ÜDS SÖZLÜĞÜ

Afşin AYGÜN Ayşe POLUMAN Cüneyt BADEMCİOĞLU

ÜDS SÖZLÜĞÜ

Kullanım Kılavuzu: • Sözlükteki kelimelerin tanımlaması için üç farklı renk kullanılmıştır: kırmızı, siyah ve mavi. a. Kırmızı kelimeler, fen, sağlık ya da sosyal ayrımı gözetmeksizin her adayın hazinesinde bulunması gereken türdendir. b. Siyah kelimelerin büyük çoğunluğu bilim dallarının özel terminolojisine aittir. Bu renk kelimelerin ezberlenmesine gerek yoktur. c. Eşanlamlı kelimeler mavi renge boyanmıştır. Birçok kelimenin zıt anlamları da verilmiştir. • Aradığınız kelime, belli bir bilim dalına ait (ezberlenmesi gereksiz) özel bir terim ise ya da ÜDS’ye hazırlanan bir adayın çekirdek kelime hazinesi içinde mutlaka yer alması gereken türden ise (örn: give up: vazgeçmek; call: aramak, çağırmak; define: tanımlamak), ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bu kelimeye yer verilmemiş olabilir. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde aradığınız bir kelimeyi Ctrl+F komutu ile bulabilirsiniz. • ÜDS SÖZLÜĞÜ’nde bazı kelimelerin tanımları iki kez verilmiştir. Bu tanımlardan biri fiil, diğeri ise isim ya da sıfattır. Bazı kelimelerin ise birden fazla tanımları vardır. • Bu sözlükte kullanılan bazı kısaltmalar: smt: something smo / smb: someone / something Lat.: Latince

A A AA
a broad range = geniş bir alan / yelpaze a case in point = iyi bir örnek a change of air = hava değişimi a couple of = birkaç, iki üç, a few a day out in the country = dışarıda kırlarda geçirilen bir gün a desperate situation = vahim bir durum a far from pleasant place to live = yaşamak için iyi / hoş bir yer olmaktan uzak a full recovery = tam bir iyileşme / düzelme a good many = birçok, hayli, a large number of a great deal (of) = oldukça fazla, çok, a lot, much, zıt anl.= a little, a bit a large number (of) = birçok, hayli, a good many, a lot (of) a major step forward = ileriye doğru büyük bir adım a matter of time = an meselesi a number of = çok sayıda, (belli) bir miktar, a lot of, plenty of a painful cut in pay = maaşlarda büyük bir kesinti a range of = 1) çeşitli, various; 2) bir dizi, a series of a series of = bir dizi, a range of a series of measures = bir dizi önlem / tedbir a socially minded urban style = sosyal kaygılar güden bir kentleşme biçimi a sure sign (of) = (bir şey)’in kesin bir işareti / göstergesi a variety of = bir dizi, a range of a whole range of = her çeşit, her tür, çok çeşitli a wide range of reasons = çok çeşitli sebepler A. D. = Milattan / İsa’dan sonra, anno Domini, zıt anl.= B. C. , before Christ abandon = bırakmak, terk etmek, vazgeçmek, discontinue, stop, zıt anl.= pursue, carry on abandoned = terk edilmiş, boş, (bina için) viran halde, desolate, zıt anl.= occupied abandonment = terk etme / edilme, bırak(ıl)ma, desertion abate = azal(t)mak, hızını kesmek, die away, diminish, zıt anl.= amplify, intensify abbreviation = kısaltma abdominal fat = karın bölgesindeki yağ aberrant = sapkın, anormal, abnormal

A

aberration = anormallik, sapma ability = yetenek, kabiliyet, capability, capacity, zıt anl.= inadequacy, limitation ablution = abdest abnormal brain scan = beyin taramasında (ortaya çıkan) anormallik abnormally = anormal şekilde, alışılmışın dışında, unusually aboard = (gemi, uçak, tren gibi taşıtlar için) içine, içinde abolish = kaldırmak, feshetmek, cancel abolition = (ortadan) kaldırma, ilga, fesih, cancellation, repulsion abominably = rahatsız edici bir şekilde, dreadfully abort = çocuk düşürmek, gebeliği sonlandırmak abortion = kürtaj abound in / with = (bir şey)’i bolca / çokça bulundurmak / içermek, be abundant with, zıt anl.= be lacking, be short of above all = hepsinden ziyade, en başta, mostly abrasion = sıyrık, soyulma veya kazınma, aşınma abroad = yurt dışına, yurt dışında abrupt = 1) ani, beklenmedik, ani ve kaba, sudden; 2) dik, sarp abruptly = aniden, birdenbire, ani ve kaba bir şekilde, suddenly, (The talks ended abruptly when one of the delegations walked out in protest. = Delegelerden biri protesto amacıyla salonu terk edince görüşmeler aniden kesildi.) absence = yokluk, bulunmama, zıt anl.= presence, existence absence of empathy = empati eksikliği (kendini karşısındakinin yerine koyabilme yetisinin eksikliği) absent = namevcut, yok, unavailable, zıt anl.= present, available absolute = 1) tam, halis, saf, mutlak, pure, zıt anl.= imperfect; 2) (bir şey)’in hepsi, tamamı, complete, zıt anl.= limited absolute temperature = mutlak sıcaklık (Kelvin biriminde ölçülen sıcaklık) absolute zero = mutlak sıfır (0°K’ye ve -273°C’ye eşit, olası en düşük sıcaklık) absolutely = tamamen, kesinlikle, totally, definitely

www.bademci.com

ivme kazan(dır)mak. (bir şey)’in beraberinde gelme. precise.= deceleration accentuate = vurgulamak. zıt anl. misuse. success. lose acquired = doğuştan olmayan.= basic acidification = asitleşme (pH seviyesinin düşmesi) acidity = asit derecesi.= inaccurately. ample. hail. profusely. ignore acknowledgement = 1) kabullenme. (giderek) hızlanma. restricted accessory = tamamlayıcı. birikmiş accuracy = doğruluk. recognition. erroneously accuse of = (bir şey) ile suçlamak / itham etmek. come / go with. exactness. blame with www. be associated with accomplishment = başarı.= accuse of. asidite (bir maddenin asidik reaksiyon gösterme özelliği) acknowledge = (bir gerçeği) kabul etmek.= scarcity abundant = bol. speed up. kazanmak. available.ÜDS Sözlüğü absorb = emmek. titiz. actual abundance = bolluk. sonradan elde edilmiş. addetmek. prove the innocence of. nüfuz etmek. respect abuser = suiistimal / istismar eden kimse. clarify. bu nedenle. be home to. zıt anl. solvent olarak kullanılan bir sıvı). admit. lose. attachment.= discharge. explain. tali. (birisi) ile görüşme imkanı. gather. zıt anl. earned. agreement. conceptual.= concrete. kabullenmek accepting = hoşgörülü access (fiil) = girmek. consequently account (fiil) = saymak. approachable. zıt anl. bildirmek. yararlanılabilir. uyuşma. zıt anl.= failure. zıt anl. entry. zıt anl.= inaccuracy accurate = doğru. 2) (nedenlerini) anlatmak.= failure.com . suiistimal etmek. consider. usable. soğurmak.= forfeit. disagreement according to = (bir kişi ya da şey)’e göre accordingly = dolayısıyla. tesadüfen accident-prone = kaza yapmaya yatkın acclaim = bağırarak beğendiğini göstermek. 3) (bir şey)’in sebebi olmak. zıt anl. 2) (kitaplarda) teşekkür bölümü acquire = elde etmek. be (held) responsible for. elde etme. supplementary. methyl cyanide achieve = başarmak. inaccurate accurately = doğru. 2) (ihtiyaçlarına) cevap vermek. intangible. yanlışlıkla. secondary accident = kaza accidentally = kazara.= defend. accomplishment.= erroneous. çokluk. precision. büyük miktarda. izah etmek. copiously. applaud acclimatisation = yeni bir ortama / iklime alıştırma accommodate = 1) yer / yaşam alanı sağlamak. (bir şey)’den faydalanma hakkı / imkanı. birikinti accumulative = toplanmış. kazanmak. kazanma. zıt anl. zıt anl. obtain. hizmet etmek. zıt anl. sahip olma. zıt anl. bütünleşme. belirtmek. zıt anl. so. zıt anl. enter access to (isim) = (bir şey)’e giriş / geçiş / erişim. zehirli. emit absorption = em(il)me. (bir şey)’in beraberinde gelmek. zıt anl. success. retard acceleration = hız arttırma.= deny. gain. mistreat. zıt anl. zıt anl. (bir şey)’den sorumlu olmak / tutulmak.= scarce. pH seviyesi düşük olan) zıt anl. zıt anl. underline accept as = (bir şey)’i öyle kabul etmek. exactly. collect. deem account (isim) = 1) anlatım. accomplish.bademci. kaynaşma abstract = soyut. defeat accord = mutabakat. defeat acid rain = asit yağmuru (aşırı miktarda asidik özellik göstermesi sebebiyle çevre için zararlı olan yağış) acidic = asidik (çözünmüş hidrojen iyonu oranı yüksek.4 . açıklamak. zıt anl. tam (olarak). (bir şey)’i aşırı miktarda / yüksek dozda kullanan kimse academia = akademisyenler camiası accelerate = hızlan(dır)mak. alkışlamak. earning acquit of = (bir suç)’tan aklamak / temize çıkarmak. zıt anl. inadequate abundantly = bolca. serve accompaniment = eşlik etme.= fail. wealth. scatter accumulation = birikme. beyanda bulunmak. achievement. bereketli. yığ(ıl)mak. be the reason for accumulate = topla(n)mak. supplement accompany = eşlik etmek. zıt anl. gain. scarcely abuse = kötüye kullanmak. narrative. eksiksiz.= inaccessible. zenginlik.= disperse. copiousness. zıt anl. contact accessible = ulaşılabilir. soğur(ul)ma. ivme kazanma. birik(tir)mek. üstesinden gelme. blame with.= decelerate.= rarely. kesinlik. correctly. suck in. emphasise. recognise. 2) hesap account for = 1) hesap vermek. (zorlu bir uğraştan sonra) elde etmek. spoil. quit achievement = başarı. anlaşma.= acquit accused = sanık acetonitrile = asetonitril (renksiz.= discord.= innate acquisition = elde etme. justify.

ÜDS Sözlüğü - 5
acronym = kısaltma (birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelen kelime; örn. “radio detection and ranging” ifadesinin kısaltması olarak RADAR kelimesi) acropolis = akropol (yukarı kent, bir antik kentin genellikle yönetimsel / törensel merkezini oluşturan, yüksek bir tepenin üzerine kurulu bölümü) across = 1) karşısına, diğer yakasına, to the other side of; 2) boyunca, çapında, bir uçtan bir uca, throughout act = 1) yasa; 2) (tiyatroda) perde; 3) hareket, eylem act as = (bir şey) gibi / (bir şey)’e benzer şekilde davranmak, (bir şey) görevi görmek, (bir şey)’in görevini üstlenmek action = 1) hareket, eylem, zıt anl.= inaction; 2) etki, efffect activation = harekete geçirme active metal = aktif metal (kimyasal tepkimelere kolaylıkla giren metal) activity = faaliyet, etkinlik actually = aslında, gerçekten, aslına bakılırsa, as a matter of fact, to tell the truth, in fact actuate = harekete geçirmek, çalıştırmak, activate acute = 1) ağır, vahim; 2) akut, hızlı seyreden / gelişen (hastalık) acute viral hepatitis = akut viral hepatit (hepatit virüslerinden herhangi birinin sebep olduğu, hızlı seyreden hepatit) adapt to = (bir şey)’e adapte etmek, uyarlamak, intibak etmek, adjust, accommodate, zıt anl.= dislocate adapt oneself to = kendini (bir şey)’e adapte etmek / uyarlamak, get used to adaptation = adaptasyon, uyum adaptive = uyum gösterme ile ilgili, uyumsal add to = (bir şey)’e katkı sağlamak add up to = toplam olarak (bir değer) etmek added bonus = bir başka avantaj addendum = (çoğul: addenda) ek, ilave addicted to = (bir şey)’e bağımlı addictive = bağımlılık yapan additional = ek, fazladan, extra additionally = ek olarak, in addition, also additive = katkı maddesi address = (bir şey)’e değinmek, (bir şey) ile uğraşmak, point (to), deal with, handle adenosine triphosphate = adenosin trifosfat (kas dokusunda bulunan ve hücresel reaksiyonlar için temel enerji kaynağı sağlayan nükleotid), ATP adequate = yeterli, enough, sufficient, zıt anl.= inadequate, insufficient adequately = yeterince, yeterli bir biçimde / oranda, enough, sufficiently, zıt anl.= inadequately, insufficiently adhere to = (bir şey)’e bağlanmak, yapışmak, bağlı kalmak adherence = bağlılık, yapışma, dedication adherent = taraftar, yandaş, fan, follower adhesive = yapıştırıcı adjacent = yan yana, bitişik adjoin = bitişik olmak, link, border, attach, zıt anl.= detach, disconnect adjoining = bitişik, bitişikteki, neighbouring adjust = ayarlamak, arrange, tune, zıt anl.= confuse, upset adjustment = ayarlama, adapte olma / etme, regulation, setting, orientation administer = (ilaç vs.) vermek administration = 1) idare; 2) (ilaç) verme / uygulama administrator = yönetici, idareci admiralty = 1) amirallik rütbesi ve pozisyonu; 2) deniz kuvvetleri komutanlığı, naval forces command admiration = takdir, beğeni admire = takdir etmek, beğenmek, hayran olmak, esteem, zıt anl.= look down (on / upon) admission = 1) kabul etme, acceptance, zıt anl.= denial; 2) (işe, üniversiteye vs.) girme / kabul edilme, entrance; 3) itiraf, confession admission to hospital = hastaneye kabul admit = itiraf etmek, kabul etmek, (gelmesine, girmesine vs.) izin vermek, accept, allow, zıt anl.= deny, reject admittedly = genel kabule göre, kuşkusuz, confessedly adolescence = ergenlik adolescent = ergen adopt = 1) benimsemek, accept, assume, zıt anl.= reject, turn down; 2) evlat edinmek adoptee = evlat edinilen çocuk adoption = 1) evlat edinme; 2) (fikir, ideoloji, vs.) edinme / benimseme, acceptance, zıt anl.= rejection adoptive = evlat edinilen, evlatlık olarak alınan adrenal system = böbreküstü bezlerinin oluşturduğu sistem Adriatic (isim) = Adriyatik Denizi (İtalya ile Balkan Yarımadası arasındaki deniz) Adriatic (sıfat) = Adriyatik Denizi’ne ait

www.bademci.com

6 - ÜDS Sözlüğü
adult = yetişkin adulthood = yetişkinlik, yetişkinlik dönemi advance = ilerlemek, gelişmek, progress, develop, zıt anl.= regress advanced = gelişmiş, ileri düzeyde advanced age = ilerlemiş yaş advanced scanning technology = ileri / gelişmiş tarama teknolojisi advantage = avantaj, üstünlük sağlayan şey, yarar, zıt anl.= disadvantage advantaged = ayrıcalıklı, imtiyazlı, privileged, favoured, zıt anl.= disadvantaged advantageous = avantajlı, yararlı, beneficial, zıt anl.= disadvantageous advent = geliş, başlama, arrival, beginning, zıt anl.= departure, end adventure = macera, serüven adventurer = maceracı, serüvenci adversary = düşman, enemy, foe, zıt anl.= friend, ally adverse = kötü, elverişsiz, zararlı, menfaatine aykırı, aleyhte, ters (yönlü), harmful, contrary, reverse, zıt anl.= beneficial, favourable adverse drug reactions = ilacın yan etkileri adverse effect = ters / olumsuz / yan etki adverse reaction = ters / olumsuz tepki adversely = kötü bir şekilde, elverişsiz şartlarda, aleyhte, negatively, zıt anl.= positively adversely affect = ters / kötü yönde etkilemek advert = reklam, advertisement, ad advertise = reklam vermek, reklam / (bir şey)’in reklamını yapmak advertisement = reklam, ilan, advert, ad advertising = reklamcılık, tanıtım advice = öğüt, tavsiye, nasihat, proposal advisable = akıllıca, makul, doğru, appropriate, sensible, zıt anl.= improper, unwise advise = öğüt vermek, tavsiyede bulunmak, counsel, suggest adviser = danışman, advisor, consultant advisory = tavsiye niteliğinde advisory body = danışma organı, yetkisi tavsiye vermek ile sınırlı kurum advocate (fiil) = savunmak, desteklemek, promote, support advocate (isim) = 1) avukat, sözcü, lawyer; 2) destekçi, savunucu, taraftar, supporter aerial = havada bulunan, havaya ait aerial photograph = hava fotoğrafı aerobic = serbest oksijen veya havaya bağımlı, oxidative, aerobiotic, zıt anl.= anaerobiotic aerobics = aerobik (oksijene olan ihtiyacı arttıran egzersiz biçimi) aeronautical = havacılıkla ilgili aerospace = uzay / havacılık affair = iş, mesele, business, matter affect = etkilemek, have an effect on, influence, involve affected = etkilenmiş affection = şefkat, sevgi, concern, love, zıt anl.= hatred affiliation = yakın ilişki, bağlılık, yakınlık affinity = yatkınlık, (bir şey)’in başka (bir şey)’e benzerliği affirm = doğrulamak, onaylamak, confirm, ratify, zıt anl.= deny affliction = ağrı, acı, hastalık, rahatsızlık, pain, suffering, distress affluence = bolluk, refah, zenginlik, richness affluent = zengin, refah içinde, rich, wealthy, prosperous, zıt anl.= poor, needy afford = (bir şey) yapmaya gücü / parası yetmek, (maliyetini) karşılayacak durumda olmak affordable = maliyeti karşılanabilir, satın almaya para yetirilebilir aficionado = birisini / bir şeyi beğeni ile takip eden, onun hakkında birikim sahibi kişi, hayran Afro-American = Afro-Amerikan (Afrika kökenli, siyahi Amerikalı) after a while = bir süre sonra aftermath = (örn. bir felaketin) sonrası against = (bir kişi / bir şey)’e karşı (I am against the sale of alcohol to minors. = Küçüklere alkol satışına karşıyım.) against (smo’s) will = (birisinin) arzusuna rağmen / arzusu hilafına age (fiil) = 1) yaşlanmak, grow old; 2) (şarap vs. için) yıllanmak age (isim) = 1) çağ, devir, period; 2) yaş age-linked = yaşa bağlı agency = acente, ajans, kurum, teşkilat agenda = gündem agent = 1) temsilci, aracı, acente; 2) etmen, faktör age-related = yaşa bağlı, yaşla ilgili ages past = geçmiş çağlar aggravate = 1) (zaten olumsuz bir durumu daha da) kötüleştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, deteriorate, worsen, zıt anl.= facilitate, alleviate, ease; 2) canını sıkmak, irritate, make worse

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 7
aggregate = agrega (çakıl vs. gibi dolgu maddesi) aggression = saldırganlık, hostility, zıt anl.= resistance, defence aggressive = iddialı, hırslı, saldırgan, assertive, offensive, hostile, zıt anl.= passive, peaceful aggressively = girişken / saldırgan bir şekilde, offensively, zıt anl.= passively agility = çeviklik, atiklik aging = 1) yaşlanma; 2) (şarap vs. için) yıllanma agree to = (bir şey yapma)’ya razı olmak, (bir şey yapma)’yı kabul etmek, zıt anl.= object to agree with = aynı fikri paylaşmak, katılmak, zıt anl.= disagree (with) agreeable = 1) hoş, tatlı, pleasant, delightful, zıt anl.= unpleasant; 2) kabul edilebilir agreement = anlaşma, sözleşme agricultural = tarımsal, tarım ile ilgili agriculture = tarım agronomist = tarım uzmanı ahead = gelecek, yaklaş(ıl)makta / gelmekte olan, ilerideki ahead of = (bir şey)’in önüne / önünde ahead of its time = zamanının çok ilerisinde, çağdaşlarından daha ileride, far beyond its time aid = katkı, destek, yardım, help, relief, support ailment = hastalık, rahatsızlık, sickness, illness, disorder aim (at) (fiil) = hedeflemek, amaçlamak, nişan almak, target (to) aim (isim) = hedef, amaç, goal, target air photography = hava fotoğrafçılığı air taxi = hava taksisi (ticari taksi gibi hizmet veren küçük uçak veya helikopter) airborne = havadan gelen, hava yoluyla taşınan, havada olan (örn. airborne bacteria) aircraft = (çoğul: aircraft) uçak, hava taşıtı airframe = bir uçağı ya da uzay aracını oluşturan mekanik aksam airliner = yolcu uçağı airline = havayolu şirketi airlines = havayolları airship = (zeplin vs. gibi) hava gemisi air-starved = havasız kalmış air-to-air refuelling = havada yakıt ikmali airway = hava yolu (solunum sisteminin, akciğere girişi sağlayan kanal şeklindeki kısımları; örn. burun delikleri, boğaz) akin to = (bir şey) ile ilgili, yakın, benzer, similar to alarming = ürkütücü, korkutucu, appalling, frightening alarmingly = endişe verici bir şekilde, shockingly, disturbingly albatross = albatros (geniş kanatları ve çok uzun süre havada kalabilmesi ile tanınan iri bir tür deniz kuşu) alcohol-related = alkol (alımı) ile bağlantılı alert (fiil) = uyarmak alert (isim) = uyanık, tetikte alertly = açıkgöz / uyanık bir şekilde, tetikte olarak alertness = uyanıklık, tetikte olma hali alfalfa = yoncaya benzeyen, çiçek açan bir bitki alga = (çoğul: algae) alg (su yosunu) algal = deniz / su yosununa ait algal ancestors = alg kökenli atalar Alhambra = Elhamra (13. yy‘da İspanya’daki Gırnata şehrinde Mağribiler tarafından yapılmış olan kale / saray) alien = 1) yabancı, unfamiliar, unknown, zıt anl.= familiar, known; 2) uzaylı, extraterrestrial alienate from = (arkadaşların)’dan, (iş)’ten vs. soğu(t)mak, uzaklaş(tır)mak, part (from), turn away (from), zıt anl.= unite, endear alienating = yabancılaştıran, (gerçeklerden) uzaklaştıran alienation = yabancılaşma alike = 1) benzer, similar, zıt anl.= different; 2) eşit / aynı şekilde; 3) hem. . . , hem. . . , similar, in the same way, both alkaline = alkali (bir alkali veya toprak alkali metalin oluşturduğu ve suda çözündüğünde pH değeri 7’den yüksek olan iyonik bileşik) alkaloid = alkaloid (nikotin ve morfin gibi, nitrojen içeren, genellikle katı halde bulunan ve farmakolojik etkileri olan bitkisel kökenli organik bileşikler grubu) all kinds of artistic activities = her çeşit sanatsal aktivite all manner of = her çeşit all things considered = her şey göz önüne alındığında all too often = çoğunlukla all walks of life = hayatın her alanı (her meslek, her sosyal grup vb.) all-cause mortality = (sebebine göre ayrım yapılmaksızın) bütün ölümler allegation = suçlama, itham, iddia alleged = iddia edilen allelopathy = bir bitkinin, ürettiği kimyasallarla diğer bir bitkinin gelişmesini engellemesi

www.bademci.com

ihtiras. all in all alveolar duct = hava keseciği / kanalı alveolar sac = hava keseciği alveolus = (çoğul: alveoli) hava keseciği Alzheimer’s disease = Alzheimer hastalığı (genellikle 40-50 yaşları arasında başlayan. unambitious amendment = düzeltme.= explicit. 2) (bir şey) ile eşanlamlı olmak. vaguely. shift. fluctuate. anlamına gelmek. dejenere olmuş ve nişastaya benzer protein) an awful lot = çok fazla anaemia = anemi (kansızlık) www. zıt anl. association. friend. indifferent. yoksullar evi. tahsis etmek. dolaylı atıf / alıntı. option altiplane = buzul çağında oluşmuş yüksek yayla. empower. hepten. correction. elevation altogether = tamamen. enable. dostça.= contentment ambitious = (başarmak veya elde etmek için) tutkuyla dolu. memory loss among other things = diğer etmenler / faktörler yanında amount = miktar. sağlamak. eager. kinaye. ödenek. comfort. passion. rakım. add up to. friendly amino acid = amino asit (proteini oluşturan asitlerden her biri) ammonia = amonyak (kimyasal formülü NH3 olan.bademci. on the whole. zealous. funny amyloid protein = amiloid protein (bir tür mumsu yapıya sahip. İttifak Devletleri (Bu kelime. imkân vermek. foe almond = badem almshouse = darülaceze. komik.com . allocate allow = izin vermek. startling. AC alternative = diğer. change amicable = arkadaşça. permit. zıt anl. accord allied = müttefik Allies = (the Allies şeklinde kullanılır) Müttefikler. ayırma. . renksiz ve kötü kokulu bir gaz) amnesia = hafıza kaybı. relieve.= enemy. partner. indirect reference ally = müttefik. muğlak bir şekilde. değişiklik. dağıtmak. correspond to amphibian = amfibi (hem karada hem suda yaşayabilen) ample = 1) geniş.= remain alternate with = (bir şey) ile dönüşümlü olarak meydana gelmek alternately = dönüşümlü olarak. in turns alternating current = alternatif akım. irtifa. şaşırtıcı. alerji ile ilgili allergist = alerji uzmanı doktor alleviate = yatıştırmak.= differ from. prohibit allow for = (bir şey)’i dikkate almak / hesaba katmak / göz önünde tutmak. nöron kaybına bağlı atrofi ve beyin karıncıklarında genişleme ile belirgin bunama) amass = toplamak. azaltmak. allowance allot = tahsis etmek. bir ses dalgası veya elektronik sinyal için) yükseltme / amplifikasyon amplitude = dalga yüksekliği amusing = eğlendirici. . biriktirmek amazing = insanı hayrete düşüren. rahatlatmak. (pay vs. alternatif. together with alter = (özüne dokunmadan kısmen) değiş(tir)mek. sum up to. ease. completely. zıt anl. let. aggravate alliance = ittifak. cooperator.= intensify. dindirmek.ÜDS Sözlüğü allergic = alerjik.= humble. altiplano altitude = yükseklik. (farklı bir) seçenek. apportion.8 . appropriate allocation = tahsis.) ayırmak. together with alongside = yanında.= explicitly. bol amplification = büyütme. başka. İngiltere ve bu ülkelerin yanında yer alan diğer ülkeleri ifade eder. quantity amount to = 1) (miktar olarak) karşılık gelmek. vague. lucid ambiguously = belirsizce. lucidly ambition = hırs. bulanık. surprising. (örn. hafifletmek. tek başına along with = (bir şey) ile birlikte. zıt anl. hinder. ferahlatmak. height. yanı sıra. take (smt) into account alloy = maden alaşımı all-time low = tüm zamanların en düşük seviyesi allusion = ima. birleşme. yetki vermek. zıt anl. muğlak. allotment. zıt anl. zıt anl. .= forbid. dull amber = kehribar ambiguous = belirsiz. change. modify alternate between = (iki durum) arasında gidip gelmek. unclearly.) allocate = ayırmak.= banal. havada alone = yalnız. yarı saydam. Dünya Savaşı’nda ABD. büyük. mümkün kılmak. zıt anl. unclear. astonishing. İngilizce kaynaklarda genellikle 2. zıt anl. bütünüyle. imarethane aloft = yukarıda. 2) çok. zıt anl.

and so forth anger = kızdırmak. her yıl (düzenli olarak). iştahsızlık anorexia nervosa = anoreksi nervoza (çok zayıf olmasına rağmen hastanın kendisini çok şişman görmesine ve yemek yememesine neden olan psikolojik bir rahatsızlık) antenna = 1) (çoğul: antennas) anten. duyurmak announcement = duyuru. sinirlendirmek. disturbing.= aleyhinde. 2) (çoğul: antennae) duyarga (kimi böcek ve eklembacaklıların başlarında bir çift halinde bulunan ve çevrelerini kimyasal olarak algılamalarına yarayan organ) anthology = seçki. bother annoying = sıkıntı veren. exasperating annual = yıllık. sinir bozucu. yılda bir yapılan / yayınlanan. sinir bozmak. açıklayıcı notlar koymak announce = ilan etmek. zıt anl.com . heyecanlanma sonucunda göğüste yaşanan ağrı) angle = açı Anglo-Saxon = Anglo-Sakson (özellikle 5-11. çözümlemek ancestor = ata ancestral = atalar ile ilgili. karşılık analogy = benzerlik. rahatsız etmek. süt ve diğer hayvansal ürünler aracılığı ile bulaşabilen ve sıklıkla ölüm ile sonuçlanan bir hastalık) anthropological = antropolojik. ummak. (başkasından) önce davranmak. antique. -e karşı anti-aircraft missile battery = uçaksavar füze bataryası (savaş uçaklarına karşı karada veya savaş gemilerinde konuşlandırılmış füze fırlatıcısı) antibacterial compound = antibakteriyel bileşik antibiotic = antibiyotik antibody = antikor (kana dışarıdan giren yabancı maddelere karşı koyan protein) antibody-based therapy = antikora dayalı tedavi antibody-drugs = antikor ilaçlar (özellikle kanser tedavisinde kullanılan ve kanserli hücreler üzerindeki antijenlere bağlanıp sadece bunları yokeden ilaçların genel adı) anticipate = (olacakları) sezinlemek / tahmin edip ona göre davranmak.= modern ancient world = antik dünya (genellikle Roma dönemi ve öncesinde Akdeniz havzası ve çevresindeki uygarlıkları içeren bir tanımlama) and so forth = ve benzerleri. aşırı sigara. yearly annual rate of growth = yıllık büyüme oranı annually = yılda bir. foresee. archaic. benzeşim. predict anti-collision = çarpışmayı önleyici anti-constitutional = anayasaya aykırı antidepressant drug = antidepresan ilaç (depresyon tedavisinde kullanılan ilaç) antidote = panzehir antigen = antijen (vücutta bağışıklık sisteminin harekete geçmesine yol açan toksin ya da enzim) antihistamine = antihistamin (alerji ilacı grubu) www.9 anaemia of folate deficiency = folik asit eksikliği / yetersizliğine bağlı olarak gelişen anemi anaesthesia = anestezi (cerrahi müdahele için anestetik madde vererek kişide ağrı ve acı hissini ortadan kaldırma) anaesthetic = anestetik madde (uyuşturucu) analgesic = analjezik (ağrı kesici ilaç) analogue = benzer. insanlara da et. and so on. insan bilimci anthropometric survey = ırklara has özellikleri belirlemek amacıyla. make angry angina pectoris = angina pektoris (fiziksel egzersiz. insan vücudunun çeşitli kısımlarını karşılaştırmaya yönelik araştırma anthropomorphism = insan biçimcilik (insan olmayan varlıkların. kök anchor-bolt = çelik dübelli cıvata (nesneleri sağlam bir şekilde betona tutturmaya yarayan cıvata / saplama) ancient = eski. antik (genellikle Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden önceki dönemlere ait). iştah kaybı. insan niteliklerine sahip olduklarının düşünülmesi) anti. and the like and the like = ve benzerleri. beklemek. irritate. and so on. yearly anomalous = anormal.bademci. atalara ait ancestry = atalar.ÜDS Sözlüğü . yy’lar arasında güney ve batı Britanya’ya hakim olan ve modern İngiliz ve Amerikalılar’ın bir kısmının kökeninin dayandığı halklara verilen genel ad) animal husbandry = hayvancılık annotate = dipnot koymak. olağan olmayan anonymity = kimliklerin belirsiz oluşu. antoloji (şiir veya hikaye gibi belli bir grup edebi eserin toplandığı kitap) anthrax = şarbon (genellikle büyük ve küçükbaş hayvanlarda görülen. bildiri annoy = can sıkmak. insan bilimsel anthropologist = antropolojist. similarity analyze = analiz etmek. anonimlik anorexia = anoreksi.

2) (gibi) görünmek. look appearance = 1) görünüş. yerinde. properly. ki. 2) başvuru applied = uygulamalı (örn.= negligibly appreciate = değerini anlamak. . release apprehension = 1) anlayış. exercise. vanish. minnettarlık. kavrayış.) üzerine (soğuk / sıcak) kompres uygulamak apply to = (bir şey)’i içermek / kapsamak / ilgilendirmek appoint = atamak. indifferent apathy = ilgisizlik. obvious. attract. zıt anl. take account of. kendine mal etmek. be grateful for appreciation = 1) takdir. cazibe. asphyxia apparatus = (çoğul: apparatus ya da apparatuses) düzen. . attraction. .= concern. tepki vermeyen. arise. zıt anl. gereç applicable = uygulanabilir application = 1) uygulama. zıt anl. zaten . Venus apiece = parça başına apnoea = apne (uyku vs.= obscure.= tranquillity anxiety disorder = anksiyete bozukluğu (endişe.= inappropriately. any longer anyway = hem . considerably. worry. involvement Aphrodisias = Afrodisias (Aydın ili’nin Geyre Köyünde bulunan bir antik kent) Aphrodite = Afrodit (Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tarıçası). tatbikat. . except for apathetic = apatik. (birisi)’nin hoşuna gitmek.= misunderstanding. fade. görünüm. capture. dismiss appointment = randevu appraisal = değerlendirme. aksesuar appetite = iştah appliance = alet. ki. uneasiness. hidden apparently = belli ki. worry apprentice (fiil) = (birisinin yanına) çırak olarak vermek apprentice (isim) = çırak. belirmek. listlessness. endişeli.= repulsive appear = 1) ortaya çıkmak. fear. attractive. el koymak. 2) değer artışı apprehend = yakalamak. korku ve kuruntunun yarattığı gerilimle beliren huzursuzluk hali ve iç sıkıntısının sebep olduğu rahatsızlık) anxious = kaygılı. duygularını göstermeyen.= repel appeal (isim) = 1) çekicilik. = O artık buraya gelmiyor. understanding. practice. reach. disinterest.bademci. tatbik etmek. evaluation appreciably = fark edilir derecede. suitable. seem.= modern ages anti-shrink = (kumaşlarda) çekme önleyici Antoine Lavoisier = 1743-1794 yılları arasında yaşamış. other than. evidently. tutuklamak. 2) düşünmeye / üzerinde durmaya / ilgilenmeye / uğraşmaya başlamak approach (isim) = tutum. grasp. görünüşe göre.= disappear. attitude. admiration. . applied physiology = uygulamalı fizyoloji) apply = 1) uygulamak. 2) ortaya çıkma. yaklaşım. korku. hala.= discharge. aşikâr.) any more = artık (değil). charm. modern kimyanın kurucusu olarak kabul edilen Fransız araştırmacı anxiety = endişe. utilize. 2) tahsis etmek. worried. zıt anl. huzursuzluk hali.com . 2) endişe. fiyat biçme. zıt anl. 2) başvuru. arrest. belli. aparat.= inappropriate. ayırmak appropriate (sıfat) = uygun. implement. unsuitably www. görevlendirmek. takdir etmek. uneasy any longer = artık. yerinde olarak. zıt anl. obviously appeal to (fiil) = (birisi)’ne çekici gelmek. 2) başvurmak apply (cold / warm) compress = (yara vs. unsuitable appropriately = uygun bir şekilde. kuruntu. yanaşmak. yine de. . zıt anl. (How long have you been so interested in Broadway theatre. göze çarpan. zıt anl. aygıt. . (He doesn’t come here any longer. tedirgin.= discharge. emergence appendage = eklenti. system. zıt anl.ÜDS Sözlüğü anti-missile defence = güdümlü füzeye karşı savunma anti-poverty = yoksulluk karşıtı. proper. görünürdeki. yoksulluğu ortadan kaldırma amaçlı antiquity = antik çağlar (Avrupa’da Orta Çağ öncesi dönem). zıt anl. zıt anl. any more. tasa. near. anyway? = Hem sen ne zamandır Broadway tiyatrosu ile bu derece ilgileniyorsun ki?) anywhere else = başka hiçbir yer(de) apart from = (bir şey)’den başka. stance appropriate (fiil) = 1) almak. visible. zıt anl.10 . equipment apparent = açık. application appealing = çekici. (bir şey)’in haricinde. evident. iç sıkıntısı. suitably. charm. anyhow. feature. seize. assign. image. kayıtsızlık. emerge. practice. cihaz. stajyer approach (fiil) = 1) yaklaşmak. kaygı. assessment. be fully aware of. esnasında nefes alma işlevinin geçici olarak durması). request. tavır. zıt anl.

activate. zıt anl. çekişmek. paleoethnobotany archaeological = arkeolojik. yay. come forth. kıvrım arch bridge = kemerli köprü archaeobotany = arkeobotanik (paleoetnobotanik bilimine verilen başka bir isim). organise for arrangement = düzenleme. Kuzey Kutbu ile ilgili Arctic Circle = Kuzey Kutup Dairesi (66° 33' 39¨ enleminde bulunup Kuzey Kutbu’nu çevreleyen ve 21 Aralık günü hiç güneş görmeyen en güneydeki paralel dairesi) arduous = güç. yerleştir(il)me. deny. fade Ark = 1) Musa Peygamber’in on emrinin bulunduğu levhaların taşındığı sandık. suda yaşayan aquatic rodent = suda yaşayan kemirgen aqueduct = su kemeri Arawak Indians = Aravak Yerlileri (Karayipler bölgesi yerli halklarından biri) arbitrary = keyfi. yaklaşık. gururlu.= departure arrogant = 1) kibirli. zıt anl. yazı. consent approve of = (bir şey)’i onaylamak.ÜDS Sözlüğü . dizilim.) savunmak. debate argue that = (bir fikir / bir görüş)’ü savunmak. ifade etmek. uyandırmak. baş göstermek. silah. (belli bir) görüşte olmak argue away = tartışarak çürütmek. provoke. 3) (bir fikri vs. (bir şey) için hazırlık / plan yapmak.bademci. geride bırakılan eserlere dayanarak inceleyen bilim insanı) archipelago = takımada. iddia. stimulate. aşağı yukarı. order arrest = 1) durdurmak. imitation. assertion. uyanış.= naturally artificially sweetened = suni olarak tatlandırılmış www.= disappear. zıt anl. anlaşma. activation.com . zıt anl. random. 3) çekişme. 2) Nuh’un Gemisi armament = 1) teçhizat. zıt anl.= disapprove of. aksini kanıtlamak argue over = (bir konu) üzerinde tartışmak. discuss. genuine artificial fingernail remover = yapay tırnak uçlarını çıkarmaya yarayan madde artificial liver = suni / yapay karaciğer artificially = yapay / suni olarak. debate. roughly aquatic = suyla ilgili. seize arrival = geliş. müzakere etmek. appear. kıraç arise from / out of = (bir şey)’den meydana gelmek / ortaya çıkmak. yerleştirmek. stop. artefact artificial = yapay. paper article of diet = yiyecek maddesi articulate = açıkça beyan etmek. roughly arousal = uyarma. 2) küstah art = sanat artefact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). plan. mimarlık ile ilgili architecture = mimari Arctic (isim) = Kuzey Kutup bölgesi Arctic (sıfat) = Kuzey Kutbu’na ait. (bir şey)’i iddia etmek argument = 1) sav. objective arboriculture = ağaç ve fidan yetiştirme arch = kemer. dolayında.) yaratmak. suni. reject approximately = yaklaşık olarak. yorucu area of contact = temas noktası arguably = (tartışmaya açık olmakla birlikte) muhtemelen.) argue = 1) tartışmak. 2) kavga etmek.= real. stirring. system.= dampen. debate. sahte. 2) tartışma. democratic. controversy arid = kurak. gelişigüzel. organise arrange for = (bir şey)’i ayarlamak.= pacification arouse = canlandırmak. express artifact = insan eliyle yapılan şey (özellikle ilk insanların eserleri). despotça. 2) silahlanma armed with = (bir şey) ile donanmış armistice = ateşkes. come up. harekete geçirme. harekete geçirmek. zıt anl. emerge. münakaşa etmek. içinde çok ada bulunan deniz architectural = mimari. (She is arguably the best actress. artifact artery = atardamar (kanı. zıt anl. canlandırılma.= reasonable. approximately. man-made. çetin.11 appropriateness = uygunluk approval = onay. 2) tutuklamak. atışmak. = O muhtemelen en iyi aktristir. arkeoloji ile ilgili archaeological context = arkeolojik olarak araştırılmakta olan yer / eser archaeologist = arkeolog (insanı ve insanlık tarihini. ratify. zıt anl. (tartışma vs. pacify arrange = düzenlemek. kesmek. stir. agreement. setup. cease-fire armoured car = zırhlı otomobil armpit = koltuk altı arms race = silahlanma yarışı around = civarında. kalpten vücudun diğer kısımlarına taşıyan damar) article = gazete / dergi makalesi.

. as far as . . henüz. therefore. yükseliş. . hesaplamak. kadar / gibi küçük (bir miktar). (agresiflik derecesinde) kendinden emin assess = değerlendirmek. so long as as opposed to = (bir şey)’den farklı olarak. determine. declare. (His wage is as little as 300 YTL a month. yön. kadar / gibi kısa (bir zaman). (I travelled as far as the Arctic Circle. attack assault (isim) = saldırı. 3) hem de . . . mış gibi. . de / da. istek aspire to = (bir şey)’i şiddetle istemek. karışım. allot. evaluation. . is concerned = söz konusu . . değer biçmek.= dismantle. olduğunda. . 2) monte etmek. verify ascribe to = (bir şey)’e atfetmek. . = Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar (uzaklara) seyahat ettim. perspective. evaluate. . put forward assertion = 1) savunma. relating to as well as = 1) (bir şey)’e ek olarak. . (He is only a child and must be treated as such. (bir şey)’e uygun olarak. ve. seek. 2) ileri sürmek. view. tahsis etmek. about. appraise assessment = değerlendirme. . belirlemek. konusunda. yı ilgilendirdiği kadarıyla. in that capacity. kıyıya aspect = açı. consequently as a matter of fact = aslında. . 2) atamak. . as always. in itself. 2) kendi içinde. (bir şey) ile ilgili olarak as if = güya. bildiri. … ile ilgili durumda olduğu gibi as is true of others = başkalarında olduğu gibi as little as = . consequently as a rule = kural olarak as a whole = bir bütün olarak as compared with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında as directed = talimata uygun şekilde.12 .ÜDS Sözlüğü artistic term = sanat terimi as a consequence = sonuç olarak. görünüş. and also as with any country = her ülkede olduğu gibi as yet = daha. in contrast to as regards = (bir şey)’e gelince. parçaları bir araya getirerek oluşturmak. as usual as far as = … kadar uzaklar(d)a.) güçlü bir şekilde savunmak / kabul ettirmeye çalışmak. . iddia etmek. topla(n)ma assemble = 1) topla(n)mak. .com . fayda getirecek şey. declaration assertive = iddiacı. 2) (hem) … hem de …. press. sonuçta. considering as soon as = –er … –mez (bir şeyi yapar yapmaz) as soon as possible = mümkün olduğu kadar çabuk. ayırmak. portion. plus assiduously = dikkatli ve sürekli çalışarak. yokuş ascertain = (araştırarak) tespit etmek. takyapçı assembly = montaj assembly = toplantı. tırmanış.) as long as = sürece. diligently assign = 1) (görev) vermek. müddetçe.) as the semester wears on = sömestr ilerledikçe as to = (bir şey)’e gelince. attribute to ash = kül. . . meziyet. . . judgement asset = kazanç. iddia. install. side aspiration = arzu. affirmation. = Onun maaşı 300 YTL gibi küçük bir miktar. ASAP as such = 1) bu sıfatla. appoint. yasal açıdan bakılırsa as a result = sonuç olarak. kuvvetle arzu etmek. . bakım. zıt anl. . . o şekilde. . designate assimilation = asimilasyon. ensure. meclis. as though as is the case with = … daki gibi. . as far as . . . disassemble assembler = montör. is concerned as far as character goes = karakter söz konusu olursa as for = (bir şey)’e gelince. desire assassinate = suikast yapmak assassination = suikast assault (fiil) = saldırmak. allocate. . sanki … miş / . (onu) da. 2) açıklama. . . tarif edildiği gibi as ever = her zamanki gibi. değer biçme. actually. sindirim. yı ilgilendirdiği kadarıyla. insist. saptamak. until now ascendancy = üstünlük. cinder ashore = karaya. konusunda.) as far as . kurmak. facet. olduğunda. özümle(n)me (bağırsaktan emilen maddelerin organizmanın yapısına girmesi) www. goes as far as … goes = söz konusu . şimdiye kadar.bademci. in addition to. = O sadece bir çocuk ve ona bir çocuk gibi / o şekilde davranılmalı. gather. tayin etmek. so far. attack assemblage = bir araya getirilmiş / gelmiş kişiler veya nesneler bütünü. feature. . aslına bakılırsa. kongre assert = 1) (hakkını vs. to tell the truth as a matter of legal doctrine = yasalar bakımından. güç ascent = çıkış.

occasionally at will = istendiğinde. 2) (askeri) ’Rahat’ komutu at fault = suçlu. at a time. breathtaking. maksimum. hayret verici. astoundingly. bağlı kuruluş associate with = (bir şey / olay) ile ilgisi olmak. zıt anl. uzayda dolanan büyük göktaşları asthma = astım asthma attack = astım krizi astonish = şaşırtmak.= defend www. disintegrate. believe. presently. körel(t)mek. farklılık. kurum. amazingly. surprising. istendiği gibi.ÜDS Sözlüğü . zamanın herhangi bir noktasında at bargain prices = kelepir fiyatlara / fiyatlardan at best = en iyi durumda. güvence vermek. 3) aynı anda. (at the turn of the century = yüzyılın başında / sonunda) at this rate = bu hızla at times = zaman zaman. huzurlu. in the wrong. guarantee asteroid = asteroid.bademci. 2) dernek. astound astonishingly = şaşırtıcı / hayrete düşürücü bir şekilde. related to association = 1) ilişki. körelme attach = tutturmak. kabul etmek. sanı.= uniformity assume = 1) farz etmek. surprisingly astounding = şoke eden. takmak. at any rate. hemen. zıt anl. help in associate = iş ortağı. back then at the turn of = (bir şey)’in sonu ile takip edenin başı arasında.= innocent at first glance = ilk bakışta. en iyi şartlarda. bağlantısı olmak associated with = (bir şey) ile ilgili / alakalı / lişkili. güvence assure = temin etmek. şu an için. gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim insanı) astronomical matters = astronomi ile ilgili konular at all = hiç mi hiç. at one time at present = 1) hali hazırda. zıt anl. decay. give importance attach much importance to = (bir şey)‘e büyük önem vermek attached to = (bir şey)’e bağlı attachment protein = tutunma proteini (virüsün yüzeyinde bulunan ve hücrelere tutunmasını sağlayan protein) attack (fiil) = saldırmak. iliştirmek attach importance = (bir şey)’e önem vermek. currently. 2) şimdi. dönüm noktasında. under the most favourable conditions. sporcu atomic symbol = element simgesi (kimyasal elementleri temsil etmekte kullanılan bir veya iki harfli kısaltma) atrophy (fiil) = atrofiye / dumura uğra(t)mak.= normal. görev vs. hayrete düşürmek. suppose. relation. in general at least = en azından. bir defada. çoğunluğu. as / when one wishes Athens = Atina (Yunanistan’ın başkenti) athlete = atlet.= develop. presume assumption = varsayım.com . çoğu. farz etme. en sonunda at most = en fazla. hiçbir surette / şekilde. istenilen zamanda. 2) derhal. zıt anl. diversity. ordinary astronomer = astronom (yıldızları. at this time. immediately. 3) benimsemek. now at smo’s disposal = birisinin emrinde / kullanımında / elinde (olma durumu) at some point = bir noktada at the expense of = (bir şey) pahasına at the heart = merkezinde. dumur. society assortment = çeşitlilik.= at most at least to a certain extent = en azından belli bir dereceye / düzeye kadar at little expense = az bir maliyetle at long last = nihayet. guilty. zıt anl. zıt anl. maximum at once = 1) tek seferde. at first sight at first sight = ilk bakışta at great expense = büyük harcamalar yapılarak at great risk = büyük risk altında at intervals = aralıklarla at large = genelinde.= at worst at ease = 1) rahat. assault. 2) (iş. kalbinde at the rate of = hızında at the request of their governments = hükümetlerinin talebi üzerine at the same rate = aynı oranda / hızda at the time = o zamanlar. certify. birlik. whatsoever at all costs = ne pahasına olursa olsun at almost no cost = neredeyse bedelsiz / masrafsız olarak at any point in time = herhangi bir zamanda. undertake.) üstlenmek.13 assist in = (birine bir şey)’de yardım etmek / yardımcı olmak. variety. right away. grow atrophy (isim) = atrofi. varsaymak. odak noktasında. zıt anl. kabahatli. supposition assurance = endişeleri giderme amaçlı söz veya eylem.

bademci. teşebbüs etmek.= contact. 2) nöbet. huzurevi vs. confrontation avoidant = (karakter için) çekinik await = beklemek. ’i tanıması ve ona karşı antikor üretmesi) autonomy = özerklik. ascribe to attune to = (bir şey)’e uydurmak. görevli attention = dikkat. trial attend = katılmak.14 . zıt anl. güzel. hazır bulunanlar audio player = CD / kaset / müzik çalar audiometry = odyometri (işitme gücünün ölçülmesi) auditor = 1) dinleyici. spora vs. yormak. arouse. öncü average to = ortalama olarak (bir miktar)’a karşılık gelmek average life-span = ortalama ömür avian flu = kuş gribi avian influenza = kuş gribi / vebası aviation = havacılık aviator = havacı avionics = uçuş elektroniği avoid = (bir şey)’den kaçınmak / sakınmak / kurtulmak. ready. çetin authentic = otantik. genuine author = yazar authoritarian = otoriter authority = otorite. kursa.= repulsive attribute = vasıf. edinilebilirlik. nitelik. gözlemek. kazanmak. grow. fulfil. aspect. yetkili merci authorize = izin vermek. permit.)’ye ulaşmak. zıt anl. avertable. increase. (alıma / kullanıma) hazır. ilgi attentiveness = azami dikkat. listener. ulaşılabilir. gerçek. empower autism = otizm (kişinin ileri derecede içe kapanık oluşu. zıt anl.) devam etmek attendance = (okula. = İktidar partisi tarafından öngörülen hedefler pek ulaşılabilir görünmüyor. ağırbaşlı. usable availability = hazır bulunma. escape. kursa. spora vs. try attempt (isim) = deneme. atak.) devam etme.= unavailability avalanche = çığ avalanche proper = asıl / gerçek çığ avant-garde = avangard. supplementary available = bulunabilir. için) bakıcı. zor. (piyasada) bulunan. elde etmek. çekim gücü.= contact. achieve. çoğaltmak. hazır bulunmak. eğlence programı attractive = çekici. amplify austere = 1) ciddi. önlenebilir. accessible. alıştırmak. zıt anl. escape. zıt anl. girişim. care. aşırı çekingenlik ve kişisel ilişkiler kurmada güçlükle belirgin içine kapanma hali) autistic = otistik (otizm rahatsızlığı olan) autoimmune response = otoimmün tepki (bağışıklık sisteminin bir virüs vs. element.ÜDS Sözlüğü attack (isim) = 1) saldırı. sıfat. 2) (bir tür) mali müşavir. hazır bulunma attendant = (akıl hastanesi. bulunabilirlik. 3) misafir öğrenci auditory = işitme ile ilgili. 2) atraksiyon. devamlılık. (okula. davranış bilimci attract = (ilgisini) çekmek. hakiki. yetki vermek.= inevitable. teşebbüs. unavoidable avoidance = (bir şey)’den kaçınma / sakınma / kurtulma. atfetmek. 2) (bir şey)’e mal etmek.com . ulaşılabilir. thoughtfulness. attainable. appeal to attract attention = dikkat çekmek attract notice = dikkat çekmek attract scientific criticism = bilimsel çevrelerin eleştirisine hedef olmak attract scientific scrutiny = bilimsel araştırmaların ilgi odağı olmak attraction = 1) cazibe. zıt anl. effort. elden çıkartmak audience = dinleyiciler. confront avoidable = kaçınılabilir. approach. accord auction off = açık arttırma ile satmak. 2) sert. evitable. izleyiciler. zıt anl. cezbetmek. wake up. zıt anl. feature attribute to = 1) (bir neden)’e bağlamak. işitsel auditory system = işitme sistemi augment = arttırmak.= neglect attitude = tutum. erişilebilirlik. kriz attain = (bir hedef vs.= put / go to sleep www. staying away. adjust. etkilemek. yaklaşım. (The objectives put forward by the leading party do not seem to be attainable. yardımcı. stance attitude researcher = davranış araştırmacısı.= fail attainable = erişilebilir. yetkili. connect to. expect awaken = uyan(dır)mak. appealing. face. tavır. associate with. otonomi (kendi kendini idare etme) auxiliary = yedek. stay away.) attempt (fiil) = girişimde bulunmak.

ÜDS Sözlüğü . zıt anl. alert. zıt anl.= beautiful. conscious. güneşlik axiom = aksiyom (kabul edilmiş gerçek) axis = (çoğul: axes) aks. recognition.= unconscious awareness = farkında olma.com . korkunç. zıt anl. horrible. terrible. çok uzun bir zaman awning = tente.= unaware of aware = bilinçli. eksen www. perception. nice awful long time = (dilimizdeki informel karşılığı ile) felaket uzun zaman.bademci. farkında.15 aware of = (bir şey)’in farkında. zıt anl.= unawareness awful = berbat.

there was hardly anyone to back up Darwin’s theories. obstruction barter = değiş tokuş. 2) zeka geriliği olan backwardness = gerilik. zıt anl.).) back up with = (bir şey) ile desteklemek. çıplak. balık ile beslenen. support. zeplin gibi taşıtların denge sağlamak amacı ile taşıdıkları su. prohibit. sufficiently barometer = barometre (ortam basıncını ölçmeye yarayan alet) barrel = (petrol için) varil (yaklaşık 159 litre) barren = kıraç. basitçe dev bir ateş topudur. İskandinavya ile Danimarka arasında kalan deniz) ban = yasaklamak. before Christ. verimsiz. reinforce with backer = savunan. support with. bankacı banks of the Nile = Nil’in kıyıları bar = çubuk bare = yalın. hardly. arka çıkmak. arka tarafa doğru. D. .= allow. anno Domini baby boom = bebek patlaması (aşırı miktarda doğum) baby sticker = küçük çıkartma / etiket Babylon = Babil (antik Mezopotomya’nın en önemli kentlerinden birisi ve Babil Krallığı’nın başkenti) back (fiil) = desteklemek. yükselmek. bar. = Güneş. sözünden dönmek back up = desteklemek. kaslı ve su toplamaya meyilli bölge ballast = safra (gemilerin ve balon.= A. bakteriyel farenjit (yutak iltihabı) bacterium = (çoğul: bacteria) bakteri bag-snatching = kapkaç.bademci. C. forbid. geri kalmışlık. çok az. support backpack = sırt çantası backward = 1) arkaya doğru. destekleyen background = geçmiş. = Milattan / İsa’dan önce. permit. underdevelopment bacterial pharyngitis = (bakterilerin oluşturduğu ya da onlarla ilgili) farenjit. (In his time. (müzik için) grup Bangladesh = Bangladeş (Güney Asya’da bir ülke) bank (fiil) = yığılmak. zıt anl.B B BB B vitamin folate = folik asit (bir tür B vitamini) B. (The sun is simply a huge ball of fire. 2) küme. güçlükle.com . takas www. arka plan backing = destek(leme). kümelenmek bank (isim) = 1) nehir / ırmak / hendek / göl kıyısı. (There was no ban on smoking on the train we travelled in. bariyer. infertile barricade = barikat barrier = engel. fireball ball of light = ışık topu ball of the foot = ayak parmaklarının ayakla birleştiği. başındaki tüylerin beyaz olması sebebiyle “kel” adını almış olan iri bir kartal türü) B ball bearing = bilyeli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal küreler / bilyeler bulunan rulman) ball of fire = ateş topu.) band = takım. basit. reinforce. için) patlamak ballot = 1) oy verme işlemi. yığın banker = banker.= enough. çantayı alıp kaçma bail out (of) = (acil durumda bir aracı) terk etme bake = (hamur işleri için) fırında pişirmek balance = denge balancing (isim) = dengeleme balancing (sıfat) = dengeleyici bald eagle = kel kartal (ABD ve Kanada’da bulunan. mere barely = zar zor. arka çıkmak. kum gibi ağırlık) ballast water = safra suyu (gemilerin yüklü değilken denge sağlamak amacı ile ambarlarına doldurdukları su) ballooning = artmak. support back (isim) = sırt back and forth = ileri geri back out = caymak. = Yolculuk ettiğimiz trende sigara yasağı yoktu. (fiyat vs. zıt anl. zümre. 2) oy pusulası Baltic = Baltık Denizi (Kuzey Avrupa’da. = Kendi zamanında Darwin’in teorilerini destekleyecek pek kimse yoktu. kenarı.

(We are all entitled to equal protection under the law. mücadele. dövmek. devote oneself to be composed of = (bir şey)’den oluşmak.) baseball = beyzbol (atılan topa sopa ile vurularak oynanan. bir kuruluş için) (bir yer)’de üslenmiş olmak. fundamental basin = havza. tend to. (bir şey)’e karşı durmaya yatkın olmak be bothered with = (bir şey)’den ötürü rahatsız edilmek / rahatsızlık duymak be bound to = (bir şey yapması) kesin / kaçınılmaz olmak. be certain / sure to be bound to end = sona ermesi kesin olmak. fight. (bir şey)’i konu etmek. comprise. (bir şey)’in üzerine kurmak base unit = temel birim (Örneğin. = Yasalar altında hepimizin eşit korunma hakkı vardır. deal with be connected with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak.ÜDS Sözlüğü . (krater için) iç kısım basis = temel. be conscious of. bilimsel vs. (bir şey)’den ibaret olmak. mücadele etmek. küçük körfez be affiliated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi olmak. (bir şey)’e dahil olmak. (bir şey)’in aleyhinde bir eğilime sahip olmak. be involved in be entitled to = hakkı olmak. beat battering = hırpalama battery-powered = pille çalışan battle (against / with) (fiil) = ile / karşı savaşmak. genellikle güneş ışınlarına aşırı derecede maruz kalınmasından kaynaklanan. “metre” temel bir birim. ana ilke Basle = Basel (İsviçre’de bir kent) bat = yarasa bathe = 1) yıkamak. war. criticize be delighted with = (bir şey)’e çok sevinmek be deprived of = (bir şey)’den mahrum olmak. consist of be concerned about = (bir şey) hakkında kaygılanmak / endişe duymak be concerned with = (bir şey) ile ilgili olmak. be inclined to be due = hak etmek. bazal basal cell = bazal hücre (bir doku içerisinde en alt tabakada bulunan hücrelerden her biri) basal cell carcinoma = epidermisin alt tabakasını etkileyen. deserve be empty of (smt) = (bir şey)’den yoksun olmak / kalmak be engaged in = (bir şey)’in içinde yer almak. yetkisi olmak.17 basal = temel.com . be affiliated / connected with be at a standstill = durmuş olmak be at fault = kusurlu / hatalı olmak. (bir şey)’i eleştirmek. depend on be better known = daha iyi tanınmak be better known as a scientist = daha çok bir bilim insanı olarak tanınmak be biased against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. sona ermek zorunda olmak be bound up with = (bir şey) ile çok yakın ilişkisi / bağlantısı olmak be committed to = (bir şey)’e kendini adamak. muharebe. realise be based in = (örn.) üs base number = taban sayısı (bir sayma sisteminin dayalı olduğu sayı) base on = (bir şey)’e dayandırmak. be associated / affiliated with be conscious of = (bir şey)’in farkında olmak. “santimetre” ise metreden türetilmiş bir birimdir. endeavour battlefield = er meydanı. savaş / muharebe alanı bauxite = alüminyum cevheri.) be equipped with = (ekipman vs. be built on. donatılmış www. wash. özellikle ABD’de çok popüler olan bir takım oyunu) basic = temel.bademci. be (in the) wrong be aware of = (bir şey)’in farkında olmak. taban. inanmak be critical of = (bir şey)’e karşı eleştirel olmak. boksit bay = koy. fight (against / with) battle (isim) = meydan savaşı. 2) suya / sıvıya batırmak. merkezinin (bir yer)’de bulunması be based on / upon = (bir şey)’e dayanmak. be associated / connected with be alarmed by = (bir şey)’den ötürü korkuya / dehşete düşmek be all there is left = kalan tek şey olmak be anxious to do smt = bir şeyi yapmayı çok istemek be associated with = (bir şey) ile ilgisi / ilişkisi / bağlantısı olmak. lack be disposed to = (bir şey yapma) eğiliminde olmak. soak baton = değnek batter = hırpalamak. be eligible for. be about. be aware of be convinced of = (bir şey)’e ikna olmak. nispeten zararsız bir cilt kanseri türü base = (askeri.) ile donanmış.

olarak anılmak. eğiliminde olmak. zıt anl. harbour be housed in = (bir yer)’e yerleştirilmek. çalıştırılmak be quick to do smt = bir şey yapmakta çabuk davranmak / hızlı olmak be reduced to = (kötü) duruma düşmek. lider / önde olmak be in the making = yapım / kurulum / üretim aşamasında olmak be indexed to = (bir şey)’e endekslenmiş olmak be indicative of = (bir şey)’in göstergesi / habercisi olmak.bademci. participate (in).ÜDS Sözlüğü be expected = beklenmek.= begin be pleased with = (bir şey)’den memnun / hoşnut olmak. be insignificant. be called be related to = (bir şey) ile ilgili olmak be remembered for = (genellikle bir özelliğinden) ötürü hatırlanmak be required to = (bir şey yapmak) zorunda olmak be responsible for = (bir şey)’den / (bir iş)’ten sorumlu olmak. (bir şey)’i elinde bulundurmak. . her durumda (bir şey) ile ilgilenmemek be not without cost = bedelsiz olmamak.18 . (bir şey)’in anavatanı olmak. (bir iş / yarış vs.= be of importance be of the opinion (that) = … düşüncesinde / inancında olmak be on the horizon = ufukta belirmek be on the improve = düzelmekte olmak. be biased (against) be prepared for = (bir şey) için / (bir şey)’e karşı hazırlıklı olmak.)’den yapılmak / oluşmak. -ması muhtemel olmak. exist. . favour. aranmak.com . be wrapped up in be for = desteklemek. support. var olmak be in possession of = (bir şey)’e sahip olmak. bulunmak. için) talep olmak. . . be of significance be of interest = ilginç / ilgi çekici olmak. tend to be likened to = benzetilmek be limited to = (bir yer veya bir şey)’e sınırlandırılmış olmak be linked with / to = (bir konu vs. (bir şey)’in kurbanı olmak be put to work = işbaşı yaptırılmak. be famous / well-known for be of importance = önem taşımak. zıt anl. . donanımlı olmak be home to = (bir şey)’e ev sahipliği yapmak. hakkında haber çıkmak be given to = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak. be a sign of be involved in = 1) (bir iş / yarış vs.= be absent be prey to = (bir şey)’e yenik düşmek. have be in power = iktidarda olmak be in the grip of = (bir şey)’in yönetiminde / denetiminde / kontrolünde olmak be in the habit of = (bir şey yapma) alışkanlığında olmak be in the lead = başta gitmek.= be unprepared for be present = var olmak. zıt anl. be interesting be of no importance = önemsiz olmak. yükselişte olmak be over = sona ermek. zıt anl. be disposed to. be foreseen / predicted. zıt anl. be composed of be marked by = (bir şey) ile belirginleşmek be mistaken = yanılmak. be limited to www. huy edinmek be grounded = 1) yere konmak. istenmek be in existence = meydanda olmak. bitmek. ilerleme içinde olmak. bir bedeli bulunmak be noted for = (bir şey) ile ünlü / tanınmış olmak. in charge (of) be restricted to = (bir şey) ile kısıtlı / sınırlı olmak. zıt anl. be wrong be no better = daha iyi olmamak be not necessarily concerned with = her zaman / her durumda (bir şey) ile ilgili / alakalı olmamak. be in connection with be likely to = . (bir şey) ile yetinmek zorunda kalmak be referred to as = . 2) (bir şey) ile uğraşmak / görevli olmak be involved with = (bir şey) ile bağlantı / ilgi / ilişki içerisinde olmak.= be against be given publicity = yazılı ve görsel basında yer almak. end.) ile bağlantılı / bağlantısı olmak be made into = (bir şey)’e dönüştürülmek be made up of = (bir madde vs. lehinde olmak.)’nin içinde olmak. be important.= deteriorate be on the rise = yükselişe geçmek. be happy with be prejudiced against = (bir şey)’e karşı önyargılı olmak. 2) temeli sağlam olmak.= be unforeseen / unpredicted be expected to do smt = bir şey yapması beklenmek be exposed to = (bir şey)’e maruz kalmak be fascinated by / with = (bir şey)’e kendini kaptırmak. (bir yer)’de barındırılmak be in company of others = başkalarıyla birlikte olmak be in demand = (bir mal vs. .)’de yer almak. be ready. . önceden kestirilmiş olmak. önemli olmak. (bir şey)’e karışmak / katılmak. uçma izni olmamak. zıt anl.

(The baby bears a strong resemblance to its grandfather. be able to do / deal with. = Kompozisyonunuzun.) be to = olacak olmak. akıldan çıkarmamak bear little relation = çok az ilgisi olmak bear no relation = (bir şeyin. = Bu köpek ırkının soyu yaklaşık 300 yıl önce tükendi. yolda olmak. win over. (bir iş. ışık huzmesi. azalmış bulunmak. 3) doğurmak. su tarafından silinmek be welcomed by = (birisi) tarafından hoş karşılanmak be well ahead of = (bir şey / bir kişi)’nin hayli önünde olmak be worth = (bir şey)’e değer olmak be worth something in the region of euro 700 = 700 Euro dolaylarında bir fiyatı olmak be wrapped up in = (kendini bir şey)’e kaptırmış olmak. be located be struck = (bir şeyin güzelliği.)’ye dalmış olmak bead = boncuk beak = gaga. katlanılabilir bearer = taşıyıcı. = Peynirimiz azalmış. için) tane bear = 1) katlanmak. tabi tutulmak. aldanmak. be dependent on be washed away = su ile götürülmek. (I am through with this studies. göğüslemek (The soldiers in the front had to bear the brunt of the enemy attack. (meyve) vermek.bademci. porter bearing = 1) ilgi. kaldırmak. 2) dışarı taşımak. ilginçliği vs. ışınlamak beam (isim) = 1) ışın. succeed in / at be under way = bekleniyor olmak. undergo. experience be suited to = (bir şey)’e uygun olmak be supplied with = (bir şey) ile donatılmış / teçhiz edilmiş. go through. maruz kalmak be subjected to = maruz kalmak / bırakılmak. elinden gelmemek.) bear out = 1) desteklemek. karşısında) büyülenmek. (We are short of cheese. (düşünce vs. 2) alt etmek. support. zıt anl. yenmek. davranışla ilgili www. için) yapılmakta olmak be unfamiliar with = (bir şey)’e aşina olmamak. ilişki. zıt anl. dayak atmak. have.) bearable = dayanılabilir. için) üzerine almak. proje vs. be determined be settled = (bir yer)’e yerleşmiş olmak be several years into smt = bir konuda büyük mesafe kat etmek / yılların birikimine sahip olmak be short of = (bir şey)’in eksiği olmak. taşımak.)’den ötürü kuşku duyulmak be taken ill = hastalık kapmak. (bir şeyin) arkasından meydana gelecek olmak be unable to = yapamamak. put up with. şaşırmak be subject to = (yasa. ray. üzerinde bulundurmak. be deceived be thought to be = …olduğu düşünülmek be through = bitirmiş olmak.= be able to. = Cephedeki askerler düşman saldırısını göğüslemek zorunda kaldılar. (Your composition bears no relation with the topic given. overcome. 2) kiriş.19 be rumoured = söylentisi dolaşmak. galip gelmek.com .)’ye tabi olmak. 2) yön beat (fiil) = 1) dövmek. should be suspected of = hakkında (bir suç vs. have bear in mind = akılda tutmak. düzenleme vs. be afraid of be set on = kararlı / azimli olmak. 2) bağlı olmak. carry out bear the brunt of smt = bir saldırıyı vs. ağızdan ağıza yayılmak be scared of = (bir şey)’den korkmak. hastalığa yakalanmak be taken in = kanmak. ilinti. carry. 4) (sorumluluk vs. be furnished with be supposed to = (bir şey) yapması gerekmek / yapmak zorunda olmak / yapması beklenir olmak. (be to remain friends = arkadaş kalacak olmak) be to follow = (bir şeyi) izleyecek olmak. fail to. = Bebek ile dedesi arasında büyük bir benzerlik var.) bedside manner = doktorun yatan hastaya yaklaşımı / tutumu bed-wetting = altını ıslatma behaviour = davranış behavioural = davranışçı. (This dog race became extinct about 300 years ago. başaramamak.= be defeated beat (isim) = (kalp için) atış beautification = güzelleştirme become extinct = soyu / nesli tükenmek. bill beam (fiil) = (elektromanyetik dalgalar aracılığı ile) göndermek. başka bir şeyle) ilgisi olmamak.). lack. (kahve vs. verilen konu ile hiç ilgisi yok. yabancı olmak be up to = 1) (bir şey)’i yapabilmek.ÜDS Sözlüğü . taşıyıcı kolon beam of electrons = elektron akımı bean = fasulye.) be situated = (bir yer)’de bulunmak. be wiped out. thrash. = Çalışmalarımı bitirdim. 2) sahip olmak.

= maliciously beriberi = beriberi (B1 vitamini eksikliği nedeniyle oluşan. entity Belgian = Belçika ile ilgili. opinion Belize = Belize (Orta Amerika’da bir ülke) belligerent = kavgacı. attach to. hayret veren. kindly. zıt anl. loosen binomial = iki sayı grubu. profit from. yanıltmak. capitalise. deceive. useful. loss benefit from (fiil) = 1) (bir şey)’den yarar / fayda sağlamak. fayda.) yararlanan (kişi veya şey) benefit (fiil) = yaramak. (kimi türler için verilen) iki terimli isim (örn. yarar / fayda sağlamak. dışı(na). overwhelming.com . zıt anl.= impartiality bid = ihale bilaterally = iki taraftan.= free from.) bet = bahis beta-amyloid protein = beta-amiloyid proteini (Alzheimer hastalığının sebebi olarak bilinen ve nerofibril plak oluşumuna neden olan bir tür protein) better (fiil) = daha iyi hale gelmek / getirmek better targeted = hedefi iyi seçilmiş better-cared = daha iyi bakılan beverage = (alkolsüz) içecek. calystegia soldanella) biofeedback = kişinin. damage benefit (isim) = yarar. hayırlı. el ve ayaklarda iltihap ile belirgin hastalık) beset = 1) rahat vermemek.= severe. 2) gaga. out of beyond recognition = tanınmaz halde. biyodizel). advantage. helpful. altına doğru beneficial = yararlı. ’den oluşan isim.= peaceful belly = karın.= reveal belief = inanç. zıt anl. aggressive.20 . iyi huylu. soft drink bewildering = şaşırtıcı. etrafını sarmak besides = yanında. zıt anl. hesap.= useless.ÜDS Sözlüğü behind bars = demir parmaklıklar arkasında (hapiste) Beijing = Pekin (Çin’in başkenti) being = varlık. Belçika’ya ait belie = örtmek. malign benign applications = zararsız / kötücül olmayan uygulamalar benignly = yumuşakça. zıt anl. zıt anl. fasten to. dövüşken.bademci. zıt anl. work to the advantage of.= suffer. (bir şey)’den başka best available record = (the best available record şeklinde kullanılır) eldeki en iyi kayıt / veri kaynağı best course to take = tutulacak en iyi yol. fasten. advantage. savaşan taraf. loosen from bind with = birbirine bağla(n)mak. vücudunda seyreden fizyolojik işlevler hakkında monitörlü araç yardımıyla bilgi sahibi olması biofuel = tarlalarda bu amaçla üretilen bitkilerden elde edilen yakıt (örn. beak bind to = (bir şey)’e bağla(n)mak. agrofuel biological function = biyolojik işlev biological immaturity = biyolojik olarak yeterince gelişmemiş olma durumu biological self = biyoljik benlik / kimlik biologist = biyolog. zıt anl. biyolojist (canlıları inceleyen bilim insanı) biopsy = biyopsi (tanı amacıyla mikroskopik muayene için dokudan küçük bir parça alma) www. iki yandan bile = öd. (There is a bewildering variety of activities in this new entertainment. zıt anl.= apparent beyond what she needs = ihtiyacı olandan çok daha fazla(sı) bias = önyargı. flex bend over = yere eğilmek. harmful beneficiary = (bir mirastan vs. use. kavis yapmak. düşünce. yanı sıra.= free. yararlanmak. abdomen belonging = ait olma duygusu bench = tezgâh bend = eğilmek. yararına olmak.) beyond = ötesi(ne). bükülmek. unnoticeable. yapılacak en iyi iş best interests = en iyi şekilde koruma best left to hunters = en iyisi (bu işi) avcılara bırakmak best-known = en iyi bilinen / tanınan bestseller = çok satan (kitap vs. zıt anl. mild. zararsız.= harm. prejudice. tehlikesizce. risklerinden fazla yararları var benign = yumuşak. 2) (bir şey)’den ders çıkarmak. learn from benefits outweigh its risks = yararları içerdiği risklerden ağır çeker. savaşçı. = Bu yeni eğlence programında şaşırtıcı çeşitlilikte aktivite mevcut. zıt anl. safra bill = 1) fatura.= harm. attach. harmlessly. öne doğru eğilmek. zıt anl. harf vs. lean down beneath = altına. 2) kuşatmak. conceal.

damage. depresyon içerisinde coşku. kasvetli. blokaj. üfürmek. infilak.= release blocking = 1) engelleme. suçlama. cut off. release blockage = tıkama. accuse of.com . görmeyi / algılamayı engellemek blind to (sıfat) = 1) (bir şey)’e karşı kör. obstruct. engellemek.bademci. dull. kesmek. explosion blast bomb = ses bombası. tıkanma. ruin. blokaj. 2) (bir durum)’u görmeyen / görmezden gelen blister = kabarcık. taşkınlık gibi duyguların da yaşandığı bir çeşit ruhsal bozukluk) bird flu virus = kuş gribi / vebası virüsü birth = doğum birth defect = doğuştan gelen kusur / defekt bit = 1) parça. kan dökme bloodstream = kan akımı / dolaşımı blow (fiil) = savurmak. tansiyon blood supply = (bir organın vs. mahvetmek.= separated blight (fiil) = soldurmak. dayanılması zor bir şekilde bitterly disappointed = şiddetli bir hayalkırıklığına uğramış bizarre = garip.) örterek bastırmak.) vurma.= uncover blanket amnesty = genel af blast = patlama. derinlerdeki yüksek basınç sebebiyle oluşan çok şiddetli püskürme blues = ABD’de ortaya çıkmış. 2) yaprak ayası blame with (fiil) = suçu (bir kişi)’nin üstüne atmak. töhmet blanket = üstünü örtmek. set çekme. parçacık. suppress. infilak şiddetiyle geniş alanları etkileyen bomba blasting = şiddetli ses çıkaran blatantly = gizlemeye gerek görmeden. kapamak.= acquit of blame (isim) = suç. 2) gruplandırma (bilimsel bir deneyde denekleri benzer özelliklerine göre sınıflandırarak inceleme) blood cell = kan hücresi blood clotting element = kan pıhtılaşmasını sağlayan unsur blood flow = kan akımı. tuhaf. (bir şey) ile suçlamak. beslenmesi için gereken) kan miktarı. güçlü bir yerçekimine sahip yüksek kütleli kozmik cisim) blacken = karar(t)mak black-glazed = siyah sırlı blacklist (fiil) = kara listeye almak blacklist (isim) = kara liste blade = 1) bir bıçağın / kılıcın keskin kenarı. su toplama block = tıkamak. disable.ÜDS Sözlüğü . faaliyetini durdurmak. etkisizleştirmek. harman blended = karıştırmak veya harmanlamak yolu ile oluş(turul)muş. (bir duyguyu vs. mixed. mix. berbat etmek.21 bipolar disorder = bipolar bozukluk (manik depresyon da denen. zıt anl. kabahat. zıt anl. zıt anl. zıt anl.= separate blend (isim) = karışım. apaçık bir şekilde bleach = beyazlatıcı madde bleak = 1) kötü.= let go.= sharpen blur = bulandırmak blurred vision = bulanık görme www. kaplamak. Afrika halk müzikleri kökenli bir müzik tarzı bluish = mavimsi bluish-purple = mavimsi mor renk blunt = köreltmek.) bitkileri vuran bir tür hastalık blind (fiil) = kör etmek. acımasızca. zıt anl. 2) rüzgardan korumasız bleed = kana(t)mak bleed to death = kanamadan ölmek bleeding = kanama blend (fiil) = karıştırmak. (rüzgar) esmek blow (isim) = (kafaya vs. kan tedariği blood test = kan testi blood vessel = kan damarı bloodshed = kan dökülmesi. spoil blight (isim) = (patates vb. kanın vücut damarlarındaki veya bir yaradan dışarı akışı blood pool = kan toplanması blood pressure = kan basıncı. obstruction. özellikle siyahi insanlar arasında daha popüler olan. acaiplik black hole = kara delik (hiçbir maddi oluşum ya da ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyen. 2) az miktarda bite = ısırık. cover. darbe blow on (fiil) = (bir şey)’e doğru üflemek / esmek blow out = üfleyerek söndürmek blowout = yeni kazılmakta olan bir petrol veya artezyen kuyusunda. harmanlamak. acayip bizarreness = tuhaflık. zıt anl. zıt anl. lokma bite off = ısırarak koparmak bitter-blocker = acı tadı ortadan kaldıran bitterly = sert bir şekilde.

22 . 4) (kimyasal olarak) yıkmak / ayrıştırmak www. otel vs. fit box kite = kutu uçurtma (şekil bakımından her yanı açık bir kutuyu andıran uçurtma) brain = beyin brain activity = beyin aktivitesi brain area = beyindeki bölgelerden herhangi biri brain injury = beyin zedelenmesi brain malady = beyin hastalığı brain pathway = beyin yolu (beyinde bulunan sinir yolları) brain regions = beynin bölümleri brain structure = beynin yapısı brain wave = beyin dalgası brain-imaging = beyin görüntüleme brake = fren branch off (fiil) = kollara / dallara ayrılmak. ile) dövmek bond with = ile birleşmek. infinite. ani gelişme boost = arttırmak. -e bağla(n)mak bond yield = tahvil faizi bonding = bağ. 2) kaynayarak taşmak bold = cesur. bölünerek yeni işlere girişmek. çevirmek. gemi gibi büyük taşıtlara) binmek boast of = 1) (kendisi) ile (aşırı) övünmek. ara. kemikli book = 1) (bilet. sonsuz. için) bozulmak. gözüpek. rahatsızlık. 3) ruhen veya zihnen çökmek. kulübe border on (fiil) = (bir yer)’i çevrelemek. annoyance bottled gas = tüp gaz botulism = ağır bakteri zehirlenmesi boulder = iri kaya parçası bounce (fiil) = (ticari çekler için) karşılıksız çıkmak bounce off (fiil) = (top vs. gıcır gıcır brave = cesaretle karşı koymak. dull. diverge. analyze.ÜDS Sözlüğü board = (uçak. undermine. expand. improve. 2) en. width. zıt anl. brag. içine alacak kadar) genişlemek. lower.= coward bombard = bombalamak. daring. zıt anl. lessen. hastalık. branş branch out into = (başka yerleri vs. zıt anl. (top vs. için) reservasyon yap(tır)mak. sarı) kart göstermek (ve ilgili oyuncuyu kayda geçirmek). own. zıt anl. yükseltmek. generous bourgeois = burjuva bout = hastalık nöbeti. (expel = (örn. bir oyunda hatalı oynayan bir oyuncuya) uyarı amaçlı (örn. teneffüs break away = kırılıp / kopup ayrılmak break down = 1) parçalara ayırmak. 2) (futbol vb. patlama.com . possess bodily processes = vücut içinde meydana gelen (kimyasal. analiz etmek. fail. unlimited.= shrink brand = marka branding = marka yaratma brand-new = yepyeni.) prosesler / işlemler body = organ. 2) (övünülecek bir şey)’e sahip olmak. için) sek(tir)mek bounce (isim) = (derinin çekilip bırakılması sonrasında hemen) eski halini alabilmesi özelliği boundary = sınır boundless = sınırsız. otobüs.= limited.bademci. enclose. kurum. (hydrogen bond = hidrojen bağı) bone = kemik bone fracture = kemik kırığı bone marrow = kemik iliği bonfire = şenlik ateşi bony = kemiksi. tiresome bother = sıkıntı. tükenmez. bağlanma. 2) (motor vs. increase. fizyolojik vs. teşekkül body composition = beden yapısı body fluid = vücut sıvısı body function = vücut fonksiyonu body image = beden imgesi (insanın kendi bedeniyle ilgili algı ve değerlendirmeleri içeren imge) body mass index = vücut kitle endeksi (insanın vücut ağırlığının. trouble. surround border (isim) = (ülke için) sınır bore-hole = sondaj deliği boring (isim) = sondaj boring (sıfat) = can sıkıcı. göğüs germek breadth = 1) (bir uçtan bir uca) tamamı. kırmızı kart göstermek sureti ile (oyundan) ihraç etmek) boom = canlılık. tren. destek olmak. support. yeni alanlara açılmak. boyunun karesine bölünmesiyle bulunabilen ve zayıflık / şişmanlık ölçütü olarak kullanılan bir endeks) body weight = vücut ağırlığı body-fluid system = vücut sıvıları sistemi boil over = 1) kontrolden çıkmak. broadness break = mola. sıkıntı veren. reduce booster = güçlendirici booth = kabin.= prevent. scarce bountiful = cömert. subdivide branch (isim) = dal.

pek çok şikayete neden oldu. raise bring up to = (bir toplama. (The new law brought about many complaints. cause bring over = 1) deniz aşırı bir yerden getirmek.ÜDS Sözlüğü . farkına varmasını sağlamak bring under control = (bir durumu) kontrol altına almak bring up = 1) gündeme getirmek. bitirmek. genius. bright. 2) çocuk yetiştirmek. zorla geçmek. soluk alamama breed = cins. miktara) ulaştırmak brisk = canlı. for a short time. give rise. 2) yıkmak. refer (to). sona erdirmek. 2) kısaca. türden bir etkinliği) dağıtmak. develop.) getirmek. doğurmak.) bring down = 1) aşağıya çekmek. intelligent.= keep one’s promise break out = patlak vermek. moderate. perfection brilliant = dahice. ortaya çıkarmak. 2) (para.= start. geniş çaplı broadcast = (verici ile) yayınlamak www. (bir yer)’i canlandırmak breathless = nefesini tutmuş. inançlarına tekrar döndürmek. nervous breakdown.23 break into = 1) (zorla) girmek. için) dağılma. (My mother said I could bring my friend over for the night. wonderful brilliantly = harika bir şekilde bring in = 1) (sorun. zor durumu vs. force a way through break up = 1) (gösteri vs. earn bring into action = harekete geçirmek bring no benefit = hiç yarar sağlamamak. 2) (daha küçük) parçalara ayrılma breast = meme. ara vermek break one’s promise = sözünü tutmamak. introduce bring about = meydana getirmek. neden olmak.= aggravate. arıza. = Annem. save. bitme. parlak. commence bring to the fore = ön plana çıkartmak bring to the notice = (bir kişi)’nin dikkatine sunmak. azaltmak. hızlı ve enerji harcatan tarzda. 2) (birini kendi) değerlerine. üre(t)me.com . accomplish bring on = ortaya çıkarmak. tür breed grounds for = (bir şey)’e zemin hazırlamak breeding = yetiş(tir)me.bademci. introduce. = Yeni yasa. organizasyon vs. account for. short briefly = 1) kısa bir süre için. force an entry. 2) bozulma. pull through bring to an end = son vermek.) getirmek. sunmak. değinmek. para. 3) beraberinde getirmek. zıt anl. zıt anl. collapse. 2) (daha küçük) parçalara ayırmak / ayrılmak breakdown = 1) sinir bozukluğu. get. yield bring in = 1) (birisini veya bir şeyi tanıdık bir ortama) getirmek. mükemmellik. yumuşatmak. (açığı) kapatmak bridge the gap between … and … = … ve … arasındaki boşluğu kapatmak. gelir vs. worsen bring through = (birinin bir hastalığı. meydana getirmek. neden olmak. (bitki ve hayvan türlerini) ıslah etme breeding grounds = üreme / yuvalanma bölgesi breeze = esinti brew = gelişmek. 2) birden (bir şey yapmaya) başlamak. yayılmak (kötü şeyler için) brewing = demle(n)me brick = tuğla bridge = köprü kurmak. harika. birden ortaya çıkmak. shortly bright = parlak brilliance = deha. terminate. … ile … arasında köprü oluşturmak brief = kısa. energetic broad = geniş. yerle bir etmek bring forth = yaratmak. earn. gelir vs. pass through. fren yapma işlemi breakthough = çığır açan şey.) atlatmasını sağlamak. arkadaşımı gece yatıya çağırabileceğimi söyledi. effectuate. great innovation / discovery breakup = 1) (gösteri. escape (from) break through = (bir yerden engelleri aşarak) ilerlemek.)’den kaçmak. sebep olmak. sunmak. produce. göğüs breast cancer = meme / göğüs kanseri breastfeed = emzirerek beslemek breastfeeding = emzirerek besleme breathe = nefes almak breathe life into = (bir şey)’e yaşam üflemek. failure breaking = frenleme. hiç faydası olmamak bring off = başarmak. alleviate. zıt anl. hareketli. erupt break out of = (hapishane vs. cause. 2) (bir kişi)’yi veya (bir şey)’i (tanıdık bir ortama) getirmek. produce. ruhen çökme. başarılı bir şekilde yapmak. nefes bile almayan (heyecan ve ilgi ifade eder) breathlessness = soluksuzluk. burst into break off = (birdenbire) dur(dur)mak.) bring relief = rahatlatmak. produce bring out = (bir şey) geliştirmek. yol açmak.

birikmek. = Bütün stress psikolojim üzerinde birikiyor ve beni depresif yapıyor. form. polish. yy’da Avrupa nüfusunun dörtte birine yakınının ölümüne neden olan. barbarously.). expand. 3) üzerine kurulu olmak. generally broken generation = acılı nesil broken spirit = (örn. by a third www. develop. yaşama azminin yitirilmesi nedeniyle ortaya çıkan) moral çöküntüsü bronchoscopy = bronkoskopi (soluk borusu ve bronşların bir alet vasıtasıyla muayene edilmesi) Bronze Age = Tunç / Bronz Çağı (insanların bronzu kullanmaya başladıkları. yöntemiyle. darbe.ÜDS Sözlüğü broaden = genişle(t)mek. 2) büyümek.) broadly = geniş çaplı.). yoluyla. be based on build to a common standard = ortak bir standarda göre yapmak / inşa etmek build up = 1) oluş(tur)mak. araç vs. Ö. Anadolu için M. yük. through by nature = özü / doğası sebebiyle. accumulate.com . halsizlik ve koltuk altı ile kasık bölgelerinde kabarcık oluşumu ile belirgin hastalık) budget = bütçe budgetary = bütçe ile ilgili bug = (bir sistem ya da makinedeki) hata. = Yazar. = Literatür. yakarak tüketmek burnish = cilalamak. dümdüz etmek bullet-proof = kurşungeçirmez bullfight = boğa güreşi bump = çarpma. (All the stress builds on my psychology and makes me depressive.bademci. burden Brussels = Brüksel (Belçika’nın başkenti olan ve Avrupa Birliği’nin yönetim merkezlerinin çoğunun yer aldığı kent) brutally = vahşice. bulimia nervosa bulimia nervosa = bkz. hiçbir şekilde. yüksek ateş. accumulation bulimia = 1) oburluk. wax. by one third by any chance = tesadüfen. (Literature greatly broadens a doctor’s horizons. arıza build on = 1) üstüne çökmek. zıt anl. 14. hyperphagia. aracılığı ile. dükkan. certainly not by one account = bir görüşe / rapora göre… by one third = üçte bir oranında. 2) daha da ileri götürüp geliştirmek. önceki çok satan kitabının başarısını daha da ileri götürmeyi umuyor.= lessen build up to a size = belli bir ebada kadar yapmak building blocks = yapı taşları building code = (binaların nasıl inşa edileceğini vs. katiyen. vurma bumpy = tümsekli. in no sense. fersah fersah. baloncuk bubonic plague = hıyarcıklı veba (özellikle pireler ve fareler tarafından taşınan. ziyadesiyle.24 .= tarnish burst (fiil) = patla(t)mak burst (isim) = 1) patlama ile fırlama / saçılma. toprak altında bırakmak business ethics = iş ahlakı business segments = iş alanları business setting = iş ortamı bustle = telaş etmek buttocks = (genellikle çoğul kullanılır) kalça. popo buy up = (bir şey)’in tamamını satın almak by a third = üçte bir oranında. engebeli bundle = demet burden = külfet. birikmek. (bir şey)’i esas almak. (The author hopes to build on the success of his previous bestseller book. cruelly. bere brunt = yük. doğası gereği by no means = asla. çürük. sayesinde. yaklaşık 3000-1200 yılları arasında kalan dönem) bruise = (deri ya da deri altı için) morarmak. buldozer ile) yıkmak. humanely bubble = kabarcık. strain bureaucracy = bürokrasi burglar = (ev. 2) bulimi (genellikle genç kızlar arasında görülen. morluk.= gently. bulimia 2 bulk = büyük hacim / kütle bulldoze = (örn. soyan) hırsız burglary = ev / bina / araç soyma burn = yakmak / yanmak burn up = yakmak. aşırı yeme. amplify. 2) bir anlık ve genellikle kısa süreli çok yüksek artış bury = gömmek. zıt anl. zıt anl. şans eseri by any means = her ne şekilde olursa olsun by far = çokça. düzenleyen) imar yasası building material = inşa / yapı malzemesi build-up = birikme. aşırı yemek yeme sonrasında kilo alma korkusu sebebiyle kişinin kendi kendini kusturması ile belirgin yeme bozukluğu). kaba et. far and away by implication = ima yoluyla by means of = vasıtasıyla. parlatmak. gather. bir doktorun ufkunu önemli ölçüde genişletir.

witness www.bademci. baypas etmek bypass surgery = baypas ameliyatı (koroner bir damardaki tıkanıklığı gidermek için ana atardamar ve tıkanık damarın arasına vücudun başka bir bölgesinden alınan damar vasıtasıyla kan geçişi sağlanması) by-product = yan ürün bystander = seyirci.25 by reference to = (birşey)’e göre / ilişkin olarak by this means = bu yolla.com .ÜDS Sözlüğü . olaya karışmadan kenarda duran kimse. using this by this time next year = gelecek yıl bu vakte kadar bypass = etrafından dolanarak / yanından geçerek / uğramadan aşmak.

kansere bağlı olarak büyüyen doku vs.bademci. (bir şey)’i gerektirmek. destek vs. için) kampanya camphor = kamfor defnesinden elde edilen. tuval üzerine yapılmış resim cap = başlık. (birisini bir işte) kullanmak call out = 1) (yüksek sesle ad. capacity. günümüzde sadece Nevşehir ili sınırları içinde kalmış olan ve volkanik oluşumları ile tanınan bölge) captivate = büyülemek. zıt anl. calorie Cameroon = Kamerun (Batı Afrika’da bir ülke) camouflage = kamuflaj. mal ve hizmet fiyatlarını piyasa ekonomisinin belirlediği sosyal ve ekonomik sistem) capitalize = büyük harfle yazmak capitalize on = (bir şey)’den yararlanmak. kapak capability = yetenek. require. ability. üretim. (Great necessities call for great leaders. kafese koyulmuş calcium-rich = kalsiyum bakımından zengin calendar = takvim call = isimlendirmek. büyük liderler gerektirir. = Büyük ihtiyaçlar.) söylemek. invite call into question = sorgulamak call on = (birisinden bir şey yapmasını) istemek. kampanya yapmak campaign (isim) = (seçim vs. beyaz veya şeffaf renkli. muktedir. (bir şey yapması için) davet etmek. = Diyette olmama rağmen. kabiliyet.com . numara vs. cezbetmek www. exploit Cappadocia = Kapadokya (antik dönemde Orta Anadolu’nun geniş bir kısmını kapsarken. (I can’t help eating chocolate even though I am on a diet. çağrıda bulunmak calm (down) (fiil) = sakinleş(tir)mek. dağılım. silip süpürmek. able to. designation call upon = (yardım.= incapable of. death penalty capitalism = kapitalizm (üretim araçlarının çoğunluğuna özel mülkiyetin sahip olduğu ve işlettiği. pacify. zıt anl. 1 gram suyun ısısını 1 santigrat derece arttıran enerji miktarı). gelir. kokulu. C cancer-related = kansere bağlı cane = baston canister = metal tüp cannabis = Hint keneviri cannibalism = yamyamlık (kendi türünü yeme) cannot help = elinde olmamak. konserve kutusu cancel out = ortadan kaldırmak. Guangdong (Çin’de bir liman kenti ve aynı isimli eyaletin başkenti) canvas = branda bezi.) call in at = (bir yer)’e uğramak call in = davet etmek. için) başvurmak.= excite calm (isim) = sükunet. unable to capacity = kapasite. gölgelik Canton = Kanton. çikolata yemek konusunda kendime hakim olamıyorum. wipe out cancer development = kanserin ortaya çıkması / başlaması / gelişmesi cancerous = kanserli cancerous growth = kansere bağlı büyüme.) canopy = ormanda ağaç tepelerinin oluşturduğu en üst tabaka. 2) (göreve / iş başına / yardıma) çağırmak call sign = kod ad. kendine hakim olamamak.= incompetence capable of = (bir şey)’i yapabilir / yapmaya gücü yeter. yatırım. tiner gibi şeylerin içine konduğu) kutu / teneke. zıt anl. offset. ask. benefit from. term call for = (bir şey) istemek. gizle(n)me campaign (fiil) = mücadele etmek.C C CC cage = kafes caged = kafeslenmiş. mumsu bir madde can = (boya. kapasite. tuval. dinginlik calorific value = kalori değeri calory = kalori (bir atmosfer basınç altında. güç Cape of Good Hope = Ümit Burnu Cape Town = Cape Town (Afrika kıtasının en güneyindeki Ümit Burnu’nda yer alan ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetim merkezlerinden biri olan kent) capillary = kılcal damar capital punishment = ölüm cezası.

photograph.bademci. esir etmek. 4) saptamak. zıt anl. conduct. zıt anl. excite. zıt anl. hayvan ya da bitkilerde bulunan. porter carry away = 1) ikna etmek. continue.= deliberate. fulfil. 2) hoşlanmak carefree = kaygısız. hoşlanmak.) carve = oymak carving = oyma case = 1) vaka. fethetmek. genelde sarı ile kırmızı arasındaki doymamış pigmentlerden herhangi biri carpet = (tabanı) kaplamak carriage = vagon. 3) durum. attendant careless = dikkatsiz. draw near. dertsiz. 2) fotoğrafını çekmek. uygulamak. = Fotoğraf makinesiyle gözünün önünde meydana gelen değişimleri yakalamaya çalıştı.ÜDS Sözlüğü .= give up carry out = yapmak. take a photo of. (bir şey)’i arada bir yapan. dört temel kanser türünden biri) cardboard = karton cardiac = kalbe ait cardiac arrest = kalp durması cardiac rehabilitation = kalp rehabilitasyonu (çalışma yeteneği azalmış olan kalbe. felaket getiren. persuade. implement. özellikle onların birlikte getirdikleri teknolojik aletlere duyulan hayranlık ile bağlantılı olarak ortaya çıkan tapınma eylemine verilen ad cargo hold = kargo ambarı Carib Indians = Karib Yerlileri (Güney Karayipler’de yaşayan bir yerli halk) caries = diş veya kemikte çürüme carotenoid = insan.= fall behind categorically = kategorik olarak / sınıflandırılarak incelenmek suretiyle categorize = sınıflandırmak. sürdürmek. zıt anl. nurse. situation Caspian Sea = Hazar Denizi cast (fiil) = (gölge) yapmak / düşürmek. catch. record capture off-guard = hazırlıksız / savunmasız yakalamak carbon isotope ratio = karbon izotop oranı. zıt anl. Preston. formal. tutuklamak. gerçekleştirmek. perform. incident. yetişmek. özensiz. persevere. gelişmiş ülkelerden gelen bir grupla ilk defa karşılaştıklarında. (doğal) afet catastrophic = feci. (seviyesi)’ne vs. disastrous catch a yawn = başkası esnerken esnemeye başlamak catch the public attention = halkın dikkatini çekmek catch up on old times = (iki ya da daha fazla kişi için) sohbet ederek.= professional catalysed by breakthroughs = yeni buluş / keşiflerle güçlenmiş catalyze = katalize etmek (özellikle bir kimyasal reaksiyonu kolaylaştırmak / çabuklaştırmak) catastrophe = felaket. (She carries out her duties efficiently. esir capture = 1) yakalamak. umursamaz carefully = dikkatli / titiz bir şekilde caregiver = hasta ya da çocuk bakıcısı. tespit etmek.= release. = Görevlerini düzgün bir şekilde yerine getiriyor.)’ye ilgi duymak / ile ilgilenmek care for = 1) özen göstermek. (The experiments were carried out by Dr. be fond of. olay.27 captivating = dikkat çeken captive = kapatılmış. 2) heyecanlandırmak. 2) dava.). 2) profesyonel olmayan. CIR carbon-emission tallies = karbon yayma çetelesi / hesap tablosu carcinogenecity = kanser yapma eğilimi carcinoma = karsinoma (epitel dokuda ortaya çıkan kötü huylu her tür kanser çeşidi. araba carrier = taşıyıcı. rastgele. (With his camera he tried to capture changes as they took place before his eyes. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) cardiac sphincter = kardiyak sfinkter (yemek borusunun en uç noktası ile mide arasında kalan valf / kapakçık) cardiovascular disease = kalp ve kan damarları rahatsızlığı / hastalığı cardiovascular health = kalp ve damar sağlığı care about = 1) sevmek. imprison. (maden) dökmek cast (isim) = oyuncu kadrosu cast-in-place = yerinde dökülmüş casual = 1) tesadüfi. = Deneyler Dr. informal.com . event. accomplish. classify www. yerine getirmek.= careful cargo cult = kabile hayatı yaşayan topluluklarda. 2) (bir fikir vs. 3) götürmek carry on = devam etmek. 3) (fotoğraf / resim için) (örneğin bir anı) yakalamak.). conduct. accidental. gayriresmi. Preston tarafından gerçekleştirildi. geçmişte yaşananları ya da kaçırılan olayları öğrenmek catch up to / with = (birinin ya da bir şeyin) (hızı)’na. zıt anl. incidental.

warn cautious = ihtiyatlı. careful. continue cease to need = ihtiyaç duymamak. some certainly = kesinlikle. bir artere yakınlığı sebebiyle çok dikkatli bir şekilde drene edildi. kafa tutmak. fixed. zıt anl.= begin. zıt anl. asır ceramic = seramik (genellikle çömlek üretmek amacı ile seramik çamurunun pişirilerek sertleştirilmesi yolu ile elde edilen malzeme) cereal = 1) tahıldan yapılmış hazır yiyecek. objective. reason caution (isim) = 1) ihtiyat. prudent. dikkatlice. göksel celestial body = gök cismi celestial observatory = gözlemevi. alertness. mobile phone cellular hypoxia = hücresel oksijen azlığı cellulose = selüloz (bitki hücrelerinin duvarını oluşturan ve kağıt üretiminde kullanılan madde) censor = sansürlemek census = sayım. 2) neden. stop. secondary central Europe = Orta Avrupa centre of the brain = beynin merkezi centre on / upon = (bir şey) üzerine yoğunlaşmak / odaklanmak.= peripheral. gökyüzü gözlem merkezi cell plate = bitki hücrelerinin ortasında oluşup büyüyerek hücreyi ikiye ayıran ve daha sonra hücre duvarına dönüşen yapı cell-phone = cep telefonu. zıt anl. sakıngan. praise celebrated = ünlü. uzun tüp şeklinde araç) Catholic = Katolik (Hristiyanlık dininin Katolik mezhebi ile ilgili) Catholicism = Katoliklik (Hristiyanlık’ta büyük bir mezhep) cattle = sığır cattle-farming = sığır çiftçiliği causality = nedensellik. hedef. sona er(dir)mek. boşluk. serebrum ya da beyinle ilgili cerebral cortex = serebral korteks (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan. tedbirli. ülkü. elbette ki. carefully. kireçtaşı challenge (fiil) = meydan okumak. = Enfekte olmuş yara. overlook century = yüzyıl.= carelessly. 2) kesin. için) yemek hizmeti vermek cater to French tastes = Fransız zevklerine hitap etmek catering = yemek tedarik etme caterpillar = tırtıl catheter = kateter (vücutta herhangi bir boşluk ya da kanala sıvı vs. fundamental. kutlamak. warning caution (fiil) = uyarmak. ana. ikaz etmek.com . yüz yıl yaşamış olan central = merkezi. halt. beyincik cerebral = serebral. durmak. 3) bazı. 2) uyarı. definitely. thoughtfully. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cerebrospinal fluid = serebrospinal sıvı (beyinomurilik sıvısı) ceremonial centre = tören merkezi certain = 1) belli. confront www.) sınamak. quit. (The infected wound was very cautiously drained.= floor celebrate = övmek. meşhur. zıt anl. for it was close to an artery.bademci. concentrate on. dava. ihtiyacı olmamak ceaselessly = durmaksızın ceiling = (oda için) tavan. (gücünü.) cave-sanctuary = mağara-mabet cavity = oyuk. main. sebep-sonuç ilişkisi causation = (bir hastalık vs’ye) neden olan şey cause (fiil) = neden olmak.28 .= careless. şöhretli celebrity = ünlü kimse celestial = gök ile ilgili. gaye. ikaz. zıt anl. purpose. 2) tahıl cerebellum = (çoğul: cerebellums ya da cerebella) serebellum. iletmek amacıyla kullanılan ince. minor.ÜDS Sözlüğü cater = (özellikle düğün vs. zıt anl.= probably certainty = kesinlik. nüfus sayımı centenarian = (en az) yüz yıllık.= uncertainty cervical = boyun ile ilgili cervical vertebrae = boyun omurları Chad = Çad (Orta Afrika’da bir ülke) chafe = (sürtme sonucu) yarala(n)mak / berele(n)mek / kızar(t)mak chain = zincir chain of events = olaylar zinciri chairman = başkan chalk = tebeşir.= recklessness. (dişte) çürük cavity-wall = arasında boşluk bulunan duvar cease = (bir şey yapmayı) durdurmak. yeteneğini vs. end. attention.= disregard. absolutely. focus on. yol açmak cause (isim) = 1) amaç. thoughtless cautiously = ihtiyatlı. sebep. sure. zıt anl. zıt anl. zıt anl. tedbirli.

attack. Eurotunnel chaotic = karmakarışık. part characteristic = karakteristik özellik. çekicilik charming = hoş.). bir hikayedeki) bölüm. hamle yapmak. (The country has changed over from military to civilian rule. yardım derneği charm = cazibe. karakterize etmek. tanımlamak. (kişiye) özgü davranış. section. 2) göğüs chest infection = göğüs enfeksiyonu chestnut = kestane chick = civciv chiefly = başlıca. yeteneğini vs. kimyager chemotherapy = kemoterapi (özellikle kanser hastalıklarında kimyasal maddelerle yapılan tedaviye verilen genel ad) cherished = değer verilen chessboard = satranç tahtası chest = 1) sandık.) challenging = meydan okuyan.bademci. doğuştan gelen katarakt vb. zorlayıcı. (Mount Everest presented a challenge to Hillary. saldırmak.29 challenge (isim) = (insana meydan okuyan türden) zorluk.ÜDS Sözlüğü . nedenlerle ortaya çıkan körlük) chimpanzee = şempanze (alet kullanabilecek kadar zeki olan ve genelde bu tür deneylere konu edilen maymun türü) chip = çip (yarıiletken bir maddenin üzerinde oluşturularak üretilen küçültülmüş elektronik devre). İngiltere ile Fransa’yı demiryolu ile birbirine bağlayan tünel). = Everest Tepesi.com . = Bir günde bir köprü inşa etmek başarılması zor bir işti. describe charge (fiil) = 1) hücum etmek. above all child abuse = çocuk istismarı child labour = çocukların çalıştırılması childbirth = doğum child-guidance clinic = çocuklar için psikolojik rehberlik ve ruhsal hastalıkların tedavisi gibi hizmetler veren klinik childhood blindness = çocuk körlüğü (A vitamini eksikliği.) sınayan chamber = oda chamber music = oda müziği (küçük bir grup müzisyenin genellikle bir odanın içinde küçük bir topluluk için çaldığı müzik) chameleon = bukalemun (renk değiştirebilen bir kertenkele türü) chance error = tesadüfi / rastlantısal hata chances = şans change = değişiklik. 2) bir masrafı birinin hesabına geçirmek / yazmak. kısım. kutu. variety change into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. (To build a bridge in one day was a real challenge. 2) (elektriksel) yük chariot = atlı savaş arabası charity = hayır cemiyeti. cana yakın. (bir kişi)’nin onayını almak checker = dama taşı check-up = genel sağlık kontrolü cheering = neşelendirici.= harmonious. başarılması zor iş. aldatma check = kontrol etmek check for = (bir şey bulmak) amacı ile kontrol etmek. kiralama veya özel sözleşmeler çerçevesinde gerçekleştiren havayolu şirketi cheating = kandırma. orderly chapter = (örn. kızamık. çekici charter (fiil) = bir uçağı.) kimyasal enerji çıkarma / elde etme işlemi chemical reaction = kimyasal tepki / reaksiyon chemist = kimyacı. tipik davranış characterize = nitelendirmek. ücret. alteration. (gücünü. define. mostly. keyif verici chemical affinity = kimyasal çekim / cazibe / yatkınlık chemical energy extraction = (besinlerden vs. (check the building for gas leakage = binayı gaz kaçağı bulmak amacıyla kontrol etmek) check with = (bir kişi)’ye sormak. belli bir miktar patlayıcı ile) doldurmak charge with = (bir şey) ile itham etmek / suçlamak charge (isim) = 1) harç. convert into change one’s mind = fikrini değiştirmek change over to = (bir şeyden bir şey)’e tamamen değiş(tir)mek. (bir kişi ya da unsura) has özellik. disorganised. her şeyden önce. = Ülke askeri rejimden sivil rejime döndü. düzensiz. modification. 3) (bir silahı vs. feature characteristic attitude = karakteristik davranış. zıt anl. yenidoğanlarda göz enflamasyonu. integrated circuit www. box. en çok. confused. değişim.) channel (into) = kanalize etmek Channel Tunnel = Manş Tüneli (Manş Denizi’nin altından geçen. tarifesi dışında uçuş gerçekleştirmek amacı ile kiralamak charter (isim) = eski Avrupa’da şehir kuruluşu ve yönetimi ile ilgili kuralları belirleyen belge charter airline = uçuşlarını bir tarife olmaksızın. Hillary için kendisine meydan okuyan zor bir hedefti.

demand. soluk alamama chromosomal = kromozomal. request. sort. koşul. zıt anl. kromozomlar ile ilgili chromosomal polymorphism = biyolojide belli bir türün içinde. civil disturbance civil war = iç savaş civilian law = medeni hukuk. üzerinde kalıtsal özellikleri belirleyen genleri taşıyan.= pollute clear = açık. arıtmak. clean. hem de yüksek seviyede olduğu ve genellikle günümüzde en tanınmış eserlerinin çoğunu verdiği dönem). berraklık. talep. aşikar. seçim.30 . incident. çare. assertion. hak talebi. net. option choke on = (boğazı) tıka(n)mak. deny claim (isim) = iddia. condition circumstances being what they are = şartlar böyle olunca cirrhotic = sirotik (siroz ile ilgili ya da ondan ileri gelen) citizen = vatandaş. iç kargaşa. krank. demand. break down. bariz. 2) dağıtım miktarı. dolaşımla ilgili circumference = daire çevresi. tiraj circulatory = sirkülatuar. zıt anl. doğada genellikle basit yöntemlerle gözlemlenebilen olayları basitçe açıklamakta kullanılan kurallar ve kanunlar) classics = klasikler. case. tabaka. yığın churchyard = kilise bahçesi / avlusu cipher = şifre circuit = elektrik devresi circulate through = (bir şey)’in içinde deveran etmek / dolaşmak. süreğen şekilde chronicle = tarihi olay kaydı chunk = büyük bir parça. vaka. durum. situation. klasik eserler classify = sınıflandırmak. boğazına bir şey kaçmak choking = boğulma.= disclaimer clarify = açıklığa kavuşturmak. classic period classical rules = klasik bilim kuralları (örn. netlik class = sınıf. çevre ölçüsü circumnavigate = denizden (örn. wash. dünyanın) etrafını dolaşmak circumstance = olay.= unclear www. turunçgil city-state = şehir devlet (kendi kendini yöneten ve yakın çevresindeki topraklara da hakim olan kent) civet = misk kedi türünün genel adı civic = yurttaşlık / vatandaşlık ile ilgili civil disturbance = sosyal kargaşa. caste class hierarchy = sosyal sınıf hiyerarşisi (bireylerin birbirinden üstün / aşağı olmasını belirleyen ve sosyal sınıf farklarından kaynaklanan düzen) classical period = klasik dönem (bir uygarlığın veya bir sanat dalının tarihsel süreç içerisinde hem gelenekselci. farklı kromozom sayılarına veya şekillerine sahip bireylerinin bulunması durumu chromosome = kromozom (hücre çekirdeğinde. illuminate clarity = açıklık. alternative. pres gibi hareketli ve takırdayan parçalar içeren. yurttaş citrus = narenciye. zümre. belirgin. make clear.ÜDS Sözlüğü chip-making = elektronik devre / çip üretme chlorine = klor (doğada genellikle keskin kokulu. iç kargaşa civil engineer = inşaat mühendisi civil right = vatandaşlık hakkı civil service job = devlet memurluğu civil unrest = sosyal kargaşa. zıt anl. yıkamak. yeşilimsi sarı renkli. takırdayan clavicle = köprücük kemiği clay = kil clean bill of health = sağlık raporu (bir hekim ya da hekimler kurulu tarafından düzenlenen ve bir kişinin sağlıklı olduğunu belgeleyen rapor) cleanse = temizlemek.= disclaim. süreğen chronic bacterial infection = kronik bakteriyel enfeksiyon chronic bleeding = kronik kanama (uzun süre devam eden kanama) chronic disease = kronik hastalık (uzun süre devam eden hastalık) chronic infection = kronik enfeksiyon (uzun süre devam eden enfeksiyon) chronic insomnia = kronik uykusuzluk (uzun süre devam eden uykusuzluk hali) chronically = kronik olarak. zıt anl. keyfiyet. iplik şeklindeki oluşumlardan her biri) chronic = kronik. go about in.bademci. obvious.com . kamu görevlisi claim (fiil) = talep / iddia etmek. civil law civilization = medeniyet. request. group clattering = (makine için) dişli. zehirli ve tahriş edici Cl2 (diklorin) gazı olarak bulunan element) choice = seçenek. izafi veya kuantum olmayan. move around in circulation = 1) dolaşım. uygarlık civil-servant = devlet memuru.

law. birleşip bir bütün oluşturmak.ÜDS Sözlüğü . fuse into.= incoherent www. sahil. akıllı(ca). remove clearly = açıkça. canlıların solunum ile dışarı verdikleri bileşik). dizi. disappear. geç(ir)mek. 2) herhangi bir kopukluk olmaksızın. ungainly cluster = küme. elektrik akımının tam bir döngü içinde dolanabileceği elektrik devresi closedown = kapanma. obviously clearly defined = şekli / hatları açıkça belirgin clever = zeki(ce). heal. dikkatlice. ile) sıkıca kapatmak / kıstırmak clockwork = genellikle dişliler ve benzer hareketli parçalar içeren bir sistem ile çalışan clog (fiil) = tıkamak clog (isim) = kan pıhtısı clogging = (damar için) tıkanma. slip out of clear up = 1) (hastalık) gidermek. klips vs. tıkanıklık cloned sheep = klonlanmış koyun cloning = klonlama (yapay olarak tek bir hücreden birbirine benzeyen canlı meydana getirme) close down = (bir işyerini vs.com . faaliyetini durdurmak. 2) (birbirine) yaklaşmak. ahenkli. kaba. biçimsiz. zıt anl. zıt anl. yasa.= remotely. rational.) kapatmak. ortadan kaldırmak. shore coastal = kıyıya / sahile ait coastline = kıyı boyu. carbon dioxide coal-derived = kömürden elde edilen coalesce into = birleşmek. uygun. group clutch = (yumurtalar için) bir kerede / bir gebelikte yumurtlanmış CO2 = karbon dioksit (doğada genellikle gaz halinde bulunan. radyo yayını gibi herhangi bir dış sistem ile bağlantısı bulunmayan). shut. 2) kod. consistent.) yazarlarından her biri cobalt = kobalt (ferromanyetik özelliği olan. carefully. açık ve net olarak. emboli clothe = kaplamak clothing chain stores = hazır giyim mağazaları zinciri cloud complex = bulut kompleksi (birlikte hareket eden bir bulut öbeği) cloudy fluid = bulanık sıvı club football = kulüpleşmiş / profesyonel futbol clue = ipucu. remove clear out of = (bir yer)’den sıvışmak. hint. doruk cling to = (bir şey)’e yapışmak / sıkıca sarılmak. sıkı sıkıya.= let go of clinical trial = klinik deneme / çalışma clinician = klinisyen (klinik öğreti ve uygulamada uzmanlaşmış hekim) clip tightly = (mandal. kapamak. yaklaşık. televizyon. distantly closer scores = birbirine daha yakın (daha az farklı) skorlar clot = pıhtı. sahil şeridi coating = kaplama co-author = (kitabın / yayının vs. close to close up = 1) (bir şey)’i tıkamak. sarp kayalık climate = 1) durum. strongly. block.= opening closely = yakın şekilde. shut down close in on / upon = (bir şey ya da kişi)’ye (sinsice) yaklaşmak. 3) eğilim climatic = iklimsel. zıt anl. şifre coenzyme = koenzim (bazı enzimlerin aktivitesi için gerekli olan organik ya da mineral bazlı. zıt anl. approach close on = (genellikle rakamlardan önce kullanılır) hemen hemen. emboli. küçük molekül) cognitive = bilme / kavrama / idrak ile ilgili cognitive function = kognitif fonksiyon (algılama. mevsimsel climatic control = iklim kontrolü (iklimleri ve mevsimleri anlamayı ve kontrol etmeyi amaçlayan araştırma alanı) climatologist = iklim bilimci (iklimleri inceleyen bilim insanı) climax = zirve. tüymek. (There is a tendency for separate industrial systems to coalesce into large units. yakından.) coal-mining = kömür madenciliği coast = kıyı. iyileş(tir)mek.bademci. 2) ortadan kaldırmak. grup. come closer closed basin lake = kapalı havza gölü (akarsular tarafından beslenmeyen ve suları akarsular yolu ile denize ulaşmayan göl) closed circuit = 1) kapalı devre (ana şebekeye bağlı olmayan veya internet. kesmek. öğrenme ve mantıksal bir temele oturtma işlemlerinin psikolojik sonucu olarak ortaya çıkan durum) coherent = tutarlı.31 clear away = 1) kaybolmak. sign. = Ayrı endüstriyel sistemlerin birleşip büyük birimler oluşturması yönünde bir eğilim mevcuttur. mantıklı. sert ve gümüşi-beyaz bir metal) cobbled = kaldırım taşı döşeli coconut = hindistan cevizi code = 1) kanun. evidence clumsy = hantal. 2) tamamen temizlemek. işaret. smart client = müşteri cliff = uçurum. shutdown. cure. 2) iklim. tightly. awkward.

ÜDS Sözlüğü cohesion = bütünlük. iş arkadaşı.= surrender (to). bağlılık coin (fiil) = 1) madeni para basmak. çatışma collusion = gizli anlaşma. crash collision = çarpışma. result from. fall down. downfall. uygulanmaya başlamak.) collapse on oneself = kendi içine / üstüne çökmek collar = yaka. bulky colour = saptırmak. Sovyetler Birliği ile ABD önderliğindeki Batı devletleri arasında yaşanan savaşsız gerginlik ve düşmanlık ortamı) colitis = kolit (kolon iltihabı) collaborate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. (oralı) olmak. 2) (bir yer)’den gelmek. peer collect = toplamak. zıt anl. muharebe combat stress = savaş / muharebe nedeniyle oluşan stres combination = birleşme. go into effect come into high favour = çok tutulmaya başlamak come into prominence = ünlenmek. accompany. çökme. zıt anl. ortaya çıkmak. fail. unification. çökmek. (aynı zamana) denk gelmek. encounter. çarpmak. become well-known www. 2) (şu versiyonlarda / şekillerde / renk seçeneklerinde / tiplerde) bulunmak. tanınmak. appear. tesadüf etmek.= dissolution combinatorics = kombinatorik (matematikte sayıların. hep beraber. = Bu çerden çöpten evler sert bir fırtınada yıkılmaya yatkın görünüyorlar.) come into being = ortaya çıkmak. coexist. sikke coincide with = (bir şey) ile rastlaşmak. fight with / against. meet. come into existence. = Manisalıyım. kaba saba. deviate coincidental = rastlantısal. triumph collapse (isim) = göçme. sömürge colorectal cancer = kolorektal kanser (kolon ve rektum kanseri) colossal = kocaman. compromise combat (isim) = savaş. shared. önyargı katmak. kolonide yaşayan colonization = kolonizasyon. 2) elde etmek. beraber çalışmak. düşmek come from = 1) (bir şey)’den kaynaklanmak. kolonize olmak (aynı tür mikropların besi yerinde yer yer kümeler oluşturması) colony = koloni. zıt anl. joint. birleşme. 2) sözcük / söz türetmek coin (isim) = madeni para. emerge come into close contact with = (bir şey) ile yakın temasta bulunmak come into force = yürürlüğe girmek. drop by. (These flimsy houses are liable to collapse in a heavy storm. fall in.32 . biriktirmek collection = toplama. jointly. cooperate with collaboration = birlikte çalışma. işbirliği.= individual. Dünya Savaşı sonrasında oluşan. solo collective burial = toplu gömü / mezar collectively = toplu olarak. birleştirme. clash. failure. ortaya çıkmak. zıt anl.= differ. zıt anl. = Bu kalemler yedi farklı renk seçeneğinde bulunmaktadır. ulaşmak.com .= avoid come along = 1) gelmek. acquire come down = (fiyat için) inmek. take place. cooperation collagen = kolajen (bağ doku liflerinin yapısını oluşturan ana protein) collapse (fiil) = göçmek.= separate combustion = yanma. mücadele etmek. ortaklaşa. fall in. zıt anl. struggle with / against.) come in = 1) gelmek. ortaklaşa. edinmek.bademci. distort colour scheme = renk düzenlemesi coma = koma (dış uyaranlar ya da uyarmalara yanıt vermeyen derin bilinçsizlik / baygınlık durumu) combat with / against (fiil) = savaşmak. sömürgeleştirme colonize = 1) sömürgeler kurmak. (haber vs. 2) koloni oluşturmak. ( I come from Manisa. triumph. unite. (These pencils come in seven different color choices. belirmek. 2) ortaya çıkmak come by = 1) önceden haber vermeden (birisinin) yanına uğramak. olmak. zıt anl.= individually collector = koleksiyoncu collide = çarpışmak. birlikte gelmek. boyunluk. come to life. tutuşma combustion driven = yanma ile çalışan come about = meydana gelmek. mixture. yıkılmak. tesadüfi Cold War = Soğuk Savaş (2. topple. zıt anl. harflerin ve nesnelerin araştırılması ile ilgili alan) combine = birleş(tir)mek. ulaşmak. için) alınmaya başlamak. embody. secret aggrement colonial = sömürgeye ait colonial power = sömürgeci güç (dünya çapında kolonilere / sömürgelere sahip devlet) colonist = koloni kuran.= success.= succeed. tasma colleague = meslektaş. topple. zıt anl. yıkılma. koleksiyon collective = kolektif. birleşim. arise come across = rastlamak. arrive.

akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yer)’e kapatmak commitment = 1) vaat. start. happen. söz.ÜDS Sözlüğü . set out. commoner. good common = olagelen. remark comment (isim) = yorum commentator = yorumcu. zıt anl. current. begin.= submerge. delegate. = O intihar etti. happily.com . halktan insan. 2) (suç vs. be dominant over. (A light wind came up. zıt anl. prevalent. devotion. come to be known = bilinegelmek) come to be regarded as. praiseworthy.) come up with = (genellikle olumlu bir plan. olayı) nakleden kişi commerce = ticaret.= nobleman common sense = sağduyu commonly = çoğunlukla. zıt anl. fikir vs. bayağı.) ileri sürmek / ortaya atmak. trade commercial = ticari commercial interests = ticari çıkarlar commercially viable = ticari olarak üretilebilir / yapılabilir commission (fiil) = atamak.) bulmak. (karşılık. finish.) işlemek. eleştirmen.= unworthy comment on (fiil) = fikrini söylemek. think of. açıklığa kavuşmak. oppose come over = (kısa bir yol kat ederek veya ziyaret için) gelmek come round = (operasyon sonrası) toparlanmak. express. honour. yaygın. promise commit to = (hapishane. = Gelirini ikiye katlayacak çok parlak bir plan buldu.= follow commemorate = anmak. terminate commendable = övgüye değer.= cease.= rare. happen.) commit oneself to = 1) kendini adamak. appear. suggest. rule. pledge. disappear. duty. zıt anl. 2) (hapishane. (bir müsabakayı. anısını yaşatmak. . eşya. disappear come onto = (piyasaya. zıt anl. taahhüt. zıt anl. be in touch with www. appear. terminate come to be = olagelmek (örn. uncommon common person = sıradan insan.bademci. bağlılık.) comic book = çizgi roman coming our way = yolumuza çıkan command = hakim olmak. (The committee came up with an interesting plan. (He committed suicide. fikir vs. pazara) çıkmak come out = görünmek. komisyon commissioner = komisyon / kurul üyesi commit = 1) söz vermek. arrive (as expected) come to an end = sona ermek. usually. görevlendirmek. halka ait communal meal programme = toplumsal yemek programı communicate with = (birisi) ile haberleşmek / iletişim kurmak. immortalise commence = başlamak. order commission (isim) = görev. initiate. kendine gelmek come through = (beklendiği gibi) ulaşmak / varmak. önermek. sink. promise. olağan. zıt anl. ele geçirmek come to smo’s aid = birisi’nin yardımına gelmek come to the attention of = (bir kişi)’nin dikkatini çekmek come to the fore = ön plana çıkmak come up = ortaya çıkmak / meydana gelmek. become clear come out against = (bir şey)’e karşı çıkmak. zıt anl.= rarely. show up. (We could live fairly comfortably with our father’s salary. usual. become real come to possess = (bir yolunu bulup da) sahip olmak. seldom commonly evident = birçok insan tarafından bilinen commonplace = sıradan. = Komite ilginç bir plan ortaya attı. yorumda bulunmak. (He has come up with some brilliant scheme to double his income. = Hafif bir rüzgar başladı. ortaya atmak. devote oneself to.). bağlanmak. obligation. dedication. assign. (çözüm vs. zıt anl. gerçekleşmek.) ile ortaya çıkmak. yanıt. at ease. yükümlülük. taahhüt etmek.= go off. ısmarlamak. . rahatça. kumanda etmek.= exceptional. akıl hastalıkları hastanesi gibi bir yere) kapat(ıl)ma commodity = (ticari) mal. 2) söz vermek. rare communal = toplumsal. konforlu comfortably = kolaylıkla. = (bir şey) olarak değerlendirilmeye / görülmeye başlamak come to believe = inanır hale gelmek come to pass = olmak. etkisi altına almak. = Babamın maaşı ile rahatça geçiniyorduk.) comeback = (geri) dönüş comet = kuyrukluyıldız comfort = rahatlık comfort care = rahatlatıcı bakım comfortable = rahat. atama.33 come on = sahneye / ortaya çıkmak. influence. ordinary. cease. widespread. pledge. 3) (intihar) etmek. well.

(bir şey)’den farksız olmak compared to / with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında.= troubled.). zıt anl. zıt anl.= partly. rival compile = derlemek. unable competition = rekabet. zıt anl. = Hastanın. complicated. yakınma. self-satisfied.= simple. toplum. haberleşme communicative = iletişim ile ilgili community = 1) topluluk. complex. structure. in comparison to / with comparison = karşılaştırma. bütünüyle. combine compound (isim) = (kimyasal) bileşik. rekabete dayanan. mecbur etmek. 2) yerleşim yeri community mental health centre = halka açık akıl sağlığı merkezi compact = sıkıştırarak küçültmek compact into = yoğunlaşarak / sıkışarak (bir şey)’e dönüşmek companionship = arkadaşlık. uneasy complain = şikayet etmek. zıt anl.) compete with / against = (birisi / bir şey) ile rekabet etmek / yarışmak. itaat etmek. collect. relatively compare favourably with = (bir şey) ile karşılaştırıldığında daha iyi / üstün durumda olmak compare with = (bir şey) ile karşılaştırmak / kıyaslamak. onun yakınlarıyla açıkça konuşmakta karar kıldı.= disperse complacency = kendinden hoşnut olma. zıt anl. 3) yarışma amaçlı competitive power = rekabet gücü competitive spirit = rekabetçi ruh competitor = rakip. abide by. essay compost = bitkilerin veya mutfak artıklarının çürümesiyle elde edilen gübre compound (fiil) = birikmek. agreement. ability competent = 1) (dil.= incompatible. grasp. suffering complacent = kendinden hoşnut. straightforward complexity = karmaşıklık. 2) yetenekli. için) iyi seviyede. ilişki. zıt anl. uygun davranmak. grievance complement = tamamlayıcı. conform to. society. include www. 2) iddialı. 2) komplikasyon (bir hastalığın seyir veya tedavisi sırasında diğer bir hastalığın ya da bozukluğun ortaya çıkması) comply with = uymak. sorun. zıt anl. bölme compass = pusula compatibility = uyumluluk. kifayet. totally. nispeten. entirely.bademci. 2) kompozisyon. compulsive. zıt anl. oluşturmak. ehil. intricate. resist component = unsur. bitirmek. içine almak.= simplicity compliance with = (kanun ya da kural)’a uygunluk complicated = karmaşık. kısım. eksiksiz. yakınmak complaint = şikayet. = Hiçbir şey sevilen bir kişinin ölümünü telafi edemez. yetenek. (Nothing can compensate for the death of a loved one. zıt anl. kompozisyon. anlaşılması güç. well-matched.= disregard. the surgeon made up her mind to frankly talk to his relatives. benzerlik. finish complete (isim) = bütün.= incompatibility compatible = birbiriyle uyumlu.ÜDS Sözlüğü communication = iletişim. force.34 . zıt anl. karışım comprehend = 1) (tam olarak) anlamak.= simple complication = 1) karışıklık. yetenek vs. similarity compartment = bölüm. 2) kapsamak. make up for. kavramak. çapraşıklık. liken to compare well with = (bir şey)’e benzemek. able. selfsatisfaction. (As the patient failed to comprehend the seriousness of his situation. ingredient.= incompetent. whole complete blood (cell) count = tam kan sayımı (belirli bir miktar kan içerisindeki kan hücrelerinin tam sayılarını bulmaya yönelik bir laboratuvar testi) completely = tamamen. kısa düzyazı. yarışma competition skiing = (profesyonel) kayak yarışı competitive = 1) rekabetçi.= agony. zorluk. complication. halk. eşlik comparable to = (bir şey) ile karşılaştırılabilir / kıyaslanabilir. durumunun ciddiyetini kavrayamaması sebebiyle doktor. relation. harmony. eleman.= flexible compelling urgency = (kişiyi önlem almaya) zorlayan acil durum compensate for = telafi etmek. discordant compel = zorlamak. partially complex = karmaşık. part composition = 1) bir maddenin yapı ve bileşimi. zıt anl. supplement complete (fiil) = tamamlamak. equivalent to comparatively = oransal olarak. oblige compelling = zorlayıcı. eklenerek çoğalmak. zıt anl. capable. accumulate. (bir şey)’e benzer. parça. öğe. rival with / against compete among themselves = kendi aralarında yarışmak / rekabet etmek competency = yeterlik.com .

devise. consist of. (A case of malpractise is difficult to prove conclusively. 2) ikna edici / inandırıcı bir şekilde. tangible.) compress application = (yara vs. narrow.= exclusive. odaklanma. koyulaş(tır)mak. interest.= flexibly computational = hesap ile ilgili. make up comprised of = (bir şey)’den oluşan. 2) gebe kalmak. endişelendirmek concern (isim) = 1) ilgi. decision. condense. 2) özetlemek. algılamak. 2) ikna edici. zıt anl. focus on concentration = 1) yoğunluk. orta yol bulma. (bir şeyler)’den oluşmak.= unconvincingly concrete = 1) somut. (What sort of concrete evidence do you have to show us? = Bize gösterecek ne gibi somut delilleriniz var?). (Not very many people can conceive the works of modern art. birikmek concentrate on = (bir şey)’e odakla(n)mak / yoğunlaş(tır)mak. worry. gebelik. zıt anl. ahenk concussion = bayılma ile sonuçlanacak kadar şiddetli darbe condemn = kınamak. get pregnant conceiving = gebe kalma. reasonable.= abstract. neglect. weak compulsive = zorlayıcı. blame. overall. indisputably. intensification. (bir şey / kişi)’yi ilgilendiren. ilgilenilen şey. compelling. definite. = Hekim hatası.= acquit condense = 1) yoğunlaş(tır)mak. consider. 2) yoğunlaşma. solid. intensity. abridge www. finally. convincingly. netice. in depth. zıt anl. geniş. 2) bitirmek. nihai olarak. tasarlamak. convincing. idea. definitely. zıt anl.= questionably. hide. result. concentrate.= expand compress (isim) = 1) sıkıştırma. kavram conception = 1) kavram. concept.= flexible compulsive behaviour = kompülsif davranış (bir kişiyi. 2) (bir işin sonucunu) tehlikeye atmak. (There is a lot of public concern over dangerous toxins recently found in some food. makul. riske sokmak compromise (isim) = (karşılıklı ödün vererek) uzlaşma. limited compress (fiil) = sıkıştırmak.= unconvincing conclusively = 1) kesin olarak. düşünmek. özellikle anlamsız bir şeyi tekrarlayıcı tarzda yapmaya zorlayan davranış biçimi) compulsively = önüne geçilmez bir şekilde. zıt anl. inclusive. kesin olarak kanıtlanması zor bir durumdur. uyuşma. gizlemek. (bir şey)’den ibaret compromise (fiil) = 1) (karşılıklı ödün vererek) uzlaşmak. çıkarım. son.= questionable. regarding. final.35 comprehensive = kapsamlı. uncertain. complete conclusion = 1) karar. 2) gebe kalma. actual. suçlu bulmak. görüş. outcome. intangible. think.= indifference. sonuçlandırmak.com .ÜDS Sözlüğü . relating to concession = imtiyaz. zıt anl. oluşturmak. kavramak.= inconceivable conceive = 1) anlamak. hesap içeren compute = hesaplamak Computed Tomography = bilgisayarlı tomografi. zıt anl. privilege conclude = 1) sonuç çıkarmak. zıt anl. zıt anl.bademci. constitute. determine. CT computer virus = bilgisayar virüsü (bir bilgisayarın yazılım veya donanımlarına zarar vermek amacı ile oluşturulmuş bilgisayar programı) computer-generated image = bilgisayar yardımıyla oluşturulmuş görüntü computing = hesaplama. bastırmak.). 2) kaygı. içermek. focusing concentration gradient = konsantrasyon / yoğunluk farkı concentric rings = (bir hedef tahtasında olduğu gibi) eşmerkezli (iç içe geçmiş) halkalar concept = konu. ayıplamak.) concerned with = (bir şey) ile ilgili / alakalı concerning = (bir şey / kişi) ile alakalı / ilgili olarak. nihai. = Yakın zamanda bazı besinlerde tespit edilen tehlikeli toksinler ile ilgili büyük bir toplumsal kaygı var. 2) uyum. deduction conclusive = 1) kesin. bilgisayar kullanımı conceal = saklamak. teşkil etmek. zıt anl. settlement compromised = zayıf düşmüş. pressurize. obsessively. zıt anl. pregnancy conceptual = kavramsal concern (fiil) = ilgilendirmek. = Modern sanat eserlerini anlayabilen pek fazla insan yoktur. 2) beton concurrence = 1) aynı zamana rastlama. agree. inandırıcı. bastırma. density. getting pregnant concentrate in = (bir şey)’in içinde toplanmak. 2) sonuç. zıt anl. 2) kompres (yara üzerine bastırılan bez / pamuk vs. agreement.) üzerine kompres uygulama compression = sıkıştırma comprise of = kapsamak.). notion. düşünce. etraflı.= reveal conceivable = akla yatkın. zıt anl.

) vermek. comply with. 2) ilgi kurmak. dizilim. disagree with. düzen. anımsatmak. çatışma confuse = 1) (kavramları) birbirine karıştırmak. clash with. evoke connect with = 1) (bir şey) ile birleş(tir)mek. limited to. trust. attitude conduction = ısının. = Az gelişmişlik sorunu yalnızca birkaç Afrika ülkesi ile sınırlı gibi görünmüyor. etkilemek. limit to. bestow confer with = danışmak. entrust confide to / in = (biri)’ne sırrını açmak confidence = güven.= object to. assumption. bahşetmek. şekil configure = değiştirmek. situation. oluk cone = 1) renge duyarlı görsel reseptör hücreler. sıkışıklık. carry out. kamulaştırma. = Hasarın gerçek / tam miktarı tahmine kalmış. kendinden emin. zıt anl. katı maddeler içerisinde parçacıktan parçacığa geçerek iletilmesi conductive = iletken.) congested = kan toplanmış. hareket tarzı. conform to conflict (isim) = anlaşmazlık. adapt.= clarity. administer. 2) şart. requirement.) bağlı. bewildered confusion = 1) kafa karışıklığı.= avoid. challenge. (bir şey) ile sınırlandırmak. 2) hapis. retreat from confrontation = karşı karşıya gelme.) yürütmek. haciz. izdiham. equip. substantiate. müsadere. doğrulamak. şaşkınlık. uygulamak. mix up.= agree with. geçirgen conductivity = iletkenlik conductor = (orkestra için) şef conduit = kanal. tutmak. zıt anl. tahmin. 2) aklını karıştırmak. 17 yaşındayken. koni biçimli herhangi bir nesne confer a benefit to smo = birine bir yarar / menfaat sağlamak confer on = (biri)’ne (ünvan vs. (yatağa. şekilsel confront = (olumsuz bir şey) ile yüzleşmek. 2) (yatağa. trustworthy. kozalak. kafası karışık. validate. 2) düzensizlik. face.= order congenital = doğuştan olan. düzenleme.) bağlamak. secret. 2) koni. fearlessly configuration = düzenleniş. sersem. yatalak. oppose. sır paylaşılabilir. yön vermek.36 . çatışma. itimat. (The problem of underdevelopment does not appear to be confined only to a few African countries. shape conformational = yapısal. sure of oneself confidential = gizli.= clarify confused = şaşkın.bademci.= deny. disprove confiscation = zorla el koyma. transmit. imprison in. relationship conquer = fethetmek www. disorder. zıt anl.= unconditional condor = Güney Amerika akbabası conduct (fiil) = 1) (deney. şaşırtmak. perform. guess.ÜDS Sözlüğü condition (fiil) = 1) şartlandırmak. doğuştan gelen bir kalp hastalığı sebebiyle öldü.com . durum. ihtilaf. restrict to confined to = 1) (bir şey) ile sınırlı. araştırma vs.= accord. disagreement.= distrust confident = güvenli. perplexity. restricted to. emin. seizure conflict with (fiil) = (birisi) ile çatışmak / çekişmek. (istenmeyen bir şey / bir kişi) ile karşı karşıya gelmek / karşılaşmak. istimlak. zıt anl. ayarlamak confine to = 1) (bir alan)’a hapsetmek. tavır. zıt anl. public confidentiality = gizlilik confidently = güvenle. beraber conjure up = akla getirmek. götürmek.) conjointly = birlikte. (When John was 17. 3) rahatsızlık. ihtilaflı. tıkanık. abide by. (The exact figure for the damage is a matter for conjecture. zıt anl. affirm. zıt anl. blockage congestive = kan veya su toplanması ile ilgili congressional = kongre kaynaklı conjecture = varsayım. zıt anl. render. zıt anl. kapatılma confirm = teyit etmek. yapı. consult confide to = (bir işin) sorumluluğunu (biri)’ne vermek. supposition. puzzle. zıt anl. he died of congenital heart disease. contradictory conform to / with = (bir şey)’e uymak / uygun davranmak.= open. behaviour.) confined to bed = yatağa bağlı / mahkum. yönetmek. imprisoned. eve vs. üzerinde anlaşılamayan. zıt anl. 2) iletmek. 3) (taşıtlar için) aktarmalı hat içinde olmak / bulunmak Connecticut = Kuzeydoğu ABD’de bir eyalet connection = bağlantı. alaka. uyandırmak. çelişen. = John. fight. convey conduct (isim) = davranış. bedridden confinement = hapsedilme. conflict with conformation = şekil. koşul. 2) şart koşmak condition (isim) = 1) hal. contingent. kalabalık congestion = tıkanıklık. eve vs. peace conflicting = (birbiriyle) çatışan. hastalık conditional = koşullara bağlı.

thoughtfully. bu nedenle. 3) dikkate almak. dikkate alındığında. prominent. take into account. zıt anl. stable. bilinci yerinde. insignificant considerably = epeyce. göz önünde tutmak. zafer. establish constitution = anayasa constitutional = 1) kendiliğinden sahip olunan (örn. zıt anl. = Büyük pencereler arabayı oldukça büyük gösteriyor. continually. 2) inşa etmek. quite a lot. zıt anl. çevreyi korumanın önemini fark etmelerini sağlamaktır. zıt anl. (Large windows make the car feel considerably bigger. sefer. entrika. koruma. be made up of consistent = tutarlı. fixed. as regards consist of = (bir şey)’den meydana gelmek / ibaret olmak. 2) anayasal constriction = 1) sık(ıl)ma. burç consternation = hayret. positive. şaşkınlık. değişmez. zıt anl. müşavirlik consultation = danışma. invariably. steady. doğal kaynakları ya da çevreyi koruma. yardımcı. comprise. dolayısıyla.) conservative = 1) muhafazakar. confer smo on smt. . continuous. doğuştan gelen).= waste consider = 1) (öyle olduğuna) inanmak. (bir şey)’e gelince. seldom. regard. successively consensus = oy / görüş birliği. fazla. significantly.= aggregate. (One of the aims of TEMA Foundation is to make people realise the importance of conservation.= inconsiderate considerately = düşünceli bir şekilde. build construction = inşaat. tutucu. 2) kurmak. assume. disregard considering (that) = . aware. 2) (tedavi. successive consecutively = ardışık olarak. obtrusive. effect. substantial. inconsistent consistently = tutarlı / değişmez bir şekilde. sonucu olan consequently = sonuç olarak. zıt anl. helpful. büz(ül)me. zıt anl. semere. farkında. düşünce. unseen conspicuous consumption = gösteriş için tüketim conspiracy = komplo. hayli. dikkatli / tutumlu kullanmak.= variable constantly = devamlı. organ bütünlüğünü koruyan conserve = korumak. unvarying. never constellation = takımyıldız. zıt anl. (enerji. zıt anl. (bir şey) konusunda. discussion www. sizable. müzakere. subsequently. zıt anl. zıt anl. unanimous vote / opinion consequence = sonuç. swelling.= changing. zıt anl. dar geçit construct = 1) kurmak. akılda tartmak. . durumlarda) aşırı / ağır tedavi girişimlerine başvurmayan. campaign.= unconscious. invariable. unaware conscious memory = bilinçli hafıza (bir kişinin bilinci açıkken hatırlayabildiklerinin toplamı) consciousness = bilinç. form. zıt anl. güç vs.bademci. element. economise (on). unsur. make up.= divergently consortium = konsorsiyum (ortak bir çıkar için oluşturulmuş organizasyon) conspicuous = göze çarpan.= inconsiderately. accordingly. oldukça. source consequent on = (bir şey)’in sonucunda ortaya çıkan. zıt anl. coherent. therefore conservation = muhafaza etme. think over consider to be = (bir şey) olarak görmek / kabul etmek. hatırı sayılır. büyük.= unconcern.= slightly. deem. zıt anl. ameliyat vb.= terminable. dikkat çeken. alert. plot constant = 1) sürekli.) considerate = düşünceli.= inconspicuous. contraction.= destructive consult smo over smt = birisine.ÜDS Sözlüğü . factor. 2) boğaz.com . invariably. inherent. (bir şeyin ardından gelen) etki. think about. 2) sabit. özen. farkında olma hali conscript = zorunlu olarak orduya katılan asker consecutive = art arda. victory conscience = vicdan conscious = bilinçli. arka arkaya. undeviating. bir şey hakkında / konusunda danışmak. koruyucu. thoughtlessly consideration = ilgi. 2) düşünmek. tesis etmek. 4) üzerinde düşünmek. perpetually. compose. relentless. peş peşe.= little. zıt anl.= rarely. = TEMA vakfının amaçlarından biri de insanların. zıt anl. sürekli. dehşet constipation = konstipasyon (peklik. kabızlık) constituent = öğe. whole constitute = 1) oluşturmak. as a result. conference. yapı constructive = yapıcı. consider as considerable = önemli. shrinkage. solicitude. result. saygılı.= expansion.) saklamak. seek advice from smo about smt consultancy = danışmanlık.= cause. thoughtful. devamlı. perpetual. yapmak.37 conquest = fetih.

= similarity. zıt anl. 2) çağdaş. zıt anl.= archaic. sızıntısı nedeniyle oluşan) kirlilik contemplate = 1) (bir şey) üzerinde düşünmek. varil gibi her türden) kap contaminate with = ile kirletmek.ÜDS Sözlüğü consume = 1) (yiyecek. zıt anl.38 . yalanlamak. (It is impossible to reconcile such contrary viewpoints. inconsistent.) contrary to = karşın. zıtlık. zıt anl. satisfied contentment = tatmin. pick up. zıt anl. fark. karşıt. alike contribute to = katkıda bulunmak. happy. aynı çağda (yaşamış olan). mücadele.bademci. current. infect with. constantly. birbirlerinden büyük fay hatları ile ayrılmış parçalarından her biri) continual = sürekli. sürdürme continuously = daima. dergi vs. include.) bulaşmış. çevre ve koşullar Continent = (the Continent şeklinde kullanılır) Avrupa Kıtası continent = kıta continental = kıtasal continental drift = kıta kayması (kıtaların. as opposed to contrast = karşıtlık. challenge. (Our priority is to contain the spread of this fatal disease. obtain. üzerinde deney yapılmayan grup). deplete. control. içerik. rarely contour = düzey çizgisi. büzülme. (hastalık vs. zıt anl. birbirleriyle olan jeolojik etkileşimleri çerçevesinde yer değiştirmeleri).). constantly.= confirming. çelişmek. cihaz. 2) piyasada bulunan / herkesin satın alabileceği (şey) consumer spending = tüketici harcamaları consumption = tüketim. zıt anl. zıt anl. hoşnut. leave out contained in = içinde olan. zıt anl. (He was awarded a prize for his contribution to world peace. support. zıt anl. aksine. infected with contamination = 1) bulaştırma. satisfaction. perpetually. sürekli olarak. tasarlamak.com . zıt.= cleanse of. hoşnutluk. 2) kapsamak. bazı basit makineler ve öğrenmemizi kolaylaştıracak başka pek çok cihaz vardı. = Önceliğimiz bu ölümcül hastalığın yayılmasını kontrol altına almaktır. karşılaştırma yaparak deneyin etkisini daha iyi anlayabilmek amacı ile ikiye ayrılan deneklerden.= test group www. harcamak. difference. ancient content = 1) içerik. oppose. drink. farklı. dış hatlar contract (fiil) = 1) (hastalık) kapmak. restock consumer = 1) tüketici. dokunmak contagious = bulaşıcı. kapsamında bulunan container = (şişe. pislik. yükselti eğrisi. pollute with. tertibat. kesintisiz. dolap çevirmek control group = kontrol grubu (bilimsel bir deneyde. bulaşık. (hastalık vs. perpetually continuation = devam. 2) karşı çıkmak. transmit. içecek vs.= agree contradiction = çelişki. de) yazı yazan kimse contrive = düzen kurmak. infectious contain = 1) kontrol altına almak.= cooperation. zıt anl.) contrary = ters. itiraz etmek contestant = yarışmacı context = bağlam. perpetual continually = devamlı. devamlı. help contribution to = katkı. eat. different.= similar.= agreement contradictory = çelişkili. yeme-içme contact = temasa / bağlantıya geçmek.) contributor = (gazete. polluted with. consistent contraption = mekanizma. 2) memnun. (hastalığa) yakalanmak / tutulmak.= add. constant. distinct. kontrol altında tutmak. purify of contaminated with = kirlenmiş. güncel. inconsistency. pollution. gadget. = Okulumuzun malzeme odasında bir insan vücudu maketi. dissatisfaction contest = 1) yarışma. blemish. tüketmek. zıt anl. büz(ül)mek contract (isim) = kontrat. tightening contradict = aksini söylemek. tutarsızlık. give. aksi. kirlenme. düşünüp taşınmak. içermek. opposite. 2) (radyasyon vs. modern. sürekli. sandık. deny. likeness contrasting = (birbirine) zıt olan.= never. competition. conflicting. zıt anl. distinction. çekişme. 2) seyretmek contemporary = 1) (birisinin) çağdaşı (olan). memnuniyet. use up. = Böylesine karşıt bakış açılarını uzlaştırmak imkansız. constriction. conflict.= discontentment. 2) bitirmek. sözleşme contracting rule = anlaşmada / sözleşmede uyulması gereken kural contraction = kasılma. 2) kas(ıl)mak. yaşıt. some simple machines and various other contraptions to facilitate our learning. ters düşmek. tutarsız. composition. zıt anl. daralma.= exclude.) tüketmek. = Dünya barışına yaptığı katkı nedeniyle bir ödüle layık görüldü.= spread.) bulaştırmak. continental shift continental plate = kıta plakası (yerkabuğunun. aykırılık. zıt anl. karşıt.= infect. (In the utility room of our primary school there were a model human body. catch.

useful.) ile baş etmek. = Ülkenin hem konvansiyonel hem de nükleer silah kullanma kapasitesi var. argument. tackle. serinletme cooperate with = (birisi) ile işbirliği yapmak. express conveyor = taşıyıcı bant convict of = suçlu bulmak. kullanışlı. manage coordination = koordinasyon (örn.= acquit of. üstesinden gelmek. merkez. korelasyon www. ihtilaflı. bere. persuade.= inflexible. uzun mesafeli uçuşların uluslararası hava sahalarında yarattığı kirliliği kontrol altına almayı amaçlayan uluslararası antlaşma conventional = geleneksel. uygun. practice. 2) bildirmek. unquestionable controversy = tartışma. esas. öz. suitability convenient = elverişli. pass along. conclusive. çürük. collaborate with cooperation = işbirliği. (The country has the ability to use conventional as well as nuclear weapons. çekişme. satisfactorily cool = serinle(t)mek cool down = soğumak coolant = serinletici.) conventional wisdom = genel kanı conventional X-ray machine = geleneksel röntgen cihazı conventionally = konvansiyonel / geleneksel olarak. beraber çalışmak. çevrilebilir. collaboration coordinate = bir arada idare etmek. rahatlık. ekip arkadaşı cork = şişe mantarı coronary = koroner. debatable. comfort. kontrol edilebilir controversial = tartışma konusu olan. müsait.= exterior core body temperature = vücut iç sıcaklığı (bir canlının vücudunun iç kısımlarının normal çalışma sıcaklığı) core material = çekirdek malzeme (üzerine kaplama yapılan malzeme) core sample = derinden alınan numune core-mantle = çekirdek ve manto arasında veya mantonun çekirdeğe yakın kısmında co-researcher = aynı araştırma ekibinden insanların birbirlerine olan durumu.= agreement. gelenek.39 controllable = denetlenebilir. soğutucu cooling = soğutma.com .= inconvenient convention = uygulama. credible. kasların birbirleriyle uyum içinde çalışması) cope with = (bir sorun vs. nucleus. debate. dönüştürmek. taşımak. mahkum etmek. transform. declare guilty of.= far-fetched. facility.= mismanage copious = bol.= uncontroversial. büyük şirketlere dönüşme corrective measure = düzeltici / iyileştirici önlem correlate = karşılıklı ilişkisi olmak correlation = karşılıklı ilişki. kalp kas hücrelerinin yeterli oksijeni temin edememesi) coronavirus = koronavirüs (üst solunum yollarında akut enfeksiyona sebep olan bir tür virüs) corporate = (genellikle anonim şirket halinde) şirketleşmiş. anlaşmazlık. zıt anl. çok. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . change into convertible = değiştirilebilir. ikna edici. tartışmalı. release convince of = inandırmak. unanimity contusion = ezik. aksine. zıt anl.bademci. zıt anl. versatile. handle. traditionally conversely = tersine. kalbin etrafındaki damarlarla ilgili coronary artery disease = koroner arter hastalığı (damar geçidindeki daralma nedeniyle kalp kasına yeterli kan gidemediği için. şirkete ait corporate earnings = şirket kazançları corporation-owned = şirket(ler) tarafından sahip olunan / işletilen corporatisation = şirketleşme. manage. unconvincing convincingly = doyurucu / inandırıcı bir şekilde. çevirmek. başa çıkmak. traditional. suitable. tradition Convention on Long-Range Transboundary Air Pollution = 1983’ten beri yürürlükte olan. contrarily conversion = dönüşüm convert into = değiştirmek. konvansiyonel. zıt anl. rigid convey = 1) iletmek. zıt anl. bereketli copper = bakır copper-veined = bakır veya bakır renkli damarlı copyist = kopya katibi (el yazması kitapları kopya ederek çoğaltan kişi) coral = mercan coral reef = mercan kayalığı / resifi core = iç. bruise convection = sıvı veya gaz dalgalanması yoluyla ısı iletimi convection stream = ısınıp yükselme ve soğuyup alçalma sebebiyle oluşan akım / akıntı convenience = uygunluk. zıt anl. beraber çalışma. turn into. elverişlilik. ikna etmek. talk into convincing = inandırıcı. zıt anl. deal with. dispute. centre.

pahalı. çözmek. üye ülkelerin iç hukukunun üzerinde olduğu konsey) councillor of state = eyalet meclisi üyesi counsel (fiil) = öğütlemek.= cheap. duruşmada hazır bulunma court proceeding = duruşma.) counterweight = denge sağlayıcı ağırlık counting = (sayı) sayma countless = sayısız. connect with / to.= leave out coverage = 1) haber konusu olma. ters etkisi olan countertechnology = karşı teknoloji. 3) yön. gidermek. peer counterproductive = amaca hizmet etmeyen. geçmek. suggest counsel (isim) = dava vekili counsellor = danışman. doğduğu ve geliştiği yer).= few. 2) beşik (bebeğin yatırıldığı sallanır yatak) www. 2) ders. there were countless ridiculous arguments among public that AIDS was confined to heterosexuals. encompass. = Soğuk savaş sırasında ABD’nin kıtalararası balistik füzelerine karşı Sovyet ordusunun karşıteknolojisi. kırsal alan country-wide = ülke çapında couple with = bağlamak. solve. expensive. zıt anl. bozulma.40 . 2) çatla(t)mak. güneş veya diğer gök cisimleri kaynaklı yüklü parçacıklar) cosmically recent past = evrenin yaşına göre yakın geçmiş cosmos = evren. dishonesty cortical area = kortikal bölge (beyinde serebrumun girintili çıkıntılı üst katmanını oluşturan. (During cold war. öğüt vermek. bağlantı kurmak. birleştirmek. bilinç ve hafıza gibi fonksiyonlar ile ilgili olan gri madde tabakası) cosmic radiation = kozmik radyasyon (uzay ortamında bulunan. zıt anl. . hut cough = öksürük Council of Ministers = Bakanlar Konseyi (Avrupa Birliği içerisinde belirli bir konu ile ilgili bir düzenleme gerektiğinde her üye ülkenin ilgili bakanının katılımı ile oluşan ve ürettiği yönergelerin. olmak cost-conscious = mali hassasiyet / maliyet kaynaklı hassasiyet cost-effective = uygun maliyetli costly = maliyetli. 2) kapsama alanı covering = zar. karşılık. detach from couple = çift. shack. innumerable. universe cost = mal olmak. kendilerinin geliştirdiği oldukça etkili bir elektronik savunma sistemi idi. kulübe. rota. karı koca course = 1) gidişat. ward off counterbalance = karşılıklı olarak dengelemek countermeasure = karşı tedbir counterpart = akran. içermek. kurs. against the USA’s ICBM’s (intercontinental ballistic missile). karşılık vermek. muadil. rüşvetçilik. hemşehri countryside = sayfiye. toplumda AIDS’in heteroseksüeller ile sınırlı olduğuna dair sayısız saçma fikir bulunmaktaydı. tekabül eden corrosion = korozyon (metal malzemenin oksitlenme veya başka kimyasal etkilerle aşınması) corrupt = yoz. myriad. ile ilgili) crack (fiil) = 1) (şifre) kırmak. fiyatı / bedeli . decipher. işlenme. yar(ıl)mak crack (isim) = çatlak. kaplamak. membrane covert = gizli (genellikle casusluk vs. = Bir zamanlar. limited. hearing court-case = dava cover = 1) örtmek. advise. süreç.com . dishonest corruption = yolsuzluk. the Soviet army’s countertechnology was a fairly effective ECM (electronic countermeasure) system that they developed. 2) kont (bir asalet ünvanı) counter = karşı gelmek. zıt anl.bademci. kaynağı güneş ve diğer gök cisimleri olan radyasyon) cosmic ray = kozmik ışın (uzay ortamında seyreden. (Once. membran. celse. be valid count (isim) = 1) sayım. route course of history = (the course of history şeklinde kullanılır) tarihin akışı court = mahkeme.ÜDS Sözlüğü correspond to = (bir şey)’e karşılık gelmek / tekabül etmek correspondence = mektuplaşma. rüşvetçi. progress. respond. rehber count (fiil) = (geçerli) say(ıl)mak. . örtü. (şifre için) kırma cradle = 1) beşik (bir medeniyetin vs. yazışma corresponding = karşılık olan. zıt anl. kainat. yozlaşma.) countryman = vatandaş. tribunal court appearance = duruşmaya çıkma. 2) kapsamak.= separate from. encase. link with / to. inexpensive cost-overrun = maliyet artışı costwise = maliyet açısından cottage = küçük ev. oppose. involve. yarık cracking = çatla(t)ma.

vessel. değerlendirme critical = 1) kritik. takım crew vehicle = insanlı araç crime = suç crime against humanity = insanlığa karşı suç (katliam. meslek (daha çok esnaf ve sanatkarlar için) crash (into) (fiil) = (bir şey)’e çarpmak. ortaya çıkarma creativity = (sanatsal vs. nehir vs. kampanya yapmak. oluşturmak. coarse.= incredible. kaza yapmak crash (isim) = (hisse fiyatları vs. kriter critic = 1) eleştirmen. suppress www. suç. yıkılma crash-landing = çarpma.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. reliability credible = inanılır. ciddi. çiğ. essentially. (bir şey)’e can atmak. için) (karşı tarafa) geçmek. 2) zanaat. zıt anl. wrinkle crippling stiffness = (kaslarda vs. insignificant. ürün. go across crossroad = kavşak crossroads = kesişim noktası. kavşak noktası crossword puzzle = kare bulmaca crowd = (bir yer)’i (toplanarak) doldurmak. tekne. güvenilir. bastırmak. believable. cahilce.bademci. zıt anl. 2) yoğun ve kararlı mücadele. onun yaptığına inanmak.= insignificant. die for. (The invention of the electric guitar is credited to him. aşerme crawl = emeklemek.= detest crave attention = ilgi çekmek / istemek craving = şiddetli arzu / özlem. unreliable credit to = (bir şeyin icadını vs. yok etmek. vital. çok önemli. çarparak inme crater = krater (düşen bir meteorun oluşturduğu büyük çukur) crave = çok istemek. crawfish craze = geçici moda create = yaratmak. sürünmek crawl up = sürünerek tırmanmak crayfish = kerevides (ıstakoza benzer ama daha küçük bir deniz veya tatlı su hayvanı). çok önemli. inexpertly. görüş. 2) basit. zıt anl. campaign against crusade against (isim) = 1) haçlı seferi. kabaca. 3) (mahkemenin türü için) ceza. (toplanarak) kalabalık yaratmak crowded = kalabalık crowding = kalabalıklaşma. soykırım benzeri büyük ölçekli suç) criminal = 1) suç oluşturan. artlessly. = Elektrogitarın icadı ona mal edilir. crime criminal justice system = ağır ceza hukuku / adalet sistemi criminal trial = ceza davası criminal use = suça yönelik kullanım crinkle = buruş(tur)mak. savaşım vermek. struggle against. vital. essential. significant.) aksamaya / sakatlığa neden olan sertlik / kaskatılık crisis = (çoğul: crises) kriz criterion = (çoğul: criteria) ölçüt. 2) saygınlık.= trivial. fight. için) eleştirel critical case = kritik vaka criticize = eleştirmek crocodile = timsah Croesus = Kroisos (Antik Lidya’nın son kralı) Crohn’s disease = Crohn hastalığı (kronik iltihaplı bağırsak hastalığı) crop = ekin. produce creating value out of nothing = hiç yoktan değer yaratma creatinine = kreatinin maddesi (keratin metabolizmasının son ürünü olarak idrarla atılan madde) creation = (örn. savaşım crush = ezmek. aşermek. harvest crop yield = ürün verimi cross over = (sınır. = Deney sırasında herkesin kurallara harfiyen uyması hayati önem taşımaktadır. suça ait. yaklaşım vs. biri)’ne mal etmek. hayati. yaşamsal. 3) cahil(ce). övgü creepy-crawly = sürünerek veya yere yakın ilerleyen crevice = yarık. kaba. deniz veya uzay taşıtı. raw. harap etmek.com . mahsul. reliable.) crucially = can alıcı bir şekilde. güvenilirlik.= artfully cruising speed = seyir hızı crumble = parçalanmak. primitive crudely = ham / olgunlaşmamış bir biçimde.41 craft = 1) hava. ufalanmak. trivial. iş alanları) yaratma. pivotal. çatlak crew = tayfa. 2) eleştiri. gemi. pişmemiş. 2) suçlu. (It is crucial that everyone strictly obeys the rules during the experiment. kritik. kırış(tır)mak. için) ani ve kötü sonuçlar yaratan düşüş. crucial. ağır ceza criminal act = suç oluşturan davranış. zıt anl. sıkışıklık crown = taç crucial = can alıcı. mürettebat.) credit = 1) kredi.) yaratıcılık creature = yaratık credibility = inanılırlık. significantly crude = 1) ham. dağılmak crusade against (fiil) = mücadele etmek. pass beyond. 2) (görüş.

lider cyanide poisoning = siyanür zehirlenmesi cycle = dalgalanma. remedy. zıt anl. alter. economise on. offender.= unusual. hâlihazırda curriculum = (çoğul: curricula) ders programı.= begin. preserve cut (fiil) = kesmek. kısaltmak. bu günlerde. adet.ÜDS Sözlüğü crushed pebble = ufalanmış çakıl taşı crust = kabuk. 2) son.= increase. cut off cut size = kesim boyutu cut the price by half = fiyatı yarıya indirmek / yarı yarıya azaltmak cutting-edge = yenilikçi. restrict. kasırga. contemporary. tradition customary = alışılmış. relief cured = tuzlanmış. 2) doruğa varmak. toplu olarak cup = (genellikle su ya da benzeri bir şeyi taşımak / tutmak amacı ile avuç içlerini derinleştirerek) (eli) bardak / fincan şekline sokmak curable = tedavi edilebilir. (toprağı) işlemek. güncel. salamura curiosity = merak curious = 1) tuhaf veya benzersiz olması nedeniyle ilgi çeken. zirve. serbest kalmak cut off = (nefes / yol) kesmek. decrease. Computed Tomography scan culminate = 1) sonuçlanmak. decrease. kısmak. start. çare.= innocent cult = kült. sınırlamak. cut down on cut down on = (bir şey)’i kısmak / azaltmak. common. relieve. zıt anl. 2) cari currently = şu sıralarda. dönemsel cycling = bisiklete binme cyclone = siklon.= increase. reduce. azaltmak. treat cure (isim) = şifa.= keep. zıt anl. zıt anl. tapınma cultivate = geliştirmek.) çıkarmak. end. için) kültür analizi yapılması cultured = kültürlü cumulative = kümülatif. separate.)’den ayrı kalmak / ayırmak. climax culmination = 1) doruk.bademci. modify. abnormal customize = isteğe göre küçük değişiklikler yapmak. 2) meraklı current (isim) = akıntı.= reunite with cut out = (belli bir biçimde) kesip çıkarmak. waste cut free from = (bağlayan bir şeyi) keserek (başka bir şey)’i serbest bırakmak. gem vurmak. zıt anl. limit cure (fiil) = iyileştirmek. zıt anl. (bir metinden vs. zıt anl. prolong curve upwards = yukarı doğru bombe yapmak cushion = yastık cushion of air = hava dolu yastık custom = gelenek. accepted. tıkamak. present. dış tabaka cry out for = bağırarak (yardım vs. azaltmak. silmek. zenginleştirmek.42 . 2) (bir bakteri vs.= incurable curb = kısıtlamak. hortum cylinder bearing = silindirli rulman (yatak ile mil yuvası arasında metal silindirler bulunan rulman) cynical = alaycı cytochrome oxidase = sitokrom oksidaz (hücrenin solunumunda önemli bir rolü olan bir tür enzim) cytologic = hücreye ilişkin cytoplasm = sitoplazma (hücre içi sıvı) www. enrich cultivate = işlemek cultivation = yetiştirme culture = 1) kültür. siklüs cyclic = periyodik olarak ortaya çıkan. yetiştirmek. restrain. call out for crystalline solid = atomları veya molekülleri geometrik bir düzen içerisinde yer alan katı madde CT scan = bilgisayarlı tomografi taraması. develop. ilaç. halihazırdaki. kısıntı cut a pitiable figure = acınacak bir tipi olmak / tip çizmek cut back on = (özellikle tasarruf amacıyla bir şey)’de kısıntı yapmak. en gelişmiş. guilty. remedy. bitiş culprit = suçlu. kesinti yapmak cut (isim) = kesinti. zıt anl.com . tedavi etmek. döngü. shorten. ilişkisini kesmek. tedavi. akım current (sıfat) = 1) şimdiki. block cut off from = (aile vs. adet olan.) çağırmak. müfredat curtail = azaltmak. modifiye etmek.

en alçak noktası deniz seviyesinden 86 metre aşağıda olan. manage. müzakere. day-to-day life dairy = süt ürünleri dairy farming = mandıracılık dam = baraj damage (fiil) = zarar / hasar vermek. wound damming a river = bir akarsu üzerine baraj kurma işi damp = nemli. cope with. discouraging dawn = doğuş. günlük. plan vs. varlığı. hazard. risk. iş ilişkisi.= invigorate. argue. tackle. injury. strengthen debilitating = güçten düşüren. day-to-day daily life = gündelik hayat. zayıflatmak. enkaz debris disk = döküntü halkası debt relief = borcun hafifle(til)mesi.= invigorating debris = döküntü. üstesinden gelmek. zıt anl. göz korkutucu. yara. soluk borusu vs.bademci. discussion debellation = fetih debilitate = kuvvetten düşürmek. çevresindeki diğer materyal üzerindeki kütleçekimsel etkisi yolu ile tespit edilebilen maddeye verilen ad) dart = 1) füze. (dawn of civilization = uygarlığın doğuşu) D day-care = gündüz çocuk bakımı daydreaming = hayal kurma. incapacitate. get involved in. fatal deafness = sağırlık deal blows to = (bir şey)’e darbeler vurmak deal with = 1) (bir ey)’i idare etmek.) kalan hava deadly = öldürücü. zıt anl. be dated to date from = tarihinden kalmak. date from. date to. zıt anl. hayallere dalma daytime = gündüz day-to-day = gündelik D-Day = II. incapacitating. manage. (bir şey)’e cesaret etmek. tarihlendirme daunting = yıldırıcı. takatini kesmek.D D DD daily = gündelik.)’ye tarihlenmek. venture daring = cüretkar. gözüpek dark energy = karanlık enerji (kozmolojide. Dünya Savaşı’nı sona erdirdiği kabul edilen Normandiya Çıkartması’nın yapıldığı gün (6 Haziran 1944) DDT = bazı bölgelerde tarım ilacı olarak kullanılan zehirli bir kimyasal. müzakere etmek. 2) (bir ey)’i ele almak. undermine. wet danger = tehlike. 2) ani ve hızlı hareket dash away / off = acele ile çıkıp gitmek dashed = (ümit. dichlorodiphenyltrichloroethane dead space air = solunum esnasında akciğere ulaşmayan bölgelerde (burun. capital punishment death rate = ölüm oranı Death Valley = Ölüm Vadisi (ABD’nin Kaliforniya ve Nevada eyaletleri arasında yer alan. bütün uzayı etkileyen ve evrenin genişleme hızını arttırıcı bir etkisi olduğu kabul edilen hipotetik bir enerji türü) dark matter = karanlık madde (astrofizikte. yıkıntı. zarar. bozmak. tarihinden başlamak dating = tarihleme. harm. discuss debate (isim) = tartışma. weaken. argument. relations death penalty = ölüm cezası.= disregard. ignore dealings = iş. tarih tutma. şafak sökmesi. risk dangerously underweight = (hayatını) tehlikeye sokacak derecede zayıf Dante = 1265-1321 yılları arasında yaşamış ve ünlü İlahi Komedya’nın yazarı olan İtalyan şair dare to = (bir şey)’i göze almak. boşa çıkmış data access = veri erişimi database = veritabanı date = tarihle(n)mek date back to = (belli bir yıl vs. kurak bir havza) debate (fiil) = tartışmak.com . business. için) suya düşmüş. gün ağarması. ilgilenmek. borç indirimi debut = (sahneye) ilk çıkış. ilişki. moist. başlangıç decade = on yıl www. ışık yaymadığı ve yansıtmadığı için doğrudan algılanamayan. tarihine uzanmak. rutubetli. alışveriş. harm damage (isim) = hasar. zayıflatan.

realize deduction = mantıksal çıkarım. overthrow defeat (isim) = bozgun. 2) (radyoaktif) bozunma decay-causing = çürümeye neden olan deceit = aldatma. specify. fiil.= upturn. collapse. achievement. deficient. recovery decomposer = ölü bitki ve hayvan kalıntılarını kimyasal olarak ayrıştıran organizma decomposition = çürüme. kandırmak. put down. zıt anl.= accelerate decent = saygın. eksiklik. düzen. certainly. yetersizlik. zıt anl. süslemek decrease = azal(t)mak. düzen. corrosion.= honesty deceptive = aldatıcı. imperfect.= straightforward. zıt anl.= flawless. (anlam) çıkarmak.= inflation. mislead. recover decline (isim) = azalma. dejenere olmak. intensely. make known. devote to dedication = adama. deterioration. zıt anl. slightly defeat (fiil ) = bozguna uğratmak. 2) deflasyon. yetersizlik. zıt anl. bozukluk.= increase.= afforestation deforested = ormansız kalmış. imperfection. progress. deteriorated. düş(ür)mek. inadequacy. zıt anl. zıt anl. iş. shortage. zıt anl. fraud. adamak. hile. shortage. eksik. sufficiency. belirleyici.= healthy degenerative = dejeneratif (bir doku veya organın zamanla yapısal veya fonksiyonel bozulma göstermesi hali) degenerative disorder = dejeneratif hastalık (organ veya dokunun yapı ve görev bakımından özelliğini kaybederek bozulduğu hastalık) degrade = düşürmek. düşüş.= excess. respectable.= excellence defective = kusurlu. excellent defence-related industries = savunma ile ilgili endüstri alanları defendant = davalı.= increase decreased mortality = düşük ölüm oranı dedicate to = vermek. çözünürlük. zıt anl. bilgi vs. zıt anl.) www. derece (etki. announce. bozulma. eksil(t)mek. profoundly. regard deep space = derin uzay (uzayın. soysuz. drop. çökmek. deteriorate. delude decelerate = hızını azaltmak. decline.= victory defect = kusur. fiyatların düşmesi. put off. outer space deeply = derinden. net. decompose decay (isim) = 1) yıkılma.bademci.= aggrade degree = büyüklük. decay. acceptable. (mahkemede) savunma (tarafı) defensive = savunmacı.= adequacy. geciktirmek. take down. boldly. insufficiency. zıt anl. kötüleştirmek.= indecent deception = aldatma. revoke decline (fiil) = azalmak. yenmek. zıt anl. gerileme. derinlemesine. zıt anl. savunmaya yönelik. infer from. zıt anl. bildiri. proper. disgrace. yenilgi. excess deficit = açık. drop. announcement declare = ilan etmek. çıkarsamak. yanıltıcı. düşmek. adanmışlık. questionable decisively = kesin olarak. ayrışma. zıt anl. netlik. diminish. corrupt.= expedite defiantly = cüretkar / küstah / meydan okuyan bir şekilde. devotion deduce from = (bir şey)’den (bir şey) anlamak. action deem = saymak. biçimsizlik.= honesty deceive = aldatmak.= deny. sakatlık degenerate (fiil) = yozlaşmak. zıt anl. aldanma. bildirmek. inadequacy. deceit. zıt anl.= afforested. zıt anl. makul. upright deciduous = (bitki için) yaprak döken decipher = şifresini / anlamını çözmek decision = karar decision-making = karar alma işi decisive = kesin. designate definite = kesin.44 . protective. false. Güneş Sistemi’nin ötesindeki kısmı). kararlı bir biçimde. fraud. degeneration.= indecisive. surplus define = tanımlamak. addetmek.= offensive defer = ertelemek.= inflation deforestation = ormansızlaştırma.= moderately. misleading. deteriorate degenerate (isim) = yozlaşmış. implication deed = eylem.com . çöküş. rebelliously deficiency = eksiklik.ÜDS Sözlüğü decanter = (genellikle alkollü içkiler için) sürahi olarak kullanılan boyunlu şişe decay (fiil) = çürü(t)mek. tam anlamını verebilme özelliği deflation = 1) (bir şey)’in havasının boşalması. dejenere. progress. bozuk. zıt anl.= indefinite definition = kesinlik. kusur. deception. decay. hile. zıt anl. zıt anl. certain. forested deformity = çarpıklık. zıt anl. net. mantık yürütülerek varılan yargı. aldanma. definite. zıt anl. muntazam. zıt anl. spoilage decorate = dekore etmek. azalma. kararlı. çürüme. retard. gerilemek. aklı başında. determinately declaration = ilan. deficiency. sönme. zıt anl.

deception. bölüm departure = 1) ayrılış. condemn. slow down. tender. accept department = departman. reliant (on). göstermek. postpone delay (isim) = gecikme. durumunu. kalkış. fragile. 2) ihtiyaç. kurutmak dehydration = dehidrasyon (su kaybı. daire. subtle. zorlu (örn. memnuniyet. zıt anl. şube. destroy. moving out. belirtmek. solid. sık densely = yoğun bir şekilde. picture www.= reality demand (fiil) = talep etmek. yalanlamak. bir yapının ya da organizmanın su kaybı) de-icing system = buzlanmayı giderici sistem de-ink = mürekkepten arındırmak deinstitutionalization = hasta tedavisinin. perishing democratization = demokratikleştirme demographer = demograf (dünyadaki veya bir ülkedeki nüfusun yapısını. memnun etmek. yoksun bırakmak. removal deliberate = 1) kasıtlı. reject. 2) müzakere. handing over. 2) temkinli. describe. ertelemek. illustrate. hold up. send. divergence depend on / upon = (bir şey)’e bağımlı / bağlı olmak. giving birth delusion = aldanma. mesaj iletmek.) isteyen / bekleyen. 2) (bir annenin) bebek doğurması. yoğunluk (bir maddenin birim hacimdeki ağırlığı) dental = diş veya dişçilikle ilgili dental caries = dişte çürüme. distribution. description. self-reliant depict = betimlemek. request. dental cavity dental cavity = diş çürüğü. refuse. ilgi vs. kurumlar dışında yapılması delay (fiil) = geciktirmek. zıt anl. zıt anl. ortadan kaldırmak. temsilci deletion = sil(in)me. resmetme. discussion delicate = nazik. retain delivery = 1) teslim. exterminate. on purpose.= sparsely populated density = özkütle. zıt anl. istemek. reddetmek.= independent. please deliver = teslim etmek. hand over. aklını yitirmiş dementia = 1) delilik.= admit. rugged delight (isim) = sevinç.= be independent (from) dependence = bağımlılık. empower delegate (isim) = delege. vermek. 2) sapma.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. depict demonstration = gösteri denied by = (birisi ya da bir kurum) tarafından dışlanmış / reddedilmiş denomination = birim denote = göstermek. misconception. hastane vb. intentionally. keyif. geç delayed detection = geç teşhis / tanı delegate (fiil) = görevlendirmek. insani özelliklerini yok etmek dehydrate = suyunu almak. mean denounce = kınamak. narin. careful deliberately = kasten. mütalaa.= loosely. tartışma. doğum.bademci.= tough. commission. dinamik özelliklerini inceleyen bilim insanı) demographic = demografik (nüfus ile ilgili değişkenlere ait) demolish = yok etmek. zıt anl. anlamına gelmek. call for demand (isim) = 1) talep. zıt anl.com . consideration. claim.= supply. joy. retardation delayed = gecikmiş. zıt anl. wipe out. 2) bunama demise = çöküş. (bir durumun) gerektirdikleri. restore. yok olma. pleasure delight (fiil) = sevindirmek. diş çürüğü. point to.= keep. çılgınlık. deviation. 3) durum. heavily.= preserve. transfer. dental caries dental examination = diş muayenesi deny = yadsımak. request. addiction dependency = bağımlılık. a demanding job = çok çaba gerektiren bir iş) demented = bunamış. leaving. zıt anl. zıt anl. keyif vermek. dependence. zıt anl. susuz kalma. requirement demanding = (çok çaba. distribute. claim. picture depiction = betimleme. zıt anl. dağıtmak.= praise dense = yoğun.45 dehumanize = insanlıktan çıkarmak. bırakmak. resmetmek. anlatmak. bile bile. stand for. cinlerin veya bunlara dair inançların incelendiği araştırma alanı demonstrate = kanıtlamak. take-off.= accidentally.= independence dependent on = (bir şey)’e bağımlı. construct demon = iblis demonology = iblislerin. on purpose. hassas. zıt anl. yanılma. need. sparsely densely populated = nüfus yoğunluğu fazla olan. dağıtım. rely on. (bir işi) devretmek. erasing. unintentionally deliberation = 1) üzerinde düşünme.

ülke dışına göndermek deposit (fiil) = koymak. ayrılık detail = ayrıntı. yığmak. withhold. lower.= availability. zıt anl. 2) harap. tasarım yapmak. surplus deprive of = (bir şey)’den yoksun bırakmak / mahrum etmek. düzenlemek. earn deservedly = haklı olarak. görev vermek. picture descriptive = tanımlayıcı. zıt anl. noticeable detection = bulma. zıt anl. elde edilmesi amaçlanan. exhaust. bir plana göre yerleş(tir)mek. damagingly. 3) maden / mineral yatağı deposit on = üstünde birikmek deposition = çökme. zıt anl.= constructive. liberate detect = ortaya çıkarmak. picture. radyoaktif madde vb. hava alanları vs. 2) (ekonomide) buhran deprivation = yoksunluk. şeyleri bulmaya yarayan alet) www. extermination. soyun devamı. mevzilendirilmiş deport = sınırdışı etmek. işaret etmek. bitmiş. lacking. 3) yalnız. identify detect individual atoms = atomları tek tek saptamak detectable = bulunabilir. = Bu füze. arzu etmek desire (isim) = arzu. depo. kimsesiz. 2) milletvekili derive from = (bir şey)’den elde etmek / çıkarmak / türe(t)mek. attractive. (uçaklar. depiction.= undesirable. lowspirited. tortu depressed = 1) morali bozuk. detay detain = gözaltına almak. 2) yığın. keşfetmek. promising despise = küçümsemek.) destructively = yıkıcı olarak. adam yerine koymamak despite = (bir şey)’e karşın / rağmen. low depletion = tükenme deploy = konuşlan(dır)mak. abandoned. resmetmek. place deposit (isim) = 1) mevduat. zıt anl. regardless of destination = hedef. zıt anl. discover. mevzilen(dir)mek. fate destroy = yok etmek. bir savaş gemisini havaya uçurmaya yetecek kadar yıkım gücüne sahip. varış yeri destiny = kader. bırakmak. demolish. tespit. detrimental.= construction. depict. azalmış. saptanabilir. 2) atamak. saptama detector = dedektör (metal. in(dir)mek. apprehend. alıkoymak. tasarım designate = 1) belirtmek.= add.46 . ümitsizlik. leave deserve = (iyi ya da kötü anlamda) hak etmek. anlatmak. wipe out. yıkıcı bir şekilde. down depression = 1) depresyon (ruhsal çöküntü). yok etme. zıt anl. desperation. originate from desalination = tuzunu giderme descend = alçal(t)mak. kısmet. picked out designation = (kısaltma biçiminde) ad (örn. betimsel desert = terk etmek. zıt anl. zıt anl. restore. strip of. zıt anl. required. imha. fark etmek. destroyed. için) kod.= preserve. tarif. boş. ıssız. perişan. restock depleted = yetersiz. assign designated = belirlenmiş. harmfully. zıt anl. yazgı. şiddetli istek desired = istenen. justly design (fiil) = dizayn etmek. specify. abandon. position deployed = konuşlandırılmış. çekici. bırakmak. hopeless. helpless. zararlı. zıt anl. vekil. explain description = betimleme. eşkal. tükenmiş.= attach to detachment = ayrılma. renovation destructive = yıkıcı. 2) ümitsiz. call sign desirable = arzulanır. miktarı düşmüş. keder. (bir kişinin) soyundan gelen describe = betimlemek. specified. unsuitable desire (fiil) = istemek.= release. in spite of. supply with depth = derinlik deputy = 1) yardımcı. cazip. organise. zıt anl. talih. preferred.= ascend descend from = (bir kişi)’nin soyundan gelmek. formulate. tasarlamak. obtain from. ortaya çıkarma. zıt anl. bulmak.com . invent. layık olmak.= constructively detach from = (bir şey ya da kişi)’den ayırmak / koparmak.bademci. devise design (isim) = dizayn. exterminate. depresyonda. consume.= offer. ortadan kaldırmak. solitary despair = üzüntü. hor görmek. (This missile has sufficient destructive power to blow up a battleship. hopelessness. Türk Hava Yolları için THY).= undesired desolate = 1) terk edilmiş.= hopeful. originate from descendant = torun. devastating. gidilecek yer.= hope desperate = 1) çaresiz.ÜDS Sözlüğü deplete = tüketmek. bitirmek. hak ettiği gibi. 2) azalmış. construct destruction = yıkım. mahrumiyet. geliştirmek.

kaypak. ortadan kalkmak. decline.= construct.= regress deviation = sapma.= constructive develop = 1) (hastalık vb. dolambaçlı. matrisler veya denklemler arası işlemlerde kullanılan sayı) determine = 1) belirlemek. hesitating determining = belirleyici deterrent = caydırıcı etmen detonator = (bomba vs. dietetic dietary (sıfat) = perhizle ilgili dietary fat = besin maddeleriyle vücuda giren yağ www. bring out developed = gelişmiş developed world = gelişmiş dünya (dünyanın gelişmiş ülkelerden oluşan kesimi) developing = gelişmekte olan developing country = gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülke. = Bu arazi madenciliğe ayrılmıştır.bademci.= encourage. uniformity device = alet. find out. perish. zıt anl. worsen.) devotion = sadakat. saptamak. deceitful. fünye detoxification = detoksifikasyon (zehirlerden vs. flourish dietary (isim) = perhiz yemeği.= enhancement. (değerinden. command die down = hafiflemek. harap edici. arındırma) detoxify = detoksifiye etmek (zehirlerden vs. zıt anl. = Okul çağındaki çocukların kolay öğrenebilecekleri yeni bir bilgisayar programı tasarlamak gerekiyor. dedicated devoted to = (bir şey)’e adanmış / ayrılmış. kalitesinden) düşürmek. zıt anl. gelişme.ÜDS Sözlüğü .= irresolute. zıt anl. advancement.47 detention = alıkoyma. tutuklama. restraint. (This land is devoted to mining. diminish detractor = kötümseyen / küçümseyen kişi detrimental = zararlı. decisive. kötüleşmek. tanı koy(ul)mak diagnosis = (çoğul: diagnoses) teşhis. lower. lacking devote to = (bir şey)’e adamak / ayırmak. sönmeye yüz tutmak. damaging. resolve. tanıyla ilgili dialect = lehçe dialysate = diyaliz esnasında membrandan (zardan) geçen (bir tür filtre edilen) madde dialysing membrane = diyaliz zarı / membranı dialysis = diyaliz (böbrekleri çalışmayan hastalarda. azimli. bir makine ile kanı atık maddelerden arındırma işlemi) diamond = elmas (sertliği sebebiyle kesici olarak. devotedly diabetes = diyabet (şeker hastalığı) diagnose = teşhis etmek / edilmek. zıt anl. sincerely. dedication devoutly = içten. destroy. zıt anl. improvement determinant = 1) belirleyici etken. promote deteriorate = bozulmak. ortaya çıkarmak. tevkif. 2) determinant (bir matris veya bir denklem için özel bir prosedür kullanılarak elde edilen. zıt anl. inhibit. harmful. kendini adamış. zıt anl. diversion. formulate. arındırmak) detract from = eksiltmek. shape determined = kararlı. decline. expand. insidious devise = tasarlamak. bozulma. tanı diagnostic = tanı. yok edici. sinsi. establish. impose. custody. düzenlemek. zıt anl. underdeveloped country development = ilerleme. ayrılma. 2) karar vermek. azalmak.) devoid of = (bir şey)’den yoksun / mahrum. için) ortaya çıkmak / başlamak / gelişmek.= conformity.= release deter from = (bir şey)’den caydırmak / vazgeçirmek. fade away. için) ateşleme mekanizması. 2) geliştirmek. disastrous. variance. adama. içten bağlılık.= beneficial. invent. organise. belittle. parlaklığı sebebiyle de süs eşyası olarak kullanılan bir mineral) dictate = zorla kabul ettirmek. dedicated to. kendini adamış. amaçlamak. discourage. aygıt devious = dürüst olmayan. helpful devaluation = devaluasyon (paranın değer kaybetmesi) devalue = değerini düşürmek devastate = harap / perişan etmek.). decide. dedicate devoted = bağlı. emretmek. (They have devised a plan for keeping traffic out of the city centre. zıt anl. = Trafiği kent merkezinden uzak tutacak bir plan geliştirdiler. engelleme. ruin.com . ciddi. mahvetmek. destructive. plan geliştirmek. worsening. persistent.= recover deterioration = kötüleşme.= develop. restore devastating = yıkıcı. fade away die out = yok olmak. (It is necessary to devise a new computer program that will be easy for schoolchildren to learn. zıt anl. calculate. öneminden. design.

egemenliğini bizzat ve doğrudan kullandığı. discouraging. zarar gören insanlara yardım ulaştırmaya yönelik çalışma disastrous = feci. zorluk. idareci. engel.) dimension = boyut.= agree with disagreement = anlaşmazlık.= accord. spread diffusible = yayılabilir. yıkım. zıt anl. hazmetmek digested = sindirilmiş. bütün kararların halkın tamamının katılımı ile alındığı demokrasi türü) direct participation = doğrudan katılım direct public attention to = kamu dikkatini (bir şey)’e çekmek / yöneltmek direction = yön director = yönetici. zıt anl. yıkıcı. discouragingly. trouble diffuse = yay(ıl)mak. berbat. onaylamamak.ÜDS Sözlüğü dietary iron intake = beslenme yoluyla vücuda demir alımı dietary objective = (yapılan / yapılacak) diyetin hedefi / amacı differ from = (bir şey)’den farklı / değişik olmak. zıt anl. 2) talimat vermek. perceptible.= advantage. conflict. vanish. çok kötü sonuçlara yol açabilir. farklılaşmak. critical. maluliyet. unite discard = aklından çıkarmak. zıt anl. su ile seyreltilmiş çamaşır suyu ile temizledi. discouragement. zıt anl. inconvenience. = Banyoyu. distinguish differentiation = ayırım. afet. reject discarded = atılmış. diverge from.= appear. ikilem dilute = sulandırmak. success disapproval = onaylamama. noticeable. release www.= fulfilment. terrible. kaybolmak. sakınca. yok saymak. 2) sakatlamak disabled = sakat.= fortunate. inceltmek. ihtilaf.) direct = 1) yönlendirmek. zıt anl.com . zıt anl. vary.= inspiringly disappointment = düş kırıklığı. hazım digestive juice = sindirimi kolaylaştıran salgı / sekresyon digestive system = sindirim sistemi digestive tract = sindirim kanalı dilemma = çıkmaz. zıt anl. zıt anl. dreadful. toprak disability = sakatlık. ölçü diminish = azal(t)mak. successful disband = dağıtmak.= appearance. görülebilir. zıt anl. = Böylesi invazif bir müdahale. disperse. manager dirt = çamur. (She cleaned the bathroom with hypo-chloride diluted with water. objection disapprove of = doğru bulmamak. emerge disappearance = ortadan kalkma. veriler için) (bir şey) ile uyumlu olmamak. zıt anl. farklılık göstermek. vanishing. (deliller. obscure discharge from (fiil) = 1) (hastayı hastane)’den taburcu etmek. problem. dağılmak. inspiring disappointingly = hayal kırıklığı yaratacak şekilde. diverge differ sharply = net / açıkça görülür bir şekilde farklılık göstermek differential = 1) (arabalardaki) diferansiyel dişlisi.= approve of disaster = felaket.= combine. fight. yok olmak. dağıtmak. 2) tahliye etmek. divergent difficulty = güçlük. handicapped disadvantage = dezavantaj. ıskartaya çıkmış discernible = fark edilebilir. benefit disagree with = (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmamak. (Such an invasive intervention may have dire consequences. engelli. ayırıcı differentiate = ayırmak. zıt anl. resemble differ = değişmek. ayırt etmek.48 . handicap. instruct direct democracy = doğrudan demokrasi (halkın. çatışma.= increase diminishing return = gittikçe azalan getiri diphtheria = difteri (boğaz ve soluk borusu cidarlarında fazladan bir tabaka oluşturarak nefes alma güçlüğüne yol açması ile belirgin bir hastalık) dire = 1) acil. zıt anl. doğru bulmama. emergence disappointing = düş kırıklığı yaratan. geçme) dig one’s way out of = kendini (bir şey)’den kurtarmak dig up = kazıp çıkarmak. çok ciddi.= encouraging. guide. tragedy disaster relief operation = bir felaketin ardından. find unacceptable. açmaz. dağılmak. catastrophe. reddetmek. drawback.= bury digest = sindirmek. itiraz. dağılma. peace disappear = ortadan kalkmak. zıt anl. 2) korkunç. hazmedilmiş digestion = sindirim. invalidity disable = 1) etkisiz hale getirmek. terrible. 2) farklı. farklılık differing = birbirinden farklı. eksil(t)mek.bademci.= conform to. detrimental. yoğunluğunu ya da derecesini düşürmek. dağılabilir diffusion = difüzyon (yayılma. zıt anl. yönetmen. dismiss.= imperceptible. decrease. dehşetli. yok olma.

zıt anl.= health. bulmak. baştan savma. display. boşaltım. conflict. için) kozmetik bozukluğa yol açan disgraced = utanç verici. yıldırmak. disapprove of.) www. tutarsızlık. discard. ignore.= connection. durdurmak.49 discharge (isim) = 1) (hasta için) taburcu olma. akma. cautiously. dissuade. separately discretion = takdir yetkisi. farklı. ifşa etmek. uninterested. discarding. zıt anl. inequality. aklından çıkarmak. praise disease = hastalık disfigure = biçimini bozmak disfigurement = kozmetik bozukluk. variance. consideration. parçalara ayırmak. rezil disgust = iğrenme. reveal. memnuniyetsizlik. zıt anl. ayrım yapma. (birbirinden) ayrı olarak. trouble. böl(ün)mek. ease discomforting = rahatsız edici disconcert = 1) şaşırtmak. (The doctor told the patient to discontinue with the medicine.). dissociation. apayrı. gidermek dispense with = (bir şey)’siz yapmak. send off dispel = dağıtmak. confusion.= order disordered = düzensiz disorientation = oryantasyon bozukluğu (yön. güvenini sarsmak. sıkıntı. disiplin disclose = açmak. = Doktor. disfavour. zıt anl. association discontent = hoşnutsuzluk. kargaşa. deter. küçümsemek. distinction. hastalık. discourage dismiss = göz ardı etmek. mess. altüst etmek. zıt anl.= urge. chaos. fark. görüşmek.com . = Formalitelerden vazgeçiyoruz.= encouraging discover = keşfetmek.) discordant = birbiriyle çelişen. vazgeçmek. incompatible. zıt anl. disregard. zıt anl. release discipline = bilim dalı. tedbirli. (The bank will discontinue its Saturday service. ortaya çıkarmak. difference. unfavourable. annoyance. illness. zıt anl. abandon. tiksinti disgusting = iğrenç disintegrate = parçala(n)mak. zaman tayininde bozukluk) disoriented = yönünü kaybetmiş / şaşırmış disparate = farklı. bölünme. ayrım. find discovery = keşif. concordant discount = 1) önemsememek. disturb. zıt anl. heedlessly discrepancy = farklılık. cesaretini kırmak. yarıda bırakmak. reddetmek. consistency discrete = ayrı. similar disparity = eşitsizlik.= comfort. meydana çıkarmak. similar discretely = farklı bir şekilde. 2) düzensizlik. satisfaction discontinue = kesmek. quit. farklılık. gözünü korkutmak. 2) tahliye. pursue. bağlantı kesilmesi. bulgu discredit = gözden düşürmek. reject dismissal = aklından çıkarma. vazgeçmek. defetmek. trouble. ufalanma disk-like = disk gibi. thoughtfully. conceal discomfort = rahatsızlık. 2) indirim yapmak discourage = cesaretini / hevesini kırmak.= compatible. do away with.= associated.= agreement. zıt anl. zıt anl. uyuşmazlık. çelişme. buluş. perplex. zıt anl. reddetme. scorn. turmoil.bademci. = Banka artık Cumartesi günleri hizmet vermeyecek. zıt anl. dissatisfaction. rejection dismissive = hafife alan. aralarında uyuşmazlık bulunan. açığa vurmak. cease.= hide. zıt anl.= parity. zıt anl. tepeden bakmak. tartışmak discussion programme = (televizyonlarda yayınlanan) herhangi bir tartışma programı disdain = küçük / hor görmek. end. demonte etmek.= admire. ailment. carefully. take apart. conflicting. zıt anl. distinct. honor discreetly = (ağzından çıkan söze ve hareketlerine) dikkat eder bir şekilde. ihtiyatlı. degrade. zıt anl. upset disconnection = kopukluk. separate.= contentment.= interested Disneyland = Walt Disney Şirketi tarafından dünyanın değişik kentlerinde açılan büyük eğlence parklarından her biri disorder = 1) bozukluk. (We are dispensing with formalities. ufalanmak disintegration = parçalanma. ihtiyaç duymamak. vücutta şekil kaybı disfiguring = (yara vs. carry on. hastaya ilacı kesmesini söyledi. show prejudice against discrimination = ayrımcılık.= keep on. free-will discriminate against = (aleyhine) ayrım(cılık) yapmak.= recklessly.= praise.= alike. zıt anl. different. yer. proceed. disk biçimli dismantle = sökmek. stop. distinctly.ÜDS Sözlüğü .= impartiality discuss = (bir konuyu) ele almak. zıt anl. 2) düzenini bozmak. encourage discouraging = cesaret kırıcı. ciddiye almama. zıt anl. terk etmek. bias. equality dispatch = göndermek. unfairness.= assemble dismay = korkutmak.

dağıtmak. relief distressing = üzücü. dağılmak.= consider. deform distorted = çarpıtılmış. uyuşmazlık. zıt anl. tell (the difference) distinguishable = ayırt edilebilir.) dissemination = saçma. clearness. argue dispute (isim) = anlaşmazlık. separate.= calm. boş vermek. troublesome. argument. farklı. gather dispersion = dağılım displace = yerini almak. worry. remote. show. controversy.= proportionate. zıt anl. disturb. zıt anl. enlarge.com . disturbing. peculiarity. break up. acı. ilgisizlik disrupt = bozulmasına yol açmak. zıt anl. belirgin. spread. sergilemek. excessive. pain.= prove.= concentrate distraction = dikkat dağılması. genişlemek. upset. allot. yok etmek. 2) (para. acı verici. zıt anl. circulate.50 . zıt anl. haber vs. disturbance. zıt anl. kolaylıkla ayırt edilebilen. yerleştirme.= near distend = şiş(ir)mek. zıt anl. region. disturb. illustrate.) boşaltmak dispose of = 1) (bir şey)’i çöpe atmak. understanding disregard = hiçe saymak. pay attention disrepair = (bina. hand out distributor = bayi. clearly distinctness = netlik. ordinary distort = biçimini bozmak. identify. kendine özgü. save disposition = 1) yaradılış. chaotic. mesafe distant = uzak mesafedeki. zıt anl.= contract. üstünlük. bother. düzen. dağılım. zıt anl. temperament.= accumulate. comfort www.) (belirli bir biçimde) harcamak.= disciplined dissatisfied with = (bir şey)’den hoşnut / tatmin olmayan.= concentration distress = üzüntü. imha etmek. far away.= gather. collapse. zıt anl. çarpıtmak. (The more widely the facts about AIDS are disseminated.= satisfied dissatisfy = hoşnut / tatmin etmemek. organise disruption = aksama. zıt anl. itimatsızlık. displeased. yay(ıl)mak. yerinden etmek displacement = 1) yerinden oynama / kayma. ekran disposal = yok etme. collect dissipation = yay(ıl)ma. distrust = güvensizlik. kesilme. accuracy.= trust disturb = endişelendirmek. makine için) bakımsızlık. confuse. dissemination. recognize. endişe. displease. confirm dispute (fiil) = 1) doğruluğundan kuşku duymak. spoil. similarity distinctive = tipik. mizaç. 2) düzenleme. görüntülemek. aldırmamak. elden çıkarmak. saçmak. zıt anl. tabiat. dağılma.= ordinary distinctly = açık / belirgin bir şekilde. saç(ıl)ma. disappointed. failure. zıt anl. balanced disprove = aksini kanıtlamak. annoy.= arrange. consume.= similar. zıt anl. ortadan kaldırma disposal = (çöp vs.= common. doubt.= keep.= agreement. prominent. zıt anl. zaman vs. swell. seçiklik. zıt anl. zıt anl. saç(ıl)ma.= satisfy disseminate = (bir fikir. disband. altüst etmek. zıt anl. ayırmak. 2) fark. discrete. recognizable distinguished = seçkin.ÜDS Sözlüğü dispersal = yay(ıl)ma. dilate olmak. zıt anl. yöre. associated distinction = 1) ayırt etme. characteristic.= resemblance. zıt anl. 2) tartışmak. arrangement disproportionate = oransız. worrisome distribute = dağıtmak. çöz(ün / ül)mek distance = uzaklık. yaymak. zıt anl. scatter. çekişme. comfort. ayırt etmek. part with. spread. uzak. zıt anl. bölge. 2) deplasman (bir cismin kapladığı alandaki su veya havanın ağırlığı) display (fiil) = göstermek. overlook. huzurunu kaçırmak. aksatmak. deformed distract = (dikkati) başka tarafa çekmek. area. differentiation. yayma dissipate = dağıtmak. bu salgını durdurma şansımız o kadar artar. tartışma. misery. apparent.bademci. unbalanced. dağıtıcı district = mıntıka. get rid of. = AIDS hakkındaki gerçekler ne kadar çok yayılırsa. invalidate. the better our chances of halting the epidemic.) atmak. dispersion dissolve = eri(t)mek. meşgul etmek. müstakil. question. aşırı. shrink distinct = ayrı.= success disruptive = aksatan. tertip. kargaşaya yol açan. ignore. disappoint. bölüştürmek. (atık vs.) yaymak. propagation disperse = dağıtmak. demonstrate display (isim) = gösterge.= obscurity distinguish between = (iki kişinin ya da şeyin) arasında ayrım yapmak. disorderly. superiority. rahatsız etmek. bertaraf etmek. zıt anl.= alleviation. güzide. yıkıcı. remarkable.

various diversely = çeşitli şekillerde. fraternal twins dizziness = baş dönmesi Djurab Desert = Djurab Çölü (Çad sınırları içinde yer alan bir çöl) do as one pleases = istediği gibi davranmak. zıt anl. zıt anl. presiding. yasal olmayan prosedür) dormancy = uyku hali dormant = uykuda. farklı olmak. zıt anl. connect disuse = kullanmayı kesmek / bırakmak ditch = hendek dive (fiil) = dalmak dive (isim) = dalış diverge = ayrılmak. different. 2) (uykuda) bozukluk / düzensizlik. ayrılmak. split.bademci.= retain. bestow on / upon. baş etmek. iç cephe dominance = egemenlik. variously diversify = çeşitlendirmek. interference disturbance of flow = akışın bozulması disturbed = sıkıntıda.= inferior. fail do with = yetinmek. dreadfully disunite = ayırmak. separate. verici doomed = yok olmaya mahkum dopamine = dopamin (beyinde. diğer yanı ile dış mekan arasına ise aralıklarla sütun. prevail dominion = egemenlik. hibe donor = bağışçı. boşa(n)mak. farklılaştırmak. farklı. separate. hareket ve duyguların düzenlenmesinde etkin olan. muhtaç olmamak doctrine = doktrin. come along.= converge. (kan. düzeni bozucu şey. rahatsız disturbing = rahatsız edici. evde kullanılan. controlling.= fall back. govern. sapmak. ev ile ilgili.com .) kontrolü altındaki bölge dome = kubbe domed = kubbeli. zıt anl. assortment. eksikliği Parkinson hastalığına yol açabilen bir nörotransmiter) doping = doping (yapay olarak fiziksel ya da mental aktiviteyi arttırmak amacıyla uygulanan. annoying. prove documentary = belgesel dogmatic = dogmatik (tartışma / sorgulama kabul etmeyen). turmoil. eliminate do good = yaramak. 2) dahili. withdraw donation = bağış. spread out. (birbirinden) uzaklaşmak. put on donate = bağışlamak. sever. nüfuz alanı. stillness.= uniformity divide = böl(ün)me.= unite. branch off. evsel. alarmingly. deviate. yurt içine ait domestic economic news = iç / dahili ekonomi haberleri domestic front = ülke içi.= join divine = ilahi. tanrısal divine intervention = ilahi müdahale division = bölüm.= comforting disturbingly = rahatsız edici bir şekilde. departman divorce = ayırmak. kubbe ile örtülü domed arcade = kubbeli revak / arkad (bir yanında duvar veya bina cephesi olan. paye veya benzeri destek elemanları yerleştirilmiş olan. cami ve kervansaray mimarisinde sıklıkla kullanılmıştır) domestic = 1) evcil. iyi yapmak.) giymek. manage with. istediğini yapmak do away with = ortadan kaldırmak. hakimiyet. variety. zıt anl. endişe verici.51 disturbance = 1) kargaşa. hakimiyet.) veren kişi. egemen.= unite dizygotic twins = çift yumurta ikizleri. sever. zıt anl. inactive dosage = doz. üstün. dozaj. bu düzenleme. zıt anl. zıt anl. iyi gelmek do little = pek az katkısı olmak do one’s best = elinden geleni(n en iyisini) yapmak. hibe etmek. sleeping. recover. troublesome. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . dose www. (bir kimsenin / örgütün vs. flourish. unite diverse = çeşitli. zıt anl. ispat etmek. put up with do without = (bir şey) olmadan idare etmek. zıt anl.= narrow down diversity = çeşitlilik. durumu iyi olmak. üzeri sıra sıra küçük kubbeler ile örtülü uzunlamasına düzenlenmiş alan. sovereignty don = (elbise vs. zıt anl. organ vs.= order. recessive dominate = hakim / egemen olmak. do the best one can do one’s bit = kendine / üstüne düşeni yapmak do so much for = (bir şey) için fayda sağlamak do their bit = kendilerine / üstlerine düşeni yapmak do well by = (bir şey) için iyi etmek. üstünlük dominant = başat.= pragmatic domain = alan. (değişmez veya değişmesi zor) öğreti document = belgelemek. çalkalanma. farklılık.

zıt anl. dikkat çekmek draw new meaning = yeni anlam çıkarmak draw on = (bir şey)’den yararlanmak draw the line at = (bir şey)’e sınır koymak draw up = 1) kaleme almak. zıt anl. havlı dozen = düzine (12 adet) dozens of = düzinelerce draft = 1) taslak. zıt anl.= shorten.com . gündeme getirmek. convenience drawbridge = kaldırma köprü (açılıp kapanabilen köprü) dread = çok korkmak. baş vb. sert şekilde. endişe etmek. büyük ölçüde. attract attention to draw in = içine çekmek. benek double = iki misline / katına çıkmak.= mild dramatically = dramatik / çarpıcı bir biçimde. drene etmek. yamaçtan / tepeden aşağı doğru downstream = akıntı yönünde. come to a stop drawback = sakınca.= unexcitingly. outline. turn. zıt anl. make a hole drilling = delme drive = 1) hareket ettirmek. strikingly. döndürmek. yerinden oynatmak drive through = 1) (bir nesneyi. kuşku doubtful = şüpheli. yumuşak. tahrik etmek. worry. burun. sensational. zıt anl. destruction downhill = yokuş aşağı. repel draw a conclusion = sonuç çıkarmak draw attention to = (bir şey)’e ilgi / dikkat çekmek. zerre drought = kuraklık drown = (suda) boğulmak drown out = (bir sesi daha yüksek bir sesle) bastırmak www. hugely.= push. curtail drain = 1) suyunu akıtmak. dezavantaj. draught (draft okunur) drag (fiil) = (çekerek) sürüklemek drag (isim) = su veya havanın. deneyin içeriği ya da önemli yönleri hakkında bilgi sahibi olmamalarını öngören test ya da çalışma biçimi) doubt = şüphe. düşüş.) çizmek. dispel drive out = çıkarmak. 3) çekmek. elde etmek. zıt anl. defetmek. ile) delik açmak.bademci. zıt anl. 2) (salata vs. keep going.) çekmek. zıt anl. certain doubtless = kuşkusuz. dosage dot = nokta. (kenara vs. iki misli / kat yapmak double-blind test = çift kör çalışma (bilimsel bir deneyde. 2) sevk etmek. zıt anl. su akıtma sistemi dramatic = 1) dramatik. write out.= undoubted. extract. kurutmak.= mild. yıkılış. striking. çarpıcı. move.= inhibit drive off = kovmak. örneğin bir çiviyi) (bir şey)’in içine çakmak / zorlayarak sokmak. dehşete düşmek. şiddetli. 2) (bir yer)’in içinden (araba ile) geçmek driven by = (bir şey ya da biri tarafından) güdümlenmiş driving force = itici güç droop = sarkmak drop off = uykuya dalmak. kaslar. heavy. göz kapakları. setback.= welcome dreadfully disabling = korkunç / ağır bir şekilde sakat bırakan dreamer = rüya gören / görmekte olan kimse dressing = 1) pansuman. zıt anl. 2) geminin su çekimi (yüzer haldeyken. sketch. kromozom çiftinde bir fazla kromozom bulunması nedeniyle gelişen. 2) almak. fall asleep droplet = damlacık. sert. disadvantage. urge. collapse.= advantage. impel. dire. sensationally. organlarda şekilsel bozukluklar ve zeka geriliği ile belirgin sendrom) down to the last detail = en ince ayrıntıya kadar downfall = çöküş. severe. pull.52 . için) sos drift = sürüklenmek drill (isim) = matkap drill (a hole) = (matkap vs. chase away. önyargı ve plasebo etkileri engellemek için deneklerin ve deneyi uygulayan kişilerin. 2) ince tüylü. şekil vs. için) bir yerde durmak. . 2) (bir araç vs. hız kesme gücü drag on = uzayıp gitmek. inconvenience. pull in draw into the spotlight = göz önüne getirmek. aşağı doğru downy = 1) pofuduk.ÜDS Sözlüğü dose = ilaç dozu. (uzun zamandır) sürmek. atık su vs. su seviyesinden geminin en alt noktasına kadar olan toplam yükseklik). undramatically drastic = şiddetli ve çabuk etki eden. dubious. zıt anl. 2) çok yüksek miktarda. mahzur.= unexciting.= mildly draw = 1) (çizgi. kesin Down syndrome = Down sendromu (21. fear. remarkable. içinde ilerleyen bir cisme mukavemeti. kuşkulu. modest drastically = radikal şekilde. 2) alıp uzaklaştırmak drainage = drenaj.

tekdüze. disorder dyslexic = okuma zorluğu çeken www. çifte. azalmak.com . sharp dumping ground = çöp dökme alanı duodenum = oniki parmak bağırsağı duplex = çift. because of.bademci. expand. sakin. zıt anl. aşırı uyuklama hali drowsy = uyuşuk. Eski Mısır için M. on account of due to be built = (belli bir tarihe kadar) yapılacak / inşa edilecek olmak dull = 1) sıkıcı.) dust = toz dust devil = hortum gibi dönen toz bulutu Dutch (isim) = Hollandaca Dutch (sıfat) = Hollandalı. doubtful. hanedanlar dönemi (örn. long-lasting. zıt anl. tüm muayene süresi boyunca şaşırtıcı bir şekilde hiç sesini çıkarmadan yattı. şüpheli. olarak çağırmak / adlandırmak dubious = kuşkulu.= certain. sturdy. sağlam. (Amazingly.ÜDS Sözlüğü . medication. süreklilik. içkili. duygusuz. dubleks duplicate = kopyalamak. kanlı ve mukus içeren ishal ile belirgin bir hastalık) dysfunction (ya da disfunction) = bir organın görevini yapmaması. grow dye = boya dynastic times = dinastik dönem. copy durability = dayanıklılık durable = dayanıklı. dumb.= enlarge. aynısını yapmak. term. shrink. the boy lay quietly through the whole duration of the physical examination. . = Çocuk. dozy drug = 1) ilaç. yaklaşık 3150 yılı sonrasındaki dönem) dynasty = hanedan dysentery = dizanteri (bağırsaklarda oluşan yaralar. çift yönlü duality = ikilik dub = . Hollanda’ya ait Dutch-derived = kökünü Hollanda dilinden alan dwell on = (bir konu) üzerinde durmak dwell upon = (bir yer / bir şey)’in üzerinde oturmak / yaşamak / barınmak dweller = yöre halkı. (kolay) biçimlendirilebilir. 2) uyuşturucu madde drug addict = uyuşturucu bağımlısı drug addiction = uyuşturucu madde bağımlılığı drug crops = uyuşturucu elde edilen bitkiler drug enforcer = narkotik polisi drug overdose = ilaçta aşırı doz drug trial = ilaç denemesi drug-trafficking = uyuşturucu taşıma / trafiği drum = davul drunk = sarhoş.53 drowsiness = uyuşukluk. dense. sersemlemiş. boring. zıt anl. unreliable. 2) anlama güçlüğü çeken. inhabitant dwelling place = barınma / yaşama yeri dwindle = küçülmek. ecza. definite duck = ördek duct tape = genellikle kumaş destekli.= bright. zıt anl. zıt anl. kaliteli koli bandı ductile = (pek çok metal gibi) dövülerek / işlenerek tel veya levha haline getirilebilir. mature due in part to = kısmen (bir şey) nedeniyle due to = nedeniyle. doğrudan buharlaşması sebebiyle katı karbondioksite verilen ad) dry out = kuru(t)mak dual = ikili. diminish.= fragile duration = süre. donuk. sersemlik hali. .= sober dry ice = kuru buz (sıvılaşmadan.= interesting. Ö. owing to. continuity. malleable due = zamanı / vadesi gelmiş. kararsız. zıt anl. belirsiz.

ready. zıt anl. facilitate. zıt anl.= inefficient. hard work effortlessly = çaba göstermeden. inefficiency. randımanlı. yüzyılın başları early detection = erken teşhis / tanı early warning = erken uyarı earn = (para. effectiveness. ineffective. etkin. zıt anl. electrocardiogram echo = aynısını söyleyerek desteklemek. sıra dışı. effectiveness. edisyon editorial board = yayın kurulu educational = eğitici effect (fiil) = yerine getirmek. fiili. 3) gevşemek. başarmak. efficiency. powerful. willingly. fışkırtmak www. aşırı sevinç eczema = egzema edge = kenar. etkinlik.= ineffectively. actualise.= reluctantly.E E EE eager = istekli. willing. zıt anl. 2) yürürlükte.bademci. outcome effective = 1) verimli. çıkarmak. yemeye uygun edit = redaksiyon yapmak. örneğin bir göl çevresinde. productivity. 2) gerilemek. keen. kolayca effusion = dökme. sonuç. influence. actual effectively = etkin / verimli bir şekilde. power. gayret. simplify. unenthusiastically early = erken. gain. earthquake = deprem earthquake predictor = deprem habercisi earth-retaining = toprak içindeki. inefficiently effectiveness = 1) etki. nüfuz / etki derecesi.= inefficiently effort = çaba. zıt anl. sınır. modify edition = baskı. border edible = yenilebilir. rahat. zıt anl.= late early 20th century = 20. yararlılık. 2) etkinlik. zıt anl. yan. ovum (sperm ile birleşme yeteneği taşıyan dişi üreme hücresi) Egypt = Mısır (Kuzeydoğu Afrika’da bir ülke) eject = dışarı atmak.= inefficient. randımanlı. unwilling eagerly = istekli / hevesli bir şekilde. zıt anl. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi.= inefficiency efficient = verimli. toprağa temas eden ease (fiil) = 1) kolaylaştırmak. perform. ineffective efficiently = etkin / verimli bir şekilde.= reluctant. alter. edinmek. zıt anl.= lose earplug = kulak tıkacı earthenware = pişmiş topraktan yapılmış çanak. zıt anl. zıt anl. etkili. eksantriklik. bizarreness. gönüllü.= inefficacy. çekilmek.= conventionality ecclesiastical = kiliseye ait. effectively. işte) verim. weirdness.= aggravate. akıtma. zıt anl. hak etmek. worsen. efficiently. çömlek vs. carry out. gentle. yararlılık. zıt anl. sıkıntıdan kurtarmak. zıt anl.com .= ineffectiveness. zıt anl. yaşayan tüm canlıları ve onların birbirleriyle ve çevreleriyle olan etkileşimlerini içeren sistem) ecstacy = kendinden geçme.= inefficacy. hak vs. (tarihsel olarak) önce gelen. gerçek. mild. inceleyerek küçük değişiklikler yapmak. 3) efektif. efficient. improve. inefficiency efficiency = (çalışmada.= fail effect (isim) = etki. baskıyı azaltmak ease (isim) = kolaylık easy prey = kolay av easygoing = uysal. effective. alışılmışın dışında eccentricity = tuhaflık. gerçekleştirmek. kanama.) kazanmak. dini ECG = elektrokardiyogram (kalp kasının ve sinirsel iletim sisteminin çalışmasını incelemek üzere kalpte meydana gelen elektriksel faaliyetin elektrokardiyograf denen bir cihaz tarafından alınan kaydı). keenly. istenilen etkiyi üretme güç veya kapasitesi. tekrar etmek eclogue = karşılıklı konuşma şeklinde pastoral şiir ecologically aware = çevre bilinci olan E ecosystem = ekosistem (sınırlı bir alanda. serpme egg = yumurta. zıt anl. deri döküntüleri ve yüksek ateş ile belirgin ölümcül bir hastalık) eccentric = eksantrik.= fractious eating disorder = yeme bozukluğu Ebola = Ebola (ishal. efficacy. inefficiency efficacy = etkinlik.

gömmek. (bir şey)’in somut ifadesi olmak. 3) kapsamak. cenin (doğum öncesi gelişiminin başındaki bebek / yavru) embryonic = 1) embriyoya ait. zıt anl. accept. 2) seçmeli (ders) electricity = elektrik electroconvulsive (shock) treatment = elektroşok tedavisi electroencephalogram = elektroensefalogram (beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel yöntemle izlenmesi ve ölçülmesini sağlayan yöntem). implant embellish = süslemek.= rigid elastin = elastin (arterlerin duvarları gibi elastik dokularda bulunan bir cins protein) elder = (iki kardeş ya da kişiden) daha yaşlı / daha büyük (olan) elderly population = yaşlı nüfus election = seçim. zıt anl. beş vaka. kucaklamak. (parliamentary election = genel seçim.= simple elapsed = (zaman miktarı için) geçen. include. decorate embodiment = (bir şey)’in somut hali. shun. başlamak. combine. çıkarma. leave out embroiled = karışmış. seç(il)me.= reject. develop fully elaborate (sıfat) = karmaşık. symbolize. raise elevated = art(tırıl)mış. seçimle ilgili. symbol embody = 1) (bir şey)’i somutlaştırmak. mahçup. ayrıntılı. kaçınmak. yok etmek. five cases were not found eligible due to their diabetes problem.= exclude. girift. yükseltilmiş elicit = açığa çıkarmak.) elimination = eleme. engage in.bademci. deduction. karışıklık içinde embryo = embriyo. ornament. include. intricate.= inclusion eloquence = etkili ve güzel söz söyleme yeteneği elsewhere = başka yer / yerde / yere elude = kaçmak. içermek. elemek.= exclude. diyabet problemleri sebebiyle çalışmaya alınmadı / uygun bulunmadı. arttırmak. (Poverty must be eliminated. zıt anl.55 elaborate (fiil) = ayrıntılarına inmek. 2) olgunlaşmamış emerald = zümrüt www. divide embrace = 1) sarılmak. uncomfortable embarrassing = rahatsız edici.com . encompass. kibar elemental mercury = saf civa elementary = temel elementary particle = temel parçacık (daha küçük parçalardan oluştuğu tespit edilmemiş olan parçacık) elephant seal = deniz fili / fil foku (ağırlığı iki tonu geçen ve kulakları olmayan iri bir fok türü) elevate = yükseltmek. zıt anl. 2) kabullenmek. gidermek. cut out. = Araştırmanın hariç tutma kriterleri uyarınca. (bir şey)’den sıyrılmak.= cease.) eliminate = ortadan kaldırmak. discharge. bring about eligible = uygun. arouse. insert. (seçilmeye) elverişli. yüksek. özenli bir şekilde hazırlamak / yapmak. zıt anl. indefinable embark on / upon = girişmek.ÜDS Sözlüğü . = Fakirlik yok edilmelidir. evade elusive = tanımlanması güç. milletvekili seçimi) election campaign = seçim kampanyası elective = 1) seçime ait. eradicate. şık. gerekli koşullara sahip. kendisi. begin. flexible. EEG electrolyte = elektrolit (besinlerle vücuda giren ve vücut hücrelerinin normal işlevlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan maddeler) electromagnetic = elektromanyetik (elektriksel kuvvetler ve manyetizma ile ilgili) electromagnetic force = elektromanyetik kuvvet (elektriksel yük taşıyan parçacıklar ile elektromanyetik alanlar arasındaki etkileşimi kontrol eden ve molekülleri oluşturan atomları bir arada tutan temel fiziksel kuvvet) electromagnetic ion trap = elektromanyetik iyon kapanı (iyonları elektriksel ve manyetik alanlar yardımıyla bir bölmede tutmaya yarayan sistem) electromagnetic noise = elektromanyetik gürültü (bir elektronik devredeki veya bir radyo dalgası içerisindeki istenmeyen sinyaller) electromagnetic radiation = elektromanyetik ışınım (ışık hızında hareket eden elektromanyetik dalgalar şeklindeki enerji yayılımı) electromagnetism = elektromanyetizma (elektriksel ve manyetik kuvvetler ve bunları inceleyen bilim dalı) electron microscope = elektron mikroskobu (incelenen nesneye elektronlar göndermek suretiyle görüntü alan ve çoğunlukla tek tek atomları görüntüleyebilecek kadar yüksek çözünürlük sağlayabilen bir çeşit mikroskop) elegant = zarif. zıt anl. end embarrass = utandırmak embarrassed = utanan. geçmiş olan elastic = esnek. zıt anl. 2) kapsamak. suitable. utanç verici embassy = büyükelçilik embed = oturtmak. hug. escape. (According to the exclusion criteria of the survey.

kendini (bir yer)’de bulmak end up with = sonunda (elde bir şey ile) kalmak. sentimental.= discouragement encouraging = umut verici. zıt anl. discharge.= immigration eminent = 1) tanınmış. yaymak. sigara ya da kronik bronşite bağlı olarak solunum fonksiyonunda bozulma. zıt anl. zıt anl. sonunda (beklenenden daha az / kalitesiz bir şey) elde etmek endanger = tehlikeye düşürmek. feeling.= ordinarily emission = dışarı ver(il)me. yüreklendirme. unfavourable encrypt = şifrelemek. şifrelemek. özendirme. utilize. appearance.= save. (New techniques enable surgeons to open and repair the heart.= fire employee = çalışan. hire. için) sal(ın)ma emit = dışarı vermek. appear. make it possible. encode. sarmak. ortaya çıkan. zıt anl. arising. his. etrafını çevirmek. effort. ancak. decipher. rastlamak. empower. decrypt encryption = şifreleme end = uç. encrypt. sonunda (bir şey / yer)’e varmak. işe almak. cover.= disappearance emergency = acil durum. let. use. duygusal yönde emotionally charged = duygu yüklü emotionally disturbed = duygudurum bozukluğu olan. zıt anl. bulamaç haline getirmek enable = sağlamak. arise. zıt anl. worker employer = işveren.= discouraging. iş vermek. (gaz vs.= deter. gelişen.= immigrant emigrate = göç ile ülkeyi / kenti terk etmek. yararlanmak. hinder. yetersizlik) empire = imparatorluk empirical = deneysel. cesaret vermek. taraf end in = (bir şey) ile sonuçlanmak. heyecan. come across encounter (isim) = karşılaşma. exceptionally. son derece. passionate. ampirik empirically = deneysel / ampirik olarak employ = 1) kullanmak. move out. come forth. vurgulu emphysema = amfizem (yaş. aid endangered = tehdit altındaki endeavour (fiil) = çabalamak. struggle www. try endeavour (isim) = çaba.= disappear. özendirici. result in end up = sonunda (bir şey) olmak. ensure. zıt anl.) encircle = çevrelemek enclose = (bir şey)’i (bir mektupla aynı) zarf içine koymak. risk. recruit. = Yeni teknikler. duygulu. ünlü.= fading emigrant = ülkeyi / kenti terk eden göçmen. extremely. (bir yer)’e boşal(t)mak empty-calory item = sadece enerji veren. unemotional emotional intelligence = duygusal zeka emotionally = duygusal olarak. gayret etmek. 2) çalıştırmak. importance. yüreklendirici. zıt anl.= decode. madde emulsify = emülsiyon yapmak. mücadele. jeopardise. allow. göndermek. yüreklendirmek. riske atmak. patron employment = istihdam empower = yetki / izin vermek empty (into) = (bir şey)’in içine. duygusal sorun yaşayan emperor = imparator emphasis = (çoğul: emphases) önem. decrypt encompass = kuşatmak. zıt anl. cerrahların kalbi açıp onarmasını mümkün kılıyor. sentiment emotional = duygusal. promising. yay(ıl)ma. promote. decypher. 2) göze çarpan. yüz yüze gelme encourage = teşvik etmek. zıt anl. attach enclosed = kapalı.= absorb emotion = duygu. stress. kapatılmış encode = kodlamak.56 .ÜDS Sözlüğü emerge = çıkmak.= immigrate emigration = göç ile ülkeyi / kenti terk etme. struggle. mümkün kılmak. eleman. zıt anl. zıt anl.= decode. uğraşı. fade emergence = ortaya çıkma. zıt anl. urgency emergency administration = (ilacın) acilen / bekletmeden verilmesi emerging = yükselen. istihdam etmek. zıt anl. gayret. favourable. meydana çıkmak. besleyici hiçbir değeri olmayan alkol vb. significance emphasise = vurgulamak. özendirmek. yetki vermek. include encounter (fiil) = karşı karşıya gelmek. zıt anl. 2) yüksek mevki sahibi eminently = gayet.bademci. vurgu. renowned.com .= cold.= forbid. işçi. çıkarmak. imkân vermek. içine almak. discourage encouragement = teşvik. zıt anl. zıt anl. altını çizmek. face. underline emphatic = 1) ısrarlı.

= reduce. improve enshroud = örtmek. 2) kullanıma / işin içine sokmak.)’ye dolaşma. make it possible. strengthen. (an entire generation = bütün bir nesil) entirely = tümüyle. tamamen. teşebbüs enterprising = girişken. çalışır vaziyette engaging = sevimli. için) (birbirine) geçmek engage in = (bir şey) ile meşgul olmak.). increase. complete. zıt anl. snarl. attractive. kapana kıstırmak. girişimci enterprising spirit = girişimci ruh entertain = eğlendirmek. zıt anl.= precede ensure = garanti etmek.= repulsive engender = doğurmak. ortam environmental conditions = çevre şartları environmental constraints = çevresel kısıtlamalar. tremendous. immense. completely.= disinterested entice = kendine çekmek. zenginleştirmek. 3) (vites. (law enforcement authorities = polis teşkilatı) engage = 1) işe almak. artık yirmi yıl önce bıraktığı yer olmadığını.= tiny. bütün. involve. yerine getirmek. genişletme. sağlıklı olmayı garanti etmez. bear energy-demanding = (bol) enerji gerektiren enforce = 1) kuvvetlendirmek. require entangle = karıştırmak. swallow up. devoted. (The best intentions will not always ensure success. formalite. lure entire = tüm. unfavourable enviously = kıskanarak. (ağ. (çözüm) geliştirmek. prosecute enforcement = 1) icra. zıt anl. mezar olma entrance = giriş. desirable. arise. (Taking vitamin pills does not necessarily ensure good health. dolaştırmak. complicate entanglement = vakit alıcı iş. sis altında bırakmak ensue = çıkmak.) entail = içermek. kandırmak. charming.bademci. secure.= waiver. istek. advise. immensely. sufficient. tutmak. bring into action. occur. belirli bir bölgeye özgü) endurance-type = dayanıklılık gerektiren tür endure = dayanmak. little. zıt anl.= decrease. excited. meydana gelmek. impose. inquiry enrich = zenginleştirmek. geliştirmek. put to use. he noticed that the place was entirely different from what he had left two decades ago. explain. be involved in engaged = kullanımda. zıt anl. guarantee. hoş. genişle(t)mek. çoğaltmak. dişli vs. follow. huge. make better. uygulama. bring about engineer = (bir şey)’in projesini yapmak. yol açmak.57 endemic = endemik (belirli bir bölge ile sınırlı. totally. tamamen değiştiğini gördü.ÜDS Sözlüğü . employ. yaratmak. ip vs. zıt anl. karışıklık.= unenviable. hararetli.= partial. educate enlightened = aydın enlightenment = aydınlanma (çağı). execution. (uymaya) zorlamak. infaz. zıt anl. = Vitamin hapları almak. meşgul etmek entertaining = eğlenceli. haset duyarak environment = çevre. whole. produce. capture entrepreneurial = girişimci entry = giriş enviable = gıpta edilecek. willingness. çok büyük. ayartmak. angaje etmek. yutarak yok etmek. zıt anl.= reluctance enthusiast = (bir konu ile) ilgili / meraklı kişi enthusiastic = şevkli. sağlamak. diminish enlargement = büyütme. complication enterprise = girişim. adequate.= reduction enlighten = aydınlatmak.= inadequate. zıt anl. entry entrap = hapsetmek. katlanmak.com . weaken enhanced = gelişmiş enjoy = (bir şey)’in tadını / keyfini çıkarmak enlarge = büyü(t)mek. başlıklı entombment = gömme. takviye etmek. insufficient enquiry = bkz. heves. heyecanlı. (When he came back to his hometown. ardından gelmek. eagerness. work out engrave = kazımak. karmakarışık etmek. gerektirmek. çekici. zıt anl. oymak engulf = yutmak. zıt anl. çeşitlendirmek. yaptırımcı. bilgilenme enormous = muazzam.= minimally enough = yeterince. = İyi niyet her zaman başarı getirmez. çekmek. broadening. temin etmek. eğlendirici enthusiasm = şevk. yükseltmek. amplify. insignificant enormously = muazzam bir şekilde. bilgilendirmek. create. doğa koşullarının yol açtığı zorluklar environmental groups = çevreci gruplar www.= partially.) entitle = hak / yetki kazandırmak / vermek entitled = adlı. zıt anl. uygulamak. broaden. çok büyük miktarlarda. = Geri döndüğünde memleketinin. 2) uygulayıcı. 2) mecbur etmek. zıt anl. zıt anl. drown enhance = arttırmak. improve.

authenticate.bademci. in particular. crucial. rash escape (fiil) = kaçmak. ayakta erode = aşın(dır)mak. primarily. 2) saptamak.= generally. haset. 3) kurmak. kestirim. 2) yanlış. kurmak. respect. set up established = oturmuş. çevre koruma environmentally conscious = çevre bilinci yerinde. destroy erect (isim) = dimdik. visualize. destroy. tesis etme / edilme. zıt anl. same. preserve.com . wrong. flee. için) nöbet.= demolish. yok etmek. etnik bir guruba bağlı olma hali www. breakout escape the suspicion = (birisi)’nin kuşkusundan kurtulmak esophagus = özofagus (yemek borusu) especially = özellikle. found. zıt anl. asıl. ferment epidemic = salgın hastalık. maya. vital essentially = aslında. build. zıt anl. ahlakla ilgili. enterprise esteem = saygı. yerleşmiş establishment = 1) kur(ul)ma. imrenmek. öksürük vs. constitute. hatalı. itibar. belief eternity = sonsuzluk. incorrect.= right.= construct. kestirmek. hata. esas itibariyle.= different. ortadan kaldırmak. attrition erroneous = yanlış. sara (nöbetler halinde gelen dikkat kaybı. özetlemek equality = eşitlik. zaruri. morally ethnic = etnik (ırkla ilgili. correct error = 1) defekt. put up.= inequality equally accented = eşit vurgulu equate = eşit saymak. guess. inşa etmek. dizi vs. jealousy enzyme = enzim (kimyasal tepkimeleri hızlandıran molekül). püskürmek eruption = 1) (volkanik) patlama. oturtmak.) ethically = etik olarak. envisage envy (fiil) = kıskanmak. kısım. prove. verify. fundamental. film. fundamentally. temel.ÜDS Sözlüğü Environmental Protection Agency = Çevre Koruma Teşkilatı (ABD’de. specifically. peripheral. restore erect (fiil) = dikmek. approximation estimated = tahmini. temel. 2) kuruluş. uyku hali veya kontrolsüz titreme / kasılma ile beraber bilinç kaybı ile belirgin sinirsel hastalık) episode = 1) (hastalık. hastalıklara karşı önlem ve korunma yöntemlerini konu alan tıp dalı) epilepsy = epilepsi. flee. ekvator bölgesindeki equilibrium = denge. break out escape (isim) = kaçış. firar. tespit etmek. 2) gerekli. firar etmek. kanı. tesis etmek. yanlışlık. actually establish = 1) oluşturmak.= incidental. show. predicted estimation = tahmin. alike. furnish equivalent to = (bir şey)’e eşit / eşdeğer. lay down.58 . özel olarak. deterioration. zıt anl. core essential = 1) asıl. çevre bakımından bilinçli environmentally friendly = çevre dostu envision = zihninde canlandırmak. çağ. period eradicate = yıkmak. tasavvur etmek. 2) deride döküntü. gıpta. zıt anl. demolish. foundation. found. reckon estimate (isim) = tahmin. eliminate. dönem. denklik. be jealous of envy (isim) = kıskançlık. salgın epidemiologist = epidemiyolojist (salgın hastalıklar uzmanı) epidemiology = epidemiyoloji (toplumda görülen hastalıkların sebeplerini. mistake erupt = (volkan için) patlamak. erozyona uğramak / uğratmak. zıt anl. yalnızca sağlıksız olduğunu söyledi. 2) (öykü. institute. defect. in general essence = öz. exterminate. (The doctor had no ethical objection to drinking but he simply said that it was unhealthy. form. unequal era = devir. eşitlemek equatorial = ekvatorla ilgili. insan sağlığının ve doğal çevrenin sanayileşme karşısında korunması ile görevli teşkilat) environmental savings = çevre ile ilgili yararlar. 2) Yeni Ahit’teki havari mektuplarından her biri epitomize = örnek oluşturmak. yayılışlarını. kemirmek erosion = aşınma. wipe out. guess. erozyon. part epistle = 1) mektup. esas. zıt anl. lokman ruhu (etil alkolden üretilen ve eskiden genel anestezi oluşturma amacı ile kullanılan uçucu madde) ethical = ahlaki. bout. görülüş oranlarını.= disrespect estimate (fiil) = tahmin etmek. için) bölüm. particularly. ethyl alcohol ether = eter. ahlaki değerler bakımından. zıt anl. ırksal özelliklerle ilgili) ethnicity = etnisite. eşitlik equip = donatmak. = Doktorun içmeye karşı ahlak yönünden bir itirazı yoktu. ebediyet ethanol = etanol (alkollü içkilerde bulunan alkol çeşidi). püskürme.

değer biçmek. nihai. outperform.= concealed.)’de bir every other day = gün aşırı evidence = belirti. boşaltmak. son derece. daha da yaygın even without = . belli. zıt anl. Disneyland Resort Paris European banking community = Avrupa bankacılık topluluğu European Commission = Avrupa Komisyonu (Avrupa Birliği’nin. çağrıştırmak. passing. perfect www.= be inferior excellence = mükemmellik. zıt anl. . zıt anl. hadise. surpass. inexactness exaggerate = abartmak. precision.= bury excavation = kazı exceed = aşmak. clear. be successful in / at. extremely. Euroland euthanasia = ötenazi (tedavisi imkansız bir hastalık yüzünden. zıt anl. stimulate evolution = evrim evolutionary = evrimsel evolutionary natural selection = evrimsel doğal seçilim / seleksiyon (doğa koşullarına adapte olamayanların yok olması. vacate evade = kaçınmak. recall.= inaccurate exact form = tam şekil / biçim exactly = tam olarak. malevolent. benevolent evocative = çağrışım yaptırıcı. kusursuzluk.= condensation evaporative cooling = buharlaşma yolu ile serinletme even so = bununla birlikte. precise. at last. zıt anl. her şeye rağmen. zıt anl. yanıcı bir gaz) etiologic = etyolojik (hastalık nedenleriyle ilgili) EU = Avrupa Birliği.= understatement examination = inceleme. zıt anl. accuracy. European Union Euro Disney = Paris’te yer alan büyük bir tatil ve eğlence tesisi. zorla veya tehditle almak exact (sıfat) = kesin. gösterge. nevertheless even wider = daha da geniş çaplı. develop exact (fiil) = koparmak. . apparent.= fall behind (of). consequent eventuality = olasılık. vaporize. imkan every last drop of smt = bir şeyin son damlasına kadar every other = her iki (gün. ihtiyaçtan çok fazla bir şekilde. be inferior to exceedingly = aşırı bir şekilde. kazıp ortaya çıkarmak. overemphasise. progress.= mildly. adapte olabilenlerin ise hayatta kalması teorisi) evolve = (uzun bir zaman diliminde) geliş(tir)mek. nonetheless. tamı tamına. however. zıt anl. kusursuzluk.ÜDS Sözlüğü . assess. birlik politikalarını tasarlayan ve onay için Avrupa Parlamentosu’na ve Avrupa Konseyi’ne sunan ve çıkan kararları uygulamakla yükümlü olan organı) European Economic Community = Avrupa Ekonomik Topluluğu (1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile kurulan ve bugünkü Avrupa Birliği’nin temeli sayılan birlik) European Parliament = Avrupa Parlamentosu (tüm Avrupa halkını temsil eden genel meclis) Eurozone = Avro Bölgesi (para birimi olarak Avro kullanan ülkeler). be more than necessary. finally ever = her seferinde artan / azalan bir şekilde ever-growing = sürekli artan / büyüyen ever-increasing = sürekli artan every chance = her (türlü) fırsat. yıl vs. Euro Area.bademci. işaret. future. gözünde büyütmek. fazla gelmek. tam. hastanın yaşamının kendi isteğiyle sonlandırılması) evacuate = tahliye etmek. yine de. zıt anl. clue evident = açık. nihayet.59 ethylene = etilen (etil alkol. delil.)’nin üzerine çıkmak. accurately. be less than.= good. assessment. obscure evil = kötü. incident eventual = daha sonraki. ay. aklına getirmek. çağrıştıran evoke = (bir duygu) uyandırmak. appraisal evaporate = buharlaş(tır)mak. zıt anl. accurate.= condense evaporation = buharlaşma. uniformly event = olay. kötücül. indication. perfection excellent = mükemmel. sakınmak evaluate = değerlendirmek. 2) üstün olmak. kusursuz. zıt anl. proof. 2) muayene etmek excavate = kazı / hafriyat yapmak. zıt anl. etilen oksit gibi bazı başka kimyasalların üretiminde kullanılan renksiz. little excel in = 1) (bir konuda) başarılı olmak. overstatement. go beyond. precisely. incelemek. hesaplamak. taşmak.= roughly exactness = kesinlik. teftiş. evrim geçirmek. appraise evaluation = değerlendirme. inspection examine = 1) dikkatle gözden geçirmek. probability eventually = sonunda. denetim.= underestimate exaggeration = abartma. surpass. unearth.= unevenly. hint. zıt anl.= inaccuracy. (limit / miktar vs. zıt anl. dengeli şekilde.com . olmadan bile evenly = eşit şekilde.

60 . tükenmişlik hali. büyü(t)me. (He is trying to lose excess weight. örneğiyle açıklamak exemption from = (bir vergi vs.= include excluding = . impoverish.= revive. extremely. zıt anl. realisation executive (isim) = idareci. = Fazla kilolarından kurtulmaya çalışıyor. 3) tam / bütün (bölünmemiş veya paylaşılmayan). (General principles should not be based on exceptional cases. ibraz etmek. be present existence = varlık.) excess water = (örn. bitap düşürücü. 2) uygulama.ÜDS Sözlüğü except = haricinde. hali hazırda bulunan. reveal. growth www.) uygulamak. illustrate. tükenmiş exhausting = yorucu.= moderate. ter) excrete = (idrar. mevcut olmak.) exemplify = örnek olmak / sunmak. too much. broaden. cover. surplus.= shortage excess (sıfat) = aşırı. redundant. forgive.) exceptional = olağandışı. gayret. egzotik expand = genişle(t)mek. present. . büyü(t)mek. extend. wear out.= unexciting exclude = çıkarmak. dışında exception = istisna.com . carry out execution = uygulama. swap excited = heyecanlı. (haddinden) fazla. restricted. zıt anl. hatırını vs. = İstisnalardan hareketle genel prensipler oluşturulmamalıdır. accuse of execute = uygulamak. shared. alış veriş etmek.= absence existentialism = varoluşçuluk (insanların tamamen özgür olduklarını ve kendi yaptıklarından sorumlu olduğu görüşünü savunan. yönetimde yetki sahibi kişi. completion.) exceptionally = olağandışı / istisnai bir şekilde. artık. invigorate exhaust (isim) = egzoz (yakıt ile çalışan taşıt ve makinelerde atık gazı dışarı atan ünite) exhausted = bitmiş. moderately excess (isim) = aşırılık.) özel. zıt anl. redundantly. display. immunity to exercise = 1) vücut hareketi. leave out. = İstisnalar kaideyi bozmaz. (bir şey)’in var olması. daha çok Avrupa’da hüküm sürmüş bir 20. (cezayı / kişiyi) infaz etmek. göstermek.= blame with. mevcudiyet. unusual. (chief executive officer (CEO) = yönetim kurulu başkanı) executive (sıfat) = yürütmeye ait exemplary = örnek oluşturan. development. hariç turmak.bademci. dışkı vs. vücuttaki) fazla su excessive = aşırı miktarda. infaz etme. zıt anl. solely. effort exhaust (fiil) = gücünü tüketmek.) boşaltmak excretion = 1) boşaltım. zıt anl. istisnai.= open. zıt anl.) çıkartmak exotic = alışılmadık. zıt anl.= ordinary. dışında / haricinde exclusion zone = girilmesi / yerleşilmesi yasak / sakıncalı bölge exclusive = 1) (kişiye. zıt anl. current exoplanet = güneş sistemi dışındaki bir yıldız etrafında dönen gezegen exorcise = (şeytan. very tiring. overly. kuruluşa vs. yerine getirme. trade. fazla. contract. rahat durmayan. hide exhibit (isim) = sergilenen şey exhibition = sergi. cin vs. apply. pardon. . emek. zıt anl. zıt anl. present. yy felsefe akımı) existing = var olan. sadece belli bir zümreye açık. show exist = var olmak. 2) (bir kişi üzerindeki etkisini.) zorlayarak kullanmak exert oneself = kendini zorlamak exertion = çaba. (An exception to the rule. excreta excursion = kısa süreli gezi excuse = mazur görmek.)’den muafiyet. dahil etmemek. tatbikat exercise tolerance test = efor testi (fiziksel egzersizin kalp çalışması üzerine etkisini belirleme amacıyla uygulanan test) exercising machine = egzersiz aleti exert = 1) (kuvvet / basınç vs. yapma. extraordinary. var oluş. 2) dışta bırakan. complete exclusively = sadece. örnek alınacak (davranış vs. fatigue exhibit (fiil) = sergilemek. zıt anl. zıt anl.= conceal. egzersiz. yerine getirmek. 2) boşaltım ile atılan madde.= shrink. fazlalık.= refreshing exhaustion = bitkinlik. bağışıklık. zıt anl. dışarda bırakmak. teşhir etmek. zıt anl. compress expanding = genişleyen expansion = genişle(t)me. dışkı. bulunmak.= slightly. presence. idrar. public. bağışlamak. zıt anl. entirely excreta = vücuttan boşaltım yolu ile atılan madde (örn.= moderately exchange = değiş tokuş etmek.= calm excitement = heyecan exciting = heyecan verici. yalnızca. reasonable excessively = aşırı derecede.

ÜDS Sözlüğü - 61
expansive = geniş, engin, yayılıp genişlemeye elverişli, yaygın, kapsamlı, extensive, zıt anl.= narrow expect = 1) beklemek, beklenti içinde olmak, anticipate; 2) tahmin etmek, kestirmek, predict expectation = beklenti, anticipation expected = olması beklenen, umulan, predicted, foreseen, anticipated expectorate = balgam çıkarmak, akciğerlerden ve boğazdan her türlü ifrazatı (kan, tükürük vs.) dışarı atmak expedition = araştırma / keşif gezisi expend = harcamak, spend, consume expenditure = gider, harca(n)ma, masraf, expense, zıt anl.= income expense = masraf, harcama, expenditure experience (fiil) = (bir dönemden) geçmek, yaşamak, go through, undergo, zıt anl.= avoid experience (isim) = deneyim, tecrübe experienced = deneyimli, tecrübeli, zıt anl.= inexperienced experiment = deney experimental = deneye dayanan, deneysel experimentation = deneme, test etme, deney yapma expert = uzman expertise = uzmanlık, ekspertiz, (belirli bir alandaki) bilgi expiration = ekspirasyon, soluk / nefes verme, exhalation explanation = açıklama, izahat, clarification explanatory = açıklayıcı explanatory power = anlatım gücü explicit = belirli, açık, definite, specific, zıt anl.= ambiguous, unclear explicitly = tam ve açık bir biçimde, expressly, zıt anl.= implicitly explode = patlamak, infilak etmek exploit = 1) (kendi çıkarı için) kullanmak, yararlanmak, utilize, (The opposition aims to exploit the economic crisis. = Muhalefet, ekonomik krizi kendi çıkarı için kullanmayı amaçlıyor.); 2) sömürmek, istismar etmek, abuse exploitation = sömürme, kullanma, yararlanma exploration = araştırma, inceleme, keşif exploratory = keşif / inceleme ile ilgili / amacına yönelik explore = (keşif için) dolaşmak, araştırmak, incelemek, search, examine explorer = kaşif explosion = patlama explosive = patlayıcı explosive charge = bir atımlık patlayıcı explosively = aniden ve hızlı bir şekilde expose = açığa çıkarmak, reveal, uncover, zıt anl.= shroud, conceal expose to = (bir şey)’e maruz bırakmak, (bir şey)’in etkisine açık bırakmak, make prone to, zıt anl.= protect from, shield from exposure = 1) maruz bırakma / kalma, teşhir etme; 2) fotoğrafçılıkta diyaframın açık kalma süresi, poz express = ifade etmek, anlatmak, beyan etmek, state, articulate expression = ifade, deyim, anlatım, dışavurum, exposition expressionism = ekspresyonizm, dışavurumculuk expressive = anlamlı, manalı, açıklayıcı, meaningful, indicative, zıt anl.= expressionless expressly = açıkça, clearly extend = uza(t)mak, sürmek, prolong, protrude, zıt anl.= shorten extend support = destek vermek / sunmak extended = uzun süren, long, zıt anl.= short extended family = geniş aile (ebeveynler ve çocukların yanında büyükbaba, büyükanne, kuzenler gibi daha uzak akrabaları da içeren aile) extension = büyüme, genişleme, uzatma, development, expansion, zıt anl.= curtailment, shrinkage extensive = yaygın, geniş çaplı, kapsamlı, comprehensive, zıt anl.= limited, narrow extensive burn = geniş / büyük miktarda / ciddi yanık, intensive / major / widespread burn extensively = büyük miktarda, yaygın bir şekilde, largely, substantially, comprehensively, zıt anl.= partly, narrowly extensor muscle = ekstensör / gerici kas extent = 1) tamamı, bütünü; 2) kapsam, oran, büyüklük, derece, degree extention = uzatma exterior = dış, dış yüzey, zıt anl.= interior exterminate = imha etmek, yok etmek, eradicate, destroy external = dış / harici, zıt anl.= internal external force = dış güç external hernia = dış fıtık external stimulus = dış / harici uyaran

www.bademci.com

62 - ÜDS Sözlüğü
externalise = dışa vurmak, nesnelleştirmek extinct = nesli tükenmiş extinction = soyu / nesli tükenme, yok olma, (They think a meteor caused the extinction of the dinosaurs. = Dinozorların yok olmasına bir meteorun yol açtığı düşünülüyor.) extinguish = 1) öldürmek, yok etmek, kill, eliminate, zıt anl.= build, create; 2) söndürmek, put out, zıt anl.= ignite, light extort = (para) sızdırmak, (haraç) almak, zorla veya gözdağı vererek almak, squeeze extracellular = hücre dışı extract = çekmek, çekip çıkarmak, elde etmek, draw out extramarital = evlilik dışı extraneous = 1) dışsal, harici; 2) konu dışı, ikincil öneme sahip, secondary extraordinary = olağanüstü, fevkalade, exceptional, outstanding, zıt anl.= common, usual, ordinary extraterrestrial = dünya dışı (ile ilgili), dünya dışından gelen, zıt anl.= terrestrial extravagance = israf, savurganlık, aşırılık, wastefulness, exaggeration, zıt anl.= economy, thrift extravagant = tutumlu olmayan, savurgan, thriftless, zıt anl.= thrifty extravagantly = müsrifçe, aşırı, savurganca, abundantly, bountifully, zıt anl.= sparingly extreme = aşırı boyutta, ekstrem, çok fazla, maximal, utmost, uttermost, zıt anl.= mild, moderate extremely = aşırı şekilde, çok, maximally, zıt anl.= mildly, moderately extremity = son, uç nokta, frontier, limit, zıt anl.= minimum extrinsic = dışarıdan gelen, dış eyeball = göz küresi / yuvarı eyelid = göz kapağı eyesight = görüş

www.bademci.com

F F FF
F-1 tornado = orta kuvvette kasırga (Fujita Ölçeği’ne göre 117-180 km / saat hızla esen, küçük ağaçları devirebilecek güçteki kasırga), moderate tornado fabric = kumaş, bez, doku fabricate = imal etmek, parçalarını bir araya getirerek üretmek, manufacture, produce face = (birisi / bir şey) ile karşı karşıya gelmek, yüzleşmek, yüz yüze gelmek, (birisi / bir şey)’in karşısına çıkmak, confront, encounter, challenge, zıt anl.= avoid, evade, retreat (from) face transplant = yüz nakli face up to the fact = bir gerçekle yüzleşmek facet = yön, taraf, aspect, feature facial = yüzle ilgili facial expression = yüz ifadesi facilitate = kolaylaştırmak, bir şeyin olma ihtimalini arttırmak, alleviate, help, zıt anl.= worsen, hamper, impede, (You could facilitate the process by sharing your knowledge with us. = Bilginizi bizimle paylaşarak bu işi / işlemi kolaylaştırabilirsiniz.) facility = 1) tesisat, tesis; 2) kolaylık, imkan, (özel bir) hizmet fact = gerçek, var olan olgu factual = gerçek olaylara dayanan, somut, based on fact, zıt anl.= fictional faecal = gaita / dışkı ile ilgili faience = fayans (kil, kuvars, kalker gibi malzemelerden oluşan çamurun çok yüksek ısıya maruz bırakılması ile üretilen, genellikle çinko glazürlü malzeme) fail = 1) bozulmak, çalışmaz hale gelmek, break; 2) başarısız olmak, be unsuccessful, zıt anl.= succeed, achieve failing = kusur, zaaf, çöküş, gerileme, yetersizlik, weakness, flaw failing eyesight = kusurlu görme failure = yetersizlik, yetmezlik, bozukluk, malfunction faint-object camera = Hubble Uzay Teleskobu için tasarlanmış çok yüksek çözünürlüklü bir kamera sistemi fair = (derece, not vs. için) orta, ne iyi, ne kötü, average, mediocre

F

fairly = 1) oldukça, somewhat, quite, zıt anl.= extremely; 2) adilce, justly, equitably, zıt anl.= unfairly fairly near = epeyce yakın fair-skinned = açık tenli fairy tale = peri masalı faithfully = sadakatle, vefakarca, devotedly fall (fiil) = düşmek, azalmak, decrease fall (isim) = 1) düşüş, çöküş; 2) meyil, decline; 3) sonbahar, autumn fall back on = (son çare olarak) tutunacak dalı olmak, (yardım edecek birine) başvurmak, turn to (smo) for help fall behind = geri kalmak, lag behind, zıt anl.= lead, outperform fall in with = 1) (bir şey / birisi) ile aynı fikirde olmak, agree with; 2) (bir şey / birisi) ile ilişkisi olmak, have a relationship with fall into disfavour = gözden düşmek, rağbet görmemek, fall into disrepute fall into disrepute = adı kötüye çıkmak, gözden düşmek, fall into disfavour fall into disuse = kullanılmaz olmak, kullanılmaz hale gelmek, bırakılmak, terkedilmek, be abandoned fall on = karşılaşmak, encounter fall short of expectations = bekleneni karşılamamak fall through = bitmemek, yarıda kalmak, başarısız olmak, fail, zıt anl.= succeed fall to = 1) (birisi)’ne yenik düşmek, yenilmek, bozguna uğramak, be defeated (by); 2) (istenmeyen bir işin, bir kişinin) görevi haline gelmesi fall-off = azalma, düşme, decrease, zıt anl.= increase fall-out = serpinti, döküntü false = sahte, güvenilmez, yanlış, hatalı, wrong, unreal, fake, zıt anl.= real, genuine falsify = çarpıtmak, tahrif etmek, misrepresent fame = ün, şöhret, reputation famed = ünlü, famous familial = ailevi, aileden gelen

www.bademci.com

= dislike. zıt anl. yazgı. kayırmak. zıt anl. impractical www. unsatisfactory. tiredness.= strength. much more far more often = çok daha sık far too = aşırı. çok ilerisinde. awful. normal olandan çok daha (fazla) far too much = aşırı miktarda fare = bilet ücreti far-fetched = gerçek payı çok az olan. zıt anl. prefer. rest fatigue (isim) = yorgunluk. way ahead far exceed = (her hangi bir şeyi miktar vs. dreadful feasible = (örn.= common. interesting. aşina. zıt anl.= unfeasible. (bir değer vs. imperfect faulty = kusurlu. zıt anl. approvingly. açısından) kat kat aşmak. (A hospital spokesman said that the minister had suffered a fatal heart attack. practicable. zıt anl. illusive. açlık fan = 1) yandaş. yağlanma fat intake = (besin maddelerinin yenmesi yoluyla) yağ tüketimi / alımı fatal = ölümcül. encourage favour (isim) = 1) beğenme. the more I distrust the familiar doctrine that age brings wisdom. 2) meydana gelme ihtimalini arttırmak. lütuf favourable = avantajlı.ÜDS Sözlüğü familiar = alışıldık.) fatality = 1) ölüm. etkileyici. zıt anl. way behind far below = çok çok altında far better = çok daha iyi. worthwhile. fanatik. fatal fatfold = yağ dokusu fatigue (fiil) = yormak. perfect fauna = fauna (belli bir bölgedeki hayvan topluluğu). doubtful.= flawless.bademci.com . bitkinlik.= unfavourably favoured = tutulan. uygulanabilir.= unfavourable favourably = olumlu biçimde. zıt anl. acquaint with familiarly = tanıdık / bildik / aşina bir şekilde. inform. disappointing far greater = çok daha fazla / büyük far less = çok daha az far more = çok daha fazla. sempati. zıt anl. defective. tire. uzak yerlere yayılmış far-off = uzak. attach fat gain = yağ birikimi. flawless. uygun.= real Fancy painting your house? = Evinizi mi boyamak istiyorsunuz? fantastic = akıl almaz. büyülenme fashion = şekil. mortal. much better far beyond = çok aşkın. common. attractive. yaşın bilgelik getirdiği yönündeki o bildik görüşe duyduğum güven azalıyor. (The older I grow. positively. distant. way fashionable = revaçta / rağbette olan fasten = bağlamak. advantageous. affix. zıt anl. bildik. 2) (bir kişiyi bir şey)’e alıştırmak. vahim. tutturmak. beğenilen fearsome = korkunç. unconvincing. acquainted. vigour fatty acid = yağ asidi fatty tissue = yağ dokusu faultless = kusursuz. destiny fateful = ölümcül. uydurma.= close. feci.)’nin fazlasına sahip olmak far from = (bir şey olmak)’tan çok uzak far from satisfactory = tatmin edici olmaktan çok uzak. near far-reaching = geniş kapsamlı fascinating = çok ilginç. fancy. gerçek dışı. realistic far-flung = çok yaygın. known. tercih etmek. sevgi. zıt anl.) familiar with = (bir şey)’e aşina / alışkın familiarize with = 1) (bir kişi / bir şey)’i tanıtmak. dull fascination = (bir şeye / bir kişiye) kendini kaptırma. kader. incredible. lehin(d)e olmak. imperfect. deadly. 2) iyilik. much (more) far afield = uzak diyarlar(a / da) far and wide = uzaklar(a). hayali. taraftar. beneficial.= unfamiliar.= boring.= likely. perfect. death. bakanın ölümcül bir kalp krizi geçirdiğini söyledi.= faulty.= unfamiliarly family enterprise = aile şirketi family history = aile hikayesi / öyküsü (bir hastalığın. ailenin başka üyelerinde görülme durumu) family tendency = ailesel eğilim (belli bir hastalığa karşı aile bireylerinin çoğunda görülen ve çoğu kez kalıtsal nitelik gösteren eğilim) famine = kıtlık. ordinary far = çok daha. imaginary. büyüleyici. zıt anl. 2) ölümle sonuçlanan kaza ya da afet fatally = ölümcül şekilde fate = akıbet. = Bir hastane sözcüsü. hayvanat favour (fiil) = 1) tarafını tutmak.= relax. = Yaşlandıkça. iliştirmek. zıt anl. sapa. kolaylaştırmak.64 . geniş bir alan(da) far behind = çok gerisinde. zıt anl. ekonomik veya pratik olarak) yapılabilir. 2) yelpaze fanciful = hayali. bilgilendirmek. defolu. zıt anl.

2) doktora veya bilimsel araştırma bursu alan kimse. gentle fiery = ateşli. sert. yazmak. gübreleme fertilize with = (bir şey) ile gübrelemek / zenginleştirmek fertilizer = gübre.) ortaya çıkarmak file = (resmi) işleme koymak. ball of fire www. zıt anl. characteristic.com . uydurma.) doldurmak. zıt anl. öne çıkarmak. direnmek. struggle fight back = karşı koymak. zıt anl. economic. complete filter out = süzmek final = son. dövüşmek fighter = avcı / savaş uçağı fighting spirit = savaşçı / mücadeleci ruh figurative = temsili. mark feature (isim) = 1) özellik. nihai. productive. 2) şekil. tutkulu fight = dövüşmek. ateş fireball = bkz. monetary finch = ispinoz kuşu find = bulgu find no way = çare bulamamak finding = bulgu fine = para cezası fingernail = bir eldeki tırnaklardan her biri fingerprint = parmak izi finite = sonu olan.ÜDS Sözlüğü . yanına yaklaştırmamak. ayırıcı / belirgin nitelik. zıt anl.= tame. fill in.bademci. foetal fever = ateş. mücadele etmek. zıt anl. mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla kimyasal olarak çürümesi) ferric iron = ferrik demir (diğerlerine kıyasla daha yüksek birleşme değerine sahip olan demir bileşiği) ferrous = içinde demir bulunan ferry = feribot (araç taşıyabilen gemi). resist. 2) (bir toprak parçası ya da harita üzerindeki yol.= first finally down to = sonuçta geldiği nokta … finance-related = finansman ile ilgili. 2) işten atmak. zıt anl. kısır olmama fertilization = dölle(n)me. element. bereketli. zıt anl. mecazi figure = 1) rakam. kovmak fire (isim) = yangın. dosya halinde teslim etmek. repel fight out = (bir sonuç çıkıncaya dek) savaşmak. fermantasyon (bir maddenin bakteriler. manure fetal = fetüse ait.= infertile. fetüs ile ilgili. colleague. parasal.= male fence = çit fermentation = mayalanma. ateşli hastalık fib = küçük bir yalan söylemek fibre = iplik. sayı. number. productivity. savaşmak. (besinler için) lif fibril = küçük lif. tasviri. prolific. be tempted to feel up to = (kendini bir şey)’i yapacak kadar güçlü hissetmek fellow = 1) meslektaş.= give in fight off = püskürtmek. fruitless fertility = 1) verimlilik. zıt anl. drive back. violent. ekonomik. 2) (boşluk) doldurmak. compost. dosyalamak fill in = 1) tamamen doldurmak. response feedlot = hayvan barındırma ve besleme amaçlı arazi feel the urge to do smt = bir şey yapmak için kuvvetli istek duymak. hayali. roman ve hikaye edebiyatı. bereketlilik. last. tümsek gibi) işaret federal government = federal hükümet fee = ücret feed on = (bir şey) ile beslenmek feedback = geri bildirim.= factual field = alan fieldwork = saha / arazi çalışması fierce = şiddetli. shape figure out = düşünerek ve hesap yaparak (cevabı vs. brutal. ölçülebilir.= infinite fire (fiil) = 1) ateşlemek. finansmana bağlı financial = finansal. akademi üyesi female = dişi. ferryboat fertile = verimli.65 feat = yapılması güç ve cesaret isteyen şey feather = (kuş için) tüy feature (fiil) = takdim etmek. property. lifçik fibril formation = fibril (lifçik) oluşumu fibrin = fibrin (kan pıhtısının esas unsurunu oluşturan madde) fibrous = fibröz (lifli) fibrous material = fibröz madde (liflerden oluşmuş madde) fiction = kurgu.= non-fiction fiction theme = kurgusal tema / konu fictional = kurgusal. 2) doğurganlık. limited. sınırlı. write out fill out = (form vs.

tolerant. sert. solid. arrange. Endülüs Halk Müziği eşliğinde yapılan bir çeşit dans) flap = (kanat) çırpmak. (a floating ship = denizde sürüklenen bir gemi) flood (fiil) = 1) su altında bırakmak. escape fleet = filo flesh = et. yumuşak doku. çeşni. su baskını flooding = su basması floor = (vadi. throw.= flawless. ilk uygulama first-rate = (kalite bakımından) birinci sınıf fiscal discipline = mali disiplin fiscal policy = maliye politikası fiscal practices = maliye ile ilgili işler / işlemler (özellikle kamu harcamaları. 2) bulmak. relaxed. intensify suddenly flash of lightning = şimşek / yıldırım çakması flashback = geriye dönüş (bir roman ya da filmde.66 .com . repair fix up = 1) ayarlamak. erupt. kayada ya da bağırsakta derin) yarık. zıt anl. ten. talent. sağlam bir şekilde. canlı doku fleshy-leaved = etli yapraklı flex = eğilmek. çatlak. rigid flexor muscle = bükücü / fleksör kas flight = uçuş fling = fırlatmak.bademci. company firm (sıfat) = sıkı. atmak. defective. zıt anl. genellikle şekil verildikten sonra ateşte veya seramik fırınında pişirilerek sertleştirilmiş hali) firing = fırınlama. adjustable. lezzet. 3) (hastalık için) birden alevlenmek. gevşek.) first course = ilk kür. zıt anl. uygun olmak. be suitable fit to = bağdaşmak. = İçindeki güzel manzaralar bu filmin kusurlarını örtmeye yetmemiş. oturmak. zıt anl. go / place in.) float = (havada) yüzmek / asılı durmak. ateşe tutma firm (isim) = firma. (Beautiful scenery does not make up for the flaws of this film. = Hükümetimiz. elastic. perfect flawless = kusursuz. = Denediği elbise üstüne tam oturdu. uymak. perfect. bir bölgedeki tüm bitkiler www. (With the hope of being forgiven. zıt anl. rigid. defo. 2) (bir yere. yerle bir etmek flaunt = gösteriş yapmak. strongly. takmak. suit fitness = zindelik. run away. deniz için) taban flora = bitki örtüsü.ÜDS Sözlüğü fired clay = fırınlanmış kil (kilin. elastiki. zayıflık. kendisini kararlılıkla sıtmayı yok etmeye adamıştır. bükülmek. belong to fit into = sığ(dır)mak. flawed flee = kaçmak. tatlandırılmış flaw = kusur. (tahta parçası vs. katı. (suda) yüzeyde durmak / yüzmek floating = havada asılı duran. = Affedilmek umudu ile kendini kralın ayaklarına attı. oturtmak.= loosely. gruba vs. fault. tightly.= variable flair = yetenek. genius flame = alev flamenco dance = Flamenko Dansı (İspanya’ya özgü. kabiliyet. (Our government is firmly committed to eradicating malaria. he flung himself down at the King’s feet. sallamak flare = parlama flare up = 1) (ateş için) parlamak. yakışan. aniden ortaya çıkmak. break out. 2) balık çiftliği fishing grounds = balık avlama bölgesi fissure = (toprakta. savurmak. swamp. sağlam. kusurlu. vergiler vs. sıkıca. bend flexibility = esneklik flexible = esnek. be suited to.) ait olmak.= inflexible. şirket. esnemek. anı vs. erroneous. taste flavoured = (bir şey katarak) tatlandırılmış flavourful = lezzetli flavouring = tatlandırıcı flavour-optimised = tadı hoşa giden. (The dress that she tried on fitted her perfectly. kriz fit (sıfat) = uygun fit in with = 1) (bir şey)’e uymak / uygun düşmek. için) aklına üşüşmek flood (isim) = sel. 2) uymak. için) denizin hareketiyle su üzerinde yüzen / sürüklenen. match. 2) (görüntü. cafcaflı flatten = dümdüz etmek. hava atmak. provide fixation = saplantı fixed = sabit. zıt anl.) fishery = 1) balık avlanılan bölge. form(da olma) fitting = uygun. olayların kronolojik sırasının bozularak geçmişe gidilmesi) flashy = gösterişli. faultless.= flexible firmly = kararlılıkla. ödün vermez biçimde. ability. appropriate fittings = (çoğul kullanılır) tesisat malzemeleri fix = onarmak. firar etmek. temin etmek. show off flavour = tat.) flawed = hatalı.) fit (isim) = nöbet. fisür fit (fiil) = 1) yerleştirmek. 2) (fırtına için) patlamak.= faulty. constant. uy(dur)mak. noksansız.

run flow (isim) = akış. akılsızlık fondness = düşkünlük. takip etmek. stream flow down = aşağı doğru akmak flowering = çiçek açan flow-line = akış hattı flu = grip.= prior to. obey. functional magnetic resonance imaging scanner focal point = odak noktası focus on / upon (fiil) = üzerinde / üzerine odaklanmak.ÜDS Sözlüğü . yoğunlaşmak. track follow in the footsteps of smo = bir kişinin izinden gitmek follow suit = bir başkasının yaptıklarını yapmak. after. folikül (anatomide bir grup hücrenin arasında yer alan küresel formlu boşluk) follow = izlemek. ahmaklık. in the first instance for that matter = aynı anlama gelmek üzere for the most part = genel olarak. give up follow up = 1) (hastayı) takip etmek.) yerine getirmek. değişen. develop. ilerlemek. fetus fog = sis fold = kat. complete. up edatları ile de aynı anlamı verir. for example for life = ömür boyu for one thing = (genellikle söze başlarken kullanılır) bir kere. generally. down. alternating. cenin. pürüzsüz fluid = akışkan fluorescent = floresan (kimyasal yolla veya ışınım yoluyla aldığı enerji ile parıldayan) flux = akıntı. büyük sevgi. dalgalanmak. bir daha dönmemek üzere. alternate. temel footprint = ayak izi footrace = koşu veya yürüyüş yarışı for a length of time = (belli) bir zaman boyunca for a time = bir ara. dalgalanan. zıt anl.) folk ballad = halk türküsü follicle = kesecik. 48 cm’ye eşdeğer uzunluk ölçüsü) foot and mouth disease = aft (hayvanlarda görülen bir tür hastalık) footing = taban. inip çıkma fluent = akıcı. açık.= quit. stupid. görevde yer almak fly in = uçakla getirmek fly in formation = (birden fazla uçak için) belli bir düzende uçmak f-MRI scanner = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme cihazı.bademci. talimatı vs. fetal foetus = fetüs. 3) (daha önce başlanmış bir işi) bitirmeye veya daha etkin hale getirmeye yönelik işler yapmak follower = takipçi. for a very long time for all = tüm (olanlara) rağmen for and against = lehinde ve aleyhinde for good = temelli. Kullanılacak edat. fancy. permanently for instance = mesela. concentrate on focus (isim) = (çoğul: (edebi kullanımda) focuses. mürit following = (bir olay / şey / kişi)’yi takiben. akım. (bilimsel kullanımda) foci) odak noktası fodder = (saman veya ot gibi) hayvan yemi foetal = cenine ait. variable fluctuation = dalgalanma. değişmek. 2) (bir öneriyi. unwise. influenza flu specialist = özellikle grip üzerinde çalışan uzman fluctuate = inip çıkmak. for a while for ages = çok uzun bir zamandır. her şeyden önce. sensible foot = (çoğul: feet) ayak (30. ağırlık vermek. before folly = çılgınlık. aynı şekilde hareket etmek follow through = sonuna kadar götürmek / uymak. için) göreve gitmek. (bir olay / şey / kişi)’nin ardından. mostly www. oynaklık fly a mission = (uçak. sözgelimi. çiçekler bakımından flourish = gelişmek. uzay mekiği vs. oynama. zıt anl.com . ahmak(ça). zıt anl.= wise.= fade flow (fiil) = akmak. kıvrım fold (over) = katlamak (Fiil.67 Florence = Floransa (İtalya’da bir kent) Florentine = İtalya’da bir kent olan Floransa ile ilgili. ceninle ilgili. back. grow. büyümek.= aversion Food and Drug Administration = Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi food supply = besin rezervi / deposu foodstuff = yiyecek maddesi foolish = aptal(ca). örneğin. zıt anl. bir aralar. katlamanın yönüne göre değişir. vary fluctuating = inip çıkan. debi. Floransa’ya ait florescence = çiçeklenme floristic = çiçekler / çiçekçilik ile ilgili. preference. zıt anl.

yabancı uyruklu foreign affairs = dışişleri foreigner = yabancı foremost = en önemli. anticipate form (fiil) = 1) oluşturmak. 3) düzenlemek. parçalanmak fracture (isim) = kırık (bir travma. (bir şey)’in habercisi olma forest land = orman arazisi foretell = tahmin etmek. oblige force (isim) = kuvvet force a way through = (zorlayarak. old. dayanak. unforeseeable foreseen = önceden sezilmiş / görülmüş. type. etkili. önceden söylemek. foresee forecourt = dış avlu forefront = en öndeki yer.= unpredictable. hisar. future. 2) şekil vermek. şiddetli. hisar. vigorous. zıt anl. guess. piece. approaching. cet. conventional. effective forcefully = zorla. tesis etmek. istihkamı) sağlamlaştırmak / kuvvetlendirmek.= descendant forecast = önceden tahmin etmek.= in the future formidable = dişli. osteoporoz vb. next former Soviet areas = eski Sovyet bölgeleri (1991’de dağılmadan önce Sovyeter Birliği sınırları içinde yer alan bölgeler) formerly = önceden. foretell. teşkil etmek.= feebly forcibly = zorla. ön plan foreign = dış. mahkemeye ait forerunner = haberci. istihkam fortean = olağandışı ve tuhaf olaylarla ilgili forth = ön forthcoming = yakında(ki). shape form (isim) = çeşit. başta gelen forensic = adli. fıskiye fraction = (küçük) parça. predict. unlucky fortunately = iyi ki.= latter. mecbur etmek. predict foreseeable = önceden görülebilir / sezilebilir. zıt anl. çetin. castle. whole fracture (fiil) = kırılmak. previous. uğruna. neyse ki. institute foundation = temel. anticipate foreshadowing = bir roman ya da filmde. produce. by force. against one’s will. savunma duvarı. kesir.= total. enforce force out = zorlayarak çıkartmak forceful = kuvvetli. öngörülebilir.) foster = teşvik etmek.68 . eskiden. strengthen fortress = kale. prepare fort = kale. zıt anl. zorlu. lucky.= unfortunately fortunes = (birisinin hayatında) talihin döndüğü anlar fossil = fosil (kaya tabakaları arasında taşlaşmış halde bulunan çok eski canlı kalıntısı) fossil fuel = fosil yakıt (kömür. establishment.ÜDS Sözlüğü for the sake of = hatırı için. müjdeci foresee = önceden görmek / sezmek. kuruluş. bit. usule uygun. prohibited. engelleri aşarak) kendine yol açmak. nedene bağlı olarak kemik bütünlüğünün bozulması ya da kırılarak ayrılması). powerful. şükürler olsun ki. eski.= unfortunate. sur fortify = (savunma duvarını. anticipate. predict. break through force down = ilacı yutarken zorlanmak force on / upon = zorla vermek / yüklemek.= informal formalize = resmileştirmek format = format. zıt anl. institution founder = kurucu fountain = çeşme. upcoming fortification = tahkimat.= easy formula-feeding = hazır gıda yoluyla besleme formulate = 1) formülize etmek. ancestor. kind formal = resmi. çatlak www. yabancı. make up. coercively. hamilik etmek found = kurmak. zıt anl. tür. banned. zorla yaptırmak. zıt anl. proper. şiddetle. genel biçim formation = oluşum formative = şekil veren former = önceki.= allowed force (fiil) = zorlamak. olacaklar hakkında okur ya da izleyiciye önceden bazı ipuçları veren edebi sanat / anlatım tekniği. predicted foreshadow = (bir şey)’in habercisi olmak. zıt anl. zıt anl.com . luckily. önümüzde(ki).= voluntarily forebear = ata. stronghold fortunate = şanslı. 2) açık şekilde ortaya koymak. formül halinde ifade etmek. vehemently. difficult. zıt anl. establish. zıt anl. zıt anl. öngörülebilen. anticipate. (bir şey olsun) diye for years to come = daha uzun yıllar forbidden = yasak.bademci. previously. predictable. biçimlendirmek. zıt anl. petrol vs.

tahrik etmek. subtle. once in a while. hafif ve kırılgan frame (fiil) = şekil vermek. hüsrana uğramış. without charge free market = serbest piyasa (ürün fiyatının. hayal kırıklığı. common. energize. satisfy. zıt anl. zıt anl. çokça. tasarlamak. zıt anl. aslına bakılırsa fraternal twins = çift yumurta ikizleri. annoying. build. meet. yeni. düzenlemek. bağlı olduğu ordunun başka bir birliği tarafından yanlışlıkla ateş açılması) frigid = 1) dondurucu soğuk. yapmak. hassas. now and then. az yakıt tüketen fulcrum = dayanak noktası fulfil = yerine getirmek.69 fragile = nazik.= honesty free (fiil) = kurtarmak. sadece bir kısmını içeren fragrant = güzel kokulu frail = zayıf ve güçsüz. sınır.ÜDS Sözlüğü . discouraged. solid fragment = kırılmış parça. ücret dışı ödemeler frivolous = hafif. compose frame (isim) = 1) (sinemada) kare. boundary fruit fly = meyve sineği (genetik araştırmalarda sıklıkla denek olarak kullanılan bir sinek türü) frustrated = (başarısızlık veya olumsuz koşullar sebebiyle) engellenmiş. delicate. zıt anl. deception. (This budget fuels inflation and cuts our living standards.) fuel (isim) = yakıt. alıcı ve satıcının karşılıklı olarak anlaşmasıyla belirlendiği. kösteklenmiş. huzursuzluk. liberate free (sıfat) = bedava. frekans frequent = sık. dizygotic twins fraud = sahtekarlık. zıt anl. 2) çerceve frankly = aslında. uçarı from all over the world = tüm dünyadan. narin. işlev. occasionally front = cephe frontal = frontal (organın ön kısmı veya ön yüzü ile ilgili) frontier = hudut. 2) fonksiyon (matematikte.= encouraged frustrating = (yoğun çabaların karşılıksız kaldığı durumlar için) asap bozucu. kırılgan. sinirlendirici. stimulate.bademci.= fail to meet full acuity = tam görme / tam görüş keskinliği full power = tam güç fullerene = moleküler şekilleri içi boş bir küreyi andıran bir tür karbon formu full-term = (doğum için) normal süresinde meydana gelen (a healthy baby born at full-term = zamanında doğmuş sağlıklı bir bebek) fully functioning = tam işlev / fonksiyon gören fume = duman fumes = kötü kokan gazlar function = 1) fonksiyon. olmadan kendi kendine hatırlama) freeze = don(dur)mak. resim. küçük parça fragmentary = bölük pörçük. exasperating frustration = (bir amaca ulaşamama veya uygunsuz koşullar sebebiyle) cesaretin kırılması. accomplish. zıt anl. firewood fuel the flames = ateşe körükle gitmek fuel-efficient = yakıt tasarruflu. dünyanın her tarafından from its April low = Nisan’daki en düşük seviyesinden from Plato onwards = Platon’dan bu yana from 2009 onward = 2009 yılı ve sonrası from the point of view = (belli bir) bakış açısından / açısına göre from time to time = zaman zaman. aldatma.= rare frequently = sık sık. arz ve talebine hükümet tarafından müdahale edilmeyen piyasa) free nerve ending = serbest sinir ucu free recall = (psikolojide) serbest hatırlama (herhangi bir müdahale / soru / hatırlatıcı unsur vs. often. fraternal ikizler.= seldom fresh = taze. fonksiyonel functional deficit = işlevsel yetersizlik www. = Bu bütçe enflasyonu körüklüyor ve yaşam standartlarımızı kısıyor. zıt anl. disappointment fry = yağda kızartmak fuel (fiil) = körüklemek. sık karşılaşılan / tekrarlanan. 3) (tavır olarak) soğuk fringe = dış kenar fringe benefits = sosyal haklar. tender.com . new freshness = tazelik freshwater = tatlı su friction = sürtünme friendly fire = dost ateşi (örn. arada sırada. bir askeri birliğin üzerine. 2) (cinsel anlamda) soğuk. iki değerler kümesi arasındaki ilişkiyi tanımlayan argüman veya eğri) functional = işlevsel.= tough. plan. thwarted. hile.= thaw freezing of assets = varlıkların dondurulması freight = yük French-built = Fransız yapımı frequency = sıklık. şiddetlendirmek. havai. rahatlatmak. discouragement.

2) başka. f-MRI functioning = işleyiş. some more. temel.bademci. önemli.) fundamentalist = muhafazakar. primary. üstelik. central. asıl. aslında. garip furiously = hiddetle.= secondary. primarily. eritmek fuselage = uçak. kökünden. essentially funding = finanse etme.com . basic. roket gibi araçların genellikle metal ve silindir formlu gövdesi fusion = füzyon. other further test = daha fazla denemek. birleşme. moreover fuse = (birbiriyle) kaynaş(tır)mak. = Sıkı çalışma başarının temelidir. (Hard work is fundamental to success. ayrıca. provide. parasal destek vermek fundamental = esas. çağ ötesi ile ilgili www. supply. kaynaşma futurism = gelecekçilik futuristic = gelecekçi. (mevcut olana) ek / ilave. bundan başka. öfkeyle furnace = kalorifer kazanı furnish with = 1) sağlamak. additionally. çalışma fund = sermaye sağlamak. advance further (sıfat / zarf) = 1) daha da. ayrıca. tutucu. daha fazla. essential. 2) döşemek furniture = mobilya furry = kürklü further (fiil) = daha ileriye / daha öteye taşımak. central. gerici fundamentally = esas itibariyle. more.70 . zıt anl. üzerinde daha fazla deneme yapmak furthermore = dahası.ÜDS Sözlüğü functional magnetic resonance imaging = fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (beyin ve omurilikteki sinirsel aktiviteye bağlı kan akışını ölçerek görüntü almayı içeren bir nöro-görüntüleme yöntemi). daha öteye (ötede). temelden. finansman funeral = cenaze töreni fungal = mantardan kaynaklanan fungicide = fungisid (mantar öldürücü kimyasal madde) fungus = (çoğul: fungi) mantar funny = tuhaf.

tutunacak dal bulmak gain acceptance = kabul görmeye başlamak gain ground = yayılmak. advance. ABD.= lose ground gain in = (bir şey)’de artış veya ilerleme göstermek gain in favour = rağbet görmek. eli açık. measure. fark.= sparingly. duvarlarda ve tavanda gezinebilmesi ile tanınan kertenkele) gecko-like = keler benzeri gelatinous = jöle kıvamında / görünümünde. galeri gamble = kumar oynamak game = av hayvanı game fishing = (yemek için ya da spor amacıyla) balık avlama game of checkers = dama oyunu gametophyte = gametofit (bitkilerde üreme hücresi veya bu hücreleri üreten yapı) gamma wave = gamma dalgası (algı ve bilinç ile ilişkili bir çeşit beyin dalgası) gang = çete gap = açık. pek çok kuşak generous = cömert. come / bring together.com . elbise gaseous = gaz halinde gas-laden = gaz yüklü gasoline = benzin gasping = nefes nefese kalmak gastric juice = mide salgısı. inadequately gene-spliced = gen eklenmiş / bağlanmış genetic code = genetik şifre (hücre çekirdeklerindeki kromozomlarda yer alan ve bireyin kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan DNA dizilimleri) genetic component = genetik unsur genetic make-up = genetik yapı genetic manipulation of intelligence = zekaya genetik olarak müdahale etme genetic marker = genetik işaret (tanınabilen ve soyları belirlemek amacı ile farklı bireylerde izlenebilen DNA parçaları) genetic mutation = genetik değişim / mutasyon genetically = genetik olarak www. anlam çıkarmak G gauge = ölçmek. gedik.G G GG G8 = G8 ülkeleri (Bu gruptaki 8 ülkeyi Almanya. raise. Kanada ve Rusya oluşturur. abundantly. İtalya. produce generation = 1) (elektrik vs. ölçümlemek. evaluate gay = neşeli. zıt anl. yield. zıt anl. elde etmek gain a footing = ayak basacak yer bulmak. pek çok türü olan. sonuç çıkarmak. make progress. boşluk. render. tanınmak gallery = balkon. şen gecko lizard = keler (dünyanın her tarafında yaygın olarak bulunan. İngiltere. Dünya ekonomisinin ve askeri gücünün yarıdan fazlasını kontrol eden bu 8 ülkenin yaptığı toplantılarda tüm dünyayı etkileyecek güvenlik ve ekonomi konuları görüşülür). zıt anl.= tight-fisted generously = cömertçe. 2) kapıcı gather = 1) topla(n)mak. ilerlemek. bountifully. için) üretim. jellylike gelatin-silver print = jelatin-gümüş baskı (siyahbeyaz fotoğraf baskısında kullanılan bir teknik) gender = cinsiyet. aralık. mide özsuyu gatekeeper = 1) seçim yapan kişi / kurum. rağbet kazanmak. 2) nesil generations of = nesillerce. taraftar toplamak gain popularity = popüler olmak. ün kazanmak gain recognition = kabul görmek.bademci. waste gargle = gargara yapmak garment = giysi. Japonya. 2) anlamak. uçurum garbage = çöp. Fransa. Group of Eight G8 summit = G8 zirvesi (G8 ülkelerinin hükümet başkanlarının bir araya geldiği yıllık toplantı) gain = kazanmak. yaratmak. sex gene = gen gene chip = gen çipi gene sequence = gen sekansı / dizisi gene therapy = gen tedavisi (kalıtsal hastalıkların tedavisi amacı ile sağlıksız genlerin işlevlerinin değiştirilmesini veya organizmaya sağlıklı genlerin nakledilmesini öngören yöntem) general population = tüm toplum general practitioner = pratisyen hekim general time period = aynı anda / zamanda generalization = genelleme generalize = genelleme yapmak generate = üretmek.

yerin ve kayaçların yapısını inceleyen bilim insanı) geopolitical importance = jeopolitik önem (bir bölgenin bulunduğu coğrafi pozisyon ile siyasi ve ekonomik etkiler yaratabilme kapasitesi) Georgia = Gürcistan geoscience = yerbilim (Dünya gezegeni ile ilgili tüm bilim dallarını kapsayan bir terim) germ = mikrop germicide = mikrop öldürücü germination = filizlenme. = Eğer bir şeye gerçekten ilgi duyuyorsan. meslekte vs. inatçılık vs. survive get tight = (göğüs. 2) bitirmek. it will always lead to something else. zorluk vs. çok büyük. 2) paçayı kurtarmak. huge. overcome. gebelik süresi geçirmek gesture = el. çıkmak. (If you are genuinely interested in one thing.) ilerlemek. tür. çimlenme gerontologist = yaşlılık uzmanı gestate = gebeliği sürmek. için) bağlantı kurmak. takım.72 . be in good terms with get around = hareket etmek.= fake genuinely = gerçekten. içtenlikle. (birini) cezadan kurtarmak. contact.) genus = (çoğul: genera) soy. escape get away with = yanına kar kalmak get back into shape = eski formuna kavuşmak get cut in half = yarıya inmek. 2) gerçek.= tiny give a hard time = zorluklar yaşatmak. cross get along with = (birisi) ile (iyi) geçinmek. dere. carry on get out of control = kontrolden çıkmak get over = (hastalık. arabayı elden çıkarması gerekiyor. su. get pulled in get irritated = rahatsız olmak get off = 1) (bir taşıttan) inmek. başını (belaya. zıt anl. move around get away = kaçmak. really. surrender get rid of = kurtulmak.= inept gigantic = devasa. go away. enter. get on well with. samimi. muazzam. kalp vs. ırmak gibi bir şeyin) karşısına geçmek. zıt anl. dahi genome = genom (bir organizmanın genetik şifresinin tamamı) gentle = 1) yumuşak nazik. zıt anl. (As he is in a financial difficulty. be involved in get into the moats of the palace = korunan bir yere girmek get involved in = (olaya) karışmak. savmak.bademci. atlatmak. reach. connect. gigantic. the owner needs to get rid of the car. sıkıntıya vs. dolaşmak. sıkıntı çektirmek give an account of = (bir şey)’in hesabını vermek / (bir şey)’i sunmak / açıklamak give birth to = doğum yapmak.com . zıt anl. eliminate. cins geodetic survey = arazi ölçümü geologist = jeolog (yerşekillerini. you should get in touch with your doctor at once. üstesinden gelmek. adapt oneself to. 3) yola çık(ar)mak. 2) hafif ateşte (kaynatmadan) gentle wave = nazik / hafif dalga / hareket genuine = 1) içten. defeat. enormous. talented. (In the event of excessive bleeding. sincerely. hakiki. uzlaşmak. zıt anl. communicate. recover from.ÜDS Sözlüğü genetically modified = genleriyle oynanmış.) get smt checked out = bir şeyi muayene / kontrol ettirmek get stuck = sıkışıp / takılıp kalmak get through = 1) (telefon vs. hemen doktorunuzla temasa geçmelisiniz.) sokmak. advance. = Aşırı kanama olması halinde. (bir şey) doğurmak give erroneous impression = yanlış izlenim vermek / bırakmak www.) etmek. = Para sıkıntısı çektiği için. sahibinin. jest get a better idea of = (bir şey) hakkında daha iyi bir fikre sahip olmak / daha çok bilgi edinmek get across = (yol. defetmek. yarı yarıya azalmak get greater hold = daha çok yaygınlaşmak get in = (bir şey / bir yer)’in içine girmek. huge. yolculuğa başla(t)mak get on with = (işte. go across. familiarize oneself with giant = devasa. için) sıkışmak get to know = tanımak. o. kibar.= retreat.) atlatmak. ulaşmak. sana mutlaka başka şeylerin kapılarını da açacaktır. abolish. real. devam etmek. başından savmak.) get into = (yaramazlık.= get out get in touch with = (birisi) ile temasa geçmek / iletişim kurmak.= miniature giant squid = dev mürekkep balığı gift = tanrı vergisi yetenek. genetik değişime uğratılmış genetically-based = genetik temelli geneticist = genetikçi Geneva = Cenevre (İsviçre’de bir kent) genius = deha. zıt anl. sincere. talent gifted = tanrı vergisi yeteneği olan. tanışmak get used to = (bir şey)’e alışmak. yakayı sıyırmak. elden çıkarmak. adapte olmak. kol veya baş hareketi.

go bust go bust = iflas etmek. şan ve şeref glossy = parlak glottis = glottis (nefes borusundaki ses telleri arasında bulunan kısım / boşluk. send out.= go on give way to = (bir şey)’in önünü / yolunu açmak. zıt anl. kasvetli. continue. yapmak. körlüğe uzanan göz hastalığı) glaze = sır. dull. let go of. ışıldamak. zaman verildiğinde … glacial = buz çağına ait. 2) peşinde olmak. zıt anl. durmak go on = sürmek.= eradicate. look for go into effect = geçerli olmak. bitmek. 2) çok yorulmak. (bir şey)’i terketmek / bırakmak. üzüm ve diğer meyvelerde bulunan şeker cinsi) glue together = (bir şeyin parçalarını birbirine) yapıştırarak (bütünü) oluşturmak / bir araya getirmek glycemic effect = glisemik etki (kandaki glükozun meydana getirdiği etki) go about = ele almak. zıt anl. (ongoing = devam eden) go on strike = grev yapmak. take effect.= uplifting glorious = ihtişamlı. sayılmak.= seize. buzullara ait glacial ice = buzulları teşkil eden buz glaciation = buzullaşma glacier = buzul glacierized = buzullaşmış glamorous = cazip.= end.= conquer. anlık / kısa bakış glimpse (isim) = anlık / kısa bakış glitter = parıldamak. öne geçirmek give up = 1) (bir şey)’den vazgeçmek. zıt anl. 2) (bir aygıt için) bozulmak. sparkle. 2) teslim olmak. zıt anl. zıt anl. run away. stick to. resist give off = dışarı vermek. vakar. go unnoticed www. glazür (genellikle seramiğe uygulanan. destroy give smt a try = bir şeyi denemek give the lead = üstünlük kazandırmak. shine global = küresel. (bir şey)’i kabul etmek go astray = sapmak. farkedilmemek. yoldan çıkmak go bankrupt = iflas etmek. gösterişli glory = ihtişam. hayvansal ve bitkisel dokularda. yürürlüğe girmek. devam etmek. zıt anl. (bir şey)’e yol açmak given = belli. kısaca göz gezdirmek. iç karartıcı. 2) (bir şey)’e razı olmak. submit to. produce. lead to. meydana getirmek.= annul. come into force. seek. özellikle kanda. count as. approach go abroad = yurtdışına gitmek go ahead = devam etmek. greve gitmek go so far as = (bir şey yapacak) kadar ileri gitmek go through = (bir dönemden) geçmek. belirli. quit.bademci. dekorasyon ve sızdırmazlık sağlama amacı taşıyan. yüksek sıcaklıklara maruz bırakılarak oluşturulan camsı / cama benzer kaplama malzemesi) glide = (havada) süzülmek glimpse (fiil) = bir an için görmek. ileri gitmek go along with = 1) (bir şey / bir kişi) ile beraber gitmek. dünya çapında(ki) global warming = küresel ısınma (dünyadaki ortalama sıcaklık değerlerindeki genel artış eğilimi) globalisation = küreselleşme globally = küresel olarak globe = yerküre glomerulonephritis = glomerülonefrit (bir tür böbrek hastalığı) gloomy = umutsuz.com . salmak. yaşamak. succumb to. parlamak glucose = glükoz (vücut sıvılarında. repeal go off = 1) kaçmak. surrender to.ÜDS Sözlüğü . experience. depressing. go bankrupt go for = 1) (bir şey) yerine geçmek. sağlam malzeme türü) glaucoma = glokom (göz içi basıncının artışı ile belirgin. zıt anl. distribute. belirlenmiş. aramak. açılıp kapanması konuşmamızı sağlar) glow = (kor gibi) kızarmak. pes etmek. bring about. taking smt into consideration given time = zamana bırakıldığında ….= avoid go unappreciated = takdir edilmemek go undetected = gözden kaçmak. göz alıcı glance = göz atma glandular = salgı bezlerine ait glassy material = camsı / cama benzer malzeme (genellikle bir hammaddenin çok yüksek sıcaklıklara maruz bırakılması ile elde edilen.73 give in to = (birisi)’ne yenilmek. teslim olmak. set given (that) = (bir şey)’i gerçek / gerçekleşmiş / olmuş kabul edersek. become exhausted give priority to = (bir şey)’e öncelik vermek give rise to = (bir şey)’e yol açmak / neden olmak. undertake. pürüzsüz yüzeyli. emit give out = 1) dağıtmak.

bir yarış pistindeki) en yüksek ve görüş açısı en iyi olan tribün. yavaş yavaş. enormously. zıt anl. slow. arkaya doğru uzayan bir bölüme yatay olarak yerleştirilmiş olan piyano) Grandstand = 1) (örn. görkemli. burs. boğaz gorgeous = harika.)’den mezun olmak Graeco-Roman = Greko-Romen (Eski Yunan ve sonrasında gelen Roma kültürlerinin etkisine girmiş. 2) (bir şey)’in kurallarını belirlemek. farkına varılmamak. influence. cemetery gravitational pull = yerçekimi / kütleçekim kuvveti gravity = kütleçekim kuvveti.ÜDS Sözlüğü go unnoticed = fark edilmemek. için) not. fon granule = tanecik. etkisi altında tutmak. zıt anl. bağış.= abrupt. . muhteşem. satisfy. gladden. comprehend.74 . zıt anl. vahim. sudden gradually = aşamalar halinde. şikayete yol açan şey. (Laws which govern the production and sale of drugs in the USA are very strict. bahşetmek. okul vs. satisfactory grave (isim) = mezar. give. objective goddess = tanrıça gone are the days = . go undetected. progressively. tribün gibi işlev görmesi sebebiyle ABD’deki Ölüm Vadisi içindeki yüksek bir kayalığa verilmiş olan ad grant (fiil) = vermek. azar azar.com . hedef.= abruptly. big Great Barrier Reef = Büyük Bariyer Resifi (Avustralya’nın kuzeydoğu açıklarındaki dünyanın en büyük mercan kayalığı) great white = büyük beyaz köpekbalığı greatly = büyük oranda. zıt anl. meyil. administer. yönlendirmek. tane. kuyruklu piyano (telleri. immensely. ile) karnını deşmek / fena halde yaralamak. step-by-step. majestic. devlet grade = (ders. tomb grave (sıfat) = ciddi. puan. target. zıt anl.= get noticed go untreated = tedavi görmemek / edilmemek go up against = karşı(sına) çıkmak goal = amaç. ulu. 2) belli bir miktar fiziksel maddenin ya da herhangi bir boyutun ölçümündeki değişim oranı / değişim hızı gradual = aşamalar halinde.) governance = yönetim. = ABD’de ilaç üretimi ve satışını yönlendiren yasalar çok katıdır. mark gradient = 1) eğim. açgözlülük green = çevreci (yeşil) greenhouse = sera greenhouse gas = sera gazı (yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarını soğurarak atmosferin normalin üzerinde ısınmasına sebep olan gazlar) Greenland = Grönland (Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde.= slightly greed = hırs.= dissatisfy gratifying = memnun / tatmin edici. ağır ağır. bit by bit. step-bystep. tahıl tanesi grain of truth = gerçek kırıntısı. impressive grand drama = dünya sahnesi grand jury = yüce divan grand piano = grand piyano. ulu.bademci. kavramak. yerçekimi great = büyük. splendid gorgeously = harika bir şekilde. concede grant (isim) = ödenek. fil dişi vb.= miss grass-fed = otla beslenmiş gratify = hoşnut etmek. zıt anl. sınav vs. . tahsisat. Kuzey Kutbu’na yakın bir yerde yer alan ve siyasi olarak Danimarka’ya ait bulunan büyük bir ada) Grenada = Batı Hint Adaları’nın güneydoğu kesiminde yer alan bir ada grenade = el bombası grid = şebeke grievance = yakınma. run through gorge = dar ve dik yamaçlı vadi. yavaş yavaş. granül grape = üzüm grapefruit = greyfurt graph paper = milimetrik kağıt (üzerinde milimetrik kareler basılı bulunan çizim kağıdı) grapple with = (bir kişi / bir şey) ile boğuşmak grasp = anlamak. suddenly graduate from = (kurs. küçük (bir) gerçeklik payı grain-fed = tahılla beslenmiş Granada = Gırnata (İspanya’nın Endülüs eyaletinde bir kent) grand = büyük. şikayet. complaint www. award. zıt anl. muazzam. understand. guide. benevolence. please. beautifully govern = 1) yönetmek. 2) bölgede yapılan motor sporları yarışlarında. beautiful. serious gravel = çakıl graveyard = mezarlık. idare government = hükümet. eviscerate. o günler geride kaldı good = ticari mal / eşya / ürün goodness = Aman Tanrım! goods = ticari mallar goodwill = iyi niyet. aim. malevolence gore = (boynuz. tatmin etmek.= ill-will. bu kültürler ile ilgili) grain = tahıl.

silah sesi. grit kumtaşı. develop. grasp. için) atış. himaye guerrilla = gerilla (genellikle devlet güçlerine karşı çete savaşı yürüten kimse) guess = tahmin etmek. garantör guard (against) = (bir şeye karşı) korumak / önlem almak. hold. idare gritty = çakılımsı.= know for sure guidance = rehberlik. aşırı bir biçimde. reason ground control = yer kontrol (hava alanlarında bulunan. sanmak. 2) büyümek. boom guarantee = garanti etmek guarantor = kefil. temeli olma ground-nesting = yuvasını yerde yapan groundnut = yer fıstığı.com . mature growth = büyüme. zıt anl. supervision guide towards = (bir şey)’e doğru kılavuzluk etmek. örneğin bir yıl içinde. generally ground = 1) yer. ana hatlar. silah yarası gut = bağırsak. uçakların iniş kalkışları ile rotalarını düzenleyen ve koordine eden birim) ground rules = bir oyun. koru. yakalamak. overly. vuku bulmak. protect (against / from) guardianship = vasilik. büyük. organizmanın gözle görülen organ ve oluşumlarının incelenmesi) gross domestic product = gayri safi yurtiçi / milli hasıla (ülkede. faaliyete geçmek grow higher = yükselmek. çakıl groin = kasık groove = oluk gross = 1) geniş çaplı. yönlendirmek guide the way the audience feels = izleyicilerin duygularını yönlendirmek guide through = (tehlikeli bir bölgenin içinden geçirmek için) kılavuzluk etmek. basis. total gross anatomy = makroskopik anatomi (mikroskopa gerek olmaksızın. 2) genellikle. rationale grove = meyve ağacı bahçesi.= innocence Gulf Stream Current = Golfstrim Akıntısı (Meksika Körfezi’nden Batı ve Kuzey Avrupa’ya akan ve o bölgelerde iklimi ılımanlaştıran bir deniz akıntısı) gunnery = topçuluk gun-shot = (tabanca.75 grind (fiil) = öğütmek. zemin.bademci. yol göstermek.ÜDS Sözlüğü . orchard grow active = hareketlenmek. rise grow in public stature = toplum gözünde yükselmek grow older = yaşlanmak grow out of = (sorunları) zamanla geride bırakmak grow up = 1) meydana gelmek. spor ya da yarışmayı yöneten temel kurallar ground water = taban / yeraltı suyu grounding = dayanma. yol göstermek guidelines = (yol gösterici) ilkeler. road map guilt = suçluluk. 2) gerekçe. üretilen tüm ürünlerin ve hizmetlerin toplam piyasa değeri) grossly = 1) fazlaca. artış. kurallar. büyük ölçüde. zıt anl. dayanak. broad. dayanak. zıt anl.= release grip (isim) = kontrol. çekmek grind (isim) = öğütme (biçimi) grip (fiil) = tut(un)mak. tüfek vs. fena halde. intestine gymnast = jimnastikçi gypsum = alçı www. yol gösterme. peanut ground-penetrating = zeminin altına inebilen grounds = gerekçe. 2) brüt. toprak.

= start halve = yarıya indirmek.) ele alma şekli. zıt anl. hastalardaki depresyonun şiddetini ölçmek için kullanabilecekleri 21 soruluk bir test) hamper = engellemek. telsiz). elverişsiz durum handle = 1) işlemek. deliver H handful = bir avuç handicap = engel. 2) daha büyük ve karmaşık bir cihazın elde taşınan ve kullanılan ünitesi hang around with = 1) (bir kişi / bir şey) ile başıboş beklemek / dolanmak. tutucu kimse hardly = 1) nadiren. ele almak. insensitivity. idare etmek. scarcely. (bir yer)’i temsil etmek hair dye = saç boyası hair-thin electrode = saç teli inceliğinde elektrot half-built = inşa halinde. cep telefonu. prosperity hardware = donanım. stop. hemodiyaliz aygıtı kullanılarak. madeni aksam hard-working = çalışkan harm = zarar. 2) başa çıkmak. güç bela. sıkıntı. 2) zar zor. (ceza) vermek. zıt anl.com .= help. welcome hail from = (bir şehir. uzatmak. trouble. (aşırı kan kaybı) haemorrhagic fever = kanama ve ateşle birlikte seyreden viral enfeksiyonun yol açtığı bir hastalık. hinder. hasar. tough. ikiye bölmek ham = abartarak rol yapan yeteneksiz oyuncu Hamilton Depression Rating Scale = Hamilton Depresyon Ölçeği (hekimlerin. manipulate. prevent. damage harmful = zararlı. başta üre olmak üzere yıkım ürünlerinin temizlenmesi) haemoglobin = hemoglobin (kana kırmızı rengini veren ve akciğer ve vücut dokuları arasında oksijen taşıyan protein). (beğeni ile) karşılamak. laborious hard fact = inkar edilemeyecek gerçek hard times = zor günler / zamanlar harden = sertleşmek. bir ülke)’den geliyor olmak. kanama. darlık. halüsinasyon. 2) (bir kişi) ile vakit geçirmek / gezmek hanging = asma. head trip. zıt anl.= ease. give out. kullanmak. doğuştan gelen bu hastalıkta deri tunç rengine döner) haemodialysis = hemodiyaliz (böbrekler görev yapamadığı zaman hasta kanından. arta kalan şey happen to know = (şans eseri / tesadüfen) bilmek harbour = beslemek. seslenmek. sıkı. house. hemen hemen hiç. contain hard = zorlu.= harmless harmless = zararsız. barındırmak. distribute. barely. VHF hail = selamlamak. bölüştürmek. obstruct. manage. care. zıt anl. yapımı tamamlanmamış hallucination = sanrı. illusion halt = dur(dur)mak. harshness. deal with. 2) sertlik. treatment. acclaim. ilgilenmek.= harmful harness = (doğal bir gücü dizginleyerek) yararlanmak. bestow hand gesture = el hareketi hand out = (elden bir şey) dağıtmak. Hb haemoglobin value = hemoglobin değeri haemorrhage = hemoraj. acımasızlık.bademci. facilitate hand = (elle) vermek. stiffness hardship = güçlük. asarak idam etme hangover = kalıntı. (adalet) dağıtmak. zıt anl. üstesinden gelmek. doğal yaşama ortamı habit-forming = alışkanlık geliştiren habitual pattern = davranış biçimi / düzeni / modeli haematocrit = hematokrit (kandaki eritrositlerin yüzde olarak hacmi) haemochromatosis = hemokromatoz (dokuların anormal renk dağılımı hastalığı. utilize www. tackle handlebar = gidon. give. burden. muamele.H H HH habit = alışkanlık habitat = doğal ortam. zıt anl. damaging. impede. çok az. güçleştirmek. employ. unfeelingness.= neglect handset = 1) elde taşınan ve kullanılan cihaz (örn. zahmetli. tutma çubuğu handling = (bir sorunu vs. katılaşmak hardened = sertleşmiş hardened steel = sert (dövme) çelik harder wearing = daha zor eskiyen hardliner = uzlaşmaz. kullanmak. host. güçlükle hardness = 1) (duygusal anlamda) soğukluk.

com . atom ağırlığı yüksek.) hazardous = tehlikeli. peak www. have no connection with have on hand = elde bulundurmak have smt in common with = (birisi / bir şey) ile ortak yönleri olmak / noktaları bulunmak have to do with = (bir şey) ile ilgisi / bağlantısı olmak. zıt anl. zıt anl. danger. security. 2) doruk.= safety. ısı tutucu gaz (ısı kaybını azaltıcı etkisi yüksek gaz). alkol almak sağlık açısından ciddi tehlikeler yaratır. seat heal = iyileş(tir)mek. heretic heat-shield tiles = ısı kalkanı panelleri (uzay mekiklerini. zehirli ve çevreye zararlı element) Hebridean Islands = Hebrid Adaları (İskoçya’nın batı kıyısı açıklarında bulunan bir adalar grubu) hedge = çalı veya ağaç dikilerek oluşturulmuş çit hedge bindweed = çit sarmaşığı (başka bitkilerin etrafına sarılarak yaşayan. yolculuğa hazırlanmak. risk. pulse. have connection with have trouble with = (bir şey) ile başı dertte olmak. (Drinking alcohol is a real health hazard if carried to excess. sema heavily = büyük ölçüde. pay attention. hasat yapmak. secure haze = pus. hurry. acımasız. beyaz veya pembe çiçekli bir tür sarmaşık) hedgehog = kirpi heed = dinlemek.77 harsh = sert. get crops harvest (isim) = hasat. alerjik rinit hazard = tehlike.ÜDS Sözlüğü . tallness. komuta merkezi. daha açıklanmayı bekliyor olmak have yet to be identified = henüz tanımlanmamış olmak. karargah. şansı olmak have a tough time = zorluklar / sorunlar yaşamak have an effect on = (bir şey) üzerinde etkisi olmak / etki yaratmak have little in common with = (birisi / bir şey) ile çok az ortak yönleri olmak have little or no control on / over = (bir şey) üzerinde çok az kontrol sahibi olmak veya hiç kontrol sahibi olmamak have more than one’s share = (bir şey)’den nasibini fazlasıyla almak have nothing to do with = hiç ilgisi / bağlantısı olmamak.= mild harsh social stigma = sosyal olarak değinilmesi zor. sorun yaşamak have yet to be = henüz … -medi. daha tanımlanmayı bekliyor olmak hay fever = saman nezlesi. sağaltmak. utanç verici konu harvest (fiil) = ürün almak. mist head for / to / towards = (bir yer)’e doğru gitmek. önemsemek. care. yükseklik. heartbeat heartburn = mide ekşimesi / yanması heat resistant = ısıya dayanıklı heated = hararetli heatedly = hararetli bir şekilde (tartışmak) heathen = kafir. rough. hafif sis.= delay. attend. daha … -meyi bekliyor have yet to be explained = henüz açıklanmamış olmak. accelerate. dangerous. ciddi şekilde heavy element = ağır element (genellikle metalik özellik gösteren. atmosfere girişte oluşan çok yüksek sıcaklıktan koruyan kaplamayı oluşturan seramik paneller) heat-trapping gas = sera gazı. risk. 2) celse hearing loss = işitme kaybı heart disease = kalp rahatsızlığı heart rate = nabız / kalp atım hızı. crop hasten = acele et(tir)mek. zıt anl.= disregard heel prick = iğneyle topuktan kan alma height = 1) boy.= safe. healthy scepticism = haklı / yerinde bir kuşku) hearing = 1) işitme (gücü). yönünü (o yer)’e doğru çevirmek headlight beam = far ışığı headquarters = merkez büro. dikkate almak. hızlandırmak. zıt anl. (healthy relations between the two countries = iki ülke arasında sağlıklı ilişkiler. iyileştirici health care = sağlık bakımı health implication = (bir şeyin) sağlık üzerindeki etkisi health visitor = (hastaya bakmak ya da önerilerde bulunmak için) eve gelen sağlık görevlisi healthcare schemes = sağlık planları / programları healthcare system = sağlık sistemi health-conscious = sağlık hakkında bilinçli health-seeking = (bir) hastalığa çare arama healthy = sağlıklı / yerinde / haklı.bademci. greenhouse gas heavens = (çoğul kullanılır) gökyüzü. cure heal wounds = yaraları iyileştirmek / sağaltmak healer = sağaltıcı. bitter. slow down hatch = güverteye açılan kapak hatchway = ambar ağzı have a chance = fırsat yakalamak. = Aşırıya kaçılırsa. katı. zıt anl.

ağıotu (Eski Yunan’da Sokrates’in ölümüne neden olan son derece zehirli bir ot) hence = böylece. tereddüt heterogeneity = heterojenite. kask helpful = yararlı. thus. farklılık (başka bir tür ile karşılaştırılabilir olmama hali).com . therefore hepatitis B = hepatit B (ateş. çoğal(t)mak. point to.= lessen. su aygırı Hippocrates = Hipokrat (M.) hint (isim) = 1) belirti. Ö. intensify. gizli. vastly. impede. iştahsızlık. = Çoktan çalışmaya başlamalıydın. binyıl ortalarında Orta Anadolu ve çevresine hakim olmuş bir krallık) www. sarılık. clue hint at (fiil) = akla getirmek.78 . zıt anl. genetic. genetics.) highest levels ever recorded = şimdiye kadar kaydedilen en yüksek seviyeler high-fibre = (besinler için) lif oranı yüksek highlander = dağlı highlight = öne çıkarmak. art(tır)mak. kalıt hero = kahraman heroic = kahramanca hesitate = çekinmek. learned hereditary tendency = kalıtsal eğilim heredity = kalıtım. make prominent. play up highly = çok. havadan hafif olması sebebiyle zeplin gibi hava taşıtlarında kullanılır) Hellenistic = (yaklaşık M. congenital. sign. useful. strike hit hard = ciddi acı / zarar vermek Hittite = Hitit (M. obstruct. damage. açık deniz high time = artık zamanı (gelmişti / geldi de geçiyor bile). dolayısıyla. 2) ipucu. (It is high time you started studying.= acquired. emare. kokusuz bir gaz.bademci. lower. irsi. 334-30 yılları arasındaki) Hellenistik Dönem’e ait helmet = miğfer. inherited. 460-377 yılları arasında yaşamış olan Egeli hekim) hippopotamus = hipopotam. beneficial. soyaçekim. suggest hippo = (hippopotamus kelimesinin kısaltılmış hali). 2) (beyin için) lob.= homogeneity hexagon = altıgen hibernation = kış uykusu hiccup = hıçkırmak hidden = saklı. decrease helium = helyum (element simgesi He olan. dikkat çeken high-ranking professional body = üst düzey meslek kuruluşu high-resolution neutron sensor = yüksek çözünürlüklü nötron sensörü high-rise = yüksek. 2. renksiz. increase. şifalı bitki herbicide = herbisit (istenmeyen bitkileri yok eden ilaç) herd = sürü hereditary = kalıtsal. Ö.ÜDS Sözlüğü heighten = yüksel(t)mek. duraksama. lobe hemlock = baldıran. su aygırı hit = acı / zarar vermek. raise / rise. faydalı. zıt anl. inheritance heretical = bir dinin veya topluluğun inançlarına ters düşen heritage = miras. zıt anl. harmful hemisphere = 1) yarımküre. zıt anl. izlenim bırakmak. (Landslides and bad weather are continuing to hinder the arrival of relief supplies to the area. ima etmek. gemi) kaçırmak hiker = uzun yürüyüş yapan kimse hilltop = tepe üstü / doruğu hindbrain = beynin arka bölümleri hinder = engellemek. out of sight hide away = sakla(n)mak.= useless. = Toprak kaymaları ve olumsuz hava koşulları yardımın bölgeye ulaşmasını engellemeye devam ediyor. greatly highly so = daha da fazla high-profile = göze çarpan. bulantı ve halsizlikle belirgin hepatit) hepatitis B virus = hepatit B virüsü hepatitis protein = hepatit karşıtı antikor herb = ot. duraksamak hesitation = çekinme. ürtiker. Ö. conceal (oneself) hierarchy = hiyerarşi hieroglyph = hiyeroglif (karakter olarak basit resimlerin ve sembollerin kullanıldığı yazı) hieroglyphic = hiyeroglif yazısına benzer high family demand = ailevi sorumlulukların getirdiği maddi ve manevi yük high fast = yüksek ve çabuk ödenmesi gereken ücret high seas = enginler. vurmak. dikkat çekecek hale getirmek. büyük oranda. çok katlı high-risk = yüksek riski olan high-standing = (bir şeyin) üzerinde duran high-stress = çok stresli highway = otoyol high-yielding = yüksek verimli hijack = (uçak.

tıkamak. saldırgan. adversary. greatly.79 hoist = kaldırmak. horrible horror = büyük korku.500 yıl öncesinden günümüze kadar olan buzul çağı sonrası dönem) home nursing visit = hastalara. muazzam. eve ait household tasks = ev işleri housing = barınma. berbat horrific = korkunç. düşman. 2) inşallah. hug = sarılmak. aşiret.bademci. (The committee hotly discussed the matter. devasa. sokakta yaşayan homo sapiens = (biyolojide) modern insan homonym = eşsesli homosexual = eşcinsel hookworm = çengelli solucan. nedeniyle evden çıkamayan) homeless = evsiz. residential estate How do they help? = Ne faydaları var?. iskan edilecek alan / bina. regard hold accountable = sorumlu / mesul tutmak hold an office = bir makamda / görevde bulunmak hold back = tutmak.) düzenlemek. hopeless case = umutsuz vaka horde = kavim. zıt anl. 3) (bir) görüş / inanç sahibi olmak. 4) öyle kabul etmek. zıt anl. . agree with holiday = tatil Holocene Epoch = Holosen Dönemi (yaklaşık 11. kancalı kurt hop = sıçramak hope = umut etmek. . engellemek. heatedly. tüyler ürpertici horrify = korkutmak. şekerleri dağıtmakta olan kadına umutla baktı. . dehşet.)’ye katılmak. 2) (elinde) tutmak. sarmak. husumet. scare. Kişinin tüm hevesine rağmen. kucaklamak. enmity. frightful. karşı olan. enormous. aggressive. terror horseshoe bat = nal burunlu yarasa horticulture = çiçekçilik. .) hotly disputed = üzerinde çok tartışılan hotspot = tehlike altında olan bölge / nokta house = barındırmak household = evsel. dehşete düşürücü. maintain. termometre vs. obstruct hold with = (bir görüş vs. bakım ve tedavileri yönünden yardımcı olma amacıyla yapılan ev ziyareti home rule = özerklik home telecare = evde tele-bakım (eve kurulan görüntülü ve sesli bir haberleşme cihazıyla. antagonism hot spot = tehlikeli bölge hot topic = hararetle tartışılan konu hot whirlpool = sıcak jakuzi hotly = yoğun ve çok ihtilaflı / hararetli bir şekilde.= slightly www. geniş çapta. yukarı çekmek hold smo to account = birisinden hesap sormak hold = 1) (toplantı vs. trap hold clues to = (bir şey)’in ipuçlarını içermek hold in check = kontrol altına almak / altında tutmak.). kalabalık hormone = hormon hormone balance = hormon dengesi hormone level = hormon seviyesi horrible = korkunç. dehşete düşürmek. zıt anl. delay. . immense. alıkoymak.com .) taşıyıcı. ümit edilir ki . terrify horrifying = korkunç. . ihtimal dışı olmak hold on = dayanmak. antagonistic. bahçecilik hose = hortum hospitality = konukseverlik.= friendly hostility = düşmanlık. habitation Housing Bill = imar ve iskan yasa tasarısı housing estate = konut alanı. . Ne yarar sağlıyorlar? However eager one may have been = Kişi ne kadar hevesli olursa olsun. (The little boy looked at the woman hopefully as she handed out the sweets.ÜDS Sözlüğü . zıt anl.= tiny huge amounts (of) = büyük miktarlarda hugely = büyük oranda. enemy. keep under control hold in place = yerli yerinde tutmak hold no possibility = hiçbir olanağı olmamak. mümkün olmamak. embrace huge = çok büyük.= inhospitality hospitalization = hastaneye yat(ır)ma hospitalize = hastaneye yatırmak / kaldırmak host (fiil) = ev sahipliği yapmak host (isim) = 1) (mikrop vs. hastane veya doktorlarla temas kurup sağlık hizmeti alma sistemi) home to = (bir şey)’in ev sahibi / anavatanı homebound = eve bağlı (hastalık vs. ki buna tansiyon ölçer. vaadini yerine getirmek. = Komite meseleyi hararetle tartıştı. bırakmamak hold the promise = sözünde durmak. ummak hopefully = 1) umutla. sahip olmak. keep the promise hold the view that = … görüşünde olmak hold up = geciktirmek. gibi aletler de bağlanabiliyor. 2) ev sahibi hostile = düşmanca. gigantic. = Küçük çocuk.

funny. yaratık vs. komik. harm. damage hybridisation = melezleştirme hydrocarbon = hidrokarbon (yalnızca hidrojen ve karbondan oluşan organik bileşik) hydrochloric acid = hidroklorik asit (hidrojen klorür gazının suda çözülmesi ile elde edilen güçlü bir asit) hydrogen bonding = hidrojen bağı oluşması hydrogen chloride = hidrojen klorür (kimyasal formülü HCl olan.ÜDS Sözlüğü hull = gemi veya uçak gövdesi hum = (şarkı) mırıldanmak. oda sıcaklığında gaz halinde bulunan bir bileşik) hydrological = su bilimi ile ilgili hydroponic farming = topraksız tarımcılık (sadece su içinde bitki yetiştirme) hydroxyl radical = bir oksijen ve bir hidrojen atomundan oluşan kimyasal grup hygiene = hijyen hymn = ilahi hyperactivity = hiperaktivite (aşırı hareket ve faaliyet gösterme hali) hypercholesterolemia = hiperkolesterolemi (kanda kolesterol düzeyinin yüksek olması) hyperinflation = hiperenflasyon (kontrolsüz. varsaymak. vızıldamak. hortum hurt = incitmek. şakacı. besince zengin toprak hunger = açlık hurricane = kasırga.= dehumanize humanoid = insansı (robot. modest humid = rutubetli. varsayım (belirli olayları açıklamak için yapılan önerme) hypothesize = farz etmek. put forward. vızıldamaya benzer ses çıkarmak human embryonic stem cell = insan embriyonu kök hücresi Human Genome Project = İnsan Genom Projesi (insanın genetik kodlarının tamamını çözmeyi amaçlayan proje) human mission = (özellikle uzayda) insanların görev aldığı çalışma / seyahat humanely = insancıl bir şekilde humanities = hümaniter bilimler. (felsefe. hipotez üretmek. (with humour = işi şakaya vurarak) Humphry Davy = 1778-1829 yılları arasında yaşamış olan İngiliz kimyacı ve mucit humus = humus.bademci. posit www. zıt anl.) humble = mütevazı. vücutta düşük ısı hypothesis = (çoğul: hypotheses) hipotez.80 . zıt anl. zarar vermek. çok şiddetli enflasyon) hypersensitive = aşırı duygulu / duyarlı hypertension = hipertansiyon (yüksek tansiyon) hypnosis = hipnoz (yapay uyku) hypnotise = hipnotize etmek hypnotised = hipnotize edilmiş hypnotizable = hipnotize edilebilir hypochondriasis = hastalık hastası olma durumu hypothalamus = hipotalamus (beyinde otonom sinir sistemini yöneten bölge) hypothermia = vücut ısısında düşme. psikoloji gibi) konusu insan olan bilimler humanize = insancıllaştırmak. nemli humorous = mizah yollu. alçakgönüllü.com .= serious humour = mizah. öne sürmek.

hayali. zıt anl. hüviyet. gayri meşru. prohibited. (Lat. illegal. ters. bir kişi ya da yeri diğerlerinden ayıran özellikler (the distinct cultural. notice ill = kötü. göz önüne getirilebilen imaginary = imgesel.= different.bademci. belge identification bracelet = üzerinde kimlik bilgilerinin yazılı olduğu bir tür bileklik identify = 1) tanı(m)lamak. bad. uğursuz. zıt anl. aydınlatmak. zıt anl. zıt anl.= legal.= care for. . 2) aldırmazlık. brighten. teşhis. zıt anl.= hospitality illuminate = 1) aydınlatmak. Intensive Care Unit icy-cold = buz gibi soğuk identical = aynı. zıt anl. hasta. zıt anl. özdeş. alike. picture image capture = fotoğraf çekimi imaginable = hayal edilebilen. başka şekilde ifade etmek gerekirse. yanılsama. kanuna aykırı. 2) evlilik dışı. id est). monozygotic twins identification = 1) tanı. . illicit. tutuşma. legitimate illegitimate = 1) yasadışı. religious and national identity of Tibetans = Tibetlilerin kendilerine has kültürel. I suppose = sanırım…. fotoğraf.) ignition = 1) ateşleme. (Good people. disregard. ışıklandırmak.bulmak çok zordur. . boş vermek. .I I II I gather = Anladığım kadarıyla… I should imagine = (genellikle yarı alaylı) tahmin ederim ki. adverse. light. buzla kaplanmak.= well-paid ill-treat = kötü davranmak. 2) kimlik / hüviyet / nüfus cüzdanı vb. 2) ateşleme düzeni. kuruntu. that is ice cap = dağların zirvelerinde veya gezegenlerin kutuplarında bulunan kubbemsi şekilli buzul ice sheet = buz tabakası ice shelf = kıyı buzulu (karadaki bir buzulun deniz üzerindeki uzantısı) ice up = buzlanmak. 3) tip belirlemek / tanımlamak identity = kimlik. .). ikonlaşmış ICU = Yoğun Bakım Ünitesi. are hard to find.= good. overlook. . = İyi insanları -o da eğer kaldıysa. herhalde… I’m afraid = korkarım ki… (maalesef anlamında) i. tasvir. şekil image = resim. adulterine Illinois = ABD’de bir eyalet ill-paid = az ücretli. buzla kaplanmış olması nedeniyle iş göremez olmak icing = buzlanma iconic = sembolleşmiş. tapılası şey if any = eğer varsa / olursa if anything = 1) eğer herhangi bir etki yarattıysa (o da şudur. . fantasy illustration = resim. . dini ve ulusal kimliği) idiosyncrasy = yapısal özellik. tanrıça. zıt anl. 2) eğer bir fark varsa if left untreated = tedavi edilmezse I if there are any = eğer varsa (bir şeyin varlığına inanılmadığı ya da buna ait bir kanıt bulunmadığı durumlarda kullanılır). creative imagine = hayal etmek. . görmezden gelmek. aldırmamak.= actual. beneficial ill effect = kötü etki illegal = yasa dışı. = yani. mutlaka şöyledir. teşhis etmek. diagnose. mutlaka şöyledir. guess imaging = görüntüleme imbalance = dengesizlik. tıpkı. düşük maaşlı. yaradılış idol = ilah. .= balance www.com . e. . . görmezden gelme ignore = göz ardı etmek. fictitious. enlighten illuminating = aydınlatıcı illumination = aydınlatma illusion = hayal. abuse. 2) eğitmek. . real imaginative = yaratıcı. envisage. . injure ill-treatment = kötü muamele. unlike identical twins = tek yumurta ikizleri. 2) kimliğini teşhis etmek. kontak ignorance = 1) bilgisizlik. educate. same. if there are any. determine. mizaç. I should think = tahmin ederim ki.

improvement impassable = geçilmez impeach = suçlamak.= explicit statement www. ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak. döviz kurları. itham etmek. tahmin edilemeyecek boyutlarda. partially. yerine getirme implicate = 1) sorumlu saymak. ripe immeasurable = ölçülemez. simulate imitation = taklit. tesir. zıt anl. enormously. 2) yakın. kusurlu bir şekilde.= tiny. moral immortal = ölümsüz. connotation. as seen on television = televizyonda sunulduğu şekliyle savaşın doğrudan etkisi) immediate = 1) anında. (the immediacy of war. zıt anl.= ethical. young. güdü implant (fiil) = implante etmek (tedavi için vücut içine bir madde vs. = Akıl ve beden sağlığım elverdiği sürece. emperyalist.) impaired hearing = zayıf / az işitme impaired immune response = bir hastalık vs. borsa.= emigrate immigration = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşme. zıt anl. nüfuz. I will continue to lead this party. fault. urgent. hold responsible. current immediate aftermath = (bir savaşın. zıt anl. anında. zıt anl. sömürgeci imperial battle cruiser = imparatorluk savaş gemisi (bazı bilimkurgu eserlerinda adı geçen uzay gemisi) impetus = hız. zıt anl. bağışıklık kazandırma (genellikle aşılama yoluyla vücudu bir hastalığa karşı bağışık hale getirme) immunize = bağışıklık kazandırmak.= mortal immune destructive effect = bağışıklığı yıkıcı / yıpratıcı / bozucu etki immune system = bağışıklık sistemi immune-compromised = bağışıklık sistemi zayıf düşmüş olan immune-triggering = bağışıklık sistemini harekete geçiren / tetikleyen immunisation = bağışıklama. pek çok. defective. güç. zıt anl. bağışıklık oluşturmak impact = 1) etki. toy. ülkeye / kente göç ederek gelen kimse.= slightly immigrant = göçmen. tedavi immediate effect = hemen görülen etki immediate post-disaster period = felaketten hemen sonraki dönem immediately = derhal. doğal afetin) hemen sonrası immediate care = hemen yapılan bakım. yerine getirmek. carry out. (While my brain and brawn remain unimpaired. put through. kusur. faulty. influence.= repair. right away immense = muazzam.com . hit. motionless. move in. unripe. emperyal. effect. enormous. devlet memurunu mahkemeye sevk etmek imperative = zorunlu. hemen o anda. hemen. mecburi imperceptively = seçilmez / fark edilmez bir şekilde. son derece. doğrudan etki. International Monetary Fund imitate = taklit etmek. kısmen. flawless imperfection = eksiklik.= mobile immoral = ahlaka aykırı. çarpma. perform implementation = uygulama. zıt anl. corrupt. bu partiyi yönetmeye devam edeceğim. zıt anl. imply implicated = (bir şey)’in altında aranan. tremendous. damage. zıt anl. unnoticeably imperfect = eksik. kusurlu. gelişmemiş.’ye karşı bağışıklık sisteminin verdiği yetersiz / zayıf reaksiyon impairment = boz(ul)ma. çok büyük. zıt anl. 2) darbe. 2) ima etmek. ilk akla gelen.= emigrant immigrate = göç ile ülkeye / kente gelip yerleşmek.= mature. imitasyon immature = olgunlaşmamış. insert. extremely.bademci. oldukça. incalculable. at once.= emigration imminently = tehdit ederek immobile = sabit. acil.82 . defectively imperial = imparatorluğa ait.= perfect. büyük oranda.= measurable immediacy = arada bir vasıta ya da aracı olmaması hali. nakletmek. 3) şimdiki. defect imperfectly = eksik. harm. aşılamak. hareketsiz. zayıflatmak. eternal. zayıfla(t)ma. undeveloped. zıt anl. embed. zıt anl.ÜDS Sözlüğü IMF = Uluslararası Para Fonu (global ekonomik düzeni takip etmek. little immensely = gayet. unethical. yerleştirmek). copy. altta yatan implication = saklı anlam. ima. collision impair = bozmak. (implant an artificial tooth in the gum = diş eti içerisine yapay bir diş implante etmek) implant (isim) = implantasyon (nakletme. edepsiz. dikme. suggestion. aşılama) implement = uygulamak. taklidini yapmak. teknik ve ekonomik destek sağlamak gibi görevleri bulunan uluslararası bir organizasyon).

in a way in a sorry state = hazin / üzücü bir durumda in a way = bir bakıma. in a sense in accord with = (bir şey)’e uygun olarak. in conflict with.= ordinary impressively = (iyi yönde) etkileyici bir şekilde. düşüncesizce. empoze etmek. uyarınca. damga. çarpıcı. olanaksız impoverish = 1) yoksullaştırmak. doğaçlama yapmak imprudent = sorumsuz.= ordinarily imprint = iz improbable = ihtimal dahilinde olmayan.= thoughtfully. (iyi) izlenim bırakmak. irresponsible.= explicit. zıt anl. enhance. in some way. 2) gücünü kesmek. state indirectly. katışık şey in a convincing manner = inandırıcı / ikna edici bir şekilde in a given situation = belirli bir ortamda / durumda in a sense = bir bakıma. zıt anl. assert imposing = etkileyici. ilerleme. beforehand in all likelihood = büyük bir olasılıkla. cautious impulsively = tepkisel olarak. urge impulsive = tepkisel. 2) ima edilen. indicate. additionally. exhaust.= prudent impulse = tepki. likely improve = düzel(t)mek. deterioration improvise = birdenbire çaresini bulmak. unlikely. amacıyla in any way = hiçbir şekilde in bulk = toptan.bademci. zıt anl. etki. remarkable. 2) baskı. tam bir anlaşma içinde.= impairment.= export imported = ithal edilmiş impose on / upon = zorla kabul ettirmek. zıt anl. mantıksız impractically = uygulanamaz / gerçekleştirilemez / mantıksız bir şekilde impregnate (with) = 1) emdirmek. upgrade. weaken improved = iyileştirilmiş. itici kuvvet.= probable. . wear out impoverishment = fakirleşme. in unison with. zıt anl. iz impressionist = izlenimci. sense. suggest.= deteriorate. gelişme. zıt anl. zıt anl.83 implications = (bir şey)’in olası sonuçları implicit = 1) ifade edilmeden anlaşılan. içe doğru patlamak imply = (dolaylı olarak) göstermek. striking. influence impress on / upon = aklına sokmak impression = 1) izlenim. kural. . zıt anl. make poor. in accordance with. influence. drive. yaptırım vs. intiba. zıt anl. impressive impossible = imkansız. empresyonist (Fransa’da.com . 19 yy’da ortaya çıkmış bir resim akımının takipçisi olan kişi) impressive = (iyi yönde) etkileyici. instinctive. (buna) bağlı olarak. together with in connection with = (bir şey) ile bağlantılı olarak in consequence = (bunun) sonucunda. düzeltilmiş improved medical care = gelişmiş sağlık bakımı improvement = düzelme. durumunda in close association with = (bir şey) ile yakın ilişki / işbirliği içinde in close contact with = (bir şey / bir kişi) ile yakın temas / bağlantı içinde in combination with = (bir şey) ile birlikte. peşin olarak. also in advance = önceden. içirmek. yoksullaşma impractical = uygulanamaz. in dispute with in accordance with = (bir şey)’e uygun olarak.= contrary to in addition to = (bir şey)’e ek olarak. advance. worsen. zıt anl. remarkably. as a result in consultation with = (birisi) ile danışma içerisinde / konsültasyon yaparak www. dolaylı olarak anlaşılan implode = şiddetle içeriye doğru çökmek. geliş(tir)mek.= express import = ithal etmek. (yasa.ÜDS Sözlüğü . ima etmek. decrease. progress. zıt anl. bir kişi) ile kıyaslandığında. together with in common = ortak olarak. (bir şey)’e işaret etmek. genel olarak in comparison with = (bir şey. zıt anl. enhancement. emotionally. with reference to in conjunction with = (bir şey) ile birlikte / bağlantılı olarak.= thoughtful.= contrary to. zıt anl. 2) hamile bırakmak impress = (genelde iyi yönde) etkilemek. iyileştirme. in relation to. arttırmak. cautiously impurity = kirlilik. uyumlu. dürtü. in compliance with. increase.) uygulamak. saklı. strikingly. most likely in an advisory capacity = danışman sıfatıyla in an effort to = . emotional. dayatmak. olası olmayan. gerçekleştirilemez. yoluna koymak. yığın halinde in case of = halinde. instinctively. in compliance (with). uyarınca.

zıt anl. contrary to in order to = amacıyla. görev başında in one’s day = kendi döneminde (in my day. şu bakımdan ki. bu süre zarfında. put differently in part = kısmen.84 . as a last resort in the light of = (bir şey)’in ışığında / ışığı altında. one after another in terms of = ilgili olarak.) in the meantime = bu arada. olduğundan ötürü. gerçekten de. zıt anl. in reality. . partly. regardless of. despite in succession = sırayla. . because in some respects = bazı açılardan. = Sınava hiçbir surette hazır değil. tercihen. (bir şey) ile ilgili olarak. açısından. especially in parts = kısmen. karşılık olarak in search of = (bir şey)’in arayışı içinde in short supply = üretimi / piyasaya arzı yetersiz in so far as = olduğu sürece. in support of. (bir şeyin / bir olayın) olması durumunda in the context of = bağlamında. meanwhile in the meanwhile = bu süre içinde. (Patience and determination will pay in the long run. by turns. (bir şey) ile karşılaştırıldığında. to in other words = başka bir deyimle. . during in the face of = karşısında in the first place = en başta in the form of = … şeklinde / formunda in the hope of = (bir şeyin olması) umuduyla in the last resort = son çare olarak. in the end. eventually. because.ÜDS Sözlüğü in contrast to / with = (bir şey)’in / (bir kişi)’nin tersine / aksine. bakımından. rather than in proximity = yakınında in rational terms = mantık kapsamında. aynı zamanda. bu arada in the midst of = ortasında. so as to. bazı açılardan. He hasn’t touched his textbook yet. (bir şey yapmak) için.bademci. certainly in detail = detaylı / ayrıntılı / kapsamlı olarak in due course = zamanı geldiğinde. indeed in favour = revaçta in favour of = lehine / lehinde. as.= in theory in preference to = (bir şey)’den ziyade. hiçbir surette. tabii ki. with respect to in response to = (bir şey)’e cevaben / karşılık vermek amacıyla. Daha kitabın kapağını bile kaldırmadı. . in view of in the limelight = genel ilgiyi üzerinde toplamış olarak in the long run = uzun vadede. zıt anl. esasen. of course. in due time in excess of smt = bir şeyden fazla. çerçevesinde in the course of = sırasında. by no means in number = sayıca in office = görevde. rasyonel düşünce ile in readiness for = (bir şey)’e hazır bir biçimde in reality = gerçekte. = benim zamanımda.) ile aynı doğrultuda. bir şeyi geçen in fact = aslında. (He is in no way ready for the exam. aslında in regard to = (bir şey)’e gelince. since in the best of circumstances = en iyi şartlarda in the case of = (bir şey) halinde / durumunda. in a way in some ways = bazı yönlerden / açılardan in spite of = (bir şey)’e rağmen / karşın. bilhassa. on the basis of. bazı açılardan in place of = yerine in practice = gerçekte. dolayı. as a reaction to in retrospect = geçmişe bakıldığında in return for = karşılığında.com . pratikte. particularly.= against in fear = korkuyla in fulfilment of = (bir şey)’i gerçekleştirmek / yerine getirmek için in installments = bölümler / kısımlar halinde. esnasında. in truth. in conjunction with in London alone = sadece Londra’da in many respects = birçok açıdan / yönden in many ways = bir çok bakımdan in no small measure = hiç de küçümsenmeyecek bir boyutta in no way = hiçbir bakımdan. arasında in the modern sense = modern anlamda in the public interest = kamu yararına / çıkarına www. akışı içerisinde. contrary to in deed = elbette.= wholly in particular = özellikle. nedeniyle.) in opposition to = (bir şey)’e karşı / muhalif olarak. = Sabır ve kararlılığın ödülü uzun vadede gelir. in relation to in that = yüzünden.). taksitle in its wider sense = daha geniş anlamıyla in line with = (bir görüş vs.

İngiliz kökenli uzunluk ölçme birimi). çoğal(t)mak. hatalı. unacceptable. zıt anl. zamanla in turn = sırasıyla. 2) (kalınlık hesabında) parmak. innate.= correct increase (fiil) = art(tır)mak. zıt anl. incapability. zıt anl. unreachable. 54 cm’ye eşdeğer. yeteneksizlik. shortage. enough. improper. capability incompetent = 1) yetersiz. (I talked to each of my students in turn.= confirming. consistent incontestably = tartışılmaz / itiraz edilemez / su götürmez bir şekilde inconvenient = uygunsuz. zıt anl.) in utero = rahimde. amalgamate. kapsamak. zıt anl. rise. eksiklik. unintentional. oluş sıklığı. kusurlu. katmak. (That socalled “pharmacy” doesn’t have much in the way of medication. yeteneksiz. congenital. uyuşmaz. inappropriate.) inadequately = yetersiz bir şekilde. sufficiency inadequate = yetersiz.85 in the wake of = (bir felaketin) ardından. separate. unsuitable. combine. yeteneksizlik. temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor. zıt anl. zıt anl. separate incorrect = yanlış.= ability inaccessible = girilemez. güçsüzlük. happening incision = kesi.= decreased www. ulaşılamaz. sufficiently inadmissible = kabul edilemez.= conclusive inconclusive measure = inandırıcı / kesin olmayan ölçüm inconsistent = 1) istikrarsız. (His income is inadequate to meet his basic needs.= adequate. accidental.= capable (of) incentive = özendirici şey. (bir şey)’den dolayı. irrelevant. durgun. hadise. awkward.= deliberate. intentional inappropriate = yanlış.bademci. contradictory. ihmal. static inadequacy = yetersizlik. elverişsiz. yarma. hereditary. müşkül. neglect. yeteneksiz. zıt anl.= exclusion incomparable = kıyaslanamaz. zıt anl. enhance. fall. proper inattention = dikkatsizlik. conflicting.= admissible inadvertent = kasıtsız. carefulness in-betweenness = arada kalmışlık inborn = tabiatında olan. unsatisfactory. incomplete.= accurate inactivate = hareketsiz hale getirmek. unreliable. tutarsız. zıt anl. insufficient. yetersizlik. bonus. kalıtsal.= compatible incompetence = yetersizlik. katmak.= accessible inaccurate = yanlış. consolidate.= attention. zıt anl. ½ inch pipe = yarım parmak(lık) boru) incidence = tekrar oranı. insidans incident = (genellikle kötü sonuçları olan) olay. still. zıt anl. zıt anl.= acquired incapable (of) = ehliyetsiz. incapable. conflicting. incapability. eşsiz.= competence. successively. zıt anl. happening incidence rate = sıklık oranı. zıt anl. improve. capable.= decrease.= consistent. occurrence. event. erroneous.= appropriate. dahil etmek. zıt anl. uygunsuz. awkward.= adequacy. 2) çelişkili. in the light of in vitro fertilization = tüp içi dölleme (ovulasyonu takiben dışarı alınan ovumun. birleştirmek. eksik. fall increased = artmış olan. henüz doğmamış in view of = (bir şey)’i göz önüne alarak. rise / raise. birleştirmek.ÜDS Sözlüğü . 2) yetkisiz inconclusive = bir sonuca varmayan. unable. zıt anl. bu hususta. inducement inception = başlangıç. uncomparable incompatible with = (bir şey) ile bağdaşmaz. geliştirmek. insufficiency. include. = Sırasıyla. weaken. zıt anl. ardı arkası kesilmeyen. embody. yüksel(t)mek. yersiz. occurrence. peşinden in the way of medication = ilaç türünden. zıt anl. = Geliri. zıt anl. zıt anl.= competent. zıt anl. weakness. ample. zıt anl. incompetent. elverişsiz.) in this respect = bu bakımdan. hatalı.= convenient. başlama incessant = sürekli. zıt anl.= decrease. carelessness.com . neverending. zahmetli. appropriate incorporate (into) = dahil etmek. wrong. zıt anl. doğuştan gelen.= exclude. cut incline = eğim include = içermek. uygun görülmez. elde olmayan. divide inclusion = dahil edilme / olma.= occasional inch = 1) inç (2. zıt anl. laboratuvarda tüp içinde sperm ile döllenmesi) In what way? = Hangi yönden / açıdan? inability = beceriksizlik. insidans. drop increase (isim) = artış. insufficiently. her bir öğrencimle tek tek konuştum. grow.= adequately. consolidate. elini kolunu bağlamak inactive = hareketsiz. unskilled. incorporate. inandırıcı olmayan. = O sözde “eczane”de ilaç türünden pek fazla bir şey yok. zıt anl. bundan yola çıkarak in time = zaman içinde.= exclude. (örn.

zıt anl. kayıtsızlık.= credible. point to indication = belirti. cheap. zıt anl. reasonably incubation = inkübasyon. inescapably.= dependently India = Hindistan Indiana = ABD’de bir eyalet indicate = belirtmek. seçilemez individual (isim) = birey. unproductive. güvenilir. eylemsiz. severek yapmak industrial relation(ship)s = işveren . infant (ilk 30 aya kadar olan bebeklik devresi) infanticide = bebeklerin öldürülmesi infantry = piyade. unavoidable. ucuz. cheaply. yavruluk.= temporarily. unbelievably. spread (to) infected with = (bir virüs vs.= efficiency.= expensively infallible = yanılmaz. işaret. inside. evidence. kuluçka devresi incur = karşı karşıya kalmak. zıt anl. sonu gelmeyen bir şekilde. zıt anl.= avoidably inexhaustible = tükenmez.86 . cause. unbelievable. evitable inevitably = kaçınılmaz bir şekilde.) ile enfekte olmuş. maruz kalmak.com . infinite. avertable. içeriye.= dispensable indistinguishable = ayırt edilemez.= prevent. ferdi. şaşmaz. doğrusu. zıt anl. reasonable incredible as it may seem today = bugün inanılmaz / akıl almaz görünse de… incredibly = inanılmaz şekilde.= exhaustible. convince. free. sevk etmek.= dependence independent = bağımsız. the Regency Hotel was closed indefinitely. (karakter için) içine kapanık induce = 1) neden olmak. yy sonunda ortaya çıkan yoğun sanayileşme akımı) industrialize = sanayileş(tir)mek ineffective = etkisiz. activate. gösterge. enfeksiyon kapmış infection = enfeksiyon. durağan. zıt anl. zıt anl.= effective inefficiency = etkisiz olma. vital. effectiveness inefficiently = verimsiz bir şekilde inequality = eşitsizlik. self-reliant.= active inevitable = kaçınılmaz. reliable.bademci. meet with incurable = tedavi edilemez indeed = gerçekten. unavoidably. disinterest.= avoidable. inescapable. hakikaten. zıt anl. ineffectiveness. without a doubt. finite inexpensive = pahalı olmayan. zıt anl. 2) başlangıç infant = bebek. contaminate. actually indefinite = belirsiz. zıt anl. in fact.= definite indefinitely = belirsiz bir süre için. disinterested. hint indicator = indikatör. zıt anl.= fallible infancy = 1) bebeklik.= credibly. zıt anl. zıt anl. unlimited. gösterge. sürekli. heedful indigenous = yerli. verimsizlik.= equality inert = hareketsiz. randomly indispensable = vazgeçilmez. persuade. kişisel.işçi ilişkileri Industrial Revolution = Sanayi Devrimi (18. Batı ve Orta Pasifik ile Endonezya çevresini içine alan bölge) indrawn = (nefes için) derin. zıt anl. delil. göstermek. yaya asker infect = bulaşmak. native indirect = dolaylı indirectly = dolaylı bir şekilde indiscriminately = ayrım yapmaksızın.= concern indifferent = aldırmaz. outside Indo-Pacific = İndo-Pasifik (Hint Okyanusu. ibre. (Due to renovation works. akıl almaz. zıt anl. personal individualistic = bireyci indivisible = bölünemez indoors = içeride. zıt anl. kendini kaptırmak. randımansızlık. zıt anl. denote.= dependent (on) independently = bağımsız olarak. özgür. continually.= careful. belirteç. 2) ikna etmek. thoughtful. zıt anl.ÜDS Sözlüğü increased risk = artan risk / tehlike increasingly = gittikçe artan bir şekilde incredible = inanılmaz. 3) (elektrik akımı) meydana getirmek indulge (in) = kendini vermek. mikrop kapma www.= expensive inexpensively = ucuza. umursamazlık. Regency Oteli belirsiz bir süre için kapandı. kandırıp yaptırmak. essential. umursamaz. certainly. zıt anl. fert individual (sıfat) = bireysel. motionless. useless. sign indifference = aldırmazlık. işaret etmek. bulaşıcı hastalık. zıt anl. unfailing. arbitrarily.= outdoors. zıt anl. zıt anl. inanimate.) indentation = girinti independence = bağımsızlık. = Tadilat çalışmaları sebebiyle.

başlangıç.) inhabitant = bir yerde oturan kişi. consume.= healthy. occasional. facilitate inhuman = insanlık dışı. tutuklu innate = (bir şey)’e özgü / has. sonsuz. altta. zıt anl. sakatlık. deduce from inferior (to) = 1) (bir şeyden daha) aşağı / düşük / değersiz. originally. irregular. ağızdan almak. sakin inhale = nefes almak. zıt anl. zıt anl. aslında. zıt anl. başlatma injure = yaralamak injured = yaralı injurious = zararlı injury = yara. terminate initiation = başlangıç.= flexible inflict = (ağrı / acı / ceza) vermek. wound. son derece infirm = zayıf. karşı gelme. tesir.= frequent infringement = (yasa.= expire. yuvalanmak. unbendable. öğe.= outlet inmate = hapishane veya akıl hastanesinde bulunan kimse.= complete. restrain. bring down in-flight refuelling = havada yakıt ikmali inflow = içine akma influence (fiil) = etkilemek. zıt anl. yaralanma. başlangıçta.= superior to. clever. pioneer. zıt anl. güçsüz. baştaki. intake from the mouth. dwell. zıt anl. fundamentally inherit = (atadan) (kalıtımla) almak. yazılım gibi) ticari değerini. iltihaplanmış inflammable = yanıcı. take in from the mouth ingestion = yeme. 2) (bir şey)’in hava ile dolması. lead. maharetle. başlangıç hızı initially = öncelikle. sözü geçen. ağızdan alma. at first. doğasında var olan.ÜDS Sözlüğü . brilliant ingeniously = zekice. damage inland = denizden uzak. essentially. acquire. içerdiği bilgiden alan mal / bilgi / enformasyon ürünü informative = bilgilendirici. içerik. ustalıklı. flu informal = gayriresmi. (bir tür) iltihaplanmak inflamed = iltihaplı. effect. enfluenza. launch. 2) (anatomide) daha aşağıda.= formal information = bilişim. zıt anl. birinci initial velocity = ilk hız. breathe in. bir ülkenin içlerine doğru inlet = giriş. hasar. inherent. zıt anl. eat. şişme. intrinsic. shape influence (isim) = etki. congenital. lesser. iç kısımlar(a doğru). barınmak.bademci. esnek olmayan. nüfuzlu. zıt anl. eleman inhabit = içinde oturmak. kısırlık infinite = sınırsız. alt taraf.= allow. blow up.= superior inferior frontal gyrus = inferiyor frontal gird (beyin frontal lobunun alt bölgesinde bir nokta) infertility = infertilite. 2) (bir şey)’den sonuç çıkarmak. kalıtsal. (nefes yoluyla) içine çekmek.= deflation inflexible = esnemeyen. dahice. basically. zıt anl. hatırlı. primarily. tanıtıcı. in the beginning. özünde. harm.= finite infinitely = sonsuz olarak. önceleri.= fireproof inflate = şiş(ir)mek. brilliantly ingest = yemek. affect. impose.= humane initial = ilk. zıt anl. ustalıkla. well infirmity = zayıflık.87 infectious = bulaşıcı infectious disease = bulaşıcı hastalık infer from = 1) (bir şey)’den anlamak / çıkarmak.= finally initiate = başlatmak. = Bu uzak adalarda yalnızca kuşlar ve küçük hayvanlar barınmaktadır. zıt anl. aslında. ill.com . irsi. parça. innate inherently = esasında. combustible. breathe out inhaler = solukla ciğerlere (narkoz vs. powerful influenza = grip. ancestral inhibit = yavaşlatmak. enformasyon information good = (kitap. zıt anl. kolay tutuşan. lower. sınırsızca. miras kalmak. ihlal ingenious = akıllıca. intrinsic. zıt anl. derive from. impact influential = etkili. weak. oral intake ingredient = bir karışımı oluşturan maddelerden her biri. aydınlatıcı informed = bilgili. (Only birds and small animals inhabit these remote islands.= wellness inflame = enflamasyona yol açmak. knowledgeable infrared = kızılötesi infrastructure = altyapı infrequent = seyrek. zıt anl.) verme aygıtı inherent = doğuştan gelen. zıt anl. occupy. için) aykırı hareket. sık olmayan. zorlaştırmak. receive inheritance = kalıtımla geçme inherited = kalıtsal. start. tabiatında olan. disorder.= acquired www. debility.= deflate inflation = 1) enflasyon (ülkedeki mal ve hizmet fiyatlarındaki genel artış). under. zıt anl. esasen. kural vs. nüfuz. haberdar.

. buluş. protect. important insist on = (bir konuda) diretmek / direnmek / ısrar etmek. çözünmez insomnia = uykusuzluk inspection = kontrol. research.= conservative innumerable = sayısız. essential. dullness insignificant = önemsiz. zıt anl. zıt anl. eksik. security inseparable = (birbirinden) ayrılamaz / ayrılmaz insert = sokmak.com .= incidental www. risk. damlatma. = Kırmızı gömleği alma.) instability = istikrarsızlık. eğitici instructions = direktif. assert (that) insoluble = erimez. (bilgisayar programı vs. zıt anl. soruşturma. giriş ağzı. . novelty innovative = yenilikçi. enough. onun yerine. case. intrinsic. (Don’t buy the red shirt. mysteriously insecticide = insektisit (böcek öldürücü kimyasal madde) insecurity = emniyetsizlik. . zıt anl. vaka. tesis etmek. onun yerine mavisini al.) instead of = yerine. countless inoculation = aşı. deficiency.ÜDS Sözlüğü inner = içe dönük. izole etmek. questioning. icat. 2) telkin instinct = içgüdü instinctive = içgüdüsel institution = 1) kurum. inadequate.= sufficient. teşvik etmek. zarar görmemiş. enstrüman insufficiency = yetersizlik. güç yetmez intact = bozulmamış.= significant. güven duygusundan yoksunluk. zıt anl. urgently.) instil (ya da instill) = 1) aşılamak. denetleyici inspiration = ilham. establishment. example. shield insulation = yalıtım. inlet integer = (matematikte) tam sayı. dengesizlik. influence. yol göstermek. internal. occurrence instantly = hemen. yazıt inscrutably = anlaşılmaz / esrarlı bir şekilde. fluctuation. encourage. I bought the blue one. 2) yerleşmiş gelenek. . embed.) yüklemek. ihtilalci. inject. devamlı olan şey institutional = kurumsal instruct (on) = (hakkında) talimat vermek. zıt anl. zıt anl. olayların iç yüzünü kavrama. (içeri) alım. jeopardy. (Instead of the red shirt. eksiklik. = Dairemize merkezi ısıtma sistemi kurdurduk.88 . ruhsal. buy the blue one instead. izolasyon insurance = güvence. (cihaz vs. müessese. anında. spiritual.= sufficiency. unimportant. onun yerine. (yeme içme vasıtasıyla) alınan (şey). zıt anl. stimulate. resident patient inphase = aynı fazda (iki veya daha fazla dalganın dalga boylarının aynı olması ve dalga tepelerinin çakışması sonucu birbirleriyle uyum içinde olmaları hali) inquiry = araştırma. (bir fikir vs. fitting instance = örnek. sorgu. duygu aşılamak inspired = solunan (hava vs. comprehension. kararsızlık. sigorta insurance cost = sigorta masrafı insurance cover = sigorta kapsamı insurer = sigortacı insurgent = asi. immediately instead = yerine. implant in-service training = hizmet içi eğitim insight = anlayış. yönerge instrument = aygıt. awareness. suçsuzluk. creative.= guilty innovation = yenilik. ample insulate = yalıtmak. 2) tesis(at). döşeme. . tertibat.= ignorance.) aşılamak. (We have had central heating installed in our flat. yoklama. esin. teftiş.= safety.= outer inner ear = iç kulak innocence = masumiyet. whole number integral = bir bütünün ayrılmaz bir parçası olan. inform (about) instructional = eğitime ait. 2) telkin etmek / vermek. inadequacy. = Kırmızı gömlek yerine mavi olanı aldım. amplitude insufficient = yetersiz. zıt anl.) installation = 1) kurma. rebel insurmountable = başa çıkılmaz.= guilt innocent = masum. yaratıcı. değişiklik.bademci. enlighten (about). durum. imbalance. 2) giriş. esinlemek. impress instillation (ya da instilment) = 1) enstilasyon. 2) telkin etmek.) kurmak. suçsuz.= stability install = yerleştirmek. (arasına) koymak. sağlam intake = 1) herhangi bir maddenin vücuda girişi. sayılamaz. consumption. aşılama. quest inscription = kitabe. . değersiz. zıt anl. vaccination. injection inorganic mercury salt = inorganik civa tuzu in-patient = hastanede yatan hasta. denetleme inspection facility = denetleme tesisi inspector = müfettiş. zıt anl. stimulus inspire = 1) ilham vermek.

= mild intensely = yoğun bir şekilde. özümsemek international = uluslararası International Criminal Court = Uluslararası Ceza Mahkemesi (soykırım.89 integrate into / with = (bir şey)’e katmak.com . greatly. kaynaşma integrity = 1) doğruluk. zıt anl.= unintentional. geçici interior = iç. mani olmak. entegre etmek / olmak. kazanç. relate to / with. ülke içi ile ilgili. zıt anl. aim. akla dayanan. açıklama. keskinlik.ÜDS Sözlüğü . ama genellikle olur. kar. incorporate into. deliberate. doğuya doğru geçildiğinde ise bir gün geri alındığı 180° meridyeni) international environment = uluslararası ortam / çevre interpret = 1) yorumlamak. (bir şey)’e ilgi duymak interestingly = ilginç bir şekilde interfere in = (bir şey)’e karışmak / müdahale etmek. negotiator intermediate = ara. büyüme intensify = şiddetlen(dir)mek. bilerek yapılan. purpose. 3) ilgi alanı. (It is the number and seriousness of complications interfering with it that makes an operation a major one.= separate from integrated = karma.bademci. but it usually does. aralıklarla internal = dahili. thorough. involvement interest rate = faiz oranı interested in = (bir şey) ile ilgilenen / ilgili.) interference = müdahale. in-depth. amaçlamak. bilerek. engellemek. zıt anl. öznelleştirmek. yoğunlaş(tır)mak. volume intensive = yoğun. zıt anl. (While the other children interacted and played together. meddle with. meddling interference pattern = (ışık için) iki farklı dalganın birleşerek oluşturduğu karışımın bir ekranın üzerinde oluşturduğu desen interim = ara. stake. zıt anl. (Childbearing should not interfere with a career. 2) bütünlük intellect = zeka. tasarlamak. şiddetli. dependent on each other.) interaction = etkileşim interchangeably = yer değiştirerek. güçlü. zıt anl. eklemek intermediary = aracı. şiddet. birbirinin yerine interconnection = ara bağlantı interdependent = birbirine bağlı.= slightly intensification = yoğunlaşma.= facilitate. dürüstlük.= external internal bleeding = iç kanama internal organ = iç organ internalise = içe atmak. menfaat. break in. katliam gibi suçlar ile itham edilen kişileri yargılayan uluslararası mahkeme) International Date Line = Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi (batıya doğru geçildiğinde mevcut tarihin bir gün ileri. fikir ve sanat eserleri hakları intellectual self = entellektüel (bilgi ve yaratıcılık yeteneği ile ilgili) benlik / kimlik intend = niyet etmek. yarıda kesmek. kasıt. akıl intellectual = entellektüel. iç tarafta. suspend interstate = eyaletler arası www. iç kısım. zihinsel intellectual life = entellektüel yaşam intellectual property rights = fikir hakları. accidental intentionally = kasten. tercüman interrelated = birbiriyle ilgili / ilişkili interrupt = sözünü kesmek.= exterior interject = araya katmak. yorumlama. iç. bother. intervene in. niyet. (bir şey) ile birleş(tir)mek. commentary. 2) faiz. şiddetlenme. Ted onları görmezden geldi. = Diğer çocuklar birlikte iletişim kurup oynarken. ilgilenilen şey. aim intentional = kasıtlı. orta intermediate state = geçiş dönemi intermittently = kesik kesik. karışma. 2) sözlü çeviri yapmak interpretation = yorum. remark interpreter = 1) yorumcu.= partial. prevent.). intervene in interfere with = (bir şey) ile çatışmak. mediator. müdahale etmek.= lessen intensity = yoğunluk. hinder. arabulucu. power. planlamak. zıt anl. = Hamilelik. accidentally interact with = birbirini etkilemek. engellemek. aggravate. kişiselleştirmek. force. concentrate. plan intense = şiddetli. kariyere mani olmamalıdır. = Bir operasyonu majör yapan şey onu zorlaştıran komplikasyonların sayısı ve ciddiyetidir. bütünleşmiş. zıt anl. zıt anl. zıt anl. deliberately. açıklamak. Ted ignored them. zıt anl. birbiriyle ilişkide olmak. superficial intensive care = yoğun bakım intention = maksat. powerful.= unintentionally. 2) mütercim. unify with.= independent interdisciplinary = bilimler / disiplinler arası interest = 1) çıkar. fierce. entegre integration = entegrasyon. step in.

straightforward intrigue = merak veya ilgisini çekmek intriguing = merak uyandıran intrinsic = kendine özgü. damar içine / içinden. interfere in. institute. derindeki mekanizma) intimately = derin bir bağ ile. threat intolerably = dayanılmaz bir şekilde. birbirini sarmak / birbirine sarılmak intertwined = iç içe geçmiş interval = aralık.= voluntary. teftiş etmek.= worthless invariable = değişmez. icat eden (bir şeyi ilk düşünen veya yapan kişi) inverse = ters.= willingly involuntary = gönülsüz. innate. unwilling. yaratmak. peculiar. creative. her zaman. interfering intervention = müdahale. unintentional. gözdağı. initiate.= blunt invigorating = canlandırıcı. zıt anl. ever. inquire. güçlendirmek. sindirme. create. damar yoluyla alınan intricate = karışık. = Beceriksizler her zaman diğer insanların başına bela olurlar. constantly. soruşturma. drunk. 2) (yatalak) hasta. (yardım. complex. reflexive. assault. sakat. yaratıcı. poisoned intoxication = zehirlenme. examination investigator = müfettiş. rarely. zıt anl.= acquired introduce smt to = (örn. araştırmacı. entry. güçlendirici. constant invariably = değişmez / şaşmaz bir şekilde. (tıbbi bir müdahale için) iğne ile ya da keserek deri altına inmeyi gerektiren. 2) (kanser vs. incelemek. fasıla intervene in = araya girmek. creation. innovative. saldırgan invent = icat etmek.= withdraw invader = istilacı invalid = 1) geçersiz. overrun. tanıtmak.= valid. always. zıt anl. hükümsüz. kendi tabiatında olan. takdim. contrary. presentation. girift. 3) piyasaya çıkma / arz edilme. foundation introverted personality = içe dönük kişilik intrusion = zorla girme. istemsiz. bulucu. saldırı. inspector investigatory = araştırma / dedektiflik ile ilgili investment = yatırım investor = yatırımcı invigorate = canlandırmak. examine investigation = araştırma. present introduction = 1) giriş. zıt anl. (Incompetents invariably make trouble for people other than themselves. çapraşık. 2) ortaya koymak. girişim.bademci. koruma vs.= uninventive inventor = mucit. poisoning intracerebral haemorrhage = beyin (içi) kanaması Intracoastal Waterway = Kıyıiçi Suyolu (ABD’nin doğu ve güneydoğu kıyıları boyunca uzanan. intercession interview = görüşmek. aksi. null. zıt anl. zıt anl. diksiyon intoxicated = 1) sarhoş olmuş. intrusion invasive = 1) invazif. bir ortam ya da piyasa)’ya arz etmek / sunmak / getirmek introduce = 1) başlatmak. make up invention = icat inventive = yaratıcı.com . zıt anl. doğal nehirler ve yapay kanallardan oluşan. soruşturmak. yıldırma. disabled invaluable = paha biçilemeyen.) invasion = istila. sel. nedenlerle) yapışması intravenous = intravenöz. iç içe intimidate = gözünü korkutmak. zıt anl.= simple. isteksiz olarak. vücut içi. gözdağı vermek intimidation = gözünü korkutma. akın. deliberate www. 2) zehirlenmiş. zıt anl. reluctantly. inspect. ayrıntılı. teftiş. inspection. unbearably intonation = tonlama. complicated. sun(ul)ma. uydurmak. enerji verici. stimulate. stimulating. opposite. zorla müdahalede bulunma inundate = su ile kaplamak. önsöz. çok önemli / değerli. tanıtım. deri altına inen. unwillingly.= tiresome invisible = görünmez invoke = başvurmak.ÜDS Sözlüğü interstellar space = yıldızlar arası boşluk (uzayın. ayrılmaz şekilde. dedektif. zıt anl. resort to involuntarily = gönülsüzce.) istemek. flood invade = istila etmek. reverse invest in = (bir şey)’e yatırım yapmak investigate = araştırmak. yıldız sistemlerinin dışında kalan kısmı) intertwine = birbirine dola(n)mak. reverse invert = tersine çevirmek. (intimate workings = iç işleyiş. her zaman olan. flood. inceleme. tersyüz etmek.= never. swamp inundation = su basması.90 . zıt anl. mediate intervening = araya giren. 2) devreye girme / sokma. eğlence ve ticari amaçlı suyolu) intracranial = kafatası içinde bulunan intraperitoneal adhesion = iç karın zarı boşluğunun (iltihap vb. saldırmak. su basmak. hücreleri için) istilacı. mülakat yapmak intestine = bağırsak intimate = derin. void.

bulaştırmak. engagement. 2) alay. tamir edilemez. include.= relevant irremediable = çaresi olmayan. mesele. gümüşi-beyaz renkli bir metal) iris = iris (göz bebeği çevresindeki renkli kısım) iron = demir iron deficiency = demir eksikliği iron intake = demir alımı / tüketimi. asabi. 4) gerektirmek. illogical irreducible = azaltılamaz irregular pattern = (bir hastalığın vb. 2) yayınlamak.= integrate (into) isolated = toplumdan uzak. incautious. entail. zıt anl.) düzensiz seyir izlemesi irregularly = düzensiz olarak. aşk ve savaş tanrıçası) island of Crete = Girit Adası isle = ada. sorumsuzca. petulant irritant = iritan. require involved (in) = (olaya) karışmış. compelling irresponsible = sorumsuz.= regularly. iron consumption iron loss = demir kaybı iron status = kandaki demir düzeyi iron store = (vücuttaki) demir stoğu. 3) (alaycı veya manalı) zıtlık irrational = mantıksız.bademci. umulanın aksi bir sonuç çıkması). detached isolated fact = istisnai olay isolation = ayırma. question itch = kaşınmak itching = kaşınma www. tecrit isotope = izotop (kimyasal açıdan benzer olmalarına rağmen. 3) söz konusu olmak. bağlantısız. thoughtless. işin içinde olmak.) çıkartmak / vermek. concern. işin içinde olan involvement = ilgi.ÜDS Sözlüğü . kinaye. cüzdan vs. alakasız. zıt anl. 2) karıştırmak. sarcasm. tahriş edici irritation = tahriş ischemic stroke = iskemiye (yetersiz kan akımına) bağlı felç Ishtar = İştar (Akad mitolojisinde doğurganlık.= exclude. thoughtful irreversible = geri döndürülemez irrigation = sulama. (diğerlerinden) ayrı. publish issue (isim) = konu. (vücutta bulunan) toplam demir miktarı ironically = ironik olarak irony = 1) ironi (beklenmeyenin gerçekleşmesi. unrelated. inappropriate. watering irritability = sinirlilik. katılma. karışma.com .= responsible. island isolate (from) = ayırmak. participation involving = kapsayan ion = iyon (pozitif veya negatif yüklü atom veya molekül) IQ score = zeka katsayısı sonucu. steadily irrelevant = konu dışı. sorun. istemek. içinde yer / rol alma. tedavisi imkansız. zıt anl. petulance irritable = hırçın. zıt anl. tedavisi imkansız. irreparable irreparable = onarılamaz. irremediable irresistible = karşı durulmaz. hırçınlık. akıldışı. point. sinirli. çaresi olmayan. ilişki. kendi başına. Intelligence Quotient score IQ-boosting drugs = IQ arttıran / destekçisi ilaçlar iridium = iridyum (çok yoğun. zıt anl. release. randomly. bulaşma. çekirdeklerinde farklı sayıda nötron içermeleri nedeniyle farklı kütleye sahip nüklitlerden her biri) issue (fiil) = 1) (belge. ilgisiz. contain. kapsamak. separate (from).91 involve = 1) içermek. matter. tecrit / izole etmek. karne. asabiyet. sert.

substantiate. Fransa’nın kuzeyinde yer alan bir ada jet fuel = jet yakıtı jet lag = (jet uçağı vb. onun teorilerini /düşüncelerini haklı çıkardı.= individual. kıdemsiz.= security Jersey = İngiltere’ye ait olan.bademci. unilateral joint inflammation = eklem iltihabı jointly = ortaklaşa. zıt anl. = Zaman. adliye judicious = akıllıca. (The French and British jointly funded the Channel Tunnel.= senior.= seriously journey = yolculuk judge = yargılamak.com .). risk jeopardy = tehlike. hapishane ve benzeri kapalı ortamlarda çok çabuk yayıldığı için tifo hastalığına bu isim verilmiştir. hüküm vermek. assessment. zıt anl. risk.) yüksek hızlı araçlarla başka saat dilimlerine yolculuk yapıldığında vücut ritminin geçici olarak bozulması jet plane = jet uçağı (hızlı ve yüksek irtifada uçabilen jet motorlu uçak) jet wind = dağlık alanlardaki geçitlerde esen yüzey rüzgarları jetliner = jet motorlu büyük yolcu uçağı. appraise judgement = yargı. değerlendirmek. 2) aküsü zayıf bir arabayı başka bir arabanın aküsüne bağlayarak çalıştırmak junior = 1) genç. 2) az. zıt anl. temize çıkarmak. zıt anl. decide. küçük junk food = yüksek kalorili ama düşük besin değerli hazır yiyecekler junkyard = hurdalık just before = hemen önce justification = gerekçe justify = haklı çıkarmak. risk. take part (in) joint (isim) = eklem joint (sıfat) = ortak. değerlendirme. mantıklı. prudent jump-start = 1) destek vererek yürür / çalışır hale getirmek.) juvenile = genç juvenile diabetes = genellikle çocuklar ve ergenlerde görülen insüline bağımlı diyabet www. jumbo jet jigsaw puzzle = yapboz.= empty Janissary = Yeniçeri Japanese (isim) = Japonca Japanese (sıfat) = Japon. doğrulamak. (Time justified his theories. mikrobiyologlar ve KBB uzmanları tarafından ortaklaşa yürütüldü. mutual. validate.) jam = tıkamak. parçalara ayrılmış bir resmi tekrar bir bütün haline getirme şeklindeki bulmaca job seeker = iş arayan kişi John’s Pass = ABD’nin Florida eyaletinde bulunan bir boğaz J join (in) = katılmak. danger. Japonya’ya ait jaw = çene jealousy = kıskançlık. = Fransız ve İngilizler Manş Tüneli’ni birlikte finanse ettiler. prison jail fever = tifo (Geçmişte. envy jelly = jöle. sıkıştırmak James Clerk Maxwell = 1831-1879 yılları arasında yaşamış olan İskoçyalı bir matematikçi ve fizikçi (yaptığı çalışmalar elektrik ve manyetizmayı ayrı konular olmaktan çıkarmış ve ışığın elektromanyetik özelliği olduğunu bulmuştur) jam-packed = hıncahınç dolu. şaka ederek. (The research was jointly performed by microbiologists and ENT specialists. tehlikeye sokmak. pelte jeopardise = tehlikeye atmak.) jokingly = şaka yollu. zıt anl. yer almak. collective. full up. evaluation judicial = yargıya ait judiciary = yargıçlar. conclude. müşterek. = Araştırma. birlikte. together. evaluate.J J JJ jail = hapishane.

moleküllerinin yapıları ve hareketleri ile açıklayan teori) knee to pelvis = dizden leğen kemiğine kadar knock back = 1) önemli sayılabilecek bir miktar paraya mal olmak. sürdürmek. vital.= discontinue keep off = uzak durmak. wipe out kindness = sevecenlik. üstünlüğü korumak.com .= release. sürdürmek. restrict. proceed. maintain keep within = (bir şey)’in belli sınırlar içinde kalmasını sağlamak kerosene stove = gaz ocağı (yakıt olarak gazyağı (parafin) kullanan ocak) kettle = çaydanlık key = çok önemli. hold. meet keep up = devam etmek. (key points in a structure = bir yapının köşe. quit keep one’s word = sözünü tutmak keep orientated = kişinin gerek kendisiyle gerekse içinde bulunduğu yer ve zamanla ilgili bilincinin devamını sağlamak. stay away (from) keep on = devam etmek. basınç gibi özelliklerini. göz kulak olmak. olan bitenden haberdar olmak. kcalorie Keck Telescope = Hawaii’deki W. 2) (içki vs. yok etmek. keep up with keep ahead = yakından izlemek. 2) karşılamak.K K KK Kabul = Kabil (Afganistan’ın başkenti) kcalory = kilokalori (1000 kalori) (gündelik hayatta besin enerji değerinden bahsederken sözü edilen kalori miktarı). zıt anl. başlarda yer almak keep at the ready = hazır tutmak / bulundurmak keep down = düşük düzeyde tutmak.= encourage keep forgetting = hep / daima unutmak keep going = devam etmek. let go keep a check on = (bir şey üzerinde) denetim kurmak keep abreast of = (bir şey)’den geri kalmamak. meraklı. crucial. stick to. muhafaza etmek.= minor key point = anahtar nokta. exterminate. Keck Gözlemevi’ndeki iki büyük teleskoptan her biri keen (on) = hevesli. sustain. carry on. iyilik Kinetic Theory of Gases = Gazların Kinetik Teorisi (gazların ısı. (bir şey)’den geri kalmamak. eager (to) keenly = hevesli / düşkün / meraklı / istekli bir şekilde keep = tutmak. retain. istekli. düşkün. hacim. pencere. bilincini açık tutmak keep out of = (bir şey)’in dışında kalmak. M.bademci. zıt anl. restrain. carry on.= unknown Kyoto Protocol = Kyoto Protokolü (küresel ısınma ve iklim değişikliğini önlemek amacı ile oluşturulmuş uluslararası bir protokol) www. (bir şey) ile aynı düzeyi / hızı yakalamak keep to = sadık / bağlı kalmak. dışarıda bırakmak keep pace with = (bir şey)’e ayak uydurmak. protect. zıt anl. monitor keep up with = 1) (bir şey)’e yetişmek. (bir şey)’e ayak uydurmak. zıt anl. korumak. preserve. önemli ayrıntı. cease. kapı gibi mimari detayları) Keynesian = John Maynard Keynes tarafından ortaya atılmış olan kidney = böbrek kill off = tamamını öldürmek. adhere to keep to soft surfaces = yumuşak zeminden ayrılmamak / yumuşak zemin üzerinde kalmak K keep track of = izlemek.= stop. konuya vakıf known = bilinen. zıt anl. keep abreast of.) yutmak / devirmek knot = (deniz mili / saat) olarak ölçülen hız ölçme birimi knowledgeable = bilgili. zıt anl.

laboratory label (fiil) = etiketlemek. sonradan gelen latent = belirti göstermeyen. break. second. mahrum olma.com .= temporary. deficiency.= abundance lacking in sympathy = merhamet göstermemek lactic acidosis = laktik asidoz (bir tür hücre zehirlenmesi) lactose intolerance = laktoz intoleransı (doğuştan gelen. böceği veya doğumdan önce bebeği kaplayan ince tüyler lapse = duraklama. own lack of (isim) = (bir şey)’den yoksunluk. attach late = eski. mahrum olmak. zahmetli.= previous. nirengi noktası. mostly large-scale = geniş çaplı. denize kıyısı olmayan landmark = sınır taşı. most recent latitude = enlem latter = (iki şeyden) ikincisi. sürekli.L L LL lab = laboratuar. dönüm noktası (herkesçe bilinen ve yol tariflerinde kullanılan dağ. zıt anl. hard laboriously = yorucu / zahmetli bir şekilde. arazi manzarası landslide = 1) toprak kayması. dayanmak last resort = son çare lasting = devamlı. kahkaha www. güç. ardous. be short of. zıt anl.= orbiter landfill = arazi doldurma (çöplerin toprakla karıştırılıp yığılması) landing = (uçak için) iniş landing gear = iniş takımları landing-wheel = iniş tekerleği L landlocked = her tarafı karayla çevrili. heavy.) latch = tutunmak. long-term. emek vermek labour force = iş / emek gücü. gizli later Middle Ages = Geç Orta Çağ (Avrupa Tarihi’nde yaklaşık M. zıt anl. özelliği olan bir bina vs. sonraki. pause large intestine = kalın bağırsak largely = büyük ölçüde. zıt anl. ızgara laughter = gülüş. S. en yeni. tanımlamak. 2) tükenmemek. permanent. zıt anl. çalışan kesim labour market = işçi / emek piyasası labour productivity = iş verimliliği labour union = işçi sendikası. güç bela. hastanın (süt ve süt ürünleri gibi besinlerde bulunan) laktozu sindirememe bozukluğu) ladder = el merdiveni (iki uzun çubuğun arasına yatay olarak çakılmış kısa basamaklardan ibaret olan merdiven) lake = göl land = (uçak vs. için) in(dir)mek land mine = kara mayını lander = görevi gezegenin yüzeyine inmek olan uzay aracı. (bir şey)’in eksikliği. worker labour-saving = iş gücünden tasarruf sağlayan laceration = laserasyon (yırtılmaya bağlı oluşan yara) lack (fiil) = (bir şey)’den yoksun olmak. tepe gibi yerler veya kule.) geç başlayan latecomer = geç gelen. (She left a lasting impression on her boyfriend that she had broken off with. gelişmemiş. former late Cretaceous period = Geç Kretase Dönemi (dinozorların yaygın olarak yaşadığı yaklaşık 100 ile 65 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) late starter = (konuşmaya vs. devam etmek. ayrıldığı erkek arkadaşında kalıcı bir iz bıraktı. isimlendirmek label (isim) = etiket labelling = etiketleme laborious = yorucu. ardously labour = çalışmak. former lattice = kafes biçimli yapı. be without.= have. kalıcı. = Kız.bademci. newest. endure.) landscape = arazi. trade-union labourer = işçi. 2) seçimde oyların çoğunu toplama landslip = toprak kayması lanugo = yaprağı. büyük ölçekli last = 1) sürmek. enduring. shortness (of). greatly. latest. 1300-1500 yılları arasında kalan dönem) lateral hypothalamic area = hipotalamusun lateral bölgesi (yan kısımları) laterally = yana doğru latest = en son.

(Leave this case out. yasamaya ait. fazlalık. rent leave behind = geride bırakmak leave office = görevi bırakmak. hariç tutmak.) lecture (fiil) = konferans vermek. kiraya vermek. conduct lead exposure = kurşuna maruz kalma lead into = (bir şey)’e yönlendirmek / yöneltmek lead shot = kurşun saçma lead to (fiil) = (bir şey)’e yol açmak. 2) yasalar. enactment. itici launching = fırlatma lava = lav lavish = savurgan. yapmak. başlıca. zayıf.95 launch (fiil) = 1) başlatmak. union leak (fiil) = sız(dır)mak. roket. yasal www. count out. müsrif law = yasa. yasadışı işler yapma lawsuit = dava laxative = laksatif (kabızlığı tedavi etmekte kullanılan ilaç) lay = döşemek. arta kalan şey. hizmete girme. roket veya uzay aracı için) fırlatmak. 2) (füze. zıt anl. initiate. 2) birlik. put. conceal lay down = koymak. set down. efsane.= termination. sıvı vs. kanunlar. hukuki legal battle = hukuksal savaş legal system = hukuk / adalet sistemi legally blind = (yasalara göre / resmen) görme özürlü (olduğu kabul edilmiş kişi) legend = destan.= take office leave out = hesaba katmamak. kat. neden olmak. roket. kanun law-abiding = yasalara uyan / saygılı law-breaker = yasalara aykırı işler yapan kişi law-breaking = yasaya karşı gelme. dışarıda bırakmak. için) fırlat(ıl)ma.= hide. miras. (bir şey)’den yana olmamak lean tissue = kas doku leaning = yana yatmış. zıt anl.) legal = yasal. alay) legislation = 1) yasama. zıt anl. zıt anl. için) denize indirmek launch (isim) = 1) kuruluş. için) dışarı sızmak. cause lead-based = kurşun bazlı leading = önde gelen. place lay bare = açığa / ortaya çıkarmak. kanun yapan. introduction. exclude.com . sermek. = İngilizler cimridir. zıt anl. (üniversitede) ders vermek lecture (isim) = (üniversitede) konferans. sızıntı yapmak leakage = (bir sıvı ya da bilgi için) sızıntı / sızdırma lean = yağsız. füze vs.= include. seep leak (isim) = sızıntı leak away = sızarak tükenmek / kaybolmak leak out = (kan. This trait of theirs is a legacy of pre-war unemployment.bademci. sıçramak leap = sıçrama. için) fırlatma sistemi launcher = fırlatıcı. 3) (gemi için) denize indirilme launch system = (uzay aracı. put down lay eggs = yumurta bırakmak lay the foundations = temelini atmak layer = 1) tabaka. sermek. outstanding. Bu özellikleri savaş öncesi işsizlik zamanlarından kalmadır. 2) (anlam vs. ders lecture hall = (üniversitede) derslik leftover = artan. açısından) derinlik layer of epidermis = epidermis tabakası (üst deri tabakası) layer of fat = yağ tabakası layman = mesleği olmayan kişi lead (smo) (to) (fiil) = (birisini) yönetmek.= secondary leading cause = önde gelen neden / sebep league = 1) (spor için) lig. He has got nothing to do with our retrospective study. excess left-wing = solcu legacy = geçmişin kalıntısı. yatırmak.= terminate. epic legion = lejyon (antik Roma ordusunda askeri bir birim. myth. guide (smo) (to). laws legislative = yasa yapma ile ilgili. kullanıma sunma. (birisini bir yere) (doğru) götürmek. reveal. (birisine) önderlik etmek. 2) (uzay aracı.ÜDS Sözlüğü . atlamak. 3) (gemi vs. (British people are thrifty. zıt anl. atlama leap forward = ileriye doğru sıçramak / atlamak / fırlamak leap year = artık yıl (4 yılda bir Şubat ayının 29 gün çektiği yıl) learning = ilim. kanun yapma. başlama. eğri leap (into) = atlamak. Bizim retrospektif çalışmamızla hiç alakası yok. füze vs. katman. tahsil lease = kiralamak. = Bu vakayı hariç tutun. sıska lean against = (bir şey)’e karşı olmak. initiation.

release let out = dışarı çıkmasına izin vermek. tax. neden vs. deadly. (Following the diagnosis of her disease as cancer. salıvermek. forsake. (level social differences = sosyal farklılıkları gidermek / sosyal açıdan eşit hale getirmek). ruhsat. zıt anl. 2) (bir şey)’den kaynaklanmak. ( . inferior. yüzüstü bırakmak. . = Hastalığının kanser olarak teşhis edilmesinden sonra. 2) süre.) lie around = miskinlik yapmak. meşru. responsibility. serbest bırakmak.= borrow lend insight to = (bir şey)’in iç yüzü hakkında fikir verme length = 1) uzunluk. 2) düz. . legal. (vakit geçirme ya da dinlenme amaçlı) eğlence leisure time = boş zaman leisurely = telaşsız / sakince yapılan. zıt anl. hürriyet. 2) düzlemek. credible. dengelenmek lever = kaldıraç levy = vergi. tembellik etmek. harç.= slavery librarianship = kütüphanecilik Libya = Libya (Kuzey Afrika’da bir ülke) Libyan = Libya ile ilgili. zıt anl.= immunity. zıt anl. . unhurried.com .cümlesinde olduğu gibi olanaksızlığın boyutunun büyüklüğünü vurgulamak için kullanılır.= formal lend = ödünç vermek. boş zaman. düzey. = Savaşın nedenleri. average life span www. (The causes of the war lie in the greed and incompetence of politicians on both sides.bademci. amply. ehliyet lie ahead = gelecekte (birisini) (kötü / zor bir işin) beklemesi. duration lengthy = uzun. she will need all her strength and bravery to cope with what lies ahead.= insufficiently liberate = özgürlüğüne kavuşturmak. (I can’t even make a phone call let alone send images. ölümcül. obligation. superior lest = (bir şey ol)masın diye. korkusu ile. ortalama ömür. = Bırak resim göndermeyi. uzun uzadıya lesion = lezyon (yara.) let down = 1) (ağır ağır) inmesini sağlamak. . fatal. olası yaşam süresi. 2) boşa çıkarmak. debt. disappoint let go = serbest bırakmak. restrict liberty = özgürlük. şeklinde) bulunmak. başına gelecek olmak. valid. telefon bile açamıyorum. relaxed. fonksiyon bozukluğu) less still = daha da az less than half as much = (daha önce bahsi geçenin) yarısından daha az lesser = daha aşağı / düşük. exemption liberally = cömertçe. . zıt anl. şöyle dursun. hang around. duty liability = sorumluluk. salıvermek. yükümlülük. borç. pürüzsüz hale getirmek (level the ground for construction = inşaat için yeri düzlemek) level (isim) = 1) seviye. zıt anl. düzayak level of income = gelir düzeyi level out = dengeye gelmek. illicit. uyuşukluk leukemia = lösemi (kan kanseri) leukemogenic = kan kanserinin nedeni olarak gösterilen faktörle ilgili leukocyte = lökosit (akyuvar) level (fiil) = 1) eşit hale getirmek. . safe lethal injection = zehir enjeksiyonu. zıt anl. illegal legume = baklagiller familyasına dahil bitkiler ve bunların taneleri leisure = serbestlik.) lie on = (bir yerde) uzanmak. Libya’ya ait licence = lisans. in case let alone = bırak. emit let through = geçmesine izin vermek lethal = öldürücü. casual. free. mortal. zıt anl. . exist in the form of. . zıt anl.96 . zıt anl.ÜDS Sözlüğü legislative and executive = yasal ve idari legislator = yasa yapıcı legitimate = yasal.= illegitimate. serbesti. freedom. koyvermek. iki tarafın politikacılarının da açgözlülüğü ve yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. originate in. generously. (death by lethal injection = zehir enjeksiyonu ile ölüm / idam cezası) lethargy = letarji. durmak lie under = (deri. hayal kırıklığına uğratmak. laze.= work.= greater.) altında bulunmak / yatmak life expectancy = yaşam beklentisi.= harmless. . toil lie buried = gömülü kalmak lie hidden = saklı kalmak lie in = 1) mevcut olmak. gelecekte kendisini bekleyen zorluklar ile baş edebilmek için bütün gücünü ve cesaretini toplamaya ihtiyacı olacak. müddet.= enslave.

illuminate. bacak. bunun gibi. edebi literary intellectual = edebiyatla ilgilenen / uğraşan entellektüel kimse literary life = yazınsal / edebi hayat literary work = yazınsal / edebi eser literature = 1) edebiyat. limitasyon limited (to) = (bir şey ile) kısıtlı / sınırlı. raise. keza. unlikely likely to prove controversial = tartışma yaratması muhtemel / beklenen like-minded = aynı düşüncede olan. sustenance liver = karaciğer liver surgery = karaciğer cerrahisi www. will to live lifelong = ömür boyu (süren) lifestyle = yaşam biçimi lifestyle behaviour = (bir kişinin) yaşam tarzını belirleyen davranış life-threatening = hayatı tehdit eden lifetime = ömür lifetime health risk = yaşamboyu sağlık riski lift (fiil) = yükseltmek. keten kumaş. fade lightheadedness = sersemlemiş / düşecekmiş gibi olma hali light-hearted = telaşsız.= figuratively literary = yazınsal.= improbable. kaygısızlık. apathy literacy = okuryazarlık. 2) eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan. chance likely to = olası. bağlantı lip = dudak lipid = lipid (hücrenin temel yapıtaşlarından olup kloroform ve eter gibi organik solventler içinde çözünebilen yağsı madde) lipoprotein = lipoprotein (bir lipid ile birleşmiş olarak bulunan protein) liquid = sıvı liquid blood = sıvı halde kan liquid protein = sıvı protein listlessness = kayıtsızlık. zıt anl. beklenen. endişesiz. zıt anl. actually. 2) ev tekstili lingua franca = 1) uluslararası ticari dil. bilinen en hafif metal) lithography = litografi (taş basması) little known = fazla tanınmamış. düz bir hat üzerinde linen = 1) keten. subsistence. besin. probable. lifetime. aydınlanmak. bakımından) kök linear algebra = doğrusal / lineer cebir (vektörler ve lineer denklemler ile yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) linear strip = doğrusal şerit linearly = doğrusal olarak. görüşleri birbirine benzeyen liken to = (bir şey)’e benzetmek. su. kaygısız lighting fixtures = elektrik / aydınlatma tesisatı lightning = yıldırım like finding a needle in a haystack = samanlıkta iğne aramaya benzer likelihood = olasılık.bademci. combine with. connect to / with. zıt anl. (classical musical literacy = klasik müzik bilgisi / anlayışı) literally = tam anlamıyla. muhtemel. brighten. birleştirmek. zıt anl. resim likewise = benzer şekilde. ısınma gibi ihtiyaçların sağlanması) life will = yaşama isteği. elevate lift (isim) = teleferik. kuyruk. life expectancy life support = yaşam desteği (insanın (örn. equate to likeness = 1) benzerlik. detach from link (between) (isim) = bağ. asansör light up = aydınlatmak. similarly limb = kol.= well-known. İtalyanca’dan bozma dil linguist = dilbilimci lining = astar. truly.= darken. iç kaplama link to / with (fiil) = (bir şey) ile / (bir şey)’e bağla(n)mak. gerçekten.= free (of / from) line = (iç yüzeyini) kaplamak lineage = (akrabalık / tarih vs. görünüş. expected. confined (to). 2) literatür (belli bir konuda yayınlanmış bilimsel çalışmaların bütünü) lithium = lityum (gümüşi beyaz renkli yumuşak bir alkali metal. zıt anl. zıt anl. possibility. geçim yolu. bağlantı kurmak. famous live = (layv şeklinde okunur) canlı live out = sonuna kadar yaşamak live up to expectations = beklentileri karşılayacak düzeye gelmek live animal market = canlı hayvan pazarı livelihood = geçim. kanat gibi organlardan her biri.com . 2) tasvir. ihtimal.= separate from. compare with / to.ÜDS Sözlüğü . appendage limb-bone = kol veya bacaklara ait kemik lime = kireç lime scale = kireç tortusu limit (to) = (bir şey ile) sınırlandırmak / sınırlamak / kısıtlamak limitation = sınırlama.97 life span = ömür. uzayda) hayatta kalması için gerekli olan oksijen. az bilinen.

examine.= general local doctor = aile hekimi local ethnic food = yerel / mahalli / belli bir kültüre ait yemekler local foodstuff = bir yere özgü / yöresel yiyecek localise = belirli bir yere sınırlamak locally = yerel / mahalli olarak locate = konumlandırmak. zıt anl.com . = Polis. despise. zıt anl. 2) (bir şeyin) içinde sıkışıp kalmak. mantıklı olarak logistical = lojistik (nakliye. valizi vs. keep an eye on look down on = küçümsemek. truck lose faith = inancını / güvenini kaybetmek www.) lock = (kapıyı. check out.= exalt.ÜDS Sözlüğü livestock = çiftlik hayvanları livestock pasture = otlak. tepeden bakmak. (A new job means a new employer. konum. incelemek. situated location = belirli bir yer. 2) (tıbbi) lokal (vücudun sadece bir kısmını kapsayan). mahal. search. uzun süre dayanan. (a longstanding lover = uzatmalı sevgili) long-term effect = uzun vadede görülen etki long-term memory = uzun süreli hafıza longtime (ya da long-time) = uzun süreli (a longtime friendship = uzun süreli bir arkadaşlık) look after = (bebeğe.) long exposure = 1) (fotoğrafçılıkta) uzun pozlama (poz süresini ayarlayarak veya deklanşöre basılı tutarak ışığın filme uzun bir süre boyunca işlemesini sağlama tekniği). (The elders of the two families have finally agreed to shake hands and put an end to the longstanding feud.bademci. visit look into = araştırmak. 2) arayış loom = dokuma tezgahı loosely = gevşekçe. yeni bir işveren. köpeğe vs. (bir yerde) yerleşmek. station located = bir yerde bulunmak. uzun zamandır gündemde / geçerli olan.98 . spot. göz kulak olmak. desire long = 1) uzun zamandır. düzelmek. uzatmalı. hope for look in (on) = (kısa bir) ziyaret yapmak. glorify look forward to = sabırsızlıkla beklemek. (The police warned the shopkeepers to look out for forged notes. iple çekmek. a new location and a new set of colleagues. 2) iyileşmek. saplamak log (fiil) = ağaç kesip kütük haline getirmek log (isim) = kütük logging = ağaç kesip kütük yapma işi logical reasoning = mantıklı düşünme logically = mantıken. watch out for.= tightly looting = yağmalama lorry = kamyon. hor görmek. 2) (bir şeyin arasından / içinden) bakmak look up = 1) (sözlükte. = İki ailenin büyükleri nihayet el sıkışıp uzun zamandır var olan düşmanlığa bir son vermeye razı oldular. inspect look through = 1) gözden geçirmek. 2) uzun pozlama yöntemi ile alınan görüntü long periods = uzun süre(ler) long-closed = uzun süredir kapalı longevity = uzun ömürlülük long-held contention = uzun zamandır (doğruluğuna) inanılan bir görüş longitude = boylam long-lasting = uzun ömürlü. 2) uzun uzadıya. yöresel. = Yeni bir iş. bölgesel.) look over = incelemek. uğramak. zıt anl. position. çok arzulamak. long-lived long-range = uzun mesafeli / menzilli longstanding = çok eski. göz gezdirmek. examine. (He took a long look at the woman’s picture. mera load (fiil) = yüklemek. can atmak. yerini saptamak. = Kadının resmine uzun uzadıya baktı.) kilitlemek lock away = kilitli tutmak / saklamak locomotion = lokomosyon (enerji harcayarak ve kuvvet uygulayarak yer değiştirme) lodge in = 1) (bir yer)’e yerleş(tir)mek (bir yer)’de yaşamak.). incelemek. scorn. doldurmak load (isim) = yük loan = kredi. for a long time. soruşturmak. yeni bir mekan ve yeni iş arkadaşları demektir. improve lookout = 1) gözetleme yeri. içine gömmek. bir şey) aramak. credit loan assassin = kiralık katil / suikastçı local = 1) yerel. search. (Have you been waiting long? = Uzun zamandır mı bekliyorsunuz?).) bakmak. kitapta vs. expect. hareket etme / ettirme ile ilgili) logistics = 1) lojistik (askerlikte personel ve teçhizatın nakledilmesi). 2) nakliyecilik long (for) = hasretini çekmek. dükkan sahiplerini sahte banknotlara dikkat etmeleri konusunda uyardı. inspect look out for = (bir şey)’e dikkat etmek.

tempt (to) lurk = gizlenmek. lie in wait lush = bitkisel yaşam ile dopdolu. zıt anl. bağlılık lubricant = kayganlaştırıcı lubricate = kayganlaştırmak. kandırmak. (speak loudly = yüksek sesle konuşmak) louse = (çoğul: lice) bit Louvre = Louvre Müzesi (Paris’te bulunan ve içinde pek çok ünlü sanatçının eserlerini barındıran dünyaca ünlü bir müze) lovely = sevimli. cezbetmek. şiş lunar = aya ait. düşürmek. zarar. ayla ilgili lunar soil = ay toprağı lung = akciğer (Diğer organlar gibi the artikeli alır ve genellikle çoğul kullanılır: the lungs) lung disease = akciğer hastalığı lupus = lupus (ülserleşme eğilimi gösteren lezyonlarla belirgin herhangi bir kronik deri hastalığı) lure (into) = ayartmak. pretty low-crime = suç oranı düşük low in = (bir şey) açısından / bakımından fakir. = Yürüyüş.com . fall back. bir yerini incitmek gibi) darbeler ve tehlikeler açısından daha güvenli olan (Walking is a low-impact exercise for a pregnant woman to do.= unfortunately lumbar lordosis = omurganın bel bölümünün öne doğru aşırı kavis göstermesi hali lumbar puncture = bkz. pusuya yatmak.99 lose ground = gerilemek. hamile bir bayanın güvenle yapabileceği bir egzersizdir. zıt anl. LDL lower = azaltmak. yağlamak lubrication = yağlama lucid = kolay anlaşılır. vefalı. transparent. zıt anl. clear. (loss of appetite = iştah kaybı) loss of muscle = güç kaybı lost in = 1) tamamen (bir şey)’e dalmış. reduce. yaralanmak. regress.= increase lower back = sırtın alt kısmı lower courses = temelin ya da su basmanın hemen üzerindeki taş sıraları lowercase = küçük harflerle yazılmış olan kısım. zıt anl. saklanmak.)’den yapılmış / oluşan www. fail. küçük harf low-impact = (düşmek. zıt anl. kayıp. berrak. açık. faithful (to). vefa. obvious. ziyan. zıt anl. 2) (bir şey)’in içinde kaybolmuş loudly = yüksek sesle. imrendirmek. eksilme. decrease. ova loyal (to) = sadık.= ambiguous luckily = iyi ki. charm. rağbet görmemek.= gain ground lose out = başarısız olmak. hide. güzel. fortunately. zıt anl. spinal tap lumen = lumen (bağırsak gibi tüp şeklindeki bir organın iç boşluğu) lump = yumru.= arid Lyme disease = lyme hastalığı (geyiklerde yaşayan bir tür kenenin taşıdığı bir bakteri yoluyla bulaşan bir enfeksiyon) lymph node = lenf nodülü (çok küçük lenf kitlesi) lymphocytic leukemia = lenfatik lösemi made up of = (bir madde vs.= disloyal (to) loyalty = sadakat.) lowland = düz arazi. şükürler olsun ki. (loss of life = can kaybı).= succeed lose the favour of = (bir kişi)’nin gözünden düşmek loss = azalma.ÜDS Sözlüğü . (low in vitamins = vitamin bakımından fakir) low profile = reklamı sevmeyen ve geride duran bir kişinin çizdiği profil low-carbohydrate = düşük karbonhidratlı low-density lipoprotein = düşük yoğunluklu lipoprotein.bademci. şirin.

= secondary. marvellous magnify = (büyüteç ile) büyütmek. görkem magnificent = görkemli. unimportant. 3) (bir şey)’e neden olmak. struggle make for = 1) (bir yer)’e doğru yönelmek. hayatta başarılı olmak. büyü magma = magma (yerkabuğunun altındaki manto tabakasını oluşturan eriyik kaya) magnetism = manyetizma magnetostriction = manyetostriksiyon. principle. ortaya çıkarmak. (belli bir fikri) savunmak. için) bakım.bademci. make away. (bir yer)’e ulaşmaya çalışmak. advance. zıt anl.= utilise. retain. earn a living make a point of = özen göstermek. subordinate main stream of music = müziğin ana eğilimi / gidişatı mainland = anakara mainly = büyük ölçüde. ileriye götürmek. harika. chiefly mains electricity = (şehir) şebeke elektriği mainstream = 1) bir topluluğa hakim tutum. ister istemez bir merak uyandırmak make one’s way = ilerlemek. escape make on = (bir şey üzerinden) kar sağlamak. 2) sürdürmek. claim (that) maintenance = 1) (makine vs. upkeep. primary. yol kat etmek. 2) sürdürme / koruma / direnme gücü maintenance rules = bakım şartnamesi maize = mısır. büyük. (fikirsel) pozisyonunu korumak. subsist.= minor. onarım. başlıca. birincil. zıt anl. illuminate make do with = (bir şey) ile yetinmek / idare etmek. chief.= disable make life tougher for smo = bir kişiye zorluklar çıkarmak make matters worse = durumu kötüleştirmek make money = para kazanmak make no use of = kullanmamak. enable. manyetik büzülme (manyetik alana maruz bırakıldıklarında bazı malzemelerin boyutlarının küçülmesi) magnificence = ihtişam. (onlardan) daha iyi kağıt olur make clear = açıklığa kavuşturmak. düşünce veya davranışları temsil eden.) make effort = çaba / gayret göstermek. zıt anl. boyut main = ana. bakmak. we had to make do with second-hand clothes. 3) sağlamak. allow. assert (that). yararlanmamak. temin etmek. ikinci el kıyafetlerle yetinmek zorundaydık. mostly. keep. devam ettirmek. primary. kırmak make a comeback = (anestezi sonrası) derlenme. idame. advance www. = Cumartesi günlerini çocuklarımla geçirmeye büyük özen gösteririm. zıt anl. dikkat etmek ( I always make a point of spending Saturdays with my children. 2) yapmak. tarih yazmak make inroads (into) = gedik / yol açmak make it clear (that) = açıklıkla ifade etmek. provide maintain (that) = iddia etmek. clarify. great. asıl. büyük göstermek magnifying glass = büyüteç magnitude = büyüklük. sustain. service. corn major = geniş / büyük çaplı. büyük kısım. get by. make use of make off = aceleyle gitmek / çıkmak / terk etmek. humiliate make a living = hayatını kazanmak. açıkça belirtmek make it possible = mümkün kılmak. esas olarak. cause (smt) to happen make history = tarihe geçmek.M MMM magic = sihir. 2) ana / genel görüş maintain = 1) bakım yapmak. temel.com . contribute to. facilitate.) make smt available to smo = bir şeyi birisi için kulanılabilir hale getirmek make better paper = daha iyi kağıt olurlar. little majority = çoğunluk. muhafaza etmek. uyanma make a difference = fark yaratmak M make a fool of = (birisini) aptal durumuna düşürmek. muhafaza. zıt anl. produce. = Biz küçükken. (When we were young. kendine gelme. olanaklı hale getirmek. para kazanmak make one wonder = insanı düşündürmek.= minority make a break with = yıkmak.

çıkarmak. zıt anl. zıt anl. tackle. cope (with). gösterge. illness male fight = bazı hayvan türlerinin erkek bireyleri arasında. yerine koymak. zıt anl. üstesinden gelmek.com . ona sadece zenginliğinden dolayı yaranmaya çalışıyorlar. geçici makeup = yapı. belirtmek. imalatçı. kontrol etmek. conduct. ascertain. 2) (hastalık vs. structure. misket march = yürüyüş www.= be uncertain. = İnsanlar. intimate. produce manufactured = imal edilmiş / üretilmiş manufacturer = üretici. display. deal (with). make sure that the gas heater is turned off. human(ity) manage = 1) yönetmek. command mandatory = zorunlu manifest = açıkça göstermek. yer kabuğunun ise altında yer alan magmanın bulunduğu tabaka) manual = rehber (kitap).= make no use of make visible = görünür kılmak. utilise. fiddle with. comprise. elkitabı manually operated = elle kullanılan / çalıştırılan manufacture = imal etmek. aklını kullanarak başkalarını yöneten kimse mankind = insanlık. zorunlu kılmak. doğru yorumlamak make sure (of / that) = emin olmak. usul manoeuvrable (ya da maneuverable) = manevra yaptırılabilir. (People only make up to him because of his wealth. way. devretmek make sense = mantıklı gelmek. zıt anl.) make up = düzenlemek. form. reveal. telafi etmek. değiştirmek. benefit from. understand. = Evden çıkmadan önce ocağın kapalı olduğundan emin ol. anlamak. garanti etmek. hazırlamak. idare. administration. man man-made = insan eliyle yapılmış. zıt anl. anlaşılır olmak make sense of = (bir şey)’den anlam çıkarmak. 2) bilye. zıt anl. 2) manipülatör. idare eden kişi. idare etmek. compose. suggest make over = (bir malın) mülkiyetini (başkasına) vermek. beslenme bozukluğu malpractice lawsuit = yanlış teşhis ya da tedavi nedeniyle hekimlerin karşı karşıya kaldıkları hukuki dava malt = malt (genellikle bira yapmak için çimlendirilmiş tahıl) mammal = memeli man = insan(lık). önünü açmak makeshift = derme-çatma. (Before leaving home. compensate for make up smt out of smt = bir şeyden (başka) bir şey imal etmek / yapmak make up one’s mind (about) = (konusunda) karara varmak. invent make up for = (kaybedilen veya eksik kalan bir şeyi) tamamlamak.ÜDS Sözlüğü . tamper with manipulation = 1) (bir çıkar veya amaç için) kullanma. be successful make out to = ima etmek. disease. müsvedde many a = pek çok marble = 1) mermer. operatör. oluşturmak. indication. yararlanmak. manevra yeteneği yüksek mantle = manto (yerkürenin çekirdeğinin dışında. perceive. composition. açığa vurmak make way for = yol vermek. 2) tavır. muck manuscript = el yazması. dişileri ve / veya sürünün liderliğini elde etmek amacı ile yapılan dövüş Mali = Mali (Batı Afrika’da bir ülke) malignancy = (tümör için) kötü tabiatlı / huylu olma niteliği malnourished = yetersiz / kötü / dengesiz beslenmiş. humanity. teşkil etmek. için) başa çıkma management regime = yönetim sistemi mandate = (resmi olarak) emretmek. imply. becermek. symptom manipulate = (bir çıkar veya amaç için) kullanmak. undernourished. seçmek. kurcalamak.= wellnourished malnutrition = kötü beslenme. producer manure = gübre. fiddling. uydurmak. 2) başa çıkmak. handle. decide (on) make up to = yaranmaya çalışmak. biçim. insanlı bir uzay aracı ile yapılan) insanlı görev manner = 1) şekil. run.= hide manifestation = belirti.) make use of = kullanmak. succeed (in / at). 2) dalavere manipulator = 1) bir cihazı vs. accomplish. üstü kapalı söylemek. 2) başarmak.= natural manned = insanlı manned mission = (örn. içerik.bademci.= fail (to) management = 1) yönetim. artificial. administer. çözmek. kapatmak. formation malady = hastalık.101 make out = 1) (bir şeyin ne olduğunu) kestirmek.

bağdaşmak. zıt anl. inadequate. öğün mean (isim) = (matematikte) ortalama mean (sıfat) = 1) ortalama. vast marijuana = mariyuana (kenevir bitkisinin yapraklarının sigara gibi içilmesi ya da çiğnenmesi yoluyla aşırı zindelik ve mutluluk hissi veren uyuşturucu) marine (isim) = deniz piyadesi marine (sıfat) = denize / denizciliğe ait. paspas match (with) (fiil) = uymak. cover mass = hacim. noticeably. muazzam. = Bu ekonomik krizin sosyal yaşama vuracağı darbe çok büyük olacak. bataklık Martian = Mars gezegeni ile ilgili. sorun. az. im. hostile. full development. açıkca. kırıp geçirmek masses = halk yığınları massive = büyük.= abundant. Mars gezegenine ait Maryland = Maryland (Batı ABD’de yer alan ve bugün ABD’nin ortalama gelir düzeyi en yüksek olan eyaleti) mask = kamufle etmek.= immaturity maul = (döverek) yaralamak.= kind meaningful = anlamlı. actualise. büyük kütleli. 16. ergin. eşleş(tir)mek.102 . ortaya çıkarmak. çok büyük. mesele.bademci. deniz canlılarının bütünü marine reptile = deniz sürüngeni marine species = denizde yaşayan canlı türü / türleri maritime = deniz veya denizcilikle ilgili. yığın mass production = seri üretim mass unemployment = toplu / büyük çaplı işsizlik mass vaccination = kitlesel aşılama. önemsiz. 2) (borç vs. 2) saldırgan. özdek matter of dosing = (belli bir dozda) ilaç verme sorunu / konusu mature (fiil) = 1) olgunlaşmak. tehlikeli. poor. zıt anl. question. zıt anl. enormous. clearly marker = işaret. S. motherly maternity = annelik mathematical precision = matematiksel kesinlik mathematical reasoning test = matematiksel mantık yürütme testi mathematician = matematikçi math-reasoning problem = matematiksel düşünme gerektiren problem. zıt anl. heavy.= tiny. benzemek. 2) madde.com . örtmek. zıt anl. işaret etmek. (The social impact of this economic crisis will be massive. göze çarpan. öz.= inconspicuous markedly = belirgin şekilde. eksik. correspond (to) match for (isim) = (bir şey) ile denk. Ö. learn. yy ile M. marine mark = göstermek. obvious. immense. ağır. özlü söz maximum = (çoğul: maxima) bir dalganın en üst noktası may well = pekala … (olabilir / yapabilir) de Maya = Maya (Orta Amerika’da M. yy arasında etkili olmuş bir uygarlık) meagre = yetersiz.= meaingless. minor.= immature maturity = olgunluk. uy(uş)mak.) master = iyice öğrenmek. slight. gizlemek. point out. hırpalamak maxim = özdeyiş. fully developed. için) vadesi gelmek mature (isim) = olgun. (bir şey) ile karşılaştırılabilir matchstick = kibrit çöpü mate (with) (fiil) = (hayvanlar için) çiftleş(tir)mek mate (isim) = (genellikle hayvanlar için) eş material = madde materialise = gerçekleşmek. zıt anl. sufficient meal = yemek. zıt anl. be realised. zıt anl. ufak. (canlılar için) denizde yaşayan. kemik iliği marsh = batak.= fail maternal = anneliğe özgü. average. ripe.ÜDS Sözlüğü marginal = düşük. purposeless www. belirti market = pazar. anne tarafından. issue. zıt anl. ustalıklı masterpiece = başyapıt mat = hasır. 6. matematik problemi mating = çiftleşme matriculate = (üniversiteye) öğrenci olarak kaydolmak matrix algebra = matris cebiri (matrisler üzerinde yapılan işlemler ile ilgili matematik dalı) matter = 1) konu. show marked = belirgin. grasp masterly = ustaca. uzmanlaşmak. aşı kampanyası massacre = katletmek. dangerous. maritime marine biodiversity = deniz canlılarının çeşitliliği marine life = deniz yaşamı. piyasa marketing = pazarlama marketplace = pazar (yeri) marrow = ilik. noticeable. point.= gross.

2) imkan. yöntem. tıbbi olarak Medicare = sağlık güvencesi (ABD ve bazı ülkelerde 65 yaş üzeri yaşlılar. calculate measure (isim) = 1) önlem.103 means (of) = 1) (hem tekil hem çoğul) yol. vesile. beyin ve diğer bazı oluşumlara siyah renk veren pigment melt = erimek. baş belası menagerie = küçük hayvanat bahçesi menial job = hizmet. satisfy. bütçe. bellek. disclose. eritmek meltdown = (nükleer reaktör için) erime meltwater = buzun erimesiyle ortaya çıkan su member = üye memorise = ezberlemek. (belli bir gün için) uymak. vasıta. drug medieval = ortaçağa ait / özgü meditation = meditasyon (düşünceyi yoğunlaştırarak bilinç düzeyini yükseltmeyi veya zihni boşaltarak rahatlatmayı amaçlayan zihinsel aktivite). engelliler ve kronik böbrek hastaları için devletin sağladığı ücretsiz sağlık hizmeti) medication = medikasyon (tıbbi tedavi). gelir. saç. income. amnesia menace (fiil) = başa bela olmak. (işine) karışmak / burnunu sokmak media = araçlar. funds means of production = üretim araçları means of treatment = tedavi şekilleri / yöntemleri meanwhile = bu arada. zıt anl. bu esnada measles = kızamık measure (fiil) = ölçmek. precaution. medication. karşılamak.bademci. genelde düşük ücretli iş meningeal = membranlarla ilgili meninges = beyni örten 3 membrandan biri meningitis = menenjit hastalığı (beyin zarlarının iltihabı) menstruation = menstruasyon. ağır emek. tehdit etmek. learn by heart memory = 1) hafıza. bring up. ilaç verme. wealth.= artistic meddle with = (birisi) ile uğraşmak. tetikte olma hali mental computation = akıldan hesaplama mental health = akıl sağlığı mental health centre = akıl sağlığı merkezi mental illness = akıl hastalığı mental picture = zihinde canlandırma mental retardation = zeka geriliği mentally disturbed = akıl hastası mentally handicapped = zihinsel özürlü / engelli mentally stable = akıl sağlığı yerinde mention = 1) söz etmek. 2) başvurmak. threaten menace (isim) = tehdit. ortam. . anı memory loss = hafıza kaybı. ergimek. zeka ile ilgili) mental activity = zihinsel faaliyet mental alertness = zihinsel uyanıklık. zihinsel (akıl.= fail to meet megacity = büyük şehir. intercede medical = tıbbi medical advice = tıbbi öneri medical attention = tıbbi müdahale medical dominance = tıp alanında üstünlük. megakent megalith = megalit (anıtsal mimaride kullanılan çok büyük yekpare taş) megalithic = çok büyük yekpare taşlardan yapılma melanin = vücutta deri. makine benzeri. bellek. tradesman merciful = merhametli mercuric chloride = civa klörür (tarım ilacı ya da antiseptik olarak kullanılan çok zehirli bir bileşik) www. zıt anl. atlamamak. 2) miktar. ölçü. hakimiyet medical profession = tıp / sağlık mesleği medical school = tıp fakültesi medical science = tıp bilimi medical subject = tıbbi konu medical treatment = tıbbi tedavi medically = tıbben. turn to. araya girmek. medya media attention = medyanın ilgisi medial epicondylitis = medial / içyan epikondilit (golfçu dirseği adıyla da bilinen. ölçüsü / değeri … olmak. way. para. . ilaç medicine = 1) tıp. 2) ilaç. düzey measure up = istenilen ölçülere / kriterlere uygun olmak meat = et mechanistic = mekanik. aybaşı mental = mental. sayıya dökmek. bilinç. tedbir. accomplish.com . sanatsal / estetik / insani yönü olmayan. kaçırmamak. ilaçla tedavi etme. derin düşünme Mediterranean Sea = Akdeniz medium = (çoğul: media) araç. resort to merchant = tüccar. bahsetmek. varlık. fulfil.ÜDS Sözlüğü . ortam meet = yerine getirmek. zorluk içeren. olarak ölçülmek. göz. . 2) hatıra. âdet. method. dirsek ekleminin iç kısmında ve genellikle golf oyuncularında görülen ağrılı durum) mediate = aracılık / arabuluculuk etmek.

kuvvet. simple merely = sadece. ılımlı. join. power. fazilet. mil (hız ölçme birimi). mph milestone = kilometre taşı. strength mighty = güçlü. just. yalnızca. combine. only.= separate. zıt anl. sole. virtue. basit. 10. şiddetli olmayan depresyon (ruhsal çöküntü) mild exercise = hafif. slight. kudretli migraine patient = migren hastası migrant = göçmen migrate = göç etmek migrating = göç eden migration = göç migratory = göçle ilgili mild = hafif. benzemek. unite. kokusuz bir gaz) meticulous = çok titiz. maddeleri kimyasal işlemler vasıtasıyla enerji ve yeni hücreler oluşturmak amacıyla kullanmak) metabolism = metabolizma (bir organizmada yaşamın sürdürülmesi sırasında gerçekleşen tüm kimyasal işlemler) metabolite = metabolit (metabolizmada kullanılan ya da metabolizma esnasında veya sonunda oluşan madde) metaphor = mecaz. mimicked vs. zıt anl. M.= disadvantage Mesopotamia = Mezopotamya (Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan. imitate.bademci. ılıman. split merit = değer. akıl sahibi kişi mine (fiil) = (kömür. medium midfoot = küboid. naviküler ve kuneiform kemiklerin ve bunları çevreleyen yumuşak dokunun bulunduğu ayağın orta kısmı midshipman = deniz yardımcı subayı midwife = ebe might = güç.com .)’ye hafif derecede maruz kalmak miles per hour = saatte .) çıkarmak mine (isim) = mayın www. moderate. Babil.= severe. çok dikkatli microbe = mikrop (hastalık yapan herhangi bir mikroorganizma) micro-credit = mikrokredi (işsiz veya yoksul girişimcilere sağlanan çok düşük miktardaki kredi) mid-1990s = 1990’ların ortaları mid-century = … yüzyılın ortaları middle children = ortanca çocuklar middle ear = orta kulak middle-aged = orta yaşlı middle-ground position = orta yollu bir tutum middle-of-the-road = ılımlı bir yol veya politika izleyen. solely merge (into) = içine karışmak. maden vs. moderate middling = orta (büyüklükte). intense mild depression = hafif. ancak hemoglobinden farklı olarak oksijene bağlanamayan kristal yapılı. zıt anl. yanıcı olmayan. Ö. Asur gibi birçok öncü uygarlığa ev sahipliği yapmış olan bölge) mesosiderite = mesosiderit (silikat ve nikel-demir bakımından zengin bir çeşit meteorit) mess = karışık şey / yığın metabolise = metabolize etmek (yiyecek. erdem. yalnızca. kağıt. kereste gibi ara ürünler için) imalathane / fabrika millennium = (çoğul: millennia) bin yıl mimic = (çekim: mimicking. (önemli) aşama Miletus = Milet (bugün Aydın ili sınırları içinde kalan bir antik kent) militancy = militanlık military campaign = askeri harekat Milky Way = Samanyolu (Galaksisi) mill = (genellikle kumaş. .) taklit etmek. kudret. . yormayan egzersiz mild exposure to = (bir toksik madde vs. mineral vs. benzetme metaphysical = metafiziksel. binyıl kadar eskiye tarihlenen neolitik yerleşimlere ve izleyen süreçte Sümer.104 . zıt anl. worth. mix. kahverengi pigment methemoglobinemia = methemoglobinemi (alyuvarlarda aşırı miktarda methemoglobin bulunması hali) methyl bromide = metil bromit (kimyasal formülü CH3Br olan. ılımlı. fizik ötesine ait metastasize = tüm vücuda yayılmak metastatic = metastatik (yayılmaya eğilimli) meteor = meteor (atmosfere giren göktaşı) meteor shower = meteor yağmuru meteorite = meteorit (dünyaya düşen küçük göktaşı) methane = metan (doğalgazda bulunan yanıcı bir gaz) methane emission = metan gazı çıkışı methemoglobin = kanda bulunan. copy mind = akıl.ÜDS Sözlüğü mercury = civa mercury-based preservative = civa bazlı koruyucu mere = sadece. kopya etmek. renksiz.= split merge = birleş(tir)mek.

reasonably. insignificant. gösterişsiz. doğaüstü. minyatürize etmek (bir şeyin. badly misery = perişanlık. 2) tutanak minute (sıfat) = (maynyut şeklinde okunur) çok küçük. mislay mispricing = yanlış fiyatlandırma misrepresentation = bilerek yanlış tanıtma miss out (on) = (bir fırsat veya deneyimden) mahrum kalmak. incorrectly mistrust = güvensizlik.= true. plain. suffering. that great painter had to live in this minuscule room. = Başbakan krizin kötü yönetildiğini kabul etti. humble.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. ölçülü.bademci. yanlış öğüt vermek.= major.) minute (isim) = 1) dakika. madencilik minister = bakan minor = önemsiz. doubtfulness.) mode = usul. unimportant. en az. = Çocuklar. distress misfortune = talihsizlik. yönetim bozukluğu misplace = yanlış yere koymak. zıt anl. zıt anl. reasonable. zıt anl. zıt anl. marvellous mirror (isim) = ayna mirror (fiil) = yansıtmak. en düşük seviyede. zıt anl. yanlış yönlendirmek.= extremely modest = 1) ölçülü. sınırlı. zıt anl. cell phone mobilize = harekete geçirmek.= trust misunderstanding = yanlış anlama / anlaşılma mitochondrial = mitokondriyal (hücre içinde enerji üretiminden sorumlu organel ile ilgili) mixture = karışım. (Living in the country. misunderstand mislead = yanıltmak.105 mine-sweeping = mayın tarama miniaturize = minyatürleştirmek. minnacık.= grand. considerable. küçük. make fun of. reflect mirror neuron = ayna nöron (sadece insanın kendi hareketlerine değil. moderate.) missing = var olmayan. zıt anl. en aza indirmek. kötü kullanmak. özürlü arkadaşlarıyla alay ettiler.) görev mistakenly = yanlışlıkla.= maximize minimum = (çoğul: minima) bir dalganın en alt noktası mining = maden çıkarma. misconduct. alteration. maltreat. itimatsızlık. significant minority = azınlık minstrel = ortaçağda halk şairi. = Kırsal bölgede yaşadığım için. zıt anl. reshaping www. başka insanların hareketlerine de cevap / tepki veren nöron)1 miscalculate = yanlış hesaplamak mischief = yaramazlık. delusion misdiagnose = yanlış teşhis koymak misdirect = yanlış yol göstermek. soften moderate (sıfat) = ılımlı. tadilat. şehir hayatının etkinliklerinden mahrum kaldığım gerçeği sıkça aklıma geliyor. üslup model year = 1) (bir uygulamanın) ilk kez başlayacağı / deneneceği (pilot) yıl. (The Prime Minister admitted that the crisis had been mishandled. (The children mocked their handicapped friend. deceive.com . very small. yumuşatmak. için) model yılı modelling = modelleme (incelenen bir konuyu daha iyi anlamak amacı ile onu daha basit ya da daha küçük ölçekli bir modele indirgeme) moderate (fiil) = hafifletmek. orta.= extreme moderately = ölçülü / sınırlı şekilde. fesat. kötü yönetmek / yönlendirmek. aksilik mishandle = kötü yönetmek. haylazlık. fena halde. sefil. immodest modification = değişiklik.= excessive. ılımanlaştırmak. 2) (araba vs. birleşim. actual mismanagement = kötü yönetim. trivial. 2) alçakgönüllü. ılımlı. naughtiness. absent. aşık. tiny miracle = mucize miraculous = mucizevi. depressed miserably = çok kötü şekilde. I often feel that I am missing out on the activities of city life.= good behaviour misconception = yanlış kavram / yorum / kanı. sınırlı. = O büyük ressam bir zaman için bu minnacık odada yaşamak zorunda kaldı. zıt anl. yanılgı içinde. kötülük. misguide misleading = yanıltıcı.) misinterpret = yanlış anlamak. curb. (For some time. trouble. büyük üzüntü. aynı işi gören ama daha küçük ebatlı olanını üretmek) minimal = asgari. kayıp. sefalet. misinform miserable = perişan. tarz.= present mission = (uçuş. seferber etmek mock = (yüzüne karşı) alay etmek. least minimally conscious state = (hastanın / kişinin) bilincinin en alt seviyede olduğu durum minimize = minimize etmek. deceptive. mutsuz. mislead. yok denecek kadar az. bard minuscule = çok küçük. operasyon vb. combination moat = kale / saray hendeği mobile phone = cep telefonu. unhappy.

106 - ÜDS Sözlüğü
modify = (küçük) değişiklikler yapmak, tadil etmek, alter moist = nemli, rutubetli, damp, wet, zıt anl.= dry moisture = nem, rutubet mold = kalıp molecule = molekül (iki veya daha fazla atomun birleşmesiyle oluşan madde unsuru) molten = erimiş, sıvılaşmış molten plate = eriyik plaka momentum = moment (bir cismin hızı ile kütlesinin çarpımı) monarch = monark, kral, hükümdar, king, emperor monetary = parasal, mali money laundering = kara para aklama (yasa dışı yollarla elde edilmiş parayı, kaynak ve kimlik göstermeyi gerektirmeyen işlemler yaparak, yasal bir yatırım veya depolama aracına aktarma) monitor = izlemek, denetlemek, gözetlemek, gözlemlemek, takip altında tutmak, observe, supervise monk = keşiş monkey love-potion = maymun aşk iksiri (cinsel iktidar veya arzu yarattığı düşünülen bir orkide ekstraktına verilen yerel bir isim) monolingual = tek dilli, tek dil konuşan monologue = 1) monolog (kişinin tek başına yaptığı konuşma); 2) bir kişinin, genellikle başkalarının konuşmasına izin vermeden tek başına yaptığı konuşma monotonous = monoton, tekdüze monounsaturated fat = tekli doymamış yağ monozygotic twins = tek yumurta ikizleri, identical twins, zıt anl.= dizygotic twins monsoon = muson monument = anıt, abide monument of stone = taş abide mood = ruh hali, mizaç mood disturbance = ruh hali bozukluğu / dengesizliği Moorish = Mağribi (8. ile 15. yy’lar arasında Fas’ta yaşayan halka ait) moral = ahlaki moral judgements = ahlaki değerlendirmeler morale = moral, iyi ruh hali morally = ahlaki bakımdan, ethically more or less = aşağı yukarı, az çok, hemen hemen more than double = iki katından fazlaya çıkmak more than unlikely = imkansızdan da öte, (Within the limits of today’s technology, it is more than unlikely to travel to stars. = Günümüz teknolojisinin sınırları içerisinde, yıldızlara yolculuk etmek imkansızdan da öte bir şey.) moreover = bundan başka, ayrıca, üstelik, additionally, furthermore mores = töreler, görenekler, traditions morphological = morfolojik (şekilsel, biçimsel) mortality = ölümlülük, ölüm oranı mortality rate = ölüm oranı mortality risk = ölüm tehlikesi mortgage = ipotek (satın alınacak evi teminat göstererek düşük faizli ev kredisi kullanmak) mosquito-borne = sivrisinek tarafından taşınan Most certainly! = Kesinlikle!, Elbette!, Tabii ki! most unfair = çok haksız mostly = en çok motherhood = annelik motion = hareket motivate = motive etmek, harekete geçirmek, teşvik etmek, cesaretlendirmek, excite, inspire, encourage, zıt anl.= discourage motivated = motive olmuş / edilmiş, güdülenmiş motive = güdü, motivasyon, neden motor development = motor gelişim (doğuştan itibaren hareketi mümkün kılan sinirlerin gelişimi) motor information = beyinden, kasların hareketi için gönderilen uyarı motor-command neuron = beyinden gelen emirle hareket eden nöron motorist = motorcu (motorsiklet kullanıcısı) mould = küf mantarı mound = yığma tepe mount = monte etmek, asmak, takmak, kurmak, install, place; 2) tırmanmak, yükselmek, artmak, climb, rise, ascend, zıt anl.= descend, fall mountain range = dağ silsilesi, sıradağ mountaineer = dağcı, mountain climber mouse = (çoğul: mice) fare movable = taşınabilir, nakledilebilir move (fiil) = hareket etmek move (isim) = hamle move about = dolaşmak, dolanmak move in = 1) (eve vb.) taşınmak; 2) içeri girmek move off = yola çıkmak, (bir yerden) ayrılmak

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 107
move out = taşınarak / göçerek bir yerden ayrılmak move round = (bir yerde) gezinmek / hareket etmek move through = (bir şey)’in içinde hareket etmek moveable type = hareketli / çıkarılabilir harfler kullanılarak baskı yapılan matbaa tekniği movement = hareket, akım mRNA = taşıyıcı ribonükleik asit (genetik bilgiyi DNA’dan ribozoma taşıyan RNA molekülü), messenger ribonucleic acid much-respected = çok saygı gören mucous coat = bazı uzuvların iç yüzünü kaplayan salgılı zar, sümüksü örtü mucous membrane = sümüksü / müköz zar mucus = mukus (sümüksü salgı) multibiIlion-dollar industry = milyarlarca dolarlık endüstri multicellular = çokhücreli multidisciplinary = birçok bilim dalını ilgilendiren, disiplinler arası, interdisciplinary multinational = çokuluslu şirket (dünyanın farklı ülkelerinde ticari varlığı bulunan şirket) multi-storey = çok katlı mummify = mumyalamak munch one’s way through = (bir şey)’i azaltarak / tüketerek ilerlemek, yiyerek azaltmak munitions = (çoğul kullanılır) savaş gereçleri, mühimmat, cephane murder = öldürmek, katletmek, kill muscle power = kas gücü muscle work = kas çalışması musculature = kas sistemi musculo-skeletal system = kas-iskelet sistemi (kaslar ve iskelet aracılığı ile hayvanların hareketini sağlayan sistem) mushroom = büyümek, yükselerek genişlemek, expand, zıt anl.= collapse mushroom out = mantar gibi açılmak muskrat = misk sıçanı must result . . . = kesinlikle şöyle sonuçlanıyordur . . . mutant = mutant (mutasyona / genetik değişime uğramış) mutate = genetik değişim (mutasyon) geçirmek mutation = mutasyon (gen diziliminin doğal farklılaşma nedeniyle veya radyasyon, sıcaklık, virüsler gibi dış etkilerle değişime uğraması) mutual = karşılıklı, common, reciprocal mycobacterium tuberculosis = tüberküloza sebep olan bir mikobakteri türü myocardial infarction = miyokard enfarktüsü (kalp kasında besleyici damarın tıkanması nedeniyle bölgesel doku ölümü), MI myriad = çok büyük sayıda mysterious = gizemli, esrarlı mystery = gizem, sır, esrar, secret, enigma, zıt anl.= revelation, explanation myth = söylence, efsane, mit, story, tale mythological = mitolojik, efsanevi

www.bademci.com

N N NN
naively = safça, artlessly, zıt anl.= deviously naked eye = çıplak göz naming = isimlendirme nanometre = nanometre, milimetrenin milyonda biri, 10-9 metre nanoparticle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanocluster, nanopowder nanosize particle = 100 nanometreden daha küçük boyutlu parçacık, nanoparticle nanotube = nanotüp (nano boyutlarda boru benzeri bir yapı) nap = kestirmek, şekerleme yapmak narcotic = narkotik (bilinci uyuşturan herhangi bir kimyasal madde) narrative = anlatım, account narrative essay = hikaye tarzında yazılmış deneme narrative poem = içinde bir hikayenin anlatıldığı şiir narrow (fiil) = daral(t)mak, contract, tighten, zıt anl.= broaden narrow (isim) = kısıtlı, dar, partial, zıt anl.= broad narrow visible range = elekromanyetik spektrumun insan gözünün görebildiği yaklaşık 400-790 THz frekans aralığı, visible spectrum narrowed = daral(tıl)mış narwhale = narval, denizgergedanı (arktik denizlerde yaşayan bir tür beyaz balina) nasty = kötü, çirkin, ayıp, pis nasty-tasting = tadı berbat olan national health scheme = ulusal sağlık planı national park = milli park (genellikle bir bölgedeki doğal yaşamı koruma amaçlı olarak oluşturulan koruma alanı) nationalise = devletleştirmek, kamulaştırmak nationals from other EU countries = uyruğu başka AB ülkeleri olan kişiler native (isim) = yerli, zıt anl.= foreign native English speaker = anadili İngilizce olan kimse native to (sıfat) = (bir yer)’in yerlisi, (bir yer)’e ait / özgü, indigenous, zıt anl.= foreign, (Kangaroo is native to Australia. = Kanguru Avustralya’ya özgü bir hayvandır.) natural causes = doğal nedenler / sebepler

N

natural selection = doğal seçilim (güçsüz bireylerin doğada hayatta kalamayarak elenmeleri, bunun sonucunda güçlü bireylerin hayatta kalarak soylarını devam ettirmeleri) naturalist = doğabilimci naturalization = vatandaşlığa kabul etme nature = doğa, mizaç, nitelik, tür, character, type nature of gravity = yerçekiminin doğası naughty = yaramaz, haylaz nausea = mide bulantısı, noze naval = denize ait, deniz kuvvetlerine ait naval explorer = deniz araştırmacısı navigate = yönlendirmek, (bir deniz aracıyla) denizde gezmek, seyretmek, yön bulmak navigation = denizde yön / pozisyon bulma, denizcilik, deniz veya uçak yolculuğu navigator = (bir deniz aracıyla) denizde gezen kişi, (gemilerde) haritacı, yön bulucu near future = yakın gelecek near one another = birbirlerinin yanında nearby = yakın, yakın(lar)da, yakında(ki), close near-death = öleyazma, ölüme yakın nearly = neredeyse, hemen hemen, almost near-professional = profesyonele yakın nearsighted = miyop (uzağı göremeyen) neatly = düzgün / tertipli bir şekilde, tidily, carefully, zıt anl.= carelessly, untidily necessarily = ister istemez, muhakkak, illa ki, unquestionably, undoubtedly, zıt anl.= possibly necessary = gerekli, zorunlu, zaruri, önemli, essential, zıt anl.= unnecessary necessitate = gerektirmek, zorunlu kılmak, require, call for needlessly = boşu boşuna, ortada hiçbir şey yokken, gereksiz yere, unnecessarily needy = yoksul, ihtiyaç sahibi negative press = gazetelerde bir kişi, konu vs. hakkında kötü haber çıkması neglect = ihmal etmek, savsaklamak, aldırmamak, ignore, zıt anl.= care for, concern negligence = ihmalkarlık, inattentiveness, zıt anl.= diligence negligent = ihmalkar, inattentive, zıt anl.= diligent

www.bademci.com

ÜDS Sözlüğü - 109
negligible = önemsiz, yok denecek kadar az, ihmal edilebilir, insignificant, minor, zıt anl.= considerable, significant negotiate = müzakere etmek, görüşmek, discuss, debate negotiation = müzakere, görüşme, debate negotiator = 1) bir antlaşmanın taraflarından biri; 2) arabulucu neighbour = komşu olmak, çevresinde bulunmak neighbourhood = semt, mahalle, district neonatal = doğumdan sonraki dört hafta ile ilgili neoplasia = neoplazi (yeni ve anormal hücre çoğalması) nephron = nefron (böbreğin işlev yapan en küçük anatomik birimi) nerve = sinir nerve fibre = sinir lifi nerve process = sinirlerin çalışması esnasında gerçekleşen işlemler nervous = sinirli, asabi, anxious, zıt anl.= calm nervous system = sinir sistemi nesting = yuvalanma, yuva yapma Netherlandic (isim) = Hollandaca diline verilen isimlerden biri, Dutch Netherlandic (sıfat) = Hollanda’ya ait, Hollandaca’ya ait, Dutch Netherlands = (the Netherlands şeklinde kullanılır) Hollanda, Holland network = ağ, şebeke neural network = nöral / sinirsel ağ neural tissue = sinir dokusu neurodegenerative = sinir dokusunun zamanla yok olması ile ilgili, (hastalık, kimyasal madde vs. için) sinir dokusunu zamanla yok eden neurologic loss = nörolojik kayıp neurological = nörolojik (sinir sistemiyle ilgili) neurological disorder = nörolojik bozukluk / hastalık neurological wiring = sinirlerin yapısal şekli, sinir sistemi neuron = nöron, sinir hücresi neuronal system = nöronal sistem (sinir hücresi sistemi) neuroscience = sinir bilimi Neuroscience Research Programme = Sinir Bilimi Araştırma Programı neuroscientist = sinir bilimci neurosurgeon = beyin ve sinir cerrahı, nöroşirurji uzmanı neurotransmitter = nörotransmitter, nörotaşıyıcı (hücrelerarası sinirsel iletişimde görev alan kimyasal madde) neutrality = tarafsızlık neutralize = 1) nötralize etmek (asidik veya bazik bir çözeltiyi nötr hale getirmek); 2) (askeri) etkisiz hale getirmek (esir etmek, savaşamaz hale getirmek, yok etmek) neutrino = nötrino (elektriksel yükü olmayan atomaltı bir parçacık) neutron emission = nötron emisyonu (bazı ağır atomların çekirdeklerinden bir nötronun dışarı atılması ile meydana gelen radyoaktif bozunma) Nevada = ABD’de bir eyalet never before = daha önce asla never to return = geri dönmemek üzere nevertheless = yine de, bununla birlikte, however, even so New England = Yeni İngiltere (İngiltere’den Kuzey Amerika’ya göç eden ilk kolonistlerin yerleştiği bölge) New World = (the New World şeklinde kullanılır) Yeni Dünya (Kuzey ve Güney Amerika) newborn = yenidoğan newcomer = yeni gelen kimse news-editorial staff = muhabirlerden gelen ham haberi düzenleyerek yayına hazırlayan personel niche = niş (duvar içinde bırakılan oyuk, göz, hücre) nickel = nikel (parlatılabilen bir metal) nickname (isim) = takma ad, lakap nickname (fiil) = takma isim koymak Nigerian = Nijerya ile ilgili, Nijerya’ya ait nightmare = kabus, karabasan nightmare possibility = kabus senaryosu, en kötü olasılık Nineveh = Ninova (bugün Irak topraklarında yer alan, Dicle Nehri üzerindeki antik bir Asur kenti) nitric acid = nitrik asit (kimyasal formülü HNO3 olan, oldukça aşındırıcı, zehirli ve kuvvetli bir asit) no doubt about it = hiç süphe yok no easy matter = kolay bir şey değil no grounds for … = (bir davranış vs.) için hiçbir gerekçe / neden yok no less promising (than) = (birşey)’den daha az umut vaat etmeyen, en az o kadar umut vaat eden

www.bademci.com

com . (üstelik) bir de . farkedilir. . = . rubbish normal pattern of growth = büyümenin normal seyrinde gitmesi not at all = hiç . . apparently. appoint nomination = adaylık noncancerous = kanserli olmayan noncompliance (with) = (bir şeye) uymama / uygun davranmama noncompliance with medical directions = (bir hasta için) (doktorun) tıbbi talimatlarına. . nodül noise = (elektronikte) gürültü. = Bu kabilelerin göçebe bir yaşam tarzları var. (bir şey)’den söz etmek. . hidden. notasyon note (fiil) = 1) belirtmek. önerilerine uymama / uygun davranmama nondepletable = tükenmez. (kötü) ün yapmış. (not to mention ugly looking = çirkin görünmeleri de cabası) not to my knowledge = bildiğim kadarıyla hayır / değil. 2) atamak. . ilaçsız nonprescription drug = reçetesiz satılan / reçeteye tabi olmayan ilaç. değil. over-the-counter medication. = Artık ona güvenmiyorum. (The man who reads nothing at all is better educated than the man who reads nothing but newspapers. notice. nota. remarkably. ’yı saymazsak / hesaba katmazsak. . nothing other than . obvious www.= ambiguously. thought notorious = dile düşmüş. detectable. . . için) ilaç kullanılmayan. senet. . vaguely notion = düşünce. zorunlu değil. zıt anl. = Yeni vergi sisteminin. (I no longer trust him. not that I know of notable = dikkate değer. farkına varmak. istenmeyen sinyal noise pollution = gürültü kirliliği noise-induced = gürültü kaynaklı. particularly. da cabası. even so. . göçebelere ait. . nevertheless non-evergreen = (bitkiler için) her mevsim yeşil kalmayan nonfiction = kurgusal olmayan düz yazı. no more. yabana atılamayacak nothing short of perfection = mükemmelden daha az / yetersiz değil noticeable = belirgin. 2) (derste vs. inanç. = . zıt anl. adı çıkmış. fark etmek. tutulan) not nothing at all = hiç ama hiçbir şey. not to my knowledge not to mention . (bir şey)’e dikkat çekmek.) nomenclature = terminoloji nominally = önemsiz / düşük oranda nominate = 1) aday göstermek. ’dan başka hiç bir şey. clearly. conspicuous.bademci. aşikâr. dikkat etmek. nothing less than = hiç de önemsiz olmayan. . zıt anl. soylu nocturnal = nökturnal (gece yaşayan) nodule = yumru. (These tribes have a nomadic way of life.110 . (The new tax system did not have any noticeable effect upon the rate of economic growth. . mutlaka öyle olması gerekmez not that I know of = bildiğim kadarıyla yok / değil. zıt anl. = Hiçbir şey okumayan bir adam.= prescription drug nonsense = saçmalık. dikkate değer bir şekilde. apparent. dikkate değer açık.= ambiguous.ÜDS Sözlüğü no less than = en az (başka bir şey ya da birisi) kadar no longer = artık / daha fazla bir durumun olmaması. artık değil. 2) not tutmak note (isim) = 1) banknot. . benim bilgim dahilinde değil. (be not at all helpful = hiç yardımcı olmamak) not necessarily = tam olarak değil. .) nothing but . not. idea. fikir. visible.) noticeably = belli / açık / fark edilir bir şekilde. however. well-known. remarkable notably = bilhassa. gürültünün neden olduğu nomadic = göçebe.= fiction nonlethal = öldürücü / çok zararlı olmayan nonoil sector = petrol dışı sektör nonparametric = (veri için) olasılık dağılımına bağlı olmayan veya derecelendirilebilen ama sayısal olarak kesin bir şekilde ifade edilemeyen nonpharmacological = (tedavi vs. ekonomik büyüme oranı üzerinde dikkate değer bir etkisi olmadı. gazeteden başka bir şey okumayan adamdan daha iyi eğitimlidir. tüketilemez nondrug = ilaçsız nonetheless = bununla birlikte. remarkably notation = işaret veya rakamlarla gösterme sistemi. markedly. . (not to mention a lot of money = gereken çok miktarda parayı saymazsak). yönü var. . görevlendirmek.) no longer the case = artık durum öyle değil / artık durum farklı no more than smt = bir şey olmaktan öteye geçmez no point in doing smt = bir şey yapmanın yararı / anlamı yok Noah’s flood = Nuh Tufanı nobleman = asilzade. her şeye rağmen. düğüm. dikkat çekecek derecede.

= few nursery = 1) çocuk yuvası. wholesome nutritive = besleyici www. zıt anl. madem ki… noxious = zararlı. food nutrient absorption = gıda emilimi nutrient composition = besin bileşimi nutrient deficiency = besin yetersizliği. gıda. ince ayrıntı nuclear = nükleer (atom çekirdeği ile ilgili) nucleation = nüve / çekirdek halini alma nucleus = (çoğul: nuclei) (atom. = Hayvan etine alternatif beslenme kaynakları mevcuttur. orijinal. several. feed nourishment = beslenme novel (isim) = roman novel (sıfat) = yeni. hissizleşmiş. freshness now that = artık şöyle olduğuna göre…. çocuk odası. near nourish = beslemek. (I will give you an injection and the tooth will go completely numb. fresh. irritation.ÜDS Sözlüğü .111 not-too-distant = çok uzak olmayan. baş belası. pain in the neck numb = uyuşmuş. zıt anl.) numerical = sayısal numerous = sayısız. öldürücü NSAID = steroid içermeyen antienflamatuvar ilaç (aspirin gibi ağrı. original. non-steroidal antiinflammatory drug nuance = nüans. (There are alternative sources of nutrition to animal meat. için) çekirdek nuisance = rahatsızlık. besleyici. 2) yemek. pek çok.bademci. rahatsız eden şey. many.com . traditional novelist = romancı novelty = yenilik.= old. annoyance. = Size bir iğne yapacağım ve diş tamamen uyuşacak. nourishing. kreş. eksikliği nutrition = beslenme. unique.) nutrition status = beslenme durumu nutrition supplement = genellikle ek vitamin ve mineral içeren beslenme desteği nutritional = beslenmeyle ilgili nutrition-conscious = beslenme bilincine sahip olan nutritionist = nütrisyonist (beslenme ya da gıda uzmanı) nutritious = besin değeri yüksek. ateş ve iltihabı azaltan ancak narkotik olmayan ilaç). çok. hücre vs. yeni çıkmış. nourishment. yeni çıkmış şey. 2) fidanlık nutrient = 1) besleyici madde.

scent www. objektif. onaylamama. take place occurrence = tekrar oranı.= obscure. zıt anl. probability odour = koku. often occupant = bir yeri işgal eden. cause occasional = ara sıra olan. vocation occupational = mesleki occupy = 1) işgal etmek. (fotoğrafı / görüntüyü) bulandırmak obscure (sıfat) = belirsiz. (It is odd that an anaesthetist’s role in an operation is usually ignored. zıt anl. smell. gözlemlemek.= subjective objectivity = nesnellik obligation = yükümlülük. uğraş. incidence. zıt anl. disagree (with). oldfashioned. reside (in) occur = olmak. rasathane observe = 1) gözetlemek. conspicuous. karanlık. commitment obligatory = (uyulması) zorunlu. zıt anl. mysterious. stubbornly obstruct = engellemek. sorumluluk. infrequent. invade. happen. zorluk çıkarma. ihtimal. kullanılmayan. chances. tuhaf. meslek. zıt anl. inconspicuous obvious = açık. event. zıt anl. gaye. earn.= agreement (to) objective (isim) = amaç. 2) fark etmek. acquirable. gözlemek. zıt anl.= new. compel.= be unaware of obsession = obsesyon. zıt anl. hedef.= clear obstruction = engelleme. strange. terk edilmiş. approve (of) object (isim) = amaç. karşı çıkmak. responsibility. bariz bir şekilde. neden. göze çarpan. goal.= release obstructive = engelleyen obtain = elde etmek. 2) fırsat. voluntary oblige to = (bir şey)’e mecbur etmek. demode olmuş. görmek.= frequently. binding. goal. (örn. happening oceanic = okyanuslar ile ilgili odd = 1) garip. zorunlu / yükümlü kılmak. dim. 3) gerek. büyük olay.com . hidden. tıkamak. prominent. görünürdeki. zıt anl. zıt anl. izlemek. compulsive. 2) tek (sayı) odds = (çoğul kullanılır) şans. unbiased. monitor. = Bir ameliyatta anestezistin rolünün genellikle görmezden gelinmesi tuhaf bir şey. compelled (to). vesile.O O OO oats = yulaf obese = obez (aşırı şişman) obesity = obezite (aşırı şişmanlık) obesity epidemic = obezite (aşırı şişmanlık) salgını object (to) (fiil) = itiraz etmek. doğru bulmama. opposition (to / against). objective objection (to) = itiraz. block.). opportunity. aşikâr. ara sıra. apparent.= unobtrusive.= optional. evidently. duman ile) örterek gizlemek. saplantı obsessive = 1) saplantılı. aim objective (sıfat) = nesnel. hindrance obstinately = inatla. irade ve isteği dışında devamlı meşgul eden davranış türü) obsolete = (yenisi ve daha gelişmişi çıktığı için) modası geçmiş. izleme observatory = gözlemevi. bulanık. belli ki.= clear observation = gözlem. ulaşılabilir. hindrance.= frequent occasionally = bazen. dik başlılıkla. 2) iş. 2) aşırı. visible. purpose. 2) (bir yer)’de yerleşik olmak. evident. işgalci occupation = 1) işgal. kendini belli eden. forced (to) obscure (fiil) = örtmek. zorunluluk. notice. disapproval (of). impede. peculiar. yükümlü. apparently occasion = 1) (genellikle) önemli. mecbur. disapprove (of). once in a while.= agree (with). insidans. acquire. (every) now and then. funny. görünüşe göre. eski. clear. invasion. criticism (of). takıntı. difficulty. obligate obliged (to) = zorunlu. within reach obtrusive = göze batan. outmoded. impediment. zıt anl. yürürlükten kalkmış. profession. meydana gelmek.bademci. from time to time. ambiguous obviously = açıkça. seizure. karşı çıkma. zıt anl. contemporary. belli. excessive obsessive behaviour = obsesif davranış (bir kişinin zihnini. olasılık. compulsory. zıt anl. get obtainable = elde edilebilir. oluş sıklığı. modern O obstacle = engel.

için. bir tarafta. aggressive.com . zıt anl.= defensive offensively = kaba şekilde. on the other hand on the part of the pilots = pilotlardan yana. present. koşuluyla. bilakis. suggest offered = sunulan offhand = düşünmeden officer = subay. by itself of no importance = önemsiz.ÜDS Sözlüğü . . suçlu offensive = saldırgan. rudely. on the one hand on the other hand = . on the basis (of / that). in the event that on demand = istek / talep üzerine. bir bölü üç one-to-one = birebir. için) ülke dışında off-stage = sahne dışında oftentimes = sık sık. on the brink of on the whole = genel olarak. on the other . yüz yüze www. bu tür(den) off the coast (of) = (bir yer)’in kıyısından açıkta offence = suç. crime offender = saldırgan. dengelemek. for the sake of on average = ortalama olarak on behalf of = (bir kişi)’nin / (bir şey)’in adına / namına on condition that = şartıyla. . because of. arzetmek. frequently oil = ham ya da işlenmiş halde petrol oil palm = yağlık hurma ağacı oil supplies = petrol arzı. 2) önermek. büyük oranda on account of = (bir şey)’den dolayı. zıt anl. . on request on its way to = (bir şey) olma yolunda. propose. = (bir olay vs. . diğer yandan . 2) (banka hesabı vs. . each other one for one = bire bir one in a million = milyonda bir one might presume that = şöyle bir tahmin yapılabilir ki…. counterbalance offshore = 1) kıyıdan uzak(ta). diğer / öte yandan on the other side = öte yandan. often. . . (bir yer)’e ulaşma yolunda on moral grounds = ahlaki açıdan / nedenlerle on occasion = zaman zaman. . emeklilik sistemi old-fashioned = geleneksel. (polis için) memur official = memur offset = karşılamak. eski moda olive oil = zeytinyağı Olympic Committee = Olimpiyat Komitesi (Olimpiyatları düzenlemekle görevli komite) Olympic Games = Olimpiyat Oyunları (4 yılda bir düzenlenen uluslararası spor etkinliği) Oman = Umman (Arap Yarımadası’nda bir ülke) on a large scale = geniş çapta on a mass scale = kütlesel boyutta on a massive scale = muazzam boyutlarda on a scale unseen for decades = onlarca yıldır görülmeyen bir boyutta on a vast scale = çok geniş ölçekte. contrarily on the grounds that. bu mahiyette of this type = bu tip(ten).= politely offer = 1) sunmak. . çokça. generally. bir bölü iki one-third = üçte bir. öyle veya böyle one-half = yarı. by and large. = bir yandan . sağlamak. of no account of this nature = bu türden.113 of a similar nature = benzer özellikleri olan of its own accord = kendiliğinden. . pilotlarla ilgili on the verge of = (bir şey olma)’nın sınırında. . . because on the increase = artışta on the issue of = … konusu üzerinde / … hakkında on the one hand . mahallinde on such a scale = bu boyutta on that account = o nedenle. yeniden. bazı durumlarda on one condition = bir şartla on site = yerinde.bademci. overall on their own = kendi başlarına on trial = deneme safhasında once = bir kez / sefer / defa once more = bir kez daha. . o yüzden on the brink of extinction = nesli tükenmenin eşiğinde on the contrary = aksine. provide. tersine. again once rarely found = bir zamanlar nadir bulunur(lar)ken. . on the one side = bir yandan.)’nin olması / meydana gelmesi nedeniyle / gerekçesiyle. denilebilir ki… one way or an / the other = bir şekilde. petrol rezervleri oil tanker = tanker (ham petrol taşımakta kullanılan büyük gemi) oil weapon = (ekonomik olarak) petrol kozu / silahı old-age pension = yaşlılık sigortası. bütün olarak alındığında. nedeniyle. once-endangered = bir zamanlar tehlike altında olan one another = birbirleri(ni / ne). teklif etmek.

işleme.= completed online = çevrim içi (internet veya başka bir bilgisayar ağına bağlı olma hali) only recently = daha yeni onset (of) = (bir şeyin) başlangıcı.= pessimist optimistic = iyimser. antagonist. enemy.= terminate ornament = süsleme. düzgün. opposition opportunist = fırsatçı. yol açmak. chance oppose = karşı koymak. ameliyat. harekat.) ongoing = süregelen. muhalif. bir kanal ya da bir boşluğu dışarıya ya da anatomik bir yapıya bağlayan) açıklık ya da delik origin = köken originally = ilk başta. kişinin bağışıklık sisteminin zayıflamasını yıllarca bekledikleri bilinmektedir. başlangıçta. karşı koyma. zıt anl. compulsory oral cancer = ağız kanseri oral hygiene = ağız temizliği oral literature = sözlü edebiyat orbit (fiil) = (bir şey)’in yörüngesinde dolanmak orbit (isim) = yörünge. rival. 2) sebep ordered arrangement = düzenli yerleşim orderly = düzenli. running. iş. zıt anl. zıt anl.= chaos.114 . beginning. emerge. alışılmış. 2) (bir yerin) gelişmesine imkân vermek. running. hamle. (the oppressed = ezilmiş / baskı altında olan kişiler) optimism = iyimserlik.= support opposed to = karşı. against. (Some opportunist bacteria are known to wait for years until a person’s immune system is weakened.= disorderly. yöneltmek. büyük sıkıntı order = 1) düzen. seçenek. düşman. seçim hakkı. operating theatre operation = 1) operasyon. usual. resist. ham demir) organic compound = organik bileşik (yapısında karbon içeren bileşik) organism = organizma. süs olarak kullanılan www. karşı çıkmak. voluntary. align. familiarise (with) orientated = odaklı. regulated. aleyhinde. competitor. alıştırmak. işleyiş. zıt anl. şeffaflık operate = çalış(tır)mak. continuing. 2) çalışma. seçmeli. zıt anl.bademci. alternative.= end.= unusual ore = cevher.= obligatory. canlı varlık orient = yöneltmek. zıt anl. zıt anl. choice optional = isteğe bağlı. zıt anl. sistemli. functioning operating room = ameliyathane. ayarlamak. her zamanki.= lander orchard = meyve bahçesi orchid = orkide ordeal = karakter veya dayanıklılık denemesi. resistance oppressed = ezilmiş / baskı altında. hasım. work operating = çalışmakta / işlemekte olan. zıt anl. run. atılım. karşıt. pave the way for.ÜDS Sözlüğü one-to-one mapping = birebir eşleme one-way = tek yönlü geçirgen. exploited. (in orbit of / around = (bir şey)’in yörüngesinde) orbital = yörüngesel.= in favour of opposing = karşı / karşıt. dışarıdan içini göstermeyen (cam vs.= pessimism optimist = iyimser. devam eden. (iron ore = demir cevheri. zıt anl. yörüngedeki orbiter = görevi yörüngede dolanmak olan uzay aracı. prospect. zıt anl. meydana gelmek. elective. arise. 2) olağan.= pessimistic option = opsiyon. süs ornamental = dekoratif.) istilasına açık hale getirmek openness = açıklık.com . termination onwards = (bir zaman)’dan başlayarak / itibaren opacity = opaklık (saydam olmama hali) open up = 1) başlatmak. = Bazı fırsatçı bakterilerin. start. ilk adım. function. direnç göstermek. in the beginning originate = (ilk defa) ortaya çıkmak. functioning opioid = uyuşturucu etki yapan opium poppy = haşhaş opponent = rakip. zıt opposable thumb = işaret parmağına göre ters durması sayesinde nesneleri kavrama kabiliyetini arttıran başparmak opposition = muhalefet. (chemically orientated = kimyasal odaklı) orifice = (bir organ. ulaşılabilir hale getirmek open up the body to invasion = vücudu (mikrop vs. regular. zıt anl. itiraz etmek. doğmak. chaotic ordinary = 1) sıradan. adjust orientate = yönlendirmek. zıt anl.) opportunity = fırsat. işle(t)mek. protest. direniş. alelade.

general. tam. yasadışı ilan edilmiş.bademci. zorba. haykırış. kapsamlı. 2) belli bir zaman süresi içinde bir organda oluşan ve organ aracılığıyla dışarı atılan madde miktarı outrage = büyük öfke outrageous = haddi aşan. zıt anl. disgraceful. dalgalanma osteoclast = kemik hücrelerinin yıkımından ve rezorpsiyonundan sorumlu hücreler other than = dışında. or otter = su samuru ought to = -meli / -malı. as opposed to. zıt anl. = O diş hekimine güvenmiyorum. ana hatlarıyla belirtmek. zıt anl. haricinde otherwise = yoksa. protest. draft outlook = bakış açısı.= retreat. surrender (to). leading. surpass. aksi takdirde. geride bırakmak outer solar system = dış güneş sistemi (Güneş Sistemi’nin. prohibited. zıt anl. zıt anl.= democratic overcast = bulutlu / kapalı hava overcome = aşmak. expense.= ordinary outstretched = iyice açılmış outward = dışa doğru. kullanımdan kalkmış. permited outlay = masraf. aftermath outcry = protesto.= in proportion outboard = (motor için) dıştan / kıçtan takma.= input. (Over against heaven is hell. complete. baş gösterme. definite. manzara. çirkin.= particular.) out-of-favour = gözden düşmüş. uproar outdated = modası geçmiş. zıt anl. get over. (the benefits of private education over against state education = devlet eğitimiyle kıyaslandığında özel eğitimin yararları) over the course of centuries = yüzyıllar içerisinde over the past 40 years = geçen 40 yılda / yıl boyunca over time = zamanla. sketch. excel.= inboard outbreak (of) = 1) ortaya çıkma.= inward outweigh = daha ağır basmak. horrible. He is still using some out-of-date equipment and apparatus. zıt anl. outdated.= up-to-date. trans-Neptunian region outermost = en dışta kalan outgrow = (büyüyünce) (bir alışkanlık vs. kıyaslandığında. üretim. 2) salgın. zıt anl. karşısında. defeat. zıt anl. be superior to ovary = yumurtalık over a cup of tea = bir yandan çay içerken over against = tersine.com . ölçüleri uyumsuz (aşırı büyük veya küçük). banned. yield. görünüm. = Karanlık korkusunu bir psikiyatrın yardımı ile yendi. dalgalanmak oscillation = salınma. beginning outsider = bir grubun dışında olan kişi outstanding = önde gelen. exceed. obsolete.115 ornamentally = süs olarak. lay out. surpass.). Hala modası geçmiş aletler kullanıyor. describe outline (isim) = taslak. expenditure outlet = çıkış. surpass out-of-date = modası geçmiş. exceed. düpedüz.= fall behind output = 1) randıman. harcama. ezici. total. başlıca. favoured outpatient = ayakta tedavi edilen hasta outperform = daha iyi performans göstermek.) overconcentration = aşırı yoğunlaşma overcorrect = düzeltirken aşırıya kaçmak www. oppressive. üstesinden gelmek. zıt anl. çıktı. obsolete. zıt anl. yenmek. süsleme amacıyla orthopedist = ortopedist (uzmanlık alanı. gelecek. eski tarihli. eklem ve kaslardan oluşan hareket sistemindeki bozuklukları tedavi etmek olan doktor) oscillate = salınmak. specific overall negative impact = geniş çaplı olumsuz etki overarousal = aşırı uyarılma (duygusal olarak uzun süreli aşırı uyarılma / heyecanlanma) overbearing = otoriter. patlak verme. işe yaramaz.)’den vazgeçmek. kovmak out of proportion = orantısız.= allowed. epidemic outcome = sonuç. bağırma. outer. zıt anl.= decent outright = kesin. result. comprehensive. happening. viewpoint outlying = uzak. (I don’t trust that dentist. toplam. çıkarmak.= hidden outset = başlangıç noktası. or else. (She overcame her fear of the dark by the help of a psychiatrist. ahlaksız. out-of-date outdo = geçmek. tarihi geçmiş. zıt anl. uzakta bulunan outnumber = sayıca geçmek. (yaşça) geride bırakmak outlawed = yasaklanmış. çıkış noktası / yolu outline (fiil) = taslağını çizmek. wicked. should oust = yerinden etmek. despotic. gider. insafsız. zaman içinde overall = genel.= in favour. zıt anl. in contrast with. (fiyat için) fahiş. verim. = Cennetin tersi cehennemdir. Neptün gezegeninin ötesindeki bölgesi). kemik. product. gidip gelmek.ÜDS Sözlüğü .

exploited. zıt anl. yerinden ederek yerine yerleşmek over-the-counter drug = reçetesiz ilaç.= hidden. ele geçirmek. 2) (bir tiyatro oyunu vs. zıt anl. kaplamak overgrown = aşırı büyümüş overhanging = (saçak vs. overconsumption. (diğerini) ikinci plana itmek overrun = 1) istila etmek. nonprescription drug. because of. easily hurt. occupy. covert overtake = (yönetimi / idareyi / mülkiyeti) devralmak. ignore. özet(leme) şeklinde sunum overweight = fazla / aşırı kilolu overwhelmingly = büyük / ezici bir çoğunlukla. bozmak. çok dolu overdraw = (bir kaynağı) aşırı kullanmak overeating = aşırı yeme overemphasised = aşırı vurgulanmış overestimate = fazla tahmin etmek. gözden kaçırmak. üzerinden geçmek overseas = denizaşırı oversee = göz kulak olmak. aşırı yalınlaştırmak. look after oversensitive = fazla hassas. simplify overstimulate = aşırı uyarmak overt = açık olarak.bademci. zıt anl. bakmak.= notice.116 . zıt anl. güneşten gelen morötesi ışınları tutan tabaka) www. excessively overnight = bir gece içinde (birdenbire anlamında) overprotected = aşırı korunan overprotective = aşırı koruyucu overrate = gereğinden fazla önemsemek. yüzünden. fazlaca basitleştirerek açıklamak. zıt anl. visible. invade. apparent.= spare overuse = aşırı kullanım. devirmek. disregard. için) çok fazla oynanmış ovule = yumurtacık (bitkilerde döllenmeden sonra tohuma dönüşen yapı) owe = borçlu olmak owing to = nedeniyle. aşırı derecede. over-consumption. supervise.= thick-skinned oversight = gözetim oversimplify = hafife almak.com . zıt anl. overestimate. due to owner = sahip oxidative = oksidatif (oksitleyici gücü olan) oxidative stress = oksidatif stres (biyolojik bir sistemin ürettiği aktif oksijeni yeterli hızda nötralize edememesi veya oluşan hasarı yeterli hızda giderememesi durumu) oxygen concentration = oksijen konsantrasyonu / yoğunluğu ozone layer = ozon tabakası (atmosferin üst kısmında bulunan. doldurmak overlook = dikkate almamak. miss.ÜDS Sözlüğü overcrowded = aşırı kalabalık. magnify. overrate. şeklinde) dışarıya doğru çıkıntı yapan / uzanan overharvesting = aşırı avlanma overhaul = onarım için elden geçirme overland = karadan overloading = aşırı yüklemek. predominantly overworked = 1) aşırı çalış(tırıl)mış. abartmak.= underestimate overexercise = gereğinden fazla spor yapma overfarming = aşırı tarım overfed = aşırı beslenmiş overflow = taşmak overgrazing = aşırı otlatma overgrow = (bitki için büyüyerek) (bir yeri) sarmak.= economizing overvalue = aşırı / ederinden fazla değerlenmek overview = genel bakış.= underrate overreact = aşırı / kontrolsüz reaksiyon göstermek override = (önemce) üstüne çıkmak. çabuk kırılan (kişi). zıt anl. ortada. 2) üzerini kaplamak.= prescription drug over-the-counter sleep aid = reçetesiz satılan uyumaya yardımcı ilaç overtime = fazla mesai overturn = altüst etmek. obvious. upset overuse = gereğinden fazla kullanmak. spot overlooking = tepeden / yüksekten bakan overly = fazla. zıt anl.

article. milletvekili seçimi partial = kısmi. inme paralyze = felç / kötürüm etmek. istemli hareketlerde. epidemic panel = panel (tartışma gurubu) panic = paniğe kapılmak paper = 1) gazete.com . cripple. tempo. zıt anl. konuşma ve yürümede bozukluk ve anlamsız yüz ifadesi ile belirgin nörolojik hastalık) parliament = parlamento. tempo. incomplete. işlevini kaybetmiş paralysis = paraliz. çiğneme. gıdasını ondan temin ederek ve karşılığında ona hiçbir yarar sağlamadan yaşayan canlı) paratyphoid = paratifo (tifoya benzer ama genellikle daha hafif seyreden bir hastalık) parent company = ana şirket (başka şirketlere sahip olan veya onları kontrol eden şirket) parent = (genellikle çoğul kullanılır) anne ya da babadan herhangi biri parental = ebeveyne (anne ve / veya babaya) ait parental separation = ebeveynlerin (anne ve babanın) ayrılığı Parkinson’s disease = Parkinson hastalığı (genellikle ileri yaşlılık döneminde görülen. böceklerin ve sürüngenlerin ortaya çıktığı 230 ile 570 milyon yıl öncesi arasındaki dönem) palette = (boya için) palet pallasite = palazit (bir çeşit zeytuni renkli meteorit) Panama Canal = Panama Kanalı (Orta Amerika’nın en güney ülkesi Panama’da yer alan ve Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirine bağlayan yapay suyolu) Panamax (size) = Panama Kanalı’nın yükselme havuzlarına sığabilecek en büyük gemi ebadı P pancreas = pankreas (midenin hemen altında yer alan. disable paramount = üstün. bright paleoanthropologist = paleoantropolog (paleoantropoloji ile uğraşan bilim insanı) paleoanthropology = paleoantropoloji (ilkel insanları ve insanın evrimsel geçmişini inceleyen bilim dalı) paleoethnobotany = paleoetnobotanik (arkeolojik alanlardaki bitki kalıntılarını inceleyen bilim dalı).P P PP pace = 1) hız. felç. donuk. sakatlamak. asalak (diğer bir organizma üzerinde ya da içinde. acı. newspaper. zıt anl. kaslarda. uçuk renkli. hurting pain syndrome = ağrı sendromu (nöbetler halinde ya da devamlı ağrı ile belirgin durum / rahatsızlık) painkiller = ağrı kesici / dindirici. putperest pain = ağrı. 3) araştırma.= dark. 2) makale. principal parasite = parazit. ache. el ve bacaklarda. dönem ödevi papillary dilation = gözbebeğinin açılması / genleşmesi paralysed = felç olmuş.bademci. rate. footstep pacemaker-like = kalp atışını düzenleyen / ayarlayan cihaza benzer / benzeyen pack = tıka basa / sıkı sıkıya doldurmak pad = bazı hayvanların ayaklarının altındaki yumuşak taban.= complete partial alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin kısmen yitirilmesi www. kimi sindirim enzimlerini salgılamakla görevli organ) pancreatic = pankreatik (pankreas ile ilgili) pandemic = pandemik. bildiri. yastıkçık paddy = çeltik / pirinç tarlası paediatrician = pediyatrist (çocuk hastalıkları uzmanı) pagan = çoktanrılı dinlere inanan. başlıca. step. faint. analgesic (drug) pale = soluk. en önemli. yutma. 2) adım. archaeobotany paleontological = paleontolojik (paleontoloji ile ilgili) paleontologist = paleontolojist (paleontoloji ile uğraşan bilim insanı) paleontology = paleontoloji (bitki ve hayvan fosillerini inceleyerek tarih öncesi yaşamı araştıran bilim dalı) paleozoic = paleozoik dönem (balıkların. sızı. (geniş bir bölgede / kıtalararası) salgın hastalık. çalışamaz hale getirmek. meclis parliamentary = parlamento ile ilgili parliamentary election = genel seçim.

= moderately. zıt anl. style. besin maddelerini hastalık yapıcı mikroorganizmalardan arındırmak amacıyla uygulanan ısıtma yöntemi) pasture = (arazi için) otlaklık. spot. şablon. pay attention (to) pay off = 1) tamamını ödemek. özel olarak. overall particularly = özellikle. zıt anl. disappear pass on smt to smo = (bilgi. doruk (noktası). 2) arazi parçası. region patent (fiil) = patentini almak patent (isim) = patent (bir icat veya ticari bir ürün için taklitleri engellemek ve mucit / üretici dışındaki kimselerin haksız kazanç elde etmesini önlemek amacıyla devlet tarafından verilen sicil) patent (sıfat) = görünür.= completely partner = ortak. benek. kaplamak pave the way for = başlatmak. söz vs. göz önüne almak. partikül partition = taksim. özel. mind. zenith.) kısmi yetersizlik partially = kısmen. special. yer alma. go past pass judgement on = hakkında hüküm vermek / yargıya varmak pass off = (zamanla) kaybolmak. (hastalık vs. en yüksek düzey. aşırı tutkulu. climax. mola vermek pave = (cadde. rol almak. unemotionally pasteurization = pastörizasyon (gıda sanayinde. watch patron = 1) hami. zıt anl.) kaplı pay attention (to) = dikkat etmek. zıt anl.) geçirmek.) pathological = patolojik (patoloji ile ilgili) pathology = patoloji (hastalıkların nedeni olan yapısal ve fonksiyonel sapmaları inceleyen bilim dalı) pathway = yol. virüs vs. specifically.= disregard. kontrol altında tutmak.= impatient patient noncompliance = hastanın üstüne düşeni yapmaması patrol = devriye gezmek. zıt anl. parça.= completely participant = katılımcı participate (in) = katılmak. kısım. especially. zerre. pay sahibi olmak.com . yöntem. bölge. açık paternal = baba tarafından / ile ilgili. open up paved = üstü (asfalt. tarz. = Kadın hakları üzerine tutkulu bir konuşma yaptı. koruyucu. oluş düzeni. order pattern of daily life = günlük hayatın alışıldık seyri pauper-school = yoksullar okulu pause = duraklamak. yinelenen şekil. take notice (of). piece. method. 2) kar getirmek pea = bezelye peacekeeping = barışı koruma peak (fiil) = doruğa çıkmak. bölme partly = kısmen. mera patch = 1) yama. önemsemek.) passionately = heyecanlı / ateşli / aşırı tutkulu / hiddetli bir şekilde.) döşemek. type. ateşli. partly. zıt anl.= common. (borç) kapatmak. en üst seviye. inspect. consider. system. section. dikkate almak. patika patient (isim) = hasta patient (sıfat) = sabırlı. (a paternal relative = baba tarafından bir akraba) pathogen = patojen (hastalığa yol açan bakteri. yol açmak. crest peak (isim) = zirve. (Will you please pass on this message to your friends? = Bu mesajı lütfen arkadaşlarına iletir misin?) pass over = üstünden geçmek pass sentence (on) = (bir şey hakkındaki) kararı bildirmek / iletmek pass through = (bir şey)’in içinden / arasından geçmek passage = geçiş passageway = yol passion = tutku passionate = heyecanlı. yer almak. taking part particle = parçacık particular = belirli. zıt anl. partner (birisine eşlik eden kişi ya da eşlerden biri) pass = (yasa) geçirmek / çıkarmak. send. share (in) participation = katılma. maximum peasant = köylü. model.bademci. (She made a passionate speech on women’s rights. intensely.= generally particulate = çok küçük tanecik. 2) sadık müşteri pattern = tür. convey pass by = (bir yer / birisi)’nin önünden geçmek. villager www. en yüksek düzeye ulaşmak.= maternal.ÜDS Sözlüğü partial inability = (zihinsel vs.118 . fade away. beton vs. bölünme. meralık pasture land = otlak alanı. diziliş şekli. movingly. zıt anl. specific. gözlemek. take part (in). için) kişiden kişiye iletmek / göndermek. kaldırım vs. ilgilenmek. enact pass along = (insandan insana) aktarmak. partially. ignore pay consideration = saygı göstermek. (birisine) karşı düşünceli davranmak.

derisini) soymak peer = akran. (If the pain persists. zıt anl. fulfil. (This type of building is peculiar to the south of the country. prevail. short-lived.= stop. external.= misunderstand.) permeability = permeabilite (geçirgenlik) permeable = geçirimli. zıt anl. (It seems very peculiar that no one has seen or heard anything. kusursuz.= certainly. anlamak. zıt anl. (sınır. ölmek perishable = dayanıksız. müzik.) vermek. emsal pelagic = açık denizlerde yaşayan pendant = kolye ucu penetrate = girmek. anlayış perch = tünemek perfect (fiil) = mükemmelleştirmek.= temporarily. forbid perpetually = daima.) www. etkili pentagon = beşgen people = (çoğul: peoples) halk pepper spray = biber gazı (spreyi) per capita / head / person = kişi başı perceive = algılamak. astonish perplexed = şaşkın persecution = zulüm. eziyet.= imperfect. için) çevre. kavramak. 2) delme. aperture perform = yapmak.). fark etmek. apprehension. süre periodically = periyodik olarak. recognise. get in. inat etmek. = Kazadan sonra kalıcı olarak sakatlandı. düzenli / belirli aralıklarla. odd. muhtemelen. circumference period = dönem. sezgi. excellent.). daimi. zıt anl. do. = Bu tip bina ülkenin güneyine özgüdür.= ban. sürekli olarak. çakıl peculiar = 1) (bir şeye) özgü. = Kimsenin bir şey görmemiş ve duymamış olması çok tuhaf. 2) ikincil. 2) tuhaf. algı. constantly.bademci. zıt anl. zıt anl. spoilable. kolay bozulur. brutality. specific (to). possibly. (mücadele. unchanging. uygulamak. persevere. sürekli olarak. civarda. flawed perfectly = tamamen.= durable peritoneal cavity = peritonal boşluk (karın zarının içi. absolutely peril = tehlike perimetre = çevre ölçüsü. lasting. flawless. çevresel. cruelty. strange. implement. etrafta bulunan.= give up.com . confuse. sinema gibi. içine işlemek. idrak. başarmak. peritoneal space peritoneal dialysis = periton diyalizi (böbrek hastalarının kanını temizlemek için uygulanan bir hemodiyaliz yöntemi) permafrost = kutuplara yakın bölgelerde sürekli don altında kalan toprak tabakası permanent = kalıcı. consult a doctor. gerçekleştirmek. secondary. şaşırtmak. direnmek.= fail performing arts = sahne sanatları (tiyatro.= central perish = yok olmak. refine perfect (sıfat) = mükemmel. tam anlamıyla. sürekli. 2) devam etmek. zıt anl. hole. comprehend.= never. zıt anl. 2) (kabuğunu. (My son persists in asking awkward questions. totally perforation = 1) delik. = Oğlum garip garip sorular sormaya inatla devam ediyor. go through penetrating = içe işleyen. function. understanding. rarely perplex = kafasını karıştırmak. kendine has. delik açma. carry out.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. uğraş vs.119 pebble = çakıl taşı. enter. zıt anl. sanatçının kendisinin bir gösteri sunduğu sanat alanları) perhaps = belki. sürüp gitmek. notice.= benevolence Persian Gulf = Basra Körfezi (Hint Okyanusu’nun İran ile Arap Yarımadası arasındaki uzantısı) persist = 1) (bir şeyde) ısrar etmek. belirli zamanlarda. geçirgen permission = izin permit = izin vermek. viewpoint perceptivity = idrak kabiliyeti. marjinal. ruhsat / yetki vermek. (He was permanently disabled after the accident. miss percent = yüzde percentage = yüzde. = Eğer acı devam ederse bir doktora danış. imkan vermek. understand. sezmek. 3) periferik.= temporary permanently = kalıcı. = He was disabled for good after the accident. alışılmamış. seasonally peripheral = 1) dış yüzey veya kenara ait. nüfuz etmek. continuously.) pedestrian = yaya pedestrian crossing = yaya geçidi peel (off) = 1) kabarıp pul pul dökülmek. (bir şey) için elverişli olmak. accomplish. for good. daimi. zaman zaman. occasionally. yüzde oranı perception = algılama. allow. zıt anl. actualise. karın zarının tabakaları arasındaki potansiyel boşluk). probably. zıt anl. yerine getirmek. zıt anl. garip. sur vs.

fenomen. faz. aksi pessimistic = kötümser. induce. inandırmak. viewpoint. başvurmak Petrarch = 1304-1374 yılları arasında yaşamış. kimya gibi canlılar ile ilgili olmayan alanlarıyla uğraşan bilim insanı physically demanding jobs = bedensel güç gerektiren işler physician = tıp doktoru. böcek. bir kişi ya da (bir şey)’e fiziksel olarak bağımlı olma durumu physical education = beden eğitimi physical functioning = fiziksel işlev. bürümek. zıt anl. bakış açısı. ilaç pharmaceutical (sıfat) = farmasötik (ilaç ya da ilaç yapımıyla ilgili) pharmacist = eczacı pharynx = (çoğul: pharynges) farenks (yutak) phase = evre. aşk şiirleriyle ünlü bir İtalyan ozan pharaoh = firavun (antik Mısır’da. approach persuade = ikna / razı etmek.) personalised medicine = kişiselleşmiş tıp (kişinin özel ihtiyaçlarına / durumuna göre belirlenecek tıbbi bakım vs.= irresolute personal = kişisel. sadece (bir şey ya da birisi) ile ilgili olmak. (The witness picked out the wrong man in the identification parade. bedenin çalışması physical inactivity = bedensel hareketsizlik physical laws = fizik kanunları physical scientist = bilimin. teşhis odasında yanlış adamı seçti. sebat. spread perverse = ters. mantar vs.= public personal transportation vehicle = kişisel ulaşım aracı (bisiklet. relate to.bademci. convincing pertain to = (bir şey / birisi)’ne ait olmak.ÜDS Sözlüğü persistent vegetative state = devamlı bitkisel yaşam hali persistence = süreklilik. devamlılık. determined. (The news pertaining to the latest terrorist act is on all TV channels. safha. yayılmak.120 . onu ilgilendirmek. hekim. inandırma. karamsar. hayırsever philanthropy = hayırseverlik. convince. bireysel.) www. relentless. kaplamak. related to Peru = Peru (Güney Amerika kıtasında bir ülke) Peruvian = Peru’ya ait. generosity philosopher = filozof phonological = sesbilimsel. charity.) personnel = personel (bir işte veya organizasyonda çalışan / görev alan insan grubu). inatçı. decisiveness persistency = kalıcılık. ayırt etmek. otomobil vs. zıt anl. doctor physicist = fizikçi physiological = fizyolojik (organizmanın işleyişi ile ilgili) physiological response = fizyolojik tepki physiologist = fizyolog (vücudun organ ve sistemlerinin işlevlerini inceleyen tıp doktoru) pick out = (dikkatle) seçmek.) pesticide = pestisit (tarım zararlılarını öldürmekte kullanılan kimyasal madde / tarım ilacı) PET scan = pozitron emisyon tomografi taraması (vücuttaki tümör hücrelerini saptamak için kullanılan bir tarama yöntemi). stage phenomenal = olağanüstü. continuity.) pertaining to = ile ilgili olarak.= optimistic pest = haşere (insanın yaşama ortamına veya üretimlerine zarar veren küçük hayvan. = Tanık.= dissuade (from) persuasion = ikna etme. = En son terörist eylem ile ilgili haberler tüm TV kanallarında gösteriliyor. sarmak. yardımseverlik. inat persistent = ısrarlı. kendisine tanrısal bir kimlik atfedilmiş olan kral) pharmaceutical (isim) = insan veya hayvan üzerinde kullanılma amaçlı kimyasal madde.com . zıt anl. Peru ile ilgili pervade = istila etmek. staff perspective = perspektif. fonolojik photo interpretation = fotoğraf yorumlama photon = foton (elektromanyetik ışınımları oluşturan enerji birimleri) physical = bedensel physical appearance = dış görünüm physical dependence = fiziksel bağımlılık. zıt anl. insistent. şaşılacak phenomenal promise = parlak bir gelecek phenomenon = (çoğul: phenomena) önemli / olağanüstü olay. positron emission tomography scan petiole = yaprak sapı petition = dilekçe vermek. occurence phenotype = fenotip (bir organizmada genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan dış görünüş) philanthropist = yardımsever. with regard to. genellikle fizik. sürekli.

) vermek. 2) düzey. plato. put emphasis on place greater importance (on) = daha büyük değer / önem vermek place in charge (of) = (bir işin. diş taşı plasma = plazma (kan sıvısı) plastic mass = plastik yığını plate = plaka plateau = (çoğul: plateaux veya plateaus) 1) yayla.121 pick up = 1) (başkasından bir alışkanlık. uğraş vs. koymak. genellikle makine kullanarak düz ve pürüzsüz hale getirme işlemi) plant (fiil) = (bitki) ekmek / dikmek plant (isim) = 1) fabrika. bir alanda yenilikler yaratan kişi pioneering = öncülük eden. annoy. hastalık vs. bother. zıt anl. için) taş pier = (bina için) kolon pigeon = güvercin pigment = pigment (deriye. play a central role (in) play a central role (in) = temel rol oynamak. olduğundan önemli göstermek. lift picturesque = tablo gibi piece = (satranç vs. birinci derecede önem ve etkisi olan.).) oynamak. play a basic role (in) play a crucial role (in) = hayati rol oynamak play a part (in) = rol oynamak. unlikely plausibly = makul / akla yakın bir şekilde. = Omzum bana bütün hafta acı verdi.ÜDS Sözlüğü . galiba başka bir sebepten hastaneye gittiğinde kapmış. reasonable. 2) gülünç derecede pivotal = asıl. contract. döleşi (birçok memelinin ana rahminde bulunan. sebzelere vs. epicyclic gear planing = (marangozlukta) planyalama. put place emphasis on = bkz. çok önemli.)’yi kapmak. tone pitcher = (bitki için) yaprakları ibrik şeklinde olan pitifully = 1) acıklı / acınası bir şekilde. reasonably play a basic role (in) = temel rol oynamak. transmit.= infect.) için (futbol vs. 2) bitki plant kingdom = bitkiler alemi plant protein = bitkisel protein plaque = plak (bir yüzey üzerinde herhangi bir maddenin birikmesi nedeniyle oluşan ince tabaka).= implausible. önemsememek play down to = (birisi)’nin seviyesine inmek play for = (bir kulüp / takım vs. perform play up = 1) (bir şey)’e dikkat çekmek. irise. black fever. initiate pioneer (isim) = öncü. görevin) başına getirmek. contribute (to). yapmak. silme (yüzeyi. tesis. düz alan plan view = plansal görünüş. yaramazlık yapmak. almak. enerji santrali. (He seems to have picked up the infection while he was in hospital for another reason. dikme pioneer (fiil) = yol açmak.bademci. 2) bela. vital place = yerleştirmek. çekirdeksiz kan hücresi) plate-like = levha benzeri plate-tectonic activity = levha hareketleri (yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketleri ve birbirleriyle olan etkileşimleri) plausible = akla yakın. leading pipe = boru piracy = korsanlık pit = çukur pitch = ses tonu / perdesi. cenine oksijen ve besin sağlayan yapı) placental = plasental (doğmamış yavrusunu rahminde plasenta aracılığı ile besleyen) plague (fiil) = acı / dert / rahatsızlık vermek. 2) (bir şeyi yerden ve genellikle elle) kaldırmak. misbehave www. üstten görünüş planet = gezegen planetary = gezegenlerle ilgili planetary formation = gezegen oluşumu planetary gear (system) = bir dış dişli ve içerisinde dönerek çalışan iç dişlilerden oluşan güç iletim sistemi. renk veren madde) pile (fiil) = yığmak.com . trouble plain = ova. kümelemek pile (isim) = yığın pile foundation = kazıklı temel pile up = topla(n)mak. rendeleme. zıt anl. öncülük etmek. logical. (My shoulder has been plaguing me all week. sorumluluğunu vermek place in context = yerli yerine oturtmak placenta = plasenta. (bir kulübün / takımın vs. take part (in) play down = hafife almak. = Enfeksiyonu. crucial. esas. 2) kötü davranışlarda bulunmak. birik(tir)mek pillar = sütun. draw attention (to). etkisi / katkısı olmak.) plague (isim) = 1) veba.) oyuncusu olmak play out = (mücadele. makul. öncü. level platelet = trombosit (kanın pıhtılaşmasında rol oynayan.

inadequate. verimli.= sparingly plenty = pek çok (şey). zıt anl. heksan gibi.ÜDS Sözlüğü playground = oyun sahası / parkı.= good at poor folate status = folik asit yetersizliği poor quality = düşük kalite pop in and out of = (bir şey)’in içine girip çıkmak popular culture = popüler kültür www. durum. su birikintisi poor = kötü. bring up point to = işaret etmek. bereketli. hoşça pleasingly = hoşnut edici bir şekilde. call attention (to). contaminated. çok. çokça. lots of plot (fiil) = (plan.com . enjoyable. rehin. mesele point out = (bir şey)’e dikkat çekmek. matematiksel fonksiyon vs. tutum policy makers = (bir konuda izlenecek) siyaseti belirleyen kişiler policy-making = (bir konuda izlenecek) siyaseti hazırlama. 2) (sinemada) olayların kurgusu veya ana öykü pluck = (çiçek. elektronları molekülün bir tarafında toplanma eğiliminde olduğu için. scarce plentifully = bolca. az. diabet ve benzeri kimi hastalıkların tedavisi için önerilen ve birden fazla ilacın bir araya getirilmesi yoluyla elde edilen ilaç. 2) (pirincin kabuğunu) ayıklamak polished = cilalanmış. = Su kaynağımız. zıt anl. vaat. white rice poll = gayri resmi anket pollinate = tozlaşmak. abundantly. pek çok doymamış (hidrojene olmamış) bağ içeren yağ) Pompeii = Pompei (Bugün İtalya’nın Napoli kenti yakınlarında yer alan ve Vezüv volkanının lavları altında kalmış olması sebebiyle çok iyi korunmuş bir Roma Dönemi kenti) pool (fiil) = birikmek. baş aşağı gitmek. toplanmak pool (isim) = küçük göl. havuz. kirlilik.bademci. fertile. düşük kalitede. nasty pleasure centres of the brain = beyindeki haz merkezleri pledge = 1) söz. a lot. hidrofob / suyu iten sıvı (etil asetat. goal. 2) (bir konuda izlenecek) siyaset. indicate poisonous = zehirli. zıt anl. zıt anl. eksik. indicate. harita. contamination polygon = çokgen polyphony = çokseslilik polypill = kalp-damar. çocuk bahçesi.= very little plenty of = bolca. guarantee. parlatmak. pleasant.= meagre. için) çizmek. gölet. promise. surety plentiful = bol. zıt anl. keyifli. maksat. kağıda dökmek plot (isim) = 1) fesat. pleasantly pleasurable = zevkli. nazım poet = şair poetry = şiir sanatı point = 1) gaye. göstermek. politika. meyva) koparmak plum = erik plume = pamuk gibi bazı bitkilerdeki tohumları saçan beyaz tüy gibi kısım plunge = (fiyatlar vs.= mean. bereketli bir şekilde. opposite polar bear = kutup ayısı polar liquid = polar sıvı.= abundant. yönerge hazırlama polio = çocuk felci polish = 1) cilalamak.122 . memnuniyet verici bir şekilde. yetersiz. molekülleri elektriksel kutuplanma sergileyen sıvı) policing mission = polislik görevi (asayişi sağlama / koruma ile ilgili görev) policy = 1) sigorta poliçesi.) pollution = kirlenme. kirli. çoklu / kombine ilaç polyploid = poliployid (monoployid sayının iki katından daha fazla kromozoma sahip hücre ya da organizma) polyunsaturated fat = çoklu doymamış yağ (molekülleri. sufficient poor appetite = zayıf iştah. 2) teminat. 2) taban tabana zıt. (Our water supply is becoming polluted with nitrates disposed of by several industries. parlatılmış polished rice = kabuğu ayıklanmış / cilalanmış beyaz pirinç. çeşitli sanayi kuruluşları tarafından atılan nitratlar nedeniyle kirleniyor. zıt anl. 2) nokta. abundant. drop plurality = çokluk poach = yasak bölgede avlanmak poem = şiir. toxic polar = 1) kutupsal. (mecazi anlamda) arka bahçe playwright = oyun yazarı pleasantly = hoşa gider bir şekilde. belirtmek. (polar orbit = kutupların üzerinden geçerek izlenen yörünge). polen yaymak pollutant = kirletici madde pollute = kirletmek. contaminate polluted = kirletilmiş. denote. pisletilmiş. için) aniden ve büyük oranda düşmek. iştahsızlık poor at = (bir konu)’da kötü / başarısız. entrika.

effective. önermek. zıt anl. fakirlik. 2) kazık. direk post. etkili. aktivite. effective. (Applications arriving first will have precedence. tanımlamak. zıt anl. yapılabilir.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. come first. = Başvurular öncelik sırasına göre değerlendirilecektir. (post-World War II = 2.= criticize praise (isim) = övgü. olanaklı. follow precedence = öncelik.bademci.= succeed.) precious = değerli.= pre-war pot = tencere. zıt anl. present pose a serious danger = ciddi bir tehlike oluşturmak pose a threat = tehdit oluşturmak posit = öne sürmek. olası. theoretical practically = 1) pratik olarak. depict ports of call = ziyaret edilen limanlar pose = (sorun. zıt anl.= anterior posterior wall of abdomen = karnın arka duvarı posterity = gelecek kuşaklar. elverişli. pişirme kabı potency = (cinsel) iktidar potent = güçlü. zıt anl.= starboard. (Salt was nearly as precious as gold in the ancient world. next generation post-marketing surveillance = satış sonrası denetim postpone = ertelemek. akmak. tutum. valuable.) precipitate = hızlandırmak precipitation = yağış www. duruş. zıt anl. elverişli. antik dünyada neredeyse altın kadar kıymetliydi. pozisyon. Dünya Savaşı sonrası) posterior = (anatomide) arka. possible potentially = potansiyel olarak. have. iş practitioner = pratisyen hekim praise (fiil) = övmek. esnasındaki duruş şekli). zıt anl.) yaratmak / oluşturmak. dock portray = betimlemek.= sonrası. zıt anl.= criticism prayer = dua prayer hall = (bir din görevlisinin idaresi altında olmayan. yararlı. ihtimal. etkili. = Atina’da yapılan Olimpiyat Oyunları sırasında etkili önlemler alınmıştı. delicate. zıt anl. uygulamak. risk vs. alışveriş merkezi gibi yerlerdeki) küçük ibadethane / mescit precarious = güvenilmez. 2) liman. zorluk. zıt anl. üşüşmek pour out (of) = (bir yer)’den dışarı / (bir şey)’in dışına ak(ıt)mak / dök(ül)mek pourable = dökülebilir poverty = yoksulluk. resmetmek. doubtful. destek. strong. icra etmek. zıt anl. practicable. crowded porch = sundurma porous = gözenekli. zıt anl. safeguard. muhtemelen. = Tuz. (bir şey)’in önünde / öncesinde olmak. feasible.= secure. priority. appreciate. uygulamaya yönelik. position. possible. impotent potential = potansiyel. tedbir. süngerimsi port = 1) iskele tarafı (sol). attitude post-war = savaş sonrası.= negatively charged possess = ele geçirmek. uygulamada. 2) büyük kalabalıklar halinde gelmek. zıt anl. istikrarsız.= impractical. in practice. safe precast concrete = önceden dökülmüş beton precaution = önlem.123 population = nüfus. varsaymak.= impossibility possible = mümkün.) precede = (bir şey)’den önce gelmek. popülasyon (biyolojide. kalabalık. bir türün.= weak. arkadaki. own possessions = sahip olunan mallar possibility = olasılık. illustrate. kabiliyet power plant = enerji santrali powerful = güçlü. hal. put forward. yetkili. 2) hemen hemen.= weak power-operated = makine yardımıyla çalıştırılan practicable = uygulanabilir. strong. insanların kendi kendilerine kullandıkları istasyon. zıt anl.= impracticable practical = pratik. pekala pottery = çömlekçilik poultry = kümes hayvanları pour into = 1) (içine) akıtmak. 2) (bir bilim ya da spor dalında çalışma) yapmak. do practice (isim) = uygulama.= theoretically. kıymetli. come before.com .= impossible post = 1) makam. zıt anl. put off post-traumatic = travma / sarsıntı sonrası postulate = gerçek olduğunu varsaymak posture = postür (bedenin oturma vs. yağmak.= wealth powdered = toz haline getirilmiş power (fiil) = itici güç vermek power (isim) = güç. pratikte. sahip olmak. kuşkulu. mevki. hypothesize positively charged = pozitif yüklü. harbour. appreciation. (Effective precautions were taken during the Olympic games held in Athens. almost practice (fiil) = 1) tatbik etmek. belli bir alanda yaşayan bireylerinin tamamı) populous = yoğun nüfuslu.

initial premarketing study = pazarlamaya başlamadan önce yürütülen araştırma / çalışma premature = 1) zamansız. enjoin. tedavi vs. suitably presentation = sunum. hakim olan.124 . 2) uçaksavar atış noktasını belirleyen alet predispose (to) = predispoze olmak (bir hastalığa önceden eğilimi. get (smt) ready prepared (to) = (bir şey yapmaya) hazır / hazırlıklı.= overdue. çoğunlukta olan. introduce. işaret(çi). prognostic predictor = 1) belirleyici. belirteç. exhibit. göstermek. 3) aynı amaçla daha önce yapılmış araç vs. demonstrate. öncü.= inferior.= mature. hakim olmak. forerunner predict = tahmin etmek. devam etmek. developed prenatal care = doğum öncesi bakım preoccupation (with) = (zihni bir şey) ile meşgul olma prepare = düzenlemek. sıkboğaz eden www. ready (to) pre-Roman = Roma (devri) öncesi prescribe = 1) (ilaç.= least of all predominate = yaygın olmak. zıt anl. zıt anl. açıklık. manifest. sooner.= inferiority pre-eminent = üstün. en etkili. zıt anl. rigorous. saklamak.= unpredictable prediction = tahmin. öngörü. sergileme preservative = koruyucu preserve = korumak. inaccuracy pre-condition = ön koşul / şart predator = yırtıcı / alıcı / avcı hayvan predecessor = 1) ata. indicator. dictate prescription = reçete prescription drug = reçeteli ilaç. devlet başkanı press ahead = (zorluklara rağmen) ilerlemek. henüz tam anlamıyla camlaştırılamamış malzeme pregnant = hamile. olgunlaşmamış. ruling. kesinlikle. early. peşin hüküm. dominance.= indefinite. push ahead press conference = basın toplantısı press-coverage = basına konu olma pressing = acil. prevailing. tanıtmak. secure presidency = başkanlık (dönemi) president = başkan. hüküm sürmek. M. öncü. ivedi. vakitsiz. zıt anl. zıt anl. cover. prevail pre-dynastic Egypt = hanedanlık öncesi Mısır (Eski Mısır’ın henüz hanedanlarca yönetilmeye başlamadığı. in general. (bir şey)’e önsöz sağlamak preface (isim) = önsöz prefer = tercih etmek preferably = tercihen. immature. için) reçete yazmak / vermek.= minor. 2) emretmek. titiz.= absence present (fiil) = 1) ortaya koymak. existence. ibraz etmek. illustrate. questionably precision = kesinlik. haberci. superior. gebe prehensile tail = (hayvanlarda) nesneleri kavrayabilme becerisine sahip kuyruk prehistoric = tarih öncesi (dönemler) ile ilgili prehistory = tarih öncesi (tarih kaydedilmeye başlamadan önceki dönem) prejudice = ön yargı.= imprecision. 2) selef (aynı alanda mevcut kişilerden daha önce çalışma yapmış veya aynı görevde mevcut kişilerden daha önce görev almış kişi). ancestor. exactly.= conceal. . yaklaşık 3150 yılı öncesindeki dönem) pre-eminence = üstünlük. 2) prematüre. titizlikle. give presentably = prezantabl / sunulabilir bir şekilde. zıt anl. superiority. hazırlamak. second-rate preface (fiil ) = (bir şey)’in önsözü olmak. sunmak. zıt anl. hide present (isim) = hediye. (hazır) bulunma. rather. more readily / willingly preference = tercih preglass = cam üretiminin icat edilmesi sürecinde. above all. anticipation predictive = sonucu önceden gösteren. ilk. zıt anl. göstermek. kestirim. subsidiary predominantly = genelde. forerunner. kesin. distinguished. maintain. üstün olmak. cet. erken doğmuş. definite. duyarlılığı ya da yatkınlığı olmak) predominant = ağır basan. öngörmek. accuracy. zıt anl.ÜDS Sözlüğü precise = 1) tam. gift present with = vermek. attendance. bias preliminary = preliminer. untimely. zıt anl. ön. gelişmemiş. zıt anl. seçkin. undeveloped. foreseeable. guess predictable = önceden söylenebilir. öngörülebilir.= over-thecounter / nonprescription drug presence = varlık. gereğinden önce.= probably.bademci. inaccurate precisely = tam olarak. 2) dikkatli. çoğunlukla. Ö. prime. conserve. 2) sergilemek. zıt anl. definitely. takdim etmek. reveal. more desirably. doğruluk. anticipate. zıt anl. seçkinlik. zamanı gelmemiş. unripe. kural olarak koymak.com .

(May I have some privacy. = İnsan. 2) mükemmel. yaygın. uncommon. rare prevalence = yaygınlık.= secondary.com .= rare. şehzade principal (isim) = müdür. principle. galiba. preceding priority = öncelik. simple. believe. gibi) kişinin bazı özel ihtiyaçlarını gizlilik içinde görebilme olanağı. future. zıt anl. precedence. dominant. main. (The human differs from the lesser primates in his passion for football. tutsak pristine = bozulmamış. en önemli.)) private = özel.= rarity prevalent = 1) olagelen. ilkel. zıt anl. quite. preemptive prevention = önleme. gerçek dışı pretentious = gösterişçi. concession privileged = ayrıcalıklı. prevalans (bir hastalığın görülme oranı). please? = Biraz yalnız kalabilir miyim lütfen? (“Özel ihtiyaçlarımı görebilmem için odadan çıkabilir misiniz?” anlamında. (The bomb was presumably intended to go off while the meeting was in progress. zıt anl. common. predominance. önüne geçmek. tahminen toplantı devam ediyorken patlaması planlanmış. = Acil serviste. eski. = Bombanın. respectable presumably = tahminen. 2) primitif. imtiyazlı. prevailing.= underprivileged www. defensive preventive detention = gözetim altında tutulma previous = önceki. headmaster principal (sıfat) = başlıca. be common. make ready prime (isim) = 1) asıl. zıt anl. tahmin etmek. herhalde. next previously = önceden. önlemek. engelleyici. ilke printing press = matbaa makinası prior (to) = önceden. director. chief. zıt anl. zıt anl. mostly primary = birincil. zıt anl. current. predominant. daha önceleri. etkin.= let. former. saf privacy = gizlilik. öncelikle. avoidance. sıklık. (In an emergency ward it is hard to decide who to give priority to. allow preventable = önlenebilir preventative = önlemeye yönelik. perfect primeval = tarih öncesi çağlara ait. engelleme. yaygın. initially. current. esas. old. 2) oldukça. zıt anl. think pretence = 1) rol yapma. act pretended = sözde. stop.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. engellemek. yaygın olmak. 2) hüküm süren. koruyucu. varsaymak.125 pressure = basınç pressurising = basınç altında tutan pressurize = basınç altında tutmak prestigious = saygın.= modestly pretty = 1) güzel. hakim olmak.) primarily = başlıca. essentially.= public privatisation = özelleştirme privilege = ayrıcalık. zıt anl. = İyi bir şarkıcı olmaktan (ötürü) gurur duyuyor. hakim olan. suppose. baş. main. numara. esir. uncivilised princeling = küçük prens. esasen.) prime (fiil) = harekete / patlamaya hazır hale getirmek. chiefly principle = prensip. dominate prevailing = geçerli. başlıca. (özel dolap. başlangıçtan beri var olan.= unusual.= latter. aslında. earlier. önceki. game. ana.= predator pricing mechanism = fiyatlandırma sistemi pride oneself on (doing) smt = bir şeyden / bir şey yapmaktan gurur / kibir duymak. hinder. formerly. advantaged. sıkça rastlanan. subordinate primary education = temel eğitim. (He prides himself on being a good singer. extravagant pretentiously = gösterişçi bir şekilde. hususi.) prism = prizma prisoner = mahkum.bademci. by reasonable assumption. -miş gibi davranmak. okul müdürü. epey. zıt anl. ilköğretim primate = primat (en gelişmiş ve zeki memeli gruplarına ait herhangi bir üye). mainly. major principally = esas olarak. kime öncelik verileceğine karar vermek zordur.) presume = sanmak. tutuklu. probably. widespread. birinci kalite. widespread. itibarlı. protection preventive = önleyici. futbol tutkusu ile diğer daha aşağı primatlardan ayrılır. ruling prevent = (bir şey)’den alıkoymak. aboriginal primitive = 1) basit.= subsequently. ana. prestijli. 2) bahane pretend = numara yapmak. şirin. kapalı banyo / tuvalet vs. mainly. in the future prey = av. rather pretty much = büyük ölçüde prevail = hüküm sürmek. temel. favoured. etkinlik. pervasiveness.

zıt anl. advance progress (isim) = ilerleme. amaçla uygulanan. generate. 2) (hastalık için) ilerleyen. olasılıkla probe (fiil) = araştırmak. procedure. advocate. obstruct www. 2) yansıtmak. gelişmek.bademci. tanı koyma. yapıt production chain = üretim zinciri (bir üretim ile ilgili olarak hammadde sağlanması. ihtiyaçları vs. prosedür (araştırma. incelemek. kazanç process = süreç. artmak. zıt anl. explore probe (isim) = sonda (insansız.ÜDS Sözlüğü prize = çok değer vermek. kapsamlı.= weakly. hopeful. belli bir yönteme dayalı işlem) proceed = 1) ilerlemek. oluşmasına izin vermek.126 . advancement. (bir şeyin olacağını) vaat etmek.= impede. gelişme. 2) yasaklayıcı.= unproductive productivity = üretkenlik. zıt anl. declare. zıt anl. continue. ban prohibition = yasak. tarım ürünleri produce (fiil) = üretmek. make product = ürün production = yapım. 3) engelleyici project = 1) planlamak. ban prohibitive = 1) (fiyat için) fahiş.com . şeçkin. greatly value pro. possibility probably = muhtemelen. dikkat çeken. öngörüp (onların meydana gelmesini beklemeden) harekete geçen. fruitful. -den yana proactive = muhtemel sorunları. treating. verimli. famed.= regress progressive = 1) ilerici. zıt anl. output. deeply. serious. regard highly. geliştirmek. gitgide. working on proclaim = ilan etmek. reformist.= discouraging. gradually progressively blurred = zamanla bulanık hale gelen prohibit = yasaklamak. deep. progression processing = işleme.= superficial profoundly = derin.= shorten prolonged = uzun süreli prominence = ün. fruitful prolong = uzatmak. geleceği parlak. announce Proctor Prize = William Proctor Ödülü (bilimsel araştırmalar yapan ve bu araştırmaları bilim dünyasıyla paylaşan üstün başarılı bilim insanlarına verilen ödül) produce (isim) = ürün. superficially profusely = çokça. unpromising promote = desteklemek. thoroughly. zıt anl. zıt anl. söz vermek. yol.= retroactive Proba satellite = 2001’de uzaya gönderilen bir dünya görüntüleme uydusu. Project for OnBoard Autonomy probability = olasılık. forbid. productive. rantabl. distinction. yöntem. problemli problems of this nature = bu türden sorunlar procedural = usule ait procedure = işlemler sırası. give one’s word promise (isim) = vaat. izdüşürmek project back = geri yansıtmak proliferate = (hızla) çoğalmak. sürdürmek. unfavourable. zıt anl. prolifere olmak proliferation = çoğalma prolific = üretken. well-known.= stop. 3) derece derece progressively = gittikçe. söz promising = umut verici. remarkable. intense. pazarlama gibi tüm aşamalar) productive = üretken. prolific.= lehinde. işleme. önemli. investigate. uygun ortam hazırlamak.= loss profitability = karlılık profitable = kârlı.= conservative. advance. muamele proceeds = (çoğul kullanılır) gelir. şöhret. encourage. prodüksiyon. bright. tasarlamak. carry on. eser. fame prominent = öne çıkan. doğurgan. publicise. tedavi etme vb. kuvvetli. devam etmek. zıt anl. 2) (bir şeyden) kaynaklanmak / ortaya çıkmak proceeding = yargılama usulü. büyük. zıt anl. ünlü. development. efficiency professional = profesyonel professional association = meslek birliği profit = kar. outstanding promise (fiil) = (bir olguya) işaret etmek. bolca prognosis = (çoğul: prognoses) prognoz (bir hastalığın süresi ve gelişimi hakkında tahmin) programmed cell death = programlanmış hücre ölümü progress (fiil) = ilerlemek. profit-making profit-oriented = kar amacı güden profound = derin. açıklamak. küçük uzay aracı) problematic = sorunlu. çarpıcı şey. zıt anl. (reklamla) tanıtmak. extend. kazançlı.

teklif. shelter. offer.) proper handling = gereği gibi ele alma / halletme proper sitting posture = düzgün oturma şekli properly = doğru dürüst / düzgün. teklif. inclination proper = 1) doğru.bademci. bring about.= immune.com . 2) (tıpta) bir ilaç veya tedavi için uygulama planı protract = küçük ölçekle kopyasını yapmak prove = 1) (bir şey olduğu) ortaya çıkmak / anlaşılmak. ispatlamak. and the room got colder and colder in a few minutes. expected. characteristic. correct. late prone (to) = eğilimli. duly. recommend. 2) iddia makamı prospect = başarı şansı. likely. meyil. olası. expectancy. resistant proof = kanıt. nitelik. Espri yapmak için uygun bir zaman değil. sensitive.ÜDS Sözlüğü . tanıtım prompt (fiil) = harekete geçir(t)mek. easily. teklif etmek. için) özellik. kolayca. uygun. tütün reklamlarının yasaklanmasını önerdi. zıt anl. orantı. mal-mülk. zengin. readily. olasılık. yarar sağlamak www. yay(ıl)mak. speedy. hızla. zıt anl. cezai takibat.= disproportion proportional = orantılı. zıt anl. 2) kendine özgü. encourage prompt (sıfat) = çabuk. karlı. rapidly. correctly. evlenme teklifi. security protective = koruyucu protein aggregate = protein yığını / kümesi protein fiber = protein lifi protein-binding partner = protein bağlayıcı kısım / bölge (proteinin kendisine bağlanmasını sağlayan ve bunu vücudun belirli bölgelerine taşıyan hücre yapısı) protein-rich food = proteinden yana zengin yiyecek protocol = 1) protokol (yapılacak bir iş ya da araştırma ya da işlem için hazırlanan ayrıntılı plan. (He didn’t close the door properly. 2) kanıtlamak. (Every animal has its proper instincts. nispet. spread propel = itmek. uygun bir şekilde. kollamak. ileri sürmek. evidence propagate = üre(t)mek.127 promotion = reklam.). doğru olarak. yürütmek propeller = pervane propeller plane = pervaneli uçak propensity = eğilim. keep safe.= late. zıt anl. zıt anl. litigate. adam gibi. peculiar. zıt anl. 2) evlenme teklif etmek proposition = öneri. delil. thrive. right. = Her hayvanın kendine özgü içgüdüleri vardır. improper. susceptible. yatkın. likelihood prospective = müstakbel. (We are in the middle of an operation. tendency. affluent. unduly. suitable. = Bir ameliyatın ortasındayız. = Altmış dört yıl önce hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olarak doğdu. refah içinde. işe yaramak prove useful = yararlı olduğu ortaya çıkmak prove valuable = değerli olmak. (directly proportional = doğru orantılı) proportionally = orantılı (olarak). (proved problematic = problemli çıktı). acele. (The Minister proposed that tobacco advertising should be banned. confirm. = Kapıyı doğru dürüst kapatmadığı için oda birkaç dakika içinde gittikçe soğudu. suggestion propulsion = itici güç pros and cons = bir şeyin olumlu ve olumsuz yanları / avantaj ve dezavantajları prose = nesir. izlenecek yöntem ve işlem sırası). percentage. teşvik etmek. ihtimal. feature. kazançlı.= disprove. düzyazı prosecute = (aleyhine) dava açmak. defend. adequately.= slowly. = Bakan.= improperly. suggest. relatively proposal = öneri. münasip. zenginleşmek. flourish. hayat kadını protect = korumak. suggestion propose = 1) önermek.).) prostate cancer = prostat kanseri prostitute = fahişe. 2) mülkiyet. secure protect against = (bir şey / birisi)’ne karşı koru(n)mak protection = koruma. gerektiği gibi. reproduce. This is not a proper moment for a joke. rapid.= wrong. belongings prophecy = kehanet prophesy = kehanette / tahminde bulunmak proportion = oran. (a prospective mother = müstakbel anne / anne adayı) prosper = gelişmek. ileriye hareket ettirmek. put forward. sue prosecution = 1) ceza davası. establish. appropriate.) property = 1) (bir madde vs. olması gereken. çoğal(t)mak. deny prove (smo) right = (birisi)’ni haklı çıkarmak prove successful = başarılı olmak. slow promptly = çabucak. develop prosperity = refah prosperous = başarılı. zıt anl. (He was born sixty-four years ago to a prosperous family. multiply.

= neglect. sökmek. vilayet provincial = eyaletlere ait. memelilerin.128 . penal purchase (fiil) = satın alma. tanıtım. zıt anl.= erect. cezalandırma. buying power www. bring up. demolish. basmak published = açıklanmış. zıt anl. advertise publish = 1) ilan etmek.= permanent proximity = (pozisyon olarak) yakınlık psyche = (felsefede) ruh. ile) şok (verme / gönderme işi) pump out = dışarı pompalamak. püskürtmek punching = zımbalama punishment = ceza.) purchasing power = alım gücü (birim paranın veya birim çalışma karşılığı kazanılan paranın. foster. ruhsal psychoactive drug = psikoaktif ilaç (zihinsel prosesler üzerinde etkili olan ilaç) psychological = psikolojik (psikoloji / ruhsal durum ile ilgili) psychologist = psikolog. şöhret. supply. psikiyatr (akıl ve ruh hastalıkları uzmanı) psychic = psişik. 3) koşul. destroy. halk public apology = kamu önünde özür dileme public decision-making = kamu adına karar alma (işi) public expenditure = kamu harcamaları (devletin kamu yararı için yaptığı harcamalar) public finance = kamu finansmanı public interest = kamu yararı public land = kamu arazisi. 2) kısa frekanslı ışık huzmesi. 2) yayımlamak. temporary. quit. ikna vb. psikolojik yöntemlerle tedavi etme) psychotic behaviour = psikoz davranış (ağır ruh hastalığı olan bir kişinin davranışı) psychotic episode = psikoz nöbeti (ağır ruh hastalığı nöbeti) puberty = ergenlik dönemi public = kamu. propaganda. (diğeri)’ni yakalamak pull up = kaldırmak. zıt anl. set up pull in = toplamak. satın alabileceği ticari mallar bakımından kıymeti). penalty punitive = cezai. render. temin etmek.= join pull through = (bir bela veya hastalıktan) kurtulmak / kurtarmak.= withhold provide for = geçimini sağlamak. zıt anl. promotion. (Among his purchases were several books. zıt anl. dışarı çekmek pulley = makara. basılı metin public-health measure = halk sağlığı için alınan önlem publicity = 1) aleniyet.= private property public relations = halkla ilişkiler public safety = kamu güvenliği public servant = devlet memuru.ÜDS Sözlüğü proverb = atasözü provide (with) = sağlamak. asıl gaz değişiminin akciğer içerisinde gerçekleştiği solunum sistemi türü) pulp = kağıt hamuru pulse = 1) nabız. supply. kasnak pulmonary = pulmoner. advertising publicize = (bir şey)’in reklamını / propagandasını yapmak. tedarik. şart provisional = geçici. şartıyla province = eyalet. 2) reklam. sağlanan imkanlar. eyaletlerle ilgili provision = 1) sağlama. civil servant public spending = kamu harcamaları (kamu kuruluşlarınca yapılan harcamalar) public square = kent meydanı publication = yayın. koparmak pull out of = (bir yerden)’den ayrılmak / çıkmak.com . paçayı kurtarmak pull up to / with = (diğer bir yarışmacı vs. imkan hazırlamak. ilan edilmiş. kalp atışı. herkesçe bilinme. gather pull out = çekip / söküp çıkarmak. yayınlanmış pull apart = ayırarak uzaklaştırmak pull down = yıkmak. psikoloji uzmanı psychopathology = psikopatoloji (anormal davranışlar ya da akıl hastalıkları bilimi) psychophysiological = psikofizyolojik (normal ya da normal olmayan fizyolojik proseslerin zihinsel fonksiyonlar üzerindeki etkisiyle ilgili) psychosocial = psikososyal psychotherapeutic drug = ruhsal bozukluğu tedavi etmeye yarayan ilaç psychotherapy = psikoterapi (hastayı telkin. zıt anl. leave.) ile aynı düzeye gelmek. 2) hüküm. akciğere ait pulmonary ventilatory system = akciğerli solunum sistemi (insanların. tin psychiatric disorder = psikiyatrik bozukluk (akıl ve ruh hastalığı) psychiatrist = psikiyatrist. bulmak.bademci. 3) (elektrik vs. = Satın aldığı şeyler arasında birkaç kitap da vardı. ignore provided that = koşuluyla. buying purchase (isim) = satın alınan şey. sürüngenlerin ve kuşların sahip olduğu. açıklamak.

upset put out of = (bir yerden) çıkarmak. put into effect put into practise = uygulamaya koymak / geçmek put like that = o şekilde ele alınırsa put off = 1) ertelemek. birleştirmek. increase. fikir ortaya atmak.) asmak. confusing. 2) (telefonda) bağlamak.= push down.) giymek. kaydetmek. 2) (poster. geri veya aşağı) koymak. ileri sürmek. 3) (fiyatı) yükseltmek. rectify. (bir şey)’e odaklanmak put through = 1) (başarılı bir) sonuca ulaştırmak. connect put to good use = iyi bir şekilde kullanmak put to the test = test etmek. baffle puzzle (isim) = bilmece.) dur demek put across = etkili bir şekilde anlatmak / açıklamak / söylemek. turn on. (bir uğraşı) sürdürmek. 2) tamamen. takip.129 pure = saf pure alexia = yazılı metinleri anlama yeteneğinin tamamen yitirilmesi durumu purely = 1) yalnızca. assert. seek. chase. defer put pressure on = baskı yapmak. chase.ÜDS Sözlüğü . 2) yazmak. repel put on = 1) (elbise vs. bütünüyle.= give up. bulmaca. (bir şeyin) anlaşılmasını sağlamak. zorlayarak ileriye götürmek push up = yukarı çekmek / itmek. (She is very good at putting her views over in meetings. put into force put into force = yürürlüğe koymak.) açmak.= take down. not vs. eklemek. baffle puzzle over = anlamaya / çözmeye çalışmak puzzlingly = şaşırtıcı. toplamak put up = 1) (çadır vs. 2) (zaman) harcamak.). zıt anl. tahammül edilmesi gereken pek çok rahatsızlık ve acı olur. mahkemeye göndermek put out = 1) söndürmek. saklamak. hayret verici. öne çıkarmak. yoluna koymak. quit pursuit = izleme. peşinde olma. Protestan Kilise’ye bağlı olan Püritenlik mezhebi ile ilgili) pursue = izlemek. wear. 2) (bir şey)’den soğutmak. post. = Fiyatları arttırdıklarından beri satışlar düşmeye başladı. emphasise. dışarı atmak put over = 1) başarılı / güzel bir şekilde ifade etmek / anlatmak. teste tabi tutmak put together = (parçaları) bir araya getirerek üretmek. baffling Pyramid of the Sun = Güneş Piramidi (Bugün Meksika sınırları içindeki Teotihuacan antik kentinde yer alan. postpone.) put up with = tahammül etmek. spare put at risk = tehlikeye atmak.= damage. lower put a premium on = prim / değer vermek put a stop = bir son vermek. put across. yükseltmek. zıt anl.bademci. lay. biriktirmek. tiksindirmek. (There are many inconveniences and pain that have to be put up with after you have undergone a major operation. tolerate. peşine düşmek. 3) eklemek. raise. postpone. 2) ertelemek. saati vs. implement.) puzzle (fiil) = şaşır(t)mak. worsen put the focus on = (bir yer)’e. (kötü bir gidişe vs. propose. ilan. accomplishment push = itme. save. = Toplantılarda. exclusively.) ileri almak put high on (one’s) list of priorities = öncelik listesinin üst sıralarına koymak put in = 1) içeri koymak.) kurmak. arttırmak. 2) (ışık vs. extinguish.com . risk put down = 1) (yere. (Sales began to decline after they put up the prices. stress put forward = 1) önermek. completely Purgatory = Katoliklik inancına göre. = Büyük bir ameliyat geçirdikten sonra. Aztekler’den kalma büyük bir piramit) www. zıt anl. sadece. insanların cennete gitmeden önce dünyada işledikleri günahlar için cezalandırılacakları yer Puritan = Püriten (Hıristiyanlık dininde. spend (time) put in its simplest terms = en basit anlatımla put into effect = yürürlüğe koymak. görüşlerini güzel bir şekilde ifade etmekte çok başarılı. onu bitirmek put aside = bir kenara koymak. zıt anl. trail. aramak. 2) sinirlendirmek. confuse. riske sokmak. (bir şey yapmaya) zorlamak put right = düzeltmek. dayanmak. convey. express put ahead of = (bir şey)’in önüne / ilerisine geçirmek put an end to = (bir şey)’e son noktayı koymak. hayrete düş(ür)mek. enter. 2) (tarihi. add put on trial = yargılamak. make a record of put emphasis on = vurgulamak.

çevre. müşteri gereksinimleri ve standartların yakalanması konularında çalışmalar yürüten disiplin). be eligible (for) qualitative = nitel. nitelik. 2) tartışmak. dispute. vasıf quality-control = kalite kontrol (özellikle mühendislik ve üretim alanlarında. quality engineering quantifiable = miktarı belirlenebilir / ölçülebilir quantify = nicelemek. kalitatif quality = kalite. topluluk. madde ile enerji arasındaki ilişkiyi araştıran alanı) quarter = 1) makam. argue queue = sıra. kuyruk. kutup ile Ekvator arasındaki uzaklık quake = yer sarsıntısı. (kendisinden bir şey gelen veya beklenen) merci. sayıya dökmek.bademci. yön. genellikle temel parçacıkların enerji ve momentumlarını tanımlamakta kullanılan bölünemez birim) Q quantum mechanics = kuantum mekaniği (fizik biliminin. vazgeçmek.) quota = kota (alınmasına / satılmasına / üretilmesine vs. pek. hak kazanmak.com . 3) çeyrek. nicelik. izin verilen en az ya da en çok miktar) quote = alıntı yapmak. search question = 1) doğruluğundan kuşku duymak. deprem. waiting line quintessence = mükemmel bir örnek quit = bırakmak. measure quantitative = nicel. semtler. count. question quest = arayış.Q Q QQ quadrant of meridian = bir meridyen dairesinin dörtte biri. epey. 2) tamamen. niteleyici. doubt. give up. 2) yer. kantitatif quantitative trait = nicel (kantitat if) özellikler quantity = miktar. (bir metinde) tırnak içinde söz aktarmak www. sorgulamak. leave. özellikle atomik ve atomaltı seviyelerde. = Tamamen haklısınız. one fourth quarters = (çoğul kullanılır) mahalleler. amount quantum = (çoğul: quanta) kuantum (fizikte. yaşanan mekanlar query = sorgulamak. earthquake qualified enough = yeterince vasıflı qualify (for) = (bir iş) için gerekli niteliklere sahip olmak. (You are quite right. halt quite = 1) oldukça.

zıt anl. zıt anl. fundamental radically = alışılmışın çok dışında bir şekilde. çabucak. 2) oran. . quickly.) = 1) (bir şey ile) (başka bir şey arasında) değişmek. . büyütmek. RTG radionuclide = radyonüklid (bir elementin radyoaktif izotopu) radius = (çoğul: radii) yarıçap rage = şiddetle devam etmek. tez. zıt anl. zıt anl. (örn. rank. haphazard.= common rarely = nadiren. quick. (sıralamada) yukarıda olmak rapid = çabuk. surge raid = baskın. widespread. arttırmak.com . radyasyon radiation portal monitor = içinden geçen araçlarda radyoaktif madde taşınmakta olup olmadığını anlamaya yarayan. dünyanın en popüler şehirleri arasında yer alır. . güvenlik aramalarında insanların içinden geçtiği metal dedektörlerini andıran bir alet radiation-therapy machine = radyasyon tedavi cihazı radical = radikal. hızlı. collect.= under control random = rasgele. rasgele. zıt anl. bir listede) belli bir sırada olmak.= often. decrease. rate. .bademci. esaslı. dizi. gather. rareness. zıt anl. spread out radiation = yüksek hızlı parçacık veya elektromanyetik dalgalar yoluyla enerji iletimi. storm. belli bir zaman aralığı içinde düşen toplam yağış rainwater monitoring station = yağış izleme istasyonu R raise = 1) yükseltmek. variety rank = sırala(n)mak. pace. sıra. zıt anl. radyoaktivite ile ilgili radioisotope thermal generator = radyoaktif bozunmadan açığa çıkan enerjiyi kullanarak elektrik üreten jeneratör. radioisotope thermoelectric generator. fast. farklı. barely. extraordinarily radioactive = radyoaktif. seyreklik.) rank above / below = (birisi)’nden yüksek / aşağı rütbede / düzeyde olmak rank fake = yüzde yüz sahte. to . kurdeşen. kökten. seldom.= lower.= systematically range (from . isilik rate = 1) hız. sürat. sınıflandırmak.= slow rapidly = hızla. (Harry Potter series rank first among the best-selling books of all-time. 4) pek çok. 2) dizmek. accidental. 2) (para) toplamak. birinci sırayı almak rank high = üstlerde olmak. safi sahtekarlık rank first = birinci olmak. nispet rate of absorption = emilim oranı www. and . akın rain down = (yağmur gibi) yağarak düşmek rain forest = yağmur ormanı (yüksek miktarda yağış alan ve yüksek düzeyde biyoçeşitlilik içeren orman) rainfall = bir bölgeye. . = Harry Potter dizisi tüm zamanların en çok satan kitaplarının başında geliyor. classify range = 1) seri. 2) erim. 4) (soru) sormak raise doubts = şüphe uyandırmak rampant = alıp yürümüş. menzil. . breed. tesadüfi. arbitrarily. (Istanbul ranks among the most popular cities in the world. elevate.).). uncontrollable. . increase. zıt anl. uncommon. 3) mutfak ocağı. 3) yetiştirmek.= systematic randomly = düzensiz olarak. nurture. dal budak sarmış. infrequency. zıt anl.R R RR rabies = kuduz hastalığı race (fiil) = yarışmak race (isim) = yarış racial discrimination = ırk ayrımcılığı racially = ırk yönünden racism = ırkçılık racist = ırkçı radar reflection = radar yansıması (radar cihazının gönderdiği ve hedefe çarpıp yansıyarak radara geri dönen radyo dalgası) radiate = yayılma.= slowly rare = nadir. scarce.= commonness. amplitude rash = deride ortaya çıkan kızarıklıklar. vary (between . az görülür / bulunur. sıralamak. frequently rarity = nadirlik. . = Istanbul.

geri çekilmek receive = 1) almak.= forget recognise = 1) farkına varmak. suç (onun) üstüne kalmak recent = (yakın geçmişten bahsederken) en son. acknowledgement. hızla. realise. promptly. isteklilik. preparedness reading public = halkın okuyan kesimi readjust = yeniden uyum sağlamak / alışmak real estate = gayrimenkul (arsa. (All we need is a reasonable amount of land and sunlight to grow our vegetables. identify. calculate. distinguishable recognizably = tanınabilir / ayırt edilebilir şekilde. yırtıcı raw = ham. hesaplamak. current. come reach back (to) = eskilere uzanmak. zıt anl. zamanında. holder receptor = reseptör. late. zıt anl. = İhtiyacımız olan tek şey sebzelerimizi yetiştirmeye yetecek kadar arazi ve güneş ışığı. varlığını kabul etmek recognised = kabul gören recognition = kabul. remember. (Do you reckon it is going to rain tomorrow? = Yarın yağmur yağacağını düşünüyor musun?) reclaim = kullanılabilir hale getirmek.= forget recast = yeniden biçim vermek recede = yavaş yavaş azalmak. canlı. zıt anl.132 . düşünmek. withdrawing. easily. respond to. seve seve. discernibly.= slowly. uygun miktarda / ölçüde.= past recent finding = en son bulgu recently = yakın zamanda. rapidly. popülarite. container. son zamanlarda. distinguish. en yakın / yeni. 2) (bakım. hatırlamak. 2) (yemek vs. (These bacteria can be identified readily. acknowledge. taşınmaz mal) real time = gerçek zamanlı olarak. zıt anl. hizmet gören reciprocating = karşılık gelen. somewhat rather than = (bir şey)’den çok / ziyade ratify = onaylamak. zıt anl.bademci. fair. ışın reach = ulaşmak.) readiness = hazır olma. late. hazırda / kolayda. be aware of. pick up. 2) düzelme. logical. alıcı recession = (ekonomide) durgunluk recessive = çekinik. take. willingly. hazne. dengi olan recite = ezberden okumak reckon = sanmak. yöntem. epeyce. işlenmemiş ray = ışık huzmesi. geri plandaki. reorganize reason = sebep. encouragement rebel = asi reborn = yeniden doğmuş rebound (fiil) = çarpıp geri sıçramak.= dominant recipe = 1) formül. zıt anl. diğeri tarafından bastırılan.) reasonably = makul oranda / düzeyde. recovery rebuild = yeniden yapmak / inşa etmek recall = anımsamak. kolayca. oldukça.ÜDS Sözlüğü rate of damage = hasar oranı rather = oldukça.com . varmak. mantıklı. = Bu bakteriler kolaylıkla tanımlanabilir. arrive.= give. regain recognise (as) = (olarak) tanımak.= refusal. geri tepmek rebound (isim) = 1) çarpıp geri sıçrama. 2) gerçekleştirmek rearrange = yeniden düzenlemek. lately receptacle = kap. neden. oppose react with = (bir şey) ile (kimyasal) tepkimeye girmek react chemically = kimyasal reaksiyon göstermek readily = çabucak. zıt anl.= unreasonable. think. sound. 2) (resmi olarak) tanımak. ilgi vs. tasdik etmek ratio = oran ravenous = saldırgan. ayırt edilebilir. bir hayli. acceptably reassemble = tekrar bir araya getirmek reassurance = (bir kişinin) endişelerini gidermeye çalışma. 2) tıbbi çevrelerin ilgisini çekmek receive more than one’s share of smt = payına düşen şeyden fazlasını almak receive the blame = suçlamaya maruz kalmak. emit. geri tepme.) görmek receive medical attention = 1) tıbbi müdahale / bakım görmek. uzanmak react to = (bir şey ya da bir kişi)’ye tepki göstermek. zıt anl. cause reasonable = 1) makul. hatırlamak reach back to a 1993 law = 1993’te çıkartılmış bir yasayı gündeme taşımak / yasadan yararlanmak reach up to = uzanarak (bir şey)’e yetişmeye çalışmak. için) tarif recipient = alıcı. çabukluk. rejection recognizable = tanınabilir. saymak. onay. tanıma. live real wage = reel ücret (enflasyonun erittiği kısım düşülerek hesaplanan gerçek ücret) realize = 1) farkına varmak. bina vb. suçlanmak. 2) yeteri kadar. distinguishably www. approval. discernible. quite. remember. acceptance.

tekrarlama. turn to. diminish. indulge refreshed = yenilenmiş. in(dir)me. remark. iyileşme. bahsetmek. restructure reconstruction = yeniden inşa. indirim.= coarse. sığ su kayalığı re-establish = yeniden kurmak. offer. cure. repetition recurrent = yinelenen. hikaye etmek. canlanmış. suggest recommendation = tavsiye. yeniden incelemek reconstruct = (kısmen bilinen bir şeyin) bütününü belirgin hale getirmek. kayda geçirmek record (isim) = 1) kayıt. mention. zarif refinement = arıtma. düzeltmek. esnasında tekrar ağza gelmesi) reform (fiil) = ıslah etmek. source. istihbarat toplama reconnaissance mission = keşif görevi reconsider = tekrar ele almak. remedy. decrease. 2) rekor record levels = rekor düzeyler / seviyeler record-breaking = rekor kıran recorded history = kayıtlı / yazılı tarih recount = anlatmak. mention refine = saflaştırmak.= increase redundant = 1) gereksiz. yeniden bir araya getirmek recommend = tavsiye etmek. 2) bahis. (The words of the matron clearly reflected concern over the patient’s situation.= alienate reconfigure = tekrar değiştirmek / ayarlamak reconnaissance = (askeri veya bilimsel amaçlı) keşif. ileri sürmek.) kurtulma. 3) başvurmak. (bir şeyin öyküsünü) aktarmak. teklif etmek. unemployed reef = resif. kendini tutmak. purify. narrate recover = 1) iyileşmek. eski haline dön(dür)mek. sakınmak. happen again. zıt anl. lower. asker yazmak. unnecessary. bring up.ÜDS Sözlüğü . yeniden dağıtmak reduce = azal(t)mak. arıtılmış. düzeltmek. enlist. abstain (from). için) nüksetmek. 2) söz etmek. repeat itself recurrence = yineleme. indirgenmiş reduced intake = azaltılmış alım / tüketim reduced mortality = azalan ölüm oranı reduction = azal(t)ma. kendine gelmek. healing. improvement. önermek. unique recurring = tekrarlayan. zıt anl. employ recruitment = eleman / personel alma recur = (hastalık. salvage recoverable = yeniden kazanılabilir recovery = 1) (hastalıktan. öneri. 2) ince. uyku vs. zıt anl. integrate. proposal recommended = tavsiye olunur / edilir. retrieval recovery ward = ameliyat sonrası derlenme (kendine gelme) odası recreate = yeniden yaratmak. (olayları) yerli yerine koymak. saflaştırma refit = yeniden kullanıma hazır hale getirmek reflect = yansıtmak.= single. recurrent recycling = geri dönüşüm red blood cell = alyuvar redate = yeniden tarihlemek rediscovery = tekrar keşfetme redistribute = dağılımını değiştirmek. göstermek. yeniden yapma / düzene sokma record (fiil) = kaydetmek.133 recognized citizen = vatandaşlık haklarına sahip kişi recombine = birleştirmek. cut down. zıt anl. suggestion. advice. be related to reference = 1) başvuru. telafi. harmonise. zıt anl.) reflection = yansıma reflux = reflü (yenen yemeğin. kibar. 2) kurtarmak. restore refer to = 1) atıfta / göndermede bulunmak. improve reform (isim) = reform. resort to. 2) işsiz. zıt anl. show. guide. = Başhemşirenin sözleri. 2) yeniden elde etme. crude. tekrarlayan. revision refraction = (ışık için) kırılma refrain (from) = çekinmek. tell. uzlaş(tır)mak.= give in. hastanın durumu ile ilgili kaygısını açıkça yansıtmaktaydı. revival. öksürük vs. zıt anl. improve.= deterioration. geri kazanmak. avoid. reinstitute recreational = eğlence türünden recruit = 1) asker toplamak. get well. repetitive. revitalized www. arıtmak. processed.bademci. 2) (bir iş için) eleman aramak. yenilik. zıt anl. kaynak. işe almak. 4) (bir şey) ile ilgili olmak. yok olmaktan vs. suggested recommended daily allowance = tavsiye edilen / önerilen günlük tüketim miktarı reconcile = aralarını bulmak. worsening. improve refined = 1) rafine. tazelenmiş. direct to.= deteriorate. decrease.com .= increase reduced = azal(tıl)mış. tekrarla(n)mak.

= irregular. coolant refrigerated chamber = soğutulmuş oda refuge = koruma alanı. (olduğuna) inanmak. 2) kayıt memuru registry = bkz. strengthen.134 .) reinforced = güçlendirilmiş reinforced concrete = betonarme reinforcing = destekleyici. münasebet relationship = ilişki. ilişki. reject. çalışma. repeat reject = yadsımak. korku vs.= desirable regrettably = ne yazık ki. concerning.bademci. link.= unrelated related to = (bir şey) ile ilgili relating to = (bir şey) ile ilgili olarak relation = bağlantı. zıt anl. consider regard as = saymak.com . = . devamlı. believe. . tutarlı. anlaşılmak. zıt anl.) register (isim) = sicil. . have a connection with related = ilgili. sağlamlaştırmak. zıt anl. dismiss. adjustment. zıt anl. 2) (bir şeye) sahip olduğu görülmek / gözlemlenmek. deny. ’yi tekrar yürürlüğe koymak reintroduction = tekrar ortaya çıkma reiterate = tekrarlamak. preserve refuse = geri çevirmek. geri çevirme rejuvenate = beslemek.= confusion. with reference to. (olarak) görmek / değerlendirmek. zıt anl. takviye edici reinstate = eski mevkisini / görevini geri vermek reinstitutionalization = tekrardan bir kuruma / yapıya dahil etme. uzman doktora ast). yeniden oluş(tur)mak. fall back relate = 1) (olaylar. rehabilite etmek. depreşmek. zıt anl. deem. bölge. connect. discredit. tescil etmek. record. ilk araştırmalarda elde edilen bulguları destekliyor. tekrar piyasaya sunmak. area. alan. 2) eski kötü huylarına geri dönmek. iyileşmek.= upset. maalesef. inconsistent regular hours = düzenli saatler regulate = denetim altında tutmak. zıt anl. kayıt registrar = 1) İngiltere’de orta konumda hastane doktoru (stajyere üst. arrange. monitor. (The final technical report of the accident reinforces the findings of initial investigations. consider as. invalidate. rule reinforce = desteklemek. refuse. denetim. kontrol. turn down.) ile bakmak / yaklaşmak regarding = ile ilgili. location register (fiil) = 1) kaydetmek. düzenlemek. arrangement. ayarlama. takviye etmek. without considering regardless of the fact that.ÜDS Sözlüğü refreshingly = canlandırıcı / diriltici / umut verici şekilde. işleyiş. mess up regulation = düzenleme. about regardless of = (bir şey)’e bakılmaksızın / bağlı olmaksızın. pay attention.= welcome regrettable = üzüntü veren. uygun egzersiz uygulayarak tekrar eski güç ve yeteneğini kazandırma) reign = saltanat. 2) (bir şey) ile ilgili olmak. zone. register regret = pişmanlık duymak. pitiful. yanlışlığını kanıtlamak. get worse. gerçeğine bakılmaksızın. reddetmek. . .= accept refute = (delillerle) çürütmek. unfortunately regular = düzenli. istikrarlı. dikkate almak. ilinti relative (isim) = akraba relative (sıfat) = göreceli www. canlandırmak relapse = 1) sağlığı kötülemek. tekrar kurumlaştırma reintroduce = yeniden tanıştırmak. confuse. messing up regulator = düzenleyici. despite the fact that regardless of their income = gelirlerine bakılmaksızın regenerate = yenilemek. regrow region = yöre. restore rehabilitation = rehabilitasyon (herhangi bir sebeple çalışma yeteneği azalmış bir organa ya da vücut parçasına. view as regard with = (şüphe. hükümdarlık. pekiştirmek. although. consistent. zıt anl.= exhaustingly refrigerant = soğutucu. zıt anl. monitoring. bağlantılı. geri çevrilmiş rejection = ret.= accept rejected = reddedilmiş. in spite of. (Her surprise registered on her face. çevre. gözüyle bakmak. feel sorry (about). unfortunate. güçlendirmek. adjust. durumlar.= weaken. insanlar) arasında bağlantı kurmak. unsteady. düzene sokmak. zıt anl. bir yasa vs. reddetmek. in connection. kabul etmemek. ayarlamak. kural / kanun koyucu regulatory = düzenleyici rehabilitate = hasarını gidermek. = Şaşkınlığı yüzüne vurmuştu / yüzünden anlaşılıyordu. = Kaza ile ilgili son teknik rapor. stimulatingly. steady. pişmanlık uyandıran. repent.= confirm regain = yeniden elde etmek / kazanmak regard = ilgilen(dir)mek. esef etmek. zıt anl. barınak.

= unreliable reliably = güvenilir bir biçimde. appropriate. yerinde. rahatlamak. bearing. = Tüberküloz. dinlenme relaxed pace = yorucu olmayan tempo relay = aktarmak. (Tuberclosis has been one of the most relentless enemies of mankind throughout history. hesitant. gönülsüzlük. endless. discharge release into = (bir şey)’in içine salmak. din ile ilgili. durumunu korumak. kutsal emanet. trustily. leftover.) piyasaya çıkarmak.= slightly remedy (fiil) = çaresini bulmak. 2) (ilacı bedene) yaymak. insafsız. issue release (isim) = salma / salıverilme. help. pass on. harabe. comparatively relativism = bağıntıcılık. pitiless.= keenness. (His remains were never found. zıt anl.= irrelevant reliability = güvenilirlik. 2) dindar. unwilling. zıt anl. stay. corpse. 2) yardım. noticeably. (Today we rely on computers to perform innumerable tasks. eager reluctantly = isteksizce. alleviation. 2) kurtarmak. comfort. zıt anl. merciless. (konuya) uygunluk.= detain. eagerly rely on = 1) (bir şey ya da bir kişi)‘ye güvenmek / itimat etmek / bel bağlamak / bağımlı olmak. trustworthy. bildiri vs. stay awake. belirgin bir şekilde. = Bugün pek çok işi bilgisayarların yardımıyla başarmaktayız. dindirmek. ferahlatmak. bağımlı relic = (genellikle manevi değeri olan) kalıntı. zıt anl. zıt anl. kurtarmak. (bir şey)’e nazaran relatively = göreceli olarak. zıt anl. discharge. notable.= unreliably reliance = güvenme. arta kalan. considerably.com . 2) ceset. zıt anl. 2) (bir şey ya da birisi)’nin yardımıyla (bir işi) başarmak. dışarı verme.) relief = 1) ferahlama. Nicholas in Demre. nispeten.) re-make = yeniden / baştan yapmak remarkable = dikkate değer. 2) acımasız.= fall asleep remain stable = sabit kalmak. değişmemek remain uncurtailed = azalmadan kalmak remain virtually unchallenged = neredeyse rakipsiz olmak remaining = geriye kalan remains = (çoğul kullanılır) 1) kalıntı(lar). (film. unwillingness. sağlam. yayma. (Her relentless efforts in the clinic were at last rewarded by a promotion. 3) (haber. pious reluctance = isteksizlik. 3) nöbeti devralan kişi relief supplies = yardım malzemesi relief workers = kurtarma ekibi (çalışanları). (There is a plan as to bringing St. düzeltmek. Nicholas’ bones and other relics back to The Church of St. rescue workers relieve = 1) rahatlatmak. loosen. ruin.135 relative to = (bir şey) ile karşılaştırıldığında. zıt anl. görecelik relativity theory = görelilik (izafiyet) teorisi relax = gevşemek.) reluctant = isteksiz. zıt anl. yayılmak. merhametsiz.) REM = uykuda rüyaların görüldüğü süreç.). zıt anl. = Aziz Nikolas’ın kemiklerinin ve diğer kutsal emanetlerinin Demre’deki Aziz Nikolas Kilisesi’ne getirilmesine dair bir plan var. rahatlatma. transmit release (fiil) = 1) salıvermek. emin. depend on.= willing. extraordinary. zıt anl. entrust. ilişki. rescue. alleviate.= ordinary remarkably = dikkate değer bir şekilde. = Davetlerini gönülsüzce kabul ettim. imprison. liberate. intensify. dependence reliant on = (bir şey)’e güvenen / güvenir bir halde. yatıştırmak. connection relevant = konuyla ilgili. zıt anl. dependable. cure. vermek relentless = 1) bitmez tükenmez. gönülsüz. uneager. unwillingly. albüm vs. dışarı vermek. rapid eye movement remain = değişmeden kalmak. olağanüstü.= vary remain awake = uyanık kalmak. restore www. ease. gönülsüzce. zira öyle bir olaya katılamayacak kadar meşguldüm. hafifletmek. nakletmek. 3) nöbeti devralmak religious = 1) dinsel. bel bağlama. = Klinikteki bitmez tükenmez çabaları sonunda bir terfi ile ödüllendirildi. tarih boyunca insanlığın en merhametsiz düşmanlarından birisi olmuştur.bademci. = Cesedi hiç bulunamadı. treat.= willingly. credibility reliable = güvenilir.) basıp yaymak. azaltmak. yadigar.= aggravate.= distrust.ÜDS Sözlüğü .= tighten up relaxation = gevşeme.) relevance = ilinti. zıt anl. (It was with reluctance that I accepted their invitation because I was too busy to attend any such occasion. zıt anl.

redo. yerine koyma. (His stories are too remote from everyday life. 2) kopya. (Will you please repeat what I say? = Lütfen benim söylediklerimi tekrarlar mısınız?). respectable. 2) aslına çok yakın ya da tamamen benzeri kopya. 2) belli bir duruma / hale getirmek. ödemek. zıt anl. zıt anl. make renew = yenilemek. typical. yinelenen deney / deneme. provide. substitute. change. betimleme representative = 1) örnek.ÜDS Sözlüğü remedy (isim) = çare. tekrarlamak yolu ile üretilen şey. için) temizlemek.= infertile reproductively = üreme bakımından / ile ilgili olarak repulsive = itici. çıkarmak render = 1) vermek. zıt anl.= single.= disreputable reputably = saygın bir şekilde. örneği olmak. onarmak. iyileştirmek repay = geri vermek. re-establish. için) kiralama noktası reorder = yeniden düzenlemek reorganisation = yeniden düzenle(n)me repair = onarmak. replicate report (fiil) = rapor etmek. relief reminder = hatırlatma. nam. yeniden oluşturan. unique replace = (bir başkası)’nın yerini almak / yerine geçmek. from a distance. 3) haber reportedly = bildirilene göre. eliminate. güya. pay back repeat = tekrarla(n)mak. recurrent. zıt anl. egemenliğini. uzaktan kumanda ile. recurrence repetitive = yinelenen. alleviation. simgelemek. return.com . 2) mümessil. according to general belief www. replica replication = 1) tekrar(lama). betimlemek. honourably reputation = ün. tipik. distant.= worsening remnant = 1) kalıntı. tıpkı basım. ad. kararların bu temsilciler tarafından alındığı demokrasi türü) reprocessing plant = yeniden işleme tesisi reproduce = 1) kopyalamak. azal(t)ma. 3) (vücuttan dışarı) atmak. 2) parça kumaş remote = 1) uzak. revolting reputable = saygın. 2) üremek. seçtiği temsilciler aracılığı ile kullandığı.) çoğalmak. duplicate replicate (isim) = 1) yinelenen deney / deneme.= closely remotely operated = uzaktan kumandalı remoteness = uzak olma removal = yerini değiştirme. zıt anl. mend renewable = yenilenebilir renewable energy = yenilenebilir enerji renewable resources = yenilenebilir kaynaklar renovate = yenilemek. düzeltmek. gündelik hayattan çok uzak. over and over repetition = tekrar. restore renovation = yenileme. supplant replace with = (bir şeyi başka bir şey) ile değiştirmek. reprodüksiyon reproductive = reprodüktif (üreyebilen). zıt anl. defalarca. act as. 2) göstermek. substitute replacement = replasman. yenilemek. esteem repute = ad. arta kalan şey. give. exemplary. substitution replacement kidney = (eskisinin yerine) nakledilecek böbrek replenish = tekrar doldurmak replenishment = (bir kaptaki eksilmiş olan sıvıyı vs. yenileme replica = kopya replicate (fiil) = 1) (hücre bölünmesiyle vs. fruitful.= install. ortadan kaldırma remove = 1) ortadan kaldırmak. anlatılana göre reporting staff = muhabirlik yapan personel repository = ambar.). kılçık vs. = Tarih tekerrürden (tekrardan) ibarettir. 2) (kabuk.) doldurma. take away. (History repeats itself. yavrulayan. 2) karne. çıkarmak. şöhret reputedly = sözde. yerini alma. = Hikayeleri. correspond to representation = tasvir. supply. hatırlatıcı şey remission = hafifle(t)me. multiply. temsilci representative democracy = temsili demokrasi (halkın. tadilat yapmak. yenileme. sağlamak.bademci. yer değiştirme. çoğalmak. çıkarmak. 2) etkisini geç gösteren remote-control = uzaktan kumanda remote-controlled = uzaktan kumandalı / kumanda edilen remotely = uzaktan.136 . rivayete göre. çoğalan. tiksindirici.) repeatedly = tekrar tekrar. yavrulamak. deva. yineleme. make more. recondition. şöhret. copy. depict. ilaç. esteemed. tekrarlayan. display. 2) benzerini / kopyasını yapmak. repellent. propagate reproduction = üreme. bildirmek report (isim) = 1) rapor. credit. taklit etmek. cure. yinele(n)mek. relaxation. tadilat rental site = (araç vs. değiştirme. replica. imitate. depo represent = 1) temsil etmek. fertile.

pause. react (to) response = yanıt. yükümlülük. regard highly respectability = saygınlık. solungaç gibi gaz alışverişinin gerçekleştiği kısım) respiratory system = solunum sistemi respite = erteleme. karşı koymak. claim requisite = gerekli şey. leftover. olanak. kalıntı. hassas. take after. demand requirement = gereksinim.= irresponsible responsive = 1) duyarlı. live. elasticity resilient = çabuk iyileşebilen. necessity research = araştırma research position = (üniversitedeki) araştırma(cı) pozisyonu researcher = araştırmacı resemblance = benzerlik. 3) azalmak. sakin. elastikiyet. supplies reservoir = hazne. yield to resistance = direniş.137 request (fiil) = talep etmek. call for.= vulgarity respectful = saygılı respective = (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken) respectively = sırasıyla. look / be like. = Basel ve Brüksel kentleri sırasıyla İsviçre ve Belçika’dadır. residence. compel. recover resort = tatil beldesi. 2) dinlenme rest on = (bir şey)’e dayanmak. exemption responsible (for) = (bir şeyden) sorumlu. içinden geçen elektrik akımına gösterdiği direnç) resolution = 1) karar. supply. 2) doktorluk ihtisas devresi resident = bir yerde oturan kimse. solve. karşı koyma.= unresponsive rest = 1) (‘the rest’ şeklinde kullanılır) geri kalan kısım. ask. arta kalan.= immunity. zıt anl. employ resource = kaynak. kendini çabuk toparlayan. rezervuar reset = yeniden ayarlamak / başlatmak re-settle = yeniden yerleşmek. karşılık. withstand. count on. havza. enduring. 2) ikamet ile ilgili. dweller. means respect = 1) (kurala) uymak. reply. (bir şey)’i gerektirmek. (The cities of Basle and Brussles are in Switzerland and in Belgium respectively. çözüm. zorunlu kılmak. 2) cevap vermeye istekli. tepki göstermek. necessity. dinlenme yeri resort to = (çare olarak bir şey)’e başvurmak. depo. leftover. zıt anl. blame. oblige. ayırmak reserves = rezerv.= delicate. tender resistivity = özdirenç (birim uzunluktaki bir materyalin. reactive. decide. zıt anl. mola. hava alıp verme respiratory = solunumla ilgili. üzerinde bulunmak.com . oppose. obey. relaxed resting blood pressure reading = istirahat halinde tansiyon ölçümü www. güçlükleri yenme yeteneği olan resin = reçine resist = direnmek. andırmak. gücenik. hardy. (birden fazla unsur için) her birinin ayrı ayrı (özelliklerinden bahsederken). talep. alter reside = ikamet etmek. relief respond (to) = karşılık vermek. hindrance.= surrender.= differ from resent = içerlemek resentful = küskün. zıt anl. dargın. ask for request (isim) = istek. remaining residue = artık.ÜDS Sözlüğü . dignity. oturmak. be (under) the responsibility of rested = dinlenmiş. demand.) respiration = soluma. 2) itibar göstermek. zıt anl. tepki. dirençli. liability. dilek. zıt anl. (bir şey)’den destek almak.bademci. rica. be supported by rest with = (bir kişi)’nin sorumluluğunda olmak. mesken. inhabitant residential = 1) yatılı. taşınmak resettlement = yeni bir yere / bölgeye yerleşme reshape = yeniden şekillendirmek. similarity. kaynaklar.= distinction resemble = benzemek. (bir şeyin) sorumlusu. decision. offended reserve = saklı tutmak. göçmek. dwell residency = 1) ikametgah. ihtiyaç. opposition resistant (to) = dayanıklı. zıt anl. remainder resiliency = esneklik. reaction responsibility = sorumluluk. 2) çözünürlük (bilgisayar ekranı. iyiye gitmek. konutlar için ayrılmış bölge) residual = artık. demand require = (bir şey) istemek. solunuma ait respiratory bronchiole = akciğerlerde hava keseciklerine kadar ulaşan en küçük kanallar respiratory surface = solunum yüzeyi (canlılarda akciğer. 2) karar vermek. (kökünü / temelini bir yerden) almak. confront. fotoğraf makinesi gibi cihazların detayları görüntüleme kapasitesi) resolve = 1) çözmek. depend on. zıt anl. (residential area = ikamet alanı.

same reversible = geri döndürülebilir. zıt anl.= free. 2) vahiy.) köklü bir şekilde değiştirme. zıt anl. control. ortaya çıkarmak. uyanış.138 . restrain. huzursuz. kararı vs. show.= calm. tamamen değiştirmek www. yasaklanmış. 2) (işlerin vs. yasak. diriltmek. suspend resumption = yeniden başlama. hasılat. keeping in memory. disclose. confined.= relief. özel izni olmayan gazeteciler ve halk için yasak bölge ilan edildi. için gerilik) retention = 1) alıkoyma. limited. sahip olmak. 2) akılda tutmak. devrim niteliğinde revolutionise = devrim niteliğinde değişiklik yaratmak. zıt anl. tutma.ÜDS Sözlüğü restless = hiç durmayan. be caused by. geri gitmek. zıt anl. 2) geri verme. ayaklanma revolution = devrim revolutionary = devrimci. go over revise = gözden geçirip düzeltmek. (The town is announced to be a restricted area barred to people and journalists without special authorisation. zıt anl.= give up. = Kasaba. iade etme return to favour = şansı dönmek. unlimited restricted = kısıtlı. revival retain = 1) tutmak. opposite. zıt anl.= conceal.= abandon. tell. fix. contrary. hurried. diriltme. reconstruct restrain = 1) dizginlemek. baskı. change to the contrary reverse (sıfat) = aksi. uneasy. revive resuscitation = yaşama döndürme. zıt anl. karşı saldırı. backward. income reverberate = yankılanmak. hide revelation = 1) açığa çık(ar)ma. limited. disclosure.= free. yeniden incelemek. (bir şey)’e yol açmak / neden olmak. ters. modification revitalize = yeniden canlandırmak. (bir şey)’in sonucu olmak. peaceful restless leg syndrome = huzursuz ayak / bacak sendromu (huzursuzluk nedeniyle ayakları / bacakları devamlı hareket ettirme hali) restorative = şifalı. holding. zıt anl.= covering up. keep. kazanç. remake revive = canlan(dır)mak. saygı göstermek reversal = 1) (bir siyasi anlayışı. let go. (yeniden) hayat vermek revolt = isyan. kendinde saklamak. sınırlamak. canlanma.= forward. muhafaza etmek. sınırlı. zıt anl. geri. restriction. dizginleme. zıt anl. restart. suppress.) restriction = kısıtlama. eski haline döndürmek.= relieve restraint = kısıtlama. reestablish. carry on.) tersine dönmesi reverse (fiil) = (pervaneyi vs. sürdürme resurgence = tekrar faaliyete geçme. curative restore = restore etmek. (bir şey)’e dönmek review = yeniden gözden geçirmek. açığa vurmak.= set free. healing. indulgence restrict = kısıtlamak. enlarge restricted = 1) yasak. limiting restructure = yeniden yapılandırmak. unlimited. zıt anl. withdraw return = 1) geri dön(dür)mek.= forget rethink = yeniden / tekrar düşünmek retire = emekliye ayrılmak retirement = emeklilik retract = geri / içeri çek(il)mek. modify revision = gözden geçirip düzeltme. tersine / geri çevirmek. sınırlı. sınırlayıcı. sınırlamak. limit. control. diriliş.com . keep in (one’s) mind retaliation = (bir saldırıya) yanıt / karşılık.= broaden. kontrol altına almak. continue. zıt anl.bademci. sonuçtaki resume = yeniden başlamak.= irreversible revert to = (bir şey)’e geri gitmek. tabuları yıkmak. 2) hafızada / akılda tutma. cause resulting = sonuç olarak ortaya çıkan. come from result in = (bir şey) ile sonuçlanmak. alıkoymak. parallel. çığır açan. reaction retardation = retardasyon (zeka vs. iyileştirici. hold. keeping. limitation restrictive = kısıtlayıcı. revive revival = 1) yeniden canlanma. ayet revenue = gelir.= release. revival resurrect = yeniden diriltmek / canlandırmak / ortaya çıkarmak. aktif hale gelme. tornistan etmek. reorganise restructuring = yeniden yapılandırma result from = (bir şey)’den meydana gelmek / çıkmak / doğmak / kaynaklanmak. 2) (film. aksetmek revere = hürmet etmek. go back. 2) kısıtlı. yeniden popüler olmak return to power = iktidara dönmek return to prominence = tekrar ünlenmek / rağbet görmek return to the fore = tekrar ön plana çıkmak reveal = göstermek. kalınan yerden devam etmek. suppression. keşif. zıt anl. zıt anl.) ters yönde çalıştırmak. eski haline getirilebilir. forbidden. zıt anl. 2) kısıtlamak. canlandırma. tiyatro oyunu için) geçmişte sahnelenmiş bir eseri (farklı oyuncular ve farklı yorum ile) yeniden sahneleme.

saçma.bademci.= left right across = her tarafına. opponent. deformable rigidity = katılık. throughout. için) kavurmak. zıt anl. increase. unsafe. (bir duruma vs. kükreme roast = (kahve çekirdeği vs. zihinsel işlevlerde bozukluk gibi belirtilerle başlayıp kısa zamanda bilinç kaybı ve ölüme uzanabilen akut hastalık) rhetorical = söz sanatına özgü rheumatoid arthritis = romatoid artrit (genellikle el parmakları.) right across the world = dünyanın diğer ucu(ndaki) right away = hemen. = Arap kadınlar oy verme hakları için seslerini yükseltmeliler. immediately right from the very start = ta en başından beri right of appeal = temyiz hakkı. fastforward rewire = (elektrik tesisatını) yeniden bağlamak / çalışır hale getirmek Reye’s syndrome = Reye sendromu (genellikle çocuklarda. firm. artmak. floppy. üst mahkemeye itirazda bulunma hakkı right-hand side = sağ taraf. tırmanmak. = Hastalık. competitor rivalry = rekabet. sert. baş ağrısı. zıt anl.= lenience rigidly = sıkıca. (et ve diğer yemekler için) fırında pişirmek www. kemik yumuşaması ile belirgin bir hastalık) rid of = (bir şey)’den kurtarmak.= left-hand side rightly = haklı olarak. ülkenin her tarafına yayıldı.). (birisi) kadar iyi olmak. stiffly. free from. zıt anl. ribonucleic acid roar = gürleme. tight. beat rib = kaburga ribozyme = ribonükleik asit enzimi (diğer RNA moleküllerinin bölünmesinde katalizör olarak görev gören RNA molekülü) rice hull = pirincin dış kabuğu rice-based diet = pirince dayalı beslenme rich in vitamins = vitamin bakımından zengin riches = zenginlikler Richter Scale = Richter Ölçeği (sismolojide kullanılan. eğilip bükülmeyen.= safe ritual = ayin. gülünç duruma düşürmek ridiculous = gülünç. dikkatli. şekli bozulmayan. at once. (kaseti) geri sarmak. derhal.) meydan okumaya hazırlanmak risk of infection = enfeksiyon riski (bulaşma tehlikesi) risk-free = tehlikesiz risk-taking = risk alan risky = riskli.= flexible.ÜDS Sözlüğü . el ve ayak bilekleri. zıt anl. compete with rival (isim) = rakip. correctly right-wing = sağcı rigid = katı.139 revolve = bir nokta veya eksen etrafında dönmek reward = ödül. isyan rioter = isyancı. break free from ridge = (coğrafya terimi olarak) sırt. relaxed rim = kenar. edge riot = ayaklanma. kusma. kafiye rhythm = ritm. sıkı. adet rival (fiil) = (birisi) ile rekabet etmek.com . muhtemelen virüs enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen. zıt anl. başkaldırı. silly right (fiil) = düzeltmek right (isim) = 1) hak.= decrease rise to importance = önem kazanmak rise to the challenge = zorluklara göğüs germek. asi.= loosely rigorous = özenli. rebel. tatmin edici. strict. dayanıklı. ayaklanmacı. 2) sağ (taraf). relieve rid (oneself) of = (kendini) (bir şey)’den kurtarmak. border. mature rise = yükselmek. zıt anl. zıt anl. zıt anl. kalça ve omuz eklemlerinde görülen ve şekil bozukluklarına yol açan eklem iltihabı) rhodanese = rodanaz (hücre ve bakterilerde bulunan. sağlam. ayak. competition RNA = ribonükleik asit (protein sentezinde rol alan genetik materyal). kristalize olabilen ve katalizör görevi görerek siyaniti zararsız hale getiren bir tür enzim) rhyme = uyak. küçük dağ sırası. (Arabic women must stand up for their voting rights. kurallardan şaşmayan. zıt anl. insurgent ripe = olgun ripen = olgunlaş(tır)mak. prize. (The disease spread right across the country. satisfactory rewind = geri almak. strictness. dağ silsilesi ridicule = alay konusu etmek. sertlik.= lax. dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranlarını belirleyen ve sınıflara ayıran uluslararası bir ölçüm birimi) rickets = raşitizm (çocuklarda D vitamini eksikliği ve yeterince güneş ışığı görmeme sebebiyle oluşan.= punishment rewarding = doyurucu. sağlam bir şekilde.

yıkmak. Ö. devre dışı bırakmak. pierce www.com . S. delip geçmek. hükmetmek. israf etmek. operate. döküntü. Aspendos. exclude. derelict. için) rotasyon. (bir eksen etrafında) dönen rotate = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dön(dür)mek. bit(ir)mek. downfall ruined = harabe halinde. judge. kökünden sökmek rot = çürümek.= accurately. harabe. strong. 2) hüküm verme. devastated. construct ruin (isim) = yıkım. operate on run out (of) = 1) yit(ir)mek. kendi başına buyruk. elemek. Roma’ya veya Roma Devri’ne ait Roman Empire = Roma İmparatorluğu (M. nonsense. 3) tekrarlamak. approximately. 4. zıt anl. S. tükenmek. para ve ölçü birimleri konusunda standartlar geliştirmiş. kural. (eleman ya da ekin türünü değiştirme işi) rough = 1) kaba. 2) (kılıç. Ö.) enjekte etmek run about = etrafta koş(uş)turmak run aground = karaya oturmak run away from = (bir yer / birisi / bir şey)’den kaçmak. zıt anl. zıt anl.= frail.= restored. 2) zor. mühendislik. aşağı yukarı. 2) (bir işi) sırayla yapmak rotation = 1) (kendi ekseni veya merkezi etrafında) dönme. unexpected rogue state = uluslararası antlaşmaları tanımayan. elinden almak.ÜDS Sözlüğü rob (of) = yağma / talan etmek. 2) taşmak. devastate. decide rule of law = 1) hukuk kuralı. 3) engebeli roughly = kabaca. kökünü kazımak. çalmak. 2) geçerliliğini yitirmek.= restore. dizi royalty = 1) imtiyaz / patent / telif hakkı / ücreti.). bazilika gibi binaların yüzde doksanından fazlasının yapımına önayak olmuş. manage. karar alma run = 1) işletmek. 2) (zaman) geçmek. more or less. about. gözden geçirmek run through = 1) çabucak tüketmek. zıt anl. yoksun bırakmak. yy arasında tüm Akdeniz havzası çevresine egemen olmuş ve edebiyat. 30 ile M. yy içerisinde savaşlardan uzak.bademci. kalıntı. yönetmek. precise. önlemek. S. tahrip. tüketmek. gürbüz. çöküş.= accurate. o ailede sıkça görülmek run off the same system = aynı sistemi kullanarak çalışmak run on = 1) durmadan konuşmak. Perge. döşediği taş yollar ile birbirine bağlamış. hüküm. Myra gibi tanınmış antik kentlerde kalıntıları görülebilen tiyatro. 376 yılları arasında kalan dönem) root out = ayıklayıp atmak. expire run over = 1) ezmek. ekin vs. exhaust. approximate. mimari alanlarında derin kültürel izler bırakmış. garbage ruin (fiil) = harap / perişan etmek. sıkıntılı. (I am afraid we have run out of antibiotics. meydan vermemek. 3) (bir şey) ile çalışmak. yy ile M. 2) hukukun üstünlüğü rule of survival = hayatta kalma kuralı rule out = yok saymak. rota routine = rutin. deplete. zıt anl. yaklaşık olarak. destroy. hukuk. düzen (aynı işin / işlerin belli aralıklarla tekrar edilmesi) routinely = rutin olarak row = sıra. güçlü.= include ruler = 1) ülke yöneticisi. exact. 2) (personel. Türkiye’de bulunan Side. escape from run counter (to) = (bir şeyin) aksi yönünde olmak / seyretmek run down = 1) kötülemek. 2) cetvel ruling = 1) yasa. use up. use up. yıkıntı halde. engellemek. = Korkarım ki antibiyotiğimiz tükendi. bıçak vs. refah içinde yaşatarak “Roma Barışı” diye bir kavramın oluşmasını sağlamış. weak rogue = beklenmedik. ile) delmek. remains rule = karar vermek. go bad rotary = dönel. küçül(t)mek run in a family = bir aileye ait bir vasıf / özellik olmak. 2) kraliyet ailesi rubber bullet = plastik mermi rubber-coated = plastik kaplı rubbish = 1) saçma. sound. destroyed. büyük ekonomik ve askeri gücü ile egemenlik alanındaki halkları özellikle M. take. aleyhinde konuşmak. zıt anl. 1. 2) azal(t)mak. pass. düzen bozucu ülke role model = rol modeli. reconstructed ruins = yıkıntı. yıkılma. 2) (ilacı damarlara vs. Makedonya’dan Mezopotamya’ya kadar tüm bölgeleri. örnek alınan kişi veya şey roll (on / by) = (zaman için) geçip gitmek Roman = Romalı. saçmalık. 2. decompose. hamam. çalıştırmak. güzergah. dinç. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarından biri) Roman times = Roma Devri (M. exactly route = hat. ortadan kaldırmak. 2) çerçöp. takribi.140 . steal robotics = robot bilimi robust = sağlam.

hurry. tear apart rupture (isim) = yırtık. kırılma rural = kırsal.= fall. increase. kentsel olmayan. hızla akmak rush (isim) = koşuşturma.= urban rush (fiil) = 1) koşarak gitmek. kırık.141 run up = art(tır)mak. zıt anl. rise. zıt anl. zıt anl. köy hayatına ait. 2) saldırmak. tarmac rupture (fiil) = kırmak. uçak pisti. raise.com . taşra.= delay. acele et(tir)mek.ÜDS Sözlüğü . break. decrease running cost = işletme maliyeti running water = su tesisatından sağlanan / akan su runway = pist. acele etme rushing = hızla akan rush hour traffic = trafiğin en yoğun olduğu saat(ler) www. linger. yüksel(t)mek.bademci. yırtmak.

limited. sufficiently.= unsatisfactory.= danger. derece.) scarcity = kıtlık.= dangerous. söz gelimi scale = ölçek. hazardous safe haven = güvenli sığınak safeguard = korumak.= abundant. emdirmek saturated = doymuş saturated fat = doymuş yağ. zıt anl. zıt anl. himaye etmek. hijyenik hale getirme sassafras = Kuzey Amerika ve Asya’da yetişen bir tür küçük ağaç satellite = uydu satellite-borne = uyduya yerleştirilmiş S satiate = doyurmak.= abundance www. zıt anl. rezil. rezalet. kollamak. zıt anl. zıt anl. 2) temizleme. ceza. shameful Scandinavia = İskandinavya (Kuzey Avrupa’da. kum fırtınaları sebebiyle erozyona uğramış sane = aklı başında. = O benim arkadaşlarımdan biri değil. poor saturate (with) = doyurmak. doygunluk save up = bir süre içinde yavaş yavaş biriktirmek say = örneğin. güvenlik. muhafaza etmek. inadequacy. hijyenik olma hali). Norveç. pul pul olma scan (fiil) = 1) taramak (ışınların hareketini algılayan bir aygıtla görüntülemek). kanun. güvenli. zıt anl. protect safely = güvenli bir şekilde safety = emniyet. kepazelik scandalous = skandallarla / kepazeliklerle dolu. İsveç ve Finlandiya’yı içeren yarımada) scanning tunnelling microscope = kuantum tünelleme yöntemiyle çalışan. güçlükle. harmless. acceptable. onu çok az tanıyorum. utanç verici.= insane sanitary = sıhhi.= unsaturated fat saturation = doyma.bademci. depressed. refuge. give up. sağlıkla ilgili sanitary condition = hijyen. security. az. rare. temizlik sanitary sewer = sıhhi kanalizasyon tesisatı sanitation = 1) sanitasyon (temiz. zıt anl. ample scar (fiil) = yara izi bırakmak scar (isim) = yara izi scarce = az bulunur. üzücü.= enough. kıt. depressing. look through scan (isim) = tarama. doygunluk. zıt anl. sergi salonu sample (fiil) = denemek. specimen sampling = örneklem(e) sanction = 1) yaptırım. mabet sandstone = kumtaşı (kum tanesi büyüklüğünde mineral veya kaya tozlarından oluşmuş bir tortul kayaç türü) sandstorm-scoured = kum fırtınaları tarafından aşındırılmış. rewarding. 2) yakından incelemek browse. skala scale model = ölçekli model scaling = pullanma. az bulunma. inadequate.com . reklam / tanıtım yazıları saline = tuz içeren (serum ve benzeri sıvı) salinity = tuzluluk derecesi salmon farming = çiftliklerde somon balığı yetiştiriciliği salon = salon. zihinsel bir hastalığı olmayan. yetersiz. fullness satiety centre = (beyindeki) doyma / tokluk merkezi satisfactorily = tatmin edici bir şekilde. maddeleri atom seviyesinde görüntülemeye yarayan mikroskop scant = sınırlı. çok az. poorly satisfactory = doyurucu. karar sanctuary = kutsal yer. secure. example. tatmin etmek satiation = doygunluk satiety = doyum. scant scarcely = nadiren. (She is not a friend of mine. yakın inceleme scandal = skandal. try sample (isim) = örnek. deficiency. adequate.= unsatisfactorily. adequately.= cheerful safe = emniyetli.S S SS sacred = kutsal sacrifice = feda etmek. tatmin edici. zıt anl. forfeit sad = üzgün. numune. barely. I scarcely know her. hazard safety rule = emniyet kuralı. hardly. zıt anl. 2) onay. emniyet yönergesi sail = yelken sales literature = satış sloganları.

human nature turns to another. düzen. ders programı scheduled = programlanmış scheduled for = (belli bir zaman)’da (gerçekleştirilmek üzere) programlanmış / planlanmış scheme = hareket planı. perdelemek. oturacak yer sağlamak seat (isim) = 1) (herhangi bir konuda otorite olan) merkez (şehir.= fundamental. 2) burs school = ekol. olanak score = puan scores of = çok sayıda (score = 20. scores of = yirmilerce (düzinelerce gibi bir ifade)). monitor. okul schooling = eğitim. odour sceptic = şüpheci kimse sceptically = kuşkucu bir şekilde. 2) fırsat. (If one scheme of happiness fails. mevsim. olay. korumak. sahne. araştırma. faaliyet alanı. görüntü. yaymak. eskiden denizciler arasında yaygın olan bir hastalık) sea bindweed = denize yakın kumullarda yaşayan pembe-mor çiçekli asma türü bir bitki seabed = deniz dibi seafloor = deniz tabanı seafood harvest = deniz mahsulleri hasadı seal (fiil) = 1) sızdırmayacak / ayrılmayacak şekilde birleştirmek. insan doğası bir başka plana yönelir. smell.com . primary www. akademisyen scholarship = 1) bilim. ikincil. dalgıç sculpt = heykel yapmak sculpture = yontu. proje. ürkütücü scatter = serpmek. disperse scattered = (oraya buraya) dağılmış. dönem. = Eğer bir mutluluk planı başarısızlığa uğrarsa. yayılmış. tırmalamak scream = çığlık screen = 1) incelemeden geçirmek. (belirli niteliklere sahip şey veya kişilerin kapsamlı araştırmalar sonucunda belirlenmesi) screening programme = tarama programı (belli bir hastalığı belirleme amacıyla insanların muayeneden geçirilmesi / taranması) screening test = eleme testi. (bir şey)’i küçümsemek scope = 1) kapsam. bir mevsime özgü seat (fiil) = otur(t)mak. extent. 2) mühür seal off = sızdırmayacak şekilde kapamak. suspiciously scepticism = kuşkuculuk. 2) koltuk seaward = denize doğru seaweed = deniz yosunu second year running = üst üste ikinci yıl secondary = ikinci derecede. education science fiction = bilimkurgu scientific = bilimsel scientific definition = bilimsel tanım scientific discovery = bilimsel buluş scientific potential = bilimsel potansiyel scoff at = (bir şey) ile alay etmek. saçmak. sight scene of disaster = felaket bölgesi scenery = doğal manzara scenic = manzaralı scent = koku.143 scare = korku scare away = korkutup kaçırmak scarlet fever = kızıl hastalığı scary = korkutucu. dispersed scene = manzara. essential. şüphecilik schedule = program. period seasonal = mevsimlik. heykeltıraşlık scurvy = iskorbit (yetersiz C vitamini alımına bağlı. tarama testi screw thread = vida dişi (vida bedeninin çevresindeki sarmallardan her biri) script = el yazısı scroll = parşömen tomarı / rulosu scrutiny = derinlemesine inceleme.ÜDS Sözlüğü .bademci. tarife. investigation scuba diver = (oksijen tüpü ile dalan) balıkadam. subordinate. 2) gizlemek. alan. tertip.) schizophrenia = şizofreni hastalığı scholar = bilgin. saha. zıt anl. lots of scourge = 1) bela. 2) mühürlemek seal (isim) = 1) fok. 2) kırbaç scouring = aşındırma scrape = sürtmek scratch = kaşımak. felaket. strategy. tamamı denizin altında bulunan dağ) seaport = liman sea-route = deniz yolu seashell = deniz kabuğu season = sezon. conceal screening = tarama. mühürlemek. subsidiary. block off seamount = sualtı dağı (zirvesi de dahil. dağıtmak. sekonder. hide.). range. heykel. kurum vs. tali.

seçme şeyler bütünü. baştan çıkartmak sedum = damkoruğu bitkisi see at a glance = ilk bakışta görmek / farkına varmak see (to it) (that) = . . araştırmak. kesit. ayrım seismologist = sismolog (deprembilimci) seize = tutmak.com . summon www. kesim. = Bol miktarda et yesin / yedirin / yediğinden emin olun. oturarak geçirilen / yapılan sediment = tortu. release. el koymak. (bir şey) getirtmek. appear to seem to be = gibi görünmek. diyabete bağlı gelişen böbrek yetersizliği) second-hand smoke = pasif sigara dumanı (sigara içmeyen insanları etkileyen sigara dumanı) second-rate = (kalite bakımından) ikinci sınıf. mezhepsel section = kısım. kanına girmek. bir şey yapmak için uğraşmak seek waiver = (aleyhte bir kuralın / kanunun uygulanmasından) vazgeçilmesini istemek. look for. hastalıklar nedeniyle geçirilen) nöbet seldom = nadiren. titizlikle. . ilaçla sakinleştirmek sedation = (yatıştırıcı bir ilaçla) yatıştırma. olduğundan emin ol(un). örn. ensure securities = menkul kıymetler (bir finansal değeri temsil eden banknot. help seed = tohum seed coat = tohum kabuğu seek = 1) (bir şey yapma)’ya çalışmak. get. zıt anl.) see off = (bir kişiyi) geçirmek / uğurlamak / yolcu etmek see through = (zor bir durumda) desteklemek. 2) aramak. take over. sağlamak. (bir şey) olduğu anlaşılmak. dilim. sedatif (ilaç) sedentary = hareketsiz olarak devamlı oturan.bademci. catch.= often selected = seçilmiş selection = seçim. zıt anl. free seize on = alıp kullanmaya hevesli olmak. kısım. pursue seek to do smt = bir şey yapmaya çabalamak. sakinleştirme sedative = sakinleştirici.144 . öncesi) uyutmak.ÜDS Sözlüğü secondary condition = ikincil sağlık sorunu (bir hastalıktan kaynaklanan nispeten daha önemsiz ikinci bir rahatsızlık. carefully self-confidence = kendine güven self-esteem = özsaygı.= dependent self-supporting = kendi kendine yeterli semester = sömestr. dilim segregation = fark gözetme. salgı sect = mezhep sectarian = mezhepler ile ilgili.= give up. çökelti seduce = ayartmak. hook onto seizure = (sara vs. support. haysiyet self-maintenance = kendini idame etme. gizem. ele geçirmek. ayrı tutma. peşine düşmek. try (to). collection selective = seçici (kişi). part secular = laik (dinsel konular ile devlet yönetimini ayrı tutan) secure = güvence altına almak. inquire. appear to be seemingly = görünüşe göre. pek az. yakalamak. özellikle itinayla seçilmiş (şey) selectively = seçici olmaya çalışarak. yarıyıl semiconducting = yarı iletken özellik gösteren semiconductor = yarı iletken (elektronik devre üretiminde kullanılan bir tür malzeme) semi-dome = yarım kubbe seminal = kendisinden sonrakilere kaynak teşkil eden türden (araştırma / çalışma) semi-saline = yarı tuzlu semi-settled = yarı yerleşik semi-transparent = yarı-saydam send for = (birisi)’ni çağırtmak. apparently seep = sızmak segment = parça. kendi kendine bakma self-perception = kendini idrak / algılama / kavrama self-replicating = kendi kendini çoğaltan self-satisfaction = kendinden hoşnut olma self-sufficient = kendine yeterli. (bir tür) taviz / ödün beklemek seeker = arayan kişi seem to = (bir şey yapar) gibi görünmek. seçki. zıt anl. discriminatingly. esrar secrete = salgılamak secretion = salgılama. düşük kalitede secret = sır. rarely. grab. protection sedate = (hastayı operasyon vs. yardım etmek. seyrek. tahvil gibi belgeler) security = güvenlik. parça. ele geçirmek. hisse senedi. bölüm. (See to it that he eats plenty of meat. take. kesim.

yerleş(tir)mek. sınav vb. (bir şey)’e mahkum etmek. duyarlık. 2) (ateş için) yakmak set (isim) = seri. kenara bırakmak. realistic. birbirinden uzaklaştırmak. fix. duygu. hüküm sentence of death = idam kararı sentence smo to (a punishment) = ceza vermek. tranquil. zıt anl. develop.com . zıt anl. rational. bağımsız. duyarlılık sensible = mantıklı.= foolishly sensitive = duygulu. …olarak hizmet etmek serve to = (bir şey)’e yaramak serve up = sağlamak. temin etmek. bölmek. (bir şey)’e yaramak. 2) feshetmek. 2) yerine otur(t)mak. serve service (isim) = hizmet. emotional. commence. 2) yolcu etmek send out for = (bir şeyin) gönderilmesi için sipariş vermek send smt tumbling = bir şeyi devirmek / yıkmak Senegal = Senegal (Batı Afrika’da yer alan bir ülke) senescence = yaşlılık. anlamak.145 send off = 1) (mektup. perceive. bir gruba ait olma hissi sense of humour = espri / mizah anlayışı sense of pattern = desen anlayışı sensibility = ayırt etme yetisi. zıt anl. alıngan. sıra serious = ciddi. geriye atmak.= insensitive. sezmek. zıt anl. responsiveness. reasonably. start set off = 1) çalıştırmak. grasp sense of community = topluluk / birliktelik duygusu. infirm senior = yaşça büyük. emotion. fix in set in motion = harekete geçirmek. insensible sensibly = mantıklı bir şekilde. dingin. birbiri ardına gelmek. sıra. unrelated. dizilmiş sequencing = sıraya sokma serene = berrak. seri. durgun. yola koyulmak. dizi. peaceful series = dizi. farklı. sympathetically sensitivity = duyarlılık. girişmek. birbirini izlemek. 2) (bir işe) girişmek. 3) yola çıkmak set out = başlamak. set off. (The paintings of the artist are exhibited in a chronological sequence. hassas biçimde. yerleştirmek.= stay. hassasiyet. significant serious health consequence = (bir şeyin sonucu olarak ortaya çıkan) ciddi sağlık problemi seriously = önemli ölçüde. zıt anl.) göndermek. delicate. ayırma. halt www. ciddi miktarda serve (to) = (bir şey)’e faydası olmak / hizmet etmek. kıdemli / üst düzey senior management = kıdemli / üst düzey yöneticiler sensation = 1) duyu. dizi set a good example = iyi örnek olmak. iptal etmek set back = (ilerlemesini) geciktirmek. 2) heyecan uyandıran olay. = Ressamın tabloları.) koymak / belirlemek. start. leave.= unify separate (isim) = (birbirinden) ayrı. thickskinned sensitively = duyarlı şekilde. kronolojik bir sıra içerisinde sergilenmiş. punish smo with (a punishment) sentiment = duygu. tartışma. cevap vermek. provide service (fiil) = hizmet etmek. duyarlı. celse set (fiil) = 1) ayarlamak. exciting.ÜDS Sözlüğü . paket vs. fit into. break-up. opinion separate (fiil) = ayırmak. düşünce. zıt anl. akla uygun. perform serve a purpose = bir amaca hizmet etmek serve as = görevini görmek. önemli. become. emotion. record set down to = (bir şey)’i bir nedene bağlamak set foot = (bir işe / yere) adımını atmak set in = 1) (hastalık vs.) sequenced = sıralanmış. başlatmak. feeling. eli ayağı tutmaz olmuş. sensual sentence = karar.= insensitivity sensory neuron = duyusal nöron / sinir sensory response = duyusal tepki sensuous = duyulara hitap eden. hassas. established.= foolish.= unification separatism = ayrılıkçılık septic sore throat = septik (mikrobik) farenjit sequence (fiil) = sıralamak. senesans senile = bunak. servis serving = porsiyon session = (tedavi. iyi bir örnek oluşturmak set aside = 1) bir tarafa koymak. birbirinden uzaklaştırma.= united separation = ayrılma. zıt anl. establish.bademci. begin. aklı başında. huzurlu. embark (on). yerleşmek. unconnected. zıt anl. sekans. split. delay set down = 1) (kural vs. amaçlarla yapılan) oturum. 2) yazarak kaydetmek. için) kalıcı hale gelmek. start. akıllıca. postaya vermek. başlatmak. sansasyon sense = algılamak. order sequence (isim) = ardışıklık.

build. siper olmak.) yaymak.= lightly. to . zıt anl. üstünden atmak shed (isim) = 1) sundurma. zıt anl. kıtlık. shortage short-lived = kısa ömürlü. barınak. rol almak.ÜDS Sözlüğü set over = (bir şeyi bir şeyin) üstüne yatırmak / koymak set up = (sistem. karara varmak / bağlamak. firm. shift position = pozisyon değiştirmek shipping = gemicilik. zıt anl. başarısızlık.) kurmak. bina vs. 2) keskin bir şekilde. kusurlar. korunak sheltered = korunmuş.= long-term short-term memory = kısa süreli hafıza www. aniden büyük miktarda shatter = 1) paramparça etmek. 2) ortam. 2) (ayın) karanlık tarafında shaft = şaft. inşa etmek. take refuge (in) shelter (isim) = sığınak. katı. yakın zamanlı. konusunun geçtiği) mekan ve zaman. rigid. various severe = sert. kırkma shed (fiil) = 1) (yaprak. sternly. tuzla buz etmek. şiddetli. zıt anl. değişmek. = (bir şey)’den (bir şey)’e kaymak. kısa süreli. yön değiştirmek. sığ shape = şekil share (fiil) = paylaşmak share (isim) = 1) kısım. 2) bozmak. çökerek yerleşmek settle down = 1) (bir yere) yerleşmek / yerleşmeyi tamamlamak. alter shift from … to . çok. erect. many. kısa yol shortfall = eksik. . institute. açık. diffuse. iskân etmek. gently.com .= destroy.= breakthrough setting = 1) (bir romanın vs. 2) sığınmak.= softly.= soft. seriousness sewage = pis su. demolish. lağım suyu. için) kabuk shelter (fiil) = 1) korumak. deficiencies shortcut = kestirme. cover. . (yün) kırkmak. sakinleşmek. mil shake = sarsmak. sürgün shop display material = dükkanda sergilenecek malzeme shoplifting = dükkanlardan mal çalma shortage = eksiklik. korunaklı shield (fiil) = korumak. kesim.146 .) dökmek. 2) (bir şey)’i aydınlatmak (bilgi vermek). (bir olay)’a ışık tutmak shed new light on = (bir şey)’i yeni bir anlayışla açıklamak / aydınlatmak sheep-rearing = koyun yetiştirme sheer = saf. misfortune. salyangoz vs. 2) pay share a common origin = ortak bir köke / geçmişe sahip olmak share in = pay sahibi olmak. dikmek. 2) halletmek. zıt anl. serious. 2) ödeme. tam. şiddet. çözmek. calm settle on = (konusunda) karara varmak. resolve settle back = çökmek. (While he was chopping wood.) several = ikiden çok. decide on settlement = 1) yerleşim yeri. pek çok. ayrılmak. 3) (ışık vs. kır(ıl)mak. gözyaşı. found. 2) baraka. zıt anl. 4) (bir şey)’den kurtulmak. . smash. ciddi. inhabit. ciddiyet. biçmek shearing = kesme. switch. deficiency.)’yi aydınlatmak. harap etmek. conclude. sapmak. yola gelmek. sallamak shallow = derin olmayan. = Ağaç keserken eli koptu. örtmek. harshly. break. geçici short-lived benefit = kısa ömürlü fayda shortness of breath = nefes darlığı short-term = kısa vadeli / süreli. zıt anl. harshness. difficult. şiddetle. payment sever = ayırmak.bademci. harshly. . yönelmek. dekor settle = 1) (bir yere) yerleş(tir)mek. deficit. mild severely = sertçe. waste sewerage = kanalizasyon sewing machine = dikiş makinesi sextant = sekstant (eskiden genellikle gemiciler tarafından kullanılan ve yıldızlar arasındaki açısal uzaklıkları ölçerek yön bulmaya yarayan alet) shadow = gölge shadowed = 1) gölge altında. 2) uslanmak. . switch from . halis. hard. protect shield (isim) = kalkan shift = kaymak. leniently severity = sertlik. community. yalnız. pure. disappointment. tüy vs. scarcity. ancak. 3) hangar shed light on = (bir olay vs. his hand was severed. ruin shear = kırpmak. dwell. gemi ile gönderme shipyard = tersane shock wave = şok dalgası shoot (fiil) = ateş etmek shoot (isim) = filiz. kop(ar)mak. abolish setback = aksama. complete sheer nonsense = safi saçmalık shell = (yumurta.= abundance shortcomings = eksiklikler. mutabık kalmak. sharply. participate in shark = köpekbalığı sharply = 1) sertçe.

= difficulty simplistic = (gerçekçi olmayan ve aşırı bir şekilde) basite indirgenmiş. zıt anl. seek siesta = siesta (İspanya ve Latin Amerika’nın İspanyol etkisi altındaki kesimine özgü geleneksel öğle uykusu).= insincere. 2) enjeksiyon. stand for silent = sessiz. close down shuttle = mekik Siberia = Sibirya (Kuzey Rusya’da bir bölge) sibling = kardeş Sicily = Sicilya (İtalya’ya bağlı bir ada). substantially. türbe shrink = 1) (kumaş vs.bademci.147 short-wavelength = dalga boyu kısa olan shot = 1) fotoğraf. 2) azal(t)mak. manzara. adverse effect side with = (bir şey / birisi)’nin tarafını tutmak / yanında yer almak sidestep = (bir şey)’i bertaraf etmek. concurrent simultaneously = aynı anda (olan / yapılan). signify significance = önem. clever. akin (to). açık yürekli. false single = tek.com . kayda değer miktarda protein sağlar. indicate. considerable. görme yetisi. bury. zıt anl. difficult simplicity = sadelik. 2) (bir toplantı vs. loud silicate sheet minerals = silikat levha mineralleri (granitin aşınması ile oluşan. plainness. açıkgöz. belirtmek.= insignificant. avoid. one. belirti. bypass. iğne. bir. için) çekmek.ÜDS Sözlüğü . Sicilia sick = hasta. contract. samimi. basitlik. vision.)’ye gelmek / katılmak. eşzamanlı. yatır. 2) (yıkandıktan sonra kumaşta meydana gelen) küçülme. appear.) significantly = epeyce.) işlemlerden geçirildikten sonra hammadenin arta kalan kısmı). individually sinister = uğursuz. genuine.= comprehensive simulation = simülasyon (belli bir durumun veya koşulların. caka satmak show up = 1) gözükmek. zıt anl. unimportant. (bir şey)’den kaçınmak. zıt anl. değeri(ni) azal(t)mak. evade shut down = kapamak. gömmek. zıt anl. classify sight = görüş. important. şekerleme sift out = inceleyerek bir grubu diğer bir gruptan ayırmak.= disappear. dar kapsamlı. picture. insignificantly signify = 1) göstermek. attend shower = (bir şey)’e boğmak. avoid. resemblance. benzer. diminish shrinkage = 1) fire (üretimde kullanılmak üzere (kesilme vb. faaliyetini durdurmak. çalılık shun = (bir şey)’den uzak durmak.= distinction similarly = keza.= slightly.= different similarity = benzerlik. alike. zıt anl. signal. zıt anl. zıt anl. frank. synchronically. zıt anl. habercisi olmak. meydana / ortaya çıkmak. sole single digit = tek haneli (sayı) single-storey = tek katlı singly = tek başına. zıt anl. zıt anl. reveal shrubby = çalı ile kaplı. çekme shroud = kaplamak.= consecutively sincere = içten. zıt anl. rahatsız sickle cell anaemia = orak hücre anemisi (genetik bir bozukluk sebebiyle alyuvarların orak şekilli olması sebebiyle oluşan anemi). bunun gibi. bilgisayar ortamında canlandırılması) simultaneous = aynı anda. uncomplicated. mean. artful. conceal. easy. yağdırmak shrewd = kurnaz. likewise simple = sade. kötü www. show. sicklemia side benefit = faydalı yan etki side effect = yan etki. quiet. considerably. importance significant = kayda / dikkate değer.= expose. indication sign language = işaret dili signal = (bir olayın) sinyalini vermek.= complicated. sort out. genellikle ince pullar halinde bulunan mineraller) silicon solar cell = silikon güneş pili (temel malzemesi silikon olan güneş pili) silicon-on-insulator technology = yarıiletken üretiminde. 2) anlamına gelmek. oldukça. önemli. büyük oranda. elementary. basit. scene sign (fiil) = imzalamak. zıt anl. eşzamanlı. concurrently. örtmek. zıt anl. önemli ölçüde. imza etmek sign (isim) = işaret.= confront.= stupid shrine = kutsal yer. benzer şekilde. (Meat offers a significant amount of protein. gösterge.= audible. = Et. geleneksel silikon malzeme yerine silikon-yalıtkan-silikon düzeninde bir tabakalanmanın kullanıldığı yöntem silver-clad = gümüş kaplı similar (to) = yakın. gizlemek. injection should demand exceed supply = talep arzdan fazla olursa shoulder = sırtlamak show off = gösteriş yapmak.

retardation. düşüş sloping = meyilli slot = (uçak için) sefer slotting = yarık / delik açma slowdown = yavaşlama. avoid. a little. hüner. zıt anl.ÜDS Sözlüğü sink = 1) (değer. için akupunktur yönteminde olduğu gibi) derinin uyarılması2 skip = (gidilmesi gereken bir yere) gitmemek. iskeletle ilgili.bademci. beceri. göze. location site-specific = mekana özgü situation = durum. dumanlı sis. energetic slump = (fiyat.= master slavery = kölelik sleep aid = uyumaya yardımcı ilaç sleep apnea = uyku apnesi (uyku sırasında solunumun zaman zaman 15-30 saniye süren kesintiler göstermesi) sleep face-down = yüzükoyun uyumak sleep on one’s side = yan yatarak uyumak sleep through = (bir gürültü vs. oy. toz. = Bir sarhoş gibi kelimeleri ağzında geveliyordu. cilalı zemin vs. (skeletal size = iskelet büyüklüğü) skeletal system = iskelet sistemi skeleton = iskelet sketch = skeç (asıl tasarım veya resim hakkında fikir vermek ve planlamayı kolaylaştırmak amacıyla yapılan kabataslak çalışma).) smoke inhalation = duman inhalasyonu (duman soluma) smoke plume = havada uzanan duman smoking-related = sigaradan kaynaklanan smoothly = pürüzsüzce. ’ye rağmen) uyumaya devam etmek. (Black smog reduced visibility to about fifty metres. taslak. kesat. bir parça. slide slip into = (gırtlağa. zıt anl. yetenekli. decrease. ’de) kaymak.) üstüne oturmak / yatmak. küçük slightly = az miktarda.) (yemek. sorunsuzca smother = boğmak. yoksulluk batağına saplanmak sinus headache = sinuzal başağrısı (sinüslerin tıkanması ya da enfekte olması nedeniyle çekilen başağrısı) sit on = (bir şikayetin. kayma. (He was slurring his words like a drunk. kayarak gitmek slight = ufak ve ince yapılı. tiny skeletal = iskelete ait. maharetle skill = ustalık. zıt anl. havasız bırakmak www. (okul) asmak. odaya vs.= active. escape ski-resort = kayak tatili beldesi skull = kafatası skylight = dam penceresi skyscraper = gökdelen slab = inşaatta kullanılan kalın ve yassı parça. = O GSM firması bir aydır yaptığım şikayetin üstüne yatıyor. brilliant Smart Cut = akıllı kesim tekniği (yarıiletken üretiminde kullanılan ve SOITEC adlı bir firma tarafından geliştirilmiş olan özel bir kristal kesim tekniği)3 smelt = madeni eritmek smog = (endüstrinin yol açtığı) kirli hava kütlesi. müşteri sayısı vs. (bir şey boyunca) uyumak sleepiness = uyuklama hali slender = ince uzun slide = kaymak. large. expertise.) kaçmak / girmek slippage = performans düşüklüğü. big. talebin vs.) small bowel obstruction = ince bağırsak tıkanması small intestine = ince bağırsak small-scale = küçük çaplı smart = zeki. esir. ehil skin = deri. böcek vs.148 . tokat atmak. şantiye. (That GSM company has been sitting on my complaint for a month. için) azalmak. ’de) belirgin düşüş slur = sözü ağızda geveler gibi konuşmak.= immensely slip = (ıslak. yerleşim. kroki skilfully = becerikli bir şekilde. marifetli. durgun. azalma. vaziyet. su. 2) batmak sink into poverty = yoksulluğa düşmek.) sit with an upright trunk = gövde dimdik olacak şekilde oturmak site = 1) yer. ability skilled = yetenekli. işlem yapmayı geciktirmek. bölüm.= small. çarpmak slave = köle. yüzeysel. insignificantly. kulağa. = Siyah sis görüş mesafesini yaklaşık elli metreye düşürdü. kalın dilim / levha slack water = (akıntının olmadığı) durgun su slam = şiddetle (ve gürültü ile) çarpmak slap = vurmak. state of affairs sizeable = oldukça büyük.com . 2) sit alanı. 4) bölge. decline sluggish = yavaş. (bir işi vs. seviye vs. dragging. zıt anl. cilt skin stimulation = (bir ağrıyı dindirmek vs.) es geçmek. 3) inşaat sahası. işlevsel.

çevre için zararlı. ascend. tek. . in order to so far = şimdiye kadar. . bugüne dek. yuva sodium chlorate = sodyum klorat (renksiz bir tuz olup ayrık otlarını yok etmek için ve antiseptik olarak kullanılır). .149 smuggle = kaçakçılık yapmak. evsizleri barındırma gibi hizmetlerin bütünü) social scientist = sosyal bilimci (dünyanın ve yaşamın insani ve toplumsal yönlerini inceleyen bilim insanı) social space = (parklar. NaNO sodium thiosulphate = sodyum tiyosülfat (fotoğrafçılıkta kullanılan bir tür kimyasal madde) soft tissue = yumuşak doku soften = yumuşatmak software = yazılım (bilgisayar programı) soil = toprak(lar) soil core samples = topraktaki tabakalanmayı görmek amacı ile çıkarılmış silindir şekilli örnek soil-marks = topraktaki izler solar = güneşle ilgili solar cell = güneş paneli / pili (güneş ışığından elektrik elde etmeye yarayan cihaz) solar system = Güneş Sistemi solar year = güneş yılı (365 gün) solar-type = güneş benzeri soldier = asker sole = yalnız.ÜDS Sözlüğü . (So far as I am concerned. insanları düşünen society = dernek. . ağız ve çeneyi içeren ileri çıkık kısım. = Onu öldüren. 3) bütün solid wood = masif ahşap solidarity = dayanışma. tek başına. yegane. belli bir şekle sahip olma solitary = yalnız. 2) cisim (yüzeyleri arasında tamamen kapalı bir hacim oluşturan üç boyutlu şekil) solid (sıfat) = 1) katı. toplum socioeconomic status = sosyoekonomik statü (bireyin bir toplum içindeki ekonomik durumu) socket = oyuk. alışveriş merkezleri gibi) sosyal mekanlar socialisation = sosyalleşme socially-minded = sosyal kaygılar güden. sound. koku almak amacıyla burundan hızlı hızlı nefes almak snore = horlamak snoring = horlama snout = hayvanlarda burun. to date so far as = kadar. şu ana kadar. (yukarıya) fırlamak. . . kadarıyla. 2) denilen. NaClO3 sodium nitrite = sodyum nitrit (özellikle et ve balık ürünlerinin boyanmasında kullanılan ve kanserojen olduğundan şüphelenilen madde). as far as. = Bana kalırsa / göre.bademci. süzülerek uçmak. zıt anl. eriyebilir www. as long as so that = öyle ki …. (It isn’t yet clear how destructive this so-called “super virus” is. 2) sağlam. (It was one of his so-called friends who supplied him with the drugs that killed him. adı verilen (fazlaca bilinmeyen şeyler için). nozzle snowfall = bir bölgeye belli bir zaman aralığında yağan toplam kar miktarı snowflake = kar tanesi so as to = (bir şey) yapabilmek için / yapacak şekilde. birlik solidity = elle tutulur olma. social problem social isolation = toplumdan soyutlanma social psychologist = sosyal psikolog (toplumsal şartların insanlar üzerindeki etkisini araştıran bilim insanı) social safety net = sosyal güvenlik ağı (vatandaşların temel ihtiyaçlarını güvence altına almak amacıyla devletin sağladığı sağlık. müddetçe.) so far as possible = mümkün olabildiğince. bozuk yumurtaya benzeyen kokusu ile tanınan bir gaz). reliable. sulphur dioxide soar = yükselmek. iş bulma. mak için. . lonely solo = (gösteri vs. mek / . glide so-called = 1) sözde. = Bu “süper virüs” denilen şeyin ne kadar zararlı olduğu henüz bilinmiyor. (up) until now. artmak. tek başına. güvenilir.). topluluk. only solely = sadece.com . in order that SO2 = sülfür dioksit (volkanlardan ve kimi endüstriyel işlemlerden ortaya çıkan. eğer mümkünse so little is known = o kadar az şey biliniyor ki so long as = sürece. yalnızca.) soccer = futbol social ill = sosyal sorun. ona uyuşturucu sağlayan sözde arkadaşlarından birisiydi. merely solicitor = avukat solid (isim) = 1) katı madde / hal. up to now. .= unreliable. only. için) tek başına (yapılan) soluble = çözünebilir. gümrükten kaçırmak snack on = (bir şeyler) atıştırmak sniff = koklamak. just. .

görkemli. classify. profession species = (hem tekil hem çoğul) cins. bozulma sovereignty = egemenlik. duration. fair sound barrier = ses duvarı (ses hızı) sound interesting = ilginç görünmek / kulağa ilginç gelmek source = kaynak. zıt anl. duman rengi sophisticated = ileri düzeyde.150 . (a somatic disease = bedensel bir hastalık) some = 1) bazı. kurum soothe = sakinleştirmek.bademci. akla yakın.= extravagantly spark (fiil) = tetiklemek. bedensel (zihinsel değil. nedense. in some way. kışkırtmak. dominion soybean = soya fasulyesi spa = ılıca. yön. safe. complex.= generally specified = belirlenmiş specify = 1) belirlemek. indicate. vücudun fiziki yapısıyla ilgili olan). esaslı. gelişmişlik sore throat = farenjit. tür specific = belirli. pharyngitis soreness = ağrı. çözelti (bir solüsyon içinde çözünmüş madde) solvable = çözülebilir. solve soul-deadening = ağır depresyona neden olan sound = 1) sağlam. numune spectacle = 1) görülecek / görülesi şey. her nasılsa aynı hastalıktan muzdarip diğer insanlara da cesaret verdi. rafine.= insolvable somatic = somatik. particular. için) uzaya doğru yükselmekte spacecraft = uzay aracı space-related = uzay ile ilgili span (fiil) = (bir süreyi) kapsamak. 3) karış spare = kıymamak. reliable. baş dönmesi gibi belirtiler ile ortaya çıkan rahatsızlık) space-bound = 1) uzayda mahsur kalmış. unreliable. advanced. özellikle.= excite. calm. astonishing www. bir yandan bir yana uza(n)mak.= unhealthy. ateşlemek. sağlıklı. zıt anl. root. insansız uzay aracı) space shuttle = uzay mekiği space sickness = uzay tutması (uzayda yerçekimsiz ortamda bedenin dengesini sağlayamaması sonucu bulantı. zıt anl. komplike. refined. zıt anl. brilliantly. köken. supply souring = ekşime. for some reason. aggravate sooty = isli. gelişmiş. 2) (sorun vs. yoluna koymak. reasonable. 2) yaklaşık. kaplıca space = uzay space port = uzay limanı space probe = uzay sondası (küçük. vücutta kırıklık / kırgınlık sorry = üzücü. ince zevk sahiplerine hitap eden. bir yolunu bulup. zıt anl. wonderful. belirtmek. (tatsız bir şeyden) kurtarmak. provoke spark (isim) = kıvılcım spark off = harekete geçirmek. zıt anl.) çözmek. 3) tam. harika. halledilebilir. zıt anl. her nasılsa. bir dereceye kadar sooner or later = er (ya da) geç soot = is. secure. especially. 2) köprünün ayakları arasındaki açıklık. alan gibi mekana veya içindekilere ait (özellikler)) speak directly to this important question = doğrudan bu önemli soruna eğilmek / bu önemli sorun ile ilgili olmak special effects = özel efektler specialisation = uzmanlaşma specialisation of labour = işgücünün uzmanlaşması specialist = uzman specialize in = (bir konuda) uzmanlaşmak specialty = uzmanlık alanı. resolvable. relieve / save (from) sparingly = tutumlu bir şekilde. particularly. 2) (roket vs. mantıklı. kurumlu. ease. thriftily. settle. = Onun iyileşmesi. term. origin. set off sparklingly = pırıltılı bir şekilde. fena sort out = 1) düzenlemek. naive sophistication = olgunlaşma. elaborated. kötü. certain. particular somehow = bir şekilde. (bir miktar)’dan biraz fazla somewhat = biraz.= simple. güvenilir.com . glowingly sparsely = seyrek bir şekilde. healthy. trigger.= densely spatial = uzaya ait / uzaysal / mekanla ilgili (uzaklık.) something of a battlefield = zorlu bir savaş alanı something over = (bir miktar)’ın biraz üzerinde. distinct. stipulate specimen = örnek. pinpoint.ÜDS Sözlüğü solute = solüt. intelligent. 2) koşul olarak öne sürmek. solid. sınıflandırmak. (Her recovery has somehow encouraged others who are suffering from the same ailment. stretch span (isim) = 1) süre. yatıştırmak. 2) dehşet verici manzara spectacular = muhteşem.= general specifically = özel olarak. 2) makul. zıt anl.

= disappear. automatic. yayarak püskürtmek spread (fiil) = yay(ıl)mak. rotate. (over a wide spectrum of our lives = hayatlarımızın çok farklı alanlarında) speculate = (elde yeterli veri olmadan bir şey hakkında) fikir yürütmek. kent vs. gruplara vs. berbat etmek / olmak. düzensiz spore = spor (alg.151 spectator = seyirci. (borsa. originate. yaygınlaşma.= enhance. için) eğirmek. kaplamak. teşvik etmek. circulate. yar(ıl)mak. tayf (pek çok farklı değeri. extract. 2) anlam. sıkmak. birarada gösteren bir çeşit gruplandırma. calculated spontaneously = aynı anda sporadically = münferit. bürümek. come / pull apart. 2) alan spherical = (şekil itibarı ile) küresel. küreye benzer. pamuk vs. yırtıcı ve genellikle siyah renkli bir balina türü) sphere = 1) küre.) böl(ün)mek / ayırmak / ayrılmak. omurga. zıt anl. dağılmak. 3) gayret. 2) daireler çizerek dikine düşmek. 2) (köy. suyunu çıkarmak. divide (into). extort squeeze into = dar bir geçitten içeri girmek. break up (into). beautiful. come / bring together split = çatla(t)mak. globular spice = baharat spicy = baharatlı spin (fiil) = 1) dön(dür)mek. accelerate. burgulu spirit = 1) ruh. dönme hareketi spinal column = belkemiği. ponksiyon. rengi vs. fade spring-loaded = yay ile kurulmuş spur = mahmuzlamak. visible spectrum of light = göz ile görülebilen ışığın kırmızıdan mora kadar olan tonlarını içeren gruplandırma). sarmak. zıt anl. birdenbire meydana gelmek. istila etmek. dürtüklemek. trigger spy = casus spying = casusluk square = 1) kare. emerge spring up = türemek.) sürmek. spekülasyon yapmak speculation = spekülasyon (kaynağı belli olmayan ve / veya dayanağı güçlü olmayan iddia). zıt anl. ticari değer vs. örn. ruin. expansion. zıt anl. quickly.com . kendiliğinden olan. örmek spin (isim) = dönüş. break up. spinal kolon spinal cord = spinal kord (omurilik) spinal tap = omurilik sıvısı almak için iğneyle yapılan girişim. expand. 3) (yün. için) spekülasyon. gorgeous split (into) = (ikiye. zıt anl. detect. unplanned. sıkışarak girmek www.= reduction spring from = (bir şey)’den kaynaklanmak. konuşma için gerekli kas ve eklem hareketlerini koordine eden bölümü). disperse. zıt anl. için) meydan square root = karekök squeeze = ezmek. anında yapılan. nokta.= join spoil = boz(ul)mak. help sponge = sünger spongy = süngerimsi spontaneity = kendiliğinden oluş spontaneous = spontane. incite. (duvara boya. tek tük. 2) kitap / dergi sırtı spinning wheel = çıkrık (eskiden yün eğirmekte kullanılan çark) spiral = dönerek genişleyen.= join.= slowly spell = 1) süre. muhteşem. yaygınlaşmak. üçe. disseminate. (yerini) bulmak.= delay. heves spirometer = spirometre (nefes ölçer) spleen = dalak splendid = harika. ekmeğe reçel vs. press. impair. görmek. böl(ün)mek. Broca’s center speed up = hızlandırmak. tahmin speech defect = konuşma bozukluğu speech motor centre = motor konuşma merkezi (beynin.ÜDS Sözlüğü . retard speedboat = sürat motoru speedily = hızlı / çabuk bir şekilde. zıt anl. zorlayarak almak. emerge.bademci. (küçük) yer spouse = (evlilikte erkek ya da kadın) eş spray = fışkırtmak. 3) büyü spend on = (bir şey için) para harcamak spending = harcama spending power = alım gücü sperm = sperm (erkek üreme hücresi) sperm whale = kaşalot balinası (eskiden özellikle yağı için avlanan iri. 2) nöbet. iç içe daireleri andıran sarmal şekil spiral nebula = sarmal yapılı yıldız takımı spiralled = sarmal şekilli. zıt anl. mantar ve bazı bitkilerin yaydığı üreme hücreleri) spot (fiil) = seçmek.= shrink spread (isim) = yay(ıl)ma. izleyici spectrum = spektrum. puncture spine = 1) omurga.= planned. dağınık. fast. zıt anl. çabuklaştırmak. locate spot (isim) = bölge. divide. globe. turn.

= unstable. steadiness. açlıktan ölmek starve to death = açlıktan ölmek starving = açlık çeken. steady.= port stark = gerçekleri (olduğu gibi) yansıtan.bademci. (bir şey)’den sorumlu tutulmak. olarak) çalışmaya başlamak start up = (bir işe) başlamak. safha.152 . I stand corrected. beyanat. pos.= finish. downright. devamlı. dengele(n)mek. zıt anl. regularly. kıpırdamayan stationery = kırtasiye statistical = istatistiksel statistics = istatistik(ler) statue = heykel stature = 1) başarı sonucu kazanılmış önem. açlık çek(tir)mek. starving starve = aç bırakmak / kalmak. evre. sabit. katılık. express state (isim) = 1) devlet. expression statesman = devlet adamı stationary = hareketsiz. tüzük. korkusuzca karşı çıkmak Standard Oil Trust = Standard Petrol Tröstü (ABD’de 1870-1911 yılları arasında faaliyette kalan kendi zamanının en büyük petrol şirketi) standardize = standartlaştırmak standstill = durma noktası staple = temel (gıda vs. found startling = çok şaşırtıcı. yasa. indistinct starkness = ıssızlık.) stand = stand. represent stand in awe of smo = birisine korku ile karışık hayranlık duymak stand in the way of = engel olmak. 2) (devlet kuruluşundaki) kadro stage = aşama.= instability stabilize = sabitle(n)mek. geciktirmek. zıt anl. karşı karşıya olmak / kalmak. çıplaklık. investors now stand to lose heavily. endam status = statü. stutter stamp out = yok etmek. boşluk start off = başlamak. lekelemek stained = (örn. attitude. açlık çekme state (fiil) = belirtmek. astounding stagnant = durgun stain = boyamak. 3) ifade. eradicate stance = tutum.com . . tezgah stand a chance = şansı olmak stand accused of = (bir şey) ile suçlanır durumda olmak. sağlam.= ordinary.= fuzzy. signify. public hospital state of affairs = işlerin durumu. ifade etmek. istikrarlı. yanılmışım. göze çarpmak stand to reason = makul olmak. balance stable = tutarlı. zıt anl. düzey. neredeyse inanılmaz.= variation stability = sağlamlık. akla yatmak stand up to / against = karşısına dikilmek. end start out (as) = (. . kumaş ya da ün için) lekelenmiş staining = boyama. dull starvation = şiddetli açlık. amazing. zıt anl. be bound (to). açlıktan ölme / öleyazma. shaky. (Owing to the global crisis. 2) boy. durum. absolute. duruş. invariably. katıksız. dengelenme. unsteady.) stand for = simgelemek. değişmeyen. 2) demeç. yerine geçmek. 2) hal. (iş) kurmak. kural stay = kalmak stay away = geri durmak steadily = tutarlı / istikrarlı / devamlı bir şekilde. = Özür dilerim. yerinde duran. (I am sorry. begin.) maddesi staple food = başlıca / en önemli yiyecek starboard = sancak tarafı (sağ). consistent. otur(t)mak. renkli madde vererek işaretleme stammer = kekelemek. settle. set off. approach stand to do smt = (bir şey) yapacak olmak / yapması beklenmek. zıt anl. zorlaştırmak stand out = öne çıkmak.ÜDS Sözlüğü Sri Lanka = Sri Lanka (Hindistan’ın güneyinde yer alan bir ada ülkesi) stabilisation = sabitlenme. phase staged play = sahnelenmiş oyun staggering = çok şaşırtıcı. vaziyet statute = kanun. kararlı. renklendirme.= falteringly. döküman. zıt anl. zıt anl. unsteadily www. variable staff = 1) personel. ün. = Küresel kriz nedeniyle yatırımcılar ağır kayıplarla karşı karşıyalar / yatırımcıları ağır kayıplar bekliyor. form state assets = devlet malları / varlıkları state hospital = devlet hastanesi. sade. durum. zıt anl. astonishing. begin. be blamed with stand corrected = yanılmak. keyfiyet state of awareness = bilinçli olma / uyanıklık hali state of emergency = acil durum state of war = savaş hali statement = 1) belge. başlangıç yapmak.

secretive. inspire. 2) (kendini) zorlamak. zıt anl. shaky. measure step out = dışarıya adımını atmak step up = arttırmak. gerginleştirmek.com . değişmeyen. 2) yine de. keskin tırmanış. dayanıklılık. stretch. dümen vs. prevent. uyarım. spur. zıt anl. stable. stable. açık sözlü. gizlisi saklısı olmayan. right away straighten = (eğri bir şeyi) düzel(t)mek straightforward = 1) basit. depo storm (fiil) = şiddetle saldırmak. encouragement stimulator = uyarıcı. uyarıcı.= evasive strain (fiil) = 1) germek. specify stipule = yaprak sapının dibindeki çift yaprakçık stir up = kışkırtmak. beyin sapı stem cell = kök hücre stem cell line = kök hücre dizisi / serisi stem from = (bir şey)’den gelmek / kaynaklanmak. hareketsiz. çoğaltmak. vapour steam room = buhar odası steep = dik. ile) yön vermek stem = (bitki için) sap. zıt anl.ÜDS Sözlüğü . originate from stent = stent (genellikle tıkalı damarları genişletmek için kullanılan bir tür ince tüp) step = önlem.= unstrain www. depolamak storehouse = ambar.= relax. silent steam = buhar. mal stock exchange = menkul kıymetler borsası (hisse senetleri ve başka menkul kıymetlerin alınıp satıldığı organizasyon) stock market = borsa. hızlandırmak. zorlanma.= easy. motivator stimulus = (çoğul: stimuli). = Durumunda istikrarlı bir düzelme var. zıt anl. (The police step up security at airports = Emniyet güçleri havaalanlarında güvenliği arttırdı. uyaran. consistent. stress. teşvik etmek. sessiz. sıkı. nevertheless stillborn = ölü doğmuş still-life = natürmort (basit bir düzenleme içinde meyve.= complicated. istikrarlı. reviving.bademci. simple. zıt anl. muhafaza etmek. hemen şimdi.= discourage stimulating = canlandırıcı. struggle. bastırmak. teşvik eden şey. bulandırmak.= unsteady. zıt anl. devamlı. gelişmesini engellemek. zıt anl. karıştırmak. ardiye. teşvik. hisse senedi piyasası stockbroker = borsa simsarı (başka kişi ve kuruluşlar adına borsada işlem yapan kimse) stoke = ateşe kömür atmak stolen = çalıntı. sağlam. stimulus.153 steady = tutarlı. çok hızlı ve ani yükseliş steer = (direksiyon. 2) apaçık. aşırı gerilme. zıt anl. tedbir. suppress stifling = boğucu still = 1) dingin. şişe gibi basit objeleri konu eden resim) stimulant = uyarıcı. hala. firmness. sabit. uçakta) gizlice yolculuk etmek stowaway = kaçak yolcu straight away = derhal.= active. invigorating stimulation = uyarma. sessiz. rage storm (isim) = fırtına stove = fırın.) stereotype = klişe / basmakalıp stewardship = organizasyon stick to = (bir şey)’e bağlı / sadık kalmak stickiness = yapışkanlık sticky (isim) = not vs. rigid. uyarıcı madde stimulate = uyarmak. provoke stock = hisse (senedi). motivate. excite. rigidness stifle = boğmak. sertlik. sert steep jump = yüksek sıçrama. calm. harekete geçirme. taş işi storage = depolama storage site = depolama bölgesi store (away / up) = saklamak. choke. hard. uyarıcı şey sting = (böcek için) sokmak stink bomb = koku bombası stipulate = şart koşmak. strive. çok gayret etmek. hot stomach = mide stomach upset = mide bozukluğu stonework = taş. (There has been a steady improvement in her condition. yazmak için kullanılan bir yüzü yapışkanlı kağıt sticky (sıfat) = yapışkan stiff = katı. ocak stow away = (gemide. candid. even now. silent. slack stiffness = sağlamlık.) steal a glance at = çabuk ve fark ettirmeden bakmak stealthy = kendini fark ettirmeyen. speed up. durgun. kolay. condition. sinsi. immediately. fırtına gibi esmek.

zor.bademci. entirely.ÜDS Sözlüğü strain (isim) = 1) gerginlik. sıkı. sermaye yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan ve geçici değil. (obey the rules strictly = emirlere harfiyen uymak) strictly speaking = doğrusunu söylemek gerekirse stricture = kınama. zıt anl. condemnation strike (fiil) = 1) bulmak. altını çizmek. strive = çabalamak. katı. exclusively. boyutlarda vs. yapısallaştırılmış. septik (mikrobik) farenjit. reinforce. belli bir türe bağlı bir organizma grubu) strained = gergin. begin striking = göze çarpan. hit. 2) damızlık erkek hayvan (genellikle at) study = araştırma. çıkarmak. 2) dere.= lax. dikkat çeken. (go on strike = greve gitmek. invigorate. exact. astonishing. stress.) strike (isim) = grev. çalışma stunning = nefis.) stupendous = muazzam. katı bir şekilde. strict stringer = geçirgen kaya stringy = lifli. = Zavallı adamı yıldırım çarpmış. stressed strait = boğaz (birbirine yakın iki kara parçası arasında kalmış deniz geçidi) straitjacket = deli gömleği strangely = işin tuhafı. iyi kar elde etmek strike up = (müzik çalmaya. emphasise. sağlamlaştırmak. tabakalar halinde bulunma stratosphere = stratosfer (atmosferin ikinci tabakası) stratospheric = stratosfer ile ilgili streaked = düzensiz çizilmiş. underline stress fracture = stres kırığı (uzun süre yürüyüş sonucunda oluşan kırık) stressful = gerginlik yaratan. uğraş vermek. (nispeten dar ve ince) hat / yol vs. heavy strep throat = streptokokus bakterisinin boğazda yol açtığı enfeksiyon. saplama. gariptir ki stranger = yabancı strap = kemerle bağlamak stratification = tabakalanma. ağır. endeavour stroke = felç. kurallara tam olarak uyan. struggle. yayılmak stretch back = eskilere uzanmak strict = 1) tam. uğraşmak. criticism. kısım. sıkı. outstanding. yapısal. undermine strenuous = yorucu. knock. rigorous. gayret etmek. ulaşmak. birebir. mücadele etmek stubby = kısa ve kalın stud (fiil) = çıtçıtla iliştirmek. affect. relaxed strict symmetry = tam bir simetri strictly = tartışmasızca. ipliksi strip (of) (fiil) = soymak. inme strong nuclear force = güçlü nükleer kuvvet (nötronların ve protonların iç bütünlüğünü koruyan temel fiziksel kuvvet) strontium = stronsiyum (havayla temas ettiğinde sarı renge dönüşen. discover. support. kaplanmış stream = 1) akım. (The poor man was struck by lighting. temel structural unemployment = yapısal işsizlik (genellikle gelişmekte olan ülkelerde. tension. tiring. kağıt vs. demanding stressor = stres etkeni (strese sebep olan etken) stretch (along) = (boyunca) uzanmak stretch (fiil) = ger(il)mek stretch (isim) = 1) (zaman) dilimi.) başlamak. hayret verici stunningly = akıl almaz (şekilde. sohbete vs. tutturmak stud (isim) = 1) dikme. gürbüz. zıt anl. etki bırakmak. tamamen. 3) suş (benzer gruplarla arasında küçük farklar bulunan. 2) stres. geliştirmek. move. çay strength = güç. gümüşi beyaz renkli bir alkali metal) structural = yapısal.= weaken. sıyırmak strip (isim) = (kumaş. 2) bölüm. 2) çarpmak. saplanmış çubuk. firm.= weakness strengthen = güçlendirmek. yerme.= ordinary stringent = sert. solid. septic sore throat stress = vurgulamak. için) şerit.com . 2) sert. tight. zıt anl. göz kamaştıran. kalıcı özellik taşıyan işsizlik)4 structure = yapı structured = biçimlendirilmiş. current. grev yapmak) strike a good bargain = iyi bir ticaret yapmak. zıt anl. dayanıklılık. come upon.154 . dayanıklı. stresli.= weak stutterer = kekeme. yapılandırılmış struggle = çabalamak. etkilemek. parça stretch (into) = (boyunca) uza(n)mak. zıt anl. power. müthiş sturdy = sağlam. stammerer www.

(Commonly subsidized fields include agriculture. = Sıklıkla sübvanse edilen iş alanları arasında tarım. sonra gelen.= previously subset = alt küme subside = dinmek. delicacy. sequence successive = peş peşe. banliyöde bulunan succeed = 1) takip etmek. presentation. dikkat entegrasyonu ve ağrı duyusu gibi bazı kompleks fonksiyonlardan sorumlu limbik yapılar)5 subject = 1) denek. yedek. present. suya dalmış. yielding submit = 1) arz etmek. 2) teslimiyet. personal. ispat etmek. zıt anl. ample. mali yardım / destek subsistence = (kıt kanaat) geçinme.) subsidy = sübvansiyon. surrender. temel subtle = ince. daha sonra. large. teslim olmak. follow. ince ayrıntı. comprehensive succumb to = (birisi ya da bir şey)’e yenilmek. fark edilmesi zor. art arda. zıt anl. ease off. prove. zıt anl. sübvanse etmek. replacement. isteği vs. sular altında kalma submission = 1) arz.= rise subsidence = göçük. zıt anl. 2) konu. detail subtly = azıcık. significant. important. izlemek. housing and regional development. kobay.155 stylistic = üslupsal. like www. oldukça çok. (bir şey ya da birisi)’nden sonra gelmek. exchange. afterwards. (Only art can be a substitute for nature. resist such as = … gibi. reserve. because we did not hear anything.com . diminish. surrender sub-Saharan = Sahra altı (Büyük Sahra Çölü’nün güneyi) subscribe (to) = abone / üye olmak subscription = abonelik subsequent = sonraki. effectively succession = birbirini izleme. livelihood. entity. (kısmen) finanse etmek. (zaman için) uzun. sustenance subsistence production = temel ihtiyaçlar için üretim subsoil = yüzeyin hemen altındaki toprak subsoil wealth = yeraltı zenginlikleri substance = 1) madde.= objective submarine = 1) denizaltı.= conquer. doğanın yerine geçebilir. slightly subtropics = subtropikal / ılıman bölgeler suburban = banliyöye ait.= precede. boyun eğme. deny substitute (fiil) = yerine koymak. (Those explosions must have been subsequent to our departure. epey. considerably. zıt anl. teslim olmak. ekmek kapısı.) subsequently = sonraları. surrender to. establish. konut inşaatı ve bölge geliştirme yer alır. = O patlamalar bizim ayrılışımızdan sonra olmuş olmalı. mevzu subject matter = konu subject to = (bir şey)’e maruz bırakmak. öznel.) substrate = enzimin bağlanarak reaksiyona girdiği madde substratum = (çoğul: substrata) alt tabaka. bol. üslup ile ilgili subconscious = bilinçaltı subdue = (bir korkuyu. çöküntü subsidize = sübvansiyon yoluyla desteklemek. incelikli. suppress subgenual cingulate = girus singuli (beyinde korteksin bir parçası olup algılama. esas. zıt anl.ÜDS Sözlüğü .) bastırmak. zıt anl. zıt anl. consecutive. replace substitute (isim) = (bir şeyin veya kişinin) yerine geçen.= disprove. give in. sunma. su altında.= thorough. dizi. becermek. = Bu denizaltı sekiz hafta boyunca su altında kalabilir. azalmak. sunmak. expose to subjective = sübjektif. 2) boyun eğmek. su altında bırakmak submerged = suya batmış. asıl anlam.= interrupted successive generation = gelecek nesil successively = peş peşe / üst üste / arka arkaya gelen / olan. = Yeni vergi kanunu alışveriş alışkanlıklarımızı önemli ölçüde değiştirecek. 2) deniz dibi submerge = batırmak. manage successfully = başarılı şekilde. accomplish. submit to. essence substantial = önemli. consecutively succinct = kısa ve öz. zira biz hiçbir şey duymadık. ikame etmek.bademci. (The new tax legislation will substantially change our buying habits. = Sadece sanat. 2) öz. delicate. 2) başarmak. narin. (This submarine can remain submerged for eight weeks. (bir şey)’in etkilerine açık bırakmak. belli belirsiz. confirm.) submersion = suya batma / dalma. daldırmak. insidious subtlety = incelik. (zaman ya da sıra olarak öncekini) takip eden. zıt anl.= small substantially = önemli ölçüde.) substantiate = kanıtlamak. material.

provide (with). zıt anl. enough. neredeyse mükemmel iletkenlik hali) superdam = büyük baraj super-efficient = çok verimli superficial = 1) derin olmayan. dert. yerine geçmek. secondary supplier = tedarikçi. (bir şey)’den zarar görmek sufferer = bir hastalık çeken ya da başka olumsuz bir durumdan muzdarip olan kişi suffering = ıstırap. (commit suicide = intihar etmek) suicide attack = intihar saldırısı suit = uygun gelmek / düşmek. (bir şey ya da birisi)’ne göre olmak. fevkalade. proper. = Davranışları. unsuitable suitably = uygun bir şekilde. tedarik etmek. adequate. enough. false. propose.= withhold supply (isim) = arz. yerinde.)’den muzdarip olmak. zıt anl. koyu renkli düşük sıcaklık alanları) superb = enfes. üstün.= inferiority supernatural = doğaüstü supernova = süpernova (patlama halindeki yıldız) superpower = süpergüç (ekonomik ve askeri bakımlardan en güçlüler arasında yer alan ülke) supersede = (eskisinin) yerini almak. malzeme supply (fiil) = sağlamak.com .= deep. rezerv. highclass. be appropriate (for). acı. abruptly. özensiz. reinforce supplement (isim) = ek. complement supplementary = tamamlayıcı. excellent. zıt anl. önermek. zıt anl.= inferior. sıkıntısını çekmek. advise. 2) izlenimini bırakmak. stok. shallow.= profoundly. zıt anl. hissini vermek.= poor superbly = enfes / mükemmel bir şekilde.= insufficiently suggest = 1) ileri / öne sürmek. gelişigüzel. bir malı sağlayan kişi ya da firma supplies = erzak. kaliteli. temin etmek. birdenbire. asık yüzle. eziyet.bademci. (His behaviour was suggestive of a cultured man. appropriately suited to = (bir şey)’e uygun sullenly = somurtarak. replace. profound. better. katkı www. additive. unnecessary superior = üstün nitelikli. cefa. zıt anl. inattentive. zıt anl. tamamlayıcı şey. için) (toplam) miktar sum up = özetlemek. indicate. imply suggestion = öneri.= inappropriate. yüzeysel. first-rate. zıt anl. excellently. zıt anl. lüzumu olmayan. external. fit in (to) suitable = uygun. lightly. zıt anl.= demand support (fiil) = desteklemek. ileri sürülen fikir. çok yüksek akışkanlık ve çok düşük direnç ve sürtünme değerleri sergileyen sıvı) superfluous = gereksiz. hurafe. take over superstition = batıl inanç. enrich. arka çıkmak support (isim) = destek (verme). dominance. bulmak.= step-by-step. adequately. worse superiority = üstünlük. zıt anl. summarise summarise = özetlemek sunbathing = güneşlenme sunlit = güneş ışığı alan sunspot = güneş lekesi (güneşin yüzeyinde bulunan. misery. besleme. problem vs. gereği gibi. tali. administration supplant = yerini almak. kültürlü bir adam olduğunu akla getirmekteydi. partially. appropriate. proposal suggestive (of) = (bir düşünceyi) akla getiren (şey). zıt anl.156 .= poorly superconductivity = süperiletkenlik (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda bazı maddeler tarafından sergilenen. replace supplement (fiil) = (etkisini) arttırmak.= cheerfully sulphur = sülfür (kükürt) sum = (para vs. offer. inadequate sufficiently = yeterince. zıt anl. render. thoroughly superfluid = süperakışkan (mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda. 2) sahte. advice.= scientific fact superstitious = batıl inançlı / inançları olan supervision = gözetim ve denetim. superintendence. stock.= genuine superficially = yüzeysel olarak. zıt anl. akla getirmek. supremacy. reserve.) suicide = intihar. pain sufficient = yeterli. mükemmel. progressively suds = (çoğul kullanılır) köpük Suez Canal = Süveyş Kanalı (Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan yapay suyolu) suffer from = (bir hastalık.ÜDS Sözlüğü suck away = emip uzaklaştırmak / götürmek suction cup = vantuz suddenly = aniden. zıt anl.= insufficient. çile.

Yüce Divan sure = emin. scrutiny. yan faaliyetlerde görev alan kimse supporter = (bir kişiyi / görüşü vs. zıt anl. kolay hedef olma. zıt anl. die survivor = (bir kaza. dirençsiz. kuşatmak. constant.ÜDS Sözlüğü .= fall behind surplus = fazlalık.= encourage suppression = gizli tutma. egemenlik. for sure surface (fiil) = su yüzüne çıkmak. varsaymak. maintainable sustained = sürdürülen. emerge.= temporary Svante Arrhenius = 1859-1927 yılları arasında yaşamış olan. süspans suspension bridge = asma köprü suspicion = şüphe. afet vs. withhold. zıt anl. environment surveillance = gözetleme.= shortage surprise = şaşırtmak. ertelemek. hang. sanık. come up. destekçi. vulnerable (to). excess. disappear surface (isim) = yüzey surface treatment = (boyama. doubt. 2) askıya almak. nonresistant (to). restrain.) destekleyen kimse. postpone. belli bir sıklıkla ve ara vermeden yapmak.= trustworthy sustain = sürdürmek. yaşamı sürdürme survive = ayakta / sağ kalmak. gerçek kabul edilen suppress = bastırmak. encircling surroundings = çevre. cerrahi surgical = cerrahi surpass = geçmek. domination. taraftar. (He was suspended from the ceiling by his feet and beaten gravely by metal bars. şüpheli. muhit. çevirmek. inquiry. review survival = sağ kalma. remain. belli bir sıklıkla. 2) sürdürülebilir.) almada kullanılan çubuk ya da tel ucuna sarılı küçük pamuk topağı swallow = yut(kun)mak swamp (fiil) = su altında bırakmak swamp (isim) = bataklık Swedish = İsveçli. intriguingly surround = çevrelemek. border surrounding = çevresindeki. kolay bulunur. ortam. var olmayı / yaşamayı sürdürebilmek. zıt anl. gibi her tür) yüzey işlemi (malzeme yüzeyine uygulanan işlem) surge = aniden yükselmek. superiority Supreme Court = Temyiz Mahkemesi. zıt anl. helpful. examine. observe survey (isim) = anket.) muayene için (salgı vs. distrust. = Ayaklarından tavana asılmış ve metal çubuklarla feci şekilde / öldüresiye dövülmüştü. polisaj. scan. görünmek. sink.= resistant (to) suspect (fiil) = şüphelenmek. akıp gitmek www. think supposed = gerçekleştiği / gerçek olduğu varsayılan. fiziksel kimyanın kurucularından sayılan İsveçli fizikçi ve kimyacı swab = (boğazdan vs. zıt anl. ara vermeden yapılan. devamını sağlamak.= trust suspicious = kuşkulu. maintain sustainability = sürdürülebilirlik.= unhelpful suppose = sanmak. zıt anl. vulnerability (to) susceptible (to) = kolaylıkla etkilenen. etüt etmek. zanlı suspected = (varolduğundan) şüphelenilen suspend = 1) asmak. presume. akıntı vs. muhakkak. maintained. keep up. Anayasa Mahkemesi. ortaya çıkmak. enclose.= know suspect (isim) = şüpheli. hayrete düşürmek surprising = şaşırtıcı surprisingly = şaşırtıcı bir şekilde. zıt anl. durdurma suppressor = bastırıcı. kesin. kuşku. duygusallık patlaması surgeon = cerrah surgery = ameliyat. yatkınlık. zıt anl.157 support worker = destek olarak çalışan kimse. live on. tahmin etmek.bademci. devam ettirmek. asit banyosu vs.com . baskılayıcı supremacy = üstünlük. for certain. durdurmak. continued. çıkmasını önlemek. genel bakış. zıt anl. admirer supportive = destekleyici. kuşku duymak. overweigh. etrafındaki. zıt anl. geride bırakmak.= perish. doubtful. İsveç’e ait sweep across = (boyunca) süpürülmek / sürüklenmek sweep along = (rüzgar.= submerge. gözetim survey (fiil) = inceleme / araştırma yapmak. believe. sonrası) sağ kalan. aşmak. etrafında yer almak. inceleme. have doubt. kurtulan (kişi) susceptibility (to) = dirençsizlik. artakalan miktar. soar. asılı durmak. garantili surely = elbette. appear. zıt anl.= continue suspended = (bir sıvı içinde) asılı kalmış suspense = heyecan dolu bekleyiş.). herhangi bir şeyin fazlası. climb surge of emotionality = duygusallığın aniden yükselmesi. encouraging. maintainability sustainable = 1) çabuk tükenmeyen. sayesinde) kolayca ilerlemek. exceed.

(elektronik devre için) anahtar switch off = (elektrik.bademci. hücrelerarası sinirsel iletişimin gerçekleştiği boşluk) syndicalism = sendikacılık (özellikle genel grev yoluyla üretim araçlarını işçi örgütlerine devretmeye çalışan siyasi hareket) synergistic = sinerji ile ilgili ya da sinerji oluşturan synonymous = eş anlamlı. Romalılar ve Bizanslıların istilasına uğramış. anlamdaş syntactic = sentaks (bir dildeki kelimelerin cümle içindeki yerleri / dizilişleri) ile ilgili synthesis = sentez. turn off. 5000 yıllık geçmişiyle başkenti (Şam) dünyanın en uzun ömürlü yerleşim bölgelerinden olan ve topraklarında dünyanın ilk alfabelerinden birinin icat edildiği güney komşumuz)6 syrup = şurup system operation = sistemin çalıştırılması www. süratle.ÜDS Sözlüğü sweeping = geniş alanlara yayılmış swell = şişmek. Frenk inciri symbolist = simgeci.158 . kabarmak. lamba. gaz vs. expand. zıt anl. çabucak. (bir şey)’den başka (bir şey)’e geçmek switch = şalter. distended swollen joint = şişmiş eklem swoop down = (bir avın) üzerine çullanmak sycamore = çınar. üretmek. speedily swiftness = çabukluk Swiss = İsviçre ile ilgili. Asurlular. birleşim synthesize = sentezlemek. düğme. zıt anl. çeşitli unsurları birleştirerek bütün haline getirmek. Persler. blend Syria = Suriye (tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. quickly. şişkinlik. turn on Switzerland = İsviçre swollen = şiş.= switch on.= contract swell(ing) = şişme.com . İsa’nın konuştuğu dili halen konuşan Malua köyünün bulunduğu. Hz. sembolist (bireyin duygusal yaşantısını simgelerle yüklü ve kapalı / dolaylı bir dille anlatmayı amaçlayan edebiyatçı ya da ressam) symptom = semptom. İsviçre’ye ait switch (between) = (iki veya daha çok tarzda) dönüşümlü olarak (çalışmak). şişmiş. için) kapatmak. belirti synapse = sinaps (sinir hücreleri arasında kalan. kabarma swiftly = hızla.

= Cerrah.T T TT table salt = sofra tuzu tabulate = cetvel / tablo haline getirmek tackle = (bir sorunu) ele almak.com . (No other organization was willing to take on the job. photograph take a downward turn = düşüşe geçmek. 3) işe almak. büyük bir kayba neden olmak take a huge step forward = çok büyük ilerleme kaydetmek take a look at = bakmak. aşağı yönelmek take a (firm) stand against = (şiddetle / kararlılıkla) karşı çıkmak. zıt anl. take into consideration take into consideration = dikkate almak. alakadar olmak take away = elinden almak. önlem almak. load. deal with. employ. zıt anl. (bir şey)’e karşı (güçlü) bir duruş sergilemek take a heavy toll = çok zarar vermek.= land take office = (idari) göreve başlamak. hesaba katmak. resemble.). go into effect. yeni bir şekle bürünmek take a trip = yolculuğa çıkmak. (bir şeyi ya da birisini) yanında götürmek take an interest (in) = ilgilenmek.) sahibi olmak / içerisinde olmak. bakmak. capitalise. zıt anl. undertake. make use of. 4) (yük) almak. adjust take = 1) (bakış. attend (to) take cue = (tiyatro oyunu sırasında vs. zıt anl. shape. take precautions take no time = çok kısa sürmek. work on. kabul etmek. 2) almak. göz önünde bulundurmak. sorumluluğu. 2) (birisi gibi) davranmak. için) çıkarmak. yürürlüğe girmek. fool. makamın başına geçmek take on = 1) girişmek.= unload take one’s time = acele etmemek. (The surgeon decided to take on a more radical intervention. retract. göz önünde tutmak. sigorta poliçesi vs.) sufle almak. alıp götürmek take back = 1) (bir sözü. take into account take it in turn to lead = sırayla liderlik yapmak take kindly to = (bir şey ya da kişi)’den hoşlanmaya başlamak take measures = önlem / tedbir almak. do as one does. bring back take by surprise = gafil avlamak take car accidents. (ne yapılacağına dair birinden ya da bir şeyden) işaret almak take down = 1) sökmek. keep in mind. zıt anl. istismar etmek. zaafından yararlanmak.= annul. repeal take effort = çaba gerektirmek take for granted = doğal karşılamak. görevi vs. 4) (bir yere) götürmek take (a) photograph = fotoğraf çekmek. = Başka hiçbir organizasyon işi üstlenme konusunda istekli olmadı. 2) anılara götürmek. şekil vs. kazanmak. daha radikal bir girişimde bulunmaya karar verdi. yaklaşım vs. 3) (zaman) sürmek. travel take action = harekete geçmek. come into force. 2) gururunu kırmak take effect = geçerli olmak. intervene take advantage of = (bir şey)’den faydalanmak / istifade etmek / yararlanmak. parçalara ayırmak. öyle varsaymak take hold of = (bir yer)’e yerleşmek. = Sevgilisiyle buluşmak için babasının yokluğundan faydalandı. last.).bademci. zıt anl. (bir şeye) yeterli vakit ayırmak take out = (belge. 2) (uçak için) havalanmak. (She took advantage of her father’s absence to meet her lover. girdi sağlamak. hiç vakit almamak take off = 1) (kıyafet vs.= avoid tailor = (isteğe / ihtiyaca göre) biçmek.) üstüne almak.= differ from take along = beraberinde götürmek. ele almak. obtain www.) geri almak. olmuş farz etmek. dismantle. gözden geçirmek take a new turn = yeni bir dönemece gelmek. (bir yer)’i eline geçirmek take in = 1) kandırmak. malı vs. 2) (form. çözmeye çalışmak. allow for. for instance = örneğin araba kazalarını ele alalım.) almak. gain take in excess = aşırı miktarda / fazla almak take into account = dikkate almak.) take after = 1) (birisine fiziki olarak) benzemek. 2) (işi. evrak. örneğin araba kazalarını bir düşün T take care of = gözetmek.= put on.) çıkartmak. şekillendirmek. benefit.

gifted.) target (isim) = 1) hedef. absorb. come first. yetenekli.bademci. başlamak. söylendiği gibi kabul etmek take steps = 1) önlem / tedbir almak. (belli bir hedefe yönelik olarak) adımlar atmak take the lead = başa geçmek take things easy = aldırmamak. kurcalamak. (The company has targeted adults as its primary customers. 2) yüzüne vurmak. predominate. 2) (bir hatta) erişim elde etmek tapestry = resim dokumalı duvar örtüsü tar = katran target (fiil) = hedeflemek. teen teen = bkz. job. start. sakin ol) take time = zaman almak take to = 1) alışkanlık edinmek. abstract tanning = (cilt için) bronzlaşma Tanzania = Tanzanya (Doğu Afrika’da bir ülke) tap into = 1) (bir kaynaktan) yararlanmak. boring. görev. düzenli olarak bir işi (hobi. entertaining teem with = (bir şey) ile dolu olmak.ÜDS Sözlüğü take over = 1) (bir şeyin) yerini almak / yerine geçmek.) teenager = 13-19 yaşları arasındaki kişi. be prior to. somut. 2) (yönetimi. 2) girişimde bulunmak. (zaman) almak take up residence = yerleşmek.= intangible.) yapmaya başlamak. sıvı) tutmak. (bir şey)’de yer almak. participate in. real. zıt anl. temel müşteri grubu olarak yetişkinleri hedeflemişti. (bir yerde) ortaya çıkmak take up with = 1) (birisi) ile tartışmak üzere bir konu ortaya atmak. öncelikli olmak. join in (to) take place = olmak.= abandon. manipulate tangible = elle tutulur. 3) egemen olmak. skilled talk therapy = konuşma terapisi talon = (yırtıcı kuş için) pençe tamper with = oynamak. goal. nöbeti vs. 2) kurban. conceptual. boşver. 3) (süre) doldurmak. aim (at). hedef almak. dull. ödev. assume.com . tiresome.) devralmak. kaynamak. huy. obey take part in = (bir şey)’e katılmak. zıt anl.= interesting. victim target group = hedef kitle tariff = ithalat veya ihracat üzerine konan vergi task = iş. bilgilendirici temperament = mizaç. = Yılın bu vaktinde Antalya turist kaynıyordur. tabiat. amaç. yer almak. occur. havalanma. aim. (take it easy = dert etme. dert etmemek. usandırıcı. supersede. zıt anl. = Şirket. içine almak. 2) kaçmak ve (bir yerde) saklanmak take up = 1) ele almak.160 . amaçlamak. hoşlanmaya başlamak. (Antalya is teeming with tourists at this time of the year. concrete.= be secondary to take pride in = (bir şey)’den gurur duymak take seriously = ciddiye almak take shape = şekil almak take so long = çok uzun sürmek take smt at its face value = bir şeyin değerini sorgulamadan. teenager tell off = 1) sayıp ayırmak. yaradılış. meydana gelmek. disposition temperate = ılıman temperate bacteriophage = ılımlı bakteriyofaj (bakteri içinde yaşayan ama onun parçalanmasına neden olmayan parazit virüs) temperature = sıcaklık temple = tapınak www. masal talented = kabiliyetli. azarlamak telltale = veri sağlayan. kuvvetle çekerek parçalamak tear (isim) = gözyaşı tear up = yırtarak bölmek / parçalamak tectonic plates = tektonik plakalar (yerkabuğunu oluşturan levhalar) tedious = can sıkıcı. kalkış takeover = devralma tale = hikaye. kullanmak. 2) (birisi) ile arkadaş olmak takeoff = (uçak için). replace. fiddle with. zıt anl. duty. spor vs. work task force = özel görev kuvveti task of mapping = yer tespit etme işi / görevi task-specific = göreve / işe özel taste = tat taut = gergin tavern-goer = meyhane müdavimi tax = vergi taxation = vergilendirme taxiing = uçağın iniş pisti ile terminal arasındaki bağlantı yolunda gitmesi taxonomy = sınıflandırma bilimi tear (fiil) = yırtmak. happen take precedence = başta / önce gelmek. 2) (gaz.

(In the postoperative period. defendable.= permanent tempt (to) = ayartmak. Tanrıya şükür thanks to = sayesinde. awful. nice terribly = son derece. for the time being. owing to.) that is = öyle ki…. awfully territorial = toprak / bölge ile ilgili territory = toprak. kesin olmayan. the case temporarily lost his vision. processed than ever = hiç olmadığı kadar Thank goodness! = Şükürler olsun!. = Bir elektrik kesintisi tüm kasabayı geçici olarak karanlıkta bıraktı. toprak. . .) temporary = geçici.= freeze the absence of hope stands in the way of recovery = umudunuz yoksa iyileşme gecikir the logic goes = mantıken. stressed. transitory. begin termination = bitiş. we now know what to do in this huge medical centre. yıldırmak Tertiary period = yaklaşık 65 ile 1. kindness. interim. imrendirmek. inatçı tend (to) = eğiliminde olmak. sona ermek. bit(ir)mek. terimlendirmek. mantığa göre the other day = geçen gün the other way round = öbür türlü. solunum durması ve kas spazmları ile belirgin bir hastalık) tetrodoxin = tetrodoksin (Japonya’da Fugu denen balıkta bulunan. yani that very question = tam da o soru that’s news to me = bu benim için yeni bir haber that’s not often enough = çoğunlukla bu yetersiz kalır that’s really something = bu gerçekten önemli bir şey thaw = erimek. geçici. 2) sertlik derecesi. bu demek ki…. stress. be disposed (to). be likely (to) tendency = eğilim. şefkat. nihai. the rest = geri kalan. = Hemşirenin sabırlı açıklamaları sayesinde artık bu devasa tıp merkezinde ne yapacağımızı biliyoruz. zıt anl. tam ters. felç edici zehir) texture = 1) desen. 2) dönem. en uçtaki. mıntıka terrestrial = 1) karasal. zıt anl.com . 2) (tavır ve davranış için) temkinli teratogen = teratojen (normal embriyonal gelişmeyi bozarak kusurlu doku ya da organ oluşmasına sebep olan bazı ilaçlar veya X-ışınları gibi etkenler) teratogenic = teratojenik (kusurlu organ veya doku oluşmasına sebep olan) term (fiil) = (bir şey)’e … demek / adını vermek. = Operasyon sonrası dönemde vaka. 8 milyon yıl öncesi dönem test for = (bir yeteneği / özelliği ortaya çıkarma amacı ile) test etmek test site = deney bölgesi testify = ifade vermek testosterone = testosteron (erkeklik hormonu) tetanus = tetanos (vücuda açık yaralar aracılığı ile giren bir bakterinin yol açtığı. come / bring to an end. zıt anl. provisional. . unconfirmed.= start. bünye. (A power failure temporarily darkened the whole town. çözülmek. .= relaxed tension = gerilme kuvveti. zıt anl. görüşünü geçici olarak kaybetti.161 temporarily = geçici olarak. metinde (şu) fikir ileri sürülmektedir.= permanently. makul. kandırmak. horrible. devre. 2) dünyaya ait. gerilim. sona eriş terrain = 1) arazi. en sondaki. karada yaşayan. yapı.ÜDS Sözlüğü . alan. call term (isim) = 1) terim. 3) yüzey. cezbetmek. (bir şey)’den söz ediliyor the point is made in the passage (that) = parçada belirtilmektedir ki. reasonable tenacious = vazgeçmez. korkunç. finish.= cosmic. bölge terrorize = korkutmak. characteristic textured = (ürün için) işlenmiş. temporary. zıt anl. opposite. . inclination tenderness = sevecenlik.= beautiful.bademci. landscape.). charm tenable = savunulabilir. 2) bölge. terrene. eğitim öğretim yılı terminal = son. kesin / nihai olmayan.= cosmic. lure (into). extraterestrial terrible = berbat. affection tendon = tendon (kası kemiğe bağlayan inelastik doku / bağ) tense = gergin. final terminate = son vermek. zıt anl. zıt anl. earthly. (Thanks to the nurse’s patient explanations. relaxation tensioning = germe eylemi tentacle = dokunaç (ahtapot gibi bazı hayvanların ince uzun kavrama / dokunma organı) tentative = 1) deneme amaçlı (olarak yapılan).= calmness. zıt anl. strain. vice versa the point is made (that) = (bir şey)’e dikkat çekiliyor. gerisi www. last. zıt anl. gerginlik.

gösteri vs. so far tick = kene www. add throw light on / upon = aydınlatmak. all through throw in = eklemek. baştan aşağı. flourish thriving = istikrarlı bir şekilde büyüyen / gelişen. by means of. zıt anl. limit thrill = heyecan thrilling = heyecan verici. 2) (bir şeyin / bir yerin) içinden / arasından throughout = 1) her yerinde. entirely. thanks to. whole. üç kat / misli threshold = eşik. by. limit.). = İşini bıraktığını duydum.bademci. zıt anl. completely. öylelikle. hayret verici thrive = istikrarlı bir şekilde büyümek. skinny. clarify. bırakmak. ayrılmak.= partial thoroughly = tam olarak. vomit thumb-sucking = (genellikle çocuklarda) parmak emme thunder = gürlemek thunderstorm = şimşekli / yıldırımlı fırtına thus = böylece.ÜDS Sözlüğü the wild = yabani hayat / çevre theft = hırsızlık theistic = tanrıcılığa ait theme = tema then = o zaman theology = teoloji (ilahiyat. nedenle oluşan) iritasyon / rahatsızlık through = 1) (bir kişi ya da şey) aracılığı ile / vasıtası ile / sayesinde. prosper.= fat think out = (bir şey)’i ayrıntılı ve özenli bir biçimde ele almak. 2) kusmak. opening.= partially thought = düşünce thoughtful = düşünceli. zıt anl. protect threatened species = nesli tükenme tehlikesi altında olan tür(ler). tedavi edici şekilde therapy = terapi. slim. giriş. zıt anl.= in practice theorize = teori üretmek. all over.= relieve. tamamen. gözdağı vermek. çalılık thigh = uyluk thimerosal = cerrahide antiseptik olarak kullanılan bir madde thin = zayıf. therefore. kuram ortaya koymak therapeutic = tedavi amaçlı therapeutically = tedavi amaçlı olarak. around. warning. via. because of that thermodynamic = termodinamik ile ilgili thermodynamics = termodinamik (ısıl enerji ve hareket arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı) thermohaline circulation = okyanusların.162 . bu nedenle. başlangıç. warn. endangered species threatening = tehdit edici. baştan aşağı. açıklığa kavuşturmak. tamamen amaçsız / gereksiz there is nothing in the least wrong with him = en ufak bir rahatsızlığı bile yok thereby = öylece. complete. yoğunluk farklarına bağlı olarak küresel boyutta akıntılar ile sürekli devinim halinde olması thermoluminescence = bazı minerallerin. explain throw up = 1) vazgeçmek. ürpertici. için) üç perdeden / bölümden oluşan three-dimensional = üç boyutlu. wholly. saygılı thread = iplik thread-like = iplik benzeri. boyunca. bir uçtan diğerine. (bir şeyin) tamamında. (I hear you have thrown up your job. 2) baştanbaşa. zıt anl. nowadays tthey take you as you are = sizi olduğunuz gibi kabul ederler thiamin = tiamin (B kompleks vitaminlerinden biri) thicken = kalınlaşmak.com . (sıvı / sis vs. end-to-end. 3D threefold = üç yönlü. prosperous throat = (vücut için) boğaz throat discomfort = boğazda (farenjit vs. bu yolla. ince. için) yoğunlaşmak thicket = fundalık. gelişmek. menacing three flight of stairs = üç kat merdiven three-act = (tiyatro oyunu. ipliğe benzer threadworm = kıl kurdu threat = tehdit. ultraviyole ışınlarına maruz bırakıldıktan sonra ısıtıldıklarında ışık vermeleri olayı thesaurus = bir kelimeye yakın veya zıt anlamlı kelimeleri bulmaya yarayan sözlük benzeri referans kitabı these days = bu günlerde. beginning. hence thus far = şimdiye kadar. jeopardise. by that means. incelemek thinker = düşünür thirst = susama thorough = tam. din bilimi) theoretically = teorik / kuramsal olarak. tedavi there is no point (in) = hiçbir mantığı yok. menace threaten = tehdit etmek.

plague. to a certain extent to start with = 1) ilk. azap çektirmek. aksine to the exclusion of = (bir şey)’i hariç tutacak / dışlayacak kadar to the fore = öne. eğimli timber = kereste. el aleti. bütünlük touchdown = uçağın piste temas etmesi touch-screen = dokunmatik ekran touch-sensitive = dokunmaya duyarlı. asteroidler ve kuyrukluyıldızlar gibi) küçük gökcisimleri tip = uç tip over = devirmek tireless = bitmez tükenmez. aslına bakarsanız. huge tiny body = (meteorlar. to some extent to a great extent = büyük miktarda. allow. zıt anl. zıt anl.com . ilk önce. bu mealde to the contrary = tersine. until now to my way of thinking = benim düşünce tarzıma göre to one’s surprise = (bir kişi için) şaşırtıcı şekilde. minicik. attached to. hot. büyük oranda. ön tarafa to this day = bugüne dek / bugüne kadar. mihenk taşı. değeri vs. dokunmatik touchstone = denek taşı. hala. (bir rakibi. worn out tissue = doku tissue damage = doku zedelenmesi to a certain extent = bir yere / dereceye kadar. zıt anl. türbe tomb-figures = mezar figürleri tonnage = tonaj. to a large extent to a large extent = büyük miktarda. (bir şey) ile yakından ilişkili. firstly. issue topmost = en üst topple = düşüp yuvarlanmak top-secret = çok gizli top-security = üstün güvenlik / güvenliğe sahip torment = eziyet etmek. equipment toothpaste = diş macunu top = (bir değer)’in üzerine çıkmak. büyük oranda. to begin with.bademci. kriter. zıt anl. zıt anl. medcezir tie (to) = bağlamak. işkence yapmak. kederli.) geçmek. benchmark. müsamaha etmek. acı dolu. bir aşağı bir yukarı. dayanmak. alet. fayans. torture. energetic. minuscule.= please. back and forth to date = bugüne kadar. lumber timber-rich = keresteden yana zengin time elapsed = geçmiş olan toplam zaman time-consuming = zaman alıcı timeline = süre.163 ticker symbols = borsada işlem gören hisseleri tanımlayan 5-6 karakterlik kısa kod adlar tidal = gelgit ile ilgili tidal pull = gelgit çekimi tidal range = gelgit olayında suyun yüksekliğindeki değişim miktarı tidally driven currents = gelgitle oluşan akıntılar tide = gelgit.= independent from tiger = kaplan tighten up = sıkılaştırmak tile = seramik. even today to what extent = ne derece. 2) örneğin. for instance to such an extent that = o kadar ki. o derece ki to tell the truth = doğruyu söylemek gerekirse. delight tormented = eziyet edilmiş. vigorous. evvela. kiremit till then = o zamana kadar tilted = yatık. bir yere kadar. connect (to). ilişkilendirmek.= enormous. 2) katlanmak. azap çekmiş torrid = ateşli. sensuous. nereye kadar tobacco = tütün toddler = yeni yürümeye başlayan çocuk toe = ayak parmağı tolerate = 1) hoş görmek. to a great extent to a very insignificant extent = çok az / önemsiz bir oranda to and fro = bir yandan öbür yana. link (with) tied to = (bir şey)’e bağlı. ölçüt. criterion www.= cold. vakitli.ÜDS Sözlüğü . (To my surprise… = Hayret ettim ki… ) to some extent = belli bir dereceye kadar. tonilato (bir gemi vs. bear tomb = mezar. in fact to that effect = bu hususta. başa geçmek topic = konu. ’nin yüksüz halde toplam ağırlığı) tool = araç. mevzu. frigid torture = işkence tortured = işkence edilmiş. so far. müddet timely = uygun zamanda. endure. yorulmak bilmez. zamanında tiny = küçücük.= weary. anguished Tory = İngiltere’deki Muhafazakar Parti’nin 1832 yılından önceki adı totality = bütün.

pursue traction = götürme. iz sürmek. track. tercüme etmek translator = çevirmen. record. taşımak.bademci. zahmetli. için) palet track back = geriye doğru iz sürmek. pioneer train = eğitim vermek. conversion transformer = transformatör (elektronik bir devrede voltajı ve akımı değiştirmeye yarayan eleman) transient = gelip geçici. labour-union trading = ticaret tradition = gelenek. izini takip etmek. nakliye transverse = çaprazlama. follow. follow track (isim) = 1) ray. action. change into. convey transparent = saydam transplant = nakletmek. transitory. venom. kıtalararası transcultural = kültürler arası transform into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. 4) (tank.= permanent transient global amnesia = geçici global amnezi (genellikle orta yaşlarda gelişen. idman. commerce trade-union = işçi sendikası. conventional traditional diet = geleneksel beslenme traditionally = geleneksel olarak. yakın zamanda olmuş olayları hatırlayamama ile belirgin amnezi nöbeti) transiently = gelip geçici olarak.164 . passage translate = çevirmek. toksik toxicity = toksisite (zehirlilik) toxin = toksin (canlılar tarafından üretilen zehirli madde). carry.com . iletmek. yolculuk etmek travelling public = seyahat eden insanlar. move transportation = taşıma. tuzak trapped = (bir şeyin içinde) sıkışıp kalmış traumatic blow = travmatik darbe (ciddi yaralanma / iç kanama ile sonuçlanan darbe) travel = seyahat etmek. ’nin bıraktığı veya yürünerek bırakılan) iz. lock in trap (isim) = kapan. poison trace (fiil) = (ipuçları vs.ÜDS Sözlüğü tough = zorlu. başka yere nakil transmissible = geçmesi / bulaşması olası transmission = iletim. çekme trade = ticaret. conventionally trailblazing = öncü. transitory. enine trap (fiil) = kapana kıstırmak. 2) kaydını tutmak. deed transaction statement = (bir tür) hesap ekstresi transatlantic = Atlas Okyanusu’nun karşı yakasından gelen / karşı yakasına giden transcontinental = kıta aşırı. dönüşüm. convert to / into. convention traditional = geleneksel. hain. ezip geçmek transaction = işlem. instruct train tracks = tren rayları training = antrenman.= permanently transistor = transistör (bir devrede açma-kapama. 3) (tekerlek. dozer vs. belirti trace back = geriye / eskiye doğru izini sürmek / bulmak trace mineral = eser mineral (insan vücudunun çok az miktarlarda gereksinim duyduğu mineral). unsafe www. bucak. trail. zıt anl.) izleyerek saptamak / bulmak. hard. laborious tournament = turnuva township = kasaba (nahiye. trail trace (isim) = iz. değişim. çiğnemek. kalleş. custom. aktarmak. sıkı. palet vs. kaza ya da ilçe gibi küçük yerleşim) toxic = zehirli. micro mineral trachea = (çoğul: tracheae ya da tracheas) trakea (nefes / soluk borusu) track (fiil) = 1) izlemek. yükseltme gibi çeşitli görevlerde kullanılan yarı iletken bir devre elemanı) transistor amplifier = transistörlü amplifikatör (gelen sinyalin gücünü arttırmaya / yükseltmeye yarayan bir tür elektronik cihaz) transition = geçiş.= preserve transformation = dönüştürme. adet. travel treacherous = tehlikeli. güvenilmez. zıt anl. 2) (koşu veya bisiklet için) yol / parkur. dangerous. taşımak ve yeni ortamda yaşatmaya çalışmak transplantable = nakledilmeye uygun transport = (bir yerden) (başka bir yere) götürmek. kaynağını araştırmak track down = izleyip bulmak / yakalamak. tercüman translocation = yer değiştirme. zıt anl. nakletmek. halkın seyahat eden kesimi traverse = (mesafe) kat etmek. tuzak kurarak yakalamak. aktarım. değiş(tir)mek. eğitim training ground = eğitim alanı trait = özellik trample = ezmek. eğitmek. yayılma transmit = (hastalık) bulaştırmak. pursue.

cure treatment = 1) tedavi. tremble trench = çukur. verem (kanlı öksürük ve halsizlik ile belirgin akciğer enfeksiyonu). convenient. act. bir şeyin tetikleyicisi / nedeni trimester = üç aylık dönem Tripos = Cambridge Üniversitesi’nde bitirme sınavlarına verilen ad triumph (fiil) = başarı sağlamak.) trigger (isim) = tetik.= distrust. activate. = Bu tedavilerin karşılaştırmalı faydaları. zafer kazanmak. reliance.ÜDS Sözlüğü . girdap turgid = şişmiş. define. 2) tröst (pazarda tekel yaratma amacı güden ve pek çok küçük şirketi gayriresmi olarak kontrol altına alan büyük şirket ya da şirketler topluluğu). chaos www. test. hakikaten. sarsıntı. (There are one or two trivial errors in your essay. (karmaşıklığı / riskleri sebebiyle) zor trigger (off) (fiil) = tetiklemek. çok büyük çapta. galip. annoying. sıradan. yengi. tekne truck = kamyon. disturbing. cartel trust one’s life to = canını (bir kişiye / bir şeye) emanet etmek trustworthy = güvenilir try on = prova etmek.). önemsiz. = Kompozisyonunda bir iki önemsiz hata var. sınama. ustalık isteyen. muamele etmek. behave. çalışma. tam anlamıyla. giyip denemek try out = (birisini / bir şeyi) denemek. agreement trek = engebeli arazide yaya olarak gitmek tremble = titremek. zıt anl. işlem treaty = antlaşma. zahmetli. confidence. 2) işleme. enormous tremendously = son derece. victorious trivial = cüzi. ganimet troublesome = 1) rahatsız edici. ürperme. zıt anl. victory triumphant = muzaffer. harekete geçirmek. (Hypertension triggers off many other diseases. üçkağıt tricky = incelikli. unimportant. yangın alarmını harekete geçirdi. ateşlemek. TB tuberculosis-causing = vereme sebep olan tulip = lale tumour cell = tümör hücresi tumour marker = tümör markeri / işaretçisi (vücutta tümör bulunduğunu gösteren. current trend down = düşme eğiliminde olmak. inanmak. maliye dairesi treat = 1) davranmak.= distrust trust (isim) = 1) güven.= significant. karışıklık. başlatmak. dönen birim) turboprop airliner = pervaneli yolcu uçağı turbulence = çalkantı. şişkin turmoil = kargaşa. win triumph (isim) = zafer. litigation. endişe verici.com . akım. = Hipertansiyon pek çok başka hastalığı tetikler. succeed. believe. test tuberculosis = tüberküloz. bayağı. zıt anl. 2) çok değerli / önemli şey treasury = hazine. ödül.) tribal = kabileye ait tribal culture = sosyal yapısı kabile düzeninde olan kültür tribunal = mahkeme. zıt anl. nağme tune into = 1) yakından takip etmek. burdensome trough = (trof gibi okunur) (hayvanların su içtiği) yalak. quiver. meyil. hendek trend = eğilim. remedy.) troop = askeri birlik trophy = hatıra. (The comparative efficacy of these therapies was tested on volunteers in a clinical trial.165 treasure = 1) hazine. tır truly = gerçekten. important. galip gelmek.bademci. experiment. enormously. cure. tuzağa düşürmek. pulmonary phthisis. tendency. really truncated icosahedron = kesik yirmiyüzlü (düzgün bir yirmiyüzlünün köşelerinin kesilip atılması ile oluşturulan futbol topu benzeri geometrik cisim) trust (fiil) = güvenmek. = Duman. court action.= agreeable. bir klinik çalışmada gönüllüler üzerinde test edildi. shake tremendous = muazzam. kandırarak (bir şey yapmaya) yöneltmek trick (isim) = hile. 2) belli bir radyo istasyonuna ayarlamak turbine = türbin (jeneratörlerde elektrik üreten. ezgi. zıt anl. (The smoke triggered off the fire alarm. spark. court tributary = ırmak ayağı. 2) tedavi etmek. insignificant. 2) sorun çıkaran. 2) deneme.= slightly tremor = titreme. kol ırmak (ırmağa karışan akarsu) trick (into) (fiil) = kandırmak. greatly. muamele. düşüşte olmak trial = 1) (mahkemede) duruşma. genellikle kan tahlilinde ortaya çıkan madde) tune = melodi.

(At first he seemed to be an honest person. throw out. cyclone typical = tipik typically = tipik / karakteristik olarak. için) kapamak. şiddetli kasırga. 2) (bir şey)’e bağlı olmak. become turn against = (bir kişi ya da şey)’e cephe almak turn away = 1) (kapıdan vs. refuse. 2) (ışık vs. prove to be. resort to turn up = 1) (radyo. kesmek.) turn in = teslim etmek.) turn down = (bir teklifi vs. = Önceleri dürüst birisi gibi görünüyordu ama sonra büyük bir yalancı olduğu ortaya çıktı. aktif hali sonlandırmak.) kapatmak. için) açmak. geri çevirmek. bağırsakta yaralar ile belirgin bir hastalık) typhoon = hortum. (The refugees were turned back at the border. iki yönlü two-storey façade = iki katlı cephe two-syllable = iki heceli two-thirds = üçte iki typewriter = daktilo typhoid = tifo (genellikle hijyenik olmayan besinler aracılığı ile bulaşan. burma two-fifths = beşte iki twofold = iki misli / kat two-mode hybrid engine = taşıtlarda kullanılan. üzerine çevirmek. invert. aktif hale getirmek. direct onto. characteristically www. put off. müzik vs. = Mülteciler sınırda geri çevrildiler. turn down turn away from = (birisi)’nden uzaklaşmak. benzin motorunun yanı sıra iki kademeli bir elektrik motoru ile de çalışan yeni ve deneysel bir motor sistemi two-shoe = iki pedallı two-sided = iki taraflı. consider turn to = (birisi)’ne başvurmak. think about. söndürmek. 2) reddetmek.ÜDS Sözlüğü turn = olmak. akılda tartmak.) turn over = 1) devirmek.) geri çevirmek. için) (bir şey)’e doğrultmak. genellikle. suyu vs. deliver turn into = (bir şey)’e dönüş(tür)mek. 2) (yolda) başka tarafa yönelmek turn on / upon = 1) (ışık vs. But then he turned out to be a great liar. refer to. produce. 4) sonuçlanmak turn out (that) / (to be) = (bir şey olduğu) ortaya çıkmak. = Ona evlenme teklif etti ama o reddetti. depend on turn on = 1) (radyo. 2) (beklenmedik bir şekilde) ortaya çıkmak. özellikle boya sanayinde inceltici ya da çözücü olarak kullanılan sıvı madde) turtle = kaplumbağa twist = büklüm. yüzyıl dönümü turpentine = terebentin (çam reçinesinin damıtılması yolu ile elde edilen. (birisi)’ne yüz çevirmek turn back = geri dönmek. deactivate. reddetmek. convert to / into turn off = 1) (ışığı.166 .) geri çevirmek. (birisi)’nin yardımını istemek.com . için) sesini yükseltmek. invoke. 2) düşünmek. (He proposed to her. 2) (özellikle cinsel açıdan) heyecanlandırmak. stimulate turn out = 1) (bir hatası nedeniyle birini) dışarı çıkarmak. refuse. but she turned him down. excite. çevirmek. 3) üretmek. hand in. turn away. TV vs.bademci. gelmek turn-of-the-century = yüzyılın değişimine / bitişine yakın (bir yüzyılın başlangıcının / bitişinin hemen öncesi ve sonrasını kapsayan dönem).

greatest. nihai. zıt anl. bilinçdışı. zıt anl. temel. tolerable unbiased = tarafsız. zıt anl.= concerned. doubtfulness. United Kingdom ulcer = ülser (deri üzerinde. nesnel. unpredicted unanticipated reaction = beklenmeyen tepki unappreciated = değeri anlaşılmamış. (The news took the city of London unawares. beklenmeyen.= certainty.= contaminated uncontrollable = kontrol altına alınamayan uncover = ortaya / meydana / açığa çıkarmak. etkilenmeden kalmış. ikilem içermeyen. umulmadık. zıt anl. zıt anl. what matters is his ultimate success. 2) astronot kordonu UN Conference on the Human Environment = Birleşmiş Milletler bünyesinde 1972 yılından bu yana düzenlenmekte olan. ülser içeren ulcerative colitis = ülseratif kolit (enfeksiyona bağlı olarak kolon mukozasında yer yer ülserler oluşması.= aware of unawares = hazırlıksız (olarak). zıt anl. zıt anl. açık olmayan. kan içeren dışkı vb. unforeseen. inattentive. yeteneksiz. incapable. sure thing unclear = muğlak. baygınlık. reveal. unveil. uncertain. (bir şey)’den habersiz. anlatılamaz. indifferent. fundamentally. (hastalık vs. peculiar.= consciousness uncontaminated = kirlenmemiş. final. veya sindirim organlarının iç yüzeylerinde gelişerek altındaki dokuları da etkileyen açık yara) ulcerated = ülserli.= clear. asıl olarak. fundamental. unpolluted. = Bir kişinin başlangıçtaki başarısı aldatıcı olabilir. Stockholm Conference unable = ehliyetsiz. interested unconditional = koşulsuz. clear. landing gear www. küçümsenmiş. epitel dokuda. inescapable. çekilmez. 2) son / nihai olarak. unwitting. en yüksek.bademci. objektif. intolerable.= conscious unconscious state = bilinçsiz hal unconsciousness = bilinçsizlik. tahmin edilmeyen. gafil (avlanarak).= capable unacceptable = kabul edilemez unaccountable = açıklanamayan. well-defined unconcerned = ilgisiz. bilinçaltı. incompetent. yaygın UK = Birleşik Krallık. belirsiz.or overbuilt = (sağlamlık ve / veya kütle için) eksik / yetersiz veya aşırı yapılı under-activity = az hareket. zıt anl. eventual. vague. umursamaz. net.= cover uncut = kesintisiz undeniably = inkâr edilemez şekilde under consideration = değerlendirilmekte. asıl önemli olan nihai başarısıdır.U U UU ubiquitous = her yerde var olan.= explicable unaffected = etkilenmemiş. belirtileri olan bir hastalık) ultimate = 1) en büyük. = Haberler. finally. zıt anl. zıt anl. zıt anl.= appreciated U unarmed = silahsız.= avoidable. zıt anl.= originally umbilical cord = 1) göbek bağı. avertable unaware of = (bir şey)’in farkında olmayan.= conditional unconscious = bilinçsiz. kayıtsız şartsız. uninfected. intact. zıt anl.= bearable.) ultimately = 1) esasen. Londra kentini hazırlıksız yakaladı. İngiltere. objective unbreakable = kırılmaz uncertainty = belirsizlik. denenmekte under. çevre ve insançevre ilişkisi odaklı konuların tartışıldığı ve uluslararası çevre politikalarının belirlendiği konferans. inevitable.= ambigous unanimous = oybirliğiyle unanticipated = sezinlenemeyen. anlaşılmaz. dubiousness. irin. zıt anl.) bulaşmamış. underrated. zıt anl. (Someone’s initial success may be deceptive. inexplicable. karar gündeminde under debate = tartışılmakta under threat = tehdit altında under trial = deneme altında.com .= armed unavoidable = kaçınılmaz.) unbearable = dayanılmaz. 3) son. zıt anl. yetersiz faaliyet undercarriage = (uçak için) iniş takımları. primarily. zıt anl. 2) esas. zıt anl.= affected unaided = yardım almadan / almayan unambiguous = açık.

uygunsuz. dengesizce. zıt anl. zıt anl. unjustly. zıt anl. get in charge (of). ahlaka aykırı. zıt anl.= strengthen. asıl nedeni olmak. uncomfortable. zıt anl. underfed undernutrition = yetersiz beslenme underpaid = (olması gerekenden) düşük ücretli underperform = daha düşük performans göstermek. kesinlikle.= overestimate. convincingly. zıt anl. just unfairly = haksız bir şekilde. yabancı. altını çizmek. unnecessarily. (toprak için) gübrelenmemiş unfold = açıklamak. build up. tatsız. dig out. impracticable. obviously. reasonably.= even.= sensibly unearth = kazarak çıkarmak.com . zıt anl. zıt anl.= expected unfortunate = üzüntü veren. üstlenme underwater archaeology = sualtı arkeolojisi (arkeolojinin. endişe. zıt anl.= ease uneasy = kaygılı. onun özgüvenini zayıflatıyor. = Arkadaşlarının eleştirileri. zıt anl. zıt anl. aloof. emphasise underlying = altında yatan. excessive unduly = boş yere. justly unfamiliar = aşina olmayan. go through.= fashionable unfeasible = yapılamaz. be exposed to underhand = el altından. practicable unfertilized = (yumurta için) döllenmemiş. uniformly unexpected = beklenmedik unexplored = araştırılmamış unfair = haksız. outmoded. worry. su altında kalan eserleri ve batıkları. temelindeki undermine = temelini aşındırmak.) underneath = altına / altında undernourished = yetersiz beslenmiş. 3) (zorluk. sinsi.= familiar. ill-fed. stress. yavaş yavaş yok etmek.= at ease unemotional = duygusuz. unwanted. imbalanced. gizli. questionably undue = yakışıksız.168 . zıt anl.= ethical.= doubtfully. undervalue.ÜDS Sözlüğü undercover policeman = gizli / sivil polis underestimate = küçümsemek.= deservedly undesirable = istenmeyen. zıt anl.) çekmek.= deserved undeservedly = hak etmediği şekilde.= desirable undetectable = fark edilmesi / bulunması mümkün olmayan. (His friends’ criticism undermines his self-confidence. dengesiz.) geçirmek. açıklığa kavuşturmak. eğitim vs. zıt anl. unmistakably.= fortunate www. makul bir şekilde. işkence vs.= fair. kıskanılacak türden olmayan. anlama.bademci. reasonable. gereksizce. reveal.= unreasonable understandably = anlaşılır. unjustified. moral uneven = eşit olmayan. sly underinvest = gereğinden az / eksik yatırım yapmak underlie = altında bulunmak / yatmak. pitiful. gerçekleştirilemez. zıt anl. düşük kilolu. have. değerinin altında paha biçmek. hafife almak. zıt anl. temelini oluşturmak underline = vurgulamak. taahhüt etmek. carry out undertaking = girişim. conceivably. desirable unethical = etik olmayan. unnoticed undigested = sindirilmemiş undoubtedly = şüphesiz / kuşkusuz bir şekilde. zıt anl. umulmadık. tedirgin. zıt anl. zıt anl.= evenly.)’ye maruz kalmak. acı vs. zıt anl. skinny underworld = (mitolojide) yeraltı dünyası undeserved = hak edilmemiş. değişim vs. undesirable. aşırı. clarify. 2) (sıkıntı. experience. kaygı. unnoticeable undetected = gözden kaçmış. weaken. zıt anl. zıt anl. uygunsuz. bir işe girişmek.= fairly.= emotional unemployment = işsizlik unenviable = istenmeyen. secret. uniform unevenly = eşit olmayan şekilde. talihsiz. zorlaştırmak. hak edilmemiş bir biçimde. unmerited. zayıflatmak.= ambiguously. (tamirat.= bury unease = huzursuzluk. restless. unrest. farkedilmemiş. zıt anl. dalışlar yapmak suretiyle inceleyen alanı) underweight = zayıf.= feasible. unjust. be subjected to. immoral. (gereğinden veya olabileceğinden) az ilerleme kaydetmek understandable = anlaşılabilir. daha az icra etmek. unknown. yersiz.= conceal unforeseen = beklenmedik. zıt anl.) görmek.= enviable. zıt anl. detached. known unfashionable = modaya uymayan. adaletsizce. unreasonably understanding = anlayış. comprehension undertake = üstlenmek. exaggerate underfund = yeterince finanse etmemek undergo = 1) (ameliyat. unexpected. modası geçmiş. strange. untimely.

sağlıksız. uncertain. zıt anl. intact. undamaged. uzay taşıtları vs. kazara. alçak gönüllü. on purpose uninviting = çekici olmayan. emsalsiz. unparalleled uniquely = benzersiz / eşsiz bir şekilde.= harmed.= realistically unrelenting = amansız. incomparable.= obtrusive. için) karşılanmamış unmistakably = şüphesiz. sök(ül)mek. talep vs. zıt anl. biçimsiz. maalesef. zıt anl. zıt anl. harmony www. zıt anl. acımasız. consistent. dayanaksız.= reliability. zıt anl. zıt anl. göze çarpmayan. gözden düşmüş unprecedented = görülmemiş. changeability. consistency. bilinemezlik. yegane. zıt anl. dubious. even. unidentified. her yanı aynı şekilde.= diversity uniformly = aynen.= deliberate unintentionally = istemeden. humble.= like unlikely = mümkün olmayan. zıt anl. şüphe götürmez bir şekilde. delightful unpopular = rağbet görmeyen. cosmos unjustifiable = gerekçesiz. yeganelik unit = birim (tek bir bütün olarak algılanabilen bir kavramlar veya objeler grubu) unite = birleştirmek. unbelievable. combine. zıt anl. zıt anl. zıt anl.= believable unimpaired = zarar görmemiş unintended = istemeden gerçekleşen. awkward. kargaşa. damaged unicorn = tekboynuz (başında tek bir boynuz olan at biçimindeki efsanevi yaratık) unified = birleştirilmiş. zıt anl. tepkisiz. sensibly unobtrusive = dikkat çekmeyen. undesirable. kestirilemez. bir araya getirmek.bademci. incredible. haksız. unbelievably. as opposed to. (bir kişiye ya da şeye) özgü. inexcusable. unduly. similarity. beklenti. unrivalled. dissatisfaction.= inferior unpaved = (yol için) parke taşı / asfalt döşenmemiş unpleasant = hoş olmayan.= reasonably. accidental. zıt anl. doubtfully unnatural = doğal olmayan unnecessarily = boş yere. zıt anl. zıt anl. combine. tam aksine. volatility. alışılmışın dışında. indefensible unjustly = haksız bir şekilde. zıt anl. benzersiz. temel parçacıklar arasındaki tüm temel kuvvetlerin tek bir alan olarak ifadesini sağlayan bir çeşit alan teorisi) uniform = 1) her yanı / bölümü aynı. over-the-counter unprotected = korunmamış unravel = çöz(ül)mek.= reliable unrequited = karşılık görmeyen.= inviting unique = benzersiz. variable. zıt anl. 2) tutarlı. kaypaklık. halletmek. gereksizce.= differently unify = birleştirmek. separate unimaginable = hayal / tasavvur edilemez. bir örnek. undoubtedly.= detach.= known unlike = (bir şey)’den farklı olarak. zıt anl.= peace. solely. zıt anl. equally. groundless ungainly = hantal. dependability unreliable = güvenilmez. consolidate. zıt anl. merciful unreliability = güvenilir olmama. zıt anl.= commonly uniqueness = benzersizlik. zıt anl. irregular unparalleled = eşsiz. bir bütün haline getirmek. zıt anl. encode unreachable = ulaşılamaz.= likely unlimited = sonsuz. merciless. unintentional.= disunite.= predictability unpredictable = önceden bilinmez. nasty. sınırsız unload = boşaltmak unmanned = (hava. eşsiz.= predictable. olanaksız.= fortunately unfounded = temelsiz. solve. unfairly. zıt anl. zıt anl.= reachable unrealistically = gerçekçi olmayan bir şekilde. zıt anl. tek. zıt anl. clumsy unharmed = zarar görmemiş. inaccessible.= different. sağlam. çok az bir olasılıkla.ÜDS Sözlüğü . zıt anl. zıt anl. figure out. improbable. 2) tutarlılık.= code. regrettably. eşsizlik. tersine. unnoticeable. için) insansız. similar. unmatched.= compassionate. exceptional.= justly unknown = bilinmeyen.com . eşit bir şekilde.= questionably. variable uniformity = 1) aynılık.= manned unmatchable = emsalsiz.= deliberately.169 unfortunately = ne yazık ki. yersiz. disturbance. accidentally. karşılıksız unresponsive = cevapsız. unite. zıt anl. emsalsiz. kaba.= usual unpredictability = belirsizlik. certainly. unchanging unprescribed = reçetesiz. zıt anl. evenly. sever universal = evrensel universe = evren. birleşmiş unified field theory = birleşik alan teorisi (fizikte. unattractive. bir örnek oluş. tatsız.= ordinary unmet = (ihtiyaç. zıt anl.= pleasant. benzeri olmayan. noticeable unorthodox = geleneksel olmayan.= responsive unrest = huzursuzluk. unforeseeable. itici. zıt anl.

desire. ivedilikle. zıt anl. improve. gönülsüzce. strange.= dislike.= downstream urban = kentsel. (Crime rate is usually higher in urban areas than in rural areas. zıt anl. encourage. desteklemek. ender. hygienic unsatisfactory finding = tatmin edici olmayan / yetersiz bulgu unsatisfying = tatmin etmeyen unsaturated = doymamış unsaturated fat = doymamış yağ unseasonable = mevsim normallerinin altında ya da üzerinde. gönülsüzlük. reluctantly. unhygienic.= rural urea = üre (protein metabolizması sonucu vücutta oluşan ve idrar ile dışarı atılan atık madde) urge (fiil) = (birisini bir şey yapmaya) teşvik etmek. zıt anl. reluctance. hate urgency = aciliyet. sağlıksız. zıt anl. inconstant. zıt anl.= successful unsustainable = sürdürülemez. acil olarak. maintenance upper arm = kolun omuzla dirsek arasındaki kısmı upper class = üst sınıf. friendly untaxed = vergilendirilmemiş until fairly recently = oldukça yakın zamana kadar until well into the nineteenth century = ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar untold = tarifsiz unused = kullanılmamış. üzüntü veren. foolish.= careful. uneager. unfriendly. = Suç oranı kentsel bölgelerde.= familiar. zamansız. zıt anl. foolishly. zıt anl. göze hoş gelmeyen unstable = dengesiz. düzeyini yükseltmek. arkadaş canlısı olmayan. kışkırtmak.ÜDS Sözlüğü unsafe = emniyetsiz.) unworkable = işletilemez. reluctant. deter urge (isim) = şiddetli arzu. zıt anl. advocate upkeep = bakım. zıt anl. advance. ready unwillingly = isteksizce. facing upbringing = (çocuk için) yetiştir(il)me. modernise.bademci. disturb.= discourage. zıt anl. kentle ilgili. thoughtful unwisely = akılsızca. ivedilik. distressing.= rural. zıt anl. 3) ısrarlı. willingness unwise = akıllıca olmayan.= stable unsuccessful = başarısız.= wise. huzursuz. dangerous. ısrar eden urgently = acilen.= willingly. uncommonly. = Akılsızca yatırım yaptı ve bir servet kaybetti. uncommon. annoying.= sanitary. civilized urbanized = kentleşmiş. kararsız. akıntıya karşı. büyütme update = modernleştirmek.) urbane = medeni. altüst etmek.= safe unsanitary = temiz olmayan. zıt anl. yürütülemez unyielding = sert. back up.= willing. zıt anl.= sympathetic. distressed upsetting = üzücü. 2) zorunlu. normal unusually = sıra dışı / alışılmadık şekilde. olağandışı.= used unusual = alışılmadık. silly. şehirlerde oturan. hurtful. zıt anl. bother. ivedi. disrupt. zıt anl. emergency urgent = 1) acil. tuhaf. tutku. güncelleştirmek. eagerly unwillingness = isteksizlik. tehlikeli. watchful unwilling = isteksiz. önemle.com .= eagerness.= worsen. immediately uric acid = ürik asit (protein metabolizması sonucu oluşup kanda ve idrarda bulunan bir madde) urinary = uriner sistem (idrar yolları) ile ilgili urinary creatinine excretion = idrar yoluyla kreatinin maddesinin vücuttan atılması urine = idrar urine screen = idrar tarama urticaria = ürtiker (bir tür kaşıntılı deri hastalığı) US / USA = (the US / USA şeklinde kullanılır) Amerika Birleşik Devletleri. şehirleşmiş.= commonly unwanted = istenmeyen unwary = dikkatsiz. (the) United States of America www. taşrada olduğundan genellikle daha yüksektir. zıt anl. huysuz unsightly = çirkin. zıt anl.170 . untimely unsettled = tedirgin.= pleasing upstream = akıntının tersi yönünde. afflict upset (sıfat) = üzgün. onaylamak. zıt anl. zıt anl. eager. gönülsüz. (He invested unwisely and lost a fortune. weaken uphold = tarafını tutmak. 2) üzmek. tedbirsiz. muhafaza. üzüntülü. yüksek gelir sınıfı upright = dikey. mukavim. passion. sinirlendirmek. renew upgrade = geliştirmek. (aynı şartlarda) devam edemez unsympathetic = itici. geçit vermez up against = karşı karşıya. değişken. sinir bozucu. idame. incite. zıt anl. dik upset (fiil) = 1) bozmak. sabit olmayan. unintelligent.

beneficial. worthless usher in = 1) öncülük etmek. mutlak. tüketmek. (The rent does not include utilities. use.com . make use of utmost = en büyük. 2) kesin.ÜDS Sözlüğü .) useful = yararlı.171 US Federal Aviation Administration = Birleşik Devletler Federal Havacılık Dairesi (ABD’de tüm sivil havacılığı düzenlemek ve denetlemek ile görevli kuruluş) US Geological Survey Centre = Birleşik Devletler Jeolojik Araştırmalar Merkezi (ABD’de. (After the crisis. 2) (içeri) getirmek. faydalı. = Krizden sonra firmasını kurtarmak için çok çabaladı ama hepten başarısız oldu. gaz vs. en çok utter = 1) tamamen. completely. deplete. he doesn’t any more. artık yazmıyor. kesinkes. practical.bademci. zıt anl. absolutely. zıt anl. helpful. useful. bitirmek. harmful useless = işe yaramaz. bring in usual = alışılmış. fayda / yarar gözetici. = Eskiden bana sıkça yazardı. fayda. run through used to = bir fiilden once geldiği zaman “(eskiden) … idi (ama artık değil)” anlamı verir. (He used to write to me frequently. olağan. = Kiraya elektrik. su. bölgeleri jeolojik olarak incelemekle ve jeolojik haritalar çıkarmakla görevli merkez) use = kullanım use to the full = sonuna kadar kullanmak use up = kullanarak azaltmak. (hizmetlerin bedeli) dahil değildir. absolute utterly = tamamen. zıt anl. elektrik gibi) kamu hizmeti. kullanışlılık utilize = yararlanmak.= unpractical utility = 1) (gaz. 2) yarar. totally.) www. hepten.).= unusual Utah = ABD’de bir eyalet uterus = uterus (rahim) utilitarian = faydacıl. complete. he tried hard to save his company from bankruptcy but failed utterly.= useless.

miscellaneous. explicitly valiantly = cesurca valid = geçerli. zıt anl. teyit etme.= defined vaguely = tam anlamını vermeyecek şekilde.) vast majority = büyük çoğunluk vast sums (of) = çok büyük miktarlarda (para vs.com . evaporate vapour = buhar. credible. çeşitlen(dir)mek. all-purpose.= invalid. appreciate valued = değerli. zıt anl. gerçeklemek. cırt bant (örn. bulanık. highly. çevreye zarar verme (örn. zıt anl. zıt anl. = Tavanarasında tek havalandırma arka taraftaki küçük bir kapıdan sağlanıyordu. örn. onaylamak.) vanguard = öncü (birlik / kol) vaporise = buharlaş(tır)mak. 2) göze almak. stay vasoconstriction = kan damarlarındaki daralma. zıt anl. adaptable. validate. = Bu yolları çok büyük harcamalarla yapıyorlar. 2) bitkisel vehemently = şiddetli / hiddetli / ateşli bir şekilde.bademci. huge. işportacı Venice = Venedik (İtalya’da. alter.= written verbal communication = sözlü iletişim verbally = sözlü olarak.= vasodilation vast = çok büyük. differ. legitimate. büyük oranda. obscure. confirmation. farklılık various = çeşitli.= remain. 2) hastalık taşıyıcı vegetation = bitkiler. many-sided www. zıt anl. solid. şüpheli. buğu variable = değişken. farklılaşma. passionately vehicular = taşıtlara ilişkin velcro = cırt cırt. 2) varyasyon. şehrin ana caddelerini oluşturan su kanalları ile ünlü bir kent) vent = delik. tür. sağlam. engin.= invalidity value = değerini / kıymetini bilmek. diversity varicella virus = suçiçeği virüsü varied = değişiklik gösteren.= clearly. yasal. çeşitleme. immense. zıt anl. orally verdict = jüri kararı verification = doğrulama.= invalidation verify = doğrulamak. çocuk ayakkabılarında bağcık yerine kullanılan kapatma elemanı) vellus = erişkinlerde gövde. jeopardize.) ventromedial nucleus = hipotalamusun ortasında yer alan ve doygunluğa ulaşıldığında yeme isteğini baskı altına alan sinir hücresi yığını venture (fiil) = 1) tehlikeye at(ıl)mak. etmen variation = 1) düzensizlik. meşruluk. stake. çok geniş. zıt anl. legitimacy. farklılık göstermek.= invalidate versatile = değişme kabiliyeti yüksek. numerous vary = çeşitlilik göstermek. highly-regarded valve = 1) valf. change. çeşitli variety = cins. duvarları boyama. belli belirsiz. greatly vastness = büyüklük. (In the attic. dare. oral. sokak lambalarını kırma vs.) V vast tracts of forest = çok geniş ormanlık araziler vastly = çok. confirm. bitki örtüsü vegetative = 1) büyüme yeteneği olan. the only ventilation was through a small door at the back. subap. enginlik vector = 1) vektör (bir miktar ve bir yön içeren bir ifade. validation. değiş(tir)mek. zıt anl. değişiklik.V V VV vacation = tatil vacationer = tatilci vaccinate = aşılamak vaccine = aşı vacuum = boşluk vagary = kapris vague = belirsiz. 2) radyo lambası valve radio = lambalı radyo vandalism = vandalizm. kol ve bacaklar üzerindeki ince tüy / kıl velocity = (belli bir yönde) hız vendor = satıcı. çok yönlü. unacceptable validity = geçerlilik. esteemed. (They are building these roads at vast expense. teyit etmek. ambiguously. dim. stake venture (isim) = girişim verbal = sözlü. yarık ventilate = havalandırmak ventilation = havalandırma. çeşitlilik. yerçekimi kuvveti).

zıt anl.bademci.= horizontal very first = ilk vessel = 1) gemi. düşünce. zıt anl. watchful. belli. apparent. şiddetlice. strong. foresight visionary = 1) hayalperest. (kazığa vs. için) ihlal (etme) / aykırı davranış. kızdırmak. tersi (de). detectablity visible = görünebilir. breach violence = şiddet. irritate. sabit Vesuvius = Vezüv Yanardağı (İtalya’da. (The Prime Minister’s version of the economic matters was quite different from that of the Opposition. brutal vicious circle = kısır döngü.= mild. watch view (isim) = 1) görüş. tekne. adaptability version = 1) versiyon.= obey. detectable. canlı vibrate = titre(t)mek. zıt anl. enerjik. shake. ekonomik olarak) yapılabilir / uygulanabilir. craniate vertical = dikey. actively. aksi(ne). feasible. tetikte olan. operator veteriner vex = canını sıkmak. 2) erdem.= soothe viable = (örneğin. korsan ve tüccar kavim) villus = (çoğul: villi) 1) (örn. Kraliçe Viktorya’nın hüküm sürdüğü 1837 ile 1901 yılları arasında kalan dönemde yaşamış / döneme ait view (fiil) = 1) değerlendirmek. nearly. çirkin. destructive. destructively. passively viral = viral (virüslerden kaynaklanan. regard. zıt anl. gayretli. fasit daire victim = kurban. 3) hayal. ünlü Pompei antik kentini lavlar altında bırakarak yok etmiş olmasıyla tanınan bir volkan) veterinary medicine = veteriner hekimliği veterinary surgeon = hayvan cerrahı. zorbalık. merit visa = vize (ülkeye giriş ve ülkede kalma izni) viscid = yapışkan. opinion. upset. (view as important = önemli görmek. zıt anl. asset. disturbance. hidden vision = 1) görme kabiliyeti. avantaj. zorlu. 2) (özellikle şeftali gibi meyvelerin üzerindeki) ince tüy vindication = temize çıkarma. virüslerle ilgili) Virginia = Batı ABD’de bir eyalet virologist = virolog (viroloji alanında çalışan uzman) virology = viroloji (virüsleri inceleyen tıp ve biyoloji alanı) virtual takeover = fiili / gayriresmi devralma virtually = neredeyse. manzara.) tutunarak büyüyen bitki vinegar = sirke vineyard = üzüm bağı violate = (yasa. önemli olduğunu düşünmek) vigilant = ihtiyatlı. suçsuzluğunu kanıtlama vine = sarmaşık yapılı.com .) versus = (bir şey ya da kişi)’ye karşı. mutlak. zıt anl.) çiğnemek. nasty. = Başbakan’ın ekonomiyle ilgili yorumu ana muhalefetin yorumundan oldukça farklıydı. zıt anl. fikir. hemen hemen. look at. acımasız. etkin. infringe. zıt anl. sticky visibility = görünebilirlik. tür. zıt anl. yy’lar arasında etkin olan. zıt anl.= oblivious vigorous = 1) terleten.= be still vibration = titreşim vibrotactile = titreşim yoluyla çalışan vice versa = tersi(ne). 4) öngörü. zealous. mağdur Victorian = İngiltere’de. gayretli bir şekilde.= unachievable viable level = makul. image. 2) görüntü. görülür.ÜDS Sözlüğü .= mildly. 2) yorum. kural vs. açık. öbür türlüsü (de). 2) damar vest = yelek vested = kazanılmış. energetically Vikings = Vikingler (İskandinavya’da. inanç. bakış açısı. 2) ileriyi gören kimse www. sinirlendirmek. 2) dikkatlice incelemek. zıt anl.= obscured. 2) görünüş. görme olanağı.173 versatility = çok yönlülük / fonksiyonluluk. conspicuous. zahmetli. observe violation = (yasa. yarar. concealed. inactive vigorously = kuvvetlice. breach. actually virtue = 1) meziyet. sert. the other way round vicinity = civar vicious = kötü. consider. in opposition to vertebra = (çoğul: vertebrae) omur vertebrate = omurgalı. fazilet. şiddetli. özellikle 8. düş. bağırsak ve mide cidarlarında bulunan) emzik başına benzeyen minik çıkıntı. riot violent = yıkıcı.) izlemek. goodness. passive violent motion sickness = şiddetli hareket / sarsıntı tutması violently = yıkıcı şekilde. 11. conception. eyesight. kural vs. 2) kuvvetli. görünürlük. kabul edilebilir seviye vibrant = parlak.= impotent. energetic.= vice. ihlal etmek. panorama view as = olarak görmek. daydream. advantage. strongly. practicable. 3) (film vs.

dirilik. intense.) www. essential. vigour vitally important = hayati öneme sahip vitamin A deficiency = A vitamini yetersizliği vitreous = genellikle şekilsiz.bademci. gönüllü olarak. zıt anl. = Yaşlilar. (Elderly people. yaşam için gerekli.= vaguely vocalization = ses ile ifade vocational = mesleki. özellikle yalnız yaşayanlar. güçlü. colourful.= forcibly voluntary (sıfat) = gönüllü. pivotal. at risk of. obligatory volunteer (fiil) = gönüllü olmak. dull vividly = çok canlı / güçlü bir şekilde. evde meydana gelen kazalara karşı savunmasızdırlar.174 . weakness vulnerable to = (bir şeye) karşı savunmasız. mesleğe ilişkin. liveliness. occupational voice = dile getirmek. zıt anl. etkili. aç gözlü vote (for) (fiil) = (birisine) oy vermek vote (isim) = oy voter = seçmen voyage = deniz yolculuğu vulnerability = saldırıya açık olma. exposed to. are vulnerable to accidents happening at home. 2) çok önemli. camlaşmasını tamamlamamış (malzeme) vivid = canlı. hayati.= insignificant. tell. lively. willing.= protected. secure. saldırıya / eleştiriye / riske açık / maruz. weak. willingly. susceptibility. kolaylıkla yaralanabilir. clearly. especially those living alone. anlatmak. isteğe bağlı. critical. offer volunteer (isim) = gönüllü vomiting = kusma voracious = doymak bilmez.ÜDS Sözlüğü visual = görsel visual acuity = görme keskinliği (uzaktaki / yakındaki cisimleri net görebilme hali) visual field = görüş alanı vital = 1) yaşamsal. zıt anl. trivial vitality = canlılık. susceptible to. narrate volatile = buharlaşabilen volume = hacim voluntarily = isteyerek. zıt anl.= weak. zıt anl. zıt anl.= involuntary. hareketlilik.com .

başkasından dilenmek zorunda kalma. salary wage-earning = 1) sabit bir maaştan ziyade saat ücreti hesabıyla çalışma. savurganlık wasting = zayıflama.) ısıtmak warm-blooded = sıcakkanlı warming = ısınma warm-up (isim) = (kaslar. kertenkele gibi bazı hayvanlarda) genellikle boyun bölgesinde parlak renkli ve sarkık deri katmanı wave = dalga wave-exposed = dalgalara açık wavelength = dalga boyu way of life = yaşam biçimi way off = çok dışında / uzağında way-station = ara istasyon www. eksilmek. savurganca. ihtar etmek warning = uyarı warning label = uyarı etiketi warp = değişiklik. = Boşa harcama. (diplomatic warfare = diplomatik savaş) warfare agent = savaşlarda kullanılan kimyasal vs. zıt anl. büyük çöplük waste material = artık / atık madde waste product = atık madde. (wasting disease = verem vs. permit. saptırma warp thread = çözgü ipliği (dokuma tezgahında kumaşın boyuna olan iplik) warrant = izin vermek. israf waste dump = çöp depolama alanı.= cease.= thriftily wastefulness = israf.= increase war = savaş. yıkım ürünü wasteful = savurgan. dikkat etmek. want not. motoru vs.). zıt anl. carry on. kuvvetten düşme. stop wage (isim) = maaş. extravagantly.bademci. uyanıklık. diminish. toprağın suya tamamen doyduğu seviye) water-borne = sudan gelen. sürdürmek. (He wasted his inheritance in casinos.com . özellikle yarattığı çizgi karakterlerle tanınan büyük bir şirket) wander away = amaçsız bir şekilde dolaşarak (bir yerden) uzaklaşmak wane = azalmak. tükenmek. başlatmak. için) ısınma warn = uyarmak. look out for watchfulness = tetiktelik. approve. su yoluyla taşınan waterfall = şelale waterfowl = su kuşu water-stressed = su sıkıntısı çeken watery tissue = suyu tutan doku wattle = (hindi. battle. = Kendisine kalan mirası kumarhanelerde yedi. zıt anl. (Waste not. zıt anl. (hastanede) servis / hastaların kaldığı oda warfare = (genel kavram olarak) savaş. ruhsat vermek. guarantee warring = savaşan warrior = savaşçı W war-torn = savaşın yakıp yıktığı wash ashore = sahile vurmak wastage = zayiat waste (fiil) = boşa harcamak. müsrif wastefully = müsrifçe. 2) atık madde. undertake.W W WW wage (fiil) = (savaş vs. (nuclear warfare = nükleer savaş). decrease. ikaz etmek. 2) (çalışma karşılığı) gelir / ücret sağlayan / kazandıran wait = bekleyiş waiver = feragat wakefulness = uyanıklık hali wallet = cüzdan walnut = ceviz Walt Disney Company = Walt Disney Şirketi (eğlence sektöründe faaliyet gösteren. garanti etmek. alertness water delivery system = su dağıtım şebekesi water supply = su rezervi / stoğu water table = su tabakası seviyesi (yerin altında. motor vs.) açmak.= peace ward = (hapishanede) koğuş. ıssız yer. madde warm up (fiil) = (kasları. israf etmek.) waste (isim) = 1) boş arazi. gibi ince / zayıf düşüren hastalık) watch out for = (bir tehlikeye) karşı uyanık olmak.

erode. usanmış.= ill-nourished well-off = iyi durumdaki. içten welfare = refah. aşınmak.176 . affluent. varlıklı.ÜDS Sözlüğü weak nuclear force = zayıf nükleer kuvvet (bazı atomaltı parçacıkları bir arada tutan. undermine. zıt anl. takoz weed = yabani ot. cause to worry weigh up = tartmak. hali vakti yerinde well-preserved = (örn. (The illness wore her down. well-being welfare state = refah ülkesi well = kuyu well after = (bir olaydan / bir zamandan) çok sonra well before = çok önce well beyond = oldukça ötesinde / üzerinde Well done! = Aferin. iyi karşılanan www.). ancak kimi zaman yeterli gelmeyerek radyoaktif bozunmaya yol açması sebebiyle “zayıf” olarak adlandırılan temel fiziksel kuvvet) weak pulse = zayıf nabız weaken = zayıfla(t)mak. strangeness welcoming = dostça. güçsüzlük. hafifle(t)mek. kilo kaybı weight loss scheme = zayıflama planı / programı weight training = (sporda) ağırlık çalışması weight-for-height table = ağırlık-boy tablosu weightlessness = ağırlıksız / yerçekimsiz ortam weirdness = gariplik. bıkkın. sağlam well-developed = iyi gelişmiş. deep-rooted well-founded = sağlam temele dayalı. kayanın / buzun içinde) iyi korunmuş well-read = çok okumuş well-regarded = saygı uyandıran. (I weighed the benefits of the plan against its risks. refah.= poor weapon = silah weapons of mass destruction = kitle imha silahları wear = yıpranma wear and tear = aşınma ve yıpranma wear down = yıpranmak. prosperity. yarar. iyilik. zıt anl. wellfostered. eskimek. lessen. measure weigh on = endişelendirmek. assess weight loss = zayıflama. tuhaflık. = Planın yararlarını. = Ayakkabılarımın topukları iyice aşınmış.com .bademci. iyi bakılmış. aklında ölçüp biçmek. ayrık otu weed-killer = herbisit (istenmeyen bitkilerin yetişmesini önlemek amacı ile kullanılan tarımsal ilaç).). büyümüş well-drawn = iyi çizilmiş. far more than well under = epeyce altında well-annotated = dipnotlarla iyice açıklanmış well-being = çıkar. bilgi bolluğu wealthy = varlıklı. vice wealth = zenginlik. substantiated well-informed = iyi bilgilen(diril)miş well-maintained = iyi muhafaza edilmiş. iyi olmuş! well over = (bir değer)’in oldukça üzerinde. yıpratmak. consider. değerlendirmek. zıt anl.) wear on = (süre kapsayan bir dönem vs. refah içinde. tiplemesi iyi yapılmış well-established = iyice yerleşmiş. tartmak. (My shoes are badly worn down at the heels. well-kept well-nourished = iyi beslenmiş. build up weakness = zaaf. herbicide weekly = haftalık gazete veya dergi weigh = 1) hesaplamak (kıyaslamak). = Hastalık onu yıprattı. kabul gören. varlık wealth of information = bilgi hazinesi.= strengthen. servet. endişeye sevk etmek. 2) (ağırlığını) ölçmek. 2) örerek birleştirmek weave-like = örgü benzeri webbed = (bazı hayvanların ayakları için) perdeli webbed together = (bir tür) perdeyle birbirine bağlı Weddell seal = Weddell foku (Antarktika çevresinde yaşayan bir fok türü) wedding = düğün wedge = kama. rich. wear out. evaluate. saadet well-buried = (gömülerek) iyice gizlenmiş well-compiled = iyi derlenmiş well-constructed = iyi inşa edilmiş. zengin. için) yavaş yavaş ilerlemek wear out = yıpranmak. wear down. consider. deteriorate wear out over time = zamanla / zaman içinde eskimek / aşınmak weary = yorgun. örmek weave together = 1) değişik öğelerden bir bütün oluşturmak. güçsüzleş(tir)mek. iyi gıda almış. riskleri ile kıyasladım. bored weather = hava (durumu) weathering = hava etkisiyle değişime uğrama weave = dokumak.

what is more whatsoever = hiçbir surette.) ıslatmak wetland = karasal iklim bölgeleriyle deniz iklim bölgeleri veya göller arasında kalan. 2) rüzgarın sürüklediği. moreover What use does it serve? = Ne işe yarıyor? what is in the best interests of smo = birisi için en iyisi / en doğrusu ne ise whatever = bütünü.com . geniş çapta. zıt anl. uzak ara. bilgece görüş / söz. gönüllülük. televizyonlar gibi yayıncı kuruluşlara sağlanan haber hizmeti). while. readiness. dış yüzeyleri alınmamış) wholeheartedly = içtenlikle. hikayeyi uydurduğu yönünde yaygın bir inanış var. zıt anl. her ne. onun vasıtasıyla. besleyici whooping cough = boğmaca widely = 1) büyük ölçüde. kır. herhangi. Ne amaçla? what goes on = olup bitenler. extensive. .= reluctance. . through which whether (or not) = olup olmadığını. akıllıca. I am hopeless. at all wheat = buğday wheel = tekerlek wheelchair = tekerlekli sandalye wheeze = hırlamak. . zıt anl. inasmuch as whereby = onunla. . while whirlwind = hortum. ne olursa what’s more = bkz. . sincerely wholesome = sağlıklı. doğal ortamında yaşayan tüm canlılar) willing = istekli. news service wisdom = bilgelik. = Gazetelerin. gönüllü. zıt anl. rare. hepsi. = İş kompozisyon yazmaya gelince. rüzgar tarafından taşınan wind-borne = (bitkilerin sporları vs. irfan. yatağını vs.= reluctant. usually widely available = yaygın olarak ulaşılabilir / edinilebilir widen = genişle(t)mek. yaygın olarak. ne olup bittiği. enthusiasm. by means of which. sensible. iken. furthermore. unwillingness windblown = 1) (özellikle ağaçlar için) hakim rüzgarların estiği yönde büyüyen / şekil alan. hikmet. düdük white blood cell = beyaz kan hücresi (akyuvar) white blood cell count = akyuvar sayımı whole foods = doğal yiyecekler whole grain = tam tahıl (kepekli.bademci. ortadan kaldırmak. ister … ister …. commonly. için) rüzgarla taşınan windbreaker = rüzgar kesen windpipe = soluk borusu wing = kanat wing-warping = uçakta manevra esnasında tüm kanadın hareket etmesi tekniği wipe out = silip süpürmek. bilinçli. doğada kendiliğinden yetişen çiçek wildlife = yaban hayatı (insan hariç. 2) genellikle. destroy wire = haberleşmek wire service = haber servisi (haber ajanslarınca gazeteler. (When it comes to writing compositions. hırıltılı ses çıkarmak when it comes to = iş (bir şey)’e gelince. wiseness wise = akıllı. (There is a widespread belief that the newspapers had invented the story. ready. samimi olarak.177 well-rested = iyi dinlenmiş West Indies = Batı Hint Adaları (Karayipler bölgesindeki adalara eskiden verilen ad) Western = Batılı Western society = Batı toplumu Westerner = Batılı wet = (altını. çöl. ben umutsuz bir vakayım.) whilst = -iken. eager. eagerness.) widowed = dul kalmış wildebeest = Güney Afrika antilopu wilderness = (el değmemiş) boş arazi. (arası) açılmak wide-ranging = çok çeşitli konularla ilgili widespread = yaygın. tornado whisper = fısıldamak. prevalent. = Onun suçlu olup olmadığından emin değilim. açık farkla.= limited. fısıltı whistle = ıslık. vahşi doğa wildfire = söndürülmesi güç yangın / ateş wildflower = kır çiçeği.= foolish www.ÜDS Sözlüğü . (yap)’sa da (yap)’masa da.) whereas = oysa. bilge. knowing. (I am not sure whether or not he is guilty. unwilling willingness = isteklilik. nemli ve genellikle bataklık bölge whaling = balina avcılığı What a relief! = İçim rahatladı! What for? = Ne için?. What good would that be? = Onun ne faydası olacak ki? what is more = dahası. (yap)’ıp (yap)’mayacağını.

iyi sonuç vermek work (isim) = iş. 2) kesmek. ile ilgili olarak. calculate work through = çalışarak bitirmek / içinden çıkmak. detain. alienation withdrawal symptom = yoksunluk belirtisi (belirli ilaçlar kesilince ortaya çıkan semptom) withdrawn = çekingen. with joy. with respect to with respect to = (bir şey)’e gelince / ile ilgili olarak. zıt anl. zıt anl. direnmek. available. zıt anl. ormanlık alan work (fiil) = 1) işlemek. dilemek. 2) işe yaramak. ibadet etmek worth reading = okumaya değer worthily = hak ederek. oturtmak.= with difficulty with great ease = çok büyük bir kolaylıkla with reference to = (bir şey)’e ilişkin olarak. (birisi)’nin işine yaramak. proje vs. kıymetli. rewarding. ağırlaş(tır)mak.= fail. ease. iyi sonuçlandırmak.178 . be willing witchcraft = büyücülük with a view to doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle. retreat.bademci. (uğraşarak) ortaya çıkarmak. ustalık workspace = çalışma alanı World Trade Organization = Dünya Ticaret Örgütü (ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin ve düzenlemelerin geliştirildiği ve görüşüldüğü uluslararası platform) World War I = 1. think wonder (isim) = 1) merak. let go. observe witness (isim) = tanık.= unworthy of www. harika woodland = ağaçlık arazi / alan woods = (the woods şeklinde kullanılır) koru. zıt anl. question. attainable. uydurmak. 2) (hesaplayarak) bulmak. şaşkınlık. want. çalışmak. çabalamak work for = (birisi) için / (birisi)’nin emrinde çalışmak work into = (yavaş hareketlerle) yerleştirmek. vermemek. düşünmek. zıt anl. beneficial. distant withstand = (bir şey)’e dayanmak. dengesi bozuk womanizer = zampara wonder (fiil) = merak etmek. deserving. başarmak. assault. solve. aggravate. easily.= remote. accomplish. 2) hayret.= relieve. şahit wobbly = sallanan. keyifle. erişim dahilinde. zıt anl. eser work against = (birisi)’ne karşı (koz olarak) kullanılmak work at = çalışmak.= sociable. unsociable. bileğinin hakkıyla worthwhile = zaman harcamaya / zahmete değer. zorlukları / engelleri aşarak ilerlemek work out = 1) (plan. with gladness.= release. with pleasure with ease = kolaylıkla. (bir sorunu) çözmek. ayrılma.) planlamak. 3) mucize. işleyiş. Dünya Savaşı World War II = 2. haricinde with the idea of doing smt = bir şey yapmak amacıyla / niyetiyle withdraw (from) = 1) geri çek(il)mek. deal with work to the advantage of = (birisi)’ne avantaj sağlamak. hide. başarı ile üstesinden gelmek. zıt anl. functioning workload = iş yükü workman = işçi workmanship = işçilik.= attack. 3) (sıvıyı damardan) geri çekmek withdrawal = içine kapanma. tanıklık / şahitlik etmek. içerisinde within and without = içeriden ve dışarıdan within reach = ulaşılabilir. discontinue within = içinde.= worthless worthy of = (bir şey)’e değer / layık. çekilme. (yuvasına) alıştırmak work miracles / wonders = mucizeler / harikalar yaratmak work on = (bir şey)’in üzerinde çalışmak work one’s way through = (bir şey)’in içinden kendine yol açarak ilerlemek. zıt anl. facilitate. with the intention of doing smt with delight = sevinçle. resist witness (fiil) = tanık / şahit olmak. memnuniyetle. hayret etmek. çalışma.ÜDS Sözlüğü wish = istemek. with regard to with the exception of = dışında. benefit work under pressure = baskı altında çalışmak workable = işlenebilir workaholic = işkolik workforce = işgücü working = işleme tarzı. deteriorate. (bir şey) ile ilgili olarak. zıt anl. regarding with regard to = (bir şey)’e gelince. zorluk çekmeden. alleviate worship = tapınmak. outgoing withhold = 1) saklamak. Dünya Savaşı worldwide = dünya çapında worrisome = endişe / kaygı verici worry about = (bir şey) hakkında endişe / kaygı duymak worsen = kötüleş(tir)mek. içine kapanık. arzu etmek. 2) (para) çekmek. (birisi ya da bir şey)’e karşı koymak. miss.com . valuable.

daha ziyade. shatter wreck (isim) = 1) enkaz. (resmi bir şey) yazmak www. enkaz wrestler = güreşçi wrist = (el için) bilek write off = 1) başarısız / önemsiz görmek. enkaz haline getirmek. yuvarlatılmış bir kil şeridinin spiral şeklinde sarılıp yükseltilerek çömleğin oluşturulduğu ve dıştan bakıldığında çömleğin üst üste dizili disklerden oluştuğu izlenimi yaratan yöntem wreck (fiil) = harap / paramparça etmek.com .bademci. 3) gözden çıkarmak write out = tam olarak yazmak. 2) (muhasebede) hesaptan düşmek. lesion wounded = yaralı wrap up = (paket vs. 3) araba / uçak / tren kazası wreckage = (bir gemi vs. sonrası) kalan parçaları. (bir şey)’den ziyade would-be = gelecekteki. harabe. müstakbel wound = yara. ruin. 2) batık gemi.)’in (bir kaza vs.) sarmak wrapping-rolling method = erken çömlekçilikte.ÜDS Sözlüğü .179 would rather = tercihen.

buna rağmen. sonuç. produce. kazanç) getirmek. peak zero gravity = sıfır yerçekimi zinc = çinko (mavimsi açık gri renkte. peynir gibi bazı besinlerin üretiminde yararlanılan tek hücreli mantar) yen = yen (Japonya’nın para birimi) yet = yine de.XYZ XYZ XYZ XYZ xenon = Zenon gazı.) röntgenini çekmek x-ray = x-ışını (gözle görülemeyen ve yumuşak dokudan geçebilmesi sebebiyle röntgen filmi çekiminde kullanılan bir çeşit elektromanyetik ışınım) XYZ zap with = ani bir darbeyle öldürmek. bazı beklenmedik sonuçlar ortaya çıkardı. boyun eğmek. Xe x-ray = (bir organın vs. = Araştırma. (kar.) yield (isim) = verim. Karayip Denizi ile Meksika Körfezi arasında yer alan yarımada) www. zirve. mıntıka Yanqui = Yanki (genellikle Amerikalılardan alaylı bir tavırla söz ederken kullanılır). kırılgan bir metal) zone = bölge. kar.bademci.) vermek. kill suddenly zenith = doruk.com . submit. capitulate. yıllarca yeast = maya (ekmek. kazanç. Yankee Yanqui tastes = Yanki zevkleri yawn = esnemek year after year = yıl be yıl. yenik düşmek. her yıl. give in young = yavrular. however yet unborn generations = henüz doğmamış nesiller yield (fiil) = (sonuç. succumb. alkollü içki. ürün yield to = teslim olmak. (The investigation yielded some unexpected results. offspring Yucatan Peninsula = Yukatan Yarımadası (Güneydoğu Meksika’da bulunan. ürün vs.

Alfa Yayınları 11. Collins Cobuild 4. Macmillan Education 5. 1996.org www. Çocuk Nöroloğu Dr.soitec. 10. Dr. 2001. Oxford Advanced Learner's Dictionary. Fen-Edebiyat Fakültesi. Özlem Su. 8.ÜDS Sözlüğü Bu sözlüğün hazırlanmasında yararlandığımız kaynaklar: 1. Longman 10. Oxford University Press 13.181 . Baskı 1988. Könemann 7. Longman Dictionary of Phrasal Verbs. Türk Dil Kurumu Yayınları 9. Roget's II. 1. Collins Cobuild English Dictionary for Advanced Learners. Collins English Dictionary and Thesaurus. Webster's Third New International Dictionary (Unabridged). 1st Edit. (revised) 2005. Houghton Mifflin Company 6. Açıklamalı Tıp Terimleri Sözlüğü. Utkan Kocatürk. Tarih Bölümü www. Nuri Özbalkan. Resuhi Akdikmen. Rosemary Courtney. Longman Dictionary of Contemporary English.wikipedia. Collins Cobuild 14.Üniversitesi. Doç. Zuhal YAPICI. Major New Edit. Trident Press International 8. 16. Cengiz Tomar. Çocuk Nöroloğu Dr. Zuhal YAPICI. The New Webster's International Encyclopedia.com . İnkılâp Kitabevi 12. Marmara Üniversitesi. 15. Longman 3. 1996. 1995. 7th Edit. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü. Oxford University Press 2. 2nd Edit. Sev Matbaacılık ve Yayıncılık Bu sözlüğün hazırlanmasında bilgisine başvurduğumuz uzman kişiler ve internet siteleri: 1 2 3 4 5 6 7 Doç. 1991. İstanbul. Baskı 1999. Redhouse.com Yrd. International Student Edit. Macmillan English Dictionary for Advanced Learners. Oxford Dictionary of English. Baskı 1998. 1. Major New Edit. The New Thesaurus. 3rd Imp. 1993. İktisat Fakültesi Doç. 3rd Edit. 1995. Langenscheidt Standard English Dictionary. 2004. Merriam-Webster's Medical Desk Dictionary. Cildiye Uzmanı www. Dr Zahide Onaran. 2005. Dr. Baskı 1990. İngilizce-Türkçe Sözlük. Büyük İngilizce-Türkçe Genel Sözlük. International Edit. 2002. Baskı 2005 16. Merriam-Webster Inc.bademci.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful