ÜDS SÖZLÜĞÜ

Afşin AYGÜN Ayşe POLUMAN Cüneyt BADEMCİOĞLU

ÜDS SÖZLÜĞÜ

Kullanım Kılavuzu: • Sözlükteki kelimelerin tanımlaması için üç farklı renk kullanılmıştır: kırmızı, siyah ve mavi. a. Kırmızı kelimeler, fen, sağlık ya da sosyal ayrımı gözetmeksizin her adayın hazinesinde bulunması gereken türdendir. b. Siyah kelimelerin büyük çoğunluğu bilim dallarının özel terminolojisine aittir. Bu renk kelimelerin ezberlenmesine gerek yoktur. c. Eşanlamlı kelimeler mavi renge boyanmıştır. Birçok kelimenin zıt anlamları da verilmiştir. • Aradığınız kelime, belli bir bilim dalına ait (ezberlenmesi gereksiz) özel bir terim ise ya da ÜDS’ye hazırlanan bir adayın çekirdek kelime hazinesi içinde mutlaka yer alması gereken türden ise (örn: give up: vazgeçmek; call: aramak, çağırmak; define: tanımlamak), ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bu kelimeye yer verilmemiş olabilir. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde aradığınız bir kelimeyi Ctrl+F komutu ile bulabilirsiniz. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bazı kelimelerin tanımları iki kez verilmiştir. Bu tanımlardan biri fiil, diğeri ise isim ya da sıfattır. Bazı kelimelerin ise birden fazla tanımları vardır. • Bu sözlükte kullanılan bazı kısaltmalar: smt: something smo / smb: someone / something Lat.: Latince

A A AA
a broad range = geniş bir alan / yelpaze a case in point = iyi bir örnek a change of air = hava değişimi a couple of = birkaç, iki üç, a few a day out in the country = dışarıda kırlarda geçirilen bir gün a desperate situation = vahim bir durum a far from pleasant place to live = yaşamak için iyi / hoş bir yer olmaktan uzak a full recovery = tam bir iyileşme / düzelme a good many = birçok, hayli, a large number of a great deal (of) = oldukça fazla, çok, a lot, much, zıt anl.= a little, a bit a large number (of) = birçok, hayli, a good many, a lot (of) a major step forward = ileriye doğru büyük bir adım a matter of time = an meselesi a number of = çok sayıda, (belli) bir miktar, a lot of, plenty of a painful cut in pay = maaşlarda büyük bir kesinti a range of = 1) çeşitli, various; 2) bir dizi, a series of a series of = bir dizi, a range of a series of measures = bir dizi önlem / tedbir a socially minded urban style = sosyal kaygılar güden bir kentleşme biçimi a sure sign (of) = (bir şey)’in kesin bir işareti / göstergesi a variety of = bir dizi, a range of a whole range of = her çeşit, her tür, çok çeşitli a wide range of reasons = çok çeşitli sebepler A. D. = Milattan / İsa’dan sonra, anno Domini, zıt anl.= B. C. , before Christ abandon = bırakmak, terk etmek, vazgeçmek, discontinue, stop, zıt anl.= pursue, carry on abandoned = terk edilmiş, boş, (bina için) viran halde, desolate, zıt anl.= occupied abandonment = terk etme / edilme, bırak(ıl)ma, desertion abate = azal(t)mak, hızını kesmek, die away, diminish, zıt anl.= amplify, intensify abbreviation = kısaltma abdominal fat = karın bölgesindeki yağ aberrant = sapkın, anormal, abnormal

A

aberration = anormallik, sapma ability = yetenek, kabiliyet, capability, capacity, zıt anl.= inadequacy, limitation ablution = abdest abnormal brain scan = beyin taramasında (ortaya çıkan) anormallik abnormally = anormal şekilde, alışılmışın dışında, unusually aboard = (gemi, uçak, tren gibi taşıtlar için) içine, içinde abolish = kaldırmak, feshetmek, cancel abolition = (ortadan) kaldırma, ilga, fesih, cancellation, repulsion abominably = rahatsız edici bir şekilde, dreadfully abort = çocuk düşürmek, gebeliği sonlandırmak abortion = kürtaj abound in / with = (bir şey)’i bolca / çokça bulundurmak / içermek, be abundant with, zıt anl.= be lacking, be short of above all = hepsinden ziyade, en başta, mostly abrasion = sıyrık, soyulma veya kazınma, aşınma abroad = yurt dışına, yurt dışında abrupt = 1) ani, beklenmedik, ani ve kaba, sudden; 2) dik, sarp abruptly = aniden, birdenbire, ani ve kaba bir şekilde, suddenly, (The talks ended abruptly when one of the delegations walked out in protest. = Delegelerden biri protesto amacıyla salonu terk edince görüşmeler aniden kesildi.) absence = yokluk, bulunmama, zıt anl.= presence, existence absence of empathy = empati eksikliği (kendini karşısındakinin yerine koyabilme yetisinin eksikliği) absent = namevcut, yok, unavailable, zıt anl.= present, available absolute = 1) tam, halis, saf, mutlak, pure, zıt anl.= imperfect; 2) (bir şey)’in hepsi, tamamı, complete, zıt anl.= limited absolute temperature = mutlak sıcaklık (Kelvin biriminde ölçülen sıcaklık) absolute zero = mutlak sıfır (0°K’ye ve -273°C’ye eşit, olası en düşük sıcaklık) absolutely = tamamen, kesinlikle, totally, definitely

www.bademci.com

misuse. (giderek) hızlanma. gain. blame with. alkışlamak. entry.com . precise. come / go with. soğurmak. anlaşma. obtain. yığ(ıl)mak. intangible. tam (olarak). birikmiş accuracy = doğruluk. zıt anl. beyanda bulunmak. kesinlik.= acquit accused = sanık acetonitrile = asetonitril (renksiz.= disperse. zıt anl. correctly. attachment. büyük miktarda. emphasise. (bir şey)’in beraberinde gelme. secondary accident = kaza accidentally = kazara.= discharge. zıt anl. zıt anl. kabullenmek accepting = hoşgörülü access (fiil) = girmek. zıt anl.= defend. agreement. respect abuser = suiistimal / istismar eden kimse. speed up.= inaccessible. (birisi) ile görüşme imkanı. be (held) responsible for. usable. ample. clarify. (bir şey)’den faydalanma hakkı / imkanı.= inaccurately. addetmek.= deceleration accentuate = vurgulamak. consider. 2) (ihtiyaçlarına) cevap vermek. lose acquired = doğuştan olmayan. (zorlu bir uğraştan sonra) elde etmek. consequently account (fiil) = saymak. scarcely abuse = kötüye kullanmak. recognition.bademci. kaynaşma abstract = soyut. methyl cyanide achieve = başarmak.= basic acidification = asitleşme (pH seviyesinin düşmesi) acidity = asit derecesi. 2) hesap account for = 1) hesap vermek. precision. birikinti accumulative = toplanmış. zıt anl.ÜDS Sözlüğü absorb = emmek.= erroneous. so. supplementary. supplement accompany = eşlik etmek. exactly.= failure. be home to. earning acquit of = (bir suç)’tan aklamak / temize çıkarmak.4 . kazanmak.= discord.= rarely. lose. defeat accord = mutabakat. wealth.= fail. tesadüfen accident-prone = kaza yapmaya yatkın acclaim = bağırarak beğendiğini göstermek. uyuşma. actual abundance = bolluk. zıt anl. elde etme. tali. (bir şey)’in beraberinde gelmek. available. 3) (bir şey)’in sebebi olmak. zıt anl. açıklamak. emit absorption = em(il)me.= forfeit. narrative. retard acceleration = hız arttırma. eksiksiz. ivme kazanma.= scarcity abundant = bol.= failure. (bir şey)’i aşırı miktarda / yüksek dozda kullanan kimse academia = akademisyenler camiası accelerate = hızlan(dır)mak. earned. exactness. deem account (isim) = 1) anlatım. admit.= inaccuracy accurate = doğru. zıt anl. pH seviyesi düşük olan) zıt anl. izah etmek. çokluk. blame with www. be associated with accomplishment = başarı. be the reason for accumulate = topla(n)mak. quit achievement = başarı. copiously. explain. zıt anl. conceptual.= concrete. suck in. zıt anl. erroneously accuse of = (bir şey) ile suçlamak / itham etmek.= innate acquisition = elde etme. zıt anl. 2) (kitaplarda) teşekkür bölümü acquire = elde etmek. accomplish. ignore acknowledgement = 1) kabullenme. bereketli. zıt anl. üstesinden gelme. zıt anl. zıt anl. prove the innocence of. titiz. spoil. nüfuz etmek. yararlanılabilir.= deny. asidite (bir maddenin asidik reaksiyon gösterme özelliği) acknowledge = (bir gerçeği) kabul etmek. zıt anl. kazanmak. disagreement according to = (bir kişi ya da şey)’e göre accordingly = dolayısıyla. approachable. gather.= decelerate. zenginlik. zıt anl. zıt anl. accomplishment. zıt anl. bu nedenle. soğur(ul)ma. zıt anl. gain.= scarce. scatter accumulation = birikme. birik(tir)mek.= accuse of. bildirmek. yanlışlıkla. solvent olarak kullanılan bir sıvı). hail. success. sahip olma. recognise. bütünleşme. ivme kazan(dır)mak. suiistimal etmek. serve accompaniment = eşlik etme. mistreat. 2) (nedenlerini) anlatmak. sonradan elde edilmiş. inadequate abundantly = bolca. zehirli. (bir şey)’den sorumlu olmak / tutulmak. profusely. belirtmek. zıt anl. copiousness. underline accept as = (bir şey)’i öyle kabul etmek. inaccurate accurately = doğru. contact accessible = ulaşılabilir. defeat acid rain = asit yağmuru (aşırı miktarda asidik özellik göstermesi sebebiyle çevre için zararlı olan yağış) acidic = asidik (çözünmüş hidrojen iyonu oranı yüksek. kazanma. zıt anl. achievement. collect. enter access to (isim) = (bir şey)’e giriş / geçiş / erişim. applaud acclimatisation = yeni bir ortama / iklime alıştırma accommodate = 1) yer / yaşam alanı sağlamak. restricted accessory = tamamlayıcı. hizmet etmek. justify. success.

ÜDS Sözlüğü - 5
acronym = kısaltma (birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelen kelime; örn. “radio detection and ranging” ifadesinin kısaltması olarak RADAR kelimesi) acropolis = akropol (yukarı kent, bir antik kentin genellikle yönetimsel / törensel merkezini oluşturan, yüksek bir tepenin üzerine kurulu bölümü) across = 1) karşısına, diğer yakasına, to the other side of; 2) boyunca, çapında, bir uçtan bir uca, throughout act = 1) yasa; 2) (tiyatroda) perde; 3) hareket, eylem act as = (bir şey) gibi / (bir şey)’e benzer şekilde davranmak, (bir şey) görevi görmek, (bir şey)’in görevini üstlenmek action = 1) hareket, eylem, zıt anl.= inaction; 2) etki, efffect activation = harekete geçirme active metal = aktif metal (kimyasal tepkimelere kolaylıkla giren metal) activity = faaliyet, etkinlik actually = aslında, gerçekten, aslına bakılırsa, as a matter of fact, to tell the truth, in fact actuate = harekete geçirmek, çalıştırmak, activate acute = 1) ağır, vahim; 2) akut, hızlı seyreden / gelişen (hastalık) acute viral hepatitis = akut viral hepatit (hepatit virüslerinden herhangi birinin sebep olduğu, hızlı seyreden hepatit) adapt to = (bir şey)’e adapte etmek, uyarlamak, intibak etmek, adjust, accommodate, zıt anl.= dislocate adapt oneself to = kendini (bir şey)’e adapte etmek / uyarlamak, get used to adaptation = adaptasyon, uyum adaptive = uyum gösterme ile ilgili, uyumsal add to = (bir şey)’e katkı sağlamak add up to = toplam olarak (bir değer) etmek added bonus = bir başka avantaj addendum = (çoğul: addenda) ek, ilave addicted to = (bir şey)’e bağımlı addictive = bağımlılık yapan additional = ek, fazladan, extra additionally = ek olarak, in addition, also additive = katkı maddesi address = (bir şey)’e değinmek, (bir şey) ile uğraşmak, point (to), deal with, handle adenosine triphosphate = adenosin trifosfat (kas dokusunda bulunan ve hücresel reaksiyonlar için temel enerji kaynağı sağlayan nükleotid), ATP adequate = yeterli, enough, sufficient, zıt anl.= inadequate, insufficient adequately = yeterince, yeterli bir biçimde / oranda, enough, sufficiently, zıt anl.= inadequately, insufficiently adhere to = (bir şey)’e bağlanmak, yapışmak, bağlı kalmak adherence = bağlılık, yapışma, dedication adherent = taraftar, yandaş, fan, follower adhesive = yapıştırıcı adjacent = yan yana, bitişik adjoin = bitişik olmak, link, border, attach, zıt anl.= detach, disconnect adjoining = bitişik, bitişikteki, neighbouring adjust = ayarlamak, arrange, tune, zıt anl.= confuse, upset adjustment = ayarlama, adapte olma / etme, regulation, setting, orientation administer = (ilaç vs.) vermek administration = 1) idare; 2) (ilaç) verme / uygulama administrator = yönetici, idareci admiralty = 1) amirallik rütbesi ve pozisyonu; 2) deniz kuvvetleri komutanlığı, naval forces command admiration = takdir, beğeni admire = takdir etmek, beğenmek, hayran olmak, esteem, zıt anl.= look down (on / upon) admission = 1) kabul etme, acceptance, zıt anl.= denial; 2) (işe, üniversiteye vs.) girme / kabul edilme, entrance; 3) itiraf, confession admission to hospital = hastaneye kabul admit = itiraf etmek, kabul etmek, (gelmesine, girmesine vs.) izin vermek, accept, allow, zıt anl.= deny, reject admittedly = genel kabule göre, kuşkusuz, confessedly adolescence = ergenlik adolescent = ergen adopt = 1) benimsemek, accept, assume, zıt anl.= reject, turn down; 2) evlat edinmek adoptee = evlat edinilen çocuk adoption = 1) evlat edinme; 2) (fikir, ideoloji, vs.) edinme / benimseme, acceptance, zıt anl.= rejection adoptive = evlat edinilen, evlatlık olarak alınan adrenal system = böbreküstü bezlerinin oluşturduğu sistem Adriatic (isim) = Adriyatik Denizi (İtalya ile Balkan Yarımadası arasındaki deniz) Adriatic (sıfat) = Adriyatik Denizi’ne ait

www.bademci.com

6 - ÜDS Sözlüğü
adult = yetişkin adulthood = yetişkinlik, yetişkinlik dönemi advance = ilerlemek, gelişmek, progress, develop, zıt anl.= regress advanced = gelişmiş, ileri düzeyde advanced age = ilerlemiş yaş advanced scanning technology = ileri / gelişmiş tarama teknolojisi advantage = avantaj, üstünlük sağlayan şey, yarar, zıt anl.= disadvantage advantaged = ayrıcalıklı, imtiyazlı, privileged, favoured, zıt anl.= disadvantaged advantageous = avantajlı, yararlı, beneficial, zıt anl.= disadvantageous advent = geliş, başlama, arrival, beginning, zıt anl.= departure, end adventure = macera, serüven adventurer = maceracı, serüvenci adversary = düşman, enemy, foe, zıt anl.= friend, ally adverse = kötü, elverişsiz, zararlı, menfaatine aykırı, aleyhte, ters (yönlü), harmful, contrary, reverse, zıt anl.= beneficial, favourable adverse drug reactions = ilacın yan etkileri adverse effect = ters / olumsuz / yan etki adverse reaction = ters / olumsuz tepki adversely = kötü bir şekilde, elverişsiz şartlarda, aleyhte, negatively, zıt anl.= positively adversely affect = ters / kötü yönde etkilemek advert = reklam, advertisement, ad advertise = reklam vermek, reklam / (bir şey)’in reklamını yapmak advertisement = reklam, ilan, advert, ad advertising = reklamcılık, tanıtım advice = öğüt, tavsiye, nasihat, proposal advisable = akıllıca, makul, doğru, appropriate, sensible, zıt anl.= improper, unwise advise = öğüt vermek, tavsiyede bulunmak, counsel, suggest adviser = danışman, advisor, consultant advisory = tavsiye niteliğinde advisory body = danışma organı, yetkisi tavsiye vermek ile sınırlı kurum advocate (fiil) = savunmak, desteklemek, promote, support advocate (isim) = 1) avukat, sözcü, lawyer; 2) destekçi, savunucu, taraftar, supporter aerial = havada bulunan, havaya ait aerial photograph = hava fotoğrafı aerobic = serbest oksijen veya havaya bağımlı, oxidative, aerobiotic, zıt anl.= anaerobiotic aerobics = aerobik (oksijene olan ihtiyacı arttıran egzersiz biçimi) aeronautical = havacılıkla ilgili aerospace = uzay / havacılık affair = iş, mesele, business, matter affect = etkilemek, have an effect on, influence, involve affected = etkilenmiş affection = şefkat, sevgi, concern, love, zıt anl.= hatred affiliation = yakın ilişki, bağlılık, yakınlık affinity = yatkınlık, (bir şey)’in başka (bir şey)’e benzerliği affirm = doğrulamak, onaylamak, confirm, ratify, zıt anl.= deny affliction = ağrı, acı, hastalık, rahatsızlık, pain, suffering, distress affluence = bolluk, refah, zenginlik, richness affluent = zengin, refah içinde, rich, wealthy, prosperous, zıt anl.= poor, needy afford = (bir şey) yapmaya gücü / parası yetmek, (maliyetini) karşılayacak durumda olmak affordable = maliyeti karşılanabilir, satın almaya para yetirilebilir aficionado = birisini / bir şeyi beğeni ile takip eden, onun hakkında birikim sahibi kişi, hayran Afro-American = Afro-Amerikan (Afrika kökenli, siyahi Amerikalı) after a while = bir süre sonra aftermath = (örn. bir felaketin) sonrası against = (bir kişi / bir şey)’e karşı (I am against the sale of alcohol to minors. = Küçüklere alkol satışına karşıyım.) against (smo’s) will = (birisinin) arzusuna rağmen / arzusu hilafına age (fiil) = 1) yaşlanmak, grow old; 2) (şarap vs. için) yıllanmak age (isim) = 1) çağ, devir, period; 2) yaş age-linked = yaşa bağlı agency = acente, ajans, kurum, teşkilat agenda = gündem agent = 1) temsilci, aracı, acente; 2) etmen, faktör age-related = yaşa bağlı, yaşla ilgili ages past = geçmiş çağlar aggravate = 1) (zaten olumsuz bir durumu daha da) kötüleştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, deteriorate, worsen, zıt anl.= facilitate, alleviate, ease; 2) canını sıkmak, irritate, make worse

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 7
aggregate = agrega (çakıl vs. gibi dolgu maddesi) aggression = saldırganlık, hostility, zıt anl.= resistance, defence aggressive = iddialı, hırslı, saldırgan, assertive, offensive, hostile, zıt anl.= passive, peaceful aggressively = girişken / saldırgan bir şekilde, offensively, zıt anl.= passively agility = çeviklik, atiklik aging = 1) yaşlanma; 2) (şarap vs. için) yıllanma agree to = (bir şey yapma)’ya razı olmak, (bir şey yapma)’yı kabul etmek, zıt anl.= object to agree with = aynı fikri paylaşmak, katılmak, zıt anl.= disagree (with) agreeable = 1) hoş, tatlı, pleasant, delightful, zıt anl.= unpleasant; 2) kabul edilebilir agreement = anlaşma, sözleşme agricultural = tarımsal, tarım ile ilgili agriculture = tarım agronomist = tarım uzmanı ahead = gelecek, yaklaş(ıl)makta / gelmekte olan, ilerideki ahead of = (bir şey)’in önüne / önünde ahead of its time = zamanının çok ilerisinde, çağdaşlarından daha ileride, far beyond its time aid = katkı, destek, yardım, help, relief, support ailment = hastalık, rahatsızlık, sickness, illness, disorder aim (at) (fiil) = hedeflemek, amaçlamak, nişan almak, target (to) aim (isim) = hedef, amaç, goal, target air photography = hava fotoğrafçılığı air taxi = hava taksisi (ticari taksi gibi hizmet veren küçük uçak veya helikopter) airborne = havadan gelen, hava yoluyla taşınan, havada olan (örn. airborne bacteria) aircraft = (çoğul: aircraft) uçak, hava taşıtı airframe = bir uçağı ya da uzay aracını oluşturan mekanik aksam airliner = yolcu uçağı airline = havayolu şirketi airlines = havayolları airship = (zeplin vs. gibi) hava gemisi air-starved = havasız kalmış air-to-air refuelling = havada yakıt ikmali airway = hava yolu (solunum sisteminin, akciğere girişi sağlayan kanal şeklindeki kısımları; örn. burun delikleri, boğaz) akin to = (bir şey) ile ilgili, yakın, benzer, similar to alarming = ürkütücü, korkutucu, appalling, frightening alarmingly = endişe verici bir şekilde, shockingly, disturbingly albatross = albatros (geniş kanatları ve çok uzun süre havada kalabilmesi ile tanınan iri bir tür deniz kuşu) alcohol-related = alkol (alımı) ile bağlantılı alert (fiil) = uyarmak alert (isim) = uyanık, tetikte alertly = açıkgöz / uyanık bir şekilde, tetikte olarak alertness = uyanıklık, tetikte olma hali alfalfa = yoncaya benzeyen, çiçek açan bir bitki alga = (çoğul: algae) alg (su yosunu) algal = deniz / su yosununa ait algal ancestors = alg kökenli atalar Alhambra = Elhamra (13. yy‘da İspanya’daki Gırnata şehrinde Mağribiler tarafından yapılmış olan kale / saray) alien = 1) yabancı, unfamiliar, unknown, zıt anl.= familiar, known; 2) uzaylı, extraterrestrial alienate from = (arkadaşların)’dan, (iş)’ten vs. soğu(t)mak, uzaklaş(tır)mak, part (from), turn away (from), zıt anl.= unite, endear alienating = yabancılaştıran, (gerçeklerden) uzaklaştıran alienation = yabancılaşma alike = 1) benzer, similar, zıt anl.= different; 2) eşit / aynı şekilde; 3) hem. . . , hem. . . , similar, in the same way, both alkaline = alkali (bir alkali veya toprak alkali metalin oluşturduğu ve suda çözündüğünde pH değeri 7’den yüksek olan iyonik bileşik) alkaloid = alkaloid (nikotin ve morfin gibi, nitrojen içeren, genellikle katı halde bulunan ve farmakolojik etkileri olan bitkisel kökenli organik bileşikler grubu) all kinds of artistic activities = her çeşit sanatsal aktivite all manner of = her çeşit all things considered = her şey göz önüne alındığında all too often = çoğunlukla all walks of life = hayatın her alanı (her meslek, her sosyal grup vb.) all-cause mortality = (sebebine göre ayrım yapılmaksızın) bütün ölümler allegation = suçlama, itham, iddia alleged = iddia edilen allelopathy = bir bitkinin, ürettiği kimyasallarla diğer bir bitkinin gelişmesini engellemesi

www.bademci.com

nöron kaybına bağlı atrofi ve beyin karıncıklarında genişleme ile belirgin bunama) amass = toplamak. zıt anl. şaşırtıcı. biriktirmek amazing = insanı hayrete düşüren. add up to. zıt anl. zıt anl. bulanık. değişiklik. zıt anl. İttifak Devletleri (Bu kelime.= humble.bademci.= explicitly. ihtiras. yanı sıra. birleşme. renksiz ve kötü kokulu bir gaz) amnesia = hafıza kaybı. bir ses dalgası veya elektronik sinyal için) yükseltme / amplifikasyon amplitude = dalga yüksekliği amusing = eğlendirici.= forbid. partner. ayırma.= banal. 2) (bir şey) ile eşanlamlı olmak. zıt anl. prohibit allow for = (bir şey)’i dikkate almak / hesaba katmak / göz önünde tutmak. correction. elevation altogether = tamamen. hepten.= intensify. comfort. İngiltere ve bu ülkelerin yanında yer alan diğer ülkeleri ifade eder. yetki vermek. zıt anl. memory loss among other things = diğer etmenler / faktörler yanında amount = miktar. lucid ambiguously = belirsizce. kinaye. allocate allow = izin vermek. muğlak.ÜDS Sözlüğü allergic = alerjik. empower. dolaylı atıf / alıntı.) allocate = ayırmak. tek başına along with = (bir şey) ile birlikte. eager.= differ from. yoksullar evi. unambitious amendment = düzeltme. change.= contentment ambitious = (başarmak veya elde etmek için) tutkuyla dolu. height. alerji ile ilgili allergist = alerji uzmanı doktor alleviate = yatıştırmak. let. sağlamak. hinder. .com . dindirmek. together with alter = (özüne dokunmadan kısmen) değiş(tir)mek. İngilizce kaynaklarda genellikle 2.= enemy. dejenere olmuş ve nişastaya benzer protein) an awful lot = çok fazla anaemia = anemi (kansızlık) www. cooperator. change amicable = arkadaşça. (pay vs.= explicit. astonishing. vaguely. (farklı bir) seçenek. allowance allot = tahsis etmek. relieve. friend. startling. funny amyloid protein = amiloid protein (bir tür mumsu yapıya sahip. together with alongside = yanında. sum up to. surprising. AC alternative = diğer. havada alone = yalnız. completely. passion. quantity amount to = 1) (miktar olarak) karşılık gelmek. komik.8 . in turns alternating current = alternatif akım. modify alternate between = (iki durum) arasında gidip gelmek. rakım. imarethane aloft = yukarıda. all in all alveolar duct = hava keseciği / kanalı alveolar sac = hava keseciği alveolus = (çoğul: alveoli) hava keseciği Alzheimer’s disease = Alzheimer hastalığı (genellikle 40-50 yaşları arasında başlayan. ferahlatmak. fluctuate. zealous. yarı saydam. lucidly ambition = hırs. unclear. imkân vermek. anlamına gelmek. bütünüyle. indirect reference ally = müttefik. permit. aggravate alliance = ittifak. on the whole.= remain alternate with = (bir şey) ile dönüşümlü olarak meydana gelmek alternately = dönüşümlü olarak.) ayırmak. hafifletmek. mümkün kılmak. association. vague. apportion. dağıtmak. . altiplano altitude = yükseklik. enable. azaltmak. büyük. dull amber = kehribar ambiguous = belirsiz. foe almond = badem almshouse = darülaceze. alternatif. bol amplification = büyütme. indifferent. 2) çok. ease. muğlak bir şekilde. zıt anl. . ödenek. rahatlatmak. accord allied = müttefik Allies = (the Allies şeklinde kullanılır) Müttefikler. tahsis etmek. shift. (örn. Dünya Savaşı’nda ABD. take (smt) into account alloy = maden alaşımı all-time low = tüm zamanların en düşük seviyesi allusion = ima. zıt anl. zıt anl. option altiplane = buzul çağında oluşmuş yüksek yayla. dostça. unclearly. başka. irtifa. allotment. correspond to amphibian = amfibi (hem karada hem suda yaşayabilen) ample = 1) geniş. appropriate allocation = tahsis. zıt anl. friendly amino acid = amino asit (proteini oluşturan asitlerden her biri) ammonia = amonyak (kimyasal formülü NH3 olan.

irritate. sinir bozmak.ÜDS Sözlüğü .com . ummak.bademci. antik (genellikle Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden önceki dönemlere ait). sinir bozucu. -e karşı anti-aircraft missile battery = uçaksavar füze bataryası (savaş uçaklarına karşı karada veya savaş gemilerinde konuşlandırılmış füze fırlatıcısı) antibacterial compound = antibakteriyel bileşik antibiotic = antibiyotik antibody = antikor (kana dışarıdan giren yabancı maddelere karşı koyan protein) antibody-based therapy = antikora dayalı tedavi antibody-drugs = antikor ilaçlar (özellikle kanser tedavisinde kullanılan ve kanserli hücreler üzerindeki antijenlere bağlanıp sadece bunları yokeden ilaçların genel adı) anticipate = (olacakları) sezinlemek / tahmin edip ona göre davranmak. predict anti-collision = çarpışmayı önleyici anti-constitutional = anayasaya aykırı antidepressant drug = antidepresan ilaç (depresyon tedavisinde kullanılan ilaç) antidote = panzehir antigen = antijen (vücutta bağışıklık sisteminin harekete geçmesine yol açan toksin ya da enzim) antihistamine = antihistamin (alerji ilacı grubu) www. anonimlik anorexia = anoreksi. insan bilimci anthropometric survey = ırklara has özellikleri belirlemek amacıyla. insan bilimsel anthropologist = antropolojist. heyecanlanma sonucunda göğüste yaşanan ağrı) angle = açı Anglo-Saxon = Anglo-Sakson (özellikle 5-11. duyurmak announcement = duyuru. and so forth anger = kızdırmak. iştahsızlık anorexia nervosa = anoreksi nervoza (çok zayıf olmasına rağmen hastanın kendisini çok şişman görmesine ve yemek yememesine neden olan psikolojik bir rahatsızlık) antenna = 1) (çoğul: antennas) anten. çözümlemek ancestor = ata ancestral = atalar ile ilgili. açıklayıcı notlar koymak announce = ilan etmek. bother annoying = sıkıntı veren. bildiri annoy = can sıkmak. foresee. antique. olağan olmayan anonymity = kimliklerin belirsiz oluşu. similarity analyze = analiz etmek. yılda bir yapılan / yayınlanan. aşırı sigara. and so on. yy’lar arasında güney ve batı Britanya’ya hakim olan ve modern İngiliz ve Amerikalılar’ın bir kısmının kökeninin dayandığı halklara verilen genel ad) animal husbandry = hayvancılık annotate = dipnot koymak. yearly anomalous = anormal. atalara ait ancestry = atalar. make angry angina pectoris = angina pektoris (fiziksel egzersiz. yearly annual rate of growth = yıllık büyüme oranı annually = yılda bir. karşılık analogy = benzerlik. and the like and the like = ve benzerleri. süt ve diğer hayvansal ürünler aracılığı ile bulaşabilen ve sıklıkla ölüm ile sonuçlanan bir hastalık) anthropological = antropolojik. (başkasından) önce davranmak. archaic. insanlara da et. benzeşim.= aleyhinde. kök anchor-bolt = çelik dübelli cıvata (nesneleri sağlam bir şekilde betona tutturmaya yarayan cıvata / saplama) ancient = eski. insan niteliklerine sahip olduklarının düşünülmesi) anti. her yıl (düzenli olarak). antoloji (şiir veya hikaye gibi belli bir grup edebi eserin toplandığı kitap) anthrax = şarbon (genellikle büyük ve küçükbaş hayvanlarda görülen.= modern ancient world = antik dünya (genellikle Roma dönemi ve öncesinde Akdeniz havzası ve çevresindeki uygarlıkları içeren bir tanımlama) and so forth = ve benzerleri. 2) (çoğul: antennae) duyarga (kimi böcek ve eklembacaklıların başlarında bir çift halinde bulunan ve çevrelerini kimyasal olarak algılamalarına yarayan organ) anthology = seçki. iştah kaybı. disturbing. zıt anl. beklemek. and so on. insan vücudunun çeşitli kısımlarını karşılaştırmaya yönelik araştırma anthropomorphism = insan biçimcilik (insan olmayan varlıkların.9 anaemia of folate deficiency = folik asit eksikliği / yetersizliğine bağlı olarak gelişen anemi anaesthesia = anestezi (cerrahi müdahele için anestetik madde vererek kişide ağrı ve acı hissini ortadan kaldırma) anaesthetic = anestetik madde (uyuşturucu) analgesic = analjezik (ağrı kesici ilaç) analogue = benzer. exasperating annual = yıllık. rahatsız etmek. sinirlendirmek.

be grateful for appreciation = 1) takdir. unsuitably www. cazibe. görünürdeki. zıt anl. feature. aşikâr. take account of. aparat.= repulsive appear = 1) ortaya çıkmak. korku. evident. tutuklamak. capture. göze çarpan. hala. anyway? = Hem sen ne zamandır Broadway tiyatrosu ile bu derece ilgileniyorsun ki?) anywhere else = başka hiçbir yer(de) apart from = (bir şey)’den başka. zıt anl. release apprehension = 1) anlayış. asphyxia apparatus = (çoğul: apparatus ya da apparatuses) düzen. (bir şey)’in haricinde. zaten . .= misunderstanding. proper. any longer anyway = hem . exercise. equipment apparent = açık. Venus apiece = parça başına apnoea = apne (uyku vs. attraction. modern kimyanın kurucusu olarak kabul edilen Fransız araştırmacı anxiety = endişe. practice. tatbik etmek. yerinde olarak. .10 . yerinde. aygıt. (birisi)’nin hoşuna gitmek.) any more = artık (değil). tavır. worry apprentice (fiil) = (birisinin yanına) çırak olarak vermek apprentice (isim) = çırak. endişeli.= modern ages anti-shrink = (kumaşlarda) çekme önleyici Antoine Lavoisier = 1743-1794 yılları arasında yaşamış. practice. anyhow.= concern. gereç applicable = uygulanabilir application = 1) uygulama. zıt anl. zıt anl. tatbikat. zıt anl.= inappropriately. cihaz. . dismiss appointment = randevu appraisal = değerlendirme. listlessness.= discharge. near. ki. görünüm. properly.= obscure.= tranquillity anxiety disorder = anksiyete bozukluğu (endişe. kuruntu. understanding. minnettarlık. tedirgin. attitude. korku ve kuruntunun yarattığı gerilimle beliren huzursuzluk hali ve iç sıkıntısının sebep olduğu rahatsızlık) anxious = kaygılı. reach. 2) tahsis etmek. zıt anl. assign. charm. 2) (gibi) görünmek. aksesuar appetite = iştah appliance = alet. kendine mal etmek. emergence appendage = eklenti. except for apathetic = apatik. (How long have you been so interested in Broadway theatre. 2) başvurmak apply (cold / warm) compress = (yara vs. hidden apparently = belli ki. zıt anl. el koymak. zıt anl. ki. seem. zıt anl. applied physiology = uygulamalı fizyoloji) apply = 1) uygulamak. duygularını göstermeyen. 2) ortaya çıkma. application appealing = çekici. yine de. attract. evaluation appreciably = fark edilir derecede. evidently. stance appropriate (fiil) = 1) almak. visible. fear. zıt anl. emerge.) üzerine (soğuk / sıcak) kompres uygulamak apply to = (bir şey)’i içermek / kapsamak / ilgilendirmek appoint = atamak. görevlendirmek.com .= disappear.= inappropriate. takdir etmek. assessment. worry. worried.= repel appeal (isim) = 1) çekicilik. esnasında nefes alma işlevinin geçici olarak durması). obviously appeal to (fiil) = (birisi)’ne çekici gelmek. tepki vermeyen. kaygı. belli. charm. disinterest. yanaşmak. any more. . . request. yaklaşım. image. system. arise. zıt anl. tasa. uneasy any longer = artık. yoksulluğu ortadan kaldırma amaçlı antiquity = antik çağlar (Avrupa’da Orta Çağ öncesi dönem). 2) başvuru. 2) endişe. 2) başvuru applied = uygulamalı (örn. fiyat biçme. suitable. grasp. zıt anl. implement. other than. obvious.= negligibly appreciate = değerini anlamak. look appearance = 1) görünüş. 2) düşünmeye / üzerinde durmaya / ilgilenmeye / uğraşmaya başlamak approach (isim) = tutum. zıt anl. ayırmak appropriate (sıfat) = uygun. be fully aware of. (He doesn’t come here any longer. admiration. huzursuzluk hali. considerably. vanish. belirmek.= discharge. = O artık buraya gelmiyor. utilize. seize. involvement Aphrodisias = Afrodisias (Aydın ili’nin Geyre Köyünde bulunan bir antik kent) Aphrodite = Afrodit (Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tarıçası). . fade. kayıtsızlık. arrest.bademci. indifferent apathy = ilgisizlik. stajyer approach (fiil) = 1) yaklaşmak. iç sıkıntısı. . kavrayış.ÜDS Sözlüğü anti-missile defence = güdümlü füzeye karşı savunma anti-poverty = yoksulluk karşıtı. 2) değer artışı apprehend = yakalamak. görünüşe göre. unsuitable appropriately = uygun bir şekilde. attractive. suitably. uneasiness.

2) Nuh’un Gemisi armament = 1) teçhizat. kesmek. 2) kavga etmek. roughly arousal = uyarma.= naturally artificially sweetened = suni olarak tatlandırılmış www. (bir şey) için hazırlık / plan yapmak. yaklaşık.) savunmak.= real. arkeoloji ile ilgili archaeological context = arkeolojik olarak araştırılmakta olan yer / eser archaeologist = arkeolog (insanı ve insanlık tarihini. stirring. activation. anlaşma. iddia. appear. debate argue that = (bir fikir / bir görüş)’ü savunmak. artifact artery = atardamar (kanı. kalpten vücudun diğer kısımlarına taşıyan damar) article = gazete / dergi makalesi. debate. dizilim. debate. müzakere etmek. approximately. paper article of diet = yiyecek maddesi articulate = açıkça beyan etmek.11 appropriateness = uygunluk approval = onay. suni. express artifact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). seize arrival = geliş.= departure arrogant = 1) kibirli. activate. organise arrange for = (bir şey)’i ayarlamak. 3) çekişme. gururlu. suda yaşayan aquatic rodent = suda yaşayan kemirgen aqueduct = su kemeri Arawak Indians = Aravak Yerlileri (Karayipler bölgesi yerli halklarından biri) arbitrary = keyfi. organise for arrangement = düzenleme. sahte. (She is arguably the best actress. 3) (bir fikri vs. paleoethnobotany archaeological = arkeolojik. 2) tartışma.ÜDS Sözlüğü . ifade etmek. 2) silahlanma armed with = (bir şey) ile donanmış armistice = ateşkes. genuine artificial fingernail remover = yapay tırnak uçlarını çıkarmaya yarayan madde artificial liver = suni / yapay karaciğer artificially = yapay / suni olarak. stop. aşağı yukarı. random. controversy arid = kurak. yerleştirmek. come up.= dampen. man-made. Kuzey Kutbu ile ilgili Arctic Circle = Kuzey Kutup Dairesi (66° 33' 39¨ enleminde bulunup Kuzey Kutbu’nu çevreleyen ve 21 Aralık günü hiç güneş görmeyen en güneydeki paralel dairesi) arduous = güç. dolayında. pacify arrange = düzenlemek. reject approximately = yaklaşık olarak. kıvrım arch bridge = kemerli köprü archaeobotany = arkeobotanik (paleoetnobotanik bilimine verilen başka bir isim). deny. objective arboriculture = ağaç ve fidan yetiştirme arch = kemer. emerge. çekişmek. roughly aquatic = suyla ilgili.= reasonable. canlandırılma. zıt anl. harekete geçirmek. silah. (tartışma vs. come forth. democratic. = O muhtemelen en iyi aktristir. discuss. ratify. aksini kanıtlamak argue over = (bir konu) üzerinde tartışmak. içinde çok ada bulunan deniz architectural = mimari. setup.bademci. zıt anl. yazı. baş göstermek. assertion. stimulate. provoke. mimarlık ile ilgili architecture = mimari Arctic (isim) = Kuzey Kutup bölgesi Arctic (sıfat) = Kuzey Kutbu’na ait. zıt anl. harekete geçirme. agreement. atışmak. yerleştir(il)me. geride bırakılan eserlere dayanarak inceleyen bilim insanı) archipelago = takımada. order arrest = 1) durdurmak. 2) tutuklamak. zıt anl. system. consent approve of = (bir şey)’i onaylamak. cease-fire armoured car = zırhlı otomobil armpit = koltuk altı arms race = silahlanma yarışı around = civarında. artefact artificial = yapay.= pacification arouse = canlandırmak.= disappear. 2) küstah art = sanat artefact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). uyanış. fade Ark = 1) Musa Peygamber’in on emrinin bulunduğu levhaların taşındığı sandık. gelişigüzel. despotça.) yaratmak.= disapprove of. (bir şey)’i iddia etmek argument = 1) sav. çetin. kıraç arise from / out of = (bir şey)’den meydana gelmek / ortaya çıkmak. uyandırmak.com . yay. zıt anl.) argue = 1) tartışmak. plan. stir. münakaşa etmek. zıt anl. (belli bir) görüşte olmak argue away = tartışarak çürütmek. zıt anl. imitation. yorucu area of contact = temas noktası arguably = (tartışmaya açık olmakla birlikte) muhtemelen. zıt anl.

parçaları bir araya getirerek oluşturmak. evaluation. . allot. sanki … miş / . istek aspire to = (bir şey)’i şiddetle istemek. seek. konusunda. . zıt anl. 2) monte etmek. feature. yokuş ascertain = (araştırarak) tespit etmek. değer biçme. . olduğunda. ayırmak. tırmanış. consequently as a matter of fact = aslında. de / da. . is concerned as far as character goes = karakter söz konusu olursa as for = (bir şey)’e gelince. topla(n)ma assemble = 1) topla(n)mak. view. as always.12 . ve. portion. güç ascent = çıkış. . kadar / gibi kısa (bir zaman). 2) (hem) … hem de …. (His wage is as little as 300 YTL a month. evaluate. iddia. meziyet. kuvvetle arzu etmek. aslına bakılırsa. in contrast to as regards = (bir şey)’e gelince. . attack assemblage = bir araya getirilmiş / gelmiş kişiler veya nesneler bütünü. . (bir şey) ile ilgili olarak as if = güya. 2) açıklama. . 2) kendi içinde. designate assimilation = asimilasyon. 2) ileri sürmek. appraise assessment = değerlendirme. declaration assertive = iddiacı. side aspiration = arzu. kadar / gibi küçük (bir miktar). (onu) da. . henüz. gather. . . iddia etmek.= dismantle. desire assassinate = suikast yapmak assassination = suikast assault (fiil) = saldırmak. 3) hem de . konusunda. so long as as opposed to = (bir şey)’den farklı olarak. consequently as a rule = kural olarak as a whole = bir bütün olarak as compared with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında as directed = talimata uygun şekilde. disassemble assembler = montör.) as far as . şimdiye kadar. yükseliş. o şekilde. hesaplamak. insist. considering as soon as = –er … –mez (bir şeyi yapar yapmaz) as soon as possible = mümkün olduğu kadar çabuk. . görünüş. değer biçmek. . yı ilgilendirdiği kadarıyla. as though as is the case with = … daki gibi.) güçlü bir şekilde savunmak / kabul ettirmeye çalışmak. = O sadece bir çocuk ve ona bir çocuk gibi / o şekilde davranılmalı. so far. bakım. kıyıya aspect = açı. attack assault (isim) = saldırı. allocate. = Onun maaşı 300 YTL gibi küçük bir miktar. . in itself. is concerned = söz konusu .bademci. yasal açıdan bakılırsa as a result = sonuç olarak. ASAP as such = 1) bu sıfatla. sindirim. olduğunda. relating to as well as = 1) (bir şey)’e ek olarak. sonuçta. as far as . in addition to. 2) atamak. judgement asset = kazanç. saptamak. fayda getirecek şey. . . verify ascribe to = (bir şey)’e atfetmek. and also as with any country = her ülkede olduğu gibi as yet = daha. yön. . . tayin etmek. diligently assign = 1) (görev) vermek. about. (He is only a child and must be treated as such. actually. . kongre assert = 1) (hakkını vs. facet. müddetçe. therefore. affirmation. to tell the truth as a matter of legal doctrine = yasalar bakımından.ÜDS Sözlüğü artistic term = sanat terimi as a consequence = sonuç olarak. put forward assertion = 1) savunma. goes as far as … goes = söz konusu . = Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar (uzaklara) seyahat ettim. kurmak. . takyapçı assembly = montaj assembly = toplantı. . (agresiflik derecesinde) kendinden emin assess = değerlendirmek.) as the semester wears on = sömestr ilerledikçe as to = (bir şey)’e gelince. belirlemek. tahsis etmek. . karışım. attribute to ash = kül. press.com . cinder ashore = karaya. .) as long as = sürece. mış gibi. . as usual as far as = … kadar uzaklar(d)a. bildiri. until now ascendancy = üstünlük. . yı ilgilendirdiği kadarıyla. (I travelled as far as the Arctic Circle. . plus assiduously = dikkatli ve sürekli çalışarak. . özümle(n)me (bağırsaktan emilen maddelerin organizmanın yapısına girmesi) www. . perspective. . declare. meclis. ensure. (bir şey)’e uygun olarak. . . determine. … ile ilgili durumda olduğu gibi as is true of others = başkalarında olduğu gibi as little as = . tarif edildiği gibi as ever = her zamanki gibi. . in that capacity. install. as far as . appoint.

birlik. hayret verici. kalbinde at the rate of = hızında at the request of their governments = hükümetlerinin talebi üzerine at the same rate = aynı oranda / hızda at the time = o zamanlar. hemen. körelme attach = tutturmak.= defend www. ordinary astronomer = astronom (yıldızları. under the most favourable conditions. 2) (askeri) ’Rahat’ komutu at fault = suçlu. 3) aynı anda. give importance attach much importance to = (bir şey)‘e büyük önem vermek attached to = (bir şey)’e bağlı attachment protein = tutunma proteini (virüsün yüzeyinde bulunan ve hücrelere tutunmasını sağlayan protein) attack (fiil) = saldırmak. 2) şimdi. farz etme. bağlı kuruluş associate with = (bir şey / olay) ile ilgisi olmak. kabul etmek. en iyi şartlarda. sporcu atomic symbol = element simgesi (kimyasal elementleri temsil etmekte kullanılan bir veya iki harfli kısaltma) atrophy (fiil) = atrofiye / dumura uğra(t)mak. 3) benimsemek. at first sight at first sight = ilk bakışta at great expense = büyük harcamalar yapılarak at great risk = büyük risk altında at intervals = aralıklarla at large = genelinde. zamanın herhangi bir noktasında at bargain prices = kelepir fiyatlara / fiyatlardan at best = en iyi durumda. right away. back then at the turn of = (bir şey)’in sonu ile takip edenin başı arasında. supposition assurance = endişeleri giderme amaçlı söz veya eylem. en sonunda at most = en fazla. güvence assure = temin etmek. related to association = 1) ilişki. astoundingly. occasionally at will = istendiğinde. sanı. diversity.= at worst at ease = 1) rahat. decay. relation. kurum. hayrete düşürmek. odak noktasında.com . istenilen zamanda. suppose. believe. help in associate = iş ortağı.= at most at least to a certain extent = en azından belli bir dereceye / düzeye kadar at little expense = az bir maliyetle at long last = nihayet. variety. presently. farklılık. huzurlu. körel(t)mek. istendiği gibi. as / when one wishes Athens = Atina (Yunanistan’ın başkenti) athlete = atlet. (at the turn of the century = yüzyılın başında / sonunda) at this rate = bu hızla at times = zaman zaman. disintegrate. guarantee asteroid = asteroid. at any rate. zıt anl. assault. zıt anl. maksimum. in the wrong. at one time at present = 1) hali hazırda. zıt anl.= develop. 2) (iş. society assortment = çeşitlilik. dumur. presume assumption = varsayım. zıt anl. in general at least = en azından. grow atrophy (isim) = atrofi. whatsoever at all costs = ne pahasına olursa olsun at almost no cost = neredeyse bedelsiz / masrafsız olarak at any point in time = herhangi bir zamanda. zıt anl. 2) derhal. maximum at once = 1) tek seferde. gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim insanı) astronomical matters = astronomi ile ilgili konular at all = hiç mi hiç. now at smo’s disposal = birisinin emrinde / kullanımında / elinde (olma durumu) at some point = bir noktada at the expense of = (bir şey) pahasına at the heart = merkezinde. amazingly. zıt anl.= uniformity assume = 1) farz etmek. bağlantısı olmak associated with = (bir şey) ile ilgili / alakalı / lişkili. güvence vermek. surprisingly astounding = şoke eden. immediately. uzayda dolanan büyük göktaşları asthma = astım asthma attack = astım krizi astonish = şaşırtmak.bademci. at this time. takmak.= normal. guilty. varsaymak. çoğu. 2) dernek. certify. iliştirmek attach importance = (bir şey)’e önem vermek. kabahatli. at a time.) üstlenmek. dönüm noktasında.= innocent at first glance = ilk bakışta. undertake. şu an için.ÜDS Sözlüğü . çoğunluğu. surprising. breathtaking. currently. hiçbir surette / şekilde. bir defada.13 assist in = (birine bir şey)’de yardım etmek / yardımcı olmak. görev vs. astound astonishingly = şaşırtıcı / hayrete düşürücü bir şekilde. zıt anl.

atak. (The objectives put forward by the leading party do not seem to be attainable. aspect. izleyiciler. edinilebilirlik. etkilemek. wake up. supplementary available = bulunabilir. genuine author = yazar authoritarian = otoriter authority = otorite. evitable. listener. appeal to attract attention = dikkat çekmek attract notice = dikkat çekmek attract scientific criticism = bilimsel çevrelerin eleştirisine hedef olmak attract scientific scrutiny = bilimsel araştırmaların ilgi odağı olmak attraction = 1) cazibe. 2) (bir tür) mali müşavir. achieve. ağırbaşlı. usable availability = hazır bulunma.= repulsive attribute = vasıf.ÜDS Sözlüğü attack (isim) = 1) saldırı. (okula.com . adjust. yetkili. associate with. 2) atraksiyon. spora vs. zıt anl. çoğaltmak. önlenebilir. zıt anl. ready. fulfil. huzurevi vs.) devam etme. kriz attain = (bir hedef vs. element. bulunabilirlik. çekim gücü. increase. elden çıkartmak audience = dinleyiciler.= inevitable.) devam etmek attendance = (okula. gözlemek. amplify austere = 1) ciddi. teşebbüs etmek. öncü average to = ortalama olarak (bir miktar)’a karşılık gelmek average life-span = ortalama ömür avian flu = kuş gribi avian influenza = kuş gribi / vebası aviation = havacılık aviator = havacı avionics = uçuş elektroniği avoid = (bir şey)’den kaçınmak / sakınmak / kurtulmak. hazır bulunmak. zıt anl. permit. escape. girişim. stay away. zıt anl. 3) misafir öğrenci auditory = işitme ile ilgili.) attempt (fiil) = girişimde bulunmak. ilgi attentiveness = azami dikkat. (piyasada) bulunan. staying away. hazır bulunanlar audio player = CD / kaset / müzik çalar audiometry = odyometri (işitme gücünün ölçülmesi) auditor = 1) dinleyici. aşırı çekingenlik ve kişisel ilişkiler kurmada güçlükle belirgin içine kapanma hali) autistic = otistik (otizm rahatsızlığı olan) autoimmune response = otoimmün tepki (bağışıklık sisteminin bir virüs vs. yaklaşım.= unavailability avalanche = çığ avalanche proper = asıl / gerçek çığ avant-garde = avangard.bademci. effort. ’i tanıması ve ona karşı antikor üretmesi) autonomy = özerklik. feature attribute to = 1) (bir neden)’e bağlamak. zıt anl. accord auction off = açık arttırma ile satmak. (alıma / kullanıma) hazır. zıt anl. atfetmek.= put / go to sleep www. nitelik. teşebbüs. arouse.= fail attainable = erişilebilir.14 . ulaşılabilir. appealing. gerçek. expect awaken = uyan(dır)mak.= neglect attitude = tutum. görevli attention = dikkat. = İktidar partisi tarafından öngörülen hedefler pek ulaşılabilir görünmüyor. stance attitude researcher = davranış araştırmacısı. çetin authentic = otantik. hazır bulunma attendant = (akıl hastanesi. yetki vermek.= contact. try attempt (isim) = deneme. elde etmek. için) bakıcı. escape. güzel. yormak. spora vs. face. eğlence programı attractive = çekici.)’ye ulaşmak. confrontation avoidant = (karakter için) çekinik await = beklemek. trial attend = katılmak. approach. accessible. davranış bilimci attract = (ilgisini) çekmek.= contact. empower autism = otizm (kişinin ileri derecede içe kapanık oluşu. devamlılık. kursa. sıfat. ulaşılabilir. 2) nöbet. kazanmak. yardımcı. yetkili merci authorize = izin vermek. otonomi (kendi kendini idare etme) auxiliary = yedek. işitsel auditory system = işitme sistemi augment = arttırmak. cezbetmek. ascribe to attune to = (bir şey)’e uydurmak. 2) (bir şey)’e mal etmek. grow. zor. zıt anl. care. kursa. confront avoidable = kaçınılabilir. attainable. connect to. tavır. zıt anl. erişilebilirlik. unavoidable avoidance = (bir şey)’den kaçınma / sakınma / kurtulma. thoughtfulness. alıştırmak. hakiki. avertable. 2) sert.

alert. güneşlik axiom = aksiyom (kabul edilmiş gerçek) axis = (çoğul: axes) aks.ÜDS Sözlüğü .= unaware of aware = bilinçli. terrible. nice awful long time = (dilimizdeki informel karşılığı ile) felaket uzun zaman.com . farkında. perception. conscious. zıt anl.= beautiful. zıt anl.bademci. horrible. çok uzun bir zaman awning = tente. zıt anl. recognition. eksen www.= unconscious awareness = farkında olma.15 aware of = (bir şey)’in farkında. korkunç. zıt anl.= unawareness awful = berbat.

kum gibi ağırlık) ballast water = safra suyu (gemilerin yüklü değilken denge sağlamak amacı ile ambarlarına doldurdukları su) ballooning = artmak. çok az. arka çıkmak. zümre. support back (isim) = sırt back and forth = ileri geri back out = caymak. mere barely = zar zor.= allow. (The sun is simply a huge ball of fire. geri kalmışlık. yığın banker = banker. hardly. sözünden dönmek back up = desteklemek.= enough. underdevelopment bacterial pharyngitis = (bakterilerin oluşturduğu ya da onlarla ilgili) farenjit. bariyer. support backpack = sırt çantası backward = 1) arkaya doğru. arka plan backing = destek(leme). reinforce. zeplin gibi taşıtların denge sağlamak amacı ile taşıdıkları su. çıplak. (In his time. = Yolculuk ettiğimiz trende sigara yasağı yoktu. kenarı. İskandinavya ile Danimarka arasında kalan deniz) ban = yasaklamak. bakteriyel farenjit (yutak iltihabı) bacterium = (çoğul: bacteria) bakteri bag-snatching = kapkaç. kaslı ve su toplamaya meyilli bölge ballast = safra (gemilerin ve balon. kümelenmek bank (isim) = 1) nehir / ırmak / hendek / göl kıyısı. = Güneş. fireball ball of light = ışık topu ball of the foot = ayak parmaklarının ayakla birleştiği. (There was no ban on smoking on the train we travelled in. permit. zıt anl. D. yükselmek.) band = takım. zıt anl. support with. arka tarafa doğru. (müzik için) grup Bangladesh = Bangladeş (Güney Asya’da bir ülke) bank (fiil) = yığılmak. sufficiently barometer = barometre (ortam basıncını ölçmeye yarayan alet) barrel = (petrol için) varil (yaklaşık 159 litre) barren = kıraç. verimsiz. before Christ.B B BB B vitamin folate = folik asit (bir tür B vitamini) B. reinforce with backer = savunan. infertile barricade = barikat barrier = engel. arka çıkmak. takas www. bankacı banks of the Nile = Nil’in kıyıları bar = çubuk bare = yalın. = Kendi zamanında Darwin’in teorilerini destekleyecek pek kimse yoktu. support.= A.bademci. bar.) back up with = (bir şey) ile desteklemek. (fiyat vs. prohibit. için) patlamak ballot = 1) oy verme işlemi. başındaki tüylerin beyaz olması sebebiyle “kel” adını almış olan iri bir kartal türü) B ball bearing = bilyeli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal küreler / bilyeler bulunan rulman) ball of fire = ateş topu. güçlükle.). 2) oy pusulası Baltic = Baltık Denizi (Kuzey Avrupa’da. 2) küme. basit. çantayı alıp kaçma bail out (of) = (acil durumda bir aracı) terk etme bake = (hamur işleri için) fırında pişirmek balance = denge balancing (isim) = dengeleme balancing (sıfat) = dengeleyici bald eagle = kel kartal (ABD ve Kanada’da bulunan. there was hardly anyone to back up Darwin’s theories. . basitçe dev bir ateş topudur. 2) zeka geriliği olan backwardness = gerilik. zıt anl. destekleyen background = geçmiş. balık ile beslenen. forbid. = Milattan / İsa’dan önce. obstruction barter = değiş tokuş. C.com . anno Domini baby boom = bebek patlaması (aşırı miktarda doğum) baby sticker = küçük çıkartma / etiket Babylon = Babil (antik Mezopotomya’nın en önemli kentlerinden birisi ve Babil Krallığı’nın başkenti) back (fiil) = desteklemek.

17 basal = temel. (bir şey)’e dahil olmak. (bir şey)’in aleyhinde bir eğilime sahip olmak. be built on.bademci. savaş / muharebe alanı bauxite = alüminyum cevheri. (We are all entitled to equal protection under the law. 2) suya / sıvıya batırmak. be affiliated / connected with be at a standstill = durmuş olmak be at fault = kusurlu / hatalı olmak. be conscious of. be associated / affiliated with be conscious of = (bir şey)’in farkında olmak. be (in the) wrong be aware of = (bir şey)’in farkında olmak. consist of be concerned about = (bir şey) hakkında kaygılanmak / endişe duymak be concerned with = (bir şey) ile ilgili olmak. criticize be delighted with = (bir şey)’e çok sevinmek be deprived of = (bir şey)’den mahrum olmak. “santimetre” ise metreden türetilmiş bir birimdir.com . tend to. fight. mücadele etmek. soak baton = değnek batter = hırpalamak. ana ilke Basle = Basel (İsviçre’de bir kent) bat = yarasa bathe = 1) yıkamak. devote oneself to be composed of = (bir şey)’den oluşmak.) üs base number = taban sayısı (bir sayma sisteminin dayalı olduğu sayı) base on = (bir şey)’e dayandırmak. beat battering = hırpalama battery-powered = pille çalışan battle (against / with) (fiil) = ile / karşı savaşmak. (bir şey)’in üzerine kurmak base unit = temel birim (Örneğin. (bir şey)’i eleştirmek. inanmak be critical of = (bir şey)’e karşı eleştirel olmak. be certain / sure to be bound to end = sona ermesi kesin olmak. deal with be connected with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. (bir şey)’den ibaret olmak. (bir şey)’e karşı durmaya yatkın olmak be bothered with = (bir şey)’den ötürü rahatsız edilmek / rahatsızlık duymak be bound to = (bir şey yapması) kesin / kaçınılmaz olmak. = Yasalar altında hepimizin eşit korunma hakkı vardır. bazal basal cell = bazal hücre (bir doku içerisinde en alt tabakada bulunan hücrelerden her biri) basal cell carcinoma = epidermisin alt tabakasını etkileyen. dövmek. lack be disposed to = (bir şey yapma) eğiliminde olmak. muharebe. taban. bir kuruluş için) (bir yer)’de üslenmiş olmak. merkezinin (bir yer)’de bulunması be based on / upon = (bir şey)’e dayanmak. be about. war.) be equipped with = (ekipman vs.) baseball = beyzbol (atılan topa sopa ile vurularak oynanan. be aware of be convinced of = (bir şey)’e ikna olmak. küçük körfez be affiliated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. comprise. realise be based in = (örn. nispeten zararsız bir cilt kanseri türü base = (askeri.ÜDS Sözlüğü . wash. donatılmış www. sona ermek zorunda olmak be bound up with = (bir şey) ile çok yakın ilişkisi / bağlantısı olmak be committed to = (bir şey)’e kendini adamak. be eligible for. depend on be better known = daha iyi tanınmak be better known as a scientist = daha çok bir bilim insanı olarak tanınmak be biased against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. (bir şey)’i konu etmek. mücadele. deserve be empty of (smt) = (bir şey)’den yoksun olmak / kalmak be engaged in = (bir şey)’in içinde yer almak. bilimsel vs.) ile donanmış. be involved in be entitled to = hakkı olmak. boksit bay = koy. be inclined to be due = hak etmek. “metre” temel bir birim. fight (against / with) battle (isim) = meydan savaşı. be associated / connected with be alarmed by = (bir şey)’den ötürü korkuya / dehşete düşmek be all there is left = kalan tek şey olmak be anxious to do smt = bir şeyi yapmayı çok istemek be associated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi / bağlantısı olmak. (krater için) iç kısım basis = temel. endeavour battlefield = er meydanı. fundamental basin = havza. yetkisi olmak. özellikle ABD’de çok popüler olan bir takım oyunu) basic = temel. genellikle güneş ışınlarına aşırı derecede maruz kalınmasından kaynaklanan.

be ready. hakkında haber çıkmak be given to = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak. be in connection with be likely to = . support. tend to be likened to = benzetilmek be limited to = (bir yer veya bir şey)’e sınırlandırılmış olmak be linked with / to = (bir konu vs. (bir yer)’de barındırılmak be in company of others = başkalarıyla birlikte olmak be in demand = (bir mal vs. uçma izni olmamak. be called be related to = (bir şey) ile ilgili olmak be remembered for = (genellikle bir özelliğinden) ötürü hatırlanmak be required to = (bir şey yapmak) zorunda olmak be responsible for = (bir şey)’den / (bir iş)’ten sorumlu olmak. bitmek. be happy with be prejudiced against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. zıt anl. participate (in). bulunmak.bademci. -ması muhtemel olmak.ÜDS Sözlüğü be expected = beklenmek. (bir şey)’e karışmak / katılmak. zıt anl. be important.= be absent be prey to = (bir şey)’e yenik düşmek. aranmak. istenmek be in existence = meydanda olmak. favour. 2) (bir şey) ile uğraşmak / görevli olmak be involved with = (bir şey) ile bağlantı / ilgi / ilişki içerisinde olmak. olarak anılmak. lider / önde olmak be in the making = yapım / kurulum / üretim aşamasında olmak be indexed to = (bir şey)’e endekslenmiş olmak be indicative of = (bir şey)’in göstergesi / habercisi olmak. önceden kestirilmiş olmak.= be of importance be of the opinion (that) = … düşüncesinde / inancında olmak be on the horizon = ufukta belirmek be on the improve = düzelmekte olmak.= begin be pleased with = (bir şey)’den memnun / hoşnut olmak. be wrapped up in be for = desteklemek. . zıt anl. 2) temeli sağlam olmak. zıt anl. be disposed to. huy edinmek be grounded = 1) yere konmak. lehinde olmak.) ile bağlantılı / bağlantısı olmak be made into = (bir şey)’e dönüştürülmek be made up of = (bir madde vs. be limited to www. be composed of be marked by = (bir şey) ile belirginleşmek be mistaken = yanılmak. exist. be biased (against) be prepared for = (bir şey) için / (bir şey)’e karşı hazırlıklı olmak.)’nin içinde olmak. be wrong be no better = daha iyi olmamak be not necessarily concerned with = her zaman / her durumda (bir şey) ile ilgili / alakalı olmamak.= be unforeseen / unpredicted be expected to do smt = bir şey yapması beklenmek be exposed to = (bir şey)’e maruz kalmak be fascinated by / with = (bir şey)’e kendini kaptırmak. çalıştırılmak be quick to do smt = bir şey yapmakta çabuk davranmak / hızlı olmak be reduced to = (kötü) duruma düşmek.)’den yapılmak / oluşmak. harbour be housed in = (bir yer)’e yerleştirilmek. zıt anl. (bir şey)’in anavatanı olmak. (bir şey)’in kurbanı olmak be put to work = işbaşı yaptırılmak. için) talep olmak. . zıt anl.com . be foreseen / predicted. . (bir şey)’i elinde bulundurmak. be famous / well-known for be of importance = önem taşımak. . be of significance be of interest = ilginç / ilgi çekici olmak. . be a sign of be involved in = 1) (bir iş / yarış vs. be insignificant. end. (bir şey) ile yetinmek zorunda kalmak be referred to as = . donanımlı olmak be home to = (bir şey)’e ev sahipliği yapmak. .= be unprepared for be present = var olmak. in charge (of) be restricted to = (bir şey) ile kısıtlı / sınırlı olmak. (bir iş / yarış vs. önemli olmak. . ilerleme içinde olmak. eğiliminde olmak. her durumda (bir şey) ile ilgilenmemek be not without cost = bedelsiz olmamak.= be against be given publicity = yazılı ve görsel basında yer almak. be interesting be of no importance = önemsiz olmak.)’de yer almak. zıt anl.18 .= deteriorate be on the rise = yükselişe geçmek. yükselişte olmak be over = sona ermek. bir bedeli bulunmak be noted for = (bir şey) ile ünlü / tanınmış olmak. have be in power = iktidarda olmak be in the grip of = (bir şey)’in yönetiminde / denetiminde / kontrolünde olmak be in the habit of = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak be in the lead = başta gitmek. var olmak be in possession of = (bir şey)’e sahip olmak.

2) kiriş. şaşırmak be subject to = (yasa. zıt anl.)’ye tabi olmak. (kahve vs.). taşımak.bademci.19 be rumoured = söylentisi dolaşmak. 4) (sorumluluk vs. başaramamak.) be situated = (bir yer)’de bulunmak.) bedside manner = doktorun yatan hastaya yaklaşımı / tutumu bed-wetting = altını ıslatma behaviour = davranış behavioural = davranışçı. = Cephedeki askerler düşman saldırısını göğüslemek zorunda kaldılar. be dependent on be washed away = su ile götürülmek.) bear out = 1) desteklemek. zıt anl. = Bu köpek ırkının soyu yaklaşık 300 yıl önce tükendi. 2) yön beat (fiil) = 1) dövmek. lack. should be suspected of = hakkında (bir suç vs.)’ye dalmış olmak bead = boncuk beak = gaga. put up with. support.= be able to. azalmış bulunmak. (bir şeyin) arkasından meydana gelecek olmak be unable to = yapamamak. ilinti. elinden gelmemek. experience be suited to = (bir şey)’e uygun olmak be supplied with = (bir şey) ile donatılmış / teçhiz edilmiş. başka bir şeyle) ilgisi olmamak. = Çalışmalarımı bitirdim.) be to = olacak olmak. undergo. carry. 2) alt etmek. be determined be settled = (bir yer)’e yerleşmiş olmak be several years into smt = bir konuda büyük mesafe kat etmek / yılların birikimine sahip olmak be short of = (bir şey)’in eksiği olmak. = Peynirimiz azalmış. 2) bağlı olmak. (be to remain friends = arkadaş kalacak olmak) be to follow = (bir şeyi) izleyecek olmak. (düşünce vs. be furnished with be supposed to = (bir şey) yapması gerekmek / yapmak zorunda olmak / yapması beklenir olmak. düzenleme vs. için) yapılmakta olmak be unfamiliar with = (bir şey)’e aşina olmamak. 2) dışarı taşımak. go through.ÜDS Sözlüğü . aldanmak. (This dog race became extinct about 300 years ago. have bear in mind = akılda tutmak. be located be struck = (bir şeyin güzelliği. have. (meyve) vermek. verilen konu ile hiç ilgisi yok. thrash. 3) doğurmak. be able to do / deal with. dayak atmak. kaldırmak. ışınlamak beam (isim) = 1) ışın. overcome. için) tane bear = 1) katlanmak. be deceived be thought to be = …olduğu düşünülmek be through = bitirmiş olmak. 2) sahip olmak. proje vs. (Your composition bears no relation with the topic given. üzerinde bulundurmak. carry out bear the brunt of smt = bir saldırıyı vs. tabi tutulmak. akıldan çıkarmamak bear little relation = çok az ilgisi olmak bear no relation = (bir şeyin. göğüslemek (The soldiers in the front had to bear the brunt of the enemy attack.com . galip gelmek. ilginçliği vs. davranışla ilgili www. ışık huzmesi. yolda olmak. hastalığa yakalanmak be taken in = kanmak. ilişki. be wiped out. win over. (We are short of cheese. be afraid of be set on = kararlı / azimli olmak. (The baby bears a strong resemblance to its grandfather. ray. su tarafından silinmek be welcomed by = (birisi) tarafından hoş karşılanmak be well ahead of = (bir şey / bir kişi)’nin hayli önünde olmak be worth = (bir şey)’e değer olmak be worth something in the region of euro 700 = 700 Euro dolaylarında bir fiyatı olmak be wrapped up in = (kendini bir şey)’e kaptırmış olmak. = Bebek ile dedesi arasında büyük bir benzerlik var. bill beam (fiil) = (elektromanyetik dalgalar aracılığı ile) göndermek. yabancı olmak be up to = 1) (bir şey)’i yapabilmek. fail to. için) üzerine almak. katlanılabilir bearer = taşıyıcı. succeed in / at be under way = bekleniyor olmak. porter bearing = 1) ilgi. = Kompozisyonunuzun.) bearable = dayanılabilir. (bir iş. taşıyıcı kolon beam of electrons = elektron akımı bean = fasulye.= be defeated beat (isim) = (kalp için) atış beautification = güzelleştirme become extinct = soyu / nesli tükenmek. maruz kalmak be subjected to = maruz kalmak / bırakılmak. karşısında) büyülenmek. ağızdan ağıza yayılmak be scared of = (bir şey)’den korkmak. yenmek.)’den ötürü kuşku duyulmak be taken ill = hastalık kapmak. (I am through with this studies.

bademci. soft drink bewildering = şaşırtıcı. yararlanmak. zıt anl. biyolojist (canlıları inceleyen bilim insanı) biopsy = biyopsi (tanı amacıyla mikroskopik muayene için dokudan küçük bir parça alma) www. fasten. bükülmek. use. helpful. (bir şey)’den başka best available record = (the best available record şeklinde kullanılır) eldeki en iyi kayıt / veri kaynağı best course to take = tutulacak en iyi yol. entity Belgian = Belçika ile ilgili. = Bu yeni eğlence programında şaşırtıcı çeşitlilikte aktivite mevcut. attach. profit from. abdomen belonging = ait olma duygusu bench = tezgâh bend = eğilmek. capitalise. el ve ayaklarda iltihap ile belirgin hastalık) beset = 1) rahat vermemek. overwhelming. unnoticeable.= free. work to the advantage of. hesap. etrafını sarmak besides = yanında. vücudunda seyreden fizyolojik işlevler hakkında monitörlü araç yardımıyla bilgi sahibi olması biofuel = tarlalarda bu amaçla üretilen bitkilerden elde edilen yakıt (örn. loosen from bind with = birbirine bağla(n)mak. savaşan taraf. conceal.= peaceful belly = karın.= impartiality bid = ihale bilaterally = iki taraftan. safra bill = 1) fatura. düşünce.= apparent beyond what she needs = ihtiyacı olandan çok daha fazla(sı) bias = önyargı.20 . agrofuel biological function = biyolojik işlev biological immaturity = biyolojik olarak yeterince gelişmemiş olma durumu biological self = biyoljik benlik / kimlik biologist = biyolog. (There is a bewildering variety of activities in this new entertainment.= harm. iyi huylu. risklerinden fazla yararları var benign = yumuşak.) yararlanan (kişi veya şey) benefit (fiil) = yaramak. harf vs. harmful beneficiary = (bir mirastan vs. zıt anl. 2) gaga.ÜDS Sözlüğü behind bars = demir parmaklıklar arkasında (hapiste) Beijing = Pekin (Çin’in başkenti) being = varlık. zararsız. altına doğru beneficial = yararlı. 2) kuşatmak. yarar / fayda sağlamak. calystegia soldanella) biofeedback = kişinin. learn from benefits outweigh its risks = yararları içerdiği risklerden ağır çeker. dışı(na).) beyond = ötesi(ne). opinion Belize = Belize (Orta Amerika’da bir ülke) belligerent = kavgacı. out of beyond recognition = tanınmaz halde. ’den oluşan isim. hayırlı.= harm. yanı sıra. zıt anl. zıt anl. loss benefit from (fiil) = 1) (bir şey)’den yarar / fayda sağlamak. yapılacak en iyi iş best interests = en iyi şekilde koruma best left to hunters = en iyisi (bu işi) avcılara bırakmak best-known = en iyi bilinen / tanınan bestseller = çok satan (kitap vs. (kimi türler için verilen) iki terimli isim (örn. zıt anl. beak bind to = (bir şey)’e bağla(n)mak.com . yanıltmak. iki yandan bile = öd. zıt anl. 2) (bir şey)’den ders çıkarmak.= useless. öne doğru eğilmek. fayda. tehlikesizce. harmlessly. advantage. mild.= reveal belief = inanç. loosen binomial = iki sayı grubu. hayret veren.= severe. attach to. zıt anl.= suffer. useful. zıt anl. yararına olmak. fasten to. deceive. kindly.= maliciously beriberi = beriberi (B1 vitamini eksikliği nedeniyle oluşan. aggressive. damage benefit (isim) = yarar. malign benign applications = zararsız / kötücül olmayan uygulamalar benignly = yumuşakça. zıt anl. flex bend over = yere eğilmek. dövüşken. biyodizel). zıt anl. zıt anl. advantage. savaşçı. lean down beneath = altına.= free from.) bet = bahis beta-amyloid protein = beta-amiloyid proteini (Alzheimer hastalığının sebebi olarak bilinen ve nerofibril plak oluşumuna neden olan bir tür protein) better (fiil) = daha iyi hale gelmek / getirmek better targeted = hedefi iyi seçilmiş better-cared = daha iyi bakılan beverage = (alkolsüz) içecek. prejudice. Belçika’ya ait belie = örtmek. kavis yapmak. zıt anl.

mixed. 2) az miktarda bite = ısırık. kan tedariği blood test = kan testi blood vessel = kan damarı bloodshed = kan dökülmesi. blokaj. darbe blow on (fiil) = (bir şey)’e doğru üflemek / esmek blow out = üfleyerek söndürmek blowout = yeni kazılmakta olan bir petrol veya artezyen kuyusunda.) bitkileri vuran bir tür hastalık blind (fiil) = kör etmek.) örterek bastırmak. disable. beslenmesi için gereken) kan miktarı. 2) rüzgardan korumasız bleed = kana(t)mak bleed to death = kanamadan ölmek bleeding = kanama blend (fiil) = karıştırmak. 2) gruplandırma (bilimsel bir deneyde denekleri benzer özelliklerine göre sınıflandırarak inceleme) blood cell = kan hücresi blood clotting element = kan pıhtılaşmasını sağlayan unsur blood flow = kan akımı. cover.com . accuse of.= let go. parçacık. 2) (bir durum)’u görmeyen / görmezden gelen blister = kabarcık.= sharpen blur = bulandırmak blurred vision = bulanık görme www. zıt anl. acayip bizarreness = tuhaflık. faaliyetini durdurmak.bademci. derinlerdeki yüksek basınç sebebiyle oluşan çok şiddetli püskürme blues = ABD’de ortaya çıkmış. obstruct. lokma bite off = ısırarak koparmak bitter-blocker = acı tadı ortadan kaldıran bitterly = sert bir şekilde.21 bipolar disorder = bipolar bozukluk (manik depresyon da denen. set çekme. dull. spoil blight (isim) = (patates vb. cut off. görmeyi / algılamayı engellemek blind to (sıfat) = 1) (bir şey)’e karşı kör. depresyon içerisinde coşku. üfürmek. kesmek. harmanlamak. taşkınlık gibi duyguların da yaşandığı bir çeşit ruhsal bozukluk) bird flu virus = kuş gribi / vebası virüsü birth = doğum birth defect = doğuştan gelen kusur / defekt bit = 1) parça. zıt anl. tansiyon blood supply = (bir organın vs. zıt anl. (rüzgar) esmek blow (isim) = (kafaya vs. mix. infilak. zıt anl. (bir şey) ile suçlamak. tıkanma. dayanılması zor bir şekilde bitterly disappointed = şiddetli bir hayalkırıklığına uğramış bizarre = garip.ÜDS Sözlüğü . ruin. acaiplik black hole = kara delik (hiçbir maddi oluşum ya da ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyen.= uncover blanket amnesty = genel af blast = patlama. kapamak. suppress. zıt anl. damage. özellikle siyahi insanlar arasında daha popüler olan. blokaj. kabahat. infilak şiddetiyle geniş alanları etkileyen bomba blasting = şiddetli ses çıkaran blatantly = gizlemeye gerek görmeden. suçlama.) vurma. etkisizleştirmek. kasvetli. obstruction. zıt anl. tuhaf. 2) yaprak ayası blame with (fiil) = suçu (bir kişi)’nin üstüne atmak. güçlü bir yerçekimine sahip yüksek kütleli kozmik cisim) blacken = karar(t)mak black-glazed = siyah sırlı blacklist (fiil) = kara listeye almak blacklist (isim) = kara liste blade = 1) bir bıçağın / kılıcın keskin kenarı. zıt anl. Afrika halk müzikleri kökenli bir müzik tarzı bluish = mavimsi bluish-purple = mavimsi mor renk blunt = köreltmek. (bir duyguyu vs.= separated blight (fiil) = soldurmak. release blockage = tıkama. kan dökme bloodstream = kan akımı / dolaşımı blow (fiil) = savurmak. kaplamak. acımasızca. su toplama block = tıkamak. explosion blast bomb = ses bombası. töhmet blanket = üstünü örtmek.= separate blend (isim) = karışım.= acquit of blame (isim) = suç. harman blended = karıştırmak veya harmanlamak yolu ile oluş(turul)muş. berbat etmek. mahvetmek. engellemek. apaçık bir şekilde bleach = beyazlatıcı madde bleak = 1) kötü.= release blocking = 1) engelleme. kanın vücut damarlarındaki veya bir yaradan dışarı akışı blood pool = kan toplanması blood pressure = kan basıncı.

daring. 3) ruhen veya zihnen çökmek. broadness break = mola. (expel = (örn. otobüs. patlama. (hydrogen bond = hidrojen bağı) bone = kemik bone fracture = kemik kırığı bone marrow = kemik iliği bonfire = şenlik ateşi bony = kemiksi. annoyance bottled gas = tüp gaz botulism = ağır bakteri zehirlenmesi boulder = iri kaya parçası bounce (fiil) = (ticari çekler için) karşılıksız çıkmak bounce off (fiil) = (top vs. 2) (futbol vb. undermine. kemikli book = 1) (bilet. 2) (övünülecek bir şey)’e sahip olmak. analyze. reduce booster = güçlendirici booth = kabin. enclose.) prosesler / işlemler body = organ. support. otel vs. fizyolojik vs. içine alacak kadar) genişlemek. possess bodily processes = vücut içinde meydana gelen (kimyasal. gıcır gıcır brave = cesaretle karşı koymak. zıt anl. fail. generous bourgeois = burjuva bout = hastalık nöbeti. teneffüs break away = kırılıp / kopup ayrılmak break down = 1) parçalara ayırmak. expand. lessen. fit box kite = kutu uçurtma (şekil bakımından her yanı açık bir kutuyu andıran uçurtma) brain = beyin brain activity = beyin aktivitesi brain area = beyindeki bölgelerden herhangi biri brain injury = beyin zedelenmesi brain malady = beyin hastalığı brain pathway = beyin yolu (beyinde bulunan sinir yolları) brain regions = beynin bölümleri brain structure = beynin yapısı brain wave = beyin dalgası brain-imaging = beyin görüntüleme brake = fren branch off (fiil) = kollara / dallara ayrılmak.= coward bombard = bombalamak. teşekkül body composition = beden yapısı body fluid = vücut sıvısı body function = vücut fonksiyonu body image = beden imgesi (insanın kendi bedeniyle ilgili algı ve değerlendirmeleri içeren imge) body mass index = vücut kitle endeksi (insanın vücut ağırlığının. tükenmez. dull. göğüs germek breadth = 1) (bir uçtan bir uca) tamamı. sarı) kart göstermek (ve ilgili oyuncuyu kayda geçirmek). için) reservasyon yap(tır)mak. için) bozulmak. kulübe border on (fiil) = (bir yer)’i çevrelemek. (top vs. ani gelişme boost = arttırmak. sıkıntı veren. kırmızı kart göstermek sureti ile (oyundan) ihraç etmek) boom = canlılık. ile) dövmek bond with = ile birleşmek. surround border (isim) = (ülke için) sınır bore-hole = sondaj deliği boring (isim) = sondaj boring (sıfat) = can sıkıcı. destek olmak. hastalık. tiresome bother = sıkıntı.= limited. trouble.com . branş branch out into = (başka yerleri vs. ara. için) sek(tir)mek bounce (isim) = (derinin çekilip bırakılması sonrasında hemen) eski halini alabilmesi özelliği boundary = sınır boundless = sınırsız. 2) kaynayarak taşmak bold = cesur. boyunun karesine bölünmesiyle bulunabilen ve zayıflık / şişmanlık ölçütü olarak kullanılan bir endeks) body weight = vücut ağırlığı body-fluid system = vücut sıvıları sistemi boil over = 1) kontrolden çıkmak.ÜDS Sözlüğü board = (uçak. sonsuz. lower. scarce bountiful = cömert.= shrink brand = marka branding = marka yaratma brand-new = yepyeni. zıt anl. bağlanma. bir oyunda hatalı oynayan bir oyuncuya) uyarı amaçlı (örn.22 . gemi gibi büyük taşıtlara) binmek boast of = 1) (kendisi) ile (aşırı) övünmek. infinite. own. diverge. kurum.= prevent. 4) (kimyasal olarak) yıkmak / ayrıştırmak www. zıt anl. unlimited. increase. 2) en. bölünerek yeni işlere girişmek. 2) (motor vs.bademci. yükseltmek. width. -e bağla(n)mak bond yield = tahvil faizi bonding = bağ. yeni alanlara açılmak. zıt anl. subdivide branch (isim) = dal. rahatsızlık. improve. tren. çevirmek. analiz etmek. gözüpek. brag.

zorla geçmek. 2) (daha küçük) parçalara ayrılma breast = meme.) getirmek.= start. get. gelir vs. refer (to). 2) bozulma. göğüs breast cancer = meme / göğüs kanseri breastfeed = emzirerek beslemek breastfeeding = emzirerek besleme breathe = nefes almak breathe life into = (bir şey)’e yaşam üflemek. arkadaşımı gece yatıya çağırabileceğimi söyledi. azaltmak. zıt anl. produce bring out = (bir şey) geliştirmek.)’den kaçmak. 2) birden (bir şey yapmaya) başlamak. cause. worsen bring through = (birinin bir hastalığı. erupt break out of = (hapishane vs. fren yapma işlemi breakthough = çığır açan şey. zıt anl. bright. wonderful brilliantly = harika bir şekilde bring in = 1) (sorun. accomplish bring on = ortaya çıkarmak. pass through. yerle bir etmek bring forth = yaratmak.) bring down = 1) aşağıya çekmek. energetic broad = geniş.) bring relief = rahatlatmak. sona erdirmek.= aggravate. save. zor durumu vs. inançlarına tekrar döndürmek. effectuate. yield bring in = 1) (birisini veya bir şeyi tanıdık bir ortama) getirmek. ruhen çökme. (The new law brought about many complaints. force a way through break up = 1) (gösteri vs. (My mother said I could bring my friend over for the night. sunmak. meydana getirmek. develop. raise bring up to = (bir toplama. intelligent. 2) yıkmak. başarılı bir şekilde yapmak. tür breed grounds for = (bir şey)’e zemin hazırlamak breeding = yetiş(tir)me. nervous breakdown. organizasyon vs. (bitki ve hayvan türlerini) ıslah etme breeding grounds = üreme / yuvalanma bölgesi breeze = esinti brew = gelişmek. cause bring over = 1) deniz aşırı bir yerden getirmek. 2) (birini kendi) değerlerine. (bir yer)’i canlandırmak breathless = nefesini tutmuş. sebep olmak. commence bring to the fore = ön plana çıkartmak bring to the notice = (bir kişi)’nin dikkatine sunmak. hızlı ve enerji harcatan tarzda.ÜDS Sözlüğü . soluk alamama breed = cins. birden ortaya çıkmak. burst into break off = (birdenbire) dur(dur)mak. bitme. bitirmek. produce. failure breaking = frenleme. hareketli. collapse. neden olmak. farkına varmasını sağlamak bring under control = (bir durumu) kontrol altına almak bring up = 1) gündeme getirmek. = Yeni yasa. earn.= keep one’s promise break out = patlak vermek. alleviate. yayılmak (kötü şeyler için) brewing = demle(n)me brick = tuğla bridge = köprü kurmak. 2) (bir kişi)’yi veya (bir şey)’i (tanıdık bir ortama) getirmek. shortly bright = parlak brilliance = deha. introduce. üre(t)me. give rise. hiç faydası olmamak bring off = başarmak. earn bring into action = harekete geçirmek bring no benefit = hiç yarar sağlamamak.) atlatmasını sağlamak. pek çok şikayete neden oldu. yol açmak. için) dağılma. 3) beraberinde getirmek. harika. pull through bring to an end = son vermek. short briefly = 1) kısa bir süre için. ara vermek break one’s promise = sözünü tutmamak. türden bir etkinliği) dağıtmak. = Annem. terminate.) getirmek. … ile … arasında köprü oluşturmak brief = kısa. (açığı) kapatmak bridge the gap between … and … = … ve … arasındaki boşluğu kapatmak. force an entry. genius. para. arıza. great innovation / discovery breakup = 1) (gösteri. ortaya çıkarmak. geniş çaplı broadcast = (verici ile) yayınlamak www. 2) (daha küçük) parçalara ayırmak / ayrılmak breakdown = 1) sinir bozukluğu. değinmek. perfection brilliant = dahice. yumuşatmak. gelir vs. account for. doğurmak. zıt anl. 2) kısaca. for a short time. parlak.com . introduce bring about = meydana getirmek. produce. nefes bile almayan (heyecan ve ilgi ifade eder) breathlessness = soluksuzluk. sunmak. mükemmellik. miktara) ulaştırmak brisk = canlı. 2) çocuk yetiştirmek. moderate. 2) (para. neden olmak. escape (from) break through = (bir yerden engelleri aşarak) ilerlemek.23 break into = 1) (zorla) girmek.bademci.

). certainly not by one account = bir görüşe / rapora göre… by one third = üçte bir oranında. yoluyla. in no sense. soyan) hırsız burglary = ev / bina / araç soyma burn = yakmak / yanmak burn up = yakmak. zıt anl.= tarnish burst (fiil) = patla(t)mak burst (isim) = 1) patlama ile fırlama / saçılma. hyperphagia. çürük. baloncuk bubonic plague = hıyarcıklı veba (özellikle pireler ve fareler tarafından taşınan. (All the stress builds on my psychology and makes me depressive. dükkan.bademci. toprak altında bırakmak business ethics = iş ahlakı business segments = iş alanları business setting = iş ortamı bustle = telaş etmek buttocks = (genellikle çoğul kullanılır) kalça. buldozer ile) yıkmak. yük. fersah fersah. amplify. form. birikmek. Ö. ziyadesiyle. accumulation bulimia = 1) oburluk.) broadly = geniş çaplı. polish. düzenleyen) imar yasası building material = inşa / yapı malzemesi build-up = birikme. expand.24 . birikmek. yaşama azminin yitirilmesi nedeniyle ortaya çıkan) moral çöküntüsü bronchoscopy = bronkoskopi (soluk borusu ve bronşların bir alet vasıtasıyla muayene edilmesi) Bronze Age = Tunç / Bronz Çağı (insanların bronzu kullanmaya başladıkları.ÜDS Sözlüğü broaden = genişle(t)mek. halsizlik ve koltuk altı ile kasık bölgelerinde kabarcık oluşumu ile belirgin hastalık) budget = bütçe budgetary = bütçe ile ilgili bug = (bir sistem ya da makinedeki) hata. (bir şey)’i esas almak. = Literatür. (The author hopes to build on the success of his previous bestseller book. yakarak tüketmek burnish = cilalamak. strain bureaucracy = bürokrasi burglar = (ev. zıt anl. accumulate.= gently. aracılığı ile. araç vs. through by nature = özü / doğası sebebiyle.= lessen build up to a size = belli bir ebada kadar yapmak building blocks = yapı taşları building code = (binaların nasıl inşa edileceğini vs. morluk. far and away by implication = ima yoluyla by means of = vasıtasıyla. parlatmak. by one third by any chance = tesadüfen. yy’da Avrupa nüfusunun dörtte birine yakınının ölümüne neden olan. barbarously. humanely bubble = kabarcık. aşırı yeme. şans eseri by any means = her ne şekilde olursa olsun by far = çokça.). = Bütün stress psikolojim üzerinde birikiyor ve beni depresif yapıyor. yüksek ateş. yaklaşık 3000-1200 yılları arasında kalan dönem) bruise = (deri ya da deri altı için) morarmak. vurma bumpy = tümsekli. hiçbir şekilde. wax. burden Brussels = Brüksel (Belçika’nın başkenti olan ve Avrupa Birliği’nin yönetim merkezlerinin çoğunun yer aldığı kent) brutally = vahşice. sayesinde. arıza build on = 1) üstüne çökmek. doğası gereği by no means = asla. by a third www. dümdüz etmek bullet-proof = kurşungeçirmez bullfight = boğa güreşi bump = çarpma. popo buy up = (bir şey)’in tamamını satın almak by a third = üçte bir oranında. 2) büyümek. (Literature greatly broadens a doctor’s horizons. = Yazar. zıt anl. 2) bulimi (genellikle genç kızlar arasında görülen. yöntemiyle. Anadolu için M. gather. kaba et. cruelly. be based on build to a common standard = ortak bir standarda göre yapmak / inşa etmek build up = 1) oluş(tur)mak. 3) üzerine kurulu olmak. bir doktorun ufkunu önemli ölçüde genişletir.com . develop. önceki çok satan kitabının başarısını daha da ileri götürmeyi umuyor. 2) bir anlık ve genellikle kısa süreli çok yüksek artış bury = gömmek. aşırı yemek yeme sonrasında kilo alma korkusu sebebiyle kişinin kendi kendini kusturması ile belirgin yeme bozukluğu). bere brunt = yük. darbe. generally broken generation = acılı nesil broken spirit = (örn. bulimia nervosa bulimia nervosa = bkz. engebeli bundle = demet burden = külfet. 14. katiyen. bulimia 2 bulk = büyük hacim / kütle bulldoze = (örn. 2) daha da ileri götürüp geliştirmek.

com . olaya karışmadan kenarda duran kimse. witness www.ÜDS Sözlüğü .bademci. baypas etmek bypass surgery = baypas ameliyatı (koroner bir damardaki tıkanıklığı gidermek için ana atardamar ve tıkanık damarın arasına vücudun başka bir bölgesinden alınan damar vasıtasıyla kan geçişi sağlanması) by-product = yan ürün bystander = seyirci. using this by this time next year = gelecek yıl bu vakte kadar bypass = etrafından dolanarak / yanından geçerek / uğramadan aşmak.25 by reference to = (birşey)’e göre / ilişkin olarak by this means = bu yolla.

(bir şey)’i gerektirmek. beyaz veya şeffaf renkli. silip süpürmek.= incapable of. kendine hakim olamamak. kampanya yapmak campaign (isim) = (seçim vs. (bir şey yapması için) davet etmek. ability. tuval. cezbetmek www. mumsu bir madde can = (boya. offset. exploit Cappadocia = Kapadokya (antik dönemde Orta Anadolu’nun geniş bir kısmını kapsarken.= incompetence capable of = (bir şey)’i yapabilir / yapmaya gücü yeter. calorie Cameroon = Kamerun (Batı Afrika’da bir ülke) camouflage = kamuflaj. (Great necessities call for great leaders. kabiliyet. dağılım. kafese koyulmuş calcium-rich = kalsiyum bakımından zengin calendar = takvim call = isimlendirmek.com . yatırım. unable to capacity = kapasite. için) kampanya camphor = kamfor defnesinden elde edilen. kansere bağlı olarak büyüyen doku vs. kapak capability = yetenek. zıt anl.) call in at = (bir yer)’e uğramak call in = davet etmek. destek vs. gelir. mal ve hizmet fiyatlarını piyasa ekonomisinin belirlediği sosyal ve ekonomik sistem) capitalize = büyük harfle yazmak capitalize on = (bir şey)’den yararlanmak. (birisini bir işte) kullanmak call out = 1) (yüksek sesle ad.C C CC cage = kafes caged = kafeslenmiş. ask. konserve kutusu cancel out = ortadan kaldırmak. gizle(n)me campaign (fiil) = mücadele etmek. pacify.) canopy = ormanda ağaç tepelerinin oluşturduğu en üst tabaka. dinginlik calorific value = kalori değeri calory = kalori (bir atmosfer basınç altında. zıt anl.) söylemek. = Büyük ihtiyaçlar. tiner gibi şeylerin içine konduğu) kutu / teneke. çağrıda bulunmak calm (down) (fiil) = sakinleş(tir)mek. çikolata yemek konusunda kendime hakim olamıyorum. güç Cape of Good Hope = Ümit Burnu Cape Town = Cape Town (Afrika kıtasının en güneyindeki Ümit Burnu’nda yer alan ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetim merkezlerinden biri olan kent) capillary = kılcal damar capital punishment = ölüm cezası. zıt anl. wipe out cancer development = kanserin ortaya çıkması / başlaması / gelişmesi cancerous = kanserli cancerous growth = kansere bağlı büyüme. için) başvurmak. designation call upon = (yardım. require. C cancer-related = kansere bağlı cane = baston canister = metal tüp cannabis = Hint keneviri cannibalism = yamyamlık (kendi türünü yeme) cannot help = elinde olmamak.bademci. kokulu. capacity. able to. üretim. muktedir. term call for = (bir şey) istemek. Guangdong (Çin’de bir liman kenti ve aynı isimli eyaletin başkenti) canvas = branda bezi. büyük liderler gerektirir. benefit from. invite call into question = sorgulamak call on = (birisinden bir şey yapmasını) istemek. 1 gram suyun ısısını 1 santigrat derece arttıran enerji miktarı). (I can’t help eating chocolate even though I am on a diet. kapasite. death penalty capitalism = kapitalizm (üretim araçlarının çoğunluğuna özel mülkiyetin sahip olduğu ve işlettiği. numara vs. günümüzde sadece Nevşehir ili sınırları içinde kalmış olan ve volkanik oluşumları ile tanınan bölge) captivate = büyülemek.= excite calm (isim) = sükunet. tuval üzerine yapılmış resim cap = başlık. 2) (göreve / iş başına / yardıma) çağırmak call sign = kod ad. = Diyette olmama rağmen. gölgelik Canton = Kanton.

zıt anl. photograph. uygulamak.= release. implement. classify www. olay.= careful cargo cult = kabile hayatı yaşayan topluluklarda. zıt anl. CIR carbon-emission tallies = karbon yayma çetelesi / hesap tablosu carcinogenecity = kanser yapma eğilimi carcinoma = karsinoma (epitel dokuda ortaya çıkan kötü huylu her tür kanser çeşidi.= give up carry out = yapmak. draw near. 2) heyecanlandırmak. continue. (doğal) afet catastrophic = feci. felaket getiren. hayvan ya da bitkilerde bulunan. dertsiz. zıt anl.= professional catalysed by breakthroughs = yeni buluş / keşiflerle güçlenmiş catalyze = katalize etmek (özellikle bir kimyasal reaksiyonu kolaylaştırmak / çabuklaştırmak) catastrophe = felaket. özellikle onların birlikte getirdikleri teknolojik aletlere duyulan hayranlık ile bağlantılı olarak ortaya çıkan tapınma eylemine verilen ad cargo hold = kargo ambarı Carib Indians = Karib Yerlileri (Güney Karayipler’de yaşayan bir yerli halk) caries = diş veya kemikte çürüme carotenoid = insan. informal. (maden) dökmek cast (isim) = oyuncu kadrosu cast-in-place = yerinde dökülmüş casual = 1) tesadüfi. genelde sarı ile kırmızı arasındaki doymamış pigmentlerden herhangi biri carpet = (tabanı) kaplamak carriage = vagon. = Görevlerini düzgün bir şekilde yerine getiriyor. gelişmiş ülkelerden gelen bir grupla ilk defa karşılaştıklarında. tutuklamak. (The experiments were carried out by Dr. 2) profesyonel olmayan. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) cardiac sphincter = kardiyak sfinkter (yemek borusunun en uç noktası ile mide arasında kalan valf / kapakçık) cardiovascular disease = kalp ve kan damarları rahatsızlığı / hastalığı cardiovascular health = kalp ve damar sağlığı care about = 1) sevmek. fulfil.= fall behind categorically = kategorik olarak / sınıflandırılarak incelenmek suretiyle categorize = sınıflandırmak.)’ye ilgi duymak / ile ilgilenmek care for = 1) özen göstermek. catch. be fond of.). 2) dava. conduct. accidental. zıt anl. 2) hoşlanmak carefree = kaygısız. zıt anl. (She carries out her duties efficiently. rastgele. incidental. zıt anl. take a photo of. fethetmek. porter carry away = 1) ikna etmek. gerçekleştirmek. perform. (seviyesi)’ne vs. Preston. nurse. excite. (With his camera he tried to capture changes as they took place before his eyes.27 captivating = dikkat çeken captive = kapatılmış. araba carrier = taşıyıcı. 4) saptamak. 3) (fotoğraf / resim için) (örneğin bir anı) yakalamak. özensiz.= deliberate.ÜDS Sözlüğü . dört temel kanser türünden biri) cardboard = karton cardiac = kalbe ait cardiac arrest = kalp durması cardiac rehabilitation = kalp rehabilitasyonu (çalışma yeteneği azalmış olan kalbe.com . situation Caspian Sea = Hazar Denizi cast (fiil) = (gölge) yapmak / düşürmek.bademci. Preston tarafından gerçekleştirildi. 2) fotoğrafını çekmek. yerine getirmek. conduct. persuade.). formal.) carve = oymak carving = oyma case = 1) vaka. yetişmek. hoşlanmak. (bir şey)’i arada bir yapan. attendant careless = dikkatsiz. esir etmek. umursamaz carefully = dikkatli / titiz bir şekilde caregiver = hasta ya da çocuk bakıcısı. event. = Deneyler Dr. accomplish. persevere. imprison. sürdürmek. esir capture = 1) yakalamak. gayriresmi. disastrous catch a yawn = başkası esnerken esnemeye başlamak catch the public attention = halkın dikkatini çekmek catch up on old times = (iki ya da daha fazla kişi için) sohbet ederek. record capture off-guard = hazırlıksız / savunmasız yakalamak carbon isotope ratio = karbon izotop oranı. geçmişte yaşananları ya da kaçırılan olayları öğrenmek catch up to / with = (birinin ya da bir şeyin) (hızı)’na. = Fotoğraf makinesiyle gözünün önünde meydana gelen değişimleri yakalamaya çalıştı. incident. 3) durum. 2) (bir fikir vs. tespit etmek. 3) götürmek carry on = devam etmek.

overlook century = yüzyıl.= probably certainty = kesinlik. mobile phone cellular hypoxia = hücresel oksijen azlığı cellulose = selüloz (bitki hücrelerinin duvarını oluşturan ve kağıt üretiminde kullanılan madde) censor = sansürlemek census = sayım. end. halt. durmak. elbette ki.bademci. reason caution (isim) = 1) ihtiyat. dikkatlice. zıt anl.= begin. fixed. nüfus sayımı centenarian = (en az) yüz yıllık. 2) kesin.) cave-sanctuary = mağara-mabet cavity = oyuk. kafa tutmak.= uncertainty cervical = boyun ile ilgili cervical vertebrae = boyun omurları Chad = Çad (Orta Afrika’da bir ülke) chafe = (sürtme sonucu) yarala(n)mak / berele(n)mek / kızar(t)mak chain = zincir chain of events = olaylar zinciri chairman = başkan chalk = tebeşir. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cerebrospinal fluid = serebrospinal sıvı (beyinomurilik sıvısı) ceremonial centre = tören merkezi certain = 1) belli. iletmek amacıyla kullanılan ince.28 . confront www. gökyüzü gözlem merkezi cell plate = bitki hücrelerinin ortasında oluşup büyüyerek hücreyi ikiye ayıran ve daha sonra hücre duvarına dönüşen yapı cell-phone = cep telefonu. için) yemek hizmeti vermek cater to French tastes = Fransız zevklerine hitap etmek catering = yemek tedarik etme caterpillar = tırtıl catheter = kateter (vücutta herhangi bir boşluk ya da kanala sıvı vs. ihtiyacı olmamak ceaselessly = durmaksızın ceiling = (oda için) tavan. gaye. zıt anl. (dişte) çürük cavity-wall = arasında boşluk bulunan duvar cease = (bir şey yapmayı) durdurmak. sebep-sonuç ilişkisi causation = (bir hastalık vs’ye) neden olan şey cause (fiil) = neden olmak. secondary central Europe = Orta Avrupa centre of the brain = beynin merkezi centre on / upon = (bir şey) üzerine yoğunlaşmak / odaklanmak. warning caution (fiil) = uyarmak. serebrum ya da beyinle ilgili cerebral cortex = serebral korteks (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan.com .= floor celebrate = övmek. beyincik cerebral = serebral. asır ceramic = seramik (genellikle çömlek üretmek amacı ile seramik çamurunun pişirilerek sertleştirilmesi yolu ile elde edilen malzeme) cereal = 1) tahıldan yapılmış hazır yiyecek.= carelessly. zıt anl. continue cease to need = ihtiyaç duymamak. stop. attention. boşluk. hedef. 2) uyarı.= careless. ülkü. ikaz etmek. zıt anl. zıt anl. praise celebrated = ünlü.ÜDS Sözlüğü cater = (özellikle düğün vs. concentrate on.= peripheral. sebep. thoughtless cautiously = ihtiyatlı. uzun tüp şeklinde araç) Catholic = Katolik (Hristiyanlık dininin Katolik mezhebi ile ilgili) Catholicism = Katoliklik (Hristiyanlık’ta büyük bir mezhep) cattle = sığır cattle-farming = sığır çiftçiliği causality = nedensellik. alertness. 3) bazı.) sınamak. tedbirli. carefully. warn cautious = ihtiyatlı. (The infected wound was very cautiously drained. objective. purpose. thoughtfully.= recklessness. some certainly = kesinlikle. focus on. zıt anl. definitely. prudent. zıt anl. sure.= disregard. absolutely. for it was close to an artery. şöhretli celebrity = ünlü kimse celestial = gök ile ilgili. (gücünü. meşhur. yeteneğini vs. ikaz. 2) neden. zıt anl. sakıngan. göksel celestial body = gök cismi celestial observatory = gözlemevi. bir artere yakınlığı sebebiyle çok dikkatli bir şekilde drene edildi. yüz yıl yaşamış olan central = merkezi. kireçtaşı challenge (fiil) = meydan okumak. yol açmak cause (isim) = 1) amaç. 2) tahıl cerebellum = (çoğul: cerebellums ya da cerebella) serebellum. kutlamak. = Enfekte olmuş yara. careful. fundamental. ana. sona er(dir)mek. main. zıt anl. quit. minor. tedbirli. dava.

= harmonious. yardım derneği charm = cazibe. 2) göğüs chest infection = göğüs enfeksiyonu chestnut = kestane chick = civciv chiefly = başlıca. (kişiye) özgü davranış. (To build a bridge in one day was a real challenge. zorlayıcı. tarifesi dışında uçuş gerçekleştirmek amacı ile kiralamak charter (isim) = eski Avrupa’da şehir kuruluşu ve yönetimi ile ilgili kuralları belirleyen belge charter airline = uçuşlarını bir tarife olmaksızın.) sınayan chamber = oda chamber music = oda müziği (küçük bir grup müzisyenin genellikle bir odanın içinde küçük bir topluluk için çaldığı müzik) chameleon = bukalemun (renk değiştirebilen bir kertenkele türü) chance error = tesadüfi / rastlantısal hata chances = şans change = değişiklik. tipik davranış characterize = nitelendirmek. integrated circuit www. zıt anl. 3) (bir silahı vs.29 challenge (isim) = (insana meydan okuyan türden) zorluk. (check the building for gas leakage = binayı gaz kaçağı bulmak amacıyla kontrol etmek) check with = (bir kişi)’ye sormak. = Bir günde bir köprü inşa etmek başarılması zor bir işti. 2) bir masrafı birinin hesabına geçirmek / yazmak. box.) kimyasal enerji çıkarma / elde etme işlemi chemical reaction = kimyasal tepki / reaksiyon chemist = kimyacı. variety change into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. kısım. doğuştan gelen katarakt vb. çekicilik charming = hoş. keyif verici chemical affinity = kimyasal çekim / cazibe / yatkınlık chemical energy extraction = (besinlerden vs. 2) (elektriksel) yük chariot = atlı savaş arabası charity = hayır cemiyeti. kızamık. modification. Hillary için kendisine meydan okuyan zor bir hedefti. mostly. feature characteristic attitude = karakteristik davranış. alteration. describe charge (fiil) = 1) hücum etmek. Eurotunnel chaotic = karmakarışık. (bir kişi ya da unsura) has özellik. define. düzensiz. convert into change one’s mind = fikrini değiştirmek change over to = (bir şeyden bir şey)’e tamamen değiş(tir)mek.bademci. (bir kişi)’nin onayını almak checker = dama taşı check-up = genel sağlık kontrolü cheering = neşelendirici. bir hikayedeki) bölüm.ÜDS Sözlüğü . hamle yapmak. (Mount Everest presented a challenge to Hillary. tanımlamak. her şeyden önce. = Everest Tepesi. yenidoğanlarda göz enflamasyonu. confused. above all child abuse = çocuk istismarı child labour = çocukların çalıştırılması childbirth = doğum child-guidance clinic = çocuklar için psikolojik rehberlik ve ruhsal hastalıkların tedavisi gibi hizmetler veren klinik childhood blindness = çocuk körlüğü (A vitamini eksikliği. ücret. belli bir miktar patlayıcı ile) doldurmak charge with = (bir şey) ile itham etmek / suçlamak charge (isim) = 1) harç. karakterize etmek. section.com . orderly chapter = (örn. kimyager chemotherapy = kemoterapi (özellikle kanser hastalıklarında kimyasal maddelerle yapılan tedaviye verilen genel ad) cherished = değer verilen chessboard = satranç tahtası chest = 1) sandık. = Ülke askeri rejimden sivil rejime döndü. çekici charter (fiil) = bir uçağı. kiralama veya özel sözleşmeler çerçevesinde gerçekleştiren havayolu şirketi cheating = kandırma. saldırmak.) challenging = meydan okuyan.) channel (into) = kanalize etmek Channel Tunnel = Manş Tüneli (Manş Denizi’nin altından geçen. kutu. (The country has changed over from military to civilian rule.). en çok. değişim. yeteneğini vs. başarılması zor iş. cana yakın. nedenlerle ortaya çıkan körlük) chimpanzee = şempanze (alet kullanabilecek kadar zeki olan ve genelde bu tür deneylere konu edilen maymun türü) chip = çip (yarıiletken bir maddenin üzerinde oluşturularak üretilen küçültülmüş elektronik devre). part characteristic = karakteristik özellik. disorganised. (gücünü. aldatma check = kontrol etmek check for = (bir şey bulmak) amacı ile kontrol etmek. attack. İngiltere ile Fransa’yı demiryolu ile birbirine bağlayan tünel).

option choke on = (boğazı) tıka(n)mak. zehirli ve tahriş edici Cl2 (diklorin) gazı olarak bulunan element) choice = seçenek. hak talebi. caste class hierarchy = sosyal sınıf hiyerarşisi (bireylerin birbirinden üstün / aşağı olmasını belirleyen ve sosyal sınıf farklarından kaynaklanan düzen) classical period = klasik dönem (bir uygarlığın veya bir sanat dalının tarihsel süreç içerisinde hem gelenekselci. bariz.30 . klasik eserler classify = sınıflandırmak.= disclaimer clarify = açıklığa kavuşturmak. dolaşımla ilgili circumference = daire çevresi. keyfiyet. obvious. iplik şeklindeki oluşumlardan her biri) chronic = kronik. tabaka.= unclear www. situation. talep. zıt anl. request. civil disturbance civil war = iç savaş civilian law = medeni hukuk. deny claim (isim) = iddia. alternative.= pollute clear = açık. üzerinde kalıtsal özellikleri belirleyen genleri taşıyan. civil law civilization = medeniyet. netlik class = sınıf. demand. yıkamak. net. kamu görevlisi claim (fiil) = talep / iddia etmek. zümre. case. kromozomlar ile ilgili chromosomal polymorphism = biyolojide belli bir türün içinde. arıtmak. vaka. go about in. group clattering = (makine için) dişli. break down. pres gibi hareketli ve takırdayan parçalar içeren. 2) dağıtım miktarı. wash.= disclaim. request. seçim. clean. dünyanın) etrafını dolaşmak circumstance = olay. çare. berraklık. yeşilimsi sarı renkli. incident. krank. uygarlık civil-servant = devlet memuru. izafi veya kuantum olmayan. iç kargaşa.com .ÜDS Sözlüğü chip-making = elektronik devre / çip üretme chlorine = klor (doğada genellikle keskin kokulu. hem de yüksek seviyede olduğu ve genellikle günümüzde en tanınmış eserlerinin çoğunu verdiği dönem). belirgin. aşikar. make clear. sort. boğazına bir şey kaçmak choking = boğulma. çevre ölçüsü circumnavigate = denizden (örn. classic period classical rules = klasik bilim kuralları (örn. demand. soluk alamama chromosomal = kromozomal. iç kargaşa civil engineer = inşaat mühendisi civil right = vatandaşlık hakkı civil service job = devlet memurluğu civil unrest = sosyal kargaşa. farklı kromozom sayılarına veya şekillerine sahip bireylerinin bulunması durumu chromosome = kromozom (hücre çekirdeğinde. koşul. süreğen chronic bacterial infection = kronik bakteriyel enfeksiyon chronic bleeding = kronik kanama (uzun süre devam eden kanama) chronic disease = kronik hastalık (uzun süre devam eden hastalık) chronic infection = kronik enfeksiyon (uzun süre devam eden enfeksiyon) chronic insomnia = kronik uykusuzluk (uzun süre devam eden uykusuzluk hali) chronically = kronik olarak. tiraj circulatory = sirkülatuar.bademci. yığın churchyard = kilise bahçesi / avlusu cipher = şifre circuit = elektrik devresi circulate through = (bir şey)’in içinde deveran etmek / dolaşmak. assertion. zıt anl. illuminate clarity = açıklık. zıt anl. doğada genellikle basit yöntemlerle gözlemlenebilen olayları basitçe açıklamakta kullanılan kurallar ve kanunlar) classics = klasikler. durum. yurttaş citrus = narenciye. move around in circulation = 1) dolaşım. condition circumstances being what they are = şartlar böyle olunca cirrhotic = sirotik (siroz ile ilgili ya da ondan ileri gelen) citizen = vatandaş. takırdayan clavicle = köprücük kemiği clay = kil clean bill of health = sağlık raporu (bir hekim ya da hekimler kurulu tarafından düzenlenen ve bir kişinin sağlıklı olduğunu belgeleyen rapor) cleanse = temizlemek. süreğen şekilde chronicle = tarihi olay kaydı chunk = büyük bir parça. turunçgil city-state = şehir devlet (kendi kendini yöneten ve yakın çevresindeki topraklara da hakim olan kent) civet = misk kedi türünün genel adı civic = yurttaşlık / vatandaşlık ile ilgili civil disturbance = sosyal kargaşa. zıt anl.

= Ayrı endüstriyel sistemlerin birleşip büyük birimler oluşturması yönünde bir eğilim mevcuttur. emboli clothe = kaplamak clothing chain stores = hazır giyim mağazaları zinciri cloud complex = bulut kompleksi (birlikte hareket eden bir bulut öbeği) cloudy fluid = bulanık sıvı club football = kulüpleşmiş / profesyonel futbol clue = ipucu. fuse into.com . kaba. remove clear out of = (bir yer)’den sıvışmak. ortadan kaldırmak. emboli. rational. carbon dioxide coal-derived = kömürden elde edilen coalesce into = birleşmek. birleşip bir bütün oluşturmak. küçük molekül) cognitive = bilme / kavrama / idrak ile ilgili cognitive function = kognitif fonksiyon (algılama. smart client = müşteri cliff = uçurum. iyileş(tir)mek. group clutch = (yumurtalar için) bir kerede / bir gebelikte yumurtlanmış CO2 = karbon dioksit (doğada genellikle gaz halinde bulunan.31 clear away = 1) kaybolmak. come closer closed basin lake = kapalı havza gölü (akarsular tarafından beslenmeyen ve suları akarsular yolu ile denize ulaşmayan göl) closed circuit = 1) kapalı devre (ana şebekeye bağlı olmayan veya internet. consistent. slip out of clear up = 1) (hastalık) gidermek. açık ve net olarak. law. klips vs. awkward. zıt anl. uygun.= opening closely = yakın şekilde.ÜDS Sözlüğü . mevsimsel climatic control = iklim kontrolü (iklimleri ve mevsimleri anlamayı ve kontrol etmeyi amaçlayan araştırma alanı) climatologist = iklim bilimci (iklimleri inceleyen bilim insanı) climax = zirve. block. shutdown. geç(ir)mek. sahil. kesmek. biçimsiz. 2) (birbirine) yaklaşmak. 3) eğilim climatic = iklimsel. doruk cling to = (bir şey)’e yapışmak / sıkıca sarılmak.) kapatmak. kapamak. ahenkli. obviously clearly defined = şekli / hatları açıkça belirgin clever = zeki(ce). akıllı(ca). yaklaşık. dikkatlice. zıt anl. distantly closer scores = birbirine daha yakın (daha az farklı) skorlar clot = pıhtı.bademci. disappear. zıt anl. strongly. radyo yayını gibi herhangi bir dış sistem ile bağlantısı bulunmayan). tıkanıklık cloned sheep = klonlanmış koyun cloning = klonlama (yapay olarak tek bir hücreden birbirine benzeyen canlı meydana getirme) close down = (bir işyerini vs. 2) herhangi bir kopukluk olmaksızın. öğrenme ve mantıksal bir temele oturtma işlemlerinin psikolojik sonucu olarak ortaya çıkan durum) coherent = tutarlı. tightly. approach close on = (genellikle rakamlardan önce kullanılır) hemen hemen.= incoherent www. zıt anl. hint. heal. yakından. ile) sıkıca kapatmak / kıstırmak clockwork = genellikle dişliler ve benzer hareketli parçalar içeren bir sistem ile çalışan clog (fiil) = tıkamak clog (isim) = kan pıhtısı clogging = (damar için) tıkanma. dizi. sarp kayalık climate = 1) durum. cure.= let go of clinical trial = klinik deneme / çalışma clinician = klinisyen (klinik öğreti ve uygulamada uzmanlaşmış hekim) clip tightly = (mandal.= remotely. ungainly cluster = küme. faaliyetini durdurmak. shut down close in on / upon = (bir şey ya da kişi)’ye (sinsice) yaklaşmak. sign. (There is a tendency for separate industrial systems to coalesce into large units. grup.) coal-mining = kömür madenciliği coast = kıyı. tüymek. televizyon. 2) kod. carefully. elektrik akımının tam bir döngü içinde dolanabileceği elektrik devresi closedown = kapanma. sıkı sıkıya. shore coastal = kıyıya / sahile ait coastline = kıyı boyu. 2) ortadan kaldırmak. şifre coenzyme = koenzim (bazı enzimlerin aktivitesi için gerekli olan organik ya da mineral bazlı. remove clearly = açıkça. yasa.) yazarlarından her biri cobalt = kobalt (ferromanyetik özelliği olan. evidence clumsy = hantal. sahil şeridi coating = kaplama co-author = (kitabın / yayının vs. canlıların solunum ile dışarı verdikleri bileşik). close to close up = 1) (bir şey)’i tıkamak. shut. sert ve gümüşi-beyaz bir metal) cobbled = kaldırım taşı döşeli coconut = hindistan cevizi code = 1) kanun. işaret. 2) iklim. mantıklı. 2) tamamen temizlemek.

embody. come into existence. boyunluk. bağlılık coin (fiil) = 1) madeni para basmak. = Bu kalemler yedi farklı renk seçeneğinde bulunmaktadır. accompany. çarpmak. mücadele etmek. cooperate with collaboration = birlikte çalışma.= differ. olmak. arrive. drop by. 2) (şu versiyonlarda / şekillerde / renk seçeneklerinde / tiplerde) bulunmak. 2) (bir yer)’den gelmek.bademci.= individual. ulaşmak.= individually collector = koleksiyoncu collide = çarpışmak. Dünya Savaşı sonrasında oluşan.= success. koleksiyon collective = kolektif. kaba saba. tesadüf etmek. (These flimsy houses are liable to collapse in a heavy storm. tesadüfi Cold War = Soğuk Savaş (2. failure. jointly. zıt anl.com . (aynı zamana) denk gelmek. tasma colleague = meslektaş. unite. Sovyetler Birliği ile ABD önderliğindeki Batı devletleri arasında yaşanan savaşsız gerginlik ve düşmanlık ortamı) colitis = kolit (kolon iltihabı) collaborate with = (birisi) ile işbirliği yapmak.= surrender (to).= succeed. peer collect = toplamak. ( I come from Manisa. harflerin ve nesnelerin araştırılması ile ilgili alan) combine = birleş(tir)mek. cooperation collagen = kolajen (bağ doku liflerinin yapısını oluşturan ana protein) collapse (fiil) = göçmek. birleşme. topple. tutuşma combustion driven = yanma ile çalışan come about = meydana gelmek. 2) sözcük / söz türetmek coin (isim) = madeni para. ortaklaşa. joint.) collapse on oneself = kendi içine / üstüne çökmek collar = yaka. kolonize olmak (aynı tür mikropların besi yerinde yer yer kümeler oluşturması) colony = koloni. ortaya çıkmak. solo collective burial = toplu gömü / mezar collectively = toplu olarak. deviate coincidental = rastlantısal. uygulanmaya başlamak. coexist.= dissolution combinatorics = kombinatorik (matematikte sayıların. biriktirmek collection = toplama. ortaya çıkmak. shared. ortaklaşa. fall in.ÜDS Sözlüğü cohesion = bütünlük.32 . fall down.) come into being = ortaya çıkmak. iş arkadaşı. önyargı katmak. distort colour scheme = renk düzenlemesi coma = koma (dış uyaranlar ya da uyarmalara yanıt vermeyen derin bilinçsizlik / baygınlık durumu) combat with / against (fiil) = savaşmak. beraber çalışmak. appear. (haber vs.= avoid come along = 1) gelmek. zıt anl. mixture. için) alınmaya başlamak.) come in = 1) gelmek. become well-known www. meet. zıt anl. = Bu çerden çöpten evler sert bir fırtınada yıkılmaya yatkın görünüyorlar. yıkılma. çökme. fall in. encounter. zıt anl.= separate combustion = yanma. 2) koloni oluşturmak. birleşim. zıt anl. fight with / against. sömürge colorectal cancer = kolorektal kanser (kolon ve rektum kanseri) colossal = kocaman. come to life. clash. çökmek. birlikte gelmek. = Manisalıyım. take place. sömürgeleştirme colonize = 1) sömürgeler kurmak. downfall. triumph. zıt anl. muharebe combat stress = savaş / muharebe nedeniyle oluşan stres combination = birleşme. 2) ortaya çıkmak come by = 1) önceden haber vermeden (birisinin) yanına uğramak. compromise combat (isim) = savaş. go into effect come into high favour = çok tutulmaya başlamak come into prominence = ünlenmek. arise come across = rastlamak. hep beraber. unification. fail. (oralı) olmak. belirmek. struggle with / against. zıt anl. kolonide yaşayan colonization = kolonizasyon. 2) elde etmek. triumph collapse (isim) = göçme. secret aggrement colonial = sömürgeye ait colonial power = sömürgeci güç (dünya çapında kolonilere / sömürgelere sahip devlet) colonist = koloni kuran. topple. birleştirme. result from. acquire come down = (fiyat için) inmek. emerge come into close contact with = (bir şey) ile yakın temasta bulunmak come into force = yürürlüğe girmek. yıkılmak. çatışma collusion = gizli anlaşma. bulky colour = saptırmak. crash collision = çarpışma. zıt anl. (These pencils come in seven different color choices. sikke coincide with = (bir şey) ile rastlaşmak. tanınmak. zıt anl. ulaşmak. edinmek. düşmek come from = 1) (bir şey)’den kaynaklanmak. işbirliği.

33 come on = sahneye / ortaya çıkmak. (karşılık. express.= unworthy comment on (fiil) = fikrini söylemek. zıt anl. zıt anl. promise commit to = (hapishane. (We could live fairly comfortably with our father’s salary. = O intihar etti. 3) (intihar) etmek. komisyon commissioner = komisyon / kurul üyesi commit = 1) söz vermek. rule. uncommon common person = sıradan insan.= nobleman common sense = sağduyu commonly = çoğunlukla. = Babamın maaşı ile rahatça geçiniyorduk. ortaya atmak. açıklığa kavuşmak. duty. (He committed suicide. eşya. terminate commendable = övgüye değer.ÜDS Sözlüğü . (çözüm vs. be in touch with www. become clear come out against = (bir şey)’e karşı çıkmak. cease. ordinary. trade commercial = ticari commercial interests = ticari çıkarlar commercially viable = ticari olarak üretilebilir / yapılabilir commission (fiil) = atamak. start. bağlanmak. etkisi altına almak. (A light wind came up. prevalent. zıt anl. kendine gelmek come through = (beklendiği gibi) ulaşmak / varmak. arrive (as expected) come to an end = sona ermek. olağan. gerçekleşmek. yükümlülük.= submerge. atama. appear.) bulmak.) işlemek. olayı) nakleden kişi commerce = ticaret. yanıt. begin. rahatça. promise. halka ait communal meal programme = toplumsal yemek programı communicate with = (birisi) ile haberleşmek / iletişim kurmak. önermek. anısını yaşatmak.= cease. yaygın. konforlu comfortably = kolaylıkla. obligation. pledge.) comeback = (geri) dönüş comet = kuyrukluyıldız comfort = rahatlık comfort care = rahatlatıcı bakım comfortable = rahat. halktan insan. (He has come up with some brilliant scheme to double his income. taahhüt etmek.= exceptional.= go off. think of. zıt anl. zıt anl.com .). = Hafif bir rüzgar başladı. kumanda etmek. praiseworthy. appear. = Gelirini ikiye katlayacak çok parlak bir plan buldu. influence. fikir vs. be dominant over.) commit oneself to = 1) kendini adamak. widespread. current. (bir müsabakayı. zıt anl.) come up with = (genellikle olumlu bir plan. suggest. disappear come onto = (piyasaya. finish. usually. bayağı. devotion. = Komite ilginç bir plan ortaya attı. well. happen. oppose come over = (kısa bir yol kat ederek veya ziyaret için) gelmek come round = (operasyon sonrası) toparlanmak. remark comment (isim) = yorum commentator = yorumcu. disappear. pazara) çıkmak come out = görünmek. zıt anl. dedication. happen. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yer)’e kapatmak commitment = 1) vaat. show up.bademci. = (bir şey) olarak değerlendirilmeye / görülmeye başlamak come to believe = inanır hale gelmek come to pass = olmak. devote oneself to.= follow commemorate = anmak. yorumda bulunmak. become real come to possess = (bir yolunu bulup da) sahip olmak. . seldom commonly evident = birçok insan tarafından bilinen commonplace = sıradan. .= rarely. honour. fikir vs.= rare. order commission (isim) = görev. sink. commoner. rare communal = toplumsal. immortalise commence = başlamak. delegate. bağlılık. (The committee came up with an interesting plan. ısmarlamak. ele geçirmek come to smo’s aid = birisi’nin yardımına gelmek come to the attention of = (bir kişi)’nin dikkatini çekmek come to the fore = ön plana çıkmak come up = ortaya çıkmak / meydana gelmek. 2) söz vermek.) ile ortaya çıkmak. zıt anl. taahhüt. terminate come to be = olagelmek (örn.) comic book = çizgi roman coming our way = yolumuza çıkan command = hakim olmak. söz. eleştirmen. 2) (suç vs. assign. come to be known = bilinegelmek) come to be regarded as.) ileri sürmek / ortaya atmak. good common = olagelen. pledge. 2) (hapishane. set out. initiate. görevlendirmek. at ease. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yere) kapat(ıl)ma commodity = (ticari) mal. zıt anl. usual. happily.

öğe. entirely.= simple. well-matched. = Hastanın. eşlik comparable to = (bir şey) ile karşılaştırılabilir / kıyaslanabilir. abide by. able. mecbur etmek. accumulate. zıt anl. rekabete dayanan. bölme compass = pusula compatibility = uyumluluk.com .= disperse complacency = kendinden hoşnut olma. part composition = 1) bir maddenin yapı ve bileşimi. zıt anl. in comparison to / with comparison = karşılaştırma. oblige compelling = zorlayıcı. suffering complacent = kendinden hoşnut.= partly. relatively compare favourably with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında daha iyi / üstün durumda olmak compare with = (bir şey) ile karşılaştırmak / kıyaslamak. uygun davranmak. self-satisfied. (bir şey)’e benzer. whole complete blood (cell) count = tam kan sayımı (belirli bir miktar kan içerisindeki kan hücrelerinin tam sayılarını bulmaya yönelik bir laboratuvar testi) completely = tamamen. zıt anl. parça. onun yakınlarıyla açıkça konuşmakta karar kıldı. zıt anl. include www. 3) yarışma amaçlı competitive power = rekabet gücü competitive spirit = rekabetçi ruh competitor = rakip. toplum. make up for. 2) kompozisyon. 2) yetenekli. zıt anl. agreement. complication. yetenek. için) iyi seviyede. itaat etmek. bitirmek.ÜDS Sözlüğü communication = iletişim. unable competition = rekabet. discordant compel = zorlamak. yetenek vs. ability competent = 1) (dil. halk. benzerlik.bademci. kavramak.= flexible compelling urgency = (kişiyi önlem almaya) zorlayan acil durum compensate for = telafi etmek. sorun. finish complete (isim) = bütün. complex. yakınmak complaint = şikayet. zıt anl. haberleşme communicative = iletişim ile ilgili community = 1) topluluk. combine compound (isim) = (kimyasal) bileşik. zıt anl. kompozisyon. complicated.= incompetent. 2) kapsamak. rival with / against compete among themselves = kendi aralarında yarışmak / rekabet etmek competency = yeterlik.). yarışma competition skiing = (profesyonel) kayak yarışı competitive = 1) rekabetçi. (As the patient failed to comprehend the seriousness of his situation.= incompatible.= simplicity compliance with = (kanun ya da kural)’a uygunluk complicated = karmaşık. kısım.= disregard. çapraşıklık.= agony. kısa düzyazı. capable. = Hiçbir şey sevilen bir kişinin ölümünü telafi edemez. selfsatisfaction. harmony. 2) komplikasyon (bir hastalığın seyir veya tedavisi sırasında diğer bir hastalığın ya da bozukluğun ortaya çıkması) comply with = uymak. structure. (Nothing can compensate for the death of a loved one. intricate. 2) iddialı. zıt anl.34 . resist component = unsur. uneasy complain = şikayet etmek. grasp. equivalent to comparatively = oransal olarak. compulsive. partially complex = karmaşık. zıt anl. eksiksiz. kifayet.= incompatibility compatible = birbiriyle uyumlu. eleman. straightforward complexity = karmaşıklık. grievance complement = tamamlayıcı. liken to compare well with = (bir şey)’e benzemek. rival compile = derlemek. 2) yerleşim yeri community mental health centre = halka açık akıl sağlığı merkezi compact = sıkıştırarak küçültmek compact into = yoğunlaşarak / sıkışarak (bir şey)’e dönüşmek companionship = arkadaşlık. içine almak. essay compost = bitkilerin veya mutfak artıklarının çürümesiyle elde edilen gübre compound (fiil) = birikmek. ingredient. yakınma. karışım comprehend = 1) (tam olarak) anlamak. durumunun ciddiyetini kavrayamaması sebebiyle doktor. zıt anl. collect. bütünüyle. conform to.= troubled. zorluk. force. zıt anl.) compete with / against = (birisi / bir şey) ile rekabet etmek / yarışmak. relation.= simple complication = 1) karışıklık. nispeten. (bir şey)’den farksız olmak compared to / with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. totally. similarity compartment = bölüm. the surgeon made up her mind to frankly talk to his relatives. eklenerek çoğalmak. society. oluşturmak. supplement complete (fiil) = tamamlamak. ehil. zıt anl. ilişki. anlaşılması güç.

nihai. 2) (bir işin sonucunu) tehlikeye atmak. nihai olarak. zıt anl. interest. deduction conclusive = 1) kesin. = Modern sanat eserlerini anlayabilen pek fazla insan yoktur. (What sort of concrete evidence do you have to show us? = Bize gösterecek ne gibi somut delilleriniz var?). actual. ilgilenilen şey. constitute. 2) yoğunlaşma. düşünmek. koyulaş(tır)mak. zıt anl. density. complete conclusion = 1) karar. = Yakın zamanda bazı besinlerde tespit edilen tehlikeli toksinler ile ilgili büyük bir toplumsal kaygı var.= unconvincingly concrete = 1) somut. settlement compromised = zayıf düşmüş. determine. definitely.= flexibly computational = hesap ile ilgili. uncertain.35 comprehensive = kapsamlı. özellikle anlamsız bir şeyi tekrarlayıcı tarzda yapmaya zorlayan davranış biçimi) compulsively = önüne geçilmez bir şekilde. etraflı. bilgisayar kullanımı conceal = saklamak. içermek. ahenk concussion = bayılma ile sonuçlanacak kadar şiddetli darbe condemn = kınamak.= exclusive. focus on concentration = 1) yoğunluk. kesin olarak kanıtlanması zor bir durumdur. 2) kaygı. orta yol bulma. pressurize. intensification. consist of. overall. solid. zıt anl. agree. get pregnant conceiving = gebe kalma. 2) ikna edici / inandırıcı bir şekilde. 2) uyum. inclusive.= unconvincing conclusively = 1) kesin olarak.). limited compress (fiil) = sıkıştırmak. 2) gebe kalmak. indisputably.= reveal conceivable = akla yatkın. bastırmak.com . obsessively. consider. notion. zıt anl. regarding. narrow. hesap içeren compute = hesaplamak Computed Tomography = bilgisayarlı tomografi. make up comprised of = (bir şey)’den oluşan. suçlu bulmak. definite. inandırıcı. zıt anl. pregnancy conceptual = kavramsal concern (fiil) = ilgilendirmek. devise. zıt anl. geniş. gebelik. endişelendirmek concern (isim) = 1) ilgi. CT computer virus = bilgisayar virüsü (bir bilgisayarın yazılım veya donanımlarına zarar vermek amacı ile oluşturulmuş bilgisayar programı) computer-generated image = bilgisayar yardımıyla oluşturulmuş görüntü computing = hesaplama.= flexible compulsive behaviour = kompülsif davranış (bir kişiyi. intangible.= indifference.= abstract. çıkarım. (There is a lot of public concern over dangerous toxins recently found in some food.= questionably. kavram conception = 1) kavram. netice. zıt anl. final. decision. (bir şey)’den ibaret compromise (fiil) = 1) (karşılıklı ödün vererek) uzlaşmak. zıt anl. 2) beton concurrence = 1) aynı zamana rastlama. sonuçlandırmak. concept. zıt anl. görüş. getting pregnant concentrate in = (bir şey)’in içinde toplanmak. outcome. relating to concession = imtiyaz. concentrate. reasonable. gizlemek. convincingly. makul. 2) özetlemek.) üzerine kompres uygulama compression = sıkıştırma comprise of = kapsamak. weak compulsive = zorlayıcı. (bir şeyler)’den oluşmak.) compress application = (yara vs. ayıplamak.= inconceivable conceive = 1) anlamak. idea. result. 2) kompres (yara üzerine bastırılan bez / pamuk vs. worry. riske sokmak compromise (isim) = (karşılıklı ödün vererek) uzlaşma. 2) gebe kalma. (Not very many people can conceive the works of modern art. son.= acquit condense = 1) yoğunlaş(tır)mak.) concerned with = (bir şey) ile ilgili / alakalı concerning = (bir şey / kişi) ile alakalı / ilgili olarak. birikmek concentrate on = (bir şey)’e odakla(n)mak / yoğunlaş(tır)mak.bademci. zıt anl. = Hekim hatası. condense. uyuşma. hide. bastırma. zıt anl. privilege conclude = 1) sonuç çıkarmak. düşünce. odaklanma. kavramak. agreement. tangible. 2) sonuç. (A case of malpractise is difficult to prove conclusively. zıt anl. neglect. 2) ikna edici. finally. zıt anl. oluşturmak. in depth.ÜDS Sözlüğü .). compelling. intensity. focusing concentration gradient = konsantrasyon / yoğunluk farkı concentric rings = (bir hedef tahtasında olduğu gibi) eşmerkezli (iç içe geçmiş) halkalar concept = konu.= expand compress (isim) = 1) sıkıştırma. abridge www. convincing. algılamak. think. tasarlamak. (bir şey / kişi)’yi ilgilendiren. 2) bitirmek. teşkil etmek. blame.= questionable.

(When John was 17.= clarity. 2) (yatağa. 2) şart koşmak condition (isim) = 1) hal. zıt anl. evoke connect with = 1) (bir şey) ile birleş(tir)mek. alaka. sıkışıklık. kafası karışık. shape conformational = yapısal. imprisoned. attitude conduction = ısının.= agree with. haciz. tıkanık.) bağlı. sure of oneself confidential = gizli. relationship conquer = fethetmek www. emin. limited to. 2) ilgi kurmak. trustworthy. sersem. conflict with conformation = şekil. kozalak.36 . yön vermek. oppose. tavır. zıt anl. katı maddeler içerisinde parçacıktan parçacığa geçerek iletilmesi conductive = iletken. consult confide to = (bir işin) sorumluluğunu (biri)’ne vermek. zıt anl. transmit. 2) koni. yatalak. secret. limit to. 17 yaşındayken.) vermek. çatışma confuse = 1) (kavramları) birbirine karıştırmak.) conjointly = birlikte. = Hasarın gerçek / tam miktarı tahmine kalmış. (yatağa. adapt. ihtilaf. comply with. zıt anl. conform to conflict (isim) = anlaşmazlık. kendinden emin.) yürütmek. restrict to confined to = 1) (bir şey) ile sınırlı. çatışma. zıt anl. 3) rahatsızlık. yönetmek. clash with. abide by. ayarlamak confine to = 1) (bir alan)’a hapsetmek. düzenleme. retreat from confrontation = karşı karşıya gelme. beraber conjure up = akla getirmek.= distrust confident = güvenli. hareket tarzı. üzerinde anlaşılamayan. tahmin.= object to. zıt anl. contingent. doğuştan gelen bir kalp hastalığı sebebiyle öldü. render. çelişen. perform. dizilim. 2) şart. şaşkınlık. zıt anl. zıt anl. challenge. puzzle. restricted to. müsadere. 2) iletmek. uyandırmak. mix up. seizure conflict with (fiil) = (birisi) ile çatışmak / çekişmek.= accord.) congested = kan toplanmış.) confined to bed = yatağa bağlı / mahkum. equip. contradictory conform to / with = (bir şey)’e uymak / uygun davranmak. disagreement. validate. koşul.= unconditional condor = Güney Amerika akbabası conduct (fiil) = 1) (deney. trust. assumption. = Az gelişmişlik sorunu yalnızca birkaç Afrika ülkesi ile sınırlı gibi görünmüyor. fearlessly configuration = düzenleniş. (The problem of underdevelopment does not appear to be confined only to a few African countries. bewildered confusion = 1) kafa karışıklığı.= open. affirm. carry out. koni biçimli herhangi bir nesne confer a benefit to smo = birine bir yarar / menfaat sağlamak confer on = (biri)’ne (ünvan vs. fight. he died of congenital heart disease. etkilemek. sır paylaşılabilir. zıt anl. disorder. blockage congestive = kan veya su toplanması ile ilgili congressional = kongre kaynaklı conjecture = varsayım. 2) hapis. zıt anl. disprove confiscation = zorla el koyma. izdiham. götürmek. public confidentiality = gizlilik confidently = güvenle. peace conflicting = (birbiriyle) çatışan.ÜDS Sözlüğü condition (fiil) = 1) şartlandırmak. ihtilaflı. düzen. zıt anl.= deny. guess. hastalık conditional = koşullara bağlı. uygulamak. = John. 3) (taşıtlar için) aktarmalı hat içinde olmak / bulunmak Connecticut = Kuzeydoğu ABD’de bir eyalet connection = bağlantı.bademci. kamulaştırma. (The exact figure for the damage is a matter for conjecture. disagree with. doğrulamak. bestow confer with = danışmak. durum. geçirgen conductivity = iletkenlik conductor = (orkestra için) şef conduit = kanal.= order congenital = doğuştan olan. kalabalık congestion = tıkanıklık. face. supposition. bedridden confinement = hapsedilme. tutmak.com . requirement. (istenmeyen bir şey / bir kişi) ile karşı karşıya gelmek / karşılaşmak. eve vs. şaşırtmak.= avoid. istimlak. itimat.= clarify confused = şaşkın. perplexity. 2) düzensizlik. convey conduct (isim) = davranış. (bir şey) ile sınırlandırmak. şekilsel confront = (olumsuz bir şey) ile yüzleşmek. şekil configure = değiştirmek. behaviour. situation. eve vs. administer. kapatılma confirm = teyit etmek. araştırma vs. imprison in.) bağlamak. anımsatmak. bahşetmek. entrust confide to / in = (biri)’ne sırrını açmak confidence = güven. substantiate. oluk cone = 1) renge duyarlı görsel reseptör hücreler. yapı. 2) aklını karıştırmak.

özen. zıt anl.= destructive consult smo over smt = birisine. element. büz(ül)me.= aggregate. inconsistent consistently = tutarlı / değişmez bir şekilde.= inconsiderate considerately = düşünceli bir şekilde.= divergently consortium = konsorsiyum (ortak bir çıkar için oluşturulmuş organizasyon) conspicuous = göze çarpan. seek advice from smo about smt consultancy = danışmanlık. helpful. yapmak. devamlı. disregard considering (that) = . thoughtfully. make up. zıt anl. discussion www. hayli. fazla. alert. tesis etmek. solicitude. deem. build construction = inşaat. farkında. unsur. (bir şey)’e gelince. dikkate alındığında. invariable. sonucu olan consequently = sonuç olarak. dikkatli / tutumlu kullanmak. subsequently. 2) boğaz. farkında olma hali conscript = zorunlu olarak orduya katılan asker consecutive = art arda. as a result. comprise. 3) dikkate almak. zıt anl.= rarely. as regards consist of = (bir şey)’den meydana gelmek / ibaret olmak. zıt anl. bir şey hakkında / konusunda danışmak. conference. source consequent on = (bir şey)’in sonucunda ortaya çıkan. (bir şeyin ardından gelen) etki. campaign. significantly. yapı constructive = yapıcı. continuous. consider as considerable = önemli. inherent. economise (on). shrinkage. zıt anl. sürekli. coherent. therefore conservation = muhafaza etme. thoughtlessly consideration = ilgi. zıt anl. take into account. şaşkınlık. compose. think about.= variable constantly = devamlı. oldukça. zıt anl. organ bütünlüğünü koruyan conserve = korumak.= expansion. güç vs. 2) sabit. = TEMA vakfının amaçlarından biri de insanların.) considerate = düşünceli. (One of the aims of TEMA Foundation is to make people realise the importance of conservation. zıt anl. fixed. bu nedenle. . 2) (tedavi. müzakere. unseen conspicuous consumption = gösteriş için tüketim conspiracy = komplo. dar geçit construct = 1) kurmak.= changing. zıt anl. continually. accordingly.= cause. düşünce.37 conquest = fetih. hatırı sayılır. semere. zıt anl. (bir şey) konusunda. never constellation = takımyıldız. ameliyat vb. (Large windows make the car feel considerably bigger. insignificant considerably = epeyce. kabızlık) constituent = öğe. arka arkaya. steady. relentless. 2) anayasal constriction = 1) sık(ıl)ma. positive. stable. zıt anl. doğuştan gelen). sefer. 2) inşa etmek.= unconcern. establish constitution = anayasa constitutional = 1) kendiliğinden sahip olunan (örn. result. dolayısıyla. zıt anl. çevreyi korumanın önemini fark etmelerini sağlamaktır. zafer. koruyucu.com . successively consensus = oy / görüş birliği. whole constitute = 1) oluşturmak.= inconspicuous. regard. sizable. undeviating.= terminable. bilinci yerinde. invariably. obtrusive. zıt anl. aware. büyük. tutucu. göz önünde tutmak.= unconscious. confer smo on smt. zıt anl. . effect. thoughtful. koruma. quite a lot. swelling.ÜDS Sözlüğü . unanimous vote / opinion consequence = sonuç. perpetually. 2) kurmak.= waste consider = 1) (öyle olduğuna) inanmak. akılda tartmak. unvarying. seldom. zıt anl. 4) üzerinde düşünmek.bademci. invariably. 2) düşünmek. victory conscience = vicdan conscious = bilinçli. dikkat çeken. plot constant = 1) sürekli. zıt anl. zıt anl. doğal kaynakları ya da çevreyi koruma. durumlarda) aşırı / ağır tedavi girişimlerine başvurmayan. değişmez.) conservative = 1) muhafazakar.= slightly. peş peşe. müşavirlik consultation = danışma. unaware conscious memory = bilinçli hafıza (bir kişinin bilinci açıkken hatırlayabildiklerinin toplamı) consciousness = bilinç.) saklamak. substantial. assume. be made up of consistent = tutarlı. burç consternation = hayret. contraction. yardımcı.= inconsiderately. think over consider to be = (bir şey) olarak görmek / kabul etmek. saygılı. factor. = Büyük pencereler arabayı oldukça büyük gösteriyor.= little. prominent. (enerji. successive consecutively = ardışık olarak. form. perpetual. dehşet constipation = konstipasyon (peklik. entrika.

zıt anl. (He was awarded a prize for his contribution to world peace. zıt anl. zıt anl. zıt anl.bademci. tutarsızlık. 2) çağdaş.38 . dergi vs.) contributor = (gazete. aykırılık. zıt anl. dolap çevirmek control group = kontrol grubu (bilimsel bir deneyde.= similar. kontrol altında tutmak.= similarity. tasarlamak. = Dünya barışına yaptığı katkı nedeniyle bir ödüle layık görüldü. memnuniyet. challenge. 2) kapsamak. zıt anl. (It is impossible to reconcile such contrary viewpoints. yeme-içme contact = temasa / bağlantıya geçmek. düşünüp taşınmak.) contrary = ters. give. pollute with. tutarsız.) tüketmek.= archaic. control. perpetually continuation = devam. aksine. dış hatlar contract (fiil) = 1) (hastalık) kapmak. conflict. rarely contour = düzey çizgisi. içerik. competition. pislik.= agree contradiction = çelişki. support. (hastalık vs. ters düşmek. üzerinde deney yapılmayan grup).= cooperation.ÜDS Sözlüğü consume = 1) (yiyecek. itiraz etmek contestant = yarışmacı context = bağlam. infect with.= confirming. composition. tüketmek. kirlenme. hoşnut. satisfaction. drink.= spread. zıt anl. = Böylesine karşıt bakış açılarını uzlaştırmak imkansız. (hastalığa) yakalanmak / tutulmak.= exclude. zıt anl. conflicting. use up.) contrary to = karşın. fark. oppose. kapsamında bulunan container = (şişe. as opposed to contrast = karşıtlık. karşılaştırma yaparak deneyin etkisini daha iyi anlayabilmek amacı ile ikiye ayrılan deneklerden. inconsistency.) bulaştırmak. constant. zıt anl. cihaz. farklı. current. 2) piyasada bulunan / herkesin satın alabileceği (şey) consumer spending = tüketici harcamaları consumption = tüketim. perpetually.). obtain. aynı çağda (yaşamış olan). purify of contaminated with = kirlenmiş. karşıt. pick up. de) yazı yazan kimse contrive = düzen kurmak. sürekli. güncel. likeness contrasting = (birbirine) zıt olan.com . sürdürme continuously = daima. yükselti eğrisi. deplete. tertibat. distinct. tightening contradict = aksini söylemek. 2) kas(ıl)mak. infected with contamination = 1) bulaştırma. = Önceliğimiz bu ölümcül hastalığın yayılmasını kontrol altına almaktır. gadget. 2) memnun. zıt anl. mücadele. yaşıt. constantly. çekişme.) bulaşmış. infectious contain = 1) kontrol altına almak. karşıt. (In the utility room of our primary school there were a model human body. bazı basit makineler ve öğrenmemizi kolaylaştıracak başka pek çok cihaz vardı. büz(ül)mek contract (isim) = kontrat. dokunmak contagious = bulaşıcı. transmit. inconsistent. içecek vs. eat. pollution. zıtlık. yalanlamak. daralma. 2) bitirmek. 2) seyretmek contemporary = 1) (birisinin) çağdaşı (olan). aksi. ancient content = 1) içerik. çevre ve koşullar Continent = (the Continent şeklinde kullanılır) Avrupa Kıtası continent = kıta continental = kıtasal continental drift = kıta kayması (kıtaların. deny. difference. sızıntısı nedeniyle oluşan) kirlilik contemplate = 1) (bir şey) üzerinde düşünmek. büzülme. dissatisfaction contest = 1) yarışma. catch. zıt anl. = Okulumuzun malzeme odasında bir insan vücudu maketi. zıt anl. modern. (Our priority is to contain the spread of this fatal disease.= test group www. bulaşık. sürekli olarak. leave out contained in = içinde olan. restock consumer = 1) tüketici. harcamak. zıt anl. zıt anl. different. polluted with. 2) (radyasyon vs. some simple machines and various other contraptions to facilitate our learning. içermek. opposite. birbirlerinden büyük fay hatları ile ayrılmış parçalarından her biri) continual = sürekli. perpetual continually = devamlı. distinction. happy. (hastalık vs. kesintisiz. include.= agreement contradictory = çelişkili. alike contribute to = katkıda bulunmak.= discontentment.= cleanse of.= never. 2) karşı çıkmak. zıt anl. çelişmek. varil gibi her türden) kap contaminate with = ile kirletmek. sandık. zıt. blemish. continental shift continental plate = kıta plakası (yerkabuğunun.= add. devamlı. sözleşme contracting rule = anlaşmada / sözleşmede uyulması gereken kural contraction = kasılma. consistent contraption = mekanizma. help contribution to = katkı. constantly. constriction. satisfied contentment = tatmin. birbirleriyle olan jeolojik etkileşimleri çerçevesinde yer değiştirmeleri).= infect. hoşnutluk.

centre. manage. conclusive. kullanışlı.= acquit of.bademci. tackle. talk into convincing = inandırıcı. anlaşmazlık. ikna edici. satisfactorily cool = serinle(t)mek cool down = soğumak coolant = serinletici. şirkete ait corporate earnings = şirket kazançları corporation-owned = şirket(ler) tarafından sahip olunan / işletilen corporatisation = şirketleşme. pass along.= far-fetched. soğutucu cooling = soğutma. uzun mesafeli uçuşların uluslararası hava sahalarında yarattığı kirliliği kontrol altına almayı amaçlayan uluslararası antlaşma conventional = geleneksel. çevrilebilir.= exterior core body temperature = vücut iç sıcaklığı (bir canlının vücudunun iç kısımlarının normal çalışma sıcaklığı) core material = çekirdek malzeme (üzerine kaplama yapılan malzeme) core sample = derinden alınan numune core-mantle = çekirdek ve manto arasında veya mantonun çekirdeğe yakın kısmında co-researcher = aynı araştırma ekibinden insanların birbirlerine olan durumu.ÜDS Sözlüğü . tradition Convention on Long-Range Transboundary Air Pollution = 1983’ten beri yürürlükte olan. comfort. argument. zıt anl. taşımak. zıt anl. manage coordination = koordinasyon (örn. release convince of = inandırmak. üstesinden gelmek. express conveyor = taşıyıcı bant convict of = suçlu bulmak. ekip arkadaşı cork = şişe mantarı coronary = koroner. ikna etmek. kontrol edilebilir controversial = tartışma konusu olan. mahkum etmek. kalp kas hücrelerinin yeterli oksijeni temin edememesi) coronavirus = koronavirüs (üst solunum yollarında akut enfeksiyona sebep olan bir tür virüs) corporate = (genellikle anonim şirket halinde) şirketleşmiş.= uncontroversial. zıt anl. (The country has the ability to use conventional as well as nuclear weapons. ihtilaflı.= inconvenient convention = uygulama. 2) bildirmek. nucleus. kasların birbirleriyle uyum içinde çalışması) cope with = (bir sorun vs. merkez. rigid convey = 1) iletmek. traditional. beraber çalışmak. persuade. zıt anl. bere. konvansiyonel. handle. contrarily conversion = dönüşüm convert into = değiştirmek. collaboration coordinate = bir arada idare etmek. çekişme. büyük şirketlere dönüşme corrective measure = düzeltici / iyileştirici önlem correlate = karşılıklı ilişkisi olmak correlation = karşılıklı ilişki. rahatlık.com . korelasyon www. uygun. zıt anl. change into convertible = değiştirilebilir. çevirmek. serinletme cooperate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. versatile. zıt anl.= inflexible.= mismanage copious = bol. kalbin etrafındaki damarlarla ilgili coronary artery disease = koroner arter hastalığı (damar geçidindeki daralma nedeniyle kalp kasına yeterli kan gidemediği için. zıt anl. facility. useful. = Ülkenin hem konvansiyonel hem de nükleer silah kullanma kapasitesi var.= agreement.) ile baş etmek. çürük. tartışmalı. debate. aksine. dönüştürmek. çok. traditionally conversely = tersine. unquestionable controversy = tartışma. dispute.39 controllable = denetlenebilir. suitable. zıt anl. transform. gelenek. esas. elverişlilik. beraber çalışma. müsait. turn into. declare guilty of. öz. credible. suitability convenient = elverişli. unconvincing convincingly = doyurucu / inandırıcı bir şekilde.) conventional wisdom = genel kanı conventional X-ray machine = geleneksel röntgen cihazı conventionally = konvansiyonel / geleneksel olarak. deal with. başa çıkmak. bereketli copper = bakır copper-veined = bakır veya bakır renkli damarlı copyist = kopya katibi (el yazması kitapları kopya ederek çoğaltan kişi) coral = mercan coral reef = mercan kayalığı / resifi core = iç. collaborate with cooperation = işbirliği. unanimity contusion = ezik. debatable. bruise convection = sıvı veya gaz dalgalanması yoluyla ısı iletimi convection stream = ısınıp yükselme ve soğuyup alçalma sebebiyle oluşan akım / akıntı convenience = uygunluk. practice.

expensive.bademci. 3) yön.= leave out coverage = 1) haber konusu olma. karşılık. rota. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cosmic radiation = kozmik radyasyon (uzay ortamında bulunan.= cheap. yarık cracking = çatla(t)ma. membrane covert = gizli (genellikle casusluk vs. rüşvetçilik. encase. detach from couple = çift. yar(ıl)mak crack (isim) = çatlak. zıt anl. membran. tribunal court appearance = duruşmaya çıkma. innumerable. 2) çatla(t)mak. 2) kapsama alanı covering = zar. (Once. the Soviet army’s countertechnology was a fairly effective ECM (electronic countermeasure) system that they developed. universe cost = mal olmak. tekabül eden corrosion = korozyon (metal malzemenin oksitlenme veya başka kimyasal etkilerle aşınması) corrupt = yoz. kendilerinin geliştirdiği oldukça etkili bir elektronik savunma sistemi idi. örtü. bağlantı kurmak. route course of history = (the course of history şeklinde kullanılır) tarihin akışı court = mahkeme. ters etkisi olan countertechnology = karşı teknoloji. güneş veya diğer gök cisimleri kaynaklı yüklü parçacıklar) cosmically recent past = evrenin yaşına göre yakın geçmiş cosmos = evren. dishonesty cortical area = kortikal bölge (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan. kainat.ÜDS Sözlüğü correspond to = (bir şey)’e karşılık gelmek / tekabül etmek correspondence = mektuplaşma. advise. içermek. shack. işlenme. birleştirmek. kurs. = Bir zamanlar. against the USA’s ICBM’s (intercontinental ballistic missile). zıt anl. kaplamak. çözmek. connect with / to. involve. kulübe. 2) ders. (During cold war. öğüt vermek. zıt anl. muadil. decipher. = Soğuk savaş sırasında ABD’nin kıtalararası balistik füzelerine karşı Sovyet ordusunun karşıteknolojisi.com . duruşmada hazır bulunma court proceeding = duruşma. limited. 2) kont (bir asalet ünvanı) counter = karşı gelmek. kırsal alan country-wide = ülke çapında couple with = bağlamak. . celse. toplumda AIDS’in heteroseksüeller ile sınırlı olduğuna dair sayısız saçma fikir bulunmaktaydı. link with / to. hearing court-case = dava cover = 1) örtmek. geçmek. be valid count (isim) = 1) sayım. dishonest corruption = yolsuzluk. . peer counterproductive = amaca hizmet etmeyen. doğduğu ve geliştiği yer). hemşehri countryside = sayfiye. ile ilgili) crack (fiil) = 1) (şifre) kırmak. gidermek. yozlaşma.= separate from. respond. suggest counsel (isim) = dava vekili counsellor = danışman. ward off counterbalance = karşılıklı olarak dengelemek countermeasure = karşı tedbir counterpart = akran. bozulma. there were countless ridiculous arguments among public that AIDS was confined to heterosexuals. olmak cost-conscious = mali hassasiyet / maliyet kaynaklı hassasiyet cost-effective = uygun maliyetli costly = maliyetli.= few.) counterweight = denge sağlayıcı ağırlık counting = (sayı) sayma countless = sayısız. solve. hut cough = öksürük Council of Ministers = Bakanlar Konseyi (Avrupa Birliği içerisinde belirli bir konu ile ilgili bir düzenleme gerektiğinde her üye ülkenin ilgili bakanının katılımı ile oluşan ve ürettiği yönergelerin. rüşvetçi. progress.40 . encompass. 2) kapsamak.) countryman = vatandaş. süreç. myriad. oppose. karşılık vermek. kaynağı güneş ve diğer gök cisimleri olan radyasyon) cosmic ray = kozmik ışın (uzay ortamında seyreden. pahalı. 2) beşik (bebeğin yatırıldığı sallanır yatak) www. (şifre için) kırma cradle = 1) beşik (bir medeniyetin vs. fiyatı / bedeli . yazışma corresponding = karşılık olan. rehber count (fiil) = (geçerli) say(ıl)mak. üye ülkelerin iç hukukunun üzerinde olduğu konsey) councillor of state = eyalet meclisi üyesi counsel (fiil) = öğütlemek. karı koca course = 1) gidişat. inexpensive cost-overrun = maliyet artışı costwise = maliyet açısından cottage = küçük ev. zıt anl.

(bir şey)’e can atmak. pass beyond. nehir vs. 2) yoğun ve kararlı mücadele.= insignificant. 2) zanaat. harvest crop yield = ürün verimi cross over = (sınır. reliability credible = inanılır.= incredible. vessel. (It is crucial that everyone strictly obeys the rules during the experiment. bastırmak. kabaca. iş alanları) yaratma. zıt anl. güvenilirlik. zıt anl. değerlendirme critical = 1) kritik. için) ani ve kötü sonuçlar yaratan düşüş. reliable. crucial. dağılmak crusade against (fiil) = mücadele etmek. güvenilir. çatlak crew = tayfa.) aksamaya / sakatlığa neden olan sertlik / kaskatılık crisis = (çoğul: crises) kriz criterion = (çoğul: criteria) ölçüt.= trivial. wrinkle crippling stiffness = (kaslarda vs. 2) suçlu. kırış(tır)mak. için) eleştirel critical case = kritik vaka criticize = eleştirmek crocodile = timsah Croesus = Kroisos (Antik Lidya’nın son kralı) Crohn’s disease = Crohn hastalığı (kronik iltihaplı bağırsak hastalığı) crop = ekin. kritik. suça ait. raw. 3) (mahkemenin türü için) ceza. unreliable credit to = (bir şeyin icadını vs. essential. yaklaşım vs.= artfully cruising speed = seyir hızı crumble = parçalanmak. insignificant. campaign against crusade against (isim) = 1) haçlı seferi. kaza yapmak crash (isim) = (hisse fiyatları vs.) crucially = can alıcı bir şekilde. ürün. cahilce.= detest crave attention = ilgi çekmek / istemek craving = şiddetli arzu / özlem. zıt anl. görüş. fight. aşerme crawl = emeklemek. kriter critic = 1) eleştirmen. kavşak noktası crossword puzzle = kare bulmaca crowd = (bir yer)’i (toplanarak) doldurmak. yok etmek. ciddi. kaba. struggle against. yıkılma crash-landing = çarpma. çiğ. meslek (daha çok esnaf ve sanatkarlar için) crash (into) (fiil) = (bir şey)’e çarpmak. çarparak inme crater = krater (düşen bir meteorun oluşturduğu büyük çukur) crave = çok istemek. oluşturmak. 2) saygınlık.com . zıt anl. significantly crude = 1) ham. produce creating value out of nothing = hiç yoktan değer yaratma creatinine = kreatinin maddesi (keratin metabolizmasının son ürünü olarak idrarla atılan madde) creation = (örn. = Deney sırasında herkesin kurallara harfiyen uyması hayati önem taşımaktadır. yaşamsal. onun yaptığına inanmak. believable. inexpertly. 2) eleştiri. vital. (The invention of the electric guitar is credited to him. övgü creepy-crawly = sürünerek veya yere yakın ilerleyen crevice = yarık. = Elektrogitarın icadı ona mal edilir.41 craft = 1) hava. mürettebat. trivial. coarse. gemi.ÜDS Sözlüğü .bademci. zıt anl. harap etmek. takım crew vehicle = insanlı araç crime = suç crime against humanity = insanlığa karşı suç (katliam. için) (karşı tarafa) geçmek.) yaratıcılık creature = yaratık credibility = inanılırlık. 3) cahil(ce). (toplanarak) kalabalık yaratmak crowded = kalabalık crowding = kalabalıklaşma. savaşım crush = ezmek. go across crossroad = kavşak crossroads = kesişim noktası. sıkışıklık crown = taç crucial = can alıcı. ortaya çıkarma creativity = (sanatsal vs. pişmemiş. crime criminal justice system = ağır ceza hukuku / adalet sistemi criminal trial = ceza davası criminal use = suça yönelik kullanım crinkle = buruş(tur)mak. 2) basit. crawfish craze = geçici moda create = yaratmak. pivotal. primitive crudely = ham / olgunlaşmamış bir biçimde. ufalanmak. significant. ağır ceza criminal act = suç oluşturan davranış. çok önemli. savaşım vermek. kampanya yapmak. mahsul. soykırım benzeri büyük ölçekli suç) criminal = 1) suç oluşturan. die for. biri)’ne mal etmek. çok önemli. vital. tekne. aşermek. hayati. sürünmek crawl up = sürünerek tırmanmak crayfish = kerevides (ıstakoza benzer ama daha küçük bir deniz veya tatlı su hayvanı). artlessly. suppress www.) credit = 1) kredi. deniz veya uzay taşıtı. suç. essentially. 2) (görüş.

zıt anl. enrich cultivate = işlemek cultivation = yetiştirme culture = 1) kültür. zirve. azaltmak. decrease. treat cure (isim) = şifa. lider cyanide poisoning = siyanür zehirlenmesi cycle = dalgalanma. siklüs cyclic = periyodik olarak ortaya çıkan. kasırga. (toprağı) işlemek. shorten. climax culmination = 1) doruk. bu günlerde. contemporary. reduce. decrease. Computed Tomography scan culminate = 1) sonuçlanmak. salamura curiosity = merak curious = 1) tuhaf veya benzersiz olması nedeniyle ilgi çeken.= begin. için) kültür analizi yapılması cultured = kültürlü cumulative = kümülatif. tradition customary = alışılmış. end. block cut off from = (aile vs. waste cut free from = (bağlayan bir şeyi) keserek (başka bir şey)’i serbest bırakmak. bitiş culprit = suçlu. abnormal customize = isteğe göre küçük değişiklikler yapmak.= unusual. müfredat curtail = azaltmak. tapınma cultivate = geliştirmek. kısmak. develop. prolong curve upwards = yukarı doğru bombe yapmak cushion = yastık cushion of air = hava dolu yastık custom = gelenek. cut down on cut down on = (bir şey)’i kısmak / azaltmak. (bir metinden vs.= innocent cult = kült. azaltmak. toplu olarak cup = (genellikle su ya da benzeri bir şeyi taşımak / tutmak amacı ile avuç içlerini derinleştirerek) (eli) bardak / fincan şekline sokmak curable = tedavi edilebilir.= incurable curb = kısıtlamak. cut off cut size = kesim boyutu cut the price by half = fiyatı yarıya indirmek / yarı yarıya azaltmak cutting-edge = yenilikçi. alter. serbest kalmak cut off = (nefes / yol) kesmek.ÜDS Sözlüğü crushed pebble = ufalanmış çakıl taşı crust = kabuk. restrict. preserve cut (fiil) = kesmek. güncel. ilaç. common. remedy. 2) doruğa varmak. separate. çare. hâlihazırda curriculum = (çoğul: curricula) ders programı. call out for crystalline solid = atomları veya molekülleri geometrik bir düzen içerisinde yer alan katı madde CT scan = bilgisayarlı tomografi taraması.) çıkarmak. economise on. silmek.= reunite with cut out = (belli bir biçimde) kesip çıkarmak. döngü. limit cure (fiil) = iyileştirmek. restrain. gem vurmak. kısaltmak. kesinti yapmak cut (isim) = kesinti. offender. zıt anl. 2) son. relief cured = tuzlanmış. dış tabaka cry out for = bağırarak (yardım vs. adet. modifiye etmek.com . modify. kısıntı cut a pitiable figure = acınacak bir tipi olmak / tip çizmek cut back on = (özellikle tasarruf amacıyla bir şey)’de kısıntı yapmak. 2) meraklı current (isim) = akıntı. guilty. sınırlamak. tıkamak. zıt anl. adet olan. en gelişmiş. dönemsel cycling = bisiklete binme cyclone = siklon. 2) cari currently = şu sıralarda. remedy. 2) (bir bakteri vs. zenginleştirmek.) çağırmak. present. ilişkisini kesmek.bademci. zıt anl. accepted.= increase. relieve. zıt anl. yetiştirmek.= keep. tedavi etmek. tedavi.42 . halihazırdaki. zıt anl. akım current (sıfat) = 1) şimdiki.)’den ayrı kalmak / ayırmak. zıt anl.= increase. start. hortum cylinder bearing = silindirli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal silindirler bulunan rulman) cynical = alaycı cytochrome oxidase = sitokrom oksidaz (hücrenin solunumunda önemli bir rolü olan bir tür enzim) cytologic = hücreye ilişkin cytoplasm = sitoplazma (hücre içi sıvı) www. zıt anl.

başlangıç decade = on yıl www. günlük. gün ağarması. capital punishment death rate = ölüm oranı Death Valley = Ölüm Vadisi (ABD’nin Kaliforniya ve Nevada eyaletleri arasında yer alan. varlığı. incapacitate. moist. gözüpek dark energy = karanlık enerji (kozmolojide. müzakere. çevresindeki diğer materyal üzerindeki kütleçekimsel etkisi yolu ile tespit edilebilen maddeye verilen ad) dart = 1) füze. (bir şey)’e cesaret etmek. be dated to date from = tarihinden kalmak. tarihlendirme daunting = yıldırıcı. takatini kesmek.= disregard. kurak bir havza) debate (fiil) = tartışmak. relations death penalty = ölüm cezası. argue. göz korkutucu. plan vs. harm damage (isim) = hasar. discuss debate (isim) = tartışma. business. zıt anl. venture daring = cüretkar. tarih tutma. yara. ilgilenmek. incapacitating. iş ilişkisi. zarar. strengthen debilitating = güçten düşüren. üstesinden gelmek. tarihinden başlamak dating = tarihleme. argument. en alçak noktası deniz seviyesinden 86 metre aşağıda olan. get involved in. Dünya Savaşı’nı sona erdirdiği kabul edilen Normandiya Çıkartması’nın yapıldığı gün (6 Haziran 1944) DDT = bazı bölgelerde tarım ilacı olarak kullanılan zehirli bir kimyasal. wound damming a river = bir akarsu üzerine baraj kurma işi damp = nemli. 2) ani ve hızlı hareket dash away / off = acele ile çıkıp gitmek dashed = (ümit. ilişki. rutubetli. discussion debellation = fetih debilitate = kuvvetten düşürmek. 2) (bir ey)’i ele almak. şafak sökmesi.D D DD daily = gündelik. alışveriş. cope with. tarihine uzanmak. zıt anl.= invigorating debris = döküntü. müzakere etmek. hayallere dalma daytime = gündüz day-to-day = gündelik D-Day = II. date from. bütün uzayı etkileyen ve evrenin genişleme hızını arttırıcı bir etkisi olduğu kabul edilen hipotetik bir enerji türü) dark matter = karanlık madde (astrofizikte. undermine. day-to-day life dairy = süt ürünleri dairy farming = mandıracılık dam = baraj damage (fiil) = zarar / hasar vermek.)’ye tarihlenmek. soluk borusu vs. zayıflatmak. risk dangerously underweight = (hayatını) tehlikeye sokacak derecede zayıf Dante = 1265-1321 yılları arasında yaşamış ve ünlü İlahi Komedya’nın yazarı olan İtalyan şair dare to = (bir şey)’i göze almak. risk. day-to-day daily life = gündelik hayat. discouraging dawn = doğuş. bozmak.bademci. manage. fatal deafness = sağırlık deal blows to = (bir şey)’e darbeler vurmak deal with = 1) (bir ey)’i idare etmek. zayıflatan. boşa çıkmış data access = veri erişimi database = veritabanı date = tarihle(n)mek date back to = (belli bir yıl vs. ignore dealings = iş. injury. weaken. borç indirimi debut = (sahneye) ilk çıkış.= invigorate. manage. date to. ışık yaymadığı ve yansıtmadığı için doğrudan algılanamayan. (dawn of civilization = uygarlığın doğuşu) D day-care = gündüz çocuk bakımı daydreaming = hayal kurma.) kalan hava deadly = öldürücü. tackle. hazard. harm. zıt anl. dichlorodiphenyltrichloroethane dead space air = solunum esnasında akciğere ulaşmayan bölgelerde (burun.com . yıkıntı. wet danger = tehlike. için) suya düşmüş. enkaz debris disk = döküntü halkası debt relief = borcun hafifle(til)mesi.

bademci. düzen. dejenere olmak.= inflation. spoilage decorate = dekore etmek. deteriorate degenerate (isim) = yozlaşmış. zıt anl.= moderately. put off. deception. sufficiency. aldanma. realize deduction = mantıksal çıkarım. upright deciduous = (bitki için) yaprak döken decipher = şifresini / anlamını çözmek decision = karar decision-making = karar alma işi decisive = kesin. zıt anl. proper. soysuz.= deny. shortage. deficiency. infer from. progress. devote to dedication = adama. zıt anl. questionable decisively = kesin olarak. recover decline (isim) = azalma. süslemek decrease = azal(t)mak. profoundly. excellent defence-related industries = savunma ile ilgili endüstri alanları defendant = davalı. specify. zıt anl. definite. make known. çıkarsamak.= flawless. announce.= victory defect = kusur.= indecent deception = aldatma. gerilemek. addetmek. hile. announcement declare = ilan etmek. zıt anl. inadequacy. take down.= offensive defer = ertelemek. certain. sakatlık degenerate (fiil) = yozlaşmak. surplus define = tanımlamak. fraud. 2) deflasyon. put down.= increase. zıt anl. eksiklik. kusur. zıt anl. bozuk. deceit. determinately declaration = ilan. çöküş. zıt anl. zıt anl. collapse. adamak.= increase decreased mortality = düşük ölüm oranı dedicate to = vermek. zıt anl. forested deformity = çarpıklık. bilgi vs. zıt anl. decay. zıt anl. excess deficit = açık. designate definite = kesin. zıt anl. fiyatların düşmesi. savunmaya yönelik. insufficiency. yenilgi.ÜDS Sözlüğü decanter = (genellikle alkollü içkiler için) sürahi olarak kullanılan boyunlu şişe decay (fiil) = çürü(t)mek. retard. disgrace. bozulma. acceptable. yetersizlik. corrupt. zıt anl. misleading.= excellence defective = kusurlu.= inflation deforestation = ormansızlaştırma. mantık yürütülerek varılan yargı. zıt anl. düzen. net.= accelerate decent = saygın. protective. Güneş Sistemi’nin ötesindeki kısmı). çökmek. achievement. çürüme. zıt anl. diminish. deterioration. bildiri.= straightforward.= aggrade degree = büyüklük. derece (etki. eksil(t)mek. zıt anl. hile. mislead. eksik. degeneration. aldanma. intensely. overthrow defeat (isim) = bozgun. kararlı. rebelliously deficiency = eksiklik. corrosion. düş(ür)mek. boldly.= honesty deceive = aldatmak. zıt anl. (anlam) çıkarmak. zıt anl. yanıltıcı. drop. biçimsizlik. bozukluk. dejenere. aklı başında. decline.= excess. muntazam. netlik. azalma. bildirmek. düşmek. yetersizlik.= afforested. ayrışma.= healthy degenerative = dejeneratif (bir doku veya organın zamanla yapısal veya fonksiyonel bozulma göstermesi hali) degenerative disorder = dejeneratif hastalık (organ veya dokunun yapı ve görev bakımından özelliğini kaybederek bozulduğu hastalık) degrade = düşürmek. makul. action deem = saymak. çözünürlük. false.= adequacy. tam anlamını verebilme özelliği deflation = 1) (bir şey)’in havasının boşalması. derinlemesine. zıt anl. zıt anl.= indecisive. 2) (radyoaktif) bozunma decay-causing = çürümeye neden olan deceit = aldatma. kandırmak. deteriorated. imperfection. adanmışlık. deteriorate. outer space deeply = derinden.= afforestation deforested = ormansız kalmış.= indefinite definition = kesinlik. net. certainly. devotion deduce from = (bir şey)’den (bir şey) anlamak. decay. implication deed = eylem. yenmek. delude decelerate = hızını azaltmak. zıt anl.44 .= upturn. belirleyici. düşüş. recovery decomposer = ölü bitki ve hayvan kalıntılarını kimyasal olarak ayrıştıran organizma decomposition = çürüme. slightly defeat (fiil ) = bozguna uğratmak. zıt anl. decompose decay (isim) = 1) yıkılma.= expedite defiantly = cüretkar / küstah / meydan okuyan bir şekilde. deficient. respectable. zıt anl. geciktirmek.) www. zıt anl.= honesty deceptive = aldatıcı. progress. fraud. inadequacy. revoke decline (fiil) = azalmak. iş. sönme. fiil. kararlı bir biçimde. gerileme. shortage. (mahkemede) savunma (tarafı) defensive = savunmacı. regard deep space = derin uzay (uzayın. imperfect. kötüleştirmek.com . drop.

zıt anl. intentionally. on purpose. call for demand (isim) = 1) talep. self-reliant depict = betimlemek.bademci. rely on. request.= loosely. keyif.= admit. diş çürüğü. 2) temkinli. bırakmak. sık densely = yoğun bir şekilde. zıt anl. narin. zıt anl. sparsely densely populated = nüfus yoğunluğu fazla olan. reliant (on). divergence depend on / upon = (bir şey)’e bağımlı / bağlı olmak. belirtmek. çılgınlık. description. susuz kalma. dependence. retain delivery = 1) teslim. yalanlamak. kalkış. 2) (bir annenin) bebek doğurması. need. vermek. depict demonstration = gösteri denied by = (birisi ya da bir kurum) tarafından dışlanmış / reddedilmiş denomination = birim denote = göstermek. temsilci deletion = sil(in)me. erasing. stand for. mütalaa. resmetme. zıt anl. take-off. şube. distribute. requirement demanding = (çok çaba. kurutmak dehydration = dehidrasyon (su kaybı. unintentionally deliberation = 1) üzerinde düşünme. insani özelliklerini yok etmek dehydrate = suyunu almak. deviation. dağıtmak. zıt anl. bölüm departure = 1) ayrılış. mesaj iletmek. destroy. request. claim.= praise dense = yoğun. daire. mean denounce = kınamak. illustrate.= tough. subtle. yoksun bırakmak. moving out. zıt anl. refuse. ertelemek. careful deliberately = kasten. istemek. tartışma. yok olma. memnun etmek. zıt anl.= reality demand (fiil) = talep etmek. hassas. ilgi vs. 2) sapma. reddetmek. zıt anl.= sparsely populated density = özkütle. solid. exterminate. zıt anl. yanılma. a demanding job = çok çaba gerektiren bir iş) demented = bunamış. geç delayed detection = geç teşhis / tanı delegate (fiil) = görevlendirmek. dental caries dental examination = diş muayenesi deny = yadsımak. anlamına gelmek.= accidentally. handing over. (bir işi) devretmek. discussion delicate = nazik. hold up. deception.= supply. claim. dağıtım. zıt anl.45 dehumanize = insanlıktan çıkarmak. bile bile. picture depiction = betimleme. pleasure delight (fiil) = sevindirmek. 2) müzakere.com . hastane vb.ÜDS Sözlüğü . reject. distribution. perishing democratization = demokratikleştirme demographer = demograf (dünyadaki veya bir ülkedeki nüfusun yapısını. consideration. aklını yitirmiş dementia = 1) delilik.= independent. dinamik özelliklerini inceleyen bilim insanı) demographic = demografik (nüfus ile ilgili değişkenlere ait) demolish = yok etmek.= preserve. retardation delayed = gecikmiş. rugged delight (isim) = sevinç. zıt anl. fragile. tender. transfer. hand over. restore. leaving. construct demon = iblis demonology = iblislerin. anlatmak. misconception. zıt anl. resmetmek. heavily. point to. postpone delay (isim) = gecikme. bir yapının ya da organizmanın su kaybı) de-icing system = buzlanmayı giderici sistem de-ink = mürekkepten arındırmak deinstitutionalization = hasta tedavisinin. (bir durumun) gerektirdikleri. describe. empower delegate (isim) = delege. slow down. durumunu. send. giving birth delusion = aldanma.) isteyen / bekleyen. doğum. accept department = departman. wipe out.= keep. 2) bunama demise = çöküş. joy. ortadan kaldırmak. addiction dependency = bağımlılık. commission. 2) ihtiyaç.= be independent (from) dependence = bağımlılık. zorlu (örn. removal deliberate = 1) kasıtlı. keyif vermek.= independence dependent on = (bir şey)’e bağımlı. dental cavity dental cavity = diş çürüğü. yoğunluk (bir maddenin birim hacimdeki ağırlığı) dental = diş veya dişçilikle ilgili dental caries = dişte çürüme. on purpose. memnuniyet. picture www. please deliver = teslim etmek. condemn. zıt anl. göstermek. 3) durum. cinlerin veya bunlara dair inançların incelendiği araştırma alanı demonstrate = kanıtlamak. kurumlar dışında yapılması delay (fiil) = geciktirmek.

zıt anl. strip of.= attach to detachment = ayrılma. in spite of. hor görmek. eşkal. depo. cazip. damagingly. noticeable detection = bulma. zıt anl. lowspirited. preferred. hak ettiği gibi. picture descriptive = tanımlayıcı. picked out designation = (kısaltma biçiminde) ad (örn. ortadan kaldırmak. 3) yalnız. tasarım designate = 1) belirtmek. surplus deprive of = (bir şey)’den yoksun bırakmak / mahrum etmek. zıt anl. bırakmak. organise. şiddetli istek desired = istenen. position deployed = konuşlandırılmış. işaret etmek. 2) azalmış. supply with depth = derinlik deputy = 1) yardımcı.= release. detay detain = gözaltına almak. zararlı. invent.= undesired desolate = 1) terk edilmiş. tespit. ümitsizlik. formulate.= ascend descend from = (bir kişi)’nin soyundan gelmek. gidilecek yer. wipe out. fate destroy = yok etmek. call sign desirable = arzulanır. yığmak. discover. anlatmak. earn deservedly = haklı olarak. originate from descendant = torun. betimsel desert = terk etmek. unsuitable desire (fiil) = istemek. 2) yığın.= undesirable. abandoned. miktarı düşmüş. lacking. bir savaş gemisini havaya uçurmaya yetecek kadar yıkım gücüne sahip. originate from desalination = tuzunu giderme descend = alçal(t)mak. tortu depressed = 1) morali bozuk.= constructively detach from = (bir şey ya da kişi)’den ayırmak / koparmak. helpless. zıt anl. detrimental. ülke dışına göndermek deposit (fiil) = koymak. solitary despair = üzüntü. 2) harap. soyun devamı. promising despise = küçümsemek. (bir kişinin) soyundan gelen describe = betimlemek. restore. tasarım yapmak. explain description = betimleme. obtain from. zıt anl. adam yerine koymamak despite = (bir şey)’e karşın / rağmen. (This missile has sufficient destructive power to blow up a battleship. devise design (isim) = dizayn. kimsesiz. down depression = 1) depresyon (ruhsal çöküntü). Türk Hava Yolları için THY). resmetmek.= offer. tükenmiş. abandon. mevzilen(dir)mek. 3) maden / mineral yatağı deposit on = üstünde birikmek deposition = çökme. azalmış. identify detect individual atoms = atomları tek tek saptamak detectable = bulunabilir. place deposit (isim) = 1) mevduat. hopelessness. mahrumiyet. harmfully. ayrılık detail = ayrıntı. specified. consume. yok etme.= construction. yıkıcı bir şekilde. zıt anl. zıt anl. regardless of destination = hedef.bademci. ıssız. demolish. attractive. zıt anl. 2) atamak.= hope desperate = 1) çaresiz. devastating. boş. renovation destructive = yıkıcı. layık olmak. picture. low depletion = tükenme deploy = konuşlan(dır)mak.= availability. perişan. zıt anl.= constructive. exhaust. tarif. saptama detector = dedektör (metal. için) kod. exterminate. vekil.com . = Bu füze. çekici. saptanabilir. düzenlemek. zıt anl. destroyed. apprehend. bitmiş.) destructively = yıkıcı olarak. depresyonda. 2) ümitsiz. geliştirmek. mevzilendirilmiş deport = sınırdışı etmek.= preserve. şeyleri bulmaya yarayan alet) www.= hopeful. keder. 2) (ekonomide) buhran deprivation = yoksunluk. imha. zıt anl. radyoaktif madde vb. zıt anl. liberate detect = ortaya çıkarmak. elde edilmesi amaçlanan. restock depleted = yetersiz. 2) milletvekili derive from = (bir şey)’den elde etmek / çıkarmak / türe(t)mek. lower. keşfetmek. zıt anl. depiction. extermination. leave deserve = (iyi ya da kötü anlamda) hak etmek. in(dir)mek.46 . hopeless. assign designated = belirlenmiş. kısmet. arzu etmek desire (isim) = arzu. bir plana göre yerleş(tir)mek. bulmak. ortaya çıkarma. required. bitirmek. varış yeri destiny = kader. bırakmak. fark etmek. görev vermek. construct destruction = yıkım. zıt anl. talih. depict. (uçaklar. desperation. yazgı.= add. withhold. justly design (fiil) = dizayn etmek. specify. tasarlamak.ÜDS Sözlüğü deplete = tüketmek. hava alanları vs. alıkoymak.

tutuklama. custody. underdeveloped country development = ilerleme. formulate. perish. worsening.bademci. saptamak. decline. disastrous.ÜDS Sözlüğü . uniformity device = alet. ortaya çıkarmak. lower. zıt anl.= conformity. 2) geliştirmek. zıt anl. için) ateşleme mekanizması. zıt anl. dedicate devoted = bağlı. promote deteriorate = bozulmak. impose. damaging. insidious devise = tasarlamak.= regress deviation = sapma. helpful devaluation = devaluasyon (paranın değer kaybetmesi) devalue = değerini düşürmek devastate = harap / perişan etmek. establish. belittle.= constructive develop = 1) (hastalık vb. kendini adamış. bir makine ile kanı atık maddelerden arındırma işlemi) diamond = elmas (sertliği sebebiyle kesici olarak. fade away die out = yok olmak. advancement. tanı diagnostic = tanı. = Bu arazi madenciliğe ayrılmıştır. emretmek. harmful. bozulma. ortadan kalkmak.= release deter from = (bir şey)’den caydırmak / vazgeçirmek. azimli. restore devastating = yıkıcı. dietetic dietary (sıfat) = perhizle ilgili dietary fat = besin maddeleriyle vücuda giren yağ www. adama. arındırmak) detract from = eksiltmek. yok edici. arındırma) detoxify = detoksifiye etmek (zehirlerden vs.). bring out developed = gelişmiş developed world = gelişmiş dünya (dünyanın gelişmiş ülkelerden oluşan kesimi) developing = gelişmekte olan developing country = gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülke. deceitful. sönmeye yüz tutmak. (This land is devoted to mining. ciddi. = Okul çağındaki çocukların kolay öğrenebilecekleri yeni bir bilgisayar programı tasarlamak gerekiyor. invent. zıt anl. lacking devote to = (bir şey)’e adamak / ayırmak. zıt anl. persistent. fade away. inhibit. decide. dedicated to. ayrılma. = Trafiği kent merkezinden uzak tutacak bir plan geliştirdiler. amaçlamak. tanıyla ilgili dialect = lehçe dialysate = diyaliz esnasında membrandan (zardan) geçen (bir tür filtre edilen) madde dialysing membrane = diyaliz zarı / membranı dialysis = diyaliz (böbrekleri çalışmayan hastalarda. gelişme. variance. flourish dietary (isim) = perhiz yemeği. diminish detractor = kötümseyen / küçümseyen kişi detrimental = zararlı.) devotion = sadakat. zıt anl. sincerely. dedication devoutly = içten. (It is necessary to devise a new computer program that will be easy for schoolchildren to learn. destructive.) devoid of = (bir şey)’den yoksun / mahrum. 2) karar vermek. command die down = hafiflemek. ruin. kötüleşmek. restraint. destroy. resolve. tevkif.47 detention = alıkoyma. zıt anl. kendini adamış. devotedly diabetes = diyabet (şeker hastalığı) diagnose = teşhis etmek / edilmek. harap edici. içten bağlılık.= develop.= enhancement.= encourage. fünye detoxification = detoksifikasyon (zehirlerden vs. improvement determinant = 1) belirleyici etken. için) ortaya çıkmak / başlamak / gelişmek. tanı koy(ul)mak diagnosis = (çoğul: diagnoses) teşhis. (They have devised a plan for keeping traffic out of the city centre. zıt anl. mahvetmek. parlaklığı sebebiyle de süs eşyası olarak kullanılan bir mineral) dictate = zorla kabul ettirmek.= beneficial. 2) determinant (bir matris veya bir denklem için özel bir prosedür kullanılarak elde edilen. zıt anl. dedicated devoted to = (bir şey)’e adanmış / ayrılmış.= irresolute.= recover deterioration = kötüleşme. calculate. organise. discourage. düzenlemek. kalitesinden) düşürmek.= construct. azalmak. zıt anl. zıt anl. aygıt devious = dürüst olmayan. decline. shape determined = kararlı. dolambaçlı. engelleme. matrisler veya denklemler arası işlemlerde kullanılan sayı) determine = 1) belirlemek. worsen. expand. find out. diversion. decisive. öneminden. (değerinden.com . sinsi. hesitating determining = belirleyici deterrent = caydırıcı etmen detonator = (bomba vs. plan geliştirmek. kaypak. design.

48 . afet. onaylamamak.= fulfilment. zorluk. ıskartaya çıkmış discernible = fark edilebilir. disperse. zıt anl. doğru bulmama. zıt anl. tragedy disaster relief operation = bir felaketin ardından. obscure discharge from (fiil) = 1) (hastayı hastane)’den taburcu etmek. yıkım. yok saymak. unite discard = aklından çıkarmak. zıt anl. çok kötü sonuçlara yol açabilir. detrimental. successful disband = dağıtmak. dehşetli. kaybolmak.= conform to. release www. catastrophe. (Such an invasive intervention may have dire consequences. diverge from. guide. farklılık differing = birbirinden farklı. invalidity disable = 1) etkisiz hale getirmek. yok olma. emergence disappointing = düş kırıklığı yaratan. geçme) dig one’s way out of = kendini (bir şey)’den kurtarmak dig up = kazıp çıkarmak. conflict. handicapped disadvantage = dezavantaj. peace disappear = ortadan kalkmak. dağıtmak.ÜDS Sözlüğü dietary iron intake = beslenme yoluyla vücuda demir alımı dietary objective = (yapılan / yapılacak) diyetin hedefi / amacı differ from = (bir şey)’den farklı / değişik olmak. manager dirt = çamur. critical. zarar gören insanlara yardım ulaştırmaya yönelik çalışma disastrous = feci. spread diffusible = yayılabilir. çatışma. hazmedilmiş digestion = sindirim. distinguish differentiation = ayırım. = Böylesi invazif bir müdahale. divergent difficulty = güçlük. instruct direct democracy = doğrudan demokrasi (halkın. yok olmak. inspiring disappointingly = hayal kırıklığı yaratacak şekilde. zıt anl. zıt anl. zıt anl.= encouraging. discouragement.= appearance. problem. zıt anl. berbat. objection disapprove of = doğru bulmamak. 2) korkunç. su ile seyreltilmiş çamaşır suyu ile temizledi. egemenliğini bizzat ve doğrudan kullandığı.= appear. zıt anl. yönetmen.) dimension = boyut. 2) tahliye etmek. zıt anl. benefit disagree with = (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmamak. discouragingly. emerge disappearance = ortadan kalkma. dağılabilir diffusion = difüzyon (yayılma. zıt anl.= fortunate. (deliller. ölçü diminish = azal(t)mak. engel.= agree with disagreement = anlaşmazlık. görülebilir.) direct = 1) yönlendirmek. farklılık göstermek.= bury digest = sindirmek.= advantage.= accord.= combine. dismiss. trouble diffuse = yay(ıl)mak. dağılmak. bütün kararların halkın tamamının katılımı ile alındığı demokrasi türü) direct participation = doğrudan katılım direct public attention to = kamu dikkatini (bir şey)’e çekmek / yöneltmek direction = yön director = yönetici. idareci. reject discarded = atılmış. resemble differ = değişmek. veriler için) (bir şey) ile uyumlu olmamak. zıt anl. zıt anl.= approve of disaster = felaket. fight.= increase diminishing return = gittikçe azalan getiri diphtheria = difteri (boğaz ve soluk borusu cidarlarında fazladan bir tabaka oluşturarak nefes alma güçlüğüne yol açması ile belirgin bir hastalık) dire = 1) acil. 2) farklı. ayırıcı differentiate = ayırmak. vanish. inconvenience. yıkıcı. sakınca. ayırt etmek. çok ciddi. handicap. dağılmak. diverge differ sharply = net / açıkça görülür bir şekilde farklılık göstermek differential = 1) (arabalardaki) diferansiyel dişlisi. decrease. itiraz. zıt anl. 2) talimat vermek. zıt anl. (She cleaned the bathroom with hypo-chloride diluted with water. hazım digestive juice = sindirimi kolaylaştıran salgı / sekresyon digestive system = sindirim sistemi digestive tract = sindirim kanalı dilemma = çıkmaz. dreadful. dağılma. zıt anl. discouraging. success disapproval = onaylamama. terrible. terrible. drawback. perceptible. engelli. reddetmek. hazmetmek digested = sindirilmiş. ikilem dilute = sulandırmak.bademci. açmaz. = Banyoyu.= inspiringly disappointment = düş kırıklığı. ihtilaf. vary. yoğunluğunu ya da derecesini düşürmek. find unacceptable. vanishing. 2) sakatlamak disabled = sakat.= imperceptible. noticeable. eksil(t)mek. toprak disability = sakatlık. maluliyet. farklılaşmak. inceltmek.com .

aklından çıkarmak. ease discomforting = rahatsız edici disconcert = 1) şaşırtmak. (We are dispensing with formalities. distinctly. ihtiyatlı. conceal discomfort = rahatsızlık.= urge. durdurmak.= impartiality discuss = (bir konuyu) ele almak. bias. ignore. baştan savma. gözünü korkutmak. hastalık. kargaşa. ufalanmak disintegration = parçalanma. illness. zıt anl.bademci. hastaya ilacı kesmesini söyledi. ciddiye almama. zıt anl. terk etmek.= comfort. (The doctor told the patient to discontinue with the medicine. bölünme. disturb. altüst etmek. cease. farklı.= encouraging discover = keşfetmek.= agreement. do away with. bağlantı kesilmesi. association discontent = hoşnutsuzluk. zıt anl. görüşmek. trouble. distinction.= associated. ihtiyaç duymamak. 2) tahliye. praise disease = hastalık disfigure = biçimini bozmak disfigurement = kozmetik bozukluk.= health.= hide. farklılık. turmoil. yarıda bırakmak. parçalara ayırmak. annoyance. meydana çıkarmak. uninterested. akma. conflicting. tepeden bakmak. defetmek. gidermek dispense with = (bir şey)’siz yapmak. boşaltım. 2) indirim yapmak discourage = cesaretini / hevesini kırmak. discard.= order disordered = düzensiz disorientation = oryantasyon bozukluğu (yön. confusion. tiksinti disgusting = iğrenç disintegrate = parçala(n)mak. inequality. vazgeçmek. scorn. buluş. distinct. yer. çelişme. concordant discount = 1) önemsememek. zıt anl. zıt anl.= interested Disneyland = Walt Disney Şirketi tarafından dünyanın değişik kentlerinde açılan büyük eğlence parklarından her biri disorder = 1) bozukluk. show prejudice against discrimination = ayrımcılık. thoughtfully. açığa vurmak. disiplin disclose = açmak. ayrım yapma. dissatisfaction. degrade. zıt anl. zıt anl. carry on. tartışmak discussion programme = (televizyonlarda yayınlanan) herhangi bir tartışma programı disdain = küçük / hor görmek. chaos. reveal. rejection dismissive = hafife alan.) discordant = birbiriyle çelişen. consistency discrete = ayrı. conflict. için) kozmetik bozukluğa yol açan disgraced = utanç verici. separately discretion = takdir yetkisi. consideration. different. discourage dismiss = göz ardı etmek. cautiously.49 discharge (isim) = 1) (hasta için) taburcu olma. end. similar disparity = eşitsizlik. bulgu discredit = gözden düşürmek. 2) düzensizlik. release discipline = bilim dalı. küçümsemek. 2) düzenini bozmak. ailment. dissociation. unfairness. honor discreetly = (ağzından çıkan söze ve hareketlerine) dikkat eder bir şekilde. zıt anl. apayrı. ifşa etmek.= parity. incompatible. uyuşmazlık.= compatible. vazgeçmek. mess. variance. display. reject dismissal = aklından çıkarma. quit. find discovery = keşif. trouble. zıt anl. zıt anl. fark. dissuade. = Formalitelerden vazgeçiyoruz. equality dispatch = göndermek. zıt anl. demonte etmek. disk biçimli dismantle = sökmek. free-will discriminate against = (aleyhine) ayrım(cılık) yapmak. memnuniyetsizlik. disfavour. perplex. proceed. separate. zaman tayininde bozukluk) disoriented = yönünü kaybetmiş / şaşırmış disparate = farklı. cesaretini kırmak. similar discretely = farklı bir şekilde. bulmak. = Banka artık Cumartesi günleri hizmet vermeyecek.= admire. upset disconnection = kopukluk. difference. sıkıntı. disregard. zıt anl. (The bank will discontinue its Saturday service. satisfaction discontinue = kesmek. yıldırmak.= contentment.= assemble dismay = korkutmak. ufalanma disk-like = disk gibi.= connection. güvenini sarsmak. zıt anl. stop. unfavourable. ayrım.). zıt anl. ortaya çıkarmak. aralarında uyuşmazlık bulunan. = Doktor. böl(ün)mek. zıt anl. tedbirli. vücutta şekil kaybı disfiguring = (yara vs. zıt anl. rezil disgust = iğrenme. reddetmek. (birbirinden) ayrı olarak.= alike. discarding. take apart. tutarsızlık. reddetme. zıt anl. abandon.) www. send off dispel = dağıtmak.= recklessly. zıt anl. disapprove of.ÜDS Sözlüğü . encourage discouraging = cesaret kırıcı. deter.= praise. carefully. pursue.= keep on. zıt anl. heedlessly discrepancy = farklılık. zıt anl.com .

zıt anl. çekişme. illustrate. recognize. overlook. ignore. circulate. zıt anl. dissemination. zıt anl. gather dispersion = dağılım displace = yerini almak. break up. chaotic. düzen. belirgin. ekran disposal = yok etme. ayırmak. mizaç.= prove. yöre. doubt.= calm. worry. worrisome distribute = dağıtmak. part with. distrust = güvensizlik. unbalanced. 2) fark. zıt anl. 2) tartışmak.= proportionate. misery. invalidate. remote. saç(ıl)ma. kolaylıkla ayırt edilebilen. bertaraf etmek. associated distinction = 1) ayırt etme. zıt anl. dağıtıcı district = mıntıka. altüst etmek. disappointed. bu salgını durdurma şansımız o kadar artar. endişe.bademci. save disposition = 1) yaradılış. dağılım. disband. get rid of. müstakil. comfort www. understanding disregard = hiçe saymak.) atmak. disturbance. annoy.) (belirli bir biçimde) harcamak.= resemblance.= arrange. tell (the difference) distinguishable = ayırt edilebilir. apparent. displeased.= gather. disturb. differentiation. üstünlük. recognizable distinguished = seçkin. prominent. = AIDS hakkındaki gerçekler ne kadar çok yayılırsa. zıt anl. itimatsızlık. zıt anl. the better our chances of halting the epidemic. bölüştürmek. çöz(ün / ül)mek distance = uzaklık. controversy. pay attention disrepair = (bina. uyuşmazlık. balanced disprove = aksini kanıtlamak.= similar. peculiarity. zıt anl.= ordinary distinctly = açık / belirgin bir şekilde. zıt anl. remarkable. yerleştirme.= satisfy disseminate = (bir fikir. uzak.= obscurity distinguish between = (iki kişinin ya da şeyin) arasında ayrım yapmak. collapse. rahatsız etmek. excessive. zıt anl.= success disruptive = aksatan. zıt anl. zaman vs. characteristic. yaymak. zıt anl. confirm dispute (fiil) = 1) doğruluğundan kuşku duymak. organise disruption = aksama. (The more widely the facts about AIDS are disseminated. disappoint. relief distressing = üzücü. show. comfort. ordinary distort = biçimini bozmak. enlarge. collect dissipation = yay(ıl)ma.) boşaltmak dispose of = 1) (bir şey)’i çöpe atmak. genişlemek. zıt anl. tertip. 2) düzenleme. area. ilgisizlik disrupt = bozulmasına yol açmak. 2) (para. çarpıtmak. far away. yayma dissipate = dağıtmak. consume. discrete. kendine özgü. demonstrate display (isim) = gösterge. görüntülemek. yok etmek.= common. haber vs. clearness. dispersion dissolve = eri(t)mek. scatter. zıt anl. kesilme. acı verici. zıt anl. zıt anl. identify.= concentration distress = üzüntü. aşırı. upset.= accumulate. aksatmak. argument. displease. yıkıcı. bother. farklı. tabiat.= concentrate distraction = dikkat dağılması. spread. dağıtmak.= alleviation. acı. separate. spoil.ÜDS Sözlüğü dispersal = yay(ıl)ma. accuracy. similarity distinctive = tipik. superiority. makine için) bakımsızlık.com . yay(ıl)mak. disturb. kargaşaya yol açan. (atık vs. dağılma. troublesome.) yaymak. huzurunu kaçırmak.= agreement. tartışma. disturbing. arrangement disproportionate = oransız. saçmak.= trust disturb = endişelendirmek. ayırt etmek. temperament. dağılmak. saç(ıl)ma. zıt anl. zıt anl. elden çıkarmak.) dissemination = saçma.= contract. zıt anl. zıt anl. pain. clearly distinctness = netlik. failure. shrink distinct = ayrı. güzide.= satisfied dissatisfy = hoşnut / tatmin etmemek. ortadan kaldırma disposal = (çöp vs. propagation disperse = dağıtmak. disorderly. deformed distract = (dikkati) başka tarafa çekmek. imha etmek.= consider. deform distorted = çarpıtılmış. zıt anl. sergilemek. seçiklik. zıt anl. aldırmamak. spread. bölge. region. argue dispute (isim) = anlaşmazlık. zıt anl.50 . mesafe distant = uzak mesafedeki. boş vermek. zıt anl.= near distend = şiş(ir)mek. yerinden etmek displacement = 1) yerinden oynama / kayma. meşgul etmek. 2) deplasman (bir cismin kapladığı alandaki su veya havanın ağırlığı) display (fiil) = göstermek. allot. hand out distributor = bayi. dilate olmak.= keep. confuse. swell.= disciplined dissatisfied with = (bir şey)’den hoşnut / tatmin olmayan. question.

zıt anl. dozaj. put up with do without = (bir şey) olmadan idare etmek.= join divine = ilahi.= pragmatic domain = alan. troublesome. üzeri sıra sıra küçük kubbeler ile örtülü uzunlamasına düzenlenmiş alan. cami ve kervansaray mimarisinde sıklıkla kullanılmıştır) domestic = 1) evcil.= retain. hibe etmek. prevail dominion = egemenlik. evsel. inactive dosage = doz. zıt anl. (kan. zıt anl. put on donate = bağışlamak. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . hakimiyet. istediğini yapmak do away with = ortadan kaldırmak. various diversely = çeşitli şekillerde. govern. controlling. ev ile ilgili. muhtaç olmamak doctrine = doktrin. zıt anl. separate. (birbirinden) uzaklaşmak.) giymek. yurt içine ait domestic economic news = iç / dahili ekonomi haberleri domestic front = ülke içi. farklılaştırmak. hakimiyet. durumu iyi olmak. zıt anl. bestow on / upon. baş etmek. sever. zıt anl.= unite. alarmingly.) kontrolü altındaki bölge dome = kubbe domed = kubbeli. paye veya benzeri destek elemanları yerleştirilmiş olan. rahatsız disturbing = rahatsız edici. turmoil. departman divorce = ayırmak. fraternal twins dizziness = baş dönmesi Djurab Desert = Djurab Çölü (Çad sınırları içinde yer alan bir çöl) do as one pleases = istediği gibi davranmak. sever. fail do with = yetinmek. do the best one can do one’s bit = kendine / üstüne düşeni yapmak do so much for = (bir şey) için fayda sağlamak do their bit = kendilerine / üstlerine düşeni yapmak do well by = (bir şey) için iyi etmek. zıt anl.= fall back.= uniformity divide = böl(ün)me. ayrılmak. deviate. farklı olmak. farklılık. interference disturbance of flow = akışın bozulması disturbed = sıkıntıda. 2) (uykuda) bozukluk / düzensizlik.= converge. verici doomed = yok olmaya mahkum dopamine = dopamin (beyinde. presiding. annoying. prove documentary = belgesel dogmatic = dogmatik (tartışma / sorgulama kabul etmeyen). 2) dahili. üstünlük dominant = başat. hareket ve duyguların düzenlenmesinde etkin olan. farklı. separate. assortment. nüfuz alanı. zıt anl.= unite dizygotic twins = çift yumurta ikizleri. recover. boşa(n)mak. stillness. çalkalanma. withdraw donation = bağış. different. ispat etmek. zıt anl. sleeping. iyi yapmak. variety. spread out. tanrısal divine intervention = ilahi müdahale division = bölüm.= comforting disturbingly = rahatsız edici bir şekilde. (bir kimsenin / örgütün vs.= narrow down diversity = çeşitlilik. variously diversify = çeşitlendirmek. recessive dominate = hakim / egemen olmak. egemen. connect disuse = kullanmayı kesmek / bırakmak ditch = hendek dive (fiil) = dalmak dive (isim) = dalış diverge = ayrılmak. unite diverse = çeşitli. evde kullanılan. flourish. iyi gelmek do little = pek az katkısı olmak do one’s best = elinden geleni(n en iyisini) yapmak. yasal olmayan prosedür) dormancy = uyku hali dormant = uykuda. bu düzenleme. eliminate do good = yaramak. organ vs.51 disturbance = 1) kargaşa. dose www.= inferior. manage with.com .bademci. zıt anl. eksikliği Parkinson hastalığına yol açabilen bir nörotransmiter) doping = doping (yapay olarak fiziksel ya da mental aktiviteyi arttırmak amacıyla uygulanan.= order. split. branch off. zıt anl. kubbe ile örtülü domed arcade = kubbeli revak / arkad (bir yanında duvar veya bina cephesi olan. hibe donor = bağışçı. endişe verici.) veren kişi. dreadfully disunite = ayırmak. düzeni bozucu şey. üstün. diğer yanı ile dış mekan arasına ise aralıklarla sütun. iç cephe dominance = egemenlik. sapmak. come along. sovereignty don = (elbise vs. (değişmez veya değişmesi zor) öğreti document = belgelemek.

hugely. convenience drawbridge = kaldırma köprü (açılıp kapanabilen köprü) dread = çok korkmak. sert. çarpıcı. zıt anl.= advantage. 2) sevk etmek. dispel drive out = çıkarmak.) çekmek. remarkable. kurutmak. outline. sert şekilde. büyük ölçüde. (uzun zamandır) sürmek. dehşete düşmek. zıt anl. kromozom çiftinde bir fazla kromozom bulunması nedeniyle gelişen. 2) alıp uzaklaştırmak drainage = drenaj.= unexcitingly. chase away. atık su vs.bademci. 2) çok yüksek miktarda. dikkat çekmek draw new meaning = yeni anlam çıkarmak draw on = (bir şey)’den yararlanmak draw the line at = (bir şey)’e sınır koymak draw up = 1) kaleme almak. 2) ince tüylü.com . drene etmek. modest drastically = radikal şekilde. döndürmek. setback. baş vb. aşağı doğru downy = 1) pofuduk. zıt anl. (kenara vs. collapse. severe. heavy. iki misli / kat yapmak double-blind test = çift kör çalışma (bilimsel bir deneyde. ile) delik açmak.52 . fear. mahzur. endişe etmek. göz kapakları. 2) almak. . deneyin içeriği ya da önemli yönleri hakkında bilgi sahibi olmamalarını öngören test ya da çalışma biçimi) doubt = şüphe. zıt anl. önyargı ve plasebo etkileri engellemek için deneklerin ve deneyi uygulayan kişilerin. kesin Down syndrome = Down sendromu (21. make a hole drilling = delme drive = 1) hareket ettirmek. için) sos drift = sürüklenmek drill (isim) = matkap drill (a hole) = (matkap vs. striking. gündeme getirmek. zıt anl. strikingly. turn. örneğin bir çiviyi) (bir şey)’in içine çakmak / zorlayarak sokmak. write out. su seviyesinden geminin en alt noktasına kadar olan toplam yükseklik). dosage dot = nokta. zıt anl. pull. tahrik etmek. dezavantaj. kuşkulu. 3) çekmek. zıt anl. yerinden oynatmak drive through = 1) (bir nesneyi. burun. attract attention to draw in = içine çekmek.= undoubted. repel draw a conclusion = sonuç çıkarmak draw attention to = (bir şey)’e ilgi / dikkat çekmek. benek double = iki misline / katına çıkmak. sensationally.ÜDS Sözlüğü dose = ilaç dozu. yıkılış. destruction downhill = yokuş aşağı. için) bir yerde durmak. şekil vs. zıt anl.= mild dramatically = dramatik / çarpıcı bir biçimde. yamaçtan / tepeden aşağı doğru downstream = akıntı yönünde. come to a stop drawback = sakınca. yumuşak. pull in draw into the spotlight = göz önüne getirmek. kaslar. impel.= inhibit drive off = kovmak. düşüş. urge. zıt anl. inconvenience. kuşku doubtful = şüpheli. zerre drought = kuraklık drown = (suda) boğulmak drown out = (bir sesi daha yüksek bir sesle) bastırmak www.= unexciting. 2) (bir yer)’in içinden (araba ile) geçmek driven by = (bir şey ya da biri tarafından) güdümlenmiş driving force = itici güç droop = sarkmak drop off = uykuya dalmak. içinde ilerleyen bir cisme mukavemeti. worry. hız kesme gücü drag on = uzayıp gitmek. organlarda şekilsel bozukluklar ve zeka geriliği ile belirgin sendrom) down to the last detail = en ince ayrıntıya kadar downfall = çöküş. 2) geminin su çekimi (yüzer haldeyken. undramatically drastic = şiddetli ve çabuk etki eden. disadvantage. sensational. zıt anl. sketch.) çizmek. fall asleep droplet = damlacık. keep going. dire.= mildly draw = 1) (çizgi. zıt anl. şiddetli.= shorten. 2) (salata vs.= welcome dreadfully disabling = korkunç / ağır bir şekilde sakat bırakan dreamer = rüya gören / görmekte olan kimse dressing = 1) pansuman. elde etmek. move. 2) (bir araç vs. defetmek.= mild. havlı dozen = düzine (12 adet) dozens of = düzinelerce draft = 1) taslak. dubious. extract. su akıtma sistemi dramatic = 1) dramatik. draught (draft okunur) drag (fiil) = (çekerek) sürüklemek drag (isim) = su veya havanın. certain doubtless = kuşkusuz. curtail drain = 1) suyunu akıtmak.= push.

dumb. owing to. doğrudan buharlaşması sebebiyle katı karbondioksite verilen ad) dry out = kuru(t)mak dual = ikili. azalmak. Ö. expand. . long-lasting. inhabitant dwelling place = barınma / yaşama yeri dwindle = küçülmek. belirsiz. continuity. sersemlemiş.= enlarge. shrink. aynısını yapmak. sağlam.= interesting. içkili. çifte. sakin.ÜDS Sözlüğü . yaklaşık 3150 yılı sonrasındaki dönem) dynasty = hanedan dysentery = dizanteri (bağırsaklarda oluşan yaralar. sersemlik hali. disorder dyslexic = okuma zorluğu çeken www. term. definite duck = ördek duct tape = genellikle kumaş destekli. Eski Mısır için M. (Amazingly. sharp dumping ground = çöp dökme alanı duodenum = oniki parmak bağırsağı duplex = çift. duygusuz. sturdy. 2) uyuşturucu madde drug addict = uyuşturucu bağımlısı drug addiction = uyuşturucu madde bağımlılığı drug crops = uyuşturucu elde edilen bitkiler drug enforcer = narkotik polisi drug overdose = ilaçta aşırı doz drug trial = ilaç denemesi drug-trafficking = uyuşturucu taşıma / trafiği drum = davul drunk = sarhoş.com . the boy lay quietly through the whole duration of the physical examination. diminish.= bright.= fragile duration = süre.= sober dry ice = kuru buz (sıvılaşmadan. tekdüze. kararsız. zıt anl. aşırı uyuklama hali drowsy = uyuşuk. hanedanlar dönemi (örn. Hollanda’ya ait Dutch-derived = kökünü Hollanda dilinden alan dwell on = (bir konu) üzerinde durmak dwell upon = (bir yer / bir şey)’in üzerinde oturmak / yaşamak / barınmak dweller = yöre halkı. tüm muayene süresi boyunca şaşırtıcı bir şekilde hiç sesini çıkarmadan yattı.= certain. doubtful. = Çocuk. . ecza. donuk.) dust = toz dust devil = hortum gibi dönen toz bulutu Dutch (isim) = Hollandaca Dutch (sıfat) = Hollandalı. 2) anlama güçlüğü çeken. kaliteli koli bandı ductile = (pek çok metal gibi) dövülerek / işlenerek tel veya levha haline getirilebilir. dubleks duplicate = kopyalamak. olarak çağırmak / adlandırmak dubious = kuşkulu. copy durability = dayanıklılık durable = dayanıklı. zıt anl. zıt anl. on account of due to be built = (belli bir tarihe kadar) yapılacak / inşa edilecek olmak dull = 1) sıkıcı. dense. kanlı ve mukus içeren ishal ile belirgin bir hastalık) dysfunction (ya da disfunction) = bir organın görevini yapmaması. unreliable.bademci. zıt anl. (kolay) biçimlendirilebilir.53 drowsiness = uyuşukluk. mature due in part to = kısmen (bir şey) nedeniyle due to = nedeniyle. medication. dozy drug = 1) ilaç. boring. zıt anl. malleable due = zamanı / vadesi gelmiş. grow dye = boya dynastic times = dinastik dönem. süreklilik. because of. çift yönlü duality = ikilik dub = . zıt anl. şüpheli.

zıt anl. actual effectively = etkin / verimli bir şekilde. zıt anl. willingly. hak etmek. modify edition = baskı. zıt anl. inefficiently effectiveness = 1) etki. hak vs. improve. carry out. zıt anl. inefficiency efficiency = (çalışmada. inceleyerek küçük değişiklikler yapmak. yan. zıt anl. alter. gain.= ineffectively. gayret. keenly. 2) gerilemek.= inefficacy. kolayca effusion = dökme. powerful. çömlek vs. zıt anl. randımanlı. weirdness. baskıyı azaltmak ease (isim) = kolaylık easy prey = kolay av easygoing = uysal. sınır. efficient. efficacy.= inefficiency efficient = verimli. deri döküntüleri ve yüksek ateş ile belirgin ölümcül bir hastalık) eccentric = eksantrik. gönüllü. tekrar etmek eclogue = karşılıklı konuşma şeklinde pastoral şiir ecologically aware = çevre bilinci olan E ecosystem = ekosistem (sınırlı bir alanda. zıt anl.= lose earplug = kulak tıkacı earthenware = pişmiş topraktan yapılmış çanak.bademci. toprağa temas eden ease (fiil) = 1) kolaylaştırmak.= late early 20th century = 20. sıra dışı. influence. zıt anl. çekilmek. akıtma. ready. 3) gevşemek. 3) efektif. outcome effective = 1) verimli. serpme egg = yumurta. gerçek. unenthusiastically early = erken. power. fışkırtmak www. zıt anl. 2) etkinlik.= aggravate.= ineffectiveness. başarmak. fiili. zıt anl. zıt anl. keen.= fail effect (isim) = etki. eksantriklik. nüfuz / etki derecesi. inefficiency efficacy = etkinlik. inefficiency. border edible = yenilebilir. worsen. zıt anl. sıkıntıdan kurtarmak. yaşayan tüm canlıları ve onların birbirleriyle ve çevreleriyle olan etkileşimlerini içeren sistem) ecstacy = kendinden geçme. effectiveness. edisyon editorial board = yayın kurulu educational = eğitici effect (fiil) = yerine getirmek. effectiveness. kanama. zıt anl. perform.= conventionality ecclesiastical = kiliseye ait. çıkarmak. yararlılık. willing. (tarihsel olarak) önce gelen.= fractious eating disorder = yeme bozukluğu Ebola = Ebola (ishal. yüzyılın başları early detection = erken teşhis / tanı early warning = erken uyarı earn = (para. effective. yemeye uygun edit = redaksiyon yapmak.= inefficient. gentle. facilitate. etkin. ovum (sperm ile birleşme yeteneği taşıyan dişi üreme hücresi) Egypt = Mısır (Kuzeydoğu Afrika’da bir ülke) eject = dışarı atmak.= inefficacy. ineffective. yararlılık. 2) yürürlükte. örneğin bir göl çevresinde. aşırı sevinç eczema = egzema edge = kenar. electrocardiogram echo = aynısını söyleyerek desteklemek. productivity. hard work effortlessly = çaba göstermeden. işte) verim.com . mild. edinmek. ineffective efficiently = etkin / verimli bir şekilde. etkili. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi. actualise.= reluctant. randımanlı. simplify. earthquake = deprem earthquake predictor = deprem habercisi earth-retaining = toprak içindeki. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi.= inefficiently effort = çaba. gerçekleştirmek. unwilling eagerly = istekli / hevesli bir şekilde.= reluctantly.) kazanmak. alışılmışın dışında eccentricity = tuhaflık. bizarreness. zıt anl. dini ECG = elektrokardiyogram (kalp kasının ve sinirsel iletim sisteminin çalışmasını incelemek üzere kalpte meydana gelen elektriksel faaliyetin elektrokardiyograf denen bir cihaz tarafından alınan kaydı). rahat. zıt anl. sonuç.E E EE eager = istekli. zıt anl. etkinlik. efficiently.= inefficient. efficiency. effectively.

= simple elapsed = (zaman miktarı için) geçen. yükseltilmiş elicit = açığa çıkarmak. ayrıntılı. gerekli koşullara sahip. deduction. engage in. 2) kapsamak. five cases were not found eligible due to their diabetes problem.) eliminate = ortadan kaldırmak. kibar elemental mercury = saf civa elementary = temel elementary particle = temel parçacık (daha küçük parçalardan oluştuğu tespit edilmemiş olan parçacık) elephant seal = deniz fili / fil foku (ağırlığı iki tonu geçen ve kulakları olmayan iri bir fok türü) elevate = yükseltmek. include. kucaklamak. decorate embodiment = (bir şey)’in somut hali. divide embrace = 1) sarılmak. arouse. (bir şey)’in somut ifadesi olmak. indefinable embark on / upon = girişmek. shun.= exclude. develop fully elaborate (sıfat) = karmaşık. escape. başlamak. EEG electrolyte = elektrolit (besinlerle vücuda giren ve vücut hücrelerinin normal işlevlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan maddeler) electromagnetic = elektromanyetik (elektriksel kuvvetler ve manyetizma ile ilgili) electromagnetic force = elektromanyetik kuvvet (elektriksel yük taşıyan parçacıklar ile elektromanyetik alanlar arasındaki etkileşimi kontrol eden ve molekülleri oluşturan atomları bir arada tutan temel fiziksel kuvvet) electromagnetic ion trap = elektromanyetik iyon kapanı (iyonları elektriksel ve manyetik alanlar yardımıyla bir bölmede tutmaya yarayan sistem) electromagnetic noise = elektromanyetik gürültü (bir elektronik devredeki veya bir radyo dalgası içerisindeki istenmeyen sinyaller) electromagnetic radiation = elektromanyetik ışınım (ışık hızında hareket eden elektromanyetik dalgalar şeklindeki enerji yayılımı) electromagnetism = elektromanyetizma (elektriksel ve manyetik kuvvetler ve bunları inceleyen bilim dalı) electron microscope = elektron mikroskobu (incelenen nesneye elektronlar göndermek suretiyle görüntü alan ve çoğunlukla tek tek atomları görüntüleyebilecek kadar yüksek çözünürlük sağlayabilen bir çeşit mikroskop) elegant = zarif. yok etmek. mahçup. (bir şey)’den sıyrılmak. = Fakirlik yok edilmelidir. cut out. milletvekili seçimi) election campaign = seçim kampanyası elective = 1) seçime ait. leave out embroiled = karışmış. zıt anl. cenin (doğum öncesi gelişiminin başındaki bebek / yavru) embryonic = 1) embriyoya ait. zıt anl. kaçınmak.ÜDS Sözlüğü . 2) olgunlaşmamış emerald = zümrüt www. elemek. end embarrass = utandırmak embarrassed = utanan. implant embellish = süslemek.55 elaborate (fiil) = ayrıntılarına inmek. zıt anl. (parliamentary election = genel seçim.com . accept. uncomfortable embarrassing = rahatsız edici.= cease. evade elusive = tanımlanması güç. discharge. suitable.bademci. zıt anl. arttırmak.) elimination = eleme. şık.= reject. zıt anl. encompass. yüksek. içermek. (According to the exclusion criteria of the survey. girift. bring about eligible = uygun. symbol embody = 1) (bir şey)’i somutlaştırmak. diyabet problemleri sebebiyle çalışmaya alınmadı / uygun bulunmadı. gidermek. (seçilmeye) elverişli. seçimle ilgili. (Poverty must be eliminated. beş vaka. raise elevated = art(tırıl)mış. 2) seçmeli (ders) electricity = elektrik electroconvulsive (shock) treatment = elektroşok tedavisi electroencephalogram = elektroensefalogram (beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel yöntemle izlenmesi ve ölçülmesini sağlayan yöntem). çıkarma. utanç verici embassy = büyükelçilik embed = oturtmak. gömmek. begin. kendisi.= exclude. combine.= inclusion eloquence = etkili ve güzel söz söyleme yeteneği elsewhere = başka yer / yerde / yere elude = kaçmak. = Araştırmanın hariç tutma kriterleri uyarınca. geçmiş olan elastic = esnek. özenli bir şekilde hazırlamak / yapmak. ornament. symbolize. insert. 3) kapsamak. intricate. 2) kabullenmek.= rigid elastin = elastin (arterlerin duvarları gibi elastik dokularda bulunan bir cins protein) elder = (iki kardeş ya da kişiden) daha yaşlı / daha büyük (olan) elderly population = yaşlı nüfus election = seçim. zıt anl. include. karışıklık içinde embryo = embriyo. flexible. zıt anl. hug. eradicate. seç(il)me.

(bir yer)’e boşal(t)mak empty-calory item = sadece enerji veren. bulamaç haline getirmek enable = sağlamak.) encircle = çevrelemek enclose = (bir şey)’i (bir mektupla aynı) zarf içine koymak. yararlanmak. işe almak. exceptionally. göndermek. favourable. zıt anl. hire.= deter. make it possible.= immigration eminent = 1) tanınmış.= decode. kapatılmış encode = kodlamak. zıt anl. zıt anl.= ordinarily emission = dışarı ver(il)me. içine almak. arising. uğraşı. 2) göze çarpan. özendirme. struggle.56 . zıt anl. jeopardise. sarmak. yüreklendirici.= cold. promote. vurgu. zıt anl. worker employer = işveren. decrypt encryption = şifreleme end = uç.= save. empower. eleman. yaymak. appear.bademci. yetersizlik) empire = imparatorluk empirical = deneysel. taraf end in = (bir şey) ile sonuçlanmak. ensure. utilize. duygusal sorun yaşayan emperor = imparator emphasis = (çoğul: emphases) önem. zıt anl. yüreklendirmek. zıt anl. let. mümkün kılmak. unfavourable encrypt = şifrelemek. aid endangered = tehdit altındaki endeavour (fiil) = çabalamak. effort. zıt anl. şifrelemek. duygulu. recruit. etrafını çevirmek. ortaya çıkan.= decode. mücadele. gayret etmek. sonunda (bir şey / yer)’e varmak. sigara ya da kronik bronşite bağlı olarak solunum fonksiyonunda bozulma. kendini (bir yer)’de bulmak end up with = sonunda (elde bir şey ile) kalmak. ancak. importance. çıkarmak. (New techniques enable surgeons to open and repair the heart. meydana çıkmak. move out. iş vermek. encode. gelişen. decipher.= disappear. imkân vermek.= discouraging. use. cerrahların kalbi açıp onarmasını mümkün kılıyor. yetki vermek. vurgulu emphysema = amfizem (yaş.= forbid. passionate. altını çizmek. zıt anl. significance emphasise = vurgulamak. zıt anl. stress. zıt anl.= immigrate emigration = göç ile ülkeyi / kenti terk etme. ampirik empirically = deneysel / ampirik olarak employ = 1) kullanmak. besleyici hiçbir değeri olmayan alkol vb. = Yeni teknikler. yüreklendirme. renowned. heyecan. sentiment emotional = duygusal.ÜDS Sözlüğü emerge = çıkmak. sentimental. için) sal(ın)ma emit = dışarı vermek. son derece. decrypt encompass = kuşatmak. 2) yüksek mevki sahibi eminently = gayet. istihdam etmek. attach enclosed = kapalı. zıt anl. appearance. encrypt. decypher. işçi. zıt anl. yüz yüze gelme encourage = teşvik etmek. extremely. result in end up = sonunda (bir şey) olmak. arise. rastlamak. face. come forth.= disappearance emergency = acil durum.= fire employee = çalışan. ünlü. hinder. feeling. promising. patron employment = istihdam empower = yetki / izin vermek empty (into) = (bir şey)’in içine. zıt anl. gayret. his. discharge. madde emulsify = emülsiyon yapmak. fade emergence = ortaya çıkma. özendirmek. (gaz vs. zıt anl.= fading emigrant = ülkeyi / kenti terk eden göçmen. try endeavour (isim) = çaba. sonunda (beklenenden daha az / kalitesiz bir şey) elde etmek endanger = tehlikeye düşürmek. riske atmak. duygusal yönde emotionally charged = duygu yüklü emotionally disturbed = duygudurum bozukluğu olan. unemotional emotional intelligence = duygusal zeka emotionally = duygusal olarak. cesaret vermek. include encounter (fiil) = karşı karşıya gelmek. zıt anl. 2) çalıştırmak. zıt anl. allow.= absorb emotion = duygu. özendirici.com .= discouragement encouraging = umut verici. underline emphatic = 1) ısrarlı. yay(ıl)ma. discourage encouragement = teşvik.= immigrant emigrate = göç ile ülkeyi / kenti terk etmek. urgency emergency administration = (ilacın) acilen / bekletmeden verilmesi emerging = yükselen. cover. come across encounter (isim) = karşılaşma. struggle www. risk.

). charming. bear energy-demanding = (bol) enerji gerektiren enforce = 1) kuvvetlendirmek. formalite. insufficient enquiry = bkz. temin etmek. arise. willingness. require entangle = karıştırmak. guarantee. complicate entanglement = vakit alıcı iş.= reduction enlighten = aydınlatmak. meydana gelmek. produce.= partially. advise. increase.ÜDS Sözlüğü .= precede ensure = garanti etmek.= unenviable. employ. explain. istek. zıt anl. attractive. zıt anl. yutarak yok etmek. be involved in engaged = kullanımda. work out engrave = kazımak.= tiny. bring into action. snarl.)’ye dolaşma. çok büyük miktarlarda. ardından gelmek. devoted. için) (birbirine) geçmek engage in = (bir şey) ile meşgul olmak. sağlıklı olmayı garanti etmez. bilgilenme enormous = muazzam. prosecute enforcement = 1) icra. zıt anl. desirable. (an entire generation = bütün bir nesil) entirely = tümüyle. drown enhance = arttırmak. little. insignificant enormously = muazzam bir şekilde. dişli vs. amplify. belirli bir bölgeye özgü) endurance-type = dayanıklılık gerektiren tür endure = dayanmak. yaratmak.= inadequate. immensely. 2) mecbur etmek. zıt anl. zıt anl. çoğaltmak. create. lure entire = tüm. kapana kıstırmak. uygulamak. (uymaya) zorlamak. (law enforcement authorities = polis teşkilatı) engage = 1) işe almak. tutmak. = İyi niyet her zaman başarı getirmez. improve enshroud = örtmek. zıt anl. hoş. completely. bring about engineer = (bir şey)’in projesini yapmak. inquiry enrich = zenginleştirmek. adequate.) entail = içermek. put to use. yaptırımcı. tamamen değiştiğini gördü. girişimci enterprising spirit = girişimci ruh entertain = eğlendirmek. (When he came back to his hometown. çalışır vaziyette engaging = sevimli. zıt anl.= minimally enough = yeterince. ayartmak. weaken enhanced = gelişmiş enjoy = (bir şey)’in tadını / keyfini çıkarmak enlarge = büyü(t)mek. eagerness. yükseltmek. kandırmak. sufficient. zıt anl. zıt anl. artık yirmi yıl önce bıraktığı yer olmadığını. sağlamak. educate enlightened = aydın enlightenment = aydınlanma (çağı). complication enterprise = girişim. unfavourable enviously = kıskanarak.= partial. haset duyarak environment = çevre.) entitle = hak / yetki kazandırmak / vermek entitled = adlı. geliştirmek. doğa koşullarının yol açtığı zorluklar environmental groups = çevreci gruplar www. 2) kullanıma / işin içine sokmak. angaje etmek. infaz. ortam environmental conditions = çevre şartları environmental constraints = çevresel kısıtlamalar. (The best intentions will not always ensure success. 3) (vites. tremendous. tamamen. occur. bilgilendirmek. meşgul etmek entertaining = eğlenceli. genişle(t)mek. yerine getirmek. ip vs. (ağ. zıt anl. dolaştırmak. excited. involve. zıt anl. 2) uygulayıcı. broaden.57 endemic = endemik (belirli bir bölge ile sınırlı. teşebbüs enterprising = girişken. entry entrap = hapsetmek. zıt anl. çekmek. huge. gerektirmek. execution. yol açmak. = Geri döndüğünde memleketinin. complete. immense. improve. swallow up. (çözüm) geliştirmek. çeşitlendirmek.= decrease.= repulsive engender = doğurmak. capture entrepreneurial = girişimci entry = giriş enviable = gıpta edilecek. diminish enlargement = büyütme. bütün. eğlendirici enthusiasm = şevk. he noticed that the place was entirely different from what he had left two decades ago. oymak engulf = yutmak. karmakarışık etmek. mezar olma entrance = giriş. hararetli. zıt anl.= reduce. çekici.bademci. zenginleştirmek.= waiver. zıt anl. sis altında bırakmak ensue = çıkmak. başlıklı entombment = gömme. whole.= reluctance enthusiast = (bir konu ile) ilgili / meraklı kişi enthusiastic = şevkli. karışıklık.= disinterested entice = kendine çekmek. çok büyük. impose. strengthen. = Vitamin hapları almak. make better. totally. follow. heyecanlı. takviye etmek. heves. secure. make it possible. genişletme. broadening.com . katlanmak. (Taking vitamin pills does not necessarily ensure good health. uygulama.

found. prove. alike. wipe out. firar etmek. ortadan kaldırmak. firar. reckon estimate (isim) = tahmin. 2) kuruluş. denklik. film. fundamental. build. insan sağlığının ve doğal çevrenin sanayileşme karşısında korunması ile görevli teşkilat) environmental savings = çevre ile ilgili yararlar. uyku hali veya kontrolsüz titreme / kasılma ile beraber bilinç kaybı ile belirgin sinirsel hastalık) episode = 1) (hastalık. 2) gerekli. vital essentially = aslında. hastalıklara karşı önlem ve korunma yöntemlerini konu alan tıp dalı) epilepsy = epilepsi. predicted estimation = tahmin. erozyona uğramak / uğratmak. break out escape (isim) = kaçış. temel. mistake erupt = (volkan için) patlamak. öksürük vs. zıt anl. = Doktorun içmeye karşı ahlak yönünden bir itirazı yoktu.= different. 2) saptamak. rash escape (fiil) = kaçmak. ethyl alcohol ether = eter. be jealous of envy (isim) = kıskançlık. çevre bakımından bilinçli environmentally friendly = çevre dostu envision = zihninde canlandırmak. flee. dönem. zıt anl. inşa etmek. furnish equivalent to = (bir şey)’e eşit / eşdeğer. demolish. deterioration. ayakta erode = aşın(dır)mak. çağ. flee. (The doctor had no ethical objection to drinking but he simply said that it was unhealthy. verify. visualize. asıl.com . show. gıpta. in general essence = öz. eşitlik equip = donatmak. form. salgın epidemiologist = epidemiyolojist (salgın hastalıklar uzmanı) epidemiology = epidemiyoloji (toplumda görülen hastalıkların sebeplerini. unequal era = devir. yok etmek. ferment epidemic = salgın hastalık. ahlaki değerler bakımından. found. kestirmek. dizi vs. ebediyet ethanol = etanol (alkollü içkilerde bulunan alkol çeşidi). sara (nöbetler halinde gelen dikkat kaybı.bademci. crucial. erozyon. respect. zıt anl. lay down. zıt anl. bout. peripheral. temel. esas. destroy. authenticate.= generally.= demolish. için) nöbet. özel olarak. maya. 2) Yeni Ahit’teki havari mektuplarından her biri epitomize = örnek oluşturmak.= disrespect estimate (fiil) = tahmin etmek. restore erect (fiil) = dikmek. exterminate. hata. oturtmak. yalnızca sağlıksız olduğunu söyledi. institute. kemirmek erosion = aşınma. enterprise esteem = saygı. set up established = oturmuş. tesis etme / edilme. ahlakla ilgili. 2) yanlış. kısım. haset. period eradicate = yıkmak. lokman ruhu (etil alkolden üretilen ve eskiden genel anestezi oluşturma amacı ile kullanılan uçucu madde) ethical = ahlaki. zıt anl. imrenmek. wrong. zıt anl. eşitlemek equatorial = ekvatorla ilgili. yayılışlarını. tasavvur etmek. preserve.= incidental. belief eternity = sonsuzluk. constitute. specifically.) ethically = etik olarak. put up. püskürme. core essential = 1) asıl. itibar. tesis etmek. defect. destroy erect (isim) = dimdik. hatalı. için) bölüm. in particular. particularly. zıt anl. kanı. 2) deride döküntü.ÜDS Sözlüğü Environmental Protection Agency = Çevre Koruma Teşkilatı (ABD’de. özetlemek equality = eşitlik. incorrect. breakout escape the suspicion = (birisi)’nin kuşkusundan kurtulmak esophagus = özofagus (yemek borusu) especially = özellikle. envisage envy (fiil) = kıskanmak. çevre koruma environmentally conscious = çevre bilinci yerinde. ırksal özelliklerle ilgili) ethnicity = etnisite. actually establish = 1) oluşturmak. fundamentally. morally ethnic = etnik (ırkla ilgili.58 . approximation estimated = tahmini. zıt anl. attrition erroneous = yanlış. görülüş oranlarını. ekvator bölgesindeki equilibrium = denge. part epistle = 1) mektup. yanlışlık. 3) kurmak. eliminate.= inequality equally accented = eşit vurgulu equate = eşit saymak. püskürmek eruption = 1) (volkanik) patlama.= right. correct error = 1) defekt. kurmak. yerleşmiş establishment = 1) kur(ul)ma. esas itibariyle. etnik bir guruba bağlı olma hali www. guess. foundation. guess. jealousy enzyme = enzim (kimyasal tepkimeleri hızlandıran molekül). same. kestirim. 2) (öykü. tespit etmek. primarily.= construct. zaruri.

precisely. 2) muayene etmek excavate = kazı / hafriyat yapmak. at last.com . kazıp ortaya çıkarmak. yanıcı bir gaz) etiologic = etyolojik (hastalık nedenleriyle ilgili) EU = Avrupa Birliği. evrim geçirmek. clear. accurately.)’nin üzerine çıkmak. değer biçmek. be more than necessary. olmadan bile evenly = eşit şekilde. fazla gelmek. apparent. extremely.= roughly exactness = kesinlik.= mildly.= condense evaporation = buharlaşma. passing.bademci. probability eventually = sonunda. malevolent. zıt anl.= be inferior excellence = mükemmellik. zıt anl.= condensation evaporative cooling = buharlaşma yolu ile serinletme even so = bununla birlikte.= inaccuracy. overstatement. assessment. overemphasise. European Union Euro Disney = Paris’te yer alan büyük bir tatil ve eğlence tesisi. hastanın yaşamının kendi isteğiyle sonlandırılması) evacuate = tahliye etmek. nihai. nihayet. kusursuzluk. tamı tamına. perfect www. Euro Area. clue evident = açık. perfection excellent = mükemmel. vaporize. appraise evaluation = değerlendirme. stimulate evolution = evrim evolutionary = evrimsel evolutionary natural selection = evrimsel doğal seçilim / seleksiyon (doğa koşullarına adapte olamayanların yok olması. go beyond. zıt anl. belli. be inferior to exceedingly = aşırı bir şekilde. be less than. recall. etilen oksit gibi bazı başka kimyasalların üretiminde kullanılan renksiz. incident eventual = daha sonraki. yine de.ÜDS Sözlüğü . assess. surpass. zıt anl. zıt anl. nonetheless. denetim. inspection examine = 1) dikkatle gözden geçirmek. ay. inexactness exaggerate = abartmak. kusursuzluk. kusursuz. Euroland euthanasia = ötenazi (tedavisi imkansız bir hastalık yüzünden. surpass. daha da yaygın even without = . hadise. incelemek. consequent eventuality = olasılık. little excel in = 1) (bir konuda) başarılı olmak. unearth. future. hint. appraisal evaporate = buharlaş(tır)mak. teftiş.= understatement examination = inceleme. delil.= underestimate exaggeration = abartma. ihtiyaçtan çok fazla bir şekilde. indication. zıt anl. gözünde büyütmek. çağrıştıran evoke = (bir duygu) uyandırmak. however. dengeli şekilde. zıt anl. zıt anl. sakınmak evaluate = değerlendirmek.= fall behind (of). zıt anl. proof. boşaltmak.= inaccurate exact form = tam şekil / biçim exactly = tam olarak. precise. son derece. imkan every last drop of smt = bir şeyin son damlasına kadar every other = her iki (gün. zıt anl. zorla veya tehditle almak exact (sıfat) = kesin.59 ethylene = etilen (etil alkol.= bury excavation = kazı exceed = aşmak. develop exact (fiil) = koparmak. obscure evil = kötü. accurate. Disneyland Resort Paris European banking community = Avrupa bankacılık topluluğu European Commission = Avrupa Komisyonu (Avrupa Birliği’nin. accuracy. . (limit / miktar vs. birlik politikalarını tasarlayan ve onay için Avrupa Parlamentosu’na ve Avrupa Konseyi’ne sunan ve çıkan kararları uygulamakla yükümlü olan organı) European Economic Community = Avrupa Ekonomik Topluluğu (1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile kurulan ve bugünkü Avrupa Birliği’nin temeli sayılan birlik) European Parliament = Avrupa Parlamentosu (tüm Avrupa halkını temsil eden genel meclis) Eurozone = Avro Bölgesi (para birimi olarak Avro kullanan ülkeler). vacate evade = kaçınmak.= concealed. her şeye rağmen. .)’de bir every other day = gün aşırı evidence = belirti. precision. be successful in / at. işaret. yıl vs. adapte olabilenlerin ise hayatta kalması teorisi) evolve = (uzun bir zaman diliminde) geliş(tir)mek. çağrıştırmak. kötücül. zıt anl. progress. uniformly event = olay.= unevenly. finally ever = her seferinde artan / azalan bir şekilde ever-growing = sürekli artan / büyüyen ever-increasing = sürekli artan every chance = her (türlü) fırsat. outperform. hesaplamak. taşmak. aklına getirmek. zıt anl. zıt anl. benevolent evocative = çağrışım yaptırıcı.= good. tam. nevertheless even wider = daha da geniş çaplı. gösterge. 2) üstün olmak. zıt anl.

) zorlayarak kullanmak exert oneself = kendini zorlamak exertion = çaba. yönetimde yetki sahibi kişi. kuruluşa vs. = İstisnalardan hareketle genel prensipler oluşturulmamalıdır.= absence existentialism = varoluşçuluk (insanların tamamen özgür olduklarını ve kendi yaptıklarından sorumlu olduğu görüşünü savunan. show exist = var olmak.= shortage excess (sıfat) = aşırı. public. bağışlamak. hali hazırda bulunan.= shrink. cin vs.) exceptionally = olağandışı / istisnai bir şekilde.) boşaltmak excretion = 1) boşaltım. infaz etme. zıt anl. . moderately excess (isim) = aşırılık. invigorate exhaust (isim) = egzoz (yakıt ile çalışan taşıt ve makinelerde atık gazı dışarı atan ünite) exhausted = bitmiş. bulunmak. 2) uygulama. ibraz etmek. alış veriş etmek. yerine getirmek.)’den muafiyet. bağışıklık. accuse of execute = uygulamak.bademci.= blame with. restricted. tükenmiş exhausting = yorucu. very tiring. compress expanding = genişleyen expansion = genişle(t)me. rahat durmayan. entirely excreta = vücuttan boşaltım yolu ile atılan madde (örn. immunity to exercise = 1) vücut hareketi. growth www.) çıkartmak exotic = alışılmadık.= unexciting exclude = çıkarmak.= include excluding = . pardon. completion. broaden.= slightly. dışkı vs. zıt anl. büyü(t)mek. teşhir etmek. zıt anl. cover. surplus. effort exhaust (fiil) = gücünü tüketmek. zıt anl. yy felsefe akımı) existing = var olan. örneğiyle açıklamak exemption from = (bir vergi vs. dışında / haricinde exclusion zone = girilmesi / yerleşilmesi yasak / sakıncalı bölge exclusive = 1) (kişiye. trade. zıt anl. reasonable excessively = aşırı derecede. dahil etmemek. örnek alınacak (davranış vs. zıt anl. (chief executive officer (CEO) = yönetim kurulu başkanı) executive (sıfat) = yürütmeye ait exemplary = örnek oluşturan. extremely. 2) dışta bırakan.= revive. carry out execution = uygulama. presence. zıt anl. (General principles should not be based on exceptional cases. = İstisnalar kaideyi bozmaz.) excess water = (örn. idrar. solely. fazla. (He is trying to lose excess weight. zıt anl. be present existence = varlık. zıt anl. sadece belli bir zümreye açık. development. zıt anl. leave out. zıt anl. redundant. too much. tükenmişlik hali. yalnızca. zıt anl. excreta excursion = kısa süreli gezi excuse = mazur görmek. artık.= calm excitement = heyecan exciting = heyecan verici. egzersiz.= ordinary. complete exclusively = sadece. dışkı. hide exhibit (isim) = sergilenen şey exhibition = sergi.ÜDS Sözlüğü except = haricinde. shared. zıt anl. display. fazlalık. 2) boşaltım ile atılan madde. dışarda bırakmak. mevcudiyet. = Fazla kilolarından kurtulmaya çalışıyor.= moderate. 2) (bir kişi üzerindeki etkisini. impoverish. (An exception to the rule. mevcut olmak. var oluş. reveal. zıt anl.= open. hariç turmak.) exemplify = örnek olmak / sunmak. büyü(t)me.) exceptional = olağandışı. emek. (bir şey)’in var olması.= moderately exchange = değiş tokuş etmek.com . (haddinden) fazla. fatigue exhibit (fiil) = sergilemek.= conceal. daha çok Avrupa’da hüküm sürmüş bir 20. extraordinary. 3) tam / bütün (bölünmemiş veya paylaşılmayan). vücuttaki) fazla su excessive = aşırı miktarda.60 . dışında exception = istisna.) özel. current exoplanet = güneş sistemi dışındaki bir yıldız etrafında dönen gezegen exorcise = (şeytan. yerine getirme. gayret. swap excited = heyecanlı. present. zıt anl.= refreshing exhaustion = bitkinlik. egzotik expand = genişle(t)mek. contract. yapma. realisation executive (isim) = idareci. illustrate. tatbikat exercise tolerance test = efor testi (fiziksel egzersizin kalp çalışması üzerine etkisini belirleme amacıyla uygulanan test) exercising machine = egzersiz aleti exert = 1) (kuvvet / basınç vs. present. hatırını vs.) uygulamak. unusual. apply. forgive. göstermek. wear out. extend. overly. . ter) excrete = (idrar. istisnai. redundantly. bitap düşürücü. (cezayı / kişiyi) infaz etmek.

ÜDS Sözlüğü - 61
expansive = geniş, engin, yayılıp genişlemeye elverişli, yaygın, kapsamlı, extensive, zıt anl.= narrow expect = 1) beklemek, beklenti içinde olmak, anticipate; 2) tahmin etmek, kestirmek, predict expectation = beklenti, anticipation expected = olması beklenen, umulan, predicted, foreseen, anticipated expectorate = balgam çıkarmak, akciğerlerden ve boğazdan her türlü ifrazatı (kan, tükürük vs.) dışarı atmak expedition = araştırma / keşif gezisi expend = harcamak, spend, consume expenditure = gider, harca(n)ma, masraf, expense, zıt anl.= income expense = masraf, harcama, expenditure experience (fiil) = (bir dönemden) geçmek, yaşamak, go through, undergo, zıt anl.= avoid experience (isim) = deneyim, tecrübe experienced = deneyimli, tecrübeli, zıt anl.= inexperienced experiment = deney experimental = deneye dayanan, deneysel experimentation = deneme, test etme, deney yapma expert = uzman expertise = uzmanlık, ekspertiz, (belirli bir alandaki) bilgi expiration = ekspirasyon, soluk / nefes verme, exhalation explanation = açıklama, izahat, clarification explanatory = açıklayıcı explanatory power = anlatım gücü explicit = belirli, açık, definite, specific, zıt anl.= ambiguous, unclear explicitly = tam ve açık bir biçimde, expressly, zıt anl.= implicitly explode = patlamak, infilak etmek exploit = 1) (kendi çıkarı için) kullanmak, yararlanmak, utilize, (The opposition aims to exploit the economic crisis. = Muhalefet, ekonomik krizi kendi çıkarı için kullanmayı amaçlıyor.); 2) sömürmek, istismar etmek, abuse exploitation = sömürme, kullanma, yararlanma exploration = araştırma, inceleme, keşif exploratory = keşif / inceleme ile ilgili / amacına yönelik explore = (keşif için) dolaşmak, araştırmak, incelemek, search, examine explorer = kaşif explosion = patlama explosive = patlayıcı explosive charge = bir atımlık patlayıcı explosively = aniden ve hızlı bir şekilde expose = açığa çıkarmak, reveal, uncover, zıt anl.= shroud, conceal expose to = (bir şey)’e maruz bırakmak, (bir şey)’in etkisine açık bırakmak, make prone to, zıt anl.= protect from, shield from exposure = 1) maruz bırakma / kalma, teşhir etme; 2) fotoğrafçılıkta diyaframın açık kalma süresi, poz express = ifade etmek, anlatmak, beyan etmek, state, articulate expression = ifade, deyim, anlatım, dışavurum, exposition expressionism = ekspresyonizm, dışavurumculuk expressive = anlamlı, manalı, açıklayıcı, meaningful, indicative, zıt anl.= expressionless expressly = açıkça, clearly extend = uza(t)mak, sürmek, prolong, protrude, zıt anl.= shorten extend support = destek vermek / sunmak extended = uzun süren, long, zıt anl.= short extended family = geniş aile (ebeveynler ve çocukların yanında büyükbaba, büyükanne, kuzenler gibi daha uzak akrabaları da içeren aile) extension = büyüme, genişleme, uzatma, development, expansion, zıt anl.= curtailment, shrinkage extensive = yaygın, geniş çaplı, kapsamlı, comprehensive, zıt anl.= limited, narrow extensive burn = geniş / büyük miktarda / ciddi yanık, intensive / major / widespread burn extensively = büyük miktarda, yaygın bir şekilde, largely, substantially, comprehensively, zıt anl.= partly, narrowly extensor muscle = ekstensör / gerici kas extent = 1) tamamı, bütünü; 2) kapsam, oran, büyüklük, derece, degree extention = uzatma exterior = dış, dış yüzey, zıt anl.= interior exterminate = imha etmek, yok etmek, eradicate, destroy external = dış / harici, zıt anl.= internal external force = dış güç external hernia = dış fıtık external stimulus = dış / harici uyaran

www.bademci.com

62 - ÜDS Sözlüğü
externalise = dışa vurmak, nesnelleştirmek extinct = nesli tükenmiş extinction = soyu / nesli tükenme, yok olma, (They think a meteor caused the extinction of the dinosaurs. = Dinozorların yok olmasına bir meteorun yol açtığı düşünülüyor.) extinguish = 1) öldürmek, yok etmek, kill, eliminate, zıt anl.= build, create; 2) söndürmek, put out, zıt anl.= ignite, light extort = (para) sızdırmak, (haraç) almak, zorla veya gözdağı vererek almak, squeeze extracellular = hücre dışı extract = çekmek, çekip çıkarmak, elde etmek, draw out extramarital = evlilik dışı extraneous = 1) dışsal, harici; 2) konu dışı, ikincil öneme sahip, secondary extraordinary = olağanüstü, fevkalade, exceptional, outstanding, zıt anl.= common, usual, ordinary extraterrestrial = dünya dışı (ile ilgili), dünya dışından gelen, zıt anl.= terrestrial extravagance = israf, savurganlık, aşırılık, wastefulness, exaggeration, zıt anl.= economy, thrift extravagant = tutumlu olmayan, savurgan, thriftless, zıt anl.= thrifty extravagantly = müsrifçe, aşırı, savurganca, abundantly, bountifully, zıt anl.= sparingly extreme = aşırı boyutta, ekstrem, çok fazla, maximal, utmost, uttermost, zıt anl.= mild, moderate extremely = aşırı şekilde, çok, maximally, zıt anl.= mildly, moderately extremity = son, uç nokta, frontier, limit, zıt anl.= minimum extrinsic = dışarıdan gelen, dış eyeball = göz küresi / yuvarı eyelid = göz kapağı eyesight = görüş

www.bademci.com

F F FF
F-1 tornado = orta kuvvette kasırga (Fujita Ölçeği’ne göre 117-180 km / saat hızla esen, küçük ağaçları devirebilecek güçteki kasırga), moderate tornado fabric = kumaş, bez, doku fabricate = imal etmek, parçalarını bir araya getirerek üretmek, manufacture, produce face = (birisi / bir şey) ile karşı karşıya gelmek, yüzleşmek, yüz yüze gelmek, (birisi / bir şey)’in karşısına çıkmak, confront, encounter, challenge, zıt anl.= avoid, evade, retreat (from) face transplant = yüz nakli face up to the fact = bir gerçekle yüzleşmek facet = yön, taraf, aspect, feature facial = yüzle ilgili facial expression = yüz ifadesi facilitate = kolaylaştırmak, bir şeyin olma ihtimalini arttırmak, alleviate, help, zıt anl.= worsen, hamper, impede, (You could facilitate the process by sharing your knowledge with us. = Bilginizi bizimle paylaşarak bu işi / işlemi kolaylaştırabilirsiniz.) facility = 1) tesisat, tesis; 2) kolaylık, imkan, (özel bir) hizmet fact = gerçek, var olan olgu factual = gerçek olaylara dayanan, somut, based on fact, zıt anl.= fictional faecal = gaita / dışkı ile ilgili faience = fayans (kil, kuvars, kalker gibi malzemelerden oluşan çamurun çok yüksek ısıya maruz bırakılması ile üretilen, genellikle çinko glazürlü malzeme) fail = 1) bozulmak, çalışmaz hale gelmek, break; 2) başarısız olmak, be unsuccessful, zıt anl.= succeed, achieve failing = kusur, zaaf, çöküş, gerileme, yetersizlik, weakness, flaw failing eyesight = kusurlu görme failure = yetersizlik, yetmezlik, bozukluk, malfunction faint-object camera = Hubble Uzay Teleskobu için tasarlanmış çok yüksek çözünürlüklü bir kamera sistemi fair = (derece, not vs. için) orta, ne iyi, ne kötü, average, mediocre

F

fairly = 1) oldukça, somewhat, quite, zıt anl.= extremely; 2) adilce, justly, equitably, zıt anl.= unfairly fairly near = epeyce yakın fair-skinned = açık tenli fairy tale = peri masalı faithfully = sadakatle, vefakarca, devotedly fall (fiil) = düşmek, azalmak, decrease fall (isim) = 1) düşüş, çöküş; 2) meyil, decline; 3) sonbahar, autumn fall back on = (son çare olarak) tutunacak dalı olmak, (yardım edecek birine) başvurmak, turn to (smo) for help fall behind = geri kalmak, lag behind, zıt anl.= lead, outperform fall in with = 1) (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmak, agree with; 2) (bir şey / birisi) ile ilişkisi olmak, have a relationship with fall into disfavour = gözden düşmek, rağbet görmemek, fall into disrepute fall into disrepute = adı kötüye çıkmak, gözden düşmek, fall into disfavour fall into disuse = kullanılmaz olmak, kullanılmaz hale gelmek, bırakılmak, terkedilmek, be abandoned fall on = karşılaşmak, encounter fall short of expectations = bekleneni karşılamamak fall through = bitmemek, yarıda kalmak, başarısız olmak, fail, zıt anl.= succeed fall to = 1) (birisi)’ne yenik düşmek, yenilmek, bozguna uğramak, be defeated (by); 2) (istenmeyen bir işin, bir kişinin) görevi haline gelmesi fall-off = azalma, düşme, decrease, zıt anl.= increase fall-out = serpinti, döküntü false = sahte, güvenilmez, yanlış, hatalı, wrong, unreal, fake, zıt anl.= real, genuine falsify = çarpıtmak, tahrif etmek, misrepresent fame = ün, şöhret, reputation famed = ünlü, famous familial = ailevi, aileden gelen

www.bademci.com

= unfamiliar. (bir değer vs. attach fat gain = yağ birikimi.= unfavourable favourably = olumlu biçimde. way fashionable = revaçta / rağbette olan fasten = bağlamak. 2) meydana gelme ihtimalini arttırmak. feci.64 . affix. zıt anl. etkileyici. zıt anl. zıt anl. açısından) kat kat aşmak. encourage favour (isim) = 1) beğenme. yaşın bilgelik getirdiği yönündeki o bildik görüşe duyduğum güven azalıyor. unsatisfactory. (A hospital spokesman said that the minister had suffered a fatal heart attack.= flawless. iliştirmek. tire.bademci. impractical www. prefer. deadly. geniş bir alan(da) far behind = çok gerisinde. 2) yelpaze fanciful = hayali. ekonomik veya pratik olarak) yapılabilir.= real Fancy painting your house? = Evinizi mi boyamak istiyorsunuz? fantastic = akıl almaz. zıt anl. dull fascination = (bir şeye / bir kişiye) kendini kaptırma. destiny fateful = ölümcül. attractive. uygulanabilir. beneficial. 2) iyilik. zıt anl. = Yaşlandıkça. ordinary far = çok daha. uzak yerlere yayılmış far-off = uzak. way ahead far exceed = (her hangi bir şeyi miktar vs. fancy. sempati. awful. distant. kolaylaştırmak. zıt anl. vahim. mortal. near far-reaching = geniş kapsamlı fascinating = çok ilginç. zıt anl. bakanın ölümcül bir kalp krizi geçirdiğini söyledi. kader.= strength.= unfavourably favoured = tutulan. = Bir hastane sözcüsü. gerçek dışı.com . 2) (bir kişiyi bir şey)’e alıştırmak. dreadful feasible = (örn. hayali. kayırmak. inform. approvingly. 2) ölümle sonuçlanan kaza ya da afet fatally = ölümcül şekilde fate = akıbet.= relax. büyülenme fashion = şekil.= unfeasible. much better far beyond = çok aşkın. way behind far below = çok çok altında far better = çok daha iyi. zıt anl. positively. rest fatigue (isim) = yorgunluk. lehin(d)e olmak. aşina. lütuf favourable = avantajlı.) fatality = 1) ölüm. zıt anl. uygun. common. çok ilerisinde.= common.= unfamiliarly family enterprise = aile şirketi family history = aile hikayesi / öyküsü (bir hastalığın. bildik. incredible. açlık fan = 1) yandaş. zıt anl. much more far more often = çok daha sık far too = aşırı. the more I distrust the familiar doctrine that age brings wisdom.= close. practicable. beğenilen fearsome = korkunç. illusive.)’nin fazlasına sahip olmak far from = (bir şey olmak)’tan çok uzak far from satisfactory = tatmin edici olmaktan çok uzak. doubtful. tiredness. yazgı. defective. tercih etmek. zıt anl. imperfect. fanatik.) familiar with = (bir şey)’e aşina / alışkın familiarize with = 1) (bir kişi / bir şey)’i tanıtmak. acquaint with familiarly = tanıdık / bildik / aşina bir şekilde.= faulty. much (more) far afield = uzak diyarlar(a / da) far and wide = uzaklar(a). ailenin başka üyelerinde görülme durumu) family tendency = ailesel eğilim (belli bir hastalığa karşı aile bireylerinin çoğunda görülen ve çoğu kez kalıtsal nitelik gösteren eğilim) famine = kıtlık. disappointing far greater = çok daha fazla / büyük far less = çok daha az far more = çok daha fazla.= boring. known. flawless.= dislike. zıt anl. zıt anl. imperfect faulty = kusurlu. perfect fauna = fauna (belli bir bölgedeki hayvan topluluğu). uydurma. fatal fatfold = yağ dokusu fatigue (fiil) = yormak. advantageous. (The older I grow. büyüleyici.ÜDS Sözlüğü familiar = alışıldık. hayvanat favour (fiil) = 1) tarafını tutmak. taraftar. death. bilgilendirmek. realistic far-flung = çok yaygın.= likely. acquainted. vigour fatty acid = yağ asidi fatty tissue = yağ dokusu faultless = kusursuz. yağlanma fat intake = (besin maddelerinin yenmesi yoluyla) yağ tüketimi / alımı fatal = ölümcül. unconvincing. sevgi. sapa. tutturmak. perfect. defolu. worthwhile. zıt anl. normal olandan çok daha (fazla) far too much = aşırı miktarda fare = bilet ücreti far-fetched = gerçek payı çok az olan. bitkinlik. interesting. imaginary. zıt anl.

shape figure out = düşünerek ve hesap yaparak (cevabı vs.= first finally down to = sonuçta geldiği nokta … finance-related = finansman ile ilgili. number. brutal. violent. nihai. ball of fire www. parasal. zıt anl.= factual field = alan fieldwork = saha / arazi çalışması fierce = şiddetli. zıt anl.= tame. ölçülebilir. 2) işten atmak.ÜDS Sözlüğü . finansmana bağlı financial = finansal. monetary finch = ispinoz kuşu find = bulgu find no way = çare bulamamak finding = bulgu fine = para cezası fingernail = bir eldeki tırnaklardan her biri fingerprint = parmak izi finite = sonu olan. be tempted to feel up to = (kendini bir şey)’i yapacak kadar güçlü hissetmek fellow = 1) meslektaş. zıt anl. tümsek gibi) işaret federal government = federal hükümet fee = ücret feed on = (bir şey) ile beslenmek feedback = geri bildirim. drive back. sayı. mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla kimyasal olarak çürümesi) ferric iron = ferrik demir (diğerlerine kıyasla daha yüksek birleşme değerine sahip olan demir bileşiği) ferrous = içinde demir bulunan ferry = feribot (araç taşıyabilen gemi). tutkulu fight = dövüşmek. compost. lifçik fibril formation = fibril (lifçik) oluşumu fibrin = fibrin (kan pıhtısının esas unsurunu oluşturan madde) fibrous = fibröz (lifli) fibrous material = fibröz madde (liflerden oluşmuş madde) fiction = kurgu. tasviri. prolific. response feedlot = hayvan barındırma ve besleme amaçlı arazi feel the urge to do smt = bir şey yapmak için kuvvetli istek duymak. uydurma. characteristic. zıt anl.= infinite fire (fiil) = 1) ateşlemek.= give in fight off = püskürtmek. complete filter out = süzmek final = son. economic. ayırıcı / belirgin nitelik. mücadele etmek. resist. direnmek. zıt anl. foetal fever = ateş. limited. gentle fiery = ateşli. colleague. property. 2) (boşluk) doldurmak. bereketlilik. productive. öne çıkarmak. ateşli hastalık fib = küçük bir yalan söylemek fibre = iplik. 2) (bir toprak parçası ya da harita üzerindeki yol.) ortaya çıkarmak file = (resmi) işleme koymak.= infertile.= non-fiction fiction theme = kurgusal tema / konu fictional = kurgusal. fetüs ile ilgili. ferryboat fertile = verimli. zıt anl.bademci. 2) doğurganlık. dosyalamak fill in = 1) tamamen doldurmak. savaşmak. ekonomik. fill in. roman ve hikaye edebiyatı. write out fill out = (form vs. yanına yaklaştırmamak.= male fence = çit fermentation = mayalanma. kovmak fire (isim) = yangın. kısır olmama fertilization = dölle(n)me. 2) doktora veya bilimsel araştırma bursu alan kimse. element. sınırlı. 2) şekil. sert. zıt anl. gübreleme fertilize with = (bir şey) ile gübrelemek / zenginleştirmek fertilizer = gübre. last. fruitless fertility = 1) verimlilik.) doldurmak. yazmak. repel fight out = (bir sonuç çıkıncaya dek) savaşmak. ateş fireball = bkz. akademi üyesi female = dişi. productivity. fermantasyon (bir maddenin bakteriler.com . (besinler için) lif fibril = küçük lif. bereketli. hayali. mecazi figure = 1) rakam. dövüşmek fighter = avcı / savaş uçağı fighting spirit = savaşçı / mücadeleci ruh figurative = temsili. manure fetal = fetüse ait. zıt anl. mark feature (isim) = 1) özellik.65 feat = yapılması güç ve cesaret isteyen şey feather = (kuş için) tüy feature (fiil) = takdim etmek. dosya halinde teslim etmek. struggle fight back = karşı koymak.

2) (fırtına için) patlamak. sıkıca. için) denizin hareketiyle su üzerinde yüzen / sürüklenen. zıt anl. = Denediği elbise üstüne tam oturdu. (tahta parçası vs. kayada ya da bağırsakta derin) yarık. elastic. perfect flawless = kusursuz. ten. temin etmek. (With the hope of being forgiven. flawed flee = kaçmak.) flawed = hatalı. sağlam. vergiler vs. = Hükümetimiz. savurmak. gruba vs. throw. = Affedilmek umudu ile kendini kralın ayaklarına attı. sert. (suda) yüzeyde durmak / yüzmek floating = havada asılı duran. uy(dur)mak. match. firar etmek. 2) (görüntü.) float = (havada) yüzmek / asılı durmak. uygun olmak. appropriate fittings = (çoğul kullanılır) tesisat malzemeleri fix = onarmak. ödün vermez biçimde. erupt. su baskını flooding = su basması floor = (vadi.) ait olmak. anı vs. 3) (hastalık için) birden alevlenmek. constant. 2) (bir yere.66 . fault. bükülmek.= variable flair = yetenek. olayların kronolojik sırasının bozularak geçmişe gidilmesi) flashy = gösterişli.= inflexible. fisür fit (fiil) = 1) yerleştirmek. oturmak. zıt anl. şirket. faultless.) fit (isim) = nöbet. genellikle şekil verildikten sonra ateşte veya seramik fırınında pişirilerek sertleştirilmiş hali) firing = fırınlama. ateşe tutma firm (isim) = firma. adjustable. erroneous. aniden ortaya çıkmak. zıt anl. (The dress that she tried on fitted her perfectly.= flexible firmly = kararlılıkla. bir bölgedeki tüm bitkiler www. zıt anl. form(da olma) fitting = uygun. 2) bulmak. yerle bir etmek flaunt = gösteriş yapmak. hava atmak.com . sağlam bir şekilde.= flawless. çatlak. kusurlu. Endülüs Halk Müziği eşliğinde yapılan bir çeşit dans) flap = (kanat) çırpmak. 2) uymak. deniz için) taban flora = bitki örtüsü. (a floating ship = denizde sürüklenen bir gemi) flood (fiil) = 1) su altında bırakmak. noksansız. defective. zıt anl. rigid. canlı doku fleshy-leaved = etli yapraklı flex = eğilmek. lezzet. kendisini kararlılıkla sıtmayı yok etmeye adamıştır. (Beautiful scenery does not make up for the flaws of this film. kriz fit (sıfat) = uygun fit in with = 1) (bir şey)’e uymak / uygun düşmek. tolerant.bademci. genius flame = alev flamenco dance = Flamenko Dansı (İspanya’ya özgü. swamp. intensify suddenly flash of lightning = şimşek / yıldırım çakması flashback = geriye dönüş (bir roman ya da filmde. go / place in. esnemek. kabiliyet. 2) balık çiftliği fishing grounds = balık avlama bölgesi fissure = (toprakta.ÜDS Sözlüğü fired clay = fırınlanmış kil (kilin. be suitable fit to = bağdaşmak. taste flavoured = (bir şey katarak) tatlandırılmış flavourful = lezzetli flavouring = tatlandırıcı flavour-optimised = tadı hoşa giden.) first course = ilk kür. oturtmak. zayıflık. company firm (sıfat) = sıkı. için) aklına üşüşmek flood (isim) = sel. belong to fit into = sığ(dır)mak. run away. yumuşak doku. tatlandırılmış flaw = kusur. katı.= faulty. rigid flexor muscle = bükücü / fleksör kas flight = uçuş fling = fırlatmak. = İçindeki güzel manzaralar bu filmin kusurlarını örtmeye yetmemiş. be suited to.) fishery = 1) balık avlanılan bölge. he flung himself down at the King’s feet. talent. tightly. relaxed. defo.= loosely. suit fitness = zindelik. ilk uygulama first-rate = (kalite bakımından) birinci sınıf fiscal discipline = mali disiplin fiscal policy = maliye politikası fiscal practices = maliye ile ilgili işler / işlemler (özellikle kamu harcamaları. bend flexibility = esneklik flexible = esnek. arrange. gevşek. solid. perfect. çeşni. cafcaflı flatten = dümdüz etmek. uymak. takmak. break out. escape fleet = filo flesh = et. elastiki. sallamak flare = parlama flare up = 1) (ateş için) parlamak. provide fixation = saplantı fixed = sabit. zıt anl. ability. (Our government is firmly committed to eradicating malaria. show off flavour = tat. yakışan. repair fix up = 1) ayarlamak. strongly. atmak.

for a while for ages = çok uzun bir zamandır. bir daha dönmemek üzere. büyümek. generally. değişmek. vary fluctuating = inip çıkan. fancy. run flow (isim) = akış. ceninle ilgili. ağırlık vermek. permanently for instance = mesela. obey. alternate. (bir olay / şey / kişi)’nin ardından. give up follow up = 1) (hastayı) takip etmek. çiçekler bakımından flourish = gelişmek. Kullanılacak edat. temel footprint = ayak izi footrace = koşu veya yürüyüş yarışı for a length of time = (belli) bir zaman boyunca for a time = bir ara. down.= fade flow (fiil) = akmak. Floransa’ya ait florescence = çiçeklenme floristic = çiçekler / çiçekçilik ile ilgili.com . görevde yer almak fly in = uçakla getirmek fly in formation = (birden fazla uçak için) belli bir düzende uçmak f-MRI scanner = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme cihazı.= prior to. zıt anl. inip çıkma fluent = akıcı. zıt anl. mostly www. stupid. cenin. back. folikül (anatomide bir grup hücrenin arasında yer alan küresel formlu boşluk) follow = izlemek. için) göreve gitmek. functional magnetic resonance imaging scanner focal point = odak noktası focus on / upon (fiil) = üzerinde / üzerine odaklanmak. zıt anl. 48 cm’ye eşdeğer uzunluk ölçüsü) foot and mouth disease = aft (hayvanlarda görülen bir tür hastalık) footing = taban. 2) (bir öneriyi. up edatları ile de aynı anlamı verir. for a very long time for all = tüm (olanlara) rağmen for and against = lehinde ve aleyhinde for good = temelli. değişen. fetus fog = sis fold = kat. talimatı vs. oynaklık fly a mission = (uçak. aynı şekilde hareket etmek follow through = sonuna kadar götürmek / uymak. track follow in the footsteps of smo = bir kişinin izinden gitmek follow suit = bir başkasının yaptıklarını yapmak. debi. complete. develop. akım. zıt anl.67 Florence = Floransa (İtalya’da bir kent) Florentine = İtalya’da bir kent olan Floransa ile ilgili. ilerlemek. büyük sevgi. 3) (daha önce başlanmış bir işi) bitirmeye veya daha etkin hale getirmeye yönelik işler yapmak follower = takipçi. dalgalanmak. grow.bademci. yoğunlaşmak.= aversion Food and Drug Administration = Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi food supply = besin rezervi / deposu foodstuff = yiyecek maddesi foolish = aptal(ca). her şeyden önce. before folly = çılgınlık. örneğin. variable fluctuation = dalgalanma. açık. concentrate on focus (isim) = (çoğul: (edebi kullanımda) focuses. katlamanın yönüne göre değişir. zıt anl.= wise. after.ÜDS Sözlüğü . (bilimsel kullanımda) foci) odak noktası fodder = (saman veya ot gibi) hayvan yemi foetal = cenine ait. stream flow down = aşağı doğru akmak flowering = çiçek açan flow-line = akış hattı flu = grip. oynama. bir aralar. fetal foetus = fetüs. ahmak(ça). in the first instance for that matter = aynı anlama gelmek üzere for the most part = genel olarak.) folk ballad = halk türküsü follicle = kesecik. pürüzsüz fluid = akışkan fluorescent = floresan (kimyasal yolla veya ışınım yoluyla aldığı enerji ile parıldayan) flux = akıntı. unwise.= quit. ahmaklık. sözgelimi. akılsızlık fondness = düşkünlük. kıvrım fold (over) = katlamak (Fiil. takip etmek. alternating. sensible foot = (çoğul: feet) ayak (30. influenza flu specialist = özellikle grip üzerinde çalışan uzman fluctuate = inip çıkmak. mürit following = (bir olay / şey / kişi)’yi takiben.) yerine getirmek. preference. for example for life = ömür boyu for one thing = (genellikle söze başlarken kullanılır) bir kere. uzay mekiği vs. dalgalanan.

anticipate form (fiil) = 1) oluşturmak. zorla yaptırmak. zıt anl.= in the future formidable = dişli. cet. coercively. zıt anl. öngörülebilen. biçimlendirmek. parçalanmak fracture (isim) = kırık (bir travma.= feebly forcibly = zorla.ÜDS Sözlüğü for the sake of = hatırı için. effective forcefully = zorla. powerful. formül halinde ifade etmek. öngörülebilir. vigorous. hisar.bademci. predictable. foretell.com . hisar. etkili. predict.= informal formalize = resmileştirmek format = format. prepare fort = kale. zorlu. anticipate foreshadowing = bir roman ya da filmde. istihkamı) sağlamlaştırmak / kuvvetlendirmek. prohibited.= unpredictable.= unfortunately fortunes = (birisinin hayatında) talihin döndüğü anlar fossil = fosil (kaya tabakaları arasında taşlaşmış halde bulunan çok eski canlı kalıntısı) fossil fuel = fosil yakıt (kömür. kuruluş.= voluntarily forebear = ata. kesir. olacaklar hakkında okur ya da izleyiciye önceden bazı ipuçları veren edebi sanat / anlatım tekniği. previous. luckily. neyse ki. break through force down = ilacı yutarken zorlanmak force on / upon = zorla vermek / yüklemek. unlucky fortunately = iyi ki. istihkam fortean = olağandışı ve tuhaf olaylarla ilgili forth = ön forthcoming = yakında(ki). unforeseeable foreseen = önceden sezilmiş / görülmüş.= allowed force (fiil) = zorlamak. zıt anl. old. mecbur etmek. approaching. vehemently. zıt anl. enforce force out = zorlayarak çıkartmak forceful = kuvvetli. bit. tesis etmek. yabancı. teşkil etmek. anticipate. zıt anl. şiddetli. guess. kind formal = resmi. future. castle. oblige force (isim) = kuvvet force a way through = (zorlayarak. upcoming fortification = tahkimat. zıt anl. zıt anl.= descendant forecast = önceden tahmin etmek. önümüzde(ki). lucky.= latter. başta gelen forensic = adli. previously. önceden söylemek.= easy formula-feeding = hazır gıda yoluyla besleme formulate = 1) formülize etmek. eskiden. predict. (bir şey)’in habercisi olma forest land = orman arazisi foretell = tahmin etmek. ön plan foreign = dış. engelleri aşarak) kendine yol açmak. type. produce.) foster = teşvik etmek. stronghold fortunate = şanslı. şiddetle. strengthen fortress = kale. 2) şekil vermek. next former Soviet areas = eski Sovyet bölgeleri (1991’de dağılmadan önce Sovyeter Birliği sınırları içinde yer alan bölgeler) formerly = önceden. genel biçim formation = oluşum formative = şekil veren former = önceki. predict foreseeable = önceden görülebilir / sezilebilir. piece. by force. tür. uğruna. mahkemeye ait forerunner = haberci. 2) açık şekilde ortaya koymak. shape form (isim) = çeşit. zıt anl. institute foundation = temel. fıskiye fraction = (küçük) parça. müjdeci foresee = önceden görmek / sezmek. anticipate. establish. nedene bağlı olarak kemik bütünlüğünün bozulması ya da kırılarak ayrılması). çetin. zıt anl.= unfortunate. hamilik etmek found = kurmak. dayanak. establishment. banned. petrol vs. conventional. difficult. against one’s will. yabancı uyruklu foreign affairs = dışişleri foreigner = yabancı foremost = en önemli.= total. predicted foreshadow = (bir şey)’in habercisi olmak. osteoporoz vb. foresee forecourt = dış avlu forefront = en öndeki yer.68 . make up. institution founder = kurucu fountain = çeşme. savunma duvarı. usule uygun. (bir şey olsun) diye for years to come = daha uzun yıllar forbidden = yasak. zıt anl. sur fortify = (savunma duvarını. ancestor. whole fracture (fiil) = kırılmak. zıt anl. çatlak www. 3) düzenlemek. eski. proper. şükürler olsun ki. zıt anl.

resim. annoying. deception. often.= encouraged frustrating = (yoğun çabaların karşılıksız kaldığı durumlar için) asap bozucu. havai. sadece bir kısmını içeren fragrant = güzel kokulu frail = zayıf ve güçsüz. olmadan kendi kendine hatırlama) freeze = don(dur)mak. subtle. (This budget fuels inflation and cuts our living standards.bademci. hayal kırıklığı. kösteklenmiş.69 fragile = nazik. 2) fonksiyon (matematikte. çokça. stimulate. kırılgan. az yakıt tüketen fulcrum = dayanak noktası fulfil = yerine getirmek. disappointment fry = yağda kızartmak fuel (fiil) = körüklemek. aldatma. common. sınır. zıt anl. tahrik etmek. sinirlendirici. = Bu bütçe enflasyonu körüklüyor ve yaşam standartlarımızı kısıyor.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. bağlı olduğu ordunun başka bir birliği tarafından yanlışlıkla ateş açılması) frigid = 1) dondurucu soğuk. hüsrana uğramış. sık karşılaşılan / tekrarlanan. işlev. zıt anl. düzenlemek. zıt anl. uçarı from all over the world = tüm dünyadan. hassas.= tough. thwarted. 3) (tavır olarak) soğuk fringe = dış kenar fringe benefits = sosyal haklar.= fail to meet full acuity = tam görme / tam görüş keskinliği full power = tam güç fullerene = moleküler şekilleri içi boş bir küreyi andıran bir tür karbon formu full-term = (doğum için) normal süresinde meydana gelen (a healthy baby born at full-term = zamanında doğmuş sağlıklı bir bebek) fully functioning = tam işlev / fonksiyon gören fume = duman fumes = kötü kokan gazlar function = 1) fonksiyon. exasperating frustration = (bir amaca ulaşamama veya uygunsuz koşullar sebebiyle) cesaretin kırılması. liberate free (sıfat) = bedava. yapmak.= seldom fresh = taze. arada sırada. plan. alıcı ve satıcının karşılıklı olarak anlaşmasıyla belirlendiği. zıt anl.) fuel (isim) = yakıt. dizygotic twins fraud = sahtekarlık.= rare frequently = sık sık. firewood fuel the flames = ateşe körükle gitmek fuel-efficient = yakıt tasarruflu. compose frame (isim) = 1) (sinemada) kare. discouragement. discouraged.= thaw freezing of assets = varlıkların dondurulması freight = yük French-built = Fransız yapımı frequency = sıklık. build. occasionally front = cephe frontal = frontal (organın ön kısmı veya ön yüzü ile ilgili) frontier = hudut. dünyanın her tarafından from its April low = Nisan’daki en düşük seviyesinden from Plato onwards = Platon’dan bu yana from 2009 onward = 2009 yılı ve sonrası from the point of view = (belli bir) bakış açısından / açısına göre from time to time = zaman zaman. rahatlatmak. tender.= honesty free (fiil) = kurtarmak. delicate. once in a while. energize. 2) çerceve frankly = aslında. fonksiyonel functional deficit = işlevsel yetersizlik www. now and then. boundary fruit fly = meyve sineği (genetik araştırmalarda sıklıkla denek olarak kullanılan bir sinek türü) frustrated = (başarısızlık veya olumsuz koşullar sebebiyle) engellenmiş. hafif ve kırılgan frame (fiil) = şekil vermek. bir askeri birliğin üzerine. küçük parça fragmentary = bölük pörçük. huzursuzluk. ücret dışı ödemeler frivolous = hafif. yeni. iki değerler kümesi arasındaki ilişkiyi tanımlayan argüman veya eğri) functional = işlevsel. fraternal ikizler. 2) (cinsel anlamda) soğuk. without charge free market = serbest piyasa (ürün fiyatının. zıt anl. narin.com . hile. aslına bakılırsa fraternal twins = çift yumurta ikizleri. frekans frequent = sık. meet. satisfy. arz ve talebine hükümet tarafından müdahale edilmeyen piyasa) free nerve ending = serbest sinir ucu free recall = (psikolojide) serbest hatırlama (herhangi bir müdahale / soru / hatırlatıcı unsur vs. new freshness = tazelik freshwater = tatlı su friction = sürtünme friendly fire = dost ateşi (örn. zıt anl. accomplish. solid fragment = kırılmış parça. şiddetlendirmek. tasarlamak.

öfkeyle furnace = kalorifer kazanı furnish with = 1) sağlamak. supply. kökünden.ÜDS Sözlüğü functional magnetic resonance imaging = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (beyin ve omurilikteki sinirsel aktiviteye bağlı kan akışını ölçerek görüntü almayı içeren bir nöro-görüntüleme yöntemi). çağ ötesi ile ilgili www. more. (mevcut olana) ek / ilave. essential. additionally. provide. aslında. zıt anl. moreover fuse = (birbiriyle) kaynaş(tır)mak. bundan başka. f-MRI functioning = işleyiş.= secondary. primary. basic. temelden. asıl. primarily. finansman funeral = cenaze töreni fungal = mantardan kaynaklanan fungicide = fungisid (mantar öldürücü kimyasal madde) fungus = (çoğul: fungi) mantar funny = tuhaf. 2) döşemek furniture = mobilya furry = kürklü further (fiil) = daha ileriye / daha öteye taşımak.70 . other further test = daha fazla denemek. garip furiously = hiddetle. = Sıkı çalışma başarının temelidir. (Hard work is fundamental to success. kaynaşma futurism = gelecekçilik futuristic = gelecekçi. roket gibi araçların genellikle metal ve silindir formlu gövdesi fusion = füzyon. central. 2) başka. temel. üzerinde daha fazla deneme yapmak furthermore = dahası.) fundamentalist = muhafazakar. birleşme.bademci. ayrıca. gerici fundamentally = esas itibariyle. essentially funding = finanse etme. çalışma fund = sermaye sağlamak. daha fazla. advance further (sıfat / zarf) = 1) daha da.com . central. some more. parasal destek vermek fundamental = esas. eritmek fuselage = uçak. önemli. ayrıca. tutucu. üstelik. daha öteye (ötede).

zıt anl.= sparingly. 2) kapıcı gather = 1) topla(n)mak. anlam çıkarmak G gauge = ölçmek. ölçümlemek. uçurum garbage = çöp. elde etmek gain a footing = ayak basacak yer bulmak. aralık. yield. mide özsuyu gatekeeper = 1) seçim yapan kişi / kurum. 2) anlamak. ilerlemek. duvarlarda ve tavanda gezinebilmesi ile tanınan kertenkele) gecko-like = keler benzeri gelatinous = jöle kıvamında / görünümünde. tanınmak gallery = balkon. advance. İngiltere. Dünya ekonomisinin ve askeri gücünün yarıdan fazlasını kontrol eden bu 8 ülkenin yaptığı toplantılarda tüm dünyayı etkileyecek güvenlik ve ekonomi konuları görüşülür). yaratmak. jellylike gelatin-silver print = jelatin-gümüş baskı (siyahbeyaz fotoğraf baskısında kullanılan bir teknik) gender = cinsiyet. şen gecko lizard = keler (dünyanın her tarafında yaygın olarak bulunan. boşluk. Group of Eight G8 summit = G8 zirvesi (G8 ülkelerinin hükümet başkanlarının bir araya geldiği yıllık toplantı) gain = kazanmak. galeri gamble = kumar oynamak game = av hayvanı game fishing = (yemek için ya da spor amacıyla) balık avlama game of checkers = dama oyunu gametophyte = gametofit (bitkilerde üreme hücresi veya bu hücreleri üreten yapı) gamma wave = gamma dalgası (algı ve bilinç ile ilişkili bir çeşit beyin dalgası) gang = çete gap = açık. ABD. için) üretim. elbise gaseous = gaz halinde gas-laden = gaz yüklü gasoline = benzin gasping = nefes nefese kalmak gastric juice = mide salgısı. zıt anl. sex gene = gen gene chip = gen çipi gene sequence = gen sekansı / dizisi gene therapy = gen tedavisi (kalıtsal hastalıkların tedavisi amacı ile sağlıksız genlerin işlevlerinin değiştirilmesini veya organizmaya sağlıklı genlerin nakledilmesini öngören yöntem) general population = tüm toplum general practitioner = pratisyen hekim general time period = aynı anda / zamanda generalization = genelleme generalize = genelleme yapmak generate = üretmek. ün kazanmak gain recognition = kabul görmek. sonuç çıkarmak. raise. zıt anl. rağbet kazanmak. render.com .bademci. İtalya. evaluate gay = neşeli. taraftar toplamak gain popularity = popüler olmak. Japonya. come / bring together.= tight-fisted generously = cömertçe. fark. eli açık. waste gargle = gargara yapmak garment = giysi. Fransa. inadequately gene-spliced = gen eklenmiş / bağlanmış genetic code = genetik şifre (hücre çekirdeklerindeki kromozomlarda yer alan ve bireyin kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan DNA dizilimleri) genetic component = genetik unsur genetic make-up = genetik yapı genetic manipulation of intelligence = zekaya genetik olarak müdahale etme genetic marker = genetik işaret (tanınabilen ve soyları belirlemek amacı ile farklı bireylerde izlenebilen DNA parçaları) genetic mutation = genetik değişim / mutasyon genetically = genetik olarak www. 2) nesil generations of = nesillerce. make progress. abundantly. tutunacak dal bulmak gain acceptance = kabul görmeye başlamak gain ground = yayılmak.= lose ground gain in = (bir şey)’de artış veya ilerleme göstermek gain in favour = rağbet görmek. gedik. pek çok türü olan. bountifully. measure. Kanada ve Rusya oluşturur. pek çok kuşak generous = cömert.G G GG G8 = G8 ülkeleri (Bu gruptaki 8 ülkeyi Almanya. produce generation = 1) (elektrik vs.

) get into = (yaramazlık. samimi. 2) paçayı kurtarmak. elden çıkarmak. defetmek. abolish. sana mutlaka başka şeylerin kapılarını da açacaktır. the owner needs to get rid of the car. içtenlikle. için) bağlantı kurmak.= retreat. real. hakiki. dere. atlatmak. enormous. move around get away = kaçmak. get pulled in get irritated = rahatsız olmak get off = 1) (bir taşıttan) inmek. su.= get out get in touch with = (birisi) ile temasa geçmek / iletişim kurmak. reach. sincerely. yakayı sıyırmak. huge. savmak. gigantic. çimlenme gerontologist = yaşlılık uzmanı gestate = gebeliği sürmek.) ilerlemek. adapt oneself to. connect. go across. zorluk vs.= miniature giant squid = dev mürekkep balığı gift = tanrı vergisi yetenek. uzlaşmak. defeat. sincere. carry on get out of control = kontrolden çıkmak get over = (hastalık.) genus = (çoğul: genera) soy. zıt anl. genetik değişime uğratılmış genetically-based = genetik temelli geneticist = genetikçi Geneva = Cenevre (İsviçre’de bir kent) genius = deha. 2) gerçek. (As he is in a financial difficulty. yolculuğa başla(t)mak get on with = (işte. dahi genome = genom (bir organizmanın genetik şifresinin tamamı) gentle = 1) yumuşak nazik. = Para sıkıntısı çektiği için. be in good terms with get around = hareket etmek. gebelik süresi geçirmek gesture = el. ulaşmak.) atlatmak. zıt anl. overcome. kol veya baş hareketi.) sokmak. çok büyük. you should get in touch with your doctor at once. (birini) cezadan kurtarmak. zıt anl. huge.) get smt checked out = bir şeyi muayene / kontrol ettirmek get stuck = sıkışıp / takılıp kalmak get through = 1) (telefon vs. 2) bitirmek. get on well with. = Aşırı kanama olması halinde. be involved in get into the moats of the palace = korunan bir yere girmek get involved in = (olaya) karışmak. communicate. escape get away with = yanına kar kalmak get back into shape = eski formuna kavuşmak get cut in half = yarıya inmek. sahibinin. 2) hafif ateşte (kaynatmadan) gentle wave = nazik / hafif dalga / hareket genuine = 1) içten. go away. eliminate. cross get along with = (birisi) ile (iyi) geçinmek. yerin ve kayaçların yapısını inceleyen bilim insanı) geopolitical importance = jeopolitik önem (bir bölgenin bulunduğu coğrafi pozisyon ile siyasi ve ekonomik etkiler yaratabilme kapasitesi) Georgia = Gürcistan geoscience = yerbilim (Dünya gezegeni ile ilgili tüm bilim dallarını kapsayan bir terim) germ = mikrop germicide = mikrop öldürücü germination = filizlenme. devam etmek. çıkmak. zıt anl. advance. ırmak gibi bir şeyin) karşısına geçmek. sıkıntı çektirmek give an account of = (bir şey)’in hesabını vermek / (bir şey)’i sunmak / açıklamak give birth to = doğum yapmak. (In the event of excessive bleeding. contact. talent gifted = tanrı vergisi yeteneği olan. arabayı elden çıkarması gerekiyor. zıt anl. üstesinden gelmek. 3) yola çık(ar)mak.= tiny give a hard time = zorluklar yaşatmak. recover from. muazzam.bademci. tanışmak get used to = (bir şey)’e alışmak. meslekte vs. başından savmak. tür. takım.) etmek. o.ÜDS Sözlüğü genetically modified = genleriyle oynanmış. için) sıkışmak get to know = tanımak. talented. hemen doktorunuzla temasa geçmelisiniz. adapte olmak. başını (belaya. yarı yarıya azalmak get greater hold = daha çok yaygınlaşmak get in = (bir şey / bir yer)’in içine girmek. (bir şey) doğurmak give erroneous impression = yanlış izlenim vermek / bırakmak www. kalp vs. sıkıntıya vs. surrender get rid of = kurtulmak. = Eğer bir şeye gerçekten ilgi duyuyorsan. kibar.= fake genuinely = gerçekten. survive get tight = (göğüs. inatçılık vs. dolaşmak.= inept gigantic = devasa. familiarize oneself with giant = devasa. (If you are genuinely interested in one thing. cins geodetic survey = arazi ölçümü geologist = jeolog (yerşekillerini. zıt anl.72 . really. enter. it will always lead to something else.com . jest get a better idea of = (bir şey) hakkında daha iyi bir fikre sahip olmak / daha çok bilgi edinmek get across = (yol.

undertake. dull.= avoid go unappreciated = takdir edilmemek go undetected = gözden kaçmak. bring about. 2) çok yorulmak. glazür (genellikle seramiğe uygulanan. quit. continue. pes etmek. özellikle kanda. lead to. produce. seek. (ongoing = devam eden) go on strike = grev yapmak. zıt anl. yoldan çıkmak go bankrupt = iflas etmek. bitmek. zıt anl. 2) (bir aygıt için) bozulmak. yürürlüğe girmek. distribute. surrender to. greve gitmek go so far as = (bir şey yapacak) kadar ileri gitmek go through = (bir dönemden) geçmek. (bir şey)’i kabul etmek go astray = sapmak. come into force. go bankrupt go for = 1) (bir şey) yerine geçmek. run away. belirli. salmak. zaman verildiğinde … glacial = buz çağına ait. repeal go off = 1) kaçmak.bademci. (bir şey)’e yol açmak given = belli. 2) (bir şey)’e razı olmak. zıt anl. taking smt into consideration given time = zamana bırakıldığında …. dekorasyon ve sızdırmazlık sağlama amacı taşıyan. vakar. parlamak glucose = glükoz (vücut sıvılarında. hayvansal ve bitkisel dokularda. yapmak. go bust go bust = iflas etmek.= go on give way to = (bir şey)’in önünü / yolunu açmak.= annul. succumb to. gösterişli glory = ihtişam. belirlenmiş. set given (that) = (bir şey)’i gerçek / gerçekleşmiş / olmuş kabul edersek. teslim olmak. submit to. ışıldamak. göz alıcı glance = göz atma glandular = salgı bezlerine ait glassy material = camsı / cama benzer malzeme (genellikle bir hammaddenin çok yüksek sıcaklıklara maruz bırakılması ile elde edilen. körlüğe uzanan göz hastalığı) glaze = sır. 2) teslim olmak. sparkle. aramak. öne geçirmek give up = 1) (bir şey)’den vazgeçmek. buzullara ait glacial ice = buzulları teşkil eden buz glaciation = buzullaşma glacier = buzul glacierized = buzullaşmış glamorous = cazip. shine global = küresel. kasvetli. üzüm ve diğer meyvelerde bulunan şeker cinsi) glue together = (bir şeyin parçalarını birbirine) yapıştırarak (bütünü) oluşturmak / bir araya getirmek glycemic effect = glisemik etki (kandaki glükozun meydana getirdiği etki) go about = ele almak. sağlam malzeme türü) glaucoma = glokom (göz içi basıncının artışı ile belirgin. açılıp kapanması konuşmamızı sağlar) glow = (kor gibi) kızarmak. become exhausted give priority to = (bir şey)’e öncelik vermek give rise to = (bir şey)’e yol açmak / neden olmak. resist give off = dışarı vermek.= uplifting glorious = ihtişamlı. 2) peşinde olmak.= conquer. iç karartıcı. yaşamak. devam etmek.= eradicate. farkedilmemek. zıt anl. zıt anl. ileri gitmek go along with = 1) (bir şey / bir kişi) ile beraber gitmek. sayılmak. zıt anl. experience. dünya çapında(ki) global warming = küresel ısınma (dünyadaki ortalama sıcaklık değerlerindeki genel artış eğilimi) globalisation = küreselleşme globally = küresel olarak globe = yerküre glomerulonephritis = glomerülonefrit (bir tür böbrek hastalığı) gloomy = umutsuz. count as. approach go abroad = yurtdışına gitmek go ahead = devam etmek. zıt anl.= end. go unnoticed www. look for go into effect = geçerli olmak. let go of. zıt anl. durmak go on = sürmek. destroy give smt a try = bir şeyi denemek give the lead = üstünlük kazandırmak. şan ve şeref glossy = parlak glottis = glottis (nefes borusundaki ses telleri arasında bulunan kısım / boşluk. emit give out = 1) dağıtmak. (bir şey)’i terketmek / bırakmak.= seize. depressing. meydana getirmek. pürüzsüz yüzeyli.73 give in to = (birisi)’ne yenilmek. take effect. send out. yüksek sıcaklıklara maruz bırakılarak oluşturulan camsı / cama benzer kaplama malzemesi) glide = (havada) süzülmek glimpse (fiil) = bir an için görmek. stick to.com . kısaca göz gezdirmek. anlık / kısa bakış glimpse (isim) = anlık / kısa bakış glitter = parıldamak.ÜDS Sözlüğü .

run through gorge = dar ve dik yamaçlı vadi. zıt anl. farkına varılmamak. muazzam. understand.= abrupt.com . eviscerate. ağır ağır. slow. (Laws which govern the production and sale of drugs in the USA are very strict. award. küçük (bir) gerçeklik payı grain-fed = tahılla beslenmiş Granada = Gırnata (İspanya’nın Endülüs eyaletinde bir kent) grand = büyük. fon granule = tanecik. zıt anl. fil dişi vb. concede grant (isim) = ödenek. malevolence gore = (boynuz. zıt anl. beautifully govern = 1) yönetmek. . guide. granül grape = üzüm grapefruit = greyfurt graph paper = milimetrik kağıt (üzerinde milimetrik kareler basılı bulunan çizim kağıdı) grapple with = (bir kişi / bir şey) ile boğuşmak grasp = anlamak.74 . etkisi altında tutmak. burs. complaint www. tatmin etmek. comprehend. cemetery gravitational pull = yerçekimi / kütleçekim kuvveti gravity = kütleçekim kuvveti.)’den mezun olmak Graeco-Roman = Greko-Romen (Eski Yunan ve sonrasında gelen Roma kültürlerinin etkisine girmiş. go undetected. 2) bölgede yapılan motor sporları yarışlarında. görkemli. big Great Barrier Reef = Büyük Bariyer Resifi (Avustralya’nın kuzeydoğu açıklarındaki dünyanın en büyük mercan kayalığı) great white = büyük beyaz köpekbalığı greatly = büyük oranda. mark gradient = 1) eğim. satisfactory grave (isim) = mezar. serious gravel = çakıl graveyard = mezarlık. devlet grade = (ders. zıt anl. tomb grave (sıfat) = ciddi. influence. sudden gradually = aşamalar halinde. için) not. tane. immensely. impressive grand drama = dünya sahnesi grand jury = yüce divan grand piano = grand piyano. bit by bit. bağış. satisfy. zıt anl. bu kültürler ile ilgili) grain = tahıl. zıt anl. objective goddess = tanrıça gone are the days = . 2) belli bir miktar fiziksel maddenin ya da herhangi bir boyutun ölçümündeki değişim oranı / değişim hızı gradual = aşamalar halinde. 2) (bir şey)’in kurallarını belirlemek. gladden. azar azar.= get noticed go untreated = tedavi görmemek / edilmemek go up against = karşı(sına) çıkmak goal = amaç. kuyruklu piyano (telleri. administer. muhteşem. = ABD’de ilaç üretimi ve satışını yönlendiren yasalar çok katıdır. tribün gibi işlev görmesi sebebiyle ABD’deki Ölüm Vadisi içindeki yüksek bir kayalığa verilmiş olan ad grant (fiil) = vermek. .ÜDS Sözlüğü go unnoticed = fark edilmemek. arkaya doğru uzayan bir bölüme yatay olarak yerleştirilmiş olan piyano) Grandstand = 1) (örn. majestic. şikayet. hedef. ile) karnını deşmek / fena halde yaralamak. okul vs. vahim. kavramak. step-by-step. boğaz gorgeous = harika. please. benevolence. ulu. progressively.= ill-will.= miss grass-fed = otla beslenmiş gratify = hoşnut etmek. splendid gorgeously = harika bir şekilde. ulu. bahşetmek.) governance = yönetim. give. şikayete yol açan şey. aim. meyil.bademci. yönlendirmek. Kuzey Kutbu’na yakın bir yerde yer alan ve siyasi olarak Danimarka’ya ait bulunan büyük bir ada) Grenada = Batı Hint Adaları’nın güneydoğu kesiminde yer alan bir ada grenade = el bombası grid = şebeke grievance = yakınma. yavaş yavaş.= slightly greed = hırs.= abruptly. bir yarış pistindeki) en yüksek ve görüş açısı en iyi olan tribün. açgözlülük green = çevreci (yeşil) greenhouse = sera greenhouse gas = sera gazı (yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarını soğurarak atmosferin normalin üzerinde ısınmasına sebep olan gazlar) Greenland = Grönland (Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde. sınav vs. step-bystep. puan. yerçekimi great = büyük. idare government = hükümet. yavaş yavaş. beautiful.= dissatisfy gratifying = memnun / tatmin edici. suddenly graduate from = (kurs. tahsisat. enormously. tahıl tanesi grain of truth = gerçek kırıntısı. zıt anl. target. o günler geride kaldı good = ticari mal / eşya / ürün goodness = Aman Tanrım! goods = ticari mallar goodwill = iyi niyet.

yol göstermek. hold. üretilen tüm ürünlerin ve hizmetlerin toplam piyasa değeri) grossly = 1) fazlaca. himaye guerrilla = gerilla (genellikle devlet güçlerine karşı çete savaşı yürüten kimse) guess = tahmin etmek. artış. yol göstermek guidelines = (yol gösterici) ilkeler. organizmanın gözle görülen organ ve oluşumlarının incelenmesi) gross domestic product = gayri safi yurtiçi / milli hasıla (ülkede. yakalamak. faaliyete geçmek grow higher = yükselmek. yol gösterme. garantör guard (against) = (bir şeye karşı) korumak / önlem almak. zemin. koru. boom guarantee = garanti etmek guarantor = kefil. grasp. büyük ölçüde. supervision guide towards = (bir şey)’e doğru kılavuzluk etmek.bademci. 2) büyümek. dayanak. reason ground control = yer kontrol (hava alanlarında bulunan. mature growth = büyüme. büyük. rationale grove = meyve ağacı bahçesi.75 grind (fiil) = öğütmek. dayanak. silah yarası gut = bağırsak. çakıl groin = kasık groove = oluk gross = 1) geniş çaplı. vuku bulmak. silah sesi. kurallar. overly. zıt anl. örneğin bir yıl içinde. uçakların iniş kalkışları ile rotalarını düzenleyen ve koordine eden birim) ground rules = bir oyun. idare gritty = çakılımsı. temeli olma ground-nesting = yuvasını yerde yapan groundnut = yer fıstığı. zıt anl. basis. rise grow in public stature = toplum gözünde yükselmek grow older = yaşlanmak grow out of = (sorunları) zamanla geride bırakmak grow up = 1) meydana gelmek. 2) brüt. develop. aşırı bir biçimde. 2) genellikle. yönlendirmek guide the way the audience feels = izleyicilerin duygularını yönlendirmek guide through = (tehlikeli bir bölgenin içinden geçirmek için) kılavuzluk etmek. broad. çekmek grind (isim) = öğütme (biçimi) grip (fiil) = tut(un)mak. toprak. için) atış. spor ya da yarışmayı yöneten temel kurallar ground water = taban / yeraltı suyu grounding = dayanma. ana hatlar. intestine gymnast = jimnastikçi gypsum = alçı www. 2) gerekçe. protect (against / from) guardianship = vasilik. orchard grow active = hareketlenmek.= know for sure guidance = rehberlik. zıt anl. sanmak. peanut ground-penetrating = zeminin altına inebilen grounds = gerekçe. generally ground = 1) yer. total gross anatomy = makroskopik anatomi (mikroskopa gerek olmaksızın. tüfek vs.= release grip (isim) = kontrol. fena halde. road map guilt = suçluluk. grit kumtaşı.ÜDS Sözlüğü .= innocence Gulf Stream Current = Golfstrim Akıntısı (Meksika Körfezi’nden Batı ve Kuzey Avrupa’ya akan ve o bölgelerde iklimi ılımanlaştıran bir deniz akıntısı) gunnery = topçuluk gun-shot = (tabanca.com .

unfeelingness. distribute. katılaşmak hardened = sertleşmiş hardened steel = sert (dövme) çelik harder wearing = daha zor eskiyen hardliner = uzlaşmaz. arta kalan şey happen to know = (şans eseri / tesadüfen) bilmek harbour = beslemek. (aşırı kan kaybı) haemorrhagic fever = kanama ve ateşle birlikte seyreden viral enfeksiyonun yol açtığı bir hastalık. damage harmful = zararlı.= help. care.= neglect handset = 1) elde taşınan ve kullanılan cihaz (örn. impede.bademci. 2) sertlik. zıt anl. VHF hail = selamlamak. ele almak. stop. zıt anl. hasar. asarak idam etme hangover = kalıntı. idare etmek. barely.= harmless harmless = zararsız. sıkı. telsiz). kanama. acımasızlık. scarcely. insensitivity. halüsinasyon.) ele alma şekli. darlık. 2) başa çıkmak. give out. give. kullanmak. ilgilenmek. bölüştürmek. tough. damaging. acclaim. employ. zıt anl. çok az. sıkıntı.= ease. cep telefonu. tackle handlebar = gidon. trouble. elverişsiz durum handle = 1) işlemek. prevent. başta üre olmak üzere yıkım ürünlerinin temizlenmesi) haemoglobin = hemoglobin (kana kırmızı rengini veren ve akciğer ve vücut dokuları arasında oksijen taşıyan protein). utilize www. yapımı tamamlanmamış hallucination = sanrı. deliver H handful = bir avuç handicap = engel.= start halve = yarıya indirmek. deal with. obstruct. Hb haemoglobin value = hemoglobin değeri haemorrhage = hemoraj. (adalet) dağıtmak. seslenmek. tutucu kimse hardly = 1) nadiren. doğuştan gelen bu hastalıkta deri tunç rengine döner) haemodialysis = hemodiyaliz (böbrekler görev yapamadığı zaman hasta kanından. hemodiyaliz aygıtı kullanılarak. bir ülke)’den geliyor olmak. uzatmak. hemen hemen hiç. üstesinden gelmek.= harmful harness = (doğal bir gücü dizginleyerek) yararlanmak. muamele. zahmetli. zıt anl. house. treatment. barındırmak. stiffness hardship = güçlük. güç bela. 2) (bir kişi) ile vakit geçirmek / gezmek hanging = asma.H H HH habit = alışkanlık habitat = doğal ortam. hastalardaki depresyonun şiddetini ölçmek için kullanabilecekleri 21 soruluk bir test) hamper = engellemek. madeni aksam hard-working = çalışkan harm = zarar. tutma çubuğu handling = (bir sorunu vs. kullanmak. harshness. laborious hard fact = inkar edilemeyecek gerçek hard times = zor günler / zamanlar harden = sertleşmek. manipulate. (bir yer)’i temsil etmek hair dye = saç boyası hair-thin electrode = saç teli inceliğinde elektrot half-built = inşa halinde.com . burden. facilitate hand = (elle) vermek. host. güçleştirmek. zıt anl. (beğeni ile) karşılamak. manage. bestow hand gesture = el hareketi hand out = (elden bir şey) dağıtmak. welcome hail from = (bir şehir. hinder. head trip. doğal yaşama ortamı habit-forming = alışkanlık geliştiren habitual pattern = davranış biçimi / düzeni / modeli haematocrit = hematokrit (kandaki eritrositlerin yüzde olarak hacmi) haemochromatosis = hemokromatoz (dokuların anormal renk dağılımı hastalığı. güçlükle hardness = 1) (duygusal anlamda) soğukluk. zıt anl. contain hard = zorlu. 2) daha büyük ve karmaşık bir cihazın elde taşınan ve kullanılan ünitesi hang around with = 1) (bir kişi / bir şey) ile başıboş beklemek / dolanmak. illusion halt = dur(dur)mak. ikiye bölmek ham = abartarak rol yapan yeteneksiz oyuncu Hamilton Depression Rating Scale = Hamilton Depresyon Ölçeği (hekimlerin. prosperity hardware = donanım. 2) zar zor. (ceza) vermek.

= safe. atom ağırlığı yüksek. şansı olmak have a tough time = zorluklar / sorunlar yaşamak have an effect on = (bir şey) üzerinde etkisi olmak / etki yaratmak have little in common with = (birisi / bir şey) ile çok az ortak yönleri olmak have little or no control on / over = (bir şey) üzerinde çok az kontrol sahibi olmak veya hiç kontrol sahibi olmamak have more than one’s share = (bir şey)’den nasibini fazlasıyla almak have nothing to do with = hiç ilgisi / bağlantısı olmamak. healthy scepticism = haklı / yerinde bir kuşku) hearing = 1) işitme (gücü). greenhouse gas heavens = (çoğul kullanılır) gökyüzü.= safety. sorun yaşamak have yet to be = henüz … -medi.bademci.) hazardous = tehlikeli. zıt anl. beyaz veya pembe çiçekli bir tür sarmaşık) hedgehog = kirpi heed = dinlemek. 2) celse hearing loss = işitme kaybı heart disease = kalp rahatsızlığı heart rate = nabız / kalp atım hızı. katı. karargah. zehirli ve çevreye zararlı element) Hebridean Islands = Hebrid Adaları (İskoçya’nın batı kıyısı açıklarında bulunan bir adalar grubu) hedge = çalı veya ağaç dikilerek oluşturulmuş çit hedge bindweed = çit sarmaşığı (başka bitkilerin etrafına sarılarak yaşayan. alerjik rinit hazard = tehlike. ısı tutucu gaz (ısı kaybını azaltıcı etkisi yüksek gaz). zıt anl.ÜDS Sözlüğü . care. yönünü (o yer)’e doğru çevirmek headlight beam = far ışığı headquarters = merkez büro. have no connection with have on hand = elde bulundurmak have smt in common with = (birisi / bir şey) ile ortak yönleri olmak / noktaları bulunmak have to do with = (bir şey) ile ilgisi / bağlantısı olmak. (healthy relations between the two countries = iki ülke arasında sağlıklı ilişkiler.77 harsh = sert. heretic heat-shield tiles = ısı kalkanı panelleri (uzay mekiklerini. hurry. acımasız. = Aşırıya kaçılırsa. cure heal wounds = yaraları iyileştirmek / sağaltmak healer = sağaltıcı. slow down hatch = güverteye açılan kapak hatchway = ambar ağzı have a chance = fırsat yakalamak. atmosfere girişte oluşan çok yüksek sıcaklıktan koruyan kaplamayı oluşturan seramik paneller) heat-trapping gas = sera gazı. tallness. heartbeat heartburn = mide ekşimesi / yanması heat resistant = ısıya dayanıklı heated = hararetli heatedly = hararetli bir şekilde (tartışmak) heathen = kafir. yükseklik. secure haze = pus. ciddi şekilde heavy element = ağır element (genellikle metalik özellik gösteren.= delay. security. alkol almak sağlık açısından ciddi tehlikeler yaratır. utanç verici konu harvest (fiil) = ürün almak. daha açıklanmayı bekliyor olmak have yet to be identified = henüz tanımlanmamış olmak. attend.= disregard heel prick = iğneyle topuktan kan alma height = 1) boy. accelerate. dikkate almak. danger. dangerous. 2) doruk. önemsemek. get crops harvest (isim) = hasat.com . mist head for / to / towards = (bir yer)’e doğru gitmek. sağaltmak. bitter. komuta merkezi. hafif sis. daha … -meyi bekliyor have yet to be explained = henüz açıklanmamış olmak. pulse.= mild harsh social stigma = sosyal olarak değinilmesi zor. yolculuğa hazırlanmak. iyileştirici health care = sağlık bakımı health implication = (bir şeyin) sağlık üzerindeki etkisi health visitor = (hastaya bakmak ya da önerilerde bulunmak için) eve gelen sağlık görevlisi healthcare schemes = sağlık planları / programları healthcare system = sağlık sistemi health-conscious = sağlık hakkında bilinçli health-seeking = (bir) hastalığa çare arama healthy = sağlıklı / yerinde / haklı. risk. risk. pay attention. zıt anl. zıt anl. sema heavily = büyük ölçüde. have connection with have trouble with = (bir şey) ile başı dertte olmak. hızlandırmak. peak www. daha tanımlanmayı bekliyor olmak hay fever = saman nezlesi. zıt anl. rough. crop hasten = acele et(tir)mek. hasat yapmak. (Drinking alcohol is a real health hazard if carried to excess. seat heal = iyileş(tir)mek.

= Çoktan çalışmaya başlamalıydın. kokusuz bir gaz. 2) (beyin için) lob. bulantı ve halsizlikle belirgin hepatit) hepatitis B virus = hepatit B virüsü hepatitis protein = hepatit karşıtı antikor herb = ot.= homogeneity hexagon = altıgen hibernation = kış uykusu hiccup = hıçkırmak hidden = saklı. strike hit hard = ciddi acı / zarar vermek Hittite = Hitit (M. kalıt hero = kahraman heroic = kahramanca hesitate = çekinmek. vastly. sarılık. harmful hemisphere = 1) yarımküre. raise / rise.= acquired. gemi) kaçırmak hiker = uzun yürüyüş yapan kimse hilltop = tepe üstü / doruğu hindbrain = beynin arka bölümleri hinder = engellemek. izlenim bırakmak. suggest hippo = (hippopotamus kelimesinin kısaltılmış hali).= lessen. duraksamak hesitation = çekinme. point to. obstruct. useful. su aygırı hit = acı / zarar vermek. açık deniz high time = artık zamanı (gelmişti / geldi de geçiyor bile). ürtiker. renksiz. sign. zıt anl. 460-377 yılları arasında yaşamış olan Egeli hekim) hippopotamus = hipopotam. 334-30 yılları arasındaki) Hellenistik Dönem’e ait helmet = miğfer.bademci. genetic. dikkat çeken high-ranking professional body = üst düzey meslek kuruluşu high-resolution neutron sensor = yüksek çözünürlüklü nötron sensörü high-rise = yüksek. havadan hafif olması sebebiyle zeplin gibi hava taşıtlarında kullanılır) Hellenistic = (yaklaşık M. thus. congenital. iştahsızlık. learned hereditary tendency = kalıtsal eğilim heredity = kalıtım. inherited. 2) ipucu. tereddüt heterogeneity = heterojenite. faydalı. (It is high time you started studying. dolayısıyla. (Landslides and bad weather are continuing to hinder the arrival of relief supplies to the area. dikkat çekecek hale getirmek. farklılık (başka bir tür ile karşılaştırılabilir olmama hali). impede. out of sight hide away = sakla(n)mak. zıt anl. therefore hepatitis B = hepatit B (ateş. Ö. greatly highly so = daha da fazla high-profile = göze çarpan. vurmak.ÜDS Sözlüğü heighten = yüksel(t)mek. şifalı bitki herbicide = herbisit (istenmeyen bitkileri yok eden ilaç) herd = sürü hereditary = kalıtsal. 2. gizli. Ö. damage.78 . su aygırı Hippocrates = Hipokrat (M. çok katlı high-risk = yüksek riski olan high-standing = (bir şeyin) üzerinde duran high-stress = çok stresli highway = otoyol high-yielding = yüksek verimli hijack = (uçak. binyıl ortalarında Orta Anadolu ve çevresine hakim olmuş bir krallık) www. increase. lower. soyaçekim. conceal (oneself) hierarchy = hiyerarşi hieroglyph = hiyeroglif (karakter olarak basit resimlerin ve sembollerin kullanıldığı yazı) hieroglyphic = hiyeroglif yazısına benzer high family demand = ailevi sorumlulukların getirdiği maddi ve manevi yük high fast = yüksek ve çabuk ödenmesi gereken ücret high seas = enginler. duraksama. clue hint at (fiil) = akla getirmek. genetics. ağıotu (Eski Yunan’da Sokrates’in ölümüne neden olan son derece zehirli bir ot) hence = böylece. ima etmek. inheritance heretical = bir dinin veya topluluğun inançlarına ters düşen heritage = miras. decrease helium = helyum (element simgesi He olan. intensify. = Toprak kaymaları ve olumsuz hava koşulları yardımın bölgeye ulaşmasını engellemeye devam ediyor. play up highly = çok. lobe hemlock = baldıran. emare. make prominent. art(tır)mak.= useless.) hint (isim) = 1) belirti. irsi. büyük oranda. beneficial. kask helpful = yararlı. zıt anl.com . zıt anl. Ö. çoğal(t)mak.) highest levels ever recorded = şimdiye kadar kaydedilen en yüksek seviyeler high-fibre = (besinler için) lif oranı yüksek highlander = dağlı highlight = öne çıkarmak.

regard hold accountable = sorumlu / mesul tutmak hold an office = bir makamda / görevde bulunmak hold back = tutmak. . düşman.) düzenlemek. dehşete düşürmek. kalabalık hormone = hormon hormone balance = hormon dengesi hormone level = hormon seviyesi horrible = korkunç. bahçecilik hose = hortum hospitality = konukseverlik. agree with holiday = tatil Holocene Epoch = Holosen Dönemi (yaklaşık 11. (The little boy looked at the woman hopefully as she handed out the sweets. frightful. residential estate How do they help? = Ne faydaları var?. 4) öyle kabul etmek. zıt anl. ki buna tansiyon ölçer. . karşı olan. hug = sarılmak. sokakta yaşayan homo sapiens = (biyolojide) modern insan homonym = eşsesli homosexual = eşcinsel hookworm = çengelli solucan. dehşete düşürücü. geniş çapta. sarmak. gibi aletler de bağlanabiliyor. enmity. . iskan edilecek alan / bina. terror horseshoe bat = nal burunlu yarasa horticulture = çiçekçilik. berbat horrific = korkunç. ihtimal dışı olmak hold on = dayanmak. delay. zıt anl. husumet. bırakmamak hold the promise = sözünde durmak.) hotly disputed = üzerinde çok tartışılan hotspot = tehlike altında olan bölge / nokta house = barındırmak household = evsel. saldırgan. engellemek. maintain. . tıkamak.). eve ait household tasks = ev işleri housing = barınma. ummak hopefully = 1) umutla. kucaklamak. horrible horror = büyük korku. embrace huge = çok büyük. tüyler ürpertici horrify = korkutmak. heatedly. 3) (bir) görüş / inanç sahibi olmak. keep under control hold in place = yerli yerinde tutmak hold no possibility = hiçbir olanağı olmamak. aşiret. termometre vs. = Küçük çocuk. kancalı kurt hop = sıçramak hope = umut etmek. hastane veya doktorlarla temas kurup sağlık hizmeti alma sistemi) home to = (bir şey)’in ev sahibi / anavatanı homebound = eve bağlı (hastalık vs. devasa. = Komite meseleyi hararetle tartıştı. keep the promise hold the view that = … görüşünde olmak hold up = geciktirmek. 2) ev sahibi hostile = düşmanca. gigantic. Kişinin tüm hevesine rağmen.) taşıyıcı. . obstruct hold with = (bir görüş vs. hopeless case = umutsuz vaka horde = kavim. şekerleri dağıtmakta olan kadına umutla baktı.com . terrify horrifying = korkunç. muazzam. . aggressive. trap hold clues to = (bir şey)’in ipuçlarını içermek hold in check = kontrol altına almak / altında tutmak. scare.)’ye katılmak.= friendly hostility = düşmanlık. ümit edilir ki . yukarı çekmek hold smo to account = birisinden hesap sormak hold = 1) (toplantı vs.= inhospitality hospitalization = hastaneye yat(ır)ma hospitalize = hastaneye yatırmak / kaldırmak host (fiil) = ev sahipliği yapmak host (isim) = 1) (mikrop vs. bakım ve tedavileri yönünden yardımcı olma amacıyla yapılan ev ziyareti home rule = özerklik home telecare = evde tele-bakım (eve kurulan görüntülü ve sesli bir haberleşme cihazıyla.ÜDS Sözlüğü .= tiny huge amounts (of) = büyük miktarlarda hugely = büyük oranda. antagonism hot spot = tehlikeli bölge hot topic = hararetle tartışılan konu hot whirlpool = sıcak jakuzi hotly = yoğun ve çok ihtilaflı / hararetli bir şekilde. zıt anl. habitation Housing Bill = imar ve iskan yasa tasarısı housing estate = konut alanı. greatly.bademci. alıkoymak. mümkün olmamak. 2) (elinde) tutmak. antagonistic. (The committee hotly discussed the matter. enormous. vaadini yerine getirmek. . Ne yarar sağlıyorlar? However eager one may have been = Kişi ne kadar hevesli olursa olsun. 2) inşallah.= slightly www. adversary. immense. zıt anl.500 yıl öncesinden günümüze kadar olan buzul çağı sonrası dönem) home nursing visit = hastalara. dehşet.79 hoist = kaldırmak. sahip olmak. enemy. nedeniyle evden çıkamayan) homeless = evsiz.

harm.= serious humour = mizah.com . hipotez üretmek. zıt anl. besince zengin toprak hunger = açlık hurricane = kasırga. zarar vermek. şakacı.bademci.80 . yaratık vs. nemli humorous = mizah yollu. put forward.= dehumanize humanoid = insansı (robot. funny. posit www. varsaymak. vücutta düşük ısı hypothesis = (çoğul: hypotheses) hipotez.ÜDS Sözlüğü hull = gemi veya uçak gövdesi hum = (şarkı) mırıldanmak. zıt anl. çok şiddetli enflasyon) hypersensitive = aşırı duygulu / duyarlı hypertension = hipertansiyon (yüksek tansiyon) hypnosis = hipnoz (yapay uyku) hypnotise = hipnotize etmek hypnotised = hipnotize edilmiş hypnotizable = hipnotize edilebilir hypochondriasis = hastalık hastası olma durumu hypothalamus = hipotalamus (beyinde otonom sinir sistemini yöneten bölge) hypothermia = vücut ısısında düşme. vızıldamak. hortum hurt = incitmek. psikoloji gibi) konusu insan olan bilimler humanize = insancıllaştırmak. oda sıcaklığında gaz halinde bulunan bir bileşik) hydrological = su bilimi ile ilgili hydroponic farming = topraksız tarımcılık (sadece su içinde bitki yetiştirme) hydroxyl radical = bir oksijen ve bir hidrojen atomundan oluşan kimyasal grup hygiene = hijyen hymn = ilahi hyperactivity = hiperaktivite (aşırı hareket ve faaliyet gösterme hali) hypercholesterolemia = hiperkolesterolemi (kanda kolesterol düzeyinin yüksek olması) hyperinflation = hiperenflasyon (kontrolsüz. (with humour = işi şakaya vurarak) Humphry Davy = 1778-1829 yılları arasında yaşamış olan İngiliz kimyacı ve mucit humus = humus. varsayım (belirli olayları açıklamak için yapılan önerme) hypothesize = farz etmek. alçakgönüllü. vızıldamaya benzer ses çıkarmak human embryonic stem cell = insan embriyonu kök hücresi Human Genome Project = İnsan Genom Projesi (insanın genetik kodlarının tamamını çözmeyi amaçlayan proje) human mission = (özellikle uzayda) insanların görev aldığı çalışma / seyahat humanely = insancıl bir şekilde humanities = hümaniter bilimler.) humble = mütevazı. öne sürmek. komik. damage hybridisation = melezleştirme hydrocarbon = hidrokarbon (yalnızca hidrojen ve karbondan oluşan organik bileşik) hydrochloric acid = hidroklorik asit (hidrojen klorür gazının suda çözülmesi ile elde edilen güçlü bir asit) hydrogen bonding = hidrojen bağı oluşması hydrogen chloride = hidrojen klorür (kimyasal formülü HCl olan. modest humid = rutubetli. (felsefe.

uğursuz. mizaç. fantasy illustration = resim.= actual. kontak ignorance = 1) bilgisizlik. gayri meşru. yanılsama. diagnose. illegal. envisage. teşhis etmek. = İyi insanları -o da eğer kaldıysa. zıt anl. aydınlatmak. (Lat. zıt anl. tapılası şey if any = eğer varsa / olursa if anything = 1) eğer herhangi bir etki yarattıysa (o da şudur. özdeş. I should think = tahmin ederim ki. belge identification bracelet = üzerinde kimlik bilgilerinin yazılı olduğu bir tür bileklik identify = 1) tanı(m)lamak. real imaginative = yaratıcı. . 2) ateşleme düzeni. creative imagine = hayal etmek. . düşük maaşlı. are hard to find.= good. tasvir. . tıpkı. Intensive Care Unit icy-cold = buz gibi soğuk identical = aynı. abuse. aldırmamak. adverse. . beneficial ill effect = kötü etki illegal = yasa dışı. light. ters. monozygotic twins identification = 1) tanı. hasta. e. mutlaka şöyledir. 2) evlilik dışı. ikonlaşmış ICU = Yoğun Bakım Ünitesi. id est). prohibited. notice ill = kötü.) ignition = 1) ateşleme. 2) kimliğini teşhis etmek. brighten. .I I II I gather = Anladığım kadarıyla… I should imagine = (genellikle yarı alaylı) tahmin ederim ki. göz önüne getirilebilen imaginary = imgesel. . fotoğraf.com . injure ill-treatment = kötü muamele. . . zıt anl. görmezden gelme ignore = göz ardı etmek. kuruntu. overlook. that is ice cap = dağların zirvelerinde veya gezegenlerin kutuplarında bulunan kubbemsi şekilli buzul ice sheet = buz tabakası ice shelf = kıyı buzulu (karadaki bir buzulun deniz üzerindeki uzantısı) ice up = buzlanmak. zıt anl. disregard.= balance www.). . hüviyet. zıt anl. same. zıt anl. if there are any. 2) eğitmek. . herhalde… I’m afraid = korkarım ki… (maalesef anlamında) i. teşhis. educate. yaradılış idol = ilah. adulterine Illinois = ABD’de bir eyalet ill-paid = az ücretli.= care for. buzla kaplanmak. kanuna aykırı. ışıklandırmak. boş vermek. unlike identical twins = tek yumurta ikizleri. başka şekilde ifade etmek gerekirse. I suppose = sanırım…. zıt anl.bademci.= well-paid ill-treat = kötü davranmak. tanrıça. zıt anl. . 3) tip belirlemek / tanımlamak identity = kimlik.= different. görmezden gelmek. hayali. 2) kimlik / hüviyet / nüfus cüzdanı vb. bir kişi ya da yeri diğerlerinden ayıran özellikler (the distinct cultural. fictitious. dini ve ulusal kimliği) idiosyncrasy = yapısal özellik.bulmak çok zordur. şekil image = resim. guess imaging = görüntüleme imbalance = dengesizlik. . alike. mutlaka şöyledir. = yani. legitimate illegitimate = 1) yasadışı. bad. picture image capture = fotoğraf çekimi imaginable = hayal edilebilen.= hospitality illuminate = 1) aydınlatmak. (Good people.= legal. buzla kaplanmış olması nedeniyle iş göremez olmak icing = buzlanma iconic = sembolleşmiş. tutuşma. religious and national identity of Tibetans = Tibetlilerin kendilerine has kültürel. illicit. 2) eğer bir fark varsa if left untreated = tedavi edilmezse I if there are any = eğer varsa (bir şeyin varlığına inanılmadığı ya da buna ait bir kanıt bulunmadığı durumlarda kullanılır). . 2) aldırmazlık. . enlighten illuminating = aydınlatıcı illumination = aydınlatma illusion = hayal. determine.

com . carry out.= mobile immoral = ahlaka aykırı. flawless imperfection = eksiklik. kısmen. zıt anl. collision impair = bozmak. defect imperfectly = eksik. zıt anl.82 . doğrudan etki. oldukça. at once. ilk akla gelen. toy. extremely. = Akıl ve beden sağlığım elverdiği sürece. urgent. motionless. bağışıklık kazandırma (genellikle aşılama yoluyla vücudu bir hastalığa karşı bağışık hale getirme) immunize = bağışıklık kazandırmak. zıt anl. acil.= emigration imminently = tehdit ederek immobile = sabit. hit. bağışıklık oluşturmak impact = 1) etki. kusurlu bir şekilde. defectively imperial = imparatorluğa ait. edepsiz. mecburi imperceptively = seçilmez / fark edilmez bir şekilde. teknik ve ekonomik destek sağlamak gibi görevleri bulunan uluslararası bir organizasyon). taklidini yapmak. büyük oranda. emperyal. zıt anl. incalculable. 2) darbe. yerine getirmek.’ye karşı bağışıklık sisteminin verdiği yetersiz / zayıf reaksiyon impairment = boz(ul)ma. anında.= tiny. zıt anl.bademci. unripe. put through. current immediate aftermath = (bir savaşın.= measurable immediacy = arada bir vasıta ya da aracı olmaması hali.ÜDS Sözlüğü IMF = Uluslararası Para Fonu (global ekonomik düzeni takip etmek. copy. simulate imitation = taklit. right away immense = muazzam.= explicit statement www. son derece. nüfuz. enormously. güdü implant (fiil) = implante etmek (tedavi için vücut içine bir madde vs. tedavi immediate effect = hemen görülen etki immediate post-disaster period = felaketten hemen sonraki dönem immediately = derhal. gelişmemiş. zıt anl. zayıflatmak. çarpma. hareketsiz. hold responsible. (While my brain and brawn remain unimpaired. 2) ima etmek. tesir. ripe immeasurable = ölçülemez. hemen. insert. improvement impassable = geçilmez impeach = suçlamak. International Monetary Fund imitate = taklit etmek.= mortal immune destructive effect = bağışıklığı yıkıcı / yıpratıcı / bozucu etki immune system = bağışıklık sistemi immune-compromised = bağışıklık sistemi zayıf düşmüş olan immune-triggering = bağışıklık sistemini harekete geçiren / tetikleyen immunisation = bağışıklama. ima. fault. zıt anl. zıt anl. zıt anl. imply implicated = (bir şey)’in altında aranan. doğal afetin) hemen sonrası immediate care = hemen yapılan bakım. young. zıt anl. unethical. kusur. pek çok. influence. corrupt. connotation. harm.= ethical. faulty.= emigrant immigrate = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşmek. partially. perform implementation = uygulama. (implant an artificial tooth in the gum = diş eti içerisine yapay bir diş implante etmek) implant (isim) = implantasyon (nakletme. borsa. as seen on television = televizyonda sunulduğu şekliyle savaşın doğrudan etkisi) immediate = 1) anında. move in. zıt anl. little immensely = gayet. zıt anl. zıt anl. unnoticeably imperfect = eksik. enormous. yerine getirme implicate = 1) sorumlu saymak. embed. defective. imitasyon immature = olgunlaşmamış. tremendous.= slightly immigrant = göçmen.= emigrate immigration = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşme. emperyalist. bu partiyi yönetmeye devam edeceğim. nakletmek. sömürgeci imperial battle cruiser = imparatorluk savaş gemisi (bazı bilimkurgu eserlerinda adı geçen uzay gemisi) impetus = hız. güç. ülkeye / kente göç ederek gelen kimse. dikme. yerleştirmek). ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak. hemen o anda.= mature. effect. zayıfla(t)ma. tahmin edilemeyecek boyutlarda.) impaired hearing = zayıf / az işitme impaired immune response = bir hastalık vs. çok büyük. eternal. (the immediacy of war. moral immortal = ölümsüz. suggestion. I will continue to lead this party. 2) yakın. devlet memurunu mahkemeye sevk etmek imperative = zorunlu. altta yatan implication = saklı anlam. aşılamak. döviz kurları. aşılama) implement = uygulamak. kusurlu. undeveloped. 3) şimdiki. damage.= repair. itham etmek.= perfect.

dayatmak. gerçekleştirilemez. zıt anl. deterioration improvise = birdenbire çaresini bulmak. yığın halinde in case of = halinde. irresponsible. enhancement. striking. most likely in an advisory capacity = danışman sıfatıyla in an effort to = . uyumlu.com . zıt anl. dolaylı olarak anlaşılan implode = şiddetle içeriye doğru çökmek. bir kişi) ile kıyaslandığında. ilerleme. together with in connection with = (bir şey) ile bağlantılı olarak in consequence = (bunun) sonucunda. zıt anl. zıt anl. decrease. kural. together with in common = ortak olarak. içe doğru patlamak imply = (dolaylı olarak) göstermek. impressive impossible = imkansız. katışık şey in a convincing manner = inandırıcı / ikna edici bir şekilde in a given situation = belirli bir ortamda / durumda in a sense = bir bakıma. yaptırım vs. in relation to. (buna) bağlı olarak. saklı. state indirectly. drive.83 implications = (bir şey)’in olası sonuçları implicit = 1) ifade edilmeden anlaşılan. peşin olarak. urge impulsive = tepkisel. olanaksız impoverish = 1) yoksullaştırmak. with reference to in conjunction with = (bir şey) ile birlikte / bağlantılı olarak. dürtü. progress. 19 yy’da ortaya çıkmış bir resim akımının takipçisi olan kişi) impressive = (iyi yönde) etkileyici.= explicit. yoksullaşma impractical = uygulanamaz. amacıyla in any way = hiçbir şekilde in bulk = toptan.bademci. increase.= thoughtfully. olası olmayan. arttırmak. exhaust. 2) gücünü kesmek. düzeltilmiş improved medical care = gelişmiş sağlık bakımı improvement = düzelme. etki. in a sense in accord with = (bir şey)’e uygun olarak. zıt anl.= export imported = ithal edilmiş impose on / upon = zorla kabul ettirmek. .= express import = ithal etmek.= contrary to. in a way in a sorry state = hazin / üzücü bir durumda in a way = bir bakıma. çarpıcı. zıt anl. in conflict with. itici kuvvet.) uygulamak. advance. zıt anl. 2) hamile bırakmak impress = (genelde iyi yönde) etkilemek. durumunda in close association with = (bir şey) ile yakın ilişki / işbirliği içinde in close contact with = (bir şey / bir kişi) ile yakın temas / bağlantı içinde in combination with = (bir şey) ile birlikte. suggest. yoluna koymak.= contrary to in addition to = (bir şey)’e ek olarak. make poor. içirmek. . intiba. tam bir anlaşma içinde. 2) ima edilen. assert imposing = etkileyici. (yasa. ima etmek. additionally. gelişme. enhance. geliş(tir)mek. empoze etmek. cautiously impurity = kirlilik. emotional. upgrade.= ordinarily imprint = iz improbable = ihtimal dahilinde olmayan. mantıksız impractically = uygulanamaz / gerçekleştirilemez / mantıksız bir şekilde impregnate (with) = 1) emdirmek. in compliance with. zıt anl. in some way. cautious impulsively = tepkisel olarak. indicate. zıt anl. as a result in consultation with = (birisi) ile danışma içerisinde / konsültasyon yaparak www. sense. unlikely. beforehand in all likelihood = büyük bir olasılıkla. zıt anl. instinctive. doğaçlama yapmak imprudent = sorumsuz.ÜDS Sözlüğü . (iyi) izlenim bırakmak. zıt anl. likely improve = düzel(t)mek.= ordinary impressively = (iyi yönde) etkileyici bir şekilde. in accordance with.= probable.= impairment. remarkably. 2) baskı. in dispute with in accordance with = (bir şey)’e uygun olarak. strikingly. worsen. genel olarak in comparison with = (bir şey. in unison with. (bir şey)’e işaret etmek. damga. emotionally. also in advance = önceden. remarkable. düşüncesizce. uyarınca. iyileştirme.= prudent impulse = tepki. zıt anl. wear out impoverishment = fakirleşme. influence impress on / upon = aklına sokmak impression = 1) izlenim. instinctively. influence. zıt anl.= deteriorate. weaken improved = iyileştirilmiş.= thoughtful. empresyonist (Fransa’da. in compliance (with). uyarınca. iz impressionist = izlenimci.

especially in parts = kısmen. of course. akışı içerisinde. in truth. açısından. taksitle in its wider sense = daha geniş anlamıyla in line with = (bir görüş vs. in conjunction with in London alone = sadece Londra’da in many respects = birçok açıdan / yönden in many ways = bir çok bakımdan in no small measure = hiç de küçümsenmeyecek bir boyutta in no way = hiçbir bakımdan. by no means in number = sayıca in office = görevde. nedeniyle.ÜDS Sözlüğü in contrast to / with = (bir şey)’in / (bir kişi)’nin tersine / aksine. eventually. dolayı. pratikte. on the basis of. zıt anl. contrary to in deed = elbette. aslında in regard to = (bir şey)’e gelince. as a last resort in the light of = (bir şey)’in ışığında / ışığı altında.) ile aynı doğrultuda.bademci. aynı zamanda. hiçbir surette.) in opposition to = (bir şey)’e karşı / muhalif olarak. . bakımından. (bir şey yapmak) için. partly. because. bu süre zarfında. bilhassa. in relation to in that = yüzünden. put differently in part = kısmen. görev başında in one’s day = kendi döneminde (in my day. şu bakımdan ki. (bir şey) ile ilgili olarak. esasen. in support of. olduğundan ötürü. to in other words = başka bir deyimle.). particularly.= wholly in particular = özellikle. rasyonel düşünce ile in readiness for = (bir şey)’e hazır bir biçimde in reality = gerçekte. karşılık olarak in search of = (bir şey)’in arayışı içinde in short supply = üretimi / piyasaya arzı yetersiz in so far as = olduğu sürece. since in the best of circumstances = en iyi şartlarda in the case of = (bir şey) halinde / durumunda. in reality. (bir şeyin / bir olayın) olması durumunda in the context of = bağlamında.com . arasında in the modern sense = modern anlamda in the public interest = kamu yararına / çıkarına www. despite in succession = sırayla.) in the meantime = bu arada. . tabii ki. = Sabır ve kararlılığın ödülü uzun vadede gelir. meanwhile in the meanwhile = bu süre içinde. during in the face of = karşısında in the first place = en başta in the form of = … şeklinde / formunda in the hope of = (bir şeyin olması) umuduyla in the last resort = son çare olarak.= against in fear = korkuyla in fulfilment of = (bir şey)’i gerçekleştirmek / yerine getirmek için in installments = bölümler / kısımlar halinde. bazı açılardan in place of = yerine in practice = gerçekte. Daha kitabın kapağını bile kaldırmadı. (bir şey) ile karşılaştırıldığında. by turns. indeed in favour = revaçta in favour of = lehine / lehinde. in the end. certainly in detail = detaylı / ayrıntılı / kapsamlı olarak in due course = zamanı geldiğinde.84 . He hasn’t touched his textbook yet. esnasında. so as to. gerçekten de. because in some respects = bazı açılardan. as a reaction to in retrospect = geçmişe bakıldığında in return for = karşılığında. zıt anl. (Patience and determination will pay in the long run. tercihen. = benim zamanımda. = Sınava hiçbir surette hazır değil. in a way in some ways = bazı yönlerden / açılardan in spite of = (bir şey)’e rağmen / karşın. rather than in proximity = yakınında in rational terms = mantık kapsamında. one after another in terms of = ilgili olarak. in due time in excess of smt = bir şeyden fazla. çerçevesinde in the course of = sırasında. bazı açılardan. with respect to in response to = (bir şey)’e cevaben / karşılık vermek amacıyla. zıt anl. contrary to in order to = amacıyla. in view of in the limelight = genel ilgiyi üzerinde toplamış olarak in the long run = uzun vadede. (He is in no way ready for the exam. bir şeyi geçen in fact = aslında. . regardless of. . bu arada in the midst of = ortasında. as.= in theory in preference to = (bir şey)’den ziyade.

= correct increase (fiil) = art(tır)mak. zıt anl. oluş sıklığı. appropriate incorporate (into) = dahil etmek.ÜDS Sözlüğü . separate. rise / raise.= adequacy. (His income is inadequate to meet his basic needs.= exclude. uncomparable incompatible with = (bir şey) ile bağdaşmaz. unskilled. her bir öğrencimle tek tek konuştum. yüksel(t)mek. weaken. ½ inch pipe = yarım parmak(lık) boru) incidence = tekrar oranı.= decrease. yetersizlik. katmak. zıt anl. ulaşılamaz. = O sözde “eczane”de ilaç türünden pek fazla bir şey yok. unreliable. embody. include. improper. katmak. = Sırasıyla. yarma. (I talked to each of my students in turn. improve. hadise. İngiliz kökenli uzunluk ölçme birimi). zıt anl. incomplete. unsatisfactory. fall. fall increased = artmış olan. conflicting.) in this respect = bu bakımdan. incorporate.= exclude. erroneous. neverending. laboratuvarda tüp içinde sperm ile döllenmesi) In what way? = Hangi yönden / açıdan? inability = beceriksizlik. event. kalıtsal. incapable. yeteneksiz. zıt anl. zıt anl. inandırıcı olmayan.= exclusion incomparable = kıyaslanamaz. happening incidence rate = sıklık oranı. incompetent.com . yersiz. insufficient.= deliberate. hatalı.= accurate inactivate = hareketsiz hale getirmek. consolidate. birleştirmek. uygunsuz. insidans.= confirming. cut incline = eğim include = içermek. insidans incident = (genellikle kötü sonuçları olan) olay. sufficiency inadequate = yetersiz.bademci. unable.= compatible incompetence = yetersizlik.) in utero = rahimde. occurrence. eksik. eksiklik. = Geliri. unsuitable. incapability. enough. zıt anl. zıt anl. awkward. enhance. müşkül. temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor. hatalı. zıt anl. güçsüzlük. insufficiently. çoğal(t)mak. irrelevant. ardı arkası kesilmeyen. zıt anl. shortage. conflicting.= appropriate. zahmetli. uygun görülmez.85 in the wake of = (bir felaketin) ardından. weakness. kapsamak. kusurlu. uyuşmaz. birleştirmek. carefulness in-betweenness = arada kalmışlık inborn = tabiatında olan. tutarsız. 54 cm’ye eşdeğer. rise. proper inattention = dikkatsizlik.= competent. durgun. drop increase (isim) = artış. zıt anl.= decrease. wrong. peşinden in the way of medication = ilaç türünden. başlama incessant = sürekli. zıt anl. zıt anl. zıt anl. inappropriate. zıt anl. still.= attention. zıt anl. zıt anl. accidental. combine. elde olmayan.= occasional inch = 1) inç (2.= consistent. yeteneksiz. (bir şey)’den dolayı. zıt anl. sufficiently inadmissible = kabul edilemez. ihmal. zıt anl. yeteneksizlik. capability incompetent = 1) yetersiz. zıt anl. henüz doğmamış in view of = (bir şey)’i göz önüne alarak. ample.= adequate. in the light of in vitro fertilization = tüp içi dölleme (ovulasyonu takiben dışarı alınan ovumun. unacceptable. elverişsiz. happening incision = kesi. zıt anl. awkward. amalgamate.= acquired incapable (of) = ehliyetsiz.= conclusive inconclusive measure = inandırıcı / kesin olmayan ölçüm inconsistent = 1) istikrarsız. insufficiency. capable. congenital. intentional inappropriate = yanlış. zıt anl. innate. separate incorrect = yanlış. unreachable. doğuştan gelen.= admissible inadvertent = kasıtsız.= competence. contradictory. geliştirmek. consolidate. bundan yola çıkarak in time = zaman içinde. yeteneksizlik.= capable (of) incentive = özendirici şey.= accessible inaccurate = yanlış. 2) yetkisiz inconclusive = bir sonuca varmayan. consistent incontestably = tartışılmaz / itiraz edilemez / su götürmez bir şekilde inconvenient = uygunsuz. hereditary. unintentional. bu hususta. inducement inception = başlangıç.= decreased www. zıt anl. elini kolunu bağlamak inactive = hareketsiz. bonus. grow. incapability. 2) çelişkili. zamanla in turn = sırasıyla.= convenient.= adequately.) inadequately = yetersiz bir şekilde. (örn. divide inclusion = dahil edilme / olma. zıt anl. neglect.= ability inaccessible = girilemez. eşsiz. successively. zıt anl. (That socalled “pharmacy” doesn’t have much in the way of medication. zıt anl. carelessness. zıt anl. occurrence. zıt anl. elverişsiz. 2) (kalınlık hesabında) parmak. dahil etmek. static inadequacy = yetersizlik.

umursamaz. finite inexpensive = pahalı olmayan. (Due to renovation works. verimsizlik. mikrop kapma www. personal individualistic = bireyci indivisible = bölünemez indoors = içeride. (karakter için) içine kapanık induce = 1) neden olmak. maruz kalmak. infinite. denote. güvenilir.ÜDS Sözlüğü increased risk = artan risk / tehlike increasingly = gittikçe artan bir şekilde incredible = inanılmaz. zıt anl. zıt anl. effectiveness inefficiently = verimsiz bir şekilde inequality = eşitsizlik. unfailing.= concern indifferent = aldırmaz. kayıtsızlık. hint indicator = indikatör. spread (to) infected with = (bir virüs vs. sonu gelmeyen bir şekilde. zıt anl. contaminate. cheap. zıt anl. arbitrarily. kuluçka devresi incur = karşı karşıya kalmak. özgür. 2) başlangıç infant = bebek. kişisel.= efficiency. unbelievable. disinterest.= credible. randımansızlık. zıt anl.= dependent (on) independently = bağımsız olarak. sign indifference = aldırmazlık. işaret. meet with incurable = tedavi edilemez indeed = gerçekten. unavoidable. zıt anl. in fact. zıt anl. sevk etmek. zıt anl.= avoidably inexhaustible = tükenmez. zıt anl. vital. actually indefinite = belirsiz. cheaply.= prevent. inside. zıt anl.) indentation = girinti independence = bağımsızlık. randomly indispensable = vazgeçilmez. zıt anl. zıt anl. inescapable. the Regency Hotel was closed indefinitely.= definite indefinitely = belirsiz bir süre için. 2) ikna etmek. doğrusu. point to indication = belirti. essential.işçi ilişkileri Industrial Revolution = Sanayi Devrimi (18. ineffectiveness. zıt anl. free. gösterge. hakikaten. zıt anl.= equality inert = hareketsiz.= credibly. unproductive.= careful.= expensively infallible = yanılmaz. avertable. 3) (elektrik akımı) meydana getirmek indulge (in) = kendini vermek. gösterge. göstermek. umursamazlık. activate.= dispensable indistinguishable = ayırt edilemez. sürekli. inanimate. zıt anl. durağan. kendini kaptırmak. içeriye. belirteç. eylemsiz.86 . convince.= avoidable.= active inevitable = kaçınılmaz. unavoidably. evidence. zıt anl. ferdi. native indirect = dolaylı indirectly = dolaylı bir şekilde indiscriminately = ayrım yapmaksızın. without a doubt. reasonably incubation = inkübasyon. delil. continually. yy sonunda ortaya çıkan yoğun sanayileşme akımı) industrialize = sanayileş(tir)mek ineffective = etkisiz.bademci. infant (ilk 30 aya kadar olan bebeklik devresi) infanticide = bebeklerin öldürülmesi infantry = piyade. zıt anl. thoughtful. Regency Oteli belirsiz bir süre için kapandı. zıt anl. = Tadilat çalışmaları sebebiyle. reasonable incredible as it may seem today = bugün inanılmaz / akıl almaz görünse de… incredibly = inanılmaz şekilde.= exhaustible. fert individual (sıfat) = bireysel. self-reliant. zıt anl. Batı ve Orta Pasifik ile Endonezya çevresini içine alan bölge) indrawn = (nefes için) derin. unlimited. reliable. unbelievably.= temporarily. ucuz. kandırıp yaptırmak. zıt anl. severek yapmak industrial relation(ship)s = işveren . ibre. certainly.= expensive inexpensively = ucuza. cause. yavruluk. bulaşıcı hastalık. evitable inevitably = kaçınılmaz bir şekilde.= fallible infancy = 1) bebeklik.= dependently India = Hindistan Indiana = ABD’de bir eyalet indicate = belirtmek. işaret etmek. şaşmaz. outside Indo-Pacific = İndo-Pasifik (Hint Okyanusu. yaya asker infect = bulaşmak. persuade. enfeksiyon kapmış infection = enfeksiyon. zıt anl.) ile enfekte olmuş. seçilemez individual (isim) = birey. motionless. heedful indigenous = yerli. inescapably. disinterested.= effective inefficiency = etkisiz olma.= outdoors.com .= dependence independent = bağımsız. akıl almaz. zıt anl. useless.

zıt anl. zıt anl. zıt anl. lesser.= deflate inflation = 1) enflasyon (ülkedeki mal ve hizmet fiyatlarındaki genel artış). pioneer.= wellness inflame = enflamasyona yol açmak. in the beginning. zıt anl. aslında. zıt anl.= humane initial = ilk. bir ülkenin içlerine doğru inlet = giriş. occupy. ihlal ingenious = akıllıca. impact influential = etkili. (bir tür) iltihaplanmak inflamed = iltihaplı. başlangıç hızı initially = öncelikle. zıt anl. iç kısımlar(a doğru). deduce from inferior (to) = 1) (bir şeyden daha) aşağı / düşük / değersiz.= superior inferior frontal gyrus = inferiyor frontal gird (beyin frontal lobunun alt bölgesinde bir nokta) infertility = infertilite. nüfuz. sınırsızca. esasen. yazılım gibi) ticari değerini. intrinsic.= flexible inflict = (ağrı / acı / ceza) vermek. = Bu uzak adalarda yalnızca kuşlar ve küçük hayvanlar barınmaktadır. irregular. facilitate inhuman = insanlık dışı. başlangıç. under. affect. önceleri. baştaki. güçsüz. flu informal = gayriresmi. için) aykırı hareket. debility. barınmak. kural vs. hasar. zorlaştırmak. primarily. yaralanma. zıt anl.= outlet inmate = hapishane veya akıl hastanesinde bulunan kimse. irsi. zıt anl.= healthy. tutuklu innate = (bir şey)’e özgü / has. bring down in-flight refuelling = havada yakıt ikmali inflow = içine akma influence (fiil) = etkilemek. weak. haberdar. brilliantly ingest = yemek. disorder. intake from the mouth.bademci.= finally initiate = başlatmak. fundamentally inherit = (atadan) (kalıtımla) almak. ağızdan alma. şişme. effect. receive inheritance = kalıtımla geçme inherited = kalıtsal. başlatma injure = yaralamak injured = yaralı injurious = zararlı injury = yara. occasional. powerful influenza = grip. brilliant ingeniously = zekice. (nefes yoluyla) içine çekmek. karşı gelme. alt taraf. ill. eat.87 infectious = bulaşıcı infectious disease = bulaşıcı hastalık infer from = 1) (bir şey)’den anlamak / çıkarmak. acquire. zıt anl. altta. son derece infirm = zayıf. zıt anl. zıt anl. öğe. 2) (bir şey)’den sonuç çıkarmak.ÜDS Sözlüğü . shape influence (isim) = etki. kolay tutuşan. breathe out inhaler = solukla ciğerlere (narkoz vs. birinci initial velocity = ilk hız. derive from. unbendable. ağızdan almak. impose. zıt anl. aslında.) verme aygıtı inherent = doğuştan gelen. essentially. tabiatında olan. iltihaplanmış inflammable = yanıcı.= deflation inflexible = esnemeyen. içerdiği bilgiden alan mal / bilgi / enformasyon ürünü informative = bilgilendirici. zıt anl. nüfuzlu. başlangıçta. kalıtsal. sözü geçen. lower. lead. inherent. well infirmity = zayıflık. blow up.= formal information = bilişim.com . clever. damage inland = denizden uzak. launch. combustible. zıt anl.= expire. ustalıkla.= fireproof inflate = şiş(ir)mek. miras kalmak. eleman inhabit = içinde oturmak.= allow. restrain. hatırlı. 2) (anatomide) daha aşağıda. tesir. congenital. tanıtıcı. breathe in. at first. terminate initiation = başlangıç. basically. take in from the mouth ingestion = yeme. wound. dwell. zıt anl. oral intake ingredient = bir karışımı oluşturan maddelerden her biri. (Only birds and small animals inhabit these remote islands.= superior to.= acquired www. zıt anl. esnek olmayan. yuvalanmak. consume. maharetle.) inhabitant = bir yerde oturan kişi. sık olmayan. innate inherently = esasında. originally. özünde. kısırlık infinite = sınırsız.= frequent infringement = (yasa. sonsuz. enformasyon information good = (kitap. knowledgeable infrared = kızılötesi infrastructure = altyapı infrequent = seyrek. ustalıklı. zıt anl. start. enfluenza. 2) (bir şey)’in hava ile dolması.= finite infinitely = sonsuz olarak. intrinsic. harm.= complete. sakatlık. içerik. ancestral inhibit = yavaşlatmak. aydınlatıcı informed = bilgili. sakin inhale = nefes almak. zıt anl. dahice. parça. doğasında var olan.

icat. (Don’t buy the red shirt. enough. unimportant. 2) yerleşmiş gelenek. stimulate.= outer inner ear = iç kulak innocence = masumiyet. embed. intrinsic.) installation = 1) kurma. buluş. inlet integer = (matematikte) tam sayı. soruşturma. comprehension. eksiklik. risk. resident patient inphase = aynı fazda (iki veya daha fazla dalganın dalga boylarının aynı olması ve dalga tepelerinin çakışması sonucu birbirleriyle uyum içinde olmaları hali) inquiry = araştırma. ihtilalci. onun yerine. 2) giriş. stimulus inspire = 1) ilham vermek. 2) telkin etmek / vermek. tertibat. whole number integral = bir bütünün ayrılmaz bir parçası olan. questioning. (bir fikir vs. yazıt inscrutably = anlaşılmaz / esrarlı bir şekilde. . urgently. consumption. zıt anl. fitting instance = örnek. = Kırmızı gömleği alma. kararsızlık. case. (arasına) koymak.= incidental www. izolasyon insurance = güvence. imbalance. encourage. .bademci. shield insulation = yalıtım. (içeri) alım. occurrence instantly = hemen. zıt anl. research.88 . durum.) instil (ya da instill) = 1) aşılamak. zıt anl. 2) telkin etmek.= safety.) instead of = yerine.= stability install = yerleştirmek. zıt anl. eğitici instructions = direktif. injection inorganic mercury salt = inorganik civa tuzu in-patient = hastanede yatan hasta.) instability = istikrarsızlık. onun yerine mavisini al. protect. buy the blue one instead. amplitude insufficient = yetersiz.ÜDS Sözlüğü inner = içe dönük. zıt anl. awareness.) aşılamak. zıt anl. establishment. güven duygusundan yoksunluk. I bought the blue one. spiritual. . sigorta insurance cost = sigorta masrafı insurance cover = sigorta kapsamı insurer = sigortacı insurgent = asi. zıt anl. security inseparable = (birbirinden) ayrılamaz / ayrılmaz insert = sokmak. sayılamaz. yol göstermek. esin. döşeme. quest inscription = kitabe. olayların iç yüzünü kavrama. yoklama. eksik. creative. = Kırmızı gömlek yerine mavi olanı aldım.= sufficient. jeopardy.= guilt innocent = masum. impress instillation (ya da instilment) = 1) enstilasyon. fluctuation. zıt anl.= guilty innovation = yenilik. . 2) telkin instinct = içgüdü instinctive = içgüdüsel institution = 1) kurum. suçsuzluk. essential. inject. influence. enlighten (about). vaccination. rebel insurmountable = başa çıkılmaz. esinlemek. sağlam intake = 1) herhangi bir maddenin vücuda girişi. yönerge instrument = aygıt. sorgu. enstrüman insufficiency = yetersizlik.) yüklemek. çözünmez insomnia = uykusuzluk inspection = kontrol. teşvik etmek.= ignorance. assert (that) insoluble = erimez. denetleme inspection facility = denetleme tesisi inspector = müfettiş. suçsuz.= sufficiency. anında. mysteriously insecticide = insektisit (böcek öldürücü kimyasal madde) insecurity = emniyetsizlik. deficiency. ruhsal. denetleyici inspiration = ilham. teftiş. (cihaz vs. important insist on = (bir konuda) diretmek / direnmek / ısrar etmek. damlatma. internal.= significant. countless inoculation = aşı. dengesizlik. (bilgisayar programı vs. immediately instead = yerine. ample insulate = yalıtmak. vaka. (We have had central heating installed in our flat. değişiklik. yaratıcı. devamlı olan şey institutional = kurumsal instruct (on) = (hakkında) talimat vermek. onun yerine. = Dairemize merkezi ısıtma sistemi kurdurduk. izole etmek. inadequacy. inform (about) instructional = eğitime ait. implant in-service training = hizmet içi eğitim insight = anlayış. giriş ağzı. duygu aşılamak inspired = solunan (hava vs. (yeme içme vasıtasıyla) alınan (şey). inadequate. zıt anl. zarar görmemiş.com . tesis etmek. müessese. zıt anl. (Instead of the red shirt. değersiz. novelty innovative = yenilikçi. 2) tesis(at). zıt anl. güç yetmez intact = bozulmamış. dullness insignificant = önemsiz. . example. .= conservative innumerable = sayısız.) kurmak. aşılama.

güçlü. ama genellikle olur.= lessen intensity = yoğunluk. deliberately.= exterior interject = araya katmak.= independent interdisciplinary = bilimler / disiplinler arası interest = 1) çıkar. iç kısım. break in. mani olmak. volume intensive = yoğun. purpose. incorporate into.com . stake. zıt anl. plan intense = şiddetli. müdahale etmek. aim intentional = kasıtlı.= facilitate. in-depth. şiddet. katliam gibi suçlar ile itham edilen kişileri yargılayan uluslararası mahkeme) International Date Line = Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi (batıya doğru geçildiğinde mevcut tarihin bir gün ileri.= separate from integrated = karma. zıt anl. = Bir operasyonu majör yapan şey onu zorlaştıran komplikasyonların sayısı ve ciddiyetidir. şiddetlenme.= external internal bleeding = iç kanama internal organ = iç organ internalise = içe atmak.89 integrate into / with = (bir şey)’e katmak. bilerek yapılan.= unintentional. öznelleştirmek. niyet. yorumlama. kaynaşma integrity = 1) doğruluk. zihinsel intellectual life = entellektüel yaşam intellectual property rights = fikir hakları. (It is the number and seriousness of complications interfering with it that makes an operation a major one. zıt anl. kar. 2) bütünlük intellect = zeka. deliberate. kariyere mani olmamalıdır. menfaat. power.bademci. force. birbiriyle ilişkide olmak. yoğunlaş(tır)mak.). bütünleşmiş. kasıt. (Childbearing should not interfere with a career. commentary. ilgilenilen şey. karışma. arabulucu. aggravate.= mild intensely = yoğun bir şekilde. 2) mütercim.ÜDS Sözlüğü . (While the other children interacted and played together. = Diğer çocuklar birlikte iletişim kurup oynarken. superficial intensive care = yoğun bakım intention = maksat. tercüman interrelated = birbiriyle ilgili / ilişkili interrupt = sözünü kesmek. dürüstlük. büyüme intensify = şiddetlen(dir)mek. yarıda kesmek. greatly. prevent. açıklamak. fikir ve sanat eserleri hakları intellectual self = entellektüel (bilgi ve yaratıcılık yeteneği ile ilgili) benlik / kimlik intend = niyet etmek. powerful. akıl intellectual = entellektüel.) interference = müdahale. concentrate. zıt anl.= partial. eklemek intermediary = aracı. geçici interior = iç. şiddetli. Ted ignored them. 3) ilgi alanı. but it usually does. doğuya doğru geçildiğinde ise bir gün geri alındığı 180° meridyeni) international environment = uluslararası ortam / çevre interpret = 1) yorumlamak. mediator. zıt anl. iç. orta intermediate state = geçiş dönemi intermittently = kesik kesik. relate to / with.) interaction = etkileşim interchangeably = yer değiştirerek. meddling interference pattern = (ışık için) iki farklı dalganın birleşerek oluşturduğu karışımın bir ekranın üzerinde oluşturduğu desen interim = ara. akla dayanan. engellemek. açıklama. fierce. 2) sözlü çeviri yapmak interpretation = yorum. kişiselleştirmek. 2) faiz. intervene in. birbirinin yerine interconnection = ara bağlantı interdependent = birbirine bağlı. involvement interest rate = faiz oranı interested in = (bir şey) ile ilgilenen / ilgili. kazanç. zıt anl. aralıklarla internal = dahili. iç tarafta. accidental intentionally = kasten. engellemek. bother. Ted onları görmezden geldi. unify with. zıt anl. = Hamilelik. accidentally interact with = birbirini etkilemek. hinder. zıt anl. aim. entegre etmek / olmak. intervene in interfere with = (bir şey) ile çatışmak. remark interpreter = 1) yorumcu. suspend interstate = eyaletler arası www. entegre integration = entegrasyon. bilerek. zıt anl.= unintentionally. (bir şey)’e ilgi duymak interestingly = ilginç bir şekilde interfere in = (bir şey)’e karışmak / müdahale etmek. thorough.= slightly intensification = yoğunlaşma. planlamak. dependent on each other. zıt anl. tasarlamak. meddle with. amaçlamak. özümsemek international = uluslararası International Criminal Court = Uluslararası Ceza Mahkemesi (soykırım. ülke içi ile ilgili. zıt anl. negotiator intermediate = ara. (bir şey) ile birleş(tir)mek. step in. keskinlik.

enerji verici. constantly. drunk. 2) (kanser vs. birbirini sarmak / birbirine sarılmak intertwined = iç içe geçmiş interval = aralık. (yardım. zıt anl. nedenlerle) yapışması intravenous = intravenöz. ayrılmaz şekilde. tanıtım.= voluntary. entry. sun(ul)ma. tersyüz etmek. disabled invaluable = paha biçilemeyen. zıt anl. resort to involuntarily = gönülsüzce. icat eden (bir şeyi ilk düşünen veya yapan kişi) inverse = ters. zorla müdahalede bulunma inundate = su ile kaplamak. araştırmacı.com . mediate intervening = araya giren. complex. saldırmak. reflexive. teftiş. 3) piyasaya çıkma / arz edilme. derindeki mekanizma) intimately = derin bir bağ ile. = Beceriksizler her zaman diğer insanların başına bela olurlar. her zaman olan. yaratıcı. always. institute. inspection.ÜDS Sözlüğü interstellar space = yıldızlar arası boşluk (uzayın. innovative. mülakat yapmak intestine = bağırsak intimate = derin. innate. gözdağı vermek intimidation = gözünü korkutma. void. assault. saldırgan invent = icat etmek. reverse invest in = (bir şey)’e yatırım yapmak investigate = araştırmak. saldırı. make up invention = icat inventive = yaratıcı. intercession interview = görüşmek. zıt anl. creation. 2) devreye girme / sokma. kendi tabiatında olan. gözdağı. null. her zaman. zıt anl. tanıtmak. create. eğlence ve ticari amaçlı suyolu) intracranial = kafatası içinde bulunan intraperitoneal adhesion = iç karın zarı boşluğunun (iltihap vb. doğal nehirler ve yapay kanallardan oluşan. yaratmak. su basmak. önsöz. zıt anl. unbearably intonation = tonlama.= uninventive inventor = mucit. girişim. initiate.90 .= willingly involuntary = gönülsüz. overrun. uydurmak. bulucu. çapraşık. takdim. inspect. sel. çok önemli / değerli. isteksiz olarak. güçlendirmek. aksi. (Incompetents invariably make trouble for people other than themselves. presentation. vücut içi. bir ortam ya da piyasa)’ya arz etmek / sunmak / getirmek introduce = 1) başlatmak. unwillingly. damar yoluyla alınan intricate = karışık. stimulating. ayrıntılı. intrusion invasive = 1) invazif. peculiar. zıt anl. creative. hükümsüz. incelemek. sakat. soruşturmak.bademci. reluctantly.) istemek. flood invade = istila etmek. constant invariably = değişmez / şaşmaz bir şekilde. examination investigator = müfettiş. zıt anl. stimulate. 2) zehirlenmiş. zıt anl.= acquired introduce smt to = (örn. 2) ortaya koymak. flood. zıt anl. foundation introverted personality = içe dönük kişilik intrusion = zorla girme. (tıbbi bir müdahale için) iğne ile ya da keserek deri altına inmeyi gerektiren. yıldırma. diksiyon intoxicated = 1) sarhoş olmuş.= blunt invigorating = canlandırıcı. contrary. swamp inundation = su basması. dedektif. inspector investigatory = araştırma / dedektiflik ile ilgili investment = yatırım investor = yatırımcı invigorate = canlandırmak. ever. fasıla intervene in = araya girmek. interfere in. koruma vs. unintentional. deliberate www. zıt anl. girift.= never. opposite. akın. straightforward intrigue = merak veya ilgisini çekmek intriguing = merak uyandıran intrinsic = kendine özgü.) invasion = istila. reverse invert = tersine çevirmek. 2) (yatalak) hasta. unwilling. complicated. soruşturma. zıt anl. (intimate workings = iç işleyiş. teftiş etmek. poisoning intracerebral haemorrhage = beyin (içi) kanaması Intracoastal Waterway = Kıyıiçi Suyolu (ABD’nin doğu ve güneydoğu kıyıları boyunca uzanan. rarely. poisoned intoxication = zehirlenme. güçlendirici.= withdraw invader = istilacı invalid = 1) geçersiz. deri altına inen. inceleme.= valid.= simple. damar içine / içinden. sindirme. hücreleri için) istilacı. interfering intervention = müdahale.= tiresome invisible = görünmez invoke = başvurmak. examine investigation = araştırma. threat intolerably = dayanılmaz bir şekilde. inquire. istemsiz.= worthless invariable = değişmez. yıldız sistemlerinin dışında kalan kısmı) intertwine = birbirine dola(n)mak. iç içe intimidate = gözünü korkutmak. present introduction = 1) giriş.

mesele. (vücutta bulunan) toplam demir miktarı ironically = ironik olarak irony = 1) ironi (beklenmeyenin gerçekleşmesi. engagement. detached isolated fact = istisnai olay isolation = ayırma. release. ilişki. tedavisi imkansız. karne.) çıkartmak / vermek. içinde yer / rol alma. participation involving = kapsayan ion = iyon (pozitif veya negatif yüklü atom veya molekül) IQ score = zeka katsayısı sonucu. sert.= regularly. tahriş edici irritation = tahriş ischemic stroke = iskemiye (yetersiz kan akımına) bağlı felç Ishtar = İştar (Akad mitolojisinde doğurganlık. watering irritability = sinirlilik. concern.ÜDS Sözlüğü . inappropriate. işin içinde olmak. aşk ve savaş tanrıçası) island of Crete = Girit Adası isle = ada. steadily irrelevant = konu dışı.bademci. istemek.= responsible. question itch = kaşınmak itching = kaşınma www. randomly. hırçınlık. require involved (in) = (olaya) karışmış. işin içinde olan involvement = ilgi. 2) yayınlamak. compelling irresponsible = sorumsuz. cüzdan vs. zıt anl.= integrate (into) isolated = toplumdan uzak. 2) alay. zıt anl. gümüşi-beyaz renkli bir metal) iris = iris (göz bebeği çevresindeki renkli kısım) iron = demir iron deficiency = demir eksikliği iron intake = demir alımı / tüketimi. (diğerlerinden) ayrı. 3) (alaycı veya manalı) zıtlık irrational = mantıksız. entail. 4) gerektirmek. thoughtless. irremediable irresistible = karşı durulmaz. 2) karıştırmak. asabiyet. illogical irreducible = azaltılamaz irregular pattern = (bir hastalığın vb. matter. island isolate (from) = ayırmak. çekirdeklerinde farklı sayıda nötron içermeleri nedeniyle farklı kütleye sahip nüklitlerden her biri) issue (fiil) = 1) (belge. akıldışı. petulance irritable = hırçın. contain. sorun. separate (from). alakasız. ilgisiz. umulanın aksi bir sonuç çıkması). tecrit / izole etmek. point.= relevant irremediable = çaresi olmayan. zıt anl.com . kendi başına. include. katılma. karışma. thoughtful irreversible = geri döndürülemez irrigation = sulama. unrelated. çaresi olmayan. zıt anl. kinaye. publish issue (isim) = konu. bağlantısız. iron consumption iron loss = demir kaybı iron status = kandaki demir düzeyi iron store = (vücuttaki) demir stoğu. sarcasm. petulant irritant = iritan. tecrit isotope = izotop (kimyasal açıdan benzer olmalarına rağmen.91 involve = 1) içermek. incautious.= exclude. bulaşma. sorumsuzca. tedavisi imkansız. sinirli. 3) söz konusu olmak. bulaştırmak. Intelligence Quotient score IQ-boosting drugs = IQ arttıran / destekçisi ilaçlar iridium = iridyum (çok yoğun.) düzensiz seyir izlemesi irregularly = düzensiz olarak. asabi. zıt anl. tamir edilemez. irreparable irreparable = onarılamaz. kapsamak.

Japonya’ya ait jaw = çene jealousy = kıskançlık. hüküm vermek. temize çıkarmak. risk jeopardy = tehlike. küçük junk food = yüksek kalorili ama düşük besin değerli hazır yiyecekler junkyard = hurdalık just before = hemen önce justification = gerekçe justify = haklı çıkarmak. unilateral joint inflammation = eklem iltihabı jointly = ortaklaşa.) jokingly = şaka yollu. zıt anl. birlikte. = Araştırma. assessment. kıdemsiz. pelte jeopardise = tehlikeye atmak. evaluation judicial = yargıya ait judiciary = yargıçlar.) yüksek hızlı araçlarla başka saat dilimlerine yolculuk yapıldığında vücut ritminin geçici olarak bozulması jet plane = jet uçağı (hızlı ve yüksek irtifada uçabilen jet motorlu uçak) jet wind = dağlık alanlardaki geçitlerde esen yüzey rüzgarları jetliner = jet motorlu büyük yolcu uçağı.J J JJ jail = hapishane. adliye judicious = akıllıca. = Fransız ve İngilizler Manş Tüneli’ni birlikte finanse ettiler. değerlendirmek. substantiate. prison jail fever = tifo (Geçmişte. mikrobiyologlar ve KBB uzmanları tarafından ortaklaşa yürütüldü. 2) az. değerlendirme. sıkıştırmak James Clerk Maxwell = 1831-1879 yılları arasında yaşamış olan İskoçyalı bir matematikçi ve fizikçi (yaptığı çalışmalar elektrik ve manyetizmayı ayrı konular olmaktan çıkarmış ve ışığın elektromanyetik özelliği olduğunu bulmuştur) jam-packed = hıncahınç dolu.= seriously journey = yolculuk judge = yargılamak. 2) aküsü zayıf bir arabayı başka bir arabanın aküsüne bağlayarak çalıştırmak junior = 1) genç.= senior.) jam = tıkamak. take part (in) joint (isim) = eklem joint (sıfat) = ortak. = Zaman. prudent jump-start = 1) destek vererek yürür / çalışır hale getirmek. mutual.com . (Time justified his theories. collective. şaka ederek. evaluate.bademci. Fransa’nın kuzeyinde yer alan bir ada jet fuel = jet yakıtı jet lag = (jet uçağı vb. danger. risk. full up.) juvenile = genç juvenile diabetes = genellikle çocuklar ve ergenlerde görülen insüline bağımlı diyabet www. envy jelly = jöle. jumbo jet jigsaw puzzle = yapboz. tehlikeye sokmak. zıt anl. zıt anl. mantıklı.= individual. conclude.). decide. yer almak. (The research was jointly performed by microbiologists and ENT specialists. risk. müşterek. doğrulamak. (The French and British jointly funded the Channel Tunnel. parçalara ayrılmış bir resmi tekrar bir bütün haline getirme şeklindeki bulmaca job seeker = iş arayan kişi John’s Pass = ABD’nin Florida eyaletinde bulunan bir boğaz J join (in) = katılmak. onun teorilerini /düşüncelerini haklı çıkardı. zıt anl. appraise judgement = yargı. validate.= security Jersey = İngiltere’ye ait olan. together. zıt anl. hapishane ve benzeri kapalı ortamlarda çok çabuk yayıldığı için tifo hastalığına bu isim verilmiştir.= empty Janissary = Yeniçeri Japanese (isim) = Japonca Japanese (sıfat) = Japon.

quit keep one’s word = sözünü tutmak keep orientated = kişinin gerek kendisiyle gerekse içinde bulunduğu yer ve zamanla ilgili bilincinin devamını sağlamak. maintain keep within = (bir şey)’in belli sınırlar içinde kalmasını sağlamak kerosene stove = gaz ocağı (yakıt olarak gazyağı (parafin) kullanan ocak) kettle = çaydanlık key = çok önemli. kcalorie Keck Telescope = Hawaii’deki W. retain. zıt anl. eager (to) keenly = hevesli / düşkün / meraklı / istekli bir şekilde keep = tutmak. başlarda yer almak keep at the ready = hazır tutmak / bulundurmak keep down = düşük düzeyde tutmak. üstünlüğü korumak. korumak.bademci. stick to. M. sürdürmek. 2) karşılamak. muhafaza etmek. crucial. Keck Gözlemevi’ndeki iki büyük teleskoptan her biri keen (on) = hevesli. önemli ayrıntı. monitor keep up with = 1) (bir şey)’e yetişmek. let go keep a check on = (bir şey üzerinde) denetim kurmak keep abreast of = (bir şey)’den geri kalmamak. meraklı. hold.= encourage keep forgetting = hep / daima unutmak keep going = devam etmek. (bir şey) ile aynı düzeyi / hızı yakalamak keep to = sadık / bağlı kalmak. stay away (from) keep on = devam etmek.= unknown Kyoto Protocol = Kyoto Protokolü (küresel ısınma ve iklim değişikliğini önlemek amacı ile oluşturulmuş uluslararası bir protokol) www. protect. vital. zıt anl. konuya vakıf known = bilinen. exterminate. düşkün. keep up with keep ahead = yakından izlemek. proceed. carry on. yok etmek. keep abreast of.= minor key point = anahtar nokta. bilincini açık tutmak keep out of = (bir şey)’in dışında kalmak. kapı gibi mimari detayları) Keynesian = John Maynard Keynes tarafından ortaya atılmış olan kidney = böbrek kill off = tamamını öldürmek. sustain. cease. hacim. zıt anl. adhere to keep to soft surfaces = yumuşak zeminden ayrılmamak / yumuşak zemin üzerinde kalmak K keep track of = izlemek. preserve. olan bitenden haberdar olmak.= stop. göz kulak olmak. pencere. restrain.= release. istekli.= discontinue keep off = uzak durmak. zıt anl.) yutmak / devirmek knot = (deniz mili / saat) olarak ölçülen hız ölçme birimi knowledgeable = bilgili.K K KK Kabul = Kabil (Afganistan’ın başkenti) kcalory = kilokalori (1000 kalori) (gündelik hayatta besin enerji değerinden bahsederken sözü edilen kalori miktarı). dışarıda bırakmak keep pace with = (bir şey)’e ayak uydurmak. zıt anl. (key points in a structure = bir yapının köşe. iyilik Kinetic Theory of Gases = Gazların Kinetik Teorisi (gazların ısı. (bir şey)’den geri kalmamak. (bir şey)’e ayak uydurmak. sürdürmek. 2) (içki vs. moleküllerinin yapıları ve hareketleri ile açıklayan teori) knee to pelvis = dizden leğen kemiğine kadar knock back = 1) önemli sayılabilecek bir miktar paraya mal olmak.com . zıt anl. restrict. wipe out kindness = sevecenlik. carry on. meet keep up = devam etmek. basınç gibi özelliklerini.

latest. ızgara laughter = gülüş. zıt anl. shortness (of). ardously labour = çalışmak.= abundance lacking in sympathy = merhamet göstermemek lactic acidosis = laktik asidoz (bir tür hücre zehirlenmesi) lactose intolerance = laktoz intoleransı (doğuştan gelen.com . pause large intestine = kalın bağırsak largely = büyük ölçüde. sürekli. özelliği olan bir bina vs. mahrum olma.L L LL lab = laboratuar. deficiency.) latch = tutunmak. former lattice = kafes biçimli yapı.= temporary. güç. ayrıldığı erkek arkadaşında kalıcı bir iz bıraktı. zıt anl. = Kız. greatly. 2) seçimde oyların çoğunu toplama landslip = toprak kayması lanugo = yaprağı. çalışan kesim labour market = işçi / emek piyasası labour productivity = iş verimliliği labour union = işçi sendikası. laboratory label (fiil) = etiketlemek. attach late = eski. arazi manzarası landslide = 1) toprak kayması. own lack of (isim) = (bir şey)’den yoksunluk. nirengi noktası. zıt anl. mostly large-scale = geniş çaplı. tepe gibi yerler veya kule. sonradan gelen latent = belirti göstermeyen.) landscape = arazi.= have. enduring. S. ardous. break. dönüm noktası (herkesçe bilinen ve yol tariflerinde kullanılan dağ. (She left a lasting impression on her boyfriend that she had broken off with. böceği veya doğumdan önce bebeği kaplayan ince tüyler lapse = duraklama. tanımlamak. emek vermek labour force = iş / emek gücü. kalıcı. former late Cretaceous period = Geç Kretase Dönemi (dinozorların yaygın olarak yaşadığı yaklaşık 100 ile 65 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) late starter = (konuşmaya vs. trade-union labourer = işçi. permanent. 1300-1500 yılları arasında kalan dönem) lateral hypothalamic area = hipotalamusun lateral bölgesi (yan kısımları) laterally = yana doğru latest = en son. newest.= orbiter landfill = arazi doldurma (çöplerin toprakla karıştırılıp yığılması) landing = (uçak için) iniş landing gear = iniş takımları landing-wheel = iniş tekerleği L landlocked = her tarafı karayla çevrili. be short of. hard laboriously = yorucu / zahmetli bir şekilde. devam etmek.) geç başlayan latecomer = geç gelen.bademci. denize kıyısı olmayan landmark = sınır taşı. güç bela. kahkaha www. zıt anl.= previous. (bir şey)’in eksikliği. most recent latitude = enlem latter = (iki şeyden) ikincisi. isimlendirmek label (isim) = etiket labelling = etiketleme laborious = yorucu. sonraki. worker labour-saving = iş gücünden tasarruf sağlayan laceration = laserasyon (yırtılmaya bağlı oluşan yara) lack (fiil) = (bir şey)’den yoksun olmak. long-term. second. zıt anl. hastanın (süt ve süt ürünleri gibi besinlerde bulunan) laktozu sindirememe bozukluğu) ladder = el merdiveni (iki uzun çubuğun arasına yatay olarak çakılmış kısa basamaklardan ibaret olan merdiven) lake = göl land = (uçak vs. gizli later Middle Ages = Geç Orta Çağ (Avrupa Tarihi’nde yaklaşık M. heavy. için) in(dir)mek land mine = kara mayını lander = görevi gezegenin yüzeyine inmek olan uzay aracı. dayanmak last resort = son çare lasting = devamlı. endure. mahrum olmak. en yeni. büyük ölçekli last = 1) sürmek. be without. 2) tükenmemek. zahmetli. gelişmemiş.

füze vs. roket. 2) (uzay aracı. (Leave this case out. müsrif law = yasa. initiation. set down. = Bu vakayı hariç tutun. için) fırlatma sistemi launcher = fırlatıcı. outstanding. yasadışı işler yapma lawsuit = dava laxative = laksatif (kabızlığı tedavi etmekte kullanılan ilaç) lay = döşemek. için) fırlat(ıl)ma. epic legion = lejyon (antik Roma ordusunda askeri bir birim. zıt anl. yasal www. seep leak (isim) = sızıntı leak away = sızarak tükenmek / kaybolmak leak out = (kan. sıvı vs. count out. Bizim retrospektif çalışmamızla hiç alakası yok.= terminate.com . (British people are thrifty.= termination. fazlalık. için) dışarı sızmak. (birisine) önderlik etmek. kat. hizmete girme. myth. roket. 3) (gemi vs. itici launching = fırlatma lava = lav lavish = savurgan.= take office leave out = hesaba katmamak. atlamak. conduct lead exposure = kurşuna maruz kalma lead into = (bir şey)’e yönlendirmek / yöneltmek lead shot = kurşun saçma lead to (fiil) = (bir şey)’e yol açmak. reveal. zıt anl. zıt anl. hukuki legal battle = hukuksal savaş legal system = hukuk / adalet sistemi legally blind = (yasalara göre / resmen) görme özürlü (olduğu kabul edilmiş kişi) legend = destan. sermek. efsane. açısından) derinlik layer of epidermis = epidermis tabakası (üst deri tabakası) layer of fat = yağ tabakası layman = mesleği olmayan kişi lead (smo) (to) (fiil) = (birisini) yönetmek. alay) legislation = 1) yasama. 2) (füze. Bu özellikleri savaş öncesi işsizlik zamanlarından kalmadır. yapmak. laws legislative = yasa yapma ile ilgili. excess left-wing = solcu legacy = geçmişin kalıntısı.= secondary leading cause = önde gelen neden / sebep league = 1) (spor için) lig. exclude.) legal = yasal. sermek.= include. put down lay eggs = yumurta bırakmak lay the foundations = temelini atmak layer = 1) tabaka. zıt anl. kullanıma sunma. 3) (gemi için) denize indirilme launch system = (uzay aracı. = İngilizler cimridir. hariç tutmak. put. tahsil lease = kiralamak. 2) yasalar.) lecture (fiil) = konferans vermek. sızıntı yapmak leakage = (bir sıvı ya da bilgi için) sızıntı / sızdırma lean = yağsız. zıt anl. katman. cause lead-based = kurşun bazlı leading = önde gelen. guide (smo) (to). füze vs. zıt anl. introduction. conceal lay down = koymak. initiate. kiraya vermek. için) denize indirmek launch (isim) = 1) kuruluş. neden olmak. sıçramak leap = sıçrama. kanun law-abiding = yasalara uyan / saygılı law-breaker = yasalara aykırı işler yapan kişi law-breaking = yasaya karşı gelme. place lay bare = açığa / ortaya çıkarmak. He has got nothing to do with our retrospective study. union leak (fiil) = sız(dır)mak.bademci. yatırmak. (üniversitede) ders vermek lecture (isim) = (üniversitede) konferans. rent leave behind = geride bırakmak leave office = görevi bırakmak. yasamaya ait. (birisini bir yere) (doğru) götürmek. kanun yapma. 2) birlik. (bir şey)’den yana olmamak lean tissue = kas doku leaning = yana yatmış.= hide. kanun yapan.95 launch (fiil) = 1) başlatmak. arta kalan şey. enactment. zayıf. sıska lean against = (bir şey)’e karşı olmak. dışarıda bırakmak. başlama. roket veya uzay aracı için) fırlatmak. kanunlar.ÜDS Sözlüğü . başlıca. ders lecture hall = (üniversitede) derslik leftover = artan. This trait of theirs is a legacy of pre-war unemployment. 2) (anlam vs. miras. atlama leap forward = ileriye doğru sıçramak / atlamak / fırlamak leap year = artık yıl (4 yılda bir Şubat ayının 29 gün çektiği yıl) learning = ilim. eğri leap (into) = atlamak.

ölümcül. (I can’t even make a phone call let alone send images. düzayak level of income = gelir düzeyi level out = dengeye gelmek. Libya’ya ait licence = lisans. forsake. zıt anl. mortal. iki tarafın politikacılarının da açgözlülüğü ve yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.= work.com . . duty liability = sorumluluk. yükümlülük. she will need all her strength and bravery to cope with what lies ahead. serbest bırakmak. (level social differences = sosyal farklılıkları gidermek / sosyal açıdan eşit hale getirmek). 2) süre. zıt anl. fonksiyon bozukluğu) less still = daha da az less than half as much = (daha önce bahsi geçenin) yarısından daha az lesser = daha aşağı / düşük. olası yaşam süresi. neden vs. . ehliyet lie ahead = gelecekte (birisini) (kötü / zor bir işin) beklemesi. zıt anl. in case let alone = bırak. exemption liberally = cömertçe. illegal legume = baklagiller familyasına dahil bitkiler ve bunların taneleri leisure = serbestlik. koyvermek. disappoint let go = serbest bırakmak.= formal lend = ödünç vermek. zıt anl. müddet.) lie on = (bir yerde) uzanmak. zıt anl. 2) (bir şey)’den kaynaklanmak.= immunity. şöyle dursun. durmak lie under = (deri. ortalama ömür. uyuşukluk leukemia = lösemi (kan kanseri) leukemogenic = kan kanserinin nedeni olarak gösterilen faktörle ilgili leukocyte = lökosit (akyuvar) level (fiil) = 1) eşit hale getirmek. uzun uzadıya lesion = lezyon (yara. credible. safe lethal injection = zehir enjeksiyonu. gelecekte kendisini bekleyen zorluklar ile baş edebilmek için bütün gücünü ve cesaretini toplamaya ihtiyacı olacak. başına gelecek olmak. hayal kırıklığına uğratmak. harç.= illegitimate. emit let through = geçmesine izin vermek lethal = öldürücü. meşru. deadly. zıt anl.ÜDS Sözlüğü legislative and executive = yasal ve idari legislator = yasa yapıcı legitimate = yasal. = Savaşın nedenleri. korkusu ile. ( . düzey. (Following the diagnosis of her disease as cancer. freedom.= insufficiently liberate = özgürlüğüne kavuşturmak. dengelenmek lever = kaldıraç levy = vergi. amply. zıt anl. serbesti. yüzüstü bırakmak. = Hastalığının kanser olarak teşhis edilmesinden sonra. relaxed. legal. restrict liberty = özgürlük.= borrow lend insight to = (bir şey)’in iç yüzü hakkında fikir verme length = 1) uzunluk. superior lest = (bir şey ol)masın diye.= greater. salıvermek. illicit. .= harmless.= slavery librarianship = kütüphanecilik Libya = Libya (Kuzey Afrika’da bir ülke) Libyan = Libya ile ilgili.= enslave. obligation. zıt anl. = Bırak resim göndermeyi. unhurried. inferior.bademci. responsibility. generously. release let out = dışarı çıkmasına izin vermek. . duration lengthy = uzun.96 . . . tembellik etmek. salıvermek. originate in. (The causes of the war lie in the greed and incompetence of politicians on both sides. free. ruhsat. (death by lethal injection = zehir enjeksiyonu ile ölüm / idam cezası) lethargy = letarji.) let down = 1) (ağır ağır) inmesini sağlamak. exist in the form of. telefon bile açamıyorum.cümlesinde olduğu gibi olanaksızlığın boyutunun büyüklüğünü vurgulamak için kullanılır. borç.) altında bulunmak / yatmak life expectancy = yaşam beklentisi. şeklinde) bulunmak. valid. 2) düzlemek. zıt anl. hang around. hürriyet. zıt anl. tax. average life span www. 2) düz.) lie around = miskinlik yapmak. fatal. . debt. (vakit geçirme ya da dinlenme amaçlı) eğlence leisure time = boş zaman leisurely = telaşsız / sakince yapılan. . boş zaman. laze. casual. 2) boşa çıkarmak. toil lie buried = gömülü kalmak lie hidden = saklı kalmak lie in = 1) mevcut olmak. . pürüzsüz hale getirmek (level the ground for construction = inşaat için yeri düzlemek) level (isim) = 1) seviye.

zıt anl. 2) eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan. görünüş. compare with / to. limitasyon limited (to) = (bir şey ile) kısıtlı / sınırlı. raise. bağlantı lip = dudak lipid = lipid (hücrenin temel yapıtaşlarından olup kloroform ve eter gibi organik solventler içinde çözünebilen yağsı madde) lipoprotein = lipoprotein (bir lipid ile birleşmiş olarak bulunan protein) liquid = sıvı liquid blood = sıvı halde kan liquid protein = sıvı protein listlessness = kayıtsızlık. actually. ısınma gibi ihtiyaçların sağlanması) life will = yaşama isteği. aydınlanmak. zıt anl. bakımından) kök linear algebra = doğrusal / lineer cebir (vektörler ve lineer denklemler ile yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) linear strip = doğrusal şerit linearly = doğrusal olarak. zıt anl. muhtemel. lifetime. besin. detach from link (between) (isim) = bağ. equate to likeness = 1) benzerlik. similarly limb = kol. kaygısız lighting fixtures = elektrik / aydınlatma tesisatı lightning = yıldırım like finding a needle in a haystack = samanlıkta iğne aramaya benzer likelihood = olasılık. endişesiz. elevate lift (isim) = teleferik. düz bir hat üzerinde linen = 1) keten. keten kumaş. appendage limb-bone = kol veya bacaklara ait kemik lime = kireç lime scale = kireç tortusu limit (to) = (bir şey ile) sınırlandırmak / sınırlamak / kısıtlamak limitation = sınırlama. kaygısızlık. confined (to). beklenen.= darken.97 life span = ömür.= free (of / from) line = (iç yüzeyini) kaplamak lineage = (akrabalık / tarih vs. asansör light up = aydınlatmak. truly. keza. uzayda) hayatta kalması için gerekli olan oksijen. az bilinen. fade lightheadedness = sersemlemiş / düşecekmiş gibi olma hali light-hearted = telaşsız. famous live = (layv şeklinde okunur) canlı live out = sonuna kadar yaşamak live up to expectations = beklentileri karşılayacak düzeye gelmek live animal market = canlı hayvan pazarı livelihood = geçim. kuyruk. probable. edebi literary intellectual = edebiyatla ilgilenen / uğraşan entellektüel kimse literary life = yazınsal / edebi hayat literary work = yazınsal / edebi eser literature = 1) edebiyat. 2) ev tekstili lingua franca = 1) uluslararası ticari dil.= improbable. resim likewise = benzer şekilde. zıt anl. chance likely to = olası. 2) literatür (belli bir konuda yayınlanmış bilimsel çalışmaların bütünü) lithium = lityum (gümüşi beyaz renkli yumuşak bir alkali metal. bağlantı kurmak. ihtimal. sustenance liver = karaciğer liver surgery = karaciğer cerrahisi www. görüşleri birbirine benzeyen liken to = (bir şey)’e benzetmek. life expectancy life support = yaşam desteği (insanın (örn.com . illuminate. 2) tasvir. gerçekten. kanat gibi organlardan her biri. apathy literacy = okuryazarlık. brighten. su. will to live lifelong = ömür boyu (süren) lifestyle = yaşam biçimi lifestyle behaviour = (bir kişinin) yaşam tarzını belirleyen davranış life-threatening = hayatı tehdit eden lifetime = ömür lifetime health risk = yaşamboyu sağlık riski lift (fiil) = yükseltmek. unlikely likely to prove controversial = tartışma yaratması muhtemel / beklenen like-minded = aynı düşüncede olan. zıt anl. connect to / with. possibility. geçim yolu.= figuratively literary = yazınsal.= well-known. zıt anl. iç kaplama link to / with (fiil) = (bir şey) ile / (bir şey)’e bağla(n)mak. (classical musical literacy = klasik müzik bilgisi / anlayışı) literally = tam anlamıyla. bunun gibi. combine with. expected.= separate from. bilinen en hafif metal) lithography = litografi (taş basması) little known = fazla tanınmamış. bacak.ÜDS Sözlüğü . birleştirmek. İtalyanca’dan bozma dil linguist = dilbilimci lining = astar.bademci. subsistence.

konum. scorn. 2) uzun uzadıya.98 . göz kulak olmak. bir şey) aramak. examine. a new location and a new set of colleagues. iple çekmek. uğramak.) long exposure = 1) (fotoğrafçılıkta) uzun pozlama (poz süresini ayarlayarak veya deklanşöre basılı tutarak ışığın filme uzun bir süre boyunca işlemesini sağlama tekniği). check out. 2) arayış loom = dokuma tezgahı loosely = gevşekçe. glorify look forward to = sabırsızlıkla beklemek. can atmak. long-lived long-range = uzun mesafeli / menzilli longstanding = çok eski. yöresel. (bir yerde) yerleşmek. 2) (tıbbi) lokal (vücudun sadece bir kısmını kapsayan). watch out for. mera load (fiil) = yüklemek. (The elders of the two families have finally agreed to shake hands and put an end to the longstanding feud. soruşturmak. truck lose faith = inancını / güvenini kaybetmek www. tepeden bakmak. mantıklı olarak logistical = lojistik (nakliye. 2) iyileşmek. göz gezdirmek. (a longstanding lover = uzatmalı sevgili) long-term effect = uzun vadede görülen etki long-term memory = uzun süreli hafıza longtime (ya da long-time) = uzun süreli (a longtime friendship = uzun süreli bir arkadaşlık) look after = (bebeğe.ÜDS Sözlüğü livestock = çiftlik hayvanları livestock pasture = otlak. inspect look out for = (bir şey)’e dikkat etmek. = Kadının resmine uzun uzadıya baktı. station located = bir yerde bulunmak.) look over = incelemek. uzun süre dayanan. hor görmek. search. keep an eye on look down on = küçümsemek. hareket etme / ettirme ile ilgili) logistics = 1) lojistik (askerlikte personel ve teçhizatın nakledilmesi).com . düzelmek. inspect look through = 1) gözden geçirmek. dükkan sahiplerini sahte banknotlara dikkat etmeleri konusunda uyardı.). incelemek.= tightly looting = yağmalama lorry = kamyon. incelemek. valizi vs. 2) uzun pozlama yöntemi ile alınan görüntü long periods = uzun süre(ler) long-closed = uzun süredir kapalı longevity = uzun ömürlülük long-held contention = uzun zamandır (doğruluğuna) inanılan bir görüş longitude = boylam long-lasting = uzun ömürlü. uzun zamandır gündemde / geçerli olan.= exalt. situated location = belirli bir yer. zıt anl. mahal. köpeğe vs. doldurmak load (isim) = yük loan = kredi. desire long = 1) uzun zamandır. visit look into = araştırmak. yeni bir işveren. spot.bademci. (He took a long look at the woman’s picture. kitapta vs. = Polis. hope for look in (on) = (kısa bir) ziyaret yapmak. expect.) lock = (kapıyı. (A new job means a new employer.) bakmak.) kilitlemek lock away = kilitli tutmak / saklamak locomotion = lokomosyon (enerji harcayarak ve kuvvet uygulayarak yer değiştirme) lodge in = 1) (bir yer)’e yerleş(tir)mek (bir yer)’de yaşamak. = Yeni bir iş. zıt anl. saplamak log (fiil) = ağaç kesip kütük haline getirmek log (isim) = kütük logging = ağaç kesip kütük yapma işi logical reasoning = mantıklı düşünme logically = mantıken. yerini saptamak. yeni bir mekan ve yeni iş arkadaşları demektir. bölgesel. uzatmalı. examine. position. search. içine gömmek. improve lookout = 1) gözetleme yeri.= general local doctor = aile hekimi local ethnic food = yerel / mahalli / belli bir kültüre ait yemekler local foodstuff = bir yere özgü / yöresel yiyecek localise = belirli bir yere sınırlamak locally = yerel / mahalli olarak locate = konumlandırmak. zıt anl. for a long time. = İki ailenin büyükleri nihayet el sıkışıp uzun zamandır var olan düşmanlığa bir son vermeye razı oldular. (The police warned the shopkeepers to look out for forged notes. 2) (bir şeyin arasından / içinden) bakmak look up = 1) (sözlükte. çok arzulamak. credit loan assassin = kiralık katil / suikastçı local = 1) yerel. despise. 2) (bir şeyin) içinde sıkışıp kalmak. 2) nakliyecilik long (for) = hasretini çekmek. (Have you been waiting long? = Uzun zamandır mı bekliyorsunuz?).

zıt anl. zıt anl.bademci. zıt anl. tempt (to) lurk = gizlenmek. regress. bağlılık lubricant = kayganlaştırıcı lubricate = kayganlaştırmak. cezbetmek. (loss of appetite = iştah kaybı) loss of muscle = güç kaybı lost in = 1) tamamen (bir şey)’e dalmış. şiş lunar = aya ait.= ambiguous luckily = iyi ki. zıt anl. = Yürüyüş.) lowland = düz arazi. lie in wait lush = bitkisel yaşam ile dopdolu. zarar.= succeed lose the favour of = (bir kişi)’nin gözünden düşmek loss = azalma. eksilme. küçük harf low-impact = (düşmek. zıt anl. zıt anl. imrendirmek.99 lose ground = gerilemek. pusuya yatmak. yaralanmak. şükürler olsun ki. clear. saklanmak.= arid Lyme disease = lyme hastalığı (geyiklerde yaşayan bir tür kenenin taşıdığı bir bakteri yoluyla bulaşan bir enfeksiyon) lymph node = lenf nodülü (çok küçük lenf kitlesi) lymphocytic leukemia = lenfatik lösemi made up of = (bir madde vs. 2) (bir şey)’in içinde kaybolmuş loudly = yüksek sesle. ova loyal (to) = sadık. zıt anl. hamile bir bayanın güvenle yapabileceği bir egzersizdir. rağbet görmemek. reduce. (loss of life = can kaybı). ayla ilgili lunar soil = ay toprağı lung = akciğer (Diğer organlar gibi the artikeli alır ve genellikle çoğul kullanılır: the lungs) lung disease = akciğer hastalığı lupus = lupus (ülserleşme eğilimi gösteren lezyonlarla belirgin herhangi bir kronik deri hastalığı) lure (into) = ayartmak. spinal tap lumen = lumen (bağırsak gibi tüp şeklindeki bir organın iç boşluğu) lump = yumru. berrak.com . charm. fall back.ÜDS Sözlüğü .= gain ground lose out = başarısız olmak. açık. kayıp. bir yerini incitmek gibi) darbeler ve tehlikeler açısından daha güvenli olan (Walking is a low-impact exercise for a pregnant woman to do.)’den yapılmış / oluşan www. güzel. ziyan. fortunately. (speak loudly = yüksek sesle konuşmak) louse = (çoğul: lice) bit Louvre = Louvre Müzesi (Paris’te bulunan ve içinde pek çok ünlü sanatçının eserlerini barındıran dünyaca ünlü bir müze) lovely = sevimli. faithful (to). (low in vitamins = vitamin bakımından fakir) low profile = reklamı sevmeyen ve geride duran bir kişinin çizdiği profil low-carbohydrate = düşük karbonhidratlı low-density lipoprotein = düşük yoğunluklu lipoprotein. şirin. yağlamak lubrication = yağlama lucid = kolay anlaşılır. fail. transparent. vefalı. pretty low-crime = suç oranı düşük low in = (bir şey) açısından / bakımından fakir.= unfortunately lumbar lordosis = omurganın bel bölümünün öne doğru aşırı kavis göstermesi hali lumbar puncture = bkz. düşürmek. LDL lower = azaltmak. vefa. obvious. kandırmak. decrease.= increase lower back = sırtın alt kısmı lower courses = temelin ya da su basmanın hemen üzerindeki taş sıraları lowercase = küçük harflerle yazılmış olan kısım.= disloyal (to) loyalty = sadakat. hide.

büyük kısım. muhafaza etmek. temin etmek. produce. corn major = geniş / büyük çaplı. 2) sürdürme / koruma / direnme gücü maintenance rules = bakım şartnamesi maize = mısır. mostly.= utilise. tarih yazmak make inroads (into) = gedik / yol açmak make it clear (that) = açıklıkla ifade etmek. chief. bakmak. 2) sürdürmek. = Biz küçükken. advance. struggle make for = 1) (bir yer)’e doğru yönelmek.) make smt available to smo = bir şeyi birisi için kulanılabilir hale getirmek make better paper = daha iyi kağıt olurlar. zıt anl. service. kendine gelme. harika. idame.com . zıt anl. açıkça belirtmek make it possible = mümkün kılmak. illuminate make do with = (bir şey) ile yetinmek / idare etmek. we had to make do with second-hand clothes. subordinate main stream of music = müziğin ana eğilimi / gidişatı mainland = anakara mainly = büyük ölçüde. (fikirsel) pozisyonunu korumak. claim (that) maintenance = 1) (makine vs. onarım. enable. 2) ana / genel görüş maintain = 1) bakım yapmak. (onlardan) daha iyi kağıt olur make clear = açıklığa kavuşturmak. subsist. yol kat etmek. uyanma make a difference = fark yaratmak M make a fool of = (birisini) aptal durumuna düşürmek. dikkat etmek ( I always make a point of spending Saturdays with my children. (When we were young. assert (that). keep. hayatta başarılı olmak. para kazanmak make one wonder = insanı düşündürmek. get by. ikinci el kıyafetlerle yetinmek zorundaydık. = Cumartesi günlerini çocuklarımla geçirmeye büyük özen gösteririm. sustain. primary. chiefly mains electricity = (şehir) şebeke elektriği mainstream = 1) bir topluluğa hakim tutum. kırmak make a comeback = (anestezi sonrası) derlenme. marvellous magnify = (büyüteç ile) büyütmek. make use of make off = aceleyle gitmek / çıkmak / terk etmek. little majority = çoğunluk.= disable make life tougher for smo = bir kişiye zorluklar çıkarmak make matters worse = durumu kötüleştirmek make money = para kazanmak make no use of = kullanmamak. allow.M MMM magic = sihir. facilitate. provide maintain (that) = iddia etmek. humiliate make a living = hayatını kazanmak. clarify.) make effort = çaba / gayret göstermek. great. advance www. devam ettirmek. ister istemez bir merak uyandırmak make one’s way = ilerlemek. earn a living make a point of = özen göstermek. boyut main = ana. 3) (bir şey)’e neden olmak. büyü magma = magma (yerkabuğunun altındaki manto tabakasını oluşturan eriyik kaya) magnetism = manyetizma magnetostriction = manyetostriksiyon. 3) sağlamak. temel. primary. make away.= minor. ileriye götürmek. unimportant. büyük. retain. asıl.= secondary. cause (smt) to happen make history = tarihe geçmek. büyük göstermek magnifying glass = büyüteç magnitude = büyüklük. manyetik büzülme (manyetik alana maruz bırakıldıklarında bazı malzemelerin boyutlarının küçülmesi) magnificence = ihtişam. zıt anl. düşünce veya davranışları temsil eden. birincil. ortaya çıkarmak. (belli bir fikri) savunmak. (bir yer)’e ulaşmaya çalışmak. esas olarak. görkem magnificent = görkemli. için) bakım. principle. olanaklı hale getirmek. 2) yapmak.bademci. escape make on = (bir şey üzerinden) kar sağlamak. upkeep. başlıca. yararlanmamak. zıt anl.= minority make a break with = yıkmak. zıt anl. contribute to. muhafaza.

önünü açmak makeshift = derme-çatma. geçici makeup = yapı. man man-made = insan eliyle yapılmış. çıkarmak. formation malady = hastalık. produce manufactured = imal edilmiş / üretilmiş manufacturer = üretici. indication. perceive. = Evden çıkmadan önce ocağın kapalı olduğundan emin ol.= wellnourished malnutrition = kötü beslenme.) make up = düzenlemek. suggest make over = (bir malın) mülkiyetini (başkasına) vermek. form. comprise. idare eden kişi. humanity. becermek. command mandatory = zorunlu manifest = açıkça göstermek. açığa vurmak make way for = yol vermek. kapatmak. 2) (hastalık vs. üstü kapalı söylemek. fiddle with. administer. conduct. anlamak. 2) dalavere manipulator = 1) bir cihazı vs. accomplish. 2) başa çıkmak. imply.= natural manned = insanlı manned mission = (örn.= hide manifestation = belirti. zıt anl. garanti etmek. değiştirmek. üstesinden gelmek. artificial. içerik. composition. belirtmek. usul manoeuvrable (ya da maneuverable) = manevra yaptırılabilir.com . imalatçı. display. make sure that the gas heater is turned off. manevra yeteneği yüksek mantle = manto (yerkürenin çekirdeğinin dışında. zıt anl.) make use of = kullanmak.ÜDS Sözlüğü .101 make out = 1) (bir şeyin ne olduğunu) kestirmek. aklını kullanarak başkalarını yöneten kimse mankind = insanlık. producer manure = gübre. misket march = yürüyüş www.= be uncertain. utilise. biçim. hazırlamak. invent make up for = (kaybedilen veya eksik kalan bir şeyi) tamamlamak. kontrol etmek. beslenme bozukluğu malpractice lawsuit = yanlış teşhis ya da tedavi nedeniyle hekimlerin karşı karşıya kaldıkları hukuki dava malt = malt (genellikle bira yapmak için çimlendirilmiş tahıl) mammal = memeli man = insan(lık).= make no use of make visible = görünür kılmak. compensate for make up smt out of smt = bir şeyden (başka) bir şey imal etmek / yapmak make up one’s mind (about) = (konusunda) karara varmak. zıt anl. 2) tavır. benefit from. = İnsanlar. zıt anl. uydurmak. structure. elkitabı manually operated = elle kullanılan / çalıştırılan manufacture = imal etmek. disease. ascertain. human(ity) manage = 1) yönetmek. symptom manipulate = (bir çıkar veya amaç için) kullanmak. 2) başarmak. decide (on) make up to = yaranmaya çalışmak. undernourished. handle. zorunlu kılmak. administration. yer kabuğunun ise altında yer alan magmanın bulunduğu tabaka) manual = rehber (kitap). teşkil etmek. be successful make out to = ima etmek. (People only make up to him because of his wealth. tackle. way. run. illness male fight = bazı hayvan türlerinin erkek bireyleri arasında. intimate. cope (with). yararlanmak. tamper with manipulation = 1) (bir çıkar veya amaç için) kullanma. muck manuscript = el yazması. idare. devretmek make sense = mantıklı gelmek. idare etmek. 2) bilye. anlaşılır olmak make sense of = (bir şey)’den anlam çıkarmak. oluşturmak.bademci. gösterge. (Before leaving home. çözmek. deal (with). kurcalamak. reveal. zıt anl. fiddling. ona sadece zenginliğinden dolayı yaranmaya çalışıyorlar. müsvedde many a = pek çok marble = 1) mermer. understand. insanlı bir uzay aracı ile yapılan) insanlı görev manner = 1) şekil. seçmek. doğru yorumlamak make sure (of / that) = emin olmak. için) başa çıkma management regime = yönetim sistemi mandate = (resmi olarak) emretmek. 2) manipülatör. yerine koymak. succeed (in / at). compose. dişileri ve / veya sürünün liderliğini elde etmek amacı ile yapılan dövüş Mali = Mali (Batı Afrika’da bir ülke) malignancy = (tümör için) kötü tabiatlı / huylu olma niteliği malnourished = yetersiz / kötü / dengesiz beslenmiş.= fail (to) management = 1) yönetim. telafi etmek. operatör. zıt anl.

için) vadesi gelmek mature (isim) = olgun.= tiny. minor. = Bu ekonomik krizin sosyal yaşama vuracağı darbe çok büyük olacak. ripe.= gross. zıt anl. cover mass = hacim. belirti market = pazar. yığın mass production = seri üretim mass unemployment = toplu / büyük çaplı işsizlik mass vaccination = kitlesel aşılama. immense. slight. noticeably. kemik iliği marsh = batak. (canlılar için) denizde yaşayan. ortaya çıkarmak.= immature maturity = olgunluk. purposeless www. az. zıt anl. 16. correspond (to) match for (isim) = (bir şey) ile denk. zıt anl.= abundant. learn. maritime marine biodiversity = deniz canlılarının çeşitliliği marine life = deniz yaşamı. clearly marker = işaret. zıt anl.= inconspicuous markedly = belirgin şekilde. anne tarafından. sufficient meal = yemek. be realised.) master = iyice öğrenmek. marine mark = göstermek. zıt anl. 2) (borç vs. deniz canlılarının bütünü marine reptile = deniz sürüngeni marine species = denizde yaşayan canlı türü / türleri maritime = deniz veya denizcilikle ilgili.= meaingless. zıt anl. motherly maternity = annelik mathematical precision = matematiksel kesinlik mathematical reasoning test = matematiksel mantık yürütme testi mathematician = matematikçi math-reasoning problem = matematiksel düşünme gerektiren problem. ustalıklı masterpiece = başyapıt mat = hasır. hostile. mesele. özlü söz maximum = (çoğul: maxima) bir dalganın en üst noktası may well = pekala … (olabilir / yapabilir) de Maya = Maya (Orta Amerika’da M. (bir şey) ile karşılaştırılabilir matchstick = kibrit çöpü mate (with) (fiil) = (hayvanlar için) çiftleş(tir)mek mate (isim) = (genellikle hayvanlar için) eş material = madde materialise = gerçekleşmek. enormous. kırıp geçirmek masses = halk yığınları massive = büyük. full development. tehlikeli.bademci. çok büyük. zıt anl.= immaturity maul = (döverek) yaralamak. bataklık Martian = Mars gezegeni ile ilgili. grasp masterly = ustaca. açıkca. eksik.102 . eşleş(tir)mek. aşı kampanyası massacre = katletmek. işaret etmek. obvious. actualise. büyük kütleli. point out. özdek matter of dosing = (belli bir dozda) ilaç verme sorunu / konusu mature (fiil) = 1) olgunlaşmak. point.com . S.ÜDS Sözlüğü marginal = düşük.= kind meaningful = anlamlı. Ö. bağdaşmak.= fail maternal = anneliğe özgü. show marked = belirgin. 2) saldırgan. im. paspas match (with) (fiil) = uymak. poor. 6. öz. önemsiz. dangerous. öğün mean (isim) = (matematikte) ortalama mean (sıfat) = 1) ortalama. ufak. zıt anl. hırpalamak maxim = özdeyiş. gizlemek. noticeable. (The social impact of this economic crisis will be massive. inadequate. benzemek. ergin. göze çarpan. issue. örtmek. heavy. yy ile M. uy(uş)mak. uzmanlaşmak. question. 2) madde. sorun. muazzam. ağır. Mars gezegenine ait Maryland = Maryland (Batı ABD’de yer alan ve bugün ABD’nin ortalama gelir düzeyi en yüksek olan eyaleti) mask = kamufle etmek. fully developed. matematik problemi mating = çiftleşme matriculate = (üniversiteye) öğrenci olarak kaydolmak matrix algebra = matris cebiri (matrisler üzerinde yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) matter = 1) konu. zıt anl. yy arasında etkili olmuş bir uygarlık) meagre = yetersiz. vast marijuana = mariyuana (kenevir bitkisinin yapraklarının sigara gibi içilmesi ya da çiğnenmesi yoluyla aşırı zindelik ve mutluluk hissi veren uyuşturucu) marine (isim) = deniz piyadesi marine (sıfat) = denize / denizciliğe ait. average. piyasa marketing = pazarlama marketplace = pazar (yeri) marrow = ilik.

yöntem. ilaç verme. .ÜDS Sözlüğü . sayıya dökmek. atlamamak. ölçüsü / değeri … olmak. vasıta. derin düşünme Mediterranean Sea = Akdeniz medium = (çoğul: media) araç. drug medieval = ortaçağa ait / özgü meditation = meditasyon (düşünceyi yoğunlaştırarak bilinç düzeyini yükseltmeyi veya zihni boşaltarak rahatlatmayı amaçlayan zihinsel aktivite). accomplish. dirsek ekleminin iç kısmında ve genellikle golf oyuncularında görülen ağrılı durum) mediate = aracılık / arabuluculuk etmek. resort to merchant = tüccar. makine benzeri. bu esnada measles = kızamık measure (fiil) = ölçmek.= artistic meddle with = (birisi) ile uğraşmak. saç. 2) başvurmak. aybaşı mental = mental. tradesman merciful = merhametli mercuric chloride = civa klörür (tarım ilacı ya da antiseptik olarak kullanılan çok zehirli bir bileşik) www. ergimek. baş belası menagerie = küçük hayvanat bahçesi menial job = hizmet. ortam meet = yerine getirmek. ilaçla tedavi etme. megakent megalith = megalit (anıtsal mimaride kullanılan çok büyük yekpare taş) megalithic = çok büyük yekpare taşlardan yapılma melanin = vücutta deri. . zorluk içeren. disclose. olarak ölçülmek. âdet. tedbir. hakimiyet medical profession = tıp / sağlık mesleği medical school = tıp fakültesi medical science = tıp bilimi medical subject = tıbbi konu medical treatment = tıbbi tedavi medically = tıbben. bellek. (işine) karışmak / burnunu sokmak media = araçlar. fulfil.bademci. varlık. way. engelliler ve kronik böbrek hastaları için devletin sağladığı ücretsiz sağlık hizmeti) medication = medikasyon (tıbbi tedavi). 2) ilaç. bilinç. bring up. precaution. wealth. anı memory loss = hafıza kaybı. gelir. 2) hatıra. medya media attention = medyanın ilgisi medial epicondylitis = medial / içyan epikondilit (golfçu dirseği adıyla da bilinen. satisfy. zıt anl. tehdit etmek. vesile. genelde düşük ücretli iş meningeal = membranlarla ilgili meninges = beyni örten 3 membrandan biri meningitis = menenjit hastalığı (beyin zarlarının iltihabı) menstruation = menstruasyon. ortam. zihinsel (akıl. 2) imkan. kaçırmamak. zıt anl.com . calculate measure (isim) = 1) önlem. learn by heart memory = 1) hafıza. turn to. 2) miktar. bellek. amnesia menace (fiil) = başa bela olmak.= fail to meet megacity = büyük şehir. funds means of production = üretim araçları means of treatment = tedavi şekilleri / yöntemleri meanwhile = bu arada. ağır emek. bahsetmek.103 means (of) = 1) (hem tekil hem çoğul) yol. göz. threaten menace (isim) = tehdit. beyin ve diğer bazı oluşumlara siyah renk veren pigment melt = erimek. income. bütçe. (belli bir gün için) uymak. zeka ile ilgili) mental activity = zihinsel faaliyet mental alertness = zihinsel uyanıklık. method. para. eritmek meltdown = (nükleer reaktör için) erime meltwater = buzun erimesiyle ortaya çıkan su member = üye memorise = ezberlemek. sanatsal / estetik / insani yönü olmayan. ölçü. intercede medical = tıbbi medical advice = tıbbi öneri medical attention = tıbbi müdahale medical dominance = tıp alanında üstünlük. araya girmek. karşılamak. tıbbi olarak Medicare = sağlık güvencesi (ABD ve bazı ülkelerde 65 yaş üzeri yaşlılar. . ilaç medicine = 1) tıp. tetikte olma hali mental computation = akıldan hesaplama mental health = akıl sağlığı mental health centre = akıl sağlığı merkezi mental illness = akıl hastalığı mental picture = zihinde canlandırma mental retardation = zeka geriliği mentally disturbed = akıl hastası mentally handicapped = zihinsel özürlü / engelli mentally stable = akıl sağlığı yerinde mention = 1) söz etmek. medication. düzey measure up = istenilen ölçülere / kriterlere uygun olmak meat = et mechanistic = mekanik.

strength mighty = güçlü. mix.104 . unite.com . çok dikkatli microbe = mikrop (hastalık yapan herhangi bir mikroorganizma) micro-credit = mikrokredi (işsiz veya yoksul girişimcilere sağlanan çok düşük miktardaki kredi) mid-1990s = 1990’ların ortaları mid-century = … yüzyılın ortaları middle children = ortanca çocuklar middle ear = orta kulak middle-aged = orta yaşlı middle-ground position = orta yollu bir tutum middle-of-the-road = ılımlı bir yol veya politika izleyen. şiddetli olmayan depresyon (ruhsal çöküntü) mild exercise = hafif. kudret. kağıt. . ancak hemoglobinden farklı olarak oksijene bağlanamayan kristal yapılı. kopya etmek. zıt anl. fazilet. maddeleri kimyasal işlemler vasıtasıyla enerji ve yeni hücreler oluşturmak amacıyla kullanmak) metabolism = metabolizma (bir organizmada yaşamın sürdürülmesi sırasında gerçekleşen tüm kimyasal işlemler) metabolite = metabolit (metabolizmada kullanılan ya da metabolizma esnasında veya sonunda oluşan madde) metaphor = mecaz. split merit = değer. basit. 10. renksiz.)’ye hafif derecede maruz kalmak miles per hour = saatte . imitate. akıl sahibi kişi mine (fiil) = (kömür. kahverengi pigment methemoglobinemia = methemoglobinemi (alyuvarlarda aşırı miktarda methemoglobin bulunması hali) methyl bromide = metil bromit (kimyasal formülü CH3Br olan.ÜDS Sözlüğü mercury = civa mercury-based preservative = civa bazlı koruyucu mere = sadece. mineral vs. yormayan egzersiz mild exposure to = (bir toksik madde vs. just.= disadvantage Mesopotamia = Mezopotamya (Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan. mil (hız ölçme birimi). virtue. moderate middling = orta (büyüklükte). medium midfoot = küboid.bademci.= split merge = birleş(tir)mek. ılıman. maden vs. zıt anl. mimicked vs. benzetme metaphysical = metafiziksel. ılımlı. mph milestone = kilometre taşı. power. sole. zıt anl. naviküler ve kuneiform kemiklerin ve bunları çevreleyen yumuşak dokunun bulunduğu ayağın orta kısmı midshipman = deniz yardımcı subayı midwife = ebe might = güç. zıt anl. Asur gibi birçok öncü uygarlığa ev sahipliği yapmış olan bölge) mesosiderite = mesosiderit (silikat ve nikel-demir bakımından zengin bir çeşit meteorit) mess = karışık şey / yığın metabolise = metabolize etmek (yiyecek. moderate.= severe. ılımlı. copy mind = akıl. yalnızca. M. kereste gibi ara ürünler için) imalathane / fabrika millennium = (çoğul: millennia) bin yıl mimic = (çekim: mimicking. Babil. only. solely merge (into) = içine karışmak. kudretli migraine patient = migren hastası migrant = göçmen migrate = göç etmek migrating = göç eden migration = göç migratory = göçle ilgili mild = hafif. fizik ötesine ait metastasize = tüm vücuda yayılmak metastatic = metastatik (yayılmaya eğilimli) meteor = meteor (atmosfere giren göktaşı) meteor shower = meteor yağmuru meteorite = meteorit (dünyaya düşen küçük göktaşı) methane = metan (doğalgazda bulunan yanıcı bir gaz) methane emission = metan gazı çıkışı methemoglobin = kanda bulunan.) taklit etmek. simple merely = sadece. kuvvet. binyıl kadar eskiye tarihlenen neolitik yerleşimlere ve izleyen süreçte Sümer.) çıkarmak mine (isim) = mayın www. kokusuz bir gaz) meticulous = çok titiz. yanıcı olmayan. Ö. worth. . yalnızca. slight. intense mild depression = hafif. join.= separate. benzemek. (önemli) aşama Miletus = Milet (bugün Aydın ili sınırları içinde kalan bir antik kent) militancy = militanlık military campaign = askeri harekat Milky Way = Samanyolu (Galaksisi) mill = (genellikle kumaş. combine. erdem.

zıt anl. reflect mirror neuron = ayna nöron (sadece insanın kendi hareketlerine değil.= extreme moderately = ölçülü / sınırlı şekilde. badly misery = perişanlık. alteration. insignificant. ölçülü. (For some time. orta. combination moat = kale / saray hendeği mobile phone = cep telefonu. humble. trouble. deceive. considerable. deceptive. minnacık. birleşim. zıt anl. tiny miracle = mucize miraculous = mucizevi. üslup model year = 1) (bir uygulamanın) ilk kez başlayacağı / deneneceği (pilot) yıl.= major. haylazlık. soften moderate (sıfat) = ılımlı. I often feel that I am missing out on the activities of city life. (The Prime Minister admitted that the crisis had been mishandled. = Çocuklar. sefalet. = O büyük ressam bir zaman için bu minnacık odada yaşamak zorunda kaldı. naughtiness. minyatürize etmek (bir şeyin. sefil. zıt anl. küçük. make fun of. doğaüstü.= grand. doubtfulness.= present mission = (uçuş. immodest modification = değişiklik. cell phone mobilize = harekete geçirmek. sınırlı. ılımlı. tarz. operasyon vb. absent. en düşük seviyede. curb.) missing = var olmayan. özürlü arkadaşlarıyla alay ettiler.= excessive. very small. şehir hayatının etkinliklerinden mahrum kaldığım gerçeği sıkça aklıma geliyor. aynı işi gören ama daha küçük ebatlı olanını üretmek) minimal = asgari. trivial.) misinterpret = yanlış anlamak.) mode = usul. zıt anl. (The children mocked their handicapped friend.105 mine-sweeping = mayın tarama miniaturize = minyatürleştirmek. yumuşatmak.= true. madencilik minister = bakan minor = önemsiz. gösterişsiz. misinform miserable = perişan. distress misfortune = talihsizlik. mislead. seferber etmek mock = (yüzüne karşı) alay etmek. için) model yılı modelling = modelleme (incelenen bir konuyu daha iyi anlamak amacı ile onu daha basit ya da daha küçük ölçekli bir modele indirgeme) moderate (fiil) = hafifletmek. unhappy. en aza indirmek. mutsuz. zıt anl.= good behaviour misconception = yanlış kavram / yorum / kanı. kötü yönetmek / yönlendirmek. yanlış öğüt vermek. yanılgı içinde. kötü kullanmak. 2) alçakgönüllü. incorrectly mistrust = güvensizlik. maltreat. misunderstand mislead = yanıltmak. kötülük. yanlış yönlendirmek. reshaping www. reasonable. zıt anl. marvellous mirror (isim) = ayna mirror (fiil) = yansıtmak.com . zıt anl.bademci. büyük üzüntü.= extremely modest = 1) ölçülü. tadilat. bard minuscule = çok küçük. zıt anl. plain. ılımanlaştırmak. least minimally conscious state = (hastanın / kişinin) bilincinin en alt seviyede olduğu durum minimize = minimize etmek. zıt anl. kayıp. başka insanların hareketlerine de cevap / tepki veren nöron)1 miscalculate = yanlış hesaplamak mischief = yaramazlık. aksilik mishandle = kötü yönetmek. itimatsızlık. mislay mispricing = yanlış fiyatlandırma misrepresentation = bilerek yanlış tanıtma miss out (on) = (bir fırsat veya deneyimden) mahrum kalmak. actual mismanagement = kötü yönetim.= trust misunderstanding = yanlış anlama / anlaşılma mitochondrial = mitokondriyal (hücre içinde enerji üretiminden sorumlu organel ile ilgili) mixture = karışım. fesat.) görev mistakenly = yanlışlıkla. 2) tutanak minute (sıfat) = (maynyut şeklinde okunur) çok küçük. = Kırsal bölgede yaşadığım için. yönetim bozukluğu misplace = yanlış yere koymak. misconduct. 2) (araba vs.) minute (isim) = 1) dakika. moderate. suffering. reasonably. delusion misdiagnose = yanlış teşhis koymak misdirect = yanlış yol göstermek. depressed miserably = çok kötü şekilde. unimportant. yok denecek kadar az. zıt anl.= maximize minimum = (çoğul: minima) bir dalganın en alt noktası mining = maden çıkarma. significant minority = azınlık minstrel = ortaçağda halk şairi. en az. sınırlı. (Living in the country. misguide misleading = yanıltıcı. fena halde. that great painter had to live in this minuscule room.ÜDS Sözlüğü . = Başbakan krizin kötü yönetildiğini kabul etti. aşık.

106 - ÜDS Sözlüğü
modify = (küçük) değişiklikler yapmak, tadil etmek, alter moist = nemli, rutubetli, damp, wet, zıt anl.= dry moisture = nem, rutubet mold = kalıp molecule = molekül (iki veya daha fazla atomun birleşmesiyle oluşan madde unsuru) molten = erimiş, sıvılaşmış molten plate = eriyik plaka momentum = moment (bir cismin hızı ile kütlesinin çarpımı) monarch = monark, kral, hükümdar, king, emperor monetary = parasal, mali money laundering = kara para aklama (yasa dışı yollarla elde edilmiş parayı, kaynak ve kimlik göstermeyi gerektirmeyen işlemler yaparak, yasal bir yatırım veya depolama aracına aktarma) monitor = izlemek, denetlemek, gözetlemek, gözlemlemek, takip altında tutmak, observe, supervise monk = keşiş monkey love-potion = maymun aşk iksiri (cinsel iktidar veya arzu yarattığı düşünülen bir orkide ekstraktına verilen yerel bir isim) monolingual = tek dilli, tek dil konuşan monologue = 1) monolog (kişinin tek başına yaptığı konuşma); 2) bir kişinin, genellikle başkalarının konuşmasına izin vermeden tek başına yaptığı konuşma monotonous = monoton, tekdüze monounsaturated fat = tekli doymamış yağ monozygotic twins = tek yumurta ikizleri, identical twins, zıt anl.= dizygotic twins monsoon = muson monument = anıt, abide monument of stone = taş abide mood = ruh hali, mizaç mood disturbance = ruh hali bozukluğu / dengesizliği Moorish = Mağribi (8. ile 15. yy’lar arasında Fas’ta yaşayan halka ait) moral = ahlaki moral judgements = ahlaki değerlendirmeler morale = moral, iyi ruh hali morally = ahlaki bakımdan, ethically more or less = aşağı yukarı, az çok, hemen hemen more than double = iki katından fazlaya çıkmak more than unlikely = imkansızdan da öte, (Within the limits of today’s technology, it is more than unlikely to travel to stars. = Günümüz teknolojisinin sınırları içerisinde, yıldızlara yolculuk etmek imkansızdan da öte bir şey.) moreover = bundan başka, ayrıca, üstelik, additionally, furthermore mores = töreler, görenekler, traditions morphological = morfolojik (şekilsel, biçimsel) mortality = ölümlülük, ölüm oranı mortality rate = ölüm oranı mortality risk = ölüm tehlikesi mortgage = ipotek (satın alınacak evi teminat göstererek düşük faizli ev kredisi kullanmak) mosquito-borne = sivrisinek tarafından taşınan Most certainly! = Kesinlikle!, Elbette!, Tabii ki! most unfair = çok haksız mostly = en çok motherhood = annelik motion = hareket motivate = motive etmek, harekete geçirmek, teşvik etmek, cesaretlendirmek, excite, inspire, encourage, zıt anl.= discourage motivated = motive olmuş / edilmiş, güdülenmiş motive = güdü, motivasyon, neden motor development = motor gelişim (doğuştan itibaren hareketi mümkün kılan sinirlerin gelişimi) motor information = beyinden, kasların hareketi için gönderilen uyarı motor-command neuron = beyinden gelen emirle hareket eden nöron motorist = motorcu (motorsiklet kullanıcısı) mould = küf mantarı mound = yığma tepe mount = monte etmek, asmak, takmak, kurmak, install, place; 2) tırmanmak, yükselmek, artmak, climb, rise, ascend, zıt anl.= descend, fall mountain range = dağ silsilesi, sıradağ mountaineer = dağcı, mountain climber mouse = (çoğul: mice) fare movable = taşınabilir, nakledilebilir move (fiil) = hareket etmek move (isim) = hamle move about = dolaşmak, dolanmak move in = 1) (eve vb.) taşınmak; 2) içeri girmek move off = yola çıkmak, (bir yerden) ayrılmak

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 107
move out = taşınarak / göçerek bir yerden ayrılmak move round = (bir yerde) gezinmek / hareket etmek move through = (bir şey)’in içinde hareket etmek moveable type = hareketli / çıkarılabilir harfler kullanılarak baskı yapılan matbaa tekniği movement = hareket, akım mRNA = taşıyıcı ribonükleik asit (genetik bilgiyi DNA’dan ribozoma taşıyan RNA molekülü), messenger ribonucleic acid much-respected = çok saygı gören mucous coat = bazı uzuvların iç yüzünü kaplayan salgılı zar, sümüksü örtü mucous membrane = sümüksü / müköz zar mucus = mukus (sümüksü salgı) multibiIlion-dollar industry = milyarlarca dolarlık endüstri multicellular = çokhücreli multidisciplinary = birçok bilim dalını ilgilendiren, disiplinler arası, interdisciplinary multinational = çokuluslu şirket (dünyanın farklı ülkelerinde ticari varlığı bulunan şirket) multi-storey = çok katlı mummify = mumyalamak munch one’s way through = (bir şey)’i azaltarak / tüketerek ilerlemek, yiyerek azaltmak munitions = (çoğul kullanılır) savaş gereçleri, mühimmat, cephane murder = öldürmek, katletmek, kill muscle power = kas gücü muscle work = kas çalışması musculature = kas sistemi musculo-skeletal system = kas-iskelet sistemi (kaslar ve iskelet aracılığı ile hayvanların hareketini sağlayan sistem) mushroom = büyümek, yükselerek genişlemek, expand, zıt anl.= collapse mushroom out = mantar gibi açılmak muskrat = misk sıçanı must result . . . = kesinlikle şöyle sonuçlanıyordur . . . mutant = mutant (mutasyona / genetik değişime uğramış) mutate = genetik değişim (mutasyon) geçirmek mutation = mutasyon (gen diziliminin doğal farklılaşma nedeniyle veya radyasyon, sıcaklık, virüsler gibi dış etkilerle değişime uğraması) mutual = karşılıklı, common, reciprocal mycobacterium tuberculosis = tüberküloza sebep olan bir mikobakteri türü myocardial infarction = miyokard enfarktüsü (kalp kasında besleyici damarın tıkanması nedeniyle bölgesel doku ölümü), MI myriad = çok büyük sayıda mysterious = gizemli, esrarlı mystery = gizem, sır, esrar, secret, enigma, zıt anl.= revelation, explanation myth = söylence, efsane, mit, story, tale mythological = mitolojik, efsanevi

www.bademci.com

N N NN
naively = safça, artlessly, zıt anl.= deviously naked eye = çıplak göz naming = isimlendirme nanometre = nanometre, milimetrenin milyonda biri, 10-9 metre nanoparticle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanocluster, nanopowder nanosize particle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanoparticle nanotube = nanotüp (nano boyutlarda boru benzeri bir yapı) nap = kestirmek, şekerleme yapmak narcotic = narkotik (bilinci uyuşturan herhangi bir kimyasal madde) narrative = anlatım, account narrative essay = hikaye tarzında yazılmış deneme narrative poem = içinde bir hikayenin anlatıldığı şiir narrow (fiil) = daral(t)mak, contract, tighten, zıt anl.= broaden narrow (isim) = kısıtlı, dar, partial, zıt anl.= broad narrow visible range = elekromanyetik spektrumun insan gözünün görebildiği yaklaşık 400-790 THz frekans aralığı, visible spectrum narrowed = daral(tıl)mış narwhale = narval, denizgergedanı (arktik denizlerde yaşayan bir tür beyaz balina) nasty = kötü, çirkin, ayıp, pis nasty-tasting = tadı berbat olan national health scheme = ulusal sağlık planı national park = milli park (genellikle bir bölgedeki doğal yaşamı koruma amaçlı olarak oluşturulan koruma alanı) nationalise = devletleştirmek, kamulaştırmak nationals from other EU countries = uyruğu başka AB ülkeleri olan kişiler native (isim) = yerli, zıt anl.= foreign native English speaker = anadili İngilizce olan kimse native to (sıfat) = (bir yer)’in yerlisi, (bir yer)’e ait / özgü, indigenous, zıt anl.= foreign, (Kangaroo is native to Australia. = Kanguru Avustralya’ya özgü bir hayvandır.) natural causes = doğal nedenler / sebepler

N

natural selection = doğal seçilim (güçsüz bireylerin doğada hayatta kalamayarak elenmeleri, bunun sonucunda güçlü bireylerin hayatta kalarak soylarını devam ettirmeleri) naturalist = doğabilimci naturalization = vatandaşlığa kabul etme nature = doğa, mizaç, nitelik, tür, character, type nature of gravity = yerçekiminin doğası naughty = yaramaz, haylaz nausea = mide bulantısı, noze naval = denize ait, deniz kuvvetlerine ait naval explorer = deniz araştırmacısı navigate = yönlendirmek, (bir deniz aracıyla) denizde gezmek, seyretmek, yön bulmak navigation = denizde yön / pozisyon bulma, denizcilik, deniz veya uçak yolculuğu navigator = (bir deniz aracıyla) denizde gezen kişi, (gemilerde) haritacı, yön bulucu near future = yakın gelecek near one another = birbirlerinin yanında nearby = yakın, yakın(lar)da, yakında(ki), close near-death = öleyazma, ölüme yakın nearly = neredeyse, hemen hemen, almost near-professional = profesyonele yakın nearsighted = miyop (uzağı göremeyen) neatly = düzgün / tertipli bir şekilde, tidily, carefully, zıt anl.= carelessly, untidily necessarily = ister istemez, muhakkak, illa ki, unquestionably, undoubtedly, zıt anl.= possibly necessary = gerekli, zorunlu, zaruri, önemli, essential, zıt anl.= unnecessary necessitate = gerektirmek, zorunlu kılmak, require, call for needlessly = boşu boşuna, ortada hiçbir şey yokken, gereksiz yere, unnecessarily needy = yoksul, ihtiyaç sahibi negative press = gazetelerde bir kişi, konu vs. hakkında kötü haber çıkması neglect = ihmal etmek, savsaklamak, aldırmamak, ignore, zıt anl.= care for, concern negligence = ihmalkarlık, inattentiveness, zıt anl.= diligence negligent = ihmalkar, inattentive, zıt anl.= diligent

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 109
negligible = önemsiz, yok denecek kadar az, ihmal edilebilir, insignificant, minor, zıt anl.= considerable, significant negotiate = müzakere etmek, görüşmek, discuss, debate negotiation = müzakere, görüşme, debate negotiator = 1) bir antlaşmanın taraflarından biri; 2) arabulucu neighbour = komşu olmak, çevresinde bulunmak neighbourhood = semt, mahalle, district neonatal = doğumdan sonraki dört hafta ile ilgili neoplasia = neoplazi (yeni ve anormal hücre çoğalması) nephron = nefron (böbreğin işlev yapan en küçük anatomik birimi) nerve = sinir nerve fibre = sinir lifi nerve process = sinirlerin çalışması esnasında gerçekleşen işlemler nervous = sinirli, asabi, anxious, zıt anl.= calm nervous system = sinir sistemi nesting = yuvalanma, yuva yapma Netherlandic (isim) = Hollandaca diline verilen isimlerden biri, Dutch Netherlandic (sıfat) = Hollanda’ya ait, Hollandaca’ya ait, Dutch Netherlands = (the Netherlands şeklinde kullanılır) Hollanda, Holland network = ağ, şebeke neural network = nöral / sinirsel ağ neural tissue = sinir dokusu neurodegenerative = sinir dokusunun zamanla yok olması ile ilgili, (hastalık, kimyasal madde vs. için) sinir dokusunu zamanla yok eden neurologic loss = nörolojik kayıp neurological = nörolojik (sinir sistemiyle ilgili) neurological disorder = nörolojik bozukluk / hastalık neurological wiring = sinirlerin yapısal şekli, sinir sistemi neuron = nöron, sinir hücresi neuronal system = nöronal sistem (sinir hücresi sistemi) neuroscience = sinir bilimi Neuroscience Research Programme = Sinir Bilimi Araştırma Programı neuroscientist = sinir bilimci neurosurgeon = beyin ve sinir cerrahı, nöroşirurji uzmanı neurotransmitter = nörotransmitter, nörotaşıyıcı (hücrelerarası sinirsel iletişimde görev alan kimyasal madde) neutrality = tarafsızlık neutralize = 1) nötralize etmek (asidik veya bazik bir çözeltiyi nötr hale getirmek); 2) (askeri) etkisiz hale getirmek (esir etmek, savaşamaz hale getirmek, yok etmek) neutrino = nötrino (elektriksel yükü olmayan atomaltı bir parçacık) neutron emission = nötron emisyonu (bazı ağır atomların çekirdeklerinden bir nötronun dışarı atılması ile meydana gelen radyoaktif bozunma) Nevada = ABD’de bir eyalet never before = daha önce asla never to return = geri dönmemek üzere nevertheless = yine de, bununla birlikte, however, even so New England = Yeni İngiltere (İngiltere’den Kuzey Amerika’ya göç eden ilk kolonistlerin yerleştiği bölge) New World = (the New World şeklinde kullanılır) Yeni Dünya (Kuzey ve Güney Amerika) newborn = yenidoğan newcomer = yeni gelen kimse news-editorial staff = muhabirlerden gelen ham haberi düzenleyerek yayına hazırlayan personel niche = niş (duvar içinde bırakılan oyuk, göz, hücre) nickel = nikel (parlatılabilen bir metal) nickname (isim) = takma ad, lakap nickname (fiil) = takma isim koymak Nigerian = Nijerya ile ilgili, Nijerya’ya ait nightmare = kabus, karabasan nightmare possibility = kabus senaryosu, en kötü olasılık Nineveh = Ninova (bugün Irak topraklarında yer alan, Dicle Nehri üzerindeki antik bir Asur kenti) nitric acid = nitrik asit (kimyasal formülü HNO3 olan, oldukça aşındırıcı, zehirli ve kuvvetli bir asit) no doubt about it = hiç süphe yok no easy matter = kolay bir şey değil no grounds for … = (bir davranış vs.) için hiçbir gerekçe / neden yok no less promising (than) = (birşey)’den daha az umut vaat etmeyen, en az o kadar umut vaat eden

www.bademci.com

yönü var. notasyon note (fiil) = 1) belirtmek. (bir şey)’e dikkat çekmek. farkedilir. ’dan başka hiç bir şey. (The new tax system did not have any noticeable effect upon the rate of economic growth.) noticeably = belli / açık / fark edilir bir şekilde. . apparent. ekonomik büyüme oranı üzerinde dikkate değer bir etkisi olmadı. . nota. apparently. (The man who reads nothing at all is better educated than the man who reads nothing but newspapers. . dikkate değer bir şekilde. thought notorious = dile düşmüş. (bir şey)’den söz etmek. . ilaçsız nonprescription drug = reçetesiz satılan / reçeteye tabi olmayan ilaç. benim bilgim dahilinde değil. yabana atılamayacak nothing short of perfection = mükemmelden daha az / yetersiz değil noticeable = belirgin. . over-the-counter medication.bademci. appoint nomination = adaylık noncancerous = kanserli olmayan noncompliance (with) = (bir şeye) uymama / uygun davranmama noncompliance with medical directions = (bir hasta için) (doktorun) tıbbi talimatlarına. not that I know of notable = dikkate değer.110 .) nothing but . = .= ambiguously. (These tribes have a nomadic way of life. dikkat etmek. rubbish normal pattern of growth = büyümenin normal seyrinde gitmesi not at all = hiç . . particularly. = Yeni vergi sisteminin. remarkably. (not to mention ugly looking = çirkin görünmeleri de cabası) not to my knowledge = bildiğim kadarıyla hayır / değil.) no longer the case = artık durum öyle değil / artık durum farklı no more than smt = bir şey olmaktan öteye geçmez no point in doing smt = bir şey yapmanın yararı / anlamı yok Noah’s flood = Nuh Tufanı nobleman = asilzade. . (not to mention a lot of money = gereken çok miktarda parayı saymazsak). = . . zıt anl. = Bu kabilelerin göçebe bir yaşam tarzları var. önerilerine uymama / uygun davranmama nondepletable = tükenmez. conspicuous. her şeye rağmen. remarkably notation = işaret veya rakamlarla gösterme sistemi. . değil. zıt anl. . hidden. inanç. . . (I no longer trust him. detectable. nodül noise = (elektronikte) gürültü. zorunlu değil. farkına varmak. 2) not tutmak note (isim) = 1) banknot. even so. (be not at all helpful = hiç yardımcı olmamak) not necessarily = tam olarak değil. not. senet. (üstelik) bir de . mutlaka öyle olması gerekmez not that I know of = bildiğim kadarıyla yok / değil. nevertheless non-evergreen = (bitkiler için) her mevsim yeşil kalmayan nonfiction = kurgusal olmayan düz yazı. well-known. nothing other than . artık değil. not to my knowledge not to mention . obvious www. tüketilemez nondrug = ilaçsız nonetheless = bununla birlikte. = Hiçbir şey okumayan bir adam. . fikir.= fiction nonlethal = öldürücü / çok zararlı olmayan nonoil sector = petrol dışı sektör nonparametric = (veri için) olasılık dağılımına bağlı olmayan veya derecelendirilebilen ama sayısal olarak kesin bir şekilde ifade edilemeyen nonpharmacological = (tedavi vs. adı çıkmış. 2) (derste vs. da cabası. istenmeyen sinyal noise pollution = gürültü kirliliği noise-induced = gürültü kaynaklı.= prescription drug nonsense = saçmalık. ’yı saymazsak / hesaba katmazsak. clearly. düğüm. = Artık ona güvenmiyorum.com . soylu nocturnal = nökturnal (gece yaşayan) nodule = yumru.) nomenclature = terminoloji nominally = önemsiz / düşük oranda nominate = 1) aday göstermek. gazeteden başka bir şey okumayan adamdan daha iyi eğitimlidir. için) ilaç kullanılmayan. fark etmek. . notice. .ÜDS Sözlüğü no less than = en az (başka bir şey ya da birisi) kadar no longer = artık / daha fazla bir durumun olmaması. zıt anl.= ambiguous. dikkate değer açık. remarkable notably = bilhassa. 2) atamak. idea. however. görevlendirmek. tutulan) not nothing at all = hiç ama hiçbir şey. markedly. no more. aşikâr. . göçebelere ait. vaguely notion = düşünce. . nothing less than = hiç de önemsiz olmayan. visible. dikkat çekecek derecede. zıt anl. (kötü) ün yapmış. gürültünün neden olduğu nomadic = göçebe.

freshness now that = artık şöyle olduğuna göre…. hissizleşmiş. zıt anl. baş belası. öldürücü NSAID = steroid içermeyen antienflamatuvar ilaç (aspirin gibi ağrı. traditional novelist = romancı novelty = yenilik. 2) fidanlık nutrient = 1) besleyici madde. 2) yemek. için) çekirdek nuisance = rahatsızlık. eksikliği nutrition = beslenme. food nutrient absorption = gıda emilimi nutrient composition = besin bileşimi nutrient deficiency = besin yetersizliği. feed nourishment = beslenme novel (isim) = roman novel (sıfat) = yeni. gıda.= few nursery = 1) çocuk yuvası. = Size bir iğne yapacağım ve diş tamamen uyuşacak. pain in the neck numb = uyuşmuş. zıt anl. fresh. ateş ve iltihabı azaltan ancak narkotik olmayan ilaç). irritation.) nutrition status = beslenme durumu nutrition supplement = genellikle ek vitamin ve mineral içeren beslenme desteği nutritional = beslenmeyle ilgili nutrition-conscious = beslenme bilincine sahip olan nutritionist = nütrisyonist (beslenme ya da gıda uzmanı) nutritious = besin değeri yüksek. ince ayrıntı nuclear = nükleer (atom çekirdeği ile ilgili) nucleation = nüve / çekirdek halini alma nucleus = (çoğul: nuclei) (atom.com . rahatsız eden şey. madem ki… noxious = zararlı.ÜDS Sözlüğü . (I will give you an injection and the tooth will go completely numb. unique. original. (There are alternative sources of nutrition to animal meat. many.111 not-too-distant = çok uzak olmayan. yeni çıkmış şey. = Hayvan etine alternatif beslenme kaynakları mevcuttur. hücre vs. annoyance. kreş. near nourish = beslemek.= old. wholesome nutritive = besleyici www. nourishing.) numerical = sayısal numerous = sayısız. nourishment. pek çok. yeni çıkmış. orijinal. çocuk odası.bademci. besleyici. çok. several. non-steroidal antiinflammatory drug nuance = nüans.

happening oceanic = okyanuslar ile ilgili odd = 1) garip. bulanık. evidently. modern O obstacle = engel. binding. ara sıra. zıt anl. uğraş.= clear observation = gözlem. get obtainable = elde edilebilir.= frequently. smell. hidden. block. zıt anl. gözlemlemek. karanlık. seizure. goal. neden. invasion. probability odour = koku. sorumluluk. oldfashioned. gözlemek. outmoded. zıt anl.= agreement (to) objective (isim) = amaç. difficulty. incidence. goal. often occupant = bir yeri işgal eden.= be unaware of obsession = obsesyon. compelled (to). compulsive. meydana gelmek. yürürlükten kalkmış. vocation occupational = mesleki occupy = 1) işgal etmek. kullanılmayan. opposition (to / against). disapprove (of). demode olmuş. visible. acquirable. forced (to) obscure (fiil) = örtmek. zıt anl. 2) fark etmek.= release obstructive = engelleyen obtain = elde etmek. impede. from time to time. insidans. hedef. 2) (bir yer)’de yerleşik olmak. (örn. purpose. zıt anl. görünürdeki. (every) now and then. zıt anl. zıt anl. cause occasional = ara sıra olan. göze çarpan. invade. funny. (fotoğrafı / görüntüyü) bulandırmak obscure (sıfat) = belirsiz. acquire. kendini belli eden. (It is odd that an anaesthetist’s role in an operation is usually ignored. bariz bir şekilde. obligate obliged (to) = zorunlu. infrequent. apparent. evident. zıt anl. approve (of) object (isim) = amaç. 3) gerek. meslek. strange.= agree (with). belli ki. take place occurrence = tekrar oranı. dik başlılıkla. ambiguous obviously = açıkça. clear. yükümlü. ihtimal. 2) aşırı. monitor. tuhaf. oluş sıklığı. hindrance obstinately = inatla. notice.= unobtrusive. disagree (with). apparently occasion = 1) (genellikle) önemli.= clear obstruction = engelleme. vesile. olasılık. reside (in) occur = olmak. 2) fırsat.). belli. zıt anl. happen. event. izlemek. commitment obligatory = (uyulması) zorunlu. görmek. peculiar. once in a while. = Bir ameliyatta anestezistin rolünün genellikle görmezden gelinmesi tuhaf bir şey. impediment. objective objection (to) = itiraz. karşı çıkmak. mecbur. zıt anl. voluntary oblige to = (bir şey)’e mecbur etmek. excessive obsessive behaviour = obsesif davranış (bir kişinin zihnini.= obscure. duman ile) örterek gizlemek. zorunluluk. karşı çıkma. scent www. compulsory. büyük olay. 2) tek (sayı) odds = (çoğul kullanılır) şans. zıt anl. zorunlu / yükümlü kılmak. irade ve isteği dışında devamlı meşgul eden davranış türü) obsolete = (yenisi ve daha gelişmişi çıktığı için) modası geçmiş. prominent. aşikâr.com . opportunity. profession. gaye. zıt anl. earn. tıkamak. izleme observatory = gözlemevi.= frequent occasionally = bazen. 2) iş. disapproval (of). ulaşılabilir. inconspicuous obvious = açık.bademci. terk edilmiş. objektif. takıntı. işgalci occupation = 1) işgal.O O OO oats = yulaf obese = obez (aşırı şişman) obesity = obezite (aşırı şişmanlık) obesity epidemic = obezite (aşırı şişmanlık) salgını object (to) (fiil) = itiraz etmek. mysterious. aim objective (sıfat) = nesnel. responsibility. rasathane observe = 1) gözetlemek. stubbornly obstruct = engellemek. within reach obtrusive = göze batan. chances. onaylamama. zıt anl. dim. görünüşe göre. unbiased. zorluk çıkarma. contemporary.= new. criticism (of).= optional. hindrance. doğru bulmama. eski. compel.= subjective objectivity = nesnellik obligation = yükümlülük. conspicuous. saplantı obsessive = 1) saplantılı.

. tersine. on the other hand on the part of the pilots = pilotlardan yana. . on the one side = bir yandan. (bir yer)’e ulaşma yolunda on moral grounds = ahlaki açıdan / nedenlerle on occasion = zaman zaman. bir bölü iki one-third = üçte bir. eski moda olive oil = zeytinyağı Olympic Committee = Olimpiyat Komitesi (Olimpiyatları düzenlemekle görevli komite) Olympic Games = Olimpiyat Oyunları (4 yılda bir düzenlenen uluslararası spor etkinliği) Oman = Umman (Arap Yarımadası’nda bir ülke) on a large scale = geniş çapta on a mass scale = kütlesel boyutta on a massive scale = muazzam boyutlarda on a scale unseen for decades = onlarca yıldır görülmeyen bir boyutta on a vast scale = çok geniş ölçekte. nedeniyle. çokça. provide. . . . . each other one for one = bire bir one in a million = milyonda bir one might presume that = şöyle bir tahmin yapılabilir ki…. . present.= defensive offensively = kaba şekilde.bademci. . için. diğer yandan . on the one hand on the other hand = . often. zıt anl. teklif etmek. counterbalance offshore = 1) kıyıdan uzak(ta). bir tarafta. yeniden. büyük oranda on account of = (bir şey)’den dolayı. .113 of a similar nature = benzer özellikleri olan of its own accord = kendiliğinden. on the basis (of / that). frequently oil = ham ya da işlenmiş halde petrol oil palm = yağlık hurma ağacı oil supplies = petrol arzı. 2) (banka hesabı vs. o yüzden on the brink of extinction = nesli tükenmenin eşiğinde on the contrary = aksine. . . . pilotlarla ilgili on the verge of = (bir şey olma)’nın sınırında. once-endangered = bir zamanlar tehlike altında olan one another = birbirleri(ni / ne). için) ülke dışında off-stage = sahne dışında oftentimes = sık sık. zıt anl. rudely. on the other .com . (polis için) memur official = memur offset = karşılamak. on request on its way to = (bir şey) olma yolunda. because of. . for the sake of on average = ortalama olarak on behalf of = (bir kişi)’nin / (bir şey)’in adına / namına on condition that = şartıyla. = (bir olay vs. bu tür(den) off the coast (of) = (bir yer)’in kıyısından açıkta offence = suç. . by and large. bu mahiyette of this type = bu tip(ten). diğer / öte yandan on the other side = öte yandan. suçlu offensive = saldırgan. by itself of no importance = önemsiz. koşuluyla. bir bölü üç one-to-one = birebir. emeklilik sistemi old-fashioned = geleneksel. 2) önermek. mahallinde on such a scale = bu boyutta on that account = o nedenle. denilebilir ki… one way or an / the other = bir şekilde. because on the increase = artışta on the issue of = … konusu üzerinde / … hakkında on the one hand . yüz yüze www. of no account of this nature = bu türden.)’nin olması / meydana gelmesi nedeniyle / gerekçesiyle. bilakis. = bir yandan . on the brink of on the whole = genel olarak.ÜDS Sözlüğü . in the event that on demand = istek / talep üzerine. bazı durumlarda on one condition = bir şartla on site = yerinde. contrarily on the grounds that. petrol rezervleri oil tanker = tanker (ham petrol taşımakta kullanılan büyük gemi) oil weapon = (ekonomik olarak) petrol kozu / silahı old-age pension = yaşlılık sigortası. generally. aggressive. arzetmek. öyle veya böyle one-half = yarı. crime offender = saldırgan. propose. sağlamak. again once rarely found = bir zamanlar nadir bulunur(lar)ken. bütün olarak alındığında.= politely offer = 1) sunmak. dengelemek. overall on their own = kendi başlarına on trial = deneme safhasında once = bir kez / sefer / defa once more = bir kez daha. suggest offered = sunulan offhand = düşünmeden officer = subay.

functioning opioid = uyuşturucu etki yapan opium poppy = haşhaş opponent = rakip. direniş. zıt anl.= completed online = çevrim içi (internet veya başka bir bilgisayar ağına bağlı olma hali) only recently = daha yeni onset (of) = (bir şeyin) başlangıcı. aleyhinde. arise. opposition opportunist = fırsatçı.) opportunity = fırsat. running. seçim hakkı. süs olarak kullanılan www. itiraz etmek. (chemically orientated = kimyasal odaklı) orifice = (bir organ. zıt opposable thumb = işaret parmağına göre ters durması sayesinde nesneleri kavrama kabiliyetini arttıran başparmak opposition = muhalefet. resist.) ongoing = süregelen. resistance oppressed = ezilmiş / baskı altında. compulsory oral cancer = ağız kanseri oral hygiene = ağız temizliği oral literature = sözlü edebiyat orbit (fiil) = (bir şey)’in yörüngesinde dolanmak orbit (isim) = yörünge.= terminate ornament = süsleme. devam eden. karşı koyma. elective. run. rival. dışarıdan içini göstermeyen (cam vs. zıt anl. chaotic ordinary = 1) sıradan. ayarlamak. yörüngedeki orbiter = görevi yörüngede dolanmak olan uzay aracı. karşıt. align. hamle. zıt anl.= chaos. in the beginning originate = (ilk defa) ortaya çıkmak. chance oppose = karşı koymak. alternative. ham demir) organic compound = organik bileşik (yapısında karbon içeren bileşik) organism = organizma. harekat.= lander orchard = meyve bahçesi orchid = orkide ordeal = karakter veya dayanıklılık denemesi. (in orbit of / around = (bir şey)’in yörüngesinde) orbital = yörüngesel. = Bazı fırsatçı bakterilerin. voluntary. familiarise (with) orientated = odaklı. alışılmış. enemy. function. zıt anl. 2) çalışma. alelade.= disorderly. termination onwards = (bir zaman)’dan başlayarak / itibaren opacity = opaklık (saydam olmama hali) open up = 1) başlatmak. zıt anl. exploited. prospect. kişinin bağışıklık sisteminin zayıflamasını yıllarca bekledikleri bilinmektedir. karşı çıkmak. regular. işleyiş. başlangıçta. functioning operating room = ameliyathane. zıt anl. hasım.= end. 2) (bir yerin) gelişmesine imkân vermek. direnç göstermek. düzgün. ilk adım. running. zıt anl. işle(t)mek. zıt anl. pave the way for.com . işleme.= support opposed to = karşı. yol açmak.114 . süs ornamental = dekoratif. (the oppressed = ezilmiş / baskı altında olan kişiler) optimism = iyimserlik. sistemli. büyük sıkıntı order = 1) düzen. zıt anl. 2) olağan. start.bademci.= in favour of opposing = karşı / karşıt. düşman. seçenek. regulated. adjust orientate = yönlendirmek. work operating = çalışmakta / işlemekte olan. (iron ore = demir cevheri. yöneltmek. against. meydana gelmek. 2) sebep ordered arrangement = düzenli yerleşim orderly = düzenli. canlı varlık orient = yöneltmek. ameliyat. antagonist. her zamanki. ulaşılabilir hale getirmek open up the body to invasion = vücudu (mikrop vs. zıt anl. (Some opportunist bacteria are known to wait for years until a person’s immune system is weakened. emerge. iş. competitor.ÜDS Sözlüğü one-to-one mapping = birebir eşleme one-way = tek yönlü geçirgen. operating theatre operation = 1) operasyon. continuing. choice optional = isteğe bağlı. usual. seçmeli. zıt anl.= unusual ore = cevher. alıştırmak. doğmak. zıt anl. bir kanal ya da bir boşluğu dışarıya ya da anatomik bir yapıya bağlayan) açıklık ya da delik origin = köken originally = ilk başta. atılım. protest. zıt anl.= pessimism optimist = iyimser.= pessimistic option = opsiyon.= pessimist optimistic = iyimser.= obligatory. şeffaflık operate = çalış(tır)mak.) istilasına açık hale getirmek openness = açıklık. beginning. muhalif.

bağırma. be superior to ovary = yumurtalık over a cup of tea = bir yandan çay içerken over against = tersine. outer. epidemic outcome = sonuç. Hala modası geçmiş aletler kullanıyor. uproar outdated = modası geçmiş. obsolete. ezici. üstesinden gelmek. surpass. (the benefits of private education over against state education = devlet eğitimiyle kıyaslandığında özel eğitimin yararları) over the course of centuries = yüzyıllar içerisinde over the past 40 years = geçen 40 yılda / yıl boyunca over time = zamanla. out-of-date outdo = geçmek. (fiyat için) fahiş.= retreat. protest. kapsamlı.) out-of-favour = gözden düşmüş. ana hatlarıyla belirtmek. zıt anl. trans-Neptunian region outermost = en dışta kalan outgrow = (büyüyünce) (bir alışkanlık vs. haricinde otherwise = yoksa. general. despotic. (I don’t trust that dentist. leading. favoured outpatient = ayakta tedavi edilen hasta outperform = daha iyi performans göstermek. He is still using some out-of-date equipment and apparatus. specific overall negative impact = geniş çaplı olumsuz etki overarousal = aşırı uyarılma (duygusal olarak uzun süreli aşırı uyarılma / heyecanlanma) overbearing = otoriter. happening. eklem ve kaslardan oluşan hareket sistemindeki bozuklukları tedavi etmek olan doktor) oscillate = salınmak. üretim. aftermath outcry = protesto. kullanımdan kalkmış.). çirkin. zıt anl. zıt anl. zıt anl. as opposed to. kıyaslandığında. kemik.= in favour. exceed.= in proportion outboard = (motor için) dıştan / kıçtan takma. dalgalanma osteoclast = kemik hücrelerinin yıkımından ve rezorpsiyonundan sorumlu hücreler other than = dışında.ÜDS Sözlüğü . expenditure outlet = çıkış. karşısında. lay out. patlak verme. süsleme amacıyla orthopedist = ortopedist (uzmanlık alanı. dalgalanmak oscillation = salınma. zorba. definite.= up-to-date. kovmak out of proportion = orantısız. gider. verim.) overconcentration = aşırı yoğunlaşma overcorrect = düzeltirken aşırıya kaçmak www. (She overcame her fear of the dark by the help of a psychiatrist. = O diş hekimine güvenmiyorum. zıt anl. zıt anl. draft outlook = bakış açısı. eski tarihli. yenmek. tam. görünüm. complete. surrender (to).= allowed.= democratic overcast = bulutlu / kapalı hava overcome = aşmak. 2) belli bir zaman süresi içinde bir organda oluşan ve organ aracılığıyla dışarı atılan madde miktarı outrage = büyük öfke outrageous = haddi aşan. yasadışı ilan edilmiş.= inboard outbreak (of) = 1) ortaya çıkma. beginning outsider = bir grubun dışında olan kişi outstanding = önde gelen. excel.bademci. permited outlay = masraf. 2) salgın.= hidden outset = başlangıç noktası. uzakta bulunan outnumber = sayıca geçmek. çıkış noktası / yolu outline (fiil) = taslağını çizmek. should oust = yerinden etmek. get over.com . başlıca. result. (yaşça) geride bırakmak outlawed = yasaklanmış. zıt anl. gidip gelmek.= input. viewpoint outlying = uzak. describe outline (isim) = taslak. exceed. aksi takdirde. surpass. tarihi geçmiş. zaman içinde overall = genel. haykırış. expense. outdated.= fall behind output = 1) randıman.= ordinary outstretched = iyice açılmış outward = dışa doğru. in contrast with. işe yaramaz. zıt anl.= decent outright = kesin. wicked. düpedüz. Neptün gezegeninin ötesindeki bölgesi). horrible. ölçüleri uyumsuz (aşırı büyük veya küçük). gelecek. çıkarmak. banned.115 ornamentally = süs olarak. zıt anl. or otter = su samuru ought to = -meli / -malı. toplam. zıt anl. zıt anl.)’den vazgeçmek. yield. surpass out-of-date = modası geçmiş. total. zıt anl. oppressive. or else. harcama. sketch. = Cennetin tersi cehennemdir.= particular. prohibited. zıt anl. zıt anl. obsolete. baş gösterme. (Over against heaven is hell. geride bırakmak outer solar system = dış güneş sistemi (Güneş Sistemi’nin. çıktı. defeat. insafsız. = Karanlık korkusunu bir psikiyatrın yardımı ile yendi. ahlaksız. manzara. comprehensive. product. disgraceful.= inward outweigh = daha ağır basmak.

bademci. fazlaca basitleştirerek açıklamak. covert overtake = (yönetimi / idareyi / mülkiyeti) devralmak. bozmak. ele geçirmek. easily hurt. apparent. obvious. predominantly overworked = 1) aşırı çalış(tırıl)mış. kaplamak overgrown = aşırı büyümüş overhanging = (saçak vs. gözden kaçırmak. ignore. because of.= spare overuse = aşırı kullanım. çok dolu overdraw = (bir kaynağı) aşırı kullanmak overeating = aşırı yeme overemphasised = aşırı vurgulanmış overestimate = fazla tahmin etmek. zıt anl. zıt anl. occupy. bakmak. spot overlooking = tepeden / yüksekten bakan overly = fazla. due to owner = sahip oxidative = oksidatif (oksitleyici gücü olan) oxidative stress = oksidatif stres (biyolojik bir sistemin ürettiği aktif oksijeni yeterli hızda nötralize edememesi veya oluşan hasarı yeterli hızda giderememesi durumu) oxygen concentration = oksijen konsantrasyonu / yoğunluğu ozone layer = ozon tabakası (atmosferin üst kısmında bulunan. supervise. zıt anl. overrate.= notice. zıt anl. disregard.116 .= underestimate overexercise = gereğinden fazla spor yapma overfarming = aşırı tarım overfed = aşırı beslenmiş overflow = taşmak overgrazing = aşırı otlatma overgrow = (bitki için büyüyerek) (bir yeri) sarmak.= underrate overreact = aşırı / kontrolsüz reaksiyon göstermek override = (önemce) üstüne çıkmak. çabuk kırılan (kişi). devirmek. excessively overnight = bir gece içinde (birdenbire anlamında) overprotected = aşırı korunan overprotective = aşırı koruyucu overrate = gereğinden fazla önemsemek. aşırı derecede. zıt anl.= economizing overvalue = aşırı / ederinden fazla değerlenmek overview = genel bakış. over-consumption. için) çok fazla oynanmış ovule = yumurtacık (bitkilerde döllenmeden sonra tohuma dönüşen yapı) owe = borçlu olmak owing to = nedeniyle. yüzünden. güneşten gelen morötesi ışınları tutan tabaka) www. şeklinde) dışarıya doğru çıkıntı yapan / uzanan overharvesting = aşırı avlanma overhaul = onarım için elden geçirme overland = karadan overloading = aşırı yüklemek.= prescription drug over-the-counter sleep aid = reçetesiz satılan uyumaya yardımcı ilaç overtime = fazla mesai overturn = altüst etmek. look after oversensitive = fazla hassas. üzerinden geçmek overseas = denizaşırı oversee = göz kulak olmak. abartmak. visible. zıt anl. özet(leme) şeklinde sunum overweight = fazla / aşırı kilolu overwhelmingly = büyük / ezici bir çoğunlukla. 2) (bir tiyatro oyunu vs. zıt anl. aşırı yalınlaştırmak. upset overuse = gereğinden fazla kullanmak. overestimate. overconsumption. ortada. yerinden ederek yerine yerleşmek over-the-counter drug = reçetesiz ilaç. 2) üzerini kaplamak. zıt anl. miss. doldurmak overlook = dikkate almamak. simplify overstimulate = aşırı uyarmak overt = açık olarak.= hidden.com . exploited. nonprescription drug. (diğerini) ikinci plana itmek overrun = 1) istila etmek. magnify.ÜDS Sözlüğü overcrowded = aşırı kalabalık. invade.= thick-skinned oversight = gözetim oversimplify = hafife almak.

donuk. bildiri. analgesic (drug) pale = soluk. sakatlamak. (geniş bir bölgede / kıtalararası) salgın hastalık. yutma. el ve bacaklarda. putperest pain = ağrı. 2) adım. principal parasite = parazit. yastıkçık paddy = çeltik / pirinç tarlası paediatrician = pediyatrist (çocuk hastalıkları uzmanı) pagan = çoktanrılı dinlere inanan. footstep pacemaker-like = kalp atışını düzenleyen / ayarlayan cihaza benzer / benzeyen pack = tıka basa / sıkı sıkıya doldurmak pad = bazı hayvanların ayaklarının altındaki yumuşak taban. cripple. meclis parliamentary = parlamento ile ilgili parliamentary election = genel seçim. zıt anl. tempo. zıt anl. acı. en önemli. sızı.P P PP pace = 1) hız. kimi sindirim enzimlerini salgılamakla görevli organ) pancreatic = pankreatik (pankreas ile ilgili) pandemic = pandemik. faint. çalışamaz hale getirmek. işlevini kaybetmiş paralysis = paraliz. rate. archaeobotany paleontological = paleontolojik (paleontoloji ile ilgili) paleontologist = paleontolojist (paleontoloji ile uğraşan bilim insanı) paleontology = paleontoloji (bitki ve hayvan fosillerini inceleyerek tarih öncesi yaşamı araştıran bilim dalı) paleozoic = paleozoik dönem (balıkların.= complete partial alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin kısmen yitirilmesi www. epidemic panel = panel (tartışma gurubu) panic = paniğe kapılmak paper = 1) gazete. gıdasını ondan temin ederek ve karşılığında ona hiçbir yarar sağlamadan yaşayan canlı) paratyphoid = paratifo (tifoya benzer ama genellikle daha hafif seyreden bir hastalık) parent company = ana şirket (başka şirketlere sahip olan veya onları kontrol eden şirket) parent = (genellikle çoğul kullanılır) anne ya da babadan herhangi biri parental = ebeveyne (anne ve / veya babaya) ait parental separation = ebeveynlerin (anne ve babanın) ayrılığı Parkinson’s disease = Parkinson hastalığı (genellikle ileri yaşlılık döneminde görülen. asalak (diğer bir organizma üzerinde ya da içinde. bright paleoanthropologist = paleoantropolog (paleoantropoloji ile uğraşan bilim insanı) paleoanthropology = paleoantropoloji (ilkel insanları ve insanın evrimsel geçmişini inceleyen bilim dalı) paleoethnobotany = paleoetnobotanik (arkeolojik alanlardaki bitki kalıntılarını inceleyen bilim dalı).bademci. uçuk renkli. böceklerin ve sürüngenlerin ortaya çıktığı 230 ile 570 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) palette = (boya için) palet pallasite = palazit (bir çeşit zeytuni renkli meteorit) Panama Canal = Panama Kanalı (Orta Amerika’nın en güney ülkesi Panama’da yer alan ve Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirine bağlayan yapay suyolu) Panamax (size) = Panama Kanalı’nın yükselme havuzlarına sığabilecek en büyük gemi ebadı P pancreas = pankreas (midenin hemen altında yer alan. tempo. konuşma ve yürümede bozukluk ve anlamsız yüz ifadesi ile belirgin nörolojik hastalık) parliament = parlamento.= dark. istemli hareketlerde. incomplete. disable paramount = üstün. çiğneme. step. article. felç. kaslarda. milletvekili seçimi partial = kısmi. dönem ödevi papillary dilation = gözbebeğinin açılması / genleşmesi paralysed = felç olmuş.com . 3) araştırma. hurting pain syndrome = ağrı sendromu (nöbetler halinde ya da devamlı ağrı ile belirgin durum / rahatsızlık) painkiller = ağrı kesici / dindirici. inme paralyze = felç / kötürüm etmek. ache. başlıca. newspaper. 2) makale.

special. ignore pay consideration = saygı göstermek.) pathological = patolojik (patoloji ile ilgili) pathology = patoloji (hastalıkların nedeni olan yapısal ve fonksiyonel sapmaları inceleyen bilim dalı) pathway = yol. partikül partition = taksim.= maternal. yinelenen şekil. piece. (hastalık vs. overall particularly = özellikle. style. en yüksek düzeye ulaşmak. patika patient (isim) = hasta patient (sıfat) = sabırlı. partially. system. doruk (noktası). söz vs. (She made a passionate speech on women’s rights. zıt anl. consider.) passionately = heyecanlı / ateşli / aşırı tutkulu / hiddetli bir şekilde. inspect. enact pass along = (insandan insana) aktarmak.118 . ateşli. model. en üst seviye. kısım.= completely participant = katılımcı participate (in) = katılmak.= disregard. 2) arazi parçası. zıt anl. kontrol altında tutmak.com . crest peak (isim) = zirve. parça. dikkate almak. movingly. kaldırım vs. 2) sadık müşteri pattern = tür. specifically. zerre.= generally particulate = çok küçük tanecik.= impatient patient noncompliance = hastanın üstüne düşeni yapmaması patrol = devriye gezmek. open up paved = üstü (asfalt. yer alma. section. unemotionally pasteurization = pastörizasyon (gıda sanayinde. climax. take notice (of). method. = Kadın hakları üzerine tutkulu bir konuşma yaptı. maximum peasant = köylü. mera patch = 1) yama. beton vs. villager www.= completely partner = ortak. zıt anl. için) kişiden kişiye iletmek / göndermek. type. gözlemek. share (in) participation = katılma.) döşemek. zıt anl. zenith. (Will you please pass on this message to your friends? = Bu mesajı lütfen arkadaşlarına iletir misin?) pass over = üstünden geçmek pass sentence (on) = (bir şey hakkındaki) kararı bildirmek / iletmek pass through = (bir şey)’in içinden / arasından geçmek passage = geçiş passageway = yol passion = tutku passionate = heyecanlı. (a paternal relative = baba tarafından bir akraba) pathogen = patojen (hastalığa yol açan bakteri. taking part particle = parçacık particular = belirli. kaplamak pave the way for = başlatmak. especially. yol açmak. açık paternal = baba tarafından / ile ilgili. (birisine) karşı düşünceli davranmak. zıt anl.ÜDS Sözlüğü partial inability = (zihinsel vs. pay attention (to) pay off = 1) tamamını ödemek. send. özel olarak. koruyucu. watch patron = 1) hami. benek. virüs vs. özel. partner (birisine eşlik eden kişi ya da eşlerden biri) pass = (yasa) geçirmek / çıkarmak.bademci. spot. (borç) kapatmak. oluş düzeni. pay sahibi olmak.) kısmi yetersizlik partially = kısmen. tarz. go past pass judgement on = hakkında hüküm vermek / yargıya varmak pass off = (zamanla) kaybolmak. göz önüne almak. convey pass by = (bir yer / birisi)’nin önünden geçmek. bölünme. bölme partly = kısmen. order pattern of daily life = günlük hayatın alışıldık seyri pauper-school = yoksullar okulu pause = duraklamak. region patent (fiil) = patentini almak patent (isim) = patent (bir icat veya ticari bir ürün için taklitleri engellemek ve mucit / üretici dışındaki kimselerin haksız kazanç elde etmesini önlemek amacıyla devlet tarafından verilen sicil) patent (sıfat) = görünür. rol almak.) geçirmek. aşırı tutkulu. yer almak. zıt anl. bölge. şablon. önemsemek. en yüksek düzey. zıt anl. diziliş şekli. intensely. besin maddelerini hastalık yapıcı mikroorganizmalardan arındırmak amacıyla uygulanan ısıtma yöntemi) pasture = (arazi için) otlaklık. yöntem. mind. zıt anl. 2) kar getirmek pea = bezelye peacekeeping = barışı koruma peak (fiil) = doruğa çıkmak.= common.= moderately. mola vermek pave = (cadde. ilgilenmek. partly. disappear pass on smt to smo = (bilgi.) kaplı pay attention (to) = dikkat etmek. specific. fade away. meralık pasture land = otlak alanı. take part (in).

secondary. refine perfect (sıfat) = mükemmel. aperture perform = yapmak. derisini) soymak peer = akran. kusursuz. kolay bozulur. absolutely peril = tehlike perimetre = çevre ölçüsü. forbid perpetually = daima. rarely perplex = kafasını karıştırmak. emsal pelagic = açık denizlerde yaşayan pendant = kolye ucu penetrate = girmek.bademci. zıt anl. flawless. actualise.) vermek. kavramak. seasonally peripheral = 1) dış yüzey veya kenara ait.= give up. confuse. strange. zıt anl. sanatçının kendisinin bir gösteri sunduğu sanat alanları) perhaps = belki. for good. zıt anl. 3) periferik. içine işlemek. astonish perplexed = şaşkın persecution = zulüm. müzik. miss percent = yüzde percentage = yüzde. sürekli olarak.= misunderstand.= durable peritoneal cavity = peritonal boşluk (karın zarının içi. viewpoint perceptivity = idrak kabiliyeti. direnmek. yüzde oranı perception = algılama. external. (If the pain persists. sezmek. allow. flawed perfectly = tamamen.= certainly. alışılmamış. fulfil. (mücadele. kendine has. sezgi. yerine getirmek.= fail performing arts = sahne sanatları (tiyatro. zıt anl. daimi. lasting. algı. totally perforation = 1) delik. civarda. anlamak. sinema gibi. = Kimsenin bir şey görmemiş ve duymamış olması çok tuhaf. ruhsat / yetki vermek. 2) (kabuğunu. zaman zaman. başarmak. zıt anl. do. uğraş vs. go through penetrating = içe işleyen.= temporarily. çakıl peculiar = 1) (bir şeye) özgü. = Eğer acı devam ederse bir doktora danış. muhtemelen. specific (to). delik açma. karın zarının tabakaları arasındaki potansiyel boşluk). idrak. süre periodically = periyodik olarak.= stop. unchanging. odd. short-lived. zıt anl. belirli zamanlarda. düzenli / belirli aralıklarla. zıt anl. brutality.= central perish = yok olmak. probably. gerçekleştirmek. prevail. geçirgen permission = izin permit = izin vermek. etrafta bulunan.) permeability = permeabilite (geçirgenlik) permeable = geçirimli. possibly. etkili pentagon = beşgen people = (çoğul: peoples) halk pepper spray = biber gazı (spreyi) per capita / head / person = kişi başı perceive = algılamak. = Bu tip bina ülkenin güneyine özgüdür. imkan vermek. comprehend. carry out. zıt anl. 2) delme. function. understand. 2) tuhaf. uygulamak. (My son persists in asking awkward questions. get in. understanding. = Kazadan sonra kalıcı olarak sakatlandı. zıt anl. cruelty.119 pebble = çakıl taşı. hole. (This type of building is peculiar to the south of the country.= temporary permanently = kalıcı. = He was disabled for good after the accident. (It seems very peculiar that no one has seen or heard anything. consult a doctor.= benevolence Persian Gulf = Basra Körfezi (Hint Okyanusu’nun İran ile Arap Yarımadası arasındaki uzantısı) persist = 1) (bir şeyde) ısrar etmek. inat etmek. 2) ikincil. 2) devam etmek. sürekli. zıt anl.= never. implement. zıt anl. excellent.). için) çevre. apprehension. garip. anlayış perch = tünemek perfect (fiil) = mükemmelleştirmek.com . = Oğlum garip garip sorular sormaya inatla devam ediyor. şaşırtmak. sürüp gitmek. (He was permanently disabled after the accident. continuously.) pedestrian = yaya pedestrian crossing = yaya geçidi peel (off) = 1) kabarıp pul pul dökülmek. marjinal. constantly.= ban. fark etmek. sur vs. çevresel. circumference period = dönem.). zıt anl. occasionally. enter. accomplish. nüfuz etmek.ÜDS Sözlüğü . eziyet. (bir şey) için elverişli olmak. persevere. notice. recognise.) www.= imperfect. tam anlamıyla. daimi. ölmek perishable = dayanıksız. sürekli olarak. spoilable. peritoneal space peritoneal dialysis = periton diyalizi (böbrek hastalarının kanını temizlemek için uygulanan bir hemodiyaliz yöntemi) permafrost = kutuplara yakın bölgelerde sürekli don altında kalan toprak tabakası permanent = kalıcı. zıt anl. (sınır.

relentless. induce. fenomen. böcek. aksi pessimistic = kötümser. convince. bedenin çalışması physical inactivity = bedensel hareketsizlik physical laws = fizik kanunları physical scientist = bilimin.) pesticide = pestisit (tarım zararlılarını öldürmekte kullanılan kimyasal madde / tarım ilacı) PET scan = pozitron emisyon tomografi taraması (vücuttaki tümör hücrelerini saptamak için kullanılan bir tarama yöntemi).bademci. hekim.) www. decisiveness persistency = kalıcılık. ayırt etmek. ilaç pharmaceutical (sıfat) = farmasötik (ilaç ya da ilaç yapımıyla ilgili) pharmacist = eczacı pharynx = (çoğul: pharynges) farenks (yutak) phase = evre. zıt anl. (The news pertaining to the latest terrorist act is on all TV channels. sebat. şaşılacak phenomenal promise = parlak bir gelecek phenomenon = (çoğul: phenomena) önemli / olağanüstü olay. (The witness picked out the wrong man in the identification parade. bireysel. staff perspective = perspektif. doctor physicist = fizikçi physiological = fizyolojik (organizmanın işleyişi ile ilgili) physiological response = fizyolojik tepki physiologist = fizyolog (vücudun organ ve sistemlerinin işlevlerini inceleyen tıp doktoru) pick out = (dikkatle) seçmek.= irresolute personal = kişisel. positron emission tomography scan petiole = yaprak sapı petition = dilekçe vermek. onu ilgilendirmek. continuity. generosity philosopher = filozof phonological = sesbilimsel.) personalised medicine = kişiselleşmiş tıp (kişinin özel ihtiyaçlarına / durumuna göre belirlenecek tıbbi bakım vs. kimya gibi canlılar ile ilgili olmayan alanlarıyla uğraşan bilim insanı physically demanding jobs = bedensel güç gerektiren işler physician = tıp doktoru. relate to. faz. kendisine tanrısal bir kimlik atfedilmiş olan kral) pharmaceutical (isim) = insan veya hayvan üzerinde kullanılma amaçlı kimyasal madde. viewpoint.= public personal transportation vehicle = kişisel ulaşım aracı (bisiklet.) personnel = personel (bir işte veya organizasyonda çalışan / görev alan insan grubu). stage phenomenal = olağanüstü. insistent. devamlılık. başvurmak Petrarch = 1304-1374 yılları arasında yaşamış. sürekli. zıt anl.com .= dissuade (from) persuasion = ikna etme. inatçı. convincing pertain to = (bir şey / birisi)’ne ait olmak. fonolojik photo interpretation = fotoğraf yorumlama photon = foton (elektromanyetik ışınımları oluşturan enerji birimleri) physical = bedensel physical appearance = dış görünüm physical dependence = fiziksel bağımlılık. sadece (bir şey ya da birisi) ile ilgili olmak. bakış açısı. hayırsever philanthropy = hayırseverlik. inat persistent = ısrarlı. mantar vs. aşk şiirleriyle ünlü bir İtalyan ozan pharaoh = firavun (antik Mısır’da. karamsar. = Tanık. with regard to. inandırmak. sarmak. inandırma. bir kişi ya da (bir şey)’e fiziksel olarak bağımlı olma durumu physical education = beden eğitimi physical functioning = fiziksel işlev.) pertaining to = ile ilgili olarak. kaplamak. related to Peru = Peru (Güney Amerika kıtasında bir ülke) Peruvian = Peru’ya ait.120 . bürümek. Peru ile ilgili pervade = istila etmek. = En son terörist eylem ile ilgili haberler tüm TV kanallarında gösteriliyor.ÜDS Sözlüğü persistent vegetative state = devamlı bitkisel yaşam hali persistence = süreklilik. safha.= optimistic pest = haşere (insanın yaşama ortamına veya üretimlerine zarar veren küçük hayvan. teşhis odasında yanlış adamı seçti. occurence phenotype = fenotip (bir organizmada genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan dış görünüş) philanthropist = yardımsever. determined. spread perverse = ters. zıt anl. yardımseverlik. zıt anl. approach persuade = ikna / razı etmek. charity. genellikle fizik. yayılmak. otomobil vs.

black fever. leading pipe = boru piracy = korsanlık pit = çukur pitch = ses tonu / perdesi. önemsememek play down to = (birisi)’nin seviyesine inmek play for = (bir kulüp / takım vs.bademci. diş taşı plasma = plazma (kan sıvısı) plastic mass = plastik yığını plate = plaka plateau = (çoğul: plateaux veya plateaus) 1) yayla. renk veren madde) pile (fiil) = yığmak. bir alanda yenilikler yaratan kişi pioneering = öncülük eden. enerji santrali. öncü. trouble plain = ova. 2) (bir şeyi yerden ve genellikle elle) kaldırmak.). play a central role (in) play a central role (in) = temel rol oynamak. draw attention (to). perform play up = 1) (bir şey)’e dikkat çekmek. epicyclic gear planing = (marangozlukta) planyalama. galiba başka bir sebepten hastaneye gittiğinde kapmış. vital place = yerleştirmek. (He seems to have picked up the infection while he was in hospital for another reason.) plague (isim) = 1) veba. put place emphasis on = bkz. yapmak. play a basic role (in) play a crucial role (in) = hayati rol oynamak play a part (in) = rol oynamak. (bir kulübün / takımın vs. transmit. 2) kötü davranışlarda bulunmak.121 pick up = 1) (başkasından bir alışkanlık.) için (futbol vs. 2) bitki plant kingdom = bitkiler alemi plant protein = bitkisel protein plaque = plak (bir yüzey üzerinde herhangi bir maddenin birikmesi nedeniyle oluşan ince tabaka). makul. düz alan plan view = plansal görünüş. genellikle makine kullanarak düz ve pürüzsüz hale getirme işlemi) plant (fiil) = (bitki) ekmek / dikmek plant (isim) = 1) fabrika. döleşi (birçok memelinin ana rahminde bulunan. put emphasis on place greater importance (on) = daha büyük değer / önem vermek place in charge (of) = (bir işin. koymak. sorumluluğunu vermek place in context = yerli yerine oturtmak placenta = plasenta. kümelemek pile (isim) = yığın pile foundation = kazıklı temel pile up = topla(n)mak. crucial. zıt anl. plato.ÜDS Sözlüğü . tone pitcher = (bitki için) yaprakları ibrik şeklinde olan pitifully = 1) acıklı / acınası bir şekilde. reasonable.= infect. silme (yüzeyi. take part (in) play down = hafife almak. birinci derecede önem ve etkisi olan. = Enfeksiyonu. için) taş pier = (bina için) kolon pigeon = güvercin pigment = pigment (deriye. unlikely plausibly = makul / akla yakın bir şekilde. olduğundan önemli göstermek. reasonably play a basic role (in) = temel rol oynamak. 2) düzey. bother. tesis. almak. (My shoulder has been plaguing me all week. çekirdeksiz kan hücresi) plate-like = levha benzeri plate-tectonic activity = levha hareketleri (yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketleri ve birbirleriyle olan etkileşimleri) plausible = akla yakın. sebzelere vs.) oynamak. 2) bela. initiate pioneer (isim) = öncü. cenine oksijen ve besin sağlayan yapı) placental = plasental (doğmamış yavrusunu rahminde plasenta aracılığı ile besleyen) plague (fiil) = acı / dert / rahatsızlık vermek. hastalık vs. görevin) başına getirmek. çok önemli. annoy.com . dikme pioneer (fiil) = yol açmak. misbehave www. lift picturesque = tablo gibi piece = (satranç vs. yaramazlık yapmak. level platelet = trombosit (kanın pıhtılaşmasında rol oynayan.) oyuncusu olmak play out = (mücadele. irise. öncülük etmek. esas. logical. = Omzum bana bütün hafta acı verdi. etkisi / katkısı olmak. contribute (to). birik(tir)mek pillar = sütun.) vermek. 2) gülünç derecede pivotal = asıl.)’yi kapmak.= implausible. uğraş vs. contract. rendeleme. zıt anl. üstten görünüş planet = gezegen planetary = gezegenlerle ilgili planetary formation = gezegen oluşumu planetary gear (system) = bir dış dişli ve içerisinde dönerek çalışan iç dişlilerden oluşan güç iletim sistemi.

rehin. zıt anl. fertile. 2) teminat. bring up point to = işaret etmek. için) çizmek. parlatmak. için) aniden ve büyük oranda düşmek.= good at poor folate status = folik asit yetersizliği poor quality = düşük kalite pop in and out of = (bir şey)’in içine girip çıkmak popular culture = popüler kültür www.= mean. durum. contaminate polluted = kirletilmiş. a lot. bereketli bir şekilde. scarce plentifully = bolca. kağıda dökmek plot (isim) = 1) fesat. pleasant.ÜDS Sözlüğü playground = oyun sahası / parkı. yetersiz. göstermek. 2) (pirincin kabuğunu) ayıklamak polished = cilalanmış. zıt anl. yönerge hazırlama polio = çocuk felci polish = 1) cilalamak. tutum policy makers = (bir konuda izlenecek) siyaseti belirleyen kişiler policy-making = (bir konuda izlenecek) siyaseti hazırlama. (polar orbit = kutupların üzerinden geçerek izlenen yörünge).bademci. 2) (bir konuda izlenecek) siyaset. parlatılmış polished rice = kabuğu ayıklanmış / cilalanmış beyaz pirinç. denote. toplanmak pool (isim) = küçük göl. maksat. drop plurality = çokluk poach = yasak bölgede avlanmak poem = şiir. elektronları molekülün bir tarafında toplanma eğiliminde olduğu için. lots of plot (fiil) = (plan. abundant. hoşça pleasingly = hoşnut edici bir şekilde. toxic polar = 1) kutupsal.122 . mesele point out = (bir şey)’e dikkat çekmek. 2) (sinemada) olayların kurgusu veya ana öykü pluck = (çiçek. diabet ve benzeri kimi hastalıkların tedavisi için önerilen ve birden fazla ilacın bir araya getirilmesi yoluyla elde edilen ilaç. white rice poll = gayri resmi anket pollinate = tozlaşmak.) pollution = kirlenme. pek çok doymamış (hidrojene olmamış) bağ içeren yağ) Pompeii = Pompei (Bugün İtalya’nın Napoli kenti yakınlarında yer alan ve Vezüv volkanının lavları altında kalmış olması sebebiyle çok iyi korunmuş bir Roma Dönemi kenti) pool (fiil) = birikmek. surety plentiful = bol.= sparingly plenty = pek çok (şey). eksik. enjoyable. heksan gibi. contaminated. entrika. harita. inadequate. su birikintisi poor = kötü. guarantee. nasty pleasure centres of the brain = beyindeki haz merkezleri pledge = 1) söz. kirli. verimli. çok. bereketli. düşük kalitede. 2) taban tabana zıt. çeşitli sanayi kuruluşları tarafından atılan nitratlar nedeniyle kirleniyor. molekülleri elektriksel kutuplanma sergileyen sıvı) policing mission = polislik görevi (asayişi sağlama / koruma ile ilgili görev) policy = 1) sigorta poliçesi. zıt anl. promise. politika. kirlilik. çoklu / kombine ilaç polyploid = poliployid (monoployid sayının iki katından daha fazla kromozoma sahip hücre ya da organizma) polyunsaturated fat = çoklu doymamış yağ (molekülleri.= very little plenty of = bolca. çocuk bahçesi. pisletilmiş. sufficient poor appetite = zayıf iştah. polen yaymak pollutant = kirletici madde pollute = kirletmek. az. zıt anl. baş aşağı gitmek.com .= abundant. nazım poet = şair poetry = şiir sanatı point = 1) gaye. havuz. gölet. indicate. pleasantly pleasurable = zevkli. iştahsızlık poor at = (bir konu)’da kötü / başarısız. (Our water supply is becoming polluted with nitrates disposed of by several industries. keyifli. zıt anl. call attention (to). indicate poisonous = zehirli. goal. 2) nokta. hidrofob / suyu iten sıvı (etil asetat. matematiksel fonksiyon vs. meyva) koparmak plum = erik plume = pamuk gibi bazı bitkilerdeki tohumları saçan beyaz tüy gibi kısım plunge = (fiyatlar vs. zıt anl. abundantly.= meagre. (mecazi anlamda) arka bahçe playwright = oyun yazarı pleasantly = hoşa gider bir şekilde. contamination polygon = çokgen polyphony = çokseslilik polypill = kalp-damar. = Su kaynağımız. çokça. vaat. memnuniyet verici bir şekilde. opposite polar bear = kutup ayısı polar liquid = polar sıvı. belirtmek.

position.= succeed. attitude post-war = savaş sonrası. (post-World War II = 2. priority. delicate. put off post-traumatic = travma / sarsıntı sonrası postulate = gerçek olduğunu varsaymak posture = postür (bedenin oturma vs. pozisyon. zıt anl. aktivite. olanaklı. belli bir alanda yaşayan bireylerinin tamamı) populous = yoğun nüfuslu.= sonrası. tedbir. süngerimsi port = 1) iskele tarafı (sol). almost practice (fiil) = 1) tatbik etmek. Dünya Savaşı sonrası) posterior = (anatomide) arka.= starboard. uygulamak. (Effective precautions were taken during the Olympic games held in Athens. varsaymak.= pre-war pot = tencere. istikrarsız. appreciation. icra etmek. = Başvurular öncelik sırasına göre değerlendirilecektir.= negatively charged possess = ele geçirmek. = Atina’da yapılan Olimpiyat Oyunları sırasında etkili önlemler alınmıştı. 2) hemen hemen. arkadaki. zıt anl. next generation post-marketing surveillance = satış sonrası denetim postpone = ertelemek.bademci. practicable. kuşkulu. önermek. elverişli. zıt anl. pekala pottery = çömlekçilik poultry = kümes hayvanları pour into = 1) (içine) akıtmak.= impossibility possible = mümkün. olası. kıymetli. own possessions = sahip olunan mallar possibility = olasılık. etkili. mevki. 2) büyük kalabalıklar halinde gelmek. yağmak. zıt anl.= impracticable practical = pratik. sahip olmak. do practice (isim) = uygulama. hal. dock portray = betimlemek.= weak. come before. strong. yararlı. pratikte. popülasyon (biyolojide.= anterior posterior wall of abdomen = karnın arka duvarı posterity = gelecek kuşaklar. zıt anl. (Applications arriving first will have precedence. direk post. antik dünyada neredeyse altın kadar kıymetliydi. put forward. 2) (bir bilim ya da spor dalında çalışma) yapmak. kabiliyet power plant = enerji santrali powerful = güçlü. etkili. zıt anl. bir türün.ÜDS Sözlüğü .= secure. effective. hypothesize positively charged = pozitif yüklü. risk vs.) yaratmak / oluşturmak. zıt anl. elverişli.= theoretically. ihtimal. 2) kazık. (Salt was nearly as precious as gold in the ancient world. follow precedence = öncelik.= wealth powdered = toz haline getirilmiş power (fiil) = itici güç vermek power (isim) = güç. zıt anl. uygulamada. zıt anl. possible potentially = potansiyel olarak. zıt anl.) precipitate = hızlandırmak precipitation = yağış www. yetkili. 2) liman. insanların kendi kendilerine kullandıkları istasyon. zıt anl.= impractical. zorluk. zıt anl.) precede = (bir şey)’den önce gelmek. illustrate. possible.= criticize praise (isim) = övgü. üşüşmek pour out (of) = (bir yer)’den dışarı / (bir şey)’in dışına ak(ıt)mak / dök(ül)mek pourable = dökülebilir poverty = yoksulluk. yapılabilir. depict ports of call = ziyaret edilen limanlar pose = (sorun.= impossible post = 1) makam. zıt anl. effective. feasible. destek. akmak. harbour. come first. valuable.= criticism prayer = dua prayer hall = (bir din görevlisinin idaresi altında olmayan. have. zıt anl.) precious = değerli. safeguard. theoretical practically = 1) pratik olarak.= weak power-operated = makine yardımıyla çalıştırılan practicable = uygulanabilir. iş practitioner = pratisyen hekim praise (fiil) = övmek. doubtful. safe precast concrete = önceden dökülmüş beton precaution = önlem. esnasındaki duruş şekli). impotent potential = potansiyel. strong. zıt anl. (bir şey)’in önünde / öncesinde olmak. uygulamaya yönelik.123 population = nüfus. alışveriş merkezi gibi yerlerdeki) küçük ibadethane / mescit precarious = güvenilmez. fakirlik. zıt anl. present pose a serious danger = ciddi bir tehlike oluşturmak pose a threat = tehdit oluşturmak posit = öne sürmek. resmetmek.com . crowded porch = sundurma porous = gözenekli. duruş. tutum. tanımlamak. in practice. appreciate. kalabalık. muhtemelen. pişirme kabı potency = (cinsel) iktidar potent = güçlü. = Tuz.

2) sergilemek. titiz. sooner. give presentably = prezantabl / sunulabilir bir şekilde. dominance. . ön. ancestor. initial premarketing study = pazarlamaya başlamadan önce yürütülen araştırma / çalışma premature = 1) zamansız. gift present with = vermek.= inferiority pre-eminent = üstün. zıt anl. en etkili. maintain. Ö. untimely. prognostic predictor = 1) belirleyici. ilk. hüküm sürmek. açıklık. zıt anl. superior.= least of all predominate = yaygın olmak. seçkin.= inferior. reveal. ruling. prevail pre-dynastic Egypt = hanedanlık öncesi Mısır (Eski Mısır’ın henüz hanedanlarca yönetilmeye başlamadığı. zıt anl. için) reçete yazmak / vermek. hakim olmak. hazırlamak. prime.= minor.= mature. immature. haberci. undeveloped. forerunner.= probably. öngörü. anticipation predictive = sonucu önceden gösteren. seçkinlik. öncü. vakitsiz. cet. hakim olan. rather.= unpredictable prediction = tahmin. kesinlikle. göstermek.= conceal. indicator. belirteç.= imprecision. zıt anl.= indefinite.= absence present (fiil) = 1) ortaya koymak. guess predictable = önceden söylenebilir. çoğunlukta olan. exhibit.= over-thecounter / nonprescription drug presence = varlık. titizlikle. zıt anl. definitely. doğruluk. (hazır) bulunma. conserve. 2) emretmek. zıt anl. saklamak. öngörülebilir. attendance. accuracy. forerunner predict = tahmin etmek. illustrate. (bir şey)’e önsöz sağlamak preface (isim) = önsöz prefer = tercih etmek preferably = tercihen. hide present (isim) = hediye. distinguished. çoğunlukla. more readily / willingly preference = tercih preglass = cam üretiminin icat edilmesi sürecinde. get (smt) ready prepared (to) = (bir şey yapmaya) hazır / hazırlıklı. gelişmemiş. zıt anl. in general. öngörmek. above all. zıt anl. üstün olmak.124 . zıt anl. unripe. 2) selef (aynı alanda mevcut kişilerden daha önce çalışma yapmış veya aynı görevde mevcut kişilerden daha önce görev almış kişi). early. foreseeable. inaccurate precisely = tam olarak.= overdue. 2) prematüre. duyarlılığı ya da yatkınlığı olmak) predominant = ağır basan. second-rate preface (fiil ) = (bir şey)’in önsözü olmak. öncü. more desirably. enjoin. suitably presentation = sunum. push ahead press conference = basın toplantısı press-coverage = basına konu olma pressing = acil. rigorous. existence. kural olarak koymak. işaret(çi). henüz tam anlamıyla camlaştırılamamış malzeme pregnant = hamile. kestirim. exactly. bias preliminary = preliminer. 3) aynı amaçla daha önce yapılmış araç vs. ready (to) pre-Roman = Roma (devri) öncesi prescribe = 1) (ilaç. anticipate. gereğinden önce. developed prenatal care = doğum öncesi bakım preoccupation (with) = (zihni bir şey) ile meşgul olma prepare = düzenlemek. peşin hüküm. sıkboğaz eden www. zıt anl. questionably precision = kesinlik. dictate prescription = reçete prescription drug = reçeteli ilaç. göstermek. devlet başkanı press ahead = (zorluklara rağmen) ilerlemek. secure presidency = başkanlık (dönemi) president = başkan. sunmak. definite. olgunlaşmamış.com . tedavi vs. sergileme preservative = koruyucu preserve = korumak. demonstrate. kesin. cover.ÜDS Sözlüğü precise = 1) tam. M. introduce. inaccuracy pre-condition = ön koşul / şart predator = yırtıcı / alıcı / avcı hayvan predecessor = 1) ata. tanıtmak. zıt anl. superiority. takdim etmek. subsidiary predominantly = genelde. prevailing. 2) uçaksavar atış noktasını belirleyen alet predispose (to) = predispoze olmak (bir hastalığa önceden eğilimi. zıt anl.bademci. yaklaşık 3150 yılı öncesindeki dönem) pre-eminence = üstünlük. manifest. ibraz etmek. zamanı gelmemiş. zıt anl. erken doğmuş. gebe prehensile tail = (hayvanlarda) nesneleri kavrayabilme becerisine sahip kuyruk prehistoric = tarih öncesi (dönemler) ile ilgili prehistory = tarih öncesi (tarih kaydedilmeye başlamadan önceki dönem) prejudice = ön yargı. 2) dikkatli. devam etmek. ivedi.

hakim olan. respectable presumably = tahminen. think pretence = 1) rol yapma. main. concession privileged = ayrıcalıklı. temel. varsaymak. suppose. (The bomb was presumably intended to go off while the meeting was in progress. zıt anl. zıt anl. future. engelleme.bademci. prestijli. initially. daha önceleri.com . current. dominate prevailing = geçerli.) prism = prizma prisoner = mahkum. koruyucu. gerçek dışı pretentious = gösterişçi. zıt anl. make ready prime (isim) = 1) asıl.) presume = sanmak. formerly. hakim olmak. principle. prevailing. tutuklu. ilke printing press = matbaa makinası prior (to) = önceden. 2) primitif. rather pretty much = büyük ölçüde prevail = hüküm sürmek.= let.= latter. baş. avoidance. dominant. = Bombanın. ruling prevent = (bir şey)’den alıkoymak. major principally = esas olarak. sıklık. by reasonable assumption. stop. epey. predominant. 2) mükemmel. favoured.)) private = özel. widespread. en önemli. ana.= underprivileged www. saf privacy = gizlilik. precedence. mainly. advantaged.= subsequently. şehzade principal (isim) = müdür. tahmin etmek. imtiyazlı. başlangıçtan beri var olan. 2) bahane pretend = numara yapmak. aslında. esas. preemptive prevention = önleme. engellemek. esir. widespread. aboriginal primitive = 1) basit. = İyi bir şarkıcı olmaktan (ötürü) gurur duyuyor. zıt anl. mainly. prevalans (bir hastalığın görülme oranı).) prime (fiil) = harekete / patlamaya hazır hale getirmek. headmaster principal (sıfat) = başlıca. = Acil serviste. old. (özel dolap.= rarity prevalent = 1) olagelen. önlemek. kapalı banyo / tuvalet vs. next previously = önceden. zıt anl. şirin. zıt anl. itibarlı. be common. quite. esasen.= modestly pretty = 1) güzel. earlier. önceki. futbol tutkusu ile diğer daha aşağı primatlardan ayrılır. ilkel. simple. defensive preventive detention = gözetim altında tutulma previous = önceki. engelleyici. birinci kalite. yaygın olmak. chiefly principle = prensip. tahminen toplantı devam ediyorken patlaması planlanmış. uncivilised princeling = küçük prens. önüne geçmek. main.= predator pricing mechanism = fiyatlandırma sistemi pride oneself on (doing) smt = bir şeyden / bir şey yapmaktan gurur / kibir duymak. -miş gibi davranmak.) primarily = başlıca. 2) hüküm süren.= secondary.= rare. preceding priority = öncelik. okul müdürü. ilköğretim primate = primat (en gelişmiş ve zeki memeli gruplarına ait herhangi bir üye).= public privatisation = özelleştirme privilege = ayrıcalık. kime öncelik verileceğine karar vermek zordur. öncelikle. hususi. please? = Biraz yalnız kalabilir miyim lütfen? (“Özel ihtiyaçlarımı görebilmem için odadan çıkabilir misiniz?” anlamında. act pretended = sözde. believe. yaygın. director. etkinlik.= unusual.ÜDS Sözlüğü . gibi) kişinin bazı özel ihtiyaçlarını gizlilik içinde görebilme olanağı. (The human differs from the lesser primates in his passion for football. mostly primary = birincil. zıt anl. allow preventable = önlenebilir preventative = önlemeye yönelik. probably. başlıca. zıt anl. = İnsan. galiba. (He prides himself on being a good singer. rare prevalence = yaygınlık. eski. protection preventive = önleyici. predominance. tutsak pristine = bozulmamış. herhalde. (May I have some privacy. numara. former. subordinate primary education = temel eğitim. common. in the future prey = av. pervasiveness. perfect primeval = tarih öncesi çağlara ait. chief. zıt anl. etkin. essentially. sıkça rastlanan. hinder. extravagant pretentiously = gösterişçi bir şekilde. current. uncommon. (In an emergency ward it is hard to decide who to give priority to. yaygın. zıt anl. game. zıt anl. 2) oldukça. ana.125 pressure = basınç pressurising = basınç altında tutan pressurize = basınç altında tutmak prestigious = saygın.

com . artmak. possibility probably = muhtemelen. söz vermek. distinction. unfavourable. belli bir yönteme dayalı işlem) proceed = 1) ilerlemek. bolca prognosis = (çoğul: prognoses) prognoz (bir hastalığın süresi ve gelişimi hakkında tahmin) programmed cell death = programlanmış hücre ölümü progress (fiil) = ilerlemek.bademci. 2) yansıtmak. continue. izdüşürmek project back = geri yansıtmak proliferate = (hızla) çoğalmak. ban prohibition = yasak. kazanç process = süreç. advancement. 2) (bir şeyden) kaynaklanmak / ortaya çıkmak proceeding = yargılama usulü. publicise. generate.= shorten prolonged = uzun süreli prominence = ün. olasılıkla probe (fiil) = araştırmak. zıt anl. advance. 3) derece derece progressively = gittikçe. greatly value pro. working on proclaim = ilan etmek. hopeful. tasarlamak. Project for OnBoard Autonomy probability = olasılık. efficiency professional = profesyonel professional association = meslek birliği profit = kar. zıt anl. make product = ürün production = yapım. yol. zıt anl. superficially profusely = çokça. yöntem. (reklamla) tanıtmak.= impede.= weakly. tanı koyma. zıt anl. geliştirmek. fruitful. reformist.= stop. söz promising = umut verici. öngörüp (onların meydana gelmesini beklemeden) harekete geçen. encourage. muamele proceeds = (çoğul kullanılır) gelir. give one’s word promise (isim) = vaat. zıt anl. fame prominent = öne çıkan. ünlü. announce Proctor Prize = William Proctor Ödülü (bilimsel araştırmalar yapan ve bu araştırmaları bilim dünyasıyla paylaşan üstün başarılı bilim insanlarına verilen ödül) produce (isim) = ürün. regard highly. gelişme. sürdürmek. (bir şeyin olacağını) vaat etmek. extend. intense. -den yana proactive = muhtemel sorunları. deeply. dikkat çeken. uygun ortam hazırlamak. development. açıklamak. remarkable. yapıt production chain = üretim zinciri (bir üretim ile ilgili olarak hammadde sağlanması. well-known. oluşmasına izin vermek. outstanding promise (fiil) = (bir olguya) işaret etmek. productive. tedavi etme vb.= superficial profoundly = derin. devam etmek.ÜDS Sözlüğü prize = çok değer vermek.= lehinde. deep. zıt anl.126 . ban prohibitive = 1) (fiyat için) fahiş. serious. fruitful prolong = uzatmak. işleme. declare. advance progress (isim) = ilerleme. prodüksiyon.= loss profitability = karlılık profitable = kârlı. explore probe (isim) = sonda (insansız. kapsamlı. gitgide. progression processing = işleme. büyük. profit-making profit-oriented = kar amacı güden profound = derin. carry on. zıt anl. zıt anl. 3) engelleyici project = 1) planlamak. kuvvetli. prolifere olmak proliferation = çoğalma prolific = üretken. eser. zıt anl. pazarlama gibi tüm aşamalar) productive = üretken. zıt anl. küçük uzay aracı) problematic = sorunlu. incelemek. procedure. ihtiyaçları vs. şöhret. gelişmek. treating. thoroughly. output.= discouraging. prolific. doğurgan. 2) (hastalık için) ilerleyen. geleceği parlak.= unproductive productivity = üretkenlik. kazançlı. rantabl. forbid. 2) yasaklayıcı. tarım ürünleri produce (fiil) = üretmek.= retroactive Proba satellite = 2001’de uzaya gönderilen bir dünya görüntüleme uydusu. çarpıcı şey. problemli problems of this nature = bu türden sorunlar procedural = usule ait procedure = işlemler sırası.= conservative. famed. unpromising promote = desteklemek. investigate. amaçla uygulanan. zıt anl. gradually progressively blurred = zamanla bulanık hale gelen prohibit = yasaklamak.= regress progressive = 1) ilerici. advocate. obstruct www. verimli. önemli. prosedür (araştırma. şeçkin. bright.

için) özellik. offer. izlenecek yöntem ve işlem sırası).bademci. hızla. suitable. likelihood prospective = müstakbel. feature.com . suggestion propose = 1) önermek. cezai takibat. teklif etmek. improper. = Bir ameliyatın ortasındayız. thrive. zıt anl. ileri sürmek.) property = 1) (bir madde vs. rapidly. establish. (directly proportional = doğru orantılı) proportionally = orantılı (olarak). uygun bir şekilde. (proved problematic = problemli çıktı). likely. (Every animal has its proper instincts. duly. karlı. put forward. işe yaramak prove useful = yararlı olduğu ortaya çıkmak prove valuable = değerli olmak. sue prosecution = 1) ceza davası. nitelik.) proper handling = gereği gibi ele alma / halletme proper sitting posture = düzgün oturma şekli properly = doğru dürüst / düzgün.= immune. develop prosperity = refah prosperous = başarılı. litigate. tütün reklamlarının yasaklanmasını önerdi. flourish. slow promptly = çabucak. reproduce. zenginleşmek. yürütmek propeller = pervane propeller plane = pervaneli uçak propensity = eğilim. refah içinde. speedy. adam gibi. rapid. expectancy. zıt anl. = Her hayvanın kendine özgü içgüdüleri vardır. evidence propagate = üre(t)mek.= improperly. confirm. 2) kendine özgü. correctly. security protective = koruyucu protein aggregate = protein yığını / kümesi protein fiber = protein lifi protein-binding partner = protein bağlayıcı kısım / bölge (proteinin kendisine bağlanmasını sağlayan ve bunu vücudun belirli bölgelerine taşıyan hücre yapısı) protein-rich food = proteinden yana zengin yiyecek protocol = 1) protokol (yapılacak bir iş ya da araştırma ya da işlem için hazırlanan ayrıntılı plan. orantı. mal-mülk.= slowly. tendency. resistant proof = kanıt. suggest. appropriate. relatively proposal = öneri. bring about. kollamak. zıt anl. defend. expected. olası.= disproportion proportional = orantılı. kolayca. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . uygun. = Kapıyı doğru dürüst kapatmadığı için oda birkaç dakika içinde gittikçe soğudu. 2) kanıtlamak. zıt anl. late prone (to) = eğilimli. secure protect against = (bir şey / birisi)’ne karşı koru(n)mak protection = koruma. (a prospective mother = müstakbel anne / anne adayı) prosper = gelişmek. yatkın. spread propel = itmek. nispet. 2) evlenme teklif etmek proposition = öneri. evlenme teklifi. ileriye hareket ettirmek. zengin. readily. zıt anl. olması gereken. peculiar.) prostate cancer = prostat kanseri prostitute = fahişe. adequately.= disprove. 2) (tıpta) bir ilaç veya tedavi için uygulama planı protract = küçük ölçekle kopyasını yapmak prove = 1) (bir şey olduğu) ortaya çıkmak / anlaşılmak. susceptible. yay(ıl)mak. (We are in the middle of an operation. multiply. recommend. suggestion propulsion = itici güç pros and cons = bir şeyin olumlu ve olumsuz yanları / avantaj ve dezavantajları prose = nesir. delil. easily. right.= late. teşvik etmek. (He was born sixty-four years ago to a prosperous family. doğru olarak. belongings prophecy = kehanet prophesy = kehanette / tahminde bulunmak proportion = oran. ispatlamak.= wrong. correct. münasip. = Altmış dört yıl önce hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olarak doğdu.127 promotion = reklam. çoğal(t)mak. sensitive. (He didn’t close the door properly. gerektiği gibi. acele. unduly. yarar sağlamak www. characteristic. inclination proper = 1) doğru. = Bakan.). hayat kadını protect = korumak.). teklif. affluent. kazançlı. deny prove (smo) right = (birisi)’ni haklı çıkarmak prove successful = başarılı olmak. 2) mülkiyet. zıt anl. teklif. düzyazı prosecute = (aleyhine) dava açmak. encourage prompt (sıfat) = çabuk. keep safe. meyil. This is not a proper moment for a joke. olasılık. 2) iddia makamı prospect = başarı şansı. ihtimal. shelter. tanıtım prompt (fiil) = harekete geçir(t)mek. percentage. Espri yapmak için uygun bir zaman değil. (The Minister proposed that tobacco advertising should be banned. and the room got colder and colder in a few minutes.

128 . basılı metin public-health measure = halk sağlığı için alınan önlem publicity = 1) aleniyet. zıt anl. advertising publicize = (bir şey)’in reklamını / propagandasını yapmak. (diğeri)’ni yakalamak pull up = kaldırmak. penalty punitive = cezai. sürüngenlerin ve kuşların sahip olduğu. foster. tanıtım. herkesçe bilinme. psikoloji uzmanı psychopathology = psikopatoloji (anormal davranışlar ya da akıl hastalıkları bilimi) psychophysiological = psikofizyolojik (normal ya da normal olmayan fizyolojik proseslerin zihinsel fonksiyonlar üzerindeki etkisiyle ilgili) psychosocial = psikososyal psychotherapeutic drug = ruhsal bozukluğu tedavi etmeye yarayan ilaç psychotherapy = psikoterapi (hastayı telkin. temin etmek. promotion. vilayet provincial = eyaletlere ait. cezalandırma. supply. 2) hüküm. sağlanan imkanlar.= join pull through = (bir bela veya hastalıktan) kurtulmak / kurtarmak.) purchasing power = alım gücü (birim paranın veya birim çalışma karşılığı kazanılan paranın. 2) reklam. satın alabileceği ticari mallar bakımından kıymeti). basmak published = açıklanmış. asıl gaz değişiminin akciğer içerisinde gerçekleştiği solunum sistemi türü) pulp = kağıt hamuru pulse = 1) nabız. bulmak. buying purchase (isim) = satın alınan şey. akciğere ait pulmonary ventilatory system = akciğerli solunum sistemi (insanların. şart provisional = geçici. tin psychiatric disorder = psikiyatrik bozukluk (akıl ve ruh hastalığı) psychiatrist = psikiyatrist.= neglect.= erect. (Among his purchases were several books. = Satın aldığı şeyler arasında birkaç kitap da vardı. tedarik. ignore provided that = koşuluyla. püskürtmek punching = zımbalama punishment = ceza.= private property public relations = halkla ilişkiler public safety = kamu güvenliği public servant = devlet memuru. kasnak pulmonary = pulmoner. 3) koşul. psikolojik yöntemlerle tedavi etme) psychotic behaviour = psikoz davranış (ağır ruh hastalığı olan bir kişinin davranışı) psychotic episode = psikoz nöbeti (ağır ruh hastalığı nöbeti) puberty = ergenlik dönemi public = kamu. ruhsal psychoactive drug = psikoaktif ilaç (zihinsel prosesler üzerinde etkili olan ilaç) psychological = psikolojik (psikoloji / ruhsal durum ile ilgili) psychologist = psikolog.= withhold provide for = geçimini sağlamak. set up pull in = toplamak. ikna vb. şartıyla province = eyalet. imkan hazırlamak. zıt anl. zıt anl. 3) (elektrik vs. 2) kısa frekanslı ışık huzmesi. gather pull out = çekip / söküp çıkarmak. advertise publish = 1) ilan etmek. zıt anl. quit. render. kalp atışı. koparmak pull out of = (bir yerden)’den ayrılmak / çıkmak.bademci. penal purchase (fiil) = satın alma. ile) şok (verme / gönderme işi) pump out = dışarı pompalamak. eyaletlerle ilgili provision = 1) sağlama. paçayı kurtarmak pull up to / with = (diğer bir yarışmacı vs. ilan edilmiş.= permanent proximity = (pozisyon olarak) yakınlık psyche = (felsefede) ruh. sökmek. şöhret.) ile aynı düzeye gelmek. civil servant public spending = kamu harcamaları (kamu kuruluşlarınca yapılan harcamalar) public square = kent meydanı publication = yayın. halk public apology = kamu önünde özür dileme public decision-making = kamu adına karar alma (işi) public expenditure = kamu harcamaları (devletin kamu yararı için yaptığı harcamalar) public finance = kamu finansmanı public interest = kamu yararı public land = kamu arazisi. memelilerin. 2) yayımlamak. zıt anl. supply. buying power www. destroy. propaganda. açıklamak.com . zıt anl. dışarı çekmek pulley = makara.ÜDS Sözlüğü proverb = atasözü provide (with) = sağlamak. demolish. yayınlanmış pull apart = ayırarak uzaklaştırmak pull down = yıkmak. bring up. leave. temporary. psikiyatr (akıl ve ruh hastalıkları uzmanı) psychic = psişik.

zıt anl. baffling Pyramid of the Sun = Güneş Piramidi (Bugün Meksika sınırları içindeki Teotihuacan antik kentinde yer alan.bademci. stress put forward = 1) önermek. put into effect put into practise = uygulamaya koymak / geçmek put like that = o şekilde ele alınırsa put off = 1) ertelemek. mahkemeye göndermek put out = 1) söndürmek. (She is very good at putting her views over in meetings. = Büyük bir ameliyat geçirdikten sonra. implement. post. spend (time) put in its simplest terms = en basit anlatımla put into effect = yürürlüğe koymak. worsen put the focus on = (bir yer)’e. confuse. postpone. confusing. öne çıkarmak. teste tabi tutmak put together = (parçaları) bir araya getirerek üretmek. (bir uğraşı) sürdürmek. postpone.) ileri almak put high on (one’s) list of priorities = öncelik listesinin üst sıralarına koymak put in = 1) içeri koymak.com . kaydetmek.) asmak.= damage. görüşlerini güzel bir şekilde ifade etmekte çok başarılı. (bir şeyin) anlaşılmasını sağlamak. spare put at risk = tehlikeye atmak. emphasise. eklemek. not vs.) kurmak.= take down. peşinde olma. quit pursuit = izleme. (bir şey yapmaya) zorlamak put right = düzeltmek. onu bitirmek put aside = bir kenara koymak. (Sales began to decline after they put up the prices. exclusively. (kötü bir gidişe vs. dışarı atmak put over = 1) başarılı / güzel bir şekilde ifade etmek / anlatmak. = Fiyatları arttırdıklarından beri satışlar düşmeye başladı. ileri sürmek. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . bütünüyle. defer put pressure on = baskı yapmak. tolerate. chase. hayret verici. put into force put into force = yürürlüğe koymak. 2) (tarihi. toplamak put up = 1) (çadır vs. increase. express put ahead of = (bir şey)’in önüne / ilerisine geçirmek put an end to = (bir şey)’e son noktayı koymak. saklamak. insanların cennete gitmeden önce dünyada işledikleri günahlar için cezalandırılacakları yer Puritan = Püriten (Hıristiyanlık dininde. (There are many inconveniences and pain that have to be put up with after you have undergone a major operation. Protestan Kilise’ye bağlı olan Püritenlik mezhebi ile ilgili) pursue = izlemek. bulmaca. dayanmak.) açmak. sadece. trail. seek. make a record of put emphasis on = vurgulamak. 2) sinirlendirmek.) put up with = tahammül etmek.). raise. yükseltmek. lay.) puzzle (fiil) = şaşır(t)mak. 2) tamamen. tahammül edilmesi gereken pek çok rahatsızlık ve acı olur. chase. saati vs. zıt anl. riske sokmak. 2) (ışık vs. 2) (bir şey)’den soğutmak. geri veya aşağı) koymak. baffle puzzle (isim) = bilmece.) dur demek put across = etkili bir şekilde anlatmak / açıklamak / söylemek. connect put to good use = iyi bir şekilde kullanmak put to the test = test etmek. accomplishment push = itme. aramak. rectify. arttırmak. fikir ortaya atmak. (bir şey)’e odaklanmak put through = 1) (başarılı bir) sonuca ulaştırmak. put across. 2) (telefonda) bağlamak. Aztekler’den kalma büyük bir piramit) www. 2) yazmak. 2) (zaman) harcamak. completely Purgatory = Katoliklik inancına göre. 3) (fiyatı) yükseltmek. repel put on = 1) (elbise vs. yoluna koymak. biriktirmek. 2) (poster. extinguish. peşine düşmek. zorlayarak ileriye götürmek push up = yukarı çekmek / itmek. hayrete düş(ür)mek. convey.= give up. upset put out of = (bir yerden) çıkarmak. add put on trial = yargılamak. propose. lower put a premium on = prim / değer vermek put a stop = bir son vermek. takip. turn on. enter. zıt anl. assert.) giymek.129 pure = saf pure alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin tamamen yitirilmesi durumu purely = 1) yalnızca.= push down. 3) eklemek. risk put down = 1) (yere. birleştirmek. = Toplantılarda. 2) ertelemek. baffle puzzle over = anlamaya / çözmeye çalışmak puzzlingly = şaşırtıcı. ilan. wear. save. tiksindirmek.

topluluk. epey. nicelik. count. (kendisinden bir şey gelen veya beklenen) merci. one fourth quarters = (çoğul kullanılır) mahalleler. (bir metinde) tırnak içinde söz aktarmak www. leave. be eligible (for) qualitative = nitel. sorgulamak. earthquake qualified enough = yeterince vasıflı qualify (for) = (bir iş) için gerekli niteliklere sahip olmak. search question = 1) doğruluğundan kuşku duymak. deprem. amount quantum = (çoğul: quanta) kuantum (fizikte. waiting line quintessence = mükemmel bir örnek quit = bırakmak. müşteri gereksinimleri ve standartların yakalanması konularında çalışmalar yürüten disiplin). madde ile enerji arasındaki ilişkiyi araştıran alanı) quarter = 1) makam. sayıya dökmek.com . 2) tamamen. argue queue = sıra. hak kazanmak. özellikle atomik ve atomaltı seviyelerde. give up. question quest = arayış.bademci. genellikle temel parçacıkların enerji ve momentumlarını tanımlamakta kullanılan bölünemez birim) Q quantum mechanics = kuantum mekaniği (fizik biliminin. yaşanan mekanlar query = sorgulamak. çevre. (You are quite right. quality engineering quantifiable = miktarı belirlenebilir / ölçülebilir quantify = nicelemek. vasıf quality-control = kalite kontrol (özellikle mühendislik ve üretim alanlarında. niteleyici. kutup ile Ekvator arasındaki uzaklık quake = yer sarsıntısı. kantitatif quantitative trait = nicel (kantitat if) özellikler quantity = miktar. semtler. 3) çeyrek. dispute. doubt. halt quite = 1) oldukça.Q Q QQ quadrant of meridian = bir meridyen dairesinin dörtte biri. = Tamamen haklısınız.) quota = kota (alınmasına / satılmasına / üretilmesine vs. izin verilen en az ya da en çok miktar) quote = alıntı yapmak. 2) tartışmak. measure quantitative = nicel. nitelik. kuyruk. vazgeçmek. kalitatif quality = kalite. yön. pek. 2) yer.

decrease. zıt anl. to . RTG radionuclide = radyonüklid (bir elementin radyoaktif izotopu) radius = (çoğul: radii) yarıçap rage = şiddetle devam etmek.= lower. gather. sıra. accidental. zıt anl.= slowly rare = nadir. 2) oran. kökten. az görülür / bulunur. farklı. widespread. belli bir zaman aralığı içinde düşen toplam yağış rainwater monitoring station = yağış izleme istasyonu R raise = 1) yükseltmek. uncontrollable. radioisotope thermoelectric generator. sürat. zıt anl. zıt anl. (örn. safi sahtekarlık rank first = birinci olmak. zıt anl. rate.= common rarely = nadiren. 3) yetiştirmek. dünyanın en popüler şehirleri arasında yer alır. radyasyon radiation portal monitor = içinden geçen araçlarda radyoaktif madde taşınmakta olup olmadığını anlamaya yarayan. . amplitude rash = deride ortaya çıkan kızarıklıklar.= slow rapidly = hızla. (Harry Potter series rank first among the best-selling books of all-time. arbitrarily. elevate. . nispet rate of absorption = emilim oranı www. akın rain down = (yağmur gibi) yağarak düşmek rain forest = yağmur ormanı (yüksek miktarda yağış alan ve yüksek düzeyde biyoçeşitlilik içeren orman) rainfall = bir bölgeye. extraordinarily radioactive = radyoaktif. fundamental radically = alışılmışın çok dışında bir şekilde. birinci sırayı almak rank high = üstlerde olmak. zıt anl.= systematic randomly = düzensiz olarak. surge raid = baskın. sınıflandırmak. tesadüfi. tez. increase. fast. . . rank.) = 1) (bir şey ile) (başka bir şey arasında) değişmek. radyoaktivite ile ilgili radioisotope thermal generator = radyoaktif bozunmadan açığa çıkan enerjiyi kullanarak elektrik üreten jeneratör. bir listede) belli bir sırada olmak. = Istanbul. quick. 2) dizmek. 4) pek çok. . uncommon.bademci. haphazard. (Istanbul ranks among the most popular cities in the world. variety rank = sırala(n)mak. kurdeşen. büyütmek. seyreklik. esaslı. . classify range = 1) seri.= systematically range (from .com . 2) erim. isilik rate = 1) hız. hızlı. arttırmak. nurture. zıt anl. spread out radiation = yüksek hızlı parçacık veya elektromanyetik dalgalar yoluyla enerji iletimi. barely. dal budak sarmış. (sıralamada) yukarıda olmak rapid = çabuk. seldom. menzil.= commonness. 2) (para) toplamak. scarce. zıt anl. rareness. çabucak. = Harry Potter dizisi tüm zamanların en çok satan kitaplarının başında geliyor. . quickly.= under control random = rasgele.= often. infrequency.) rank above / below = (birisi)’nden yüksek / aşağı rütbede / düzeyde olmak rank fake = yüzde yüz sahte. rasgele. collect. güvenlik aramalarında insanların içinden geçtiği metal dedektörlerini andıran bir alet radiation-therapy machine = radyasyon tedavi cihazı radical = radikal. storm. zıt anl. breed. dizi. vary (between .R R RR rabies = kuduz hastalığı race (fiil) = yarışmak race (isim) = yarış racial discrimination = ırk ayrımcılığı racially = ırk yönünden racism = ırkçılık racist = ırkçı radar reflection = radar yansıması (radar cihazının gönderdiği ve hedefe çarpıp yansıyarak radara geri dönen radyo dalgası) radiate = yayılma. 4) (soru) sormak raise doubts = şüphe uyandırmak rampant = alıp yürümüş. 3) mutfak ocağı.).). sıralamak. frequently rarity = nadirlik. . pace. and .

think. = Bu bakteriler kolaylıkla tanımlanabilir. discernible.= unreasonable. hizmet gören reciprocating = karşılık gelen. rapidly. 2) (yemek vs. düşünmek. pick up. willingly. ilgi vs. geri tepme. saymak. uzanmak react to = (bir şey ya da bir kişi)’ye tepki göstermek. suç (onun) üstüne kalmak recent = (yakın geçmişten bahsederken) en son.132 . zıt anl. taşınmaz mal) real time = gerçek zamanlı olarak. geri çekilmek receive = 1) almak.= refusal. rejection recognizable = tanınabilir. acknowledgement. holder receptor = reseptör. respond to. diğeri tarafından bastırılan. container. logical. sound. zıt anl. oppose react with = (bir şey) ile (kimyasal) tepkimeye girmek react chemically = kimyasal reaksiyon göstermek readily = çabucak. = İhtiyacımız olan tek şey sebzelerimizi yetiştirmeye yetecek kadar arazi ve güneş ışığı. (These bacteria can be identified readily. hatırlamak reach back to a 1993 law = 1993’te çıkartılmış bir yasayı gündeme taşımak / yasadan yararlanmak reach up to = uzanarak (bir şey)’e yetişmeye çalışmak. son zamanlarda.= dominant recipe = 1) formül. current. zıt anl. ışın reach = ulaşmak. hesaplamak. onay. 2) (bakım.= slowly. bir hayli. yırtıcı raw = ham. ayırt edilebilir. dengi olan recite = ezberden okumak reckon = sanmak. isteklilik. come reach back (to) = eskilere uzanmak. mantıklı. hazne. en yakın / yeni. withdrawing. neden. uygun miktarda / ölçüde. encouragement rebel = asi reborn = yeniden doğmuş rebound (fiil) = çarpıp geri sıçramak. hazırda / kolayda. hatırlamak. late. fair. late.= give. yöntem. geri tepmek rebound (isim) = 1) çarpıp geri sıçrama. 2) yeteri kadar.ÜDS Sözlüğü rate of damage = hasar oranı rather = oldukça.= past recent finding = en son bulgu recently = yakın zamanda. oldukça. epeyce. acceptance. zıt anl. 2) (resmi olarak) tanımak. easily.) readiness = hazır olma. realise. recovery rebuild = yeniden yapmak / inşa etmek recall = anımsamak. discernibly. arrive. tanıma. işlenmemiş ray = ışık huzmesi. hızla. tasdik etmek ratio = oran ravenous = saldırgan.) reasonably = makul oranda / düzeyde. geri plandaki. için) tarif recipient = alıcı. calculate. acceptably reassemble = tekrar bir araya getirmek reassurance = (bir kişinin) endişelerini gidermeye çalışma.bademci. promptly. regain recognise (as) = (olarak) tanımak. 2) tıbbi çevrelerin ilgisini çekmek receive more than one’s share of smt = payına düşen şeyden fazlasını almak receive the blame = suçlamaya maruz kalmak. remember. distinguishably www. distinguish.com . suçlanmak. somewhat rather than = (bir şey)’den çok / ziyade ratify = onaylamak. identify. reorganize reason = sebep. popülarite. (All we need is a reasonable amount of land and sunlight to grow our vegetables. be aware of. varmak. zamanında. (Do you reckon it is going to rain tomorrow? = Yarın yağmur yağacağını düşünüyor musun?) reclaim = kullanılabilir hale getirmek. 2) gerçekleştirmek rearrange = yeniden düzenlemek.= forget recast = yeniden biçim vermek recede = yavaş yavaş azalmak. canlı. live real wage = reel ücret (enflasyonun erittiği kısım düşülerek hesaplanan gerçek ücret) realize = 1) farkına varmak. çabukluk.) görmek receive medical attention = 1) tıbbi müdahale / bakım görmek. zıt anl. take. remember. alıcı recession = (ekonomide) durgunluk recessive = çekinik. zıt anl. quite. 2) düzelme. lately receptacle = kap. acknowledge. emit. zıt anl. zıt anl. bina vb. distinguishable recognizably = tanınabilir / ayırt edilebilir şekilde.= forget recognise = 1) farkına varmak. cause reasonable = 1) makul. approval. varlığını kabul etmek recognised = kabul gören recognition = kabul. kolayca. seve seve. preparedness reading public = halkın okuyan kesimi readjust = yeniden uyum sağlamak / alışmak real estate = gayrimenkul (arsa.

zıt anl. offer. in(dir)me. öksürük vs. bring up. sığ su kayalığı re-establish = yeniden kurmak. cut down.= coarse. improve refined = 1) rafine. repetition recurrent = yinelenen. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . lower. = Başhemşirenin sözleri. salvage recoverable = yeniden kazanılabilir recovery = 1) (hastalıktan. improvement. diminish. unnecessary. healing. unique recurring = tekrarlayan. mention. tekrarlama. zıt anl. iyileşme. 2) yeniden elde etme.= give in. direct to.bademci. işe almak. revision refraction = (ışık için) kırılma refrain (from) = çekinmek.= deterioration. processed. kaynak. enlist. telafi. unemployed reef = resif. retrieval recovery ward = ameliyat sonrası derlenme (kendine gelme) odası recreate = yeniden yaratmak. integrate. turn to.= increase reduced = azal(tıl)mış. 2) (bir iş için) eleman aramak. 2) işsiz. suggested recommended daily allowance = tavsiye edilen / önerilen günlük tüketim miktarı reconcile = aralarını bulmak. 2) söz etmek. bahsetmek. hastanın durumu ile ilgili kaygısını açıkça yansıtmaktaydı. düzeltmek. 2) ince. zıt anl. canlanmış. sakınmak. revival. uyku vs. (The words of the matron clearly reflected concern over the patient’s situation. kendini tutmak. yeniden bir araya getirmek recommend = tavsiye etmek.= deteriorate.= increase redundant = 1) gereksiz.133 recognized citizen = vatandaşlık haklarına sahip kişi recombine = birleştirmek. repetitive. advice. decrease. indirgenmiş reduced intake = azaltılmış alım / tüketim reduced mortality = azalan ölüm oranı reduction = azal(t)ma. zıt anl. improve reform (isim) = reform.) kurtulma. remark. göstermek. harmonise. yok olmaktan vs. arıtılmış. tazelenmiş. saflaştırma refit = yeniden kullanıma hazır hale getirmek reflect = yansıtmak. get well. kibar. proposal recommended = tavsiye olunur / edilir. improve. istihbarat toplama reconnaissance mission = keşif görevi reconsider = tekrar ele almak. yeniden dağıtmak reduce = azal(t)mak. ileri sürmek. yeniden incelemek reconstruct = (kısmen bilinen bir şeyin) bütününü belirgin hale getirmek. yeniden yapma / düzene sokma record (fiil) = kaydetmek. esnasında tekrar ağza gelmesi) reform (fiil) = ıslah etmek. mention refine = saflaştırmak. düzeltmek. 2) rekor record levels = rekor düzeyler / seviyeler record-breaking = rekor kıran recorded history = kayıtlı / yazılı tarih recount = anlatmak. happen again.) reflection = yansıma reflux = reflü (yenen yemeğin. zıt anl. yenilik. 3) başvurmak. crude. recurrent recycling = geri dönüşüm red blood cell = alyuvar redate = yeniden tarihlemek rediscovery = tekrar keşfetme redistribute = dağılımını değiştirmek. reinstitute recreational = eğlence türünden recruit = 1) asker toplamak. resort to. indirim. restructure reconstruction = yeniden inşa. için) nüksetmek. uzlaş(tır)mak. hikaye etmek. 4) (bir şey) ile ilgili olmak. narrate recover = 1) iyileşmek. employ recruitment = eleman / personel alma recur = (hastalık. teklif etmek. zıt anl.com . tekrarlayan. önermek. (olayları) yerli yerine koymak. avoid. tell. suggest recommendation = tavsiye. geri kazanmak. repeat itself recurrence = yineleme. asker yazmak. indulge refreshed = yenilenmiş. show. purify. suggestion. eski haline dön(dür)mek. 2) kurtarmak. restore refer to = 1) atıfta / göndermede bulunmak. 2) bahis. source.= single. tekrarla(n)mak. zıt anl. öneri. be related to reference = 1) başvuru. remedy. abstain (from). kendine gelmek. (bir şeyin öyküsünü) aktarmak. arıtmak. zarif refinement = arıtma. decrease. guide. revitalized www.= alienate reconfigure = tekrar değiştirmek / ayarlamak reconnaissance = (askeri veya bilimsel amaçlı) keşif. cure. kayda geçirmek record (isim) = 1) kayıt. worsening.

çevre. takviye edici reinstate = eski mevkisini / görevini geri vermek reinstitutionalization = tekrardan bir kuruma / yapıya dahil etme.= exhaustingly refrigerant = soğutucu. düzenlemek. zıt anl. strengthen. connect. view as regard with = (şüphe. deem. turn down. ilk araştırmalarda elde edilen bulguları destekliyor. repeat reject = yadsımak. monitoring. anlaşılmak. fall back relate = 1) (olaylar. unfortunately regular = düzenli. düzene sokmak. tekrar kurumlaştırma reintroduce = yeniden tanıştırmak. (Her surprise registered on her face.com . münasebet relationship = ilişki. without considering regardless of the fact that.= welcome regrettable = üzüntü veren.bademci. depreşmek. kural / kanun koyucu regulatory = düzenleyici rehabilitate = hasarını gidermek. gözüyle bakmak. dismiss. bölge. maalesef. tescil etmek.= desirable regrettably = ne yazık ki. uzman doktora ast). 2) eski kötü huylarına geri dönmek. rule reinforce = desteklemek. hükümdarlık. deny. ’yi tekrar yürürlüğe koymak reintroduction = tekrar ortaya çıkma reiterate = tekrarlamak. yanlışlığını kanıtlamak. zıt anl. reddetmek.) reinforced = güçlendirilmiş reinforced concrete = betonarme reinforcing = destekleyici. (olduğuna) inanmak.= unrelated related to = (bir şey) ile ilgili relating to = (bir şey) ile ilgili olarak relation = bağlantı. devamlı. arrangement. ayarlamak. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) reign = saltanat. gerçeğine bakılmaksızın. insanlar) arasında bağlantı kurmak. messing up regulator = düzenleyici. = Kaza ile ilgili son teknik rapor. rehabilite etmek.= irregular. kontrol. repent. tutarlı. pekiştirmek. believe. (olarak) görmek / değerlendirmek. zıt anl. confuse. zıt anl. ilinti relative (isim) = akraba relative (sıfat) = göreceli www. despite the fact that regardless of their income = gelirlerine bakılmaksızın regenerate = yenilemek. zone. reject.= accept refute = (delillerle) çürütmek. invalidate. istikrarlı. reddetmek. = .134 . consider as. zıt anl. ilişki. pişmanlık uyandıran. denetim. feel sorry (about).= upset. dikkate almak. esef etmek.= weaken. geri çevirme rejuvenate = beslemek. korku vs. mess up regulation = düzenleme. register regret = pişmanlık duymak. zıt anl. . stimulatingly. adjust. zıt anl.= confirm regain = yeniden elde etmek / kazanmak regard = ilgilen(dir)mek. barınak. . 2) (bir şey) ile ilgili olmak. = Şaşkınlığı yüzüne vurmuştu / yüzünden anlaşılıyordu. pay attention. discredit. consider regard as = saymak. in connection. coolant refrigerated chamber = soğutulmuş oda refuge = koruma alanı. (The final technical report of the accident reinforces the findings of initial investigations. geri çevrilmiş rejection = ret. yeniden oluş(tur)mak. with reference to. iyileşmek. 2) kayıt memuru registry = bkz. ayarlama.= confusion. record. zıt anl. inconsistent regular hours = düzenli saatler regulate = denetim altında tutmak. takviye etmek. çalışma. steady. refuse.ÜDS Sözlüğü refreshingly = canlandırıcı / diriltici / umut verici şekilde. regrow region = yöre. unsteady. monitor. alan. tekrar piyasaya sunmak. zıt anl. in spite of.= accept rejected = reddedilmiş. durumlar. have a connection with related = ilgili. . area. bir yasa vs. adjustment. . concerning.) register (isim) = sicil. unfortunate. about regardless of = (bir şey)’e bakılmaksızın / bağlı olmaksızın. consistent. güçlendirmek. canlandırmak relapse = 1) sağlığı kötülemek. pitiful. 2) (bir şeye) sahip olduğu görülmek / gözlemlenmek. bağlantılı. although. işleyiş. preserve refuse = geri çevirmek. location register (fiil) = 1) kaydetmek. sağlamlaştırmak. restore rehabilitation = rehabilitasyon (herhangi bir sebeple çalışma yeteneği azalmış bir organa ya da vücut parçasına. zıt anl. kabul etmemek. arrange. zıt anl. kayıt registrar = 1) İngiltere’de orta konumda hastane doktoru (stajyere üst.) ile bakmak / yaklaşmak regarding = ile ilgili. link. get worse.

= detain. = Davetlerini gönülsüzce kabul ettim. nispeten. unwilling. rescue workers relieve = 1) rahatlatmak. hafifletmek. pitiless. görecelik relativity theory = görelilik (izafiyet) teorisi relax = gevşemek.= ordinary remarkably = dikkate değer bir şekilde. bel bağlama. uneager.= fall asleep remain stable = sabit kalmak. credibility reliable = güvenilir.) basıp yaymak. rapid eye movement remain = değişmeden kalmak.= unreliably reliance = güvenme. 2) kurtarmak. 2) dindar. 3) nöbeti devralan kişi relief supplies = yardım malzemesi relief workers = kurtarma ekibi (çalışanları). bearing. 2) (ilacı bedene) yaymak. = Bugün pek çok işi bilgisayarların yardımıyla başarmaktayız. = Aziz Nikolas’ın kemiklerinin ve diğer kutsal emanetlerinin Demre’deki Aziz Nikolas Kilisesi’ne getirilmesine dair bir plan var. unwillingly. dependence reliant on = (bir şey)’e güvenen / güvenir bir halde. dışarı verme. zıt anl. Nicholas’ bones and other relics back to The Church of St. trustily.) relevance = ilinti. corpse. dindirmek.). gönülsüz. albüm vs. (There is a plan as to bringing St.= slightly remedy (fiil) = çaresini bulmak.com . zira öyle bir olaya katılamayacak kadar meşguldüm. sağlam. yayma. zıt anl. comfort. bağımlı relic = (genellikle manevi değeri olan) kalıntı. (Today we rely on computers to perform innumerable tasks. zıt anl. intensify. discharge. gönülsüzce.) re-make = yeniden / baştan yapmak remarkable = dikkate değer. kutsal emanet. notable. durumunu korumak. ilişki. considerably. merhametsiz.ÜDS Sözlüğü . = Cesedi hiç bulunamadı. depend on. zıt anl. liberate. eager reluctantly = isteksizce. yerinde. = Klinikteki bitmez tükenmez çabaları sonunda bir terfi ile ödüllendirildi. 2) (bir şey ya da birisi)’nin yardımıyla (bir işi) başarmak. bildiri vs. eagerly rely on = 1) (bir şey ya da bir kişi)‘ye güvenmek / itimat etmek / bel bağlamak / bağımlı olmak. unwillingness. insafsız. rescue.= vary remain awake = uyanık kalmak.= aggravate. vermek relentless = 1) bitmez tükenmez.bademci. 3) (haber. imprison. loosen. (Tuberclosis has been one of the most relentless enemies of mankind throughout history. (His remains were never found. extraordinary.= unreliable reliably = güvenilir bir biçimde. zıt anl. appropriate. issue release (isim) = salma / salıverilme. 2) acımasız. 2) yardım. (It was with reluctance that I accepted their invitation because I was too busy to attend any such occasion. yadigar. treat. olağanüstü. stay awake. (bir şey)’e nazaran relatively = göreceli olarak. düzeltmek.= distrust. kurtarmak. zıt anl. din ile ilgili.) relief = 1) ferahlama. zıt anl.= keenness. pious reluctance = isteksizlik. endless. zıt anl. ease. zıt anl. emin. arta kalan. azaltmak. değişmemek remain uncurtailed = azalmadan kalmak remain virtually unchallenged = neredeyse rakipsiz olmak remaining = geriye kalan remains = (çoğul kullanılır) 1) kalıntı(lar). alleviation. zıt anl. gönülsüzlük. dinlenme relaxed pace = yorucu olmayan tempo relay = aktarmak. stay.) piyasaya çıkarmak. rahatlamak. alleviate. belirgin bir şekilde. pass on.135 relative to = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. tarih boyunca insanlığın en merhametsiz düşmanlarından birisi olmuştur. zıt anl.= willing. leftover. (Her relentless efforts in the clinic were at last rewarded by a promotion. noticeably. transmit release (fiil) = 1) salıvermek. zıt anl. merciless. rahatlatma. = Tüberküloz. connection relevant = konuyla ilgili. yatıştırmak. 2) ceset. hesitant. 3) nöbeti devralmak religious = 1) dinsel. ruin. zıt anl. trustworthy. restore www. help. entrust.= irrelevant reliability = güvenilirlik.= willingly. (konuya) uygunluk. harabe. cure. dışarı vermek. yayılmak.= tighten up relaxation = gevşeme.) reluctant = isteksiz. dependable. Nicholas in Demre. nakletmek.) REM = uykuda rüyaların görüldüğü süreç. (film. comparatively relativism = bağıntıcılık. zıt anl. discharge release into = (bir şey)’in içine salmak. ferahlatmak.

typical. credit. yavrulayan. pay back repeat = tekrarla(n)mak. copy. anlatılana göre reporting staff = muhabirlik yapan personel repository = ambar. çıkarmak render = 1) vermek. iyileştirmek repay = geri vermek. çıkarmak.= infertile reproductively = üreme bakımından / ile ilgili olarak repulsive = itici. kılçık vs. değiştirme. give. yavrulamak. hatırlatıcı şey remission = hafifle(t)me. yeniden oluşturan. 2) etkisini geç gösteren remote-control = uzaktan kumanda remote-controlled = uzaktan kumandalı / kumanda edilen remotely = uzaktan. azal(t)ma. tıpkı basım. depo represent = 1) temsil etmek.= worsening remnant = 1) kalıntı. return. repellent. (Will you please repeat what I say? = Lütfen benim söylediklerimi tekrarlar mısınız?). taklit etmek. substitute. exemplary. yerine koyma. multiply. take away.= disreputable reputably = saygın bir şekilde. tekrarlamak yolu ile üretilen şey. relief reminder = hatırlatma. yinele(n)mek. display. şöhret. restore renovation = yenileme. re-establish. substitution replacement kidney = (eskisinin yerine) nakledilecek böbrek replenish = tekrar doldurmak replenishment = (bir kaptaki eksilmiş olan sıvıyı vs. ad. tipik. from a distance. deva. over and over repetition = tekrar. simgelemek.136 .= install. 2) kopya. depict. fruitful. supply. propagate reproduction = üreme. güya. 2) aslına çok yakın ya da tamamen benzeri kopya. zıt anl. uzaktan kumanda ile. unique replace = (bir başkası)’nın yerini almak / yerine geçmek. zıt anl. zıt anl. örneği olmak. duplicate replicate (isim) = 1) yinelenen deney / deneme. recurrent. yenileme. yineleme. bildirmek report (isim) = 1) rapor. = Hikayeleri. temsilci representative democracy = temsili demokrasi (halkın. düzeltmek.bademci. honourably reputation = ün. zıt anl. tadilat rental site = (araç vs. 2) benzerini / kopyasını yapmak. zıt anl. ilaç. make more. alleviation. rivayete göre. esteemed. recurrence repetitive = yinelenen. 3) haber reportedly = bildirilene göre. kararların bu temsilciler tarafından alındığı demokrasi türü) reprocessing plant = yeniden işleme tesisi reproduce = 1) kopyalamak.ÜDS Sözlüğü remedy (isim) = çare.) çoğalmak. according to general belief www. 2) göstermek. 2) belli bir duruma / hale getirmek. için) kiralama noktası reorder = yeniden düzenlemek reorganisation = yeniden düzenle(n)me repair = onarmak. make renew = yenilemek. 2) mümessil.= closely remotely operated = uzaktan kumandalı remoteness = uzak olma removal = yerini değiştirme. yenilemek. respectable. çoğalan. provide. tadilat yapmak. sağlamak. distant. tekrarlayan. tiksindirici. correspond to representation = tasvir.com . change. recondition. çıkarmak. yinelenen deney / deneme. 2) üremek. fertile. çoğalmak. nam. arta kalan şey. yerini alma. (History repeats itself.) doldurma. ödemek. redo. için) temizlemek. 2) parça kumaş remote = 1) uzak. defalarca. replicate report (fiil) = rapor etmek. eliminate. cure. supplant replace with = (bir şeyi başka bir şey) ile değiştirmek. (His stories are too remote from everyday life. relaxation. 2) karne. seçtiği temsilciler aracılığı ile kullandığı. reprodüksiyon reproductive = reprodüktif (üreyebilen). mend renewable = yenilenebilir renewable energy = yenilenebilir enerji renewable resources = yenilenebilir kaynaklar renovate = yenilemek. gündelik hayattan çok uzak. esteem repute = ad.). betimleme representative = 1) örnek. yenileme replica = kopya replicate (fiil) = 1) (hücre bölünmesiyle vs.= single. revolting reputable = saygın. act as. 3) (vücuttan dışarı) atmak. betimlemek. zıt anl. imitate. şöhret reputedly = sözde. replica. egemenliğini. yer değiştirme. = Tarih tekerrürden (tekrardan) ibarettir. replica replication = 1) tekrar(lama). substitute replacement = replasman. 2) (kabuk. ortadan kaldırma remove = 1) ortadan kaldırmak. onarmak.) repeatedly = tekrar tekrar.

karşı koymak. supplies reservoir = hazne. dilek. means respect = 1) (kurala) uymak. dweller. talep. 2) çözünürlük (bilgisayar ekranı. zıt anl. üzerinde bulunmak. claim requisite = gerekli şey. hardy. opposition resistant (to) = dayanıklı.bademci.) respiration = soluma. leftover. dinlenme yeri resort to = (çare olarak bir şey)’e başvurmak. yield to resistance = direniş. relief respond (to) = karşılık vermek.= irresponsible responsive = 1) duyarlı. sakin. employ resource = kaynak. zıt anl. look / be like. solve. 2) ikamet ile ilgili. zıt anl. live. reactive. hava alıp verme respiratory = solunumla ilgili. ihtiyaç. havza. alter reside = ikamet etmek.ÜDS Sözlüğü . içinden geçen elektrik akımına gösterdiği direnç) resolution = 1) karar. hindrance. recover resort = tatil beldesi. hassas. necessity. (bir şey)’i gerektirmek.= immunity. 2) dinlenme rest on = (bir şey)’e dayanmak. oblige. oppose. demand. compel. mola. leftover. obey. zıt anl. demand requirement = gereksinim.= surrender. call for. arta kalan. (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken). be supported by rest with = (bir kişi)’nin sorumluluğunda olmak. dwell residency = 1) ikametgah. dargın. blame. fotoğraf makinesi gibi cihazların detayları görüntüleme kapasitesi) resolve = 1) çözmek. olanak. andırmak. zıt anl. inhabitant residential = 1) yatılı. enduring. (bir şeyin) sorumlusu. solungaç gibi gaz alışverişinin gerçekleştiği kısım) respiratory system = solunum sistemi respite = erteleme. react (to) response = yanıt. supply. remaining residue = artık. demand require = (bir şey) istemek. (The cities of Basle and Brussles are in Switzerland and in Belgium respectively. ask. güçlükleri yenme yeteneği olan resin = reçine resist = direnmek. zorunlu kılmak. 2) karar vermek. reaction responsibility = sorumluluk. offended reserve = saklı tutmak. dirençli.= delicate. (kökünü / temelini bir yerden) almak. reply. (residential area = ikamet alanı. 2) doktorluk ihtisas devresi resident = bir yerde oturan kimse. rica. 2) cevap vermeye istekli.137 request (fiil) = talep etmek. relaxed resting blood pressure reading = istirahat halinde tansiyon ölçümü www. karşı koyma. tender resistivity = özdirenç (birim uzunluktaki bir materyalin. remainder resiliency = esneklik. tepki. be (under) the responsibility of rested = dinlenmiş. dignity. confront. konutlar için ayrılmış bölge) residual = artık. çözüm. rezervuar reset = yeniden ayarlamak / başlatmak re-settle = yeniden yerleşmek. residence. depend on. necessity research = araştırma research position = (üniversitedeki) araştırma(cı) pozisyonu researcher = araştırmacı resemblance = benzerlik. depo. kaynaklar. take after. pause. taşınmak resettlement = yeni bir yere / bölgeye yerleşme reshape = yeniden şekillendirmek. karşılık. (bir şey)’den destek almak.= distinction resemble = benzemek. liability. ask for request (isim) = istek. ayırmak reserves = rezerv. göçmek. oturmak. gücenik. tepki göstermek.= vulgarity respectful = saygılı respective = (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken) respectively = sırasıyla. exemption responsible (for) = (bir şeyden) sorumlu. 2) itibar göstermek. solunuma ait respiratory bronchiole = akciğerlerde hava keseciklerine kadar ulaşan en küçük kanallar respiratory surface = solunum yüzeyi (canlılarda akciğer. kalıntı. elastikiyet.com . 3) azalmak. zıt anl. yükümlülük. withstand. decision. iyiye gitmek. kendini çabuk toparlayan. elasticity resilient = çabuk iyileşebilen. zıt anl.= unresponsive rest = 1) (‘the rest’ şeklinde kullanılır) geri kalan kısım. count on. mesken. regard highly respectability = saygınlık. similarity. = Basel ve Brüksel kentleri sırasıyla İsviçre ve Belçika’dadır. zıt anl. decide.= differ from resent = içerlemek resentful = küskün.

çığır açan. cause resulting = sonuç olarak ortaya çıkan. kazanç. be caused by. zıt anl. sahip olmak. sınırlı. come from result in = (bir şey) ile sonuçlanmak. sürdürme resurgence = tekrar faaliyete geçme. zıt anl. keep in (one’s) mind retaliation = (bir saldırıya) yanıt / karşılık. revive revival = 1) yeniden canlanma. 2) (işlerin vs. karşı saldırı. suppress. restriction. sonuçtaki resume = yeniden başlamak.= relief.= broaden. özel izni olmayan gazeteciler ve halk için yasak bölge ilan edildi. limiting restructure = yeniden yapılandırmak. sınırlamak. modification revitalize = yeniden canlandırmak. hide revelation = 1) açığa çık(ar)ma. restrain.= release.= free.) köklü bir şekilde değiştirme. tutma. 2) akılda tutmak. zıt anl. sınırlı. unlimited. confined. (bir şey)’in sonucu olmak.= forget rethink = yeniden / tekrar düşünmek retire = emekliye ayrılmak retirement = emeklilik retract = geri / içeri çek(il)mek. show.= irreversible revert to = (bir şey)’e geri gitmek. 2) hafızada / akılda tutma. 2) geri verme. eski haline döndürmek. backward. zıt anl. dizginleme. holding. go back.= free. suspend resumption = yeniden başlama.= relieve restraint = kısıtlama. (The town is announced to be a restricted area barred to people and journalists without special authorisation. withdraw return = 1) geri dön(dür)mek. zıt anl.) tersine dönmesi reverse (fiil) = (pervaneyi vs. fix. hold. reaction retardation = retardasyon (zeka vs. tamamen değiştirmek www. parallel. alıkoymak.138 . geri gitmek. 2) vahiy. aksetmek revere = hürmet etmek. aktif hale gelme. ayet revenue = gelir. keep. carry on. (bir şey)’e yol açmak / neden olmak.= abandon. (yeniden) hayat vermek revolt = isyan.ÜDS Sözlüğü restless = hiç durmayan. keeping in memory. zıt anl.) restriction = kısıtlama. uyanış. zıt anl. zıt anl. muhafaza etmek. opposite.) ters yönde çalıştırmak. uneasy. limited. modify revision = gözden geçirip düzeltme. limited. zıt anl. limit. suppression. go over revise = gözden geçirip düzeltmek.com . control. hurried.= forward. ortaya çıkarmak. reconstruct restrain = 1) dizginlemek. change to the contrary reverse (sıfat) = aksi. ters. contrary. reestablish. revival resurrect = yeniden diriltmek / canlandırmak / ortaya çıkarmak. canlanma. eski haline getirilebilir. income reverberate = yankılanmak. kontrol altına almak. enlarge restricted = 1) yasak. zıt anl. yasaklanmış. sınırlamak.bademci. zıt anl. tell. iade etme return to favour = şansı dönmek. hasılat. let go. = Kasaba. zıt anl. diriltme. kararı vs. baskı. iyileştirici. restart. ayaklanma revolution = devrim revolutionary = devrimci. yeniden popüler olmak return to power = iktidara dönmek return to prominence = tekrar ünlenmek / rağbet görmek return to the fore = tekrar ön plana çıkmak reveal = göstermek. control. remake revive = canlan(dır)mak. saygı göstermek reversal = 1) (bir siyasi anlayışı.= set free. disclose. sınırlayıcı. açığa vurmak. için gerilik) retention = 1) alıkoyma. tabuları yıkmak. tiyatro oyunu için) geçmişte sahnelenmiş bir eseri (farklı oyuncular ve farklı yorum ile) yeniden sahneleme. 2) (film. 2) kısıtlamak. keeping. yeniden incelemek. 2) kısıtlı. diriliş. reorganise restructuring = yeniden yapılandırma result from = (bir şey)’den meydana gelmek / çıkmak / doğmak / kaynaklanmak.= covering up. kendinde saklamak. canlandırma. zıt anl. same reversible = geri döndürülebilir.= conceal.= calm. disclosure. curative restore = restore etmek. devrim niteliğinde revolutionise = devrim niteliğinde değişiklik yaratmak. geri. keşif. revival retain = 1) tutmak. diriltmek. revive resuscitation = yaşama döndürme. zıt anl. kalınan yerden devam etmek. (bir şey)’e dönmek review = yeniden gözden geçirmek. forbidden. indulgence restrict = kısıtlamak. healing. huzursuz. limitation restrictive = kısıtlayıcı. zıt anl. yasak. continue. tersine / geri çevirmek. unlimited restricted = kısıtlı. tornistan etmek. peaceful restless leg syndrome = huzursuz ayak / bacak sendromu (huzursuzluk nedeniyle ayakları / bacakları devamlı hareket ettirme hali) restorative = şifalı.= give up.

gülünç duruma düşürmek ridiculous = gülünç. asi. zıt anl. adet rival (fiil) = (birisi) ile rekabet etmek.= decrease rise to importance = önem kazanmak rise to the challenge = zorluklara göğüs germek. (The disease spread right across the country. free from. tatmin edici. mature rise = yükselmek. şekli bozulmayan. prize.). rebel. unsafe. = Hastalık.139 revolve = bir nokta veya eksen etrafında dönmek reward = ödül.= loosely rigorous = özenli. tight. derhal. competitor rivalry = rekabet. kemik yumuşaması ile belirgin bir hastalık) rid of = (bir şey)’den kurtarmak. floppy. zıt anl.= punishment rewarding = doyurucu. dağ silsilesi ridicule = alay konusu etmek. kristalize olabilen ve katalizör görevi görerek siyaniti zararsız hale getiren bir tür enzim) rhyme = uyak. zıt anl. border.= flexible. kalça ve omuz eklemlerinde görülen ve şekil bozukluklarına yol açan eklem iltihabı) rhodanese = rodanaz (hücre ve bakterilerde bulunan. artmak.= left right across = her tarafına. relaxed rim = kenar.) right across the world = dünyanın diğer ucu(ndaki) right away = hemen. (bir duruma vs.) meydan okumaya hazırlanmak risk of infection = enfeksiyon riski (bulaşma tehlikesi) risk-free = tehlikesiz risk-taking = risk alan risky = riskli. firm. deformable rigidity = katılık. = Arap kadınlar oy verme hakları için seslerini yükseltmeliler. satisfactory rewind = geri almak. zıt anl. tırmanmak. eğilip bükülmeyen. küçük dağ sırası. sağlam bir şekilde. ülkenin her tarafına yayıldı.= lax. break free from ridge = (coğrafya terimi olarak) sırt. kurallardan şaşmayan. ayaklanmacı. silly right (fiil) = düzeltmek right (isim) = 1) hak. strictness.bademci. saçma. strict. immediately right from the very start = ta en başından beri right of appeal = temyiz hakkı. el ve ayak bilekleri. (birisi) kadar iyi olmak. isyan rioter = isyancı. sertlik.com . zıt anl. opponent. compete with rival (isim) = rakip. zıt anl. dikkatli. (kaseti) geri sarmak.= lenience rigidly = sıkıca. (et ve diğer yemekler için) fırında pişirmek www. competition RNA = ribonükleik asit (protein sentezinde rol alan genetik materyal). increase. (Arabic women must stand up for their voting rights.= safe ritual = ayin. baş ağrısı. edge riot = ayaklanma.ÜDS Sözlüğü .= left-hand side rightly = haklı olarak. zıt anl. başkaldırı. sağlam. stiffly. insurgent ripe = olgun ripen = olgunlaş(tır)mak. kükreme roast = (kahve çekirdeği vs. correctly right-wing = sağcı rigid = katı. dayanıklı. zıt anl. fastforward rewire = (elektrik tesisatını) yeniden bağlamak / çalışır hale getirmek Reye’s syndrome = Reye sendromu (genellikle çocuklarda. kafiye rhythm = ritm. dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranlarını belirleyen ve sınıflara ayıran uluslararası bir ölçüm birimi) rickets = raşitizm (çocuklarda D vitamini eksikliği ve yeterince güneş ışığı görmeme sebebiyle oluşan. kusma. üst mahkemeye itirazda bulunma hakkı right-hand side = sağ taraf. at once. beat rib = kaburga ribozyme = ribonükleik asit enzimi (diğer RNA moleküllerinin bölünmesinde katalizör olarak görev gören RNA molekülü) rice hull = pirincin dış kabuğu rice-based diet = pirince dayalı beslenme rich in vitamins = vitamin bakımından zengin riches = zenginlikler Richter Scale = Richter Ölçeği (sismolojide kullanılan. için) kavurmak. sert. ayak. zihinsel işlevlerde bozukluk gibi belirtilerle başlayıp kısa zamanda bilinç kaybı ve ölüme uzanabilen akut hastalık) rhetorical = söz sanatına özgü rheumatoid arthritis = romatoid artrit (genellikle el parmakları. zıt anl. sıkı. relieve rid (oneself) of = (kendini) (bir şey)’den kurtarmak. muhtemelen virüs enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen. throughout. ribonucleic acid roar = gürleme. 2) sağ (taraf).

yy ile M. about. mühendislik. aşağı yukarı. nonsense.= frail. aleyhinde konuşmak.ÜDS Sözlüğü rob (of) = yağma / talan etmek. exhaust. destroyed. 2) (ilacı damarlara vs. dinç.) enjekte etmek run about = etrafta koş(uş)turmak run aground = karaya oturmak run away from = (bir yer / birisi / bir şey)’den kaçmak. önlemek. hamam. bazilika gibi binaların yüzde doksanından fazlasının yapımına önayak olmuş. Myra gibi tanınmış antik kentlerde kalıntıları görülebilen tiyatro. weak rogue = beklenmedik. elemek. use up. yıkmak. construct ruin (isim) = yıkım. expire run over = 1) ezmek. para ve ölçü birimleri konusunda standartlar geliştirmiş. gözden geçirmek run through = 1) çabucak tüketmek. yoksun bırakmak.= restored. kökünü kazımak. S. harabe.= accurate. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarından biri) Roman times = Roma Devri (M. take. sound. sıkıntılı. elinden almak. güçlü. Aspendos. 1. rota routine = rutin. devre dışı bırakmak. ortadan kaldırmak.bademci. tükenmek. 2) hukukun üstünlüğü rule of survival = hayatta kalma kuralı rule out = yok saymak. tahrip. 2) (zaman) geçmek. çöküş. hukuk. exact. 3) (bir şey) ile çalışmak. go bad rotary = dönel. çalıştırmak. yy içerisinde savaşlardan uzak. 3) engebeli roughly = kabaca. 4.= restore.com . Ö.= include ruler = 1) ülke yöneticisi. decide rule of law = 1) hukuk kuralı. engellemek. Roma’ya veya Roma Devri’ne ait Roman Empire = Roma İmparatorluğu (M. precise. manage. zıt anl. o ailede sıkça görülmek run off the same system = aynı sistemi kullanarak çalışmak run on = 1) durmadan konuşmak. refah içinde yaşatarak “Roma Barışı” diye bir kavramın oluşmasını sağlamış.= accurately. 30 ile M. saçmalık. büyük ekonomik ve askeri gücü ile egemenlik alanındaki halkları özellikle M. mimari alanlarında derin kültürel izler bırakmış. kendi başına buyruk. strong. 2) taşmak. 2) cetvel ruling = 1) yasa. israf etmek. zıt anl. 2) azal(t)mak. delip geçmek. küçül(t)mek run in a family = bir aileye ait bir vasıf / özellik olmak. yaklaşık olarak. 2) (personel. 3) tekrarlamak.140 . bit(ir)mek. güzergah. hüküm. operate on run out (of) = 1) yit(ir)mek. yıkıntı halde. 2) hüküm verme. 2) kraliyet ailesi rubber bullet = plastik mermi rubber-coated = plastik kaplı rubbish = 1) saçma. 2) çerçöp. kural. approximate. gürbüz. garbage ruin (fiil) = harap / perişan etmek. 2) zor. zıt anl. Makedonya’dan Mezopotamya’ya kadar tüm bölgeleri. = Korkarım ki antibiyotiğimiz tükendi. destroy. 2) (bir işi) sırayla yapmak rotation = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dönme. 2) (kılıç. tüketmek. döşediği taş yollar ile birbirine bağlamış. yıkılma. kalıntı. steal robotics = robot bilimi robust = sağlam. yy arasında tüm Akdeniz havzası çevresine egemen olmuş ve edebiyat. (eleman ya da ekin türünü değiştirme işi) rough = 1) kaba. operate. ekin vs. reconstructed ruins = yıkıntı. 2. Türkiye’de bulunan Side. 2) geçerliliğini yitirmek. Ö. bıçak vs. için) rotasyon. unexpected rogue state = uluslararası antlaşmaları tanımayan. devastate. pierce www. exclude. hükmetmek.). S. döküntü. zıt anl. devastated. pass. karar alma run = 1) işletmek. düzen bozucu ülke role model = rol modeli. exactly route = hat. deplete. (I am afraid we have run out of antibiotics. judge. use up. zıt anl. more or less. örnek alınan kişi veya şey roll (on / by) = (zaman için) geçip gitmek Roman = Romalı. zıt anl. düzen (aynı işin / işlerin belli aralıklarla tekrar edilmesi) routinely = rutin olarak row = sıra. Perge. çalmak. downfall ruined = harabe halinde. approximately. yönetmek. 376 yılları arasında kalan dönem) root out = ayıklayıp atmak. dizi royalty = 1) imtiyaz / patent / telif hakkı / ücreti. escape from run counter (to) = (bir şeyin) aksi yönünde olmak / seyretmek run down = 1) kötülemek. S. ile) delmek. remains rule = karar vermek. takribi. decompose. kökünden sökmek rot = çürümek. (bir eksen etrafında) dönen rotate = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dön(dür)mek. meydan vermemek. derelict.

decrease running cost = işletme maliyeti running water = su tesisatından sağlanan / akan su runway = pist. uçak pisti. taşra. acele et(tir)mek. kentsel olmayan. zıt anl.bademci. acele etme rushing = hızla akan rush hour traffic = trafiğin en yoğun olduğu saat(ler) www.ÜDS Sözlüğü .= fall. köy hayatına ait. zıt anl. raise. hurry. increase. kırılma rural = kırsal. hızla akmak rush (isim) = koşuşturma. tear apart rupture (isim) = yırtık.141 run up = art(tır)mak. zıt anl.= urban rush (fiil) = 1) koşarak gitmek. linger. yırtmak.com .= delay. rise. break. yüksel(t)mek. tarmac rupture (fiil) = kırmak. 2) saldırmak. kırık.

zıt anl. depressing. güvenli. hazardous safe haven = güvenli sığınak safeguard = korumak. tatmin edici. depressed. kollamak.= danger. forfeit sad = üzgün. sufficiently. 2) temizleme. inadequacy. scant scarcely = nadiren. zıt anl. acceptable. kıt. specimen sampling = örneklem(e) sanction = 1) yaptırım.bademci. skala scale model = ölçekli model scaling = pullanma. = O benim arkadaşlarımdan biri değil. söz gelimi scale = ölçek. derece. Norveç.= unsaturated fat saturation = doyma. hijyenik hale getirme sassafras = Kuzey Amerika ve Asya’da yetişen bir tür küçük ağaç satellite = uydu satellite-borne = uyduya yerleştirilmiş S satiate = doyurmak. muhafaza etmek. maddeleri atom seviyesinde görüntülemeye yarayan mikroskop scant = sınırlı. zıt anl.= dangerous. İsveç ve Finlandiya’yı içeren yarımada) scanning tunnelling microscope = kuantum tünelleme yöntemiyle çalışan. zıt anl. mabet sandstone = kumtaşı (kum tanesi büyüklüğünde mineral veya kaya tozlarından oluşmuş bir tortul kayaç türü) sandstorm-scoured = kum fırtınaları tarafından aşındırılmış. hardly.= abundance www. sağlıkla ilgili sanitary condition = hijyen. güçlükle. hazard safety rule = emniyet kuralı. rare.= insane sanitary = sıhhi. try sample (isim) = örnek. onu çok az tanıyorum. 2) onay.= enough. himaye etmek. zihinsel bir hastalığı olmayan. zıt anl. temizlik sanitary sewer = sıhhi kanalizasyon tesisatı sanitation = 1) sanitasyon (temiz. fullness satiety centre = (beyindeki) doyma / tokluk merkezi satisfactorily = tatmin edici bir şekilde. give up. security. ample scar (fiil) = yara izi bırakmak scar (isim) = yara izi scarce = az bulunur.) scarcity = kıtlık. rewarding. emdirmek saturated = doymuş saturated fat = doymuş yağ. limited. adequate. rezil. shameful Scandinavia = İskandinavya (Kuzey Avrupa’da. example. karar sanctuary = kutsal yer. adequately.= unsatisfactory. zıt anl. pul pul olma scan (fiil) = 1) taramak (ışınların hareketini algılayan bir aygıtla görüntülemek). hijyenik olma hali). zıt anl. ceza. üzücü. sergi salonu sample (fiil) = denemek. yetersiz. az. protect safely = güvenli bir şekilde safety = emniyet. utanç verici. güvenlik. çok az. az bulunma. numune.= unsatisfactorily.= abundant. emniyet yönergesi sail = yelken sales literature = satış sloganları. doygunluk save up = bir süre içinde yavaş yavaş biriktirmek say = örneğin.= cheerful safe = emniyetli. secure. I scarcely know her. reklam / tanıtım yazıları saline = tuz içeren (serum ve benzeri sıvı) salinity = tuzluluk derecesi salmon farming = çiftliklerde somon balığı yetiştiriciliği salon = salon. barely. rezalet. 2) yakından incelemek browse. yakın inceleme scandal = skandal. kum fırtınaları sebebiyle erozyona uğramış sane = aklı başında.S S SS sacred = kutsal sacrifice = feda etmek. poorly satisfactory = doyurucu. zıt anl.com . deficiency. kanun. harmless. inadequate. (She is not a friend of mine. doygunluk. tatmin etmek satiation = doygunluk satiety = doyum. zıt anl. kepazelik scandalous = skandallarla / kepazeliklerle dolu. look through scan (isim) = tarama. refuge. poor saturate (with) = doyurmak. zıt anl.

2) fırsat. perdelemek. mühürlemek.= fundamental. strategy. period seasonal = mevsimlik. araştırma. sight scene of disaster = felaket bölgesi scenery = doğal manzara scenic = manzaralı scent = koku. block off seamount = sualtı dağı (zirvesi de dahil. range. primary www. extent. conceal screening = tarama. monitor. hide. saha. şüphecilik schedule = program. 2) koltuk seaward = denize doğru seaweed = deniz yosunu second year running = üst üste ikinci yıl secondary = ikinci derecede. = Eğer bir mutluluk planı başarısızlığa uğrarsa. bir mevsime özgü seat (fiil) = otur(t)mak. oturacak yer sağlamak seat (isim) = 1) (herhangi bir konuda otorite olan) merkez (şehir. ürkütücü scatter = serpmek. human nature turns to another. smell.bademci. sahne. tarife. eskiden denizciler arasında yaygın olan bir hastalık) sea bindweed = denize yakın kumullarda yaşayan pembe-mor çiçekli asma türü bir bitki seabed = deniz dibi seafloor = deniz tabanı seafood harvest = deniz mahsulleri hasadı seal (fiil) = 1) sızdırmayacak / ayrılmayacak şekilde birleştirmek. education science fiction = bilimkurgu scientific = bilimsel scientific definition = bilimsel tanım scientific discovery = bilimsel buluş scientific potential = bilimsel potansiyel scoff at = (bir şey) ile alay etmek. olanak score = puan scores of = çok sayıda (score = 20. 2) mühür seal off = sızdırmayacak şekilde kapamak. düzen. korumak. alan. tarama testi screw thread = vida dişi (vida bedeninin çevresindeki sarmallardan her biri) script = el yazısı scroll = parşömen tomarı / rulosu scrutiny = derinlemesine inceleme. heykel. (belirli niteliklere sahip şey veya kişilerin kapsamlı araştırmalar sonucunda belirlenmesi) screening programme = tarama programı (belli bir hastalığı belirleme amacıyla insanların muayeneden geçirilmesi / taranması) screening test = eleme testi. subordinate. tırmalamak scream = çığlık screen = 1) incelemeden geçirmek. görüntü. subsidiary. scores of = yirmilerce (düzinelerce gibi bir ifade)). dağıtmak. sekonder.ÜDS Sözlüğü . ikincil. investigation scuba diver = (oksijen tüpü ile dalan) balıkadam. saçmak. felaket. olay. (If one scheme of happiness fails. essential. tertip. 2) burs school = ekol. 2) mühürlemek seal (isim) = 1) fok. tali. kurum vs. dönem. (bir şey)’i küçümsemek scope = 1) kapsam. okul schooling = eğitim. insan doğası bir başka plana yönelir. faaliyet alanı. 2) kırbaç scouring = aşındırma scrape = sürtmek scratch = kaşımak. yaymak. zıt anl. odour sceptic = şüpheci kimse sceptically = kuşkucu bir şekilde. disperse scattered = (oraya buraya) dağılmış. akademisyen scholarship = 1) bilim.143 scare = korku scare away = korkutup kaçırmak scarlet fever = kızıl hastalığı scary = korkutucu. 2) gizlemek.) schizophrenia = şizofreni hastalığı scholar = bilgin.com . heykeltıraşlık scurvy = iskorbit (yetersiz C vitamini alımına bağlı. dispersed scene = manzara. suspiciously scepticism = kuşkuculuk. mevsim. lots of scourge = 1) bela. dalgıç sculpt = heykel yapmak sculpture = yontu. tamamı denizin altında bulunan dağ) seaport = liman sea-route = deniz yolu seashell = deniz kabuğu season = sezon. ders programı scheduled = programlanmış scheduled for = (belli bir zaman)’da (gerçekleştirilmek üzere) programlanmış / planlanmış scheme = hareket planı. proje.). yayılmış.

144 . kanına girmek. peşine düşmek. yakalamak. release. . seyrek. esrar secrete = salgılamak secretion = salgılama. = Bol miktarda et yesin / yedirin / yediğinden emin olun. ilaçla sakinleştirmek sedation = (yatıştırıcı bir ilaçla) yatıştırma. sakinleştirme sedative = sakinleştirici. seçki. kesim. ele geçirmek. take. zıt anl. ayrım seismologist = sismolog (deprembilimci) seize = tutmak. try (to).= often selected = seçilmiş selection = seçim. inquire. appear to be seemingly = görünüşe göre. appear to seem to be = gibi görünmek. seçme şeyler bütünü. zıt anl. 2) aramak. (bir şey) getirtmek. dilim. support. bölüm. hook onto seizure = (sara vs. part secular = laik (dinsel konular ile devlet yönetimini ayrı tutan) secure = güvence altına almak. olduğundan emin ol(un). summon www. bir şey yapmak için uğraşmak seek waiver = (aleyhte bir kuralın / kanunun uygulanmasından) vazgeçilmesini istemek. discriminatingly. hastalıklar nedeniyle geçirilen) nöbet seldom = nadiren. ensure securities = menkul kıymetler (bir finansal değeri temsil eden banknot. haysiyet self-maintenance = kendini idame etme. yarıyıl semiconducting = yarı iletken özellik gösteren semiconductor = yarı iletken (elektronik devre üretiminde kullanılan bir tür malzeme) semi-dome = yarım kubbe seminal = kendisinden sonrakilere kaynak teşkil eden türden (araştırma / çalışma) semi-saline = yarı tuzlu semi-settled = yarı yerleşik semi-transparent = yarı-saydam send for = (birisi)’ni çağırtmak. catch. parça. sağlamak.= give up. carefully self-confidence = kendine güven self-esteem = özsaygı. (See to it that he eats plenty of meat. çökelti seduce = ayartmak. help seed = tohum seed coat = tohum kabuğu seek = 1) (bir şey yapma)’ya çalışmak. free seize on = alıp kullanmaya hevesli olmak.com . collection selective = seçici (kişi). öncesi) uyutmak. tahvil gibi belgeler) security = güvenlik. örn.= dependent self-supporting = kendi kendine yeterli semester = sömestr. pursue seek to do smt = bir şey yapmaya çabalamak. sedatif (ilaç) sedentary = hareketsiz olarak devamlı oturan. salgı sect = mezhep sectarian = mezhepler ile ilgili.bademci. kendi kendine bakma self-perception = kendini idrak / algılama / kavrama self-replicating = kendi kendini çoğaltan self-satisfaction = kendinden hoşnut olma self-sufficient = kendine yeterli. kesit. dilim segregation = fark gözetme. look for. rarely. hisse senedi. yardım etmek. . gizem.ÜDS Sözlüğü secondary condition = ikincil sağlık sorunu (bir hastalıktan kaynaklanan nispeten daha önemsiz ikinci bir rahatsızlık. get. düşük kalitede secret = sır. pek az. (bir tür) taviz / ödün beklemek seeker = arayan kişi seem to = (bir şey yapar) gibi görünmek. apparently seep = sızmak segment = parça. ele geçirmek. mezhepsel section = kısım. kesim. take over. özellikle itinayla seçilmiş (şey) selectively = seçici olmaya çalışarak.) see off = (bir kişiyi) geçirmek / uğurlamak / yolcu etmek see through = (zor bir durumda) desteklemek. zıt anl. diyabete bağlı gelişen böbrek yetersizliği) second-hand smoke = pasif sigara dumanı (sigara içmeyen insanları etkileyen sigara dumanı) second-rate = (kalite bakımından) ikinci sınıf. grab. kısım. baştan çıkartmak sedum = damkoruğu bitkisi see at a glance = ilk bakışta görmek / farkına varmak see (to it) (that) = . titizlikle. oturarak geçirilen / yapılan sediment = tortu. ayrı tutma. (bir şey) olduğu anlaşılmak. araştırmak. protection sedate = (hastayı operasyon vs. el koymak.

break-up. dizilmiş sequencing = sıraya sokma serene = berrak. farklı. serve service (isim) = hizmet. kıdemli / üst düzey senior management = kıdemli / üst düzey yöneticiler sensation = 1) duyu.) sequenced = sıralanmış. unrelated. yerleş(tir)mek.) koymak / belirlemek. exciting. hüküm sentence of death = idam kararı sentence smo to (a punishment) = ceza vermek. infirm senior = yaşça büyük. embark (on). sezmek. 2) yazarak kaydetmek. servis serving = porsiyon session = (tedavi. set off.= foolishly sensitive = duygulu. geriye atmak. postaya vermek. unconnected. emotional. amaçlarla yapılan) oturum. emotion. = Ressamın tabloları. bir gruba ait olma hissi sense of humour = espri / mizah anlayışı sense of pattern = desen anlayışı sensibility = ayırt etme yetisi.= stay. sıra. fit into. established. seri. zıt anl. duygu. hassas. başlatmak. thickskinned sensitively = duyarlı şekilde.= united separation = ayrılma. dizi set a good example = iyi örnek olmak. establish. 2) yolcu etmek send out for = (bir şeyin) gönderilmesi için sipariş vermek send smt tumbling = bir şeyi devirmek / yıkmak Senegal = Senegal (Batı Afrika’da yer alan bir ülke) senescence = yaşlılık. girişmek.) göndermek.bademci. 2) (ateş için) yakmak set (isim) = seri. tartışma. birbiri ardına gelmek. aklı başında. zıt anl. sekans. halt www. birbirini izlemek. akla uygun. birbirinden uzaklaştırma. (The paintings of the artist are exhibited in a chronological sequence. reasonably. zıt anl. record set down to = (bir şey)’i bir nedene bağlamak set foot = (bir işe / yere) adımını atmak set in = 1) (hastalık vs. opinion separate (fiil) = ayırmak. duyarlılık sensible = mantıklı.= insensitive. significant serious health consequence = (bir şeyin sonucu olarak ortaya çıkan) ciddi sağlık problemi seriously = önemli ölçüde. 2) heyecan uyandıran olay. grasp sense of community = topluluk / birliktelik duygusu. delicate. yola koyulmak. zıt anl. için) kalıcı hale gelmek. dizi. 3) yola çıkmak set out = başlamak. ciddi miktarda serve (to) = (bir şey)’e faydası olmak / hizmet etmek. (bir şey)’e yaramak. hassas biçimde. yerleştirmek. huzurlu. duyarlık.= unify separate (isim) = (birbirinden) ayrı. order sequence (isim) = ardışıklık. perceive.145 send off = 1) (mektup. begin. delay set down = 1) (kural vs. hassasiyet. eli ayağı tutmaz olmuş.= unification separatism = ayrılıkçılık septic sore throat = septik (mikrobik) farenjit sequence (fiil) = sıralamak. 2) (bir işe) girişmek. sympathetically sensitivity = duyarlılık. zıt anl.= foolish. bağımsız.com . fix in set in motion = harekete geçirmek. sensual sentence = karar. sıra serious = ciddi. alıngan. duyarlı. dingin. birbirinden uzaklaştırmak. split. peaceful series = dizi. sansasyon sense = algılamak. emotion. (bir şey)’e mahkum etmek. zıt anl. iptal etmek set back = (ilerlemesini) geciktirmek. kronolojik bir sıra içerisinde sergilenmiş. akıllıca. kenara bırakmak. start set off = 1) çalıştırmak. celse set (fiil) = 1) ayarlamak. sınav vb. düşünce. realistic. zıt anl. insensible sensibly = mantıklı bir şekilde. yerleşmek. start. anlamak. tranquil.ÜDS Sözlüğü . bölmek. zıt anl. develop. provide service (fiil) = hizmet etmek. leave. 2) yerine otur(t)mak.= insensitivity sensory neuron = duyusal nöron / sinir sensory response = duyusal tepki sensuous = duyulara hitap eden. cevap vermek. senesans senile = bunak. 2) feshetmek. punish smo with (a punishment) sentiment = duygu. become. responsiveness. …olarak hizmet etmek serve to = (bir şey)’e yaramak serve up = sağlamak. durgun. temin etmek. start. fix. perform serve a purpose = bir amaca hizmet etmek serve as = görevini görmek. önemli. rational. başlatmak. ayırma. iyi bir örnek oluşturmak set aside = 1) bir tarafa koymak. feeling. paket vs. commence.

= soft. 2) bozmak. decide on settlement = 1) yerleşim yeri. gently. sharply. aniden büyük miktarda shatter = 1) paramparça etmek. kesim. biçmek shearing = kesme. pure. sakinleşmek. ancak. zıt anl. 2) ödeme. dwell. ruin shear = kırpmak.= abundance shortcomings = eksiklikler. build. scarcity.com .) kurmak. üstünden atmak shed (isim) = 1) sundurma. başarısızlık. found. difficult. institute. açık. yalnız. diffuse. harshly. korunaklı shield (fiil) = korumak. zıt anl. 2) uslanmak. 2) (ayın) karanlık tarafında shaft = şaft. deficiencies shortcut = kestirme. hard. siper olmak. erect. payment sever = ayırmak. rigid. . şiddetli. zıt anl. his hand was severed. mutabık kalmak. geçici short-lived benefit = kısa ömürlü fayda shortness of breath = nefes darlığı short-term = kısa vadeli / süreli. şiddet. ayrılmak. katı. sığ shape = şekil share (fiil) = paylaşmak share (isim) = 1) kısım. sternly. değişmek. şiddetle. many. various severe = sert. smash. zıt anl. 2) sığınmak. deficit. mil shake = sarsmak. take refuge (in) shelter (isim) = sığınak.146 . complete sheer nonsense = safi saçmalık shell = (yumurta. tam. resolve settle back = çökmek. = Ağaç keserken eli koptu. yola gelmek. kısa süreli.) dökmek.bademci. switch from . 2) keskin bir şekilde. demolish. pek çok. (While he was chopping wood. . yön değiştirmek. shortage short-lived = kısa ömürlü. inhabit. 3) (ışık vs. yakın zamanlı. zıt anl. (yün) kırkmak. yönelmek. için) kabuk shelter (fiil) = 1) korumak. kop(ar)mak. deficiency.= softly. calm settle on = (konusunda) karara varmak.= long-term short-term memory = kısa süreli hafıza www. kıtlık. participate in shark = köpekbalığı sharply = 1) sertçe. alter shift from … to . community. inşa etmek. kısa yol shortfall = eksik. (bir olay)’a ışık tutmak shed new light on = (bir şey)’i yeni bir anlayışla açıklamak / aydınlatmak sheep-rearing = koyun yetiştirme sheer = saf. seriousness sewage = pis su. harap etmek. korunak sheltered = korunmuş. misfortune. karara varmak / bağlamak.)’yi aydınlatmak.) several = ikiden çok. tüy vs. lağım suyu. tuzla buz etmek. 3) hangar shed light on = (bir olay vs. 2) pay share a common origin = ortak bir köke / geçmişe sahip olmak share in = pay sahibi olmak. waste sewerage = kanalizasyon sewing machine = dikiş makinesi sextant = sekstant (eskiden genellikle gemiciler tarafından kullanılan ve yıldızlar arasındaki açısal uzaklıkları ölçerek yön bulmaya yarayan alet) shadow = gölge shadowed = 1) gölge altında. ciddi. gemi ile gönderme shipyard = tersane shock wave = şok dalgası shoot (fiil) = ateş etmek shoot (isim) = filiz. zıt anl. to . dikmek. örtmek. . harshness. halis. leniently severity = sertlik. ciddiyet. barınak. gözyaşı. serious. disappointment. bina vs. cover. çökerek yerleşmek settle down = 1) (bir yere) yerleşmek / yerleşmeyi tamamlamak. harshly. kırkma shed (fiil) = 1) (yaprak. 2) baraka. sallamak shallow = derin olmayan. sürgün shop display material = dükkanda sergilenecek malzeme shoplifting = dükkanlardan mal çalma shortage = eksiklik. break.= breakthrough setting = 1) (bir romanın vs. çok. iskân etmek. abolish setback = aksama. kusurlar. firm. switch. 2) (bir şey)’i aydınlatmak (bilgi vermek). conclude. 2) ortam. konusunun geçtiği) mekan ve zaman. mild severely = sertçe. salyangoz vs. = (bir şey)’den (bir şey)’e kaymak. zıt anl. çözmek.= destroy.) yaymak. rol almak. 2) halletmek. dekor settle = 1) (bir yere) yerleş(tir)mek. shift position = pozisyon değiştirmek shipping = gemicilik. 4) (bir şey)’den kurtulmak. kır(ıl)mak.ÜDS Sözlüğü set over = (bir şeyi bir şeyin) üstüne yatırmak / koymak set up = (sistem. sapmak.= lightly. . protect shield (isim) = kalkan shift = kaymak. .

belirti. önemli ölçüde. basit. açık yürekli. signal. concurrently. concurrent simultaneously = aynı anda (olan / yapılan). zıt anl. kayda değer miktarda protein sağlar. unimportant. eşzamanlı. frank. important.= stupid shrine = kutsal yer.= different similarity = benzerlik.= confront. kötü www. bury. injection should demand exceed supply = talep arzdan fazla olursa shoulder = sırtlamak show off = gösteriş yapmak. önemli. akin (to). uncomplicated. bir. eşzamanlı.147 short-wavelength = dalga boyu kısa olan shot = 1) fotoğraf. imza etmek sign (isim) = işaret. one.= insignificant. bunun gibi.= difficulty simplistic = (gerçekçi olmayan ve aşırı bir şekilde) basite indirgenmiş. zıt anl. importance significant = kayda / dikkate değer.com . clever. conceal. zıt anl. indication sign language = işaret dili signal = (bir olayın) sinyalini vermek. elementary. bilgisayar ortamında canlandırılması) simultaneous = aynı anda. zıt anl. difficult simplicity = sadelik. sicklemia side benefit = faydalı yan etki side effect = yan etki. açıkgöz. yatır. örtmek. resemblance. şekerleme sift out = inceleyerek bir grubu diğer bir gruptan ayırmak. belirtmek. caka satmak show up = 1) gözükmek. 2) (bir toplantı vs. görme yetisi. avoid.= slightly.) significantly = epeyce. gizlemek. genuine.= comprehensive simulation = simülasyon (belli bir durumun veya koşulların. gömmek. substantially. scene sign (fiil) = imzalamak.= insincere. evade shut down = kapamak. 2) azal(t)mak.= consecutively sincere = içten. çekme shroud = kaplamak. close down shuttle = mekik Siberia = Sibirya (Kuzey Rusya’da bir bölge) sibling = kardeş Sicily = Sicilya (İtalya’ya bağlı bir ada). zıt anl. sort out.= complicated. türbe shrink = 1) (kumaş vs. 2) enjeksiyon. considerably.= distinction similarly = keza. benzer. diminish shrinkage = 1) fire (üretimde kullanılmak üzere (kesilme vb.= expose. adverse effect side with = (bir şey / birisi)’nin tarafını tutmak / yanında yer almak sidestep = (bir şey)’i bertaraf etmek. samimi. 2) anlamına gelmek. iğne. signify significance = önem. classify sight = görüş. zıt anl. zıt anl. appear. quiet.= disappear. meydana / ortaya çıkmak. değeri(ni) azal(t)mak. yağdırmak shrewd = kurnaz. zıt anl. geleneksel silikon malzeme yerine silikon-yalıtkan-silikon düzeninde bir tabakalanmanın kullanıldığı yöntem silver-clad = gümüş kaplı similar (to) = yakın.)’ye gelmek / katılmak. alike. seek siesta = siesta (İspanya ve Latin Amerika’nın İspanyol etkisi altındaki kesimine özgü geleneksel öğle uykusu).= audible. habercisi olmak. artful. faaliyetini durdurmak. zıt anl. plainness. synchronically. indicate. vision. show. çalılık shun = (bir şey)’den uzak durmak. Sicilia sick = hasta. = Et. rahatsız sickle cell anaemia = orak hücre anemisi (genetik bir bozukluk sebebiyle alyuvarların orak şekilli olması sebebiyle oluşan anemi). benzer şekilde. 2) (yıkandıktan sonra kumaşta meydana gelen) küçülme. avoid. insignificantly signify = 1) göstermek. için) çekmek. bypass. attend shower = (bir şey)’e boğmak. loud silicate sheet minerals = silikat levha mineralleri (granitin aşınması ile oluşan. genellikle ince pullar halinde bulunan mineraller) silicon solar cell = silikon güneş pili (temel malzemesi silikon olan güneş pili) silicon-on-insulator technology = yarıiletken üretiminde. (bir şey)’den kaçınmak. false single = tek. zıt anl. picture. contract. manzara. easy. zıt anl. individually sinister = uğursuz.bademci. zıt anl. considerable. dar kapsamlı. oldukça. sole single digit = tek haneli (sayı) single-storey = tek katlı singly = tek başına.ÜDS Sözlüğü . mean.) işlemlerden geçirildikten sonra hammadenin arta kalan kısmı). likewise simple = sade. (Meat offers a significant amount of protein. zıt anl. reveal shrubby = çalı ile kaplı. stand for silent = sessiz. basitlik. gösterge. büyük oranda. zıt anl.

(Black smog reduced visibility to about fifty metres.) small bowel obstruction = ince bağırsak tıkanması small intestine = ince bağırsak small-scale = küçük çaplı smart = zeki. kalın dilim / levha slack water = (akıntının olmadığı) durgun su slam = şiddetle (ve gürültü ile) çarpmak slap = vurmak.) es geçmek. insignificantly. yoksulluk batağına saplanmak sinus headache = sinuzal başağrısı (sinüslerin tıkanması ya da enfekte olması nedeniyle çekilen başağrısı) sit on = (bir şikayetin.) (yemek.com . = O GSM firması bir aydır yaptığım şikayetin üstüne yatıyor. ehil skin = deri. için) azalmak. (skeletal size = iskelet büyüklüğü) skeletal system = iskelet sistemi skeleton = iskelet sketch = skeç (asıl tasarım veya resim hakkında fikir vermek ve planlamayı kolaylaştırmak amacıyla yapılan kabataslak çalışma). müşteri sayısı vs. (He was slurring his words like a drunk.) smoke inhalation = duman inhalasyonu (duman soluma) smoke plume = havada uzanan duman smoking-related = sigaradan kaynaklanan smoothly = pürüzsüzce. odaya vs.= master slavery = kölelik sleep aid = uyumaya yardımcı ilaç sleep apnea = uyku apnesi (uyku sırasında solunumun zaman zaman 15-30 saniye süren kesintiler göstermesi) sleep face-down = yüzükoyun uyumak sleep on one’s side = yan yatarak uyumak sleep through = (bir gürültü vs. ’ye rağmen) uyumaya devam etmek. zıt anl. 4) bölge. şantiye. beceri. dumanlı sis. çarpmak slave = köle. işlevsel.) üstüne oturmak / yatmak. zıt anl. (bir işi vs. yerleşim. (okul) asmak. kayarak gitmek slight = ufak ve ince yapılı. iskeletle ilgili. azalma. decrease.) kaçmak / girmek slippage = performans düşüklüğü. (That GSM company has been sitting on my complaint for a month. ability skilled = yetenekli. slide slip into = (gırtlağa. düşüş sloping = meyilli slot = (uçak için) sefer slotting = yarık / delik açma slowdown = yavaşlama. ’de) belirgin düşüş slur = sözü ağızda geveler gibi konuşmak. avoid. tokat atmak. toz. 3) inşaat sahası. big. zıt anl. (bir şey boyunca) uyumak sleepiness = uyuklama hali slender = ince uzun slide = kaymak. yüzeysel.) sit with an upright trunk = gövde dimdik olacak şekilde oturmak site = 1) yer. dragging. böcek vs. kroki skilfully = becerikli bir şekilde.bademci. 2) sit alanı. cilt skin stimulation = (bir ağrıyı dindirmek vs. seviye vs. expertise. talebin vs. ’de) kaymak. yetenekli. göze. = Siyah sis görüş mesafesini yaklaşık elli metreye düşürdü. location site-specific = mekana özgü situation = durum. için akupunktur yönteminde olduğu gibi) derinin uyarılması2 skip = (gidilmesi gereken bir yere) gitmemek. cilalı zemin vs. kesat. brilliant Smart Cut = akıllı kesim tekniği (yarıiletken üretiminde kullanılan ve SOITEC adlı bir firma tarafından geliştirilmiş olan özel bir kristal kesim tekniği)3 smelt = madeni eritmek smog = (endüstrinin yol açtığı) kirli hava kütlesi. decline sluggish = yavaş. state of affairs sizeable = oldukça büyük. bir parça. su. = Bir sarhoş gibi kelimeleri ağzında geveliyordu. 2) batmak sink into poverty = yoksulluğa düşmek. küçük slightly = az miktarda. bölüm. havasız bırakmak www.148 . retardation. a little. tiny skeletal = iskelete ait.= small. escape ski-resort = kayak tatili beldesi skull = kafatası skylight = dam penceresi skyscraper = gökdelen slab = inşaatta kullanılan kalın ve yassı parça. esir. taslak.= active. oy. marifetli. kayma. zıt anl. vaziyet. durgun.= immensely slip = (ıslak. energetic slump = (fiyat.ÜDS Sözlüğü sink = 1) (değer. sorunsuzca smother = boğmak. kulağa. işlem yapmayı geciktirmek. large. hüner. maharetle skill = ustalık.

merely solicitor = avukat solid (isim) = 1) katı madde / hal. 2) cisim (yüzeyleri arasında tamamen kapalı bir hacim oluşturan üç boyutlu şekil) solid (sıfat) = 1) katı. up to now.) so far as possible = mümkün olabildiğince. eğer mümkünse so little is known = o kadar az şey biliniyor ki so long as = sürece. as long as so that = öyle ki ….= unreliable. . müddetçe. glide so-called = 1) sözde. to date so far as = kadar. için) tek başına (yapılan) soluble = çözünebilir. yuva sodium chlorate = sodyum klorat (renksiz bir tuz olup ayrık otlarını yok etmek için ve antiseptik olarak kullanılır). adı verilen (fazlaca bilinmeyen şeyler için). yegane. (So far as I am concerned. iş bulma. . (It was one of his so-called friends who supplied him with the drugs that killed him. mak için. lonely solo = (gösteri vs. (up) until now. süzülerek uçmak. in order that SO2 = sülfür dioksit (volkanlardan ve kimi endüstriyel işlemlerden ortaya çıkan.bademci.ÜDS Sözlüğü . topluluk. alışveriş merkezleri gibi) sosyal mekanlar socialisation = sosyalleşme socially-minded = sosyal kaygılar güden. çevre için zararlı.) soccer = futbol social ill = sosyal sorun. = Bu “süper virüs” denilen şeyin ne kadar zararlı olduğu henüz bilinmiyor. şu ana kadar. bugüne dek. as far as. mek / . bozuk yumurtaya benzeyen kokusu ile tanınan bir gaz). tek. = Bana kalırsa / göre. tek başına. NaNO sodium thiosulphate = sodyum tiyosülfat (fotoğrafçılıkta kullanılan bir tür kimyasal madde) soft tissue = yumuşak doku soften = yumuşatmak software = yazılım (bilgisayar programı) soil = toprak(lar) soil core samples = topraktaki tabakalanmayı görmek amacı ile çıkarılmış silindir şekilli örnek soil-marks = topraktaki izler solar = güneşle ilgili solar cell = güneş paneli / pili (güneş ışığından elektrik elde etmeye yarayan cihaz) solar system = Güneş Sistemi solar year = güneş yılı (365 gün) solar-type = güneş benzeri soldier = asker sole = yalnız. sound. sulphur dioxide soar = yükselmek. tek başına. (It isn’t yet clear how destructive this so-called “super virus” is. social problem social isolation = toplumdan soyutlanma social psychologist = sosyal psikolog (toplumsal şartların insanlar üzerindeki etkisini araştıran bilim insanı) social safety net = sosyal güvenlik ağı (vatandaşların temel ihtiyaçlarını güvence altına almak amacıyla devletin sağladığı sağlık.com . 3) bütün solid wood = masif ahşap solidarity = dayanışma. . 2) sağlam. . insanları düşünen society = dernek. artmak. . ona uyuşturucu sağlayan sözde arkadaşlarından birisiydi. = Onu öldüren. yalnızca. . only solely = sadece. ascend.149 smuggle = kaçakçılık yapmak. evsizleri barındırma gibi hizmetlerin bütünü) social scientist = sosyal bilimci (dünyanın ve yaşamın insani ve toplumsal yönlerini inceleyen bilim insanı) social space = (parklar. eriyebilir www. just. belli bir şekle sahip olma solitary = yalnız. kadarıyla. only. zıt anl. ağız ve çeneyi içeren ileri çıkık kısım. . in order to so far = şimdiye kadar.). . birlik solidity = elle tutulur olma. . gümrükten kaçırmak snack on = (bir şeyler) atıştırmak sniff = koklamak. NaClO3 sodium nitrite = sodyum nitrit (özellikle et ve balık ürünlerinin boyanmasında kullanılan ve kanserojen olduğundan şüphelenilen madde). koku almak amacıyla burundan hızlı hızlı nefes almak snore = horlamak snoring = horlama snout = hayvanlarda burun. toplum socioeconomic status = sosyoekonomik statü (bireyin bir toplum içindeki ekonomik durumu) socket = oyuk. güvenilir. reliable. (yukarıya) fırlamak. 2) denilen. nozzle snowfall = bir bölgeye belli bir zaman aralığında yağan toplam kar miktarı snowflake = kar tanesi so as to = (bir şey) yapabilmek için / yapacak şekilde.

= general specifically = özel olarak. reasonable. (bir miktar)’dan biraz fazla somewhat = biraz. yön. 2) makul. insansız uzay aracı) space shuttle = uzay mekiği space sickness = uzay tutması (uzayda yerçekimsiz ortamda bedenin dengesini sağlayamaması sonucu bulantı. zıt anl. güvenilir. classify. akla yakın. kışkırtmak. kaplıca space = uzay space port = uzay limanı space probe = uzay sondası (küçük. in some way. origin. numune spectacle = 1) görülecek / görülesi şey. healthy. dominion soybean = soya fasulyesi spa = ılıca. glowingly sparsely = seyrek bir şekilde. komplike. zıt anl. refined.= generally specified = belirlenmiş specify = 1) belirlemek. gelişmiş. set off sparklingly = pırıltılı bir şekilde. yatıştırmak. stretch span (isim) = 1) süre. kurum soothe = sakinleştirmek. thriftily.= unhealthy. reliable. yoluna koymak. sınıflandırmak. solve soul-deadening = ağır depresyona neden olan sound = 1) sağlam. baş dönmesi gibi belirtiler ile ortaya çıkan rahatsızlık) space-bound = 1) uzayda mahsur kalmış. astonishing www. bir yolunu bulup. root. rafine. 2) koşul olarak öne sürmek.= extravagantly spark (fiil) = tetiklemek. bedensel (zihinsel değil.= densely spatial = uzaya ait / uzaysal / mekanla ilgili (uzaklık. indicate.= insolvable somatic = somatik. bozulma sovereignty = egemenlik. = Onun iyileşmesi. profession species = (hem tekil hem çoğul) cins. 3) karış spare = kıymamak. pharyngitis soreness = ağrı. elaborated. provoke spark (isim) = kıvılcım spark off = harekete geçirmek. fena sort out = 1) düzenlemek. halledilebilir. especially. harika. bir dereceye kadar sooner or later = er (ya da) geç soot = is. for some reason. fair sound barrier = ses duvarı (ses hızı) sound interesting = ilginç görünmek / kulağa ilginç gelmek source = kaynak.ÜDS Sözlüğü solute = solüt. wonderful. relieve / save (from) sparingly = tutumlu bir şekilde. supply souring = ekşime. (tatsız bir şeyden) kurtarmak. köken. zıt anl. görkemli. tür specific = belirli. (Her recovery has somehow encouraged others who are suffering from the same ailment. vücudun fiziki yapısıyla ilgili olan). particularly. 2) (roket vs.= excite.com . complex. her nasılsa aynı hastalıktan muzdarip diğer insanlara da cesaret verdi. aggravate sooty = isli. zıt anl. particular. solid. distinct. certain. zıt anl. için) uzaya doğru yükselmekte spacecraft = uzay aracı space-related = uzay ile ilgili span (fiil) = (bir süreyi) kapsamak. secure. intelligent. bir yandan bir yana uza(n)mak. belirtmek. calm.bademci. zıt anl. safe. çözelti (bir solüsyon içinde çözünmüş madde) solvable = çözülebilir. kötü. kurumlu.= simple. resolvable. 2) (sorun vs. sağlıklı. stipulate specimen = örnek. özellikle. her nasılsa. 2) yaklaşık. duration. alan gibi mekana veya içindekilere ait (özellikler)) speak directly to this important question = doğrudan bu önemli soruna eğilmek / bu önemli sorun ile ilgili olmak special effects = özel efektler specialisation = uzmanlaşma specialisation of labour = işgücünün uzmanlaşması specialist = uzman specialize in = (bir konuda) uzmanlaşmak specialty = uzmanlık alanı. (a somatic disease = bedensel bir hastalık) some = 1) bazı. particular somehow = bir şekilde. term. 2) dehşet verici manzara spectacular = muhteşem.150 . advanced. mantıklı. 3) tam.) something of a battlefield = zorlu bir savaş alanı something over = (bir miktar)’ın biraz üzerinde. ateşlemek. naive sophistication = olgunlaşma.) çözmek. pinpoint. ince zevk sahiplerine hitap eden. duman rengi sophisticated = ileri düzeyde. trigger. unreliable. ease. gelişmişlik sore throat = farenjit. brilliantly. zıt anl. settle. 2) köprünün ayakları arasındaki açıklık. esaslı. zıt anl. nedense. vücutta kırıklık / kırgınlık sorry = üzücü.

disseminate. beautiful.= reduction spring from = (bir şey)’den kaynaklanmak. istila etmek. mantar ve bazı bitkilerin yaydığı üreme hücreleri) spot (fiil) = seçmek. dürtüklemek.) sürmek. calculated spontaneously = aynı anda sporadically = münferit. ekmeğe reçel vs. visible spectrum of light = göz ile görülebilen ışığın kırmızıdan mora kadar olan tonlarını içeren gruplandırma). zıt anl.com . zıt anl. örn. sıkışarak girmek www. anında yapılan. ruin. dağınık. emerge spring up = türemek. birdenbire meydana gelmek. fast. (yerini) bulmak. emerge. extract. gorgeous split (into) = (ikiye. iç içe daireleri andıran sarmal şekil spiral nebula = sarmal yapılı yıldız takımı spiralled = sarmal şekilli. impair. zıt anl. globe. 2) daireler çizerek dikine düşmek. küreye benzer. 3) (yün. (küçük) yer spouse = (evlilikte erkek ya da kadın) eş spray = fışkırtmak.= delay. 2) alan spherical = (şekil itibarı ile) küresel. ponksiyon. yayarak püskürtmek spread (fiil) = yay(ıl)mak. detect. dönme hareketi spinal column = belkemiği.= disappear. press. accelerate. help sponge = sünger spongy = süngerimsi spontaneity = kendiliğinden oluş spontaneous = spontane. sarmak. spekülasyon yapmak speculation = spekülasyon (kaynağı belli olmayan ve / veya dayanağı güçlü olmayan iddia). rengi vs. turn. berbat etmek / olmak. automatic. disperse. zıt anl. break up. yaygınlaşmak. konuşma için gerekli kas ve eklem hareketlerini koordine eden bölümü). come / pull apart. omurga. divide. tek tük. kent vs. kendiliğinden olan.151 spectator = seyirci. come / bring together split = çatla(t)mak. expansion.) böl(ün)mek / ayırmak / ayrılmak. divide (into). teşvik etmek. bürümek. 2) (köy. retard speedboat = sürat motoru speedily = hızlı / çabuk bir şekilde. burgulu spirit = 1) ruh. zorlayarak almak. zıt anl. nokta. yar(ıl)mak. 3) büyü spend on = (bir şey için) para harcamak spending = harcama spending power = alım gücü sperm = sperm (erkek üreme hücresi) sperm whale = kaşalot balinası (eskiden özellikle yağı için avlanan iri. break up (into). gruplara vs.= slowly spell = 1) süre. kaplamak.= planned. örmek spin (isim) = dönüş. için) spekülasyon. ticari değer vs. düzensiz spore = spor (alg. 2) anlam. (over a wide spectrum of our lives = hayatlarımızın çok farklı alanlarında) speculate = (elde yeterli veri olmadan bir şey hakkında) fikir yürütmek. Broca’s center speed up = hızlandırmak. (duvara boya. izleyici spectrum = spektrum. unplanned. tahmin speech defect = konuşma bozukluğu speech motor centre = motor konuşma merkezi (beynin. birarada gösteren bir çeşit gruplandırma. çabuklaştırmak. 3) gayret.bademci. sıkmak. spinal kolon spinal cord = spinal kord (omurilik) spinal tap = omurilik sıvısı almak için iğneyle yapılan girişim. heves spirometer = spirometre (nefes ölçer) spleen = dalak splendid = harika. üçe.= enhance. incite. trigger spy = casus spying = casusluk square = 1) kare. 2) nöbet. yaygınlaşma. zıt anl. locate spot (isim) = bölge. (borsa. expand. circulate. için) eğirmek. görmek. quickly. yırtıcı ve genellikle siyah renkli bir balina türü) sphere = 1) küre. zıt anl. için) meydan square root = karekök squeeze = ezmek. originate. tayf (pek çok farklı değeri. dağılmak. globular spice = baharat spicy = baharatlı spin (fiil) = 1) dön(dür)mek. pamuk vs. suyunu çıkarmak. rotate. extort squeeze into = dar bir geçitten içeri girmek. fade spring-loaded = yay ile kurulmuş spur = mahmuzlamak. zıt anl.= join spoil = boz(ul)mak. muhteşem. 2) kitap / dergi sırtı spinning wheel = çıkrık (eskiden yün eğirmekte kullanılan çark) spiral = dönerek genişleyen.ÜDS Sözlüğü . böl(ün)mek.= join. puncture spine = 1) omurga. zıt anl.= shrink spread (isim) = yay(ıl)ma.

sabit. (iş) kurmak. ifade etmek.bademci. vaziyet statute = kanun.= unstable.ÜDS Sözlüğü Sri Lanka = Sri Lanka (Hindistan’ın güneyinde yer alan bir ada ülkesi) stabilisation = sabitlenme. phase staged play = sahnelenmiş oyun staggering = çok şaşırtıcı. investors now stand to lose heavily. (Owing to the global crisis. 2) demeç. devamlı. istikrarlı.= variation stability = sağlamlık. lekelemek stained = (örn. 3) ifade. olarak) çalışmaya başlamak start up = (bir işe) başlamak. zıt anl. ün. renklendirme. duruş. dull starvation = şiddetli açlık. sade. kumaş ya da ün için) lekelenmiş staining = boyama. indistinct starkness = ıssızlık.= finish. (I am sorry. zıt anl. consistent. shaky. absolute. yanılmışım. durum. evre. pos. tüzük. begin.= fuzzy. çıplaklık. kural stay = kalmak stay away = geri durmak steadily = tutarlı / istikrarlı / devamlı bir şekilde. set off. astonishing. otur(t)mak. zıt anl. invariably. amazing. public hospital state of affairs = işlerin durumu.= ordinary. form state assets = devlet malları / varlıkları state hospital = devlet hastanesi. found startling = çok şaşırtıcı. renkli madde vererek işaretleme stammer = kekelemek. değişmeyen. I stand corrected. end start out (as) = (. zıt anl. . sağlam. yerine geçmek. 2) hal. açlıktan ölme / öleyazma.) stand for = simgelemek. (bir şey)’den sorumlu tutulmak. durum. = Özür dilerim. döküman. expression statesman = devlet adamı stationary = hareketsiz. boşluk start off = başlamak. neredeyse inanılmaz. yerinde duran. starving starve = aç bırakmak / kalmak. dengelenme. kararlı. tezgah stand a chance = şansı olmak stand accused of = (bir şey) ile suçlanır durumda olmak. karşı karşıya olmak / kalmak. . katıksız. settle. zıt anl. zıt anl. keyfiyet state of awareness = bilinçli olma / uyanıklık hali state of emergency = acil durum state of war = savaş hali statement = 1) belge. açlıktan ölmek starve to death = açlıktan ölmek starving = açlık çeken. represent stand in awe of smo = birisine korku ile karışık hayranlık duymak stand in the way of = engel olmak. regularly. = Küresel kriz nedeniyle yatırımcılar ağır kayıplarla karşı karşıyalar / yatırımcıları ağır kayıplar bekliyor. akla yatmak stand up to / against = karşısına dikilmek. zıt anl. unsteady. be bound (to). 2) boy. unsteadily www. 2) (devlet kuruluşundaki) kadro stage = aşama.) maddesi staple food = başlıca / en önemli yiyecek starboard = sancak tarafı (sağ).com . signify. kıpırdamayan stationery = kırtasiye statistical = istatistiksel statistics = istatistik(ler) statue = heykel stature = 1) başarı sonucu kazanılmış önem. downright.) stand = stand. korkusuzca karşı çıkmak Standard Oil Trust = Standard Petrol Tröstü (ABD’de 1870-1911 yılları arasında faaliyette kalan kendi zamanının en büyük petrol şirketi) standardize = standartlaştırmak standstill = durma noktası staple = temel (gıda vs. düzey. steadiness.152 . katılık. zıt anl. balance stable = tutarlı. başlangıç yapmak. göze çarpmak stand to reason = makul olmak. be blamed with stand corrected = yanılmak. dengele(n)mek.= falteringly. stutter stamp out = yok etmek. express state (isim) = 1) devlet.= instability stabilize = sabitle(n)mek. açlık çekme state (fiil) = belirtmek. approach stand to do smt = (bir şey) yapacak olmak / yapması beklenmek. açlık çek(tir)mek. attitude. variable staff = 1) personel. zorlaştırmak stand out = öne çıkmak. safha. geciktirmek. yasa.= port stark = gerçekleri (olduğu gibi) yansıtan. eradicate stance = tutum. astounding stagnant = durgun stain = boyamak. endam status = statü. beyanat. steady. begin.

= relax. taş işi storage = depolama storage site = depolama bölgesi store (away / up) = saklamak. keskin tırmanış. zıt anl. sertlik. excite. tedbir. değişmeyen. kolay. zorlanma.= unsteady. stimulus. sinsi. secretive. aşırı gerilme.) stereotype = klişe / basmakalıp stewardship = organizasyon stick to = (bir şey)’e bağlı / sadık kalmak stickiness = yapışkanlık sticky (isim) = not vs. consistent. karıştırmak. ocak stow away = (gemide. originate from stent = stent (genellikle tıkalı damarları genişletmek için kullanılan bir tür ince tüp) step = önlem. 2) yine de.= easy. silent. nevertheless stillborn = ölü doğmuş still-life = natürmort (basit bir düzenleme içinde meyve. rigidness stifle = boğmak. çok gayret etmek. bastırmak. (There has been a steady improvement in her condition. stable. çok hızlı ve ani yükseliş steer = (direksiyon. teşvik etmek. zıt anl. ardiye. uçakta) gizlice yolculuk etmek stowaway = kaçak yolcu straight away = derhal. inspire. hisse senedi piyasası stockbroker = borsa simsarı (başka kişi ve kuruluşlar adına borsada işlem yapan kimse) stoke = ateşe kömür atmak stolen = çalıntı. harekete geçirme. 2) apaçık. specify stipule = yaprak sapının dibindeki çift yaprakçık stir up = kışkırtmak. prevent. sabit. slack stiffness = sağlamlık. depolamak storehouse = ambar. condition. bulandırmak. istikrarlı. zıt anl. invigorating stimulation = uyarma. provoke stock = hisse (senedi). candid. hemen şimdi. strive. zıt anl. zıt anl. stress.bademci. mal stock exchange = menkul kıymetler borsası (hisse senetleri ve başka menkul kıymetlerin alınıp satıldığı organizasyon) stock market = borsa. zıt anl. struggle. uyarıcı. speed up. even now. calm. measure step out = dışarıya adımını atmak step up = arttırmak. zıt anl. firmness. sağlam. sessiz. uyarıcı madde stimulate = uyarmak. rigid. 2) (kendini) zorlamak. encouragement stimulator = uyarıcı. vapour steam room = buhar odası steep = dik. reviving. hala. gerginleştirmek. motivate.= unstrain www. gelişmesini engellemek. sessiz. rage storm (isim) = fırtına stove = fırın.com . sert steep jump = yüksek sıçrama. devamlı. teşvik. durgun. stretch.ÜDS Sözlüğü . fırtına gibi esmek. shaky. stable. depo storm (fiil) = şiddetle saldırmak.= evasive strain (fiil) = 1) germek.153 steady = tutarlı. dayanıklılık. hot stomach = mide stomach upset = mide bozukluğu stonework = taş. teşvik eden şey. gizlisi saklısı olmayan. uyarım. motivator stimulus = (çoğul: stimuli). = Durumunda istikrarlı bir düzelme var.= complicated.) steal a glance at = çabuk ve fark ettirmeden bakmak stealthy = kendini fark ettirmeyen. simple. çoğaltmak. uyarıcı şey sting = (böcek için) sokmak stink bomb = koku bombası stipulate = şart koşmak. yazmak için kullanılan bir yüzü yapışkanlı kağıt sticky (sıfat) = yapışkan stiff = katı. silent steam = buhar. muhafaza etmek.= active. dümen vs. hızlandırmak. şişe gibi basit objeleri konu eden resim) stimulant = uyarıcı. açık sözlü. hareketsiz. choke. zıt anl. sıkı. spur. ile) yön vermek stem = (bitki için) sap. immediately. uyaran. right away straighten = (eğri bir şeyi) düzel(t)mek straightforward = 1) basit. suppress stifling = boğucu still = 1) dingin. (The police step up security at airports = Emniyet güçleri havaalanlarında güvenliği arttırdı.= discourage stimulating = canlandırıcı. hard. beyin sapı stem cell = kök hücre stem cell line = kök hücre dizisi / serisi stem from = (bir şey)’den gelmek / kaynaklanmak.

2) stres. gariptir ki stranger = yabancı strap = kemerle bağlamak stratification = tabakalanma. exclusively. mücadele etmek stubby = kısa ve kalın stud (fiil) = çıtçıtla iliştirmek.) stupendous = muazzam. rigorous. power. tamamen. dayanıklı. support. inme strong nuclear force = güçlü nükleer kuvvet (nötronların ve protonların iç bütünlüğünü koruyan temel fiziksel kuvvet) strontium = stronsiyum (havayla temas ettiğinde sarı renge dönüşen. gayret etmek. zıt anl. yapısal.= weakness strengthen = güçlendirmek. knock. come upon. zıt anl. saplama. gümüşi beyaz renkli bir alkali metal) structural = yapısal. relaxed strict symmetry = tam bir simetri strictly = tartışmasızca. katı. yerme. (go on strike = greve gitmek.) strike (isim) = grev. sıkı. müthiş sturdy = sağlam. gürbüz. yayılmak stretch back = eskilere uzanmak strict = 1) tam. zıt anl. septik (mikrobik) farenjit. (The poor man was struck by lighting. sıkı. reinforce. belli bir türe bağlı bir organizma grubu) strained = gergin. (obey the rules strictly = emirlere harfiyen uymak) strictly speaking = doğrusunu söylemek gerekirse stricture = kınama. ulaşmak. strict stringer = geçirgen kaya stringy = lifli. ipliksi strip (of) (fiil) = soymak. discover. sohbete vs. criticism. tiring. kısım. sağlamlaştırmak. 2) çarpmak. kaplanmış stream = 1) akım.= ordinary stringent = sert.= weaken. condemnation strike (fiil) = 1) bulmak. katı bir şekilde. dikkat çeken. göz kamaştıran. emphasise. demanding stressor = stres etkeni (strese sebep olan etken) stretch (along) = (boyunca) uzanmak stretch (fiil) = ger(il)mek stretch (isim) = 1) (zaman) dilimi. boyutlarda vs. outstanding. 2) bölüm. sermaye yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan ve geçici değil. kağıt vs. geliştirmek. affect. invigorate. birebir.) başlamak. stress. underline stress fracture = stres kırığı (uzun süre yürüyüş sonucunda oluşan kırık) stressful = gerginlik yaratan. tabakalar halinde bulunma stratosphere = stratosfer (atmosferin ikinci tabakası) stratospheric = stratosfer ile ilgili streaked = düzensiz çizilmiş. 3) suş (benzer gruplarla arasında küçük farklar bulunan. strive = çabalamak. exact. temel structural unemployment = yapısal işsizlik (genellikle gelişmekte olan ülkelerde.= weak stutterer = kekeme. 2) sert. için) şerit. (nispeten dar ve ince) hat / yol vs.ÜDS Sözlüğü strain (isim) = 1) gerginlik. current. undermine strenuous = yorucu. 2) dere. çıkarmak. etkilemek. heavy strep throat = streptokokus bakterisinin boğazda yol açtığı enfeksiyon. grev yapmak) strike a good bargain = iyi bir ticaret yapmak. kalıcı özellik taşıyan işsizlik)4 structure = yapı structured = biçimlendirilmiş. etki bırakmak.com . endeavour stroke = felç. move. dayanıklılık. astonishing. saplanmış çubuk. struggle. entirely. firm. yapısallaştırılmış.= lax. tutturmak stud (isim) = 1) dikme. tight.154 . altını çizmek.bademci. hayret verici stunningly = akıl almaz (şekilde. ağır. zıt anl. çalışma stunning = nefis. solid. begin striking = göze çarpan. = Zavallı adamı yıldırım çarpmış. parça stretch (into) = (boyunca) uza(n)mak. stresli. tension. 2) damızlık erkek hayvan (genellikle at) study = araştırma. zıt anl. sıyırmak strip (isim) = (kumaş. kurallara tam olarak uyan. zor. uğraşmak. yapılandırılmış struggle = çabalamak. uğraş vermek. çay strength = güç. iyi kar elde etmek strike up = (müzik çalmaya. stammerer www. stressed strait = boğaz (birbirine yakın iki kara parçası arasında kalmış deniz geçidi) straitjacket = deli gömleği strangely = işin tuhafı. septic sore throat stress = vurgulamak. hit.

daldırmak. replacement. öznel. asıl anlam. sunma.) substrate = enzimin bağlanarak reaksiyona girdiği madde substratum = (çoğul: substrata) alt tabaka. dikkat entegrasyonu ve ağrı duyusu gibi bazı kompleks fonksiyonlardan sorumlu limbik yapılar)5 subject = 1) denek.) submersion = suya batma / dalma. accomplish. izlemek. entity.= disprove. ince ayrıntı. doğanın yerine geçebilir. suppress subgenual cingulate = girus singuli (beyinde korteksin bir parçası olup algılama. diminish. deny substitute (fiil) = yerine koymak. insidious subtlety = incelik. zıt anl. presentation. prove. ample. oldukça çok. establish. 2) boyun eğmek. zıt anl.= small substantially = önemli ölçüde. livelihood.) subsequently = sonraları. exchange. like www. (zaman için) uzun. su altında. = O patlamalar bizim ayrılışımızdan sonra olmuş olmalı. essence substantial = önemli. surrender. considerably. submit to. detail subtly = azıcık. üslup ile ilgili subconscious = bilinçaltı subdue = (bir korkuyu. significant. banliyöde bulunan succeed = 1) takip etmek.= previously subset = alt küme subside = dinmek. esas. = Yeni vergi kanunu alışveriş alışkanlıklarımızı önemli ölçüde değiştirecek.155 stylistic = üslupsal. slightly subtropics = subtropikal / ılıman bölgeler suburban = banliyöye ait. surrender sub-Saharan = Sahra altı (Büyük Sahra Çölü’nün güneyi) subscribe (to) = abone / üye olmak subscription = abonelik subsequent = sonraki. mevzu subject matter = konu subject to = (bir şey)’e maruz bırakmak. comprehensive succumb to = (birisi ya da bir şey)’e yenilmek.ÜDS Sözlüğü . = Sadece sanat. effectively succession = birbirini izleme. = Sıklıkla sübvanse edilen iş alanları arasında tarım. 2) öz. resist such as = … gibi. present. follow. consecutively succinct = kısa ve öz. suya dalmış. zıt anl. konut inşaatı ve bölge geliştirme yer alır. material.bademci. consecutive. ekmek kapısı. = Bu denizaltı sekiz hafta boyunca su altında kalabilir. boyun eğme. (zaman ya da sıra olarak öncekini) takip eden. zıt anl. belli belirsiz. becermek. temel subtle = ince. sonra gelen. dizi. incelikli. housing and regional development. (Those explosions must have been subsequent to our departure. replace substitute (isim) = (bir şeyin veya kişinin) yerine geçen. zıt anl. ease off. zıt anl. mali yardım / destek subsistence = (kıt kanaat) geçinme. zıt anl. give in. çöküntü subsidize = sübvansiyon yoluyla desteklemek. sübvanse etmek. sequence successive = peş peşe. teslim olmak.) substantiate = kanıtlamak. teslim olmak. art arda. manage successfully = başarılı şekilde.com .) bastırmak. azalmak. yedek.= conquer. (bir şey ya da birisi)’nden sonra gelmek. sular altında kalma submission = 1) arz. sustenance subsistence production = temel ihtiyaçlar için üretim subsoil = yüzeyin hemen altındaki toprak subsoil wealth = yeraltı zenginlikleri substance = 1) madde.= precede. (Only art can be a substitute for nature. afterwards. 2) deniz dibi submerge = batırmak.= thorough.= interrupted successive generation = gelecek nesil successively = peş peşe / üst üste / arka arkaya gelen / olan. zira biz hiçbir şey duymadık. bol. isteği vs. narin. sunmak. epey. su altında bırakmak submerged = suya batmış. fark edilmesi zor. (Commonly subsidized fields include agriculture. because we did not hear anything. (kısmen) finanse etmek. surrender to. personal. zıt anl. confirm. kobay. important. zıt anl.) subsidy = sübvansiyon. (bir şey)’in etkilerine açık bırakmak. daha sonra. delicacy. expose to subjective = sübjektif. delicate. reserve. (The new tax legislation will substantially change our buying habits. ispat etmek. (This submarine can remain submerged for eight weeks. ikame etmek. large. 2) teslimiyet. yielding submit = 1) arz etmek.= objective submarine = 1) denizaltı. 2) konu. 2) başarmak.= rise subsidence = göçük.

sıkıntısını çekmek. (commit suicide = intihar etmek) suicide attack = intihar saldırısı suit = uygun gelmek / düşmek. secondary supplier = tedarikçi. adequate. enrich. zıt anl. gelişigüzel.= step-by-step. imply suggestion = öneri. reinforce supplement (isim) = ek. hissini vermek. fit in (to) suitable = uygun.= poor superbly = enfes / mükemmel bir şekilde. birdenbire. inattentive. render. cefa. (bir şey)’den zarar görmek sufferer = bir hastalık çeken ya da başka olumsuz bir durumdan muzdarip olan kişi suffering = ıstırap.= demand support (fiil) = desteklemek. proposal suggestive (of) = (bir düşünceyi) akla getiren (şey). asık yüzle. kültürlü bir adam olduğunu akla getirmekteydi. excellent. enough. zıt anl.= withhold supply (isim) = arz. replace supplement (fiil) = (etkisini) arttırmak. reserve. be appropriate (for). dominance.ÜDS Sözlüğü suck away = emip uzaklaştırmak / götürmek suction cup = vantuz suddenly = aniden. advice. çok yüksek akışkanlık ve çok düşük direnç ve sürtünme değerleri sergileyen sıvı) superfluous = gereksiz. önermek.= inferior. üstün. mükemmel.) suicide = intihar. 2) izlenimini bırakmak. summarise summarise = özetlemek sunbathing = güneşlenme sunlit = güneş ışığı alan sunspot = güneş lekesi (güneşin yüzeyinde bulunan. yerine geçmek. external.= profoundly. partially.com . yüzeysel. complement supplementary = tamamlayıcı. offer. abruptly. additive. ileri sürülen fikir. hurafe. zıt anl. neredeyse mükemmel iletkenlik hali) superdam = büyük baraj super-efficient = çok verimli superficial = 1) derin olmayan. zıt anl. çile. profound. bir malı sağlayan kişi ya da firma supplies = erzak.bademci. dert. yerinde. thoroughly superfluid = süperakışkan (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda. proper. = Davranışları. progressively suds = (çoğul kullanılır) köpük Suez Canal = Süveyş Kanalı (Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan yapay suyolu) suffer from = (bir hastalık. malzeme supply (fiil) = sağlamak. acı.)’den muzdarip olmak.= genuine superficially = yüzeysel olarak. appropriately suited to = (bir şey)’e uygun sullenly = somurtarak. fevkalade. problem vs. excellently. tali. inadequate sufficiently = yeterince. 2) sahte. enough.= deep. akla getirmek. katkı www. tedarik etmek. bulmak. zıt anl. özensiz. misery. (bir şey ya da birisi)’ne göre olmak. lightly.= scientific fact superstitious = batıl inançlı / inançları olan supervision = gözetim ve denetim. take over superstition = batıl inanç. zıt anl.= insufficient. unnecessary superior = üstün nitelikli. lüzumu olmayan. koyu renkli düşük sıcaklık alanları) superb = enfes. first-rate. zıt anl. pain sufficient = yeterli. unsuitable suitably = uygun bir şekilde. provide (with). appropriate. stok. replace.= poorly superconductivity = süperiletkenlik (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda bazı maddeler tarafından sergilenen. tamamlayıcı şey. better. besleme. temin etmek. için) (toplam) miktar sum up = özetlemek. zıt anl. zıt anl. zıt anl. propose. kaliteli.= insufficiently suggest = 1) ileri / öne sürmek.156 . zıt anl. gereği gibi. zıt anl. zıt anl. arka çıkmak support (isim) = destek (verme). superintendence. worse superiority = üstünlük. administration supplant = yerini almak.= inferiority supernatural = doğaüstü supernova = süpernova (patlama halindeki yıldız) superpower = süpergüç (ekonomik ve askeri bakımlardan en güçlüler arasında yer alan ülke) supersede = (eskisinin) yerini almak. supremacy. rezerv. stock. indicate.= inappropriate. highclass.= cheerfully sulphur = sülfür (kükürt) sum = (para vs. false. zıt anl. adequately. advise. zıt anl. eziyet. (His behaviour was suggestive of a cultured man. shallow.

zıt anl. overweigh. taraftar. examine. zıt anl. muhakkak. sayesinde) kolayca ilerlemek. görünmek. etrafında yer almak. withhold. observe survey (isim) = anket. İsveç’e ait sweep across = (boyunca) süpürülmek / sürüklenmek sweep along = (rüzgar. akıntı vs. fiziksel kimyanın kurucularından sayılan İsveçli fizikçi ve kimyacı swab = (boğazdan vs. kuşatmak. artakalan miktar. ara vermeden yapılan. sink. border surrounding = çevresindeki. egemenlik. afet vs. Anayasa Mahkemesi. kurtulan (kişi) susceptibility (to) = dirençsizlik. hayrete düşürmek surprising = şaşırtıcı surprisingly = şaşırtıcı bir şekilde.= submerge. etrafındaki.= shortage surprise = şaşırtmak. baskılayıcı supremacy = üstünlük. climb surge of emotionality = duygusallığın aniden yükselmesi. maintainability sustainable = 1) çabuk tükenmeyen. live on.= know suspect (isim) = şüpheli. restrain.= unhelpful suppose = sanmak. zıt anl. appear. var olmayı / yaşamayı sürdürebilmek. review survival = sağ kalma. = Ayaklarından tavana asılmış ve metal çubuklarla feci şekilde / öldüresiye dövülmüştü. die survivor = (bir kaza. akıp gitmek www. belli bir sıklıkla ve ara vermeden yapmak. intriguingly surround = çevrelemek. yatkınlık. nonresistant (to). etüt etmek. kesin. maintainable sustained = sürdürülen. kolay hedef olma. asit banyosu vs. süspans suspension bridge = asma köprü suspicion = şüphe. zıt anl. zıt anl. herhangi bir şeyin fazlası. zıt anl. helpful. kolay bulunur. dirençsiz.ÜDS Sözlüğü . ortam. think supposed = gerçekleştiği / gerçek olduğu varsayılan. vulnerable (to). environment surveillance = gözetleme. believe. asılı durmak. durdurma suppressor = bastırıcı.com . gerçek kabul edilen suppress = bastırmak. cerrahi surgical = cerrahi surpass = geçmek. durdurmak. constant. genel bakış. aşmak. enclose. ortaya çıkmak. excess. inceleme. kuşku. yan faaliyetlerde görev alan kimse supporter = (bir kişiyi / görüşü vs. zıt anl. ertelemek. çevirmek. zıt anl. come up. (He was suspended from the ceiling by his feet and beaten gravely by metal bars. continued. admirer supportive = destekleyici. zıt anl.). superiority Supreme Court = Temyiz Mahkemesi. encircling surroundings = çevre.= continue suspended = (bir sıvı içinde) asılı kalmış suspense = heyecan dolu bekleyiş. presume. doubtful. devam ettirmek. exceed. vulnerability (to) susceptible (to) = kolaylıkla etkilenen. sonrası) sağ kalan. scan. şüpheli.) almada kullanılan çubuk ya da tel ucuna sarılı küçük pamuk topağı swallow = yut(kun)mak swamp (fiil) = su altında bırakmak swamp (isim) = bataklık Swedish = İsveçli. postpone. maintained. for sure surface (fiil) = su yüzüne çıkmak. tahmin etmek. zıt anl. have doubt.= temporary Svante Arrhenius = 1859-1927 yılları arasında yaşamış olan. 2) sürdürülebilir. emerge. hang. duygusallık patlaması surgeon = cerrah surgery = ameliyat. sanık. encouraging. distrust. zıt anl.= trustworthy sustain = sürdürmek.= resistant (to) suspect (fiil) = şüphelenmek. zıt anl. garantili surely = elbette.bademci. muhit. varsaymak.= fall behind surplus = fazlalık.= trust suspicious = kuşkulu. destekçi. scrutiny. for certain. çıkmasını önlemek.) muayene için (salgı vs. gibi her tür) yüzey işlemi (malzeme yüzeyine uygulanan işlem) surge = aniden yükselmek. Yüce Divan sure = emin. maintain sustainability = sürdürülebilirlik.157 support worker = destek olarak çalışan kimse. belli bir sıklıkla.= perish. remain.) destekleyen kimse. soar. 2) askıya almak. domination. geride bırakmak. doubt. kuşku duymak. yaşamı sürdürme survive = ayakta / sağ kalmak. zanlı suspected = (varolduğundan) şüphelenilen suspend = 1) asmak. gözetim survey (fiil) = inceleme / araştırma yapmak. disappear surface (isim) = yüzey surface treatment = (boyama. devamını sağlamak.= encourage suppression = gizli tutma. polisaj. inquiry. keep up.

İsa’nın konuştuğu dili halen konuşan Malua köyünün bulunduğu. (bir şey)’den başka (bir şey)’e geçmek switch = şalter. sembolist (bireyin duygusal yaşantısını simgelerle yüklü ve kapalı / dolaylı bir dille anlatmayı amaçlayan edebiyatçı ya da ressam) symptom = semptom. süratle. kabarma swiftly = hızla.ÜDS Sözlüğü sweeping = geniş alanlara yayılmış swell = şişmek. Romalılar ve Bizanslıların istilasına uğramış. Persler. kabarmak. hücrelerarası sinirsel iletişimin gerçekleştiği boşluk) syndicalism = sendikacılık (özellikle genel grev yoluyla üretim araçlarını işçi örgütlerine devretmeye çalışan siyasi hareket) synergistic = sinerji ile ilgili ya da sinerji oluşturan synonymous = eş anlamlı. birleşim synthesize = sentezlemek. zıt anl. Frenk inciri symbolist = simgeci. turn off. çeşitli unsurları birleştirerek bütün haline getirmek.158 . gaz vs. için) kapatmak. şişkinlik. zıt anl. İsviçre’ye ait switch (between) = (iki veya daha çok tarzda) dönüşümlü olarak (çalışmak).= switch on. 5000 yıllık geçmişiyle başkenti (Şam) dünyanın en uzun ömürlü yerleşim bölgelerinden olan ve topraklarında dünyanın ilk alfabelerinden birinin icat edildiği güney komşumuz)6 syrup = şurup system operation = sistemin çalıştırılması www. üretmek. blend Syria = Suriye (tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. Asurlular. turn on Switzerland = İsviçre swollen = şiş. düğme. şişmiş. lamba. (elektronik devre için) anahtar switch off = (elektrik.= contract swell(ing) = şişme. speedily swiftness = çabukluk Swiss = İsviçre ile ilgili. expand. Hz.bademci.com . distended swollen joint = şişmiş eklem swoop down = (bir avın) üzerine çullanmak sycamore = çınar. belirti synapse = sinaps (sinir hücreleri arasında kalan. anlamdaş syntactic = sentaks (bir dildeki kelimelerin cümle içindeki yerleri / dizilişleri) ile ilgili synthesis = sentez. quickly. çabucak.

intervene take advantage of = (bir şey)’den faydalanmak / istifade etmek / yararlanmak.) take after = 1) (birisine fiziki olarak) benzemek. 2) (birisi gibi) davranmak. olmuş farz etmek. keep in mind. 3) (zaman) sürmek.= unload take one’s time = acele etmemek. göz önünde bulundurmak. benefit. obtain www. hiç vakit almamak take off = 1) (kıyafet vs. önlem almak. gain take in excess = aşırı miktarda / fazla almak take into account = dikkate almak. retract. fool. için) çıkarmak. daha radikal bir girişimde bulunmaya karar verdi. for instance = örneğin araba kazalarını ele alalım.) çıkartmak. make use of.). repeal take effort = çaba gerektirmek take for granted = doğal karşılamak. 4) (yük) almak. undertake.) üstüne almak. aşağı yönelmek take a (firm) stand against = (şiddetle / kararlılıkla) karşı çıkmak. (bir şeye) yeterli vakit ayırmak take out = (belge.= avoid tailor = (isteğe / ihtiyaca göre) biçmek. zıt anl. hesaba katmak. go into effect. (bir yer)’i eline geçirmek take in = 1) kandırmak. büyük bir kayba neden olmak take a huge step forward = çok büyük ilerleme kaydetmek take a look at = bakmak. attend (to) take cue = (tiyatro oyunu sırasında vs. parçalara ayırmak. kazanmak. (No other organization was willing to take on the job. görevi vs. şekil vs.T T TT table salt = sofra tuzu tabulate = cetvel / tablo haline getirmek tackle = (bir sorunu) ele almak. ele almak. zıt anl. zıt anl. örneğin araba kazalarını bir düşün T take care of = gözetmek. alıp götürmek take back = 1) (bir sözü. work on. malı vs.= differ from take along = beraberinde götürmek. employ.) sahibi olmak / içerisinde olmak. 2) (uçak için) havalanmak. 3) işe almak.) geri almak. şekillendirmek.com . = Cerrah. shape. 2) almak. 2) (işi. (ne yapılacağına dair birinden ya da bir şeyden) işaret almak take down = 1) sökmek. (bir şeyi ya da birisini) yanında götürmek take an interest (in) = ilgilenmek. zıt anl. resemble. last. çözmeye çalışmak.).bademci. = Başka hiçbir organizasyon işi üstlenme konusunda istekli olmadı. take precautions take no time = çok kısa sürmek. yürürlüğe girmek. take into consideration take into consideration = dikkate almak. alakadar olmak take away = elinden almak. gözden geçirmek take a new turn = yeni bir dönemece gelmek. sigorta poliçesi vs. = Sevgilisiyle buluşmak için babasının yokluğundan faydalandı. (bir şey)’e karşı (güçlü) bir duruş sergilemek take a heavy toll = çok zarar vermek. girdi sağlamak.) almak. yeni bir şekle bürünmek take a trip = yolculuğa çıkmak. load.= annul. adjust take = 1) (bakış. capitalise. come into force. 2) (form. 4) (bir yere) götürmek take (a) photograph = fotoğraf çekmek. deal with. zıt anl. göz önünde tutmak. photograph take a downward turn = düşüşe geçmek. 2) anılara götürmek. zıt anl. evrak. zaafından yararlanmak. yaklaşım vs. makamın başına geçmek take on = 1) girişmek. istismar etmek. sorumluluğu. öyle varsaymak take hold of = (bir yer)’e yerleşmek. bring back take by surprise = gafil avlamak take car accidents.= put on. kabul etmek. (She took advantage of her father’s absence to meet her lover. 2) gururunu kırmak take effect = geçerli olmak. (The surgeon decided to take on a more radical intervention. do as one does.) sufle almak. dismantle. take into account take it in turn to lead = sırayla liderlik yapmak take kindly to = (bir şey ya da kişi)’den hoşlanmaya başlamak take measures = önlem / tedbir almak. bakmak. allow for.= land take office = (idari) göreve başlamak. travel take action = harekete geçmek.

gifted. 2) girişimde bulunmak. boşver. düzenli olarak bir işi (hobi. 2) (yönetimi. participate in. disposition temperate = ılıman temperate bacteriophage = ılımlı bakteriyofaj (bakteri içinde yaşayan ama onun parçalanmasına neden olmayan parazit virüs) temperature = sıcaklık temple = tapınak www. yetenekli. replace.bademci. kullanmak. (Antalya is teeming with tourists at this time of the year. = Şirket. yaradılış. goal.160 . zıt anl. bilgilendirici temperament = mizaç. entertaining teem with = (bir şey) ile dolu olmak. be prior to. conceptual.= interesting. hedef almak. join in (to) take place = olmak. tiresome.) target (isim) = 1) hedef. manipulate tangible = elle tutulur. (belli bir hedefe yönelik olarak) adımlar atmak take the lead = başa geçmek take things easy = aldırmamak. absorb. boring. 3) (süre) doldurmak. kaynamak. usandırıcı. happen take precedence = başta / önce gelmek.= be secondary to take pride in = (bir şey)’den gurur duymak take seriously = ciddiye almak take shape = şekil almak take so long = çok uzun sürmek take smt at its face value = bir şeyin değerini sorgulamadan. 3) egemen olmak. öncelikli olmak. aim (at). (zaman) almak take up residence = yerleşmek. (take it easy = dert etme. (bir yerde) ortaya çıkmak take up with = 1) (birisi) ile tartışmak üzere bir konu ortaya atmak.) yapmaya başlamak. teen teen = bkz.= intangible. kuvvetle çekerek parçalamak tear (isim) = gözyaşı tear up = yırtarak bölmek / parçalamak tectonic plates = tektonik plakalar (yerkabuğunu oluşturan levhalar) tedious = can sıkıcı. zıt anl. meydana gelmek. söylendiği gibi kabul etmek take steps = 1) önlem / tedbir almak. obey take part in = (bir şey)’e katılmak. = Yılın bu vaktinde Antalya turist kaynıyordur. 2) (gaz. dert etmemek. concrete. ödev. supersede.com . hoşlanmaya başlamak. sıvı) tutmak. skilled talk therapy = konuşma terapisi talon = (yırtıcı kuş için) pençe tamper with = oynamak. assume. come first. teenager tell off = 1) sayıp ayırmak. job. occur.) teenager = 13-19 yaşları arasındaki kişi. (bir şey)’de yer almak. amaç. fiddle with. huy. tabiat. dull. 2) yüzüne vurmak. 2) kurban. kalkış takeover = devralma tale = hikaye. spor vs. havalanma. abstract tanning = (cilt için) bronzlaşma Tanzania = Tanzanya (Doğu Afrika’da bir ülke) tap into = 1) (bir kaynaktan) yararlanmak. somut. azarlamak telltale = veri sağlayan. içine almak.) devralmak. zıt anl. amaçlamak. nöbeti vs. sakin ol) take time = zaman almak take to = 1) alışkanlık edinmek.= abandon. real. duty. aim. 2) kaçmak ve (bir yerde) saklanmak take up = 1) ele almak. görev.ÜDS Sözlüğü take over = 1) (bir şeyin) yerini almak / yerine geçmek. 2) (bir hatta) erişim elde etmek tapestry = resim dokumalı duvar örtüsü tar = katran target (fiil) = hedeflemek. predominate. temel müşteri grubu olarak yetişkinleri hedeflemişti. zıt anl. yer almak. kurcalamak. start. work task force = özel görev kuvveti task of mapping = yer tespit etme işi / görevi task-specific = göreve / işe özel taste = tat taut = gergin tavern-goer = meyhane müdavimi tax = vergi taxation = vergilendirme taxiing = uçağın iniş pisti ile terminal arasındaki bağlantı yolunda gitmesi taxonomy = sınıflandırma bilimi tear (fiil) = yırtmak. victim target group = hedef kitle tariff = ithalat veya ihracat üzerine konan vergi task = iş. masal talented = kabiliyetli. (The company has targeted adults as its primary customers. 2) (birisi) ile arkadaş olmak takeoff = (uçak için). başlamak.

3) yüzey. 2) bölge. be disposed (to). korkunç. stress.= start. begin termination = bitiş. bünye. temporary. characteristic textured = (ürün için) işlenmiş. interim. come / bring to an end.= beautiful.bademci. zıt anl.= relaxed tension = gerilme kuvveti. (A power failure temporarily darkened the whole town. horrible. 2) (tavır ve davranış için) temkinli teratogen = teratojen (normal embriyonal gelişmeyi bozarak kusurlu doku ya da organ oluşmasına sebep olan bazı ilaçlar veya X-ışınları gibi etkenler) teratogenic = teratojenik (kusurlu organ veya doku oluşmasına sebep olan) term (fiil) = (bir şey)’e … demek / adını vermek. çözülmek. = Operasyon sonrası dönemde vaka. landscape. lure (into). . 2) dünyaya ait.= cosmic. zıt anl.= permanently. zıt anl. = Hemşirenin sabırlı açıklamaları sayesinde artık bu devasa tıp merkezinde ne yapacağımızı biliyoruz.com . zıt anl. finish. inclination tenderness = sevecenlik. relaxation tensioning = germe eylemi tentacle = dokunaç (ahtapot gibi bazı hayvanların ince uzun kavrama / dokunma organı) tentative = 1) deneme amaçlı (olarak yapılan). (bir şey)’den söz ediliyor the point is made in the passage (that) = parçada belirtilmektedir ki. be likely (to) tendency = eğilim. unconfirmed. yani that very question = tam da o soru that’s news to me = bu benim için yeni bir haber that’s not often enough = çoğunlukla bu yetersiz kalır that’s really something = bu gerçekten önemli bir şey thaw = erimek.) that is = öyle ki….) temporary = geçici. provisional. processed than ever = hiç olmadığı kadar Thank goodness! = Şükürler olsun!. gerilim. bit(ir)mek. zıt anl. karada yaşayan. cezbetmek. . zıt anl. kesin / nihai olmayan. transitory. (In the postoperative period. kesin olmayan. defendable. the case temporarily lost his vision. extraterestrial terrible = berbat. felç edici zehir) texture = 1) desen. opposite. devre. makul. zıt anl. strain.). yapı.161 temporarily = geçici olarak. awful.ÜDS Sözlüğü .= permanent tempt (to) = ayartmak. 8 milyon yıl öncesi dönem test for = (bir yeteneği / özelliği ortaya çıkarma amacı ile) test etmek test site = deney bölgesi testify = ifade vermek testosterone = testosteron (erkeklik hormonu) tetanus = tetanos (vücuda açık yaralar aracılığı ile giren bir bakterinin yol açtığı. sona ermek. for the time being. call term (isim) = 1) terim. 2) sertlik derecesi. the rest = geri kalan. bu demek ki…. . nihai. (Thanks to the nurse’s patient explanations. we now know what to do in this huge medical centre. solunum durması ve kas spazmları ile belirgin bir hastalık) tetrodoxin = tetrodoksin (Japonya’da Fugu denen balıkta bulunan. alan. mantığa göre the other day = geçen gün the other way round = öbür türlü. Tanrıya şükür thanks to = sayesinde.= freeze the absence of hope stands in the way of recovery = umudunuz yoksa iyileşme gecikir the logic goes = mantıken. stressed. şefkat. terrene. gerginlik. zıt anl. = Bir elektrik kesintisi tüm kasabayı geçici olarak karanlıkta bıraktı. metinde (şu) fikir ileri sürülmektedir. zıt anl. earthly. bölge terrorize = korkutmak. owing to. . affection tendon = tendon (kası kemiğe bağlayan inelastik doku / bağ) tense = gergin. 2) dönem. charm tenable = savunulabilir. mıntıka terrestrial = 1) karasal. . imrendirmek. sona eriş terrain = 1) arazi.= cosmic. en sondaki. görüşünü geçici olarak kaybetti. toprak. final terminate = son vermek. nice terribly = son derece. inatçı tend (to) = eğiliminde olmak. tam ters. yıldırmak Tertiary period = yaklaşık 65 ile 1. en uçtaki. gerisi www. kindness. kandırmak. eğitim öğretim yılı terminal = son. last. reasonable tenacious = vazgeçmez. awfully territorial = toprak / bölge ile ilgili territory = toprak.= calmness. terimlendirmek. geçici. vice versa the point is made (that) = (bir şey)’e dikkat çekiliyor.

= partially thought = düşünce thoughtful = düşünceli. prosperous throat = (vücut için) boğaz throat discomfort = boğazda (farenjit vs. so far tick = kene www. tedavi edici şekilde therapy = terapi. 3D threefold = üç yönlü. vomit thumb-sucking = (genellikle çocuklarda) parmak emme thunder = gürlemek thunderstorm = şimşekli / yıldırımlı fırtına thus = böylece. gelişmek. tamamen amaçsız / gereksiz there is nothing in the least wrong with him = en ufak bir rahatsızlığı bile yok thereby = öylece. flourish thriving = istikrarlı bir şekilde büyüyen / gelişen. limit thrill = heyecan thrilling = heyecan verici. 2) baştanbaşa. warn. için) üç perdeden / bölümden oluşan three-dimensional = üç boyutlu. 2) (bir şeyin / bir yerin) içinden / arasından throughout = 1) her yerinde. add throw light on / upon = aydınlatmak. menace threaten = tehdit etmek. bu yolla. başlangıç.162 .= fat think out = (bir şey)’i ayrıntılı ve özenli bir biçimde ele almak. açıklığa kavuşturmak. ürpertici. ayrılmak. üç kat / misli threshold = eşik. (I hear you have thrown up your job. by. beginning. için) yoğunlaşmak thicket = fundalık. all over. baştan aşağı. din bilimi) theoretically = teorik / kuramsal olarak. clarify. ipliğe benzer threadworm = kıl kurdu threat = tehdit. skinny. warning. yoğunluk farklarına bağlı olarak küresel boyutta akıntılar ile sürekli devinim halinde olması thermoluminescence = bazı minerallerin. tedavi there is no point (in) = hiçbir mantığı yok. prosper. slim.= in practice theorize = teori üretmek. entirely.).= relieve. by that means. tamamen. kuram ortaya koymak therapeutic = tedavi amaçlı therapeutically = tedavi amaçlı olarak. zıt anl. nowadays tthey take you as you are = sizi olduğunuz gibi kabul ederler thiamin = tiamin (B kompleks vitaminlerinden biri) thicken = kalınlaşmak. gözdağı vermek. giriş. (bir şeyin) tamamında. öylelikle. all through throw in = eklemek. therefore. 2) kusmak. zıt anl. end-to-end. endangered species threatening = tehdit edici. whole. saygılı thread = iplik thread-like = iplik benzeri. opening. by means of. zıt anl. gösteri vs. explain throw up = 1) vazgeçmek. zıt anl. çalılık thigh = uyluk thimerosal = cerrahide antiseptik olarak kullanılan bir madde thin = zayıf. protect threatened species = nesli tükenme tehlikesi altında olan tür(ler).com .= partial thoroughly = tam olarak. completely.bademci. hence thus far = şimdiye kadar. thanks to. around. incelemek thinker = düşünür thirst = susama thorough = tam. wholly. jeopardise. via. bir uçtan diğerine. zıt anl.ÜDS Sözlüğü the wild = yabani hayat / çevre theft = hırsızlık theistic = tanrıcılığa ait theme = tema then = o zaman theology = teoloji (ilahiyat. bu nedenle. hayret verici thrive = istikrarlı bir şekilde büyümek. baştan aşağı. (sıvı / sis vs. complete. nedenle oluşan) iritasyon / rahatsızlık through = 1) (bir kişi ya da şey) aracılığı ile / vasıtası ile / sayesinde. menacing three flight of stairs = üç kat merdiven three-act = (tiyatro oyunu. ince. ultraviyole ışınlarına maruz bırakıldıktan sonra ısıtıldıklarında ışık vermeleri olayı thesaurus = bir kelimeye yakın veya zıt anlamlı kelimeleri bulmaya yarayan sözlük benzeri referans kitabı these days = bu günlerde. boyunca. = İşini bıraktığını duydum. because of that thermodynamic = termodinamik ile ilgili thermodynamics = termodinamik (ısıl enerji ve hareket arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı) thermohaline circulation = okyanusların. limit. bırakmak.

torture. worn out tissue = doku tissue damage = doku zedelenmesi to a certain extent = bir yere / dereceye kadar.= please. to a certain extent to start with = 1) ilk. dayanmak. azap çektirmek. kederli.) geçmek. 2) örneğin. eğimli timber = kereste. asteroidler ve kuyrukluyıldızlar gibi) küçük gökcisimleri tip = uç tip over = devirmek tireless = bitmez tükenmez. so far. hala. even today to what extent = ne derece. until now to my way of thinking = benim düşünce tarzıma göre to one’s surprise = (bir kişi için) şaşırtıcı şekilde. o derece ki to tell the truth = doğruyu söylemek gerekirse.163 ticker symbols = borsada işlem gören hisseleri tanımlayan 5-6 karakterlik kısa kod adlar tidal = gelgit ile ilgili tidal pull = gelgit çekimi tidal range = gelgit olayında suyun yüksekliğindeki değişim miktarı tidally driven currents = gelgitle oluşan akıntılar tide = gelgit. ’nin yüksüz halde toplam ağırlığı) tool = araç. bir yere kadar. 2) katlanmak. bear tomb = mezar. sensuous. equipment toothpaste = diş macunu top = (bir değer)’in üzerine çıkmak. endure. ilk önce. issue topmost = en üst topple = düşüp yuvarlanmak top-secret = çok gizli top-security = üstün güvenlik / güvenliğe sahip torment = eziyet etmek. lumber timber-rich = keresteden yana zengin time elapsed = geçmiş olan toplam zaman time-consuming = zaman alıcı timeline = süre. dokunmatik touchstone = denek taşı. delight tormented = eziyet edilmiş.= cold.ÜDS Sözlüğü . frigid torture = işkence tortured = işkence edilmiş. evvela. ilişkilendirmek. attached to. firstly. mihenk taşı. for instance to such an extent that = o kadar ki. el aleti. müsamaha etmek. zıt anl. plague. fayans. minuscule. bütünlük touchdown = uçağın piste temas etmesi touch-screen = dokunmatik ekran touch-sensitive = dokunmaya duyarlı. yorulmak bilmez. huge tiny body = (meteorlar. değeri vs. hot. energetic. anguished Tory = İngiltere’deki Muhafazakar Parti’nin 1832 yılından önceki adı totality = bütün.= weary. medcezir tie (to) = bağlamak. (bir rakibi. allow. ön tarafa to this day = bugüne dek / bugüne kadar.= independent from tiger = kaplan tighten up = sıkılaştırmak tile = seramik. vakitli. back and forth to date = bugüne kadar. zıt anl. connect (to). to begin with. link (with) tied to = (bir şey)’e bağlı. benchmark. bir aşağı bir yukarı. to a large extent to a large extent = büyük miktarda. nereye kadar tobacco = tütün toddler = yeni yürümeye başlayan çocuk toe = ayak parmağı tolerate = 1) hoş görmek. tonilato (bir gemi vs. başa geçmek topic = konu. bu mealde to the contrary = tersine. ölçüt. zamanında tiny = küçücük. (bir şey) ile yakından ilişkili. in fact to that effect = bu hususta. müddet timely = uygun zamanda.bademci. alet. vigorous. zıt anl. (To my surprise… = Hayret ettim ki… ) to some extent = belli bir dereceye kadar. to some extent to a great extent = büyük miktarda. to a great extent to a very insignificant extent = çok az / önemsiz bir oranda to and fro = bir yandan öbür yana. türbe tomb-figures = mezar figürleri tonnage = tonaj. azap çekmiş torrid = ateşli. kriter. mevzu. aksine to the exclusion of = (bir şey)’i hariç tutacak / dışlayacak kadar to the fore = öne. kiremit till then = o zamana kadar tilted = yatık. zıt anl. acı dolu. aslına bakarsanız. criterion www. işkence yapmak. büyük oranda.= enormous. büyük oranda. zıt anl. minicik.com .

adet. değiş(tir)mek. yükseltme gibi çeşitli görevlerde kullanılan yarı iletken bir devre elemanı) transistor amplifier = transistörlü amplifikatör (gelen sinyalin gücünü arttırmaya / yükseltmeye yarayan bir tür elektronik cihaz) transition = geçiş. yolculuk etmek travelling public = seyahat eden insanlar. kaynağını araştırmak track down = izleyip bulmak / yakalamak. action. pursue traction = götürme. conversion transformer = transformatör (elektronik bir devrede voltajı ve akımı değiştirmeye yarayan eleman) transient = gelip geçici. toksik toxicity = toksisite (zehirlilik) toxin = toksin (canlılar tarafından üretilen zehirli madde). bucak. taşımak ve yeni ortamda yaşatmaya çalışmak transplantable = nakledilmeye uygun transport = (bir yerden) (başka bir yere) götürmek. için) palet track back = geriye doğru iz sürmek. 3) (tekerlek. sıkı. lock in trap (isim) = kapan. tuzak kurarak yakalamak. instruct train tracks = tren rayları training = antrenman. dönüşüm. zıt anl. çekme trade = ticaret. nakletmek. eğitmek. palet vs. pioneer train = eğitim vermek. passage translate = çevirmek. trail trace (isim) = iz. hain. poison trace (fiil) = (ipuçları vs. ezip geçmek transaction = işlem. yayılma transmit = (hastalık) bulaştırmak.= preserve transformation = dönüştürme. tercüman translocation = yer değiştirme. carry. eğitim training ground = eğitim alanı trait = özellik trample = ezmek. change into.= permanently transistor = transistör (bir devrede açma-kapama. laborious tournament = turnuva township = kasaba (nahiye. ’nin bıraktığı veya yürünerek bırakılan) iz. commerce trade-union = işçi sendikası. çiğnemek. follow track (isim) = 1) ray. move transportation = taşıma. idman. track. travel treacherous = tehlikeli. convey transparent = saydam transplant = nakletmek. kıtalararası transcultural = kültürler arası transform into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. değişim. başka yere nakil transmissible = geçmesi / bulaşması olası transmission = iletim. yakın zamanda olmuş olayları hatırlayamama ile belirgin amnezi nöbeti) transiently = gelip geçici olarak. pursue. 2) kaydını tutmak. deed transaction statement = (bir tür) hesap ekstresi transatlantic = Atlas Okyanusu’nun karşı yakasından gelen / karşı yakasına giden transcontinental = kıta aşırı.) izleyerek saptamak / bulmak. transitory. hard. conventionally trailblazing = öncü. izini takip etmek. aktarım. taşımak. zıt anl. 4) (tank.164 . custom. belirti trace back = geriye / eskiye doğru izini sürmek / bulmak trace mineral = eser mineral (insan vücudunun çok az miktarlarda gereksinim duyduğu mineral). iz sürmek. tuzak trapped = (bir şeyin içinde) sıkışıp kalmış traumatic blow = travmatik darbe (ciddi yaralanma / iç kanama ile sonuçlanan darbe) travel = seyahat etmek. convention traditional = geleneksel. nakliye transverse = çaprazlama.com . labour-union trading = ticaret tradition = gelenek. micro mineral trachea = (çoğul: tracheae ya da tracheas) trakea (nefes / soluk borusu) track (fiil) = 1) izlemek. kalleş. unsafe www. halkın seyahat eden kesimi traverse = (mesafe) kat etmek. venom. enine trap (fiil) = kapana kıstırmak. dangerous. zıt anl. conventional traditional diet = geleneksel beslenme traditionally = geleneksel olarak.bademci.ÜDS Sözlüğü tough = zorlu. dozer vs. aktarmak. trail. tercüme etmek translator = çevirmen. iletmek. follow. güvenilmez. transitory. 2) (koşu veya bisiklet için) yol / parkur. zahmetli. kaza ya da ilçe gibi küçük yerleşim) toxic = zehirli. convert to / into. record.= permanent transient global amnesia = geçici global amnezi (genellikle orta yaşlarda gelişen.

(There are one or two trivial errors in your essay. cure treatment = 1) tedavi.com . cure. pulmonary phthisis. behave. tekne truck = kamyon. agreement trek = engebeli arazide yaya olarak gitmek tremble = titremek. endişe verici. TB tuberculosis-causing = vereme sebep olan tulip = lale tumour cell = tümör hücresi tumour marker = tümör markeri / işaretçisi (vücutta tümör bulunduğunu gösteren. ustalık isteyen. confidence. zıt anl.). ezgi. disturbing. victory triumphant = muzaffer.ÜDS Sözlüğü . kol ırmak (ırmağa karışan akarsu) trick (into) (fiil) = kandırmak. önemsiz. current trend down = düşme eğiliminde olmak.) trigger (isim) = tetik. = Duman. yangın alarmını harekete geçirdi.) tribal = kabileye ait tribal culture = sosyal yapısı kabile düzeninde olan kültür tribunal = mahkeme. verem (kanlı öksürük ve halsizlik ile belirgin akciğer enfeksiyonu). galip. şişkin turmoil = kargaşa. 2) belli bir radyo istasyonuna ayarlamak turbine = türbin (jeneratörlerde elektrik üreten. define. zahmetli. reliance. enormously. litigation. bayağı. tır truly = gerçekten. court tributary = ırmak ayağı. zafer kazanmak. galip gelmek. remedy. akım. greatly. (Hypertension triggers off many other diseases.165 treasure = 1) hazine. zıt anl. victorious trivial = cüzi. giyip denemek try out = (birisini / bir şeyi) denemek. meyil. başlatmak. ganimet troublesome = 1) rahatsız edici. zıt anl. nağme tune into = 1) yakından takip etmek. inanmak. üçkağıt tricky = incelikli. hakikaten. 2) çok değerli / önemli şey treasury = hazine. ürperme. işlem treaty = antlaşma. tuzağa düşürmek. bir şeyin tetikleyicisi / nedeni trimester = üç aylık dönem Tripos = Cambridge Üniversitesi’nde bitirme sınavlarına verilen ad triumph (fiil) = başarı sağlamak. unimportant.= distrust. zıt anl. experiment. succeed.bademci.= distrust trust (isim) = 1) güven. çalışma. yengi. bir klinik çalışmada gönüllüler üzerinde test edildi. tendency. = Bu tedavilerin karşılaştırmalı faydaları. spark. tremble trench = çukur. burdensome trough = (trof gibi okunur) (hayvanların su içtiği) yalak. shake tremendous = muazzam. insignificant. düşüşte olmak trial = 1) (mahkemede) duruşma. convenient. maliye dairesi treat = 1) davranmak. girdap turgid = şişmiş. believe. activate. sarsıntı. quiver. hendek trend = eğilim. kandırarak (bir şey yapmaya) yöneltmek trick (isim) = hile. 2) tröst (pazarda tekel yaratma amacı güden ve pek çok küçük şirketi gayriresmi olarak kontrol altına alan büyük şirket ya da şirketler topluluğu). 2) işleme. = Kompozisyonunda bir iki önemsiz hata var. really truncated icosahedron = kesik yirmiyüzlü (düzgün bir yirmiyüzlünün köşelerinin kesilip atılması ile oluşturulan futbol topu benzeri geometrik cisim) trust (fiil) = güvenmek. = Hipertansiyon pek çok başka hastalığı tetikler. sıradan. test tuberculosis = tüberküloz. dönen birim) turboprop airliner = pervaneli yolcu uçağı turbulence = çalkantı. karışıklık. 2) deneme. court action. 2) tedavi etmek. cartel trust one’s life to = canını (bir kişiye / bir şeye) emanet etmek trustworthy = güvenilir try on = prova etmek. enormous tremendously = son derece. harekete geçirmek. 2) sorun çıkaran.= slightly tremor = titreme. chaos www. ödül. çok büyük çapta. muamele. (karmaşıklığı / riskleri sebebiyle) zor trigger (off) (fiil) = tetiklemek. sınama. tam anlamıyla. (The smoke triggered off the fire alarm. zıt anl. annoying. important. muamele etmek. (The comparative efficacy of these therapies was tested on volunteers in a clinical trial. ateşlemek. win triumph (isim) = zafer. act.= significant. genellikle kan tahlilinde ortaya çıkan madde) tune = melodi. test.= agreeable.) troop = askeri birlik trophy = hatıra.

turn down turn away from = (birisi)’nden uzaklaşmak. aktif hale getirmek. but she turned him down. (The refugees were turned back at the border. yüzyıl dönümü turpentine = terebentin (çam reçinesinin damıtılması yolu ile elde edilen. TV vs.) turn in = teslim etmek. resort to turn up = 1) (radyo. üzerine çevirmek. şiddetli kasırga. 3) üretmek. benzin motorunun yanı sıra iki kademeli bir elektrik motoru ile de çalışan yeni ve deneysel bir motor sistemi two-shoe = iki pedallı two-sided = iki taraflı.) geri çevirmek. (He proposed to her. 2) (özellikle cinsel açıdan) heyecanlandırmak. invoke. throw out.com . = Önceleri dürüst birisi gibi görünüyordu ama sonra büyük bir yalancı olduğu ortaya çıktı. iki yönlü two-storey façade = iki katlı cephe two-syllable = iki heceli two-thirds = üçte iki typewriter = daktilo typhoid = tifo (genellikle hijyenik olmayan besinler aracılığı ile bulaşan. kesmek. depend on turn on = 1) (radyo. akılda tartmak. 2) (yolda) başka tarafa yönelmek turn on / upon = 1) (ışık vs. için) kapamak. excite. become turn against = (bir kişi ya da şey)’e cephe almak turn away = 1) (kapıdan vs. reddetmek. = Mülteciler sınırda geri çevrildiler. bağırsakta yaralar ile belirgin bir hastalık) typhoon = hortum.) kapatmak. için) açmak. deliver turn into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. But then he turned out to be a great liar. söndürmek. gelmek turn-of-the-century = yüzyılın değişimine / bitişine yakın (bir yüzyılın başlangıcının / bitişinin hemen öncesi ve sonrasını kapsayan dönem). (birisi)’nin yardımını istemek. 2) (ışık vs. özellikle boya sanayinde inceltici ya da çözücü olarak kullanılan sıvı madde) turtle = kaplumbağa twist = büklüm. characteristically www. turn away. think about. convert to / into turn off = 1) (ışığı. çevirmek. refuse. aktif hali sonlandırmak.) turn over = 1) devirmek. put off. 2) düşünmek. produce. prove to be. = Ona evlenme teklif etti ama o reddetti. 4) sonuçlanmak turn out (that) / (to be) = (bir şey olduğu) ortaya çıkmak.ÜDS Sözlüğü turn = olmak. suyu vs.) turn down = (bir teklifi vs.bademci. için) (bir şey)’e doğrultmak. 2) (beklenmedik bir şekilde) ortaya çıkmak. invert. (birisi)’ne yüz çevirmek turn back = geri dönmek.166 . direct onto. burma two-fifths = beşte iki twofold = iki misli / kat two-mode hybrid engine = taşıtlarda kullanılan. refer to. 2) (bir şey)’e bağlı olmak. consider turn to = (birisi)’ne başvurmak. geri çevirmek. müzik vs. stimulate turn out = 1) (bir hatası nedeniyle birini) dışarı çıkarmak. refuse. cyclone typical = tipik typically = tipik / karakteristik olarak. (At first he seemed to be an honest person. hand in. 2) reddetmek. genellikle. deactivate. için) sesini yükseltmek.) geri çevirmek.

= ambigous unanimous = oybirliğiyle unanticipated = sezinlenemeyen. clear. çekilmez. beklenmeyen. landing gear www. karar gündeminde under debate = tartışılmakta under threat = tehdit altında under trial = deneme altında. uninfected. net. denenmekte under. zıt anl.= avoidable. zıt anl. inattentive.= certainty. yaygın UK = Birleşik Krallık. unveil.= aware of unawares = hazırlıksız (olarak).= appreciated U unarmed = silahsız. sure thing unclear = muğlak. etkilenmeden kalmış. intact. peculiar.) ultimately = 1) esasen. indifferent. zıt anl. zıt anl. = Bir kişinin başlangıçtaki başarısı aldatıcı olabilir. (Someone’s initial success may be deceptive. fundamentally. zıt anl. zıt anl. belirsiz. interested unconditional = koşulsuz. objective unbreakable = kırılmaz uncertainty = belirsizlik. unpredicted unanticipated reaction = beklenmeyen tepki unappreciated = değeri anlaşılmamış. (bir şey)’den habersiz.= armed unavoidable = kaçınılmaz. 2) astronot kordonu UN Conference on the Human Environment = Birleşmiş Milletler bünyesinde 1972 yılından bu yana düzenlenmekte olan.= conscious unconscious state = bilinçsiz hal unconsciousness = bilinçsizlik. bilinçdışı. United Kingdom ulcer = ülser (deri üzerinde. açık olmayan. eventual. anlaşılmaz. unpolluted. tahmin edilmeyen. veya sindirim organlarının iç yüzeylerinde gelişerek altındaki dokuları da etkileyen açık yara) ulcerated = ülserli. zıt anl.= contaminated uncontrollable = kontrol altına alınamayan uncover = ortaya / meydana / açığa çıkarmak. zıt anl. ülser içeren ulcerative colitis = ülseratif kolit (enfeksiyona bağlı olarak kolon mukozasında yer yer ülserler oluşması. İngiltere. 3) son. umursamaz. umulmadık. inevitable.com .= originally umbilical cord = 1) göbek bağı. nesnel.) bulaşmamış. epitel dokuda. Stockholm Conference unable = ehliyetsiz. belirtileri olan bir hastalık) ultimate = 1) en büyük. anlatılamaz.= capable unacceptable = kabul edilemez unaccountable = açıklanamayan. underrated. fundamental.) unbearable = dayanılmaz. greatest. well-defined unconcerned = ilgisiz. küçümsenmiş.= concerned. uncertain. baygınlık. (The news took the city of London unawares. zıt anl. ikilem içermeyen. zıt anl. zıt anl. doubtfulness. final. zıt anl. finally. çevre ve insançevre ilişkisi odaklı konuların tartışıldığı ve uluslararası çevre politikalarının belirlendiği konferans. gafil (avlanarak). dubiousness.= affected unaided = yardım almadan / almayan unambiguous = açık. unforeseen. what matters is his ultimate success. tolerable unbiased = tarafsız. yeteneksiz. incompetent. zıt anl. primarily. en yüksek. vague.= clear.= explicable unaffected = etkilenmemiş.= cover uncut = kesintisiz undeniably = inkâr edilemez şekilde under consideration = değerlendirilmekte. zıt anl. kayıtsız şartsız. zıt anl.= conditional unconscious = bilinçsiz. zıt anl. asıl olarak. inexplicable. reveal. objektif. intolerable. yetersiz faaliyet undercarriage = (uçak için) iniş takımları. temel. kan içeren dışkı vb. (hastalık vs. bilinçaltı. inescapable. zıt anl. Londra kentini hazırlıksız yakaladı. 2) son / nihai olarak.bademci. irin.= bearable. incapable. = Haberler. avertable unaware of = (bir şey)’in farkında olmayan. asıl önemli olan nihai başarısıdır.= consciousness uncontaminated = kirlenmemiş. 2) esas.or overbuilt = (sağlamlık ve / veya kütle için) eksik / yetersiz veya aşırı yapılı under-activity = az hareket.U U UU ubiquitous = her yerde var olan. nihai. zıt anl. unwitting.

unjust.= fairly.= evenly. farkedilmemiş. undervalue. kıskanılacak türden olmayan. unmistakably. zıt anl. sinsi.) geçirmek.)’ye maruz kalmak. talihsiz. onun özgüvenini zayıflatıyor. outmoded. işkence vs. have. modası geçmiş. düşük kilolu. ill-fed. zıt anl.= overestimate. dengesizce. zorlaştırmak.bademci. unmerited. tedirgin. tatsız. 3) (zorluk. adaletsizce.= familiar. secret.= sensibly unearth = kazarak çıkarmak. acı vs. known unfashionable = modaya uymayan. strange. taahhüt etmek.= even. unnoticed undigested = sindirilmemiş undoubtedly = şüphesiz / kuşkusuz bir şekilde. hak edilmemiş bir biçimde. dengesiz. makul bir şekilde.= conceal unforeseen = beklenmedik. be subjected to. skinny underworld = (mitolojide) yeraltı dünyası undeserved = hak edilmemiş. go through. immoral. impracticable. experience.= fashionable unfeasible = yapılamaz. zıt anl.= fortunate www. reveal. 2) (sıkıntı. zıt anl. zıt anl.= feasible. undesirable.) görmek. zıt anl. pitiful. umulmadık. weaken. moral uneven = eşit olmayan.= enviable. hafife almak. yabancı. carry out undertaking = girişim. stress. bir işe girişmek. ahlaka aykırı. kaygı. conceivably. (gereğinden veya olabileceğinden) az ilerleme kaydetmek understandable = anlaşılabilir. justly unfamiliar = aşina olmayan. unexpected.com . detached. clarify. build up. unnecessarily. eğitim vs. değişim vs. asıl nedeni olmak. zıt anl. endişe. gereksizce. (toprak için) gübrelenmemiş unfold = açıklamak. dig out. uniform unevenly = eşit olmayan şekilde. zıt anl.) underneath = altına / altında undernourished = yetersiz beslenmiş. yavaş yavaş yok etmek. unjustly. zıt anl. unknown. uncomfortable. zıt anl. worry. zıt anl. desirable unethical = etik olmayan. yersiz. convincingly.= at ease unemotional = duygusuz. get in charge (of). aloof. uygunsuz. zıt anl.= ease uneasy = kaygılı. aşırı. reasonably. zıt anl. questionably undue = yakışıksız. temelindeki undermine = temelini aşındırmak. zıt anl. (tamirat.) çekmek.= expected unfortunate = üzüntü veren. just unfairly = haksız bir şekilde. zıt anl.= desirable undetectable = fark edilmesi / bulunması mümkün olmayan. emphasise underlying = altında yatan. zıt anl. anlama. uniformly unexpected = beklenmedik unexplored = araştırılmamış unfair = haksız. excessive unduly = boş yere.= ambiguously.168 . uygunsuz. = Arkadaşlarının eleştirileri. kesinlikle. zıt anl. restless. zıt anl. unjustified. zıt anl. zıt anl.= bury unease = huzursuzluk. zıt anl. (His friends’ criticism undermines his self-confidence. be exposed to underhand = el altından. unwanted. zıt anl. değerinin altında paha biçmek. daha az icra etmek.= emotional unemployment = işsizlik unenviable = istenmeyen. gerçekleştirilemez. obviously. practicable unfertilized = (yumurta için) döllenmemiş. üstlenme underwater archaeology = sualtı arkeolojisi (arkeolojinin. temelini oluşturmak underline = vurgulamak. gizli. dalışlar yapmak suretiyle inceleyen alanı) underweight = zayıf. altını çizmek. zıt anl. underfed undernutrition = yetersiz beslenme underpaid = (olması gerekenden) düşük ücretli underperform = daha düşük performans göstermek. zıt anl.ÜDS Sözlüğü undercover policeman = gizli / sivil polis underestimate = küçümsemek. unreasonably understanding = anlayış.= deserved undeservedly = hak etmediği şekilde.= ethical. zıt anl. unnoticeable undetected = gözden kaçmış. reasonable.= unreasonable understandably = anlaşılır. su altında kalan eserleri ve batıkları. comprehension undertake = üstlenmek.= strengthen. sly underinvest = gereğinden az / eksik yatırım yapmak underlie = altında bulunmak / yatmak. unrest. zayıflatmak.= fair. exaggerate underfund = yeterince finanse etmemek undergo = 1) (ameliyat.= deservedly undesirable = istenmeyen. açıklığa kavuşturmak.= doubtfully. untimely. imbalanced.

combine. yersiz.= likely unlimited = sonsuz. zıt anl. undamaged. tatsız. incomparable. yegane. bir bütün haline getirmek. zıt anl. zıt anl. zıt anl. beklenti.= predictability unpredictable = önceden bilinmez. kaypaklık. zıt anl. undoubtedly. cosmos unjustifiable = gerekçesiz. consistent. unchanging unprescribed = reçetesiz. bir örnek.= manned unmatchable = emsalsiz. unattractive.= compassionate.= deliberate unintentionally = istemeden. eşsiz. changeability. unbelievably.= deliberately. zıt anl. zıt anl. undesirable. consistency. haksız. alçak gönüllü. zıt anl. unparalleled uniquely = benzersiz / eşsiz bir şekilde.= obtrusive.= harmed. tepkisiz.com . separate unimaginable = hayal / tasavvur edilemez. zıt anl. combine. bir örnek oluş. zıt anl.bademci. over-the-counter unprotected = korunmamış unravel = çöz(ül)mek. olanaksız.= diversity uniformly = aynen. zıt anl. inaccessible. unite. disturbance. zıt anl. dependability unreliable = güvenilmez. exceptional. tek. unnoticeable. unidentified.= inviting unique = benzersiz. solely. için) karşılanmamış unmistakably = şüphesiz. on purpose uninviting = çekici olmayan. 2) tutarlılık. alışılmışın dışında. kazara. zıt anl. awkward. unintentional. dayanaksız.169 unfortunately = ne yazık ki. accidentally. zıt anl. consolidate.= code. itici. zıt anl. göze çarpmayan. sensibly unobtrusive = dikkat çekmeyen. clumsy unharmed = zarar görmemiş. solve.= predictable.= peace. tam aksine.= justly unknown = bilinmeyen. indefensible unjustly = haksız bir şekilde. zıt anl. şüphe götürmez bir şekilde. talep vs. damaged unicorn = tekboynuz (başında tek bir boynuz olan at biçimindeki efsanevi yaratık) unified = birleştirilmiş. emsalsiz. certainly. unfairly. emsalsiz. uzay taşıtları vs.= commonly uniqueness = benzersizlik. zıt anl. için) insansız. volatility.= known unlike = (bir şey)’den farklı olarak.= different. sök(ül)mek. merciful unreliability = güvenilir olmama. zıt anl. doubtfully unnatural = doğal olmayan unnecessarily = boş yere.= usual unpredictability = belirsizlik. her yanı aynı şekilde.= pleasant. incredible. eşit bir şekilde. noticeable unorthodox = geleneksel olmayan.= believable unimpaired = zarar görmemiş unintended = istemeden gerçekleşen.= detach.= reasonably. kargaşa. zıt anl. 2) tutarlı. merciless. unbelievable. even. improbable. sınırsız unload = boşaltmak unmanned = (hava. zıt anl.= disunite.= ordinary unmet = (ihtiyaç.= responsive unrest = huzursuzluk. similarity. (bir kişiye ya da şeye) özgü. figure out. groundless ungainly = hantal.= differently unify = birleştirmek. biçimsiz. kestirilemez. eşsizlik. intact.= reliability. bir araya getirmek. uncertain. zıt anl. humble. zıt anl.= like unlikely = mümkün olmayan. unrivalled. temel parçacıklar arasındaki tüm temel kuvvetlerin tek bir alan olarak ifadesini sağlayan bir çeşit alan teorisi) uniform = 1) her yanı / bölümü aynı. gereksizce. zıt anl. unmatched. evenly. birleşmiş unified field theory = birleşik alan teorisi (fizikte. benzersiz. as opposed to. encode unreachable = ulaşılamaz. accidental.= fortunately unfounded = temelsiz. variable uniformity = 1) aynılık.= reachable unrealistically = gerçekçi olmayan bir şekilde. tersine. similar. dubious. inexcusable. sağlıksız. variable. regrettably. zıt anl. bilinemezlik. gözden düşmüş unprecedented = görülmemiş. zıt anl. zıt anl. zıt anl. zıt anl. sağlam.= inferior unpaved = (yol için) parke taşı / asfalt döşenmemiş unpleasant = hoş olmayan.= realistically unrelenting = amansız. zıt anl. equally. zıt anl. sever universal = evrensel universe = evren. yeganelik unit = birim (tek bir bütün olarak algılanabilen bir kavramlar veya objeler grubu) unite = birleştirmek. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . karşılıksız unresponsive = cevapsız.= questionably. acımasız. zıt anl. maalesef. dissatisfaction. delightful unpopular = rağbet görmeyen. halletmek. zıt anl. kaba. harmony www.= reliable unrequited = karşılık görmeyen. nasty. irregular unparalleled = eşsiz. unforeseeable. zıt anl. çok az bir olasılıkla. unduly. benzeri olmayan.

distressed upsetting = üzücü. annoying. zıt anl. değişken. hate urgency = aciliyet. strange. zıt anl.bademci.= worsen. önemle. zıt anl. üzüntülü. olağandışı. ivedilik. zıt anl. ready unwillingly = isteksizce. üzüntü veren. normal unusually = sıra dışı / alışılmadık şekilde. maintenance upper arm = kolun omuzla dirsek arasındaki kısmı upper class = üst sınıf. disturb. modernise. emergency urgent = 1) acil. thoughtful unwisely = akılsızca. tehlikeli. kararsız. improve. dik upset (fiil) = 1) bozmak.= wise. encourage. akıntıya karşı. eager.= willing. yürütülemez unyielding = sert. zıt anl. onaylamak.= careful. göze hoş gelmeyen unstable = dengesiz.= familiar. uncommon. güncelleştirmek. sinirlendirmek.com . yüksek gelir sınıfı upright = dikey.= dislike. desire. ısrar eden urgently = acilen. zıt anl. disrupt. unintelligent. zıt anl. muhafaza. distressing. taşrada olduğundan genellikle daha yüksektir. untimely unsettled = tedirgin.= stable unsuccessful = başarısız. tedbirsiz. gönülsüzce.= commonly unwanted = istenmeyen unwary = dikkatsiz. (Crime rate is usually higher in urban areas than in rural areas. back up.= sympathetic. = Suç oranı kentsel bölgelerde. foolishly. kentle ilgili. unhygienic. zıt anl. ivedilikle. tuhaf.ÜDS Sözlüğü unsafe = emniyetsiz. advocate upkeep = bakım. zıt anl. gönülsüz. 2) zorunlu. (aynı şartlarda) devam edemez unsympathetic = itici. weaken uphold = tarafını tutmak. zıt anl. sinir bozucu. idame. desteklemek. silly. zıt anl. unfriendly.= successful unsustainable = sürdürülemez. şehirlerde oturan.) unworkable = işletilemez. sabit olmayan. (the) United States of America www. şehirleşmiş. afflict upset (sıfat) = üzgün.= rural urea = üre (protein metabolizması sonucu vücutta oluşan ve idrar ile dışarı atılan atık madde) urge (fiil) = (birisini bir şey yapmaya) teşvik etmek.= eagerness. willingness unwise = akıllıca olmayan.= used unusual = alışılmadık. ivedi. eagerly unwillingness = isteksizlik. kışkırtmak. zıt anl. zıt anl.= rural. watchful unwilling = isteksiz.= safe unsanitary = temiz olmayan. reluctant. friendly untaxed = vergilendirilmemiş until fairly recently = oldukça yakın zamana kadar until well into the nineteenth century = ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar untold = tarifsiz unused = kullanılmamış. zıt anl. zıt anl. = Akılsızca yatırım yaptı ve bir servet kaybetti. hurtful.) urbane = medeni. geçit vermez up against = karşı karşıya. 3) ısrarlı. incite. zıt anl. sağlıksız. düzeyini yükseltmek. immediately uric acid = ürik asit (protein metabolizması sonucu oluşup kanda ve idrarda bulunan bir madde) urinary = uriner sistem (idrar yolları) ile ilgili urinary creatinine excretion = idrar yoluyla kreatinin maddesinin vücuttan atılması urine = idrar urine screen = idrar tarama urticaria = ürtiker (bir tür kaşıntılı deri hastalığı) US / USA = (the US / USA şeklinde kullanılır) Amerika Birleşik Devletleri. zıt anl.= willingly. hygienic unsatisfactory finding = tatmin edici olmayan / yetersiz bulgu unsatisfying = tatmin etmeyen unsaturated = doymamış unsaturated fat = doymamış yağ unseasonable = mevsim normallerinin altında ya da üzerinde. reluctance.= discourage. 2) üzmek. huysuz unsightly = çirkin. büyütme update = modernleştirmek. (He invested unwisely and lost a fortune. inconstant. zıt anl. huzursuz. tutku.= sanitary. arkadaş canlısı olmayan. zıt anl. gönülsüzlük. uneager. acil olarak. passion. bother. uncommonly.= downstream urban = kentsel. zıt anl. mukavim. foolish. civilized urbanized = kentleşmiş. altüst etmek.= pleasing upstream = akıntının tersi yönünde. deter urge (isim) = şiddetli arzu. facing upbringing = (çocuk için) yetiştir(il)me. dangerous. reluctantly. ender. zamansız. advance. renew upgrade = geliştirmek.170 .

= useless. completely. worthless usher in = 1) öncülük etmek. zıt anl.bademci. (After the crisis. bring in usual = alışılmış. su. bitirmek. kullanışlılık utilize = yararlanmak. = Krizden sonra firmasını kurtarmak için çok çabaladı ama hepten başarısız oldu. helpful. gaz vs.171 US Federal Aviation Administration = Birleşik Devletler Federal Havacılık Dairesi (ABD’de tüm sivil havacılığı düzenlemek ve denetlemek ile görevli kuruluş) US Geological Survey Centre = Birleşik Devletler Jeolojik Araştırmalar Merkezi (ABD’de. en çok utter = 1) tamamen. he doesn’t any more. run through used to = bir fiilden once geldiği zaman “(eskiden) … idi (ama artık değil)” anlamı verir. 2) yarar. harmful useless = işe yaramaz.com .ÜDS Sözlüğü . deplete. use. zıt anl.= unusual Utah = ABD’de bir eyalet uterus = uterus (rahim) utilitarian = faydacıl. he tried hard to save his company from bankruptcy but failed utterly.). fayda.) www. 2) kesin. = Kiraya elektrik. make use of utmost = en büyük. artık yazmıyor. fayda / yarar gözetici. = Eskiden bana sıkça yazardı. useful. absolute utterly = tamamen.= unpractical utility = 1) (gaz. hepten. mutlak. practical. (The rent does not include utilities. complete. beneficial.) useful = yararlı. tüketmek. 2) (içeri) getirmek. zıt anl. bölgeleri jeolojik olarak incelemekle ve jeolojik haritalar çıkarmakla görevli merkez) use = kullanım use to the full = sonuna kadar kullanmak use up = kullanarak azaltmak. totally. faydalı. (He used to write to me frequently. olağan. (hizmetlerin bedeli) dahil değildir. absolutely. kesinkes. elektrik gibi) kamu hizmeti.

= written verbal communication = sözlü iletişim verbally = sözlü olarak. legitimate.) V vast tracts of forest = çok geniş ormanlık araziler vastly = çok. farklılık göstermek. passionately vehicular = taşıtlara ilişkin velcro = cırt cırt. solid. cırt bant (örn. bitki örtüsü vegetative = 1) büyüme yeteneği olan. zıt anl. bulanık. = Bu yolları çok büyük harcamalarla yapıyorlar. yarık ventilate = havalandırmak ventilation = havalandırma. change. zıt anl. onaylamak. şehrin ana caddelerini oluşturan su kanalları ile ünlü bir kent) vent = delik. çeşitleme. enginlik vector = 1) vektör (bir miktar ve bir yön içeren bir ifade. çocuk ayakkabılarında bağcık yerine kullanılan kapatma elemanı) vellus = erişkinlerde gövde.= invalidation verify = doğrulamak.= invalid.= vasodilation vast = çok büyük. belli belirsiz. çeşitli variety = cins. immense. many-sided www. değiş(tir)mek. orally verdict = jüri kararı verification = doğrulama. çeşitlen(dir)mek. diversity varicella virus = suçiçeği virüsü varied = değişiklik gösteren. tür. confirm. teyit etmek. stake venture (isim) = girişim verbal = sözlü. zıt anl. all-purpose. zıt anl. şüpheli. jeopardize. validate. explicitly valiantly = cesurca valid = geçerli.= clearly. 2) varyasyon.) ventromedial nucleus = hipotalamusun ortasında yer alan ve doygunluğa ulaşıldığında yeme isteğini baskı altına alan sinir hücresi yığını venture (fiil) = 1) tehlikeye at(ıl)mak. esteemed. zıt anl.V V VV vacation = tatil vacationer = tatilci vaccinate = aşılamak vaccine = aşı vacuum = boşluk vagary = kapris vague = belirsiz. engin. dare. stake. stay vasoconstriction = kan damarlarındaki daralma.= invalidate versatile = değişme kabiliyeti yüksek. etmen variation = 1) düzensizlik. duvarları boyama. greatly vastness = büyüklük. gerçeklemek. 2) bitkisel vehemently = şiddetli / hiddetli / ateşli bir şekilde. (In the attic. kol ve bacaklar üzerindeki ince tüy / kıl velocity = (belli bir yönde) hız vendor = satıcı. huge. ambiguously. çok geniş. sağlam. miscellaneous. yerçekimi kuvveti).= remain. unacceptable validity = geçerlilik. adaptable. teyit etme. credible. legitimacy. 2) göze almak.) vanguard = öncü (birlik / kol) vaporise = buharlaş(tır)mak. highly. the only ventilation was through a small door at the back. meşruluk. differ. sokak lambalarını kırma vs. 2) hastalık taşıyıcı vegetation = bitkiler. büyük oranda. farklılaşma. zıt anl. değişiklik. çevreye zarar verme (örn. appreciate valued = değerli. örn. (They are building these roads at vast expense. dim. zıt anl. confirmation. validation. işportacı Venice = Venedik (İtalya’da. çeşitlilik. = Tavanarasında tek havalandırma arka taraftaki küçük bir kapıdan sağlanıyordu. zıt anl. subap. 2) radyo lambası valve radio = lambalı radyo vandalism = vandalizm. oral. highly-regarded valve = 1) valf. obscure.) vast majority = büyük çoğunluk vast sums (of) = çok büyük miktarlarda (para vs. buğu variable = değişken. alter.= invalidity value = değerini / kıymetini bilmek.= defined vaguely = tam anlamını vermeyecek şekilde. numerous vary = çeşitlilik göstermek. yasal. farklılık various = çeşitli. zıt anl.bademci.com . evaporate vapour = buhar. çok yönlü.

açık. image. bağırsak ve mide cidarlarında bulunan) emzik başına benzeyen minik çıkıntı. fasit daire victim = kurban. riot violent = yıkıcı. 3) (film vs. energetic. kural vs. avantaj. ekonomik olarak) yapılabilir / uygulanabilir. zıt anl. watchful.= unachievable viable level = makul. görme olanağı. tetikte olan. zıt anl. zealous. ünlü Pompei antik kentini lavlar altında bırakarak yok etmiş olmasıyla tanınan bir volkan) veterinary medicine = veteriner hekimliği veterinary surgeon = hayvan cerrahı. 2) kuvvetli. panorama view as = olarak görmek. look at. zorlu. watch view (isim) = 1) görüş. asset. acımasız. fikir. the other way round vicinity = civar vicious = kötü. 11. sticky visibility = görünebilirlik. daydream. breach. actively. strong. in opposition to vertebra = (çoğul: vertebrae) omur vertebrate = omurgalı. nearly. kızdırmak. inactive vigorously = kuvvetlice.= horizontal very first = ilk vessel = 1) gemi. etkin. bakış açısı. destructively. zıt anl. zıt anl. tersi (de). düşünce. Kraliçe Viktorya’nın hüküm sürdüğü 1837 ile 1901 yılları arasında kalan dönemde yaşamış / döneme ait view (fiil) = 1) değerlendirmek. zorbalık. destructive. 4) öngörü. öbür türlüsü (de). passively viral = viral (virüslerden kaynaklanan. şiddetli.) çiğnemek. zıt anl. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . inanç. 2) dikkatlice incelemek.= vice. operator veteriner vex = canını sıkmak. opinion. disturbance.) versus = (bir şey ya da kişi)’ye karşı.= obscured. ihlal etmek. suçsuzluğunu kanıtlama vine = sarmaşık yapılı. consider. hidden vision = 1) görme kabiliyeti. sert.) izlemek. 2) görünüş. önemli olduğunu düşünmek) vigilant = ihtiyatlı. kabul edilebilir seviye vibrant = parlak. (view as important = önemli görmek. irritate.com . apparent. adaptability version = 1) versiyon. görünürlük. canlı vibrate = titre(t)mek. için) ihlal (etme) / aykırı davranış. energetically Vikings = Vikingler (İskandinavya’da. 2) ileriyi gören kimse www. zahmetli. strongly. gayretli. görülür. conception. shake. özellikle 8.= mild. 2) erdem.= oblivious vigorous = 1) terleten. craniate vertical = dikey. 2) damar vest = yelek vested = kazanılmış. detectable. zıt anl. korsan ve tüccar kavim) villus = (çoğul: villi) 1) (örn. passive violent motion sickness = şiddetli hareket / sarsıntı tutması violently = yıkıcı şekilde. tekne. tür. actually virtue = 1) meziyet. detectablity visible = görünebilir. upset. 2) yorum. düş. kural vs.173 versatility = çok yönlülük / fonksiyonluluk. concealed. practicable. aksi(ne). merit visa = vize (ülkeye giriş ve ülkede kalma izni) viscid = yapışkan. eyesight. çirkin. virüslerle ilgili) Virginia = Batı ABD’de bir eyalet virologist = virolog (viroloji alanında çalışan uzman) virology = viroloji (virüsleri inceleyen tıp ve biyoloji alanı) virtual takeover = fiili / gayriresmi devralma virtually = neredeyse. 3) hayal. enerjik. yy’lar arasında etkin olan. hemen hemen. 2) görüntü. brutal vicious circle = kısır döngü.= soothe viable = (örneğin.= obey. zıt anl. belli. advantage.= impotent. zıt anl. yarar. mutlak. = Başbakan’ın ekonomiyle ilgili yorumu ana muhalefetin yorumundan oldukça farklıydı.bademci. infringe. observe violation = (yasa. zıt anl. (The Prime Minister’s version of the economic matters was quite different from that of the Opposition. sabit Vesuvius = Vezüv Yanardağı (İtalya’da. conspicuous. foresight visionary = 1) hayalperest.= mildly. 2) (özellikle şeftali gibi meyvelerin üzerindeki) ince tüy vindication = temize çıkarma.= be still vibration = titreşim vibrotactile = titreşim yoluyla çalışan vice versa = tersi(ne). regard. sinirlendirmek.) tutunarak büyüyen bitki vinegar = sirke vineyard = üzüm bağı violate = (yasa. şiddetlice. fazilet. feasible. zıt anl. breach violence = şiddet. (kazığa vs. gayretli bir şekilde. goodness. mağdur Victorian = İngiltere’de. manzara. nasty.

kolaylıkla yaralanabilir. 2) çok önemli. anlatmak.= weak. critical. (Elderly people. tell.= involuntary. susceptibility. zıt anl. etkili. are vulnerable to accidents happening at home. trivial vitality = canlılık. intense. zıt anl. isteğe bağlı. secure. exposed to. liveliness. willingly. dirilik. essential. weakness vulnerable to = (bir şeye) karşı savunmasız. saldırıya / eleştiriye / riske açık / maruz.com .= vaguely vocalization = ses ile ifade vocational = mesleki. camlaşmasını tamamlamamış (malzeme) vivid = canlı. zıt anl.174 . gönüllü olarak. susceptible to. evde meydana gelen kazalara karşı savunmasızdırlar. especially those living alone. yaşam için gerekli. özellikle yalnız yaşayanlar.= protected. mesleğe ilişkin. güçlü.= insignificant. weak. aç gözlü vote (for) (fiil) = (birisine) oy vermek vote (isim) = oy voter = seçmen voyage = deniz yolculuğu vulnerability = saldırıya açık olma. pivotal. vigour vitally important = hayati öneme sahip vitamin A deficiency = A vitamini yetersizliği vitreous = genellikle şekilsiz. hareketlilik. zıt anl. occupational voice = dile getirmek.bademci. hayati. dull vividly = çok canlı / güçlü bir şekilde. narrate volatile = buharlaşabilen volume = hacim voluntarily = isteyerek. zıt anl. obligatory volunteer (fiil) = gönüllü olmak. colourful. clearly. = Yaşlilar. lively.ÜDS Sözlüğü visual = görsel visual acuity = görme keskinliği (uzaktaki / yakındaki cisimleri net görebilme hali) visual field = görüş alanı vital = 1) yaşamsal. willing.= forcibly voluntary (sıfat) = gönüllü. zıt anl. at risk of. offer volunteer (isim) = gönüllü vomiting = kusma voracious = doymak bilmez.) www.

permit. want not. carry on. decrease. kertenkele gibi bazı hayvanlarda) genellikle boyun bölgesinde parlak renkli ve sarkık deri katmanı wave = dalga wave-exposed = dalgalara açık wavelength = dalga boyu way of life = yaşam biçimi way off = çok dışında / uzağında way-station = ara istasyon www. (hastanede) servis / hastaların kaldığı oda warfare = (genel kavram olarak) savaş.= peace ward = (hapishanede) koğuş. büyük çöplük waste material = artık / atık madde waste product = atık madde. (diplomatic warfare = diplomatik savaş) warfare agent = savaşlarda kullanılan kimyasal vs. dikkat etmek. müsrif wastefully = müsrifçe.W W WW wage (fiil) = (savaş vs. (nuclear warfare = nükleer savaş).) açmak. madde warm up (fiil) = (kasları. 2) atık madde.= cease. toprağın suya tamamen doyduğu seviye) water-borne = sudan gelen. zıt anl. kuvvetten düşme. için) ısınma warn = uyarmak. (He wasted his inheritance in casinos. israf etmek. sürdürmek. tükenmek. guarantee warring = savaşan warrior = savaşçı W war-torn = savaşın yakıp yıktığı wash ashore = sahile vurmak wastage = zayiat waste (fiil) = boşa harcamak. zıt anl. garanti etmek. eksilmek. = Boşa harcama. uyanıklık. ikaz etmek. başkasından dilenmek zorunda kalma. (wasting disease = verem vs. undertake. motor vs. approve.). battle. diminish. ruhsat vermek. gibi ince / zayıf düşüren hastalık) watch out for = (bir tehlikeye) karşı uyanık olmak. alertness water delivery system = su dağıtım şebekesi water supply = su rezervi / stoğu water table = su tabakası seviyesi (yerin altında. ıssız yer.com . savurganlık wasting = zayıflama. savurganca. su yoluyla taşınan waterfall = şelale waterfowl = su kuşu water-stressed = su sıkıntısı çeken watery tissue = suyu tutan doku wattle = (hindi.) ısıtmak warm-blooded = sıcakkanlı warming = ısınma warm-up (isim) = (kaslar. salary wage-earning = 1) sabit bir maaştan ziyade saat ücreti hesabıyla çalışma. yıkım ürünü wasteful = savurgan.bademci. zıt anl. = Kendisine kalan mirası kumarhanelerde yedi.) waste (isim) = 1) boş arazi. özellikle yarattığı çizgi karakterlerle tanınan büyük bir şirket) wander away = amaçsız bir şekilde dolaşarak (bir yerden) uzaklaşmak wane = azalmak. başlatmak. saptırma warp thread = çözgü ipliği (dokuma tezgahında kumaşın boyuna olan iplik) warrant = izin vermek. motoru vs.= thriftily wastefulness = israf. extravagantly. israf waste dump = çöp depolama alanı. zıt anl. look out for watchfulness = tetiktelik. (Waste not. ihtar etmek warning = uyarı warning label = uyarı etiketi warp = değişiklik. stop wage (isim) = maaş. 2) (çalışma karşılığı) gelir / ücret sağlayan / kazandıran wait = bekleyiş waiver = feragat wakefulness = uyanıklık hali wallet = cüzdan walnut = ceviz Walt Disney Company = Walt Disney Şirketi (eğlence sektöründe faaliyet gösteren.= increase war = savaş.

consider. build up weakness = zaaf. refah içinde. kabul gören. aşınmak. strangeness welcoming = dostça. = Hastalık onu yıprattı. takoz weed = yabani ot. wellfostered. far more than well under = epeyce altında well-annotated = dipnotlarla iyice açıklanmış well-being = çıkar. iyi olmuş! well over = (bir değer)’in oldukça üzerinde. sağlam well-developed = iyi gelişmiş.176 . içten welfare = refah. iyi karşılanan www. hali vakti yerinde well-preserved = (örn. kayanın / buzun içinde) iyi korunmuş well-read = çok okumuş well-regarded = saygı uyandıran. endişeye sevk etmek.com . güçsüzleş(tir)mek. örmek weave together = 1) değişik öğelerden bir bütün oluşturmak. iyi bakılmış. = Planın yararlarını. (I weighed the benefits of the plan against its risks.ÜDS Sözlüğü weak nuclear force = zayıf nükleer kuvvet (bazı atomaltı parçacıkları bir arada tutan. bıkkın. güçsüzlük. zıt anl. vice wealth = zenginlik. well-being welfare state = refah ülkesi well = kuyu well after = (bir olaydan / bir zamandan) çok sonra well before = çok önce well beyond = oldukça ötesinde / üzerinde Well done! = Aferin.= ill-nourished well-off = iyi durumdaki. varlık wealth of information = bilgi hazinesi. eskimek. riskleri ile kıyasladım.= strengthen. prosperity. (My shoes are badly worn down at the heels. değerlendirmek. consider. zıt anl. undermine.) wear on = (süre kapsayan bir dönem vs. affluent.). tartmak. herbicide weekly = haftalık gazete veya dergi weigh = 1) hesaplamak (kıyaslamak). substantiated well-informed = iyi bilgilen(diril)miş well-maintained = iyi muhafaza edilmiş. deep-rooted well-founded = sağlam temele dayalı. assess weight loss = zayıflama. 2) (ağırlığını) ölçmek. iyilik. measure weigh on = endişelendirmek. wear out. lessen. deteriorate wear out over time = zamanla / zaman içinde eskimek / aşınmak weary = yorgun. yarar. ancak kimi zaman yeterli gelmeyerek radyoaktif bozunmaya yol açması sebebiyle “zayıf” olarak adlandırılan temel fiziksel kuvvet) weak pulse = zayıf nabız weaken = zayıfla(t)mak. (The illness wore her down.= poor weapon = silah weapons of mass destruction = kitle imha silahları wear = yıpranma wear and tear = aşınma ve yıpranma wear down = yıpranmak. iyi gıda almış. bilgi bolluğu wealthy = varlıklı. 2) örerek birleştirmek weave-like = örgü benzeri webbed = (bazı hayvanların ayakları için) perdeli webbed together = (bir tür) perdeyle birbirine bağlı Weddell seal = Weddell foku (Antarktika çevresinde yaşayan bir fok türü) wedding = düğün wedge = kama. wear down. cause to worry weigh up = tartmak. için) yavaş yavaş ilerlemek wear out = yıpranmak. usanmış.bademci. = Ayakkabılarımın topukları iyice aşınmış. saadet well-buried = (gömülerek) iyice gizlenmiş well-compiled = iyi derlenmiş well-constructed = iyi inşa edilmiş. well-kept well-nourished = iyi beslenmiş. hafifle(t)mek. servet.). büyümüş well-drawn = iyi çizilmiş. erode. zıt anl. zengin. tiplemesi iyi yapılmış well-established = iyice yerleşmiş. evaluate. bored weather = hava (durumu) weathering = hava etkisiyle değişime uğrama weave = dokumak. varlıklı. aklında ölçüp biçmek. refah. tuhaflık. rich. yıpratmak. ayrık otu weed-killer = herbisit (istenmeyen bitkilerin yetişmesini önlemek amacı ile kullanılan tarımsal ilaç). kilo kaybı weight loss scheme = zayıflama planı / programı weight training = (sporda) ağırlık çalışması weight-for-height table = ağırlık-boy tablosu weightlessness = ağırlıksız / yerçekimsiz ortam weirdness = gariplik.

iken. bilgece görüş / söz. doğal ortamında yaşayan tüm canlılar) willing = istekli. through which whether (or not) = olup olmadığını. zıt anl. = Gazetelerin. = Onun suçlu olup olmadığından emin değilim. bilge. . ne olup bittiği.) widowed = dul kalmış wildebeest = Güney Afrika antilopu wilderness = (el değmemiş) boş arazi. inasmuch as whereby = onunla. dış yüzeyleri alınmamış) wholeheartedly = içtenlikle. destroy wire = haberleşmek wire service = haber servisi (haber ajanslarınca gazeteler. hikmet. akıllıca. (I am not sure whether or not he is guilty. doğada kendiliğinden yetişen çiçek wildlife = yaban hayatı (insan hariç. yaygın olarak. samimi olarak.bademci. açık farkla. unwillingness windblown = 1) (özellikle ağaçlar için) hakim rüzgarların estiği yönde büyüyen / şekil alan. moreover What use does it serve? = Ne işe yarıyor? what is in the best interests of smo = birisi için en iyisi / en doğrusu ne ise whatever = bütünü. (yap)’sa da (yap)’masa da. zıt anl. hırıltılı ses çıkarmak when it comes to = iş (bir şey)’e gelince. gönüllülük. by means of which. çöl. (yap)’ıp (yap)’mayacağını. unwilling willingness = isteklilik. 2) rüzgarın sürüklediği. tornado whisper = fısıldamak. onun vasıtasıyla. while. what is more whatsoever = hiçbir surette.= limited. ben umutsuz bir vakayım. zıt anl.) whereas = oysa. bilinçli. = İş kompozisyon yazmaya gelince.= reluctance. ne olursa what’s more = bkz. wiseness wise = akıllı. What good would that be? = Onun ne faydası olacak ki? what is more = dahası.com . eagerness. irfan. vahşi doğa wildfire = söndürülmesi güç yangın / ateş wildflower = kır çiçeği. at all wheat = buğday wheel = tekerlek wheelchair = tekerlekli sandalye wheeze = hırlamak. furthermore.177 well-rested = iyi dinlenmiş West Indies = Batı Hint Adaları (Karayipler bölgesindeki adalara eskiden verilen ad) Western = Batılı Western society = Batı toplumu Westerner = Batılı wet = (altını. . knowing. ortadan kaldırmak. kır. yatağını vs. . zıt anl. gönüllü. geniş çapta. extensive. (arası) açılmak wide-ranging = çok çeşitli konularla ilgili widespread = yaygın. herhangi. usually widely available = yaygın olarak ulaşılabilir / edinilebilir widen = genişle(t)mek. hikayeyi uydurduğu yönünde yaygın bir inanış var. ister … ister …. while whirlwind = hortum. commonly. (When it comes to writing compositions. düdük white blood cell = beyaz kan hücresi (akyuvar) white blood cell count = akyuvar sayımı whole foods = doğal yiyecekler whole grain = tam tahıl (kepekli. her ne.ÜDS Sözlüğü . için) rüzgarla taşınan windbreaker = rüzgar kesen windpipe = soluk borusu wing = kanat wing-warping = uçakta manevra esnasında tüm kanadın hareket etmesi tekniği wipe out = silip süpürmek. news service wisdom = bilgelik. rare. fısıltı whistle = ıslık.= reluctant. ready. eager. hepsi. besleyici whooping cough = boğmaca widely = 1) büyük ölçüde. readiness.) ıslatmak wetland = karasal iklim bölgeleriyle deniz iklim bölgeleri veya göller arasında kalan. .) whilst = -iken. . prevalent.= foolish www. (There is a widespread belief that the newspapers had invented the story. 2) genellikle. enthusiasm. Ne amaçla? what goes on = olup bitenler. sincerely wholesome = sağlıklı. sensible. televizyonlar gibi yayıncı kuruluşlara sağlanan haber hizmeti). nemli ve genellikle bataklık bölge whaling = balina avcılığı What a relief! = İçim rahatladı! What for? = Ne için?. I am hopeless. rüzgar tarafından taşınan wind-borne = (bitkilerin sporları vs. uzak ara.

tanıklık / şahitlik etmek. distant withstand = (bir şey)’e dayanmak. zıt anl.bademci. zıt anl. with regard to with the exception of = dışında. erişim dahilinde. zıt anl. hayret etmek. question. (yuvasına) alıştırmak work miracles / wonders = mucizeler / harikalar yaratmak work on = (bir şey)’in üzerinde çalışmak work one’s way through = (bir şey)’in içinden kendine yol açarak ilerlemek. deserving. içine kapanık.= fail. kıymetli. işleyiş. (bir şey) ile ilgili olarak. arzu etmek. zıt anl. be willing witchcraft = büyücülük with a view to doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle.com . şahit wobbly = sallanan. harika woodland = ağaçlık arazi / alan woods = (the woods şeklinde kullanılır) koru.ÜDS Sözlüğü wish = istemek. attainable. başarı ile üstesinden gelmek. zorlukları / engelleri aşarak ilerlemek work out = 1) (plan. iyi sonuç vermek work (isim) = iş. miss. Dünya Savaşı worldwide = dünya çapında worrisome = endişe / kaygı verici worry about = (bir şey) hakkında endişe / kaygı duymak worsen = kötüleş(tir)mek. easily. with gladness. valuable. iyi sonuçlandırmak. çalışmak. düşünmek. available. vermemek. outgoing withhold = 1) saklamak. 3) mucize. şaşkınlık. zıt anl. 2) kesmek. ile ilgili olarak. want. resist witness (fiil) = tanık / şahit olmak.= with difficulty with great ease = çok büyük bir kolaylıkla with reference to = (bir şey)’e ilişkin olarak. (birisi)’nin işine yaramak. 2) hayret. unsociable. with respect to with respect to = (bir şey)’e gelince / ile ilgili olarak. direnmek. zıt anl. assault. with joy. 2) (hesaplayarak) bulmak.178 . başarmak. ibadet etmek worth reading = okumaya değer worthily = hak ederek. keyifle. with the intention of doing smt with delight = sevinçle. accomplish. dilemek. observe witness (isim) = tanık. 2) işe yaramak. uydurmak. ağırlaş(tır)mak. Dünya Savaşı World War II = 2. memnuniyetle.) planlamak. beneficial. haricinde with the idea of doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle withdraw (from) = 1) geri çek(il)mek. facilitate. içerisinde within and without = içeriden ve dışarıdan within reach = ulaşılabilir.= remote. alienation withdrawal symptom = yoksunluk belirtisi (belirli ilaçlar kesilince ortaya çıkan semptom) withdrawn = çekingen. bileğinin hakkıyla worthwhile = zaman harcamaya / zahmete değer. functioning workload = iş yükü workman = işçi workmanship = işçilik. hide. deal with work to the advantage of = (birisi)’ne avantaj sağlamak. ayrılma. eser work against = (birisi)’ne karşı (koz olarak) kullanılmak work at = çalışmak. rewarding. oturtmak. zıt anl. 3) (sıvıyı damardan) geri çekmek withdrawal = içine kapanma. ease. detain.= sociable. deteriorate. çabalamak work for = (birisi) için / (birisi)’nin emrinde çalışmak work into = (yavaş hareketlerle) yerleştirmek. calculate work through = çalışarak bitirmek / içinden çıkmak. alleviate worship = tapınmak. think wonder (isim) = 1) merak. ormanlık alan work (fiil) = 1) işlemek.= release. solve.= unworthy of www.= worthless worthy of = (bir şey)’e değer / layık. regarding with regard to = (bir şey)’e gelince. (bir sorunu) çözmek. let go.= attack. 2) (para) çekmek. (uğraşarak) ortaya çıkarmak. benefit work under pressure = baskı altında çalışmak workable = işlenebilir workaholic = işkolik workforce = işgücü working = işleme tarzı. (birisi ya da bir şey)’e karşı koymak. zıt anl. zıt anl. retreat. çekilme. zorluk çekmeden.= relieve. ustalık workspace = çalışma alanı World Trade Organization = Dünya Ticaret Örgütü (ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin ve düzenlemelerin geliştirildiği ve görüşüldüğü uluslararası platform) World War I = 1. aggravate. discontinue within = içinde. proje vs. dengesi bozuk womanizer = zampara wonder (fiil) = merak etmek. çalışma. with pleasure with ease = kolaylıkla.

) sarmak wrapping-rolling method = erken çömlekçilikte. yuvarlatılmış bir kil şeridinin spiral şeklinde sarılıp yükseltilerek çömleğin oluşturulduğu ve dıştan bakıldığında çömleğin üst üste dizili disklerden oluştuğu izlenimi yaratan yöntem wreck (fiil) = harap / paramparça etmek. (bir şey)’den ziyade would-be = gelecekteki. enkaz wrestler = güreşçi wrist = (el için) bilek write off = 1) başarısız / önemsiz görmek. 2) (muhasebede) hesaptan düşmek. sonrası) kalan parçaları. ruin. 2) batık gemi. enkaz haline getirmek. harabe.bademci.)’in (bir kaza vs. 3) gözden çıkarmak write out = tam olarak yazmak. müstakbel wound = yara. lesion wounded = yaralı wrap up = (paket vs. daha ziyade. (resmi bir şey) yazmak www.com .ÜDS Sözlüğü .179 would rather = tercihen. shatter wreck (isim) = 1) enkaz. 3) araba / uçak / tren kazası wreckage = (bir gemi vs.

kazanç) getirmek. Xe x-ray = (bir organın vs. peak zero gravity = sıfır yerçekimi zinc = çinko (mavimsi açık gri renkte. Karayip Denizi ile Meksika Körfezi arasında yer alan yarımada) www. capitulate. yıllarca yeast = maya (ekmek. succumb. offspring Yucatan Peninsula = Yukatan Yarımadası (Güneydoğu Meksika’da bulunan. bazı beklenmedik sonuçlar ortaya çıkardı. sonuç.com . = Araştırma. ürün yield to = teslim olmak. (The investigation yielded some unexpected results.XYZ XYZ XYZ XYZ xenon = Zenon gazı.bademci. kırılgan bir metal) zone = bölge. alkollü içki. submit. boyun eğmek. mıntıka Yanqui = Yanki (genellikle Amerikalılardan alaylı bir tavırla söz ederken kullanılır). Yankee Yanqui tastes = Yanki zevkleri yawn = esnemek year after year = yıl be yıl. yenik düşmek. zirve. buna rağmen.) vermek. kill suddenly zenith = doruk. however yet unborn generations = henüz doğmamış nesiller yield (fiil) = (sonuç. (kar.) yield (isim) = verim. her yıl. give in young = yavrular. kazanç. produce. kar. ürün vs.) röntgenini çekmek x-ray = x-ışını (gözle görülemeyen ve yumuşak dokudan geçebilmesi sebebiyle röntgen filmi çekiminde kullanılan bir çeşit elektromanyetik ışınım) XYZ zap with = ani bir darbeyle öldürmek. peynir gibi bazı besinlerin üretiminde yararlanılan tek hücreli mantar) yen = yen (Japonya’nın para birimi) yet = yine de.

Utkan Kocatürk. Major New Edit. Tarih Bölümü www. 2005. Webster's Third New International Dictionary (Unabridged). Baskı 2005 16. 10. International Edit. 16. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü. 1996. Oxford University Press 13. Houghton Mifflin Company 6. Doç. Redhouse. Çocuk Nöroloğu Dr.org www. Oxford Advanced Learner's Dictionary. 2004.bademci. Oxford University Press 2. Collins Cobuild 14. İnkılâp Kitabevi 12. Sev Matbaacılık ve Yayıncılık Bu sözlüğün hazırlanmasında bilgisine başvurduğumuz uzman kişiler ve internet siteleri: 1 2 3 4 5 6 7 Doç. 1991. Dr Zahide Onaran. The New Thesaurus. Collins English Dictionary and Thesaurus.soitec. Rosemary Courtney. Baskı 1990. Longman Dictionary of Phrasal Verbs. The New Webster's International Encyclopedia.com . Collins Cobuild English Dictionary for Advanced Learners. İngilizce-Türkçe Sözlük. 1995. Büyük İngilizce-Türkçe Genel Sözlük. Collins Cobuild 4. Zuhal YAPICI. Özlem Su. Dr. Langenscheidt Standard English Dictionary. Türk Dil Kurumu Yayınları 9. 2001. 2nd Edit. Merriam-Webster's Medical Desk Dictionary. (revised) 2005. Marmara Üniversitesi. Alfa Yayınları 11. 8. Fen-Edebiyat Fakültesi. 1. Longman 10. 7th Edit.ÜDS Sözlüğü Bu sözlüğün hazırlanmasında yararlandığımız kaynaklar: 1. Trident Press International 8. 3rd Imp. 3rd Edit. İktisat Fakültesi Doç.wikipedia. Major New Edit. Macmillan Education 5. Açıklamalı Tıp Terimleri Sözlüğü. Baskı 1999. Baskı 1998. 1996. Könemann 7. İstanbul. 15. 1. Longman Dictionary of Contemporary English. Cildiye Uzmanı www. Longman 3. Baskı 1988. Cengiz Tomar. Çocuk Nöroloğu Dr. Zuhal YAPICI. Oxford Dictionary of English. Merriam-Webster Inc. 1st Edit.Üniversitesi. Macmillan English Dictionary for Advanced Learners.181 . Resuhi Akdikmen. 2002. 1993. 1995. Dr. Nuri Özbalkan. Roget's II.com Yrd. International Student Edit.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful