ÜDS SÖZLÜĞÜ

Afşin AYGÜN Ayşe POLUMAN Cüneyt BADEMCİOĞLU

ÜDS SÖZLÜĞÜ

Kullanım Kılavuzu: • Sözlükteki kelimelerin tanımlaması için üç farklı renk kullanılmıştır: kırmızı, siyah ve mavi. a. Kırmızı kelimeler, fen, sağlık ya da sosyal ayrımı gözetmeksizin her adayın hazinesinde bulunması gereken türdendir. b. Siyah kelimelerin büyük çoğunluğu bilim dallarının özel terminolojisine aittir. Bu renk kelimelerin ezberlenmesine gerek yoktur. c. Eşanlamlı kelimeler mavi renge boyanmıştır. Birçok kelimenin zıt anlamları da verilmiştir. • Aradığınız kelime, belli bir bilim dalına ait (ezberlenmesi gereksiz) özel bir terim ise ya da ÜDS’ye hazırlanan bir adayın çekirdek kelime hazinesi içinde mutlaka yer alması gereken türden ise (örn: give up: vazgeçmek; call: aramak, çağırmak; define: tanımlamak), ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bu kelimeye yer verilmemiş olabilir. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde aradığınız bir kelimeyi Ctrl+F komutu ile bulabilirsiniz. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bazı kelimelerin tanımları iki kez verilmiştir. Bu tanımlardan biri fiil, diğeri ise isim ya da sıfattır. Bazı kelimelerin ise birden fazla tanımları vardır. • Bu sözlükte kullanılan bazı kısaltmalar: smt: something smo / smb: someone / something Lat.: Latince

A A AA
a broad range = geniş bir alan / yelpaze a case in point = iyi bir örnek a change of air = hava değişimi a couple of = birkaç, iki üç, a few a day out in the country = dışarıda kırlarda geçirilen bir gün a desperate situation = vahim bir durum a far from pleasant place to live = yaşamak için iyi / hoş bir yer olmaktan uzak a full recovery = tam bir iyileşme / düzelme a good many = birçok, hayli, a large number of a great deal (of) = oldukça fazla, çok, a lot, much, zıt anl.= a little, a bit a large number (of) = birçok, hayli, a good many, a lot (of) a major step forward = ileriye doğru büyük bir adım a matter of time = an meselesi a number of = çok sayıda, (belli) bir miktar, a lot of, plenty of a painful cut in pay = maaşlarda büyük bir kesinti a range of = 1) çeşitli, various; 2) bir dizi, a series of a series of = bir dizi, a range of a series of measures = bir dizi önlem / tedbir a socially minded urban style = sosyal kaygılar güden bir kentleşme biçimi a sure sign (of) = (bir şey)’in kesin bir işareti / göstergesi a variety of = bir dizi, a range of a whole range of = her çeşit, her tür, çok çeşitli a wide range of reasons = çok çeşitli sebepler A. D. = Milattan / İsa’dan sonra, anno Domini, zıt anl.= B. C. , before Christ abandon = bırakmak, terk etmek, vazgeçmek, discontinue, stop, zıt anl.= pursue, carry on abandoned = terk edilmiş, boş, (bina için) viran halde, desolate, zıt anl.= occupied abandonment = terk etme / edilme, bırak(ıl)ma, desertion abate = azal(t)mak, hızını kesmek, die away, diminish, zıt anl.= amplify, intensify abbreviation = kısaltma abdominal fat = karın bölgesindeki yağ aberrant = sapkın, anormal, abnormal

A

aberration = anormallik, sapma ability = yetenek, kabiliyet, capability, capacity, zıt anl.= inadequacy, limitation ablution = abdest abnormal brain scan = beyin taramasında (ortaya çıkan) anormallik abnormally = anormal şekilde, alışılmışın dışında, unusually aboard = (gemi, uçak, tren gibi taşıtlar için) içine, içinde abolish = kaldırmak, feshetmek, cancel abolition = (ortadan) kaldırma, ilga, fesih, cancellation, repulsion abominably = rahatsız edici bir şekilde, dreadfully abort = çocuk düşürmek, gebeliği sonlandırmak abortion = kürtaj abound in / with = (bir şey)’i bolca / çokça bulundurmak / içermek, be abundant with, zıt anl.= be lacking, be short of above all = hepsinden ziyade, en başta, mostly abrasion = sıyrık, soyulma veya kazınma, aşınma abroad = yurt dışına, yurt dışında abrupt = 1) ani, beklenmedik, ani ve kaba, sudden; 2) dik, sarp abruptly = aniden, birdenbire, ani ve kaba bir şekilde, suddenly, (The talks ended abruptly when one of the delegations walked out in protest. = Delegelerden biri protesto amacıyla salonu terk edince görüşmeler aniden kesildi.) absence = yokluk, bulunmama, zıt anl.= presence, existence absence of empathy = empati eksikliği (kendini karşısındakinin yerine koyabilme yetisinin eksikliği) absent = namevcut, yok, unavailable, zıt anl.= present, available absolute = 1) tam, halis, saf, mutlak, pure, zıt anl.= imperfect; 2) (bir şey)’in hepsi, tamamı, complete, zıt anl.= limited absolute temperature = mutlak sıcaklık (Kelvin biriminde ölçülen sıcaklık) absolute zero = mutlak sıfır (0°K’ye ve -273°C’ye eşit, olası en düşük sıcaklık) absolutely = tamamen, kesinlikle, totally, definitely

www.bademci.com

bademci. entry. serve accompaniment = eşlik etme.4 . asidite (bir maddenin asidik reaksiyon gösterme özelliği) acknowledge = (bir gerçeği) kabul etmek. hail. beyanda bulunmak. kazanmak. erroneously accuse of = (bir şey) ile suçlamak / itham etmek. (zorlu bir uğraştan sonra) elde etmek. zıt anl. applaud acclimatisation = yeni bir ortama / iklime alıştırma accommodate = 1) yer / yaşam alanı sağlamak. soğur(ul)ma. copiously.= deny. clarify. zıt anl. birikinti accumulative = toplanmış. ivme kazanma. alkışlamak. birik(tir)mek. tesadüfen accident-prone = kaza yapmaya yatkın acclaim = bağırarak beğendiğini göstermek. recognise. zehirli. 2) (ihtiyaçlarına) cevap vermek. so. earned. zıt anl. zıt anl. belirtmek. come / go with. eksiksiz. supplement accompany = eşlik etmek. precise.= failure. be home to. gain. zıt anl. collect. correctly. enter access to (isim) = (bir şey)’e giriş / geçiş / erişim. anlaşma.= inaccuracy accurate = doğru. profusely. bu nedenle. accomplish. zıt anl. zıt anl. hizmet etmek. uyuşma. tam (olarak). restricted accessory = tamamlayıcı. blame with. recognition. achievement. be (held) responsible for. zenginlik. zıt anl.com . soğurmak. copiousness. kaynaşma abstract = soyut. blame with www. consider.= erroneous. zıt anl. addetmek. earning acquit of = (bir suç)’tan aklamak / temize çıkarmak. gain. (bir şey)’den faydalanma hakkı / imkanı.= deceleration accentuate = vurgulamak.= inaccessible.= inaccurately. respect abuser = suiistimal / istismar eden kimse. consequently account (fiil) = saymak. zıt anl. (bir şey)’den sorumlu olmak / tutulmak. zıt anl. available. üstesinden gelme. precision. nüfuz etmek. actual abundance = bolluk. quit achievement = başarı. yanlışlıkla. underline accept as = (bir şey)’i öyle kabul etmek. disagreement according to = (bir kişi ya da şey)’e göre accordingly = dolayısıyla. deem account (isim) = 1) anlatım. accomplishment. yararlanılabilir. emit absorption = em(il)me. 3) (bir şey)’in sebebi olmak. zıt anl.= decelerate. ignore acknowledgement = 1) kabullenme. kabullenmek accepting = hoşgörülü access (fiil) = girmek. secondary accident = kaza accidentally = kazara. zıt anl. zıt anl. 2) hesap account for = 1) hesap vermek.= discharge. exactly. defeat acid rain = asit yağmuru (aşırı miktarda asidik özellik göstermesi sebebiyle çevre için zararlı olan yağış) acidic = asidik (çözünmüş hidrojen iyonu oranı yüksek. retard acceleration = hız arttırma. 2) (kitaplarda) teşekkür bölümü acquire = elde etmek. scatter accumulation = birikme. ample. narrative.= scarcity abundant = bol. obtain. (birisi) ile görüşme imkanı. inaccurate accurately = doğru. (bir şey)’i aşırı miktarda / yüksek dozda kullanan kimse academia = akademisyenler camiası accelerate = hızlan(dır)mak. birikmiş accuracy = doğruluk.= disperse.ÜDS Sözlüğü absorb = emmek. bereketli. approachable. kazanma.= innate acquisition = elde etme. yığ(ıl)mak. success. lose. zıt anl. zıt anl. attachment. zıt anl.= accuse of. exactness. methyl cyanide achieve = başarmak. (bir şey)’in beraberinde gelme. scarcely abuse = kötüye kullanmak. usable. speed up.= defend.= scarce. be the reason for accumulate = topla(n)mak. kesinlik.= basic acidification = asitleşme (pH seviyesinin düşmesi) acidity = asit derecesi. izah etmek. wealth.= forfeit. mistreat. ivme kazan(dır)mak. explain.= rarely. titiz. suiistimal etmek. zıt anl. (bir şey)’in beraberinde gelmek. conceptual.= failure.= fail. tali. açıklamak. kazanmak. be associated with accomplishment = başarı. büyük miktarda. solvent olarak kullanılan bir sıvı). 2) (nedenlerini) anlatmak. gather. sahip olma. suck in.= discord. intangible. elde etme. zıt anl. misuse. zıt anl. contact accessible = ulaşılabilir. justify. çokluk. bildirmek.= concrete. inadequate abundantly = bolca. emphasise. (giderek) hızlanma. pH seviyesi düşük olan) zıt anl. prove the innocence of. zıt anl. admit. spoil.= acquit accused = sanık acetonitrile = asetonitril (renksiz. agreement. sonradan elde edilmiş. success. lose acquired = doğuştan olmayan. defeat accord = mutabakat. supplementary. bütünleşme. zıt anl.

ÜDS Sözlüğü - 5
acronym = kısaltma (birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelen kelime; örn. “radio detection and ranging” ifadesinin kısaltması olarak RADAR kelimesi) acropolis = akropol (yukarı kent, bir antik kentin genellikle yönetimsel / törensel merkezini oluşturan, yüksek bir tepenin üzerine kurulu bölümü) across = 1) karşısına, diğer yakasına, to the other side of; 2) boyunca, çapında, bir uçtan bir uca, throughout act = 1) yasa; 2) (tiyatroda) perde; 3) hareket, eylem act as = (bir şey) gibi / (bir şey)’e benzer şekilde davranmak, (bir şey) görevi görmek, (bir şey)’in görevini üstlenmek action = 1) hareket, eylem, zıt anl.= inaction; 2) etki, efffect activation = harekete geçirme active metal = aktif metal (kimyasal tepkimelere kolaylıkla giren metal) activity = faaliyet, etkinlik actually = aslında, gerçekten, aslına bakılırsa, as a matter of fact, to tell the truth, in fact actuate = harekete geçirmek, çalıştırmak, activate acute = 1) ağır, vahim; 2) akut, hızlı seyreden / gelişen (hastalık) acute viral hepatitis = akut viral hepatit (hepatit virüslerinden herhangi birinin sebep olduğu, hızlı seyreden hepatit) adapt to = (bir şey)’e adapte etmek, uyarlamak, intibak etmek, adjust, accommodate, zıt anl.= dislocate adapt oneself to = kendini (bir şey)’e adapte etmek / uyarlamak, get used to adaptation = adaptasyon, uyum adaptive = uyum gösterme ile ilgili, uyumsal add to = (bir şey)’e katkı sağlamak add up to = toplam olarak (bir değer) etmek added bonus = bir başka avantaj addendum = (çoğul: addenda) ek, ilave addicted to = (bir şey)’e bağımlı addictive = bağımlılık yapan additional = ek, fazladan, extra additionally = ek olarak, in addition, also additive = katkı maddesi address = (bir şey)’e değinmek, (bir şey) ile uğraşmak, point (to), deal with, handle adenosine triphosphate = adenosin trifosfat (kas dokusunda bulunan ve hücresel reaksiyonlar için temel enerji kaynağı sağlayan nükleotid), ATP adequate = yeterli, enough, sufficient, zıt anl.= inadequate, insufficient adequately = yeterince, yeterli bir biçimde / oranda, enough, sufficiently, zıt anl.= inadequately, insufficiently adhere to = (bir şey)’e bağlanmak, yapışmak, bağlı kalmak adherence = bağlılık, yapışma, dedication adherent = taraftar, yandaş, fan, follower adhesive = yapıştırıcı adjacent = yan yana, bitişik adjoin = bitişik olmak, link, border, attach, zıt anl.= detach, disconnect adjoining = bitişik, bitişikteki, neighbouring adjust = ayarlamak, arrange, tune, zıt anl.= confuse, upset adjustment = ayarlama, adapte olma / etme, regulation, setting, orientation administer = (ilaç vs.) vermek administration = 1) idare; 2) (ilaç) verme / uygulama administrator = yönetici, idareci admiralty = 1) amirallik rütbesi ve pozisyonu; 2) deniz kuvvetleri komutanlığı, naval forces command admiration = takdir, beğeni admire = takdir etmek, beğenmek, hayran olmak, esteem, zıt anl.= look down (on / upon) admission = 1) kabul etme, acceptance, zıt anl.= denial; 2) (işe, üniversiteye vs.) girme / kabul edilme, entrance; 3) itiraf, confession admission to hospital = hastaneye kabul admit = itiraf etmek, kabul etmek, (gelmesine, girmesine vs.) izin vermek, accept, allow, zıt anl.= deny, reject admittedly = genel kabule göre, kuşkusuz, confessedly adolescence = ergenlik adolescent = ergen adopt = 1) benimsemek, accept, assume, zıt anl.= reject, turn down; 2) evlat edinmek adoptee = evlat edinilen çocuk adoption = 1) evlat edinme; 2) (fikir, ideoloji, vs.) edinme / benimseme, acceptance, zıt anl.= rejection adoptive = evlat edinilen, evlatlık olarak alınan adrenal system = böbreküstü bezlerinin oluşturduğu sistem Adriatic (isim) = Adriyatik Denizi (İtalya ile Balkan Yarımadası arasındaki deniz) Adriatic (sıfat) = Adriyatik Denizi’ne ait

www.bademci.com

6 - ÜDS Sözlüğü
adult = yetişkin adulthood = yetişkinlik, yetişkinlik dönemi advance = ilerlemek, gelişmek, progress, develop, zıt anl.= regress advanced = gelişmiş, ileri düzeyde advanced age = ilerlemiş yaş advanced scanning technology = ileri / gelişmiş tarama teknolojisi advantage = avantaj, üstünlük sağlayan şey, yarar, zıt anl.= disadvantage advantaged = ayrıcalıklı, imtiyazlı, privileged, favoured, zıt anl.= disadvantaged advantageous = avantajlı, yararlı, beneficial, zıt anl.= disadvantageous advent = geliş, başlama, arrival, beginning, zıt anl.= departure, end adventure = macera, serüven adventurer = maceracı, serüvenci adversary = düşman, enemy, foe, zıt anl.= friend, ally adverse = kötü, elverişsiz, zararlı, menfaatine aykırı, aleyhte, ters (yönlü), harmful, contrary, reverse, zıt anl.= beneficial, favourable adverse drug reactions = ilacın yan etkileri adverse effect = ters / olumsuz / yan etki adverse reaction = ters / olumsuz tepki adversely = kötü bir şekilde, elverişsiz şartlarda, aleyhte, negatively, zıt anl.= positively adversely affect = ters / kötü yönde etkilemek advert = reklam, advertisement, ad advertise = reklam vermek, reklam / (bir şey)’in reklamını yapmak advertisement = reklam, ilan, advert, ad advertising = reklamcılık, tanıtım advice = öğüt, tavsiye, nasihat, proposal advisable = akıllıca, makul, doğru, appropriate, sensible, zıt anl.= improper, unwise advise = öğüt vermek, tavsiyede bulunmak, counsel, suggest adviser = danışman, advisor, consultant advisory = tavsiye niteliğinde advisory body = danışma organı, yetkisi tavsiye vermek ile sınırlı kurum advocate (fiil) = savunmak, desteklemek, promote, support advocate (isim) = 1) avukat, sözcü, lawyer; 2) destekçi, savunucu, taraftar, supporter aerial = havada bulunan, havaya ait aerial photograph = hava fotoğrafı aerobic = serbest oksijen veya havaya bağımlı, oxidative, aerobiotic, zıt anl.= anaerobiotic aerobics = aerobik (oksijene olan ihtiyacı arttıran egzersiz biçimi) aeronautical = havacılıkla ilgili aerospace = uzay / havacılık affair = iş, mesele, business, matter affect = etkilemek, have an effect on, influence, involve affected = etkilenmiş affection = şefkat, sevgi, concern, love, zıt anl.= hatred affiliation = yakın ilişki, bağlılık, yakınlık affinity = yatkınlık, (bir şey)’in başka (bir şey)’e benzerliği affirm = doğrulamak, onaylamak, confirm, ratify, zıt anl.= deny affliction = ağrı, acı, hastalık, rahatsızlık, pain, suffering, distress affluence = bolluk, refah, zenginlik, richness affluent = zengin, refah içinde, rich, wealthy, prosperous, zıt anl.= poor, needy afford = (bir şey) yapmaya gücü / parası yetmek, (maliyetini) karşılayacak durumda olmak affordable = maliyeti karşılanabilir, satın almaya para yetirilebilir aficionado = birisini / bir şeyi beğeni ile takip eden, onun hakkında birikim sahibi kişi, hayran Afro-American = Afro-Amerikan (Afrika kökenli, siyahi Amerikalı) after a while = bir süre sonra aftermath = (örn. bir felaketin) sonrası against = (bir kişi / bir şey)’e karşı (I am against the sale of alcohol to minors. = Küçüklere alkol satışına karşıyım.) against (smo’s) will = (birisinin) arzusuna rağmen / arzusu hilafına age (fiil) = 1) yaşlanmak, grow old; 2) (şarap vs. için) yıllanmak age (isim) = 1) çağ, devir, period; 2) yaş age-linked = yaşa bağlı agency = acente, ajans, kurum, teşkilat agenda = gündem agent = 1) temsilci, aracı, acente; 2) etmen, faktör age-related = yaşa bağlı, yaşla ilgili ages past = geçmiş çağlar aggravate = 1) (zaten olumsuz bir durumu daha da) kötüleştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, deteriorate, worsen, zıt anl.= facilitate, alleviate, ease; 2) canını sıkmak, irritate, make worse

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 7
aggregate = agrega (çakıl vs. gibi dolgu maddesi) aggression = saldırganlık, hostility, zıt anl.= resistance, defence aggressive = iddialı, hırslı, saldırgan, assertive, offensive, hostile, zıt anl.= passive, peaceful aggressively = girişken / saldırgan bir şekilde, offensively, zıt anl.= passively agility = çeviklik, atiklik aging = 1) yaşlanma; 2) (şarap vs. için) yıllanma agree to = (bir şey yapma)’ya razı olmak, (bir şey yapma)’yı kabul etmek, zıt anl.= object to agree with = aynı fikri paylaşmak, katılmak, zıt anl.= disagree (with) agreeable = 1) hoş, tatlı, pleasant, delightful, zıt anl.= unpleasant; 2) kabul edilebilir agreement = anlaşma, sözleşme agricultural = tarımsal, tarım ile ilgili agriculture = tarım agronomist = tarım uzmanı ahead = gelecek, yaklaş(ıl)makta / gelmekte olan, ilerideki ahead of = (bir şey)’in önüne / önünde ahead of its time = zamanının çok ilerisinde, çağdaşlarından daha ileride, far beyond its time aid = katkı, destek, yardım, help, relief, support ailment = hastalık, rahatsızlık, sickness, illness, disorder aim (at) (fiil) = hedeflemek, amaçlamak, nişan almak, target (to) aim (isim) = hedef, amaç, goal, target air photography = hava fotoğrafçılığı air taxi = hava taksisi (ticari taksi gibi hizmet veren küçük uçak veya helikopter) airborne = havadan gelen, hava yoluyla taşınan, havada olan (örn. airborne bacteria) aircraft = (çoğul: aircraft) uçak, hava taşıtı airframe = bir uçağı ya da uzay aracını oluşturan mekanik aksam airliner = yolcu uçağı airline = havayolu şirketi airlines = havayolları airship = (zeplin vs. gibi) hava gemisi air-starved = havasız kalmış air-to-air refuelling = havada yakıt ikmali airway = hava yolu (solunum sisteminin, akciğere girişi sağlayan kanal şeklindeki kısımları; örn. burun delikleri, boğaz) akin to = (bir şey) ile ilgili, yakın, benzer, similar to alarming = ürkütücü, korkutucu, appalling, frightening alarmingly = endişe verici bir şekilde, shockingly, disturbingly albatross = albatros (geniş kanatları ve çok uzun süre havada kalabilmesi ile tanınan iri bir tür deniz kuşu) alcohol-related = alkol (alımı) ile bağlantılı alert (fiil) = uyarmak alert (isim) = uyanık, tetikte alertly = açıkgöz / uyanık bir şekilde, tetikte olarak alertness = uyanıklık, tetikte olma hali alfalfa = yoncaya benzeyen, çiçek açan bir bitki alga = (çoğul: algae) alg (su yosunu) algal = deniz / su yosununa ait algal ancestors = alg kökenli atalar Alhambra = Elhamra (13. yy‘da İspanya’daki Gırnata şehrinde Mağribiler tarafından yapılmış olan kale / saray) alien = 1) yabancı, unfamiliar, unknown, zıt anl.= familiar, known; 2) uzaylı, extraterrestrial alienate from = (arkadaşların)’dan, (iş)’ten vs. soğu(t)mak, uzaklaş(tır)mak, part (from), turn away (from), zıt anl.= unite, endear alienating = yabancılaştıran, (gerçeklerden) uzaklaştıran alienation = yabancılaşma alike = 1) benzer, similar, zıt anl.= different; 2) eşit / aynı şekilde; 3) hem. . . , hem. . . , similar, in the same way, both alkaline = alkali (bir alkali veya toprak alkali metalin oluşturduğu ve suda çözündüğünde pH değeri 7’den yüksek olan iyonik bileşik) alkaloid = alkaloid (nikotin ve morfin gibi, nitrojen içeren, genellikle katı halde bulunan ve farmakolojik etkileri olan bitkisel kökenli organik bileşikler grubu) all kinds of artistic activities = her çeşit sanatsal aktivite all manner of = her çeşit all things considered = her şey göz önüne alındığında all too often = çoğunlukla all walks of life = hayatın her alanı (her meslek, her sosyal grup vb.) all-cause mortality = (sebebine göre ayrım yapılmaksızın) bütün ölümler allegation = suçlama, itham, iddia alleged = iddia edilen allelopathy = bir bitkinin, ürettiği kimyasallarla diğer bir bitkinin gelişmesini engellemesi

www.bademci.com

ödenek. dostça. havada alone = yalnız. unclearly. all in all alveolar duct = hava keseciği / kanalı alveolar sac = hava keseciği alveolus = (çoğul: alveoli) hava keseciği Alzheimer’s disease = Alzheimer hastalığı (genellikle 40-50 yaşları arasında başlayan. ease. together with alongside = yanında. dolaylı atıf / alıntı. hinder. nöron kaybına bağlı atrofi ve beyin karıncıklarında genişleme ile belirgin bunama) amass = toplamak. lucid ambiguously = belirsizce. İngilizce kaynaklarda genellikle 2.= humble. aggravate alliance = ittifak. zıt anl. mümkün kılmak. dindirmek.) ayırmak. yoksullar evi. ayırma. İngiltere ve bu ülkelerin yanında yer alan diğer ülkeleri ifade eder. (pay vs. değişiklik. change. permit. allotment. zıt anl. büyük.8 . komik. dejenere olmuş ve nişastaya benzer protein) an awful lot = çok fazla anaemia = anemi (kansızlık) www. empower. . başka. eager. (örn. sağlamak. anlamına gelmek.com . zıt anl. appropriate allocation = tahsis. alerji ile ilgili allergist = alerji uzmanı doktor alleviate = yatıştırmak. ferahlatmak. funny amyloid protein = amiloid protein (bir tür mumsu yapıya sahip. comfort. apportion.= contentment ambitious = (başarmak veya elde etmek için) tutkuyla dolu. fluctuate. vaguely. kinaye. zıt anl.bademci. surprising.) allocate = ayırmak. yetki vermek. quantity amount to = 1) (miktar olarak) karşılık gelmek. ihtiras.= forbid. alternatif. indifferent. dağıtmak. yarı saydam. İttifak Devletleri (Bu kelime. let. passion. allowance allot = tahsis etmek. rakım. altiplano altitude = yükseklik. height. AC alternative = diğer. foe almond = badem almshouse = darülaceze. bulanık. cooperator. (farklı bir) seçenek. unambitious amendment = düzeltme.= intensify. hafifletmek. take (smt) into account alloy = maden alaşımı all-time low = tüm zamanların en düşük seviyesi allusion = ima. friendly amino acid = amino asit (proteini oluşturan asitlerden her biri) ammonia = amonyak (kimyasal formülü NH3 olan. change amicable = arkadaşça. sum up to. shift. tahsis etmek. yanı sıra. birleşme. dull amber = kehribar ambiguous = belirsiz. zıt anl. imarethane aloft = yukarıda. accord allied = müttefik Allies = (the Allies şeklinde kullanılır) Müttefikler. allocate allow = izin vermek. bol amplification = büyütme. elevation altogether = tamamen. on the whole. prohibit allow for = (bir şey)’i dikkate almak / hesaba katmak / göz önünde tutmak. partner. option altiplane = buzul çağında oluşmuş yüksek yayla. zealous. . correspond to amphibian = amfibi (hem karada hem suda yaşayabilen) ample = 1) geniş. association. completely. lucidly ambition = hırs.ÜDS Sözlüğü allergic = alerjik. 2) (bir şey) ile eşanlamlı olmak. indirect reference ally = müttefik. muğlak. renksiz ve kötü kokulu bir gaz) amnesia = hafıza kaybı.= remain alternate with = (bir şey) ile dönüşümlü olarak meydana gelmek alternately = dönüşümlü olarak. together with alter = (özüne dokunmadan kısmen) değiş(tir)mek. enable. 2) çok. imkân vermek. in turns alternating current = alternatif akım. correction. . add up to. Dünya Savaşı’nda ABD.= explicitly.= banal. zıt anl. zıt anl.= explicit. biriktirmek amazing = insanı hayrete düşüren. relieve. irtifa. zıt anl. startling.= differ from. azaltmak. bir ses dalgası veya elektronik sinyal için) yükseltme / amplifikasyon amplitude = dalga yüksekliği amusing = eğlendirici. hepten. muğlak bir şekilde. memory loss among other things = diğer etmenler / faktörler yanında amount = miktar. modify alternate between = (iki durum) arasında gidip gelmek. unclear. zıt anl. vague. zıt anl. bütünüyle.= enemy. şaşırtıcı. rahatlatmak. friend. tek başına along with = (bir şey) ile birlikte. astonishing.

archaic. irritate. and the like and the like = ve benzerleri. -e karşı anti-aircraft missile battery = uçaksavar füze bataryası (savaş uçaklarına karşı karada veya savaş gemilerinde konuşlandırılmış füze fırlatıcısı) antibacterial compound = antibakteriyel bileşik antibiotic = antibiyotik antibody = antikor (kana dışarıdan giren yabancı maddelere karşı koyan protein) antibody-based therapy = antikora dayalı tedavi antibody-drugs = antikor ilaçlar (özellikle kanser tedavisinde kullanılan ve kanserli hücreler üzerindeki antijenlere bağlanıp sadece bunları yokeden ilaçların genel adı) anticipate = (olacakları) sezinlemek / tahmin edip ona göre davranmak. bother annoying = sıkıntı veren. benzeşim. beklemek. duyurmak announcement = duyuru.9 anaemia of folate deficiency = folik asit eksikliği / yetersizliğine bağlı olarak gelişen anemi anaesthesia = anestezi (cerrahi müdahele için anestetik madde vererek kişide ağrı ve acı hissini ortadan kaldırma) anaesthetic = anestetik madde (uyuşturucu) analgesic = analjezik (ağrı kesici ilaç) analogue = benzer. insan vücudunun çeşitli kısımlarını karşılaştırmaya yönelik araştırma anthropomorphism = insan biçimcilik (insan olmayan varlıkların. sinirlendirmek. 2) (çoğul: antennae) duyarga (kimi böcek ve eklembacaklıların başlarında bir çift halinde bulunan ve çevrelerini kimyasal olarak algılamalarına yarayan organ) anthology = seçki. anonimlik anorexia = anoreksi. insanlara da et. her yıl (düzenli olarak). (başkasından) önce davranmak. antique. zıt anl. sinir bozucu.= modern ancient world = antik dünya (genellikle Roma dönemi ve öncesinde Akdeniz havzası ve çevresindeki uygarlıkları içeren bir tanımlama) and so forth = ve benzerleri. and so forth anger = kızdırmak. yy’lar arasında güney ve batı Britanya’ya hakim olan ve modern İngiliz ve Amerikalılar’ın bir kısmının kökeninin dayandığı halklara verilen genel ad) animal husbandry = hayvancılık annotate = dipnot koymak. predict anti-collision = çarpışmayı önleyici anti-constitutional = anayasaya aykırı antidepressant drug = antidepresan ilaç (depresyon tedavisinde kullanılan ilaç) antidote = panzehir antigen = antijen (vücutta bağışıklık sisteminin harekete geçmesine yol açan toksin ya da enzim) antihistamine = antihistamin (alerji ilacı grubu) www. ummak. heyecanlanma sonucunda göğüste yaşanan ağrı) angle = açı Anglo-Saxon = Anglo-Sakson (özellikle 5-11. insan bilimsel anthropologist = antropolojist.= aleyhinde. sinir bozmak. bildiri annoy = can sıkmak. yearly annual rate of growth = yıllık büyüme oranı annually = yılda bir. süt ve diğer hayvansal ürünler aracılığı ile bulaşabilen ve sıklıkla ölüm ile sonuçlanan bir hastalık) anthropological = antropolojik. olağan olmayan anonymity = kimliklerin belirsiz oluşu. similarity analyze = analiz etmek. karşılık analogy = benzerlik. foresee. çözümlemek ancestor = ata ancestral = atalar ile ilgili. and so on. iştah kaybı.com . antoloji (şiir veya hikaye gibi belli bir grup edebi eserin toplandığı kitap) anthrax = şarbon (genellikle büyük ve küçükbaş hayvanlarda görülen. insan bilimci anthropometric survey = ırklara has özellikleri belirlemek amacıyla. insan niteliklerine sahip olduklarının düşünülmesi) anti. make angry angina pectoris = angina pektoris (fiziksel egzersiz. kök anchor-bolt = çelik dübelli cıvata (nesneleri sağlam bir şekilde betona tutturmaya yarayan cıvata / saplama) ancient = eski. disturbing. atalara ait ancestry = atalar. açıklayıcı notlar koymak announce = ilan etmek. iştahsızlık anorexia nervosa = anoreksi nervoza (çok zayıf olmasına rağmen hastanın kendisini çok şişman görmesine ve yemek yememesine neden olan psikolojik bir rahatsızlık) antenna = 1) (çoğul: antennas) anten. and so on. antik (genellikle Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden önceki dönemlere ait).bademci. yearly anomalous = anormal. exasperating annual = yıllık. aşırı sigara. yılda bir yapılan / yayınlanan. rahatsız etmek.ÜDS Sözlüğü .

implement. takdir etmek. worry. tutuklamak. disinterest. (birisi)’nin hoşuna gitmek. look appearance = 1) görünüş. kavrayış. minnettarlık. cazibe. aparat. kaygı. suitably. evidently. image. göze çarpan. huzursuzluk hali. application appealing = çekici. attract. zıt anl. belirmek.= repulsive appear = 1) ortaya çıkmak. yine de. near. zıt anl. applied physiology = uygulamalı fizyoloji) apply = 1) uygulamak. any more. obvious. properly. duygularını göstermeyen.= discharge.= negligibly appreciate = değerini anlamak. zıt anl. admiration. 2) değer artışı apprehend = yakalamak. zıt anl. be grateful for appreciation = 1) takdir. korku ve kuruntunun yarattığı gerilimle beliren huzursuzluk hali ve iç sıkıntısının sebep olduğu rahatsızlık) anxious = kaygılı. charm. ayırmak appropriate (sıfat) = uygun. any longer anyway = hem . stance appropriate (fiil) = 1) almak.10 . assessment. yaklaşım. practice. 2) başvuru.bademci.= inappropriate. obviously appeal to (fiil) = (birisi)’ne çekici gelmek. zıt anl.= tranquillity anxiety disorder = anksiyete bozukluğu (endişe. . cihaz.) üzerine (soğuk / sıcak) kompres uygulamak apply to = (bir şey)’i içermek / kapsamak / ilgilendirmek appoint = atamak. capture. unsuitably www. proper. görevlendirmek. unsuitable appropriately = uygun bir şekilde. 2) düşünmeye / üzerinde durmaya / ilgilenmeye / uğraşmaya başlamak approach (isim) = tutum. emerge. assign. aygıt. görünüşe göre. indifferent apathy = ilgisizlik. ki.) any more = artık (değil). understanding. tedirgin.= misunderstanding. exercise. be fully aware of. modern kimyanın kurucusu olarak kabul edilen Fransız araştırmacı anxiety = endişe. (He doesn’t come here any longer. uneasy any longer = artık. zıt anl. attitude. = O artık buraya gelmiyor. zıt anl. el koymak. kuruntu. zıt anl. zıt anl. Venus apiece = parça başına apnoea = apne (uyku vs. visible. listlessness. uneasiness.= obscure. anyway? = Hem sen ne zamandır Broadway tiyatrosu ile bu derece ilgileniyorsun ki?) anywhere else = başka hiçbir yer(de) apart from = (bir şey)’den başka. 2) ortaya çıkma. görünüm.= repel appeal (isim) = 1) çekicilik. endişeli. zıt anl. fiyat biçme. arise. (How long have you been so interested in Broadway theatre. except for apathetic = apatik. 2) endişe. arrest. yoksulluğu ortadan kaldırma amaçlı antiquity = antik çağlar (Avrupa’da Orta Çağ öncesi dönem). considerably. attraction. request. involvement Aphrodisias = Afrodisias (Aydın ili’nin Geyre Köyünde bulunan bir antik kent) Aphrodite = Afrodit (Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tarıçası). 2) tahsis etmek. anyhow. system. kendine mal etmek. other than. zaten . worried. zıt anl. seize. 2) başvuru applied = uygulamalı (örn. yanaşmak. equipment apparent = açık. evaluation appreciably = fark edilir derecede. belli. ki. dismiss appointment = randevu appraisal = değerlendirme. yerinde. . attractive. . charm.= concern. take account of. .= inappropriately. suitable. 2) başvurmak apply (cold / warm) compress = (yara vs. reach. . yerinde olarak.= discharge. worry apprentice (fiil) = (birisinin yanına) çırak olarak vermek apprentice (isim) = çırak. utilize. gereç applicable = uygulanabilir application = 1) uygulama. release apprehension = 1) anlayış. fear. evident. . seem.com .ÜDS Sözlüğü anti-missile defence = güdümlü füzeye karşı savunma anti-poverty = yoksulluk karşıtı. tatbik etmek. kayıtsızlık. emergence appendage = eklenti. practice. aksesuar appetite = iştah appliance = alet. 2) (gibi) görünmek. hidden apparently = belli ki. fade. stajyer approach (fiil) = 1) yaklaşmak. (bir şey)’in haricinde. tasa. vanish. korku. görünürdeki. zıt anl.= disappear. grasp.= modern ages anti-shrink = (kumaşlarda) çekme önleyici Antoine Lavoisier = 1743-1794 yılları arasında yaşamış. tatbikat. . aşikâr. tepki vermeyen. esnasında nefes alma işlevinin geçici olarak durması). hala. tavır. asphyxia apparatus = (çoğul: apparatus ya da apparatuses) düzen. zıt anl. iç sıkıntısı. feature.

yazı. order arrest = 1) durdurmak. aksini kanıtlamak argue over = (bir konu) üzerinde tartışmak.= reasonable. zıt anl.) yaratmak. seize arrival = geliş. (bir şey)’i iddia etmek argument = 1) sav. gururlu. genuine artificial fingernail remover = yapay tırnak uçlarını çıkarmaya yarayan madde artificial liver = suni / yapay karaciğer artificially = yapay / suni olarak. dizilim. approximately. zıt anl. zıt anl. kesmek. uyandırmak. müzakere etmek. appear. roughly arousal = uyarma. ratify. come forth. cease-fire armoured car = zırhlı otomobil armpit = koltuk altı arms race = silahlanma yarışı around = civarında. silah. içinde çok ada bulunan deniz architectural = mimari. yorucu area of contact = temas noktası arguably = (tartışmaya açık olmakla birlikte) muhtemelen. suda yaşayan aquatic rodent = suda yaşayan kemirgen aqueduct = su kemeri Arawak Indians = Aravak Yerlileri (Karayipler bölgesi yerli halklarından biri) arbitrary = keyfi.bademci. plan. kıvrım arch bridge = kemerli köprü archaeobotany = arkeobotanik (paleoetnobotanik bilimine verilen başka bir isim). yerleştir(il)me. 3) çekişme. çetin. paleoethnobotany archaeological = arkeolojik.= disapprove of. münakaşa etmek.) savunmak. 2) tartışma. provoke. 2) silahlanma armed with = (bir şey) ile donanmış armistice = ateşkes. reject approximately = yaklaşık olarak. iddia. atışmak. çekişmek. express artifact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). kıraç arise from / out of = (bir şey)’den meydana gelmek / ortaya çıkmak.11 appropriateness = uygunluk approval = onay. consent approve of = (bir şey)’i onaylamak. pacify arrange = düzenlemek. stirring. despotça. zıt anl. objective arboriculture = ağaç ve fidan yetiştirme arch = kemer. democratic. aşağı yukarı. deny.com . debate. zıt anl.) argue = 1) tartışmak. activation. man-made. (tartışma vs. canlandırılma. yay. agreement.= naturally artificially sweetened = suni olarak tatlandırılmış www. 2) tutuklamak. sahte. mimarlık ile ilgili architecture = mimari Arctic (isim) = Kuzey Kutup bölgesi Arctic (sıfat) = Kuzey Kutbu’na ait. stimulate. 2) Nuh’un Gemisi armament = 1) teçhizat. anlaşma. come up. kalpten vücudun diğer kısımlarına taşıyan damar) article = gazete / dergi makalesi. organise arrange for = (bir şey)’i ayarlamak. harekete geçirmek. emerge. artifact artery = atardamar (kanı. stir. activate. yerleştirmek. suni. random.= disappear. system. controversy arid = kurak. dolayında. harekete geçirme. uyanış.= dampen. assertion. zıt anl. (She is arguably the best actress. debate argue that = (bir fikir / bir görüş)’ü savunmak. baş göstermek. 3) (bir fikri vs. stop.= real. fade Ark = 1) Musa Peygamber’in on emrinin bulunduğu levhaların taşındığı sandık. geride bırakılan eserlere dayanarak inceleyen bilim insanı) archipelago = takımada. artefact artificial = yapay. (bir şey) için hazırlık / plan yapmak. 2) küstah art = sanat artefact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri).= departure arrogant = 1) kibirli. arkeoloji ile ilgili archaeological context = arkeolojik olarak araştırılmakta olan yer / eser archaeologist = arkeolog (insanı ve insanlık tarihini. ifade etmek. Kuzey Kutbu ile ilgili Arctic Circle = Kuzey Kutup Dairesi (66° 33' 39¨ enleminde bulunup Kuzey Kutbu’nu çevreleyen ve 21 Aralık günü hiç güneş görmeyen en güneydeki paralel dairesi) arduous = güç. = O muhtemelen en iyi aktristir. discuss. setup. roughly aquatic = suyla ilgili. debate. zıt anl. gelişigüzel. (belli bir) görüşte olmak argue away = tartışarak çürütmek. paper article of diet = yiyecek maddesi articulate = açıkça beyan etmek.ÜDS Sözlüğü . organise for arrangement = düzenleme. imitation. zıt anl.= pacification arouse = canlandırmak. 2) kavga etmek. yaklaşık.

belirlemek. hesaplamak. affirmation. as though as is the case with = … daki gibi.) as the semester wears on = sömestr ilerledikçe as to = (bir şey)’e gelince. .) as long as = sürece.) güçlü bir şekilde savunmak / kabul ettirmeye çalışmak. = Onun maaşı 300 YTL gibi küçük bir miktar. as far as . tarif edildiği gibi as ever = her zamanki gibi. . . 2) açıklama. konusunda. tayin etmek. cinder ashore = karaya.= dismantle. saptamak. is concerned = söz konusu .) as far as . şimdiye kadar. yasal açıdan bakılırsa as a result = sonuç olarak. (bir şey)’e uygun olarak. ASAP as such = 1) bu sıfatla. yükseliş. (onu) da. about. declaration assertive = iddiacı. verify ascribe to = (bir şey)’e atfetmek. actually. . in itself. attribute to ash = kül. yokuş ascertain = (araştırarak) tespit etmek. görünüş. takyapçı assembly = montaj assembly = toplantı. 2) (hem) … hem de …. 2) atamak. yı ilgilendirdiği kadarıyla. determine. parçaları bir araya getirerek oluşturmak. declare. istek aspire to = (bir şey)’i şiddetle istemek. tırmanış. plus assiduously = dikkatli ve sürekli çalışarak. . therefore. 2) monte etmek. sanki … miş / . bildiri. meziyet. fayda getirecek şey.com . o şekilde. attack assault (isim) = saldırı. press. relating to as well as = 1) (bir şey)’e ek olarak. kıyıya aspect = açı. desire assassinate = suikast yapmak assassination = suikast assault (fiil) = saldırmak. considering as soon as = –er … –mez (bir şeyi yapar yapmaz) as soon as possible = mümkün olduğu kadar çabuk. özümle(n)me (bağırsaktan emilen maddelerin organizmanın yapısına girmesi) www. . olduğunda. bakım.bademci. as always. (bir şey) ile ilgili olarak as if = güya. (agresiflik derecesinde) kendinden emin assess = değerlendirmek. . designate assimilation = asimilasyon. facet. . appoint. . . 3) hem de .12 . . . . meclis. so far. sonuçta. … ile ilgili durumda olduğu gibi as is true of others = başkalarında olduğu gibi as little as = . ve. consequently as a matter of fact = aslında. kadar / gibi kısa (bir zaman). perspective. = O sadece bir çocuk ve ona bir çocuk gibi / o şekilde davranılmalı. in contrast to as regards = (bir şey)’e gelince. consequently as a rule = kural olarak as a whole = bir bütün olarak as compared with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında as directed = talimata uygun şekilde. disassemble assembler = montör. . 2) kendi içinde. . appraise assessment = değerlendirme. . . evaluation. güç ascent = çıkış. portion. de / da. . in addition to. . . henüz. side aspiration = arzu. (He is only a child and must be treated as such. mış gibi. karışım. to tell the truth as a matter of legal doctrine = yasalar bakımından. zıt anl. judgement asset = kazanç. goes as far as … goes = söz konusu . until now ascendancy = üstünlük. . . iddia. 2) ileri sürmek. kadar / gibi küçük (bir miktar). allot. so long as as opposed to = (bir şey)’den farklı olarak. ayırmak. kongre assert = 1) (hakkını vs. iddia etmek. in that capacity. tahsis etmek. is concerned as far as character goes = karakter söz konusu olursa as for = (bir şey)’e gelince. yı ilgilendirdiği kadarıyla. diligently assign = 1) (görev) vermek. yön. as far as . = Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar (uzaklara) seyahat ettim. as usual as far as = … kadar uzaklar(d)a. view. değer biçme. gather. . (I travelled as far as the Arctic Circle. and also as with any country = her ülkede olduğu gibi as yet = daha. seek. aslına bakılırsa. . olduğunda. put forward assertion = 1) savunma. install. . topla(n)ma assemble = 1) topla(n)mak. . allocate. insist. (His wage is as little as 300 YTL a month.ÜDS Sözlüğü artistic term = sanat terimi as a consequence = sonuç olarak. evaluate. ensure. . değer biçmek. sindirim. konusunda. . attack assemblage = bir araya getirilmiş / gelmiş kişiler veya nesneler bütünü. . kurmak. . . müddetçe. . feature. kuvvetle arzu etmek.

bağlantısı olmak associated with = (bir şey) ile ilgili / alakalı / lişkili. 3) benimsemek. 2) dernek. at any rate. as / when one wishes Athens = Atina (Yunanistan’ın başkenti) athlete = atlet. zıt anl. help in associate = iş ortağı. farz etme. zıt anl. under the most favourable conditions. at this time. (at the turn of the century = yüzyılın başında / sonunda) at this rate = bu hızla at times = zaman zaman.= defend www. 2) derhal. hayrete düşürmek. uzayda dolanan büyük göktaşları asthma = astım asthma attack = astım krizi astonish = şaşırtmak. disintegrate. zıt anl. farklılık. immediately. amazingly. iliştirmek attach importance = (bir şey)’e önem vermek. variety. surprising. şu an için. zıt anl. give importance attach much importance to = (bir şey)‘e büyük önem vermek attached to = (bir şey)’e bağlı attachment protein = tutunma proteini (virüsün yüzeyinde bulunan ve hücrelere tutunmasını sağlayan protein) attack (fiil) = saldırmak. presume assumption = varsayım. occasionally at will = istendiğinde. grow atrophy (isim) = atrofi.ÜDS Sözlüğü . breathtaking. maximum at once = 1) tek seferde. in general at least = en azından. astound astonishingly = şaşırtıcı / hayrete düşürücü bir şekilde. guarantee asteroid = asteroid. believe. dumur.= develop. certify. istendiği gibi. güvence assure = temin etmek. in the wrong. guilty. currently. kabahatli. sanı. at one time at present = 1) hali hazırda.bademci.13 assist in = (birine bir şey)’de yardım etmek / yardımcı olmak. hiçbir surette / şekilde. istenilen zamanda. maksimum. kabul etmek. back then at the turn of = (bir şey)’in sonu ile takip edenin başı arasında.= normal. decay. undertake.= at most at least to a certain extent = en azından belli bir dereceye / düzeye kadar at little expense = az bir maliyetle at long last = nihayet. relation.= at worst at ease = 1) rahat. supposition assurance = endişeleri giderme amaçlı söz veya eylem. varsaymak. 2) (iş. dönüm noktasında. at first sight at first sight = ilk bakışta at great expense = büyük harcamalar yapılarak at great risk = büyük risk altında at intervals = aralıklarla at large = genelinde. en sonunda at most = en fazla. hemen. assault. körel(t)mek. körelme attach = tutturmak. çoğunluğu.= uniformity assume = 1) farz etmek. zamanın herhangi bir noktasında at bargain prices = kelepir fiyatlara / fiyatlardan at best = en iyi durumda.) üstlenmek. huzurlu. presently. sporcu atomic symbol = element simgesi (kimyasal elementleri temsil etmekte kullanılan bir veya iki harfli kısaltma) atrophy (fiil) = atrofiye / dumura uğra(t)mak. hayret verici. zıt anl. kalbinde at the rate of = hızında at the request of their governments = hükümetlerinin talebi üzerine at the same rate = aynı oranda / hızda at the time = o zamanlar. birlik. güvence vermek. takmak. en iyi şartlarda. gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim insanı) astronomical matters = astronomi ile ilgili konular at all = hiç mi hiç.= innocent at first glance = ilk bakışta. 2) (askeri) ’Rahat’ komutu at fault = suçlu.com . right away. astoundingly. görev vs. kurum. 3) aynı anda. society assortment = çeşitlilik. bir defada. odak noktasında. zıt anl. zıt anl. suppose. ordinary astronomer = astronom (yıldızları. related to association = 1) ilişki. diversity. çoğu. surprisingly astounding = şoke eden. 2) şimdi. now at smo’s disposal = birisinin emrinde / kullanımında / elinde (olma durumu) at some point = bir noktada at the expense of = (bir şey) pahasına at the heart = merkezinde. at a time. whatsoever at all costs = ne pahasına olursa olsun at almost no cost = neredeyse bedelsiz / masrafsız olarak at any point in time = herhangi bir zamanda. bağlı kuruluş associate with = (bir şey / olay) ile ilgisi olmak.

tavır. zıt anl. atak. kazanmak. expect awaken = uyan(dır)mak. zıt anl. ilgi attentiveness = azami dikkat. davranış bilimci attract = (ilgisini) çekmek. escape.= fail attainable = erişilebilir. arouse. öncü average to = ortalama olarak (bir miktar)’a karşılık gelmek average life-span = ortalama ömür avian flu = kuş gribi avian influenza = kuş gribi / vebası aviation = havacılık aviator = havacı avionics = uçuş elektroniği avoid = (bir şey)’den kaçınmak / sakınmak / kurtulmak. elde etmek. staying away. 2) sert. gerçek. devamlılık. sıfat. = İktidar partisi tarafından öngörülen hedefler pek ulaşılabilir görünmüyor. stay away. accessible. ascribe to attune to = (bir şey)’e uydurmak. accord auction off = açık arttırma ile satmak. zor. için) bakıcı. teşebbüs etmek. huzurevi vs. fulfil. usable availability = hazır bulunma. yetkili merci authorize = izin vermek. permit. kursa. yaklaşım. thoughtfulness. face. listener. girişim. yetkili. ’i tanıması ve ona karşı antikor üretmesi) autonomy = özerklik.com . spora vs.= contact. güzel. erişilebilirlik. aspect.) attempt (fiil) = girişimde bulunmak.) devam etme. confrontation avoidant = (karakter için) çekinik await = beklemek. yardımcı. bulunabilirlik. etkilemek.= repulsive attribute = vasıf. yetki vermek. yormak. unavoidable avoidance = (bir şey)’den kaçınma / sakınma / kurtulma. eğlence programı attractive = çekici. ready. zıt anl. çoğaltmak. önlenebilir. (piyasada) bulunan. confront avoidable = kaçınılabilir. achieve. 2) (bir tür) mali müşavir. empower autism = otizm (kişinin ileri derecede içe kapanık oluşu. (alıma / kullanıma) hazır.ÜDS Sözlüğü attack (isim) = 1) saldırı.) devam etmek attendance = (okula. hakiki. teşebbüs. hazır bulunanlar audio player = CD / kaset / müzik çalar audiometry = odyometri (işitme gücünün ölçülmesi) auditor = 1) dinleyici. atfetmek. approach.= neglect attitude = tutum. edinilebilirlik. zıt anl. izleyiciler. görevli attention = dikkat. element. gözlemek. 2) nöbet. associate with. genuine author = yazar authoritarian = otoriter authority = otorite.)’ye ulaşmak. işitsel auditory system = işitme sistemi augment = arttırmak. stance attitude researcher = davranış araştırmacısı. zıt anl. ulaşılabilir. nitelik. zıt anl. 2) atraksiyon. otonomi (kendi kendini idare etme) auxiliary = yedek. zıt anl. evitable. care. amplify austere = 1) ciddi. escape. çetin authentic = otantik. kursa.= unavailability avalanche = çığ avalanche proper = asıl / gerçek çığ avant-garde = avangard. kriz attain = (bir hedef vs. increase. (The objectives put forward by the leading party do not seem to be attainable. attainable. trial attend = katılmak. 2) (bir şey)’e mal etmek. ağırbaşlı. connect to.= contact. alıştırmak. (okula. hazır bulunma attendant = (akıl hastanesi. avertable.14 . ulaşılabilir. çekim gücü. cezbetmek. zıt anl. adjust. spora vs. feature attribute to = 1) (bir neden)’e bağlamak. supplementary available = bulunabilir. hazır bulunmak. wake up. appeal to attract attention = dikkat çekmek attract notice = dikkat çekmek attract scientific criticism = bilimsel çevrelerin eleştirisine hedef olmak attract scientific scrutiny = bilimsel araştırmaların ilgi odağı olmak attraction = 1) cazibe. try attempt (isim) = deneme. grow. elden çıkartmak audience = dinleyiciler. appealing.bademci.= inevitable. 3) misafir öğrenci auditory = işitme ile ilgili. effort.= put / go to sleep www. aşırı çekingenlik ve kişisel ilişkiler kurmada güçlükle belirgin içine kapanma hali) autistic = otistik (otizm rahatsızlığı olan) autoimmune response = otoimmün tepki (bağışıklık sisteminin bir virüs vs.

= unawareness awful = berbat. çok uzun bir zaman awning = tente. terrible. zıt anl.= unaware of aware = bilinçli.com . zıt anl.15 aware of = (bir şey)’in farkında. recognition. zıt anl. conscious.bademci. güneşlik axiom = aksiyom (kabul edilmiş gerçek) axis = (çoğul: axes) aks. eksen www.= beautiful. zıt anl. alert.= unconscious awareness = farkında olma. nice awful long time = (dilimizdeki informel karşılığı ile) felaket uzun zaman. horrible. perception. farkında.ÜDS Sözlüğü . korkunç.

before Christ. arka çıkmak. zıt anl. 2) oy pusulası Baltic = Baltık Denizi (Kuzey Avrupa’da. (The sun is simply a huge ball of fire. çok az. reinforce. support with. bariyer.= allow. arka tarafa doğru. kum gibi ağırlık) ballast water = safra suyu (gemilerin yüklü değilken denge sağlamak amacı ile ambarlarına doldurdukları su) ballooning = artmak.). infertile barricade = barikat barrier = engel. yığın banker = banker. verimsiz. (In his time. bakteriyel farenjit (yutak iltihabı) bacterium = (çoğul: bacteria) bakteri bag-snatching = kapkaç. güçlükle. = Milattan / İsa’dan önce. bankacı banks of the Nile = Nil’in kıyıları bar = çubuk bare = yalın. kümelenmek bank (isim) = 1) nehir / ırmak / hendek / göl kıyısı.) back up with = (bir şey) ile desteklemek. çıplak. = Güneş. 2) küme.com . = Yolculuk ettiğimiz trende sigara yasağı yoktu.B B BB B vitamin folate = folik asit (bir tür B vitamini) B.bademci. kenarı. 2) zeka geriliği olan backwardness = gerilik. sözünden dönmek back up = desteklemek. support back (isim) = sırt back and forth = ileri geri back out = caymak. support. için) patlamak ballot = 1) oy verme işlemi. basit. zıt anl. İskandinavya ile Danimarka arasında kalan deniz) ban = yasaklamak. C. = Kendi zamanında Darwin’in teorilerini destekleyecek pek kimse yoktu. zeplin gibi taşıtların denge sağlamak amacı ile taşıdıkları su. D. support backpack = sırt çantası backward = 1) arkaya doğru. (müzik için) grup Bangladesh = Bangladeş (Güney Asya’da bir ülke) bank (fiil) = yığılmak. there was hardly anyone to back up Darwin’s theories. anno Domini baby boom = bebek patlaması (aşırı miktarda doğum) baby sticker = küçük çıkartma / etiket Babylon = Babil (antik Mezopotomya’nın en önemli kentlerinden birisi ve Babil Krallığı’nın başkenti) back (fiil) = desteklemek. zıt anl.= enough. başındaki tüylerin beyaz olması sebebiyle “kel” adını almış olan iri bir kartal türü) B ball bearing = bilyeli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal küreler / bilyeler bulunan rulman) ball of fire = ateş topu. kaslı ve su toplamaya meyilli bölge ballast = safra (gemilerin ve balon. geri kalmışlık. obstruction barter = değiş tokuş. reinforce with backer = savunan. fireball ball of light = ışık topu ball of the foot = ayak parmaklarının ayakla birleştiği. basitçe dev bir ateş topudur. destekleyen background = geçmiş. prohibit.= A. forbid. arka plan backing = destek(leme). hardly. underdevelopment bacterial pharyngitis = (bakterilerin oluşturduğu ya da onlarla ilgili) farenjit. yükselmek. permit. çantayı alıp kaçma bail out (of) = (acil durumda bir aracı) terk etme bake = (hamur işleri için) fırında pişirmek balance = denge balancing (isim) = dengeleme balancing (sıfat) = dengeleyici bald eagle = kel kartal (ABD ve Kanada’da bulunan. . balık ile beslenen. (There was no ban on smoking on the train we travelled in.) band = takım. arka çıkmak. sufficiently barometer = barometre (ortam basıncını ölçmeye yarayan alet) barrel = (petrol için) varil (yaklaşık 159 litre) barren = kıraç. takas www. (fiyat vs. zümre. mere barely = zar zor. bar.

dövmek. deserve be empty of (smt) = (bir şey)’den yoksun olmak / kalmak be engaged in = (bir şey)’in içinde yer almak. be affiliated / connected with be at a standstill = durmuş olmak be at fault = kusurlu / hatalı olmak. be built on. be certain / sure to be bound to end = sona ermesi kesin olmak. fight (against / with) battle (isim) = meydan savaşı.) ile donanmış. beat battering = hırpalama battery-powered = pille çalışan battle (against / with) (fiil) = ile / karşı savaşmak. (We are all entitled to equal protection under the law. (bir şey)’in aleyhinde bir eğilime sahip olmak. (bir şey)’i konu etmek. consist of be concerned about = (bir şey) hakkında kaygılanmak / endişe duymak be concerned with = (bir şey) ile ilgili olmak. be aware of be convinced of = (bir şey)’e ikna olmak. devote oneself to be composed of = (bir şey)’den oluşmak. “santimetre” ise metreden türetilmiş bir birimdir. donatılmış www. bilimsel vs. bir kuruluş için) (bir yer)’de üslenmiş olmak. be associated / affiliated with be conscious of = (bir şey)’in farkında olmak. criticize be delighted with = (bir şey)’e çok sevinmek be deprived of = (bir şey)’den mahrum olmak. mücadele etmek. yetkisi olmak. bazal basal cell = bazal hücre (bir doku içerisinde en alt tabakada bulunan hücrelerden her biri) basal cell carcinoma = epidermisin alt tabakasını etkileyen. be inclined to be due = hak etmek. be conscious of.) be equipped with = (ekipman vs. fundamental basin = havza.ÜDS Sözlüğü . be about. be eligible for. inanmak be critical of = (bir şey)’e karşı eleştirel olmak.) üs base number = taban sayısı (bir sayma sisteminin dayalı olduğu sayı) base on = (bir şey)’e dayandırmak. (bir şey)’e dahil olmak. wash. be associated / connected with be alarmed by = (bir şey)’den ötürü korkuya / dehşete düşmek be all there is left = kalan tek şey olmak be anxious to do smt = bir şeyi yapmayı çok istemek be associated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi / bağlantısı olmak.) baseball = beyzbol (atılan topa sopa ile vurularak oynanan. küçük körfez be affiliated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. muharebe. war. “metre” temel bir birim. ana ilke Basle = Basel (İsviçre’de bir kent) bat = yarasa bathe = 1) yıkamak. soak baton = değnek batter = hırpalamak. deal with be connected with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. realise be based in = (örn. (bir şey)’den ibaret olmak. merkezinin (bir yer)’de bulunması be based on / upon = (bir şey)’e dayanmak. savaş / muharebe alanı bauxite = alüminyum cevheri. depend on be better known = daha iyi tanınmak be better known as a scientist = daha çok bir bilim insanı olarak tanınmak be biased against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. (bir şey)’i eleştirmek. taban. sona ermek zorunda olmak be bound up with = (bir şey) ile çok yakın ilişkisi / bağlantısı olmak be committed to = (bir şey)’e kendini adamak. lack be disposed to = (bir şey yapma) eğiliminde olmak.com . fight.17 basal = temel. be (in the) wrong be aware of = (bir şey)’in farkında olmak. be involved in be entitled to = hakkı olmak. comprise. 2) suya / sıvıya batırmak. mücadele.bademci. = Yasalar altında hepimizin eşit korunma hakkı vardır. (bir şey)’in üzerine kurmak base unit = temel birim (Örneğin. endeavour battlefield = er meydanı. nispeten zararsız bir cilt kanseri türü base = (askeri. tend to. boksit bay = koy. özellikle ABD’de çok popüler olan bir takım oyunu) basic = temel. (krater için) iç kısım basis = temel. genellikle güneş ışınlarına aşırı derecede maruz kalınmasından kaynaklanan. (bir şey)’e karşı durmaya yatkın olmak be bothered with = (bir şey)’den ötürü rahatsız edilmek / rahatsızlık duymak be bound to = (bir şey yapması) kesin / kaçınılmaz olmak.

. be called be related to = (bir şey) ile ilgili olmak be remembered for = (genellikle bir özelliğinden) ötürü hatırlanmak be required to = (bir şey yapmak) zorunda olmak be responsible for = (bir şey)’den / (bir iş)’ten sorumlu olmak.= be against be given publicity = yazılı ve görsel basında yer almak. be important. (bir şey) ile yetinmek zorunda kalmak be referred to as = . end. (bir şey)’in kurbanı olmak be put to work = işbaşı yaptırılmak. harbour be housed in = (bir yer)’e yerleştirilmek. eğiliminde olmak. be foreseen / predicted. 2) (bir şey) ile uğraşmak / görevli olmak be involved with = (bir şey) ile bağlantı / ilgi / ilişki içerisinde olmak. bulunmak. çalıştırılmak be quick to do smt = bir şey yapmakta çabuk davranmak / hızlı olmak be reduced to = (kötü) duruma düşmek. .= be absent be prey to = (bir şey)’e yenik düşmek. be happy with be prejudiced against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. be biased (against) be prepared for = (bir şey) için / (bir şey)’e karşı hazırlıklı olmak.= deteriorate be on the rise = yükselişe geçmek. .bademci. favour. istenmek be in existence = meydanda olmak. önemli olmak.= be unforeseen / unpredicted be expected to do smt = bir şey yapması beklenmek be exposed to = (bir şey)’e maruz kalmak be fascinated by / with = (bir şey)’e kendini kaptırmak.)’nin içinde olmak. be interesting be of no importance = önemsiz olmak. donanımlı olmak be home to = (bir şey)’e ev sahipliği yapmak. zıt anl. .= be of importance be of the opinion (that) = … düşüncesinde / inancında olmak be on the horizon = ufukta belirmek be on the improve = düzelmekte olmak. . be a sign of be involved in = 1) (bir iş / yarış vs. olarak anılmak. exist. 2) temeli sağlam olmak. aranmak. var olmak be in possession of = (bir şey)’e sahip olmak. yükselişte olmak be over = sona ermek. her durumda (bir şey) ile ilgilenmemek be not without cost = bedelsiz olmamak.)’den yapılmak / oluşmak. be wrong be no better = daha iyi olmamak be not necessarily concerned with = her zaman / her durumda (bir şey) ile ilgili / alakalı olmamak. zıt anl. (bir iş / yarış vs. . uçma izni olmamak. zıt anl. bir bedeli bulunmak be noted for = (bir şey) ile ünlü / tanınmış olmak.= begin be pleased with = (bir şey)’den memnun / hoşnut olmak. önceden kestirilmiş olmak. zıt anl. be wrapped up in be for = desteklemek. (bir yer)’de barındırılmak be in company of others = başkalarıyla birlikte olmak be in demand = (bir mal vs. zıt anl. participate (in). bitmek. in charge (of) be restricted to = (bir şey) ile kısıtlı / sınırlı olmak. be of significance be of interest = ilginç / ilgi çekici olmak.)’de yer almak. be limited to www. be famous / well-known for be of importance = önem taşımak. . be composed of be marked by = (bir şey) ile belirginleşmek be mistaken = yanılmak. be disposed to. lehinde olmak. support.18 . be insignificant. have be in power = iktidarda olmak be in the grip of = (bir şey)’in yönetiminde / denetiminde / kontrolünde olmak be in the habit of = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak be in the lead = başta gitmek. be ready. -ması muhtemel olmak. lider / önde olmak be in the making = yapım / kurulum / üretim aşamasında olmak be indexed to = (bir şey)’e endekslenmiş olmak be indicative of = (bir şey)’in göstergesi / habercisi olmak. ilerleme içinde olmak. huy edinmek be grounded = 1) yere konmak. zıt anl.= be unprepared for be present = var olmak. (bir şey)’i elinde bulundurmak. be in connection with be likely to = .com .) ile bağlantılı / bağlantısı olmak be made into = (bir şey)’e dönüştürülmek be made up of = (bir madde vs. zıt anl. (bir şey)’e karışmak / katılmak. (bir şey)’in anavatanı olmak. için) talep olmak.ÜDS Sözlüğü be expected = beklenmek. tend to be likened to = benzetilmek be limited to = (bir yer veya bir şey)’e sınırlandırılmış olmak be linked with / to = (bir konu vs. hakkında haber çıkmak be given to = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak.

yolda olmak.)’ye tabi olmak.).= be defeated beat (isim) = (kalp için) atış beautification = güzelleştirme become extinct = soyu / nesli tükenmek. 2) kiriş. 2) dışarı taşımak. 3) doğurmak. su tarafından silinmek be welcomed by = (birisi) tarafından hoş karşılanmak be well ahead of = (bir şey / bir kişi)’nin hayli önünde olmak be worth = (bir şey)’e değer olmak be worth something in the region of euro 700 = 700 Euro dolaylarında bir fiyatı olmak be wrapped up in = (kendini bir şey)’e kaptırmış olmak. elinden gelmemek. (Your composition bears no relation with the topic given. (kahve vs.= be able to. davranışla ilgili www. have. için) yapılmakta olmak be unfamiliar with = (bir şey)’e aşina olmamak. proje vs. be deceived be thought to be = …olduğu düşünülmek be through = bitirmiş olmak.) bear out = 1) desteklemek. be able to do / deal with. hastalığa yakalanmak be taken in = kanmak. 2) bağlı olmak. (We are short of cheese. için) tane bear = 1) katlanmak. should be suspected of = hakkında (bir suç vs.)’ye dalmış olmak bead = boncuk beak = gaga. = Cephedeki askerler düşman saldırısını göğüslemek zorunda kaldılar. = Bu köpek ırkının soyu yaklaşık 300 yıl önce tükendi. put up with. (The baby bears a strong resemblance to its grandfather. şaşırmak be subject to = (yasa. carry.ÜDS Sözlüğü . 4) (sorumluluk vs. lack. support. = Kompozisyonunuzun. üzerinde bulundurmak. go through. be located be struck = (bir şeyin güzelliği. ilinti.) bedside manner = doktorun yatan hastaya yaklaşımı / tutumu bed-wetting = altını ıslatma behaviour = davranış behavioural = davranışçı. yabancı olmak be up to = 1) (bir şey)’i yapabilmek. win over. ilişki.com . (meyve) vermek. (düşünce vs. zıt anl. ışınlamak beam (isim) = 1) ışın. galip gelmek. aldanmak. tabi tutulmak. başka bir şeyle) ilgisi olmamak. ilginçliği vs. carry out bear the brunt of smt = bir saldırıyı vs. akıldan çıkarmamak bear little relation = çok az ilgisi olmak bear no relation = (bir şeyin. kaldırmak. 2) sahip olmak. taşımak. taşıyıcı kolon beam of electrons = elektron akımı bean = fasulye. be wiped out. (bir şeyin) arkasından meydana gelecek olmak be unable to = yapamamak. azalmış bulunmak. (This dog race became extinct about 300 years ago.) be to = olacak olmak. (bir iş. ray. ışık huzmesi. be furnished with be supposed to = (bir şey) yapması gerekmek / yapmak zorunda olmak / yapması beklenir olmak. başaramamak. maruz kalmak be subjected to = maruz kalmak / bırakılmak. = Bebek ile dedesi arasında büyük bir benzerlik var. (be to remain friends = arkadaş kalacak olmak) be to follow = (bir şeyi) izleyecek olmak. undergo. katlanılabilir bearer = taşıyıcı. karşısında) büyülenmek. ağızdan ağıza yayılmak be scared of = (bir şey)’den korkmak.) be situated = (bir yer)’de bulunmak. fail to. have bear in mind = akılda tutmak. 2) alt etmek.bademci. (I am through with this studies. experience be suited to = (bir şey)’e uygun olmak be supplied with = (bir şey) ile donatılmış / teçhiz edilmiş. göğüslemek (The soldiers in the front had to bear the brunt of the enemy attack.)’den ötürü kuşku duyulmak be taken ill = hastalık kapmak. verilen konu ile hiç ilgisi yok. be afraid of be set on = kararlı / azimli olmak. düzenleme vs. overcome. bill beam (fiil) = (elektromanyetik dalgalar aracılığı ile) göndermek. succeed in / at be under way = bekleniyor olmak. be dependent on be washed away = su ile götürülmek. thrash. zıt anl. be determined be settled = (bir yer)’e yerleşmiş olmak be several years into smt = bir konuda büyük mesafe kat etmek / yılların birikimine sahip olmak be short of = (bir şey)’in eksiği olmak.19 be rumoured = söylentisi dolaşmak.) bearable = dayanılabilir. porter bearing = 1) ilgi. = Peynirimiz azalmış. için) üzerine almak. 2) yön beat (fiil) = 1) dövmek. yenmek. dayak atmak. = Çalışmalarımı bitirdim.

advantage. mild. öne doğru eğilmek. lean down beneath = altına. zıt anl.) beyond = ötesi(ne). calystegia soldanella) biofeedback = kişinin.= reveal belief = inanç. overwhelming.= maliciously beriberi = beriberi (B1 vitamini eksikliği nedeniyle oluşan. vücudunda seyreden fizyolojik işlevler hakkında monitörlü araç yardımıyla bilgi sahibi olması biofuel = tarlalarda bu amaçla üretilen bitkilerden elde edilen yakıt (örn. attach. aggressive. düşünce. zıt anl. 2) gaga. zıt anl. use. zıt anl. Belçika’ya ait belie = örtmek. harf vs. iki yandan bile = öd.= free from. yapılacak en iyi iş best interests = en iyi şekilde koruma best left to hunters = en iyisi (bu işi) avcılara bırakmak best-known = en iyi bilinen / tanınan bestseller = çok satan (kitap vs. iyi huylu.= suffer. yanıltmak. safra bill = 1) fatura. zıt anl.= peaceful belly = karın. deceive. useful. hayret veren. unnoticeable. = Bu yeni eğlence programında şaşırtıcı çeşitlilikte aktivite mevcut. out of beyond recognition = tanınmaz halde. loosen from bind with = birbirine bağla(n)mak. conceal. zıt anl. beak bind to = (bir şey)’e bağla(n)mak.com . zararsız. etrafını sarmak besides = yanında. learn from benefits outweigh its risks = yararları içerdiği risklerden ağır çeker.bademci. ’den oluşan isim. tehlikesizce. damage benefit (isim) = yarar. helpful. entity Belgian = Belçika ile ilgili. (bir şey)’den başka best available record = (the best available record şeklinde kullanılır) eldeki en iyi kayıt / veri kaynağı best course to take = tutulacak en iyi yol. savaşan taraf. yararlanmak. prejudice. harmlessly. kavis yapmak. 2) (bir şey)’den ders çıkarmak. loosen binomial = iki sayı grubu. biyodizel). hayırlı. biyolojist (canlıları inceleyen bilim insanı) biopsy = biyopsi (tanı amacıyla mikroskopik muayene için dokudan küçük bir parça alma) www.= severe. advantage. 2) kuşatmak.= free. capitalise. savaşçı.= apparent beyond what she needs = ihtiyacı olandan çok daha fazla(sı) bias = önyargı. (There is a bewildering variety of activities in this new entertainment. (kimi türler için verilen) iki terimli isim (örn. kindly. yanı sıra. altına doğru beneficial = yararlı. risklerinden fazla yararları var benign = yumuşak. zıt anl. harmful beneficiary = (bir mirastan vs. opinion Belize = Belize (Orta Amerika’da bir ülke) belligerent = kavgacı. dövüşken. abdomen belonging = ait olma duygusu bench = tezgâh bend = eğilmek. soft drink bewildering = şaşırtıcı. zıt anl. fasten.= harm. attach to.= harm. fayda.ÜDS Sözlüğü behind bars = demir parmaklıklar arkasında (hapiste) Beijing = Pekin (Çin’in başkenti) being = varlık. el ve ayaklarda iltihap ile belirgin hastalık) beset = 1) rahat vermemek. flex bend over = yere eğilmek.) bet = bahis beta-amyloid protein = beta-amiloyid proteini (Alzheimer hastalığının sebebi olarak bilinen ve nerofibril plak oluşumuna neden olan bir tür protein) better (fiil) = daha iyi hale gelmek / getirmek better targeted = hedefi iyi seçilmiş better-cared = daha iyi bakılan beverage = (alkolsüz) içecek. zıt anl. yararına olmak. profit from. loss benefit from (fiil) = 1) (bir şey)’den yarar / fayda sağlamak.= impartiality bid = ihale bilaterally = iki taraftan. dışı(na).) yararlanan (kişi veya şey) benefit (fiil) = yaramak. zıt anl. fasten to. agrofuel biological function = biyolojik işlev biological immaturity = biyolojik olarak yeterince gelişmemiş olma durumu biological self = biyoljik benlik / kimlik biologist = biyolog. zıt anl. zıt anl.= useless. hesap. yarar / fayda sağlamak. malign benign applications = zararsız / kötücül olmayan uygulamalar benignly = yumuşakça. bükülmek. work to the advantage of.20 .

2) az miktarda bite = ısırık. zıt anl. zıt anl. güçlü bir yerçekimine sahip yüksek kütleli kozmik cisim) blacken = karar(t)mak black-glazed = siyah sırlı blacklist (fiil) = kara listeye almak blacklist (isim) = kara liste blade = 1) bir bıçağın / kılıcın keskin kenarı. kan dökme bloodstream = kan akımı / dolaşımı blow (fiil) = savurmak. 2) rüzgardan korumasız bleed = kana(t)mak bleed to death = kanamadan ölmek bleeding = kanama blend (fiil) = karıştırmak. faaliyetini durdurmak. dayanılması zor bir şekilde bitterly disappointed = şiddetli bir hayalkırıklığına uğramış bizarre = garip.= release blocking = 1) engelleme. mahvetmek. görmeyi / algılamayı engellemek blind to (sıfat) = 1) (bir şey)’e karşı kör. infilak şiddetiyle geniş alanları etkileyen bomba blasting = şiddetli ses çıkaran blatantly = gizlemeye gerek görmeden. blokaj. blokaj. harman blended = karıştırmak veya harmanlamak yolu ile oluş(turul)muş. set çekme. tansiyon blood supply = (bir organın vs.bademci. tıkanma. infilak. su toplama block = tıkamak. berbat etmek. depresyon içerisinde coşku. accuse of.) vurma. töhmet blanket = üstünü örtmek. (bir şey) ile suçlamak. tuhaf. lokma bite off = ısırarak koparmak bitter-blocker = acı tadı ortadan kaldıran bitterly = sert bir şekilde. parçacık. apaçık bir şekilde bleach = beyazlatıcı madde bleak = 1) kötü. spoil blight (isim) = (patates vb. üfürmek. kasvetli. release blockage = tıkama. cover. suppress. damage.) bitkileri vuran bir tür hastalık blind (fiil) = kör etmek. dull. (rüzgar) esmek blow (isim) = (kafaya vs. cut off. kesmek. Afrika halk müzikleri kökenli bir müzik tarzı bluish = mavimsi bluish-purple = mavimsi mor renk blunt = köreltmek. etkisizleştirmek.com . obstruct.= separated blight (fiil) = soldurmak. kan tedariği blood test = kan testi blood vessel = kan damarı bloodshed = kan dökülmesi. disable. acaiplik black hole = kara delik (hiçbir maddi oluşum ya da ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyen. explosion blast bomb = ses bombası. taşkınlık gibi duyguların da yaşandığı bir çeşit ruhsal bozukluk) bird flu virus = kuş gribi / vebası virüsü birth = doğum birth defect = doğuştan gelen kusur / defekt bit = 1) parça. özellikle siyahi insanlar arasında daha popüler olan. kanın vücut damarlarındaki veya bir yaradan dışarı akışı blood pool = kan toplanması blood pressure = kan basıncı. acayip bizarreness = tuhaflık. kabahat. 2) yaprak ayası blame with (fiil) = suçu (bir kişi)’nin üstüne atmak.= separate blend (isim) = karışım. mixed. zıt anl.21 bipolar disorder = bipolar bozukluk (manik depresyon da denen. beslenmesi için gereken) kan miktarı. 2) (bir durum)’u görmeyen / görmezden gelen blister = kabarcık. zıt anl. ruin.= uncover blanket amnesty = genel af blast = patlama.= acquit of blame (isim) = suç.ÜDS Sözlüğü . obstruction. zıt anl. (bir duyguyu vs. zıt anl.= sharpen blur = bulandırmak blurred vision = bulanık görme www. harmanlamak. derinlerdeki yüksek basınç sebebiyle oluşan çok şiddetli püskürme blues = ABD’de ortaya çıkmış. mix. kapamak.) örterek bastırmak. suçlama. zıt anl. kaplamak. acımasızca. 2) gruplandırma (bilimsel bir deneyde denekleri benzer özelliklerine göre sınıflandırarak inceleme) blood cell = kan hücresi blood clotting element = kan pıhtılaşmasını sağlayan unsur blood flow = kan akımı.= let go. darbe blow on (fiil) = (bir şey)’e doğru üflemek / esmek blow out = üfleyerek söndürmek blowout = yeni kazılmakta olan bir petrol veya artezyen kuyusunda. engellemek.

bir oyunda hatalı oynayan bir oyuncuya) uyarı amaçlı (örn. tükenmez. lower. fit box kite = kutu uçurtma (şekil bakımından her yanı açık bir kutuyu andıran uçurtma) brain = beyin brain activity = beyin aktivitesi brain area = beyindeki bölgelerden herhangi biri brain injury = beyin zedelenmesi brain malady = beyin hastalığı brain pathway = beyin yolu (beyinde bulunan sinir yolları) brain regions = beynin bölümleri brain structure = beynin yapısı brain wave = beyin dalgası brain-imaging = beyin görüntüleme brake = fren branch off (fiil) = kollara / dallara ayrılmak. expand. gemi gibi büyük taşıtlara) binmek boast of = 1) (kendisi) ile (aşırı) övünmek. increase. trouble.= limited. zıt anl.= shrink brand = marka branding = marka yaratma brand-new = yepyeni. 3) ruhen veya zihnen çökmek. (top vs.= prevent. bölünerek yeni işlere girişmek. 2) (motor vs. brag. dull. 2) en. 4) (kimyasal olarak) yıkmak / ayrıştırmak www.ÜDS Sözlüğü board = (uçak. içine alacak kadar) genişlemek. (hydrogen bond = hidrojen bağı) bone = kemik bone fracture = kemik kırığı bone marrow = kemik iliği bonfire = şenlik ateşi bony = kemiksi. width. teşekkül body composition = beden yapısı body fluid = vücut sıvısı body function = vücut fonksiyonu body image = beden imgesi (insanın kendi bedeniyle ilgili algı ve değerlendirmeleri içeren imge) body mass index = vücut kitle endeksi (insanın vücut ağırlığının. analyze. boyunun karesine bölünmesiyle bulunabilen ve zayıflık / şişmanlık ölçütü olarak kullanılan bir endeks) body weight = vücut ağırlığı body-fluid system = vücut sıvıları sistemi boil over = 1) kontrolden çıkmak.bademci. 2) (övünülecek bir şey)’e sahip olmak. rahatsızlık.= coward bombard = bombalamak. sıkıntı veren. daring. sarı) kart göstermek (ve ilgili oyuncuyu kayda geçirmek). kurum. bağlanma. zıt anl. gözüpek. göğüs germek breadth = 1) (bir uçtan bir uca) tamamı. analiz etmek. own. reduce booster = güçlendirici booth = kabin. otobüs. kırmızı kart göstermek sureti ile (oyundan) ihraç etmek) boom = canlılık. fail. patlama.) prosesler / işlemler body = organ. 2) (futbol vb. destek olmak. support. branş branch out into = (başka yerleri vs. yeni alanlara açılmak. undermine. unlimited. scarce bountiful = cömert. gıcır gıcır brave = cesaretle karşı koymak. enclose. possess bodily processes = vücut içinde meydana gelen (kimyasal. zıt anl. infinite. sonsuz. broadness break = mola. için) bozulmak. kemikli book = 1) (bilet. 2) kaynayarak taşmak bold = cesur. hastalık. tren. tiresome bother = sıkıntı. lessen. kulübe border on (fiil) = (bir yer)’i çevrelemek.com . -e bağla(n)mak bond yield = tahvil faizi bonding = bağ. zıt anl. çevirmek. annoyance bottled gas = tüp gaz botulism = ağır bakteri zehirlenmesi boulder = iri kaya parçası bounce (fiil) = (ticari çekler için) karşılıksız çıkmak bounce off (fiil) = (top vs. yükseltmek. ile) dövmek bond with = ile birleşmek. improve. generous bourgeois = burjuva bout = hastalık nöbeti.22 . için) sek(tir)mek bounce (isim) = (derinin çekilip bırakılması sonrasında hemen) eski halini alabilmesi özelliği boundary = sınır boundless = sınırsız. fizyolojik vs. diverge. otel vs. subdivide branch (isim) = dal. teneffüs break away = kırılıp / kopup ayrılmak break down = 1) parçalara ayırmak. ara. için) reservasyon yap(tır)mak. surround border (isim) = (ülke için) sınır bore-hole = sondaj deliği boring (isim) = sondaj boring (sıfat) = can sıkıcı. ani gelişme boost = arttırmak. (expel = (örn.

= Yeni yasa. başarılı bir şekilde yapmak. mükemmellik. force an entry. harika. moderate. intelligent. (bitki ve hayvan türlerini) ıslah etme breeding grounds = üreme / yuvalanma bölgesi breeze = esinti brew = gelişmek. türden bir etkinliği) dağıtmak.) bring relief = rahatlatmak. save. bright.com . meydana getirmek. parlak. cause bring over = 1) deniz aşırı bir yerden getirmek. neden olmak. raise bring up to = (bir toplama. pull through bring to an end = son vermek. (The new law brought about many complaints.23 break into = 1) (zorla) girmek. üre(t)me.= aggravate. arkadaşımı gece yatıya çağırabileceğimi söyledi. effectuate. alleviate. escape (from) break through = (bir yerden engelleri aşarak) ilerlemek. (açığı) kapatmak bridge the gap between … and … = … ve … arasındaki boşluğu kapatmak. arıza. yerle bir etmek bring forth = yaratmak. gelir vs. cause. account for. zıt anl. 2) (daha küçük) parçalara ayırmak / ayrılmak breakdown = 1) sinir bozukluğu. refer (to). zorla geçmek. doğurmak. geniş çaplı broadcast = (verici ile) yayınlamak www. yumuşatmak.= keep one’s promise break out = patlak vermek. genius. sunmak. energetic broad = geniş. bitirmek. bitme. organizasyon vs. zıt anl. 2) (bir kişi)’yi veya (bir şey)’i (tanıdık bir ortama) getirmek. ruhen çökme. yol açmak. zıt anl. hızlı ve enerji harcatan tarzda. force a way through break up = 1) (gösteri vs. için) dağılma. nefes bile almayan (heyecan ve ilgi ifade eder) breathlessness = soluksuzluk.) getirmek. 2) kısaca. zor durumu vs. … ile … arasında köprü oluşturmak brief = kısa. inançlarına tekrar döndürmek. soluk alamama breed = cins. commence bring to the fore = ön plana çıkartmak bring to the notice = (bir kişi)’nin dikkatine sunmak.) bring down = 1) aşağıya çekmek.ÜDS Sözlüğü . nervous breakdown. yayılmak (kötü şeyler için) brewing = demle(n)me brick = tuğla bridge = köprü kurmak. shortly bright = parlak brilliance = deha. yield bring in = 1) (birisini veya bir şeyi tanıdık bir ortama) getirmek. earn bring into action = harekete geçirmek bring no benefit = hiç yarar sağlamamak. develop. 2) (birini kendi) değerlerine.= start. tür breed grounds for = (bir şey)’e zemin hazırlamak breeding = yetiş(tir)me. terminate. neden olmak.) getirmek. hiç faydası olmamak bring off = başarmak. 2) birden (bir şey yapmaya) başlamak. 2) (para. perfection brilliant = dahice. (bir yer)’i canlandırmak breathless = nefesini tutmuş. introduce. give rise. 3) beraberinde getirmek. birden ortaya çıkmak.bademci. collapse. wonderful brilliantly = harika bir şekilde bring in = 1) (sorun. erupt break out of = (hapishane vs. 2) yıkmak. miktara) ulaştırmak brisk = canlı. 2) (daha küçük) parçalara ayrılma breast = meme. para. değinmek.)’den kaçmak. farkına varmasını sağlamak bring under control = (bir durumu) kontrol altına almak bring up = 1) gündeme getirmek. göğüs breast cancer = meme / göğüs kanseri breastfeed = emzirerek beslemek breastfeeding = emzirerek besleme breathe = nefes almak breathe life into = (bir şey)’e yaşam üflemek. short briefly = 1) kısa bir süre için. get. (My mother said I could bring my friend over for the night. accomplish bring on = ortaya çıkarmak. sunmak. earn. produce. burst into break off = (birdenbire) dur(dur)mak. 2) bozulma. worsen bring through = (birinin bir hastalığı. sona erdirmek. 2) çocuk yetiştirmek. ara vermek break one’s promise = sözünü tutmamak. pek çok şikayete neden oldu. pass through. failure breaking = frenleme. azaltmak. introduce bring about = meydana getirmek. fren yapma işlemi breakthough = çığır açan şey. for a short time. sebep olmak. produce. gelir vs. ortaya çıkarmak.) atlatmasını sağlamak. = Annem. great innovation / discovery breakup = 1) (gösteri. hareketli. produce bring out = (bir şey) geliştirmek.

yy’da Avrupa nüfusunun dörtte birine yakınının ölümüne neden olan. wax. yakarak tüketmek burnish = cilalamak. = Bütün stress psikolojim üzerinde birikiyor ve beni depresif yapıyor. popo buy up = (bir şey)’in tamamını satın almak by a third = üçte bir oranında. strain bureaucracy = bürokrasi burglar = (ev. katiyen. birikmek. 2) bulimi (genellikle genç kızlar arasında görülen.com . yoluyla. ziyadesiyle. zıt anl. çürük. vurma bumpy = tümsekli. (bir şey)’i esas almak. hyperphagia.). yük. in no sense. bere brunt = yük. by a third www. arıza build on = 1) üstüne çökmek. accumulation bulimia = 1) oburluk. engebeli bundle = demet burden = külfet. form.). düzenleyen) imar yasası building material = inşa / yapı malzemesi build-up = birikme. Anadolu için M.ÜDS Sözlüğü broaden = genişle(t)mek. cruelly. soyan) hırsız burglary = ev / bina / araç soyma burn = yakmak / yanmak burn up = yakmak. = Yazar. zıt anl. toprak altında bırakmak business ethics = iş ahlakı business segments = iş alanları business setting = iş ortamı bustle = telaş etmek buttocks = (genellikle çoğul kullanılır) kalça. hiçbir şekilde. yaklaşık 3000-1200 yılları arasında kalan dönem) bruise = (deri ya da deri altı için) morarmak. aşırı yeme. accumulate. generally broken generation = acılı nesil broken spirit = (örn. amplify. by one third by any chance = tesadüfen. = Literatür. 3) üzerine kurulu olmak. araç vs. yöntemiyle.) broadly = geniş çaplı. bulimia nervosa bulimia nervosa = bkz. aracılığı ile. bulimia 2 bulk = büyük hacim / kütle bulldoze = (örn. şans eseri by any means = her ne şekilde olursa olsun by far = çokça. bir doktorun ufkunu önemli ölçüde genişletir. burden Brussels = Brüksel (Belçika’nın başkenti olan ve Avrupa Birliği’nin yönetim merkezlerinin çoğunun yer aldığı kent) brutally = vahşice.24 .= lessen build up to a size = belli bir ebada kadar yapmak building blocks = yapı taşları building code = (binaların nasıl inşa edileceğini vs. morluk. halsizlik ve koltuk altı ile kasık bölgelerinde kabarcık oluşumu ile belirgin hastalık) budget = bütçe budgetary = bütçe ile ilgili bug = (bir sistem ya da makinedeki) hata.= tarnish burst (fiil) = patla(t)mak burst (isim) = 1) patlama ile fırlama / saçılma. barbarously. 2) büyümek. through by nature = özü / doğası sebebiyle. certainly not by one account = bir görüşe / rapora göre… by one third = üçte bir oranında. buldozer ile) yıkmak. (All the stress builds on my psychology and makes me depressive. polish. humanely bubble = kabarcık. dükkan. far and away by implication = ima yoluyla by means of = vasıtasıyla. 2) daha da ileri götürüp geliştirmek. be based on build to a common standard = ortak bir standarda göre yapmak / inşa etmek build up = 1) oluş(tur)mak. yaşama azminin yitirilmesi nedeniyle ortaya çıkan) moral çöküntüsü bronchoscopy = bronkoskopi (soluk borusu ve bronşların bir alet vasıtasıyla muayene edilmesi) Bronze Age = Tunç / Bronz Çağı (insanların bronzu kullanmaya başladıkları. (Literature greatly broadens a doctor’s horizons. kaba et. aşırı yemek yeme sonrasında kilo alma korkusu sebebiyle kişinin kendi kendini kusturması ile belirgin yeme bozukluğu). gather. expand. 2) bir anlık ve genellikle kısa süreli çok yüksek artış bury = gömmek. sayesinde.bademci. parlatmak. önceki çok satan kitabının başarısını daha da ileri götürmeyi umuyor. zıt anl. (The author hopes to build on the success of his previous bestseller book. develop. yüksek ateş. baloncuk bubonic plague = hıyarcıklı veba (özellikle pireler ve fareler tarafından taşınan. doğası gereği by no means = asla. Ö. 14. fersah fersah. dümdüz etmek bullet-proof = kurşungeçirmez bullfight = boğa güreşi bump = çarpma.= gently. darbe. birikmek.

baypas etmek bypass surgery = baypas ameliyatı (koroner bir damardaki tıkanıklığı gidermek için ana atardamar ve tıkanık damarın arasına vücudun başka bir bölgesinden alınan damar vasıtasıyla kan geçişi sağlanması) by-product = yan ürün bystander = seyirci.com .25 by reference to = (birşey)’e göre / ilişkin olarak by this means = bu yolla. witness www.bademci.ÜDS Sözlüğü . using this by this time next year = gelecek yıl bu vakte kadar bypass = etrafından dolanarak / yanından geçerek / uğramadan aşmak. olaya karışmadan kenarda duran kimse.

bademci. (Great necessities call for great leaders. kendine hakim olamamak. offset. silip süpürmek. dinginlik calorific value = kalori değeri calory = kalori (bir atmosfer basınç altında.= incapable of. destek vs.) call in at = (bir yer)’e uğramak call in = davet etmek. invite call into question = sorgulamak call on = (birisinden bir şey yapmasını) istemek. kabiliyet. zıt anl. able to. 2) (göreve / iş başına / yardıma) çağırmak call sign = kod ad. Guangdong (Çin’de bir liman kenti ve aynı isimli eyaletin başkenti) canvas = branda bezi. için) başvurmak. designation call upon = (yardım.= incompetence capable of = (bir şey)’i yapabilir / yapmaya gücü yeter. kokulu. beyaz veya şeffaf renkli. için) kampanya camphor = kamfor defnesinden elde edilen. C cancer-related = kansere bağlı cane = baston canister = metal tüp cannabis = Hint keneviri cannibalism = yamyamlık (kendi türünü yeme) cannot help = elinde olmamak. cezbetmek www. exploit Cappadocia = Kapadokya (antik dönemde Orta Anadolu’nun geniş bir kısmını kapsarken. pacify. çikolata yemek konusunda kendime hakim olamıyorum. yatırım. 1 gram suyun ısısını 1 santigrat derece arttıran enerji miktarı). numara vs. tuval. (bir şey yapması için) davet etmek.) söylemek. zıt anl. = Diyette olmama rağmen.= excite calm (isim) = sükunet. tiner gibi şeylerin içine konduğu) kutu / teneke. (I can’t help eating chocolate even though I am on a diet. mumsu bir madde can = (boya. term call for = (bir şey) istemek. death penalty capitalism = kapitalizm (üretim araçlarının çoğunluğuna özel mülkiyetin sahip olduğu ve işlettiği. kapak capability = yetenek. muktedir. gölgelik Canton = Kanton. kafese koyulmuş calcium-rich = kalsiyum bakımından zengin calendar = takvim call = isimlendirmek. mal ve hizmet fiyatlarını piyasa ekonomisinin belirlediği sosyal ve ekonomik sistem) capitalize = büyük harfle yazmak capitalize on = (bir şey)’den yararlanmak. büyük liderler gerektirir. çağrıda bulunmak calm (down) (fiil) = sakinleş(tir)mek. calorie Cameroon = Kamerun (Batı Afrika’da bir ülke) camouflage = kamuflaj. capacity. benefit from. gelir.com . unable to capacity = kapasite. kapasite. (birisini bir işte) kullanmak call out = 1) (yüksek sesle ad. dağılım. ask. zıt anl. ability. güç Cape of Good Hope = Ümit Burnu Cape Town = Cape Town (Afrika kıtasının en güneyindeki Ümit Burnu’nda yer alan ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetim merkezlerinden biri olan kent) capillary = kılcal damar capital punishment = ölüm cezası.) canopy = ormanda ağaç tepelerinin oluşturduğu en üst tabaka. = Büyük ihtiyaçlar. (bir şey)’i gerektirmek.C C CC cage = kafes caged = kafeslenmiş. kansere bağlı olarak büyüyen doku vs. gizle(n)me campaign (fiil) = mücadele etmek. üretim. require. konserve kutusu cancel out = ortadan kaldırmak. kampanya yapmak campaign (isim) = (seçim vs. tuval üzerine yapılmış resim cap = başlık. wipe out cancer development = kanserin ortaya çıkması / başlaması / gelişmesi cancerous = kanserli cancerous growth = kansere bağlı büyüme. günümüzde sadece Nevşehir ili sınırları içinde kalmış olan ve volkanik oluşumları ile tanınan bölge) captivate = büyülemek.

(She carries out her duties efficiently. incidental. umursamaz carefully = dikkatli / titiz bir şekilde caregiver = hasta ya da çocuk bakıcısı.= release. (The experiments were carried out by Dr. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) cardiac sphincter = kardiyak sfinkter (yemek borusunun en uç noktası ile mide arasında kalan valf / kapakçık) cardiovascular disease = kalp ve kan damarları rahatsızlığı / hastalığı cardiovascular health = kalp ve damar sağlığı care about = 1) sevmek. hoşlanmak. gayriresmi. zıt anl.= careful cargo cult = kabile hayatı yaşayan topluluklarda. persevere. tespit etmek. conduct. sürdürmek. özensiz.= deliberate. 4) saptamak. 2) (bir fikir vs. rastgele. zıt anl. take a photo of. zıt anl.= fall behind categorically = kategorik olarak / sınıflandırılarak incelenmek suretiyle categorize = sınıflandırmak. perform. incident. situation Caspian Sea = Hazar Denizi cast (fiil) = (gölge) yapmak / düşürmek. conduct. imprison. record capture off-guard = hazırlıksız / savunmasız yakalamak carbon isotope ratio = karbon izotop oranı. tutuklamak. draw near. (bir şey)’i arada bir yapan.= professional catalysed by breakthroughs = yeni buluş / keşiflerle güçlenmiş catalyze = katalize etmek (özellikle bir kimyasal reaksiyonu kolaylaştırmak / çabuklaştırmak) catastrophe = felaket. disastrous catch a yawn = başkası esnerken esnemeye başlamak catch the public attention = halkın dikkatini çekmek catch up on old times = (iki ya da daha fazla kişi için) sohbet ederek. (seviyesi)’ne vs. yerine getirmek. fethetmek. 3) götürmek carry on = devam etmek. gelişmiş ülkelerden gelen bir grupla ilk defa karşılaştıklarında. CIR carbon-emission tallies = karbon yayma çetelesi / hesap tablosu carcinogenecity = kanser yapma eğilimi carcinoma = karsinoma (epitel dokuda ortaya çıkan kötü huylu her tür kanser çeşidi. = Görevlerini düzgün bir şekilde yerine getiriyor. uygulamak. = Deneyler Dr.com . zıt anl. continue. photograph. attendant careless = dikkatsiz. event. zıt anl. catch. Preston. genelde sarı ile kırmızı arasındaki doymamış pigmentlerden herhangi biri carpet = (tabanı) kaplamak carriage = vagon. zıt anl. (doğal) afet catastrophic = feci. (With his camera he tried to capture changes as they took place before his eyes. nurse. 2) profesyonel olmayan. özellikle onların birlikte getirdikleri teknolojik aletlere duyulan hayranlık ile bağlantılı olarak ortaya çıkan tapınma eylemine verilen ad cargo hold = kargo ambarı Carib Indians = Karib Yerlileri (Güney Karayipler’de yaşayan bir yerli halk) caries = diş veya kemikte çürüme carotenoid = insan. 2) hoşlanmak carefree = kaygısız. (maden) dökmek cast (isim) = oyuncu kadrosu cast-in-place = yerinde dökülmüş casual = 1) tesadüfi. = Fotoğraf makinesiyle gözünün önünde meydana gelen değişimleri yakalamaya çalıştı. hayvan ya da bitkilerde bulunan.27 captivating = dikkat çeken captive = kapatılmış. 2) heyecanlandırmak. be fond of. gerçekleştirmek.) carve = oymak carving = oyma case = 1) vaka. accomplish. implement. yetişmek. excite.bademci. geçmişte yaşananları ya da kaçırılan olayları öğrenmek catch up to / with = (birinin ya da bir şeyin) (hızı)’na. felaket getiren. formal. 3) durum. esir etmek.= give up carry out = yapmak. dertsiz.). dört temel kanser türünden biri) cardboard = karton cardiac = kalbe ait cardiac arrest = kalp durması cardiac rehabilitation = kalp rehabilitasyonu (çalışma yeteneği azalmış olan kalbe. porter carry away = 1) ikna etmek. 3) (fotoğraf / resim için) (örneğin bir anı) yakalamak. esir capture = 1) yakalamak.ÜDS Sözlüğü . fulfil. classify www. 2) dava. Preston tarafından gerçekleştirildi. informal.)’ye ilgi duymak / ile ilgilenmek care for = 1) özen göstermek. persuade. araba carrier = taşıyıcı. accidental. 2) fotoğrafını çekmek.). olay.

= recklessness. elbette ki. zıt anl. objective. dava. 2) tahıl cerebellum = (çoğul: cerebellums ya da cerebella) serebellum. hedef. ülkü. şöhretli celebrity = ünlü kimse celestial = gök ile ilgili. tedbirli. durmak. beyincik cerebral = serebral. için) yemek hizmeti vermek cater to French tastes = Fransız zevklerine hitap etmek catering = yemek tedarik etme caterpillar = tırtıl catheter = kateter (vücutta herhangi bir boşluk ya da kanala sıvı vs.= disregard. ikaz. thoughtless cautiously = ihtiyatlı.= carelessly. fixed. warning caution (fiil) = uyarmak. gökyüzü gözlem merkezi cell plate = bitki hücrelerinin ortasında oluşup büyüyerek hücreyi ikiye ayıran ve daha sonra hücre duvarına dönüşen yapı cell-phone = cep telefonu. kafa tutmak. minor.= peripheral. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cerebrospinal fluid = serebrospinal sıvı (beyinomurilik sıvısı) ceremonial centre = tören merkezi certain = 1) belli.= probably certainty = kesinlik. nüfus sayımı centenarian = (en az) yüz yıllık.28 . iletmek amacıyla kullanılan ince. dikkatlice. mobile phone cellular hypoxia = hücresel oksijen azlığı cellulose = selüloz (bitki hücrelerinin duvarını oluşturan ve kağıt üretiminde kullanılan madde) censor = sansürlemek census = sayım. yol açmak cause (isim) = 1) amaç. careful. sebep. 2) kesin. kireçtaşı challenge (fiil) = meydan okumak. for it was close to an artery. carefully. yeteneğini vs. kutlamak. 3) bazı. sebep-sonuç ilişkisi causation = (bir hastalık vs’ye) neden olan şey cause (fiil) = neden olmak.= careless. absolutely. attention. ikaz etmek. concentrate on. confront www. end. overlook century = yüzyıl. sakıngan. secondary central Europe = Orta Avrupa centre of the brain = beynin merkezi centre on / upon = (bir şey) üzerine yoğunlaşmak / odaklanmak. halt. serebrum ya da beyinle ilgili cerebral cortex = serebral korteks (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan.= uncertainty cervical = boyun ile ilgili cervical vertebrae = boyun omurları Chad = Çad (Orta Afrika’da bir ülke) chafe = (sürtme sonucu) yarala(n)mak / berele(n)mek / kızar(t)mak chain = zincir chain of events = olaylar zinciri chairman = başkan chalk = tebeşir.ÜDS Sözlüğü cater = (özellikle düğün vs. zıt anl. definitely. ihtiyacı olmamak ceaselessly = durmaksızın ceiling = (oda için) tavan. sure. meşhur. warn cautious = ihtiyatlı. boşluk. (gücünü. purpose. zıt anl. alertness. yüz yıl yaşamış olan central = merkezi. praise celebrated = ünlü. thoughtfully. gaye. 2) uyarı. fundamental. focus on. ana. stop. reason caution (isim) = 1) ihtiyat. continue cease to need = ihtiyaç duymamak.= floor celebrate = övmek.= begin. zıt anl. zıt anl. asır ceramic = seramik (genellikle çömlek üretmek amacı ile seramik çamurunun pişirilerek sertleştirilmesi yolu ile elde edilen malzeme) cereal = 1) tahıldan yapılmış hazır yiyecek. (The infected wound was very cautiously drained. bir artere yakınlığı sebebiyle çok dikkatli bir şekilde drene edildi. zıt anl. quit. uzun tüp şeklinde araç) Catholic = Katolik (Hristiyanlık dininin Katolik mezhebi ile ilgili) Catholicism = Katoliklik (Hristiyanlık’ta büyük bir mezhep) cattle = sığır cattle-farming = sığır çiftçiliği causality = nedensellik. = Enfekte olmuş yara.) cave-sanctuary = mağara-mabet cavity = oyuk. 2) neden. prudent.bademci.) sınamak. göksel celestial body = gök cismi celestial observatory = gözlemevi.com . main. zıt anl. zıt anl. some certainly = kesinlikle. sona er(dir)mek. (dişte) çürük cavity-wall = arasında boşluk bulunan duvar cease = (bir şey yapmayı) durdurmak. zıt anl. tedbirli.

kimyager chemotherapy = kemoterapi (özellikle kanser hastalıklarında kimyasal maddelerle yapılan tedaviye verilen genel ad) cherished = değer verilen chessboard = satranç tahtası chest = 1) sandık. ücret. aldatma check = kontrol etmek check for = (bir şey bulmak) amacı ile kontrol etmek. = Everest Tepesi. keyif verici chemical affinity = kimyasal çekim / cazibe / yatkınlık chemical energy extraction = (besinlerden vs. part characteristic = karakteristik özellik. çekici charter (fiil) = bir uçağı. mostly. düzensiz. disorganised. 3) (bir silahı vs. doğuştan gelen katarakt vb. alteration. değişim.com . 2) göğüs chest infection = göğüs enfeksiyonu chestnut = kestane chick = civciv chiefly = başlıca. bir hikayedeki) bölüm. (The country has changed over from military to civilian rule. define. = Ülke askeri rejimden sivil rejime döndü.bademci. (Mount Everest presented a challenge to Hillary.) kimyasal enerji çıkarma / elde etme işlemi chemical reaction = kimyasal tepki / reaksiyon chemist = kimyacı. zorlayıcı.) sınayan chamber = oda chamber music = oda müziği (küçük bir grup müzisyenin genellikle bir odanın içinde küçük bir topluluk için çaldığı müzik) chameleon = bukalemun (renk değiştirebilen bir kertenkele türü) chance error = tesadüfi / rastlantısal hata chances = şans change = değişiklik. nedenlerle ortaya çıkan körlük) chimpanzee = şempanze (alet kullanabilecek kadar zeki olan ve genelde bu tür deneylere konu edilen maymun türü) chip = çip (yarıiletken bir maddenin üzerinde oluşturularak üretilen küçültülmüş elektronik devre). İngiltere ile Fransa’yı demiryolu ile birbirine bağlayan tünel). yardım derneği charm = cazibe. section. modification. variety change into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek.) channel (into) = kanalize etmek Channel Tunnel = Manş Tüneli (Manş Denizi’nin altından geçen. en çok.). her şeyden önce. kısım. (check the building for gas leakage = binayı gaz kaçağı bulmak amacıyla kontrol etmek) check with = (bir kişi)’ye sormak. (bir kişi)’nin onayını almak checker = dama taşı check-up = genel sağlık kontrolü cheering = neşelendirici. attack. çekicilik charming = hoş. 2) bir masrafı birinin hesabına geçirmek / yazmak. confused. describe charge (fiil) = 1) hücum etmek. tarifesi dışında uçuş gerçekleştirmek amacı ile kiralamak charter (isim) = eski Avrupa’da şehir kuruluşu ve yönetimi ile ilgili kuralları belirleyen belge charter airline = uçuşlarını bir tarife olmaksızın. feature characteristic attitude = karakteristik davranış. (bir kişi ya da unsura) has özellik. (kişiye) özgü davranış. karakterize etmek. tipik davranış characterize = nitelendirmek.ÜDS Sözlüğü . kızamık.) challenging = meydan okuyan. kutu. box. convert into change one’s mind = fikrini değiştirmek change over to = (bir şeyden bir şey)’e tamamen değiş(tir)mek. integrated circuit www. above all child abuse = çocuk istismarı child labour = çocukların çalıştırılması childbirth = doğum child-guidance clinic = çocuklar için psikolojik rehberlik ve ruhsal hastalıkların tedavisi gibi hizmetler veren klinik childhood blindness = çocuk körlüğü (A vitamini eksikliği. yeteneğini vs. başarılması zor iş.= harmonious. (gücünü. hamle yapmak. Eurotunnel chaotic = karmakarışık. yenidoğanlarda göz enflamasyonu. = Bir günde bir köprü inşa etmek başarılması zor bir işti. cana yakın. belli bir miktar patlayıcı ile) doldurmak charge with = (bir şey) ile itham etmek / suçlamak charge (isim) = 1) harç.29 challenge (isim) = (insana meydan okuyan türden) zorluk. tanımlamak. saldırmak. 2) (elektriksel) yük chariot = atlı savaş arabası charity = hayır cemiyeti. zıt anl. (To build a bridge in one day was a real challenge. orderly chapter = (örn. kiralama veya özel sözleşmeler çerçevesinde gerçekleştiren havayolu şirketi cheating = kandırma. Hillary için kendisine meydan okuyan zor bir hedefti.

break down. civil disturbance civil war = iç savaş civilian law = medeni hukuk. aşikar. yıkamak. kromozomlar ile ilgili chromosomal polymorphism = biyolojide belli bir türün içinde. dolaşımla ilgili circumference = daire çevresi. classic period classical rules = klasik bilim kuralları (örn. civil law civilization = medeniyet. clean. koşul. condition circumstances being what they are = şartlar böyle olunca cirrhotic = sirotik (siroz ile ilgili ya da ondan ileri gelen) citizen = vatandaş. tabaka. alternative. süreğen chronic bacterial infection = kronik bakteriyel enfeksiyon chronic bleeding = kronik kanama (uzun süre devam eden kanama) chronic disease = kronik hastalık (uzun süre devam eden hastalık) chronic infection = kronik enfeksiyon (uzun süre devam eden enfeksiyon) chronic insomnia = kronik uykusuzluk (uzun süre devam eden uykusuzluk hali) chronically = kronik olarak. request. üzerinde kalıtsal özellikleri belirleyen genleri taşıyan. case. hak talebi. zehirli ve tahriş edici Cl2 (diklorin) gazı olarak bulunan element) choice = seçenek. wash.com . tiraj circulatory = sirkülatuar. move around in circulation = 1) dolaşım. zümre. zıt anl.= disclaimer clarify = açıklığa kavuşturmak. iç kargaşa civil engineer = inşaat mühendisi civil right = vatandaşlık hakkı civil service job = devlet memurluğu civil unrest = sosyal kargaşa. zıt anl. vaka. iplik şeklindeki oluşumlardan her biri) chronic = kronik. takırdayan clavicle = köprücük kemiği clay = kil clean bill of health = sağlık raporu (bir hekim ya da hekimler kurulu tarafından düzenlenen ve bir kişinin sağlıklı olduğunu belgeleyen rapor) cleanse = temizlemek. klasik eserler classify = sınıflandırmak. request. farklı kromozom sayılarına veya şekillerine sahip bireylerinin bulunması durumu chromosome = kromozom (hücre çekirdeğinde. option choke on = (boğazı) tıka(n)mak. hem de yüksek seviyede olduğu ve genellikle günümüzde en tanınmış eserlerinin çoğunu verdiği dönem). yurttaş citrus = narenciye. boğazına bir şey kaçmak choking = boğulma. çare. süreğen şekilde chronicle = tarihi olay kaydı chunk = büyük bir parça. netlik class = sınıf. talep.ÜDS Sözlüğü chip-making = elektronik devre / çip üretme chlorine = klor (doğada genellikle keskin kokulu. iç kargaşa. net. berraklık. arıtmak. make clear. go about in. caste class hierarchy = sosyal sınıf hiyerarşisi (bireylerin birbirinden üstün / aşağı olmasını belirleyen ve sosyal sınıf farklarından kaynaklanan düzen) classical period = klasik dönem (bir uygarlığın veya bir sanat dalının tarihsel süreç içerisinde hem gelenekselci. durum. demand. zıt anl. situation. keyfiyet. assertion. belirgin. soluk alamama chromosomal = kromozomal. seçim.= unclear www. group clattering = (makine için) dişli.= pollute clear = açık.bademci.30 . demand. 2) dağıtım miktarı. sort. yığın churchyard = kilise bahçesi / avlusu cipher = şifre circuit = elektrik devresi circulate through = (bir şey)’in içinde deveran etmek / dolaşmak. deny claim (isim) = iddia. illuminate clarity = açıklık. çevre ölçüsü circumnavigate = denizden (örn. obvious. pres gibi hareketli ve takırdayan parçalar içeren. incident. kamu görevlisi claim (fiil) = talep / iddia etmek. bariz. yeşilimsi sarı renkli. dünyanın) etrafını dolaşmak circumstance = olay. krank. izafi veya kuantum olmayan. turunçgil city-state = şehir devlet (kendi kendini yöneten ve yakın çevresindeki topraklara da hakim olan kent) civet = misk kedi türünün genel adı civic = yurttaşlık / vatandaşlık ile ilgili civil disturbance = sosyal kargaşa.= disclaim. zıt anl. doğada genellikle basit yöntemlerle gözlemlenebilen olayları basitçe açıklamakta kullanılan kurallar ve kanunlar) classics = klasikler. uygarlık civil-servant = devlet memuru.

sahil. ile) sıkıca kapatmak / kıstırmak clockwork = genellikle dişliler ve benzer hareketli parçalar içeren bir sistem ile çalışan clog (fiil) = tıkamak clog (isim) = kan pıhtısı clogging = (damar için) tıkanma. strongly. evidence clumsy = hantal. elektrik akımının tam bir döngü içinde dolanabileceği elektrik devresi closedown = kapanma. emboli.31 clear away = 1) kaybolmak. approach close on = (genellikle rakamlardan önce kullanılır) hemen hemen. remove clear out of = (bir yer)’den sıvışmak. yasa. dikkatlice. ahenkli. grup. shut. şifre coenzyme = koenzim (bazı enzimlerin aktivitesi için gerekli olan organik ya da mineral bazlı. mantıklı. sıkı sıkıya. block.= let go of clinical trial = klinik deneme / çalışma clinician = klinisyen (klinik öğreti ve uygulamada uzmanlaşmış hekim) clip tightly = (mandal.) yazarlarından her biri cobalt = kobalt (ferromanyetik özelliği olan. sahil şeridi coating = kaplama co-author = (kitabın / yayının vs. öğrenme ve mantıksal bir temele oturtma işlemlerinin psikolojik sonucu olarak ortaya çıkan durum) coherent = tutarlı. küçük molekül) cognitive = bilme / kavrama / idrak ile ilgili cognitive function = kognitif fonksiyon (algılama. yakından. kesmek.= incoherent www. shut down close in on / upon = (bir şey ya da kişi)’ye (sinsice) yaklaşmak. biçimsiz. group clutch = (yumurtalar için) bir kerede / bir gebelikte yumurtlanmış CO2 = karbon dioksit (doğada genellikle gaz halinde bulunan. kapamak. 2) kod. slip out of clear up = 1) (hastalık) gidermek. 2) (birbirine) yaklaşmak. kaba.) coal-mining = kömür madenciliği coast = kıyı. 2) herhangi bir kopukluk olmaksızın. dizi. consistent.ÜDS Sözlüğü . 2) iklim. disappear. geç(ir)mek. come closer closed basin lake = kapalı havza gölü (akarsular tarafından beslenmeyen ve suları akarsular yolu ile denize ulaşmayan göl) closed circuit = 1) kapalı devre (ana şebekeye bağlı olmayan veya internet. işaret. = Ayrı endüstriyel sistemlerin birleşip büyük birimler oluşturması yönünde bir eğilim mevcuttur.= opening closely = yakın şekilde. fuse into. remove clearly = açıkça. 2) ortadan kaldırmak. televizyon. smart client = müşteri cliff = uçurum. doruk cling to = (bir şey)’e yapışmak / sıkıca sarılmak. carefully. mevsimsel climatic control = iklim kontrolü (iklimleri ve mevsimleri anlamayı ve kontrol etmeyi amaçlayan araştırma alanı) climatologist = iklim bilimci (iklimleri inceleyen bilim insanı) climax = zirve. klips vs. 2) tamamen temizlemek.= remotely. rational.com . zıt anl. zıt anl. faaliyetini durdurmak. birleşip bir bütün oluşturmak. sarp kayalık climate = 1) durum. close to close up = 1) (bir şey)’i tıkamak. distantly closer scores = birbirine daha yakın (daha az farklı) skorlar clot = pıhtı. sign. sert ve gümüşi-beyaz bir metal) cobbled = kaldırım taşı döşeli coconut = hindistan cevizi code = 1) kanun. tightly. (There is a tendency for separate industrial systems to coalesce into large units. shutdown. radyo yayını gibi herhangi bir dış sistem ile bağlantısı bulunmayan). ungainly cluster = küme. shore coastal = kıyıya / sahile ait coastline = kıyı boyu. awkward. tıkanıklık cloned sheep = klonlanmış koyun cloning = klonlama (yapay olarak tek bir hücreden birbirine benzeyen canlı meydana getirme) close down = (bir işyerini vs. uygun. akıllı(ca). yaklaşık. tüymek.bademci. heal. emboli clothe = kaplamak clothing chain stores = hazır giyim mağazaları zinciri cloud complex = bulut kompleksi (birlikte hareket eden bir bulut öbeği) cloudy fluid = bulanık sıvı club football = kulüpleşmiş / profesyonel futbol clue = ipucu. cure. 3) eğilim climatic = iklimsel. iyileş(tir)mek. canlıların solunum ile dışarı verdikleri bileşik).) kapatmak. carbon dioxide coal-derived = kömürden elde edilen coalesce into = birleşmek. hint. law. ortadan kaldırmak. zıt anl. zıt anl. açık ve net olarak. obviously clearly defined = şekli / hatları açıkça belirgin clever = zeki(ce).

işbirliği. failure. 2) koloni oluşturmak.= surrender (to).= avoid come along = 1) gelmek. downfall. joint. take place. 2) elde etmek. acquire come down = (fiyat için) inmek. fail. (These flimsy houses are liable to collapse in a heavy storm. zıt anl. = Manisalıyım. için) alınmaya başlamak. cooperate with collaboration = birlikte çalışma. triumph. result from. mixture.= differ. çökmek. iş arkadaşı.= succeed. zıt anl. come into existence. triumph collapse (isim) = göçme.) come into being = ortaya çıkmak. 2) sözcük / söz türetmek coin (isim) = madeni para. harflerin ve nesnelerin araştırılması ile ilgili alan) combine = birleş(tir)mek. sömürgeleştirme colonize = 1) sömürgeler kurmak. zıt anl. solo collective burial = toplu gömü / mezar collectively = toplu olarak. peer collect = toplamak. ulaşmak. düşmek come from = 1) (bir şey)’den kaynaklanmak. coexist. fall in. ortaya çıkmak. zıt anl. ortaklaşa. distort colour scheme = renk düzenlemesi coma = koma (dış uyaranlar ya da uyarmalara yanıt vermeyen derin bilinçsizlik / baygınlık durumu) combat with / against (fiil) = savaşmak. tasma colleague = meslektaş. bağlılık coin (fiil) = 1) madeni para basmak. struggle with / against.= separate combustion = yanma. come to life.) collapse on oneself = kendi içine / üstüne çökmek collar = yaka. 2) (bir yer)’den gelmek. çarpmak. emerge come into close contact with = (bir şey) ile yakın temasta bulunmak come into force = yürürlüğe girmek.= success. encounter. go into effect come into high favour = çok tutulmaya başlamak come into prominence = ünlenmek. birleştirme. olmak. Sovyetler Birliği ile ABD önderliğindeki Batı devletleri arasında yaşanan savaşsız gerginlik ve düşmanlık ortamı) colitis = kolit (kolon iltihabı) collaborate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. yıkılma. (haber vs.32 . jointly. ortaklaşa. 2) (şu versiyonlarda / şekillerde / renk seçeneklerinde / tiplerde) bulunmak. crash collision = çarpışma. kaba saba. edinmek.= dissolution combinatorics = kombinatorik (matematikte sayıların.bademci. mücadele etmek. meet. become well-known www. cooperation collagen = kolajen (bağ doku liflerinin yapısını oluşturan ana protein) collapse (fiil) = göçmek. beraber çalışmak. yıkılmak. (aynı zamana) denk gelmek. zıt anl. clash. (oralı) olmak. belirmek. unite. embody. topple. = Bu kalemler yedi farklı renk seçeneğinde bulunmaktadır. compromise combat (isim) = savaş. sömürge colorectal cancer = kolorektal kanser (kolon ve rektum kanseri) colossal = kocaman. çökme.= individually collector = koleksiyoncu collide = çarpışmak. birleşme. sikke coincide with = (bir şey) ile rastlaşmak. fight with / against. kolonide yaşayan colonization = kolonizasyon. arrive. topple. kolonize olmak (aynı tür mikropların besi yerinde yer yer kümeler oluşturması) colony = koloni. drop by. ( I come from Manisa. accompany.) come in = 1) gelmek. uygulanmaya başlamak. biriktirmek collection = toplama. önyargı katmak. birleşim. tutuşma combustion driven = yanma ile çalışan come about = meydana gelmek. appear. birlikte gelmek. hep beraber. (These pencils come in seven different color choices. koleksiyon collective = kolektif.= individual. bulky colour = saptırmak.ÜDS Sözlüğü cohesion = bütünlük. unification. boyunluk. zıt anl. ulaşmak. tanınmak. tesadüfi Cold War = Soğuk Savaş (2. 2) ortaya çıkmak come by = 1) önceden haber vermeden (birisinin) yanına uğramak. ortaya çıkmak. zıt anl. muharebe combat stress = savaş / muharebe nedeniyle oluşan stres combination = birleşme. secret aggrement colonial = sömürgeye ait colonial power = sömürgeci güç (dünya çapında kolonilere / sömürgelere sahip devlet) colonist = koloni kuran.com . fall down. = Bu çerden çöpten evler sert bir fırtınada yıkılmaya yatkın görünüyorlar. fall in. zıt anl. zıt anl. çatışma collusion = gizli anlaşma. deviate coincidental = rastlantısal. shared. arise come across = rastlamak. tesadüf etmek. Dünya Savaşı sonrasında oluşan.

2) (suç vs. prevalent. ele geçirmek come to smo’s aid = birisi’nin yardımına gelmek come to the attention of = (bir kişi)’nin dikkatini çekmek come to the fore = ön plana çıkmak come up = ortaya çıkmak / meydana gelmek.ÜDS Sözlüğü . sink. taahhüt etmek. rare communal = toplumsal. yükümlülük. halktan insan. zıt anl. promise commit to = (hapishane. begin. assign. gerçekleşmek.). halka ait communal meal programme = toplumsal yemek programı communicate with = (birisi) ile haberleşmek / iletişim kurmak.) come up with = (genellikle olumlu bir plan. commoner. disappear come onto = (piyasaya. appear. = Komite ilginç bir plan ortaya attı. dedication. = (bir şey) olarak değerlendirilmeye / görülmeye başlamak come to believe = inanır hale gelmek come to pass = olmak. anısını yaşatmak. remark comment (isim) = yorum commentator = yorumcu. eşya.= submerge. trade commercial = ticari commercial interests = ticari çıkarlar commercially viable = ticari olarak üretilebilir / yapılabilir commission (fiil) = atamak.= cease. (The committee came up with an interesting plan. zıt anl. atama.) commit oneself to = 1) kendini adamak. at ease.= go off. = O intihar etti. devote oneself to.) ileri sürmek / ortaya atmak. (A light wind came up. = Babamın maaşı ile rahatça geçiniyorduk. açıklığa kavuşmak. uncommon common person = sıradan insan.) işlemek. (We could live fairly comfortably with our father’s salary. usually. yanıt. obligation. usual.) comic book = çizgi roman coming our way = yolumuza çıkan command = hakim olmak. finish.= rare. = Gelirini ikiye katlayacak çok parlak bir plan buldu.) comeback = (geri) dönüş comet = kuyrukluyıldız comfort = rahatlık comfort care = rahatlatıcı bakım comfortable = rahat. yaygın. 2) (hapishane. kumanda etmek. start.= exceptional. well. cease.= follow commemorate = anmak. show up. praiseworthy. 3) (intihar) etmek. initiate. görevlendirmek.com . become real come to possess = (bir yolunu bulup da) sahip olmak. think of. ortaya atmak. rahatça. become clear come out against = (bir şey)’e karşı çıkmak. express. zıt anl. happen. etkisi altına almak. oppose come over = (kısa bir yol kat ederek veya ziyaret için) gelmek come round = (operasyon sonrası) toparlanmak. honour.bademci. devotion. promise. ısmarlamak. delegate. kendine gelmek come through = (beklendiği gibi) ulaşmak / varmak. söz. set out. komisyon commissioner = komisyon / kurul üyesi commit = 1) söz vermek. disappear. current. önermek. rule. bağlılık. zıt anl. zıt anl. yorumda bulunmak. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yer)’e kapatmak commitment = 1) vaat. taahhüt. be dominant over. 2) söz vermek. fikir vs. duty. bağlanmak. (çözüm vs. pledge. olağan. (He committed suicide. fikir vs. suggest. terminate come to be = olagelmek (örn. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yere) kapat(ıl)ma commodity = (ticari) mal. be in touch with www. (He has come up with some brilliant scheme to double his income. immortalise commence = başlamak. pledge. . (bir müsabakayı.= nobleman common sense = sağduyu commonly = çoğunlukla. good common = olagelen. . bayağı. zıt anl. happily. pazara) çıkmak come out = görünmek. seldom commonly evident = birçok insan tarafından bilinen commonplace = sıradan. order commission (isim) = görev. zıt anl.33 come on = sahneye / ortaya çıkmak. = Hafif bir rüzgar başladı. zıt anl.) bulmak. widespread.= rarely. zıt anl.) ile ortaya çıkmak. come to be known = bilinegelmek) come to be regarded as. (karşılık.= unworthy comment on (fiil) = fikrini söylemek. influence. ordinary. olayı) nakleden kişi commerce = ticaret. appear. arrive (as expected) come to an end = sona ermek. happen. terminate commendable = övgüye değer. eleştirmen. konforlu comfortably = kolaylıkla.

unable competition = rekabet. 2) kapsamak.= partly.) compete with / against = (birisi / bir şey) ile rekabet etmek / yarışmak. kısım. rekabete dayanan.= incompatibility compatible = birbiriyle uyumlu. partially complex = karmaşık. toplum. yakınmak complaint = şikayet.34 . benzerlik. 2) kompozisyon. structure. make up for. capable. yetenek vs. zıt anl. intricate. 2) yerleşim yeri community mental health centre = halka açık akıl sağlığı merkezi compact = sıkıştırarak küçültmek compact into = yoğunlaşarak / sıkışarak (bir şey)’e dönüşmek companionship = arkadaşlık. able. ingredient. zıt anl. haberleşme communicative = iletişim ile ilgili community = 1) topluluk. eşlik comparable to = (bir şey) ile karşılaştırılabilir / kıyaslanabilir. (bir şey)’e benzer. oluşturmak. discordant compel = zorlamak. society.= simple complication = 1) karışıklık. uygun davranmak. yetenek.). complication. bölme compass = pusula compatibility = uyumluluk. çapraşıklık. durumunun ciddiyetini kavrayamaması sebebiyle doktor. bitirmek. complicated.= incompetent. force. accumulate. conform to. essay compost = bitkilerin veya mutfak artıklarının çürümesiyle elde edilen gübre compound (fiil) = birikmek. kifayet. finish complete (isim) = bütün. eleman. equivalent to comparatively = oransal olarak. (bir şey)’den farksız olmak compared to / with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. öğe. grasp. zıt anl. sorun. zıt anl.bademci. well-matched. agreement. = Hiçbir şey sevilen bir kişinin ölümünü telafi edemez. 3) yarışma amaçlı competitive power = rekabet gücü competitive spirit = rekabetçi ruh competitor = rakip. self-satisfied. zıt anl.ÜDS Sözlüğü communication = iletişim.= disperse complacency = kendinden hoşnut olma. karışım comprehend = 1) (tam olarak) anlamak. = Hastanın. 2) komplikasyon (bir hastalığın seyir veya tedavisi sırasında diğer bir hastalığın ya da bozukluğun ortaya çıkması) comply with = uymak. include www. (As the patient failed to comprehend the seriousness of his situation. anlaşılması güç.= simplicity compliance with = (kanun ya da kural)’a uygunluk complicated = karmaşık. halk. kompozisyon. mecbur etmek. nispeten. resist component = unsur. relatively compare favourably with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında daha iyi / üstün durumda olmak compare with = (bir şey) ile karşılaştırmak / kıyaslamak. zıt anl. 2) yetenekli. rival compile = derlemek. similarity compartment = bölüm. totally. liken to compare well with = (bir şey)’e benzemek. zorluk. uneasy complain = şikayet etmek. ilişki. itaat etmek. kısa düzyazı. harmony.= simple. (Nothing can compensate for the death of a loved one. zıt anl. yakınma. grievance complement = tamamlayıcı. abide by. whole complete blood (cell) count = tam kan sayımı (belirli bir miktar kan içerisindeki kan hücrelerinin tam sayılarını bulmaya yönelik bir laboratuvar testi) completely = tamamen. yarışma competition skiing = (profesyonel) kayak yarışı competitive = 1) rekabetçi. part composition = 1) bir maddenin yapı ve bileşimi. eksiksiz.com . entirely.= troubled.= flexible compelling urgency = (kişiyi önlem almaya) zorlayan acil durum compensate for = telafi etmek. suffering complacent = kendinden hoşnut. selfsatisfaction. straightforward complexity = karmaşıklık. zıt anl. zıt anl. zıt anl. compulsive. ehil. zıt anl. rival with / against compete among themselves = kendi aralarında yarışmak / rekabet etmek competency = yeterlik.= agony. relation. collect. 2) iddialı. zıt anl. in comparison to / with comparison = karşılaştırma. oblige compelling = zorlayıcı. bütünüyle. onun yakınlarıyla açıkça konuşmakta karar kıldı. içine almak. the surgeon made up her mind to frankly talk to his relatives. supplement complete (fiil) = tamamlamak. eklenerek çoğalmak. için) iyi seviyede. kavramak. ability competent = 1) (dil.= disregard.= incompatible. combine compound (isim) = (kimyasal) bileşik. complex. parça.

convincing. compelling. makul. 2) özetlemek.35 comprehensive = kapsamlı.bademci.com . çıkarım.ÜDS Sözlüğü . neglect. bastırmak.= flexibly computational = hesap ile ilgili. think. (bir şeyler)’den oluşmak. görüş.= questionable. zıt anl. determine. 2) gebe kalmak. concept. suçlu bulmak. 2) kompres (yara üzerine bastırılan bez / pamuk vs. 2) ikna edici. focusing concentration gradient = konsantrasyon / yoğunluk farkı concentric rings = (bir hedef tahtasında olduğu gibi) eşmerkezli (iç içe geçmiş) halkalar concept = konu. hesap içeren compute = hesaplamak Computed Tomography = bilgisayarlı tomografi. actual. düşünmek. complete conclusion = 1) karar. kavram conception = 1) kavram. zıt anl. kavramak. (Not very many people can conceive the works of modern art. deduction conclusive = 1) kesin. zıt anl. 2) uyum. indisputably. limited compress (fiil) = sıkıştırmak. nihai olarak. uncertain. zıt anl.). notion. decision. result. tasarlamak. blame.= abstract. abridge www. get pregnant conceiving = gebe kalma. definitely. zıt anl. oluşturmak. convincingly. density. 2) bitirmek. düşünce. intensity. 2) kaygı. ahenk concussion = bayılma ile sonuçlanacak kadar şiddetli darbe condemn = kınamak.= unconvincingly concrete = 1) somut. concentrate.= reveal conceivable = akla yatkın. etraflı. (bir şey)’den ibaret compromise (fiil) = 1) (karşılıklı ödün vererek) uzlaşmak. pregnancy conceptual = kavramsal concern (fiil) = ilgilendirmek. nihai. relating to concession = imtiyaz. = Modern sanat eserlerini anlayabilen pek fazla insan yoktur. orta yol bulma. (bir şey / kişi)’yi ilgilendiren. = Yakın zamanda bazı besinlerde tespit edilen tehlikeli toksinler ile ilgili büyük bir toplumsal kaygı var. 2) (bir işin sonucunu) tehlikeye atmak. hide. teşkil etmek. zıt anl. privilege conclude = 1) sonuç çıkarmak. kesin olarak kanıtlanması zor bir durumdur. obsessively. in depth. 2) beton concurrence = 1) aynı zamana rastlama. bilgisayar kullanımı conceal = saklamak. zıt anl. consider.) concerned with = (bir şey) ile ilgili / alakalı concerning = (bir şey / kişi) ile alakalı / ilgili olarak. zıt anl. gizlemek. ayıplamak. reasonable.= acquit condense = 1) yoğunlaş(tır)mak. interest. weak compulsive = zorlayıcı.= indifference.). 2) yoğunlaşma. zıt anl. (A case of malpractise is difficult to prove conclusively. constitute. finally. agree. (There is a lot of public concern over dangerous toxins recently found in some food. gebelik. inandırıcı. agreement. make up comprised of = (bir şey)’den oluşan. ilgilenilen şey. odaklanma.) compress application = (yara vs. uyuşma.= flexible compulsive behaviour = kompülsif davranış (bir kişiyi. özellikle anlamsız bir şeyi tekrarlayıcı tarzda yapmaya zorlayan davranış biçimi) compulsively = önüne geçilmez bir şekilde. getting pregnant concentrate in = (bir şey)’in içinde toplanmak. (What sort of concrete evidence do you have to show us? = Bize gösterecek ne gibi somut delilleriniz var?).= questionably. tangible. focus on concentration = 1) yoğunluk. netice. idea. 2) sonuç.= inconceivable conceive = 1) anlamak. devise. CT computer virus = bilgisayar virüsü (bir bilgisayarın yazılım veya donanımlarına zarar vermek amacı ile oluşturulmuş bilgisayar programı) computer-generated image = bilgisayar yardımıyla oluşturulmuş görüntü computing = hesaplama. regarding. settlement compromised = zayıf düşmüş. narrow.= unconvincing conclusively = 1) kesin olarak. zıt anl. 2) gebe kalma.= exclusive. condense. overall.) üzerine kompres uygulama compression = sıkıştırma comprise of = kapsamak. endişelendirmek concern (isim) = 1) ilgi. solid. zıt anl. = Hekim hatası. outcome. birikmek concentrate on = (bir şey)’e odakla(n)mak / yoğunlaş(tır)mak. riske sokmak compromise (isim) = (karşılıklı ödün vererek) uzlaşma. geniş. bastırma. 2) ikna edici / inandırıcı bir şekilde. zıt anl. sonuçlandırmak. zıt anl. consist of. worry.= expand compress (isim) = 1) sıkıştırma. inclusive. definite. pressurize. intangible. intensification. son. final. içermek. algılamak. koyulaş(tır)mak.

2) hapis. substantiate. perform. izdiham. mix up. 2) (yatağa. 2) düzensizlik. yapı. ihtilaf. relationship conquer = fethetmek www.) congested = kan toplanmış. beraber conjure up = akla getirmek. sure of oneself confidential = gizli. (yatağa. istimlak.bademci. disprove confiscation = zorla el koyma. conflict with conformation = şekil. müsadere. bedridden confinement = hapsedilme. durum. trust.) vermek.36 . şekil configure = değiştirmek. zıt anl. hastalık conditional = koşullara bağlı. fearlessly configuration = düzenleniş. transmit. restricted to. itimat. çatışma. 2) ilgi kurmak. disagreement. zıt anl. 2) aklını karıştırmak. perplexity. he died of congenital heart disease. uyandırmak. convey conduct (isim) = davranış. clash with.) bağlamak. zıt anl. adapt. haciz. conform to conflict (isim) = anlaşmazlık. 2) şart. sır paylaşılabilir. (The exact figure for the damage is a matter for conjecture.com . koşul. etkilemek. zıt anl. bahşetmek. zıt anl. alaka. kendinden emin. blockage congestive = kan veya su toplanması ile ilgili congressional = kongre kaynaklı conjecture = varsayım. ayarlamak confine to = 1) (bir alan)’a hapsetmek. contradictory conform to / with = (bir şey)’e uymak / uygun davranmak.= unconditional condor = Güney Amerika akbabası conduct (fiil) = 1) (deney. public confidentiality = gizlilik confidently = güvenle. kafası karışık. şekilsel confront = (olumsuz bir şey) ile yüzleşmek. araştırma vs. eve vs. düzenleme. shape conformational = yapısal. contingent. üzerinde anlaşılamayan. dizilim. zıt anl. çelişen. uygulamak. limit to. limited to. 2) koni. retreat from confrontation = karşı karşıya gelme. requirement. emin. secret. entrust confide to / in = (biri)’ne sırrını açmak confidence = güven. = Hasarın gerçek / tam miktarı tahmine kalmış. koni biçimli herhangi bir nesne confer a benefit to smo = birine bir yarar / menfaat sağlamak confer on = (biri)’ne (ünvan vs. administer. kalabalık congestion = tıkanıklık. peace conflicting = (birbiriyle) çatışan. yönetmek. ihtilaflı. doğuştan gelen bir kalp hastalığı sebebiyle öldü. evoke connect with = 1) (bir şey) ile birleş(tir)mek. (istenmeyen bir şey / bir kişi) ile karşı karşıya gelmek / karşılaşmak. 3) rahatsızlık. zıt anl. challenge.) bağlı. imprisoned.= clarity. yatalak. eve vs. katı maddeler içerisinde parçacıktan parçacığa geçerek iletilmesi conductive = iletken. (When John was 17. situation. 17 yaşındayken. (The problem of underdevelopment does not appear to be confined only to a few African countries. zıt anl.= open. düzen. seizure conflict with (fiil) = (birisi) ile çatışmak / çekişmek.= order congenital = doğuştan olan. disagree with. render. restrict to confined to = 1) (bir şey) ile sınırlı. zıt anl. trustworthy. şaşkınlık.) confined to bed = yatağa bağlı / mahkum. kamulaştırma. disorder.) conjointly = birlikte. tutmak.= agree with. oluk cone = 1) renge duyarlı görsel reseptör hücreler. tahmin. fight. sersem. tavır. geçirgen conductivity = iletkenlik conductor = (orkestra için) şef conduit = kanal. sıkışıklık. (bir şey) ile sınırlandırmak. çatışma confuse = 1) (kavramları) birbirine karıştırmak. affirm. zıt anl. behaviour. hareket tarzı. kapatılma confirm = teyit etmek. şaşırtmak. tıkanık. assumption. imprison in.= clarify confused = şaşkın. yön vermek. face. consult confide to = (bir işin) sorumluluğunu (biri)’ne vermek. supposition. 3) (taşıtlar için) aktarmalı hat içinde olmak / bulunmak Connecticut = Kuzeydoğu ABD’de bir eyalet connection = bağlantı.= distrust confident = güvenli. oppose.= deny. equip. doğrulamak. anımsatmak.= object to. = John. zıt anl. puzzle. bewildered confusion = 1) kafa karışıklığı. attitude conduction = ısının. = Az gelişmişlik sorunu yalnızca birkaç Afrika ülkesi ile sınırlı gibi görünmüyor. abide by.ÜDS Sözlüğü condition (fiil) = 1) şartlandırmak. validate. bestow confer with = danışmak. guess.= avoid. kozalak.) yürütmek.= accord. 2) iletmek. götürmek. 2) şart koşmak condition (isim) = 1) hal. carry out. comply with.

helpful. entrika. = Büyük pencereler arabayı oldukça büyük gösteriyor. unsur. akılda tartmak. büyük. 4) üzerinde düşünmek. unseen conspicuous consumption = gösteriş için tüketim conspiracy = komplo. make up. deem. büz(ül)me. bilinci yerinde. prominent. sürekli. zıt anl. yapmak. as regards consist of = (bir şey)’den meydana gelmek / ibaret olmak. tesis etmek. tutucu. peş peşe. continually. organ bütünlüğünü koruyan conserve = korumak. 2) (tedavi. dikkat çeken. think over consider to be = (bir şey) olarak görmek / kabul etmek.= aggregate. . inconsistent consistently = tutarlı / değişmez bir şekilde. zıt anl. oldukça.) saklamak. swelling. perpetual. zıt anl. zıt anl. invariably. relentless. doğal kaynakları ya da çevreyi koruma. plot constant = 1) sürekli.= slightly. değişmez.= inconspicuous. durumlarda) aşırı / ağır tedavi girişimlerine başvurmayan. alert. continuous. positive. burç consternation = hayret. zıt anl. result.37 conquest = fetih. kabızlık) constituent = öğe. göz önünde tutmak. 2) inşa etmek. zafer. undeviating.= cause. unanimous vote / opinion consequence = sonuç. yardımcı. victory conscience = vicdan conscious = bilinçli. saygılı. substantial. successively consensus = oy / görüş birliği. build construction = inşaat. hayli. be made up of consistent = tutarlı. coherent. bir şey hakkında / konusunda danışmak. thoughtfully. whole constitute = 1) oluşturmak. disregard considering (that) = . 2) düşünmek. comprise. conference. zıt anl. zıt anl.= unconcern. farkında olma hali conscript = zorunlu olarak orduya katılan asker consecutive = art arda. quite a lot. (enerji.= inconsiderately. ameliyat vb. dar geçit construct = 1) kurmak. inherent. güç vs. economise (on). fixed.= variable constantly = devamlı.= waste consider = 1) (öyle olduğuna) inanmak. zıt anl. factor. discussion www. seek advice from smo about smt consultancy = danışmanlık. 3) dikkate almak. (bir şeyin ardından gelen) etki. element. confer smo on smt. müzakere. dikkatli / tutumlu kullanmak. form. zıt anl. (bir şey)’e gelince. invariably. çevreyi korumanın önemini fark etmelerini sağlamaktır. never constellation = takımyıldız. insignificant considerably = epeyce.= destructive consult smo over smt = birisine. koruyucu. zıt anl. zıt anl. fazla. contraction. farkında. zıt anl. effect. stable.= terminable. subsequently. devamlı. (One of the aims of TEMA Foundation is to make people realise the importance of conservation. bu nedenle. solicitude. seldom. yapı constructive = yapıcı. perpetually. significantly. accordingly. thoughtful. as a result. zıt anl. invariable.= changing.= inconsiderate considerately = düşünceli bir şekilde. sefer. consider as considerable = önemli. shrinkage. take into account. establish constitution = anayasa constitutional = 1) kendiliğinden sahip olunan (örn. aware. 2) boğaz. .= rarely. (Large windows make the car feel considerably bigger. semere. 2) kurmak.bademci. = TEMA vakfının amaçlarından biri de insanların. 2) sabit.= expansion. regard. düşünce. unaware conscious memory = bilinçli hafıza (bir kişinin bilinci açıkken hatırlayabildiklerinin toplamı) consciousness = bilinç. arka arkaya.= little. müşavirlik consultation = danışma. unvarying. successive consecutively = ardışık olarak. therefore conservation = muhafaza etme. zıt anl. source consequent on = (bir şey)’in sonucunda ortaya çıkan. compose. assume. sonucu olan consequently = sonuç olarak. zıt anl.com . şaşkınlık.) considerate = düşünceli. think about.ÜDS Sözlüğü . obtrusive.) conservative = 1) muhafazakar. dikkate alındığında. campaign. zıt anl. dehşet constipation = konstipasyon (peklik. dolayısıyla. doğuştan gelen). sizable. özen. steady.= divergently consortium = konsorsiyum (ortak bir çıkar için oluşturulmuş organizasyon) conspicuous = göze çarpan. 2) anayasal constriction = 1) sık(ıl)ma. koruma. (bir şey) konusunda. thoughtlessly consideration = ilgi. zıt anl. hatırı sayılır.= unconscious.

pislik. aksi. give. restock consumer = 1) tüketici. pick up. yükselti eğrisi. kesintisiz. control.) contributor = (gazete.= similarity. sandık. çevre ve koşullar Continent = (the Continent şeklinde kullanılır) Avrupa Kıtası continent = kıta continental = kıtasal continental drift = kıta kayması (kıtaların. help contribution to = katkı. zıt anl. zıt anl. distinction. kirlenme. modern. (He was awarded a prize for his contribution to world peace.= archaic. ancient content = 1) içerik. zıt anl. içecek vs.= agree contradiction = çelişki. constantly. itiraz etmek contestant = yarışmacı context = bağlam. likeness contrasting = (birbirine) zıt olan.= cooperation. aynı çağda (yaşamış olan). sürekli. competition. perpetually continuation = devam.bademci. support. leave out contained in = içinde olan. zıt. harcamak. include. satisfaction. 2) kas(ıl)mak.= never. birbirlerinden büyük fay hatları ile ayrılmış parçalarından her biri) continual = sürekli. some simple machines and various other contraptions to facilitate our learning. tasarlamak. dissatisfaction contest = 1) yarışma. 2) bitirmek.38 .= agreement contradictory = çelişkili.ÜDS Sözlüğü consume = 1) (yiyecek.) bulaştırmak.= discontentment.= confirming. blemish. zıt anl. çelişmek. tightening contradict = aksini söylemek. aykırılık. zıt anl.). (hastalığa) yakalanmak / tutulmak.= add.) tüketmek. yalanlamak. continental shift continental plate = kıta plakası (yerkabuğunun. (hastalık vs.= infect.= similar. tutarsız. 2) piyasada bulunan / herkesin satın alabileceği (şey) consumer spending = tüketici harcamaları consumption = tüketim. (hastalık vs. difference. drink. güncel. deny. hoşnutluk. zıt anl. gadget. sürdürme continuously = daima. zıt anl. zıt anl. tertibat. infected with contamination = 1) bulaştırma. bulaşık.com . conflicting. satisfied contentment = tatmin. 2) karşı çıkmak. zıt anl. de) yazı yazan kimse contrive = düzen kurmak. büzülme. devamlı. tüketmek. inconsistent.) contrary to = karşın. içermek. composition. dergi vs. farklı. kapsamında bulunan container = (şişe. zıt anl. catch.= cleanse of. challenge. 2) (radyasyon vs. zıt anl. deplete. sızıntısı nedeniyle oluşan) kirlilik contemplate = 1) (bir şey) üzerinde düşünmek. (It is impossible to reconcile such contrary viewpoints. varil gibi her türden) kap contaminate with = ile kirletmek. eat. happy. current. polluted with. yeme-içme contact = temasa / bağlantıya geçmek. memnuniyet. daralma. pollution. hoşnut. tutarsızlık. alike contribute to = katkıda bulunmak. perpetually. 2) kapsamak. purify of contaminated with = kirlenmiş. 2) seyretmek contemporary = 1) (birisinin) çağdaşı (olan). ters düşmek.) contrary = ters. kontrol altında tutmak. zıt anl. zıt anl. büz(ül)mek contract (isim) = kontrat. constant. sürekli olarak. = Dünya barışına yaptığı katkı nedeniyle bir ödüle layık görüldü. consistent contraption = mekanizma. dış hatlar contract (fiil) = 1) (hastalık) kapmak. pollute with. transmit. constriction. as opposed to contrast = karşıtlık. karşıt. infectious contain = 1) kontrol altına almak. içerik. 2) memnun. fark. conflict. mücadele. use up. (In the utility room of our primary school there were a model human body. karşıt. cihaz. obtain. aksine. 2) çağdaş. = Okulumuzun malzeme odasında bir insan vücudu maketi. dolap çevirmek control group = kontrol grubu (bilimsel bir deneyde. = Önceliğimiz bu ölümcül hastalığın yayılmasını kontrol altına almaktır. (Our priority is to contain the spread of this fatal disease. inconsistency. düşünüp taşınmak. constantly. oppose. different. zıt anl. distinct. üzerinde deney yapılmayan grup). yaşıt. karşılaştırma yaparak deneyin etkisini daha iyi anlayabilmek amacı ile ikiye ayrılan deneklerden.) bulaşmış.= exclude. zıtlık. zıt anl. = Böylesine karşıt bakış açılarını uzlaştırmak imkansız.= test group www. rarely contour = düzey çizgisi. dokunmak contagious = bulaşıcı. bazı basit makineler ve öğrenmemizi kolaylaştıracak başka pek çok cihaz vardı. perpetual continually = devamlı. sözleşme contracting rule = anlaşmada / sözleşmede uyulması gereken kural contraction = kasılma. infect with.= spread. çekişme. birbirleriyle olan jeolojik etkileşimleri çerçevesinde yer değiştirmeleri). opposite.

= agreement. manage coordination = koordinasyon (örn. centre. unanimity contusion = ezik.) conventional wisdom = genel kanı conventional X-ray machine = geleneksel röntgen cihazı conventionally = konvansiyonel / geleneksel olarak. kalbin etrafındaki damarlarla ilgili coronary artery disease = koroner arter hastalığı (damar geçidindeki daralma nedeniyle kalp kasına yeterli kan gidemediği için. esas. üstesinden gelmek.bademci. zıt anl. elverişlilik. deal with. handle. şirkete ait corporate earnings = şirket kazançları corporation-owned = şirket(ler) tarafından sahip olunan / işletilen corporatisation = şirketleşme. debate. müsait. ihtilaflı. useful. bereketli copper = bakır copper-veined = bakır veya bakır renkli damarlı copyist = kopya katibi (el yazması kitapları kopya ederek çoğaltan kişi) coral = mercan coral reef = mercan kayalığı / resifi core = iç. serinletme cooperate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. aksine. conclusive.39 controllable = denetlenebilir. zıt anl. traditionally conversely = tersine. transform. beraber çalışmak. change into convertible = değiştirilebilir. çevrilebilir. büyük şirketlere dönüşme corrective measure = düzeltici / iyileştirici önlem correlate = karşılıklı ilişkisi olmak correlation = karşılıklı ilişki. manage. ekip arkadaşı cork = şişe mantarı coronary = koroner.) ile baş etmek. talk into convincing = inandırıcı.= acquit of. unquestionable controversy = tartışma. rigid convey = 1) iletmek. versatile. contrarily conversion = dönüşüm convert into = değiştirmek. rahatlık. gelenek. 2) bildirmek. beraber çalışma. soğutucu cooling = soğutma. zıt anl. zıt anl. satisfactorily cool = serinle(t)mek cool down = soğumak coolant = serinletici. nucleus. dispute. çevirmek. korelasyon www. çürük. zıt anl. suitable. collaborate with cooperation = işbirliği.com . tartışmalı. zıt anl. collaboration coordinate = bir arada idare etmek. comfort. merkez. persuade. anlaşmazlık. zıt anl. uzun mesafeli uçuşların uluslararası hava sahalarında yarattığı kirliliği kontrol altına almayı amaçlayan uluslararası antlaşma conventional = geleneksel. argument. turn into. bruise convection = sıvı veya gaz dalgalanması yoluyla ısı iletimi convection stream = ısınıp yükselme ve soğuyup alçalma sebebiyle oluşan akım / akıntı convenience = uygunluk.= inflexible. kasların birbirleriyle uyum içinde çalışması) cope with = (bir sorun vs. credible. (The country has the ability to use conventional as well as nuclear weapons.= exterior core body temperature = vücut iç sıcaklığı (bir canlının vücudunun iç kısımlarının normal çalışma sıcaklığı) core material = çekirdek malzeme (üzerine kaplama yapılan malzeme) core sample = derinden alınan numune core-mantle = çekirdek ve manto arasında veya mantonun çekirdeğe yakın kısmında co-researcher = aynı araştırma ekibinden insanların birbirlerine olan durumu. facility. uygun. ikna etmek. release convince of = inandırmak. ikna edici. öz. practice. kontrol edilebilir controversial = tartışma konusu olan. çok. suitability convenient = elverişli. bere. pass along. taşımak. mahkum etmek. konvansiyonel. dönüştürmek. kullanışlı. başa çıkmak. zıt anl. = Ülkenin hem konvansiyonel hem de nükleer silah kullanma kapasitesi var. tradition Convention on Long-Range Transboundary Air Pollution = 1983’ten beri yürürlükte olan. çekişme. traditional.= far-fetched. unconvincing convincingly = doyurucu / inandırıcı bir şekilde. debatable. declare guilty of.= mismanage copious = bol.= uncontroversial.= inconvenient convention = uygulama. express conveyor = taşıyıcı bant convict of = suçlu bulmak. kalp kas hücrelerinin yeterli oksijeni temin edememesi) coronavirus = koronavirüs (üst solunum yollarında akut enfeksiyona sebep olan bir tür virüs) corporate = (genellikle anonim şirket halinde) şirketleşmiş.ÜDS Sözlüğü . tackle.

peer counterproductive = amaca hizmet etmeyen. zıt anl. (During cold war. myriad. there were countless ridiculous arguments among public that AIDS was confined to heterosexuals. be valid count (isim) = 1) sayım. pahalı. öğüt vermek. kaynağı güneş ve diğer gök cisimleri olan radyasyon) cosmic ray = kozmik ışın (uzay ortamında seyreden. hut cough = öksürük Council of Ministers = Bakanlar Konseyi (Avrupa Birliği içerisinde belirli bir konu ile ilgili bir düzenleme gerektiğinde her üye ülkenin ilgili bakanının katılımı ile oluşan ve ürettiği yönergelerin. çözmek. route course of history = (the course of history şeklinde kullanılır) tarihin akışı court = mahkeme. güneş veya diğer gök cisimleri kaynaklı yüklü parçacıklar) cosmically recent past = evrenin yaşına göre yakın geçmiş cosmos = evren.= few. doğduğu ve geliştiği yer). oppose. muadil. karşılık. yarık cracking = çatla(t)ma. . geçmek. respond. 2) kapsamak. hemşehri countryside = sayfiye. hearing court-case = dava cover = 1) örtmek. connect with / to.40 . üye ülkelerin iç hukukunun üzerinde olduğu konsey) councillor of state = eyalet meclisi üyesi counsel (fiil) = öğütlemek. membrane covert = gizli (genellikle casusluk vs. inexpensive cost-overrun = maliyet artışı costwise = maliyet açısından cottage = küçük ev. tribunal court appearance = duruşmaya çıkma. 2) ders. encompass. advise. rota. toplumda AIDS’in heteroseksüeller ile sınırlı olduğuna dair sayısız saçma fikir bulunmaktaydı. rüşvetçi.) countryman = vatandaş. ters etkisi olan countertechnology = karşı teknoloji.= separate from. gidermek. süreç. kırsal alan country-wide = ülke çapında couple with = bağlamak. ward off counterbalance = karşılıklı olarak dengelemek countermeasure = karşı tedbir counterpart = akran. yar(ıl)mak crack (isim) = çatlak. celse.) counterweight = denge sağlayıcı ağırlık counting = (sayı) sayma countless = sayısız. the Soviet army’s countertechnology was a fairly effective ECM (electronic countermeasure) system that they developed. rehber count (fiil) = (geçerli) say(ıl)mak.ÜDS Sözlüğü correspond to = (bir şey)’e karşılık gelmek / tekabül etmek correspondence = mektuplaşma. zıt anl. . dishonesty cortical area = kortikal bölge (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan.= leave out coverage = 1) haber konusu olma. duruşmada hazır bulunma court proceeding = duruşma. decipher. involve. karı koca course = 1) gidişat. kulübe. örtü. yozlaşma. against the USA’s ICBM’s (intercontinental ballistic missile). 2) çatla(t)mak. kurs. zıt anl. 3) yön. dishonest corruption = yolsuzluk.= cheap. rüşvetçilik. bağlantı kurmak. birleştirmek.com . = Bir zamanlar. link with / to. 2) beşik (bebeğin yatırıldığı sallanır yatak) www. kaplamak. kendilerinin geliştirdiği oldukça etkili bir elektronik savunma sistemi idi. expensive. fiyatı / bedeli . = Soğuk savaş sırasında ABD’nin kıtalararası balistik füzelerine karşı Sovyet ordusunun karşıteknolojisi. innumerable.bademci. ile ilgili) crack (fiil) = 1) (şifre) kırmak. detach from couple = çift. limited. olmak cost-conscious = mali hassasiyet / maliyet kaynaklı hassasiyet cost-effective = uygun maliyetli costly = maliyetli. progress. bozulma. (Once. kainat. (şifre için) kırma cradle = 1) beşik (bir medeniyetin vs. yazışma corresponding = karşılık olan. 2) kont (bir asalet ünvanı) counter = karşı gelmek. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cosmic radiation = kozmik radyasyon (uzay ortamında bulunan. 2) kapsama alanı covering = zar. universe cost = mal olmak. solve. karşılık vermek. membran. shack. zıt anl. encase. içermek. tekabül eden corrosion = korozyon (metal malzemenin oksitlenme veya başka kimyasal etkilerle aşınması) corrupt = yoz. suggest counsel (isim) = dava vekili counsellor = danışman. işlenme.

reliability credible = inanılır. harvest crop yield = ürün verimi cross over = (sınır. savaşım crush = ezmek. oluşturmak. 2) suçlu. aşermek. mürettebat. kriter critic = 1) eleştirmen. pivotal. için) (karşı tarafa) geçmek.= trivial. mahsul. suppress www. wrinkle crippling stiffness = (kaslarda vs. yaşamsal. (toplanarak) kalabalık yaratmak crowded = kalabalık crowding = kalabalıklaşma. inexpertly.com . yok etmek. 2) eleştiri. harap etmek. significant. kaba. = Elektrogitarın icadı ona mal edilir. insignificant.= detest crave attention = ilgi çekmek / istemek craving = şiddetli arzu / özlem. ağır ceza criminal act = suç oluşturan davranış. go across crossroad = kavşak crossroads = kesişim noktası. suç. 2) zanaat. 2) saygınlık. zıt anl. 2) (görüş. vital. zıt anl. struggle against. zıt anl. kritik. vital. die for. savaşım vermek. kampanya yapmak. soykırım benzeri büyük ölçekli suç) criminal = 1) suç oluşturan. campaign against crusade against (isim) = 1) haçlı seferi. essential. cahilce. artlessly. 3) (mahkemenin türü için) ceza. değerlendirme critical = 1) kritik. sıkışıklık crown = taç crucial = can alıcı. kabaca. 3) cahil(ce). = Deney sırasında herkesin kurallara harfiyen uyması hayati önem taşımaktadır. iş alanları) yaratma. raw. (It is crucial that everyone strictly obeys the rules during the experiment. çarparak inme crater = krater (düşen bir meteorun oluşturduğu büyük çukur) crave = çok istemek. 2) yoğun ve kararlı mücadele. significantly crude = 1) ham. için) ani ve kötü sonuçlar yaratan düşüş. çiğ. vessel. güvenilirlik. takım crew vehicle = insanlı araç crime = suç crime against humanity = insanlığa karşı suç (katliam. gemi. deniz veya uzay taşıtı. çok önemli. kırış(tır)mak.= artfully cruising speed = seyir hızı crumble = parçalanmak.) crucially = can alıcı bir şekilde.= insignificant. bastırmak. meslek (daha çok esnaf ve sanatkarlar için) crash (into) (fiil) = (bir şey)’e çarpmak. onun yaptığına inanmak. sürünmek crawl up = sürünerek tırmanmak crayfish = kerevides (ıstakoza benzer ama daha küçük bir deniz veya tatlı su hayvanı). essentially. 2) basit. ciddi. reliable. ürün.) aksamaya / sakatlığa neden olan sertlik / kaskatılık crisis = (çoğul: crises) kriz criterion = (çoğul: criteria) ölçüt. biri)’ne mal etmek. produce creating value out of nothing = hiç yoktan değer yaratma creatinine = kreatinin maddesi (keratin metabolizmasının son ürünü olarak idrarla atılan madde) creation = (örn. dağılmak crusade against (fiil) = mücadele etmek. coarse.) yaratıcılık creature = yaratık credibility = inanılırlık. zıt anl. crawfish craze = geçici moda create = yaratmak. ufalanmak. crucial.= incredible. trivial. tekne. fight. yaklaşım vs.) credit = 1) kredi. crime criminal justice system = ağır ceza hukuku / adalet sistemi criminal trial = ceza davası criminal use = suça yönelik kullanım crinkle = buruş(tur)mak. kavşak noktası crossword puzzle = kare bulmaca crowd = (bir yer)’i (toplanarak) doldurmak. hayati.bademci. çok önemli. görüş. çatlak crew = tayfa. aşerme crawl = emeklemek. unreliable credit to = (bir şeyin icadını vs.ÜDS Sözlüğü .41 craft = 1) hava. övgü creepy-crawly = sürünerek veya yere yakın ilerleyen crevice = yarık. pişmemiş. pass beyond. güvenilir. ortaya çıkarma creativity = (sanatsal vs. (The invention of the electric guitar is credited to him. suça ait. için) eleştirel critical case = kritik vaka criticize = eleştirmek crocodile = timsah Croesus = Kroisos (Antik Lidya’nın son kralı) Crohn’s disease = Crohn hastalığı (kronik iltihaplı bağırsak hastalığı) crop = ekin. kaza yapmak crash (isim) = (hisse fiyatları vs. nehir vs. zıt anl. primitive crudely = ham / olgunlaşmamış bir biçimde. (bir şey)’e can atmak. yıkılma crash-landing = çarpma. believable.

= reunite with cut out = (belli bir biçimde) kesip çıkarmak. alter. relief cured = tuzlanmış. Computed Tomography scan culminate = 1) sonuçlanmak. akım current (sıfat) = 1) şimdiki. modifiye etmek. kısaltmak. relieve.ÜDS Sözlüğü crushed pebble = ufalanmış çakıl taşı crust = kabuk. bitiş culprit = suçlu. zıt anl. restrain. 2) cari currently = şu sıralarda. kısmak.42 . 2) son.= unusual. hortum cylinder bearing = silindirli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal silindirler bulunan rulman) cynical = alaycı cytochrome oxidase = sitokrom oksidaz (hücrenin solunumunda önemli bir rolü olan bir tür enzim) cytologic = hücreye ilişkin cytoplasm = sitoplazma (hücre içi sıvı) www. remedy. common. zirve. toplu olarak cup = (genellikle su ya da benzeri bir şeyi taşımak / tutmak amacı ile avuç içlerini derinleştirerek) (eli) bardak / fincan şekline sokmak curable = tedavi edilebilir. restrict. zıt anl. decrease. azaltmak. enrich cultivate = işlemek cultivation = yetiştirme culture = 1) kültür. gem vurmak. call out for crystalline solid = atomları veya molekülleri geometrik bir düzen içerisinde yer alan katı madde CT scan = bilgisayarlı tomografi taraması.)’den ayrı kalmak / ayırmak. zenginleştirmek. economise on.= begin. tapınma cultivate = geliştirmek. prolong curve upwards = yukarı doğru bombe yapmak cushion = yastık cushion of air = hava dolu yastık custom = gelenek. waste cut free from = (bağlayan bir şeyi) keserek (başka bir şey)’i serbest bırakmak. güncel. dönemsel cycling = bisiklete binme cyclone = siklon.= keep. silmek. kasırga. 2) doruğa varmak. (bir metinden vs. zıt anl. zıt anl.= increase. zıt anl. döngü. limit cure (fiil) = iyileştirmek. tıkamak. start. separate. sınırlamak. abnormal customize = isteğe göre küçük değişiklikler yapmak. zıt anl. shorten. ilişkisini kesmek. adet. çare.) çağırmak. halihazırdaki. tedavi etmek. salamura curiosity = merak curious = 1) tuhaf veya benzersiz olması nedeniyle ilgi çeken. dış tabaka cry out for = bağırarak (yardım vs. accepted. hâlihazırda curriculum = (çoğul: curricula) ders programı. kesinti yapmak cut (isim) = kesinti. develop. için) kültür analizi yapılması cultured = kültürlü cumulative = kümülatif.= innocent cult = kült. contemporary. climax culmination = 1) doruk. tradition customary = alışılmış. cut down on cut down on = (bir şey)’i kısmak / azaltmak. present. decrease. offender. preserve cut (fiil) = kesmek. reduce.= increase.) çıkarmak. en gelişmiş. siklüs cyclic = periyodik olarak ortaya çıkan.bademci. 2) (bir bakteri vs.com . azaltmak. (toprağı) işlemek. guilty. end. ilaç. 2) meraklı current (isim) = akıntı. remedy. bu günlerde. zıt anl. zıt anl. adet olan. serbest kalmak cut off = (nefes / yol) kesmek. yetiştirmek. tedavi. modify. kısıntı cut a pitiable figure = acınacak bir tipi olmak / tip çizmek cut back on = (özellikle tasarruf amacıyla bir şey)’de kısıntı yapmak. lider cyanide poisoning = siyanür zehirlenmesi cycle = dalgalanma.= incurable curb = kısıtlamak. müfredat curtail = azaltmak. treat cure (isim) = şifa. cut off cut size = kesim boyutu cut the price by half = fiyatı yarıya indirmek / yarı yarıya azaltmak cutting-edge = yenilikçi. block cut off from = (aile vs.

= disregard. zayıflatan. plan vs. 2) ani ve hızlı hareket dash away / off = acele ile çıkıp gitmek dashed = (ümit. strengthen debilitating = güçten düşüren.) kalan hava deadly = öldürücü. borç indirimi debut = (sahneye) ilk çıkış. zıt anl. hayallere dalma daytime = gündüz day-to-day = gündelik D-Day = II. takatini kesmek. gün ağarması. ilişki. çevresindeki diğer materyal üzerindeki kütleçekimsel etkisi yolu ile tespit edilebilen maddeye verilen ad) dart = 1) füze. discouraging dawn = doğuş. relations death penalty = ölüm cezası. tarihinden başlamak dating = tarihleme. zıt anl. argument. yıkıntı. harm damage (isim) = hasar. incapacitate. manage. alışveriş. dichlorodiphenyltrichloroethane dead space air = solunum esnasında akciğere ulaşmayan bölgelerde (burun. göz korkutucu. 2) (bir ey)’i ele almak. enkaz debris disk = döküntü halkası debt relief = borcun hafifle(til)mesi. get involved in. boşa çıkmış data access = veri erişimi database = veritabanı date = tarihle(n)mek date back to = (belli bir yıl vs.= invigorating debris = döküntü. argue. incapacitating. business.)’ye tarihlenmek. tarihine uzanmak. date from. rutubetli. zayıflatmak. soluk borusu vs.= invigorate. cope with. en alçak noktası deniz seviyesinden 86 metre aşağıda olan. günlük. risk dangerously underweight = (hayatını) tehlikeye sokacak derecede zayıf Dante = 1265-1321 yılları arasında yaşamış ve ünlü İlahi Komedya’nın yazarı olan İtalyan şair dare to = (bir şey)’i göze almak. day-to-day life dairy = süt ürünleri dairy farming = mandıracılık dam = baraj damage (fiil) = zarar / hasar vermek. bozmak. wet danger = tehlike. müzakere etmek. hazard. undermine.bademci. be dated to date from = tarihinden kalmak. (bir şey)’e cesaret etmek. ışık yaymadığı ve yansıtmadığı için doğrudan algılanamayan. moist. Dünya Savaşı’nı sona erdirdiği kabul edilen Normandiya Çıkartması’nın yapıldığı gün (6 Haziran 1944) DDT = bazı bölgelerde tarım ilacı olarak kullanılan zehirli bir kimyasal. müzakere. yara. tackle. fatal deafness = sağırlık deal blows to = (bir şey)’e darbeler vurmak deal with = 1) (bir ey)’i idare etmek. ignore dealings = iş. injury. risk.D D DD daily = gündelik. (dawn of civilization = uygarlığın doğuşu) D day-care = gündüz çocuk bakımı daydreaming = hayal kurma. zarar. varlığı. day-to-day daily life = gündelik hayat. iş ilişkisi. discussion debellation = fetih debilitate = kuvvetten düşürmek. wound damming a river = bir akarsu üzerine baraj kurma işi damp = nemli. ilgilenmek. için) suya düşmüş. weaken. başlangıç decade = on yıl www. capital punishment death rate = ölüm oranı Death Valley = Ölüm Vadisi (ABD’nin Kaliforniya ve Nevada eyaletleri arasında yer alan. date to. bütün uzayı etkileyen ve evrenin genişleme hızını arttırıcı bir etkisi olduğu kabul edilen hipotetik bir enerji türü) dark matter = karanlık madde (astrofizikte. discuss debate (isim) = tartışma. üstesinden gelmek. venture daring = cüretkar. tarih tutma. zıt anl. şafak sökmesi. tarihlendirme daunting = yıldırıcı. manage. gözüpek dark energy = karanlık enerji (kozmolojide. harm.com . kurak bir havza) debate (fiil) = tartışmak.

slightly defeat (fiil ) = bozguna uğratmak. zıt anl. degeneration. eksik. zıt anl.= victory defect = kusur. (mahkemede) savunma (tarafı) defensive = savunmacı. disgrace. deteriorate degenerate (isim) = yozlaşmış. muntazam. respectable. belirleyici. surplus define = tanımlamak. zıt anl. decline. sakatlık degenerate (fiil) = yozlaşmak. süslemek decrease = azal(t)mak. net. questionable decisively = kesin olarak.= inflation. (anlam) çıkarmak. çökmek.= increase. zıt anl. imperfection. gerileme. fiyatların düşmesi. adamak. zıt anl. yenilgi. kötüleştirmek. inadequacy. 2) (radyoaktif) bozunma decay-causing = çürümeye neden olan deceit = aldatma. yetersizlik.= excellence defective = kusurlu. decay. aldanma. deteriorated. dejenere olmak. zıt anl. achievement. zıt anl. eksil(t)mek. zıt anl. take down.= moderately. zıt anl. forested deformity = çarpıklık. gerilemek. proper. zıt anl. çözünürlük. iş. aklı başında. yanıltıcı. düş(ür)mek.= offensive defer = ertelemek. deceit. fiil.= increase decreased mortality = düşük ölüm oranı dedicate to = vermek. düşmek. upright deciduous = (bitki için) yaprak döken decipher = şifresini / anlamını çözmek decision = karar decision-making = karar alma işi decisive = kesin. hile. boldly.= honesty deceptive = aldatıcı.= expedite defiantly = cüretkar / küstah / meydan okuyan bir şekilde. regard deep space = derin uzay (uzayın. sönme. zıt anl. bozukluk. net. kandırmak. collapse. yenmek. implication deed = eylem. mantık yürütülerek varılan yargı. outer space deeply = derinden. corrosion.= aggrade degree = büyüklük. zıt anl. action deem = saymak. azalma. bildiri. çıkarsamak.= indecent deception = aldatma. zıt anl. insufficiency. recover decline (isim) = azalma. çürüme. biçimsizlik. certain.= deny. revoke decline (fiil) = azalmak. zıt anl.= healthy degenerative = dejeneratif (bir doku veya organın zamanla yapısal veya fonksiyonel bozulma göstermesi hali) degenerative disorder = dejeneratif hastalık (organ veya dokunun yapı ve görev bakımından özelliğini kaybederek bozulduğu hastalık) degrade = düşürmek. determinately declaration = ilan. zıt anl. infer from. shortage.= adequacy. progress. zıt anl. zıt anl. hile. deficiency.= upturn. profoundly. kararlı. makul.ÜDS Sözlüğü decanter = (genellikle alkollü içkiler için) sürahi olarak kullanılan boyunlu şişe decay (fiil) = çürü(t)mek. zıt anl. diminish. soysuz. designate definite = kesin.= afforested. zıt anl. bozuk.) www. delude decelerate = hızını azaltmak. realize deduction = mantıksal çıkarım. decompose decay (isim) = 1) yıkılma. acceptable. progress. tam anlamını verebilme özelliği deflation = 1) (bir şey)’in havasının boşalması. düşüş. devotion deduce from = (bir şey)’den (bir şey) anlamak. savunmaya yönelik. addetmek.= flawless. deception. 2) deflasyon. make known. put off.44 .= inflation deforestation = ormansızlaştırma. inadequacy.= straightforward. decay. zıt anl. zıt anl. dejenere. retard. ayrışma. excess deficit = açık. çöküş. Güneş Sistemi’nin ötesindeki kısmı).= excess. definite. drop. deficient. zıt anl. bilgi vs. intensely. spoilage decorate = dekore etmek. bozulma. fraud. zıt anl. deteriorate. adanmışlık. aldanma. rebelliously deficiency = eksiklik. protective. recovery decomposer = ölü bitki ve hayvan kalıntılarını kimyasal olarak ayrıştıran organizma decomposition = çürüme. shortage. put down. devote to dedication = adama. certainly. derinlemesine.bademci.com . bildirmek. kusur. announcement declare = ilan etmek. fraud. false. drop. corrupt. eksiklik. deterioration. zıt anl. yetersizlik.= honesty deceive = aldatmak.= accelerate decent = saygın. mislead. sufficiency. excellent defence-related industries = savunma ile ilgili endüstri alanları defendant = davalı.= indecisive. announce.= afforestation deforested = ormansız kalmış. düzen. imperfect. düzen. geciktirmek. misleading.= indefinite definition = kesinlik. overthrow defeat (isim) = bozgun. derece (etki. netlik. kararlı bir biçimde. zıt anl. specify.

cinlerin veya bunlara dair inançların incelendiği araştırma alanı demonstrate = kanıtlamak. misconception. göstermek. mean denounce = kınamak.45 dehumanize = insanlıktan çıkarmak.com . request. destroy. resmetme. dağıtım. requirement demanding = (çok çaba. zıt anl. keyif. ertelemek. giving birth delusion = aldanma. zıt anl. 2) temkinli. 2) (bir annenin) bebek doğurması.) isteyen / bekleyen. anlatmak.= tough. describe.= accidentally. kurutmak dehydration = dehidrasyon (su kaybı. joy. geç delayed detection = geç teşhis / tanı delegate (fiil) = görevlendirmek. 2) ihtiyaç. self-reliant depict = betimlemek. zıt anl. deviation. zıt anl. removal deliberate = 1) kasıtlı. sık densely = yoğun bir şekilde. şube.= admit. intentionally. narin. zıt anl. wipe out. handing over. erasing. hand over.= praise dense = yoğun. retardation delayed = gecikmiş. 2) sapma. leaving. diş çürüğü.= reality demand (fiil) = talep etmek. bölüm departure = 1) ayrılış. call for demand (isim) = 1) talep. empower delegate (isim) = delege. ilgi vs. bir yapının ya da organizmanın su kaybı) de-icing system = buzlanmayı giderici sistem de-ink = mürekkepten arındırmak deinstitutionalization = hasta tedavisinin. doğum. yalanlamak. a demanding job = çok çaba gerektiren bir iş) demented = bunamış. tender. zıt anl. dağıtmak. anlamına gelmek. 2) müzakere. yoğunluk (bir maddenin birim hacimdeki ağırlığı) dental = diş veya dişçilikle ilgili dental caries = dişte çürüme. (bir işi) devretmek. aklını yitirmiş dementia = 1) delilik. vermek. belirtmek. consideration. mesaj iletmek. zıt anl.= keep. yoksun bırakmak. tartışma. please deliver = teslim etmek. point to. description. transfer. kalkış. sparsely densely populated = nüfus yoğunluğu fazla olan. construct demon = iblis demonology = iblislerin.= loosely. memnun etmek. 3) durum. fragile. keyif vermek. picture www. request. hassas. (bir durumun) gerektirdikleri. condemn. distribution. kurumlar dışında yapılması delay (fiil) = geciktirmek. daire. refuse. subtle. claim.= supply. reliant (on). picture depiction = betimleme. hold up. yanılma. zıt anl. illustrate. bırakmak. unintentionally deliberation = 1) üzerinde düşünme. susuz kalma. on purpose. reject. zıt anl. divergence depend on / upon = (bir şey)’e bağımlı / bağlı olmak. perishing democratization = demokratikleştirme demographer = demograf (dünyadaki veya bir ülkedeki nüfusun yapısını. dinamik özelliklerini inceleyen bilim insanı) demographic = demografik (nüfus ile ilgili değişkenlere ait) demolish = yok etmek. hastane vb. temsilci deletion = sil(in)me. yok olma. distribute. addiction dependency = bağımlılık. send. zıt anl. take-off. zıt anl. insani özelliklerini yok etmek dehydrate = suyunu almak.= be independent (from) dependence = bağımlılık. mütalaa. dental cavity dental cavity = diş çürüğü. heavily. zıt anl. resmetmek.= independent. restore. stand for.= preserve. discussion delicate = nazik.= sparsely populated density = özkütle. careful deliberately = kasten. çılgınlık. moving out. slow down.= independence dependent on = (bir şey)’e bağımlı.bademci. reddetmek. retain delivery = 1) teslim. deception. rugged delight (isim) = sevinç. commission. rely on.ÜDS Sözlüğü . bile bile. istemek. memnuniyet. zıt anl. pleasure delight (fiil) = sevindirmek. postpone delay (isim) = gecikme. solid. dental caries dental examination = diş muayenesi deny = yadsımak. exterminate. need. depict demonstration = gösteri denied by = (birisi ya da bir kurum) tarafından dışlanmış / reddedilmiş denomination = birim denote = göstermek. dependence. claim. 2) bunama demise = çöküş. ortadan kaldırmak. zorlu (örn. on purpose. accept department = departman. durumunu.

bir savaş gemisini havaya uçurmaya yetecek kadar yıkım gücüne sahip. restock depleted = yetersiz. 2) (ekonomide) buhran deprivation = yoksunluk. damagingly. keder. (bir kişinin) soyundan gelen describe = betimlemek. betimsel desert = terk etmek. kısmet.ÜDS Sözlüğü deplete = tüketmek. depresyonda. ümitsizlik. regardless of destination = hedef. formulate. identify detect individual atoms = atomları tek tek saptamak detectable = bulunabilir. ortaya çıkarma. tasarlamak. discover. zıt anl.= release. zıt anl. zıt anl. depo. vekil. alıkoymak. hava alanları vs. zıt anl. organise. bırakmak.46 . detrimental. zıt anl. wipe out. 2) milletvekili derive from = (bir şey)’den elde etmek / çıkarmak / türe(t)mek. noticeable detection = bulma. earn deservedly = haklı olarak. renovation destructive = yıkıcı. yazgı. justly design (fiil) = dizayn etmek. bulmak. tasarım yapmak. 2) harap. hopelessness.= undesired desolate = 1) terk edilmiş. (This missile has sufficient destructive power to blow up a battleship. layık olmak. leave deserve = (iyi ya da kötü anlamda) hak etmek. = Bu füze. consume. lacking. yıkıcı bir şekilde. perişan. bitirmek.= preserve. için) kod.= constructively detach from = (bir şey ya da kişi)’den ayırmak / koparmak. abandon.) destructively = yıkıcı olarak. 3) maden / mineral yatağı deposit on = üstünde birikmek deposition = çökme. originate from desalination = tuzunu giderme descend = alçal(t)mak. apprehend. lower. zıt anl. azalmış. ayrılık detail = ayrıntı.= attach to detachment = ayrılma. (uçaklar. unsuitable desire (fiil) = istemek. place deposit (isim) = 1) mevduat. detay detain = gözaltına almak. specify.= hopeful. hak ettiği gibi. exhaust. işaret etmek. construct destruction = yıkım. tükenmiş.= add. zıt anl. geliştirmek. elde edilmesi amaçlanan. varış yeri destiny = kader. depict. abandoned.= availability.bademci. tarif. preferred. keşfetmek.com . restore. mevzilen(dir)mek.= construction. saptama detector = dedektör (metal.= constructive. arzu etmek desire (isim) = arzu. originate from descendant = torun. boş. invent. zıt anl. 2) azalmış. depiction. destroyed. adam yerine koymamak despite = (bir şey)’e karşın / rağmen. surplus deprive of = (bir şey)’den yoksun bırakmak / mahrum etmek. Türk Hava Yolları için THY). explain description = betimleme. solitary despair = üzüntü. picture. mahrumiyet. cazip. hor görmek. görev vermek. picture descriptive = tanımlayıcı. çekici. exterminate. assign designated = belirlenmiş. position deployed = konuşlandırılmış. eşkal. düzenlemek. devise design (isim) = dizayn. call sign desirable = arzulanır. yok etme. zıt anl. zıt anl. obtain from. ortadan kaldırmak. tasarım designate = 1) belirtmek. tespit. demolish. zıt anl.= offer. mevzilendirilmiş deport = sınırdışı etmek. zararlı. extermination. strip of. tortu depressed = 1) morali bozuk. şeyleri bulmaya yarayan alet) www. radyoaktif madde vb. withhold. supply with depth = derinlik deputy = 1) yardımcı. bırakmak. attractive. bir plana göre yerleş(tir)mek. 2) atamak. lowspirited. in(dir)mek. harmfully. hopeless. yığmak. 2) yığın. low depletion = tükenme deploy = konuşlan(dır)mak. zıt anl. 3) yalnız. in spite of. saptanabilir. miktarı düşmüş. talih. specified. devastating. picked out designation = (kısaltma biçiminde) ad (örn. kimsesiz. required.= hope desperate = 1) çaresiz. 2) ümitsiz. helpless. soyun devamı. bitmiş. ıssız. resmetmek. fate destroy = yok etmek. liberate detect = ortaya çıkarmak. down depression = 1) depresyon (ruhsal çöküntü). ülke dışına göndermek deposit (fiil) = koymak. zıt anl. anlatmak.= undesirable. şiddetli istek desired = istenen. zıt anl. promising despise = küçümsemek. gidilecek yer. imha. fark etmek.= ascend descend from = (bir kişi)’nin soyundan gelmek. desperation.

zıt anl.). 2) geliştirmek. (değerinden. inhibit. aygıt devious = dürüst olmayan. shape determined = kararlı. diversion. zıt anl. impose. kendini adamış. = Trafiği kent merkezinden uzak tutacak bir plan geliştirdiler. için) ateşleme mekanizması. dedicated devoted to = (bir şey)’e adanmış / ayrılmış. resolve. zıt anl. yok edici. command die down = hafiflemek. gelişme. parlaklığı sebebiyle de süs eşyası olarak kullanılan bir mineral) dictate = zorla kabul ettirmek. damaging. lower. engelleme. ruin. destructive. içten bağlılık. zıt anl. tevkif. ortadan kalkmak. deceitful. harap edici. belittle. worsen. organise. (It is necessary to devise a new computer program that will be easy for schoolchildren to learn. expand. formulate. zıt anl. lacking devote to = (bir şey)’e adamak / ayırmak. fünye detoxification = detoksifikasyon (zehirlerden vs. hesitating determining = belirleyici deterrent = caydırıcı etmen detonator = (bomba vs. dedication devoutly = içten. destroy. disastrous. underdeveloped country development = ilerleme. establish. decide. bring out developed = gelişmiş developed world = gelişmiş dünya (dünyanın gelişmiş ülkelerden oluşan kesimi) developing = gelişmekte olan developing country = gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülke.= encourage. plan geliştirmek. matrisler veya denklemler arası işlemlerde kullanılan sayı) determine = 1) belirlemek. decline. kötüleşmek. arındırma) detoxify = detoksifiye etmek (zehirlerden vs. sinsi. flourish dietary (isim) = perhiz yemeği. perish. uniformity device = alet.) devotion = sadakat.= constructive develop = 1) (hastalık vb. zıt anl.= enhancement. dolambaçlı. öneminden. variance. devotedly diabetes = diyabet (şeker hastalığı) diagnose = teşhis etmek / edilmek. sincerely. kalitesinden) düşürmek. azimli. ciddi. = Bu arazi madenciliğe ayrılmıştır.= develop.) devoid of = (bir şey)’den yoksun / mahrum. tutuklama.bademci. helpful devaluation = devaluasyon (paranın değer kaybetmesi) devalue = değerini düşürmek devastate = harap / perişan etmek. dietetic dietary (sıfat) = perhizle ilgili dietary fat = besin maddeleriyle vücuda giren yağ www. decline. bozulma.47 detention = alıkoyma. saptamak.= regress deviation = sapma.com . 2) determinant (bir matris veya bir denklem için özel bir prosedür kullanılarak elde edilen. 2) karar vermek. mahvetmek.= construct. promote deteriorate = bozulmak. dedicated to. (This land is devoted to mining. ayrılma.= beneficial. advancement. diminish detractor = kötümseyen / küçümseyen kişi detrimental = zararlı. tanı diagnostic = tanı. discourage. design.= recover deterioration = kötüleşme. zıt anl. adama. insidious devise = tasarlamak. ortaya çıkarmak. zıt anl. kendini adamış. kaypak. find out. restore devastating = yıkıcı. worsening. için) ortaya çıkmak / başlamak / gelişmek.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. invent. düzenlemek. harmful. tanı koy(ul)mak diagnosis = (çoğul: diagnoses) teşhis. custody. emretmek. restraint.= irresolute. tanıyla ilgili dialect = lehçe dialysate = diyaliz esnasında membrandan (zardan) geçen (bir tür filtre edilen) madde dialysing membrane = diyaliz zarı / membranı dialysis = diyaliz (böbrekleri çalışmayan hastalarda.= conformity. fade away. arındırmak) detract from = eksiltmek. dedicate devoted = bağlı. (They have devised a plan for keeping traffic out of the city centre. persistent.= release deter from = (bir şey)’den caydırmak / vazgeçirmek. improvement determinant = 1) belirleyici etken. decisive. sönmeye yüz tutmak. = Okul çağındaki çocukların kolay öğrenebilecekleri yeni bir bilgisayar programı tasarlamak gerekiyor. zıt anl. fade away die out = yok olmak. calculate. bir makine ile kanı atık maddelerden arındırma işlemi) diamond = elmas (sertliği sebebiyle kesici olarak. zıt anl. azalmak. amaçlamak.

disperse. idareci. = Banyoyu. zıt anl. diverge differ sharply = net / açıkça görülür bir şekilde farklılık göstermek differential = 1) (arabalardaki) diferansiyel dişlisi. zıt anl. success disapproval = onaylamama. engel. 2) korkunç. = Böylesi invazif bir müdahale.bademci. dismiss. instruct direct democracy = doğrudan demokrasi (halkın. yoğunluğunu ya da derecesini düşürmek.= bury digest = sindirmek. reddetmek. guide. su ile seyreltilmiş çamaşır suyu ile temizledi. discouraging. dreadful. zıt anl.= fortunate.= appearance. zorluk.= conform to. yok olma.) dimension = boyut. dağılmak. zıt anl. decrease. 2) talimat vermek. çok kötü sonuçlara yol açabilir. noticeable. yok olmak. resemble differ = değişmek. critical. zıt anl. invalidity disable = 1) etkisiz hale getirmek. farklılık differing = birbirinden farklı. hazım digestive juice = sindirimi kolaylaştıran salgı / sekresyon digestive system = sindirim sistemi digestive tract = sindirim kanalı dilemma = çıkmaz. dağılma. objection disapprove of = doğru bulmamak.= approve of disaster = felaket. yok saymak. drawback.= fulfilment. zıt anl. zıt anl. zıt anl. (She cleaned the bathroom with hypo-chloride diluted with water. onaylamamak. çatışma. hazmetmek digested = sindirilmiş. (deliller. reject discarded = atılmış. manager dirt = çamur. inspiring disappointingly = hayal kırıklığı yaratacak şekilde. problem. maluliyet. zarar gören insanlara yardım ulaştırmaya yönelik çalışma disastrous = feci. egemenliğini bizzat ve doğrudan kullandığı. ihtilaf. doğru bulmama.48 . spread diffusible = yayılabilir. farklılık göstermek. veriler için) (bir şey) ile uyumlu olmamak.= combine. inconvenience.= encouraging. bütün kararların halkın tamamının katılımı ile alındığı demokrasi türü) direct participation = doğrudan katılım direct public attention to = kamu dikkatini (bir şey)’e çekmek / yöneltmek direction = yön director = yönetici. kaybolmak.= appear. divergent difficulty = güçlük. ölçü diminish = azal(t)mak. successful disband = dağıtmak. fight.= agree with disagreement = anlaşmazlık. detrimental.= increase diminishing return = gittikçe azalan getiri diphtheria = difteri (boğaz ve soluk borusu cidarlarında fazladan bir tabaka oluşturarak nefes alma güçlüğüne yol açması ile belirgin bir hastalık) dire = 1) acil. zıt anl. terrible. peace disappear = ortadan kalkmak. dağıtmak. ayırıcı differentiate = ayırmak. emerge disappearance = ortadan kalkma. yıkıcı. 2) farklı. vanish. diverge from. 2) sakatlamak disabled = sakat. perceptible. yönetmen. görülebilir. tragedy disaster relief operation = bir felaketin ardından. unite discard = aklından çıkarmak. farklılaşmak. vanishing. hazmedilmiş digestion = sindirim.= accord. dağılabilir diffusion = difüzyon (yayılma. ayırt etmek. itiraz. catastrophe. dehşetli. zıt anl. çok ciddi. distinguish differentiation = ayırım. obscure discharge from (fiil) = 1) (hastayı hastane)’den taburcu etmek. handicapped disadvantage = dezavantaj. ikilem dilute = sulandırmak. dağılmak. geçme) dig one’s way out of = kendini (bir şey)’den kurtarmak dig up = kazıp çıkarmak. afet. handicap. conflict. inceltmek. discouragement.com . toprak disability = sakatlık. 2) tahliye etmek. terrible. açmaz. discouragingly. eksil(t)mek.= advantage. (Such an invasive intervention may have dire consequences. berbat. release www. engelli. vary. benefit disagree with = (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmamak. ıskartaya çıkmış discernible = fark edilebilir. trouble diffuse = yay(ıl)mak. emergence disappointing = düş kırıklığı yaratan.) direct = 1) yönlendirmek. sakınca.ÜDS Sözlüğü dietary iron intake = beslenme yoluyla vücuda demir alımı dietary objective = (yapılan / yapılacak) diyetin hedefi / amacı differ from = (bir şey)’den farklı / değişik olmak. yıkım.= imperceptible. zıt anl. zıt anl.= inspiringly disappointment = düş kırıklığı. find unacceptable. zıt anl. zıt anl. zıt anl.

2) indirim yapmak discourage = cesaretini / hevesini kırmak. release discipline = bilim dalı. rezil disgust = iğrenme. perplex. durdurmak. demonte etmek. vücutta şekil kaybı disfiguring = (yara vs. ciddiye almama.= order disordered = düzensiz disorientation = oryantasyon bozukluğu (yön. aklından çıkarmak. cesaretini kırmak. zıt anl.= connection. zıt anl. conceal discomfort = rahatsızlık. concordant discount = 1) önemsememek. display. farklılık. scorn. send off dispel = dağıtmak. degrade. separate.= praise. akma. açığa vurmak. tedbirli. annoyance. show prejudice against discrimination = ayrımcılık. dissociation. similar disparity = eşitsizlik. disturb. (We are dispensing with formalities.bademci. zıt anl.). ifşa etmek. ayrım yapma. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . difference. dissuade. zıt anl. end.com . zıt anl. dissatisfaction. fark. meydana çıkarmak. altüst etmek. için) kozmetik bozukluğa yol açan disgraced = utanç verici. reveal. gözünü korkutmak. ignore. 2) düzenini bozmak. disapprove of. do away with. farklı. küçümsemek. ease discomforting = rahatsız edici disconcert = 1) şaşırtmak.) discordant = birbiriyle çelişen. trouble. unfairness. unfavourable. abandon. proceed. similar discretely = farklı bir şekilde. uyuşmazlık. quit. incompatible. (The doctor told the patient to discontinue with the medicine.= interested Disneyland = Walt Disney Şirketi tarafından dünyanın değişik kentlerinde açılan büyük eğlence parklarından her biri disorder = 1) bozukluk. ailment. free-will discriminate against = (aleyhine) ayrım(cılık) yapmak. zıt anl. parçalara ayırmak. carry on. memnuniyetsizlik.) www. pursue. ihtiyatlı. stop. take apart. vazgeçmek. illness. zıt anl. = Formalitelerden vazgeçiyoruz. güvenini sarsmak.= health. zaman tayininde bozukluk) disoriented = yönünü kaybetmiş / şaşırmış disparate = farklı. confusion. yıldırmak. satisfaction discontinue = kesmek. böl(ün)mek. carefully. görüşmek. chaos. bölünme. bulgu discredit = gözden düşürmek. aralarında uyuşmazlık bulunan. zıt anl. zıt anl. find discovery = keşif. hastalık. heedlessly discrepancy = farklılık. praise disease = hastalık disfigure = biçimini bozmak disfigurement = kozmetik bozukluk. 2) tahliye. trouble. inequality. bulmak. discourage dismiss = göz ardı etmek. reject dismissal = aklından çıkarma. tartışmak discussion programme = (televizyonlarda yayınlanan) herhangi bir tartışma programı disdain = küçük / hor görmek. association discontent = hoşnutsuzluk. defetmek. bias. ufalanmak disintegration = parçalanma. vazgeçmek. (birbirinden) ayrı olarak.= admire. disfavour. disiplin disclose = açmak. tutarsızlık. zıt anl. tepeden bakmak. different. hastaya ilacı kesmesini söyledi.= keep on. zıt anl. ayrım. yer. ufalanma disk-like = disk gibi. terk etmek.= compatible. apayrı. uninterested. zıt anl. distinction. reddetmek. conflicting. yarıda bırakmak.= agreement. tiksinti disgusting = iğrenç disintegrate = parçala(n)mak. mess.= urge. discarding.= associated.49 discharge (isim) = 1) (hasta için) taburcu olma. variance.= impartiality discuss = (bir konuyu) ele almak. baştan savma. zıt anl.= alike. thoughtfully. honor discreetly = (ağzından çıkan söze ve hareketlerine) dikkat eder bir şekilde.= contentment. distinct. 2) düzensizlik.= comfort. zıt anl. deter. zıt anl. consideration. sıkıntı. zıt anl. bağlantı kesilmesi. reddetme. zıt anl. encourage discouraging = cesaret kırıcı. equality dispatch = göndermek. ihtiyaç duymamak. kargaşa. buluş. gidermek dispense with = (bir şey)’siz yapmak. turmoil. zıt anl. distinctly. disk biçimli dismantle = sökmek. separately discretion = takdir yetkisi. upset disconnection = kopukluk. zıt anl. = Doktor. cease.= hide.= assemble dismay = korkutmak.= recklessly. rejection dismissive = hafife alan. discard. ortaya çıkarmak. (The bank will discontinue its Saturday service.= parity. consistency discrete = ayrı. = Banka artık Cumartesi günleri hizmet vermeyecek. conflict. boşaltım. cautiously. çelişme.= encouraging discover = keşfetmek. disregard.

= concentration distress = üzüntü. spread. ordinary distort = biçimini bozmak. relief distressing = üzücü. disturb. huzurunu kaçırmak. çöz(ün / ül)mek distance = uzaklık.) (belirli bir biçimde) harcamak. circulate. yıkıcı. ayırmak.) dissemination = saçma. zıt anl. unbalanced. çarpıtmak. disturbance. zıt anl.= keep. scatter. identify. saç(ıl)ma. remarkable. elden çıkarmak. argue dispute (isim) = anlaşmazlık. zıt anl. worry. disband. zıt anl. displeased. zıt anl. yay(ıl)mak. the better our chances of halting the epidemic. region. differentiation. zıt anl. dağıtıcı district = mıntıka. temperament. overlook. görüntülemek. characteristic. prominent.= accumulate. 2) fark. disorderly. zıt anl. bother. yayma dissipate = dağıtmak. collapse. zıt anl.= arrange. deformed distract = (dikkati) başka tarafa çekmek. zıt anl. ignore. balanced disprove = aksini kanıtlamak. consume. troublesome. 2) (para.= near distend = şiş(ir)mek.= resemblance. ayırt etmek. aksatmak.= success disruptive = aksatan. accuracy. rahatsız etmek. düzen. break up. part with. imha etmek. tartışma.bademci. separate. üstünlük. zıt anl. propagation disperse = dağıtmak. aşırı. confuse. pain. zıt anl. deform distorted = çarpıtılmış. 2) deplasman (bir cismin kapladığı alandaki su veya havanın ağırlığı) display (fiil) = göstermek. zaman vs. question. boş vermek. zıt anl. hand out distributor = bayi. zıt anl. recognizable distinguished = seçkin. worrisome distribute = dağıtmak. dilate olmak. disappointed. organise disruption = aksama. makine için) bakımsızlık.= calm. peculiarity. (atık vs. invalidate.= consider. get rid of. çekişme.) yaymak. controversy.) boşaltmak dispose of = 1) (bir şey)’i çöpe atmak. saçmak. save disposition = 1) yaradılış. kesilme. zıt anl. doubt. recognize.= obscurity distinguish between = (iki kişinin ya da şeyin) arasında ayrım yapmak. apparent. dağıtmak. zıt anl. kargaşaya yol açan. superiority. clearness. yok etmek. kendine özgü. ilgisizlik disrupt = bozulmasına yol açmak.= alleviation. disturb. mizaç. spread. seçiklik. belirgin. yaymak. understanding disregard = hiçe saymak.= agreement.com . chaotic. yerleştirme. (The more widely the facts about AIDS are disseminated. uyuşmazlık. annoy. yöre. spoil. zıt anl. shrink distinct = ayrı. zıt anl. müstakil. zıt anl. enlarge. pay attention disrepair = (bina. illustrate. disappoint. kolaylıkla ayırt edilebilen. farklı. dağılma.50 . dağılım.= disciplined dissatisfied with = (bir şey)’den hoşnut / tatmin olmayan.ÜDS Sözlüğü dispersal = yay(ıl)ma.= satisfy disseminate = (bir fikir.= prove. failure. swell. clearly distinctness = netlik. comfort. collect dissipation = yay(ıl)ma. dispersion dissolve = eri(t)mek. yerinden etmek displacement = 1) yerinden oynama / kayma. acı. associated distinction = 1) ayırt etme. show. aldırmamak. zıt anl. confirm dispute (fiil) = 1) doğruluğundan kuşku duymak. bölge. zıt anl. ortadan kaldırma disposal = (çöp vs. 2) düzenleme. bu salgını durdurma şansımız o kadar artar. disturbing. mesafe distant = uzak mesafedeki. meşgul etmek. dağılmak.= ordinary distinctly = açık / belirgin bir şekilde. bertaraf etmek. ekran disposal = yok etme. area. similarity distinctive = tipik.= proportionate. bölüştürmek. güzide. saç(ıl)ma.= gather. endişe. haber vs. uzak. zıt anl.) atmak. argument.= trust disturb = endişelendirmek. sergilemek. zıt anl. arrangement disproportionate = oransız. displease.= satisfied dissatisfy = hoşnut / tatmin etmemek. allot. tertip.= similar. misery. remote. comfort www. excessive. genişlemek. tell (the difference) distinguishable = ayırt edilebilir. far away. tabiat. demonstrate display (isim) = gösterge. gather dispersion = dağılım displace = yerini almak. dissemination. upset. 2) tartışmak.= concentrate distraction = dikkat dağılması. discrete. acı verici. zıt anl.= common. itimatsızlık. distrust = güvensizlik. zıt anl.= contract. = AIDS hakkındaki gerçekler ne kadar çok yayılırsa. altüst etmek.

prove documentary = belgesel dogmatic = dogmatik (tartışma / sorgulama kabul etmeyen). yurt içine ait domestic economic news = iç / dahili ekonomi haberleri domestic front = ülke içi. fail do with = yetinmek. spread out. bestow on / upon.com . come along. eksikliği Parkinson hastalığına yol açabilen bir nörotransmiter) doping = doping (yapay olarak fiziksel ya da mental aktiviteyi arttırmak amacıyla uygulanan. govern. iyi gelmek do little = pek az katkısı olmak do one’s best = elinden geleni(n en iyisini) yapmak. nüfuz alanı. manage with. stillness. hibe etmek. sever.= inferior. turmoil. zıt anl. sever. tanrısal divine intervention = ilahi müdahale division = bölüm. various diversely = çeşitli şekillerde. put up with do without = (bir şey) olmadan idare etmek. istediğini yapmak do away with = ortadan kaldırmak. diğer yanı ile dış mekan arasına ise aralıklarla sütun. zıt anl. verici doomed = yok olmaya mahkum dopamine = dopamin (beyinde. baş etmek.= converge.= narrow down diversity = çeşitlilik. egemen. zıt anl. iç cephe dominance = egemenlik.= pragmatic domain = alan.= unite dizygotic twins = çift yumurta ikizleri. paye veya benzeri destek elemanları yerleştirilmiş olan. (birbirinden) uzaklaşmak. farklı. prevail dominion = egemenlik.) kontrolü altındaki bölge dome = kubbe domed = kubbeli. controlling. farklı olmak. deviate. interference disturbance of flow = akışın bozulması disturbed = sıkıntıda. troublesome. fraternal twins dizziness = baş dönmesi Djurab Desert = Djurab Çölü (Çad sınırları içinde yer alan bir çöl) do as one pleases = istediği gibi davranmak. do the best one can do one’s bit = kendine / üstüne düşeni yapmak do so much for = (bir şey) için fayda sağlamak do their bit = kendilerine / üstlerine düşeni yapmak do well by = (bir şey) için iyi etmek. (bir kimsenin / örgütün vs. rahatsız disturbing = rahatsız edici. flourish. split. evsel. (değişmez veya değişmesi zor) öğreti document = belgelemek. unite diverse = çeşitli. hareket ve duyguların düzenlenmesinde etkin olan. inactive dosage = doz. withdraw donation = bağış. branch off. put on donate = bağışlamak. zıt anl. iyi yapmak. zıt anl. üzeri sıra sıra küçük kubbeler ile örtülü uzunlamasına düzenlenmiş alan.) giymek. farklılaştırmak. variety. departman divorce = ayırmak. sovereignty don = (elbise vs.51 disturbance = 1) kargaşa. üstünlük dominant = başat.= retain. bu düzenleme. sleeping. sapmak. (kan. recover. organ vs. cami ve kervansaray mimarisinde sıklıkla kullanılmıştır) domestic = 1) evcil. connect disuse = kullanmayı kesmek / bırakmak ditch = hendek dive (fiil) = dalmak dive (isim) = dalış diverge = ayrılmak. hakimiyet. muhtaç olmamak doctrine = doktrin.= comforting disturbingly = rahatsız edici bir şekilde. annoying.= join divine = ilahi. zıt anl.= uniformity divide = böl(ün)me.= order. endişe verici. durumu iyi olmak. ev ile ilgili. separate. 2) (uykuda) bozukluk / düzensizlik. yasal olmayan prosedür) dormancy = uyku hali dormant = uykuda. dose www. düzeni bozucu şey.= fall back. zıt anl.bademci. zıt anl. kubbe ile örtülü domed arcade = kubbeli revak / arkad (bir yanında duvar veya bina cephesi olan. hakimiyet. different. hibe donor = bağışçı. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . çalkalanma. zıt anl. 2) dahili. variously diversify = çeşitlendirmek. ispat etmek. üstün. eliminate do good = yaramak. ayrılmak. zıt anl.) veren kişi. dozaj. separate. evde kullanılan. dreadfully disunite = ayırmak. alarmingly.= unite. assortment. boşa(n)mak. presiding. recessive dominate = hakim / egemen olmak. farklılık. zıt anl.

dispel drive out = çıkarmak. kaslar. iki misli / kat yapmak double-blind test = çift kör çalışma (bilimsel bir deneyde. gündeme getirmek. zıt anl. collapse. repel draw a conclusion = sonuç çıkarmak draw attention to = (bir şey)’e ilgi / dikkat çekmek. mahzur.com . burun. defetmek.= mild. kesin Down syndrome = Down sendromu (21. setback. büyük ölçüde. keep going. kuşkulu.= shorten. sert şekilde. write out. certain doubtless = kuşkusuz. önyargı ve plasebo etkileri engellemek için deneklerin ve deneyi uygulayan kişilerin. şiddetli. zıt anl. zerre drought = kuraklık drown = (suda) boğulmak drown out = (bir sesi daha yüksek bir sesle) bastırmak www. dire. 2) alıp uzaklaştırmak drainage = drenaj.= advantage. organlarda şekilsel bozukluklar ve zeka geriliği ile belirgin sendrom) down to the last detail = en ince ayrıntıya kadar downfall = çöküş.= mild dramatically = dramatik / çarpıcı bir biçimde.= push. dikkat çekmek draw new meaning = yeni anlam çıkarmak draw on = (bir şey)’den yararlanmak draw the line at = (bir şey)’e sınır koymak draw up = 1) kaleme almak. strikingly. inconvenience. 2) almak. make a hole drilling = delme drive = 1) hareket ettirmek.= undoubted. yamaçtan / tepeden aşağı doğru downstream = akıntı yönünde. baş vb. atık su vs. .= unexciting. heavy. draught (draft okunur) drag (fiil) = (çekerek) sürüklemek drag (isim) = su veya havanın. remarkable. içinde ilerleyen bir cisme mukavemeti. göz kapakları. fall asleep droplet = damlacık. zıt anl. yerinden oynatmak drive through = 1) (bir nesneyi. su akıtma sistemi dramatic = 1) dramatik. elde etmek.52 . striking. 2) geminin su çekimi (yüzer haldeyken. chase away. şekil vs. dezavantaj. 2) (bir araç vs. düşüş. (kenara vs. 3) çekmek. curtail drain = 1) suyunu akıtmak. döndürmek. fear. attract attention to draw in = içine çekmek. 2) (bir yer)’in içinden (araba ile) geçmek driven by = (bir şey ya da biri tarafından) güdümlenmiş driving force = itici güç droop = sarkmak drop off = uykuya dalmak. urge. zıt anl. extract. için) sos drift = sürüklenmek drill (isim) = matkap drill (a hole) = (matkap vs. move.= inhibit drive off = kovmak. zıt anl. dosage dot = nokta. yumuşak. pull. sketch.= unexcitingly. dubious. outline. turn. zıt anl. tahrik etmek. zıt anl. zıt anl. severe. sensationally. impel. zıt anl. kuşku doubtful = şüpheli. hugely.ÜDS Sözlüğü dose = ilaç dozu. kurutmak. (uzun zamandır) sürmek. sert. modest drastically = radikal şekilde. hız kesme gücü drag on = uzayıp gitmek.bademci. benek double = iki misline / katına çıkmak.= mildly draw = 1) (çizgi. zıt anl. drene etmek. için) bir yerde durmak. 2) ince tüylü. destruction downhill = yokuş aşağı. kromozom çiftinde bir fazla kromozom bulunması nedeniyle gelişen. pull in draw into the spotlight = göz önüne getirmek. convenience drawbridge = kaldırma köprü (açılıp kapanabilen köprü) dread = çok korkmak. yıkılış. deneyin içeriği ya da önemli yönleri hakkında bilgi sahibi olmamalarını öngören test ya da çalışma biçimi) doubt = şüphe.= welcome dreadfully disabling = korkunç / ağır bir şekilde sakat bırakan dreamer = rüya gören / görmekte olan kimse dressing = 1) pansuman. disadvantage. su seviyesinden geminin en alt noktasına kadar olan toplam yükseklik). havlı dozen = düzine (12 adet) dozens of = düzinelerce draft = 1) taslak. aşağı doğru downy = 1) pofuduk. undramatically drastic = şiddetli ve çabuk etki eden. ile) delik açmak. endişe etmek.) çizmek. 2) (salata vs. çarpıcı.) çekmek. örneğin bir çiviyi) (bir şey)’in içine çakmak / zorlayarak sokmak. 2) çok yüksek miktarda. worry. sensational. come to a stop drawback = sakınca. dehşete düşmek. zıt anl. 2) sevk etmek.

doğrudan buharlaşması sebebiyle katı karbondioksite verilen ad) dry out = kuru(t)mak dual = ikili. sharp dumping ground = çöp dökme alanı duodenum = oniki parmak bağırsağı duplex = çift. tüm muayene süresi boyunca şaşırtıcı bir şekilde hiç sesini çıkarmadan yattı. continuity. 2) uyuşturucu madde drug addict = uyuşturucu bağımlısı drug addiction = uyuşturucu madde bağımlılığı drug crops = uyuşturucu elde edilen bitkiler drug enforcer = narkotik polisi drug overdose = ilaçta aşırı doz drug trial = ilaç denemesi drug-trafficking = uyuşturucu taşıma / trafiği drum = davul drunk = sarhoş. sakin. dubleks duplicate = kopyalamak. sağlam.= bright. boring. sersemlemiş.) dust = toz dust devil = hortum gibi dönen toz bulutu Dutch (isim) = Hollandaca Dutch (sıfat) = Hollandalı. (kolay) biçimlendirilebilir. diminish.= sober dry ice = kuru buz (sıvılaşmadan. duygusuz. ecza. term.53 drowsiness = uyuşukluk.ÜDS Sözlüğü . aynısını yapmak. copy durability = dayanıklılık durable = dayanıklı. because of. kaliteli koli bandı ductile = (pek çok metal gibi) dövülerek / işlenerek tel veya levha haline getirilebilir.= interesting. olarak çağırmak / adlandırmak dubious = kuşkulu. zıt anl. yaklaşık 3150 yılı sonrasındaki dönem) dynasty = hanedan dysentery = dizanteri (bağırsaklarda oluşan yaralar. dense. zıt anl. disorder dyslexic = okuma zorluğu çeken www. dozy drug = 1) ilaç. dumb. kanlı ve mukus içeren ishal ile belirgin bir hastalık) dysfunction (ya da disfunction) = bir organın görevini yapmaması. Ö. şüpheli. çifte. inhabitant dwelling place = barınma / yaşama yeri dwindle = küçülmek.= fragile duration = süre. kararsız. aşırı uyuklama hali drowsy = uyuşuk. hanedanlar dönemi (örn. expand. grow dye = boya dynastic times = dinastik dönem. belirsiz. = Çocuk. 2) anlama güçlüğü çeken. unreliable. (Amazingly. . owing to. the boy lay quietly through the whole duration of the physical examination. zıt anl. shrink.= enlarge. zıt anl. Eski Mısır için M. . definite duck = ördek duct tape = genellikle kumaş destekli. içkili. on account of due to be built = (belli bir tarihe kadar) yapılacak / inşa edilecek olmak dull = 1) sıkıcı. zıt anl. süreklilik. tekdüze. zıt anl. mature due in part to = kısmen (bir şey) nedeniyle due to = nedeniyle.= certain.bademci.com . azalmak. sturdy. long-lasting. doubtful. sersemlik hali. malleable due = zamanı / vadesi gelmiş. çift yönlü duality = ikilik dub = . medication. Hollanda’ya ait Dutch-derived = kökünü Hollanda dilinden alan dwell on = (bir konu) üzerinde durmak dwell upon = (bir yer / bir şey)’in üzerinde oturmak / yaşamak / barınmak dweller = yöre halkı. donuk.

= inefficacy.E E EE eager = istekli. zıt anl. (tarihsel olarak) önce gelen. influence. 3) gevşemek.) kazanmak. powerful. toprağa temas eden ease (fiil) = 1) kolaylaştırmak. rahat. 3) efektif. modify edition = baskı. border edible = yenilebilir. worsen. weirdness.= fractious eating disorder = yeme bozukluğu Ebola = Ebola (ishal. electrocardiogram echo = aynısını söyleyerek desteklemek. zıt anl. zıt anl. inceleyerek küçük değişiklikler yapmak. improve. efficacy. carry out. zıt anl. baskıyı azaltmak ease (isim) = kolaylık easy prey = kolay av easygoing = uysal. yüzyılın başları early detection = erken teşhis / tanı early warning = erken uyarı earn = (para. unenthusiastically early = erken. yararlılık. gain. effectiveness. effectiveness. alışılmışın dışında eccentricity = tuhaflık. keenly. effective.com . ineffective.bademci. hard work effortlessly = çaba göstermeden.= ineffectively. fiili. willing. zıt anl. akıtma. aşırı sevinç eczema = egzema edge = kenar. edisyon editorial board = yayın kurulu educational = eğitici effect (fiil) = yerine getirmek. power.= fail effect (isim) = etki. inefficiency efficacy = etkinlik. zıt anl. fışkırtmak www.= inefficient. sıra dışı.= inefficiency efficient = verimli. dini ECG = elektrokardiyogram (kalp kasının ve sinirsel iletim sisteminin çalışmasını incelemek üzere kalpte meydana gelen elektriksel faaliyetin elektrokardiyograf denen bir cihaz tarafından alınan kaydı). yemeye uygun edit = redaksiyon yapmak. yan. zıt anl.= inefficacy. unwilling eagerly = istekli / hevesli bir şekilde. efficiency. gerçek.= inefficient. inefficiently effectiveness = 1) etki. etkinlik. mild. inefficiency. sınır. etkili. earthquake = deprem earthquake predictor = deprem habercisi earth-retaining = toprak içindeki.= ineffectiveness. 2) etkinlik. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi. çekilmek. perform. hak vs. örneğin bir göl çevresinde. ready. actualise. simplify. ovum (sperm ile birleşme yeteneği taşıyan dişi üreme hücresi) Egypt = Mısır (Kuzeydoğu Afrika’da bir ülke) eject = dışarı atmak. sonuç. zıt anl.= aggravate.= reluctant.= conventionality ecclesiastical = kiliseye ait. çömlek vs. productivity. gönüllü. zıt anl. efficiently. hak etmek. edinmek. gerçekleştirmek. randımanlı. effectively. gayret. zıt anl. 2) gerilemek. zıt anl. efficient. başarmak. actual effectively = etkin / verimli bir şekilde. işte) verim. yararlılık. kanama. etkin.= late early 20th century = 20.= inefficiently effort = çaba. kolayca effusion = dökme. çıkarmak. yaşayan tüm canlıları ve onların birbirleriyle ve çevreleriyle olan etkileşimlerini içeren sistem) ecstacy = kendinden geçme. zıt anl. 2) yürürlükte. zıt anl. keen. zıt anl. randımanlı. gentle. willingly. nüfuz / etki derecesi. alter. ineffective efficiently = etkin / verimli bir şekilde. zıt anl. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi. zıt anl. facilitate. serpme egg = yumurta. eksantriklik.= lose earplug = kulak tıkacı earthenware = pişmiş topraktan yapılmış çanak. tekrar etmek eclogue = karşılıklı konuşma şeklinde pastoral şiir ecologically aware = çevre bilinci olan E ecosystem = ekosistem (sınırlı bir alanda. outcome effective = 1) verimli.= reluctantly. sıkıntıdan kurtarmak. bizarreness. deri döküntüleri ve yüksek ateş ile belirgin ölümcül bir hastalık) eccentric = eksantrik. inefficiency efficiency = (çalışmada.

gömmek. zıt anl.= rigid elastin = elastin (arterlerin duvarları gibi elastik dokularda bulunan bir cins protein) elder = (iki kardeş ya da kişiden) daha yaşlı / daha büyük (olan) elderly population = yaşlı nüfus election = seçim. 2) kapsamak.55 elaborate (fiil) = ayrıntılarına inmek. arouse. symbol embody = 1) (bir şey)’i somutlaştırmak. zıt anl. seç(il)me. cut out. mahçup.com . ayrıntılı. leave out embroiled = karışmış. decorate embodiment = (bir şey)’in somut hali. milletvekili seçimi) election campaign = seçim kampanyası elective = 1) seçime ait. zıt anl.= inclusion eloquence = etkili ve güzel söz söyleme yeteneği elsewhere = başka yer / yerde / yere elude = kaçmak. 2) seçmeli (ders) electricity = elektrik electroconvulsive (shock) treatment = elektroşok tedavisi electroencephalogram = elektroensefalogram (beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel yöntemle izlenmesi ve ölçülmesini sağlayan yöntem). five cases were not found eligible due to their diabetes problem.= exclude. kibar elemental mercury = saf civa elementary = temel elementary particle = temel parçacık (daha küçük parçalardan oluştuğu tespit edilmemiş olan parçacık) elephant seal = deniz fili / fil foku (ağırlığı iki tonu geçen ve kulakları olmayan iri bir fok türü) elevate = yükseltmek. accept. evade elusive = tanımlanması güç. içermek. çıkarma. insert. zıt anl. suitable. include. end embarrass = utandırmak embarrassed = utanan. raise elevated = art(tırıl)mış. yükseltilmiş elicit = açığa çıkarmak. zıt anl. (bir şey)’in somut ifadesi olmak. eradicate. girift. yok etmek. 2) kabullenmek. başlamak. zıt anl. 2) olgunlaşmamış emerald = zümrüt www. beş vaka. hug. = Fakirlik yok edilmelidir. kendisi. zıt anl.) elimination = eleme. 3) kapsamak. diyabet problemleri sebebiyle çalışmaya alınmadı / uygun bulunmadı. utanç verici embassy = büyükelçilik embed = oturtmak. kucaklamak. şık. engage in.= exclude. EEG electrolyte = elektrolit (besinlerle vücuda giren ve vücut hücrelerinin normal işlevlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan maddeler) electromagnetic = elektromanyetik (elektriksel kuvvetler ve manyetizma ile ilgili) electromagnetic force = elektromanyetik kuvvet (elektriksel yük taşıyan parçacıklar ile elektromanyetik alanlar arasındaki etkileşimi kontrol eden ve molekülleri oluşturan atomları bir arada tutan temel fiziksel kuvvet) electromagnetic ion trap = elektromanyetik iyon kapanı (iyonları elektriksel ve manyetik alanlar yardımıyla bir bölmede tutmaya yarayan sistem) electromagnetic noise = elektromanyetik gürültü (bir elektronik devredeki veya bir radyo dalgası içerisindeki istenmeyen sinyaller) electromagnetic radiation = elektromanyetik ışınım (ışık hızında hareket eden elektromanyetik dalgalar şeklindeki enerji yayılımı) electromagnetism = elektromanyetizma (elektriksel ve manyetik kuvvetler ve bunları inceleyen bilim dalı) electron microscope = elektron mikroskobu (incelenen nesneye elektronlar göndermek suretiyle görüntü alan ve çoğunlukla tek tek atomları görüntüleyebilecek kadar yüksek çözünürlük sağlayabilen bir çeşit mikroskop) elegant = zarif. yüksek. özenli bir şekilde hazırlamak / yapmak. ornament. symbolize.= cease. kaçınmak. intricate. include. encompass. discharge. uncomfortable embarrassing = rahatsız edici.bademci. karışıklık içinde embryo = embriyo. bring about eligible = uygun.) eliminate = ortadan kaldırmak. geçmiş olan elastic = esnek. begin.= reject. divide embrace = 1) sarılmak. develop fully elaborate (sıfat) = karmaşık. shun. elemek. gerekli koşullara sahip. (bir şey)’den sıyrılmak. implant embellish = süslemek. = Araştırmanın hariç tutma kriterleri uyarınca. indefinable embark on / upon = girişmek.ÜDS Sözlüğü . seçimle ilgili. (According to the exclusion criteria of the survey. (Poverty must be eliminated. cenin (doğum öncesi gelişiminin başındaki bebek / yavru) embryonic = 1) embriyoya ait. arttırmak. escape. flexible. combine. (seçilmeye) elverişli. (parliamentary election = genel seçim. deduction.= simple elapsed = (zaman miktarı için) geçen. gidermek.

discourage encouragement = teşvik.= immigrate emigration = göç ile ülkeyi / kenti terk etme.= fading emigrant = ülkeyi / kenti terk eden göçmen. recruit. sonunda (bir şey / yer)’e varmak. zıt anl. zıt anl. bulamaç haline getirmek enable = sağlamak. arising. yetki vermek. yetersizlik) empire = imparatorluk empirical = deneysel. son derece. (gaz vs. struggle www.= forbid. stress.= discouraging. 2) çalıştırmak. unfavourable encrypt = şifrelemek. risk. sentiment emotional = duygusal. özendirme. face. şifrelemek. duygusal yönde emotionally charged = duygu yüklü emotionally disturbed = duygudurum bozukluğu olan.= ordinarily emission = dışarı ver(il)me. unemotional emotional intelligence = duygusal zeka emotionally = duygusal olarak. içine almak. 2) göze çarpan. sarmak. zıt anl. come forth. işçi. ortaya çıkan. zıt anl. kapatılmış encode = kodlamak. zıt anl. include encounter (fiil) = karşı karşıya gelmek.= fire employee = çalışan. encode. için) sal(ın)ma emit = dışarı vermek. try endeavour (isim) = çaba. his. sentimental. let. promote. sonunda (beklenenden daha az / kalitesiz bir şey) elde etmek endanger = tehlikeye düşürmek.= save. ensure. jeopardise. yüreklendirme. madde emulsify = emülsiyon yapmak. yaymak. göndermek. imkân vermek. worker employer = işveren. appearance. feeling. gayret etmek.= absorb emotion = duygu. istihdam etmek. sigara ya da kronik bronşite bağlı olarak solunum fonksiyonunda bozulma. utilize. zıt anl. hire. decrypt encryption = şifreleme end = uç. çıkarmak. vurgu. make it possible. kendini (bir yer)’de bulmak end up with = sonunda (elde bir şey ile) kalmak. mümkün kılmak. encrypt. allow. ancak. promising. altını çizmek. decypher. arise. cerrahların kalbi açıp onarmasını mümkün kılıyor. zıt anl. renowned. cesaret vermek. zıt anl. come across encounter (isim) = karşılaşma. zıt anl. use. yararlanmak. aid endangered = tehdit altındaki endeavour (fiil) = çabalamak. passionate. zıt anl. zıt anl. struggle. taraf end in = (bir şey) ile sonuçlanmak. zıt anl. attach enclosed = kapalı. gelişen. 2) yüksek mevki sahibi eminently = gayet. decrypt encompass = kuşatmak. besleyici hiçbir değeri olmayan alkol vb. yüreklendirici. özendirmek.) encircle = çevrelemek enclose = (bir şey)’i (bir mektupla aynı) zarf içine koymak. cover. empower.= decode.= disappearance emergency = acil durum. duygulu. riske atmak. iş vermek. heyecan.ÜDS Sözlüğü emerge = çıkmak. zıt anl. effort. duygusal sorun yaşayan emperor = imparator emphasis = (çoğul: emphases) önem. decipher. rastlamak. significance emphasise = vurgulamak. result in end up = sonunda (bir şey) olmak. yüreklendirmek. özendirici. vurgulu emphysema = amfizem (yaş. meydana çıkmak.56 .= immigration eminent = 1) tanınmış. uğraşı. zıt anl.= immigrant emigrate = göç ile ülkeyi / kenti terk etmek. ünlü. discharge. patron employment = istihdam empower = yetki / izin vermek empty (into) = (bir şey)’in içine.= cold. zıt anl. importance. zıt anl. underline emphatic = 1) ısrarlı.= decode. extremely. ampirik empirically = deneysel / ampirik olarak employ = 1) kullanmak. urgency emergency administration = (ilacın) acilen / bekletmeden verilmesi emerging = yükselen.com . işe almak.= disappear. exceptionally.bademci. gayret. (New techniques enable surgeons to open and repair the heart. etrafını çevirmek. = Yeni teknikler. eleman. favourable. move out.= deter. (bir yer)’e boşal(t)mak empty-calory item = sadece enerji veren. yay(ıl)ma. hinder. zıt anl. fade emergence = ortaya çıkma.= discouragement encouraging = umut verici. appear. yüz yüze gelme encourage = teşvik etmek. mücadele.

zıt anl. broaden. sağlıklı olmayı garanti etmez. totally.) entail = içermek. çalışır vaziyette engaging = sevimli. make better. bear energy-demanding = (bol) enerji gerektiren enforce = 1) kuvvetlendirmek. willingness. karışıklık. yerine getirmek. prosecute enforcement = 1) icra. = Geri döndüğünde memleketinin. zıt anl. belirli bir bölgeye özgü) endurance-type = dayanıklılık gerektiren tür endure = dayanmak. ortam environmental conditions = çevre şartları environmental constraints = çevresel kısıtlamalar.ÜDS Sözlüğü . arise. require entangle = karıştırmak. improve. zıt anl. drown enhance = arttırmak.= tiny. bring about engineer = (bir şey)’in projesini yapmak. complete. çekmek. bring into action. improve enshroud = örtmek. 2) mecbur etmek.)’ye dolaşma. amplify. çoğaltmak. yol açmak.= partially. (law enforcement authorities = polis teşkilatı) engage = 1) işe almak. ip vs. (Taking vitamin pills does not necessarily ensure good health. uygulama. inquiry enrich = zenginleştirmek.= disinterested entice = kendine çekmek. devoted.com . advise. he noticed that the place was entirely different from what he had left two decades ago. hoş.= reduce. temin etmek. immensely. weaken enhanced = gelişmiş enjoy = (bir şey)’in tadını / keyfini çıkarmak enlarge = büyü(t)mek. = Vitamin hapları almak. snarl. zıt anl. eğlendirici enthusiasm = şevk. sufficient. zıt anl. capture entrepreneurial = girişimci entry = giriş enviable = gıpta edilecek. doğa koşullarının yol açtığı zorluklar environmental groups = çevreci gruplar www. strengthen. yutarak yok etmek. zıt anl. zıt anl. (uymaya) zorlamak. 2) uygulayıcı. bütün.= repulsive engender = doğurmak. mezar olma entrance = giriş. (an entire generation = bütün bir nesil) entirely = tümüyle. karmakarışık etmek.= reduction enlighten = aydınlatmak. excited. completely. takviye etmek. little. employ. gerektirmek. zıt anl. complicate entanglement = vakit alıcı iş. impose. produce. oymak engulf = yutmak. tamamen değiştiğini gördü. zıt anl. genişletme. ayartmak.57 endemic = endemik (belirli bir bölge ile sınırlı. girişimci enterprising spirit = girişimci ruh entertain = eğlendirmek. yaptırımcı. unfavourable enviously = kıskanarak. explain. zıt anl. tamamen. çeşitlendirmek. lure entire = tüm. charming. yaratmak. (The best intentions will not always ensure success. infaz. sis altında bırakmak ensue = çıkmak. be involved in engaged = kullanımda.).= inadequate. çok büyük.bademci. bilgilenme enormous = muazzam.) entitle = hak / yetki kazandırmak / vermek entitled = adlı.= reluctance enthusiast = (bir konu ile) ilgili / meraklı kişi enthusiastic = şevkli. bilgilendirmek. heyecanlı. adequate. broadening. put to use. eagerness. haset duyarak environment = çevre. zıt anl. huge. (When he came back to his hometown. 3) (vites. educate enlightened = aydın enlightenment = aydınlanma (çağı). geliştirmek. başlıklı entombment = gömme. çok büyük miktarlarda. meydana gelmek. istek. formalite. swallow up. teşebbüs enterprising = girişken. katlanmak. increase. work out engrave = kazımak. attractive. immense. secure. (ağ.= decrease. desirable. = İyi niyet her zaman başarı getirmez. guarantee.= minimally enough = yeterince.= precede ensure = garanti etmek. execution. kapana kıstırmak. insignificant enormously = muazzam bir şekilde. sağlamak. entry entrap = hapsetmek. zıt anl. occur. make it possible. angaje etmek. yükseltmek. tremendous. hararetli. whole.= unenviable. follow. insufficient enquiry = bkz. kandırmak. meşgul etmek entertaining = eğlenceli. uygulamak. genişle(t)mek. (çözüm) geliştirmek. zıt anl. involve.= waiver. dişli vs. diminish enlargement = büyütme. 2) kullanıma / işin içine sokmak. complication enterprise = girişim. tutmak. çekici.= partial. artık yirmi yıl önce bıraktığı yer olmadığını. ardından gelmek. dolaştırmak. zıt anl. heves. create. zenginleştirmek. için) (birbirine) geçmek engage in = (bir şey) ile meşgul olmak.

uyku hali veya kontrolsüz titreme / kasılma ile beraber bilinç kaybı ile belirgin sinirsel hastalık) episode = 1) (hastalık. particularly.= different. 2) gerekli. etnik bir guruba bağlı olma hali www. found. guess.= construct. (The doctor had no ethical objection to drinking but he simply said that it was unhealthy. flee. destroy erect (isim) = dimdik.= generally. tespit etmek. 2) yanlış. core essential = 1) asıl. eşitlik equip = donatmak.) ethically = etik olarak. insan sağlığının ve doğal çevrenin sanayileşme karşısında korunması ile görevli teşkilat) environmental savings = çevre ile ilgili yararlar. eşitlemek equatorial = ekvatorla ilgili. kanı. tesis etme / edilme. inşa etmek.com . breakout escape the suspicion = (birisi)’nin kuşkusundan kurtulmak esophagus = özofagus (yemek borusu) especially = özellikle. hastalıklara karşı önlem ve korunma yöntemlerini konu alan tıp dalı) epilepsy = epilepsi. tesis etmek. çevre koruma environmentally conscious = çevre bilinci yerinde. respect. yok etmek. enterprise esteem = saygı. verify. asıl. visualize. maya. institute. gıpta. preserve. approximation estimated = tahmini. zıt anl. görülüş oranlarını. temel. foundation. specifically. 3) kurmak. incorrect. kurmak. püskürme. unequal era = devir. haset. ırksal özelliklerle ilgili) ethnicity = etnisite. show. öksürük vs.= inequality equally accented = eşit vurgulu equate = eşit saymak. jealousy enzyme = enzim (kimyasal tepkimeleri hızlandıran molekül). ethyl alcohol ether = eter. hatalı. prove. peripheral. erozyon. form. in general essence = öz. primarily. bout. set up established = oturmuş. ayakta erode = aşın(dır)mak. wrong.= demolish. salgın epidemiologist = epidemiyolojist (salgın hastalıklar uzmanı) epidemiology = epidemiyoloji (toplumda görülen hastalıkların sebeplerini. püskürmek eruption = 1) (volkanik) patlama. wipe out. dizi vs. period eradicate = yıkmak. kestirim.58 . zıt anl. kemirmek erosion = aşınma. firar etmek. zıt anl. guess. ebediyet ethanol = etanol (alkollü içkilerde bulunan alkol çeşidi). deterioration. vital essentially = aslında. = Doktorun içmeye karşı ahlak yönünden bir itirazı yoktu. zıt anl. correct error = 1) defekt. belief eternity = sonsuzluk. yanlışlık. tasavvur etmek. ekvator bölgesindeki equilibrium = denge. ahlaki değerler bakımından. hata. in particular. kısım. özel olarak. restore erect (fiil) = dikmek. çevre bakımından bilinçli environmentally friendly = çevre dostu envision = zihninde canlandırmak. ahlakla ilgili. mistake erupt = (volkan için) patlamak. erozyona uğramak / uğratmak. authenticate. yalnızca sağlıksız olduğunu söyledi. için) nöbet. imrenmek.bademci. demolish. film. 2) kuruluş. fundamentally. ferment epidemic = salgın hastalık. fundamental. alike. sara (nöbetler halinde gelen dikkat kaybı. zıt anl. esas. destroy. predicted estimation = tahmin. dönem. build. 2) Yeni Ahit’teki havari mektuplarından her biri epitomize = örnek oluşturmak. put up. zıt anl. crucial. eliminate. flee. found. lay down. kestirmek. same. constitute. 2) saptamak. zaruri. zıt anl. oturtmak. be jealous of envy (isim) = kıskançlık.= incidental. denklik. envisage envy (fiil) = kıskanmak. reckon estimate (isim) = tahmin. attrition erroneous = yanlış. yerleşmiş establishment = 1) kur(ul)ma. break out escape (isim) = kaçış. itibar. esas itibariyle. morally ethnic = etnik (ırkla ilgili. 2) (öykü. zıt anl. ortadan kaldırmak. için) bölüm.ÜDS Sözlüğü Environmental Protection Agency = Çevre Koruma Teşkilatı (ABD’de.= right. exterminate. 2) deride döküntü. firar. temel. defect. yayılışlarını. lokman ruhu (etil alkolden üretilen ve eskiden genel anestezi oluşturma amacı ile kullanılan uçucu madde) ethical = ahlaki. furnish equivalent to = (bir şey)’e eşit / eşdeğer. özetlemek equality = eşitlik.= disrespect estimate (fiil) = tahmin etmek. rash escape (fiil) = kaçmak. çağ. part epistle = 1) mektup. actually establish = 1) oluşturmak.

develop exact (fiil) = koparmak. kusursuzluk. sakınmak evaluate = değerlendirmek. consequent eventuality = olasılık. incelemek.= be inferior excellence = mükemmellik. perfection excellent = mükemmel. zıt anl. hadise. accuracy. Euro Area. go beyond. appraise evaluation = değerlendirme. malevolent. extremely. perfect www. kusursuzluk. be less than. uniformly event = olay.= unevenly. aklına getirmek. vaporize. stimulate evolution = evrim evolutionary = evrimsel evolutionary natural selection = evrimsel doğal seçilim / seleksiyon (doğa koşullarına adapte olamayanların yok olması.)’de bir every other day = gün aşırı evidence = belirti. passing. indication.= condensation evaporative cooling = buharlaşma yolu ile serinletme even so = bununla birlikte. zıt anl. future. at last. surpass. surpass.= roughly exactness = kesinlik. progress. be inferior to exceedingly = aşırı bir şekilde. . her şeye rağmen. outperform. tam. inexactness exaggerate = abartmak. kusursuz. kötücül. çağrıştıran evoke = (bir duygu) uyandırmak. fazla gelmek. Disneyland Resort Paris European banking community = Avrupa bankacılık topluluğu European Commission = Avrupa Komisyonu (Avrupa Birliği’nin. denetim. benevolent evocative = çağrışım yaptırıcı. taşmak. unearth. little excel in = 1) (bir konuda) başarılı olmak. appraisal evaporate = buharlaş(tır)mak. zıt anl. finally ever = her seferinde artan / azalan bir şekilde ever-growing = sürekli artan / büyüyen ever-increasing = sürekli artan every chance = her (türlü) fırsat. nihai. kazıp ortaya çıkarmak. inspection examine = 1) dikkatle gözden geçirmek. be successful in / at. . 2) üstün olmak.= underestimate exaggeration = abartma. daha da yaygın even without = . hesaplamak. precision. 2) muayene etmek excavate = kazı / hafriyat yapmak. çağrıştırmak. gözünde büyütmek. nihayet. yanıcı bir gaz) etiologic = etyolojik (hastalık nedenleriyle ilgili) EU = Avrupa Birliği. probability eventually = sonunda. zıt anl. vacate evade = kaçınmak.= mildly.)’nin üzerine çıkmak.= concealed. belli.ÜDS Sözlüğü . precise. olmadan bile evenly = eşit şekilde. ay.= inaccuracy.= bury excavation = kazı exceed = aşmak. accurately. delil. Euroland euthanasia = ötenazi (tedavisi imkansız bir hastalık yüzünden. yıl vs. zıt anl. ihtiyaçtan çok fazla bir şekilde. zıt anl. be more than necessary. assessment. European Union Euro Disney = Paris’te yer alan büyük bir tatil ve eğlence tesisi. however. dengeli şekilde. nevertheless even wider = daha da geniş çaplı.bademci. overstatement. yine de. zıt anl. zıt anl. etilen oksit gibi bazı başka kimyasalların üretiminde kullanılan renksiz. zıt anl.= condense evaporation = buharlaşma. zıt anl. recall. (limit / miktar vs. hastanın yaşamının kendi isteğiyle sonlandırılması) evacuate = tahliye etmek. proof. apparent. imkan every last drop of smt = bir şeyin son damlasına kadar every other = her iki (gün.= understatement examination = inceleme.com . overemphasise. zıt anl. clear. hint.59 ethylene = etilen (etil alkol.= inaccurate exact form = tam şekil / biçim exactly = tam olarak. zıt anl. teftiş. clue evident = açık. adapte olabilenlerin ise hayatta kalması teorisi) evolve = (uzun bir zaman diliminde) geliş(tir)mek. incident eventual = daha sonraki. evrim geçirmek. zorla veya tehditle almak exact (sıfat) = kesin. zıt anl.= good. accurate.= fall behind (of). tamı tamına. boşaltmak. işaret. son derece. obscure evil = kötü. assess. nonetheless. gösterge. birlik politikalarını tasarlayan ve onay için Avrupa Parlamentosu’na ve Avrupa Konseyi’ne sunan ve çıkan kararları uygulamakla yükümlü olan organı) European Economic Community = Avrupa Ekonomik Topluluğu (1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile kurulan ve bugünkü Avrupa Birliği’nin temeli sayılan birlik) European Parliament = Avrupa Parlamentosu (tüm Avrupa halkını temsil eden genel meclis) Eurozone = Avro Bölgesi (para birimi olarak Avro kullanan ülkeler). değer biçmek. precisely. zıt anl.

yönetimde yetki sahibi kişi. yapma. be present existence = varlık. egzotik expand = genişle(t)mek.= conceal. presence. var oluş. mevcut olmak. growth www. compress expanding = genişleyen expansion = genişle(t)me. (He is trying to lose excess weight. zıt anl. yalnızca. impoverish.com . apply.= moderately exchange = değiş tokuş etmek.= absence existentialism = varoluşçuluk (insanların tamamen özgür olduklarını ve kendi yaptıklarından sorumlu olduğu görüşünü savunan. too much. daha çok Avrupa’da hüküm sürmüş bir 20. alış veriş etmek. surplus.) boşaltmak excretion = 1) boşaltım. bulunmak. 3) tam / bütün (bölünmemiş veya paylaşılmayan). display. örneğiyle açıklamak exemption from = (bir vergi vs. 2) dışta bırakan. immunity to exercise = 1) vücut hareketi. solely.ÜDS Sözlüğü except = haricinde. artık. zıt anl.) exceptionally = olağandışı / istisnai bir şekilde. teşhir etmek. dışında / haricinde exclusion zone = girilmesi / yerleşilmesi yasak / sakıncalı bölge exclusive = 1) (kişiye. sadece belli bir zümreye açık. zıt anl. effort exhaust (fiil) = gücünü tüketmek. zıt anl. excreta excursion = kısa süreli gezi excuse = mazur görmek. (cezayı / kişiyi) infaz etmek. istisnai. büyü(t)me.= blame with. redundant. ter) excrete = (idrar. zıt anl. tükenmiş exhausting = yorucu. dışkı. invigorate exhaust (isim) = egzoz (yakıt ile çalışan taşıt ve makinelerde atık gazı dışarı atan ünite) exhausted = bitmiş. show exist = var olmak. pardon.bademci. dışkı vs. present.= open. idrar. carry out execution = uygulama. hariç turmak. (chief executive officer (CEO) = yönetim kurulu başkanı) executive (sıfat) = yürütmeye ait exemplary = örnek oluşturan. zıt anl. fazla. completion. trade. overly. unusual. yerine getirmek.) exemplify = örnek olmak / sunmak. shared. = İstisnalardan hareketle genel prensipler oluşturulmamalıdır. emek. zıt anl.= include excluding = . dışında exception = istisna. (General principles should not be based on exceptional cases. hali hazırda bulunan.) zorlayarak kullanmak exert oneself = kendini zorlamak exertion = çaba. current exoplanet = güneş sistemi dışındaki bir yıldız etrafında dönen gezegen exorcise = (şeytan. kuruluşa vs. illustrate. present. zıt anl. development. cover. fatigue exhibit (fiil) = sergilemek. swap excited = heyecanlı. 2) boşaltım ile atılan madde.) exceptional = olağandışı. egzersiz. accuse of execute = uygulamak. büyü(t)mek. reveal. bağışıklık. forgive. public.= refreshing exhaustion = bitkinlik. extremely.)’den muafiyet. bitap düşürücü. reasonable excessively = aşırı derecede.= revive.= calm excitement = heyecan exciting = heyecan verici.) uygulamak. yerine getirme. moderately excess (isim) = aşırılık. dahil etmemek.) özel. extraordinary. hatırını vs. leave out.= moderate. extend. gayret. cin vs. = İstisnalar kaideyi bozmaz. entirely excreta = vücuttan boşaltım yolu ile atılan madde (örn. örnek alınacak (davranış vs. restricted. realisation executive (isim) = idareci.= slightly. 2) (bir kişi üzerindeki etkisini. zıt anl. wear out. göstermek. zıt anl.= shrink. zıt anl. (bir şey)’in var olması. ibraz etmek. hide exhibit (isim) = sergilenen şey exhibition = sergi. (haddinden) fazla. zıt anl. (An exception to the rule. complete exclusively = sadece. zıt anl.) excess water = (örn.60 . zıt anl. zıt anl. dışarda bırakmak.= unexciting exclude = çıkarmak. infaz etme.= shortage excess (sıfat) = aşırı.= ordinary. 2) uygulama. contract.) çıkartmak exotic = alışılmadık. vücuttaki) fazla su excessive = aşırı miktarda. broaden. fazlalık. mevcudiyet. tükenmişlik hali. . redundantly. tatbikat exercise tolerance test = efor testi (fiziksel egzersizin kalp çalışması üzerine etkisini belirleme amacıyla uygulanan test) exercising machine = egzersiz aleti exert = 1) (kuvvet / basınç vs. . = Fazla kilolarından kurtulmaya çalışıyor. yy felsefe akımı) existing = var olan. bağışlamak. rahat durmayan. very tiring.

ÜDS Sözlüğü - 61
expansive = geniş, engin, yayılıp genişlemeye elverişli, yaygın, kapsamlı, extensive, zıt anl.= narrow expect = 1) beklemek, beklenti içinde olmak, anticipate; 2) tahmin etmek, kestirmek, predict expectation = beklenti, anticipation expected = olması beklenen, umulan, predicted, foreseen, anticipated expectorate = balgam çıkarmak, akciğerlerden ve boğazdan her türlü ifrazatı (kan, tükürük vs.) dışarı atmak expedition = araştırma / keşif gezisi expend = harcamak, spend, consume expenditure = gider, harca(n)ma, masraf, expense, zıt anl.= income expense = masraf, harcama, expenditure experience (fiil) = (bir dönemden) geçmek, yaşamak, go through, undergo, zıt anl.= avoid experience (isim) = deneyim, tecrübe experienced = deneyimli, tecrübeli, zıt anl.= inexperienced experiment = deney experimental = deneye dayanan, deneysel experimentation = deneme, test etme, deney yapma expert = uzman expertise = uzmanlık, ekspertiz, (belirli bir alandaki) bilgi expiration = ekspirasyon, soluk / nefes verme, exhalation explanation = açıklama, izahat, clarification explanatory = açıklayıcı explanatory power = anlatım gücü explicit = belirli, açık, definite, specific, zıt anl.= ambiguous, unclear explicitly = tam ve açık bir biçimde, expressly, zıt anl.= implicitly explode = patlamak, infilak etmek exploit = 1) (kendi çıkarı için) kullanmak, yararlanmak, utilize, (The opposition aims to exploit the economic crisis. = Muhalefet, ekonomik krizi kendi çıkarı için kullanmayı amaçlıyor.); 2) sömürmek, istismar etmek, abuse exploitation = sömürme, kullanma, yararlanma exploration = araştırma, inceleme, keşif exploratory = keşif / inceleme ile ilgili / amacına yönelik explore = (keşif için) dolaşmak, araştırmak, incelemek, search, examine explorer = kaşif explosion = patlama explosive = patlayıcı explosive charge = bir atımlık patlayıcı explosively = aniden ve hızlı bir şekilde expose = açığa çıkarmak, reveal, uncover, zıt anl.= shroud, conceal expose to = (bir şey)’e maruz bırakmak, (bir şey)’in etkisine açık bırakmak, make prone to, zıt anl.= protect from, shield from exposure = 1) maruz bırakma / kalma, teşhir etme; 2) fotoğrafçılıkta diyaframın açık kalma süresi, poz express = ifade etmek, anlatmak, beyan etmek, state, articulate expression = ifade, deyim, anlatım, dışavurum, exposition expressionism = ekspresyonizm, dışavurumculuk expressive = anlamlı, manalı, açıklayıcı, meaningful, indicative, zıt anl.= expressionless expressly = açıkça, clearly extend = uza(t)mak, sürmek, prolong, protrude, zıt anl.= shorten extend support = destek vermek / sunmak extended = uzun süren, long, zıt anl.= short extended family = geniş aile (ebeveynler ve çocukların yanında büyükbaba, büyükanne, kuzenler gibi daha uzak akrabaları da içeren aile) extension = büyüme, genişleme, uzatma, development, expansion, zıt anl.= curtailment, shrinkage extensive = yaygın, geniş çaplı, kapsamlı, comprehensive, zıt anl.= limited, narrow extensive burn = geniş / büyük miktarda / ciddi yanık, intensive / major / widespread burn extensively = büyük miktarda, yaygın bir şekilde, largely, substantially, comprehensively, zıt anl.= partly, narrowly extensor muscle = ekstensör / gerici kas extent = 1) tamamı, bütünü; 2) kapsam, oran, büyüklük, derece, degree extention = uzatma exterior = dış, dış yüzey, zıt anl.= interior exterminate = imha etmek, yok etmek, eradicate, destroy external = dış / harici, zıt anl.= internal external force = dış güç external hernia = dış fıtık external stimulus = dış / harici uyaran

www.bademci.com

62 - ÜDS Sözlüğü
externalise = dışa vurmak, nesnelleştirmek extinct = nesli tükenmiş extinction = soyu / nesli tükenme, yok olma, (They think a meteor caused the extinction of the dinosaurs. = Dinozorların yok olmasına bir meteorun yol açtığı düşünülüyor.) extinguish = 1) öldürmek, yok etmek, kill, eliminate, zıt anl.= build, create; 2) söndürmek, put out, zıt anl.= ignite, light extort = (para) sızdırmak, (haraç) almak, zorla veya gözdağı vererek almak, squeeze extracellular = hücre dışı extract = çekmek, çekip çıkarmak, elde etmek, draw out extramarital = evlilik dışı extraneous = 1) dışsal, harici; 2) konu dışı, ikincil öneme sahip, secondary extraordinary = olağanüstü, fevkalade, exceptional, outstanding, zıt anl.= common, usual, ordinary extraterrestrial = dünya dışı (ile ilgili), dünya dışından gelen, zıt anl.= terrestrial extravagance = israf, savurganlık, aşırılık, wastefulness, exaggeration, zıt anl.= economy, thrift extravagant = tutumlu olmayan, savurgan, thriftless, zıt anl.= thrifty extravagantly = müsrifçe, aşırı, savurganca, abundantly, bountifully, zıt anl.= sparingly extreme = aşırı boyutta, ekstrem, çok fazla, maximal, utmost, uttermost, zıt anl.= mild, moderate extremely = aşırı şekilde, çok, maximally, zıt anl.= mildly, moderately extremity = son, uç nokta, frontier, limit, zıt anl.= minimum extrinsic = dışarıdan gelen, dış eyeball = göz küresi / yuvarı eyelid = göz kapağı eyesight = görüş

www.bademci.com

F F FF
F-1 tornado = orta kuvvette kasırga (Fujita Ölçeği’ne göre 117-180 km / saat hızla esen, küçük ağaçları devirebilecek güçteki kasırga), moderate tornado fabric = kumaş, bez, doku fabricate = imal etmek, parçalarını bir araya getirerek üretmek, manufacture, produce face = (birisi / bir şey) ile karşı karşıya gelmek, yüzleşmek, yüz yüze gelmek, (birisi / bir şey)’in karşısına çıkmak, confront, encounter, challenge, zıt anl.= avoid, evade, retreat (from) face transplant = yüz nakli face up to the fact = bir gerçekle yüzleşmek facet = yön, taraf, aspect, feature facial = yüzle ilgili facial expression = yüz ifadesi facilitate = kolaylaştırmak, bir şeyin olma ihtimalini arttırmak, alleviate, help, zıt anl.= worsen, hamper, impede, (You could facilitate the process by sharing your knowledge with us. = Bilginizi bizimle paylaşarak bu işi / işlemi kolaylaştırabilirsiniz.) facility = 1) tesisat, tesis; 2) kolaylık, imkan, (özel bir) hizmet fact = gerçek, var olan olgu factual = gerçek olaylara dayanan, somut, based on fact, zıt anl.= fictional faecal = gaita / dışkı ile ilgili faience = fayans (kil, kuvars, kalker gibi malzemelerden oluşan çamurun çok yüksek ısıya maruz bırakılması ile üretilen, genellikle çinko glazürlü malzeme) fail = 1) bozulmak, çalışmaz hale gelmek, break; 2) başarısız olmak, be unsuccessful, zıt anl.= succeed, achieve failing = kusur, zaaf, çöküş, gerileme, yetersizlik, weakness, flaw failing eyesight = kusurlu görme failure = yetersizlik, yetmezlik, bozukluk, malfunction faint-object camera = Hubble Uzay Teleskobu için tasarlanmış çok yüksek çözünürlüklü bir kamera sistemi fair = (derece, not vs. için) orta, ne iyi, ne kötü, average, mediocre

F

fairly = 1) oldukça, somewhat, quite, zıt anl.= extremely; 2) adilce, justly, equitably, zıt anl.= unfairly fairly near = epeyce yakın fair-skinned = açık tenli fairy tale = peri masalı faithfully = sadakatle, vefakarca, devotedly fall (fiil) = düşmek, azalmak, decrease fall (isim) = 1) düşüş, çöküş; 2) meyil, decline; 3) sonbahar, autumn fall back on = (son çare olarak) tutunacak dalı olmak, (yardım edecek birine) başvurmak, turn to (smo) for help fall behind = geri kalmak, lag behind, zıt anl.= lead, outperform fall in with = 1) (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmak, agree with; 2) (bir şey / birisi) ile ilişkisi olmak, have a relationship with fall into disfavour = gözden düşmek, rağbet görmemek, fall into disrepute fall into disrepute = adı kötüye çıkmak, gözden düşmek, fall into disfavour fall into disuse = kullanılmaz olmak, kullanılmaz hale gelmek, bırakılmak, terkedilmek, be abandoned fall on = karşılaşmak, encounter fall short of expectations = bekleneni karşılamamak fall through = bitmemek, yarıda kalmak, başarısız olmak, fail, zıt anl.= succeed fall to = 1) (birisi)’ne yenik düşmek, yenilmek, bozguna uğramak, be defeated (by); 2) (istenmeyen bir işin, bir kişinin) görevi haline gelmesi fall-off = azalma, düşme, decrease, zıt anl.= increase fall-out = serpinti, döküntü false = sahte, güvenilmez, yanlış, hatalı, wrong, unreal, fake, zıt anl.= real, genuine falsify = çarpıtmak, tahrif etmek, misrepresent fame = ün, şöhret, reputation famed = ünlü, famous familial = ailevi, aileden gelen

www.bademci.com

uygun. (The older I grow. near far-reaching = geniş kapsamlı fascinating = çok ilginç. açısından) kat kat aşmak. = Bir hastane sözcüsü. uydurma. tutturmak. beneficial. kader. ordinary far = çok daha. feci. çok ilerisinde. distant. gerçek dışı. 2) ölümle sonuçlanan kaza ya da afet fatally = ölümcül şekilde fate = akıbet. incredible. imperfect. advantageous. dreadful feasible = (örn.= common. büyüleyici. zıt anl. fancy. attractive.= unfamiliar. zıt anl. approvingly. taraftar. zıt anl. interesting.64 . way ahead far exceed = (her hangi bir şeyi miktar vs.= dislike. zıt anl.= close. zıt anl. zıt anl. unsatisfactory. bakanın ölümcül bir kalp krizi geçirdiğini söyledi. yağlanma fat intake = (besin maddelerinin yenmesi yoluyla) yağ tüketimi / alımı fatal = ölümcül. yaşın bilgelik getirdiği yönündeki o bildik görüşe duyduğum güven azalıyor. way behind far below = çok çok altında far better = çok daha iyi. flawless. affix.bademci. common. zıt anl. bildik. geniş bir alan(da) far behind = çok gerisinde. encourage favour (isim) = 1) beğenme. sempati. unconvincing. açlık fan = 1) yandaş.= relax.)’nin fazlasına sahip olmak far from = (bir şey olmak)’tan çok uzak far from satisfactory = tatmin edici olmaktan çok uzak. mortal. iliştirmek. hayvanat favour (fiil) = 1) tarafını tutmak. zıt anl. yazgı. way fashionable = revaçta / rağbette olan fasten = bağlamak. fanatik.) familiar with = (bir şey)’e aşina / alışkın familiarize with = 1) (bir kişi / bir şey)’i tanıtmak. death. beğenilen fearsome = korkunç. (bir değer vs. ekonomik veya pratik olarak) yapılabilir.= likely. 2) yelpaze fanciful = hayali. vahim. zıt anl. much better far beyond = çok aşkın. imaginary. lehin(d)e olmak. zıt anl. sevgi.) fatality = 1) ölüm.= unfamiliarly family enterprise = aile şirketi family history = aile hikayesi / öyküsü (bir hastalığın.= strength. illusive. lütuf favourable = avantajlı. disappointing far greater = çok daha fazla / büyük far less = çok daha az far more = çok daha fazla.com . attach fat gain = yağ birikimi.= real Fancy painting your house? = Evinizi mi boyamak istiyorsunuz? fantastic = akıl almaz.= faulty. worthwhile. 2) iyilik. inform. aşina. practicable. positively. tire.= boring. prefer. deadly.= unfeasible. hayali. normal olandan çok daha (fazla) far too much = aşırı miktarda fare = bilet ücreti far-fetched = gerçek payı çok az olan. defolu. büyülenme fashion = şekil. imperfect faulty = kusurlu. acquaint with familiarly = tanıdık / bildik / aşina bir şekilde. zıt anl. tercih etmek.= flawless. 2) meydana gelme ihtimalini arttırmak. uzak yerlere yayılmış far-off = uzak. rest fatigue (isim) = yorgunluk. 2) (bir kişiyi bir şey)’e alıştırmak. realistic far-flung = çok yaygın. zıt anl. kolaylaştırmak. awful.= unfavourable favourably = olumlu biçimde. doubtful. zıt anl.ÜDS Sözlüğü familiar = alışıldık. perfect. sapa. = Yaşlandıkça. bitkinlik. zıt anl. (A hospital spokesman said that the minister had suffered a fatal heart attack. bilgilendirmek. ailenin başka üyelerinde görülme durumu) family tendency = ailesel eğilim (belli bir hastalığa karşı aile bireylerinin çoğunda görülen ve çoğu kez kalıtsal nitelik gösteren eğilim) famine = kıtlık. dull fascination = (bir şeye / bir kişiye) kendini kaptırma. known. fatal fatfold = yağ dokusu fatigue (fiil) = yormak.= unfavourably favoured = tutulan. tiredness. zıt anl. much more far more often = çok daha sık far too = aşırı. impractical www. vigour fatty acid = yağ asidi fatty tissue = yağ dokusu faultless = kusursuz. acquainted. uygulanabilir. much (more) far afield = uzak diyarlar(a / da) far and wide = uzaklar(a). defective. the more I distrust the familiar doctrine that age brings wisdom. destiny fateful = ölümcül. etkileyici. perfect fauna = fauna (belli bir bölgedeki hayvan topluluğu). kayırmak.

parasal. tutkulu fight = dövüşmek. sınırlı. zıt anl. fetüs ile ilgili. drive back. dövüşmek fighter = avcı / savaş uçağı fighting spirit = savaşçı / mücadeleci ruh figurative = temsili. tümsek gibi) işaret federal government = federal hükümet fee = ücret feed on = (bir şey) ile beslenmek feedback = geri bildirim. ateş fireball = bkz. dosya halinde teslim etmek. akademi üyesi female = dişi. resist. complete filter out = süzmek final = son. dosyalamak fill in = 1) tamamen doldurmak. characteristic. ferryboat fertile = verimli.65 feat = yapılması güç ve cesaret isteyen şey feather = (kuş için) tüy feature (fiil) = takdim etmek.= tame.com . brutal. nihai. hayali. tasviri. lifçik fibril formation = fibril (lifçik) oluşumu fibrin = fibrin (kan pıhtısının esas unsurunu oluşturan madde) fibrous = fibröz (lifli) fibrous material = fibröz madde (liflerden oluşmuş madde) fiction = kurgu. finansmana bağlı financial = finansal. mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla kimyasal olarak çürümesi) ferric iron = ferrik demir (diğerlerine kıyasla daha yüksek birleşme değerine sahip olan demir bileşiği) ferrous = içinde demir bulunan ferry = feribot (araç taşıyabilen gemi). be tempted to feel up to = (kendini bir şey)’i yapacak kadar güçlü hissetmek fellow = 1) meslektaş. property. foetal fever = ateş. yanına yaklaştırmamak. manure fetal = fetüse ait. 2) doğurganlık. 2) şekil. bereketli.= male fence = çit fermentation = mayalanma. ball of fire www. fermantasyon (bir maddenin bakteriler. ölçülebilir. sert. monetary finch = ispinoz kuşu find = bulgu find no way = çare bulamamak finding = bulgu fine = para cezası fingernail = bir eldeki tırnaklardan her biri fingerprint = parmak izi finite = sonu olan.) ortaya çıkarmak file = (resmi) işleme koymak. gentle fiery = ateşli. violent. economic. zıt anl. yazmak. shape figure out = düşünerek ve hesap yaparak (cevabı vs. kısır olmama fertilization = dölle(n)me. mücadele etmek. savaşmak. 2) doktora veya bilimsel araştırma bursu alan kimse. gübreleme fertilize with = (bir şey) ile gübrelemek / zenginleştirmek fertilizer = gübre. write out fill out = (form vs. element. (besinler için) lif fibril = küçük lif. zıt anl. direnmek. fruitless fertility = 1) verimlilik. 2) işten atmak. limited. mark feature (isim) = 1) özellik. 2) (bir toprak parçası ya da harita üzerindeki yol.bademci.= first finally down to = sonuçta geldiği nokta … finance-related = finansman ile ilgili. zıt anl. 2) (boşluk) doldurmak.= factual field = alan fieldwork = saha / arazi çalışması fierce = şiddetli. mecazi figure = 1) rakam. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . fill in.= infertile. last. response feedlot = hayvan barındırma ve besleme amaçlı arazi feel the urge to do smt = bir şey yapmak için kuvvetli istek duymak.= infinite fire (fiil) = 1) ateşlemek.= give in fight off = püskürtmek. uydurma.) doldurmak. struggle fight back = karşı koymak. sayı. repel fight out = (bir sonuç çıkıncaya dek) savaşmak. productive. colleague. ekonomik.= non-fiction fiction theme = kurgusal tema / konu fictional = kurgusal. compost. ayırıcı / belirgin nitelik. productivity. zıt anl. kovmak fire (isim) = yangın. prolific. zıt anl. number. ateşli hastalık fib = küçük bir yalan söylemek fibre = iplik. roman ve hikaye edebiyatı. öne çıkarmak. bereketlilik. zıt anl.

defective. zıt anl. tightly. he flung himself down at the King’s feet.com . belong to fit into = sığ(dır)mak.66 . elastic.) flawed = hatalı. çeşni. uy(dur)mak.= loosely. hava atmak.ÜDS Sözlüğü fired clay = fırınlanmış kil (kilin. kayada ya da bağırsakta derin) yarık. yerle bir etmek flaunt = gösteriş yapmak. sert. rigid flexor muscle = bükücü / fleksör kas flight = uçuş fling = fırlatmak. 2) balık çiftliği fishing grounds = balık avlama bölgesi fissure = (toprakta. sağlam bir şekilde. için) aklına üşüşmek flood (isim) = sel. intensify suddenly flash of lightning = şimşek / yıldırım çakması flashback = geriye dönüş (bir roman ya da filmde. ability. go / place in. fault.= flexible firmly = kararlılıkla. kendisini kararlılıkla sıtmayı yok etmeye adamıştır. oturmak. yumuşak doku. elastiki. zayıflık. (a floating ship = denizde sürüklenen bir gemi) flood (fiil) = 1) su altında bırakmak. suit fitness = zindelik. 2) (fırtına için) patlamak. defo. ateşe tutma firm (isim) = firma. match. deniz için) taban flora = bitki örtüsü. noksansız. uymak. ten. escape fleet = filo flesh = et. fisür fit (fiil) = 1) yerleştirmek. bir bölgedeki tüm bitkiler www. bend flexibility = esneklik flexible = esnek. firar etmek. 3) (hastalık için) birden alevlenmek. (suda) yüzeyde durmak / yüzmek floating = havada asılı duran. çatlak. run away. 2) (görüntü. = Hükümetimiz.= faulty. repair fix up = 1) ayarlamak. sallamak flare = parlama flare up = 1) (ateş için) parlamak. katı. atmak. (tahta parçası vs. perfect flawless = kusursuz. için) denizin hareketiyle su üzerinde yüzen / sürüklenen.= variable flair = yetenek.) first course = ilk kür. company firm (sıfat) = sıkı. canlı doku fleshy-leaved = etli yapraklı flex = eğilmek.bademci. Endülüs Halk Müziği eşliğinde yapılan bir çeşit dans) flap = (kanat) çırpmak. ilk uygulama first-rate = (kalite bakımından) birinci sınıf fiscal discipline = mali disiplin fiscal policy = maliye politikası fiscal practices = maliye ile ilgili işler / işlemler (özellikle kamu harcamaları. talent. appropriate fittings = (çoğul kullanılır) tesisat malzemeleri fix = onarmak. genius flame = alev flamenco dance = Flamenko Dansı (İspanya’ya özgü. constant. = Denediği elbise üstüne tam oturdu. 2) (bir yere. (The dress that she tried on fitted her perfectly. anı vs. (Beautiful scenery does not make up for the flaws of this film. kabiliyet. rigid. cafcaflı flatten = dümdüz etmek. kriz fit (sıfat) = uygun fit in with = 1) (bir şey)’e uymak / uygun düşmek. zıt anl. arrange.= inflexible. gruba vs. genellikle şekil verildikten sonra ateşte veya seramik fırınında pişirilerek sertleştirilmiş hali) firing = fırınlama. erroneous. flawed flee = kaçmak. savurmak.) fit (isim) = nöbet. gevşek. sağlam. bükülmek. 2) uymak. = İçindeki güzel manzaralar bu filmin kusurlarını örtmeye yetmemiş. aniden ortaya çıkmak. relaxed.) ait olmak. solid. be suitable fit to = bağdaşmak. zıt anl. strongly. temin etmek.) fishery = 1) balık avlanılan bölge. takmak. tolerant. be suited to. ödün vermez biçimde. zıt anl.) float = (havada) yüzmek / asılı durmak. taste flavoured = (bir şey katarak) tatlandırılmış flavourful = lezzetli flavouring = tatlandırıcı flavour-optimised = tadı hoşa giden. oturtmak. zıt anl. perfect. erupt. kusurlu. provide fixation = saplantı fixed = sabit. sıkıca. break out. vergiler vs. şirket. esnemek. lezzet. zıt anl. 2) bulmak. swamp.= flawless. olayların kronolojik sırasının bozularak geçmişe gidilmesi) flashy = gösterişli. adjustable. uygun olmak. (Our government is firmly committed to eradicating malaria. = Affedilmek umudu ile kendini kralın ayaklarına attı. su baskını flooding = su basması floor = (vadi. throw. form(da olma) fitting = uygun. (With the hope of being forgiven. faultless. tatlandırılmış flaw = kusur. show off flavour = tat. yakışan.

for a while for ages = çok uzun bir zamandır. track follow in the footsteps of smo = bir kişinin izinden gitmek follow suit = bir başkasının yaptıklarını yapmak. zıt anl. Floransa’ya ait florescence = çiçeklenme floristic = çiçekler / çiçekçilik ile ilgili. influenza flu specialist = özellikle grip üzerinde çalışan uzman fluctuate = inip çıkmak. sözgelimi.) folk ballad = halk türküsü follicle = kesecik. debi. complete. takip etmek. (bilimsel kullanımda) foci) odak noktası fodder = (saman veya ot gibi) hayvan yemi foetal = cenine ait.= prior to. for example for life = ömür boyu for one thing = (genellikle söze başlarken kullanılır) bir kere. give up follow up = 1) (hastayı) takip etmek.ÜDS Sözlüğü . ağırlık vermek. açık. kıvrım fold (over) = katlamak (Fiil. fetus fog = sis fold = kat. zıt anl. bir daha dönmemek üzere.= fade flow (fiil) = akmak.com . develop. uzay mekiği vs. dalgalanan. talimatı vs. örneğin. katlamanın yönüne göre değişir. up edatları ile de aynı anlamı verir.= wise. stream flow down = aşağı doğru akmak flowering = çiçek açan flow-line = akış hattı flu = grip. ahmaklık. mostly www. for a very long time for all = tüm (olanlara) rağmen for and against = lehinde ve aleyhinde for good = temelli. değişen. çiçekler bakımından flourish = gelişmek. variable fluctuation = dalgalanma. unwise.= aversion Food and Drug Administration = Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi food supply = besin rezervi / deposu foodstuff = yiyecek maddesi foolish = aptal(ca). akılsızlık fondness = düşkünlük. grow. 3) (daha önce başlanmış bir işi) bitirmeye veya daha etkin hale getirmeye yönelik işler yapmak follower = takipçi. ceninle ilgili. her şeyden önce. bir aralar. before folly = çılgınlık. folikül (anatomide bir grup hücrenin arasında yer alan küresel formlu boşluk) follow = izlemek. after. zıt anl. fetal foetus = fetüs. akım. preference. alternating. fancy. generally. oynama. dalgalanmak. ahmak(ça). in the first instance for that matter = aynı anlama gelmek üzere for the most part = genel olarak. down. zıt anl. 48 cm’ye eşdeğer uzunluk ölçüsü) foot and mouth disease = aft (hayvanlarda görülen bir tür hastalık) footing = taban. temel footprint = ayak izi footrace = koşu veya yürüyüş yarışı for a length of time = (belli) bir zaman boyunca for a time = bir ara. yoğunlaşmak. vary fluctuating = inip çıkan. inip çıkma fluent = akıcı. run flow (isim) = akış. değişmek. büyük sevgi. alternate. (bir olay / şey / kişi)’nin ardından. 2) (bir öneriyi. ilerlemek. functional magnetic resonance imaging scanner focal point = odak noktası focus on / upon (fiil) = üzerinde / üzerine odaklanmak. Kullanılacak edat. oynaklık fly a mission = (uçak. zıt anl. pürüzsüz fluid = akışkan fluorescent = floresan (kimyasal yolla veya ışınım yoluyla aldığı enerji ile parıldayan) flux = akıntı. aynı şekilde hareket etmek follow through = sonuna kadar götürmek / uymak. permanently for instance = mesela. cenin.67 Florence = Floransa (İtalya’da bir kent) Florentine = İtalya’da bir kent olan Floransa ile ilgili. görevde yer almak fly in = uçakla getirmek fly in formation = (birden fazla uçak için) belli bir düzende uçmak f-MRI scanner = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme cihazı.= quit.) yerine getirmek. için) göreve gitmek. obey. sensible foot = (çoğul: feet) ayak (30. stupid. concentrate on focus (isim) = (çoğul: (edebi kullanımda) focuses.bademci. mürit following = (bir olay / şey / kişi)’yi takiben. büyümek. back.

coercively. predict.= voluntarily forebear = ata. kind formal = resmi. zıt anl.= easy formula-feeding = hazır gıda yoluyla besleme formulate = 1) formülize etmek. proper.= unpredictable.= latter.) foster = teşvik etmek. sur fortify = (savunma duvarını.= allowed force (fiil) = zorlamak.= total. ancestor. hisar. previously.= descendant forecast = önceden tahmin etmek. başta gelen forensic = adli. predictable. zıt anl. next former Soviet areas = eski Sovyet bölgeleri (1991’de dağılmadan önce Sovyeter Birliği sınırları içinde yer alan bölgeler) formerly = önceden. castle. guess. mahkemeye ait forerunner = haberci. neyse ki. çatlak www. teşkil etmek. produce. zıt anl. eskiden.ÜDS Sözlüğü for the sake of = hatırı için. powerful. (bir şey olsun) diye for years to come = daha uzun yıllar forbidden = yasak.bademci. tesis etmek. predicted foreshadow = (bir şey)’in habercisi olmak. kesir. enforce force out = zorlayarak çıkartmak forceful = kuvvetli. zıt anl. strengthen fortress = kale. olacaklar hakkında okur ya da izleyiciye önceden bazı ipuçları veren edebi sanat / anlatım tekniği. formül halinde ifade etmek. öngörülebilen. establishment. anticipate. yabancı. type. anticipate form (fiil) = 1) oluşturmak.= unfortunately fortunes = (birisinin hayatında) talihin döndüğü anlar fossil = fosil (kaya tabakaları arasında taşlaşmış halde bulunan çok eski canlı kalıntısı) fossil fuel = fosil yakıt (kömür. cet. zıt anl. zıt anl. upcoming fortification = tahkimat. genel biçim formation = oluşum formative = şekil veren former = önceki. approaching. etkili. (bir şey)’in habercisi olma forest land = orman arazisi foretell = tahmin etmek. shape form (isim) = çeşit. hamilik etmek found = kurmak. önceden söylemek. anticipate foreshadowing = bir roman ya da filmde. şiddetle. vehemently. 3) düzenlemek. önümüzde(ki). institute foundation = temel. osteoporoz vb. zıt anl. prepare fort = kale. dayanak. vigorous. luckily. nedene bağlı olarak kemik bütünlüğünün bozulması ya da kırılarak ayrılması). kuruluş. predict foreseeable = önceden görülebilir / sezilebilir. petrol vs. anticipate. çetin. prohibited.= feebly forcibly = zorla. zıt anl. istihkam fortean = olağandışı ve tuhaf olaylarla ilgili forth = ön forthcoming = yakında(ki). by force. hisar. şükürler olsun ki. make up. conventional. zıt anl. bit. istihkamı) sağlamlaştırmak / kuvvetlendirmek. parçalanmak fracture (isim) = kırık (bir travma. whole fracture (fiil) = kırılmak. establish. piece. fıskiye fraction = (küçük) parça. savunma duvarı. institution founder = kurucu fountain = çeşme. effective forcefully = zorla. difficult. tür.com . break through force down = ilacı yutarken zorlanmak force on / upon = zorla vermek / yüklemek.= unfortunate. 2) açık şekilde ortaya koymak. foretell. müjdeci foresee = önceden görmek / sezmek. zorlu. predict.= in the future formidable = dişli. öngörülebilir. mecbur etmek. zıt anl. previous. zıt anl. unlucky fortunately = iyi ki.= informal formalize = resmileştirmek format = format. usule uygun. old. ön plan foreign = dış. biçimlendirmek. eski. future. lucky. engelleri aşarak) kendine yol açmak. unforeseeable foreseen = önceden sezilmiş / görülmüş. against one’s will. zorla yaptırmak. banned. şiddetli. yabancı uyruklu foreign affairs = dışişleri foreigner = yabancı foremost = en önemli. zıt anl. uğruna. 2) şekil vermek. oblige force (isim) = kuvvet force a way through = (zorlayarak.68 . foresee forecourt = dış avlu forefront = en öndeki yer. stronghold fortunate = şanslı.

= fail to meet full acuity = tam görme / tam görüş keskinliği full power = tam güç fullerene = moleküler şekilleri içi boş bir küreyi andıran bir tür karbon formu full-term = (doğum için) normal süresinde meydana gelen (a healthy baby born at full-term = zamanında doğmuş sağlıklı bir bebek) fully functioning = tam işlev / fonksiyon gören fume = duman fumes = kötü kokan gazlar function = 1) fonksiyon. 2) fonksiyon (matematikte. düzenlemek. sık karşılaşılan / tekrarlanan. ücret dışı ödemeler frivolous = hafif. sınır. rahatlatmak. olmadan kendi kendine hatırlama) freeze = don(dur)mak.= tough. huzursuzluk.) fuel (isim) = yakıt. delicate. kırılgan. build. zıt anl. tasarlamak. frekans frequent = sık.69 fragile = nazik. hayal kırıklığı. 2) (cinsel anlamda) soğuk. common. fraternal ikizler. zıt anl. meet. occasionally front = cephe frontal = frontal (organın ön kısmı veya ön yüzü ile ilgili) frontier = hudut. arz ve talebine hükümet tarafından müdahale edilmeyen piyasa) free nerve ending = serbest sinir ucu free recall = (psikolojide) serbest hatırlama (herhangi bir müdahale / soru / hatırlatıcı unsur vs. küçük parça fragmentary = bölük pörçük.= seldom fresh = taze. havai. uçarı from all over the world = tüm dünyadan. resim. deception. hafif ve kırılgan frame (fiil) = şekil vermek.= rare frequently = sık sık. 2) çerceve frankly = aslında. çokça. often. zıt anl. işlev. arada sırada. solid fragment = kırılmış parça. aslına bakılırsa fraternal twins = çift yumurta ikizleri. bağlı olduğu ordunun başka bir birliği tarafından yanlışlıkla ateş açılması) frigid = 1) dondurucu soğuk. without charge free market = serbest piyasa (ürün fiyatının. kösteklenmiş.ÜDS Sözlüğü . disappointment fry = yağda kızartmak fuel (fiil) = körüklemek. hassas. alıcı ve satıcının karşılıklı olarak anlaşmasıyla belirlendiği. 3) (tavır olarak) soğuk fringe = dış kenar fringe benefits = sosyal haklar. annoying. subtle. hüsrana uğramış. energize. zıt anl. zıt anl. exasperating frustration = (bir amaca ulaşamama veya uygunsuz koşullar sebebiyle) cesaretin kırılması.= thaw freezing of assets = varlıkların dondurulması freight = yük French-built = Fransız yapımı frequency = sıklık. (This budget fuels inflation and cuts our living standards. compose frame (isim) = 1) (sinemada) kare. discouraged. accomplish. plan. dünyanın her tarafından from its April low = Nisan’daki en düşük seviyesinden from Plato onwards = Platon’dan bu yana from 2009 onward = 2009 yılı ve sonrası from the point of view = (belli bir) bakış açısından / açısına göre from time to time = zaman zaman. az yakıt tüketen fulcrum = dayanak noktası fulfil = yerine getirmek. discouragement. sadece bir kısmını içeren fragrant = güzel kokulu frail = zayıf ve güçsüz. dizygotic twins fraud = sahtekarlık. hile. thwarted. şiddetlendirmek. yapmak. bir askeri birliğin üzerine.= honesty free (fiil) = kurtarmak. boundary fruit fly = meyve sineği (genetik araştırmalarda sıklıkla denek olarak kullanılan bir sinek türü) frustrated = (başarısızlık veya olumsuz koşullar sebebiyle) engellenmiş. liberate free (sıfat) = bedava. stimulate. tender. firewood fuel the flames = ateşe körükle gitmek fuel-efficient = yakıt tasarruflu. zıt anl. fonksiyonel functional deficit = işlevsel yetersizlik www. sinirlendirici. iki değerler kümesi arasındaki ilişkiyi tanımlayan argüman veya eğri) functional = işlevsel. yeni. tahrik etmek. narin. = Bu bütçe enflasyonu körüklüyor ve yaşam standartlarımızı kısıyor. satisfy. aldatma.bademci. once in a while.= encouraged frustrating = (yoğun çabaların karşılıksız kaldığı durumlar için) asap bozucu.com . new freshness = tazelik freshwater = tatlı su friction = sürtünme friendly fire = dost ateşi (örn. zıt anl. now and then.

finansman funeral = cenaze töreni fungal = mantardan kaynaklanan fungicide = fungisid (mantar öldürücü kimyasal madde) fungus = (çoğul: fungi) mantar funny = tuhaf. kaynaşma futurism = gelecekçilik futuristic = gelecekçi. tutucu. = Sıkı çalışma başarının temelidir.bademci. supply. daha fazla. asıl. roket gibi araçların genellikle metal ve silindir formlu gövdesi fusion = füzyon. 2) döşemek furniture = mobilya furry = kürklü further (fiil) = daha ileriye / daha öteye taşımak. central. önemli. çağ ötesi ile ilgili www. daha öteye (ötede). (mevcut olana) ek / ilave. parasal destek vermek fundamental = esas. more. essential. provide. ayrıca. primarily. çalışma fund = sermaye sağlamak. gerici fundamentally = esas itibariyle. temelden. aslında. eritmek fuselage = uçak. bundan başka. f-MRI functioning = işleyiş. some more. basic. ayrıca. (Hard work is fundamental to success. central. other further test = daha fazla denemek.ÜDS Sözlüğü functional magnetic resonance imaging = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (beyin ve omurilikteki sinirsel aktiviteye bağlı kan akışını ölçerek görüntü almayı içeren bir nöro-görüntüleme yöntemi).70 . öfkeyle furnace = kalorifer kazanı furnish with = 1) sağlamak.com . üzerinde daha fazla deneme yapmak furthermore = dahası. essentially funding = finanse etme. additionally. garip furiously = hiddetle.= secondary. primary. temel. moreover fuse = (birbiriyle) kaynaş(tır)mak. birleşme. advance further (sıfat / zarf) = 1) daha da. 2) başka. üstelik.) fundamentalist = muhafazakar. zıt anl. kökünden.

İngiltere. pek çok kuşak generous = cömert. waste gargle = gargara yapmak garment = giysi. aralık. 2) anlamak. boşluk. 2) nesil generations of = nesillerce. 2) kapıcı gather = 1) topla(n)mak. Fransa. şen gecko lizard = keler (dünyanın her tarafında yaygın olarak bulunan. İtalya. tutunacak dal bulmak gain acceptance = kabul görmeye başlamak gain ground = yayılmak. Kanada ve Rusya oluşturur. galeri gamble = kumar oynamak game = av hayvanı game fishing = (yemek için ya da spor amacıyla) balık avlama game of checkers = dama oyunu gametophyte = gametofit (bitkilerde üreme hücresi veya bu hücreleri üreten yapı) gamma wave = gamma dalgası (algı ve bilinç ile ilişkili bir çeşit beyin dalgası) gang = çete gap = açık. render. gedik. measure. eli açık. mide özsuyu gatekeeper = 1) seçim yapan kişi / kurum. fark. yaratmak. come / bring together. Dünya ekonomisinin ve askeri gücünün yarıdan fazlasını kontrol eden bu 8 ülkenin yaptığı toplantılarda tüm dünyayı etkileyecek güvenlik ve ekonomi konuları görüşülür). ABD. ün kazanmak gain recognition = kabul görmek. abundantly. make progress. elde etmek gain a footing = ayak basacak yer bulmak. evaluate gay = neşeli. Group of Eight G8 summit = G8 zirvesi (G8 ülkelerinin hükümet başkanlarının bir araya geldiği yıllık toplantı) gain = kazanmak. elbise gaseous = gaz halinde gas-laden = gaz yüklü gasoline = benzin gasping = nefes nefese kalmak gastric juice = mide salgısı. rağbet kazanmak. için) üretim. taraftar toplamak gain popularity = popüler olmak. ilerlemek.G G GG G8 = G8 ülkeleri (Bu gruptaki 8 ülkeyi Almanya. pek çok türü olan. bountifully. jellylike gelatin-silver print = jelatin-gümüş baskı (siyahbeyaz fotoğraf baskısında kullanılan bir teknik) gender = cinsiyet. sex gene = gen gene chip = gen çipi gene sequence = gen sekansı / dizisi gene therapy = gen tedavisi (kalıtsal hastalıkların tedavisi amacı ile sağlıksız genlerin işlevlerinin değiştirilmesini veya organizmaya sağlıklı genlerin nakledilmesini öngören yöntem) general population = tüm toplum general practitioner = pratisyen hekim general time period = aynı anda / zamanda generalization = genelleme generalize = genelleme yapmak generate = üretmek.= tight-fisted generously = cömertçe. duvarlarda ve tavanda gezinebilmesi ile tanınan kertenkele) gecko-like = keler benzeri gelatinous = jöle kıvamında / görünümünde. produce generation = 1) (elektrik vs. anlam çıkarmak G gauge = ölçmek.bademci. ölçümlemek. Japonya. uçurum garbage = çöp. tanınmak gallery = balkon. raise. zıt anl. advance.com . zıt anl.= lose ground gain in = (bir şey)’de artış veya ilerleme göstermek gain in favour = rağbet görmek. inadequately gene-spliced = gen eklenmiş / bağlanmış genetic code = genetik şifre (hücre çekirdeklerindeki kromozomlarda yer alan ve bireyin kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan DNA dizilimleri) genetic component = genetik unsur genetic make-up = genetik yapı genetic manipulation of intelligence = zekaya genetik olarak müdahale etme genetic marker = genetik işaret (tanınabilen ve soyları belirlemek amacı ile farklı bireylerde izlenebilen DNA parçaları) genetic mutation = genetik değişim / mutasyon genetically = genetik olarak www. sonuç çıkarmak.= sparingly. yield. zıt anl.

survive get tight = (göğüs. çok büyük. zıt anl. sincere. atlatmak. 3) yola çık(ar)mak. tanışmak get used to = (bir şey)’e alışmak. kibar. (In the event of excessive bleeding. dahi genome = genom (bir organizmanın genetik şifresinin tamamı) gentle = 1) yumuşak nazik. go away. talented. sahibinin.= inept gigantic = devasa. dolaşmak. adapte olmak. zorluk vs.= miniature giant squid = dev mürekkep balığı gift = tanrı vergisi yetenek.= get out get in touch with = (birisi) ile temasa geçmek / iletişim kurmak. recover from. (If you are genuinely interested in one thing. uzlaşmak. move around get away = kaçmak.bademci. tür. elden çıkarmak.) get into = (yaramazlık.72 . huge. arabayı elden çıkarması gerekiyor. yerin ve kayaçların yapısını inceleyen bilim insanı) geopolitical importance = jeopolitik önem (bir bölgenin bulunduğu coğrafi pozisyon ile siyasi ve ekonomik etkiler yaratabilme kapasitesi) Georgia = Gürcistan geoscience = yerbilim (Dünya gezegeni ile ilgili tüm bilim dallarını kapsayan bir terim) germ = mikrop germicide = mikrop öldürücü germination = filizlenme. escape get away with = yanına kar kalmak get back into shape = eski formuna kavuşmak get cut in half = yarıya inmek. için) sıkışmak get to know = tanımak. çimlenme gerontologist = yaşlılık uzmanı gestate = gebeliği sürmek. real. inatçılık vs. sincerely. gigantic. samimi. dere. sıkıntı çektirmek give an account of = (bir şey)’in hesabını vermek / (bir şey)’i sunmak / açıklamak give birth to = doğum yapmak. get on well with. (birini) cezadan kurtarmak. ırmak gibi bir şeyin) karşısına geçmek. go across. familiarize oneself with giant = devasa. su.) etmek. hemen doktorunuzla temasa geçmelisiniz. zıt anl. (As he is in a financial difficulty. be in good terms with get around = hareket etmek. defetmek. cins geodetic survey = arazi ölçümü geologist = jeolog (yerşekillerini. 2) gerçek. communicate. sıkıntıya vs.) get smt checked out = bir şeyi muayene / kontrol ettirmek get stuck = sıkışıp / takılıp kalmak get through = 1) (telefon vs. yolculuğa başla(t)mak get on with = (işte. yarı yarıya azalmak get greater hold = daha çok yaygınlaşmak get in = (bir şey / bir yer)’in içine girmek. 2) hafif ateşte (kaynatmadan) gentle wave = nazik / hafif dalga / hareket genuine = 1) içten. zıt anl. = Para sıkıntısı çektiği için.) sokmak. kalp vs. zıt anl. huge. advance. kol veya baş hareketi. cross get along with = (birisi) ile (iyi) geçinmek. 2) paçayı kurtarmak. genetik değişime uğratılmış genetically-based = genetik temelli geneticist = genetikçi Geneva = Cenevre (İsviçre’de bir kent) genius = deha. başından savmak. adapt oneself to. gebelik süresi geçirmek gesture = el. takım.= fake genuinely = gerçekten. muazzam. savmak.= retreat. devam etmek. get pulled in get irritated = rahatsız olmak get off = 1) (bir taşıttan) inmek. jest get a better idea of = (bir şey) hakkında daha iyi bir fikre sahip olmak / daha çok bilgi edinmek get across = (yol. eliminate. o. enormous. üstesinden gelmek. reach.) atlatmak. it will always lead to something else.= tiny give a hard time = zorluklar yaşatmak. defeat.) ilerlemek.com . = Aşırı kanama olması halinde. overcome. başını (belaya. connect. zıt anl. you should get in touch with your doctor at once. surrender get rid of = kurtulmak. = Eğer bir şeye gerçekten ilgi duyuyorsan. sana mutlaka başka şeylerin kapılarını da açacaktır. ulaşmak. abolish. talent gifted = tanrı vergisi yeteneği olan. hakiki. 2) bitirmek. really. the owner needs to get rid of the car. çıkmak. carry on get out of control = kontrolden çıkmak get over = (hastalık. yakayı sıyırmak. be involved in get into the moats of the palace = korunan bir yere girmek get involved in = (olaya) karışmak. (bir şey) doğurmak give erroneous impression = yanlış izlenim vermek / bırakmak www. enter. için) bağlantı kurmak. zıt anl.ÜDS Sözlüğü genetically modified = genleriyle oynanmış. meslekte vs.) genus = (çoğul: genera) soy. contact. içtenlikle.

özellikle kanda. salmak. experience.ÜDS Sözlüğü .= seize. açılıp kapanması konuşmamızı sağlar) glow = (kor gibi) kızarmak. yürürlüğe girmek. stick to. (bir şey)’e yol açmak given = belli. hayvansal ve bitkisel dokularda. göz alıcı glance = göz atma glandular = salgı bezlerine ait glassy material = camsı / cama benzer malzeme (genellikle bir hammaddenin çok yüksek sıcaklıklara maruz bırakılması ile elde edilen. continue. lead to. submit to. yapmak. bring about. ileri gitmek go along with = 1) (bir şey / bir kişi) ile beraber gitmek. zıt anl. become exhausted give priority to = (bir şey)’e öncelik vermek give rise to = (bir şey)’e yol açmak / neden olmak. glazür (genellikle seramiğe uygulanan. take effect. zıt anl. vakar. durmak go on = sürmek. shine global = küresel. kasvetli. distribute. meydana getirmek. öne geçirmek give up = 1) (bir şey)’den vazgeçmek. dull. go bust go bust = iflas etmek. go unnoticed www.= annul.com . come into force.= conquer. repeal go off = 1) kaçmak. zıt anl. zıt anl. (bir şey)’i terketmek / bırakmak. bitmek. zıt anl. kısaca göz gezdirmek. succumb to.= eradicate. sayılmak. farkedilmemek. (bir şey)’i kabul etmek go astray = sapmak. yüksek sıcaklıklara maruz bırakılarak oluşturulan camsı / cama benzer kaplama malzemesi) glide = (havada) süzülmek glimpse (fiil) = bir an için görmek. parlamak glucose = glükoz (vücut sıvılarında. count as. zıt anl. produce. aramak. 2) peşinde olmak. 2) çok yorulmak. buzullara ait glacial ice = buzulları teşkil eden buz glaciation = buzullaşma glacier = buzul glacierized = buzullaşmış glamorous = cazip. sparkle. go bankrupt go for = 1) (bir şey) yerine geçmek. run away. seek. send out. look for go into effect = geçerli olmak. pürüzsüz yüzeyli. 2) teslim olmak.= uplifting glorious = ihtişamlı. approach go abroad = yurtdışına gitmek go ahead = devam etmek. anlık / kısa bakış glimpse (isim) = anlık / kısa bakış glitter = parıldamak. yoldan çıkmak go bankrupt = iflas etmek. 2) (bir aygıt için) bozulmak. let go of. belirli. şan ve şeref glossy = parlak glottis = glottis (nefes borusundaki ses telleri arasında bulunan kısım / boşluk. dekorasyon ve sızdırmazlık sağlama amacı taşıyan. emit give out = 1) dağıtmak. destroy give smt a try = bir şeyi denemek give the lead = üstünlük kazandırmak.= avoid go unappreciated = takdir edilmemek go undetected = gözden kaçmak. zıt anl.= go on give way to = (bir şey)’in önünü / yolunu açmak. teslim olmak. taking smt into consideration given time = zamana bırakıldığında …. zaman verildiğinde … glacial = buz çağına ait. sağlam malzeme türü) glaucoma = glokom (göz içi basıncının artışı ile belirgin. üzüm ve diğer meyvelerde bulunan şeker cinsi) glue together = (bir şeyin parçalarını birbirine) yapıştırarak (bütünü) oluşturmak / bir araya getirmek glycemic effect = glisemik etki (kandaki glükozun meydana getirdiği etki) go about = ele almak. quit. iç karartıcı. greve gitmek go so far as = (bir şey yapacak) kadar ileri gitmek go through = (bir dönemden) geçmek. dünya çapında(ki) global warming = küresel ısınma (dünyadaki ortalama sıcaklık değerlerindeki genel artış eğilimi) globalisation = küreselleşme globally = küresel olarak globe = yerküre glomerulonephritis = glomerülonefrit (bir tür böbrek hastalığı) gloomy = umutsuz.73 give in to = (birisi)’ne yenilmek. belirlenmiş. devam etmek. yaşamak. resist give off = dışarı vermek. set given (that) = (bir şey)’i gerçek / gerçekleşmiş / olmuş kabul edersek. depressing. 2) (bir şey)’e razı olmak. körlüğe uzanan göz hastalığı) glaze = sır. surrender to. zıt anl. undertake. pes etmek.= end. ışıldamak. gösterişli glory = ihtişam.bademci. (ongoing = devam eden) go on strike = grev yapmak.

mark gradient = 1) eğim. please. muhteşem. sınav vs. beautifully govern = 1) yönetmek. okul vs. administer. kuyruklu piyano (telleri. beautiful. bağış. zıt anl. eviscerate. tribün gibi işlev görmesi sebebiyle ABD’deki Ölüm Vadisi içindeki yüksek bir kayalığa verilmiş olan ad grant (fiil) = vermek. suddenly graduate from = (kurs.= miss grass-fed = otla beslenmiş gratify = hoşnut etmek.bademci. açgözlülük green = çevreci (yeşil) greenhouse = sera greenhouse gas = sera gazı (yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarını soğurarak atmosferin normalin üzerinde ısınmasına sebep olan gazlar) Greenland = Grönland (Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde. kavramak. sudden gradually = aşamalar halinde. satisfactory grave (isim) = mezar. enormously. ulu. zıt anl. go undetected. arkaya doğru uzayan bir bölüme yatay olarak yerleştirilmiş olan piyano) Grandstand = 1) (örn. için) not. hedef. . influence. (Laws which govern the production and sale of drugs in the USA are very strict. şikayete yol açan şey. serious gravel = çakıl graveyard = mezarlık. guide. impressive grand drama = dünya sahnesi grand jury = yüce divan grand piano = grand piyano.= abrupt. Kuzey Kutbu’na yakın bir yerde yer alan ve siyasi olarak Danimarka’ya ait bulunan büyük bir ada) Grenada = Batı Hint Adaları’nın güneydoğu kesiminde yer alan bir ada grenade = el bombası grid = şebeke grievance = yakınma. target. vahim. benevolence. cemetery gravitational pull = yerçekimi / kütleçekim kuvveti gravity = kütleçekim kuvveti. tahsisat. ağır ağır. zıt anl. görkemli. bahşetmek. bit by bit. fon granule = tanecik. idare government = hükümet.= slightly greed = hırs.) governance = yönetim. tatmin etmek. puan. yönlendirmek. gladden.)’den mezun olmak Graeco-Roman = Greko-Romen (Eski Yunan ve sonrasında gelen Roma kültürlerinin etkisine girmiş. yerçekimi great = büyük. ile) karnını deşmek / fena halde yaralamak. 2) bölgede yapılan motor sporları yarışlarında. comprehend. granül grape = üzüm grapefruit = greyfurt graph paper = milimetrik kağıt (üzerinde milimetrik kareler basılı bulunan çizim kağıdı) grapple with = (bir kişi / bir şey) ile boğuşmak grasp = anlamak.ÜDS Sözlüğü go unnoticed = fark edilmemek. step-bystep. bu kültürler ile ilgili) grain = tahıl.com . yavaş yavaş. run through gorge = dar ve dik yamaçlı vadi.74 . tomb grave (sıfat) = ciddi. understand. fil dişi vb. yavaş yavaş. zıt anl. concede grant (isim) = ödenek. zıt anl. zıt anl. satisfy. devlet grade = (ders. objective goddess = tanrıça gone are the days = . burs. 2) (bir şey)’in kurallarını belirlemek. . 2) belli bir miktar fiziksel maddenin ya da herhangi bir boyutun ölçümündeki değişim oranı / değişim hızı gradual = aşamalar halinde. meyil. malevolence gore = (boynuz. give. slow.= dissatisfy gratifying = memnun / tatmin edici. tahıl tanesi grain of truth = gerçek kırıntısı.= ill-will. şikayet. award. progressively. complaint www. majestic.= get noticed go untreated = tedavi görmemek / edilmemek go up against = karşı(sına) çıkmak goal = amaç. küçük (bir) gerçeklik payı grain-fed = tahılla beslenmiş Granada = Gırnata (İspanya’nın Endülüs eyaletinde bir kent) grand = büyük. zıt anl. ulu. azar azar. immensely.= abruptly. aim. tane. muazzam. etkisi altında tutmak. farkına varılmamak. big Great Barrier Reef = Büyük Bariyer Resifi (Avustralya’nın kuzeydoğu açıklarındaki dünyanın en büyük mercan kayalığı) great white = büyük beyaz köpekbalığı greatly = büyük oranda. bir yarış pistindeki) en yüksek ve görüş açısı en iyi olan tribün. splendid gorgeously = harika bir şekilde. = ABD’de ilaç üretimi ve satışını yönlendiren yasalar çok katıdır. boğaz gorgeous = harika. o günler geride kaldı good = ticari mal / eşya / ürün goodness = Aman Tanrım! goods = ticari mallar goodwill = iyi niyet. step-by-step.

grasp. basis. zemin.= know for sure guidance = rehberlik. rise grow in public stature = toplum gözünde yükselmek grow older = yaşlanmak grow out of = (sorunları) zamanla geride bırakmak grow up = 1) meydana gelmek. silah yarası gut = bağırsak. road map guilt = suçluluk. boom guarantee = garanti etmek guarantor = kefil. 2) gerekçe. büyük. idare gritty = çakılımsı. fena halde. çekmek grind (isim) = öğütme (biçimi) grip (fiil) = tut(un)mak. yol gösterme. grit kumtaşı. sanmak. 2) büyümek.com . aşırı bir biçimde. artış. hold. broad. intestine gymnast = jimnastikçi gypsum = alçı www. örneğin bir yıl içinde. generally ground = 1) yer. yönlendirmek guide the way the audience feels = izleyicilerin duygularını yönlendirmek guide through = (tehlikeli bir bölgenin içinden geçirmek için) kılavuzluk etmek. supervision guide towards = (bir şey)’e doğru kılavuzluk etmek.75 grind (fiil) = öğütmek. büyük ölçüde. silah sesi. rationale grove = meyve ağacı bahçesi. zıt anl. zıt anl. total gross anatomy = makroskopik anatomi (mikroskopa gerek olmaksızın. üretilen tüm ürünlerin ve hizmetlerin toplam piyasa değeri) grossly = 1) fazlaca.= innocence Gulf Stream Current = Golfstrim Akıntısı (Meksika Körfezi’nden Batı ve Kuzey Avrupa’ya akan ve o bölgelerde iklimi ılımanlaştıran bir deniz akıntısı) gunnery = topçuluk gun-shot = (tabanca. tüfek vs. organizmanın gözle görülen organ ve oluşumlarının incelenmesi) gross domestic product = gayri safi yurtiçi / milli hasıla (ülkede. temeli olma ground-nesting = yuvasını yerde yapan groundnut = yer fıstığı. koru. himaye guerrilla = gerilla (genellikle devlet güçlerine karşı çete savaşı yürüten kimse) guess = tahmin etmek.= release grip (isim) = kontrol. vuku bulmak. develop. toprak.bademci. çakıl groin = kasık groove = oluk gross = 1) geniş çaplı. peanut ground-penetrating = zeminin altına inebilen grounds = gerekçe. 2) brüt. yol göstermek guidelines = (yol gösterici) ilkeler. zıt anl. reason ground control = yer kontrol (hava alanlarında bulunan. 2) genellikle. mature growth = büyüme. uçakların iniş kalkışları ile rotalarını düzenleyen ve koordine eden birim) ground rules = bir oyun. garantör guard (against) = (bir şeye karşı) korumak / önlem almak.ÜDS Sözlüğü . dayanak. spor ya da yarışmayı yöneten temel kurallar ground water = taban / yeraltı suyu grounding = dayanma. yol göstermek. ana hatlar. overly. kurallar. dayanak. orchard grow active = hareketlenmek. faaliyete geçmek grow higher = yükselmek. protect (against / from) guardianship = vasilik. için) atış. yakalamak.

yapımı tamamlanmamış hallucination = sanrı. zıt anl. muamele. tutucu kimse hardly = 1) nadiren. bölüştürmek. barely. welcome hail from = (bir şehir.H H HH habit = alışkanlık habitat = doğal ortam.com . zıt anl. acclaim. deal with. laborious hard fact = inkar edilemeyecek gerçek hard times = zor günler / zamanlar harden = sertleşmek. tackle handlebar = gidon. güç bela. obstruct. impede. trouble. scarcely. bir ülke)’den geliyor olmak. unfeelingness. hasar. host.= neglect handset = 1) elde taşınan ve kullanılan cihaz (örn. uzatmak. kanama. (ceza) vermek. damaging. treatment. elverişsiz durum handle = 1) işlemek. hinder. give out. tutma çubuğu handling = (bir sorunu vs. sıkıntı. (bir yer)’i temsil etmek hair dye = saç boyası hair-thin electrode = saç teli inceliğinde elektrot half-built = inşa halinde. contain hard = zorlu. hemen hemen hiç.) ele alma şekli. ele almak. 2) zar zor. Hb haemoglobin value = hemoglobin değeri haemorrhage = hemoraj. house. (adalet) dağıtmak. 2) daha büyük ve karmaşık bir cihazın elde taşınan ve kullanılan ünitesi hang around with = 1) (bir kişi / bir şey) ile başıboş beklemek / dolanmak. doğal yaşama ortamı habit-forming = alışkanlık geliştiren habitual pattern = davranış biçimi / düzeni / modeli haematocrit = hematokrit (kandaki eritrositlerin yüzde olarak hacmi) haemochromatosis = hemokromatoz (dokuların anormal renk dağılımı hastalığı. 2) başa çıkmak. asarak idam etme hangover = kalıntı. zıt anl. idare etmek. ikiye bölmek ham = abartarak rol yapan yeteneksiz oyuncu Hamilton Depression Rating Scale = Hamilton Depresyon Ölçeği (hekimlerin. üstesinden gelmek. barındırmak. stiffness hardship = güçlük. sıkı. 2) sertlik. (beğeni ile) karşılamak. acımasızlık. kullanmak. damage harmful = zararlı.= harmless harmless = zararsız. VHF hail = selamlamak. facilitate hand = (elle) vermek. prevent. tough. telsiz). zıt anl. employ. seslenmek. prosperity hardware = donanım. bestow hand gesture = el hareketi hand out = (elden bir şey) dağıtmak. kullanmak. utilize www. head trip. manage. care. darlık. zıt anl. katılaşmak hardened = sertleşmiş hardened steel = sert (dövme) çelik harder wearing = daha zor eskiyen hardliner = uzlaşmaz. halüsinasyon. cep telefonu. güçleştirmek. burden. çok az. give. ilgilenmek. manipulate. deliver H handful = bir avuç handicap = engel. distribute. zahmetli. doğuştan gelen bu hastalıkta deri tunç rengine döner) haemodialysis = hemodiyaliz (böbrekler görev yapamadığı zaman hasta kanından. stop. hemodiyaliz aygıtı kullanılarak. insensitivity. hastalardaki depresyonun şiddetini ölçmek için kullanabilecekleri 21 soruluk bir test) hamper = engellemek. zıt anl. illusion halt = dur(dur)mak. madeni aksam hard-working = çalışkan harm = zarar. (aşırı kan kaybı) haemorrhagic fever = kanama ve ateşle birlikte seyreden viral enfeksiyonun yol açtığı bir hastalık.= help.= ease.= start halve = yarıya indirmek.= harmful harness = (doğal bir gücü dizginleyerek) yararlanmak. arta kalan şey happen to know = (şans eseri / tesadüfen) bilmek harbour = beslemek. güçlükle hardness = 1) (duygusal anlamda) soğukluk. harshness.bademci. 2) (bir kişi) ile vakit geçirmek / gezmek hanging = asma. başta üre olmak üzere yıkım ürünlerinin temizlenmesi) haemoglobin = hemoglobin (kana kırmızı rengini veren ve akciğer ve vücut dokuları arasında oksijen taşıyan protein).

ÜDS Sözlüğü . security.= delay. risk.77 harsh = sert. hafif sis. yolculuğa hazırlanmak. healthy scepticism = haklı / yerinde bir kuşku) hearing = 1) işitme (gücü). hasat yapmak. 2) doruk. komuta merkezi.= mild harsh social stigma = sosyal olarak değinilmesi zor. pay attention. risk. hızlandırmak. get crops harvest (isim) = hasat. = Aşırıya kaçılırsa.com .bademci. secure haze = pus. önemsemek. 2) celse hearing loss = işitme kaybı heart disease = kalp rahatsızlığı heart rate = nabız / kalp atım hızı. sorun yaşamak have yet to be = henüz … -medi. ısı tutucu gaz (ısı kaybını azaltıcı etkisi yüksek gaz). alerjik rinit hazard = tehlike. zıt anl. zıt anl. şansı olmak have a tough time = zorluklar / sorunlar yaşamak have an effect on = (bir şey) üzerinde etkisi olmak / etki yaratmak have little in common with = (birisi / bir şey) ile çok az ortak yönleri olmak have little or no control on / over = (bir şey) üzerinde çok az kontrol sahibi olmak veya hiç kontrol sahibi olmamak have more than one’s share = (bir şey)’den nasibini fazlasıyla almak have nothing to do with = hiç ilgisi / bağlantısı olmamak.= safety. attend. (healthy relations between the two countries = iki ülke arasında sağlıklı ilişkiler. zıt anl. tallness. utanç verici konu harvest (fiil) = ürün almak. yönünü (o yer)’e doğru çevirmek headlight beam = far ışığı headquarters = merkez büro. zıt anl. cure heal wounds = yaraları iyileştirmek / sağaltmak healer = sağaltıcı. mist head for / to / towards = (bir yer)’e doğru gitmek. zıt anl. alkol almak sağlık açısından ciddi tehlikeler yaratır. daha … -meyi bekliyor have yet to be explained = henüz açıklanmamış olmak. dangerous. (Drinking alcohol is a real health hazard if carried to excess. heretic heat-shield tiles = ısı kalkanı panelleri (uzay mekiklerini. rough. sağaltmak. acımasız. slow down hatch = güverteye açılan kapak hatchway = ambar ağzı have a chance = fırsat yakalamak. crop hasten = acele et(tir)mek. yükseklik. katı. bitter. have connection with have trouble with = (bir şey) ile başı dertte olmak.) hazardous = tehlikeli. sema heavily = büyük ölçüde. have no connection with have on hand = elde bulundurmak have smt in common with = (birisi / bir şey) ile ortak yönleri olmak / noktaları bulunmak have to do with = (bir şey) ile ilgisi / bağlantısı olmak. daha tanımlanmayı bekliyor olmak hay fever = saman nezlesi. care. danger. peak www. beyaz veya pembe çiçekli bir tür sarmaşık) hedgehog = kirpi heed = dinlemek. atom ağırlığı yüksek. pulse. karargah.= disregard heel prick = iğneyle topuktan kan alma height = 1) boy. dikkate almak.= safe. atmosfere girişte oluşan çok yüksek sıcaklıktan koruyan kaplamayı oluşturan seramik paneller) heat-trapping gas = sera gazı. iyileştirici health care = sağlık bakımı health implication = (bir şeyin) sağlık üzerindeki etkisi health visitor = (hastaya bakmak ya da önerilerde bulunmak için) eve gelen sağlık görevlisi healthcare schemes = sağlık planları / programları healthcare system = sağlık sistemi health-conscious = sağlık hakkında bilinçli health-seeking = (bir) hastalığa çare arama healthy = sağlıklı / yerinde / haklı. zehirli ve çevreye zararlı element) Hebridean Islands = Hebrid Adaları (İskoçya’nın batı kıyısı açıklarında bulunan bir adalar grubu) hedge = çalı veya ağaç dikilerek oluşturulmuş çit hedge bindweed = çit sarmaşığı (başka bitkilerin etrafına sarılarak yaşayan. hurry. greenhouse gas heavens = (çoğul kullanılır) gökyüzü. accelerate. heartbeat heartburn = mide ekşimesi / yanması heat resistant = ısıya dayanıklı heated = hararetli heatedly = hararetli bir şekilde (tartışmak) heathen = kafir. daha açıklanmayı bekliyor olmak have yet to be identified = henüz tanımlanmamış olmak. ciddi şekilde heavy element = ağır element (genellikle metalik özellik gösteren. seat heal = iyileş(tir)mek.

conceal (oneself) hierarchy = hiyerarşi hieroglyph = hiyeroglif (karakter olarak basit resimlerin ve sembollerin kullanıldığı yazı) hieroglyphic = hiyeroglif yazısına benzer high family demand = ailevi sorumlulukların getirdiği maddi ve manevi yük high fast = yüksek ve çabuk ödenmesi gereken ücret high seas = enginler. kalıt hero = kahraman heroic = kahramanca hesitate = çekinmek. congenital. 334-30 yılları arasındaki) Hellenistik Dönem’e ait helmet = miğfer. harmful hemisphere = 1) yarımküre. inheritance heretical = bir dinin veya topluluğun inançlarına ters düşen heritage = miras. dolayısıyla. binyıl ortalarında Orta Anadolu ve çevresine hakim olmuş bir krallık) www. 2. beneficial. soyaçekim. thus. (Landslides and bad weather are continuing to hinder the arrival of relief supplies to the area. out of sight hide away = sakla(n)mak. make prominent. su aygırı Hippocrates = Hipokrat (M. art(tır)mak. açık deniz high time = artık zamanı (gelmişti / geldi de geçiyor bile). bulantı ve halsizlikle belirgin hepatit) hepatitis B virus = hepatit B virüsü hepatitis protein = hepatit karşıtı antikor herb = ot. havadan hafif olması sebebiyle zeplin gibi hava taşıtlarında kullanılır) Hellenistic = (yaklaşık M.= acquired. genetic. ima etmek.bademci. damage. duraksamak hesitation = çekinme. izlenim bırakmak. obstruct. 2) (beyin için) lob.) hint (isim) = 1) belirti. Ö. therefore hepatitis B = hepatit B (ateş. çok katlı high-risk = yüksek riski olan high-standing = (bir şeyin) üzerinde duran high-stress = çok stresli highway = otoyol high-yielding = yüksek verimli hijack = (uçak.) highest levels ever recorded = şimdiye kadar kaydedilen en yüksek seviyeler high-fibre = (besinler için) lif oranı yüksek highlander = dağlı highlight = öne çıkarmak. vurmak. duraksama. vastly. farklılık (başka bir tür ile karşılaştırılabilir olmama hali).78 . sarılık.ÜDS Sözlüğü heighten = yüksel(t)mek. point to. şifalı bitki herbicide = herbisit (istenmeyen bitkileri yok eden ilaç) herd = sürü hereditary = kalıtsal. büyük oranda. zıt anl.= homogeneity hexagon = altıgen hibernation = kış uykusu hiccup = hıçkırmak hidden = saklı. inherited. dikkat çekecek hale getirmek.= lessen. zıt anl. irsi. greatly highly so = daha da fazla high-profile = göze çarpan. lobe hemlock = baldıran. 460-377 yılları arasında yaşamış olan Egeli hekim) hippopotamus = hipopotam.com . iştahsızlık. ürtiker.= useless. su aygırı hit = acı / zarar vermek. ağıotu (Eski Yunan’da Sokrates’in ölümüne neden olan son derece zehirli bir ot) hence = böylece. genetics. play up highly = çok. sign. emare. suggest hippo = (hippopotamus kelimesinin kısaltılmış hali). strike hit hard = ciddi acı / zarar vermek Hittite = Hitit (M. dikkat çeken high-ranking professional body = üst düzey meslek kuruluşu high-resolution neutron sensor = yüksek çözünürlüklü nötron sensörü high-rise = yüksek. useful. kask helpful = yararlı. tereddüt heterogeneity = heterojenite. intensify. kokusuz bir gaz. gizli. impede. = Çoktan çalışmaya başlamalıydın. learned hereditary tendency = kalıtsal eğilim heredity = kalıtım. decrease helium = helyum (element simgesi He olan. Ö. faydalı. çoğal(t)mak. clue hint at (fiil) = akla getirmek. = Toprak kaymaları ve olumsuz hava koşulları yardımın bölgeye ulaşmasını engellemeye devam ediyor. zıt anl. gemi) kaçırmak hiker = uzun yürüyüş yapan kimse hilltop = tepe üstü / doruğu hindbrain = beynin arka bölümleri hinder = engellemek. lower. raise / rise. zıt anl. increase. 2) ipucu. Ö. renksiz. (It is high time you started studying.

ÜDS Sözlüğü . bırakmamak hold the promise = sözünde durmak. . zıt anl. geniş çapta. kucaklamak. eve ait household tasks = ev işleri housing = barınma. .bademci. habitation Housing Bill = imar ve iskan yasa tasarısı housing estate = konut alanı. berbat horrific = korkunç. antagonism hot spot = tehlikeli bölge hot topic = hararetle tartışılan konu hot whirlpool = sıcak jakuzi hotly = yoğun ve çok ihtilaflı / hararetli bir şekilde. . scare. agree with holiday = tatil Holocene Epoch = Holosen Dönemi (yaklaşık 11. enmity. vaadini yerine getirmek. . trap hold clues to = (bir şey)’in ipuçlarını içermek hold in check = kontrol altına almak / altında tutmak. mümkün olmamak. enormous. düşman. maintain. 2) ev sahibi hostile = düşmanca. zıt anl.500 yıl öncesinden günümüze kadar olan buzul çağı sonrası dönem) home nursing visit = hastalara. gibi aletler de bağlanabiliyor. = Komite meseleyi hararetle tartıştı. husumet. 2) inşallah. heatedly.)’ye katılmak. enemy. delay. (The little boy looked at the woman hopefully as she handed out the sweets. . gigantic. 4) öyle kabul etmek. Kişinin tüm hevesine rağmen. = Küçük çocuk. yukarı çekmek hold smo to account = birisinden hesap sormak hold = 1) (toplantı vs. sokakta yaşayan homo sapiens = (biyolojide) modern insan homonym = eşsesli homosexual = eşcinsel hookworm = çengelli solucan. frightful. hastane veya doktorlarla temas kurup sağlık hizmeti alma sistemi) home to = (bir şey)’in ev sahibi / anavatanı homebound = eve bağlı (hastalık vs. regard hold accountable = sorumlu / mesul tutmak hold an office = bir makamda / görevde bulunmak hold back = tutmak. bakım ve tedavileri yönünden yardımcı olma amacıyla yapılan ev ziyareti home rule = özerklik home telecare = evde tele-bakım (eve kurulan görüntülü ve sesli bir haberleşme cihazıyla. saldırgan. 2) (elinde) tutmak. keep under control hold in place = yerli yerinde tutmak hold no possibility = hiçbir olanağı olmamak.= inhospitality hospitalization = hastaneye yat(ır)ma hospitalize = hastaneye yatırmak / kaldırmak host (fiil) = ev sahipliği yapmak host (isim) = 1) (mikrop vs. hug = sarılmak.) hotly disputed = üzerinde çok tartışılan hotspot = tehlike altında olan bölge / nokta house = barındırmak household = evsel. devasa. dehşet. immense. . keep the promise hold the view that = … görüşünde olmak hold up = geciktirmek. tüyler ürpertici horrify = korkutmak. iskan edilecek alan / bina. 3) (bir) görüş / inanç sahibi olmak. muazzam. horrible horror = büyük korku. aşiret. şekerleri dağıtmakta olan kadına umutla baktı. hopeless case = umutsuz vaka horde = kavim. zıt anl. bahçecilik hose = hortum hospitality = konukseverlik. . alıkoymak. obstruct hold with = (bir görüş vs. (The committee hotly discussed the matter. sahip olmak. ümit edilir ki . tıkamak. terrify horrifying = korkunç. sarmak. greatly.79 hoist = kaldırmak. residential estate How do they help? = Ne faydaları var?. ummak hopefully = 1) umutla.= tiny huge amounts (of) = büyük miktarlarda hugely = büyük oranda. aggressive.= slightly www. Ne yarar sağlıyorlar? However eager one may have been = Kişi ne kadar hevesli olursa olsun. dehşete düşürücü.). kancalı kurt hop = sıçramak hope = umut etmek. embrace huge = çok büyük. adversary.) taşıyıcı. zıt anl.) düzenlemek.com . ki buna tansiyon ölçer.= friendly hostility = düşmanlık. terror horseshoe bat = nal burunlu yarasa horticulture = çiçekçilik. karşı olan. nedeniyle evden çıkamayan) homeless = evsiz. engellemek. kalabalık hormone = hormon hormone balance = hormon dengesi hormone level = hormon seviyesi horrible = korkunç. termometre vs. antagonistic. dehşete düşürmek. ihtimal dışı olmak hold on = dayanmak.

= serious humour = mizah. (with humour = işi şakaya vurarak) Humphry Davy = 1778-1829 yılları arasında yaşamış olan İngiliz kimyacı ve mucit humus = humus.) humble = mütevazı.= dehumanize humanoid = insansı (robot. vızıldamak. harm. oda sıcaklığında gaz halinde bulunan bir bileşik) hydrological = su bilimi ile ilgili hydroponic farming = topraksız tarımcılık (sadece su içinde bitki yetiştirme) hydroxyl radical = bir oksijen ve bir hidrojen atomundan oluşan kimyasal grup hygiene = hijyen hymn = ilahi hyperactivity = hiperaktivite (aşırı hareket ve faaliyet gösterme hali) hypercholesterolemia = hiperkolesterolemi (kanda kolesterol düzeyinin yüksek olması) hyperinflation = hiperenflasyon (kontrolsüz. put forward. modest humid = rutubetli. çok şiddetli enflasyon) hypersensitive = aşırı duygulu / duyarlı hypertension = hipertansiyon (yüksek tansiyon) hypnosis = hipnoz (yapay uyku) hypnotise = hipnotize etmek hypnotised = hipnotize edilmiş hypnotizable = hipnotize edilebilir hypochondriasis = hastalık hastası olma durumu hypothalamus = hipotalamus (beyinde otonom sinir sistemini yöneten bölge) hypothermia = vücut ısısında düşme. hipotez üretmek. zıt anl. zarar vermek. zıt anl. varsaymak. funny. posit www. komik.bademci.80 .com . alçakgönüllü. vücutta düşük ısı hypothesis = (çoğul: hypotheses) hipotez. psikoloji gibi) konusu insan olan bilimler humanize = insancıllaştırmak. öne sürmek. şakacı. vızıldamaya benzer ses çıkarmak human embryonic stem cell = insan embriyonu kök hücresi Human Genome Project = İnsan Genom Projesi (insanın genetik kodlarının tamamını çözmeyi amaçlayan proje) human mission = (özellikle uzayda) insanların görev aldığı çalışma / seyahat humanely = insancıl bir şekilde humanities = hümaniter bilimler.ÜDS Sözlüğü hull = gemi veya uçak gövdesi hum = (şarkı) mırıldanmak. hortum hurt = incitmek. (felsefe. nemli humorous = mizah yollu. yaratık vs. varsayım (belirli olayları açıklamak için yapılan önerme) hypothesize = farz etmek. besince zengin toprak hunger = açlık hurricane = kasırga. damage hybridisation = melezleştirme hydrocarbon = hidrokarbon (yalnızca hidrojen ve karbondan oluşan organik bileşik) hydrochloric acid = hidroklorik asit (hidrojen klorür gazının suda çözülmesi ile elde edilen güçlü bir asit) hydrogen bonding = hidrojen bağı oluşması hydrogen chloride = hidrojen klorür (kimyasal formülü HCl olan.

enlighten illuminating = aydınlatıcı illumination = aydınlatma illusion = hayal.= balance www. bad. görmezden gelme ignore = göz ardı etmek. 2) eğitmek. teşhis etmek. envisage. . adverse.). . . herhalde… I’m afraid = korkarım ki… (maalesef anlamında) i. aydınlatmak. zıt anl. brighten. alike. kanuna aykırı. e. uğursuz. fantasy illustration = resim. ikonlaşmış ICU = Yoğun Bakım Ünitesi. fictitious. 2) aldırmazlık. göz önüne getirilebilen imaginary = imgesel. buzla kaplanmış olması nedeniyle iş göremez olmak icing = buzlanma iconic = sembolleşmiş. teşhis. . buzla kaplanmak. religious and national identity of Tibetans = Tibetlilerin kendilerine has kültürel. determine. 2) evlilik dışı. . legitimate illegitimate = 1) yasadışı. zıt anl. tanrıça. picture image capture = fotoğraf çekimi imaginable = hayal edilebilen. yaradılış idol = ilah. 3) tip belirlemek / tanımlamak identity = kimlik.) ignition = 1) ateşleme. aldırmamak. monozygotic twins identification = 1) tanı. zıt anl. tutuşma. zıt anl. overlook. beneficial ill effect = kötü etki illegal = yasa dışı. fotoğraf. . hayali.= well-paid ill-treat = kötü davranmak. unlike identical twins = tek yumurta ikizleri. özdeş. zıt anl. kontak ignorance = 1) bilgisizlik. .com . . tasvir. dini ve ulusal kimliği) idiosyncrasy = yapısal özellik. Intensive Care Unit icy-cold = buz gibi soğuk identical = aynı. kuruntu. I should think = tahmin ederim ki. are hard to find. . düşük maaşlı.bademci.= legal. hüviyet.bulmak çok zordur. I suppose = sanırım…. id est). abuse. illegal.= good. . same. = İyi insanları -o da eğer kaldıysa. görmezden gelmek. = yani. mizaç. educate. şekil image = resim. . disregard. that is ice cap = dağların zirvelerinde veya gezegenlerin kutuplarında bulunan kubbemsi şekilli buzul ice sheet = buz tabakası ice shelf = kıyı buzulu (karadaki bir buzulun deniz üzerindeki uzantısı) ice up = buzlanmak. (Lat.I I II I gather = Anladığım kadarıyla… I should imagine = (genellikle yarı alaylı) tahmin ederim ki. tapılası şey if any = eğer varsa / olursa if anything = 1) eğer herhangi bir etki yarattıysa (o da şudur.= different. başka şekilde ifade etmek gerekirse.= hospitality illuminate = 1) aydınlatmak. (Good people. creative imagine = hayal etmek. light. ters. . 2) kimliğini teşhis etmek. notice ill = kötü. guess imaging = görüntüleme imbalance = dengesizlik. . 2) eğer bir fark varsa if left untreated = tedavi edilmezse I if there are any = eğer varsa (bir şeyin varlığına inanılmadığı ya da buna ait bir kanıt bulunmadığı durumlarda kullanılır). zıt anl. yanılsama. adulterine Illinois = ABD’de bir eyalet ill-paid = az ücretli. real imaginative = yaratıcı. prohibited. hasta. tıpkı. mutlaka şöyledir. if there are any. belge identification bracelet = üzerinde kimlik bilgilerinin yazılı olduğu bir tür bileklik identify = 1) tanı(m)lamak. 2) ateşleme düzeni.= care for. zıt anl. bir kişi ya da yeri diğerlerinden ayıran özellikler (the distinct cultural. zıt anl. mutlaka şöyledir. diagnose. 2) kimlik / hüviyet / nüfus cüzdanı vb. illicit. boş vermek.= actual. gayri meşru. ışıklandırmak. . injure ill-treatment = kötü muamele.

kısmen. ilk akla gelen. improvement impassable = geçilmez impeach = suçlamak. hemen o anda. zıt anl. defective. carry out. kusurlu. dikme. kusur. (While my brain and brawn remain unimpaired. zıt anl. tesir. itham etmek. insert. imply implicated = (bir şey)’in altında aranan. defectively imperial = imparatorluğa ait.= mortal immune destructive effect = bağışıklığı yıkıcı / yıpratıcı / bozucu etki immune system = bağışıklık sistemi immune-compromised = bağışıklık sistemi zayıf düşmüş olan immune-triggering = bağışıklık sistemini harekete geçiren / tetikleyen immunisation = bağışıklama. embed.= perfect. fault. 2) darbe. zıt anl. perform implementation = uygulama. urgent. devlet memurunu mahkemeye sevk etmek imperative = zorunlu. pek çok. gelişmemiş. zıt anl. zıt anl. edepsiz. = Akıl ve beden sağlığım elverdiği sürece. enormous. çarpma. bağışıklık kazandırma (genellikle aşılama yoluyla vücudu bir hastalığa karşı bağışık hale getirme) immunize = bağışıklık kazandırmak.= mobile immoral = ahlaka aykırı. zıt anl. aşılama) implement = uygulamak. young. teknik ve ekonomik destek sağlamak gibi görevleri bulunan uluslararası bir organizasyon). partially. I will continue to lead this party. harm. ripe immeasurable = ölçülemez. döviz kurları. emperyal. connotation. extremely. zayıflatmak. little immensely = gayet.= mature. büyük oranda. son derece.= emigration imminently = tehdit ederek immobile = sabit. zıt anl.= measurable immediacy = arada bir vasıta ya da aracı olmaması hali. ima.com . kusurlu bir şekilde. simulate imitation = taklit. current immediate aftermath = (bir savaşın.= explicit statement www.= repair. doğrudan etki. aşılamak. copy. incalculable. unethical. anında. damage. tahmin edilemeyecek boyutlarda. tremendous. International Monetary Fund imitate = taklit etmek. güç. zıt anl. at once. hareketsiz.= emigrant immigrate = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşmek. yerine getirmek.) impaired hearing = zayıf / az işitme impaired immune response = bir hastalık vs. taklidini yapmak. corrupt. motionless. çok büyük. borsa.’ye karşı bağışıklık sisteminin verdiği yetersiz / zayıf reaksiyon impairment = boz(ul)ma. tedavi immediate effect = hemen görülen etki immediate post-disaster period = felaketten hemen sonraki dönem immediately = derhal. hold responsible. zıt anl. sömürgeci imperial battle cruiser = imparatorluk savaş gemisi (bazı bilimkurgu eserlerinda adı geçen uzay gemisi) impetus = hız. put through. zıt anl. ülkeye / kente göç ederek gelen kimse. zıt anl. doğal afetin) hemen sonrası immediate care = hemen yapılan bakım. zıt anl. influence. oldukça.bademci. (implant an artificial tooth in the gum = diş eti içerisine yapay bir diş implante etmek) implant (isim) = implantasyon (nakletme. acil.= slightly immigrant = göçmen. yerleştirmek). 2) yakın. hemen. güdü implant (fiil) = implante etmek (tedavi için vücut içine bir madde vs. zıt anl.= ethical. suggestion. eternal. nakletmek. collision impair = bozmak. move in. (the immediacy of war. imitasyon immature = olgunlaşmamış. emperyalist. bu partiyi yönetmeye devam edeceğim. yerine getirme implicate = 1) sorumlu saymak. undeveloped. ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak.= emigrate immigration = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşme.ÜDS Sözlüğü IMF = Uluslararası Para Fonu (global ekonomik düzeni takip etmek. flawless imperfection = eksiklik.82 . mecburi imperceptively = seçilmez / fark edilmez bir şekilde. 2) ima etmek. effect. defect imperfectly = eksik. unripe. right away immense = muazzam. as seen on television = televizyonda sunulduğu şekliyle savaşın doğrudan etkisi) immediate = 1) anında. zayıfla(t)ma. enormously. hit. 3) şimdiki. altta yatan implication = saklı anlam. moral immortal = ölümsüz. toy. nüfuz. bağışıklık oluşturmak impact = 1) etki. unnoticeably imperfect = eksik.= tiny. faulty.

(buna) bağlı olarak. düşüncesizce. in conflict with. uyarınca. iyileştirme. cautiously impurity = kirlilik. olası olmayan. impressive impossible = imkansız. beforehand in all likelihood = büyük bir olasılıkla. deterioration improvise = birdenbire çaresini bulmak. zıt anl. with reference to in conjunction with = (bir şey) ile birlikte / bağlantılı olarak. katışık şey in a convincing manner = inandırıcı / ikna edici bir şekilde in a given situation = belirli bir ortamda / durumda in a sense = bir bakıma. influence impress on / upon = aklına sokmak impression = 1) izlenim. genel olarak in comparison with = (bir şey. iz impressionist = izlenimci. 2) baskı. strikingly.= thoughtful. in relation to. in some way.= thoughtfully. içe doğru patlamak imply = (dolaylı olarak) göstermek.= export imported = ithal edilmiş impose on / upon = zorla kabul ettirmek. bir kişi) ile kıyaslandığında. (iyi) izlenim bırakmak. exhaust. .= ordinary impressively = (iyi yönde) etkileyici bir şekilde. düzeltilmiş improved medical care = gelişmiş sağlık bakımı improvement = düzelme. influence. kural. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . most likely in an advisory capacity = danışman sıfatıyla in an effort to = . 2) hamile bırakmak impress = (genelde iyi yönde) etkilemek. zıt anl. additionally.= explicit. in dispute with in accordance with = (bir şey)’e uygun olarak. irresponsible. upgrade. instinctive. sense. geliş(tir)mek. zıt anl. instinctively. etki. progress. drive. (bir şey)’e işaret etmek. içirmek. enhance. gelişme. mantıksız impractically = uygulanamaz / gerçekleştirilemez / mantıksız bir şekilde impregnate (with) = 1) emdirmek.= probable. zıt anl.) uygulamak.bademci. urge impulsive = tepkisel.= contrary to in addition to = (bir şey)’e ek olarak. emotionally. dayatmak. yaptırım vs. in compliance with. together with in connection with = (bir şey) ile bağlantılı olarak in consequence = (bunun) sonucunda. yoksullaşma impractical = uygulanamaz. damga. ilerleme. zıt anl.= prudent impulse = tepki. olanaksız impoverish = 1) yoksullaştırmak. remarkable. likely improve = düzel(t)mek. tam bir anlaşma içinde. (yasa. saklı. empresyonist (Fransa’da. assert imposing = etkileyici. yoluna koymak. empoze etmek. worsen. itici kuvvet. as a result in consultation with = (birisi) ile danışma içerisinde / konsültasyon yaparak www. 19 yy’da ortaya çıkmış bir resim akımının takipçisi olan kişi) impressive = (iyi yönde) etkileyici. zıt anl. state indirectly. yığın halinde in case of = halinde. together with in common = ortak olarak.= ordinarily imprint = iz improbable = ihtimal dahilinde olmayan.83 implications = (bir şey)’in olası sonuçları implicit = 1) ifade edilmeden anlaşılan. zıt anl. uyarınca. uyumlu. durumunda in close association with = (bir şey) ile yakın ilişki / işbirliği içinde in close contact with = (bir şey / bir kişi) ile yakın temas / bağlantı içinde in combination with = (bir şey) ile birlikte. in a way in a sorry state = hazin / üzücü bir durumda in a way = bir bakıma. dürtü. in accordance with. emotional. zıt anl. zıt anl. ima etmek. enhancement. . gerçekleştirilemez. çarpıcı. also in advance = önceden.= impairment. zıt anl. zıt anl. increase. weaken improved = iyileştirilmiş. striking. amacıyla in any way = hiçbir şekilde in bulk = toptan. in a sense in accord with = (bir şey)’e uygun olarak. make poor.= deteriorate. 2) ima edilen. indicate. advance. in compliance (with). 2) gücünü kesmek. wear out impoverishment = fakirleşme.= contrary to. decrease. unlikely. peşin olarak. zıt anl.= express import = ithal etmek. arttırmak. dolaylı olarak anlaşılan implode = şiddetle içeriye doğru çökmek. remarkably. cautious impulsively = tepkisel olarak. intiba.com . suggest. in unison with. doğaçlama yapmak imprudent = sorumsuz.

meanwhile in the meanwhile = bu süre içinde. = benim zamanımda. by turns. indeed in favour = revaçta in favour of = lehine / lehinde. esnasında. . in due time in excess of smt = bir şeyden fazla. görev başında in one’s day = kendi döneminde (in my day. dolayı. partly. şu bakımdan ki. because. as. particularly. rasyonel düşünce ile in readiness for = (bir şey)’e hazır bir biçimde in reality = gerçekte.= against in fear = korkuyla in fulfilment of = (bir şey)’i gerçekleştirmek / yerine getirmek için in installments = bölümler / kısımlar halinde. (Patience and determination will pay in the long run. bazı açılardan. nedeniyle. in the end. olduğundan ötürü.) in opposition to = (bir şey)’e karşı / muhalif olarak. Daha kitabın kapağını bile kaldırmadı. akışı içerisinde.= wholly in particular = özellikle. in conjunction with in London alone = sadece Londra’da in many respects = birçok açıdan / yönden in many ways = bir çok bakımdan in no small measure = hiç de küçümsenmeyecek bir boyutta in no way = hiçbir bakımdan. arasında in the modern sense = modern anlamda in the public interest = kamu yararına / çıkarına www. in truth.com . bir şeyi geçen in fact = aslında. so as to. rather than in proximity = yakınında in rational terms = mantık kapsamında. çerçevesinde in the course of = sırasında. esasen. in support of. put differently in part = kısmen. tercihen. taksitle in its wider sense = daha geniş anlamıyla in line with = (bir görüş vs. contrary to in order to = amacıyla. because in some respects = bazı açılardan. tabii ki. of course.) ile aynı doğrultuda. bu süre zarfında. regardless of. zıt anl. aynı zamanda. despite in succession = sırayla. in a way in some ways = bazı yönlerden / açılardan in spite of = (bir şey)’e rağmen / karşın. since in the best of circumstances = en iyi şartlarda in the case of = (bir şey) halinde / durumunda. bakımından. to in other words = başka bir deyimle. on the basis of. = Sabır ve kararlılığın ödülü uzun vadede gelir. in reality. by no means in number = sayıca in office = görevde. . zıt anl. certainly in detail = detaylı / ayrıntılı / kapsamlı olarak in due course = zamanı geldiğinde.84 . (bir şey) ile ilgili olarak. with respect to in response to = (bir şey)’e cevaben / karşılık vermek amacıyla.= in theory in preference to = (bir şey)’den ziyade. zıt anl. bu arada in the midst of = ortasında. pratikte.). one after another in terms of = ilgili olarak. . gerçekten de. (bir şey yapmak) için. He hasn’t touched his textbook yet. hiçbir surette. . bilhassa. as a last resort in the light of = (bir şey)’in ışığında / ışığı altında. contrary to in deed = elbette. (bir şeyin / bir olayın) olması durumunda in the context of = bağlamında.) in the meantime = bu arada. especially in parts = kısmen. bazı açılardan in place of = yerine in practice = gerçekte. açısından. eventually. aslında in regard to = (bir şey)’e gelince. in view of in the limelight = genel ilgiyi üzerinde toplamış olarak in the long run = uzun vadede. (He is in no way ready for the exam.ÜDS Sözlüğü in contrast to / with = (bir şey)’in / (bir kişi)’nin tersine / aksine. during in the face of = karşısında in the first place = en başta in the form of = … şeklinde / formunda in the hope of = (bir şeyin olması) umuduyla in the last resort = son çare olarak. as a reaction to in retrospect = geçmişe bakıldığında in return for = karşılığında. in relation to in that = yüzünden. = Sınava hiçbir surette hazır değil. karşılık olarak in search of = (bir şey)’in arayışı içinde in short supply = üretimi / piyasaya arzı yetersiz in so far as = olduğu sürece.bademci. (bir şey) ile karşılaştırıldığında.

conflicting. yarma. weaken. ulaşılamaz. henüz doğmamış in view of = (bir şey)’i göz önüne alarak.ÜDS Sözlüğü . yüksel(t)mek.= confirming.= exclude. contradictory.= decreased www. zıt anl. ardı arkası kesilmeyen. amalgamate. consistent incontestably = tartışılmaz / itiraz edilemez / su götürmez bir şekilde inconvenient = uygunsuz. unreliable. divide inclusion = dahil edilme / olma. zıt anl.= convenient. fall. still. zıt anl. unreachable.= admissible inadvertent = kasıtsız. successively. müşkül. inandırıcı olmayan.= adequate.= exclude. rise. separate incorrect = yanlış. appropriate incorporate (into) = dahil etmek. zıt anl. neverending. 2) yetkisiz inconclusive = bir sonuca varmayan. unskilled. in the light of in vitro fertilization = tüp içi dölleme (ovulasyonu takiben dışarı alınan ovumun. unacceptable. 54 cm’ye eşdeğer. ample. incorporate. drop increase (isim) = artış. occurrence. zıt anl. awkward. güçsüzlük.= appropriate.= competence. unable. combine. zıt anl. sufficiently inadmissible = kabul edilemez. zıt anl.= exclusion incomparable = kıyaslanamaz. (That socalled “pharmacy” doesn’t have much in the way of medication. (His income is inadequate to meet his basic needs. başlama incessant = sürekli. accidental. congenital. awkward. happening incision = kesi. incapability. eksik. uncomparable incompatible with = (bir şey) ile bağdaşmaz. zıt anl. = Geliri. zıt anl. zıt anl. consolidate. weakness. incapability. innate. durgun.= capable (of) incentive = özendirici şey.) in this respect = bu bakımdan. 2) (kalınlık hesabında) parmak. peşinden in the way of medication = ilaç türünden. unsuitable. ihmal. incomplete. grow.= ability inaccessible = girilemez. katmak. kusurlu. insidans incident = (genellikle kötü sonuçları olan) olay. uygunsuz. uygun görülmez.= conclusive inconclusive measure = inandırıcı / kesin olmayan ölçüm inconsistent = 1) istikrarsız. sufficiency inadequate = yetersiz. elverişsiz. zıt anl. occurrence. bundan yola çıkarak in time = zaman içinde.= accessible inaccurate = yanlış. rise / raise.= occasional inch = 1) inç (2. static inadequacy = yetersizlik. tutarsız. zıt anl. hatalı. çoğal(t)mak.= correct increase (fiil) = art(tır)mak. improper. insufficiently. zıt anl. (bir şey)’den dolayı. erroneous. elini kolunu bağlamak inactive = hareketsiz.= adequately. hatalı. zıt anl. inappropriate. yeteneksizlik.= attention. consolidate. zıt anl.= consistent. = Sırasıyla. 2) çelişkili. zamanla in turn = sırasıyla. cut incline = eğim include = içermek. ½ inch pipe = yarım parmak(lık) boru) incidence = tekrar oranı. carelessness. her bir öğrencimle tek tek konuştum. enhance. fall increased = artmış olan. insidans. (örn.) inadequately = yetersiz bir şekilde. geliştirmek. yeteneksiz. insufficient. event. embody. shortage. birleştirmek. eşsiz.com . elverişsiz. zıt anl. incompetent. = O sözde “eczane”de ilaç türünden pek fazla bir şey yok. zıt anl. bonus. eksiklik. inducement inception = başlangıç. dahil etmek. hereditary.= competent. yetersizlik. include. birleştirmek. zıt anl. (I talked to each of my students in turn. incapable. zıt anl. neglect. zıt anl. zıt anl. wrong. temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor. happening incidence rate = sıklık oranı.) in utero = rahimde. insufficiency.= acquired incapable (of) = ehliyetsiz.= deliberate. zıt anl. uyuşmaz. capability incompetent = 1) yetersiz. zıt anl. zıt anl.= compatible incompetence = yetersizlik.= decrease.bademci. kapsamak. unsatisfactory. yeteneksizlik. doğuştan gelen. zahmetli. hadise. capable. conflicting. separate. elde olmayan.= accurate inactivate = hareketsiz hale getirmek. kalıtsal. oluş sıklığı. bu hususta. zıt anl. laboratuvarda tüp içinde sperm ile döllenmesi) In what way? = Hangi yönden / açıdan? inability = beceriksizlik. İngiliz kökenli uzunluk ölçme birimi). enough.= adequacy. katmak. irrelevant.85 in the wake of = (bir felaketin) ardından. carefulness in-betweenness = arada kalmışlık inborn = tabiatında olan. proper inattention = dikkatsizlik. improve. unintentional. zıt anl. yersiz.= decrease. zıt anl. yeteneksiz. intentional inappropriate = yanlış.

= definite indefinitely = belirsiz bir süre için. şaşmaz. reasonably incubation = inkübasyon. ucuz.= effective inefficiency = etkisiz olma. denote.= outdoors. kuluçka devresi incur = karşı karşıya kalmak. gösterge. içeriye. yaya asker infect = bulaşmak. reasonable incredible as it may seem today = bugün inanılmaz / akıl almaz görünse de… incredibly = inanılmaz şekilde. kişisel.= expensive inexpensively = ucuza. ibre. 2) ikna etmek. evitable inevitably = kaçınılmaz bir şekilde.= dispensable indistinguishable = ayırt edilemez. continually. kendini kaptırmak. contaminate.= dependently India = Hindistan Indiana = ABD’de bir eyalet indicate = belirtmek. certainly. essential. useless. ferdi. (Due to renovation works.) ile enfekte olmuş.86 . Regency Oteli belirsiz bir süre için kapandı. vital.= prevent.= temporarily. (karakter için) içine kapanık induce = 1) neden olmak.) indentation = girinti independence = bağımsızlık. sonu gelmeyen bir şekilde. native indirect = dolaylı indirectly = dolaylı bir şekilde indiscriminately = ayrım yapmaksızın.com . without a doubt. zıt anl. arbitrarily.= expensively infallible = yanılmaz.= concern indifferent = aldırmaz. yy sonunda ortaya çıkan yoğun sanayileşme akımı) industrialize = sanayileş(tir)mek ineffective = etkisiz.= efficiency. mikrop kapma www. inside. hint indicator = indikatör. kayıtsızlık. eylemsiz. avertable. unavoidable. self-reliant. belirteç. unfailing. finite inexpensive = pahalı olmayan. thoughtful.= avoidably inexhaustible = tükenmez. = Tadilat çalışmaları sebebiyle.= fallible infancy = 1) bebeklik. randımansızlık. zıt anl. kandırıp yaptırmak. severek yapmak industrial relation(ship)s = işveren .ÜDS Sözlüğü increased risk = artan risk / tehlike increasingly = gittikçe artan bir şekilde incredible = inanılmaz. zıt anl. randomly indispensable = vazgeçilmez. sign indifference = aldırmazlık. in fact.= exhaustible. inescapable. unbelievably.= active inevitable = kaçınılmaz. zıt anl. maruz kalmak. unproductive. durağan. free. umursamaz. zıt anl.= credible. zıt anl. zıt anl. personal individualistic = bireyci indivisible = bölünemez indoors = içeride. zıt anl. zıt anl. activate. delil. hakikaten. ineffectiveness. evidence. cheaply. zıt anl. zıt anl. zıt anl.= careful. unavoidably.= dependence independent = bağımsız. güvenilir. zıt anl. meet with incurable = tedavi edilemez indeed = gerçekten. zıt anl. zıt anl. göstermek. persuade. zıt anl. the Regency Hotel was closed indefinitely. zıt anl. işaret etmek.= credibly. infant (ilk 30 aya kadar olan bebeklik devresi) infanticide = bebeklerin öldürülmesi infantry = piyade. outside Indo-Pacific = İndo-Pasifik (Hint Okyanusu. doğrusu. verimsizlik. yavruluk. zıt anl.= dependent (on) independently = bağımsız olarak. effectiveness inefficiently = verimsiz bir şekilde inequality = eşitsizlik. actually indefinite = belirsiz. disinterested. motionless. bulaşıcı hastalık. heedful indigenous = yerli. convince. cause. özgür. işaret.bademci. enfeksiyon kapmış infection = enfeksiyon. reliable. infinite. akıl almaz.= avoidable. unlimited. sürekli. zıt anl. seçilemez individual (isim) = birey. cheap. zıt anl. zıt anl. sevk etmek. 3) (elektrik akımı) meydana getirmek indulge (in) = kendini vermek.işçi ilişkileri Industrial Revolution = Sanayi Devrimi (18. Batı ve Orta Pasifik ile Endonezya çevresini içine alan bölge) indrawn = (nefes için) derin. point to indication = belirti. spread (to) infected with = (bir virüs vs. inanimate.= equality inert = hareketsiz. inescapably. zıt anl. 2) başlangıç infant = bebek. gösterge. disinterest. umursamazlık. unbelievable. fert individual (sıfat) = bireysel.

hatırlı. 2) (bir şey)’den sonuç çıkarmak. tutuklu innate = (bir şey)’e özgü / has.) inhabitant = bir yerde oturan kişi. occasional.= frequent infringement = (yasa. well infirmity = zayıflık. içerik.bademci.) verme aygıtı inherent = doğuştan gelen. ağızdan alma. at first. haberdar. zıt anl. eleman inhabit = içinde oturmak. in the beginning. yaralanma. güçsüz. zorlaştırmak. start. iç kısımlar(a doğru).= healthy. parça.= deflate inflation = 1) enflasyon (ülkedeki mal ve hizmet fiyatlarındaki genel artış). sık olmayan. deduce from inferior (to) = 1) (bir şeyden daha) aşağı / düşük / değersiz. effect. lower. doğasında var olan. occupy. enformasyon information good = (kitap. esnek olmayan. başlangıç. (Only birds and small animals inhabit these remote islands. öğe. alt taraf. restrain. tabiatında olan. ağızdan almak. tesir.= acquired www. sakin inhale = nefes almak. aslında. miras kalmak. içerdiği bilgiden alan mal / bilgi / enformasyon ürünü informative = bilgilendirici. başlatma injure = yaralamak injured = yaralı injurious = zararlı injury = yara. ihlal ingenious = akıllıca. yuvalanmak.= flexible inflict = (ağrı / acı / ceza) vermek.= humane initial = ilk. barınmak. (nefes yoluyla) içine çekmek. under. kural vs. pioneer. facilitate inhuman = insanlık dışı. knowledgeable infrared = kızılötesi infrastructure = altyapı infrequent = seyrek. ill. intrinsic.= superior inferior frontal gyrus = inferiyor frontal gird (beyin frontal lobunun alt bölgesinde bir nokta) infertility = infertilite.= outlet inmate = hapishane veya akıl hastanesinde bulunan kimse. debility. baştaki. zıt anl. terminate initiation = başlangıç. take in from the mouth ingestion = yeme. başlangıç hızı initially = öncelikle. hasar. zıt anl. irregular. originally. combustible. zıt anl. weak. nüfuzlu. eat. unbendable. zıt anl. (bir tür) iltihaplanmak inflamed = iltihaplı. iltihaplanmış inflammable = yanıcı. zıt anl. ustalıklı. bir ülkenin içlerine doğru inlet = giriş. powerful influenza = grip. wound. zıt anl. brilliant ingeniously = zekice.= finally initiate = başlatmak. derive from. clever. tanıtıcı. affect. altta. yazılım gibi) ticari değerini. intake from the mouth. maharetle. sözü geçen. oral intake ingredient = bir karışımı oluşturan maddelerden her biri. irsi. kolay tutuşan. breathe out inhaler = solukla ciğerlere (narkoz vs. aslında. zıt anl. zıt anl. bring down in-flight refuelling = havada yakıt ikmali inflow = içine akma influence (fiil) = etkilemek. kalıtsal.= wellness inflame = enflamasyona yol açmak. zıt anl. şişme. flu informal = gayriresmi. congenital. özünde. dahice. damage inland = denizden uzak. 2) (anatomide) daha aşağıda. ancestral inhibit = yavaşlatmak. enfluenza. ustalıkla. primarily. receive inheritance = kalıtımla geçme inherited = kalıtsal. sınırsızca. sakatlık. lesser.= complete. zıt anl. zıt anl. için) aykırı hareket. 2) (bir şey)’in hava ile dolması. harm. impact influential = etkili. zıt anl. inherent. essentially. consume. dwell. son derece infirm = zayıf. = Bu uzak adalarda yalnızca kuşlar ve küçük hayvanlar barınmaktadır. fundamentally inherit = (atadan) (kalıtımla) almak.ÜDS Sözlüğü . nüfuz. zıt anl. kısırlık infinite = sınırsız. acquire. blow up.= superior to.= formal information = bilişim. lead. brilliantly ingest = yemek.= fireproof inflate = şiş(ir)mek. sonsuz.= finite infinitely = sonsuz olarak. innate inherently = esasında. birinci initial velocity = ilk hız.= deflation inflexible = esnemeyen. başlangıçta. breathe in. disorder. zıt anl. launch.= expire. zıt anl. shape influence (isim) = etki. zıt anl. impose. önceleri.= allow. karşı gelme. zıt anl. basically.com .87 infectious = bulaşıcı infectious disease = bulaşıcı hastalık infer from = 1) (bir şey)’den anlamak / çıkarmak. esasen. aydınlatıcı informed = bilgili. intrinsic.

stimulus inspire = 1) ilham vermek.) yüklemek.= sufficiency. inadequacy. sağlam intake = 1) herhangi bir maddenin vücuda girişi. zıt anl.= ignorance. stimulate. zıt anl. (yeme içme vasıtasıyla) alınan (şey). denetleme inspection facility = denetleme tesisi inspector = müfettiş. 2) telkin instinct = içgüdü instinctive = içgüdüsel institution = 1) kurum. . güç yetmez intact = bozulmamış. yönerge instrument = aygıt. establishment. zıt anl. dullness insignificant = önemsiz.88 . yaratıcı.) instability = istikrarsızlık. novelty innovative = yenilikçi. anında. inject. . (We have had central heating installed in our flat. (içeri) alım. inadequate. comprehension.) kurmak. zıt anl. countless inoculation = aşı. soruşturma. risk.) installation = 1) kurma. inform (about) instructional = eğitime ait. 2) yerleşmiş gelenek. aşılama. fluctuation. vaka. ruhsal. (Don’t buy the red shirt. eğitici instructions = direktif. kararsızlık.= stability install = yerleştirmek. immediately instead = yerine. spiritual. izole etmek. (bilgisayar programı vs. izolasyon insurance = güvence.) instil (ya da instill) = 1) aşılamak. inlet integer = (matematikte) tam sayı. esin. research. esinlemek. buy the blue one instead. zıt anl. imbalance. enlighten (about). essential. buluş. 2) telkin etmek.= safety.bademci. example. = Kırmızı gömleği alma. (bir fikir vs. ample insulate = yalıtmak. implant in-service training = hizmet içi eğitim insight = anlayış. çözünmez insomnia = uykusuzluk inspection = kontrol. encourage. döşeme. . internal. eksik. mysteriously insecticide = insektisit (böcek öldürücü kimyasal madde) insecurity = emniyetsizlik. zarar görmemiş. duygu aşılamak inspired = solunan (hava vs. (Instead of the red shirt. durum. suçsuzluk. sayılamaz. zıt anl. amplitude insufficient = yetersiz. değişiklik.= guilt innocent = masum. fitting instance = örnek. olayların iç yüzünü kavrama. creative. 2) telkin etmek / vermek. zıt anl. urgently. protect.com . damlatma. 2) giriş. sorgu. onun yerine. security inseparable = (birbirinden) ayrılamaz / ayrılmaz insert = sokmak. değersiz. zıt anl. injection inorganic mercury salt = inorganik civa tuzu in-patient = hastanede yatan hasta. vaccination. ihtilalci. teşvik etmek. dengesizlik. denetleyici inspiration = ilham. .= sufficient. devamlı olan şey institutional = kurumsal instruct (on) = (hakkında) talimat vermek. occurrence instantly = hemen. (cihaz vs. teftiş.) instead of = yerine. important insist on = (bir konuda) diretmek / direnmek / ısrar etmek. zıt anl. quest inscription = kitabe. suçsuz. awareness. yazıt inscrutably = anlaşılmaz / esrarlı bir şekilde. (arasına) koymak. shield insulation = yalıtım. embed. assert (that) insoluble = erimez.ÜDS Sözlüğü inner = içe dönük. case. questioning. müessese. enough.) aşılamak. . rebel insurmountable = başa çıkılmaz. zıt anl.= conservative innumerable = sayısız. I bought the blue one. whole number integral = bir bütünün ayrılmaz bir parçası olan.= guilty innovation = yenilik. onun yerine mavisini al. impress instillation (ya da instilment) = 1) enstilasyon. 2) tesis(at).= incidental www. sigorta insurance cost = sigorta masrafı insurance cover = sigorta kapsamı insurer = sigortacı insurgent = asi. . eksiklik. intrinsic. yoklama. güven duygusundan yoksunluk. enstrüman insufficiency = yetersizlik. tesis etmek.= significant. consumption. unimportant. jeopardy. yol göstermek. zıt anl. giriş ağzı. influence. onun yerine. = Kırmızı gömlek yerine mavi olanı aldım. = Dairemize merkezi ısıtma sistemi kurdurduk. tertibat. icat. resident patient inphase = aynı fazda (iki veya daha fazla dalganın dalga boylarının aynı olması ve dalga tepelerinin çakışması sonucu birbirleriyle uyum içinde olmaları hali) inquiry = araştırma. deficiency.= outer inner ear = iç kulak innocence = masumiyet.

relate to / with. engellemek. (bir şey) ile birleş(tir)mek. tasarlamak. doğuya doğru geçildiğinde ise bir gün geri alındığı 180° meridyeni) international environment = uluslararası ortam / çevre interpret = 1) yorumlamak. 2) mütercim. zıt anl. yoğunlaş(tır)mak. commentary.com . şiddet. fierce. = Bir operasyonu majör yapan şey onu zorlaştıran komplikasyonların sayısı ve ciddiyetidir. aim. kaynaşma integrity = 1) doğruluk. şiddetlenme. katliam gibi suçlar ile itham edilen kişileri yargılayan uluslararası mahkeme) International Date Line = Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi (batıya doğru geçildiğinde mevcut tarihin bir gün ileri. planlamak. remark interpreter = 1) yorumcu. step in. 3) ilgi alanı.= separate from integrated = karma. greatly.ÜDS Sözlüğü .= unintentional.bademci. dürüstlük. kazanç. ama genellikle olur. in-depth. zihinsel intellectual life = entellektüel yaşam intellectual property rights = fikir hakları. 2) bütünlük intellect = zeka. zıt anl. meddle with. Ted onları görmezden geldi. geçici interior = iç. incorporate into. kişiselleştirmek. kar. superficial intensive care = yoğun bakım intention = maksat. stake. yorumlama. deliberately. (bir şey)’e ilgi duymak interestingly = ilginç bir şekilde interfere in = (bir şey)’e karışmak / müdahale etmek. meddling interference pattern = (ışık için) iki farklı dalganın birleşerek oluşturduğu karışımın bir ekranın üzerinde oluşturduğu desen interim = ara. iç.). mani olmak. = Hamilelik. açıklama. açıklamak. birbiriyle ilişkide olmak. tercüman interrelated = birbiriyle ilgili / ilişkili interrupt = sözünü kesmek. volume intensive = yoğun. negotiator intermediate = ara. ilgilenilen şey. büyüme intensify = şiddetlen(dir)mek.= lessen intensity = yoğunluk. break in. zıt anl. birbirinin yerine interconnection = ara bağlantı interdependent = birbirine bağlı. intervene in. arabulucu. ülke içi ile ilgili.= external internal bleeding = iç kanama internal organ = iç organ internalise = içe atmak. keskinlik. engellemek.= unintentionally. plan intense = şiddetli. entegre etmek / olmak.= slightly intensification = yoğunlaşma. (It is the number and seriousness of complications interfering with it that makes an operation a major one.= facilitate. zıt anl. involvement interest rate = faiz oranı interested in = (bir şey) ile ilgilenen / ilgili. zıt anl. suspend interstate = eyaletler arası www. amaçlamak. thorough. zıt anl. Ted ignored them. iç kısım. dependent on each other. unify with.) interaction = etkileşim interchangeably = yer değiştirerek. 2) sözlü çeviri yapmak interpretation = yorum. menfaat. zıt anl. (While the other children interacted and played together. (Childbearing should not interfere with a career. but it usually does. prevent.= mild intensely = yoğun bir şekilde. akla dayanan. accidental intentionally = kasten. bilerek yapılan. kasıt. niyet. bütünleşmiş. özümsemek international = uluslararası International Criminal Court = Uluslararası Ceza Mahkemesi (soykırım.) interference = müdahale. yarıda kesmek.= exterior interject = araya katmak. powerful. bother. zıt anl. hinder. deliberate. force. entegre integration = entegrasyon. şiddetli. purpose. 2) faiz. aggravate.= independent interdisciplinary = bilimler / disiplinler arası interest = 1) çıkar. accidentally interact with = birbirini etkilemek. concentrate.89 integrate into / with = (bir şey)’e katmak. zıt anl. = Diğer çocuklar birlikte iletişim kurup oynarken. aim intentional = kasıtlı. karışma. intervene in interfere with = (bir şey) ile çatışmak. eklemek intermediary = aracı. müdahale etmek. orta intermediate state = geçiş dönemi intermittently = kesik kesik. zıt anl. fikir ve sanat eserleri hakları intellectual self = entellektüel (bilgi ve yaratıcılık yeteneği ile ilgili) benlik / kimlik intend = niyet etmek. bilerek. öznelleştirmek. kariyere mani olmamalıdır. iç tarafta. zıt anl. mediator. aralıklarla internal = dahili. akıl intellectual = entellektüel. power. güçlü.= partial.

= voluntary. derindeki mekanizma) intimately = derin bir bağ ile. saldırı. zıt anl. unwillingly.90 . creation. dedektif. complicated. isteksiz olarak. always. teftiş etmek.= simple. straightforward intrigue = merak veya ilgisini çekmek intriguing = merak uyandıran intrinsic = kendine özgü. soruşturma. zıt anl. gözdağı. takdim. 2) (kanser vs. interfere in. inspect. null. zıt anl. deri altına inen. tersyüz etmek. stimulate. diksiyon intoxicated = 1) sarhoş olmuş. intercession interview = görüşmek. gözdağı vermek intimidation = gözünü korkutma. zıt anl. entry. inspector investigatory = araştırma / dedektiflik ile ilgili investment = yatırım investor = yatırımcı invigorate = canlandırmak. eğlence ve ticari amaçlı suyolu) intracranial = kafatası içinde bulunan intraperitoneal adhesion = iç karın zarı boşluğunun (iltihap vb.= acquired introduce smt to = (örn.com . ayrılmaz şekilde. iç içe intimidate = gözünü korkutmak. constant invariably = değişmez / şaşmaz bir şekilde. çok önemli / değerli. uydurmak. her zaman olan. reflexive. zıt anl. 2) devreye girme / sokma. damar yoluyla alınan intricate = karışık. bulucu. examination investigator = müfettiş. zıt anl. saldırmak. tanıtım.ÜDS Sözlüğü interstellar space = yıldızlar arası boşluk (uzayın. 2) (yatalak) hasta.= worthless invariable = değişmez. contrary. disabled invaluable = paha biçilemeyen. vücut içi. (tıbbi bir müdahale için) iğne ile ya da keserek deri altına inmeyi gerektiren. ever. sindirme. bir ortam ya da piyasa)’ya arz etmek / sunmak / getirmek introduce = 1) başlatmak. hükümsüz. creative. teftiş. yıldız sistemlerinin dışında kalan kısmı) intertwine = birbirine dola(n)mak. doğal nehirler ve yapay kanallardan oluşan. güçlendirici. yaratıcı. aksi.= uninventive inventor = mucit. flood invade = istila etmek. void. icat eden (bir şeyi ilk düşünen veya yapan kişi) inverse = ters. girişim. istemsiz. sel. unbearably intonation = tonlama. damar içine / içinden. tanıtmak. initiate. su basmak. opposite. hücreleri için) istilacı. = Beceriksizler her zaman diğer insanların başına bela olurlar. sakat. stimulating. foundation introverted personality = içe dönük kişilik intrusion = zorla girme.= blunt invigorating = canlandırıcı. reverse invert = tersine çevirmek. nedenlerle) yapışması intravenous = intravenöz. unintentional. intrusion invasive = 1) invazif. rarely. drunk. enerji verici. saldırgan invent = icat etmek. innovative. presentation.= willingly involuntary = gönülsüz. poisoned intoxication = zehirlenme. (intimate workings = iç işleyiş. inspection. institute. create. 2) zehirlenmiş. 2) ortaya koymak. yaratmak. deliberate www. assault. çapraşık. zıt anl. (Incompetents invariably make trouble for people other than themselves. make up invention = icat inventive = yaratıcı. zıt anl. innate.= valid.= never.bademci. koruma vs. constantly. 3) piyasaya çıkma / arz edilme. unwilling. fasıla intervene in = araya girmek. zıt anl. resort to involuntarily = gönülsüzce. kendi tabiatında olan. threat intolerably = dayanılmaz bir şekilde.= withdraw invader = istilacı invalid = 1) geçersiz. peculiar.) invasion = istila. güçlendirmek. ayrıntılı. birbirini sarmak / birbirine sarılmak intertwined = iç içe geçmiş interval = aralık. sun(ul)ma. reluctantly. swamp inundation = su basması. poisoning intracerebral haemorrhage = beyin (içi) kanaması Intracoastal Waterway = Kıyıiçi Suyolu (ABD’nin doğu ve güneydoğu kıyıları boyunca uzanan. interfering intervention = müdahale. complex. araştırmacı. present introduction = 1) giriş. mediate intervening = araya giren. her zaman. (yardım. examine investigation = araştırma. overrun. inquire. yıldırma. flood. zıt anl. zorla müdahalede bulunma inundate = su ile kaplamak. incelemek. reverse invest in = (bir şey)’e yatırım yapmak investigate = araştırmak. inceleme.= tiresome invisible = görünmez invoke = başvurmak. önsöz.) istemek. soruşturmak. zıt anl. girift. mülakat yapmak intestine = bağırsak intimate = derin. akın.

bulaşma. işin içinde olan involvement = ilgi. thoughtless. zıt anl.= relevant irremediable = çaresi olmayan. (vücutta bulunan) toplam demir miktarı ironically = ironik olarak irony = 1) ironi (beklenmeyenin gerçekleşmesi. kinaye. bağlantısız. tecrit / izole etmek. alakasız. 2) alay. detached isolated fact = istisnai olay isolation = ayırma. çaresi olmayan. sinirli. tamir edilemez. participation involving = kapsayan ion = iyon (pozitif veya negatif yüklü atom veya molekül) IQ score = zeka katsayısı sonucu. zıt anl. sorun. aşk ve savaş tanrıçası) island of Crete = Girit Adası isle = ada. tedavisi imkansız.ÜDS Sözlüğü . publish issue (isim) = konu. incautious. inappropriate.bademci. engagement. separate (from). asabiyet. sert. tedavisi imkansız. contain.= regularly. bulaştırmak.= responsible. 3) söz konusu olmak. petulant irritant = iritan. randomly. concern. Intelligence Quotient score IQ-boosting drugs = IQ arttıran / destekçisi ilaçlar iridium = iridyum (çok yoğun. 2) karıştırmak. akıldışı. 4) gerektirmek.= integrate (into) isolated = toplumdan uzak. sorumsuzca. tecrit isotope = izotop (kimyasal açıdan benzer olmalarına rağmen. 2) yayınlamak. zıt anl. watering irritability = sinirlilik. illogical irreducible = azaltılamaz irregular pattern = (bir hastalığın vb. island isolate (from) = ayırmak.= exclude. kendi başına. cüzdan vs. çekirdeklerinde farklı sayıda nötron içermeleri nedeniyle farklı kütleye sahip nüklitlerden her biri) issue (fiil) = 1) (belge. istemek. compelling irresponsible = sorumsuz. ilgisiz. zıt anl. içinde yer / rol alma. entail. steadily irrelevant = konu dışı. mesele. tahriş edici irritation = tahriş ischemic stroke = iskemiye (yetersiz kan akımına) bağlı felç Ishtar = İştar (Akad mitolojisinde doğurganlık. petulance irritable = hırçın.91 involve = 1) içermek. thoughtful irreversible = geri döndürülemez irrigation = sulama. umulanın aksi bir sonuç çıkması). matter. asabi. katılma. require involved (in) = (olaya) karışmış.) çıkartmak / vermek. sarcasm. release. point. irreparable irreparable = onarılamaz. (diğerlerinden) ayrı. hırçınlık. iron consumption iron loss = demir kaybı iron status = kandaki demir düzeyi iron store = (vücuttaki) demir stoğu. işin içinde olmak. ilişki. gümüşi-beyaz renkli bir metal) iris = iris (göz bebeği çevresindeki renkli kısım) iron = demir iron deficiency = demir eksikliği iron intake = demir alımı / tüketimi. karne. 3) (alaycı veya manalı) zıtlık irrational = mantıksız. zıt anl.com .) düzensiz seyir izlemesi irregularly = düzensiz olarak. kapsamak. irremediable irresistible = karşı durulmaz. include. karışma. question itch = kaşınmak itching = kaşınma www. unrelated.

zıt anl.) yüksek hızlı araçlarla başka saat dilimlerine yolculuk yapıldığında vücut ritminin geçici olarak bozulması jet plane = jet uçağı (hızlı ve yüksek irtifada uçabilen jet motorlu uçak) jet wind = dağlık alanlardaki geçitlerde esen yüzey rüzgarları jetliner = jet motorlu büyük yolcu uçağı. 2) aküsü zayıf bir arabayı başka bir arabanın aküsüne bağlayarak çalıştırmak junior = 1) genç. birlikte. 2) az.J J JJ jail = hapishane. (The French and British jointly funded the Channel Tunnel. küçük junk food = yüksek kalorili ama düşük besin değerli hazır yiyecekler junkyard = hurdalık just before = hemen önce justification = gerekçe justify = haklı çıkarmak.bademci. collective. unilateral joint inflammation = eklem iltihabı jointly = ortaklaşa. kıdemsiz. temize çıkarmak.) jokingly = şaka yollu. take part (in) joint (isim) = eklem joint (sıfat) = ortak. mikrobiyologlar ve KBB uzmanları tarafından ortaklaşa yürütüldü. risk. appraise judgement = yargı. validate. decide. adliye judicious = akıllıca. evaluation judicial = yargıya ait judiciary = yargıçlar. evaluate.= security Jersey = İngiltere’ye ait olan. together. = Araştırma.= seriously journey = yolculuk judge = yargılamak. Japonya’ya ait jaw = çene jealousy = kıskançlık. prison jail fever = tifo (Geçmişte. hapishane ve benzeri kapalı ortamlarda çok çabuk yayıldığı için tifo hastalığına bu isim verilmiştir. danger. zıt anl. prudent jump-start = 1) destek vererek yürür / çalışır hale getirmek. = Zaman. substantiate. mantıklı. zıt anl. jumbo jet jigsaw puzzle = yapboz. envy jelly = jöle.= individual. risk.). conclude. onun teorilerini /düşüncelerini haklı çıkardı. değerlendirmek. zıt anl. (Time justified his theories. müşterek. risk jeopardy = tehlike. Fransa’nın kuzeyinde yer alan bir ada jet fuel = jet yakıtı jet lag = (jet uçağı vb. doğrulamak. assessment. = Fransız ve İngilizler Manş Tüneli’ni birlikte finanse ettiler.) juvenile = genç juvenile diabetes = genellikle çocuklar ve ergenlerde görülen insüline bağımlı diyabet www.com . hüküm vermek. şaka ederek. parçalara ayrılmış bir resmi tekrar bir bütün haline getirme şeklindeki bulmaca job seeker = iş arayan kişi John’s Pass = ABD’nin Florida eyaletinde bulunan bir boğaz J join (in) = katılmak. değerlendirme.= empty Janissary = Yeniçeri Japanese (isim) = Japonca Japanese (sıfat) = Japon.= senior. tehlikeye sokmak. full up. sıkıştırmak James Clerk Maxwell = 1831-1879 yılları arasında yaşamış olan İskoçyalı bir matematikçi ve fizikçi (yaptığı çalışmalar elektrik ve manyetizmayı ayrı konular olmaktan çıkarmış ve ışığın elektromanyetik özelliği olduğunu bulmuştur) jam-packed = hıncahınç dolu. zıt anl. mutual.) jam = tıkamak. (The research was jointly performed by microbiologists and ENT specialists. yer almak. pelte jeopardise = tehlikeye atmak.

zıt anl. hold. monitor keep up with = 1) (bir şey)’e yetişmek. proceed. pencere. restrict. dışarıda bırakmak keep pace with = (bir şey)’e ayak uydurmak. önemli ayrıntı. düşkün. stay away (from) keep on = devam etmek. keep up with keep ahead = yakından izlemek. kapı gibi mimari detayları) Keynesian = John Maynard Keynes tarafından ortaya atılmış olan kidney = böbrek kill off = tamamını öldürmek. crucial. retain. eager (to) keenly = hevesli / düşkün / meraklı / istekli bir şekilde keep = tutmak.bademci. adhere to keep to soft surfaces = yumuşak zeminden ayrılmamak / yumuşak zemin üzerinde kalmak K keep track of = izlemek. cease.K K KK Kabul = Kabil (Afganistan’ın başkenti) kcalory = kilokalori (1000 kalori) (gündelik hayatta besin enerji değerinden bahsederken sözü edilen kalori miktarı). sürdürmek. sustain. M. göz kulak olmak. iyilik Kinetic Theory of Gases = Gazların Kinetik Teorisi (gazların ısı.) yutmak / devirmek knot = (deniz mili / saat) olarak ölçülen hız ölçme birimi knowledgeable = bilgili. (bir şey) ile aynı düzeyi / hızı yakalamak keep to = sadık / bağlı kalmak. wipe out kindness = sevecenlik. zıt anl. yok etmek. meraklı. 2) (içki vs. protect. let go keep a check on = (bir şey üzerinde) denetim kurmak keep abreast of = (bir şey)’den geri kalmamak. 2) karşılamak. istekli. hacim. konuya vakıf known = bilinen. olan bitenden haberdar olmak. üstünlüğü korumak. bilincini açık tutmak keep out of = (bir şey)’in dışında kalmak.= discontinue keep off = uzak durmak. basınç gibi özelliklerini. zıt anl.= encourage keep forgetting = hep / daima unutmak keep going = devam etmek. (bir şey)’den geri kalmamak. meet keep up = devam etmek. zıt anl. Keck Gözlemevi’ndeki iki büyük teleskoptan her biri keen (on) = hevesli. keep abreast of. moleküllerinin yapıları ve hareketleri ile açıklayan teori) knee to pelvis = dizden leğen kemiğine kadar knock back = 1) önemli sayılabilecek bir miktar paraya mal olmak. sürdürmek.= release. başlarda yer almak keep at the ready = hazır tutmak / bulundurmak keep down = düşük düzeyde tutmak. stick to. restrain. maintain keep within = (bir şey)’in belli sınırlar içinde kalmasını sağlamak kerosene stove = gaz ocağı (yakıt olarak gazyağı (parafin) kullanan ocak) kettle = çaydanlık key = çok önemli.= stop. (bir şey)’e ayak uydurmak. muhafaza etmek. kcalorie Keck Telescope = Hawaii’deki W. korumak.= minor key point = anahtar nokta. exterminate.com . preserve. (key points in a structure = bir yapının köşe.= unknown Kyoto Protocol = Kyoto Protokolü (küresel ısınma ve iklim değişikliğini önlemek amacı ile oluşturulmuş uluslararası bir protokol) www. quit keep one’s word = sözünü tutmak keep orientated = kişinin gerek kendisiyle gerekse içinde bulunduğu yer ve zamanla ilgili bilincinin devamını sağlamak. carry on. carry on. zıt anl. vital. zıt anl.

enduring. zıt anl. S. long-term. isimlendirmek label (isim) = etiket labelling = etiketleme laborious = yorucu. attach late = eski. en yeni. sonradan gelen latent = belirti göstermeyen. mostly large-scale = geniş çaplı. greatly. 2) seçimde oyların çoğunu toplama landslip = toprak kayması lanugo = yaprağı. laboratory label (fiil) = etiketlemek. ızgara laughter = gülüş. özelliği olan bir bina vs.com . dayanmak last resort = son çare lasting = devamlı. hastanın (süt ve süt ürünleri gibi besinlerde bulunan) laktozu sindirememe bozukluğu) ladder = el merdiveni (iki uzun çubuğun arasına yatay olarak çakılmış kısa basamaklardan ibaret olan merdiven) lake = göl land = (uçak vs. gelişmemiş. trade-union labourer = işçi.bademci. için) in(dir)mek land mine = kara mayını lander = görevi gezegenin yüzeyine inmek olan uzay aracı. mahrum olmak. deficiency. (bir şey)’in eksikliği. zahmetli. çalışan kesim labour market = işçi / emek piyasası labour productivity = iş verimliliği labour union = işçi sendikası. arazi manzarası landslide = 1) toprak kayması. 1300-1500 yılları arasında kalan dönem) lateral hypothalamic area = hipotalamusun lateral bölgesi (yan kısımları) laterally = yana doğru latest = en son. former lattice = kafes biçimli yapı. second. ayrıldığı erkek arkadaşında kalıcı bir iz bıraktı. shortness (of). break. denize kıyısı olmayan landmark = sınır taşı. güç. latest. hard laboriously = yorucu / zahmetli bir şekilde. sonraki.= have. most recent latitude = enlem latter = (iki şeyden) ikincisi. heavy. endure. zıt anl. tepe gibi yerler veya kule. devam etmek.= temporary.) latch = tutunmak. kahkaha www. be short of. böceği veya doğumdan önce bebeği kaplayan ince tüyler lapse = duraklama. emek vermek labour force = iş / emek gücü.= abundance lacking in sympathy = merhamet göstermemek lactic acidosis = laktik asidoz (bir tür hücre zehirlenmesi) lactose intolerance = laktoz intoleransı (doğuştan gelen. be without. nirengi noktası. own lack of (isim) = (bir şey)’den yoksunluk. = Kız. ardously labour = çalışmak.= previous. kalıcı. ardous. pause large intestine = kalın bağırsak largely = büyük ölçüde.) landscape = arazi. mahrum olma. zıt anl. worker labour-saving = iş gücünden tasarruf sağlayan laceration = laserasyon (yırtılmaya bağlı oluşan yara) lack (fiil) = (bir şey)’den yoksun olmak. gizli later Middle Ages = Geç Orta Çağ (Avrupa Tarihi’nde yaklaşık M. (She left a lasting impression on her boyfriend that she had broken off with. büyük ölçekli last = 1) sürmek. güç bela. permanent. former late Cretaceous period = Geç Kretase Dönemi (dinozorların yaygın olarak yaşadığı yaklaşık 100 ile 65 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) late starter = (konuşmaya vs.) geç başlayan latecomer = geç gelen. sürekli. newest.L L LL lab = laboratuar. zıt anl.= orbiter landfill = arazi doldurma (çöplerin toprakla karıştırılıp yığılması) landing = (uçak için) iniş landing gear = iniş takımları landing-wheel = iniş tekerleği L landlocked = her tarafı karayla çevrili. tanımlamak. dönüm noktası (herkesçe bilinen ve yol tariflerinde kullanılan dağ. 2) tükenmemek. zıt anl.

için) fırlatma sistemi launcher = fırlatıcı. kullanıma sunma. zıt anl.= terminate. Bizim retrospektif çalışmamızla hiç alakası yok. union leak (fiil) = sız(dır)mak. başlama. arta kalan şey. atlama leap forward = ileriye doğru sıçramak / atlamak / fırlamak leap year = artık yıl (4 yılda bir Şubat ayının 29 gün çektiği yıl) learning = ilim. kat. sıçramak leap = sıçrama. sızıntı yapmak leakage = (bir sıvı ya da bilgi için) sızıntı / sızdırma lean = yağsız. zayıf. sıska lean against = (bir şey)’e karşı olmak. başlıca.= include. füze vs. tahsil lease = kiralamak. eğri leap (into) = atlamak.= termination. set down.= hide. put down lay eggs = yumurta bırakmak lay the foundations = temelini atmak layer = 1) tabaka. cause lead-based = kurşun bazlı leading = önde gelen. zıt anl. outstanding. myth. 2) (füze.= take office leave out = hesaba katmamak. roket. place lay bare = açığa / ortaya çıkarmak. (British people are thrifty. sıvı vs.) legal = yasal. hizmete girme. için) dışarı sızmak. katman. 3) (gemi için) denize indirilme launch system = (uzay aracı. zıt anl.= secondary leading cause = önde gelen neden / sebep league = 1) (spor için) lig. initiation. zıt anl. fazlalık. reveal. conduct lead exposure = kurşuna maruz kalma lead into = (bir şey)’e yönlendirmek / yöneltmek lead shot = kurşun saçma lead to (fiil) = (bir şey)’e yol açmak. 2) (anlam vs. put. 3) (gemi vs. (üniversitede) ders vermek lecture (isim) = (üniversitede) konferans. conceal lay down = koymak.) lecture (fiil) = konferans vermek. count out. introduction. He has got nothing to do with our retrospective study. ders lecture hall = (üniversitede) derslik leftover = artan. hariç tutmak. 2) birlik. yasal www. neden olmak. sermek. = Bu vakayı hariç tutun. kanun law-abiding = yasalara uyan / saygılı law-breaker = yasalara aykırı işler yapan kişi law-breaking = yasaya karşı gelme. açısından) derinlik layer of epidermis = epidermis tabakası (üst deri tabakası) layer of fat = yağ tabakası layman = mesleği olmayan kişi lead (smo) (to) (fiil) = (birisini) yönetmek. itici launching = fırlatma lava = lav lavish = savurgan. epic legion = lejyon (antik Roma ordusunda askeri bir birim. müsrif law = yasa. guide (smo) (to). roket veya uzay aracı için) fırlatmak. Bu özellikleri savaş öncesi işsizlik zamanlarından kalmadır. kanunlar. hukuki legal battle = hukuksal savaş legal system = hukuk / adalet sistemi legally blind = (yasalara göre / resmen) görme özürlü (olduğu kabul edilmiş kişi) legend = destan. zıt anl. (birisine) önderlik etmek. (Leave this case out. (bir şey)’den yana olmamak lean tissue = kas doku leaning = yana yatmış. seep leak (isim) = sızıntı leak away = sızarak tükenmek / kaybolmak leak out = (kan. sermek.ÜDS Sözlüğü . roket. excess left-wing = solcu legacy = geçmişin kalıntısı. This trait of theirs is a legacy of pre-war unemployment. enactment. rent leave behind = geride bırakmak leave office = görevi bırakmak. yatırmak. kiraya vermek. için) fırlat(ıl)ma.bademci. initiate. dışarıda bırakmak. zıt anl. atlamak. exclude. yasamaya ait. = İngilizler cimridir. füze vs. laws legislative = yasa yapma ile ilgili. yapmak. yasadışı işler yapma lawsuit = dava laxative = laksatif (kabızlığı tedavi etmekte kullanılan ilaç) lay = döşemek. kanun yapma. miras. 2) (uzay aracı. için) denize indirmek launch (isim) = 1) kuruluş. kanun yapan. 2) yasalar. (birisini bir yere) (doğru) götürmek.com .95 launch (fiil) = 1) başlatmak. efsane. alay) legislation = 1) yasama.

= Hastalığının kanser olarak teşhis edilmesinden sonra. koyvermek. duty liability = sorumluluk.= borrow lend insight to = (bir şey)’in iç yüzü hakkında fikir verme length = 1) uzunluk. illegal legume = baklagiller familyasına dahil bitkiler ve bunların taneleri leisure = serbestlik. responsibility. credible. .= insufficiently liberate = özgürlüğüne kavuşturmak. ölümcül. fatal. salıvermek. pürüzsüz hale getirmek (level the ground for construction = inşaat için yeri düzlemek) level (isim) = 1) seviye. . free. generously. tax.= formal lend = ödünç vermek. she will need all her strength and bravery to cope with what lies ahead. . (The causes of the war lie in the greed and incompetence of politicians on both sides. (I can’t even make a phone call let alone send images. . release let out = dışarı çıkmasına izin vermek.bademci. (vakit geçirme ya da dinlenme amaçlı) eğlence leisure time = boş zaman leisurely = telaşsız / sakince yapılan. zıt anl. . şöyle dursun. ehliyet lie ahead = gelecekte (birisini) (kötü / zor bir işin) beklemesi. başına gelecek olmak. ruhsat.= work. disappoint let go = serbest bırakmak. zıt anl.= enslave. (Following the diagnosis of her disease as cancer. boş zaman. gelecekte kendisini bekleyen zorluklar ile baş edebilmek için bütün gücünü ve cesaretini toplamaya ihtiyacı olacak. illicit. ortalama ömür. . (death by lethal injection = zehir enjeksiyonu ile ölüm / idam cezası) lethargy = letarji. restrict liberty = özgürlük. zıt anl. yükümlülük. olası yaşam süresi. zıt anl. .) lie on = (bir yerde) uzanmak. safe lethal injection = zehir enjeksiyonu. ( . neden vs. iki tarafın politikacılarının da açgözlülüğü ve yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Libya’ya ait licence = lisans. . hayal kırıklığına uğratmak. uzun uzadıya lesion = lezyon (yara. forsake. average life span www. telefon bile açamıyorum. obligation. casual. korkusu ile. laze. duration lengthy = uzun. legal. salıvermek. müddet.96 . zıt anl. fonksiyon bozukluğu) less still = daha da az less than half as much = (daha önce bahsi geçenin) yarısından daha az lesser = daha aşağı / düşük.com .= slavery librarianship = kütüphanecilik Libya = Libya (Kuzey Afrika’da bir ülke) Libyan = Libya ile ilgili. deadly. relaxed. mortal. zıt anl. borç. yüzüstü bırakmak. exist in the form of. uyuşukluk leukemia = lösemi (kan kanseri) leukemogenic = kan kanserinin nedeni olarak gösterilen faktörle ilgili leukocyte = lökosit (akyuvar) level (fiil) = 1) eşit hale getirmek. debt. superior lest = (bir şey ol)masın diye. inferior. 2) süre. = Savaşın nedenleri. originate in. tembellik etmek.= immunity. valid. 2) (bir şey)’den kaynaklanmak. unhurried. şeklinde) bulunmak. harç. (level social differences = sosyal farklılıkları gidermek / sosyal açıdan eşit hale getirmek).) let down = 1) (ağır ağır) inmesini sağlamak. amply. . zıt anl.= illegitimate.ÜDS Sözlüğü legislative and executive = yasal ve idari legislator = yasa yapıcı legitimate = yasal. 2) düz. düzayak level of income = gelir düzeyi level out = dengeye gelmek. in case let alone = bırak. emit let through = geçmesine izin vermek lethal = öldürücü. zıt anl.) lie around = miskinlik yapmak. hürriyet. zıt anl. toil lie buried = gömülü kalmak lie hidden = saklı kalmak lie in = 1) mevcut olmak.) altında bulunmak / yatmak life expectancy = yaşam beklentisi. dengelenmek lever = kaldıraç levy = vergi. durmak lie under = (deri. serbesti.= greater. düzey. hang around.cümlesinde olduğu gibi olanaksızlığın boyutunun büyüklüğünü vurgulamak için kullanılır. zıt anl. meşru. = Bırak resim göndermeyi. freedom.= harmless. 2) boşa çıkarmak. serbest bırakmak. 2) düzlemek. exemption liberally = cömertçe.

life expectancy life support = yaşam desteği (insanın (örn. similarly limb = kol.= free (of / from) line = (iç yüzeyini) kaplamak lineage = (akrabalık / tarih vs.com . truly. 2) ev tekstili lingua franca = 1) uluslararası ticari dil. connect to / with.= improbable. düz bir hat üzerinde linen = 1) keten. appendage limb-bone = kol veya bacaklara ait kemik lime = kireç lime scale = kireç tortusu limit (to) = (bir şey ile) sınırlandırmak / sınırlamak / kısıtlamak limitation = sınırlama. chance likely to = olası. equate to likeness = 1) benzerlik. beklenen. zıt anl. raise.= separate from. possibility. keten kumaş. combine with.bademci. probable. görünüş. actually. iç kaplama link to / with (fiil) = (bir şey) ile / (bir şey)’e bağla(n)mak. detach from link (between) (isim) = bağ. asansör light up = aydınlatmak. kaygısız lighting fixtures = elektrik / aydınlatma tesisatı lightning = yıldırım like finding a needle in a haystack = samanlıkta iğne aramaya benzer likelihood = olasılık. bakımından) kök linear algebra = doğrusal / lineer cebir (vektörler ve lineer denklemler ile yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) linear strip = doğrusal şerit linearly = doğrusal olarak. sustenance liver = karaciğer liver surgery = karaciğer cerrahisi www. limitasyon limited (to) = (bir şey ile) kısıtlı / sınırlı. bacak. elevate lift (isim) = teleferik.= well-known. 2) literatür (belli bir konuda yayınlanmış bilimsel çalışmaların bütünü) lithium = lityum (gümüşi beyaz renkli yumuşak bir alkali metal. ihtimal. compare with / to. lifetime. resim likewise = benzer şekilde. kuyruk. kanat gibi organlardan her biri. edebi literary intellectual = edebiyatla ilgilenen / uğraşan entellektüel kimse literary life = yazınsal / edebi hayat literary work = yazınsal / edebi eser literature = 1) edebiyat. az bilinen. 2) eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan. fade lightheadedness = sersemlemiş / düşecekmiş gibi olma hali light-hearted = telaşsız.ÜDS Sözlüğü . görüşleri birbirine benzeyen liken to = (bir şey)’e benzetmek. besin. will to live lifelong = ömür boyu (süren) lifestyle = yaşam biçimi lifestyle behaviour = (bir kişinin) yaşam tarzını belirleyen davranış life-threatening = hayatı tehdit eden lifetime = ömür lifetime health risk = yaşamboyu sağlık riski lift (fiil) = yükseltmek. zıt anl. ısınma gibi ihtiyaçların sağlanması) life will = yaşama isteği. bağlantı kurmak. confined (to). subsistence. expected. geçim yolu. uzayda) hayatta kalması için gerekli olan oksijen. aydınlanmak.= figuratively literary = yazınsal. kaygısızlık. (classical musical literacy = klasik müzik bilgisi / anlayışı) literally = tam anlamıyla.97 life span = ömür.= darken. apathy literacy = okuryazarlık. brighten. keza. bağlantı lip = dudak lipid = lipid (hücrenin temel yapıtaşlarından olup kloroform ve eter gibi organik solventler içinde çözünebilen yağsı madde) lipoprotein = lipoprotein (bir lipid ile birleşmiş olarak bulunan protein) liquid = sıvı liquid blood = sıvı halde kan liquid protein = sıvı protein listlessness = kayıtsızlık. bilinen en hafif metal) lithography = litografi (taş basması) little known = fazla tanınmamış. zıt anl. gerçekten. birleştirmek. 2) tasvir. endişesiz. zıt anl. İtalyanca’dan bozma dil linguist = dilbilimci lining = astar. muhtemel. zıt anl. bunun gibi. illuminate. unlikely likely to prove controversial = tartışma yaratması muhtemel / beklenen like-minded = aynı düşüncede olan. su. famous live = (layv şeklinde okunur) canlı live out = sonuna kadar yaşamak live up to expectations = beklentileri karşılayacak düzeye gelmek live animal market = canlı hayvan pazarı livelihood = geçim. zıt anl.

can atmak. = İki ailenin büyükleri nihayet el sıkışıp uzun zamandır var olan düşmanlığa bir son vermeye razı oldular. (bir yerde) yerleşmek. zıt anl. scorn. uzun zamandır gündemde / geçerli olan.98 . search. (Have you been waiting long? = Uzun zamandır mı bekliyorsunuz?). köpeğe vs. glorify look forward to = sabırsızlıkla beklemek. long-lived long-range = uzun mesafeli / menzilli longstanding = çok eski. position. soruşturmak. tepeden bakmak. = Polis. incelemek. search. (The police warned the shopkeepers to look out for forged notes. truck lose faith = inancını / güvenini kaybetmek www. saplamak log (fiil) = ağaç kesip kütük haline getirmek log (isim) = kütük logging = ağaç kesip kütük yapma işi logical reasoning = mantıklı düşünme logically = mantıken. doldurmak load (isim) = yük loan = kredi. zıt anl. station located = bir yerde bulunmak.) bakmak.= tightly looting = yağmalama lorry = kamyon. inspect look out for = (bir şey)’e dikkat etmek.). 2) arayış loom = dokuma tezgahı loosely = gevşekçe. credit loan assassin = kiralık katil / suikastçı local = 1) yerel. göz gezdirmek. 2) (tıbbi) lokal (vücudun sadece bir kısmını kapsayan).) lock = (kapıyı. examine. uğramak. mahal. hor görmek. 2) (bir şeyin) içinde sıkışıp kalmak. iple çekmek. inspect look through = 1) gözden geçirmek. dükkan sahiplerini sahte banknotlara dikkat etmeleri konusunda uyardı. keep an eye on look down on = küçümsemek.= general local doctor = aile hekimi local ethnic food = yerel / mahalli / belli bir kültüre ait yemekler local foodstuff = bir yere özgü / yöresel yiyecek localise = belirli bir yere sınırlamak locally = yerel / mahalli olarak locate = konumlandırmak. bir şey) aramak. = Yeni bir iş. mantıklı olarak logistical = lojistik (nakliye.ÜDS Sözlüğü livestock = çiftlik hayvanları livestock pasture = otlak. konum. çok arzulamak. expect. uzatmalı. 2) nakliyecilik long (for) = hasretini çekmek. desire long = 1) uzun zamandır. a new location and a new set of colleagues. hope for look in (on) = (kısa bir) ziyaret yapmak. yeni bir işveren. spot.bademci. kitapta vs. zıt anl. (a longstanding lover = uzatmalı sevgili) long-term effect = uzun vadede görülen etki long-term memory = uzun süreli hafıza longtime (ya da long-time) = uzun süreli (a longtime friendship = uzun süreli bir arkadaşlık) look after = (bebeğe. visit look into = araştırmak.) long exposure = 1) (fotoğrafçılıkta) uzun pozlama (poz süresini ayarlayarak veya deklanşöre basılı tutarak ışığın filme uzun bir süre boyunca işlemesini sağlama tekniği). for a long time. (He took a long look at the woman’s picture. = Kadının resmine uzun uzadıya baktı. valizi vs. (A new job means a new employer. 2) iyileşmek. içine gömmek. improve lookout = 1) gözetleme yeri. uzun süre dayanan. (The elders of the two families have finally agreed to shake hands and put an end to the longstanding feud. 2) uzun pozlama yöntemi ile alınan görüntü long periods = uzun süre(ler) long-closed = uzun süredir kapalı longevity = uzun ömürlülük long-held contention = uzun zamandır (doğruluğuna) inanılan bir görüş longitude = boylam long-lasting = uzun ömürlü. göz kulak olmak. yerini saptamak. yöresel.) look over = incelemek. 2) (bir şeyin arasından / içinden) bakmak look up = 1) (sözlükte. watch out for. yeni bir mekan ve yeni iş arkadaşları demektir.= exalt.) kilitlemek lock away = kilitli tutmak / saklamak locomotion = lokomosyon (enerji harcayarak ve kuvvet uygulayarak yer değiştirme) lodge in = 1) (bir yer)’e yerleş(tir)mek (bir yer)’de yaşamak. examine. incelemek. düzelmek. 2) uzun uzadıya. situated location = belirli bir yer. check out.com . mera load (fiil) = yüklemek. despise. bölgesel. hareket etme / ettirme ile ilgili) logistics = 1) lojistik (askerlikte personel ve teçhizatın nakledilmesi).

obvious. fall back.= arid Lyme disease = lyme hastalığı (geyiklerde yaşayan bir tür kenenin taşıdığı bir bakteri yoluyla bulaşan bir enfeksiyon) lymph node = lenf nodülü (çok küçük lenf kitlesi) lymphocytic leukemia = lenfatik lösemi made up of = (bir madde vs. imrendirmek. berrak.= disloyal (to) loyalty = sadakat. zıt anl. yağlamak lubrication = yağlama lucid = kolay anlaşılır.= increase lower back = sırtın alt kısmı lower courses = temelin ya da su basmanın hemen üzerindeki taş sıraları lowercase = küçük harflerle yazılmış olan kısım.= gain ground lose out = başarısız olmak. pusuya yatmak. rağbet görmemek. lie in wait lush = bitkisel yaşam ile dopdolu. zıt anl. kayıp. pretty low-crime = suç oranı düşük low in = (bir şey) açısından / bakımından fakir. decrease. vefalı.= succeed lose the favour of = (bir kişi)’nin gözünden düşmek loss = azalma. saklanmak.99 lose ground = gerilemek. küçük harf low-impact = (düşmek. (loss of life = can kaybı). hide. zıt anl. (speak loudly = yüksek sesle konuşmak) louse = (çoğul: lice) bit Louvre = Louvre Müzesi (Paris’te bulunan ve içinde pek çok ünlü sanatçının eserlerini barındıran dünyaca ünlü bir müze) lovely = sevimli. güzel. şiş lunar = aya ait.= unfortunately lumbar lordosis = omurganın bel bölümünün öne doğru aşırı kavis göstermesi hali lumbar puncture = bkz.)’den yapılmış / oluşan www. ziyan. bağlılık lubricant = kayganlaştırıcı lubricate = kayganlaştırmak.bademci.) lowland = düz arazi. hamile bir bayanın güvenle yapabileceği bir egzersizdir. vefa. (loss of appetite = iştah kaybı) loss of muscle = güç kaybı lost in = 1) tamamen (bir şey)’e dalmış. yaralanmak. fail. fortunately. şükürler olsun ki. tempt (to) lurk = gizlenmek. clear. ayla ilgili lunar soil = ay toprağı lung = akciğer (Diğer organlar gibi the artikeli alır ve genellikle çoğul kullanılır: the lungs) lung disease = akciğer hastalığı lupus = lupus (ülserleşme eğilimi gösteren lezyonlarla belirgin herhangi bir kronik deri hastalığı) lure (into) = ayartmak. = Yürüyüş.com . zarar. eksilme. spinal tap lumen = lumen (bağırsak gibi tüp şeklindeki bir organın iç boşluğu) lump = yumru. faithful (to). cezbetmek.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. ova loyal (to) = sadık. zıt anl. transparent. kandırmak. açık. reduce. şirin. LDL lower = azaltmak. zıt anl. 2) (bir şey)’in içinde kaybolmuş loudly = yüksek sesle.= ambiguous luckily = iyi ki. bir yerini incitmek gibi) darbeler ve tehlikeler açısından daha güvenli olan (Walking is a low-impact exercise for a pregnant woman to do. düşürmek. (low in vitamins = vitamin bakımından fakir) low profile = reklamı sevmeyen ve geride duran bir kişinin çizdiği profil low-carbohydrate = düşük karbonhidratlı low-density lipoprotein = düşük yoğunluklu lipoprotein. charm. zıt anl. regress.

primary. produce. uyanma make a difference = fark yaratmak M make a fool of = (birisini) aptal durumuna düşürmek. marvellous magnify = (büyüteç ile) büyütmek. zıt anl. primary. boyut main = ana. facilitate. (bir yer)’e ulaşmaya çalışmak. claim (that) maintenance = 1) (makine vs.= minor. get by. ikinci el kıyafetlerle yetinmek zorundaydık.= utilise. büyü magma = magma (yerkabuğunun altındaki manto tabakasını oluşturan eriyik kaya) magnetism = manyetizma magnetostriction = manyetostriksiyon. 2) ana / genel görüş maintain = 1) bakım yapmak. düşünce veya davranışları temsil eden. 2) sürdürme / koruma / direnme gücü maintenance rules = bakım şartnamesi maize = mısır. (belli bir fikri) savunmak. 3) sağlamak. advance www. assert (that). corn major = geniş / büyük çaplı. büyük kısım. we had to make do with second-hand clothes. unimportant. açıkça belirtmek make it possible = mümkün kılmak. tarih yazmak make inroads (into) = gedik / yol açmak make it clear (that) = açıklıkla ifade etmek. subordinate main stream of music = müziğin ana eğilimi / gidişatı mainland = anakara mainly = büyük ölçüde. kırmak make a comeback = (anestezi sonrası) derlenme. büyük. mostly.com . provide maintain (that) = iddia etmek. olanaklı hale getirmek. ister istemez bir merak uyandırmak make one’s way = ilerlemek. principle. harika. sustain. esas olarak.M MMM magic = sihir. muhafaza. contribute to. başlıca. (When we were young. chief. = Cumartesi günlerini çocuklarımla geçirmeye büyük özen gösteririm. service. zıt anl. zıt anl. retain. manyetik büzülme (manyetik alana maruz bırakıldıklarında bazı malzemelerin boyutlarının küçülmesi) magnificence = ihtişam. allow. için) bakım. para kazanmak make one wonder = insanı düşündürmek. upkeep.bademci. ortaya çıkarmak. 3) (bir şey)’e neden olmak. yararlanmamak. make away. muhafaza etmek. (onlardan) daha iyi kağıt olur make clear = açıklığa kavuşturmak. dikkat etmek ( I always make a point of spending Saturdays with my children.= minority make a break with = yıkmak. enable. idame. hayatta başarılı olmak. earn a living make a point of = özen göstermek. devam ettirmek. onarım. chiefly mains electricity = (şehir) şebeke elektriği mainstream = 1) bir topluluğa hakim tutum. great. asıl. = Biz küçükken.) make smt available to smo = bir şeyi birisi için kulanılabilir hale getirmek make better paper = daha iyi kağıt olurlar. temel. illuminate make do with = (bir şey) ile yetinmek / idare etmek. make use of make off = aceleyle gitmek / çıkmak / terk etmek. escape make on = (bir şey üzerinden) kar sağlamak. advance. 2) yapmak. 2) sürdürmek. clarify. keep. görkem magnificent = görkemli. bakmak. ileriye götürmek. cause (smt) to happen make history = tarihe geçmek. subsist.= secondary. little majority = çoğunluk.= disable make life tougher for smo = bir kişiye zorluklar çıkarmak make matters worse = durumu kötüleştirmek make money = para kazanmak make no use of = kullanmamak. kendine gelme.) make effort = çaba / gayret göstermek. (fikirsel) pozisyonunu korumak. zıt anl. struggle make for = 1) (bir yer)’e doğru yönelmek. humiliate make a living = hayatını kazanmak. birincil. temin etmek. yol kat etmek. zıt anl. büyük göstermek magnifying glass = büyüteç magnitude = büyüklük.

(Before leaving home. değiştirmek. conduct. suggest make over = (bir malın) mülkiyetini (başkasına) vermek. ascertain.bademci. uydurmak. 2) başa çıkmak.ÜDS Sözlüğü . manevra yeteneği yüksek mantle = manto (yerkürenin çekirdeğinin dışında. (People only make up to him because of his wealth. seçmek. zorunlu kılmak. yerine koymak. muck manuscript = el yazması. tamper with manipulation = 1) (bir çıkar veya amaç için) kullanma. command mandatory = zorunlu manifest = açıkça göstermek. indication. 2) başarmak. insanlı bir uzay aracı ile yapılan) insanlı görev manner = 1) şekil. deal (with). üstesinden gelmek. idare eden kişi.= be uncertain. teşkil etmek. müsvedde many a = pek çok marble = 1) mermer. human(ity) manage = 1) yönetmek. reveal. disease. cope (with). 2) dalavere manipulator = 1) bir cihazı vs.) make up = düzenlemek.= fail (to) management = 1) yönetim. symptom manipulate = (bir çıkar veya amaç için) kullanmak. idare. 2) (hastalık vs. dişileri ve / veya sürünün liderliğini elde etmek amacı ile yapılan dövüş Mali = Mali (Batı Afrika’da bir ülke) malignancy = (tümör için) kötü tabiatlı / huylu olma niteliği malnourished = yetersiz / kötü / dengesiz beslenmiş. compensate for make up smt out of smt = bir şeyden (başka) bir şey imal etmek / yapmak make up one’s mind (about) = (konusunda) karara varmak. becermek. form.) make use of = kullanmak. tackle. zıt anl. operatör. yer kabuğunun ise altında yer alan magmanın bulunduğu tabaka) manual = rehber (kitap). artificial. producer manure = gübre. çözmek. fiddle with. önünü açmak makeshift = derme-çatma. kapatmak.com . telafi etmek. misket march = yürüyüş www. compose. doğru yorumlamak make sure (of / that) = emin olmak.101 make out = 1) (bir şeyin ne olduğunu) kestirmek. = İnsanlar. 2) bilye. invent make up for = (kaybedilen veya eksik kalan bir şeyi) tamamlamak. oluşturmak. display. humanity. perceive.= natural manned = insanlı manned mission = (örn. biçim.= wellnourished malnutrition = kötü beslenme. yararlanmak. understand. run. açığa vurmak make way for = yol vermek. garanti etmek. ona sadece zenginliğinden dolayı yaranmaya çalışıyorlar. imalatçı. idare etmek. devretmek make sense = mantıklı gelmek. üstü kapalı söylemek. structure. decide (on) make up to = yaranmaya çalışmak. aklını kullanarak başkalarını yöneten kimse mankind = insanlık. 2) tavır. undernourished. comprise. anlamak. benefit from. 2) manipülatör.= hide manifestation = belirti. administration. utilise. accomplish. formation malady = hastalık. = Evden çıkmadan önce ocağın kapalı olduğundan emin ol. beslenme bozukluğu malpractice lawsuit = yanlış teşhis ya da tedavi nedeniyle hekimlerin karşı karşıya kaldıkları hukuki dava malt = malt (genellikle bira yapmak için çimlendirilmiş tahıl) mammal = memeli man = insan(lık). kurcalamak. belirtmek.= make no use of make visible = görünür kılmak. gösterge. man man-made = insan eliyle yapılmış. composition. way. make sure that the gas heater is turned off. zıt anl. çıkarmak. usul manoeuvrable (ya da maneuverable) = manevra yaptırılabilir. için) başa çıkma management regime = yönetim sistemi mandate = (resmi olarak) emretmek. elkitabı manually operated = elle kullanılan / çalıştırılan manufacture = imal etmek. imply. administer. illness male fight = bazı hayvan türlerinin erkek bireyleri arasında. be successful make out to = ima etmek. succeed (in / at). hazırlamak. kontrol etmek. geçici makeup = yapı. zıt anl. zıt anl. zıt anl. fiddling. produce manufactured = imal edilmiş / üretilmiş manufacturer = üretici. zıt anl. intimate. anlaşılır olmak make sense of = (bir şey)’den anlam çıkarmak. handle. içerik.

= immature maturity = olgunluk. özlü söz maximum = (çoğul: maxima) bir dalganın en üst noktası may well = pekala … (olabilir / yapabilir) de Maya = Maya (Orta Amerika’da M. örtmek. Mars gezegenine ait Maryland = Maryland (Batı ABD’de yer alan ve bugün ABD’nin ortalama gelir düzeyi en yüksek olan eyaleti) mask = kamufle etmek.= inconspicuous markedly = belirgin şekilde. piyasa marketing = pazarlama marketplace = pazar (yeri) marrow = ilik. ağır. önemsiz. point out. learn. öğün mean (isim) = (matematikte) ortalama mean (sıfat) = 1) ortalama. bağdaşmak. = Bu ekonomik krizin sosyal yaşama vuracağı darbe çok büyük olacak. actualise. zıt anl. zıt anl. yy ile M. belirti market = pazar. sufficient meal = yemek.102 . uy(uş)mak. mesele. zıt anl. zıt anl. zıt anl.= fail maternal = anneliğe özgü. zıt anl. yy arasında etkili olmuş bir uygarlık) meagre = yetersiz. zıt anl. full development. ortaya çıkarmak. paspas match (with) (fiil) = uymak. için) vadesi gelmek mature (isim) = olgun. çok büyük. açıkca. yığın mass production = seri üretim mass unemployment = toplu / büyük çaplı işsizlik mass vaccination = kitlesel aşılama. fully developed. sorun. büyük kütleli. maritime marine biodiversity = deniz canlılarının çeşitliliği marine life = deniz yaşamı. kırıp geçirmek masses = halk yığınları massive = büyük. deniz canlılarının bütünü marine reptile = deniz sürüngeni marine species = denizde yaşayan canlı türü / türleri maritime = deniz veya denizcilikle ilgili. tehlikeli. be realised.= gross. 2) (borç vs. 16. (bir şey) ile karşılaştırılabilir matchstick = kibrit çöpü mate (with) (fiil) = (hayvanlar için) çiftleş(tir)mek mate (isim) = (genellikle hayvanlar için) eş material = madde materialise = gerçekleşmek. issue. (The social impact of this economic crisis will be massive. slight. kemik iliği marsh = batak.= tiny. heavy.com . vast marijuana = mariyuana (kenevir bitkisinin yapraklarının sigara gibi içilmesi ya da çiğnenmesi yoluyla aşırı zindelik ve mutluluk hissi veren uyuşturucu) marine (isim) = deniz piyadesi marine (sıfat) = denize / denizciliğe ait. average. clearly marker = işaret. motherly maternity = annelik mathematical precision = matematiksel kesinlik mathematical reasoning test = matematiksel mantık yürütme testi mathematician = matematikçi math-reasoning problem = matematiksel düşünme gerektiren problem. özdek matter of dosing = (belli bir dozda) ilaç verme sorunu / konusu mature (fiil) = 1) olgunlaşmak. muazzam. question. zıt anl. obvious. Ö. grasp masterly = ustaca.= meaingless. işaret etmek. gizlemek. aşı kampanyası massacre = katletmek.= kind meaningful = anlamlı. benzemek. matematik problemi mating = çiftleşme matriculate = (üniversiteye) öğrenci olarak kaydolmak matrix algebra = matris cebiri (matrisler üzerinde yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) matter = 1) konu. anne tarafından. zıt anl. ergin. eksik. 6.= abundant.) master = iyice öğrenmek. ripe. eşleş(tir)mek. uzmanlaşmak. im. enormous. öz. correspond (to) match for (isim) = (bir şey) ile denk. S. inadequate.ÜDS Sözlüğü marginal = düşük. hostile. marine mark = göstermek. point. az.bademci. bataklık Martian = Mars gezegeni ile ilgili. show marked = belirgin.= immaturity maul = (döverek) yaralamak. ufak. (canlılar için) denizde yaşayan. 2) saldırgan. noticeably. 2) madde. minor. göze çarpan. dangerous. cover mass = hacim. poor. immense. hırpalamak maxim = özdeyiş. ustalıklı masterpiece = başyapıt mat = hasır. purposeless www. noticeable.

disclose. drug medieval = ortaçağa ait / özgü meditation = meditasyon (düşünceyi yoğunlaştırarak bilinç düzeyini yükseltmeyi veya zihni boşaltarak rahatlatmayı amaçlayan zihinsel aktivite). (belli bir gün için) uymak.= artistic meddle with = (birisi) ile uğraşmak. satisfy. ortam meet = yerine getirmek. bilinç. engelliler ve kronik böbrek hastaları için devletin sağladığı ücretsiz sağlık hizmeti) medication = medikasyon (tıbbi tedavi). turn to. (işine) karışmak / burnunu sokmak media = araçlar. zeka ile ilgili) mental activity = zihinsel faaliyet mental alertness = zihinsel uyanıklık. bahsetmek. bring up. zıt anl. kaçırmamak. . medication. wealth. learn by heart memory = 1) hafıza. âdet. varlık. ölçüsü / değeri … olmak. . bellek. dirsek ekleminin iç kısmında ve genellikle golf oyuncularında görülen ağrılı durum) mediate = aracılık / arabuluculuk etmek. vesile. fulfil. accomplish. medya media attention = medyanın ilgisi medial epicondylitis = medial / içyan epikondilit (golfçu dirseği adıyla da bilinen. tetikte olma hali mental computation = akıldan hesaplama mental health = akıl sağlığı mental health centre = akıl sağlığı merkezi mental illness = akıl hastalığı mental picture = zihinde canlandırma mental retardation = zeka geriliği mentally disturbed = akıl hastası mentally handicapped = zihinsel özürlü / engelli mentally stable = akıl sağlığı yerinde mention = 1) söz etmek. tıbbi olarak Medicare = sağlık güvencesi (ABD ve bazı ülkelerde 65 yaş üzeri yaşlılar. bellek. ilaç medicine = 1) tıp.ÜDS Sözlüğü . aybaşı mental = mental. tehdit etmek. sayıya dökmek. funds means of production = üretim araçları means of treatment = tedavi şekilleri / yöntemleri meanwhile = bu arada. 2) miktar. calculate measure (isim) = 1) önlem. 2) hatıra. vasıta. income. ölçü. . düzey measure up = istenilen ölçülere / kriterlere uygun olmak meat = et mechanistic = mekanik. ergimek. atlamamak. genelde düşük ücretli iş meningeal = membranlarla ilgili meninges = beyni örten 3 membrandan biri meningitis = menenjit hastalığı (beyin zarlarının iltihabı) menstruation = menstruasyon. tradesman merciful = merhametli mercuric chloride = civa klörür (tarım ilacı ya da antiseptik olarak kullanılan çok zehirli bir bileşik) www. method. anı memory loss = hafıza kaybı. derin düşünme Mediterranean Sea = Akdeniz medium = (çoğul: media) araç. gelir. zıt anl.= fail to meet megacity = büyük şehir. tedbir. amnesia menace (fiil) = başa bela olmak. eritmek meltdown = (nükleer reaktör için) erime meltwater = buzun erimesiyle ortaya çıkan su member = üye memorise = ezberlemek. zorluk içeren. intercede medical = tıbbi medical advice = tıbbi öneri medical attention = tıbbi müdahale medical dominance = tıp alanında üstünlük. olarak ölçülmek. yöntem. para. 2) imkan. threaten menace (isim) = tehdit. makine benzeri. göz. zihinsel (akıl. saç. 2) başvurmak. sanatsal / estetik / insani yönü olmayan. ağır emek. precaution.com . resort to merchant = tüccar. hakimiyet medical profession = tıp / sağlık mesleği medical school = tıp fakültesi medical science = tıp bilimi medical subject = tıbbi konu medical treatment = tıbbi tedavi medically = tıbben. bu esnada measles = kızamık measure (fiil) = ölçmek.bademci. beyin ve diğer bazı oluşumlara siyah renk veren pigment melt = erimek. ilaç verme. ilaçla tedavi etme. bütçe. megakent megalith = megalit (anıtsal mimaride kullanılan çok büyük yekpare taş) megalithic = çok büyük yekpare taşlardan yapılma melanin = vücutta deri.103 means (of) = 1) (hem tekil hem çoğul) yol. 2) ilaç. ortam. karşılamak. araya girmek. baş belası menagerie = küçük hayvanat bahçesi menial job = hizmet. way.

fizik ötesine ait metastasize = tüm vücuda yayılmak metastatic = metastatik (yayılmaya eğilimli) meteor = meteor (atmosfere giren göktaşı) meteor shower = meteor yağmuru meteorite = meteorit (dünyaya düşen küçük göktaşı) methane = metan (doğalgazda bulunan yanıcı bir gaz) methane emission = metan gazı çıkışı methemoglobin = kanda bulunan. ılımlı.104 . fazilet. zıt anl. combine. virtue. mimicked vs. yalnızca. akıl sahibi kişi mine (fiil) = (kömür.)’ye hafif derecede maruz kalmak miles per hour = saatte . zıt anl. zıt anl. . medium midfoot = küboid. imitate. strength mighty = güçlü. kudret. mph milestone = kilometre taşı. mil (hız ölçme birimi).) çıkarmak mine (isim) = mayın www. moderate. only. benzetme metaphysical = metafiziksel. yanıcı olmayan. kuvvet. ılımlı. binyıl kadar eskiye tarihlenen neolitik yerleşimlere ve izleyen süreçte Sümer. ılıman. Ö. copy mind = akıl. basit. kereste gibi ara ürünler için) imalathane / fabrika millennium = (çoğul: millennia) bin yıl mimic = (çekim: mimicking.= separate. kopya etmek. unite. power. Asur gibi birçok öncü uygarlığa ev sahipliği yapmış olan bölge) mesosiderite = mesosiderit (silikat ve nikel-demir bakımından zengin bir çeşit meteorit) mess = karışık şey / yığın metabolise = metabolize etmek (yiyecek. split merit = değer. zıt anl. maddeleri kimyasal işlemler vasıtasıyla enerji ve yeni hücreler oluşturmak amacıyla kullanmak) metabolism = metabolizma (bir organizmada yaşamın sürdürülmesi sırasında gerçekleşen tüm kimyasal işlemler) metabolite = metabolit (metabolizmada kullanılan ya da metabolizma esnasında veya sonunda oluşan madde) metaphor = mecaz. kudretli migraine patient = migren hastası migrant = göçmen migrate = göç etmek migrating = göç eden migration = göç migratory = göçle ilgili mild = hafif. mix. yormayan egzersiz mild exposure to = (bir toksik madde vs. Babil. erdem.= disadvantage Mesopotamia = Mezopotamya (Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan. kokusuz bir gaz) meticulous = çok titiz. slight. intense mild depression = hafif. kahverengi pigment methemoglobinemia = methemoglobinemi (alyuvarlarda aşırı miktarda methemoglobin bulunması hali) methyl bromide = metil bromit (kimyasal formülü CH3Br olan. join. yalnızca. naviküler ve kuneiform kemiklerin ve bunları çevreleyen yumuşak dokunun bulunduğu ayağın orta kısmı midshipman = deniz yardımcı subayı midwife = ebe might = güç. (önemli) aşama Miletus = Milet (bugün Aydın ili sınırları içinde kalan bir antik kent) militancy = militanlık military campaign = askeri harekat Milky Way = Samanyolu (Galaksisi) mill = (genellikle kumaş. benzemek. maden vs.= split merge = birleş(tir)mek. sole. M. şiddetli olmayan depresyon (ruhsal çöküntü) mild exercise = hafif. solely merge (into) = içine karışmak.com .bademci. just. simple merely = sadece.ÜDS Sözlüğü mercury = civa mercury-based preservative = civa bazlı koruyucu mere = sadece. 10. çok dikkatli microbe = mikrop (hastalık yapan herhangi bir mikroorganizma) micro-credit = mikrokredi (işsiz veya yoksul girişimcilere sağlanan çok düşük miktardaki kredi) mid-1990s = 1990’ların ortaları mid-century = … yüzyılın ortaları middle children = ortanca çocuklar middle ear = orta kulak middle-aged = orta yaşlı middle-ground position = orta yollu bir tutum middle-of-the-road = ılımlı bir yol veya politika izleyen. mineral vs. . worth. moderate middling = orta (büyüklükte). ancak hemoglobinden farklı olarak oksijene bağlanamayan kristal yapılı.= severe.) taklit etmek. kağıt. renksiz.

aşık. that great painter had to live in this minuscule room. reflect mirror neuron = ayna nöron (sadece insanın kendi hareketlerine değil. suffering. make fun of. yanlış yönlendirmek. kötülük. birleşim. absent. en aza indirmek. şehir hayatının etkinliklerinden mahrum kaldığım gerçeği sıkça aklıma geliyor.105 mine-sweeping = mayın tarama miniaturize = minyatürleştirmek. aynı işi gören ama daha küçük ebatlı olanını üretmek) minimal = asgari.= extreme moderately = ölçülü / sınırlı şekilde. cell phone mobilize = harekete geçirmek. mislead. = Başbakan krizin kötü yönetildiğini kabul etti. naughtiness.) görev mistakenly = yanlışlıkla. 2) tutanak minute (sıfat) = (maynyut şeklinde okunur) çok küçük. minyatürize etmek (bir şeyin. tarz.= excessive. = Kırsal bölgede yaşadığım için. seferber etmek mock = (yüzüne karşı) alay etmek. kötü kullanmak. bard minuscule = çok küçük. fena halde.= true. marvellous mirror (isim) = ayna mirror (fiil) = yansıtmak. considerable. büyük üzüntü. misinform miserable = perişan.) misinterpret = yanlış anlamak.= good behaviour misconception = yanlış kavram / yorum / kanı. unhappy. haylazlık. sefalet. misconduct. very small. ılımlı. deceptive. zıt anl.) missing = var olmayan. operasyon vb. reasonable. I often feel that I am missing out on the activities of city life. zıt anl. zıt anl. zıt anl. reshaping www.= extremely modest = 1) ölçülü. aksilik mishandle = kötü yönetmek. kötü yönetmek / yönlendirmek. doğaüstü. gösterişsiz. unimportant. = Çocuklar. ılımanlaştırmak. zıt anl. misunderstand mislead = yanıltmak. itimatsızlık. başka insanların hareketlerine de cevap / tepki veren nöron)1 miscalculate = yanlış hesaplamak mischief = yaramazlık. insignificant. özürlü arkadaşlarıyla alay ettiler.= maximize minimum = (çoğul: minima) bir dalganın en alt noktası mining = maden çıkarma. soften moderate (sıfat) = ılımlı. 2) alçakgönüllü. sefil. yok denecek kadar az. doubtfulness.= present mission = (uçuş. en az. significant minority = azınlık minstrel = ortaçağda halk şairi. fesat. tadilat. reasonably. plain.) minute (isim) = 1) dakika. incorrectly mistrust = güvensizlik. üslup model year = 1) (bir uygulamanın) ilk kez başlayacağı / deneneceği (pilot) yıl. least minimally conscious state = (hastanın / kişinin) bilincinin en alt seviyede olduğu durum minimize = minimize etmek. (The Prime Minister admitted that the crisis had been mishandled. misguide misleading = yanıltıcı. zıt anl. en düşük seviyede. orta. kayıp. deceive. zıt anl. = O büyük ressam bir zaman için bu minnacık odada yaşamak zorunda kaldı. immodest modification = değişiklik.= grand. moderate. badly misery = perişanlık. (The children mocked their handicapped friend. küçük. madencilik minister = bakan minor = önemsiz. distress misfortune = talihsizlik. 2) (araba vs. zıt anl. yönetim bozukluğu misplace = yanlış yere koymak. sınırlı. tiny miracle = mucize miraculous = mucizevi. trivial. mislay mispricing = yanlış fiyatlandırma misrepresentation = bilerek yanlış tanıtma miss out (on) = (bir fırsat veya deneyimden) mahrum kalmak. zıt anl. maltreat. combination moat = kale / saray hendeği mobile phone = cep telefonu. actual mismanagement = kötü yönetim. ölçülü.ÜDS Sözlüğü .= major. zıt anl. yumuşatmak. depressed miserably = çok kötü şekilde. mutsuz. alteration. yanılgı içinde. sınırlı.= trust misunderstanding = yanlış anlama / anlaşılma mitochondrial = mitokondriyal (hücre içinde enerji üretiminden sorumlu organel ile ilgili) mixture = karışım. trouble.com . için) model yılı modelling = modelleme (incelenen bir konuyu daha iyi anlamak amacı ile onu daha basit ya da daha küçük ölçekli bir modele indirgeme) moderate (fiil) = hafifletmek.bademci. curb. (Living in the country. humble. delusion misdiagnose = yanlış teşhis koymak misdirect = yanlış yol göstermek. (For some time. minnacık.) mode = usul. yanlış öğüt vermek.

106 - ÜDS Sözlüğü
modify = (küçük) değişiklikler yapmak, tadil etmek, alter moist = nemli, rutubetli, damp, wet, zıt anl.= dry moisture = nem, rutubet mold = kalıp molecule = molekül (iki veya daha fazla atomun birleşmesiyle oluşan madde unsuru) molten = erimiş, sıvılaşmış molten plate = eriyik plaka momentum = moment (bir cismin hızı ile kütlesinin çarpımı) monarch = monark, kral, hükümdar, king, emperor monetary = parasal, mali money laundering = kara para aklama (yasa dışı yollarla elde edilmiş parayı, kaynak ve kimlik göstermeyi gerektirmeyen işlemler yaparak, yasal bir yatırım veya depolama aracına aktarma) monitor = izlemek, denetlemek, gözetlemek, gözlemlemek, takip altında tutmak, observe, supervise monk = keşiş monkey love-potion = maymun aşk iksiri (cinsel iktidar veya arzu yarattığı düşünülen bir orkide ekstraktına verilen yerel bir isim) monolingual = tek dilli, tek dil konuşan monologue = 1) monolog (kişinin tek başına yaptığı konuşma); 2) bir kişinin, genellikle başkalarının konuşmasına izin vermeden tek başına yaptığı konuşma monotonous = monoton, tekdüze monounsaturated fat = tekli doymamış yağ monozygotic twins = tek yumurta ikizleri, identical twins, zıt anl.= dizygotic twins monsoon = muson monument = anıt, abide monument of stone = taş abide mood = ruh hali, mizaç mood disturbance = ruh hali bozukluğu / dengesizliği Moorish = Mağribi (8. ile 15. yy’lar arasında Fas’ta yaşayan halka ait) moral = ahlaki moral judgements = ahlaki değerlendirmeler morale = moral, iyi ruh hali morally = ahlaki bakımdan, ethically more or less = aşağı yukarı, az çok, hemen hemen more than double = iki katından fazlaya çıkmak more than unlikely = imkansızdan da öte, (Within the limits of today’s technology, it is more than unlikely to travel to stars. = Günümüz teknolojisinin sınırları içerisinde, yıldızlara yolculuk etmek imkansızdan da öte bir şey.) moreover = bundan başka, ayrıca, üstelik, additionally, furthermore mores = töreler, görenekler, traditions morphological = morfolojik (şekilsel, biçimsel) mortality = ölümlülük, ölüm oranı mortality rate = ölüm oranı mortality risk = ölüm tehlikesi mortgage = ipotek (satın alınacak evi teminat göstererek düşük faizli ev kredisi kullanmak) mosquito-borne = sivrisinek tarafından taşınan Most certainly! = Kesinlikle!, Elbette!, Tabii ki! most unfair = çok haksız mostly = en çok motherhood = annelik motion = hareket motivate = motive etmek, harekete geçirmek, teşvik etmek, cesaretlendirmek, excite, inspire, encourage, zıt anl.= discourage motivated = motive olmuş / edilmiş, güdülenmiş motive = güdü, motivasyon, neden motor development = motor gelişim (doğuştan itibaren hareketi mümkün kılan sinirlerin gelişimi) motor information = beyinden, kasların hareketi için gönderilen uyarı motor-command neuron = beyinden gelen emirle hareket eden nöron motorist = motorcu (motorsiklet kullanıcısı) mould = küf mantarı mound = yığma tepe mount = monte etmek, asmak, takmak, kurmak, install, place; 2) tırmanmak, yükselmek, artmak, climb, rise, ascend, zıt anl.= descend, fall mountain range = dağ silsilesi, sıradağ mountaineer = dağcı, mountain climber mouse = (çoğul: mice) fare movable = taşınabilir, nakledilebilir move (fiil) = hareket etmek move (isim) = hamle move about = dolaşmak, dolanmak move in = 1) (eve vb.) taşınmak; 2) içeri girmek move off = yola çıkmak, (bir yerden) ayrılmak

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 107
move out = taşınarak / göçerek bir yerden ayrılmak move round = (bir yerde) gezinmek / hareket etmek move through = (bir şey)’in içinde hareket etmek moveable type = hareketli / çıkarılabilir harfler kullanılarak baskı yapılan matbaa tekniği movement = hareket, akım mRNA = taşıyıcı ribonükleik asit (genetik bilgiyi DNA’dan ribozoma taşıyan RNA molekülü), messenger ribonucleic acid much-respected = çok saygı gören mucous coat = bazı uzuvların iç yüzünü kaplayan salgılı zar, sümüksü örtü mucous membrane = sümüksü / müköz zar mucus = mukus (sümüksü salgı) multibiIlion-dollar industry = milyarlarca dolarlık endüstri multicellular = çokhücreli multidisciplinary = birçok bilim dalını ilgilendiren, disiplinler arası, interdisciplinary multinational = çokuluslu şirket (dünyanın farklı ülkelerinde ticari varlığı bulunan şirket) multi-storey = çok katlı mummify = mumyalamak munch one’s way through = (bir şey)’i azaltarak / tüketerek ilerlemek, yiyerek azaltmak munitions = (çoğul kullanılır) savaş gereçleri, mühimmat, cephane murder = öldürmek, katletmek, kill muscle power = kas gücü muscle work = kas çalışması musculature = kas sistemi musculo-skeletal system = kas-iskelet sistemi (kaslar ve iskelet aracılığı ile hayvanların hareketini sağlayan sistem) mushroom = büyümek, yükselerek genişlemek, expand, zıt anl.= collapse mushroom out = mantar gibi açılmak muskrat = misk sıçanı must result . . . = kesinlikle şöyle sonuçlanıyordur . . . mutant = mutant (mutasyona / genetik değişime uğramış) mutate = genetik değişim (mutasyon) geçirmek mutation = mutasyon (gen diziliminin doğal farklılaşma nedeniyle veya radyasyon, sıcaklık, virüsler gibi dış etkilerle değişime uğraması) mutual = karşılıklı, common, reciprocal mycobacterium tuberculosis = tüberküloza sebep olan bir mikobakteri türü myocardial infarction = miyokard enfarktüsü (kalp kasında besleyici damarın tıkanması nedeniyle bölgesel doku ölümü), MI myriad = çok büyük sayıda mysterious = gizemli, esrarlı mystery = gizem, sır, esrar, secret, enigma, zıt anl.= revelation, explanation myth = söylence, efsane, mit, story, tale mythological = mitolojik, efsanevi

www.bademci.com

N N NN
naively = safça, artlessly, zıt anl.= deviously naked eye = çıplak göz naming = isimlendirme nanometre = nanometre, milimetrenin milyonda biri, 10-9 metre nanoparticle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanocluster, nanopowder nanosize particle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanoparticle nanotube = nanotüp (nano boyutlarda boru benzeri bir yapı) nap = kestirmek, şekerleme yapmak narcotic = narkotik (bilinci uyuşturan herhangi bir kimyasal madde) narrative = anlatım, account narrative essay = hikaye tarzında yazılmış deneme narrative poem = içinde bir hikayenin anlatıldığı şiir narrow (fiil) = daral(t)mak, contract, tighten, zıt anl.= broaden narrow (isim) = kısıtlı, dar, partial, zıt anl.= broad narrow visible range = elekromanyetik spektrumun insan gözünün görebildiği yaklaşık 400-790 THz frekans aralığı, visible spectrum narrowed = daral(tıl)mış narwhale = narval, denizgergedanı (arktik denizlerde yaşayan bir tür beyaz balina) nasty = kötü, çirkin, ayıp, pis nasty-tasting = tadı berbat olan national health scheme = ulusal sağlık planı national park = milli park (genellikle bir bölgedeki doğal yaşamı koruma amaçlı olarak oluşturulan koruma alanı) nationalise = devletleştirmek, kamulaştırmak nationals from other EU countries = uyruğu başka AB ülkeleri olan kişiler native (isim) = yerli, zıt anl.= foreign native English speaker = anadili İngilizce olan kimse native to (sıfat) = (bir yer)’in yerlisi, (bir yer)’e ait / özgü, indigenous, zıt anl.= foreign, (Kangaroo is native to Australia. = Kanguru Avustralya’ya özgü bir hayvandır.) natural causes = doğal nedenler / sebepler

N

natural selection = doğal seçilim (güçsüz bireylerin doğada hayatta kalamayarak elenmeleri, bunun sonucunda güçlü bireylerin hayatta kalarak soylarını devam ettirmeleri) naturalist = doğabilimci naturalization = vatandaşlığa kabul etme nature = doğa, mizaç, nitelik, tür, character, type nature of gravity = yerçekiminin doğası naughty = yaramaz, haylaz nausea = mide bulantısı, noze naval = denize ait, deniz kuvvetlerine ait naval explorer = deniz araştırmacısı navigate = yönlendirmek, (bir deniz aracıyla) denizde gezmek, seyretmek, yön bulmak navigation = denizde yön / pozisyon bulma, denizcilik, deniz veya uçak yolculuğu navigator = (bir deniz aracıyla) denizde gezen kişi, (gemilerde) haritacı, yön bulucu near future = yakın gelecek near one another = birbirlerinin yanında nearby = yakın, yakın(lar)da, yakında(ki), close near-death = öleyazma, ölüme yakın nearly = neredeyse, hemen hemen, almost near-professional = profesyonele yakın nearsighted = miyop (uzağı göremeyen) neatly = düzgün / tertipli bir şekilde, tidily, carefully, zıt anl.= carelessly, untidily necessarily = ister istemez, muhakkak, illa ki, unquestionably, undoubtedly, zıt anl.= possibly necessary = gerekli, zorunlu, zaruri, önemli, essential, zıt anl.= unnecessary necessitate = gerektirmek, zorunlu kılmak, require, call for needlessly = boşu boşuna, ortada hiçbir şey yokken, gereksiz yere, unnecessarily needy = yoksul, ihtiyaç sahibi negative press = gazetelerde bir kişi, konu vs. hakkında kötü haber çıkması neglect = ihmal etmek, savsaklamak, aldırmamak, ignore, zıt anl.= care for, concern negligence = ihmalkarlık, inattentiveness, zıt anl.= diligence negligent = ihmalkar, inattentive, zıt anl.= diligent

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 109
negligible = önemsiz, yok denecek kadar az, ihmal edilebilir, insignificant, minor, zıt anl.= considerable, significant negotiate = müzakere etmek, görüşmek, discuss, debate negotiation = müzakere, görüşme, debate negotiator = 1) bir antlaşmanın taraflarından biri; 2) arabulucu neighbour = komşu olmak, çevresinde bulunmak neighbourhood = semt, mahalle, district neonatal = doğumdan sonraki dört hafta ile ilgili neoplasia = neoplazi (yeni ve anormal hücre çoğalması) nephron = nefron (böbreğin işlev yapan en küçük anatomik birimi) nerve = sinir nerve fibre = sinir lifi nerve process = sinirlerin çalışması esnasında gerçekleşen işlemler nervous = sinirli, asabi, anxious, zıt anl.= calm nervous system = sinir sistemi nesting = yuvalanma, yuva yapma Netherlandic (isim) = Hollandaca diline verilen isimlerden biri, Dutch Netherlandic (sıfat) = Hollanda’ya ait, Hollandaca’ya ait, Dutch Netherlands = (the Netherlands şeklinde kullanılır) Hollanda, Holland network = ağ, şebeke neural network = nöral / sinirsel ağ neural tissue = sinir dokusu neurodegenerative = sinir dokusunun zamanla yok olması ile ilgili, (hastalık, kimyasal madde vs. için) sinir dokusunu zamanla yok eden neurologic loss = nörolojik kayıp neurological = nörolojik (sinir sistemiyle ilgili) neurological disorder = nörolojik bozukluk / hastalık neurological wiring = sinirlerin yapısal şekli, sinir sistemi neuron = nöron, sinir hücresi neuronal system = nöronal sistem (sinir hücresi sistemi) neuroscience = sinir bilimi Neuroscience Research Programme = Sinir Bilimi Araştırma Programı neuroscientist = sinir bilimci neurosurgeon = beyin ve sinir cerrahı, nöroşirurji uzmanı neurotransmitter = nörotransmitter, nörotaşıyıcı (hücrelerarası sinirsel iletişimde görev alan kimyasal madde) neutrality = tarafsızlık neutralize = 1) nötralize etmek (asidik veya bazik bir çözeltiyi nötr hale getirmek); 2) (askeri) etkisiz hale getirmek (esir etmek, savaşamaz hale getirmek, yok etmek) neutrino = nötrino (elektriksel yükü olmayan atomaltı bir parçacık) neutron emission = nötron emisyonu (bazı ağır atomların çekirdeklerinden bir nötronun dışarı atılması ile meydana gelen radyoaktif bozunma) Nevada = ABD’de bir eyalet never before = daha önce asla never to return = geri dönmemek üzere nevertheless = yine de, bununla birlikte, however, even so New England = Yeni İngiltere (İngiltere’den Kuzey Amerika’ya göç eden ilk kolonistlerin yerleştiği bölge) New World = (the New World şeklinde kullanılır) Yeni Dünya (Kuzey ve Güney Amerika) newborn = yenidoğan newcomer = yeni gelen kimse news-editorial staff = muhabirlerden gelen ham haberi düzenleyerek yayına hazırlayan personel niche = niş (duvar içinde bırakılan oyuk, göz, hücre) nickel = nikel (parlatılabilen bir metal) nickname (isim) = takma ad, lakap nickname (fiil) = takma isim koymak Nigerian = Nijerya ile ilgili, Nijerya’ya ait nightmare = kabus, karabasan nightmare possibility = kabus senaryosu, en kötü olasılık Nineveh = Ninova (bugün Irak topraklarında yer alan, Dicle Nehri üzerindeki antik bir Asur kenti) nitric acid = nitrik asit (kimyasal formülü HNO3 olan, oldukça aşındırıcı, zehirli ve kuvvetli bir asit) no doubt about it = hiç süphe yok no easy matter = kolay bir şey değil no grounds for … = (bir davranış vs.) için hiçbir gerekçe / neden yok no less promising (than) = (birşey)’den daha az umut vaat etmeyen, en az o kadar umut vaat eden

www.bademci.com

conspicuous. mutlaka öyle olması gerekmez not that I know of = bildiğim kadarıyla yok / değil. .= prescription drug nonsense = saçmalık. nota. . (These tribes have a nomadic way of life. dikkat etmek. no more. 2) not tutmak note (isim) = 1) banknot. da cabası.) noticeably = belli / açık / fark edilir bir şekilde. = Bu kabilelerin göçebe bir yaşam tarzları var. notasyon note (fiil) = 1) belirtmek. = Yeni vergi sisteminin. zıt anl. (be not at all helpful = hiç yardımcı olmamak) not necessarily = tam olarak değil. . benim bilgim dahilinde değil. . görevlendirmek. inanç. gürültünün neden olduğu nomadic = göçebe. (I no longer trust him.= fiction nonlethal = öldürücü / çok zararlı olmayan nonoil sector = petrol dışı sektör nonparametric = (veri için) olasılık dağılımına bağlı olmayan veya derecelendirilebilen ama sayısal olarak kesin bir şekilde ifade edilemeyen nonpharmacological = (tedavi vs. dikkat çekecek derecede. obvious www. not.= ambiguously. adı çıkmış. clearly. zıt anl. aşikâr. önerilerine uymama / uygun davranmama nondepletable = tükenmez. . apparent. yabana atılamayacak nothing short of perfection = mükemmelden daha az / yetersiz değil noticeable = belirgin. vaguely notion = düşünce. istenmeyen sinyal noise pollution = gürültü kirliliği noise-induced = gürültü kaynaklı. . . (bir şey)’den söz etmek. not that I know of notable = dikkate değer. idea. yönü var. farkına varmak. rubbish normal pattern of growth = büyümenin normal seyrinde gitmesi not at all = hiç . .) nothing but . fikir. (kötü) ün yapmış. nodül noise = (elektronikte) gürültü. . well-known. particularly. however. detectable. (The new tax system did not have any noticeable effect upon the rate of economic growth.= ambiguous. . soylu nocturnal = nökturnal (gece yaşayan) nodule = yumru. = . artık değil. visible. = Hiçbir şey okumayan bir adam. değil. ilaçsız nonprescription drug = reçetesiz satılan / reçeteye tabi olmayan ilaç. (bir şey)’e dikkat çekmek. tutulan) not nothing at all = hiç ama hiçbir şey. . . remarkably. zıt anl. remarkably notation = işaret veya rakamlarla gösterme sistemi. ’yı saymazsak / hesaba katmazsak. appoint nomination = adaylık noncancerous = kanserli olmayan noncompliance (with) = (bir şeye) uymama / uygun davranmama noncompliance with medical directions = (bir hasta için) (doktorun) tıbbi talimatlarına. göçebelere ait. ’dan başka hiç bir şey. ekonomik büyüme oranı üzerinde dikkate değer bir etkisi olmadı. notice. (not to mention a lot of money = gereken çok miktarda parayı saymazsak). . 2) atamak. . nothing other than . gazeteden başka bir şey okumayan adamdan daha iyi eğitimlidir. markedly. . over-the-counter medication. hidden. dikkate değer açık. senet. apparently. .) nomenclature = terminoloji nominally = önemsiz / düşük oranda nominate = 1) aday göstermek.bademci. 2) (derste vs. thought notorious = dile düşmüş.com . remarkable notably = bilhassa. (not to mention ugly looking = çirkin görünmeleri de cabası) not to my knowledge = bildiğim kadarıyla hayır / değil. zorunlu değil. zıt anl.110 . nothing less than = hiç de önemsiz olmayan. için) ilaç kullanılmayan.ÜDS Sözlüğü no less than = en az (başka bir şey ya da birisi) kadar no longer = artık / daha fazla bir durumun olmaması.) no longer the case = artık durum öyle değil / artık durum farklı no more than smt = bir şey olmaktan öteye geçmez no point in doing smt = bir şey yapmanın yararı / anlamı yok Noah’s flood = Nuh Tufanı nobleman = asilzade. dikkate değer bir şekilde. her şeye rağmen. fark etmek. düğüm. (üstelik) bir de . farkedilir. (The man who reads nothing at all is better educated than the man who reads nothing but newspapers. not to my knowledge not to mention . = Artık ona güvenmiyorum. . even so. tüketilemez nondrug = ilaçsız nonetheless = bununla birlikte. = . nevertheless non-evergreen = (bitkiler için) her mevsim yeşil kalmayan nonfiction = kurgusal olmayan düz yazı.

nourishing. orijinal. çocuk odası.) numerical = sayısal numerous = sayısız. 2) fidanlık nutrient = 1) besleyici madde. = Size bir iğne yapacağım ve diş tamamen uyuşacak. near nourish = beslemek. fresh. yeni çıkmış. rahatsız eden şey. baş belası. several.) nutrition status = beslenme durumu nutrition supplement = genellikle ek vitamin ve mineral içeren beslenme desteği nutritional = beslenmeyle ilgili nutrition-conscious = beslenme bilincine sahip olan nutritionist = nütrisyonist (beslenme ya da gıda uzmanı) nutritious = besin değeri yüksek. zıt anl. = Hayvan etine alternatif beslenme kaynakları mevcuttur. ince ayrıntı nuclear = nükleer (atom çekirdeği ile ilgili) nucleation = nüve / çekirdek halini alma nucleus = (çoğul: nuclei) (atom. pek çok. pain in the neck numb = uyuşmuş.bademci.ÜDS Sözlüğü . çok. gıda. hissizleşmiş. hücre vs. feed nourishment = beslenme novel (isim) = roman novel (sıfat) = yeni. besleyici. öldürücü NSAID = steroid içermeyen antienflamatuvar ilaç (aspirin gibi ağrı. many. 2) yemek. annoyance. kreş. madem ki… noxious = zararlı. (I will give you an injection and the tooth will go completely numb. non-steroidal antiinflammatory drug nuance = nüans. (There are alternative sources of nutrition to animal meat. irritation. için) çekirdek nuisance = rahatsızlık. ateş ve iltihabı azaltan ancak narkotik olmayan ilaç). traditional novelist = romancı novelty = yenilik.= old. yeni çıkmış şey. eksikliği nutrition = beslenme. freshness now that = artık şöyle olduğuna göre….com . wholesome nutritive = besleyici www. nourishment. food nutrient absorption = gıda emilimi nutrient composition = besin bileşimi nutrient deficiency = besin yetersizliği. zıt anl.111 not-too-distant = çok uzak olmayan.= few nursery = 1) çocuk yuvası. original. unique.

zıt anl. aim objective (sıfat) = nesnel. zıt anl. işgalci occupation = 1) işgal. zıt anl. zıt anl. modern O obstacle = engel. kullanılmayan. 2) tek (sayı) odds = (çoğul kullanılır) şans. zorunlu / yükümlü kılmak. event. stubbornly obstruct = engellemek. duman ile) örterek gizlemek. funny. irade ve isteği dışında devamlı meşgul eden davranış türü) obsolete = (yenisi ve daha gelişmişi çıktığı için) modası geçmiş. responsibility. karşı çıkma. zıt anl. inconspicuous obvious = açık. earn. 2) iş. izlemek. zorunluluk. zorluk çıkarma.= clear obstruction = engelleme. apparently occasion = 1) (genellikle) önemli. compulsive. (fotoğrafı / görüntüyü) bulandırmak obscure (sıfat) = belirsiz. terk edilmiş. izleme observatory = gözlemevi. yükümlü. smell. clear. doğru bulmama.= frequently. insidans. yürürlükten kalkmış. voluntary oblige to = (bir şey)’e mecbur etmek. probability odour = koku. vocation occupational = mesleki occupy = 1) işgal etmek. seizure. meslek. ulaşılabilir. karanlık. prominent. obligate obliged (to) = zorunlu. tıkamak. chances. uğraş. 3) gerek. mysterious. compulsory. 2) fark etmek. demode olmuş. strange. zıt anl. olasılık. göze çarpan.= agree (with). opportunity. opposition (to / against). difficulty. aşikâr. compel. forced (to) obscure (fiil) = örtmek. goal. impede. cause occasional = ara sıra olan. gözlemlemek. binding.= subjective objectivity = nesnellik obligation = yükümlülük. zıt anl. often occupant = bir yeri işgal eden. (örn. take place occurrence = tekrar oranı. acquire. invasion. hidden. evidently. goal. once in a while. 2) aşırı. (every) now and then. excessive obsessive behaviour = obsesif davranış (bir kişinin zihnini. vesile.= frequent occasionally = bazen. mecbur. bulanık. commitment obligatory = (uyulması) zorunlu. incidence. notice. purpose. neden.= clear observation = gözlem. bariz bir şekilde.bademci. büyük olay. hindrance. happen. infrequent.= release obstructive = engelleyen obtain = elde etmek. eski.O O OO oats = yulaf obese = obez (aşırı şişman) obesity = obezite (aşırı şişmanlık) obesity epidemic = obezite (aşırı şişmanlık) salgını object (to) (fiil) = itiraz etmek. scent www. ihtimal. ambiguous obviously = açıkça.= be unaware of obsession = obsesyon. karşı çıkmak. zıt anl. hedef. get obtainable = elde edilebilir.= agreement (to) objective (isim) = amaç. apparent. = Bir ameliyatta anestezistin rolünün genellikle görmezden gelinmesi tuhaf bir şey. happening oceanic = okyanuslar ile ilgili odd = 1) garip. onaylamama. dik başlılıkla. rasathane observe = 1) gözetlemek.= obscure. oldfashioned. outmoded. peculiar. reside (in) occur = olmak. görmek.). disapproval (of). dim. zıt anl. görünürdeki. meydana gelmek. 2) (bir yer)’de yerleşik olmak. sorumluluk. disagree (with). visible. monitor.= optional. criticism (of). block. invade. zıt anl. saplantı obsessive = 1) saplantılı. ara sıra. contemporary. zıt anl. gözlemek. takıntı. acquirable. profession. within reach obtrusive = göze batan. disapprove (of). hindrance obstinately = inatla. objektif. 2) fırsat.= new. görünüşe göre. (It is odd that an anaesthetist’s role in an operation is usually ignored. zıt anl. zıt anl. objective objection (to) = itiraz. unbiased.com . impediment. evident. belli. oluş sıklığı. conspicuous. gaye. from time to time. belli ki. compelled (to). tuhaf.= unobtrusive. approve (of) object (isim) = amaç. kendini belli eden.

= politely offer = 1) sunmak. bu tür(den) off the coast (of) = (bir yer)’in kıyısından açıkta offence = suç. bir bölü iki one-third = üçte bir. o yüzden on the brink of extinction = nesli tükenmenin eşiğinde on the contrary = aksine.113 of a similar nature = benzer özellikleri olan of its own accord = kendiliğinden. zıt anl. . petrol rezervleri oil tanker = tanker (ham petrol taşımakta kullanılan büyük gemi) oil weapon = (ekonomik olarak) petrol kozu / silahı old-age pension = yaşlılık sigortası. denilebilir ki… one way or an / the other = bir şekilde. eski moda olive oil = zeytinyağı Olympic Committee = Olimpiyat Komitesi (Olimpiyatları düzenlemekle görevli komite) Olympic Games = Olimpiyat Oyunları (4 yılda bir düzenlenen uluslararası spor etkinliği) Oman = Umman (Arap Yarımadası’nda bir ülke) on a large scale = geniş çapta on a mass scale = kütlesel boyutta on a massive scale = muazzam boyutlarda on a scale unseen for decades = onlarca yıldır görülmeyen bir boyutta on a vast scale = çok geniş ölçekte. . . . crime offender = saldırgan. yeniden. by itself of no importance = önemsiz. bazı durumlarda on one condition = bir şartla on site = yerinde. propose. for the sake of on average = ortalama olarak on behalf of = (bir kişi)’nin / (bir şey)’in adına / namına on condition that = şartıyla. . bütün olarak alındığında. sağlamak. 2) (banka hesabı vs. . (polis için) memur official = memur offset = karşılamak. . . nedeniyle. (bir yer)’e ulaşma yolunda on moral grounds = ahlaki açıdan / nedenlerle on occasion = zaman zaman. aggressive. on the one hand on the other hand = . . because on the increase = artışta on the issue of = … konusu üzerinde / … hakkında on the one hand .ÜDS Sözlüğü . in the event that on demand = istek / talep üzerine. için. again once rarely found = bir zamanlar nadir bulunur(lar)ken. overall on their own = kendi başlarına on trial = deneme safhasında once = bir kez / sefer / defa once more = bir kez daha. rudely. . . on the one side = bir yandan. zıt anl. once-endangered = bir zamanlar tehlike altında olan one another = birbirleri(ni / ne). by and large. . pilotlarla ilgili on the verge of = (bir şey olma)’nın sınırında.)’nin olması / meydana gelmesi nedeniyle / gerekçesiyle. arzetmek. dengelemek. generally. teklif etmek. each other one for one = bire bir one in a million = milyonda bir one might presume that = şöyle bir tahmin yapılabilir ki…. on the other . öyle veya böyle one-half = yarı. 2) önermek. present. diğer yandan . mahallinde on such a scale = bu boyutta on that account = o nedenle. contrarily on the grounds that. of no account of this nature = bu türden. on the basis (of / that). on the other hand on the part of the pilots = pilotlardan yana. yüz yüze www. bir bölü üç one-to-one = birebir. bir tarafta. on request on its way to = (bir şey) olma yolunda.bademci. çokça. diğer / öte yandan on the other side = öte yandan. . because of. provide. suggest offered = sunulan offhand = düşünmeden officer = subay. tersine. = (bir olay vs. . için) ülke dışında off-stage = sahne dışında oftentimes = sık sık. suçlu offensive = saldırgan. on the brink of on the whole = genel olarak. bilakis. = bir yandan . often. frequently oil = ham ya da işlenmiş halde petrol oil palm = yağlık hurma ağacı oil supplies = petrol arzı. büyük oranda on account of = (bir şey)’den dolayı. emeklilik sistemi old-fashioned = geleneksel. bu mahiyette of this type = bu tip(ten).= defensive offensively = kaba şekilde. koşuluyla. counterbalance offshore = 1) kıyıdan uzak(ta).com .

adjust orientate = yönlendirmek. zıt anl. zıt anl.) opportunity = fırsat. voluntary. dışarıdan içini göstermeyen (cam vs. zıt anl.com . doğmak. seçim hakkı. şeffaflık operate = çalış(tır)mak.bademci. run. ham demir) organic compound = organik bileşik (yapısında karbon içeren bileşik) organism = organizma. süs ornamental = dekoratif. regulated. elective. running.= lander orchard = meyve bahçesi orchid = orkide ordeal = karakter veya dayanıklılık denemesi. start. işle(t)mek. bir kanal ya da bir boşluğu dışarıya ya da anatomik bir yapıya bağlayan) açıklık ya da delik origin = köken originally = ilk başta. alıştırmak. termination onwards = (bir zaman)’dan başlayarak / itibaren opacity = opaklık (saydam olmama hali) open up = 1) başlatmak.= completed online = çevrim içi (internet veya başka bir bilgisayar ağına bağlı olma hali) only recently = daha yeni onset (of) = (bir şeyin) başlangıcı. zıt anl.= disorderly. running. zıt anl. work operating = çalışmakta / işlemekte olan. alternative. (Some opportunist bacteria are known to wait for years until a person’s immune system is weakened. against. continuing. resistance oppressed = ezilmiş / baskı altında.= pessimism optimist = iyimser. zıt anl.ÜDS Sözlüğü one-to-one mapping = birebir eşleme one-way = tek yönlü geçirgen. büyük sıkıntı order = 1) düzen. hasım. exploited. direnç göstermek.= obligatory. functioning opioid = uyuşturucu etki yapan opium poppy = haşhaş opponent = rakip. seçmeli. ilk adım.) istilasına açık hale getirmek openness = açıklık. zıt anl. canlı varlık orient = yöneltmek. 2) çalışma. zıt anl. opposition opportunist = fırsatçı.= chaos. her zamanki.= pessimist optimistic = iyimser. ayarlamak. harekat. seçenek. işleme. protest. pave the way for. devam eden.= in favour of opposing = karşı / karşıt.= support opposed to = karşı. muhalif. zıt anl. karşıt.= end. ulaşılabilir hale getirmek open up the body to invasion = vücudu (mikrop vs.= terminate ornament = süsleme. meydana gelmek. yöneltmek. düşman. atılım.114 . rival. hamle. karşı koyma. düzgün. enemy. ameliyat. iş. 2) sebep ordered arrangement = düzenli yerleşim orderly = düzenli. align. arise. operating theatre operation = 1) operasyon. beginning. alışılmış. regular.= pessimistic option = opsiyon. zıt opposable thumb = işaret parmağına göre ters durması sayesinde nesneleri kavrama kabiliyetini arttıran başparmak opposition = muhalefet. direniş.= unusual ore = cevher. in the beginning originate = (ilk defa) ortaya çıkmak. işleyiş. chaotic ordinary = 1) sıradan. aleyhinde. alelade. zıt anl. zıt anl. zıt anl. (iron ore = demir cevheri. usual. function. resist. (chemically orientated = kimyasal odaklı) orifice = (bir organ. karşı çıkmak. (the oppressed = ezilmiş / baskı altında olan kişiler) optimism = iyimserlik. yol açmak. itiraz etmek. prospect. yörüngedeki orbiter = görevi yörüngede dolanmak olan uzay aracı. familiarise (with) orientated = odaklı. kişinin bağışıklık sisteminin zayıflamasını yıllarca bekledikleri bilinmektedir. emerge. 2) (bir yerin) gelişmesine imkân vermek. zıt anl. başlangıçta. (in orbit of / around = (bir şey)’in yörüngesinde) orbital = yörüngesel. = Bazı fırsatçı bakterilerin. functioning operating room = ameliyathane. choice optional = isteğe bağlı. antagonist. compulsory oral cancer = ağız kanseri oral hygiene = ağız temizliği oral literature = sözlü edebiyat orbit (fiil) = (bir şey)’in yörüngesinde dolanmak orbit (isim) = yörünge. chance oppose = karşı koymak. sistemli. competitor. 2) olağan.) ongoing = süregelen. süs olarak kullanılan www.

happening. despotic. ezici. oppressive. zıt anl. zıt anl.= retreat. başlıca. result. gider. He is still using some out-of-date equipment and apparatus. zıt anl. get over. çirkin. tam. exceed. = O diş hekimine güvenmiyorum. dalgalanma osteoclast = kemik hücrelerinin yıkımından ve rezorpsiyonundan sorumlu hücreler other than = dışında. zıt anl. zıt anl.com .= allowed. çıkarmak. süsleme amacıyla orthopedist = ortopedist (uzmanlık alanı. (I don’t trust that dentist. ahlaksız. leading. zıt anl. viewpoint outlying = uzak. kovmak out of proportion = orantısız. ölçüleri uyumsuz (aşırı büyük veya küçük). sketch. (fiyat için) fahiş. expenditure outlet = çıkış. complete.= in proportion outboard = (motor için) dıştan / kıçtan takma. çıktı. out-of-date outdo = geçmek. permited outlay = masraf. draft outlook = bakış açısı. total. lay out.= up-to-date. işe yaramaz. prohibited. epidemic outcome = sonuç. Neptün gezegeninin ötesindeki bölgesi). tarihi geçmiş. zıt anl. insafsız. kemik. eklem ve kaslardan oluşan hareket sistemindeki bozuklukları tedavi etmek olan doktor) oscillate = salınmak. (Over against heaven is hell. banned. baş gösterme. zıt anl. zıt anl.) out-of-favour = gözden düşmüş. or otter = su samuru ought to = -meli / -malı. obsolete. expense. Hala modası geçmiş aletler kullanıyor.= ordinary outstretched = iyice açılmış outward = dışa doğru.= in favour. geride bırakmak outer solar system = dış güneş sistemi (Güneş Sistemi’nin. comprehensive. describe outline (isim) = taslak. yenmek. yield. should oust = yerinden etmek. gelecek. zorba. (yaşça) geride bırakmak outlawed = yasaklanmış. surrender (to). üretim. wicked. üstesinden gelmek. haricinde otherwise = yoksa. beginning outsider = bir grubun dışında olan kişi outstanding = önde gelen. zıt anl. zıt anl. surpass. manzara. bağırma. = Cennetin tersi cehennemdir.= fall behind output = 1) randıman.) overconcentration = aşırı yoğunlaşma overcorrect = düzeltirken aşırıya kaçmak www.= inboard outbreak (of) = 1) ortaya çıkma. aksi takdirde. haykırış. outdated. zaman içinde overall = genel. kıyaslandığında. uproar outdated = modası geçmiş. specific overall negative impact = geniş çaplı olumsuz etki overarousal = aşırı uyarılma (duygusal olarak uzun süreli aşırı uyarılma / heyecanlanma) overbearing = otoriter. dalgalanmak oscillation = salınma. 2) belli bir zaman süresi içinde bir organda oluşan ve organ aracılığıyla dışarı atılan madde miktarı outrage = büyük öfke outrageous = haddi aşan. surpass out-of-date = modası geçmiş.). zıt anl.ÜDS Sözlüğü . ana hatlarıyla belirtmek.)’den vazgeçmek. aftermath outcry = protesto. defeat. uzakta bulunan outnumber = sayıca geçmek. çıkış noktası / yolu outline (fiil) = taslağını çizmek.= input. düpedüz. favoured outpatient = ayakta tedavi edilen hasta outperform = daha iyi performans göstermek. general. eski tarihli.= particular. yasadışı ilan edilmiş. surpass. görünüm. in contrast with. (the benefits of private education over against state education = devlet eğitimiyle kıyaslandığında özel eğitimin yararları) over the course of centuries = yüzyıllar içerisinde over the past 40 years = geçen 40 yılda / yıl boyunca over time = zamanla. = Karanlık korkusunu bir psikiyatrın yardımı ile yendi. kullanımdan kalkmış.= hidden outset = başlangıç noktası.= inward outweigh = daha ağır basmak. trans-Neptunian region outermost = en dışta kalan outgrow = (büyüyünce) (bir alışkanlık vs. karşısında. patlak verme. disgraceful. zıt anl. toplam. obsolete.= decent outright = kesin. kapsamlı. horrible. exceed. be superior to ovary = yumurtalık over a cup of tea = bir yandan çay içerken over against = tersine. product. as opposed to. zıt anl.= democratic overcast = bulutlu / kapalı hava overcome = aşmak. or else. excel. harcama. gidip gelmek. definite. outer.115 ornamentally = süs olarak.bademci. (She overcame her fear of the dark by the help of a psychiatrist. protest. verim. 2) salgın.

visible. look after oversensitive = fazla hassas. invade. zıt anl. aşırı derecede. covert overtake = (yönetimi / idareyi / mülkiyeti) devralmak.116 . ortada. over-consumption.= notice.= prescription drug over-the-counter sleep aid = reçetesiz satılan uyumaya yardımcı ilaç overtime = fazla mesai overturn = altüst etmek. kaplamak overgrown = aşırı büyümüş overhanging = (saçak vs. üzerinden geçmek overseas = denizaşırı oversee = göz kulak olmak. easily hurt. apparent. disregard.= thick-skinned oversight = gözetim oversimplify = hafife almak.= spare overuse = aşırı kullanım. zıt anl. devirmek. bakmak. zıt anl.com . excessively overnight = bir gece içinde (birdenbire anlamında) overprotected = aşırı korunan overprotective = aşırı koruyucu overrate = gereğinden fazla önemsemek. miss. 2) üzerini kaplamak. overconsumption. güneşten gelen morötesi ışınları tutan tabaka) www.= economizing overvalue = aşırı / ederinden fazla değerlenmek overview = genel bakış. spot overlooking = tepeden / yüksekten bakan overly = fazla. abartmak. doldurmak overlook = dikkate almamak. simplify overstimulate = aşırı uyarmak overt = açık olarak.bademci. 2) (bir tiyatro oyunu vs.= underestimate overexercise = gereğinden fazla spor yapma overfarming = aşırı tarım overfed = aşırı beslenmiş overflow = taşmak overgrazing = aşırı otlatma overgrow = (bitki için büyüyerek) (bir yeri) sarmak. zıt anl. zıt anl. because of. upset overuse = gereğinden fazla kullanmak. şeklinde) dışarıya doğru çıkıntı yapan / uzanan overharvesting = aşırı avlanma overhaul = onarım için elden geçirme overland = karadan overloading = aşırı yüklemek. zıt anl.ÜDS Sözlüğü overcrowded = aşırı kalabalık. obvious. predominantly overworked = 1) aşırı çalış(tırıl)mış. exploited.= underrate overreact = aşırı / kontrolsüz reaksiyon göstermek override = (önemce) üstüne çıkmak. ele geçirmek. ignore. zıt anl.= hidden. bozmak. fazlaca basitleştirerek açıklamak. özet(leme) şeklinde sunum overweight = fazla / aşırı kilolu overwhelmingly = büyük / ezici bir çoğunlukla. zıt anl. nonprescription drug. occupy. aşırı yalınlaştırmak. magnify. supervise. yüzünden. yerinden ederek yerine yerleşmek over-the-counter drug = reçetesiz ilaç. gözden kaçırmak. overrate. (diğerini) ikinci plana itmek overrun = 1) istila etmek. overestimate. çabuk kırılan (kişi). due to owner = sahip oxidative = oksidatif (oksitleyici gücü olan) oxidative stress = oksidatif stres (biyolojik bir sistemin ürettiği aktif oksijeni yeterli hızda nötralize edememesi veya oluşan hasarı yeterli hızda giderememesi durumu) oxygen concentration = oksijen konsantrasyonu / yoğunluğu ozone layer = ozon tabakası (atmosferin üst kısmında bulunan. çok dolu overdraw = (bir kaynağı) aşırı kullanmak overeating = aşırı yeme overemphasised = aşırı vurgulanmış overestimate = fazla tahmin etmek. için) çok fazla oynanmış ovule = yumurtacık (bitkilerde döllenmeden sonra tohuma dönüşen yapı) owe = borçlu olmak owing to = nedeniyle.

bright paleoanthropologist = paleoantropolog (paleoantropoloji ile uğraşan bilim insanı) paleoanthropology = paleoantropoloji (ilkel insanları ve insanın evrimsel geçmişini inceleyen bilim dalı) paleoethnobotany = paleoetnobotanik (arkeolojik alanlardaki bitki kalıntılarını inceleyen bilim dalı). sızı.bademci. sakatlamak. işlevini kaybetmiş paralysis = paraliz. zıt anl. böceklerin ve sürüngenlerin ortaya çıktığı 230 ile 570 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) palette = (boya için) palet pallasite = palazit (bir çeşit zeytuni renkli meteorit) Panama Canal = Panama Kanalı (Orta Amerika’nın en güney ülkesi Panama’da yer alan ve Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirine bağlayan yapay suyolu) Panamax (size) = Panama Kanalı’nın yükselme havuzlarına sığabilecek en büyük gemi ebadı P pancreas = pankreas (midenin hemen altında yer alan. asalak (diğer bir organizma üzerinde ya da içinde. cripple. yastıkçık paddy = çeltik / pirinç tarlası paediatrician = pediyatrist (çocuk hastalıkları uzmanı) pagan = çoktanrılı dinlere inanan.P P PP pace = 1) hız. donuk. istemli hareketlerde. faint. analgesic (drug) pale = soluk. en önemli. article. başlıca. inme paralyze = felç / kötürüm etmek. dönem ödevi papillary dilation = gözbebeğinin açılması / genleşmesi paralysed = felç olmuş. zıt anl.= dark. 2) makale. archaeobotany paleontological = paleontolojik (paleontoloji ile ilgili) paleontologist = paleontolojist (paleontoloji ile uğraşan bilim insanı) paleontology = paleontoloji (bitki ve hayvan fosillerini inceleyerek tarih öncesi yaşamı araştıran bilim dalı) paleozoic = paleozoik dönem (balıkların. 2) adım. konuşma ve yürümede bozukluk ve anlamsız yüz ifadesi ile belirgin nörolojik hastalık) parliament = parlamento. newspaper.= complete partial alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin kısmen yitirilmesi www. çalışamaz hale getirmek. step. principal parasite = parazit. incomplete. el ve bacaklarda. kimi sindirim enzimlerini salgılamakla görevli organ) pancreatic = pankreatik (pankreas ile ilgili) pandemic = pandemik. gıdasını ondan temin ederek ve karşılığında ona hiçbir yarar sağlamadan yaşayan canlı) paratyphoid = paratifo (tifoya benzer ama genellikle daha hafif seyreden bir hastalık) parent company = ana şirket (başka şirketlere sahip olan veya onları kontrol eden şirket) parent = (genellikle çoğul kullanılır) anne ya da babadan herhangi biri parental = ebeveyne (anne ve / veya babaya) ait parental separation = ebeveynlerin (anne ve babanın) ayrılığı Parkinson’s disease = Parkinson hastalığı (genellikle ileri yaşlılık döneminde görülen. 3) araştırma. milletvekili seçimi partial = kısmi. bildiri. disable paramount = üstün.com . meclis parliamentary = parlamento ile ilgili parliamentary election = genel seçim. rate. ache. kaslarda. yutma. uçuk renkli. felç. hurting pain syndrome = ağrı sendromu (nöbetler halinde ya da devamlı ağrı ile belirgin durum / rahatsızlık) painkiller = ağrı kesici / dindirici. epidemic panel = panel (tartışma gurubu) panic = paniğe kapılmak paper = 1) gazete. acı. footstep pacemaker-like = kalp atışını düzenleyen / ayarlayan cihaza benzer / benzeyen pack = tıka basa / sıkı sıkıya doldurmak pad = bazı hayvanların ayaklarının altındaki yumuşak taban. (geniş bir bölgede / kıtalararası) salgın hastalık. tempo. putperest pain = ağrı. çiğneme. tempo.

ÜDS Sözlüğü partial inability = (zihinsel vs. convey pass by = (bir yer / birisi)’nin önünden geçmek. önemsemek. partner (birisine eşlik eden kişi ya da eşlerden biri) pass = (yasa) geçirmek / çıkarmak. en yüksek düzey. section. aşırı tutkulu. açık paternal = baba tarafından / ile ilgili. 2) kar getirmek pea = bezelye peacekeeping = barışı koruma peak (fiil) = doruğa çıkmak. overall particularly = özellikle. özel olarak.bademci. system. region patent (fiil) = patentini almak patent (isim) = patent (bir icat veya ticari bir ürün için taklitleri engellemek ve mucit / üretici dışındaki kimselerin haksız kazanç elde etmesini önlemek amacıyla devlet tarafından verilen sicil) patent (sıfat) = görünür. piece. kaplamak pave the way for = başlatmak. zıt anl.= completely partner = ortak. (birisine) karşı düşünceli davranmak. 2) sadık müşteri pattern = tür. yinelenen şekil. order pattern of daily life = günlük hayatın alışıldık seyri pauper-school = yoksullar okulu pause = duraklamak. zıt anl.) pathological = patolojik (patoloji ile ilgili) pathology = patoloji (hastalıkların nedeni olan yapısal ve fonksiyonel sapmaları inceleyen bilim dalı) pathway = yol. kaldırım vs. ignore pay consideration = saygı göstermek. koruyucu.= common. zerre. en yüksek düzeye ulaşmak. partially. (a paternal relative = baba tarafından bir akraba) pathogen = patojen (hastalığa yol açan bakteri. partikül partition = taksim. ilgilenmek. bölme partly = kısmen.) passionately = heyecanlı / ateşli / aşırı tutkulu / hiddetli bir şekilde. en üst seviye. style.= moderately. maximum peasant = köylü. spot. share (in) participation = katılma. (Will you please pass on this message to your friends? = Bu mesajı lütfen arkadaşlarına iletir misin?) pass over = üstünden geçmek pass sentence (on) = (bir şey hakkındaki) kararı bildirmek / iletmek pass through = (bir şey)’in içinden / arasından geçmek passage = geçiş passageway = yol passion = tutku passionate = heyecanlı. besin maddelerini hastalık yapıcı mikroorganizmalardan arındırmak amacıyla uygulanan ısıtma yöntemi) pasture = (arazi için) otlaklık. type. zıt anl. patika patient (isim) = hasta patient (sıfat) = sabırlı. watch patron = 1) hami. meralık pasture land = otlak alanı. ateşli. kısım. consider. tarz. special. model. benek. 2) arazi parçası. oluş düzeni.= impatient patient noncompliance = hastanın üstüne düşeni yapmaması patrol = devriye gezmek. zenith. bölge. yer alma. enact pass along = (insandan insana) aktarmak. method. intensely. bölünme. dikkate almak.= generally particulate = çok küçük tanecik. mola vermek pave = (cadde. inspect. specifically. parça. = Kadın hakları üzerine tutkulu bir konuşma yaptı. yöntem. disappear pass on smt to smo = (bilgi. villager www. zıt anl. taking part particle = parçacık particular = belirli. (hastalık vs. için) kişiden kişiye iletmek / göndermek. virüs vs. şablon. open up paved = üstü (asfalt.) kısmi yetersizlik partially = kısmen. doruk (noktası). go past pass judgement on = hakkında hüküm vermek / yargıya varmak pass off = (zamanla) kaybolmak.com . zıt anl. kontrol altında tutmak. özel. diziliş şekli. (borç) kapatmak. zıt anl. climax. especially. fade away. take notice (of).= disregard. (She made a passionate speech on women’s rights. mind. crest peak (isim) = zirve.= completely participant = katılımcı participate (in) = katılmak. pay attention (to) pay off = 1) tamamını ödemek.) kaplı pay attention (to) = dikkat etmek. söz vs. specific. pay sahibi olmak. zıt anl. movingly.) geçirmek.= maternal. unemotionally pasteurization = pastörizasyon (gıda sanayinde. take part (in). göz önüne almak. yol açmak. rol almak. send.118 . zıt anl. yer almak. gözlemek.) döşemek. mera patch = 1) yama. beton vs. partly.

brutality. accomplish. external. go through penetrating = içe işleyen. (This type of building is peculiar to the south of the country. direnmek. ölmek perishable = dayanıksız. zıt anl. consult a doctor. (It seems very peculiar that no one has seen or heard anything. secondary. çevresel. etkili pentagon = beşgen people = (çoğul: peoples) halk pepper spray = biber gazı (spreyi) per capita / head / person = kişi başı perceive = algılamak. flawless. confuse.= durable peritoneal cavity = peritonal boşluk (karın zarının içi. eziyet. short-lived. comprehend. 2) (kabuğunu. karın zarının tabakaları arasındaki potansiyel boşluk). derisini) soymak peer = akran. algı. astonish perplexed = şaşkın persecution = zulüm.) pedestrian = yaya pedestrian crossing = yaya geçidi peel (off) = 1) kabarıp pul pul dökülmek. prevail. get in. içine işlemek. aperture perform = yapmak. 2) ikincil. understand. zıt anl. gerçekleştirmek. (My son persists in asking awkward questions. anlamak. düzenli / belirli aralıklarla.= stop. (bir şey) için elverişli olmak. rarely perplex = kafasını karıştırmak. belirli zamanlarda. ruhsat / yetki vermek.= ban. tam anlamıyla. = Bu tip bina ülkenin güneyine özgüdür.) permeability = permeabilite (geçirgenlik) permeable = geçirimli. absolutely peril = tehlike perimetre = çevre ölçüsü. nüfuz etmek.bademci. zıt anl. forbid perpetually = daima. notice. zıt anl. (He was permanently disabled after the accident. odd. alışılmamış. kavramak.= fail performing arts = sahne sanatları (tiyatro.= never.= misunderstand. actualise. kolay bozulur.= imperfect. = Kimsenin bir şey görmemiş ve duymamış olması çok tuhaf. zıt anl. sürekli olarak. sürekli. anlayış perch = tünemek perfect (fiil) = mükemmelleştirmek. recognise. zıt anl. peritoneal space peritoneal dialysis = periton diyalizi (böbrek hastalarının kanını temizlemek için uygulanan bir hemodiyaliz yöntemi) permafrost = kutuplara yakın bölgelerde sürekli don altında kalan toprak tabakası permanent = kalıcı. for good. 2) delme. miss percent = yüzde percentage = yüzde. specific (to). kusursuz.119 pebble = çakıl taşı.com . inat etmek. idrak. 2) tuhaf. emsal pelagic = açık denizlerde yaşayan pendant = kolye ucu penetrate = girmek. zıt anl. sur vs. zıt anl. daimi. = Oğlum garip garip sorular sormaya inatla devam ediyor. occasionally.= certainly. 3) periferik. sezmek. possibly. fulfil. fark etmek.) www. şaşırtmak.= central perish = yok olmak. geçirgen permission = izin permit = izin vermek. (If the pain persists. etrafta bulunan. garip. için) çevre. zıt anl. yerine getirmek. = Eğer acı devam ederse bir doktora danış. allow. viewpoint perceptivity = idrak kabiliyeti. unchanging. kendine has. muhtemelen. continuously. sanatçının kendisinin bir gösteri sunduğu sanat alanları) perhaps = belki. sinema gibi. = He was disabled for good after the accident. implement. (sınır.) vermek. müzik.= temporary permanently = kalıcı.= temporarily. cruelty. zaman zaman. zıt anl. sürüp gitmek. daimi. constantly. (mücadele. strange. excellent. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . sürekli olarak. do. totally perforation = 1) delik. seasonally peripheral = 1) dış yüzey veya kenara ait. çakıl peculiar = 1) (bir şeye) özgü. hole.= benevolence Persian Gulf = Basra Körfezi (Hint Okyanusu’nun İran ile Arap Yarımadası arasındaki uzantısı) persist = 1) (bir şeyde) ısrar etmek. uğraş vs. lasting. refine perfect (sıfat) = mükemmel. circumference period = dönem.). carry out. 2) devam etmek. function. zıt anl. enter. flawed perfectly = tamamen. apprehension. imkan vermek.). civarda. spoilable. = Kazadan sonra kalıcı olarak sakatlandı. süre periodically = periyodik olarak. understanding. sezgi. başarmak. zıt anl. uygulamak. yüzde oranı perception = algılama.= give up. probably. delik açma. persevere. marjinal.

faz.120 . inat persistent = ısrarlı.= optimistic pest = haşere (insanın yaşama ortamına veya üretimlerine zarar veren küçük hayvan. inandırmak. = Tanık. relentless. zıt anl. with regard to. bürümek. kimya gibi canlılar ile ilgili olmayan alanlarıyla uğraşan bilim insanı physically demanding jobs = bedensel güç gerektiren işler physician = tıp doktoru. related to Peru = Peru (Güney Amerika kıtasında bir ülke) Peruvian = Peru’ya ait. inatçı. doctor physicist = fizikçi physiological = fizyolojik (organizmanın işleyişi ile ilgili) physiological response = fizyolojik tepki physiologist = fizyolog (vücudun organ ve sistemlerinin işlevlerini inceleyen tıp doktoru) pick out = (dikkatle) seçmek. devamlılık. safha. staff perspective = perspektif. karamsar. yayılmak. zıt anl. bireysel. bedenin çalışması physical inactivity = bedensel hareketsizlik physical laws = fizik kanunları physical scientist = bilimin. Peru ile ilgili pervade = istila etmek. convince. hayırsever philanthropy = hayırseverlik. genellikle fizik. occurence phenotype = fenotip (bir organizmada genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan dış görünüş) philanthropist = yardımsever. continuity. kaplamak. (The news pertaining to the latest terrorist act is on all TV channels. bir kişi ya da (bir şey)’e fiziksel olarak bağımlı olma durumu physical education = beden eğitimi physical functioning = fiziksel işlev. spread perverse = ters. zıt anl. (The witness picked out the wrong man in the identification parade. inandırma. fenomen. onu ilgilendirmek.= irresolute personal = kişisel.= dissuade (from) persuasion = ikna etme. kendisine tanrısal bir kimlik atfedilmiş olan kral) pharmaceutical (isim) = insan veya hayvan üzerinde kullanılma amaçlı kimyasal madde. = En son terörist eylem ile ilgili haberler tüm TV kanallarında gösteriliyor. yardımseverlik.= public personal transportation vehicle = kişisel ulaşım aracı (bisiklet.com . relate to. fonolojik photo interpretation = fotoğraf yorumlama photon = foton (elektromanyetik ışınımları oluşturan enerji birimleri) physical = bedensel physical appearance = dış görünüm physical dependence = fiziksel bağımlılık. böcek. sebat. aşk şiirleriyle ünlü bir İtalyan ozan pharaoh = firavun (antik Mısır’da. hekim.bademci.) personalised medicine = kişiselleşmiş tıp (kişinin özel ihtiyaçlarına / durumuna göre belirlenecek tıbbi bakım vs. şaşılacak phenomenal promise = parlak bir gelecek phenomenon = (çoğul: phenomena) önemli / olağanüstü olay. charity. generosity philosopher = filozof phonological = sesbilimsel. determined. stage phenomenal = olağanüstü. teşhis odasında yanlış adamı seçti. mantar vs. aksi pessimistic = kötümser. approach persuade = ikna / razı etmek.) pesticide = pestisit (tarım zararlılarını öldürmekte kullanılan kimyasal madde / tarım ilacı) PET scan = pozitron emisyon tomografi taraması (vücuttaki tümör hücrelerini saptamak için kullanılan bir tarama yöntemi). decisiveness persistency = kalıcılık. başvurmak Petrarch = 1304-1374 yılları arasında yaşamış.) www. zıt anl. sadece (bir şey ya da birisi) ile ilgili olmak. sürekli.) pertaining to = ile ilgili olarak.ÜDS Sözlüğü persistent vegetative state = devamlı bitkisel yaşam hali persistence = süreklilik. viewpoint. bakış açısı. positron emission tomography scan petiole = yaprak sapı petition = dilekçe vermek. ayırt etmek.) personnel = personel (bir işte veya organizasyonda çalışan / görev alan insan grubu). otomobil vs. insistent. induce. sarmak. ilaç pharmaceutical (sıfat) = farmasötik (ilaç ya da ilaç yapımıyla ilgili) pharmacist = eczacı pharynx = (çoğul: pharynges) farenks (yutak) phase = evre. convincing pertain to = (bir şey / birisi)’ne ait olmak.

com . dikme pioneer (fiil) = yol açmak.) plague (isim) = 1) veba. önemsememek play down to = (birisi)’nin seviyesine inmek play for = (bir kulüp / takım vs. yapmak. = Omzum bana bütün hafta acı verdi. take part (in) play down = hafife almak. logical.121 pick up = 1) (başkasından bir alışkanlık. öncülük etmek. diş taşı plasma = plazma (kan sıvısı) plastic mass = plastik yığını plate = plaka plateau = (çoğul: plateaux veya plateaus) 1) yayla. birik(tir)mek pillar = sütun.= implausible. rendeleme. initiate pioneer (isim) = öncü. draw attention (to). unlikely plausibly = makul / akla yakın bir şekilde. put place emphasis on = bkz. üstten görünüş planet = gezegen planetary = gezegenlerle ilgili planetary formation = gezegen oluşumu planetary gear (system) = bir dış dişli ve içerisinde dönerek çalışan iç dişlilerden oluşan güç iletim sistemi. 2) (bir şeyi yerden ve genellikle elle) kaldırmak. reasonably play a basic role (in) = temel rol oynamak. (He seems to have picked up the infection while he was in hospital for another reason. makul. için) taş pier = (bina için) kolon pigeon = güvercin pigment = pigment (deriye. tesis.) vermek. epicyclic gear planing = (marangozlukta) planyalama. level platelet = trombosit (kanın pıhtılaşmasında rol oynayan. almak. contribute (to). (bir kulübün / takımın vs. çok önemli. 2) gülünç derecede pivotal = asıl. (My shoulder has been plaguing me all week. döleşi (birçok memelinin ana rahminde bulunan. genellikle makine kullanarak düz ve pürüzsüz hale getirme işlemi) plant (fiil) = (bitki) ekmek / dikmek plant (isim) = 1) fabrika. sorumluluğunu vermek place in context = yerli yerine oturtmak placenta = plasenta. enerji santrali. crucial. sebzelere vs. yaramazlık yapmak. düz alan plan view = plansal görünüş. kümelemek pile (isim) = yığın pile foundation = kazıklı temel pile up = topla(n)mak. 2) bitki plant kingdom = bitkiler alemi plant protein = bitkisel protein plaque = plak (bir yüzey üzerinde herhangi bir maddenin birikmesi nedeniyle oluşan ince tabaka). çekirdeksiz kan hücresi) plate-like = levha benzeri plate-tectonic activity = levha hareketleri (yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketleri ve birbirleriyle olan etkileşimleri) plausible = akla yakın. görevin) başına getirmek. olduğundan önemli göstermek. zıt anl. play a central role (in) play a central role (in) = temel rol oynamak.) oyuncusu olmak play out = (mücadele. = Enfeksiyonu. leading pipe = boru piracy = korsanlık pit = çukur pitch = ses tonu / perdesi.). lift picturesque = tablo gibi piece = (satranç vs. put emphasis on place greater importance (on) = daha büyük değer / önem vermek place in charge (of) = (bir işin. vital place = yerleştirmek. contract. tone pitcher = (bitki için) yaprakları ibrik şeklinde olan pitifully = 1) acıklı / acınası bir şekilde. hastalık vs. renk veren madde) pile (fiil) = yığmak.) için (futbol vs. misbehave www. perform play up = 1) (bir şey)’e dikkat çekmek. 2) bela. annoy. reasonable. 2) düzey. birinci derecede önem ve etkisi olan. plato.bademci.) oynamak. cenine oksijen ve besin sağlayan yapı) placental = plasental (doğmamış yavrusunu rahminde plasenta aracılığı ile besleyen) plague (fiil) = acı / dert / rahatsızlık vermek. bother. öncü. koymak.)’yi kapmak. etkisi / katkısı olmak.= infect. trouble plain = ova. bir alanda yenilikler yaratan kişi pioneering = öncülük eden. galiba başka bir sebepten hastaneye gittiğinde kapmış.ÜDS Sözlüğü . play a basic role (in) play a crucial role (in) = hayati rol oynamak play a part (in) = rol oynamak. black fever. zıt anl. uğraş vs. silme (yüzeyi. 2) kötü davranışlarda bulunmak. esas. irise. transmit.

abundant. pleasant. pleasantly pleasurable = zevkli.= very little plenty of = bolca. diabet ve benzeri kimi hastalıkların tedavisi için önerilen ve birden fazla ilacın bir araya getirilmesi yoluyla elde edilen ilaç. indicate. parlatılmış polished rice = kabuğu ayıklanmış / cilalanmış beyaz pirinç. (Our water supply is becoming polluted with nitrates disposed of by several industries. toplanmak pool (isim) = küçük göl. keyifli. bereketli bir şekilde. baş aşağı gitmek. contaminate polluted = kirletilmiş. vaat.) pollution = kirlenme. (polar orbit = kutupların üzerinden geçerek izlenen yörünge). elektronları molekülün bir tarafında toplanma eğiliminde olduğu için. kağıda dökmek plot (isim) = 1) fesat. contamination polygon = çokgen polyphony = çokseslilik polypill = kalp-damar. çok. white rice poll = gayri resmi anket pollinate = tozlaşmak. = Su kaynağımız. 2) (sinemada) olayların kurgusu veya ana öykü pluck = (çiçek. guarantee. inadequate. parlatmak. indicate poisonous = zehirli. rehin. scarce plentifully = bolca.com .ÜDS Sözlüğü playground = oyun sahası / parkı. pek çok doymamış (hidrojene olmamış) bağ içeren yağ) Pompeii = Pompei (Bugün İtalya’nın Napoli kenti yakınlarında yer alan ve Vezüv volkanının lavları altında kalmış olması sebebiyle çok iyi korunmuş bir Roma Dönemi kenti) pool (fiil) = birikmek. surety plentiful = bol. belirtmek. denote. eksik. meyva) koparmak plum = erik plume = pamuk gibi bazı bitkilerdeki tohumları saçan beyaz tüy gibi kısım plunge = (fiyatlar vs.= good at poor folate status = folik asit yetersizliği poor quality = düşük kalite pop in and out of = (bir şey)’in içine girip çıkmak popular culture = popüler kültür www. çokça. molekülleri elektriksel kutuplanma sergileyen sıvı) policing mission = polislik görevi (asayişi sağlama / koruma ile ilgili görev) policy = 1) sigorta poliçesi.= abundant. yetersiz.= sparingly plenty = pek çok (şey). verimli. tutum policy makers = (bir konuda izlenecek) siyaseti belirleyen kişiler policy-making = (bir konuda izlenecek) siyaseti hazırlama. lots of plot (fiil) = (plan. abundantly.= meagre. pisletilmiş. opposite polar bear = kutup ayısı polar liquid = polar sıvı. çocuk bahçesi. polen yaymak pollutant = kirletici madde pollute = kirletmek. düşük kalitede. contaminated. göstermek. a lot. çeşitli sanayi kuruluşları tarafından atılan nitratlar nedeniyle kirleniyor. su birikintisi poor = kötü. matematiksel fonksiyon vs. goal. nasty pleasure centres of the brain = beyindeki haz merkezleri pledge = 1) söz. toxic polar = 1) kutupsal. harita. için) aniden ve büyük oranda düşmek. kirli. heksan gibi. zıt anl. zıt anl. sufficient poor appetite = zayıf iştah. zıt anl. 2) (pirincin kabuğunu) ayıklamak polished = cilalanmış. memnuniyet verici bir şekilde. zıt anl. havuz. hoşça pleasingly = hoşnut edici bir şekilde. 2) nokta. nazım poet = şair poetry = şiir sanatı point = 1) gaye. call attention (to). yönerge hazırlama polio = çocuk felci polish = 1) cilalamak. promise. maksat. gölet.122 . bring up point to = işaret etmek. entrika. iştahsızlık poor at = (bir konu)’da kötü / başarısız. politika. zıt anl.bademci. 2) (bir konuda izlenecek) siyaset.= mean. için) çizmek. az. 2) taban tabana zıt. mesele point out = (bir şey)’e dikkat çekmek. çoklu / kombine ilaç polyploid = poliployid (monoployid sayının iki katından daha fazla kromozoma sahip hücre ya da organizma) polyunsaturated fat = çoklu doymamış yağ (molekülleri. drop plurality = çokluk poach = yasak bölgede avlanmak poem = şiir. kirlilik. hidrofob / suyu iten sıvı (etil asetat. fertile. (mecazi anlamda) arka bahçe playwright = oyun yazarı pleasantly = hoşa gider bir şekilde. enjoyable. zıt anl. durum. 2) teminat. bereketli.

sahip olmak. effective. alışveriş merkezi gibi yerlerdeki) küçük ibadethane / mescit precarious = güvenilmez. zıt anl. zorluk. 2) hemen hemen. üşüşmek pour out (of) = (bir yer)’den dışarı / (bir şey)’in dışına ak(ıt)mak / dök(ül)mek pourable = dökülebilir poverty = yoksulluk. 2) büyük kalabalıklar halinde gelmek. zıt anl. istikrarsız.= succeed. zıt anl. in practice. come first.) precede = (bir şey)’den önce gelmek. (Applications arriving first will have precedence. olanaklı. pozisyon. pekala pottery = çömlekçilik poultry = kümes hayvanları pour into = 1) (içine) akıtmak. impotent potential = potansiyel. follow precedence = öncelik. have.= wealth powdered = toz haline getirilmiş power (fiil) = itici güç vermek power (isim) = güç. zıt anl. possible. safe precast concrete = önceden dökülmüş beton precaution = önlem. kıymetli. uygulamaya yönelik. own possessions = sahip olunan mallar possibility = olasılık. appreciate. tutum. next generation post-marketing surveillance = satış sonrası denetim postpone = ertelemek.) precipitate = hızlandırmak precipitation = yağış www. kuşkulu. mevki.123 population = nüfus. safeguard. elverişli. zıt anl. yapılabilir.= secure. arkadaki. yetkili.= impossible post = 1) makam. hal.= anterior posterior wall of abdomen = karnın arka duvarı posterity = gelecek kuşaklar. do practice (isim) = uygulama. pratikte. zıt anl. insanların kendi kendilerine kullandıkları istasyon. depict ports of call = ziyaret edilen limanlar pose = (sorun. pişirme kabı potency = (cinsel) iktidar potent = güçlü. aktivite. attitude post-war = savaş sonrası. bir türün. dock portray = betimlemek. zıt anl.= starboard. almost practice (fiil) = 1) tatbik etmek. 2) (bir bilim ya da spor dalında çalışma) yapmak. illustrate. belli bir alanda yaşayan bireylerinin tamamı) populous = yoğun nüfuslu. antik dünyada neredeyse altın kadar kıymetliydi. (Effective precautions were taken during the Olympic games held in Athens. practicable. possible potentially = potansiyel olarak.ÜDS Sözlüğü .= theoretically. zıt anl. önermek. zıt anl. uygulamak. effective.= weak power-operated = makine yardımıyla çalıştırılan practicable = uygulanabilir.= weak.com . muhtemelen. zıt anl. esnasındaki duruş şekli). come before. zıt anl. zıt anl. zıt anl. feasible.= criticize praise (isim) = övgü. = Atina’da yapılan Olimpiyat Oyunları sırasında etkili önlemler alınmıştı. icra etmek. put off post-traumatic = travma / sarsıntı sonrası postulate = gerçek olduğunu varsaymak posture = postür (bedenin oturma vs. (bir şey)’in önünde / öncesinde olmak. kalabalık. süngerimsi port = 1) iskele tarafı (sol).= impractical. Dünya Savaşı sonrası) posterior = (anatomide) arka. = Başvurular öncelik sırasına göre değerlendirilecektir.= sonrası. etkili. harbour. present pose a serious danger = ciddi bir tehlike oluşturmak pose a threat = tehdit oluşturmak posit = öne sürmek. popülasyon (biyolojide.= impracticable practical = pratik. yağmak.bademci. kabiliyet power plant = enerji santrali powerful = güçlü. strong. = Tuz.= pre-war pot = tencere. valuable. doubtful.) precious = değerli. destek. duruş. 2) kazık. crowded porch = sundurma porous = gözenekli. varsaymak. position.= impossibility possible = mümkün. zıt anl. (post-World War II = 2. tanımlamak. risk vs. (Salt was nearly as precious as gold in the ancient world. fakirlik. etkili. theoretical practically = 1) pratik olarak. appreciation. elverişli. yararlı. ihtimal. priority. tedbir. delicate. iş practitioner = pratisyen hekim praise (fiil) = övmek. resmetmek.= negatively charged possess = ele geçirmek. direk post. akmak. uygulamada. olası. 2) liman.= criticism prayer = dua prayer hall = (bir din görevlisinin idaresi altında olmayan. zıt anl.) yaratmak / oluşturmak. zıt anl. strong. put forward. hypothesize positively charged = pozitif yüklü.

zıt anl. kestirim. titiz. çoğunlukla. sunmak. exactly. en etkili. peşin hüküm.= unpredictable prediction = tahmin. forerunner predict = tahmin etmek. maintain. zıt anl. prime. tanıtmak. 2) selef (aynı alanda mevcut kişilerden daha önce çalışma yapmış veya aynı görevde mevcut kişilerden daha önce görev almış kişi). zıt anl. indicator. forerunner. devlet başkanı press ahead = (zorluklara rağmen) ilerlemek. inaccuracy pre-condition = ön koşul / şart predator = yırtıcı / alıcı / avcı hayvan predecessor = 1) ata. rigorous. olgunlaşmamış. saklamak. zıt anl. gelişmemiş. erken doğmuş. öngörmek. sıkboğaz eden www.= inferiority pre-eminent = üstün. existence. ilk. zıt anl. cet. öngörü.= probably.= indefinite. get (smt) ready prepared (to) = (bir şey yapmaya) hazır / hazırlıklı. conserve. ön. distinguished. zıt anl. için) reçete yazmak / vermek. guess predictable = önceden söylenebilir. 2) sergilemek. henüz tam anlamıyla camlaştırılamamış malzeme pregnant = hamile. unripe. 3) aynı amaçla daha önce yapılmış araç vs. doğruluk. zıt anl. definite. dominance. gereğinden önce. suitably presentation = sunum. illustrate. anticipate. seçkinlik.= minor. questionably precision = kesinlik. gebe prehensile tail = (hayvanlarda) nesneleri kavrayabilme becerisine sahip kuyruk prehistoric = tarih öncesi (dönemler) ile ilgili prehistory = tarih öncesi (tarih kaydedilmeye başlamadan önceki dönem) prejudice = ön yargı. inaccurate precisely = tam olarak. 2) prematüre. 2) emretmek. in general. zıt anl. initial premarketing study = pazarlamaya başlamadan önce yürütülen araştırma / çalışma premature = 1) zamansız. immature.= inferior. vakitsiz. duyarlılığı ya da yatkınlığı olmak) predominant = ağır basan. Ö. M. öngörülebilir. zıt anl.= mature. titizlikle. seçkin. hakim olmak. göstermek. 2) dikkatli.= absence present (fiil) = 1) ortaya koymak. zıt anl. enjoin. göstermek.= overdue. ibraz etmek. ruling. zıt anl. belirteç. (hazır) bulunma. superior. dictate prescription = reçete prescription drug = reçeteli ilaç. takdim etmek. foreseeable. hazırlamak. hakim olan. accuracy. rather.com . tedavi vs. ivedi. definitely. işaret(çi). yaklaşık 3150 yılı öncesindeki dönem) pre-eminence = üstünlük. anticipation predictive = sonucu önceden gösteren. gift present with = vermek. second-rate preface (fiil ) = (bir şey)’in önsözü olmak. prognostic predictor = 1) belirleyici. üstün olmak.= conceal. zıt anl. more readily / willingly preference = tercih preglass = cam üretiminin icat edilmesi sürecinde.= least of all predominate = yaygın olmak. bias preliminary = preliminer. 2) uçaksavar atış noktasını belirleyen alet predispose (to) = predispoze olmak (bir hastalığa önceden eğilimi. zamanı gelmemiş. zıt anl.ÜDS Sözlüğü precise = 1) tam. kesin. subsidiary predominantly = genelde.= over-thecounter / nonprescription drug presence = varlık. secure presidency = başkanlık (dönemi) president = başkan. hüküm sürmek. early. manifest. öncü. . undeveloped. demonstrate. haberci. cover.= imprecision. (bir şey)’e önsöz sağlamak preface (isim) = önsöz prefer = tercih etmek preferably = tercihen. kesinlikle. superiority. hide present (isim) = hediye.124 . ancestor. reveal. çoğunlukta olan.bademci. prevailing. sooner. öncü. give presentably = prezantabl / sunulabilir bir şekilde. açıklık. devam etmek. more desirably. developed prenatal care = doğum öncesi bakım preoccupation (with) = (zihni bir şey) ile meşgul olma prepare = düzenlemek. prevail pre-dynastic Egypt = hanedanlık öncesi Mısır (Eski Mısır’ın henüz hanedanlarca yönetilmeye başlamadığı. attendance. untimely. push ahead press conference = basın toplantısı press-coverage = basına konu olma pressing = acil. exhibit. above all. sergileme preservative = koruyucu preserve = korumak. introduce. ready (to) pre-Roman = Roma (devri) öncesi prescribe = 1) (ilaç. kural olarak koymak.

ilke printing press = matbaa makinası prior (to) = önceden. 2) bahane pretend = numara yapmak. earlier. precedence. zıt anl. favoured. make ready prime (isim) = 1) asıl. current. uncivilised princeling = küçük prens. chief. = İyi bir şarkıcı olmaktan (ötürü) gurur duyuyor. şirin. futbol tutkusu ile diğer daha aşağı primatlardan ayrılır. ilkel. rare prevalence = yaygınlık.) presume = sanmak. tahmin etmek. esir. yaygın. mainly. in the future prey = av.= let. ilköğretim primate = primat (en gelişmiş ve zeki memeli gruplarına ait herhangi bir üye). main. 2) primitif. tutuklu. perfect primeval = tarih öncesi çağlara ait. subordinate primary education = temel eğitim. ana.) primarily = başlıca. think pretence = 1) rol yapma.= unusual. herhalde.)) private = özel. old. principle.= predator pricing mechanism = fiyatlandırma sistemi pride oneself on (doing) smt = bir şeyden / bir şey yapmaktan gurur / kibir duymak. numara. kapalı banyo / tuvalet vs. engelleyici. major principally = esas olarak. (The human differs from the lesser primates in his passion for football. advantaged.= secondary. 2) oldukça. zıt anl. önlemek. kime öncelik verileceğine karar vermek zordur. director. = Bombanın. quite. ana. predominance. allow preventable = önlenebilir preventative = önlemeye yönelik. common. sıkça rastlanan. zıt anl. daha önceleri. yaygın. birinci kalite. sıklık. uncommon.) prime (fiil) = harekete / patlamaya hazır hale getirmek. ruling prevent = (bir şey)’den alıkoymak. = Acil serviste. act pretended = sözde.= modestly pretty = 1) güzel. prevalans (bir hastalığın görülme oranı). avoidance. (özel dolap. mainly. = İnsan. itibarlı. zıt anl. gibi) kişinin bazı özel ihtiyaçlarını gizlilik içinde görebilme olanağı. zıt anl. (He prides himself on being a good singer. zıt anl. chiefly principle = prensip. current. koruyucu.bademci. widespread. zıt anl. former. 2) hüküm süren. prestijli. headmaster principal (sıfat) = başlıca. etkin. probably. widespread. essentially. -miş gibi davranmak. engellemek. future. believe. esasen. önüne geçmek. (In an emergency ward it is hard to decide who to give priority to. be common. başlıca.ÜDS Sözlüğü . eski. prevailing.com . protection preventive = önleyici. formerly. preemptive prevention = önleme. concession privileged = ayrıcalıklı. engelleme. (The bomb was presumably intended to go off while the meeting was in progress. by reasonable assumption. dominate prevailing = geçerli. hakim olmak. dominant. galiba. (May I have some privacy. temel.= public privatisation = özelleştirme privilege = ayrıcalık. imtiyazlı. tahminen toplantı devam ediyorken patlaması planlanmış. saf privacy = gizlilik. hinder.= subsequently. aslında. stop. simple. en önemli. okul müdürü. gerçek dışı pretentious = gösterişçi. zıt anl. zıt anl. şehzade principal (isim) = müdür. yaygın olmak. extravagant pretentiously = gösterişçi bir şekilde. önceki. preceding priority = öncelik. suppose. zıt anl. 2) mükemmel. mostly primary = birincil. etkinlik. hususi. epey. game.125 pressure = basınç pressurising = basınç altında tutan pressurize = basınç altında tutmak prestigious = saygın. please? = Biraz yalnız kalabilir miyim lütfen? (“Özel ihtiyaçlarımı görebilmem için odadan çıkabilir misiniz?” anlamında. predominant. hakim olan. zıt anl. next previously = önceden. aboriginal primitive = 1) basit. varsaymak.= underprivileged www. esas. initially. rather pretty much = büyük ölçüde prevail = hüküm sürmek. tutsak pristine = bozulmamış. başlangıçtan beri var olan. defensive preventive detention = gözetim altında tutulma previous = önceki. main.= latter. baş. respectable presumably = tahminen. öncelikle.) prism = prizma prisoner = mahkum.= rare. pervasiveness.= rarity prevalent = 1) olagelen.

gelişmek. generate. fruitful prolong = uzatmak. outstanding promise (fiil) = (bir olguya) işaret etmek. ihtiyaçları vs. gradually progressively blurred = zamanla bulanık hale gelen prohibit = yasaklamak. investigate.= regress progressive = 1) ilerici. encourage. carry on. ünlü. tedavi etme vb. zıt anl. olasılıkla probe (fiil) = araştırmak. advance progress (isim) = ilerleme. 2) yasaklayıcı. zıt anl. açıklamak. fruitful. extend. progression processing = işleme. büyük. önemli. pazarlama gibi tüm aşamalar) productive = üretken. söz vermek. küçük uzay aracı) problematic = sorunlu. procedure. kazanç process = süreç. gitgide. well-known. profit-making profit-oriented = kar amacı güden profound = derin. 3) engelleyici project = 1) planlamak. zıt anl. reformist. problemli problems of this nature = bu türden sorunlar procedural = usule ait procedure = işlemler sırası. efficiency professional = profesyonel professional association = meslek birliği profit = kar. deeply. hopeful. regard highly. productive. intense. make product = ürün production = yapım. artmak. declare. kuvvetli. ban prohibitive = 1) (fiyat için) fahiş. işleme. incelemek. amaçla uygulanan. Project for OnBoard Autonomy probability = olasılık. prolific.bademci. dikkat çeken. forbid. söz promising = umut verici. give one’s word promise (isim) = vaat. 2) (hastalık için) ilerleyen. serious. prodüksiyon. bolca prognosis = (çoğul: prognoses) prognoz (bir hastalığın süresi ve gelişimi hakkında tahmin) programmed cell death = programlanmış hücre ölümü progress (fiil) = ilerlemek. greatly value pro. famed. working on proclaim = ilan etmek. öngörüp (onların meydana gelmesini beklemeden) harekete geçen.ÜDS Sözlüğü prize = çok değer vermek.= loss profitability = karlılık profitable = kârlı. zıt anl.= lehinde.= stop. oluşmasına izin vermek.126 . zıt anl. belli bir yönteme dayalı işlem) proceed = 1) ilerlemek. prolifere olmak proliferation = çoğalma prolific = üretken. geleceği parlak. zıt anl. şeçkin. advocate. (reklamla) tanıtmak. superficially profusely = çokça. kapsamlı. 2) (bir şeyden) kaynaklanmak / ortaya çıkmak proceeding = yargılama usulü. kazançlı. advance. devam etmek.= impede. yapıt production chain = üretim zinciri (bir üretim ile ilgili olarak hammadde sağlanması. verimli. çarpıcı şey.= unproductive productivity = üretkenlik. bright. -den yana proactive = muhtemel sorunları. uygun ortam hazırlamak. deep. zıt anl. ban prohibition = yasak. continue. obstruct www. izdüşürmek project back = geri yansıtmak proliferate = (hızla) çoğalmak. yol. development.= shorten prolonged = uzun süreli prominence = ün. şöhret.= retroactive Proba satellite = 2001’de uzaya gönderilen bir dünya görüntüleme uydusu. prosedür (araştırma.= discouraging. yöntem. possibility probably = muhtemelen.= superficial profoundly = derin. zıt anl. tarım ürünleri produce (fiil) = üretmek. tanı koyma. zıt anl. (bir şeyin olacağını) vaat etmek. publicise. zıt anl. remarkable. treating. doğurgan. fame prominent = öne çıkan. eser. gelişme.= conservative. unfavourable.= weakly. advancement. unpromising promote = desteklemek. 2) yansıtmak. thoroughly. output.com . muamele proceeds = (çoğul kullanılır) gelir. sürdürmek. tasarlamak. 3) derece derece progressively = gittikçe. rantabl. geliştirmek. distinction. announce Proctor Prize = William Proctor Ödülü (bilimsel araştırmalar yapan ve bu araştırmaları bilim dünyasıyla paylaşan üstün başarılı bilim insanlarına verilen ödül) produce (isim) = ürün. explore probe (isim) = sonda (insansız. zıt anl.

security protective = koruyucu protein aggregate = protein yığını / kümesi protein fiber = protein lifi protein-binding partner = protein bağlayıcı kısım / bölge (proteinin kendisine bağlanmasını sağlayan ve bunu vücudun belirli bölgelerine taşıyan hücre yapısı) protein-rich food = proteinden yana zengin yiyecek protocol = 1) protokol (yapılacak bir iş ya da araştırma ya da işlem için hazırlanan ayrıntılı plan. yarar sağlamak www. zıt anl. çoğal(t)mak. kollamak. rapidly. recommend. meyil. characteristic. refah içinde. için) özellik. expected. teklif etmek. doğru olarak.= disprove. relatively proposal = öneri. suggestion propose = 1) önermek. (proved problematic = problemli çıktı). teklif. yay(ıl)mak. olası. 2) evlenme teklif etmek proposition = öneri. percentage.) proper handling = gereği gibi ele alma / halletme proper sitting posture = düzgün oturma şekli properly = doğru dürüst / düzgün.= slowly. sue prosecution = 1) ceza davası. easily. encourage prompt (sıfat) = çabuk. readily. right. (Every animal has its proper instincts. tendency.bademci.).= wrong. shelter. suitable.com .= disproportion proportional = orantılı.). spread propel = itmek. acele. adam gibi. = Her hayvanın kendine özgü içgüdüleri vardır. suggestion propulsion = itici güç pros and cons = bir şeyin olumlu ve olumsuz yanları / avantaj ve dezavantajları prose = nesir. gerektiği gibi. suggest. susceptible. (directly proportional = doğru orantılı) proportionally = orantılı (olarak). (a prospective mother = müstakbel anne / anne adayı) prosper = gelişmek. ihtimal. Espri yapmak için uygun bir zaman değil. tütün reklamlarının yasaklanmasını önerdi. zengin. evidence propagate = üre(t)mek. izlenecek yöntem ve işlem sırası). belongings prophecy = kehanet prophesy = kehanette / tahminde bulunmak proportion = oran.= improperly. zenginleşmek. 2) (tıpta) bir ilaç veya tedavi için uygulama planı protract = küçük ölçekle kopyasını yapmak prove = 1) (bir şey olduğu) ortaya çıkmak / anlaşılmak. speedy. = Altmış dört yıl önce hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olarak doğdu. ileri sürmek. zıt anl. zıt anl. hızla. duly. thrive. hayat kadını protect = korumak. 2) kanıtlamak. yatkın. multiply. put forward. deny prove (smo) right = (birisi)’ni haklı çıkarmak prove successful = başarılı olmak.) property = 1) (bir madde vs. delil. inclination proper = 1) doğru. establish. kolayca. ispatlamak. mal-mülk. teklif. 2) kendine özgü. correct.= late. = Kapıyı doğru dürüst kapatmadığı için oda birkaç dakika içinde gittikçe soğudu. litigate. adequately. olması gereken. işe yaramak prove useful = yararlı olduğu ortaya çıkmak prove valuable = değerli olmak. teşvik etmek. keep safe.) prostate cancer = prostat kanseri prostitute = fahişe. unduly. zıt anl. defend. develop prosperity = refah prosperous = başarılı. (He was born sixty-four years ago to a prosperous family. This is not a proper moment for a joke. confirm. affluent. slow promptly = çabucak. uygun. zıt anl. flourish. 2) iddia makamı prospect = başarı şansı. appropriate. karlı. olasılık. offer. düzyazı prosecute = (aleyhine) dava açmak. orantı. tanıtım prompt (fiil) = harekete geçir(t)mek. cezai takibat. bring about.= immune. resistant proof = kanıt. münasip. likelihood prospective = müstakbel. (The Minister proposed that tobacco advertising should be banned. uygun bir şekilde. ileriye hareket ettirmek. improper. (We are in the middle of an operation.ÜDS Sözlüğü . 2) mülkiyet. reproduce. rapid. zıt anl. and the room got colder and colder in a few minutes. sensitive. peculiar. zıt anl.127 promotion = reklam. likely. = Bir ameliyatın ortasındayız. evlenme teklifi. yürütmek propeller = pervane propeller plane = pervaneli uçak propensity = eğilim. late prone (to) = eğilimli. = Bakan. secure protect against = (bir şey / birisi)’ne karşı koru(n)mak protection = koruma. kazançlı. expectancy. nitelik. correctly. nispet. feature. (He didn’t close the door properly.

destroy. halk public apology = kamu önünde özür dileme public decision-making = kamu adına karar alma (işi) public expenditure = kamu harcamaları (devletin kamu yararı için yaptığı harcamalar) public finance = kamu finansmanı public interest = kamu yararı public land = kamu arazisi. sökmek. (diğeri)’ni yakalamak pull up = kaldırmak. gather pull out = çekip / söküp çıkarmak. ruhsal psychoactive drug = psikoaktif ilaç (zihinsel prosesler üzerinde etkili olan ilaç) psychological = psikolojik (psikoloji / ruhsal durum ile ilgili) psychologist = psikolog. vilayet provincial = eyaletlere ait. leave. supply. sağlanan imkanlar. kalp atışı. 2) kısa frekanslı ışık huzmesi. zıt anl. zıt anl. buying power www. koparmak pull out of = (bir yerden)’den ayrılmak / çıkmak.128 . bring up. zıt anl. bulmak. temin etmek. tedarik. temporary. dışarı çekmek pulley = makara. penalty punitive = cezai.= withhold provide for = geçimini sağlamak. tanıtım.= neglect. zıt anl. cezalandırma. promotion. supply.= private property public relations = halkla ilişkiler public safety = kamu güvenliği public servant = devlet memuru. şartıyla province = eyalet. açıklamak. 3) koşul. foster. ikna vb. asıl gaz değişiminin akciğer içerisinde gerçekleştiği solunum sistemi türü) pulp = kağıt hamuru pulse = 1) nabız. 2) reklam. ilan edilmiş. tin psychiatric disorder = psikiyatrik bozukluk (akıl ve ruh hastalığı) psychiatrist = psikiyatrist. render. penal purchase (fiil) = satın alma.= erect. yayınlanmış pull apart = ayırarak uzaklaştırmak pull down = yıkmak.ÜDS Sözlüğü proverb = atasözü provide (with) = sağlamak. = Satın aldığı şeyler arasında birkaç kitap da vardı. eyaletlerle ilgili provision = 1) sağlama. memelilerin. 3) (elektrik vs. 2) yayımlamak.= join pull through = (bir bela veya hastalıktan) kurtulmak / kurtarmak. akciğere ait pulmonary ventilatory system = akciğerli solunum sistemi (insanların. sürüngenlerin ve kuşların sahip olduğu. advertise publish = 1) ilan etmek.bademci. propaganda. set up pull in = toplamak. psikolojik yöntemlerle tedavi etme) psychotic behaviour = psikoz davranış (ağır ruh hastalığı olan bir kişinin davranışı) psychotic episode = psikoz nöbeti (ağır ruh hastalığı nöbeti) puberty = ergenlik dönemi public = kamu. şöhret. civil servant public spending = kamu harcamaları (kamu kuruluşlarınca yapılan harcamalar) public square = kent meydanı publication = yayın. şart provisional = geçici. ile) şok (verme / gönderme işi) pump out = dışarı pompalamak.) purchasing power = alım gücü (birim paranın veya birim çalışma karşılığı kazanılan paranın. zıt anl. basmak published = açıklanmış.com . zıt anl. psikoloji uzmanı psychopathology = psikopatoloji (anormal davranışlar ya da akıl hastalıkları bilimi) psychophysiological = psikofizyolojik (normal ya da normal olmayan fizyolojik proseslerin zihinsel fonksiyonlar üzerindeki etkisiyle ilgili) psychosocial = psikososyal psychotherapeutic drug = ruhsal bozukluğu tedavi etmeye yarayan ilaç psychotherapy = psikoterapi (hastayı telkin. demolish.= permanent proximity = (pozisyon olarak) yakınlık psyche = (felsefede) ruh. (Among his purchases were several books. imkan hazırlamak. buying purchase (isim) = satın alınan şey. herkesçe bilinme. advertising publicize = (bir şey)’in reklamını / propagandasını yapmak. psikiyatr (akıl ve ruh hastalıkları uzmanı) psychic = psişik. püskürtmek punching = zımbalama punishment = ceza. 2) hüküm. kasnak pulmonary = pulmoner. satın alabileceği ticari mallar bakımından kıymeti).) ile aynı düzeye gelmek. ignore provided that = koşuluyla. quit. paçayı kurtarmak pull up to / with = (diğer bir yarışmacı vs. basılı metin public-health measure = halk sağlığı için alınan önlem publicity = 1) aleniyet.

stress put forward = 1) önermek. express put ahead of = (bir şey)’in önüne / ilerisine geçirmek put an end to = (bir şey)’e son noktayı koymak. make a record of put emphasis on = vurgulamak. Aztekler’den kalma büyük bir piramit) www. rectify. arttırmak. trail. (bir şey)’e odaklanmak put through = 1) (başarılı bir) sonuca ulaştırmak. (bir şey yapmaya) zorlamak put right = düzeltmek. dayanmak.) puzzle (fiil) = şaşır(t)mak. yoluna koymak. enter. kaydetmek. 2) tamamen.129 pure = saf pure alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin tamamen yitirilmesi durumu purely = 1) yalnızca. 3) eklemek. öne çıkarmak. peşine düşmek.ÜDS Sözlüğü .) asmak. seek.) put up with = tahammül etmek. save. 2) (zaman) harcamak. quit pursuit = izleme. propose. geri veya aşağı) koymak. 2) sinirlendirmek. onu bitirmek put aside = bir kenara koymak.= take down.bademci. repel put on = 1) (elbise vs. = Büyük bir ameliyat geçirdikten sonra. 2) (ışık vs. completely Purgatory = Katoliklik inancına göre.) giymek. chase. connect put to good use = iyi bir şekilde kullanmak put to the test = test etmek. accomplishment push = itme. put into effect put into practise = uygulamaya koymak / geçmek put like that = o şekilde ele alınırsa put off = 1) ertelemek. Protestan Kilise’ye bağlı olan Püritenlik mezhebi ile ilgili) pursue = izlemek. saati vs. takip.) ileri almak put high on (one’s) list of priorities = öncelik listesinin üst sıralarına koymak put in = 1) içeri koymak.= give up.) kurmak. tiksindirmek.). convey. = Fiyatları arttırdıklarından beri satışlar düşmeye başladı. mahkemeye göndermek put out = 1) söndürmek. add put on trial = yargılamak. worsen put the focus on = (bir yer)’e. increase. zıt anl. bulmaca. hayrete düş(ür)mek. (Sales began to decline after they put up the prices. zıt anl. spend (time) put in its simplest terms = en basit anlatımla put into effect = yürürlüğe koymak. ilan. confuse. sadece. post. riske sokmak. birleştirmek.) dur demek put across = etkili bir şekilde anlatmak / açıklamak / söylemek. teste tabi tutmak put together = (parçaları) bir araya getirerek üretmek. turn on.) açmak. 2) (bir şey)’den soğutmak. dışarı atmak put over = 1) başarılı / güzel bir şekilde ifade etmek / anlatmak. 2) ertelemek.= damage. spare put at risk = tehlikeye atmak. extinguish. = Toplantılarda. chase. postpone. fikir ortaya atmak. ileri sürmek. (bir uğraşı) sürdürmek. zıt anl. (kötü bir gidişe vs. insanların cennete gitmeden önce dünyada işledikleri günahlar için cezalandırılacakları yer Puritan = Püriten (Hıristiyanlık dininde. emphasise. 3) (fiyatı) yükseltmek. biriktirmek. bütünüyle. put across. zıt anl. 2) yazmak. yükseltmek.com . görüşlerini güzel bir şekilde ifade etmekte çok başarılı. 2) (tarihi. eklemek. not vs. lower put a premium on = prim / değer vermek put a stop = bir son vermek. 2) (poster. wear. (She is very good at putting her views over in meetings. aramak. confusing. risk put down = 1) (yere. saklamak. baffle puzzle over = anlamaya / çözmeye çalışmak puzzlingly = şaşırtıcı. 2) (telefonda) bağlamak. defer put pressure on = baskı yapmak. postpone. zorlayarak ileriye götürmek push up = yukarı çekmek / itmek.= push down. baffling Pyramid of the Sun = Güneş Piramidi (Bugün Meksika sınırları içindeki Teotihuacan antik kentinde yer alan. toplamak put up = 1) (çadır vs. (There are many inconveniences and pain that have to be put up with after you have undergone a major operation. baffle puzzle (isim) = bilmece. upset put out of = (bir yerden) çıkarmak. lay. put into force put into force = yürürlüğe koymak. assert. tolerate. (bir şeyin) anlaşılmasını sağlamak. tahammül edilmesi gereken pek çok rahatsızlık ve acı olur. implement. exclusively. hayret verici. raise. peşinde olma.

= Tamamen haklısınız. müşteri gereksinimleri ve standartların yakalanması konularında çalışmalar yürüten disiplin). nicelik. argue queue = sıra. sorgulamak.) quota = kota (alınmasına / satılmasına / üretilmesine vs. 3) çeyrek. 2) yer. deprem. kuyruk. topluluk. (kendisinden bir şey gelen veya beklenen) merci. search question = 1) doğruluğundan kuşku duymak. sayıya dökmek. doubt. yaşanan mekanlar query = sorgulamak. one fourth quarters = (çoğul kullanılır) mahalleler. niteleyici.com . çevre. earthquake qualified enough = yeterince vasıflı qualify (for) = (bir iş) için gerekli niteliklere sahip olmak. kalitatif quality = kalite. quality engineering quantifiable = miktarı belirlenebilir / ölçülebilir quantify = nicelemek. nitelik. kantitatif quantitative trait = nicel (kantitat if) özellikler quantity = miktar. madde ile enerji arasındaki ilişkiyi araştıran alanı) quarter = 1) makam. vasıf quality-control = kalite kontrol (özellikle mühendislik ve üretim alanlarında. 2) tartışmak. halt quite = 1) oldukça. be eligible (for) qualitative = nitel. (You are quite right.Q Q QQ quadrant of meridian = bir meridyen dairesinin dörtte biri. (bir metinde) tırnak içinde söz aktarmak www. yön. leave. waiting line quintessence = mükemmel bir örnek quit = bırakmak. epey. question quest = arayış. measure quantitative = nicel. hak kazanmak. dispute. kutup ile Ekvator arasındaki uzaklık quake = yer sarsıntısı. özellikle atomik ve atomaltı seviyelerde. genellikle temel parçacıkların enerji ve momentumlarını tanımlamakta kullanılan bölünemez birim) Q quantum mechanics = kuantum mekaniği (fizik biliminin.bademci. vazgeçmek. izin verilen en az ya da en çok miktar) quote = alıntı yapmak. give up. amount quantum = (çoğul: quanta) kuantum (fizikte. semtler. pek. 2) tamamen. count.

esaslı. 2) erim. decrease. rank. (Istanbul ranks among the most popular cities in the world. uncontrollable. sıra. to . . dünyanın en popüler şehirleri arasında yer alır. quick.= systematic randomly = düzensiz olarak. (Harry Potter series rank first among the best-selling books of all-time. rate.= commonness. . seldom. 2) (para) toplamak. widespread. belli bir zaman aralığı içinde düşen toplam yağış rainwater monitoring station = yağış izleme istasyonu R raise = 1) yükseltmek. . classify range = 1) seri. variety rank = sırala(n)mak. fast. and . radioisotope thermoelectric generator. 4) (soru) sormak raise doubts = şüphe uyandırmak rampant = alıp yürümüş.= under control random = rasgele. . = Istanbul. storm. surge raid = baskın. 4) pek çok.) = 1) (bir şey ile) (başka bir şey arasında) değişmek.). çabucak. menzil. 3) yetiştirmek. . zıt anl. 2) oran. extraordinarily radioactive = radyoaktif.= lower. (sıralamada) yukarıda olmak rapid = çabuk.com . (örn.= often.= slowly rare = nadir. seyreklik. RTG radionuclide = radyonüklid (bir elementin radyoaktif izotopu) radius = (çoğul: radii) yarıçap rage = şiddetle devam etmek.= systematically range (from . bir listede) belli bir sırada olmak. spread out radiation = yüksek hızlı parçacık veya elektromanyetik dalgalar yoluyla enerji iletimi. arttırmak. zıt anl. zıt anl. radyoaktivite ile ilgili radioisotope thermal generator = radyoaktif bozunmadan açığa çıkan enerjiyi kullanarak elektrik üreten jeneratör. radyasyon radiation portal monitor = içinden geçen araçlarda radyoaktif madde taşınmakta olup olmadığını anlamaya yarayan. rasgele. hızlı. kurdeşen. kökten. infrequency. zıt anl. birinci sırayı almak rank high = üstlerde olmak. dizi.R R RR rabies = kuduz hastalığı race (fiil) = yarışmak race (isim) = yarış racial discrimination = ırk ayrımcılığı racially = ırk yönünden racism = ırkçılık racist = ırkçı radar reflection = radar yansıması (radar cihazının gönderdiği ve hedefe çarpıp yansıyarak radara geri dönen radyo dalgası) radiate = yayılma. gather. farklı. vary (between . 3) mutfak ocağı. nurture. fundamental radically = alışılmışın çok dışında bir şekilde. accidental.= common rarely = nadiren. güvenlik aramalarında insanların içinden geçtiği metal dedektörlerini andıran bir alet radiation-therapy machine = radyasyon tedavi cihazı radical = radikal. büyütmek. elevate. amplitude rash = deride ortaya çıkan kızarıklıklar. increase. . arbitrarily. zıt anl. isilik rate = 1) hız. sürat. zıt anl. 2) dizmek. safi sahtekarlık rank first = birinci olmak. . tesadüfi. rareness. haphazard.) rank above / below = (birisi)’nden yüksek / aşağı rütbede / düzeyde olmak rank fake = yüzde yüz sahte. tez. scarce.bademci. uncommon. .= slow rapidly = hızla. pace. = Harry Potter dizisi tüm zamanların en çok satan kitaplarının başında geliyor. nispet rate of absorption = emilim oranı www. dal budak sarmış. barely. zıt anl.). zıt anl. quickly. frequently rarity = nadirlik. collect. sınıflandırmak. sıralamak. akın rain down = (yağmur gibi) yağarak düşmek rain forest = yağmur ormanı (yüksek miktarda yağış alan ve yüksek düzeyde biyoçeşitlilik içeren orman) rainfall = bir bölgeye. breed. zıt anl. az görülür / bulunur.

late. hızla. alıcı recession = (ekonomide) durgunluk recessive = çekinik.= slowly.) görmek receive medical attention = 1) tıbbi müdahale / bakım görmek. = Bu bakteriler kolaylıkla tanımlanabilir.) readiness = hazır olma. remember. emit. be aware of. distinguishably www. late. işlenmemiş ray = ışık huzmesi. zıt anl. çabukluk. somewhat rather than = (bir şey)’den çok / ziyade ratify = onaylamak. isteklilik.bademci. discernible. fair. tasdik etmek ratio = oran ravenous = saldırgan.132 . promptly. willingly. suç (onun) üstüne kalmak recent = (yakın geçmişten bahsederken) en son. encouragement rebel = asi reborn = yeniden doğmuş rebound (fiil) = çarpıp geri sıçramak. discernibly. acknowledgement. ayırt edilebilir.= forget recast = yeniden biçim vermek recede = yavaş yavaş azalmak. zıt anl. zamanında. 2) (yemek vs. (All we need is a reasonable amount of land and sunlight to grow our vegetables. zıt anl. epeyce. hatırlamak. zıt anl. identify. taşınmaz mal) real time = gerçek zamanlı olarak. yırtıcı raw = ham. rapidly. lately receptacle = kap. 2) (resmi olarak) tanımak. zıt anl. think. yöntem. oppose react with = (bir şey) ile (kimyasal) tepkimeye girmek react chemically = kimyasal reaksiyon göstermek readily = çabucak. mantıklı. canlı. diğeri tarafından bastırılan. 2) gerçekleştirmek rearrange = yeniden düzenlemek. 2) (bakım. ilgi vs. hizmet gören reciprocating = karşılık gelen. quite.= refusal. = İhtiyacımız olan tek şey sebzelerimizi yetiştirmeye yetecek kadar arazi ve güneş ışığı. uzanmak react to = (bir şey ya da bir kişi)’ye tepki göstermek. live real wage = reel ücret (enflasyonun erittiği kısım düşülerek hesaplanan gerçek ücret) realize = 1) farkına varmak. 2) tıbbi çevrelerin ilgisini çekmek receive more than one’s share of smt = payına düşen şeyden fazlasını almak receive the blame = suçlamaya maruz kalmak. geri tepme. varmak. preparedness reading public = halkın okuyan kesimi readjust = yeniden uyum sağlamak / alışmak real estate = gayrimenkul (arsa. cause reasonable = 1) makul. container. realise. zıt anl. remember. current. geri tepmek rebound (isim) = 1) çarpıp geri sıçrama. zıt anl.= past recent finding = en son bulgu recently = yakın zamanda. tanıma. popülarite.= unreasonable.ÜDS Sözlüğü rate of damage = hasar oranı rather = oldukça.= forget recognise = 1) farkına varmak. seve seve. için) tarif recipient = alıcı. recovery rebuild = yeniden yapmak / inşa etmek recall = anımsamak. 2) düzelme. acceptably reassemble = tekrar bir araya getirmek reassurance = (bir kişinin) endişelerini gidermeye çalışma. come reach back (to) = eskilere uzanmak. acknowledge. hazırda / kolayda. (Do you reckon it is going to rain tomorrow? = Yarın yağmur yağacağını düşünüyor musun?) reclaim = kullanılabilir hale getirmek. saymak. holder receptor = reseptör. take. oldukça. reorganize reason = sebep. suçlanmak. kolayca. onay. logical. uygun miktarda / ölçüde. zıt anl. arrive. respond to. dengi olan recite = ezberden okumak reckon = sanmak. (These bacteria can be identified readily. pick up.= dominant recipe = 1) formül. bir hayli. bina vb. ışın reach = ulaşmak. hatırlamak reach back to a 1993 law = 1993’te çıkartılmış bir yasayı gündeme taşımak / yasadan yararlanmak reach up to = uzanarak (bir şey)’e yetişmeye çalışmak. withdrawing. varlığını kabul etmek recognised = kabul gören recognition = kabul.= give. approval.com . son zamanlarda. hesaplamak. acceptance. en yakın / yeni. düşünmek.) reasonably = makul oranda / düzeyde. geri çekilmek receive = 1) almak. distinguish. easily. geri plandaki. rejection recognizable = tanınabilir. neden. distinguishable recognizably = tanınabilir / ayırt edilebilir şekilde. hazne. sound. 2) yeteri kadar. regain recognise (as) = (olarak) tanımak. calculate.

sığ su kayalığı re-establish = yeniden kurmak. kendine gelmek. zıt anl. öneri. zıt anl. enlist.= coarse. revision refraction = (ışık için) kırılma refrain (from) = çekinmek. sakınmak. cut down. tekrarla(n)mak. arıtılmış. reinstitute recreational = eğlence türünden recruit = 1) asker toplamak. kaynak. geri kazanmak. proposal recommended = tavsiye olunur / edilir. indirim.= deteriorate. 2) rekor record levels = rekor düzeyler / seviyeler record-breaking = rekor kıran recorded history = kayıtlı / yazılı tarih recount = anlatmak. (olayları) yerli yerine koymak. hikaye etmek. lower. yok olmaktan vs. improve. için) nüksetmek. improvement. happen again. arıtmak. source. zıt anl. resort to. offer. ileri sürmek. restore refer to = 1) atıfta / göndermede bulunmak. get well. tekrarlama. uyku vs. 2) (bir iş için) eleman aramak. employ recruitment = eleman / personel alma recur = (hastalık. turn to. yeniden dağıtmak reduce = azal(t)mak. narrate recover = 1) iyileşmek. = Başhemşirenin sözleri. yeniden incelemek reconstruct = (kısmen bilinen bir şeyin) bütününü belirgin hale getirmek. 3) başvurmak. mention. unnecessary. repetition recurrent = yinelenen. 2) söz etmek. 2) ince. revitalized www. indirgenmiş reduced intake = azaltılmış alım / tüketim reduced mortality = azalan ölüm oranı reduction = azal(t)ma.= single. diminish. decrease. saflaştırma refit = yeniden kullanıma hazır hale getirmek reflect = yansıtmak. indulge refreshed = yenilenmiş. telafi. cure. 2) işsiz. iyileşme. recurrent recycling = geri dönüşüm red blood cell = alyuvar redate = yeniden tarihlemek rediscovery = tekrar keşfetme redistribute = dağılımını değiştirmek. canlanmış. processed. zıt anl.) reflection = yansıma reflux = reflü (yenen yemeğin. 2) kurtarmak. (The words of the matron clearly reflected concern over the patient’s situation. istihbarat toplama reconnaissance mission = keşif görevi reconsider = tekrar ele almak. worsening. remedy. hastanın durumu ile ilgili kaygısını açıkça yansıtmaktaydı. yeniden bir araya getirmek recommend = tavsiye etmek. improve reform (isim) = reform. yeniden yapma / düzene sokma record (fiil) = kaydetmek. crude. 2) bahis. tazelenmiş.= increase redundant = 1) gereksiz. (bir şeyin öyküsünü) aktarmak. göstermek. advice. suggest recommendation = tavsiye. düzeltmek. harmonise.) kurtulma. zarif refinement = arıtma. decrease. teklif etmek. bahsetmek. zıt anl. yenilik. be related to reference = 1) başvuru. öksürük vs. abstain (from). repeat itself recurrence = yineleme. direct to. suggestion. unique recurring = tekrarlayan. önermek. purify. show. suggested recommended daily allowance = tavsiye edilen / önerilen günlük tüketim miktarı reconcile = aralarını bulmak. retrieval recovery ward = ameliyat sonrası derlenme (kendine gelme) odası recreate = yeniden yaratmak. eski haline dön(dür)mek. 2) yeniden elde etme.com .133 recognized citizen = vatandaşlık haklarına sahip kişi recombine = birleştirmek. bring up. düzeltmek. kayda geçirmek record (isim) = 1) kayıt. revival. uzlaş(tır)mak. kendini tutmak. tekrarlayan.= deterioration. mention refine = saflaştırmak. 4) (bir şey) ile ilgili olmak. improve refined = 1) rafine.= increase reduced = azal(tıl)mış.ÜDS Sözlüğü . remark. kibar. integrate.= give in. zıt anl. in(dir)me. esnasında tekrar ağza gelmesi) reform (fiil) = ıslah etmek. zıt anl.bademci.= alienate reconfigure = tekrar değiştirmek / ayarlamak reconnaissance = (askeri veya bilimsel amaçlı) keşif. zıt anl. avoid. healing. salvage recoverable = yeniden kazanılabilir recovery = 1) (hastalıktan. guide. unemployed reef = resif. restructure reconstruction = yeniden inşa. repetitive. işe almak. asker yazmak. tell.

çevre. (olarak) görmek / değerlendirmek. consider as. regrow region = yöre.= confirm regain = yeniden elde etmek / kazanmak regard = ilgilen(dir)mek. adjustment. reddetmek. inconsistent regular hours = düzenli saatler regulate = denetim altında tutmak. coolant refrigerated chamber = soğutulmuş oda refuge = koruma alanı. denetim.= welcome regrettable = üzüntü veren. 2) (bir şey) ile ilgili olmak. steady. dismiss. barınak. connect. despite the fact that regardless of their income = gelirlerine bakılmaksızın regenerate = yenilemek. refuse. in connection. = Kaza ile ilgili son teknik rapor. rehabilite etmek. (olduğuna) inanmak. maalesef. reject. mess up regulation = düzenleme. preserve refuse = geri çevirmek. tekrar piyasaya sunmak. pay attention.= unrelated related to = (bir şey) ile ilgili relating to = (bir şey) ile ilgili olarak relation = bağlantı. zıt anl. zıt anl. anlaşılmak. view as regard with = (şüphe. feel sorry (about). zıt anl.) register (isim) = sicil. in spite of. bir yasa vs. repeat reject = yadsımak. unfortunate. consistent. deem. zıt anl. restore rehabilitation = rehabilitasyon (herhangi bir sebeple çalışma yeteneği azalmış bir organa ya da vücut parçasına.) reinforced = güçlendirilmiş reinforced concrete = betonarme reinforcing = destekleyici. kayıt registrar = 1) İngiltere’de orta konumda hastane doktoru (stajyere üst. geri çevirme rejuvenate = beslemek. zıt anl. believe. zıt anl. devamlı. düzene sokmak. register regret = pişmanlık duymak. tescil etmek. kabul etmemek. işleyiş. consider regard as = saymak. = Şaşkınlığı yüzüne vurmuştu / yüzünden anlaşılıyordu. . record.bademci. ’yi tekrar yürürlüğe koymak reintroduction = tekrar ortaya çıkma reiterate = tekrarlamak. arrangement. . area. düzenlemek. korku vs.= desirable regrettably = ne yazık ki. adjust. pekiştirmek. sağlamlaştırmak. unsteady. reddetmek. istikrarlı. tutarlı. strengthen. with reference to. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) reign = saltanat.= accept refute = (delillerle) çürütmek. yeniden oluş(tur)mak.= irregular. iyileşmek. tekrar kurumlaştırma reintroduce = yeniden tanıştırmak. geri çevrilmiş rejection = ret. monitoring. 2) (bir şeye) sahip olduğu görülmek / gözlemlenmek. güçlendirmek. about regardless of = (bir şey)’e bakılmaksızın / bağlı olmaksızın. messing up regulator = düzenleyici. turn down. . zıt anl. insanlar) arasında bağlantı kurmak. takviye edici reinstate = eski mevkisini / görevini geri vermek reinstitutionalization = tekrardan bir kuruma / yapıya dahil etme.com . stimulatingly. durumlar. ilinti relative (isim) = akraba relative (sıfat) = göreceli www.= weaken. depreşmek. takviye etmek. deny. dikkate almak. arrange. canlandırmak relapse = 1) sağlığı kötülemek. ilk araştırmalarda elde edilen bulguları destekliyor. invalidate. zıt anl. zıt anl. get worse. 2) eski kötü huylarına geri dönmek. = . rule reinforce = desteklemek. . bağlantılı.= exhaustingly refrigerant = soğutucu. münasebet relationship = ilişki. alan. unfortunately regular = düzenli.) ile bakmak / yaklaşmak regarding = ile ilgili. uzman doktora ast). (Her surprise registered on her face. repent. confuse.= confusion. kural / kanun koyucu regulatory = düzenleyici rehabilitate = hasarını gidermek. link.ÜDS Sözlüğü refreshingly = canlandırıcı / diriltici / umut verici şekilde. ilişki. yanlışlığını kanıtlamak. concerning. çalışma. gözüyle bakmak. esef etmek. pitiful. zıt anl. ayarlamak. zıt anl. although. without considering regardless of the fact that. 2) kayıt memuru registry = bkz. monitor.134 . (The final technical report of the accident reinforces the findings of initial investigations. gerçeğine bakılmaksızın. fall back relate = 1) (olaylar. ayarlama. have a connection with related = ilgili. kontrol. location register (fiil) = 1) kaydetmek.= upset.= accept rejected = reddedilmiş. hükümdarlık. zone. pişmanlık uyandıran. bölge. discredit.

appropriate. kutsal emanet. credibility reliable = güvenilir.ÜDS Sözlüğü . sağlam.com . unwillingly. unwilling. albüm vs. belirgin bir şekilde. pious reluctance = isteksizlik. hafifletmek. gönülsüzlük. comfort. yadigar.= aggravate. 2) dindar. 2) kurtarmak. gönülsüzce. 3) nöbeti devralmak religious = 1) dinsel. yatıştırmak. (Tuberclosis has been one of the most relentless enemies of mankind throughout history. pass on. trustworthy. (Today we rely on computers to perform innumerable tasks. ease. olağanüstü. uneager. nakletmek. kurtarmak. restore www. zıt anl.= willing. stay awake. dependence reliant on = (bir şey)’e güvenen / güvenir bir halde. 2) ceset. yayma. zıt anl.) basıp yaymak. 2) (bir şey ya da birisi)’nin yardımıyla (bir işi) başarmak. zıt anl. 2) acımasız. depend on. unwillingness. dindirmek. cure. zıt anl.) REM = uykuda rüyaların görüldüğü süreç. hesitant.= willingly. Nicholas’ bones and other relics back to The Church of St. bearing. dışarı verme.) relief = 1) ferahlama. azaltmak.= unreliably reliance = güvenme. ilişki. = Cesedi hiç bulunamadı. arta kalan.= tighten up relaxation = gevşeme. = Bugün pek çok işi bilgisayarların yardımıyla başarmaktayız.135 relative to = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. zıt anl. zıt anl. ferahlatmak. (His remains were never found. 2) (ilacı bedene) yaymak. endless. dependable. intensify. help. discharge release into = (bir şey)’in içine salmak. zıt anl. eagerly rely on = 1) (bir şey ya da bir kişi)‘ye güvenmek / itimat etmek / bel bağlamak / bağımlı olmak. = Davetlerini gönülsüzce kabul ettim. dinlenme relaxed pace = yorucu olmayan tempo relay = aktarmak. zıt anl. merhametsiz.) relevance = ilinti. alleviate. notable. 3) nöbeti devralan kişi relief supplies = yardım malzemesi relief workers = kurtarma ekibi (çalışanları). imprison. insafsız. considerably. = Tüberküloz. liberate. rahatlatma. 2) yardım. görecelik relativity theory = görelilik (izafiyet) teorisi relax = gevşemek. rescue. durumunu korumak. trustily.= keenness. discharge.= ordinary remarkably = dikkate değer bir şekilde. din ile ilgili. connection relevant = konuyla ilgili. rapid eye movement remain = değişmeden kalmak. leftover. 3) (haber. bildiri vs. bel bağlama. yayılmak. loosen. vermek relentless = 1) bitmez tükenmez. harabe. zıt anl. zıt anl. tarih boyunca insanlığın en merhametsiz düşmanlarından birisi olmuştur. extraordinary.) piyasaya çıkarmak. Nicholas in Demre.= distrust. (There is a plan as to bringing St. pitiless.) re-make = yeniden / baştan yapmak remarkable = dikkate değer. rahatlamak. = Klinikteki bitmez tükenmez çabaları sonunda bir terfi ile ödüllendirildi. bağımlı relic = (genellikle manevi değeri olan) kalıntı.= slightly remedy (fiil) = çaresini bulmak. (konuya) uygunluk. rescue workers relieve = 1) rahatlatmak.) reluctant = isteksiz. emin. merciless. yerinde. comparatively relativism = bağıntıcılık. (bir şey)’e nazaran relatively = göreceli olarak. transmit release (fiil) = 1) salıvermek. dışarı vermek. zıt anl.bademci. (Her relentless efforts in the clinic were at last rewarded by a promotion. (It was with reluctance that I accepted their invitation because I was too busy to attend any such occasion. değişmemek remain uncurtailed = azalmadan kalmak remain virtually unchallenged = neredeyse rakipsiz olmak remaining = geriye kalan remains = (çoğul kullanılır) 1) kalıntı(lar). corpse.= vary remain awake = uyanık kalmak. alleviation. treat. gönülsüz. = Aziz Nikolas’ın kemiklerinin ve diğer kutsal emanetlerinin Demre’deki Aziz Nikolas Kilisesi’ne getirilmesine dair bir plan var.= unreliable reliably = güvenilir bir biçimde. entrust. zıt anl. issue release (isim) = salma / salıverilme. eager reluctantly = isteksizce. düzeltmek. zıt anl. zira öyle bir olaya katılamayacak kadar meşguldüm.= detain. noticeably. ruin. nispeten. (film. stay. zıt anl.= fall asleep remain stable = sabit kalmak.).= irrelevant reliability = güvenilirlik.

(Will you please repeat what I say? = Lütfen benim söylediklerimi tekrarlar mısınız?). arta kalan şey. replicate report (fiil) = rapor etmek. restore renovation = yenileme. için) temizlemek. 3) (vücuttan dışarı) atmak. honourably reputation = ün. kararların bu temsilciler tarafından alındığı demokrasi türü) reprocessing plant = yeniden işleme tesisi reproduce = 1) kopyalamak. 2) (kabuk. ödemek. yerini alma. from a distance. duplicate replicate (isim) = 1) yinelenen deney / deneme. eliminate. according to general belief www. imitate. hatırlatıcı şey remission = hafifle(t)me. için) kiralama noktası reorder = yeniden düzenlemek reorganisation = yeniden düzenle(n)me repair = onarmak. reprodüksiyon reproductive = reprodüktif (üreyebilen). act as. yerine koyma. ilaç.= disreputable reputably = saygın bir şekilde. seçtiği temsilciler aracılığı ile kullandığı.136 . rivayete göre. 2) göstermek. 2) etkisini geç gösteren remote-control = uzaktan kumanda remote-controlled = uzaktan kumandalı / kumanda edilen remotely = uzaktan. ad. egemenliğini. uzaktan kumanda ile. zıt anl. temsilci representative democracy = temsili demokrasi (halkın. şöhret. tipik. yenileme replica = kopya replicate (fiil) = 1) (hücre bölünmesiyle vs. yeniden oluşturan. depict.com . yer değiştirme. propagate reproduction = üreme. nam. deva.). yenilemek. display. replica replication = 1) tekrar(lama). yavrulayan. yineleme. give.ÜDS Sözlüğü remedy (isim) = çare. cure. revolting reputable = saygın. repellent. fruitful.= infertile reproductively = üreme bakımından / ile ilgili olarak repulsive = itici. 2) mümessil. over and over repetition = tekrar. tıpkı basım. mend renewable = yenilenebilir renewable energy = yenilenebilir enerji renewable resources = yenilenebilir kaynaklar renovate = yenilemek. relief reminder = hatırlatma. kılçık vs. pay back repeat = tekrarla(n)mak. zıt anl. substitution replacement kidney = (eskisinin yerine) nakledilecek böbrek replenish = tekrar doldurmak replenishment = (bir kaptaki eksilmiş olan sıvıyı vs. relaxation. (His stories are too remote from everyday life. yavrulamak. yinele(n)mek. = Tarih tekerrürden (tekrardan) ibarettir. depo represent = 1) temsil etmek. betimleme representative = 1) örnek. recondition. onarmak. make more. multiply. 3) haber reportedly = bildirilene göre. esteem repute = ad.= install. respectable. gündelik hayattan çok uzak. şöhret reputedly = sözde. change. fertile. take away. supply. defalarca. supplant replace with = (bir şeyi başka bir şey) ile değiştirmek. typical. bildirmek report (isim) = 1) rapor. örneği olmak.) repeatedly = tekrar tekrar. = Hikayeleri. çoğalmak. unique replace = (bir başkası)’nın yerini almak / yerine geçmek. taklit etmek. düzeltmek. substitute. anlatılana göre reporting staff = muhabirlik yapan personel repository = ambar. zıt anl. 2) benzerini / kopyasını yapmak. redo. tekrarlamak yolu ile üretilen şey. 2) aslına çok yakın ya da tamamen benzeri kopya. replica. betimlemek. tadilat yapmak. credit. zıt anl. copy.= closely remotely operated = uzaktan kumandalı remoteness = uzak olma removal = yerini değiştirme.) çoğalmak. alleviation. provide. make renew = yenilemek. tiksindirici. recurrent. azal(t)ma. sağlamak. correspond to representation = tasvir. zıt anl. çıkarmak. tekrarlayan. 2) üremek. esteemed. zıt anl. çıkarmak render = 1) vermek. substitute replacement = replasman. exemplary. recurrence repetitive = yinelenen.) doldurma. distant. simgelemek. yinelenen deney / deneme. çıkarmak.bademci. yenileme. re-establish. 2) kopya.= single. iyileştirmek repay = geri vermek. çoğalan. değiştirme. 2) parça kumaş remote = 1) uzak.= worsening remnant = 1) kalıntı. ortadan kaldırma remove = 1) ortadan kaldırmak. 2) belli bir duruma / hale getirmek. güya. 2) karne. (History repeats itself. tadilat rental site = (araç vs. return.

(kökünü / temelini bir yerden) almak. gücenik. oturmak. ask. zıt anl. karşı koymak. zıt anl. blame. look / be like. oppose. demand. tender resistivity = özdirenç (birim uzunluktaki bir materyalin. zıt anl.com . mola. leftover. 2) ikamet ile ilgili. taşınmak resettlement = yeni bir yere / bölgeye yerleşme reshape = yeniden şekillendirmek. solve. inhabitant residential = 1) yatılı.= surrender. dirençli. fotoğraf makinesi gibi cihazların detayları görüntüleme kapasitesi) resolve = 1) çözmek. oblige.= unresponsive rest = 1) (‘the rest’ şeklinde kullanılır) geri kalan kısım. relaxed resting blood pressure reading = istirahat halinde tansiyon ölçümü www. zıt anl. iyiye gitmek. 3) azalmak. compel. 2) cevap vermeye istekli. zıt anl. rezervuar reset = yeniden ayarlamak / başlatmak re-settle = yeniden yerleşmek. zıt anl. mesken. remainder resiliency = esneklik. be supported by rest with = (bir kişi)’nin sorumluluğunda olmak. rica.= vulgarity respectful = saygılı respective = (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken) respectively = sırasıyla. opposition resistant (to) = dayanıklı. necessity research = araştırma research position = (üniversitedeki) araştırma(cı) pozisyonu researcher = araştırmacı resemblance = benzerlik. ask for request (isim) = istek. claim requisite = gerekli şey. zıt anl. dargın. demand requirement = gereksinim. supplies reservoir = hazne.= immunity. decide. employ resource = kaynak.= delicate. göçmek. residence. = Basel ve Brüksel kentleri sırasıyla İsviçre ve Belçika’dadır. tepki göstermek. zıt anl. leftover. olanak. çözüm. dignity. kalıntı. offended reserve = saklı tutmak. talep. hassas.ÜDS Sözlüğü .) respiration = soluma. tepki. (residential area = ikamet alanı. (bir şey)’i gerektirmek. reactive. react (to) response = yanıt. obey. ihtiyaç. dweller. üzerinde bulunmak. necessity. zorunlu kılmak.= irresponsible responsive = 1) duyarlı. solungaç gibi gaz alışverişinin gerçekleştiği kısım) respiratory system = solunum sistemi respite = erteleme. 2) karar vermek. recover resort = tatil beldesi. means respect = 1) (kurala) uymak. count on.137 request (fiil) = talep etmek. arta kalan. 2) çözünürlük (bilgisayar ekranı.bademci. sakin. liability. kaynaklar. dwell residency = 1) ikametgah. kendini çabuk toparlayan. pause. hava alıp verme respiratory = solunumla ilgili. 2) dinlenme rest on = (bir şey)’e dayanmak. ayırmak reserves = rezerv. dilek. remaining residue = artık. hindrance. similarity. live. relief respond (to) = karşılık vermek. enduring. depo. (bir şeyin) sorumlusu. exemption responsible (for) = (bir şeyden) sorumlu. karşılık. karşı koyma. 2) itibar göstermek. yield to resistance = direniş. regard highly respectability = saygınlık. supply. (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken). reply. yükümlülük.= distinction resemble = benzemek. (The cities of Basle and Brussles are in Switzerland and in Belgium respectively. konutlar için ayrılmış bölge) residual = artık. depend on. reaction responsibility = sorumluluk. take after. be (under) the responsibility of rested = dinlenmiş. withstand. hardy. içinden geçen elektrik akımına gösterdiği direnç) resolution = 1) karar. confront.= differ from resent = içerlemek resentful = küskün. elastikiyet. alter reside = ikamet etmek. dinlenme yeri resort to = (çare olarak bir şey)’e başvurmak. andırmak. call for. havza. (bir şey)’den destek almak. demand require = (bir şey) istemek. elasticity resilient = çabuk iyileşebilen. decision. güçlükleri yenme yeteneği olan resin = reçine resist = direnmek. solunuma ait respiratory bronchiole = akciğerlerde hava keseciklerine kadar ulaşan en küçük kanallar respiratory surface = solunum yüzeyi (canlılarda akciğer. 2) doktorluk ihtisas devresi resident = bir yerde oturan kimse.

limited. reaction retardation = retardasyon (zeka vs. zıt anl. hasılat. go back. sürdürme resurgence = tekrar faaliyete geçme.= covering up. özel izni olmayan gazeteciler ve halk için yasak bölge ilan edildi. parallel. forbidden. income reverberate = yankılanmak. 2) akılda tutmak. unlimited restricted = kısıtlı. restriction. devrim niteliğinde revolutionise = devrim niteliğinde değişiklik yaratmak. tersine / geri çevirmek. alıkoymak.= give up. come from result in = (bir şey) ile sonuçlanmak. iyileştirici. dizginleme. zıt anl.= relief. eski haline getirilebilir. sınırlı.= irreversible revert to = (bir şey)’e geri gitmek. kendinde saklamak. eski haline döndürmek. geri gitmek. yeniden popüler olmak return to power = iktidara dönmek return to prominence = tekrar ünlenmek / rağbet görmek return to the fore = tekrar ön plana çıkmak reveal = göstermek. iade etme return to favour = şansı dönmek. peaceful restless leg syndrome = huzursuz ayak / bacak sendromu (huzursuzluk nedeniyle ayakları / bacakları devamlı hareket ettirme hali) restorative = şifalı.) restriction = kısıtlama. suspend resumption = yeniden başlama. zıt anl. carry on. uneasy. withdraw return = 1) geri dön(dür)mek. (yeniden) hayat vermek revolt = isyan. canlanma. hold. yasak. aksetmek revere = hürmet etmek. zıt anl. disclosure. control. hide revelation = 1) açığa çık(ar)ma. modification revitalize = yeniden canlandırmak. cause resulting = sonuç olarak ortaya çıkan. saygı göstermek reversal = 1) (bir siyasi anlayışı.138 . indulgence restrict = kısıtlamak. 2) kısıtlamak. 2) kısıtlı.bademci. kazanç. holding. control.) köklü bir şekilde değiştirme. revive resuscitation = yaşama döndürme. keşif. confined. diriltme. change to the contrary reverse (sıfat) = aksi. suppression. kararı vs. zıt anl. let go. limit. fix. sonuçtaki resume = yeniden başlamak. huzursuz. tamamen değiştirmek www. suppress. (bir şey)’in sonucu olmak. (bir şey)’e yol açmak / neden olmak. çığır açan. be caused by. tornistan etmek. 2) geri verme.= forget rethink = yeniden / tekrar düşünmek retire = emekliye ayrılmak retirement = emeklilik retract = geri / içeri çek(il)mek. go over revise = gözden geçirip düzeltmek.= conceal. continue. limited. baskı. kalınan yerden devam etmek. zıt anl. ortaya çıkarmak. için gerilik) retention = 1) alıkoyma.= release. sınırlamak. curative restore = restore etmek. zıt anl. 2) hafızada / akılda tutma. healing. yeniden incelemek. aktif hale gelme. 2) (film.= free.com . (The town is announced to be a restricted area barred to people and journalists without special authorisation. 2) vahiy. keep in (one’s) mind retaliation = (bir saldırıya) yanıt / karşılık. (bir şey)’e dönmek review = yeniden gözden geçirmek.= relieve restraint = kısıtlama.= abandon.= forward. uyanış.ÜDS Sözlüğü restless = hiç durmayan. limitation restrictive = kısıtlayıcı. tabuları yıkmak. remake revive = canlan(dır)mak. enlarge restricted = 1) yasak. hurried. = Kasaba. canlandırma. disclose. diriliş. zıt anl. 2) (işlerin vs. show. revival resurrect = yeniden diriltmek / canlandırmak / ortaya çıkarmak. sınırlayıcı. tiyatro oyunu için) geçmişte sahnelenmiş bir eseri (farklı oyuncular ve farklı yorum ile) yeniden sahneleme. sahip olmak.= set free. keep. revival retain = 1) tutmak. yasaklanmış.) ters yönde çalıştırmak. backward. contrary. diriltmek. restart. keeping. muhafaza etmek.= calm. reestablish. unlimited. karşı saldırı.= free.) tersine dönmesi reverse (fiil) = (pervaneyi vs. opposite. reconstruct restrain = 1) dizginlemek. zıt anl. ters. sınırlı. zıt anl. tutma. same reversible = geri döndürülebilir. ayet revenue = gelir. modify revision = gözden geçirip düzeltme. kontrol altına almak. zıt anl. reorganise restructuring = yeniden yapılandırma result from = (bir şey)’den meydana gelmek / çıkmak / doğmak / kaynaklanmak. zıt anl. açığa vurmak. sınırlamak. tell. keeping in memory.= broaden. zıt anl. revive revival = 1) yeniden canlanma. geri. zıt anl. ayaklanma revolution = devrim revolutionary = devrimci. limiting restructure = yeniden yapılandırmak. zıt anl. restrain.

opponent. sağlam. tırmanmak.139 revolve = bir nokta veya eksen etrafında dönmek reward = ödül. competitor rivalry = rekabet. break free from ridge = (coğrafya terimi olarak) sırt. kemik yumuşaması ile belirgin bir hastalık) rid of = (bir şey)’den kurtarmak.= flexible. dayanıklı. rebel. için) kavurmak. beat rib = kaburga ribozyme = ribonükleik asit enzimi (diğer RNA moleküllerinin bölünmesinde katalizör olarak görev gören RNA molekülü) rice hull = pirincin dış kabuğu rice-based diet = pirince dayalı beslenme rich in vitamins = vitamin bakımından zengin riches = zenginlikler Richter Scale = Richter Ölçeği (sismolojide kullanılan. satisfactory rewind = geri almak.) right across the world = dünyanın diğer ucu(ndaki) right away = hemen.) meydan okumaya hazırlanmak risk of infection = enfeksiyon riski (bulaşma tehlikesi) risk-free = tehlikesiz risk-taking = risk alan risky = riskli. stiffly. tatmin edici. asi. compete with rival (isim) = rakip. kurallardan şaşmayan.bademci. free from. prize. saçma. edge riot = ayaklanma. eğilip bükülmeyen. = Hastalık. zıt anl. deformable rigidity = katılık. şekli bozulmayan. kükreme roast = (kahve çekirdeği vs. kafiye rhythm = ritm. relaxed rim = kenar. kristalize olabilen ve katalizör görevi görerek siyaniti zararsız hale getiren bir tür enzim) rhyme = uyak. ayaklanmacı. artmak. tight. kalça ve omuz eklemlerinde görülen ve şekil bozukluklarına yol açan eklem iltihabı) rhodanese = rodanaz (hücre ve bakterilerde bulunan. zıt anl. fastforward rewire = (elektrik tesisatını) yeniden bağlamak / çalışır hale getirmek Reye’s syndrome = Reye sendromu (genellikle çocuklarda. baş ağrısı. (birisi) kadar iyi olmak. zıt anl. increase. sıkı. başkaldırı. immediately right from the very start = ta en başından beri right of appeal = temyiz hakkı. dikkatli.= lenience rigidly = sıkıca.= safe ritual = ayin. strict. üst mahkemeye itirazda bulunma hakkı right-hand side = sağ taraf. zıt anl. ribonucleic acid roar = gürleme. (kaseti) geri sarmak. zıt anl.= left right across = her tarafına.com .). gülünç duruma düşürmek ridiculous = gülünç. (The disease spread right across the country. unsafe.= decrease rise to importance = önem kazanmak rise to the challenge = zorluklara göğüs germek. kusma. zıt anl. competition RNA = ribonükleik asit (protein sentezinde rol alan genetik materyal). zıt anl. border. isyan rioter = isyancı. = Arap kadınlar oy verme hakları için seslerini yükseltmeliler. (et ve diğer yemekler için) fırında pişirmek www. dağ silsilesi ridicule = alay konusu etmek. el ve ayak bilekleri. correctly right-wing = sağcı rigid = katı. throughout.= loosely rigorous = özenli. muhtemelen virüs enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen. zıt anl. (Arabic women must stand up for their voting rights. adet rival (fiil) = (birisi) ile rekabet etmek. derhal. ayak. firm.= lax. sağlam bir şekilde. floppy. at once.ÜDS Sözlüğü . ülkenin her tarafına yayıldı. strictness. sert. zıt anl. silly right (fiil) = düzeltmek right (isim) = 1) hak.= punishment rewarding = doyurucu. küçük dağ sırası. 2) sağ (taraf). (bir duruma vs. zihinsel işlevlerde bozukluk gibi belirtilerle başlayıp kısa zamanda bilinç kaybı ve ölüme uzanabilen akut hastalık) rhetorical = söz sanatına özgü rheumatoid arthritis = romatoid artrit (genellikle el parmakları. dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranlarını belirleyen ve sınıflara ayıran uluslararası bir ölçüm birimi) rickets = raşitizm (çocuklarda D vitamini eksikliği ve yeterince güneş ışığı görmeme sebebiyle oluşan. sertlik. mature rise = yükselmek.= left-hand side rightly = haklı olarak. relieve rid (oneself) of = (kendini) (bir şey)’den kurtarmak. insurgent ripe = olgun ripen = olgunlaş(tır)mak.

com . expire run over = 1) ezmek. unexpected rogue state = uluslararası antlaşmaları tanımayan.= include ruler = 1) ülke yöneticisi. pass. escape from run counter (to) = (bir şeyin) aksi yönünde olmak / seyretmek run down = 1) kötülemek. para ve ölçü birimleri konusunda standartlar geliştirmiş. zıt anl. decompose. 2) (ilacı damarlara vs. steal robotics = robot bilimi robust = sağlam. garbage ruin (fiil) = harap / perişan etmek. devastated. tahrip. Myra gibi tanınmış antik kentlerde kalıntıları görülebilen tiyatro. yıkılma. kural. yıkmak. = Korkarım ki antibiyotiğimiz tükendi. bazilika gibi binaların yüzde doksanından fazlasının yapımına önayak olmuş. hukuk. yoksun bırakmak. 2) azal(t)mak. örnek alınan kişi veya şey roll (on / by) = (zaman için) geçip gitmek Roman = Romalı. yy içerisinde savaşlardan uzak. pierce www. zıt anl. strong. 2) (kılıç. weak rogue = beklenmedik. take. exclude. Ö. refah içinde yaşatarak “Roma Barışı” diye bir kavramın oluşmasını sağlamış. mimari alanlarında derin kültürel izler bırakmış. judge. hüküm. 2) zor. engellemek. güzergah. kalıntı. devastate. Makedonya’dan Mezopotamya’ya kadar tüm bölgeleri. more or less. gözden geçirmek run through = 1) çabucak tüketmek. israf etmek.bademci. aleyhinde konuşmak. 4. deplete. tükenmek. S. 2) cetvel ruling = 1) yasa. dizi royalty = 1) imtiyaz / patent / telif hakkı / ücreti. yönetmek. aşağı yukarı. (bir eksen etrafında) dönen rotate = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dön(dür)mek. hamam. exactly route = hat. reconstructed ruins = yıkıntı. Roma’ya veya Roma Devri’ne ait Roman Empire = Roma İmparatorluğu (M. 30 ile M. ekin vs. 2) hüküm verme. küçül(t)mek run in a family = bir aileye ait bir vasıf / özellik olmak. döşediği taş yollar ile birbirine bağlamış. use up. büyük ekonomik ve askeri gücü ile egemenlik alanındaki halkları özellikle M. 3) (bir şey) ile çalışmak. (I am afraid we have run out of antibiotics. precise. ortadan kaldırmak. S. exhaust. go bad rotary = dönel. elinden almak. karar alma run = 1) işletmek. 1. o ailede sıkça görülmek run off the same system = aynı sistemi kullanarak çalışmak run on = 1) durmadan konuşmak. 2) (bir işi) sırayla yapmak rotation = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dönme. 2) (personel. devre dışı bırakmak. zıt anl. 3) tekrarlamak.). 2) (zaman) geçmek. use up. kendi başına buyruk. zıt anl. operate. downfall ruined = harabe halinde.= restore. bit(ir)mek. ile) delmek. 2) kraliyet ailesi rubber bullet = plastik mermi rubber-coated = plastik kaplı rubbish = 1) saçma. sound. about. Türkiye’de bulunan Side.= accurately. manage. Aspendos.= frail. saçmalık. destroyed.140 . 376 yılları arasında kalan dönem) root out = ayıklayıp atmak. kökünü kazımak. yy ile M. approximately. dinç.= restored. kökünden sökmek rot = çürümek. construct ruin (isim) = yıkım. 2. delip geçmek. sıkıntılı. harabe.) enjekte etmek run about = etrafta koş(uş)turmak run aground = karaya oturmak run away from = (bir yer / birisi / bir şey)’den kaçmak. decide rule of law = 1) hukuk kuralı. düzen bozucu ülke role model = rol modeli. gürbüz. tüketmek.ÜDS Sözlüğü rob (of) = yağma / talan etmek. hükmetmek. S. için) rotasyon. remains rule = karar vermek. meydan vermemek. 3) engebeli roughly = kabaca. düzen (aynı işin / işlerin belli aralıklarla tekrar edilmesi) routinely = rutin olarak row = sıra. 2) hukukun üstünlüğü rule of survival = hayatta kalma kuralı rule out = yok saymak. takribi. çalmak. çalıştırmak. elemek. zıt anl. 2) çerçöp. mühendislik. Ö. exact. zıt anl. (eleman ya da ekin türünü değiştirme işi) rough = 1) kaba. rota routine = rutin. yaklaşık olarak. bıçak vs. operate on run out (of) = 1) yit(ir)mek. yıkıntı halde.= accurate. 2) taşmak. güçlü. 2) geçerliliğini yitirmek. nonsense. destroy. çöküş. derelict. approximate. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarından biri) Roman times = Roma Devri (M. Perge. yy arasında tüm Akdeniz havzası çevresine egemen olmuş ve edebiyat. önlemek. döküntü.

uçak pisti.ÜDS Sözlüğü .= urban rush (fiil) = 1) koşarak gitmek. break. zıt anl. kırık. decrease running cost = işletme maliyeti running water = su tesisatından sağlanan / akan su runway = pist. zıt anl. linger. köy hayatına ait. tear apart rupture (isim) = yırtık. increase. yüksel(t)mek. kentsel olmayan. raise. rise. tarmac rupture (fiil) = kırmak.= delay. 2) saldırmak. acele et(tir)mek. yırtmak. zıt anl. hurry.bademci.= fall. kırılma rural = kırsal. acele etme rushing = hızla akan rush hour traffic = trafiğin en yoğun olduğu saat(ler) www.141 run up = art(tır)mak. hızla akmak rush (isim) = koşuşturma.com . taşra.

= unsaturated fat saturation = doyma. ceza. poorly satisfactory = doyurucu. deficiency. limited. depressing. shameful Scandinavia = İskandinavya (Kuzey Avrupa’da. secure. Norveç. security. tatmin edici. tatmin etmek satiation = doygunluk satiety = doyum.) scarcity = kıtlık. hijyenik olma hali). scant scarcely = nadiren.= enough. hardly.= abundant. rare. güvenlik. zıt anl. maddeleri atom seviyesinde görüntülemeye yarayan mikroskop scant = sınırlı. rezalet. sağlıkla ilgili sanitary condition = hijyen. mabet sandstone = kumtaşı (kum tanesi büyüklüğünde mineral veya kaya tozlarından oluşmuş bir tortul kayaç türü) sandstorm-scoured = kum fırtınaları tarafından aşındırılmış. zıt anl. doygunluk. acceptable. temizlik sanitary sewer = sıhhi kanalizasyon tesisatı sanitation = 1) sanitasyon (temiz. try sample (isim) = örnek.= danger. güvenli. 2) onay. hijyenik hale getirme sassafras = Kuzey Amerika ve Asya’da yetişen bir tür küçük ağaç satellite = uydu satellite-borne = uyduya yerleştirilmiş S satiate = doyurmak.= unsatisfactory. poor saturate (with) = doyurmak. kıt. = O benim arkadaşlarımdan biri değil. inadequacy. emniyet yönergesi sail = yelken sales literature = satış sloganları. emdirmek saturated = doymuş saturated fat = doymuş yağ. 2) yakından incelemek browse. zıt anl. onu çok az tanıyorum. kepazelik scandalous = skandallarla / kepazeliklerle dolu. hazardous safe haven = güvenli sığınak safeguard = korumak. example. yakın inceleme scandal = skandal. utanç verici. zıt anl. adequate. adequately. fullness satiety centre = (beyindeki) doyma / tokluk merkezi satisfactorily = tatmin edici bir şekilde.= cheerful safe = emniyetli. karar sanctuary = kutsal yer. himaye etmek. pul pul olma scan (fiil) = 1) taramak (ışınların hareketini algılayan bir aygıtla görüntülemek). rewarding. (She is not a friend of mine. look through scan (isim) = tarama. depressed. üzücü. derece. numune. ample scar (fiil) = yara izi bırakmak scar (isim) = yara izi scarce = az bulunur.= unsatisfactorily. yetersiz. zihinsel bir hastalığı olmayan. kollamak. zıt anl.= insane sanitary = sıhhi. zıt anl. sufficiently. rezil. hazard safety rule = emniyet kuralı. 2) temizleme. sergi salonu sample (fiil) = denemek.S S SS sacred = kutsal sacrifice = feda etmek. inadequate. zıt anl. harmless. doygunluk save up = bir süre içinde yavaş yavaş biriktirmek say = örneğin. az. söz gelimi scale = ölçek.= abundance www. İsveç ve Finlandiya’yı içeren yarımada) scanning tunnelling microscope = kuantum tünelleme yöntemiyle çalışan. zıt anl. refuge. zıt anl. skala scale model = ölçekli model scaling = pullanma. az bulunma. barely. reklam / tanıtım yazıları saline = tuz içeren (serum ve benzeri sıvı) salinity = tuzluluk derecesi salmon farming = çiftliklerde somon balığı yetiştiriciliği salon = salon. I scarcely know her. muhafaza etmek. forfeit sad = üzgün. specimen sampling = örneklem(e) sanction = 1) yaptırım. çok az. zıt anl. kanun. protect safely = güvenli bir şekilde safety = emniyet. kum fırtınaları sebebiyle erozyona uğramış sane = aklı başında. güçlükle.= dangerous.bademci. give up.com .

tarife. disperse scattered = (oraya buraya) dağılmış. hide.bademci. education science fiction = bilimkurgu scientific = bilimsel scientific definition = bilimsel tanım scientific discovery = bilimsel buluş scientific potential = bilimsel potansiyel scoff at = (bir şey) ile alay etmek. period seasonal = mevsimlik. alan. yayılmış. = Eğer bir mutluluk planı başarısızlığa uğrarsa. scores of = yirmilerce (düzinelerce gibi bir ifade)). bir mevsime özgü seat (fiil) = otur(t)mak. dispersed scene = manzara. olay. yaymak. monitor. ürkütücü scatter = serpmek. insan doğası bir başka plana yönelir. korumak. eskiden denizciler arasında yaygın olan bir hastalık) sea bindweed = denize yakın kumullarda yaşayan pembe-mor çiçekli asma türü bir bitki seabed = deniz dibi seafloor = deniz tabanı seafood harvest = deniz mahsulleri hasadı seal (fiil) = 1) sızdırmayacak / ayrılmayacak şekilde birleştirmek.com . oturacak yer sağlamak seat (isim) = 1) (herhangi bir konuda otorite olan) merkez (şehir. extent. subsidiary. block off seamount = sualtı dağı (zirvesi de dahil.) schizophrenia = şizofreni hastalığı scholar = bilgin. mevsim. 2) koltuk seaward = denize doğru seaweed = deniz yosunu second year running = üst üste ikinci yıl secondary = ikinci derecede. mühürlemek.143 scare = korku scare away = korkutup kaçırmak scarlet fever = kızıl hastalığı scary = korkutucu. tarama testi screw thread = vida dişi (vida bedeninin çevresindeki sarmallardan her biri) script = el yazısı scroll = parşömen tomarı / rulosu scrutiny = derinlemesine inceleme. kurum vs. (If one scheme of happiness fails. range. zıt anl. ders programı scheduled = programlanmış scheduled for = (belli bir zaman)’da (gerçekleştirilmek üzere) programlanmış / planlanmış scheme = hareket planı.ÜDS Sözlüğü . 2) mühür seal off = sızdırmayacak şekilde kapamak. heykeltıraşlık scurvy = iskorbit (yetersiz C vitamini alımına bağlı. strategy. akademisyen scholarship = 1) bilim. (belirli niteliklere sahip şey veya kişilerin kapsamlı araştırmalar sonucunda belirlenmesi) screening programme = tarama programı (belli bir hastalığı belirleme amacıyla insanların muayeneden geçirilmesi / taranması) screening test = eleme testi. investigation scuba diver = (oksijen tüpü ile dalan) balıkadam. proje. conceal screening = tarama. dönem. odour sceptic = şüpheci kimse sceptically = kuşkucu bir şekilde. 2) gizlemek. 2) burs school = ekol. şüphecilik schedule = program. essential. lots of scourge = 1) bela. felaket. olanak score = puan scores of = çok sayıda (score = 20. araştırma. tertip. saçmak. tamamı denizin altında bulunan dağ) seaport = liman sea-route = deniz yolu seashell = deniz kabuğu season = sezon. human nature turns to another. sekonder. ikincil. sight scene of disaster = felaket bölgesi scenery = doğal manzara scenic = manzaralı scent = koku. subordinate. okul schooling = eğitim. saha. sahne. 2) mühürlemek seal (isim) = 1) fok.= fundamental. faaliyet alanı. 2) kırbaç scouring = aşındırma scrape = sürtmek scratch = kaşımak. suspiciously scepticism = kuşkuculuk. smell. görüntü. tırmalamak scream = çığlık screen = 1) incelemeden geçirmek. perdelemek.). düzen. 2) fırsat. dağıtmak. primary www. heykel. tali. (bir şey)’i küçümsemek scope = 1) kapsam. dalgıç sculpt = heykel yapmak sculpture = yontu.

free seize on = alıp kullanmaya hevesli olmak. bölüm. . support. discriminatingly. appear to seem to be = gibi görünmek. dilim segregation = fark gözetme. oturarak geçirilen / yapılan sediment = tortu. (See to it that he eats plenty of meat. ensure securities = menkul kıymetler (bir finansal değeri temsil eden banknot. get. pursue seek to do smt = bir şey yapmaya çabalamak. sakinleştirme sedative = sakinleştirici. take over. diyabete bağlı gelişen böbrek yetersizliği) second-hand smoke = pasif sigara dumanı (sigara içmeyen insanları etkileyen sigara dumanı) second-rate = (kalite bakımından) ikinci sınıf. peşine düşmek. apparently seep = sızmak segment = parça. zıt anl. dilim. araştırmak. seçki. öncesi) uyutmak. hook onto seizure = (sara vs. tahvil gibi belgeler) security = güvenlik. (bir şey) olduğu anlaşılmak. look for. = Bol miktarda et yesin / yedirin / yediğinden emin olun. rarely. 2) aramak. mezhepsel section = kısım. seçme şeyler bütünü. ayrı tutma. seyrek. yarıyıl semiconducting = yarı iletken özellik gösteren semiconductor = yarı iletken (elektronik devre üretiminde kullanılan bir tür malzeme) semi-dome = yarım kubbe seminal = kendisinden sonrakilere kaynak teşkil eden türden (araştırma / çalışma) semi-saline = yarı tuzlu semi-settled = yarı yerleşik semi-transparent = yarı-saydam send for = (birisi)’ni çağırtmak. (bir tür) taviz / ödün beklemek seeker = arayan kişi seem to = (bir şey yapar) gibi görünmek. olduğundan emin ol(un). örn. bir şey yapmak için uğraşmak seek waiver = (aleyhte bir kuralın / kanunun uygulanmasından) vazgeçilmesini istemek. parça.= give up. ayrım seismologist = sismolog (deprembilimci) seize = tutmak.= often selected = seçilmiş selection = seçim.144 . ele geçirmek. yardım etmek. hisse senedi. catch. esrar secrete = salgılamak secretion = salgılama. özellikle itinayla seçilmiş (şey) selectively = seçici olmaya çalışarak. kesit. take. kanına girmek. pek az.ÜDS Sözlüğü secondary condition = ikincil sağlık sorunu (bir hastalıktan kaynaklanan nispeten daha önemsiz ikinci bir rahatsızlık. collection selective = seçici (kişi). protection sedate = (hastayı operasyon vs. titizlikle. baştan çıkartmak sedum = damkoruğu bitkisi see at a glance = ilk bakışta görmek / farkına varmak see (to it) (that) = . gizem. try (to). help seed = tohum seed coat = tohum kabuğu seek = 1) (bir şey yapma)’ya çalışmak. haysiyet self-maintenance = kendini idame etme. kesim. carefully self-confidence = kendine güven self-esteem = özsaygı. appear to be seemingly = görünüşe göre. inquire. grab. (bir şey) getirtmek. kendi kendine bakma self-perception = kendini idrak / algılama / kavrama self-replicating = kendi kendini çoğaltan self-satisfaction = kendinden hoşnut olma self-sufficient = kendine yeterli.bademci.com . ilaçla sakinleştirmek sedation = (yatıştırıcı bir ilaçla) yatıştırma. hastalıklar nedeniyle geçirilen) nöbet seldom = nadiren. kısım. zıt anl. yakalamak. part secular = laik (dinsel konular ile devlet yönetimini ayrı tutan) secure = güvence altına almak. ele geçirmek. çökelti seduce = ayartmak. release.= dependent self-supporting = kendi kendine yeterli semester = sömestr. salgı sect = mezhep sectarian = mezhepler ile ilgili. kesim. sağlamak. . düşük kalitede secret = sır. summon www. zıt anl. el koymak.) see off = (bir kişiyi) geçirmek / uğurlamak / yolcu etmek see through = (zor bir durumda) desteklemek. sedatif (ilaç) sedentary = hareketsiz olarak devamlı oturan.

) göndermek. record set down to = (bir şey)’i bir nedene bağlamak set foot = (bir işe / yere) adımını atmak set in = 1) (hastalık vs. başlatmak. iptal etmek set back = (ilerlemesini) geciktirmek. responsiveness. celse set (fiil) = 1) ayarlamak.= unification separatism = ayrılıkçılık septic sore throat = septik (mikrobik) farenjit sequence (fiil) = sıralamak. established. opinion separate (fiil) = ayırmak. duyarlık. 2) yerine otur(t)mak. realistic. feeling. sekans.= foolish. zıt anl. fix in set in motion = harekete geçirmek. 2) (bir işe) girişmek. kenara bırakmak. exciting. provide service (fiil) = hizmet etmek. serve service (isim) = hizmet. sıra. akla uygun. = Ressamın tabloları. yola koyulmak. sansasyon sense = algılamak.) koymak / belirlemek. punish smo with (a punishment) sentiment = duygu. amaçlarla yapılan) oturum. fit into. 2) yazarak kaydetmek. establish.= foolishly sensitive = duygulu. postaya vermek.= insensitivity sensory neuron = duyusal nöron / sinir sensory response = duyusal tepki sensuous = duyulara hitap eden. bölmek. zıt anl. dingin. set off. girişmek. geriye atmak. leave.bademci. insensible sensibly = mantıklı bir şekilde. paket vs. sensual sentence = karar. thickskinned sensitively = duyarlı şekilde. bir gruba ait olma hissi sense of humour = espri / mizah anlayışı sense of pattern = desen anlayışı sensibility = ayırt etme yetisi. yerleşmek.= unify separate (isim) = (birbirinden) ayrı. durgun. infirm senior = yaşça büyük. embark (on). (bir şey)’e mahkum etmek. birbirini izlemek. unconnected. peaceful series = dizi. break-up. significant serious health consequence = (bir şeyin sonucu olarak ortaya çıkan) ciddi sağlık problemi seriously = önemli ölçüde. için) kalıcı hale gelmek. become. zıt anl. (The paintings of the artist are exhibited in a chronological sequence. 3) yola çıkmak set out = başlamak. kıdemli / üst düzey senior management = kıdemli / üst düzey yöneticiler sensation = 1) duyu. zıt anl. hassas biçimde. 2) yolcu etmek send out for = (bir şeyin) gönderilmesi için sipariş vermek send smt tumbling = bir şeyi devirmek / yıkmak Senegal = Senegal (Batı Afrika’da yer alan bir ülke) senescence = yaşlılık. başlatmak.com . hassasiyet. servis serving = porsiyon session = (tedavi. start.) sequenced = sıralanmış. dizi. perform serve a purpose = bir amaca hizmet etmek serve as = görevini görmek. farklı. hüküm sentence of death = idam kararı sentence smo to (a punishment) = ceza vermek. emotional. order sequence (isim) = ardışıklık. develop.ÜDS Sözlüğü . commence. duyarlılık sensible = mantıklı. önemli. seri. kronolojik bir sıra içerisinde sergilenmiş. fix. start set off = 1) çalıştırmak. zıt anl. zıt anl. yerleştirmek. birbirinden uzaklaştırma. 2) feshetmek. cevap vermek. dizi set a good example = iyi örnek olmak. duygu. sıra serious = ciddi. akıllıca. sınav vb. delicate. duyarlı. halt www. unrelated. reasonably. delay set down = 1) (kural vs. sympathetically sensitivity = duyarlılık. düşünce. grasp sense of community = topluluk / birliktelik duygusu. yerleş(tir)mek. tranquil.= insensitive. begin. ayırma. temin etmek. emotion. perceive. (bir şey)’e yaramak. birbiri ardına gelmek. zıt anl. bağımsız. zıt anl. emotion.= united separation = ayrılma. eli ayağı tutmaz olmuş. ciddi miktarda serve (to) = (bir şey)’e faydası olmak / hizmet etmek.= stay. split. …olarak hizmet etmek serve to = (bir şey)’e yaramak serve up = sağlamak. rational. huzurlu.145 send off = 1) (mektup. start. birbirinden uzaklaştırmak. dizilmiş sequencing = sıraya sokma serene = berrak. 2) heyecan uyandıran olay. iyi bir örnek oluşturmak set aside = 1) bir tarafa koymak. senesans senile = bunak. alıngan. aklı başında. 2) (ateş için) yakmak set (isim) = seri. tartışma. hassas. sezmek. anlamak.

zıt anl. participate in shark = köpekbalığı sharply = 1) sertçe. community. gemi ile gönderme shipyard = tersane shock wave = şok dalgası shoot (fiil) = ateş etmek shoot (isim) = filiz. take refuge (in) shelter (isim) = sığınak. 2) halletmek.bademci. çökerek yerleşmek settle down = 1) (bir yere) yerleşmek / yerleşmeyi tamamlamak. switch from . korunak sheltered = korunmuş. kırkma shed (fiil) = 1) (yaprak. misfortune. ciddiyet. değişmek. kısa yol shortfall = eksik. difficult.= lightly. decide on settlement = 1) yerleşim yeri. mutabık kalmak. 2) bozmak. leniently severity = sertlik. dekor settle = 1) (bir yere) yerleş(tir)mek. harshly. 3) (ışık vs. (yün) kırkmak. şiddet. (bir olay)’a ışık tutmak shed new light on = (bir şey)’i yeni bir anlayışla açıklamak / aydınlatmak sheep-rearing = koyun yetiştirme sheer = saf.= abundance shortcomings = eksiklikler. kesim. zıt anl. institute.= soft.= long-term short-term memory = kısa süreli hafıza www. zıt anl. tüy vs. hard. örtmek. . rigid. waste sewerage = kanalizasyon sewing machine = dikiş makinesi sextant = sekstant (eskiden genellikle gemiciler tarafından kullanılan ve yıldızlar arasındaki açısal uzaklıkları ölçerek yön bulmaya yarayan alet) shadow = gölge shadowed = 1) gölge altında. shift position = pozisyon değiştirmek shipping = gemicilik. mild severely = sertçe. deficit. karara varmak / bağlamak. 2) pay share a common origin = ortak bir köke / geçmişe sahip olmak share in = pay sahibi olmak. tuzla buz etmek. konusunun geçtiği) mekan ve zaman. 2) (bir şey)’i aydınlatmak (bilgi vermek). için) kabuk shelter (fiil) = 1) korumak. diffuse. sapmak. üstünden atmak shed (isim) = 1) sundurma. his hand was severed. harshness. halis. çözmek. 2) baraka. rol almak. harshly. firm. gently. şiddetli. sternly. sürgün shop display material = dükkanda sergilenecek malzeme shoplifting = dükkanlardan mal çalma shortage = eksiklik. ciddi.) kurmak. kısa süreli. siper olmak. başarısızlık. 2) uslanmak. açık.) yaymak. 3) hangar shed light on = (bir olay vs. demolish. disappointment.) several = ikiden çok. dwell.) dökmek. ancak. zıt anl. . payment sever = ayırmak. sakinleşmek. 2) ödeme. harap etmek. 4) (bir şey)’den kurtulmak. zıt anl. many. shortage short-lived = kısa ömürlü. found. calm settle on = (konusunda) karara varmak. switch. yalnız. çok. lağım suyu. 2) sığınmak. alter shift from … to . bina vs. to . zıt anl.= breakthrough setting = 1) (bir romanın vs. kop(ar)mak. sığ shape = şekil share (fiil) = paylaşmak share (isim) = 1) kısım. serious. pek çok. tam. cover. inhabit. = (bir şey)’den (bir şey)’e kaymak. scarcity.146 . deficiency. deficiencies shortcut = kestirme. 2) ortam. erect. . 2) (ayın) karanlık tarafında shaft = şaft. dikmek. 2) keskin bir şekilde. kıtlık. seriousness sewage = pis su. protect shield (isim) = kalkan shift = kaymak. yön değiştirmek. smash. salyangoz vs. complete sheer nonsense = safi saçmalık shell = (yumurta.com . resolve settle back = çökmek. mil shake = sarsmak. katı. (While he was chopping wood. abolish setback = aksama.)’yi aydınlatmak. break. conclude. zıt anl.= destroy. pure. yola gelmek. aniden büyük miktarda shatter = 1) paramparça etmek. sallamak shallow = derin olmayan. yakın zamanlı. barınak. ayrılmak. kusurlar. biçmek shearing = kesme. iskân etmek. gözyaşı. . inşa etmek.= softly. . ruin shear = kırpmak. various severe = sert.ÜDS Sözlüğü set over = (bir şeyi bir şeyin) üstüne yatırmak / koymak set up = (sistem. şiddetle. build. kır(ıl)mak. sharply. geçici short-lived benefit = kısa ömürlü fayda shortness of breath = nefes darlığı short-term = kısa vadeli / süreli. = Ağaç keserken eli koptu. yönelmek. korunaklı shield (fiil) = korumak.

= slightly. attend shower = (bir şey)’e boğmak.com . yağdırmak shrewd = kurnaz. reveal shrubby = çalı ile kaplı. benzer şekilde. açık yürekli. seek siesta = siesta (İspanya ve Latin Amerika’nın İspanyol etkisi altındaki kesimine özgü geleneksel öğle uykusu). 2) (bir toplantı vs. stand for silent = sessiz. substantially. eşzamanlı. zıt anl. büyük oranda. çekme shroud = kaplamak. resemblance. önemli ölçüde. görme yetisi. 2) enjeksiyon. signify significance = önem. injection should demand exceed supply = talep arzdan fazla olursa shoulder = sırtlamak show off = gösteriş yapmak. classify sight = görüş. avoid. artful. dar kapsamlı. clever. evade shut down = kapamak. sicklemia side benefit = faydalı yan etki side effect = yan etki. Sicilia sick = hasta. oldukça. zıt anl.)’ye gelmek / katılmak.= confront. zıt anl.= comprehensive simulation = simülasyon (belli bir durumun veya koşulların. indicate.= stupid shrine = kutsal yer. conceal. zıt anl.) işlemlerden geçirildikten sonra hammadenin arta kalan kısmı). sole single digit = tek haneli (sayı) single-storey = tek katlı singly = tek başına. mean. iğne. gösterge. zıt anl. one. (bir şey)’den kaçınmak.= complicated. likewise simple = sade. frank. zıt anl. contract. değeri(ni) azal(t)mak. importance significant = kayda / dikkate değer.) significantly = epeyce. appear. insignificantly signify = 1) göstermek. = Et. quiet. uncomplicated. basitlik. bilgisayar ortamında canlandırılması) simultaneous = aynı anda. önemli. elementary. yatır. indication sign language = işaret dili signal = (bir olayın) sinyalini vermek.bademci. için) çekmek.= insincere. scene sign (fiil) = imzalamak. difficult simplicity = sadelik. kötü www. synchronically. bury. gizlemek.= disappear. sort out.= different similarity = benzerlik. avoid. gömmek. picture. bypass.= expose.ÜDS Sözlüğü . vision. belirtmek. eşzamanlı. diminish shrinkage = 1) fire (üretimde kullanılmak üzere (kesilme vb. loud silicate sheet minerals = silikat levha mineralleri (granitin aşınması ile oluşan. zıt anl.= distinction similarly = keza. türbe shrink = 1) (kumaş vs. concurrently.= consecutively sincere = içten. manzara. bunun gibi. örtmek. kayda değer miktarda protein sağlar. basit. easy. faaliyetini durdurmak. zıt anl. genellikle ince pullar halinde bulunan mineraller) silicon solar cell = silikon güneş pili (temel malzemesi silikon olan güneş pili) silicon-on-insulator technology = yarıiletken üretiminde. çalılık shun = (bir şey)’den uzak durmak.= audible. individually sinister = uğursuz. concurrent simultaneously = aynı anda (olan / yapılan).= insignificant. considerably. geleneksel silikon malzeme yerine silikon-yalıtkan-silikon düzeninde bir tabakalanmanın kullanıldığı yöntem silver-clad = gümüş kaplı similar (to) = yakın. 2) anlamına gelmek.= difficulty simplistic = (gerçekçi olmayan ve aşırı bir şekilde) basite indirgenmiş. alike. zıt anl. rahatsız sickle cell anaemia = orak hücre anemisi (genetik bir bozukluk sebebiyle alyuvarların orak şekilli olması sebebiyle oluşan anemi). genuine. considerable. adverse effect side with = (bir şey / birisi)’nin tarafını tutmak / yanında yer almak sidestep = (bir şey)’i bertaraf etmek. belirti. şekerleme sift out = inceleyerek bir grubu diğer bir gruptan ayırmak. benzer. important. (Meat offers a significant amount of protein. bir. signal. zıt anl. açıkgöz. caka satmak show up = 1) gözükmek. zıt anl.147 short-wavelength = dalga boyu kısa olan shot = 1) fotoğraf. habercisi olmak. zıt anl. unimportant. zıt anl. false single = tek. imza etmek sign (isim) = işaret. meydana / ortaya çıkmak. show. 2) azal(t)mak. close down shuttle = mekik Siberia = Sibirya (Kuzey Rusya’da bir bölge) sibling = kardeş Sicily = Sicilya (İtalya’ya bağlı bir ada). 2) (yıkandıktan sonra kumaşta meydana gelen) küçülme. zıt anl. samimi. akin (to). plainness.

cilalı zemin vs. dumanlı sis.) small bowel obstruction = ince bağırsak tıkanması small intestine = ince bağırsak small-scale = küçük çaplı smart = zeki. large. decrease.ÜDS Sözlüğü sink = 1) (değer. (bir şey boyunca) uyumak sleepiness = uyuklama hali slender = ince uzun slide = kaymak. (That GSM company has been sitting on my complaint for a month. energetic slump = (fiyat. oy. 4) bölge. ability skilled = yetenekli. odaya vs. ehil skin = deri. = O GSM firması bir aydır yaptığım şikayetin üstüne yatıyor. ’de) belirgin düşüş slur = sözü ağızda geveler gibi konuşmak. decline sluggish = yavaş. (bir işi vs. ’ye rağmen) uyumaya devam etmek. zıt anl. havasız bırakmak www.) üstüne oturmak / yatmak. kayma.) kaçmak / girmek slippage = performans düşüklüğü. retardation.= active. göze. müşteri sayısı vs.com . location site-specific = mekana özgü situation = durum. su.) sit with an upright trunk = gövde dimdik olacak şekilde oturmak site = 1) yer. işlevsel. vaziyet.) es geçmek. cilt skin stimulation = (bir ağrıyı dindirmek vs. escape ski-resort = kayak tatili beldesi skull = kafatası skylight = dam penceresi skyscraper = gökdelen slab = inşaatta kullanılan kalın ve yassı parça.) (yemek. kroki skilfully = becerikli bir şekilde. yüzeysel. böcek vs. slide slip into = (gırtlağa. zıt anl. kayarak gitmek slight = ufak ve ince yapılı. kalın dilim / levha slack water = (akıntının olmadığı) durgun su slam = şiddetle (ve gürültü ile) çarpmak slap = vurmak. 2) sit alanı. tokat atmak. için) azalmak. iskeletle ilgili. brilliant Smart Cut = akıllı kesim tekniği (yarıiletken üretiminde kullanılan ve SOITEC adlı bir firma tarafından geliştirilmiş olan özel bir kristal kesim tekniği)3 smelt = madeni eritmek smog = (endüstrinin yol açtığı) kirli hava kütlesi. seviye vs. esir.= small. (skeletal size = iskelet büyüklüğü) skeletal system = iskelet sistemi skeleton = iskelet sketch = skeç (asıl tasarım veya resim hakkında fikir vermek ve planlamayı kolaylaştırmak amacıyla yapılan kabataslak çalışma). sorunsuzca smother = boğmak. zıt anl.= immensely slip = (ıslak.148 . ’de) kaymak. avoid. toz. maharetle skill = ustalık. marifetli. talebin vs. (Black smog reduced visibility to about fifty metres. a little. düşüş sloping = meyilli slot = (uçak için) sefer slotting = yarık / delik açma slowdown = yavaşlama. yoksulluk batağına saplanmak sinus headache = sinuzal başağrısı (sinüslerin tıkanması ya da enfekte olması nedeniyle çekilen başağrısı) sit on = (bir şikayetin. küçük slightly = az miktarda.) smoke inhalation = duman inhalasyonu (duman soluma) smoke plume = havada uzanan duman smoking-related = sigaradan kaynaklanan smoothly = pürüzsüzce. insignificantly. 3) inşaat sahası. taslak. expertise. yerleşim.= master slavery = kölelik sleep aid = uyumaya yardımcı ilaç sleep apnea = uyku apnesi (uyku sırasında solunumun zaman zaman 15-30 saniye süren kesintiler göstermesi) sleep face-down = yüzükoyun uyumak sleep on one’s side = yan yatarak uyumak sleep through = (bir gürültü vs. için akupunktur yönteminde olduğu gibi) derinin uyarılması2 skip = (gidilmesi gereken bir yere) gitmemek. dragging. beceri. tiny skeletal = iskelete ait. big. (He was slurring his words like a drunk.bademci. (okul) asmak. kesat. 2) batmak sink into poverty = yoksulluğa düşmek. durgun. yetenekli. = Bir sarhoş gibi kelimeleri ağzında geveliyordu. kulağa. = Siyah sis görüş mesafesini yaklaşık elli metreye düşürdü. hüner. zıt anl. işlem yapmayı geciktirmek. şantiye. bölüm. state of affairs sizeable = oldukça büyük. azalma. bir parça. çarpmak slave = köle.

evsizleri barındırma gibi hizmetlerin bütünü) social scientist = sosyal bilimci (dünyanın ve yaşamın insani ve toplumsal yönlerini inceleyen bilim insanı) social space = (parklar. . güvenilir. merely solicitor = avukat solid (isim) = 1) katı madde / hal. reliable. . eriyebilir www.= unreliable. bozuk yumurtaya benzeyen kokusu ile tanınan bir gaz). süzülerek uçmak.ÜDS Sözlüğü .149 smuggle = kaçakçılık yapmak. adı verilen (fazlaca bilinmeyen şeyler için). tek başına. (yukarıya) fırlamak. (It was one of his so-called friends who supplied him with the drugs that killed him. . = Onu öldüren. 2) sağlam. in order that SO2 = sülfür dioksit (volkanlardan ve kimi endüstriyel işlemlerden ortaya çıkan. only solely = sadece. . 3) bütün solid wood = masif ahşap solidarity = dayanışma.). lonely solo = (gösteri vs. to date so far as = kadar. bugüne dek.com . zıt anl. as far as. sulphur dioxide soar = yükselmek. müddetçe. (It isn’t yet clear how destructive this so-called “super virus” is. . ona uyuşturucu sağlayan sözde arkadaşlarından birisiydi. gümrükten kaçırmak snack on = (bir şeyler) atıştırmak sniff = koklamak. mak için. nozzle snowfall = bir bölgeye belli bir zaman aralığında yağan toplam kar miktarı snowflake = kar tanesi so as to = (bir şey) yapabilmek için / yapacak şekilde. ascend. only.) so far as possible = mümkün olabildiğince. iş bulma. glide so-called = 1) sözde. . artmak. koku almak amacıyla burundan hızlı hızlı nefes almak snore = horlamak snoring = horlama snout = hayvanlarda burun. mek / . ağız ve çeneyi içeren ileri çıkık kısım. için) tek başına (yapılan) soluble = çözünebilir. . belli bir şekle sahip olma solitary = yalnız. yalnızca. şu ana kadar. . . tek başına. social problem social isolation = toplumdan soyutlanma social psychologist = sosyal psikolog (toplumsal şartların insanlar üzerindeki etkisini araştıran bilim insanı) social safety net = sosyal güvenlik ağı (vatandaşların temel ihtiyaçlarını güvence altına almak amacıyla devletin sağladığı sağlık. (up) until now. = Bu “süper virüs” denilen şeyin ne kadar zararlı olduğu henüz bilinmiyor. tek. as long as so that = öyle ki …. 2) denilen. çevre için zararlı. alışveriş merkezleri gibi) sosyal mekanlar socialisation = sosyalleşme socially-minded = sosyal kaygılar güden.) soccer = futbol social ill = sosyal sorun. birlik solidity = elle tutulur olma. yegane. NaClO3 sodium nitrite = sodyum nitrit (özellikle et ve balık ürünlerinin boyanmasında kullanılan ve kanserojen olduğundan şüphelenilen madde). 2) cisim (yüzeyleri arasında tamamen kapalı bir hacim oluşturan üç boyutlu şekil) solid (sıfat) = 1) katı. kadarıyla. eğer mümkünse so little is known = o kadar az şey biliniyor ki so long as = sürece. yuva sodium chlorate = sodyum klorat (renksiz bir tuz olup ayrık otlarını yok etmek için ve antiseptik olarak kullanılır). up to now. = Bana kalırsa / göre. in order to so far = şimdiye kadar. topluluk. just. insanları düşünen society = dernek. sound. (So far as I am concerned. NaNO sodium thiosulphate = sodyum tiyosülfat (fotoğrafçılıkta kullanılan bir tür kimyasal madde) soft tissue = yumuşak doku soften = yumuşatmak software = yazılım (bilgisayar programı) soil = toprak(lar) soil core samples = topraktaki tabakalanmayı görmek amacı ile çıkarılmış silindir şekilli örnek soil-marks = topraktaki izler solar = güneşle ilgili solar cell = güneş paneli / pili (güneş ışığından elektrik elde etmeye yarayan cihaz) solar system = Güneş Sistemi solar year = güneş yılı (365 gün) solar-type = güneş benzeri soldier = asker sole = yalnız. toplum socioeconomic status = sosyoekonomik statü (bireyin bir toplum içindeki ekonomik durumu) socket = oyuk.bademci.

2) (sorun vs. distinct. yatıştırmak. particularly. glowingly sparsely = seyrek bir şekilde. 2) makul. kurum soothe = sakinleştirmek.= generally specified = belirlenmiş specify = 1) belirlemek. solid. (tatsız bir şeyden) kurtarmak. trigger. bedensel (zihinsel değil. particular. 3) karış spare = kıymamak.ÜDS Sözlüğü solute = solüt. kışkırtmak. complex. zıt anl. için) uzaya doğru yükselmekte spacecraft = uzay aracı space-related = uzay ile ilgili span (fiil) = (bir süreyi) kapsamak. her nasılsa aynı hastalıktan muzdarip diğer insanlara da cesaret verdi. provoke spark (isim) = kıvılcım spark off = harekete geçirmek.com .) çözmek. zıt anl. özellikle. particular somehow = bir şekilde. reasonable. mantıklı. origin. gelişmişlik sore throat = farenjit. for some reason. tür specific = belirli. ateşlemek. settle. especially. kurumlu. kaplıca space = uzay space port = uzay limanı space probe = uzay sondası (küçük.) something of a battlefield = zorlu bir savaş alanı something over = (bir miktar)’ın biraz üzerinde. pharyngitis soreness = ağrı. ease. 2) (roket vs. stretch span (isim) = 1) süre. safe. güvenilir.bademci. zıt anl. zıt anl.= densely spatial = uzaya ait / uzaysal / mekanla ilgili (uzaklık. 2) yaklaşık. secure. resolvable.= unhealthy.= insolvable somatic = somatik. 2) dehşet verici manzara spectacular = muhteşem. healthy. 3) tam. sınıflandırmak. aggravate sooty = isli. bir dereceye kadar sooner or later = er (ya da) geç soot = is. numune spectacle = 1) görülecek / görülesi şey. insansız uzay aracı) space shuttle = uzay mekiği space sickness = uzay tutması (uzayda yerçekimsiz ortamda bedenin dengesini sağlayamaması sonucu bulantı. advanced. indicate. in some way.= general specifically = özel olarak. pinpoint. fair sound barrier = ses duvarı (ses hızı) sound interesting = ilginç görünmek / kulağa ilginç gelmek source = kaynak. her nasılsa. akla yakın. belirtmek. = Onun iyileşmesi. solve soul-deadening = ağır depresyona neden olan sound = 1) sağlam. astonishing www. 2) koşul olarak öne sürmek. yoluna koymak. set off sparklingly = pırıltılı bir şekilde. sağlıklı.150 . (Her recovery has somehow encouraged others who are suffering from the same ailment. calm. halledilebilir.= excite. zıt anl. komplike. (a somatic disease = bedensel bir hastalık) some = 1) bazı. elaborated. vücudun fiziki yapısıyla ilgili olan). brilliantly. thriftily. alan gibi mekana veya içindekilere ait (özellikler)) speak directly to this important question = doğrudan bu önemli soruna eğilmek / bu önemli sorun ile ilgili olmak special effects = özel efektler specialisation = uzmanlaşma specialisation of labour = işgücünün uzmanlaşması specialist = uzman specialize in = (bir konuda) uzmanlaşmak specialty = uzmanlık alanı. zıt anl. supply souring = ekşime. görkemli. vücutta kırıklık / kırgınlık sorry = üzücü. wonderful. root. zıt anl. term. çözelti (bir solüsyon içinde çözünmüş madde) solvable = çözülebilir. stipulate specimen = örnek. duman rengi sophisticated = ileri düzeyde. gelişmiş. naive sophistication = olgunlaşma. bir yandan bir yana uza(n)mak. köken. relieve / save (from) sparingly = tutumlu bir şekilde. baş dönmesi gibi belirtiler ile ortaya çıkan rahatsızlık) space-bound = 1) uzayda mahsur kalmış. duration. (bir miktar)’dan biraz fazla somewhat = biraz. ince zevk sahiplerine hitap eden. refined. zıt anl. kötü. dominion soybean = soya fasulyesi spa = ılıca. yön.= extravagantly spark (fiil) = tetiklemek. esaslı. reliable. harika. bozulma sovereignty = egemenlik. intelligent. bir yolunu bulup. nedense. classify. profession species = (hem tekil hem çoğul) cins. 2) köprünün ayakları arasındaki açıklık. rafine. fena sort out = 1) düzenlemek. unreliable. certain.= simple.

impair. 2) alan spherical = (şekil itibarı ile) küresel. trigger spy = casus spying = casusluk square = 1) kare. yayarak püskürtmek spread (fiil) = yay(ıl)mak. tayf (pek çok farklı değeri. come / pull apart. extort squeeze into = dar bir geçitten içeri girmek. (over a wide spectrum of our lives = hayatlarımızın çok farklı alanlarında) speculate = (elde yeterli veri olmadan bir şey hakkında) fikir yürütmek. dağınık. retard speedboat = sürat motoru speedily = hızlı / çabuk bir şekilde. gorgeous split (into) = (ikiye. birarada gösteren bir çeşit gruplandırma. (duvara boya. beautiful. yaygınlaşma. ponksiyon. yar(ıl)mak. break up (into). globe. yırtıcı ve genellikle siyah renkli bir balina türü) sphere = 1) küre. sarmak. konuşma için gerekli kas ve eklem hareketlerini koordine eden bölümü). press. Broca’s center speed up = hızlandırmak. teşvik etmek. heves spirometer = spirometre (nefes ölçer) spleen = dalak splendid = harika. örn. burgulu spirit = 1) ruh. accelerate.= join. circulate.) sürmek. rengi vs. ruin. pamuk vs. incite. visible spectrum of light = göz ile görülebilen ışığın kırmızıdan mora kadar olan tonlarını içeren gruplandırma).ÜDS Sözlüğü . sıkışarak girmek www. iç içe daireleri andıran sarmal şekil spiral nebula = sarmal yapılı yıldız takımı spiralled = sarmal şekilli.= reduction spring from = (bir şey)’den kaynaklanmak. istila etmek. birdenbire meydana gelmek. divide (into). emerge. üçe. zıt anl. kent vs.= join spoil = boz(ul)mak. tahmin speech defect = konuşma bozukluğu speech motor centre = motor konuşma merkezi (beynin. (borsa. için) eğirmek. 3) gayret. break up. sıkmak. ticari değer vs. dağılmak. ekmeğe reçel vs. disperse. 2) (köy. zorlayarak almak. zıt anl.= delay. yaygınlaşmak. spinal kolon spinal cord = spinal kord (omurilik) spinal tap = omurilik sıvısı almak için iğneyle yapılan girişim. come / bring together split = çatla(t)mak. böl(ün)mek.= disappear. automatic.= slowly spell = 1) süre. zıt anl.) böl(ün)mek / ayırmak / ayrılmak. için) meydan square root = karekök squeeze = ezmek. (yerini) bulmak. globular spice = baharat spicy = baharatlı spin (fiil) = 1) dön(dür)mek. zıt anl. için) spekülasyon. zıt anl. dönme hareketi spinal column = belkemiği.= planned. bürümek. 2) anlam. locate spot (isim) = bölge. rotate. zıt anl. turn. calculated spontaneously = aynı anda sporadically = münferit. çabuklaştırmak. berbat etmek / olmak.= shrink spread (isim) = yay(ıl)ma. quickly. emerge spring up = türemek. fast.= enhance. 2) nöbet. fade spring-loaded = yay ile kurulmuş spur = mahmuzlamak. 3) büyü spend on = (bir şey için) para harcamak spending = harcama spending power = alım gücü sperm = sperm (erkek üreme hücresi) sperm whale = kaşalot balinası (eskiden özellikle yağı için avlanan iri. unplanned. expand. kaplamak. 2) daireler çizerek dikine düşmek.151 spectator = seyirci. originate. puncture spine = 1) omurga. izleyici spectrum = spektrum. (küçük) yer spouse = (evlilikte erkek ya da kadın) eş spray = fışkırtmak. expansion. küreye benzer.com . kendiliğinden olan. düzensiz spore = spor (alg. help sponge = sünger spongy = süngerimsi spontaneity = kendiliğinden oluş spontaneous = spontane. disseminate. 3) (yün. divide. suyunu çıkarmak. tek tük. detect. görmek. örmek spin (isim) = dönüş. anında yapılan. gruplara vs. extract.bademci. muhteşem. 2) kitap / dergi sırtı spinning wheel = çıkrık (eskiden yün eğirmekte kullanılan çark) spiral = dönerek genişleyen. nokta. zıt anl. omurga. zıt anl. zıt anl. spekülasyon yapmak speculation = spekülasyon (kaynağı belli olmayan ve / veya dayanağı güçlü olmayan iddia). mantar ve bazı bitkilerin yaydığı üreme hücreleri) spot (fiil) = seçmek. dürtüklemek.

düzey. dengele(n)mek.ÜDS Sözlüğü Sri Lanka = Sri Lanka (Hindistan’ın güneyinde yer alan bir ada ülkesi) stabilisation = sabitlenme. zıt anl. invariably. olarak) çalışmaya başlamak start up = (bir işe) başlamak. lekelemek stained = (örn. duruş. begin. pos. balance stable = tutarlı. sağlam. regularly. 2) (devlet kuruluşundaki) kadro stage = aşama. kumaş ya da ün için) lekelenmiş staining = boyama. astonishing. set off. tezgah stand a chance = şansı olmak stand accused of = (bir şey) ile suçlanır durumda olmak. absolute. açlıktan ölme / öleyazma. yerine geçmek. korkusuzca karşı çıkmak Standard Oil Trust = Standard Petrol Tröstü (ABD’de 1870-1911 yılları arasında faaliyette kalan kendi zamanının en büyük petrol şirketi) standardize = standartlaştırmak standstill = durma noktası staple = temel (gıda vs. found startling = çok şaşırtıcı. kararlı. I stand corrected. 2) boy. expression statesman = devlet adamı stationary = hareketsiz. unsteadily www. consistent.= ordinary. döküman. yanılmışım. be blamed with stand corrected = yanılmak. (iş) kurmak. 3) ifade. (bir şey)’den sorumlu tutulmak. unsteady. renklendirme. astounding stagnant = durgun stain = boyamak. durum. zıt anl. açlıktan ölmek starve to death = açlıktan ölmek starving = açlık çeken. yasa. = Küresel kriz nedeniyle yatırımcılar ağır kayıplarla karşı karşıyalar / yatırımcıları ağır kayıplar bekliyor. . katıksız. be bound (to).= unstable. katılık. göze çarpmak stand to reason = makul olmak. zıt anl. ün. starving starve = aç bırakmak / kalmak. kural stay = kalmak stay away = geri durmak steadily = tutarlı / istikrarlı / devamlı bir şekilde. phase staged play = sahnelenmiş oyun staggering = çok şaşırtıcı. safha.= fuzzy. durum. zıt anl. variable staff = 1) personel. geciktirmek. investors now stand to lose heavily. zıt anl. zıt anl.= instability stabilize = sabitle(n)mek. settle. değişmeyen. vaziyet statute = kanun. steady. çıplaklık.) maddesi staple food = başlıca / en önemli yiyecek starboard = sancak tarafı (sağ). (Owing to the global crisis. dull starvation = şiddetli açlık. renkli madde vererek işaretleme stammer = kekelemek. zıt anl. shaky. 2) demeç. zıt anl. evre.= falteringly. tüzük.= variation stability = sağlamlık. istikrarlı. yerinde duran. amazing. başlangıç yapmak. form state assets = devlet malları / varlıkları state hospital = devlet hastanesi. kıpırdamayan stationery = kırtasiye statistical = istatistiksel statistics = istatistik(ler) statue = heykel stature = 1) başarı sonucu kazanılmış önem. indistinct starkness = ıssızlık. eradicate stance = tutum. public hospital state of affairs = işlerin durumu. açlık çek(tir)mek. otur(t)mak. dengelenme.) stand = stand. ifade etmek. endam status = statü. (I am sorry. sabit. zorlaştırmak stand out = öne çıkmak. downright. akla yatmak stand up to / against = karşısına dikilmek.= port stark = gerçekleri (olduğu gibi) yansıtan.152 . attitude.com . devamlı.) stand for = simgelemek. karşı karşıya olmak / kalmak. keyfiyet state of awareness = bilinçli olma / uyanıklık hali state of emergency = acil durum state of war = savaş hali statement = 1) belge. 2) hal. stutter stamp out = yok etmek. represent stand in awe of smo = birisine korku ile karışık hayranlık duymak stand in the way of = engel olmak.= finish. signify. beyanat. = Özür dilerim. . end start out (as) = (. boşluk start off = başlamak. approach stand to do smt = (bir şey) yapacak olmak / yapması beklenmek.bademci. steadiness. açlık çekme state (fiil) = belirtmek. begin. express state (isim) = 1) devlet. sade. neredeyse inanılmaz.

choke. invigorating stimulation = uyarma. teşvik etmek. uyarıcı madde stimulate = uyarmak. çok hızlı ve ani yükseliş steer = (direksiyon. stable. uyarım. (The police step up security at airports = Emniyet güçleri havaalanlarında güvenliği arttırdı. bulandırmak. zorlanma. motivator stimulus = (çoğul: stimuli). zıt anl.= easy. harekete geçirme. simple. shaky. 2) apaçık. zıt anl. uyarıcı şey sting = (böcek için) sokmak stink bomb = koku bombası stipulate = şart koşmak. specify stipule = yaprak sapının dibindeki çift yaprakçık stir up = kışkırtmak. stretch. strive. sıkı. bastırmak.) steal a glance at = çabuk ve fark ettirmeden bakmak stealthy = kendini fark ettirmeyen. excite. beyin sapı stem cell = kök hücre stem cell line = kök hücre dizisi / serisi stem from = (bir şey)’den gelmek / kaynaklanmak. sertlik.= unsteady. uçakta) gizlice yolculuk etmek stowaway = kaçak yolcu straight away = derhal. hala. right away straighten = (eğri bir şeyi) düzel(t)mek straightforward = 1) basit. teşvik eden şey. dümen vs. originate from stent = stent (genellikle tıkalı damarları genişletmek için kullanılan bir tür ince tüp) step = önlem. muhafaza etmek. 2) yine de. hisse senedi piyasası stockbroker = borsa simsarı (başka kişi ve kuruluşlar adına borsada işlem yapan kimse) stoke = ateşe kömür atmak stolen = çalıntı. firmness. candid. rage storm (isim) = fırtına stove = fırın. hızlandırmak. kolay. (There has been a steady improvement in her condition. rigid. measure step out = dışarıya adımını atmak step up = arttırmak. dayanıklılık. 2) (kendini) zorlamak. zıt anl. sinsi.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. stimulus. reviving. sert steep jump = yüksek sıçrama. stable.) stereotype = klişe / basmakalıp stewardship = organizasyon stick to = (bir şey)’e bağlı / sadık kalmak stickiness = yapışkanlık sticky (isim) = not vs. speed up. açık sözlü. taş işi storage = depolama storage site = depolama bölgesi store (away / up) = saklamak. sessiz. secretive.= unstrain www. nevertheless stillborn = ölü doğmuş still-life = natürmort (basit bir düzenleme içinde meyve. şişe gibi basit objeleri konu eden resim) stimulant = uyarıcı. immediately. depo storm (fiil) = şiddetle saldırmak.= discourage stimulating = canlandırıcı. vapour steam room = buhar odası steep = dik. uyaran. ocak stow away = (gemide. aşırı gerilme. tedbir. hemen şimdi. depolamak storehouse = ambar. ile) yön vermek stem = (bitki için) sap.bademci. keskin tırmanış. gizlisi saklısı olmayan.153 steady = tutarlı. gelişmesini engellemek. hard. devamlı. sessiz. even now. struggle. yazmak için kullanılan bir yüzü yapışkanlı kağıt sticky (sıfat) = yapışkan stiff = katı. çoğaltmak. prevent. inspire. spur.= complicated. teşvik. = Durumunda istikrarlı bir düzelme var. karıştırmak. sağlam. zıt anl. durgun. değişmeyen. sabit. condition. hareketsiz.= relax. hot stomach = mide stomach upset = mide bozukluğu stonework = taş. gerginleştirmek. uyarıcı. consistent. zıt anl. silent. encouragement stimulator = uyarıcı. stress. zıt anl. fırtına gibi esmek.= active. provoke stock = hisse (senedi).= evasive strain (fiil) = 1) germek. zıt anl. çok gayret etmek. silent steam = buhar.com . istikrarlı. motivate. ardiye. mal stock exchange = menkul kıymetler borsası (hisse senetleri ve başka menkul kıymetlerin alınıp satıldığı organizasyon) stock market = borsa. suppress stifling = boğucu still = 1) dingin. slack stiffness = sağlamlık. calm. rigidness stifle = boğmak.

emphasise. sermaye yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan ve geçici değil. yapısallaştırılmış. (nispeten dar ve ince) hat / yol vs. 2) bölüm. struggle. = Zavallı adamı yıldırım çarpmış. ipliksi strip (of) (fiil) = soymak. zıt anl. septic sore throat stress = vurgulamak. birebir. 3) suş (benzer gruplarla arasında küçük farklar bulunan. invigorate. yapılandırılmış struggle = çabalamak. affect. boyutlarda vs. underline stress fracture = stres kırığı (uzun süre yürüyüş sonucunda oluşan kırık) stressful = gerginlik yaratan. relaxed strict symmetry = tam bir simetri strictly = tartışmasızca. exclusively. gümüşi beyaz renkli bir alkali metal) structural = yapısal. gürbüz. septik (mikrobik) farenjit. criticism. endeavour stroke = felç.) başlamak. hayret verici stunningly = akıl almaz (şekilde. zıt anl. current. müthiş sturdy = sağlam. zor. tension. 2) stres. yapısal. dayanıklı. support.= weaken. etkilemek. outstanding. undermine strenuous = yorucu. inme strong nuclear force = güçlü nükleer kuvvet (nötronların ve protonların iç bütünlüğünü koruyan temel fiziksel kuvvet) strontium = stronsiyum (havayla temas ettiğinde sarı renge dönüşen. demanding stressor = stres etkeni (strese sebep olan etken) stretch (along) = (boyunca) uzanmak stretch (fiil) = ger(il)mek stretch (isim) = 1) (zaman) dilimi. hit. uğraş vermek.= ordinary stringent = sert. saplama. uğraşmak. entirely. tutturmak stud (isim) = 1) dikme. astonishing. kurallara tam olarak uyan. come upon. knock. çıkarmak. condemnation strike (fiil) = 1) bulmak. stammerer www. sağlamlaştırmak. 2) dere. begin striking = göze çarpan. stressed strait = boğaz (birbirine yakın iki kara parçası arasında kalmış deniz geçidi) straitjacket = deli gömleği strangely = işin tuhafı.= lax. (go on strike = greve gitmek.bademci. zıt anl. tabakalar halinde bulunma stratosphere = stratosfer (atmosferin ikinci tabakası) stratospheric = stratosfer ile ilgili streaked = düzensiz çizilmiş. kısım.) strike (isim) = grev.= weakness strengthen = güçlendirmek. 2) çarpmak. kağıt vs.154 . strict stringer = geçirgen kaya stringy = lifli. temel structural unemployment = yapısal işsizlik (genellikle gelişmekte olan ülkelerde. tight.= weak stutterer = kekeme. çalışma stunning = nefis. gariptir ki stranger = yabancı strap = kemerle bağlamak stratification = tabakalanma. kaplanmış stream = 1) akım. zıt anl. power. grev yapmak) strike a good bargain = iyi bir ticaret yapmak. altını çizmek. kalıcı özellik taşıyan işsizlik)4 structure = yapı structured = biçimlendirilmiş. belli bir türe bağlı bir organizma grubu) strained = gergin. gayret etmek. tiring. ulaşmak. iyi kar elde etmek strike up = (müzik çalmaya. saplanmış çubuk. 2) sert. ağır. yayılmak stretch back = eskilere uzanmak strict = 1) tam. sıyırmak strip (isim) = (kumaş. göz kamaştıran. etki bırakmak. zıt anl. dikkat çeken. dayanıklılık. strive = çabalamak. discover. parça stretch (into) = (boyunca) uza(n)mak. firm. yerme. (The poor man was struck by lighting.com . sıkı. (obey the rules strictly = emirlere harfiyen uymak) strictly speaking = doğrusunu söylemek gerekirse stricture = kınama. geliştirmek. solid. move.ÜDS Sözlüğü strain (isim) = 1) gerginlik. exact. heavy strep throat = streptokokus bakterisinin boğazda yol açtığı enfeksiyon. mücadele etmek stubby = kısa ve kalın stud (fiil) = çıtçıtla iliştirmek.) stupendous = muazzam. stresli. çay strength = güç. katı bir şekilde. sıkı. 2) damızlık erkek hayvan (genellikle at) study = araştırma. katı. için) şerit. sohbete vs. reinforce. stress. tamamen. rigorous.

= Bu denizaltı sekiz hafta boyunca su altında kalabilir. = Sıklıkla sübvanse edilen iş alanları arasında tarım. like www. surrender.= interrupted successive generation = gelecek nesil successively = peş peşe / üst üste / arka arkaya gelen / olan. (bir şey ya da birisi)’nden sonra gelmek. izlemek. accomplish.) subsidy = sübvansiyon. consecutive. resist such as = … gibi. zıt anl.) substantiate = kanıtlamak. öznel. prove. slightly subtropics = subtropikal / ılıman bölgeler suburban = banliyöye ait.com .) submersion = suya batma / dalma. narin. daldırmak. becermek. exchange. yedek. oldukça çok. sunmak. (The new tax legislation will substantially change our buying habits. deny substitute (fiil) = yerine koymak. comprehensive succumb to = (birisi ya da bir şey)’e yenilmek. suya dalmış. replacement. = Yeni vergi kanunu alışveriş alışkanlıklarımızı önemli ölçüde değiştirecek. effectively succession = birbirini izleme.) subsequently = sonraları. zıt anl. zıt anl. çöküntü subsidize = sübvansiyon yoluyla desteklemek.= thorough. diminish. esas. (zaman ya da sıra olarak öncekini) takip eden. (bir şey)’in etkilerine açık bırakmak. insidious subtlety = incelik. mali yardım / destek subsistence = (kıt kanaat) geçinme. bol. zıt anl. detail subtly = azıcık. 2) öz. large. dizi. (This submarine can remain submerged for eight weeks. consecutively succinct = kısa ve öz.= disprove. 2) konu. = Sadece sanat. teslim olmak. (Those explosions must have been subsequent to our departure. 2) teslimiyet.= precede. üslup ile ilgili subconscious = bilinçaltı subdue = (bir korkuyu. confirm. daha sonra. art arda. 2) deniz dibi submerge = batırmak. significant. submit to.= small substantially = önemli ölçüde. zıt anl. important. give in. azalmak. epey. zıt anl. entity. isteği vs. (kısmen) finanse etmek. doğanın yerine geçebilir. fark edilmesi zor. zira biz hiçbir şey duymadık. surrender to. ispat etmek. ekmek kapısı. banliyöde bulunan succeed = 1) takip etmek. manage successfully = başarılı şekilde. belli belirsiz.= objective submarine = 1) denizaltı. (Only art can be a substitute for nature. zıt anl. (Commonly subsidized fields include agriculture. expose to subjective = sübjektif. su altında bırakmak submerged = suya batmış. because we did not hear anything. present. = O patlamalar bizim ayrılışımızdan sonra olmuş olmalı. 2) boyun eğmek. su altında. dikkat entegrasyonu ve ağrı duyusu gibi bazı kompleks fonksiyonlardan sorumlu limbik yapılar)5 subject = 1) denek. ample. sustenance subsistence production = temel ihtiyaçlar için üretim subsoil = yüzeyin hemen altındaki toprak subsoil wealth = yeraltı zenginlikleri substance = 1) madde. konut inşaatı ve bölge geliştirme yer alır. suppress subgenual cingulate = girus singuli (beyinde korteksin bir parçası olup algılama. sübvanse etmek. follow. (zaman için) uzun. mevzu subject matter = konu subject to = (bir şey)’e maruz bırakmak.bademci. ince ayrıntı. incelikli. sonra gelen. reserve. establish. housing and regional development. presentation. kobay. teslim olmak. considerably.ÜDS Sözlüğü .= previously subset = alt küme subside = dinmek. ikame etmek. afterwards. temel subtle = ince. ease off. zıt anl. 2) başarmak. surrender sub-Saharan = Sahra altı (Büyük Sahra Çölü’nün güneyi) subscribe (to) = abone / üye olmak subscription = abonelik subsequent = sonraki. yielding submit = 1) arz etmek. sequence successive = peş peşe. delicacy. personal.155 stylistic = üslupsal. sular altında kalma submission = 1) arz. zıt anl.) substrate = enzimin bağlanarak reaksiyona girdiği madde substratum = (çoğul: substrata) alt tabaka.) bastırmak. sunma. replace substitute (isim) = (bir şeyin veya kişinin) yerine geçen. essence substantial = önemli.= conquer.= rise subsidence = göçük. delicate. livelihood. boyun eğme. material. asıl anlam.

tamamlayıcı şey. çile.= withhold supply (isim) = arz.= cheerfully sulphur = sülfür (kükürt) sum = (para vs. sıkıntısını çekmek. rezerv.= inappropriate. gereği gibi. summarise summarise = özetlemek sunbathing = güneşlenme sunlit = güneş ışığı alan sunspot = güneş lekesi (güneşin yüzeyinde bulunan. replace supplement (fiil) = (etkisini) arttırmak. superintendence. fevkalade. için) (toplam) miktar sum up = özetlemek. enough. tali. temin etmek. fit in (to) suitable = uygun.= scientific fact superstitious = batıl inançlı / inançları olan supervision = gözetim ve denetim. hissini vermek. arka çıkmak support (isim) = destek (verme). imply suggestion = öneri. akla getirmek. mükemmel.= genuine superficially = yüzeysel olarak. zıt anl. yerine geçmek.)’den muzdarip olmak. false. hurafe. take over superstition = batıl inanç. zıt anl. lüzumu olmayan. zıt anl. excellent. dominance. eziyet. additive. misery. administration supplant = yerini almak. unnecessary superior = üstün nitelikli.= poorly superconductivity = süperiletkenlik (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda bazı maddeler tarafından sergilenen. advice. bir malı sağlayan kişi ya da firma supplies = erzak. pain sufficient = yeterli. zıt anl. kaliteli. thoroughly superfluid = süperakışkan (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda. bulmak. progressively suds = (çoğul kullanılır) köpük Suez Canal = Süveyş Kanalı (Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan yapay suyolu) suffer from = (bir hastalık. yüzeysel. kültürlü bir adam olduğunu akla getirmekteydi. zıt anl. gelişigüzel. reserve. üstün. adequately. indicate. be appropriate (for). zıt anl. better. external.com . özensiz. problem vs. lightly. first-rate.= insufficient. (bir şey ya da birisi)’ne göre olmak.= poor superbly = enfes / mükemmel bir şekilde.= profoundly. zıt anl. advise. zıt anl. stok. zıt anl.= inferior. highclass. render. appropriately suited to = (bir şey)’e uygun sullenly = somurtarak. inadequate sufficiently = yeterince. yerinde. malzeme supply (fiil) = sağlamak.156 . enough. adequate. neredeyse mükemmel iletkenlik hali) superdam = büyük baraj super-efficient = çok verimli superficial = 1) derin olmayan. (His behaviour was suggestive of a cultured man. 2) sahte.= inferiority supernatural = doğaüstü supernova = süpernova (patlama halindeki yıldız) superpower = süpergüç (ekonomik ve askeri bakımlardan en güçlüler arasında yer alan ülke) supersede = (eskisinin) yerini almak. asık yüzle. zıt anl. tedarik etmek. replace. = Davranışları. unsuitable suitably = uygun bir şekilde. complement supplementary = tamamlayıcı. abruptly. offer. propose. proper.) suicide = intihar. reinforce supplement (isim) = ek. secondary supplier = tedarikçi. (commit suicide = intihar etmek) suicide attack = intihar saldırısı suit = uygun gelmek / düşmek. besleme.= demand support (fiil) = desteklemek. appropriate. cefa. zıt anl. koyu renkli düşük sıcaklık alanları) superb = enfes.= step-by-step. stock.= deep. dert. zıt anl. zıt anl. birdenbire. worse superiority = üstünlük. supremacy.ÜDS Sözlüğü suck away = emip uzaklaştırmak / götürmek suction cup = vantuz suddenly = aniden. zıt anl. 2) izlenimini bırakmak. shallow. katkı www. ileri sürülen fikir. inattentive. excellently. provide (with).= insufficiently suggest = 1) ileri / öne sürmek. (bir şey)’den zarar görmek sufferer = bir hastalık çeken ya da başka olumsuz bir durumdan muzdarip olan kişi suffering = ıstırap. zıt anl. önermek. partially. enrich. proposal suggestive (of) = (bir düşünceyi) akla getiren (şey).bademci. profound. acı. çok yüksek akışkanlık ve çok düşük direnç ve sürtünme değerleri sergileyen sıvı) superfluous = gereksiz.

sink. inceleme. ortam. doubtful. belli bir sıklıkla ve ara vermeden yapmak. hang. baskılayıcı supremacy = üstünlük. encircling surroundings = çevre. scrutiny. Yüce Divan sure = emin. maintain sustainability = sürdürülebilirlik. helpful. muhit. devam ettirmek. die survivor = (bir kaza. akıp gitmek www. zıt anl. geride bırakmak. artakalan miktar. kuşku duymak. encouraging. zıt anl.bademci. zıt anl. asılı durmak. = Ayaklarından tavana asılmış ve metal çubuklarla feci şekilde / öldüresiye dövülmüştü. Anayasa Mahkemesi. kolay bulunur. kuşatmak.) destekleyen kimse. yaşamı sürdürme survive = ayakta / sağ kalmak. remain. postpone. ara vermeden yapılan. appear. observe survey (isim) = anket. zıt anl. görünmek. etrafındaki. disappear surface (isim) = yüzey surface treatment = (boyama. zıt anl. presume. asit banyosu vs. sayesinde) kolayca ilerlemek. ertelemek. şüpheli. kolay hedef olma. distrust. constant. admirer supportive = destekleyici.= trust suspicious = kuşkulu. exceed. overweigh. etüt etmek. herhangi bir şeyin fazlası. 2) sürdürülebilir. taraftar.= resistant (to) suspect (fiil) = şüphelenmek. zıt anl. emerge. superiority Supreme Court = Temyiz Mahkemesi. zanlı suspected = (varolduğundan) şüphelenilen suspend = 1) asmak. etrafında yer almak. gibi her tür) yüzey işlemi (malzeme yüzeyine uygulanan işlem) surge = aniden yükselmek. environment surveillance = gözetleme. border surrounding = çevresindeki. destekçi.= know suspect (isim) = şüpheli. durdurmak.). excess. examine. maintained. zıt anl. cerrahi surgical = cerrahi surpass = geçmek. intriguingly surround = çevrelemek. vulnerability (to) susceptible (to) = kolaylıkla etkilenen. (He was suspended from the ceiling by his feet and beaten gravely by metal bars.= continue suspended = (bir sıvı içinde) asılı kalmış suspense = heyecan dolu bekleyiş. inquiry. continued. yan faaliyetlerde görev alan kimse supporter = (bir kişiyi / görüşü vs. keep up.) muayene için (salgı vs. fiziksel kimyanın kurucularından sayılan İsveçli fizikçi ve kimyacı swab = (boğazdan vs. kesin. çevirmek. doubt. nonresistant (to). yatkınlık.157 support worker = destek olarak çalışan kimse. zıt anl. believe. have doubt. durdurma suppressor = bastırıcı.com . for sure surface (fiil) = su yüzüne çıkmak.) almada kullanılan çubuk ya da tel ucuna sarılı küçük pamuk topağı swallow = yut(kun)mak swamp (fiil) = su altında bırakmak swamp (isim) = bataklık Swedish = İsveçli.= unhelpful suppose = sanmak. come up. muhakkak.= trustworthy sustain = sürdürmek.= fall behind surplus = fazlalık. sonrası) sağ kalan.= encourage suppression = gizli tutma.= shortage surprise = şaşırtmak. zıt anl. akıntı vs. 2) askıya almak. soar. devamını sağlamak. polisaj. ortaya çıkmak. gözetim survey (fiil) = inceleme / araştırma yapmak. tahmin etmek. enclose. garantili surely = elbette. belli bir sıklıkla. maintainability sustainable = 1) çabuk tükenmeyen. duygusallık patlaması surgeon = cerrah surgery = ameliyat. genel bakış. climb surge of emotionality = duygusallığın aniden yükselmesi. İsveç’e ait sweep across = (boyunca) süpürülmek / sürüklenmek sweep along = (rüzgar.= temporary Svante Arrhenius = 1859-1927 yılları arasında yaşamış olan. maintainable sustained = sürdürülen. varsaymak. zıt anl. hayrete düşürmek surprising = şaşırtıcı surprisingly = şaşırtıcı bir şekilde. think supposed = gerçekleştiği / gerçek olduğu varsayılan. live on. review survival = sağ kalma. zıt anl. sanık. scan. kuşku. vulnerable (to). gerçek kabul edilen suppress = bastırmak. domination. egemenlik. dirençsiz.ÜDS Sözlüğü .= perish. süspans suspension bridge = asma köprü suspicion = şüphe. var olmayı / yaşamayı sürdürebilmek. kurtulan (kişi) susceptibility (to) = dirençsizlik. withhold. aşmak. for certain. zıt anl. restrain. afet vs.= submerge. çıkmasını önlemek.

birleşim synthesize = sentezlemek.= contract swell(ing) = şişme. Hz.ÜDS Sözlüğü sweeping = geniş alanlara yayılmış swell = şişmek. turn off. anlamdaş syntactic = sentaks (bir dildeki kelimelerin cümle içindeki yerleri / dizilişleri) ile ilgili synthesis = sentez. düğme. şişmiş. blend Syria = Suriye (tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. kabarmak. expand. çeşitli unsurları birleştirerek bütün haline getirmek. Persler.bademci. üretmek. Romalılar ve Bizanslıların istilasına uğramış.158 . sembolist (bireyin duygusal yaşantısını simgelerle yüklü ve kapalı / dolaylı bir dille anlatmayı amaçlayan edebiyatçı ya da ressam) symptom = semptom. belirti synapse = sinaps (sinir hücreleri arasında kalan. İsa’nın konuştuğu dili halen konuşan Malua köyünün bulunduğu. zıt anl. için) kapatmak. İsviçre’ye ait switch (between) = (iki veya daha çok tarzda) dönüşümlü olarak (çalışmak). gaz vs. speedily swiftness = çabukluk Swiss = İsviçre ile ilgili. zıt anl. çabucak. süratle.= switch on. distended swollen joint = şişmiş eklem swoop down = (bir avın) üzerine çullanmak sycamore = çınar. quickly. kabarma swiftly = hızla. turn on Switzerland = İsviçre swollen = şiş.com . Frenk inciri symbolist = simgeci. (elektronik devre için) anahtar switch off = (elektrik. lamba. 5000 yıllık geçmişiyle başkenti (Şam) dünyanın en uzun ömürlü yerleşim bölgelerinden olan ve topraklarında dünyanın ilk alfabelerinden birinin icat edildiği güney komşumuz)6 syrup = şurup system operation = sistemin çalıştırılması www. (bir şey)’den başka (bir şey)’e geçmek switch = şalter. Asurlular. şişkinlik. hücrelerarası sinirsel iletişimin gerçekleştiği boşluk) syndicalism = sendikacılık (özellikle genel grev yoluyla üretim araçlarını işçi örgütlerine devretmeye çalışan siyasi hareket) synergistic = sinerji ile ilgili ya da sinerji oluşturan synonymous = eş anlamlı.

zıt anl. çözmeye çalışmak.= put on. repeal take effort = çaba gerektirmek take for granted = doğal karşılamak. (ne yapılacağına dair birinden ya da bir şeyden) işaret almak take down = 1) sökmek. adjust take = 1) (bakış.com . work on. photograph take a downward turn = düşüşe geçmek. gain take in excess = aşırı miktarda / fazla almak take into account = dikkate almak.= avoid tailor = (isteğe / ihtiyaca göre) biçmek. alakadar olmak take away = elinden almak. şekil vs. make use of. kazanmak. zaafından yararlanmak. benefit. girdi sağlamak. göz önünde tutmak. 4) (yük) almak. 2) (form. = Sevgilisiyle buluşmak için babasının yokluğundan faydalandı.= annul. zıt anl. büyük bir kayba neden olmak take a huge step forward = çok büyük ilerleme kaydetmek take a look at = bakmak. travel take action = harekete geçmek. (No other organization was willing to take on the job. undertake. olmuş farz etmek.) geri almak.) sufle almak. keep in mind. 2) gururunu kırmak take effect = geçerli olmak.= differ from take along = beraberinde götürmek.= land take office = (idari) göreve başlamak. last. evrak. istismar etmek.) üstüne almak. hesaba katmak. take into account take it in turn to lead = sırayla liderlik yapmak take kindly to = (bir şey ya da kişi)’den hoşlanmaya başlamak take measures = önlem / tedbir almak. (The surgeon decided to take on a more radical intervention. dismantle. (bir şeye) yeterli vakit ayırmak take out = (belge. do as one does. attend (to) take cue = (tiyatro oyunu sırasında vs. kabul etmek. = Cerrah.) take after = 1) (birisine fiziki olarak) benzemek. capitalise. (bir şey)’e karşı (güçlü) bir duruş sergilemek take a heavy toll = çok zarar vermek. için) çıkarmak. görevi vs. retract. shape. 2) (uçak için) havalanmak. obtain www. 2) almak. sigorta poliçesi vs. = Başka hiçbir organizasyon işi üstlenme konusunda istekli olmadı. zıt anl. 2) (birisi gibi) davranmak.= unload take one’s time = acele etmemek. 2) anılara götürmek.). load.bademci. zıt anl. (bir yer)’i eline geçirmek take in = 1) kandırmak. öyle varsaymak take hold of = (bir yer)’e yerleşmek. sorumluluğu. makamın başına geçmek take on = 1) girişmek. deal with. take precautions take no time = çok kısa sürmek. zıt anl.). aşağı yönelmek take a (firm) stand against = (şiddetle / kararlılıkla) karşı çıkmak. yürürlüğe girmek. önlem almak.) çıkartmak. bakmak. daha radikal bir girişimde bulunmaya karar verdi. for instance = örneğin araba kazalarını ele alalım. zıt anl. alıp götürmek take back = 1) (bir sözü. 2) (işi. 3) (zaman) sürmek. (bir şeyi ya da birisini) yanında götürmek take an interest (in) = ilgilenmek. yaklaşım vs. gözden geçirmek take a new turn = yeni bir dönemece gelmek. ele almak.) almak. 4) (bir yere) götürmek take (a) photograph = fotoğraf çekmek. şekillendirmek. hiç vakit almamak take off = 1) (kıyafet vs.) sahibi olmak / içerisinde olmak. allow for. malı vs. örneğin araba kazalarını bir düşün T take care of = gözetmek. parçalara ayırmak. (She took advantage of her father’s absence to meet her lover. employ.T T TT table salt = sofra tuzu tabulate = cetvel / tablo haline getirmek tackle = (bir sorunu) ele almak. intervene take advantage of = (bir şey)’den faydalanmak / istifade etmek / yararlanmak. come into force. take into consideration take into consideration = dikkate almak. bring back take by surprise = gafil avlamak take car accidents. fool. göz önünde bulundurmak. go into effect. resemble. yeni bir şekle bürünmek take a trip = yolculuğa çıkmak. 3) işe almak.

3) (süre) doldurmak.) yapmaya başlamak. 2) (yönetimi. (take it easy = dert etme. (The company has targeted adults as its primary customers. aim (at). join in (to) take place = olmak. bilgilendirici temperament = mizaç. dull. kullanmak. manipulate tangible = elle tutulur. assume. usandırıcı. zıt anl. amaç. job. tiresome. (Antalya is teeming with tourists at this time of the year. boşver.) devralmak. = Şirket. havalanma. participate in. içine almak. teenager tell off = 1) sayıp ayırmak. disposition temperate = ılıman temperate bacteriophage = ılımlı bakteriyofaj (bakteri içinde yaşayan ama onun parçalanmasına neden olmayan parazit virüs) temperature = sıcaklık temple = tapınak www. kurcalamak. start. hedef almak. zıt anl. replace.160 .= interesting. sakin ol) take time = zaman almak take to = 1) alışkanlık edinmek. (belli bir hedefe yönelik olarak) adımlar atmak take the lead = başa geçmek take things easy = aldırmamak. goal.) teenager = 13-19 yaşları arasındaki kişi. 2) (birisi) ile arkadaş olmak takeoff = (uçak için). work task force = özel görev kuvveti task of mapping = yer tespit etme işi / görevi task-specific = göreve / işe özel taste = tat taut = gergin tavern-goer = meyhane müdavimi tax = vergi taxation = vergilendirme taxiing = uçağın iniş pisti ile terminal arasındaki bağlantı yolunda gitmesi taxonomy = sınıflandırma bilimi tear (fiil) = yırtmak. obey take part in = (bir şey)’e katılmak. yetenekli. 2) (gaz. yer almak. somut. görev. victim target group = hedef kitle tariff = ithalat veya ihracat üzerine konan vergi task = iş. zıt anl. kuvvetle çekerek parçalamak tear (isim) = gözyaşı tear up = yırtarak bölmek / parçalamak tectonic plates = tektonik plakalar (yerkabuğunu oluşturan levhalar) tedious = can sıkıcı. (bir yerde) ortaya çıkmak take up with = 1) (birisi) ile tartışmak üzere bir konu ortaya atmak. azarlamak telltale = veri sağlayan. 3) egemen olmak. amaçlamak. hoşlanmaya başlamak.bademci. (bir şey)’de yer almak.= abandon. conceptual. yaradılış. 2) (bir hatta) erişim elde etmek tapestry = resim dokumalı duvar örtüsü tar = katran target (fiil) = hedeflemek. kalkış takeover = devralma tale = hikaye. temel müşteri grubu olarak yetişkinleri hedeflemişti. skilled talk therapy = konuşma terapisi talon = (yırtıcı kuş için) pençe tamper with = oynamak. masal talented = kabiliyetli. come first. absorb. supersede. boring. gifted. = Yılın bu vaktinde Antalya turist kaynıyordur. happen take precedence = başta / önce gelmek. duty.com . ödev. 2) kaçmak ve (bir yerde) saklanmak take up = 1) ele almak. occur. predominate. real. (zaman) almak take up residence = yerleşmek. abstract tanning = (cilt için) bronzlaşma Tanzania = Tanzanya (Doğu Afrika’da bir ülke) tap into = 1) (bir kaynaktan) yararlanmak. huy. düzenli olarak bir işi (hobi. 2) kurban.= be secondary to take pride in = (bir şey)’den gurur duymak take seriously = ciddiye almak take shape = şekil almak take so long = çok uzun sürmek take smt at its face value = bir şeyin değerini sorgulamadan. öncelikli olmak. fiddle with. entertaining teem with = (bir şey) ile dolu olmak. 2) yüzüne vurmak. başlamak. sıvı) tutmak. kaynamak.ÜDS Sözlüğü take over = 1) (bir şeyin) yerini almak / yerine geçmek. concrete. meydana gelmek.= intangible. be prior to. söylendiği gibi kabul etmek take steps = 1) önlem / tedbir almak. zıt anl. nöbeti vs. teen teen = bkz. aim. dert etmemek. spor vs. 2) girişimde bulunmak.) target (isim) = 1) hedef. tabiat.

2) sertlik derecesi. = Hemşirenin sabırlı açıklamaları sayesinde artık bu devasa tıp merkezinde ne yapacağımızı biliyoruz. stress.= beautiful.) that is = öyle ki…. (In the postoperative period. mıntıka terrestrial = 1) karasal. vice versa the point is made (that) = (bir şey)’e dikkat çekiliyor. zıt anl. we now know what to do in this huge medical centre. imrendirmek. the rest = geri kalan. kesin / nihai olmayan. zıt anl. 3) yüzey. cezbetmek. stressed. gerisi www. (bir şey)’den söz ediliyor the point is made in the passage (that) = parçada belirtilmektedir ki. 2) dünyaya ait. korkunç.= start. temporary. yani that very question = tam da o soru that’s news to me = bu benim için yeni bir haber that’s not often enough = çoğunlukla bu yetersiz kalır that’s really something = bu gerçekten önemli bir şey thaw = erimek. begin termination = bitiş. bölge terrorize = korkutmak. (A power failure temporarily darkened the whole town.ÜDS Sözlüğü . felç edici zehir) texture = 1) desen. bünye. reasonable tenacious = vazgeçmez. 2) bölge. opposite. sona eriş terrain = 1) arazi. en sondaki.= cosmic.161 temporarily = geçici olarak. gerilim. finish. landscape.= permanent tempt (to) = ayartmak. for the time being. . bit(ir)mek. zıt anl. nice terribly = son derece. terimlendirmek. interim. lure (into). şefkat. the case temporarily lost his vision. kesin olmayan. 8 milyon yıl öncesi dönem test for = (bir yeteneği / özelliği ortaya çıkarma amacı ile) test etmek test site = deney bölgesi testify = ifade vermek testosterone = testosteron (erkeklik hormonu) tetanus = tetanos (vücuda açık yaralar aracılığı ile giren bir bakterinin yol açtığı.= relaxed tension = gerilme kuvveti. be disposed (to). mantığa göre the other day = geçen gün the other way round = öbür türlü. Tanrıya şükür thanks to = sayesinde. devre. en uçtaki. zıt anl. . awfully territorial = toprak / bölge ile ilgili territory = toprak. nihai. kindness. awful. affection tendon = tendon (kası kemiğe bağlayan inelastik doku / bağ) tense = gergin. defendable. strain. extraterestrial terrible = berbat.= freeze the absence of hope stands in the way of recovery = umudunuz yoksa iyileşme gecikir the logic goes = mantıken. çözülmek.bademci. . owing to.= cosmic. alan. = Operasyon sonrası dönemde vaka. kandırmak. horrible. eğitim öğretim yılı terminal = son. last.com . charm tenable = savunulabilir. görüşünü geçici olarak kaybetti. zıt anl. processed than ever = hiç olmadığı kadar Thank goodness! = Şükürler olsun!. call term (isim) = 1) terim. tam ters. yıldırmak Tertiary period = yaklaşık 65 ile 1. zıt anl. = Bir elektrik kesintisi tüm kasabayı geçici olarak karanlıkta bıraktı.= permanently. provisional. geçici. 2) dönem. zıt anl. karada yaşayan. makul. terrene.) temporary = geçici. yapı. characteristic textured = (ürün için) işlenmiş. unconfirmed. . come / bring to an end. sona ermek. gerginlik. toprak. final terminate = son vermek. inatçı tend (to) = eğiliminde olmak. . bu demek ki…. 2) (tavır ve davranış için) temkinli teratogen = teratojen (normal embriyonal gelişmeyi bozarak kusurlu doku ya da organ oluşmasına sebep olan bazı ilaçlar veya X-ışınları gibi etkenler) teratogenic = teratojenik (kusurlu organ veya doku oluşmasına sebep olan) term (fiil) = (bir şey)’e … demek / adını vermek. transitory. solunum durması ve kas spazmları ile belirgin bir hastalık) tetrodoxin = tetrodoksin (Japonya’da Fugu denen balıkta bulunan. zıt anl. be likely (to) tendency = eğilim. zıt anl.= calmness. relaxation tensioning = germe eylemi tentacle = dokunaç (ahtapot gibi bazı hayvanların ince uzun kavrama / dokunma organı) tentative = 1) deneme amaçlı (olarak yapılan). inclination tenderness = sevecenlik. metinde (şu) fikir ileri sürülmektedir. earthly.). (Thanks to the nurse’s patient explanations.

prosperous throat = (vücut için) boğaz throat discomfort = boğazda (farenjit vs. zıt anl.= partial thoroughly = tam olarak. skinny.). slim. add throw light on / upon = aydınlatmak.= relieve. around. endangered species threatening = tehdit edici. ultraviyole ışınlarına maruz bırakıldıktan sonra ısıtıldıklarında ışık vermeleri olayı thesaurus = bir kelimeye yakın veya zıt anlamlı kelimeleri bulmaya yarayan sözlük benzeri referans kitabı these days = bu günlerde. by means of.ÜDS Sözlüğü the wild = yabani hayat / çevre theft = hırsızlık theistic = tanrıcılığa ait theme = tema then = o zaman theology = teoloji (ilahiyat. (sıvı / sis vs. (bir şeyin) tamamında.com . complete. menacing three flight of stairs = üç kat merdiven three-act = (tiyatro oyunu. 3D threefold = üç yönlü. whole. thanks to. prosper. clarify. zıt anl.= fat think out = (bir şey)’i ayrıntılı ve özenli bir biçimde ele almak. nedenle oluşan) iritasyon / rahatsızlık through = 1) (bir kişi ya da şey) aracılığı ile / vasıtası ile / sayesinde. 2) kusmak. completely. 2) (bir şeyin / bir yerin) içinden / arasından throughout = 1) her yerinde. opening. ipliğe benzer threadworm = kıl kurdu threat = tehdit. via. baştan aşağı. din bilimi) theoretically = teorik / kuramsal olarak. ince. explain throw up = 1) vazgeçmek. vomit thumb-sucking = (genellikle çocuklarda) parmak emme thunder = gürlemek thunderstorm = şimşekli / yıldırımlı fırtına thus = böylece. hence thus far = şimdiye kadar. kuram ortaya koymak therapeutic = tedavi amaçlı therapeutically = tedavi amaçlı olarak. limit. warning.162 . beginning. öylelikle. gelişmek. tedavi there is no point (in) = hiçbir mantığı yok. bu yolla.= in practice theorize = teori üretmek. gözdağı vermek. tamamen amaçsız / gereksiz there is nothing in the least wrong with him = en ufak bir rahatsızlığı bile yok thereby = öylece. zıt anl. by. için) üç perdeden / bölümden oluşan three-dimensional = üç boyutlu. baştan aşağı. çalılık thigh = uyluk thimerosal = cerrahide antiseptik olarak kullanılan bir madde thin = zayıf. all through throw in = eklemek. end-to-end. bir uçtan diğerine. wholly. açıklığa kavuşturmak. ayrılmak. incelemek thinker = düşünür thirst = susama thorough = tam. zıt anl. bırakmak. because of that thermodynamic = termodinamik ile ilgili thermodynamics = termodinamik (ısıl enerji ve hareket arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı) thermohaline circulation = okyanusların. warn. so far tick = kene www. boyunca. therefore. = İşini bıraktığını duydum. tamamen. jeopardise. saygılı thread = iplik thread-like = iplik benzeri. by that means. flourish thriving = istikrarlı bir şekilde büyüyen / gelişen. (I hear you have thrown up your job.= partially thought = düşünce thoughtful = düşünceli. 2) baştanbaşa. yoğunluk farklarına bağlı olarak küresel boyutta akıntılar ile sürekli devinim halinde olması thermoluminescence = bazı minerallerin. bu nedenle. all over. üç kat / misli threshold = eşik. başlangıç. entirely.bademci. nowadays tthey take you as you are = sizi olduğunuz gibi kabul ederler thiamin = tiamin (B kompleks vitaminlerinden biri) thicken = kalınlaşmak. için) yoğunlaşmak thicket = fundalık. protect threatened species = nesli tükenme tehlikesi altında olan tür(ler). tedavi edici şekilde therapy = terapi. limit thrill = heyecan thrilling = heyecan verici. zıt anl. ürpertici. hayret verici thrive = istikrarlı bir şekilde büyümek. gösteri vs. giriş. menace threaten = tehdit etmek.

bademci.ÜDS Sözlüğü . türbe tomb-figures = mezar figürleri tonnage = tonaj. kriter. mihenk taşı. minuscule. criterion www. medcezir tie (to) = bağlamak.) geçmek. mevzu. büyük oranda. minicik. başa geçmek topic = konu. asteroidler ve kuyrukluyıldızlar gibi) küçük gökcisimleri tip = uç tip over = devirmek tireless = bitmez tükenmez. worn out tissue = doku tissue damage = doku zedelenmesi to a certain extent = bir yere / dereceye kadar. dayanmak. energetic. değeri vs. nereye kadar tobacco = tütün toddler = yeni yürümeye başlayan çocuk toe = ayak parmağı tolerate = 1) hoş görmek. anguished Tory = İngiltere’deki Muhafazakar Parti’nin 1832 yılından önceki adı totality = bütün. to a great extent to a very insignificant extent = çok az / önemsiz bir oranda to and fro = bir yandan öbür yana. evvela. in fact to that effect = bu hususta. delight tormented = eziyet edilmiş. (bir rakibi. ’nin yüksüz halde toplam ağırlığı) tool = araç. frigid torture = işkence tortured = işkence edilmiş. firstly. torture. hala. ilişkilendirmek. bear tomb = mezar. issue topmost = en üst topple = düşüp yuvarlanmak top-secret = çok gizli top-security = üstün güvenlik / güvenliğe sahip torment = eziyet etmek.= cold. connect (to). endure. plague. aksine to the exclusion of = (bir şey)’i hariç tutacak / dışlayacak kadar to the fore = öne. dokunmatik touchstone = denek taşı. back and forth to date = bugüne kadar. kiremit till then = o zamana kadar tilted = yatık. acı dolu. until now to my way of thinking = benim düşünce tarzıma göre to one’s surprise = (bir kişi için) şaşırtıcı şekilde. (bir şey) ile yakından ilişkili. to some extent to a great extent = büyük miktarda. o derece ki to tell the truth = doğruyu söylemek gerekirse. eğimli timber = kereste. ilk önce. ölçüt. aslına bakarsanız. bir yere kadar. attached to. ön tarafa to this day = bugüne dek / bugüne kadar. fayans. so far. bir aşağı bir yukarı. müsamaha etmek. benchmark. link (with) tied to = (bir şey)’e bağlı. el aleti. to begin with. bütünlük touchdown = uçağın piste temas etmesi touch-screen = dokunmatik ekran touch-sensitive = dokunmaya duyarlı. sensuous. zıt anl.163 ticker symbols = borsada işlem gören hisseleri tanımlayan 5-6 karakterlik kısa kod adlar tidal = gelgit ile ilgili tidal pull = gelgit çekimi tidal range = gelgit olayında suyun yüksekliğindeki değişim miktarı tidally driven currents = gelgitle oluşan akıntılar tide = gelgit. vigorous. (To my surprise… = Hayret ettim ki… ) to some extent = belli bir dereceye kadar. zıt anl. azap çektirmek. azap çekmiş torrid = ateşli. müddet timely = uygun zamanda.com . for instance to such an extent that = o kadar ki. 2) katlanmak. bu mealde to the contrary = tersine. to a large extent to a large extent = büyük miktarda.= independent from tiger = kaplan tighten up = sıkılaştırmak tile = seramik. zamanında tiny = küçücük. zıt anl. tonilato (bir gemi vs. equipment toothpaste = diş macunu top = (bir değer)’in üzerine çıkmak. hot. even today to what extent = ne derece.= weary. huge tiny body = (meteorlar. to a certain extent to start with = 1) ilk. alet. yorulmak bilmez. vakitli. lumber timber-rich = keresteden yana zengin time elapsed = geçmiş olan toplam zaman time-consuming = zaman alıcı timeline = süre. zıt anl. kederli. büyük oranda.= enormous. işkence yapmak. zıt anl. 2) örneğin. allow.= please.

hain. convention traditional = geleneksel. lock in trap (isim) = kapan.) izleyerek saptamak / bulmak. labour-union trading = ticaret tradition = gelenek. taşımak. dangerous. follow track (isim) = 1) ray. trail. aktarım. dozer vs. ezip geçmek transaction = işlem. tercüman translocation = yer değiştirme. kıtalararası transcultural = kültürler arası transform into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. 2) kaydını tutmak. commerce trade-union = işçi sendikası. transitory. pursue. başka yere nakil transmissible = geçmesi / bulaşması olası transmission = iletim. convert to / into. tuzak trapped = (bir şeyin içinde) sıkışıp kalmış traumatic blow = travmatik darbe (ciddi yaralanma / iç kanama ile sonuçlanan darbe) travel = seyahat etmek. micro mineral trachea = (çoğul: tracheae ya da tracheas) trakea (nefes / soluk borusu) track (fiil) = 1) izlemek. dönüşüm. iz sürmek. action. passage translate = çevirmek. nakletmek. follow. transitory. venom. tercüme etmek translator = çevirmen. hard. çiğnemek. idman. move transportation = taşıma. adet. zıt anl.= permanent transient global amnesia = geçici global amnezi (genellikle orta yaşlarda gelişen. 2) (koşu veya bisiklet için) yol / parkur. halkın seyahat eden kesimi traverse = (mesafe) kat etmek. instruct train tracks = tren rayları training = antrenman. trail trace (isim) = iz. bucak.ÜDS Sözlüğü tough = zorlu. laborious tournament = turnuva township = kasaba (nahiye. pioneer train = eğitim vermek. track. 3) (tekerlek. enine trap (fiil) = kapana kıstırmak. conventional traditional diet = geleneksel beslenme traditionally = geleneksel olarak. taşımak ve yeni ortamda yaşatmaya çalışmak transplantable = nakledilmeye uygun transport = (bir yerden) (başka bir yere) götürmek. sıkı. yayılma transmit = (hastalık) bulaştırmak.164 . convey transparent = saydam transplant = nakletmek. conventionally trailblazing = öncü. yolculuk etmek travelling public = seyahat eden insanlar. eğitmek. izini takip etmek. kalleş. zahmetli. değişim. güvenilmez. nakliye transverse = çaprazlama. eğitim training ground = eğitim alanı trait = özellik trample = ezmek. tuzak kurarak yakalamak. ’nin bıraktığı veya yürünerek bırakılan) iz. kaynağını araştırmak track down = izleyip bulmak / yakalamak. kaza ya da ilçe gibi küçük yerleşim) toxic = zehirli. carry. poison trace (fiil) = (ipuçları vs. iletmek.bademci. zıt anl. belirti trace back = geriye / eskiye doğru izini sürmek / bulmak trace mineral = eser mineral (insan vücudunun çok az miktarlarda gereksinim duyduğu mineral). toksik toxicity = toksisite (zehirlilik) toxin = toksin (canlılar tarafından üretilen zehirli madde). record. unsafe www. değiş(tir)mek. için) palet track back = geriye doğru iz sürmek.= permanently transistor = transistör (bir devrede açma-kapama. yükseltme gibi çeşitli görevlerde kullanılan yarı iletken bir devre elemanı) transistor amplifier = transistörlü amplifikatör (gelen sinyalin gücünü arttırmaya / yükseltmeye yarayan bir tür elektronik cihaz) transition = geçiş. yakın zamanda olmuş olayları hatırlayamama ile belirgin amnezi nöbeti) transiently = gelip geçici olarak. change into. aktarmak.= preserve transformation = dönüştürme. zıt anl. travel treacherous = tehlikeli. çekme trade = ticaret.com . custom. pursue traction = götürme. conversion transformer = transformatör (elektronik bir devrede voltajı ve akımı değiştirmeye yarayan eleman) transient = gelip geçici. palet vs. 4) (tank. deed transaction statement = (bir tür) hesap ekstresi transatlantic = Atlas Okyanusu’nun karşı yakasından gelen / karşı yakasına giden transcontinental = kıta aşırı.

= Duman. test. insignificant. zıt anl. reliance. (The smoke triggered off the fire alarm.). verem (kanlı öksürük ve halsizlik ile belirgin akciğer enfeksiyonu). karışıklık. tendency. nağme tune into = 1) yakından takip etmek.165 treasure = 1) hazine.) tribal = kabileye ait tribal culture = sosyal yapısı kabile düzeninde olan kültür tribunal = mahkeme. çalışma. victory triumphant = muzaffer. zıt anl. = Kompozisyonunda bir iki önemsiz hata var. chaos www. greatly. meyil. hakikaten. disturbing. remedy. burdensome trough = (trof gibi okunur) (hayvanların su içtiği) yalak. akım. galip gelmek. 2) deneme. sarsıntı. 2) işleme. agreement trek = engebeli arazide yaya olarak gitmek tremble = titremek. dönen birim) turboprop airliner = pervaneli yolcu uçağı turbulence = çalkantı. enormously.= distrust trust (isim) = 1) güven. act. bir şeyin tetikleyicisi / nedeni trimester = üç aylık dönem Tripos = Cambridge Üniversitesi’nde bitirme sınavlarına verilen ad triumph (fiil) = başarı sağlamak. ateşlemek. ganimet troublesome = 1) rahatsız edici. inanmak. succeed. victorious trivial = cüzi.= slightly tremor = titreme. bir klinik çalışmada gönüllüler üzerinde test edildi. ustalık isteyen. ürperme. yengi. win triumph (isim) = zafer. enormous tremendously = son derece. ödül. 2) tedavi etmek. zafer kazanmak. bayağı. really truncated icosahedron = kesik yirmiyüzlü (düzgün bir yirmiyüzlünün köşelerinin kesilip atılması ile oluşturulan futbol topu benzeri geometrik cisim) trust (fiil) = güvenmek. important. giyip denemek try out = (birisini / bir şeyi) denemek. muamele. convenient. experiment. harekete geçirmek. behave. tremble trench = çukur. endişe verici. sıradan. 2) sorun çıkaran. başlatmak. tekne truck = kamyon. zıt anl. galip. (karmaşıklığı / riskleri sebebiyle) zor trigger (off) (fiil) = tetiklemek. (The comparative efficacy of these therapies was tested on volunteers in a clinical trial. activate. zıt anl. annoying. pulmonary phthisis. shake tremendous = muazzam.bademci. court tributary = ırmak ayağı. girdap turgid = şişmiş. zıt anl. = Bu tedavilerin karşılaştırmalı faydaları. 2) çok değerli / önemli şey treasury = hazine. tuzağa düşürmek.) trigger (isim) = tetik. litigation.= distrust. yangın alarmını harekete geçirdi. ezgi. define. cure treatment = 1) tedavi.= significant. zahmetli. current trend down = düşme eğiliminde olmak.= agreeable. tam anlamıyla.com . spark. hendek trend = eğilim. şişkin turmoil = kargaşa. cartel trust one’s life to = canını (bir kişiye / bir şeye) emanet etmek trustworthy = güvenilir try on = prova etmek. kandırarak (bir şey yapmaya) yöneltmek trick (isim) = hile. 2) tröst (pazarda tekel yaratma amacı güden ve pek çok küçük şirketi gayriresmi olarak kontrol altına alan büyük şirket ya da şirketler topluluğu). confidence. unimportant. TB tuberculosis-causing = vereme sebep olan tulip = lale tumour cell = tümör hücresi tumour marker = tümör markeri / işaretçisi (vücutta tümör bulunduğunu gösteren. kol ırmak (ırmağa karışan akarsu) trick (into) (fiil) = kandırmak. genellikle kan tahlilinde ortaya çıkan madde) tune = melodi. üçkağıt tricky = incelikli. önemsiz. muamele etmek. court action. believe. işlem treaty = antlaşma. tır truly = gerçekten. quiver. = Hipertansiyon pek çok başka hastalığı tetikler.) troop = askeri birlik trophy = hatıra. sınama. maliye dairesi treat = 1) davranmak. cure. test tuberculosis = tüberküloz.ÜDS Sözlüğü . düşüşte olmak trial = 1) (mahkemede) duruşma. (There are one or two trivial errors in your essay. 2) belli bir radyo istasyonuna ayarlamak turbine = türbin (jeneratörlerde elektrik üreten. çok büyük çapta. (Hypertension triggers off many other diseases.

2) (ışık vs. müzik vs. turn down turn away from = (birisi)’nden uzaklaşmak.com . aktif hali sonlandırmak. (birisi)’ne yüz çevirmek turn back = geri dönmek. burma two-fifths = beşte iki twofold = iki misli / kat two-mode hybrid engine = taşıtlarda kullanılan.166 . become turn against = (bir kişi ya da şey)’e cephe almak turn away = 1) (kapıdan vs. produce. = Önceleri dürüst birisi gibi görünüyordu ama sonra büyük bir yalancı olduğu ortaya çıktı. çevirmek. consider turn to = (birisi)’ne başvurmak. üzerine çevirmek.) turn in = teslim etmek. reddetmek. 2) düşünmek. TV vs. direct onto. suyu vs. 2) (özellikle cinsel açıdan) heyecanlandırmak. 2) (beklenmedik bir şekilde) ortaya çıkmak. 2) (yolda) başka tarafa yönelmek turn on / upon = 1) (ışık vs.ÜDS Sözlüğü turn = olmak. refuse. but she turned him down. resort to turn up = 1) (radyo. için) (bir şey)’e doğrultmak. kesmek. bağırsakta yaralar ile belirgin bir hastalık) typhoon = hortum. characteristically www. iki yönlü two-storey façade = iki katlı cephe two-syllable = iki heceli two-thirds = üçte iki typewriter = daktilo typhoid = tifo (genellikle hijyenik olmayan besinler aracılığı ile bulaşan.bademci. yüzyıl dönümü turpentine = terebentin (çam reçinesinin damıtılması yolu ile elde edilen. depend on turn on = 1) (radyo. 2) (bir şey)’e bağlı olmak.) turn down = (bir teklifi vs. put off.) geri çevirmek. 2) reddetmek.) geri çevirmek. genellikle. (At first he seemed to be an honest person. refuse. benzin motorunun yanı sıra iki kademeli bir elektrik motoru ile de çalışan yeni ve deneysel bir motor sistemi two-shoe = iki pedallı two-sided = iki taraflı. turn away. deliver turn into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. için) açmak. gelmek turn-of-the-century = yüzyılın değişimine / bitişine yakın (bir yüzyılın başlangıcının / bitişinin hemen öncesi ve sonrasını kapsayan dönem). cyclone typical = tipik typically = tipik / karakteristik olarak. deactivate. (The refugees were turned back at the border. convert to / into turn off = 1) (ışığı. akılda tartmak. = Ona evlenme teklif etti ama o reddetti. aktif hale getirmek. = Mülteciler sınırda geri çevrildiler. 3) üretmek. geri çevirmek. hand in. (birisi)’nin yardımını istemek.) turn over = 1) devirmek. özellikle boya sanayinde inceltici ya da çözücü olarak kullanılan sıvı madde) turtle = kaplumbağa twist = büklüm. refer to. prove to be.) kapatmak. (He proposed to her. için) kapamak. invoke. excite. invert. 4) sonuçlanmak turn out (that) / (to be) = (bir şey olduğu) ortaya çıkmak. şiddetli kasırga. But then he turned out to be a great liar. stimulate turn out = 1) (bir hatası nedeniyle birini) dışarı çıkarmak. için) sesini yükseltmek. söndürmek. think about. throw out.

net. unveil. zıt anl. what matters is his ultimate success. clear. yaygın UK = Birleşik Krallık.= conscious unconscious state = bilinçsiz hal unconsciousness = bilinçsizlik. uninfected. fundamental.= concerned. zıt anl. zıt anl. umursamaz.= ambigous unanimous = oybirliğiyle unanticipated = sezinlenemeyen. objektif.com . bilinçdışı. zıt anl. asıl önemli olan nihai başarısıdır. veya sindirim organlarının iç yüzeylerinde gelişerek altındaki dokuları da etkileyen açık yara) ulcerated = ülserli. zıt anl. belirsiz.= consciousness uncontaminated = kirlenmemiş. (hastalık vs. zıt anl.U U UU ubiquitous = her yerde var olan. (The news took the city of London unawares. baygınlık. inattentive. well-defined unconcerned = ilgisiz. zıt anl. anlaşılmaz. yetersiz faaliyet undercarriage = (uçak için) iniş takımları. peculiar.bademci. İngiltere. 2) astronot kordonu UN Conference on the Human Environment = Birleşmiş Milletler bünyesinde 1972 yılından bu yana düzenlenmekte olan. bilinçaltı. nihai. açık olmayan. denenmekte under. 2) son / nihai olarak. vague. dubiousness.or overbuilt = (sağlamlık ve / veya kütle için) eksik / yetersiz veya aşırı yapılı under-activity = az hareket. zıt anl. karar gündeminde under debate = tartışılmakta under threat = tehdit altında under trial = deneme altında. en yüksek. zıt anl. nesnel. intact. zıt anl. indifferent.) ultimately = 1) esasen. tahmin edilmeyen. kayıtsız şartsız. unwitting.= conditional unconscious = bilinçsiz. objective unbreakable = kırılmaz uncertainty = belirsizlik. United Kingdom ulcer = ülser (deri üzerinde. finally.= clear. zıt anl. final.) bulaşmamış. tolerable unbiased = tarafsız. unpolluted.= explicable unaffected = etkilenmemiş. = Bir kişinin başlangıçtaki başarısı aldatıcı olabilir. unpredicted unanticipated reaction = beklenmeyen tepki unappreciated = değeri anlaşılmamış. ülser içeren ulcerative colitis = ülseratif kolit (enfeksiyona bağlı olarak kolon mukozasında yer yer ülserler oluşması. inexplicable. (Someone’s initial success may be deceptive. inevitable. zıt anl. incapable. Londra kentini hazırlıksız yakaladı.= bearable. landing gear www. gafil (avlanarak). intolerable. zıt anl. beklenmeyen. belirtileri olan bir hastalık) ultimate = 1) en büyük.= aware of unawares = hazırlıksız (olarak). inescapable.= originally umbilical cord = 1) göbek bağı. temel. zıt anl.= cover uncut = kesintisiz undeniably = inkâr edilemez şekilde under consideration = değerlendirilmekte. unforeseen.= armed unavoidable = kaçınılmaz. ikilem içermeyen. 2) esas. çevre ve insançevre ilişkisi odaklı konuların tartışıldığı ve uluslararası çevre politikalarının belirlendiği konferans. zıt anl. sure thing unclear = muğlak. Stockholm Conference unable = ehliyetsiz. reveal. underrated. interested unconditional = koşulsuz. avertable unaware of = (bir şey)’in farkında olmayan.) unbearable = dayanılmaz. etkilenmeden kalmış.= appreciated U unarmed = silahsız.= avoidable. zıt anl. küçümsenmiş.= capable unacceptable = kabul edilemez unaccountable = açıklanamayan. yeteneksiz. çekilmez. fundamentally. uncertain.= contaminated uncontrollable = kontrol altına alınamayan uncover = ortaya / meydana / açığa çıkarmak. irin. asıl olarak. anlatılamaz. zıt anl. umulmadık. kan içeren dışkı vb.= certainty. epitel dokuda.= affected unaided = yardım almadan / almayan unambiguous = açık. greatest. doubtfulness. 3) son. (bir şey)’den habersiz. = Haberler. zıt anl. eventual. incompetent. primarily.

)’ye maruz kalmak. conceivably. carry out undertaking = girişim. weaken. zorlaştırmak. secret. go through.= deserved undeservedly = hak etmediği şekilde. reasonably. excessive unduly = boş yere.= bury unease = huzursuzluk.= doubtfully. immoral. temelini oluşturmak underline = vurgulamak. justly unfamiliar = aşina olmayan. just unfairly = haksız bir şekilde. zıt anl. clarify.= emotional unemployment = işsizlik unenviable = istenmeyen. zıt anl.com . zıt anl. have. makul bir şekilde. stress.bademci. gereksizce. comprehension undertake = üstlenmek. zayıflatmak. yabancı.) görmek. düşük kilolu. pitiful. zıt anl. moral uneven = eşit olmayan. gerçekleştirilemez. zıt anl. zıt anl.= enviable. zıt anl.) geçirmek. zıt anl. obviously.) underneath = altına / altında undernourished = yetersiz beslenmiş.= conceal unforeseen = beklenmedik. = Arkadaşlarının eleştirileri.= at ease unemotional = duygusuz. experience.= feasible. unwanted. unjustified. sly underinvest = gereğinden az / eksik yatırım yapmak underlie = altında bulunmak / yatmak.= strengthen. desirable unethical = etik olmayan.) çekmek. exaggerate underfund = yeterince finanse etmemek undergo = 1) (ameliyat. get in charge (of). be subjected to. bir işe girişmek. adaletsizce. onun özgüvenini zayıflatıyor. eğitim vs.= fortunate www. temelindeki undermine = temelini aşındırmak.= fairly. restless. reveal. zıt anl. detached. zıt anl. skinny underworld = (mitolojide) yeraltı dünyası undeserved = hak edilmemiş. unmerited. convincingly. gizli. zıt anl. zıt anl. dengesiz. dengesizce. acı vs. umulmadık. zıt anl. unreasonably understanding = anlayış. underfed undernutrition = yetersiz beslenme underpaid = (olması gerekenden) düşük ücretli underperform = daha düşük performans göstermek. hak edilmemiş bir biçimde. uniform unevenly = eşit olmayan şekilde. kesinlikle. (gereğinden veya olabileceğinden) az ilerleme kaydetmek understandable = anlaşılabilir. değişim vs. imbalanced. aloof. ill-fed. dalışlar yapmak suretiyle inceleyen alanı) underweight = zayıf.= ambiguously. kaygı. be exposed to underhand = el altından. zıt anl. uygunsuz. endişe. zıt anl. işkence vs.= fair. build up.168 . asıl nedeni olmak. tatsız.ÜDS Sözlüğü undercover policeman = gizli / sivil polis underestimate = küçümsemek. uygunsuz. zıt anl. zıt anl. kıskanılacak türden olmayan. talihsiz. strange. yersiz. (His friends’ criticism undermines his self-confidence. undesirable. unnoticeable undetected = gözden kaçmış. zıt anl. untimely. sinsi. unknown. unnecessarily. known unfashionable = modaya uymayan. tedirgin. unjustly.= evenly. zıt anl. zıt anl. yavaş yavaş yok etmek. hafife almak. değerinin altında paha biçmek. taahhüt etmek. açıklığa kavuşturmak. uncomfortable. farkedilmemiş. unmistakably. üstlenme underwater archaeology = sualtı arkeolojisi (arkeolojinin.= expected unfortunate = üzüntü veren.= ease uneasy = kaygılı.= unreasonable understandably = anlaşılır. unnoticed undigested = sindirilmemiş undoubtedly = şüphesiz / kuşkusuz bir şekilde. zıt anl. worry. reasonable. undervalue. unexpected. (tamirat. altını çizmek. unrest. impracticable.= ethical. uniformly unexpected = beklenmedik unexplored = araştırılmamış unfair = haksız. daha az icra etmek. 2) (sıkıntı. zıt anl.= deservedly undesirable = istenmeyen. zıt anl. ahlaka aykırı.= familiar. aşırı. unjust.= even.= desirable undetectable = fark edilmesi / bulunması mümkün olmayan. (toprak için) gübrelenmemiş unfold = açıklamak.= overestimate.= sensibly unearth = kazarak çıkarmak. 3) (zorluk. modası geçmiş. outmoded. practicable unfertilized = (yumurta için) döllenmemiş. anlama. questionably undue = yakışıksız. emphasise underlying = altında yatan.= fashionable unfeasible = yapılamaz. su altında kalan eserleri ve batıkları. dig out. zıt anl. zıt anl.

bademci. exceptional.= fortunately unfounded = temelsiz. accidental. beklenti. unrivalled. maalesef. kargaşa. unchanging unprescribed = reçetesiz. as opposed to. zıt anl.= harmed. similarity. tepkisiz.= inferior unpaved = (yol için) parke taşı / asfalt döşenmemiş unpleasant = hoş olmayan. incredible. zıt anl. zıt anl. delightful unpopular = rağbet görmeyen. on purpose uninviting = çekici olmayan. uzay taşıtları vs. zıt anl. benzersiz.= like unlikely = mümkün olmayan. unnoticeable.= predictable. kaypaklık. için) karşılanmamış unmistakably = şüphesiz. gözden düşmüş unprecedented = görülmemiş. cosmos unjustifiable = gerekçesiz. disturbance.= differently unify = birleştirmek. göze çarpmayan. zıt anl.= justly unknown = bilinmeyen. yersiz.ÜDS Sözlüğü . dayanaksız. zıt anl. alışılmışın dışında. sağlıksız. kaba. harmony www. yegane. biçimsiz. zıt anl. tam aksine. yeganelik unit = birim (tek bir bütün olarak algılanabilen bir kavramlar veya objeler grubu) unite = birleştirmek. unforeseeable.= detach.= peace.= predictability unpredictable = önceden bilinmez. awkward. bir örnek oluş. zıt anl. şüphe götürmez bir şekilde. over-the-counter unprotected = korunmamış unravel = çöz(ül)mek. intact.= deliberate unintentionally = istemeden. equally. çok az bir olasılıkla. zıt anl. sensibly unobtrusive = dikkat çekmeyen. halletmek. zıt anl. emsalsiz.= deliberately. encode unreachable = ulaşılamaz.= reliability. zıt anl. zıt anl. talep vs. irregular unparalleled = eşsiz. bilinemezlik. kestirilemez. undamaged. evenly. zıt anl. changeability. unparalleled uniquely = benzersiz / eşsiz bir şekilde.= reachable unrealistically = gerçekçi olmayan bir şekilde. groundless ungainly = hantal. zıt anl. sever universal = evrensel universe = evren. accidentally. unmatched. bir bütün haline getirmek. unduly. emsalsiz. solve. incomparable.= inviting unique = benzersiz. zıt anl. alçak gönüllü.= realistically unrelenting = amansız. undoubtedly. kazara.= reasonably. improbable. volatility. karşılıksız unresponsive = cevapsız.= disunite. regrettably. solely. merciful unreliability = güvenilir olmama. similar. eşit bir şekilde. damaged unicorn = tekboynuz (başında tek bir boynuz olan at biçimindeki efsanevi yaratık) unified = birleştirilmiş. uncertain. bir örnek.= known unlike = (bir şey)’den farklı olarak. zıt anl.= questionably. zıt anl. combine. zıt anl. acımasız. zıt anl. even. benzeri olmayan.= obtrusive. inexcusable.= ordinary unmet = (ihtiyaç. zıt anl. figure out. tatsız. zıt anl. zıt anl. bir araya getirmek. itici. undesirable.= believable unimpaired = zarar görmemiş unintended = istemeden gerçekleşen. nasty.= usual unpredictability = belirsizlik. 2) tutarlılık. için) insansız. noticeable unorthodox = geleneksel olmayan. zıt anl. variable uniformity = 1) aynılık. unintentional.= code. unbelievably. combine. birleşmiş unified field theory = birleşik alan teorisi (fizikte. zıt anl. clumsy unharmed = zarar görmemiş. zıt anl. variable. zıt anl. consistency. sök(ül)mek. zıt anl. unfairly.= pleasant. eşsiz.= likely unlimited = sonsuz. dissatisfaction. zıt anl.= compassionate. unattractive. separate unimaginable = hayal / tasavvur edilemez.= reliable unrequited = karşılık görmeyen. sağlam. haksız.= commonly uniqueness = benzersizlik.com . indefensible unjustly = haksız bir şekilde. zıt anl. certainly. temel parçacıklar arasındaki tüm temel kuvvetlerin tek bir alan olarak ifadesini sağlayan bir çeşit alan teorisi) uniform = 1) her yanı / bölümü aynı. olanaksız. zıt anl. sınırsız unload = boşaltmak unmanned = (hava.= responsive unrest = huzursuzluk. zıt anl. zıt anl. dubious.= diversity uniformly = aynen. her yanı aynı şekilde. merciless. zıt anl.169 unfortunately = ne yazık ki. zıt anl.= manned unmatchable = emsalsiz. humble. (bir kişiye ya da şeye) özgü. gereksizce. consolidate. doubtfully unnatural = doğal olmayan unnecessarily = boş yere. unbelievable. inaccessible. unidentified. dependability unreliable = güvenilmez. eşsizlik. tersine.= different. tek. unite. 2) tutarlı. consistent.

silly. idame. maintenance upper arm = kolun omuzla dirsek arasındaki kısmı upper class = üst sınıf. tehlikeli. olağandışı.= careful. reluctant. foolishly.= sympathetic. back up. bother. uncommonly.= rural urea = üre (protein metabolizması sonucu vücutta oluşan ve idrar ile dışarı atılan atık madde) urge (fiil) = (birisini bir şey yapmaya) teşvik etmek. untimely unsettled = tedirgin.= used unusual = alışılmadık.= willingly. normal unusually = sıra dışı / alışılmadık şekilde. akıntıya karşı. advance. büyütme update = modernleştirmek. güncelleştirmek. zıt anl. zıt anl. foolish. ivedilik. onaylamak.ÜDS Sözlüğü unsafe = emniyetsiz. zıt anl. (Crime rate is usually higher in urban areas than in rural areas. zıt anl. ender. muhafaza. zıt anl. göze hoş gelmeyen unstable = dengesiz.= successful unsustainable = sürdürülemez. zıt anl. willingness unwise = akıllıca olmayan.= willing. ready unwillingly = isteksizce. önemle. 2) zorunlu. facing upbringing = (çocuk için) yetiştir(il)me. sinir bozucu. modernise. annoying. ivedi. distressed upsetting = üzücü. uncommon. gönülsüzce.bademci.com . tedbirsiz. zıt anl. sinirlendirmek. altüst etmek. zamansız.= eagerness. acil olarak. zıt anl. tuhaf.= commonly unwanted = istenmeyen unwary = dikkatsiz. kararsız. arkadaş canlısı olmayan. zıt anl. ivedilikle. improve. şehirleşmiş. desteklemek. encourage. emergency urgent = 1) acil. (the) United States of America www. sabit olmayan. thoughtful unwisely = akılsızca. hate urgency = aciliyet. 3) ısrarlı. deter urge (isim) = şiddetli arzu. eager. weaken uphold = tarafını tutmak. zıt anl. kentle ilgili. 2) üzmek. = Akılsızca yatırım yaptı ve bir servet kaybetti. üzüntü veren. gönülsüz. gönülsüzlük. reluctance.170 . zıt anl.= stable unsuccessful = başarısız.= worsen.= dislike. huzursuz. strange. zıt anl. advocate upkeep = bakım. = Suç oranı kentsel bölgelerde. geçit vermez up against = karşı karşıya. passion. unfriendly. (He invested unwisely and lost a fortune. (aynı şartlarda) devam edemez unsympathetic = itici. düzeyini yükseltmek. inconstant. disturb.= downstream urban = kentsel.= wise. unhygienic. zıt anl. mukavim.= discourage. incite. desire.= safe unsanitary = temiz olmayan. friendly untaxed = vergilendirilmemiş until fairly recently = oldukça yakın zamana kadar until well into the nineteenth century = ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar untold = tarifsiz unused = kullanılmamış. yürütülemez unyielding = sert. şehirlerde oturan. civilized urbanized = kentleşmiş. hygienic unsatisfactory finding = tatmin edici olmayan / yetersiz bulgu unsatisfying = tatmin etmeyen unsaturated = doymamış unsaturated fat = doymamış yağ unseasonable = mevsim normallerinin altında ya da üzerinde. dangerous. taşrada olduğundan genellikle daha yüksektir. eagerly unwillingness = isteksizlik. reluctantly. huysuz unsightly = çirkin. unintelligent. zıt anl. zıt anl. zıt anl. disrupt. renew upgrade = geliştirmek. üzüntülü. zıt anl.= rural.= pleasing upstream = akıntının tersi yönünde. zıt anl.) unworkable = işletilemez. zıt anl. afflict upset (sıfat) = üzgün. hurtful. distressing. uneager. sağlıksız.) urbane = medeni. kışkırtmak. dik upset (fiil) = 1) bozmak. tutku.= familiar. zıt anl.= sanitary. yüksek gelir sınıfı upright = dikey. immediately uric acid = ürik asit (protein metabolizması sonucu oluşup kanda ve idrarda bulunan bir madde) urinary = uriner sistem (idrar yolları) ile ilgili urinary creatinine excretion = idrar yoluyla kreatinin maddesinin vücuttan atılması urine = idrar urine screen = idrar tarama urticaria = ürtiker (bir tür kaşıntılı deri hastalığı) US / USA = (the US / USA şeklinde kullanılır) Amerika Birleşik Devletleri. değişken. watchful unwilling = isteksiz. ısrar eden urgently = acilen.

ÜDS Sözlüğü . zıt anl. deplete. mutlak. olağan. harmful useless = işe yaramaz. = Kiraya elektrik. helpful. 2) (içeri) getirmek. = Eskiden bana sıkça yazardı. bitirmek. kullanışlılık utilize = yararlanmak. (After the crisis.= unusual Utah = ABD’de bir eyalet uterus = uterus (rahim) utilitarian = faydacıl.bademci. tüketmek. zıt anl.= unpractical utility = 1) (gaz. practical. zıt anl. faydalı. en çok utter = 1) tamamen. gaz vs.171 US Federal Aviation Administration = Birleşik Devletler Federal Havacılık Dairesi (ABD’de tüm sivil havacılığı düzenlemek ve denetlemek ile görevli kuruluş) US Geological Survey Centre = Birleşik Devletler Jeolojik Araştırmalar Merkezi (ABD’de. artık yazmıyor. kesinkes. beneficial.) www. totally. useful.) useful = yararlı. use. fayda. he tried hard to save his company from bankruptcy but failed utterly. completely. elektrik gibi) kamu hizmeti. absolute utterly = tamamen. bring in usual = alışılmış.). bölgeleri jeolojik olarak incelemekle ve jeolojik haritalar çıkarmakla görevli merkez) use = kullanım use to the full = sonuna kadar kullanmak use up = kullanarak azaltmak. fayda / yarar gözetici.com . complete. (The rent does not include utilities. hepten.= useless. = Krizden sonra firmasını kurtarmak için çok çabaladı ama hepten başarısız oldu. run through used to = bir fiilden once geldiği zaman “(eskiden) … idi (ama artık değil)” anlamı verir. he doesn’t any more. 2) yarar. absolutely. (He used to write to me frequently. su. (hizmetlerin bedeli) dahil değildir. 2) kesin. make use of utmost = en büyük. worthless usher in = 1) öncülük etmek.

immense. kol ve bacaklar üzerindeki ince tüy / kıl velocity = (belli bir yönde) hız vendor = satıcı. yasal.= defined vaguely = tam anlamını vermeyecek şekilde. farklılık göstermek. zıt anl. enginlik vector = 1) vektör (bir miktar ve bir yön içeren bir ifade. unacceptable validity = geçerlilik. zıt anl. zıt anl.) vast majority = büyük çoğunluk vast sums (of) = çok büyük miktarlarda (para vs. buğu variable = değişken. çevreye zarar verme (örn. dim. çocuk ayakkabılarında bağcık yerine kullanılan kapatma elemanı) vellus = erişkinlerde gövde.com . engin. şüpheli. esteemed. teyit etmek. numerous vary = çeşitlilik göstermek. değişiklik. dare. jeopardize.bademci. çeşitli variety = cins.= clearly. 2) hastalık taşıyıcı vegetation = bitkiler. obscure. zıt anl. credible. change. greatly vastness = büyüklük. yarık ventilate = havalandırmak ventilation = havalandırma. sokak lambalarını kırma vs. diversity varicella virus = suçiçeği virüsü varied = değişiklik gösteren. 2) bitkisel vehemently = şiddetli / hiddetli / ateşli bir şekilde. huge. all-purpose. adaptable. confirmation. zıt anl. zıt anl. cırt bant (örn. 2) radyo lambası valve radio = lambalı radyo vandalism = vandalizm. belli belirsiz. bitki örtüsü vegetative = 1) büyüme yeteneği olan. oral. = Bu yolları çok büyük harcamalarla yapıyorlar. örn. teyit etme. onaylamak. zıt anl. differ. many-sided www. bulanık. etmen variation = 1) düzensizlik. legitimacy. (In the attic. duvarları boyama.= invalidation verify = doğrulamak.) ventromedial nucleus = hipotalamusun ortasında yer alan ve doygunluğa ulaşıldığında yeme isteğini baskı altına alan sinir hücresi yığını venture (fiil) = 1) tehlikeye at(ıl)mak. zıt anl.) V vast tracts of forest = çok geniş ormanlık araziler vastly = çok. tür. sağlam. = Tavanarasında tek havalandırma arka taraftaki küçük bir kapıdan sağlanıyordu. 2) göze almak. stay vasoconstriction = kan damarlarındaki daralma.V V VV vacation = tatil vacationer = tatilci vaccinate = aşılamak vaccine = aşı vacuum = boşluk vagary = kapris vague = belirsiz. farklılaşma. çeşitleme. validate. (They are building these roads at vast expense. explicitly valiantly = cesurca valid = geçerli. şehrin ana caddelerini oluşturan su kanalları ile ünlü bir kent) vent = delik. 2) varyasyon.= vasodilation vast = çok büyük. appreciate valued = değerli. miscellaneous. alter. solid. zıt anl.= invalid. değiş(tir)mek. highly. subap. büyük oranda. çeşitlen(dir)mek. meşruluk. işportacı Venice = Venedik (İtalya’da. yerçekimi kuvveti). confirm.= invalidity value = değerini / kıymetini bilmek. stake.= invalidate versatile = değişme kabiliyeti yüksek.= remain. validation. evaporate vapour = buhar. stake venture (isim) = girişim verbal = sözlü. highly-regarded valve = 1) valf. gerçeklemek.= written verbal communication = sözlü iletişim verbally = sözlü olarak. çok yönlü. ambiguously. çok geniş. farklılık various = çeşitli. legitimate. the only ventilation was through a small door at the back. passionately vehicular = taşıtlara ilişkin velcro = cırt cırt. çeşitlilik. orally verdict = jüri kararı verification = doğrulama.) vanguard = öncü (birlik / kol) vaporise = buharlaş(tır)mak.

eyesight. conspicuous. 4) öngörü. hidden vision = 1) görme kabiliyeti. Kraliçe Viktorya’nın hüküm sürdüğü 1837 ile 1901 yılları arasında kalan dönemde yaşamış / döneme ait view (fiil) = 1) değerlendirmek. 2) dikkatlice incelemek. passive violent motion sickness = şiddetli hareket / sarsıntı tutması violently = yıkıcı şekilde. zıt anl.) tutunarak büyüyen bitki vinegar = sirke vineyard = üzüm bağı violate = (yasa. şiddetli.= impotent. ekonomik olarak) yapılabilir / uygulanabilir. zıt anl. fikir. gayretli bir şekilde. ünlü Pompei antik kentini lavlar altında bırakarak yok etmiş olmasıyla tanınan bir volkan) veterinary medicine = veteriner hekimliği veterinary surgeon = hayvan cerrahı. zıt anl. kabul edilebilir seviye vibrant = parlak. detectablity visible = görünebilir. watchful. acımasız. öbür türlüsü (de). energetic.173 versatility = çok yönlülük / fonksiyonluluk. brutal vicious circle = kısır döngü. düşünce. conception.bademci. operator veteriner vex = canını sıkmak. ihlal etmek. look at. sabit Vesuvius = Vezüv Yanardağı (İtalya’da. yy’lar arasında etkin olan. infringe. sticky visibility = görünebilirlik. nearly.= obey. önemli olduğunu düşünmek) vigilant = ihtiyatlı. = Başbakan’ın ekonomiyle ilgili yorumu ana muhalefetin yorumundan oldukça farklıydı. zıt anl.= soothe viable = (örneğin. hemen hemen. inanç. tersi (de).) çiğnemek.= obscured. irritate. bağırsak ve mide cidarlarında bulunan) emzik başına benzeyen minik çıkıntı. destructively. kural vs. zıt anl. daydream.= mild. (The Prime Minister’s version of the economic matters was quite different from that of the Opposition. concealed. image. zıt anl. zorlu.= be still vibration = titreşim vibrotactile = titreşim yoluyla çalışan vice versa = tersi(ne). zıt anl. için) ihlal (etme) / aykırı davranış.com .= mildly. breach. çirkin.= oblivious vigorous = 1) terleten. breach violence = şiddet. asset. craniate vertical = dikey. destructive. yarar. etkin. 2) damar vest = yelek vested = kazanılmış. kural vs. 2) ileriyi gören kimse www. actively. inactive vigorously = kuvvetlice.ÜDS Sözlüğü . (kazığa vs. aksi(ne). gayretli. belli. 2) erdem. görünürlük. shake. suçsuzluğunu kanıtlama vine = sarmaşık yapılı. upset. advantage. mağdur Victorian = İngiltere’de. apparent. merit visa = vize (ülkeye giriş ve ülkede kalma izni) viscid = yapışkan. zorbalık. zealous. 2) görüntü. virüslerle ilgili) Virginia = Batı ABD’de bir eyalet virologist = virolog (viroloji alanında çalışan uzman) virology = viroloji (virüsleri inceleyen tıp ve biyoloji alanı) virtual takeover = fiili / gayriresmi devralma virtually = neredeyse. kızdırmak. opinion. canlı vibrate = titre(t)mek. mutlak. 2) yorum. şiddetlice. tetikte olan. düş. 2) kuvvetli. korsan ve tüccar kavim) villus = (çoğul: villi) 1) (örn. detectable. zahmetli. tür. feasible. zıt anl.) versus = (bir şey ya da kişi)’ye karşı. panorama view as = olarak görmek. practicable. fasit daire victim = kurban. in opposition to vertebra = (çoğul: vertebrae) omur vertebrate = omurgalı. energetically Vikings = Vikingler (İskandinavya’da. manzara. nasty. watch view (isim) = 1) görüş.= horizontal very first = ilk vessel = 1) gemi. görülür. adaptability version = 1) versiyon. actually virtue = 1) meziyet. enerjik. disturbance.= vice. bakış açısı. consider. 11. the other way round vicinity = civar vicious = kötü. sinirlendirmek. zıt anl. zıt anl. observe violation = (yasa. (view as important = önemli görmek. 3) (film vs. 2) (özellikle şeftali gibi meyvelerin üzerindeki) ince tüy vindication = temize çıkarma. özellikle 8. açık. sert. passively viral = viral (virüslerden kaynaklanan. strong. zıt anl. riot violent = yıkıcı. tekne. goodness. fazilet.= unachievable viable level = makul.) izlemek. görme olanağı. regard. foresight visionary = 1) hayalperest. strongly. 2) görünüş. avantaj. 3) hayal.

evde meydana gelen kazalara karşı savunmasızdırlar. essential. etkili. pivotal. vigour vitally important = hayati öneme sahip vitamin A deficiency = A vitamini yetersizliği vitreous = genellikle şekilsiz. hareketlilik. dirilik. weakness vulnerable to = (bir şeye) karşı savunmasız. susceptibility. weak. zıt anl.com . zıt anl. mesleğe ilişkin. zıt anl. willingly. güçlü. zıt anl. liveliness. anlatmak.= protected. intense. tell. özellikle yalnız yaşayanlar.= vaguely vocalization = ses ile ifade vocational = mesleki. susceptible to.bademci. lively. hayati.= weak. saldırıya / eleştiriye / riske açık / maruz.ÜDS Sözlüğü visual = görsel visual acuity = görme keskinliği (uzaktaki / yakındaki cisimleri net görebilme hali) visual field = görüş alanı vital = 1) yaşamsal. secure. narrate volatile = buharlaşabilen volume = hacim voluntarily = isteyerek. critical.) www. are vulnerable to accidents happening at home. occupational voice = dile getirmek. kolaylıkla yaralanabilir. dull vividly = çok canlı / güçlü bir şekilde. willing.174 . at risk of.= involuntary. zıt anl. trivial vitality = canlılık.= forcibly voluntary (sıfat) = gönüllü. zıt anl.= insignificant. camlaşmasını tamamlamamış (malzeme) vivid = canlı. gönüllü olarak. clearly. yaşam için gerekli. = Yaşlilar. aç gözlü vote (for) (fiil) = (birisine) oy vermek vote (isim) = oy voter = seçmen voyage = deniz yolculuğu vulnerability = saldırıya açık olma. 2) çok önemli. colourful. (Elderly people. especially those living alone. obligatory volunteer (fiil) = gönüllü olmak. isteğe bağlı. offer volunteer (isim) = gönüllü vomiting = kusma voracious = doymak bilmez. exposed to.

(diplomatic warfare = diplomatik savaş) warfare agent = savaşlarda kullanılan kimyasal vs. extravagantly. sürdürmek. tükenmek. salary wage-earning = 1) sabit bir maaştan ziyade saat ücreti hesabıyla çalışma. kertenkele gibi bazı hayvanlarda) genellikle boyun bölgesinde parlak renkli ve sarkık deri katmanı wave = dalga wave-exposed = dalgalara açık wavelength = dalga boyu way of life = yaşam biçimi way off = çok dışında / uzağında way-station = ara istasyon www. (Waste not. = Boşa harcama. özellikle yarattığı çizgi karakterlerle tanınan büyük bir şirket) wander away = amaçsız bir şekilde dolaşarak (bir yerden) uzaklaşmak wane = azalmak. kuvvetten düşme. başlatmak. ruhsat vermek. 2) atık madde. alertness water delivery system = su dağıtım şebekesi water supply = su rezervi / stoğu water table = su tabakası seviyesi (yerin altında. yıkım ürünü wasteful = savurgan. uyanıklık. dikkat etmek. toprağın suya tamamen doyduğu seviye) water-borne = sudan gelen. zıt anl. eksilmek. carry on. (nuclear warfare = nükleer savaş). want not.= thriftily wastefulness = israf.= peace ward = (hapishanede) koğuş.= increase war = savaş. undertake. permit.) waste (isim) = 1) boş arazi. guarantee warring = savaşan warrior = savaşçı W war-torn = savaşın yakıp yıktığı wash ashore = sahile vurmak wastage = zayiat waste (fiil) = boşa harcamak.). başkasından dilenmek zorunda kalma. battle.com . madde warm up (fiil) = (kasları. için) ısınma warn = uyarmak. savurganlık wasting = zayıflama. motoru vs.) açmak. ihtar etmek warning = uyarı warning label = uyarı etiketi warp = değişiklik. büyük çöplük waste material = artık / atık madde waste product = atık madde.bademci. approve. zıt anl. saptırma warp thread = çözgü ipliği (dokuma tezgahında kumaşın boyuna olan iplik) warrant = izin vermek.) ısıtmak warm-blooded = sıcakkanlı warming = ısınma warm-up (isim) = (kaslar. ikaz etmek. stop wage (isim) = maaş. (hastanede) servis / hastaların kaldığı oda warfare = (genel kavram olarak) savaş. ıssız yer. zıt anl. garanti etmek. zıt anl. gibi ince / zayıf düşüren hastalık) watch out for = (bir tehlikeye) karşı uyanık olmak. look out for watchfulness = tetiktelik. (He wasted his inheritance in casinos. motor vs. su yoluyla taşınan waterfall = şelale waterfowl = su kuşu water-stressed = su sıkıntısı çeken watery tissue = suyu tutan doku wattle = (hindi.= cease. israf etmek. israf waste dump = çöp depolama alanı. savurganca. müsrif wastefully = müsrifçe. decrease.W W WW wage (fiil) = (savaş vs. diminish. 2) (çalışma karşılığı) gelir / ücret sağlayan / kazandıran wait = bekleyiş waiver = feragat wakefulness = uyanıklık hali wallet = cüzdan walnut = ceviz Walt Disney Company = Walt Disney Şirketi (eğlence sektöründe faaliyet gösteren. (wasting disease = verem vs. = Kendisine kalan mirası kumarhanelerde yedi.

tartmak. eskimek. değerlendirmek. well-kept well-nourished = iyi beslenmiş. bıkkın.= poor weapon = silah weapons of mass destruction = kitle imha silahları wear = yıpranma wear and tear = aşınma ve yıpranma wear down = yıpranmak. ancak kimi zaman yeterli gelmeyerek radyoaktif bozunmaya yol açması sebebiyle “zayıf” olarak adlandırılan temel fiziksel kuvvet) weak pulse = zayıf nabız weaken = zayıfla(t)mak. wellfostered.com . kayanın / buzun içinde) iyi korunmuş well-read = çok okumuş well-regarded = saygı uyandıran. far more than well under = epeyce altında well-annotated = dipnotlarla iyice açıklanmış well-being = çıkar. deep-rooted well-founded = sağlam temele dayalı. servet. 2) örerek birleştirmek weave-like = örgü benzeri webbed = (bazı hayvanların ayakları için) perdeli webbed together = (bir tür) perdeyle birbirine bağlı Weddell seal = Weddell foku (Antarktika çevresinde yaşayan bir fok türü) wedding = düğün wedge = kama. iyi karşılanan www. tiplemesi iyi yapılmış well-established = iyice yerleşmiş. evaluate. refah. lessen. saadet well-buried = (gömülerek) iyice gizlenmiş well-compiled = iyi derlenmiş well-constructed = iyi inşa edilmiş. (The illness wore her down. zıt anl. (I weighed the benefits of the plan against its risks.= ill-nourished well-off = iyi durumdaki. consider. ayrık otu weed-killer = herbisit (istenmeyen bitkilerin yetişmesini önlemek amacı ile kullanılan tarımsal ilaç). tuhaflık. build up weakness = zaaf. undermine. wear down. iyilik. aşınmak. = Planın yararlarını. 2) (ağırlığını) ölçmek. measure weigh on = endişelendirmek. well-being welfare state = refah ülkesi well = kuyu well after = (bir olaydan / bir zamandan) çok sonra well before = çok önce well beyond = oldukça ötesinde / üzerinde Well done! = Aferin. kilo kaybı weight loss scheme = zayıflama planı / programı weight training = (sporda) ağırlık çalışması weight-for-height table = ağırlık-boy tablosu weightlessness = ağırlıksız / yerçekimsiz ortam weirdness = gariplik. örmek weave together = 1) değişik öğelerden bir bütün oluşturmak.ÜDS Sözlüğü weak nuclear force = zayıf nükleer kuvvet (bazı atomaltı parçacıkları bir arada tutan. assess weight loss = zayıflama. varlık wealth of information = bilgi hazinesi. = Hastalık onu yıprattı.) wear on = (süre kapsayan bir dönem vs.= strengthen. rich. vice wealth = zenginlik. büyümüş well-drawn = iyi çizilmiş.bademci. sağlam well-developed = iyi gelişmiş. için) yavaş yavaş ilerlemek wear out = yıpranmak. wear out. substantiated well-informed = iyi bilgilen(diril)miş well-maintained = iyi muhafaza edilmiş. affluent.). takoz weed = yabani ot. kabul gören. aklında ölçüp biçmek. yıpratmak. güçsüzleş(tir)mek. cause to worry weigh up = tartmak. (My shoes are badly worn down at the heels. usanmış. varlıklı. bilgi bolluğu wealthy = varlıklı. erode. yarar. güçsüzlük. riskleri ile kıyasladım. deteriorate wear out over time = zamanla / zaman içinde eskimek / aşınmak weary = yorgun. hafifle(t)mek. iyi bakılmış. strangeness welcoming = dostça. endişeye sevk etmek. zıt anl.176 . hali vakti yerinde well-preserved = (örn. iyi gıda almış. refah içinde. prosperity. consider. zıt anl. = Ayakkabılarımın topukları iyice aşınmış. zengin. iyi olmuş! well over = (bir değer)’in oldukça üzerinde. içten welfare = refah. herbicide weekly = haftalık gazete veya dergi weigh = 1) hesaplamak (kıyaslamak). bored weather = hava (durumu) weathering = hava etkisiyle değişime uğrama weave = dokumak.).

through which whether (or not) = olup olmadığını. eager. iken. yatağını vs. while whirlwind = hortum. irfan.= reluctance. eagerness. uzak ara. at all wheat = buğday wheel = tekerlek wheelchair = tekerlekli sandalye wheeze = hırlamak.) widowed = dul kalmış wildebeest = Güney Afrika antilopu wilderness = (el değmemiş) boş arazi. unwillingness windblown = 1) (özellikle ağaçlar için) hakim rüzgarların estiği yönde büyüyen / şekil alan. gönüllü. readiness. commonly. ben umutsuz bir vakayım. enthusiasm. (When it comes to writing compositions. rare.) whilst = -iken.= reluctant. ready. What good would that be? = Onun ne faydası olacak ki? what is more = dahası. kır. extensive. . news service wisdom = bilgelik. usually widely available = yaygın olarak ulaşılabilir / edinilebilir widen = genişle(t)mek.ÜDS Sözlüğü . wiseness wise = akıllı. (yap)’sa da (yap)’masa da. ister … ister …. için) rüzgarla taşınan windbreaker = rüzgar kesen windpipe = soluk borusu wing = kanat wing-warping = uçakta manevra esnasında tüm kanadın hareket etmesi tekniği wipe out = silip süpürmek. nemli ve genellikle bataklık bölge whaling = balina avcılığı What a relief! = İçim rahatladı! What for? = Ne için?. fısıltı whistle = ıslık. = Gazetelerin. ne olursa what’s more = bkz. bilgece görüş / söz. zıt anl.) whereas = oysa. akıllıca. = İş kompozisyon yazmaya gelince. prevalent. what is more whatsoever = hiçbir surette. besleyici whooping cough = boğmaca widely = 1) büyük ölçüde. while. Ne amaçla? what goes on = olup bitenler. ortadan kaldırmak. tornado whisper = fısıldamak. doğal ortamında yaşayan tüm canlılar) willing = istekli. 2) rüzgarın sürüklediği.= limited. bilge. bilinçli. (There is a widespread belief that the newspapers had invented the story. moreover What use does it serve? = Ne işe yarıyor? what is in the best interests of smo = birisi için en iyisi / en doğrusu ne ise whatever = bütünü. = Onun suçlu olup olmadığından emin değilim. zıt anl. (I am not sure whether or not he is guilty. rüzgar tarafından taşınan wind-borne = (bitkilerin sporları vs. . I am hopeless. (yap)’ıp (yap)’mayacağını. hikmet. inasmuch as whereby = onunla. hepsi. furthermore. . knowing. ne olup bittiği. düdük white blood cell = beyaz kan hücresi (akyuvar) white blood cell count = akyuvar sayımı whole foods = doğal yiyecekler whole grain = tam tahıl (kepekli.) ıslatmak wetland = karasal iklim bölgeleriyle deniz iklim bölgeleri veya göller arasında kalan. doğada kendiliğinden yetişen çiçek wildlife = yaban hayatı (insan hariç.177 well-rested = iyi dinlenmiş West Indies = Batı Hint Adaları (Karayipler bölgesindeki adalara eskiden verilen ad) Western = Batılı Western society = Batı toplumu Westerner = Batılı wet = (altını. zıt anl. açık farkla. zıt anl. dış yüzeyleri alınmamış) wholeheartedly = içtenlikle. sincerely wholesome = sağlıklı. . . gönüllülük. yaygın olarak. televizyonlar gibi yayıncı kuruluşlara sağlanan haber hizmeti). by means of which. onun vasıtasıyla. geniş çapta.com . her ne. sensible. herhangi. 2) genellikle. destroy wire = haberleşmek wire service = haber servisi (haber ajanslarınca gazeteler. (arası) açılmak wide-ranging = çok çeşitli konularla ilgili widespread = yaygın. vahşi doğa wildfire = söndürülmesi güç yangın / ateş wildflower = kır çiçeği. unwilling willingness = isteklilik. samimi olarak.= foolish www. çöl.bademci. hırıltılı ses çıkarmak when it comes to = iş (bir şey)’e gelince. hikayeyi uydurduğu yönünde yaygın bir inanış var.

(bir şey) ile ilgili olarak. uydurmak. let go. arzu etmek. with respect to with respect to = (bir şey)’e gelince / ile ilgili olarak. 3) (sıvıyı damardan) geri çekmek withdrawal = içine kapanma. eser work against = (birisi)’ne karşı (koz olarak) kullanılmak work at = çalışmak. easily. ormanlık alan work (fiil) = 1) işlemek.= sociable. içine kapanık. (birisi)’nin işine yaramak.= fail. (bir sorunu) çözmek. çekilme.= release. miss. Dünya Savaşı World War II = 2. çalışma. keyifle. çabalamak work for = (birisi) için / (birisi)’nin emrinde çalışmak work into = (yavaş hareketlerle) yerleştirmek. alienation withdrawal symptom = yoksunluk belirtisi (belirli ilaçlar kesilince ortaya çıkan semptom) withdrawn = çekingen. with gladness. zıt anl. Dünya Savaşı worldwide = dünya çapında worrisome = endişe / kaygı verici worry about = (bir şey) hakkında endişe / kaygı duymak worsen = kötüleş(tir)mek.= worthless worthy of = (bir şey)’e değer / layık. distant withstand = (bir şey)’e dayanmak. assault. 2) işe yaramak. zıt anl. vermemek. zıt anl. resist witness (fiil) = tanık / şahit olmak. memnuniyetle. ustalık workspace = çalışma alanı World Trade Organization = Dünya Ticaret Örgütü (ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin ve düzenlemelerin geliştirildiği ve görüşüldüğü uluslararası platform) World War I = 1. hide. düşünmek.= unworthy of www.= attack. şaşkınlık. iyi sonuç vermek work (isim) = iş. proje vs.= relieve. accomplish. erişim dahilinde. ayrılma. 2) (para) çekmek. benefit work under pressure = baskı altında çalışmak workable = işlenebilir workaholic = işkolik workforce = işgücü working = işleme tarzı. discontinue within = içinde. tanıklık / şahitlik etmek.178 . unsociable. aggravate. dilemek. 2) (hesaplayarak) bulmak.) planlamak. zıt anl. attainable. with joy. question. hayret etmek. kıymetli. retreat. (yuvasına) alıştırmak work miracles / wonders = mucizeler / harikalar yaratmak work on = (bir şey)’in üzerinde çalışmak work one’s way through = (bir şey)’in içinden kendine yol açarak ilerlemek. valuable. zorlukları / engelleri aşarak ilerlemek work out = 1) (plan. regarding with regard to = (bir şey)’e gelince. zıt anl. with regard to with the exception of = dışında.= remote. functioning workload = iş yükü workman = işçi workmanship = işçilik. alleviate worship = tapınmak. içerisinde within and without = içeriden ve dışarıdan within reach = ulaşılabilir. deteriorate. çalışmak. beneficial. detain. (uğraşarak) ortaya çıkarmak.= with difficulty with great ease = çok büyük bir kolaylıkla with reference to = (bir şey)’e ilişkin olarak. işleyiş. deal with work to the advantage of = (birisi)’ne avantaj sağlamak. oturtmak. başarmak.com . be willing witchcraft = büyücülük with a view to doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle. solve. iyi sonuçlandırmak. ile ilgili olarak. 2) kesmek. want. dengesi bozuk womanizer = zampara wonder (fiil) = merak etmek. harika woodland = ağaçlık arazi / alan woods = (the woods şeklinde kullanılır) koru. zıt anl. outgoing withhold = 1) saklamak. 2) hayret. with pleasure with ease = kolaylıkla. direnmek.ÜDS Sözlüğü wish = istemek. with the intention of doing smt with delight = sevinçle. facilitate. deserving. zıt anl. zorluk çekmeden. (birisi ya da bir şey)’e karşı koymak. başarı ile üstesinden gelmek. zıt anl. haricinde with the idea of doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle withdraw (from) = 1) geri çek(il)mek. available.bademci. zıt anl. 3) mucize. think wonder (isim) = 1) merak. ağırlaş(tır)mak. ibadet etmek worth reading = okumaya değer worthily = hak ederek. observe witness (isim) = tanık. ease. rewarding. şahit wobbly = sallanan. calculate work through = çalışarak bitirmek / içinden çıkmak. bileğinin hakkıyla worthwhile = zaman harcamaya / zahmete değer.

3) gözden çıkarmak write out = tam olarak yazmak.179 would rather = tercihen. lesion wounded = yaralı wrap up = (paket vs. (bir şey)’den ziyade would-be = gelecekteki. enkaz haline getirmek. harabe.) sarmak wrapping-rolling method = erken çömlekçilikte. sonrası) kalan parçaları. enkaz wrestler = güreşçi wrist = (el için) bilek write off = 1) başarısız / önemsiz görmek.ÜDS Sözlüğü .com . 2) (muhasebede) hesaptan düşmek. 2) batık gemi.)’in (bir kaza vs. shatter wreck (isim) = 1) enkaz.bademci. 3) araba / uçak / tren kazası wreckage = (bir gemi vs. (resmi bir şey) yazmak www. ruin. daha ziyade. yuvarlatılmış bir kil şeridinin spiral şeklinde sarılıp yükseltilerek çömleğin oluşturulduğu ve dıştan bakıldığında çömleğin üst üste dizili disklerden oluştuğu izlenimi yaratan yöntem wreck (fiil) = harap / paramparça etmek. müstakbel wound = yara.

sonuç.bademci.) röntgenini çekmek x-ray = x-ışını (gözle görülemeyen ve yumuşak dokudan geçebilmesi sebebiyle röntgen filmi çekiminde kullanılan bir çeşit elektromanyetik ışınım) XYZ zap with = ani bir darbeyle öldürmek. yıllarca yeast = maya (ekmek. kazanç. however yet unborn generations = henüz doğmamış nesiller yield (fiil) = (sonuç. submit.) yield (isim) = verim. = Araştırma. Karayip Denizi ile Meksika Körfezi arasında yer alan yarımada) www. kazanç) getirmek. buna rağmen. Yankee Yanqui tastes = Yanki zevkleri yawn = esnemek year after year = yıl be yıl. mıntıka Yanqui = Yanki (genellikle Amerikalılardan alaylı bir tavırla söz ederken kullanılır).com . ürün vs. peynir gibi bazı besinlerin üretiminde yararlanılan tek hücreli mantar) yen = yen (Japonya’nın para birimi) yet = yine de. kar. boyun eğmek. zirve. her yıl. alkollü içki. (kar. bazı beklenmedik sonuçlar ortaya çıkardı. ürün yield to = teslim olmak. offspring Yucatan Peninsula = Yukatan Yarımadası (Güneydoğu Meksika’da bulunan. (The investigation yielded some unexpected results.) vermek. kırılgan bir metal) zone = bölge. capitulate. peak zero gravity = sıfır yerçekimi zinc = çinko (mavimsi açık gri renkte. kill suddenly zenith = doruk. yenik düşmek.XYZ XYZ XYZ XYZ xenon = Zenon gazı. succumb. produce. give in young = yavrular. Xe x-ray = (bir organın vs.

16. Merriam-Webster's Medical Desk Dictionary.com . Webster's Third New International Dictionary (Unabridged). Collins Cobuild 14. Major New Edit.ÜDS Sözlüğü Bu sözlüğün hazırlanmasında yararlandığımız kaynaklar: 1. Fen-Edebiyat Fakültesi. İktisat Fakültesi Doç. 1991.soitec. International Edit. Houghton Mifflin Company 6. Alfa Yayınları 11. 1995. Major New Edit. 2nd Edit. Özlem Su. 2005.com Yrd. The New Thesaurus.org www. Türk Dil Kurumu Yayınları 9. 15. 1993. 2002. Collins English Dictionary and Thesaurus. 1995. İngilizce-Türkçe Sözlük.Üniversitesi. Longman 10. Oxford Advanced Learner's Dictionary. Longman Dictionary of Phrasal Verbs. Oxford University Press 2. Dr. Zuhal YAPICI. 1. Rosemary Courtney. İnkılâp Kitabevi 12. Baskı 1990. Sev Matbaacılık ve Yayıncılık Bu sözlüğün hazırlanmasında bilgisine başvurduğumuz uzman kişiler ve internet siteleri: 1 2 3 4 5 6 7 Doç.181 . Macmillan English Dictionary for Advanced Learners. Collins Cobuild English Dictionary for Advanced Learners. Cengiz Tomar. Macmillan Education 5. Dr. Baskı 2005 16. (revised) 2005. Redhouse. The New Webster's International Encyclopedia. Büyük İngilizce-Türkçe Genel Sözlük. Oxford University Press 13. Açıklamalı Tıp Terimleri Sözlüğü. Cildiye Uzmanı www. Longman 3. 3rd Edit. Baskı 1998. Oxford Dictionary of English. 10. 3rd Imp. Baskı 1988. International Student Edit.wikipedia. Tarih Bölümü www. İstanbul. Collins Cobuild 4. Resuhi Akdikmen. 1996. Roget's II. Marmara Üniversitesi. 1996. Dr Zahide Onaran. Çocuk Nöroloğu Dr. Çocuk Nöroloğu Dr. Doç. Baskı 1999. Nuri Özbalkan. 2004. Longman Dictionary of Contemporary English. Langenscheidt Standard English Dictionary. 1. 8. 1st Edit. Merriam-Webster Inc. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü. Zuhal YAPICI. 2001. Könemann 7. 7th Edit.bademci. Utkan Kocatürk. Trident Press International 8.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful