P. 1
ingilizce sözlük

ingilizce sözlük

|Views: 63|Likes:
üds çıkmış kelimeler
üds çıkmış kelimeler

More info:

Categories:Types, Research
Published by: Ibrahim Serkan Cengiz on Jan 04, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/22/2014

pdf

text

original

ÜDS SÖZLÜĞÜ

Afşin AYGÜN Ayşe POLUMAN Cüneyt BADEMCİOĞLU

ÜDS SÖZLÜĞÜ

Kullanım Kılavuzu: • Sözlükteki kelimelerin tanımlaması için üç farklı renk kullanılmıştır: kırmızı, siyah ve mavi. a. Kırmızı kelimeler, fen, sağlık ya da sosyal ayrımı gözetmeksizin her adayın hazinesinde bulunması gereken türdendir. b. Siyah kelimelerin büyük çoğunluğu bilim dallarının özel terminolojisine aittir. Bu renk kelimelerin ezberlenmesine gerek yoktur. c. Eşanlamlı kelimeler mavi renge boyanmıştır. Birçok kelimenin zıt anlamları da verilmiştir. • Aradığınız kelime, belli bir bilim dalına ait (ezberlenmesi gereksiz) özel bir terim ise ya da ÜDS’ye hazırlanan bir adayın çekirdek kelime hazinesi içinde mutlaka yer alması gereken türden ise (örn: give up: vazgeçmek; call: aramak, çağırmak; define: tanımlamak), ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bu kelimeye yer verilmemiş olabilir. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde aradığınız bir kelimeyi Ctrl+F komutu ile bulabilirsiniz. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bazı kelimelerin tanımları iki kez verilmiştir. Bu tanımlardan biri fiil, diğeri ise isim ya da sıfattır. Bazı kelimelerin ise birden fazla tanımları vardır. • Bu sözlükte kullanılan bazı kısaltmalar: smt: something smo / smb: someone / something Lat.: Latince

A A AA
a broad range = geniş bir alan / yelpaze a case in point = iyi bir örnek a change of air = hava değişimi a couple of = birkaç, iki üç, a few a day out in the country = dışarıda kırlarda geçirilen bir gün a desperate situation = vahim bir durum a far from pleasant place to live = yaşamak için iyi / hoş bir yer olmaktan uzak a full recovery = tam bir iyileşme / düzelme a good many = birçok, hayli, a large number of a great deal (of) = oldukça fazla, çok, a lot, much, zıt anl.= a little, a bit a large number (of) = birçok, hayli, a good many, a lot (of) a major step forward = ileriye doğru büyük bir adım a matter of time = an meselesi a number of = çok sayıda, (belli) bir miktar, a lot of, plenty of a painful cut in pay = maaşlarda büyük bir kesinti a range of = 1) çeşitli, various; 2) bir dizi, a series of a series of = bir dizi, a range of a series of measures = bir dizi önlem / tedbir a socially minded urban style = sosyal kaygılar güden bir kentleşme biçimi a sure sign (of) = (bir şey)’in kesin bir işareti / göstergesi a variety of = bir dizi, a range of a whole range of = her çeşit, her tür, çok çeşitli a wide range of reasons = çok çeşitli sebepler A. D. = Milattan / İsa’dan sonra, anno Domini, zıt anl.= B. C. , before Christ abandon = bırakmak, terk etmek, vazgeçmek, discontinue, stop, zıt anl.= pursue, carry on abandoned = terk edilmiş, boş, (bina için) viran halde, desolate, zıt anl.= occupied abandonment = terk etme / edilme, bırak(ıl)ma, desertion abate = azal(t)mak, hızını kesmek, die away, diminish, zıt anl.= amplify, intensify abbreviation = kısaltma abdominal fat = karın bölgesindeki yağ aberrant = sapkın, anormal, abnormal

A

aberration = anormallik, sapma ability = yetenek, kabiliyet, capability, capacity, zıt anl.= inadequacy, limitation ablution = abdest abnormal brain scan = beyin taramasında (ortaya çıkan) anormallik abnormally = anormal şekilde, alışılmışın dışında, unusually aboard = (gemi, uçak, tren gibi taşıtlar için) içine, içinde abolish = kaldırmak, feshetmek, cancel abolition = (ortadan) kaldırma, ilga, fesih, cancellation, repulsion abominably = rahatsız edici bir şekilde, dreadfully abort = çocuk düşürmek, gebeliği sonlandırmak abortion = kürtaj abound in / with = (bir şey)’i bolca / çokça bulundurmak / içermek, be abundant with, zıt anl.= be lacking, be short of above all = hepsinden ziyade, en başta, mostly abrasion = sıyrık, soyulma veya kazınma, aşınma abroad = yurt dışına, yurt dışında abrupt = 1) ani, beklenmedik, ani ve kaba, sudden; 2) dik, sarp abruptly = aniden, birdenbire, ani ve kaba bir şekilde, suddenly, (The talks ended abruptly when one of the delegations walked out in protest. = Delegelerden biri protesto amacıyla salonu terk edince görüşmeler aniden kesildi.) absence = yokluk, bulunmama, zıt anl.= presence, existence absence of empathy = empati eksikliği (kendini karşısındakinin yerine koyabilme yetisinin eksikliği) absent = namevcut, yok, unavailable, zıt anl.= present, available absolute = 1) tam, halis, saf, mutlak, pure, zıt anl.= imperfect; 2) (bir şey)’in hepsi, tamamı, complete, zıt anl.= limited absolute temperature = mutlak sıcaklık (Kelvin biriminde ölçülen sıcaklık) absolute zero = mutlak sıfır (0°K’ye ve -273°C’ye eşit, olası en düşük sıcaklık) absolutely = tamamen, kesinlikle, totally, definitely

www.bademci.com

success. zıt anl.= failure. be home to. beyanda bulunmak. hizmet etmek. be the reason for accumulate = topla(n)mak. usable. prove the innocence of. zıt anl.= concrete. speed up.= inaccurately. belirtmek. sonradan elde edilmiş. bütünleşme. çokluk. deem account (isim) = 1) anlatım. açıklamak. kesinlik. lose. methyl cyanide achieve = başarmak. hail.= basic acidification = asitleşme (pH seviyesinin düşmesi) acidity = asit derecesi.= decelerate.4 . zıt anl. tali. soğurmak. available. birikinti accumulative = toplanmış. asidite (bir maddenin asidik reaksiyon gösterme özelliği) acknowledge = (bir gerçeği) kabul etmek. (bir şey)’den sorumlu olmak / tutulmak. zıt anl. kabullenmek accepting = hoşgörülü access (fiil) = girmek. bildirmek. exactly. suiistimal etmek. emphasise. kazanma. explain. (bir şey)’i aşırı miktarda / yüksek dozda kullanan kimse academia = akademisyenler camiası accelerate = hızlan(dır)mak. kazanmak. solvent olarak kullanılan bir sıvı). zıt anl. zıt anl. uyuşma. defeat accord = mutabakat. blame with. precise.= accuse of. gain.= scarce. ivme kazan(dır)mak. applaud acclimatisation = yeni bir ortama / iklime alıştırma accommodate = 1) yer / yaşam alanı sağlamak.= defend. enter access to (isim) = (bir şey)’e giriş / geçiş / erişim. 2) (kitaplarda) teşekkür bölümü acquire = elde etmek. precision. (zorlu bir uğraştan sonra) elde etmek. (bir şey)’in beraberinde gelmek. so. addetmek. suck in. consider.= rarely. elde etme. actual abundance = bolluk. zehirli. consequently account (fiil) = saymak. accomplish. retard acceleration = hız arttırma. quit achievement = başarı. birik(tir)mek. kaynaşma abstract = soyut. misuse. be (held) responsible for. zıt anl. recognition. achievement. izah etmek. 2) (nedenlerini) anlatmak. underline accept as = (bir şey)’i öyle kabul etmek.= scarcity abundant = bol. zıt anl.= deny. earned. inadequate abundantly = bolca. agreement. earning acquit of = (bir suç)’tan aklamak / temize çıkarmak. bu nedenle. 2) hesap account for = 1) hesap vermek. (bir şey)’den faydalanma hakkı / imkanı. defeat acid rain = asit yağmuru (aşırı miktarda asidik özellik göstermesi sebebiyle çevre için zararlı olan yağış) acidic = asidik (çözünmüş hidrojen iyonu oranı yüksek. zıt anl.= inaccessible. zıt anl. scarcely abuse = kötüye kullanmak. recognise. zıt anl. restricted accessory = tamamlayıcı. attachment.= deceleration accentuate = vurgulamak. disagreement according to = (bir kişi ya da şey)’e göre accordingly = dolayısıyla. conceptual.= discharge. blame with www. spoil. 3) (bir şey)’in sebebi olmak.= failure. zıt anl.= disperse. ivme kazanma. kazanmak. yararlanılabilir. (birisi) ile görüşme imkanı. tam (olarak). approachable. (bir şey)’in beraberinde gelme. ignore acknowledgement = 1) kabullenme.= innate acquisition = elde etme. success. respect abuser = suiistimal / istismar eden kimse. supplement accompany = eşlik etmek. zıt anl. exactness. zıt anl. come / go with. zıt anl. serve accompaniment = eşlik etme. 2) (ihtiyaçlarına) cevap vermek. yanlışlıkla. zıt anl. gather. be associated with accomplishment = başarı. zıt anl.= fail. titiz.com .= discord. entry.= inaccuracy accurate = doğru. pH seviyesi düşük olan) zıt anl. collect. nüfuz etmek. intangible. zıt anl. accomplishment. wealth. yığ(ıl)mak. clarify. üstesinden gelme. zıt anl.= erroneous. narrative. profusely. ample. anlaşma. eksiksiz. copiousness. erroneously accuse of = (bir şey) ile suçlamak / itham etmek. alkışlamak. emit absorption = em(il)me. mistreat. inaccurate accurately = doğru. soğur(ul)ma. contact accessible = ulaşılabilir. bereketli. tesadüfen accident-prone = kaza yapmaya yatkın acclaim = bağırarak beğendiğini göstermek. (giderek) hızlanma. sahip olma. zıt anl.bademci. correctly. zıt anl. secondary accident = kaza accidentally = kazara. zenginlik. birikmiş accuracy = doğruluk. supplementary. büyük miktarda. lose acquired = doğuştan olmayan.ÜDS Sözlüğü absorb = emmek. copiously.= acquit accused = sanık acetonitrile = asetonitril (renksiz. admit. justify. gain. scatter accumulation = birikme.= forfeit. obtain. zıt anl.

ÜDS Sözlüğü - 5
acronym = kısaltma (birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelen kelime; örn. “radio detection and ranging” ifadesinin kısaltması olarak RADAR kelimesi) acropolis = akropol (yukarı kent, bir antik kentin genellikle yönetimsel / törensel merkezini oluşturan, yüksek bir tepenin üzerine kurulu bölümü) across = 1) karşısına, diğer yakasına, to the other side of; 2) boyunca, çapında, bir uçtan bir uca, throughout act = 1) yasa; 2) (tiyatroda) perde; 3) hareket, eylem act as = (bir şey) gibi / (bir şey)’e benzer şekilde davranmak, (bir şey) görevi görmek, (bir şey)’in görevini üstlenmek action = 1) hareket, eylem, zıt anl.= inaction; 2) etki, efffect activation = harekete geçirme active metal = aktif metal (kimyasal tepkimelere kolaylıkla giren metal) activity = faaliyet, etkinlik actually = aslında, gerçekten, aslına bakılırsa, as a matter of fact, to tell the truth, in fact actuate = harekete geçirmek, çalıştırmak, activate acute = 1) ağır, vahim; 2) akut, hızlı seyreden / gelişen (hastalık) acute viral hepatitis = akut viral hepatit (hepatit virüslerinden herhangi birinin sebep olduğu, hızlı seyreden hepatit) adapt to = (bir şey)’e adapte etmek, uyarlamak, intibak etmek, adjust, accommodate, zıt anl.= dislocate adapt oneself to = kendini (bir şey)’e adapte etmek / uyarlamak, get used to adaptation = adaptasyon, uyum adaptive = uyum gösterme ile ilgili, uyumsal add to = (bir şey)’e katkı sağlamak add up to = toplam olarak (bir değer) etmek added bonus = bir başka avantaj addendum = (çoğul: addenda) ek, ilave addicted to = (bir şey)’e bağımlı addictive = bağımlılık yapan additional = ek, fazladan, extra additionally = ek olarak, in addition, also additive = katkı maddesi address = (bir şey)’e değinmek, (bir şey) ile uğraşmak, point (to), deal with, handle adenosine triphosphate = adenosin trifosfat (kas dokusunda bulunan ve hücresel reaksiyonlar için temel enerji kaynağı sağlayan nükleotid), ATP adequate = yeterli, enough, sufficient, zıt anl.= inadequate, insufficient adequately = yeterince, yeterli bir biçimde / oranda, enough, sufficiently, zıt anl.= inadequately, insufficiently adhere to = (bir şey)’e bağlanmak, yapışmak, bağlı kalmak adherence = bağlılık, yapışma, dedication adherent = taraftar, yandaş, fan, follower adhesive = yapıştırıcı adjacent = yan yana, bitişik adjoin = bitişik olmak, link, border, attach, zıt anl.= detach, disconnect adjoining = bitişik, bitişikteki, neighbouring adjust = ayarlamak, arrange, tune, zıt anl.= confuse, upset adjustment = ayarlama, adapte olma / etme, regulation, setting, orientation administer = (ilaç vs.) vermek administration = 1) idare; 2) (ilaç) verme / uygulama administrator = yönetici, idareci admiralty = 1) amirallik rütbesi ve pozisyonu; 2) deniz kuvvetleri komutanlığı, naval forces command admiration = takdir, beğeni admire = takdir etmek, beğenmek, hayran olmak, esteem, zıt anl.= look down (on / upon) admission = 1) kabul etme, acceptance, zıt anl.= denial; 2) (işe, üniversiteye vs.) girme / kabul edilme, entrance; 3) itiraf, confession admission to hospital = hastaneye kabul admit = itiraf etmek, kabul etmek, (gelmesine, girmesine vs.) izin vermek, accept, allow, zıt anl.= deny, reject admittedly = genel kabule göre, kuşkusuz, confessedly adolescence = ergenlik adolescent = ergen adopt = 1) benimsemek, accept, assume, zıt anl.= reject, turn down; 2) evlat edinmek adoptee = evlat edinilen çocuk adoption = 1) evlat edinme; 2) (fikir, ideoloji, vs.) edinme / benimseme, acceptance, zıt anl.= rejection adoptive = evlat edinilen, evlatlık olarak alınan adrenal system = böbreküstü bezlerinin oluşturduğu sistem Adriatic (isim) = Adriyatik Denizi (İtalya ile Balkan Yarımadası arasındaki deniz) Adriatic (sıfat) = Adriyatik Denizi’ne ait

www.bademci.com

6 - ÜDS Sözlüğü
adult = yetişkin adulthood = yetişkinlik, yetişkinlik dönemi advance = ilerlemek, gelişmek, progress, develop, zıt anl.= regress advanced = gelişmiş, ileri düzeyde advanced age = ilerlemiş yaş advanced scanning technology = ileri / gelişmiş tarama teknolojisi advantage = avantaj, üstünlük sağlayan şey, yarar, zıt anl.= disadvantage advantaged = ayrıcalıklı, imtiyazlı, privileged, favoured, zıt anl.= disadvantaged advantageous = avantajlı, yararlı, beneficial, zıt anl.= disadvantageous advent = geliş, başlama, arrival, beginning, zıt anl.= departure, end adventure = macera, serüven adventurer = maceracı, serüvenci adversary = düşman, enemy, foe, zıt anl.= friend, ally adverse = kötü, elverişsiz, zararlı, menfaatine aykırı, aleyhte, ters (yönlü), harmful, contrary, reverse, zıt anl.= beneficial, favourable adverse drug reactions = ilacın yan etkileri adverse effect = ters / olumsuz / yan etki adverse reaction = ters / olumsuz tepki adversely = kötü bir şekilde, elverişsiz şartlarda, aleyhte, negatively, zıt anl.= positively adversely affect = ters / kötü yönde etkilemek advert = reklam, advertisement, ad advertise = reklam vermek, reklam / (bir şey)’in reklamını yapmak advertisement = reklam, ilan, advert, ad advertising = reklamcılık, tanıtım advice = öğüt, tavsiye, nasihat, proposal advisable = akıllıca, makul, doğru, appropriate, sensible, zıt anl.= improper, unwise advise = öğüt vermek, tavsiyede bulunmak, counsel, suggest adviser = danışman, advisor, consultant advisory = tavsiye niteliğinde advisory body = danışma organı, yetkisi tavsiye vermek ile sınırlı kurum advocate (fiil) = savunmak, desteklemek, promote, support advocate (isim) = 1) avukat, sözcü, lawyer; 2) destekçi, savunucu, taraftar, supporter aerial = havada bulunan, havaya ait aerial photograph = hava fotoğrafı aerobic = serbest oksijen veya havaya bağımlı, oxidative, aerobiotic, zıt anl.= anaerobiotic aerobics = aerobik (oksijene olan ihtiyacı arttıran egzersiz biçimi) aeronautical = havacılıkla ilgili aerospace = uzay / havacılık affair = iş, mesele, business, matter affect = etkilemek, have an effect on, influence, involve affected = etkilenmiş affection = şefkat, sevgi, concern, love, zıt anl.= hatred affiliation = yakın ilişki, bağlılık, yakınlık affinity = yatkınlık, (bir şey)’in başka (bir şey)’e benzerliği affirm = doğrulamak, onaylamak, confirm, ratify, zıt anl.= deny affliction = ağrı, acı, hastalık, rahatsızlık, pain, suffering, distress affluence = bolluk, refah, zenginlik, richness affluent = zengin, refah içinde, rich, wealthy, prosperous, zıt anl.= poor, needy afford = (bir şey) yapmaya gücü / parası yetmek, (maliyetini) karşılayacak durumda olmak affordable = maliyeti karşılanabilir, satın almaya para yetirilebilir aficionado = birisini / bir şeyi beğeni ile takip eden, onun hakkında birikim sahibi kişi, hayran Afro-American = Afro-Amerikan (Afrika kökenli, siyahi Amerikalı) after a while = bir süre sonra aftermath = (örn. bir felaketin) sonrası against = (bir kişi / bir şey)’e karşı (I am against the sale of alcohol to minors. = Küçüklere alkol satışına karşıyım.) against (smo’s) will = (birisinin) arzusuna rağmen / arzusu hilafına age (fiil) = 1) yaşlanmak, grow old; 2) (şarap vs. için) yıllanmak age (isim) = 1) çağ, devir, period; 2) yaş age-linked = yaşa bağlı agency = acente, ajans, kurum, teşkilat agenda = gündem agent = 1) temsilci, aracı, acente; 2) etmen, faktör age-related = yaşa bağlı, yaşla ilgili ages past = geçmiş çağlar aggravate = 1) (zaten olumsuz bir durumu daha da) kötüleştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, deteriorate, worsen, zıt anl.= facilitate, alleviate, ease; 2) canını sıkmak, irritate, make worse

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 7
aggregate = agrega (çakıl vs. gibi dolgu maddesi) aggression = saldırganlık, hostility, zıt anl.= resistance, defence aggressive = iddialı, hırslı, saldırgan, assertive, offensive, hostile, zıt anl.= passive, peaceful aggressively = girişken / saldırgan bir şekilde, offensively, zıt anl.= passively agility = çeviklik, atiklik aging = 1) yaşlanma; 2) (şarap vs. için) yıllanma agree to = (bir şey yapma)’ya razı olmak, (bir şey yapma)’yı kabul etmek, zıt anl.= object to agree with = aynı fikri paylaşmak, katılmak, zıt anl.= disagree (with) agreeable = 1) hoş, tatlı, pleasant, delightful, zıt anl.= unpleasant; 2) kabul edilebilir agreement = anlaşma, sözleşme agricultural = tarımsal, tarım ile ilgili agriculture = tarım agronomist = tarım uzmanı ahead = gelecek, yaklaş(ıl)makta / gelmekte olan, ilerideki ahead of = (bir şey)’in önüne / önünde ahead of its time = zamanının çok ilerisinde, çağdaşlarından daha ileride, far beyond its time aid = katkı, destek, yardım, help, relief, support ailment = hastalık, rahatsızlık, sickness, illness, disorder aim (at) (fiil) = hedeflemek, amaçlamak, nişan almak, target (to) aim (isim) = hedef, amaç, goal, target air photography = hava fotoğrafçılığı air taxi = hava taksisi (ticari taksi gibi hizmet veren küçük uçak veya helikopter) airborne = havadan gelen, hava yoluyla taşınan, havada olan (örn. airborne bacteria) aircraft = (çoğul: aircraft) uçak, hava taşıtı airframe = bir uçağı ya da uzay aracını oluşturan mekanik aksam airliner = yolcu uçağı airline = havayolu şirketi airlines = havayolları airship = (zeplin vs. gibi) hava gemisi air-starved = havasız kalmış air-to-air refuelling = havada yakıt ikmali airway = hava yolu (solunum sisteminin, akciğere girişi sağlayan kanal şeklindeki kısımları; örn. burun delikleri, boğaz) akin to = (bir şey) ile ilgili, yakın, benzer, similar to alarming = ürkütücü, korkutucu, appalling, frightening alarmingly = endişe verici bir şekilde, shockingly, disturbingly albatross = albatros (geniş kanatları ve çok uzun süre havada kalabilmesi ile tanınan iri bir tür deniz kuşu) alcohol-related = alkol (alımı) ile bağlantılı alert (fiil) = uyarmak alert (isim) = uyanık, tetikte alertly = açıkgöz / uyanık bir şekilde, tetikte olarak alertness = uyanıklık, tetikte olma hali alfalfa = yoncaya benzeyen, çiçek açan bir bitki alga = (çoğul: algae) alg (su yosunu) algal = deniz / su yosununa ait algal ancestors = alg kökenli atalar Alhambra = Elhamra (13. yy‘da İspanya’daki Gırnata şehrinde Mağribiler tarafından yapılmış olan kale / saray) alien = 1) yabancı, unfamiliar, unknown, zıt anl.= familiar, known; 2) uzaylı, extraterrestrial alienate from = (arkadaşların)’dan, (iş)’ten vs. soğu(t)mak, uzaklaş(tır)mak, part (from), turn away (from), zıt anl.= unite, endear alienating = yabancılaştıran, (gerçeklerden) uzaklaştıran alienation = yabancılaşma alike = 1) benzer, similar, zıt anl.= different; 2) eşit / aynı şekilde; 3) hem. . . , hem. . . , similar, in the same way, both alkaline = alkali (bir alkali veya toprak alkali metalin oluşturduğu ve suda çözündüğünde pH değeri 7’den yüksek olan iyonik bileşik) alkaloid = alkaloid (nikotin ve morfin gibi, nitrojen içeren, genellikle katı halde bulunan ve farmakolojik etkileri olan bitkisel kökenli organik bileşikler grubu) all kinds of artistic activities = her çeşit sanatsal aktivite all manner of = her çeşit all things considered = her şey göz önüne alındığında all too often = çoğunlukla all walks of life = hayatın her alanı (her meslek, her sosyal grup vb.) all-cause mortality = (sebebine göre ayrım yapılmaksızın) bütün ölümler allegation = suçlama, itham, iddia alleged = iddia edilen allelopathy = bir bitkinin, ürettiği kimyasallarla diğer bir bitkinin gelişmesini engellemesi

www.bademci.com

anlamına gelmek.8 . bol amplification = büyütme. partner. (pay vs. elevation altogether = tamamen. bulanık. unambitious amendment = düzeltme. zıt anl. irtifa. rahatlatmak.= contentment ambitious = (başarmak veya elde etmek için) tutkuyla dolu. . hafifletmek. allowance allot = tahsis etmek. zıt anl. imkân vermek. dull amber = kehribar ambiguous = belirsiz. renksiz ve kötü kokulu bir gaz) amnesia = hafıza kaybı. zealous. astonishing. dağıtmak. apportion. enable. on the whole.) allocate = ayırmak. foe almond = badem almshouse = darülaceze. memory loss among other things = diğer etmenler / faktörler yanında amount = miktar. ferahlatmak. comfort. alternatif. yetki vermek. dostça. İttifak Devletleri (Bu kelime. hepten. . together with alongside = yanında. height. lucid ambiguously = belirsizce. nöron kaybına bağlı atrofi ve beyin karıncıklarında genişleme ile belirgin bunama) amass = toplamak. değişiklik. indifferent. zıt anl. mümkün kılmak. all in all alveolar duct = hava keseciği / kanalı alveolar sac = hava keseciği alveolus = (çoğul: alveoli) hava keseciği Alzheimer’s disease = Alzheimer hastalığı (genellikle 40-50 yaşları arasında başlayan. 2) çok. modify alternate between = (iki durum) arasında gidip gelmek. kinaye.= humble. add up to. yoksullar evi. AC alternative = diğer.= banal. İngilizce kaynaklarda genellikle 2. şaşırtıcı. zıt anl. sum up to. başka. rakım. funny amyloid protein = amiloid protein (bir tür mumsu yapıya sahip. hinder. ihtiras. permit. tek başına along with = (bir şey) ile birlikte.= forbid. altiplano altitude = yükseklik. bir ses dalgası veya elektronik sinyal için) yükseltme / amplifikasyon amplitude = dalga yüksekliği amusing = eğlendirici. havada alone = yalnız. friend. indirect reference ally = müttefik. muğlak bir şekilde. ayırma. büyük.= differ from. bütünüyle. azaltmak. relieve. dejenere olmuş ve nişastaya benzer protein) an awful lot = çok fazla anaemia = anemi (kansızlık) www. zıt anl. shift. aggravate alliance = ittifak. birleşme.ÜDS Sözlüğü allergic = alerjik. unclearly. tahsis etmek. association. prohibit allow for = (bir şey)’i dikkate almak / hesaba katmak / göz önünde tutmak. dindirmek.com . alerji ile ilgili allergist = alerji uzmanı doktor alleviate = yatıştırmak. allotment. biriktirmek amazing = insanı hayrete düşüren. empower.) ayırmak. take (smt) into account alloy = maden alaşımı all-time low = tüm zamanların en düşük seviyesi allusion = ima.= explicitly. eager. fluctuate. change amicable = arkadaşça. let. option altiplane = buzul çağında oluşmuş yüksek yayla.= intensify. (örn. startling. zıt anl. zıt anl.= enemy. accord allied = müttefik Allies = (the Allies şeklinde kullanılır) Müttefikler. (farklı bir) seçenek. vaguely. İngiltere ve bu ülkelerin yanında yer alan diğer ülkeleri ifade eder. komik. zıt anl. zıt anl. cooperator. friendly amino acid = amino asit (proteini oluşturan asitlerden her biri) ammonia = amonyak (kimyasal formülü NH3 olan. allocate allow = izin vermek. ease. ödenek. in turns alternating current = alternatif akım. surprising. zıt anl. correction. passion. imarethane aloft = yukarıda. . correspond to amphibian = amfibi (hem karada hem suda yaşayabilen) ample = 1) geniş. together with alter = (özüne dokunmadan kısmen) değiş(tir)mek. appropriate allocation = tahsis. sağlamak. muğlak. yanı sıra.= explicit. vague. yarı saydam. unclear. completely. dolaylı atıf / alıntı.bademci. 2) (bir şey) ile eşanlamlı olmak. quantity amount to = 1) (miktar olarak) karşılık gelmek. Dünya Savaşı’nda ABD. change. lucidly ambition = hırs.= remain alternate with = (bir şey) ile dönüşümlü olarak meydana gelmek alternately = dönüşümlü olarak.

yearly annual rate of growth = yıllık büyüme oranı annually = yılda bir. similarity analyze = analiz etmek. bother annoying = sıkıntı veren. archaic. and so on. disturbing. and so forth anger = kızdırmak. irritate. bildiri annoy = can sıkmak. açıklayıcı notlar koymak announce = ilan etmek. rahatsız etmek. aşırı sigara. süt ve diğer hayvansal ürünler aracılığı ile bulaşabilen ve sıklıkla ölüm ile sonuçlanan bir hastalık) anthropological = antropolojik. heyecanlanma sonucunda göğüste yaşanan ağrı) angle = açı Anglo-Saxon = Anglo-Sakson (özellikle 5-11. sinir bozucu.bademci. insan vücudunun çeşitli kısımlarını karşılaştırmaya yönelik araştırma anthropomorphism = insan biçimcilik (insan olmayan varlıkların. sinirlendirmek. olağan olmayan anonymity = kimliklerin belirsiz oluşu. and the like and the like = ve benzerleri. ummak. iştah kaybı. kök anchor-bolt = çelik dübelli cıvata (nesneleri sağlam bir şekilde betona tutturmaya yarayan cıvata / saplama) ancient = eski. predict anti-collision = çarpışmayı önleyici anti-constitutional = anayasaya aykırı antidepressant drug = antidepresan ilaç (depresyon tedavisinde kullanılan ilaç) antidote = panzehir antigen = antijen (vücutta bağışıklık sisteminin harekete geçmesine yol açan toksin ya da enzim) antihistamine = antihistamin (alerji ilacı grubu) www. yy’lar arasında güney ve batı Britanya’ya hakim olan ve modern İngiliz ve Amerikalılar’ın bir kısmının kökeninin dayandığı halklara verilen genel ad) animal husbandry = hayvancılık annotate = dipnot koymak. anonimlik anorexia = anoreksi. yılda bir yapılan / yayınlanan. (başkasından) önce davranmak. iştahsızlık anorexia nervosa = anoreksi nervoza (çok zayıf olmasına rağmen hastanın kendisini çok şişman görmesine ve yemek yememesine neden olan psikolojik bir rahatsızlık) antenna = 1) (çoğul: antennas) anten. karşılık analogy = benzerlik. her yıl (düzenli olarak). çözümlemek ancestor = ata ancestral = atalar ile ilgili. -e karşı anti-aircraft missile battery = uçaksavar füze bataryası (savaş uçaklarına karşı karada veya savaş gemilerinde konuşlandırılmış füze fırlatıcısı) antibacterial compound = antibakteriyel bileşik antibiotic = antibiyotik antibody = antikor (kana dışarıdan giren yabancı maddelere karşı koyan protein) antibody-based therapy = antikora dayalı tedavi antibody-drugs = antikor ilaçlar (özellikle kanser tedavisinde kullanılan ve kanserli hücreler üzerindeki antijenlere bağlanıp sadece bunları yokeden ilaçların genel adı) anticipate = (olacakları) sezinlemek / tahmin edip ona göre davranmak. antique. atalara ait ancestry = atalar. 2) (çoğul: antennae) duyarga (kimi böcek ve eklembacaklıların başlarında bir çift halinde bulunan ve çevrelerini kimyasal olarak algılamalarına yarayan organ) anthology = seçki. insan bilimci anthropometric survey = ırklara has özellikleri belirlemek amacıyla. zıt anl. yearly anomalous = anormal. duyurmak announcement = duyuru. insan niteliklerine sahip olduklarının düşünülmesi) anti. exasperating annual = yıllık. insan bilimsel anthropologist = antropolojist. insanlara da et.9 anaemia of folate deficiency = folik asit eksikliği / yetersizliğine bağlı olarak gelişen anemi anaesthesia = anestezi (cerrahi müdahele için anestetik madde vererek kişide ağrı ve acı hissini ortadan kaldırma) anaesthetic = anestetik madde (uyuşturucu) analgesic = analjezik (ağrı kesici ilaç) analogue = benzer.= modern ancient world = antik dünya (genellikle Roma dönemi ve öncesinde Akdeniz havzası ve çevresindeki uygarlıkları içeren bir tanımlama) and so forth = ve benzerleri. antik (genellikle Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden önceki dönemlere ait).com . and so on.ÜDS Sözlüğü . beklemek.= aleyhinde. sinir bozmak. foresee. make angry angina pectoris = angina pektoris (fiziksel egzersiz. benzeşim. antoloji (şiir veya hikaye gibi belli bir grup edebi eserin toplandığı kitap) anthrax = şarbon (genellikle büyük ve küçükbaş hayvanlarda görülen.

stance appropriate (fiil) = 1) almak. . yerinde. zıt anl. yoksulluğu ortadan kaldırma amaçlı antiquity = antik çağlar (Avrupa’da Orta Çağ öncesi dönem). listlessness. emerge. . zıt anl. uneasy any longer = artık. belli. suitably.) any more = artık (değil). . arrest. cazibe.) üzerine (soğuk / sıcak) kompres uygulamak apply to = (bir şey)’i içermek / kapsamak / ilgilendirmek appoint = atamak. kavrayış. tatbik etmek. attraction. visible. application appealing = çekici. huzursuzluk hali. proper. tedirgin. görünürdeki. kuruntu.= disappear. 2) endişe. equipment apparent = açık.= inappropriately. evident. worry. attitude. disinterest. indifferent apathy = ilgisizlik. görevlendirmek. image. zıt anl. seize. = O artık buraya gelmiyor. aparat. (He doesn’t come here any longer. attractive. 2) başvurmak apply (cold / warm) compress = (yara vs. zıt anl. release apprehension = 1) anlayış. reach. understanding. aksesuar appetite = iştah appliance = alet. unsuitably www. zıt anl. . kendine mal etmek. asphyxia apparatus = (çoğul: apparatus ya da apparatuses) düzen. gereç applicable = uygulanabilir application = 1) uygulama. zaten . 2) başvuru applied = uygulamalı (örn. unsuitable appropriately = uygun bir şekilde. hala. ki.= tranquillity anxiety disorder = anksiyete bozukluğu (endişe. involvement Aphrodisias = Afrodisias (Aydın ili’nin Geyre Köyünde bulunan bir antik kent) Aphrodite = Afrodit (Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tarıçası). yerinde olarak. görünüm. tepki vermeyen. attract. exercise. emergence appendage = eklenti. except for apathetic = apatik. kaygı. fade. obviously appeal to (fiil) = (birisi)’ne çekici gelmek. göze çarpan. arise. charm. zıt anl. 2) düşünmeye / üzerinde durmaya / ilgilenmeye / uğraşmaya başlamak approach (isim) = tutum. kayıtsızlık. worried. endişeli. modern kimyanın kurucusu olarak kabul edilen Fransız araştırmacı anxiety = endişe. look appearance = 1) görünüş. be grateful for appreciation = 1) takdir. charm. duygularını göstermeyen. belirmek. zıt anl.= concern. feature. zıt anl. 2) başvuru.= inappropriate.= discharge. aşikâr. (How long have you been so interested in Broadway theatre. takdir etmek. (birisi)’nin hoşuna gitmek. zıt anl.= negligibly appreciate = değerini anlamak. suitable.com . zıt anl. request. iç sıkıntısı. take account of. yine de.10 . tutuklamak. görünüşe göre. properly. cihaz.= discharge. admiration. evidently. system. aygıt. el koymak. 2) ortaya çıkma. implement. ki. (bir şey)’in haricinde. fear. zıt anl. utilize. obvious. zıt anl. .ÜDS Sözlüğü anti-missile defence = güdümlü füzeye karşı savunma anti-poverty = yoksulluk karşıtı. korku. any more. .= misunderstanding. any longer anyway = hem . uneasiness. esnasında nefes alma işlevinin geçici olarak durması). near. assessment. fiyat biçme. 2) tahsis etmek. considerably.bademci. 2) (gibi) görünmek. be fully aware of. stajyer approach (fiil) = 1) yaklaşmak.= modern ages anti-shrink = (kumaşlarda) çekme önleyici Antoine Lavoisier = 1743-1794 yılları arasında yaşamış. hidden apparently = belli ki. ayırmak appropriate (sıfat) = uygun. korku ve kuruntunun yarattığı gerilimle beliren huzursuzluk hali ve iç sıkıntısının sebep olduğu rahatsızlık) anxious = kaygılı. tatbikat. yanaşmak.= obscure. yaklaşım. 2) değer artışı apprehend = yakalamak. practice. practice. applied physiology = uygulamalı fizyoloji) apply = 1) uygulamak. tasa. . other than. grasp. worry apprentice (fiil) = (birisinin yanına) çırak olarak vermek apprentice (isim) = çırak. vanish. evaluation appreciably = fark edilir derecede. minnettarlık. capture. Venus apiece = parça başına apnoea = apne (uyku vs. tavır. zıt anl. dismiss appointment = randevu appraisal = değerlendirme. anyhow. anyway? = Hem sen ne zamandır Broadway tiyatrosu ile bu derece ilgileniyorsun ki?) anywhere else = başka hiçbir yer(de) apart from = (bir şey)’den başka.= repel appeal (isim) = 1) çekicilik. assign. seem.= repulsive appear = 1) ortaya çıkmak.

gelişigüzel.= dampen. ifade etmek. roughly aquatic = suyla ilgili. assertion. yazı. (belli bir) görüşte olmak argue away = tartışarak çürütmek. çekişmek. 2) Nuh’un Gemisi armament = 1) teçhizat. come forth. (tartışma vs. plan. zıt anl. yorucu area of contact = temas noktası arguably = (tartışmaya açık olmakla birlikte) muhtemelen. zıt anl. pacify arrange = düzenlemek. activation. setup. harekete geçirme. genuine artificial fingernail remover = yapay tırnak uçlarını çıkarmaya yarayan madde artificial liver = suni / yapay karaciğer artificially = yapay / suni olarak. silah. seize arrival = geliş. geride bırakılan eserlere dayanarak inceleyen bilim insanı) archipelago = takımada. zıt anl. Kuzey Kutbu ile ilgili Arctic Circle = Kuzey Kutup Dairesi (66° 33' 39¨ enleminde bulunup Kuzey Kutbu’nu çevreleyen ve 21 Aralık günü hiç güneş görmeyen en güneydeki paralel dairesi) arduous = güç. cease-fire armoured car = zırhlı otomobil armpit = koltuk altı arms race = silahlanma yarışı around = civarında. stop.= pacification arouse = canlandırmak. sahte. democratic.) argue = 1) tartışmak. artifact artery = atardamar (kanı. kalpten vücudun diğer kısımlarına taşıyan damar) article = gazete / dergi makalesi. arkeoloji ile ilgili archaeological context = arkeolojik olarak araştırılmakta olan yer / eser archaeologist = arkeolog (insanı ve insanlık tarihini.ÜDS Sözlüğü . kesmek. 2) tutuklamak. 2) küstah art = sanat artefact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). deny. atışmak. yay. münakaşa etmek. 2) tartışma. zıt anl. aksini kanıtlamak argue over = (bir konu) üzerinde tartışmak. debate.= disappear. reject approximately = yaklaşık olarak. imitation.com . kıraç arise from / out of = (bir şey)’den meydana gelmek / ortaya çıkmak. organise arrange for = (bir şey)’i ayarlamak. organise for arrangement = düzenleme. gururlu. ratify. 3) çekişme. appear. (She is arguably the best actress. çetin.= naturally artificially sweetened = suni olarak tatlandırılmış www. harekete geçirmek.= reasonable. suda yaşayan aquatic rodent = suda yaşayan kemirgen aqueduct = su kemeri Arawak Indians = Aravak Yerlileri (Karayipler bölgesi yerli halklarından biri) arbitrary = keyfi. zıt anl. dizilim. (bir şey)’i iddia etmek argument = 1) sav. yaklaşık. activate. express artifact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). approximately.) savunmak. 2) kavga etmek. mimarlık ile ilgili architecture = mimari Arctic (isim) = Kuzey Kutup bölgesi Arctic (sıfat) = Kuzey Kutbu’na ait. yerleştir(il)me. order arrest = 1) durdurmak. stirring. debate. system. despotça.= departure arrogant = 1) kibirli. yerleştirmek. artefact artificial = yapay.bademci. müzakere etmek. 3) (bir fikri vs. suni. emerge. zıt anl. paleoethnobotany archaeological = arkeolojik. controversy arid = kurak. discuss. agreement. paper article of diet = yiyecek maddesi articulate = açıkça beyan etmek. canlandırılma. consent approve of = (bir şey)’i onaylamak. kıvrım arch bridge = kemerli köprü archaeobotany = arkeobotanik (paleoetnobotanik bilimine verilen başka bir isim). zıt anl. fade Ark = 1) Musa Peygamber’in on emrinin bulunduğu levhaların taşındığı sandık. uyandırmak. stir. debate argue that = (bir fikir / bir görüş)’ü savunmak.) yaratmak. anlaşma.= disapprove of. = O muhtemelen en iyi aktristir. objective arboriculture = ağaç ve fidan yetiştirme arch = kemer. zıt anl. 2) silahlanma armed with = (bir şey) ile donanmış armistice = ateşkes. provoke. içinde çok ada bulunan deniz architectural = mimari. dolayında.= real.11 appropriateness = uygunluk approval = onay. man-made. iddia. (bir şey) için hazırlık / plan yapmak. random. baş göstermek. roughly arousal = uyarma. uyanış. aşağı yukarı. come up. stimulate.

= Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar (uzaklara) seyahat ettim. kadar / gibi kısa (bir zaman). as always. konusunda. . 2) (hem) … hem de …. actually. facet. allot. . considering as soon as = –er … –mez (bir şeyi yapar yapmaz) as soon as possible = mümkün olduğu kadar çabuk. yükseliş. as usual as far as = … kadar uzaklar(d)a. kadar / gibi küçük (bir miktar). sanki … miş / . tayin etmek. ASAP as such = 1) bu sıfatla. şimdiye kadar. evaluation. parçaları bir araya getirerek oluşturmak. . 2) kendi içinde. aslına bakılırsa. in that capacity. . judgement asset = kazanç. belirlemek.) as the semester wears on = sömestr ilerledikçe as to = (bir şey)’e gelince. henüz. diligently assign = 1) (görev) vermek. press. insist. 2) atamak. . cinder ashore = karaya.) as far as . . consequently as a rule = kural olarak as a whole = bir bütün olarak as compared with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında as directed = talimata uygun şekilde. view. kuvvetle arzu etmek. . . . takyapçı assembly = montaj assembly = toplantı. . seek. . meziyet. kongre assert = 1) (hakkını vs. is concerned = söz konusu . feature. declaration assertive = iddiacı. .= dismantle. . until now ascendancy = üstünlük. . = O sadece bir çocuk ve ona bir çocuk gibi / o şekilde davranılmalı. . (onu) da. . iddia. put forward assertion = 1) savunma. 2) ileri sürmek. yasal açıdan bakılırsa as a result = sonuç olarak. ayırmak. görünüş. (I travelled as far as the Arctic Circle. (bir şey)’e uygun olarak. bakım. fayda getirecek şey. ve. sonuçta. . konusunda. . tırmanış. in itself. o şekilde. disassemble assembler = montör. müddetçe. iddia etmek. kıyıya aspect = açı. = Onun maaşı 300 YTL gibi küçük bir miktar. evaluate. so far. install. (He is only a child and must be treated as such. ensure. yı ilgilendirdiği kadarıyla. as though as is the case with = … daki gibi.ÜDS Sözlüğü artistic term = sanat terimi as a consequence = sonuç olarak. olduğunda. to tell the truth as a matter of legal doctrine = yasalar bakımından. goes as far as … goes = söz konusu . mış gibi. (bir şey) ile ilgili olarak as if = güya. tahsis etmek. therefore. verify ascribe to = (bir şey)’e atfetmek. . . . de / da. . desire assassinate = suikast yapmak assassination = suikast assault (fiil) = saldırmak. kurmak. olduğunda. side aspiration = arzu. güç ascent = çıkış. . yokuş ascertain = (araştırarak) tespit etmek. 2) açıklama. . perspective. portion. plus assiduously = dikkatli ve sürekli çalışarak. sindirim. consequently as a matter of fact = aslında. is concerned as far as character goes = karakter söz konusu olursa as for = (bir şey)’e gelince. . determine.) as long as = sürece. as far as .) güçlü bir şekilde savunmak / kabul ettirmeye çalışmak. as far as . tarif edildiği gibi as ever = her zamanki gibi. . about. bildiri. attack assemblage = bir araya getirilmiş / gelmiş kişiler veya nesneler bütünü. yön. . in contrast to as regards = (bir şey)’e gelince. . zıt anl. in addition to.12 . designate assimilation = asimilasyon. appoint. istek aspire to = (bir şey)’i şiddetle istemek. . attack assault (isim) = saldırı.bademci. … ile ilgili durumda olduğu gibi as is true of others = başkalarında olduğu gibi as little as = . . topla(n)ma assemble = 1) topla(n)mak. declare.com . (His wage is as little as 300 YTL a month. affirmation. 3) hem de . appraise assessment = değerlendirme. attribute to ash = kül. değer biçmek. karışım. relating to as well as = 1) (bir şey)’e ek olarak. yı ilgilendirdiği kadarıyla. saptamak. . değer biçme. (agresiflik derecesinde) kendinden emin assess = değerlendirmek. so long as as opposed to = (bir şey)’den farklı olarak. hesaplamak. and also as with any country = her ülkede olduğu gibi as yet = daha. gather. özümle(n)me (bağırsaktan emilen maddelerin organizmanın yapısına girmesi) www. allocate. . meclis. 2) monte etmek.

körelme attach = tutturmak. 2) (iş. bağlı kuruluş associate with = (bir şey / olay) ile ilgisi olmak. odak noktasında. 2) şimdi. kabul etmek.= develop. currently.13 assist in = (birine bir şey)’de yardım etmek / yardımcı olmak. at a time. under the most favourable conditions. gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim insanı) astronomical matters = astronomi ile ilgili konular at all = hiç mi hiç. decay. 2) (askeri) ’Rahat’ komutu at fault = suçlu. dönüm noktasında. istenilen zamanda. körel(t)mek. help in associate = iş ortağı. zıt anl. whatsoever at all costs = ne pahasına olursa olsun at almost no cost = neredeyse bedelsiz / masrafsız olarak at any point in time = herhangi bir zamanda. sanı. disintegrate. zıt anl. right away. at any rate. amazingly. breathtaking. bağlantısı olmak associated with = (bir şey) ile ilgili / alakalı / lişkili. guilty.com . hemen. in the wrong. zıt anl.) üstlenmek. relation. now at smo’s disposal = birisinin emrinde / kullanımında / elinde (olma durumu) at some point = bir noktada at the expense of = (bir şey) pahasına at the heart = merkezinde.= innocent at first glance = ilk bakışta. zamanın herhangi bir noktasında at bargain prices = kelepir fiyatlara / fiyatlardan at best = en iyi durumda. at one time at present = 1) hali hazırda. çoğu. farz etme. ordinary astronomer = astronom (yıldızları. occasionally at will = istendiğinde. kabahatli. maksimum. kurum. presume assumption = varsayım.= at worst at ease = 1) rahat. guarantee asteroid = asteroid. supposition assurance = endişeleri giderme amaçlı söz veya eylem. presently. society assortment = çeşitlilik. 2) derhal. immediately. diversity. zıt anl. hayret verici. huzurlu.ÜDS Sözlüğü .= normal.bademci. certify. görev vs. at first sight at first sight = ilk bakışta at great expense = büyük harcamalar yapılarak at great risk = büyük risk altında at intervals = aralıklarla at large = genelinde. undertake. iliştirmek attach importance = (bir şey)’e önem vermek. varsaymak. uzayda dolanan büyük göktaşları asthma = astım asthma attack = astım krizi astonish = şaşırtmak. as / when one wishes Athens = Atina (Yunanistan’ın başkenti) athlete = atlet. zıt anl. zıt anl. şu an için. astound astonishingly = şaşırtıcı / hayrete düşürücü bir şekilde. sporcu atomic symbol = element simgesi (kimyasal elementleri temsil etmekte kullanılan bir veya iki harfli kısaltma) atrophy (fiil) = atrofiye / dumura uğra(t)mak. çoğunluğu. (at the turn of the century = yüzyılın başında / sonunda) at this rate = bu hızla at times = zaman zaman. farklılık. maximum at once = 1) tek seferde. kalbinde at the rate of = hızında at the request of their governments = hükümetlerinin talebi üzerine at the same rate = aynı oranda / hızda at the time = o zamanlar. surprisingly astounding = şoke eden. 2) dernek. güvence vermek. suppose. surprising.= uniformity assume = 1) farz etmek. grow atrophy (isim) = atrofi. 3) aynı anda. at this time. birlik. istendiği gibi. believe. related to association = 1) ilişki. give importance attach much importance to = (bir şey)‘e büyük önem vermek attached to = (bir şey)’e bağlı attachment protein = tutunma proteini (virüsün yüzeyinde bulunan ve hücrelere tutunmasını sağlayan protein) attack (fiil) = saldırmak.= defend www. zıt anl. variety.= at most at least to a certain extent = en azından belli bir dereceye / düzeye kadar at little expense = az bir maliyetle at long last = nihayet. dumur. astoundingly. en sonunda at most = en fazla. in general at least = en azından. hiçbir surette / şekilde. 3) benimsemek. hayrete düşürmek. takmak. en iyi şartlarda. bir defada. assault. güvence assure = temin etmek. back then at the turn of = (bir şey)’in sonu ile takip edenin başı arasında.

zıt anl. çoğaltmak. cezbetmek.)’ye ulaşmak. avertable.com . face.= repulsive attribute = vasıf. grow. sıfat. ascribe to attune to = (bir şey)’e uydurmak. (piyasada) bulunan. etkilemek. 2) nöbet. zıt anl. teşebbüs.= neglect attitude = tutum. aşırı çekingenlik ve kişisel ilişkiler kurmada güçlükle belirgin içine kapanma hali) autistic = otistik (otizm rahatsızlığı olan) autoimmune response = otoimmün tepki (bağışıklık sisteminin bir virüs vs. yetkili merci authorize = izin vermek. aspect. tavır. davranış bilimci attract = (ilgisini) çekmek. erişilebilirlik. ağırbaşlı. element. care.= put / go to sleep www. stay away. huzurevi vs. wake up. (okula. yardımcı. try attempt (isim) = deneme. confrontation avoidant = (karakter için) çekinik await = beklemek. zıt anl. çekim gücü. thoughtfulness. trial attend = katılmak.= contact. izleyiciler. ’i tanıması ve ona karşı antikor üretmesi) autonomy = özerklik.) attempt (fiil) = girişimde bulunmak. usable availability = hazır bulunma. alıştırmak. adjust. hazır bulunmak. için) bakıcı. 2) sert. nitelik. approach. yormak. associate with. atfetmek. elden çıkartmak audience = dinleyiciler. feature attribute to = 1) (bir neden)’e bağlamak.) devam etmek attendance = (okula. görevli attention = dikkat. spora vs. hazır bulunma attendant = (akıl hastanesi. teşebbüs etmek. (The objectives put forward by the leading party do not seem to be attainable. zor. kursa. atak. 2) atraksiyon. stance attitude researcher = davranış araştırmacısı. escape. zıt anl. = İktidar partisi tarafından öngörülen hedefler pek ulaşılabilir görünmüyor. elde etmek. 2) (bir şey)’e mal etmek. connect to. yetki vermek. gerçek. zıt anl. spora vs.) devam etme. fulfil.ÜDS Sözlüğü attack (isim) = 1) saldırı. otonomi (kendi kendini idare etme) auxiliary = yedek. confront avoidable = kaçınılabilir. escape. (alıma / kullanıma) hazır. yetkili. appealing.= fail attainable = erişilebilir. gözlemek. staying away. girişim.14 .bademci. zıt anl. permit. 2) (bir tür) mali müşavir. zıt anl. ready. yaklaşım.= unavailability avalanche = çığ avalanche proper = asıl / gerçek çığ avant-garde = avangard. accessible. zıt anl. unavoidable avoidance = (bir şey)’den kaçınma / sakınma / kurtulma. hazır bulunanlar audio player = CD / kaset / müzik çalar audiometry = odyometri (işitme gücünün ölçülmesi) auditor = 1) dinleyici. expect awaken = uyan(dır)mak. evitable. amplify austere = 1) ciddi.= contact. accord auction off = açık arttırma ile satmak. güzel. increase. genuine author = yazar authoritarian = otoriter authority = otorite. ulaşılabilir. achieve. supplementary available = bulunabilir. empower autism = otizm (kişinin ileri derecede içe kapanık oluşu. appeal to attract attention = dikkat çekmek attract notice = dikkat çekmek attract scientific criticism = bilimsel çevrelerin eleştirisine hedef olmak attract scientific scrutiny = bilimsel araştırmaların ilgi odağı olmak attraction = 1) cazibe. önlenebilir. hakiki. effort. çetin authentic = otantik. attainable. öncü average to = ortalama olarak (bir miktar)’a karşılık gelmek average life-span = ortalama ömür avian flu = kuş gribi avian influenza = kuş gribi / vebası aviation = havacılık aviator = havacı avionics = uçuş elektroniği avoid = (bir şey)’den kaçınmak / sakınmak / kurtulmak. kursa. ulaşılabilir. ilgi attentiveness = azami dikkat. bulunabilirlik. listener. edinilebilirlik. 3) misafir öğrenci auditory = işitme ile ilgili. kriz attain = (bir hedef vs. eğlence programı attractive = çekici. devamlılık.= inevitable. arouse. işitsel auditory system = işitme sistemi augment = arttırmak. kazanmak.

nice awful long time = (dilimizdeki informel karşılığı ile) felaket uzun zaman. çok uzun bir zaman awning = tente.= beautiful.= unaware of aware = bilinçli. güneşlik axiom = aksiyom (kabul edilmiş gerçek) axis = (çoğul: axes) aks. zıt anl.= unawareness awful = berbat.ÜDS Sözlüğü . perception. zıt anl. zıt anl. terrible. conscious. zıt anl.bademci. farkında.15 aware of = (bir şey)’in farkında.com . recognition.= unconscious awareness = farkında olma. eksen www. korkunç. alert. horrible.

) band = takım.= A. bariyer. = Milattan / İsa’dan önce. fireball ball of light = ışık topu ball of the foot = ayak parmaklarının ayakla birleştiği. (fiyat vs.). D. before Christ. (In his time. güçlükle. arka tarafa doğru. destekleyen background = geçmiş. basitçe dev bir ateş topudur. underdevelopment bacterial pharyngitis = (bakterilerin oluşturduğu ya da onlarla ilgili) farenjit. sufficiently barometer = barometre (ortam basıncını ölçmeye yarayan alet) barrel = (petrol için) varil (yaklaşık 159 litre) barren = kıraç. arka çıkmak. kaslı ve su toplamaya meyilli bölge ballast = safra (gemilerin ve balon. balık ile beslenen. geri kalmışlık. . infertile barricade = barikat barrier = engel. İskandinavya ile Danimarka arasında kalan deniz) ban = yasaklamak. arka çıkmak. obstruction barter = değiş tokuş. başındaki tüylerin beyaz olması sebebiyle “kel” adını almış olan iri bir kartal türü) B ball bearing = bilyeli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal küreler / bilyeler bulunan rulman) ball of fire = ateş topu. = Yolculuk ettiğimiz trende sigara yasağı yoktu. zıt anl. 2) küme. verimsiz.com . hardly. sözünden dönmek back up = desteklemek. 2) zeka geriliği olan backwardness = gerilik. kum gibi ağırlık) ballast water = safra suyu (gemilerin yüklü değilken denge sağlamak amacı ile ambarlarına doldurdukları su) ballooning = artmak. anno Domini baby boom = bebek patlaması (aşırı miktarda doğum) baby sticker = küçük çıkartma / etiket Babylon = Babil (antik Mezopotomya’nın en önemli kentlerinden birisi ve Babil Krallığı’nın başkenti) back (fiil) = desteklemek. yığın banker = banker. 2) oy pusulası Baltic = Baltık Denizi (Kuzey Avrupa’da. çıplak. kümelenmek bank (isim) = 1) nehir / ırmak / hendek / göl kıyısı. support with. support back (isim) = sırt back and forth = ileri geri back out = caymak. permit. bar. prohibit. zıt anl.bademci. reinforce with backer = savunan. C. için) patlamak ballot = 1) oy verme işlemi. reinforce. support. çantayı alıp kaçma bail out (of) = (acil durumda bir aracı) terk etme bake = (hamur işleri için) fırında pişirmek balance = denge balancing (isim) = dengeleme balancing (sıfat) = dengeleyici bald eagle = kel kartal (ABD ve Kanada’da bulunan. zıt anl. (The sun is simply a huge ball of fire. = Güneş. support backpack = sırt çantası backward = 1) arkaya doğru. bakteriyel farenjit (yutak iltihabı) bacterium = (çoğul: bacteria) bakteri bag-snatching = kapkaç. bankacı banks of the Nile = Nil’in kıyıları bar = çubuk bare = yalın. forbid. yükselmek.= allow.B B BB B vitamin folate = folik asit (bir tür B vitamini) B. = Kendi zamanında Darwin’in teorilerini destekleyecek pek kimse yoktu. zümre. çok az. arka plan backing = destek(leme). mere barely = zar zor.= enough. (There was no ban on smoking on the train we travelled in.) back up with = (bir şey) ile desteklemek. takas www. zeplin gibi taşıtların denge sağlamak amacı ile taşıdıkları su. there was hardly anyone to back up Darwin’s theories. basit. (müzik için) grup Bangladesh = Bangladeş (Güney Asya’da bir ülke) bank (fiil) = yığılmak. kenarı.

nispeten zararsız bir cilt kanseri türü base = (askeri. be eligible for. tend to. consist of be concerned about = (bir şey) hakkında kaygılanmak / endişe duymak be concerned with = (bir şey) ile ilgili olmak. bilimsel vs. sona ermek zorunda olmak be bound up with = (bir şey) ile çok yakın ilişkisi / bağlantısı olmak be committed to = (bir şey)’e kendini adamak. be about. endeavour battlefield = er meydanı. wash. deal with be connected with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. ana ilke Basle = Basel (İsviçre’de bir kent) bat = yarasa bathe = 1) yıkamak. soak baton = değnek batter = hırpalamak. (We are all entitled to equal protection under the law. mücadele. be affiliated / connected with be at a standstill = durmuş olmak be at fault = kusurlu / hatalı olmak. be inclined to be due = hak etmek. (bir şey)’den ibaret olmak. taban. boksit bay = koy. be aware of be convinced of = (bir şey)’e ikna olmak. (bir şey)’in üzerine kurmak base unit = temel birim (Örneğin. (bir şey)’e dahil olmak. comprise. criticize be delighted with = (bir şey)’e çok sevinmek be deprived of = (bir şey)’den mahrum olmak. “metre” temel bir birim. be associated / affiliated with be conscious of = (bir şey)’in farkında olmak. war. fight. mücadele etmek. be built on. (krater için) iç kısım basis = temel. (bir şey)’in aleyhinde bir eğilime sahip olmak. donatılmış www.com . merkezinin (bir yer)’de bulunması be based on / upon = (bir şey)’e dayanmak. lack be disposed to = (bir şey yapma) eğiliminde olmak. özellikle ABD’de çok popüler olan bir takım oyunu) basic = temel. be conscious of.) be equipped with = (ekipman vs. = Yasalar altında hepimizin eşit korunma hakkı vardır. depend on be better known = daha iyi tanınmak be better known as a scientist = daha çok bir bilim insanı olarak tanınmak be biased against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. bazal basal cell = bazal hücre (bir doku içerisinde en alt tabakada bulunan hücrelerden her biri) basal cell carcinoma = epidermisin alt tabakasını etkileyen. be involved in be entitled to = hakkı olmak. fundamental basin = havza. dövmek. (bir şey)’i konu etmek. beat battering = hırpalama battery-powered = pille çalışan battle (against / with) (fiil) = ile / karşı savaşmak. inanmak be critical of = (bir şey)’e karşı eleştirel olmak. muharebe. genellikle güneş ışınlarına aşırı derecede maruz kalınmasından kaynaklanan. (bir şey)’e karşı durmaya yatkın olmak be bothered with = (bir şey)’den ötürü rahatsız edilmek / rahatsızlık duymak be bound to = (bir şey yapması) kesin / kaçınılmaz olmak.) baseball = beyzbol (atılan topa sopa ile vurularak oynanan. savaş / muharebe alanı bauxite = alüminyum cevheri. be associated / connected with be alarmed by = (bir şey)’den ötürü korkuya / dehşete düşmek be all there is left = kalan tek şey olmak be anxious to do smt = bir şeyi yapmayı çok istemek be associated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi / bağlantısı olmak. deserve be empty of (smt) = (bir şey)’den yoksun olmak / kalmak be engaged in = (bir şey)’in içinde yer almak.) ile donanmış. realise be based in = (örn.ÜDS Sözlüğü . 2) suya / sıvıya batırmak.bademci. yetkisi olmak. fight (against / with) battle (isim) = meydan savaşı. be certain / sure to be bound to end = sona ermesi kesin olmak. be (in the) wrong be aware of = (bir şey)’in farkında olmak.) üs base number = taban sayısı (bir sayma sisteminin dayalı olduğu sayı) base on = (bir şey)’e dayandırmak. küçük körfez be affiliated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. (bir şey)’i eleştirmek. bir kuruluş için) (bir yer)’de üslenmiş olmak. “santimetre” ise metreden türetilmiş bir birimdir. devote oneself to be composed of = (bir şey)’den oluşmak.17 basal = temel.

istenmek be in existence = meydanda olmak.= be unprepared for be present = var olmak.= begin be pleased with = (bir şey)’den memnun / hoşnut olmak. end. her durumda (bir şey) ile ilgilenmemek be not without cost = bedelsiz olmamak. çalıştırılmak be quick to do smt = bir şey yapmakta çabuk davranmak / hızlı olmak be reduced to = (kötü) duruma düşmek. be called be related to = (bir şey) ile ilgili olmak be remembered for = (genellikle bir özelliğinden) ötürü hatırlanmak be required to = (bir şey yapmak) zorunda olmak be responsible for = (bir şey)’den / (bir iş)’ten sorumlu olmak. be biased (against) be prepared for = (bir şey) için / (bir şey)’e karşı hazırlıklı olmak. önemli olmak. var olmak be in possession of = (bir şey)’e sahip olmak. zıt anl. . lehinde olmak. önceden kestirilmiş olmak.= be of importance be of the opinion (that) = … düşüncesinde / inancında olmak be on the horizon = ufukta belirmek be on the improve = düzelmekte olmak.= be absent be prey to = (bir şey)’e yenik düşmek. be in connection with be likely to = .ÜDS Sözlüğü be expected = beklenmek. hakkında haber çıkmak be given to = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak.= deteriorate be on the rise = yükselişe geçmek. be foreseen / predicted.)’nin içinde olmak. be wrong be no better = daha iyi olmamak be not necessarily concerned with = her zaman / her durumda (bir şey) ile ilgili / alakalı olmamak. için) talep olmak. zıt anl. be limited to www. (bir iş / yarış vs. in charge (of) be restricted to = (bir şey) ile kısıtlı / sınırlı olmak. be of significance be of interest = ilginç / ilgi çekici olmak.bademci. be disposed to. bir bedeli bulunmak be noted for = (bir şey) ile ünlü / tanınmış olmak. . be happy with be prejudiced against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. -ması muhtemel olmak. aranmak. zıt anl. be interesting be of no importance = önemsiz olmak. donanımlı olmak be home to = (bir şey)’e ev sahipliği yapmak.com . be wrapped up in be for = desteklemek. uçma izni olmamak. participate (in). exist. harbour be housed in = (bir yer)’e yerleştirilmek. yükselişte olmak be over = sona ermek. . . olarak anılmak. tend to be likened to = benzetilmek be limited to = (bir yer veya bir şey)’e sınırlandırılmış olmak be linked with / to = (bir konu vs. be important.)’de yer almak. be insignificant. zıt anl.= be unforeseen / unpredicted be expected to do smt = bir şey yapması beklenmek be exposed to = (bir şey)’e maruz kalmak be fascinated by / with = (bir şey)’e kendini kaptırmak. (bir şey)’in kurbanı olmak be put to work = işbaşı yaptırılmak. zıt anl. bulunmak.) ile bağlantılı / bağlantısı olmak be made into = (bir şey)’e dönüştürülmek be made up of = (bir madde vs. be ready. huy edinmek be grounded = 1) yere konmak. . (bir şey)’in anavatanı olmak. have be in power = iktidarda olmak be in the grip of = (bir şey)’in yönetiminde / denetiminde / kontrolünde olmak be in the habit of = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak be in the lead = başta gitmek.18 . favour. eğiliminde olmak. be a sign of be involved in = 1) (bir iş / yarış vs. lider / önde olmak be in the making = yapım / kurulum / üretim aşamasında olmak be indexed to = (bir şey)’e endekslenmiş olmak be indicative of = (bir şey)’in göstergesi / habercisi olmak. (bir şey)’e karışmak / katılmak. zıt anl. ilerleme içinde olmak. 2) temeli sağlam olmak. be famous / well-known for be of importance = önem taşımak. . be composed of be marked by = (bir şey) ile belirginleşmek be mistaken = yanılmak. bitmek. (bir yer)’de barındırılmak be in company of others = başkalarıyla birlikte olmak be in demand = (bir mal vs.= be against be given publicity = yazılı ve görsel basında yer almak. (bir şey)’i elinde bulundurmak. 2) (bir şey) ile uğraşmak / görevli olmak be involved with = (bir şey) ile bağlantı / ilgi / ilişki içerisinde olmak.)’den yapılmak / oluşmak. zıt anl. (bir şey) ile yetinmek zorunda kalmak be referred to as = . support. .

undergo. taşımak.ÜDS Sözlüğü . (I am through with this studies.)’den ötürü kuşku duyulmak be taken ill = hastalık kapmak. be deceived be thought to be = …olduğu düşünülmek be through = bitirmiş olmak.). 2) bağlı olmak.= be able to. tabi tutulmak.bademci. 3) doğurmak. su tarafından silinmek be welcomed by = (birisi) tarafından hoş karşılanmak be well ahead of = (bir şey / bir kişi)’nin hayli önünde olmak be worth = (bir şey)’e değer olmak be worth something in the region of euro 700 = 700 Euro dolaylarında bir fiyatı olmak be wrapped up in = (kendini bir şey)’e kaptırmış olmak. win over. (meyve) vermek. ağızdan ağıza yayılmak be scared of = (bir şey)’den korkmak. karşısında) büyülenmek. zıt anl.) be to = olacak olmak. galip gelmek.) bedside manner = doktorun yatan hastaya yaklaşımı / tutumu bed-wetting = altını ıslatma behaviour = davranış behavioural = davranışçı. should be suspected of = hakkında (bir suç vs. hastalığa yakalanmak be taken in = kanmak. (düşünce vs. proje vs. have bear in mind = akılda tutmak. ışınlamak beam (isim) = 1) ışın. maruz kalmak be subjected to = maruz kalmak / bırakılmak. (Your composition bears no relation with the topic given.= be defeated beat (isim) = (kalp için) atış beautification = güzelleştirme become extinct = soyu / nesli tükenmek. = Bebek ile dedesi arasında büyük bir benzerlik var.com . düzenleme vs. = Kompozisyonunuzun.19 be rumoured = söylentisi dolaşmak. (kahve vs. başka bir şeyle) ilgisi olmamak. succeed in / at be under way = bekleniyor olmak. thrash. (This dog race became extinct about 300 years ago. yolda olmak. 2) alt etmek. ilinti. için) yapılmakta olmak be unfamiliar with = (bir şey)’e aşina olmamak. için) tane bear = 1) katlanmak. davranışla ilgili www. experience be suited to = (bir şey)’e uygun olmak be supplied with = (bir şey) ile donatılmış / teçhiz edilmiş.) bearable = dayanılabilir. başaramamak. aldanmak. lack. 2) dışarı taşımak. be able to do / deal with. = Cephedeki askerler düşman saldırısını göğüslemek zorunda kaldılar. şaşırmak be subject to = (yasa. (be to remain friends = arkadaş kalacak olmak) be to follow = (bir şeyi) izleyecek olmak.) bear out = 1) desteklemek. 2) yön beat (fiil) = 1) dövmek. = Peynirimiz azalmış. be determined be settled = (bir yer)’e yerleşmiş olmak be several years into smt = bir konuda büyük mesafe kat etmek / yılların birikimine sahip olmak be short of = (bir şey)’in eksiği olmak. overcome. porter bearing = 1) ilgi. (bir şeyin) arkasından meydana gelecek olmak be unable to = yapamamak. üzerinde bulundurmak. put up with. kaldırmak. fail to. 4) (sorumluluk vs. için) üzerine almak. be located be struck = (bir şeyin güzelliği. bill beam (fiil) = (elektromanyetik dalgalar aracılığı ile) göndermek. be wiped out. (We are short of cheese. carry. = Bu köpek ırkının soyu yaklaşık 300 yıl önce tükendi. taşıyıcı kolon beam of electrons = elektron akımı bean = fasulye. ışık huzmesi. be furnished with be supposed to = (bir şey) yapması gerekmek / yapmak zorunda olmak / yapması beklenir olmak.)’ye tabi olmak. zıt anl.)’ye dalmış olmak bead = boncuk beak = gaga. yenmek. (bir iş. katlanılabilir bearer = taşıyıcı. 2) kiriş. support. göğüslemek (The soldiers in the front had to bear the brunt of the enemy attack. akıldan çıkarmamak bear little relation = çok az ilgisi olmak bear no relation = (bir şeyin. ray. yabancı olmak be up to = 1) (bir şey)’i yapabilmek. go through. ilginçliği vs. carry out bear the brunt of smt = bir saldırıyı vs. (The baby bears a strong resemblance to its grandfather. 2) sahip olmak. be afraid of be set on = kararlı / azimli olmak. ilişki. be dependent on be washed away = su ile götürülmek.) be situated = (bir yer)’de bulunmak. azalmış bulunmak. = Çalışmalarımı bitirdim. elinden gelmemek. verilen konu ile hiç ilgisi yok. have. dayak atmak.

beak bind to = (bir şey)’e bağla(n)mak. useful. yapılacak en iyi iş best interests = en iyi şekilde koruma best left to hunters = en iyisi (bu işi) avcılara bırakmak best-known = en iyi bilinen / tanınan bestseller = çok satan (kitap vs. bükülmek. düşünce. yanı sıra. ’den oluşan isim.= maliciously beriberi = beriberi (B1 vitamini eksikliği nedeniyle oluşan.20 .= suffer. 2) (bir şey)’den ders çıkarmak. learn from benefits outweigh its risks = yararları içerdiği risklerden ağır çeker. el ve ayaklarda iltihap ile belirgin hastalık) beset = 1) rahat vermemek.bademci. öne doğru eğilmek. savaşan taraf. zıt anl. zıt anl. dövüşken. fayda. unnoticeable. (bir şey)’den başka best available record = (the best available record şeklinde kullanılır) eldeki en iyi kayıt / veri kaynağı best course to take = tutulacak en iyi yol. zıt anl. aggressive.= free. iyi huylu. loss benefit from (fiil) = 1) (bir şey)’den yarar / fayda sağlamak. zıt anl.= harm. harmful beneficiary = (bir mirastan vs. fasten. profit from. zıt anl. prejudice. capitalise. mild.com . calystegia soldanella) biofeedback = kişinin. lean down beneath = altına. soft drink bewildering = şaşırtıcı. entity Belgian = Belçika ile ilgili.= severe. hesap. attach. yararlanmak.= useless. dışı(na). opinion Belize = Belize (Orta Amerika’da bir ülke) belligerent = kavgacı.= apparent beyond what she needs = ihtiyacı olandan çok daha fazla(sı) bias = önyargı. loosen from bind with = birbirine bağla(n)mak. overwhelming. use. zıt anl. 2) kuşatmak.= harm. zıt anl. agrofuel biological function = biyolojik işlev biological immaturity = biyolojik olarak yeterince gelişmemiş olma durumu biological self = biyoljik benlik / kimlik biologist = biyolog.) bet = bahis beta-amyloid protein = beta-amiloyid proteini (Alzheimer hastalığının sebebi olarak bilinen ve nerofibril plak oluşumuna neden olan bir tür protein) better (fiil) = daha iyi hale gelmek / getirmek better targeted = hedefi iyi seçilmiş better-cared = daha iyi bakılan beverage = (alkolsüz) içecek. malign benign applications = zararsız / kötücül olmayan uygulamalar benignly = yumuşakça. flex bend over = yere eğilmek. Belçika’ya ait belie = örtmek. (kimi türler için verilen) iki terimli isim (örn. kindly. zıt anl. = Bu yeni eğlence programında şaşırtıcı çeşitlilikte aktivite mevcut. savaşçı.ÜDS Sözlüğü behind bars = demir parmaklıklar arkasında (hapiste) Beijing = Pekin (Çin’in başkenti) being = varlık.= peaceful belly = karın. yarar / fayda sağlamak. kavis yapmak. risklerinden fazla yararları var benign = yumuşak. loosen binomial = iki sayı grubu.) beyond = ötesi(ne). iki yandan bile = öd. harmlessly. harf vs. yararına olmak. conceal. deceive. advantage.= reveal belief = inanç. vücudunda seyreden fizyolojik işlevler hakkında monitörlü araç yardımıyla bilgi sahibi olması biofuel = tarlalarda bu amaçla üretilen bitkilerden elde edilen yakıt (örn. yanıltmak.) yararlanan (kişi veya şey) benefit (fiil) = yaramak. abdomen belonging = ait olma duygusu bench = tezgâh bend = eğilmek. helpful. biyolojist (canlıları inceleyen bilim insanı) biopsy = biyopsi (tanı amacıyla mikroskopik muayene için dokudan küçük bir parça alma) www.= impartiality bid = ihale bilaterally = iki taraftan. 2) gaga. altına doğru beneficial = yararlı. hayırlı. etrafını sarmak besides = yanında. zıt anl. zıt anl. damage benefit (isim) = yarar. tehlikesizce. zıt anl. hayret veren. out of beyond recognition = tanınmaz halde. biyodizel). safra bill = 1) fatura. (There is a bewildering variety of activities in this new entertainment. zıt anl. work to the advantage of. advantage. fasten to. zararsız.= free from. attach to.

set çekme. harman blended = karıştırmak veya harmanlamak yolu ile oluş(turul)muş. taşkınlık gibi duyguların da yaşandığı bir çeşit ruhsal bozukluk) bird flu virus = kuş gribi / vebası virüsü birth = doğum birth defect = doğuştan gelen kusur / defekt bit = 1) parça.= separated blight (fiil) = soldurmak.bademci. töhmet blanket = üstünü örtmek. kabahat. zıt anl. disable. kan tedariği blood test = kan testi blood vessel = kan damarı bloodshed = kan dökülmesi. 2) (bir durum)’u görmeyen / görmezden gelen blister = kabarcık. mixed.= uncover blanket amnesty = genel af blast = patlama. cut off. zıt anl. güçlü bir yerçekimine sahip yüksek kütleli kozmik cisim) blacken = karar(t)mak black-glazed = siyah sırlı blacklist (fiil) = kara listeye almak blacklist (isim) = kara liste blade = 1) bir bıçağın / kılıcın keskin kenarı. zıt anl. depresyon içerisinde coşku. tansiyon blood supply = (bir organın vs.) örterek bastırmak. (rüzgar) esmek blow (isim) = (kafaya vs. etkisizleştirmek. Afrika halk müzikleri kökenli bir müzik tarzı bluish = mavimsi bluish-purple = mavimsi mor renk blunt = köreltmek. acaiplik black hole = kara delik (hiçbir maddi oluşum ya da ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyen. beslenmesi için gereken) kan miktarı. tuhaf.= acquit of blame (isim) = suç. acımasızca. (bir şey) ile suçlamak. blokaj. suçlama. lokma bite off = ısırarak koparmak bitter-blocker = acı tadı ortadan kaldıran bitterly = sert bir şekilde.= let go. obstruct. (bir duyguyu vs. 2) az miktarda bite = ısırık. darbe blow on (fiil) = (bir şey)’e doğru üflemek / esmek blow out = üfleyerek söndürmek blowout = yeni kazılmakta olan bir petrol veya artezyen kuyusunda. explosion blast bomb = ses bombası. parçacık.com . kapamak. suppress. acayip bizarreness = tuhaflık.= sharpen blur = bulandırmak blurred vision = bulanık görme www. engellemek.= separate blend (isim) = karışım. cover.ÜDS Sözlüğü . apaçık bir şekilde bleach = beyazlatıcı madde bleak = 1) kötü. zıt anl. kanın vücut damarlarındaki veya bir yaradan dışarı akışı blood pool = kan toplanması blood pressure = kan basıncı. 2) rüzgardan korumasız bleed = kana(t)mak bleed to death = kanamadan ölmek bleeding = kanama blend (fiil) = karıştırmak.) vurma. mahvetmek. 2) yaprak ayası blame with (fiil) = suçu (bir kişi)’nin üstüne atmak. zıt anl. obstruction. su toplama block = tıkamak. faaliyetini durdurmak. spoil blight (isim) = (patates vb. tıkanma. zıt anl.= release blocking = 1) engelleme. blokaj. infilak şiddetiyle geniş alanları etkileyen bomba blasting = şiddetli ses çıkaran blatantly = gizlemeye gerek görmeden. harmanlamak.21 bipolar disorder = bipolar bozukluk (manik depresyon da denen. kesmek. release blockage = tıkama. accuse of. zıt anl. kasvetli. kan dökme bloodstream = kan akımı / dolaşımı blow (fiil) = savurmak. dull. özellikle siyahi insanlar arasında daha popüler olan. mix. infilak. ruin. görmeyi / algılamayı engellemek blind to (sıfat) = 1) (bir şey)’e karşı kör. berbat etmek. kaplamak. 2) gruplandırma (bilimsel bir deneyde denekleri benzer özelliklerine göre sınıflandırarak inceleme) blood cell = kan hücresi blood clotting element = kan pıhtılaşmasını sağlayan unsur blood flow = kan akımı. damage.) bitkileri vuran bir tür hastalık blind (fiil) = kör etmek. derinlerdeki yüksek basınç sebebiyle oluşan çok şiddetli püskürme blues = ABD’de ortaya çıkmış. dayanılması zor bir şekilde bitterly disappointed = şiddetli bir hayalkırıklığına uğramış bizarre = garip. üfürmek.

gözüpek. kemikli book = 1) (bilet. lower. tiresome bother = sıkıntı. undermine. 4) (kimyasal olarak) yıkmak / ayrıştırmak www. hastalık. göğüs germek breadth = 1) (bir uçtan bir uca) tamamı. kırmızı kart göstermek sureti ile (oyundan) ihraç etmek) boom = canlılık. unlimited. 2) kaynayarak taşmak bold = cesur. 2) (motor vs. ile) dövmek bond with = ile birleşmek. 2) en. subdivide branch (isim) = dal.ÜDS Sözlüğü board = (uçak. ara. otel vs. possess bodily processes = vücut içinde meydana gelen (kimyasal. teşekkül body composition = beden yapısı body fluid = vücut sıvısı body function = vücut fonksiyonu body image = beden imgesi (insanın kendi bedeniyle ilgili algı ve değerlendirmeleri içeren imge) body mass index = vücut kitle endeksi (insanın vücut ağırlığının. analyze. zıt anl. diverge. analiz etmek. ani gelişme boost = arttırmak. fail. bölünerek yeni işlere girişmek. zıt anl. sıkıntı veren. tükenmez.= coward bombard = bombalamak. surround border (isim) = (ülke için) sınır bore-hole = sondaj deliği boring (isim) = sondaj boring (sıfat) = can sıkıcı. fit box kite = kutu uçurtma (şekil bakımından her yanı açık bir kutuyu andıran uçurtma) brain = beyin brain activity = beyin aktivitesi brain area = beyindeki bölgelerden herhangi biri brain injury = beyin zedelenmesi brain malady = beyin hastalığı brain pathway = beyin yolu (beyinde bulunan sinir yolları) brain regions = beynin bölümleri brain structure = beynin yapısı brain wave = beyin dalgası brain-imaging = beyin görüntüleme brake = fren branch off (fiil) = kollara / dallara ayrılmak.bademci. enclose. için) sek(tir)mek bounce (isim) = (derinin çekilip bırakılması sonrasında hemen) eski halini alabilmesi özelliği boundary = sınır boundless = sınırsız. brag. zıt anl. kurum. own. yeni alanlara açılmak. support. expand. improve. için) bozulmak. infinite. annoyance bottled gas = tüp gaz botulism = ağır bakteri zehirlenmesi boulder = iri kaya parçası bounce (fiil) = (ticari çekler için) karşılıksız çıkmak bounce off (fiil) = (top vs. otobüs. lessen. trouble. tren.= shrink brand = marka branding = marka yaratma brand-new = yepyeni. generous bourgeois = burjuva bout = hastalık nöbeti. -e bağla(n)mak bond yield = tahvil faizi bonding = bağ. kulübe border on (fiil) = (bir yer)’i çevrelemek.= limited. branş branch out into = (başka yerleri vs. boyunun karesine bölünmesiyle bulunabilen ve zayıflık / şişmanlık ölçütü olarak kullanılan bir endeks) body weight = vücut ağırlığı body-fluid system = vücut sıvıları sistemi boil over = 1) kontrolden çıkmak.) prosesler / işlemler body = organ. içine alacak kadar) genişlemek. teneffüs break away = kırılıp / kopup ayrılmak break down = 1) parçalara ayırmak. 2) (övünülecek bir şey)’e sahip olmak. gemi gibi büyük taşıtlara) binmek boast of = 1) (kendisi) ile (aşırı) övünmek.com . rahatsızlık. (expel = (örn. dull. 2) (futbol vb. reduce booster = güçlendirici booth = kabin. scarce bountiful = cömert. (top vs. sonsuz. bir oyunda hatalı oynayan bir oyuncuya) uyarı amaçlı (örn. çevirmek.22 . zıt anl. destek olmak. sarı) kart göstermek (ve ilgili oyuncuyu kayda geçirmek). bağlanma. yükseltmek. increase. width. (hydrogen bond = hidrojen bağı) bone = kemik bone fracture = kemik kırığı bone marrow = kemik iliği bonfire = şenlik ateşi bony = kemiksi. 3) ruhen veya zihnen çökmek. fizyolojik vs. daring. broadness break = mola.= prevent. gıcır gıcır brave = cesaretle karşı koymak. için) reservasyon yap(tır)mak. patlama.

)’den kaçmak. escape (from) break through = (bir yerden engelleri aşarak) ilerlemek. perfection brilliant = dahice. hızlı ve enerji harcatan tarzda. yield bring in = 1) (birisini veya bir şeyi tanıdık bir ortama) getirmek. erupt break out of = (hapishane vs. mükemmellik. = Yeni yasa. force an entry. refer (to). geniş çaplı broadcast = (verici ile) yayınlamak www. wonderful brilliantly = harika bir şekilde bring in = 1) (sorun. pass through. zorla geçmek. moderate. develop. cause. zıt anl. produce bring out = (bir şey) geliştirmek.com . get. pull through bring to an end = son vermek. (bir yer)’i canlandırmak breathless = nefesini tutmuş. collapse. nefes bile almayan (heyecan ve ilgi ifade eder) breathlessness = soluksuzluk. (My mother said I could bring my friend over for the night. üre(t)me. başarılı bir şekilde yapmak. (bitki ve hayvan türlerini) ıslah etme breeding grounds = üreme / yuvalanma bölgesi breeze = esinti brew = gelişmek. earn. parlak. sona erdirmek. zor durumu vs. 2) (birini kendi) değerlerine. sunmak. terminate. farkına varmasını sağlamak bring under control = (bir durumu) kontrol altına almak bring up = 1) gündeme getirmek. türden bir etkinliği) dağıtmak. hareketli. nervous breakdown. zıt anl. 2) (para. yerle bir etmek bring forth = yaratmak. pek çok şikayete neden oldu. soluk alamama breed = cins. save. arkadaşımı gece yatıya çağırabileceğimi söyledi.) bring down = 1) aşağıya çekmek. effectuate. failure breaking = frenleme. 2) bozulma. zıt anl. commence bring to the fore = ön plana çıkartmak bring to the notice = (bir kişi)’nin dikkatine sunmak. bitme.= keep one’s promise break out = patlak vermek. 2) yıkmak. meydana getirmek. force a way through break up = 1) (gösteri vs. raise bring up to = (bir toplama. neden olmak. neden olmak. … ile … arasında köprü oluşturmak brief = kısa. introduce. introduce bring about = meydana getirmek. birden ortaya çıkmak. için) dağılma.23 break into = 1) (zorla) girmek. cause bring over = 1) deniz aşırı bir yerden getirmek. tür breed grounds for = (bir şey)’e zemin hazırlamak breeding = yetiş(tir)me. energetic broad = geniş. gelir vs. shortly bright = parlak brilliance = deha. alleviate. earn bring into action = harekete geçirmek bring no benefit = hiç yarar sağlamamak. 2) (bir kişi)’yi veya (bir şey)’i (tanıdık bir ortama) getirmek. azaltmak. ruhen çökme. arıza. bright. short briefly = 1) kısa bir süre için. inançlarına tekrar döndürmek. 2) (daha küçük) parçalara ayrılma breast = meme. 2) çocuk yetiştirmek. ara vermek break one’s promise = sözünü tutmamak. ortaya çıkarmak. (açığı) kapatmak bridge the gap between … and … = … ve … arasındaki boşluğu kapatmak. great innovation / discovery breakup = 1) (gösteri. sebep olmak.) getirmek. sunmak.) getirmek. yol açmak. for a short time.) atlatmasını sağlamak. bitirmek.) bring relief = rahatlatmak. worsen bring through = (birinin bir hastalığı. gelir vs. organizasyon vs. değinmek. yayılmak (kötü şeyler için) brewing = demle(n)me brick = tuğla bridge = köprü kurmak. 2) (daha küçük) parçalara ayırmak / ayrılmak breakdown = 1) sinir bozukluğu. fren yapma işlemi breakthough = çığır açan şey. 3) beraberinde getirmek. göğüs breast cancer = meme / göğüs kanseri breastfeed = emzirerek beslemek breastfeeding = emzirerek besleme breathe = nefes almak breathe life into = (bir şey)’e yaşam üflemek. miktara) ulaştırmak brisk = canlı. (The new law brought about many complaints.ÜDS Sözlüğü . give rise. yumuşatmak. genius. produce.= start. burst into break off = (birdenbire) dur(dur)mak. hiç faydası olmamak bring off = başarmak.bademci. para. = Annem. accomplish bring on = ortaya çıkarmak. 2) kısaca. account for. 2) birden (bir şey yapmaya) başlamak. harika. produce.= aggravate. doğurmak. intelligent.

yaşama azminin yitirilmesi nedeniyle ortaya çıkan) moral çöküntüsü bronchoscopy = bronkoskopi (soluk borusu ve bronşların bir alet vasıtasıyla muayene edilmesi) Bronze Age = Tunç / Bronz Çağı (insanların bronzu kullanmaya başladıkları. (Literature greatly broadens a doctor’s horizons.24 . katiyen. yoluyla. arıza build on = 1) üstüne çökmek. strain bureaucracy = bürokrasi burglar = (ev. amplify. aşırı yemek yeme sonrasında kilo alma korkusu sebebiyle kişinin kendi kendini kusturması ile belirgin yeme bozukluğu). 2) daha da ileri götürüp geliştirmek.= tarnish burst (fiil) = patla(t)mak burst (isim) = 1) patlama ile fırlama / saçılma. hiçbir şekilde. parlatmak. bir doktorun ufkunu önemli ölçüde genişletir. zıt anl. dümdüz etmek bullet-proof = kurşungeçirmez bullfight = boğa güreşi bump = çarpma. bulimia nervosa bulimia nervosa = bkz. toprak altında bırakmak business ethics = iş ahlakı business segments = iş alanları business setting = iş ortamı bustle = telaş etmek buttocks = (genellikle çoğul kullanılır) kalça. fersah fersah. yöntemiyle. burden Brussels = Brüksel (Belçika’nın başkenti olan ve Avrupa Birliği’nin yönetim merkezlerinin çoğunun yer aldığı kent) brutally = vahşice. barbarously. aşırı yeme. popo buy up = (bir şey)’in tamamını satın almak by a third = üçte bir oranında. wax. düzenleyen) imar yasası building material = inşa / yapı malzemesi build-up = birikme. bere brunt = yük. Anadolu için M. şans eseri by any means = her ne şekilde olursa olsun by far = çokça. = Bütün stress psikolojim üzerinde birikiyor ve beni depresif yapıyor. through by nature = özü / doğası sebebiyle. bulimia 2 bulk = büyük hacim / kütle bulldoze = (örn. birikmek.com . far and away by implication = ima yoluyla by means of = vasıtasıyla. by one third by any chance = tesadüfen. by a third www. yaklaşık 3000-1200 yılları arasında kalan dönem) bruise = (deri ya da deri altı için) morarmak. (bir şey)’i esas almak.) broadly = geniş çaplı. zıt anl. yy’da Avrupa nüfusunun dörtte birine yakınının ölümüne neden olan. certainly not by one account = bir görüşe / rapora göre… by one third = üçte bir oranında. be based on build to a common standard = ortak bir standarda göre yapmak / inşa etmek build up = 1) oluş(tur)mak.). develop. aracılığı ile. yakarak tüketmek burnish = cilalamak. soyan) hırsız burglary = ev / bina / araç soyma burn = yakmak / yanmak burn up = yakmak. accumulation bulimia = 1) oburluk. 3) üzerine kurulu olmak.= gently. önceki çok satan kitabının başarısını daha da ileri götürmeyi umuyor. (The author hopes to build on the success of his previous bestseller book. araç vs. buldozer ile) yıkmak. = Yazar. baloncuk bubonic plague = hıyarcıklı veba (özellikle pireler ve fareler tarafından taşınan. kaba et.= lessen build up to a size = belli bir ebada kadar yapmak building blocks = yapı taşları building code = (binaların nasıl inşa edileceğini vs. 2) büyümek. morluk. halsizlik ve koltuk altı ile kasık bölgelerinde kabarcık oluşumu ile belirgin hastalık) budget = bütçe budgetary = bütçe ile ilgili bug = (bir sistem ya da makinedeki) hata.bademci. vurma bumpy = tümsekli. gather.). yüksek ateş. expand. doğası gereği by no means = asla. çürük. ziyadesiyle.ÜDS Sözlüğü broaden = genişle(t)mek. darbe. generally broken generation = acılı nesil broken spirit = (örn. sayesinde. form. accumulate. = Literatür. 14. Ö. cruelly. zıt anl. polish. 2) bir anlık ve genellikle kısa süreli çok yüksek artış bury = gömmek. engebeli bundle = demet burden = külfet. (All the stress builds on my psychology and makes me depressive. dükkan. hyperphagia. humanely bubble = kabarcık. in no sense. 2) bulimi (genellikle genç kızlar arasında görülen. birikmek. yük.

olaya karışmadan kenarda duran kimse. using this by this time next year = gelecek yıl bu vakte kadar bypass = etrafından dolanarak / yanından geçerek / uğramadan aşmak.25 by reference to = (birşey)’e göre / ilişkin olarak by this means = bu yolla. witness www.bademci.com .ÜDS Sözlüğü . baypas etmek bypass surgery = baypas ameliyatı (koroner bir damardaki tıkanıklığı gidermek için ana atardamar ve tıkanık damarın arasına vücudun başka bir bölgesinden alınan damar vasıtasıyla kan geçişi sağlanması) by-product = yan ürün bystander = seyirci.

capacity. büyük liderler gerektirir. zıt anl. gelir. beyaz veya şeffaf renkli. 2) (göreve / iş başına / yardıma) çağırmak call sign = kod ad.) söylemek. wipe out cancer development = kanserin ortaya çıkması / başlaması / gelişmesi cancerous = kanserli cancerous growth = kansere bağlı büyüme. kokulu. 1 gram suyun ısısını 1 santigrat derece arttıran enerji miktarı). tuval. ask. gizle(n)me campaign (fiil) = mücadele etmek. için) başvurmak. offset. günümüzde sadece Nevşehir ili sınırları içinde kalmış olan ve volkanik oluşumları ile tanınan bölge) captivate = büyülemek. Guangdong (Çin’de bir liman kenti ve aynı isimli eyaletin başkenti) canvas = branda bezi. ability. güç Cape of Good Hope = Ümit Burnu Cape Town = Cape Town (Afrika kıtasının en güneyindeki Ümit Burnu’nda yer alan ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetim merkezlerinden biri olan kent) capillary = kılcal damar capital punishment = ölüm cezası. destek vs. için) kampanya camphor = kamfor defnesinden elde edilen. dağılım. designation call upon = (yardım. unable to capacity = kapasite. benefit from. (I can’t help eating chocolate even though I am on a diet.bademci. require. kampanya yapmak campaign (isim) = (seçim vs. kendine hakim olamamak. (bir şey yapması için) davet etmek. (birisini bir işte) kullanmak call out = 1) (yüksek sesle ad.= excite calm (isim) = sükunet. = Büyük ihtiyaçlar. muktedir.com . üretim. zıt anl. = Diyette olmama rağmen. yatırım. silip süpürmek. (Great necessities call for great leaders. kapasite. tuval üzerine yapılmış resim cap = başlık. kansere bağlı olarak büyüyen doku vs. çağrıda bulunmak calm (down) (fiil) = sakinleş(tir)mek. able to. mumsu bir madde can = (boya. konserve kutusu cancel out = ortadan kaldırmak. numara vs. death penalty capitalism = kapitalizm (üretim araçlarının çoğunluğuna özel mülkiyetin sahip olduğu ve işlettiği. calorie Cameroon = Kamerun (Batı Afrika’da bir ülke) camouflage = kamuflaj. exploit Cappadocia = Kapadokya (antik dönemde Orta Anadolu’nun geniş bir kısmını kapsarken. cezbetmek www. kafese koyulmuş calcium-rich = kalsiyum bakımından zengin calendar = takvim call = isimlendirmek. dinginlik calorific value = kalori değeri calory = kalori (bir atmosfer basınç altında. gölgelik Canton = Kanton.= incompetence capable of = (bir şey)’i yapabilir / yapmaya gücü yeter.) canopy = ormanda ağaç tepelerinin oluşturduğu en üst tabaka. mal ve hizmet fiyatlarını piyasa ekonomisinin belirlediği sosyal ve ekonomik sistem) capitalize = büyük harfle yazmak capitalize on = (bir şey)’den yararlanmak.) call in at = (bir yer)’e uğramak call in = davet etmek. çikolata yemek konusunda kendime hakim olamıyorum. invite call into question = sorgulamak call on = (birisinden bir şey yapmasını) istemek. zıt anl. C cancer-related = kansere bağlı cane = baston canister = metal tüp cannabis = Hint keneviri cannibalism = yamyamlık (kendi türünü yeme) cannot help = elinde olmamak. term call for = (bir şey) istemek. kabiliyet. tiner gibi şeylerin içine konduğu) kutu / teneke. pacify. (bir şey)’i gerektirmek.C C CC cage = kafes caged = kafeslenmiş. kapak capability = yetenek.= incapable of.

gayriresmi. 2) (bir fikir vs. rastgele. Preston.). perform. 4) saptamak. tutuklamak. sürdürmek. esir capture = 1) yakalamak. situation Caspian Sea = Hazar Denizi cast (fiil) = (gölge) yapmak / düşürmek. disastrous catch a yawn = başkası esnerken esnemeye başlamak catch the public attention = halkın dikkatini çekmek catch up on old times = (iki ya da daha fazla kişi için) sohbet ederek. 3) (fotoğraf / resim için) (örneğin bir anı) yakalamak. continue. uygulamak. tespit etmek. dertsiz. conduct. 2) dava. CIR carbon-emission tallies = karbon yayma çetelesi / hesap tablosu carcinogenecity = kanser yapma eğilimi carcinoma = karsinoma (epitel dokuda ortaya çıkan kötü huylu her tür kanser çeşidi. = Deneyler Dr. (bir şey)’i arada bir yapan.). accidental. = Görevlerini düzgün bir şekilde yerine getiriyor.= fall behind categorically = kategorik olarak / sınıflandırılarak incelenmek suretiyle categorize = sınıflandırmak. excite. gerçekleştirmek.= professional catalysed by breakthroughs = yeni buluş / keşiflerle güçlenmiş catalyze = katalize etmek (özellikle bir kimyasal reaksiyonu kolaylaştırmak / çabuklaştırmak) catastrophe = felaket. take a photo of.) carve = oymak carving = oyma case = 1) vaka. porter carry away = 1) ikna etmek.= release. zıt anl. event. umursamaz carefully = dikkatli / titiz bir şekilde caregiver = hasta ya da çocuk bakıcısı. özensiz.ÜDS Sözlüğü . photograph. be fond of. (The experiments were carried out by Dr. attendant careless = dikkatsiz.27 captivating = dikkat çeken captive = kapatılmış. implement. (doğal) afet catastrophic = feci. yerine getirmek. accomplish. dört temel kanser türünden biri) cardboard = karton cardiac = kalbe ait cardiac arrest = kalp durması cardiac rehabilitation = kalp rehabilitasyonu (çalışma yeteneği azalmış olan kalbe. gelişmiş ülkelerden gelen bir grupla ilk defa karşılaştıklarında. (She carries out her duties efficiently.= give up carry out = yapmak. Preston tarafından gerçekleştirildi. hayvan ya da bitkilerde bulunan. incident. 2) hoşlanmak carefree = kaygısız. özellikle onların birlikte getirdikleri teknolojik aletlere duyulan hayranlık ile bağlantılı olarak ortaya çıkan tapınma eylemine verilen ad cargo hold = kargo ambarı Carib Indians = Karib Yerlileri (Güney Karayipler’de yaşayan bir yerli halk) caries = diş veya kemikte çürüme carotenoid = insan. = Fotoğraf makinesiyle gözünün önünde meydana gelen değişimleri yakalamaya çalıştı. incidental. fulfil. esir etmek. zıt anl. zıt anl. formal.bademci. 3) götürmek carry on = devam etmek. 2) profesyonel olmayan. olay. classify www. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) cardiac sphincter = kardiyak sfinkter (yemek borusunun en uç noktası ile mide arasında kalan valf / kapakçık) cardiovascular disease = kalp ve kan damarları rahatsızlığı / hastalığı cardiovascular health = kalp ve damar sağlığı care about = 1) sevmek. 3) durum. araba carrier = taşıyıcı. 2) heyecanlandırmak. record capture off-guard = hazırlıksız / savunmasız yakalamak carbon isotope ratio = karbon izotop oranı.= deliberate. conduct. (maden) dökmek cast (isim) = oyuncu kadrosu cast-in-place = yerinde dökülmüş casual = 1) tesadüfi. geçmişte yaşananları ya da kaçırılan olayları öğrenmek catch up to / with = (birinin ya da bir şeyin) (hızı)’na. informal.com . 2) fotoğrafını çekmek. yetişmek. hoşlanmak. zıt anl.= careful cargo cult = kabile hayatı yaşayan topluluklarda. nurse. fethetmek. zıt anl. persuade. felaket getiren. (seviyesi)’ne vs. (With his camera he tried to capture changes as they took place before his eyes.)’ye ilgi duymak / ile ilgilenmek care for = 1) özen göstermek. draw near. persevere. catch. genelde sarı ile kırmızı arasındaki doymamış pigmentlerden herhangi biri carpet = (tabanı) kaplamak carriage = vagon. zıt anl. imprison.

zıt anl. nüfus sayımı centenarian = (en az) yüz yıllık. tedbirli. 2) neden. zıt anl. şöhretli celebrity = ünlü kimse celestial = gök ile ilgili. (dişte) çürük cavity-wall = arasında boşluk bulunan duvar cease = (bir şey yapmayı) durdurmak.= disregard. asır ceramic = seramik (genellikle çömlek üretmek amacı ile seramik çamurunun pişirilerek sertleştirilmesi yolu ile elde edilen malzeme) cereal = 1) tahıldan yapılmış hazır yiyecek.= peripheral. ana.= uncertainty cervical = boyun ile ilgili cervical vertebrae = boyun omurları Chad = Çad (Orta Afrika’da bir ülke) chafe = (sürtme sonucu) yarala(n)mak / berele(n)mek / kızar(t)mak chain = zincir chain of events = olaylar zinciri chairman = başkan chalk = tebeşir. serebrum ya da beyinle ilgili cerebral cortex = serebral korteks (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan.= begin. sakıngan. yüz yıl yaşamış olan central = merkezi. absolutely. concentrate on. göksel celestial body = gök cismi celestial observatory = gözlemevi. 2) kesin. sebep. bir artere yakınlığı sebebiyle çok dikkatli bir şekilde drene edildi. ikaz etmek. for it was close to an artery. reason caution (isim) = 1) ihtiyat. = Enfekte olmuş yara. overlook century = yüzyıl. kutlamak.= floor celebrate = övmek. careful. gökyüzü gözlem merkezi cell plate = bitki hücrelerinin ortasında oluşup büyüyerek hücreyi ikiye ayıran ve daha sonra hücre duvarına dönüşen yapı cell-phone = cep telefonu. (The infected wound was very cautiously drained. stop. zıt anl. purpose. secondary central Europe = Orta Avrupa centre of the brain = beynin merkezi centre on / upon = (bir şey) üzerine yoğunlaşmak / odaklanmak.28 . fixed. end. warn cautious = ihtiyatlı. iletmek amacıyla kullanılan ince. yeteneğini vs.bademci. sebep-sonuç ilişkisi causation = (bir hastalık vs’ye) neden olan şey cause (fiil) = neden olmak. kafa tutmak. main. uzun tüp şeklinde araç) Catholic = Katolik (Hristiyanlık dininin Katolik mezhebi ile ilgili) Catholicism = Katoliklik (Hristiyanlık’ta büyük bir mezhep) cattle = sığır cattle-farming = sığır çiftçiliği causality = nedensellik. beyincik cerebral = serebral. yol açmak cause (isim) = 1) amaç.= probably certainty = kesinlik. zıt anl. için) yemek hizmeti vermek cater to French tastes = Fransız zevklerine hitap etmek catering = yemek tedarik etme caterpillar = tırtıl catheter = kateter (vücutta herhangi bir boşluk ya da kanala sıvı vs. meşhur. thoughtless cautiously = ihtiyatlı.ÜDS Sözlüğü cater = (özellikle düğün vs. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cerebrospinal fluid = serebrospinal sıvı (beyinomurilik sıvısı) ceremonial centre = tören merkezi certain = 1) belli. quit. warning caution (fiil) = uyarmak. prudent.com . carefully. continue cease to need = ihtiyaç duymamak. definitely. 2) tahıl cerebellum = (çoğul: cerebellums ya da cerebella) serebellum. halt. thoughtfully. gaye. some certainly = kesinlikle. hedef. attention. sure.= careless. zıt anl. mobile phone cellular hypoxia = hücresel oksijen azlığı cellulose = selüloz (bitki hücrelerinin duvarını oluşturan ve kağıt üretiminde kullanılan madde) censor = sansürlemek census = sayım. zıt anl. alertness. confront www.) sınamak.= carelessly. praise celebrated = ünlü. dava.= recklessness. sona er(dir)mek. tedbirli. (gücünü. objective. durmak. zıt anl. focus on. zıt anl. fundamental. kireçtaşı challenge (fiil) = meydan okumak. ihtiyacı olmamak ceaselessly = durmaksızın ceiling = (oda için) tavan. ülkü. minor. 2) uyarı. zıt anl. boşluk.) cave-sanctuary = mağara-mabet cavity = oyuk. ikaz. elbette ki. dikkatlice. 3) bazı.

karakterize etmek. (bir kişi ya da unsura) has özellik. saldırmak. çekici charter (fiil) = bir uçağı. değişim. above all child abuse = çocuk istismarı child labour = çocukların çalıştırılması childbirth = doğum child-guidance clinic = çocuklar için psikolojik rehberlik ve ruhsal hastalıkların tedavisi gibi hizmetler veren klinik childhood blindness = çocuk körlüğü (A vitamini eksikliği. (The country has changed over from military to civilian rule.) sınayan chamber = oda chamber music = oda müziği (küçük bir grup müzisyenin genellikle bir odanın içinde küçük bir topluluk için çaldığı müzik) chameleon = bukalemun (renk değiştirebilen bir kertenkele türü) chance error = tesadüfi / rastlantısal hata chances = şans change = değişiklik. attack. çekicilik charming = hoş.= harmonious. hamle yapmak. (kişiye) özgü davranış. İngiltere ile Fransa’yı demiryolu ile birbirine bağlayan tünel). her şeyden önce. define. (To build a bridge in one day was a real challenge. 3) (bir silahı vs. describe charge (fiil) = 1) hücum etmek. = Everest Tepesi.) challenging = meydan okuyan. = Ülke askeri rejimden sivil rejime döndü. keyif verici chemical affinity = kimyasal çekim / cazibe / yatkınlık chemical energy extraction = (besinlerden vs. 2) bir masrafı birinin hesabına geçirmek / yazmak. başarılması zor iş. kiralama veya özel sözleşmeler çerçevesinde gerçekleştiren havayolu şirketi cheating = kandırma.).) kimyasal enerji çıkarma / elde etme işlemi chemical reaction = kimyasal tepki / reaksiyon chemist = kimyacı. doğuştan gelen katarakt vb. alteration. integrated circuit www. ücret. (gücünü. bir hikayedeki) bölüm. (check the building for gas leakage = binayı gaz kaçağı bulmak amacıyla kontrol etmek) check with = (bir kişi)’ye sormak. Hillary için kendisine meydan okuyan zor bir hedefti. = Bir günde bir köprü inşa etmek başarılması zor bir işti. 2) göğüs chest infection = göğüs enfeksiyonu chestnut = kestane chick = civciv chiefly = başlıca. disorganised. feature characteristic attitude = karakteristik davranış. part characteristic = karakteristik özellik. belli bir miktar patlayıcı ile) doldurmak charge with = (bir şey) ile itham etmek / suçlamak charge (isim) = 1) harç. 2) (elektriksel) yük chariot = atlı savaş arabası charity = hayır cemiyeti. mostly. orderly chapter = (örn.bademci. box. kimyager chemotherapy = kemoterapi (özellikle kanser hastalıklarında kimyasal maddelerle yapılan tedaviye verilen genel ad) cherished = değer verilen chessboard = satranç tahtası chest = 1) sandık. modification. (bir kişi)’nin onayını almak checker = dama taşı check-up = genel sağlık kontrolü cheering = neşelendirici. cana yakın. zorlayıcı. yeteneğini vs. en çok. (Mount Everest presented a challenge to Hillary. düzensiz. zıt anl.) channel (into) = kanalize etmek Channel Tunnel = Manş Tüneli (Manş Denizi’nin altından geçen. convert into change one’s mind = fikrini değiştirmek change over to = (bir şeyden bir şey)’e tamamen değiş(tir)mek.com . tanımlamak. Eurotunnel chaotic = karmakarışık.ÜDS Sözlüğü . kısım. tarifesi dışında uçuş gerçekleştirmek amacı ile kiralamak charter (isim) = eski Avrupa’da şehir kuruluşu ve yönetimi ile ilgili kuralları belirleyen belge charter airline = uçuşlarını bir tarife olmaksızın. variety change into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. kızamık. yenidoğanlarda göz enflamasyonu. confused. aldatma check = kontrol etmek check for = (bir şey bulmak) amacı ile kontrol etmek. kutu. tipik davranış characterize = nitelendirmek. yardım derneği charm = cazibe.29 challenge (isim) = (insana meydan okuyan türden) zorluk. nedenlerle ortaya çıkan körlük) chimpanzee = şempanze (alet kullanabilecek kadar zeki olan ve genelde bu tür deneylere konu edilen maymun türü) chip = çip (yarıiletken bir maddenin üzerinde oluşturularak üretilen küçültülmüş elektronik devre). section.

iplik şeklindeki oluşumlardan her biri) chronic = kronik. zıt anl. berraklık. wash. civil law civilization = medeniyet. yığın churchyard = kilise bahçesi / avlusu cipher = şifre circuit = elektrik devresi circulate through = (bir şey)’in içinde deveran etmek / dolaşmak. üzerinde kalıtsal özellikleri belirleyen genleri taşıyan. 2) dağıtım miktarı. zıt anl. illuminate clarity = açıklık. soluk alamama chromosomal = kromozomal. condition circumstances being what they are = şartlar böyle olunca cirrhotic = sirotik (siroz ile ilgili ya da ondan ileri gelen) citizen = vatandaş. klasik eserler classify = sınıflandırmak. iç kargaşa civil engineer = inşaat mühendisi civil right = vatandaşlık hakkı civil service job = devlet memurluğu civil unrest = sosyal kargaşa.bademci. assertion. takırdayan clavicle = köprücük kemiği clay = kil clean bill of health = sağlık raporu (bir hekim ya da hekimler kurulu tarafından düzenlenen ve bir kişinin sağlıklı olduğunu belgeleyen rapor) cleanse = temizlemek. go about in. zıt anl.com .ÜDS Sözlüğü chip-making = elektronik devre / çip üretme chlorine = klor (doğada genellikle keskin kokulu. aşikar. situation. turunçgil city-state = şehir devlet (kendi kendini yöneten ve yakın çevresindeki topraklara da hakim olan kent) civet = misk kedi türünün genel adı civic = yurttaşlık / vatandaşlık ile ilgili civil disturbance = sosyal kargaşa. hem de yüksek seviyede olduğu ve genellikle günümüzde en tanınmış eserlerinin çoğunu verdiği dönem). yurttaş citrus = narenciye. request. pres gibi hareketli ve takırdayan parçalar içeren. break down. tiraj circulatory = sirkülatuar. kamu görevlisi claim (fiil) = talep / iddia etmek. boğazına bir şey kaçmak choking = boğulma. net. netlik class = sınıf.= pollute clear = açık. zümre. belirgin. zehirli ve tahriş edici Cl2 (diklorin) gazı olarak bulunan element) choice = seçenek. obvious. vaka. doğada genellikle basit yöntemlerle gözlemlenebilen olayları basitçe açıklamakta kullanılan kurallar ve kanunlar) classics = klasikler. demand. clean. seçim. uygarlık civil-servant = devlet memuru.= disclaim. incident. iç kargaşa. hak talebi. zıt anl. süreğen şekilde chronicle = tarihi olay kaydı chunk = büyük bir parça. arıtmak. make clear. krank. yıkamak. bariz. sort. durum. çare. option choke on = (boğazı) tıka(n)mak. izafi veya kuantum olmayan. case. request. kromozomlar ile ilgili chromosomal polymorphism = biyolojide belli bir türün içinde. group clattering = (makine için) dişli.30 .= unclear www. alternative. çevre ölçüsü circumnavigate = denizden (örn. süreğen chronic bacterial infection = kronik bakteriyel enfeksiyon chronic bleeding = kronik kanama (uzun süre devam eden kanama) chronic disease = kronik hastalık (uzun süre devam eden hastalık) chronic infection = kronik enfeksiyon (uzun süre devam eden enfeksiyon) chronic insomnia = kronik uykusuzluk (uzun süre devam eden uykusuzluk hali) chronically = kronik olarak. talep. dünyanın) etrafını dolaşmak circumstance = olay. koşul. demand. move around in circulation = 1) dolaşım.= disclaimer clarify = açıklığa kavuşturmak. tabaka. yeşilimsi sarı renkli. classic period classical rules = klasik bilim kuralları (örn. civil disturbance civil war = iç savaş civilian law = medeni hukuk. keyfiyet. caste class hierarchy = sosyal sınıf hiyerarşisi (bireylerin birbirinden üstün / aşağı olmasını belirleyen ve sosyal sınıf farklarından kaynaklanan düzen) classical period = klasik dönem (bir uygarlığın veya bir sanat dalının tarihsel süreç içerisinde hem gelenekselci. deny claim (isim) = iddia. dolaşımla ilgili circumference = daire çevresi. farklı kromozom sayılarına veya şekillerine sahip bireylerinin bulunması durumu chromosome = kromozom (hücre çekirdeğinde.

radyo yayını gibi herhangi bir dış sistem ile bağlantısı bulunmayan). law.) yazarlarından her biri cobalt = kobalt (ferromanyetik özelliği olan. yaklaşık. zıt anl. fuse into. (There is a tendency for separate industrial systems to coalesce into large units. heal. iyileş(tir)mek. kapamak. tüymek. öğrenme ve mantıksal bir temele oturtma işlemlerinin psikolojik sonucu olarak ortaya çıkan durum) coherent = tutarlı. 2) tamamen temizlemek. obviously clearly defined = şekli / hatları açıkça belirgin clever = zeki(ce).= incoherent www. uygun. 2) kod. block. sign. cure.= remotely.bademci. faaliyetini durdurmak. zıt anl. carbon dioxide coal-derived = kömürden elde edilen coalesce into = birleşmek. emboli clothe = kaplamak clothing chain stores = hazır giyim mağazaları zinciri cloud complex = bulut kompleksi (birlikte hareket eden bir bulut öbeği) cloudy fluid = bulanık sıvı club football = kulüpleşmiş / profesyonel futbol clue = ipucu. shore coastal = kıyıya / sahile ait coastline = kıyı boyu. shut. smart client = müşteri cliff = uçurum. evidence clumsy = hantal. sahil. geç(ir)mek. remove clear out of = (bir yer)’den sıvışmak. sarp kayalık climate = 1) durum. tightly. klips vs. tıkanıklık cloned sheep = klonlanmış koyun cloning = klonlama (yapay olarak tek bir hücreden birbirine benzeyen canlı meydana getirme) close down = (bir işyerini vs.ÜDS Sözlüğü . group clutch = (yumurtalar için) bir kerede / bir gebelikte yumurtlanmış CO2 = karbon dioksit (doğada genellikle gaz halinde bulunan. grup. consistent. mantıklı. close to close up = 1) (bir şey)’i tıkamak. dizi. yakından. küçük molekül) cognitive = bilme / kavrama / idrak ile ilgili cognitive function = kognitif fonksiyon (algılama. canlıların solunum ile dışarı verdikleri bileşik). ahenkli. dikkatlice.= opening closely = yakın şekilde. hint. açık ve net olarak. carefully. doruk cling to = (bir şey)’e yapışmak / sıkıca sarılmak.) kapatmak. 2) herhangi bir kopukluk olmaksızın. kaba. yasa. 2) ortadan kaldırmak. strongly.com .) coal-mining = kömür madenciliği coast = kıyı. distantly closer scores = birbirine daha yakın (daha az farklı) skorlar clot = pıhtı. slip out of clear up = 1) (hastalık) gidermek. sıkı sıkıya. biçimsiz. şifre coenzyme = koenzim (bazı enzimlerin aktivitesi için gerekli olan organik ya da mineral bazlı. işaret. emboli. ungainly cluster = küme. disappear. zıt anl. ortadan kaldırmak. 2) (birbirine) yaklaşmak. birleşip bir bütün oluşturmak. remove clearly = açıkça. come closer closed basin lake = kapalı havza gölü (akarsular tarafından beslenmeyen ve suları akarsular yolu ile denize ulaşmayan göl) closed circuit = 1) kapalı devre (ana şebekeye bağlı olmayan veya internet. kesmek. sahil şeridi coating = kaplama co-author = (kitabın / yayının vs. zıt anl. rational. awkward. mevsimsel climatic control = iklim kontrolü (iklimleri ve mevsimleri anlamayı ve kontrol etmeyi amaçlayan araştırma alanı) climatologist = iklim bilimci (iklimleri inceleyen bilim insanı) climax = zirve. ile) sıkıca kapatmak / kıstırmak clockwork = genellikle dişliler ve benzer hareketli parçalar içeren bir sistem ile çalışan clog (fiil) = tıkamak clog (isim) = kan pıhtısı clogging = (damar için) tıkanma. = Ayrı endüstriyel sistemlerin birleşip büyük birimler oluşturması yönünde bir eğilim mevcuttur. elektrik akımının tam bir döngü içinde dolanabileceği elektrik devresi closedown = kapanma. akıllı(ca). 2) iklim. sert ve gümüşi-beyaz bir metal) cobbled = kaldırım taşı döşeli coconut = hindistan cevizi code = 1) kanun.31 clear away = 1) kaybolmak. televizyon. approach close on = (genellikle rakamlardan önce kullanılır) hemen hemen.= let go of clinical trial = klinik deneme / çalışma clinician = klinisyen (klinik öğreti ve uygulamada uzmanlaşmış hekim) clip tightly = (mandal. shut down close in on / upon = (bir şey ya da kişi)’ye (sinsice) yaklaşmak. 3) eğilim climatic = iklimsel. shutdown.

jointly. come to life. fail. tesadüf etmek. (These pencils come in seven different color choices. emerge come into close contact with = (bir şey) ile yakın temasta bulunmak come into force = yürürlüğe girmek. failure.) come in = 1) gelmek. fall down. zıt anl.) collapse on oneself = kendi içine / üstüne çökmek collar = yaka. peer collect = toplamak. (aynı zamana) denk gelmek. ( I come from Manisa. hep beraber. solo collective burial = toplu gömü / mezar collectively = toplu olarak. 2) ortaya çıkmak come by = 1) önceden haber vermeden (birisinin) yanına uğramak. ortaya çıkmak. arrive. deviate coincidental = rastlantısal. Sovyetler Birliği ile ABD önderliğindeki Batı devletleri arasında yaşanan savaşsız gerginlik ve düşmanlık ortamı) colitis = kolit (kolon iltihabı) collaborate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. zıt anl. tutuşma combustion driven = yanma ile çalışan come about = meydana gelmek. (These flimsy houses are liable to collapse in a heavy storm. go into effect come into high favour = çok tutulmaya başlamak come into prominence = ünlenmek. come into existence. unification. = Bu kalemler yedi farklı renk seçeneğinde bulunmaktadır. birleşim. önyargı katmak. muharebe combat stress = savaş / muharebe nedeniyle oluşan stres combination = birleşme. kaba saba. result from. ortaklaşa. become well-known www. koleksiyon collective = kolektif. = Manisalıyım. düşmek come from = 1) (bir şey)’den kaynaklanmak. 2) (bir yer)’den gelmek. beraber çalışmak. compromise combat (isim) = savaş. cooperate with collaboration = birlikte çalışma. distort colour scheme = renk düzenlemesi coma = koma (dış uyaranlar ya da uyarmalara yanıt vermeyen derin bilinçsizlik / baygınlık durumu) combat with / against (fiil) = savaşmak. accompany.= success. uygulanmaya başlamak. triumph collapse (isim) = göçme. çökme. = Bu çerden çöpten evler sert bir fırtınada yıkılmaya yatkın görünüyorlar. fall in. zıt anl. encounter. coexist. işbirliği. sikke coincide with = (bir şey) ile rastlaşmak. çarpmak. meet. tanınmak. birlikte gelmek. ortaya çıkmak. acquire come down = (fiyat için) inmek. triumph. tesadüfi Cold War = Soğuk Savaş (2. zıt anl. belirmek. iş arkadaşı. fight with / against. harflerin ve nesnelerin araştırılması ile ilgili alan) combine = birleş(tir)mek. topple. 2) elde etmek. Dünya Savaşı sonrasında oluşan. sömürge colorectal cancer = kolorektal kanser (kolon ve rektum kanseri) colossal = kocaman. shared.= differ. topple. mixture.bademci. tasma colleague = meslektaş. biriktirmek collection = toplama. ulaşmak. bulky colour = saptırmak. joint. clash. crash collision = çarpışma.= individual. (haber vs. kolonide yaşayan colonization = kolonizasyon. downfall. birleşme. 2) koloni oluşturmak. zıt anl. struggle with / against. unite. appear.) come into being = ortaya çıkmak. birleştirme. yıkılmak.= separate combustion = yanma. zıt anl.= dissolution combinatorics = kombinatorik (matematikte sayıların. arise come across = rastlamak. sömürgeleştirme colonize = 1) sömürgeler kurmak. drop by. zıt anl. 2) sözcük / söz türetmek coin (isim) = madeni para. zıt anl.= individually collector = koleksiyoncu collide = çarpışmak. take place. fall in. edinmek.com . bağlılık coin (fiil) = 1) madeni para basmak. yıkılma. zıt anl. embody. secret aggrement colonial = sömürgeye ait colonial power = sömürgeci güç (dünya çapında kolonilere / sömürgelere sahip devlet) colonist = koloni kuran.= surrender (to). cooperation collagen = kolajen (bağ doku liflerinin yapısını oluşturan ana protein) collapse (fiil) = göçmek.ÜDS Sözlüğü cohesion = bütünlük.32 .= avoid come along = 1) gelmek. çatışma collusion = gizli anlaşma. kolonize olmak (aynı tür mikropların besi yerinde yer yer kümeler oluşturması) colony = koloni. için) alınmaya başlamak. ortaklaşa. çökmek. mücadele etmek. olmak. boyunluk. 2) (şu versiyonlarda / şekillerde / renk seçeneklerinde / tiplerde) bulunmak.= succeed. (oralı) olmak. ulaşmak.

be in touch with www. eşya. (He committed suicide. anısını yaşatmak. (çözüm vs.= submerge. come to be known = bilinegelmek) come to be regarded as. = Komite ilginç bir plan ortaya attı.= go off.) ile ortaya çıkmak.) comic book = çizgi roman coming our way = yolumuza çıkan command = hakim olmak. yorumda bulunmak.) bulmak. pledge.= nobleman common sense = sağduyu commonly = çoğunlukla. zıt anl. yaygın. terminate come to be = olagelmek (örn. (karşılık. start. prevalent. devotion. widespread. ortaya atmak. zıt anl.bademci. = Hafif bir rüzgar başladı. appear.) comeback = (geri) dönüş comet = kuyrukluyıldız comfort = rahatlık comfort care = rahatlatıcı bakım comfortable = rahat. finish. become clear come out against = (bir şey)’e karşı çıkmak. zıt anl. kendine gelmek come through = (beklendiği gibi) ulaşmak / varmak. happen.= rarely. = Babamın maaşı ile rahatça geçiniyorduk. etkisi altına almak. 2) (suç vs. ordinary.com .) commit oneself to = 1) kendini adamak. komisyon commissioner = komisyon / kurul üyesi commit = 1) söz vermek.) ileri sürmek / ortaya atmak. trade commercial = ticari commercial interests = ticari çıkarlar commercially viable = ticari olarak üretilebilir / yapılabilir commission (fiil) = atamak. . honour. think of. eleştirmen.) işlemek. atama. arrive (as expected) come to an end = sona ermek. açıklığa kavuşmak. uncommon common person = sıradan insan. pledge.ÜDS Sözlüğü . express. pazara) çıkmak come out = görünmek. yanıt. olayı) nakleden kişi commerce = ticaret. dedication. = O intihar etti. at ease. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yer)’e kapatmak commitment = 1) vaat. terminate commendable = övgüye değer. yükümlülük. delegate. gerçekleşmek. halktan insan.= rare. 2) söz vermek. order commission (isim) = görev.33 come on = sahneye / ortaya çıkmak.= follow commemorate = anmak. happily. suggest. zıt anl. zıt anl. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yere) kapat(ıl)ma commodity = (ticari) mal. söz. (bir müsabakayı. ele geçirmek come to smo’s aid = birisi’nin yardımına gelmek come to the attention of = (bir kişi)’nin dikkatini çekmek come to the fore = ön plana çıkmak come up = ortaya çıkmak / meydana gelmek. seldom commonly evident = birçok insan tarafından bilinen commonplace = sıradan. sink. rare communal = toplumsal. olağan. = (bir şey) olarak değerlendirilmeye / görülmeye başlamak come to believe = inanır hale gelmek come to pass = olmak. konforlu comfortably = kolaylıkla. obligation. disappear. happen. immortalise commence = başlamak. bayağı. zıt anl. be dominant over.= exceptional. = Gelirini ikiye katlayacak çok parlak bir plan buldu. 3) (intihar) etmek.).= cease. (A light wind came up. fikir vs. zıt anl. (We could live fairly comfortably with our father’s salary. devote oneself to. duty. rule. bağlılık. zıt anl.) come up with = (genellikle olumlu bir plan. show up. . remark comment (isim) = yorum commentator = yorumcu. become real come to possess = (bir yolunu bulup da) sahip olmak. bağlanmak. promise. set out. ısmarlamak. cease. önermek. well. disappear come onto = (piyasaya. (He has come up with some brilliant scheme to double his income. görevlendirmek. praiseworthy. influence. current. fikir vs. taahhüt etmek. appear. promise commit to = (hapishane. kumanda etmek. 2) (hapishane. (The committee came up with an interesting plan. initiate. halka ait communal meal programme = toplumsal yemek programı communicate with = (birisi) ile haberleşmek / iletişim kurmak. zıt anl. begin. usual. usually. good common = olagelen. rahatça. taahhüt.= unworthy comment on (fiil) = fikrini söylemek. commoner. assign. oppose come over = (kısa bir yol kat ederek veya ziyaret için) gelmek come round = (operasyon sonrası) toparlanmak.

society. 3) yarışma amaçlı competitive power = rekabet gücü competitive spirit = rekabetçi ruh competitor = rakip. complication. finish complete (isim) = bütün. self-satisfied. = Hiçbir şey sevilen bir kişinin ölümünü telafi edemez. whole complete blood (cell) count = tam kan sayımı (belirli bir miktar kan içerisindeki kan hücrelerinin tam sayılarını bulmaya yönelik bir laboratuvar testi) completely = tamamen. zıt anl. intricate. kısa düzyazı. zıt anl. içine almak.= incompatibility compatible = birbiriyle uyumlu. grasp. eşlik comparable to = (bir şey) ile karşılaştırılabilir / kıyaslanabilir. halk. çapraşıklık. structure. için) iyi seviyede. ability competent = 1) (dil. straightforward complexity = karmaşıklık. make up for. suffering complacent = kendinden hoşnut. zıt anl.= incompetent. discordant compel = zorlamak.= simplicity compliance with = (kanun ya da kural)’a uygunluk complicated = karmaşık. kısım. well-matched. zıt anl. yetenek vs. rival with / against compete among themselves = kendi aralarında yarışmak / rekabet etmek competency = yeterlik.= disperse complacency = kendinden hoşnut olma. oblige compelling = zorlayıcı. complicated. similarity compartment = bölüm. nispeten. 2) komplikasyon (bir hastalığın seyir veya tedavisi sırasında diğer bir hastalığın ya da bozukluğun ortaya çıkması) comply with = uymak. mecbur etmek. kompozisyon. sorun. eklenerek çoğalmak. bitirmek. yakınma. agreement. accumulate. kavramak. ilişki. zıt anl. abide by. zıt anl. rival compile = derlemek. relatively compare favourably with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında daha iyi / üstün durumda olmak compare with = (bir şey) ile karşılaştırmak / kıyaslamak. (bir şey)’e benzer. entirely. 2) yerleşim yeri community mental health centre = halka açık akıl sağlığı merkezi compact = sıkıştırarak küçültmek compact into = yoğunlaşarak / sıkışarak (bir şey)’e dönüşmek companionship = arkadaşlık. uygun davranmak. able. zıt anl. haberleşme communicative = iletişim ile ilgili community = 1) topluluk. oluşturmak. partially complex = karmaşık.= agony. toplum. totally. (As the patient failed to comprehend the seriousness of his situation. include www. zıt anl. force. essay compost = bitkilerin veya mutfak artıklarının çürümesiyle elde edilen gübre compound (fiil) = birikmek. zıt anl.) compete with / against = (birisi / bir şey) ile rekabet etmek / yarışmak.= simple complication = 1) karışıklık. itaat etmek. liken to compare well with = (bir şey)’e benzemek. the surgeon made up her mind to frankly talk to his relatives. benzerlik.= simple.com . anlaşılması güç. 2) kompozisyon. yetenek.34 . = Hastanın. harmony.= incompatible. relation. complex. zorluk. collect. zıt anl.ÜDS Sözlüğü communication = iletişim.= flexible compelling urgency = (kişiyi önlem almaya) zorlayan acil durum compensate for = telafi etmek. karışım comprehend = 1) (tam olarak) anlamak. zıt anl. combine compound (isim) = (kimyasal) bileşik. selfsatisfaction. 2) yetenekli. (bir şey)’den farksız olmak compared to / with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. yakınmak complaint = şikayet. 2) kapsamak. parça.= partly. in comparison to / with comparison = karşılaştırma. rekabete dayanan. compulsive. equivalent to comparatively = oransal olarak. 2) iddialı. öğe. uneasy complain = şikayet etmek. bütünüyle. eleman. kifayet.). bölme compass = pusula compatibility = uyumluluk.= disregard. resist component = unsur. onun yakınlarıyla açıkça konuşmakta karar kıldı. (Nothing can compensate for the death of a loved one. capable. unable competition = rekabet. part composition = 1) bir maddenin yapı ve bileşimi. conform to.bademci. durumunun ciddiyetini kavrayamaması sebebiyle doktor. yarışma competition skiing = (profesyonel) kayak yarışı competitive = 1) rekabetçi. supplement complete (fiil) = tamamlamak. zıt anl. ingredient. ehil. grievance complement = tamamlayıcı. eksiksiz.= troubled.

pregnancy conceptual = kavramsal concern (fiil) = ilgilendirmek. kesin olarak kanıtlanması zor bir durumdur.= questionable. agree. 2) kaygı. decision. zıt anl.bademci. in depth. 2) özetlemek. uncertain. (A case of malpractise is difficult to prove conclusively. focus on concentration = 1) yoğunluk.= indifference. zıt anl.) üzerine kompres uygulama compression = sıkıştırma comprise of = kapsamak. neglect. concentrate. getting pregnant concentrate in = (bir şey)’in içinde toplanmak. complete conclusion = 1) karar.) concerned with = (bir şey) ile ilgili / alakalı concerning = (bir şey / kişi) ile alakalı / ilgili olarak. 2) (bir işin sonucunu) tehlikeye atmak. limited compress (fiil) = sıkıştırmak.= inconceivable conceive = 1) anlamak. gebelik.= acquit condense = 1) yoğunlaş(tır)mak. riske sokmak compromise (isim) = (karşılıklı ödün vererek) uzlaşma. tasarlamak. notion. intensity. zıt anl. intensification. pressurize. zıt anl. zıt anl. (bir şeyler)’den oluşmak. kavramak. compelling. düşünce. devise. nihai olarak. CT computer virus = bilgisayar virüsü (bir bilgisayarın yazılım veya donanımlarına zarar vermek amacı ile oluşturulmuş bilgisayar programı) computer-generated image = bilgisayar yardımıyla oluşturulmuş görüntü computing = hesaplama. overall. suçlu bulmak.35 comprehensive = kapsamlı. make up comprised of = (bir şey)’den oluşan. = Yakın zamanda bazı besinlerde tespit edilen tehlikeli toksinler ile ilgili büyük bir toplumsal kaygı var. ahenk concussion = bayılma ile sonuçlanacak kadar şiddetli darbe condemn = kınamak. result. 2) uyum. endişelendirmek concern (isim) = 1) ilgi. regarding. zıt anl. convincing. zıt anl. tangible. final. zıt anl. zıt anl. 2) bitirmek. deduction conclusive = 1) kesin. koyulaş(tır)mak. convincingly. birikmek concentrate on = (bir şey)’e odakla(n)mak / yoğunlaş(tır)mak. focusing concentration gradient = konsantrasyon / yoğunluk farkı concentric rings = (bir hedef tahtasında olduğu gibi) eşmerkezli (iç içe geçmiş) halkalar concept = konu.= questionably. uyuşma. condense. zıt anl. etraflı. geniş.). 2) sonuç. kavram conception = 1) kavram. zıt anl. = Hekim hatası.ÜDS Sözlüğü .= unconvincingly concrete = 1) somut. definite. zıt anl. concept. nihai.= flexible compulsive behaviour = kompülsif davranış (bir kişiyi. agreement. 2) kompres (yara üzerine bastırılan bez / pamuk vs. consider. determine. privilege conclude = 1) sonuç çıkarmak. narrow.= abstract. netice. ilgilenilen şey. abridge www. inandırıcı. (Not very many people can conceive the works of modern art. bastırma. definitely. obsessively. get pregnant conceiving = gebe kalma. 2) ikna edici. orta yol bulma. think. 2) gebe kalma. consist of. teşkil etmek. outcome. density.= reveal conceivable = akla yatkın. solid. blame. sonuçlandırmak. constitute. hesap içeren compute = hesaplamak Computed Tomography = bilgisayarlı tomografi. weak compulsive = zorlayıcı. finally.). gizlemek. bilgisayar kullanımı conceal = saklamak. makul. intangible. algılamak. 2) yoğunlaşma. zıt anl. (bir şey)’den ibaret compromise (fiil) = 1) (karşılıklı ödün vererek) uzlaşmak. (bir şey / kişi)’yi ilgilendiren. idea. inclusive. görüş. 2) ikna edici / inandırıcı bir şekilde.= exclusive. 2) beton concurrence = 1) aynı zamana rastlama. çıkarım. settlement compromised = zayıf düşmüş. ayıplamak. hide. bastırmak.= flexibly computational = hesap ile ilgili. = Modern sanat eserlerini anlayabilen pek fazla insan yoktur. odaklanma. oluşturmak. özellikle anlamsız bir şeyi tekrarlayıcı tarzda yapmaya zorlayan davranış biçimi) compulsively = önüne geçilmez bir şekilde. actual. (What sort of concrete evidence do you have to show us? = Bize gösterecek ne gibi somut delilleriniz var?). son. interest. indisputably.) compress application = (yara vs. 2) gebe kalmak.com . worry. relating to concession = imtiyaz. içermek. reasonable. düşünmek. (There is a lot of public concern over dangerous toxins recently found in some food.= unconvincing conclusively = 1) kesin olarak.= expand compress (isim) = 1) sıkıştırma.

comply with. entrust confide to / in = (biri)’ne sırrını açmak confidence = güven. şaşırtmak. 2) koni.= order congenital = doğuştan olan. consult confide to = (bir işin) sorumluluğunu (biri)’ne vermek. (istenmeyen bir şey / bir kişi) ile karşı karşıya gelmek / karşılaşmak. koşul. 2) (yatağa. disagree with.com . perplexity.= object to. (bir şey) ile sınırlandırmak. imprisoned. retreat from confrontation = karşı karşıya gelme. kendinden emin. relationship conquer = fethetmek www. tahmin. (When John was 17. administer. zıt anl. situation. doğrulamak. bestow confer with = danışmak. müsadere. (The problem of underdevelopment does not appear to be confined only to a few African countries. = Hasarın gerçek / tam miktarı tahmine kalmış. 2) şart koşmak condition (isim) = 1) hal. attitude conduction = ısının. 3) rahatsızlık. yatalak. challenge. conflict with conformation = şekil.= agree with. zıt anl. haciz. bahşetmek.= distrust confident = güvenli. geçirgen conductivity = iletkenlik conductor = (orkestra için) şef conduit = kanal.) confined to bed = yatağa bağlı / mahkum. yön vermek. 2) şart. 2) iletmek. kafası karışık. kapatılma confirm = teyit etmek. blockage congestive = kan veya su toplanması ile ilgili congressional = kongre kaynaklı conjecture = varsayım. zıt anl. transmit. çatışma confuse = 1) (kavramları) birbirine karıştırmak. seizure conflict with (fiil) = (birisi) ile çatışmak / çekişmek. equip. kalabalık congestion = tıkanıklık. şekilsel confront = (olumsuz bir şey) ile yüzleşmek. etkilemek. abide by. puzzle. oppose. katı maddeler içerisinde parçacıktan parçacığa geçerek iletilmesi conductive = iletken. eve vs. behaviour.) conjointly = birlikte. contradictory conform to / with = (bir şey)’e uymak / uygun davranmak. zıt anl. anımsatmak.= deny. zıt anl. fight. face.= accord. ayarlamak confine to = 1) (bir alan)’a hapsetmek. uygulamak. substantiate. perform. (The exact figure for the damage is a matter for conjecture. çelişen. imprison in. peace conflicting = (birbiriyle) çatışan. yönetmek.36 . zıt anl. istimlak. tıkanık. eve vs. koni biçimli herhangi bir nesne confer a benefit to smo = birine bir yarar / menfaat sağlamak confer on = (biri)’ne (ünvan vs. adapt. shape conformational = yapısal. götürmek. bedridden confinement = hapsedilme.= clarity.) bağlamak. itimat. zıt anl. beraber conjure up = akla getirmek. durum. conform to conflict (isim) = anlaşmazlık. public confidentiality = gizlilik confidently = güvenle. kamulaştırma. sure of oneself confidential = gizli. zıt anl. araştırma vs. limit to. tutmak. 2) düzensizlik.= clarify confused = şaşkın. doğuştan gelen bir kalp hastalığı sebebiyle öldü. fearlessly configuration = düzenleniş. düzen. disorder. sır paylaşılabilir. guess. 2) ilgi kurmak.) yürütmek. he died of congenital heart disease. zıt anl. secret.= avoid.) bağlı.= unconditional condor = Güney Amerika akbabası conduct (fiil) = 1) (deney. izdiham. 17 yaşındayken.bademci.) vermek. oluk cone = 1) renge duyarlı görsel reseptör hücreler. yapı. clash with. şaşkınlık. emin. requirement. supposition.ÜDS Sözlüğü condition (fiil) = 1) şartlandırmak. trust. validate. çatışma.= open. 3) (taşıtlar için) aktarmalı hat içinde olmak / bulunmak Connecticut = Kuzeydoğu ABD’de bir eyalet connection = bağlantı. üzerinde anlaşılamayan. sersem. dizilim. assumption. carry out. tavır. disprove confiscation = zorla el koyma. trustworthy. limited to. = Az gelişmişlik sorunu yalnızca birkaç Afrika ülkesi ile sınırlı gibi görünmüyor. alaka. restrict to confined to = 1) (bir şey) ile sınırlı. affirm. = John. render. 2) aklını karıştırmak. (yatağa. hastalık conditional = koşullara bağlı. şekil configure = değiştirmek. uyandırmak. zıt anl. restricted to. düzenleme. ihtilaflı. bewildered confusion = 1) kafa karışıklığı. 2) hapis. kozalak. contingent. disagreement. zıt anl. sıkışıklık. hareket tarzı. evoke connect with = 1) (bir şey) ile birleş(tir)mek. convey conduct (isim) = davranış. mix up. ihtilaf.) congested = kan toplanmış.

relentless. victory conscience = vicdan conscious = bilinçli. oldukça. take into account. dolayısıyla. = Büyük pencereler arabayı oldukça büyük gösteriyor. zıt anl. comprise. peş peşe. element. helpful. (bir şey) konusunda.) saklamak. build construction = inşaat. koruyucu. regard.) considerate = düşünceli. zafer. discussion www. yapmak. coherent. yardımcı. zıt anl. shrinkage.= unconscious. fixed. . büyük. entrika.= expansion. inconsistent consistently = tutarlı / değişmez bir şekilde.= aggregate. hatırı sayılır. zıt anl. zıt anl. zıt anl. arka arkaya. alert. 2) (tedavi. never constellation = takımyıldız. stable. sonucu olan consequently = sonuç olarak. dar geçit construct = 1) kurmak. continuous. consider as considerable = önemli. 3) dikkate almak. swelling. zıt anl. therefore conservation = muhafaza etme. dikkat çeken. campaign. 2) boğaz. deem. aware. substantial. dehşet constipation = konstipasyon (peklik. (Large windows make the car feel considerably bigger. invariable. farkında olma hali conscript = zorunlu olarak orduya katılan asker consecutive = art arda. 2) inşa etmek. thoughtlessly consideration = ilgi. müzakere. form. koruma. accordingly. zıt anl. kabızlık) constituent = öğe.37 conquest = fetih. result. büz(ül)me. zıt anl. özen. tesis etmek. tutucu. disregard considering (that) = . zıt anl. positive. as a result. inherent.= terminable.= unconcern.= destructive consult smo over smt = birisine. effect. be made up of consistent = tutarlı. 2) sabit. plot constant = 1) sürekli. perpetual. assume. prominent. as regards consist of = (bir şey)’den meydana gelmek / ibaret olmak. hayli. seldom.= inconsiderate considerately = düşünceli bir şekilde. 2) anayasal constriction = 1) sık(ıl)ma. successive consecutively = ardışık olarak. ameliyat vb. sürekli. çevreyi korumanın önemini fark etmelerini sağlamaktır.ÜDS Sözlüğü . bilinci yerinde.= variable constantly = devamlı.com . confer smo on smt. obtrusive. zıt anl. güç vs. burç consternation = hayret. akılda tartmak. think about.= inconsiderately. zıt anl. saygılı. zıt anl. farkında. unsur.= waste consider = 1) (öyle olduğuna) inanmak. thoughtful. organ bütünlüğünü koruyan conserve = korumak. contraction.= divergently consortium = konsorsiyum (ortak bir çıkar için oluşturulmuş organizasyon) conspicuous = göze çarpan. (One of the aims of TEMA Foundation is to make people realise the importance of conservation. source consequent on = (bir şey)’in sonucunda ortaya çıkan. invariably. bu nedenle. conference. devamlı. establish constitution = anayasa constitutional = 1) kendiliğinden sahip olunan (örn. semere. 4) üzerinde düşünmek. zıt anl. dikkate alındığında. dikkatli / tutumlu kullanmak. zıt anl. sefer. undeviating. factor. steady. economise (on). fazla. perpetually. göz önünde tutmak. doğal kaynakları ya da çevreyi koruma. subsequently. continually. değişmez.= little. doğuştan gelen). (bir şey)’e gelince. thoughtfully. sizable. make up. unanimous vote / opinion consequence = sonuç.) conservative = 1) muhafazakar.= slightly. unaware conscious memory = bilinçli hafıza (bir kişinin bilinci açıkken hatırlayabildiklerinin toplamı) consciousness = bilinç.= changing. (bir şeyin ardından gelen) etki. zıt anl. insignificant considerably = epeyce. unvarying.= inconspicuous. (enerji. yapı constructive = yapıcı. solicitude. = TEMA vakfının amaçlarından biri de insanların. quite a lot.= rarely. şaşkınlık. invariably. 2) kurmak.bademci. müşavirlik consultation = danışma. successively consensus = oy / görüş birliği. bir şey hakkında / konusunda danışmak. unseen conspicuous consumption = gösteriş için tüketim conspiracy = komplo. durumlarda) aşırı / ağır tedavi girişimlerine başvurmayan. 2) düşünmek. think over consider to be = (bir şey) olarak görmek / kabul etmek. zıt anl. düşünce. significantly. zıt anl. whole constitute = 1) oluşturmak.= cause. seek advice from smo about smt consultancy = danışmanlık. compose. .

çelişmek. hoşnut. give. = Dünya barışına yaptığı katkı nedeniyle bir ödüle layık görüldü.) bulaştırmak. satisfaction. catch. tüketmek. büz(ül)mek contract (isim) = kontrat. memnuniyet. zıt anl. constriction.= cooperation. dokunmak contagious = bulaşıcı. fark. purify of contaminated with = kirlenmiş. modern. aksine. (In the utility room of our primary school there were a model human body. devamlı. varil gibi her türden) kap contaminate with = ile kirletmek. zıt anl. zıt. de) yazı yazan kimse contrive = düzen kurmak. 2) kapsamak. düşünüp taşınmak. itiraz etmek contestant = yarışmacı context = bağlam. inconsistent.= similarity. yeme-içme contact = temasa / bağlantıya geçmek. drink. kapsamında bulunan container = (şişe. zıt anl. zıt anl. obtain. = Böylesine karşıt bakış açılarını uzlaştırmak imkansız.) contrary to = karşın. leave out contained in = içinde olan. zıt anl. (Our priority is to contain the spread of this fatal disease. ters düşmek. aynı çağda (yaşamış olan). aykırılık. zıt anl. infectious contain = 1) kontrol altına almak. inconsistency.= confirming. polluted with. tertibat. control. as opposed to contrast = karşıtlık. alike contribute to = katkıda bulunmak. zıt anl.= spread. 2) karşı çıkmak. zıt anl. yükselti eğrisi. distinction. challenge. bulaşık. satisfied contentment = tatmin.com . support. kirlenme. pislik. karşılaştırma yaparak deneyin etkisini daha iyi anlayabilmek amacı ile ikiye ayrılan deneklerden. constantly. 2) çağdaş.bademci. çevre ve koşullar Continent = (the Continent şeklinde kullanılır) Avrupa Kıtası continent = kıta continental = kıtasal continental drift = kıta kayması (kıtaların. conflict. farklı. current. zıt anl. difference. karşıt. üzerinde deney yapılmayan grup). include. infected with contamination = 1) bulaştırma. tightening contradict = aksini söylemek. conflicting. (hastalık vs. aksi. daralma. ancient content = 1) içerik. help contribution to = katkı. zıt anl. pollution. cihaz. karşıt.= archaic. dissatisfaction contest = 1) yarışma. dergi vs. sürekli olarak. gadget. (hastalığa) yakalanmak / tutulmak. consistent contraption = mekanizma. kesintisiz. 2) seyretmek contemporary = 1) (birisinin) çağdaşı (olan).) contrary = ters.38 . = Önceliğimiz bu ölümcül hastalığın yayılmasını kontrol altına almaktır.) bulaşmış.= discontentment. constant.= cleanse of.= similar. birbirlerinden büyük fay hatları ile ayrılmış parçalarından her biri) continual = sürekli. oppose. blemish. bazı basit makineler ve öğrenmemizi kolaylaştıracak başka pek çok cihaz vardı.) contributor = (gazete. dış hatlar contract (fiil) = 1) (hastalık) kapmak. zıt anl. dolap çevirmek control group = kontrol grubu (bilimsel bir deneyde. 2) bitirmek. güncel. sürekli. tutarsız. perpetually continuation = devam.= add. çekişme. opposite. zıt anl. transmit. sözleşme contracting rule = anlaşmada / sözleşmede uyulması gereken kural contraction = kasılma. happy. zıt anl. yaşıt. continental shift continental plate = kıta plakası (yerkabuğunun. competition. zıt anl. büzülme. kontrol altında tutmak. eat. (It is impossible to reconcile such contrary viewpoints. sızıntısı nedeniyle oluşan) kirlilik contemplate = 1) (bir şey) üzerinde düşünmek. infect with.). perpetual continually = devamlı. hoşnutluk. pollute with. 2) kas(ıl)mak. constantly. birbirleriyle olan jeolojik etkileşimleri çerçevesinde yer değiştirmeleri). tutarsızlık. pick up.= infect. perpetually.= agree contradiction = çelişki. some simple machines and various other contraptions to facilitate our learning.= agreement contradictory = çelişkili. use up. likeness contrasting = (birbirine) zıt olan. 2) piyasada bulunan / herkesin satın alabileceği (şey) consumer spending = tüketici harcamaları consumption = tüketim. zıt anl.) tüketmek. deny. rarely contour = düzey çizgisi. mücadele. restock consumer = 1) tüketici. deplete.ÜDS Sözlüğü consume = 1) (yiyecek. sandık. tasarlamak.= test group www. different. distinct. 2) (radyasyon vs. zıtlık. (hastalık vs. harcamak. = Okulumuzun malzeme odasında bir insan vücudu maketi. sürdürme continuously = daima.= never.= exclude. (He was awarded a prize for his contribution to world peace. 2) memnun. yalanlamak. içecek vs. içerik. içermek. composition.

= Ülkenin hem konvansiyonel hem de nükleer silah kullanma kapasitesi var. unanimity contusion = ezik. 2) bildirmek. transform. versatile. çürük.= inflexible. konvansiyonel. manage coordination = koordinasyon (örn.) ile baş etmek.) conventional wisdom = genel kanı conventional X-ray machine = geleneksel röntgen cihazı conventionally = konvansiyonel / geleneksel olarak. beraber çalışmak. rigid convey = 1) iletmek.= uncontroversial. centre. zıt anl. ekip arkadaşı cork = şişe mantarı coronary = koroner. şirkete ait corporate earnings = şirket kazançları corporation-owned = şirket(ler) tarafından sahip olunan / işletilen corporatisation = şirketleşme. useful. deal with. collaborate with cooperation = işbirliği. dispute. çevrilebilir. (The country has the ability to use conventional as well as nuclear weapons. bereketli copper = bakır copper-veined = bakır veya bakır renkli damarlı copyist = kopya katibi (el yazması kitapları kopya ederek çoğaltan kişi) coral = mercan coral reef = mercan kayalığı / resifi core = iç. serinletme cooperate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. argument. tartışmalı. kontrol edilebilir controversial = tartışma konusu olan. elverişlilik. nucleus. declare guilty of.39 controllable = denetlenebilir. release convince of = inandırmak. persuade. change into convertible = değiştirilebilir. beraber çalışma. suitability convenient = elverişli. bere. traditional. zıt anl. müsait. başa çıkmak. unquestionable controversy = tartışma. debate. aksine. ikna etmek. dönüştürmek. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . büyük şirketlere dönüşme corrective measure = düzeltici / iyileştirici önlem correlate = karşılıklı ilişkisi olmak correlation = karşılıklı ilişki. zıt anl. facility. tradition Convention on Long-Range Transboundary Air Pollution = 1983’ten beri yürürlükte olan.= far-fetched. turn into. kalbin etrafındaki damarlarla ilgili coronary artery disease = koroner arter hastalığı (damar geçidindeki daralma nedeniyle kalp kasına yeterli kan gidemediği için.= exterior core body temperature = vücut iç sıcaklığı (bir canlının vücudunun iç kısımlarının normal çalışma sıcaklığı) core material = çekirdek malzeme (üzerine kaplama yapılan malzeme) core sample = derinden alınan numune core-mantle = çekirdek ve manto arasında veya mantonun çekirdeğe yakın kısmında co-researcher = aynı araştırma ekibinden insanların birbirlerine olan durumu.bademci. korelasyon www. bruise convection = sıvı veya gaz dalgalanması yoluyla ısı iletimi convection stream = ısınıp yükselme ve soğuyup alçalma sebebiyle oluşan akım / akıntı convenience = uygunluk. handle. ikna edici. esas. debatable. mahkum etmek. anlaşmazlık. soğutucu cooling = soğutma. zıt anl. credible. çevirmek. zıt anl. manage. unconvincing convincingly = doyurucu / inandırıcı bir şekilde. pass along. contrarily conversion = dönüşüm convert into = değiştirmek. comfort.com . çok. rahatlık. satisfactorily cool = serinle(t)mek cool down = soğumak coolant = serinletici. kullanışlı. ihtilaflı.= mismanage copious = bol.= acquit of. express conveyor = taşıyıcı bant convict of = suçlu bulmak. zıt anl. taşımak. kalp kas hücrelerinin yeterli oksijeni temin edememesi) coronavirus = koronavirüs (üst solunum yollarında akut enfeksiyona sebep olan bir tür virüs) corporate = (genellikle anonim şirket halinde) şirketleşmiş. merkez. gelenek. tackle. practice.= agreement. üstesinden gelmek. öz.= inconvenient convention = uygulama. çekişme. kasların birbirleriyle uyum içinde çalışması) cope with = (bir sorun vs. traditionally conversely = tersine. zıt anl. talk into convincing = inandırıcı. uzun mesafeli uçuşların uluslararası hava sahalarında yarattığı kirliliği kontrol altına almayı amaçlayan uluslararası antlaşma conventional = geleneksel. suitable. conclusive. collaboration coordinate = bir arada idare etmek. uygun.

= Bir zamanlar. . kaynağı güneş ve diğer gök cisimleri olan radyasyon) cosmic ray = kozmik ışın (uzay ortamında seyreden. limited. solve. 2) kont (bir asalet ünvanı) counter = karşı gelmek.com . duruşmada hazır bulunma court proceeding = duruşma. süreç.) counterweight = denge sağlayıcı ağırlık counting = (sayı) sayma countless = sayısız.) countryman = vatandaş. üye ülkelerin iç hukukunun üzerinde olduğu konsey) councillor of state = eyalet meclisi üyesi counsel (fiil) = öğütlemek. ward off counterbalance = karşılıklı olarak dengelemek countermeasure = karşı tedbir counterpart = akran. kainat. membrane covert = gizli (genellikle casusluk vs. kırsal alan country-wide = ülke çapında couple with = bağlamak. kurs. decipher. karı koca course = 1) gidişat. yar(ıl)mak crack (isim) = çatlak. karşılık. ile ilgili) crack (fiil) = 1) (şifre) kırmak. dishonesty cortical area = kortikal bölge (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan. link with / to. zıt anl.bademci. 2) çatla(t)mak. hemşehri countryside = sayfiye. rüşvetçi. doğduğu ve geliştiği yer). olmak cost-conscious = mali hassasiyet / maliyet kaynaklı hassasiyet cost-effective = uygun maliyetli costly = maliyetli. kaplamak. hut cough = öksürük Council of Ministers = Bakanlar Konseyi (Avrupa Birliği içerisinde belirli bir konu ile ilgili bir düzenleme gerektiğinde her üye ülkenin ilgili bakanının katılımı ile oluşan ve ürettiği yönergelerin. membran. geçmek.= few. rota. 2) beşik (bebeğin yatırıldığı sallanır yatak) www. yazışma corresponding = karşılık olan. zıt anl. güneş veya diğer gök cisimleri kaynaklı yüklü parçacıklar) cosmically recent past = evrenin yaşına göre yakın geçmiş cosmos = evren. yozlaşma. toplumda AIDS’in heteroseksüeller ile sınırlı olduğuna dair sayısız saçma fikir bulunmaktaydı.= cheap. encompass. dishonest corruption = yolsuzluk. there were countless ridiculous arguments among public that AIDS was confined to heterosexuals. tekabül eden corrosion = korozyon (metal malzemenin oksitlenme veya başka kimyasal etkilerle aşınması) corrupt = yoz. oppose. inexpensive cost-overrun = maliyet artışı costwise = maliyet açısından cottage = küçük ev. öğüt vermek. = Soğuk savaş sırasında ABD’nin kıtalararası balistik füzelerine karşı Sovyet ordusunun karşıteknolojisi. 2) ders. gidermek. suggest counsel (isim) = dava vekili counsellor = danışman. örtü. 2) kapsamak. işlenme. myriad. bağlantı kurmak. peer counterproductive = amaca hizmet etmeyen. 2) kapsama alanı covering = zar.ÜDS Sözlüğü correspond to = (bir şey)’e karşılık gelmek / tekabül etmek correspondence = mektuplaşma. detach from couple = çift. (Once.40 . ters etkisi olan countertechnology = karşı teknoloji. muadil. . (During cold war.= separate from. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cosmic radiation = kozmik radyasyon (uzay ortamında bulunan. shack. zıt anl. expensive. be valid count (isim) = 1) sayım. connect with / to. progress.= leave out coverage = 1) haber konusu olma. encase. respond. yarık cracking = çatla(t)ma. advise. fiyatı / bedeli . tribunal court appearance = duruşmaya çıkma. route course of history = (the course of history şeklinde kullanılır) tarihin akışı court = mahkeme. (şifre için) kırma cradle = 1) beşik (bir medeniyetin vs. 3) yön. pahalı. kendilerinin geliştirdiği oldukça etkili bir elektronik savunma sistemi idi. kulübe. çözmek. içermek. celse. rehber count (fiil) = (geçerli) say(ıl)mak. birleştirmek. karşılık vermek. innumerable. rüşvetçilik. the Soviet army’s countertechnology was a fairly effective ECM (electronic countermeasure) system that they developed. hearing court-case = dava cover = 1) örtmek. involve. against the USA’s ICBM’s (intercontinental ballistic missile). universe cost = mal olmak. zıt anl. bozulma.

2) zanaat. pivotal. yıkılma crash-landing = çarpma. vessel. övgü creepy-crawly = sürünerek veya yere yakın ilerleyen crevice = yarık. crawfish craze = geçici moda create = yaratmak. 3) (mahkemenin türü için) ceza.41 craft = 1) hava.ÜDS Sözlüğü . campaign against crusade against (isim) = 1) haçlı seferi. unreliable credit to = (bir şeyin icadını vs. insignificant. believable. aşerme crawl = emeklemek. çatlak crew = tayfa.bademci. crucial. ürün. biri)’ne mal etmek. güvenilirlik. mürettebat. suppress www. 2) basit. struggle against. mahsul. 2) yoğun ve kararlı mücadele. gemi. deniz veya uzay taşıtı. yaklaşım vs. kampanya yapmak. (The invention of the electric guitar is credited to him. soykırım benzeri büyük ölçekli suç) criminal = 1) suç oluşturan. = Deney sırasında herkesin kurallara harfiyen uyması hayati önem taşımaktadır. produce creating value out of nothing = hiç yoktan değer yaratma creatinine = kreatinin maddesi (keratin metabolizmasının son ürünü olarak idrarla atılan madde) creation = (örn. bastırmak. kabaca.= insignificant. ciddi. pass beyond. significant. zıt anl. vital.) credit = 1) kredi. fight. 2) (görüş. görüş. vital. ufalanmak.= incredible. değerlendirme critical = 1) kritik. coarse. artlessly. significantly crude = 1) ham. go across crossroad = kavşak crossroads = kesişim noktası. zıt anl. sürünmek crawl up = sürünerek tırmanmak crayfish = kerevides (ıstakoza benzer ama daha küçük bir deniz veya tatlı su hayvanı). suça ait. (It is crucial that everyone strictly obeys the rules during the experiment. aşermek. çarparak inme crater = krater (düşen bir meteorun oluşturduğu büyük çukur) crave = çok istemek. takım crew vehicle = insanlı araç crime = suç crime against humanity = insanlığa karşı suç (katliam. crime criminal justice system = ağır ceza hukuku / adalet sistemi criminal trial = ceza davası criminal use = suça yönelik kullanım crinkle = buruş(tur)mak. meslek (daha çok esnaf ve sanatkarlar için) crash (into) (fiil) = (bir şey)’e çarpmak. 2) saygınlık. nehir vs. çok önemli. dağılmak crusade against (fiil) = mücadele etmek. primitive crudely = ham / olgunlaşmamış bir biçimde. yaşamsal. 2) eleştiri. cahilce. zıt anl.) aksamaya / sakatlığa neden olan sertlik / kaskatılık crisis = (çoğul: crises) kriz criterion = (çoğul: criteria) ölçüt. (bir şey)’e can atmak. harap etmek. essential.) crucially = can alıcı bir şekilde. savaşım crush = ezmek.) yaratıcılık creature = yaratık credibility = inanılırlık.= artfully cruising speed = seyir hızı crumble = parçalanmak.= trivial. kritik. wrinkle crippling stiffness = (kaslarda vs. = Elektrogitarın icadı ona mal edilir. 3) cahil(ce). çiğ. (toplanarak) kalabalık yaratmak crowded = kalabalık crowding = kalabalıklaşma. tekne. inexpertly. harvest crop yield = ürün verimi cross over = (sınır. reliable. hayati. onun yaptığına inanmak. kavşak noktası crossword puzzle = kare bulmaca crowd = (bir yer)’i (toplanarak) doldurmak. iş alanları) yaratma. savaşım vermek. güvenilir. kriter critic = 1) eleştirmen. raw.com . suç. die for. essentially. ağır ceza criminal act = suç oluşturan davranış. pişmemiş. reliability credible = inanılır. için) eleştirel critical case = kritik vaka criticize = eleştirmek crocodile = timsah Croesus = Kroisos (Antik Lidya’nın son kralı) Crohn’s disease = Crohn hastalığı (kronik iltihaplı bağırsak hastalığı) crop = ekin.= detest crave attention = ilgi çekmek / istemek craving = şiddetli arzu / özlem. için) ani ve kötü sonuçlar yaratan düşüş. kaza yapmak crash (isim) = (hisse fiyatları vs. yok etmek. 2) suçlu. için) (karşı tarafa) geçmek. ortaya çıkarma creativity = (sanatsal vs. sıkışıklık crown = taç crucial = can alıcı. oluşturmak. çok önemli. zıt anl. kaba. trivial. zıt anl. kırış(tır)mak.

serbest kalmak cut off = (nefes / yol) kesmek. abnormal customize = isteğe göre küçük değişiklikler yapmak. tıkamak. modifiye etmek. alter. 2) (bir bakteri vs.= innocent cult = kült. climax culmination = 1) doruk. economise on. decrease. guilty. lider cyanide poisoning = siyanür zehirlenmesi cycle = dalgalanma. shorten. gem vurmak. kısmak. ilişkisini kesmek. (bir metinden vs. remedy. döngü. kasırga. develop. akım current (sıfat) = 1) şimdiki. limit cure (fiil) = iyileştirmek. siklüs cyclic = periyodik olarak ortaya çıkan. 2) cari currently = şu sıralarda.= unusual.com . kısaltmak. enrich cultivate = işlemek cultivation = yetiştirme culture = 1) kültür. (toprağı) işlemek. kesinti yapmak cut (isim) = kesinti. zıt anl. için) kültür analizi yapılması cultured = kültürlü cumulative = kümülatif.bademci. reduce. kısıntı cut a pitiable figure = acınacak bir tipi olmak / tip çizmek cut back on = (özellikle tasarruf amacıyla bir şey)’de kısıntı yapmak. bu günlerde.) çıkarmak. cut off cut size = kesim boyutu cut the price by half = fiyatı yarıya indirmek / yarı yarıya azaltmak cutting-edge = yenilikçi. hortum cylinder bearing = silindirli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal silindirler bulunan rulman) cynical = alaycı cytochrome oxidase = sitokrom oksidaz (hücrenin solunumunda önemli bir rolü olan bir tür enzim) cytologic = hücreye ilişkin cytoplasm = sitoplazma (hücre içi sıvı) www.= increase. call out for crystalline solid = atomları veya molekülleri geometrik bir düzen içerisinde yer alan katı madde CT scan = bilgisayarlı tomografi taraması. zıt anl. azaltmak. yetiştirmek. preserve cut (fiil) = kesmek. restrain. prolong curve upwards = yukarı doğru bombe yapmak cushion = yastık cushion of air = hava dolu yastık custom = gelenek. block cut off from = (aile vs. ilaç. treat cure (isim) = şifa. end. güncel. hâlihazırda curriculum = (çoğul: curricula) ders programı. tapınma cultivate = geliştirmek.= incurable curb = kısıtlamak. en gelişmiş. waste cut free from = (bağlayan bir şeyi) keserek (başka bir şey)’i serbest bırakmak.= increase.= keep.42 . müfredat curtail = azaltmak.ÜDS Sözlüğü crushed pebble = ufalanmış çakıl taşı crust = kabuk. zirve. zıt anl. zıt anl. 2) meraklı current (isim) = akıntı. accepted. common. çare. adet olan. contemporary. tedavi. bitiş culprit = suçlu. zıt anl. zıt anl. relief cured = tuzlanmış. zıt anl. 2) son. remedy. tradition customary = alışılmış. present. Computed Tomography scan culminate = 1) sonuçlanmak. toplu olarak cup = (genellikle su ya da benzeri bir şeyi taşımak / tutmak amacı ile avuç içlerini derinleştirerek) (eli) bardak / fincan şekline sokmak curable = tedavi edilebilir. azaltmak. adet. 2) doruğa varmak. salamura curiosity = merak curious = 1) tuhaf veya benzersiz olması nedeniyle ilgi çeken. relieve.)’den ayrı kalmak / ayırmak.) çağırmak. separate. dönemsel cycling = bisiklete binme cyclone = siklon. restrict.= begin. sınırlamak. zıt anl. dış tabaka cry out for = bağırarak (yardım vs.= reunite with cut out = (belli bir biçimde) kesip çıkarmak. start. halihazırdaki. zenginleştirmek. decrease. offender. tedavi etmek. silmek. cut down on cut down on = (bir şey)’i kısmak / azaltmak. modify.

day-to-day daily life = gündelik hayat. weaken. tarihinden başlamak dating = tarihleme. soluk borusu vs. zıt anl. en alçak noktası deniz seviyesinden 86 metre aşağıda olan. bozmak. yıkıntı. zayıflatmak. gözüpek dark energy = karanlık enerji (kozmolojide. strengthen debilitating = güçten düşüren. incapacitating. tackle. gün ağarması. zıt anl. undermine. takatini kesmek. manage. göz korkutucu. enkaz debris disk = döküntü halkası debt relief = borcun hafifle(til)mesi. zarar. wound damming a river = bir akarsu üzerine baraj kurma işi damp = nemli. be dated to date from = tarihinden kalmak.= disregard. business. discussion debellation = fetih debilitate = kuvvetten düşürmek. moist. risk dangerously underweight = (hayatını) tehlikeye sokacak derecede zayıf Dante = 1265-1321 yılları arasında yaşamış ve ünlü İlahi Komedya’nın yazarı olan İtalyan şair dare to = (bir şey)’i göze almak. Dünya Savaşı’nı sona erdirdiği kabul edilen Normandiya Çıkartması’nın yapıldığı gün (6 Haziran 1944) DDT = bazı bölgelerde tarım ilacı olarak kullanılan zehirli bir kimyasal. injury. ignore dealings = iş. ışık yaymadığı ve yansıtmadığı için doğrudan algılanamayan. hazard. zayıflatan. 2) (bir ey)’i ele almak. yara. venture daring = cüretkar. alışveriş. şafak sökmesi. wet danger = tehlike. zıt anl. tarihine uzanmak. müzakere etmek.) kalan hava deadly = öldürücü. discouraging dawn = doğuş. incapacitate.bademci.= invigorating debris = döküntü. çevresindeki diğer materyal üzerindeki kütleçekimsel etkisi yolu ile tespit edilebilen maddeye verilen ad) dart = 1) füze. bütün uzayı etkileyen ve evrenin genişleme hızını arttırıcı bir etkisi olduğu kabul edilen hipotetik bir enerji türü) dark matter = karanlık madde (astrofizikte. borç indirimi debut = (sahneye) ilk çıkış. tarih tutma. kurak bir havza) debate (fiil) = tartışmak. argument. (dawn of civilization = uygarlığın doğuşu) D day-care = gündüz çocuk bakımı daydreaming = hayal kurma. günlük. rutubetli. dichlorodiphenyltrichloroethane dead space air = solunum esnasında akciğere ulaşmayan bölgelerde (burun. date to. date from.= invigorate. başlangıç decade = on yıl www.)’ye tarihlenmek. fatal deafness = sağırlık deal blows to = (bir şey)’e darbeler vurmak deal with = 1) (bir ey)’i idare etmek. müzakere. ilgilenmek. day-to-day life dairy = süt ürünleri dairy farming = mandıracılık dam = baraj damage (fiil) = zarar / hasar vermek. harm. iş ilişkisi. hayallere dalma daytime = gündüz day-to-day = gündelik D-Day = II. harm damage (isim) = hasar. tarihlendirme daunting = yıldırıcı. için) suya düşmüş. discuss debate (isim) = tartışma.D D DD daily = gündelik. argue. get involved in. boşa çıkmış data access = veri erişimi database = veritabanı date = tarihle(n)mek date back to = (belli bir yıl vs. manage. plan vs. üstesinden gelmek. varlığı.com . 2) ani ve hızlı hareket dash away / off = acele ile çıkıp gitmek dashed = (ümit. capital punishment death rate = ölüm oranı Death Valley = Ölüm Vadisi (ABD’nin Kaliforniya ve Nevada eyaletleri arasında yer alan. risk. relations death penalty = ölüm cezası. (bir şey)’e cesaret etmek. cope with. ilişki.

action deem = saymak. sufficiency. collapse. zıt anl. implication deed = eylem. deterioration. announcement declare = ilan etmek.) www. boldly. azalma. düzen. gerileme. düş(ür)mek. zıt anl. achievement. derinlemesine. tam anlamını verebilme özelliği deflation = 1) (bir şey)’in havasının boşalması. corrupt. biçimsizlik. specify. questionable decisively = kesin olarak. devotion deduce from = (bir şey)’den (bir şey) anlamak. bozukluk. certainly. certain. insufficiency. diminish.= straightforward.= moderately. zıt anl. Güneş Sistemi’nin ötesindeki kısmı). protective. delude decelerate = hızını azaltmak. eksik. ayrışma. false. take down. dejenere olmak. zıt anl. 2) deflasyon. mantık yürütülerek varılan yargı. zıt anl. net.= afforestation deforested = ormansız kalmış.= honesty deceive = aldatmak. çökmek. zıt anl.= expedite defiantly = cüretkar / küstah / meydan okuyan bir şekilde. zıt anl. savunmaya yönelik. upright deciduous = (bitki için) yaprak döken decipher = şifresini / anlamını çözmek decision = karar decision-making = karar alma işi decisive = kesin.= excellence defective = kusurlu. aldanma. muntazam. zıt anl. bildirmek.= excess. imperfection. decay. excess deficit = açık. (mahkemede) savunma (tarafı) defensive = savunmacı. acceptable.= indefinite definition = kesinlik. zıt anl. proper. eksil(t)mek. kandırmak. adamak. zıt anl.= indecisive.= flawless. drop. geciktirmek. sönme. çıkarsamak. zıt anl. zıt anl. addetmek. çöküş. decay.= afforested.= accelerate decent = saygın. overthrow defeat (isim) = bozgun. adanmışlık. put down. inadequacy. deceit. zıt anl. netlik. make known. deteriorate. profoundly. outer space deeply = derinden. retard. yetersizlik.= deny. düşüş. zıt anl.= victory defect = kusur. çürüme. deception. inadequacy.= adequacy. degeneration. yanıltıcı. yenilgi. recovery decomposer = ölü bitki ve hayvan kalıntılarını kimyasal olarak ayrıştıran organizma decomposition = çürüme. derece (etki.= honesty deceptive = aldatıcı. progress. zıt anl. deteriorated. soysuz. zıt anl. 2) (radyoaktif) bozunma decay-causing = çürümeye neden olan deceit = aldatma. determinately declaration = ilan. düzen. realize deduction = mantıksal çıkarım. bildiri. recover decline (isim) = azalma.= upturn.bademci. zıt anl. forested deformity = çarpıklık. surplus define = tanımlamak. deficient. hile. disgrace. progress. sakatlık degenerate (fiil) = yozlaşmak.com . gerilemek. zıt anl. kusur. announce. infer from.= inflation. respectable. hile. dejenere. fiyatların düşmesi. aklı başında. zıt anl. bozuk.44 . makul. belirleyici. yetersizlik. fiil.= increase. (anlam) çıkarmak. fraud. bilgi vs. rebelliously deficiency = eksiklik. intensely. çözünürlük. shortage. zıt anl. kararlı bir biçimde.= increase decreased mortality = düşük ölüm oranı dedicate to = vermek. iş. bozulma. kötüleştirmek. shortage. corrosion. net. zıt anl. kararlı. designate definite = kesin. fraud. devote to dedication = adama. deficiency. zıt anl. decline. düşmek. misleading. eksiklik. put off.= offensive defer = ertelemek. drop. zıt anl. zıt anl.= aggrade degree = büyüklük.= indecent deception = aldatma. aldanma. revoke decline (fiil) = azalmak. excellent defence-related industries = savunma ile ilgili endüstri alanları defendant = davalı.ÜDS Sözlüğü decanter = (genellikle alkollü içkiler için) sürahi olarak kullanılan boyunlu şişe decay (fiil) = çürü(t)mek. süslemek decrease = azal(t)mak. zıt anl. regard deep space = derin uzay (uzayın. imperfect. yenmek. definite.= inflation deforestation = ormansızlaştırma. deteriorate degenerate (isim) = yozlaşmış. spoilage decorate = dekore etmek.= healthy degenerative = dejeneratif (bir doku veya organın zamanla yapısal veya fonksiyonel bozulma göstermesi hali) degenerative disorder = dejeneratif hastalık (organ veya dokunun yapı ve görev bakımından özelliğini kaybederek bozulduğu hastalık) degrade = düşürmek. slightly defeat (fiil ) = bozguna uğratmak. mislead. decompose decay (isim) = 1) yıkılma.

reliant (on). resmetme. deviation.= reality demand (fiil) = talep etmek. kurumlar dışında yapılması delay (fiil) = geciktirmek. kalkış. resmetmek. on purpose. handing over. bölüm departure = 1) ayrılış. transfer. take-off. memnun etmek. sık densely = yoğun bir şekilde. on purpose. yoğunluk (bir maddenin birim hacimdeki ağırlığı) dental = diş veya dişçilikle ilgili dental caries = dişte çürüme. göstermek. çılgınlık. mesaj iletmek. aklını yitirmiş dementia = 1) delilik. misconception.= tough. condemn. send. cinlerin veya bunlara dair inançların incelendiği araştırma alanı demonstrate = kanıtlamak.= loosely. belirtmek. rugged delight (isim) = sevinç. dependence. picture depiction = betimleme.= independent. hastane vb.= be independent (from) dependence = bağımlılık. picture www. careful deliberately = kasten. joy. 2) ihtiyaç. 2) sapma. keyif. keyif vermek. addiction dependency = bağımlılık. zıt anl. zıt anl. (bir işi) devretmek.= supply. accept department = departman. 3) durum. mütalaa. 2) müzakere. destroy. istemek. divergence depend on / upon = (bir şey)’e bağımlı / bağlı olmak. depict demonstration = gösteri denied by = (birisi ya da bir kurum) tarafından dışlanmış / reddedilmiş denomination = birim denote = göstermek.45 dehumanize = insanlıktan çıkarmak. self-reliant depict = betimlemek.= praise dense = yoğun. wipe out. perishing democratization = demokratikleştirme demographer = demograf (dünyadaki veya bir ülkedeki nüfusun yapısını.= independence dependent on = (bir şey)’e bağımlı. yok olma. 2) (bir annenin) bebek doğurması. susuz kalma. tartışma. restore. temsilci deletion = sil(in)me. reddetmek. retain delivery = 1) teslim.= admit.= keep. vermek. insani özelliklerini yok etmek dehydrate = suyunu almak. zıt anl. consideration. fragile. hand over. leaving. deception.= sparsely populated density = özkütle. request.= accidentally. describe.com . diş çürüğü. durumunu. zorlu (örn. construct demon = iblis demonology = iblislerin. dinamik özelliklerini inceleyen bilim insanı) demographic = demografik (nüfus ile ilgili değişkenlere ait) demolish = yok etmek. stand for. narin. (bir durumun) gerektirdikleri. heavily. hassas. zıt anl. bırakmak. dağıtmak. bir yapının ya da organizmanın su kaybı) de-icing system = buzlanmayı giderici sistem de-ink = mürekkepten arındırmak deinstitutionalization = hasta tedavisinin. zıt anl. request. zıt anl. sparsely densely populated = nüfus yoğunluğu fazla olan. zıt anl. şube. bile bile. discussion delicate = nazik. dental cavity dental cavity = diş çürüğü. mean denounce = kınamak. erasing. claim. ilgi vs. claim. 2) temkinli. zıt anl. unintentionally deliberation = 1) üzerinde düşünme. zıt anl. tender. anlamına gelmek. dental caries dental examination = diş muayenesi deny = yadsımak. call for demand (isim) = 1) talep. zıt anl. giving birth delusion = aldanma. daire. exterminate. subtle. slow down. point to.) isteyen / bekleyen. hold up. yoksun bırakmak. retardation delayed = gecikmiş.bademci. please deliver = teslim etmek. requirement demanding = (çok çaba. solid. reject. rely on. zıt anl.= preserve. refuse. yalanlamak. ertelemek. memnuniyet. zıt anl. pleasure delight (fiil) = sevindirmek. illustrate. commission. distribute. description. kurutmak dehydration = dehidrasyon (su kaybı. postpone delay (isim) = gecikme. 2) bunama demise = çöküş. anlatmak. need. empower delegate (isim) = delege. zıt anl. moving out. doğum. a demanding job = çok çaba gerektiren bir iş) demented = bunamış.ÜDS Sözlüğü . ortadan kaldırmak. intentionally. geç delayed detection = geç teşhis / tanı delegate (fiil) = görevlendirmek. dağıtım. distribution. removal deliberate = 1) kasıtlı. yanılma.

attractive. hor görmek. noticeable detection = bulma. specify. şeyleri bulmaya yarayan alet) www. zıt anl. 2) azalmış. fate destroy = yok etmek. desperation. talih. detay detain = gözaltına almak. ıssız. depresyonda. zıt anl. down depression = 1) depresyon (ruhsal çöküntü). 3) yalnız. picture descriptive = tanımlayıcı. layık olmak. supply with depth = derinlik deputy = 1) yardımcı. tasarlamak. place deposit (isim) = 1) mevduat. in spite of. için) kod.= ascend descend from = (bir kişi)’nin soyundan gelmek. wipe out. tasarım designate = 1) belirtmek. devastating. position deployed = konuşlandırılmış. ortaya çıkarma.ÜDS Sözlüğü deplete = tüketmek.= undesired desolate = 1) terk edilmiş. discover. earn deservedly = haklı olarak.= release.= attach to detachment = ayrılma. (This missile has sufficient destructive power to blow up a battleship.46 . azalmış. tespit. regardless of destination = hedef. yıkıcı bir şekilde. required. apprehend. surplus deprive of = (bir şey)’den yoksun bırakmak / mahrum etmek. düzenlemek. mevzilendirilmiş deport = sınırdışı etmek. bulmak. 2) yığın.= undesirable. hak ettiği gibi. formulate. demolish.com . = Bu füze. depict. kısmet. bir savaş gemisini havaya uçurmaya yetecek kadar yıkım gücüne sahip. adam yerine koymamak despite = (bir şey)’e karşın / rağmen. bitirmek. anlatmak. yazgı. specified. ülke dışına göndermek deposit (fiil) = koymak. zıt anl. preferred. varış yeri destiny = kader. cazip. originate from descendant = torun. devise design (isim) = dizayn. tortu depressed = 1) morali bozuk. mahrumiyet. restock depleted = yetersiz. işaret etmek. zıt anl. keşfetmek. Türk Hava Yolları için THY). lowspirited. çekici.bademci. zıt anl. şiddetli istek desired = istenen. solitary despair = üzüntü. saptama detector = dedektör (metal. (uçaklar. zıt anl. kimsesiz. call sign desirable = arzulanır. 2) milletvekili derive from = (bir şey)’den elde etmek / çıkarmak / türe(t)mek. organise. yığmak. 2) harap. hopelessness. mevzilen(dir)mek. construct destruction = yıkım. keder. promising despise = küçümsemek. low depletion = tükenme deploy = konuşlan(dır)mak. obtain from. withhold.= construction.= constructive. soyun devamı. bırakmak. boş. restore. zıt anl. saptanabilir. fark etmek.= add. görev vermek.= availability. helpless. tasarım yapmak. extermination. depiction. exterminate. eşkal. perişan. zıt anl.= preserve. unsuitable desire (fiil) = istemek. gidilecek yer. destroyed. invent. 3) maden / mineral yatağı deposit on = üstünde birikmek deposition = çökme. 2) atamak. geliştirmek. assign designated = belirlenmiş. originate from desalination = tuzunu giderme descend = alçal(t)mak. picked out designation = (kısaltma biçiminde) ad (örn. radyoaktif madde vb. detrimental. zıt anl. exhaust. ümitsizlik. abandon. betimsel desert = terk etmek. identify detect individual atoms = atomları tek tek saptamak detectable = bulunabilir. hopeless.= hopeful. 2) (ekonomide) buhran deprivation = yoksunluk. lower. bitmiş. depo. bırakmak. harmfully. zıt anl. ortadan kaldırmak. tarif.= hope desperate = 1) çaresiz. zıt anl. arzu etmek desire (isim) = arzu. tükenmiş. 2) ümitsiz. ayrılık detail = ayrıntı. renovation destructive = yıkıcı.= offer. damagingly.= constructively detach from = (bir şey ya da kişi)’den ayırmak / koparmak. strip of. consume. hava alanları vs. (bir kişinin) soyundan gelen describe = betimlemek. zıt anl. leave deserve = (iyi ya da kötü anlamda) hak etmek. zıt anl. elde edilmesi amaçlanan.) destructively = yıkıcı olarak. zıt anl. picture. zararlı. liberate detect = ortaya çıkarmak. explain description = betimleme. in(dir)mek. yok etme. resmetmek. imha. lacking. miktarı düşmüş. vekil. abandoned. justly design (fiil) = dizayn etmek. bir plana göre yerleş(tir)mek. alıkoymak.

impose. adama. = Okul çağındaki çocukların kolay öğrenebilecekleri yeni bir bilgisayar programı tasarlamak gerekiyor. decide. sincerely. command die down = hafiflemek. ortadan kalkmak. yok edici.= construct. matrisler veya denklemler arası işlemlerde kullanılan sayı) determine = 1) belirlemek. resolve. invent. discourage. disastrous. dolambaçlı. azalmak. diversion. tanı koy(ul)mak diagnosis = (çoğul: diagnoses) teşhis. öneminden. improvement determinant = 1) belirleyici etken. destroy. inhibit. perish. shape determined = kararlı. advancement. zıt anl.= regress deviation = sapma. calculate.= release deter from = (bir şey)’den caydırmak / vazgeçirmek. variance. kalitesinden) düşürmek. engelleme.= develop. = Bu arazi madenciliğe ayrılmıştır. zıt anl.= irresolute. ruin. flourish dietary (isim) = perhiz yemeği. restraint. kaypak. dedication devoutly = içten. düzenlemek. custody. organise. destructive. kendini adamış.= constructive develop = 1) (hastalık vb. tevkif. promote deteriorate = bozulmak. lower.com . 2) karar vermek. sinsi. zıt anl. 2) determinant (bir matris veya bir denklem için özel bir prosedür kullanılarak elde edilen. sönmeye yüz tutmak. hesitating determining = belirleyici deterrent = caydırıcı etmen detonator = (bomba vs. devotedly diabetes = diyabet (şeker hastalığı) diagnose = teşhis etmek / edilmek. arındırma) detoxify = detoksifiye etmek (zehirlerden vs. ayrılma. decline. fade away die out = yok olmak. (This land is devoted to mining. damaging. helpful devaluation = devaluasyon (paranın değer kaybetmesi) devalue = değerini düşürmek devastate = harap / perişan etmek. worsening. design. kendini adamış. zıt anl. için) ortaya çıkmak / başlamak / gelişmek. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . (değerinden. lacking devote to = (bir şey)’e adamak / ayırmak.) devoid of = (bir şey)’den yoksun / mahrum. zıt anl. tanıyla ilgili dialect = lehçe dialysate = diyaliz esnasında membrandan (zardan) geçen (bir tür filtre edilen) madde dialysing membrane = diyaliz zarı / membranı dialysis = diyaliz (böbrekleri çalışmayan hastalarda. deceitful. zıt anl. bir makine ile kanı atık maddelerden arındırma işlemi) diamond = elmas (sertliği sebebiyle kesici olarak. ortaya çıkarmak. insidious devise = tasarlamak.). arındırmak) detract from = eksiltmek. zıt anl. bozulma. tanı diagnostic = tanı. 2) geliştirmek. find out. parlaklığı sebebiyle de süs eşyası olarak kullanılan bir mineral) dictate = zorla kabul ettirmek. emretmek. bring out developed = gelişmiş developed world = gelişmiş dünya (dünyanın gelişmiş ülkelerden oluşan kesimi) developing = gelişmekte olan developing country = gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülke. decline. = Trafiği kent merkezinden uzak tutacak bir plan geliştirdiler. dietetic dietary (sıfat) = perhizle ilgili dietary fat = besin maddeleriyle vücuda giren yağ www. ciddi. worsen.= encourage.= beneficial. harmful. zıt anl.) devotion = sadakat. zıt anl. persistent. expand.= recover deterioration = kötüleşme. (They have devised a plan for keeping traffic out of the city centre. decisive. underdeveloped country development = ilerleme. fünye detoxification = detoksifikasyon (zehirlerden vs. diminish detractor = kötümseyen / küçümseyen kişi detrimental = zararlı.47 detention = alıkoyma. zıt anl. mahvetmek.bademci. formulate. saptamak. fade away. uniformity device = alet. tutuklama. içten bağlılık.= conformity. establish. dedicated devoted to = (bir şey)’e adanmış / ayrılmış.= enhancement. restore devastating = yıkıcı. dedicated to. gelişme. belittle. kötüleşmek. (It is necessary to devise a new computer program that will be easy for schoolchildren to learn. için) ateşleme mekanizması. dedicate devoted = bağlı. aygıt devious = dürüst olmayan. amaçlamak. harap edici. azimli. plan geliştirmek.

geçme) dig one’s way out of = kendini (bir şey)’den kurtarmak dig up = kazıp çıkarmak. (deliller.= conform to. yoğunluğunu ya da derecesini düşürmek. zıt anl. reddetmek. = Böylesi invazif bir müdahale. (Such an invasive intervention may have dire consequences. hazım digestive juice = sindirimi kolaylaştıran salgı / sekresyon digestive system = sindirim sistemi digestive tract = sindirim kanalı dilemma = çıkmaz. açmaz. dağılma. sakınca. kaybolmak. 2) farklı. ikilem dilute = sulandırmak. invalidity disable = 1) etkisiz hale getirmek. benefit disagree with = (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmamak. çok ciddi. ayırt etmek. critical.= agree with disagreement = anlaşmazlık. maluliyet. farklılık differing = birbirinden farklı.= accord. yıkıcı. emerge disappearance = ortadan kalkma.= fulfilment. trouble diffuse = yay(ıl)mak. çatışma. veriler için) (bir şey) ile uyumlu olmamak.= increase diminishing return = gittikçe azalan getiri diphtheria = difteri (boğaz ve soluk borusu cidarlarında fazladan bir tabaka oluşturarak nefes alma güçlüğüne yol açması ile belirgin bir hastalık) dire = 1) acil. inconvenience. hazmedilmiş digestion = sindirim. detrimental. 2) sakatlamak disabled = sakat. eksil(t)mek. guide.= appearance.= bury digest = sindirmek. objection disapprove of = doğru bulmamak. reject discarded = atılmış.= inspiringly disappointment = düş kırıklığı. ayırıcı differentiate = ayırmak. farklılık göstermek. yok olmak. idareci.= combine. handicap. zıt anl.= imperceptible. inspiring disappointingly = hayal kırıklığı yaratacak şekilde. vanishing. tragedy disaster relief operation = bir felaketin ardından. zıt anl.ÜDS Sözlüğü dietary iron intake = beslenme yoluyla vücuda demir alımı dietary objective = (yapılan / yapılacak) diyetin hedefi / amacı differ from = (bir şey)’den farklı / değişik olmak. zıt anl. zıt anl. toprak disability = sakatlık. manager dirt = çamur. problem. 2) korkunç.= fortunate. zıt anl. obscure discharge from (fiil) = 1) (hastayı hastane)’den taburcu etmek. inceltmek. discouraging. handicapped disadvantage = dezavantaj. distinguish differentiation = ayırım.) dimension = boyut. dağıtmak. zıt anl. vanish. yönetmen.com . peace disappear = ortadan kalkmak. dreadful. diverge differ sharply = net / açıkça görülür bir şekilde farklılık göstermek differential = 1) (arabalardaki) diferansiyel dişlisi. diverge from. terrible. zıt anl. noticeable. resemble differ = değişmek. zıt anl. yok olma.= appear. zıt anl. egemenliğini bizzat ve doğrudan kullandığı. onaylamamak. zıt anl.) direct = 1) yönlendirmek. ihtilaf.bademci. zorluk.= approve of disaster = felaket. ıskartaya çıkmış discernible = fark edilebilir. görülebilir. find unacceptable. 2) tahliye etmek. dismiss. engel. = Banyoyu. terrible. dağılabilir diffusion = difüzyon (yayılma. discouragingly. farklılaşmak. successful disband = dağıtmak. (She cleaned the bathroom with hypo-chloride diluted with water. itiraz. bütün kararların halkın tamamının katılımı ile alındığı demokrasi türü) direct participation = doğrudan katılım direct public attention to = kamu dikkatini (bir şey)’e çekmek / yöneltmek direction = yön director = yönetici.= encouraging. yıkım. fight. divergent difficulty = güçlük. spread diffusible = yayılabilir. zarar gören insanlara yardım ulaştırmaya yönelik çalışma disastrous = feci. catastrophe. zıt anl. vary. zıt anl. instruct direct democracy = doğrudan demokrasi (halkın. ölçü diminish = azal(t)mak. doğru bulmama. dehşetli. yok saymak. berbat. 2) talimat vermek. perceptible. su ile seyreltilmiş çamaşır suyu ile temizledi. afet. emergence disappointing = düş kırıklığı yaratan. decrease. hazmetmek digested = sindirilmiş. engelli. conflict. zıt anl.= advantage. success disapproval = onaylamama. dağılmak. dağılmak. drawback. release www. çok kötü sonuçlara yol açabilir. zıt anl. disperse.48 . discouragement. unite discard = aklından çıkarmak.

zıt anl.bademci. turmoil. apayrı. disregard. zıt anl. quit. (We are dispensing with formalities. defetmek. disapprove of. reddetmek. = Doktor. similar disparity = eşitsizlik. (The bank will discontinue its Saturday service. altüst etmek. conflict. discourage dismiss = göz ardı etmek. farklı. discarding. ayrım. cease.) www. conflicting. gözünü korkutmak. end. ciddiye almama. tutarsızlık. parçalara ayırmak. zıt anl. cesaretini kırmak. dissuade. akma. zıt anl.49 discharge (isim) = 1) (hasta için) taburcu olma. concordant discount = 1) önemsememek. consideration. annoyance. free-will discriminate against = (aleyhine) ayrım(cılık) yapmak. zıt anl. distinct. rejection dismissive = hafife alan. disturb. degrade. different. rezil disgust = iğrenme. zıt anl. (birbirinden) ayrı olarak. vücutta şekil kaybı disfiguring = (yara vs. proceed. ayrım yapma. 2) düzenini bozmak. incompatible. gidermek dispense with = (bir şey)’siz yapmak. send off dispel = dağıtmak. 2) indirim yapmak discourage = cesaretini / hevesini kırmak.= keep on. variance. tedbirli. take apart. aralarında uyuşmazlık bulunan. bulmak. zıt anl. zıt anl. thoughtfully. trouble.= impartiality discuss = (bir konuyu) ele almak. association discontent = hoşnutsuzluk. praise disease = hastalık disfigure = biçimini bozmak disfigurement = kozmetik bozukluk. dissatisfaction. heedlessly discrepancy = farklılık.) discordant = birbiriyle çelişen.= connection.= recklessly. ifşa etmek. satisfaction discontinue = kesmek. difference. kargaşa. reddetme. unfairness.= assemble dismay = korkutmak. pursue.= hide. bulgu discredit = gözden düşürmek.= compatible. demonte etmek. disiplin disclose = açmak.= comfort. zıt anl. mess. inequality. find discovery = keşif. durdurmak. zaman tayininde bozukluk) disoriented = yönünü kaybetmiş / şaşırmış disparate = farklı. do away with. tiksinti disgusting = iğrenç disintegrate = parçala(n)mak. 2) tahliye. carry on. zıt anl. hastaya ilacı kesmesini söyledi. hastalık. böl(ün)mek. yarıda bırakmak. çelişme. show prejudice against discrimination = ayrımcılık. separately discretion = takdir yetkisi.= interested Disneyland = Walt Disney Şirketi tarafından dünyanın değişik kentlerinde açılan büyük eğlence parklarından her biri disorder = 1) bozukluk. fark.= agreement. tepeden bakmak.= associated. açığa vurmak. ignore. ufalanmak disintegration = parçalanma. = Banka artık Cumartesi günleri hizmet vermeyecek. = Formalitelerden vazgeçiyoruz. zıt anl. conceal discomfort = rahatsızlık. ortaya çıkarmak. reveal. encourage discouraging = cesaret kırıcı. buluş. trouble. bölünme. bias.= urge. baştan savma.= contentment. unfavourable. terk etmek. ailment. upset disconnection = kopukluk. zıt anl. zıt anl. görüşmek. separate. distinction.com . consistency discrete = ayrı.= alike. reject dismissal = aklından çıkarma.). küçümsemek. illness. cautiously. equality dispatch = göndermek. sıkıntı. memnuniyetsizlik. aklından çıkarmak.= encouraging discover = keşfetmek. honor discreetly = (ağzından çıkan söze ve hareketlerine) dikkat eder bir şekilde. ihtiyatlı. zıt anl. deter.= order disordered = düzensiz disorientation = oryantasyon bozukluğu (yön. zıt anl. 2) düzensizlik. zıt anl. vazgeçmek. yıldırmak. scorn. ufalanma disk-like = disk gibi. zıt anl. meydana çıkarmak.= parity. dissociation. stop.= admire.ÜDS Sözlüğü . disk biçimli dismantle = sökmek. disfavour. (The doctor told the patient to discontinue with the medicine. abandon. release discipline = bilim dalı. güvenini sarsmak. chaos. için) kozmetik bozukluğa yol açan disgraced = utanç verici. zıt anl. similar discretely = farklı bir şekilde. ihtiyaç duymamak. carefully.= health. distinctly. confusion. discard. vazgeçmek. ease discomforting = rahatsız edici disconcert = 1) şaşırtmak. boşaltım. display. farklılık.= praise. zıt anl. uninterested. bağlantı kesilmesi. yer. zıt anl. uyuşmazlık. perplex. tartışmak discussion programme = (televizyonlarda yayınlanan) herhangi bir tartışma programı disdain = küçük / hor görmek.

spread. zıt anl. endişe. yok etmek. dağılmak. dağıtıcı district = mıntıka. break up. meşgul etmek.= calm. boş vermek. zıt anl. zıt anl. = AIDS hakkındaki gerçekler ne kadar çok yayılırsa. superiority. dispersion dissolve = eri(t)mek. yıkıcı. müstakil. zıt anl. tabiat. balanced disprove = aksini kanıtlamak. disappoint. yayma dissipate = dağıtmak. zıt anl. annoy. zıt anl. çarpıtmak. zıt anl. worrisome distribute = dağıtmak. bölüştürmek.= keep.= alleviation. characteristic.) dissemination = saçma. ilgisizlik disrupt = bozulmasına yol açmak. seçiklik. zıt anl. arrangement disproportionate = oransız. the better our chances of halting the epidemic. associated distinction = 1) ayırt etme. dağıtmak. question. similarity distinctive = tipik.) boşaltmak dispose of = 1) (bir şey)’i çöpe atmak. illustrate. acı verici.= concentration distress = üzüntü. overlook. disband. controversy. 2) deplasman (bir cismin kapladığı alandaki su veya havanın ağırlığı) display (fiil) = göstermek. deformed distract = (dikkati) başka tarafa çekmek. collapse. zaman vs. aksatmak.ÜDS Sözlüğü dispersal = yay(ıl)ma. zıt anl. zıt anl. temperament. mizaç. düzen. bölge. disturbing.= satisfied dissatisfy = hoşnut / tatmin etmemek. ortadan kaldırma disposal = (çöp vs. saç(ıl)ma. zıt anl. deform distorted = çarpıtılmış. yaymak.= prove. region. belirgin.= ordinary distinctly = açık / belirgin bir şekilde. upset. spread. bother.= concentrate distraction = dikkat dağılması. save disposition = 1) yaradılış. peculiarity.= satisfy disseminate = (bir fikir. unbalanced. disturb. discrete. show.= common.50 . separate. hand out distributor = bayi. saçmak. troublesome.com . area. 2) tartışmak. get rid of. comfort www. makine için) bakımsızlık. yerinden etmek displacement = 1) yerinden oynama / kayma. argue dispute (isim) = anlaşmazlık.= agreement. identify. yerleştirme. farklı. zıt anl. ordinary distort = biçimini bozmak. zıt anl. excessive. distrust = güvensizlik. dilate olmak. elden çıkarmak. recognize. dissemination. shrink distinct = ayrı. 2) düzenleme. misery. güzide. rahatsız etmek. 2) (para. (The more widely the facts about AIDS are disseminated.= gather. ekran disposal = yok etme. acı. propagation disperse = dağıtmak. kolaylıkla ayırt edilebilen. ayırt etmek. çöz(ün / ül)mek distance = uzaklık. zıt anl. displeased. kendine özgü. scatter. kargaşaya yol açan.bademci. recognizable distinguished = seçkin. ayırmak. zıt anl.) yaymak.= similar. kesilme.= obscurity distinguish between = (iki kişinin ya da şeyin) arasında ayrım yapmak. zıt anl. remarkable. zıt anl. relief distressing = üzücü. zıt anl.= proportionate. zıt anl. zıt anl. pay attention disrepair = (bina. çekişme. enlarge. tartışma. 2) fark. failure. üstünlük.= disciplined dissatisfied with = (bir şey)’den hoşnut / tatmin olmayan. accuracy. clearly distinctness = netlik. understanding disregard = hiçe saymak. disappointed. prominent. demonstrate display (isim) = gösterge. tell (the difference) distinguishable = ayırt edilebilir. pain. tertip. spoil. clearness. genişlemek. part with. mesafe distant = uzak mesafedeki. collect dissipation = yay(ıl)ma.= success disruptive = aksatan. itimatsızlık. consume. (atık vs. zıt anl. displease. yay(ıl)mak.) atmak. sergilemek. altüst etmek. zıt anl. confuse.= trust disturb = endişelendirmek. bertaraf etmek. remote. gather dispersion = dağılım displace = yerini almak.= consider. far away. disturb. bu salgını durdurma şansımız o kadar artar.) (belirli bir biçimde) harcamak. uyuşmazlık. yöre. organise disruption = aksama.= accumulate. differentiation. circulate. worry.= contract.= near distend = şiş(ir)mek. disorderly. huzurunu kaçırmak. apparent. zıt anl. invalidate. disturbance.= arrange. görüntülemek. aşırı. swell. confirm dispute (fiil) = 1) doğruluğundan kuşku duymak. imha etmek. dağılma. argument. uzak. saç(ıl)ma. doubt. aldırmamak. chaotic. comfort. allot. ignore. zıt anl.= resemblance. haber vs. dağılım.

zıt anl. verici doomed = yok olmaya mahkum dopamine = dopamin (beyinde.= uniformity divide = böl(ün)me. farklılık. farklı olmak. put on donate = bağışlamak. recover.ÜDS Sözlüğü .= fall back. do the best one can do one’s bit = kendine / üstüne düşeni yapmak do so much for = (bir şey) için fayda sağlamak do their bit = kendilerine / üstlerine düşeni yapmak do well by = (bir şey) için iyi etmek. organ vs. (bir kimsenin / örgütün vs. endişe verici.51 disturbance = 1) kargaşa. (birbirinden) uzaklaşmak. alarmingly. interference disturbance of flow = akışın bozulması disturbed = sıkıntıda. separate. kubbe ile örtülü domed arcade = kubbeli revak / arkad (bir yanında duvar veya bina cephesi olan. diğer yanı ile dış mekan arasına ise aralıklarla sütun. annoying. dreadfully disunite = ayırmak. zıt anl. muhtaç olmamak doctrine = doktrin. unite diverse = çeşitli. manage with. stillness.) kontrolü altındaki bölge dome = kubbe domed = kubbeli. yasal olmayan prosedür) dormancy = uyku hali dormant = uykuda. zıt anl.bademci. split. 2) (uykuda) bozukluk / düzensizlik.= join divine = ilahi.) giymek. hibe etmek.= pragmatic domain = alan. prove documentary = belgesel dogmatic = dogmatik (tartışma / sorgulama kabul etmeyen).) veren kişi. fraternal twins dizziness = baş dönmesi Djurab Desert = Djurab Çölü (Çad sınırları içinde yer alan bir çöl) do as one pleases = istediği gibi davranmak. sapmak. connect disuse = kullanmayı kesmek / bırakmak ditch = hendek dive (fiil) = dalmak dive (isim) = dalış diverge = ayrılmak.= comforting disturbingly = rahatsız edici bir şekilde. bu düzenleme. iç cephe dominance = egemenlik. paye veya benzeri destek elemanları yerleştirilmiş olan. 2) dahili. eksikliği Parkinson hastalığına yol açabilen bir nörotransmiter) doping = doping (yapay olarak fiziksel ya da mental aktiviteyi arttırmak amacıyla uygulanan. zıt anl.com .= converge. zıt anl. iyi yapmak.= order. flourish. farklılaştırmak. baş etmek. different. hakimiyet. sever. durumu iyi olmak. bestow on / upon. fail do with = yetinmek. (değişmez veya değişmesi zor) öğreti document = belgelemek. zıt anl. sovereignty don = (elbise vs. controlling. departman divorce = ayırmak. iyi gelmek do little = pek az katkısı olmak do one’s best = elinden geleni(n en iyisini) yapmak.= unite. düzeni bozucu şey. tanrısal divine intervention = ilahi müdahale division = bölüm. evde kullanılan. put up with do without = (bir şey) olmadan idare etmek. cami ve kervansaray mimarisinde sıklıkla kullanılmıştır) domestic = 1) evcil. zıt anl. nüfuz alanı. üstün. farklı. ev ile ilgili. rahatsız disturbing = rahatsız edici. zıt anl. boşa(n)mak. troublesome.= narrow down diversity = çeşitlilik. zıt anl. ispat etmek. turmoil. spread out. zıt anl. prevail dominion = egemenlik. ayrılmak. zıt anl. various diversely = çeşitli şekillerde. branch off. presiding. üzeri sıra sıra küçük kubbeler ile örtülü uzunlamasına düzenlenmiş alan. inactive dosage = doz. yurt içine ait domestic economic news = iç / dahili ekonomi haberleri domestic front = ülke içi. hibe donor = bağışçı. hakimiyet. (kan. dose www. assortment. come along. dozaj. evsel.= inferior.= retain. egemen. variously diversify = çeşitlendirmek. istediğini yapmak do away with = ortadan kaldırmak. separate. sever.= unite dizygotic twins = çift yumurta ikizleri. deviate. govern. hareket ve duyguların düzenlenmesinde etkin olan. üstünlük dominant = başat. recessive dominate = hakim / egemen olmak. sleeping. zıt anl. variety. eliminate do good = yaramak. withdraw donation = bağış. çalkalanma.

çarpıcı. mahzur. extract. zıt anl. zerre drought = kuraklık drown = (suda) boğulmak drown out = (bir sesi daha yüksek bir sesle) bastırmak www. setback. zıt anl. convenience drawbridge = kaldırma köprü (açılıp kapanabilen köprü) dread = çok korkmak. outline. yıkılış. düşüş. yamaçtan / tepeden aşağı doğru downstream = akıntı yönünde. zıt anl. strikingly. repel draw a conclusion = sonuç çıkarmak draw attention to = (bir şey)’e ilgi / dikkat çekmek. tahrik etmek. dikkat çekmek draw new meaning = yeni anlam çıkarmak draw on = (bir şey)’den yararlanmak draw the line at = (bir şey)’e sınır koymak draw up = 1) kaleme almak. kuşku doubtful = şüpheli.= unexciting. 2) (bir yer)’in içinden (araba ile) geçmek driven by = (bir şey ya da biri tarafından) güdümlenmiş driving force = itici güç droop = sarkmak drop off = uykuya dalmak.= welcome dreadfully disabling = korkunç / ağır bir şekilde sakat bırakan dreamer = rüya gören / görmekte olan kimse dressing = 1) pansuman. elde etmek. write out.) çekmek. içinde ilerleyen bir cisme mukavemeti. fall asleep droplet = damlacık. remarkable.= shorten.= mild dramatically = dramatik / çarpıcı bir biçimde. havlı dozen = düzine (12 adet) dozens of = düzinelerce draft = 1) taslak. kromozom çiftinde bir fazla kromozom bulunması nedeniyle gelişen. (kenara vs. sensational. zıt anl. ile) delik açmak. aşağı doğru downy = 1) pofuduk. striking. attract attention to draw in = içine çekmek. heavy. büyük ölçüde. örneğin bir çiviyi) (bir şey)’in içine çakmak / zorlayarak sokmak. zıt anl. 2) almak. dehşete düşmek. . göz kapakları.) çizmek. collapse.= unexcitingly. zıt anl. organlarda şekilsel bozukluklar ve zeka geriliği ile belirgin sendrom) down to the last detail = en ince ayrıntıya kadar downfall = çöküş. keep going. su akıtma sistemi dramatic = 1) dramatik.52 . 2) alıp uzaklaştırmak drainage = drenaj.com . hız kesme gücü drag on = uzayıp gitmek. yerinden oynatmak drive through = 1) (bir nesneyi. benek double = iki misline / katına çıkmak. urge. zıt anl. chase away. come to a stop drawback = sakınca. zıt anl. sert şekilde. 2) (salata vs. move. pull. 2) sevk etmek. 3) çekmek. draught (draft okunur) drag (fiil) = (çekerek) sürüklemek drag (isim) = su veya havanın. için) bir yerde durmak.= inhibit drive off = kovmak. burun. endişe etmek. kaslar. sensationally. sketch. modest drastically = radikal şekilde. impel.= push. fear. zıt anl. 2) çok yüksek miktarda. atık su vs. şekil vs. curtail drain = 1) suyunu akıtmak. zıt anl. dubious. zıt anl. turn.= undoubted. dire. (uzun zamandır) sürmek.= mildly draw = 1) (çizgi. 2) ince tüylü. sert. dezavantaj. defetmek. pull in draw into the spotlight = göz önüne getirmek. inconvenience. yumuşak. make a hole drilling = delme drive = 1) hareket ettirmek. su seviyesinden geminin en alt noktasına kadar olan toplam yükseklik). hugely. şiddetli.ÜDS Sözlüğü dose = ilaç dozu. disadvantage.= mild. önyargı ve plasebo etkileri engellemek için deneklerin ve deneyi uygulayan kişilerin. kesin Down syndrome = Down sendromu (21. dispel drive out = çıkarmak. severe. destruction downhill = yokuş aşağı. 2) geminin su çekimi (yüzer haldeyken. baş vb. döndürmek. undramatically drastic = şiddetli ve çabuk etki eden. deneyin içeriği ya da önemli yönleri hakkında bilgi sahibi olmamalarını öngören test ya da çalışma biçimi) doubt = şüphe. certain doubtless = kuşkusuz. dosage dot = nokta. 2) (bir araç vs. drene etmek.bademci.= advantage. kuşkulu. kurutmak. gündeme getirmek. worry. için) sos drift = sürüklenmek drill (isim) = matkap drill (a hole) = (matkap vs. iki misli / kat yapmak double-blind test = çift kör çalışma (bilimsel bir deneyde.

sağlam. 2) uyuşturucu madde drug addict = uyuşturucu bağımlısı drug addiction = uyuşturucu madde bağımlılığı drug crops = uyuşturucu elde edilen bitkiler drug enforcer = narkotik polisi drug overdose = ilaçta aşırı doz drug trial = ilaç denemesi drug-trafficking = uyuşturucu taşıma / trafiği drum = davul drunk = sarhoş. zıt anl. doubtful. on account of due to be built = (belli bir tarihe kadar) yapılacak / inşa edilecek olmak dull = 1) sıkıcı. zıt anl. tüm muayene süresi boyunca şaşırtıcı bir şekilde hiç sesini çıkarmadan yattı. sersemlemiş. = Çocuk. mature due in part to = kısmen (bir şey) nedeniyle due to = nedeniyle. grow dye = boya dynastic times = dinastik dönem.= interesting. yaklaşık 3150 yılı sonrasındaki dönem) dynasty = hanedan dysentery = dizanteri (bağırsaklarda oluşan yaralar. belirsiz. (Amazingly. azalmak. ecza. dubleks duplicate = kopyalamak. dozy drug = 1) ilaç. because of. süreklilik. sersemlik hali. duygusuz. sakin. dense. malleable due = zamanı / vadesi gelmiş.ÜDS Sözlüğü . Eski Mısır için M. doğrudan buharlaşması sebebiyle katı karbondioksite verilen ad) dry out = kuru(t)mak dual = ikili. çifte.= enlarge. zıt anl. the boy lay quietly through the whole duration of the physical examination. . boring.= bright. aşırı uyuklama hali drowsy = uyuşuk. continuity. . copy durability = dayanıklılık durable = dayanıklı. definite duck = ördek duct tape = genellikle kumaş destekli. çift yönlü duality = ikilik dub = . zıt anl. aynısını yapmak. owing to. 2) anlama güçlüğü çeken.= fragile duration = süre. unreliable. disorder dyslexic = okuma zorluğu çeken www. sturdy. Hollanda’ya ait Dutch-derived = kökünü Hollanda dilinden alan dwell on = (bir konu) üzerinde durmak dwell upon = (bir yer / bir şey)’in üzerinde oturmak / yaşamak / barınmak dweller = yöre halkı. zıt anl. term.) dust = toz dust devil = hortum gibi dönen toz bulutu Dutch (isim) = Hollandaca Dutch (sıfat) = Hollandalı. kararsız. zıt anl. shrink. (kolay) biçimlendirilebilir. medication. Ö. inhabitant dwelling place = barınma / yaşama yeri dwindle = küçülmek. kanlı ve mukus içeren ishal ile belirgin bir hastalık) dysfunction (ya da disfunction) = bir organın görevini yapmaması.= certain. donuk.bademci. kaliteli koli bandı ductile = (pek çok metal gibi) dövülerek / işlenerek tel veya levha haline getirilebilir. diminish.= sober dry ice = kuru buz (sıvılaşmadan. şüpheli. dumb. sharp dumping ground = çöp dökme alanı duodenum = oniki parmak bağırsağı duplex = çift. olarak çağırmak / adlandırmak dubious = kuşkulu. hanedanlar dönemi (örn.53 drowsiness = uyuşukluk. tekdüze. long-lasting. içkili. expand.com .

actual effectively = etkin / verimli bir şekilde. zıt anl. facilitate. zıt anl.com . earthquake = deprem earthquake predictor = deprem habercisi earth-retaining = toprak içindeki. carry out. çıkarmak. serpme egg = yumurta.= fractious eating disorder = yeme bozukluğu Ebola = Ebola (ishal. yararlılık. simplify. aşırı sevinç eczema = egzema edge = kenar. mild. power. gentle.= fail effect (isim) = etki. zıt anl. dini ECG = elektrokardiyogram (kalp kasının ve sinirsel iletim sisteminin çalışmasını incelemek üzere kalpte meydana gelen elektriksel faaliyetin elektrokardiyograf denen bir cihaz tarafından alınan kaydı). hak etmek. zıt anl.) kazanmak. efficacy. hard work effortlessly = çaba göstermeden. zıt anl. deri döküntüleri ve yüksek ateş ile belirgin ölümcül bir hastalık) eccentric = eksantrik.= late early 20th century = 20. gerçek. willing. hak vs. ineffective efficiently = etkin / verimli bir şekilde. modify edition = baskı. worsen. zıt anl. outcome effective = 1) verimli.= inefficient. yaşayan tüm canlıları ve onların birbirleriyle ve çevreleriyle olan etkileşimlerini içeren sistem) ecstacy = kendinden geçme. zıt anl. zıt anl.= inefficacy. productivity.= lose earplug = kulak tıkacı earthenware = pişmiş topraktan yapılmış çanak.= reluctant. çömlek vs. influence. effective. zıt anl. actualise. unenthusiastically early = erken. zıt anl. effectively. eksantriklik. işte) verim. efficient. 2) yürürlükte. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi. etkinlik.= ineffectively. rahat. improve. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi. (tarihsel olarak) önce gelen. zıt anl. gain. nüfuz / etki derecesi.= inefficacy. sınır. inceleyerek küçük değişiklikler yapmak. yararlılık. tekrar etmek eclogue = karşılıklı konuşma şeklinde pastoral şiir ecologically aware = çevre bilinci olan E ecosystem = ekosistem (sınırlı bir alanda. ready. örneğin bir göl çevresinde. zıt anl. başarmak. sıra dışı. etkin.= inefficiently effort = çaba. zıt anl. perform. sıkıntıdan kurtarmak. gönüllü. yemeye uygun edit = redaksiyon yapmak. weirdness.= inefficient. inefficiency. effectiveness. ineffective.= reluctantly. 2) gerilemek. unwilling eagerly = istekli / hevesli bir şekilde. fışkırtmak www. zıt anl. efficiency. efficiently.= aggravate. akıtma. 2) etkinlik. sonuç. keenly. alışılmışın dışında eccentricity = tuhaflık. randımanlı.= ineffectiveness.= inefficiency efficient = verimli.bademci. fiili. etkili. bizarreness. inefficiency efficiency = (çalışmada. toprağa temas eden ease (fiil) = 1) kolaylaştırmak. 3) efektif. edisyon editorial board = yayın kurulu educational = eğitici effect (fiil) = yerine getirmek. powerful. effectiveness. border edible = yenilebilir. alter. gerçekleştirmek. inefficiently effectiveness = 1) etki. yüzyılın başları early detection = erken teşhis / tanı early warning = erken uyarı earn = (para. edinmek. ovum (sperm ile birleşme yeteneği taşıyan dişi üreme hücresi) Egypt = Mısır (Kuzeydoğu Afrika’da bir ülke) eject = dışarı atmak. keen. çekilmek. zıt anl. kolayca effusion = dökme. inefficiency efficacy = etkinlik. gayret.E E EE eager = istekli. 3) gevşemek. kanama. electrocardiogram echo = aynısını söyleyerek desteklemek. baskıyı azaltmak ease (isim) = kolaylık easy prey = kolay av easygoing = uysal. randımanlı. zıt anl. yan. willingly.= conventionality ecclesiastical = kiliseye ait.

indefinable embark on / upon = girişmek. yok etmek. gerekli koşullara sahip. (bir şey)’in somut ifadesi olmak. utanç verici embassy = büyükelçilik embed = oturtmak. develop fully elaborate (sıfat) = karmaşık. zıt anl. = Araştırmanın hariç tutma kriterleri uyarınca.) eliminate = ortadan kaldırmak.55 elaborate (fiil) = ayrıntılarına inmek. yükseltilmiş elicit = açığa çıkarmak. (bir şey)’den sıyrılmak. deduction.com . karışıklık içinde embryo = embriyo. girift. zıt anl. seç(il)me. arttırmak. zıt anl. raise elevated = art(tırıl)mış. şık. begin. 2) olgunlaşmamış emerald = zümrüt www. combine. beş vaka. end embarrass = utandırmak embarrassed = utanan. cenin (doğum öncesi gelişiminin başındaki bebek / yavru) embryonic = 1) embriyoya ait. intricate. milletvekili seçimi) election campaign = seçim kampanyası elective = 1) seçime ait. bring about eligible = uygun. symbol embody = 1) (bir şey)’i somutlaştırmak. çıkarma.= simple elapsed = (zaman miktarı için) geçen. zıt anl. geçmiş olan elastic = esnek. elemek. five cases were not found eligible due to their diabetes problem. başlamak. = Fakirlik yok edilmelidir. (According to the exclusion criteria of the survey. (seçilmeye) elverişli. accept. suitable. encompass. kibar elemental mercury = saf civa elementary = temel elementary particle = temel parçacık (daha küçük parçalardan oluştuğu tespit edilmemiş olan parçacık) elephant seal = deniz fili / fil foku (ağırlığı iki tonu geçen ve kulakları olmayan iri bir fok türü) elevate = yükseltmek. ornament. özenli bir şekilde hazırlamak / yapmak. flexible. arouse. seçimle ilgili. decorate embodiment = (bir şey)’in somut hali. (Poverty must be eliminated. kucaklamak. mahçup. 3) kapsamak. divide embrace = 1) sarılmak.) elimination = eleme. implant embellish = süslemek. içermek. (parliamentary election = genel seçim. zıt anl. zıt anl.= reject. diyabet problemleri sebebiyle çalışmaya alınmadı / uygun bulunmadı. gömmek. symbolize.= exclude. escape. hug.= inclusion eloquence = etkili ve güzel söz söyleme yeteneği elsewhere = başka yer / yerde / yere elude = kaçmak.= exclude. discharge. uncomfortable embarrassing = rahatsız edici. ayrıntılı. 2) kabullenmek. 2) seçmeli (ders) electricity = elektrik electroconvulsive (shock) treatment = elektroşok tedavisi electroencephalogram = elektroensefalogram (beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel yöntemle izlenmesi ve ölçülmesini sağlayan yöntem). eradicate. insert. 2) kapsamak.ÜDS Sözlüğü .= rigid elastin = elastin (arterlerin duvarları gibi elastik dokularda bulunan bir cins protein) elder = (iki kardeş ya da kişiden) daha yaşlı / daha büyük (olan) elderly population = yaşlı nüfus election = seçim. zıt anl. kaçınmak. kendisi. engage in.= cease. gidermek. include. EEG electrolyte = elektrolit (besinlerle vücuda giren ve vücut hücrelerinin normal işlevlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan maddeler) electromagnetic = elektromanyetik (elektriksel kuvvetler ve manyetizma ile ilgili) electromagnetic force = elektromanyetik kuvvet (elektriksel yük taşıyan parçacıklar ile elektromanyetik alanlar arasındaki etkileşimi kontrol eden ve molekülleri oluşturan atomları bir arada tutan temel fiziksel kuvvet) electromagnetic ion trap = elektromanyetik iyon kapanı (iyonları elektriksel ve manyetik alanlar yardımıyla bir bölmede tutmaya yarayan sistem) electromagnetic noise = elektromanyetik gürültü (bir elektronik devredeki veya bir radyo dalgası içerisindeki istenmeyen sinyaller) electromagnetic radiation = elektromanyetik ışınım (ışık hızında hareket eden elektromanyetik dalgalar şeklindeki enerji yayılımı) electromagnetism = elektromanyetizma (elektriksel ve manyetik kuvvetler ve bunları inceleyen bilim dalı) electron microscope = elektron mikroskobu (incelenen nesneye elektronlar göndermek suretiyle görüntü alan ve çoğunlukla tek tek atomları görüntüleyebilecek kadar yüksek çözünürlük sağlayabilen bir çeşit mikroskop) elegant = zarif. yüksek. evade elusive = tanımlanması güç. shun. leave out embroiled = karışmış.bademci. cut out. include.

rastlamak. zıt anl. his. attach enclosed = kapalı. riske atmak. decrypt encompass = kuşatmak. zıt anl. vurgu. sigara ya da kronik bronşite bağlı olarak solunum fonksiyonunda bozulma.ÜDS Sözlüğü emerge = çıkmak. exceptionally. yüreklendirme. zıt anl.= immigrate emigration = göç ile ülkeyi / kenti terk etme. promote.= forbid. duygusal yönde emotionally charged = duygu yüklü emotionally disturbed = duygudurum bozukluğu olan. zıt anl. uğraşı. duygusal sorun yaşayan emperor = imparator emphasis = (çoğul: emphases) önem. zıt anl. decrypt encryption = şifreleme end = uç.= deter.= immigration eminent = 1) tanınmış.= decode. renowned. zıt anl.= discouraging. hinder.= immigrant emigrate = göç ile ülkeyi / kenti terk etmek.= disappearance emergency = acil durum. encode. işçi. passionate. discourage encouragement = teşvik.= ordinarily emission = dışarı ver(il)me. allow. özendirici. son derece. (New techniques enable surgeons to open and repair the heart. özendirmek. appear. recruit. gayret etmek.= save. yararlanmak. zıt anl. arise. yüz yüze gelme encourage = teşvik etmek.= fading emigrant = ülkeyi / kenti terk eden göçmen. yüreklendirmek. urgency emergency administration = (ilacın) acilen / bekletmeden verilmesi emerging = yükselen. istihdam etmek. patron employment = istihdam empower = yetki / izin vermek empty (into) = (bir şey)’in içine. gelişen. zıt anl. taraf end in = (bir şey) ile sonuçlanmak. işe almak. duygulu. çıkarmak. struggle. let. vurgulu emphysema = amfizem (yaş. worker employer = işveren. etrafını çevirmek. kendini (bir yer)’de bulmak end up with = sonunda (elde bir şey ile) kalmak. unfavourable encrypt = şifrelemek. 2) yüksek mevki sahibi eminently = gayet. stress. mücadele. meydana çıkmak. risk. arising. cover. zıt anl. iş vermek. use. move out. zıt anl. decypher. encrypt. zıt anl. underline emphatic = 1) ısrarlı. zıt anl. ensure. içine almak. altını çizmek. sentimental. yaymak.= disappear.= absorb emotion = duygu. cerrahların kalbi açıp onarmasını mümkün kılıyor. (bir yer)’e boşal(t)mak empty-calory item = sadece enerji veren. appearance. come across encounter (isim) = karşılaşma. besleyici hiçbir değeri olmayan alkol vb. discharge.) encircle = çevrelemek enclose = (bir şey)’i (bir mektupla aynı) zarf içine koymak. madde emulsify = emülsiyon yapmak. include encounter (fiil) = karşı karşıya gelmek. (gaz vs. cesaret vermek. aid endangered = tehdit altındaki endeavour (fiil) = çabalamak. imkân vermek. struggle www. promising.56 . bulamaç haline getirmek enable = sağlamak. eleman. yetersizlik) empire = imparatorluk empirical = deneysel. try endeavour (isim) = çaba. utilize. result in end up = sonunda (bir şey) olmak. zıt anl.bademci. ünlü. ampirik empirically = deneysel / ampirik olarak employ = 1) kullanmak. significance emphasise = vurgulamak.= discouragement encouraging = umut verici.com . heyecan.= cold. importance. sarmak. face.= fire employee = çalışan. 2) çalıştırmak. feeling. favourable. come forth. özendirme. göndermek. effort. = Yeni teknikler. zıt anl. hire. ancak. unemotional emotional intelligence = duygusal zeka emotionally = duygusal olarak. gayret. mümkün kılmak. 2) göze çarpan. yay(ıl)ma.= decode. kapatılmış encode = kodlamak. şifrelemek. decipher. zıt anl. empower. sonunda (beklenenden daha az / kalitesiz bir şey) elde etmek endanger = tehlikeye düşürmek. sonunda (bir şey / yer)’e varmak. zıt anl. yüreklendirici. jeopardise. make it possible. zıt anl. ortaya çıkan. fade emergence = ortaya çıkma. yetki vermek. extremely. sentiment emotional = duygusal. için) sal(ın)ma emit = dışarı vermek.

(The best intentions will not always ensure success. zıt anl. make better. prosecute enforcement = 1) icra. occur.= inadequate. yaratmak. = Geri döndüğünde memleketinin. çekmek. yükseltmek.57 endemic = endemik (belirli bir bölge ile sınırlı. complicate entanglement = vakit alıcı iş. advise. zıt anl. improve enshroud = örtmek. employ. hararetli. follow. adequate. çok büyük.= repulsive engender = doğurmak. (an entire generation = bütün bir nesil) entirely = tümüyle. meşgul etmek entertaining = eğlenceli. (law enforcement authorities = polis teşkilatı) engage = 1) işe almak. teşebbüs enterprising = girişken. unfavourable enviously = kıskanarak. 2) mecbur etmek. complication enterprise = girişim. katlanmak. zıt anl. takviye etmek. guarantee. artık yirmi yıl önce bıraktığı yer olmadığını.= reluctance enthusiast = (bir konu ile) ilgili / meraklı kişi enthusiastic = şevkli.= partially. increase. charming. execution. girişimci enterprising spirit = girişimci ruh entertain = eğlendirmek. geliştirmek. yutarak yok etmek. impose. başlıklı entombment = gömme. meydana gelmek. diminish enlargement = büyütme. zıt anl. dolaştırmak. genişle(t)mek.= minimally enough = yeterince. inquiry enrich = zenginleştirmek. sis altında bırakmak ensue = çıkmak. require entangle = karıştırmak. ayartmak. tamamen değiştiğini gördü. amplify. immense. devoted. complete. broaden. bring about engineer = (bir şey)’in projesini yapmak. doğa koşullarının yol açtığı zorluklar environmental groups = çevreci gruplar www. work out engrave = kazımak. 2) kullanıma / işin içine sokmak. hoş. heyecanlı. excited. 3) (vites. yol açmak. bütün.bademci. (When he came back to his hometown. heves. snarl.) entail = içermek. be involved in engaged = kullanımda.)’ye dolaşma. için) (birbirine) geçmek engage in = (bir şey) ile meşgul olmak. whole. willingness. eğlendirici enthusiasm = şevk. arise. drown enhance = arttırmak. (ağ. secure. tamamen. insignificant enormously = muazzam bir şekilde. çoğaltmak. eagerness. angaje etmek. (Taking vitamin pills does not necessarily ensure good health. zıt anl. little. zıt anl.= disinterested entice = kendine çekmek. = İyi niyet her zaman başarı getirmez. zıt anl. improve. çekici. zıt anl. bear energy-demanding = (bol) enerji gerektiren enforce = 1) kuvvetlendirmek.= tiny.= partial.= precede ensure = garanti etmek. zıt anl. gerektirmek.com . zenginleştirmek. kapana kıstırmak. zıt anl. sağlıklı olmayı garanti etmez. belirli bir bölgeye özgü) endurance-type = dayanıklılık gerektiren tür endure = dayanmak. immensely.= reduce. dişli vs. (uymaya) zorlamak. uygulama. bilgilendirmek. zıt anl. totally. ip vs. zıt anl. strengthen. insufficient enquiry = bkz. bring into action. he noticed that the place was entirely different from what he had left two decades ago.). put to use. temin etmek.= decrease. huge. make it possible. educate enlightened = aydın enlightenment = aydınlanma (çağı). haset duyarak environment = çevre. lure entire = tüm. karmakarışık etmek. genişletme. bilgilenme enormous = muazzam. sufficient.= waiver. mezar olma entrance = giriş. ardından gelmek. broadening. tremendous. desirable. 2) uygulayıcı. çok büyük miktarlarda. yerine getirmek. completely. capture entrepreneurial = girişimci entry = giriş enviable = gıpta edilecek. çeşitlendirmek. involve. zıt anl. kandırmak. explain.ÜDS Sözlüğü .= unenviable. produce. tutmak. oymak engulf = yutmak. = Vitamin hapları almak. uygulamak. entry entrap = hapsetmek. weaken enhanced = gelişmiş enjoy = (bir şey)’in tadını / keyfini çıkarmak enlarge = büyü(t)mek. formalite. ortam environmental conditions = çevre şartları environmental constraints = çevresel kısıtlamalar. zıt anl. attractive. create.) entitle = hak / yetki kazandırmak / vermek entitled = adlı.= reduction enlighten = aydınlatmak. sağlamak. çalışır vaziyette engaging = sevimli. swallow up. karışıklık. istek. yaptırımcı. infaz. (çözüm) geliştirmek.

specifically. esas. hatalı. için) bölüm. 2) (öykü. yanlışlık. sara (nöbetler halinde gelen dikkat kaybı. build. zıt anl. tesis etmek. belief eternity = sonsuzluk. respect. show. bout.= demolish. visualize. attrition erroneous = yanlış. 3) kurmak. 2) yanlış. püskürme. in particular.58 .ÜDS Sözlüğü Environmental Protection Agency = Çevre Koruma Teşkilatı (ABD’de. özel olarak.com . firar. correct error = 1) defekt.= different. (The doctor had no ethical objection to drinking but he simply said that it was unhealthy.bademci. inşa etmek. wrong. verify. destroy. zıt anl. zıt anl. unequal era = devir. preserve. etnik bir guruba bağlı olma hali www. ahlakla ilgili. kısım. için) nöbet. ahlaki değerler bakımından. dönem. found. guess. hata. erozyona uğramak / uğratmak. yalnızca sağlıksız olduğunu söyledi. ekvator bölgesindeki equilibrium = denge. kestirmek. ayakta erode = aşın(dır)mak. imrenmek. flee. 2) Yeni Ahit’teki havari mektuplarından her biri epitomize = örnek oluşturmak. oturtmak. erozyon. exterminate. tesis etme / edilme. zıt anl. ortadan kaldırmak. uyku hali veya kontrolsüz titreme / kasılma ile beraber bilinç kaybı ile belirgin sinirsel hastalık) episode = 1) (hastalık. hastalıklara karşı önlem ve korunma yöntemlerini konu alan tıp dalı) epilepsy = epilepsi. esas itibariyle. haset. ırksal özelliklerle ilgili) ethnicity = etnisite. period eradicate = yıkmak. alike. zıt anl. part epistle = 1) mektup. zıt anl. temel. authenticate. eşitlik equip = donatmak. prove.) ethically = etik olarak.= incidental. zaruri. kanı. core essential = 1) asıl. set up established = oturmuş. çevre bakımından bilinçli environmentally friendly = çevre dostu envision = zihninde canlandırmak. same. püskürmek eruption = 1) (volkanik) patlama. foundation. asıl. çağ. actually establish = 1) oluşturmak. temel. insan sağlığının ve doğal çevrenin sanayileşme karşısında korunması ile görevli teşkilat) environmental savings = çevre ile ilgili yararlar. salgın epidemiologist = epidemiyolojist (salgın hastalıklar uzmanı) epidemiology = epidemiyoloji (toplumda görülen hastalıkların sebeplerini. approximation estimated = tahmini. particularly. predicted estimation = tahmin. tespit etmek. çevre koruma environmentally conscious = çevre bilinci yerinde.= inequality equally accented = eşit vurgulu equate = eşit saymak. break out escape (isim) = kaçış. maya. kurmak. lay down. firar etmek. wipe out. fundamentally. yok etmek. demolish. zıt anl. öksürük vs. kemirmek erosion = aşınma. lokman ruhu (etil alkolden üretilen ve eskiden genel anestezi oluşturma amacı ile kullanılan uçucu madde) ethical = ahlaki. yayılışlarını. enterprise esteem = saygı. envisage envy (fiil) = kıskanmak. denklik. put up. restore erect (fiil) = dikmek. jealousy enzyme = enzim (kimyasal tepkimeleri hızlandıran molekül). morally ethnic = etnik (ırkla ilgili. ethyl alcohol ether = eter. kestirim. zıt anl. rash escape (fiil) = kaçmak. itibar. found. ebediyet ethanol = etanol (alkollü içkilerde bulunan alkol çeşidi). 2) kuruluş.= right. yerleşmiş establishment = 1) kur(ul)ma. eliminate. özetlemek equality = eşitlik. furnish equivalent to = (bir şey)’e eşit / eşdeğer. dizi vs.= disrespect estimate (fiil) = tahmin etmek. in general essence = öz. ferment epidemic = salgın hastalık. gıpta. deterioration. flee. eşitlemek equatorial = ekvatorla ilgili. 2) gerekli. görülüş oranlarını. peripheral. tasavvur etmek.= generally. vital essentially = aslında. 2) saptamak.= construct. mistake erupt = (volkan için) patlamak. = Doktorun içmeye karşı ahlak yönünden bir itirazı yoktu. destroy erect (isim) = dimdik. be jealous of envy (isim) = kıskançlık. reckon estimate (isim) = tahmin. primarily. form. 2) deride döküntü. institute. incorrect. film. breakout escape the suspicion = (birisi)’nin kuşkusundan kurtulmak esophagus = özofagus (yemek borusu) especially = özellikle. fundamental. guess. defect. constitute. crucial.

zıt anl. be more than necessary. overstatement. consequent eventuality = olasılık. hadise. probability eventually = sonunda.= fall behind (of). future.= condense evaporation = buharlaşma. clue evident = açık. Disneyland Resort Paris European banking community = Avrupa bankacılık topluluğu European Commission = Avrupa Komisyonu (Avrupa Birliği’nin. boşaltmak.= mildly. precisely. kusursuzluk. zıt anl. unearth. stimulate evolution = evrim evolutionary = evrimsel evolutionary natural selection = evrimsel doğal seçilim / seleksiyon (doğa koşullarına adapte olamayanların yok olması. passing. kazıp ortaya çıkarmak. birlik politikalarını tasarlayan ve onay için Avrupa Parlamentosu’na ve Avrupa Konseyi’ne sunan ve çıkan kararları uygulamakla yükümlü olan organı) European Economic Community = Avrupa Ekonomik Topluluğu (1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile kurulan ve bugünkü Avrupa Birliği’nin temeli sayılan birlik) European Parliament = Avrupa Parlamentosu (tüm Avrupa halkını temsil eden genel meclis) Eurozone = Avro Bölgesi (para birimi olarak Avro kullanan ülkeler). son derece.= be inferior excellence = mükemmellik.= unevenly. however.bademci.= bury excavation = kazı exceed = aşmak.= understatement examination = inceleme. adapte olabilenlerin ise hayatta kalması teorisi) evolve = (uzun bir zaman diliminde) geliş(tir)mek. accurate.= inaccurate exact form = tam şekil / biçim exactly = tam olarak. tamı tamına. zıt anl.= underestimate exaggeration = abartma. Euro Area. little excel in = 1) (bir konuda) başarılı olmak. zıt anl. zıt anl. gözünde büyütmek.59 ethylene = etilen (etil alkol. develop exact (fiil) = koparmak. zıt anl. nihai. yıl vs. 2) üstün olmak. surpass. işaret.)’de bir every other day = gün aşırı evidence = belirti. assessment. 2) muayene etmek excavate = kazı / hafriyat yapmak. appraise evaluation = değerlendirme. appraisal evaporate = buharlaş(tır)mak.= concealed. extremely. dengeli şekilde. imkan every last drop of smt = bir şeyin son damlasına kadar every other = her iki (gün. hint. Euroland euthanasia = ötenazi (tedavisi imkansız bir hastalık yüzünden. perfect www. kusursuzluk.)’nin üzerine çıkmak. zıt anl. sakınmak evaluate = değerlendirmek. ay. benevolent evocative = çağrışım yaptırıcı. belli. hastanın yaşamının kendi isteğiyle sonlandırılması) evacuate = tahliye etmek. çağrıştırmak. yanıcı bir gaz) etiologic = etyolojik (hastalık nedenleriyle ilgili) EU = Avrupa Birliği. fazla gelmek. be inferior to exceedingly = aşırı bir şekilde. zıt anl. yine de. olmadan bile evenly = eşit şekilde.com . değer biçmek. kusursuz. kötücül. hesaplamak. zıt anl. malevolent. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . taşmak.= good. accuracy. zıt anl. outperform. vacate evade = kaçınmak. (limit / miktar vs. gösterge. precise. incelemek.= inaccuracy. zıt anl. indication. go beyond. etilen oksit gibi bazı başka kimyasalların üretiminde kullanılan renksiz. tam. assess. evrim geçirmek. nevertheless even wider = daha da geniş çaplı. aklına getirmek. finally ever = her seferinde artan / azalan bir şekilde ever-growing = sürekli artan / büyüyen ever-increasing = sürekli artan every chance = her (türlü) fırsat. inexactness exaggerate = abartmak. çağrıştıran evoke = (bir duygu) uyandırmak. European Union Euro Disney = Paris’te yer alan büyük bir tatil ve eğlence tesisi. daha da yaygın even without = . recall. nonetheless.= roughly exactness = kesinlik. her şeye rağmen. . zıt anl. delil. be successful in / at. precision. incident eventual = daha sonraki.= condensation evaporative cooling = buharlaşma yolu ile serinletme even so = bununla birlikte. . perfection excellent = mükemmel. overemphasise. clear. denetim. zorla veya tehditle almak exact (sıfat) = kesin. inspection examine = 1) dikkatle gözden geçirmek. zıt anl. teftiş. accurately. surpass. progress. uniformly event = olay. be less than. at last. apparent. vaporize. nihayet. proof. ihtiyaçtan çok fazla bir şekilde. obscure evil = kötü.

= İstisnalar kaideyi bozmaz. var oluş. zıt anl. shared. = İstisnalardan hareketle genel prensipler oluşturulmamalıdır. cin vs. zıt anl.com .= absence existentialism = varoluşçuluk (insanların tamamen özgür olduklarını ve kendi yaptıklarından sorumlu olduğu görüşünü savunan. surplus.)’den muafiyet. present. compress expanding = genişleyen expansion = genişle(t)me.= moderately exchange = değiş tokuş etmek. bitap düşürücü. egzersiz. bulunmak. entirely excreta = vücuttan boşaltım yolu ile atılan madde (örn. tükenmiş exhausting = yorucu. gayret.) çıkartmak exotic = alışılmadık. mevcudiyet. bağışıklık. alış veriş etmek.= shortage excess (sıfat) = aşırı. overly. ibraz etmek.) exceptionally = olağandışı / istisnai bir şekilde.ÜDS Sözlüğü except = haricinde. mevcut olmak.= moderate. tatbikat exercise tolerance test = efor testi (fiziksel egzersizin kalp çalışması üzerine etkisini belirleme amacıyla uygulanan test) exercising machine = egzersiz aleti exert = 1) (kuvvet / basınç vs. hatırını vs. forgive.= slightly. 2) boşaltım ile atılan madde. dışarda bırakmak. trade. public. idrar. (haddinden) fazla. zıt anl.) exceptional = olağandışı. zıt anl. display. bağışlamak.= unexciting exclude = çıkarmak. redundant. 3) tam / bütün (bölünmemiş veya paylaşılmayan). hariç turmak. zıt anl. zıt anl. completion. (General principles should not be based on exceptional cases. apply.= calm excitement = heyecan exciting = heyecan verici. fazla. zıt anl. zıt anl. contract. reveal. fazlalık. hide exhibit (isim) = sergilenen şey exhibition = sergi. 2) dışta bırakan. leave out. development. zıt anl. dışında exception = istisna. zıt anl. zıt anl. be present existence = varlık.bademci. very tiring. örnek alınacak (davranış vs.) excess water = (örn. . excreta excursion = kısa süreli gezi excuse = mazur görmek. zıt anl. göstermek. solely. rahat durmayan. = Fazla kilolarından kurtulmaya çalışıyor.= refreshing exhaustion = bitkinlik. growth www. present. (An exception to the rule. zıt anl. (cezayı / kişiyi) infaz etmek.= open. cover. kuruluşa vs. redundantly. effort exhaust (fiil) = gücünü tüketmek.= ordinary.) exemplify = örnek olmak / sunmak. invigorate exhaust (isim) = egzoz (yakıt ile çalışan taşıt ve makinelerde atık gazı dışarı atan ünite) exhausted = bitmiş. dışkı.= revive. extremely. accuse of execute = uygulamak. too much. zıt anl. swap excited = heyecanlı. yerine getirmek. current exoplanet = güneş sistemi dışındaki bir yıldız etrafında dönen gezegen exorcise = (şeytan. . (bir şey)’in var olması. pardon. daha çok Avrupa’da hüküm sürmüş bir 20. moderately excess (isim) = aşırılık. 2) (bir kişi üzerindeki etkisini. fatigue exhibit (fiil) = sergilemek. sadece belli bir zümreye açık.= conceal. büyü(t)mek. show exist = var olmak. yalnızca. yerine getirme. presence. ter) excrete = (idrar. vücuttaki) fazla su excessive = aşırı miktarda. restricted. immunity to exercise = 1) vücut hareketi. tükenmişlik hali. hali hazırda bulunan. illustrate. 2) uygulama. reasonable excessively = aşırı derecede.) zorlayarak kullanmak exert oneself = kendini zorlamak exertion = çaba. istisnai. realisation executive (isim) = idareci. örneğiyle açıklamak exemption from = (bir vergi vs. emek. yy felsefe akımı) existing = var olan. broaden. extend. extraordinary.) uygulamak. teşhir etmek. dışkı vs. impoverish. büyü(t)me. (chief executive officer (CEO) = yönetim kurulu başkanı) executive (sıfat) = yürütmeye ait exemplary = örnek oluşturan.= blame with.) özel. artık. dahil etmemek.60 . zıt anl. yönetimde yetki sahibi kişi. unusual. carry out execution = uygulama. complete exclusively = sadece.) boşaltmak excretion = 1) boşaltım. infaz etme.= include excluding = . dışında / haricinde exclusion zone = girilmesi / yerleşilmesi yasak / sakıncalı bölge exclusive = 1) (kişiye. yapma. egzotik expand = genişle(t)mek.= shrink. wear out. (He is trying to lose excess weight.

ÜDS Sözlüğü - 61
expansive = geniş, engin, yayılıp genişlemeye elverişli, yaygın, kapsamlı, extensive, zıt anl.= narrow expect = 1) beklemek, beklenti içinde olmak, anticipate; 2) tahmin etmek, kestirmek, predict expectation = beklenti, anticipation expected = olması beklenen, umulan, predicted, foreseen, anticipated expectorate = balgam çıkarmak, akciğerlerden ve boğazdan her türlü ifrazatı (kan, tükürük vs.) dışarı atmak expedition = araştırma / keşif gezisi expend = harcamak, spend, consume expenditure = gider, harca(n)ma, masraf, expense, zıt anl.= income expense = masraf, harcama, expenditure experience (fiil) = (bir dönemden) geçmek, yaşamak, go through, undergo, zıt anl.= avoid experience (isim) = deneyim, tecrübe experienced = deneyimli, tecrübeli, zıt anl.= inexperienced experiment = deney experimental = deneye dayanan, deneysel experimentation = deneme, test etme, deney yapma expert = uzman expertise = uzmanlık, ekspertiz, (belirli bir alandaki) bilgi expiration = ekspirasyon, soluk / nefes verme, exhalation explanation = açıklama, izahat, clarification explanatory = açıklayıcı explanatory power = anlatım gücü explicit = belirli, açık, definite, specific, zıt anl.= ambiguous, unclear explicitly = tam ve açık bir biçimde, expressly, zıt anl.= implicitly explode = patlamak, infilak etmek exploit = 1) (kendi çıkarı için) kullanmak, yararlanmak, utilize, (The opposition aims to exploit the economic crisis. = Muhalefet, ekonomik krizi kendi çıkarı için kullanmayı amaçlıyor.); 2) sömürmek, istismar etmek, abuse exploitation = sömürme, kullanma, yararlanma exploration = araştırma, inceleme, keşif exploratory = keşif / inceleme ile ilgili / amacına yönelik explore = (keşif için) dolaşmak, araştırmak, incelemek, search, examine explorer = kaşif explosion = patlama explosive = patlayıcı explosive charge = bir atımlık patlayıcı explosively = aniden ve hızlı bir şekilde expose = açığa çıkarmak, reveal, uncover, zıt anl.= shroud, conceal expose to = (bir şey)’e maruz bırakmak, (bir şey)’in etkisine açık bırakmak, make prone to, zıt anl.= protect from, shield from exposure = 1) maruz bırakma / kalma, teşhir etme; 2) fotoğrafçılıkta diyaframın açık kalma süresi, poz express = ifade etmek, anlatmak, beyan etmek, state, articulate expression = ifade, deyim, anlatım, dışavurum, exposition expressionism = ekspresyonizm, dışavurumculuk expressive = anlamlı, manalı, açıklayıcı, meaningful, indicative, zıt anl.= expressionless expressly = açıkça, clearly extend = uza(t)mak, sürmek, prolong, protrude, zıt anl.= shorten extend support = destek vermek / sunmak extended = uzun süren, long, zıt anl.= short extended family = geniş aile (ebeveynler ve çocukların yanında büyükbaba, büyükanne, kuzenler gibi daha uzak akrabaları da içeren aile) extension = büyüme, genişleme, uzatma, development, expansion, zıt anl.= curtailment, shrinkage extensive = yaygın, geniş çaplı, kapsamlı, comprehensive, zıt anl.= limited, narrow extensive burn = geniş / büyük miktarda / ciddi yanık, intensive / major / widespread burn extensively = büyük miktarda, yaygın bir şekilde, largely, substantially, comprehensively, zıt anl.= partly, narrowly extensor muscle = ekstensör / gerici kas extent = 1) tamamı, bütünü; 2) kapsam, oran, büyüklük, derece, degree extention = uzatma exterior = dış, dış yüzey, zıt anl.= interior exterminate = imha etmek, yok etmek, eradicate, destroy external = dış / harici, zıt anl.= internal external force = dış güç external hernia = dış fıtık external stimulus = dış / harici uyaran

www.bademci.com

62 - ÜDS Sözlüğü
externalise = dışa vurmak, nesnelleştirmek extinct = nesli tükenmiş extinction = soyu / nesli tükenme, yok olma, (They think a meteor caused the extinction of the dinosaurs. = Dinozorların yok olmasına bir meteorun yol açtığı düşünülüyor.) extinguish = 1) öldürmek, yok etmek, kill, eliminate, zıt anl.= build, create; 2) söndürmek, put out, zıt anl.= ignite, light extort = (para) sızdırmak, (haraç) almak, zorla veya gözdağı vererek almak, squeeze extracellular = hücre dışı extract = çekmek, çekip çıkarmak, elde etmek, draw out extramarital = evlilik dışı extraneous = 1) dışsal, harici; 2) konu dışı, ikincil öneme sahip, secondary extraordinary = olağanüstü, fevkalade, exceptional, outstanding, zıt anl.= common, usual, ordinary extraterrestrial = dünya dışı (ile ilgili), dünya dışından gelen, zıt anl.= terrestrial extravagance = israf, savurganlık, aşırılık, wastefulness, exaggeration, zıt anl.= economy, thrift extravagant = tutumlu olmayan, savurgan, thriftless, zıt anl.= thrifty extravagantly = müsrifçe, aşırı, savurganca, abundantly, bountifully, zıt anl.= sparingly extreme = aşırı boyutta, ekstrem, çok fazla, maximal, utmost, uttermost, zıt anl.= mild, moderate extremely = aşırı şekilde, çok, maximally, zıt anl.= mildly, moderately extremity = son, uç nokta, frontier, limit, zıt anl.= minimum extrinsic = dışarıdan gelen, dış eyeball = göz küresi / yuvarı eyelid = göz kapağı eyesight = görüş

www.bademci.com

F F FF
F-1 tornado = orta kuvvette kasırga (Fujita Ölçeği’ne göre 117-180 km / saat hızla esen, küçük ağaçları devirebilecek güçteki kasırga), moderate tornado fabric = kumaş, bez, doku fabricate = imal etmek, parçalarını bir araya getirerek üretmek, manufacture, produce face = (birisi / bir şey) ile karşı karşıya gelmek, yüzleşmek, yüz yüze gelmek, (birisi / bir şey)’in karşısına çıkmak, confront, encounter, challenge, zıt anl.= avoid, evade, retreat (from) face transplant = yüz nakli face up to the fact = bir gerçekle yüzleşmek facet = yön, taraf, aspect, feature facial = yüzle ilgili facial expression = yüz ifadesi facilitate = kolaylaştırmak, bir şeyin olma ihtimalini arttırmak, alleviate, help, zıt anl.= worsen, hamper, impede, (You could facilitate the process by sharing your knowledge with us. = Bilginizi bizimle paylaşarak bu işi / işlemi kolaylaştırabilirsiniz.) facility = 1) tesisat, tesis; 2) kolaylık, imkan, (özel bir) hizmet fact = gerçek, var olan olgu factual = gerçek olaylara dayanan, somut, based on fact, zıt anl.= fictional faecal = gaita / dışkı ile ilgili faience = fayans (kil, kuvars, kalker gibi malzemelerden oluşan çamurun çok yüksek ısıya maruz bırakılması ile üretilen, genellikle çinko glazürlü malzeme) fail = 1) bozulmak, çalışmaz hale gelmek, break; 2) başarısız olmak, be unsuccessful, zıt anl.= succeed, achieve failing = kusur, zaaf, çöküş, gerileme, yetersizlik, weakness, flaw failing eyesight = kusurlu görme failure = yetersizlik, yetmezlik, bozukluk, malfunction faint-object camera = Hubble Uzay Teleskobu için tasarlanmış çok yüksek çözünürlüklü bir kamera sistemi fair = (derece, not vs. için) orta, ne iyi, ne kötü, average, mediocre

F

fairly = 1) oldukça, somewhat, quite, zıt anl.= extremely; 2) adilce, justly, equitably, zıt anl.= unfairly fairly near = epeyce yakın fair-skinned = açık tenli fairy tale = peri masalı faithfully = sadakatle, vefakarca, devotedly fall (fiil) = düşmek, azalmak, decrease fall (isim) = 1) düşüş, çöküş; 2) meyil, decline; 3) sonbahar, autumn fall back on = (son çare olarak) tutunacak dalı olmak, (yardım edecek birine) başvurmak, turn to (smo) for help fall behind = geri kalmak, lag behind, zıt anl.= lead, outperform fall in with = 1) (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmak, agree with; 2) (bir şey / birisi) ile ilişkisi olmak, have a relationship with fall into disfavour = gözden düşmek, rağbet görmemek, fall into disrepute fall into disrepute = adı kötüye çıkmak, gözden düşmek, fall into disfavour fall into disuse = kullanılmaz olmak, kullanılmaz hale gelmek, bırakılmak, terkedilmek, be abandoned fall on = karşılaşmak, encounter fall short of expectations = bekleneni karşılamamak fall through = bitmemek, yarıda kalmak, başarısız olmak, fail, zıt anl.= succeed fall to = 1) (birisi)’ne yenik düşmek, yenilmek, bozguna uğramak, be defeated (by); 2) (istenmeyen bir işin, bir kişinin) görevi haline gelmesi fall-off = azalma, düşme, decrease, zıt anl.= increase fall-out = serpinti, döküntü false = sahte, güvenilmez, yanlış, hatalı, wrong, unreal, fake, zıt anl.= real, genuine falsify = çarpıtmak, tahrif etmek, misrepresent fame = ün, şöhret, reputation famed = ünlü, famous familial = ailevi, aileden gelen

www.bademci.com

fanatik.bademci. dreadful feasible = (örn.ÜDS Sözlüğü familiar = alışıldık. practicable. (The older I grow. inform. 2) (bir kişiyi bir şey)’e alıştırmak.64 . = Bir hastane sözcüsü.= flawless. (bir değer vs. positively. rest fatigue (isim) = yorgunluk. bitkinlik. büyülenme fashion = şekil. affix. bakanın ölümcül bir kalp krizi geçirdiğini söyledi. awful. feci.= faulty.= likely. much more far more often = çok daha sık far too = aşırı. açlık fan = 1) yandaş. vigour fatty acid = yağ asidi fatty tissue = yağ dokusu faultless = kusursuz.) fatality = 1) ölüm. defective. tercih etmek. acquaint with familiarly = tanıdık / bildik / aşina bir şekilde. way behind far below = çok çok altında far better = çok daha iyi. uzak yerlere yayılmış far-off = uzak. destiny fateful = ölümcül.= unfamiliarly family enterprise = aile şirketi family history = aile hikayesi / öyküsü (bir hastalığın. unconvincing. worthwhile. zıt anl. interesting. acquainted. near far-reaching = geniş kapsamlı fascinating = çok ilginç. imperfect. ordinary far = çok daha. gerçek dışı. sevgi. realistic far-flung = çok yaygın. uygun. zıt anl. vahim. lehin(d)e olmak.= unfavourable favourably = olumlu biçimde. disappointing far greater = çok daha fazla / büyük far less = çok daha az far more = çok daha fazla. unsatisfactory. sempati. lütuf favourable = avantajlı.= unfeasible. normal olandan çok daha (fazla) far too much = aşırı miktarda fare = bilet ücreti far-fetched = gerçek payı çok az olan.= dislike. way ahead far exceed = (her hangi bir şeyi miktar vs.= boring. way fashionable = revaçta / rağbette olan fasten = bağlamak. 2) iyilik. hayali. (A hospital spokesman said that the minister had suffered a fatal heart attack. zıt anl. illusive. geniş bir alan(da) far behind = çok gerisinde. zıt anl. much better far beyond = çok aşkın. etkileyici. 2) ölümle sonuçlanan kaza ya da afet fatally = ölümcül şekilde fate = akıbet.= real Fancy painting your house? = Evinizi mi boyamak istiyorsunuz? fantastic = akıl almaz. mortal. 2) yelpaze fanciful = hayali. attractive. zıt anl. bilgilendirmek. common. kolaylaştırmak. bildik. perfect. beneficial. imaginary. uygulanabilir. kader. zıt anl. zıt anl. dull fascination = (bir şeye / bir kişiye) kendini kaptırma.) familiar with = (bir şey)’e aşina / alışkın familiarize with = 1) (bir kişi / bir şey)’i tanıtmak. hayvanat favour (fiil) = 1) tarafını tutmak. much (more) far afield = uzak diyarlar(a / da) far and wide = uzaklar(a). deadly. büyüleyici. yağlanma fat intake = (besin maddelerinin yenmesi yoluyla) yağ tüketimi / alımı fatal = ölümcül. kayırmak.com .= unfamiliar.= common. tire. death. doubtful. zıt anl. advantageous. encourage favour (isim) = 1) beğenme. approvingly.= strength. distant. defolu. incredible. zıt anl. imperfect faulty = kusurlu. tiredness. zıt anl. zıt anl.= relax. known. flawless. zıt anl. fancy. fatal fatfold = yağ dokusu fatigue (fiil) = yormak. zıt anl. iliştirmek. zıt anl. uydurma.= close. taraftar. perfect fauna = fauna (belli bir bölgedeki hayvan topluluğu). beğenilen fearsome = korkunç. zıt anl. yazgı. tutturmak.= unfavourably favoured = tutulan. 2) meydana gelme ihtimalini arttırmak.)’nin fazlasına sahip olmak far from = (bir şey olmak)’tan çok uzak far from satisfactory = tatmin edici olmaktan çok uzak. sapa. açısından) kat kat aşmak. prefer. aşina. ailenin başka üyelerinde görülme durumu) family tendency = ailesel eğilim (belli bir hastalığa karşı aile bireylerinin çoğunda görülen ve çoğu kez kalıtsal nitelik gösteren eğilim) famine = kıtlık. attach fat gain = yağ birikimi. the more I distrust the familiar doctrine that age brings wisdom. yaşın bilgelik getirdiği yönündeki o bildik görüşe duyduğum güven azalıyor. impractical www. ekonomik veya pratik olarak) yapılabilir. çok ilerisinde. = Yaşlandıkça.

colleague. shape figure out = düşünerek ve hesap yaparak (cevabı vs. kısır olmama fertilization = dölle(n)me. response feedlot = hayvan barındırma ve besleme amaçlı arazi feel the urge to do smt = bir şey yapmak için kuvvetli istek duymak. economic. nihai. ayırıcı / belirgin nitelik. zıt anl. brutal. productivity. bereketlilik. limited. fill in. zıt anl. prolific.) doldurmak. 2) (boşluk) doldurmak.= factual field = alan fieldwork = saha / arazi çalışması fierce = şiddetli.= tame. zıt anl.ÜDS Sözlüğü .bademci. resist. öne çıkarmak. monetary finch = ispinoz kuşu find = bulgu find no way = çare bulamamak finding = bulgu fine = para cezası fingernail = bir eldeki tırnaklardan her biri fingerprint = parmak izi finite = sonu olan. 2) şekil. mecazi figure = 1) rakam. 2) doğurganlık. sayı. dosyalamak fill in = 1) tamamen doldurmak.65 feat = yapılması güç ve cesaret isteyen şey feather = (kuş için) tüy feature (fiil) = takdim etmek.= male fence = çit fermentation = mayalanma. sert. ateş fireball = bkz. ateşli hastalık fib = küçük bir yalan söylemek fibre = iplik. zıt anl. tasviri. characteristic.= first finally down to = sonuçta geldiği nokta … finance-related = finansman ile ilgili.= infinite fire (fiil) = 1) ateşlemek. direnmek. be tempted to feel up to = (kendini bir şey)’i yapacak kadar güçlü hissetmek fellow = 1) meslektaş. property. fetüs ile ilgili. last. manure fetal = fetüse ait. yanına yaklaştırmamak. 2) doktora veya bilimsel araştırma bursu alan kimse. tutkulu fight = dövüşmek.= give in fight off = püskürtmek. compost. 2) (bir toprak parçası ya da harita üzerindeki yol. foetal fever = ateş. sınırlı. element. mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla kimyasal olarak çürümesi) ferric iron = ferrik demir (diğerlerine kıyasla daha yüksek birleşme değerine sahip olan demir bileşiği) ferrous = içinde demir bulunan ferry = feribot (araç taşıyabilen gemi). write out fill out = (form vs. finansmana bağlı financial = finansal. gübreleme fertilize with = (bir şey) ile gübrelemek / zenginleştirmek fertilizer = gübre. bereketli. hayali. dövüşmek fighter = avcı / savaş uçağı fighting spirit = savaşçı / mücadeleci ruh figurative = temsili. dosya halinde teslim etmek. parasal. zıt anl. tümsek gibi) işaret federal government = federal hükümet fee = ücret feed on = (bir şey) ile beslenmek feedback = geri bildirim. struggle fight back = karşı koymak. ferryboat fertile = verimli. lifçik fibril formation = fibril (lifçik) oluşumu fibrin = fibrin (kan pıhtısının esas unsurunu oluşturan madde) fibrous = fibröz (lifli) fibrous material = fibröz madde (liflerden oluşmuş madde) fiction = kurgu. drive back. akademi üyesi female = dişi. mark feature (isim) = 1) özellik. complete filter out = süzmek final = son. ölçülebilir. roman ve hikaye edebiyatı. savaşmak. mücadele etmek.com .= non-fiction fiction theme = kurgusal tema / konu fictional = kurgusal. violent. yazmak. zıt anl. (besinler için) lif fibril = küçük lif. number. fruitless fertility = 1) verimlilik.) ortaya çıkarmak file = (resmi) işleme koymak. zıt anl. gentle fiery = ateşli. 2) işten atmak. uydurma. ekonomik. ball of fire www. fermantasyon (bir maddenin bakteriler. kovmak fire (isim) = yangın. productive. zıt anl.= infertile. repel fight out = (bir sonuç çıkıncaya dek) savaşmak.

swamp. suit fitness = zindelik. deniz için) taban flora = bitki örtüsü. şirket.= flawless. erupt.) float = (havada) yüzmek / asılı durmak. bükülmek. sağlam. go / place in. atmak. show off flavour = tat. kusurlu. zıt anl. sert. erroneous. anı vs. flawed flee = kaçmak. oturtmak. çatlak. solid. su baskını flooding = su basması floor = (vadi. be suitable fit to = bağdaşmak. aniden ortaya çıkmak. (tahta parçası vs. perfect. kriz fit (sıfat) = uygun fit in with = 1) (bir şey)’e uymak / uygun düşmek. yumuşak doku.) fit (isim) = nöbet. hava atmak. Endülüs Halk Müziği eşliğinde yapılan bir çeşit dans) flap = (kanat) çırpmak. zıt anl. elastiki. için) denizin hareketiyle su üzerinde yüzen / sürüklenen. throw. sağlam bir şekilde. = Affedilmek umudu ile kendini kralın ayaklarına attı. ilk uygulama first-rate = (kalite bakımından) birinci sınıf fiscal discipline = mali disiplin fiscal policy = maliye politikası fiscal practices = maliye ile ilgili işler / işlemler (özellikle kamu harcamaları. rigid. ability. ateşe tutma firm (isim) = firma. (The dress that she tried on fitted her perfectly. firar etmek. tolerant. 2) (görüntü. takmak. bir bölgedeki tüm bitkiler www. yakışan. 2) balık çiftliği fishing grounds = balık avlama bölgesi fissure = (toprakta. constant. talent. provide fixation = saplantı fixed = sabit. repair fix up = 1) ayarlamak. çeşni. gruba vs. break out. canlı doku fleshy-leaved = etli yapraklı flex = eğilmek. zayıflık.) fishery = 1) balık avlanılan bölge. katı. (Our government is firmly committed to eradicating malaria. defective. zıt anl. savurmak. lezzet. kabiliyet. 2) (bir yere. = İçindeki güzel manzaralar bu filmin kusurlarını örtmeye yetmemiş. ödün vermez biçimde. (suda) yüzeyde durmak / yüzmek floating = havada asılı duran. kendisini kararlılıkla sıtmayı yok etmeye adamıştır. tightly. temin etmek. sıkıca. uy(dur)mak. 2) (fırtına için) patlamak. vergiler vs. genius flame = alev flamenco dance = Flamenko Dansı (İspanya’ya özgü. fault.bademci. olayların kronolojik sırasının bozularak geçmişe gidilmesi) flashy = gösterişli. zıt anl. intensify suddenly flash of lightning = şimşek / yıldırım çakması flashback = geriye dönüş (bir roman ya da filmde.ÜDS Sözlüğü fired clay = fırınlanmış kil (kilin. genellikle şekil verildikten sonra ateşte veya seramik fırınında pişirilerek sertleştirilmiş hali) firing = fırınlama. fisür fit (fiil) = 1) yerleştirmek.) flawed = hatalı. appropriate fittings = (çoğul kullanılır) tesisat malzemeleri fix = onarmak. (Beautiful scenery does not make up for the flaws of this film. arrange. elastic. için) aklına üşüşmek flood (isim) = sel. strongly. adjustable. 2) bulmak. be suited to. yerle bir etmek flaunt = gösteriş yapmak. defo. taste flavoured = (bir şey katarak) tatlandırılmış flavourful = lezzetli flavouring = tatlandırıcı flavour-optimised = tadı hoşa giden. oturmak. 3) (hastalık için) birden alevlenmek. uymak. tatlandırılmış flaw = kusur.= faulty. form(da olma) fitting = uygun.= variable flair = yetenek. gevşek. bend flexibility = esneklik flexible = esnek. match. zıt anl. uygun olmak. rigid flexor muscle = bükücü / fleksör kas flight = uçuş fling = fırlatmak. ten. he flung himself down at the King’s feet. = Denediği elbise üstüne tam oturdu. (a floating ship = denizde sürüklenen bir gemi) flood (fiil) = 1) su altında bırakmak. run away. = Hükümetimiz.= loosely. company firm (sıfat) = sıkı. escape fleet = filo flesh = et.) first course = ilk kür. faultless. noksansız.= flexible firmly = kararlılıkla.com . esnemek.= inflexible. cafcaflı flatten = dümdüz etmek. sallamak flare = parlama flare up = 1) (ateş için) parlamak. relaxed.) ait olmak. (With the hope of being forgiven. kayada ya da bağırsakta derin) yarık. 2) uymak. belong to fit into = sığ(dır)mak. zıt anl. perfect flawless = kusursuz.66 .

after. Kullanılacak edat. variable fluctuation = dalgalanma.) yerine getirmek. sözgelimi. give up follow up = 1) (hastayı) takip etmek.ÜDS Sözlüğü . pürüzsüz fluid = akışkan fluorescent = floresan (kimyasal yolla veya ışınım yoluyla aldığı enerji ile parıldayan) flux = akıntı. (bilimsel kullanımda) foci) odak noktası fodder = (saman veya ot gibi) hayvan yemi foetal = cenine ait. zıt anl.= aversion Food and Drug Administration = Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi food supply = besin rezervi / deposu foodstuff = yiyecek maddesi foolish = aptal(ca). permanently for instance = mesela. vary fluctuating = inip çıkan. çiçekler bakımından flourish = gelişmek.bademci. fetal foetus = fetüs. alternate. zıt anl. unwise. her şeyden önce. 48 cm’ye eşdeğer uzunluk ölçüsü) foot and mouth disease = aft (hayvanlarda görülen bir tür hastalık) footing = taban. akılsızlık fondness = düşkünlük. mürit following = (bir olay / şey / kişi)’yi takiben. ağırlık vermek. aynı şekilde hareket etmek follow through = sonuna kadar götürmek / uymak. örneğin. down. görevde yer almak fly in = uçakla getirmek fly in formation = (birden fazla uçak için) belli bir düzende uçmak f-MRI scanner = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme cihazı. ilerlemek. for example for life = ömür boyu for one thing = (genellikle söze başlarken kullanılır) bir kere. up edatları ile de aynı anlamı verir. için) göreve gitmek. kıvrım fold (over) = katlamak (Fiil. akım. açık. zıt anl. oynama.= wise. ahmak(ça). mostly www. değişen. for a while for ages = çok uzun bir zamandır. büyük sevgi. develop. değişmek. bir aralar. takip etmek. oynaklık fly a mission = (uçak. uzay mekiği vs. inip çıkma fluent = akıcı. fancy.com . for a very long time for all = tüm (olanlara) rağmen for and against = lehinde ve aleyhinde for good = temelli. run flow (isim) = akış.= prior to.= fade flow (fiil) = akmak. in the first instance for that matter = aynı anlama gelmek üzere for the most part = genel olarak. dalgalanan. zıt anl. katlamanın yönüne göre değişir. track follow in the footsteps of smo = bir kişinin izinden gitmek follow suit = bir başkasının yaptıklarını yapmak. generally.= quit. functional magnetic resonance imaging scanner focal point = odak noktası focus on / upon (fiil) = üzerinde / üzerine odaklanmak.) folk ballad = halk türküsü follicle = kesecik. folikül (anatomide bir grup hücrenin arasında yer alan küresel formlu boşluk) follow = izlemek. stupid. 3) (daha önce başlanmış bir işi) bitirmeye veya daha etkin hale getirmeye yönelik işler yapmak follower = takipçi. concentrate on focus (isim) = (çoğul: (edebi kullanımda) focuses. preference. alternating. Floransa’ya ait florescence = çiçeklenme floristic = çiçekler / çiçekçilik ile ilgili. obey. cenin. ceninle ilgili. before folly = çılgınlık. ahmaklık. büyümek. influenza flu specialist = özellikle grip üzerinde çalışan uzman fluctuate = inip çıkmak. back. sensible foot = (çoğul: feet) ayak (30. fetus fog = sis fold = kat. bir daha dönmemek üzere. talimatı vs. debi.67 Florence = Floransa (İtalya’da bir kent) Florentine = İtalya’da bir kent olan Floransa ile ilgili. stream flow down = aşağı doğru akmak flowering = çiçek açan flow-line = akış hattı flu = grip. 2) (bir öneriyi. dalgalanmak. (bir olay / şey / kişi)’nin ardından. complete. grow. zıt anl. yoğunlaşmak. temel footprint = ayak izi footrace = koşu veya yürüyüş yarışı for a length of time = (belli) bir zaman boyunca for a time = bir ara.

zıt anl. luckily. type. hamilik etmek found = kurmak. prohibited. piece. başta gelen forensic = adli. predict. istihkam fortean = olağandışı ve tuhaf olaylarla ilgili forth = ön forthcoming = yakında(ki). sur fortify = (savunma duvarını. zıt anl. banned. yabancı. predicted foreshadow = (bir şey)’in habercisi olmak. yabancı uyruklu foreign affairs = dışişleri foreigner = yabancı foremost = en önemli. next former Soviet areas = eski Sovyet bölgeleri (1991’de dağılmadan önce Sovyeter Birliği sınırları içinde yer alan bölgeler) formerly = önceden.= feebly forcibly = zorla. bit. zıt anl. eskiden. guess. unforeseeable foreseen = önceden sezilmiş / görülmüş. önceden söylemek. foresee forecourt = dış avlu forefront = en öndeki yer. prepare fort = kale. kuruluş. petrol vs. vehemently. müjdeci foresee = önceden görmek / sezmek.= easy formula-feeding = hazır gıda yoluyla besleme formulate = 1) formülize etmek. difficult. shape form (isim) = çeşit. zıt anl. ancestor. enforce force out = zorlayarak çıkartmak forceful = kuvvetli. öngörülebilen. oblige force (isim) = kuvvet force a way through = (zorlayarak.= total. conventional.bademci.= unpredictable. neyse ki. genel biçim formation = oluşum formative = şekil veren former = önceki. establish. proper. istihkamı) sağlamlaştırmak / kuvvetlendirmek. make up. anticipate foreshadowing = bir roman ya da filmde. eski. öngörülebilir. savunma duvarı. tesis etmek.= informal formalize = resmileştirmek format = format. dayanak. hisar.com . etkili. fıskiye fraction = (küçük) parça. çatlak www.= allowed force (fiil) = zorlamak. foretell. ön plan foreign = dış. çetin. approaching. future.) foster = teşvik etmek. previously. formül halinde ifade etmek. engelleri aşarak) kendine yol açmak. vigorous. by force. usule uygun. tür. zıt anl. zıt anl. against one’s will. (bir şey olsun) diye for years to come = daha uzun yıllar forbidden = yasak. anticipate form (fiil) = 1) oluşturmak. (bir şey)’in habercisi olma forest land = orman arazisi foretell = tahmin etmek.ÜDS Sözlüğü for the sake of = hatırı için. hisar. teşkil etmek. upcoming fortification = tahkimat. coercively. zorla yaptırmak. şiddetle. unlucky fortunately = iyi ki.= unfortunate. zıt anl. predict.= latter. cet. zıt anl. şükürler olsun ki. zıt anl. institute foundation = temel.= voluntarily forebear = ata.= descendant forecast = önceden tahmin etmek. predictable. anticipate. predict foreseeable = önceden görülebilir / sezilebilir. institution founder = kurucu fountain = çeşme. parçalanmak fracture (isim) = kırık (bir travma. olacaklar hakkında okur ya da izleyiciye önceden bazı ipuçları veren edebi sanat / anlatım tekniği. osteoporoz vb. 3) düzenlemek.68 . 2) açık şekilde ortaya koymak. powerful. uğruna. anticipate. kesir. şiddetli. zorlu.= in the future formidable = dişli. strengthen fortress = kale. zıt anl. önümüzde(ki). nedene bağlı olarak kemik bütünlüğünün bozulması ya da kırılarak ayrılması). 2) şekil vermek. mecbur etmek. zıt anl. mahkemeye ait forerunner = haberci. castle. old. kind formal = resmi. establishment. biçimlendirmek. previous. zıt anl. break through force down = ilacı yutarken zorlanmak force on / upon = zorla vermek / yüklemek. lucky. effective forcefully = zorla. whole fracture (fiil) = kırılmak. produce. stronghold fortunate = şanslı.= unfortunately fortunes = (birisinin hayatında) talihin döndüğü anlar fossil = fosil (kaya tabakaları arasında taşlaşmış halde bulunan çok eski canlı kalıntısı) fossil fuel = fosil yakıt (kömür.

ücret dışı ödemeler frivolous = hafif.= tough. compose frame (isim) = 1) (sinemada) kare.= thaw freezing of assets = varlıkların dondurulması freight = yük French-built = Fransız yapımı frequency = sıklık. thwarted. plan. 2) çerceve frankly = aslında. hassas.69 fragile = nazik. discouragement. düzenlemek. zıt anl. sınır. solid fragment = kırılmış parça. delicate. frekans frequent = sık. meet.bademci. bir askeri birliğin üzerine.) fuel (isim) = yakıt. boundary fruit fly = meyve sineği (genetik araştırmalarda sıklıkla denek olarak kullanılan bir sinek türü) frustrated = (başarısızlık veya olumsuz koşullar sebebiyle) engellenmiş. fraternal ikizler. zıt anl. uçarı from all over the world = tüm dünyadan. hile. often. fonksiyonel functional deficit = işlevsel yetersizlik www. havai. sık karşılaşılan / tekrarlanan. without charge free market = serbest piyasa (ürün fiyatının. iki değerler kümesi arasındaki ilişkiyi tanımlayan argüman veya eğri) functional = işlevsel. kösteklenmiş.= encouraged frustrating = (yoğun çabaların karşılıksız kaldığı durumlar için) asap bozucu.= fail to meet full acuity = tam görme / tam görüş keskinliği full power = tam güç fullerene = moleküler şekilleri içi boş bir küreyi andıran bir tür karbon formu full-term = (doğum için) normal süresinde meydana gelen (a healthy baby born at full-term = zamanında doğmuş sağlıklı bir bebek) fully functioning = tam işlev / fonksiyon gören fume = duman fumes = kötü kokan gazlar function = 1) fonksiyon. huzursuzluk. tender. dizygotic twins fraud = sahtekarlık. rahatlatmak. zıt anl. şiddetlendirmek. new freshness = tazelik freshwater = tatlı su friction = sürtünme friendly fire = dost ateşi (örn. çokça. narin. zıt anl. küçük parça fragmentary = bölük pörçük. bağlı olduğu ordunun başka bir birliği tarafından yanlışlıkla ateş açılması) frigid = 1) dondurucu soğuk.= rare frequently = sık sık. satisfy. tahrik etmek.ÜDS Sözlüğü . az yakıt tüketen fulcrum = dayanak noktası fulfil = yerine getirmek. arada sırada. = Bu bütçe enflasyonu körüklüyor ve yaşam standartlarımızı kısıyor. sinirlendirici. 2) (cinsel anlamda) soğuk. (This budget fuels inflation and cuts our living standards. hüsrana uğramış. alıcı ve satıcının karşılıklı olarak anlaşmasıyla belirlendiği. hafif ve kırılgan frame (fiil) = şekil vermek. energize. 3) (tavır olarak) soğuk fringe = dış kenar fringe benefits = sosyal haklar. 2) fonksiyon (matematikte. common. disappointment fry = yağda kızartmak fuel (fiil) = körüklemek. occasionally front = cephe frontal = frontal (organın ön kısmı veya ön yüzü ile ilgili) frontier = hudut. zıt anl. işlev. aldatma. zıt anl. aslına bakılırsa fraternal twins = çift yumurta ikizleri. dünyanın her tarafından from its April low = Nisan’daki en düşük seviyesinden from Plato onwards = Platon’dan bu yana from 2009 onward = 2009 yılı ve sonrası from the point of view = (belli bir) bakış açısından / açısına göre from time to time = zaman zaman. sadece bir kısmını içeren fragrant = güzel kokulu frail = zayıf ve güçsüz.com . now and then. discouraged. annoying. yeni. liberate free (sıfat) = bedava. exasperating frustration = (bir amaca ulaşamama veya uygunsuz koşullar sebebiyle) cesaretin kırılması. firewood fuel the flames = ateşe körükle gitmek fuel-efficient = yakıt tasarruflu.= seldom fresh = taze.= honesty free (fiil) = kurtarmak. hayal kırıklığı. deception. kırılgan. zıt anl. tasarlamak. accomplish. olmadan kendi kendine hatırlama) freeze = don(dur)mak. yapmak. resim. arz ve talebine hükümet tarafından müdahale edilmeyen piyasa) free nerve ending = serbest sinir ucu free recall = (psikolojide) serbest hatırlama (herhangi bir müdahale / soru / hatırlatıcı unsur vs. once in a while. subtle. build. stimulate.

daha öteye (ötede). some more. 2) döşemek furniture = mobilya furry = kürklü further (fiil) = daha ileriye / daha öteye taşımak. = Sıkı çalışma başarının temelidir. tutucu. finansman funeral = cenaze töreni fungal = mantardan kaynaklanan fungicide = fungisid (mantar öldürücü kimyasal madde) fungus = (çoğul: fungi) mantar funny = tuhaf. temel. daha fazla.= secondary. üstelik. bundan başka. essentially funding = finanse etme. kaynaşma futurism = gelecekçilik futuristic = gelecekçi. primary.com . other further test = daha fazla denemek. kökünden. primarily. central. roket gibi araçların genellikle metal ve silindir formlu gövdesi fusion = füzyon. supply.70 . gerici fundamentally = esas itibariyle. central. provide. additionally. aslında. moreover fuse = (birbiriyle) kaynaş(tır)mak. essential. zıt anl.ÜDS Sözlüğü functional magnetic resonance imaging = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (beyin ve omurilikteki sinirsel aktiviteye bağlı kan akışını ölçerek görüntü almayı içeren bir nöro-görüntüleme yöntemi). 2) başka. (Hard work is fundamental to success. öfkeyle furnace = kalorifer kazanı furnish with = 1) sağlamak. çalışma fund = sermaye sağlamak.bademci. advance further (sıfat / zarf) = 1) daha da. basic. temelden. asıl. garip furiously = hiddetle. f-MRI functioning = işleyiş. ayrıca. parasal destek vermek fundamental = esas. (mevcut olana) ek / ilave. birleşme. more. üzerinde daha fazla deneme yapmak furthermore = dahası. eritmek fuselage = uçak. ayrıca.) fundamentalist = muhafazakar. önemli. çağ ötesi ile ilgili www.

ABD. zıt anl. aralık. evaluate gay = neşeli. taraftar toplamak gain popularity = popüler olmak. Dünya ekonomisinin ve askeri gücünün yarıdan fazlasını kontrol eden bu 8 ülkenin yaptığı toplantılarda tüm dünyayı etkileyecek güvenlik ve ekonomi konuları görüşülür). boşluk. mide özsuyu gatekeeper = 1) seçim yapan kişi / kurum. make progress. inadequately gene-spliced = gen eklenmiş / bağlanmış genetic code = genetik şifre (hücre çekirdeklerindeki kromozomlarda yer alan ve bireyin kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan DNA dizilimleri) genetic component = genetik unsur genetic make-up = genetik yapı genetic manipulation of intelligence = zekaya genetik olarak müdahale etme genetic marker = genetik işaret (tanınabilen ve soyları belirlemek amacı ile farklı bireylerde izlenebilen DNA parçaları) genetic mutation = genetik değişim / mutasyon genetically = genetik olarak www. galeri gamble = kumar oynamak game = av hayvanı game fishing = (yemek için ya da spor amacıyla) balık avlama game of checkers = dama oyunu gametophyte = gametofit (bitkilerde üreme hücresi veya bu hücreleri üreten yapı) gamma wave = gamma dalgası (algı ve bilinç ile ilişkili bir çeşit beyin dalgası) gang = çete gap = açık. produce generation = 1) (elektrik vs. waste gargle = gargara yapmak garment = giysi. Fransa. pek çok türü olan. ilerlemek. zıt anl. sex gene = gen gene chip = gen çipi gene sequence = gen sekansı / dizisi gene therapy = gen tedavisi (kalıtsal hastalıkların tedavisi amacı ile sağlıksız genlerin işlevlerinin değiştirilmesini veya organizmaya sağlıklı genlerin nakledilmesini öngören yöntem) general population = tüm toplum general practitioner = pratisyen hekim general time period = aynı anda / zamanda generalization = genelleme generalize = genelleme yapmak generate = üretmek.G G GG G8 = G8 ülkeleri (Bu gruptaki 8 ülkeyi Almanya. fark.= tight-fisted generously = cömertçe. yaratmak. 2) nesil generations of = nesillerce. ün kazanmak gain recognition = kabul görmek. eli açık. Group of Eight G8 summit = G8 zirvesi (G8 ülkelerinin hükümet başkanlarının bir araya geldiği yıllık toplantı) gain = kazanmak. 2) kapıcı gather = 1) topla(n)mak. İtalya. tanınmak gallery = balkon. pek çok kuşak generous = cömert. ölçümlemek. elde etmek gain a footing = ayak basacak yer bulmak. anlam çıkarmak G gauge = ölçmek. zıt anl. rağbet kazanmak. Japonya.com . sonuç çıkarmak. tutunacak dal bulmak gain acceptance = kabul görmeye başlamak gain ground = yayılmak.= lose ground gain in = (bir şey)’de artış veya ilerleme göstermek gain in favour = rağbet görmek. abundantly. gedik.bademci. 2) anlamak. yield. için) üretim. jellylike gelatin-silver print = jelatin-gümüş baskı (siyahbeyaz fotoğraf baskısında kullanılan bir teknik) gender = cinsiyet. raise. come / bring together. advance. bountifully.= sparingly. şen gecko lizard = keler (dünyanın her tarafında yaygın olarak bulunan. Kanada ve Rusya oluşturur. elbise gaseous = gaz halinde gas-laden = gaz yüklü gasoline = benzin gasping = nefes nefese kalmak gastric juice = mide salgısı. duvarlarda ve tavanda gezinebilmesi ile tanınan kertenkele) gecko-like = keler benzeri gelatinous = jöle kıvamında / görünümünde. render. İngiltere. measure. uçurum garbage = çöp.

= Aşırı kanama olması halinde. sıkıntıya vs. defeat. meslekte vs. 2) bitirmek. tür. enormous. başını (belaya. cross get along with = (birisi) ile (iyi) geçinmek. (bir şey) doğurmak give erroneous impression = yanlış izlenim vermek / bırakmak www. 2) gerçek. familiarize oneself with giant = devasa.) genus = (çoğul: genera) soy. dolaşmak. yakayı sıyırmak. için) bağlantı kurmak. zıt anl. get pulled in get irritated = rahatsız olmak get off = 1) (bir taşıttan) inmek. kalp vs. go away. gigantic. su. ırmak gibi bir şeyin) karşısına geçmek. kibar.) ilerlemek. 2) paçayı kurtarmak. adapt oneself to.= inept gigantic = devasa. zorluk vs. çimlenme gerontologist = yaşlılık uzmanı gestate = gebeliği sürmek. genetik değişime uğratılmış genetically-based = genetik temelli geneticist = genetikçi Geneva = Cenevre (İsviçre’de bir kent) genius = deha. sıkıntı çektirmek give an account of = (bir şey)’in hesabını vermek / (bir şey)’i sunmak / açıklamak give birth to = doğum yapmak. devam etmek.= get out get in touch with = (birisi) ile temasa geçmek / iletişim kurmak. = Para sıkıntısı çektiği için. be involved in get into the moats of the palace = korunan bir yere girmek get involved in = (olaya) karışmak. really. ulaşmak. zıt anl. advance. talented. kol veya baş hareketi. samimi. sana mutlaka başka şeylerin kapılarını da açacaktır. hakiki. huge.) get into = (yaramazlık. zıt anl. atlatmak. go across. sincere.) get smt checked out = bir şeyi muayene / kontrol ettirmek get stuck = sıkışıp / takılıp kalmak get through = 1) (telefon vs. takım. it will always lead to something else.72 .bademci. (birini) cezadan kurtarmak. eliminate. real.ÜDS Sözlüğü genetically modified = genleriyle oynanmış.= tiny give a hard time = zorluklar yaşatmak. abolish. çok büyük. overcome. dahi genome = genom (bir organizmanın genetik şifresinin tamamı) gentle = 1) yumuşak nazik. cins geodetic survey = arazi ölçümü geologist = jeolog (yerşekillerini. hemen doktorunuzla temasa geçmelisiniz. çıkmak. zıt anl. connect. (If you are genuinely interested in one thing. reach. the owner needs to get rid of the car. 3) yola çık(ar)mak. başından savmak. be in good terms with get around = hareket etmek. o. you should get in touch with your doctor at once. escape get away with = yanına kar kalmak get back into shape = eski formuna kavuşmak get cut in half = yarıya inmek. recover from.) etmek. surrender get rid of = kurtulmak.= fake genuinely = gerçekten.) sokmak. gebelik süresi geçirmek gesture = el. arabayı elden çıkarması gerekiyor. (As he is in a financial difficulty. move around get away = kaçmak.= miniature giant squid = dev mürekkep balığı gift = tanrı vergisi yetenek. zıt anl.= retreat. elden çıkarmak. 2) hafif ateşte (kaynatmadan) gentle wave = nazik / hafif dalga / hareket genuine = 1) içten. yarı yarıya azalmak get greater hold = daha çok yaygınlaşmak get in = (bir şey / bir yer)’in içine girmek. tanışmak get used to = (bir şey)’e alışmak.) atlatmak. yolculuğa başla(t)mak get on with = (işte. savmak. muazzam. adapte olmak. communicate. huge. carry on get out of control = kontrolden çıkmak get over = (hastalık. defetmek. sahibinin. get on well with. yerin ve kayaçların yapısını inceleyen bilim insanı) geopolitical importance = jeopolitik önem (bir bölgenin bulunduğu coğrafi pozisyon ile siyasi ve ekonomik etkiler yaratabilme kapasitesi) Georgia = Gürcistan geoscience = yerbilim (Dünya gezegeni ile ilgili tüm bilim dallarını kapsayan bir terim) germ = mikrop germicide = mikrop öldürücü germination = filizlenme. survive get tight = (göğüs.com . uzlaşmak. içtenlikle. inatçılık vs. talent gifted = tanrı vergisi yeteneği olan. sincerely. = Eğer bir şeye gerçekten ilgi duyuyorsan. dere. üstesinden gelmek. jest get a better idea of = (bir şey) hakkında daha iyi bir fikre sahip olmak / daha çok bilgi edinmek get across = (yol. contact. zıt anl. için) sıkışmak get to know = tanımak. enter. (In the event of excessive bleeding.

take effect. yüksek sıcaklıklara maruz bırakılarak oluşturulan camsı / cama benzer kaplama malzemesi) glide = (havada) süzülmek glimpse (fiil) = bir an için görmek. durmak go on = sürmek.= end.= eradicate. (ongoing = devam eden) go on strike = grev yapmak. continue. count as. lead to. pürüzsüz yüzeyli. bring about. (bir şey)’e yol açmak given = belli. run away. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. surrender to. öne geçirmek give up = 1) (bir şey)’den vazgeçmek. teslim olmak. sağlam malzeme türü) glaucoma = glokom (göz içi basıncının artışı ile belirgin. destroy give smt a try = bir şeyi denemek give the lead = üstünlük kazandırmak. şan ve şeref glossy = parlak glottis = glottis (nefes borusundaki ses telleri arasında bulunan kısım / boşluk. zıt anl. bitmek. send out. (bir şey)’i terketmek / bırakmak. 2) peşinde olmak. özellikle kanda. experience. devam etmek. greve gitmek go so far as = (bir şey yapacak) kadar ileri gitmek go through = (bir dönemden) geçmek. parlamak glucose = glükoz (vücut sıvılarında. farkedilmemek. vakar. buzullara ait glacial ice = buzulları teşkil eden buz glaciation = buzullaşma glacier = buzul glacierized = buzullaşmış glamorous = cazip.= seize. produce. look for go into effect = geçerli olmak.= conquer. undertake. quit. kasvetli. aramak. dekorasyon ve sızdırmazlık sağlama amacı taşıyan. belirli. sayılmak. set given (that) = (bir şey)’i gerçek / gerçekleşmiş / olmuş kabul edersek. approach go abroad = yurtdışına gitmek go ahead = devam etmek. yoldan çıkmak go bankrupt = iflas etmek. 2) çok yorulmak. zıt anl. 2) (bir aygıt için) bozulmak. salmak. submit to. anlık / kısa bakış glimpse (isim) = anlık / kısa bakış glitter = parıldamak. go bust go bust = iflas etmek. zaman verildiğinde … glacial = buz çağına ait. stick to. zıt anl. shine global = küresel. kısaca göz gezdirmek. hayvansal ve bitkisel dokularda. zıt anl. go unnoticed www. 2) teslim olmak. açılıp kapanması konuşmamızı sağlar) glow = (kor gibi) kızarmak. glazür (genellikle seramiğe uygulanan.com . sparkle. iç karartıcı.= avoid go unappreciated = takdir edilmemek go undetected = gözden kaçmak. succumb to. come into force. yaşamak. taking smt into consideration given time = zamana bırakıldığında …. seek. distribute. göz alıcı glance = göz atma glandular = salgı bezlerine ait glassy material = camsı / cama benzer malzeme (genellikle bir hammaddenin çok yüksek sıcaklıklara maruz bırakılması ile elde edilen. (bir şey)’i kabul etmek go astray = sapmak. körlüğe uzanan göz hastalığı) glaze = sır. pes etmek. resist give off = dışarı vermek. ileri gitmek go along with = 1) (bir şey / bir kişi) ile beraber gitmek. yapmak. belirlenmiş. 2) (bir şey)’e razı olmak. ışıldamak. dull. üzüm ve diğer meyvelerde bulunan şeker cinsi) glue together = (bir şeyin parçalarını birbirine) yapıştırarak (bütünü) oluşturmak / bir araya getirmek glycemic effect = glisemik etki (kandaki glükozun meydana getirdiği etki) go about = ele almak. meydana getirmek. zıt anl. repeal go off = 1) kaçmak. emit give out = 1) dağıtmak.= go on give way to = (bir şey)’in önünü / yolunu açmak. become exhausted give priority to = (bir şey)’e öncelik vermek give rise to = (bir şey)’e yol açmak / neden olmak. yürürlüğe girmek.= uplifting glorious = ihtişamlı. gösterişli glory = ihtişam. let go of. go bankrupt go for = 1) (bir şey) yerine geçmek. depressing. zıt anl.bademci.73 give in to = (birisi)’ne yenilmek. dünya çapında(ki) global warming = küresel ısınma (dünyadaki ortalama sıcaklık değerlerindeki genel artış eğilimi) globalisation = küreselleşme globally = küresel olarak globe = yerküre glomerulonephritis = glomerülonefrit (bir tür böbrek hastalığı) gloomy = umutsuz.= annul.

arkaya doğru uzayan bir bölüme yatay olarak yerleştirilmiş olan piyano) Grandstand = 1) (örn. kavramak. küçük (bir) gerçeklik payı grain-fed = tahılla beslenmiş Granada = Gırnata (İspanya’nın Endülüs eyaletinde bir kent) grand = büyük. tomb grave (sıfat) = ciddi. farkına varılmamak. understand. administer. sudden gradually = aşamalar halinde.= dissatisfy gratifying = memnun / tatmin edici. şikayet. satisfy. şikayete yol açan şey.)’den mezun olmak Graeco-Roman = Greko-Romen (Eski Yunan ve sonrasında gelen Roma kültürlerinin etkisine girmiş. yavaş yavaş. = ABD’de ilaç üretimi ve satışını yönlendiren yasalar çok katıdır. go undetected. cemetery gravitational pull = yerçekimi / kütleçekim kuvveti gravity = kütleçekim kuvveti.74 . vahim.= abrupt. mark gradient = 1) eğim. granül grape = üzüm grapefruit = greyfurt graph paper = milimetrik kağıt (üzerinde milimetrik kareler basılı bulunan çizim kağıdı) grapple with = (bir kişi / bir şey) ile boğuşmak grasp = anlamak.= miss grass-fed = otla beslenmiş gratify = hoşnut etmek. malevolence gore = (boynuz. 2) belli bir miktar fiziksel maddenin ya da herhangi bir boyutun ölçümündeki değişim oranı / değişim hızı gradual = aşamalar halinde. bahşetmek. ile) karnını deşmek / fena halde yaralamak. gladden. beautifully govern = 1) yönetmek. enormously. fon granule = tanecik. ulu. Kuzey Kutbu’na yakın bir yerde yer alan ve siyasi olarak Danimarka’ya ait bulunan büyük bir ada) Grenada = Batı Hint Adaları’nın güneydoğu kesiminde yer alan bir ada grenade = el bombası grid = şebeke grievance = yakınma. tribün gibi işlev görmesi sebebiyle ABD’deki Ölüm Vadisi içindeki yüksek bir kayalığa verilmiş olan ad grant (fiil) = vermek. ulu. step-bystep. okul vs. concede grant (isim) = ödenek. objective goddess = tanrıça gone are the days = . görkemli. zıt anl. açgözlülük green = çevreci (yeşil) greenhouse = sera greenhouse gas = sera gazı (yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarını soğurarak atmosferin normalin üzerinde ısınmasına sebep olan gazlar) Greenland = Grönland (Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde. give. o günler geride kaldı good = ticari mal / eşya / ürün goodness = Aman Tanrım! goods = ticari mallar goodwill = iyi niyet. splendid gorgeously = harika bir şekilde. fil dişi vb. bit by bit. benevolence. 2) (bir şey)’in kurallarını belirlemek. idare government = hükümet. boğaz gorgeous = harika. zıt anl. 2) bölgede yapılan motor sporları yarışlarında.= abruptly. guide.= slightly greed = hırs. suddenly graduate from = (kurs. sınav vs. zıt anl. progressively. meyil. azar azar.bademci. burs. ağır ağır. comprehend.ÜDS Sözlüğü go unnoticed = fark edilmemek. big Great Barrier Reef = Büyük Bariyer Resifi (Avustralya’nın kuzeydoğu açıklarındaki dünyanın en büyük mercan kayalığı) great white = büyük beyaz köpekbalığı greatly = büyük oranda. eviscerate. zıt anl. award. kuyruklu piyano (telleri. . beautiful. tatmin etmek. immensely. devlet grade = (ders.= get noticed go untreated = tedavi görmemek / edilmemek go up against = karşı(sına) çıkmak goal = amaç. run through gorge = dar ve dik yamaçlı vadi. için) not. tahıl tanesi grain of truth = gerçek kırıntısı. yerçekimi great = büyük. bağış. muazzam. tahsisat. zıt anl. tane. serious gravel = çakıl graveyard = mezarlık. slow. please. hedef. majestic. zıt anl.com . etkisi altında tutmak. aim. yavaş yavaş. muhteşem. influence. target. impressive grand drama = dünya sahnesi grand jury = yüce divan grand piano = grand piyano. . complaint www. zıt anl.) governance = yönetim. yönlendirmek. puan. (Laws which govern the production and sale of drugs in the USA are very strict. bu kültürler ile ilgili) grain = tahıl. bir yarış pistindeki) en yüksek ve görüş açısı en iyi olan tribün.= ill-will. satisfactory grave (isim) = mezar. step-by-step.

silah sesi. yol göstermek guidelines = (yol gösterici) ilkeler. yakalamak. mature growth = büyüme.com . peanut ground-penetrating = zeminin altına inebilen grounds = gerekçe. overly. 2) gerekçe. üretilen tüm ürünlerin ve hizmetlerin toplam piyasa değeri) grossly = 1) fazlaca. reason ground control = yer kontrol (hava alanlarında bulunan. generally ground = 1) yer. broad. 2) genellikle. 2) brüt. spor ya da yarışmayı yöneten temel kurallar ground water = taban / yeraltı suyu grounding = dayanma. 2) büyümek. supervision guide towards = (bir şey)’e doğru kılavuzluk etmek. çekmek grind (isim) = öğütme (biçimi) grip (fiil) = tut(un)mak. zıt anl. zemin.75 grind (fiil) = öğütmek. himaye guerrilla = gerilla (genellikle devlet güçlerine karşı çete savaşı yürüten kimse) guess = tahmin etmek. idare gritty = çakılımsı. büyük ölçüde. orchard grow active = hareketlenmek. temeli olma ground-nesting = yuvasını yerde yapan groundnut = yer fıstığı.= innocence Gulf Stream Current = Golfstrim Akıntısı (Meksika Körfezi’nden Batı ve Kuzey Avrupa’ya akan ve o bölgelerde iklimi ılımanlaştıran bir deniz akıntısı) gunnery = topçuluk gun-shot = (tabanca. toprak. develop. faaliyete geçmek grow higher = yükselmek. tüfek vs. örneğin bir yıl içinde. intestine gymnast = jimnastikçi gypsum = alçı www. total gross anatomy = makroskopik anatomi (mikroskopa gerek olmaksızın. rise grow in public stature = toplum gözünde yükselmek grow older = yaşlanmak grow out of = (sorunları) zamanla geride bırakmak grow up = 1) meydana gelmek. yol gösterme. hold. yönlendirmek guide the way the audience feels = izleyicilerin duygularını yönlendirmek guide through = (tehlikeli bir bölgenin içinden geçirmek için) kılavuzluk etmek. basis. zıt anl. dayanak. koru. artış. zıt anl. sanmak. silah yarası gut = bağırsak. vuku bulmak. protect (against / from) guardianship = vasilik. grit kumtaşı. çakıl groin = kasık groove = oluk gross = 1) geniş çaplı. kurallar. garantör guard (against) = (bir şeye karşı) korumak / önlem almak. fena halde. organizmanın gözle görülen organ ve oluşumlarının incelenmesi) gross domestic product = gayri safi yurtiçi / milli hasıla (ülkede.ÜDS Sözlüğü . road map guilt = suçluluk. ana hatlar.bademci. aşırı bir biçimde. grasp. uçakların iniş kalkışları ile rotalarını düzenleyen ve koordine eden birim) ground rules = bir oyun. yol göstermek. rationale grove = meyve ağacı bahçesi.= know for sure guidance = rehberlik.= release grip (isim) = kontrol. dayanak. büyük. için) atış. boom guarantee = garanti etmek guarantor = kefil.

distribute. güçleştirmek. zahmetli. uzatmak. başta üre olmak üzere yıkım ürünlerinin temizlenmesi) haemoglobin = hemoglobin (kana kırmızı rengini veren ve akciğer ve vücut dokuları arasında oksijen taşıyan protein). kanama.= harmful harness = (doğal bir gücü dizginleyerek) yararlanmak. hemen hemen hiç. hastalardaki depresyonun şiddetini ölçmek için kullanabilecekleri 21 soruluk bir test) hamper = engellemek. tutma çubuğu handling = (bir sorunu vs. muamele. laborious hard fact = inkar edilemeyecek gerçek hard times = zor günler / zamanlar harden = sertleşmek. 2) sertlik. manage. katılaşmak hardened = sertleşmiş hardened steel = sert (dövme) çelik harder wearing = daha zor eskiyen hardliner = uzlaşmaz.= neglect handset = 1) elde taşınan ve kullanılan cihaz (örn. obstruct. house. illusion halt = dur(dur)mak. (bir yer)’i temsil etmek hair dye = saç boyası hair-thin electrode = saç teli inceliğinde elektrot half-built = inşa halinde.H H HH habit = alışkanlık habitat = doğal ortam. güçlükle hardness = 1) (duygusal anlamda) soğukluk. zıt anl.= start halve = yarıya indirmek. utilize www. employ. give out. sıkıntı. damaging.= harmless harmless = zararsız. head trip. barındırmak.= ease. elverişsiz durum handle = 1) işlemek. zıt anl. kullanmak. bir ülke)’den geliyor olmak. halüsinasyon. 2) başa çıkmak. tough. deliver H handful = bir avuç handicap = engel. stiffness hardship = güçlük. güç bela. doğal yaşama ortamı habit-forming = alışkanlık geliştiren habitual pattern = davranış biçimi / düzeni / modeli haematocrit = hematokrit (kandaki eritrositlerin yüzde olarak hacmi) haemochromatosis = hemokromatoz (dokuların anormal renk dağılımı hastalığı. scarcely. bestow hand gesture = el hareketi hand out = (elden bir şey) dağıtmak. insensitivity. VHF hail = selamlamak. doğuştan gelen bu hastalıkta deri tunç rengine döner) haemodialysis = hemodiyaliz (böbrekler görev yapamadığı zaman hasta kanından. welcome hail from = (bir şehir. idare etmek. asarak idam etme hangover = kalıntı. treatment. acımasızlık. tutucu kimse hardly = 1) nadiren. zıt anl. (aşırı kan kaybı) haemorrhagic fever = kanama ve ateşle birlikte seyreden viral enfeksiyonun yol açtığı bir hastalık. telsiz). zıt anl. arta kalan şey happen to know = (şans eseri / tesadüfen) bilmek harbour = beslemek. damage harmful = zararlı. zıt anl. facilitate hand = (elle) vermek. host. 2) zar zor. (adalet) dağıtmak. kullanmak. çok az.) ele alma şekli. deal with. care. bölüştürmek. tackle handlebar = gidon. Hb haemoglobin value = hemoglobin değeri haemorrhage = hemoraj. ele almak. prosperity hardware = donanım. (beğeni ile) karşılamak. ikiye bölmek ham = abartarak rol yapan yeteneksiz oyuncu Hamilton Depression Rating Scale = Hamilton Depresyon Ölçeği (hekimlerin.com . hemodiyaliz aygıtı kullanılarak. üstesinden gelmek. barely. give. seslenmek. sıkı. darlık. stop. yapımı tamamlanmamış hallucination = sanrı. 2) (bir kişi) ile vakit geçirmek / gezmek hanging = asma. hasar. impede. manipulate. 2) daha büyük ve karmaşık bir cihazın elde taşınan ve kullanılan ünitesi hang around with = 1) (bir kişi / bir şey) ile başıboş beklemek / dolanmak. burden.bademci. acclaim. hinder. unfeelingness. prevent. cep telefonu. (ceza) vermek. ilgilenmek.= help. trouble. contain hard = zorlu. zıt anl. harshness. madeni aksam hard-working = çalışkan harm = zarar.

yönünü (o yer)’e doğru çevirmek headlight beam = far ışığı headquarters = merkez büro. slow down hatch = güverteye açılan kapak hatchway = ambar ağzı have a chance = fırsat yakalamak. mist head for / to / towards = (bir yer)’e doğru gitmek. sağaltmak. (Drinking alcohol is a real health hazard if carried to excess. heretic heat-shield tiles = ısı kalkanı panelleri (uzay mekiklerini. daha … -meyi bekliyor have yet to be explained = henüz açıklanmamış olmak. risk.= delay. care. 2) celse hearing loss = işitme kaybı heart disease = kalp rahatsızlığı heart rate = nabız / kalp atım hızı. alerjik rinit hazard = tehlike. utanç verici konu harvest (fiil) = ürün almak. ciddi şekilde heavy element = ağır element (genellikle metalik özellik gösteren. karargah. önemsemek. beyaz veya pembe çiçekli bir tür sarmaşık) hedgehog = kirpi heed = dinlemek. dikkate almak. daha açıklanmayı bekliyor olmak have yet to be identified = henüz tanımlanmamış olmak. zıt anl. pulse. daha tanımlanmayı bekliyor olmak hay fever = saman nezlesi.77 harsh = sert. komuta merkezi. greenhouse gas heavens = (çoğul kullanılır) gökyüzü. sema heavily = büyük ölçüde. zıt anl. = Aşırıya kaçılırsa. healthy scepticism = haklı / yerinde bir kuşku) hearing = 1) işitme (gücü). seat heal = iyileş(tir)mek. hızlandırmak. hafif sis. alkol almak sağlık açısından ciddi tehlikeler yaratır. acımasız. danger.= mild harsh social stigma = sosyal olarak değinilmesi zor. atom ağırlığı yüksek. şansı olmak have a tough time = zorluklar / sorunlar yaşamak have an effect on = (bir şey) üzerinde etkisi olmak / etki yaratmak have little in common with = (birisi / bir şey) ile çok az ortak yönleri olmak have little or no control on / over = (bir şey) üzerinde çok az kontrol sahibi olmak veya hiç kontrol sahibi olmamak have more than one’s share = (bir şey)’den nasibini fazlasıyla almak have nothing to do with = hiç ilgisi / bağlantısı olmamak. peak www. get crops harvest (isim) = hasat. heartbeat heartburn = mide ekşimesi / yanması heat resistant = ısıya dayanıklı heated = hararetli heatedly = hararetli bir şekilde (tartışmak) heathen = kafir. attend. ısı tutucu gaz (ısı kaybını azaltıcı etkisi yüksek gaz). have connection with have trouble with = (bir şey) ile başı dertte olmak.= disregard heel prick = iğneyle topuktan kan alma height = 1) boy. zehirli ve çevreye zararlı element) Hebridean Islands = Hebrid Adaları (İskoçya’nın batı kıyısı açıklarında bulunan bir adalar grubu) hedge = çalı veya ağaç dikilerek oluşturulmuş çit hedge bindweed = çit sarmaşığı (başka bitkilerin etrafına sarılarak yaşayan.ÜDS Sözlüğü .com . sorun yaşamak have yet to be = henüz … -medi. hurry. rough. 2) doruk. (healthy relations between the two countries = iki ülke arasında sağlıklı ilişkiler. pay attention. crop hasten = acele et(tir)mek. iyileştirici health care = sağlık bakımı health implication = (bir şeyin) sağlık üzerindeki etkisi health visitor = (hastaya bakmak ya da önerilerde bulunmak için) eve gelen sağlık görevlisi healthcare schemes = sağlık planları / programları healthcare system = sağlık sistemi health-conscious = sağlık hakkında bilinçli health-seeking = (bir) hastalığa çare arama healthy = sağlıklı / yerinde / haklı. atmosfere girişte oluşan çok yüksek sıcaklıktan koruyan kaplamayı oluşturan seramik paneller) heat-trapping gas = sera gazı. katı. yükseklik. dangerous. zıt anl. hasat yapmak. zıt anl. accelerate. zıt anl.bademci.= safe. risk. secure haze = pus.) hazardous = tehlikeli. bitter. tallness.= safety. yolculuğa hazırlanmak. have no connection with have on hand = elde bulundurmak have smt in common with = (birisi / bir şey) ile ortak yönleri olmak / noktaları bulunmak have to do with = (bir şey) ile ilgisi / bağlantısı olmak. security. cure heal wounds = yaraları iyileştirmek / sağaltmak healer = sağaltıcı.

78 . greatly highly so = daha da fazla high-profile = göze çarpan. gizli. dikkat çekecek hale getirmek. sign.= useless. 2) (beyin için) lob. clue hint at (fiil) = akla getirmek. damage. dolayısıyla. şifalı bitki herbicide = herbisit (istenmeyen bitkileri yok eden ilaç) herd = sürü hereditary = kalıtsal. 334-30 yılları arasındaki) Hellenistik Dönem’e ait helmet = miğfer. sarılık. point to. thus. suggest hippo = (hippopotamus kelimesinin kısaltılmış hali). Ö. zıt anl. congenital. (Landslides and bad weather are continuing to hinder the arrival of relief supplies to the area. izlenim bırakmak. zıt anl. kask helpful = yararlı. 2. duraksamak hesitation = çekinme.ÜDS Sözlüğü heighten = yüksel(t)mek. = Toprak kaymaları ve olumsuz hava koşulları yardımın bölgeye ulaşmasını engellemeye devam ediyor. irsi. harmful hemisphere = 1) yarımküre. art(tır)mak. faydalı. out of sight hide away = sakla(n)mak. obstruct. strike hit hard = ciddi acı / zarar vermek Hittite = Hitit (M.com . inheritance heretical = bir dinin veya topluluğun inançlarına ters düşen heritage = miras. çoğal(t)mak. bulantı ve halsizlikle belirgin hepatit) hepatitis B virus = hepatit B virüsü hepatitis protein = hepatit karşıtı antikor herb = ot. 460-377 yılları arasında yaşamış olan Egeli hekim) hippopotamus = hipopotam. Ö. dikkat çeken high-ranking professional body = üst düzey meslek kuruluşu high-resolution neutron sensor = yüksek çözünürlüklü nötron sensörü high-rise = yüksek. su aygırı Hippocrates = Hipokrat (M. kokusuz bir gaz. genetic. ürtiker. açık deniz high time = artık zamanı (gelmişti / geldi de geçiyor bile). impede. emare. ima etmek.= lessen. gemi) kaçırmak hiker = uzun yürüyüş yapan kimse hilltop = tepe üstü / doruğu hindbrain = beynin arka bölümleri hinder = engellemek.) hint (isim) = 1) belirti. Ö. increase. vastly. büyük oranda. tereddüt heterogeneity = heterojenite. binyıl ortalarında Orta Anadolu ve çevresine hakim olmuş bir krallık) www. inherited. raise / rise. ağıotu (Eski Yunan’da Sokrates’in ölümüne neden olan son derece zehirli bir ot) hence = böylece.) highest levels ever recorded = şimdiye kadar kaydedilen en yüksek seviyeler high-fibre = (besinler için) lif oranı yüksek highlander = dağlı highlight = öne çıkarmak. zıt anl. play up highly = çok.= acquired. su aygırı hit = acı / zarar vermek. lobe hemlock = baldıran. beneficial. farklılık (başka bir tür ile karşılaştırılabilir olmama hali). make prominent. decrease helium = helyum (element simgesi He olan. çok katlı high-risk = yüksek riski olan high-standing = (bir şeyin) üzerinde duran high-stress = çok stresli highway = otoyol high-yielding = yüksek verimli hijack = (uçak. havadan hafif olması sebebiyle zeplin gibi hava taşıtlarında kullanılır) Hellenistic = (yaklaşık M. kalıt hero = kahraman heroic = kahramanca hesitate = çekinmek. intensify. zıt anl. iştahsızlık. duraksama. = Çoktan çalışmaya başlamalıydın.bademci. learned hereditary tendency = kalıtsal eğilim heredity = kalıtım. vurmak. therefore hepatitis B = hepatit B (ateş. renksiz.= homogeneity hexagon = altıgen hibernation = kış uykusu hiccup = hıçkırmak hidden = saklı. lower. 2) ipucu. (It is high time you started studying. genetics. conceal (oneself) hierarchy = hiyerarşi hieroglyph = hiyeroglif (karakter olarak basit resimlerin ve sembollerin kullanıldığı yazı) hieroglyphic = hiyeroglif yazısına benzer high family demand = ailevi sorumlulukların getirdiği maddi ve manevi yük high fast = yüksek ve çabuk ödenmesi gereken ücret high seas = enginler. useful. soyaçekim.

termometre vs. enemy. bakım ve tedavileri yönünden yardımcı olma amacıyla yapılan ev ziyareti home rule = özerklik home telecare = evde tele-bakım (eve kurulan görüntülü ve sesli bir haberleşme cihazıyla. keep the promise hold the view that = … görüşünde olmak hold up = geciktirmek.). muazzam. immense. 2) inşallah. engellemek. ummak hopefully = 1) umutla. hopeless case = umutsuz vaka horde = kavim. delay. antagonistic. scare. (The little boy looked at the woman hopefully as she handed out the sweets. adversary. horrible horror = büyük korku. . 2) (elinde) tutmak. embrace huge = çok büyük. zıt anl.500 yıl öncesinden günümüze kadar olan buzul çağı sonrası dönem) home nursing visit = hastalara. greatly. vaadini yerine getirmek. sahip olmak. iskan edilecek alan / bina. saldırgan.bademci. yukarı çekmek hold smo to account = birisinden hesap sormak hold = 1) (toplantı vs. husumet. aggressive.= tiny huge amounts (of) = büyük miktarlarda hugely = büyük oranda. mümkün olmamak. alıkoymak. eve ait household tasks = ev işleri housing = barınma. ihtimal dışı olmak hold on = dayanmak. antagonism hot spot = tehlikeli bölge hot topic = hararetle tartışılan konu hot whirlpool = sıcak jakuzi hotly = yoğun ve çok ihtilaflı / hararetli bir şekilde. zıt anl. enormous. agree with holiday = tatil Holocene Epoch = Holosen Dönemi (yaklaşık 11. karşı olan. nedeniyle evden çıkamayan) homeless = evsiz. terror horseshoe bat = nal burunlu yarasa horticulture = çiçekçilik. . dehşete düşürmek. terrify horrifying = korkunç.= slightly www. . hastane veya doktorlarla temas kurup sağlık hizmeti alma sistemi) home to = (bir şey)’in ev sahibi / anavatanı homebound = eve bağlı (hastalık vs. keep under control hold in place = yerli yerinde tutmak hold no possibility = hiçbir olanağı olmamak. düşman. 3) (bir) görüş / inanç sahibi olmak. zıt anl. kucaklamak. sokakta yaşayan homo sapiens = (biyolojide) modern insan homonym = eşsesli homosexual = eşcinsel hookworm = çengelli solucan.) taşıyıcı. (The committee hotly discussed the matter. enmity. dehşet. şekerleri dağıtmakta olan kadına umutla baktı. bırakmamak hold the promise = sözünde durmak. berbat horrific = korkunç.= friendly hostility = düşmanlık. bahçecilik hose = hortum hospitality = konukseverlik. . tüyler ürpertici horrify = korkutmak. .ÜDS Sözlüğü . regard hold accountable = sorumlu / mesul tutmak hold an office = bir makamda / görevde bulunmak hold back = tutmak. dehşete düşürücü. = Komite meseleyi hararetle tartıştı. habitation Housing Bill = imar ve iskan yasa tasarısı housing estate = konut alanı.)’ye katılmak. hug = sarılmak. trap hold clues to = (bir şey)’in ipuçlarını içermek hold in check = kontrol altına almak / altında tutmak. 4) öyle kabul etmek.) düzenlemek. ki buna tansiyon ölçer. aşiret. heatedly. devasa. residential estate How do they help? = Ne faydaları var?.= inhospitality hospitalization = hastaneye yat(ır)ma hospitalize = hastaneye yatırmak / kaldırmak host (fiil) = ev sahipliği yapmak host (isim) = 1) (mikrop vs. tıkamak. geniş çapta. obstruct hold with = (bir görüş vs. Kişinin tüm hevesine rağmen. maintain. Ne yarar sağlıyorlar? However eager one may have been = Kişi ne kadar hevesli olursa olsun.com .79 hoist = kaldırmak. . ümit edilir ki . kalabalık hormone = hormon hormone balance = hormon dengesi hormone level = hormon seviyesi horrible = korkunç. 2) ev sahibi hostile = düşmanca. . gibi aletler de bağlanabiliyor. sarmak.) hotly disputed = üzerinde çok tartışılan hotspot = tehlike altında olan bölge / nokta house = barındırmak household = evsel. kancalı kurt hop = sıçramak hope = umut etmek. frightful. gigantic. zıt anl. = Küçük çocuk.

) humble = mütevazı. zıt anl.bademci. damage hybridisation = melezleştirme hydrocarbon = hidrokarbon (yalnızca hidrojen ve karbondan oluşan organik bileşik) hydrochloric acid = hidroklorik asit (hidrojen klorür gazının suda çözülmesi ile elde edilen güçlü bir asit) hydrogen bonding = hidrojen bağı oluşması hydrogen chloride = hidrojen klorür (kimyasal formülü HCl olan. harm. psikoloji gibi) konusu insan olan bilimler humanize = insancıllaştırmak. posit www. vızıldamak. zarar vermek.= dehumanize humanoid = insansı (robot. varsaymak. varsayım (belirli olayları açıklamak için yapılan önerme) hypothesize = farz etmek. vücutta düşük ısı hypothesis = (çoğul: hypotheses) hipotez.80 . komik. yaratık vs. hortum hurt = incitmek. besince zengin toprak hunger = açlık hurricane = kasırga. funny.= serious humour = mizah. alçakgönüllü. (with humour = işi şakaya vurarak) Humphry Davy = 1778-1829 yılları arasında yaşamış olan İngiliz kimyacı ve mucit humus = humus.com . zıt anl. put forward. oda sıcaklığında gaz halinde bulunan bir bileşik) hydrological = su bilimi ile ilgili hydroponic farming = topraksız tarımcılık (sadece su içinde bitki yetiştirme) hydroxyl radical = bir oksijen ve bir hidrojen atomundan oluşan kimyasal grup hygiene = hijyen hymn = ilahi hyperactivity = hiperaktivite (aşırı hareket ve faaliyet gösterme hali) hypercholesterolemia = hiperkolesterolemi (kanda kolesterol düzeyinin yüksek olması) hyperinflation = hiperenflasyon (kontrolsüz. şakacı. vızıldamaya benzer ses çıkarmak human embryonic stem cell = insan embriyonu kök hücresi Human Genome Project = İnsan Genom Projesi (insanın genetik kodlarının tamamını çözmeyi amaçlayan proje) human mission = (özellikle uzayda) insanların görev aldığı çalışma / seyahat humanely = insancıl bir şekilde humanities = hümaniter bilimler. öne sürmek. nemli humorous = mizah yollu. hipotez üretmek. (felsefe. çok şiddetli enflasyon) hypersensitive = aşırı duygulu / duyarlı hypertension = hipertansiyon (yüksek tansiyon) hypnosis = hipnoz (yapay uyku) hypnotise = hipnotize etmek hypnotised = hipnotize edilmiş hypnotizable = hipnotize edilebilir hypochondriasis = hastalık hastası olma durumu hypothalamus = hipotalamus (beyinde otonom sinir sistemini yöneten bölge) hypothermia = vücut ısısında düşme. modest humid = rutubetli.ÜDS Sözlüğü hull = gemi veya uçak gövdesi hum = (şarkı) mırıldanmak.

aldırmamak. 2) eğitmek. teşhis etmek. fictitious. buzla kaplanmak. ikonlaşmış ICU = Yoğun Bakım Ünitesi. . mutlaka şöyledir. unlike identical twins = tek yumurta ikizleri. (Good people. teşhis. zıt anl.) ignition = 1) ateşleme. mizaç. prohibited. hasta. 2) ateşleme düzeni. educate. 2) kimlik / hüviyet / nüfus cüzdanı vb. . görmezden gelme ignore = göz ardı etmek. monozygotic twins identification = 1) tanı. boş vermek. envisage. brighten. tutuşma. same. . hüviyet. görmezden gelmek. adulterine Illinois = ABD’de bir eyalet ill-paid = az ücretli. = yani. bir kişi ya da yeri diğerlerinden ayıran özellikler (the distinct cultural. abuse. gayri meşru. fotoğraf. if there are any. ışıklandırmak. light. zıt anl. düşük maaşlı. tanrıça.= well-paid ill-treat = kötü davranmak. . . tıpkı. 2) kimliğini teşhis etmek. illegal. that is ice cap = dağların zirvelerinde veya gezegenlerin kutuplarında bulunan kubbemsi şekilli buzul ice sheet = buz tabakası ice shelf = kıyı buzulu (karadaki bir buzulun deniz üzerindeki uzantısı) ice up = buzlanmak. = İyi insanları -o da eğer kaldıysa. notice ill = kötü. şekil image = resim. adverse.= actual. .bademci. . zıt anl. kontak ignorance = 1) bilgisizlik. özdeş. kuruntu. 3) tip belirlemek / tanımlamak identity = kimlik. . guess imaging = görüntüleme imbalance = dengesizlik. buzla kaplanmış olması nedeniyle iş göremez olmak icing = buzlanma iconic = sembolleşmiş. . zıt anl.= good. (Lat. yanılsama. Intensive Care Unit icy-cold = buz gibi soğuk identical = aynı. fantasy illustration = resim. creative imagine = hayal etmek. tapılası şey if any = eğer varsa / olursa if anything = 1) eğer herhangi bir etki yarattıysa (o da şudur. . bad.com . . zıt anl. legitimate illegitimate = 1) yasadışı.bulmak çok zordur. overlook. hayali. tasvir. beneficial ill effect = kötü etki illegal = yasa dışı. 2) aldırmazlık. belge identification bracelet = üzerinde kimlik bilgilerinin yazılı olduğu bir tür bileklik identify = 1) tanı(m)lamak. id est). illicit. injure ill-treatment = kötü muamele.). herhalde… I’m afraid = korkarım ki… (maalesef anlamında) i. kanuna aykırı. are hard to find. 2) evlilik dışı. zıt anl.= care for. picture image capture = fotoğraf çekimi imaginable = hayal edilebilen. determine.= legal. uğursuz. ters. . 2) eğer bir fark varsa if left untreated = tedavi edilmezse I if there are any = eğer varsa (bir şeyin varlığına inanılmadığı ya da buna ait bir kanıt bulunmadığı durumlarda kullanılır). diagnose. zıt anl. yaradılış idol = ilah. religious and national identity of Tibetans = Tibetlilerin kendilerine has kültürel.= different. aydınlatmak. enlighten illuminating = aydınlatıcı illumination = aydınlatma illusion = hayal.I I II I gather = Anladığım kadarıyla… I should imagine = (genellikle yarı alaylı) tahmin ederim ki. başka şekilde ifade etmek gerekirse. I should think = tahmin ederim ki. real imaginative = yaratıcı. . göz önüne getirilebilen imaginary = imgesel. e. alike. dini ve ulusal kimliği) idiosyncrasy = yapısal özellik. zıt anl.= balance www. . I suppose = sanırım…. mutlaka şöyledir. disregard.= hospitality illuminate = 1) aydınlatmak.

zıt anl. kısmen. connotation. I will continue to lead this party. embed. aşılama) implement = uygulamak. imitasyon immature = olgunlaşmamış. devlet memurunu mahkemeye sevk etmek imperative = zorunlu. young. son derece. kusurlu.= emigration imminently = tehdit ederek immobile = sabit. faulty. acil. imply implicated = (bir şey)’in altında aranan.’ye karşı bağışıklık sisteminin verdiği yetersiz / zayıf reaksiyon impairment = boz(ul)ma. current immediate aftermath = (bir savaşın. doğrudan etki. çarpma. undeveloped. çok büyük. büyük oranda. teknik ve ekonomik destek sağlamak gibi görevleri bulunan uluslararası bir organizasyon). zıt anl. zıt anl. motionless. hemen. partially. ilk akla gelen.com . (implant an artificial tooth in the gum = diş eti içerisine yapay bir diş implante etmek) implant (isim) = implantasyon (nakletme. edepsiz. little immensely = gayet.= mature. defect imperfectly = eksik. as seen on television = televizyonda sunulduğu şekliyle savaşın doğrudan etkisi) immediate = 1) anında. zıt anl. hemen o anda. corrupt. tesir. suggestion. yerleştirmek). zıt anl. unnoticeably imperfect = eksik.= perfect.= measurable immediacy = arada bir vasıta ya da aracı olmaması hali. enormous. unripe.= mobile immoral = ahlaka aykırı. damage. improvement impassable = geçilmez impeach = suçlamak. yerine getirmek. güdü implant (fiil) = implante etmek (tedavi için vücut içine bir madde vs. effect.= explicit statement www. ülkeye / kente göç ederek gelen kimse. harm. = Akıl ve beden sağlığım elverdiği sürece. perform implementation = uygulama. right away immense = muazzam. hareketsiz. move in. anında. itham etmek.= slightly immigrant = göçmen. tedavi immediate effect = hemen görülen etki immediate post-disaster period = felaketten hemen sonraki dönem immediately = derhal. altta yatan implication = saklı anlam. taklidini yapmak. güç. zayıfla(t)ma. zıt anl. bağışıklık kazandırma (genellikle aşılama yoluyla vücudu bir hastalığa karşı bağışık hale getirme) immunize = bağışıklık kazandırmak. hit. tremendous.= mortal immune destructive effect = bağışıklığı yıkıcı / yıpratıcı / bozucu etki immune system = bağışıklık sistemi immune-compromised = bağışıklık sistemi zayıf düşmüş olan immune-triggering = bağışıklık sistemini harekete geçiren / tetikleyen immunisation = bağışıklama. zıt anl. hold responsible. doğal afetin) hemen sonrası immediate care = hemen yapılan bakım. unethical. International Monetary Fund imitate = taklit etmek. 2) yakın.= tiny. defective. put through.bademci.= emigrant immigrate = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşmek. urgent. dikme. 3) şimdiki. (the immediacy of war.= repair. bu partiyi yönetmeye devam edeceğim. toy. emperyal. ripe immeasurable = ölçülemez. carry out. zıt anl. incalculable. defectively imperial = imparatorluğa ait. 2) darbe. emperyalist. zıt anl.= emigrate immigration = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşme. simulate imitation = taklit. kusur. moral immortal = ölümsüz.= ethical. zıt anl.) impaired hearing = zayıf / az işitme impaired immune response = bir hastalık vs. (While my brain and brawn remain unimpaired. pek çok. influence. aşılamak. ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak. tahmin edilemeyecek boyutlarda. nakletmek. at once. borsa. döviz kurları. collision impair = bozmak. eternal. gelişmemiş. 2) ima etmek. fault. ima. kusurlu bir şekilde. nüfuz. extremely. mecburi imperceptively = seçilmez / fark edilmez bir şekilde. enormously. yerine getirme implicate = 1) sorumlu saymak. zıt anl. zıt anl. zayıflatmak. zıt anl. oldukça. bağışıklık oluşturmak impact = 1) etki. copy.82 . insert. sömürgeci imperial battle cruiser = imparatorluk savaş gemisi (bazı bilimkurgu eserlerinda adı geçen uzay gemisi) impetus = hız.ÜDS Sözlüğü IMF = Uluslararası Para Fonu (global ekonomik düzeni takip etmek. flawless imperfection = eksiklik.

sense. urge impulsive = tepkisel. zıt anl. zıt anl. ilerleme. ima etmek. 2) hamile bırakmak impress = (genelde iyi yönde) etkilemek. also in advance = önceden. enhancement. wear out impoverishment = fakirleşme. impressive impossible = imkansız. arttırmak.83 implications = (bir şey)’in olası sonuçları implicit = 1) ifade edilmeden anlaşılan. dayatmak. yoluna koymak.) uygulamak. upgrade.bademci. indicate. amacıyla in any way = hiçbir şekilde in bulk = toptan.com . etki. çarpıcı. cautious impulsively = tepkisel olarak. empoze etmek. kural. unlikely. . additionally. olanaksız impoverish = 1) yoksullaştırmak. yoksullaşma impractical = uygulanamaz. with reference to in conjunction with = (bir şey) ile birlikte / bağlantılı olarak. (iyi) izlenim bırakmak. damga. influence. olası olmayan.= explicit. in compliance with. advance. uyarınca. 2) gücünü kesmek. yığın halinde in case of = halinde. düşüncesizce. in unison with.= ordinary impressively = (iyi yönde) etkileyici bir şekilde.= contrary to in addition to = (bir şey)’e ek olarak. peşin olarak. deterioration improvise = birdenbire çaresini bulmak.= deteriorate. in dispute with in accordance with = (bir şey)’e uygun olarak. mantıksız impractically = uygulanamaz / gerçekleştirilemez / mantıksız bir şekilde impregnate (with) = 1) emdirmek. uyarınca. emotional.= thoughtfully. 19 yy’da ortaya çıkmış bir resim akımının takipçisi olan kişi) impressive = (iyi yönde) etkileyici. in compliance (with). durumunda in close association with = (bir şey) ile yakın ilişki / işbirliği içinde in close contact with = (bir şey / bir kişi) ile yakın temas / bağlantı içinde in combination with = (bir şey) ile birlikte. zıt anl. enhance. assert imposing = etkileyici. iz impressionist = izlenimci. exhaust. dolaylı olarak anlaşılan implode = şiddetle içeriye doğru çökmek.= thoughtful. instinctive. increase. doğaçlama yapmak imprudent = sorumsuz. (yasa. (buna) bağlı olarak. iyileştirme.ÜDS Sözlüğü .= contrary to. remarkable. geliş(tir)mek. instinctively. as a result in consultation with = (birisi) ile danışma içerisinde / konsültasyon yaparak www. likely improve = düzel(t)mek. striking.= probable. together with in common = ortak olarak. remarkably. katışık şey in a convincing manner = inandırıcı / ikna edici bir şekilde in a given situation = belirli bir ortamda / durumda in a sense = bir bakıma.= export imported = ithal edilmiş impose on / upon = zorla kabul ettirmek. zıt anl. in conflict with. in accordance with. zıt anl.= ordinarily imprint = iz improbable = ihtimal dahilinde olmayan. weaken improved = iyileştirilmiş. gelişme. zıt anl. zıt anl. gerçekleştirilemez. in a way in a sorry state = hazin / üzücü bir durumda in a way = bir bakıma. genel olarak in comparison with = (bir şey. in some way. düzeltilmiş improved medical care = gelişmiş sağlık bakımı improvement = düzelme. emotionally. (bir şey)’e işaret etmek. make poor. intiba. most likely in an advisory capacity = danışman sıfatıyla in an effort to = . 2) ima edilen. empresyonist (Fransa’da. zıt anl. zıt anl. içe doğru patlamak imply = (dolaylı olarak) göstermek. uyumlu. worsen. zıt anl. drive. dürtü. beforehand in all likelihood = büyük bir olasılıkla. . cautiously impurity = kirlilik. state indirectly. irresponsible. zıt anl. bir kişi) ile kıyaslandığında.= express import = ithal etmek. progress. influence impress on / upon = aklına sokmak impression = 1) izlenim. in relation to. 2) baskı.= prudent impulse = tepki. in a sense in accord with = (bir şey)’e uygun olarak. together with in connection with = (bir şey) ile bağlantılı olarak in consequence = (bunun) sonucunda. zıt anl. strikingly.= impairment. decrease. zıt anl. suggest. itici kuvvet. yaptırım vs. saklı. tam bir anlaşma içinde. içirmek.

aslında in regard to = (bir şey)’e gelince. tercihen. on the basis of. bu arada in the midst of = ortasında. especially in parts = kısmen. = Sabır ve kararlılığın ödülü uzun vadede gelir. olduğundan ötürü. (bir şey) ile karşılaştırıldığında. bazı açılardan in place of = yerine in practice = gerçekte. so as to. bazı açılardan. taksitle in its wider sense = daha geniş anlamıyla in line with = (bir görüş vs. certainly in detail = detaylı / ayrıntılı / kapsamlı olarak in due course = zamanı geldiğinde.) in the meantime = bu arada.= against in fear = korkuyla in fulfilment of = (bir şey)’i gerçekleştirmek / yerine getirmek için in installments = bölümler / kısımlar halinde. görev başında in one’s day = kendi döneminde (in my day. in the end. as a last resort in the light of = (bir şey)’in ışığında / ışığı altında. contrary to in order to = amacıyla. bilhassa.ÜDS Sözlüğü in contrast to / with = (bir şey)’in / (bir kişi)’nin tersine / aksine. in truth. since in the best of circumstances = en iyi şartlarda in the case of = (bir şey) halinde / durumunda. partly. bir şeyi geçen in fact = aslında. with respect to in response to = (bir şey)’e cevaben / karşılık vermek amacıyla. pratikte. (bir şeyin / bir olayın) olması durumunda in the context of = bağlamında. . in due time in excess of smt = bir şeyden fazla. as. tabii ki. karşılık olarak in search of = (bir şey)’in arayışı içinde in short supply = üretimi / piyasaya arzı yetersiz in so far as = olduğu sürece. despite in succession = sırayla. in relation to in that = yüzünden.bademci. because in some respects = bazı açılardan. dolayı. şu bakımdan ki. contrary to in deed = elbette. hiçbir surette.= wholly in particular = özellikle. Daha kitabın kapağını bile kaldırmadı. particularly. by no means in number = sayıca in office = görevde. = Sınava hiçbir surette hazır değil. zıt anl. . rasyonel düşünce ile in readiness for = (bir şey)’e hazır bir biçimde in reality = gerçekte. indeed in favour = revaçta in favour of = lehine / lehinde. He hasn’t touched his textbook yet. of course. = benim zamanımda. one after another in terms of = ilgili olarak. zıt anl. açısından. in conjunction with in London alone = sadece Londra’da in many respects = birçok açıdan / yönden in many ways = bir çok bakımdan in no small measure = hiç de küçümsenmeyecek bir boyutta in no way = hiçbir bakımdan. put differently in part = kısmen. to in other words = başka bir deyimle. esnasında. (bir şey yapmak) için. (bir şey) ile ilgili olarak.com .84 . by turns. in a way in some ways = bazı yönlerden / açılardan in spite of = (bir şey)’e rağmen / karşın. eventually. bakımından. .). .) ile aynı doğrultuda. aynı zamanda. regardless of. as a reaction to in retrospect = geçmişe bakıldığında in return for = karşılığında. in view of in the limelight = genel ilgiyi üzerinde toplamış olarak in the long run = uzun vadede. because. meanwhile in the meanwhile = bu süre içinde. nedeniyle. in reality. arasında in the modern sense = modern anlamda in the public interest = kamu yararına / çıkarına www. in support of. rather than in proximity = yakınında in rational terms = mantık kapsamında. gerçekten de.) in opposition to = (bir şey)’e karşı / muhalif olarak.= in theory in preference to = (bir şey)’den ziyade. bu süre zarfında. (He is in no way ready for the exam. esasen. çerçevesinde in the course of = sırasında. akışı içerisinde. (Patience and determination will pay in the long run. during in the face of = karşısında in the first place = en başta in the form of = … şeklinde / formunda in the hope of = (bir şeyin olması) umuduyla in the last resort = son çare olarak. zıt anl.

zıt anl. unsuitable. zamanla in turn = sırasıyla.= acquired incapable (of) = ehliyetsiz. still.= competent. yeteneksizlik. accidental. geliştirmek. zıt anl. successively. erroneous. grow. İngiliz kökenli uzunluk ölçme birimi). zıt anl. temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor. proper inattention = dikkatsizlik. inandırıcı olmayan. awkward.= occasional inch = 1) inç (2. eksik. zıt anl. kalıtsal. tutarsız.= adequately. 2) (kalınlık hesabında) parmak. divide inclusion = dahil edilme / olma.= consistent. consistent incontestably = tartışılmaz / itiraz edilemez / su götürmez bir şekilde inconvenient = uygunsuz. (örn. zıt anl. uncomparable incompatible with = (bir şey) ile bağdaşmaz. zıt anl. katmak. henüz doğmamış in view of = (bir şey)’i göz önüne alarak.= ability inaccessible = girilemez. zıt anl. neglect. kusurlu. irrelevant. unreachable.= exclude. zıt anl.= competence.= decrease. dahil etmek. katmak.= decrease. elde olmayan. (I talked to each of my students in turn. unskilled. zıt anl. conflicting. incorporate. carefulness in-betweenness = arada kalmışlık inborn = tabiatında olan. yüksel(t)mek. zıt anl. enough. happening incision = kesi. ihmal. zıt anl. (bir şey)’den dolayı. (His income is inadequate to meet his basic needs. include.= adequacy. capable. zıt anl. durgun. insufficient.= decreased www.) in utero = rahimde. müşkül. elverişsiz. zıt anl. laboratuvarda tüp içinde sperm ile döllenmesi) In what way? = Hangi yönden / açıdan? inability = beceriksizlik. insidans.= exclude. başlama incessant = sürekli. zıt anl. unintentional.= correct increase (fiil) = art(tır)mak.bademci.) inadequately = yetersiz bir şekilde. congenital. combine. = O sözde “eczane”de ilaç türünden pek fazla bir şey yok. zıt anl. yersiz. awkward. zıt anl. event. insidans incident = (genellikle kötü sonuçları olan) olay. in the light of in vitro fertilization = tüp içi dölleme (ovulasyonu takiben dışarı alınan ovumun. elini kolunu bağlamak inactive = hareketsiz. bu hususta. improve. improper. ulaşılamaz. peşinden in the way of medication = ilaç türünden. zahmetli. conflicting. embody. unsatisfactory.= exclusion incomparable = kıyaslanamaz.= confirming. wrong. güçsüzlük. zıt anl. uygunsuz.= attention. unable. intentional inappropriate = yanlış. zıt anl.= accessible inaccurate = yanlış. innate. occurrence. hereditary. inappropriate. zıt anl. uyuşmaz. her bir öğrencimle tek tek konuştum. hadise. = Sırasıyla.com . shortage. weakness. inducement inception = başlangıç. occurrence. uygun görülmez. consolidate. bundan yola çıkarak in time = zaman içinde. hatalı. amalgamate. eksiklik. capability incompetent = 1) yetersiz. ample. hatalı. oluş sıklığı. sufficiency inadequate = yetersiz. consolidate. incapability. yeteneksizlik. contradictory.= adequate. elverişsiz.ÜDS Sözlüğü . zıt anl.= appropriate. zıt anl. ardı arkası kesilmeyen. unacceptable. ½ inch pipe = yarım parmak(lık) boru) incidence = tekrar oranı. separate incorrect = yanlış. unreliable. incapability. separate. birleştirmek. zıt anl. enhance. zıt anl.= accurate inactivate = hareketsiz hale getirmek. insufficiency. drop increase (isim) = artış. appropriate incorporate (into) = dahil etmek.= compatible incompetence = yetersizlik. 2) yetkisiz inconclusive = bir sonuca varmayan. fall increased = artmış olan. sufficiently inadmissible = kabul edilemez.) in this respect = bu bakımdan.= conclusive inconclusive measure = inandırıcı / kesin olmayan ölçüm inconsistent = 1) istikrarsız. doğuştan gelen.= capable (of) incentive = özendirici şey.85 in the wake of = (bir felaketin) ardından. yetersizlik. static inadequacy = yetersizlik.= convenient. rise / raise. (That socalled “pharmacy” doesn’t have much in the way of medication. incomplete. weaken. incompetent. kapsamak.= deliberate. eşsiz. insufficiently. fall. carelessness. neverending. rise. 54 cm’ye eşdeğer. zıt anl. yeteneksiz. zıt anl. çoğal(t)mak. bonus. happening incidence rate = sıklık oranı. yeteneksiz. zıt anl. incapable. 2) çelişkili. = Geliri. cut incline = eğim include = içermek. zıt anl. birleştirmek.= admissible inadvertent = kasıtsız. yarma.

zıt anl.bademci. contaminate. zıt anl. sonu gelmeyen bir şekilde. maruz kalmak. infant (ilk 30 aya kadar olan bebeklik devresi) infanticide = bebeklerin öldürülmesi infantry = piyade. randımansızlık. evitable inevitably = kaçınılmaz bir şekilde.= efficiency. hakikaten. zıt anl. infinite. zıt anl. disinterested. gösterge. zıt anl. kuluçka devresi incur = karşı karşıya kalmak. heedful indigenous = yerli. activate. mikrop kapma www.= expensive inexpensively = ucuza. Regency Oteli belirsiz bir süre için kapandı. kendini kaptırmak. zıt anl. durağan. şaşmaz. enfeksiyon kapmış infection = enfeksiyon.= exhaustible.= dependence independent = bağımsız.= expensively infallible = yanılmaz. (karakter için) içine kapanık induce = 1) neden olmak. = Tadilat çalışmaları sebebiyle. zıt anl.= definite indefinitely = belirsiz bir süre için. disinterest. umursamaz. unbelievable. inanimate.= avoidable. meet with incurable = tedavi edilemez indeed = gerçekten. actually indefinite = belirsiz. gösterge. outside Indo-Pacific = İndo-Pasifik (Hint Okyanusu. zıt anl. zıt anl. göstermek. severek yapmak industrial relation(ship)s = işveren . inescapably. zıt anl.ÜDS Sözlüğü increased risk = artan risk / tehlike increasingly = gittikçe artan bir şekilde incredible = inanılmaz. unfailing. yaya asker infect = bulaşmak. sürekli. evidence. sign indifference = aldırmazlık. denote.86 . 3) (elektrik akımı) meydana getirmek indulge (in) = kendini vermek. içeriye.= outdoors. zıt anl. fert individual (sıfat) = bireysel. yavruluk. sevk etmek. arbitrarily. zıt anl.com .= dependent (on) independently = bağımsız olarak. akıl almaz. işaret. motionless.= fallible infancy = 1) bebeklik.= equality inert = hareketsiz. eylemsiz. zıt anl. reasonably incubation = inkübasyon. cheap. ineffectiveness. unavoidably. certainly. hint indicator = indikatör. point to indication = belirti.= credible. inside. vital.= careful. güvenilir. delil. essential. kişisel. unlimited. yy sonunda ortaya çıkan yoğun sanayileşme akımı) industrialize = sanayileş(tir)mek ineffective = etkisiz. kandırıp yaptırmak. the Regency Hotel was closed indefinitely.) ile enfekte olmuş.= avoidably inexhaustible = tükenmez. zıt anl. cause. zıt anl. in fact. avertable. convince. Batı ve Orta Pasifik ile Endonezya çevresini içine alan bölge) indrawn = (nefes için) derin. zıt anl. umursamazlık. ferdi. finite inexpensive = pahalı olmayan. zıt anl. kayıtsızlık. thoughtful.= prevent. cheaply. bulaşıcı hastalık.= concern indifferent = aldırmaz. işaret etmek.= dispensable indistinguishable = ayırt edilemez. 2) başlangıç infant = bebek.işçi ilişkileri Industrial Revolution = Sanayi Devrimi (18. zıt anl. 2) ikna etmek. unavoidable. ibre. unbelievably.= dependently India = Hindistan Indiana = ABD’de bir eyalet indicate = belirtmek. randomly indispensable = vazgeçilmez. useless.= temporarily. reasonable incredible as it may seem today = bugün inanılmaz / akıl almaz görünse de… incredibly = inanılmaz şekilde. ucuz. zıt anl.) indentation = girinti independence = bağımsızlık. reliable. seçilemez individual (isim) = birey. effectiveness inefficiently = verimsiz bir şekilde inequality = eşitsizlik. personal individualistic = bireyci indivisible = bölünemez indoors = içeride.= active inevitable = kaçınılmaz. self-reliant. spread (to) infected with = (bir virüs vs. without a doubt. doğrusu. belirteç. free.= credibly. persuade.= effective inefficiency = etkisiz olma. continually. zıt anl. zıt anl. verimsizlik. native indirect = dolaylı indirectly = dolaylı bir şekilde indiscriminately = ayrım yapmaksızın. inescapable. unproductive. özgür. zıt anl. (Due to renovation works.

essentially. derive from. dwell. baştaki. start. kısırlık infinite = sınırsız.) inhabitant = bir yerde oturan kişi. aydınlatıcı informed = bilgili.bademci. 2) (anatomide) daha aşağıda. clever. zıt anl. sözü geçen. primarily. başlatma injure = yaralamak injured = yaralı injurious = zararlı injury = yara. hatırlı. zıt anl. intrinsic. blow up. eleman inhabit = içinde oturmak. aslında. irsi. maharetle. 2) (bir şey)’den sonuç çıkarmak.= complete. ustalıklı. receive inheritance = kalıtımla geçme inherited = kalıtsal.= acquired www. iç kısımlar(a doğru). intake from the mouth. occasional.= outlet inmate = hapishane veya akıl hastanesinde bulunan kimse. şişme. consume. ağızdan alma. oral intake ingredient = bir karışımı oluşturan maddelerden her biri. tanıtıcı.= formal information = bilişim. ancestral inhibit = yavaşlatmak. zıt anl. basically. özünde. tabiatında olan. impact influential = etkili. deduce from inferior (to) = 1) (bir şeyden daha) aşağı / düşük / değersiz. son derece infirm = zayıf.87 infectious = bulaşıcı infectious disease = bulaşıcı hastalık infer from = 1) (bir şey)’den anlamak / çıkarmak. ihlal ingenious = akıllıca. unbendable. knowledgeable infrared = kızılötesi infrastructure = altyapı infrequent = seyrek. breathe in.ÜDS Sözlüğü . tesir. launch. restrain.= healthy. affect.= finite infinitely = sonsuz olarak. doğasında var olan. zıt anl. zıt anl. birinci initial velocity = ilk hız.= frequent infringement = (yasa. harm. enfluenza. başlangıçta. miras kalmak. debility. ill. lesser. under. lower. combustible. breathe out inhaler = solukla ciğerlere (narkoz vs. kural vs. flu informal = gayriresmi. iltihaplanmış inflammable = yanıcı. irregular. zıt anl. well infirmity = zayıflık.= humane initial = ilk. originally.) verme aygıtı inherent = doğuştan gelen. (nefes yoluyla) içine çekmek. zıt anl.= superior inferior frontal gyrus = inferiyor frontal gird (beyin frontal lobunun alt bölgesinde bir nokta) infertility = infertilite. weak. zıt anl.com . kalıtsal. congenital. güçsüz. zıt anl.= allow. başlangıç hızı initially = öncelikle. acquire. alt taraf. (Only birds and small animals inhabit these remote islands. önceleri. sonsuz. başlangıç. öğe. innate inherently = esasında. kolay tutuşan. wound. effect. brilliantly ingest = yemek. içerik. impose. tutuklu innate = (bir şey)’e özgü / has. zıt anl. facilitate inhuman = insanlık dışı.= fireproof inflate = şiş(ir)mek. eat. inherent. disorder. zıt anl. dahice. fundamentally inherit = (atadan) (kalıtımla) almak. zıt anl. haberdar. nüfuzlu. terminate initiation = başlangıç. pioneer. enformasyon information good = (kitap. in the beginning. içerdiği bilgiden alan mal / bilgi / enformasyon ürünü informative = bilgilendirici. 2) (bir şey)’in hava ile dolması. bring down in-flight refuelling = havada yakıt ikmali inflow = içine akma influence (fiil) = etkilemek.= expire. hasar. brilliant ingeniously = zekice. sınırsızca. esnek olmayan. ağızdan almak. altta. damage inland = denizden uzak.= superior to. (bir tür) iltihaplanmak inflamed = iltihaplı. intrinsic. at first. zıt anl. yaralanma. barınmak. zıt anl. yazılım gibi) ticari değerini. zıt anl. esasen.= deflation inflexible = esnemeyen. zıt anl. sık olmayan.= finally initiate = başlatmak. bir ülkenin içlerine doğru inlet = giriş. take in from the mouth ingestion = yeme. shape influence (isim) = etki. powerful influenza = grip. = Bu uzak adalarda yalnızca kuşlar ve küçük hayvanlar barınmaktadır. nüfuz.= flexible inflict = (ağrı / acı / ceza) vermek.= deflate inflation = 1) enflasyon (ülkedeki mal ve hizmet fiyatlarındaki genel artış). zıt anl. zorlaştırmak. zıt anl. ustalıkla. lead. sakatlık.= wellness inflame = enflamasyona yol açmak. occupy. parça. sakin inhale = nefes almak. aslında. yuvalanmak. için) aykırı hareket. karşı gelme.

protect. ample insulate = yalıtmak. zıt anl. eksik. sigorta insurance cost = sigorta masrafı insurance cover = sigorta kapsamı insurer = sigortacı insurgent = asi. (We have had central heating installed in our flat. eğitici instructions = direktif. 2) telkin instinct = içgüdü instinctive = içgüdüsel institution = 1) kurum.com . (cihaz vs.= sufficiency. enough. (Don’t buy the red shirt. (bir fikir vs.= conservative innumerable = sayısız. zıt anl. denetleme inspection facility = denetleme tesisi inspector = müfettiş.) kurmak. inlet integer = (matematikte) tam sayı. stimulus inspire = 1) ilham vermek. urgently. intrinsic. amplitude insufficient = yetersiz. sayılamaz. case.= sufficient. yazıt inscrutably = anlaşılmaz / esrarlı bir şekilde. teftiş. impress instillation (ya da instilment) = 1) enstilasyon. denetleyici inspiration = ilham. 2) telkin etmek. quest inscription = kitabe. encourage. eksiklik. zıt anl. . important insist on = (bir konuda) diretmek / direnmek / ısrar etmek. icat. zıt anl. shield insulation = yalıtım.) aşılamak.= guilty innovation = yenilik. mysteriously insecticide = insektisit (böcek öldürücü kimyasal madde) insecurity = emniyetsizlik. .) instability = istikrarsızlık. güven duygusundan yoksunluk. zıt anl. değişiklik. inadequate.ÜDS Sözlüğü inner = içe dönük.= guilt innocent = masum. I bought the blue one.= ignorance. immediately instead = yerine. injection inorganic mercury salt = inorganik civa tuzu in-patient = hastanede yatan hasta. research. olayların iç yüzünü kavrama. damlatma. durum. teşvik etmek. enstrüman insufficiency = yetersizlik. zıt anl. . security inseparable = (birbirinden) ayrılamaz / ayrılmaz insert = sokmak. onun yerine mavisini al. müessese. influence. değersiz. dengesizlik. yol göstermek.88 .) installation = 1) kurma. zıt anl. giriş ağzı. = Kırmızı gömlek yerine mavi olanı aldım. (arasına) koymak. stimulate. (bilgisayar programı vs.bademci. establishment. ihtilalci. countless inoculation = aşı. tertibat. aşılama.= significant. essential. (Instead of the red shirt. vaccination. zarar görmemiş. esin. deficiency.= safety. vaka. jeopardy. (yeme içme vasıtasıyla) alınan (şey). buluş. creative. suçsuz. inform (about) instructional = eğitime ait. whole number integral = bir bütünün ayrılmaz bir parçası olan. zıt anl. devamlı olan şey institutional = kurumsal instruct (on) = (hakkında) talimat vermek. döşeme. anında.) instil (ya da instill) = 1) aşılamak. enlighten (about).) yüklemek. soruşturma. onun yerine. çözünmez insomnia = uykusuzluk inspection = kontrol.= incidental www. unimportant.= outer inner ear = iç kulak innocence = masumiyet. resident patient inphase = aynı fazda (iki veya daha fazla dalganın dalga boylarının aynı olması ve dalga tepelerinin çakışması sonucu birbirleriyle uyum içinde olmaları hali) inquiry = araştırma. izole etmek.) instead of = yerine. spiritual. fluctuation. yaratıcı. imbalance. example. embed.= stability install = yerleştirmek. comprehension. güç yetmez intact = bozulmamış. duygu aşılamak inspired = solunan (hava vs. rebel insurmountable = başa çıkılmaz. implant in-service training = hizmet içi eğitim insight = anlayış. ruhsal. risk. . assert (that) insoluble = erimez. novelty innovative = yenilikçi. dullness insignificant = önemsiz. internal. zıt anl. questioning. inadequacy. consumption. = Dairemize merkezi ısıtma sistemi kurdurduk. awareness. = Kırmızı gömleği alma. . onun yerine. 2) yerleşmiş gelenek. suçsuzluk. inject. zıt anl. occurrence instantly = hemen. tesis etmek. fitting instance = örnek. 2) tesis(at). yönerge instrument = aygıt. yoklama. 2) giriş. buy the blue one instead. . zıt anl. esinlemek. 2) telkin etmek / vermek. sorgu. (içeri) alım. sağlam intake = 1) herhangi bir maddenin vücuda girişi. kararsızlık. izolasyon insurance = güvence.

3) ilgi alanı. şiddet. 2) faiz. relate to / with. powerful. in-depth. force. superficial intensive care = yoğun bakım intention = maksat. bütünleşmiş. şiddetli. orta intermediate state = geçiş dönemi intermittently = kesik kesik. bilerek.= unintentional. mani olmak. zıt anl. purpose. prevent.= external internal bleeding = iç kanama internal organ = iç organ internalise = içe atmak.= unintentionally. negotiator intermediate = ara. = Hamilelik. zıt anl. aim intentional = kasıtlı. yoğunlaş(tır)mak. büyüme intensify = şiddetlen(dir)mek.= lessen intensity = yoğunluk. fierce. mediator.) interference = müdahale.= independent interdisciplinary = bilimler / disiplinler arası interest = 1) çıkar. ama genellikle olur. = Diğer çocuklar birlikte iletişim kurup oynarken. kaynaşma integrity = 1) doğruluk. aggravate. iç kısım. (bir şey) ile birleş(tir)mek.).89 integrate into / with = (bir şey)’e katmak. incorporate into. geçici interior = iç. intervene in. karışma. hinder. commentary. öznelleştirmek. ülke içi ile ilgili. concentrate. tasarlamak. meddling interference pattern = (ışık için) iki farklı dalganın birleşerek oluşturduğu karışımın bir ekranın üzerinde oluşturduğu desen interim = ara. zıt anl. suspend interstate = eyaletler arası www. müdahale etmek. zihinsel intellectual life = entellektüel yaşam intellectual property rights = fikir hakları. unify with. amaçlamak.= exterior interject = araya katmak. zıt anl. birbiriyle ilişkide olmak. accidental intentionally = kasten. planlamak.= partial. eklemek intermediary = aracı. birbirinin yerine interconnection = ara bağlantı interdependent = birbirine bağlı. kariyere mani olmamalıdır. bilerek yapılan. deliberate.ÜDS Sözlüğü . (bir şey)’e ilgi duymak interestingly = ilginç bir şekilde interfere in = (bir şey)’e karışmak / müdahale etmek. meddle with. akla dayanan. zıt anl. kar. zıt anl.) interaction = etkileşim interchangeably = yer değiştirerek. zıt anl.= slightly intensification = yoğunlaşma. ilgilenilen şey. bother. şiddetlenme. katliam gibi suçlar ile itham edilen kişileri yargılayan uluslararası mahkeme) International Date Line = Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi (batıya doğru geçildiğinde mevcut tarihin bir gün ileri. kişiselleştirmek. kazanç. intervene in interfere with = (bir şey) ile çatışmak. özümsemek international = uluslararası International Criminal Court = Uluslararası Ceza Mahkemesi (soykırım. açıklamak. kasıt. greatly. niyet. zıt anl. engellemek.= separate from integrated = karma. involvement interest rate = faiz oranı interested in = (bir şey) ile ilgilenen / ilgili. = Bir operasyonu majör yapan şey onu zorlaştıran komplikasyonların sayısı ve ciddiyetidir. akıl intellectual = entellektüel. plan intense = şiddetli. iç tarafta. doğuya doğru geçildiğinde ise bir gün geri alındığı 180° meridyeni) international environment = uluslararası ortam / çevre interpret = 1) yorumlamak. arabulucu. accidentally interact with = birbirini etkilemek. entegre integration = entegrasyon. keskinlik. deliberately. açıklama. thorough. yarıda kesmek. iç. 2) sözlü çeviri yapmak interpretation = yorum. aralıklarla internal = dahili. (It is the number and seriousness of complications interfering with it that makes an operation a major one. break in.= facilitate. volume intensive = yoğun. dependent on each other. fikir ve sanat eserleri hakları intellectual self = entellektüel (bilgi ve yaratıcılık yeteneği ile ilgili) benlik / kimlik intend = niyet etmek. remark interpreter = 1) yorumcu. stake. zıt anl. yorumlama. engellemek. (While the other children interacted and played together. but it usually does. 2) bütünlük intellect = zeka.bademci. tercüman interrelated = birbiriyle ilgili / ilişkili interrupt = sözünü kesmek. zıt anl.com . Ted ignored them. güçlü. step in. power. dürüstlük. entegre etmek / olmak. (Childbearing should not interfere with a career. 2) mütercim. zıt anl. menfaat. aim.= mild intensely = yoğun bir şekilde. Ted onları görmezden geldi.

enerji verici. initiate. zıt anl. yıldırma. damar yoluyla alınan intricate = karışık. examination investigator = müfettiş. constant invariably = değişmez / şaşmaz bir şekilde. 3) piyasaya çıkma / arz edilme. disabled invaluable = paha biçilemeyen. unwillingly. doğal nehirler ve yapay kanallardan oluşan. interfere in. önsöz. fasıla intervene in = araya girmek. foundation introverted personality = içe dönük kişilik intrusion = zorla girme. reluctantly. bir ortam ya da piyasa)’ya arz etmek / sunmak / getirmek introduce = 1) başlatmak. her zaman. su basmak. assault. uydurmak. stimulate.) invasion = istila. zıt anl. vücut içi. (intimate workings = iç işleyiş. hükümsüz. threat intolerably = dayanılmaz bir şekilde. ever. tanıtım. girişim. kendi tabiatında olan. creation. = Beceriksizler her zaman diğer insanların başına bela olurlar. deliberate www. saldırmak. soruşturma. zıt anl. complicated.= willingly involuntary = gönülsüz. interfering intervention = müdahale. deri altına inen. (Incompetents invariably make trouble for people other than themselves.= acquired introduce smt to = (örn. gözdağı vermek intimidation = gözünü korkutma. iç içe intimidate = gözünü korkutmak. zorla müdahalede bulunma inundate = su ile kaplamak. aksi. inspection.= worthless invariable = değişmez.) istemek. zıt anl. birbirini sarmak / birbirine sarılmak intertwined = iç içe geçmiş interval = aralık. inceleme. flood. yaratmak. inquire. innate. soruşturmak. incelemek. unbearably intonation = tonlama. reflexive. presentation. çapraşık. 2) (kanser vs. creative. koruma vs. overrun. (yardım. inspector investigatory = araştırma / dedektiflik ile ilgili investment = yatırım investor = yatırımcı invigorate = canlandırmak. unwilling. ayrıntılı. eğlence ve ticari amaçlı suyolu) intracranial = kafatası içinde bulunan intraperitoneal adhesion = iç karın zarı boşluğunun (iltihap vb. unintentional. saldırgan invent = icat etmek. always. contrary. institute. flood invade = istila etmek. icat eden (bir şeyi ilk düşünen veya yapan kişi) inverse = ters.= withdraw invader = istilacı invalid = 1) geçersiz. istemsiz. rarely. saldırı. tersyüz etmek. yıldız sistemlerinin dışında kalan kısmı) intertwine = birbirine dola(n)mak. swamp inundation = su basması. innovative. poisoning intracerebral haemorrhage = beyin (içi) kanaması Intracoastal Waterway = Kıyıiçi Suyolu (ABD’nin doğu ve güneydoğu kıyıları boyunca uzanan. akın. create. girift. dedektif. sindirme. zıt anl. straightforward intrigue = merak veya ilgisini çekmek intriguing = merak uyandıran intrinsic = kendine özgü. güçlendirici. entry. teftiş. teftiş etmek. present introduction = 1) giriş.bademci. mediate intervening = araya giren.90 . make up invention = icat inventive = yaratıcı. çok önemli / değerli.= simple. araştırmacı. zıt anl. zıt anl. reverse invest in = (bir şey)’e yatırım yapmak investigate = araştırmak. resort to involuntarily = gönülsüzce. intrusion invasive = 1) invazif. hücreleri için) istilacı. ayrılmaz şekilde. sun(ul)ma. 2) devreye girme / sokma.= tiresome invisible = görünmez invoke = başvurmak.= voluntary. examine investigation = araştırma. bulucu.= uninventive inventor = mucit. 2) ortaya koymak. diksiyon intoxicated = 1) sarhoş olmuş. yaratıcı. 2) (yatalak) hasta.com . zıt anl. damar içine / içinden. intercession interview = görüşmek.ÜDS Sözlüğü interstellar space = yıldızlar arası boşluk (uzayın. mülakat yapmak intestine = bağırsak intimate = derin. sel. drunk. inspect. poisoned intoxication = zehirlenme. sakat. nedenlerle) yapışması intravenous = intravenöz.= valid. null. constantly. güçlendirmek. isteksiz olarak. complex.= never. tanıtmak. peculiar. reverse invert = tersine çevirmek. zıt anl. 2) zehirlenmiş. (tıbbi bir müdahale için) iğne ile ya da keserek deri altına inmeyi gerektiren. zıt anl. derindeki mekanizma) intimately = derin bir bağ ile. opposite. zıt anl.= blunt invigorating = canlandırıcı. gözdağı. her zaman olan. stimulating. void. takdim.

thoughtless.= integrate (into) isolated = toplumdan uzak.= exclude. zıt anl.bademci. karışma.) çıkartmak / vermek. gümüşi-beyaz renkli bir metal) iris = iris (göz bebeği çevresindeki renkli kısım) iron = demir iron deficiency = demir eksikliği iron intake = demir alımı / tüketimi. tedavisi imkansız. zıt anl. tahriş edici irritation = tahriş ischemic stroke = iskemiye (yetersiz kan akımına) bağlı felç Ishtar = İştar (Akad mitolojisinde doğurganlık. tecrit / izole etmek. çekirdeklerinde farklı sayıda nötron içermeleri nedeniyle farklı kütleye sahip nüklitlerden her biri) issue (fiil) = 1) (belge. mesele. Intelligence Quotient score IQ-boosting drugs = IQ arttıran / destekçisi ilaçlar iridium = iridyum (çok yoğun. zıt anl. katılma. bulaştırmak. 2) karıştırmak. hırçınlık. sert.ÜDS Sözlüğü . 3) (alaycı veya manalı) zıtlık irrational = mantıksız. iron consumption iron loss = demir kaybı iron status = kandaki demir düzeyi iron store = (vücuttaki) demir stoğu. (diğerlerinden) ayrı. istemek. irreparable irreparable = onarılamaz. illogical irreducible = azaltılamaz irregular pattern = (bir hastalığın vb. asabi. tamir edilemez. unrelated. tecrit isotope = izotop (kimyasal açıdan benzer olmalarına rağmen. 3) söz konusu olmak. akıldışı.= responsible. kendi başına. ilgisiz. petulant irritant = iritan. aşk ve savaş tanrıçası) island of Crete = Girit Adası isle = ada. 2) alay. entail. question itch = kaşınmak itching = kaşınma www. çaresi olmayan. compelling irresponsible = sorumsuz. require involved (in) = (olaya) karışmış. point. petulance irritable = hırçın. zıt anl. kinaye. watering irritability = sinirlilik. incautious. umulanın aksi bir sonuç çıkması). işin içinde olan involvement = ilgi. (vücutta bulunan) toplam demir miktarı ironically = ironik olarak irony = 1) ironi (beklenmeyenin gerçekleşmesi. sorun. concern. contain. bağlantısız. işin içinde olmak.= regularly. release. sinirli. içinde yer / rol alma. publish issue (isim) = konu. karne. sorumsuzca. sarcasm. steadily irrelevant = konu dışı. 4) gerektirmek. thoughtful irreversible = geri döndürülemez irrigation = sulama. include. bulaşma. asabiyet.com . island isolate (from) = ayırmak.= relevant irremediable = çaresi olmayan. randomly. detached isolated fact = istisnai olay isolation = ayırma. tedavisi imkansız. participation involving = kapsayan ion = iyon (pozitif veya negatif yüklü atom veya molekül) IQ score = zeka katsayısı sonucu. irremediable irresistible = karşı durulmaz. separate (from). engagement. 2) yayınlamak. matter. alakasız. ilişki. zıt anl. kapsamak.91 involve = 1) içermek. cüzdan vs. inappropriate.) düzensiz seyir izlemesi irregularly = düzensiz olarak.

Japonya’ya ait jaw = çene jealousy = kıskançlık.) jokingly = şaka yollu. evaluate.J J JJ jail = hapishane. tehlikeye sokmak.= security Jersey = İngiltere’ye ait olan. mutual. sıkıştırmak James Clerk Maxwell = 1831-1879 yılları arasında yaşamış olan İskoçyalı bir matematikçi ve fizikçi (yaptığı çalışmalar elektrik ve manyetizmayı ayrı konular olmaktan çıkarmış ve ışığın elektromanyetik özelliği olduğunu bulmuştur) jam-packed = hıncahınç dolu. kıdemsiz.= seriously journey = yolculuk judge = yargılamak. evaluation judicial = yargıya ait judiciary = yargıçlar. validate. unilateral joint inflammation = eklem iltihabı jointly = ortaklaşa. hüküm vermek. substantiate. prison jail fever = tifo (Geçmişte. zıt anl. adliye judicious = akıllıca. Fransa’nın kuzeyinde yer alan bir ada jet fuel = jet yakıtı jet lag = (jet uçağı vb. risk. jumbo jet jigsaw puzzle = yapboz. risk.= individual. zıt anl. full up. take part (in) joint (isim) = eklem joint (sıfat) = ortak. zıt anl. (The French and British jointly funded the Channel Tunnel. danger. = Zaman. temize çıkarmak. değerlendirme.) yüksek hızlı araçlarla başka saat dilimlerine yolculuk yapıldığında vücut ritminin geçici olarak bozulması jet plane = jet uçağı (hızlı ve yüksek irtifada uçabilen jet motorlu uçak) jet wind = dağlık alanlardaki geçitlerde esen yüzey rüzgarları jetliner = jet motorlu büyük yolcu uçağı. birlikte. mantıklı. zıt anl. şaka ederek. 2) aküsü zayıf bir arabayı başka bir arabanın aküsüne bağlayarak çalıştırmak junior = 1) genç. = Fransız ve İngilizler Manş Tüneli’ni birlikte finanse ettiler. appraise judgement = yargı. decide. conclude.) jam = tıkamak. doğrulamak. assessment. küçük junk food = yüksek kalorili ama düşük besin değerli hazır yiyecekler junkyard = hurdalık just before = hemen önce justification = gerekçe justify = haklı çıkarmak. onun teorilerini /düşüncelerini haklı çıkardı.= empty Janissary = Yeniçeri Japanese (isim) = Japonca Japanese (sıfat) = Japon.). = Araştırma. pelte jeopardise = tehlikeye atmak. zıt anl.= senior.) juvenile = genç juvenile diabetes = genellikle çocuklar ve ergenlerde görülen insüline bağımlı diyabet www. mikrobiyologlar ve KBB uzmanları tarafından ortaklaşa yürütüldü.bademci. (The research was jointly performed by microbiologists and ENT specialists. hapishane ve benzeri kapalı ortamlarda çok çabuk yayıldığı için tifo hastalığına bu isim verilmiştir. değerlendirmek.com . 2) az. envy jelly = jöle. risk jeopardy = tehlike. müşterek. prudent jump-start = 1) destek vererek yürür / çalışır hale getirmek. (Time justified his theories. yer almak. together. parçalara ayrılmış bir resmi tekrar bir bütün haline getirme şeklindeki bulmaca job seeker = iş arayan kişi John’s Pass = ABD’nin Florida eyaletinde bulunan bir boğaz J join (in) = katılmak. collective.

crucial.= unknown Kyoto Protocol = Kyoto Protokolü (küresel ısınma ve iklim değişikliğini önlemek amacı ile oluşturulmuş uluslararası bir protokol) www. sürdürmek. sürdürmek. zıt anl. (bir şey) ile aynı düzeyi / hızı yakalamak keep to = sadık / bağlı kalmak. adhere to keep to soft surfaces = yumuşak zeminden ayrılmamak / yumuşak zemin üzerinde kalmak K keep track of = izlemek.= stop. moleküllerinin yapıları ve hareketleri ile açıklayan teori) knee to pelvis = dizden leğen kemiğine kadar knock back = 1) önemli sayılabilecek bir miktar paraya mal olmak. M. 2) karşılamak. zıt anl. dışarıda bırakmak keep pace with = (bir şey)’e ayak uydurmak. restrain. monitor keep up with = 1) (bir şey)’e yetişmek. basınç gibi özelliklerini. (bir şey)’den geri kalmamak. istekli. stay away (from) keep on = devam etmek. preserve. düşkün. hold.K K KK Kabul = Kabil (Afganistan’ın başkenti) kcalory = kilokalori (1000 kalori) (gündelik hayatta besin enerji değerinden bahsederken sözü edilen kalori miktarı). meet keep up = devam etmek. pencere. proceed. olan bitenden haberdar olmak. korumak. kapı gibi mimari detayları) Keynesian = John Maynard Keynes tarafından ortaya atılmış olan kidney = böbrek kill off = tamamını öldürmek. zıt anl. önemli ayrıntı. konuya vakıf known = bilinen. başlarda yer almak keep at the ready = hazır tutmak / bulundurmak keep down = düşük düzeyde tutmak. cease. kcalorie Keck Telescope = Hawaii’deki W.= discontinue keep off = uzak durmak.bademci.= release. (bir şey)’e ayak uydurmak.) yutmak / devirmek knot = (deniz mili / saat) olarak ölçülen hız ölçme birimi knowledgeable = bilgili. Keck Gözlemevi’ndeki iki büyük teleskoptan her biri keen (on) = hevesli. protect. göz kulak olmak. (key points in a structure = bir yapının köşe. zıt anl.= minor key point = anahtar nokta. 2) (içki vs. let go keep a check on = (bir şey üzerinde) denetim kurmak keep abreast of = (bir şey)’den geri kalmamak. bilincini açık tutmak keep out of = (bir şey)’in dışında kalmak. muhafaza etmek. zıt anl. hacim. iyilik Kinetic Theory of Gases = Gazların Kinetik Teorisi (gazların ısı. wipe out kindness = sevecenlik.= encourage keep forgetting = hep / daima unutmak keep going = devam etmek. carry on. exterminate. keep abreast of. üstünlüğü korumak. keep up with keep ahead = yakından izlemek. quit keep one’s word = sözünü tutmak keep orientated = kişinin gerek kendisiyle gerekse içinde bulunduğu yer ve zamanla ilgili bilincinin devamını sağlamak. vital. maintain keep within = (bir şey)’in belli sınırlar içinde kalmasını sağlamak kerosene stove = gaz ocağı (yakıt olarak gazyağı (parafin) kullanan ocak) kettle = çaydanlık key = çok önemli. eager (to) keenly = hevesli / düşkün / meraklı / istekli bir şekilde keep = tutmak. zıt anl. stick to.com . yok etmek. meraklı. carry on. restrict. sustain. retain.

hastanın (süt ve süt ürünleri gibi besinlerde bulunan) laktozu sindirememe bozukluğu) ladder = el merdiveni (iki uzun çubuğun arasına yatay olarak çakılmış kısa basamaklardan ibaret olan merdiven) lake = göl land = (uçak vs.) latch = tutunmak. güç. own lack of (isim) = (bir şey)’den yoksunluk.= previous. hard laboriously = yorucu / zahmetli bir şekilde.= temporary.bademci. 2) tükenmemek.= abundance lacking in sympathy = merhamet göstermemek lactic acidosis = laktik asidoz (bir tür hücre zehirlenmesi) lactose intolerance = laktoz intoleransı (doğuştan gelen. zıt anl. emek vermek labour force = iş / emek gücü. zıt anl. enduring. ayrıldığı erkek arkadaşında kalıcı bir iz bıraktı. büyük ölçekli last = 1) sürmek. former lattice = kafes biçimli yapı. özelliği olan bir bina vs. S. shortness (of). mahrum olma. ardously labour = çalışmak. böceği veya doğumdan önce bebeği kaplayan ince tüyler lapse = duraklama. zıt anl. zıt anl. be short of. endure. güç bela. be without. en yeni. (She left a lasting impression on her boyfriend that she had broken off with. laboratory label (fiil) = etiketlemek. isimlendirmek label (isim) = etiket labelling = etiketleme laborious = yorucu. gizli later Middle Ages = Geç Orta Çağ (Avrupa Tarihi’nde yaklaşık M. deficiency. worker labour-saving = iş gücünden tasarruf sağlayan laceration = laserasyon (yırtılmaya bağlı oluşan yara) lack (fiil) = (bir şey)’den yoksun olmak. most recent latitude = enlem latter = (iki şeyden) ikincisi. mahrum olmak.= orbiter landfill = arazi doldurma (çöplerin toprakla karıştırılıp yığılması) landing = (uçak için) iniş landing gear = iniş takımları landing-wheel = iniş tekerleği L landlocked = her tarafı karayla çevrili. heavy. sürekli. = Kız. sonradan gelen latent = belirti göstermeyen. ardous.) landscape = arazi. permanent. pause large intestine = kalın bağırsak largely = büyük ölçüde. 1300-1500 yılları arasında kalan dönem) lateral hypothalamic area = hipotalamusun lateral bölgesi (yan kısımları) laterally = yana doğru latest = en son. dönüm noktası (herkesçe bilinen ve yol tariflerinde kullanılan dağ. gelişmemiş. (bir şey)’in eksikliği. tanımlamak. mostly large-scale = geniş çaplı. attach late = eski. zıt anl. sonraki. denize kıyısı olmayan landmark = sınır taşı. arazi manzarası landslide = 1) toprak kayması. trade-union labourer = işçi. break.) geç başlayan latecomer = geç gelen. long-term. newest. nirengi noktası. dayanmak last resort = son çare lasting = devamlı. second. greatly. kalıcı. ızgara laughter = gülüş.L L LL lab = laboratuar. former late Cretaceous period = Geç Kretase Dönemi (dinozorların yaygın olarak yaşadığı yaklaşık 100 ile 65 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) late starter = (konuşmaya vs. devam etmek. latest. zahmetli.= have. 2) seçimde oyların çoğunu toplama landslip = toprak kayması lanugo = yaprağı.com . tepe gibi yerler veya kule. için) in(dir)mek land mine = kara mayını lander = görevi gezegenin yüzeyine inmek olan uzay aracı. çalışan kesim labour market = işçi / emek piyasası labour productivity = iş verimliliği labour union = işçi sendikası. kahkaha www.

fazlalık. roket veya uzay aracı için) fırlatmak. kanunlar. outstanding. kullanıma sunma. zıt anl.) legal = yasal. = Bu vakayı hariç tutun.com . epic legion = lejyon (antik Roma ordusunda askeri bir birim. (birisini bir yere) (doğru) götürmek. initiate. roket. zayıf. zıt anl. (bir şey)’den yana olmamak lean tissue = kas doku leaning = yana yatmış. initiation. hizmete girme.= hide. sermek. exclude. conduct lead exposure = kurşuna maruz kalma lead into = (bir şey)’e yönlendirmek / yöneltmek lead shot = kurşun saçma lead to (fiil) = (bir şey)’e yol açmak. zıt anl. laws legislative = yasa yapma ile ilgili. 2) (füze. ders lecture hall = (üniversitede) derslik leftover = artan. yasamaya ait.ÜDS Sözlüğü . itici launching = fırlatma lava = lav lavish = savurgan.= take office leave out = hesaba katmamak. 3) (gemi için) denize indirilme launch system = (uzay aracı. zıt anl. enactment. He has got nothing to do with our retrospective study. sermek. reveal. katman. 2) (anlam vs. zıt anl. set down. (Leave this case out. atlamak. sıska lean against = (bir şey)’e karşı olmak. başlıca. kanun law-abiding = yasalara uyan / saygılı law-breaker = yasalara aykırı işler yapan kişi law-breaking = yasaya karşı gelme. = İngilizler cimridir. zıt anl. kiraya vermek. miras. sıvı vs. füze vs.= secondary leading cause = önde gelen neden / sebep league = 1) (spor için) lig. conceal lay down = koymak. put down lay eggs = yumurta bırakmak lay the foundations = temelini atmak layer = 1) tabaka.bademci. dışarıda bırakmak. count out. 3) (gemi vs. yasadışı işler yapma lawsuit = dava laxative = laksatif (kabızlığı tedavi etmekte kullanılan ilaç) lay = döşemek. yasal www. füze vs. (üniversitede) ders vermek lecture (isim) = (üniversitede) konferans. guide (smo) (to). açısından) derinlik layer of epidermis = epidermis tabakası (üst deri tabakası) layer of fat = yağ tabakası layman = mesleği olmayan kişi lead (smo) (to) (fiil) = (birisini) yönetmek. (British people are thrifty. sızıntı yapmak leakage = (bir sıvı ya da bilgi için) sızıntı / sızdırma lean = yağsız. tahsil lease = kiralamak. için) fırlat(ıl)ma. neden olmak. seep leak (isim) = sızıntı leak away = sızarak tükenmek / kaybolmak leak out = (kan. 2) (uzay aracı. Bizim retrospektif çalışmamızla hiç alakası yok. cause lead-based = kurşun bazlı leading = önde gelen. sıçramak leap = sıçrama. introduction. place lay bare = açığa / ortaya çıkarmak. union leak (fiil) = sız(dır)mak. atlama leap forward = ileriye doğru sıçramak / atlamak / fırlamak leap year = artık yıl (4 yılda bir Şubat ayının 29 gün çektiği yıl) learning = ilim. için) denize indirmek launch (isim) = 1) kuruluş. (birisine) önderlik etmek. başlama. müsrif law = yasa. için) fırlatma sistemi launcher = fırlatıcı. Bu özellikleri savaş öncesi işsizlik zamanlarından kalmadır. hariç tutmak.) lecture (fiil) = konferans vermek.= termination.95 launch (fiil) = 1) başlatmak. hukuki legal battle = hukuksal savaş legal system = hukuk / adalet sistemi legally blind = (yasalara göre / resmen) görme özürlü (olduğu kabul edilmiş kişi) legend = destan. yapmak.= terminate. yatırmak. alay) legislation = 1) yasama. excess left-wing = solcu legacy = geçmişin kalıntısı. arta kalan şey. 2) birlik. rent leave behind = geride bırakmak leave office = görevi bırakmak. 2) yasalar. kat. kanun yapma. kanun yapan. This trait of theirs is a legacy of pre-war unemployment. efsane. roket.= include. eğri leap (into) = atlamak. için) dışarı sızmak. put. myth.

salıvermek. illegal legume = baklagiller familyasına dahil bitkiler ve bunların taneleri leisure = serbestlik. borç. zıt anl. ruhsat. originate in. legal. . illicit. (Following the diagnosis of her disease as cancer. tax. harç. 2) boşa çıkarmak. amply. 2) düzlemek. safe lethal injection = zehir enjeksiyonu. = Savaşın nedenleri. average life span www. müddet. in case let alone = bırak. zıt anl. zıt anl. şeklinde) bulunmak.= work.bademci. emit let through = geçmesine izin vermek lethal = öldürücü. meşru. salıvermek. neden vs. hang around. zıt anl. uzun uzadıya lesion = lezyon (yara. fonksiyon bozukluğu) less still = daha da az less than half as much = (daha önce bahsi geçenin) yarısından daha az lesser = daha aşağı / düşük. deadly.= insufficiently liberate = özgürlüğüne kavuşturmak. = Bırak resim göndermeyi. başına gelecek olmak. . valid. korkusu ile. boş zaman. = Hastalığının kanser olarak teşhis edilmesinden sonra. ölümcül. pürüzsüz hale getirmek (level the ground for construction = inşaat için yeri düzlemek) level (isim) = 1) seviye. durmak lie under = (deri. credible. şöyle dursun. . forsake. . zıt anl. superior lest = (bir şey ol)masın diye. duration lengthy = uzun. serbesti. yükümlülük. obligation. she will need all her strength and bravery to cope with what lies ahead. (level social differences = sosyal farklılıkları gidermek / sosyal açıdan eşit hale getirmek). inferior.= slavery librarianship = kütüphanecilik Libya = Libya (Kuzey Afrika’da bir ülke) Libyan = Libya ile ilgili. tembellik etmek.= harmless.96 . responsibility. relaxed. zıt anl. ortalama ömür. freedom.= immunity.) lie on = (bir yerde) uzanmak.= enslave. exist in the form of. zıt anl.= borrow lend insight to = (bir şey)’in iç yüzü hakkında fikir verme length = 1) uzunluk.cümlesinde olduğu gibi olanaksızlığın boyutunun büyüklüğünü vurgulamak için kullanılır.= greater. zıt anl.com . ( . (The causes of the war lie in the greed and incompetence of politicians on both sides. (vakit geçirme ya da dinlenme amaçlı) eğlence leisure time = boş zaman leisurely = telaşsız / sakince yapılan. (death by lethal injection = zehir enjeksiyonu ile ölüm / idam cezası) lethargy = letarji. hayal kırıklığına uğratmak. toil lie buried = gömülü kalmak lie hidden = saklı kalmak lie in = 1) mevcut olmak.= formal lend = ödünç vermek.= illegitimate. düzey. . hürriyet. exemption liberally = cömertçe.) lie around = miskinlik yapmak. 2) (bir şey)’den kaynaklanmak. serbest bırakmak. casual. mortal. 2) düz. restrict liberty = özgürlük. dengelenmek lever = kaldıraç levy = vergi. gelecekte kendisini bekleyen zorluklar ile baş edebilmek için bütün gücünü ve cesaretini toplamaya ihtiyacı olacak. . olası yaşam süresi. laze. Libya’ya ait licence = lisans. unhurried. . duty liability = sorumluluk. telefon bile açamıyorum. .ÜDS Sözlüğü legislative and executive = yasal ve idari legislator = yasa yapıcı legitimate = yasal. fatal. uyuşukluk leukemia = lösemi (kan kanseri) leukemogenic = kan kanserinin nedeni olarak gösterilen faktörle ilgili leukocyte = lökosit (akyuvar) level (fiil) = 1) eşit hale getirmek. .) let down = 1) (ağır ağır) inmesini sağlamak.) altında bulunmak / yatmak life expectancy = yaşam beklentisi. generously. ehliyet lie ahead = gelecekte (birisini) (kötü / zor bir işin) beklemesi. 2) süre. koyvermek. zıt anl. düzayak level of income = gelir düzeyi level out = dengeye gelmek. iki tarafın politikacılarının da açgözlülüğü ve yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. disappoint let go = serbest bırakmak. debt. free. release let out = dışarı çıkmasına izin vermek. (I can’t even make a phone call let alone send images. yüzüstü bırakmak. zıt anl.

keza.= figuratively literary = yazınsal. confined (to). will to live lifelong = ömür boyu (süren) lifestyle = yaşam biçimi lifestyle behaviour = (bir kişinin) yaşam tarzını belirleyen davranış life-threatening = hayatı tehdit eden lifetime = ömür lifetime health risk = yaşamboyu sağlık riski lift (fiil) = yükseltmek. similarly limb = kol. zıt anl. endişesiz. birleştirmek. zıt anl. connect to / with. keten kumaş. chance likely to = olası. (classical musical literacy = klasik müzik bilgisi / anlayışı) literally = tam anlamıyla. zıt anl. illuminate. 2) ev tekstili lingua franca = 1) uluslararası ticari dil. bakımından) kök linear algebra = doğrusal / lineer cebir (vektörler ve lineer denklemler ile yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) linear strip = doğrusal şerit linearly = doğrusal olarak.ÜDS Sözlüğü . equate to likeness = 1) benzerlik.= free (of / from) line = (iç yüzeyini) kaplamak lineage = (akrabalık / tarih vs. actually. life expectancy life support = yaşam desteği (insanın (örn. asansör light up = aydınlatmak.97 life span = ömür. düz bir hat üzerinde linen = 1) keten. zıt anl. İtalyanca’dan bozma dil linguist = dilbilimci lining = astar. bağlantı kurmak. iç kaplama link to / with (fiil) = (bir şey) ile / (bir şey)’e bağla(n)mak. resim likewise = benzer şekilde. geçim yolu. kaygısızlık. kanat gibi organlardan her biri. kaygısız lighting fixtures = elektrik / aydınlatma tesisatı lightning = yıldırım like finding a needle in a haystack = samanlıkta iğne aramaya benzer likelihood = olasılık. lifetime. zıt anl. 2) eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan. 2) tasvir. edebi literary intellectual = edebiyatla ilgilenen / uğraşan entellektüel kimse literary life = yazınsal / edebi hayat literary work = yazınsal / edebi eser literature = 1) edebiyat. bağlantı lip = dudak lipid = lipid (hücrenin temel yapıtaşlarından olup kloroform ve eter gibi organik solventler içinde çözünebilen yağsı madde) lipoprotein = lipoprotein (bir lipid ile birleşmiş olarak bulunan protein) liquid = sıvı liquid blood = sıvı halde kan liquid protein = sıvı protein listlessness = kayıtsızlık. muhtemel. combine with. brighten. apathy literacy = okuryazarlık. appendage limb-bone = kol veya bacaklara ait kemik lime = kireç lime scale = kireç tortusu limit (to) = (bir şey ile) sınırlandırmak / sınırlamak / kısıtlamak limitation = sınırlama. görüşleri birbirine benzeyen liken to = (bir şey)’e benzetmek.bademci.= improbable. bilinen en hafif metal) lithography = litografi (taş basması) little known = fazla tanınmamış. subsistence. 2) literatür (belli bir konuda yayınlanmış bilimsel çalışmaların bütünü) lithium = lityum (gümüşi beyaz renkli yumuşak bir alkali metal. unlikely likely to prove controversial = tartışma yaratması muhtemel / beklenen like-minded = aynı düşüncede olan.= darken. bacak. fade lightheadedness = sersemlemiş / düşecekmiş gibi olma hali light-hearted = telaşsız. zıt anl. az bilinen. gerçekten. bunun gibi. görünüş. probable. elevate lift (isim) = teleferik.= well-known. detach from link (between) (isim) = bağ. compare with / to.com . beklenen. su. expected. raise. possibility. aydınlanmak. truly. famous live = (layv şeklinde okunur) canlı live out = sonuna kadar yaşamak live up to expectations = beklentileri karşılayacak düzeye gelmek live animal market = canlı hayvan pazarı livelihood = geçim. sustenance liver = karaciğer liver surgery = karaciğer cerrahisi www. kuyruk. besin.= separate from. ısınma gibi ihtiyaçların sağlanması) life will = yaşama isteği. uzayda) hayatta kalması için gerekli olan oksijen. limitasyon limited (to) = (bir şey ile) kısıtlı / sınırlı. ihtimal.

göz gezdirmek.) look over = incelemek. = Polis. uzatmalı. (bir yerde) yerleşmek. 2) (bir şeyin arasından / içinden) bakmak look up = 1) (sözlükte. station located = bir yerde bulunmak. (a longstanding lover = uzatmalı sevgili) long-term effect = uzun vadede görülen etki long-term memory = uzun süreli hafıza longtime (ya da long-time) = uzun süreli (a longtime friendship = uzun süreli bir arkadaşlık) look after = (bebeğe. for a long time. glorify look forward to = sabırsızlıkla beklemek. mera load (fiil) = yüklemek. = Kadının resmine uzun uzadıya baktı. valizi vs. position. bölgesel. yeni bir işveren. hor görmek. kitapta vs. uğramak. (The elders of the two families have finally agreed to shake hands and put an end to the longstanding feud. despise.= tightly looting = yağmalama lorry = kamyon. konum. improve lookout = 1) gözetleme yeri. zıt anl. incelemek.98 . bir şey) aramak. credit loan assassin = kiralık katil / suikastçı local = 1) yerel. soruşturmak. köpeğe vs.) kilitlemek lock away = kilitli tutmak / saklamak locomotion = lokomosyon (enerji harcayarak ve kuvvet uygulayarak yer değiştirme) lodge in = 1) (bir yer)’e yerleş(tir)mek (bir yer)’de yaşamak. situated location = belirli bir yer. hareket etme / ettirme ile ilgili) logistics = 1) lojistik (askerlikte personel ve teçhizatın nakledilmesi).ÜDS Sözlüğü livestock = çiftlik hayvanları livestock pasture = otlak. desire long = 1) uzun zamandır.com . uzun zamandır gündemde / geçerli olan. a new location and a new set of colleagues. incelemek. = İki ailenin büyükleri nihayet el sıkışıp uzun zamandır var olan düşmanlığa bir son vermeye razı oldular. inspect look out for = (bir şey)’e dikkat etmek.) bakmak. scorn. can atmak. (He took a long look at the woman’s picture.= exalt. long-lived long-range = uzun mesafeli / menzilli longstanding = çok eski. çok arzulamak. (A new job means a new employer. visit look into = araştırmak. 2) iyileşmek. tepeden bakmak. keep an eye on look down on = küçümsemek. truck lose faith = inancını / güvenini kaybetmek www. 2) arayış loom = dokuma tezgahı loosely = gevşekçe. inspect look through = 1) gözden geçirmek. 2) (bir şeyin) içinde sıkışıp kalmak.) long exposure = 1) (fotoğrafçılıkta) uzun pozlama (poz süresini ayarlayarak veya deklanşöre basılı tutarak ışığın filme uzun bir süre boyunca işlemesini sağlama tekniği). 2) uzun pozlama yöntemi ile alınan görüntü long periods = uzun süre(ler) long-closed = uzun süredir kapalı longevity = uzun ömürlülük long-held contention = uzun zamandır (doğruluğuna) inanılan bir görüş longitude = boylam long-lasting = uzun ömürlü. dükkan sahiplerini sahte banknotlara dikkat etmeleri konusunda uyardı. saplamak log (fiil) = ağaç kesip kütük haline getirmek log (isim) = kütük logging = ağaç kesip kütük yapma işi logical reasoning = mantıklı düşünme logically = mantıken. examine. mahal. doldurmak load (isim) = yük loan = kredi. düzelmek.) lock = (kapıyı. göz kulak olmak. uzun süre dayanan. examine. 2) nakliyecilik long (for) = hasretini çekmek. = Yeni bir iş. yerini saptamak. 2) uzun uzadıya.).= general local doctor = aile hekimi local ethnic food = yerel / mahalli / belli bir kültüre ait yemekler local foodstuff = bir yere özgü / yöresel yiyecek localise = belirli bir yere sınırlamak locally = yerel / mahalli olarak locate = konumlandırmak. (The police warned the shopkeepers to look out for forged notes. yeni bir mekan ve yeni iş arkadaşları demektir. search. zıt anl.bademci. (Have you been waiting long? = Uzun zamandır mı bekliyorsunuz?). check out. expect. mantıklı olarak logistical = lojistik (nakliye. search. zıt anl. spot. hope for look in (on) = (kısa bir) ziyaret yapmak. yöresel. watch out for. 2) (tıbbi) lokal (vücudun sadece bir kısmını kapsayan). iple çekmek. içine gömmek.

zıt anl. zıt anl. açık. fail. (low in vitamins = vitamin bakımından fakir) low profile = reklamı sevmeyen ve geride duran bir kişinin çizdiği profil low-carbohydrate = düşük karbonhidratlı low-density lipoprotein = düşük yoğunluklu lipoprotein. eksilme. lie in wait lush = bitkisel yaşam ile dopdolu. ziyan. zıt anl. cezbetmek.bademci. şükürler olsun ki. pusuya yatmak. regress. şiş lunar = aya ait. yağlamak lubrication = yağlama lucid = kolay anlaşılır. decrease. (loss of life = can kaybı). spinal tap lumen = lumen (bağırsak gibi tüp şeklindeki bir organın iç boşluğu) lump = yumru. vefa.)’den yapılmış / oluşan www. 2) (bir şey)’in içinde kaybolmuş loudly = yüksek sesle. hamile bir bayanın güvenle yapabileceği bir egzersizdir. (speak loudly = yüksek sesle konuşmak) louse = (çoğul: lice) bit Louvre = Louvre Müzesi (Paris’te bulunan ve içinde pek çok ünlü sanatçının eserlerini barındıran dünyaca ünlü bir müze) lovely = sevimli. vefalı. fall back. ova loyal (to) = sadık. kandırmak. transparent. faithful (to).ÜDS Sözlüğü . berrak.= unfortunately lumbar lordosis = omurganın bel bölümünün öne doğru aşırı kavis göstermesi hali lumbar puncture = bkz. fortunately. bir yerini incitmek gibi) darbeler ve tehlikeler açısından daha güvenli olan (Walking is a low-impact exercise for a pregnant woman to do. hide. LDL lower = azaltmak. rağbet görmemek.= increase lower back = sırtın alt kısmı lower courses = temelin ya da su basmanın hemen üzerindeki taş sıraları lowercase = küçük harflerle yazılmış olan kısım. ayla ilgili lunar soil = ay toprağı lung = akciğer (Diğer organlar gibi the artikeli alır ve genellikle çoğul kullanılır: the lungs) lung disease = akciğer hastalığı lupus = lupus (ülserleşme eğilimi gösteren lezyonlarla belirgin herhangi bir kronik deri hastalığı) lure (into) = ayartmak.= succeed lose the favour of = (bir kişi)’nin gözünden düşmek loss = azalma. güzel. zıt anl. zıt anl. (loss of appetite = iştah kaybı) loss of muscle = güç kaybı lost in = 1) tamamen (bir şey)’e dalmış.= disloyal (to) loyalty = sadakat. kayıp. zıt anl.= arid Lyme disease = lyme hastalığı (geyiklerde yaşayan bir tür kenenin taşıdığı bir bakteri yoluyla bulaşan bir enfeksiyon) lymph node = lenf nodülü (çok küçük lenf kitlesi) lymphocytic leukemia = lenfatik lösemi made up of = (bir madde vs. clear.99 lose ground = gerilemek. zıt anl. = Yürüyüş. zarar. obvious. düşürmek. küçük harf low-impact = (düşmek. saklanmak.= ambiguous luckily = iyi ki. reduce.) lowland = düz arazi. yaralanmak. bağlılık lubricant = kayganlaştırıcı lubricate = kayganlaştırmak.com . imrendirmek. şirin. tempt (to) lurk = gizlenmek. charm.= gain ground lose out = başarısız olmak. pretty low-crime = suç oranı düşük low in = (bir şey) açısından / bakımından fakir.

uyanma make a difference = fark yaratmak M make a fool of = (birisini) aptal durumuna düşürmek. devam ettirmek. manyetik büzülme (manyetik alana maruz bırakıldıklarında bazı malzemelerin boyutlarının küçülmesi) magnificence = ihtişam. (belli bir fikri) savunmak. büyü magma = magma (yerkabuğunun altındaki manto tabakasını oluşturan eriyik kaya) magnetism = manyetizma magnetostriction = manyetostriksiyon. mostly. earn a living make a point of = özen göstermek. 2) yapmak. cause (smt) to happen make history = tarihe geçmek. zıt anl. claim (that) maintenance = 1) (makine vs. struggle make for = 1) (bir yer)’e doğru yönelmek. allow. chief. produce. ortaya çıkarmak. make away. idame. advance. keep. assert (that). dikkat etmek ( I always make a point of spending Saturdays with my children. olanaklı hale getirmek. kendine gelme. 2) ana / genel görüş maintain = 1) bakım yapmak. muhafaza etmek. temel. (bir yer)’e ulaşmaya çalışmak. yararlanmamak. onarım. little majority = çoğunluk. boyut main = ana. ikinci el kıyafetlerle yetinmek zorundaydık. illuminate make do with = (bir şey) ile yetinmek / idare etmek. contribute to.= disable make life tougher for smo = bir kişiye zorluklar çıkarmak make matters worse = durumu kötüleştirmek make money = para kazanmak make no use of = kullanmamak. para kazanmak make one wonder = insanı düşündürmek. 3) (bir şey)’e neden olmak.) make smt available to smo = bir şeyi birisi için kulanılabilir hale getirmek make better paper = daha iyi kağıt olurlar. sustain. upkeep. başlıca. escape make on = (bir şey üzerinden) kar sağlamak. tarih yazmak make inroads (into) = gedik / yol açmak make it clear (that) = açıklıkla ifade etmek. facilitate. enable. kırmak make a comeback = (anestezi sonrası) derlenme. humiliate make a living = hayatını kazanmak. zıt anl. 2) sürdürme / koruma / direnme gücü maintenance rules = bakım şartnamesi maize = mısır. get by. zıt anl.= secondary. marvellous magnify = (büyüteç ile) büyütmek. principle. great. subsist. chiefly mains electricity = (şehir) şebeke elektriği mainstream = 1) bir topluluğa hakim tutum.bademci. provide maintain (that) = iddia etmek. (onlardan) daha iyi kağıt olur make clear = açıklığa kavuşturmak. asıl. birincil. primary. service. temin etmek. büyük. için) bakım.) make effort = çaba / gayret göstermek. = Biz küçükken.com . ileriye götürmek. subordinate main stream of music = müziğin ana eğilimi / gidişatı mainland = anakara mainly = büyük ölçüde. zıt anl. muhafaza. 3) sağlamak. unimportant. büyük göstermek magnifying glass = büyüteç magnitude = büyüklük. retain. (When we were young. (fikirsel) pozisyonunu korumak. = Cumartesi günlerini çocuklarımla geçirmeye büyük özen gösteririm. düşünce veya davranışları temsil eden. clarify. görkem magnificent = görkemli. hayatta başarılı olmak. harika. açıkça belirtmek make it possible = mümkün kılmak.= utilise.= minority make a break with = yıkmak. esas olarak. 2) sürdürmek.M MMM magic = sihir. ister istemez bir merak uyandırmak make one’s way = ilerlemek. primary. büyük kısım. yol kat etmek. bakmak. make use of make off = aceleyle gitmek / çıkmak / terk etmek. corn major = geniş / büyük çaplı.= minor. zıt anl. we had to make do with second-hand clothes. advance www.

= İnsanlar. yerine koymak. çıkarmak. kapatmak.) make up = düzenlemek. anlamak.= hide manifestation = belirti. için) başa çıkma management regime = yönetim sistemi mandate = (resmi olarak) emretmek. illness male fight = bazı hayvan türlerinin erkek bireyleri arasında. benefit from. değiştirmek. belirtmek. imalatçı. zıt anl. composition. (Before leaving home. zıt anl. deal (with). üstü kapalı söylemek. cope (with). gösterge. be successful make out to = ima etmek. seçmek. = Evden çıkmadan önce ocağın kapalı olduğundan emin ol. make sure that the gas heater is turned off. accomplish. yer kabuğunun ise altında yer alan magmanın bulunduğu tabaka) manual = rehber (kitap). ona sadece zenginliğinden dolayı yaranmaya çalışıyorlar. biçim. insanlı bir uzay aracı ile yapılan) insanlı görev manner = 1) şekil. içerik. 2) başa çıkmak. producer manure = gübre. uydurmak. administration. tamper with manipulation = 1) (bir çıkar veya amaç için) kullanma. doğru yorumlamak make sure (of / that) = emin olmak. zorunlu kılmak. ascertain. operatör. 2) bilye. suggest make over = (bir malın) mülkiyetini (başkasına) vermek. reveal. telafi etmek. müsvedde many a = pek çok marble = 1) mermer.= be uncertain. beslenme bozukluğu malpractice lawsuit = yanlış teşhis ya da tedavi nedeniyle hekimlerin karşı karşıya kaldıkları hukuki dava malt = malt (genellikle bira yapmak için çimlendirilmiş tahıl) mammal = memeli man = insan(lık). önünü açmak makeshift = derme-çatma. garanti etmek. teşkil etmek. formation malady = hastalık. compose. anlaşılır olmak make sense of = (bir şey)’den anlam çıkarmak. perceive. hazırlamak. comprise. zıt anl. produce manufactured = imal edilmiş / üretilmiş manufacturer = üretici. human(ity) manage = 1) yönetmek. handle. structure.= wellnourished malnutrition = kötü beslenme. zıt anl. run. 2) başarmak. man man-made = insan eliyle yapılmış. 2) dalavere manipulator = 1) bir cihazı vs. 2) manipülatör. artificial.com . manevra yeteneği yüksek mantle = manto (yerkürenin çekirdeğinin dışında. geçici makeup = yapı. devretmek make sense = mantıklı gelmek. disease. invent make up for = (kaybedilen veya eksik kalan bir şeyi) tamamlamak. zıt anl. humanity. display. zıt anl. fiddling.= make no use of make visible = görünür kılmak. decide (on) make up to = yaranmaya çalışmak. kurcalamak. yararlanmak. becermek. compensate for make up smt out of smt = bir şeyden (başka) bir şey imal etmek / yapmak make up one’s mind (about) = (konusunda) karara varmak.101 make out = 1) (bir şeyin ne olduğunu) kestirmek. idare. oluşturmak. imply. elkitabı manually operated = elle kullanılan / çalıştırılan manufacture = imal etmek. conduct. çözmek. understand. muck manuscript = el yazması. üstesinden gelmek. idare eden kişi. idare etmek. form. symptom manipulate = (bir çıkar veya amaç için) kullanmak.= natural manned = insanlı manned mission = (örn. way. indication.) make use of = kullanmak. kontrol etmek. tackle. aklını kullanarak başkalarını yöneten kimse mankind = insanlık.bademci. succeed (in / at). undernourished. command mandatory = zorunlu manifest = açıkça göstermek.= fail (to) management = 1) yönetim. fiddle with.ÜDS Sözlüğü . 2) tavır. intimate. administer. (People only make up to him because of his wealth. 2) (hastalık vs. usul manoeuvrable (ya da maneuverable) = manevra yaptırılabilir. açığa vurmak make way for = yol vermek. dişileri ve / veya sürünün liderliğini elde etmek amacı ile yapılan dövüş Mali = Mali (Batı Afrika’da bir ülke) malignancy = (tümör için) kötü tabiatlı / huylu olma niteliği malnourished = yetersiz / kötü / dengesiz beslenmiş. utilise. misket march = yürüyüş www.

uzmanlaşmak. yığın mass production = seri üretim mass unemployment = toplu / büyük çaplı işsizlik mass vaccination = kitlesel aşılama. hırpalamak maxim = özdeyiş. im. inadequate. zıt anl. = Bu ekonomik krizin sosyal yaşama vuracağı darbe çok büyük olacak. question. (canlılar için) denizde yaşayan. özlü söz maximum = (çoğul: maxima) bir dalganın en üst noktası may well = pekala … (olabilir / yapabilir) de Maya = Maya (Orta Amerika’da M. purposeless www. cover mass = hacim.) master = iyice öğrenmek. zıt anl. aşı kampanyası massacre = katletmek. piyasa marketing = pazarlama marketplace = pazar (yeri) marrow = ilik. eşleş(tir)mek. paspas match (with) (fiil) = uymak. motherly maternity = annelik mathematical precision = matematiksel kesinlik mathematical reasoning test = matematiksel mantık yürütme testi mathematician = matematikçi math-reasoning problem = matematiksel düşünme gerektiren problem. bataklık Martian = Mars gezegeni ile ilgili. matematik problemi mating = çiftleşme matriculate = (üniversiteye) öğrenci olarak kaydolmak matrix algebra = matris cebiri (matrisler üzerinde yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) matter = 1) konu. işaret etmek. zıt anl. sorun. issue. muazzam.102 . zıt anl. correspond (to) match for (isim) = (bir şey) ile denk. heavy. ufak. dangerous. marine mark = göstermek. maritime marine biodiversity = deniz canlılarının çeşitliliği marine life = deniz yaşamı.= fail maternal = anneliğe özgü. kırıp geçirmek masses = halk yığınları massive = büyük. ustalıklı masterpiece = başyapıt mat = hasır. kemik iliği marsh = batak. show marked = belirgin. örtmek.= immaturity maul = (döverek) yaralamak. fully developed.= inconspicuous markedly = belirgin şekilde. immense. (The social impact of this economic crisis will be massive. için) vadesi gelmek mature (isim) = olgun. zıt anl. belirti market = pazar. enormous. 6. point. full development. 16. önemsiz. deniz canlılarının bütünü marine reptile = deniz sürüngeni marine species = denizde yaşayan canlı türü / türleri maritime = deniz veya denizcilikle ilgili. özdek matter of dosing = (belli bir dozda) ilaç verme sorunu / konusu mature (fiil) = 1) olgunlaşmak. obvious. vast marijuana = mariyuana (kenevir bitkisinin yapraklarının sigara gibi içilmesi ya da çiğnenmesi yoluyla aşırı zindelik ve mutluluk hissi veren uyuşturucu) marine (isim) = deniz piyadesi marine (sıfat) = denize / denizciliğe ait. point out. zıt anl. 2) madde. gizlemek. bağdaşmak. learn. ağır. benzemek. göze çarpan. sufficient meal = yemek.com . ripe. average. tehlikeli. açıkca.ÜDS Sözlüğü marginal = düşük. 2) (borç vs. yy arasında etkili olmuş bir uygarlık) meagre = yetersiz. Ö. eksik. slight. öz. 2) saldırgan. clearly marker = işaret. grasp masterly = ustaca. yy ile M.= gross. az.bademci. noticeably. zıt anl. S. çok büyük. Mars gezegenine ait Maryland = Maryland (Batı ABD’de yer alan ve bugün ABD’nin ortalama gelir düzeyi en yüksek olan eyaleti) mask = kamufle etmek. zıt anl.= abundant. be realised. ortaya çıkarmak. öğün mean (isim) = (matematikte) ortalama mean (sıfat) = 1) ortalama. ergin. poor.= meaingless. minor. anne tarafından. (bir şey) ile karşılaştırılabilir matchstick = kibrit çöpü mate (with) (fiil) = (hayvanlar için) çiftleş(tir)mek mate (isim) = (genellikle hayvanlar için) eş material = madde materialise = gerçekleşmek. zıt anl. büyük kütleli. uy(uş)mak. noticeable.= immature maturity = olgunluk. hostile. actualise.= kind meaningful = anlamlı. mesele.= tiny.

bilinç. zorluk içeren. karşılamak. threaten menace (isim) = tehdit. method. . intercede medical = tıbbi medical advice = tıbbi öneri medical attention = tıbbi müdahale medical dominance = tıp alanında üstünlük. megakent megalith = megalit (anıtsal mimaride kullanılan çok büyük yekpare taş) megalithic = çok büyük yekpare taşlardan yapılma melanin = vücutta deri.ÜDS Sözlüğü . bring up. tradesman merciful = merhametli mercuric chloride = civa klörür (tarım ilacı ya da antiseptik olarak kullanılan çok zehirli bir bileşik) www. beyin ve diğer bazı oluşumlara siyah renk veren pigment melt = erimek. (belli bir gün için) uymak. medya media attention = medyanın ilgisi medial epicondylitis = medial / içyan epikondilit (golfçu dirseği adıyla da bilinen. hakimiyet medical profession = tıp / sağlık mesleği medical school = tıp fakültesi medical science = tıp bilimi medical subject = tıbbi konu medical treatment = tıbbi tedavi medically = tıbben. zıt anl. yöntem. vesile. bellek. ilaçla tedavi etme. resort to merchant = tüccar. para. ortam meet = yerine getirmek. makine benzeri. ağır emek. funds means of production = üretim araçları means of treatment = tedavi şekilleri / yöntemleri meanwhile = bu arada. baş belası menagerie = küçük hayvanat bahçesi menial job = hizmet. saç. drug medieval = ortaçağa ait / özgü meditation = meditasyon (düşünceyi yoğunlaştırarak bilinç düzeyini yükseltmeyi veya zihni boşaltarak rahatlatmayı amaçlayan zihinsel aktivite). medication.com . tehdit etmek. bahsetmek. sayıya dökmek. income. bütçe. calculate measure (isim) = 1) önlem. engelliler ve kronik böbrek hastaları için devletin sağladığı ücretsiz sağlık hizmeti) medication = medikasyon (tıbbi tedavi). zıt anl. eritmek meltdown = (nükleer reaktör için) erime meltwater = buzun erimesiyle ortaya çıkan su member = üye memorise = ezberlemek. accomplish. ergimek. araya girmek. ölçü.= artistic meddle with = (birisi) ile uğraşmak. sanatsal / estetik / insani yönü olmayan. learn by heart memory = 1) hafıza. 2) başvurmak. gelir. kaçırmamak. bu esnada measles = kızamık measure (fiil) = ölçmek. vasıta. dirsek ekleminin iç kısmında ve genellikle golf oyuncularında görülen ağrılı durum) mediate = aracılık / arabuluculuk etmek. amnesia menace (fiil) = başa bela olmak. âdet. precaution. ortam. zihinsel (akıl. aybaşı mental = mental.103 means (of) = 1) (hem tekil hem çoğul) yol. fulfil. zeka ile ilgili) mental activity = zihinsel faaliyet mental alertness = zihinsel uyanıklık. 2) hatıra. tedbir. satisfy. . genelde düşük ücretli iş meningeal = membranlarla ilgili meninges = beyni örten 3 membrandan biri meningitis = menenjit hastalığı (beyin zarlarının iltihabı) menstruation = menstruasyon. 2) ilaç. way. düzey measure up = istenilen ölçülere / kriterlere uygun olmak meat = et mechanistic = mekanik. 2) miktar.= fail to meet megacity = büyük şehir. olarak ölçülmek. atlamamak. tıbbi olarak Medicare = sağlık güvencesi (ABD ve bazı ülkelerde 65 yaş üzeri yaşlılar. ilaç verme. 2) imkan. bellek. ilaç medicine = 1) tıp. ölçüsü / değeri … olmak. wealth. tetikte olma hali mental computation = akıldan hesaplama mental health = akıl sağlığı mental health centre = akıl sağlığı merkezi mental illness = akıl hastalığı mental picture = zihinde canlandırma mental retardation = zeka geriliği mentally disturbed = akıl hastası mentally handicapped = zihinsel özürlü / engelli mentally stable = akıl sağlığı yerinde mention = 1) söz etmek. göz. (işine) karışmak / burnunu sokmak media = araçlar. derin düşünme Mediterranean Sea = Akdeniz medium = (çoğul: media) araç. varlık. turn to.bademci. . anı memory loss = hafıza kaybı. disclose.

copy mind = akıl. benzemek. benzetme metaphysical = metafiziksel. only. mineral vs. intense mild depression = hafif. şiddetli olmayan depresyon (ruhsal çöküntü) mild exercise = hafif. . mimicked vs.) çıkarmak mine (isim) = mayın www. naviküler ve kuneiform kemiklerin ve bunları çevreleyen yumuşak dokunun bulunduğu ayağın orta kısmı midshipman = deniz yardımcı subayı midwife = ebe might = güç. . split merit = değer. solely merge (into) = içine karışmak. join. mil (hız ölçme birimi).= separate. kudret. ılıman. mix.104 . worth. yormayan egzersiz mild exposure to = (bir toksik madde vs. zıt anl. 10.) taklit etmek. ılımlı. binyıl kadar eskiye tarihlenen neolitik yerleşimlere ve izleyen süreçte Sümer.= split merge = birleş(tir)mek. moderate. just. kağıt.= disadvantage Mesopotamia = Mezopotamya (Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan. kereste gibi ara ürünler için) imalathane / fabrika millennium = (çoğul: millennia) bin yıl mimic = (çekim: mimicking. erdem. imitate.bademci. yanıcı olmayan. renksiz. combine. basit. medium midfoot = küboid.)’ye hafif derecede maruz kalmak miles per hour = saatte .= severe. kuvvet. power. kokusuz bir gaz) meticulous = çok titiz. Babil. fazilet. unite. Ö. zıt anl. ılımlı. Asur gibi birçok öncü uygarlığa ev sahipliği yapmış olan bölge) mesosiderite = mesosiderit (silikat ve nikel-demir bakımından zengin bir çeşit meteorit) mess = karışık şey / yığın metabolise = metabolize etmek (yiyecek. zıt anl. mph milestone = kilometre taşı. maden vs. sole. simple merely = sadece. fizik ötesine ait metastasize = tüm vücuda yayılmak metastatic = metastatik (yayılmaya eğilimli) meteor = meteor (atmosfere giren göktaşı) meteor shower = meteor yağmuru meteorite = meteorit (dünyaya düşen küçük göktaşı) methane = metan (doğalgazda bulunan yanıcı bir gaz) methane emission = metan gazı çıkışı methemoglobin = kanda bulunan. kahverengi pigment methemoglobinemia = methemoglobinemi (alyuvarlarda aşırı miktarda methemoglobin bulunması hali) methyl bromide = metil bromit (kimyasal formülü CH3Br olan. M. virtue. slight. kopya etmek. yalnızca. kudretli migraine patient = migren hastası migrant = göçmen migrate = göç etmek migrating = göç eden migration = göç migratory = göçle ilgili mild = hafif. yalnızca. ancak hemoglobinden farklı olarak oksijene bağlanamayan kristal yapılı. çok dikkatli microbe = mikrop (hastalık yapan herhangi bir mikroorganizma) micro-credit = mikrokredi (işsiz veya yoksul girişimcilere sağlanan çok düşük miktardaki kredi) mid-1990s = 1990’ların ortaları mid-century = … yüzyılın ortaları middle children = ortanca çocuklar middle ear = orta kulak middle-aged = orta yaşlı middle-ground position = orta yollu bir tutum middle-of-the-road = ılımlı bir yol veya politika izleyen.ÜDS Sözlüğü mercury = civa mercury-based preservative = civa bazlı koruyucu mere = sadece. zıt anl. maddeleri kimyasal işlemler vasıtasıyla enerji ve yeni hücreler oluşturmak amacıyla kullanmak) metabolism = metabolizma (bir organizmada yaşamın sürdürülmesi sırasında gerçekleşen tüm kimyasal işlemler) metabolite = metabolit (metabolizmada kullanılan ya da metabolizma esnasında veya sonunda oluşan madde) metaphor = mecaz. (önemli) aşama Miletus = Milet (bugün Aydın ili sınırları içinde kalan bir antik kent) militancy = militanlık military campaign = askeri harekat Milky Way = Samanyolu (Galaksisi) mill = (genellikle kumaş. moderate middling = orta (büyüklükte).com . strength mighty = güçlü. akıl sahibi kişi mine (fiil) = (kömür.

misconduct. deceive. I often feel that I am missing out on the activities of city life. madencilik minister = bakan minor = önemsiz. = Çocuklar. birleşim. üslup model year = 1) (bir uygulamanın) ilk kez başlayacağı / deneneceği (pilot) yıl.com .= major. küçük.= maximize minimum = (çoğul: minima) bir dalganın en alt noktası mining = maden çıkarma. minyatürize etmek (bir şeyin. trouble.= true. zıt anl. make fun of. mutsuz. 2) (araba vs. zıt anl. misunderstand mislead = yanıltmak. yumuşatmak. naughtiness. doğaüstü. that great painter had to live in this minuscule room. en az. considerable. şehir hayatının etkinliklerinden mahrum kaldığım gerçeği sıkça aklıma geliyor. tarz. sefalet. = O büyük ressam bir zaman için bu minnacık odada yaşamak zorunda kaldı.= extreme moderately = ölçülü / sınırlı şekilde. ılımlı.ÜDS Sözlüğü . delusion misdiagnose = yanlış teşhis koymak misdirect = yanlış yol göstermek.= trust misunderstanding = yanlış anlama / anlaşılma mitochondrial = mitokondriyal (hücre içinde enerji üretiminden sorumlu organel ile ilgili) mixture = karışım. haylazlık. insignificant. plain. minnacık.) görev mistakenly = yanlışlıkla.= grand. kayıp. (The Prime Minister admitted that the crisis had been mishandled. bard minuscule = çok küçük. reasonably. suffering. depressed miserably = çok kötü şekilde. zıt anl.) misinterpret = yanlış anlamak. gösterişsiz. (Living in the country.= extremely modest = 1) ölçülü. (For some time. misguide misleading = yanıltıcı. doubtfulness.= excessive. fesat. unimportant. seferber etmek mock = (yüzüne karşı) alay etmek. mislead. aşık. zıt anl. badly misery = perişanlık. itimatsızlık. başka insanların hareketlerine de cevap / tepki veren nöron)1 miscalculate = yanlış hesaplamak mischief = yaramazlık. absent. ölçülü. alteration.105 mine-sweeping = mayın tarama miniaturize = minyatürleştirmek. fena halde. deceptive. very small. moderate. zıt anl. 2) tutanak minute (sıfat) = (maynyut şeklinde okunur) çok küçük. yanlış yönlendirmek. kötülük. maltreat. soften moderate (sıfat) = ılımlı. 2) alçakgönüllü. incorrectly mistrust = güvensizlik. yönetim bozukluğu misplace = yanlış yere koymak. yok denecek kadar az.= present mission = (uçuş. zıt anl. cell phone mobilize = harekete geçirmek. reasonable. operasyon vb. marvellous mirror (isim) = ayna mirror (fiil) = yansıtmak. yanlış öğüt vermek. en aza indirmek. yanılgı içinde. immodest modification = değişiklik. significant minority = azınlık minstrel = ortaçağda halk şairi. reshaping www. unhappy. curb. = Kırsal bölgede yaşadığım için. sınırlı. orta. büyük üzüntü.) missing = var olmayan. humble.) minute (isim) = 1) dakika. misinform miserable = perişan.= good behaviour misconception = yanlış kavram / yorum / kanı. için) model yılı modelling = modelleme (incelenen bir konuyu daha iyi anlamak amacı ile onu daha basit ya da daha küçük ölçekli bir modele indirgeme) moderate (fiil) = hafifletmek. tiny miracle = mucize miraculous = mucizevi. en düşük seviyede. zıt anl. combination moat = kale / saray hendeği mobile phone = cep telefonu. actual mismanagement = kötü yönetim. distress misfortune = talihsizlik. özürlü arkadaşlarıyla alay ettiler. kötü kullanmak.) mode = usul. least minimally conscious state = (hastanın / kişinin) bilincinin en alt seviyede olduğu durum minimize = minimize etmek.bademci. kötü yönetmek / yönlendirmek. aynı işi gören ama daha küçük ebatlı olanını üretmek) minimal = asgari. zıt anl. = Başbakan krizin kötü yönetildiğini kabul etti. aksilik mishandle = kötü yönetmek. mislay mispricing = yanlış fiyatlandırma misrepresentation = bilerek yanlış tanıtma miss out (on) = (bir fırsat veya deneyimden) mahrum kalmak. zıt anl. reflect mirror neuron = ayna nöron (sadece insanın kendi hareketlerine değil. zıt anl. trivial. (The children mocked their handicapped friend. tadilat. sefil. ılımanlaştırmak. sınırlı.

106 - ÜDS Sözlüğü
modify = (küçük) değişiklikler yapmak, tadil etmek, alter moist = nemli, rutubetli, damp, wet, zıt anl.= dry moisture = nem, rutubet mold = kalıp molecule = molekül (iki veya daha fazla atomun birleşmesiyle oluşan madde unsuru) molten = erimiş, sıvılaşmış molten plate = eriyik plaka momentum = moment (bir cismin hızı ile kütlesinin çarpımı) monarch = monark, kral, hükümdar, king, emperor monetary = parasal, mali money laundering = kara para aklama (yasa dışı yollarla elde edilmiş parayı, kaynak ve kimlik göstermeyi gerektirmeyen işlemler yaparak, yasal bir yatırım veya depolama aracına aktarma) monitor = izlemek, denetlemek, gözetlemek, gözlemlemek, takip altında tutmak, observe, supervise monk = keşiş monkey love-potion = maymun aşk iksiri (cinsel iktidar veya arzu yarattığı düşünülen bir orkide ekstraktına verilen yerel bir isim) monolingual = tek dilli, tek dil konuşan monologue = 1) monolog (kişinin tek başına yaptığı konuşma); 2) bir kişinin, genellikle başkalarının konuşmasına izin vermeden tek başına yaptığı konuşma monotonous = monoton, tekdüze monounsaturated fat = tekli doymamış yağ monozygotic twins = tek yumurta ikizleri, identical twins, zıt anl.= dizygotic twins monsoon = muson monument = anıt, abide monument of stone = taş abide mood = ruh hali, mizaç mood disturbance = ruh hali bozukluğu / dengesizliği Moorish = Mağribi (8. ile 15. yy’lar arasında Fas’ta yaşayan halka ait) moral = ahlaki moral judgements = ahlaki değerlendirmeler morale = moral, iyi ruh hali morally = ahlaki bakımdan, ethically more or less = aşağı yukarı, az çok, hemen hemen more than double = iki katından fazlaya çıkmak more than unlikely = imkansızdan da öte, (Within the limits of today’s technology, it is more than unlikely to travel to stars. = Günümüz teknolojisinin sınırları içerisinde, yıldızlara yolculuk etmek imkansızdan da öte bir şey.) moreover = bundan başka, ayrıca, üstelik, additionally, furthermore mores = töreler, görenekler, traditions morphological = morfolojik (şekilsel, biçimsel) mortality = ölümlülük, ölüm oranı mortality rate = ölüm oranı mortality risk = ölüm tehlikesi mortgage = ipotek (satın alınacak evi teminat göstererek düşük faizli ev kredisi kullanmak) mosquito-borne = sivrisinek tarafından taşınan Most certainly! = Kesinlikle!, Elbette!, Tabii ki! most unfair = çok haksız mostly = en çok motherhood = annelik motion = hareket motivate = motive etmek, harekete geçirmek, teşvik etmek, cesaretlendirmek, excite, inspire, encourage, zıt anl.= discourage motivated = motive olmuş / edilmiş, güdülenmiş motive = güdü, motivasyon, neden motor development = motor gelişim (doğuştan itibaren hareketi mümkün kılan sinirlerin gelişimi) motor information = beyinden, kasların hareketi için gönderilen uyarı motor-command neuron = beyinden gelen emirle hareket eden nöron motorist = motorcu (motorsiklet kullanıcısı) mould = küf mantarı mound = yığma tepe mount = monte etmek, asmak, takmak, kurmak, install, place; 2) tırmanmak, yükselmek, artmak, climb, rise, ascend, zıt anl.= descend, fall mountain range = dağ silsilesi, sıradağ mountaineer = dağcı, mountain climber mouse = (çoğul: mice) fare movable = taşınabilir, nakledilebilir move (fiil) = hareket etmek move (isim) = hamle move about = dolaşmak, dolanmak move in = 1) (eve vb.) taşınmak; 2) içeri girmek move off = yola çıkmak, (bir yerden) ayrılmak

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 107
move out = taşınarak / göçerek bir yerden ayrılmak move round = (bir yerde) gezinmek / hareket etmek move through = (bir şey)’in içinde hareket etmek moveable type = hareketli / çıkarılabilir harfler kullanılarak baskı yapılan matbaa tekniği movement = hareket, akım mRNA = taşıyıcı ribonükleik asit (genetik bilgiyi DNA’dan ribozoma taşıyan RNA molekülü), messenger ribonucleic acid much-respected = çok saygı gören mucous coat = bazı uzuvların iç yüzünü kaplayan salgılı zar, sümüksü örtü mucous membrane = sümüksü / müköz zar mucus = mukus (sümüksü salgı) multibiIlion-dollar industry = milyarlarca dolarlık endüstri multicellular = çokhücreli multidisciplinary = birçok bilim dalını ilgilendiren, disiplinler arası, interdisciplinary multinational = çokuluslu şirket (dünyanın farklı ülkelerinde ticari varlığı bulunan şirket) multi-storey = çok katlı mummify = mumyalamak munch one’s way through = (bir şey)’i azaltarak / tüketerek ilerlemek, yiyerek azaltmak munitions = (çoğul kullanılır) savaş gereçleri, mühimmat, cephane murder = öldürmek, katletmek, kill muscle power = kas gücü muscle work = kas çalışması musculature = kas sistemi musculo-skeletal system = kas-iskelet sistemi (kaslar ve iskelet aracılığı ile hayvanların hareketini sağlayan sistem) mushroom = büyümek, yükselerek genişlemek, expand, zıt anl.= collapse mushroom out = mantar gibi açılmak muskrat = misk sıçanı must result . . . = kesinlikle şöyle sonuçlanıyordur . . . mutant = mutant (mutasyona / genetik değişime uğramış) mutate = genetik değişim (mutasyon) geçirmek mutation = mutasyon (gen diziliminin doğal farklılaşma nedeniyle veya radyasyon, sıcaklık, virüsler gibi dış etkilerle değişime uğraması) mutual = karşılıklı, common, reciprocal mycobacterium tuberculosis = tüberküloza sebep olan bir mikobakteri türü myocardial infarction = miyokard enfarktüsü (kalp kasında besleyici damarın tıkanması nedeniyle bölgesel doku ölümü), MI myriad = çok büyük sayıda mysterious = gizemli, esrarlı mystery = gizem, sır, esrar, secret, enigma, zıt anl.= revelation, explanation myth = söylence, efsane, mit, story, tale mythological = mitolojik, efsanevi

www.bademci.com

N N NN
naively = safça, artlessly, zıt anl.= deviously naked eye = çıplak göz naming = isimlendirme nanometre = nanometre, milimetrenin milyonda biri, 10-9 metre nanoparticle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanocluster, nanopowder nanosize particle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanoparticle nanotube = nanotüp (nano boyutlarda boru benzeri bir yapı) nap = kestirmek, şekerleme yapmak narcotic = narkotik (bilinci uyuşturan herhangi bir kimyasal madde) narrative = anlatım, account narrative essay = hikaye tarzında yazılmış deneme narrative poem = içinde bir hikayenin anlatıldığı şiir narrow (fiil) = daral(t)mak, contract, tighten, zıt anl.= broaden narrow (isim) = kısıtlı, dar, partial, zıt anl.= broad narrow visible range = elekromanyetik spektrumun insan gözünün görebildiği yaklaşık 400-790 THz frekans aralığı, visible spectrum narrowed = daral(tıl)mış narwhale = narval, denizgergedanı (arktik denizlerde yaşayan bir tür beyaz balina) nasty = kötü, çirkin, ayıp, pis nasty-tasting = tadı berbat olan national health scheme = ulusal sağlık planı national park = milli park (genellikle bir bölgedeki doğal yaşamı koruma amaçlı olarak oluşturulan koruma alanı) nationalise = devletleştirmek, kamulaştırmak nationals from other EU countries = uyruğu başka AB ülkeleri olan kişiler native (isim) = yerli, zıt anl.= foreign native English speaker = anadili İngilizce olan kimse native to (sıfat) = (bir yer)’in yerlisi, (bir yer)’e ait / özgü, indigenous, zıt anl.= foreign, (Kangaroo is native to Australia. = Kanguru Avustralya’ya özgü bir hayvandır.) natural causes = doğal nedenler / sebepler

N

natural selection = doğal seçilim (güçsüz bireylerin doğada hayatta kalamayarak elenmeleri, bunun sonucunda güçlü bireylerin hayatta kalarak soylarını devam ettirmeleri) naturalist = doğabilimci naturalization = vatandaşlığa kabul etme nature = doğa, mizaç, nitelik, tür, character, type nature of gravity = yerçekiminin doğası naughty = yaramaz, haylaz nausea = mide bulantısı, noze naval = denize ait, deniz kuvvetlerine ait naval explorer = deniz araştırmacısı navigate = yönlendirmek, (bir deniz aracıyla) denizde gezmek, seyretmek, yön bulmak navigation = denizde yön / pozisyon bulma, denizcilik, deniz veya uçak yolculuğu navigator = (bir deniz aracıyla) denizde gezen kişi, (gemilerde) haritacı, yön bulucu near future = yakın gelecek near one another = birbirlerinin yanında nearby = yakın, yakın(lar)da, yakında(ki), close near-death = öleyazma, ölüme yakın nearly = neredeyse, hemen hemen, almost near-professional = profesyonele yakın nearsighted = miyop (uzağı göremeyen) neatly = düzgün / tertipli bir şekilde, tidily, carefully, zıt anl.= carelessly, untidily necessarily = ister istemez, muhakkak, illa ki, unquestionably, undoubtedly, zıt anl.= possibly necessary = gerekli, zorunlu, zaruri, önemli, essential, zıt anl.= unnecessary necessitate = gerektirmek, zorunlu kılmak, require, call for needlessly = boşu boşuna, ortada hiçbir şey yokken, gereksiz yere, unnecessarily needy = yoksul, ihtiyaç sahibi negative press = gazetelerde bir kişi, konu vs. hakkında kötü haber çıkması neglect = ihmal etmek, savsaklamak, aldırmamak, ignore, zıt anl.= care for, concern negligence = ihmalkarlık, inattentiveness, zıt anl.= diligence negligent = ihmalkar, inattentive, zıt anl.= diligent

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 109
negligible = önemsiz, yok denecek kadar az, ihmal edilebilir, insignificant, minor, zıt anl.= considerable, significant negotiate = müzakere etmek, görüşmek, discuss, debate negotiation = müzakere, görüşme, debate negotiator = 1) bir antlaşmanın taraflarından biri; 2) arabulucu neighbour = komşu olmak, çevresinde bulunmak neighbourhood = semt, mahalle, district neonatal = doğumdan sonraki dört hafta ile ilgili neoplasia = neoplazi (yeni ve anormal hücre çoğalması) nephron = nefron (böbreğin işlev yapan en küçük anatomik birimi) nerve = sinir nerve fibre = sinir lifi nerve process = sinirlerin çalışması esnasında gerçekleşen işlemler nervous = sinirli, asabi, anxious, zıt anl.= calm nervous system = sinir sistemi nesting = yuvalanma, yuva yapma Netherlandic (isim) = Hollandaca diline verilen isimlerden biri, Dutch Netherlandic (sıfat) = Hollanda’ya ait, Hollandaca’ya ait, Dutch Netherlands = (the Netherlands şeklinde kullanılır) Hollanda, Holland network = ağ, şebeke neural network = nöral / sinirsel ağ neural tissue = sinir dokusu neurodegenerative = sinir dokusunun zamanla yok olması ile ilgili, (hastalık, kimyasal madde vs. için) sinir dokusunu zamanla yok eden neurologic loss = nörolojik kayıp neurological = nörolojik (sinir sistemiyle ilgili) neurological disorder = nörolojik bozukluk / hastalık neurological wiring = sinirlerin yapısal şekli, sinir sistemi neuron = nöron, sinir hücresi neuronal system = nöronal sistem (sinir hücresi sistemi) neuroscience = sinir bilimi Neuroscience Research Programme = Sinir Bilimi Araştırma Programı neuroscientist = sinir bilimci neurosurgeon = beyin ve sinir cerrahı, nöroşirurji uzmanı neurotransmitter = nörotransmitter, nörotaşıyıcı (hücrelerarası sinirsel iletişimde görev alan kimyasal madde) neutrality = tarafsızlık neutralize = 1) nötralize etmek (asidik veya bazik bir çözeltiyi nötr hale getirmek); 2) (askeri) etkisiz hale getirmek (esir etmek, savaşamaz hale getirmek, yok etmek) neutrino = nötrino (elektriksel yükü olmayan atomaltı bir parçacık) neutron emission = nötron emisyonu (bazı ağır atomların çekirdeklerinden bir nötronun dışarı atılması ile meydana gelen radyoaktif bozunma) Nevada = ABD’de bir eyalet never before = daha önce asla never to return = geri dönmemek üzere nevertheless = yine de, bununla birlikte, however, even so New England = Yeni İngiltere (İngiltere’den Kuzey Amerika’ya göç eden ilk kolonistlerin yerleştiği bölge) New World = (the New World şeklinde kullanılır) Yeni Dünya (Kuzey ve Güney Amerika) newborn = yenidoğan newcomer = yeni gelen kimse news-editorial staff = muhabirlerden gelen ham haberi düzenleyerek yayına hazırlayan personel niche = niş (duvar içinde bırakılan oyuk, göz, hücre) nickel = nikel (parlatılabilen bir metal) nickname (isim) = takma ad, lakap nickname (fiil) = takma isim koymak Nigerian = Nijerya ile ilgili, Nijerya’ya ait nightmare = kabus, karabasan nightmare possibility = kabus senaryosu, en kötü olasılık Nineveh = Ninova (bugün Irak topraklarında yer alan, Dicle Nehri üzerindeki antik bir Asur kenti) nitric acid = nitrik asit (kimyasal formülü HNO3 olan, oldukça aşındırıcı, zehirli ve kuvvetli bir asit) no doubt about it = hiç süphe yok no easy matter = kolay bir şey değil no grounds for … = (bir davranış vs.) için hiçbir gerekçe / neden yok no less promising (than) = (birşey)’den daha az umut vaat etmeyen, en az o kadar umut vaat eden

www.bademci.com

. (The man who reads nothing at all is better educated than the man who reads nothing but newspapers. notasyon note (fiil) = 1) belirtmek. adı çıkmış. zıt anl. tutulan) not nothing at all = hiç ama hiçbir şey. . istenmeyen sinyal noise pollution = gürültü kirliliği noise-induced = gürültü kaynaklı. soylu nocturnal = nökturnal (gece yaşayan) nodule = yumru. da cabası. görevlendirmek. aşikâr. ’yı saymazsak / hesaba katmazsak. göçebelere ait. her şeye rağmen. detectable. . rubbish normal pattern of growth = büyümenin normal seyrinde gitmesi not at all = hiç . . artık değil.= ambiguously. (not to mention a lot of money = gereken çok miktarda parayı saymazsak). 2) (derste vs. nevertheless non-evergreen = (bitkiler için) her mevsim yeşil kalmayan nonfiction = kurgusal olmayan düz yazı. mutlaka öyle olması gerekmez not that I know of = bildiğim kadarıyla yok / değil. (be not at all helpful = hiç yardımcı olmamak) not necessarily = tam olarak değil.= fiction nonlethal = öldürücü / çok zararlı olmayan nonoil sector = petrol dışı sektör nonparametric = (veri için) olasılık dağılımına bağlı olmayan veya derecelendirilebilen ama sayısal olarak kesin bir şekilde ifade edilemeyen nonpharmacological = (tedavi vs. gürültünün neden olduğu nomadic = göçebe. (not to mention ugly looking = çirkin görünmeleri de cabası) not to my knowledge = bildiğim kadarıyla hayır / değil. obvious www. (bir şey)’den söz etmek. not that I know of notable = dikkate değer. . (I no longer trust him. ilaçsız nonprescription drug = reçetesiz satılan / reçeteye tabi olmayan ilaç. = Yeni vergi sisteminin. . = Hiçbir şey okumayan bir adam.110 . well-known. . markedly. değil. thought notorious = dile düşmüş. nodül noise = (elektronikte) gürültü. apparently. (kötü) ün yapmış. over-the-counter medication.) no longer the case = artık durum öyle değil / artık durum farklı no more than smt = bir şey olmaktan öteye geçmez no point in doing smt = bir şey yapmanın yararı / anlamı yok Noah’s flood = Nuh Tufanı nobleman = asilzade. (These tribes have a nomadic way of life. even so.com . zıt anl. no more. appoint nomination = adaylık noncancerous = kanserli olmayan noncompliance (with) = (bir şeye) uymama / uygun davranmama noncompliance with medical directions = (bir hasta için) (doktorun) tıbbi talimatlarına. tüketilemez nondrug = ilaçsız nonetheless = bununla birlikte. dikkate değer açık. . dikkat çekecek derecede. vaguely notion = düşünce. senet. . remarkable notably = bilhassa. dikkat etmek. için) ilaç kullanılmayan. remarkably. = Bu kabilelerin göçebe bir yaşam tarzları var. farkına varmak. visible. not. idea. inanç. clearly. zıt anl. önerilerine uymama / uygun davranmama nondepletable = tükenmez. ekonomik büyüme oranı üzerinde dikkate değer bir etkisi olmadı. yabana atılamayacak nothing short of perfection = mükemmelden daha az / yetersiz değil noticeable = belirgin.bademci.) noticeably = belli / açık / fark edilir bir şekilde.= prescription drug nonsense = saçmalık. (üstelik) bir de . not to my knowledge not to mention . . fikir. (The new tax system did not have any noticeable effect upon the rate of economic growth. gazeteden başka bir şey okumayan adamdan daha iyi eğitimlidir. = Artık ona güvenmiyorum. = . benim bilgim dahilinde değil. dikkate değer bir şekilde. ’dan başka hiç bir şey. . düğüm. 2) atamak. zıt anl. zorunlu değil. fark etmek. yönü var.= ambiguous. hidden. conspicuous. nota. (bir şey)’e dikkat çekmek. . . 2) not tutmak note (isim) = 1) banknot. however. = .ÜDS Sözlüğü no less than = en az (başka bir şey ya da birisi) kadar no longer = artık / daha fazla bir durumun olmaması. nothing other than . particularly. remarkably notation = işaret veya rakamlarla gösterme sistemi.) nothing but . nothing less than = hiç de önemsiz olmayan. apparent. .) nomenclature = terminoloji nominally = önemsiz / düşük oranda nominate = 1) aday göstermek. . farkedilir. . notice. .

eksikliği nutrition = beslenme. pek çok. unique. orijinal.ÜDS Sözlüğü . nourishing. ince ayrıntı nuclear = nükleer (atom çekirdeği ile ilgili) nucleation = nüve / çekirdek halini alma nucleus = (çoğul: nuclei) (atom. çocuk odası. rahatsız eden şey. traditional novelist = romancı novelty = yenilik.) nutrition status = beslenme durumu nutrition supplement = genellikle ek vitamin ve mineral içeren beslenme desteği nutritional = beslenmeyle ilgili nutrition-conscious = beslenme bilincine sahip olan nutritionist = nütrisyonist (beslenme ya da gıda uzmanı) nutritious = besin değeri yüksek.111 not-too-distant = çok uzak olmayan. kreş. feed nourishment = beslenme novel (isim) = roman novel (sıfat) = yeni. irritation. çok. zıt anl. near nourish = beslemek. hissizleşmiş. nourishment. hücre vs. ateş ve iltihabı azaltan ancak narkotik olmayan ilaç). = Hayvan etine alternatif beslenme kaynakları mevcuttur. fresh.= few nursery = 1) çocuk yuvası. original. pain in the neck numb = uyuşmuş.com .bademci.= old. yeni çıkmış şey. besleyici. öldürücü NSAID = steroid içermeyen antienflamatuvar ilaç (aspirin gibi ağrı. freshness now that = artık şöyle olduğuna göre…. = Size bir iğne yapacağım ve diş tamamen uyuşacak. (I will give you an injection and the tooth will go completely numb. non-steroidal antiinflammatory drug nuance = nüans. (There are alternative sources of nutrition to animal meat. baş belası. 2) yemek. yeni çıkmış.) numerical = sayısal numerous = sayısız. many. zıt anl. madem ki… noxious = zararlı. food nutrient absorption = gıda emilimi nutrient composition = besin bileşimi nutrient deficiency = besin yetersizliği. gıda. annoyance. 2) fidanlık nutrient = 1) besleyici madde. several. için) çekirdek nuisance = rahatsızlık. wholesome nutritive = besleyici www.

eski.= frequently.= new. chances. doğru bulmama. vesile. goal. opposition (to / against). görünüşe göre. invade. ambiguous obviously = açıkça. bulanık. stubbornly obstruct = engellemek. strange.com . izlemek.= agreement (to) objective (isim) = amaç. 2) tek (sayı) odds = (çoğul kullanılır) şans. zıt anl.= unobtrusive. hidden. once in a while. insidans. voluntary oblige to = (bir şey)’e mecbur etmek. difficulty. objektif. notice. infrequent. yürürlükten kalkmış. disapprove (of). probability odour = koku. disagree (with).= optional. (every) now and then. aim objective (sıfat) = nesnel. ulaşılabilir. responsibility. forced (to) obscure (fiil) = örtmek. ihtimal. kendini belli eden. prominent. meslek. inconspicuous obvious = açık. oluş sıklığı. mecbur. impede. = Bir ameliyatta anestezistin rolünün genellikle görmezden gelinmesi tuhaf bir şey. reside (in) occur = olmak. onaylamama. sorumluluk. 2) iş. excessive obsessive behaviour = obsesif davranış (bir kişinin zihnini. karanlık. get obtainable = elde edilebilir. happen. tıkamak. within reach obtrusive = göze batan. irade ve isteği dışında devamlı meşgul eden davranış türü) obsolete = (yenisi ve daha gelişmişi çıktığı için) modası geçmiş. goal. takıntı. hedef. zıt anl. dim. izleme observatory = gözlemevi. büyük olay. conspicuous. göze çarpan. profession. criticism (of). hindrance obstinately = inatla. binding. unbiased. aşikâr. modern O obstacle = engel. tuhaf. compulsory. 2) fark etmek. bariz bir şekilde. belli ki. purpose. oldfashioned. görünürdeki. disapproval (of). belli. smell. saplantı obsessive = 1) saplantılı.= agree (with). görmek. (fotoğrafı / görüntüyü) bulandırmak obscure (sıfat) = belirsiz. seizure. scent www. apparent. funny. obligate obliged (to) = zorunlu.).O O OO oats = yulaf obese = obez (aşırı şişman) obesity = obezite (aşırı şişmanlık) obesity epidemic = obezite (aşırı şişmanlık) salgını object (to) (fiil) = itiraz etmek. zıt anl. zorunlu / yükümlü kılmak. zıt anl. block. take place occurrence = tekrar oranı.bademci. mysterious. kullanılmayan. compelled (to). hindrance. monitor. acquire. uğraş. objective objection (to) = itiraz.= release obstructive = engelleyen obtain = elde etmek. gözlemek.= frequent occasionally = bazen. (It is odd that an anaesthetist’s role in an operation is usually ignored. event. compulsive. compel. happening oceanic = okyanuslar ile ilgili odd = 1) garip.= be unaware of obsession = obsesyon. zıt anl. zıt anl.= subjective objectivity = nesnellik obligation = yükümlülük. zıt anl. terk edilmiş. duman ile) örterek gizlemek. visible.= obscure. zorunluluk. acquirable. approve (of) object (isim) = amaç. earn. yükümlü. peculiar. zorluk çıkarma. zıt anl. outmoded. often occupant = bir yeri işgal eden. 2) fırsat. clear. meydana gelmek. cause occasional = ara sıra olan. zıt anl. 3) gerek. rasathane observe = 1) gözetlemek. zıt anl. gözlemlemek. neden. apparently occasion = 1) (genellikle) önemli. zıt anl. karşı çıkma. gaye. zıt anl.= clear obstruction = engelleme. zıt anl. (örn. 2) aşırı. dik başlılıkla. evidently. 2) (bir yer)’de yerleşik olmak. demode olmuş. opportunity. commitment obligatory = (uyulması) zorunlu. contemporary. invasion. olasılık. evident. impediment.= clear observation = gözlem. ara sıra. vocation occupational = mesleki occupy = 1) işgal etmek. işgalci occupation = 1) işgal. from time to time. incidence. karşı çıkmak.

= politely offer = 1) sunmak. on the other . aggressive.)’nin olması / meydana gelmesi nedeniyle / gerekçesiyle. on the one side = bir yandan. overall on their own = kendi başlarına on trial = deneme safhasında once = bir kez / sefer / defa once more = bir kez daha. because on the increase = artışta on the issue of = … konusu üzerinde / … hakkında on the one hand . bu tür(den) off the coast (of) = (bir yer)’in kıyısından açıkta offence = suç. o yüzden on the brink of extinction = nesli tükenmenin eşiğinde on the contrary = aksine. on the basis (of / that).ÜDS Sözlüğü . on the other hand on the part of the pilots = pilotlardan yana. . zıt anl. by and large. again once rarely found = bir zamanlar nadir bulunur(lar)ken. (polis için) memur official = memur offset = karşılamak.bademci. pilotlarla ilgili on the verge of = (bir şey olma)’nın sınırında. . tersine. koşuluyla. once-endangered = bir zamanlar tehlike altında olan one another = birbirleri(ni / ne). . crime offender = saldırgan. contrarily on the grounds that. yüz yüze www. .= defensive offensively = kaba şekilde. . . yeniden. bilakis. çokça. emeklilik sistemi old-fashioned = geleneksel. often. nedeniyle. bir bölü üç one-to-one = birebir. on the brink of on the whole = genel olarak. on the one hand on the other hand = . . 2) (banka hesabı vs. in the event that on demand = istek / talep üzerine. arzetmek. (bir yer)’e ulaşma yolunda on moral grounds = ahlaki açıdan / nedenlerle on occasion = zaman zaman. provide. rudely. için) ülke dışında off-stage = sahne dışında oftentimes = sık sık. diğer / öte yandan on the other side = öte yandan. dengelemek. generally. öyle veya böyle one-half = yarı. . present. counterbalance offshore = 1) kıyıdan uzak(ta). frequently oil = ham ya da işlenmiş halde petrol oil palm = yağlık hurma ağacı oil supplies = petrol arzı. bazı durumlarda on one condition = bir şartla on site = yerinde.com . . denilebilir ki… one way or an / the other = bir şekilde. for the sake of on average = ortalama olarak on behalf of = (bir kişi)’nin / (bir şey)’in adına / namına on condition that = şartıyla. . bu mahiyette of this type = bu tip(ten). için. mahallinde on such a scale = bu boyutta on that account = o nedenle. suçlu offensive = saldırgan.113 of a similar nature = benzer özellikleri olan of its own accord = kendiliğinden. zıt anl. bir bölü iki one-third = üçte bir. diğer yandan . . büyük oranda on account of = (bir şey)’den dolayı. . bütün olarak alındığında. on request on its way to = (bir şey) olma yolunda. 2) önermek. suggest offered = sunulan offhand = düşünmeden officer = subay. sağlamak. petrol rezervleri oil tanker = tanker (ham petrol taşımakta kullanılan büyük gemi) oil weapon = (ekonomik olarak) petrol kozu / silahı old-age pension = yaşlılık sigortası. by itself of no importance = önemsiz. . because of. eski moda olive oil = zeytinyağı Olympic Committee = Olimpiyat Komitesi (Olimpiyatları düzenlemekle görevli komite) Olympic Games = Olimpiyat Oyunları (4 yılda bir düzenlenen uluslararası spor etkinliği) Oman = Umman (Arap Yarımadası’nda bir ülke) on a large scale = geniş çapta on a mass scale = kütlesel boyutta on a massive scale = muazzam boyutlarda on a scale unseen for decades = onlarca yıldır görülmeyen bir boyutta on a vast scale = çok geniş ölçekte. bir tarafta. = bir yandan . of no account of this nature = bu türden. teklif etmek. = (bir olay vs. each other one for one = bire bir one in a million = milyonda bir one might presume that = şöyle bir tahmin yapılabilir ki…. propose. .

= support opposed to = karşı. protest.) istilasına açık hale getirmek openness = açıklık. düşman. iş. zıt anl. enemy. zıt anl. bir kanal ya da bir boşluğu dışarıya ya da anatomik bir yapıya bağlayan) açıklık ya da delik origin = köken originally = ilk başta. yol açmak. alternative. seçenek. zıt anl. voluntary. zıt anl. ayarlamak. ameliyat. (chemically orientated = kimyasal odaklı) orifice = (bir organ. exploited. alışılmış. adjust orientate = yönlendirmek.ÜDS Sözlüğü one-to-one mapping = birebir eşleme one-way = tek yönlü geçirgen. chance oppose = karşı koymak. atılım. harekat.114 . running.= in favour of opposing = karşı / karşıt. operating theatre operation = 1) operasyon. arise. hamle. elective.= terminate ornament = süsleme. dışarıdan içini göstermeyen (cam vs. antagonist. start. alıştırmak. düzgün. devam eden. work operating = çalışmakta / işlemekte olan. resistance oppressed = ezilmiş / baskı altında. 2) çalışma.) ongoing = süregelen. doğmak. choice optional = isteğe bağlı. büyük sıkıntı order = 1) düzen. aleyhinde. compulsory oral cancer = ağız kanseri oral hygiene = ağız temizliği oral literature = sözlü edebiyat orbit (fiil) = (bir şey)’in yörüngesinde dolanmak orbit (isim) = yörünge. opposition opportunist = fırsatçı. yöneltmek. (the oppressed = ezilmiş / baskı altında olan kişiler) optimism = iyimserlik. işleyiş. functioning operating room = ameliyathane. running. zıt anl. meydana gelmek. başlangıçta. itiraz etmek.com . align. direnç göstermek. (in orbit of / around = (bir şey)’in yörüngesinde) orbital = yörüngesel. familiarise (with) orientated = odaklı. ham demir) organic compound = organik bileşik (yapısında karbon içeren bileşik) organism = organizma. regulated. sistemli. hasım.= disorderly. zıt anl. against. zıt opposable thumb = işaret parmağına göre ters durması sayesinde nesneleri kavrama kabiliyetini arttıran başparmak opposition = muhalefet. zıt anl.= chaos. zıt anl.= completed online = çevrim içi (internet veya başka bir bilgisayar ağına bağlı olma hali) only recently = daha yeni onset (of) = (bir şeyin) başlangıcı. chaotic ordinary = 1) sıradan. zıt anl. ilk adım. yörüngedeki orbiter = görevi yörüngede dolanmak olan uzay aracı. termination onwards = (bir zaman)’dan başlayarak / itibaren opacity = opaklık (saydam olmama hali) open up = 1) başlatmak. function. 2) olağan. seçim hakkı. muhalif. karşı çıkmak. prospect. = Bazı fırsatçı bakterilerin. pave the way for. functioning opioid = uyuşturucu etki yapan opium poppy = haşhaş opponent = rakip. rival. karşı koyma. şeffaflık operate = çalış(tır)mak. süs olarak kullanılan www. süs ornamental = dekoratif. regular. usual. canlı varlık orient = yöneltmek. (Some opportunist bacteria are known to wait for years until a person’s immune system is weakened.= obligatory. seçmeli. zıt anl. zıt anl. run. 2) sebep ordered arrangement = düzenli yerleşim orderly = düzenli. 2) (bir yerin) gelişmesine imkân vermek.= unusual ore = cevher.= pessimistic option = opsiyon. ulaşılabilir hale getirmek open up the body to invasion = vücudu (mikrop vs. zıt anl.= end. işle(t)mek.= pessimist optimistic = iyimser. işleme.) opportunity = fırsat. her zamanki. zıt anl. (iron ore = demir cevheri.= lander orchard = meyve bahçesi orchid = orkide ordeal = karakter veya dayanıklılık denemesi. continuing.= pessimism optimist = iyimser. beginning. alelade. in the beginning originate = (ilk defa) ortaya çıkmak. competitor. direniş. kişinin bağışıklık sisteminin zayıflamasını yıllarca bekledikleri bilinmektedir. resist. karşıt.bademci. emerge.

zıt anl. zıt anl. (I don’t trust that dentist. gidip gelmek. işe yaramaz. zıt anl. = Cennetin tersi cehennemdir.bademci. exceed. zıt anl. He is still using some out-of-date equipment and apparatus. zorba.= ordinary outstretched = iyice açılmış outward = dışa doğru. (Over against heaven is hell. çıkış noktası / yolu outline (fiil) = taslağını çizmek. çıktı. yasadışı ilan edilmiş. total. yield. kemik.com . dalgalanmak oscillation = salınma.ÜDS Sözlüğü .= allowed. tam. comprehensive.= up-to-date. surpass. surpass. aftermath outcry = protesto. should oust = yerinden etmek. (She overcame her fear of the dark by the help of a psychiatrist. draft outlook = bakış açısı. uzakta bulunan outnumber = sayıca geçmek. general.). describe outline (isim) = taslak. expenditure outlet = çıkış. zıt anl. eski tarihli. viewpoint outlying = uzak. dalgalanma osteoclast = kemik hücrelerinin yıkımından ve rezorpsiyonundan sorumlu hücreler other than = dışında. (yaşça) geride bırakmak outlawed = yasaklanmış. product. 2) belli bir zaman süresi içinde bir organda oluşan ve organ aracılığıyla dışarı atılan madde miktarı outrage = büyük öfke outrageous = haddi aşan. or else. ahlaksız.) overconcentration = aşırı yoğunlaşma overcorrect = düzeltirken aşırıya kaçmak www. eklem ve kaslardan oluşan hareket sistemindeki bozuklukları tedavi etmek olan doktor) oscillate = salınmak.= input. kovmak out of proportion = orantısız. üstesinden gelmek. obsolete. gelecek. wicked. aksi takdirde. get over. despotic. = O diş hekimine güvenmiyorum. Neptün gezegeninin ötesindeki bölgesi). permited outlay = masraf. görünüm. in contrast with. 2) salgın.= fall behind output = 1) randıman.= decent outright = kesin. out-of-date outdo = geçmek. kıyaslandığında. insafsız. süsleme amacıyla orthopedist = ortopedist (uzmanlık alanı.= retreat. be superior to ovary = yumurtalık over a cup of tea = bir yandan çay içerken over against = tersine. tarihi geçmiş. (the benefits of private education over against state education = devlet eğitimiyle kıyaslandığında özel eğitimin yararları) over the course of centuries = yüzyıllar içerisinde over the past 40 years = geçen 40 yılda / yıl boyunca over time = zamanla. uproar outdated = modası geçmiş. zıt anl. defeat. favoured outpatient = ayakta tedavi edilen hasta outperform = daha iyi performans göstermek. kapsamlı. kullanımdan kalkmış. specific overall negative impact = geniş çaplı olumsuz etki overarousal = aşırı uyarılma (duygusal olarak uzun süreli aşırı uyarılma / heyecanlanma) overbearing = otoriter. excel. bağırma. çıkarmak. gider. Hala modası geçmiş aletler kullanıyor. definite. zıt anl. expense. lay out. ezici. horrible. happening. karşısında. surrender (to). disgraceful.)’den vazgeçmek. leading. outdated. = Karanlık korkusunu bir psikiyatrın yardımı ile yendi. baş gösterme.= in favour. obsolete. zıt anl. yenmek. zaman içinde overall = genel.) out-of-favour = gözden düşmüş. haricinde otherwise = yoksa. zıt anl.= hidden outset = başlangıç noktası. (fiyat için) fahiş.= in proportion outboard = (motor için) dıştan / kıçtan takma. prohibited. as opposed to. ölçüleri uyumsuz (aşırı büyük veya küçük).115 ornamentally = süs olarak. düpedüz.= inward outweigh = daha ağır basmak. zıt anl. başlıca. verim. patlak verme. protest. zıt anl. banned.= inboard outbreak (of) = 1) ortaya çıkma. zıt anl. or otter = su samuru ought to = -meli / -malı. harcama. sketch.= particular. outer. üretim. çirkin. oppressive. trans-Neptunian region outermost = en dışta kalan outgrow = (büyüyünce) (bir alışkanlık vs. zıt anl. ana hatlarıyla belirtmek. result.= democratic overcast = bulutlu / kapalı hava overcome = aşmak. toplam. surpass out-of-date = modası geçmiş. complete. exceed. haykırış. epidemic outcome = sonuç. manzara. zıt anl. beginning outsider = bir grubun dışında olan kişi outstanding = önde gelen. geride bırakmak outer solar system = dış güneş sistemi (Güneş Sistemi’nin.

excessively overnight = bir gece içinde (birdenbire anlamında) overprotected = aşırı korunan overprotective = aşırı koruyucu overrate = gereğinden fazla önemsemek. çabuk kırılan (kişi). due to owner = sahip oxidative = oksidatif (oksitleyici gücü olan) oxidative stress = oksidatif stres (biyolojik bir sistemin ürettiği aktif oksijeni yeterli hızda nötralize edememesi veya oluşan hasarı yeterli hızda giderememesi durumu) oxygen concentration = oksijen konsantrasyonu / yoğunluğu ozone layer = ozon tabakası (atmosferin üst kısmında bulunan. look after oversensitive = fazla hassas. yüzünden. çok dolu overdraw = (bir kaynağı) aşırı kullanmak overeating = aşırı yeme overemphasised = aşırı vurgulanmış overestimate = fazla tahmin etmek. invade. bakmak.= thick-skinned oversight = gözetim oversimplify = hafife almak. apparent. şeklinde) dışarıya doğru çıkıntı yapan / uzanan overharvesting = aşırı avlanma overhaul = onarım için elden geçirme overland = karadan overloading = aşırı yüklemek.= spare overuse = aşırı kullanım. overrate. zıt anl. spot overlooking = tepeden / yüksekten bakan overly = fazla.ÜDS Sözlüğü overcrowded = aşırı kalabalık. için) çok fazla oynanmış ovule = yumurtacık (bitkilerde döllenmeden sonra tohuma dönüşen yapı) owe = borçlu olmak owing to = nedeniyle. zıt anl. ortada. aşırı yalınlaştırmak. (diğerini) ikinci plana itmek overrun = 1) istila etmek. exploited. yerinden ederek yerine yerleşmek over-the-counter drug = reçetesiz ilaç. obvious.= underrate overreact = aşırı / kontrolsüz reaksiyon göstermek override = (önemce) üstüne çıkmak. özet(leme) şeklinde sunum overweight = fazla / aşırı kilolu overwhelmingly = büyük / ezici bir çoğunlukla. overestimate. ignore. zıt anl. devirmek. occupy. kaplamak overgrown = aşırı büyümüş overhanging = (saçak vs. zıt anl. predominantly overworked = 1) aşırı çalış(tırıl)mış. miss.= economizing overvalue = aşırı / ederinden fazla değerlenmek overview = genel bakış. bozmak.bademci. ele geçirmek. easily hurt. disregard.= notice. 2) üzerini kaplamak.com . simplify overstimulate = aşırı uyarmak overt = açık olarak. zıt anl.= prescription drug over-the-counter sleep aid = reçetesiz satılan uyumaya yardımcı ilaç overtime = fazla mesai overturn = altüst etmek. upset overuse = gereğinden fazla kullanmak. fazlaca basitleştirerek açıklamak. zıt anl. overconsumption.116 . güneşten gelen morötesi ışınları tutan tabaka) www.= underestimate overexercise = gereğinden fazla spor yapma overfarming = aşırı tarım overfed = aşırı beslenmiş overflow = taşmak overgrazing = aşırı otlatma overgrow = (bitki için büyüyerek) (bir yeri) sarmak. üzerinden geçmek overseas = denizaşırı oversee = göz kulak olmak. covert overtake = (yönetimi / idareyi / mülkiyeti) devralmak. nonprescription drug. over-consumption. aşırı derecede. magnify. doldurmak overlook = dikkate almamak. gözden kaçırmak. because of. zıt anl. supervise. visible. abartmak. 2) (bir tiyatro oyunu vs. zıt anl.= hidden.

sakatlamak.P P PP pace = 1) hız. milletvekili seçimi partial = kısmi. 2) adım. 3) araştırma. çalışamaz hale getirmek. step. çiğneme. tempo. cripple. zıt anl. dönem ödevi papillary dilation = gözbebeğinin açılması / genleşmesi paralysed = felç olmuş.bademci. (geniş bir bölgede / kıtalararası) salgın hastalık. istemli hareketlerde. acı. bright paleoanthropologist = paleoantropolog (paleoantropoloji ile uğraşan bilim insanı) paleoanthropology = paleoantropoloji (ilkel insanları ve insanın evrimsel geçmişini inceleyen bilim dalı) paleoethnobotany = paleoetnobotanik (arkeolojik alanlardaki bitki kalıntılarını inceleyen bilim dalı). article.= complete partial alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin kısmen yitirilmesi www. putperest pain = ağrı. felç. el ve bacaklarda. kimi sindirim enzimlerini salgılamakla görevli organ) pancreatic = pankreatik (pankreas ile ilgili) pandemic = pandemik. donuk. footstep pacemaker-like = kalp atışını düzenleyen / ayarlayan cihaza benzer / benzeyen pack = tıka basa / sıkı sıkıya doldurmak pad = bazı hayvanların ayaklarının altındaki yumuşak taban. zıt anl. böceklerin ve sürüngenlerin ortaya çıktığı 230 ile 570 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) palette = (boya için) palet pallasite = palazit (bir çeşit zeytuni renkli meteorit) Panama Canal = Panama Kanalı (Orta Amerika’nın en güney ülkesi Panama’da yer alan ve Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirine bağlayan yapay suyolu) Panamax (size) = Panama Kanalı’nın yükselme havuzlarına sığabilecek en büyük gemi ebadı P pancreas = pankreas (midenin hemen altında yer alan. sızı. kaslarda. 2) makale. asalak (diğer bir organizma üzerinde ya da içinde. meclis parliamentary = parlamento ile ilgili parliamentary election = genel seçim. epidemic panel = panel (tartışma gurubu) panic = paniğe kapılmak paper = 1) gazete. konuşma ve yürümede bozukluk ve anlamsız yüz ifadesi ile belirgin nörolojik hastalık) parliament = parlamento. ache. hurting pain syndrome = ağrı sendromu (nöbetler halinde ya da devamlı ağrı ile belirgin durum / rahatsızlık) painkiller = ağrı kesici / dindirici. yutma. principal parasite = parazit. disable paramount = üstün. yastıkçık paddy = çeltik / pirinç tarlası paediatrician = pediyatrist (çocuk hastalıkları uzmanı) pagan = çoktanrılı dinlere inanan. işlevini kaybetmiş paralysis = paraliz. inme paralyze = felç / kötürüm etmek. analgesic (drug) pale = soluk. newspaper. uçuk renkli. tempo. bildiri. incomplete. gıdasını ondan temin ederek ve karşılığında ona hiçbir yarar sağlamadan yaşayan canlı) paratyphoid = paratifo (tifoya benzer ama genellikle daha hafif seyreden bir hastalık) parent company = ana şirket (başka şirketlere sahip olan veya onları kontrol eden şirket) parent = (genellikle çoğul kullanılır) anne ya da babadan herhangi biri parental = ebeveyne (anne ve / veya babaya) ait parental separation = ebeveynlerin (anne ve babanın) ayrılığı Parkinson’s disease = Parkinson hastalığı (genellikle ileri yaşlılık döneminde görülen. rate. en önemli. başlıca. archaeobotany paleontological = paleontolojik (paleontoloji ile ilgili) paleontologist = paleontolojist (paleontoloji ile uğraşan bilim insanı) paleontology = paleontoloji (bitki ve hayvan fosillerini inceleyerek tarih öncesi yaşamı araştıran bilim dalı) paleozoic = paleozoik dönem (balıkların. faint.com .= dark.

özel olarak. zenith. rol almak. take part (in). system. en üst seviye. share (in) participation = katılma. consider. unemotionally pasteurization = pastörizasyon (gıda sanayinde. gözlemek. zıt anl. (borç) kapatmak. special. kısım. zıt anl. şablon. virüs vs. spot.) kaplı pay attention (to) = dikkat etmek. aşırı tutkulu. zerre. (hastalık vs. parça.bademci. açık paternal = baba tarafından / ile ilgili. pay sahibi olmak. 2) sadık müşteri pattern = tür. (birisine) karşı düşünceli davranmak. yöntem. kaldırım vs. inspect. dikkate almak.= disregard. bölme partly = kısmen. mind. koruyucu. order pattern of daily life = günlük hayatın alışıldık seyri pauper-school = yoksullar okulu pause = duraklamak.= generally particulate = çok küçük tanecik. especially. bölge. disappear pass on smt to smo = (bilgi. intensely.= maternal. en yüksek düzeye ulaşmak. specifically. enact pass along = (insandan insana) aktarmak. meralık pasture land = otlak alanı. go past pass judgement on = hakkında hüküm vermek / yargıya varmak pass off = (zamanla) kaybolmak. oluş düzeni. bölünme. maximum peasant = köylü. (She made a passionate speech on women’s rights. için) kişiden kişiye iletmek / göndermek. 2) arazi parçası. yer almak. fade away. section. mera patch = 1) yama. benek. yol açmak. method. partner (birisine eşlik eden kişi ya da eşlerden biri) pass = (yasa) geçirmek / çıkarmak.) döşemek. besin maddelerini hastalık yapıcı mikroorganizmalardan arındırmak amacıyla uygulanan ısıtma yöntemi) pasture = (arazi için) otlaklık. ateşli. mola vermek pave = (cadde. zıt anl. region patent (fiil) = patentini almak patent (isim) = patent (bir icat veya ticari bir ürün için taklitleri engellemek ve mucit / üretici dışındaki kimselerin haksız kazanç elde etmesini önlemek amacıyla devlet tarafından verilen sicil) patent (sıfat) = görünür.= impatient patient noncompliance = hastanın üstüne düşeni yapmaması patrol = devriye gezmek. 2) kar getirmek pea = bezelye peacekeeping = barışı koruma peak (fiil) = doruğa çıkmak.= completely participant = katılımcı participate (in) = katılmak. özel. söz vs. zıt anl. önemsemek. partially. kontrol altında tutmak. send. ilgilenmek. göz önüne almak. yer alma. movingly. (Will you please pass on this message to your friends? = Bu mesajı lütfen arkadaşlarına iletir misin?) pass over = üstünden geçmek pass sentence (on) = (bir şey hakkındaki) kararı bildirmek / iletmek pass through = (bir şey)’in içinden / arasından geçmek passage = geçiş passageway = yol passion = tutku passionate = heyecanlı. pay attention (to) pay off = 1) tamamını ödemek. patika patient (isim) = hasta patient (sıfat) = sabırlı.com . kaplamak pave the way for = başlatmak. zıt anl. tarz.ÜDS Sözlüğü partial inability = (zihinsel vs.) passionately = heyecanlı / ateşli / aşırı tutkulu / hiddetli bir şekilde. climax. convey pass by = (bir yer / birisi)’nin önünden geçmek.= completely partner = ortak. piece.= common. watch patron = 1) hami. villager www. (a paternal relative = baba tarafından bir akraba) pathogen = patojen (hastalığa yol açan bakteri. open up paved = üstü (asfalt. style.118 . take notice (of). en yüksek düzey.) geçirmek. specific. partikül partition = taksim. = Kadın hakları üzerine tutkulu bir konuşma yaptı. overall particularly = özellikle. taking part particle = parçacık particular = belirli. zıt anl.= moderately. ignore pay consideration = saygı göstermek.) kısmi yetersizlik partially = kısmen. zıt anl. model. diziliş şekli. doruk (noktası). yinelenen şekil. beton vs. type.) pathological = patolojik (patoloji ile ilgili) pathology = patoloji (hastalıkların nedeni olan yapısal ve fonksiyonel sapmaları inceleyen bilim dalı) pathway = yol. crest peak (isim) = zirve. zıt anl. partly.

civarda. unchanging. daimi. hole. notice. başarmak. idrak. nüfuz etmek. totally perforation = 1) delik. refine perfect (sıfat) = mükemmel.) www. cruelty. spoilable. secondary. uygulamak. çevresel. carry out. sinema gibi.bademci. müzik. karın zarının tabakaları arasındaki potansiyel boşluk). sürekli olarak. do. 2) tuhaf.) vermek. flawless. süre periodically = periyodik olarak. sürüp gitmek. odd. zıt anl. fulfil. = Oğlum garip garip sorular sormaya inatla devam ediyor. zıt anl. short-lived. confuse.= ban. ruhsat / yetki vermek. (This type of building is peculiar to the south of the country. zıt anl. kolay bozulur. etrafta bulunan. zıt anl.com . delik açma. içine işlemek. (He was permanently disabled after the accident. enter. yerine getirmek. muhtemelen.= certainly. for good. derisini) soymak peer = akran. function. sezgi. zıt anl. zıt anl. go through penetrating = içe işleyen. çakıl peculiar = 1) (bir şeye) özgü. accomplish. constantly.= give up. zıt anl. (My son persists in asking awkward questions.= misunderstand. get in. algı. düzenli / belirli aralıklarla. strange. implement. ölmek perishable = dayanıksız. şaşırtmak. uğraş vs. probably. = Kimsenin bir şey görmemiş ve duymamış olması çok tuhaf.119 pebble = çakıl taşı. circumference period = dönem. daimi. 3) periferik. specific (to). 2) (kabuğunu. kavramak. continuously. anlayış perch = tünemek perfect (fiil) = mükemmelleştirmek. viewpoint perceptivity = idrak kabiliyeti. excellent. sezmek. actualise. absolutely peril = tehlike perimetre = çevre ölçüsü. peritoneal space peritoneal dialysis = periton diyalizi (böbrek hastalarının kanını temizlemek için uygulanan bir hemodiyaliz yöntemi) permafrost = kutuplara yakın bölgelerde sürekli don altında kalan toprak tabakası permanent = kalıcı.= never. belirli zamanlarda. sürekli. zıt anl. occasionally. zıt anl. garip. seasonally peripheral = 1) dış yüzey veya kenara ait. emsal pelagic = açık denizlerde yaşayan pendant = kolye ucu penetrate = girmek. eziyet. zıt anl.= fail performing arts = sahne sanatları (tiyatro. alışılmamış. inat etmek. zıt anl. zıt anl. (sınır. yüzde oranı perception = algılama. tam anlamıyla. etkili pentagon = beşgen people = (çoğul: peoples) halk pepper spray = biber gazı (spreyi) per capita / head / person = kişi başı perceive = algılamak. sur vs.= imperfect. flawed perfectly = tamamen. 2) ikincil. lasting.). 2) devam etmek. aperture perform = yapmak. forbid perpetually = daima. anlamak.ÜDS Sözlüğü .= stop. kusursuz. = Kazadan sonra kalıcı olarak sakatlandı. direnmek. zaman zaman. rarely perplex = kafasını karıştırmak. gerçekleştirmek. apprehension. (mücadele.= durable peritoneal cavity = peritonal boşluk (karın zarının içi. prevail.). zıt anl.= central perish = yok olmak. = He was disabled for good after the accident. understanding. allow. 2) delme. = Bu tip bina ülkenin güneyine özgüdür.) permeability = permeabilite (geçirgenlik) permeable = geçirimli. consult a doctor. imkan vermek. geçirgen permission = izin permit = izin vermek. miss percent = yüzde percentage = yüzde. (It seems very peculiar that no one has seen or heard anything. understand.= temporarily. comprehend.) pedestrian = yaya pedestrian crossing = yaya geçidi peel (off) = 1) kabarıp pul pul dökülmek. recognise. (bir şey) için elverişli olmak. (If the pain persists. kendine has. sürekli olarak. astonish perplexed = şaşkın persecution = zulüm. external. = Eğer acı devam ederse bir doktora danış.= temporary permanently = kalıcı. persevere.= benevolence Persian Gulf = Basra Körfezi (Hint Okyanusu’nun İran ile Arap Yarımadası arasındaki uzantısı) persist = 1) (bir şeyde) ısrar etmek. fark etmek. için) çevre. possibly. marjinal. brutality. sanatçının kendisinin bir gösteri sunduğu sanat alanları) perhaps = belki.

related to Peru = Peru (Güney Amerika kıtasında bir ülke) Peruvian = Peru’ya ait. yayılmak. inandırma. onu ilgilendirmek. bedenin çalışması physical inactivity = bedensel hareketsizlik physical laws = fizik kanunları physical scientist = bilimin. ayırt etmek. relate to.ÜDS Sözlüğü persistent vegetative state = devamlı bitkisel yaşam hali persistence = süreklilik. Peru ile ilgili pervade = istila etmek. decisiveness persistency = kalıcılık. = Tanık. insistent. fonolojik photo interpretation = fotoğraf yorumlama photon = foton (elektromanyetik ışınımları oluşturan enerji birimleri) physical = bedensel physical appearance = dış görünüm physical dependence = fiziksel bağımlılık. continuity. convince. induce. bürümek.com . kendisine tanrısal bir kimlik atfedilmiş olan kral) pharmaceutical (isim) = insan veya hayvan üzerinde kullanılma amaçlı kimyasal madde. positron emission tomography scan petiole = yaprak sapı petition = dilekçe vermek. relentless. fenomen. sadece (bir şey ya da birisi) ile ilgili olmak. sarmak. approach persuade = ikna / razı etmek. (The news pertaining to the latest terrorist act is on all TV channels. mantar vs. faz. sebat. kimya gibi canlılar ile ilgili olmayan alanlarıyla uğraşan bilim insanı physically demanding jobs = bedensel güç gerektiren işler physician = tıp doktoru. staff perspective = perspektif. zıt anl.bademci. başvurmak Petrarch = 1304-1374 yılları arasında yaşamış. yardımseverlik. inat persistent = ısrarlı.) pesticide = pestisit (tarım zararlılarını öldürmekte kullanılan kimyasal madde / tarım ilacı) PET scan = pozitron emisyon tomografi taraması (vücuttaki tümör hücrelerini saptamak için kullanılan bir tarama yöntemi).= public personal transportation vehicle = kişisel ulaşım aracı (bisiklet. böcek. determined. kaplamak. teşhis odasında yanlış adamı seçti.= optimistic pest = haşere (insanın yaşama ortamına veya üretimlerine zarar veren küçük hayvan.) personnel = personel (bir işte veya organizasyonda çalışan / görev alan insan grubu). viewpoint.) pertaining to = ile ilgili olarak. doctor physicist = fizikçi physiological = fizyolojik (organizmanın işleyişi ile ilgili) physiological response = fizyolojik tepki physiologist = fizyolog (vücudun organ ve sistemlerinin işlevlerini inceleyen tıp doktoru) pick out = (dikkatle) seçmek. convincing pertain to = (bir şey / birisi)’ne ait olmak. zıt anl.) personalised medicine = kişiselleşmiş tıp (kişinin özel ihtiyaçlarına / durumuna göre belirlenecek tıbbi bakım vs. hekim. inandırmak. stage phenomenal = olağanüstü. aşk şiirleriyle ünlü bir İtalyan ozan pharaoh = firavun (antik Mısır’da. zıt anl. şaşılacak phenomenal promise = parlak bir gelecek phenomenon = (çoğul: phenomena) önemli / olağanüstü olay.120 . with regard to. karamsar. = En son terörist eylem ile ilgili haberler tüm TV kanallarında gösteriliyor. zıt anl. (The witness picked out the wrong man in the identification parade. generosity philosopher = filozof phonological = sesbilimsel. bireysel.) www. bir kişi ya da (bir şey)’e fiziksel olarak bağımlı olma durumu physical education = beden eğitimi physical functioning = fiziksel işlev. bakış açısı.= irresolute personal = kişisel.= dissuade (from) persuasion = ikna etme. safha. sürekli. devamlılık. otomobil vs. genellikle fizik. charity. ilaç pharmaceutical (sıfat) = farmasötik (ilaç ya da ilaç yapımıyla ilgili) pharmacist = eczacı pharynx = (çoğul: pharynges) farenks (yutak) phase = evre. aksi pessimistic = kötümser. inatçı. spread perverse = ters. occurence phenotype = fenotip (bir organizmada genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan dış görünüş) philanthropist = yardımsever. hayırsever philanthropy = hayırseverlik.

galiba başka bir sebepten hastaneye gittiğinde kapmış. put place emphasis on = bkz.) oyuncusu olmak play out = (mücadele. kümelemek pile (isim) = yığın pile foundation = kazıklı temel pile up = topla(n)mak. plato. sorumluluğunu vermek place in context = yerli yerine oturtmak placenta = plasenta. bother. dikme pioneer (fiil) = yol açmak.) vermek. almak.= implausible. logical.ÜDS Sözlüğü .121 pick up = 1) (başkasından bir alışkanlık. enerji santrali. öncü. zıt anl. (My shoulder has been plaguing me all week. esas. vital place = yerleştirmek. yapmak. irise. döleşi (birçok memelinin ana rahminde bulunan. 2) bela. = Enfeksiyonu. yaramazlık yapmak. düz alan plan view = plansal görünüş.) oynamak. zıt anl. sebzelere vs. reasonable. 2) gülünç derecede pivotal = asıl. lift picturesque = tablo gibi piece = (satranç vs. epicyclic gear planing = (marangozlukta) planyalama. (He seems to have picked up the infection while he was in hospital for another reason. koymak.) plague (isim) = 1) veba. tesis. reasonably play a basic role (in) = temel rol oynamak. etkisi / katkısı olmak.) için (futbol vs. uğraş vs. öncülük etmek. üstten görünüş planet = gezegen planetary = gezegenlerle ilgili planetary formation = gezegen oluşumu planetary gear (system) = bir dış dişli ve içerisinde dönerek çalışan iç dişlilerden oluşan güç iletim sistemi. için) taş pier = (bina için) kolon pigeon = güvercin pigment = pigment (deriye. trouble plain = ova. cenine oksijen ve besin sağlayan yapı) placental = plasental (doğmamış yavrusunu rahminde plasenta aracılığı ile besleyen) plague (fiil) = acı / dert / rahatsızlık vermek. perform play up = 1) (bir şey)’e dikkat çekmek. initiate pioneer (isim) = öncü.bademci. crucial. take part (in) play down = hafife almak. çok önemli. 2) (bir şeyi yerden ve genellikle elle) kaldırmak. silme (yüzeyi. birik(tir)mek pillar = sütun. annoy. 2) kötü davranışlarda bulunmak. görevin) başına getirmek. birinci derecede önem ve etkisi olan. leading pipe = boru piracy = korsanlık pit = çukur pitch = ses tonu / perdesi.)’yi kapmak. diş taşı plasma = plazma (kan sıvısı) plastic mass = plastik yığını plate = plaka plateau = (çoğul: plateaux veya plateaus) 1) yayla. 2) düzey. önemsememek play down to = (birisi)’nin seviyesine inmek play for = (bir kulüp / takım vs. 2) bitki plant kingdom = bitkiler alemi plant protein = bitkisel protein plaque = plak (bir yüzey üzerinde herhangi bir maddenin birikmesi nedeniyle oluşan ince tabaka). renk veren madde) pile (fiil) = yığmak.). = Omzum bana bütün hafta acı verdi. bir alanda yenilikler yaratan kişi pioneering = öncülük eden. contribute (to).com . olduğundan önemli göstermek. makul. unlikely plausibly = makul / akla yakın bir şekilde. (bir kulübün / takımın vs. contract. rendeleme.= infect. play a central role (in) play a central role (in) = temel rol oynamak. hastalık vs. transmit. level platelet = trombosit (kanın pıhtılaşmasında rol oynayan. play a basic role (in) play a crucial role (in) = hayati rol oynamak play a part (in) = rol oynamak. black fever. tone pitcher = (bitki için) yaprakları ibrik şeklinde olan pitifully = 1) acıklı / acınası bir şekilde. genellikle makine kullanarak düz ve pürüzsüz hale getirme işlemi) plant (fiil) = (bitki) ekmek / dikmek plant (isim) = 1) fabrika. çekirdeksiz kan hücresi) plate-like = levha benzeri plate-tectonic activity = levha hareketleri (yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketleri ve birbirleriyle olan etkileşimleri) plausible = akla yakın. misbehave www. put emphasis on place greater importance (on) = daha büyük değer / önem vermek place in charge (of) = (bir işin. draw attention (to).

a lot. 2) (bir konuda izlenecek) siyaset.= abundant. belirtmek. surety plentiful = bol. lots of plot (fiil) = (plan. enjoyable. abundantly. baş aşağı gitmek.) pollution = kirlenme. çeşitli sanayi kuruluşları tarafından atılan nitratlar nedeniyle kirleniyor. call attention (to). contamination polygon = çokgen polyphony = çokseslilik polypill = kalp-damar. bring up point to = işaret etmek. parlatmak. zıt anl. maksat. elektronları molekülün bir tarafında toplanma eğiliminde olduğu için. heksan gibi. abundant. mesele point out = (bir şey)’e dikkat çekmek. çok. yönerge hazırlama polio = çocuk felci polish = 1) cilalamak. zıt anl.ÜDS Sözlüğü playground = oyun sahası / parkı. indicate. (polar orbit = kutupların üzerinden geçerek izlenen yörünge). toplanmak pool (isim) = küçük göl. scarce plentifully = bolca. keyifli. nasty pleasure centres of the brain = beyindeki haz merkezleri pledge = 1) söz. göstermek. vaat. bereketli. zıt anl. goal.= meagre.= very little plenty of = bolca.com . (mecazi anlamda) arka bahçe playwright = oyun yazarı pleasantly = hoşa gider bir şekilde. contaminate polluted = kirletilmiş. su birikintisi poor = kötü. kirlilik. guarantee. havuz. politika. entrika. çoklu / kombine ilaç polyploid = poliployid (monoployid sayının iki katından daha fazla kromozoma sahip hücre ya da organizma) polyunsaturated fat = çoklu doymamış yağ (molekülleri. gölet. promise. iştahsızlık poor at = (bir konu)’da kötü / başarısız. harita. pek çok doymamış (hidrojene olmamış) bağ içeren yağ) Pompeii = Pompei (Bugün İtalya’nın Napoli kenti yakınlarında yer alan ve Vezüv volkanının lavları altında kalmış olması sebebiyle çok iyi korunmuş bir Roma Dönemi kenti) pool (fiil) = birikmek. hoşça pleasingly = hoşnut edici bir şekilde. parlatılmış polished rice = kabuğu ayıklanmış / cilalanmış beyaz pirinç. durum. zıt anl. drop plurality = çokluk poach = yasak bölgede avlanmak poem = şiir. 2) teminat. zıt anl. denote.= good at poor folate status = folik asit yetersizliği poor quality = düşük kalite pop in and out of = (bir şey)’in içine girip çıkmak popular culture = popüler kültür www. yetersiz. matematiksel fonksiyon vs. memnuniyet verici bir şekilde. tutum policy makers = (bir konuda izlenecek) siyaseti belirleyen kişiler policy-making = (bir konuda izlenecek) siyaseti hazırlama. zıt anl. pleasantly pleasurable = zevkli. indicate poisonous = zehirli. kirli. çocuk bahçesi. 2) (pirincin kabuğunu) ayıklamak polished = cilalanmış. white rice poll = gayri resmi anket pollinate = tozlaşmak. verimli. inadequate.122 . = Su kaynağımız. 2) taban tabana zıt. için) çizmek.= sparingly plenty = pek çok (şey). nazım poet = şair poetry = şiir sanatı point = 1) gaye.bademci. bereketli bir şekilde. çokça. opposite polar bear = kutup ayısı polar liquid = polar sıvı. 2) nokta. diabet ve benzeri kimi hastalıkların tedavisi için önerilen ve birden fazla ilacın bir araya getirilmesi yoluyla elde edilen ilaç. için) aniden ve büyük oranda düşmek. rehin. eksik. contaminated. düşük kalitede. molekülleri elektriksel kutuplanma sergileyen sıvı) policing mission = polislik görevi (asayişi sağlama / koruma ile ilgili görev) policy = 1) sigorta poliçesi. toxic polar = 1) kutupsal. 2) (sinemada) olayların kurgusu veya ana öykü pluck = (çiçek. pisletilmiş. (Our water supply is becoming polluted with nitrates disposed of by several industries. polen yaymak pollutant = kirletici madde pollute = kirletmek. az. pleasant. sufficient poor appetite = zayıf iştah. fertile. kağıda dökmek plot (isim) = 1) fesat.= mean. meyva) koparmak plum = erik plume = pamuk gibi bazı bitkilerdeki tohumları saçan beyaz tüy gibi kısım plunge = (fiyatlar vs. hidrofob / suyu iten sıvı (etil asetat.

olası. bir türün. 2) hemen hemen. zıt anl. elverişli. zıt anl. esnasındaki duruş şekli). yetkili. delicate. 2) liman. follow precedence = öncelik. icra etmek. effective. mevki. impotent potential = potansiyel.= pre-war pot = tencere. dock portray = betimlemek.= negatively charged possess = ele geçirmek. zıt anl. uygulamaya yönelik. destek. come first. crowded porch = sundurma porous = gözenekli.= wealth powdered = toz haline getirilmiş power (fiil) = itici güç vermek power (isim) = güç. zıt anl. istikrarsız. süngerimsi port = 1) iskele tarafı (sol). almost practice (fiil) = 1) tatbik etmek. zıt anl.= weak. duruş.) precede = (bir şey)’den önce gelmek. tanımlamak. strong. muhtemelen. akmak. zıt anl. possible. popülasyon (biyolojide. zıt anl.) yaratmak / oluşturmak.= impossible post = 1) makam. 2) büyük kalabalıklar halinde gelmek.) precious = değerli.= sonrası. zıt anl. Dünya Savaşı sonrası) posterior = (anatomide) arka. safe precast concrete = önceden dökülmüş beton precaution = önlem. zıt anl. valuable. direk post. aktivite. 2) (bir bilim ya da spor dalında çalışma) yapmak. üşüşmek pour out (of) = (bir yer)’den dışarı / (bir şey)’in dışına ak(ıt)mak / dök(ül)mek pourable = dökülebilir poverty = yoksulluk. (Effective precautions were taken during the Olympic games held in Athens. resmetmek. appreciate. zıt anl.ÜDS Sözlüğü .= criticize praise (isim) = övgü. effective. zorluk.bademci. illustrate. zıt anl. possible potentially = potansiyel olarak. position. kıymetli. elverişli. arkadaki.= anterior posterior wall of abdomen = karnın arka duvarı posterity = gelecek kuşaklar. tedbir.com . yapılabilir. (post-World War II = 2. attitude post-war = savaş sonrası. = Atina’da yapılan Olimpiyat Oyunları sırasında etkili önlemler alınmıştı. present pose a serious danger = ciddi bir tehlike oluşturmak pose a threat = tehdit oluşturmak posit = öne sürmek. varsaymak. iş practitioner = pratisyen hekim praise (fiil) = övmek. fakirlik. hal. = Başvurular öncelik sırasına göre değerlendirilecektir.= criticism prayer = dua prayer hall = (bir din görevlisinin idaresi altında olmayan. pratikte. pişirme kabı potency = (cinsel) iktidar potent = güçlü. pekala pottery = çömlekçilik poultry = kümes hayvanları pour into = 1) (içine) akıtmak. zıt anl. practicable. doubtful. strong. priority. theoretical practically = 1) pratik olarak. = Tuz. kuşkulu. hypothesize positively charged = pozitif yüklü.) precipitate = hızlandırmak precipitation = yağış www. safeguard. sahip olmak. zıt anl. ihtimal. kabiliyet power plant = enerji santrali powerful = güçlü.123 population = nüfus. uygulamada. etkili. yararlı.= succeed. feasible. (Salt was nearly as precious as gold in the ancient world. put forward. have.= theoretically. kalabalık. (Applications arriving first will have precedence. in practice. harbour. belli bir alanda yaşayan bireylerinin tamamı) populous = yoğun nüfuslu. zıt anl. come before. 2) kazık.= impracticable practical = pratik. zıt anl. pozisyon. depict ports of call = ziyaret edilen limanlar pose = (sorun. do practice (isim) = uygulama.= starboard.= impractical. uygulamak. appreciation. alışveriş merkezi gibi yerlerdeki) küçük ibadethane / mescit precarious = güvenilmez. antik dünyada neredeyse altın kadar kıymetliydi. etkili. insanların kendi kendilerine kullandıkları istasyon. olanaklı. next generation post-marketing surveillance = satış sonrası denetim postpone = ertelemek. (bir şey)’in önünde / öncesinde olmak. önermek. put off post-traumatic = travma / sarsıntı sonrası postulate = gerçek olduğunu varsaymak posture = postür (bedenin oturma vs.= weak power-operated = makine yardımıyla çalıştırılan practicable = uygulanabilir. yağmak. tutum.= impossibility possible = mümkün. own possessions = sahip olunan mallar possibility = olasılık.= secure. risk vs. zıt anl.

ibraz etmek. çoğunlukta olan. guess predictable = önceden söylenebilir. saklamak. reveal. olgunlaşmamış. en etkili. henüz tam anlamıyla camlaştırılamamış malzeme pregnant = hamile. peşin hüküm. definite. takdim etmek. inaccurate precisely = tam olarak. manifest.= least of all predominate = yaygın olmak. prevailing. rather. indicator. haberci. doğruluk.= probably. ready (to) pre-Roman = Roma (devri) öncesi prescribe = 1) (ilaç.com . 2) prematüre. duyarlılığı ya da yatkınlığı olmak) predominant = ağır basan. early. gebe prehensile tail = (hayvanlarda) nesneleri kavrayabilme becerisine sahip kuyruk prehistoric = tarih öncesi (dönemler) ile ilgili prehistory = tarih öncesi (tarih kaydedilmeye başlamadan önceki dönem) prejudice = ön yargı. secure presidency = başkanlık (dönemi) president = başkan. zıt anl. dictate prescription = reçete prescription drug = reçeteli ilaç. zıt anl. 2) dikkatli. sunmak. hazırlamak. dominance. sooner. definitely. in general. 2) emretmek. prevail pre-dynastic Egypt = hanedanlık öncesi Mısır (Eski Mısır’ın henüz hanedanlarca yönetilmeye başlamadığı. (bir şey)’e önsöz sağlamak preface (isim) = önsöz prefer = tercih etmek preferably = tercihen.= overdue. hüküm sürmek. zıt anl. distinguished.= unpredictable prediction = tahmin. maintain. kural olarak koymak. zıt anl. suitably presentation = sunum. push ahead press conference = basın toplantısı press-coverage = basına konu olma pressing = acil. existence. zıt anl. öncü. ön. developed prenatal care = doğum öncesi bakım preoccupation (with) = (zihni bir şey) ile meşgul olma prepare = düzenlemek. titiz.ÜDS Sözlüğü precise = 1) tam.= imprecision. forerunner predict = tahmin etmek. öngörü. more desirably.124 .= inferiority pre-eminent = üstün. cet.= minor. seçkin. 2) uçaksavar atış noktasını belirleyen alet predispose (to) = predispoze olmak (bir hastalığa önceden eğilimi. exhibit. zıt anl. zıt anl. zamanı gelmemiş. açıklık. hide present (isim) = hediye. M. vakitsiz. 3) aynı amaçla daha önce yapılmış araç vs. işaret(çi). foreseeable. sergileme preservative = koruyucu preserve = korumak. anticipate. cover. zıt anl. conserve. öngörülebilir. belirteç. yaklaşık 3150 yılı öncesindeki dönem) pre-eminence = üstünlük. gift present with = vermek. üstün olmak. superiority. accuracy. exactly.= indefinite. seçkinlik. bias preliminary = preliminer. erken doğmuş. unripe.bademci. demonstrate. zıt anl. attendance. hakim olan. titizlikle. kestirim. öngörmek. prime. 2) sergilemek. anticipation predictive = sonucu önceden gösteren. göstermek. tanıtmak.= conceal. için) reçete yazmak / vermek. initial premarketing study = pazarlamaya başlamadan önce yürütülen araştırma / çalışma premature = 1) zamansız. tedavi vs. prognostic predictor = 1) belirleyici. more readily / willingly preference = tercih preglass = cam üretiminin icat edilmesi sürecinde. above all. ruling. questionably precision = kesinlik. zıt anl. second-rate preface (fiil ) = (bir şey)’in önsözü olmak. sıkboğaz eden www. immature. 2) selef (aynı alanda mevcut kişilerden daha önce çalışma yapmış veya aynı görevde mevcut kişilerden daha önce görev almış kişi). superior. zıt anl. çoğunlukla. forerunner. untimely.= absence present (fiil) = 1) ortaya koymak. hakim olmak. subsidiary predominantly = genelde. Ö. öncü. devam etmek. devlet başkanı press ahead = (zorluklara rağmen) ilerlemek. ancestor. give presentably = prezantabl / sunulabilir bir şekilde. illustrate.= mature.= inferior. introduce. rigorous. ilk. kesinlikle. göstermek. .= over-thecounter / nonprescription drug presence = varlık. ivedi. undeveloped. gelişmemiş. inaccuracy pre-condition = ön koşul / şart predator = yırtıcı / alıcı / avcı hayvan predecessor = 1) ata. (hazır) bulunma. enjoin. gereğinden önce. kesin. zıt anl. get (smt) ready prepared (to) = (bir şey yapmaya) hazır / hazırlıklı. zıt anl.

temel. future. öncelikle. (The human differs from the lesser primates in his passion for football.= rarity prevalent = 1) olagelen. perfect primeval = tarih öncesi çağlara ait. varsaymak. chief. galiba. in the future prey = av. rather pretty much = büyük ölçüde prevail = hüküm sürmek. game. suppose. subordinate primary education = temel eğitim. prestijli. yaygın. ana. simple. initially. essentially.)) private = özel. please? = Biraz yalnız kalabilir miyim lütfen? (“Özel ihtiyaçlarımı görebilmem için odadan çıkabilir misiniz?” anlamında. dominate prevailing = geçerli. esasen.) primarily = başlıca. zıt anl. hinder.125 pressure = basınç pressurising = basınç altında tutan pressurize = basınç altında tutmak prestigious = saygın.= latter. engelleme. = Bombanın. baş.bademci. saf privacy = gizlilik. sıkça rastlanan. principle.= let. zıt anl. (The bomb was presumably intended to go off while the meeting was in progress. common. favoured. advantaged. next previously = önceden. zıt anl.= secondary.) prime (fiil) = harekete / patlamaya hazır hale getirmek. = Acil serviste. = İnsan. herhalde. hakim olan. 2) hüküm süren. pervasiveness. önceki. esas. main. extravagant pretentiously = gösterişçi bir şekilde. zıt anl. -miş gibi davranmak. zıt anl. concession privileged = ayrıcalıklı. şirin. ana. zıt anl. koruyucu. formerly. earlier. esir. zıt anl. widespread. tahmin etmek. zıt anl.= public privatisation = özelleştirme privilege = ayrıcalık. gerçek dışı pretentious = gösterişçi. tahminen toplantı devam ediyorken patlaması planlanmış. önüne geçmek. act pretended = sözde. predominant. think pretence = 1) rol yapma. quite.= underprivileged www. epey. itibarlı. hususi. etkin. main. zıt anl. kime öncelik verileceğine karar vermek zordur. aslında. widespread. yaygın olmak. sıklık. respectable presumably = tahminen. (In an emergency ward it is hard to decide who to give priority to. be common.= modestly pretty = 1) güzel. engelleyici. birinci kalite. 2) primitif. yaygın. önlemek. prevalans (bir hastalığın görülme oranı). by reasonable assumption. protection preventive = önleyici. (He prides himself on being a good singer. headmaster principal (sıfat) = başlıca.= subsequently. daha önceleri. ilkel.com . gibi) kişinin bazı özel ihtiyaçlarını gizlilik içinde görebilme olanağı. preemptive prevention = önleme. tutuklu. = İyi bir şarkıcı olmaktan (ötürü) gurur duyuyor. okul müdürü. zıt anl. uncivilised princeling = küçük prens. 2) oldukça. uncommon. director. probably. eski. predominance. 2) bahane pretend = numara yapmak. başlıca. ruling prevent = (bir şey)’den alıkoymak. numara. imtiyazlı.= predator pricing mechanism = fiyatlandırma sistemi pride oneself on (doing) smt = bir şeyden / bir şey yapmaktan gurur / kibir duymak. aboriginal primitive = 1) basit. current. stop. mainly.= unusual.ÜDS Sözlüğü . mainly. precedence. allow preventable = önlenebilir preventative = önlemeye yönelik. futbol tutkusu ile diğer daha aşağı primatlardan ayrılır. make ready prime (isim) = 1) asıl. 2) mükemmel. ilköğretim primate = primat (en gelişmiş ve zeki memeli gruplarına ait herhangi bir üye). (May I have some privacy. defensive preventive detention = gözetim altında tutulma previous = önceki.) prism = prizma prisoner = mahkum. old. şehzade principal (isim) = müdür. believe. current. tutsak pristine = bozulmamış. en önemli. mostly primary = birincil. dominant.= rare. rare prevalence = yaygınlık.) presume = sanmak. prevailing. avoidance. hakim olmak. former. kapalı banyo / tuvalet vs. ilke printing press = matbaa makinası prior (to) = önceden. chiefly principle = prensip. major principally = esas olarak. başlangıçtan beri var olan. preceding priority = öncelik. engellemek. zıt anl. (özel dolap. etkinlik.

tedavi etme vb.= weakly. -den yana proactive = muhtemel sorunları. şöhret. fruitful. yapıt production chain = üretim zinciri (bir üretim ile ilgili olarak hammadde sağlanması. geleceği parlak. advance. zıt anl.= impede. çarpıcı şey. announce Proctor Prize = William Proctor Ödülü (bilimsel araştırmalar yapan ve bu araştırmaları bilim dünyasıyla paylaşan üstün başarılı bilim insanlarına verilen ödül) produce (isim) = ürün. intense. deep. sürdürmek. söz promising = umut verici. olasılıkla probe (fiil) = araştırmak. 2) (hastalık için) ilerleyen. prosedür (araştırma.= discouraging. devam etmek. 3) derece derece progressively = gittikçe. zıt anl. explore probe (isim) = sonda (insansız. well-known. obstruct www. 3) engelleyici project = 1) planlamak. kuvvetli. development. zıt anl. ban prohibition = yasak. izdüşürmek project back = geri yansıtmak proliferate = (hızla) çoğalmak. famed. gelişme. işleme. zıt anl. Project for OnBoard Autonomy probability = olasılık. productive. zıt anl. önemli. kazanç process = süreç. gradually progressively blurred = zamanla bulanık hale gelen prohibit = yasaklamak. dikkat çeken. ihtiyaçları vs. reformist. thoroughly. pazarlama gibi tüm aşamalar) productive = üretken. zıt anl.= superficial profoundly = derin. forbid. öngörüp (onların meydana gelmesini beklemeden) harekete geçen. ünlü. profit-making profit-oriented = kar amacı güden profound = derin. possibility probably = muhtemelen. zıt anl. kazançlı. distinction. kapsamlı. açıklamak. söz vermek. prolifere olmak proliferation = çoğalma prolific = üretken. yol. bright. (bir şeyin olacağını) vaat etmek. rantabl. unfavourable. geliştirmek. zıt anl. outstanding promise (fiil) = (bir olguya) işaret etmek. greatly value pro. zıt anl. küçük uzay aracı) problematic = sorunlu. declare.= regress progressive = 1) ilerici. output. şeçkin. artmak.= unproductive productivity = üretkenlik. yöntem.= retroactive Proba satellite = 2001’de uzaya gönderilen bir dünya görüntüleme uydusu. hopeful. tanı koyma.= stop. unpromising promote = desteklemek.126 . 2) yasaklayıcı. gelişmek. amaçla uygulanan. problemli problems of this nature = bu türden sorunlar procedural = usule ait procedure = işlemler sırası.= conservative. advance progress (isim) = ilerleme. muamele proceeds = (çoğul kullanılır) gelir.com . zıt anl. regard highly. belli bir yönteme dayalı işlem) proceed = 1) ilerlemek. encourage. working on proclaim = ilan etmek.ÜDS Sözlüğü prize = çok değer vermek. continue. procedure. advocate. prodüksiyon. remarkable. fame prominent = öne çıkan. progression processing = işleme. gitgide.= lehinde. serious. carry on. superficially profusely = çokça. doğurgan. tarım ürünleri produce (fiil) = üretmek. incelemek. extend. 2) (bir şeyden) kaynaklanmak / ortaya çıkmak proceeding = yargılama usulü. oluşmasına izin vermek. tasarlamak.= loss profitability = karlılık profitable = kârlı. treating. make product = ürün production = yapım.= shorten prolonged = uzun süreli prominence = ün. bolca prognosis = (çoğul: prognoses) prognoz (bir hastalığın süresi ve gelişimi hakkında tahmin) programmed cell death = programlanmış hücre ölümü progress (fiil) = ilerlemek. generate. efficiency professional = profesyonel professional association = meslek birliği profit = kar. 2) yansıtmak. verimli. eser.bademci. ban prohibitive = 1) (fiyat için) fahiş. deeply. (reklamla) tanıtmak. prolific. give one’s word promise (isim) = vaat. advancement. büyük. fruitful prolong = uzatmak. investigate. publicise. zıt anl. uygun ortam hazırlamak.

= late. suitable. teklif etmek. expected.= immune.) prostate cancer = prostat kanseri prostitute = fahişe. and the room got colder and colder in a few minutes.= disproportion proportional = orantılı. multiply. nitelik. acele. (We are in the middle of an operation. delil. zıt anl. yürütmek propeller = pervane propeller plane = pervaneli uçak propensity = eğilim. uygun. peculiar. = Altmış dört yıl önce hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olarak doğdu. kolayca. zengin. zıt anl. 2) evlenme teklif etmek proposition = öneri. düzyazı prosecute = (aleyhine) dava açmak. duly. ileriye hareket ettirmek. This is not a proper moment for a joke. 2) kendine özgü. çoğal(t)mak. yarar sağlamak www. (directly proportional = doğru orantılı) proportionally = orantılı (olarak). tendency. suggest. offer. olasılık. inclination proper = 1) doğru. zıt anl. izlenecek yöntem ve işlem sırası). karlı. meyil. ihtimal. thrive. spread propel = itmek.= disprove. gerektiği gibi. münasip. zıt anl. 2) (tıpta) bir ilaç veya tedavi için uygulama planı protract = küçük ölçekle kopyasını yapmak prove = 1) (bir şey olduğu) ortaya çıkmak / anlaşılmak. reproduce. doğru olarak. sensitive. deny prove (smo) right = (birisi)’ni haklı çıkarmak prove successful = başarılı olmak.= improperly. (Every animal has its proper instincts. percentage. = Bir ameliyatın ortasındayız. affluent. yay(ıl)mak. bring about. characteristic.) proper handling = gereği gibi ele alma / halletme proper sitting posture = düzgün oturma şekli properly = doğru dürüst / düzgün. likely. uygun bir şekilde. develop prosperity = refah prosperous = başarılı. tütün reklamlarının yasaklanmasını önerdi. adam gibi. olası. suggestion propose = 1) önermek. orantı. litigate. işe yaramak prove useful = yararlı olduğu ortaya çıkmak prove valuable = değerli olmak. security protective = koruyucu protein aggregate = protein yığını / kümesi protein fiber = protein lifi protein-binding partner = protein bağlayıcı kısım / bölge (proteinin kendisine bağlanmasını sağlayan ve bunu vücudun belirli bölgelerine taşıyan hücre yapısı) protein-rich food = proteinden yana zengin yiyecek protocol = 1) protokol (yapılacak bir iş ya da araştırma ya da işlem için hazırlanan ayrıntılı plan. appropriate. (a prospective mother = müstakbel anne / anne adayı) prosper = gelişmek. secure protect against = (bir şey / birisi)’ne karşı koru(n)mak protection = koruma. 2) mülkiyet. teklif. expectancy. yatkın. zıt anl. easily. defend.127 promotion = reklam. rapidly. zıt anl. unduly. mal-mülk.). kollamak. establish. feature. (The Minister proposed that tobacco advertising should be banned. teşvik etmek. ispatlamak. olması gereken. adequately. sue prosecution = 1) ceza davası. correct. 2) kanıtlamak.). evidence propagate = üre(t)mek. susceptible. readily.) property = 1) (bir madde vs. keep safe. (He didn’t close the door properly.bademci. kazançlı. improper. encourage prompt (sıfat) = çabuk. flourish. confirm. resistant proof = kanıt. = Kapıyı doğru dürüst kapatmadığı için oda birkaç dakika içinde gittikçe soğudu. zıt anl. zenginleşmek. cezai takibat. ileri sürmek. teklif. shelter. slow promptly = çabucak. için) özellik. right. recommend. relatively proposal = öneri. put forward. belongings prophecy = kehanet prophesy = kehanette / tahminde bulunmak proportion = oran.ÜDS Sözlüğü . nispet. = Her hayvanın kendine özgü içgüdüleri vardır. (proved problematic = problemli çıktı). tanıtım prompt (fiil) = harekete geçir(t)mek. correctly. rapid. late prone (to) = eğilimli. hayat kadını protect = korumak. suggestion propulsion = itici güç pros and cons = bir şeyin olumlu ve olumsuz yanları / avantaj ve dezavantajları prose = nesir.com . 2) iddia makamı prospect = başarı şansı. likelihood prospective = müstakbel. Espri yapmak için uygun bir zaman değil.= slowly. speedy.= wrong. refah içinde. evlenme teklifi. hızla. = Bakan. (He was born sixty-four years ago to a prosperous family.

zıt anl. buying purchase (isim) = satın alınan şey. penal purchase (fiil) = satın alma.) ile aynı düzeye gelmek. şart provisional = geçici. tedarik. 2) kısa frekanslı ışık huzmesi. memelilerin. 3) koşul. 2) hüküm. şartıyla province = eyalet.) purchasing power = alım gücü (birim paranın veya birim çalışma karşılığı kazanılan paranın.= neglect. herkesçe bilinme. supply. tin psychiatric disorder = psikiyatrik bozukluk (akıl ve ruh hastalığı) psychiatrist = psikiyatrist. bulmak. = Satın aldığı şeyler arasında birkaç kitap da vardı. imkan hazırlamak. propaganda. zıt anl. zıt anl.= private property public relations = halkla ilişkiler public safety = kamu güvenliği public servant = devlet memuru. 3) (elektrik vs. paçayı kurtarmak pull up to / with = (diğer bir yarışmacı vs. (Among his purchases were several books.= join pull through = (bir bela veya hastalıktan) kurtulmak / kurtarmak.com . leave. psikoloji uzmanı psychopathology = psikopatoloji (anormal davranışlar ya da akıl hastalıkları bilimi) psychophysiological = psikofizyolojik (normal ya da normal olmayan fizyolojik proseslerin zihinsel fonksiyonlar üzerindeki etkisiyle ilgili) psychosocial = psikososyal psychotherapeutic drug = ruhsal bozukluğu tedavi etmeye yarayan ilaç psychotherapy = psikoterapi (hastayı telkin. penalty punitive = cezai. açıklamak. supply. kasnak pulmonary = pulmoner. basılı metin public-health measure = halk sağlığı için alınan önlem publicity = 1) aleniyet. akciğere ait pulmonary ventilatory system = akciğerli solunum sistemi (insanların. advertising publicize = (bir şey)’in reklamını / propagandasını yapmak. ikna vb. destroy. koparmak pull out of = (bir yerden)’den ayrılmak / çıkmak. set up pull in = toplamak. zıt anl. psikolojik yöntemlerle tedavi etme) psychotic behaviour = psikoz davranış (ağır ruh hastalığı olan bir kişinin davranışı) psychotic episode = psikoz nöbeti (ağır ruh hastalığı nöbeti) puberty = ergenlik dönemi public = kamu. halk public apology = kamu önünde özür dileme public decision-making = kamu adına karar alma (işi) public expenditure = kamu harcamaları (devletin kamu yararı için yaptığı harcamalar) public finance = kamu finansmanı public interest = kamu yararı public land = kamu arazisi. civil servant public spending = kamu harcamaları (kamu kuruluşlarınca yapılan harcamalar) public square = kent meydanı publication = yayın. render. püskürtmek punching = zımbalama punishment = ceza.= erect. promotion.= permanent proximity = (pozisyon olarak) yakınlık psyche = (felsefede) ruh. ruhsal psychoactive drug = psikoaktif ilaç (zihinsel prosesler üzerinde etkili olan ilaç) psychological = psikolojik (psikoloji / ruhsal durum ile ilgili) psychologist = psikolog. sağlanan imkanlar. kalp atışı. foster. advertise publish = 1) ilan etmek. temporary.bademci. gather pull out = çekip / söküp çıkarmak. zıt anl. basmak published = açıklanmış. bring up. sürüngenlerin ve kuşların sahip olduğu.128 . demolish. tanıtım. asıl gaz değişiminin akciğer içerisinde gerçekleştiği solunum sistemi türü) pulp = kağıt hamuru pulse = 1) nabız. ile) şok (verme / gönderme işi) pump out = dışarı pompalamak.ÜDS Sözlüğü proverb = atasözü provide (with) = sağlamak. (diğeri)’ni yakalamak pull up = kaldırmak. quit. yayınlanmış pull apart = ayırarak uzaklaştırmak pull down = yıkmak. dışarı çekmek pulley = makara. temin etmek. sökmek. ignore provided that = koşuluyla. şöhret. 2) reklam. satın alabileceği ticari mallar bakımından kıymeti). cezalandırma.= withhold provide for = geçimini sağlamak. 2) yayımlamak. psikiyatr (akıl ve ruh hastalıkları uzmanı) psychic = psişik. buying power www. eyaletlerle ilgili provision = 1) sağlama. vilayet provincial = eyaletlere ait. ilan edilmiş. zıt anl.

arttırmak. assert. mahkemeye göndermek put out = 1) söndürmek. implement.) put up with = tahammül etmek. exclusively. ileri sürmek. express put ahead of = (bir şey)’in önüne / ilerisine geçirmek put an end to = (bir şey)’e son noktayı koymak.) puzzle (fiil) = şaşır(t)mak. spend (time) put in its simplest terms = en basit anlatımla put into effect = yürürlüğe koymak. zıt anl. (She is very good at putting her views over in meetings. saati vs. Protestan Kilise’ye bağlı olan Püritenlik mezhebi ile ilgili) pursue = izlemek.= push down. kaydetmek. quit pursuit = izleme. öne çıkarmak.).) kurmak. aramak. tiksindirmek. wear. zıt anl. trail. 3) (fiyatı) yükseltmek. 2) (telefonda) bağlamak. 3) eklemek. 2) (bir şey)’den soğutmak.= take down. stress put forward = 1) önermek.) dur demek put across = etkili bir şekilde anlatmak / açıklamak / söylemek. convey. emphasise. peşine düşmek. toplamak put up = 1) (çadır vs. birleştirmek. confusing. takip.) ileri almak put high on (one’s) list of priorities = öncelik listesinin üst sıralarına koymak put in = 1) içeri koymak. upset put out of = (bir yerden) çıkarmak. save. (There are many inconveniences and pain that have to be put up with after you have undergone a major operation. rectify. tolerate. onu bitirmek put aside = bir kenara koymak. 2) (zaman) harcamak. eklemek. (bir şey)’e odaklanmak put through = 1) (başarılı bir) sonuca ulaştırmak. zorlayarak ileriye götürmek push up = yukarı çekmek / itmek. raise. yoluna koymak.ÜDS Sözlüğü . 2) tamamen. = Büyük bir ameliyat geçirdikten sonra. defer put pressure on = baskı yapmak. 2) ertelemek. worsen put the focus on = (bir yer)’e. peşinde olma. (kötü bir gidişe vs. (bir şey yapmaya) zorlamak put right = düzeltmek. spare put at risk = tehlikeye atmak. postpone. chase. = Fiyatları arttırdıklarından beri satışlar düşmeye başladı. hayrete düş(ür)mek.= give up. postpone. not vs. increase. connect put to good use = iyi bir şekilde kullanmak put to the test = test etmek.) açmak. riske sokmak. dayanmak. 2) (ışık vs. repel put on = 1) (elbise vs. = Toplantılarda. 2) yazmak. baffle puzzle over = anlamaya / çözmeye çalışmak puzzlingly = şaşırtıcı. hayret verici. teste tabi tutmak put together = (parçaları) bir araya getirerek üretmek. 2) (tarihi. lower put a premium on = prim / değer vermek put a stop = bir son vermek. put into effect put into practise = uygulamaya koymak / geçmek put like that = o şekilde ele alınırsa put off = 1) ertelemek. zıt anl. baffling Pyramid of the Sun = Güneş Piramidi (Bugün Meksika sınırları içindeki Teotihuacan antik kentinde yer alan.) giymek. tahammül edilmesi gereken pek çok rahatsızlık ve acı olur. Aztekler’den kalma büyük bir piramit) www. (bir uğraşı) sürdürmek. risk put down = 1) (yere. (bir şeyin) anlaşılmasını sağlamak. insanların cennete gitmeden önce dünyada işledikleri günahlar için cezalandırılacakları yer Puritan = Püriten (Hıristiyanlık dininde. lay. 2) (poster. ilan.bademci.= damage. confuse. baffle puzzle (isim) = bilmece. yükseltmek. chase. sadece. extinguish. post.129 pure = saf pure alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin tamamen yitirilmesi durumu purely = 1) yalnızca. turn on. add put on trial = yargılamak. enter.com . zıt anl. saklamak. 2) sinirlendirmek. make a record of put emphasis on = vurgulamak. bütünüyle. put into force put into force = yürürlüğe koymak. görüşlerini güzel bir şekilde ifade etmekte çok başarılı. geri veya aşağı) koymak. biriktirmek. completely Purgatory = Katoliklik inancına göre. seek. bulmaca. propose. (Sales began to decline after they put up the prices. accomplishment push = itme. fikir ortaya atmak. put across.) asmak. dışarı atmak put over = 1) başarılı / güzel bir şekilde ifade etmek / anlatmak.

genellikle temel parçacıkların enerji ve momentumlarını tanımlamakta kullanılan bölünemez birim) Q quantum mechanics = kuantum mekaniği (fizik biliminin. niteleyici. quality engineering quantifiable = miktarı belirlenebilir / ölçülebilir quantify = nicelemek.) quota = kota (alınmasına / satılmasına / üretilmesine vs. kantitatif quantitative trait = nicel (kantitat if) özellikler quantity = miktar. search question = 1) doğruluğundan kuşku duymak. sorgulamak. izin verilen en az ya da en çok miktar) quote = alıntı yapmak. (kendisinden bir şey gelen veya beklenen) merci. argue queue = sıra. = Tamamen haklısınız. 2) tartışmak. vasıf quality-control = kalite kontrol (özellikle mühendislik ve üretim alanlarında. leave. (bir metinde) tırnak içinde söz aktarmak www. 3) çeyrek. pek. dispute. kuyruk. waiting line quintessence = mükemmel bir örnek quit = bırakmak. 2) tamamen.com . nicelik. yaşanan mekanlar query = sorgulamak. one fourth quarters = (çoğul kullanılır) mahalleler. semtler. halt quite = 1) oldukça. madde ile enerji arasındaki ilişkiyi araştıran alanı) quarter = 1) makam. measure quantitative = nicel. kalitatif quality = kalite. 2) yer. earthquake qualified enough = yeterince vasıflı qualify (for) = (bir iş) için gerekli niteliklere sahip olmak. epey. hak kazanmak. doubt. yön. be eligible (for) qualitative = nitel. question quest = arayış. kutup ile Ekvator arasındaki uzaklık quake = yer sarsıntısı. topluluk. count. (You are quite right. nitelik. müşteri gereksinimleri ve standartların yakalanması konularında çalışmalar yürüten disiplin). vazgeçmek.bademci. amount quantum = (çoğul: quanta) kuantum (fizikte. özellikle atomik ve atomaltı seviyelerde. çevre. sayıya dökmek. give up.Q Q QQ quadrant of meridian = bir meridyen dairesinin dörtte biri. deprem.

arbitrarily. menzil. 4) (soru) sormak raise doubts = şüphe uyandırmak rampant = alıp yürümüş. sıralamak. radyasyon radiation portal monitor = içinden geçen araçlarda radyoaktif madde taşınmakta olup olmadığını anlamaya yarayan. tez. 3) mutfak ocağı.= under control random = rasgele. zıt anl.). .= systematically range (from . esaslı. gather. dünyanın en popüler şehirleri arasında yer alır. . zıt anl. to . (Harry Potter series rank first among the best-selling books of all-time. .= commonness. uncommon. amplitude rash = deride ortaya çıkan kızarıklıklar. 2) oran. elevate. farklı.= often. classify range = 1) seri. uncontrollable. frequently rarity = nadirlik. dal budak sarmış.= common rarely = nadiren. 2) dizmek. spread out radiation = yüksek hızlı parçacık veya elektromanyetik dalgalar yoluyla enerji iletimi. büyütmek. pace. increase. kurdeşen. rate. (örn. breed.) = 1) (bir şey ile) (başka bir şey arasında) değişmek. quickly. . infrequency. zıt anl. tesadüfi.). and . bir listede) belli bir sırada olmak. seyreklik. sıra. radioisotope thermoelectric generator.com . scarce. collect. safi sahtekarlık rank first = birinci olmak. variety rank = sırala(n)mak. fundamental radically = alışılmışın çok dışında bir şekilde. 2) erim. zıt anl.= slowly rare = nadir. zıt anl. barely. RTG radionuclide = radyonüklid (bir elementin radyoaktif izotopu) radius = (çoğul: radii) yarıçap rage = şiddetle devam etmek. rasgele. kökten. nispet rate of absorption = emilim oranı www. güvenlik aramalarında insanların içinden geçtiği metal dedektörlerini andıran bir alet radiation-therapy machine = radyasyon tedavi cihazı radical = radikal. .R R RR rabies = kuduz hastalığı race (fiil) = yarışmak race (isim) = yarış racial discrimination = ırk ayrımcılığı racially = ırk yönünden racism = ırkçılık racist = ırkçı radar reflection = radar yansıması (radar cihazının gönderdiği ve hedefe çarpıp yansıyarak radara geri dönen radyo dalgası) radiate = yayılma. quick. surge raid = baskın. arttırmak. 4) pek çok. 3) yetiştirmek. extraordinarily radioactive = radyoaktif. haphazard. birinci sırayı almak rank high = üstlerde olmak. zıt anl.= slow rapidly = hızla. fast. belli bir zaman aralığı içinde düşen toplam yağış rainwater monitoring station = yağış izleme istasyonu R raise = 1) yükseltmek. rank. sürat. (sıralamada) yukarıda olmak rapid = çabuk. vary (between . accidental. zıt anl. = Istanbul.bademci. (Istanbul ranks among the most popular cities in the world. = Harry Potter dizisi tüm zamanların en çok satan kitaplarının başında geliyor. zıt anl. 2) (para) toplamak. çabucak. . radyoaktivite ile ilgili radioisotope thermal generator = radyoaktif bozunmadan açığa çıkan enerjiyi kullanarak elektrik üreten jeneratör.= systematic randomly = düzensiz olarak. seldom. dizi. rareness. az görülür / bulunur. akın rain down = (yağmur gibi) yağarak düşmek rain forest = yağmur ormanı (yüksek miktarda yağış alan ve yüksek düzeyde biyoçeşitlilik içeren orman) rainfall = bir bölgeye. sınıflandırmak. .= lower. storm. . isilik rate = 1) hız. zıt anl. hızlı. widespread.) rank above / below = (birisi)’nden yüksek / aşağı rütbede / düzeyde olmak rank fake = yüzde yüz sahte. nurture. decrease.

discernibly. = İhtiyacımız olan tek şey sebzelerimizi yetiştirmeye yetecek kadar arazi ve güneş ışığı.= unreasonable. hazırda / kolayda. uygun miktarda / ölçüde. geri tepme. (Do you reckon it is going to rain tomorrow? = Yarın yağmur yağacağını düşünüyor musun?) reclaim = kullanılabilir hale getirmek. işlenmemiş ray = ışık huzmesi. discernible. yöntem. arrive. holder receptor = reseptör. current.= dominant recipe = 1) formül. 2) (resmi olarak) tanımak. late. 2) gerçekleştirmek rearrange = yeniden düzenlemek.bademci. bir hayli.= slowly. saymak. late. için) tarif recipient = alıcı. seve seve. çabukluk. alıcı recession = (ekonomide) durgunluk recessive = çekinik. geri çekilmek receive = 1) almak.= past recent finding = en son bulgu recently = yakın zamanda. regain recognise (as) = (olarak) tanımak.) reasonably = makul oranda / düzeyde. think. withdrawing. logical. sound. taşınmaz mal) real time = gerçek zamanlı olarak. emit. acknowledge. reorganize reason = sebep.= give. dengi olan recite = ezberden okumak reckon = sanmak. willingly. container. uzanmak react to = (bir şey ya da bir kişi)’ye tepki göstermek. acceptably reassemble = tekrar bir araya getirmek reassurance = (bir kişinin) endişelerini gidermeye çalışma. suçlanmak.= refusal. ilgi vs. preparedness reading public = halkın okuyan kesimi readjust = yeniden uyum sağlamak / alışmak real estate = gayrimenkul (arsa. recovery rebuild = yeniden yapmak / inşa etmek recall = anımsamak. remember. varlığını kabul etmek recognised = kabul gören recognition = kabul. ayırt edilebilir. zıt anl. approval. 2) tıbbi çevrelerin ilgisini çekmek receive more than one’s share of smt = payına düşen şeyden fazlasını almak receive the blame = suçlamaya maruz kalmak. 2) yeteri kadar. zıt anl. pick up. zıt anl. (All we need is a reasonable amount of land and sunlight to grow our vegetables. realise. live real wage = reel ücret (enflasyonun erittiği kısım düşülerek hesaplanan gerçek ücret) realize = 1) farkına varmak. respond to. düşünmek. neden. varmak. zıt anl. canlı. diğeri tarafından bastırılan. (These bacteria can be identified readily. be aware of. remember. geri plandaki. encouragement rebel = asi reborn = yeniden doğmuş rebound (fiil) = çarpıp geri sıçramak. 2) (bakım. hatırlamak reach back to a 1993 law = 1993’te çıkartılmış bir yasayı gündeme taşımak / yasadan yararlanmak reach up to = uzanarak (bir şey)’e yetişmeye çalışmak. zıt anl. zıt anl. tasdik etmek ratio = oran ravenous = saldırgan. acceptance.) görmek receive medical attention = 1) tıbbi müdahale / bakım görmek. come reach back (to) = eskilere uzanmak.= forget recast = yeniden biçim vermek recede = yavaş yavaş azalmak. rapidly.132 . quite. isteklilik.ÜDS Sözlüğü rate of damage = hasar oranı rather = oldukça. fair. son zamanlarda. lately receptacle = kap. identify. en yakın / yeni. 2) (yemek vs. = Bu bakteriler kolaylıkla tanımlanabilir. oldukça.= forget recognise = 1) farkına varmak. bina vb. yırtıcı raw = ham. popülarite. ışın reach = ulaşmak. easily. rejection recognizable = tanınabilir. suç (onun) üstüne kalmak recent = (yakın geçmişten bahsederken) en son. distinguishably www.) readiness = hazır olma. onay. hızla. zamanında. geri tepmek rebound (isim) = 1) çarpıp geri sıçrama. kolayca. calculate. somewhat rather than = (bir şey)’den çok / ziyade ratify = onaylamak. hatırlamak. tanıma. oppose react with = (bir şey) ile (kimyasal) tepkimeye girmek react chemically = kimyasal reaksiyon göstermek readily = çabucak. mantıklı. acknowledgement. 2) düzelme. take. distinguish. promptly. distinguishable recognizably = tanınabilir / ayırt edilebilir şekilde. epeyce. hesaplamak.com . hazne. zıt anl. cause reasonable = 1) makul. hizmet gören reciprocating = karşılık gelen. zıt anl.

teklif etmek. uyku vs. ileri sürmek. revision refraction = (ışık için) kırılma refrain (from) = çekinmek.= increase redundant = 1) gereksiz. göstermek. diminish. avoid. zıt anl. bahsetmek. zıt anl. saflaştırma refit = yeniden kullanıma hazır hale getirmek reflect = yansıtmak. 2) rekor record levels = rekor düzeyler / seviyeler record-breaking = rekor kıran recorded history = kayıtlı / yazılı tarih recount = anlatmak. crude. istihbarat toplama reconnaissance mission = keşif görevi reconsider = tekrar ele almak. repeat itself recurrence = yineleme. tekrarlama. hastanın durumu ile ilgili kaygısını açıkça yansıtmaktaydı. için) nüksetmek. zıt anl. reinstitute recreational = eğlence türünden recruit = 1) asker toplamak.) kurtulma. abstain (from). repetition recurrent = yinelenen. advice. happen again. 2) bahis. 2) kurtarmak. remark. show. indirim. decrease. düzeltmek. restore refer to = 1) atıfta / göndermede bulunmak. revival. öneri. esnasında tekrar ağza gelmesi) reform (fiil) = ıslah etmek. arıtmak. tekrarlayan. = Başhemşirenin sözleri. revitalized www.= alienate reconfigure = tekrar değiştirmek / ayarlamak reconnaissance = (askeri veya bilimsel amaçlı) keşif. 2) (bir iş için) eleman aramak. harmonise.com . telafi. yeniden yapma / düzene sokma record (fiil) = kaydetmek. lower. recurrent recycling = geri dönüşüm red blood cell = alyuvar redate = yeniden tarihlemek rediscovery = tekrar keşfetme redistribute = dağılımını değiştirmek. yeniden incelemek reconstruct = (kısmen bilinen bir şeyin) bütününü belirgin hale getirmek. sığ su kayalığı re-establish = yeniden kurmak. yeniden dağıtmak reduce = azal(t)mak. retrieval recovery ward = ameliyat sonrası derlenme (kendine gelme) odası recreate = yeniden yaratmak. canlanmış. 2) yeniden elde etme. salvage recoverable = yeniden kazanılabilir recovery = 1) (hastalıktan. zıt anl.bademci. geri kazanmak. mention. source. enlist. narrate recover = 1) iyileşmek. 2) ince. zarif refinement = arıtma. 2) söz etmek. (olayları) yerli yerine koymak. processed. decrease. get well. be related to reference = 1) başvuru. repetitive. resort to. iyileşme.133 recognized citizen = vatandaşlık haklarına sahip kişi recombine = birleştirmek. kaynak. improve reform (isim) = reform. suggestion. kendine gelmek. employ recruitment = eleman / personel alma recur = (hastalık. worsening. indulge refreshed = yenilenmiş. önermek.= increase reduced = azal(tıl)mış. purify. 3) başvurmak.= single. uzlaş(tır)mak. zıt anl. healing.= deteriorate. asker yazmak. tazelenmiş. zıt anl. arıtılmış. 4) (bir şey) ile ilgili olmak. eski haline dön(dür)mek. suggest recommendation = tavsiye. kibar. hikaye etmek. unnecessary. kendini tutmak. 2) işsiz. tell. direct to. indirgenmiş reduced intake = azaltılmış alım / tüketim reduced mortality = azalan ölüm oranı reduction = azal(t)ma. guide. improvement. (The words of the matron clearly reflected concern over the patient’s situation.= give in. turn to. bring up. integrate. zıt anl. yeniden bir araya getirmek recommend = tavsiye etmek.= deterioration. remedy. improve. (bir şeyin öyküsünü) aktarmak. sakınmak. kayda geçirmek record (isim) = 1) kayıt. yenilik.) reflection = yansıma reflux = reflü (yenen yemeğin. yok olmaktan vs. in(dir)me. suggested recommended daily allowance = tavsiye edilen / önerilen günlük tüketim miktarı reconcile = aralarını bulmak. işe almak. tekrarla(n)mak. unemployed reef = resif. mention refine = saflaştırmak. unique recurring = tekrarlayan. offer.= coarse. improve refined = 1) rafine. proposal recommended = tavsiye olunur / edilir. düzeltmek. cut down. zıt anl. cure.ÜDS Sözlüğü . öksürük vs. restructure reconstruction = yeniden inşa.

although. arrangement. 2) kayıt memuru registry = bkz. discredit. (The final technical report of the accident reinforces the findings of initial investigations. view as regard with = (şüphe. about regardless of = (bir şey)’e bakılmaksızın / bağlı olmaksızın. yeniden oluş(tur)mak. dismiss. alan. yanlışlığını kanıtlamak. ilinti relative (isim) = akraba relative (sıfat) = göreceli www. reddetmek. ayarlamak.= confirm regain = yeniden elde etmek / kazanmak regard = ilgilen(dir)mek. despite the fact that regardless of their income = gelirlerine bakılmaksızın regenerate = yenilemek. bölge. münasebet relationship = ilişki. monitor. tekrar piyasaya sunmak. takviye etmek. have a connection with related = ilgili. tescil etmek. invalidate. gözüyle bakmak. 2) eski kötü huylarına geri dönmek. in spite of. unfortunate. ’yi tekrar yürürlüğe koymak reintroduction = tekrar ortaya çıkma reiterate = tekrarlamak. (Her surprise registered on her face.= welcome regrettable = üzüntü veren. maalesef. believe. zıt anl. pay attention. messing up regulator = düzenleyici. deny. consistent. . uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) reign = saltanat. denetim. connect. arrange.= irregular. zıt anl. coolant refrigerated chamber = soğutulmuş oda refuge = koruma alanı.= accept rejected = reddedilmiş. tekrar kurumlaştırma reintroduce = yeniden tanıştırmak. sağlamlaştırmak. pişmanlık uyandıran. preserve refuse = geri çevirmek. çevre. . consider regard as = saymak. pekiştirmek. zıt anl.com . concerning. zıt anl. tutarlı. strengthen. güçlendirmek. monitoring. zıt anl. get worse. kayıt registrar = 1) İngiltere’de orta konumda hastane doktoru (stajyere üst. steady. bir yasa vs. with reference to.= confusion. restore rehabilitation = rehabilitasyon (herhangi bir sebeple çalışma yeteneği azalmış bir organa ya da vücut parçasına. takviye edici reinstate = eski mevkisini / görevini geri vermek reinstitutionalization = tekrardan bir kuruma / yapıya dahil etme. kural / kanun koyucu regulatory = düzenleyici rehabilitate = hasarını gidermek. zıt anl. . zone. reddetmek. consider as. uzman doktora ast). devamlı.) reinforced = güçlendirilmiş reinforced concrete = betonarme reinforcing = destekleyici. rehabilite etmek.= exhaustingly refrigerant = soğutucu. without considering regardless of the fact that. link.ÜDS Sözlüğü refreshingly = canlandırıcı / diriltici / umut verici şekilde. fall back relate = 1) (olaylar. ilişki. adjust. confuse. area.= unrelated related to = (bir şey) ile ilgili relating to = (bir şey) ile ilgili olarak relation = bağlantı. anlaşılmak. adjustment. record. pitiful.) register (isim) = sicil. kontrol. iyileşmek.= desirable regrettably = ne yazık ki. kabul etmemek. esef etmek. 2) (bir şeye) sahip olduğu görülmek / gözlemlenmek.= upset.bademci. zıt anl. çalışma. turn down.) ile bakmak / yaklaşmak regarding = ile ilgili. repeat reject = yadsımak. ilk araştırmalarda elde edilen bulguları destekliyor. barınak. zıt anl. location register (fiil) = 1) kaydetmek. reject. depreşmek. stimulatingly. = Şaşkınlığı yüzüne vurmuştu / yüzünden anlaşılıyordu. feel sorry (about). 2) (bir şey) ile ilgili olmak. düzene sokmak.= weaken. (olduğuna) inanmak. repent. . unfortunately regular = düzenli. regrow region = yöre. dikkate almak. mess up regulation = düzenleme. hükümdarlık. düzenlemek. geri çevrilmiş rejection = ret. zıt anl. işleyiş. ayarlama. gerçeğine bakılmaksızın. (olarak) görmek / değerlendirmek. korku vs. zıt anl. inconsistent regular hours = düzenli saatler regulate = denetim altında tutmak. canlandırmak relapse = 1) sağlığı kötülemek. durumlar.= accept refute = (delillerle) çürütmek. zıt anl. register regret = pişmanlık duymak.134 . geri çevirme rejuvenate = beslemek. in connection. istikrarlı. = . insanlar) arasında bağlantı kurmak. refuse. rule reinforce = desteklemek. deem. unsteady. = Kaza ile ilgili son teknik rapor. bağlantılı.

= keenness. (There is a plan as to bringing St. rapid eye movement remain = değişmeden kalmak. appropriate. unwilling. unwillingly. 2) kurtarmak. sağlam. merhametsiz. cure. = Davetlerini gönülsüzce kabul ettim. zıt anl. rahatlamak. (Today we rely on computers to perform innumerable tasks. gönülsüz. (film. issue release (isim) = salma / salıverilme. zıt anl. dışarı verme. stay. leftover. considerably. liberate. bel bağlama.). comparatively relativism = bağıntıcılık. eager reluctantly = isteksizce. zıt anl. zıt anl. restore www. 2) dindar. dependable. ferahlatmak. zıt anl.= willing. intensify.= distrust. credibility reliable = güvenilir. comfort. harabe. loosen. zira öyle bir olaya katılamayacak kadar meşguldüm.) REM = uykuda rüyaların görüldüğü süreç. rahatlatma. trustily. (Her relentless efforts in the clinic were at last rewarded by a promotion. insafsız. = Klinikteki bitmez tükenmez çabaları sonunda bir terfi ile ödüllendirildi. albüm vs. bearing. 2) (ilacı bedene) yaymak. vermek relentless = 1) bitmez tükenmez. 3) nöbeti devralan kişi relief supplies = yardım malzemesi relief workers = kurtarma ekibi (çalışanları). depend on. endless. dinlenme relaxed pace = yorucu olmayan tempo relay = aktarmak. extraordinary. ruin. Nicholas’ bones and other relics back to The Church of St. değişmemek remain uncurtailed = azalmadan kalmak remain virtually unchallenged = neredeyse rakipsiz olmak remaining = geriye kalan remains = (çoğul kullanılır) 1) kalıntı(lar). zıt anl. arta kalan.135 relative to = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. (His remains were never found. kurtarmak. discharge release into = (bir şey)’in içine salmak.= vary remain awake = uyanık kalmak. 2) acımasız. zıt anl. olağanüstü.= detain. zıt anl. durumunu korumak. düzeltmek. bildiri vs. (It was with reluctance that I accepted their invitation because I was too busy to attend any such occasion. entrust. pious reluctance = isteksizlik. zıt anl.) basıp yaymak. stay awake. treat.= slightly remedy (fiil) = çaresini bulmak. kutsal emanet. dependence reliant on = (bir şey)’e güvenen / güvenir bir halde. transmit release (fiil) = 1) salıvermek. noticeably. nakletmek. zıt anl.= unreliable reliably = güvenilir bir biçimde. (bir şey)’e nazaran relatively = göreceli olarak. belirgin bir şekilde. eagerly rely on = 1) (bir şey ya da bir kişi)‘ye güvenmek / itimat etmek / bel bağlamak / bağımlı olmak. yadigar. help. pitiless. notable. hafifletmek.ÜDS Sözlüğü .= irrelevant reliability = güvenilirlik.= aggravate. corpse. zıt anl. dışarı vermek. dindirmek. = Aziz Nikolas’ın kemiklerinin ve diğer kutsal emanetlerinin Demre’deki Aziz Nikolas Kilisesi’ne getirilmesine dair bir plan var. = Bugün pek çok işi bilgisayarların yardımıyla başarmaktayız.com . yerinde.) re-make = yeniden / baştan yapmak remarkable = dikkate değer.bademci. discharge. 3) nöbeti devralmak religious = 1) dinsel. görecelik relativity theory = görelilik (izafiyet) teorisi relax = gevşemek. (konuya) uygunluk. zıt anl. yatıştırmak. 3) (haber. 2) yardım. pass on. (Tuberclosis has been one of the most relentless enemies of mankind throughout history. zıt anl. nispeten. trustworthy. hesitant. alleviate.) piyasaya çıkarmak. rescue. gönülsüzce.) relief = 1) ferahlama. alleviation. rescue workers relieve = 1) rahatlatmak.= unreliably reliance = güvenme. = Tüberküloz. 2) ceset. bağımlı relic = (genellikle manevi değeri olan) kalıntı. ilişki. 2) (bir şey ya da birisi)’nin yardımıyla (bir işi) başarmak. = Cesedi hiç bulunamadı. ease. Nicholas in Demre. merciless. imprison. emin.= tighten up relaxation = gevşeme. unwillingness.) relevance = ilinti.= willingly.= fall asleep remain stable = sabit kalmak. gönülsüzlük. yayma.= ordinary remarkably = dikkate değer bir şekilde. tarih boyunca insanlığın en merhametsiz düşmanlarından birisi olmuştur. uneager. connection relevant = konuyla ilgili. din ile ilgili. zıt anl. yayılmak.) reluctant = isteksiz. azaltmak.

zıt anl. take away. revolting reputable = saygın. substitute replacement = replasman.= closely remotely operated = uzaktan kumandalı remoteness = uzak olma removal = yerini değiştirme. (Will you please repeat what I say? = Lütfen benim söylediklerimi tekrarlar mısınız?). çıkarmak. betimleme representative = 1) örnek. tadilat rental site = (araç vs. uzaktan kumanda ile. repellent. 2) üremek. alleviation. respectable. sağlamak.ÜDS Sözlüğü remedy (isim) = çare.= worsening remnant = 1) kalıntı. 2) aslına çok yakın ya da tamamen benzeri kopya. depo represent = 1) temsil etmek. 2) karne. yavrulayan. hatırlatıcı şey remission = hafifle(t)me.= disreputable reputably = saygın bir şekilde. rivayete göre. replicate report (fiil) = rapor etmek. typical. fertile. için) temizlemek. yerini alma. tekrarlayan. according to general belief www. 3) haber reportedly = bildirilene göre. mend renewable = yenilenebilir renewable energy = yenilenebilir enerji renewable resources = yenilenebilir kaynaklar renovate = yenilemek. = Tarih tekerrürden (tekrardan) ibarettir. çoğalmak. ödemek. değiştirme. unique replace = (bir başkası)’nın yerini almak / yerine geçmek. multiply. 2) kopya. bildirmek report (isim) = 1) rapor. düzeltmek. imitate. kararların bu temsilciler tarafından alındığı demokrasi türü) reprocessing plant = yeniden işleme tesisi reproduce = 1) kopyalamak.com . from a distance. şöhret. change. defalarca. şöhret reputedly = sözde. cure. display. ad. yavrulamak. duplicate replicate (isim) = 1) yinelenen deney / deneme. örneği olmak. 2) göstermek. anlatılana göre reporting staff = muhabirlik yapan personel repository = ambar. betimlemek. act as. give. yenileme replica = kopya replicate (fiil) = 1) (hücre bölünmesiyle vs. 2) parça kumaş remote = 1) uzak.= infertile reproductively = üreme bakımından / ile ilgili olarak repulsive = itici. esteemed. replica. simgelemek. 2) (kabuk. tekrarlamak yolu ile üretilen şey. supply. yineleme. = Hikayeleri. yenileme.= install. azal(t)ma. egemenliğini.).136 . taklit etmek. çıkarmak render = 1) vermek. seçtiği temsilciler aracılığı ile kullandığı. recondition.) doldurma. restore renovation = yenileme. re-establish. exemplary. relief reminder = hatırlatma. replica replication = 1) tekrar(lama). için) kiralama noktası reorder = yeniden düzenlemek reorganisation = yeniden düzenle(n)me repair = onarmak. 2) mümessil. redo. tiksindirici. ilaç. 2) benzerini / kopyasını yapmak. propagate reproduction = üreme. return. recurrent. substitution replacement kidney = (eskisinin yerine) nakledilecek böbrek replenish = tekrar doldurmak replenishment = (bir kaptaki eksilmiş olan sıvıyı vs. make more. distant. temsilci representative democracy = temsili demokrasi (halkın. credit. zıt anl. çoğalan. correspond to representation = tasvir.bademci. 2) belli bir duruma / hale getirmek. provide. yeniden oluşturan. zıt anl. arta kalan şey. 2) etkisini geç gösteren remote-control = uzaktan kumanda remote-controlled = uzaktan kumandalı / kumanda edilen remotely = uzaktan. iyileştirmek repay = geri vermek.) repeatedly = tekrar tekrar. fruitful. tipik. zıt anl. supplant replace with = (bir şeyi başka bir şey) ile değiştirmek. nam. zıt anl. over and over repetition = tekrar. yinelenen deney / deneme. esteem repute = ad. yinele(n)mek. tadilat yapmak. 3) (vücuttan dışarı) atmak. yerine koyma.) çoğalmak. recurrence repetitive = yinelenen. reprodüksiyon reproductive = reprodüktif (üreyebilen). copy. tıpkı basım. gündelik hayattan çok uzak. güya. yenilemek. deva. ortadan kaldırma remove = 1) ortadan kaldırmak. pay back repeat = tekrarla(n)mak.= single. eliminate. yer değiştirme. make renew = yenilemek. substitute. relaxation. depict. kılçık vs. zıt anl. (History repeats itself. honourably reputation = ün. onarmak. (His stories are too remote from everyday life. çıkarmak.

remainder resiliency = esneklik. 2) itibar göstermek. residence. decide. mesken. zıt anl.= vulgarity respectful = saygılı respective = (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken) respectively = sırasıyla. react (to) response = yanıt. necessity research = araştırma research position = (üniversitedeki) araştırma(cı) pozisyonu researcher = araştırmacı resemblance = benzerlik. ask. hardy. demand require = (bir şey) istemek. zıt anl. oturmak. mola. arta kalan. regard highly respectability = saygınlık. pause. oblige. zıt anl. call for. 2) cevap vermeye istekli. karşı koymak. havza. necessity.137 request (fiil) = talep etmek. (bir şey)’i gerektirmek. offended reserve = saklı tutmak. 2) karar vermek. rica. look / be like. supply. reaction responsibility = sorumluluk. (bir şey)’den destek almak. konutlar için ayrılmış bölge) residual = artık. güçlükleri yenme yeteneği olan resin = reçine resist = direnmek. (bir şeyin) sorumlusu. gücenik. demand. compel. yield to resistance = direniş. fotoğraf makinesi gibi cihazların detayları görüntüleme kapasitesi) resolve = 1) çözmek. 2) çözünürlük (bilgisayar ekranı. 2) ikamet ile ilgili. tepki göstermek. zıt anl. relaxed resting blood pressure reading = istirahat halinde tansiyon ölçümü www. supplies reservoir = hazne. rezervuar reset = yeniden ayarlamak / başlatmak re-settle = yeniden yerleşmek. zıt anl. blame. elastikiyet. hassas. karşı koyma.= distinction resemble = benzemek.bademci. dirençli. iyiye gitmek. inhabitant residential = 1) yatılı. zıt anl. 2) doktorluk ihtisas devresi resident = bir yerde oturan kimse. dinlenme yeri resort to = (çare olarak bir şey)’e başvurmak. hava alıp verme respiratory = solunumla ilgili. exemption responsible (for) = (bir şeyden) sorumlu. 2) dinlenme rest on = (bir şey)’e dayanmak. depend on.= surrender. liability. tepki. ihtiyaç. leftover. talep. alter reside = ikamet etmek. üzerinde bulunmak. karşılık. remaining residue = artık. (The cities of Basle and Brussles are in Switzerland and in Belgium respectively. opposition resistant (to) = dayanıklı. enduring.) respiration = soluma. ask for request (isim) = istek. relief respond (to) = karşılık vermek. take after. oppose. sakin. kalıntı. (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken).= delicate. similarity. claim requisite = gerekli şey. obey. hindrance. (residential area = ikamet alanı. taşınmak resettlement = yeni bir yere / bölgeye yerleşme reshape = yeniden şekillendirmek. leftover. employ resource = kaynak. (kökünü / temelini bir yerden) almak. be supported by rest with = (bir kişi)’nin sorumluluğunda olmak. dignity. reply. live. çözüm. göçmek. be (under) the responsibility of rested = dinlenmiş. yükümlülük. count on. kaynaklar. içinden geçen elektrik akımına gösterdiği direnç) resolution = 1) karar. solungaç gibi gaz alışverişinin gerçekleştiği kısım) respiratory system = solunum sistemi respite = erteleme. olanak. ayırmak reserves = rezerv. means respect = 1) (kurala) uymak. solunuma ait respiratory bronchiole = akciğerlerde hava keseciklerine kadar ulaşan en küçük kanallar respiratory surface = solunum yüzeyi (canlılarda akciğer.= immunity. solve. elasticity resilient = çabuk iyileşebilen.= differ from resent = içerlemek resentful = küskün. confront. andırmak. zorunlu kılmak. kendini çabuk toparlayan. dweller. depo. decision.com . withstand. dwell residency = 1) ikametgah.= irresponsible responsive = 1) duyarlı.= unresponsive rest = 1) (‘the rest’ şeklinde kullanılır) geri kalan kısım. demand requirement = gereksinim. = Basel ve Brüksel kentleri sırasıyla İsviçre ve Belçika’dadır.ÜDS Sözlüğü . dilek. zıt anl. tender resistivity = özdirenç (birim uzunluktaki bir materyalin. 3) azalmak. recover resort = tatil beldesi. reactive. dargın. zıt anl.

yasaklanmış. aksetmek revere = hürmet etmek. remake revive = canlan(dır)mak. come from result in = (bir şey) ile sonuçlanmak. reaction retardation = retardasyon (zeka vs. çığır açan. tell. baskı. 2) geri verme. keeping in memory. iyileştirici.138 .) ters yönde çalıştırmak. 2) akılda tutmak.= free.= covering up. income reverberate = yankılanmak. keşif. zıt anl. indulgence restrict = kısıtlamak.) restriction = kısıtlama. show. sınırlamak. sınırlayıcı. revival retain = 1) tutmak. sürdürme resurgence = tekrar faaliyete geçme. zıt anl. eski haline getirilebilir. 2) (film. sınırlamak. reestablish. unlimited restricted = kısıtlı. uyanış. (bir şey)’e dönmek review = yeniden gözden geçirmek.= relieve restraint = kısıtlama. restriction.= forget rethink = yeniden / tekrar düşünmek retire = emekliye ayrılmak retirement = emeklilik retract = geri / içeri çek(il)mek. sınırlı.bademci. (bir şey)’e yol açmak / neden olmak. (yeniden) hayat vermek revolt = isyan. 2) kısıtlı. kararı vs.= abandon. change to the contrary reverse (sıfat) = aksi. kalınan yerden devam etmek. uneasy. contrary. limited. tersine / geri çevirmek.) tersine dönmesi reverse (fiil) = (pervaneyi vs. zıt anl. limiting restructure = yeniden yapılandırmak. (The town is announced to be a restricted area barred to people and journalists without special authorisation. zıt anl.= release. diriltme.= give up. go over revise = gözden geçirip düzeltmek. geri. tiyatro oyunu için) geçmişte sahnelenmiş bir eseri (farklı oyuncular ve farklı yorum ile) yeniden sahneleme. saygı göstermek reversal = 1) (bir siyasi anlayışı. control. yeniden popüler olmak return to power = iktidara dönmek return to prominence = tekrar ünlenmek / rağbet görmek return to the fore = tekrar ön plana çıkmak reveal = göstermek. sonuçtaki resume = yeniden başlamak. limit. devrim niteliğinde revolutionise = devrim niteliğinde değişiklik yaratmak. suppression. yeniden incelemek. = Kasaba. fix. suppress. control.ÜDS Sözlüğü restless = hiç durmayan. muhafaza etmek.= calm. zıt anl. ayaklanma revolution = devrim revolutionary = devrimci. zıt anl. yasak. zıt anl. tabuları yıkmak. (bir şey)’in sonucu olmak. canlandırma. 2) (işlerin vs. zıt anl. kendinde saklamak. holding. dizginleme. sınırlı. peaceful restless leg syndrome = huzursuz ayak / bacak sendromu (huzursuzluk nedeniyle ayakları / bacakları devamlı hareket ettirme hali) restorative = şifalı. go back. carry on.= free. zıt anl. için gerilik) retention = 1) alıkoyma. diriltmek. reconstruct restrain = 1) dizginlemek. disclose. ters. be caused by. restrain. zıt anl. sahip olmak. zıt anl. cause resulting = sonuç olarak ortaya çıkan. disclosure. zıt anl. restart.= relief. opposite. açığa vurmak. parallel. limited. özel izni olmayan gazeteciler ve halk için yasak bölge ilan edildi. tutma. withdraw return = 1) geri dön(dür)mek. let go. keeping. healing. kazanç. huzursuz. tamamen değiştirmek www. modify revision = gözden geçirip düzeltme. suspend resumption = yeniden başlama. keep.= irreversible revert to = (bir şey)’e geri gitmek. ayet revenue = gelir. eski haline döndürmek. diriliş. canlanma.com . iade etme return to favour = şansı dönmek. zıt anl. reorganise restructuring = yeniden yapılandırma result from = (bir şey)’den meydana gelmek / çıkmak / doğmak / kaynaklanmak. revival resurrect = yeniden diriltmek / canlandırmak / ortaya çıkarmak. ortaya çıkarmak.= set free. forbidden. limitation restrictive = kısıtlayıcı. aktif hale gelme. continue. revive revival = 1) yeniden canlanma. keep in (one’s) mind retaliation = (bir saldırıya) yanıt / karşılık. curative restore = restore etmek. 2) kısıtlamak. karşı saldırı. backward. tornistan etmek. geri gitmek. kontrol altına almak. hurried. hide revelation = 1) açığa çık(ar)ma. zıt anl. enlarge restricted = 1) yasak. hasılat. alıkoymak.= conceal. revive resuscitation = yaşama döndürme. same reversible = geri döndürülebilir. unlimited.) köklü bir şekilde değiştirme. 2) hafızada / akılda tutma. modification revitalize = yeniden canlandırmak. zıt anl.= broaden.= forward. hold. 2) vahiy. confined.

tatmin edici. strict. için) kavurmak. üst mahkemeye itirazda bulunma hakkı right-hand side = sağ taraf.). (bir duruma vs. şekli bozulmayan.= loosely rigorous = özenli. opponent. sertlik. isyan rioter = isyancı.= left right across = her tarafına. compete with rival (isim) = rakip. kafiye rhythm = ritm. (birisi) kadar iyi olmak. zıt anl. break free from ridge = (coğrafya terimi olarak) sırt.ÜDS Sözlüğü . kalça ve omuz eklemlerinde görülen ve şekil bozukluklarına yol açan eklem iltihabı) rhodanese = rodanaz (hücre ve bakterilerde bulunan. kurallardan şaşmayan. satisfactory rewind = geri almak. dikkatli. free from. fastforward rewire = (elektrik tesisatını) yeniden bağlamak / çalışır hale getirmek Reye’s syndrome = Reye sendromu (genellikle çocuklarda. kusma. saçma. el ve ayak bilekleri.) meydan okumaya hazırlanmak risk of infection = enfeksiyon riski (bulaşma tehlikesi) risk-free = tehlikesiz risk-taking = risk alan risky = riskli. relieve rid (oneself) of = (kendini) (bir şey)’den kurtarmak. tight. firm. artmak. (et ve diğer yemekler için) fırında pişirmek www.= lax. ayaklanmacı. 2) sağ (taraf). mature rise = yükselmek. zıt anl. at once. baş ağrısı. ülkenin her tarafına yayıldı. unsafe. silly right (fiil) = düzeltmek right (isim) = 1) hak. ayak.) right across the world = dünyanın diğer ucu(ndaki) right away = hemen. competition RNA = ribonükleik asit (protein sentezinde rol alan genetik materyal). sıkı. zıt anl. kristalize olabilen ve katalizör görevi görerek siyaniti zararsız hale getiren bir tür enzim) rhyme = uyak. rebel. asi. competitor rivalry = rekabet. muhtemelen virüs enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen. zıt anl. gülünç duruma düşürmek ridiculous = gülünç. zıt anl. tırmanmak. zıt anl.139 revolve = bir nokta veya eksen etrafında dönmek reward = ödül. zıt anl. zıt anl. (kaseti) geri sarmak. zihinsel işlevlerde bozukluk gibi belirtilerle başlayıp kısa zamanda bilinç kaybı ve ölüme uzanabilen akut hastalık) rhetorical = söz sanatına özgü rheumatoid arthritis = romatoid artrit (genellikle el parmakları. küçük dağ sırası. kemik yumuşaması ile belirgin bir hastalık) rid of = (bir şey)’den kurtarmak. edge riot = ayaklanma. prize. dağ silsilesi ridicule = alay konusu etmek. zıt anl. dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranlarını belirleyen ve sınıflara ayıran uluslararası bir ölçüm birimi) rickets = raşitizm (çocuklarda D vitamini eksikliği ve yeterince güneş ışığı görmeme sebebiyle oluşan. sağlam bir şekilde. increase. (The disease spread right across the country. ribonucleic acid roar = gürleme. stiffly. dayanıklı. deformable rigidity = katılık. adet rival (fiil) = (birisi) ile rekabet etmek. = Hastalık. strictness. başkaldırı. = Arap kadınlar oy verme hakları için seslerini yükseltmeliler.= safe ritual = ayin.= left-hand side rightly = haklı olarak. insurgent ripe = olgun ripen = olgunlaş(tır)mak. relaxed rim = kenar.= flexible. sert.= punishment rewarding = doyurucu. beat rib = kaburga ribozyme = ribonükleik asit enzimi (diğer RNA moleküllerinin bölünmesinde katalizör olarak görev gören RNA molekülü) rice hull = pirincin dış kabuğu rice-based diet = pirince dayalı beslenme rich in vitamins = vitamin bakımından zengin riches = zenginlikler Richter Scale = Richter Ölçeği (sismolojide kullanılan. derhal. correctly right-wing = sağcı rigid = katı. eğilip bükülmeyen. throughout.= decrease rise to importance = önem kazanmak rise to the challenge = zorluklara göğüs germek. floppy. border. kükreme roast = (kahve çekirdeği vs. immediately right from the very start = ta en başından beri right of appeal = temyiz hakkı. sağlam. (Arabic women must stand up for their voting rights.bademci.com .= lenience rigidly = sıkıca.

kökünden sökmek rot = çürümek. döşediği taş yollar ile birbirine bağlamış. devastated. 2. Türkiye’de bulunan Side. hüküm. (bir eksen etrafında) dönen rotate = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dön(dür)mek. zıt anl. bıçak vs. 2) cetvel ruling = 1) yasa. aleyhinde konuşmak. destroyed. 2) hukukun üstünlüğü rule of survival = hayatta kalma kuralı rule out = yok saymak. use up. Aspendos. 2) kraliyet ailesi rubber bullet = plastik mermi rubber-coated = plastik kaplı rubbish = 1) saçma. reconstructed ruins = yıkıntı. tüketmek.= frail. gözden geçirmek run through = 1) çabucak tüketmek. zıt anl. 4.= accurately. exactly route = hat. Roma’ya veya Roma Devri’ne ait Roman Empire = Roma İmparatorluğu (M. tahrip. (I am afraid we have run out of antibiotics. çöküş. Ö. elemek. Makedonya’dan Mezopotamya’ya kadar tüm bölgeleri. engellemek.= accurate. yıkıntı halde.bademci. mimari alanlarında derin kültürel izler bırakmış. expire run over = 1) ezmek. decompose. exhaust. about. destroy. steal robotics = robot bilimi robust = sağlam. takribi. 2) (ilacı damarlara vs. exclude. ekin vs. 2) (kılıç. örnek alınan kişi veya şey roll (on / by) = (zaman için) geçip gitmek Roman = Romalı. tükenmek. delip geçmek. refah içinde yaşatarak “Roma Barışı” diye bir kavramın oluşmasını sağlamış. derelict. Ö.140 . 2) geçerliliğini yitirmek. yaklaşık olarak.) enjekte etmek run about = etrafta koş(uş)turmak run aground = karaya oturmak run away from = (bir yer / birisi / bir şey)’den kaçmak. judge. pierce www. deplete. 2) (zaman) geçmek. zıt anl. bit(ir)mek. gürbüz. 3) tekrarlamak. israf etmek. 2) (bir işi) sırayla yapmak rotation = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dönme. garbage ruin (fiil) = harap / perişan etmek. S. 2) zor. approximately. take. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarından biri) Roman times = Roma Devri (M. rota routine = rutin. büyük ekonomik ve askeri gücü ile egemenlik alanındaki halkları özellikle M. manage. 376 yılları arasında kalan dönem) root out = ayıklayıp atmak. çalmak. construct ruin (isim) = yıkım. more or less. unexpected rogue state = uluslararası antlaşmaları tanımayan. S. 2) taşmak. approximate. S. use up. devastate. para ve ölçü birimleri konusunda standartlar geliştirmiş. 2) (personel. düzen bozucu ülke role model = rol modeli. sound. zıt anl. düzen (aynı işin / işlerin belli aralıklarla tekrar edilmesi) routinely = rutin olarak row = sıra. ile) delmek. karar alma run = 1) işletmek. ortadan kaldırmak. elinden almak. 3) engebeli roughly = kabaca. yy içerisinde savaşlardan uzak.). döküntü. güzergah. yy ile M. hükmetmek. hukuk. hamam. 30 ile M. aşağı yukarı. zıt anl. 2) hüküm verme. decide rule of law = 1) hukuk kuralı. küçül(t)mek run in a family = bir aileye ait bir vasıf / özellik olmak. devre dışı bırakmak. escape from run counter (to) = (bir şeyin) aksi yönünde olmak / seyretmek run down = 1) kötülemek. dinç. yıkmak. downfall ruined = harabe halinde. = Korkarım ki antibiyotiğimiz tükendi. strong. precise. 2) çerçöp. harabe.= include ruler = 1) ülke yöneticisi. 1. yy arasında tüm Akdeniz havzası çevresine egemen olmuş ve edebiyat. bazilika gibi binaların yüzde doksanından fazlasının yapımına önayak olmuş. 3) (bir şey) ile çalışmak. için) rotasyon. kalıntı.= restore. zıt anl. Perge. meydan vermemek. o ailede sıkça görülmek run off the same system = aynı sistemi kullanarak çalışmak run on = 1) durmadan konuşmak. remains rule = karar vermek. çalıştırmak. kendi başına buyruk. go bad rotary = dönel. mühendislik. nonsense. weak rogue = beklenmedik. yoksun bırakmak. operate. 2) azal(t)mak. yönetmek.= restored. kökünü kazımak. önlemek.com . güçlü. (eleman ya da ekin türünü değiştirme işi) rough = 1) kaba. operate on run out (of) = 1) yit(ir)mek. saçmalık. exact. Myra gibi tanınmış antik kentlerde kalıntıları görülebilen tiyatro. dizi royalty = 1) imtiyaz / patent / telif hakkı / ücreti. pass.ÜDS Sözlüğü rob (of) = yağma / talan etmek. sıkıntılı. yıkılma. kural.

break. rise. kentsel olmayan. decrease running cost = işletme maliyeti running water = su tesisatından sağlanan / akan su runway = pist.141 run up = art(tır)mak. yırtmak. taşra. increase. uçak pisti. köy hayatına ait.ÜDS Sözlüğü . tear apart rupture (isim) = yırtık. hızla akmak rush (isim) = koşuşturma.com . acele etme rushing = hızla akan rush hour traffic = trafiğin en yoğun olduğu saat(ler) www. raise. zıt anl. hurry.= urban rush (fiil) = 1) koşarak gitmek. 2) saldırmak.bademci. yüksel(t)mek.= delay. zıt anl. linger. acele et(tir)mek. kırık. zıt anl. tarmac rupture (fiil) = kırmak.= fall. kırılma rural = kırsal.

zıt anl. 2) onay. numune. doygunluk save up = bir süre içinde yavaş yavaş biriktirmek say = örneğin. example. çok az. I scarcely know her. zıt anl. kepazelik scandalous = skandallarla / kepazeliklerle dolu. sufficiently. (She is not a friend of mine. emdirmek saturated = doymuş saturated fat = doymuş yağ. ceza. kum fırtınaları sebebiyle erozyona uğramış sane = aklı başında. deficiency. barely. yetersiz. doygunluk. adequate. himaye etmek. zıt anl. hijyenik hale getirme sassafras = Kuzey Amerika ve Asya’da yetişen bir tür küçük ağaç satellite = uydu satellite-borne = uyduya yerleştirilmiş S satiate = doyurmak. mabet sandstone = kumtaşı (kum tanesi büyüklüğünde mineral veya kaya tozlarından oluşmuş bir tortul kayaç türü) sandstorm-scoured = kum fırtınaları tarafından aşındırılmış.= unsaturated fat saturation = doyma. güvenlik. utanç verici. try sample (isim) = örnek. look through scan (isim) = tarama. az bulunma.bademci. kanun. ample scar (fiil) = yara izi bırakmak scar (isim) = yara izi scarce = az bulunur. güvenli.com . inadequacy. üzücü. söz gelimi scale = ölçek. 2) temizleme. refuge. yakın inceleme scandal = skandal. protect safely = güvenli bir şekilde safety = emniyet. harmless. adequately. rare. limited. hazardous safe haven = güvenli sığınak safeguard = korumak. tatmin edici. pul pul olma scan (fiil) = 1) taramak (ışınların hareketini algılayan bir aygıtla görüntülemek). depressing. depressed. temizlik sanitary sewer = sıhhi kanalizasyon tesisatı sanitation = 1) sanitasyon (temiz. karar sanctuary = kutsal yer. zıt anl. skala scale model = ölçekli model scaling = pullanma. = O benim arkadaşlarımdan biri değil. sağlıkla ilgili sanitary condition = hijyen. hardly. fullness satiety centre = (beyindeki) doyma / tokluk merkezi satisfactorily = tatmin edici bir şekilde. reklam / tanıtım yazıları saline = tuz içeren (serum ve benzeri sıvı) salinity = tuzluluk derecesi salmon farming = çiftliklerde somon balığı yetiştiriciliği salon = salon. güçlükle.= abundant. kıt. rezalet.= enough.= unsatisfactory. sergi salonu sample (fiil) = denemek. İsveç ve Finlandiya’yı içeren yarımada) scanning tunnelling microscope = kuantum tünelleme yöntemiyle çalışan.= danger. emniyet yönergesi sail = yelken sales literature = satış sloganları. give up. acceptable. poor saturate (with) = doyurmak. hazard safety rule = emniyet kuralı. zihinsel bir hastalığı olmayan. 2) yakından incelemek browse. poorly satisfactory = doyurucu. tatmin etmek satiation = doygunluk satiety = doyum.= cheerful safe = emniyetli.= abundance www. security. hijyenik olma hali). maddeleri atom seviyesinde görüntülemeye yarayan mikroskop scant = sınırlı.= unsatisfactorily.= insane sanitary = sıhhi. zıt anl. zıt anl. specimen sampling = örneklem(e) sanction = 1) yaptırım.S S SS sacred = kutsal sacrifice = feda etmek. Norveç.) scarcity = kıtlık. onu çok az tanıyorum. zıt anl. inadequate. zıt anl. shameful Scandinavia = İskandinavya (Kuzey Avrupa’da. muhafaza etmek.= dangerous. secure. az. zıt anl. rewarding. kollamak. scant scarcely = nadiren. zıt anl. forfeit sad = üzgün. derece. rezil.

2) koltuk seaward = denize doğru seaweed = deniz yosunu second year running = üst üste ikinci yıl secondary = ikinci derecede. faaliyet alanı. primary www. sight scene of disaster = felaket bölgesi scenery = doğal manzara scenic = manzaralı scent = koku. bir mevsime özgü seat (fiil) = otur(t)mak. tali. investigation scuba diver = (oksijen tüpü ile dalan) balıkadam. dispersed scene = manzara. okul schooling = eğitim. 2) burs school = ekol. proje. hide. range. araştırma. felaket. (bir şey)’i küçümsemek scope = 1) kapsam.ÜDS Sözlüğü . kurum vs. 2) mühür seal off = sızdırmayacak şekilde kapamak. saha. akademisyen scholarship = 1) bilim. tarife. block off seamount = sualtı dağı (zirvesi de dahil. korumak. heykeltıraşlık scurvy = iskorbit (yetersiz C vitamini alımına bağlı. dönem. ikincil. zıt anl. düzen. scores of = yirmilerce (düzinelerce gibi bir ifade)). olay. disperse scattered = (oraya buraya) dağılmış. tertip. görüntü. alan. = Eğer bir mutluluk planı başarısızlığa uğrarsa. yaymak. ders programı scheduled = programlanmış scheduled for = (belli bir zaman)’da (gerçekleştirilmek üzere) programlanmış / planlanmış scheme = hareket planı. yayılmış. dağıtmak. 2) fırsat. (belirli niteliklere sahip şey veya kişilerin kapsamlı araştırmalar sonucunda belirlenmesi) screening programme = tarama programı (belli bir hastalığı belirleme amacıyla insanların muayeneden geçirilmesi / taranması) screening test = eleme testi. tırmalamak scream = çığlık screen = 1) incelemeden geçirmek. smell. odour sceptic = şüpheci kimse sceptically = kuşkucu bir şekilde. 2) gizlemek. mevsim. perdelemek.bademci. 2) kırbaç scouring = aşındırma scrape = sürtmek scratch = kaşımak. essential. sekonder.= fundamental.com . (If one scheme of happiness fails. insan doğası bir başka plana yönelir. extent. olanak score = puan scores of = çok sayıda (score = 20. period seasonal = mevsimlik. şüphecilik schedule = program. strategy.143 scare = korku scare away = korkutup kaçırmak scarlet fever = kızıl hastalığı scary = korkutucu. ürkütücü scatter = serpmek. lots of scourge = 1) bela. subordinate. heykel. oturacak yer sağlamak seat (isim) = 1) (herhangi bir konuda otorite olan) merkez (şehir. saçmak. mühürlemek.). education science fiction = bilimkurgu scientific = bilimsel scientific definition = bilimsel tanım scientific discovery = bilimsel buluş scientific potential = bilimsel potansiyel scoff at = (bir şey) ile alay etmek. tamamı denizin altında bulunan dağ) seaport = liman sea-route = deniz yolu seashell = deniz kabuğu season = sezon. sahne. suspiciously scepticism = kuşkuculuk. dalgıç sculpt = heykel yapmak sculpture = yontu. monitor. tarama testi screw thread = vida dişi (vida bedeninin çevresindeki sarmallardan her biri) script = el yazısı scroll = parşömen tomarı / rulosu scrutiny = derinlemesine inceleme. 2) mühürlemek seal (isim) = 1) fok.) schizophrenia = şizofreni hastalığı scholar = bilgin. human nature turns to another. eskiden denizciler arasında yaygın olan bir hastalık) sea bindweed = denize yakın kumullarda yaşayan pembe-mor çiçekli asma türü bir bitki seabed = deniz dibi seafloor = deniz tabanı seafood harvest = deniz mahsulleri hasadı seal (fiil) = 1) sızdırmayacak / ayrılmayacak şekilde birleştirmek. conceal screening = tarama. subsidiary.

collection selective = seçici (kişi). haysiyet self-maintenance = kendini idame etme. öncesi) uyutmak. özellikle itinayla seçilmiş (şey) selectively = seçici olmaya çalışarak. ayrım seismologist = sismolog (deprembilimci) seize = tutmak. catch.ÜDS Sözlüğü secondary condition = ikincil sağlık sorunu (bir hastalıktan kaynaklanan nispeten daha önemsiz ikinci bir rahatsızlık. ele geçirmek. help seed = tohum seed coat = tohum kabuğu seek = 1) (bir şey yapma)’ya çalışmak. free seize on = alıp kullanmaya hevesli olmak. (See to it that he eats plenty of meat. gizem. (bir şey) olduğu anlaşılmak. pek az.) see off = (bir kişiyi) geçirmek / uğurlamak / yolcu etmek see through = (zor bir durumda) desteklemek. (bir şey) getirtmek. part secular = laik (dinsel konular ile devlet yönetimini ayrı tutan) secure = güvence altına almak. yakalamak. dilim segregation = fark gözetme. hastalıklar nedeniyle geçirilen) nöbet seldom = nadiren. protection sedate = (hastayı operasyon vs. çökelti seduce = ayartmak. seyrek. hook onto seizure = (sara vs. salgı sect = mezhep sectarian = mezhepler ile ilgili. summon www. ele geçirmek. bölüm. olduğundan emin ol(un).com . sakinleştirme sedative = sakinleştirici. araştırmak. kesim. 2) aramak. zıt anl. yardım etmek. bir şey yapmak için uğraşmak seek waiver = (aleyhte bir kuralın / kanunun uygulanmasından) vazgeçilmesini istemek. titizlikle. apparently seep = sızmak segment = parça. diyabete bağlı gelişen böbrek yetersizliği) second-hand smoke = pasif sigara dumanı (sigara içmeyen insanları etkileyen sigara dumanı) second-rate = (kalite bakımından) ikinci sınıf. appear to be seemingly = görünüşe göre. appear to seem to be = gibi görünmek. hisse senedi. kanına girmek. baştan çıkartmak sedum = damkoruğu bitkisi see at a glance = ilk bakışta görmek / farkına varmak see (to it) (that) = . pursue seek to do smt = bir şey yapmaya çabalamak. grab. oturarak geçirilen / yapılan sediment = tortu.= give up. kısım. kendi kendine bakma self-perception = kendini idrak / algılama / kavrama self-replicating = kendi kendini çoğaltan self-satisfaction = kendinden hoşnut olma self-sufficient = kendine yeterli. sedatif (ilaç) sedentary = hareketsiz olarak devamlı oturan.= dependent self-supporting = kendi kendine yeterli semester = sömestr. rarely. el koymak. support. . carefully self-confidence = kendine güven self-esteem = özsaygı. dilim. ilaçla sakinleştirmek sedation = (yatıştırıcı bir ilaçla) yatıştırma. sağlamak. get. tahvil gibi belgeler) security = güvenlik. look for. kesim. esrar secrete = salgılamak secretion = salgılama. (bir tür) taviz / ödün beklemek seeker = arayan kişi seem to = (bir şey yapar) gibi görünmek. parça. yarıyıl semiconducting = yarı iletken özellik gösteren semiconductor = yarı iletken (elektronik devre üretiminde kullanılan bir tür malzeme) semi-dome = yarım kubbe seminal = kendisinden sonrakilere kaynak teşkil eden türden (araştırma / çalışma) semi-saline = yarı tuzlu semi-settled = yarı yerleşik semi-transparent = yarı-saydam send for = (birisi)’ni çağırtmak. zıt anl. ensure securities = menkul kıymetler (bir finansal değeri temsil eden banknot. discriminatingly. ayrı tutma. mezhepsel section = kısım. örn.bademci.144 . release. take. peşine düşmek. seçme şeyler bütünü. inquire. düşük kalitede secret = sır. zıt anl.= often selected = seçilmiş selection = seçim. seçki. try (to). take over. kesit. = Bol miktarda et yesin / yedirin / yediğinden emin olun. .

start set off = 1) çalıştırmak. senesans senile = bunak. akıllıca. fit into. hassasiyet. başlatmak.) koymak / belirlemek. begin. kenara bırakmak. 2) (bir işe) girişmek. leave. cevap vermek. celse set (fiil) = 1) ayarlamak. bölmek.= stay. seri. duygu. serve service (isim) = hizmet. temin etmek. insensible sensibly = mantıklı bir şekilde. emotional. 2) feshetmek. thickskinned sensitively = duyarlı şekilde. dizi. iptal etmek set back = (ilerlemesini) geciktirmek. sympathetically sensitivity = duyarlılık.bademci. (bir şey)’e mahkum etmek.) göndermek. delay set down = 1) (kural vs. unconnected. önemli. zıt anl. başlatmak. paket vs.) sequenced = sıralanmış. tartışma. provide service (fiil) = hizmet etmek. (bir şey)’e yaramak. embark (on). peaceful series = dizi. zıt anl.145 send off = 1) (mektup. emotion. order sequence (isim) = ardışıklık. yerleşmek. kronolojik bir sıra içerisinde sergilenmiş. aklı başında. = Ressamın tabloları. bir gruba ait olma hissi sense of humour = espri / mizah anlayışı sense of pattern = desen anlayışı sensibility = ayırt etme yetisi. reasonably. iyi bir örnek oluşturmak set aside = 1) bir tarafa koymak. dizilmiş sequencing = sıraya sokma serene = berrak. exciting. duyarlık. rational. zıt anl. zıt anl. 3) yola çıkmak set out = başlamak.= united separation = ayrılma. delicate. sensual sentence = karar. become. commence. fix in set in motion = harekete geçirmek. yola koyulmak. develop. postaya vermek.= insensitive. perform serve a purpose = bir amaca hizmet etmek serve as = görevini görmek. birbiri ardına gelmek. start. ciddi miktarda serve (to) = (bir şey)’e faydası olmak / hizmet etmek. sezmek. sınav vb.= foolishly sensitive = duygulu. 2) (ateş için) yakmak set (isim) = seri. sıra. zıt anl.com . yerleştirmek. 2) yolcu etmek send out for = (bir şeyin) gönderilmesi için sipariş vermek send smt tumbling = bir şeyi devirmek / yıkmak Senegal = Senegal (Batı Afrika’da yer alan bir ülke) senescence = yaşlılık.= insensitivity sensory neuron = duyusal nöron / sinir sensory response = duyusal tepki sensuous = duyulara hitap eden. için) kalıcı hale gelmek. 2) heyecan uyandıran olay.ÜDS Sözlüğü . perceive. responsiveness. hüküm sentence of death = idam kararı sentence smo to (a punishment) = ceza vermek. hassas.= unify separate (isim) = (birbirinden) ayrı. unrelated. 2) yerine otur(t)mak. ayırma. dingin. …olarak hizmet etmek serve to = (bir şey)’e yaramak serve up = sağlamak. punish smo with (a punishment) sentiment = duygu. duyarlı. dizi set a good example = iyi örnek olmak.= foolish. zıt anl.= unification separatism = ayrılıkçılık septic sore throat = septik (mikrobik) farenjit sequence (fiil) = sıralamak. zıt anl. grasp sense of community = topluluk / birliktelik duygusu. alıngan. akla uygun. düşünce. yerleş(tir)mek. eli ayağı tutmaz olmuş. tranquil. sansasyon sense = algılamak. birbirinden uzaklaştırmak. geriye atmak. significant serious health consequence = (bir şeyin sonucu olarak ortaya çıkan) ciddi sağlık problemi seriously = önemli ölçüde. record set down to = (bir şey)’i bir nedene bağlamak set foot = (bir işe / yere) adımını atmak set in = 1) (hastalık vs. birbirini izlemek. amaçlarla yapılan) oturum. hassas biçimde. emotion. break-up. infirm senior = yaşça büyük. realistic. servis serving = porsiyon session = (tedavi. feeling. zıt anl. sıra serious = ciddi. duyarlılık sensible = mantıklı. (The paintings of the artist are exhibited in a chronological sequence. huzurlu. kıdemli / üst düzey senior management = kıdemli / üst düzey yöneticiler sensation = 1) duyu. start. durgun. sekans. halt www. set off. 2) yazarak kaydetmek. anlamak. bağımsız. fix. split. established. girişmek. establish. farklı. birbirinden uzaklaştırma. opinion separate (fiil) = ayırmak.

hard. deficit. kırkma shed (fiil) = 1) (yaprak. açık. şiddetle. dekor settle = 1) (bir yere) yerleş(tir)mek. diffuse. demolish. build. participate in shark = köpekbalığı sharply = 1) sertçe. mutabık kalmak. rol almak. yola gelmek. sürgün shop display material = dükkanda sergilenecek malzeme shoplifting = dükkanlardan mal çalma shortage = eksiklik. kesim. shift position = pozisyon değiştirmek shipping = gemicilik. katı. korunaklı shield (fiil) = korumak. conclude. sallamak shallow = derin olmayan. siper olmak.= lightly. abolish setback = aksama. community. dwell. 2) uslanmak. barınak. = Ağaç keserken eli koptu. çok.) dökmek. deficiency. üstünden atmak shed (isim) = 1) sundurma. switch. 2) ödeme. pek çok. . = (bir şey)’den (bir şey)’e kaymak. tüy vs. geçici short-lived benefit = kısa ömürlü fayda shortness of breath = nefes darlığı short-term = kısa vadeli / süreli. halis.bademci. gözyaşı. many. zıt anl. calm settle on = (konusunda) karara varmak.)’yi aydınlatmak. ciddi. . kısa yol shortfall = eksik. örtmek. yönelmek. karara varmak / bağlamak. sharply. 2) ortam. leniently severity = sertlik. decide on settlement = 1) yerleşim yeri. institute. ciddiyet.) yaymak. sternly. zıt anl. iskân etmek. cover. yalnız. to . found. yön değiştirmek. ancak. break. çökerek yerleşmek settle down = 1) (bir yere) yerleşmek / yerleşmeyi tamamlamak.ÜDS Sözlüğü set over = (bir şeyi bir şeyin) üstüne yatırmak / koymak set up = (sistem. harshly. payment sever = ayırmak. difficult.) several = ikiden çok. tuzla buz etmek. aniden büyük miktarda shatter = 1) paramparça etmek. deficiencies shortcut = kestirme. inhabit. sakinleşmek.= destroy. lağım suyu. şiddetli. alter shift from … to . rigid. disappointment. seriousness sewage = pis su. gently. erect.= breakthrough setting = 1) (bir romanın vs. sığ shape = şekil share (fiil) = paylaşmak share (isim) = 1) kısım. kusurlar. switch from . various severe = sert. inşa etmek. harshly.com . resolve settle back = çökmek. şiddet. scarcity.= soft. korunak sheltered = korunmuş. pure. take refuge (in) shelter (isim) = sığınak. protect shield (isim) = kalkan shift = kaymak. zıt anl. 2) halletmek. zıt anl. zıt anl. firm. tam. 3) (ışık vs.) kurmak. 2) baraka. . 2) keskin bir şekilde. his hand was severed. bina vs. başarısızlık. kır(ıl)mak. ayrılmak. (yün) kırkmak. dikmek. 2) pay share a common origin = ortak bir köke / geçmişe sahip olmak share in = pay sahibi olmak. misfortune. complete sheer nonsense = safi saçmalık shell = (yumurta. gemi ile gönderme shipyard = tersane shock wave = şok dalgası shoot (fiil) = ateş etmek shoot (isim) = filiz. harap etmek.= long-term short-term memory = kısa süreli hafıza www. yakın zamanlı. 4) (bir şey)’den kurtulmak. 2) (bir şey)’i aydınlatmak (bilgi vermek). sapmak. smash.= abundance shortcomings = eksiklikler. waste sewerage = kanalizasyon sewing machine = dikiş makinesi sextant = sekstant (eskiden genellikle gemiciler tarafından kullanılan ve yıldızlar arasındaki açısal uzaklıkları ölçerek yön bulmaya yarayan alet) shadow = gölge shadowed = 1) gölge altında. mild severely = sertçe.= softly. zıt anl. 2) sığınmak. zıt anl. biçmek shearing = kesme.146 . kısa süreli. shortage short-lived = kısa ömürlü. kop(ar)mak. . konusunun geçtiği) mekan ve zaman. 2) bozmak. kıtlık. salyangoz vs. serious. çözmek. ruin shear = kırpmak. için) kabuk shelter (fiil) = 1) korumak. değişmek. 3) hangar shed light on = (bir olay vs. (While he was chopping wood. 2) (ayın) karanlık tarafında shaft = şaft. harshness. mil shake = sarsmak. (bir olay)’a ışık tutmak shed new light on = (bir şey)’i yeni bir anlayışla açıklamak / aydınlatmak sheep-rearing = koyun yetiştirme sheer = saf. .

reveal shrubby = çalı ile kaplı.ÜDS Sözlüğü . injection should demand exceed supply = talep arzdan fazla olursa shoulder = sırtlamak show off = gösteriş yapmak. eşzamanlı.= stupid shrine = kutsal yer.) işlemlerden geçirildikten sonra hammadenin arta kalan kısmı). iğne.= slightly. stand for silent = sessiz. frank. zıt anl. eşzamanlı. akin (to).)’ye gelmek / katılmak. gömmek. = Et. signify significance = önem. önemli ölçüde. uncomplicated. adverse effect side with = (bir şey / birisi)’nin tarafını tutmak / yanında yer almak sidestep = (bir şey)’i bertaraf etmek. belirti. plainness. genuine. yatır. importance significant = kayda / dikkate değer. concurrently.= complicated. oldukça.bademci. elementary. classify sight = görüş. bilgisayar ortamında canlandırılması) simultaneous = aynı anda. one. conceal. çalılık shun = (bir şey)’den uzak durmak. benzer. alike. habercisi olmak. şekerleme sift out = inceleyerek bir grubu diğer bir gruptan ayırmak. bir. synchronically.= consecutively sincere = içten. appear. substantially. genellikle ince pullar halinde bulunan mineraller) silicon solar cell = silikon güneş pili (temel malzemesi silikon olan güneş pili) silicon-on-insulator technology = yarıiletken üretiminde. için) çekmek. contract. kayda değer miktarda protein sağlar. important. açık yürekli. değeri(ni) azal(t)mak. unimportant. difficult simplicity = sadelik. açıkgöz. easy. zıt anl. örtmek.= insignificant.= insincere. artful. zıt anl. türbe shrink = 1) (kumaş vs. sort out.= audible. show. zıt anl. büyük oranda.147 short-wavelength = dalga boyu kısa olan shot = 1) fotoğraf. resemblance. zıt anl. picture. Sicilia sick = hasta.com . attend shower = (bir şey)’e boğmak. close down shuttle = mekik Siberia = Sibirya (Kuzey Rusya’da bir bölge) sibling = kardeş Sicily = Sicilya (İtalya’ya bağlı bir ada).= confront. geleneksel silikon malzeme yerine silikon-yalıtkan-silikon düzeninde bir tabakalanmanın kullanıldığı yöntem silver-clad = gümüş kaplı similar (to) = yakın. benzer şekilde. zıt anl. gösterge.= difficulty simplistic = (gerçekçi olmayan ve aşırı bir şekilde) basite indirgenmiş. imza etmek sign (isim) = işaret.= distinction similarly = keza.= different similarity = benzerlik. dar kapsamlı. 2) (yıkandıktan sonra kumaşta meydana gelen) küçülme. seek siesta = siesta (İspanya ve Latin Amerika’nın İspanyol etkisi altındaki kesimine özgü geleneksel öğle uykusu). zıt anl. zıt anl. quiet. indication sign language = işaret dili signal = (bir olayın) sinyalini vermek. scene sign (fiil) = imzalamak. mean. önemli. avoid. zıt anl. insignificantly signify = 1) göstermek. sole single digit = tek haneli (sayı) single-storey = tek katlı singly = tek başına. zıt anl. kötü www. 2) (bir toplantı vs. zıt anl. caka satmak show up = 1) gözükmek. faaliyetini durdurmak. concurrent simultaneously = aynı anda (olan / yapılan). (Meat offers a significant amount of protein. bypass. 2) anlamına gelmek. çekme shroud = kaplamak. manzara. (bir şey)’den kaçınmak. avoid. görme yetisi. gizlemek. false single = tek. signal. zıt anl. zıt anl. bury. yağdırmak shrewd = kurnaz. basit. rahatsız sickle cell anaemia = orak hücre anemisi (genetik bir bozukluk sebebiyle alyuvarların orak şekilli olması sebebiyle oluşan anemi). considerable. evade shut down = kapamak. zıt anl. indicate. 2) enjeksiyon. individually sinister = uğursuz. clever. vision. diminish shrinkage = 1) fire (üretimde kullanılmak üzere (kesilme vb. likewise simple = sade.= expose. sicklemia side benefit = faydalı yan etki side effect = yan etki.= disappear. considerably. bunun gibi. loud silicate sheet minerals = silikat levha mineralleri (granitin aşınması ile oluşan. 2) azal(t)mak. samimi. meydana / ortaya çıkmak.= comprehensive simulation = simülasyon (belli bir durumun veya koşulların. belirtmek. basitlik.) significantly = epeyce.

müşteri sayısı vs. maharetle skill = ustalık. = Siyah sis görüş mesafesini yaklaşık elli metreye düşürdü. şantiye. (He was slurring his words like a drunk. (Black smog reduced visibility to about fifty metres. energetic slump = (fiyat. 4) bölge. insignificantly. kalın dilim / levha slack water = (akıntının olmadığı) durgun su slam = şiddetle (ve gürültü ile) çarpmak slap = vurmak. ’ye rağmen) uyumaya devam etmek. bir parça. zıt anl.) small bowel obstruction = ince bağırsak tıkanması small intestine = ince bağırsak small-scale = küçük çaplı smart = zeki. 2) batmak sink into poverty = yoksulluğa düşmek.com . yoksulluk batağına saplanmak sinus headache = sinuzal başağrısı (sinüslerin tıkanması ya da enfekte olması nedeniyle çekilen başağrısı) sit on = (bir şikayetin. kayma. = O GSM firması bir aydır yaptığım şikayetin üstüne yatıyor. marifetli. escape ski-resort = kayak tatili beldesi skull = kafatası skylight = dam penceresi skyscraper = gökdelen slab = inşaatta kullanılan kalın ve yassı parça. işlevsel. (bir şey boyunca) uyumak sleepiness = uyuklama hali slender = ince uzun slide = kaymak. a little. ability skilled = yetenekli. 3) inşaat sahası. cilalı zemin vs. böcek vs. state of affairs sizeable = oldukça büyük. küçük slightly = az miktarda.= immensely slip = (ıslak.) üstüne oturmak / yatmak. retardation. işlem yapmayı geciktirmek. zıt anl. kroki skilfully = becerikli bir şekilde. (okul) asmak. dragging.bademci. odaya vs. tiny skeletal = iskelete ait.) kaçmak / girmek slippage = performans düşüklüğü. = Bir sarhoş gibi kelimeleri ağzında geveliyordu. havasız bırakmak www. decrease.= master slavery = kölelik sleep aid = uyumaya yardımcı ilaç sleep apnea = uyku apnesi (uyku sırasında solunumun zaman zaman 15-30 saniye süren kesintiler göstermesi) sleep face-down = yüzükoyun uyumak sleep on one’s side = yan yatarak uyumak sleep through = (bir gürültü vs. decline sluggish = yavaş. beceri. bölüm. expertise. dumanlı sis.= active. hüner. ’de) kaymak. ehil skin = deri. kulağa. big. seviye vs. zıt anl.) smoke inhalation = duman inhalasyonu (duman soluma) smoke plume = havada uzanan duman smoking-related = sigaradan kaynaklanan smoothly = pürüzsüzce. talebin vs. 2) sit alanı. sorunsuzca smother = boğmak.148 . ’de) belirgin düşüş slur = sözü ağızda geveler gibi konuşmak. large. brilliant Smart Cut = akıllı kesim tekniği (yarıiletken üretiminde kullanılan ve SOITEC adlı bir firma tarafından geliştirilmiş olan özel bir kristal kesim tekniği)3 smelt = madeni eritmek smog = (endüstrinin yol açtığı) kirli hava kütlesi.) es geçmek. location site-specific = mekana özgü situation = durum. vaziyet. yetenekli. iskeletle ilgili. zıt anl. çarpmak slave = köle. yüzeysel.ÜDS Sözlüğü sink = 1) (değer. azalma.) (yemek. toz. düşüş sloping = meyilli slot = (uçak için) sefer slotting = yarık / delik açma slowdown = yavaşlama. tokat atmak. esir. oy. slide slip into = (gırtlağa. taslak. kayarak gitmek slight = ufak ve ince yapılı.= small. için) azalmak. durgun. göze. su. için akupunktur yönteminde olduğu gibi) derinin uyarılması2 skip = (gidilmesi gereken bir yere) gitmemek.) sit with an upright trunk = gövde dimdik olacak şekilde oturmak site = 1) yer. yerleşim. avoid. kesat. cilt skin stimulation = (bir ağrıyı dindirmek vs. (bir işi vs. (skeletal size = iskelet büyüklüğü) skeletal system = iskelet sistemi skeleton = iskelet sketch = skeç (asıl tasarım veya resim hakkında fikir vermek ve planlamayı kolaylaştırmak amacıyla yapılan kabataslak çalışma). (That GSM company has been sitting on my complaint for a month.

only solely = sadece. reliable. . 2) sağlam.) so far as possible = mümkün olabildiğince. mak için. 2) cisim (yüzeyleri arasında tamamen kapalı bir hacim oluşturan üç boyutlu şekil) solid (sıfat) = 1) katı. . ona uyuşturucu sağlayan sözde arkadaşlarından birisiydi. alışveriş merkezleri gibi) sosyal mekanlar socialisation = sosyalleşme socially-minded = sosyal kaygılar güden. NaNO sodium thiosulphate = sodyum tiyosülfat (fotoğrafçılıkta kullanılan bir tür kimyasal madde) soft tissue = yumuşak doku soften = yumuşatmak software = yazılım (bilgisayar programı) soil = toprak(lar) soil core samples = topraktaki tabakalanmayı görmek amacı ile çıkarılmış silindir şekilli örnek soil-marks = topraktaki izler solar = güneşle ilgili solar cell = güneş paneli / pili (güneş ışığından elektrik elde etmeye yarayan cihaz) solar system = Güneş Sistemi solar year = güneş yılı (365 gün) solar-type = güneş benzeri soldier = asker sole = yalnız. eğer mümkünse so little is known = o kadar az şey biliniyor ki so long as = sürece. için) tek başına (yapılan) soluble = çözünebilir. ascend. süzülerek uçmak. 2) denilen. koku almak amacıyla burundan hızlı hızlı nefes almak snore = horlamak snoring = horlama snout = hayvanlarda burun.com . kadarıyla. . up to now. gümrükten kaçırmak snack on = (bir şeyler) atıştırmak sniff = koklamak. to date so far as = kadar. glide so-called = 1) sözde. sound. adı verilen (fazlaca bilinmeyen şeyler için). 3) bütün solid wood = masif ahşap solidarity = dayanışma. = Bana kalırsa / göre. ağız ve çeneyi içeren ileri çıkık kısım.ÜDS Sözlüğü . . as far as. eriyebilir www. artmak. .149 smuggle = kaçakçılık yapmak. social problem social isolation = toplumdan soyutlanma social psychologist = sosyal psikolog (toplumsal şartların insanlar üzerindeki etkisini araştıran bilim insanı) social safety net = sosyal güvenlik ağı (vatandaşların temel ihtiyaçlarını güvence altına almak amacıyla devletin sağladığı sağlık. bugüne dek. in order that SO2 = sülfür dioksit (volkanlardan ve kimi endüstriyel işlemlerden ortaya çıkan. nozzle snowfall = bir bölgeye belli bir zaman aralığında yağan toplam kar miktarı snowflake = kar tanesi so as to = (bir şey) yapabilmek için / yapacak şekilde. yuva sodium chlorate = sodyum klorat (renksiz bir tuz olup ayrık otlarını yok etmek için ve antiseptik olarak kullanılır). (up) until now. topluluk. iş bulma. tek başına.) soccer = futbol social ill = sosyal sorun.bademci. only. mek / . in order to so far = şimdiye kadar. belli bir şekle sahip olma solitary = yalnız. (It was one of his so-called friends who supplied him with the drugs that killed him. evsizleri barındırma gibi hizmetlerin bütünü) social scientist = sosyal bilimci (dünyanın ve yaşamın insani ve toplumsal yönlerini inceleyen bilim insanı) social space = (parklar. . lonely solo = (gösteri vs.).= unreliable. . şu ana kadar. . (It isn’t yet clear how destructive this so-called “super virus” is. sulphur dioxide soar = yükselmek. = Bu “süper virüs” denilen şeyin ne kadar zararlı olduğu henüz bilinmiyor. birlik solidity = elle tutulur olma. müddetçe. . yalnızca. NaClO3 sodium nitrite = sodyum nitrit (özellikle et ve balık ürünlerinin boyanmasında kullanılan ve kanserojen olduğundan şüphelenilen madde). toplum socioeconomic status = sosyoekonomik statü (bireyin bir toplum içindeki ekonomik durumu) socket = oyuk. = Onu öldüren. insanları düşünen society = dernek. bozuk yumurtaya benzeyen kokusu ile tanınan bir gaz). just. as long as so that = öyle ki …. yegane. tek başına. (So far as I am concerned. (yukarıya) fırlamak. çevre için zararlı. merely solicitor = avukat solid (isim) = 1) katı madde / hal. güvenilir. zıt anl. tek.

için) uzaya doğru yükselmekte spacecraft = uzay aracı space-related = uzay ile ilgili span (fiil) = (bir süreyi) kapsamak. bozulma sovereignty = egemenlik. solid. stipulate specimen = örnek. intelligent. gelişmişlik sore throat = farenjit. brilliantly. advanced. 3) karış spare = kıymamak. kışkırtmak. resolvable. vücutta kırıklık / kırgınlık sorry = üzücü. 2) köprünün ayakları arasındaki açıklık. tür specific = belirli.) çözmek. her nasılsa aynı hastalıktan muzdarip diğer insanlara da cesaret verdi. stretch span (isim) = 1) süre. trigger. profession species = (hem tekil hem çoğul) cins. especially. origin. (bir miktar)’dan biraz fazla somewhat = biraz. gelişmiş. pharyngitis soreness = ağrı. indicate.= unhealthy. unreliable.= densely spatial = uzaya ait / uzaysal / mekanla ilgili (uzaklık.) something of a battlefield = zorlu bir savaş alanı something over = (bir miktar)’ın biraz üzerinde. secure. distinct. duman rengi sophisticated = ileri düzeyde. in some way.= extravagantly spark (fiil) = tetiklemek. kaplıca space = uzay space port = uzay limanı space probe = uzay sondası (küçük. sınıflandırmak. bedensel (zihinsel değil. nedense. duration. = Onun iyileşmesi.= insolvable somatic = somatik. glowingly sparsely = seyrek bir şekilde. calm. baş dönmesi gibi belirtiler ile ortaya çıkan rahatsızlık) space-bound = 1) uzayda mahsur kalmış. certain. reliable.= general specifically = özel olarak. elaborated.= generally specified = belirlenmiş specify = 1) belirlemek. insansız uzay aracı) space shuttle = uzay mekiği space sickness = uzay tutması (uzayda yerçekimsiz ortamda bedenin dengesini sağlayamaması sonucu bulantı. naive sophistication = olgunlaşma. zıt anl. fena sort out = 1) düzenlemek.150 . dominion soybean = soya fasulyesi spa = ılıca. astonishing www. bir yandan bir yana uza(n)mak. fair sound barrier = ses duvarı (ses hızı) sound interesting = ilginç görünmek / kulağa ilginç gelmek source = kaynak. (tatsız bir şeyden) kurtarmak. zıt anl. akla yakın. yatıştırmak. görkemli. zıt anl. for some reason. ateşlemek. root. zıt anl. bir yolunu bulup. 2) (roket vs. zıt anl. safe. thriftily. 2) (sorun vs. (Her recovery has somehow encouraged others who are suffering from the same ailment. belirtmek. relieve / save (from) sparingly = tutumlu bir şekilde.com . complex.ÜDS Sözlüğü solute = solüt. reasonable. her nasılsa. solve soul-deadening = ağır depresyona neden olan sound = 1) sağlam. (a somatic disease = bedensel bir hastalık) some = 1) bazı. 2) koşul olarak öne sürmek. harika. kurumlu. köken. halledilebilir. kötü. güvenilir. particularly. settle. vücudun fiziki yapısıyla ilgili olan). ease. term. bir dereceye kadar sooner or later = er (ya da) geç soot = is. particular. supply souring = ekşime. alan gibi mekana veya içindekilere ait (özellikler)) speak directly to this important question = doğrudan bu önemli soruna eğilmek / bu önemli sorun ile ilgili olmak special effects = özel efektler specialisation = uzmanlaşma specialisation of labour = işgücünün uzmanlaşması specialist = uzman specialize in = (bir konuda) uzmanlaşmak specialty = uzmanlık alanı. yoluna koymak. çözelti (bir solüsyon içinde çözünmüş madde) solvable = çözülebilir. zıt anl. healthy. wonderful. 2) yaklaşık. classify. sağlıklı. yön.= excite. 2) makul. rafine. provoke spark (isim) = kıvılcım spark off = harekete geçirmek. komplike. set off sparklingly = pırıltılı bir şekilde. ince zevk sahiplerine hitap eden. kurum soothe = sakinleştirmek. esaslı.bademci. zıt anl. aggravate sooty = isli.= simple. zıt anl. refined. particular somehow = bir şekilde. pinpoint. mantıklı. numune spectacle = 1) görülecek / görülesi şey. 3) tam. özellikle. 2) dehşet verici manzara spectacular = muhteşem.

konuşma için gerekli kas ve eklem hareketlerini koordine eden bölümü). yaygınlaşmak. ponksiyon. globe. 3) gayret. incite.= enhance. gorgeous split (into) = (ikiye. quickly.= join spoil = boz(ul)mak.= reduction spring from = (bir şey)’den kaynaklanmak. automatic. nokta. yırtıcı ve genellikle siyah renkli bir balina türü) sphere = 1) küre. retard speedboat = sürat motoru speedily = hızlı / çabuk bir şekilde.= shrink spread (isim) = yay(ıl)ma. circulate. spinal kolon spinal cord = spinal kord (omurilik) spinal tap = omurilik sıvısı almak için iğneyle yapılan girişim. fast. impair. rengi vs. için) eğirmek. berbat etmek / olmak. originate. help sponge = sünger spongy = süngerimsi spontaneity = kendiliğinden oluş spontaneous = spontane. beautiful. break up (into). birdenbire meydana gelmek. iç içe daireleri andıran sarmal şekil spiral nebula = sarmal yapılı yıldız takımı spiralled = sarmal şekilli. rotate. puncture spine = 1) omurga. unplanned. zıt anl. zıt anl. zıt anl. tek tük. kaplamak. come / bring together split = çatla(t)mak. küreye benzer. zıt anl.= slowly spell = 1) süre. come / pull apart. 2) alan spherical = (şekil itibarı ile) küresel. 2) daireler çizerek dikine düşmek.ÜDS Sözlüğü . örn. zıt anl. dönme hareketi spinal column = belkemiği. yayarak püskürtmek spread (fiil) = yay(ıl)mak. locate spot (isim) = bölge. ruin. heves spirometer = spirometre (nefes ölçer) spleen = dalak splendid = harika. ticari değer vs. accelerate. emerge spring up = türemek. birarada gösteren bir çeşit gruplandırma. üçe. expansion. (over a wide spectrum of our lives = hayatlarımızın çok farklı alanlarında) speculate = (elde yeterli veri olmadan bir şey hakkında) fikir yürütmek. pamuk vs. tahmin speech defect = konuşma bozukluğu speech motor centre = motor konuşma merkezi (beynin. 2) kitap / dergi sırtı spinning wheel = çıkrık (eskiden yün eğirmekte kullanılan çark) spiral = dönerek genişleyen. ekmeğe reçel vs. dağılmak. calculated spontaneously = aynı anda sporadically = münferit. izleyici spectrum = spektrum. yar(ıl)mak. 3) (yün.) sürmek. 3) büyü spend on = (bir şey için) para harcamak spending = harcama spending power = alım gücü sperm = sperm (erkek üreme hücresi) sperm whale = kaşalot balinası (eskiden özellikle yağı için avlanan iri. divide. gruplara vs. istila etmek. zıt anl. fade spring-loaded = yay ile kurulmuş spur = mahmuzlamak. zıt anl.bademci.= delay. için) meydan square root = karekök squeeze = ezmek. press. bürümek. (yerini) bulmak. mantar ve bazı bitkilerin yaydığı üreme hücreleri) spot (fiil) = seçmek.com . (küçük) yer spouse = (evlilikte erkek ya da kadın) eş spray = fışkırtmak. kent vs. detect. disseminate. zıt anl. örmek spin (isim) = dönüş. zorlayarak almak. break up.) böl(ün)mek / ayırmak / ayrılmak. böl(ün)mek. sarmak. burgulu spirit = 1) ruh. extort squeeze into = dar bir geçitten içeri girmek. 2) nöbet.= planned. görmek. dürtüklemek. dağınık. extract. (borsa. disperse. expand. düzensiz spore = spor (alg. çabuklaştırmak. zıt anl. omurga. emerge. spekülasyon yapmak speculation = spekülasyon (kaynağı belli olmayan ve / veya dayanağı güçlü olmayan iddia). sıkmak. kendiliğinden olan.= join. sıkışarak girmek www. teşvik etmek. turn. 2) (köy. muhteşem. globular spice = baharat spicy = baharatlı spin (fiil) = 1) dön(dür)mek. yaygınlaşma. (duvara boya. Broca’s center speed up = hızlandırmak. divide (into). anında yapılan. visible spectrum of light = göz ile görülebilen ışığın kırmızıdan mora kadar olan tonlarını içeren gruplandırma).151 spectator = seyirci. trigger spy = casus spying = casusluk square = 1) kare. için) spekülasyon. 2) anlam. suyunu çıkarmak.= disappear. tayf (pek çok farklı değeri.

boşluk start off = başlamak. found startling = çok şaşırtıcı.) stand = stand. be blamed with stand corrected = yanılmak. dengele(n)mek. astonishing. olarak) çalışmaya başlamak start up = (bir işe) başlamak. zıt anl.= finish. (iş) kurmak. keyfiyet state of awareness = bilinçli olma / uyanıklık hali state of emergency = acil durum state of war = savaş hali statement = 1) belge. investors now stand to lose heavily.ÜDS Sözlüğü Sri Lanka = Sri Lanka (Hindistan’ın güneyinde yer alan bir ada ülkesi) stabilisation = sabitlenme.bademci. 2) demeç. .com . zıt anl. yerine geçmek. zorlaştırmak stand out = öne çıkmak. sabit. otur(t)mak. astounding stagnant = durgun stain = boyamak. akla yatmak stand up to / against = karşısına dikilmek. 2) boy. döküman.= port stark = gerçekleri (olduğu gibi) yansıtan. 2) hal. renklendirme. downright. durum. açlıktan ölmek starve to death = açlıktan ölmek starving = açlık çeken. unsteadily www. steadiness. kumaş ya da ün için) lekelenmiş staining = boyama. set off. dengelenme. (I am sorry. evre. steady.= fuzzy. signify.= falteringly. attitude. . açlıktan ölme / öleyazma. dull starvation = şiddetli açlık. end start out (as) = (. vaziyet statute = kanun. shaky. indistinct starkness = ıssızlık. tüzük. göze çarpmak stand to reason = makul olmak.) maddesi staple food = başlıca / en önemli yiyecek starboard = sancak tarafı (sağ). (Owing to the global crisis. begin. invariably. kural stay = kalmak stay away = geri durmak steadily = tutarlı / istikrarlı / devamlı bir şekilde. absolute. yasa. renkli madde vererek işaretleme stammer = kekelemek.= variation stability = sağlamlık. karşı karşıya olmak / kalmak. 2) (devlet kuruluşundaki) kadro stage = aşama. approach stand to do smt = (bir şey) yapacak olmak / yapması beklenmek. sağlam. yerinde duran. ün. form state assets = devlet malları / varlıkları state hospital = devlet hastanesi. zıt anl. I stand corrected. zıt anl. stutter stamp out = yok etmek. settle. istikrarlı. zıt anl.= unstable. yanılmışım. public hospital state of affairs = işlerin durumu. devamlı. başlangıç yapmak. tezgah stand a chance = şansı olmak stand accused of = (bir şey) ile suçlanır durumda olmak. starving starve = aç bırakmak / kalmak. eradicate stance = tutum. safha. amazing.) stand for = simgelemek. neredeyse inanılmaz. korkusuzca karşı çıkmak Standard Oil Trust = Standard Petrol Tröstü (ABD’de 1870-1911 yılları arasında faaliyette kalan kendi zamanının en büyük petrol şirketi) standardize = standartlaştırmak standstill = durma noktası staple = temel (gıda vs. durum. zıt anl. açlık çekme state (fiil) = belirtmek. consistent. duruş. geciktirmek. kıpırdamayan stationery = kırtasiye statistical = istatistiksel statistics = istatistik(ler) statue = heykel stature = 1) başarı sonucu kazanılmış önem. express state (isim) = 1) devlet. unsteady. sade. regularly. = Özür dilerim.= instability stabilize = sabitle(n)mek. lekelemek stained = (örn. açlık çek(tir)mek. beyanat. çıplaklık. ifade etmek. begin. düzey. balance stable = tutarlı. pos. değişmeyen. expression statesman = devlet adamı stationary = hareketsiz. katılık. zıt anl. endam status = statü. 3) ifade. phase staged play = sahnelenmiş oyun staggering = çok şaşırtıcı. (bir şey)’den sorumlu tutulmak. kararlı. katıksız. zıt anl. = Küresel kriz nedeniyle yatırımcılar ağır kayıplarla karşı karşıyalar / yatırımcıları ağır kayıplar bekliyor. be bound (to).= ordinary. represent stand in awe of smo = birisine korku ile karışık hayranlık duymak stand in the way of = engel olmak. variable staff = 1) personel.152 .

teşvik. beyin sapı stem cell = kök hücre stem cell line = kök hücre dizisi / serisi stem from = (bir şey)’den gelmek / kaynaklanmak. tedbir. uyarım. measure step out = dışarıya adımını atmak step up = arttırmak. shaky.bademci. invigorating stimulation = uyarma. hala. sabit. hisse senedi piyasası stockbroker = borsa simsarı (başka kişi ve kuruluşlar adına borsada işlem yapan kimse) stoke = ateşe kömür atmak stolen = çalıntı. 2) (kendini) zorlamak. slack stiffness = sağlamlık. zıt anl. zıt anl. condition. silent steam = buhar. secretive. sertlik. sessiz. durgun.com . kolay. reviving. hızlandırmak.ÜDS Sözlüğü . şişe gibi basit objeleri konu eden resim) stimulant = uyarıcı. even now. prevent. depolamak storehouse = ambar. struggle. = Durumunda istikrarlı bir düzelme var. stretch. zıt anl. gerginleştirmek.= active. hot stomach = mide stomach upset = mide bozukluğu stonework = taş. değişmeyen. uyarıcı. silent. sağlam. aşırı gerilme. immediately. stress. stable. originate from stent = stent (genellikle tıkalı damarları genişletmek için kullanılan bir tür ince tüp) step = önlem. dayanıklılık. ocak stow away = (gemide. suppress stifling = boğucu still = 1) dingin. zıt anl. harekete geçirme. ile) yön vermek stem = (bitki için) sap. teşvik eden şey. uyarıcı madde stimulate = uyarmak. stable. sert steep jump = yüksek sıçrama.= discourage stimulating = canlandırıcı. fırtına gibi esmek. uyaran. vapour steam room = buhar odası steep = dik. mal stock exchange = menkul kıymetler borsası (hisse senetleri ve başka menkul kıymetlerin alınıp satıldığı organizasyon) stock market = borsa. motivate. devamlı. çok gayret etmek.= unstrain www. rage storm (isim) = fırtına stove = fırın. firmness. yazmak için kullanılan bir yüzü yapışkanlı kağıt sticky (sıfat) = yapışkan stiff = katı. gizlisi saklısı olmayan. zıt anl.= evasive strain (fiil) = 1) germek. inspire. istikrarlı. keskin tırmanış. rigidness stifle = boğmak. muhafaza etmek. excite. 2) apaçık. rigid. taş işi storage = depolama storage site = depolama bölgesi store (away / up) = saklamak. provoke stock = hisse (senedi). specify stipule = yaprak sapının dibindeki çift yaprakçık stir up = kışkırtmak. zıt anl.153 steady = tutarlı. sessiz. uyarıcı şey sting = (böcek için) sokmak stink bomb = koku bombası stipulate = şart koşmak. dümen vs. right away straighten = (eğri bir şeyi) düzel(t)mek straightforward = 1) basit. zıt anl. zıt anl. consistent. stimulus.= unsteady.= complicated. hareketsiz. candid. strive. spur. motivator stimulus = (çoğul: stimuli).) steal a glance at = çabuk ve fark ettirmeden bakmak stealthy = kendini fark ettirmeyen. sıkı. nevertheless stillborn = ölü doğmuş still-life = natürmort (basit bir düzenleme içinde meyve. gelişmesini engellemek. calm. (There has been a steady improvement in her condition. choke. (The police step up security at airports = Emniyet güçleri havaalanlarında güvenliği arttırdı.= relax. speed up. hard. bulandırmak. teşvik etmek. encouragement stimulator = uyarıcı. zorlanma. çok hızlı ve ani yükseliş steer = (direksiyon. karıştırmak. açık sözlü. depo storm (fiil) = şiddetle saldırmak.) stereotype = klişe / basmakalıp stewardship = organizasyon stick to = (bir şey)’e bağlı / sadık kalmak stickiness = yapışkanlık sticky (isim) = not vs. uçakta) gizlice yolculuk etmek stowaway = kaçak yolcu straight away = derhal.= easy. 2) yine de. simple. ardiye. bastırmak. hemen şimdi. sinsi. çoğaltmak.

heavy strep throat = streptokokus bakterisinin boğazda yol açtığı enfeksiyon. stress. çalışma stunning = nefis. solid. zıt anl. gümüşi beyaz renkli bir alkali metal) structural = yapısal. birebir. katı.= weakness strengthen = güçlendirmek. geliştirmek. (obey the rules strictly = emirlere harfiyen uymak) strictly speaking = doğrusunu söylemek gerekirse stricture = kınama. çıkarmak. 3) suş (benzer gruplarla arasında küçük farklar bulunan. göz kamaştıran. kalıcı özellik taşıyan işsizlik)4 structure = yapı structured = biçimlendirilmiş. inme strong nuclear force = güçlü nükleer kuvvet (nötronların ve protonların iç bütünlüğünü koruyan temel fiziksel kuvvet) strontium = stronsiyum (havayla temas ettiğinde sarı renge dönüşen. zor. 2) stres. sohbete vs.bademci. relaxed strict symmetry = tam bir simetri strictly = tartışmasızca. stressed strait = boğaz (birbirine yakın iki kara parçası arasında kalmış deniz geçidi) straitjacket = deli gömleği strangely = işin tuhafı.) başlamak. yayılmak stretch back = eskilere uzanmak strict = 1) tam. tiring. hit. zıt anl. gürbüz. condemnation strike (fiil) = 1) bulmak. temel structural unemployment = yapısal işsizlik (genellikle gelişmekte olan ülkelerde. kısım. rigorous. ipliksi strip (of) (fiil) = soymak. undermine strenuous = yorucu. struggle. astonishing. firm. 2) sert. exclusively. support.ÜDS Sözlüğü strain (isim) = 1) gerginlik. zıt anl. saplanmış çubuk. (go on strike = greve gitmek. zıt anl. yapısal. zıt anl. yapısallaştırılmış.= ordinary stringent = sert. 2) çarpmak. dayanıklı. sağlamlaştırmak. affect. dikkat çeken. strict stringer = geçirgen kaya stringy = lifli. boyutlarda vs. emphasise. için) şerit.= lax. tabakalar halinde bulunma stratosphere = stratosfer (atmosferin ikinci tabakası) stratospheric = stratosfer ile ilgili streaked = düzensiz çizilmiş. exact. (nispeten dar ve ince) hat / yol vs. yerme. endeavour stroke = felç. move. gariptir ki stranger = yabancı strap = kemerle bağlamak stratification = tabakalanma. septic sore throat stress = vurgulamak. uğraş vermek.= weak stutterer = kekeme. grev yapmak) strike a good bargain = iyi bir ticaret yapmak. underline stress fracture = stres kırığı (uzun süre yürüyüş sonucunda oluşan kırık) stressful = gerginlik yaratan. stammerer www. septik (mikrobik) farenjit. kağıt vs. kaplanmış stream = 1) akım.154 . 2) damızlık erkek hayvan (genellikle at) study = araştırma. kurallara tam olarak uyan. sıkı. tamamen. invigorate. parça stretch (into) = (boyunca) uza(n)mak. demanding stressor = stres etkeni (strese sebep olan etken) stretch (along) = (boyunca) uzanmak stretch (fiil) = ger(il)mek stretch (isim) = 1) (zaman) dilimi. etki bırakmak. (The poor man was struck by lighting. ağır. iyi kar elde etmek strike up = (müzik çalmaya.com . tutturmak stud (isim) = 1) dikme. 2) dere. etkilemek. çay strength = güç. saplama. begin striking = göze çarpan. gayret etmek. criticism. = Zavallı adamı yıldırım çarpmış. müthiş sturdy = sağlam. entirely. stresli. reinforce. belli bir türe bağlı bir organizma grubu) strained = gergin. mücadele etmek stubby = kısa ve kalın stud (fiil) = çıtçıtla iliştirmek.= weaken. strive = çabalamak. tension. yapılandırılmış struggle = çabalamak. 2) bölüm. discover.) strike (isim) = grev. knock. ulaşmak. sermaye yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan ve geçici değil. tight. uğraşmak. sıyırmak strip (isim) = (kumaş. current. power. hayret verici stunningly = akıl almaz (şekilde. come upon. dayanıklılık. altını çizmek. outstanding.) stupendous = muazzam. sıkı. katı bir şekilde.

sübvanse etmek. (bir şey)’in etkilerine açık bırakmak.ÜDS Sözlüğü . = Sadece sanat. reserve.) substantiate = kanıtlamak. 2) deniz dibi submerge = batırmak. izlemek. consecutive. zıt anl. entity. delicate. (Commonly subsidized fields include agriculture. mevzu subject matter = konu subject to = (bir şey)’e maruz bırakmak. fark edilmesi zor. doğanın yerine geçebilir. 2) konu. 2) başarmak. ispat etmek.= thorough. essence substantial = önemli. considerably. epey.) substrate = enzimin bağlanarak reaksiyona girdiği madde substratum = (çoğul: substrata) alt tabaka.bademci. mali yardım / destek subsistence = (kıt kanaat) geçinme. surrender sub-Saharan = Sahra altı (Büyük Sahra Çölü’nün güneyi) subscribe (to) = abone / üye olmak subscription = abonelik subsequent = sonraki. livelihood. give in. (bir şey ya da birisi)’nden sonra gelmek. belli belirsiz. prove. yedek. important. öznel. 2) öz. teslim olmak. consecutively succinct = kısa ve öz. ample.= small substantially = önemli ölçüde. (kısmen) finanse etmek. zıt anl. su altında bırakmak submerged = suya batmış. temel subtle = ince. ease off.= rise subsidence = göçük.= disprove. = Yeni vergi kanunu alışveriş alışkanlıklarımızı önemli ölçüde değiştirecek. housing and regional development. personal. replace substitute (isim) = (bir şeyin veya kişinin) yerine geçen. insidious subtlety = incelik. isteği vs.= conquer. (zaman için) uzun. zıt anl. suya dalmış. large. üslup ile ilgili subconscious = bilinçaltı subdue = (bir korkuyu. zıt anl. 2) teslimiyet. oldukça çok. kobay. zıt anl.) submersion = suya batma / dalma. daha sonra. significant. (Those explosions must have been subsequent to our departure. replacement. manage successfully = başarılı şekilde. = Bu denizaltı sekiz hafta boyunca su altında kalabilir.) subsequently = sonraları. sustenance subsistence production = temel ihtiyaçlar için üretim subsoil = yüzeyin hemen altındaki toprak subsoil wealth = yeraltı zenginlikleri substance = 1) madde. sunmak. dizi. dikkat entegrasyonu ve ağrı duyusu gibi bazı kompleks fonksiyonlardan sorumlu limbik yapılar)5 subject = 1) denek.= previously subset = alt küme subside = dinmek. surrender to.) subsidy = sübvansiyon. presentation.155 stylistic = üslupsal. = Sıklıkla sübvanse edilen iş alanları arasında tarım. esas. resist such as = … gibi. ekmek kapısı. incelikli. suppress subgenual cingulate = girus singuli (beyinde korteksin bir parçası olup algılama. expose to subjective = sübjektif. ince ayrıntı. detail subtly = azıcık. sonra gelen. establish. diminish. zıt anl. sequence successive = peş peşe. konut inşaatı ve bölge geliştirme yer alır. delicacy.= precede. material. confirm. effectively succession = birbirini izleme. (The new tax legislation will substantially change our buying habits.com . banliyöde bulunan succeed = 1) takip etmek. present. surrender. asıl anlam. like www. art arda. (This submarine can remain submerged for eight weeks. sular altında kalma submission = 1) arz. deny substitute (fiil) = yerine koymak.= objective submarine = 1) denizaltı. comprehensive succumb to = (birisi ya da bir şey)’e yenilmek. çöküntü subsidize = sübvansiyon yoluyla desteklemek. becermek. exchange.) bastırmak. zira biz hiçbir şey duymadık. sunma. teslim olmak. afterwards. (Only art can be a substitute for nature. slightly subtropics = subtropikal / ılıman bölgeler suburban = banliyöye ait. zıt anl.= interrupted successive generation = gelecek nesil successively = peş peşe / üst üste / arka arkaya gelen / olan. 2) boyun eğmek. accomplish. daldırmak. yielding submit = 1) arz etmek. (zaman ya da sıra olarak öncekini) takip eden. bol. azalmak. = O patlamalar bizim ayrılışımızdan sonra olmuş olmalı. submit to. su altında. boyun eğme. narin. ikame etmek. follow. zıt anl. because we did not hear anything. zıt anl.

zıt anl. zıt anl. worse superiority = üstünlük. (commit suicide = intihar etmek) suicide attack = intihar saldırısı suit = uygun gelmek / düşmek. shallow. inattentive.= demand support (fiil) = desteklemek. advice. malzeme supply (fiil) = sağlamak. misery. supremacy. yüzeysel. kaliteli. cefa. zıt anl. enrich.= withhold supply (isim) = arz. zıt anl.= profoundly. ileri sürülen fikir. sıkıntısını çekmek. abruptly. dominance. zıt anl.= step-by-step.) suicide = intihar. rezerv. stok. enough. administration supplant = yerini almak.= insufficiently suggest = 1) ileri / öne sürmek. gereği gibi.= cheerfully sulphur = sülfür (kükürt) sum = (para vs. lüzumu olmayan. excellent. için) (toplam) miktar sum up = özetlemek. (bir şey)’den zarar görmek sufferer = bir hastalık çeken ya da başka olumsuz bir durumdan muzdarip olan kişi suffering = ıstırap. hurafe. katkı www. (His behaviour was suggestive of a cultured man. zıt anl. neredeyse mükemmel iletkenlik hali) superdam = büyük baraj super-efficient = çok verimli superficial = 1) derin olmayan. secondary supplier = tedarikçi. tedarik etmek. 2) izlenimini bırakmak. external. enough. bulmak. 2) sahte. problem vs. koyu renkli düşük sıcaklık alanları) superb = enfes. unnecessary superior = üstün nitelikli. zıt anl. proper. zıt anl.= deep.com . tali. stock.bademci.ÜDS Sözlüğü suck away = emip uzaklaştırmak / götürmek suction cup = vantuz suddenly = aniden. first-rate. zıt anl. additive. (bir şey ya da birisi)’ne göre olmak. false.)’den muzdarip olmak. temin etmek. bir malı sağlayan kişi ya da firma supplies = erzak.= genuine superficially = yüzeysel olarak. inadequate sufficiently = yeterince. fit in (to) suitable = uygun. gelişigüzel. take over superstition = batıl inanç. dert. önermek.= inferior. progressively suds = (çoğul kullanılır) köpük Suez Canal = Süveyş Kanalı (Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan yapay suyolu) suffer from = (bir hastalık. acı. üstün. reinforce supplement (isim) = ek. kültürlü bir adam olduğunu akla getirmekteydi. zıt anl. yerinde. özensiz. tamamlayıcı şey. besleme. asık yüzle. zıt anl. zıt anl. appropriate. complement supplementary = tamamlayıcı.= scientific fact superstitious = batıl inançlı / inançları olan supervision = gözetim ve denetim. zıt anl. adequate. appropriately suited to = (bir şey)’e uygun sullenly = somurtarak. render. mükemmel. partially. advise. birdenbire. proposal suggestive (of) = (bir düşünceyi) akla getiren (şey).= poor superbly = enfes / mükemmel bir şekilde. summarise summarise = özetlemek sunbathing = güneşlenme sunlit = güneş ışığı alan sunspot = güneş lekesi (güneşin yüzeyinde bulunan.= insufficient. pain sufficient = yeterli. çile. unsuitable suitably = uygun bir şekilde. arka çıkmak support (isim) = destek (verme). provide (with). thoroughly superfluid = süperakışkan (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda. better. hissini vermek. akla getirmek. superintendence. reserve. zıt anl. fevkalade. adequately. lightly. propose. offer. replace. profound. zıt anl.= inferiority supernatural = doğaüstü supernova = süpernova (patlama halindeki yıldız) superpower = süpergüç (ekonomik ve askeri bakımlardan en güçlüler arasında yer alan ülke) supersede = (eskisinin) yerini almak. highclass. imply suggestion = öneri. excellently.156 . = Davranışları. eziyet. replace supplement (fiil) = (etkisini) arttırmak.= inappropriate. indicate. be appropriate (for). çok yüksek akışkanlık ve çok düşük direnç ve sürtünme değerleri sergileyen sıvı) superfluous = gereksiz.= poorly superconductivity = süperiletkenlik (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda bazı maddeler tarafından sergilenen. yerine geçmek.

review survival = sağ kalma.= continue suspended = (bir sıvı içinde) asılı kalmış suspense = heyecan dolu bekleyiş. maintainability sustainable = 1) çabuk tükenmeyen. sonrası) sağ kalan. Anayasa Mahkemesi. gibi her tür) yüzey işlemi (malzeme yüzeyine uygulanan işlem) surge = aniden yükselmek. exceed. ara vermeden yapılan. görünmek. kuşku duymak.= trust suspicious = kuşkulu. zıt anl. ertelemek. tahmin etmek. Yüce Divan sure = emin. distrust.157 support worker = destek olarak çalışan kimse. kolay bulunur. süspans suspension bridge = asma köprü suspicion = şüphe. border surrounding = çevresindeki. belli bir sıklıkla ve ara vermeden yapmak. zıt anl. constant. şüpheli. maintained.= temporary Svante Arrhenius = 1859-1927 yılları arasında yaşamış olan. zıt anl.bademci. çevirmek. scan. encircling surroundings = çevre. cerrahi surgical = cerrahi surpass = geçmek. var olmayı / yaşamayı sürdürebilmek. environment surveillance = gözetleme. inceleme. artakalan miktar. remain. vulnerability (to) susceptible (to) = kolaylıkla etkilenen. have doubt. duygusallık patlaması surgeon = cerrah surgery = ameliyat.) almada kullanılan çubuk ya da tel ucuna sarılı küçük pamuk topağı swallow = yut(kun)mak swamp (fiil) = su altında bırakmak swamp (isim) = bataklık Swedish = İsveçli. gerçek kabul edilen suppress = bastırmak. ortam. yan faaliyetlerde görev alan kimse supporter = (bir kişiyi / görüşü vs.= unhelpful suppose = sanmak. devamını sağlamak. belli bir sıklıkla. kurtulan (kişi) susceptibility (to) = dirençsizlik. for sure surface (fiil) = su yüzüne çıkmak. maintainable sustained = sürdürülen. appear. afet vs. doubtful. asit banyosu vs. fiziksel kimyanın kurucularından sayılan İsveçli fizikçi ve kimyacı swab = (boğazdan vs.= shortage surprise = şaşırtmak.).) muayene için (salgı vs. encouraging. taraftar. zıt anl. come up. superiority Supreme Court = Temyiz Mahkemesi. egemenlik. yaşamı sürdürme survive = ayakta / sağ kalmak. think supposed = gerçekleştiği / gerçek olduğu varsayılan. domination. yatkınlık. hang. çıkmasını önlemek. etüt etmek.= encourage suppression = gizli tutma. genel bakış. geride bırakmak. soar.) destekleyen kimse. die survivor = (bir kaza. climb surge of emotionality = duygusallığın aniden yükselmesi.= resistant (to) suspect (fiil) = şüphelenmek. kesin. enclose. observe survey (isim) = anket. ortaya çıkmak. hayrete düşürmek surprising = şaşırtıcı surprisingly = şaşırtıcı bir şekilde. devam ettirmek. excess. herhangi bir şeyin fazlası. intriguingly surround = çevrelemek. restrain. baskılayıcı supremacy = üstünlük. destekçi. withhold. overweigh. zıt anl. for certain. sanık. gözetim survey (fiil) = inceleme / araştırma yapmak. zıt anl. asılı durmak. vulnerable (to). polisaj. live on. zıt anl. presume. zıt anl. muhakkak. kolay hedef olma. kuşatmak. aşmak. disappear surface (isim) = yüzey surface treatment = (boyama. maintain sustainability = sürdürülebilirlik. nonresistant (to). durdurma suppressor = bastırıcı. scrutiny. postpone. continued. believe. etrafında yer almak.= trustworthy sustain = sürdürmek. İsveç’e ait sweep across = (boyunca) süpürülmek / sürüklenmek sweep along = (rüzgar. (He was suspended from the ceiling by his feet and beaten gravely by metal bars. inquiry. = Ayaklarından tavana asılmış ve metal çubuklarla feci şekilde / öldüresiye dövülmüştü. akıp gitmek www. zıt anl. examine. emerge. garantili surely = elbette. etrafındaki. zıt anl. dirençsiz. 2) askıya almak. sink. 2) sürdürülebilir. doubt.= perish. zanlı suspected = (varolduğundan) şüphelenilen suspend = 1) asmak.= fall behind surplus = fazlalık. zıt anl. keep up. kuşku. helpful.ÜDS Sözlüğü . durdurmak.= submerge.= know suspect (isim) = şüpheli. admirer supportive = destekleyici. sayesinde) kolayca ilerlemek. zıt anl. akıntı vs. muhit. varsaymak.com .

turn off. Hz.ÜDS Sözlüğü sweeping = geniş alanlara yayılmış swell = şişmek. İsa’nın konuştuğu dili halen konuşan Malua köyünün bulunduğu.com . çabucak. (bir şey)’den başka (bir şey)’e geçmek switch = şalter. hücrelerarası sinirsel iletişimin gerçekleştiği boşluk) syndicalism = sendikacılık (özellikle genel grev yoluyla üretim araçlarını işçi örgütlerine devretmeye çalışan siyasi hareket) synergistic = sinerji ile ilgili ya da sinerji oluşturan synonymous = eş anlamlı. speedily swiftness = çabukluk Swiss = İsviçre ile ilgili. lamba. düğme.= contract swell(ing) = şişme. kabarmak. Persler. (elektronik devre için) anahtar switch off = (elektrik. süratle. Asurlular. için) kapatmak. şişmiş. Frenk inciri symbolist = simgeci. gaz vs.= switch on. zıt anl. İsviçre’ye ait switch (between) = (iki veya daha çok tarzda) dönüşümlü olarak (çalışmak). kabarma swiftly = hızla. quickly. belirti synapse = sinaps (sinir hücreleri arasında kalan. expand. zıt anl. üretmek.bademci. blend Syria = Suriye (tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. distended swollen joint = şişmiş eklem swoop down = (bir avın) üzerine çullanmak sycamore = çınar. sembolist (bireyin duygusal yaşantısını simgelerle yüklü ve kapalı / dolaylı bir dille anlatmayı amaçlayan edebiyatçı ya da ressam) symptom = semptom. birleşim synthesize = sentezlemek. çeşitli unsurları birleştirerek bütün haline getirmek. Romalılar ve Bizanslıların istilasına uğramış. turn on Switzerland = İsviçre swollen = şiş. şişkinlik. 5000 yıllık geçmişiyle başkenti (Şam) dünyanın en uzun ömürlü yerleşim bölgelerinden olan ve topraklarında dünyanın ilk alfabelerinden birinin icat edildiği güney komşumuz)6 syrup = şurup system operation = sistemin çalıştırılması www. anlamdaş syntactic = sentaks (bir dildeki kelimelerin cümle içindeki yerleri / dizilişleri) ile ilgili synthesis = sentez.158 .

öyle varsaymak take hold of = (bir yer)’e yerleşmek. adjust take = 1) (bakış. parçalara ayırmak. (ne yapılacağına dair birinden ya da bir şeyden) işaret almak take down = 1) sökmek. hesaba katmak. attend (to) take cue = (tiyatro oyunu sırasında vs.= put on. yaklaşım vs. take into consideration take into consideration = dikkate almak.= avoid tailor = (isteğe / ihtiyaca göre) biçmek. keep in mind. hiç vakit almamak take off = 1) (kıyafet vs. zıt anl. gain take in excess = aşırı miktarda / fazla almak take into account = dikkate almak. repeal take effort = çaba gerektirmek take for granted = doğal karşılamak. zıt anl.= land take office = (idari) göreve başlamak. şekillendirmek.) üstüne almak. = Cerrah. aşağı yönelmek take a (firm) stand against = (şiddetle / kararlılıkla) karşı çıkmak.bademci. örneğin araba kazalarını bir düşün T take care of = gözetmek. bring back take by surprise = gafil avlamak take car accidents. 2) (birisi gibi) davranmak. 3) işe almak. istismar etmek. 2) gururunu kırmak take effect = geçerli olmak.com . büyük bir kayba neden olmak take a huge step forward = çok büyük ilerleme kaydetmek take a look at = bakmak. work on. = Başka hiçbir organizasyon işi üstlenme konusunda istekli olmadı.= differ from take along = beraberinde götürmek. 2) (form. (She took advantage of her father’s absence to meet her lover. sigorta poliçesi vs. 2) almak. take into account take it in turn to lead = sırayla liderlik yapmak take kindly to = (bir şey ya da kişi)’den hoşlanmaya başlamak take measures = önlem / tedbir almak. (bir şey)’e karşı (güçlü) bir duruş sergilemek take a heavy toll = çok zarar vermek. 2) (işi. 3) (zaman) sürmek. bakmak. make use of. zıt anl.). for instance = örneğin araba kazalarını ele alalım. allow for. yürürlüğe girmek. take precautions take no time = çok kısa sürmek. 4) (yük) almak. zıt anl. 2) (uçak için) havalanmak.) çıkartmak. olmuş farz etmek. görevi vs. göz önünde tutmak. fool. alakadar olmak take away = elinden almak. kabul etmek. gözden geçirmek take a new turn = yeni bir dönemece gelmek. evrak.) almak.T T TT table salt = sofra tuzu tabulate = cetvel / tablo haline getirmek tackle = (bir sorunu) ele almak. (The surgeon decided to take on a more radical intervention. zaafından yararlanmak. girdi sağlamak. 2) anılara götürmek. (bir yer)’i eline geçirmek take in = 1) kandırmak. 4) (bir yere) götürmek take (a) photograph = fotoğraf çekmek. için) çıkarmak. sorumluluğu. photograph take a downward turn = düşüşe geçmek. employ. travel take action = harekete geçmek. capitalise. göz önünde bulundurmak. = Sevgilisiyle buluşmak için babasının yokluğundan faydalandı. yeni bir şekle bürünmek take a trip = yolculuğa çıkmak. come into force.) take after = 1) (birisine fiziki olarak) benzemek. go into effect. retract. makamın başına geçmek take on = 1) girişmek. (bir şeyi ya da birisini) yanında götürmek take an interest (in) = ilgilenmek.) geri almak.) sahibi olmak / içerisinde olmak. (No other organization was willing to take on the job. kazanmak. obtain www. resemble. alıp götürmek take back = 1) (bir sözü.). last. load. zıt anl. şekil vs.= annul. intervene take advantage of = (bir şey)’den faydalanmak / istifade etmek / yararlanmak. çözmeye çalışmak. (bir şeye) yeterli vakit ayırmak take out = (belge. daha radikal bir girişimde bulunmaya karar verdi.) sufle almak. ele almak.= unload take one’s time = acele etmemek. deal with. önlem almak. shape. benefit. undertake. zıt anl. dismantle. do as one does. malı vs.

amaç. boring. meydana gelmek. job. predominate.) yapmaya başlamak. spor vs. 2) (gaz. victim target group = hedef kitle tariff = ithalat veya ihracat üzerine konan vergi task = iş.= be secondary to take pride in = (bir şey)’den gurur duymak take seriously = ciddiye almak take shape = şekil almak take so long = çok uzun sürmek take smt at its face value = bir şeyin değerini sorgulamadan. nöbeti vs. goal. occur. boşver. happen take precedence = başta / önce gelmek. (The company has targeted adults as its primary customers. masal talented = kabiliyetli. real. temel müşteri grubu olarak yetişkinleri hedeflemişti. yaradılış.= abandon. bilgilendirici temperament = mizaç. söylendiği gibi kabul etmek take steps = 1) önlem / tedbir almak. teen teen = bkz.ÜDS Sözlüğü take over = 1) (bir şeyin) yerini almak / yerine geçmek. 3) (süre) doldurmak. yer almak. ödev. somut. aim. (zaman) almak take up residence = yerleşmek. join in (to) take place = olmak. absorb. entertaining teem with = (bir şey) ile dolu olmak. 2) kaçmak ve (bir yerde) saklanmak take up = 1) ele almak.= interesting. düzenli olarak bir işi (hobi. kuvvetle çekerek parçalamak tear (isim) = gözyaşı tear up = yırtarak bölmek / parçalamak tectonic plates = tektonik plakalar (yerkabuğunu oluşturan levhalar) tedious = can sıkıcı.) teenager = 13-19 yaşları arasındaki kişi. abstract tanning = (cilt için) bronzlaşma Tanzania = Tanzanya (Doğu Afrika’da bir ülke) tap into = 1) (bir kaynaktan) yararlanmak.= intangible. zıt anl. (bir şey)’de yer almak. 2) (bir hatta) erişim elde etmek tapestry = resim dokumalı duvar örtüsü tar = katran target (fiil) = hedeflemek. (Antalya is teeming with tourists at this time of the year. (bir yerde) ortaya çıkmak take up with = 1) (birisi) ile tartışmak üzere bir konu ortaya atmak. (belli bir hedefe yönelik olarak) adımlar atmak take the lead = başa geçmek take things easy = aldırmamak. 2) yüzüne vurmak. amaçlamak. duty. dull. kaynamak. azarlamak telltale = veri sağlayan.com . yetenekli.160 . skilled talk therapy = konuşma terapisi talon = (yırtıcı kuş için) pençe tamper with = oynamak. tabiat.) target (isim) = 1) hedef. aim (at). zıt anl. hoşlanmaya başlamak. supersede. kalkış takeover = devralma tale = hikaye. huy.) devralmak. come first. kurcalamak. conceptual. 2) (yönetimi. başlamak. fiddle with. 2) kurban. start. 2) (birisi) ile arkadaş olmak takeoff = (uçak için). be prior to. assume. sıvı) tutmak. hedef almak. öncelikli olmak. gifted. concrete. görev. havalanma. sakin ol) take time = zaman almak take to = 1) alışkanlık edinmek. replace. = Yılın bu vaktinde Antalya turist kaynıyordur. manipulate tangible = elle tutulur. tiresome. disposition temperate = ılıman temperate bacteriophage = ılımlı bakteriyofaj (bakteri içinde yaşayan ama onun parçalanmasına neden olmayan parazit virüs) temperature = sıcaklık temple = tapınak www. teenager tell off = 1) sayıp ayırmak. obey take part in = (bir şey)’e katılmak.bademci. (take it easy = dert etme. kullanmak. 2) girişimde bulunmak. = Şirket. usandırıcı. work task force = özel görev kuvveti task of mapping = yer tespit etme işi / görevi task-specific = göreve / işe özel taste = tat taut = gergin tavern-goer = meyhane müdavimi tax = vergi taxation = vergilendirme taxiing = uçağın iniş pisti ile terminal arasındaki bağlantı yolunda gitmesi taxonomy = sınıflandırma bilimi tear (fiil) = yırtmak. participate in. 3) egemen olmak. içine almak. dert etmemek. zıt anl. zıt anl.

finish.= calmness. makul. bit(ir)mek. affection tendon = tendon (kası kemiğe bağlayan inelastik doku / bağ) tense = gergin. characteristic textured = (ürün için) işlenmiş. (Thanks to the nurse’s patient explanations. gerginlik. we now know what to do in this huge medical centre. inclination tenderness = sevecenlik.= beautiful. awfully territorial = toprak / bölge ile ilgili territory = toprak. defendable.= cosmic. strain. zıt anl. awful. horrible. en sondaki. gerilim.bademci. eğitim öğretim yılı terminal = son. = Operasyon sonrası dönemde vaka. unconfirmed. bölge terrorize = korkutmak. kesin olmayan. yani that very question = tam da o soru that’s news to me = bu benim için yeni bir haber that’s not often enough = çoğunlukla bu yetersiz kalır that’s really something = bu gerçekten önemli bir şey thaw = erimek. transitory. zıt anl. metinde (şu) fikir ileri sürülmektedir. görüşünü geçici olarak kaybetti. stressed. 2) sertlik derecesi. 8 milyon yıl öncesi dönem test for = (bir yeteneği / özelliği ortaya çıkarma amacı ile) test etmek test site = deney bölgesi testify = ifade vermek testosterone = testosteron (erkeklik hormonu) tetanus = tetanos (vücuda açık yaralar aracılığı ile giren bir bakterinin yol açtığı.) that is = öyle ki…. terrene. provisional. zıt anl. zıt anl. (A power failure temporarily darkened the whole town. for the time being.). owing to. zıt anl. extraterestrial terrible = berbat. begin termination = bitiş. be likely (to) tendency = eğilim. stress. 2) dünyaya ait. bu demek ki…. kandırmak.= permanently. sona eriş terrain = 1) arazi. charm tenable = savunulabilir. bünye. landscape. call term (isim) = 1) terim. (In the postoperative period. processed than ever = hiç olmadığı kadar Thank goodness! = Şükürler olsun!.= start. cezbetmek. terimlendirmek. felç edici zehir) texture = 1) desen.) temporary = geçici. mantığa göre the other day = geçen gün the other way round = öbür türlü. earthly.= cosmic. toprak. lure (into). korkunç. final terminate = son vermek. karada yaşayan. 2) (tavır ve davranış için) temkinli teratogen = teratojen (normal embriyonal gelişmeyi bozarak kusurlu doku ya da organ oluşmasına sebep olan bazı ilaçlar veya X-ışınları gibi etkenler) teratogenic = teratojenik (kusurlu organ veya doku oluşmasına sebep olan) term (fiil) = (bir şey)’e … demek / adını vermek. come / bring to an end. mıntıka terrestrial = 1) karasal. 2) bölge.161 temporarily = geçici olarak. . = Hemşirenin sabırlı açıklamaları sayesinde artık bu devasa tıp merkezinde ne yapacağımızı biliyoruz. zıt anl. reasonable tenacious = vazgeçmez. alan. vice versa the point is made (that) = (bir şey)’e dikkat çekiliyor. sona ermek.= permanent tempt (to) = ayartmak. 2) dönem.com .= freeze the absence of hope stands in the way of recovery = umudunuz yoksa iyileşme gecikir the logic goes = mantıken. yıldırmak Tertiary period = yaklaşık 65 ile 1. çözülmek. . geçici. the case temporarily lost his vision. be disposed (to). last. nice terribly = son derece. zıt anl. opposite. şefkat. kesin / nihai olmayan. . (bir şey)’den söz ediliyor the point is made in the passage (that) = parçada belirtilmektedir ki. the rest = geri kalan. temporary. devre. solunum durması ve kas spazmları ile belirgin bir hastalık) tetrodoxin = tetrodoksin (Japonya’da Fugu denen balıkta bulunan. zıt anl. interim. 3) yüzey. gerisi www. zıt anl. relaxation tensioning = germe eylemi tentacle = dokunaç (ahtapot gibi bazı hayvanların ince uzun kavrama / dokunma organı) tentative = 1) deneme amaçlı (olarak yapılan). Tanrıya şükür thanks to = sayesinde. nihai. kindness. imrendirmek.ÜDS Sözlüğü . = Bir elektrik kesintisi tüm kasabayı geçici olarak karanlıkta bıraktı.= relaxed tension = gerilme kuvveti. inatçı tend (to) = eğiliminde olmak. . tam ters. yapı. . en uçtaki.

menacing three flight of stairs = üç kat merdiven three-act = (tiyatro oyunu. çalılık thigh = uyluk thimerosal = cerrahide antiseptik olarak kullanılan bir madde thin = zayıf. (bir şeyin) tamamında. tedavi edici şekilde therapy = terapi. (I hear you have thrown up your job. (sıvı / sis vs.= fat think out = (bir şey)’i ayrıntılı ve özenli bir biçimde ele almak. bu yolla. için) üç perdeden / bölümden oluşan three-dimensional = üç boyutlu. by. so far tick = kene www. ince. all over. therefore.com . opening. gösteri vs. zıt anl. ürpertici. endangered species threatening = tehdit edici.= partial thoroughly = tam olarak. ultraviyole ışınlarına maruz bırakıldıktan sonra ısıtıldıklarında ışık vermeleri olayı thesaurus = bir kelimeye yakın veya zıt anlamlı kelimeleri bulmaya yarayan sözlük benzeri referans kitabı these days = bu günlerde. açıklığa kavuşturmak. protect threatened species = nesli tükenme tehlikesi altında olan tür(ler). zıt anl. clarify. tamamen amaçsız / gereksiz there is nothing in the least wrong with him = en ufak bir rahatsızlığı bile yok thereby = öylece. = İşini bıraktığını duydum. prosperous throat = (vücut için) boğaz throat discomfort = boğazda (farenjit vs.bademci. flourish thriving = istikrarlı bir şekilde büyüyen / gelişen. all through throw in = eklemek. bırakmak. incelemek thinker = düşünür thirst = susama thorough = tam.ÜDS Sözlüğü the wild = yabani hayat / çevre theft = hırsızlık theistic = tanrıcılığa ait theme = tema then = o zaman theology = teoloji (ilahiyat.). öylelikle. via. end-to-end. ayrılmak. 2) kusmak. zıt anl. başlangıç. ipliğe benzer threadworm = kıl kurdu threat = tehdit. jeopardise. entirely. boyunca. by that means. saygılı thread = iplik thread-like = iplik benzeri.162 .= partially thought = düşünce thoughtful = düşünceli. kuram ortaya koymak therapeutic = tedavi amaçlı therapeutically = tedavi amaçlı olarak. hence thus far = şimdiye kadar. tedavi there is no point (in) = hiçbir mantığı yok. üç kat / misli threshold = eşik. bu nedenle. zıt anl. by means of. beginning. 2) baştanbaşa. gelişmek. limit. baştan aşağı. 3D threefold = üç yönlü. baştan aşağı. zıt anl. around. skinny. yoğunluk farklarına bağlı olarak küresel boyutta akıntılar ile sürekli devinim halinde olması thermoluminescence = bazı minerallerin. nowadays tthey take you as you are = sizi olduğunuz gibi kabul ederler thiamin = tiamin (B kompleks vitaminlerinden biri) thicken = kalınlaşmak. warn. hayret verici thrive = istikrarlı bir şekilde büyümek. limit thrill = heyecan thrilling = heyecan verici.= relieve.= in practice theorize = teori üretmek. add throw light on / upon = aydınlatmak. giriş. whole. için) yoğunlaşmak thicket = fundalık. gözdağı vermek. din bilimi) theoretically = teorik / kuramsal olarak. warning. slim. vomit thumb-sucking = (genellikle çocuklarda) parmak emme thunder = gürlemek thunderstorm = şimşekli / yıldırımlı fırtına thus = böylece. prosper. wholly. bir uçtan diğerine. menace threaten = tehdit etmek. because of that thermodynamic = termodinamik ile ilgili thermodynamics = termodinamik (ısıl enerji ve hareket arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı) thermohaline circulation = okyanusların. nedenle oluşan) iritasyon / rahatsızlık through = 1) (bir kişi ya da şey) aracılığı ile / vasıtası ile / sayesinde. complete. thanks to. 2) (bir şeyin / bir yerin) içinden / arasından throughout = 1) her yerinde. tamamen. completely. explain throw up = 1) vazgeçmek.

zıt anl. müddet timely = uygun zamanda.bademci. bir yere kadar. link (with) tied to = (bir şey)’e bağlı.= independent from tiger = kaplan tighten up = sıkılaştırmak tile = seramik. bütünlük touchdown = uçağın piste temas etmesi touch-screen = dokunmatik ekran touch-sensitive = dokunmaya duyarlı. bir aşağı bir yukarı. evvela. tonilato (bir gemi vs. alet. equipment toothpaste = diş macunu top = (bir değer)’in üzerine çıkmak. müsamaha etmek. aksine to the exclusion of = (bir şey)’i hariç tutacak / dışlayacak kadar to the fore = öne. o derece ki to tell the truth = doğruyu söylemek gerekirse.= please. el aleti. kriter. fayans. azap çekmiş torrid = ateşli. huge tiny body = (meteorlar. endure. to a large extent to a large extent = büyük miktarda.= cold. minicik. delight tormented = eziyet edilmiş. ölçüt. azap çektirmek. hala. lumber timber-rich = keresteden yana zengin time elapsed = geçmiş olan toplam zaman time-consuming = zaman alıcı timeline = süre. mihenk taşı. ön tarafa to this day = bugüne dek / bugüne kadar. benchmark. plague. to begin with. asteroidler ve kuyrukluyıldızlar gibi) küçük gökcisimleri tip = uç tip over = devirmek tireless = bitmez tükenmez. 2) katlanmak. frigid torture = işkence tortured = işkence edilmiş. başa geçmek topic = konu. zıt anl. hot.= enormous. zıt anl. kederli. to some extent to a great extent = büyük miktarda. (bir rakibi. (To my surprise… = Hayret ettim ki… ) to some extent = belli bir dereceye kadar. (bir şey) ile yakından ilişkili. işkence yapmak. to a certain extent to start with = 1) ilk. dayanmak. nereye kadar tobacco = tütün toddler = yeni yürümeye başlayan çocuk toe = ayak parmağı tolerate = 1) hoş görmek. attached to. bu mealde to the contrary = tersine. zıt anl. back and forth to date = bugüne kadar. aslına bakarsanız. değeri vs. büyük oranda. 2) örneğin. anguished Tory = İngiltere’deki Muhafazakar Parti’nin 1832 yılından önceki adı totality = bütün. büyük oranda. ilk önce. worn out tissue = doku tissue damage = doku zedelenmesi to a certain extent = bir yere / dereceye kadar. issue topmost = en üst topple = düşüp yuvarlanmak top-secret = çok gizli top-security = üstün güvenlik / güvenliğe sahip torment = eziyet etmek. to a great extent to a very insignificant extent = çok az / önemsiz bir oranda to and fro = bir yandan öbür yana. firstly.com . eğimli timber = kereste. zamanında tiny = küçücük. sensuous.= weary. minuscule. dokunmatik touchstone = denek taşı. criterion www. ’nin yüksüz halde toplam ağırlığı) tool = araç. yorulmak bilmez. in fact to that effect = bu hususta.ÜDS Sözlüğü . mevzu. medcezir tie (to) = bağlamak. acı dolu. vigorous. vakitli. zıt anl. so far. ilişkilendirmek. allow.) geçmek. torture.163 ticker symbols = borsada işlem gören hisseleri tanımlayan 5-6 karakterlik kısa kod adlar tidal = gelgit ile ilgili tidal pull = gelgit çekimi tidal range = gelgit olayında suyun yüksekliğindeki değişim miktarı tidally driven currents = gelgitle oluşan akıntılar tide = gelgit. until now to my way of thinking = benim düşünce tarzıma göre to one’s surprise = (bir kişi için) şaşırtıcı şekilde. for instance to such an extent that = o kadar ki. kiremit till then = o zamana kadar tilted = yatık. energetic. connect (to). even today to what extent = ne derece. türbe tomb-figures = mezar figürleri tonnage = tonaj. bear tomb = mezar.

carry. zıt anl. pursue traction = götürme. 2) kaydını tutmak. 3) (tekerlek. trail. taşımak ve yeni ortamda yaşatmaya çalışmak transplantable = nakledilmeye uygun transport = (bir yerden) (başka bir yere) götürmek. dönüşüm. passage translate = çevirmek. zıt anl. yayılma transmit = (hastalık) bulaştırmak. nakliye transverse = çaprazlama. tercüme etmek translator = çevirmen. başka yere nakil transmissible = geçmesi / bulaşması olası transmission = iletim. dangerous.= permanently transistor = transistör (bir devrede açma-kapama. toksik toxicity = toksisite (zehirlilik) toxin = toksin (canlılar tarafından üretilen zehirli madde). conventionally trailblazing = öncü. instruct train tracks = tren rayları training = antrenman.164 . değiş(tir)mek. change into. değişim. tercüman translocation = yer değiştirme. tuzak kurarak yakalamak. izini takip etmek. convert to / into. eğitim training ground = eğitim alanı trait = özellik trample = ezmek. adet. deed transaction statement = (bir tür) hesap ekstresi transatlantic = Atlas Okyanusu’nun karşı yakasından gelen / karşı yakasına giden transcontinental = kıta aşırı.bademci. idman. hain. ezip geçmek transaction = işlem. hard. kaza ya da ilçe gibi küçük yerleşim) toxic = zehirli. venom. labour-union trading = ticaret tradition = gelenek. conversion transformer = transformatör (elektronik bir devrede voltajı ve akımı değiştirmeye yarayan eleman) transient = gelip geçici.com . lock in trap (isim) = kapan. iletmek. eğitmek. convention traditional = geleneksel. aktarmak. yükseltme gibi çeşitli görevlerde kullanılan yarı iletken bir devre elemanı) transistor amplifier = transistörlü amplifikatör (gelen sinyalin gücünü arttırmaya / yükseltmeye yarayan bir tür elektronik cihaz) transition = geçiş.) izleyerek saptamak / bulmak. kaynağını araştırmak track down = izleyip bulmak / yakalamak. follow track (isim) = 1) ray. zıt anl.ÜDS Sözlüğü tough = zorlu. unsafe www. tuzak trapped = (bir şeyin içinde) sıkışıp kalmış traumatic blow = travmatik darbe (ciddi yaralanma / iç kanama ile sonuçlanan darbe) travel = seyahat etmek.= preserve transformation = dönüştürme. commerce trade-union = işçi sendikası. yakın zamanda olmuş olayları hatırlayamama ile belirgin amnezi nöbeti) transiently = gelip geçici olarak. convey transparent = saydam transplant = nakletmek. dozer vs. çiğnemek. taşımak. kıtalararası transcultural = kültürler arası transform into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. çekme trade = ticaret. travel treacherous = tehlikeli.= permanent transient global amnesia = geçici global amnezi (genellikle orta yaşlarda gelişen. trail trace (isim) = iz. transitory. bucak. ’nin bıraktığı veya yürünerek bırakılan) iz. pursue. zahmetli. nakletmek. aktarım. action. micro mineral trachea = (çoğul: tracheae ya da tracheas) trakea (nefes / soluk borusu) track (fiil) = 1) izlemek. track. follow. laborious tournament = turnuva township = kasaba (nahiye. 2) (koşu veya bisiklet için) yol / parkur. record. pioneer train = eğitim vermek. için) palet track back = geriye doğru iz sürmek. enine trap (fiil) = kapana kıstırmak. güvenilmez. palet vs. kalleş. belirti trace back = geriye / eskiye doğru izini sürmek / bulmak trace mineral = eser mineral (insan vücudunun çok az miktarlarda gereksinim duyduğu mineral). move transportation = taşıma. conventional traditional diet = geleneksel beslenme traditionally = geleneksel olarak. custom. poison trace (fiil) = (ipuçları vs. iz sürmek. sıkı. transitory. halkın seyahat eden kesimi traverse = (mesafe) kat etmek. yolculuk etmek travelling public = seyahat eden insanlar. 4) (tank.

tremble trench = çukur. girdap turgid = şişmiş. harekete geçirmek. cure treatment = 1) tedavi. galip. remedy. experiment. zıt anl. kandırarak (bir şey yapmaya) yöneltmek trick (isim) = hile.bademci. (Hypertension triggers off many other diseases. muamele etmek. important. meyil. 2) tröst (pazarda tekel yaratma amacı güden ve pek çok küçük şirketi gayriresmi olarak kontrol altına alan büyük şirket ya da şirketler topluluğu). enormously.= agreeable. önemsiz. dönen birim) turboprop airliner = pervaneli yolcu uçağı turbulence = çalkantı. ürperme. (The smoke triggered off the fire alarm. üçkağıt tricky = incelikli. define. shake tremendous = muazzam. verem (kanlı öksürük ve halsizlik ile belirgin akciğer enfeksiyonu). unimportant. 2) işleme. = Hipertansiyon pek çok başka hastalığı tetikler. = Bu tedavilerin karşılaştırmalı faydaları. court tributary = ırmak ayağı. spark.= significant. ödül.com . = Duman.= distrust trust (isim) = 1) güven. genellikle kan tahlilinde ortaya çıkan madde) tune = melodi. 2) deneme. reliance. kol ırmak (ırmağa karışan akarsu) trick (into) (fiil) = kandırmak. tendency.ÜDS Sözlüğü . muamele. agreement trek = engebeli arazide yaya olarak gitmek tremble = titremek. ustalık isteyen. succeed. tır truly = gerçekten. ganimet troublesome = 1) rahatsız edici.) troop = askeri birlik trophy = hatıra. pulmonary phthisis. akım. enormous tremendously = son derece.= distrust. disturbing.) tribal = kabileye ait tribal culture = sosyal yapısı kabile düzeninde olan kültür tribunal = mahkeme. yengi. bayağı. TB tuberculosis-causing = vereme sebep olan tulip = lale tumour cell = tümör hücresi tumour marker = tümör markeri / işaretçisi (vücutta tümör bulunduğunu gösteren. tekne truck = kamyon. giyip denemek try out = (birisini / bir şeyi) denemek. çalışma. confidence. tam anlamıyla. 2) çok değerli / önemli şey treasury = hazine. convenient. believe. zıt anl. win triumph (isim) = zafer. cure. çok büyük çapta. tuzağa düşürmek. başlatmak. inanmak. sınama. düşüşte olmak trial = 1) (mahkemede) duruşma. test tuberculosis = tüberküloz. victorious trivial = cüzi. greatly. quiver. burdensome trough = (trof gibi okunur) (hayvanların su içtiği) yalak. maliye dairesi treat = 1) davranmak. nağme tune into = 1) yakından takip etmek. test. sıradan. = Kompozisyonunda bir iki önemsiz hata var. zıt anl. insignificant. 2) belli bir radyo istasyonuna ayarlamak turbine = türbin (jeneratörlerde elektrik üreten. current trend down = düşme eğiliminde olmak. işlem treaty = antlaşma. bir klinik çalışmada gönüllüler üzerinde test edildi. 2) tedavi etmek. hendek trend = eğilim. activate. sarsıntı. 2) sorun çıkaran. zafer kazanmak. (karmaşıklığı / riskleri sebebiyle) zor trigger (off) (fiil) = tetiklemek. behave. yangın alarmını harekete geçirdi. ateşlemek. zıt anl. zahmetli. act. annoying. karışıklık. bir şeyin tetikleyicisi / nedeni trimester = üç aylık dönem Tripos = Cambridge Üniversitesi’nde bitirme sınavlarına verilen ad triumph (fiil) = başarı sağlamak. zıt anl. litigation.= slightly tremor = titreme. victory triumphant = muzaffer. (The comparative efficacy of these therapies was tested on volunteers in a clinical trial. ezgi. chaos www. hakikaten. endişe verici. court action. cartel trust one’s life to = canını (bir kişiye / bir şeye) emanet etmek trustworthy = güvenilir try on = prova etmek.165 treasure = 1) hazine.). really truncated icosahedron = kesik yirmiyüzlü (düzgün bir yirmiyüzlünün köşelerinin kesilip atılması ile oluşturulan futbol topu benzeri geometrik cisim) trust (fiil) = güvenmek. şişkin turmoil = kargaşa.) trigger (isim) = tetik. (There are one or two trivial errors in your essay. galip gelmek.

kesmek.166 .) turn in = teslim etmek. invert. produce. söndürmek. deactivate. (At first he seemed to be an honest person. 2) (beklenmedik bir şekilde) ortaya çıkmak. TV vs. but she turned him down. stimulate turn out = 1) (bir hatası nedeniyle birini) dışarı çıkarmak. 2) düşünmek. için) açmak. consider turn to = (birisi)’ne başvurmak. iki yönlü two-storey façade = iki katlı cephe two-syllable = iki heceli two-thirds = üçte iki typewriter = daktilo typhoid = tifo (genellikle hijyenik olmayan besinler aracılığı ile bulaşan. suyu vs. put off. excite. 4) sonuçlanmak turn out (that) / (to be) = (bir şey olduğu) ortaya çıkmak. hand in. (birisi)’nin yardımını istemek. 2) (özellikle cinsel açıdan) heyecanlandırmak. için) (bir şey)’e doğrultmak. invoke. prove to be.) turn down = (bir teklifi vs. için) kapamak. çevirmek. genellikle. convert to / into turn off = 1) (ışığı. refer to. 3) üretmek. (birisi)’ne yüz çevirmek turn back = geri dönmek. reddetmek. 2) (yolda) başka tarafa yönelmek turn on / upon = 1) (ışık vs. aktif hali sonlandırmak. benzin motorunun yanı sıra iki kademeli bir elektrik motoru ile de çalışan yeni ve deneysel bir motor sistemi two-shoe = iki pedallı two-sided = iki taraflı. characteristically www. (The refugees were turned back at the border. özellikle boya sanayinde inceltici ya da çözücü olarak kullanılan sıvı madde) turtle = kaplumbağa twist = büklüm. = Önceleri dürüst birisi gibi görünüyordu ama sonra büyük bir yalancı olduğu ortaya çıktı. yüzyıl dönümü turpentine = terebentin (çam reçinesinin damıtılması yolu ile elde edilen. akılda tartmak. resort to turn up = 1) (radyo.com . turn down turn away from = (birisi)’nden uzaklaşmak.) turn over = 1) devirmek.ÜDS Sözlüğü turn = olmak. burma two-fifths = beşte iki twofold = iki misli / kat two-mode hybrid engine = taşıtlarda kullanılan. üzerine çevirmek. bağırsakta yaralar ile belirgin bir hastalık) typhoon = hortum. deliver turn into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. müzik vs. şiddetli kasırga. (He proposed to her. think about. become turn against = (bir kişi ya da şey)’e cephe almak turn away = 1) (kapıdan vs. cyclone typical = tipik typically = tipik / karakteristik olarak. refuse.) kapatmak. = Ona evlenme teklif etti ama o reddetti. = Mülteciler sınırda geri çevrildiler. depend on turn on = 1) (radyo. throw out. direct onto.) geri çevirmek. turn away.) geri çevirmek. gelmek turn-of-the-century = yüzyılın değişimine / bitişine yakın (bir yüzyılın başlangıcının / bitişinin hemen öncesi ve sonrasını kapsayan dönem). için) sesini yükseltmek. 2) reddetmek. But then he turned out to be a great liar. aktif hale getirmek. refuse. geri çevirmek. 2) (bir şey)’e bağlı olmak. 2) (ışık vs.bademci.

zıt anl. inescapable. zıt anl. uninfected. unforeseen. zıt anl. underrated. inattentive. açık olmayan. nesnel.= originally umbilical cord = 1) göbek bağı. umursamaz. unwitting. yaygın UK = Birleşik Krallık.= aware of unawares = hazırlıksız (olarak).= ambigous unanimous = oybirliğiyle unanticipated = sezinlenemeyen. asıl olarak. unveil. unpredicted unanticipated reaction = beklenmeyen tepki unappreciated = değeri anlaşılmamış. karar gündeminde under debate = tartışılmakta under threat = tehdit altında under trial = deneme altında.= appreciated U unarmed = silahsız. zıt anl. Stockholm Conference unable = ehliyetsiz. dubiousness.bademci. incompetent.= bearable. İngiltere.= certainty. avertable unaware of = (bir şey)’in farkında olmayan. incapable. landing gear www. belirsiz. ikilem içermeyen. inexplicable. kayıtsız şartsız. bilinçdışı. irin.= conscious unconscious state = bilinçsiz hal unconsciousness = bilinçsizlik.) ultimately = 1) esasen. ülser içeren ulcerative colitis = ülseratif kolit (enfeksiyona bağlı olarak kolon mukozasında yer yer ülserler oluşması. temel. tahmin edilmeyen. zıt anl. etkilenmeden kalmış. (bir şey)’den habersiz. indifferent. unpolluted. bilinçaltı. objektif. sure thing unclear = muğlak.com . tolerable unbiased = tarafsız.) bulaşmamış. = Haberler. finally. epitel dokuda. zıt anl. fundamental.= contaminated uncontrollable = kontrol altına alınamayan uncover = ortaya / meydana / açığa çıkarmak. interested unconditional = koşulsuz. Londra kentini hazırlıksız yakaladı. zıt anl. zıt anl. zıt anl.= capable unacceptable = kabul edilemez unaccountable = açıklanamayan. well-defined unconcerned = ilgisiz.U U UU ubiquitous = her yerde var olan. reveal. uncertain. doubtfulness.= clear. United Kingdom ulcer = ülser (deri üzerinde.= armed unavoidable = kaçınılmaz. what matters is his ultimate success.= conditional unconscious = bilinçsiz. zıt anl. belirtileri olan bir hastalık) ultimate = 1) en büyük. anlaşılmaz. fundamentally.= affected unaided = yardım almadan / almayan unambiguous = açık. umulmadık. final. zıt anl. en yüksek.= consciousness uncontaminated = kirlenmemiş. primarily. clear. küçümsenmiş. = Bir kişinin başlangıçtaki başarısı aldatıcı olabilir. zıt anl. çevre ve insançevre ilişkisi odaklı konuların tartışıldığı ve uluslararası çevre politikalarının belirlendiği konferans. denenmekte under. yeteneksiz. (Someone’s initial success may be deceptive. zıt anl. vague. net. 2) son / nihai olarak. zıt anl. objective unbreakable = kırılmaz uncertainty = belirsizlik. beklenmeyen. intolerable. inevitable. asıl önemli olan nihai başarısıdır.= concerned.= avoidable. nihai. greatest. zıt anl. intact. gafil (avlanarak). baygınlık. veya sindirim organlarının iç yüzeylerinde gelişerek altındaki dokuları da etkileyen açık yara) ulcerated = ülserli. kan içeren dışkı vb. anlatılamaz.) unbearable = dayanılmaz. (The news took the city of London unawares. eventual. yetersiz faaliyet undercarriage = (uçak için) iniş takımları. peculiar. 2) esas. zıt anl. zıt anl. zıt anl.= explicable unaffected = etkilenmemiş. 2) astronot kordonu UN Conference on the Human Environment = Birleşmiş Milletler bünyesinde 1972 yılından bu yana düzenlenmekte olan. çekilmez. 3) son.or overbuilt = (sağlamlık ve / veya kütle için) eksik / yetersiz veya aşırı yapılı under-activity = az hareket.= cover uncut = kesintisiz undeniably = inkâr edilemez şekilde under consideration = değerlendirilmekte. (hastalık vs.

= ease uneasy = kaygılı. unknown. temelini oluşturmak underline = vurgulamak. emphasise underlying = altında yatan. zıt anl. gerçekleştirilemez. zıt anl.= sensibly unearth = kazarak çıkarmak. makul bir şekilde. taahhüt etmek. be exposed to underhand = el altından. zıt anl. 3) (zorluk. gizli. zıt anl. eğitim vs.= fortunate www.= unreasonable understandably = anlaşılır. known unfashionable = modaya uymayan. umulmadık. (gereğinden veya olabileceğinden) az ilerleme kaydetmek understandable = anlaşılabilir. modası geçmiş. unrest. unjustified. zıt anl. uygunsuz. dengesiz.= strengthen. get in charge (of). tedirgin. convincingly. bir işe girişmek. worry. go through. asıl nedeni olmak. zıt anl. zorlaştırmak. değişim vs. reasonable. zıt anl. zıt anl. unnoticed undigested = sindirilmemiş undoubtedly = şüphesiz / kuşkusuz bir şekilde. impracticable. uniformly unexpected = beklenmedik unexplored = araştırılmamış unfair = haksız. altını çizmek. zayıflatmak. weaken.) underneath = altına / altında undernourished = yetersiz beslenmiş. yersiz. zıt anl. hafife almak. unnecessarily.com .= at ease unemotional = duygusuz. exaggerate underfund = yeterince finanse etmemek undergo = 1) (ameliyat. practicable unfertilized = (yumurta için) döllenmemiş.) çekmek. unjust. outmoded.= emotional unemployment = işsizlik unenviable = istenmeyen. = Arkadaşlarının eleştirileri. comprehension undertake = üstlenmek.= deserved undeservedly = hak etmediği şekilde. sly underinvest = gereğinden az / eksik yatırım yapmak underlie = altında bulunmak / yatmak. zıt anl. (toprak için) gübrelenmemiş unfold = açıklamak.= ambiguously. işkence vs. unreasonably understanding = anlayış. zıt anl. zıt anl. zıt anl. imbalanced. anlama. secret. farkedilmemiş. 2) (sıkıntı. conceivably. clarify. tatsız.= desirable undetectable = fark edilmesi / bulunması mümkün olmayan. detached. açıklığa kavuşturmak. unnoticeable undetected = gözden kaçmış.= overestimate. uygunsuz. zıt anl. yabancı. aloof. dalışlar yapmak suretiyle inceleyen alanı) underweight = zayıf. have. unmistakably. daha az icra etmek. (tamirat. zıt anl. moral uneven = eşit olmayan.= fairly. zıt anl. kesinlikle. dengesizce. unjustly.= fair. reveal. zıt anl. obviously. desirable unethical = etik olmayan.= ethical.168 . kaygı.= conceal unforeseen = beklenmedik.= feasible. kıskanılacak türden olmayan.= doubtfully. zıt anl. skinny underworld = (mitolojide) yeraltı dünyası undeserved = hak edilmemiş. ill-fed.= evenly. (His friends’ criticism undermines his self-confidence.ÜDS Sözlüğü undercover policeman = gizli / sivil polis underestimate = küçümsemek. zıt anl. acı vs. build up. yavaş yavaş yok etmek. experience. carry out undertaking = girişim. unexpected.= deservedly undesirable = istenmeyen.= even. aşırı.= enviable. unmerited. zıt anl. zıt anl. zıt anl.bademci. reasonably.)’ye maruz kalmak. be subjected to. uniform unevenly = eşit olmayan şekilde. onun özgüvenini zayıflatıyor. dig out. zıt anl. değerinin altında paha biçmek. endişe. just unfairly = haksız bir şekilde. unwanted. zıt anl. undesirable. su altında kalan eserleri ve batıkları.) geçirmek. undervalue. justly unfamiliar = aşina olmayan. stress. zıt anl. adaletsizce.= expected unfortunate = üzüntü veren. restless. questionably undue = yakışıksız. sinsi. excessive unduly = boş yere. pitiful.) görmek.= bury unease = huzursuzluk. üstlenme underwater archaeology = sualtı arkeolojisi (arkeolojinin.= familiar. ahlaka aykırı. hak edilmemiş bir biçimde. talihsiz.= fashionable unfeasible = yapılamaz. uncomfortable. düşük kilolu. gereksizce. immoral. underfed undernutrition = yetersiz beslenme underpaid = (olması gerekenden) düşük ücretli underperform = daha düşük performans göstermek. untimely. temelindeki undermine = temelini aşındırmak. strange.

= differently unify = birleştirmek. accidental. yegane. harmony www. unparalleled uniquely = benzersiz / eşsiz bir şekilde. zıt anl. zıt anl. emsalsiz.= harmed. 2) tutarlı.= compassionate. talep vs. acımasız. improbable.= reachable unrealistically = gerçekçi olmayan bir şekilde. consolidate. dependability unreliable = güvenilmez. tek. benzersiz. zıt anl. zıt anl.= deliberately.= different. figure out. incomparable. cosmos unjustifiable = gerekçesiz.= inferior unpaved = (yol için) parke taşı / asfalt döşenmemiş unpleasant = hoş olmayan. inaccessible. zıt anl. zıt anl. eşsizlik. equally. unbelievable. regrettably. yersiz. unrivalled. kargaşa. alışılmışın dışında.com . zıt anl. gereksizce. similar.= code. inexcusable. incredible. dubious. göze çarpmayan.= believable unimpaired = zarar görmemiş unintended = istemeden gerçekleşen. kazara. zıt anl. (bir kişiye ya da şeye) özgü.= detach. groundless ungainly = hantal. zıt anl. unidentified. uzay taşıtları vs. kaypaklık. zıt anl.= predictability unpredictable = önceden bilinmez. zıt anl. unite. consistent.= reliable unrequited = karşılık görmeyen. unattractive. accidentally. separate unimaginable = hayal / tasavvur edilemez. emsalsiz. yeganelik unit = birim (tek bir bütün olarak algılanabilen bir kavramlar veya objeler grubu) unite = birleştirmek. merciless. dissatisfaction. variable uniformity = 1) aynılık. indefensible unjustly = haksız bir şekilde. certainly. nasty.= disunite.= reliability. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . sınırsız unload = boşaltmak unmanned = (hava. tatsız. tersine. sağlıksız. unnoticeable. alçak gönüllü. temel parçacıklar arasındaki tüm temel kuvvetlerin tek bir alan olarak ifadesini sağlayan bir çeşit alan teorisi) uniform = 1) her yanı / bölümü aynı.= obtrusive. bir bütün haline getirmek. 2) tutarlılık.= reasonably. unbelievably. çok az bir olasılıkla. undesirable. even. unmatched. changeability. zıt anl. over-the-counter unprotected = korunmamış unravel = çöz(ül)mek. karşılıksız unresponsive = cevapsız.= predictable. clumsy unharmed = zarar görmemiş. halletmek. evenly. tam aksine. zıt anl. zıt anl. zıt anl. undoubtedly.= fortunately unfounded = temelsiz. sever universal = evrensel universe = evren.169 unfortunately = ne yazık ki. zıt anl. unintentional. zıt anl. irregular unparalleled = eşsiz. birleşmiş unified field theory = birleşik alan teorisi (fizikte. zıt anl.= pleasant. biçimsiz. dayanaksız.= manned unmatchable = emsalsiz. zıt anl. disturbance. unchanging unprescribed = reçetesiz. awkward. olanaksız. combine. zıt anl. beklenti.= responsive unrest = huzursuzluk. zıt anl. unduly.= inviting unique = benzersiz. combine. unfairly.= commonly uniqueness = benzersizlik.= like unlikely = mümkün olmayan. her yanı aynı şekilde. eşit bir şekilde. tepkisiz.= deliberate unintentionally = istemeden. bir araya getirmek.= likely unlimited = sonsuz. itici. doubtfully unnatural = doğal olmayan unnecessarily = boş yere. solely. zıt anl. consistency. haksız. şüphe götürmez bir şekilde. delightful unpopular = rağbet görmeyen.= usual unpredictability = belirsizlik. undamaged. kestirilemez. on purpose uninviting = çekici olmayan.= ordinary unmet = (ihtiyaç. intact. humble. exceptional.= questionably.= justly unknown = bilinmeyen. zıt anl. zıt anl. bilinemezlik. eşsiz.= diversity uniformly = aynen. benzeri olmayan. için) insansız. bir örnek.= peace. zıt anl.bademci. similarity. zıt anl. zıt anl. için) karşılanmamış unmistakably = şüphesiz. sök(ül)mek. damaged unicorn = tekboynuz (başında tek bir boynuz olan at biçimindeki efsanevi yaratık) unified = birleştirilmiş. variable. zıt anl. kaba. as opposed to. zıt anl. noticeable unorthodox = geleneksel olmayan. zıt anl. sağlam. merciful unreliability = güvenilir olmama. zıt anl. bir örnek oluş. uncertain.= realistically unrelenting = amansız. encode unreachable = ulaşılamaz. solve. volatility. zıt anl.= known unlike = (bir şey)’den farklı olarak. maalesef. gözden düşmüş unprecedented = görülmemiş. unforeseeable. zıt anl. sensibly unobtrusive = dikkat çekmeyen.

eagerly unwillingness = isteksizlik.= willingly.= successful unsustainable = sürdürülemez. immediately uric acid = ürik asit (protein metabolizması sonucu oluşup kanda ve idrarda bulunan bir madde) urinary = uriner sistem (idrar yolları) ile ilgili urinary creatinine excretion = idrar yoluyla kreatinin maddesinin vücuttan atılması urine = idrar urine screen = idrar tarama urticaria = ürtiker (bir tür kaşıntılı deri hastalığı) US / USA = (the US / USA şeklinde kullanılır) Amerika Birleşik Devletleri. zıt anl. sinir bozucu. inconstant. reluctance. bother. idame. thoughtful unwisely = akılsızca. taşrada olduğundan genellikle daha yüksektir. zıt anl. tutku. geçit vermez up against = karşı karşıya. weaken uphold = tarafını tutmak. zıt anl. facing upbringing = (çocuk için) yetiştir(il)me. distressed upsetting = üzücü. modernise. improve. zıt anl. göze hoş gelmeyen unstable = dengesiz. normal unusually = sıra dışı / alışılmadık şekilde. zıt anl. silly. uncommonly. zıt anl. friendly untaxed = vergilendirilmemiş until fairly recently = oldukça yakın zamana kadar until well into the nineteenth century = ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar untold = tarifsiz unused = kullanılmamış. ısrar eden urgently = acilen. reluctantly. uncommon. ivedi.= eagerness.com . zıt anl. incite. encourage. arkadaş canlısı olmayan.= safe unsanitary = temiz olmayan.bademci. (Crime rate is usually higher in urban areas than in rural areas. hurtful. şehirlerde oturan. willingness unwise = akıllıca olmayan. düzeyini yükseltmek. altüst etmek. tedbirsiz. ready unwillingly = isteksizce.= sympathetic. deter urge (isim) = şiddetli arzu. afflict upset (sıfat) = üzgün.= discourage. yüksek gelir sınıfı upright = dikey.) urbane = medeni. ivedilikle. sağlıksız. disrupt. renew upgrade = geliştirmek. gönülsüz.= dislike. 3) ısrarlı. = Suç oranı kentsel bölgelerde. hate urgency = aciliyet.= commonly unwanted = istenmeyen unwary = dikkatsiz. tehlikeli.= pleasing upstream = akıntının tersi yönünde. hygienic unsatisfactory finding = tatmin edici olmayan / yetersiz bulgu unsatisfying = tatmin etmeyen unsaturated = doymamış unsaturated fat = doymamış yağ unseasonable = mevsim normallerinin altında ya da üzerinde. 2) zorunlu.= used unusual = alışılmadık. sabit olmayan. zıt anl. desteklemek. 2) üzmek. gönülsüzce. distressing. zıt anl.= stable unsuccessful = başarısız. huysuz unsightly = çirkin. dangerous. zıt anl. passion.= wise. reluctant.= willing. uneager.= familiar.) unworkable = işletilemez. (aynı şartlarda) devam edemez unsympathetic = itici. dik upset (fiil) = 1) bozmak. yürütülemez unyielding = sert. muhafaza. şehirleşmiş. mukavim.= worsen. civilized urbanized = kentleşmiş. advance. desire.= careful. maintenance upper arm = kolun omuzla dirsek arasındaki kısmı upper class = üst sınıf. önemle.= rural. zıt anl.= rural urea = üre (protein metabolizması sonucu vücutta oluşan ve idrar ile dışarı atılan atık madde) urge (fiil) = (birisini bir şey yapmaya) teşvik etmek. zıt anl. zıt anl. üzüntülü. zıt anl. ender. onaylamak. unhygienic. acil olarak. eager. unfriendly. güncelleştirmek. emergency urgent = 1) acil. strange.ÜDS Sözlüğü unsafe = emniyetsiz. unintelligent. advocate upkeep = bakım. zıt anl.= sanitary. back up. değişken. watchful unwilling = isteksiz. kararsız. (the) United States of America www. gönülsüzlük. zamansız. zıt anl. (He invested unwisely and lost a fortune. sinirlendirmek. annoying. üzüntü veren. zıt anl. untimely unsettled = tedirgin. zıt anl. huzursuz. kışkırtmak. akıntıya karşı. zıt anl. foolishly. olağandışı. disturb. büyütme update = modernleştirmek. ivedilik. kentle ilgili. foolish. = Akılsızca yatırım yaptı ve bir servet kaybetti. tuhaf.170 .= downstream urban = kentsel. zıt anl.

absolutely. tüketmek. = Krizden sonra firmasını kurtarmak için çok çabaladı ama hepten başarısız oldu.171 US Federal Aviation Administration = Birleşik Devletler Federal Havacılık Dairesi (ABD’de tüm sivil havacılığı düzenlemek ve denetlemek ile görevli kuruluş) US Geological Survey Centre = Birleşik Devletler Jeolojik Araştırmalar Merkezi (ABD’de.= useless.bademci. beneficial. mutlak. bölgeleri jeolojik olarak incelemekle ve jeolojik haritalar çıkarmakla görevli merkez) use = kullanım use to the full = sonuna kadar kullanmak use up = kullanarak azaltmak. (He used to write to me frequently. run through used to = bir fiilden once geldiği zaman “(eskiden) … idi (ama artık değil)” anlamı verir. helpful.) www. artık yazmıyor. zıt anl.= unpractical utility = 1) (gaz. useful. = Eskiden bana sıkça yazardı. gaz vs. (The rent does not include utilities. 2) kesin. en çok utter = 1) tamamen. (hizmetlerin bedeli) dahil değildir. 2) yarar. elektrik gibi) kamu hizmeti. zıt anl.com . zıt anl. bitirmek.) useful = yararlı. faydalı. worthless usher in = 1) öncülük etmek. 2) (içeri) getirmek. bring in usual = alışılmış. su. make use of utmost = en büyük. hepten. use. totally. harmful useless = işe yaramaz. fayda. olağan. he tried hard to save his company from bankruptcy but failed utterly.). practical. completely. kesinkes. fayda / yarar gözetici. = Kiraya elektrik. absolute utterly = tamamen. kullanışlılık utilize = yararlanmak. deplete. he doesn’t any more. (After the crisis. complete.ÜDS Sözlüğü .= unusual Utah = ABD’de bir eyalet uterus = uterus (rahim) utilitarian = faydacıl.

2) göze almak. diversity varicella virus = suçiçeği virüsü varied = değişiklik gösteren. işportacı Venice = Venedik (İtalya’da.= written verbal communication = sözlü iletişim verbally = sözlü olarak. bitki örtüsü vegetative = 1) büyüme yeteneği olan.= invalidation verify = doğrulamak. validation. evaporate vapour = buhar. 2) bitkisel vehemently = şiddetli / hiddetli / ateşli bir şekilde. kol ve bacaklar üzerindeki ince tüy / kıl velocity = (belli bir yönde) hız vendor = satıcı. teyit etme. confirm. ambiguously. gerçeklemek. (They are building these roads at vast expense. dim. zıt anl. zıt anl. huge. bulanık. cırt bant (örn. farklılık various = çeşitli. değişiklik. büyük oranda. credible. teyit etmek. farklılaşma. obscure. farklılık göstermek. greatly vastness = büyüklük. 2) varyasyon. all-purpose. confirmation. appreciate valued = değerli. şüpheli.) ventromedial nucleus = hipotalamusun ortasında yer alan ve doygunluğa ulaşıldığında yeme isteğini baskı altına alan sinir hücresi yığını venture (fiil) = 1) tehlikeye at(ıl)mak. legitimate. çeşitleme. stake venture (isim) = girişim verbal = sözlü. sağlam. zıt anl. miscellaneous. oral. çeşitli variety = cins.= defined vaguely = tam anlamını vermeyecek şekilde. unacceptable validity = geçerlilik.= invalidate versatile = değişme kabiliyeti yüksek. 2) hastalık taşıyıcı vegetation = bitkiler. (In the attic. belli belirsiz.) V vast tracts of forest = çok geniş ormanlık araziler vastly = çok. immense. jeopardize. validate. zıt anl. meşruluk. 2) radyo lambası valve radio = lambalı radyo vandalism = vandalizm. çevreye zarar verme (örn. buğu variable = değişken. tür. zıt anl. çeşitlen(dir)mek.bademci. alter. stake.= vasodilation vast = çok büyük.) vast majority = büyük çoğunluk vast sums (of) = çok büyük miktarlarda (para vs. etmen variation = 1) düzensizlik. differ. sokak lambalarını kırma vs. çok yönlü.= remain. yasal. subap. dare. passionately vehicular = taşıtlara ilişkin velcro = cırt cırt. onaylamak. highly. solid.com . highly-regarded valve = 1) valf.V V VV vacation = tatil vacationer = tatilci vaccinate = aşılamak vaccine = aşı vacuum = boşluk vagary = kapris vague = belirsiz. çok geniş.= invalidity value = değerini / kıymetini bilmek. = Bu yolları çok büyük harcamalarla yapıyorlar. örn. many-sided www. legitimacy.) vanguard = öncü (birlik / kol) vaporise = buharlaş(tır)mak. zıt anl. stay vasoconstriction = kan damarlarındaki daralma. çeşitlilik. esteemed. engin. şehrin ana caddelerini oluşturan su kanalları ile ünlü bir kent) vent = delik. explicitly valiantly = cesurca valid = geçerli. = Tavanarasında tek havalandırma arka taraftaki küçük bir kapıdan sağlanıyordu. change. çocuk ayakkabılarında bağcık yerine kullanılan kapatma elemanı) vellus = erişkinlerde gövde. orally verdict = jüri kararı verification = doğrulama. zıt anl. the only ventilation was through a small door at the back. zıt anl. duvarları boyama.= clearly. adaptable.= invalid. numerous vary = çeşitlilik göstermek. enginlik vector = 1) vektör (bir miktar ve bir yön içeren bir ifade. zıt anl. değiş(tir)mek. yerçekimi kuvveti). yarık ventilate = havalandırmak ventilation = havalandırma.

) tutunarak büyüyen bitki vinegar = sirke vineyard = üzüm bağı violate = (yasa. gayretli bir şekilde. regard. manzara. brutal vicious circle = kısır döngü. energetically Vikings = Vikingler (İskandinavya’da. sabit Vesuvius = Vezüv Yanardağı (İtalya’da.ÜDS Sözlüğü . riot violent = yıkıcı. sticky visibility = görünebilirlik. zıt anl. kızdırmak. zealous. 3) (film vs. strong. merit visa = vize (ülkeye giriş ve ülkede kalma izni) viscid = yapışkan. Kraliçe Viktorya’nın hüküm sürdüğü 1837 ile 1901 yılları arasında kalan dönemde yaşamış / döneme ait view (fiil) = 1) değerlendirmek. gayretli. tetikte olan. the other way round vicinity = civar vicious = kötü. strongly. 2) kuvvetli.173 versatility = çok yönlülük / fonksiyonluluk. görülür. concealed. bağırsak ve mide cidarlarında bulunan) emzik başına benzeyen minik çıkıntı. 2) damar vest = yelek vested = kazanılmış. avantaj. bakış açısı. in opposition to vertebra = (çoğul: vertebrae) omur vertebrate = omurgalı. (view as important = önemli görmek. asset. hemen hemen. virüslerle ilgili) Virginia = Batı ABD’de bir eyalet virologist = virolog (viroloji alanında çalışan uzman) virology = viroloji (virüsleri inceleyen tıp ve biyoloji alanı) virtual takeover = fiili / gayriresmi devralma virtually = neredeyse. inactive vigorously = kuvvetlice.= horizontal very first = ilk vessel = 1) gemi. breach.= obscured. şiddetlice. tekne. 2) yorum. korsan ve tüccar kavim) villus = (çoğul: villi) 1) (örn. görünürlük. observe violation = (yasa. breach violence = şiddet. zahmetli. acımasız. adaptability version = 1) versiyon.) çiğnemek. opinion. düşünce. enerjik. kural vs. craniate vertical = dikey. goodness. nasty. için) ihlal (etme) / aykırı davranış. düş. şiddetli. look at. feasible.) izlemek. kabul edilebilir seviye vibrant = parlak. fasit daire victim = kurban. image. yarar. (The Prime Minister’s version of the economic matters was quite different from that of the Opposition. çirkin. foresight visionary = 1) hayalperest. özellikle 8. 2) ileriyi gören kimse www. (kazığa vs. detectablity visible = görünebilir. öbür türlüsü (de). = Başbakan’ın ekonomiyle ilgili yorumu ana muhalefetin yorumundan oldukça farklıydı. etkin. destructive. 4) öngörü.) versus = (bir şey ya da kişi)’ye karşı. zıt anl. 2) görüntü. zıt anl.= obey. 2) görünüş. 2) dikkatlice incelemek. irritate. disturbance. advantage. passive violent motion sickness = şiddetli hareket / sarsıntı tutması violently = yıkıcı şekilde. infringe. actively. 3) hayal. zıt anl. sinirlendirmek.com . zorlu. önemli olduğunu düşünmek) vigilant = ihtiyatlı. açık. apparent. fikir. conception. upset. ekonomik olarak) yapılabilir / uygulanabilir. aksi(ne). görme olanağı. panorama view as = olarak görmek. detectable.= unachievable viable level = makul.= impotent. daydream. fazilet. practicable. belli. 11. tersi (de).= mild. zıt anl. mutlak. 2) (özellikle şeftali gibi meyvelerin üzerindeki) ince tüy vindication = temize çıkarma. shake. zıt anl. tür. canlı vibrate = titre(t)mek. consider. zıt anl. zıt anl. watchful. eyesight. suçsuzluğunu kanıtlama vine = sarmaşık yapılı.= vice. conspicuous.= soothe viable = (örneğin.= mildly. kural vs. 2) erdem.= oblivious vigorous = 1) terleten. yy’lar arasında etkin olan. operator veteriner vex = canını sıkmak. zıt anl. ihlal etmek. watch view (isim) = 1) görüş. zıt anl.= be still vibration = titreşim vibrotactile = titreşim yoluyla çalışan vice versa = tersi(ne). energetic. ünlü Pompei antik kentini lavlar altında bırakarak yok etmiş olmasıyla tanınan bir volkan) veterinary medicine = veteriner hekimliği veterinary surgeon = hayvan cerrahı. passively viral = viral (virüslerden kaynaklanan. destructively. sert. inanç. zıt anl. nearly.bademci. hidden vision = 1) görme kabiliyeti. zorbalık. actually virtue = 1) meziyet. mağdur Victorian = İngiltere’de.

critical. zıt anl. zıt anl.174 . susceptibility. mesleğe ilişkin. willingly. narrate volatile = buharlaşabilen volume = hacim voluntarily = isteyerek.= forcibly voluntary (sıfat) = gönüllü.ÜDS Sözlüğü visual = görsel visual acuity = görme keskinliği (uzaktaki / yakındaki cisimleri net görebilme hali) visual field = görüş alanı vital = 1) yaşamsal. especially those living alone. güçlü. hareketlilik. zıt anl.= weak. saldırıya / eleştiriye / riske açık / maruz. yaşam için gerekli. lively. colourful. clearly.= protected. zıt anl.= insignificant. weakness vulnerable to = (bir şeye) karşı savunmasız. dull vividly = çok canlı / güçlü bir şekilde. 2) çok önemli. gönüllü olarak. willing. susceptible to. isteğe bağlı. zıt anl. özellikle yalnız yaşayanlar.) www.= vaguely vocalization = ses ile ifade vocational = mesleki. etkili. exposed to. zıt anl.com . evde meydana gelen kazalara karşı savunmasızdırlar. essential. anlatmak. vigour vitally important = hayati öneme sahip vitamin A deficiency = A vitamini yetersizliği vitreous = genellikle şekilsiz. intense.= involuntary.bademci. offer volunteer (isim) = gönüllü vomiting = kusma voracious = doymak bilmez. obligatory volunteer (fiil) = gönüllü olmak. tell. dirilik. at risk of. liveliness. (Elderly people. pivotal. hayati. are vulnerable to accidents happening at home. occupational voice = dile getirmek. = Yaşlilar. trivial vitality = canlılık. weak. aç gözlü vote (for) (fiil) = (birisine) oy vermek vote (isim) = oy voter = seçmen voyage = deniz yolculuğu vulnerability = saldırıya açık olma. camlaşmasını tamamlamamış (malzeme) vivid = canlı. kolaylıkla yaralanabilir. secure.

motor vs.) waste (isim) = 1) boş arazi. gibi ince / zayıf düşüren hastalık) watch out for = (bir tehlikeye) karşı uyanık olmak. = Boşa harcama. ikaz etmek. ruhsat vermek. zıt anl.com . (nuclear warfare = nükleer savaş). büyük çöplük waste material = artık / atık madde waste product = atık madde. extravagantly. müsrif wastefully = müsrifçe.W W WW wage (fiil) = (savaş vs. diminish.bademci. ıssız yer.) ısıtmak warm-blooded = sıcakkanlı warming = ısınma warm-up (isim) = (kaslar. want not. başlatmak. tükenmek. alertness water delivery system = su dağıtım şebekesi water supply = su rezervi / stoğu water table = su tabakası seviyesi (yerin altında. toprağın suya tamamen doyduğu seviye) water-borne = sudan gelen. motoru vs.= peace ward = (hapishanede) koğuş. savurganca. guarantee warring = savaşan warrior = savaşçı W war-torn = savaşın yakıp yıktığı wash ashore = sahile vurmak wastage = zayiat waste (fiil) = boşa harcamak. israf waste dump = çöp depolama alanı. salary wage-earning = 1) sabit bir maaştan ziyade saat ücreti hesabıyla çalışma. su yoluyla taşınan waterfall = şelale waterfowl = su kuşu water-stressed = su sıkıntısı çeken watery tissue = suyu tutan doku wattle = (hindi. garanti etmek. israf etmek. kertenkele gibi bazı hayvanlarda) genellikle boyun bölgesinde parlak renkli ve sarkık deri katmanı wave = dalga wave-exposed = dalgalara açık wavelength = dalga boyu way of life = yaşam biçimi way off = çok dışında / uzağında way-station = ara istasyon www.).= increase war = savaş. madde warm up (fiil) = (kasları. için) ısınma warn = uyarmak. saptırma warp thread = çözgü ipliği (dokuma tezgahında kumaşın boyuna olan iplik) warrant = izin vermek. = Kendisine kalan mirası kumarhanelerde yedi. (hastanede) servis / hastaların kaldığı oda warfare = (genel kavram olarak) savaş. undertake. zıt anl. zıt anl. stop wage (isim) = maaş. başkasından dilenmek zorunda kalma. decrease. (wasting disease = verem vs.= cease. savurganlık wasting = zayıflama. özellikle yarattığı çizgi karakterlerle tanınan büyük bir şirket) wander away = amaçsız bir şekilde dolaşarak (bir yerden) uzaklaşmak wane = azalmak. look out for watchfulness = tetiktelik. eksilmek. carry on. (He wasted his inheritance in casinos. approve. (Waste not.) açmak. battle. kuvvetten düşme. sürdürmek. (diplomatic warfare = diplomatik savaş) warfare agent = savaşlarda kullanılan kimyasal vs. permit. zıt anl. 2) atık madde. uyanıklık. 2) (çalışma karşılığı) gelir / ücret sağlayan / kazandıran wait = bekleyiş waiver = feragat wakefulness = uyanıklık hali wallet = cüzdan walnut = ceviz Walt Disney Company = Walt Disney Şirketi (eğlence sektöründe faaliyet gösteren. dikkat etmek. ihtar etmek warning = uyarı warning label = uyarı etiketi warp = değişiklik.= thriftily wastefulness = israf. yıkım ürünü wasteful = savurgan.

= Ayakkabılarımın topukları iyice aşınmış. için) yavaş yavaş ilerlemek wear out = yıpranmak. substantiated well-informed = iyi bilgilen(diril)miş well-maintained = iyi muhafaza edilmiş. usanmış. = Planın yararlarını. saadet well-buried = (gömülerek) iyice gizlenmiş well-compiled = iyi derlenmiş well-constructed = iyi inşa edilmiş. bıkkın. = Hastalık onu yıprattı. refah. takoz weed = yabani ot. deep-rooted well-founded = sağlam temele dayalı. evaluate. yarar. (The illness wore her down. lessen. affluent.). (My shoes are badly worn down at the heels. büyümüş well-drawn = iyi çizilmiş. undermine. riskleri ile kıyasladım.= poor weapon = silah weapons of mass destruction = kitle imha silahları wear = yıpranma wear and tear = aşınma ve yıpranma wear down = yıpranmak. tiplemesi iyi yapılmış well-established = iyice yerleşmiş. 2) örerek birleştirmek weave-like = örgü benzeri webbed = (bazı hayvanların ayakları için) perdeli webbed together = (bir tür) perdeyle birbirine bağlı Weddell seal = Weddell foku (Antarktika çevresinde yaşayan bir fok türü) wedding = düğün wedge = kama. varlık wealth of information = bilgi hazinesi. far more than well under = epeyce altında well-annotated = dipnotlarla iyice açıklanmış well-being = çıkar. iyi bakılmış. wellfostered. zengin. sağlam well-developed = iyi gelişmiş. cause to worry weigh up = tartmak. deteriorate wear out over time = zamanla / zaman içinde eskimek / aşınmak weary = yorgun. refah içinde. herbicide weekly = haftalık gazete veya dergi weigh = 1) hesaplamak (kıyaslamak). erode. consider. well-being welfare state = refah ülkesi well = kuyu well after = (bir olaydan / bir zamandan) çok sonra well before = çok önce well beyond = oldukça ötesinde / üzerinde Well done! = Aferin. güçsüzlük. servet. strangeness welcoming = dostça. bored weather = hava (durumu) weathering = hava etkisiyle değişime uğrama weave = dokumak. 2) (ağırlığını) ölçmek. tartmak.bademci. değerlendirmek. iyi olmuş! well over = (bir değer)’in oldukça üzerinde. measure weigh on = endişelendirmek. kabul gören. iyilik. endişeye sevk etmek. tuhaflık. wear out.= ill-nourished well-off = iyi durumdaki. consider. ancak kimi zaman yeterli gelmeyerek radyoaktif bozunmaya yol açması sebebiyle “zayıf” olarak adlandırılan temel fiziksel kuvvet) weak pulse = zayıf nabız weaken = zayıfla(t)mak.= strengthen. ayrık otu weed-killer = herbisit (istenmeyen bitkilerin yetişmesini önlemek amacı ile kullanılan tarımsal ilaç). wear down. içten welfare = refah. aklında ölçüp biçmek.) wear on = (süre kapsayan bir dönem vs. well-kept well-nourished = iyi beslenmiş. kilo kaybı weight loss scheme = zayıflama planı / programı weight training = (sporda) ağırlık çalışması weight-for-height table = ağırlık-boy tablosu weightlessness = ağırlıksız / yerçekimsiz ortam weirdness = gariplik. zıt anl. eskimek.). build up weakness = zaaf. zıt anl.ÜDS Sözlüğü weak nuclear force = zayıf nükleer kuvvet (bazı atomaltı parçacıkları bir arada tutan. güçsüzleş(tir)mek. (I weighed the benefits of the plan against its risks. prosperity. varlıklı. örmek weave together = 1) değişik öğelerden bir bütün oluşturmak. vice wealth = zenginlik. hafifle(t)mek. kayanın / buzun içinde) iyi korunmuş well-read = çok okumuş well-regarded = saygı uyandıran. zıt anl. yıpratmak. aşınmak. assess weight loss = zayıflama.176 . bilgi bolluğu wealthy = varlıklı. iyi gıda almış. rich. hali vakti yerinde well-preserved = (örn.com . iyi karşılanan www.

= limited. unwilling willingness = isteklilik. yaygın olarak. . wiseness wise = akıllı. rüzgar tarafından taşınan wind-borne = (bitkilerin sporları vs. (yap)’sa da (yap)’masa da. while whirlwind = hortum. 2) rüzgarın sürüklediği. televizyonlar gibi yayıncı kuruluşlara sağlanan haber hizmeti). doğada kendiliğinden yetişen çiçek wildlife = yaban hayatı (insan hariç. kır. knowing. samimi olarak. ister … ister …. hikayeyi uydurduğu yönünde yaygın bir inanış var.) ıslatmak wetland = karasal iklim bölgeleriyle deniz iklim bölgeleri veya göller arasında kalan. inasmuch as whereby = onunla. news service wisdom = bilgelik. (When it comes to writing compositions. hepsi. açık farkla. irfan.) widowed = dul kalmış wildebeest = Güney Afrika antilopu wilderness = (el değmemiş) boş arazi. furthermore.ÜDS Sözlüğü . bilgece görüş / söz. sincerely wholesome = sağlıklı. unwillingness windblown = 1) (özellikle ağaçlar için) hakim rüzgarların estiği yönde büyüyen / şekil alan. . = Gazetelerin. rare. besleyici whooping cough = boğmaca widely = 1) büyük ölçüde. usually widely available = yaygın olarak ulaşılabilir / edinilebilir widen = genişle(t)mek. Ne amaçla? what goes on = olup bitenler. gönüllü. zıt anl. düdük white blood cell = beyaz kan hücresi (akyuvar) white blood cell count = akyuvar sayımı whole foods = doğal yiyecekler whole grain = tam tahıl (kepekli. .= reluctant. through which whether (or not) = olup olmadığını. I am hopeless. tornado whisper = fısıldamak.= reluctance. vahşi doğa wildfire = söndürülmesi güç yangın / ateş wildflower = kır çiçeği. at all wheat = buğday wheel = tekerlek wheelchair = tekerlekli sandalye wheeze = hırlamak. what is more whatsoever = hiçbir surette. ben umutsuz bir vakayım. için) rüzgarla taşınan windbreaker = rüzgar kesen windpipe = soluk borusu wing = kanat wing-warping = uçakta manevra esnasında tüm kanadın hareket etmesi tekniği wipe out = silip süpürmek. by means of which. = İş kompozisyon yazmaya gelince. ne olup bittiği. gönüllülük. readiness. (arası) açılmak wide-ranging = çok çeşitli konularla ilgili widespread = yaygın. eager. eagerness. commonly. (There is a widespread belief that the newspapers had invented the story. ready. fısıltı whistle = ıslık. 2) genellikle. (yap)’ıp (yap)’mayacağını.) whereas = oysa. her ne. enthusiasm. (I am not sure whether or not he is guilty.bademci. prevalent.= foolish www. . extensive. yatağını vs. while. bilge. iken. sensible. ortadan kaldırmak. moreover What use does it serve? = Ne işe yarıyor? what is in the best interests of smo = birisi için en iyisi / en doğrusu ne ise whatever = bütünü.177 well-rested = iyi dinlenmiş West Indies = Batı Hint Adaları (Karayipler bölgesindeki adalara eskiden verilen ad) Western = Batılı Western society = Batı toplumu Westerner = Batılı wet = (altını. = Onun suçlu olup olmadığından emin değilim. nemli ve genellikle bataklık bölge whaling = balina avcılığı What a relief! = İçim rahatladı! What for? = Ne için?. çöl. zıt anl. zıt anl. uzak ara. onun vasıtasıyla. zıt anl. hikmet.com . doğal ortamında yaşayan tüm canlılar) willing = istekli. hırıltılı ses çıkarmak when it comes to = iş (bir şey)’e gelince. What good would that be? = Onun ne faydası olacak ki? what is more = dahası. dış yüzeyleri alınmamış) wholeheartedly = içtenlikle. destroy wire = haberleşmek wire service = haber servisi (haber ajanslarınca gazeteler. herhangi. bilinçli. ne olursa what’s more = bkz. . geniş çapta. akıllıca.) whilst = -iken.

oturtmak. zıt anl. (birisi)’nin işine yaramak. tanıklık / şahitlik etmek. zorluk çekmeden. rewarding. dengesi bozuk womanizer = zampara wonder (fiil) = merak etmek. beneficial. discontinue within = içinde. with the intention of doing smt with delight = sevinçle. valuable. retreat.= relieve. unsociable. proje vs. keyifle. arzu etmek. alienation withdrawal symptom = yoksunluk belirtisi (belirli ilaçlar kesilince ortaya çıkan semptom) withdrawn = çekingen. 2) işe yaramak.= release. zıt anl. deteriorate. functioning workload = iş yükü workman = işçi workmanship = işçilik. benefit work under pressure = baskı altında çalışmak workable = işlenebilir workaholic = işkolik workforce = işgücü working = işleme tarzı. vermemek. zıt anl. bileğinin hakkıyla worthwhile = zaman harcamaya / zahmete değer. içerisinde within and without = içeriden ve dışarıdan within reach = ulaşılabilir.= remote.= sociable. zıt anl. zıt anl. zorlukları / engelleri aşarak ilerlemek work out = 1) (plan. regarding with regard to = (bir şey)’e gelince. with regard to with the exception of = dışında.= fail. direnmek. zıt anl. ustalık workspace = çalışma alanı World Trade Organization = Dünya Ticaret Örgütü (ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin ve düzenlemelerin geliştirildiği ve görüşüldüğü uluslararası platform) World War I = 1. (bir sorunu) çözmek.= with difficulty with great ease = çok büyük bir kolaylıkla with reference to = (bir şey)’e ilişkin olarak. (bir şey) ile ilgili olarak. başarmak. işleyiş. observe witness (isim) = tanık. ease. assault. solve.) planlamak. with joy. dilemek. deal with work to the advantage of = (birisi)’ne avantaj sağlamak. zıt anl. 3) (sıvıyı damardan) geri çekmek withdrawal = içine kapanma. haricinde with the idea of doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle withdraw (from) = 1) geri çek(il)mek. resist witness (fiil) = tanık / şahit olmak. 2) (para) çekmek. harika woodland = ağaçlık arazi / alan woods = (the woods şeklinde kullanılır) koru. erişim dahilinde. düşünmek. want. çabalamak work for = (birisi) için / (birisi)’nin emrinde çalışmak work into = (yavaş hareketlerle) yerleştirmek. miss. şahit wobbly = sallanan. available. başarı ile üstesinden gelmek. be willing witchcraft = büyücülük with a view to doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle. (uğraşarak) ortaya çıkarmak. 2) hayret. detain. zıt anl. aggravate. uydurmak. iyi sonuç vermek work (isim) = iş. çalışma.ÜDS Sözlüğü wish = istemek. hide. facilitate. şaşkınlık. Dünya Savaşı worldwide = dünya çapında worrisome = endişe / kaygı verici worry about = (bir şey) hakkında endişe / kaygı duymak worsen = kötüleş(tir)mek. question.bademci. deserving. easily. 2) (hesaplayarak) bulmak. Dünya Savaşı World War II = 2. accomplish. with respect to with respect to = (bir şey)’e gelince / ile ilgili olarak. çekilme. outgoing withhold = 1) saklamak. attainable.= attack.= worthless worthy of = (bir şey)’e değer / layık.com . iyi sonuçlandırmak. (birisi ya da bir şey)’e karşı koymak. with gladness. ibadet etmek worth reading = okumaya değer worthily = hak ederek. memnuniyetle. kıymetli. calculate work through = çalışarak bitirmek / içinden çıkmak. let go. çalışmak. hayret etmek. alleviate worship = tapınmak. (yuvasına) alıştırmak work miracles / wonders = mucizeler / harikalar yaratmak work on = (bir şey)’in üzerinde çalışmak work one’s way through = (bir şey)’in içinden kendine yol açarak ilerlemek. içine kapanık. think wonder (isim) = 1) merak.178 . eser work against = (birisi)’ne karşı (koz olarak) kullanılmak work at = çalışmak. ile ilgili olarak. zıt anl. ayrılma. 3) mucize. with pleasure with ease = kolaylıkla. ormanlık alan work (fiil) = 1) işlemek. 2) kesmek. distant withstand = (bir şey)’e dayanmak.= unworthy of www. ağırlaş(tır)mak.

3) araba / uçak / tren kazası wreckage = (bir gemi vs. müstakbel wound = yara. harabe. (bir şey)’den ziyade would-be = gelecekteki. 3) gözden çıkarmak write out = tam olarak yazmak. lesion wounded = yaralı wrap up = (paket vs. (resmi bir şey) yazmak www. sonrası) kalan parçaları. enkaz wrestler = güreşçi wrist = (el için) bilek write off = 1) başarısız / önemsiz görmek.) sarmak wrapping-rolling method = erken çömlekçilikte. 2) (muhasebede) hesaptan düşmek.com . yuvarlatılmış bir kil şeridinin spiral şeklinde sarılıp yükseltilerek çömleğin oluşturulduğu ve dıştan bakıldığında çömleğin üst üste dizili disklerden oluştuğu izlenimi yaratan yöntem wreck (fiil) = harap / paramparça etmek.)’in (bir kaza vs. 2) batık gemi. daha ziyade. shatter wreck (isim) = 1) enkaz.bademci. enkaz haline getirmek. ruin.179 would rather = tercihen.ÜDS Sözlüğü .

kazanç. = Araştırma. ürün yield to = teslim olmak. ürün vs. kırılgan bir metal) zone = bölge. Yankee Yanqui tastes = Yanki zevkleri yawn = esnemek year after year = yıl be yıl. yıllarca yeast = maya (ekmek.bademci.XYZ XYZ XYZ XYZ xenon = Zenon gazı. (kar. kill suddenly zenith = doruk. kar. alkollü içki. peynir gibi bazı besinlerin üretiminde yararlanılan tek hücreli mantar) yen = yen (Japonya’nın para birimi) yet = yine de. offspring Yucatan Peninsula = Yukatan Yarımadası (Güneydoğu Meksika’da bulunan. zirve. submit. buna rağmen. sonuç. (The investigation yielded some unexpected results.com . yenik düşmek.) röntgenini çekmek x-ray = x-ışını (gözle görülemeyen ve yumuşak dokudan geçebilmesi sebebiyle röntgen filmi çekiminde kullanılan bir çeşit elektromanyetik ışınım) XYZ zap with = ani bir darbeyle öldürmek.) vermek. mıntıka Yanqui = Yanki (genellikle Amerikalılardan alaylı bir tavırla söz ederken kullanılır). her yıl. boyun eğmek. give in young = yavrular. bazı beklenmedik sonuçlar ortaya çıkardı. peak zero gravity = sıfır yerçekimi zinc = çinko (mavimsi açık gri renkte. capitulate. succumb. produce.) yield (isim) = verim. Karayip Denizi ile Meksika Körfezi arasında yer alan yarımada) www. however yet unborn generations = henüz doğmamış nesiller yield (fiil) = (sonuç. kazanç) getirmek. Xe x-ray = (bir organın vs.

Üniversitesi. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü. Oxford University Press 13. Özlem Su. 2nd Edit. Longman Dictionary of Phrasal Verbs. 1st Edit. İstanbul. Sev Matbaacılık ve Yayıncılık Bu sözlüğün hazırlanmasında bilgisine başvurduğumuz uzman kişiler ve internet siteleri: 1 2 3 4 5 6 7 Doç. 2001. Fen-Edebiyat Fakültesi.wikipedia. Dr. Zuhal YAPICI. 2004. 2002. 1. Longman 10. Macmillan English Dictionary for Advanced Learners.org www. 1996. İnkılâp Kitabevi 12. Longman 3. Collins Cobuild English Dictionary for Advanced Learners. 1995. Rosemary Courtney. Resuhi Akdikmen. 1. Açıklamalı Tıp Terimleri Sözlüğü. Houghton Mifflin Company 6. Trident Press International 8. Utkan Kocatürk. Alfa Yayınları 11. Büyük İngilizce-Türkçe Genel Sözlük. 16.soitec. Cildiye Uzmanı www. 15. Dr. Merriam-Webster Inc. (revised) 2005. Tarih Bölümü www. Longman Dictionary of Contemporary English. 3rd Edit. Langenscheidt Standard English Dictionary. Oxford University Press 2. Baskı 1990. Nuri Özbalkan. 8. 2005. İktisat Fakültesi Doç. 7th Edit. 1995.ÜDS Sözlüğü Bu sözlüğün hazırlanmasında yararlandığımız kaynaklar: 1. Collins English Dictionary and Thesaurus. Roget's II. Zuhal YAPICI. 3rd Imp.181 . Marmara Üniversitesi. Çocuk Nöroloğu Dr. 1991. Baskı 1998. Oxford Advanced Learner's Dictionary. Baskı 2005 16. 10. Türk Dil Kurumu Yayınları 9. 1993. International Edit. The New Webster's International Encyclopedia. 1996. International Student Edit. Çocuk Nöroloğu Dr. Baskı 1999.com . Könemann 7. Major New Edit. Major New Edit. Collins Cobuild 4. Doç. Webster's Third New International Dictionary (Unabridged). Macmillan Education 5. Collins Cobuild 14.bademci.com Yrd. Cengiz Tomar. Merriam-Webster's Medical Desk Dictionary. Baskı 1988. Redhouse. Oxford Dictionary of English. Dr Zahide Onaran. İngilizce-Türkçe Sözlük. The New Thesaurus.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->