise judgement = yargı.bademci. doğrulamak. yer almak.

vital. cease. stay away (from) keep on = devam etmek. exterminate. zıt anl. kcalorie Keck Telescope = Hawaii’deki W. düşkün. hold. stick to. wipe out kindness = sevecenlik. meraklı.= release. meet keep up = devam etmek. üstünlüğü korumak. protect. istekli. (bir şey)’den geri kalmamak. moleküllerinin yapıları ve hareketleri ile açıklayan teori) knee to pelvis = dizden leğen kemiğine kadar knock back = 1) önemli sayılabilecek bir miktar paraya mal olmak. restrict. eager (to) keenly = hevesli / düşkün / meraklı / istekli bir şekilde keep = tutmak. konuya vakıf known = bilinen. zıt anl. muhafaza etmek.K K KK Kabul = Kabil (Afganistan’ın başkenti) kcalory = kilokalori (1000 kalori) (gündelik hayatta besin enerji değerinden bahsederken sözü edilen kalori miktarı). keep up with keep ahead = yakından izlemek. keep abreast of. restrain. retain. preserve. crucial. 2) karşılamak. dışarıda bırakmak keep pace with = (bir şey)’e ayak uydurmak. adhere to keep to soft surfaces = yumuşak zeminden ayrılmamak / yumuşak zemin üzerinde kalmak K keep track of = izlemek. önemli ayrıntı. başlarda yer almak keep at the ready = hazır tutmak / bulundurmak keep down = düşük düzeyde tutmak. proceed.bademci.= discontinue keep off = uzak durmak. sürdürmek. zıt anl. quit keep one’s word = sözünü tutmak keep orientated = kişinin gerek kendisiyle gerekse içinde bulunduğu yer ve zamanla ilgili bilincinin devamını sağlamak. (bir şey)’e ayak uydurmak.com .= minor key point = anahtar nokta. Keck Gözlemevi’ndeki iki büyük teleskoptan her biri keen (on) = hevesli. maintain keep within = (bir şey)’in belli sınırlar içinde kalmasını sağlamak kerosene stove = gaz ocağı (yakıt olarak gazyağı (parafin) kullanan ocak) kettle = çaydanlık key = çok önemli. iyilik Kinetic Theory of Gases = Gazların Kinetik Teorisi (gazların ısı. korumak. sustain. sürdürmek.= unknown Kyoto Protocol = Kyoto Protokolü (küresel ısınma ve iklim değişikliğini önlemek amacı ile oluşturulmuş uluslararası bir protokol) www.= stop.= encourage keep forgetting = hep / daima unutmak keep going = devam etmek. carry on. M. göz kulak olmak. zıt anl. yok etmek. (key points in a structure = bir yapının köşe. zıt anl. bilincini açık tutmak keep out of = (bir şey)’in dışında kalmak. hacim. 2) (içki vs. monitor keep up with = 1) (bir şey)’e yetişmek. pencere. olan bitenden haberdar olmak.) yutmak / devirmek knot = (deniz mili / saat) olarak ölçülen hız ölçme birimi knowledgeable = bilgili. let go keep a check on = (bir şey üzerinde) denetim kurmak keep abreast of = (bir şey)’den geri kalmamak. carry on. basınç gibi özelliklerini. zıt anl. kapı gibi mimari detayları) Keynesian = John Maynard Keynes tarafından ortaya atılmış olan kidney = böbrek kill off = tamamını öldürmek. (bir şey) ile aynı düzeyi / hızı yakalamak keep to = sadık / bağlı kalmak.

böceği veya doğumdan önce bebeği kaplayan ince tüyler lapse = duraklama. 2) seçimde oyların çoğunu toplama landslip = toprak kayması lanugo = yaprağı. long-term. en yeni. enduring. için) in(dir)mek land mine = kara mayını lander = görevi gezegenin yüzeyine inmek olan uzay aracı. kalıcı.= orbiter landfill = arazi doldurma (çöplerin toprakla karıştırılıp yığılması) landing = (uçak için) iniş landing gear = iniş takımları landing-wheel = iniş tekerleği L landlocked = her tarafı karayla çevrili. attach late = eski. zıt anl. mahrum olmak. endure. pause large intestine = kalın bağırsak largely = büyük ölçüde.= previous. ayrıldığı erkek arkadaşında kalıcı bir iz bıraktı. nirengi noktası. break. ızgara laughter = gülüş. hastanın (süt ve süt ürünleri gibi besinlerde bulunan) laktozu sindirememe bozukluğu) ladder = el merdiveni (iki uzun çubuğun arasına yatay olarak çakılmış kısa basamaklardan ibaret olan merdiven) lake = göl land = (uçak vs. hard laboriously = yorucu / zahmetli bir şekilde.com . zıt anl. mostly large-scale = geniş çaplı. dönüm noktası (herkesçe bilinen ve yol tariflerinde kullanılan dağ. trade-union labourer = işçi. former lattice = kafes biçimli yapı.= have. own lack of (isim) = (bir şey)’den yoksunluk. zıt anl. sürekli. 2) tükenmemek.) landscape = arazi. heavy. güç.) geç başlayan latecomer = geç gelen.) latch = tutunmak. most recent latitude = enlem latter = (iki şeyden) ikincisi. greatly. mahrum olma. latest. second. güç bela.L L LL lab = laboratuar. permanent. gizli later Middle Ages = Geç Orta Çağ (Avrupa Tarihi’nde yaklaşık M. zahmetli. arazi manzarası landslide = 1) toprak kayması.bademci. newest. former late Cretaceous period = Geç Kretase Dönemi (dinozorların yaygın olarak yaşadığı yaklaşık 100 ile 65 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) late starter = (konuşmaya vs. büyük ölçekli last = 1) sürmek. be without. özelliği olan bir bina vs. shortness (of).= abundance lacking in sympathy = merhamet göstermemek lactic acidosis = laktik asidoz (bir tür hücre zehirlenmesi) lactose intolerance = laktoz intoleransı (doğuştan gelen. zıt anl. be short of. devam etmek. S. denize kıyısı olmayan landmark = sınır taşı. worker labour-saving = iş gücünden tasarruf sağlayan laceration = laserasyon (yırtılmaya bağlı oluşan yara) lack (fiil) = (bir şey)’den yoksun olmak. tepe gibi yerler veya kule. (bir şey)’in eksikliği. laboratory label (fiil) = etiketlemek. dayanmak last resort = son çare lasting = devamlı.= temporary. isimlendirmek label (isim) = etiket labelling = etiketleme laborious = yorucu. ardously labour = çalışmak. sonradan gelen latent = belirti göstermeyen. deficiency. zıt anl. = Kız. 1300-1500 yılları arasında kalan dönem) lateral hypothalamic area = hipotalamusun lateral bölgesi (yan kısımları) laterally = yana doğru latest = en son. (She left a lasting impression on her boyfriend that she had broken off with. tanımlamak. çalışan kesim labour market = işçi / emek piyasası labour productivity = iş verimliliği labour union = işçi sendikası. ardous. emek vermek labour force = iş / emek gücü. sonraki. kahkaha www. gelişmemiş.

) legal = yasal. müsrif law = yasa. kanunlar. 2) (uzay aracı. initiate. kanun yapan. = İngilizler cimridir. zıt anl. sıvı vs.com . zayıf. exclude. sıçramak leap = sıçrama.= secondary leading cause = önde gelen neden / sebep league = 1) (spor için) lig. put down lay eggs = yumurta bırakmak lay the foundations = temelini atmak layer = 1) tabaka. Bizim retrospektif çalışmamızla hiç alakası yok. başlama. He has got nothing to do with our retrospective study. seep leak (isim) = sızıntı leak away = sızarak tükenmek / kaybolmak leak out = (kan. itici launching = fırlatma lava = lav lavish = savurgan. 3) (gemi vs.= hide. fazlalık. roket. (birisini bir yere) (doğru) götürmek. yasal www. yapmak. (birisine) önderlik etmek.= terminate.ÜDS Sözlüğü . laws legislative = yasa yapma ile ilgili.bademci. initiation. kat. füze vs. yatırmak. count out.= termination. atlama leap forward = ileriye doğru sıçramak / atlamak / fırlamak leap year = artık yıl (4 yılda bir Şubat ayının 29 gün çektiği yıl) learning = ilim. alay) legislation = 1) yasama. 2) (anlam vs.= include. miras. ders lecture hall = (üniversitede) derslik leftover = artan. excess left-wing = solcu legacy = geçmişin kalıntısı. set down. yasadışı işler yapma lawsuit = dava laxative = laksatif (kabızlığı tedavi etmekte kullanılan ilaç) lay = döşemek. (British people are thrifty. conduct lead exposure = kurşuna maruz kalma lead into = (bir şey)’e yönlendirmek / yöneltmek lead shot = kurşun saçma lead to (fiil) = (bir şey)’e yol açmak. arta kalan şey. efsane.95 launch (fiil) = 1) başlatmak. rent leave behind = geride bırakmak leave office = görevi bırakmak. neden olmak. için) denize indirmek launch (isim) = 1) kuruluş.) lecture (fiil) = konferans vermek. (üniversitede) ders vermek lecture (isim) = (üniversitede) konferans. kanun law-abiding = yasalara uyan / saygılı law-breaker = yasalara aykırı işler yapan kişi law-breaking = yasaya karşı gelme. place lay bare = açığa / ortaya çıkarmak. union leak (fiil) = sız(dır)mak. kanun yapma. guide (smo) (to). 2) birlik. put. enactment. Bu özellikleri savaş öncesi işsizlik zamanlarından kalmadır. cause lead-based = kurşun bazlı leading = önde gelen.= take office leave out = hesaba katmamak. myth. atlamak. hariç tutmak. sıska lean against = (bir şey)’e karşı olmak. füze vs. This trait of theirs is a legacy of pre-war unemployment. eğri leap (into) = atlamak. zıt anl. sermek. roket. için) fırlat(ıl)ma. epic legion = lejyon (antik Roma ordusunda askeri bir birim. zıt anl. sermek. = Bu vakayı hariç tutun. outstanding. kullanıma sunma. 2) (füze. roket veya uzay aracı için) fırlatmak. açısından) derinlik layer of epidermis = epidermis tabakası (üst deri tabakası) layer of fat = yağ tabakası layman = mesleği olmayan kişi lead (smo) (to) (fiil) = (birisini) yönetmek. (bir şey)’den yana olmamak lean tissue = kas doku leaning = yana yatmış. introduction. zıt anl. için) fırlatma sistemi launcher = fırlatıcı. hizmete girme. dışarıda bırakmak. yasamaya ait. zıt anl. tahsil lease = kiralamak. hukuki legal battle = hukuksal savaş legal system = hukuk / adalet sistemi legally blind = (yasalara göre / resmen) görme özürlü (olduğu kabul edilmiş kişi) legend = destan. katman. için) dışarı sızmak. conceal lay down = koymak. kiraya vermek. 2) yasalar. başlıca. sızıntı yapmak leakage = (bir sıvı ya da bilgi için) sızıntı / sızdırma lean = yağsız. zıt anl. reveal. (Leave this case out. 3) (gemi için) denize indirilme launch system = (uzay aracı.

. (The causes of the war lie in the greed and incompetence of politicians on both sides. tembellik etmek. amply. hayal kırıklığına uğratmak.= greater. iki tarafın politikacılarının da açgözlülüğü ve yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. . valid. ruhsat. release let out = dışarı çıkmasına izin vermek. düzayak level of income = gelir düzeyi level out = dengeye gelmek. hang around.= insufficiently liberate = özgürlüğüne kavuşturmak. illicit. harç. superior lest = (bir şey ol)masın diye.= formal lend = ödünç vermek. boş zaman. telefon bile açamıyorum. debt. borç. emit let through = geçmesine izin vermek lethal = öldürücü. şöyle dursun.bademci. . başına gelecek olmak.= borrow lend insight to = (bir şey)’in iç yüzü hakkında fikir verme length = 1) uzunluk. casual. ortalama ömür. ( . zıt anl. yüzüstü bırakmak. serbest bırakmak. . legal.= slavery librarianship = kütüphanecilik Libya = Libya (Kuzey Afrika’da bir ülke) Libyan = Libya ile ilgili. . generously. relaxed. safe lethal injection = zehir enjeksiyonu. . neden vs. freedom. 2) düz. zıt anl. restrict liberty = özgürlük. (Following the diagnosis of her disease as cancer. laze. dengelenmek lever = kaldıraç levy = vergi. = Bırak resim göndermeyi. gelecekte kendisini bekleyen zorluklar ile baş edebilmek için bütün gücünü ve cesaretini toplamaya ihtiyacı olacak. (level social differences = sosyal farklılıkları gidermek / sosyal açıdan eşit hale getirmek). olası yaşam süresi.96 . duration lengthy = uzun.) altında bulunmak / yatmak life expectancy = yaşam beklentisi. credible. yükümlülük.) let down = 1) (ağır ağır) inmesini sağlamak. . ölümcül. illegal legume = baklagiller familyasına dahil bitkiler ve bunların taneleri leisure = serbestlik.= harmless. uzun uzadıya lesion = lezyon (yara.cümlesinde olduğu gibi olanaksızlığın boyutunun büyüklüğünü vurgulamak için kullanılır.= enslave. deadly. koyvermek. exemption liberally = cömertçe. responsibility. zıt anl. salıvermek. zıt anl.) lie on = (bir yerde) uzanmak. 2) boşa çıkarmak. zıt anl. durmak lie under = (deri. zıt anl. serbesti. . tax. unhurried. disappoint let go = serbest bırakmak. originate in.= immunity. exist in the form of. toil lie buried = gömülü kalmak lie hidden = saklı kalmak lie in = 1) mevcut olmak. mortal. forsake. zıt anl. inferior.com . uyuşukluk leukemia = lösemi (kan kanseri) leukemogenic = kan kanserinin nedeni olarak gösterilen faktörle ilgili leukocyte = lökosit (akyuvar) level (fiil) = 1) eşit hale getirmek. müddet. fatal. she will need all her strength and bravery to cope with what lies ahead. duty liability = sorumluluk.= work. ehliyet lie ahead = gelecekte (birisini) (kötü / zor bir işin) beklemesi. (vakit geçirme ya da dinlenme amaçlı) eğlence leisure time = boş zaman leisurely = telaşsız / sakince yapılan. şeklinde) bulunmak. obligation. = Savaşın nedenleri. (I can’t even make a phone call let alone send images. free. fonksiyon bozukluğu) less still = daha da az less than half as much = (daha önce bahsi geçenin) yarısından daha az lesser = daha aşağı / düşük. meşru.) lie around = miskinlik yapmak. zıt anl. korkusu ile. pürüzsüz hale getirmek (level the ground for construction = inşaat için yeri düzlemek) level (isim) = 1) seviye. 2) (bir şey)’den kaynaklanmak. average life span www. zıt anl. 2) süre. zıt anl. . salıvermek. (death by lethal injection = zehir enjeksiyonu ile ölüm / idam cezası) lethargy = letarji. Libya’ya ait licence = lisans. 2) düzlemek. in case let alone = bırak.ÜDS Sözlüğü legislative and executive = yasal ve idari legislator = yasa yapıcı legitimate = yasal. = Hastalığının kanser olarak teşhis edilmesinden sonra.= illegitimate. düzey. hürriyet.

lifetime. düz bir hat üzerinde linen = 1) keten. zıt anl. geçim yolu. muhtemel. kaygısız lighting fixtures = elektrik / aydınlatma tesisatı lightning = yıldırım like finding a needle in a haystack = samanlıkta iğne aramaya benzer likelihood = olasılık. 2) tasvir. actually. asansör light up = aydınlatmak. will to live lifelong = ömür boyu (süren) lifestyle = yaşam biçimi lifestyle behaviour = (bir kişinin) yaşam tarzını belirleyen davranış life-threatening = hayatı tehdit eden lifetime = ömür lifetime health risk = yaşamboyu sağlık riski lift (fiil) = yükseltmek. limitasyon limited (to) = (bir şey ile) kısıtlı / sınırlı. (classical musical literacy = klasik müzik bilgisi / anlayışı) literally = tam anlamıyla.= figuratively literary = yazınsal. raise. ihtimal. brighten. zıt anl. illuminate. kaygısızlık. iç kaplama link to / with (fiil) = (bir şey) ile / (bir şey)’e bağla(n)mak. besin. bacak.= darken. truly. birleştirmek. bağlantı lip = dudak lipid = lipid (hücrenin temel yapıtaşlarından olup kloroform ve eter gibi organik solventler içinde çözünebilen yağsı madde) lipoprotein = lipoprotein (bir lipid ile birleşmiş olarak bulunan protein) liquid = sıvı liquid blood = sıvı halde kan liquid protein = sıvı protein listlessness = kayıtsızlık.= improbable.bademci. 2) eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan. su. keten kumaş. ısınma gibi ihtiyaçların sağlanması) life will = yaşama isteği. unlikely likely to prove controversial = tartışma yaratması muhtemel / beklenen like-minded = aynı düşüncede olan.= separate from. compare with / to. görüşleri birbirine benzeyen liken to = (bir şey)’e benzetmek. 2) literatür (belli bir konuda yayınlanmış bilimsel çalışmaların bütünü) lithium = lityum (gümüşi beyaz renkli yumuşak bir alkali metal. combine with. endişesiz. beklenen. possibility. elevate lift (isim) = teleferik. zıt anl. kuyruk. sustenance liver = karaciğer liver surgery = karaciğer cerrahisi www. detach from link (between) (isim) = bağ. keza. famous live = (layv şeklinde okunur) canlı live out = sonuna kadar yaşamak live up to expectations = beklentileri karşılayacak düzeye gelmek live animal market = canlı hayvan pazarı livelihood = geçim. zıt anl. connect to / with. uzayda) hayatta kalması için gerekli olan oksijen. edebi literary intellectual = edebiyatla ilgilenen / uğraşan entellektüel kimse literary life = yazınsal / edebi hayat literary work = yazınsal / edebi eser literature = 1) edebiyat. similarly limb = kol. kanat gibi organlardan her biri.ÜDS Sözlüğü . gerçekten. fade lightheadedness = sersemlemiş / düşecekmiş gibi olma hali light-hearted = telaşsız. İtalyanca’dan bozma dil linguist = dilbilimci lining = astar. subsistence. bunun gibi. resim likewise = benzer şekilde.= well-known. equate to likeness = 1) benzerlik. probable. chance likely to = olası. az bilinen. appendage limb-bone = kol veya bacaklara ait kemik lime = kireç lime scale = kireç tortusu limit (to) = (bir şey ile) sınırlandırmak / sınırlamak / kısıtlamak limitation = sınırlama. bağlantı kurmak. confined (to). görünüş.= free (of / from) line = (iç yüzeyini) kaplamak lineage = (akrabalık / tarih vs.97 life span = ömür. bilinen en hafif metal) lithography = litografi (taş basması) little known = fazla tanınmamış. bakımından) kök linear algebra = doğrusal / lineer cebir (vektörler ve lineer denklemler ile yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) linear strip = doğrusal şerit linearly = doğrusal olarak. aydınlanmak. expected. zıt anl.com . 2) ev tekstili lingua franca = 1) uluslararası ticari dil. zıt anl. life expectancy life support = yaşam desteği (insanın (örn. apathy literacy = okuryazarlık.

) bakmak. keep an eye on look down on = küçümsemek. = İki ailenin büyükleri nihayet el sıkışıp uzun zamandır var olan düşmanlığa bir son vermeye razı oldular.98 . yeni bir mekan ve yeni iş arkadaşları demektir. iple çekmek. içine gömmek. 2) uzun pozlama yöntemi ile alınan görüntü long periods = uzun süre(ler) long-closed = uzun süredir kapalı longevity = uzun ömürlülük long-held contention = uzun zamandır (doğruluğuna) inanılan bir görüş longitude = boylam long-lasting = uzun ömürlü. incelemek.= tightly looting = yağmalama lorry = kamyon.= exalt. dükkan sahiplerini sahte banknotlara dikkat etmeleri konusunda uyardı. yerini saptamak.com . zıt anl. uzun zamandır gündemde / geçerli olan. konum. tepeden bakmak. saplamak log (fiil) = ağaç kesip kütük haline getirmek log (isim) = kütük logging = ağaç kesip kütük yapma işi logical reasoning = mantıklı düşünme logically = mantıken. mantıklı olarak logistical = lojistik (nakliye. search. yeni bir işveren. köpeğe vs. (bir yerde) yerleşmek. a new location and a new set of colleagues. despise. bölgesel. 2) (bir şeyin arasından / içinden) bakmak look up = 1) (sözlükte. düzelmek. (Have you been waiting long? = Uzun zamandır mı bekliyorsunuz?). station located = bir yerde bulunmak. hareket etme / ettirme ile ilgili) logistics = 1) lojistik (askerlikte personel ve teçhizatın nakledilmesi). = Polis.ÜDS Sözlüğü livestock = çiftlik hayvanları livestock pasture = otlak. truck lose faith = inancını / güvenini kaybetmek www. expect.= general local doctor = aile hekimi local ethnic food = yerel / mahalli / belli bir kültüre ait yemekler local foodstuff = bir yere özgü / yöresel yiyecek localise = belirli bir yere sınırlamak locally = yerel / mahalli olarak locate = konumlandırmak. 2) (bir şeyin) içinde sıkışıp kalmak. incelemek.) lock = (kapıyı. 2) arayış loom = dokuma tezgahı loosely = gevşekçe. examine. glorify look forward to = sabırsızlıkla beklemek. bir şey) aramak. valizi vs.) look over = incelemek.) kilitlemek lock away = kilitli tutmak / saklamak locomotion = lokomosyon (enerji harcayarak ve kuvvet uygulayarak yer değiştirme) lodge in = 1) (bir yer)’e yerleş(tir)mek (bir yer)’de yaşamak. desire long = 1) uzun zamandır. 2) uzun uzadıya. zıt anl. position. inspect look out for = (bir şey)’e dikkat etmek. yöresel. mera load (fiil) = yüklemek. credit loan assassin = kiralık katil / suikastçı local = 1) yerel. göz gezdirmek. zıt anl. göz kulak olmak. scorn. hope for look in (on) = (kısa bir) ziyaret yapmak. = Yeni bir iş. hor görmek. uzun süre dayanan. = Kadının resmine uzun uzadıya baktı. search. (A new job means a new employer. (The police warned the shopkeepers to look out for forged notes. 2) (tıbbi) lokal (vücudun sadece bir kısmını kapsayan). improve lookout = 1) gözetleme yeri.) long exposure = 1) (fotoğrafçılıkta) uzun pozlama (poz süresini ayarlayarak veya deklanşöre basılı tutarak ışığın filme uzun bir süre boyunca işlemesini sağlama tekniği). can atmak. doldurmak load (isim) = yük loan = kredi. (The elders of the two families have finally agreed to shake hands and put an end to the longstanding feud. (He took a long look at the woman’s picture. for a long time. check out. situated location = belirli bir yer. 2) nakliyecilik long (for) = hasretini çekmek. spot. uğramak.). soruşturmak. examine. (a longstanding lover = uzatmalı sevgili) long-term effect = uzun vadede görülen etki long-term memory = uzun süreli hafıza longtime (ya da long-time) = uzun süreli (a longtime friendship = uzun süreli bir arkadaşlık) look after = (bebeğe. long-lived long-range = uzun mesafeli / menzilli longstanding = çok eski. uzatmalı. visit look into = araştırmak. 2) iyileşmek. mahal. watch out for. inspect look through = 1) gözden geçirmek. kitapta vs. çok arzulamak.bademci.

zıt anl. = Yürüyüş. faithful (to). zıt anl. pretty low-crime = suç oranı düşük low in = (bir şey) açısından / bakımından fakir.= increase lower back = sırtın alt kısmı lower courses = temelin ya da su basmanın hemen üzerindeki taş sıraları lowercase = küçük harflerle yazılmış olan kısım. (loss of life = can kaybı). fall back. yağlamak lubrication = yağlama lucid = kolay anlaşılır.bademci. charm.ÜDS Sözlüğü . şükürler olsun ki. berrak. zıt anl. ziyan.= succeed lose the favour of = (bir kişi)’nin gözünden düşmek loss = azalma.com . düşürmek. imrendirmek. transparent.99 lose ground = gerilemek. güzel.= arid Lyme disease = lyme hastalığı (geyiklerde yaşayan bir tür kenenin taşıdığı bir bakteri yoluyla bulaşan bir enfeksiyon) lymph node = lenf nodülü (çok küçük lenf kitlesi) lymphocytic leukemia = lenfatik lösemi made up of = (bir madde vs. zıt anl. (speak loudly = yüksek sesle konuşmak) louse = (çoğul: lice) bit Louvre = Louvre Müzesi (Paris’te bulunan ve içinde pek çok ünlü sanatçının eserlerini barındıran dünyaca ünlü bir müze) lovely = sevimli. lie in wait lush = bitkisel yaşam ile dopdolu. reduce. saklanmak. zıt anl.= unfortunately lumbar lordosis = omurganın bel bölümünün öne doğru aşırı kavis göstermesi hali lumbar puncture = bkz. açık. spinal tap lumen = lumen (bağırsak gibi tüp şeklindeki bir organın iç boşluğu) lump = yumru. kandırmak. eksilme.) lowland = düz arazi. pusuya yatmak. bağlılık lubricant = kayganlaştırıcı lubricate = kayganlaştırmak.= gain ground lose out = başarısız olmak. vefa. LDL lower = azaltmak. zarar. hamile bir bayanın güvenle yapabileceği bir egzersizdir. clear. cezbetmek. yaralanmak. fortunately. (low in vitamins = vitamin bakımından fakir) low profile = reklamı sevmeyen ve geride duran bir kişinin çizdiği profil low-carbohydrate = düşük karbonhidratlı low-density lipoprotein = düşük yoğunluklu lipoprotein. tempt (to) lurk = gizlenmek. ova loyal (to) = sadık. hide. vefalı. küçük harf low-impact = (düşmek. şirin. 2) (bir şey)’in içinde kaybolmuş loudly = yüksek sesle. (loss of appetite = iştah kaybı) loss of muscle = güç kaybı lost in = 1) tamamen (bir şey)’e dalmış. zıt anl.= ambiguous luckily = iyi ki.)’den yapılmış / oluşan www. decrease. bir yerini incitmek gibi) darbeler ve tehlikeler açısından daha güvenli olan (Walking is a low-impact exercise for a pregnant woman to do. obvious.= disloyal (to) loyalty = sadakat. kayıp. rağbet görmemek. şiş lunar = aya ait. zıt anl. regress. ayla ilgili lunar soil = ay toprağı lung = akciğer (Diğer organlar gibi the artikeli alır ve genellikle çoğul kullanılır: the lungs) lung disease = akciğer hastalığı lupus = lupus (ülserleşme eğilimi gösteren lezyonlarla belirgin herhangi bir kronik deri hastalığı) lure (into) = ayartmak. fail.

onarım. great. get by. primary. temel. service. (bir yer)’e ulaşmaya çalışmak. upkeep. uyanma make a difference = fark yaratmak M make a fool of = (birisini) aptal durumuna düşürmek. devam ettirmek. produce.M MMM magic = sihir. ortaya çıkarmak. harika. için) bakım. hayatta başarılı olmak. primary. principle. görkem magnificent = görkemli. esas olarak. bakmak.= minor. make away. facilitate. muhafaza. manyetik büzülme (manyetik alana maruz bırakıldıklarında bazı malzemelerin boyutlarının küçülmesi) magnificence = ihtişam. contribute to. provide maintain (that) = iddia etmek. birincil. clarify. asıl. boyut main = ana. earn a living make a point of = özen göstermek. advance.= secondary. yararlanmamak. humiliate make a living = hayatını kazanmak. zıt anl. illuminate make do with = (bir şey) ile yetinmek / idare etmek.) make smt available to smo = bir şeyi birisi için kulanılabilir hale getirmek make better paper = daha iyi kağıt olurlar. kendine gelme. ileriye götürmek. ikinci el kıyafetlerle yetinmek zorundaydık. claim (that) maintenance = 1) (makine vs. 2) ana / genel görüş maintain = 1) bakım yapmak. little majority = çoğunluk. allow. 3) sağlamak. (onlardan) daha iyi kağıt olur make clear = açıklığa kavuşturmak. unimportant. retain. büyük. temin etmek. we had to make do with second-hand clothes. 2) sürdürme / koruma / direnme gücü maintenance rules = bakım şartnamesi maize = mısır. olanaklı hale getirmek. (belli bir fikri) savunmak. dikkat etmek ( I always make a point of spending Saturdays with my children. chiefly mains electricity = (şehir) şebeke elektriği mainstream = 1) bir topluluğa hakim tutum. subordinate main stream of music = müziğin ana eğilimi / gidişatı mainland = anakara mainly = büyük ölçüde. idame. sustain. ister istemez bir merak uyandırmak make one’s way = ilerlemek. zıt anl. assert (that). yol kat etmek. marvellous magnify = (büyüteç ile) büyütmek. başlıca. zıt anl. make use of make off = aceleyle gitmek / çıkmak / terk etmek. para kazanmak make one wonder = insanı düşündürmek. düşünce veya davranışları temsil eden. = Cumartesi günlerini çocuklarımla geçirmeye büyük özen gösteririm. struggle make for = 1) (bir yer)’e doğru yönelmek. 2) sürdürmek. açıkça belirtmek make it possible = mümkün kılmak. keep. mostly. corn major = geniş / büyük çaplı. enable. zıt anl.= disable make life tougher for smo = bir kişiye zorluklar çıkarmak make matters worse = durumu kötüleştirmek make money = para kazanmak make no use of = kullanmamak. muhafaza etmek. subsist. = Biz küçükken. escape make on = (bir şey üzerinden) kar sağlamak. (When we were young. tarih yazmak make inroads (into) = gedik / yol açmak make it clear (that) = açıklıkla ifade etmek.= minority make a break with = yıkmak.= utilise. advance www. 2) yapmak. kırmak make a comeback = (anestezi sonrası) derlenme.bademci. 3) (bir şey)’e neden olmak. cause (smt) to happen make history = tarihe geçmek. büyü magma = magma (yerkabuğunun altındaki manto tabakasını oluşturan eriyik kaya) magnetism = manyetizma magnetostriction = manyetostriksiyon.) make effort = çaba / gayret göstermek. zıt anl. büyük kısım. büyük göstermek magnifying glass = büyüteç magnitude = büyüklük. (fikirsel) pozisyonunu korumak.com . chief.

= Evden çıkmadan önce ocağın kapalı olduğundan emin ol. formation malady = hastalık. garanti etmek. biçim. 2) başa çıkmak. compose. benefit from. anlaşılır olmak make sense of = (bir şey)’den anlam çıkarmak. (People only make up to him because of his wealth. yerine koymak. comprise. be successful make out to = ima etmek. zorunlu kılmak. cope (with). kurcalamak. içerik.ÜDS Sözlüğü . idare etmek. decide (on) make up to = yaranmaya çalışmak. humanity. human(ity) manage = 1) yönetmek. doğru yorumlamak make sure (of / that) = emin olmak. form.com . uydurmak. display. (Before leaving home. reveal. becermek. açığa vurmak make way for = yol vermek.= natural manned = insanlı manned mission = (örn. indication. tamper with manipulation = 1) (bir çıkar veya amaç için) kullanma. 2) bilye. idare. 2) tavır.= wellnourished malnutrition = kötü beslenme. intimate. illness male fight = bazı hayvan türlerinin erkek bireyleri arasında. kapatmak. değiştirmek.) make use of = kullanmak. teşkil etmek. seçmek.) make up = düzenlemek. gösterge. için) başa çıkma management regime = yönetim sistemi mandate = (resmi olarak) emretmek. composition. invent make up for = (kaybedilen veya eksik kalan bir şeyi) tamamlamak. zıt anl.= make no use of make visible = görünür kılmak. administration. accomplish. utilise. dişileri ve / veya sürünün liderliğini elde etmek amacı ile yapılan dövüş Mali = Mali (Batı Afrika’da bir ülke) malignancy = (tümör için) kötü tabiatlı / huylu olma niteliği malnourished = yetersiz / kötü / dengesiz beslenmiş. zıt anl. müsvedde many a = pek çok marble = 1) mermer. beslenme bozukluğu malpractice lawsuit = yanlış teşhis ya da tedavi nedeniyle hekimlerin karşı karşıya kaldıkları hukuki dava malt = malt (genellikle bira yapmak için çimlendirilmiş tahıl) mammal = memeli man = insan(lık). produce manufactured = imal edilmiş / üretilmiş manufacturer = üretici.= hide manifestation = belirti. operatör. çözmek. undernourished. make sure that the gas heater is turned off. imply.101 make out = 1) (bir şeyin ne olduğunu) kestirmek. suggest make over = (bir malın) mülkiyetini (başkasına) vermek. çıkarmak. fiddling. producer manure = gübre. understand. telafi etmek. conduct. run. deal (with). geçici makeup = yapı.= be uncertain. command mandatory = zorunlu manifest = açıkça göstermek. handle. imalatçı. devretmek make sense = mantıklı gelmek. artificial. administer. fiddle with. idare eden kişi. compensate for make up smt out of smt = bir şeyden (başka) bir şey imal etmek / yapmak make up one’s mind (about) = (konusunda) karara varmak. belirtmek. usul manoeuvrable (ya da maneuverable) = manevra yaptırılabilir. önünü açmak makeshift = derme-çatma. yararlanmak. misket march = yürüyüş www. muck manuscript = el yazması.= fail (to) management = 1) yönetim. 2) (hastalık vs. kontrol etmek. hazırlamak. ascertain. üstü kapalı söylemek. tackle. üstesinden gelmek. 2) manipülatör. disease.bademci. yer kabuğunun ise altında yer alan magmanın bulunduğu tabaka) manual = rehber (kitap). 2) başarmak. way. = İnsanlar. elkitabı manually operated = elle kullanılan / çalıştırılan manufacture = imal etmek. perceive. insanlı bir uzay aracı ile yapılan) insanlı görev manner = 1) şekil. aklını kullanarak başkalarını yöneten kimse mankind = insanlık. 2) dalavere manipulator = 1) bir cihazı vs. structure. anlamak. zıt anl. manevra yeteneği yüksek mantle = manto (yerkürenin çekirdeğinin dışında. zıt anl. oluşturmak. zıt anl. zıt anl. ona sadece zenginliğinden dolayı yaranmaya çalışıyorlar. succeed (in / at). symptom manipulate = (bir çıkar veya amaç için) kullanmak. man man-made = insan eliyle yapılmış.

enormous. full development. minor. bataklık Martian = Mars gezegeni ile ilgili. mesele. çok büyük. 6. hırpalamak maxim = özdeyiş. örtmek. tehlikeli. benzemek. ağır. muazzam. zıt anl. question. matematik problemi mating = çiftleşme matriculate = (üniversiteye) öğrenci olarak kaydolmak matrix algebra = matris cebiri (matrisler üzerinde yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) matter = 1) konu. yığın mass production = seri üretim mass unemployment = toplu / büyük çaplı işsizlik mass vaccination = kitlesel aşılama. marine mark = göstermek. öz. zıt anl.= tiny. zıt anl. inadequate. dangerous. önemsiz. correspond (to) match for (isim) = (bir şey) ile denk. öğün mean (isim) = (matematikte) ortalama mean (sıfat) = 1) ortalama. heavy. poor. açıkca. im. sorun. fully developed. zıt anl. büyük kütleli. 2) (borç vs. 2) saldırgan. bağdaşmak. kırıp geçirmek masses = halk yığınları massive = büyük. hostile. sufficient meal = yemek. ustalıklı masterpiece = başyapıt mat = hasır. (bir şey) ile karşılaştırılabilir matchstick = kibrit çöpü mate (with) (fiil) = (hayvanlar için) çiftleş(tir)mek mate (isim) = (genellikle hayvanlar için) eş material = madde materialise = gerçekleşmek. clearly marker = işaret. zıt anl. ergin. point. eksik. göze çarpan. Ö. (canlılar için) denizde yaşayan. noticeably. be realised. learn. belirti market = pazar.bademci. motherly maternity = annelik mathematical precision = matematiksel kesinlik mathematical reasoning test = matematiksel mantık yürütme testi mathematician = matematikçi math-reasoning problem = matematiksel düşünme gerektiren problem. ripe. 2) madde. yy arasında etkili olmuş bir uygarlık) meagre = yetersiz.ÜDS Sözlüğü marginal = düşük. 16. actualise. yy ile M. average. noticeable. vast marijuana = mariyuana (kenevir bitkisinin yapraklarının sigara gibi içilmesi ya da çiğnenmesi yoluyla aşırı zindelik ve mutluluk hissi veren uyuşturucu) marine (isim) = deniz piyadesi marine (sıfat) = denize / denizciliğe ait. için) vadesi gelmek mature (isim) = olgun. point out.= fail maternal = anneliğe özgü. purposeless www. deniz canlılarının bütünü marine reptile = deniz sürüngeni marine species = denizde yaşayan canlı türü / türleri maritime = deniz veya denizcilikle ilgili. paspas match (with) (fiil) = uymak. immense. obvious. piyasa marketing = pazarlama marketplace = pazar (yeri) marrow = ilik. kemik iliği marsh = batak. eşleş(tir)mek. show marked = belirgin.102 . işaret etmek. özlü söz maximum = (çoğul: maxima) bir dalganın en üst noktası may well = pekala … (olabilir / yapabilir) de Maya = Maya (Orta Amerika’da M. Mars gezegenine ait Maryland = Maryland (Batı ABD’de yer alan ve bugün ABD’nin ortalama gelir düzeyi en yüksek olan eyaleti) mask = kamufle etmek.= kind meaningful = anlamlı.= immature maturity = olgunluk. uzmanlaşmak. grasp masterly = ustaca. zıt anl.= inconspicuous markedly = belirgin şekilde. aşı kampanyası massacre = katletmek. zıt anl. özdek matter of dosing = (belli bir dozda) ilaç verme sorunu / konusu mature (fiil) = 1) olgunlaşmak. az. ortaya çıkarmak. issue. maritime marine biodiversity = deniz canlılarının çeşitliliği marine life = deniz yaşamı. S.= immaturity maul = (döverek) yaralamak. zıt anl.= abundant.) master = iyice öğrenmek. uy(uş)mak. ufak. cover mass = hacim.= gross. gizlemek.com . = Bu ekonomik krizin sosyal yaşama vuracağı darbe çok büyük olacak. zıt anl. (The social impact of this economic crisis will be massive. anne tarafından. slight.= meaingless.

tehdit etmek. disclose. hakimiyet medical profession = tıp / sağlık mesleği medical school = tıp fakültesi medical science = tıp bilimi medical subject = tıbbi konu medical treatment = tıbbi tedavi medically = tıbben. income.ÜDS Sözlüğü . 2) miktar. zıt anl.com . turn to. bu esnada measles = kızamık measure (fiil) = ölçmek. 2) imkan. calculate measure (isim) = 1) önlem. .= fail to meet megacity = büyük şehir. zihinsel (akıl. ilaç medicine = 1) tıp. threaten menace (isim) = tehdit. tıbbi olarak Medicare = sağlık güvencesi (ABD ve bazı ülkelerde 65 yaş üzeri yaşlılar. eritmek meltdown = (nükleer reaktör için) erime meltwater = buzun erimesiyle ortaya çıkan su member = üye memorise = ezberlemek. drug medieval = ortaçağa ait / özgü meditation = meditasyon (düşünceyi yoğunlaştırarak bilinç düzeyini yükseltmeyi veya zihni boşaltarak rahatlatmayı amaçlayan zihinsel aktivite). gelir. aybaşı mental = mental. âdet. araya girmek. para. satisfy. intercede medical = tıbbi medical advice = tıbbi öneri medical attention = tıbbi müdahale medical dominance = tıp alanında üstünlük. . (işine) karışmak / burnunu sokmak media = araçlar. sanatsal / estetik / insani yönü olmayan. 2) başvurmak. medication. zeka ile ilgili) mental activity = zihinsel faaliyet mental alertness = zihinsel uyanıklık. karşılamak. zıt anl. dirsek ekleminin iç kısmında ve genellikle golf oyuncularında görülen ağrılı durum) mediate = aracılık / arabuluculuk etmek. zorluk içeren. ortam meet = yerine getirmek. yöntem. fulfil. sayıya dökmek.103 means (of) = 1) (hem tekil hem çoğul) yol. genelde düşük ücretli iş meningeal = membranlarla ilgili meninges = beyni örten 3 membrandan biri meningitis = menenjit hastalığı (beyin zarlarının iltihabı) menstruation = menstruasyon. ilaçla tedavi etme. bütçe. saç. method. kaçırmamak. engelliler ve kronik böbrek hastaları için devletin sağladığı ücretsiz sağlık hizmeti) medication = medikasyon (tıbbi tedavi). 2) hatıra. bahsetmek. amnesia menace (fiil) = başa bela olmak. atlamamak. accomplish. megakent megalith = megalit (anıtsal mimaride kullanılan çok büyük yekpare taş) megalithic = çok büyük yekpare taşlardan yapılma melanin = vücutta deri. way. vasıta. (belli bir gün için) uymak. tradesman merciful = merhametli mercuric chloride = civa klörür (tarım ilacı ya da antiseptik olarak kullanılan çok zehirli bir bileşik) www. düzey measure up = istenilen ölçülere / kriterlere uygun olmak meat = et mechanistic = mekanik. beyin ve diğer bazı oluşumlara siyah renk veren pigment melt = erimek. ergimek. baş belası menagerie = küçük hayvanat bahçesi menial job = hizmet. anı memory loss = hafıza kaybı. makine benzeri. ilaç verme. bring up. tedbir. tetikte olma hali mental computation = akıldan hesaplama mental health = akıl sağlığı mental health centre = akıl sağlığı merkezi mental illness = akıl hastalığı mental picture = zihinde canlandırma mental retardation = zeka geriliği mentally disturbed = akıl hastası mentally handicapped = zihinsel özürlü / engelli mentally stable = akıl sağlığı yerinde mention = 1) söz etmek. learn by heart memory = 1) hafıza. derin düşünme Mediterranean Sea = Akdeniz medium = (çoğul: media) araç. vesile. resort to merchant = tüccar. ortam. . 2) ilaç. ölçüsü / değeri … olmak. funds means of production = üretim araçları means of treatment = tedavi şekilleri / yöntemleri meanwhile = bu arada. ölçü. olarak ölçülmek. wealth. bellek. medya media attention = medyanın ilgisi medial epicondylitis = medial / içyan epikondilit (golfçu dirseği adıyla da bilinen.bademci. precaution. göz. varlık. bellek. bilinç. ağır emek.= artistic meddle with = (birisi) ile uğraşmak.

sole. mix. simple merely = sadece.104 .= split merge = birleş(tir)mek. combine.ÜDS Sözlüğü mercury = civa mercury-based preservative = civa bazlı koruyucu mere = sadece. kuvvet. yalnızca. imitate. 10. Asur gibi birçok öncü uygarlığa ev sahipliği yapmış olan bölge) mesosiderite = mesosiderit (silikat ve nikel-demir bakımından zengin bir çeşit meteorit) mess = karışık şey / yığın metabolise = metabolize etmek (yiyecek. ılımlı. medium midfoot = küboid. zıt anl. maden vs.= disadvantage Mesopotamia = Mezopotamya (Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan. renksiz. moderate middling = orta (büyüklükte). (önemli) aşama Miletus = Milet (bugün Aydın ili sınırları içinde kalan bir antik kent) militancy = militanlık military campaign = askeri harekat Milky Way = Samanyolu (Galaksisi) mill = (genellikle kumaş. kudret. ılımlı. zıt anl. erdem. intense mild depression = hafif. join. mph milestone = kilometre taşı. solely merge (into) = içine karışmak. fazilet.) taklit etmek. ılıman.bademci.= severe. split merit = değer. Babil. Ö.) çıkarmak mine (isim) = mayın www. benzetme metaphysical = metafiziksel. strength mighty = güçlü. şiddetli olmayan depresyon (ruhsal çöküntü) mild exercise = hafif. kudretli migraine patient = migren hastası migrant = göçmen migrate = göç etmek migrating = göç eden migration = göç migratory = göçle ilgili mild = hafif. . mil (hız ölçme birimi). naviküler ve kuneiform kemiklerin ve bunları çevreleyen yumuşak dokunun bulunduğu ayağın orta kısmı midshipman = deniz yardımcı subayı midwife = ebe might = güç. binyıl kadar eskiye tarihlenen neolitik yerleşimlere ve izleyen süreçte Sümer. kereste gibi ara ürünler için) imalathane / fabrika millennium = (çoğul: millennia) bin yıl mimic = (çekim: mimicking. zıt anl. kopya etmek.= separate. power. benzemek. moderate. kağıt. kahverengi pigment methemoglobinemia = methemoglobinemi (alyuvarlarda aşırı miktarda methemoglobin bulunması hali) methyl bromide = metil bromit (kimyasal formülü CH3Br olan. basit. ancak hemoglobinden farklı olarak oksijene bağlanamayan kristal yapılı. slight. M. mimicked vs. mineral vs. akıl sahibi kişi mine (fiil) = (kömür. kokusuz bir gaz) meticulous = çok titiz. just. copy mind = akıl. worth. unite. fizik ötesine ait metastasize = tüm vücuda yayılmak metastatic = metastatik (yayılmaya eğilimli) meteor = meteor (atmosfere giren göktaşı) meteor shower = meteor yağmuru meteorite = meteorit (dünyaya düşen küçük göktaşı) methane = metan (doğalgazda bulunan yanıcı bir gaz) methane emission = metan gazı çıkışı methemoglobin = kanda bulunan. yanıcı olmayan. maddeleri kimyasal işlemler vasıtasıyla enerji ve yeni hücreler oluşturmak amacıyla kullanmak) metabolism = metabolizma (bir organizmada yaşamın sürdürülmesi sırasında gerçekleşen tüm kimyasal işlemler) metabolite = metabolit (metabolizmada kullanılan ya da metabolizma esnasında veya sonunda oluşan madde) metaphor = mecaz. only. virtue. zıt anl. yalnızca.)’ye hafif derecede maruz kalmak miles per hour = saatte . çok dikkatli microbe = mikrop (hastalık yapan herhangi bir mikroorganizma) micro-credit = mikrokredi (işsiz veya yoksul girişimcilere sağlanan çok düşük miktardaki kredi) mid-1990s = 1990’ların ortaları mid-century = … yüzyılın ortaları middle children = ortanca çocuklar middle ear = orta kulak middle-aged = orta yaşlı middle-ground position = orta yollu bir tutum middle-of-the-road = ılımlı bir yol veya politika izleyen. yormayan egzersiz mild exposure to = (bir toksik madde vs.com . .

minyatürize etmek (bir şeyin. zıt anl. şehir hayatının etkinliklerinden mahrum kaldığım gerçeği sıkça aklıma geliyor. 2) (araba vs. misunderstand mislead = yanıltmak. zıt anl. kötü kullanmak. (The Prime Minister admitted that the crisis had been mishandled. misguide misleading = yanıltıcı. immodest modification = değişiklik. zıt anl. 2) alçakgönüllü. suffering. considerable. zıt anl. = Başbakan krizin kötü yönetildiğini kabul etti. aşık. yumuşatmak. büyük üzüntü.) minute (isim) = 1) dakika. en düşük seviyede. gösterişsiz. mislead. reflect mirror neuron = ayna nöron (sadece insanın kendi hareketlerine değil. make fun of. zıt anl. itimatsızlık. significant minority = azınlık minstrel = ortaçağda halk şairi. reasonably. tarz. naughtiness. zıt anl. birleşim.105 mine-sweeping = mayın tarama miniaturize = minyatürleştirmek. kötü yönetmek / yönlendirmek. ılımanlaştırmak. plain. absent. (Living in the country. that great painter had to live in this minuscule room. haylazlık. insignificant. özürlü arkadaşlarıyla alay ettiler. actual mismanagement = kötü yönetim. 2) tutanak minute (sıfat) = (maynyut şeklinde okunur) çok küçük.= maximize minimum = (çoğul: minima) bir dalganın en alt noktası mining = maden çıkarma. cell phone mobilize = harekete geçirmek. sefalet. operasyon vb. zıt anl. yanılgı içinde. ölçülü. incorrectly mistrust = güvensizlik.= extreme moderately = ölçülü / sınırlı şekilde. unhappy. distress misfortune = talihsizlik. yönetim bozukluğu misplace = yanlış yere koymak.= good behaviour misconception = yanlış kavram / yorum / kanı. unimportant.) missing = var olmayan. soften moderate (sıfat) = ılımlı.= present mission = (uçuş. = O büyük ressam bir zaman için bu minnacık odada yaşamak zorunda kaldı. = Kırsal bölgede yaşadığım için.= extremely modest = 1) ölçülü. fena halde. curb. very small. yanlış yönlendirmek. yanlış öğüt vermek. mislay mispricing = yanlış fiyatlandırma misrepresentation = bilerek yanlış tanıtma miss out (on) = (bir fırsat veya deneyimden) mahrum kalmak. reasonable. sınırlı. alteration.= major. aksilik mishandle = kötü yönetmek. combination moat = kale / saray hendeği mobile phone = cep telefonu. trouble. ılımlı.bademci. küçük. sefil. least minimally conscious state = (hastanın / kişinin) bilincinin en alt seviyede olduğu durum minimize = minimize etmek. maltreat. en az. kayıp. üslup model year = 1) (bir uygulamanın) ilk kez başlayacağı / deneneceği (pilot) yıl.= grand. humble. aynı işi gören ama daha küçük ebatlı olanını üretmek) minimal = asgari. moderate. sınırlı. badly misery = perişanlık. en aza indirmek. depressed miserably = çok kötü şekilde. zıt anl. zıt anl. fesat. orta. marvellous mirror (isim) = ayna mirror (fiil) = yansıtmak. mutsuz. misinform miserable = perişan. tiny miracle = mucize miraculous = mucizevi. başka insanların hareketlerine de cevap / tepki veren nöron)1 miscalculate = yanlış hesaplamak mischief = yaramazlık.) mode = usul.) misinterpret = yanlış anlamak.= trust misunderstanding = yanlış anlama / anlaşılma mitochondrial = mitokondriyal (hücre içinde enerji üretiminden sorumlu organel ile ilgili) mixture = karışım. (The children mocked their handicapped friend.ÜDS Sözlüğü . = Çocuklar. minnacık. reshaping www. doubtfulness. tadilat. (For some time. trivial. yok denecek kadar az. delusion misdiagnose = yanlış teşhis koymak misdirect = yanlış yol göstermek. deceptive. I often feel that I am missing out on the activities of city life. bard minuscule = çok küçük. için) model yılı modelling = modelleme (incelenen bir konuyu daha iyi anlamak amacı ile onu daha basit ya da daha küçük ölçekli bir modele indirgeme) moderate (fiil) = hafifletmek.) görev mistakenly = yanlışlıkla. seferber etmek mock = (yüzüne karşı) alay etmek.= excessive. misconduct. zıt anl. kötülük. doğaüstü.= true. deceive. madencilik minister = bakan minor = önemsiz.com .

106 - ÜDS Sözlüğü
modify = (küçük) değişiklikler yapmak, tadil etmek, alter moist = nemli, rutubetli, damp, wet, zıt anl.= dry moisture = nem, rutubet mold = kalıp molecule = molekül (iki veya daha fazla atomun birleşmesiyle oluşan madde unsuru) molten = erimiş, sıvılaşmış molten plate = eriyik plaka momentum = moment (bir cismin hızı ile kütlesinin çarpımı) monarch = monark, kral, hükümdar, king, emperor monetary = parasal, mali money laundering = kara para aklama (yasa dışı yollarla elde edilmiş parayı, kaynak ve kimlik göstermeyi gerektirmeyen işlemler yaparak, yasal bir yatırım veya depolama aracına aktarma) monitor = izlemek, denetlemek, gözetlemek, gözlemlemek, takip altında tutmak, observe, supervise monk = keşiş monkey love-potion = maymun aşk iksiri (cinsel iktidar veya arzu yarattığı düşünülen bir orkide ekstraktına verilen yerel bir isim) monolingual = tek dilli, tek dil konuşan monologue = 1) monolog (kişinin tek başına yaptığı konuşma); 2) bir kişinin, genellikle başkalarının konuşmasına izin vermeden tek başına yaptığı konuşma monotonous = monoton, tekdüze monounsaturated fat = tekli doymamış yağ monozygotic twins = tek yumurta ikizleri, identical twins, zıt anl.= dizygotic twins monsoon = muson monument = anıt, abide monument of stone = taş abide mood = ruh hali, mizaç mood disturbance = ruh hali bozukluğu / dengesizliği Moorish = Mağribi (8. ile 15. yy’lar arasında Fas’ta yaşayan halka ait) moral = ahlaki moral judgements = ahlaki değerlendirmeler morale = moral, iyi ruh hali morally = ahlaki bakımdan, ethically more or less = aşağı yukarı, az çok, hemen hemen more than double = iki katından fazlaya çıkmak more than unlikely = imkansızdan da öte, (Within the limits of today’s technology, it is more than unlikely to travel to stars. = Günümüz teknolojisinin sınırları içerisinde, yıldızlara yolculuk etmek imkansızdan da öte bir şey.) moreover = bundan başka, ayrıca, üstelik, additionally, furthermore mores = töreler, görenekler, traditions morphological = morfolojik (şekilsel, biçimsel) mortality = ölümlülük, ölüm oranı mortality rate = ölüm oranı mortality risk = ölüm tehlikesi mortgage = ipotek (satın alınacak evi teminat göstererek düşük faizli ev kredisi kullanmak) mosquito-borne = sivrisinek tarafından taşınan Most certainly! = Kesinlikle!, Elbette!, Tabii ki! most unfair = çok haksız mostly = en çok motherhood = annelik motion = hareket motivate = motive etmek, harekete geçirmek, teşvik etmek, cesaretlendirmek, excite, inspire, encourage, zıt anl.= discourage motivated = motive olmuş / edilmiş, güdülenmiş motive = güdü, motivasyon, neden motor development = motor gelişim (doğuştan itibaren hareketi mümkün kılan sinirlerin gelişimi) motor information = beyinden, kasların hareketi için gönderilen uyarı motor-command neuron = beyinden gelen emirle hareket eden nöron motorist = motorcu (motorsiklet kullanıcısı) mould = küf mantarı mound = yığma tepe mount = monte etmek, asmak, takmak, kurmak, install, place; 2) tırmanmak, yükselmek, artmak, climb, rise, ascend, zıt anl.= descend, fall mountain range = dağ silsilesi, sıradağ mountaineer = dağcı, mountain climber mouse = (çoğul: mice) fare movable = taşınabilir, nakledilebilir move (fiil) = hareket etmek move (isim) = hamle move about = dolaşmak, dolanmak move in = 1) (eve vb.) taşınmak; 2) içeri girmek move off = yola çıkmak, (bir yerden) ayrılmak

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 107
move out = taşınarak / göçerek bir yerden ayrılmak move round = (bir yerde) gezinmek / hareket etmek move through = (bir şey)’in içinde hareket etmek moveable type = hareketli / çıkarılabilir harfler kullanılarak baskı yapılan matbaa tekniği movement = hareket, akım mRNA = taşıyıcı ribonükleik asit (genetik bilgiyi DNA’dan ribozoma taşıyan RNA molekülü), messenger ribonucleic acid much-respected = çok saygı gören mucous coat = bazı uzuvların iç yüzünü kaplayan salgılı zar, sümüksü örtü mucous membrane = sümüksü / müköz zar mucus = mukus (sümüksü salgı) multibiIlion-dollar industry = milyarlarca dolarlık endüstri multicellular = çokhücreli multidisciplinary = birçok bilim dalını ilgilendiren, disiplinler arası, interdisciplinary multinational = çokuluslu şirket (dünyanın farklı ülkelerinde ticari varlığı bulunan şirket) multi-storey = çok katlı mummify = mumyalamak munch one’s way through = (bir şey)’i azaltarak / tüketerek ilerlemek, yiyerek azaltmak munitions = (çoğul kullanılır) savaş gereçleri, mühimmat, cephane murder = öldürmek, katletmek, kill muscle power = kas gücü muscle work = kas çalışması musculature = kas sistemi musculo-skeletal system = kas-iskelet sistemi (kaslar ve iskelet aracılığı ile hayvanların hareketini sağlayan sistem) mushroom = büyümek, yükselerek genişlemek, expand, zıt anl.= collapse mushroom out = mantar gibi açılmak muskrat = misk sıçanı must result . . . = kesinlikle şöyle sonuçlanıyordur . . . mutant = mutant (mutasyona / genetik değişime uğramış) mutate = genetik değişim (mutasyon) geçirmek mutation = mutasyon (gen diziliminin doğal farklılaşma nedeniyle veya radyasyon, sıcaklık, virüsler gibi dış etkilerle değişime uğraması) mutual = karşılıklı, common, reciprocal mycobacterium tuberculosis = tüberküloza sebep olan bir mikobakteri türü myocardial infarction = miyokard enfarktüsü (kalp kasında besleyici damarın tıkanması nedeniyle bölgesel doku ölümü), MI myriad = çok büyük sayıda mysterious = gizemli, esrarlı mystery = gizem, sır, esrar, secret, enigma, zıt anl.= revelation, explanation myth = söylence, efsane, mit, story, tale mythological = mitolojik, efsanevi

www.bademci.com

N N NN
naively = safça, artlessly, zıt anl.= deviously naked eye = çıplak göz naming = isimlendirme nanometre = nanometre, milimetrenin milyonda biri, 10-9 metre nanoparticle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanocluster, nanopowder nanosize particle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanoparticle nanotube = nanotüp (nano boyutlarda boru benzeri bir yapı) nap = kestirmek, şekerleme yapmak narcotic = narkotik (bilinci uyuşturan herhangi bir kimyasal madde) narrative = anlatım, account narrative essay = hikaye tarzında yazılmış deneme narrative poem = içinde bir hikayenin anlatıldığı şiir narrow (fiil) = daral(t)mak, contract, tighten, zıt anl.= broaden narrow (isim) = kısıtlı, dar, partial, zıt anl.= broad narrow visible range = elekromanyetik spektrumun insan gözünün görebildiği yaklaşık 400-790 THz frekans aralığı, visible spectrum narrowed = daral(tıl)mış narwhale = narval, denizgergedanı (arktik denizlerde yaşayan bir tür beyaz balina) nasty = kötü, çirkin, ayıp, pis nasty-tasting = tadı berbat olan national health scheme = ulusal sağlık planı national park = milli park (genellikle bir bölgedeki doğal yaşamı koruma amaçlı olarak oluşturulan koruma alanı) nationalise = devletleştirmek, kamulaştırmak nationals from other EU countries = uyruğu başka AB ülkeleri olan kişiler native (isim) = yerli, zıt anl.= foreign native English speaker = anadili İngilizce olan kimse native to (sıfat) = (bir yer)’in yerlisi, (bir yer)’e ait / özgü, indigenous, zıt anl.= foreign, (Kangaroo is native to Australia. = Kanguru Avustralya’ya özgü bir hayvandır.) natural causes = doğal nedenler / sebepler

N

natural selection = doğal seçilim (güçsüz bireylerin doğada hayatta kalamayarak elenmeleri, bunun sonucunda güçlü bireylerin hayatta kalarak soylarını devam ettirmeleri) naturalist = doğabilimci naturalization = vatandaşlığa kabul etme nature = doğa, mizaç, nitelik, tür, character, type nature of gravity = yerçekiminin doğası naughty = yaramaz, haylaz nausea = mide bulantısı, noze naval = denize ait, deniz kuvvetlerine ait naval explorer = deniz araştırmacısı navigate = yönlendirmek, (bir deniz aracıyla) denizde gezmek, seyretmek, yön bulmak navigation = denizde yön / pozisyon bulma, denizcilik, deniz veya uçak yolculuğu navigator = (bir deniz aracıyla) denizde gezen kişi, (gemilerde) haritacı, yön bulucu near future = yakın gelecek near one another = birbirlerinin yanında nearby = yakın, yakın(lar)da, yakında(ki), close near-death = öleyazma, ölüme yakın nearly = neredeyse, hemen hemen, almost near-professional = profesyonele yakın nearsighted = miyop (uzağı göremeyen) neatly = düzgün / tertipli bir şekilde, tidily, carefully, zıt anl.= carelessly, untidily necessarily = ister istemez, muhakkak, illa ki, unquestionably, undoubtedly, zıt anl.= possibly necessary = gerekli, zorunlu, zaruri, önemli, essential, zıt anl.= unnecessary necessitate = gerektirmek, zorunlu kılmak, require, call for needlessly = boşu boşuna, ortada hiçbir şey yokken, gereksiz yere, unnecessarily needy = yoksul, ihtiyaç sahibi negative press = gazetelerde bir kişi, konu vs. hakkında kötü haber çıkması neglect = ihmal etmek, savsaklamak, aldırmamak, ignore, zıt anl.= care for, concern negligence = ihmalkarlık, inattentiveness, zıt anl.= diligence negligent = ihmalkar, inattentive, zıt anl.= diligent

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 109
negligible = önemsiz, yok denecek kadar az, ihmal edilebilir, insignificant, minor, zıt anl.= considerable, significant negotiate = müzakere etmek, görüşmek, discuss, debate negotiation = müzakere, görüşme, debate negotiator = 1) bir antlaşmanın taraflarından biri; 2) arabulucu neighbour = komşu olmak, çevresinde bulunmak neighbourhood = semt, mahalle, district neonatal = doğumdan sonraki dört hafta ile ilgili neoplasia = neoplazi (yeni ve anormal hücre çoğalması) nephron = nefron (böbreğin işlev yapan en küçük anatomik birimi) nerve = sinir nerve fibre = sinir lifi nerve process = sinirlerin çalışması esnasında gerçekleşen işlemler nervous = sinirli, asabi, anxious, zıt anl.= calm nervous system = sinir sistemi nesting = yuvalanma, yuva yapma Netherlandic (isim) = Hollandaca diline verilen isimlerden biri, Dutch Netherlandic (sıfat) = Hollanda’ya ait, Hollandaca’ya ait, Dutch Netherlands = (the Netherlands şeklinde kullanılır) Hollanda, Holland network = ağ, şebeke neural network = nöral / sinirsel ağ neural tissue = sinir dokusu neurodegenerative = sinir dokusunun zamanla yok olması ile ilgili, (hastalık, kimyasal madde vs. için) sinir dokusunu zamanla yok eden neurologic loss = nörolojik kayıp neurological = nörolojik (sinir sistemiyle ilgili) neurological disorder = nörolojik bozukluk / hastalık neurological wiring = sinirlerin yapısal şekli, sinir sistemi neuron = nöron, sinir hücresi neuronal system = nöronal sistem (sinir hücresi sistemi) neuroscience = sinir bilimi Neuroscience Research Programme = Sinir Bilimi Araştırma Programı neuroscientist = sinir bilimci neurosurgeon = beyin ve sinir cerrahı, nöroşirurji uzmanı neurotransmitter = nörotransmitter, nörotaşıyıcı (hücrelerarası sinirsel iletişimde görev alan kimyasal madde) neutrality = tarafsızlık neutralize = 1) nötralize etmek (asidik veya bazik bir çözeltiyi nötr hale getirmek); 2) (askeri) etkisiz hale getirmek (esir etmek, savaşamaz hale getirmek, yok etmek) neutrino = nötrino (elektriksel yükü olmayan atomaltı bir parçacık) neutron emission = nötron emisyonu (bazı ağır atomların çekirdeklerinden bir nötronun dışarı atılması ile meydana gelen radyoaktif bozunma) Nevada = ABD’de bir eyalet never before = daha önce asla never to return = geri dönmemek üzere nevertheless = yine de, bununla birlikte, however, even so New England = Yeni İngiltere (İngiltere’den Kuzey Amerika’ya göç eden ilk kolonistlerin yerleştiği bölge) New World = (the New World şeklinde kullanılır) Yeni Dünya (Kuzey ve Güney Amerika) newborn = yenidoğan newcomer = yeni gelen kimse news-editorial staff = muhabirlerden gelen ham haberi düzenleyerek yayına hazırlayan personel niche = niş (duvar içinde bırakılan oyuk, göz, hücre) nickel = nikel (parlatılabilen bir metal) nickname (isim) = takma ad, lakap nickname (fiil) = takma isim koymak Nigerian = Nijerya ile ilgili, Nijerya’ya ait nightmare = kabus, karabasan nightmare possibility = kabus senaryosu, en kötü olasılık Nineveh = Ninova (bugün Irak topraklarında yer alan, Dicle Nehri üzerindeki antik bir Asur kenti) nitric acid = nitrik asit (kimyasal formülü HNO3 olan, oldukça aşındırıcı, zehirli ve kuvvetli bir asit) no doubt about it = hiç süphe yok no easy matter = kolay bir şey değil no grounds for … = (bir davranış vs.) için hiçbir gerekçe / neden yok no less promising (than) = (birşey)’den daha az umut vaat etmeyen, en az o kadar umut vaat eden

www.bademci.com

düğüm. zorunlu değil. ekonomik büyüme oranı üzerinde dikkate değer bir etkisi olmadı. appoint nomination = adaylık noncancerous = kanserli olmayan noncompliance (with) = (bir şeye) uymama / uygun davranmama noncompliance with medical directions = (bir hasta için) (doktorun) tıbbi talimatlarına. her şeye rağmen.) nothing but .= prescription drug nonsense = saçmalık. over-the-counter medication. fark etmek. dikkat çekecek derecede. . hidden. . 2) not tutmak note (isim) = 1) banknot. (The new tax system did not have any noticeable effect upon the rate of economic growth. farkedilir. nothing other than . (bir şey)’e dikkat çekmek. idea. notasyon note (fiil) = 1) belirtmek. dikkat etmek. farkına varmak. . however. not that I know of notable = dikkate değer. 2) (derste vs. (I no longer trust him. .110 . (be not at all helpful = hiç yardımcı olmamak) not necessarily = tam olarak değil. nota. soylu nocturnal = nökturnal (gece yaşayan) nodule = yumru. yabana atılamayacak nothing short of perfection = mükemmelden daha az / yetersiz değil noticeable = belirgin. . particularly.= ambiguous. fikir. vaguely notion = düşünce. artık değil. remarkable notably = bilhassa.ÜDS Sözlüğü no less than = en az (başka bir şey ya da birisi) kadar no longer = artık / daha fazla bir durumun olmaması. . remarkably notation = işaret veya rakamlarla gösterme sistemi. ’yı saymazsak / hesaba katmazsak. da cabası. not. ’dan başka hiç bir şey. .bademci. dikkate değer açık. senet. . . (The man who reads nothing at all is better educated than the man who reads nothing but newspapers. göçebelere ait. (not to mention ugly looking = çirkin görünmeleri de cabası) not to my knowledge = bildiğim kadarıyla hayır / değil. mutlaka öyle olması gerekmez not that I know of = bildiğim kadarıyla yok / değil.) nomenclature = terminoloji nominally = önemsiz / düşük oranda nominate = 1) aday göstermek. conspicuous. = Artık ona güvenmiyorum.= fiction nonlethal = öldürücü / çok zararlı olmayan nonoil sector = petrol dışı sektör nonparametric = (veri için) olasılık dağılımına bağlı olmayan veya derecelendirilebilen ama sayısal olarak kesin bir şekilde ifade edilemeyen nonpharmacological = (tedavi vs. well-known.= ambiguously. = Yeni vergi sisteminin. zıt anl. = . . . detectable. . = Hiçbir şey okumayan bir adam. aşikâr. gürültünün neden olduğu nomadic = göçebe. (not to mention a lot of money = gereken çok miktarda parayı saymazsak). = . rubbish normal pattern of growth = büyümenin normal seyrinde gitmesi not at all = hiç . nothing less than = hiç de önemsiz olmayan. . (bir şey)’den söz etmek. visible. (üstelik) bir de .) no longer the case = artık durum öyle değil / artık durum farklı no more than smt = bir şey olmaktan öteye geçmez no point in doing smt = bir şey yapmanın yararı / anlamı yok Noah’s flood = Nuh Tufanı nobleman = asilzade. apparent. obvious www. (These tribes have a nomadic way of life. markedly. = Bu kabilelerin göçebe bir yaşam tarzları var. zıt anl. notice. even so. inanç. adı çıkmış. yönü var. 2) atamak. dikkate değer bir şekilde. tüketilemez nondrug = ilaçsız nonetheless = bununla birlikte. . tutulan) not nothing at all = hiç ama hiçbir şey. zıt anl.com . önerilerine uymama / uygun davranmama nondepletable = tükenmez. benim bilgim dahilinde değil. apparently. nodül noise = (elektronikte) gürültü. . . için) ilaç kullanılmayan.) noticeably = belli / açık / fark edilir bir şekilde. görevlendirmek. ilaçsız nonprescription drug = reçetesiz satılan / reçeteye tabi olmayan ilaç. thought notorious = dile düşmüş. zıt anl. istenmeyen sinyal noise pollution = gürültü kirliliği noise-induced = gürültü kaynaklı. no more. . (kötü) ün yapmış. gazeteden başka bir şey okumayan adamdan daha iyi eğitimlidir. nevertheless non-evergreen = (bitkiler için) her mevsim yeşil kalmayan nonfiction = kurgusal olmayan düz yazı. remarkably. not to my knowledge not to mention . clearly. değil.

annoyance. several. fresh. wholesome nutritive = besleyici www. için) çekirdek nuisance = rahatsızlık. çok. near nourish = beslemek. besleyici. nourishment. (I will give you an injection and the tooth will go completely numb.= few nursery = 1) çocuk yuvası. food nutrient absorption = gıda emilimi nutrient composition = besin bileşimi nutrient deficiency = besin yetersizliği.com . traditional novelist = romancı novelty = yenilik. zıt anl. many. = Size bir iğne yapacağım ve diş tamamen uyuşacak. zıt anl. ateş ve iltihabı azaltan ancak narkotik olmayan ilaç). nourishing. pek çok. baş belası. hissizleşmiş. 2) yemek. orijinal. pain in the neck numb = uyuşmuş. freshness now that = artık şöyle olduğuna göre…. hücre vs. unique. rahatsız eden şey. 2) fidanlık nutrient = 1) besleyici madde. öldürücü NSAID = steroid içermeyen antienflamatuvar ilaç (aspirin gibi ağrı.) nutrition status = beslenme durumu nutrition supplement = genellikle ek vitamin ve mineral içeren beslenme desteği nutritional = beslenmeyle ilgili nutrition-conscious = beslenme bilincine sahip olan nutritionist = nütrisyonist (beslenme ya da gıda uzmanı) nutritious = besin değeri yüksek. (There are alternative sources of nutrition to animal meat. feed nourishment = beslenme novel (isim) = roman novel (sıfat) = yeni. non-steroidal antiinflammatory drug nuance = nüans.) numerical = sayısal numerous = sayısız. eksikliği nutrition = beslenme.bademci. gıda. = Hayvan etine alternatif beslenme kaynakları mevcuttur. original. yeni çıkmış.= old. yeni çıkmış şey.ÜDS Sözlüğü . irritation.111 not-too-distant = çok uzak olmayan. çocuk odası. ince ayrıntı nuclear = nükleer (atom çekirdeği ile ilgili) nucleation = nüve / çekirdek halini alma nucleus = (çoğul: nuclei) (atom. kreş. madem ki… noxious = zararlı.

excessive obsessive behaviour = obsesif davranış (bir kişinin zihnini. tuhaf.com . 2) fırsat. from time to time. ara sıra. zıt anl. irade ve isteği dışında devamlı meşgul eden davranış türü) obsolete = (yenisi ve daha gelişmişi çıktığı için) modası geçmiş. zıt anl. zıt anl. infrequent. mecbur. göze çarpan. hindrance obstinately = inatla. zıt anl. clear. prominent. happening oceanic = okyanuslar ile ilgili odd = 1) garip. conspicuous. objektif.bademci. forced (to) obscure (fiil) = örtmek. (It is odd that an anaesthetist’s role in an operation is usually ignored. vesile. compelled (to). responsibility. disapprove (of). apparent. rasathane observe = 1) gözetlemek.O O OO oats = yulaf obese = obez (aşırı şişman) obesity = obezite (aşırı şişmanlık) obesity epidemic = obezite (aşırı şişmanlık) salgını object (to) (fiil) = itiraz etmek. within reach obtrusive = göze batan. aim objective (sıfat) = nesnel. = Bir ameliyatta anestezistin rolünün genellikle görmezden gelinmesi tuhaf bir şey. apparently occasion = 1) (genellikle) önemli. probability odour = koku. purpose. görünüşe göre. goal. zıt anl. büyük olay. binding.= unobtrusive. evidently. eski. peculiar. ihtimal. block. reside (in) occur = olmak. ulaşılabilir. 2) (bir yer)’de yerleşik olmak. izlemek. 2) aşırı.= be unaware of obsession = obsesyon. doğru bulmama. sorumluluk. zıt anl. impediment. hindrance. belli ki. zorunlu / yükümlü kılmak. happen.= frequent occasionally = bazen. belli. 3) gerek. karşı çıkmak. disagree (with).= new. acquire. chances. zıt anl. onaylamama. işgalci occupation = 1) işgal.= frequently. disapproval (of). saplantı obsessive = 1) saplantılı. zorluk çıkarma. demode olmuş. criticism (of).= clear obstruction = engelleme. inconspicuous obvious = açık. zıt anl. profession.= subjective objectivity = nesnellik obligation = yükümlülük. invasion. often occupant = bir yeri işgal eden. compel. terk edilmiş. voluntary oblige to = (bir şey)’e mecbur etmek. invade. 2) fark etmek. olasılık. hidden. strange. event. bulanık. opportunity. zıt anl. ambiguous obviously = açıkça. approve (of) object (isim) = amaç. once in a while. zıt anl. kendini belli eden. gözlemlemek. (örn. karanlık. impede. scent www. (fotoğrafı / görüntüyü) bulandırmak obscure (sıfat) = belirsiz.). gözlemek.= clear observation = gözlem. stubbornly obstruct = engellemek. uğraş. earn. takıntı. dim. hedef. duman ile) örterek gizlemek. outmoded. tıkamak. zıt anl. görünürdeki. acquirable. bariz bir şekilde. meydana gelmek. mysterious. take place occurrence = tekrar oranı.= optional. evident. karşı çıkma. kullanılmayan. compulsory. seizure.= obscure.= release obstructive = engelleyen obtain = elde etmek. (every) now and then. dik başlılıkla. cause occasional = ara sıra olan. contemporary. insidans. aşikâr. smell. 2) tek (sayı) odds = (çoğul kullanılır) şans. visible. yükümlü. unbiased. goal. oluş sıklığı. compulsive. monitor. zıt anl. meslek. opposition (to / against). oldfashioned. notice. commitment obligatory = (uyulması) zorunlu. gaye. izleme observatory = gözlemevi. funny. obligate obliged (to) = zorunlu. vocation occupational = mesleki occupy = 1) işgal etmek. neden. difficulty. zıt anl.= agreement (to) objective (isim) = amaç. zorunluluk. 2) iş. get obtainable = elde edilebilir. yürürlükten kalkmış.= agree (with). görmek. incidence. modern O obstacle = engel. objective objection (to) = itiraz.

. . bu mahiyette of this type = bu tip(ten). by itself of no importance = önemsiz. zıt anl. büyük oranda on account of = (bir şey)’den dolayı.= politely offer = 1) sunmak.113 of a similar nature = benzer özellikleri olan of its own accord = kendiliğinden. bilakis. . teklif etmek. . diğer yandan . . 2) (banka hesabı vs. on request on its way to = (bir şey) olma yolunda. bir tarafta. each other one for one = bire bir one in a million = milyonda bir one might presume that = şöyle bir tahmin yapılabilir ki…. bu tür(den) off the coast (of) = (bir yer)’in kıyısından açıkta offence = suç. bazı durumlarda on one condition = bir şartla on site = yerinde. = (bir olay vs. . sağlamak. denilebilir ki… one way or an / the other = bir şekilde. suçlu offensive = saldırgan. overall on their own = kendi başlarına on trial = deneme safhasında once = bir kez / sefer / defa once more = bir kez daha. o yüzden on the brink of extinction = nesli tükenmenin eşiğinde on the contrary = aksine. rudely. in the event that on demand = istek / talep üzerine. on the one hand on the other hand = . bir bölü üç one-to-one = birebir. counterbalance offshore = 1) kıyıdan uzak(ta). petrol rezervleri oil tanker = tanker (ham petrol taşımakta kullanılan büyük gemi) oil weapon = (ekonomik olarak) petrol kozu / silahı old-age pension = yaşlılık sigortası. once-endangered = bir zamanlar tehlike altında olan one another = birbirleri(ni / ne). . . eski moda olive oil = zeytinyağı Olympic Committee = Olimpiyat Komitesi (Olimpiyatları düzenlemekle görevli komite) Olympic Games = Olimpiyat Oyunları (4 yılda bir düzenlenen uluslararası spor etkinliği) Oman = Umman (Arap Yarımadası’nda bir ülke) on a large scale = geniş çapta on a mass scale = kütlesel boyutta on a massive scale = muazzam boyutlarda on a scale unseen for decades = onlarca yıldır görülmeyen bir boyutta on a vast scale = çok geniş ölçekte. suggest offered = sunulan offhand = düşünmeden officer = subay. koşuluyla. nedeniyle. crime offender = saldırgan. öyle veya böyle one-half = yarı. again once rarely found = bir zamanlar nadir bulunur(lar)ken. dengelemek. yüz yüze www. propose. için. emeklilik sistemi old-fashioned = geleneksel. mahallinde on such a scale = bu boyutta on that account = o nedenle. .bademci. arzetmek. . bir bölü iki one-third = üçte bir. . pilotlarla ilgili on the verge of = (bir şey olma)’nın sınırında. . = bir yandan . because on the increase = artışta on the issue of = … konusu üzerinde / … hakkında on the one hand . çokça. on the brink of on the whole = genel olarak. zıt anl. generally. for the sake of on average = ortalama olarak on behalf of = (bir kişi)’nin / (bir şey)’in adına / namına on condition that = şartıyla. on the other hand on the part of the pilots = pilotlardan yana.= defensive offensively = kaba şekilde. için) ülke dışında off-stage = sahne dışında oftentimes = sık sık. aggressive. contrarily on the grounds that. tersine.ÜDS Sözlüğü . present. frequently oil = ham ya da işlenmiş halde petrol oil palm = yağlık hurma ağacı oil supplies = petrol arzı. (polis için) memur official = memur offset = karşılamak. provide. yeniden.)’nin olması / meydana gelmesi nedeniyle / gerekçesiyle. bütün olarak alındığında. on the basis (of / that). 2) önermek. of no account of this nature = bu türden. by and large. because of. (bir yer)’e ulaşma yolunda on moral grounds = ahlaki açıdan / nedenlerle on occasion = zaman zaman. . on the other .com . diğer / öte yandan on the other side = öte yandan. on the one side = bir yandan. often. .

süs ornamental = dekoratif. seçmeli. karşıt. karşı koyma. voluntary.= disorderly.bademci. zıt anl. alıştırmak.= support opposed to = karşı. karşı çıkmak. yöneltmek. against. emerge. düzgün. kişinin bağışıklık sisteminin zayıflamasını yıllarca bekledikleri bilinmektedir. canlı varlık orient = yöneltmek. alışılmış. functioning operating room = ameliyathane. şeffaflık operate = çalış(tır)mak. opposition opportunist = fırsatçı. ilk adım. zıt anl.ÜDS Sözlüğü one-to-one mapping = birebir eşleme one-way = tek yönlü geçirgen. termination onwards = (bir zaman)’dan başlayarak / itibaren opacity = opaklık (saydam olmama hali) open up = 1) başlatmak. 2) olağan. compulsory oral cancer = ağız kanseri oral hygiene = ağız temizliği oral literature = sözlü edebiyat orbit (fiil) = (bir şey)’in yörüngesinde dolanmak orbit (isim) = yörünge. (Some opportunist bacteria are known to wait for years until a person’s immune system is weakened. başlangıçta.= chaos. itiraz etmek. prospect. zıt opposable thumb = işaret parmağına göre ters durması sayesinde nesneleri kavrama kabiliyetini arttıran başparmak opposition = muhalefet. iş. zıt anl. (chemically orientated = kimyasal odaklı) orifice = (bir organ.= unusual ore = cevher. zıt anl. işle(t)mek. 2) sebep ordered arrangement = düzenli yerleşim orderly = düzenli. doğmak. choice optional = isteğe bağlı.= pessimistic option = opsiyon. işleme.= completed online = çevrim içi (internet veya başka bir bilgisayar ağına bağlı olma hali) only recently = daha yeni onset (of) = (bir şeyin) başlangıcı. zıt anl. büyük sıkıntı order = 1) düzen. hamle. resistance oppressed = ezilmiş / baskı altında. running. adjust orientate = yönlendirmek. ameliyat. zıt anl. atılım. (the oppressed = ezilmiş / baskı altında olan kişiler) optimism = iyimserlik. alelade. regular. 2) (bir yerin) gelişmesine imkân vermek. = Bazı fırsatçı bakterilerin. zıt anl. aleyhinde. exploited.) istilasına açık hale getirmek openness = açıklık. running. düşman.= end. ham demir) organic compound = organik bileşik (yapısında karbon içeren bileşik) organism = organizma. alternative. (iron ore = demir cevheri. functioning opioid = uyuşturucu etki yapan opium poppy = haşhaş opponent = rakip. harekat. run.= in favour of opposing = karşı / karşıt. direniş. devam eden. chaotic ordinary = 1) sıradan. pave the way for.) ongoing = süregelen. rival. seçenek.= obligatory. yörüngedeki orbiter = görevi yörüngede dolanmak olan uzay aracı. antagonist.= lander orchard = meyve bahçesi orchid = orkide ordeal = karakter veya dayanıklılık denemesi. work operating = çalışmakta / işlemekte olan. regulated. her zamanki. süs olarak kullanılan www. align. yol açmak. arise. usual. bir kanal ya da bir boşluğu dışarıya ya da anatomik bir yapıya bağlayan) açıklık ya da delik origin = köken originally = ilk başta. seçim hakkı. direnç göstermek. familiarise (with) orientated = odaklı. ulaşılabilir hale getirmek open up the body to invasion = vücudu (mikrop vs. zıt anl. meydana gelmek.= terminate ornament = süsleme. enemy. start.= pessimist optimistic = iyimser.= pessimism optimist = iyimser. ayarlamak. işleyiş. sistemli. competitor. 2) çalışma. muhalif. zıt anl.com . function. chance oppose = karşı koymak. continuing. operating theatre operation = 1) operasyon. zıt anl. zıt anl. elective. dışarıdan içini göstermeyen (cam vs.114 . zıt anl. in the beginning originate = (ilk defa) ortaya çıkmak. hasım. beginning.) opportunity = fırsat. protest. resist. (in orbit of / around = (bir şey)’in yörüngesinde) orbital = yörüngesel. zıt anl.

zıt anl. obsolete. zıt anl. zıt anl. outdated. haricinde otherwise = yoksa. ezici. excel. favoured outpatient = ayakta tedavi edilen hasta outperform = daha iyi performans göstermek. as opposed to. çıktı. başlıca. gidip gelmek. protest. permited outlay = masraf. manzara. Neptün gezegeninin ötesindeki bölgesi). (fiyat için) fahiş. harcama. zıt anl. expenditure outlet = çıkış.bademci. yenmek.)’den vazgeçmek. exceed. (She overcame her fear of the dark by the help of a psychiatrist. obsolete. kovmak out of proportion = orantısız. surpass out-of-date = modası geçmiş. beginning outsider = bir grubun dışında olan kişi outstanding = önde gelen. çıkarmak. zaman içinde overall = genel.com . yield. ölçüleri uyumsuz (aşırı büyük veya küçük).= inward outweigh = daha ağır basmak. aksi takdirde. = Karanlık korkusunu bir psikiyatrın yardımı ile yendi. zıt anl. exceed. wicked.= up-to-date. kapsamlı.= fall behind output = 1) randıman. zıt anl. karşısında. verim. (the benefits of private education over against state education = devlet eğitimiyle kıyaslandığında özel eğitimin yararları) over the course of centuries = yüzyıllar içerisinde over the past 40 years = geçen 40 yılda / yıl boyunca over time = zamanla.= hidden outset = başlangıç noktası. tarihi geçmiş. zıt anl. kullanımdan kalkmış. be superior to ovary = yumurtalık over a cup of tea = bir yandan çay içerken over against = tersine. viewpoint outlying = uzak. specific overall negative impact = geniş çaplı olumsuz etki overarousal = aşırı uyarılma (duygusal olarak uzun süreli aşırı uyarılma / heyecanlanma) overbearing = otoriter. = Cennetin tersi cehennemdir. comprehensive. üstesinden gelmek. leading.ÜDS Sözlüğü . result.= retreat. süsleme amacıyla orthopedist = ortopedist (uzmanlık alanı. or else. kemik. definite. (Over against heaven is hell. uzakta bulunan outnumber = sayıca geçmek. görünüm. zıt anl. haykırış. zıt anl. dalgalanma osteoclast = kemik hücrelerinin yıkımından ve rezorpsiyonundan sorumlu hücreler other than = dışında. gider. should oust = yerinden etmek. 2) salgın. horrible. sketch. (yaşça) geride bırakmak outlawed = yasaklanmış.= allowed. happening.) out-of-favour = gözden düşmüş. ahlaksız. defeat.= input. zıt anl.= inboard outbreak (of) = 1) ortaya çıkma. = O diş hekimine güvenmiyorum.115 ornamentally = süs olarak. complete.= democratic overcast = bulutlu / kapalı hava overcome = aşmak.= in proportion outboard = (motor için) dıştan / kıçtan takma. zıt anl. trans-Neptunian region outermost = en dışta kalan outgrow = (büyüyünce) (bir alışkanlık vs. in contrast with. toplam. baş gösterme. draft outlook = bakış açısı. 2) belli bir zaman süresi içinde bir organda oluşan ve organ aracılığıyla dışarı atılan madde miktarı outrage = büyük öfke outrageous = haddi aşan.) overconcentration = aşırı yoğunlaşma overcorrect = düzeltirken aşırıya kaçmak www. insafsız. eski tarihli. tam. işe yaramaz. out-of-date outdo = geçmek. patlak verme. zorba. get over. kıyaslandığında. describe outline (isim) = taslak. product.= decent outright = kesin.= particular. uproar outdated = modası geçmiş. lay out. çıkış noktası / yolu outline (fiil) = taslağını çizmek. gelecek. dalgalanmak oscillation = salınma. despotic. or otter = su samuru ought to = -meli / -malı. epidemic outcome = sonuç. general.). oppressive. zıt anl. bağırma. üretim. zıt anl.= ordinary outstretched = iyice açılmış outward = dışa doğru. surrender (to). yasadışı ilan edilmiş. surpass. düpedüz. He is still using some out-of-date equipment and apparatus. surpass. disgraceful.= in favour. total. banned. expense. outer. geride bırakmak outer solar system = dış güneş sistemi (Güneş Sistemi’nin. çirkin. ana hatlarıyla belirtmek. eklem ve kaslardan oluşan hareket sistemindeki bozuklukları tedavi etmek olan doktor) oscillate = salınmak. prohibited. (I don’t trust that dentist. zıt anl. Hala modası geçmiş aletler kullanıyor. aftermath outcry = protesto.

gözden kaçırmak.com . zıt anl. bakmak. overestimate. upset overuse = gereğinden fazla kullanmak.= spare overuse = aşırı kullanım. disregard. due to owner = sahip oxidative = oksidatif (oksitleyici gücü olan) oxidative stress = oksidatif stres (biyolojik bir sistemin ürettiği aktif oksijeni yeterli hızda nötralize edememesi veya oluşan hasarı yeterli hızda giderememesi durumu) oxygen concentration = oksijen konsantrasyonu / yoğunluğu ozone layer = ozon tabakası (atmosferin üst kısmında bulunan. devirmek. supervise. zıt anl. overconsumption. obvious.ÜDS Sözlüğü overcrowded = aşırı kalabalık. çabuk kırılan (kişi). aşırı derecede. (diğerini) ikinci plana itmek overrun = 1) istila etmek. over-consumption. üzerinden geçmek overseas = denizaşırı oversee = göz kulak olmak.116 . covert overtake = (yönetimi / idareyi / mülkiyeti) devralmak.= prescription drug over-the-counter sleep aid = reçetesiz satılan uyumaya yardımcı ilaç overtime = fazla mesai overturn = altüst etmek. predominantly overworked = 1) aşırı çalış(tırıl)mış. yüzünden. exploited.= underestimate overexercise = gereğinden fazla spor yapma overfarming = aşırı tarım overfed = aşırı beslenmiş overflow = taşmak overgrazing = aşırı otlatma overgrow = (bitki için büyüyerek) (bir yeri) sarmak. apparent. miss. kaplamak overgrown = aşırı büyümüş overhanging = (saçak vs.= underrate overreact = aşırı / kontrolsüz reaksiyon göstermek override = (önemce) üstüne çıkmak. zıt anl. 2) üzerini kaplamak. doldurmak overlook = dikkate almamak. zıt anl. ele geçirmek. spot overlooking = tepeden / yüksekten bakan overly = fazla. simplify overstimulate = aşırı uyarmak overt = açık olarak. ortada. ignore.= notice.bademci. fazlaca basitleştirerek açıklamak. bozmak.= hidden. güneşten gelen morötesi ışınları tutan tabaka) www. because of. invade. overrate. 2) (bir tiyatro oyunu vs. visible. zıt anl. look after oversensitive = fazla hassas. magnify.= economizing overvalue = aşırı / ederinden fazla değerlenmek overview = genel bakış. nonprescription drug. çok dolu overdraw = (bir kaynağı) aşırı kullanmak overeating = aşırı yeme overemphasised = aşırı vurgulanmış overestimate = fazla tahmin etmek. abartmak. zıt anl. zıt anl. özet(leme) şeklinde sunum overweight = fazla / aşırı kilolu overwhelmingly = büyük / ezici bir çoğunlukla. excessively overnight = bir gece içinde (birdenbire anlamında) overprotected = aşırı korunan overprotective = aşırı koruyucu overrate = gereğinden fazla önemsemek. easily hurt.= thick-skinned oversight = gözetim oversimplify = hafife almak. zıt anl. yerinden ederek yerine yerleşmek over-the-counter drug = reçetesiz ilaç. için) çok fazla oynanmış ovule = yumurtacık (bitkilerde döllenmeden sonra tohuma dönüşen yapı) owe = borçlu olmak owing to = nedeniyle. aşırı yalınlaştırmak. occupy. şeklinde) dışarıya doğru çıkıntı yapan / uzanan overharvesting = aşırı avlanma overhaul = onarım için elden geçirme overland = karadan overloading = aşırı yüklemek.

çalışamaz hale getirmek. böceklerin ve sürüngenlerin ortaya çıktığı 230 ile 570 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) palette = (boya için) palet pallasite = palazit (bir çeşit zeytuni renkli meteorit) Panama Canal = Panama Kanalı (Orta Amerika’nın en güney ülkesi Panama’da yer alan ve Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirine bağlayan yapay suyolu) Panamax (size) = Panama Kanalı’nın yükselme havuzlarına sığabilecek en büyük gemi ebadı P pancreas = pankreas (midenin hemen altında yer alan. zıt anl. işlevini kaybetmiş paralysis = paraliz. cripple. el ve bacaklarda. hurting pain syndrome = ağrı sendromu (nöbetler halinde ya da devamlı ağrı ile belirgin durum / rahatsızlık) painkiller = ağrı kesici / dindirici. çiğneme. newspaper. bright paleoanthropologist = paleoantropolog (paleoantropoloji ile uğraşan bilim insanı) paleoanthropology = paleoantropoloji (ilkel insanları ve insanın evrimsel geçmişini inceleyen bilim dalı) paleoethnobotany = paleoetnobotanik (arkeolojik alanlardaki bitki kalıntılarını inceleyen bilim dalı). 3) araştırma. kaslarda. (geniş bir bölgede / kıtalararası) salgın hastalık. tempo. dönem ödevi papillary dilation = gözbebeğinin açılması / genleşmesi paralysed = felç olmuş. meclis parliamentary = parlamento ile ilgili parliamentary election = genel seçim. rate. footstep pacemaker-like = kalp atışını düzenleyen / ayarlayan cihaza benzer / benzeyen pack = tıka basa / sıkı sıkıya doldurmak pad = bazı hayvanların ayaklarının altındaki yumuşak taban. archaeobotany paleontological = paleontolojik (paleontoloji ile ilgili) paleontologist = paleontolojist (paleontoloji ile uğraşan bilim insanı) paleontology = paleontoloji (bitki ve hayvan fosillerini inceleyerek tarih öncesi yaşamı araştıran bilim dalı) paleozoic = paleozoik dönem (balıkların. milletvekili seçimi partial = kısmi. 2) adım. analgesic (drug) pale = soluk.bademci. felç.com . sızı. konuşma ve yürümede bozukluk ve anlamsız yüz ifadesi ile belirgin nörolojik hastalık) parliament = parlamento. incomplete. uçuk renkli. epidemic panel = panel (tartışma gurubu) panic = paniğe kapılmak paper = 1) gazete. acı. asalak (diğer bir organizma üzerinde ya da içinde. putperest pain = ağrı. faint. tempo. bildiri. principal parasite = parazit. gıdasını ondan temin ederek ve karşılığında ona hiçbir yarar sağlamadan yaşayan canlı) paratyphoid = paratifo (tifoya benzer ama genellikle daha hafif seyreden bir hastalık) parent company = ana şirket (başka şirketlere sahip olan veya onları kontrol eden şirket) parent = (genellikle çoğul kullanılır) anne ya da babadan herhangi biri parental = ebeveyne (anne ve / veya babaya) ait parental separation = ebeveynlerin (anne ve babanın) ayrılığı Parkinson’s disease = Parkinson hastalığı (genellikle ileri yaşlılık döneminde görülen. başlıca. inme paralyze = felç / kötürüm etmek.P P PP pace = 1) hız. en önemli.= complete partial alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin kısmen yitirilmesi www. yastıkçık paddy = çeltik / pirinç tarlası paediatrician = pediyatrist (çocuk hastalıkları uzmanı) pagan = çoktanrılı dinlere inanan. 2) makale. yutma. istemli hareketlerde. donuk. sakatlamak. article. step.= dark. kimi sindirim enzimlerini salgılamakla görevli organ) pancreatic = pankreatik (pankreas ile ilgili) pandemic = pandemik. disable paramount = üstün. ache. zıt anl.

zıt anl. spot. unemotionally pasteurization = pastörizasyon (gıda sanayinde. inspect. zıt anl. özel olarak. share (in) participation = katılma. yol açmak. crest peak (isim) = zirve. kaplamak pave the way for = başlatmak. kontrol altında tutmak. göz önüne almak. = Kadın hakları üzerine tutkulu bir konuşma yaptı. 2) sadık müşteri pattern = tür. disappear pass on smt to smo = (bilgi. patika patient (isim) = hasta patient (sıfat) = sabırlı.) pathological = patolojik (patoloji ile ilgili) pathology = patoloji (hastalıkların nedeni olan yapısal ve fonksiyonel sapmaları inceleyen bilim dalı) pathway = yol. mind. dikkate almak. benek.= completely participant = katılımcı participate (in) = katılmak. watch patron = 1) hami. zıt anl. meralık pasture land = otlak alanı. zıt anl. yinelenen şekil.= generally particulate = çok küçük tanecik.= maternal. section. 2) kar getirmek pea = bezelye peacekeeping = barışı koruma peak (fiil) = doruğa çıkmak. movingly. (a paternal relative = baba tarafından bir akraba) pathogen = patojen (hastalığa yol açan bakteri. zıt anl. yer alma. type. zıt anl. mera patch = 1) yama. zıt anl. system.) kısmi yetersizlik partially = kısmen. gözlemek. 2) arazi parçası. virüs vs. villager www. partly. partikül partition = taksim. bölme partly = kısmen. fade away. yöntem. consider. enact pass along = (insandan insana) aktarmak. kısım. diziliş şekli. region patent (fiil) = patentini almak patent (isim) = patent (bir icat veya ticari bir ürün için taklitleri engellemek ve mucit / üretici dışındaki kimselerin haksız kazanç elde etmesini önlemek amacıyla devlet tarafından verilen sicil) patent (sıfat) = görünür. kaldırım vs.) geçirmek. especially.) kaplı pay attention (to) = dikkat etmek. ilgilenmek. go past pass judgement on = hakkında hüküm vermek / yargıya varmak pass off = (zamanla) kaybolmak. ignore pay consideration = saygı göstermek. açık paternal = baba tarafından / ile ilgili. parça. send. beton vs. take part (in). tarz. zıt anl. (hastalık vs. bölünme. pay attention (to) pay off = 1) tamamını ödemek. maximum peasant = köylü. en yüksek düzey. open up paved = üstü (asfalt. rol almak. besin maddelerini hastalık yapıcı mikroorganizmalardan arındırmak amacıyla uygulanan ısıtma yöntemi) pasture = (arazi için) otlaklık.= moderately.= completely partner = ortak. (birisine) karşı düşünceli davranmak. en üst seviye. en yüksek düzeye ulaşmak. önemsemek. order pattern of daily life = günlük hayatın alışıldık seyri pauper-school = yoksullar okulu pause = duraklamak. partner (birisine eşlik eden kişi ya da eşlerden biri) pass = (yasa) geçirmek / çıkarmak.com . specifically. climax. doruk (noktası). overall particularly = özellikle. bölge. zerre. özel. mola vermek pave = (cadde. aşırı tutkulu. pay sahibi olmak. (borç) kapatmak.= disregard. convey pass by = (bir yer / birisi)’nin önünden geçmek. taking part particle = parçacık particular = belirli.) passionately = heyecanlı / ateşli / aşırı tutkulu / hiddetli bir şekilde.118 . model. oluş düzeni.= impatient patient noncompliance = hastanın üstüne düşeni yapmaması patrol = devriye gezmek. ateşli. (Will you please pass on this message to your friends? = Bu mesajı lütfen arkadaşlarına iletir misin?) pass over = üstünden geçmek pass sentence (on) = (bir şey hakkındaki) kararı bildirmek / iletmek pass through = (bir şey)’in içinden / arasından geçmek passage = geçiş passageway = yol passion = tutku passionate = heyecanlı. specific. için) kişiden kişiye iletmek / göndermek. yer almak. (She made a passionate speech on women’s rights. special.ÜDS Sözlüğü partial inability = (zihinsel vs.bademci. intensely.) döşemek. take notice (of). söz vs.= common. piece. koruyucu. style. method. zenith. şablon. partially.

zıt anl. (He was permanently disabled after the accident. zaman zaman. (It seems very peculiar that no one has seen or heard anything. possibly.). direnmek.= never.= durable peritoneal cavity = peritonal boşluk (karın zarının içi. flawed perfectly = tamamen. düzenli / belirli aralıklarla. eziyet. muhtemelen. sur vs. actualise. daimi. 3) periferik. zıt anl. strange. lasting. continuously. constantly.= central perish = yok olmak. geçirgen permission = izin permit = izin vermek. absolutely peril = tehlike perimetre = çevre ölçüsü. understand.= temporary permanently = kalıcı. prevail. yerine getirmek. algı. gerçekleştirmek. marjinal. ölmek perishable = dayanıksız. cruelty. zıt anl. forbid perpetually = daima. delik açma. sürekli. refine perfect (sıfat) = mükemmel.= imperfect. flawless. fark etmek. (My son persists in asking awkward questions.119 pebble = çakıl taşı. = Oğlum garip garip sorular sormaya inatla devam ediyor. zıt anl. belirli zamanlarda. external. probably.) pedestrian = yaya pedestrian crossing = yaya geçidi peel (off) = 1) kabarıp pul pul dökülmek. brutality. nüfuz etmek. sezmek. spoilable. garip. excellent. zıt anl. zıt anl. inat etmek. kendine has.bademci. recognise. consult a doctor. for good. rarely perplex = kafasını karıştırmak. 2) devam etmek. understanding. şaşırtmak. implement. zıt anl. sürekli olarak. notice. anlamak. go through penetrating = içe işleyen. 2) (kabuğunu. zıt anl. 2) tuhaf. emsal pelagic = açık denizlerde yaşayan pendant = kolye ucu penetrate = girmek. civarda.com . fulfil.= certainly.) permeability = permeabilite (geçirgenlik) permeable = geçirimli. kusursuz. enter. = He was disabled for good after the accident. 2) delme. zıt anl.ÜDS Sözlüğü .= give up. = Bu tip bina ülkenin güneyine özgüdür. süre periodically = periyodik olarak. astonish perplexed = şaşkın persecution = zulüm. için) çevre. short-lived. zıt anl. carry out. uygulamak. totally perforation = 1) delik. get in. function. unchanging. sanatçının kendisinin bir gösteri sunduğu sanat alanları) perhaps = belki. müzik. occasionally. allow.= benevolence Persian Gulf = Basra Körfezi (Hint Okyanusu’nun İran ile Arap Yarımadası arasındaki uzantısı) persist = 1) (bir şeyde) ısrar etmek. odd.= temporarily. daimi. secondary. zıt anl. derisini) soymak peer = akran. (bir şey) için elverişli olmak. imkan vermek. idrak. sinema gibi. (If the pain persists. (sınır. sezgi. 2) ikincil. accomplish. aperture perform = yapmak. = Kimsenin bir şey görmemiş ve duymamış olması çok tuhaf. specific (to).). etrafta bulunan. miss percent = yüzde percentage = yüzde. viewpoint perceptivity = idrak kabiliyeti. başarmak. sürekli olarak. persevere.) www. zıt anl.) vermek. anlayış perch = tünemek perfect (fiil) = mükemmelleştirmek. circumference period = dönem. = Kazadan sonra kalıcı olarak sakatlandı. (mücadele. seasonally peripheral = 1) dış yüzey veya kenara ait.= fail performing arts = sahne sanatları (tiyatro. karın zarının tabakaları arasındaki potansiyel boşluk).= stop. sürüp gitmek. kavramak. kolay bozulur. çakıl peculiar = 1) (bir şeye) özgü.= misunderstand. comprehend. peritoneal space peritoneal dialysis = periton diyalizi (böbrek hastalarının kanını temizlemek için uygulanan bir hemodiyaliz yöntemi) permafrost = kutuplara yakın bölgelerde sürekli don altında kalan toprak tabakası permanent = kalıcı. çevresel. do. ruhsat / yetki vermek. confuse. tam anlamıyla. yüzde oranı perception = algılama. etkili pentagon = beşgen people = (çoğul: peoples) halk pepper spray = biber gazı (spreyi) per capita / head / person = kişi başı perceive = algılamak.= ban. zıt anl. hole. içine işlemek. apprehension. (This type of building is peculiar to the south of the country. = Eğer acı devam ederse bir doktora danış. alışılmamış. uğraş vs.

başvurmak Petrarch = 1304-1374 yılları arasında yaşamış. karamsar. relentless. bedenin çalışması physical inactivity = bedensel hareketsizlik physical laws = fizik kanunları physical scientist = bilimin. charity. onu ilgilendirmek. yayılmak. staff perspective = perspektif. relate to. teşhis odasında yanlış adamı seçti. convince. hayırsever philanthropy = hayırseverlik. aksi pessimistic = kötümser. Peru ile ilgili pervade = istila etmek. insistent. bürümek. mantar vs. böcek. stage phenomenal = olağanüstü. kimya gibi canlılar ile ilgili olmayan alanlarıyla uğraşan bilim insanı physically demanding jobs = bedensel güç gerektiren işler physician = tıp doktoru. zıt anl.) pertaining to = ile ilgili olarak. generosity philosopher = filozof phonological = sesbilimsel. inandırmak. sebat. convincing pertain to = (bir şey / birisi)’ne ait olmak. sadece (bir şey ya da birisi) ile ilgili olmak. bireysel. decisiveness persistency = kalıcılık. approach persuade = ikna / razı etmek. inat persistent = ısrarlı. viewpoint.) www. aşk şiirleriyle ünlü bir İtalyan ozan pharaoh = firavun (antik Mısır’da. yardımseverlik. fonolojik photo interpretation = fotoğraf yorumlama photon = foton (elektromanyetik ışınımları oluşturan enerji birimleri) physical = bedensel physical appearance = dış görünüm physical dependence = fiziksel bağımlılık. bir kişi ya da (bir şey)’e fiziksel olarak bağımlı olma durumu physical education = beden eğitimi physical functioning = fiziksel işlev. zıt anl.120 . continuity.) pesticide = pestisit (tarım zararlılarını öldürmekte kullanılan kimyasal madde / tarım ilacı) PET scan = pozitron emisyon tomografi taraması (vücuttaki tümör hücrelerini saptamak için kullanılan bir tarama yöntemi). positron emission tomography scan petiole = yaprak sapı petition = dilekçe vermek. related to Peru = Peru (Güney Amerika kıtasında bir ülke) Peruvian = Peru’ya ait.= irresolute personal = kişisel. (The news pertaining to the latest terrorist act is on all TV channels.) personnel = personel (bir işte veya organizasyonda çalışan / görev alan insan grubu). = En son terörist eylem ile ilgili haberler tüm TV kanallarında gösteriliyor.) personalised medicine = kişiselleşmiş tıp (kişinin özel ihtiyaçlarına / durumuna göre belirlenecek tıbbi bakım vs. ayırt etmek. doctor physicist = fizikçi physiological = fizyolojik (organizmanın işleyişi ile ilgili) physiological response = fizyolojik tepki physiologist = fizyolog (vücudun organ ve sistemlerinin işlevlerini inceleyen tıp doktoru) pick out = (dikkatle) seçmek. otomobil vs. determined. safha. faz. şaşılacak phenomenal promise = parlak bir gelecek phenomenon = (çoğul: phenomena) önemli / olağanüstü olay. occurence phenotype = fenotip (bir organizmada genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan dış görünüş) philanthropist = yardımsever.= dissuade (from) persuasion = ikna etme. zıt anl. kaplamak. sarmak.bademci.ÜDS Sözlüğü persistent vegetative state = devamlı bitkisel yaşam hali persistence = süreklilik. spread perverse = ters. with regard to.= optimistic pest = haşere (insanın yaşama ortamına veya üretimlerine zarar veren küçük hayvan.com . inandırma. zıt anl. = Tanık. bakış açısı. sürekli. inatçı. fenomen. (The witness picked out the wrong man in the identification parade.= public personal transportation vehicle = kişisel ulaşım aracı (bisiklet. devamlılık. hekim. induce. genellikle fizik. kendisine tanrısal bir kimlik atfedilmiş olan kral) pharmaceutical (isim) = insan veya hayvan üzerinde kullanılma amaçlı kimyasal madde. ilaç pharmaceutical (sıfat) = farmasötik (ilaç ya da ilaç yapımıyla ilgili) pharmacist = eczacı pharynx = (çoğul: pharynges) farenks (yutak) phase = evre.

draw attention (to). uğraş vs. kümelemek pile (isim) = yığın pile foundation = kazıklı temel pile up = topla(n)mak. sorumluluğunu vermek place in context = yerli yerine oturtmak placenta = plasenta. zıt anl. misbehave www.= infect. önemsememek play down to = (birisi)’nin seviyesine inmek play for = (bir kulüp / takım vs. çok önemli. put emphasis on place greater importance (on) = daha büyük değer / önem vermek place in charge (of) = (bir işin. birinci derecede önem ve etkisi olan. hastalık vs.)’yi kapmak. logical. galiba başka bir sebepten hastaneye gittiğinde kapmış. sebzelere vs. genellikle makine kullanarak düz ve pürüzsüz hale getirme işlemi) plant (fiil) = (bitki) ekmek / dikmek plant (isim) = 1) fabrika. contribute (to). 2) düzey. (My shoulder has been plaguing me all week. makul. epicyclic gear planing = (marangozlukta) planyalama. öncü. bir alanda yenilikler yaratan kişi pioneering = öncülük eden. reasonably play a basic role (in) = temel rol oynamak.) oynamak.ÜDS Sözlüğü . perform play up = 1) (bir şey)’e dikkat çekmek. tone pitcher = (bitki için) yaprakları ibrik şeklinde olan pitifully = 1) acıklı / acınası bir şekilde. zıt anl. tesis. düz alan plan view = plansal görünüş. 2) bela. 2) kötü davranışlarda bulunmak. lift picturesque = tablo gibi piece = (satranç vs. play a basic role (in) play a crucial role (in) = hayati rol oynamak play a part (in) = rol oynamak. bother.). için) taş pier = (bina için) kolon pigeon = güvercin pigment = pigment (deriye. görevin) başına getirmek. öncülük etmek. olduğundan önemli göstermek.) için (futbol vs.com . plato. 2) gülünç derecede pivotal = asıl. renk veren madde) pile (fiil) = yığmak. play a central role (in) play a central role (in) = temel rol oynamak.) plague (isim) = 1) veba. reasonable. annoy.) oyuncusu olmak play out = (mücadele. black fever. enerji santrali. etkisi / katkısı olmak. put place emphasis on = bkz. = Enfeksiyonu. level platelet = trombosit (kanın pıhtılaşmasında rol oynayan. koymak. = Omzum bana bütün hafta acı verdi. trouble plain = ova. diş taşı plasma = plazma (kan sıvısı) plastic mass = plastik yığını plate = plaka plateau = (çoğul: plateaux veya plateaus) 1) yayla. unlikely plausibly = makul / akla yakın bir şekilde. 2) (bir şeyi yerden ve genellikle elle) kaldırmak. (bir kulübün / takımın vs.121 pick up = 1) (başkasından bir alışkanlık.) vermek. almak. birik(tir)mek pillar = sütun. take part (in) play down = hafife almak. 2) bitki plant kingdom = bitkiler alemi plant protein = bitkisel protein plaque = plak (bir yüzey üzerinde herhangi bir maddenin birikmesi nedeniyle oluşan ince tabaka). transmit. rendeleme. crucial. yapmak. cenine oksijen ve besin sağlayan yapı) placental = plasental (doğmamış yavrusunu rahminde plasenta aracılığı ile besleyen) plague (fiil) = acı / dert / rahatsızlık vermek. esas. çekirdeksiz kan hücresi) plate-like = levha benzeri plate-tectonic activity = levha hareketleri (yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketleri ve birbirleriyle olan etkileşimleri) plausible = akla yakın. vital place = yerleştirmek.= implausible. initiate pioneer (isim) = öncü. leading pipe = boru piracy = korsanlık pit = çukur pitch = ses tonu / perdesi. contract.bademci. döleşi (birçok memelinin ana rahminde bulunan. dikme pioneer (fiil) = yol açmak. irise. yaramazlık yapmak. (He seems to have picked up the infection while he was in hospital for another reason. üstten görünüş planet = gezegen planetary = gezegenlerle ilgili planetary formation = gezegen oluşumu planetary gear (system) = bir dış dişli ve içerisinde dönerek çalışan iç dişlilerden oluşan güç iletim sistemi. silme (yüzeyi.

polen yaymak pollutant = kirletici madde pollute = kirletmek.= abundant. 2) (sinemada) olayların kurgusu veya ana öykü pluck = (çiçek. opposite polar bear = kutup ayısı polar liquid = polar sıvı. pleasantly pleasurable = zevkli. rehin. vaat. kirlilik. promise. 2) taban tabana zıt. abundantly. indicate poisonous = zehirli. 2) teminat. goal. çocuk bahçesi. meyva) koparmak plum = erik plume = pamuk gibi bazı bitkilerdeki tohumları saçan beyaz tüy gibi kısım plunge = (fiyatlar vs. düşük kalitede. parlatmak. bring up point to = işaret etmek. nasty pleasure centres of the brain = beyindeki haz merkezleri pledge = 1) söz.= mean. çok. zıt anl. yönerge hazırlama polio = çocuk felci polish = 1) cilalamak. pek çok doymamış (hidrojene olmamış) bağ içeren yağ) Pompeii = Pompei (Bugün İtalya’nın Napoli kenti yakınlarında yer alan ve Vezüv volkanının lavları altında kalmış olması sebebiyle çok iyi korunmuş bir Roma Dönemi kenti) pool (fiil) = birikmek. drop plurality = çokluk poach = yasak bölgede avlanmak poem = şiir. iştahsızlık poor at = (bir konu)’da kötü / başarısız. molekülleri elektriksel kutuplanma sergileyen sıvı) policing mission = polislik görevi (asayişi sağlama / koruma ile ilgili görev) policy = 1) sigorta poliçesi. gölet. maksat. havuz. çokça. mesele point out = (bir şey)’e dikkat çekmek. bereketli. zıt anl. call attention (to). 2) (pirincin kabuğunu) ayıklamak polished = cilalanmış. denote. scarce plentifully = bolca. sufficient poor appetite = zayıf iştah. kağıda dökmek plot (isim) = 1) fesat.) pollution = kirlenme. abundant. pleasant. yetersiz.= sparingly plenty = pek çok (şey).= very little plenty of = bolca. nazım poet = şair poetry = şiir sanatı point = 1) gaye. zıt anl. hoşça pleasingly = hoşnut edici bir şekilde. pisletilmiş. çeşitli sanayi kuruluşları tarafından atılan nitratlar nedeniyle kirleniyor. fertile. belirtmek. bereketli bir şekilde.bademci. politika. zıt anl. matematiksel fonksiyon vs. için) aniden ve büyük oranda düşmek.122 . contamination polygon = çokgen polyphony = çokseslilik polypill = kalp-damar. zıt anl.= good at poor folate status = folik asit yetersizliği poor quality = düşük kalite pop in and out of = (bir şey)’in içine girip çıkmak popular culture = popüler kültür www. entrika. (mecazi anlamda) arka bahçe playwright = oyun yazarı pleasantly = hoşa gider bir şekilde. verimli. a lot. diabet ve benzeri kimi hastalıkların tedavisi için önerilen ve birden fazla ilacın bir araya getirilmesi yoluyla elde edilen ilaç. contaminated. toplanmak pool (isim) = küçük göl. su birikintisi poor = kötü. baş aşağı gitmek. kirli. guarantee. inadequate. white rice poll = gayri resmi anket pollinate = tozlaşmak. surety plentiful = bol. çoklu / kombine ilaç polyploid = poliployid (monoployid sayının iki katından daha fazla kromozoma sahip hücre ya da organizma) polyunsaturated fat = çoklu doymamış yağ (molekülleri. = Su kaynağımız. zıt anl. elektronları molekülün bir tarafında toplanma eğiliminde olduğu için. enjoyable. tutum policy makers = (bir konuda izlenecek) siyaseti belirleyen kişiler policy-making = (bir konuda izlenecek) siyaseti hazırlama. heksan gibi. parlatılmış polished rice = kabuğu ayıklanmış / cilalanmış beyaz pirinç. harita. indicate. lots of plot (fiil) = (plan. (Our water supply is becoming polluted with nitrates disposed of by several industries. toxic polar = 1) kutupsal. için) çizmek. eksik. az. göstermek.ÜDS Sözlüğü playground = oyun sahası / parkı. memnuniyet verici bir şekilde. keyifli. contaminate polluted = kirletilmiş.= meagre.com . 2) nokta. hidrofob / suyu iten sıvı (etil asetat. (polar orbit = kutupların üzerinden geçerek izlenen yörünge). durum. 2) (bir konuda izlenecek) siyaset.

zıt anl. direk post. mevki. 2) (bir bilim ya da spor dalında çalışma) yapmak.= criticism prayer = dua prayer hall = (bir din görevlisinin idaresi altında olmayan.= negatively charged possess = ele geçirmek. zıt anl. = Atina’da yapılan Olimpiyat Oyunları sırasında etkili önlemler alınmıştı. position. elverişli. ihtimal. etkili. = Başvurular öncelik sırasına göre değerlendirilecektir. pozisyon. theoretical practically = 1) pratik olarak. antik dünyada neredeyse altın kadar kıymetliydi. (Applications arriving first will have precedence. tanımlamak.) precious = değerli. (post-World War II = 2. varsaymak. akmak. put forward. destek. dock portray = betimlemek. arkadaki. zıt anl. hypothesize positively charged = pozitif yüklü.= impracticable practical = pratik. harbour. 2) kazık. zıt anl. zorluk. icra etmek. zıt anl. effective. crowded porch = sundurma porous = gözenekli.= impossibility possible = mümkün. come first. (bir şey)’in önünde / öncesinde olmak. uygulamada.= impractical. muhtemelen. uygulamaya yönelik. tedbir. yağmak. duruş. feasible. 2) hemen hemen. süngerimsi port = 1) iskele tarafı (sol).= weak power-operated = makine yardımıyla çalıştırılan practicable = uygulanabilir. valuable. do practice (isim) = uygulama. appreciation. depict ports of call = ziyaret edilen limanlar pose = (sorun. pekala pottery = çömlekçilik poultry = kümes hayvanları pour into = 1) (içine) akıtmak. follow precedence = öncelik.123 population = nüfus. kıymetli. doubtful. kuşkulu. pişirme kabı potency = (cinsel) iktidar potent = güçlü. etkili. elverişli. next generation post-marketing surveillance = satış sonrası denetim postpone = ertelemek. tutum. (Effective precautions were taken during the Olympic games held in Athens. önermek.= pre-war pot = tencere. in practice.ÜDS Sözlüğü . yararlı.= wealth powdered = toz haline getirilmiş power (fiil) = itici güç vermek power (isim) = güç. zıt anl. have. priority. (Salt was nearly as precious as gold in the ancient world. possible potentially = potansiyel olarak. yetkili. impotent potential = potansiyel.) yaratmak / oluşturmak. effective. olanaklı. belli bir alanda yaşayan bireylerinin tamamı) populous = yoğun nüfuslu. alışveriş merkezi gibi yerlerdeki) küçük ibadethane / mescit precarious = güvenilmez. risk vs. zıt anl. resmetmek. zıt anl. practicable. come before. zıt anl. = Tuz.= anterior posterior wall of abdomen = karnın arka duvarı posterity = gelecek kuşaklar. present pose a serious danger = ciddi bir tehlike oluşturmak pose a threat = tehdit oluşturmak posit = öne sürmek.= succeed. zıt anl. safe precast concrete = önceden dökülmüş beton precaution = önlem. hal. kalabalık. zıt anl. bir türün. esnasındaki duruş şekli). aktivite. kabiliyet power plant = enerji santrali powerful = güçlü. safeguard.= sonrası. strong. delicate.bademci. 2) liman. iş practitioner = pratisyen hekim praise (fiil) = övmek.) precipitate = hızlandırmak precipitation = yağış www. zıt anl.= weak. possible. üşüşmek pour out (of) = (bir yer)’den dışarı / (bir şey)’in dışına ak(ıt)mak / dök(ül)mek pourable = dökülebilir poverty = yoksulluk. zıt anl. yapılabilir. zıt anl.= starboard. fakirlik. illustrate. zıt anl. strong. olası. own possessions = sahip olunan mallar possibility = olasılık.= secure.) precede = (bir şey)’den önce gelmek.= impossible post = 1) makam. sahip olmak. Dünya Savaşı sonrası) posterior = (anatomide) arka. attitude post-war = savaş sonrası. almost practice (fiil) = 1) tatbik etmek. popülasyon (biyolojide. istikrarsız.= theoretically. put off post-traumatic = travma / sarsıntı sonrası postulate = gerçek olduğunu varsaymak posture = postür (bedenin oturma vs. appreciate.com . uygulamak. 2) büyük kalabalıklar halinde gelmek.= criticize praise (isim) = övgü. pratikte. zıt anl. insanların kendi kendilerine kullandıkları istasyon.

öngörülebilir. zıt anl. olgunlaşmamış. inaccuracy pre-condition = ön koşul / şart predator = yırtıcı / alıcı / avcı hayvan predecessor = 1) ata. subsidiary predominantly = genelde. superiority. push ahead press conference = basın toplantısı press-coverage = basına konu olma pressing = acil. superior. hazırlamak. dominance. zıt anl. sıkboğaz eden www. 3) aynı amaçla daha önce yapılmış araç vs. dictate prescription = reçete prescription drug = reçeteli ilaç.= inferior. sergileme preservative = koruyucu preserve = korumak. above all. . devam etmek. manifest. exhibit. kestirim. doğruluk. belirteç. guess predictable = önceden söylenebilir. more desirably. give presentably = prezantabl / sunulabilir bir şekilde.= inferiority pre-eminent = üstün. hakim olan. gebe prehensile tail = (hayvanlarda) nesneleri kavrayabilme becerisine sahip kuyruk prehistoric = tarih öncesi (dönemler) ile ilgili prehistory = tarih öncesi (tarih kaydedilmeye başlamadan önceki dönem) prejudice = ön yargı. gelişmemiş. get (smt) ready prepared (to) = (bir şey yapmaya) hazır / hazırlıklı. titiz. gereğinden önce. prevailing. çoğunlukla.bademci. developed prenatal care = doğum öncesi bakım preoccupation (with) = (zihni bir şey) ile meşgul olma prepare = düzenlemek. 2) prematüre. questionably precision = kesinlik. 2) emretmek.= absence present (fiil) = 1) ortaya koymak. devlet başkanı press ahead = (zorluklara rağmen) ilerlemek. second-rate preface (fiil ) = (bir şey)’in önsözü olmak.= minor.124 . zıt anl. Ö. (bir şey)’e önsöz sağlamak preface (isim) = önsöz prefer = tercih etmek preferably = tercihen. initial premarketing study = pazarlamaya başlamadan önce yürütülen araştırma / çalışma premature = 1) zamansız. suitably presentation = sunum. (hazır) bulunma. ibraz etmek. erken doğmuş. hakim olmak. zıt anl. untimely. gift present with = vermek.= mature. M. öncü. introduce. foreseeable. prevail pre-dynastic Egypt = hanedanlık öncesi Mısır (Eski Mısır’ın henüz hanedanlarca yönetilmeye başlamadığı. en etkili. definite. zıt anl. ruling. çoğunlukta olan. duyarlılığı ya da yatkınlığı olmak) predominant = ağır basan. öngörmek.ÜDS Sözlüğü precise = 1) tam. zamanı gelmemiş. illustrate. kesinlikle. yaklaşık 3150 yılı öncesindeki dönem) pre-eminence = üstünlük. öngörü. zıt anl. inaccurate precisely = tam olarak. bias preliminary = preliminer. henüz tam anlamıyla camlaştırılamamış malzeme pregnant = hamile. prognostic predictor = 1) belirleyici. immature. definitely. unripe. early.= unpredictable prediction = tahmin. forerunner predict = tahmin etmek. hide present (isim) = hediye. undeveloped. ön. peşin hüküm. anticipation predictive = sonucu önceden gösteren. demonstrate. zıt anl. göstermek. rather. açıklık. hüküm sürmek. göstermek. exactly. tedavi vs. forerunner. kesin. haberci. more readily / willingly preference = tercih preglass = cam üretiminin icat edilmesi sürecinde. zıt anl. 2) uçaksavar atış noktasını belirleyen alet predispose (to) = predispoze olmak (bir hastalığa önceden eğilimi. enjoin. attendance. zıt anl. conserve. ivedi.= indefinite. ilk.= imprecision. saklamak. zıt anl. distinguished.= probably. takdim etmek. anticipate. üstün olmak. ready (to) pre-Roman = Roma (devri) öncesi prescribe = 1) (ilaç. accuracy. sooner. kural olarak koymak. zıt anl. zıt anl. reveal. zıt anl.= overdue. vakitsiz. işaret(çi). prime.= over-thecounter / nonprescription drug presence = varlık. existence. seçkinlik. titizlikle. secure presidency = başkanlık (dönemi) president = başkan. 2) sergilemek. in general. rigorous.= conceal. indicator. seçkin. için) reçete yazmak / vermek. öncü. cet. sunmak.com . maintain. cover.= least of all predominate = yaygın olmak. 2) dikkatli. 2) selef (aynı alanda mevcut kişilerden daha önce çalışma yapmış veya aynı görevde mevcut kişilerden daha önce görev almış kişi). ancestor. tanıtmak.

2) hüküm süren. 2) bahane pretend = numara yapmak.= latter. şehzade principal (isim) = müdür. common. headmaster principal (sıfat) = başlıca. future. yaygın olmak. önceki. prevalans (bir hastalığın görülme oranı). hinder.com . (The bomb was presumably intended to go off while the meeting was in progress. = Acil serviste. aboriginal primitive = 1) basit. suppose. rather pretty much = büyük ölçüde prevail = hüküm sürmek. formerly. zıt anl. widespread. etkinlik. respectable presumably = tahminen.= rarity prevalent = 1) olagelen. zıt anl. kapalı banyo / tuvalet vs. major principally = esas olarak. director. ruling prevent = (bir şey)’den alıkoymak. prestijli. initially. herhalde. mainly. sıklık. dominate prevailing = geçerli. futbol tutkusu ile diğer daha aşağı primatlardan ayrılır. temel. başlıca. old. in the future prey = av. baş. ana. ilkel. believe. by reasonable assumption. zıt anl. ilköğretim primate = primat (en gelişmiş ve zeki memeli gruplarına ait herhangi bir üye). perfect primeval = tarih öncesi çağlara ait. please? = Biraz yalnız kalabilir miyim lütfen? (“Özel ihtiyaçlarımı görebilmem için odadan çıkabilir misiniz?” anlamında.125 pressure = basınç pressurising = basınç altında tutan pressurize = basınç altında tutmak prestigious = saygın. ilke printing press = matbaa makinası prior (to) = önceden. 2) mükemmel. defensive preventive detention = gözetim altında tutulma previous = önceki. earlier. galiba. (May I have some privacy. protection preventive = önleyici. principle.= unusual. probably. engelleme. (He prides himself on being a good singer. daha önceleri. saf privacy = gizlilik. preceding priority = öncelik. zıt anl. concession privileged = ayrıcalıklı.= public privatisation = özelleştirme privilege = ayrıcalık. preemptive prevention = önleme. avoidance. dominant.)) private = özel. subordinate primary education = temel eğitim. extravagant pretentiously = gösterişçi bir şekilde. prevailing. be common. şirin. aslında. engellemek. tutuklu.= secondary. mainly.= subsequently. hakim olan. kime öncelik verileceğine karar vermek zordur. engelleyici. gerçek dışı pretentious = gösterişçi. gibi) kişinin bazı özel ihtiyaçlarını gizlilik içinde görebilme olanağı. precedence. imtiyazlı. eski. rare prevalence = yaygınlık. itibarlı. esasen. allow preventable = önlenebilir preventative = önlemeye yönelik. uncommon. yaygın. etkin. tutsak pristine = bozulmamış. make ready prime (isim) = 1) asıl. zıt anl. pervasiveness.= modestly pretty = 1) güzel. hakim olmak. act pretended = sözde. sıkça rastlanan. favoured. stop. zıt anl.= let. hususi. yaygın.) prime (fiil) = harekete / patlamaya hazır hale getirmek.= underprivileged www.) prism = prizma prisoner = mahkum. zıt anl. en önemli. = İyi bir şarkıcı olmaktan (ötürü) gurur duyuyor. main.ÜDS Sözlüğü . varsaymak.) presume = sanmak. uncivilised princeling = küçük prens. simple. birinci kalite. esas. predominance. zıt anl. önlemek. mostly primary = birincil. = İnsan. think pretence = 1) rol yapma. esir. okul müdürü. (özel dolap. next previously = önceden. (The human differs from the lesser primates in his passion for football.= rare. epey. chiefly principle = prensip. main. zıt anl. current. tahmin etmek. zıt anl. -miş gibi davranmak. former. tahminen toplantı devam ediyorken patlaması planlanmış. önüne geçmek. koruyucu. = Bombanın. (In an emergency ward it is hard to decide who to give priority to. essentially. başlangıçtan beri var olan. current. zıt anl.) primarily = başlıca.= predator pricing mechanism = fiyatlandırma sistemi pride oneself on (doing) smt = bir şeyden / bir şey yapmaktan gurur / kibir duymak. 2) oldukça. öncelikle. quite. ana. chief. advantaged. numara. game. predominant. 2) primitif. widespread.bademci.

superficially profusely = çokça. olasılıkla probe (fiil) = araştırmak.= shorten prolonged = uzun süreli prominence = ün. explore probe (isim) = sonda (insansız. kazançlı. önemli. geleceği parlak. tarım ürünleri produce (fiil) = üretmek. çarpıcı şey. yol. söz promising = umut verici.= weakly. gelişme. gradually progressively blurred = zamanla bulanık hale gelen prohibit = yasaklamak. fame prominent = öne çıkan.ÜDS Sözlüğü prize = çok değer vermek. dikkat çeken. famed. reformist. bolca prognosis = (çoğul: prognoses) prognoz (bir hastalığın süresi ve gelişimi hakkında tahmin) programmed cell death = programlanmış hücre ölümü progress (fiil) = ilerlemek.= superficial profoundly = derin. outstanding promise (fiil) = (bir olguya) işaret etmek. geliştirmek. gitgide. doğurgan. progression processing = işleme. profit-making profit-oriented = kar amacı güden profound = derin.= conservative. output. carry on. publicise.= unproductive productivity = üretkenlik. advocate. advancement. bright. zıt anl. fruitful prolong = uzatmak. announce Proctor Prize = William Proctor Ödülü (bilimsel araştırmalar yapan ve bu araştırmaları bilim dünyasıyla paylaşan üstün başarılı bilim insanlarına verilen ödül) produce (isim) = ürün. açıklamak. efficiency professional = profesyonel professional association = meslek birliği profit = kar. procedure. zıt anl. zıt anl. declare. working on proclaim = ilan etmek. possibility probably = muhtemelen. obstruct www. oluşmasına izin vermek.= lehinde. unpromising promote = desteklemek. ban prohibition = yasak. distinction. 2) (bir şeyden) kaynaklanmak / ortaya çıkmak proceeding = yargılama usulü. 2) yansıtmak. (bir şeyin olacağını) vaat etmek. artmak. development. zıt anl. zıt anl. treating. yapıt production chain = üretim zinciri (bir üretim ile ilgili olarak hammadde sağlanması. continue. incelemek. encourage. yöntem. forbid. tanı koyma. 3) engelleyici project = 1) planlamak. ihtiyaçları vs. zıt anl. verimli. serious.= regress progressive = 1) ilerici.126 . söz vermek.bademci. kapsamlı. kazanç process = süreç. thoroughly. make product = ürün production = yapım. well-known. prolifere olmak proliferation = çoğalma prolific = üretken.= stop. tasarlamak. prodüksiyon. deep. extend. (reklamla) tanıtmak. intense. prolific. öngörüp (onların meydana gelmesini beklemeden) harekete geçen. belli bir yönteme dayalı işlem) proceed = 1) ilerlemek. deeply. gelişmek. ünlü. unfavourable. -den yana proactive = muhtemel sorunları. amaçla uygulanan. hopeful. 2) (hastalık için) ilerleyen.com . pazarlama gibi tüm aşamalar) productive = üretken. ban prohibitive = 1) (fiyat için) fahiş. prosedür (araştırma. problemli problems of this nature = bu türden sorunlar procedural = usule ait procedure = işlemler sırası. devam etmek. rantabl. Project for OnBoard Autonomy probability = olasılık. zıt anl. küçük uzay aracı) problematic = sorunlu. eser.= discouraging. izdüşürmek project back = geri yansıtmak proliferate = (hızla) çoğalmak. advance. şöhret. kuvvetli. işleme. büyük. 3) derece derece progressively = gittikçe. investigate. zıt anl. sürdürmek.= retroactive Proba satellite = 2001’de uzaya gönderilen bir dünya görüntüleme uydusu. give one’s word promise (isim) = vaat. şeçkin. greatly value pro. 2) yasaklayıcı.= impede. muamele proceeds = (çoğul kullanılır) gelir. generate. regard highly. tedavi etme vb. uygun ortam hazırlamak. zıt anl. fruitful. zıt anl.= loss profitability = karlılık profitable = kârlı. productive. remarkable. zıt anl. advance progress (isim) = ilerleme.

2) kanıtlamak. improper. zenginleşmek. teşvik etmek. thrive. (proved problematic = problemli çıktı). zengin. Espri yapmak için uygun bir zaman değil. litigate. suggestion propulsion = itici güç pros and cons = bir şeyin olumlu ve olumsuz yanları / avantaj ve dezavantajları prose = nesir. düzyazı prosecute = (aleyhine) dava açmak. = Bakan. deny prove (smo) right = (birisi)’ni haklı çıkarmak prove successful = başarılı olmak. (He was born sixty-four years ago to a prosperous family. 2) iddia makamı prospect = başarı şansı. refah içinde. flourish. = Her hayvanın kendine özgü içgüdüleri vardır. right. recommend.= late. (He didn’t close the door properly. (Every animal has its proper instincts. percentage. = Kapıyı doğru dürüst kapatmadığı için oda birkaç dakika içinde gittikçe soğudu. inclination proper = 1) doğru. resistant proof = kanıt. feature. suitable. evidence propagate = üre(t)mek. sensitive.= wrong. expected. izlenecek yöntem ve işlem sırası). zıt anl. münasip. easily. zıt anl. appropriate.bademci.) property = 1) (bir madde vs. yarar sağlamak www. uygun bir şekilde. (a prospective mother = müstakbel anne / anne adayı) prosper = gelişmek. nispet. belongings prophecy = kehanet prophesy = kehanette / tahminde bulunmak proportion = oran. likelihood prospective = müstakbel. defend. security protective = koruyucu protein aggregate = protein yığını / kümesi protein fiber = protein lifi protein-binding partner = protein bağlayıcı kısım / bölge (proteinin kendisine bağlanmasını sağlayan ve bunu vücudun belirli bölgelerine taşıyan hücre yapısı) protein-rich food = proteinden yana zengin yiyecek protocol = 1) protokol (yapılacak bir iş ya da araştırma ya da işlem için hazırlanan ayrıntılı plan. correctly. teklif. shelter. expectancy. zıt anl. gerektiği gibi. adam gibi. mal-mülk. likely. 2) (tıpta) bir ilaç veya tedavi için uygulama planı protract = küçük ölçekle kopyasını yapmak prove = 1) (bir şey olduğu) ortaya çıkmak / anlaşılmak. 2) evlenme teklif etmek proposition = öneri. ileri sürmek.= disproportion proportional = orantılı. uygun. tanıtım prompt (fiil) = harekete geçir(t)mek. suggestion propose = 1) önermek. teklif. doğru olarak.ÜDS Sözlüğü . secure protect against = (bir şey / birisi)’ne karşı koru(n)mak protection = koruma. and the room got colder and colder in a few minutes. acele. This is not a proper moment for a joke. teklif etmek. evlenme teklifi. meyil. adequately. readily. 2) mülkiyet. develop prosperity = refah prosperous = başarılı. delil. put forward. susceptible. keep safe. tendency. ileriye hareket ettirmek. relatively proposal = öneri.127 promotion = reklam.= slowly. = Altmış dört yıl önce hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olarak doğdu. orantı.) prostate cancer = prostat kanseri prostitute = fahişe. zıt anl. sue prosecution = 1) ceza davası.= disprove.). peculiar. zıt anl. rapidly. hayat kadını protect = korumak. çoğal(t)mak. olması gereken. reproduce. spread propel = itmek. characteristic. zıt anl. olası. işe yaramak prove useful = yararlı olduğu ortaya çıkmak prove valuable = değerli olmak. suggest. yürütmek propeller = pervane propeller plane = pervaneli uçak propensity = eğilim. slow promptly = çabucak. rapid. encourage prompt (sıfat) = çabuk. kazançlı. ispatlamak. ihtimal. establish. (We are in the middle of an operation. için) özellik. affluent. yay(ıl)mak. 2) kendine özgü. duly.= improperly. yatkın. olasılık. correct. bring about. multiply. kollamak. late prone (to) = eğilimli. (directly proportional = doğru orantılı) proportionally = orantılı (olarak). confirm. speedy. unduly.= immune.) proper handling = gereği gibi ele alma / halletme proper sitting posture = düzgün oturma şekli properly = doğru dürüst / düzgün. offer. hızla. tütün reklamlarının yasaklanmasını önerdi. cezai takibat. = Bir ameliyatın ortasındayız. kolayca. karlı. zıt anl.com . (The Minister proposed that tobacco advertising should be banned.). nitelik.

püskürtmek punching = zımbalama punishment = ceza. tin psychiatric disorder = psikiyatrik bozukluk (akıl ve ruh hastalığı) psychiatrist = psikiyatrist. = Satın aldığı şeyler arasında birkaç kitap da vardı.bademci. civil servant public spending = kamu harcamaları (kamu kuruluşlarınca yapılan harcamalar) public square = kent meydanı publication = yayın. vilayet provincial = eyaletlere ait. yayınlanmış pull apart = ayırarak uzaklaştırmak pull down = yıkmak. ignore provided that = koşuluyla.= withhold provide for = geçimini sağlamak. satın alabileceği ticari mallar bakımından kıymeti). bring up. halk public apology = kamu önünde özür dileme public decision-making = kamu adına karar alma (işi) public expenditure = kamu harcamaları (devletin kamu yararı için yaptığı harcamalar) public finance = kamu finansmanı public interest = kamu yararı public land = kamu arazisi. açıklamak. advertising publicize = (bir şey)’in reklamını / propagandasını yapmak. basılı metin public-health measure = halk sağlığı için alınan önlem publicity = 1) aleniyet. tanıtım. bulmak. psikiyatr (akıl ve ruh hastalıkları uzmanı) psychic = psişik. zıt anl. memelilerin.= neglect. paçayı kurtarmak pull up to / with = (diğer bir yarışmacı vs.= join pull through = (bir bela veya hastalıktan) kurtulmak / kurtarmak. destroy. ilan edilmiş. zıt anl. zıt anl. koparmak pull out of = (bir yerden)’den ayrılmak / çıkmak. 2) kısa frekanslı ışık huzmesi.= private property public relations = halkla ilişkiler public safety = kamu güvenliği public servant = devlet memuru. set up pull in = toplamak. 3) koşul. şartıyla province = eyalet. temin etmek. leave. demolish. zıt anl. eyaletlerle ilgili provision = 1) sağlama. advertise publish = 1) ilan etmek. 3) (elektrik vs. (diğeri)’ni yakalamak pull up = kaldırmak. akciğere ait pulmonary ventilatory system = akciğerli solunum sistemi (insanların. imkan hazırlamak. gather pull out = çekip / söküp çıkarmak. şart provisional = geçici.) ile aynı düzeye gelmek. foster. ile) şok (verme / gönderme işi) pump out = dışarı pompalamak. kalp atışı.128 . tedarik. cezalandırma.= erect. supply. penal purchase (fiil) = satın alma. ruhsal psychoactive drug = psikoaktif ilaç (zihinsel prosesler üzerinde etkili olan ilaç) psychological = psikolojik (psikoloji / ruhsal durum ile ilgili) psychologist = psikolog. buying purchase (isim) = satın alınan şey. psikolojik yöntemlerle tedavi etme) psychotic behaviour = psikoz davranış (ağır ruh hastalığı olan bir kişinin davranışı) psychotic episode = psikoz nöbeti (ağır ruh hastalığı nöbeti) puberty = ergenlik dönemi public = kamu. temporary. sürüngenlerin ve kuşların sahip olduğu. ikna vb.ÜDS Sözlüğü proverb = atasözü provide (with) = sağlamak. 2) reklam. 2) yayımlamak.com . zıt anl. kasnak pulmonary = pulmoner. sağlanan imkanlar.) purchasing power = alım gücü (birim paranın veya birim çalışma karşılığı kazanılan paranın. supply. zıt anl. 2) hüküm. buying power www. propaganda. şöhret. promotion. (Among his purchases were several books. basmak published = açıklanmış. herkesçe bilinme. dışarı çekmek pulley = makara. asıl gaz değişiminin akciğer içerisinde gerçekleştiği solunum sistemi türü) pulp = kağıt hamuru pulse = 1) nabız. psikoloji uzmanı psychopathology = psikopatoloji (anormal davranışlar ya da akıl hastalıkları bilimi) psychophysiological = psikofizyolojik (normal ya da normal olmayan fizyolojik proseslerin zihinsel fonksiyonlar üzerindeki etkisiyle ilgili) psychosocial = psikososyal psychotherapeutic drug = ruhsal bozukluğu tedavi etmeye yarayan ilaç psychotherapy = psikoterapi (hastayı telkin.= permanent proximity = (pozisyon olarak) yakınlık psyche = (felsefede) ruh. quit. penalty punitive = cezai. sökmek. render.

eklemek. 2) (telefonda) bağlamak. put into effect put into practise = uygulamaya koymak / geçmek put like that = o şekilde ele alınırsa put off = 1) ertelemek. zıt anl. yoluna koymak. dışarı atmak put over = 1) başarılı / güzel bir şekilde ifade etmek / anlatmak. chase. add put on trial = yargılamak. lower put a premium on = prim / değer vermek put a stop = bir son vermek. spend (time) put in its simplest terms = en basit anlatımla put into effect = yürürlüğe koymak. 2) sinirlendirmek. (bir şeyin) anlaşılmasını sağlamak. propose. (bir uğraşı) sürdürmek.) put up with = tahammül etmek. baffle puzzle (isim) = bilmece. insanların cennete gitmeden önce dünyada işledikleri günahlar için cezalandırılacakları yer Puritan = Püriten (Hıristiyanlık dininde. chase. onu bitirmek put aside = bir kenara koymak. (There are many inconveniences and pain that have to be put up with after you have undergone a major operation.).) asmak. seek. repel put on = 1) (elbise vs. postpone. hayrete düş(ür)mek. emphasise. Aztekler’den kalma büyük bir piramit) www.= push down. risk put down = 1) (yere. quit pursuit = izleme. mahkemeye göndermek put out = 1) söndürmek. not vs. 2) yazmak. bulmaca. öne çıkarmak. = Büyük bir ameliyat geçirdikten sonra. peşinde olma. zıt anl.bademci. arttırmak. zıt anl. implement. yükseltmek. spare put at risk = tehlikeye atmak. postpone. defer put pressure on = baskı yapmak. 2) ertelemek. put across. saati vs. geri veya aşağı) koymak. trail. completely Purgatory = Katoliklik inancına göre.com . kaydetmek. (Sales began to decline after they put up the prices. worsen put the focus on = (bir yer)’e. sadece. 2) (tarihi. saklamak. make a record of put emphasis on = vurgulamak. exclusively. zorlayarak ileriye götürmek push up = yukarı çekmek / itmek. (bir şey yapmaya) zorlamak put right = düzeltmek. connect put to good use = iyi bir şekilde kullanmak put to the test = test etmek. birleştirmek. wear. increase. bütünüyle. biriktirmek. tiksindirmek. (kötü bir gidişe vs. (She is very good at putting her views over in meetings. assert. aramak. 3) eklemek. raise. post. confusing. dayanmak. 3) (fiyatı) yükseltmek. görüşlerini güzel bir şekilde ifade etmekte çok başarılı. 2) tamamen. baffle puzzle over = anlamaya / çözmeye çalışmak puzzlingly = şaşırtıcı.= give up. rectify. ilan.= take down. peşine düşmek. tolerate. Protestan Kilise’ye bağlı olan Püritenlik mezhebi ile ilgili) pursue = izlemek. hayret verici. riske sokmak. express put ahead of = (bir şey)’in önüne / ilerisine geçirmek put an end to = (bir şey)’e son noktayı koymak. 2) (poster. enter.) kurmak.ÜDS Sözlüğü .) açmak.) giymek. confuse. turn on. convey.= damage.) dur demek put across = etkili bir şekilde anlatmak / açıklamak / söylemek. baffling Pyramid of the Sun = Güneş Piramidi (Bugün Meksika sınırları içindeki Teotihuacan antik kentinde yer alan. stress put forward = 1) önermek. 2) (ışık vs. put into force put into force = yürürlüğe koymak. zıt anl. 2) (zaman) harcamak. = Toplantılarda. = Fiyatları arttırdıklarından beri satışlar düşmeye başladı. takip. tahammül edilmesi gereken pek çok rahatsızlık ve acı olur. toplamak put up = 1) (çadır vs. fikir ortaya atmak.) ileri almak put high on (one’s) list of priorities = öncelik listesinin üst sıralarına koymak put in = 1) içeri koymak. 2) (bir şey)’den soğutmak. upset put out of = (bir yerden) çıkarmak. lay. save.) puzzle (fiil) = şaşır(t)mak. extinguish. accomplishment push = itme. teste tabi tutmak put together = (parçaları) bir araya getirerek üretmek. ileri sürmek. (bir şey)’e odaklanmak put through = 1) (başarılı bir) sonuca ulaştırmak.129 pure = saf pure alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin tamamen yitirilmesi durumu purely = 1) yalnızca.

3) çeyrek. earthquake qualified enough = yeterince vasıflı qualify (for) = (bir iş) için gerekli niteliklere sahip olmak. yön. amount quantum = (çoğul: quanta) kuantum (fizikte. (You are quite right. özellikle atomik ve atomaltı seviyelerde. semtler. nicelik. pek. = Tamamen haklısınız. give up. sorgulamak. waiting line quintessence = mükemmel bir örnek quit = bırakmak. deprem. vasıf quality-control = kalite kontrol (özellikle mühendislik ve üretim alanlarında.com . 2) tamamen. doubt. izin verilen en az ya da en çok miktar) quote = alıntı yapmak. nitelik. question quest = arayış.) quota = kota (alınmasına / satılmasına / üretilmesine vs. epey. (kendisinden bir şey gelen veya beklenen) merci.Q Q QQ quadrant of meridian = bir meridyen dairesinin dörtte biri. argue queue = sıra. çevre. dispute. kuyruk. count. yaşanan mekanlar query = sorgulamak. (bir metinde) tırnak içinde söz aktarmak www. sayıya dökmek. müşteri gereksinimleri ve standartların yakalanması konularında çalışmalar yürüten disiplin). 2) yer. kutup ile Ekvator arasındaki uzaklık quake = yer sarsıntısı. measure quantitative = nicel. halt quite = 1) oldukça. kalitatif quality = kalite. be eligible (for) qualitative = nitel. kantitatif quantitative trait = nicel (kantitat if) özellikler quantity = miktar. leave. genellikle temel parçacıkların enerji ve momentumlarını tanımlamakta kullanılan bölünemez birim) Q quantum mechanics = kuantum mekaniği (fizik biliminin. vazgeçmek. search question = 1) doğruluğundan kuşku duymak. niteleyici. madde ile enerji arasındaki ilişkiyi araştıran alanı) quarter = 1) makam. quality engineering quantifiable = miktarı belirlenebilir / ölçülebilir quantify = nicelemek. topluluk.bademci. one fourth quarters = (çoğul kullanılır) mahalleler. hak kazanmak. 2) tartışmak.

infrequency. nispet rate of absorption = emilim oranı www. quick. arbitrarily. breed. 2) dizmek. çabucak. 4) pek çok. pace. and . zıt anl. sürat. seldom.R R RR rabies = kuduz hastalığı race (fiil) = yarışmak race (isim) = yarış racial discrimination = ırk ayrımcılığı racially = ırk yönünden racism = ırkçılık racist = ırkçı radar reflection = radar yansıması (radar cihazının gönderdiği ve hedefe çarpıp yansıyarak radara geri dönen radyo dalgası) radiate = yayılma. radyasyon radiation portal monitor = içinden geçen araçlarda radyoaktif madde taşınmakta olup olmadığını anlamaya yarayan. (sıralamada) yukarıda olmak rapid = çabuk. dünyanın en popüler şehirleri arasında yer alır. storm. 3) mutfak ocağı.= lower. scarce. barely. kökten. zıt anl. 4) (soru) sormak raise doubts = şüphe uyandırmak rampant = alıp yürümüş. farklı. sıralamak. . fundamental radically = alışılmışın çok dışında bir şekilde.bademci. increase. 2) (para) toplamak. isilik rate = 1) hız.= common rarely = nadiren. nurture. surge raid = baskın.= under control random = rasgele. . decrease. dizi. rasgele. = Harry Potter dizisi tüm zamanların en çok satan kitaplarının başında geliyor.= slowly rare = nadir. . classify range = 1) seri. . safi sahtekarlık rank first = birinci olmak.= slow rapidly = hızla. extraordinarily radioactive = radyoaktif. widespread. rate. sıra. 2) oran. collect. RTG radionuclide = radyonüklid (bir elementin radyoaktif izotopu) radius = (çoğul: radii) yarıçap rage = şiddetle devam etmek. . variety rank = sırala(n)mak. zıt anl. güvenlik aramalarında insanların içinden geçtiği metal dedektörlerini andıran bir alet radiation-therapy machine = radyasyon tedavi cihazı radical = radikal. quickly. menzil. fast. zıt anl. bir listede) belli bir sırada olmak. radioisotope thermoelectric generator. akın rain down = (yağmur gibi) yağarak düşmek rain forest = yağmur ormanı (yüksek miktarda yağış alan ve yüksek düzeyde biyoçeşitlilik içeren orman) rainfall = bir bölgeye.= commonness. zıt anl. esaslı.) rank above / below = (birisi)’nden yüksek / aşağı rütbede / düzeyde olmak rank fake = yüzde yüz sahte. tesadüfi.= systematically range (from . accidental. zıt anl. rareness. belli bir zaman aralığı içinde düşen toplam yağış rainwater monitoring station = yağış izleme istasyonu R raise = 1) yükseltmek. sınıflandırmak.= systematic randomly = düzensiz olarak.com . . hızlı. birinci sırayı almak rank high = üstlerde olmak. seyreklik. 3) yetiştirmek. zıt anl. uncommon. elevate. uncontrollable. zıt anl. gather.= often. rank. zıt anl. to . (Istanbul ranks among the most popular cities in the world. (örn. spread out radiation = yüksek hızlı parçacık veya elektromanyetik dalgalar yoluyla enerji iletimi. dal budak sarmış. . . 2) erim.) = 1) (bir şey ile) (başka bir şey arasında) değişmek. arttırmak. büyütmek. amplitude rash = deride ortaya çıkan kızarıklıklar.).). (Harry Potter series rank first among the best-selling books of all-time. az görülür / bulunur. radyoaktivite ile ilgili radioisotope thermal generator = radyoaktif bozunmadan açığa çıkan enerjiyi kullanarak elektrik üreten jeneratör. haphazard. tez. = Istanbul. frequently rarity = nadirlik. kurdeşen. vary (between .

seve seve. mantıklı. ilgi vs.= past recent finding = en son bulgu recently = yakın zamanda. geri tepmek rebound (isim) = 1) çarpıp geri sıçrama. (All we need is a reasonable amount of land and sunlight to grow our vegetables. isteklilik. yırtıcı raw = ham. zıt anl. epeyce. varlığını kabul etmek recognised = kabul gören recognition = kabul. cause reasonable = 1) makul. late. rejection recognizable = tanınabilir. arrive. çabukluk. zıt anl. bir hayli. diğeri tarafından bastırılan. remember. promptly.) reasonably = makul oranda / düzeyde. hazırda / kolayda. somewhat rather than = (bir şey)’den çok / ziyade ratify = onaylamak. zıt anl. için) tarif recipient = alıcı.= forget recognise = 1) farkına varmak. saymak. hazne. respond to. container. oldukça. encouragement rebel = asi reborn = yeniden doğmuş rebound (fiil) = çarpıp geri sıçramak. geri plandaki. current. hızla. withdrawing. acceptance. = Bu bakteriler kolaylıkla tanımlanabilir. düşünmek. hatırlamak.= dominant recipe = 1) formül. distinguishable recognizably = tanınabilir / ayırt edilebilir şekilde. 2) (resmi olarak) tanımak.= refusal. (Do you reckon it is going to rain tomorrow? = Yarın yağmur yağacağını düşünüyor musun?) reclaim = kullanılabilir hale getirmek. distinguish. discernibly. sound. discernible. holder receptor = reseptör. zıt anl. recovery rebuild = yeniden yapmak / inşa etmek recall = anımsamak. ışın reach = ulaşmak. regain recognise (as) = (olarak) tanımak. geri çekilmek receive = 1) almak. zıt anl.= unreasonable. canlı. approval. think.ÜDS Sözlüğü rate of damage = hasar oranı rather = oldukça. zıt anl. popülarite. calculate. işlenmemiş ray = ışık huzmesi. late. uygun miktarda / ölçüde. tasdik etmek ratio = oran ravenous = saldırgan. tanıma. quite. 2) düzelme. live real wage = reel ücret (enflasyonun erittiği kısım düşülerek hesaplanan gerçek ücret) realize = 1) farkına varmak.132 . identify.= forget recast = yeniden biçim vermek recede = yavaş yavaş azalmak. zıt anl. dengi olan recite = ezberden okumak reckon = sanmak. ayırt edilebilir. onay. remember. hizmet gören reciprocating = karşılık gelen. be aware of. 2) (bakım. rapidly. emit.= slowly. (These bacteria can be identified readily.bademci. varmak. 2) gerçekleştirmek rearrange = yeniden düzenlemek. fair. 2) (yemek vs. easily. distinguishably www. geri tepme. reorganize reason = sebep. preparedness reading public = halkın okuyan kesimi readjust = yeniden uyum sağlamak / alışmak real estate = gayrimenkul (arsa. son zamanlarda. zamanında. kolayca. yöntem. willingly. taşınmaz mal) real time = gerçek zamanlı olarak.) görmek receive medical attention = 1) tıbbi müdahale / bakım görmek.com . en yakın / yeni. take. suçlanmak.= give. acknowledge. 2) tıbbi çevrelerin ilgisini çekmek receive more than one’s share of smt = payına düşen şeyden fazlasını almak receive the blame = suçlamaya maruz kalmak. pick up. hesaplamak. acknowledgement. hatırlamak reach back to a 1993 law = 1993’te çıkartılmış bir yasayı gündeme taşımak / yasadan yararlanmak reach up to = uzanarak (bir şey)’e yetişmeye çalışmak. neden. uzanmak react to = (bir şey ya da bir kişi)’ye tepki göstermek. oppose react with = (bir şey) ile (kimyasal) tepkimeye girmek react chemically = kimyasal reaksiyon göstermek readily = çabucak. 2) yeteri kadar. acceptably reassemble = tekrar bir araya getirmek reassurance = (bir kişinin) endişelerini gidermeye çalışma. suç (onun) üstüne kalmak recent = (yakın geçmişten bahsederken) en son. realise. zıt anl. logical. lately receptacle = kap. bina vb. = İhtiyacımız olan tek şey sebzelerimizi yetiştirmeye yetecek kadar arazi ve güneş ışığı. come reach back (to) = eskilere uzanmak.) readiness = hazır olma. alıcı recession = (ekonomide) durgunluk recessive = çekinik.

worsening. turn to. resort to. suggestion. tazelenmiş. show. purify. improve. zıt anl. healing. unnecessary. bahsetmek. 2) söz etmek. zıt anl. kibar. arıtılmış.ÜDS Sözlüğü . tekrarlayan. restore refer to = 1) atıfta / göndermede bulunmak. esnasında tekrar ağza gelmesi) reform (fiil) = ıslah etmek. (bir şeyin öyküsünü) aktarmak. enlist. unemployed reef = resif.= deteriorate. cure. 2) işsiz. zıt anl. zıt anl. önermek. reinstitute recreational = eğlence türünden recruit = 1) asker toplamak. 2) (bir iş için) eleman aramak. processed. kendine gelmek. harmonise. 2) rekor record levels = rekor düzeyler / seviyeler record-breaking = rekor kıran recorded history = kayıtlı / yazılı tarih recount = anlatmak. indirim. indirgenmiş reduced intake = azaltılmış alım / tüketim reduced mortality = azalan ölüm oranı reduction = azal(t)ma. avoid. yenilik. işe almak. kayda geçirmek record (isim) = 1) kayıt. suggest recommendation = tavsiye. unique recurring = tekrarlayan. decrease. remark. remedy. crude. mention refine = saflaştırmak. sığ su kayalığı re-establish = yeniden kurmak. yeniden bir araya getirmek recommend = tavsiye etmek.bademci.= deterioration. integrate. canlanmış. uzlaş(tır)mak. tekrarlama. in(dir)me.133 recognized citizen = vatandaşlık haklarına sahip kişi recombine = birleştirmek. diminish. kendini tutmak. (The words of the matron clearly reflected concern over the patient’s situation. decrease.) reflection = yansıma reflux = reflü (yenen yemeğin. employ recruitment = eleman / personel alma recur = (hastalık. happen again. zıt anl. uyku vs. teklif etmek. mention. zıt anl.) kurtulma. recurrent recycling = geri dönüşüm red blood cell = alyuvar redate = yeniden tarihlemek rediscovery = tekrar keşfetme redistribute = dağılımını değiştirmek. revision refraction = (ışık için) kırılma refrain (from) = çekinmek. arıtmak. ileri sürmek. 2) kurtarmak. (olayları) yerli yerine koymak. = Başhemşirenin sözleri.com . 2) bahis. zıt anl. abstain (from).= increase redundant = 1) gereksiz. geri kazanmak. narrate recover = 1) iyileşmek. yeniden dağıtmak reduce = azal(t)mak. guide. öneri. repetition recurrent = yinelenen. proposal recommended = tavsiye olunur / edilir. suggested recommended daily allowance = tavsiye edilen / önerilen günlük tüketim miktarı reconcile = aralarını bulmak. improve refined = 1) rafine. salvage recoverable = yeniden kazanılabilir recovery = 1) (hastalıktan. cut down.= alienate reconfigure = tekrar değiştirmek / ayarlamak reconnaissance = (askeri veya bilimsel amaçlı) keşif. offer. saflaştırma refit = yeniden kullanıma hazır hale getirmek reflect = yansıtmak. hikaye etmek. lower. öksürük vs. için) nüksetmek. 4) (bir şey) ile ilgili olmak. repetitive. tekrarla(n)mak. be related to reference = 1) başvuru. advice. asker yazmak. yok olmaktan vs. retrieval recovery ward = ameliyat sonrası derlenme (kendine gelme) odası recreate = yeniden yaratmak. yeniden yapma / düzene sokma record (fiil) = kaydetmek.= coarse. eski haline dön(dür)mek. revitalized www. bring up. 2) ince. hastanın durumu ile ilgili kaygısını açıkça yansıtmaktaydı. zıt anl.= increase reduced = azal(tıl)mış. telafi. source. repeat itself recurrence = yineleme. göstermek. indulge refreshed = yenilenmiş. get well. improve reform (isim) = reform. istihbarat toplama reconnaissance mission = keşif görevi reconsider = tekrar ele almak. düzeltmek. kaynak. tell. düzeltmek. iyileşme. revival. direct to. zarif refinement = arıtma. sakınmak. 3) başvurmak.= single.= give in. improvement. restructure reconstruction = yeniden inşa. 2) yeniden elde etme. yeniden incelemek reconstruct = (kısmen bilinen bir şeyin) bütününü belirgin hale getirmek.

= accept rejected = reddedilmiş. istikrarlı. about regardless of = (bir şey)’e bakılmaksızın / bağlı olmaksızın. (olduğuna) inanmak. gerçeğine bakılmaksızın. pekiştirmek. . denetim. stimulatingly. canlandırmak relapse = 1) sağlığı kötülemek.= accept refute = (delillerle) çürütmek. reddetmek. 2) (bir şey) ile ilgili olmak. dikkate almak. durumlar. korku vs. reddetmek. dismiss. barınak.= exhaustingly refrigerant = soğutucu. view as regard with = (şüphe. iyileşmek. bağlantılı. mess up regulation = düzenleme. location register (fiil) = 1) kaydetmek. yanlışlığını kanıtlamak. discredit. zıt anl. believe. kontrol. have a connection with related = ilgili. in spite of. tescil etmek. maalesef. gözüyle bakmak. kabul etmemek.= welcome regrettable = üzüntü veren. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) reign = saltanat. consider regard as = saymak. get worse. hükümdarlık. güçlendirmek.= unrelated related to = (bir şey) ile ilgili relating to = (bir şey) ile ilgili olarak relation = bağlantı.) reinforced = güçlendirilmiş reinforced concrete = betonarme reinforcing = destekleyici. = . pitiful. arrange. uzman doktora ast). strengthen. unfortunately regular = düzenli.bademci. deny. takviye edici reinstate = eski mevkisini / görevini geri vermek reinstitutionalization = tekrardan bir kuruma / yapıya dahil etme. ayarlamak. adjust.= confusion. coolant refrigerated chamber = soğutulmuş oda refuge = koruma alanı. zıt anl. devamlı. işleyiş. sağlamlaştırmak. zone.= weaken. zıt anl. register regret = pişmanlık duymak. esef etmek. tutarlı. geri çevirme rejuvenate = beslemek. anlaşılmak. 2) eski kötü huylarına geri dönmek. zıt anl. turn down. bir yasa vs.= upset. .134 .= desirable regrettably = ne yazık ki. although. = Kaza ile ilgili son teknik rapor. alan. ilinti relative (isim) = akraba relative (sıfat) = göreceli www. insanlar) arasında bağlantı kurmak. münasebet relationship = ilişki. pişmanlık uyandıran. adjustment. with reference to. pay attention.= confirm regain = yeniden elde etmek / kazanmak regard = ilgilen(dir)mek. inconsistent regular hours = düzenli saatler regulate = denetim altında tutmak.com . feel sorry (about). consistent. düzene sokmak. ’yi tekrar yürürlüğe koymak reintroduction = tekrar ortaya çıkma reiterate = tekrarlamak. confuse. zıt anl.) register (isim) = sicil. tekrar kurumlaştırma reintroduce = yeniden tanıştırmak. takviye etmek. zıt anl. kural / kanun koyucu regulatory = düzenleyici rehabilitate = hasarını gidermek. depreşmek. = Şaşkınlığı yüzüne vurmuştu / yüzünden anlaşılıyordu. . geri çevrilmiş rejection = ret. monitor. zıt anl. tekrar piyasaya sunmak. (The final technical report of the accident reinforces the findings of initial investigations. without considering regardless of the fact that. reject. unsteady. deem. invalidate. repeat reject = yadsımak. rule reinforce = desteklemek. (olarak) görmek / değerlendirmek. (Her surprise registered on her face. bölge. düzenlemek. despite the fact that regardless of their income = gelirlerine bakılmaksızın regenerate = yenilemek. consider as. area. messing up regulator = düzenleyici. preserve refuse = geri çevirmek. unfortunate.) ile bakmak / yaklaşmak regarding = ile ilgili. yeniden oluş(tur)mak. çevre. regrow region = yöre. zıt anl. steady. record. ilk araştırmalarda elde edilen bulguları destekliyor. 2) kayıt memuru registry = bkz. çalışma. monitoring. arrangement.= irregular. . kayıt registrar = 1) İngiltere’de orta konumda hastane doktoru (stajyere üst. ilişki. zıt anl. ayarlama. fall back relate = 1) (olaylar. refuse. rehabilite etmek. link. 2) (bir şeye) sahip olduğu görülmek / gözlemlenmek. zıt anl.ÜDS Sözlüğü refreshingly = canlandırıcı / diriltici / umut verici şekilde. connect. restore rehabilitation = rehabilitasyon (herhangi bir sebeple çalışma yeteneği azalmış bir organa ya da vücut parçasına. concerning. repent. in connection. zıt anl.

gönülsüzlük. (It was with reluctance that I accepted their invitation because I was too busy to attend any such occasion. dindirmek.= fall asleep remain stable = sabit kalmak. noticeably. 2) yardım. tarih boyunca insanlığın en merhametsiz düşmanlarından birisi olmuştur. kutsal emanet. considerably. yerinde. liberate. zıt anl.). cure. trustily.= tighten up relaxation = gevşeme. albüm vs. corpse. stay awake. issue release (isim) = salma / salıverilme. ruin.= detain.= unreliably reliance = güvenme. stay. notable. düzeltmek. zıt anl.= slightly remedy (fiil) = çaresini bulmak. gönülsüz.= ordinary remarkably = dikkate değer bir şekilde. appropriate. yatıştırmak.= willingly. 3) nöbeti devralmak religious = 1) dinsel. unwillingly. rahatlatma. insafsız. connection relevant = konuyla ilgili. 2) kurtarmak. 2) (bir şey ya da birisi)’nin yardımıyla (bir işi) başarmak. ease.135 relative to = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. intensify. dışarı vermek. bearing. rescue. 2) ceset. zıt anl. azaltmak. transmit release (fiil) = 1) salıvermek. endless. zıt anl. unwilling. merciless.) re-make = yeniden / baştan yapmak remarkable = dikkate değer.= unreliable reliably = güvenilir bir biçimde. yadigar. nakletmek.= keenness. dışarı verme. alleviate.) piyasaya çıkarmak. alleviation.) reluctant = isteksiz.) relevance = ilinti.= willing. comfort. ilişki. hesitant. entrust. (konuya) uygunluk. (There is a plan as to bringing St. comparatively relativism = bağıntıcılık. (bir şey)’e nazaran relatively = göreceli olarak. imprison. pass on. 3) (haber. treat.= distrust. Nicholas’ bones and other relics back to The Church of St. zira öyle bir olaya katılamayacak kadar meşguldüm. = Davetlerini gönülsüzce kabul ettim.) basıp yaymak. depend on. unwillingness. dinlenme relaxed pace = yorucu olmayan tempo relay = aktarmak. credibility reliable = güvenilir. durumunu korumak. yayma. rapid eye movement remain = değişmeden kalmak. sağlam. zıt anl. rescue workers relieve = 1) rahatlatmak.= irrelevant reliability = güvenilirlik. loosen. = Aziz Nikolas’ın kemiklerinin ve diğer kutsal emanetlerinin Demre’deki Aziz Nikolas Kilisesi’ne getirilmesine dair bir plan var. 2) (ilacı bedene) yaymak. Nicholas in Demre. dependence reliant on = (bir şey)’e güvenen / güvenir bir halde. din ile ilgili. eager reluctantly = isteksizce. zıt anl. değişmemek remain uncurtailed = azalmadan kalmak remain virtually unchallenged = neredeyse rakipsiz olmak remaining = geriye kalan remains = (çoğul kullanılır) 1) kalıntı(lar). harabe. extraordinary. (Her relentless efforts in the clinic were at last rewarded by a promotion. gönülsüzce.) REM = uykuda rüyaların görüldüğü süreç. arta kalan. (Today we rely on computers to perform innumerable tasks. kurtarmak. = Cesedi hiç bulunamadı.bademci. bel bağlama. görecelik relativity theory = görelilik (izafiyet) teorisi relax = gevşemek.ÜDS Sözlüğü . 2) dindar. 3) nöbeti devralan kişi relief supplies = yardım malzemesi relief workers = kurtarma ekibi (çalışanları).) relief = 1) ferahlama. olağanüstü. bağımlı relic = (genellikle manevi değeri olan) kalıntı. merhametsiz. uneager. pious reluctance = isteksizlik. eagerly rely on = 1) (bir şey ya da bir kişi)‘ye güvenmek / itimat etmek / bel bağlamak / bağımlı olmak. bildiri vs. zıt anl. zıt anl. belirgin bir şekilde. rahatlamak. hafifletmek. (Tuberclosis has been one of the most relentless enemies of mankind throughout history. = Tüberküloz.= aggravate. dependable. zıt anl. discharge. yayılmak. discharge release into = (bir şey)’in içine salmak. pitiless. (His remains were never found. = Klinikteki bitmez tükenmez çabaları sonunda bir terfi ile ödüllendirildi. zıt anl.com . zıt anl. (film. leftover. 2) acımasız. help. zıt anl.= vary remain awake = uyanık kalmak. trustworthy. zıt anl. nispeten. zıt anl. = Bugün pek çok işi bilgisayarların yardımıyla başarmaktayız. ferahlatmak. emin. restore www. vermek relentless = 1) bitmez tükenmez.

değiştirme. according to general belief www. tiksindirici. azal(t)ma. substitute replacement = replasman. zıt anl. yavrulayan. yer değiştirme. örneği olmak. zıt anl. propagate reproduction = üreme. düzeltmek. temsilci representative democracy = temsili demokrasi (halkın. revolting reputable = saygın. güya. zıt anl.com . yenileme.= single. gündelik hayattan çok uzak. (History repeats itself. (His stories are too remote from everyday life. yineleme. 2) parça kumaş remote = 1) uzak. yerine koyma. 2) etkisini geç gösteren remote-control = uzaktan kumanda remote-controlled = uzaktan kumandalı / kumanda edilen remotely = uzaktan. ortadan kaldırma remove = 1) ortadan kaldırmak. zıt anl. typical. repellent.= install. hatırlatıcı şey remission = hafifle(t)me.bademci. supplant replace with = (bir şeyi başka bir şey) ile değiştirmek. relief reminder = hatırlatma. multiply. anlatılana göre reporting staff = muhabirlik yapan personel repository = ambar. distant. nam. recondition. imitate. yinelenen deney / deneme. change. kararların bu temsilciler tarafından alındığı demokrasi türü) reprocessing plant = yeniden işleme tesisi reproduce = 1) kopyalamak. restore renovation = yenileme. correspond to representation = tasvir. depo represent = 1) temsil etmek. tekrarlamak yolu ile üretilen şey. provide. fruitful. tekrarlayan. credit. 2) (kabuk. 2) mümessil.= worsening remnant = 1) kalıntı. give. esteem repute = ad. seçtiği temsilciler aracılığı ile kullandığı. betimlemek.= disreputable reputably = saygın bir şekilde. recurrent. yenilemek. tıpkı basım. arta kalan şey. (Will you please repeat what I say? = Lütfen benim söylediklerimi tekrarlar mısınız?). çıkarmak render = 1) vermek. pay back repeat = tekrarla(n)mak. exemplary. 2) göstermek. duplicate replicate (isim) = 1) yinelenen deney / deneme.) çoğalmak. return. unique replace = (bir başkası)’nın yerini almak / yerine geçmek. çoğalan. çıkarmak. bildirmek report (isim) = 1) rapor. 2) karne. yerini alma. redo.). zıt anl. 2) üremek. esteemed. = Hikayeleri. act as. reprodüksiyon reproductive = reprodüktif (üreyebilen). için) temizlemek. replica. recurrence repetitive = yinelenen. ad. depict. replica replication = 1) tekrar(lama). deva. çıkarmak. cure. alleviation. tadilat yapmak. şöhret. için) kiralama noktası reorder = yeniden düzenlemek reorganisation = yeniden düzenle(n)me repair = onarmak. 3) (vücuttan dışarı) atmak. display. 2) kopya. tadilat rental site = (araç vs.) doldurma. eliminate. zıt anl. respectable. rivayete göre. yeniden oluşturan. make renew = yenilemek. sağlamak. relaxation. şöhret reputedly = sözde. mend renewable = yenilenebilir renewable energy = yenilenebilir enerji renewable resources = yenilenebilir kaynaklar renovate = yenilemek.ÜDS Sözlüğü remedy (isim) = çare. over and over repetition = tekrar. substitute. from a distance. tipik. yinele(n)mek. copy. simgelemek. 2) benzerini / kopyasını yapmak. fertile. iyileştirmek repay = geri vermek.= closely remotely operated = uzaktan kumandalı remoteness = uzak olma removal = yerini değiştirme. çoğalmak. take away. egemenliğini. uzaktan kumanda ile. substitution replacement kidney = (eskisinin yerine) nakledilecek böbrek replenish = tekrar doldurmak replenishment = (bir kaptaki eksilmiş olan sıvıyı vs. defalarca. make more. = Tarih tekerrürden (tekrardan) ibarettir. 2) aslına çok yakın ya da tamamen benzeri kopya. onarmak. betimleme representative = 1) örnek. kılçık vs. taklit etmek.= infertile reproductively = üreme bakımından / ile ilgili olarak repulsive = itici. yavrulamak. yenileme replica = kopya replicate (fiil) = 1) (hücre bölünmesiyle vs. replicate report (fiil) = rapor etmek.136 . ilaç.) repeatedly = tekrar tekrar. ödemek. 2) belli bir duruma / hale getirmek. 3) haber reportedly = bildirilene göre. re-establish. supply. honourably reputation = ün.

compel. rica. pause. react (to) response = yanıt. remainder resiliency = esneklik. tepki. taşınmak resettlement = yeni bir yere / bölgeye yerleşme reshape = yeniden şekillendirmek.137 request (fiil) = talep etmek.= surrender. demand require = (bir şey) istemek. dirençli. decide. olanak. hassas. çözüm. depend on. üzerinde bulunmak. andırmak. offended reserve = saklı tutmak. 2) cevap vermeye istekli. yield to resistance = direniş.= vulgarity respectful = saygılı respective = (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken) respectively = sırasıyla. necessity research = araştırma research position = (üniversitedeki) araştırma(cı) pozisyonu researcher = araştırmacı resemblance = benzerlik. remaining residue = artık. sakin. leftover. (kökünü / temelini bir yerden) almak. decision. hava alıp verme respiratory = solunumla ilgili.= delicate. relief respond (to) = karşılık vermek. reaction responsibility = sorumluluk. dignity. kaynaklar.= differ from resent = içerlemek resentful = küskün. elastikiyet. withstand. oblige. oppose. regard highly respectability = saygınlık.ÜDS Sözlüğü . (residential area = ikamet alanı. relaxed resting blood pressure reading = istirahat halinde tansiyon ölçümü www. gücenik. karşılık. rezervuar reset = yeniden ayarlamak / başlatmak re-settle = yeniden yerleşmek. zıt anl.bademci. inhabitant residential = 1) yatılı. depo. employ resource = kaynak. tender resistivity = özdirenç (birim uzunluktaki bir materyalin. mola. opposition resistant (to) = dayanıklı.) respiration = soluma. içinden geçen elektrik akımına gösterdiği direnç) resolution = 1) karar. (bir şeyin) sorumlusu. (bir şey)’den destek almak. fotoğraf makinesi gibi cihazların detayları görüntüleme kapasitesi) resolve = 1) çözmek. yükümlülük. demand requirement = gereksinim. solunuma ait respiratory bronchiole = akciğerlerde hava keseciklerine kadar ulaşan en küçük kanallar respiratory surface = solunum yüzeyi (canlılarda akciğer. zıt anl. dwell residency = 1) ikametgah. hindrance. demand. 2) doktorluk ihtisas devresi resident = bir yerde oturan kimse.com . call for. 2) karar vermek. (bir şey)’i gerektirmek. recover resort = tatil beldesi. 2) ikamet ile ilgili. look / be like. (The cities of Basle and Brussles are in Switzerland and in Belgium respectively. ask for request (isim) = istek. kalıntı. (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken). liability. zorunlu kılmak. reply. exemption responsible (for) = (bir şeyden) sorumlu. similarity. arta kalan. kendini çabuk toparlayan. solve. ask. zıt anl. karşı koyma. solungaç gibi gaz alışverişinin gerçekleştiği kısım) respiratory system = solunum sistemi respite = erteleme. means respect = 1) (kurala) uymak. reactive. dinlenme yeri resort to = (çare olarak bir şey)’e başvurmak. zıt anl. 2) çözünürlük (bilgisayar ekranı. konutlar için ayrılmış bölge) residual = artık. count on. dweller. 2) dinlenme rest on = (bir şey)’e dayanmak. göçmek. zıt anl. claim requisite = gerekli şey. ayırmak reserves = rezerv. güçlükleri yenme yeteneği olan resin = reçine resist = direnmek. supply.= immunity.= distinction resemble = benzemek. zıt anl. karşı koymak. take after. be supported by rest with = (bir kişi)’nin sorumluluğunda olmak. obey. be (under) the responsibility of rested = dinlenmiş. live. 2) itibar göstermek.= unresponsive rest = 1) (‘the rest’ şeklinde kullanılır) geri kalan kısım.= irresponsible responsive = 1) duyarlı. alter reside = ikamet etmek. elasticity resilient = çabuk iyileşebilen. = Basel ve Brüksel kentleri sırasıyla İsviçre ve Belçika’dadır. oturmak. iyiye gitmek. ihtiyaç. leftover. necessity. residence. supplies reservoir = hazne. 3) azalmak. zıt anl. enduring. confront. dilek. tepki göstermek. dargın. havza. hardy. zıt anl. mesken. talep. blame.

confined. peaceful restless leg syndrome = huzursuz ayak / bacak sendromu (huzursuzluk nedeniyle ayakları / bacakları devamlı hareket ettirme hali) restorative = şifalı. 2) geri verme.= irreversible revert to = (bir şey)’e geri gitmek. show. sınırlayıcı. ayet revenue = gelir. contrary. suppression. 2) kısıtlı. sınırlamak. disclosure. zıt anl.= conceal.) ters yönde çalıştırmak. devrim niteliğinde revolutionise = devrim niteliğinde değişiklik yaratmak. be caused by. enlarge restricted = 1) yasak. 2) (film. iyileştirici. baskı. hide revelation = 1) açığa çık(ar)ma. reaction retardation = retardasyon (zeka vs. 2) (işlerin vs. remake revive = canlan(dır)mak. diriliş. healing.138 . holding. = Kasaba. canlandırma.= relief. same reversible = geri döndürülebilir. sınırlamak. limited.) restriction = kısıtlama. control. tutma. cause resulting = sonuç olarak ortaya çıkan.= give up. (bir şey)’e dönmek review = yeniden gözden geçirmek. restriction. modify revision = gözden geçirip düzeltme. zıt anl. çığır açan.= release. carry on. reconstruct restrain = 1) dizginlemek. eski haline getirilebilir. aktif hale gelme. canlanma. income reverberate = yankılanmak. zıt anl. zıt anl. withdraw return = 1) geri dön(dür)mek. muhafaza etmek. unlimited.= abandon. iade etme return to favour = şansı dönmek. özel izni olmayan gazeteciler ve halk için yasak bölge ilan edildi. zıt anl. kendinde saklamak. zıt anl. uneasy. suspend resumption = yeniden başlama. limiting restructure = yeniden yapılandırmak.= covering up. kazanç.= forget rethink = yeniden / tekrar düşünmek retire = emekliye ayrılmak retirement = emeklilik retract = geri / içeri çek(il)mek. kararı vs. (bir şey)’e yol açmak / neden olmak.= relieve restraint = kısıtlama. revive revival = 1) yeniden canlanma. opposite.com . tiyatro oyunu için) geçmişte sahnelenmiş bir eseri (farklı oyuncular ve farklı yorum ile) yeniden sahneleme. zıt anl. için gerilik) retention = 1) alıkoyma.= calm. restart. sınırlı. sürdürme resurgence = tekrar faaliyete geçme. tell. limitation restrictive = kısıtlayıcı. reorganise restructuring = yeniden yapılandırma result from = (bir şey)’den meydana gelmek / çıkmak / doğmak / kaynaklanmak. uyanış. 2) kısıtlamak. disclose. control. saygı göstermek reversal = 1) (bir siyasi anlayışı. tamamen değiştirmek www. come from result in = (bir şey) ile sonuçlanmak. (bir şey)’in sonucu olmak. geri gitmek. açığa vurmak.) köklü bir şekilde değiştirme. hasılat. tabuları yıkmak. parallel. hold. yeniden incelemek. yasak. ters. geri. keeping in memory. revival retain = 1) tutmak. karşı saldırı. keeping.= forward. 2) vahiy. sınırlı.= set free.= free.bademci. kalınan yerden devam etmek. keep in (one’s) mind retaliation = (bir saldırıya) yanıt / karşılık. hurried. dizginleme. (The town is announced to be a restricted area barred to people and journalists without special authorisation. (yeniden) hayat vermek revolt = isyan. keşif. zıt anl. huzursuz. restrain. revive resuscitation = yaşama döndürme.= broaden. zıt anl. zıt anl. 2) hafızada / akılda tutma.) tersine dönmesi reverse (fiil) = (pervaneyi vs. eski haline döndürmek. change to the contrary reverse (sıfat) = aksi. tersine / geri çevirmek. reestablish. diriltmek. zıt anl. ayaklanma revolution = devrim revolutionary = devrimci. let go. 2) akılda tutmak. zıt anl. kontrol altına almak. ortaya çıkarmak. go over revise = gözden geçirip düzeltmek. alıkoymak. diriltme. continue. go back. yeniden popüler olmak return to power = iktidara dönmek return to prominence = tekrar ünlenmek / rağbet görmek return to the fore = tekrar ön plana çıkmak reveal = göstermek. sonuçtaki resume = yeniden başlamak. modification revitalize = yeniden canlandırmak. zıt anl. suppress. limit. indulgence restrict = kısıtlamak. tornistan etmek. forbidden.= free. curative restore = restore etmek. zıt anl. fix. zıt anl. limited. keep. revival resurrect = yeniden diriltmek / canlandırmak / ortaya çıkarmak. backward. aksetmek revere = hürmet etmek. yasaklanmış. unlimited restricted = kısıtlı. sahip olmak.ÜDS Sözlüğü restless = hiç durmayan.

insurgent ripe = olgun ripen = olgunlaş(tır)mak. 2) sağ (taraf). kristalize olabilen ve katalizör görevi görerek siyaniti zararsız hale getiren bir tür enzim) rhyme = uyak.ÜDS Sözlüğü . strict. increase. stiffly.= flexible. satisfactory rewind = geri almak. strictness. için) kavurmak.).= lax. derhal. deformable rigidity = katılık. eğilip bükülmeyen.139 revolve = bir nokta veya eksen etrafında dönmek reward = ödül. beat rib = kaburga ribozyme = ribonükleik asit enzimi (diğer RNA moleküllerinin bölünmesinde katalizör olarak görev gören RNA molekülü) rice hull = pirincin dış kabuğu rice-based diet = pirince dayalı beslenme rich in vitamins = vitamin bakımından zengin riches = zenginlikler Richter Scale = Richter Ölçeği (sismolojide kullanılan. kükreme roast = (kahve çekirdeği vs. free from.= left right across = her tarafına. dikkatli. competition RNA = ribonükleik asit (protein sentezinde rol alan genetik materyal). prize. ayak. ayaklanmacı. throughout. zıt anl.) meydan okumaya hazırlanmak risk of infection = enfeksiyon riski (bulaşma tehlikesi) risk-free = tehlikesiz risk-taking = risk alan risky = riskli. baş ağrısı. zıt anl. şekli bozulmayan. (kaseti) geri sarmak.= decrease rise to importance = önem kazanmak rise to the challenge = zorluklara göğüs germek. edge riot = ayaklanma. sağlam. zıt anl. tırmanmak. floppy. break free from ridge = (coğrafya terimi olarak) sırt. kalça ve omuz eklemlerinde görülen ve şekil bozukluklarına yol açan eklem iltihabı) rhodanese = rodanaz (hücre ve bakterilerde bulunan. dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranlarını belirleyen ve sınıflara ayıran uluslararası bir ölçüm birimi) rickets = raşitizm (çocuklarda D vitamini eksikliği ve yeterince güneş ışığı görmeme sebebiyle oluşan. (The disease spread right across the country. (Arabic women must stand up for their voting rights. relaxed rim = kenar. correctly right-wing = sağcı rigid = katı. dayanıklı. artmak. compete with rival (isim) = rakip. border. at once. gülünç duruma düşürmek ridiculous = gülünç. (birisi) kadar iyi olmak.= punishment rewarding = doyurucu. el ve ayak bilekleri. zıt anl. mature rise = yükselmek. competitor rivalry = rekabet. immediately right from the very start = ta en başından beri right of appeal = temyiz hakkı. fastforward rewire = (elektrik tesisatını) yeniden bağlamak / çalışır hale getirmek Reye’s syndrome = Reye sendromu (genellikle çocuklarda. saçma. sert. başkaldırı. ribonucleic acid roar = gürleme. silly right (fiil) = düzeltmek right (isim) = 1) hak.bademci. asi. zıt anl. dağ silsilesi ridicule = alay konusu etmek.= lenience rigidly = sıkıca. zıt anl. = Hastalık. muhtemelen virüs enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen. = Arap kadınlar oy verme hakları için seslerini yükseltmeliler. unsafe. sıkı. adet rival (fiil) = (birisi) ile rekabet etmek. kusma. isyan rioter = isyancı.com .= safe ritual = ayin. üst mahkemeye itirazda bulunma hakkı right-hand side = sağ taraf.= left-hand side rightly = haklı olarak. sertlik. kafiye rhythm = ritm. ülkenin her tarafına yayıldı. tight. relieve rid (oneself) of = (kendini) (bir şey)’den kurtarmak. küçük dağ sırası. firm. zıt anl. rebel.= loosely rigorous = özenli. kemik yumuşaması ile belirgin bir hastalık) rid of = (bir şey)’den kurtarmak. sağlam bir şekilde. zihinsel işlevlerde bozukluk gibi belirtilerle başlayıp kısa zamanda bilinç kaybı ve ölüme uzanabilen akut hastalık) rhetorical = söz sanatına özgü rheumatoid arthritis = romatoid artrit (genellikle el parmakları. tatmin edici. (bir duruma vs. opponent. zıt anl. (et ve diğer yemekler için) fırında pişirmek www. zıt anl.) right across the world = dünyanın diğer ucu(ndaki) right away = hemen. kurallardan şaşmayan.

operate on run out (of) = 1) yit(ir)mek. Ö. Roma’ya veya Roma Devri’ne ait Roman Empire = Roma İmparatorluğu (M. 2) zor. örnek alınan kişi veya şey roll (on / by) = (zaman için) geçip gitmek Roman = Romalı. yaklaşık olarak. çalıştırmak. tüketmek. hamam. 4. 2) hüküm verme. için) rotasyon. Ö. karar alma run = 1) işletmek. 2) çerçöp. zıt anl. elinden almak. 2) (ilacı damarlara vs.). ekin vs. bit(ir)mek. Myra gibi tanınmış antik kentlerde kalıntıları görülebilen tiyatro. (eleman ya da ekin türünü değiştirme işi) rough = 1) kaba. zıt anl. elemek. devre dışı bırakmak. exclude. mimari alanlarında derin kültürel izler bırakmış. kural. dinç. bıçak vs. approximately. reconstructed ruins = yıkıntı. 376 yılları arasında kalan dönem) root out = ayıklayıp atmak. hüküm. meydan vermemek. zıt anl. 2. güçlü. decide rule of law = 1) hukuk kuralı. steal robotics = robot bilimi robust = sağlam. hükmetmek. ortadan kaldırmak. düzen (aynı işin / işlerin belli aralıklarla tekrar edilmesi) routinely = rutin olarak row = sıra. = Korkarım ki antibiyotiğimiz tükendi. küçül(t)mek run in a family = bir aileye ait bir vasıf / özellik olmak. 2) (bir işi) sırayla yapmak rotation = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dönme. yy içerisinde savaşlardan uzak. Türkiye’de bulunan Side. yönetmek. takribi.bademci.) enjekte etmek run about = etrafta koş(uş)turmak run aground = karaya oturmak run away from = (bir yer / birisi / bir şey)’den kaçmak. gürbüz.= include ruler = 1) ülke yöneticisi. take. kökünü kazımak. güzergah. yıkmak. Perge. zıt anl. S.= accurate. çalmak. 1. para ve ölçü birimleri konusunda standartlar geliştirmiş. operate. expire run over = 1) ezmek. gözden geçirmek run through = 1) çabucak tüketmek. yy arasında tüm Akdeniz havzası çevresine egemen olmuş ve edebiyat. 2) geçerliliğini yitirmek. approximate. yoksun bırakmak. delip geçmek. 30 ile M. refah içinde yaşatarak “Roma Barışı” diye bir kavramın oluşmasını sağlamış. pierce www. more or less. use up.= restore.com .= accurately. israf etmek. yy ile M. 2) taşmak. unexpected rogue state = uluslararası antlaşmaları tanımayan. 2) azal(t)mak. use up. kalıntı. ile) delmek. düzen bozucu ülke role model = rol modeli. exactly route = hat. 2) (personel. garbage ruin (fiil) = harap / perişan etmek. 3) (bir şey) ile çalışmak. destroyed. devastated. döküntü. zıt anl. dizi royalty = 1) imtiyaz / patent / telif hakkı / ücreti. zıt anl. önlemek. weak rogue = beklenmedik. about. precise. exhaust. destroy. downfall ruined = harabe halinde. strong. nonsense. 2) cetvel ruling = 1) yasa. decompose.ÜDS Sözlüğü rob (of) = yağma / talan etmek. 2) (zaman) geçmek. sound. kendi başına buyruk. pass. remains rule = karar vermek.= restored. Aspendos. devastate. 3) tekrarlamak. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarından biri) Roman times = Roma Devri (M. rota routine = rutin. kökünden sökmek rot = çürümek. sıkıntılı. büyük ekonomik ve askeri gücü ile egemenlik alanındaki halkları özellikle M. 3) engebeli roughly = kabaca. tahrip. engellemek. çöküş. bazilika gibi binaların yüzde doksanından fazlasının yapımına önayak olmuş. mühendislik. yıkılma. aşağı yukarı. tükenmek. (bir eksen etrafında) dönen rotate = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dön(dür)mek. Makedonya’dan Mezopotamya’ya kadar tüm bölgeleri. hukuk.= frail. judge. harabe. 2) (kılıç. construct ruin (isim) = yıkım. (I am afraid we have run out of antibiotics.140 . exact. manage. 2) kraliyet ailesi rubber bullet = plastik mermi rubber-coated = plastik kaplı rubbish = 1) saçma. aleyhinde konuşmak. yıkıntı halde. S. saçmalık. döşediği taş yollar ile birbirine bağlamış. S. derelict. o ailede sıkça görülmek run off the same system = aynı sistemi kullanarak çalışmak run on = 1) durmadan konuşmak. 2) hukukun üstünlüğü rule of survival = hayatta kalma kuralı rule out = yok saymak. go bad rotary = dönel. deplete. escape from run counter (to) = (bir şeyin) aksi yönünde olmak / seyretmek run down = 1) kötülemek.

kentsel olmayan. yırtmak. linger. zıt anl. hurry. decrease running cost = işletme maliyeti running water = su tesisatından sağlanan / akan su runway = pist. zıt anl.bademci. tear apart rupture (isim) = yırtık. 2) saldırmak. increase.com . hızla akmak rush (isim) = koşuşturma. kırılma rural = kırsal. uçak pisti.ÜDS Sözlüğü . raise. rise.141 run up = art(tır)mak. tarmac rupture (fiil) = kırmak. break. zıt anl.= fall.= delay. köy hayatına ait. kırık. acele etme rushing = hızla akan rush hour traffic = trafiğin en yoğun olduğu saat(ler) www.= urban rush (fiil) = 1) koşarak gitmek. acele et(tir)mek. taşra. yüksel(t)mek.

rezil. numune. fullness satiety centre = (beyindeki) doyma / tokluk merkezi satisfactorily = tatmin edici bir şekilde. derece. try sample (isim) = örnek. sufficiently. scant scarcely = nadiren. zıt anl. temizlik sanitary sewer = sıhhi kanalizasyon tesisatı sanitation = 1) sanitasyon (temiz.= abundant. tatmin edici.= enough. zıt anl.) scarcity = kıtlık. az bulunma.= abundance www. (She is not a friend of mine. zıt anl. onu çok az tanıyorum. yetersiz. az. ceza. İsveç ve Finlandiya’yı içeren yarımada) scanning tunnelling microscope = kuantum tünelleme yöntemiyle çalışan. depressed. kıt. zıt anl. tatmin etmek satiation = doygunluk satiety = doyum. harmless. forfeit sad = üzgün. 2) onay. specimen sampling = örneklem(e) sanction = 1) yaptırım. zıt anl.S S SS sacred = kutsal sacrifice = feda etmek. reklam / tanıtım yazıları saline = tuz içeren (serum ve benzeri sıvı) salinity = tuzluluk derecesi salmon farming = çiftliklerde somon balığı yetiştiriciliği salon = salon. acceptable. poor saturate (with) = doyurmak. güvenlik. sergi salonu sample (fiil) = denemek. çok az. zıt anl. karar sanctuary = kutsal yer.= insane sanitary = sıhhi.= unsatisfactory. kanun. barely.bademci. look through scan (isim) = tarama. depressing. poorly satisfactory = doyurucu. pul pul olma scan (fiil) = 1) taramak (ışınların hareketini algılayan bir aygıtla görüntülemek). adequately. ample scar (fiil) = yara izi bırakmak scar (isim) = yara izi scarce = az bulunur. emdirmek saturated = doymuş saturated fat = doymuş yağ. skala scale model = ölçekli model scaling = pullanma. rare. güçlükle. zıt anl. give up.com . limited. I scarcely know her. emniyet yönergesi sail = yelken sales literature = satış sloganları. zıt anl. hijyenik olma hali).= danger. hazardous safe haven = güvenli sığınak safeguard = korumak.= dangerous. 2) temizleme. üzücü. yakın inceleme scandal = skandal. hardly.= cheerful safe = emniyetli. kum fırtınaları sebebiyle erozyona uğramış sane = aklı başında. inadequacy. rewarding. secure. hijyenik hale getirme sassafras = Kuzey Amerika ve Asya’da yetişen bir tür küçük ağaç satellite = uydu satellite-borne = uyduya yerleştirilmiş S satiate = doyurmak. muhafaza etmek.= unsatisfactorily. example. adequate. shameful Scandinavia = İskandinavya (Kuzey Avrupa’da.= unsaturated fat saturation = doyma. güvenli. zıt anl. zihinsel bir hastalığı olmayan. sağlıkla ilgili sanitary condition = hijyen. kollamak. rezalet. söz gelimi scale = ölçek. zıt anl. 2) yakından incelemek browse. hazard safety rule = emniyet kuralı. doygunluk save up = bir süre içinde yavaş yavaş biriktirmek say = örneğin. utanç verici. deficiency. Norveç. refuge. kepazelik scandalous = skandallarla / kepazeliklerle dolu. inadequate. doygunluk. = O benim arkadaşlarımdan biri değil. protect safely = güvenli bir şekilde safety = emniyet. maddeleri atom seviyesinde görüntülemeye yarayan mikroskop scant = sınırlı. himaye etmek. mabet sandstone = kumtaşı (kum tanesi büyüklüğünde mineral veya kaya tozlarından oluşmuş bir tortul kayaç türü) sandstorm-scoured = kum fırtınaları tarafından aşındırılmış. security.

= Eğer bir mutluluk planı başarısızlığa uğrarsa.).) schizophrenia = şizofreni hastalığı scholar = bilgin. alan.143 scare = korku scare away = korkutup kaçırmak scarlet fever = kızıl hastalığı scary = korkutucu. essential. (belirli niteliklere sahip şey veya kişilerin kapsamlı araştırmalar sonucunda belirlenmesi) screening programme = tarama programı (belli bir hastalığı belirleme amacıyla insanların muayeneden geçirilmesi / taranması) screening test = eleme testi. olanak score = puan scores of = çok sayıda (score = 20. perdelemek. tarife. suspiciously scepticism = kuşkuculuk. felaket. period seasonal = mevsimlik. akademisyen scholarship = 1) bilim. dispersed scene = manzara. tali. 2) kırbaç scouring = aşındırma scrape = sürtmek scratch = kaşımak. yaymak. subsidiary. block off seamount = sualtı dağı (zirvesi de dahil. investigation scuba diver = (oksijen tüpü ile dalan) balıkadam. monitor. heykeltıraşlık scurvy = iskorbit (yetersiz C vitamini alımına bağlı. sight scene of disaster = felaket bölgesi scenery = doğal manzara scenic = manzaralı scent = koku. düzen.= fundamental. insan doğası bir başka plana yönelir. mevsim. 2) fırsat. faaliyet alanı. 2) gizlemek. subordinate. human nature turns to another. scores of = yirmilerce (düzinelerce gibi bir ifade)). saçmak. 2) burs school = ekol. 2) koltuk seaward = denize doğru seaweed = deniz yosunu second year running = üst üste ikinci yıl secondary = ikinci derecede. tarama testi screw thread = vida dişi (vida bedeninin çevresindeki sarmallardan her biri) script = el yazısı scroll = parşömen tomarı / rulosu scrutiny = derinlemesine inceleme. strategy. 2) mühürlemek seal (isim) = 1) fok. araştırma. proje. range.bademci. (If one scheme of happiness fails. oturacak yer sağlamak seat (isim) = 1) (herhangi bir konuda otorite olan) merkez (şehir. eskiden denizciler arasında yaygın olan bir hastalık) sea bindweed = denize yakın kumullarda yaşayan pembe-mor çiçekli asma türü bir bitki seabed = deniz dibi seafloor = deniz tabanı seafood harvest = deniz mahsulleri hasadı seal (fiil) = 1) sızdırmayacak / ayrılmayacak şekilde birleştirmek. hide. sekonder. görüntü. dönem. kurum vs. sahne.ÜDS Sözlüğü . 2) mühür seal off = sızdırmayacak şekilde kapamak. ikincil. ders programı scheduled = programlanmış scheduled for = (belli bir zaman)’da (gerçekleştirilmek üzere) programlanmış / planlanmış scheme = hareket planı. saha. korumak. (bir şey)’i küçümsemek scope = 1) kapsam. dalgıç sculpt = heykel yapmak sculpture = yontu. şüphecilik schedule = program. mühürlemek. tırmalamak scream = çığlık screen = 1) incelemeden geçirmek. conceal screening = tarama. odour sceptic = şüpheci kimse sceptically = kuşkucu bir şekilde. tertip. primary www. olay. extent. education science fiction = bilimkurgu scientific = bilimsel scientific definition = bilimsel tanım scientific discovery = bilimsel buluş scientific potential = bilimsel potansiyel scoff at = (bir şey) ile alay etmek. disperse scattered = (oraya buraya) dağılmış. ürkütücü scatter = serpmek. dağıtmak. smell. lots of scourge = 1) bela.com . heykel. okul schooling = eğitim. zıt anl. yayılmış. tamamı denizin altında bulunan dağ) seaport = liman sea-route = deniz yolu seashell = deniz kabuğu season = sezon. bir mevsime özgü seat (fiil) = otur(t)mak.

ilaçla sakinleştirmek sedation = (yatıştırıcı bir ilaçla) yatıştırma. (See to it that he eats plenty of meat. pursue seek to do smt = bir şey yapmaya çabalamak. gizem. (bir tür) taviz / ödün beklemek seeker = arayan kişi seem to = (bir şey yapar) gibi görünmek. esrar secrete = salgılamak secretion = salgılama. pek az. zıt anl. apparently seep = sızmak segment = parça. take over. el koymak. özellikle itinayla seçilmiş (şey) selectively = seçici olmaya çalışarak. diyabete bağlı gelişen böbrek yetersizliği) second-hand smoke = pasif sigara dumanı (sigara içmeyen insanları etkileyen sigara dumanı) second-rate = (kalite bakımından) ikinci sınıf. inquire. örn. seyrek. hisse senedi. appear to be seemingly = görünüşe göre. ayrı tutma. dilim. salgı sect = mezhep sectarian = mezhepler ile ilgili. ele geçirmek. 2) aramak.= give up.= often selected = seçilmiş selection = seçim.144 . appear to seem to be = gibi görünmek. summon www. . titizlikle. help seed = tohum seed coat = tohum kabuğu seek = 1) (bir şey yapma)’ya çalışmak. çökelti seduce = ayartmak. try (to). protection sedate = (hastayı operasyon vs. seçki. kısım. düşük kalitede secret = sır. get. olduğundan emin ol(un). free seize on = alıp kullanmaya hevesli olmak. kesim. seçme şeyler bütünü. öncesi) uyutmak. peşine düşmek. oturarak geçirilen / yapılan sediment = tortu. ayrım seismologist = sismolog (deprembilimci) seize = tutmak. ele geçirmek. baştan çıkartmak sedum = damkoruğu bitkisi see at a glance = ilk bakışta görmek / farkına varmak see (to it) (that) = . kendi kendine bakma self-perception = kendini idrak / algılama / kavrama self-replicating = kendi kendini çoğaltan self-satisfaction = kendinden hoşnut olma self-sufficient = kendine yeterli. yardım etmek. kesim. yarıyıl semiconducting = yarı iletken özellik gösteren semiconductor = yarı iletken (elektronik devre üretiminde kullanılan bir tür malzeme) semi-dome = yarım kubbe seminal = kendisinden sonrakilere kaynak teşkil eden türden (araştırma / çalışma) semi-saline = yarı tuzlu semi-settled = yarı yerleşik semi-transparent = yarı-saydam send for = (birisi)’ni çağırtmak.ÜDS Sözlüğü secondary condition = ikincil sağlık sorunu (bir hastalıktan kaynaklanan nispeten daha önemsiz ikinci bir rahatsızlık.com . bölüm. kesit.) see off = (bir kişiyi) geçirmek / uğurlamak / yolcu etmek see through = (zor bir durumda) desteklemek. discriminatingly. araştırmak. release. sedatif (ilaç) sedentary = hareketsiz olarak devamlı oturan. zıt anl. tahvil gibi belgeler) security = güvenlik.bademci. support. yakalamak. sağlamak. (bir şey) getirtmek. rarely. (bir şey) olduğu anlaşılmak. haysiyet self-maintenance = kendini idame etme. zıt anl. . dilim segregation = fark gözetme. hastalıklar nedeniyle geçirilen) nöbet seldom = nadiren. hook onto seizure = (sara vs. kanına girmek. take. sakinleştirme sedative = sakinleştirici.= dependent self-supporting = kendi kendine yeterli semester = sömestr. = Bol miktarda et yesin / yedirin / yediğinden emin olun. parça. part secular = laik (dinsel konular ile devlet yönetimini ayrı tutan) secure = güvence altına almak. bir şey yapmak için uğraşmak seek waiver = (aleyhte bir kuralın / kanunun uygulanmasından) vazgeçilmesini istemek. carefully self-confidence = kendine güven self-esteem = özsaygı. mezhepsel section = kısım. catch. ensure securities = menkul kıymetler (bir finansal değeri temsil eden banknot. grab. collection selective = seçici (kişi). look for.

commence. birbiri ardına gelmek. akıllıca. celse set (fiil) = 1) ayarlamak.bademci. dizi set a good example = iyi örnek olmak. dingin. embark (on). bir gruba ait olma hissi sense of humour = espri / mizah anlayışı sense of pattern = desen anlayışı sensibility = ayırt etme yetisi. infirm senior = yaşça büyük. yerleşmek. düşünce. 2) yerine otur(t)mak. zıt anl. establish. başlatmak. (bir şey)’e mahkum etmek. 2) feshetmek. dizilmiş sequencing = sıraya sokma serene = berrak. paket vs. girişmek. geriye atmak. insensible sensibly = mantıklı bir şekilde. split.) koymak / belirlemek. hassas biçimde. thickskinned sensitively = duyarlı şekilde. farklı. kenara bırakmak. iyi bir örnek oluşturmak set aside = 1) bir tarafa koymak. zıt anl.= stay. duyarlı. zıt anl. temin etmek. (The paintings of the artist are exhibited in a chronological sequence. ciddi miktarda serve (to) = (bir şey)’e faydası olmak / hizmet etmek. halt www. start set off = 1) çalıştırmak.ÜDS Sözlüğü . huzurlu. servis serving = porsiyon session = (tedavi. hassasiyet. sansasyon sense = algılamak. zıt anl. = Ressamın tabloları. zıt anl.= unify separate (isim) = (birbirinden) ayrı.= foolishly sensitive = duygulu. duyarlılık sensible = mantıklı. zıt anl. order sequence (isim) = ardışıklık. önemli. bölmek. hüküm sentence of death = idam kararı sentence smo to (a punishment) = ceza vermek. postaya vermek. zıt anl. 2) heyecan uyandıran olay. set off. tranquil. senesans senile = bunak. begin. break-up. significant serious health consequence = (bir şeyin sonucu olarak ortaya çıkan) ciddi sağlık problemi seriously = önemli ölçüde. serve service (isim) = hizmet. delicate. 2) yolcu etmek send out for = (bir şeyin) gönderilmesi için sipariş vermek send smt tumbling = bir şeyi devirmek / yıkmak Senegal = Senegal (Batı Afrika’da yer alan bir ülke) senescence = yaşlılık.) göndermek. exciting. feeling. bağımsız. rational. reasonably. eli ayağı tutmaz olmuş. leave. emotion. cevap vermek. sensual sentence = karar. responsiveness.145 send off = 1) (mektup. become. ayırma. sekans. fit into. realistic.com . start. emotional. punish smo with (a punishment) sentiment = duygu. alıngan. aklı başında. iptal etmek set back = (ilerlemesini) geciktirmek. başlatmak. yola koyulmak. birbirinden uzaklaştırmak. yerleş(tir)mek. duygu. seri. perceive. durgun. established.= insensitive. için) kalıcı hale gelmek. sympathetically sensitivity = duyarlılık. develop. 2) yazarak kaydetmek.= foolish. zıt anl. kıdemli / üst düzey senior management = kıdemli / üst düzey yöneticiler sensation = 1) duyu. dizi. sıra serious = ciddi. 2) (ateş için) yakmak set (isim) = seri.= unification separatism = ayrılıkçılık septic sore throat = septik (mikrobik) farenjit sequence (fiil) = sıralamak. sınav vb. birbirini izlemek. provide service (fiil) = hizmet etmek. 2) (bir işe) girişmek.) sequenced = sıralanmış. fix. anlamak. yerleştirmek. akla uygun. amaçlarla yapılan) oturum. unrelated. grasp sense of community = topluluk / birliktelik duygusu. sıra.= united separation = ayrılma. emotion. perform serve a purpose = bir amaca hizmet etmek serve as = görevini görmek. kronolojik bir sıra içerisinde sergilenmiş.= insensitivity sensory neuron = duyusal nöron / sinir sensory response = duyusal tepki sensuous = duyulara hitap eden. 3) yola çıkmak set out = başlamak. delay set down = 1) (kural vs. tartışma. unconnected. hassas. start. opinion separate (fiil) = ayırmak. duyarlık. (bir şey)’e yaramak. …olarak hizmet etmek serve to = (bir şey)’e yaramak serve up = sağlamak. fix in set in motion = harekete geçirmek. record set down to = (bir şey)’i bir nedene bağlamak set foot = (bir işe / yere) adımını atmak set in = 1) (hastalık vs. birbirinden uzaklaştırma. peaceful series = dizi. sezmek.

inşa etmek. harshly. . shortage short-lived = kısa ömürlü. mil shake = sarsmak. zıt anl. tüy vs. korunak sheltered = korunmuş. biçmek shearing = kesme. tam. kıtlık. .= breakthrough setting = 1) (bir romanın vs. 2) sığınmak. 3) hangar shed light on = (bir olay vs. alter shift from … to . sapmak. participate in shark = köpekbalığı sharply = 1) sertçe. scarcity. şiddetli. yalnız. sallamak shallow = derin olmayan. = Ağaç keserken eli koptu. zıt anl. zıt anl. serious. çok. gemi ile gönderme shipyard = tersane shock wave = şok dalgası shoot (fiil) = ateş etmek shoot (isim) = filiz.bademci. yön değiştirmek. harshness. harshly.= softly. switch. diffuse. waste sewerage = kanalizasyon sewing machine = dikiş makinesi sextant = sekstant (eskiden genellikle gemiciler tarafından kullanılan ve yıldızlar arasındaki açısal uzaklıkları ölçerek yön bulmaya yarayan alet) shadow = gölge shadowed = 1) gölge altında. hard. aniden büyük miktarda shatter = 1) paramparça etmek. 2) keskin bir şekilde.) kurmak. sakinleşmek. complete sheer nonsense = safi saçmalık shell = (yumurta.= destroy. zıt anl. rigid. örtmek. sürgün shop display material = dükkanda sergilenecek malzeme shoplifting = dükkanlardan mal çalma shortage = eksiklik. institute. halis. (yün) kırkmak. pure.= lightly. disappointment. found. erect. abolish setback = aksama. üstünden atmak shed (isim) = 1) sundurma. protect shield (isim) = kalkan shift = kaymak. kır(ıl)mak. 2) pay share a common origin = ortak bir köke / geçmişe sahip olmak share in = pay sahibi olmak. şiddetle. çökerek yerleşmek settle down = 1) (bir yere) yerleşmek / yerleşmeyi tamamlamak. leniently severity = sertlik. difficult. çözmek. ruin shear = kırpmak. 4) (bir şey)’den kurtulmak. cover. build. take refuge (in) shelter (isim) = sığınak. .ÜDS Sözlüğü set over = (bir şeyi bir şeyin) üstüne yatırmak / koymak set up = (sistem. 2) ödeme. deficiency. many. iskân etmek. katı.)’yi aydınlatmak. 2) bozmak.) yaymak. . dwell. payment sever = ayırmak. calm settle on = (konusunda) karara varmak. yönelmek. zıt anl. şiddet. yakın zamanlı. bina vs. conclude. açık. sharply. rol almak. seriousness sewage = pis su. 2) (ayın) karanlık tarafında shaft = şaft. kop(ar)mak. harap etmek. = (bir şey)’den (bir şey)’e kaymak. başarısızlık. dikmek. lağım suyu. ciddi. various severe = sert.= abundance shortcomings = eksiklikler.= soft. geçici short-lived benefit = kısa ömürlü fayda shortness of breath = nefes darlığı short-term = kısa vadeli / süreli. 3) (ışık vs. firm. 2) ortam. kısa yol shortfall = eksik. decide on settlement = 1) yerleşim yeri. kırkma shed (fiil) = 1) (yaprak. zıt anl. kusurlar. mutabık kalmak. mild severely = sertçe. pek çok. karara varmak / bağlamak. sığ shape = şekil share (fiil) = paylaşmak share (isim) = 1) kısım. gözyaşı. için) kabuk shelter (fiil) = 1) korumak.) several = ikiden çok. deficiencies shortcut = kestirme. deficit. demolish. smash.) dökmek. kesim. his hand was severed. siper olmak. (While he was chopping wood. switch from . gently.com . (bir olay)’a ışık tutmak shed new light on = (bir şey)’i yeni bir anlayışla açıklamak / aydınlatmak sheep-rearing = koyun yetiştirme sheer = saf. break. barınak. misfortune. 2) baraka.146 . korunaklı shield (fiil) = korumak. salyangoz vs.= long-term short-term memory = kısa süreli hafıza www. sternly. ciddiyet. konusunun geçtiği) mekan ve zaman. dekor settle = 1) (bir yere) yerleş(tir)mek. ayrılmak. zıt anl. community. 2) (bir şey)’i aydınlatmak (bilgi vermek). ancak. 2) halletmek. 2) uslanmak. tuzla buz etmek. kısa süreli. to . . resolve settle back = çökmek. değişmek. yola gelmek. shift position = pozisyon değiştirmek shipping = gemicilik. inhabit.

dar kapsamlı. zıt anl.= comprehensive simulation = simülasyon (belli bir durumun veya koşulların. kötü www. belirti. sort out. show. difficult simplicity = sadelik. loud silicate sheet minerals = silikat levha mineralleri (granitin aşınması ile oluşan. false single = tek.= distinction similarly = keza.147 short-wavelength = dalga boyu kısa olan shot = 1) fotoğraf. individually sinister = uğursuz. oldukça. zıt anl. bury. reveal shrubby = çalı ile kaplı. açık yürekli.= stupid shrine = kutsal yer. manzara. 2) azal(t)mak. sicklemia side benefit = faydalı yan etki side effect = yan etki. signify significance = önem. considerable. imza etmek sign (isim) = işaret. zıt anl. meydana / ortaya çıkmak. seek siesta = siesta (İspanya ve Latin Amerika’nın İspanyol etkisi altındaki kesimine özgü geleneksel öğle uykusu). likewise simple = sade. benzer şekilde. unimportant. açıkgöz. attend shower = (bir şey)’e boğmak. zıt anl. samimi.ÜDS Sözlüğü . rahatsız sickle cell anaemia = orak hücre anemisi (genetik bir bozukluk sebebiyle alyuvarların orak şekilli olması sebebiyle oluşan anemi). eşzamanlı. mean.= slightly. avoid. 2) (yıkandıktan sonra kumaşta meydana gelen) küçülme. kayda değer miktarda protein sağlar. habercisi olmak.) significantly = epeyce. elementary. insignificantly signify = 1) göstermek. geleneksel silikon malzeme yerine silikon-yalıtkan-silikon düzeninde bir tabakalanmanın kullanıldığı yöntem silver-clad = gümüş kaplı similar (to) = yakın. avoid. substantially. bilgisayar ortamında canlandırılması) simultaneous = aynı anda. (Meat offers a significant amount of protein. eşzamanlı.= complicated. zıt anl. bir.= different similarity = benzerlik. örtmek. diminish shrinkage = 1) fire (üretimde kullanılmak üzere (kesilme vb. zıt anl. gömmek.= expose. şekerleme sift out = inceleyerek bir grubu diğer bir gruptan ayırmak.= disappear. bunun gibi. artful.= difficulty simplistic = (gerçekçi olmayan ve aşırı bir şekilde) basite indirgenmiş.com . benzer. conceal. 2) anlamına gelmek. zıt anl. injection should demand exceed supply = talep arzdan fazla olursa shoulder = sırtlamak show off = gösteriş yapmak. scene sign (fiil) = imzalamak. indication sign language = işaret dili signal = (bir olayın) sinyalini vermek.= consecutively sincere = içten. zıt anl.bademci.) işlemlerden geçirildikten sonra hammadenin arta kalan kısmı).= insignificant. plainness. Sicilia sick = hasta. classify sight = görüş. genuine. quiet. çekme shroud = kaplamak. 2) (bir toplantı vs. (bir şey)’den kaçınmak. sole single digit = tek haneli (sayı) single-storey = tek katlı singly = tek başına. zıt anl. considerably. importance significant = kayda / dikkate değer. 2) enjeksiyon. faaliyetini durdurmak. zıt anl. = Et. bypass. genellikle ince pullar halinde bulunan mineraller) silicon solar cell = silikon güneş pili (temel malzemesi silikon olan güneş pili) silicon-on-insulator technology = yarıiletken üretiminde. akin (to). synchronically. iğne. zıt anl. frank. caka satmak show up = 1) gözükmek. appear. evade shut down = kapamak. belirtmek.)’ye gelmek / katılmak. important.= insincere. yatır. basitlik. büyük oranda. concurrently. basit. easy. önemli. stand for silent = sessiz. değeri(ni) azal(t)mak. close down shuttle = mekik Siberia = Sibirya (Kuzey Rusya’da bir bölge) sibling = kardeş Sicily = Sicilya (İtalya’ya bağlı bir ada). one. zıt anl. signal. resemblance.= confront. türbe shrink = 1) (kumaş vs. indicate. gizlemek. gösterge. için) çekmek. picture. concurrent simultaneously = aynı anda (olan / yapılan). adverse effect side with = (bir şey / birisi)’nin tarafını tutmak / yanında yer almak sidestep = (bir şey)’i bertaraf etmek. zıt anl. clever. görme yetisi. alike. önemli ölçüde. çalılık shun = (bir şey)’den uzak durmak. contract. vision. zıt anl. yağdırmak shrewd = kurnaz. uncomplicated.= audible.

decline sluggish = yavaş. kalın dilim / levha slack water = (akıntının olmadığı) durgun su slam = şiddetle (ve gürültü ile) çarpmak slap = vurmak. zıt anl. location site-specific = mekana özgü situation = durum. yetenekli.= master slavery = kölelik sleep aid = uyumaya yardımcı ilaç sleep apnea = uyku apnesi (uyku sırasında solunumun zaman zaman 15-30 saniye süren kesintiler göstermesi) sleep face-down = yüzükoyun uyumak sleep on one’s side = yan yatarak uyumak sleep through = (bir gürültü vs. odaya vs. 4) bölge. düşüş sloping = meyilli slot = (uçak için) sefer slotting = yarık / delik açma slowdown = yavaşlama. sorunsuzca smother = boğmak. yüzeysel. decrease. big. 2) batmak sink into poverty = yoksulluğa düşmek. (bir işi vs.148 .) es geçmek. çarpmak slave = köle. işlem yapmayı geciktirmek. ehil skin = deri. 3) inşaat sahası. tiny skeletal = iskelete ait. kulağa.) üstüne oturmak / yatmak. kayarak gitmek slight = ufak ve ince yapılı.= active.) sit with an upright trunk = gövde dimdik olacak şekilde oturmak site = 1) yer. cilalı zemin vs.ÜDS Sözlüğü sink = 1) (değer. hüner. = O GSM firması bir aydır yaptığım şikayetin üstüne yatıyor. avoid. toz. escape ski-resort = kayak tatili beldesi skull = kafatası skylight = dam penceresi skyscraper = gökdelen slab = inşaatta kullanılan kalın ve yassı parça. yoksulluk batağına saplanmak sinus headache = sinuzal başağrısı (sinüslerin tıkanması ya da enfekte olması nedeniyle çekilen başağrısı) sit on = (bir şikayetin. işlevsel. su. için akupunktur yönteminde olduğu gibi) derinin uyarılması2 skip = (gidilmesi gereken bir yere) gitmemek. zıt anl. insignificantly. esir. seviye vs. zıt anl. vaziyet. dragging. cilt skin stimulation = (bir ağrıyı dindirmek vs. (skeletal size = iskelet büyüklüğü) skeletal system = iskelet sistemi skeleton = iskelet sketch = skeç (asıl tasarım veya resim hakkında fikir vermek ve planlamayı kolaylaştırmak amacıyla yapılan kabataslak çalışma). dumanlı sis.= small. marifetli.bademci. (bir şey boyunca) uyumak sleepiness = uyuklama hali slender = ince uzun slide = kaymak. zıt anl. göze.) smoke inhalation = duman inhalasyonu (duman soluma) smoke plume = havada uzanan duman smoking-related = sigaradan kaynaklanan smoothly = pürüzsüzce. ’de) kaymak. (He was slurring his words like a drunk. retardation. energetic slump = (fiyat. müşteri sayısı vs. = Siyah sis görüş mesafesini yaklaşık elli metreye düşürdü. kroki skilfully = becerikli bir şekilde. ability skilled = yetenekli. (That GSM company has been sitting on my complaint for a month. durgun. bölüm. şantiye. böcek vs. tokat atmak. azalma. ’ye rağmen) uyumaya devam etmek. large. expertise. ’de) belirgin düşüş slur = sözü ağızda geveler gibi konuşmak. (Black smog reduced visibility to about fifty metres. slide slip into = (gırtlağa. beceri. için) azalmak.) kaçmak / girmek slippage = performans düşüklüğü.) (yemek. kayma.com . iskeletle ilgili. (okul) asmak. kesat. = Bir sarhoş gibi kelimeleri ağzında geveliyordu. oy. 2) sit alanı.= immensely slip = (ıslak. küçük slightly = az miktarda. maharetle skill = ustalık. talebin vs. taslak.) small bowel obstruction = ince bağırsak tıkanması small intestine = ince bağırsak small-scale = küçük çaplı smart = zeki. state of affairs sizeable = oldukça büyük. brilliant Smart Cut = akıllı kesim tekniği (yarıiletken üretiminde kullanılan ve SOITEC adlı bir firma tarafından geliştirilmiş olan özel bir kristal kesim tekniği)3 smelt = madeni eritmek smog = (endüstrinin yol açtığı) kirli hava kütlesi. havasız bırakmak www. bir parça. yerleşim. a little.

. bugüne dek. (yukarıya) fırlamak. süzülerek uçmak. şu ana kadar. as long as so that = öyle ki …. only. as far as. artmak. to date so far as = kadar. in order that SO2 = sülfür dioksit (volkanlardan ve kimi endüstriyel işlemlerden ortaya çıkan. .bademci. (up) until now. gümrükten kaçırmak snack on = (bir şeyler) atıştırmak sniff = koklamak. NaNO sodium thiosulphate = sodyum tiyosülfat (fotoğrafçılıkta kullanılan bir tür kimyasal madde) soft tissue = yumuşak doku soften = yumuşatmak software = yazılım (bilgisayar programı) soil = toprak(lar) soil core samples = topraktaki tabakalanmayı görmek amacı ile çıkarılmış silindir şekilli örnek soil-marks = topraktaki izler solar = güneşle ilgili solar cell = güneş paneli / pili (güneş ışığından elektrik elde etmeye yarayan cihaz) solar system = Güneş Sistemi solar year = güneş yılı (365 gün) solar-type = güneş benzeri soldier = asker sole = yalnız. mak için. social problem social isolation = toplumdan soyutlanma social psychologist = sosyal psikolog (toplumsal şartların insanlar üzerindeki etkisini araştıran bilim insanı) social safety net = sosyal güvenlik ağı (vatandaşların temel ihtiyaçlarını güvence altına almak amacıyla devletin sağladığı sağlık. birlik solidity = elle tutulur olma. nozzle snowfall = bir bölgeye belli bir zaman aralığında yağan toplam kar miktarı snowflake = kar tanesi so as to = (bir şey) yapabilmek için / yapacak şekilde. . kadarıyla. 3) bütün solid wood = masif ahşap solidarity = dayanışma. lonely solo = (gösteri vs. müddetçe. belli bir şekle sahip olma solitary = yalnız. only solely = sadece. çevre için zararlı. için) tek başına (yapılan) soluble = çözünebilir. tek başına. (It was one of his so-called friends who supplied him with the drugs that killed him. (So far as I am concerned. tek. sulphur dioxide soar = yükselmek. . ascend. sound. ona uyuşturucu sağlayan sözde arkadaşlarından birisiydi. .ÜDS Sözlüğü . yuva sodium chlorate = sodyum klorat (renksiz bir tuz olup ayrık otlarını yok etmek için ve antiseptik olarak kullanılır). mek / . iş bulma.149 smuggle = kaçakçılık yapmak. topluluk. eriyebilir www.com . merely solicitor = avukat solid (isim) = 1) katı madde / hal. = Bana kalırsa / göre. evsizleri barındırma gibi hizmetlerin bütünü) social scientist = sosyal bilimci (dünyanın ve yaşamın insani ve toplumsal yönlerini inceleyen bilim insanı) social space = (parklar. zıt anl. ağız ve çeneyi içeren ileri çıkık kısım. toplum socioeconomic status = sosyoekonomik statü (bireyin bir toplum içindeki ekonomik durumu) socket = oyuk. 2) denilen. NaClO3 sodium nitrite = sodyum nitrit (özellikle et ve balık ürünlerinin boyanmasında kullanılan ve kanserojen olduğundan şüphelenilen madde). (It isn’t yet clear how destructive this so-called “super virus” is. = Bu “süper virüs” denilen şeyin ne kadar zararlı olduğu henüz bilinmiyor. bozuk yumurtaya benzeyen kokusu ile tanınan bir gaz). in order to so far = şimdiye kadar. 2) cisim (yüzeyleri arasında tamamen kapalı bir hacim oluşturan üç boyutlu şekil) solid (sıfat) = 1) katı. alışveriş merkezleri gibi) sosyal mekanlar socialisation = sosyalleşme socially-minded = sosyal kaygılar güden.) so far as possible = mümkün olabildiğince. yalnızca.). eğer mümkünse so little is known = o kadar az şey biliniyor ki so long as = sürece. . reliable. koku almak amacıyla burundan hızlı hızlı nefes almak snore = horlamak snoring = horlama snout = hayvanlarda burun. insanları düşünen society = dernek.= unreliable. . 2) sağlam. = Onu öldüren. adı verilen (fazlaca bilinmeyen şeyler için). . up to now. . tek başına. glide so-called = 1) sözde. yegane. just.) soccer = futbol social ill = sosyal sorun. güvenilir.

certain. köken.150 .bademci. solve soul-deadening = ağır depresyona neden olan sound = 1) sağlam. set off sparklingly = pırıltılı bir şekilde. supply souring = ekşime. rafine. reasonable. akla yakın. 2) dehşet verici manzara spectacular = muhteşem.= generally specified = belirlenmiş specify = 1) belirlemek. görkemli. secure. fena sort out = 1) düzenlemek. harika. (Her recovery has somehow encouraged others who are suffering from the same ailment. bir yolunu bulup. = Onun iyileşmesi. unreliable. ease. komplike. tür specific = belirli. 2) koşul olarak öne sürmek. sağlıklı. özellikle. çözelti (bir solüsyon içinde çözünmüş madde) solvable = çözülebilir. thriftily. zıt anl. astonishing www.= densely spatial = uzaya ait / uzaysal / mekanla ilgili (uzaklık. yön. pinpoint. numune spectacle = 1) görülecek / görülesi şey. insansız uzay aracı) space shuttle = uzay mekiği space sickness = uzay tutması (uzayda yerçekimsiz ortamda bedenin dengesini sağlayamaması sonucu bulantı. bir yandan bir yana uza(n)mak. her nasılsa aynı hastalıktan muzdarip diğer insanlara da cesaret verdi. profession species = (hem tekil hem çoğul) cins. 2) (roket vs. particular somehow = bir şekilde. zıt anl. indicate. 2) makul. relieve / save (from) sparingly = tutumlu bir şekilde. complex.= simple. stretch span (isim) = 1) süre. pharyngitis soreness = ağrı. particularly. trigger. her nasılsa. stipulate specimen = örnek. duration. particular. distinct. origin. için) uzaya doğru yükselmekte spacecraft = uzay aracı space-related = uzay ile ilgili span (fiil) = (bir süreyi) kapsamak. brilliantly. term. gelişmiş. zıt anl. mantıklı. belirtmek. baş dönmesi gibi belirtiler ile ortaya çıkan rahatsızlık) space-bound = 1) uzayda mahsur kalmış. 2) yaklaşık. root. fair sound barrier = ses duvarı (ses hızı) sound interesting = ilginç görünmek / kulağa ilginç gelmek source = kaynak. yoluna koymak. nedense. resolvable.= general specifically = özel olarak. 2) (sorun vs. aggravate sooty = isli. for some reason.= extravagantly spark (fiil) = tetiklemek.= insolvable somatic = somatik. yatıştırmak. halledilebilir. refined. zıt anl. elaborated. ateşlemek. kurum soothe = sakinleştirmek. 3) karış spare = kıymamak. gelişmişlik sore throat = farenjit. esaslı.ÜDS Sözlüğü solute = solüt. zıt anl. kışkırtmak. bir dereceye kadar sooner or later = er (ya da) geç soot = is. dominion soybean = soya fasulyesi spa = ılıca. especially. bedensel (zihinsel değil.) çözmek. kurumlu. solid. alan gibi mekana veya içindekilere ait (özellikler)) speak directly to this important question = doğrudan bu önemli soruna eğilmek / bu önemli sorun ile ilgili olmak special effects = özel efektler specialisation = uzmanlaşma specialisation of labour = işgücünün uzmanlaşması specialist = uzman specialize in = (bir konuda) uzmanlaşmak specialty = uzmanlık alanı. calm. (tatsız bir şeyden) kurtarmak. duman rengi sophisticated = ileri düzeyde.= unhealthy. advanced.com . kötü. zıt anl. sınıflandırmak. reliable.= excite. healthy. settle. in some way. naive sophistication = olgunlaşma. safe. zıt anl. glowingly sparsely = seyrek bir şekilde. classify. ince zevk sahiplerine hitap eden. zıt anl. (bir miktar)’dan biraz fazla somewhat = biraz. (a somatic disease = bedensel bir hastalık) some = 1) bazı. vücutta kırıklık / kırgınlık sorry = üzücü. 2) köprünün ayakları arasındaki açıklık. wonderful.) something of a battlefield = zorlu bir savaş alanı something over = (bir miktar)’ın biraz üzerinde. vücudun fiziki yapısıyla ilgili olan). güvenilir. intelligent. kaplıca space = uzay space port = uzay limanı space probe = uzay sondası (küçük. 3) tam. bozulma sovereignty = egemenlik. provoke spark (isim) = kıvılcım spark off = harekete geçirmek.

izleyici spectrum = spektrum.ÜDS Sözlüğü . (duvara boya. 2) daireler çizerek dikine düşmek. 2) kitap / dergi sırtı spinning wheel = çıkrık (eskiden yün eğirmekte kullanılan çark) spiral = dönerek genişleyen.151 spectator = seyirci. break up. dağınık. ponksiyon. böl(ün)mek. burgulu spirit = 1) ruh. visible spectrum of light = göz ile görülebilen ışığın kırmızıdan mora kadar olan tonlarını içeren gruplandırma). 2) alan spherical = (şekil itibarı ile) küresel.= enhance.= disappear. originate. düzensiz spore = spor (alg. locate spot (isim) = bölge. Broca’s center speed up = hızlandırmak. için) spekülasyon. zıt anl. üçe.) böl(ün)mek / ayırmak / ayrılmak. disperse. gorgeous split (into) = (ikiye. come / bring together split = çatla(t)mak. çabuklaştırmak. nokta. globe.= reduction spring from = (bir şey)’den kaynaklanmak.= slowly spell = 1) süre. yar(ıl)mak. küreye benzer. suyunu çıkarmak. tayf (pek çok farklı değeri. calculated spontaneously = aynı anda sporadically = münferit. ticari değer vs. impair. 3) gayret. teşvik etmek. quickly. 2) (köy. muhteşem. sıkmak. extract. 3) (yün. emerge. heves spirometer = spirometre (nefes ölçer) spleen = dalak splendid = harika.= join. spekülasyon yapmak speculation = spekülasyon (kaynağı belli olmayan ve / veya dayanağı güçlü olmayan iddia). ruin. sıkışarak girmek www.= join spoil = boz(ul)mak. rengi vs. dağılmak. extort squeeze into = dar bir geçitten içeri girmek. görmek. zıt anl. detect. tek tük. için) meydan square root = karekök squeeze = ezmek. expansion. emerge spring up = türemek.= delay. zıt anl. birdenbire meydana gelmek. örn. (küçük) yer spouse = (evlilikte erkek ya da kadın) eş spray = fışkırtmak. (over a wide spectrum of our lives = hayatlarımızın çok farklı alanlarında) speculate = (elde yeterli veri olmadan bir şey hakkında) fikir yürütmek. berbat etmek / olmak. turn. gruplara vs. zıt anl. (yerini) bulmak. zorlayarak almak.) sürmek. kaplamak. örmek spin (isim) = dönüş. divide. ekmeğe reçel vs. yayarak püskürtmek spread (fiil) = yay(ıl)mak. trigger spy = casus spying = casusluk square = 1) kare. zıt anl. rotate. help sponge = sünger spongy = süngerimsi spontaneity = kendiliğinden oluş spontaneous = spontane. bürümek. accelerate. press. disseminate. pamuk vs. anında yapılan. iç içe daireleri andıran sarmal şekil spiral nebula = sarmal yapılı yıldız takımı spiralled = sarmal şekilli.com . puncture spine = 1) omurga. tahmin speech defect = konuşma bozukluğu speech motor centre = motor konuşma merkezi (beynin. incite. (borsa. sarmak. zıt anl. unplanned. globular spice = baharat spicy = baharatlı spin (fiil) = 1) dön(dür)mek.= shrink spread (isim) = yay(ıl)ma. istila etmek. mantar ve bazı bitkilerin yaydığı üreme hücreleri) spot (fiil) = seçmek. fade spring-loaded = yay ile kurulmuş spur = mahmuzlamak.= planned. 3) büyü spend on = (bir şey için) para harcamak spending = harcama spending power = alım gücü sperm = sperm (erkek üreme hücresi) sperm whale = kaşalot balinası (eskiden özellikle yağı için avlanan iri. yaygınlaşmak. yaygınlaşma. dönme hareketi spinal column = belkemiği. break up (into). dürtüklemek. come / pull apart. için) eğirmek. kendiliğinden olan. kent vs. yırtıcı ve genellikle siyah renkli bir balina türü) sphere = 1) küre.bademci. omurga. 2) anlam. divide (into). birarada gösteren bir çeşit gruplandırma. expand. spinal kolon spinal cord = spinal kord (omurilik) spinal tap = omurilik sıvısı almak için iğneyle yapılan girişim. beautiful. circulate. zıt anl. konuşma için gerekli kas ve eklem hareketlerini koordine eden bölümü). zıt anl. zıt anl. 2) nöbet. retard speedboat = sürat motoru speedily = hızlı / çabuk bir şekilde. fast. automatic.

durum. express state (isim) = 1) devlet. çıplaklık. I stand corrected. katılık.152 . boşluk start off = başlamak. amazing. yasa. be bound (to). unsteady. end start out (as) = (. renklendirme. otur(t)mak. public hospital state of affairs = işlerin durumu.= falteringly. tezgah stand a chance = şansı olmak stand accused of = (bir şey) ile suçlanır durumda olmak. 2) demeç. kararlı. ifade etmek. istikrarlı.) stand = stand. devamlı. vaziyet statute = kanun. begin. shaky.) maddesi staple food = başlıca / en önemli yiyecek starboard = sancak tarafı (sağ). korkusuzca karşı çıkmak Standard Oil Trust = Standard Petrol Tröstü (ABD’de 1870-1911 yılları arasında faaliyette kalan kendi zamanının en büyük petrol şirketi) standardize = standartlaştırmak standstill = durma noktası staple = temel (gıda vs. ün. indistinct starkness = ıssızlık. katıksız. zıt anl.= ordinary. (Owing to the global crisis.ÜDS Sözlüğü Sri Lanka = Sri Lanka (Hindistan’ın güneyinde yer alan bir ada ülkesi) stabilisation = sabitlenme. zıt anl.) stand for = simgelemek. . zıt anl. düzey.com . invariably. investors now stand to lose heavily. phase staged play = sahnelenmiş oyun staggering = çok şaşırtıcı. beyanat. eradicate stance = tutum.= port stark = gerçekleri (olduğu gibi) yansıtan. form state assets = devlet malları / varlıkları state hospital = devlet hastanesi. lekelemek stained = (örn. neredeyse inanılmaz. duruş.= variation stability = sağlamlık. stutter stamp out = yok etmek. attitude. zıt anl. astonishing. kural stay = kalmak stay away = geri durmak steadily = tutarlı / istikrarlı / devamlı bir şekilde. (bir şey)’den sorumlu tutulmak. endam status = statü. tüzük. değişmeyen. kumaş ya da ün için) lekelenmiş staining = boyama. sabit. set off. sağlam.= instability stabilize = sabitle(n)mek. settle. steadiness. açlıktan ölme / öleyazma. açlık çek(tir)mek. begin. göze çarpmak stand to reason = makul olmak. akla yatmak stand up to / against = karşısına dikilmek. kıpırdamayan stationery = kırtasiye statistical = istatistiksel statistics = istatistik(ler) statue = heykel stature = 1) başarı sonucu kazanılmış önem. yerine geçmek. downright. consistent. renkli madde vererek işaretleme stammer = kekelemek. starving starve = aç bırakmak / kalmak. unsteadily www. keyfiyet state of awareness = bilinçli olma / uyanıklık hali state of emergency = acil durum state of war = savaş hali statement = 1) belge. regularly.= fuzzy. dengelenme. sade. dull starvation = şiddetli açlık. zıt anl. found startling = çok şaşırtıcı. astounding stagnant = durgun stain = boyamak. absolute. approach stand to do smt = (bir şey) yapacak olmak / yapması beklenmek. geciktirmek. dengele(n)mek.= unstable. zıt anl. açlıktan ölmek starve to death = açlıktan ölmek starving = açlık çeken.bademci. 2) hal. döküman. 2) boy. = Küresel kriz nedeniyle yatırımcılar ağır kayıplarla karşı karşıyalar / yatırımcıları ağır kayıplar bekliyor. balance stable = tutarlı. represent stand in awe of smo = birisine korku ile karışık hayranlık duymak stand in the way of = engel olmak. zıt anl. zıt anl. karşı karşıya olmak / kalmak. (iş) kurmak. durum. pos. (I am sorry. zorlaştırmak stand out = öne çıkmak. yanılmışım. evre. olarak) çalışmaya başlamak start up = (bir işe) başlamak. safha. expression statesman = devlet adamı stationary = hareketsiz. . = Özür dilerim. 2) (devlet kuruluşundaki) kadro stage = aşama. yerinde duran. variable staff = 1) personel. açlık çekme state (fiil) = belirtmek. signify. be blamed with stand corrected = yanılmak. başlangıç yapmak. 3) ifade.= finish. steady.

speed up. strive. hisse senedi piyasası stockbroker = borsa simsarı (başka kişi ve kuruluşlar adına borsada işlem yapan kimse) stoke = ateşe kömür atmak stolen = çalıntı. keskin tırmanış. hot stomach = mide stomach upset = mide bozukluğu stonework = taş. gizlisi saklısı olmayan. harekete geçirme. simple. prevent. yazmak için kullanılan bir yüzü yapışkanlı kağıt sticky (sıfat) = yapışkan stiff = katı. muhafaza etmek. hala. struggle. çok gayret etmek. istikrarlı. depo storm (fiil) = şiddetle saldırmak. bulandırmak. stress. suppress stifling = boğucu still = 1) dingin. karıştırmak. beyin sapı stem cell = kök hücre stem cell line = kök hücre dizisi / serisi stem from = (bir şey)’den gelmek / kaynaklanmak. uyarıcı şey sting = (böcek için) sokmak stink bomb = koku bombası stipulate = şart koşmak. hemen şimdi. 2) yine de. even now. nevertheless stillborn = ölü doğmuş still-life = natürmort (basit bir düzenleme içinde meyve. hareketsiz. candid.= unsteady. aşırı gerilme. ardiye. reviving. zıt anl. gelişmesini engellemek.153 steady = tutarlı. encouragement stimulator = uyarıcı. teşvik eden şey. motivator stimulus = (çoğul: stimuli).= easy. stable. stimulus. provoke stock = hisse (senedi).) steal a glance at = çabuk ve fark ettirmeden bakmak stealthy = kendini fark ettirmeyen.= relax. sessiz. sertlik. slack stiffness = sağlamlık. spur. fırtına gibi esmek. gerginleştirmek. kolay. durgun. şişe gibi basit objeleri konu eden resim) stimulant = uyarıcı. uyaran. dümen vs. zıt anl. teşvik. measure step out = dışarıya adımını atmak step up = arttırmak. rigidness stifle = boğmak. motivate. sinsi.bademci. uyarım. inspire. zorlanma. sessiz. sabit.= active. right away straighten = (eğri bir şeyi) düzel(t)mek straightforward = 1) basit. değişmeyen.ÜDS Sözlüğü . (The police step up security at airports = Emniyet güçleri havaalanlarında güvenliği arttırdı. zıt anl. sağlam. specify stipule = yaprak sapının dibindeki çift yaprakçık stir up = kışkırtmak. = Durumunda istikrarlı bir düzelme var. firmness. choke. (There has been a steady improvement in her condition. originate from stent = stent (genellikle tıkalı damarları genişletmek için kullanılan bir tür ince tüp) step = önlem. hızlandırmak. calm. 2) (kendini) zorlamak. açık sözlü. tedbir. excite. bastırmak. çoğaltmak. zıt anl. uyarıcı. sert steep jump = yüksek sıçrama. mal stock exchange = menkul kıymetler borsası (hisse senetleri ve başka menkul kıymetlerin alınıp satıldığı organizasyon) stock market = borsa. consistent. uçakta) gizlice yolculuk etmek stowaway = kaçak yolcu straight away = derhal. çok hızlı ve ani yükseliş steer = (direksiyon. zıt anl. ile) yön vermek stem = (bitki için) sap. uyarıcı madde stimulate = uyarmak. hard.= complicated.) stereotype = klişe / basmakalıp stewardship = organizasyon stick to = (bir şey)’e bağlı / sadık kalmak stickiness = yapışkanlık sticky (isim) = not vs. stable. 2) apaçık. immediately. dayanıklılık. zıt anl. rigid. invigorating stimulation = uyarma. sıkı. ocak stow away = (gemide. secretive. teşvik etmek. condition. zıt anl. depolamak storehouse = ambar.= evasive strain (fiil) = 1) germek.= discourage stimulating = canlandırıcı. zıt anl. vapour steam room = buhar odası steep = dik. shaky. stretch. rage storm (isim) = fırtına stove = fırın. silent. devamlı. taş işi storage = depolama storage site = depolama bölgesi store (away / up) = saklamak. silent steam = buhar.= unstrain www.com .

dayanıklı. criticism. kurallara tam olarak uyan. tension. gümüşi beyaz renkli bir alkali metal) structural = yapısal. firm. sıkı. tamamen. inme strong nuclear force = güçlü nükleer kuvvet (nötronların ve protonların iç bütünlüğünü koruyan temel fiziksel kuvvet) strontium = stronsiyum (havayla temas ettiğinde sarı renge dönüşen. ulaşmak.) strike (isim) = grev. iyi kar elde etmek strike up = (müzik çalmaya. hayret verici stunningly = akıl almaz (şekilde. müthiş sturdy = sağlam. invigorate. gariptir ki stranger = yabancı strap = kemerle bağlamak stratification = tabakalanma. 2) çarpmak. current. kağıt vs. = Zavallı adamı yıldırım çarpmış.= weaken. strive = çabalamak. dikkat çeken. strict stringer = geçirgen kaya stringy = lifli.154 . uğraşmak. grev yapmak) strike a good bargain = iyi bir ticaret yapmak. reinforce.) başlamak. zıt anl. 2) sert. çay strength = güç. affect. yapısal. knock. katı. gürbüz. exclusively. yapılandırılmış struggle = çabalamak. tabakalar halinde bulunma stratosphere = stratosfer (atmosferin ikinci tabakası) stratospheric = stratosfer ile ilgili streaked = düzensiz çizilmiş. zıt anl. saplama.) stupendous = muazzam. parça stretch (into) = (boyunca) uza(n)mak. zıt anl. çıkarmak. 3) suş (benzer gruplarla arasında küçük farklar bulunan. rigorous. tiring. sohbete vs. kısım. septic sore throat stress = vurgulamak. (go on strike = greve gitmek.= lax. endeavour stroke = felç. sermaye yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan ve geçici değil. septik (mikrobik) farenjit. için) şerit. tutturmak stud (isim) = 1) dikme. yayılmak stretch back = eskilere uzanmak strict = 1) tam. entirely. katı bir şekilde. ipliksi strip (of) (fiil) = soymak. sıkı. come upon. struggle. (obey the rules strictly = emirlere harfiyen uymak) strictly speaking = doğrusunu söylemek gerekirse stricture = kınama.ÜDS Sözlüğü strain (isim) = 1) gerginlik. emphasise. zıt anl. kalıcı özellik taşıyan işsizlik)4 structure = yapı structured = biçimlendirilmiş. kaplanmış stream = 1) akım. astonishing. hit. stresli. stressed strait = boğaz (birbirine yakın iki kara parçası arasında kalmış deniz geçidi) straitjacket = deli gömleği strangely = işin tuhafı. begin striking = göze çarpan. göz kamaştıran. move. tight. gayret etmek. saplanmış çubuk. yerme. underline stress fracture = stres kırığı (uzun süre yürüyüş sonucunda oluşan kırık) stressful = gerginlik yaratan. altını çizmek. relaxed strict symmetry = tam bir simetri strictly = tartışmasızca. etkilemek. 2) bölüm. solid.bademci. outstanding. support. etki bırakmak. belli bir türe bağlı bir organizma grubu) strained = gergin. 2) damızlık erkek hayvan (genellikle at) study = araştırma. heavy strep throat = streptokokus bakterisinin boğazda yol açtığı enfeksiyon. sağlamlaştırmak.= weakness strengthen = güçlendirmek. condemnation strike (fiil) = 1) bulmak. undermine strenuous = yorucu.= weak stutterer = kekeme. birebir. yapısallaştırılmış. ağır. sıyırmak strip (isim) = (kumaş. uğraş vermek. çalışma stunning = nefis.com . stammerer www. dayanıklılık. 2) stres. 2) dere. demanding stressor = stres etkeni (strese sebep olan etken) stretch (along) = (boyunca) uzanmak stretch (fiil) = ger(il)mek stretch (isim) = 1) (zaman) dilimi. mücadele etmek stubby = kısa ve kalın stud (fiil) = çıtçıtla iliştirmek. temel structural unemployment = yapısal işsizlik (genellikle gelişmekte olan ülkelerde. boyutlarda vs. stress. (nispeten dar ve ince) hat / yol vs. discover. power. (The poor man was struck by lighting.= ordinary stringent = sert. zıt anl. exact. geliştirmek. zor.

) submersion = suya batma / dalma. zira biz hiçbir şey duymadık. daha sonra. sonra gelen. zıt anl. presentation.= objective submarine = 1) denizaltı. sequence successive = peş peşe.= thorough. doğanın yerine geçebilir. afterwards. manage successfully = başarılı şekilde. öznel. boyun eğme. (Commonly subsidized fields include agriculture. ispat etmek. considerably. surrender sub-Saharan = Sahra altı (Büyük Sahra Çölü’nün güneyi) subscribe (to) = abone / üye olmak subscription = abonelik subsequent = sonraki. zıt anl. replace substitute (isim) = (bir şeyin veya kişinin) yerine geçen. = Sıklıkla sübvanse edilen iş alanları arasında tarım. (Those explosions must have been subsequent to our departure. belli belirsiz. yielding submit = 1) arz etmek. (bir şey ya da birisi)’nden sonra gelmek. give in. azalmak. (This submarine can remain submerged for eight weeks. submit to.bademci. teslim olmak. important. narin.= previously subset = alt küme subside = dinmek. = Sadece sanat. sunma. 2) deniz dibi submerge = batırmak. çöküntü subsidize = sübvansiyon yoluyla desteklemek. significant.) subsidy = sübvansiyon. accomplish. personal.= conquer. (Only art can be a substitute for nature. 2) konu. sular altında kalma submission = 1) arz. 2) boyun eğmek.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. like www. surrender. üslup ile ilgili subconscious = bilinçaltı subdue = (bir korkuyu. banliyöde bulunan succeed = 1) takip etmek.com . teslim olmak. ease off. (zaman için) uzun.= disprove. reserve. insidious subtlety = incelik. 2) teslimiyet. ample. ikame etmek. ekmek kapısı. zıt anl.) subsequently = sonraları. esas. fark edilmesi zor. confirm. sustenance subsistence production = temel ihtiyaçlar için üretim subsoil = yüzeyin hemen altındaki toprak subsoil wealth = yeraltı zenginlikleri substance = 1) madde.) bastırmak. bol. delicate. consecutive. dikkat entegrasyonu ve ağrı duyusu gibi bazı kompleks fonksiyonlardan sorumlu limbik yapılar)5 subject = 1) denek.= rise subsidence = göçük.155 stylistic = üslupsal. consecutively succinct = kısa ve öz. follow. art arda. surrender to. entity. zıt anl. = O patlamalar bizim ayrılışımızdan sonra olmuş olmalı. livelihood.= interrupted successive generation = gelecek nesil successively = peş peşe / üst üste / arka arkaya gelen / olan. establish. zıt anl.) substrate = enzimin bağlanarak reaksiyona girdiği madde substratum = (çoğul: substrata) alt tabaka. incelikli.= precede. isteği vs. zıt anl. = Bu denizaltı sekiz hafta boyunca su altında kalabilir. 2) öz.= small substantially = önemli ölçüde. because we did not hear anything. (zaman ya da sıra olarak öncekini) takip eden. detail subtly = azıcık. (bir şey)’in etkilerine açık bırakmak. ince ayrıntı. kobay. 2) başarmak. = Yeni vergi kanunu alışveriş alışkanlıklarımızı önemli ölçüde değiştirecek. sunmak. comprehensive succumb to = (birisi ya da bir şey)’e yenilmek. (The new tax legislation will substantially change our buying habits. konut inşaatı ve bölge geliştirme yer alır. izlemek. (kısmen) finanse etmek. yedek. su altında. daldırmak. delicacy. resist such as = … gibi.) substantiate = kanıtlamak. becermek. essence substantial = önemli. epey. housing and regional development. su altında bırakmak submerged = suya batmış. deny substitute (fiil) = yerine koymak. effectively succession = birbirini izleme. zıt anl. mevzu subject matter = konu subject to = (bir şey)’e maruz bırakmak. oldukça çok. large. prove. diminish. exchange. suppress subgenual cingulate = girus singuli (beyinde korteksin bir parçası olup algılama. expose to subjective = sübjektif. slightly subtropics = subtropikal / ılıman bölgeler suburban = banliyöye ait. material. suya dalmış. zıt anl. present. asıl anlam. sübvanse etmek. dizi. replacement. temel subtle = ince. mali yardım / destek subsistence = (kıt kanaat) geçinme.

excellently.com . gelişigüzel.= insufficiently suggest = 1) ileri / öne sürmek. zıt anl. malzeme supply (fiil) = sağlamak. provide (with). lüzumu olmayan. önermek. enough. yüzeysel. üstün. yerinde. (His behaviour was suggestive of a cultured man. advice. için) (toplam) miktar sum up = özetlemek. 2) sahte. tamamlayıcı şey.= step-by-step.= withhold supply (isim) = arz. adequate. çile. katkı www. zıt anl. imply suggestion = öneri. false. problem vs. arka çıkmak support (isim) = destek (verme). 2) izlenimini bırakmak. zıt anl.= genuine superficially = yüzeysel olarak. temin etmek. unsuitable suitably = uygun bir şekilde. zıt anl.) suicide = intihar. zıt anl.= demand support (fiil) = desteklemek. excellent. akla getirmek. additive. koyu renkli düşük sıcaklık alanları) superb = enfes. bir malı sağlayan kişi ya da firma supplies = erzak. external. shallow. highclass. indicate. complement supplementary = tamamlayıcı.)’den muzdarip olmak. eziyet. be appropriate (for).= deep. yerine geçmek. zıt anl. take over superstition = batıl inanç. adequately. fevkalade. partially. mükemmel. dominance. tali.= insufficient. bulmak. acı. abruptly. gereği gibi. zıt anl. better. çok yüksek akışkanlık ve çok düşük direnç ve sürtünme değerleri sergileyen sıvı) superfluous = gereksiz. neredeyse mükemmel iletkenlik hali) superdam = büyük baraj super-efficient = çok verimli superficial = 1) derin olmayan. özensiz.= profoundly.156 . thoroughly superfluid = süperakışkan (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda.= inferiority supernatural = doğaüstü supernova = süpernova (patlama halindeki yıldız) superpower = süpergüç (ekonomik ve askeri bakımlardan en güçlüler arasında yer alan ülke) supersede = (eskisinin) yerini almak. proposal suggestive (of) = (bir düşünceyi) akla getiren (şey). = Davranışları. sıkıntısını çekmek. zıt anl. appropriate. ileri sürülen fikir. appropriately suited to = (bir şey)’e uygun sullenly = somurtarak. kaliteli. first-rate. tedarik etmek.= poorly superconductivity = süperiletkenlik (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda bazı maddeler tarafından sergilenen. worse superiority = üstünlük. lightly. (bir şey)’den zarar görmek sufferer = bir hastalık çeken ya da başka olumsuz bir durumdan muzdarip olan kişi suffering = ıstırap. zıt anl. zıt anl.= poor superbly = enfes / mükemmel bir şekilde. zıt anl. unnecessary superior = üstün nitelikli. hurafe. render. zıt anl.ÜDS Sözlüğü suck away = emip uzaklaştırmak / götürmek suction cup = vantuz suddenly = aniden. reserve. (commit suicide = intihar etmek) suicide attack = intihar saldırısı suit = uygun gelmek / düşmek. replace supplement (fiil) = (etkisini) arttırmak. (bir şey ya da birisi)’ne göre olmak. advise.= scientific fact superstitious = batıl inançlı / inançları olan supervision = gözetim ve denetim. inattentive. summarise summarise = özetlemek sunbathing = güneşlenme sunlit = güneş ışığı alan sunspot = güneş lekesi (güneşin yüzeyinde bulunan.= inferior.= cheerfully sulphur = sülfür (kükürt) sum = (para vs. zıt anl. stock. propose. profound. fit in (to) suitable = uygun. replace. birdenbire. besleme. kültürlü bir adam olduğunu akla getirmekteydi. progressively suds = (çoğul kullanılır) köpük Suez Canal = Süveyş Kanalı (Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan yapay suyolu) suffer from = (bir hastalık. hissini vermek. secondary supplier = tedarikçi. enrich. misery. pain sufficient = yeterli. inadequate sufficiently = yeterince.= inappropriate. asık yüzle. offer. superintendence. dert. zıt anl. reinforce supplement (isim) = ek. administration supplant = yerini almak. enough.bademci. cefa. supremacy. proper. stok. rezerv. zıt anl.

afet vs. cerrahi surgical = cerrahi surpass = geçmek. etrafında yer almak. taraftar. scrutiny. zıt anl. etrafındaki. maintained.157 support worker = destek olarak çalışan kimse. durdurma suppressor = bastırıcı. egemenlik.) almada kullanılan çubuk ya da tel ucuna sarılı küçük pamuk topağı swallow = yut(kun)mak swamp (fiil) = su altında bırakmak swamp (isim) = bataklık Swedish = İsveçli.ÜDS Sözlüğü . have doubt. genel bakış. emerge. continued. varsaymak. keep up. overweigh.= shortage surprise = şaşırtmak. tahmin etmek. environment surveillance = gözetleme. durdurmak. review survival = sağ kalma. disappear surface (isim) = yüzey surface treatment = (boyama. kuşku duymak. observe survey (isim) = anket.).= resistant (to) suspect (fiil) = şüphelenmek. examine. kolay hedef olma.) muayene için (salgı vs. akıntı vs.= trust suspicious = kuşkulu. vulnerability (to) susceptible (to) = kolaylıkla etkilenen. ortaya çıkmak. görünmek. zıt anl. believe. fiziksel kimyanın kurucularından sayılan İsveçli fizikçi ve kimyacı swab = (boğazdan vs.= temporary Svante Arrhenius = 1859-1927 yılları arasında yaşamış olan. ertelemek. yatkınlık. intriguingly surround = çevrelemek. 2) askıya almak. inquiry. sink. appear. zıt anl.= continue suspended = (bir sıvı içinde) asılı kalmış suspense = heyecan dolu bekleyiş. sonrası) sağ kalan. doubtful.bademci. doubt. sanık. belli bir sıklıkla ve ara vermeden yapmak. asılı durmak. enclose. encircling surroundings = çevre. çıkmasını önlemek. etüt etmek. gibi her tür) yüzey işlemi (malzeme yüzeyine uygulanan işlem) surge = aniden yükselmek. geride bırakmak. maintainable sustained = sürdürülen. var olmayı / yaşamayı sürdürebilmek.= submerge.= encourage suppression = gizli tutma. destekçi. for certain. restrain. maintainability sustainable = 1) çabuk tükenmeyen. ara vermeden yapılan. kuşku. aşmak. postpone.= perish. devam ettirmek. zıt anl. Yüce Divan sure = emin. zıt anl. gerçek kabul edilen suppress = bastırmak. zıt anl. garantili surely = elbette. çevirmek. polisaj. zıt anl. soar. zıt anl. superiority Supreme Court = Temyiz Mahkemesi. ortam. devamını sağlamak.com . vulnerable (to). Anayasa Mahkemesi. = Ayaklarından tavana asılmış ve metal çubuklarla feci şekilde / öldüresiye dövülmüştü. domination. asit banyosu vs. die survivor = (bir kaza. artakalan miktar. for sure surface (fiil) = su yüzüne çıkmak. süspans suspension bridge = asma köprü suspicion = şüphe. exceed. muhakkak. zıt anl. yaşamı sürdürme survive = ayakta / sağ kalmak. kurtulan (kişi) susceptibility (to) = dirençsizlik. zıt anl. şüpheli. scan. inceleme. baskılayıcı supremacy = üstünlük. sayesinde) kolayca ilerlemek. dirençsiz. excess. withhold. duygusallık patlaması surgeon = cerrah surgery = ameliyat. border surrounding = çevresindeki.) destekleyen kimse. kolay bulunur. gözetim survey (fiil) = inceleme / araştırma yapmak. maintain sustainability = sürdürülebilirlik. kesin.= unhelpful suppose = sanmak. climb surge of emotionality = duygusallığın aniden yükselmesi. distrust. think supposed = gerçekleştiği / gerçek olduğu varsayılan. kuşatmak.= trustworthy sustain = sürdürmek.= fall behind surplus = fazlalık. muhit. remain. helpful. hayrete düşürmek surprising = şaşırtıcı surprisingly = şaşırtıcı bir şekilde. İsveç’e ait sweep across = (boyunca) süpürülmek / sürüklenmek sweep along = (rüzgar.= know suspect (isim) = şüpheli. hang. akıp gitmek www. herhangi bir şeyin fazlası. 2) sürdürülebilir. come up. zıt anl. belli bir sıklıkla. admirer supportive = destekleyici. zanlı suspected = (varolduğundan) şüphelenilen suspend = 1) asmak. nonresistant (to). live on. presume. constant. encouraging. (He was suspended from the ceiling by his feet and beaten gravely by metal bars. yan faaliyetlerde görev alan kimse supporter = (bir kişiyi / görüşü vs. zıt anl.

zıt anl. çeşitli unsurları birleştirerek bütün haline getirmek. süratle. birleşim synthesize = sentezlemek. lamba. distended swollen joint = şişmiş eklem swoop down = (bir avın) üzerine çullanmak sycamore = çınar.158 .bademci. belirti synapse = sinaps (sinir hücreleri arasında kalan.com . (elektronik devre için) anahtar switch off = (elektrik. şişkinlik. 5000 yıllık geçmişiyle başkenti (Şam) dünyanın en uzun ömürlü yerleşim bölgelerinden olan ve topraklarında dünyanın ilk alfabelerinden birinin icat edildiği güney komşumuz)6 syrup = şurup system operation = sistemin çalıştırılması www. expand. için) kapatmak. zıt anl. Asurlular. anlamdaş syntactic = sentaks (bir dildeki kelimelerin cümle içindeki yerleri / dizilişleri) ile ilgili synthesis = sentez. sembolist (bireyin duygusal yaşantısını simgelerle yüklü ve kapalı / dolaylı bir dille anlatmayı amaçlayan edebiyatçı ya da ressam) symptom = semptom. blend Syria = Suriye (tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. turn off.= contract swell(ing) = şişme. speedily swiftness = çabukluk Swiss = İsviçre ile ilgili. Persler.= switch on. çabucak. kabarma swiftly = hızla. şişmiş. düğme. İsa’nın konuştuğu dili halen konuşan Malua köyünün bulunduğu. turn on Switzerland = İsviçre swollen = şiş. Hz. Frenk inciri symbolist = simgeci. hücrelerarası sinirsel iletişimin gerçekleştiği boşluk) syndicalism = sendikacılık (özellikle genel grev yoluyla üretim araçlarını işçi örgütlerine devretmeye çalışan siyasi hareket) synergistic = sinerji ile ilgili ya da sinerji oluşturan synonymous = eş anlamlı.ÜDS Sözlüğü sweeping = geniş alanlara yayılmış swell = şişmek. quickly. (bir şey)’den başka (bir şey)’e geçmek switch = şalter. gaz vs. üretmek. Romalılar ve Bizanslıların istilasına uğramış. kabarmak. İsviçre’ye ait switch (between) = (iki veya daha çok tarzda) dönüşümlü olarak (çalışmak).

) çıkartmak. take into account take it in turn to lead = sırayla liderlik yapmak take kindly to = (bir şey ya da kişi)’den hoşlanmaya başlamak take measures = önlem / tedbir almak.= annul. = Cerrah. öyle varsaymak take hold of = (bir yer)’e yerleşmek. önlem almak. work on. (bir şey)’e karşı (güçlü) bir duruş sergilemek take a heavy toll = çok zarar vermek.= avoid tailor = (isteğe / ihtiyaca göre) biçmek. (bir yer)’i eline geçirmek take in = 1) kandırmak. aşağı yönelmek take a (firm) stand against = (şiddetle / kararlılıkla) karşı çıkmak. alıp götürmek take back = 1) (bir sözü. 2) (uçak için) havalanmak. do as one does. (The surgeon decided to take on a more radical intervention. zıt anl.bademci. göz önünde tutmak. 2) (birisi gibi) davranmak. bring back take by surprise = gafil avlamak take car accidents. take precautions take no time = çok kısa sürmek.= land take office = (idari) göreve başlamak. için) çıkarmak. malı vs. obtain www. evrak. sorumluluğu.T T TT table salt = sofra tuzu tabulate = cetvel / tablo haline getirmek tackle = (bir sorunu) ele almak. 2) (form. yeni bir şekle bürünmek take a trip = yolculuğa çıkmak. gözden geçirmek take a new turn = yeni bir dönemece gelmek. (bir şeyi ya da birisini) yanında götürmek take an interest (in) = ilgilenmek. load. undertake. go into effect. olmuş farz etmek. come into force. örneğin araba kazalarını bir düşün T take care of = gözetmek. istismar etmek. hesaba katmak. = Başka hiçbir organizasyon işi üstlenme konusunda istekli olmadı.= unload take one’s time = acele etmemek. repeal take effort = çaba gerektirmek take for granted = doğal karşılamak. zıt anl. gain take in excess = aşırı miktarda / fazla almak take into account = dikkate almak.com .). employ. parçalara ayırmak. kazanmak.) sahibi olmak / içerisinde olmak. keep in mind. resemble. makamın başına geçmek take on = 1) girişmek.) sufle almak. 4) (yük) almak. (ne yapılacağına dair birinden ya da bir şeyden) işaret almak take down = 1) sökmek.= put on. 3) işe almak. travel take action = harekete geçmek. kabul etmek. intervene take advantage of = (bir şey)’den faydalanmak / istifade etmek / yararlanmak. yürürlüğe girmek. çözmeye çalışmak.) almak. girdi sağlamak. (bir şeye) yeterli vakit ayırmak take out = (belge. alakadar olmak take away = elinden almak. benefit. dismantle. 2) almak. ele almak. zıt anl. (She took advantage of her father’s absence to meet her lover. take into consideration take into consideration = dikkate almak. 2) anılara götürmek.= differ from take along = beraberinde götürmek. = Sevgilisiyle buluşmak için babasının yokluğundan faydalandı. yaklaşım vs. sigorta poliçesi vs. deal with. zıt anl. 2) (işi. adjust take = 1) (bakış. 3) (zaman) sürmek. şekil vs. allow for. retract. attend (to) take cue = (tiyatro oyunu sırasında vs. göz önünde bulundurmak. daha radikal bir girişimde bulunmaya karar verdi. büyük bir kayba neden olmak take a huge step forward = çok büyük ilerleme kaydetmek take a look at = bakmak. hiç vakit almamak take off = 1) (kıyafet vs. make use of. 4) (bir yere) götürmek take (a) photograph = fotoğraf çekmek. zıt anl.). (No other organization was willing to take on the job. photograph take a downward turn = düşüşe geçmek. capitalise. for instance = örneğin araba kazalarını ele alalım. shape. zıt anl.) take after = 1) (birisine fiziki olarak) benzemek.) üstüne almak. 2) gururunu kırmak take effect = geçerli olmak.) geri almak. şekillendirmek. zaafından yararlanmak. görevi vs. bakmak. fool. last.

(The company has targeted adults as its primary customers. goal. aim. zıt anl. yetenekli. (bir şey)’de yer almak.bademci. kaynamak. boşver. (bir yerde) ortaya çıkmak take up with = 1) (birisi) ile tartışmak üzere bir konu ortaya atmak. kullanmak. meydana gelmek. teenager tell off = 1) sayıp ayırmak. nöbeti vs. somut.ÜDS Sözlüğü take over = 1) (bir şeyin) yerini almak / yerine geçmek. tabiat. dert etmemek. predominate. disposition temperate = ılıman temperate bacteriophage = ılımlı bakteriyofaj (bakteri içinde yaşayan ama onun parçalanmasına neden olmayan parazit virüs) temperature = sıcaklık temple = tapınak www. 2) (gaz. conceptual. hedef almak. = Yılın bu vaktinde Antalya turist kaynıyordur. huy. occur. tiresome. come first. ödev. yaradılış.= abandon. masal talented = kabiliyetli.) teenager = 13-19 yaşları arasındaki kişi. happen take precedence = başta / önce gelmek. 2) yüzüne vurmak.= intangible. başlamak. (take it easy = dert etme. gifted. assume. supersede. hoşlanmaya başlamak. bilgilendirici temperament = mizaç. 3) (süre) doldurmak. aim (at).) devralmak. 2) (bir hatta) erişim elde etmek tapestry = resim dokumalı duvar örtüsü tar = katran target (fiil) = hedeflemek. = Şirket. amaçlamak. absorb. görev. 3) egemen olmak. dull. söylendiği gibi kabul etmek take steps = 1) önlem / tedbir almak. work task force = özel görev kuvveti task of mapping = yer tespit etme işi / görevi task-specific = göreve / işe özel taste = tat taut = gergin tavern-goer = meyhane müdavimi tax = vergi taxation = vergilendirme taxiing = uçağın iniş pisti ile terminal arasındaki bağlantı yolunda gitmesi taxonomy = sınıflandırma bilimi tear (fiil) = yırtmak. teen teen = bkz. zıt anl.) yapmaya başlamak. sakin ol) take time = zaman almak take to = 1) alışkanlık edinmek.) target (isim) = 1) hedef. 2) girişimde bulunmak. 2) kurban. replace. concrete. 2) kaçmak ve (bir yerde) saklanmak take up = 1) ele almak.= interesting. real. 2) (birisi) ile arkadaş olmak takeoff = (uçak için). kurcalamak. obey take part in = (bir şey)’e katılmak. abstract tanning = (cilt için) bronzlaşma Tanzania = Tanzanya (Doğu Afrika’da bir ülke) tap into = 1) (bir kaynaktan) yararlanmak. (Antalya is teeming with tourists at this time of the year. fiddle with. duty.= be secondary to take pride in = (bir şey)’den gurur duymak take seriously = ciddiye almak take shape = şekil almak take so long = çok uzun sürmek take smt at its face value = bir şeyin değerini sorgulamadan. 2) (yönetimi.160 . zıt anl. içine almak. amaç. öncelikli olmak. spor vs. kuvvetle çekerek parçalamak tear (isim) = gözyaşı tear up = yırtarak bölmek / parçalamak tectonic plates = tektonik plakalar (yerkabuğunu oluşturan levhalar) tedious = can sıkıcı. kalkış takeover = devralma tale = hikaye. participate in. sıvı) tutmak. be prior to. boring. manipulate tangible = elle tutulur. job. join in (to) take place = olmak. usandırıcı.com . havalanma. entertaining teem with = (bir şey) ile dolu olmak. start. (belli bir hedefe yönelik olarak) adımlar atmak take the lead = başa geçmek take things easy = aldırmamak. skilled talk therapy = konuşma terapisi talon = (yırtıcı kuş için) pençe tamper with = oynamak. zıt anl. yer almak. temel müşteri grubu olarak yetişkinleri hedeflemişti. (zaman) almak take up residence = yerleşmek. victim target group = hedef kitle tariff = ithalat veya ihracat üzerine konan vergi task = iş. düzenli olarak bir işi (hobi. azarlamak telltale = veri sağlayan.

eğitim öğretim yılı terminal = son. çözülmek. .= permanent tempt (to) = ayartmak. . toprak. makul. for the time being. come / bring to an end. mantığa göre the other day = geçen gün the other way round = öbür türlü. interim.161 temporarily = geçici olarak. processed than ever = hiç olmadığı kadar Thank goodness! = Şükürler olsun!. cezbetmek. . yani that very question = tam da o soru that’s news to me = bu benim için yeni bir haber that’s not often enough = çoğunlukla bu yetersiz kalır that’s really something = bu gerçekten önemli bir şey thaw = erimek. transitory. zıt anl. imrendirmek. tam ters.= cosmic. terrene.= permanently. we now know what to do in this huge medical centre. korkunç.bademci. (A power failure temporarily darkened the whole town. mıntıka terrestrial = 1) karasal. bölge terrorize = korkutmak. inclination tenderness = sevecenlik. bünye.com . solunum durması ve kas spazmları ile belirgin bir hastalık) tetrodoxin = tetrodoksin (Japonya’da Fugu denen balıkta bulunan. zıt anl. stressed. 3) yüzey. relaxation tensioning = germe eylemi tentacle = dokunaç (ahtapot gibi bazı hayvanların ince uzun kavrama / dokunma organı) tentative = 1) deneme amaçlı (olarak yapılan). zıt anl. provisional. = Bir elektrik kesintisi tüm kasabayı geçici olarak karanlıkta bıraktı.= freeze the absence of hope stands in the way of recovery = umudunuz yoksa iyileşme gecikir the logic goes = mantıken. zıt anl. 2) dünyaya ait. unconfirmed.= relaxed tension = gerilme kuvveti. (In the postoperative period. zıt anl. lure (into). felç edici zehir) texture = 1) desen. şefkat. charm tenable = savunulabilir. defendable. kindness. begin termination = bitiş. opposite. zıt anl. 8 milyon yıl öncesi dönem test for = (bir yeteneği / özelliği ortaya çıkarma amacı ile) test etmek test site = deney bölgesi testify = ifade vermek testosterone = testosteron (erkeklik hormonu) tetanus = tetanos (vücuda açık yaralar aracılığı ile giren bir bakterinin yol açtığı. gerginlik. en uçtaki. . devre. alan. Tanrıya şükür thanks to = sayesinde. reasonable tenacious = vazgeçmez. .= start. (bir şey)’den söz ediliyor the point is made in the passage (that) = parçada belirtilmektedir ki. = Hemşirenin sabırlı açıklamaları sayesinde artık bu devasa tıp merkezinde ne yapacağımızı biliyoruz. görüşünü geçici olarak kaybetti. nihai.= beautiful. stress. horrible. (Thanks to the nurse’s patient explanations. 2) dönem. characteristic textured = (ürün için) işlenmiş. bit(ir)mek. gerilim. awful. awfully territorial = toprak / bölge ile ilgili territory = toprak. geçici. final terminate = son vermek. strain. call term (isim) = 1) terim. vice versa the point is made (that) = (bir şey)’e dikkat çekiliyor. 2) bölge. terimlendirmek. 2) (tavır ve davranış için) temkinli teratogen = teratojen (normal embriyonal gelişmeyi bozarak kusurlu doku ya da organ oluşmasına sebep olan bazı ilaçlar veya X-ışınları gibi etkenler) teratogenic = teratojenik (kusurlu organ veya doku oluşmasına sebep olan) term (fiil) = (bir şey)’e … demek / adını vermek. yapı. kesin / nihai olmayan. bu demek ki….= cosmic. zıt anl. landscape. metinde (şu) fikir ileri sürülmektedir. owing to.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. yıldırmak Tertiary period = yaklaşık 65 ile 1. extraterestrial terrible = berbat. be likely (to) tendency = eğilim. kesin olmayan. affection tendon = tendon (kası kemiğe bağlayan inelastik doku / bağ) tense = gergin. nice terribly = son derece. the case temporarily lost his vision. gerisi www. 2) sertlik derecesi. be disposed (to). zıt anl.= calmness.). = Operasyon sonrası dönemde vaka. en sondaki. sona ermek. kandırmak. karada yaşayan. earthly.) temporary = geçici. the rest = geri kalan. last. inatçı tend (to) = eğiliminde olmak. finish. temporary.) that is = öyle ki…. sona eriş terrain = 1) arazi.

therefore. all through throw in = eklemek. giriş. = İşini bıraktığını duydum.com . zıt anl. by that means. yoğunluk farklarına bağlı olarak küresel boyutta akıntılar ile sürekli devinim halinde olması thermoluminescence = bazı minerallerin. bir uçtan diğerine. warn.162 . menace threaten = tehdit etmek. öylelikle. via.= fat think out = (bir şey)’i ayrıntılı ve özenli bir biçimde ele almak. flourish thriving = istikrarlı bir şekilde büyüyen / gelişen.ÜDS Sözlüğü the wild = yabani hayat / çevre theft = hırsızlık theistic = tanrıcılığa ait theme = tema then = o zaman theology = teoloji (ilahiyat. end-to-end. clarify. because of that thermodynamic = termodinamik ile ilgili thermodynamics = termodinamik (ısıl enerji ve hareket arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı) thermohaline circulation = okyanusların. skinny. hence thus far = şimdiye kadar. bu nedenle. thanks to. nedenle oluşan) iritasyon / rahatsızlık through = 1) (bir kişi ya da şey) aracılığı ile / vasıtası ile / sayesinde.= partial thoroughly = tam olarak. gözdağı vermek. din bilimi) theoretically = teorik / kuramsal olarak. bırakmak. zıt anl. incelemek thinker = düşünür thirst = susama thorough = tam. (I hear you have thrown up your job. baştan aşağı. zıt anl. açıklığa kavuşturmak. 3D threefold = üç yönlü. menacing three flight of stairs = üç kat merdiven three-act = (tiyatro oyunu. around. ince. tedavi there is no point (in) = hiçbir mantığı yok. by means of. whole. 2) kusmak. baştan aşağı. tamamen. 2) baştanbaşa. limit thrill = heyecan thrilling = heyecan verici. add throw light on / upon = aydınlatmak. entirely. explain throw up = 1) vazgeçmek. için) üç perdeden / bölümden oluşan three-dimensional = üç boyutlu. endangered species threatening = tehdit edici. completely. prosper. opening. (sıvı / sis vs. (bir şeyin) tamamında. ipliğe benzer threadworm = kıl kurdu threat = tehdit. tedavi edici şekilde therapy = terapi. complete. başlangıç. limit. jeopardise. gösteri vs. kuram ortaya koymak therapeutic = tedavi amaçlı therapeutically = tedavi amaçlı olarak. vomit thumb-sucking = (genellikle çocuklarda) parmak emme thunder = gürlemek thunderstorm = şimşekli / yıldırımlı fırtına thus = böylece. all over.).bademci. hayret verici thrive = istikrarlı bir şekilde büyümek. warning. zıt anl. gelişmek. ayrılmak. tamamen amaçsız / gereksiz there is nothing in the least wrong with him = en ufak bir rahatsızlığı bile yok thereby = öylece. by. saygılı thread = iplik thread-like = iplik benzeri. nowadays tthey take you as you are = sizi olduğunuz gibi kabul ederler thiamin = tiamin (B kompleks vitaminlerinden biri) thicken = kalınlaşmak. ürpertici. boyunca. üç kat / misli threshold = eşik. için) yoğunlaşmak thicket = fundalık.= relieve. protect threatened species = nesli tükenme tehlikesi altında olan tür(ler). wholly. so far tick = kene www. ultraviyole ışınlarına maruz bırakıldıktan sonra ısıtıldıklarında ışık vermeleri olayı thesaurus = bir kelimeye yakın veya zıt anlamlı kelimeleri bulmaya yarayan sözlük benzeri referans kitabı these days = bu günlerde.= in practice theorize = teori üretmek. bu yolla. çalılık thigh = uyluk thimerosal = cerrahide antiseptik olarak kullanılan bir madde thin = zayıf. zıt anl. prosperous throat = (vücut için) boğaz throat discomfort = boğazda (farenjit vs. 2) (bir şeyin / bir yerin) içinden / arasından throughout = 1) her yerinde.= partially thought = düşünce thoughtful = düşünceli. slim. beginning.

delight tormented = eziyet edilmiş. anguished Tory = İngiltere’deki Muhafazakar Parti’nin 1832 yılından önceki adı totality = bütün. o derece ki to tell the truth = doğruyu söylemek gerekirse. zamanında tiny = küçücük. torture. yorulmak bilmez. until now to my way of thinking = benim düşünce tarzıma göre to one’s surprise = (bir kişi için) şaşırtıcı şekilde. aksine to the exclusion of = (bir şey)’i hariç tutacak / dışlayacak kadar to the fore = öne. to a certain extent to start with = 1) ilk. hot. ön tarafa to this day = bugüne dek / bugüne kadar.= independent from tiger = kaplan tighten up = sıkılaştırmak tile = seramik. for instance to such an extent that = o kadar ki. el aleti. hala. müddet timely = uygun zamanda. lumber timber-rich = keresteden yana zengin time elapsed = geçmiş olan toplam zaman time-consuming = zaman alıcı timeline = süre. ilişkilendirmek. zıt anl. azap çekmiş torrid = ateşli. issue topmost = en üst topple = düşüp yuvarlanmak top-secret = çok gizli top-security = üstün güvenlik / güvenliğe sahip torment = eziyet etmek. bu mealde to the contrary = tersine. allow. nereye kadar tobacco = tütün toddler = yeni yürümeye başlayan çocuk toe = ayak parmağı tolerate = 1) hoş görmek. müsamaha etmek. bir yere kadar. büyük oranda. plague. türbe tomb-figures = mezar figürleri tonnage = tonaj.= please. 2) örneğin. back and forth to date = bugüne kadar. vigorous.163 ticker symbols = borsada işlem gören hisseleri tanımlayan 5-6 karakterlik kısa kod adlar tidal = gelgit ile ilgili tidal pull = gelgit çekimi tidal range = gelgit olayında suyun yüksekliğindeki değişim miktarı tidally driven currents = gelgitle oluşan akıntılar tide = gelgit. dayanmak. minuscule. 2) katlanmak. worn out tissue = doku tissue damage = doku zedelenmesi to a certain extent = bir yere / dereceye kadar. to a large extent to a large extent = büyük miktarda. kiremit till then = o zamana kadar tilted = yatık. so far. değeri vs.) geçmek. equipment toothpaste = diş macunu top = (bir değer)’in üzerine çıkmak. bir aşağı bir yukarı. (To my surprise… = Hayret ettim ki… ) to some extent = belli bir dereceye kadar. bütünlük touchdown = uçağın piste temas etmesi touch-screen = dokunmatik ekran touch-sensitive = dokunmaya duyarlı. energetic. asteroidler ve kuyrukluyıldızlar gibi) küçük gökcisimleri tip = uç tip over = devirmek tireless = bitmez tükenmez.= enormous. fayans. tonilato (bir gemi vs. mevzu. huge tiny body = (meteorlar. to begin with. criterion www.= cold. zıt anl. (bir şey) ile yakından ilişkili.ÜDS Sözlüğü . bear tomb = mezar. to a great extent to a very insignificant extent = çok az / önemsiz bir oranda to and fro = bir yandan öbür yana.bademci. zıt anl. ölçüt. attached to. zıt anl. frigid torture = işkence tortured = işkence edilmiş. vakitli. işkence yapmak. ilk önce. benchmark. azap çektirmek. firstly. sensuous. dokunmatik touchstone = denek taşı. evvela. kederli. büyük oranda. connect (to). mihenk taşı. (bir rakibi. in fact to that effect = bu hususta. başa geçmek topic = konu. zıt anl. minicik. to some extent to a great extent = büyük miktarda. ’nin yüksüz halde toplam ağırlığı) tool = araç.com . endure. acı dolu. medcezir tie (to) = bağlamak. aslına bakarsanız. alet. link (with) tied to = (bir şey)’e bağlı. eğimli timber = kereste. even today to what extent = ne derece.= weary. kriter.

carry. kaza ya da ilçe gibi küçük yerleşim) toxic = zehirli. değiş(tir)mek. 2) (koşu veya bisiklet için) yol / parkur. transitory. convention traditional = geleneksel. halkın seyahat eden kesimi traverse = (mesafe) kat etmek. yükseltme gibi çeşitli görevlerde kullanılan yarı iletken bir devre elemanı) transistor amplifier = transistörlü amplifikatör (gelen sinyalin gücünü arttırmaya / yükseltmeye yarayan bir tür elektronik cihaz) transition = geçiş. transitory. hain.bademci. move transportation = taşıma. 4) (tank.= permanently transistor = transistör (bir devrede açma-kapama. palet vs. trail. track. conventionally trailblazing = öncü. venom.ÜDS Sözlüğü tough = zorlu. commerce trade-union = işçi sendikası. eğitmek. nakletmek. belirti trace back = geriye / eskiye doğru izini sürmek / bulmak trace mineral = eser mineral (insan vücudunun çok az miktarlarda gereksinim duyduğu mineral). kıtalararası transcultural = kültürler arası transform into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. zıt anl. aktarmak.) izleyerek saptamak / bulmak.= preserve transformation = dönüştürme. taşımak. ezip geçmek transaction = işlem. nakliye transverse = çaprazlama.164 . adet. labour-union trading = ticaret tradition = gelenek. için) palet track back = geriye doğru iz sürmek. dozer vs. tuzak trapped = (bir şeyin içinde) sıkışıp kalmış traumatic blow = travmatik darbe (ciddi yaralanma / iç kanama ile sonuçlanan darbe) travel = seyahat etmek. hard. tercüman translocation = yer değiştirme. taşımak ve yeni ortamda yaşatmaya çalışmak transplantable = nakledilmeye uygun transport = (bir yerden) (başka bir yere) götürmek. yolculuk etmek travelling public = seyahat eden insanlar. conversion transformer = transformatör (elektronik bir devrede voltajı ve akımı değiştirmeye yarayan eleman) transient = gelip geçici. custom. lock in trap (isim) = kapan. 2) kaydını tutmak. conventional traditional diet = geleneksel beslenme traditionally = geleneksel olarak.= permanent transient global amnesia = geçici global amnezi (genellikle orta yaşlarda gelişen.com . enine trap (fiil) = kapana kıstırmak. çekme trade = ticaret. 3) (tekerlek. değişim. unsafe www. instruct train tracks = tren rayları training = antrenman. travel treacherous = tehlikeli. zıt anl. aktarım. follow track (isim) = 1) ray. micro mineral trachea = (çoğul: tracheae ya da tracheas) trakea (nefes / soluk borusu) track (fiil) = 1) izlemek. toksik toxicity = toksisite (zehirlilik) toxin = toksin (canlılar tarafından üretilen zehirli madde). laborious tournament = turnuva township = kasaba (nahiye. record. başka yere nakil transmissible = geçmesi / bulaşması olası transmission = iletim. idman. tercüme etmek translator = çevirmen. follow. sıkı. iletmek. deed transaction statement = (bir tür) hesap ekstresi transatlantic = Atlas Okyanusu’nun karşı yakasından gelen / karşı yakasına giden transcontinental = kıta aşırı. kaynağını araştırmak track down = izleyip bulmak / yakalamak. bucak. eğitim training ground = eğitim alanı trait = özellik trample = ezmek. trail trace (isim) = iz. dönüşüm. convey transparent = saydam transplant = nakletmek. çiğnemek. iz sürmek. yayılma transmit = (hastalık) bulaştırmak. pioneer train = eğitim vermek. zıt anl. ’nin bıraktığı veya yürünerek bırakılan) iz. change into. dangerous. yakın zamanda olmuş olayları hatırlayamama ile belirgin amnezi nöbeti) transiently = gelip geçici olarak. convert to / into. poison trace (fiil) = (ipuçları vs. passage translate = çevirmek. tuzak kurarak yakalamak. izini takip etmek. zahmetli. pursue traction = götürme. pursue. güvenilmez. kalleş. action.

çalışma. harekete geçirmek. galip gelmek. = Hipertansiyon pek çok başka hastalığı tetikler. maliye dairesi treat = 1) davranmak. ödül. important. reliance. test tuberculosis = tüberküloz. bayağı.= significant.).) troop = askeri birlik trophy = hatıra. cartel trust one’s life to = canını (bir kişiye / bir şeye) emanet etmek trustworthy = güvenilir try on = prova etmek. ürperme. zıt anl. insignificant. (The comparative efficacy of these therapies was tested on volunteers in a clinical trial. annoying.= distrust. disturbing. sıradan. meyil. 2) tröst (pazarda tekel yaratma amacı güden ve pek çok küçük şirketi gayriresmi olarak kontrol altına alan büyük şirket ya da şirketler topluluğu).) tribal = kabileye ait tribal culture = sosyal yapısı kabile düzeninde olan kültür tribunal = mahkeme. üçkağıt tricky = incelikli. yangın alarmını harekete geçirdi. kol ırmak (ırmağa karışan akarsu) trick (into) (fiil) = kandırmak. = Duman. inanmak. akım. endişe verici. current trend down = düşme eğiliminde olmak. düşüşte olmak trial = 1) (mahkemede) duruşma. convenient. test. chaos www. ateşlemek. ganimet troublesome = 1) rahatsız edici.= distrust trust (isim) = 1) güven. enormously. confidence. işlem treaty = antlaşma. (Hypertension triggers off many other diseases. cure.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. shake tremendous = muazzam. muamele etmek. önemsiz. 2) sorun çıkaran. tır truly = gerçekten. remedy. burdensome trough = (trof gibi okunur) (hayvanların su içtiği) yalak. 2) tedavi etmek. verem (kanlı öksürük ve halsizlik ile belirgin akciğer enfeksiyonu).165 treasure = 1) hazine. activate. victory triumphant = muzaffer. başlatmak. victorious trivial = cüzi. bir klinik çalışmada gönüllüler üzerinde test edildi. hendek trend = eğilim. experiment. tremble trench = çukur. enormous tremendously = son derece. tuzağa düşürmek. zıt anl.) trigger (isim) = tetik. define. court tributary = ırmak ayağı. karışıklık. court action. ustalık isteyen. ezgi. 2) işleme. dönen birim) turboprop airliner = pervaneli yolcu uçağı turbulence = çalkantı. muamele. (There are one or two trivial errors in your essay.= slightly tremor = titreme.= agreeable. sarsıntı. believe. sınama. çok büyük çapta. pulmonary phthisis. giyip denemek try out = (birisini / bir şeyi) denemek. (The smoke triggered off the fire alarm. (karmaşıklığı / riskleri sebebiyle) zor trigger (off) (fiil) = tetiklemek.com . spark. unimportant. = Kompozisyonunda bir iki önemsiz hata var. hakikaten. 2) deneme. 2) belli bir radyo istasyonuna ayarlamak turbine = türbin (jeneratörlerde elektrik üreten. genellikle kan tahlilinde ortaya çıkan madde) tune = melodi. win triumph (isim) = zafer. act. şişkin turmoil = kargaşa. zafer kazanmak. 2) çok değerli / önemli şey treasury = hazine. tam anlamıyla. bir şeyin tetikleyicisi / nedeni trimester = üç aylık dönem Tripos = Cambridge Üniversitesi’nde bitirme sınavlarına verilen ad triumph (fiil) = başarı sağlamak. tendency. kandırarak (bir şey yapmaya) yöneltmek trick (isim) = hile. succeed. zahmetli. agreement trek = engebeli arazide yaya olarak gitmek tremble = titremek. greatly. zıt anl. zıt anl. litigation. = Bu tedavilerin karşılaştırmalı faydaları. galip. nağme tune into = 1) yakından takip etmek. girdap turgid = şişmiş. yengi. really truncated icosahedron = kesik yirmiyüzlü (düzgün bir yirmiyüzlünün köşelerinin kesilip atılması ile oluşturulan futbol topu benzeri geometrik cisim) trust (fiil) = güvenmek. quiver.bademci. tekne truck = kamyon. cure treatment = 1) tedavi. behave. TB tuberculosis-causing = vereme sebep olan tulip = lale tumour cell = tümör hücresi tumour marker = tümör markeri / işaretçisi (vücutta tümör bulunduğunu gösteren.

şiddetli kasırga. 2) düşünmek. için) açmak. excite.166 . turn away. cyclone typical = tipik typically = tipik / karakteristik olarak. think about. 3) üretmek. = Mülteciler sınırda geri çevrildiler. için) sesini yükseltmek. 2) reddetmek. put off. 2) (beklenmedik bir şekilde) ortaya çıkmak. genellikle. aktif hali sonlandırmak.) geri çevirmek.bademci. But then he turned out to be a great liar. convert to / into turn off = 1) (ışığı. (At first he seemed to be an honest person. geri çevirmek.) turn over = 1) devirmek. benzin motorunun yanı sıra iki kademeli bir elektrik motoru ile de çalışan yeni ve deneysel bir motor sistemi two-shoe = iki pedallı two-sided = iki taraflı. bağırsakta yaralar ile belirgin bir hastalık) typhoon = hortum.) turn down = (bir teklifi vs. invert. iki yönlü two-storey façade = iki katlı cephe two-syllable = iki heceli two-thirds = üçte iki typewriter = daktilo typhoid = tifo (genellikle hijyenik olmayan besinler aracılığı ile bulaşan. gelmek turn-of-the-century = yüzyılın değişimine / bitişine yakın (bir yüzyılın başlangıcının / bitişinin hemen öncesi ve sonrasını kapsayan dönem). deliver turn into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. characteristically www. prove to be. özellikle boya sanayinde inceltici ya da çözücü olarak kullanılan sıvı madde) turtle = kaplumbağa twist = büklüm. 2) (ışık vs. refuse. müzik vs. TV vs. depend on turn on = 1) (radyo. söndürmek. resort to turn up = 1) (radyo. (birisi)’nin yardımını istemek. 2) (özellikle cinsel açıdan) heyecanlandırmak. reddetmek. turn down turn away from = (birisi)’nden uzaklaşmak. 2) (yolda) başka tarafa yönelmek turn on / upon = 1) (ışık vs. (The refugees were turned back at the border. için) kapamak. için) (bir şey)’e doğrultmak. stimulate turn out = 1) (bir hatası nedeniyle birini) dışarı çıkarmak. = Önceleri dürüst birisi gibi görünüyordu ama sonra büyük bir yalancı olduğu ortaya çıktı. yüzyıl dönümü turpentine = terebentin (çam reçinesinin damıtılması yolu ile elde edilen. üzerine çevirmek. suyu vs.) kapatmak. refuse. deactivate. 4) sonuçlanmak turn out (that) / (to be) = (bir şey olduğu) ortaya çıkmak. refer to. consider turn to = (birisi)’ne başvurmak. akılda tartmak. (He proposed to her.com . throw out. but she turned him down. become turn against = (bir kişi ya da şey)’e cephe almak turn away = 1) (kapıdan vs. = Ona evlenme teklif etti ama o reddetti. produce. burma two-fifths = beşte iki twofold = iki misli / kat two-mode hybrid engine = taşıtlarda kullanılan. kesmek.) turn in = teslim etmek.ÜDS Sözlüğü turn = olmak.) geri çevirmek. aktif hale getirmek. 2) (bir şey)’e bağlı olmak. (birisi)’ne yüz çevirmek turn back = geri dönmek. çevirmek. hand in. invoke. direct onto.

) unbearable = dayanılmaz. (The news took the city of London unawares.= certainty. zıt anl. yaygın UK = Birleşik Krallık. bilinçdışı.= bearable. fundamental. gafil (avlanarak).) ultimately = 1) esasen. nihai.U U UU ubiquitous = her yerde var olan.= affected unaided = yardım almadan / almayan unambiguous = açık. 2) esas. objektif. anlatılamaz. asıl olarak. Londra kentini hazırlıksız yakaladı.= consciousness uncontaminated = kirlenmemiş. unforeseen. = Haberler.= avoidable. underrated. tolerable unbiased = tarafsız. zıt anl. 2) son / nihai olarak.= aware of unawares = hazırlıksız (olarak).= conscious unconscious state = bilinçsiz hal unconsciousness = bilinçsizlik. ikilem içermeyen. umulmadık. belirtileri olan bir hastalık) ultimate = 1) en büyük. unveil. zıt anl. zıt anl. net. zıt anl. sure thing unclear = muğlak. finally.= appreciated U unarmed = silahsız.= explicable unaffected = etkilenmemiş. eventual. primarily. kan içeren dışkı vb. objective unbreakable = kırılmaz uncertainty = belirsizlik. vague.= clear. zıt anl. kayıtsız şartsız. tahmin edilmeyen. zıt anl. karar gündeminde under debate = tartışılmakta under threat = tehdit altında under trial = deneme altında. reveal. epitel dokuda. inescapable. asıl önemli olan nihai başarısıdır.= contaminated uncontrollable = kontrol altına alınamayan uncover = ortaya / meydana / açığa çıkarmak.= ambigous unanimous = oybirliğiyle unanticipated = sezinlenemeyen. landing gear www. beklenmeyen. dubiousness. temel. United Kingdom ulcer = ülser (deri üzerinde. zıt anl. belirsiz. denenmekte under.) bulaşmamış. baygınlık. intact. çekilmez. Stockholm Conference unable = ehliyetsiz. yetersiz faaliyet undercarriage = (uçak için) iniş takımları. unpolluted.= armed unavoidable = kaçınılmaz. anlaşılmaz. = Bir kişinin başlangıçtaki başarısı aldatıcı olabilir. inattentive. incapable. en yüksek. inexplicable. ülser içeren ulcerative colitis = ülseratif kolit (enfeksiyona bağlı olarak kolon mukozasında yer yer ülserler oluşması.or overbuilt = (sağlamlık ve / veya kütle için) eksik / yetersiz veya aşırı yapılı under-activity = az hareket. unwitting. uncertain.= capable unacceptable = kabul edilemez unaccountable = açıklanamayan. zıt anl.= concerned. fundamentally. çevre ve insançevre ilişkisi odaklı konuların tartışıldığı ve uluslararası çevre politikalarının belirlendiği konferans. bilinçaltı.bademci. nesnel. zıt anl. (hastalık vs. uninfected.= originally umbilical cord = 1) göbek bağı. zıt anl. greatest. 2) astronot kordonu UN Conference on the Human Environment = Birleşmiş Milletler bünyesinde 1972 yılından bu yana düzenlenmekte olan. well-defined unconcerned = ilgisiz. irin. interested unconditional = koşulsuz. peculiar. what matters is his ultimate success. zıt anl. zıt anl. İngiltere. 3) son. (bir şey)’den habersiz. zıt anl. clear. açık olmayan. avertable unaware of = (bir şey)’in farkında olmayan.= conditional unconscious = bilinçsiz. veya sindirim organlarının iç yüzeylerinde gelişerek altındaki dokuları da etkileyen açık yara) ulcerated = ülserli. umursamaz. final. incompetent. intolerable. etkilenmeden kalmış. doubtfulness. zıt anl.= cover uncut = kesintisiz undeniably = inkâr edilemez şekilde under consideration = değerlendirilmekte. indifferent. inevitable. küçümsenmiş. zıt anl. zıt anl. (Someone’s initial success may be deceptive. zıt anl. unpredicted unanticipated reaction = beklenmeyen tepki unappreciated = değeri anlaşılmamış.com . yeteneksiz.

yabancı. işkence vs. practicable unfertilized = (yumurta için) döllenmemiş. detached.ÜDS Sözlüğü undercover policeman = gizli / sivil polis underestimate = küçümsemek. zıt anl. obviously. zıt anl. convincingly. gizli. desirable unethical = etik olmayan. değerinin altında paha biçmek.= deserved undeservedly = hak etmediği şekilde.= even.= fashionable unfeasible = yapılamaz. düşük kilolu. be subjected to. reasonable. temelindeki undermine = temelini aşındırmak. acı vs.= doubtfully. pitiful. açıklığa kavuşturmak. reveal. unnoticed undigested = sindirilmemiş undoubtedly = şüphesiz / kuşkusuz bir şekilde. zıt anl. uncomfortable. tatsız. skinny underworld = (mitolojide) yeraltı dünyası undeserved = hak edilmemiş. anlama. bir işe girişmek. (gereğinden veya olabileceğinden) az ilerleme kaydetmek understandable = anlaşılabilir.com . zıt anl. unrest. just unfairly = haksız bir şekilde. zıt anl. excessive unduly = boş yere. 2) (sıkıntı. restless. unjustly. zıt anl. experience. undesirable. carry out undertaking = girişim. değişim vs. yersiz.= at ease unemotional = duygusuz. yavaş yavaş yok etmek.)’ye maruz kalmak. zıt anl. zıt anl.= familiar.= ease uneasy = kaygılı. taahhüt etmek.= enviable. go through. moral uneven = eşit olmayan. zıt anl. endişe.= conceal unforeseen = beklenmedik. questionably undue = yakışıksız.) underneath = altına / altında undernourished = yetersiz beslenmiş. zıt anl. untimely. get in charge (of). zıt anl.= bury unease = huzursuzluk. zıt anl. zıt anl. sly underinvest = gereğinden az / eksik yatırım yapmak underlie = altında bulunmak / yatmak. daha az icra etmek.= feasible. unnecessarily. hafife almak. uygunsuz. uniformly unexpected = beklenmedik unexplored = araştırılmamış unfair = haksız. unwanted. zorlaştırmak.= deservedly undesirable = istenmeyen. modası geçmiş. unmerited. aşırı.= desirable undetectable = fark edilmesi / bulunması mümkün olmayan. makul bir şekilde.= sensibly unearth = kazarak çıkarmak. impracticable.= unreasonable understandably = anlaşılır. exaggerate underfund = yeterince finanse etmemek undergo = 1) (ameliyat. zıt anl. onun özgüvenini zayıflatıyor. dig out.= emotional unemployment = işsizlik unenviable = istenmeyen. underfed undernutrition = yetersiz beslenme underpaid = (olması gerekenden) düşük ücretli underperform = daha düşük performans göstermek. dalışlar yapmak suretiyle inceleyen alanı) underweight = zayıf. be exposed to underhand = el altından. unreasonably understanding = anlayış.= overestimate.168 . gereksizce. secret. unjustified. unnoticeable undetected = gözden kaçmış. dengesiz. conceivably. stress. zıt anl.bademci. zıt anl.= evenly. reasonably. tedirgin.= expected unfortunate = üzüntü veren. zıt anl.= strengthen. unjust. üstlenme underwater archaeology = sualtı arkeolojisi (arkeolojinin. comprehension undertake = üstlenmek. known unfashionable = modaya uymayan. zıt anl. (toprak için) gübrelenmemiş unfold = açıklamak. unmistakably. temelini oluşturmak underline = vurgulamak.) çekmek. worry. zıt anl. aloof. unknown. sinsi.= ambiguously. zıt anl. 3) (zorluk. justly unfamiliar = aşina olmayan. adaletsizce. weaken. (tamirat. unexpected. talihsiz. zayıflatmak. ahlaka aykırı. kesinlikle. kaygı. zıt anl. altını çizmek.) görmek. immoral. dengesizce. hak edilmemiş bir biçimde. emphasise underlying = altında yatan. zıt anl. zıt anl. uniform unevenly = eşit olmayan şekilde. ill-fed. zıt anl. imbalanced. clarify. eğitim vs. (His friends’ criticism undermines his self-confidence. build up.= fair. have. zıt anl. strange.= ethical. outmoded.) geçirmek. undervalue. farkedilmemiş. asıl nedeni olmak.= fortunate www. kıskanılacak türden olmayan. = Arkadaşlarının eleştirileri.= fairly. gerçekleştirilemez. umulmadık. su altında kalan eserleri ve batıkları. uygunsuz.

= realistically unrelenting = amansız. tatsız. yegane. inexcusable. dubious. exceptional. zıt anl. undoubtedly.= code. unforeseeable.bademci. zıt anl. unduly. zıt anl. dissatisfaction. unbelievable.= diversity uniformly = aynen. as opposed to. zıt anl. humble. zıt anl. consolidate.= predictability unpredictable = önceden bilinmez. similar. combine. halletmek.= responsive unrest = huzursuzluk. gözden düşmüş unprecedented = görülmemiş. sağlıksız. accidental. zıt anl. zıt anl. even.= deliberate unintentionally = istemeden. unchanging unprescribed = reçetesiz. zıt anl. alışılmışın dışında. için) insansız. acımasız. şüphe götürmez bir şekilde.= inferior unpaved = (yol için) parke taşı / asfalt döşenmemiş unpleasant = hoş olmayan. zıt anl. doubtfully unnatural = doğal olmayan unnecessarily = boş yere. figure out. uncertain. karşılıksız unresponsive = cevapsız. zıt anl. similarity. için) karşılanmamış unmistakably = şüphesiz. olanaksız.= detach.= peace. accidentally.= reasonably. alçak gönüllü. zıt anl. evenly. zıt anl. zıt anl. unnoticeable. sınırsız unload = boşaltmak unmanned = (hava. zıt anl.= justly unknown = bilinmeyen. encode unreachable = ulaşılamaz. damaged unicorn = tekboynuz (başında tek bir boynuz olan at biçimindeki efsanevi yaratık) unified = birleştirilmiş. groundless ungainly = hantal.= like unlikely = mümkün olmayan. consistent. itici. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . gereksizce. bir örnek oluş. solely. bir bütün haline getirmek. bir örnek. unmatched.= questionably. consistency. beklenti.= obtrusive. undamaged. cosmos unjustifiable = gerekçesiz. unbelievably.= believable unimpaired = zarar görmemiş unintended = istemeden gerçekleşen. zıt anl. maalesef.= compassionate. irregular unparalleled = eşsiz. kestirilemez. volatility. 2) tutarlılık. noticeable unorthodox = geleneksel olmayan. dependability unreliable = güvenilmez. benzersiz. variable uniformity = 1) aynılık. zıt anl. eşit bir şekilde. yeganelik unit = birim (tek bir bütün olarak algılanabilen bir kavramlar veya objeler grubu) unite = birleştirmek.= deliberately. harmony www.= ordinary unmet = (ihtiyaç. unattractive.com . zıt anl.= reliable unrequited = karşılık görmeyen. zıt anl. emsalsiz. zıt anl. kaba. 2) tutarlı. unfairly. unrivalled.= fortunately unfounded = temelsiz.= predictable. zıt anl. tam aksine. sağlam. improbable.= reliability. dayanaksız. benzeri olmayan. zıt anl. zıt anl.= different. certainly. delightful unpopular = rağbet görmeyen.= differently unify = birleştirmek.= inviting unique = benzersiz. awkward.= commonly uniqueness = benzersizlik. unintentional. zıt anl. merciless. göze çarpmayan. disturbance. eşsiz. zıt anl.= manned unmatchable = emsalsiz.169 unfortunately = ne yazık ki. haksız.= disunite. equally. incomparable. unite. zıt anl. inaccessible. clumsy unharmed = zarar görmemiş.= harmed.= likely unlimited = sonsuz. indefensible unjustly = haksız bir şekilde.= reachable unrealistically = gerçekçi olmayan bir şekilde. bir araya getirmek. biçimsiz. tek. zıt anl. zıt anl. changeability. her yanı aynı şekilde. talep vs. zıt anl. yersiz. nasty. kaypaklık. solve. zıt anl.= usual unpredictability = belirsizlik. incredible.= pleasant. regrettably. kargaşa. sever universal = evrensel universe = evren. separate unimaginable = hayal / tasavvur edilemez. birleşmiş unified field theory = birleşik alan teorisi (fizikte. combine. zıt anl. çok az bir olasılıkla. over-the-counter unprotected = korunmamış unravel = çöz(ül)mek. tersine. zıt anl. variable. unidentified. kazara. merciful unreliability = güvenilir olmama. unparalleled uniquely = benzersiz / eşsiz bir şekilde. (bir kişiye ya da şeye) özgü. sök(ül)mek. zıt anl. sensibly unobtrusive = dikkat çekmeyen. uzay taşıtları vs. on purpose uninviting = çekici olmayan. zıt anl. eşsizlik. bilinemezlik. emsalsiz.= known unlike = (bir şey)’den farklı olarak. undesirable. tepkisiz. intact. temel parçacıklar arasındaki tüm temel kuvvetlerin tek bir alan olarak ifadesini sağlayan bir çeşit alan teorisi) uniform = 1) her yanı / bölümü aynı.

zıt anl. zıt anl. zıt anl. normal unusually = sıra dışı / alışılmadık şekilde. reluctantly. tutku. düzeyini yükseltmek. reluctance. 2) üzmek.= willing. sağlıksız. zıt anl. dangerous. üzüntü veren. (aynı şartlarda) devam edemez unsympathetic = itici. untimely unsettled = tedirgin. ivedi. zıt anl. zıt anl. improve. (the) United States of America www. afflict upset (sıfat) = üzgün.bademci. zıt anl. zıt anl. gönülsüzlük. back up. hygienic unsatisfactory finding = tatmin edici olmayan / yetersiz bulgu unsatisfying = tatmin etmeyen unsaturated = doymamış unsaturated fat = doymamış yağ unseasonable = mevsim normallerinin altında ya da üzerinde. önemle. idame. huysuz unsightly = çirkin. güncelleştirmek.= discourage.= eagerness. tehlikeli. maintenance upper arm = kolun omuzla dirsek arasındaki kısmı upper class = üst sınıf. gönülsüz. zıt anl. = Akılsızca yatırım yaptı ve bir servet kaybetti. friendly untaxed = vergilendirilmemiş until fairly recently = oldukça yakın zamana kadar until well into the nineteenth century = ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar untold = tarifsiz unused = kullanılmamış. taşrada olduğundan genellikle daha yüksektir.) unworkable = işletilemez. eagerly unwillingness = isteksizlik. zıt anl. immediately uric acid = ürik asit (protein metabolizması sonucu oluşup kanda ve idrarda bulunan bir madde) urinary = uriner sistem (idrar yolları) ile ilgili urinary creatinine excretion = idrar yoluyla kreatinin maddesinin vücuttan atılması urine = idrar urine screen = idrar tarama urticaria = ürtiker (bir tür kaşıntılı deri hastalığı) US / USA = (the US / USA şeklinde kullanılır) Amerika Birleşik Devletleri. facing upbringing = (çocuk için) yetiştir(il)me. mukavim. foolishly. dik upset (fiil) = 1) bozmak. uncommonly. üzüntülü. (He invested unwisely and lost a fortune. unintelligent.com . zıt anl. tuhaf. unfriendly. 3) ısrarlı. emergency urgent = 1) acil. modernise. 2) zorunlu.= stable unsuccessful = başarısız. renew upgrade = geliştirmek.= successful unsustainable = sürdürülemez. olağandışı. bother. zıt anl. passion. sinir bozucu. weaken uphold = tarafını tutmak. ender. = Suç oranı kentsel bölgelerde. strange.= willingly.= commonly unwanted = istenmeyen unwary = dikkatsiz. disturb. advocate upkeep = bakım. onaylamak.= sanitary. kışkırtmak. altüst etmek.= safe unsanitary = temiz olmayan. ivedilikle. şehirlerde oturan.= rural.= sympathetic.= rural urea = üre (protein metabolizması sonucu vücutta oluşan ve idrar ile dışarı atılan atık madde) urge (fiil) = (birisini bir şey yapmaya) teşvik etmek. kentle ilgili. (Crime rate is usually higher in urban areas than in rural areas. yüksek gelir sınıfı upright = dikey. reluctant. geçit vermez up against = karşı karşıya. akıntıya karşı.= used unusual = alışılmadık. hate urgency = aciliyet.= careful.= wise. zıt anl. büyütme update = modernleştirmek. unhygienic. civilized urbanized = kentleşmiş. zıt anl. zıt anl. disrupt. huzursuz. zıt anl. ivedilik. uncommon. zıt anl. incite. sabit olmayan. ready unwillingly = isteksizce. zıt anl. willingness unwise = akıllıca olmayan. watchful unwilling = isteksiz. eager. distressed upsetting = üzücü. muhafaza. sinirlendirmek.) urbane = medeni. zıt anl. acil olarak. annoying. encourage.= dislike. ısrar eden urgently = acilen. göze hoş gelmeyen unstable = dengesiz.170 . deter urge (isim) = şiddetli arzu. kararsız. desire. uneager. thoughtful unwisely = akılsızca. zamansız. foolish. arkadaş canlısı olmayan. zıt anl. değişken.= downstream urban = kentsel. yürütülemez unyielding = sert. inconstant. gönülsüzce. silly. advance. hurtful.= familiar.ÜDS Sözlüğü unsafe = emniyetsiz. desteklemek.= pleasing upstream = akıntının tersi yönünde. distressing.= worsen. tedbirsiz. şehirleşmiş.

absolute utterly = tamamen. (The rent does not include utilities. he tried hard to save his company from bankruptcy but failed utterly. hepten.ÜDS Sözlüğü . gaz vs. make use of utmost = en büyük. practical. completely. kesinkes. artık yazmıyor. en çok utter = 1) tamamen. tüketmek. = Eskiden bana sıkça yazardı.bademci. complete. kullanışlılık utilize = yararlanmak. fayda. faydalı.) www. zıt anl. bölgeleri jeolojik olarak incelemekle ve jeolojik haritalar çıkarmakla görevli merkez) use = kullanım use to the full = sonuna kadar kullanmak use up = kullanarak azaltmak.com . = Krizden sonra firmasını kurtarmak için çok çabaladı ama hepten başarısız oldu.). = Kiraya elektrik. deplete. bring in usual = alışılmış. zıt anl. totally.= unusual Utah = ABD’de bir eyalet uterus = uterus (rahim) utilitarian = faydacıl. fayda / yarar gözetici. elektrik gibi) kamu hizmeti. use. zıt anl. absolutely. (hizmetlerin bedeli) dahil değildir. 2) (içeri) getirmek.171 US Federal Aviation Administration = Birleşik Devletler Federal Havacılık Dairesi (ABD’de tüm sivil havacılığı düzenlemek ve denetlemek ile görevli kuruluş) US Geological Survey Centre = Birleşik Devletler Jeolojik Araştırmalar Merkezi (ABD’de. 2) yarar.) useful = yararlı. olağan. su. beneficial. useful. (After the crisis.= useless.= unpractical utility = 1) (gaz. he doesn’t any more. 2) kesin. bitirmek. (He used to write to me frequently. harmful useless = işe yaramaz. helpful. mutlak. run through used to = bir fiilden once geldiği zaman “(eskiden) … idi (ama artık değil)” anlamı verir. worthless usher in = 1) öncülük etmek.

gerçeklemek.) vanguard = öncü (birlik / kol) vaporise = buharlaş(tır)mak. stake. legitimacy. dim. çeşitlen(dir)mek.V V VV vacation = tatil vacationer = tatilci vaccinate = aşılamak vaccine = aşı vacuum = boşluk vagary = kapris vague = belirsiz. validation. validate. confirmation. teyit etmek. yerçekimi kuvveti). (They are building these roads at vast expense. diversity varicella virus = suçiçeği virüsü varied = değişiklik gösteren. engin. farklılaşma.= invalidate versatile = değişme kabiliyeti yüksek. çok geniş. farklılık various = çeşitli. passionately vehicular = taşıtlara ilişkin velcro = cırt cırt. yarık ventilate = havalandırmak ventilation = havalandırma. ambiguously. evaporate vapour = buhar. numerous vary = çeşitlilik göstermek. çeşitli variety = cins. greatly vastness = büyüklük. 2) bitkisel vehemently = şiddetli / hiddetli / ateşli bir şekilde. miscellaneous. appreciate valued = değerli. 2) radyo lambası valve radio = lambalı radyo vandalism = vandalizm. 2) hastalık taşıyıcı vegetation = bitkiler. dare. çeşitlilik. teyit etme.) vast majority = büyük çoğunluk vast sums (of) = çok büyük miktarlarda (para vs. farklılık göstermek. credible. şüpheli. zıt anl. change. stake venture (isim) = girişim verbal = sözlü. stay vasoconstriction = kan damarlarındaki daralma. belli belirsiz.= defined vaguely = tam anlamını vermeyecek şekilde. onaylamak. differ. sokak lambalarını kırma vs. bitki örtüsü vegetative = 1) büyüme yeteneği olan.) V vast tracts of forest = çok geniş ormanlık araziler vastly = çok. zıt anl. şehrin ana caddelerini oluşturan su kanalları ile ünlü bir kent) vent = delik. kol ve bacaklar üzerindeki ince tüy / kıl velocity = (belli bir yönde) hız vendor = satıcı. immense. işportacı Venice = Venedik (İtalya’da. zıt anl. obscure. (In the attic. = Bu yolları çok büyük harcamalarla yapıyorlar. duvarları boyama. zıt anl.com . highly-regarded valve = 1) valf. zıt anl. the only ventilation was through a small door at the back. buğu variable = değişken. adaptable. tür. zıt anl. highly. cırt bant (örn. huge. esteemed. = Tavanarasında tek havalandırma arka taraftaki küçük bir kapıdan sağlanıyordu.bademci. legitimate. çevreye zarar verme (örn. meşruluk. örn. subap.= invalidity value = değerini / kıymetini bilmek. değişiklik.) ventromedial nucleus = hipotalamusun ortasında yer alan ve doygunluğa ulaşıldığında yeme isteğini baskı altına alan sinir hücresi yığını venture (fiil) = 1) tehlikeye at(ıl)mak.= vasodilation vast = çok büyük. çocuk ayakkabılarında bağcık yerine kullanılan kapatma elemanı) vellus = erişkinlerde gövde. enginlik vector = 1) vektör (bir miktar ve bir yön içeren bir ifade. değiş(tir)mek. jeopardize. zıt anl. all-purpose.= written verbal communication = sözlü iletişim verbally = sözlü olarak. yasal. 2) göze almak. zıt anl. unacceptable validity = geçerlilik. solid. 2) varyasyon. confirm. bulanık. alter.= invalidation verify = doğrulamak. zıt anl. orally verdict = jüri kararı verification = doğrulama. etmen variation = 1) düzensizlik. çeşitleme. oral. sağlam. çok yönlü. explicitly valiantly = cesurca valid = geçerli. büyük oranda.= invalid. many-sided www.= clearly.= remain.

zıt anl. strongly. (view as important = önemli görmek. suçsuzluğunu kanıtlama vine = sarmaşık yapılı. kural vs.= mildly. riot violent = yıkıcı. zıt anl. bağırsak ve mide cidarlarında bulunan) emzik başına benzeyen minik çıkıntı. (The Prime Minister’s version of the economic matters was quite different from that of the Opposition. sabit Vesuvius = Vezüv Yanardağı (İtalya’da. merit visa = vize (ülkeye giriş ve ülkede kalma izni) viscid = yapışkan. breach violence = şiddet. gayretli. brutal vicious circle = kısır döngü.com . 2) görünüş. canlı vibrate = titre(t)mek. 2) erdem. virüslerle ilgili) Virginia = Batı ABD’de bir eyalet virologist = virolog (viroloji alanında çalışan uzman) virology = viroloji (virüsleri inceleyen tıp ve biyoloji alanı) virtual takeover = fiili / gayriresmi devralma virtually = neredeyse. korsan ve tüccar kavim) villus = (çoğul: villi) 1) (örn. sticky visibility = görünebilirlik. ihlal etmek. disturbance. düşünce. 2) (özellikle şeftali gibi meyvelerin üzerindeki) ince tüy vindication = temize çıkarma. energetic. zıt anl. şiddetlice.) versus = (bir şey ya da kişi)’ye karşı. 11.bademci. strong. 2) yorum. inactive vigorously = kuvvetlice. asset. enerjik. acımasız. manzara. Kraliçe Viktorya’nın hüküm sürdüğü 1837 ile 1901 yılları arasında kalan dönemde yaşamış / döneme ait view (fiil) = 1) değerlendirmek. kural vs. craniate vertical = dikey. detectablity visible = görünebilir. daydream. nasty. zıt anl.= obey. destructively. aksi(ne). 4) öngörü. zıt anl. 2) görüntü.= vice. in opposition to vertebra = (çoğul: vertebrae) omur vertebrate = omurgalı. zıt anl.= soothe viable = (örneğin. operator veteriner vex = canını sıkmak. sert.= mild. tür. mutlak. 2) dikkatlice incelemek. feasible.= oblivious vigorous = 1) terleten. irritate.= be still vibration = titreşim vibrotactile = titreşim yoluyla çalışan vice versa = tersi(ne). destructive.173 versatility = çok yönlülük / fonksiyonluluk. passive violent motion sickness = şiddetli hareket / sarsıntı tutması violently = yıkıcı şekilde. hidden vision = 1) görme kabiliyeti. practicable. passively viral = viral (virüslerden kaynaklanan. tetikte olan. avantaj. zıt anl. bakış açısı. foresight visionary = 1) hayalperest. tekne. zıt anl. regard. görülür. fazilet. opinion. gayretli bir şekilde. zıt anl. belli. watchful.) çiğnemek. çirkin. kızdırmak. şiddetli. fasit daire victim = kurban. kabul edilebilir seviye vibrant = parlak. zıt anl. fikir. eyesight. ekonomik olarak) yapılabilir / uygulanabilir. zahmetli. observe violation = (yasa. infringe.= impotent. = Başbakan’ın ekonomiyle ilgili yorumu ana muhalefetin yorumundan oldukça farklıydı. actively. özellikle 8. panorama view as = olarak görmek. zorbalık. image. energetically Vikings = Vikingler (İskandinavya’da. nearly. ünlü Pompei antik kentini lavlar altında bırakarak yok etmiş olmasıyla tanınan bir volkan) veterinary medicine = veteriner hekimliği veterinary surgeon = hayvan cerrahı. actually virtue = 1) meziyet. 3) (film vs. 2) damar vest = yelek vested = kazanılmış. için) ihlal (etme) / aykırı davranış. düş. tersi (de). 2) ileriyi gören kimse www. açık. detectable. sinirlendirmek. upset.= unachievable viable level = makul. zealous. zıt anl. breach.) izlemek. adaptability version = 1) versiyon. apparent. conception. advantage. the other way round vicinity = civar vicious = kötü. look at. hemen hemen. mağdur Victorian = İngiltere’de. görünürlük. (kazığa vs. consider. yy’lar arasında etkin olan. 2) kuvvetli.) tutunarak büyüyen bitki vinegar = sirke vineyard = üzüm bağı violate = (yasa. yarar. 3) hayal. görme olanağı. önemli olduğunu düşünmek) vigilant = ihtiyatlı. watch view (isim) = 1) görüş. zorlu. goodness. shake. concealed. conspicuous. etkin.= horizontal very first = ilk vessel = 1) gemi.ÜDS Sözlüğü . öbür türlüsü (de). inanç.= obscured.

weak. weakness vulnerable to = (bir şeye) karşı savunmasız. 2) çok önemli. zıt anl. camlaşmasını tamamlamamış (malzeme) vivid = canlı. güçlü. lively. colourful. zıt anl. secure.ÜDS Sözlüğü visual = görsel visual acuity = görme keskinliği (uzaktaki / yakındaki cisimleri net görebilme hali) visual field = görüş alanı vital = 1) yaşamsal.= weak. willingly. are vulnerable to accidents happening at home. özellikle yalnız yaşayanlar. zıt anl. intense. mesleğe ilişkin. at risk of. dull vividly = çok canlı / güçlü bir şekilde. susceptible to.= involuntary. clearly.= forcibly voluntary (sıfat) = gönüllü.= insignificant. dirilik. critical. offer volunteer (isim) = gönüllü vomiting = kusma voracious = doymak bilmez. yaşam için gerekli. zıt anl.bademci.com .= vaguely vocalization = ses ile ifade vocational = mesleki. obligatory volunteer (fiil) = gönüllü olmak. etkili. isteğe bağlı. susceptibility. tell. zıt anl. vigour vitally important = hayati öneme sahip vitamin A deficiency = A vitamini yetersizliği vitreous = genellikle şekilsiz. aç gözlü vote (for) (fiil) = (birisine) oy vermek vote (isim) = oy voter = seçmen voyage = deniz yolculuğu vulnerability = saldırıya açık olma. evde meydana gelen kazalara karşı savunmasızdırlar. hayati. trivial vitality = canlılık.= protected. willing. (Elderly people. essential. gönüllü olarak. zıt anl.174 . saldırıya / eleştiriye / riske açık / maruz. especially those living alone. hareketlilik. narrate volatile = buharlaşabilen volume = hacim voluntarily = isteyerek. occupational voice = dile getirmek.) www. exposed to. liveliness. pivotal. anlatmak. = Yaşlilar. kolaylıkla yaralanabilir.

savurganlık wasting = zayıflama. extravagantly.bademci. israf waste dump = çöp depolama alanı.W W WW wage (fiil) = (savaş vs. zıt anl. carry on. için) ısınma warn = uyarmak. want not. guarantee warring = savaşan warrior = savaşçı W war-torn = savaşın yakıp yıktığı wash ashore = sahile vurmak wastage = zayiat waste (fiil) = boşa harcamak. kuvvetten düşme. başlatmak. (nuclear warfare = nükleer savaş). motoru vs.= cease. battle. sürdürmek. permit. garanti etmek. = Boşa harcama. = Kendisine kalan mirası kumarhanelerde yedi. motor vs. salary wage-earning = 1) sabit bir maaştan ziyade saat ücreti hesabıyla çalışma.) ısıtmak warm-blooded = sıcakkanlı warming = ısınma warm-up (isim) = (kaslar. müsrif wastefully = müsrifçe. (hastanede) servis / hastaların kaldığı oda warfare = (genel kavram olarak) savaş. tükenmek. approve. saptırma warp thread = çözgü ipliği (dokuma tezgahında kumaşın boyuna olan iplik) warrant = izin vermek.) waste (isim) = 1) boş arazi. diminish. alertness water delivery system = su dağıtım şebekesi water supply = su rezervi / stoğu water table = su tabakası seviyesi (yerin altında. su yoluyla taşınan waterfall = şelale waterfowl = su kuşu water-stressed = su sıkıntısı çeken watery tissue = suyu tutan doku wattle = (hindi. undertake.com .= increase war = savaş. özellikle yarattığı çizgi karakterlerle tanınan büyük bir şirket) wander away = amaçsız bir şekilde dolaşarak (bir yerden) uzaklaşmak wane = azalmak. madde warm up (fiil) = (kasları. ihtar etmek warning = uyarı warning label = uyarı etiketi warp = değişiklik.). (diplomatic warfare = diplomatik savaş) warfare agent = savaşlarda kullanılan kimyasal vs. uyanıklık. eksilmek. ruhsat vermek. savurganca. yıkım ürünü wasteful = savurgan. büyük çöplük waste material = artık / atık madde waste product = atık madde. gibi ince / zayıf düşüren hastalık) watch out for = (bir tehlikeye) karşı uyanık olmak. (wasting disease = verem vs. israf etmek. dikkat etmek. ıssız yer. look out for watchfulness = tetiktelik. zıt anl. ikaz etmek. (He wasted his inheritance in casinos. stop wage (isim) = maaş.= thriftily wastefulness = israf. decrease. 2) (çalışma karşılığı) gelir / ücret sağlayan / kazandıran wait = bekleyiş waiver = feragat wakefulness = uyanıklık hali wallet = cüzdan walnut = ceviz Walt Disney Company = Walt Disney Şirketi (eğlence sektöründe faaliyet gösteren. kertenkele gibi bazı hayvanlarda) genellikle boyun bölgesinde parlak renkli ve sarkık deri katmanı wave = dalga wave-exposed = dalgalara açık wavelength = dalga boyu way of life = yaşam biçimi way off = çok dışında / uzağında way-station = ara istasyon www.) açmak. toprağın suya tamamen doyduğu seviye) water-borne = sudan gelen.= peace ward = (hapishanede) koğuş. 2) atık madde. (Waste not. zıt anl. zıt anl. başkasından dilenmek zorunda kalma.

aşınmak. iyi karşılanan www. iyi olmuş! well over = (bir değer)’in oldukça üzerinde. = Ayakkabılarımın topukları iyice aşınmış. saadet well-buried = (gömülerek) iyice gizlenmiş well-compiled = iyi derlenmiş well-constructed = iyi inşa edilmiş. bilgi bolluğu wealthy = varlıklı.) wear on = (süre kapsayan bir dönem vs. tiplemesi iyi yapılmış well-established = iyice yerleşmiş. deteriorate wear out over time = zamanla / zaman içinde eskimek / aşınmak weary = yorgun. tartmak. iyi gıda almış. erode.176 .= ill-nourished well-off = iyi durumdaki. rich. büyümüş well-drawn = iyi çizilmiş. 2) örerek birleştirmek weave-like = örgü benzeri webbed = (bazı hayvanların ayakları için) perdeli webbed together = (bir tür) perdeyle birbirine bağlı Weddell seal = Weddell foku (Antarktika çevresinde yaşayan bir fok türü) wedding = düğün wedge = kama. far more than well under = epeyce altında well-annotated = dipnotlarla iyice açıklanmış well-being = çıkar. endişeye sevk etmek. consider. eskimek. substantiated well-informed = iyi bilgilen(diril)miş well-maintained = iyi muhafaza edilmiş. riskleri ile kıyasladım. deep-rooted well-founded = sağlam temele dayalı. well-kept well-nourished = iyi beslenmiş.= poor weapon = silah weapons of mass destruction = kitle imha silahları wear = yıpranma wear and tear = aşınma ve yıpranma wear down = yıpranmak. refah içinde. cause to worry weigh up = tartmak. refah. prosperity.bademci. kilo kaybı weight loss scheme = zayıflama planı / programı weight training = (sporda) ağırlık çalışması weight-for-height table = ağırlık-boy tablosu weightlessness = ağırlıksız / yerçekimsiz ortam weirdness = gariplik. wear out.com . tuhaflık. değerlendirmek. servet. kabul gören.). usanmış. zengin. consider. (My shoes are badly worn down at the heels. zıt anl. (I weighed the benefits of the plan against its risks.= strengthen. takoz weed = yabani ot. zıt anl. iyi bakılmış. build up weakness = zaaf. güçsüzlük. aklında ölçüp biçmek. bıkkın. undermine. hali vakti yerinde well-preserved = (örn. hafifle(t)mek. strangeness welcoming = dostça. = Planın yararlarını. evaluate. ayrık otu weed-killer = herbisit (istenmeyen bitkilerin yetişmesini önlemek amacı ile kullanılan tarımsal ilaç). için) yavaş yavaş ilerlemek wear out = yıpranmak. varlıklı. vice wealth = zenginlik. ancak kimi zaman yeterli gelmeyerek radyoaktif bozunmaya yol açması sebebiyle “zayıf” olarak adlandırılan temel fiziksel kuvvet) weak pulse = zayıf nabız weaken = zayıfla(t)mak. kayanın / buzun içinde) iyi korunmuş well-read = çok okumuş well-regarded = saygı uyandıran. affluent. 2) (ağırlığını) ölçmek. örmek weave together = 1) değişik öğelerden bir bütün oluşturmak. herbicide weekly = haftalık gazete veya dergi weigh = 1) hesaplamak (kıyaslamak). (The illness wore her down. wellfostered. well-being welfare state = refah ülkesi well = kuyu well after = (bir olaydan / bir zamandan) çok sonra well before = çok önce well beyond = oldukça ötesinde / üzerinde Well done! = Aferin. zıt anl. iyilik. = Hastalık onu yıprattı. güçsüzleş(tir)mek.). yıpratmak. sağlam well-developed = iyi gelişmiş. wear down. içten welfare = refah. assess weight loss = zayıflama. bored weather = hava (durumu) weathering = hava etkisiyle değişime uğrama weave = dokumak. measure weigh on = endişelendirmek. lessen. varlık wealth of information = bilgi hazinesi.ÜDS Sözlüğü weak nuclear force = zayıf nükleer kuvvet (bazı atomaltı parçacıkları bir arada tutan. yarar.

doğal ortamında yaşayan tüm canlılar) willing = istekli. iken.177 well-rested = iyi dinlenmiş West Indies = Batı Hint Adaları (Karayipler bölgesindeki adalara eskiden verilen ad) Western = Batılı Western society = Batı toplumu Westerner = Batılı wet = (altını. düdük white blood cell = beyaz kan hücresi (akyuvar) white blood cell count = akyuvar sayımı whole foods = doğal yiyecekler whole grain = tam tahıl (kepekli. için) rüzgarla taşınan windbreaker = rüzgar kesen windpipe = soluk borusu wing = kanat wing-warping = uçakta manevra esnasında tüm kanadın hareket etmesi tekniği wipe out = silip süpürmek. while. by means of which.= reluctant. bilinçli. fısıltı whistle = ıslık. prevalent. sincerely wholesome = sağlıklı. ister … ister …. through which whether (or not) = olup olmadığını. zıt anl. samimi olarak.= reluctance. hikmet.) whilst = -iken. news service wisdom = bilgelik. rüzgar tarafından taşınan wind-borne = (bitkilerin sporları vs. . (yap)’ıp (yap)’mayacağını.= foolish www. ben umutsuz bir vakayım. moreover What use does it serve? = Ne işe yarıyor? what is in the best interests of smo = birisi için en iyisi / en doğrusu ne ise whatever = bütünü. zıt anl. I am hopeless. zıt anl. furthermore. knowing. while whirlwind = hortum. dış yüzeyleri alınmamış) wholeheartedly = içtenlikle. kır. hikayeyi uydurduğu yönünde yaygın bir inanış var. gönüllü. What good would that be? = Onun ne faydası olacak ki? what is more = dahası. hırıltılı ses çıkarmak when it comes to = iş (bir şey)’e gelince. doğada kendiliğinden yetişen çiçek wildlife = yaban hayatı (insan hariç. onun vasıtasıyla.) ıslatmak wetland = karasal iklim bölgeleriyle deniz iklim bölgeleri veya göller arasında kalan.com .= limited. herhangi. commonly. unwillingness windblown = 1) (özellikle ağaçlar için) hakim rüzgarların estiği yönde büyüyen / şekil alan. . (yap)’sa da (yap)’masa da. (There is a widespread belief that the newspapers had invented the story. ne olursa what’s more = bkz. extensive. zıt anl. (When it comes to writing compositions. çöl. = Onun suçlu olup olmadığından emin değilim. destroy wire = haberleşmek wire service = haber servisi (haber ajanslarınca gazeteler. readiness. besleyici whooping cough = boğmaca widely = 1) büyük ölçüde. eagerness. bilge.) widowed = dul kalmış wildebeest = Güney Afrika antilopu wilderness = (el değmemiş) boş arazi. wiseness wise = akıllı. vahşi doğa wildfire = söndürülmesi güç yangın / ateş wildflower = kır çiçeği. geniş çapta. nemli ve genellikle bataklık bölge whaling = balina avcılığı What a relief! = İçim rahatladı! What for? = Ne için?. unwilling willingness = isteklilik. açık farkla. yaygın olarak. tornado whisper = fısıldamak. rare. yatağını vs.) whereas = oysa.ÜDS Sözlüğü . sensible. = Gazetelerin. 2) rüzgarın sürüklediği. hepsi. = İş kompozisyon yazmaya gelince. akıllıca. eager. her ne. televizyonlar gibi yayıncı kuruluşlara sağlanan haber hizmeti). (I am not sure whether or not he is guilty. enthusiasm. at all wheat = buğday wheel = tekerlek wheelchair = tekerlekli sandalye wheeze = hırlamak. 2) genellikle. ortadan kaldırmak. uzak ara. . irfan. . bilgece görüş / söz. Ne amaçla? what goes on = olup bitenler. . inasmuch as whereby = onunla. (arası) açılmak wide-ranging = çok çeşitli konularla ilgili widespread = yaygın. ready. ne olup bittiği. what is more whatsoever = hiçbir surette. gönüllülük.bademci. usually widely available = yaygın olarak ulaşılabilir / edinilebilir widen = genişle(t)mek.

vermemek. be willing witchcraft = büyücülük with a view to doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle. aggravate. ease. içerisinde within and without = içeriden ve dışarıdan within reach = ulaşılabilir.= release. hide. zorluk çekmeden.bademci. 2) işe yaramak. zıt anl. discontinue within = içinde. calculate work through = çalışarak bitirmek / içinden çıkmak. zıt anl. 2) (para) çekmek. with regard to with the exception of = dışında. alienation withdrawal symptom = yoksunluk belirtisi (belirli ilaçlar kesilince ortaya çıkan semptom) withdrawn = çekingen. hayret etmek. zıt anl. erişim dahilinde.= attack. zıt anl. oturtmak. think wonder (isim) = 1) merak. easily. bileğinin hakkıyla worthwhile = zaman harcamaya / zahmete değer. benefit work under pressure = baskı altında çalışmak workable = işlenebilir workaholic = işkolik workforce = işgücü working = işleme tarzı. available. zorlukları / engelleri aşarak ilerlemek work out = 1) (plan. ormanlık alan work (fiil) = 1) işlemek. question. (bir şey) ile ilgili olarak. outgoing withhold = 1) saklamak. (bir sorunu) çözmek.= unworthy of www. şahit wobbly = sallanan. beneficial. (birisi)’nin işine yaramak. uydurmak.= worthless worthy of = (bir şey)’e değer / layık. deteriorate. iyi sonuçlandırmak. assault. haricinde with the idea of doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle withdraw (from) = 1) geri çek(il)mek. 2) (hesaplayarak) bulmak. zıt anl. with joy. attainable. rewarding. çabalamak work for = (birisi) için / (birisi)’nin emrinde çalışmak work into = (yavaş hareketlerle) yerleştirmek. deal with work to the advantage of = (birisi)’ne avantaj sağlamak. işleyiş. arzu etmek. zıt anl. miss.178 . memnuniyetle. çalışmak. 2) hayret. ayrılma. retreat. Dünya Savaşı World War II = 2. kıymetli. let go. düşünmek. solve. başarmak. ağırlaş(tır)mak. ile ilgili olarak. resist witness (fiil) = tanık / şahit olmak. observe witness (isim) = tanık. ustalık workspace = çalışma alanı World Trade Organization = Dünya Ticaret Örgütü (ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin ve düzenlemelerin geliştirildiği ve görüşüldüğü uluslararası platform) World War I = 1. regarding with regard to = (bir şey)’e gelince. proje vs. deserving. unsociable. alleviate worship = tapınmak. with gladness. zıt anl. (yuvasına) alıştırmak work miracles / wonders = mucizeler / harikalar yaratmak work on = (bir şey)’in üzerinde çalışmak work one’s way through = (bir şey)’in içinden kendine yol açarak ilerlemek. keyifle. 2) kesmek. harika woodland = ağaçlık arazi / alan woods = (the woods şeklinde kullanılır) koru. başarı ile üstesinden gelmek. çalışma. zıt anl. 3) (sıvıyı damardan) geri çekmek withdrawal = içine kapanma.) planlamak. detain. 3) mucize. with respect to with respect to = (bir şey)’e gelince / ile ilgili olarak. (uğraşarak) ortaya çıkarmak. dilemek. facilitate. with the intention of doing smt with delight = sevinçle. with pleasure with ease = kolaylıkla. (birisi ya da bir şey)’e karşı koymak.= sociable. distant withstand = (bir şey)’e dayanmak. şaşkınlık. accomplish.com . zıt anl. Dünya Savaşı worldwide = dünya çapında worrisome = endişe / kaygı verici worry about = (bir şey) hakkında endişe / kaygı duymak worsen = kötüleş(tir)mek. çekilme. tanıklık / şahitlik etmek. eser work against = (birisi)’ne karşı (koz olarak) kullanılmak work at = çalışmak. iyi sonuç vermek work (isim) = iş.= with difficulty with great ease = çok büyük bir kolaylıkla with reference to = (bir şey)’e ilişkin olarak. valuable. dengesi bozuk womanizer = zampara wonder (fiil) = merak etmek. direnmek.ÜDS Sözlüğü wish = istemek.= remote. functioning workload = iş yükü workman = işçi workmanship = işçilik. want. ibadet etmek worth reading = okumaya değer worthily = hak ederek. içine kapanık.= fail.= relieve.

daha ziyade. shatter wreck (isim) = 1) enkaz. 3) gözden çıkarmak write out = tam olarak yazmak. 2) batık gemi. (bir şey)’den ziyade would-be = gelecekteki. enkaz haline getirmek. müstakbel wound = yara.ÜDS Sözlüğü .)’in (bir kaza vs.com .179 would rather = tercihen. 3) araba / uçak / tren kazası wreckage = (bir gemi vs.bademci. sonrası) kalan parçaları. enkaz wrestler = güreşçi wrist = (el için) bilek write off = 1) başarısız / önemsiz görmek. ruin. (resmi bir şey) yazmak www. yuvarlatılmış bir kil şeridinin spiral şeklinde sarılıp yükseltilerek çömleğin oluşturulduğu ve dıştan bakıldığında çömleğin üst üste dizili disklerden oluştuğu izlenimi yaratan yöntem wreck (fiil) = harap / paramparça etmek. 2) (muhasebede) hesaptan düşmek. lesion wounded = yaralı wrap up = (paket vs.) sarmak wrapping-rolling method = erken çömlekçilikte. harabe.

her yıl. kırılgan bir metal) zone = bölge.bademci. Yankee Yanqui tastes = Yanki zevkleri yawn = esnemek year after year = yıl be yıl. sonuç. mıntıka Yanqui = Yanki (genellikle Amerikalılardan alaylı bir tavırla söz ederken kullanılır).) vermek. boyun eğmek. ürün yield to = teslim olmak. offspring Yucatan Peninsula = Yukatan Yarımadası (Güneydoğu Meksika’da bulunan.XYZ XYZ XYZ XYZ xenon = Zenon gazı.) yield (isim) = verim. yıllarca yeast = maya (ekmek. kazanç. Karayip Denizi ile Meksika Körfezi arasında yer alan yarımada) www. give in young = yavrular. ürün vs. peynir gibi bazı besinlerin üretiminde yararlanılan tek hücreli mantar) yen = yen (Japonya’nın para birimi) yet = yine de. (kar.com . kazanç) getirmek. however yet unborn generations = henüz doğmamış nesiller yield (fiil) = (sonuç. kill suddenly zenith = doruk. peak zero gravity = sıfır yerçekimi zinc = çinko (mavimsi açık gri renkte. bazı beklenmedik sonuçlar ortaya çıkardı. capitulate. zirve. alkollü içki. (The investigation yielded some unexpected results. Xe x-ray = (bir organın vs. kar. yenik düşmek. succumb. = Araştırma. produce. submit.) röntgenini çekmek x-ray = x-ışını (gözle görülemeyen ve yumuşak dokudan geçebilmesi sebebiyle röntgen filmi çekiminde kullanılan bir çeşit elektromanyetik ışınım) XYZ zap with = ani bir darbeyle öldürmek. buna rağmen.

Houghton Mifflin Company 6.181 . Dr. 1996. Major New Edit. İngilizce-Türkçe Sözlük.soitec. Oxford Advanced Learner's Dictionary. The New Webster's International Encyclopedia. 3rd Edit. Büyük İngilizce-Türkçe Genel Sözlük. 2002. Baskı 1999. Longman 10. 16.wikipedia. Könemann 7. 1st Edit. Cengiz Tomar. Macmillan Education 5. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü. Webster's Third New International Dictionary (Unabridged). Sev Matbaacılık ve Yayıncılık Bu sözlüğün hazırlanmasında bilgisine başvurduğumuz uzman kişiler ve internet siteleri: 1 2 3 4 5 6 7 Doç. Collins Cobuild 4. Baskı 1998. Dr. 2004. Longman Dictionary of Phrasal Verbs. 15. Türk Dil Kurumu Yayınları 9. Dr Zahide Onaran. (revised) 2005.bademci. Oxford University Press 2. İnkılâp Kitabevi 12. Merriam-Webster Inc. 1. Doç. Özlem Su. 1991. Redhouse. Oxford Dictionary of English. İstanbul. 10. Oxford University Press 13. Roget's II.com .Üniversitesi. 1995.org www. Çocuk Nöroloğu Dr.com Yrd. 1. Zuhal YAPICI. Collins English Dictionary and Thesaurus. Baskı 1990. Açıklamalı Tıp Terimleri Sözlüğü. Langenscheidt Standard English Dictionary. Merriam-Webster's Medical Desk Dictionary. Baskı 1988. Longman Dictionary of Contemporary English. Major New Edit. Çocuk Nöroloğu Dr. Zuhal YAPICI. 2001. 2nd Edit. Fen-Edebiyat Fakültesi. Cildiye Uzmanı www. 1996. Marmara Üniversitesi. Utkan Kocatürk. 8. 2005. Resuhi Akdikmen. Tarih Bölümü www. International Edit. İktisat Fakültesi Doç. Nuri Özbalkan. Rosemary Courtney. 1993. Collins Cobuild 14. Trident Press International 8. 3rd Imp. Alfa Yayınları 11. The New Thesaurus. Longman 3.ÜDS Sözlüğü Bu sözlüğün hazırlanmasında yararlandığımız kaynaklar: 1. Macmillan English Dictionary for Advanced Learners. International Student Edit. Collins Cobuild English Dictionary for Advanced Learners. 7th Edit. 1995. Baskı 2005 16.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful