P. 1
16. yy Şairi Seliki ve Şiirleri

16. yy Şairi Seliki ve Şiirleri

|Views: 102|Likes:
Yayınlayan: Sinan Ataseven

More info:

Published by: Sinan Ataseven on Dec 20, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

08/13/2013

pdf

text

original

ON ALTINCI YÜZYIL ŞAİRİ

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

Ömer ZÜLFE

Ankara 2009

© T. C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

3190 KÜLTÜR ESERLERİ 441 ISBN 978-975-17-3414-3

www.kulturturizm.gov.tr e-posta: yayimlar@kulturturizm.gov.tr

Bu kitap internet ortamında ilk kez yayımlanmaktadır.

 

2. ÖZGEÇMİŞ Doç. Dr. Ömer ZÜLFE 1973 yılı Eylül ayının 29’unda Edirne’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Edirne’de tamamladı. 1991 yılında kayıt yaptırdığı Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1995 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı’nda başladığı Yüksek Lisans Eğitimini Nâşid [1749-1791]: Dîvân İnceleme-Tenkitli Metin adlı tezle 1998 yılında; yine aynı enstitüde 2000 yılında başladığı Doktorluk eğitimini Yakînî [ö. 1568]: Dîvân: Tetkik-Tenkitli Metin Dizin adlı tezle 2004 yılında tamamladı. 1996 ile 2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalıştı. 2001 yılında Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne atandı. On Altıncı Yüzyıl Şairi Selîkî ve Şiirleri adlı kitabıyla 11 Aralık 2007 tarihinde Doçent oldu. Hâlen Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde doçent olarak görev yapmaktadır.

3. ÖZET “On Altıncı Yüzyıl Şairi Selîkî ve Şiirleri” adını taşıyan bu kitapta, on altıncı yüzyıl şairlerinden Selîkî’nin şiirlerinin tenkitli metni hazırlanmış, eseri bilimsel metotlar çerçevesinde incelenmiş, hayatına dair bilgiler ortaya konmuş ve edebî kişiliği değerlendirilmeye çalışılmıştır. SUMMARY In this book, titled “On Altıncı Yüzyıl Şairi Selîkî ve Şiirleri” the editional critical text of poems of Selîkî who was the sixteenth century poet has been prepared, his text was studied in scientific methods, the details of his life has been mentioned, literary personality has been tried to evaluate.

.

...................................... E ğ i t i m i v e M e s l e ğ i ................................................................................................................... K a y n a k l a r ı n Ş i i r i n i D e ğ e r l e n d i r i ş i ...........................17 EDEBÎ KİŞİLİĞİ.....................................................222 2...............177 1..4......................................................................................6 KISALTMALAR.2666 .............................2655 BEYİTLER ....................5 ÖN SÖZ ..152 SELÎKÎ...............454 AÇIKLAMALAR.............................. D i l v e Ü s l û p l a İ l g i l i D i k k a t l e r .................................................. D o ğ u m Y e r i v e Y ı l ı .........332 DİZİN .............166 1................................5...............................................................................................152 1...............1...................................................... H a y a t ı v e K i ş i l i ğ i n e D a i r İ z l e r ...........................................3. A d ı v e M a h l â s ı .....................................................................4................................ K e n d i Ş i i r i n i D e ğ e r l e n d i r i ş i ............................................4 İÇİNDEKİLER ................166 1...................................................................1832 KASİDE.......................................................................... K u l l a n ı l a n V e z i n l e r ...............................................................................3 ÖZET ...............................................................152 1.211 2....................5..........1.........1832 MUSAMMATLAR ..........................................................................152 1................................1865 GAZELİYYÂT.................................................................. E s e r i .1132 METİN VE ÇEVİRİ ........................................................................476 SÖZLÜK. İÇİNDEKİLER ÖZGEÇMİŞ..3....................2...131 MÜELLİFİN HAYATI VE ESERLERİ ............................................................244 2..............................................................................................................................................................2021 KIT‘A ........................................................................2...............152 HAYATI ...............30 KAYNAKÇA ............................. Ö l ü m ü ..........................................211 2............................................................................................09 GİRİŞ.......4...................................................28 SONUÇ..........

.

Bu kısımda öncelikle kaynakların verdiği bilgiler tasnif edildi ve şairin hayatının ana çizgileri belirlendi. metin ve çeviri var. Mecmualardaki şiirleri de Selîkî’nin on altıncı yüzyıldaki yaygın şöhretinin bir belgesi. şairin hayatının ve edebî kişiliğinin karanlıkta kalan noktalarını gün ışığına çıkarma gayesini taşıyor. Kaynaklar onu övgüyle anıyorlar ve döneminde çok tanındığını bildiriyorlar. sözü dilden dile. ÖN SÖZ Duyuş derinliği.). metinde geçen karşılıkların yanı sıra çengel “§” işaretinden sonra eğik yazı biçimiyle kimi kelimelerin benzetmelik anlamları yazıldı. Kitabın ikinci bölümünde (B). ana kaynaklardan bilgiler derlendiği gibi. Ondan geriye kalan yalnızca dağınık şiirleri. yaşadığı yıllarda şiirleri bilinen ve sevilen ancak zamanla adı sanı unutulan şairler de var. Burada verilen karışılıklar. yazdıkları elden ele dolaşarak sesi bu günlere ulaşan seçkin şairler olduğu gibi. bunların toplanmasıyla oluştu. Edebî kişiliği bölümünde.5. şairin edebî sanatlar yoluyla kelimeye yüklediği anlamlardır. Bilindiği kadarıyla şairin divanın bugüne ulaşan bir örneği yok. bilgi enginliği ve ruh inceliğiyle çağını aşan. Bir çok şiir derlemesinde ondan örnekler görmek mümkün. Çalışma. Selîkî de bunlardan birisi. Böylece bir konunun aynı zaman diliminde yaşayan şairlerce gelenek çerçevesindeki işleniş biçimine de ayna tutulmuş oldu. Sözlük kısmında (13. dil ve üslûp bakımından dikkat çekici noktalara değinildi. Metin. çok değerli ve zengin bir kaynak durumundaki mecmualardan . Kitabın birinci bölümü (8.) bölümünde. özellikle on altıncı yüzyıldaki başka şairlerin konuyla ilgili benzer söyleyişlerine de yer verildi.). Metindeki kimi noktaların izahını ihtiva eden Açıklamalar (12.

Bir anda bütün büyü bozuluyor. bir şeye ihtiyaç duyulduğunda ilk bakılan çekmeceler gibi. Belki burada sunulan örnekler. bugünü de geleceğe taşımak bir hayalden öteye geçmez. okuyucu anlamı zihnine resmedip beyte tekrar döner. Ancak. Bu kitapta metin yayınının yanı sıra çeviriye de yer verildi. Selîkî’nin en sevilen. biçim. divançe diye nitelenebileceği gibi Selîkî’nin varlığı bilinen ancak şimdilik ele geçmeyen divanından seçmeler olarak da anlaşılabilir. anlaşılabildiği ve anlatılabildiği kadarıyla kitaptaki bütün şiirler günümüzün diline aktarılmağa çalışıldı. Böyle kabul edildiğinde şiirlerin. Öyleyse çeviri yapılmalı mı? Ya da nasıl yapılmalı? Geçmişi geleceğe bağlayan köprüler durumundaki. Mecmualarda Selîkî’nin bir divançe meydana getirecek sayıda şiiri tespit edildi. Mecmualar. yaşayan dile kazandırılmadıkça dünü bugüne. bugüne kadar divanı mevcut olan şairlerden yapılan ve çoğunlukla eseri hazırlayanın dikkati ya da zevki doğrultusunda sunulan seçmelerden farklı bir yönü ortaya çıkıyor. Özellikle bizzat şairler ya da şiir meraklılarınca derlenenleri. devrini belgeleyen birçok yazı örneği harmanlanmış bir hâlde. en beğenilen şiirleridir. bir kelebeğin kanatlarına dokunmak gibi. Bu yüzden. Bu kitapta seçmeyi. İster istemez.  derlendi. şiirin tadı kaçıyor. eseri hazırlayan değil. Türkçe’nin yapı taşları bu metinler. farklı yönlere doğru dallanıp budaklanan faydalı bilgilere kadar. eserleri zamanın sisi altında kaybolan kişilikleri gün ışığına çıkarmak bakımından çok önemli bir kaynak. beytin kafiyesi. Kabul etmek gerekir ki çeviri. devrin ve sonraki devirlerin edebî zevki yapmıştır. Bu kitapta sunulan metin. onu kanatlandıran ses feda edildi ve çağrışımlarla süslenen kelimelerin üstü örtüldü. . geriye yalnız anlam kaldı. ses ve kelimelerdeki inceliklerle süslerse belki şiirin zevki yeniden tesis edilmiş olur. İçlerinde çok çeşitli şekil ve türlerde şiirlerden.

Kültür Bakanlığı e-Kitap Projesi kapsamında ve Kültür Bakanlığı’nın istediği düzen çervesinde neşre hazırlanan bu ikinci baskıda.. ilk kitapta görülen yanlışlar düzeltilmiş ve daha sonradan mecmualardan tespit edilen üç gazel metne eklenmiştir. İstanbul 2009 Ömer ZÜLFE 9 . Edebiyât.). Ömer: On Altıncı Yüzyıl Şairi Selîkî ve Şiirleri: Ankara 2006.  SELÎKΠVE ŞİİRLERİ  9  Bu kitabın ilk baskısı 24 Kasım 2006 tarihinde yapılmıştı (ZÜLFE. 250 s.

.

3: Süleymaniye Ktp.E. MK1: Millî Kütüphane Yazmalar 44531. N. N. 3724. S. Ali Emirî Manzum Kit. . MK2: Millî Kütüphane Yazmalar 436. Ali Nihat TARLAN Kit. MK3: Millî Kütüphane Yazmalar 240.: Kitaplığı. A. Ali Nihat TARLAN Kit. 458. A.E. Ali Emirî Manzum Kit. 62.6: Süleymaniye Ktp.: Gazel.3: Zübdetü ’l-Eş‘âr Nuruosmaniye Ktp.: Musammat.: raēiya ’llâhu ‘anhu. Kt.: ‘aleyhi ’s-selâm. 76.1: Nuruosmaniye Ktp. 4962.: Kıt’a.: Kaside. M. 4077. DVİA: Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. Ali Nihat TARLAN Kit. Ali Nihat TARLAN Kit.1: Süleymaniye Ktp. Fatih Kit. S. C.: Farsça.7: Süleymaniye Ktp.2: Millet Ktp. F.: Kütüphanesi.: sayfa. s. m. ‘a. 580. Ktp. 3398. S.3: Millet Ktp.5: Süleymaniye Ktp. S. md. K. Ar. S.6. 67.4: Süleymaniye Ktp.1: Millet Ktp. 3722. Kit. NM: Nazmî Mecma‘u ’n-Nezâ’ir. KISALTMALAR A. Esad Efendi Kit. 59. S. 315.: Arapça. Çelebi Abdullah Kit. N.: Madde.2: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ Nuruosmaniye Ktp. rh.: Cilt. G. S.E. S. Aşir Efendi Kit.: Beyit. B. 563. Ali Emirî Manzum Kit. Bk.: Bakınız.8: Süleymaniye Ktp.2: Süleymaniye Ktp. 674.

Revan Kit. T.4: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. yr.1: Pervâne Beg: Mecmû‘a-i Nezâ’ir. sy. Ü.3: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp.9: Süleymaniye Ktp. Ü. 1532. Ahmed Kit.6: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. Kit. Kit. 5424.16: Süleymaniye Ktp. 1972. Ü. 2644. Fatih Kit. 3418.  S. Zühdü Bey Kit. 1031. Kit. 285. s.: Yunanca. st. 180.: sayı.2: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. S. 4078. Giresun Kit. m. T.: sallâ ’llahu ‘aleyhi ve sellem. S. Zühdü Bey Kit.1: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp.4: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. Ü. Ty. Hâlet Efendi Eki Kit. S. 3563. S. Ü. Ty.3: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. 226. Hasan Hüsnü Paşa Kit. Kit.: satır. S. III. S. Kit. Ty.12: Süleymaniye Ktp. 2955. T. Fatih Kit.11: Süleymaniye Ktp.5: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. UBTKM: el-Ukyânûsu ’l-Basît fî Tercemeti ’l-Kâmûsi ’l-Muhît.: Türkçe Yazmalar. Yun. Ty.10: Süleymaniye Ktp. Kit. 1802. Ty. 615.2: Nazmî. Tahir Ağa Kit. Ty. Ü.15: Süleymaniye Ktp. Soğd. S. 244.13: Süleymaniye Ktp. . Mecma‘u ’n-Nezâ’ir: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. T.: Soğdca. 1909. Ty.: yaprak.14: Süleymaniye Ktp. Revan Kit. 1969.

devrin öbür şairlerinden getirilen tanıklar vasıtasıyla izah edilmeye çalışılmıştır. Bu kitapta. GİRİŞ Osmanlı Devleti’nin. Selîkî de yaşadığı devirde şöhret bulmuş ve şiirleri elden ele dolaşmış bir şairdir. hemen her sahada en mükemmel seviyeye çıktığı XVI. asır. divan tertip edememiş ya da ettiyse bile eseri. Böyle durumlarda. birçok şairin şiirleri yazık ki müstakil kitaplar hâlinde günümüze ulaşamamıştır. Ancak. Bu asrın edebî eserlerinde devrin ihtişamını ayrıntılarıyla görmek mümkündür. hem Selîkî’nin şiirini daha anlaşılır kılmak. İlmî ve edebî faaliyetlerin güçlü ve yaygın bir biçimde sürdüğü on altıncı asra ait birçok edebî eser zamanımıza intikal etmiştir. şairlerin edebî kimliklerini belirlemek için çok değerli kaynaklar olan ve bir çeşit antoloji hüviyeti taşıyan mecmualara müracaat etmek mecburiyetindeyiz. belli başlı mecmualar taranarak Selîkî’nin şiirleri bir araya getirilmiş ve şairin Türk edebiyatındaki yeri belirlenmeye gayret edilmiştir. Bunu. yetişen şair sayısı ve bu şairlerin edebî kudretleri bakımından Türk edebiyatı tarihinin altın çağı sayılabilir. . hem de bütün Osmanlı şiirine katkı sağlamak maksadıyla metinde geçen bazı kavram ve ifadeler. birçok farklı mecmuada bir divançe teşkil edecek sayıda şiirinin bulunmasından anlıyoruz. Bütün şiirleri yaşayan Türkçeye aktarılmış. bildiğimiz kadarıyla bugüne ulaşamamıştır. şiirdeki kudretleri kaynaklarca teslim ve takdir edilmesine ve devirlerinde şöhret bulmalarına rağmen.7. ayrıca. Ancak. Metindeki bütün kelime ve ibareleri ihtiva eden sözlük de eseri anlama ve anlatma gayretinin bir sonucudur.

.

MÜELLİFİN HAYATI VE ESERLERİ SELÎKÎ HAYATI 1... D o ğ u m Y e r i v e Y ı l ı Hemen hemen bütün kaynaklar Selîkî’nin Isparta [Hamîd]’lı olduğunda birleşirler. s. 446. s. REDHOUSE: A Turkish And English Lexicon: 1075. ancak doğum yılı konusunda herhangi bir bilgi vermezler.... KÂTİB ÇELEBÎ: Keşfu ’zZunûn: I. Ş. 2611a. GELİBOLULU ‘Âlî b. 3 Sehî Bey’in onu VIII. Ş. yaradılıştan gelen güzel söyleme ve yazma yeteneği’ 2 anlamlarına gelir. s. tabaka şairler arasına katması.. s. C.2. md. 1. 446. MÜSTAKÎM-ZÂDE: Mecelletü ’n-Nisâb: 258a. 793. SEHÎ BEG: Heşt Behişt: 301. s. C. s. DEVELLİOĞLU: Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat: 932. s. 2611a. huy. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a. Şiirlerinde Selîkî mahlâsını kullanmıştır. 793. s-l-k) kelimesi ‘yaradılış. s. s. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. s. iyi huy. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a..” biçimindeki ifadesi ve Gelibolulu Âlî’nin de şairi Kanunî Sultan 1 2 3 SEHÎ BEG: Heşt Behişt: 301. Latîfî’nin “Bu ‘asr şu‘arâsındandur. es-selîka (< Ar.8.1. A d ı v e M a h l â s ı Adı Şaban’dır 1 .. s... KÂTİB ÇELEBÎ: Keşfu ’zZunûn: I. s.. C. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. s. güzel söylemeğe ve yazmağa yetenekli. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a. C. C. ‘iyi huylu. GELİBOLULU ‘Âlî b. 1852. SÂMÎ: Kâmûs-ı Türkî: 733. TUMAN: Tuhfe-i Nâ’ilî: I.. 928. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b. md.. s.. Ş. s... Bu kelimeden oluşturulan Selîkî mahlâsı. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482.. C. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a. el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: II. BEYÂNÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 129. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b... C. BEYÂNÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 129. s. Ahmed: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihu ’l-Efkâr: 232.. MÜSTAKÎM-ZÂDE: Mecelletü ’n-Nisâb: 258a. Ahmed: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihu ’l-Efkâr: 232. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. TUMAN: Tuhfe-i Nâ’ilî: I. 1852. . s. düzgün ve açık söyleyen ve yazan’ anlamındadır.

C. önce Tepedelen daha sonra Kefe yakınlarında Mankûb 4 kadılığı vazifesinde bulunmuştur. E ğ i t i m i v e M e s l e ğ i İlmiye sınıfına mensup bir şair olup medrese eğitimi gören Selîkî kadılık vazifesini yürütmüştür. Kasaba kadılığına atanan Selîkî. s. XVI. Ancak bunu da kuşkuyla karşılamak gerekir. Genellikle şairlerin ölüm tarihlerini yazmağa itina göstermeyen Ahdî.. 1852. Bu üç kaynak arasında en yenisi olan Gülşen-i Şu‘arâ’nın yazılış yılı 1563 olduğuna göre Selîkî 1560’lı yıllarda henüz hayattadır. TUMAN: Tuhfe-i Nâ’ilî: I. 2611a. .4. s.Ömer ZÜLFE Süleyman Han [1520-1566] dönemi şairleri arasında anması Selîkî’nin XVI. s.3.. C. C. 182-184. Ş.. Zâtî’nin cenazesine iştirak ettiğini bildirdiğine 6 göre şairin 1546 yılında hayatta olması gerekir. 446. yüzyılda sancak olan Kefe’ye bağlı beş kazadan birisidir [ÖZTÜRK: "Kefe": DVİA: 25. bugün Kırım yarımadasında Ukrayna sınırları içerisinde kalan bir liman şehri olup. Latîfî ve Ahdî’nin. Âşık Çelebi. Ö l ü m ü Selîkî’nin ölüm yılını gösteren herhangi bir bilgiye rastlanamadı. md. Şairin Mankûb kadılığından önce Tepedelen kadılığı yaptığı bilgisini sadece Âşık Çelebi vermektedir. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. 4 5 6 Mankûb. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı fikrini akla getirmektedir. s. şairin ölümünden hiç söz etmemelerinden hareketle tezkirelerin yazıldığı yıllarda Selîkî’nin hayatta olduğu hükmüne varmak mümkündür. SEHÎ BEG: Heşt Behişt: 301. Medine-i Münevvere kadısı olan Hakîmzâde’nin ilim adamları arasından danişment aldığı sırada kendisini Monla Çelebi’den alarak mülâzım verdiği bildirilmektedir. Sehî Bey. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482.]. s.. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 282b. 1. şairin ölüm yılını yazmamış olabilir.. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a. 5 1.. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b..

Selîkî’nin bazı beyitlerinden sağlığında divan tertip ettiği sonucunu çıkarmak mümkündür: n’ola halk-ı cihân dîvânuma mâyil olur-ısa diyâr-ı nazmuñ oldum ey selîkî pâdişâhı ben (G. E s e r i Latîfî ve Kâtib Çelebi Selîkî’nin divanı olduğunu söylerken Kınalızade Hasan Çelebi de bu divanın müretteb ve mükemmel vasıflarını taşıdığını bildirmektedir. C.5. H a y a t ı v e K i ş i l i ğ i n e D a i r İ z l e r 7 8 ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a.75/6) Ancak bugün için adı geçen eser ele geçmemiştir. KINALIZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482.. s. Hasan Çelebi ve Riyâzî ise şairin aynı bölgede bütün ailesiyle birlikte haramîler tarafından şehit edildiğini söylemektedir. s.. Gülşen-i Şu‘arâ ile Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ’nın yazıldığı 1563 ile 1568 yılları arasında öldüğünü kabul etmek yerinde olacaktır. s. Âşık Çelebi Selîkî’nin Mankûb kadılığı vazifesinden alındıktan sonra İstanbul’a gelirken Dobruca’da Deliorman içerisinde malı mülkü. 1. Şairin ölüm şekli hakkında iki ayrı bilgi vardır. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a. Ş.. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4.Zunûn: I. s.. C. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. 2611a.. KÂTİP ÇELEBÎ: Keşfu ’z. C.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 17 Şairin ölüm tarihi hakkında kesin bir kayıt varsa o da Âşık Çelebi tezkiresinin yazıldığı yıllarda [1568] hayatta olmadığıdır. 7 1. 8 Kaynaklar şairin bundan başka bir eserinden söz etmezler. Buna dayanarak şimdilik Selîkî’nin.. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. Ş. 2611a. çoluğu çocuğu ve hizmetçileriyle birlikte kayıplara karıştığını bildirmektedir. ailesi. 793.50/5) ey selîkî kimse vâkıf degül-iken hâlüme açılursa meclis içre fâş eder dîvân beni (G.5. 17 .

sohbete ve şakalaşmaya yatkın kişiliğini gözler önüne sererken. sınırlı sayıda da olsa Selîkî hakkında böyle bilgi kırıntıları vardır. Âşık Çelebi. temiz kalpli. s.. Tezkirelerde. “Noktalıyım. içi şen.Ömer ZÜLFE Kaynaklar Selîkî’nin hoş sohbet ve zarif bir kimse olduğu konusunda birleşmektedirler.. Ahmed: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihu ’l-Efkâr: 232. kin gütmeyen. atışmaları hatta kavgalarına varıncaya kadar şairlerin birbirleriyle münasebetlerine ayna tutan zengin bir kaynaktır. cönklerde şiirini arayıp bulduğu. . noktasız mısın?” diye sataşır. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309.” dediğinde. s.” dese Şıllıkî biçimine girip kötü bir anlam kazanacaktır. Döneminde birçok şairle çekişen hatta kavga eden Hayalî’nin Selîkî’yi sevmediği. s. Çünkü “Noktasızım.. Kimi zaman zikredilen lâtifelerde şairlerin hayatına ve kişiliğine dair bilgiler bulmak mümkündür. Kendisine üstat kabul ettiği Saçlı Emir.” dese mahlâsı söyleniş bakımından yanlış olacak. sataşmaları. tutulur kalır. Tezkireler şakalaşmaları. Yoksa onlar öyle çok tutulan şiirler değildir. 9 Âşık Çelebi onun neşeli. Şair cevap veremez. mahlâsına üç nokta koyarak Şıllıkî hâline getirdiği yukarıda anılan iki kaynağın ulaştırdığı rivayetler arasındadır. s. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a. GELİBOLULU ‘Âlî b. Hasan Çelebi de benzeri ifadeler kullandıktan sonra Selîkî’nin yaradılış güzelliği ve zarif yapısıyla bilgili ve görgülü kimseler arasında Berat gecesi gibi ün saldığını dile getirir.“Molla Selîkî. şairin 9 SEHÎ BEG: Heşt Behişt: 301. Âşık Çelebi ve Gelibolulu Âlî şöyle bir lâtife zikretmektedirler. Selîkî’nin nesih yazıyı çok güzel yazdığı bilgisini verdikten sonra birilerinin. herkes senin şiirlerini yazını beğendiği için mecmuasına yazdırıyor. karşılaştıklarında Selîkî’ye mahlâsını kastederek “Noktalı mısın.

10 10 ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 69a. Yine Âşık Çelebi. Bunlardan başka Selîkî’nin Cevherî mahlâslı şairle arkadaş olduğu ve sık sık sohbet ettiği bilinmektedir. ‘Kaza geldiği zaman göz görmez olur’ anlamında Arapça mesel ihtiva eden bir beyit sunduğunu söylemektedir. kaza ve kadılık ilgisi sebebiyle. “Kâēî-i menkûb olduñ” diye takıldığını anlatmaktadır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 19 huzurunun kaçıp çok kızdığını bildirmektedir. Bununla birlikte tezkire yazarı. mevkiden ve gözden düşmüş’ anlamını ima ederek şaire. Selîkî Mankûb kadılığına atandığında menkûb kelimesinin ‘talihsiz. Selîkî kadılık vazifesini yürütürken gözünden rahatsızlandığında ona. 19 .

.

K a y n a k l a r ı n Ş i i r i n i D e ğ e r l e n d i r i ş i Kaynaklar Selîkî’nin şairliğini övmekte. şairin edebî kişiliğine ışık tuttuğu öbür düşünceleri arasına. güzelliği dillere destan dilberler gibi ilgi uyandırıp sevildiğini belirtip. s.. Hasan Çelebi. . Ş. Selîkî’nin şiirlerinin güneş gibi âlemi aydınlattığı için. 2611a. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. Tezkire yazarının. 11 ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a. s. yaradılış bakımından tahmis ve terci-bend türüne yatkın olduğunu.. s. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b. Ahdî. GELİBOLULU ‘Âlî: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihu ’l-Efkâr: 232. üslûbunun tatlılığı sebebiyle Selîkî’nin şiirlerinin. C.. sözlerinin yakıcılığına değindikten sonra. Hasan Çelebi.EDEBÎ KİŞİLİĞİ 2.. söyleyişinin akıcılığına ve duruluğuna. Selîkî’nin üslûbunun açıklığına. bir iki örnek vermekle yetindiğini söyleyerek değerlendirmelerine son vermektedir. doğru ve çok çalışmayla bu yolda derece kazanmağa çalıştığını ve sonunda başarıyı yakaladığını dile getirir. Selîkî’nin dokunaklı ve iç açıcı beyitlerinin ufuktan doğan güneş gibi kendisini gösterdiği yönündeki övgüsünü de burada anmak gerekir. Tezkire yazarının. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4.1. Selîkî’nin beliğ ve fasih şiirleriyle sanatta ve ilimde bayraklaşmış şahsiyetler arasında nam saldığı ve kabul gördüğü bilgisini de eklemek gerekir. şiirlerini beğenmektedirler. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. murabba ve tesdis üslûbuna dilinin döndüğünü ve bunların her birinde ustalık kazandığını söylereyerek şairin edebî kişiliği hakkındaki fikirlerini beyan etmektedir. 11 Âşık Çelebi onun şiir sanatıyla derinden ilgilendiğini. bütün cihanda tanınan ve üstünlüğü kabul edilen şairlerden olduğunu söylemektedir. onun söyleyiş güzelliği ve yerinde anlatımı ile dünyaya ün salan.

Selîkî de kendi şiirini anlatırken bu çerçevenin içinde kalmıştır. Kaynakların Selîkî’yi iki bakış açısıyla değerlendirdikleri görülmektedir. hayallerin . parlak ve su gibi akıcı ifadelerle donatıldığı. ikincisinde ise ifade edilen düşüncenin etkileyiciliği. sûznâk ise anlam yönünü niteler. belâgat-şi‘âr. şi‘re kemâl mertebe müştegil ve nazma müteveggil. K e n d i Ş i i r i n i D e ğ e r l e n d i r i ş i Osmanlı şairleri geleneğin çizdiği sınırların dışına pek çıkmazlar. Selîkî’nin şairliği şu kelimelerle tanımlanır: şi‘ri kedd-i şedîd ve sa‘y-i sedîd ile ele getürmişdür.Ömer ZÜLFE Latîfî. Selîkî’nin şiirleri ise hûb. “Okunmağa değer sözleri ne az ne de çoktur. selîka-i şi‘ri pâk. pürsûz. sûznâk. döneminde ün salmış bir şair olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. okınmaga kâbil sözleri ne nâdir u ne hod mütekâsir. Riyâzî ise “Gerçekten şairdir. Âbdâr şiirin söyleyiş yönünü. mergûb. Çoğunlukla gazellerin makta beyitlerinde şairlik bakımından kendisini övmüş ve bunu yaparken de kullandığı ibarelerle sanatı hakkında ipuçları vermiştir. hem-dem-i nesîm-i belâgat u mahrem-i harîm-i fesâhat. bî-nazîr.” diyerek Selîkî’yi orta seviyeli şairler kervanına katar. Birincisinde genel bir yaklaşımla onun şairliği ele alınırken. 2. Bu değerlendirmelerden Selîkî’nin şiirle yakından ilgilenen. bî-misâl. Yukarıdakilerden farklı olarak yalnızca Gelibolulu Âlî. Selîkî’nin sözlerinin güzelliğinden bahsetmekte. selîka-i nazmiyyesi gâyetde hûb. ikincisinde doğrudan şiirlerinin özellikleri hakkında yorumlar geliştirilmektedir. pâk. gibi ifadelerle vasıflandırılmaktadır. lutf-ı ta‘bîr ü hüsn-i edâ. Şairin kendi şiirlerini tanımladığı iki kavram âbdâr ve sûznâk’tir. nâzım-ı fesâhat-disâr. mahbûb. Şemseddin Sâmî’nin şair hakkındaki görüşü de çok makbul şiirlerinin olduğu yönündedir.” diyerek onu sanat bakımından takdir etmektedir. Birincisinde şiirin söyleyiş bakımından kusursuz.2. anlatımı güzel.

29/6) Her sanat eseri. hem de söyleyiş bakımından parlak. Şair bu iki kavramı çağrışımlar yoluyla kullanır: âbdâr u sûznâk edüp selîkî sözlerin âb u âteş cem‘ edüp ya‘nî kerâmet gösterür (G. fahriyye özelliği göze çarpmaktadır: n’ola halk-ı cihân dîvânuma mâyil olur-ısa diyâr-ı nazmuñ oldum ey selîkî pâdişâhı ben (G.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 23 inceliği ve şiirin anlam bakımından dokunaklı oluşu ifade edilmektedir (Bk.25/6) sûznâk ü âbdâr olur selîkî sözlerüm ger gazel desem leb ü ruhsâr-ı cânân üstine (G. sanatçısının izlerini taşır. Aşağıdaki beyitte incinin sultanın kulağına küpe olması. akıcı ve çekici olması demektir. Buradan anlaşıldığına göre şair. hikmetli sözleri canlı bir üslûpla dile getirdiği iddiasındadır: bahr-i fikretden çıkardum çok ma‘ânî dürlerin ey selîkî gûş-ı şâha lâyık etse istimâ‘ (G.61/5) Selîkî şiirde düşünce ve anlamın değerini inci benzetmesiyle sunmaktadır. Açıklamalar: 40). Selîkî için de divanı kendisiyle ilgili her şeyi saklayan bir belgedir: 23 . hem anlam yönüyle hikmetli olup öğütler barındırması. kendi iç dünyasını ve duygularını yansıttığı bir vasıtadır.31/5) Aşağıdaki beyte bakılarak Selîkî’nin şiirde Husrev-i Dehlevî [1253-1325]’yi örnek aldığı söylenebilir: ehl-i dil bezmin n’ola pür-şevk ederse sözleri çünki yakmışdur selîkî sûz-ı husrevden çerâg (G. yalın.50/5) Selîkî için şiir. Sevgilinin güzelliği karşısında dili tutulduğunda hislerini şiir sunarak dile getirir: yazup selîkî eyle eş‘âruñ-ıla iş‘âr hayretden edemezseñ ol şâha hâlüñi ‘arz (G.32/5) Şairin divan sahibi olduğunun anlaşıldığı aşağıdaki beyitte.

Şairin beyti düşünüp üzerinde çalışarak düzenlediği iddia edilebilir. Selîkî’nin şiirde başarıyı çok çalışarak elde ettiği yönündeki görüşünü doğrular niteliktedir. hüsn-i ta‘lil ve teşbih sanatlarından yararlanılarak kurulan yukarıdaki beyitte. Bu beyit.Ömer ZÜLFE ey selîkî kimse vâkıf degül-iken hâlüme açılursa meclis içre fâş eder dîvân beni (G. ahın bir yana gittiği dile getirilmektedir. Sık sık tercih edilen yöntemlerden bir tanesi yer ve gökle ilgili unsurların çeşitli edebî sanatlar vasıtasıyla işlenmesidir. Sevgili için selvi ve ay benzetmelerinin seçilmesi sebepsiz değildir. G. Selîkî’nin şiirlerinde bazı hayal ve söyleyiş biçimlerinin küçük farklılıklar taşımakla birlikte yinelendiği görülmektedir. şiirin dış yapısını oluşturan ses ve biçim özellikleri üzerinde durmak. şiirini süslerken yararlandığı hayallerden birisi de âşığın yakasını yırtıp bağrını açmasını.53/5. Âşık Çelebi’nin. güneşin ufku yırtarak doğuşuna benzetmesidir. âşığın ahı ise göğe yükseldiğinden aya benzetilen sevgiliyi gökte arayacaktır. yerde gökde bulmaga ol serv-kadd ü meh-veşi gözyaşı bir yaña gitdi âh u efgân bir yaña (G. Bu benzetmede mihr kelimesi özellikle ‘sevgi’ ve ‘güneş’ anlamlarını hatırlatacak biçimde yer alır. sevgiliyi yerde ve gökte bulmak için gözyaşının bir yana.46/5. G.075/2). Aynı tarzın uygulandığı başka örnekler de vardır (G. . G. D i l v e Ü s l û p l a İ l g i l i D i k k a t l e r Şairin dili kullanımına ve anlatımında öne çıkan kimi belirgin noktalara göz atmak. Selviye benzetilen sevgiliyi bulmağa giden gözyaşı onu yerde arayacak.75/6) 2.06/2) Leff ü neşr.3. Selîkî’nin. Selvi yerde ay ise göktedir. Özü değişmemek kaydıyla tekrar eden bu hayal ve ifadeleri şairin kendisinin bulduğu ve her birini yeni kabul ederek çeşitli biçimlerde işlediği düşünülebilir. Selîkî’nin üslûbunun ana hatlarını çizmek bakımından yararlı olacaktır.24/1.

07/5) Beyitte. aklî ve hayalî bir tasavvurdur. Bu unsurların ortak noktalarına vech-i şebeh (benzeyiş yönü) denir. G.48/4): subh gibi dest-i şevk-ıla yakamı çâk edüp gün gibi ol mâha mihrüm âşikâr etsem gerek (G.17/3. Bu âdetin şekillendirdiği beyitlerde ev âşığın göğsü. s.” 12 Selîkî’nin temsilî teşbihi bir üslûp özelliği olarak kullandığını söylemek mümkündür (K. biçim bakımından güneşe benzetilir. altın üzenginin sevgilinin ayağını öpmesi karşısında kıskançlığın verdiği acıyla âşığın yüzünün sarardığı ve belinin büküldüğü anlatılmaktadır. Bu hâliyle onun altın bir üzengiden farkı kalmaz. ayrıştırılamayacak biçimde birden fazla unsurdan meydana gelen bir tasavvur (mürekkeb) ise böyle teşbihe temsilî teşbih adı verilir (Bu teşbihlerin benzeyiş yönleri birden fazla olan teşbihlerle karıştırılmaması lâzımdır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 25 Göğüs veya göğüsteki yanık yarası. öbürüne kendisine benzetilen adı verilir. G. “Teşbihte vech-i şebeh/benzeyiş yönü. Bu tarz teşbihlerde vech-i şebeh hissî ve müşahhas değil. Kimi zaman benzetmede benzetme edatı kullanılır. aralarında bir veya birden çok bakımdan benzerlik bulunan iki şeyin birini öbürüne benzetmektir. G.35/2) Eve gelen misafiri en iyi biçimde ağırlamak sıkı sıkıya uyulan görgü kurallarındandır.24/4): her kaçan ey meh hayâlüñ sînede mihmân olur âteş-i âh-ı derûnumdan hamel biryân olur (G. Sarı bir yüz ve bükülmüş bir boy.42/5.22/3. 25 . Bu iki unsurdan birine benzeyen.21/1) Teşbih.).18/5. Şair zihninde canlandırdığı bu teşbihi birbirine benzer ifadelerle yinelemektedir (G. âşığın 12 SARAÇ: Klâsik Edebiyat Bilgisi Belâgat: 121. onu ziyarete gelen konuklar ise ya sevgilinin hayali ya da dertlerdir (G. G.1/18): reşkden zerd oldı cismüm halka oldı kâmetüm şehsüvârum gördüm ayaguñ öper zerrîn rikâb (G.

Beyitteki manzaranın okuyucunun zihninde canlanmasını sağlayan. cûy-ı eşk-i çeşm-i ‘âşık.62/4) Türkçe ifadelerin yanında şairin hûn-ı gam-ı hecr-i yâr. bir sehl-i mümtenî örneği olarak kabul edilebilir: derdümi kime aglayayın kime yanayın kaldum bu gözüm göñlüm elinden mihen içre (G. cevr-i devr-i çarh-ı kej-rev gibi üçlü Farsça terkiplere de başvurduğu görülmektedir. şiirde ya da nesirde. i‘âde. 13 13 SARAÇ: Klâsik Edebiyat Bilgisi Belâgat: 237. bu benzetmelerin arkasına bir üzengi hayali gizlenmiştir.09/4) Gözle ağlamanın. tekrîr şemsiyesi altında toplanabilecek olan reddü ’l-‘acüz ‘ale ’s-sadr. duru ve akıcı anlatımıdır. Kelime anlamı ‘sonu başa çevirmek’ olan reddü ’l-‘acüz ‘ale ’s-sadr. ikinci mısradaki zerrîn rikâb ifadesidir. Şu beyitteki tekellüfsüz söyleyiş. beyitlerin anlam ve ses örgüsünün inşasında önemli bir yer tuttuğu gibi şairin üslûbunun dikkat çekici bir noktasını da teşkil eder. Selîkî’nin üslûbunda ilk bakışta kendisini hissettiren. Kelime veya ibarelerin yinelenmesi. gönülle yanmanın ilgisini duru bir Türkçeyle ince ince işleyen şu beyit. beytin veya cümlenin sonunda yer alan kelimeyi kendisinden önce yinelemektir. şairin dili kullanmadaki gücünü göstermektedir: çün gelen geçdi konan göçdi bu mihmân-hâneden bir iki gün dahı kendüñ anda mihmân oldı tut (G. ‘aks gibi sanatların içine katmak mümkündür. . Bütün söz veya sözcük tekrarlarını.Ömer ZÜLFE içinde bulunduğu durumu tarif etmek için yaygın olarak kullanılan ifadelerden olmakla birlikte. s. ifade edilen düşüncenin açıklığı ve yapmacıklığa düşmeden dile getirilen hikmetli cümle.

22/5) zât-ı bî-çûnuñda kesret oldı aslı vahdetüñ kesret-i ‘âlem olupdur vahdetüñe yine dâl (K.09/3) zâhire bakma selîkî bâtınuñ ta‘mîr kıl bâtını ma‘mûr olanuñ zâhiri vîrân olur (G.30/6) Yukarıdaki iki beyitte serve revân. tekrir sanatları içerisinde böyle bir şubenin bulunabileceğini akla getirmektedir. rûh-ı revân ifadelerinin bir düzen içerisinde ardı ardına yinelenmesi.1/07) Yinelenen sözcüklerin sayısı üçe çıktığında beyitteki ses uyumu daha açık bir biçimde hissedilmektedir: ey selîkî cehd et ol şâhuñ gedâ-yı kûyı ol kim ki ol kûyuñ gedâsı ola ol sultân olur (G. serv-i revân ve rûha revân.53/4) n’ola saymazsa hisâba bizi ol ‘âlî-cenâb ‘âşık-ı bî-dilleri olmışdur anuñ bî-hisâb (G.07/1) ihtiyârum yâr-ıdı çıkdı elümden âh kim n’ola feryâd eylesem yokdur elümde ihtiyâr (G.30/5) Bazan tekrarlanan kelimelerin sayısının dörde çıktığı da görülmektedir: cânını selîkî çün ol rûha revân etdi cân câna olup sürdi ol rûh-ı revândan haz (G.14/5) İkili söz tekrarları şiirde.24/7) su gibi bu dem cânı bir serve revân eyle cân içre yer edüp al ol serv-i revândan haz (G.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 27 hem-nişîn olmak diler göñlüm ‘acebdür yâr-ıla anı bilür kim gedâlar şâha olmaz hem-nişîn (G. 27 . ahengin sağlanmasına yardımcı olmakla birlikte beytin anlamının sağlamlaşması ve ifadenin etkileyiciliğinin artırılmasında önemli bir vazife üstlenir: la‘l ü mercânına etme hvâce-i dehrüñ hased kanlu yaşlar kim dökersin la‘l ü mercân oldı tut (G.

Ömer ZÜLFE Beytin ahengini güçlendiren ikilemeler. K u l l a n ı l a n V e z i n l e r Elde edilen şiirlerde aruzun birinci ve ikinci dairesinden on çeşit vezin kullanılmıştır. 14 TÂHİR’ÜL-MEVLEVÎ: Edebiyat Lügatı: 17. beytin tasarlanarak kurulduğunu göstermektedir: n’ola şâd olsam selâmuñdan senüñ ey nâzenîn kim açar cân riştesinüñ ‘ukdesin dendân-ı sîn (G. 2. kapalı bir ağız hayalini canlandırmaktadır. üstü kapalı ve sanatlı bir biçimde yapılan taklidî âheng 14 bulunduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.19. Son kelime sîn. Bu mısrada. ahenk ve anlamın örtüştüğü söylenebilir. G.2/IV/3) Ses tekrarının /m/ ünsüzüyle sağlandığı yukarıdaki mısrada. Sevgilisine derdini anlatamayan âşığın hâli dile getirilirken dudak ünsüzü /m/ye dayandırılan ses tekrarı.52/5) ‘aklumı cem‘ eylerem kim söyleyem hâlüm revân (M.53/1) ‘ışk-ı dildâr-ıla ‘âlemde melâmet olalı göñlüm aslâ istemez oldı selâmet ‘âlemin (G. ikinci sırayı Hezec bahrinin aldığı görülmektedir. beyte ahenk verirken selâm ve sîn kelimelerine de vurgu yapmaktadır. İkilemelerin kimi zaman ardı ardına geldiği de görülmektedir: âh kim dōlâb-veş çarh etdi ser-gerdân beni döne döne iñlerem iñletdi bu devrân beni (G. Aşağıda /s/ ünsüzünün tekrarı.4. . Bunlardan sıklık bakımından ilk sırayı Remel. aynı zamanda anlama olan katkılarıyla da şiirin iç ve dış yapısında etkilidir. konuşamayan. Şiirde farklı yerlere serpiştirilen döne döne. yer yer ifadesi iki gazelde redif olarak kulanılmıştır (G.75/1) Beyit içerisinde belli seslerin yinelenmesi. kulakta bir musiki havası bırakarak şiirin etkisini artırır. s. delik delik gibi ikilemelerin yanı sıra.20).

G.28): Müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün ––+–/––+–/––+–/––+– 3. G.30): Mef‘ûlü mefâ‘îlün mef‘ûlü mefâ‘îlün ––+/+–––/––+/+––– 2. Birinci Daire (Dâ’ire-i mu’telife) 1. G.10.18. G. G.03. B.36.50. G.12.41. B. Remel [Koşma]: Remel-i müsemmen-i mahzûf 16 : 15 16 B. G. G. G.51. G.33.17.09.49. G.40.34. G. G. Recez [Titrek]: Recez-i müsemmen-i sâlim (G. G.20.24.14. G. G.04. G. G.39. G.48. G. G.21. G.08. G.31. G.46.32.62): Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün ––+/+––+/+––+/+–– Hezec-i müseddes-i mahzûf (G. G. G. G. G.11. G.13.01.57): Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün +–––/+–––/+–– Hezec-i müsemmen-i ahreb (G.42.22.37.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 29 En çok kullanılan vezinler Remel-i müsemmen-i mahzûf (Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün) ve Hezec-i müsemmen-i sâlim (Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün)’dir. G.07. G. G.27.5.25.05. G. G.16.19.73. G. G. 29 .43.02. G. G.47. G. G.2.15.74. G. G.52. G. G. Hezec [Türkü]: Hezec-i müsemmen-i sâlim 15 : Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün +–––/+–––/+–––/+––– Hezec-i müsemmen-i ahreb-i mekfûf-ı mahzûf (G.06.35. G.4.23. G. Selîkî’nin hem hece hem ses bakımından uzun ve kalın kalıpları tercih ettiği anlaşılmaktadır. G.

G.5): Mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün +–+–/++––/+–+–/++– G. Müctes [Kopuk]: Müctes-i müsemmen-i mahbûn-ı mahzûf (M.1.75.60.29): Mef‘ûlü fâ‘ilâtün mef‘ûlü fâ‘ilâtün ––+/–+––/––+/–+–– Muzâri‘-i müsemmen-i ahreb-i mekfûf-ı mahzûf 17 : Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün ––+/–+–+/+––+/–+– 2. G.26.70. . G.69.Ömer ZÜLFE Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün –+––/–+––/–+––/–+– Remel-i müsemmen-i mahbûn-ı maksûr (G.72.66): Fe‘ilâtün (fâ‘ilâtün) fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün + + – – (– + – – ) / + + – – / + + – – / – – İkinci Daire (Dâ’ire-i muhtelife) 1.63. Kt.71. G. G. G.55.1. G. G. G. G.58): Fe‘ilâtün (fâ‘ilâtün) fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün (fe‘ilân) + + – – (– + – – ) / + + – – / + + – – / + + – Remel-i müsemmen-i mahbûn-ı maktû‘ (B. K.2. G. M.4. G. M.56. Muzâri‘ [Benzer]: Muzâri‘-i müsemmen-i ahreb (G.54.3.38.53.68. M. G. G.67.45.1. G.61. G. G.

Şiirlerinin dış yapısına göz atıldığında. Buna dayanarak onun edebî kişiliğini on altıncı yüzyıldaki Osmanlı şiirinin genel çerçevesi içerisinde değerlendirmek gerekir. . Necatî Bey ve T. Sonuç olarak duru. Sehl-i mümteni diye tanımlanabilecek olan açık ve akıcı beyitlerde. Yahya Bey çizgisinde bir şair saymak çok da yanlış olmayacaktır. kelimeler arasında güçlü bir mantık ve çağrışımlarla süslenen özenle kurulmuş anlam ilişkileri hissedilmektedir. daha ince sesler ve yumuşak ifadeler içeren latîf üslûba yatkın olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanı sıra şiirlerin derinliğinde. Kaynakların verdiği bilgilerle örtüşecek şekilde. kelime seçimi ve söyleyiş bakımından tok sesler ve sert ifadeler içeren metîn üslûptan çok. tasavvuftan beslenen dünya görüşü ve günlük hayatın türlü renkleri kendisini göstermektedir. Gerçek ve mecaz anlamları arasında geçişlere sahne olan deyimler ve atasözleri de Selîkî’nin şiirinde göz ardı edilmemesi gereken önemli unsurlardır.9. Bu yüzden şairin edebi kişiliği hakkındaki tespitler ihtiyatla karşılanmalıdır. Selîkî’nin şairlik bakımından kucağında yetiştiği geleneğin dışına çıkmadığı görülmektedir. şimdilik kaynakların görüşlerinden ve bugüne ulaşan sınırlı sayıdaki şiirden hareket etmek mecburiyeti vardır. şairin musammat ve gazel nazım biçimlerine ağırlık verdiği dikkat çekmektedir. duygu derinliğiyle içli bir anlatımı seçen Selîkî’yi. geniş bir bilgi birikimi. yer yer birçok şairde görülen vezin ve kafiye kusurlarına rastlanmakla birlikte Selîkî’nin şiir tekniği bakımından başarılı olduğu söylenebilir. Şairlik gücünün aynası durumundaki bu iki nazım biçiminden hareketle Selîkî’nin. açık bir Türkçeyle tekellüfsüz söyleyişi benimseyen. SONUÇ Selîkî’nin şiir sanatındaki derecesi hakkında sağlıklı fikir yürütmeği sağlayacak müstakil bir eseri elde bulunmadığından.

.

7. [IV]+578-1094+[II] s. 2056 s. C. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ [1520-1571]: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: [Yazılışı: İstanbul 1568] G. İstanbul 1360-1941.. Mustafâ b. 396 s.Zunûn ‘an Esâmî ’l-Kütübi ve ’l-Fünûn: [Mehmet] Şerefettin YALTKAYA-[Ahmet] Rifat BİLGE. Tezkireler Dizisi – Sayı: 2. LATÎFÎ [1491-1582]: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: [Yazılışı: 1546] LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’nNuzamâ (İnceleme-Metin): Hazırlayan: Rıdvan CANIM. Ahmed [1541-1599]: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihü ’l-Efkâr: [Yazılışı: İstanbul 1591-1599] 1597’ye değin. KÂTİB ÇELEBÎ. M. KAYNAKÇA Metnin Kaynakçası ‘AHDÎ [ö. Ali Emirî Tarih Kit. sy. MEREDITH-OWENS: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ or Tezkere of ‘Âşık Çelebi: London 1971. Atatürk Kültür. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları XVIII. Hazırlayan: Mustafa İSEN: Künhü ’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı: Ankara 1994. Mustafa b. [VI]+93+[7]+340 s. 1593]: Gülşen-i Şu‘arâ: [Yazılışı: Bağdad 1563] Millet Ktp. Türk Tarih Kurumu Yayınları: XVIII. Ankara 1997. Ankara 1981. Türk Tarih Kurumu Yayınları: XVIII. Atatürk Kültür. 3722. Câru ’llâh [ö. 1597]: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: [Yazılışı: İstanbul 1592] Eleştirmeli Baskıya Hazırlayan: İbrahim KUTLUK. 774. 2 C.. Atatürk Kültür. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını – Sayı: 93. C. Dizi-Sa. Dil ve Tarih Yüksek .10. 41. KÂF-ZÂDE FÂ’İZÎ: [1572-1622]: Zübdetü ’l-Eş‘âr: [Yazılışı: İstanbul 1622] Nuruosmaniye Ktp. Ankara 1978. GELİBOLULU ‘Âlî b. ‘Abdu ’llâh Hâcî Halîfe [1609-1657]: Keşfu ’z. XXV+299a yr. sy. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: [1546-1604]: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: [Yazılışı: İstanbul 1586] Eleştirmeli baskıya hazırlayan: İbrahim KUTLUK. I. Ankara 2000. Dizi–Sa. II. Dizi – Sa. BEYÂNÎ.. [VI]+73+[VII]+576 s. 42.

.. Ty. Aşir Efendi Kit. Fatih Kit. Kit.Ömer ZÜLFE Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 225 Tezkireler Dizisi: 7. 180. 3563. Ali Emirî Manzum Kit. sy. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Ty. Hasan Hüsnü Paşa Kit. 1031. Mecmû‘a: Millî Kütüphane. Kit. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Kit.. 458. 1802. sy. 472 y. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. sy. 315. sy. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Kültür Bakanlığı Yayınları/2355 Kütüphaneler Genel Müdürlüğü Yayın No. 240. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp.. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Esad Efendi Kit. Ty. Kit. sy. sy.. sy. sy. Zühdü Bey Kit.. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp.. sy. sy. 4078. sy. 285. Ali Nihat Tarlan Kit.. Mecmû‘a: Millî Kütüphane... sy. sy. sy. Ali Nihat Tarlan Kit. 32. 674. 436. 1532.. sy. Ty. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Kit. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. Hâlet Efendi Kit. Fatih Kit. Ty.. sy. 1909. Mecmû‘a: Millet Ktp.. Ankara 2000... Ali Nihat Tarlan Kit. sy. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp.. Hâlet Efendi Eki Kit. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. 62. sy. 226. sy. Ty. T. Ali Emirî Manzum Kit. 4962.. Mecmû‘a: Millet Ktp. Mecmû‘a: Millet Ktp. Ali Nihat Tarlan Kit. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. sy.. 76. Fatih Kit. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. sy. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Mecmû‘a: Millî Kütüphane.. Ali Emirî Manzum Kit. Kit... sy. sy. sy.. 4453. sy. 563. Tahir Ağa Kit. 3398. 5424. 628. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. sy.. 244. 2955.: Tıpkıbasım.. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. sy. 580. Mecmû‘a: Nuruosmaniye Ktp. Giresun Kit. 3418.. C. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. MÜSTAKÎM-ZÂDE Süleymân Sa‘deddîn Efendi: Mecelletü ’nNisâb: Süleymaniye Ktp.. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. sy. 4077. Çelebi Abdullah Kit. 59.. sy. 67.

Hacettepe Üniversitesi. I. Doktorluk Tezi... AKSOYAK. [TUMAN]. Günay KUT. [Ankara 2001]. sy.. 81-94. Revan Kit... II.. Ahmed Kit. Fatih KÖKSAL: Edirneli Nazmî. 3 C.. Millî Eğitim Bakanlığı. İnehân-zâde Mehmet Nâil: Tuhfe-i Nâilî Divân Şâirlerinin Muhtasar Biyografileri: [İstanbul] 1949: Haz. sy. SEHÎ BEG [ö. Cemal KURNAZ. s. 3724. Mecmû‘a: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. Tarih Vakfı Yurt Yayınları 127. Kültür Bakanlığı Yayınları/1617.. Türklük Bilimi Araştırmaları: Sivas 1995. Nuri: Osmanlı Yer Adları Sözlüğü: İstanbul 2001. 468-1264 s.. III. sy. XVI+3042 s. sy. AHMED Paşa: Dîvân: Ali Nihad TARLAN: Ahmed Paşa Divanı: İstanbul 1966. XIV+223 s. PERVÂNE BEG: Mecmû‘a-i Nezâ’ir [Derlenişi: 1560]: Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Bağdat 406. Mecmû‘a: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. sy. C. Revan Kit. VIII+189+73 s. Harvard 1978 [Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kitaplığı 3544]. RİYÂZÎ: [1572-1644]: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: [Yazılışı: İstanbul 1609] Nuruosmaniye Ktp. Bizim Büro Yayınları. Yayımlar Dairesi Başkanlığı Türk Klasikleri Dizisi/32. 1972.. IV+452 s.. Zühdü Bey Kit. NAZMÎ: Mecma‘u ’n-Nezâ’ir [Derlenişi: 1524]: M. AKBAYAR. Sosyal Bilimler Enstitüsü. 2644. Mustafa TATÇI. Mecmaü’n-nezâ’ir. 1548]: Heşt Behişt: [Yazılışı: 1538] yyl. Ş.. İsmail Hakkı: “Dîvân Şiirinde Okçuluk Terimleri”. Açıklamaların Kaynakçası Abuşka Lûgatı veya Çağatay Sözlüğü: Besim ATALAY: [Yayınlayan: Süleyman TONGUZALP] Ankara 1970. C. 1. ÂHÎ: Dîvân: Necati SUNGUR: Âhî Divânı İnceleme-Metin: Ankara 1994. İnceleme-Tenkitli Metin: Ankara 2001. sy. XXI+406 s. 615. sy. 35 .SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 35 Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Ayyıldız Matbaası A. 1969. 99+176+467. NAZMÎ: Mecma‘u ’n-Nezâ’ir: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp.

VIII+190 s. s. BÂKÎ: Dîvân: Sabahattin KÜÇÜK: Bâkî Dîvânı Tenkitli Basım: Ankara 1994. XII+289 s. 253-267. Metin: Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları: Ankara 1982.. Turhan: Türkçe Bitki Adları Sözlüğü: Ankara 1994. Alî-Şîr Nevâyî Külliyatı: 14... 5. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 601. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi 1197. yy.. Metin: 40 Gün 40 Gece Eski Donanma ve Şenliklerde Seyirlik Oyunları: İstanbul 1959.Ömer ZÜLFE ALÎ-ŞÎR NEVÂYÎ: Mîzânu ’l-Evzân (Vezinlerin Terazisi): Hazırlayan Kemal ERASLAN. Abdullah: İslâmî Kaynaklara Göre Peygamberler: Ankara 2003. Ahmet: “Metin Tenkidi Hakkında”. Ferit: Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat: Yayına Hazırlayan: Aydın Sami GÜNEYÇAL.. Atatürk Kültür. AND. Mayıs 1967. Ankara 1993. [VI]+508 s. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 2538.. XVIII+472+3 s. Türkiyat Mecmuası. s. 34-38. AYDEMİR. Hayat Tarih Mecmuası... sy. XIV+768 s. BAYTOP. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları/90. ÇÂKERÎ: Dîvân: Hatice AYNUR: 15.. DEVELLİOĞLU. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 601. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 3298. C. ‘AMRÎ: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU: Amrî Divan Tenkitli Basım: İstanbul 1979. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 568. XI+266+80 s. AND. Yenilik Basımevi. İstanbul. VII-VIII. 4.. Atatürk Kültür. şairi Çâkerî ve Dîvânı: İstanbul 1999. Atatürk Kültür. Divanlar Dizisi 8. 207 s. Taç Yayınları. BEHİŞTÎ: Dîvân: Yaşar AYDEMİR: Behiştî Dîvânı Behiştî Hayatı Şahsiyeti Eserleri ve Divanının Tenkitli Metni: Ankara 2000. XI+262 s. XIV+198 s. ATEŞ. Yeniden . İstanbul 1942. C. Metin: “İlk Türk Canbazları”. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 529. Sanat Eserleri Dizisi: 2.. AND.

Özlem Kitabevi. Abdülbaki: Mevlânâ: Mesnevî: Çeviren: Veled İZBUDAK.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 37 Düzenlenmiş ve Genişletilmiş 11. Mecdu ’d-dîn Ebû Tâhir Muhammed b. V. Ankara 1993. GÖLPINARLI.. II. Abdülbâkî: Kur’ân-ı Kerîm ve Me’âli: İstanbul 1958. Atatürk Kültür. FUZÛLÎ: Dîvân: Kenan AKYÜZ-Sedit YÜKSEL-Süheyl BEKENMüjgan CUNBUR: Fuzulî Türkçe Dîvân: Ankara 1958. Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ahmed [1541-1599]: Vâridâtü ’l-Enîka: Kudret ALTUN: Gelibolulu Mustafa Âlî ve Dîvânı=Vâridâtü ’l-Enîka. İstanbul I: ’-r 21268. 18+XXX+214+29 s.. A. DİLÇİN. C. Baskı. 2. el-FÎRÛZÂBÂDÎ. Baskı. C. 1. II: r-k 21269. C. 382-740+CXXXVIII s. Eren. II+391 s. XII+16+372+5 s. C. XIX+1195 s. VI+2+334 s.. FİGÂNÎ: Dîvân: Abdülkadir KARAHAN: Kanuni Sultan Süleyman Çağı Şairlerinden Figânî ve Divançesi: İstanbul 1966. VIII+432+1 s... XII+531 s. VI. XI+251 s.. Aydın Kitabevi Yayınları Sözlük Dizisi: 1. [II]+939 s. Cem: Örneklerle Türk Şiir Bilgisi: 5. III+347 s. III. GELİBOLULU ‘Âlî b. Ankara 1999. XIV+3+423 s. 381 s.. Yekta SARAÇ: Emrî Divanı: İstanbul 2002... III: k-v 21272..... IV. [II]+975 s. GÖLPINARLI. Niğde 1999. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 3559. C. C. XI+573 s. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 1181. XLVII+531+8. EMRÎ: Dîvân: M. İş Bankası. Gözden Geçiren: Abdülbaki GÖLPINARLI.. C. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 517. 389 s. ENVERÎ: Dîvân: Cemal KURNAZ-Mustafa TATÇI: Ümmî Divan Şairleri ve Enverî Divanı: Ankara 2001. I. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 37 . [II]+943 s. Ya‘kûb: el-Ukyânûsu ’l-Basît fî Tercemeti ’l-Kâmûsi ’l-Muhît: Çeviren: CENÂNÎOGLU Ahmed ‘Âsım. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 1257 Divanlar Dizisi: 11.. Remzi Kitabevi. İstanbul 1943. C.

GÖLPINARLI. VII+720 s... İstanbul 1974. VI+274 s. 349+27 s.. İstanbul 1957. Abdülbaki: Şeyh Gâlib Divan’ından Seçmeler: İstanbul 1971. 1958. metin. İstanbul Millî Eğitim Bakanlığı. C. VII+720 s. 1000 Temel Eser Dizisi: 99. C. 1960.Ömer ZÜLFE 770. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 2868. GÖLPINARLI. lûgatler. açılama. İnkılâp ve Aka Kitabevleri [Mevlânâ Celâleddîn Dîvân: Türkçeye Çeviren Abdülbâkî GÖLPINARLI. Altın Kitaplar Yayınevi. VI. XXIII+448 s.. C. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2674 Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 724 . 24+450 s. XI+520 s. C. Abdülbaki: Nedîm Dîvânı: İstanbul 1972. IV. 1958. Abdülbâkî: Yunus Emre Dîvânı [Metinler. GÖLPINARLI. VII+460 s. Abdülbâkî: Mevlânâ Celâleddin Dîvân-ı Kebîr: I. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 98. İnkılâp Kitabevi. 1974. Açılama] I-II: İstanbul 1943. 509 s. Galib’in el yazısı ile Hüsn ü Aşk’ın tıbkı basımı: İstanbul 1968. HAYRETÎ: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU-M. I-II C. GÖLPINARLI. XL+470 s. GÖLPINARLI.. Remzi Kitabevi.. III.. İnkılâp ve Aka Kitabevleri]. 283 s.. İnkılap ve Aka Kitabevleri. Ali TANYERİ: Hayretî Divan Tenkitli Basım: İstanbul 1981.. 1959. bugünkü dile çevirisi. Şark-İslâm Klâsikleri: 12. GÜVÂHÎ: Pend-nâme: Mehmet HENGİRMEN: Güvâhî Pend-nâme (Öğütler ve Atasözleri): Ankara 1983. Abdülbâki: Şeyh Galib Hüsn ü Aşk Önsöz. 832 s. XV+471 s. GÖLPINARLI. Ahmed Halid Kitabevi. Şark-İslâm Klâsikleri: 33. HAYÂLÎ Beg: Dîvân: Ali Nihat TARLAN: Hayâlî Bey Divânı: İstanbul 1945. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 549... C. . Abdülbaki: Mevlevi Âdâb ve Erkânı: İstanbul 1963.. C.. V. II. 190 s. Sözlük. VII+511 s.

Başvuru Kitapları Dizisi: 27.. Mustafa S. Dr.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 39 HELÂKÎ: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU: Helâkî Divan Tenkitli Basım: İstanbul 1982. Ali: Ortaçağda Müslümanların Yaşayışları (La Vie quontidienne des Musulmans en Moyen Âge): Çeviren: Doç. Varlık Yayınları Sayı 1706. Mustafa-TOPARLI. Manzum 508. Mimar Sinan Üniversitesi Yayınları No: 15. HÜDÂYÎ: Dîvân: Millet Ktp. Millî Eğitim Basımevi. Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 2. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 592. MESÎHÎ: Dîvân: Mine MENGİ: Mesihi Divanı: Ankara 1995. XII+580 s. ME’ÂLÎ: Dîvân: Edith AMBROS: Candid Penstrokes The Lyrics of Me’âlî.) 1b-54a.. Kültür Bakanlığı: 1967.: Dedem Korkut’un Kazan Bey Oğuznâmesi Hikâyet-i Oguz-nâme-i Kazan Beg ve Gayrı Metin ve Açıklamalar: İstanbul 2006. sy. İstanbul 1972. Klaus Schwarz Verlag Berlin 1982. KAÇALİN. XV+557 s... 15+731 s. II. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2342. Halûk-İSEN... M.. Atıf: Osmanlı Devletinde Spor: Ankara 1995. NEV‘Î: Dîvân: Mertol TULUM. Recep-OKÇU. Basım: İstanbul 1997. KAHRAMAN. Ali TANYERİ: Üsküblü İshâk Çelebi Dîvan Tenkidli Basım: İstanbul 1989. Turgut: Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü: Ankara 1988. Ali TANYERİ: Nev‘î Divan: İstanbul 1977. Ali Emirî Kit. 399 s. 39 . Bahriye ÜÇOK. V+303 s.. Kitabevi. XX+607 s. XII+520 s. Türk Edebiyatı Dizisi: 25. 406 s. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 2160.. [II]+XXVIII+557 s. NaciKARABEY. 378 s. İSHÂK Çelebî: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU-M. Faydalı Kitaplar 132. NECÂTÎ Beg: Dîvân: Ali Nihat TARLAN: Necati Beg Divanı: İstanbul 1963. Atatürk Kültür Merkezi Divanlar Dizisi 1. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 2979. MAZAHERÎ. sy. İPEKTEN. and Ottoman Poet of the 16th Century. (Mikrofilm Arşivi 623.. 207 s.

VIII+1539 s. C. Ankara 1992..: A Turkish And English Lexicon/Kitâbı Ma‘ânî-i Lehce: Constantinople 1890. SARAÇ. 651+59 s. 670 s. LXV+500 s. ONAY. A. XVI+2224 s. ŞENTÜRK. Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı. 125+27 s. 495. M. 1993/1. Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı. 295 s. Enderun Yayınları: 18. 2 C. SUN‘Î: Dîvân: Halil İbrahim YAKAR: Gelibolulu Sun‘î Dîvânı ve Tahlili: İstanbul 2002.. Yüksek Lisans Tezi.. 870 s. İstanbul 1971. Sir James W.. Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı. Mehmet Zeki: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: I. Yücel: “Kefe”. 784 s. Bilimevi. C. Millî Eğitim Bakanlığı Devlet Kitapları. II. STEINGASS. F. 384 s.. Atillâ: “Klâsik Osmanlı Edebiyatı Işığında Eski Âdetler ve Günlük Hayattan Sahneler I”. XXVIII+616 s. SERTOĞLU... Midhat: Osmanlı Tarih Lügatı: İstanbul 1986. 182-184. Türk Dili: Ankara (Mart) 1993. Yekta: Klâsik Edebiyat Bilgisi Belâgat: Genişletilmiş II.Ömer ZÜLFE NİDÂ’Î: Dürr-i Manzûm: Ümran AY: Nidâî Dürr-i Manzûm (İnceleme-Karşılaştırmalı Metin): İstanbul 2000. . Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü. s.. Ahmet Talât: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: Hazırlayan Cemâl KURNAZ. sy. İstanbul 1971. Doktorluk Tezi. ÖZTÜRK. Doktorluk Tezi. İstanbul 2001.: A Comprehensive Persian-English Dictionary: London 1892. III. 175-188.. s. Baskı... ŞEM‘Î: Dîvân: Murat Ali KARAVELİOĞLU: On altıncı Yüzyıl Şairlerinden Prizrenli Şem‘î’nin Divanı’nın Edisyon Kritiği ve İncelenmesi: İstanbul 2005. Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı. REDHOUSE. C. C. A. DVİA: 25. Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları/77. Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı... PAKALIN. İstanbul 1972.

Osmanlı Araştırmaları XXVI The Journal of Ottoman Studies Prof. sy. TÂCÎ-ZÂDE Ca‘fer Çelebî: Dîvân: İsmail E. Yapı Kredi Yayınları-1287. 131-179. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 722. 184 s. ŞEYHÎ: Nazmu ’t-Tabâyi‘: Mustafa S. Atatürk Kültür. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 1070. KAÇALİN: “Nazmu ’tTabâyi‘ [Özelliklerin Sıralanması]”. 351-412. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 6 C.. Atillâ: “Osmanlı Edebiyatında Felekler. s. II. Ali: Örnekleriyle Divan Şiirinde Deyimler: Ankara 1999. Ali Nihad: Şeyhî Divanı’nı Tetkik: İstanbul 1964. TÂHİR’ÜL-MEVLEVÎ: Edebiyat Lügatı: Neşre Hazırlayan: Kemâl Edip KÜRKÇÜOĞLU. M. İstanbul 1973. TANYERİ. Türk Dünyası Araştırmaları: Haziran 1994..II: XXVI.. A. [I]+1375-2040+[II] s.. 1947. Kaşgar Neşriyat. Tıpkıbasım.. s. 41 . Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları. 1575 s. ŞİRVÂNÎ: Tuhfe-i Murâdî: Mustafa ARGUNŞAH: Muhammed b. İstanbul 1984. 1951. SÂMÎ: Kâmûs-ı Türkî: Der-i sa‘âdet 1317. [I]+707-1374+[VIII] s. Dr. TARLAN. III.. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 3103. ŞÜKÛN. CXXX+523 s. XVI+674 s. Ş. sy. XV+586 s. Mehmed ÇAVUŞOĞLU’na Armağan . ŞENTÜRK: A. ERÜNSAL: The life and works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi. Atillâ: Osmanlı Şiiri Antolojisi: İstanbul 1999. Ankara 1996. Ş. 90. Akçağ. I. 272 s. Ziya: Farsça-Türkçe Lûgat Gencine-i Güftar Ferheng-i Ziya: İstanbul 1944.. Mahmûd-ı Şirvânî Tuhfe-i Murâdî İnceleme-Metin-Dizin: Ankara 1999. XI+294 s... with a critical edition of his dîvân: İstanbul 1983. Enderun Kitabevi Enderun Yayınları: 3. Seyyare ve Sabiteler”. X+706+[VI]+III s.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 41 ŞENTÜRK..

. Mustafa S. et-TEBRÎZÎ. Türkiye Türkçesi Sözlükleri Projesi Eski Sözlükler Dizisi: 2. sy. s. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları Nu: 74. Atatürk Kültür. ZÂTÎ: Dîvân: Ali Nihat TARLAN: Zatî Divanı (Edisyon Kritik ve Transkripsiyon) Gazeller Kısmı: II... YAHYÂ Beg: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU: Yahya Bey Divan: İstanbul 1977.. Ali Nihad: “Eski Mecmualar Arasında”. YAKÎNÎ: Dîvân: Ömer ZÜLFE: YAKÎNÎ [ö. Mütercim Âsım Efendi: Burhân-ı Katı: Hazırlayanlar: Mürsel ÖZTÜRK-Derya ÖRS. C. Atatürk Üniversitesi FenEdebiyat Fakültesi..Ömer ZÜLFE TARLAN.: Akşemseddin [1390-1459] Hayatı . Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi: İstanbul 1946. 472 s. XVI+646 s. İstanbul 1970. Ali İhsan-KAÇALİN. Semih: Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar: İstanbul 2001. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 733. Muhammed Hüseyn b.. Kabalcı Yayınevi. XXII+285 s.. XXXII+496 s. İstanbul 2002. C. ULUDAĞ. USÛLÎ: Dîvân: Mustafa İSEN: Usûlî Hayatı. Selîkî: 134-136. Halef: Tibyân-ı Nâfi‘ der Terceme-i Burhân-ı Kâtı‘: Çeviren: CENÂNÎOGLU Ahmed ‘Âsım. İstanbul 1968. ZÂTÎ: Dîvân: Ali Nihat TARLAN: Zatî Divanı (Edisyon Kritik ve Transkripsiyon) Gazeller Kısmı: I. Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı. s. C.. Sanatı ve Divanı: Erzurum 1987. 1568] Divan Tenkitli Metin-Tetkik-Dizin: İstanbul 2004. Süleyman: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: Genişletilmiş Yeni Basım. 2. Edebiyat-394. Doktorluk Tezi. 390 s. XLIX+1197 s.Eserleri: İstanbul 1994. 122-136.. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 1216. 424 s. 530+64 s. 1. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 2233. Yapı-Kredi Yayınları-1457. 1- . Ankara 2000. Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı. YURT. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.. TEZCAN.

43 . C. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 1216. İstanbul 1987. ZÂTÎ: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU-M. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 3369.. Ali TANYERİ: Zatî Divanı (Edisyon Kritik ve Transkripsiyon) Gazeller Kısmı: III.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 43 502 s. [II]+1-527 s.

11. DİZİN
Âdem: M.7/I/1, G.17/5. Ahmed: B.4. Allâh:G.58/1. Cem: G.40/3. Cennetü ’l-me’vâ: G.18/4. Ferhâd: G.01/4-5, G.26/3, G.41/3, G.48/3, G.54/5, G.55/1, G.63/1. Firdevs: G.29/1, G.65/3. Hâdî: G.63/8. Halîlu ’llâh: G.52/6. Hatm-i enbiyâ: K.1/19. Hızr: K.1/14. Husrev: G.01/5, G.43/3. Husrev-i Dihlevî: G.32/5. Ísâ: G.69/3, G.70/4. Ka‘be: G.08/3, G.29/3, G.54/4, G.55/2. Kur’ân: G.60/4. Leylî: G.17/1, G.24/6, G.34/3, G.48/3, G.73/5, G.74/3. Mecnûn: G.17/1, G.24/6, G.26/3, G.34/3, G.48/2-3, G.49/1, G.54/1-5, G.63/2, G.73/5, G.74/3. Meryem: G.70/4. Mevlevî: G.31/2. Mısr: M.1/I/2, G.39/1. Nûh: G.11/6, G.12/3. Selîkî: G.1/1, M.1/V/4, M.2/V/4, M.3/V/1, M.4/V/5, M.5/V/4, M.6/VII/1, G.01/5, G.02/5, G.03/7, G.04/5, G.05/5, G.06/5, G.07/7, G.08/5, G.09/5, G.10/5, G.11/5, G.12/5, G.13/5, G.17/7, G.15/5, G.16/6, G.17/5, G.18/5, G.19/7, G.20/5, G.21/5, G.22/5, G.23/5, G.24/7, G.25/6, G.26/5, G.27/5, G.28/5, G.29/6, G.30/6, G.31/5, G.32/5, G.33/5, G.34/5, G.35/5, G.36/5, G.37/5, G.38/5, G.39/5, G.40/5, G.41/5, G.42/5, G.43/5, G.44/4, G.45/5, G.46/6, G.47/5, G.48/5, G.49/5, G.50/5, G.51/6, G.52/6, G.53/5, G.54/5, G.55/5, G.56/9, G.57/5, G.58/5, G.59/5, G.60/5, G.61/5, G.62/5, G.63/9, G.64/5, G.65/5, G.66/5, G.67/5, G.68/5, G.69/5, G.70/5, G.71/7, G.72/5, G.73/5, G.74/5, G.75/6. Süleymân: G.09/2, G.40/3, G.41/2, G.46/4. Şeytân: G.72/2. Şîrîn: G.48/3, G.55/1. Yâkût-ı Müsta‘sımî: G.14/1. Yûsuf: M.1/I/1, G.39/1. Züleyhâ: G.39/1.

12. AÇIKLAMALAR
01. K.1/02 ‘akl-ı küll: “Hukemâ mesleğini kabul eden, yani

Yunan felsefesini İslâmîleştiren filozoflara göre yaratıcı kudretten, yalnız bir tek faal kudret doğmuştur ki buna bütün akıl anlamına (akl-ı küll) derler; zaten onlarca birden, ancak bir çıkar. Akl-ı küll, edilgen bir kabiliyet olan nefs-i küllü meydana getirmiştir. Bu ikisinden dokuz gök ve dokuz göğün faal kabiliyetleri, yani akıllıları ve edilgen kabiliyetleri, yani nefisleri meydana gelmiştir. Bu dokuz göğün, olgunluk iştiyakıyla dönüşleri, sıcaklığı, soğukluğu, yaşlığı, kuruluğu var etmiş, bunlar ateşin, yelin, suyun, toprağın varlığına sebep olmuştur. Bu dokuz gökle dört unsur, yani ateş, yel, su ve toprak, birleşince cansızlar, bitkiler ve canlılar var olmuştur. Mutlak olgun varlık olan yaratıcı kudret, kâ’inât gibi noksanlarla dolu bir zıtlar âlemini yaratmaktan münezzehtir, ondan yalnız, bütün akıl zuhur etmiştir.” (GÖLPINARLI: Dîvân-ı Kebîr: I-426. s). “Bâtınîler, Âdem’i Tanrıdan, yani yaratıcı kudretten doğan ve zatının iktizası olan faal kuvvet, yani Akl-ı küll, Havva’yı da bu faal kuvvetin, nefsinde vücuda getirdiği edilgen kabiliyet, yani nefs-i küll olarak kabul etmişler ve akl-ı küll’e Âdem-i ma‘nâ nefs-i küll’e Havva-yı ma‘nâ demişlerdir. (GÖLPINARLI: Yûnus Emre Dîvânı: 615. s.). Aynı zamanda ‘akl-ı küll Cebrail demektir. Bu açıklamalara dayanarak beyitteki ‘akl-ı küll’ün Âdemle (‘a. m.) temsil edilen ‘insan aklı, beşerî akıl’ anlamında olduğunu söylemek mümkün. Allah’ın birliğine ulaşmada bütün akılların çaresiz kaldığına örnek olarak şu beyit gösterilebilir: nokta-i vahdetüñe bulmadı bir zerre vukûf ‘akl-ı kül yıllar ile tıfl-ı sebak-hvân oldı (Nev‘î: Dîvân: Kt. 51/1)
[= Akl-ı küll yıllar boyu ders okuyan bir çocuk oldu da yine senin birliğinin bir noktasını anlayamadı.]

Ahmed Paşa’nın şu beyti, ‘akl-ı küll’ün ‘beşerî akıl’ anlamını hatırlatmaktadır:

Ömer ZÜLFE

‘akl-ı külli leylî-i zülfüñde mecnûn eyleyüp cânı meftûl-ı dilâvîzüñde meftûn eyleme (Ahmed Paşa: Dîvân: G.276/3)
[= Akl-ı küllü zülfünün Leylâ’sında/karalığında Mecnun/deli edip, canı gönül alan saçının kıvrımında büyülenmiş bir âşık etme.] 02. K.1/03 tahayyür: (< Ar. h-y-r, hayret) ‘bir nesneye, sivri bir

şeye çok bakmaktan dolayı gözleri kamaşmak, bir şeyi görememek; nereye gideceğini bilememek, yol ayrımında kalmak; başı dönmüş, aklı gitmiş, sersem ve sarhoş olmak; suyun bir yere akmayıp olduğu yerde çalkalanması; bulutun bir yana gidemeyip olduğu yerde durması ve kabın bütünüyle dolu olması’ (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I, 832. s.) anlamlarına gelir. Bunların yanı sıra ‘esrar içmekten doğan sarhoşluk hâli, taş kesilme’ (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 155. s.) anlamı da vardır. Yukarıda sayılanlardan ‘suyun bir yere akmayıp olduğu yerde çalkalanması’, beyitteki girdâb-ı tahayyür tamlamasıyla uyuşmaktadır. Şair bu tamlamayı bilerek kullanmış olmalıdır. Gönül kayığı Allah’ın zatını bilmede şaşkınlık girdabına kapılıp çaresiz kalmıştır. Tasavvufta hayret, “Kalbe giden bir tecelli (vârid) sebebiyle sâlikin düşünemez ve muhakeme edemez hâle gelmesi. Hayret ya delilde olur veya medlûlde. Allah’ın varlığını ispatlayan delilde hayrete düşmek zındıklık ve mülhitliktir. Medlûlü, yani delille varılan Hakk’ın tecellilerini temaşada hayrete düşmek sıddıklıktır.” (ULUDAĞ: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: 162. s.) diye tarif edilmektedir. Beyitte, Allah’ın tecellileri karşısında hayrete düşme söz konusudur.
03. K.1/07, G.52/2 vahdet-kesret: “Vahdet, Allah’tan başka bir

var ve varlık tanımamak, her şeyin onun tecellîsi olduğunu bilmektir.”; kesret, “Yani çokluk âlemi, bu âlemdir. Fakat buradaki kesret, denizin dalgaları gibidir. Hakikatte dalgaların ayrı varlığı olmadığından bu çokluk, nazarî ve itibarîdir. Vahdet âlemi, yani mutlak varlık, zuhur edince kesret âlemi meydana

G. Ayrıca beyitlerde şevk kelimesinin ‘ışık’ anlamına özellikle işaret edildiği görülüyor.” (ULUDAĞ: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: 210. sıfat ve bu münasebetle sıfat ve adların karşılaşmasından doğan itibarî bir aykırılık vardır. Beyitlerde kesret ve vahdetin iç içe geçmiş bulunduğu. G. kesret hayaldir.). Başka şairlerden örnekler: 04.1/11.20/3. Fakat kesret âlemi. gerçek sofi çoklukta birliği görür.” “Birlikte çokluk çoklukta birlik. Bu.). bu çokluğun hakiki bir varlığı olmadığını kavrayıp var olarak yalnızca Hakk’ı görmeye vahdet denir. K. Bir olan varlığın çok görünmesi yalnızca bir görünüş meselesidir.49/6). Güneşe doğru dönerek yükselen zerrelerin hareketi. G. Bundan başka yerden götürmek ifadesi de güneş-zerre hayaliyle birlikte sık sık yer alıyor (K. güneşin büyüklüğüyle zerrenin küçüklüğü arasındaki tezada yer verilmektedir. Vahdet ehline göre vahdet gerçek. 621.1/09 güneş-zerre: Işınların arasında uçuşan toz parçacıkları yerden yükselerek güneşe doğru hareket eder gibi görünürler.05/2. âlemdeki kesretin Allah’ın birliğinin kanıtı olduğu dile getiriliyor. s. pertevin bir gün salar mihr-i ‘inâyet bâkiyâ zerre-i nâçîzler hûrşiyd-i nûr-efşân olur (Bâkî: Dîvân: G.” (GÖLPINARLI: Yunus Emre Dîvânı. Buna göre bu dünya kesret âlemidir ve birlik de yine bu âlemin içinde gizlidir. “Bir olan Hakk’ın ad ve sıfatlarıyla tecelli edip çokluk hâlinde görünmesi kesret. hakikatte vahdet âleminden başka bir şey değildir. 704. G. Zerre gibi olan âşık. 365.159/6) 49 . sevgilinin aşkı sayesinde azametli bir güneşe dönüşecektir. hâlbuki vahdet âleminde bütün sıfatlarla adlar yok olmuş gibidir. G. 708.45/2.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 49 gelir. zerrelerin varlığının güneşe bağlı olduğu inancını doğurmuştur. Yalnız kesret âleminde isim. s. raks etmek ve başı dönmek gibi ifadelerle tanımlanmaktadır. Âşık bir zerre olarak düşünülmekte ve varlığı sevgilinin mihrine/sevgisine bağlı gösterilmektedir. Beyitte.01/1.

] vermese pertev-i mihr-i keremüñ baña vücûd zerre-veş şâm-ı meşakkatde olurdum nâ-bûd (Yakînî: Dîvân: K. soğuk su mânâsına Arapça olup kaymak mânâsına gelen Z kelimesinden müştaktır.” (ŞÜKÛN: Ferheng-i Ziya: 1077. “Dağlarda kar birikip eskidikçe içinde peyda olan kurttur ki suyun içine konunca soğutur ve tatlılandırır. Hafifliğinden dolayı gûya boğazdan kayıp gider. 235. Su içre korlar gayette soğuk ve lezzetli eder.).Ömer ZÜLFE [= Ey Bakî. O suya âb-ı zulâl derler. ak ve başı karamtık olur.] 05. berrak. bâr-ı derd-i ‘ışkuñ altında kadüm dâl eyleyüp yâ ilâhî eyle dîn ü devletüm[e] anı dâl (K. Sâfi.).] dehr zulminden hayâlî kulunı kurtar şehâ çün götürür zerreyi yerden ziyâ-güster güneş (Hayâlî Beg: Dîvân: 15/K.).1/16 harf oyunları: Harflerin biçimlerinden hareketle yapılan oyunlar. Oyunların işleyişi sırasında benzetme sanatlarından yararlanıldığı görülmektedir. Arabîde zulâl duru ve saf mânâsınadır. 06. okuyucunun zihninde beytin gerçek anlamının yanı sıra bir yan anlamın canlanmasına sebep olur.5/21) [= A sultanım. çünkü ışık yayan güneş zerreyi yerden kaldırır. K. s. s.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 849. dünyanın zulmünden bu Hayalî kulunu kurtar. İnce. Allah’ın yardımı zülâle benzetiliyor.5/13) [= Eli açıklık güneşinin ışığı beni var etmese. singin. sıkıntılar akşamında zerre gibi yok olur giderdim. yardım güneşi bir gün olur aydınlatır da değersiz zerreler ışık saçan bir güneş olur. s. K. hafif.1/16) . Böyle oyunlar. “şol sâfî ve hafîf ve hoş-güvâr soguk suya denir ki asla bogazda ilişmeyüp hemân mürûr eder ola gûyâ ki kayıp gider” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: III.1/13 âb-ı zülâl: “zulâl: kar kurdudur ki bülent dağlarda be-her sene kar müterakim olup eskidikçe bi-iznihi teala içinde mütekevvin olur. şiire güzellik katmak amacını taşımaktadır.

ağız ise mîm harfine benzetilmekte bunlar ardı ardına sıralandığında ortaya ‘âlem kelimesi çıkmaktadır. Sevgilinin zülfü ve boyunun düşüncesiyle âşığın gönlünde vâ ‘vah’ ortaya çıkmaktadır. hicrân sözcüğünün sonundaki nûn harfi gibi boyum eğrildi ve onun noktası da göğsümdeki taze yara oldu diyerek içinde bulunduğu durumu anlatırken harf oyunlarından yararlanmaktadır. Âşığın boyu aşk derdinin yükü altında bükülmüş ve bu hâliyle dâl harfi kılığına bürünmüştür. Din ve devlet kelimelerinin ilk harfine işaretle birlikte dâl kelimesinin ‘kanıt’ anlamı da ima edilmektedir. çeşm ü kadd ü zülf ü agzuñ fikri bir ‘âlem-durur gerçi ey ‘aynum baña sensüz olur ‘âlem elem (G. sevgilinin zülfü biçim bakımından vâv harfiyle. Harf oyunu kelimeden bir harf eksilterek yeni bir kelime elde etme yöntemi üzerine kuruludur. Bir de burada kişinin gözü 51 . Şair sevgiliye hem ‘göz’ hem de ‘ayın harfi’ anlamına gelen ‘aynum diye seslenmekte ve o olmayınca ‘âlem’in elem’e dönüşeceğini söylemektedir. Âşığın bu hâlinin din ve devleti için delil olması dilenir. kulp’ kelimesi bir harfin kelimenin sonunda bulunduğunu gösterir. boyu ise elif harfiyle temsil edilmektedir.32/2) Buradaki harf oyunu hicrân kelimesiyle ilgilidir.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 51 Beyitteki oyun dâl harfi ekseninde şekillenmiştir.01/3) Bu beyitte. Şair. kadd (boy) elif harfine. ‘âlem kelimesinden ‘ayn harfinin çıkarılması gerekir.40/2) Biçim bakımından çeşm (göz) ‘ayn harfine. Bu durumda hicrân kelimesinin sonundaki nûn harfine işaret vardır. Bu durumda ‘ayn harfiyle temsil edilen sevgili yok olunca. tabîbüm şerbet-i vasluñ yetişür aña dermân et ki fikr-i zülf ü kaddüñle olupdur dilde vâ peydâ (G. Böylece ortaya elem kelimesi çıkar. zülf lâm harfine. ey elif-kad gûşe-i hicrânda kaddüm oldı nûn oldı anuñ noktası sînemde olan tâze dâg (G. gûşe ‘köşe.

Bir de rây-ı kej ifadesinde râ harfine işaret vardır. kanâ‘at içinde doğru olması.1/16 ‘ışk: Aşkın tanımlarından biri şöyledir: “bir kimsenüñ sevdügi mahbûbdan gayrı nazarında dilber ü mahbûb olmayup nazarı aña hasr eylemek ‘alâ kavlin ifrât üzre mahabbet eylemekden ‘ibâretdir” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: III. râh-ı hakda başuñ ayag eyle ey dil lâ gibi menzil-i tevhîde ermek isteseñ illâ gibi (G. 07. Bu ince işaretin yanı sıra hırs içinde bulunmanın yanlış bir düşünce olduğu da dile getirilmektedir.68/1) Bu beyitteki oyun kelime-i tevhidle ilgilidir.deyimi ‘baştaki bir harfi sona getirmek’ anlamında olabilir. 23. başını ayak eyle. Elif harfine benzetilen boya. K. Ayrıca. râst ol ey kad kanâ‘at içre mânend-i elif rây-ı kejdür kılma ham hırs içre kaddüñ râ gibi (G. Başını ayak eyle. onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar. ondan korktular da onu insan yüklendi. O cidden . Allah’tan başkasını sevmemek. s. biz o emaneti göklere. Bu tür beyitlerde içre kelimesi oyuna konu olan harfin kelimenin ortasında bulunduğunu gösterir.68/2) Beyitteki oyun iki kelime içerisindeki belli harflere işaret edilmesi esası üzerine kurulmuştur.Ömer ZÜLFE çıkınca âlemin gözüne karanlık olacağı gibi bir gerçeği de hesaba katmak gerekir. lâ kelimesinin yazılıştaki eğriliğine işaret vardır. onun sevgisinden başka bir sevgiyi gönle sokmamak biçiminde anlaşılabilir.). âşık için aşkın yük olması biçimindeki ifade şu ayete dayanılarak açıklanabilir: “Evet. Kişi lâ gibi alçak gönüllü olunca illâ ibaresi gibi birliğe ulaşır. alçak gönüllü olmak’ demektir. Bu tanıma dayanarak beyitteki aşk.‘eğilmek. yere ve dağlara arzettik. İki harf de adı geçen bu iki kelimenin ortasında bulunmaktadır. Beyitteki. hırs içinde râ harfi gibi eğilmemesi yönünde öğüt verilmektedir. Kelime-i tevhidin yazılışında illâ ibaresi Allâh lâfzının hemen yanında yer aldığından böyle bir söyleyiş biçimi benimsenmiştir.

) [= Ey Rızâyî.). Şu hâlde kâinatın zuhuruna sebep olan şey hubb-i zatî de denen aşktır.1/III/2 dünya-kocakarı-er: Bu üç unsurun bir arada işlenerek hayaller geliştirilmesi şairlerin sıkça başvurduğu yöntemlerdendir.” (GÖLPINARLI: Yunus Emre Dîvânı. onlardan el etek çek. Bu sübut da kâinatı meydana getirmiştir. Aşk-ı mecazî. Mutlak varlığın zatî iktizası. iki kısma ayrılır: Aşk-ı mecazî. Aşkın ağır bir yük olduğunu ifade eden başka bir örnek: bir demür tagı delüp boynına almak gibidür her kişi ‘âşık olurdı eger âsân olsa (Yahyâ Beg: Dîvân: G.” (Kur’ân: 33. Tanrıyı mutlak varlık bilirler. Kolay olsaydı herkes âşık olurdu. Allah aşkına gönül ver. güzeller bağlılık nedir bilmez. s.] 08. Sofilerce aşk. Sofilerce “Hakikat-i Muhammediyye” de Tanrının bu ilk tenezzülüdür.386/3) [= Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir. Burada kulluk ve aşk bağlantısını düşünmek gerekir. bu âlemde bilgi suretleri biçiminde sabit olmuştur. zatî iktiza olduğundan insanı doğrudan doğruya zata ulaştırır. Bu bilgilere uygun olarak gerçek aşkın Allah aşkı olduğunu açıkça ifade eden bir beyit: ey rızâyî çün güzeller bî-vefâdur fârig ol geç mecâzîden göñül ver ‘ışk-ı mevlâdan yaña (Rızâyî: S. çok câhil bulunuyor. Sonunda sevdiği şeyden de vazgeçince hakikî aşka ulaşır.13: 7a. Sofiler. zuhura olan meylidir ki buna ilm ve aşk da denir. Aşk.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 53 çok zâlim. Bütün var olan şeyler. ne derece aşka dalarsa o derece başka şeylerden kesilir ve bu suretle bütün mevhum varlıklardan soyunur. Âşık. hakikatin köprüsüdür diyerek bu aşkı da hoş görürler.] Tasavvuf anlayışında ise aşkın tanımı şöyledir: “Sofiler. Geçici aşktan geç. M. varlık suretlerinden herhangi bir surete bağlanıştır. mecaz. Aşk-ı hakikî. Felek bir kocakarı olarak nitelenirken onun 53 . Ahzâb: 72). geçici aşk. 617.

Er isen ondan vefa bekleme. Beyitlerin genellikle döneklik-mertlik tezadı içerisinde işlendiği görülüyor: eger kim merd iseñ anuñ vefâsın umma sıdk etme bu dehr-i pîre-zen ‘ahdi yalan ey gerçek er gerçek (Zâtî: Dîvân: G. bu dünya denilen kocakarının verdiği söz yalandır. er isen kimseye arkadaş olma yalnız ol.) Kıyametin kopmasına yakın çıkacağına inanılan fitnelerden bir tanesinin de küfrün hâkim olması.” (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 123. Bu devirde fitneler peydâ olurmuş: Âhir zaman alâmeti denilen budur.02/3 fitne-i âhir zamân: “Nebatîlerden kalma bir itikada göre âlemin bir devir müddeti 49 bin sene imiş. âhir zaman alâmeti. âhir zaman oldu.] kimseye çift olma ferd ol ey usûlî merd iseñ kim bu dehr-i pîre-zen evlâdı hep nâmerd olur (Usûlî: Dîvân: G. tedbir ve idâre şimdi kamer (ay)de imiş.] 09... çünkü bu dünya denilen kocakarının çocukları namerd olur.” gibi tâbirler bu itikada dayanır. altı bin yılda.Ömer ZÜLFE karşısına kocakarının bütünüyle zıddı özelliklere sahip olan er çıkartılmaktadır.. Bu inanış çerçevesinde siyah rengiyle kâfir askerine benzetilen ayva tüyleri. Ötekilerin devresi hitâm bulmuş. G.. Benzeri iki örnek: .20/7) [= Ey Usulî. Halk dilindeki “Zaman. Bu müddet yedi devre ayrılır. Buna devr-i Âdem de derler. fitne yakıştırmasına sahne olmaktadır. öbür seyyarelerle müştereken âlemi idâre edermiş. yani kâfirlerin Müslüman memleketlerini ele geçirmesi olduğu anlaşılıyor.734/5) [= Ey gerçek er. Bu hayalin çeşitli şairlerde örneklerine rastlamak mümkün. s. Birinci devrin ilk bin senesi Zühalden başlamış. her devrenin ilk bin senesinde seb’a-i seyyâreden biri müstakilen. onu doğru sanma. Gûyâ kıyâmet bu devrin sonunda kopacakmış.

1: 485a. Ayva tüylerin. G. s.] dil hânesin’urdı yanaguñ âteş-i âşûb cân kişverine saldı hatuñ leşker-i fitne (Miyânî: T. Ayrıca Cafer 55 . Selîkî’nin beytinde ve aşağıda gösterilen öbür örneklerde de fanusa yansıtılan tasvirlerin gerçeklikten uzak birer hayal oluşu ve feleğin özellikle de dönüşüyle hayal fanusuna benzetilmesi ortak noktalar olarak kendisini göstermektedir. can ülkesine fitne askerini gönderdi.03/5 fânûs-ı hayâl: Bu konuda dile getirilen dikkat çekici veriler şunlar: “Bütün bu bilgiler ışığında “fânûs-ı hayâl” hakkında şöyle bir tarif geliştirmek mümkündür: “İnce deri yahut bez gibi ışığı geçirecek maddelerden mamul iki tabakalı bir fener cinsidir.” (ŞENTÜRK: “Klâsik Osmanlı Edebiyatı Işığında Eski Âdetler ve Günlük Hayattan Sahneler”: 179. sanki Anadolu’yu haraca bağlayan büyük bir hükümdardır. sevgilinin ayva tüyleri. çalışma düzenini bilmeyen halk tarafından “hayret” ve şaşkınla karşılanır ve “ibret”le seyredilirdi.).) [= (A sevgili) Yanağın.) [= Ahir zaman fitnesi olduğu için. Daha küçük ebatta olup dıştakine bir eksenle bağlı olan içteki fenerin üzerinde dönünce hareket ediyormuş gibi görünen ve Karagöz oyununda olduğu gibi ışığı geçiren boyalarla renklendirilmiş birtakım resimler vardır. gönül evini kargaşa ateşiyle tutuşturdu.1: 97b.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 55 fitne-i âhir-zamân oldugı içün hatt-ı yâr sanasın sâhib-kırândur rûma salmışdur harâc (Śübûtî: T. içerisinde yanan mumun oluşturduğu sıcaklığın dışarı çıkmasını ve hava akımından içteki fenerin ekseni üzerinde dönmesini sağlayacak birtakım delik yahut aralıklar vardır. Bunun içinde yanan mumun ışığıyla içerideki resimler dıştaki fenere aksederler.] 10. Çarşı pazar eğlence yerleri gibi halkın görebileceği mekânlara bir ip yahut zincirle asılan fenerin üst kısmında. Fener üzerindeki ışıklı resimlerin hiçbir el yardımı olmaksızın kendi kendine dönmeleri.

22/2): Ağlamak-gülmek tezadı şairlerin hayal güçlerine bağlı olarak çok çeşitli biçimlerde söz konusu edilmektedir. sevgilinin de gülmekle görünen dişleri inci’ye benzetilmekte ayrıca bu benzetme girye ve hande la‘l ü dürer sırasıyla verilerek mürettep leff ü neşr sanatı yapılmaktadır.Ömer ZÜLFE Çelebi’nin beytinden fanusların üzerine kırmızı veya yeşil ya da kırmızılı yeşilli kumaş örtüldüğü sonucuna varılabilir. G. Beyitte. Başka şairlerce de işlenen ağlamak-gülmek tezadına bir örnek: ‘âşık u ma‘şûka beñzer âsmân ile zemîn kim biri agladugınca birisi handân olur (Ahmed Paşa: Dîvân: G. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K. “Harem ağalarına tâ yedinci hicrî asırda bile Yakut. G.11/48) [= Ay ve gökyüzü senin şeref pazarının fanusudur. Mercân denildiğini şu beyitlerden anlıyoruz: dedi yâkût u gevher lâlâ ey cân durur kapuda ister gire fermân dedi mercân lâlâ ey şûh-ı şengül ki senüñ cennetin bâgında bülbül” . G.] çârsû-yı kadrüñüñ fânûsıdur gerdûn u mâh üstine çarh-ı ‘utârid sebz ü vâlâ pîrehen (T.04/1 yâkût-mercân-bende: Eskiden kölelere özellikle de harem ağalarına Yakut. Biri ağladıkça öbürü güler. Merkür) feleği de onun üstüne yeşil ve kırmızı bir örtüdür. sevenle sevilene benzer. bütün suretler.03/6 ağlamak-gülmek (G.21/5. Gevher.] 11. âşığın ağlamakla saçtığı kanlı gözyaşları kırmızı renkli değerli bir taş olan lâl’e.8/16) [= Onun lütfu feleğe erişmese.93/5) [= Yer ile gök. fanusun nakşı olan cansız görüntüler biçiminde ruhsuz kalırdı. çarha erişmese lutfu kala bî-rûh suver nakş-ı fânûs olan sûret-i bî-cân şekil (Hayâlî Beg: Dîvân: 28/K.] 12. Dilek (Utarid. Mercan ve Gevher gibi adlar verildiği bilinmektedir.

). s.). Abuşka lügatındaki şu bilgi uygulanan yöntemi açıklar nitelikte: ölçeş [< ölce-ş] Bir kişi ekâbir öñinde bir dizin yere koyup bir dizin kaldurup elin başına koyup varup elin öpse ve görüşse bu vasfa derler. kul. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G.129/3) [= Mercan dudağının hizmetçisi ve anber saçının kulu. Beyitlerden.460/1) 57 .SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 57 (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 194.05/5 bayram-el öpme-devlet el ver-: Osmanlı insanının seçkin âdetlerinden biri de bayramda el öpmedir. gözyaşım eşiğinde hizmetçi olduğu için. G. 13. talihi yardım etmek’ anlamlarının yanı sıra gerçek manasını da çağrıştıracak biçimde yer almaktadır. Benzeri örnekler görmek mümkündür: devlet el verse yüzin gördügüm eyyâm olsa merhabâ eylesem ol şûh ile bayrâm olsa (Bâkî: Dîvân: G. s. padişahın da bayram günlerinde elini öptürdüğü anlaşılmaktadır. Saygı göstermek amacıyla yaşça ve rütbece büyüklerin elleri öpülür. Bunun benzer görünüşlerine başka şairlerde de rastlanıyor: mercân lebüñe hâdim ü ‘anber saçuña kul oldı benefşe hattuñuñ ey gül karavaşı (Me’âlî: Dîvân: G.] Beyitlerde de görüleceği üzere yâkût ve mercân gibi kelimeler hizmetçi. Beyitteki yâkût ve mercân’ı bu çerçevede birer köle olarak düşünmek mümkün.48/5) [= A sultan.deyimi. kimi Mercan.” (Abuşka: 108. Bunun da bir âdabı olduğu ve bir merasime tâbi bulunduğu anlaşılıyor. ‘bahtı açık olmak. lâlâ ve köle gibi unsurlarla birlikte geçmektedir. adı kimi Yakut olur.] hâdim oldugı-y’çün eşküm eşigüñde şehâ gâh yâkût olur adı vü gehî mercândur (T. Bunun yanı sıra devlet el ver. Ey gül menekşe de ayva tüylerinin karavaşı (cariyesi) oldu.

263/4) [= A gönül.] yerde gökde sıgmadum âh-ı cihân-efrûz-ıla yeri od olsun anuñ kim yerimüz od eyledi (Şem‘î: Dîvân: G. G. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G. zor durumda kalmak. o oynak sevgiliyle selâmlaşsam bayram olsa.] her şeb ey dil âh-ı âteşnâkden çarh-ı bed-mihrüñ yerin od eyledüñ (Bâkî: Dîvân: G.] rûz-ı ‘îd oldı öper her kişi dildâruñ elin baña el vermedi devlet ki öpem yârüñ elin (T.] dest-bûs-ı yâra erdüm devlet el verdi baña tâli‘üm sa‘d olduğına ‘âliyâ ‘îd oldı dâl (Gelibolulu ‘Âlî: Dîvân: G. sıkıntı çektirmek. hayatını cehenneme çevirmek’ anlamlarına geldiği söylenebilir.] .156/1) [= Bayram günü geldi herkes sevgilinin elini öpüyor. Ey Âlî. her gece ateşli ahlarınla bu insafsız feleği ateşler içinde bıraktın. Bana devlet el vermedi ki sevgilinin elini öpeyim.] 14. Beyitlerde ateşle ilgili unsurların da deyimin gerçek anlamına işaret edecek biçimde kullanıldığı görülüyor: yeri od olmaz idi yanuñda zülfüñ’öykünmeseydi ‘anberler (Enverî: Dîvân: G.89/3) [= Anberler senin zülfüne özenmeseydi. bahtımın açık olduğuna bayram delil oldu.07/3 yeri od ol-/ yerini od eyle-: Bu deyimin ‘sıkıntı çekmek. dertler içinde bırakmak.306/5) [= Devlet el verdi de sevgilinin elini öpebildim.Ömer ZÜLFE [= Devlet el verse de yüzünü gördüğüm günler gelse.186/3) [= Âlemi yakan ahımla yere göğe sığmadım. yanında böyle ateşler içinde kalmazlardı. acı çektirmek. Bana böyle çektiren de ateşlerde yansın.

65/4): Kelimenin ‘kıvranma. çalkalanma’ gibi anlamlara geldiği görülmektedir.25/3) [= Ayrılığında yerimi cehennem eden kendi gönlümdür. Beyitlerde sulu bir yeri ifade etmek için yaşlar sebebiyle göz söz konusu edilmektedir.) [= Yoksa. ıztırâb kelimesinin yukarıda sıralanan anlamları çerçevesinde kullanılmasına birçok örnek vermek mümkün: 59 .07/7 ıztırâb (G.). bir felâket sonucu zor duruma düşmek. onun yerinde su çıktı da mı. G. Şimdilik ‘rahatsızlık duymak. çarpma. Bu sözün bugün de kullanılan suyu mu çıktı biçimindeki deyime benzediği görülüyor. s.” (Abuşka: 91.. s. Kendi inleyişlerim beni dertlere düşürdü.] 16.] 15. karşılaşılan durumdan dolayı bulunduğu yeri terk etmek’ karşılıkları verilebilir. 187. Bir örnek: gözümden gitdi âh ol serv-i dil-cû yerinde yohsa anuñ çıkdı mı su (Fakîrî: T. Abuşka lügatında da bunu destekleyici bilgi vardır: “uçmak ve uçmag hareket ve ıztırâb ma‘nâsınadur ki gözde isti‘mâl olsa göz segrimege derler yürekde isti‘mâl olınsa yürek oynamasına derler. çırpınma. gönül götüren sevgili böyle gözümün önünden uzaklaştı.1: 472a. Eldeki az örneğe bakarak bu ifadeye doğru bir anlam vermek güç. ‘suyun bir yere akmayıp olduğu yerde çalkalanması’ anlamı da bulunan hayret kelimesi özellikle seçilmiştir. z-r-b) “çalkanmak ma‘nâsınadır deryânuñ çalkanması gibi ve râbıtası mün‘adim olup muhtell ve müşevveş olmak ma‘nâsına müsta‘meldir” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I. G. ıztırâb (< Ar. titreme.07/4 yerinden su çık-: Memnuniyetsizlik sonucu kişinin bulunduğu yeri terk etmesi durumunda söylenen bu sözün deyim olma ihtimali yüksektir.).SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 59 kendü göñlümdür firâkında yerüm od eyleyen nâle vü feryâdum ugratdı beni gavgâlara (Hayâlî Beg: Dîvân: 355/G.. Bunun yanı sıra beyitte.

Ömer ZÜLFE

girdâb sanma ditretür anı teb-i firâk deryâya tâb-ı mihr-i ruhuñ verdi ıztırâb (Yakînî: Dîvân: G.011/5)
[= Girdap sanma onu ayrılık ateşi titretir. Denizi, güneş gibi yanağının ateşi titretti.]

dil-i bîmâruma a‘zâsı segirmek gibidür ıztırâb-ı elem-i fürkate nisbet hafakân (Emrî: Dîvân: G. 379/3)
[= Ayrılık derdinin çarpıntısına göre kalp oynaması, hasta gönlüm için bir yeri seğirmek gibidir.]

bir güzeller şâhınuñ uyup hevâ-yı ‘ışkına kendüyi deryâ gibi pür-ıztırâb ister göñül (Hayâlî Beg: Dîvân: 266/G.15/4)
[= Gönül, bir güzeller sultanının aşkına kapılıp deniz gibi coşkun, dalgalı olmayı ister.]

göñlüm müşevveş olsa n’ola zülf-i yârda bir kuş ki dâma düşe çeker lâ-büd ıztırâb (Figânî: Dîvân: G.II/4)
[= Gönlüm, sevgilinin zülfüne dolaşıp dertli olsa şaşılmaz. Bir kuş tuzağa yakalanırsa çırpınır/acı çeker.] 17. G.05/4 göz ucıyla bak-, göz ucıyla işâret (G.08/2): göz ucıyla

nazar kıl-, göz ucıyla merhabâ et-; göz ucıyla selâm et- biçimleri de bulunan bu söz yaygın olarak sevgilinin âşığa çok az da olsa iltifat ettiğini, belli etmeden baktığını ifade etmektedir. Âşık sevgilinin kısacık da olsa ilgisinden memnundur. Başka şairlerde de bunun çeşitli örneklerine rastlanıyor: bir göz ucıyla nazar edüp bu ben dîvâneye demdür insâniyyet etsen ey melek-sîmâ yine (T. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K.10/53)
[= A melek yüzlü, zamanıdır, bu ben çılgına bir göz ucuyla bakıp da bir iyilik etsene.]

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

61

göz ucı ile merhabâ etdüm demiş ol bî-vefâ pâdişehdür hâşe li ’llâh anı kim yalan eder (Necâtî Beg: Dîvân: G.141/6)
[= O vefasız, “Bir göz ucuyla merhaba deyip selâm verdim.” demiş. Allah korusun, padişahtır, onu kim yalancı çıkarır.]

baña ‘ayn-ı sa‘âdet göz ucıyla bir selâmuñdur bütün dünyâca ‘izzet yarım agız bir kelâmuñdur (Nev‘î: Dîvân: G.137/1)
[= Benim için mutluluk kaynağı, göz ucuyla bir selâmındır. Dünyalar kadar lütuf yarım ağız bir kelâmındır.]

katlüme kasd edüp atar iken kemânı tîr göz ucı-y-ıla bakducagı kan bahâ yeter (Sürûrî: T.1: 121a.)
[= Beni öldümeğe niyetlenip yay kaşıyla ok atarken, bir göz ucuyla bakışı kan pahası olarak yeter.]

Ancak, Selîkî’nin beytinde (G.08/2) deyimin, ‘öldürücü bakış’ anlamında kullanıldığı söylenebilir. Beyitteki bu anlamı destekleyici bilgiler şunlar: “Bu noktada gerek Osmanlı sarayında sultanların, gerekse yetki sahibi paşaların mecbur kalmadıkça fazla konuşmayarak gerektiğinde çevrelerine bir göz işaretiyle emir vermeleri geleneğine de ima vardır. Evliya Çelebi’nin naklettiği; Sultan Murad [1623-1640]’ın, huzuruna getirilen ve cellât başında bulunduğu hâlde bağışlanması için af dileyen bir suçluya ilgisiz davranması ve bir zaman sonra padişahın bir göz işareti ile cellâdın kılıcının havada parlamasıyla gövdeden ayrılan kellenin yerde yuvarlanması hadisesi, bu şiirde sık sık kullanılan kan saçan gamze görüntüsünün boyutlarını gösterecek niteliktedir.” (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 89. s.). Bütün bu bilgilerden anlaşıldığına göre göz ucuyla işaret ölüm demektir. İfadeyi gamze’nin karşılığı olarak düşünmek mümkün.
18. G.08/3 şîşe-sâ‘at: Âşığın gözlerinin bir kum saati olarak

tasavvuru şairlerce sık sık işlenir. Biçim ve saydamlık göz önünde bulundurularak yapılan benzetmede sevgilinin

61

Ömer ZÜLFE

yollarındaki tozun, saatin içindeki kumlar gibi gözlere dolması istenmektedir. Aynı yönde söylenmiş bir beyit: şîşe-i çeşmüm yoluñ kumu ile ey seng-dil pür edüp her gün bu nev‘ ile geçürdüm sâ‘atüm (Hayâlî Beg: Dîvân: 276/G.13/5)
[= A taş yürekli, gözümün şişesini yolunun kumuyla doldurup saatlerimi böyle geçirdim.]

Beyitte dikkat çekici sözcük sâ‘at’tir. Kelime, bir zaman dilimini ifade eden anlamının yanı sıra, kum saatini de çağrıştıracak biçimde tevriye-îhâm sanatıyla süslenerek beyte yerleştirilmiştir.
19. G.09/2 Süleymân-taht-yel: “Hz. Süleyman Kur’an’da

adından sık sık sözedilen bir peygamberdir. Büyük dünya nimetlerine mazhar olmuştur. Dillere destan, darb-ı mesellere konu olan muazzam bir saltanatın sahibidir. Kuş dilini bilirdi. Rüzgâr emrine âmâde idi ve istediği yere çok kısa zamanda gider, gelirdi. İnsanlar, cinler ve kuşlardan müteşekkil orduları vardı. Bakır madeni ilk kez kendisi için bir pınar gibi akıtılmıştı.” (AYDEMİR: İslâmî Kaynaklara Göre Peygamberler: 187. s.). Süleyman (‘a. m.), Tevrât’a göre Dâvûd’un Kudüs’te başlattığı büyük mabedi tamamlatıp sonra onun yerine geçen bir padişahtır. Kur’ân’a göre ise peygamberdir. İnsanlara, cinlere, perilere, devlere, bütün yabanî hayvanlara, kuşlara ve rüzgâra hükmederdi. Her türlü dili bilir, kuşlarla, hayvanlarla konuşurdu. (GÖLPINARLI: Yunus Emre Dîvânı: 634. s.). Kur’ân’da Süleyman (‘a. m.)’ın yele hükmetmesi mealen şöyle ifade edilmektedir: “Andolsun ki, Süleyman’ı fitneye düşürdük ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tevbe ile önceki hâline döndü. Ya Rab, beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki ardımdan hiç kimse yarışmasın. Şüphesiz bütün dilekleri veren sensin, Sen.” dedi. Bunun üzerine biz rüzgârı onun emrine verdik. Emriyle istediği yere yumuşacık akardı.” (Kur’ân: 38. Sad: 34-36).

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

63

Süleyman (‘a. m.)’ın tahtını rüzgârların götürmesi yaygın olarak işlenen hayallerdendir. Ayrıca taht-ı Süleymân bir gemi türüdür: “taht-i Süleyman aynı zamanda bir çeşit gemi ismi olduğundan “rüzgârın taht-i Süleyman’ı ber-bâd etmesi” ifadesi, aynı zamanda böyle bir geminin fırtınaya yakalanarak batması görüntüsünü çağrıştırmak üzere maksatlı olarak kullanılmıştır.” (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 462. s.). Bu ifadenin gemi anlamına bir örnek: bogazını alalum bahr gibi sürh-serüñ geçelüm taht-ı süleymânlar ile üsküderi (Yahyâ Beg: Dîvân: K.7/5)
[= Deniz gibi kızılbaşın boğazını alalım, taht-ı Süleyman’lar ile Üsküdar’ı geçelim.]

Süleyman (‘a. m.)’ın tahtı hakkında hurafe hâlini almış birçok rivayet vardır. “Söylentilere göre Hz. Süleyman’ın ahşaptan mamul bir döşemesi (bisat-taht?) vardı. Bir gezinti, bir sefer, bir kral veya düşmanla savaşmak gerektiğinde, lâzım olan her şey bunun üzerine yüklenirdi. Bu öyle geniş bir döşeme idi ki, bütün (portatif?) evler, döşekler, çadırlar, mallar, malzemeler, atlar develer, ağırlıklar, ins ve cinden erkekler, kuşlar ve öbür hayvanlardan her şeyi istiab ederdi. Yükleme işi bitince rüzgâra emreder, o da döşemenin altına girer ve onu havaya kaldırırdı. Muayyen bir yüksekliğe çıktıktan sonra, tatlı ve yumuşak esen rüzgâr onu alır götürürdü. Daha seri bir hareket arzu edilirse o zaman bu işi şiddetli esen rüzgâr yapardı.” “Anlatılan bu gibi şeylerin sahih nakillere muhtaç olduğu unutulmamalı ve bilinmeli ki rüzgârın Süleyman’ın emrine amade kılınması konusunda pek çok rivayetler vardır ve bu rivayetlerde hâkim unsur israiliyattır.” (AYDEMİR: İslâmî Kaynaklara Göre Peygamberler: 195; 196. s.). Selîkî’nin bu beytinde büyük bir hükümdarlık sahibi olan ve tahtını rüzgârın götürdüğü Süleyman (‘a. m.)’ın bile sonunda ölüme yenik düşdüğü ve bütün varlığını dünyada bırakmak zorunda kaldığı ifade edilmektedir. taht, yel ve berbâd

63

Ömer ZÜLFE

kelimelerinin birbirine yakın düşünceleri anlatmak için bir arada kullanıldığı görülüyor: berbâd kıldı taht-ı süleymânı rûzgâr sultân selîm hân-ı sikender-serîri gör (Bâkî: Dîvân: M.1/VII/5)
[= Zaman, Süleyman’ın tahtını savurdu götürdü. İskender tahtlı Sultan Selim Han’ı gör.]

gırre olma ‘izzine bu hâkdân-ı mihnetüñ ‘âkıbet taht-ı süleymân olsa çün berbâd eder (Nev‘î: Dîvân: G.131/2)
[= Bu mihnet dünyasının verdiği yücelikten dolayı büyüklenme; sonunda Süleyman’ın tahtı da olsa savrulur gider.]

bir zamân yel götürür zâyi‘ eder âhir-i kâr her hazân yapragını taht-ı süleymân bilürüz (Yahyâ Beg: Dîvân: G.156/4)
[= Bir zaman gelir yel götürür sonunda da yok eder. Her hazan yaprağını Süleyman’ın tahtı biliriz.]

Beyitlerde berbâd kelimesinin ‘yıkılmış, harab olmuş’ anlamıyla birlikte ‘havada, hava üzerinde’ anlamına da özellikle çağrışım yapıldığı görülüyor.
20. G.11/2 şafak-yeni ay-hancer: Şafakta görünen hilâlin kanlı

yara içerisindeki hançere benzetilmesi, şairlerin hayal güçleri nispetinde çeşitli biçimlerde sık sık işledikleri bir tasavvurdur. Özellikle Emrî’nin aşağıdaki beyti Selîkî’nin beytiyle büyük benzerlik gösteriyor: zahm-ı pür-hûnumda zerrîn hancerüñ ey sîm-ten mâh-ı nevdür kim şafakda âşikâr olmış-durur (Emrî: Dîvân: G.196/2)
[= A gümüş bedenli, kanlı yaramdaki altın hançerin, sanki şafakta görünen yeni aydır.]

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

65

hilâl-i ‘îd kim gird-i şafakdan göricek anı hayâl etdüm göñülde hancer-i hûn-rîz-i cânânı (Nev‘î: Dîvân: K.XLIX/1)
[= Bayram hilâlini, akşam kızıllığında görünce, sevgilinin gönlümdeki kanlar saçan hançeri gözümün önüne geldi]

dönmese kutb-ı murâdı üstine bu çarh-ı dûn pür-şafak eyler döker kanın hilâlüñ hanceri (Yahyâ Beg: Dîvân: K.8/16)
[= Bu alçak felek, onun dilek ekseni üstüne dönmese, yeni ayın hançeri onu (feleği) akşam kızıllığına bular, kanını döker.] 21. G.11/3 kara top-alay bagla-: Beyti üç anlam katmanında

ele almak gerekir. Birincisinde top kelimesinin eski biçiminin tüp olup ‘savaş düzeni almış ordu merkezi’ anlamına geldiği düşünülebilir. “tüp, doğu Türkçesinden alıntıdır, ‘savaş düzeni almış ordunun merkezi’ anlamını taşıyan bir terimdir. Bkz. TMEN c. 1, no. 307 Moğoca ğol. Drs.” (TEZCAN: Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar: 147. s.). Kelimenin bu anlamını alay bagla- deyimi güçlendiriyor. Bu durumda sevgilinin zülfünün, âşıkların gönül ordusunu dağıtmak için savaş düzenine geçmiş bir birlik hâline geldiği varsayılabilir. İkincisinde, sevgilinin saçlarının toplanmış hâli göz önünde bulundurularak, bir top güllesi hayali canlandırılabilir. Üçüncüsünde ise yine toplanmasından hareketle saçların, bir savaş aleti olan topuza benzetildiği düşünülebilir. Üç anlamın da ortak noktası sevgilinin saçlarıyla âşığın gönlünü alt üst etmesi, aklını başından almasıdır. Başka beyitlerde de yinelenmesi, bu hayalin şair tarafından yeni ve ayrıcalıklı kabul edildiğini akla getiriyor.
22. G.11/5 doğanla avcılık (G.16/5): Doğanla avcılık, Osmanlı

insanının gündelik hayatında önemli yer tutan bir oyun ve eğlencedir. Yakalanmalarından avcılıkta kullanılmalarına kadar alıcı kuşlarla ilgili pek çok unsur, çeşitli özellikleriyle şiirin konusu içine çekilmektedir. Beyitlerden anlaşıldığına göre, alıcı

65

Ömer ZÜLFE

kuşlarla avcılık, sultanların ve beylerin ilgi alanına giren, yüksek tabaka eğlencesidir. Bunun bir sonucu olarak beyitlerde doğan ve şahin gibi avcı kuşlarla birlikte, sultan veya bey gibi unsurların yanı sıra el üstünde tut-, ele al- gibi deyimler bir arada işlenmektedir. Doğanla avcılık yüksek tabakaya mahsus bir eğlence olduğundan, alıcı kuşların köylü gibi alelâde kimselerin eline yakışmayacağı da beyitlerde dile getirilen düşüncelerdendir: kolına ala seni seyr ede lâyık mı rakîb şehbâzı ne revâdur ala dihkân eline (Hüdâyî: Dîvân: G.198/3, 48b.)
[= Rakibin seni koluna alıp gezmesi olacak şey midir? Köylünün eline doğan alması uygun mudur?] 23. G.11/6 Nûh: “Zamânında tufan olduğu ve ona inananlardan

başkalarının boğulduğu, insan soyunun, tekrar ondan ve ona inananlardan ürediği için “ikinci Âdem” diye anılan ve XXXIII. sûrenin 7. âyetinde İbrâhîm, Mûsâ, Îsâ peygamberlerle ve Hz. Muhammed’le (s. m.) anılan ülülazm peygamberlerden. Nevvâh, çok ağlayan demektir. Uzun müddet ağladığı rivâyet edilmiştir. “Ahd-i Atıyk”de Nûh’un dokuz yüz elli yıl yaşadığı bildirildiği gibi (Tekvîn, IX, 29), Kur’ân’da da bu, tekrarlanır; ancak Kur’ân’da kavmi arasında bin yıldan elli yıl eksik bir müddet kaldığı, sonra tufan olduğu bildirilmektedir ki bu dokuz yüz elli yıl, dâvet müddetidir; ondan önce ve sonra da yaşadığından ömrü bin yılı pek çok aşmaktadır (XXIX, Ankebût; 14).” (GÖLPINARLI: Hüsn ü Aşk: 307. s.; Divan-ı Kebîr, VII, 699. s.). Adı Kur’ân’da 43 kez geçen Nuh (‘a. m.), uzun ömrü sebebiyle şiire konu edilmektedir. Beyitte ayrıca girdâb kelimesi de Nuh tufanını hatırlatacak biçimde kullanılmıştır.
24. G.14/2 hatt-nesh: Beyitte hat sanatıyla ilgili hatt, ta‘lîk et-,

safha, nesh et- ve hatt-ı gubâr gibi kelime ve ibareler îhâm-ı tenâsüb oluşturacak biçimde ustalıkla seçilmiştir. Beytin ilk anlam katmanında, sevgili güzelliğini ayva tüylerine bağlamakta

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

67

âşığa vefa göstermemektedir. Âşık da sevgiliye seslenerek, ayva tüyleri yüzünün güzelliğini bozmadan kendisine vefa göstermesini istemektedir. Beyit, ikinci anlam katmanı olan yazı sanatı çerçevesinde düşünüldüğünde toz gibi küçük bir yazı çeşidi olan hatt-ı gubâr’ın, ondan daha büyük bir yazı çeşidi olan nesh’e dönüşmesi söz konusudur. Bu, ayva tüylerinin artık sakal hâlini alması, sevgilinin güzelliğinin kalmaması demektir. Nesh kelimesi için sözlükte verilen anlamlar şunlar: “nesh (< Ar. n-s-h) bir nesneyi yerinden zâ’il kılmak ma‘nâsınadır mü’ellifüñ Basâ’ir’de beyânına göre nesh bir nesne âher nesneyi müte‘akkib olarak zâ’il kılmak ma‘nâsına mevzû‘dur zıllüñ şemsi ve şemsin zılli ve şîbüñ şebâbı izâlesi gibi ba‘zen bundan izâle münfehim olur ki bi-l-külliye evvelkini zâ’il eder ve ba‘zen isbât münfehim olur nesh-i kitâb gibi ki bir mektûbuñ sahîfe-i uhrâya sûretinüñ nakli gibi ve ba‘zen izâle ve isbâttan ikisi de münfehim olur intihâ ve nesh bir nesneyi tagyîr eylemek ve bozmak ma‘nâsınadır ve bir nesneyi ibtâl edüp âher nesneyi anuñ makâmına kâ’im kılmak ma‘nâsınadır mesh ma‘nâsınadır ki bir nesnenüñ sûretini bir kubh sûrete tahvîl eylemekden ‘ibâretdir ve bir kitâbı karşısında nüsha edüp sûretini yazmak ma‘nâsınadır ve bir nesneyi âher mahalle nakl ve tahvîl eylemek ma‘nâsınadır” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I, 563. s.). Bu anlamlar çerçevesinde hatt-ı gubâr’ın safha-i ruhsâr’ı nesh etme’si ayva tüylerinin sakala dönüşmesi, yüzün güzelliğinin bozulması demektir.
25. G.15: Türkçe Dîvân’da bu gazelin, yalnızca bir yazmaya

dayanılarak Fuzulî’ye ait gösterilmesi (G.LXVI) büyük bir ihtimalle yanlıştır. Gazel, üç ayrı mecmuada Selîkî adına kayıtlıdır. Bununla birlikte ilk beyit, Hasan Çelebî, Beyânî ve Fâ’izî tezkireleriyle birlikte Kâmûsu’l-A‘lâm ve Tuhfe-i Nâ’ilî’de Selîkî’den gösterilen örnekler arasında yer almaktadır. Ayrıca Riyâzî tezkiresinde de gazelin tamamı Selîkî maddesinde yazılmıştır (KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. s.; BEYÂNÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 129. s.; RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-

67

Ömer ZÜLFE

Şu‘arâ: 148a; Ş. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. C., 2611a; TUMAN: Tuhfe-i Nâ’ilî: I. C., 446. s., 1852. md.). Anlaşılan, Selîkî’ye ait bu gazel, şimdilik bilinmeyen bir yolla Fuzulî’nin divan nüshalarından birine geçmiştir. Kaynaklar gazelin ilk beytinin, ailesiyle birlikte haramîler tarafından şehit edilen şairin, hasbıhâli olduğunu bildirmektedir (KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. s.; BEYÂNÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 129. s.; RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a).
26. G.17/4 mehekk: Altın veya gümüş gibi değerli maddelerin

üzerine sürülen ve oluşan çiziğe çeşitli derecelerde asitler konulmasıyla maddelerin ayarını tespit etmeye yarayan sert, siyah bir taştır (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 498. s.). Beyitte, altın ve gümüşün yanı sıra sür- fiilinin yer alışı, altının değerinin mihenk taşıyla ölçülmesi sebebiyledir. Âşığın sararmış yüzü altına benzetilmekte ve mihenk durumunda olan sevgilinin cefa taşlarına sürülmektedir. Böylece âşığın sevgiliye olan aşkının derecesi ortaya çıkacaktır.
27. G.18/4 cennetü ’l-me’vâ: me’vâ (< Ar. ’-v-y) ‘barınak,

sığınak, yurt’ demektir. Kur’ân’da adları cennet-i huld, dârü ’sselâm, dârü ’l-karâr, cennâtü ’l-‘adn, cennetü ’l-me’vâ, cennetü ’n-na‘îm, ‘illiyyîn ve firdevs diye geçen sekiz cennetten birisidir. “Cennetlerden birinin adıdır. Oraya ancak peygamberlerle şehitler girer.” (GÖLPINARLI: Kur’ân-ı Kerîm ve Me’âli: 51. s.). Kur’ân’da üç yerde geçer. “Evet, iman edip o salih amel işleyen kimselerin yaptıklarına karşılık konukluk olarak kendilerine Me’va cennetleri vardır.” (Kur’ân: 32. Secde: 19); “Kasem olsun ki onu bir daha da inişinde gördü; sidre-i münteha’nın yanında ki cennetü ’l-me’vâ onun yanında!” (Kur’ân: 53. Necm: 13-14); “Her kim de Rabbinin makamından korkmuş, nefsini kötü arzulardan engellemişse muhakkak cennettir onun varacağı.” (Kur’ân: 79. Nâzi’ât: 40-41). Me’vâ cennetine şehitlerin gireceği yönündeki bilgiye göre, âşığın

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 69 sevgili için canını vermesi şehitlik mertebesine ulaşması demektir. Bunlardan birisi nişan atışı (puta atışı). Taşı en ileri atanın adı ve atıldığı tarih yazılırdı.). s. Orta Çağ döneminde genellikle üç çeşit ok atılıyordu. Birçok beytin okçuluk ıstılahlarıyla süslendiği görülmektedir. Birincisi Peşrevle (900) gezin üzerinde ok atan her atıcı taş dikebilirdi.). üçüncüsü de oku uzağa düşürmek için yapılan atış (menzil atışı). Ok atışlarında en uzak mesafeye ulaşan okun düştüğü yere. Taşı dikmek için müsabakada en ileri atmak lâzımdı.” (KAHRAMAN: Osmanlı Devletinde Spor: 394. onların önünde kurallara uygun biçimde atarak baştaşı geçerse. İkincisi. sayfa 132) menzil taşı tâbirinin ok talimgâhı mânâsına geldiği ve bu türlü talim yerlerinin memleketin birçok yerlerinde bulunduğu yazılıdır.). Baştaşı geçmeğe “menzil bozma” denilir ve çok 69 . Nişan taşı: “Ok müsabakasında atılan okun düştüğü yere. Spor ruhu adlı eserde (İstanbul. dikilen taş hakkında kullanılır bir tâbirdir.19/1 menzil-nişân: Okçuluk hem bir harp oyunu hem de eğlence olarak Osmanlı kültür hayatındaki yaygınlığı derecesinde şiire de yansımıştır. G. “Taş iki sebepten ötürü dikilirdi. hatıra olarak. Menzil taşı: “Okun düştüğü yere dikilen taş hakkında kullanılır bir tâbirdir. meydan ihtiyarlarının da iznini alarak. s. birinci olmuş sayılır ve taş dikmeğe hak kazanırdı. s. Müsabakaya girenler hizayı ayak taşına bakmak suretiyle temin ederlerdi. atanın maharetine nişan olmak için taş dikilir. 28.” (PAKALIN: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: II.” (PAKALIN: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: II. açılmış bir menzilde durup yani baştaşı geçmek için çalışıp geçebilecek düzeye gelince. 480. Selâmet Matbaası. “Osmanlılardan önce yazılmış olan okçulukla ilgili kitaplardan öğrendiğimize göre. 1928. ikincisi kütük veya kalkan gibi sert şeyleri delmek için yapılan vurma (darb). “menziltaşı” da denilen bu taşa ok atanın adıyla atıldığı tarih yazılırdı. 700. Ok atış yerindeki taşa da “ayak taşı” denilirdi.

G.] kızıl yaşıl dütünüm oldı çarha peyveste felekde kavs-i kuzah sanma ey hilâl-ebrû (Yakînî: Dîvân: G.343/3) [= O lâle yanaklı selvi olmayınca ben zayıf ve dermansıza. Böyle durumlarda okun düştüğü yere çevreden toplama taşlar yığılır.] 29. 415. Okun düştüğü yere nişan olmak üzere taş dikilmesi örneğini başka şairlerde de görmek mümkün: atduk murâd menziline âh okların taşlar dikildi oldı nişâne mezârumuz (Hayâlî Beg: Dîvân: 196/G.”. yemek ve hediyelerin parasını verecek güçte olamadıkları için. Kırmızı ve yeşilin karışması siyah rengi vereceğinden şairler böyle bir söyleyiş biçimini tercih etmiş olabilirler. Beyitte sevgilinin âşığa vurduğu taşlar. çevreden toplanan taşların yığılmasıyla inşa edildiği anlaşılıyor.168/2) [= A hilâl kaşlı.Ömer ZÜLFE önemli sayılırdı.” (KAHRAMAN: Osmanlı Devletinde Spor: 413. Atıcılar bu taş yığınına “cift” derler. sevgilinin attığı okların ulaştığı yer olan âşığın göğsünde bir nişan taşı vazifesi görmektedir. “Bazı atıcılar yoksul olup taş yaptıramaz. Kızıl yeşil dumanım göğe ulaştı.] .19/4 kızıl yeşil duhân: Yaygın olarak kullanılan bu ifadede âşığın ah dumanı kızıl ve yeşil renkle vasıflandırılmaktadır. İki örnek: ol serv-i lâle-hadsüz ben zâr u nâ-tüvâna yeşil kızıl görinür bu âh-ı âteşînüm (Emrî: Dîvân: G. s. Burada söz konusu edilen nişanın. ateşli ahım yeşil kızıl renkte görünür. yukarıdaki bilgiye uygun olarak.5/2) [= İstek menziline ah oklarını attık. bazıları da atışın arkasından savaşa veya görevle başka yere gitmeleri vesilesiyle bir kısmı da çeşitli sebeplerden ötürü taşını dikmez veya dikemez. felekte görüneni gök kuşağı sanma. Taşlar dikildi mezarımız nişan oldu.).

Sarı renkli bu çiçek. kasımpatı’. Ekseriya duvar diplerinde ve kuru yerlerde biter. âşığın yüz rengini çağrıştırıyor. Lukman: 10).1: 448a. Edviyeye dahi ithal ederler. Ra‘d: 2).). demiş gülzâr-ı kûyumda kaçan cem‘ olsa ‘uşşâkum refîkî ol gülistânda emîr-i ‘âşıkân olsun (Refîkî: T.] 31.) [= (Sevgili). s. (compositae) ‘horozibiği.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 71 30.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 7. Araplar ona hayyu ’l-‘âlem derler... Burada şairin ilahî bilgiye karşı bir tavır 71 . s.) [= Sarı yüzümün kasımpatı mı güz yaprağı mı olduğunu bir bakış olsun defterime divanıma baksan bilirdin.”(Kur’ân: 31. çiçekleri katmerli ve türlü renkte güzden kışa değin açan bir süs bitkisi. “Bir yıllık otsu ve sarı çiçekli bir bitkidir (BAYTOP: Türkçe Bitki Adları Sözlüğü: 135. Burhân-ı Kâtı’da âbrûn maddesinde şu bilgiler var: “Reyâhin envaından Türkîde kayakoruğu tabir olunan reyhana füsûl-i erba‘ada ter ü taze olduğu alakasıyla alem-i hâs eylediler. Resim: 82). Bazı diyarda arzu otu.54/2): Kur’ân’da iki yerde göklerin direksiz olarak yaratıldığı bildiriliyor: “Allah odur ki semalara direksiz irtifâ verdi-onları görüyorsunuz-.20/3 gökyüzü-direk (G.1: 480a. kulak otu ve yara otu dahi derler. Bazılar indinde âbrûn bustân-efrûz ismidir ki Türkîde bostan güzeli. Birleşikgillerden. uruz otu. Güzün açması da beyitlerde değinilen bir başka özelliği. Ayrıca emîr-i ‘âşıkân şeklinde de geçiyor.” demiş. krizantem. mîr-i ‘âşıkân ve beg börkü dedikleri çiçektir.] berg-i mîr-i ‘âşıkandur rûy-ı zerdüm yâ hazân bir nazar baksañ bilürdüñ defter ü dîvânuma (Subhî: T. G. G.” (Kur’ân: 13.19/5 mîr-i ‘âşıkân: (chrysanthemum segetum) L. “Gökleri direksiz yarattı-onları görüyorsunuz-. Şarapla tenavülü burûdet-i mideyi müzildir. “Sokağımdaki güllükte âşıklarım ne zaman toplanırsa Refîkî o gül bahçesinde âşıkların sultanı/kasımpatı olsun.

s.).). Ay akrep burcundayken sefere çıkılması uğursuz karşılanırmış (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 60.378/4) . feleklerin dönüşünü hatırlatmak sebebiyledir. s. bir adamın yıldızının bu burca girmesi. s. Şair bu beytinde çektiği ateşli ahlardan dolayı gökyüzünde koç burcunun pişerek kebap olacağını mübalağalı bir ifadeyle dile getirmektedir. Yıldız bilgisine göre. Güneş bu burca Martın 21. Yalnızca herkesçe bilinen bir gerçeğe şairane bir yaklaşımla yorum getirilmektedir.). Bunlardan biri de akreptir. Bu ifadenin çeşitli biçimlerini görmek mümkün: ‘âkıbet seng-i mezâr eyler emel câmın şikest neçe cemler sâkî-i devrân elinden içdi kan (Nev‘î: Dîvân: G. 34.” (ŞENTÜRK: “Osmanlı Edebiyatında Felekler.22/1 kamer-‘akrep burcu-bârân: “Güneş manzûmesi içinde olup o manzûmeyle giden. Selîkî’nin bu beytinden ay Akrep burcuna girdiği zaman yağmur yağacağına dair bir kanaatin de varlığı ortaya çıkıyor. Âşığın kafatasını kadeh yaptığında sâkî-i devrân’ın sarhoş olup başının döneceğinin söylenmesi. başka bir yıldızın çevresinde dönmeyen.Ömer ZÜLFE takındığını düşünmemek gerek. G. gecesi yahut günü girer ve geceyle gündüzün bir olduğu ilkyazın bu ilk gününe “Nevrûz” denir. 32. oldukları yerde dönen yıldız kümelerine burç denmiş.” (GÖLPINARLI: Divan-ı Kebîr VII: 675. çıkıncaya dek sâhibine yomsuzluk getirir. bu kümelerdeki yıldızlar. Bu bakımdan Hamel burcu daha çok bahar tasvirlerinde söz konusu edilmiştir. mefrûz bir hatla birbirlerine ulanınca benzetilen biçimlere göre adlandırılmışlardır. G. dünya.21/1 hamel: “Gökyüzünde bir koç biçiminde görünen yıldız kümesinin adıdır. 33. ecel. G. zamane. kader. ölüm’ gibi anlamlara geldiği söylenebilir.22/4 sâkî-i devrân: Eldeki örneklere bakarak şimdilik bu ifadenin ‘felek. Seyyare ve Sabiteler”: 174.

23/3 rişte-i cân (G.] ey fuzûlî şem‘-veş mutlak açılmaz yanmadın tâblar kim sünbülinden rişte-i cânuñdadur (Fuzûlî: Dîvân: G.] 73 . Şem‘î zülfünün ve yanağının aşkıyla gece gündüz yanmak için. İnsan-mum benzetmesinin başka örnekleri de vardır: rişte-i cânın edüpdür sanemâ şem‘î fetîl yanmaga zülf ü ruhuñ şevkı-y-ıla leyl ü nehâr (Şem‘î: Dîvân: G. can damarını fitil etmiştir. ‘can damarı. türlü hayallerle süsleyerek şiirin konusu içine çekmişlerdir. Şairler hayatlarının bağlı olduğunu söyledikleri bu can ipini. zaman sakisi elinden kadehi dolmadan. sevgilinin sümbülünden olan düğümler. sevgili uğruna mumun fitili gibi can ipini yaktığı söylenir.67/6) [= Rind. arzuların kadehini kırar. şah damar’ diye tanımlanabilir.] 35. G. G.LXXXV/7) [= Ey Fuzulî.24/5. Ey zaman ve devir meclisinin hakanı elimden bir tut.53/1): İnsanın hayat kaynağı ve hayatın bağlı olduğu ip diye nitelenen rişte-i cân. senin can damarındaki.] rind oldur kim götürdü bezm-i kesretden ayag sâkî-i devrân elinden tolmadan peymânesi (Hayâlî Beg: Dîvân: 424/G. Nice Cem’ler zaman sakisinin elinden kan içti. bu kesret meclisinden çekilip gidendir. Muma teşbih edilen insanın.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 73 [= Sonunda mezar taşı.057/7) [= A put gibi güzel. kuşkusuz mum gibi yanmadan açılmaz. Bu hayal bir de mumun erimesiyle âşığın akan gözyaşları arasındaki benzerlik ilgisiyle desteklenmektedir.] cür‘a-veş ayakda kodı sâkî-i devrân beni dest-gîr ol ey emîr-i meclis-i devr ü zamân (Bâkî: Dîvân: K.22/27) [= Zaman sakisi uzun süre beni ortalarda bıraktı. Bunlardan bir tanesi de mumun fitiliyle rişte-i cân arasında ilgi kurulmasıdır.

insanları eğlendirmek için bir çadırın içinde kuklalarla Kargöz oyununa benzer gösteriler yapan veya bir perdenin ardından çeşitli göz bağcılık hünerleri sergileyen meslek erbabının da adı olduğu anlaşılmaktadır. Rahmân: 14 olmak üzere beş ayette geçmektedir. şairin beyitte yer verdiği çadır .312/5) [= Ey Bâkî. vücut toprağını gözyaşıyla sula. biçim verilmiş] bir balçıktan yarattık!” (Kur’ân: 15. sarây-ı cân u dil insanın manevî varlığını. Burada insan bedeni. En‘âm: 2. âb u gil ma‘mûresi ise maddî varlığını temsil etmektedir. 33 ve 55. Şu bilgiler. Hicr: 26). bir yandan da elindeki defi çalarak gösterisini seslendiriyordu. Vücudun âb u gil diye nitelenmesi başka şairlerce de tercih edilen bir yaklaşımdır: vücûduñ hâkini ter tut gözüñ yaşıyla ey bâkî gül-i gülzâr-ı ma‘nâ açılur bu âb u gilden bil (Bâkî: Dîvân:G. 15. çeşitli tasvirleri film şeridi gibi dönerek harekete geçiren bir düzenek kullanıldığını da akla getiriyor.53/2). kendi hamurunun. 28. bugünkü gölge oyununda olduğu gibi bir çadırın içinden ya da perdenin arkasından çeşitli tasvirler sergileyerek oyun yapıyor.] Selîkî bir başka beytinde. Şair kendisine seslenerek iç dünyasını düzeltmesini dışıyla ilgilenmemesini istiyor. çâder. gözyaşları ve sevgilinin mahallesinin toprağından yoğrulduğunu söylüyor (G.22/5). Beyitte. mesnûn [değişken. G. Hicr: 26. Ancak kelimenin.Ömer ZÜLFE 36. Beyitte lu‘bet-bâz. topraktan yapılmış ev. bil ki mana güllüğünün gülü bu su ve topraktan açılır. Özellikle çenber veya çarh-ı felek ifedelerinin geçmesi bütün bu işlemleri gerçekleştiren.23/4 âb u gil: İnsanın balçıktan yaratılması Kur’ân’da 6.25/2 lu‘bet-bâz: Metinlerde genellikle lu‘bet-bâz kelimesi ‘oyuncu. hileci’ anlamındadır. ruh ise saraydır. Anlaşılan lu‘betbâz. G. 37. Benzeri bir ifade başka bir beyitte de vardır (G. “Filhakîka biz insanı selsâl’den [kuru çamurdan]. çarh-ı felek ve sûret ifadelerinin yer alması sebepsiz değildir. hem Selîkî’nin beytinde hem de aşağıdaki öbür örneklerde görüleceği gibi.

yani başlı başına ve esasen vardır. böylece âdeta bir cennet bahçesi tasvir ettiği. Sûret “araz”dır. s-v-r) ‘biçim. kılık’ demektir. sûretle ve sûret biçiminde tezahür eder.). s. sandallar üzerinde hanendelere şarkılar söylettiği. sofralar kurup güzelleri oturttuğu. meclisler kurup yedirip içirttiği ve bir ejderha çıkarıp insanları yutturduğu anlatılır. bir perdenin ardına gizlenme ve çeşitli hayaller gösterme gibi unsurlarla bire bir örtüşüyor: “pes ol mahalde bir harîf-i lu‘bet-bâz ve bir zarîf-i ‘arbede-bâz bir hayme-i zü ’l-‘acâyib ve bir perde-i bü ’l-garâyib meydânda nâzükâne gelüp kurdı ba‘dehu envâ‘-ı temâsîl-i garîbe perde ardından yürütdü ve kendü hicâb içinde kalup bir mikdâr san‘atin sürütdü. olamayan bir şeydir. Kim sana git de bu dünya denilen göz bağcıya çember ol diyor. beyitteki ifadelerin dönemin eğlence hayatının bir yansıması olduğunu göstermektedir.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 75 kurma. Mânâ ise “cevher”dir. sûret düzülür. bozulur. “Her şeyin görünen biçimi ve vasıfları sûrettir.” (III. bazı kukla ve tasvirleri canlıymış gibi gösterip kuşlar uçurduğu. bütün kâinattır. Fakat mânâ. Devamında göz bağcının çeşitli gösteriler yaptığı.] sûret (< Ar. Bütün bu bilgiler. Vahdet-i vücutçularca mânâ. yani kendi kendisine ve başlı başına duramayan. Sûretlerde sayı vardır. onun zuhuru olmakla beraber o.VII/8) [= Bu seçkin eğlence gün gibi görününce.2/3) [= Eğilip de her alçağa selâm verme. Benzeri beyitlerde aynı ortak unsurlar vardır: kâmetüñ ham eyleyüp her nâ-kese verme selâm dehr lu‘bet-bâzına kim der saña var çenber ol (Hayâlî Beg: Dîvân: 259/G. bu felek denen göz bağcı pes etti. Tanrıdır. Murad’ın 1582 şenliği: AND: 40 Gün 40 Gece: 79. daimîdir ve bütün bunlar. gemileri karada yürüttüğü. mânâdır. hepsinden de münezzehtir.] çü oldı gün gibi rûşen bu ‘işret-i mümtâz kodı el arkasın yere çarh-ı lu‘bet-bâz (Yahyâ Beg: Dîvân: TB.” (GÖLPINARLI: Yûnus Emre Dîvânı: 75 . Sûret biçiminde tecellî eden. sûret.

al kâğıda yazılmış ayva tüylerinin senet olmasıdır. kavil veya fiilin sübutuna medar olan nesne demektir. “Bu dünya hayat bir eğlence ve oyundan ibaret ve hakîkaten son yurt işte hâlis hayat o! Amma bilselerdi. can ve gönül akçesini armağan etmemin sebebi.Ömer ZÜLFE 644. Eski hukuk ile ilgili bilgilerle donatılan bu beyti şairin kadılık vazifesini icra etmesinin bir ürünü olarak kabul etmek gerekir. Sevgili ayva tüylerini delil olarak sununca. G. Selîkî’nin bu beytini tasavvufî zeminde değerlendirmek gerekir. s.25/3 hüccet: “Hâkim huzurunda ikrar ve takrir ve akit ve vasi tâyini ve bir hususa izin verilmesi gibi hükmü ihtiva etmiyen hususlar hakkındaki vesikalar hakkında kullanılır bir tâbirdir.). Bu açıdan beytin. davacının alacaklı olduğunu gösteren senet yerine geçmektedir. çeşitli oyunlar yaparak insanları oyalamaktadır. (PAKALIN: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: I. Ankebût: 64. 38. Burada ayva tüyleri yazılı belge. Bu dünya denilen çadırın içerisinde görünen her şey bir gölgeden ve görünüşten ibarettir. 865. aşk hâkimi âşığın canını vermesi gerektiği kararına varır. bürhan.).) mealindeki bilgiye dayandığı söylenebilir. ayetlerde de yer alan.151/2) [= Ey Emrî.” (Kur’ân: 29.] . Bu vesikalarda hâkimin imzası vesikanın altında değil üstünde bulunurdu. Ayva tüylerinin hüccet diye nitelenmesi sık rastlanan bir yaklaşımdır: dil ü cân nakdini emrî budur kılduguma pîşkeş yazılmış âl kâgıdda hat-ı ruhsârı hüccetdür (Emrî: Dîvân: Mk. Eskiden bir hükmü havi olsun olmasın hâkim (kadı) tarafından hukukî bir hâdiseye dair tanzim olunan vesikaya bu ad verilirdi. s. Hepsinin ardındaki felek veya kader diye nitelendirilebilecek olan gizli göz bağcı. Cem‘i hücec gelir. Şer‘iyye mahkemelerinden verilen hüccetler tâlik yazı ile yazılırdı. Arapça bir kelime olan hüccetin lügat mânâsı delil.

gam.46/2): esrâr. Esrar sarhoşluğunu ifade eden keyif ve keyfiyet ve bunun sonucu. parlak’ anlamı ışığında şiirin akıcılığı. G. sûznâk kelimesinin ‘dokunaklı. içli. G. sûznâk ‘yakıcı. şiir kalemin ne maharetli bir büyücüdür. kelimelerin uyuşturucu madde anlamlarıyla îhâm-ı tenasüp oluşturulması ve beytin ilk anlamının ardında çağrışım yoluyla yeni bir manzara canlandırılmasıdır. âbdâr kelimesinin ‘sulu. keyfiyyet ve hâlet ‘keyif verici madde’ anlamında geçen kelimelerdir. ağlamaklı’ anlamındadır. Bu tür beyitlerde en önemli nokta.). şiir için sıfat olarak kullanıldığında âbdâr şiirin lâfzî yönünü. sûznâk ise mana yönünü ifade etmektedir. Örnekler: hâme-i şi‘rüñ ne sâhirdür sinânî kim bulur âbdâr elfâzla ma‘nâ-yı pür-sûz imtizâc (Sinânî: T.) [= Ey Sinânî. Aşağıdaki ilk iki örneğe göre bu iki kelime. 40. açıklığı ve söyleyiş güzelliği. su gibi sözlerle ateşli anlamlar birbirine kaynaşıyor.1: 95a.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 77 beni hattuñ kul eyler hüccet ile olur hat gerçi kurtulmaga bâ‘is (Nev‘î: Dîvân: G.] 39. coşkun’ anlamı ışığında ise şiirin anlam bakımından etkileyiciliği nitelenmektedir. taze ve siyrâb nesneye de denir meyve ve cevahir gibi. Bu anlayışta şiirin kaynağının ilham olduğu yönündeki inanış da önemli bir yer tutmaktadır. içinde bulunulan durumu nitelemek için hâlet kelimesi şairlerce özellikle seçilmektedir.25/6 âbdâr-sûznâk (G. hurma lifine şebîh olur.037/3) [= Her ne kadar yazı kurtulmağa sebeb olsa da beni ayva tüylerin belgeyle kul eder.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 4. gubâr.25/4 keyfiyyet-esrâr (G.] 77 . Bir arada kullanıldıklarında. Suyunu bulmuş kılıca. hançere ve sair âlâta dahi ıtlak olunur. dokunaklı. kelimelerin ‘sulu’ ve ‘ateşli’ anlamlarına çağrışım yapılarak ateşle suyun bir araya gelemeyeceği söylenmekte ve keramet gösterildiği veya büyü yapıldığı iddia edilmektedir. coşkun. ateşli. Mutlaka tarî.61/5): âbdâr “Bir nevi otluktur. s.

] Selîkî’de şiir ıstılahı olarak yer almadığı zaman âbdâr kelimesi. sûznâk renk ve yakıcılık bakımından sevgilinin dudaklarını. G. çünkü su ateşe dokunsa onu sâkinleştirir.] âbdâr eş‘âr ile sûz-i dili teskîn eder ey ‘ulûmî sâkin eyler çünki erse nâra su (‘Ulûmî: T.Ömer ZÜLFE ma‘nâ-yı sûznâki elfâz-ı âbdârı cem‘ ede miydi hâmeñ ger olmasaydı sâhir (İshâk Çelebî: Dîvân: G. doğanın da değerli bir kuş olması önemli bir yer tutar.1: 466b. ateşli anlamlarla su gibi sözleri bir araya toplayabilir miydi?] âbdâr elfâz ile sûz-ı yetîmî der gören sâmirî sihri degül mi zarf olmak nâra su (Yetîmî: T. Sidre’de gezinen hümayız. Bu benzetmede hümanın yükseklerde uçması.1: 466a.) [= Su gibi şiirlerle gönül ateşini yatıştırır. Değeri yüksek doğanız.075/3) [= Arş göğündeyiz. kutsî kuşlarla kanat çırparız.42/2) [= (Ey İshak) Kalemin büyücü olmasaydı. Ey Ulûmî.] . 41. “Suyun ateşe kılıf olması Sâmirî sihri değil midir?” der.] n’ola ger murg-ı zâr-ısam yine bâz-ı hümâ-saydam nece ‘ankâ gibi kuşlar uçurdum murgzârumdan (Yakînî: Dîvân: G. fezâ-yı ‘arşdayuz hem-cenâh-ı tâ’ir-i kudsüz bülend-mertebe bâzuz hümâ-yı sidre-mesîrüz (Yakînî: Dîvân: G. sulu’ anlamında kullanılmakta.) [= Su gibi sözlerle Yetîmî’nin ateşini gören. ‘su. Kuşluğumdan Anka gibi nice kuşlar kaçırdım.141/2) [= Kolu kanadı kırık bir kuş isem ne var? (Aslında) hüma avlayan doğanım. âbdâr ise parlaklık bakımından sevgilinin yanaklarını nitelemektedir.26/1 hümâ-şehbâz: Âşığın kendisini yükseklerde uçan bir hüma kuşuna veya bir doğana benzetmesi şairlerin sıkça işledikleri hayallerdendir.

31/1 nasîb-el öp-yabana at-: ok gibi yabana at. Büyük Kabza Alma Töreni’nde Destar Bozarak birinci gelen atıcıya uygulanan merasime göz atmak yerinde olur: “Şahitlerin bu biçimde tanıklık etmesiyle (900) gezden yukarı ok attığı belirlenince. Başka şairlerde de aynı yönde söylenmiş örnekler vardır: murg-ı ‘ışkı sayd ümîdin etmesün her bü ’l-heves hîç olur mı peşşeye ‘ankâ-yı ‘âlî-şân şikâr (Yakînî: Dîvân: G. onu uzaklara atacak olan sevgili yayı çekerken oku da tutacak böylece âşık onun elini öpmüş olacaktır. Âşığın oka benzetildiği beyitte. bir sineğin anka ile yarışmağa kalkışmasına benzer. Konuyu daha iyi açıklamak bakımından. Ayrıca deyim olarak ‘dikkate almamak. Anlı şanlı anka hiç sivrisineğe av olur mu?] da‘vî-yi ‘ışk eylemek mecnûna ben şeydâ ile bir meges da‘vâ-yı pervâz etmedür ‘ankâ ile (Hayâlî Beg: Dîvân: 354/G. âşık ise onu avlamağa çalışan bir sineğe benzetilmekte.027/6) [= Her yeni yetme.27/1 ‘ankâ-meges: Sevgili ankaya. Talip. ankanın yüceliği ile sineğin aşağılığı tezat oluşturacak biçimde yer almaktadır.okçuluk ıstılahlarındandır.). değer vermemek’ manasındadır.] 43. ‘Oku menzilin ötesine atmak’ demektir. Bunun yanı sıra oku çekenler yâ nasîb diye bağırırlar (AKSOYAK: “Dîvân Şiirinde Okçuluk Terimleri”: 18. Beyitte iki anlama da çağrışım yapılıyor. Kabza kısmı yukarıya. Selîkî’nin anlam incelikleriyle süslü bu beytinde dikkati çeken bir ifade de el öpmek’tir. Bununla birlikte bir de el öpmenin okçuluk ıstılahı olarak anlamı vardır. Beyitte nasîb kelimesi bu âdete işaret etmek amacıyla özellikle seçilmiştir. sağ elini yayın kabzasına koyup kaldırarak parmaklarının içe gelen kısmını 79 . aşk kuşunu avlamayı ümit etmesin. çilesi yere gelecek biçimde bir yay önüne konulur. G. kabza alacak atıcı şeyhin önünde yere diz çöker.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 79 42. G. s.24/1) [= Mecnun’un ben çılgın ile aşk iddiasına tutuşması.

hattâ her zerrenin devir ve hareketinin bir temsîlidir. sağ ayakla sol yana çark atılır. Zamanla remizleşmiş.Ömer ZÜLFE öper.” (KAHRAMAN: Osmanlı Devletinde Spor: 390. Yukarıdaki bilgilere göre el öpmek ifadesi bir okçuluk ıstılahı olarak kabul edilebilir. sol elinin parmak uçlarını kabzanın üzerine koyup.). Sağdan sola doğru dönülür ve sol ayak yerde sâbit kalır. 305. der. nebatlar ve hayvanlar vücut buluyorsa filozof da hareket-i şevkiye ile feleklere uyup dönünce kendisinden fikirler ve hakikatler meydana gelir.). Şems’le buluştuktan sonra onun teşvikiyle. tennureliyse. Şair tevriye-îhâm yoluyla bu âdete imada bulunmaktadır. Vekilharç atıcıyı üstadının önüne götürür. G. s. bir dînî rakstır ve ibtidâî dinlerde de vardır. sağ elini de bu sol elinin üstüne (avuç içi avuç içine gelecek biçimde) koyarak iki eliyle yayı havaya kaldırır ve sol elinin üstünü öper. dinlerken coşup kendisinden geçerek hareket etmek. Bu. Mevlana. “Semâ’ ve simâ’. unsurlarla feleklerin birleşmesinden cansızlar. sağ ve sol elleriyle belli bir usul içerisinde hırkayı tutarak.. 44. Sonra ayağa kalkıp şeyhin elini öpünce şeyh: -Götürün üstadı kabza versin. semâa başlamış ve Divan-ı Kebir’indeki o harikulade gazelleri hep semâda söylemiştir. dönmektir. Onlara göre felekler. güzel ses. Ruhî bir hâletten başka bir şey olmıyan ve semâ denen bu dönüş ve raksediş. kollarını açarak dönmektir (GÖLPINARLI: Mevlevi Âdâb ve Erkânı: 40. kâinâtın. eski Yunan filozlarında da mevcuttur. “Sofilerde çok eskiden beri güzel seslilere şiirler okutup çalgılar çaldırarak vecde gelmek ve kalkıp dönmek ve raksetmek âdeti vardır. musikiye uyarak sağdan sola.” (GÖLPINARLI: Mesnevî: II. çırağının sol kulağını sağ eliyle tutarak öğüt verir. Talip üstadının önünde diz çöküp elini öpünce üstadı. Mevlevî semâı olmuştur ki bu. Başka bir el öpme biçimi de şöyledir: Öbür işlemler aynen yapıldıktan sonra. hırkalıysa.). nasıl “hareket-i şevkiye” ile dönüyor ve bu dönüşten tabiatlar ve tabiatların mazharları olan unsurlar meydana geliyor.31/2 semâ‘: Mevlevî tarikatında. s.. müzik dinlemek. sol ayak . s.

s. Gelgelelim ishale zararlıdır. Baş ağrısını geçirmek için gül suyu kullanıldığı anlaşılıyor.” (GÖLPINARLI: Şeyh Gâlib Divan’ından Seçmeler: 219. 27). 45.31/4 gülâb-sudâ‘: gülâb (< F. kuru ve sıcaktır. sevgilinin vasıflarını duyunca döndüklerine göre.202/2) [= Gökyüzü. gül-âb) ‘gül suyu’ demektir. senin aşk meclisinde. ah kâsebâzımın parmağına alıp oynattığı yedi tane çini tabaktır. Soğuk yüreğe güç verir.] kâse-bâz-ı âhum oynadur alup barmagına bezm-i ‘ışkuñda yedi çînî tabakdur âsmân (Enverî: Dîvân: G. G. [= Gül suyunun yapısı. s. sudâ‘(< Ar.674/4) [= Çimen kalabalığında bir kâsebaz olmuş. İnce bir hayalin işlendiği bu beyitte kâseler. Beyitte bu gösteriye işaret vardır. Ancak kuzukulağı şerbetiyle bu zarar ortadan kalkar. lâlenin yine parmağı üzerinde lâl renkli bir çanağı var.] 81 ..31/2 kâse-bâz: Parmağında ya da bir çubuğun ucunda birkaç tabağı çevirerek gösteriler yapanlara kâsebâz denir. Benzeri örnekler şunlar: kâse-bâz olmış çimen hengâmesinde var yine barmagı üstinde bir la‘lîn çanagı lâlenüñ (Zâtî: Dîvân: G. âşıkların toprağından yapılmış olmalıdırlar. G.).SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 81 geriye doğru sürülürek gene sola doğru yürünür. s-d-‘) ‘başın çatlayacak gibi ağrıması’ anlamına gelir. zihni açar. Gül suyu hakkında eski tıp kitaplarında şu bilgiler var: kurudur issidür tab‘ı gülâbuñ verür soguk yürege magza kuvvet velî ishâle kemdür lîk bulur şarâb-ı kuzu kulagıyla sıhhat (Şeyhî: Nazmu ’t-Tabâyi‘: 371.] 46.

İtikâfa girmiş kimseye mutekif denir.] 47. aşk ve şevk ile dolu bir âlemdir.” (GÖLPINARLI: Divan-ı Kebir: VII. “Ramazan’ın. s. zarurî ihtiyaç olmadıkça kimseyle görüşmemek. Bazılarında bir an dahi.] Aşağıdaki beyitten sudâ‘’ın başın dağlanmasıyla da tedavi edildiği sonucuna varılabilir: humârı gâlib olup var-ısa kazandı sudâ‘ ki başına dögün urup ‘ilâc eder nerkis (Mesîhî: Dîvân: G. Meyhaneyle kastedilen tekkedir. cuma kılınan her camide olur. b. Gül suyunun baş ağrısına iyi geldiğine başka bir örnek: şîşe-i eflâk akıtmasun gülâb-ı şebnemi kim sudâ‘ın ‘âlemüñ sen def‘ edersin ey emîr (Mesîhî: Dîvân: K. Bazı mezheplerde. konuşmamak. 693. âlemin baş ağrısını sen giderirsin. Bazı mezheplerde üç günden aşağı olmaz. Göklerin şişesi boşuna çiyden gül suyunu akıtmasın.Ömer ZÜLFE ıssıdan olsa gülsuyı kâfûr et tılâyı aña kabak yagı sür (Nidâ’î: Dürr-i Manzûm: 181. “Meyhane köşesi her türlü ihtiraslardan uzak. dışarıya çıkmamak. o.11/15) [= A sultan. ilahî şevkin hakikat ve marifetleri ile doludur.). niyetle i‘tikâf olabilir. kâfur ve kabak yağından merhem yapıp sür.106/2) [= Nergis başını dağlayıp ilâç etmeye çalıştığına göre galiba sarhoşluk ağrısı artıp müzmin baş ağrısı hâline geldi. bir camiye girip ibâdetle meşgul olmak.] Âşığın gözyaşlarıyla sevgilinin gül yüzünün yansıması bir gül suyu manzarası oluşturuyor. Huzur .33/5 mu‘tekif-harâbât: i‘tikâf. G. gül suyu. Beyitte ince bir hayalin işlendiğini söylemek mümkün. bilhassa son on gününde. Şair mescitleri bırakıp meyhaneyi yurt edindiğini söylüyor.) [= Baş ağrısı sıcaktan olunca. “Meyhâne: Ârifin bâtınına derler ki.”. bazılarında muayyen camilerde olabilir.

Bu davranış görünüşte cefa ise de aslında vefa örneğidir. Mürşid-i kâmil orada aşk şarabını sunan pîr-i mugandır.). Birincisi Mecnun dert çekmeli. burada şarap.” (TARLAN: Şeyhî Divanı’nı Tetkik: 20. G. bira ve rakı içilirdi. “Bâzâr-ı Harâbât bir sıra dükkândan oluşurdu ki. Bu bilgi de harâbât’ın yalnızca meyhane olmadığını gösteriyor. s. Leylâ kepçeyle vurarak çanağı kırar. onları kadınların odalarının açıldığı bitişik bir avluya götürürlerdi. gam yemeli aşa meyletmemelidir. Mecnun bu duruma sevinir. Bu hadiseyi Güvâhî Pend-nâme’de şöyle anlatıyor: hak içün aş edüp bir vakt leylî yedürdi halka hayr eyledi haylî kazanlar üzre turuban ayagın verürdi aşı sunana çanagın meger mecnûn da çanak sundı vardı anuñ çanagını kefçeyle urdı uşandı anda mecnûnun çanagı sevindi görüben mecnûn o lâgı 83 . Tasavvufî anlamı bir tarafa bırakıldığında kûy-ı harâbât’ın oldukça kötü vasıfları vardır.” (MAZAHERÎ: Ortaçağda Müslümanların Yaşayışları: 76. Bu dükkânları aracılar tutarlar. Meyhane hizmeti görmesinin yanında batakhane özelliği de taşımaktadır. Hatta ‘genelev’ anlamına geldiği de bilinmektedir (TEZCAN: Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar: 195. çünkü Leylâ onu başkalarıyla bir tutmamıştır. İkincisi kendisini Leylâ’dan ayrı görmemeli başkalarıyla bir tutmamalıdır. Aş verme işini de bizzat kendisi üstlenmiştir. müşterileri karşılarlar.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 83 ve kemal oradadır. 48. Leylâ’nın çanağı kırmasının altında iki sebep yatmaktadır. s.).).34/3 Leylâ-kâse kırmak-vefa: Leylâ günün birinde hayır yapmak amacıyla yemek dağıtır. s. Mecnun da öbür ihtiyaç sahipleriyle birlikte sıraya girer ve elindeki çanağı uzatır.

Kazanların başında durup. o cefalı yâr sana böyle ne işler etti. aşa . ama seni aşağılayarak çanağını kırdı” dediler. Leylâ’nın bu davranışı gerçekte Mecnun için sevinç kaynağıdır. ben de herkes gibi olurdum”. çanağını uzatana aş veriyordu. Ona. “Siz anlamazsınız işin içinde iş var. b. onunla benim aramda bambaşka bir hâl var. “Sen benim gamımı ye. “Ey zayıf. Bu vuruşla Mecnun’un çanağı kırılıverdi. Bu arada Mecnun da gidip çanağını uzattı. Mecnun bu cilveyi görünce sevindi. hasta ve dermansız. (Leylâ) onun çanağına kepçeyle vurdu. gerçekte vefanın ta kendisidir.) [= Bir zaman Leylâ Allah için yemek dağıtıyor. (Mecnun). O güzel bana da aş verseydi. Görünüşte o iş cefa ise de. halkı doyurup hayır yapıyordu. Aş dağıtırken herkese ikram ediyordu. Bu işte akla yatkın iki yorum çıkıyor: Birincisinde Leylâ.Ömer ZÜLFE dediler ey za‘îf ü haste vü zâr ne iş etdi saña gör ol cefâ-kâr eder aş verüben kamuya ‘izzet senüñ sıdı çanaguñ zî-mezellet dedi siz añlamazsuz âli vardur ben-ile anuñ özge hâli vardur egerçi zâhiren ol iş cefâdur hakîkatde velî ‘ayn-ı vefâdur vereydi aş baña dahı o dilber olurdum ben de halk ile berâber bu işde var iki ma‘kûl tevcîh ki mecnûna beşâretdür o tenbîh biri bu kim dedügi oldı leylî gamum ye eyleme sen aşa meyli ikinci bu ki ben senven çü sen ben neçün gayrılar işin işledüñ sen bu ne bîgânelik kim edersin ikilik yolına neçün gidersin (Güvâhî: Pend-nâme: 12351246.

Ey sofu.] Bu hikâyeye işaret eden başka örnekler: ser-i ferhâddur yâhōd delinmiş tîşe zahmından ya kaysuñ dest-i leylâda şikest olan çanağıdur (Hüdâyî: Dîvân: G. saçı’.] 49. Benzeri örneklere sıkça rastlanır: şarâb-ı ‘ışk-ıla mestem gidüptür ihtiyâr elden güzeller sevmede sofî anuñ’çün ihtiyârum yok (Şem‘î: Dîvân: G. seferden dönüşlerinde. ikincisinde ise “Ben senim ve sen de bensin ne diye başkaları gibi davranıyorsun. 25a. G. bu mahzunun gönlünü kırdı. onun için güzelleri sevmekte iradem elimde değil. ‘yaşlı’ anlamı söz konusu edildiğinde pîr-i mugân’ı da hatırlamak gerek. n-s-r) ‘saçmak. Sultanların.35/5 nisâr: nisâr (< Ar. ikilik yoluna gidiyorsun” demekteydi.123/2) [= Bugün meyhaneciyi meyhanede görmedim. ne diye yabancı gibi duruyor. bir şehri ziyaretlerinde av veya bir başka 85 .041/5.98/6) [= Aşk şarabıyla sarhoşum kendimden geçmişim.ve elden çıkifadelerinin özellikle seçildiği söylenebilir.34/4 ihtiyâr: Kelime ‘seçim gücü’ ve ‘yaşlı’ anlamları arasında çağrışım yapacak biçimde kullanılıyor. Gören.] pîr-i mugânı mey-kedede görmedüm bugün anuñ’çün ihtiyârsuz aglar gözüm müdâm (Yakînî: Dîvân: G.172/1) [= Sevgilinin kâkülü. “Leylâ Mecnun’un çanağını kırmış” der. ya da Mecnun’un Leylâ elinden kırılan çanağıdır. ‘seçim gücü’ anlamıyla birlikte elde ol.] kâkül-i dost sıdı göñlüni ben mahzûnuñ der gören kâsesini leylî sımış mecnûnuñ (Ahmed Paşa: Dîvân: G. G. Onun için elimde olmadan durmaksızın ağlarım.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 85 meyletme” demekte.) [= Ya Ferhad’ın kazmayla delinmiş başı.] 50.

damla damla.). atının da ayağına inci saçıldığı. geçtiği yerlere kumaş yayıldığı bugüne ulaşan bilgiler arasındadır (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 425. Şair burada. âşıkların gözyaşlarıyla beslenmesine bağlıyor. Dökülen gözyaşımı. Hatta sultanın değil. ipek dolabı. basacakları yerlere ve ayaklarının altına inci veya başka değerli mücevherlerin saçılması âdetti. Dolap. Şair gözlerini çanağa. G. Selîkî’nin beytiyle benzerlik gösteren örneklerden birkaçı şunlar: gözüm merdümleri pür etdi rengîn dürle dâmânuñ nisâr etmek içün pâyuña cânâ neçe demlerle (Figânî: Dîvân: LXXXIV/2) [= A can. 52. dûlâb).37/2 ‘unnâb: (< Ar. Su dolabı. “Hareket-i devriyesi olan nesneye denir.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 188. s. her zaman ayağına saçmak için. ‘-n-b) (sorbus aucuparis) ‘kızıl iğde. “ma‘rûf meyvedir ve erâk ya‘nî misvâk agacınuñ .] 51. kuyu dolabı gibi. bahçe sulamağa yarayan bir düzenektir. Beyitlerden inci ve mücevherlerin yalnızca tabak ve çanakla değil. s. G. Bu yüzden beyitteki anı ayagına ifadesi atı ayagına biçiminde düşünülebilir.36/1 dōlâb: (< F. Bu âdetin işlendiği birçok örnek vardır.). üvez ağacı’. elbisenin etek kısmına doldurularak da saçıldığı anlaşılıyor.] nisâr-ı hâk-i pâyuñ lâyıkı bir gevher isterdüm kamu gözden geçürdüm katre katre eşk-i galtânı (Fuzûlî: Dîvân: G. gözyaşlarını inciye benzetiyor ve göz çanağından gözyaşı incilerini sultan konumundaki sevgilinin veya atının ayakları altına saçıyor.Ömer ZÜLFE sebeple saraydan çıktıklarında. Hassaten dûlâb-ı mahuttur ki Türkîde dahi müsta‘meldir. dönen gökyüzünü bir dolaba benzetiyor ve bütün cihanı sulayabilmesini. su veya hayvan yardımıyla döndürülen.CCLVI/6) [= Ayağının toprağına saçmağa lâyık bir inci istiyordum. baştan başa gözden geçirdim. göz bebeklerim eteğini parlak incilerle doldurdu .

anlam da tam oturmuyordu. Hünnabın. inceliklerini göstermek için metnin kıyısına veya satır aralarına yazılan şerhe benzetiliyor. ona lâl dudağını göster.). 484. Ayrıca.). ayrıca lâl taşıyla ilgili anlamına ve kanı azaltmakta kullanıldığına işaret eden bir beyit: gözüm çün toptolu kandur aña göster leb-i la‘lüñ demi gâlib olan merdüm olur ‘unnâbdan mahzûz (T. âşığın gözünde kalmasıdır. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G. Bunun sebebi de sevgilinin hünnap renkli dudağının hayalinin. s. Âşığın gözyaşları hünnap renginde yani kırmızıdır.” (ŞİRVÂNÎ: Tuhfe-i Murâdî: 136. Bu durumda bütününe bakılarak beyit onarıldı. Tercih edilen lebüñ kelimesinin yerine ruhuñ kelimesi de getirilebilir. Ayva tüyleri. ş-r-h) “müşkil ve mübhem ve mahfî makûlesini keşf ve izhâr eylemek ma‘nâsınadır ve kesmek ma‘nâsınadır ve açmak ma‘nâsınadır ve fehm eylemek ma‘nâsınadır” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I. Başka şairlerde de ayva tüylerinin sevgilinin güzelliğini açıklayan şerhe teşbihi sık sık rastlanan bir durumdur. sayfaya şerhi sığdırmak için küçük toz gibi bir yazı çeşidi olan gubârî hattın seçildiği düşünülebilir. 214). s. “altıncı sınfa ‘unnâbî derler rengi ‘unnâb rengine beñzer kıymetde sârekîden ednâ durur. bir metni açıklamak. G. Mahbubun lebinden dahi kinaye-i şairanedir. 87 . 54a/1). Ayva tüyü benzetmesine bakarak. Kanı fazla olan adam hünnaptan hoşlanır. sevgilinin dudaklarına ve âşığın gözyaşlarına benzetilmesine delil teşkil eden. ‘unnâbî ‘hünnap renkli’ demek olduğu gibi bir lâl çeşidinin de adıdır.81/4) [= Gözüm kanla dopdoludur.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 793.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 87 yemişine denir ki butm kadr ü kemâl-ile oldukda siyâh ve bir mikdâr halâvetli olur edviyedendir” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I. la‘l-i ‘unnâb tamlamasının hem ‘hünnap renkli dudak’ hem de ‘‘unnâbî la‘l’ anlamlarına geldiği düşünülebilir. Tasfiye-i dem hususunda bî-nazirdir.38/2 şerh-hatt: Beyitte iki hece eksik çıkıyor.] 53. Müshilatta istimal ederler. şerh (< Ar. “Bu isimle maruf meyvedir. s.

39/4 oh mahal: Okçulukla ilgili bir ıstılah olarak kabul edildiğinde bu ifadenin nişan veya darb atışlarındaki ‘hedef’i temsil ettiği akla gelmektedir.] 54. s.” (KAHRAMAN: Osmanlı Devletinde Spor: 396.Ömer ZÜLFE Fuzulî’nin aşağıdaki beyti şerhlerin gubârî yazı ile yazıldığına delil kabul edilebilir: kitâb-ı hüsni hatuñ şerh eder ‘ale ’t-tafsîl miyânuñı kemerüñ añladur ‘ale ’l-icmâl (Me’âlî: Dîvân: G. G. Okçulukta nişân veya sanduk adı verilen hedefin biçiminin insan göğsünü andırması. ayağının tozunun keyfiyetini iyice inceleyip toz yazıyla kan saçan gözün akına yazmışlar.139/5) [= Güzellik kitabını ayva tüylerin uzun uzadıya açıklar. iyi’ biçiminde iki anlama gelecek şekilde özellikle seçildiğini söylemek mümkün.5) ve yüksekliği (3) karıştır.). “Sandık tahtadan yapılmış olup. eni (2. Kelimenin bu yöndeki kullanımlarına şu beyitler örnek gösterilebilir: . Belini kemerin derli toplu anlatır.LXVIII/2) [= Halk.479/8) [= Ayva tüyleri güzelliğinin kitabına açıklama yazmazsa.] idrâk-i ‘akl erişmeye şerh-i cemâline hat yazmaz ise hâşiye hüsnüñ kitâbına (Necâtî Beg: Dîvân: G. Bir de buradaki oh kelimesinin ‘ok’ ve ‘oh. aklın anlayışı güzelliğini anlamağa yetmez. atış bu beyaz kısma yapılır. “Nişan. boyu (4).”. beyaz boya ile yapılmış çenber biçimi olup. ne hoş. ifadenin beyte kattığı anlamı biraz daha zenginleştirmektedir. 403. İçi ağzına kadar pamuk çekirdeği ile doldurulur.] havâss-ı hâk-i pâyuñ şerhini tahkîk edüp merdüm gubâr ilen beyâz-ı dîde-i hûn-bâra yazmışlar (Fuzûlî: Dîvân: G. genellikle sepet veya bir tahta üzerine.

“İşte mesken”.41/3 hutbe okut-: “Müslüman memleketlerinde cuma ve bayram namazlarıyle yağmur vesair toplu dualarda hatip tarafından irad edilen hitabe.40/3 seg-sifâl: Sevgilinin mahallesindeki köpeklerin çanağından yemek bir alçak gönüllülük gösterisidir. oku göğse geldikçe oh dersin.). bunu 89 .62/4) [= Ey gönül. Özellikle tasavvuf ehli arasında bu tür davranış biçimlerine rastlanmaktadır.] 55.96/4) [= Ne zaman kıyıcı bakışının oku cana geçti. oh. G. sadak ne güzel yakışmış. Bunun yanı sıra sevilene ne kadar değer verildiğini sergilemenin de bir yoludur.064/2) [= Sokağının köpekleriyle aynı çanaktan yemek. Akşemseddin’in Hacı Bayram’a olan bağlılığını göstermek için.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 89 geldükçe okı sîneye oh dersin egerçi sakın çekilicek verür ey dil saña zahmet (Emrî: Dîvân: G.] kaçan kim tîr-i gamzeñ câna geçdi sevinüp cân dedi oh uşda mesken (Çâkerî: Dîvân: G. Hutbede Allaha hamdedilir. 1430] arasında geçen böyle bir vaka kaynaklarda kayıtlıdır (YURT-KAÇALİN: Akşemseddin Hayatı ve Eserleri: 48. yerdeki çanaktan yemek yediği rivayet edilir. G. Akşemseddin [1390-1459] ile Hacı Bayram-ı Velî [ö. onun okuna can vereyim. bundan sakın çünkü çekilince sana zahmet verir. can o zaman sevinip dedi.] tîrine cân vereyin yayına kurbân olayın oh ne yaraşmış eyâ enverî sadak (Enverî: Dîvân: G. Cuma hutbesi farz-ı ayn olup öbürlerinde bu şart yoktu. s. yayına kurban (ok çantası) olayım. ulu nimet büyük mutluluktur.144/5) [= Ey Enverî.] 56. Bir örnek: seg-i kûyuñla hem-sifâl olmak ulu ni‘met büyük sa‘âdetdür (Yakînî: Dîvân: G.

İp üzerinde takma tahta ayaklarla yürüyenler de vardı. G. asker. ip üzerinde gösteri yapan. sonuçta dua ile sona erdirilirdi. Ötekiler ise yüksek direklere. at tüccarı. Bir başka cambaz on kılıcın keskin yanını ayaklarına ve bedenine bağlayıp ip üzerinde öyle yürüyordu. Cambazların ellerinde meşale bulunduğu hâlde ayaklarına yağ sürerek gösteri .). Hüsrev. cesaretli. Bir kısmı gerilmiş ip üzerinde yürüyüp hüner gösterenler ki. tehlikeli gösteriler yapan kimse. Cambazlar Osmanlı eğlence hayatında önemli bir yer işgal eden. s.41/4 mu‘ammâ-ad çıkarmak: mu‘ammâ.42/3 cân-bâz: (< F. m.” (AND: “İlk Türk Canbazları”: 34. pehlivan’. s. cân-bâz) ‘canıyla oynayan. 57. bunlara özel olarak rismân-bâz deniyordu (yani ipte oynayan). Şair âşık olmakla dünyada kalıcı bir ad bıraktığını iddia ediyor. İp cambazlarına gelince bunların “terazi” veya “mizan” denilen bir denge değneği kullananları olduğu gibi kullanmayanları da vardı. G. kimi de ayakları bağlı. “Cambazlar iki türlüdür.). Buna kısaca hutbe ve sikke denirdi.” (SERTOĞLU: Osmanlı Tarih Lûgatı: 154.) salâvat takip eder. Müslüman memleketlerinde hükümdarlığın iki belli başlı alâmeti hükümdar namına para bastırılması ile hutbede adının anılması idi. ipler üzerinde tehlikeli gösteriler yapan oyunculardır. ad çıkarmak beyitte.Ömer ZÜLFE Peygambere (s. aşkta hükümdar olmuş gibi görünse de gerçekte âşıklığın sultanı. ceketini de ters çevrilmiş giyerek ip üstünde sıçrayıp raks ediyordu. 1582 yılındaki sünnet düğününde kimi ip üzerinde sırtında birini taşıyarak yürüyor. 58. bunlara Evliyâ Çelebi pâçilebâz adını veriyor. ‘ün salmak’ ve ‘bilmecedeki gizli adı bulmak’ anlamlarına gelecek şekilde kullanılmıştır. Şîrîn’e kavuşmakla. gözü pek. Memlekette kim hükümdarsa hutbede onun adını zikretmek âdetti. sevgilisine kavuşamayarak canını veren Ferhad’dır. bir kişi adı çıkacak biçimde yazılan manzum veya mensur bilmecedir. Müslümanlar dine sarılmağa davet olunur. dikili taşlara (At meydanı’ndaki dikili taşlara olduğu gibi) tırmanıyorlardı.

). tehlikeli hareketler göstererek çember olacak biçimde bükülebilmeleri de cambazların beyitlerde göze çarpan bazı özellikleridir: cân-bâz geçse çenber-i gîsû-yı dilbere bir lu‘b ile gelür tepesi üstine yere (Emrî: Dîvân: G.92/3) [= Yer yer görünenler kayan yıldız değil ah dumanımın ipidir. ey usûlî san‘atuñda pehlevân ol gam yeme ‘ışk cân-bâzı iseñ allâh oñara kâruñı (Usûlî: Dîvân: G. ateş bir cambazdır. ‘Âlî: Vâridâtü ’l-enîka: G. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K. Felek cambazı ayağına kılıçlar bağlamış. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K.] İp üzerinde çemberle gösteri yapmaları veya çemberle denge sağlamaları.423/1) [= Cambaz.] rîsmân-ı dûd-ı âhumdur degül yer yer şihâb baglamış pâyına cân-bâz-ı felek şemşîrler (G.128/10) 91 .13/5) [= Sevgilinin misk renkli ve kokulu kâkülü eğilip çenber olduğuna göre sanki o. sevgilinin saçının halkasına geçse. güzellik topluluğu içinde bir cambazdır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 91 yapmaları. bir oyun ile tepesi üstüne yere gelir. keskin aletler bağlayarak ipte oynamaları beyitlerde dile getirilen ifadeler arasındadır: meger cân-bâzdur her şeb çerâg ile gelür bezme hoş oynar rîsmân üzre sürüp pâyına yag âteş (T.] gûyiyâ hengâme-i hüsn içre bir cân-bâzdur kim egilüp oldı çenber kâkül-i müşkîn-i dost (T. ayaklarına hançer. kılıç vb. her gece bir meşaleyle meclise gelir ve ip üzerinde ayağına yağ sürerek güzel güzel oynar. s.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 648.24/10) [= Anlaşılan.] Cambazlara pehlivan adı da verilmektedir. sâzû-bâz “Çâtûbâz vezninde cambaz ve rismân-bâz’dır ki ıstılâh-ı nâsda pehlivan dahi derler.

“karga sekmesi”. zayıf.45/4 hayâl: (< Ar.). 204. “pertav” gibi terimler vardır. hayâl kelimesinin ‘ince’ anlamına geldiğine iki örnek: . 59. zayıf. hayalet gibi insanın sıfatıdır. Bu sıralanan bilgiler ışığı altında hayâl.” (AND: “İlk Türk Canbazları”: 37. s.] Şu beyit de pehlivanların perçem bırakmaları gibi cambazların da perçemli olabileceğini akla getiriyor. s. varla yok arası. sanki kendisini zemberekten fırlatan başı perçemli güzel bir cambazdır. Bununla birlikte cân-bâz kelimesinin bir meslek erbabının yanı sıra ‘canıyla oynayan.). G. karaltı. insan kılığında biçim.Ömer ZÜLFE [= Ey Usulî. “insânuñ mütehayyilesinde yakaza ve ru’yâ hâllerinde mürtesim ve müteşebbih ya‘nî sûretpezîr olan şahs ve timsâle denir mü’ellifüñ Basâ’ir’de beyânına göre hayâl ve hayâlet fî ’l-asl sûret-i mütecerrideden ‘ibâretdir menâmda ve mir’âtda ve suda ve mer’înüñ gaybetinden soñra kalbde mutasavver olan sûret gibi ba‘de mütehayyilede tasavvur olunan her nesnede isti‘mâl olundı kezâlik hayâl mecrâsında olan nâl gibi nahîf ve rakîk şahslara isti‘mâl olundı ve hayâl bir adamuñ şahs ve tal‘atına ıtlâk olunur ki karaltısı olacakdır ve oyuk ta‘bîr olunan şey’e denir ki bir agaca bir siyâh kilîm örtüp ekinli tarla bâg ve bâgçe kenârlarına nasb ederler ta ki behâyim ü tuyûr anı insân zannıyla tevahhuş ederler fârisîde tandîsa derler” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: III. cesaretli kimse’ anlamında kullanıldığını da düşünmek mümkün. ince. “şahin uçurması”. kendüyi pertâb edüpdür zenberekden gûyiyâ başı perçemlü güzel cân-bâzdur tîrüñ senüñ (Hayretî: Dîvân: G. aşk cambazı isen Allah işini yoluna koyar. h-y-l) ‘görüntü.217/3) [= Senin okun. sanatında usta ol üzülme. ince.] Aşağıdaki bilgilerden beyitteki pertâb kelimesinin bir cambazlık ıstılahı olduğu ortaya çıkıyor: “Eski belgelerde çeşitli cambazlık terimleri buluyoruz. Bunlardan “ecel beşiği”. korkuluk’.

Buradaki şarabı ilahî aşk olarak düşünmek gerekir. toprağının suyla değil de şarapla yoğrulmasıyla açıklar.107/6) [= A gonca dudaklı. Beyitte. Benzeri iki örnek: ger sorarsañ tâ ezelden ne-y-dügin keyfiyyetüm bâde-i ‘ışk ile tahmîr eylemişler tıynetüm (Behiştî: Dîvân: G. senin kıl belinin hasretiyle öylesine inceldim ki vücudumu kimse hayal edemez.] 93 . s.] hasret-i mûy-miyânuñla senüñ ey gonca-leb şöyle inceldüm vücûdum edemez kimse hayâl (Şem‘î: Dîvân: G.46/3 bâde-tıynet-tahmîr: Osmanlı şairlerince yaygın bir şekilde kullanılan bu ifade ile. Galiba takdir eli.360/1) [= Ezelden beri keyfiyetimin ne olduğunu sorarsan. Ey Yakînî. toprağımızı şarap ile yoğurmuş. koruyucusu olan rakip.082/2) [= Küp küp şarabın ayağına (kadehine) düşeriz. insanın balçıktan yaratıldığı yönündeki ayetlere işaret edilmektedir. Sevgilinin bekçisi. “Mayamı aşk şarabıyla yoğurmuşlar.104/7) [= Hayali beni öyle zayıflattı ki kıl kadar güç bırakmadı. Hasan’ın hayali bedeni kıla çevirdi. kelimenin ‘gözetici’ anlamına vurgu yapılmıştır.] rakîb (< Ar. sevgilinin belinin hayaliyle incelen âşığı görememektedir.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 93 kılca tâkat komadı kıldı hayâli beni zâr ey yakînî teni mû kıldı hayâli hasanuñ (Yakînî: Dîvân: G. şaraba düşkünlüğünü. r-k-b) “hâfız ve nigehbân ma‘nâsınadır ve bir nesnenin zuhûr u vukû‘unu gözetici muntazır ma‘nâsınadır ve bekçi hâris ü pâsbân ma‘nâsınadır” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I. Âşık. G. 146.).”] düşerüz küp küp ayagına meyüñ dest-i kazâ gâlibâ hâkümüzi hamr-ıla tahmîr etmiş (Yakînî: Dîvân: G. 60.

naz uykusunun sevgilinin âşıkları görmezden gelmek için seçtiği. Buhtunnasr. çünkü ins ve cin.] İlkyazda uykunun tatlı olacağına dair bir kanaatin örneği aşağıdaki beyitte görülebilir: nerkislerüñi ko uyusun gül yüzüñde kim olur bahâr günleri hvâb-ı seher leziz (Necâtî Beg: Dîvân: G.). Muhammed resûlu ’llâh. Yüzüğünün taşı kibrît-i ahmerden olup üzerinde üç satır vardı. Süleyman zamanında Cibrîl yüzüğü Allah’ın fermanıyle getirip Süleyman’ın parmağına taktı.Ömer ZÜLFE G. Yüzük. Bu yüzük Âdem’in parmağında idi. Tevrat’ın hükmüyle amel ederdi kendilerinden sonra peygamberlik Îsâ’ya intikal etmiştir. Zelle vukûunda erkân-ı ‘arştan bir rükne koydu. 62. 3.” (TARLAN: Şeyhî Divanı’nı Tetkik: 262. dev ve perî. 2. sevgilinin parmağında bulunmakla el öpmek şerefini kazanmıştır. Bi-smi ’llâhi ’r-rahmâni ’r-rahîm. vuhûş ve tuyûr yılan ve karınca. Âşıkları görmezden gelmeğe böylece incelik göstersin.46/4 Süleyman-yüzük: “Cihâna dört sâhib-kıran gelmiştir. 1. Bu Peygamber kuşların da dilinden anlardı. G.335/1) [= O peri gibi güzel. el öpebilmek için yüzük gibi bükülüp halka hâline gelmeği ister. s. Lâ ilâhe illâ ’llâh.47/3 nâz uyhusı-bahâr: Beyitlerden. naz uykusunu kendisine âdet edinsin. Âşık. 61.54/3) [= Nergislerini bırak gül yüzünde uyusunlar. çeşitli vakitlerin ve çeşitli hâllerin uyku için uygun olduğu yönündeki inançları işlemişlerdir: . Süleyman. Bunların içinde en büyüğü Süleyman’dır. rüzgârlar Süleyman’a müsahhar idiler. ikisi muvahhiddir: Süleyman ve İskender. yalandan uyuma şekli olduğu sonucu çıkarılabilir: ol perî nâz uyhusın kendüye ‘âdet eylesün görmeze urmaga ‘uşşâkı zarâfet eylesün (Yahyâ Beg: Dîvân: G. ikisi kâfirdir: Nemrud. çünkü bahar günleri seher uykusu tatlı olur.] Ayrıca şairler.

Kâbe yollarında seher uykusu tatlı olur. insan kanını şu kadar içti ki ne zaman gördüysem kan fazlalığından dolayı uykudadır. Dostlar seher vakti uyku tatlı olur.) [= Sokağının yolunda yanağına canımı vermek isterim.] Ayrıca uykunun vücuttaki kan fazlalığından ileri geldiği söylenmektedir: çeşm-i mestüñ hûn-ı insânı şu deñlü içdi kim kesret-i demden ne dem gördüm ki hvâb üstindedür (Sabâyî: T. kavuşma sabahına ulaşırsa aşkından ölür.21/5) [= Cafer.] Mescitte uyku: n’ola kûyında bî-hod olsa kendüden geçüp yahyâ gelür mescidde insânuñ gözine ‘âdetâ uyhu (Yahyâ Beg: Dîvân: G. yağmur uykusu tatlı olur.1: 115b.] 95 .) [= Sarhoş gözün. Bu meşhurdur.1: 170a.1: 116b.358/5) [= Yahya. senin sokağında kendinden geçip dalarsa ne var? Mescitte insanın gözüne uyku gelmesine şaşılmaz.] Kâbe yollarında uyku: cân vermek isterem reh-i kûyuñda haddüñe olur tarîk-i ka‘bede hvâb-ı seher lezîz (Sabûhî: T. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 95 Seherde uyku: ca‘fer ki subh-ı vasla ere şevkdan ölür vakt-i seherde uyhu olur dostlar lezîz (T.) [= Ok yağmurun altında ölenler safa sürer.] Yağmur yağarken uyku: bârân-ı tîrüñ ile ölenler safâ sürer meşhûrdur ki uyhuyı bârân eder lezîz (Gubârî: T.

186/2) [= A ay gibi güzel.] 64.] neçe pîrâheni mihrüñle ey meh çâk çâk etdük dirîgâ bizi ‘âlemde göñleksüz koyan sensin sen (Enverî: Dîvân: G. senin dudağının şarap kokusunu sabah melteminden işitince. Ah ah. göreyim o goncanın iki yakası bir araya gelmesin.] .] çâh-ı gamda sun‘î-i abdâlı göñleksüz kodı hey ne göñleksüz kuculasıdur ol yûsuf-cemâl (Sun‘î: Dîvân: G. çaresiz ve perişan bir hâle düşürmek’ anlamlarına geldiği söylenebilir.191/6) [= Gonca. göreyin iki yaka issi olmasun gonca ki böyle ol kodı ben bülbülini göñleksüz (Necâtî Beg: Dîvân: G.51/1 göñleksüz ko-: Elde bulunan sınırlı sayıdaki örneğe bakarak kesin ve doğru bir anlam vermek güç. çıplak bırakmak’ anlamları verilebilir. senüñ bûy-ı mey-i la‘lüñ sabâdan işidüp gonca dedi kim ‘âkıbet bizi yakasuz koyacak budur (Necâtî Beg: Dîvân: G.51/2 yakasuz ko-: Eldeki örneklere bakarak şimdilik bu deyime ‘züğürt bırakmak.] hevâ-yı sohbet-i fasl-ı bahâr-ı rûy-ı yâr âhir yakasuz kor güli vü bülbüli peşmîne-pûş eyler (Emrî: Dîvân: G.229/2) [= Bu bülbülünü böyle kötü durumlara düşürdüğü için.Ömer ZÜLFE 63. çıplak bırakmak. perişan etmek. bizi âlemde züğürt bırakan sensin sen. “Sonunda bizi perişan edecek budur/kokudur” dedi. bülbülü de aba altına sokar. sonunda gülü çıplak bırakır.173/2) [= Sevgilinin bahar mevsimi gibi yüzünde sohbet arzusu. G. Hey o Yusuf yüzlü ne gömleksiz kucaklanasıdır.101/5) [= Gam kuyusunda abdal Sun‘î’yi çıplak bıraktı. G. nice gömleği aşkınla parça parça ettik. Ancak şimdilik ‘parasız pulsuz bırakmak.

Böylece her şeyin ardındaki sırra. Sûret biçiminde tecellî eden. kavuşmanın tadını bulacaktır. “Sûret. kınanma. G.)’.52/4 sûret-ma‘nâ: “Her şeyin görünen biçimi ve vasıfları sûrettir. cennet-dünya. aşka sarılmak ve dünyanın gönül çeken bütün aldatıcı güzelliklerinden geçmektir. Fakat mânâ. Beni sonunda bu âlemde züğürt bırakacak sensin sen. hepsinden de münezzehtir. sûret. yani başlı başına ve esasen vardır. Tanrıdır. Sûretlerde sayı vardır. sûretle ve sûret biçiminde tezahür eder. görünüşler ve ayrılık âlemidir. Kavuşulmak istenen sevgili Allah’tır. Âşığa düşen.” (GÖLPINARLI: Mesnevî: II. Mânâ ise “cevher”dir. Bu suret âlemi.52: Bütünüyle tasavvufî zeminde söylenmiş bu gazelde.). her şeyin görünen biçimi. daha doğrusu. İbrahim (‘a. G. suret âlemini terk etmekten geçer. kesret-vahdet. Ancak idrâkimizle anlayabildiğimiz hakikatına ise “Mânâ” deriz. Böylece ayrılıkta. m. G.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 97 nece biñ yakalar çâk etdürür bir sîm-ten sensin sen beni âhir yakasuz koyacak ‘âlemde sensin sen (Enverî: Dîvân: G. zahirbâtın. suret-mana. daimîdir ve bütün bunlar. zâhirî duygularımızla idrâk ettiğimiz tezahürdür. bozulur. 66. melâmet-selâmet ve firkat-vuslat zıtlığı işlenmektedir. bütün kâinattır.). Vahdet-i vücutçularca mânâ.52/6 halîlu ’llâh: ‘Allah’a dost. mânâ âleminin tecellisidir. kanaat-feragat. onun zuhuru olmakla birlikte o. yani kendi kendisine ve başlı başına duramayan. olamıyan bir şeydir. Ancak birliğe ulaşmanın yolu da yine dünyadan geçer.185/1) [= Nice bin yakalar yırttıran bir gümüş tenli sensin sen. s. yani birliğe ulaşılmış olur.” (GÖLPINARLI: Yûnus Emre Dîvânı: 644. “Her kimdir o kimseden daha güzel dinli ki özü muhsin olarak yüzünü tertemiz İslâm ile Allah’a tutmuş ve hanîf (yalnız hakka boyun eğen muvahhid müslim) olarak İbrahim milletine 97 . Sûret “araz”dır. sûret düzülür. Bu dünya çokluk. 308. s. mânâdır. 67.] 65. Mana âlemini anlamak.

m. m. m. Şair bu kıssaya telmihte bulunuyor.] reşk-i a‘dâdan hayâlî çekme mihnet sâbir ol eyledi hak âteş-i nemrûdı gülzâr-ı halîl (Hayâlî Beg: Dîvân: 263/G.53/1 .] ‘ukde-dendân: Parmaklar yardımıyla düğüm açılamadığı zaman dişlerin devreye girmesi günlük hayatta hemen herkesin başvurduğu yöntemlerden birisidir. Bu ayetten hareketle İbrahim (‘a. düşmanların kıskançlığından dolayı üzülme.) ve Hz. G.)’in atasıdır. İsa (‘a.)’le birlikte ülülazm denilen beş büyük peygamberden birisi ve Hz. Musa (‘a. m. Fuzulî’nin şu beytinde bunun bir örneği vardır: 68. Muhammed (s. m. m.). m. Şairler böyle bir ayrıntıyı atlamayıp şiirde bir süs unsuru olarak kullanırlar. Putları kırdığı için ateşe atılmış. Can ipinde düğüm olması ‘iç sıkılması’ anlamında olmalıdır. Beyitte. Bunun gibi birçok örnek bulmak mümkün: gül-i gülzâr-ı cennet âteş-i nemrûd olur ey dil görinmezse eger kim gözüme dîdâr-ı ibrâhîm (Zâtî: Dîvân: G. Muhammed (s. sevgili selâm verdiğinde. bir iş yapacaksanız!’ ‘Ey nâr [ateş]! Serin ve selâmet ol İbrahim’e!’ dedik!” (Kur’ân: 21. cennet güllüğünün gülü Nemrud’un ateşi olur.974/4) [= Ey gönül.). “O hâlde dedi: ‘Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda veremeyecek. İbrahim (‘a. ‘yakın da ilahlarınızın öcünü alın. zarar da edemeyecek nesnelere mi tapıyorsunuz? Yuf size ve Allah’tan başka taptıklarınıza! Hâlâ akıllanmayacak mısınız?’ ‘Siz bunu’ dediler.” (Kur’ân: 4.Ömer ZÜLFE uymuştur? Allah ki İbrahim’i halil [dost] edindi. Allah Nemrud’un ateşini İbrahim’e güllük yaptı. sabırlı ol. Nuh (‘a. İbrahim’in yüzü gözüme görünmezse.9/5) [= Ey Hayalî. bu durumdan memnun olan âşığın can ipindeki düğümün açılacağı söyleniyor. ancak ateş onu yakmamıştır.)’e halîlu ’llâh denir.). Enbiya: 66-70). Anlatıldığına göre ateş gül bahçesine dönmüştür. Nisâ: 125).

suveydâü ’l-kalb. tamâ‘. sevdâü ’l-kalb. hırs ve aşk gibi hâller ve hastalıklar. 457. Kalbin en değerli yeri burasıdır. Vücuttaki fazlalığı delilik derecesinde sevme hastalığına sebep olur.” Bu derecesi Türkçede karasevdâ denilendir. “Eskilere göre dört hılttan biri.LXXXV/7) [=Ey Fuzulî. Dişle düğüm açma âdetinin yansımaları başka şairlerde de görülüyor: hande kıl nev‘îye dendânuñ görüp dil-şâd ola kim açarlar ey şeker-leb ‘ukdeyi dendân ile (Nev‘î: Dîvân: G. çünkü düğümü dişle açarlar. senin can damarındaki. Bu hastalık iç sıkıntısını vesveseyi meydana getirir. günlük hayattan bir sahne ile birlikte harf oyunları ve teşbih sanatıyla süslenmiştir. İfade edilen bu düşünce. selâm kelimesinin ilk harfi olan sîn’in yazılışındaki diş biçimine işaret vardır. Bazen aşırı sevgi ve şiddetli aşk sebebiyle bu siyah nokta tahrip olur. s-’-d) ‘çılgınlık derecesinde sevme’.404/5) [= Nev‘î’ye bir gülümse dişlerini görüp içi açılsın. “İlahi aşk. İnsan vücudunda varlığı kabul edilen dört unsur olan.” (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 27. balgam’dan dördüncüsü sevda.” (GÖLPINARLI: Divan-ı Kebîr: I.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 99 ey fuzûlî şem‘-veş mutlak açılmaz yanmadın tâblar kim sünbülinden rişte-i cânuñdadur (Fuzûlî: Dîvân: G. parçaları bütün vücuda 99 . s. öd.] 69. “Canımın içi” sözüyle buna işaret edilir. dâne-i dil gibi adlar verilir. buna habbetu ’lkalb. “Bir illet ki insana ârız oldukta pek gam-nâk ve mükedder olur ve şiddet üzre olur ise bazen kendisini telef eder. G.54/1 sevdâ’: (< Ar. sevgilinin sümbülünden olan düğümler.). Yürekte siyah bir nokta vardır. “Arzû. Ödün fazlalığı benzi sarartır ve insanı hasta eder. Beytin incelikle işlendiği söylenebilir. a şeker dudaklı. kuşkusuz mum gibi yanmadan açılmaz. dem. Canın canıdır. içindeki sıkıntıları giderecektir. s.). Dişle düğümün açılması gibi sevgilinin selâmı âşığı sevindirecek.] Beyitte bir de harf oyununa yer verilmektedir. safra.

). Beyitlerde ayag kelimesinin ‘kadeh’ anlamına da işaret vardır.” (ULUDAĞ: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: 310. Artık bu türlü âşıklarda akıl mantık kalmaz. Bunlara sevdalı (sevdâî) denir. bir ayak oyunuyla zaman denilen Cem’i yendim. Fazlalığı malihülyaya sebep olur.] 70. şimdi hile yapan yener. Hasmı.244/5) . Kol kuvveti arama. meydân kelimesinin de ‘şarap kabı’ anlamına ince bir işaret görülüyor. sonbaharda perhiz yapması gerekir.54/3 ayag ile bas-: Bu ifade güreş ıstılahlarından olmalıdır.324/5) [= Ey Nev‘î. benzi karartıp insana ah vah ettirir. Aynı şekilde. Şu beyitler bu hastalığın özelliklerini gösterir nitelikte: biri sevdâdur bu erkânuñ berd ü yâbis tabî‘atı anuñ mâlihülyâ olur mücârrından ‘aklı nâkıs eder bu varından bedeni beñzi hem siyâh eyler âdemüñ işin âh u vâh eyler fasl-ı güz olıcak gerek perhîz görmeyem der iseñ maraz hergiz (Nidâ’î: Dürr-i Manzûm: 132-135.] bir ayag ile basmak baña âsân der imiş anı bugün ey enverî çek bâde-i gülgûnı meydâna (Enverî: Dîvân: G. aklı devreden çıkarır. Onun tabiatı soğuk ve kurudur.Ömer ZÜLFE dağılır. Başka birkaç örnek: bir ayag ile cem-i devrânı basdum nev‘iyâ zûr-ı bâzû isteme şimdi yeñer âl eyleyen (Nev‘î: Dîvân: G. Bunlar aşk yoluna başlarını koyan âşıklardır. G. Bedeni. s. Hiç hastalık görmeyeyim diyenin. ayakla oyun yaparak yenmeği ifade eder. b) [= Bu dört unsurun biri sevdadır. sevdiklerini çılgınca severler.

Aynaya bakan kişinin kendisini görmesi gerçeğine dayanan beyitlerde. gül renkli şarabı meydana/şarap kabına çek. çektiklerinden dolayı da âşığın gönlünün ateşe benzetilmesi sık sık işlenen bir teşbihtir: geçse peykânuñ göñülden arturur efgânumı nâleler peydâ eder tokundugınca nâra su (Yahyâ Beg: Dîvân:G. yüz üstü sürünsün. G. Ayna vazifesini gören su da bu çerçevede düşünülmelidir. G. ayna sevgiliye kendi güzelliğini gösterip onu kibre sürüklediği için hoş karşılanmaz. o ayna sana nasıl bir yüz gösterdi. Su da yeri geldiğinde ayna vazifesini icra ettiği için bu iki kelimeyle birlikte kullanılır.) T.1: 213a.1: 6 [= A can. Bugün ey Enverî. Su.362/3) [= Temrenlerin gönlümden geçse inleyişlerimi artırır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 101 [= “Bir ayak oyunuyla onu yenmek bana kolay dermiş”. bir bakış bakmakla seni kibirli ve kendisini beğenmiş etti.) 101 .] bakuban âyine-i hüsnüñe magrûr olma ey perî âyine çün âdemi hod-bîn eyler (Şâvur: T.] 72.56/5 ‘ârız-su-göñül-nâr: Parlaklık ve berraklık bakımından sevgilinin yanaklarının suya.256/4) [= Sevgili onu görüp kendisini beğenir.56/8 âyine-hod-bîn: Osmanlı şiirinde hod-bîn kelimesi genellikle ‘kendisini gören’ anlamı sebebiyle ayna ile birlikte yer almaktadır. Göreyim su. ateşe dokunduğunda cızırtılar çıkarır.] bir nazar bakmag-ıla hod-bîn ü magrûr eyledi bilmezem cânâ ne yüz gösterdi ol güzgü saña (Rahîmî: b. Bilmem. Çeşitli örneklere rastlamak mümkündür: çü yâr anı görüp hod-bîn olupdur yüzi üzre sürinsün göreyin su (Ahmed Paşa: Dîvân: G.] 71.

s. G. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G. Müşteri gelince birkaç metelik karşılığında aynanın üstü açılır ve o. sokaklarda arada sırada ayinedar denilen kişilerin önünde dururlardı. Bu ifadeler ışığında.57/1 çeşm-sihr: Sevgilinin gözlerinin ve bakışlarının büyücüye benzetilmesi şairlerce sık sık işlenen bir teşbihtir. çeşme-i felek de denir. Anlaşılan bakışın yaşlı gözümün uykusunu bağlamış. Uzun uzun aynaya bakmaktan çekinmezler. sakalını tarar.” (MAZAHERÎ: Ortaçağda Müslümanların Yaşayışları: 87.85/4) [= Geceler boyu sabaha kadar yıldız sayar uykusu yok. G.ifadesinin kullanıldığı görülüyor: bagladı gamzeñ meger yaşlu gözümüñ hvâbını kim geceler subha dek yılduz sayar uyhusı yok (T. Hem aynanın süslenme alışkanlıklarındaki yerini göstermesi hem de kendisini beğenmişlik-ayna ilgisini daha açık sunması bakımından şu bilgiler dikkat çekicidir: “Bu çağın şık erkekleri yüzlerine ve vücutlarına çokça özenirlerdi. A peri gibi güzel. kişiyi uykusuz bırakmak amacıyla büyü yapılıyordu.59/3 çeşme-i mihr-yüzi suyı yere dökil-: Güneşe çeşme-i hâver. ayna insanı kendini beğenmiş eder. 73. Bunlar iyi temizlenmiş bir aynayı bir ağaca veya bir duvara asarlar. G. Sakallarına kokulu briyantinler sürer ve kadınlar gibi gözlerine Isfahan sürmesi çekerlerdi.Ömer ZÜLFE [= Güzelliğinin aynasına bakıp da kibirlenme. 75. ayna-kendisini beğenmişlik ilgisi daha iyi anlaşılıyor. sarığını düzeltir. Beyitlerden anlaşıldığına göre.).] 74. Işık kaynağı olup dünyaya feyiz .] Aynalar şık erkeklerin kılık kıyafetlerine çeki düzen verdikleri bir eşya olarak sosyal hayat içerisinde önemli bir yer tutmaktaydı. Allah’ın gazabını çekmek’ anlamında bir ifade şekli olmalıdır. Böyle durumlarda uyhu bağla. aynada kendisini seyretmeğe fırsat bulur. eksiklerini tamamlardı. üzerini bir örtü ile kapatırlardı.58/1 Allâh okına ugra-: ‘Allah’ın cezasına uğramak. Bunun çeşitli örneklerini görmek mümkün.

hicap. GÖLPINARLI: Nedîm Dîvânı: 436. ise ‘kutluluk. namus.404/4) [= A saki.] 76.). çünkü o. itibar’ anlamlarına gelir.. Elime geçerse yüzü suyunu yere dökeyim.194/3) [= Bengi su. Güneşin yüz suyunu yere dökmesi ise ışınlarının yere vurması demektir. suçum dudağını emip kan ettiğimse. beni kan ağlatma. Birçok örneğine rastlamak mümkün: ger suçum la‘lüñ emüp kan etdügümse sâkıyâ kanlar aglatma beni kanı yumazlar kan ile (Nev‘î: Dîvân: G. cinayet işlemek’ anlamıyla yer alıyor. G. yüz suyı. senin dudağına hangi yüzle özenmiş. yerde sürünmek. Güneş ışınlarının görüntüsüyle oluktan akan suyu andırması bu benzetmenin dayandığı temel esaslardandır.228/2) 103 . Işınları toprakta süründüğünden dolayı güneş değersiz kabul ediliyor: şu mihre zerre-i sergeşte olma kim her gün yüzi suyın döke gün gibi hâke her yerde (Yakînî: Dîvân: G. başı dönmüş bir zerre olma.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 103 ve bereket yağdırması sebebiyle güneş çeşme diye adlandırılmıştır (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 79. güneş gibi her gün yüz suyunu her yerde toprağa dökmektedir. kötülükle ortadan kaldırılamayacağını anlatan bir atasözüdür. Beyitte kan et.60/2 kanı kan ile yumazlar: Kötülüğün. haya.deyimi de ‘kan dökmek. s.] müstagrak etdi kana okuñ kanlu yaşumı gerçi yumazlar ey kaşı yâ kanı kan ile (Enverî: Dîvân: G.178/2) [= Şu güneşe/güzele. s. değerini kaybetmek. aşağı bir durumda olmak’ anlamında düşünmek gerek.] lebüñe âb-ı hızır ne yüz ile öykünmiş ele girerse yüzi suyını yere dökeyin (Enverî: Dîvân: G. Burada yüzi suyı yere dökil. çünkü kanı kan ile yıkamazlar.deyimini ‘utanmak. şeref.

). 16) izahı şöyle: “Söyleyenin cihetinden ileri gelen bir sebeple mânâsı zahirden daha açık olan lafızdır.60/4 nass-ı kâtı‘-tefsîr: nass (< Ar. tefsîr (< Ar. açığa çıkarmak’. 68. kesin delil. delile de nas denir. s.). gerçi kanı kanla yıkamazlar ama okun kanlı yaşımı kana buladı. s. “Sarih mânâyı hâvî olup delil makamında iradolunan âyet yerinde kullanılır bir tâbirdir.1. kıyıcı bakışların keskinliği bir kez daha kanıtlanmış olmaktadır.] 77. “Bir haberi isnâd ile kâ’iline dek ref‘ eylemek ma‘nâsınadır ve bir kimseden bir şey’iñ nihâyetini soruşdurup ötesini araşdırmak ma‘nâsınadır ve bir nesneyi ızhâr ve beyân kılmak ma‘nâsınadır ve bir kavl ü fi‘li re’îs-i ekbere isnâd edüp anda tevfîk eylemek ma‘nâsınadır şârih der ki nassu ’l-kur’ân ve nassu ’l-hadîs ki gayrı muhtemel olmayan ma‘nâya delâlet eden lafzdan ‘ibâretdir ve bu ma‘nâdan me’hûzdur ve delîl ma‘nâsına olan nassu ’l-fukahâ’ bundan me’hûzdur ve ‘inde ’l-ba‘z istihrâc ve ızhâr ma‘nâlarından me’hûzdur” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: II. delil. böylece. f-s-r) ‘açıklamak. n-s-s) ‘açıklık. s.” (PAKALIN: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: II. bilmek ile bilmemek arasındaki farkı ifade hususunda nas olmuş olur. Gamzeler sevgilinin güzelliğine kesin kanıt iken. Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu’ndaki (c. 404. hüccet. 657.Ömer ZÜLFE [= A yay kaşlı. Meselâ ilmin şeref ve faziletini bildirmek isteyen bir zat. tartışılmaz kanıt’. Kur’ân ve Hadis’teki açık hüküm. bürhan mânâlarında kullanılan nas’ın fi’l-asıl beyan ve izhar etmek mânâsına olduğu yazılıdır. “Tevile ihtimali olmayan söze. Kamus-ı Osmanî’de haber. ayva tüyleri onları bir de Kur’ân’dan delil getirerek açıklamakta. .). “bilenler ile bilmeyenler müsavi olurlar mı?” dese bu söz. s. G. açık hüküm. “pûşîde ve mestûr nesneyi rûşen ve ‘ayân eylemek ma‘nâsınadır lafz-ı müşkilden ma‘nâ-yı murâdı keşf ve beyân ve te’vîl iki muhtemel olan ma‘nânuñ birini zâhir-i kelâma mutâbık olan ma‘nâya redd eylemekden ‘ibâretdir” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: II.

] 105 . G. sokağının köpekleri seni yabancı sayarmış. Bir de şaraba bularsan kan üstüne kan olur.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 105 Ayrıca beyitte.114/3) [= Şarap içip de her bir köleyle sürekli öpüşme. ‘zulüm üstüne zulüm etmek.] 79.127/5) [= Helâkî senin sokağında ayrılık derdiyle ömrünü geçirdi. Özellikle sevgilinin dudaklarıyla şarabın bir araya geldiği beyitlerde söz konusu edilen bu ifadenin birçok örneği görülüyor. Orada sevgiliyi göremeyince kendi vatanında sürgün muamelesi görmüş olur. vatanındaki haklara sahip olamadığı durumlarda söylenen bir sözdür.] sâkî böyle sâde iken cân aparur leblerüñ ger şarâb-âlûd ederseñ kan olur kan üstine (Necâtî Beg: Dîvân: G. Vatan içinde gurbet acısını yaşadı. birbirine girmek birbirini öldürmek’ anlamlarına geldiği söylenebilir. kâtı‘ (< Ar. k-t-‘) kelimesinin ‘kesici’ anlamı sebebiyle gamzenin keskinliğine de ince bir ima var.1: 554a.) [= Ey Şevkî. Kan üstüne kan olur devletli sultanım benim.534/3) [= A saki. dudakların böyle sadeyken bile can alıyor. Vatan içinde gurbet çekmek ne de zormuş. Benzeri iki örnek: bîgâne tutarmış seni şevkî seg-i kûyı gurbet ne katı müşkil olurmış vatan içre (Şevkî: T.61/2 kan üstüne kan et-/ol-: Bu sözün. Aşığın vatanı sevgilinin mahallesidir.] kûyuñda gam-ı hecr ile ‘ömrini geçürdi gurbet elemin çekdi helâkî vatan içre (Helâkî: Dîvân: G. G. 78. Bunlardan ikisi: câm içüp her bir gedâ-y-ıla öpüşme dem be-dem kan olur kan üstine devletlü sultânum benüm (Şem‘î: Dîvân: G.62/3 vatan içre gurbet: Kişinin kendi vatanında gurbetlik çektiği.

hakikat yolcusudur (GÖLPINARLI: Şeyh Galip Dîvânından Seçmeler: 219. yaratış gücünü. İnsanda bu aşk tecellî edince insan. herhangi bir şeye. yani âşıklık yoluna Allah’ın yardımıyla girdiği anlaşılıyor. Buna göre reh-i ‘ışk. Sûfîlerce bu aşk da iyidir. onlara kılavuzluk ettiğini ifade ediyor. işleri yolunda olmak’ anlamlarına geldiği söylenebilir.Ömer ZÜLFE 80. gerçek aşka hazırlar. her şeyin Allah’tan kaynaklandığını görme ve anlama yolunu tutmuş. yani geçici aşk. bir kişiye gönül vermektir.63/5 sâlik: Her varlıkta Allah’ın kudretini. Bu bakımdan “Mecaz. iki kısımdır: Geçici aşk. yani mutlak varlığa âşık olmak ve bu aşkta kendini yok etmektir. benlik bırakmaz. Onlarca aşk.” demişlerdir. 82. zengin olmak. Çünkü seven adamda varlık.). 399. artık güzele değil. G. Gözyaşlarının kanlı veya gümüş renginde olduğu düşünüldüğünde çadır iplerinin gümüş tellerle ve kırmızı renkli iplerle örülmüş olabileceği akla geliyor. mutlak ve gerçek varlıkta var olur ki bu da birliğin gerçekleşmesi demektir. hem bolluğu ve bereketi ifade etmek hem de . s. G. s.65/2 tınâb: (< Ar. 81. kutlu ve değerli olmak. gerçek aşk. G.). 83. Irmak ve deniz gibi unsurlarla birlikte anılması. Sonunda. insanın mevhum varlığını yok etmesi bakımından değerli makbul bir şeydir. Şairin. Böylece kendisini gerçek aşka ulaşmış ve başkalarına da yol gösteren bir mürşid seviyesine çıkarıyor. Gerçek aşk. Otağın veya çadırın ortasındaki kazığa ve kenar perdelerine bağlanarak bir ucu yere çakılan iplere tınâb denir.63/8 reh-i ‘ışk: “Sûfîlerce aşk.” (GÖLPINARLI: Dîvân-ı Kebîr: I. Geçici aşk. âdeta onu. Şair gözyaşlarını böyle iplere benzetiyor. gerçek aşka ulaşma yoludur. Tanrı’ya. kendi mevhum varlığı kalmaz. gerçek aşk yolundaki yolcuları kendisinin doğru yola ilettiğini. Şair. hakıykatin köprüsüdür.67/4 iki yaka issi ol-: ‘İki yakası bir araya gelmek. G. girmek istediği bu yola. güzelliğe âşık olur ve mutlak güzelliği her şeyde görür. t-n-b) ‘çadır ipi’.

G. Durmağa mecbur oldu. Zîrâ teehhül etmemiştir. m.] 84. eskilerini yamamak için (!) Hattâ derler ki ol iğneye taalluk sebebiyle çarh-ı çârümde karâr eyledi ve el’an Hz. Kur’ân’a göre öldürülmemiş. Umûr-ı dünyevîden yani dünya malından hiçbir nesneye mâlik olmamıştır.). göreyim o goncanın iki yakası bir araya gelmesin. şu kim bir ‘ûrı etmiş iki yaka issi deryâ-veş deñizler katresinden hayrı ol şahsuñ füzûn olmış (Zâtî: Dîvân: G. “Îsâ’yı tecrîdle vasfederler. Nisâ: 157-158).). elimden ne gelir. Îsâ semâya urûc edince dördüncü katta üzerinde dünya malı olarak bir iğne bulundu. iki yakam bir araya gelmedi. bütün bağlardan kurtulan insanın İsa (‘a.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 107 deniz ve ırmağın gerçek anlamda iki yaka sahibi olduğuna işaret etmek içindir. ileri gidemedi. Hâlbuki mücerred Îsâ’nın başlıca sıfatıdır. yani bir iğneyi bile beraber götürdü.603/2) [= Fakir bir kimsenin deniz gibi iki yakasını bir araya getiren kişinin yaptığı hayır. göğe yükseltilmiştir (Kur’ân: 4.) gibi yükseleceği mertebesinin yüce olacağı anlatılmaktadır. s. denizlerdeki her damladan fazla olur. “Hz. Hattâ feleğe urûc eylediğinde bir sûzen (iğne)den gayrı bir nesne bile götürmedi. m. Tasavvufî zeminde söylenmiş beyitte.184/2) [= Ayrılık eli eteğimden tutup kendisine çektiğinden beri.69/3 ‘Îsâ-mücerred: İsa (‘a. 107 .] olmadum iki yaka issi elümden ne gelür dest-i fürkat çekeli kendüye dâmânumdan (Enverî: Dîvân: G.] göreyin iki yaka issi olmasun gonca ki böyle ol kodı ben bülbülini göñleksüz (Necâtî Beg: Dîvân: 229/2) [=Bu bülbülünü böyle kötü durumlara düşürdüğü için. Muhammed gibi arşa urûc ederdi.” (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 220.

Çeşitli örneklerine rastlamak mümkündür: hey yazuk gül yapragı gibi hevâya yeltenüp ‘amrînüñ eglencesin bülbül-sıfat efgân koduñ (‘Amrî: Dîvân: G. gerçek anlamıyla ‘havada uçmak’ manalarına geldiği söylenebilir. buyruğuyla dirilttiği (VII. 110). 66.] 86. “Ahd-i Cedîd’de.70/2 hevâya yelten-: Bu sözün mecaz anlamıyla ‘arzularına kapılmak. Luka İncili’nde bir genç erkeği.Ömer ZÜLFE 85. Cebrail’in nefesiyle babasız olarak dünyaya getirmiştir.70/4 Meryem-‘Îsâ-söz: Hz. Kur’ân’da anlatılır (Kur’ân: 19. G. Îsâ’nın eliyle dokunarak. dört gün önce ölmüş birisine kalkmasını buyurduğu. çok defa “nefes”le birlikte anılır. dilsizleri söylettiği. gönlüm kavuşma arzusuna kapılmakta. Amrî’nin eğlencesini bülbül gibi ağıta çevirdin. Bu inanç dolayısıyla Îsâ. IX. uzaklaşmak. zamanı geldiğinde o âciz karıncaya vuslatını bağışla. . XII). üfürünce canlanıp kuş olduğu. adamın. kefeninin bağlarını sökerek dirilip mezarından çıktığı anlatılmaktadır (XI). abraş illetine tutulmuşları iyileştirdiği. topraktan kuş biçiminde bir heykel yapıp ona üfürdüğü. ölüyü dirilttiği. anadan doğma körlerin gözlerini açtığı. X. bir genç kızı. V. Şark-İslâm edebiyatında. Matyos. Oğlunu. can kulağını açmak. m. 49. yahut sözle emrederek hastaları iyileştirdiği. Kur’ân’da Îsâ’nın. Meryem 18-22.] süleymânum hevâ-yı vasluña çün yeltenür göñlüm deminde eyle ol mûr-ı za‘îfe vuslatuñ himmet (Enverî: Dîvân: G. kötürümleri yürüttüğü.)’nın annesidir. Meryem. VIII. can gözünü. evlerde yenenlerle saklananları bilip haber verdiği bildirilir (III. İsa (‘a. Sofiler. gönül hastalıklarını iyileştirmek. kaçmak’. gül yaprağı gibi havaya kapılıp. VIII). eğlence arzusunda olmak. bu mucizeleri. Tahrîm: 12).20/4) [= A Süleyman’ım. nazlanmak. 21 Enbiya 91. Yuhannâ’da. G. körlerin gözlerini açtığı anlatılır (Meselâ bakınız. Bu.57/5) [= Ah ne yazık.

çünkü o meydanı boş bulmuştu. ‘Haberiniz olsun. şerefli bir mevkide olmak. Benzeri örnekler: güneşüñ topı göke agdugını tañlama kim hâlî bulmış idi ey yañagı gün meydânı (Necâtî Beg: Dîvân: 612/3) [= A güneş yanaklı. Onu tesviye ettim [sûret verip] de ruhumdan ona nefheyledim [üfledim] mi derhâl ona secdeye kapanın!’ (Kur’ân: 38. değeri artmak. Beyit. 69/5): Birçok şairde örneklerine rastlanan bu ifade. zaten onlarca her devirdeki olgun insan.).1: 409b. devrin Îsâ’sıdır.” (GÖLPINARLI: Dîvân-ı Kebîr: I. beyitlerde geçtiği hâliyle Gûy u Çevgân oyunundan kaynaklanan bir kalıp söz ya da deyim olmalıdır. yani “kutup”.70/5 topu göklere ag. geniş bir kültür birikimiyle örülmüştür. başarı kazanmak’ anlamlarıyla karşılanabilir. edebî sanatlarla incelikle işlenmiş.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 109 ölüye benzeyen canları diriltmek tarzında tevil de ederler. Şimdilik ‘değerli olmak. şiirlerinin kaynağının ilham olduğunu. ben bir çamurdan bir beşer yaratmaktayım. Gökte bulunması ve topu andırması sebebiyle güneş ve Çevgân oyunundan dolayı meydan gibi kelimeler bu sözü esas alan beyitlerde sık sık sergilenmektedir. tek kişi. Beyitteki nefahtu fîh ibaresi şu ayetten iktibas edilmiştir: “Rabbin melâikeye dediği vakit.). üstün gelmek. bu dünyaya zerre kadar itibar etmedin. topun dünyayı bezeyen güneş gibi göklere ağsın. 401. bu yüzden ölü gönülleri canlandırdığını ifade ediyor. güneşin topunun göğe yükselmesine şaşırma. 87.] zerre deñlü kılmaduñ dehre hayâlî i‘tibâr topuñ agsun göklere mihr-i cihân-ârâ gibi (Hayâlî Beg: Dîvân: 419/G. Sad 71-72.) 109 .] yâr ‘ışkuñ büküben kaddümi çevgân etdi hüsnünüñ topı göke agsa yeridür güzelüm (Fazlî: T. G.(G. s.57/5) [= Ey Hayalî. Şair.

47/2) [= Sidre gibi uzun boyu gölge ettiğinden beri.134/2) [= Putun.71/2 cânı yok: Bu ifadenin hem ‘canlı değil’ hem de ‘gücü yok. ahımın kıvılcımlarını Gezegenlerin güneş karşısında hükmü olmazmış. uzun selvinin sulak bahçelerde salınacak canı yok. aşkın boyumu eğip çevgâna çevirdi. 90.] 89. onun karşısına çıkarılanlar ise yıldızlara veya gezegenlere benzetilir. sevgilinin mahallesinde bulunmalarıyla âşığın dostlarıdır.] yatıştırır. G. cesareti yok.75/5 seg-yârân: Köpekler. güzelliğinin topu göklere yükselse yeridir. G. gün yüzin görmek şerâr-ı âhumı teskîn eder mihre olmazmış mukâbil encüm-i seyyâre hîç (Yakînî: Dîvân: G. bir de bu görünüşüyle saray güzeli geçinir. sevgiliye olan bağlılıkları. Selvinin gerçek anlamda canı olmadığı gibi. değeri yok’ anlamlarında kullanılan bir söz olduğu anlaşılıyor. Bu yüzden övgüye konu olan kavramlar güneşe. Yaygın olarak kullanılan bir hayaldir. sevgilinin boyuyla yarışacak derecede değeri yoktur. seninle güzellikte yarışacak kadar canı yok.] cânı yokdur ki sanem ede senüñle da‘vâ gerçi bu sûret ile şâhid-i kâşâne geçer (Necâtî Beg: Dîvân: G. Benzeri birçok beyit bulmak mümkün: . G.] Bu sözün yukarıdakilerin dışında.71/3 güneş-yıldızlar: Gezegenlerin ve yıldızların ışığını güneşten aldıklarına inanılır.Ömer ZÜLFE [= Güzelim. Güneşin parlaklığı onların ışığını görünmez kılar. Bu ifade cansız nesnelerle birlikte geçmektedir: sidre gibi müntehâ kaddi salaldan sâyesin ravzada salınmaga serv-i sehînüñ cânı yok (Âhî: Dîvân: G. savaş âleti olan topu konu alan beyitlerde yer alması da ihtimal dahilindedir. 88.024/2) [= Güneş yüzünü görmek.

Kişi kelime-i şehadet getirirken Allah lâfzının geçtiği yerde işaret parmağını kaldırırdı. kaypak oğlan.019/3.190/6) [= Gidip mahallenin köpeklerini sokak sokak aradım.] şem‘ barmak kaldırup îmâna geldi bî-gümân sohbetüñde üstine nûr indi anuñ ol zamân (Enverî: Dîvân: G. B. barmak kaldur-: Müslüman olmayan birinin İslâm’a geçişi bir merasime bağlı olurdu. Güvenilmez olsa kınamamak gerek. gonca parmağını kaldırıp iman getirir. Beyitlerde bu âdete işaret vardır: kâfir oldı deyü nerkis gözüñe öykünüben kaldurur barmagını getürür îmân gonca (Şem‘î: Dîvân: G. Kt. AE: 23a.] 91. vefalı dostlarla ye iç. hangi güzeli görse ona meyleder.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 111 vardum segân-ı kûyın aradum sokak sokak yâ rab ne hikmet oldı ki yârân görinmedi (Yakînî: Dîvân: G. Ey Allah’ım ne hikmettir dostlar görünmedi.] 92.biçimi de vardır: 111 . ‘Güvenilmez.245/4) [= Bu gönül denilen çocuk. sevgilinin sokağındaki köpekler ile çanak paylaş. orta malı ahlâksız kimse’ anlamına geldiği söyenebilir: kankı mahbûbı görürse meyl eder bu tıfl-ı dil bî-hakîkat olsa ‘ayb olmaya şehr oglanıdur (Me’âlî: Dîvân: G. çünkü şehir oğlanıdır.) [= A gönül.1/4 şehr oglanı: Bu ifadenin.] İfadenin barmak götür. O zaman senin sohbetinde onun üzerine nur indi.202/1) [= Mum.159/3) [= Nergis gözüne özenip de kâfir oldu diye.4. kuşkulardan arınıp parmağını kaldırarak imana geldi.] ey dil segân-ı kûyı ile hem-sifâl ol yârân-ı bâ-vefâ-ile ‘ayş u tena‘‘um et (Hüdâyî: Dîvân: G.

Çin ressamı.131/2) [= Onun nakışlarındaki mucizeyi görünce.Ömer ZÜLFE göricek mu‘cize-i nakşını sûret-ger-i çîn götürüp hâme-sıfat barmagın îmân getürür (Bâkî: Dîvân: G. kalem gibi parmağını kaldırıp şehadet getirir.] .

âb-ı revân: (< F. a 0001. bayındır.) acaba. SÖZLÜK Kimi maddelerdeki çengel (§) işaretinden sonra eğik dizilenler. 0002. açuk: açık. 0024. 0019. değer.) su.) aciz. yanak. 0021.) ufuklar.) güneş § zerre. 0012. 0016.13.) adam.) bengi su. kara yağız kimse. 0023. 0008. soğuk ve tatlı su § Allah’ın lütfu.) bağışlama. açıl-: açılmak. yapamama. ırmak § gözyaşı.) yokluk. a‘dâ: (< Ar. âb-ı zülâl: (< F. ölümsüzlük suyu § sevgilinin dudağı. âdâb: (< Ar. 0007. lâkap. m. hayret. 0013. âb-ı ‘ârız-ı yâr: (< F. 0020. sevgili. bir nesneyi kapalı durumdan kurtarmak. 0022. şaşma. 0006.) güzel davranışlar. âb-ı hayât: (< F. açılmış. çok güzel § güzel. şöhret kazanmak. isim. ‘afv: (< Ar. bir kimseyi. ırz § kılıç. yüz. 0018. güzellik. kapalı olmayan. âfitâb-ı ‘âlem-ârâ: (< F. bir nesneyi anlatmağa. beceriksizlik. âbâd: (< F. 0014. âb: (< F. silmek.) büyük felâket. 0017. namus. insan. aç-: açmak. 0010. 0015.) akarsu. toprak.). âfâk: (< Ar. acı-: acımak. Âdem (‘a.) şen. 0011. ‘adem: (< Ar.) sulu. ad: ad. açmak işi parlaklık. âfet: (< Ar.) sevgilinin yanağının parlaklığı. bildirmeye yarayan söz. parlak. mamur. 0025. ad et-: ad bırakmak. ün. . söz.) düşmanlar.) duru. 0005. üzülmek. 0004. âbdâr: (< F. âftâb: (< F. mahzun olmak. şiir. âdem: (< Ar. benzetmelerden çıkarılan karşılıklardır. yapılmak ya da açmak işine konu olmak. âftâb-ı lem-yezâl: (< F. 0009. ‘aceb: (< Ar. ‘acz: (< Ar. 0003. taze. nemli § su.) batmayan güneş.) âlemi süsleyen güneş § sevgili.

indirmek. benzerler. Allah’tan başka her şey § diken. can sıkıcı ah. baştan geçenler. ahker: (< Ar. ‘âkıbet: (< Ar. 0043. engeller. 0037.) hakir olan.) hâller. başkaları.) akıl. 0044. âhen: (< F. 0034. beyaz. 0035.) küllî akıl.) demir. ahkar: (< Ar. 0049. rüzgâr. hakkını yemek. 0039. 0040. 0027. temelsiz ah. ateş koru § yıldızlar. 0036. 0047. 0038. 0032. en son. 0052. 0041. ok. feryat.) övülmüş. en sonunda. beddua § bulut. agyâr: (< Ar. âh: ah.Ömer ZÜLFE 0026. 0045. incitici. insanlığın aklı. konuşmak. akıt-: akıtmak. 0051.) son. âh-ı serd: (< F.) Selîkî’nin ahı.) kor. .) yıldızlar. 0042. ak-: akmak. Cebrail. âhını al-: ahını almak. âhir zamân: (< Ar. âhir: (< Ar.) soğuk ah. tesirli beddua § ok. dert yanmak § yağmur yağmak. 0029. acıdan dolayı inleme. âh-ı Selîkî: (< F. beşerî akıl. özel ad. direk. kıyametin yaklaştığı devir. akmasına yol açmak. agız: ağız § var yok arası.) seherde edilen ah. er geç. dökmek. 0031. duman. ahvâl: (< Ar.) yabancılar. ag-: yükselmek. 0048.) son zaman. beyazlaşmak. en aşağıda bulunan § âşık. âh-ı seher-gâh: (< F. Ahmed: (< Ar. donuk. 0046. agdur-: yükseltmek. ahterân: (< F. gözyaşı dökmek. agla-: ağlamak. durumlar § çekilenler. 0028. 0053. ilenme. çıkmak. agız aç-: ağzını açmak. 0033. ‘akl-ı küll: (< F. katı ah. ag: ak. agar-: ağarmak.) yaşıtlar. nihayet.) son. ‘akl: (< Ar. en sonunda. 0050. aglar: ağlayan. düşmanlar. aşağı. 0030. akmasını sağlamak. aydınlanmak. sonuç. akrân: (< Ar. bedduasını almak.

T. ân: (< F. sürü.) alay. ‘amel: (< Ar.) Tanrı. düşünce. ‘aks-i ruhsâr: (< F. saf. ‘alâmet: (< Ar. üç tabur. bu yüzden. zekâ. alay bağla-: savaş düzenine girmek.) iz. 0061. ancak: ancak. F. alın saçı. yüzün ön tarafı. ay. akrep burcu § turra. 0075. ‘âlem-i ma‘nî: (< F. öldürmek. 0072. çağ. nişan. ulu.) ilgiler. alçak: alçak. 0068. aşağıda bulunan. bir nesnenin yere bakan yanı. ele geçirmek.) dünyayı parlatan. zaman. fakat. bölük. 0060. 0069. 0077. 0055. dünyaya bağlılık. 0074. 0079. şerefli § sevgili. al-: almak. bütün yaratılmışlar.) iş. 0063. ‘aks: (< Ar. Allâh: (< Ar. ‘âlem: (< Ar. 0064. 0058. ‘âlem-tâb: (< Ar. uygulama. takım. işaret. añ-: anlamak. 0057. 0070.) yüce. yüksek.) cömert. yüce. 0066. alma: elma § güneş. yalnızca. aklına getirmek. davranış.) alımlılık. 115 . sevgilinin yüzündeki tarife sığmayan manevî güzellik. alnı açuk yüzi ak: doğru. ‘alâyık: (< Ar. düzen. belge.) âlemi süsleyen. aydınlatan.. sevgilinin yüzünde hissedilen güzel hâl. eğlenme § gülşen. 0067.) mana âlemi. 0065. ‘akreb: (< Ar. 0056. sıra. altun: altın.) yüzün yansıması. düzenleyen § güneş.. gelgelelim. 0059. yüzün kaşlarla saçlar arasındaki bölümü § güneş. askerin saf saf olması. elde etmek. 0076. aşağı. temiz. 0071. F. dünya tutkusu § ayak bağı. 0073. alay: (< Yun. namuslu. ‘âlem-ârâ: (< F. ‘âlî-cenâb: (< Ar. sözünü etmek. yalnız. büyük. Ar. ammâ: ama. ucu ucuna. anlayış. alt: alt.) akrep. ‘âlî: (< Ar. kıvrımlı saç. birlik. 0062. hatırlamak.) dünya. alın: alın. dürüst.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 115 0054. 0078.) yansıma.

başlangıç. 0096. ara-: aramak. 0088.) yücelik göğü. 0092. ârâm: (< F. añla-: anlamak. güzellik denizi.) sevgilinin dergâhı. F. bilmek. felek § gönül. asl: (< Ar. 0094. âsmân: (< F. 0095. gösterme. yol. ‘arz-ı hâl: (< F.) simurg kuşu § aşk. 0105. dokuzuncu kat gök.) eşik. ‘arz-ı cemâl: (< F.) gök. mevki. 0100. sevgilinin eşiği § cennet. rahat etme.) terleyen. ‘ankâ: (< Ar. anlatma. büyüğe sunma.) su değirmeni § felek. zaman zaman. ‘arak-rîz: (< Ar. erimiş temren. genişlik. daha çok. 0093.) sunma.) istek. 0106.) sokağın ucuna ulaşma isteği. âstân: (< F. âsmân-ı mecd: (< F. âstân-ı yâr: (< F.Ömer ZÜLFE 0080.) sunma.) temel. dergâh. ânî: (< Ar. ârzû: (< F. anlaşılmak.) dünya. dam. içini dökme. ‘ârız: (< Ar. araya sovukluk düşür-: araya soğukluk girmek.) mutluluk dergâhı.) hâlini bildirme. 0102. 0101.) yanak § su. eğlenme.) hemen. ara: orta. arz: (< Ar. 0087. mahal. güneş. art-: artmak. 0104. 0099. başka. 0082.) durma. içinde. bir anda. 0107. mutluluk kapısı § sevgilinin kapısı. 0097. hâlini anlatma. ‘arz eyle-: (< Ar. en. 0083. 0089. 0090. o 0094. heves. âstân-ı devlet: (< F.) hiçbir zaman. ‘arş: (< Ar.) ter § çiy. âsiyâb: (< F. ârzû-yı ser-i kûy: (< F. ara sıra. sırrına vakıf olmak.) çardak. kapı. yerleşme. 0091. kaynak. soy. güç. arası bozulmak. çoğalmak. ‘arak: (< Ar. mekân. artuk: çok. 0084. aslâ: (< Ar. 0103. çatı. 0098. çadır. terli.) yüzünü gösterme. yer. . sevgili. 0085. 0081. ârâm-ı cân: (< F. âşık. takat. 0086. enlem. yeryüzü § döşek. pabuçluk. ‘arz: (< Ar. geçici. bulmağa çalışmak.) can dinlencesi § sevgili.

) od. değersiz. aşağı. kendisi § sevgili. ‘âşık: (< Ar. 0130. görünür.) belli. 0109.) ayrılık ateşi. 0118. 0133. eziyet etmek. görünmek. kusur. 0135. 0122.) ayıp. ‘ayn: (< Ar. âteş-i hicrân: (< F. yalnız bırakmak. ‘ayb (et-. kadeh. at-: atmak. âteş-i âh: (< F.) içten gelen ah ateşi. ortaya çıkmak. ayaklara ko-: ayaklar altına almak. zülfün kıvrımı.) gönülden gelen ah ateşi § yalın kılıç. 0119. göğüs yuvası. ney. 0132. aşk.) tutkun. tanıdık. Ferhad. 0131. kuş yuvası. âteş-i âh-ı dil: (< F. âteş: (< F. görünen. garip.) yuva. açığa çıkarmak. 0112. gösterici. 0113. ‘âşıkân: (< Ar. aşk sultanı. 0126.) çılgın âşık. ev § çene çukuru. 0110.) kara sevdalı âşık.) gönül aynası. açık. çer çöp. çan.) zulüm ve azgınlık ateşi. ateş. 0129. 117 . âteş-i ‘ışk: (< F. âteş-i âh-ı derûn: (< F.) bildik. 0127. 0134.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 117 0108. aslı. güzgü. âteş-i gam: (< F. biliş. ayagına düş-: yalvarmak. ‘âşık-ı bî-dil: (< F. âşiyân-ı sîne: (< F.) ayna. 0120. tutkun âşık. eyle-): (< Ar. ayıplamak. altın. meydanda. ortaya çıkmış.) göğüs evi. 0125. ayak: ayak. 0116. 0115. ‘ayân (ol-) (eyle-): (< Ar. köpek.) ah ateşi.) dert ateşi. âteş-i hışm u cefâ: (< F. sinek.) göz. âşiyân: (< F. Mevlevî. kınamak. azmetmek. âyîne-i hâtır: (< F. 0121. ‘âşık-ı şeydâ: (< F. ayak bas-: adım atmak.) belli. 0117. âyîne: (< F. birbirinden uzaklaştırmak. tutulmuş. 0124. âşikâr: (< F.) âşıklar. toz. 0114. cam ve çelikten yapılan görüntüyü yansıtan alet. 0111. 0128. âşinâ: (< F. âşık § mum. açık. ayıt-: söylemek. 0123. dost.) aşk ateşi. parlak demir. ayır-: ayırmak. yakın.

bâde: (< F. 0143. bahr-i ‘ışk: (< F. bahâr: (< F.) düşünce denizi.) bahçe § dünya. inatlaşma. bâde-i ‘ışk: (< F. salıverilmiş.) sabah meltemi.) dünyanın denizi.) sevgilinin sokağının bahçesi. verme. 0143. 0147. 0138. 0145. 0146.Ömer ZÜLFE 0136. bahr-i hüsn: (< F. hür. 0161. bâg-ı vücûd: (< F. bahâne: (< F. 0137. göğüs. bâg-ı kûy: (< F. deniz. bahr: (< Ar. 0158. bahr-i belâ: (< F. 0154. değer.) güzellik denizi § yüz.) şarap. bâg: (< F. ilkyaz. ayva: ayva.) bahar.) belâ denizi.) varlık bahçesi. bağışlama. yalan uydurma. bâd-ı sabâ: (< F. kavuşmaya götüren yol.) rüzgâr. 0144. yanak. niyet. ‘ayn-ı ‘iyân: (< F. uzaklaşmak. bagla-: bağlamak. şarap kadehi § zehir. bahr-i fikret: (< F. âzâd: (< F. bâb: (< Ar.) nehir.) yönelme. ‘azm: (< Ar.) rüzgâr yoluyla gelen.) bağış. 0150. 0149. bahâ: (< Ar. . beleş. bahş (eyle-): (< F. yol.) bahane.) serbest. bâd: (< F. döş. bahr-i ‘âlem: (< F. 0157. 0140. bahs: (< Ar. bagır: bağır. sorumluluktan kurtulma. 0141. ayrıl-: ayrılmak. kurtulmuş. bâg-ı kûy-ı yâr: (< F. 0151. kaçma. 0139. 0153. b 0142. 0160.) aşk şarabı. 0159. yel.) sokağının bahçesi. sebep olarak gösterilen.) aşk denizi. göl. dünya. bâd-ı hevâ: (< F. meltem.) iddia. kaygılanmamak. 0152. 0156.) kıymet. 0155. havadan.) kapı.) apaçık gören göz. 0143. bağ ya da başka bir araçla tutturmak. 0148. 0143. ‘aynına alma-: dikkate almamak.

başına su kuy-: üzmek. göz atma. 0166. 0165. 0169. ayak basmak. değer vermek. kaynak § çanak. 0177. başında devleti ol-: rütbe kazanmak. bâkî: (< Ar. kafa. kısmet. hiç olmazsa.) aşk derdinin yükü. 0163. baş: baş. mükemmellik.) kanat. savmak. bârân-ı pend: (< F. bârân: (< F. 0172. 0189. talihli olmak. çevirmek. 0185. yüksek. kaygı. 119 .) dertlerin yükü. 0176. alçak gönüllülük göstermek. bâr-ı belâ: (< F. başını ayak et-: alnını yere sürmek. bâl: (< F. nazar.) göz. 0171.) yağmur § gözyaşı. 0164. uzaklaştırmak. (Sadaka edilecek nesnelerin baş çevresinde çevrildikten sonra verilmesi göreneği. baskın yapmak. başını kesseler vaz geçme-: asla vaz geçmemek. 0167. basmak. bakış: bakış. bas-: ele geçirmek. bâ‘is: (< Ar. alt etmek.) dert yükü. bâr-ı derd-i ‘ışk: (< F. yara. değişmeden kalan. iyi ya da kötü talih. 0175. baht: (< F. 0188. 0180.) yüce. başla-: başlamak. 0168. 0183. bir işe girişmek. 0179. harekete geçmek.) bari. kalımlı. bazı.) öğüt yağmuru. bak-: bakmak. bâk: (< F. yenmek.) tam olgunluk.) yük. bârî: (< F. 0186. 0174. sakınma. 0178. başına çevür-: başı etrafında dolaştırmak. 0187. bakma. önsüz sonsuz. basar: (< Ar. 0173. ilgilenmek. sıkıntı vermek. görme. yücelmek. kol. ok. bâlâ: (< F.) 0184.) sebep. 0182.) korku. bâr: (< F. 0181. bakım yapmak. 0170.) kalıcı. bâr-ı mihnet: (< F. bâ-kemâl: (< Ar.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 119 0162. değişik. barmak: parmak § akan yıldız.) kader. bir işe gücü yetmek. farklı. başa çık-: baş etmek. başka: başka.

bend: (< F. 0202. beyne ’s-semâ’i ve ’l‘arz: (< Ar.) göğüs. 0221. vücut. aynısı sanmak.) sevgiliden ayrı kalmak belâsı. bende: (< F. 0200. karavaş § âşık. içe. 0219. yok olmuş. 0191. bir şeyin yerini tutan şey. bat-: gömülmek. beñze-: benzemek. perişan.) açıkça söyleme. meyve. bed-likâ: (< F.Ömer ZÜLFE 0190. beyâbân: (< F. ekilmek.) iç.) bedel. beyâbân-ı ēalâlet: (< F. iki kişi ya da nesne arasında birbirini andıracak denli ortak nitelikler bulunmak. bencileyin: benim gibi. anlaşılan. bağlama. birinci teklik kişi zamiri. 0209. 0216. 0201. ber: (< F. bâtın: (< Ar. belâ: (< Ar. 0197. 0194. ayva. beñiz: beniz.) azgınlık çölü. dertli.) belâ çeken. 0218. derdini açma. dert çeken. köle. gitmiş. 0212. beyân: (< Ar. eş. içeriye. berü: beri.) savrulmuş. saplanmak.) yaprak.) yer ve gök arası.) gövde. sonbahar yaprağı § âşık.) toprak. 0206. A. iç yüz. belâ-yı hecr: (< F. anlaşılıyor ki. gönül. dert. 0205. insanın ortası § var yok arası. berr: (< Ar. berg-i hazân: (< F. . 0203. yüz. 0208. 0193. ben: ben. belâ-keş: (< F. belki: belki. 0199. kara. 0192. 0217. 0215. karşılık. andırmak. 0195. bende-i bî-dil: (< F.) ayrılık belâsı.) hazan yaprağı. belâ-yı hecr-i nigâr: (< F. bel: bel. anlatma. bitmiş. yüz rengi § sonbahar. 0198. beg: bey.) belâ. 0213. beñzer añ-: benzetmek. 0210.) çirkin.) bağ. düğüm. bedel: (< Ar. 0207.) sevdalı köle § âşıklar. büyük sıkıntı.) çöl. 0196. berg: (< F. 0211. 0204. açılma. kilit. olsa olsa. beñdeş: benzer. berbâd: (< F. yele verilmiş. han § sevgili. 0220. bukağı. yemiş. beden: (< Ar.) kul. 0214. sıkıntı. beñzer: öyle görünüyor ki.

) uyanık. 0241.) hasta § âşık. hesapsız. 121 . bîdâr (eyle-): (< F. şaşkın. koymak.) dünya evinin yapısı. bezm-gâh: (< F. bezm: (< F. 0226.) eşsiz.) eşsiz. 0232.) aklı başından gitmiş. bî-amân: (< F. 0227. 0224. perişan. 0248. 0240.) yapı. 0242. sayılamayacak kadar çok. anlamak.) tutkun. ) acımasız. meclis. bî-hisâb: (< F. uyandırmak. benzersiz. 0223. boş yere. binlerce. evi. 0235. kendisinden geçmiş. 0233. 0231. yalnız § âşık. bezm-i mihnet: (< F. 0234. bezm-i nedâmet: (< F. kaybolup gitmiş. bin sayısı. sarhoş § gönül.) varlık binası. biñ: bin.) izi bulunmayan.) kimsesiz. aşk sarhoşu. 0238. 0229. duymak. ev. çok. 0249. bî-çâre: (< F. bî-nevâ: (< F. 0244. 0225. binâ-yı vücûd: (< F. bî-dil: (< F. sevdalı.) benzersiz. sonsuz. bî-çûn: (< F. binâ: (< Ar. 0228. 0230. benzersiz. sanmak. bî-hûş: (< F.) sayısız. 0243. bîmâr: (< F. 0239. bıçag: bıçak.) sınırsız. bil-: bilmek. bî-bünyâd: (< F. A. 0236. eşsiz. 0237. binâ-yı hâne-i dünyâ: (< F. bî-hemtâ: (< F. 0246. tanımak. Allah.) boş.) temelsiz. bî-hûde: (< F. bî-karâr: (< F. içki meclisi. kendinden geçmiş.) meclis.) eğlence yeri. bî-hadd: (< F.) çaresiz. görünmeyen. bî-kes: (< F. bî-bedel: (< F.) sesi soluğu kesilmiş § âşık.) rahatsız. âşık. bî-nişân: (< F. 0245.) pişmanlık meclisi. zavallı.) dert meclisi. 0247. vücut binası. bırak-: bırakmak. aklı başından gitmiş.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 121 0222. aklı başından gitmiş. farkında olmak.

değiştirmek. 0253. bulut: bulut § âşık.) sayısız. bulın-: bulunmak. yok etmek. hayatından bezmiş. bu kadar çok. tanıdığı olmayan. 0260. bünyâd: (< F. isabet etmek. 0277. 0269.) burç. 0255. tanık. 0259. burhân: (< Ar. bul-: bulmak. temel.) sonsuz. düzenini değiştirmek. 0273. 0254. 0257. bükül-: bükülmek. 0272.) sözünde durmayan. kazanmak. kanıt. gökyüzü. 0265. yapı. bürrân: (< F. bî-per ü bâl: (< F.Ömer ZÜLFE 0250. 0276. 0268.) kimsesiz. bu: gösterme zamiri. bir yaña eyle-: öldürmek. eğilmek. hedefi bulmak. kolsuz kanatsız § gönül kuşu. burc: (< Ar. bî-pâyân: (< F. 0274. bir: bir. umursamaz.) kebap. ortadan kaldırmak. bu deñlü: bu kadar. 0275. ah dumanı.) bıkmış. 0262.) bülbül § âşık. boz-: bozmak.) çılgın bülbül. kale. bî-sütûn: (< F. arayarak kanadı kırık. 0256. bî-yâr: (< F. bunca: bu kadar. bir kimseyle karşılaşmak. boyun: boyun. şair.) keskin. bit-: yetişmek. Ferhad’ın delmek zorunda olduğu dağ. tandır. epey. çok.) kesin kanıt.) aldırış etmez. uçsuz bucaksız. bî-vefâ: (< F. bî-zevâl: (< F. bir nesneyle. 0266. dostu. vurmak. 0258. bir nesneyi elde etmek. tek § sevgili. 0260. bî-şümâr: (< F. 0263. bülbül-i şeydâ: (< F.) delil. 0271. Burhân-ı Kâtı‘. 0251.) sonsuz.) kolu 0264. 0267. . bülbül: (< F. 0252. sahip olmak. yıldızlar kümesi. Güneşin ayrıldığı kısımlardan her biri. ayarını bozmak.) sütunsuz. 0261. burhân-ı kâtı‘: (< F. ya da aramadan. bî-pervâ: (< F. biryân: (< F. çok.) bina. vefasız § sevgili. kale kulesi. böyle. korkusuz. iki kat olmak. 0270. büyümek. bî-zâr: (< F.

) inleyen gönlün yarası. çekişme.) yer yer. 0301. 0285.) Cem’in kadehi. cana can katan § söz. 0284.) cambaz.) cennet § sevgilinin dergâhı. cem‘: (< Ar. 0288. 0290. Cem: (< F. ey sevgili. 0305.) aşk şarabı. cennetü ’l-me’vâ: (< Ar. canıyla oynayan. iddialaşma.) zulüm kadehi. cân-bâz: (< F.) âşıkların canı. akçe.) büyücü.) çalışma. âşık. hayat veren. ‘uşşâk: (< F.) çan. yüz § güneş. 0289. inleyiş.) gönül. aşk kadehi. 0302. cân-ı her yerde. 0291. 0293.) ey can. 0296. 0294. cerâhat: (< Ar.) savaş. 0287. kervanlarda develere takılan çan.) hükümdar. câm: (< F. can. sıkıntılar.) toplama. 0283. câm-ı ‘ışk: (< F. kilise çanı § gönül. çabalama. saray. şairin sözleri. cemâl: (< Ar. cedel: (< Ar. mülk. cerâhat-ı dil-i zâr: (< F. cân-bahş: (< F. ceres: (< Ar. 0279. 0304.) can cambazı. cebîn: (< Ar.) sevgili. cânâ: (< F. 0300. 0292. cadı. ilkyaz. zulüm. şarabı icat eden kişi. . câm-ı Cem: (< F. câm-ı sitem: (< F. cânâne: (< F. sığınılacak yurt § sevgilinin sokağı. ölecekmişçesine korkuya kapılmak. 0297. dert. savaş. dertler.) kavga. 0281. cennet: (< Ar. cânân: (< F. 0280.) sevgili. 0286.c 0278. 0299.) can bağışlayan.) me’va cenneti. cefâ: (< Ar. cân: (< F. 0298. hayat § sevgili. sıkıntı. 0282. 0303. içki bardağı. ceng: (< F. cânı agzına gel-: çok korkmak. ülke.) yara. şiir. çatışma.) yüz güzelliği. güzellik. kuş. cehd: (< Ar.) alın § ay. câ be-câ: (< F. 0295. canını tehlikeye atan. câdû: (< F. bir araya getirme. cân-bâz-ı cân: (< F.) kadeh.) eziyet.

cevr-i agyâr: (< F. 0328. 0329.) neşe şarabı.) dünyayı bezeyen. aşkın artışı. ırmak. hareket.) sevgiliyi arama.) dünya. 0320.) bütün.) sevgilinin zulmü. sebep. cidâl: (< Ar.Ömer ZÜLFE 0306. 0326. cû/cûy: (< F. inatlaşma. 0333. cûy-ı eşk-i çeşm-i ‘âşık: (< F.) cennetler. 0313. araştırma. cûybâr: (< F. 0312. ciğer. 0325. cûş u hurûş: coşup taşma. 0310. cünûn: (< Ar. cism-i figâr: (< F. telve.) yudum. 0323.) dünyayı ısıtan. tortu. cüst ü cûy-ı yâr: (< F.) düşmanların zulmü. dünyayı aydınlatan. 0307. sıkıntı. 0327.) aksak feleğin döne döne zulmü. çıldırma. cür‘a-i şâdî: (< F. dert § ok. cihân-ârâ: (< F. 0317. 0332.) bilgili deli. cüst ü cû: arayıp sorma. cür‘a-i câm-ı mahabbet: (< F. âlem.) araştırma. 0315. 0324. gövde § sarı. delicesine davranış. cünbiş: (< F. cihân-tâb: (< F.) arama. akarsu. hocası § âşık. delilikte âlim. cûş (et-): coşup taşma.) âşığın gözyaşı ırmağı.) karaciğer. cihet: (< Ar. cevr: (< Ar. . 0319. iç § kebap. 0309.) eziyet. 0330. 0330. 0331. toz. hep. şarap. çekişme. altınlı kaftan. 0322. cümle: (< Ar.) sevgiliyi arayıp sorma.) yaralı beden. 0311. ciger: (< F. ç 0321.) ırmak § gözyaşı. delilik. 0316. 0314. cism: (< Ar. cünûn-ı zû-fünûn: (< F. cür‘a: (< Ar. kâinat § bağ.) kımıldanma. cevr-i devr-i çarh-ı kejrev: (< F. cevr-i cânân: (< F.) kavga.) delirme.) aşk kadehinin şarabı. bahçeler. savaş. deliliğin üstadı.) yön. 0308. cinân: (< Ar. cüst: (< F. çevirme. cûy-ı yâr: (< F.) beden. cihân: (< F. 0318.

0347. yemyeşil bahçe § ayva tüyleri. çü/çün: (< F. çek-: çekmek. çihre: (< F. gitmek. çâder: (< F. çekil-: çekilmek. 0355. pençe § boy. çokdan: uzun zamandır. çimen: çimen. 0360. çâk (et-): yarık. 0358.) pınar. 0344. 0353. yeşillik. içki içmek.) yaş döken göz. katlanmak.) kuyu.) çadır. taşımak.) yardım. çünkü. madem ki.) gök.0334. ayrılmak. çeşm: F. 0354. 0335. çünki: (< F. ortaya çıkmak. 0342. meşale.) dikine tutularak çalınan eğri saz. çukur § girdap. büyüleyici göz. 0338. .) göz § büyücü (sevgili). gerilemek. yüklenmek. 0345. felek. burgaç.) eğri gidişli felek. dönen. 0341. çeng: (< F. çerâg: (< F. çıkar-: çıkarmak. gam dağıtan. ortaya koymak. döndürmek. çeşme: (< F. 0352. kandil. çeşm-i câdû: (< F. çâh: (< F.) mum. 0339. 0337. çâk-i sîne: (< F. 0351. çâh-ı zenahdân: (< F. içmek.) göğüs yarığı. ilâç. devreden. çeşme-i mihr: (< F. 0356. 0340. silâha davranmak. çarh: (< F. 0357.) güneş çeşmesi. çevür-: çevirmek. 0361. yola koyulmak. 0343. yükselmek. görünmek. gök kubbe.) yüz. çık-: çıkmak.) büyücü göz.) gök çarkının çadırı. 0336. madem. çark. 0350. 0346. çâre: (< F. ağlayan göz. çarh-ı kej-rev: (< F.) gibi. yırtma. kaynak. 0349.) şu sebepten. çok: çok. çâder-i çarh-ı felek: (< 0348. çeşm-i giryân: (< F. surat.) çene çukuru § yuva. 0359. d (< F. çâk-i girîbân: (< F.) yaka yırtma. yırtık.

0365. dâfi‘-i gam: (< F. 0368. 0374. değmek. de-: demek. düşmek. devamlı.) doğru yoldan çıkma. azgın.)’in cennetten kovulmasına sebep olan meyve. damga § güneş. 0382. dâyimâ: (< Ar. dâfi‘: (< Ar. deg-: nasip olmak. 0383. dâl: (< Ar.) doğru yoldan çıkmış. giderme. def‘-i sudâ‘: (< F. yokluk. dehr-i dûn: (< F.) sürekli. 0366. 0380. def‘: (< Ar. değerinde olmak. düzeni bozulmak. ait olmak. henüz. hâlâ. dehr: (< Ar. savan.) aşağılık dünya. lâlenin ortasındaki kara nokta. kambur § zülf. uzaklaştıran. çare olan. aklı dağılmak. azma. azgınlık.) def eden. dâg-ı gam: (< F.0362. 0364.) aşk yarası § güneş. günahkâr. her zaman. dâg-ı mihr: (< F. yakışmak. 0379. 0370. iyileştiren. erişmek. kalmak. işaret. ēâll: (< Ar. 0363. varlığıyla yokluğu belli olmayacak kadar küçük olan.) gam dağıtan. savma.) ağız § zerre. def‘-i a‘dâ-yı gam: (< F. 0375. devamlı. degül: değil. 0369. bir daha. de. 0379. dâyim: (< Ar. istemek.) baş ağrısını geçirme. gelişigüzel. 0373. iki kat. . degme: alelâde. dagıl-: dağılmak. 0381. ocak.) sürekli. m.) derd damgası § lâlenin ortasındaki kara nokta. söylemek.) gam düşmanlarını savma. yemiş. kıl ucu.) tane. ulaşmak. 0371. derdi alıp götüren.) yanık yarası. nokta. 0372. Âdem (‘a.) dünya § kocakarı. ēalâlet: (< Ar. 0377. dahı: dahi. 0378. kanıt. 0376. 0367.) ortadan kaldırma. dâne: (< F. dehân/dehen: (< F. varla yok arası nokta. dâg: (< F.) dâl harfi.

belge.) yazık.) çare. derûn: (< F. derbeder: (< F. ders-i cünûn: (< F.) 0399. yakalama. 0409.) deniz. ürkme. dehşet: (< Ar. delik: delik.) iç. 0402. sürekli. 0389. dem-â-dem: (< F.) anlama. 0405.) her zaman. 0395. deñlü: kadar. kanıt.) suskun. akarsu § övgü.) sîn dünya denilen kocakarı. 0396. deryâ: (< F. incitmek. ele geçirme. 0394. 0403. çok.) diş. ilâç. delâlet: (< Ar. dermân: (< F. an. vah vah. okuyup üflemek. nefes. 0390. 0385. ipsiz sapsız. dek: +a kadar. kırmak.) soluk. durmaksızın.) tanık.) aşk derdi. deryâ-yı bî-pâyân: (< F. 0407. denli. soluğu kesik. aşk.) delilik dersi. aklı şaşırtacak kadar ürkme. okun ucuna geçirilen demir parça § ter. dendân-ı sîn: (< F. dem be-dem: (< F. tasa. sık sık. dem: (< F. 0388. delil § gönül ahının alevi. del-: delmek. 0408. derdâ: (< F. dendân: (< F. 0413.) uçsuz bucaksız deniz. derd: (< F. 0398.) ders.) sürekli. ders: (< Ar. sırdaş. 0387. dilsiz. iz. 0404. deryâ-yı ‘ışk: (< F. 0386. 0392. okyanus § âşığın gözyaşı. derdmend: (< F. 0412.) bir şeyden söz etmek. delîl: (< Ar.) gösterme. dem-sâz: (< F. kavrama. 0391.) korku. derk: (< Ar.) dertli. nefes etmek.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 127 0384. dem-beste: (< F. delinmiş. serseri § âşık. 0410. elde etme. harfinin dişi. 0393.) dert. 0411. 0401. kaygılı. derd-i ‘ışk: (< F. demren: ok ucu. 0406.) aşk denizi. zaman. 0400. ırmak. delik açmak. dehr-i pîre-zen: (< F. 127 .) arkadaş. tasalı § âşık. işaret. dem ür-: (< F. selâm kelimesindeki sîn harfinin dişi. kaygı § derman.) kapı kapı dolaşan. 0397. gözyaşı. gönül.

devlet: (< Ar. m. deşt: (< F. 0419. devlet. döneklik. 0428. kendine çeken § sevgili. sevgili. dil: (< F. ilkyaz. dönme. diken: diken § ağyâr.) 0429. hizmetçi. divane.) kıssa. gam. puthane.) ilâç. felek. kader.Ömer ZÜLFE 0414. 0420.) yüz. İbrahim (‘a.) gül mevsimi.) kilise. 0432. destân: (< F. 0416. 0424. 0423. 0425. 0435. felek. 0426. bahar.) heves eli. istek. dünya. ahir zaman fitnesi.) acımasız zaman.) mutluluk. 0417. 0438. çare.) göz.) dünya denilen puthane. iliştirmek. devâ: (< Ar. dil. âşık eden. dönüş. 0422. bahar. 0439. diyerek. 0436. dest: (< F. dest-i şevk: (< F. ülke.). hikâye. dik-: dikmek. ekmek. gönül çeken. devr-i hüsn: (< F.) ağlayan göz. deşt-i gam: (< F. arzu. 0433. 0418. pençe. .) sevgilinin gözü § fitne-i devrân. tarağın dişleri § kuş. dîdâr: (< F. (< Ar. 0441.) güzellik mevsimi. dil-âvîz: (< F. görüşme.) dünya.) gönül alan. göz bebeği. yabancılar. devr: (< Ar. devr-i gül: (< F.) yardımcı. dönüş.) gönül. destan. 0437. deyr: övgü denizi.) çağ. 0415. 0434. deli. dest-yâr: (< F.) çöl. uşak § testi. içinde bulunulan zaman. 0427. meyhane. kader. ev. deryâ-yı medh: (< F.) gönül alan güzel. ova § dert. saplamak. deyr-i cihân: (< F. ilkyaz. dîde-i cânân: (< F. devr-i bî-amân: (< F. dest-i heves: (< F. 0430. saray. zaman.) tutku (ışık) eli. 0431. dîde-i giryân: (< F.) el. 0440. uğur.) gam çölü. iplikle tutturmak. 0421. tarla. dil-ârâ: (< F. görme. göz ucu § çadır. dîde: (< F. devrân: (< Ar. dilber: (< F. deyü: diye. peymane.) gönül alan.

dil-i şeydâ: deli gönül § pervane. dirigâ: (< F. direk: direk. dil-i vîrân: (< F. diyâr: (< Ar. 129 . 0464. bitmek.) deli gönül. damak. 0458.) çok yazık. dirîg: (< F. kulak F. kesilmek. Allah’a dayanma § sevgili. durmak. dile düş-: dile düşmek. dil-i zâr u figâr: (< F. dil-efgâr: (< F. dîn: (< Ar. 0446. düşünme gücü. diñ-: dinmek. sevgili. 0451. 0470. istemek. dedikodu yapılmak. eyvah. dile-: dilemek. beyin. şiirlerin toplandığı kitap. 0443. ağaçtan ya da demirden yapılan uzun ve kalın destek. 0454. hayat. diñle-: dinlemek. 0466.) inleyen yaralı gönül.) dost. eyvah. dōst: (< F. adı kötüye çıkmak. 0453. şuur. 0447.) Leylâ gidişli güzel. 0455. dirlik: sağlık. yaşayış. arzulamak. yeniden canlılık kazanmak. dilber-i Leylî-hırâm: (< 0457. sütun § ah dumanı. 0448. vurmak.) içi yanmış. dil-teşne: (< F. diril-: dirilmek. dil-i sad-pâre: (< F. 0460.) divan. gönül kaptırılan § Allah. dōlâb: (< Ar. 0456.) gönlü yaralı.) sevgili. 0461. 0445.) yıkık gönül § ev. 0459. canlanmak.) ülke. dilim: dilim. 0463.) deli § gönül. 0444. kulak tutmak. zayıf ve yaralı gönül. 0468. 0449. 0467.) akıl. memleket. diyâr-ı nazm: (< F. dimâg: (< Ar.) hayvanların çektiği dönerek çalışan bahçe sulamağa yarayan düzenek. dildâr: (< F. dîvâne: (< F. 0462. âşık.) şiirin ülkesi. 0450. şiir iklimi. vermek. sona ermek. dil-i dîvâne: (< F. dōlâb-veş: (< F. parça.) yazık. 0469. ezmek. kolu kanadı kırık gönül.) parça parça gönül. 0452.) yol.) dolap gibi.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 129 0442. dîvân: (< Ar. 0465. dög-: dövmek.

düşür-: düşürmek. 0494.) ah dumanı § direk. dünyâ/dünye: (< Ar. dökil-: dökülmek. 0478. direk. muhtelif. sütun.) dünya § alçak. üst üste. iki kat. düket-: gözyaşı dökmek. âşık olmak. 0483. 0489. inci gibi öğüt. dört: dört. saçmak. dürr-i ma‘rifet: (< F. . 0498. akıtmak. alçak § dünya. kambur. dûd-ı siyâh: (< F. duhân-ı âh-ı sîne: (< F. yukarıdan aşağıya inmek. içine itmek. 0485. dûd-ı âh: (< F.) düşman. döne döne: dönerek. 0493. çizginmek. 0484. dün ü gün: gece gündüz. konmak. kara kaygı. dön-: dönmek. kapılmak. serpmek. çeşit çeşit. yakalanmak.) iri inci taneleri § dişler. 0490. 0477.) uzak. düşman. dürlü: türlü.) Allah’ı bilme incisi. 0482. düşmen: (< F. 0496. 0475. şiir. 0472. dürr-i ma‘ârif: (< F. 0481.) iki büklüm. e tüketmek. 0473. bulut. boşaltılmak. dûn: (< Ar. gözyaşı. saray. duhân: (< Ar.) göğüsten çıkan ah dumanı. koyulmak.Ömer ZÜLFE 0471. yeryüzü. 0488. döşek: yatak § yer. dök-: dökmek. akıtılmak. bitirmek. tütün § çimen ve lâle. katlanmak. dört sayısı. tutulmak.) kara duman § âşığın ah dumanı. anlam. dür/dürr: (< Ar.) duman. ardı ardına. inmek. 0479. tütün. 0492. dü-tâ: (< F.) öğüt incisi. dün: gece. dürer: (< Ar. ah dumanı.) inci. dalgalanan su § bilgi. 0476. dürr-i pend: (< F. 0495. düş-: düşmek. dütün: duman.) duman. dûr: (< F. yemek. sürekli. 0491.) aşağılık. büyük inci. 0480. 0474. 0486. döy-: dayanmak. diş. 0497.) bilme incisi. dûd: (< F. 0487. 0475.

ebr-i âh: (< F. emr: (< Ar. ehl-i tecrîd: (< F.0499. ebed: (< Ar. -sa.) bulut § ah. elem: (< Ar. 0501. elinden çık-: kaybetmek. 0509. egin: sırt. dokunmak. 0507. efendi: efendi. eflâk: (< Ar. boş söz. ejder: (< F. masal. iş. ehl-i mahabbet: (< F. 0524. egerçi: (< F.) ah bulutu. 0512. elif-kad: (< Ar.) bahar bulutu. 0528. 0502. 0514.) buyruk. 0506. el ver-: fırsat vermek.) elif harfi § boy. 0522. saygı göstermek. bir yolu tutmuş olan. sakınmak.) gökler. 0517. keder. yağmur bulutu. 0523. nazar: (< F. sultan § sevgili. eger: (< F.) usta.) her ne kadar.) dert. elt-: iletmek.) mutlaka. ebr-i bahâr: (< F. efgân: (< F. elde etmek.) aslı olmayan hikâye. önünde sonunda. ehl-i dil: (< F. el üstinde tut-: değer vermek. açık görüşlü. dünya kaygılarından ve bağlarından kurtulanlar.) kavrayışlı.) âşıklar. 0500. 0526. 0504. eksük: eksik.) eğer. 0527. elif: (< Ar. yüz yılı aşkın yaşayan yılan. sebep. ek-: ekmek.) âşıklar. se. ister. 0521. imkân tanımak.) yaralı.) elif boylu § sevgili. 0515. 0511. ebr: (< F. efsâne: (< F. 0529. ise de. ehl: (< Ar. 0516. el: el. 0520. 0508. efgâr: (< F. 0518. § âşıklar.) fazla. 0513. felekler. 0505. elle-: ellemek.) el etek çekenler. tohum ekmek. elbetde: (< Ar.) sonsuzluk.) büyük yılan. 0516. nisan bulutu. üst. edin-: edinmek. 0510. anlayışlı. . 0525. 0519. elinde tutamamak. 0530. ehl-i sonu olmayan gelecek zaman. arka. 0503.) acıyla çığlık atma. ulaştırmak. efzûn: (< F.

erbâb: (< Ar. suretler. . eşik: eşik.) ehiller. becerikli kimseler.) ilkyaz günleri. eşk-i çeşm: (< F. 0541. ırmak. 0551. eser: (< Ar. er: erkek. 0532.) iz. 0547. duruşlar. hareketler.) günler. 0546. eyyâm: (< Ar. eyü: iyi. eşk-i hûnîn: (< F. 0553. resimler.) vakitler. zamanlar. eyle-: eylemek. eyâ: nida. imkânsız emir. eriş-: ulaşmak. 0559. eyyâm-ı bahâr: (< F. dert. 0533. çadır ipi. evvel: (< Ar. biçimler. etmek. 0555. et-: etmek.) yıldızlar § kıvılcım. kırmızı renkli bir çiçek § yüz. etvâr: (< Ar. isabet etmek. ustalar. tasa § arı. dostlar. sevdalılar § mum. durumlar. seslenme. eşkâl: (< Ar. uyuşturucu madde. endûh: (< F. 0538. 0540. eş‘âr: (< Ar. encüm: (< Ar. 0557. keyif. erbâb-ı safâ: (< F. 0537. 0535.) gizler. iyi iş yapmak. sıvı hâline getirmek. 0539.) tavırlar. emr-i muhâl: (< F. etki. görünüşler. yöntemler. evzâ‘: (< Ar. 0554. hâl.) davranışlar. durum. başlangıç. 0549.) imkânsız iş. eşk: (< F.) gözyaşı § gümüş para. evc: (< Ar.) âşıklar. eyü var-: iyi yapmak.) peygamberler.) kanlı gözyaşları. esrâr: (< Ar.) yüksek. 0563. enbiyâ: (< Ar.) erguvan çiçeği. nişan. 0560. doruk. 0538. 0543. sıvı hâline gelmek. 0556. çağlar. 0550. ey: nida. seslenme. ilkbahar. 0534. erit-: eritmek.) kaygı.) gönlü temizler. 0545. 0558. er-: ulaşmak. 0552. işler.) şekiller. 0542. evkât: (< Ar.) ilk. bilinmeyen şeyler.) şiirler. eri-: erimek. ergavân: (< F. hedefi vurmak. erbâb-ı şevk: (< F.) gözyaşı. 0562. 0561. 0548. 0544. 0536.Ömer ZÜLFE 0531.

dinin kesin kuralı. fenâ: (< Ar. kurtarıcı. fâş: (< F. 0583. bir işte başarı sağlamak. tepe.) açığa çıkma. 0581. 0572. farz: (< Ar. ferruh-ı ferhunde: (< F. suyun taşması. âşık. sevinç. fârig-bâl/ fârigu ’l-bâl: (< Ar. feth: (< Ar.) içi rahat. 0584.) yokluk. çok uğurlu. 0575. çığlık.) tahminde bulunma. su bolluğu.) küre biçiminde cam kapak.) yardım isteme. kesin emir. yaraya konan sargı.) üstü çeşitli resimlerle süslü.) çok kutlu. mutlu. Ferhâd: (< F. 0568. içini dökme. zaman. felek: (< Ar. kaderlerini takdir ettiği zaman. fark: (< Ar. 0570. gökyüzü. kutlu. 0569. 0579. ferâh: (< Ar. 0565. aydınlık. ferhunde: (< F. uğurlu. baş. 0585. ferruh: (< F.) neşe. 0574.) su. fânûs: (< Ar. yakınma. feyz: (< Ar.) kapıyı açma.) parlaklık. 0574. 0586. kader § hayal fanusu.) yardıma gelen. sızlanma. dünya.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 133 0564.) uğurlu. 0567. feryâd-res: (< F. Allah’ın f canlıları yarattığı.) lâmbanın içerisindeki yanmayı sağlayan bez.) açma. arzularına kavuşmak. kayırma.) ayrılma. fetîl-i şem‘: (< F.) unutma.) gök. 133 . özgür.) kutlu. 0571. fânûs-ı hayâl: (< F. 0566. varsayma. fer: (< F.) mum fitili § can ipi. 0573.) başlangıcı bilinmeyen öncesizlik. başkalık.) Ferhad ile Şirin hikâyesinin erkek kahramanı § aşk ülkesinin sultanı. ferâgat: (< Ar. ferâmûş: (< F. 0578. 0576. ezel: (< Ar. fetîl: (< Ar. vaz geçme. 0580. 0582. şikâyet. el çekme. feryâd: (< F.) ayrılık. kapının açılması. içinde mum yakılan küre biçimli cam nesne. gönül şenliği. feth-i bâb: (< F. 0577.

0589. musibet. 0596. 0602.) ayrılık. 0609.) kayık. 0603. boyun ve saçın düşüncesi. gamnâk: (< Ar. g 0607. fülk-i dil: (< F. meydan.) kıyamete yakın çıkan karışıklık. feyz-i ihsân: (< F. varsayalım. imkânsızı düşleme. 0610. gam: (< Ar. 0600.) meselâ. fursat: (< Ar. 0590. hayal.) gönül kayığı. fikr: (< Ar. musibet. 0611.) aşk derdi. fülk: (< Ar.) cennet.) belâ.) keder. 0591. oy.) ayrılık derdi. gam-ı hecr: (< F. 0588.) düşünme.Ömer ZÜLFE 0587. düşünce.) övgü meydanı.) bilmezlik.) fırsat.) bağışın bereketi. boş bulunma. 0613. dertli. kaygı § çöl. gaflet: (< Ar. misaldeki gibi. fezâ: (< Ar. uyku. feryat. fitne-i devrân: (< F.) imkânsızı düşünme.) yuvarlanan. gemi § gönül. fitne: (< Ar. fikir. 0612. 0606. belâ. 0605. figâr: (< F. fikr-i muhâl: (< F. gâh/gâhi: (< F. ayrılık acısı § cehennem. .) zaman bildirir. 0597. fikret: (< Ar.) boyu ve saçı düşünmek. uyku basma hâli. firdevs: (< Ar. 0598. karışıklık. fezâ-yı midhat: (< F. onda. 0601. 0595. gam-ı la‘l: (< F.) düşünme. fikr-i zülf ü kad: (< F.) yara. gam-ı ‘ışk: (< F. dert. bazan.) zamanın fitnesi § sevgilinin gözleri. 0599. galtân (eyle-): (< F.) içinde. yuvarlama. 0608.) ayrılık. fî ’l-mesel: (< Ar. 0604. kimi zaman. yaralı. ayrılık acısı. azgınlık. düşünce. 0593. fîh: (< Ar. uygun zaman. fitne-i âhir-zamân: (< F. dert.) uçsuz genişlik.) acıyla inleme. 0594.) kederli. dalgınlık. figân: (< F. 0592.) lâl dudağın gamı. kaygılı § âşık. firâk: (< Ar. fürkat: (< Ar. 0610.

başka. 0641. sağlamlığı fazla. gayb: (< Ar. 0618. 0636. 0633. gerd: (< F. öldürücü keskin bakış.) dilenci. 0616. gendüm: (< F. gerü: geri. ara sıra. zâlim. bilinmeyen. gerek: gerek. âşık. 0638. 0642. 0623. kötülük yapmak. kan dökücü. geçinmek. içinden geçmek. vaz geçmek. gazel: (< Ar. 0629. 0637. sultan. 0640.) gazel.) 0627.) her ne kadar. gece: gece. gamze-i hûn-rîz: (< F. batma. 0632. dalma. keskin yan bakış.) kanlı kıyıcı bakış.) buğday § Selîkî. iğne. 0635. geçip gitmek. 0622.) eğer. içine geçmek. tok gözlülük hazinesi. gerd-i melâl: (< F. fazla. gelür: kazanç. gam yeme-: kaygılanmamak. gel-: gelmek. geh: (< F. gâyet: (< Ar. delil. ger: (< F. gam-ı zülf ü hat: (< F. gamze: (< Ar. 0615. dışarıya. genc-i hüsn: (< F. lâzım.) yetinme hazinesi. son derece. kavga. gark: (< Ar.) gizli. genc: (< F. edalı bakış § ok. 0625.) ayrı. gedâ: (< F. yoksul § gönül. gerçek: gerçek.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 135 0614. gerekli. sıkıntı tozu. kan dökücü bakış § kılıç. 0626. son. dert. geçmek. kılıç. gürültü.) toz.) dert tozu. 0619.) gurbette kalmış. uç. sıkıntı. genc-i kanâ‘at: (< F. gayrı: (< Ar.) kıyıcı bakış. kimsesiz. 0631. yapmak.) güzellik hazinesi. 0630. geç-: ayva tüyleri ve zülfün gamı. ölmek. ise de. gavgâ: çekişme. gâyet-i ihkâm: (< F. -se. -sa. ok. vatınından ayrı kalmış kişi § âşık. 0621.) boğulma. kapının kölesi § âşık. 0624.) çok sağlam. artmak. 0620.) çok. işlemek. kıya bakış. 0628. 135 . gerçi: (< F.) hazine. 0617. 0639. karanlık. 0634.) bazı. garîb: (< Ar. gedâ-yı kûy: sokağın kölesi. 0631.

ölmek. köle. gonca-leb: (< F. mücevherli yüzük. göñlek: gömlek. azık.) burgaç § ayrılık.) balçık.) gonca. gıll: (< Ar. gevher-nigîn: (< F. gir-: girmek. 0659. ağlar. 0652. gizli düşmanlık. 0650. gış: (< Ar. çan. gıdâ: (< Ar. anlamak.) ağlama.) şaşkınlık ve hayranlık burgacı. gök: gök. 0647. çelik (sevgili).) hainlik. girye: ulaştırmak. 0651. 0653. üst elbisesi. ağlayış. 0671. hile. gonca-veş: (< F. yapmak. 0667. göç-: göçmek. 0668. aldatma. sultan.) yaka.) besin. girdâb: (< F.) ağlayan. 0658. girdâb-ı tahayyür: (< F. gıll ü gış: (< Ar. yaşlı.) kin ve içten pazarlılık. göñli alçak: alçak gönüllü. git-: gitmek. girîbân: (< F. 0662. kayık. (< F. yaş döken.) yılan ve karıncaya besin § âşığın bedeni. 0655. çamur. 0648. yönelmek. gonca. ilgilenmek. 0645. gör-: görmek. işlemek. 0657. kaybolmak.) kızıl gül. gonca-i hamrâ: (< F. sıkıntı.Ömer ZÜLFE 0643. gök. 0644. girdâb-ı hecr-i yâr: (< F. kızıl gonca. ağız § gönül. gözyaşı § lâl taşı. eziyet. gök rengi.) gonca dudaklı § sevgili. göñlini ele al-: güler yüz göstermek. 0663. gibi: gibi. 0649. gitmek. 0670. gönder-: göndermek. kil. 0654. 0646. ateş. 0660. . 0669. 0666. getür-: getirmek. ev. taş (sevgili). göñül: gönül § kuş. içine girmek. kötü huylar.) gönül bozukluğu. 0661. tereddüt. yollamak.) sevgilinin ayrılık burgacı.) gonca gibi. giryân: (< F. mavi § gönül. ölmek. gil: (< F. 0665. 0656. gemi. gökyüzü.) incili yüzük. (yola) koyulmak. gonca: (< F. 0664. ortadan kalkmak. gıdâ-yı mûr u mâr: (< F.

0685. söyleme.) ayrılık köşesi. gözden bırak-: gözden düşürmek. gûşe-i belâ: (< F. yüklenmek. göz kara kıl-: gözünü karartmak.) gariplik. söyleyici. konuşma. 0701.) belâ köşesi. gûy: (< F. taşımak. 0676. kaygı. gûşe-i hicrân: (< F. gül-: gülmek. 0674. 137 .) söyleme. gözle-: gözetmek. gül suyu. gûş: (< F. gûyâ: (< F. göster-: göstermek. top. ırmak. gûşe-i mey-hâne: (< F. görin-: görünmek. uymak. 0683.) köşe.) güneş topu § elma. gumûm: (< Ar. 0700. 0686. 0702. 0705.) gül § ok yarası. gûşe: (< F. gûş-ı şâh: (< F. uygulamak. gumûm-ı zamâne: (< F. 0699. 0679. yanak. yüz. 0689. gözyaşı: gözyaşı § yağmur. cam. götür-: götürmek. gûyiyâ: (< F. 0673. 0695. konuşma. kadeh. 0690.) sultanın kulağı. kum saati. gûş-ı dil ü cân: (< F. gûş-ı cân: (< F.) can ve gönül kulağı. 0704. 0697. gül suyu. 0678. gû: (< F. 0684. şiir söyleme.) meyhane köşesi. 0688. 0682. sezilmek. her şeyi göze almak. gül: (< F. ayrılık derdi.) kulak. güftâr: (< F. gussa: (< Ar.) zamanın dertleri.) edilmek. gözini aç-: uyanmak.) söz.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 137 0672. kaldırmak. okyanus. fark 0687. dayanmak. gûy-ı mihr: (< F. 0691. asker. 0694. beden. yazı çeşidi § ayva tüyleri. âşık. kederler. gubâr: (< Ar. gözden çıkarmak. 0681. sevgili.) keder.) toz.) söyleyen. 0696. deniz. güft ü gû: dedikodu. 0693. 0692. gülâb: (< F. güft: (< F. 0703.) sanki. göz: göz § şişe. 0677.) gamlar. kaygılar. gümüş para.) gül suyu § ilâç. dert. gussa-i hicrân: (< F. aklı başına gelmek. 0675. 0680. gurbet: (< Ar. 0698. yabancılık.) söz.) can kulağı.) sanki.

konuşamaz. güllerin de bulunduğu bahçe § dünya. 0715. iri güzel gül. 0709. 0719. şüphe.) gül renkli. h 0731. yalnızca güllerden oluşan bahçe.) düş. gülzâr-ı kûy: (< F. 0718.) cennetlerin güllüğü. 0727.) gül bahçesi. zan. güllük § sevgilinin mahallesi. 0708. 0729.) gül bahçesi. gül-reng: (< F. gülşen-i ‘işret: (< F. yoldan çıkmış. güzel: güzel. hoş. 0730. gül-i handân: (< F.) meclisler kurulan güllü bahçe. güng: (< F. apaçık. olumsuz kuşku. gül-‘izâr: (< F.) sarılı kırmızılı gül. vuslat. gülzâr: pembe. 0728. 0716. günâh: (< F.) yolunu kaybetmiş. gülşen-i ‘âlem: (< F. 0722. gülşen: (< F. yara. 0714.) dünya denilen güllü bahçe. gün gibi âşikâr et-: gün gibi ortada.) gülen gül. gül-i ra‘nâ: (< F. gülşen-i dünyâ: (< F. 0713.) sanı.) geçme. 0725. 0723. gümrâh: (< F. geçiş. gitme. gökçek. gün § yara. kuşku. dünya denilen güllü bahçe. gümân: (< F. sezme. gül gibi yanak. hvâb: (< F. güzer: (< F. gül-i hadd: (< F. gülgûn: (< F. gülşen-i bâg-ı cinân: (< F. 0711. gülzâr-ı cinân: (< F. gün: güneş. 0721.) cennetin güller bulunan bahçeleri § sevgilinin mahallesi. 0712.) sokağın güllüğü § cennetü ’l-me’vâ. güzerân: (< F.) günah. 0707. gündüz: gündüz. 0710. 0726. endişe. yazık. tereddüt. (< .) yanağın gülü. 0717. uyku.) dilsiz.Ömer ZÜLFE 0706. 0720.) gül renkli. 0724.) gül yanaklı.) geçme. güneş: güneş § yüz. gidiş. F.) dünya gülşeni. yanak.

0742. hâk: (< F. toz toprak içinde kalmış. hadd ü cebîn: (< Ar. hâkim: (< Ar. halk: (< Ar. eksiklik. gerçek. kûy: (< F. 0735. kenar. insanlar. İbrahim (‘a. hâk-i pây: (< F.) yanak ve alın. silme. aşk hakkında hüküm veren. hâk-i râh: (< F. efendi. hükümdar. sarhoşluk. hâl: (< F. hadd: (< Ar. 0739. 0744. içten § âşıklar. hakk: (< Ar.) ihtiyaç.) sokağın tozu toprağı.) durum. haber: (< Ar. hâk-i hava kabarcığı. 0743. 0737. doğruluk. habâb: (< Ar. 0753.) dünya denilen tüccar. 0761. 0736. hâcet: (< Ar. 0747.) yanak § gül. hâl. 0756. arı.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 139 0732. halel: (< Ar. gerçek. 0750. halîlu ’llâh: (< Ar. hâkim-i ‘ışk: (< F. 0755. m.) sınır. 0738.) § gönül.) hoca.) Allah. 0745.) bir şeyin aslı. hvâb-ı gaflet: (< F. 0740. 0760. hâlis: (< Ar. saf.) kazıma. 0757.) toprak.) kabarcık. Hâdî: (< Ar.) bilmezlik uykusu. Allah.) doğru yolu gösteren. 0741. âşığın yüzü. vali. doğruluk. Muhammed (s. Allah’ın adlarından.) durum. samimî. 0734.) haberli. hadd: (< Ar.) katıksız. Hz. perişan.) yerle bir. 0751. içinde bulunulan şartlar. toz § beden. hâl: (< Ar.) bozukluk. 0733. incinme. tüccar. hak: (< Ar. hvâce: (< F. 0749.) yaratma.). 0759. boşluk.) halis dost. emir. hâk-sâr: (< F. yargıç. habîb: (< Ar.) ben § nokta. 139 . 0748. haberdâr: (< Ar. gaflet uykusu. hvâce-i dehr: (< F. sevgili. kayın ağacı. kadı. zarar. hâlet: (< Ar. hadeng: ok. 0758.) aşk yargıcı.) yolun tozu § âşık. m. hakîkat: (< Ar. 0754. 0752.) ayağın tozu.) bilgi. 0746.) her şeyi yöneten.) sevilen.

0771. tüketmek. hâr: (< F. 0765. halk-ı cihân: (< F. hâne: (< F. 0764. 0769. 0778. harâbât: (< F.) sevgilinin altın hançeri § hilâl. 0772. harâb: (< Ar. harâb-âbâd: (< F.) hor.) dünya halkı.) Allah’a hamd olsun. 0783. hvâr: (< F. eğrilmiş. 0766. dünya denilen sofra. daire.) yıkık.) ortası boş 0775. kapı halkası § âşığın boyu. batakhane. hâra: (< F. yeni ay.) katı taş.) gülme. ayrılık acısı. bükülmüş. pavyon § tekke. 0777. F. gülücük § inci. 0770. ham: (< F. halka-i kâkül: (< F. 0785. 0776. hâne-i dil: (< F. kıvrım. 0789.) zülfün kıvrımı § yuva. ayrılık. 0779. hamdü li ’llâh: (< Ar. ateşi. sevr ile süreyya yıldız kümesi yakınlarında bulunan burç. 0786.) hançer. kâkülün kıvrımı § yuva. sivri uçlu iki yanı keskin bıçak § hasret.) eğri. sevinçli.Ömer ZÜLFE 0762. hilâl. hancer-i zerrîn-i yâr: (< yuvarlak biçim.) kâkülün halkası. hancer-i bürrân: (< F. viran. gülüş. 0782. hamel: (< Ar. bitirmek. hande: (< F.) gönül evi. yeni ay. 0768. hvân-ı dehr: (< F. . harca-: harcamak. bayağı.) kuzu. 0773.) dünya sofrası.) ev. hamrâ: (< Ar.) eğri. yay gibi. halka-i zülf: (< F. aşağı.) diken. 0763. 0767. harâret: (< Ar.) humma.) keskin hançer. harâret-i ciger-i tâbdâr: (< F. hancer: (< Ar. 0780. 0781.) ayrılık hançeri. 0787. Koç burcu. hvân: (< F.) yıkık ev. 0788.) dertli ciğerin humması.) sofra. yıkık mesken § dünya. 0774. sıcaklık.) kızıl. 0784. handân: (< F. hancer-i hasret: (< F. hamîde: (< F.) gülen.) meyhane. ateş. mermer. halka: (< Ar.

kıskanma. biten.) çer çöp § âşık. Hz. yetişme. toz.) ayva tüyü. 0813. pas. hasret: (< Ar. yazı. söz. hat-ı sebz: (< F. şuur. çekemeyen. yazı.) kıskanç. haşr: (< Ar.) herkese 0803. ortaya çıkan. ahir zaman fitnesi. hâtem-i gevher-nigîn: (< F. 0805. 0799. çimen. çizgi § kâfir. 141 . kelime. hased: (< Ar. harf-i ümîd: (< F.) mühür.) ot parçası.) hasta § âşık. üstü mühürlü yüzük § âşık. Kur’ân ayetleri. m. elde edilen. 0812. 0808. ürün. has: (< F. 0807. harf-i mahabbet: (< F.) gönül. gönle yazılan. resmî belge.) boz ayva tüyleri. 0806. hâtır: (< Ar. hâtif: (< Ar. bilinç. resmî belge. hasûd: (< Ar. 0802. karınca.) mücevherli. hâtır-nişân: (< Ar.) bitmiş. hasret-i hadd: (< F.) harf.) toplama. Muhammed (s. özlem.) aşk kelimesi. gelir § âşığın ahı. özenme. 0794. sözcük. ümit harfi. 0810.) son. gönül. 0804. harf: (< Ar.). ürün verme. 0793. hâr ü has: (< F.) biten.) gizli seslenici. çer çöp § âşık. imrenme. hatt: (< Ar. 0795. bitiş. 0798. yeşillik. gaipten haber veren melek.) sevgilinin ayva tüyleri § yazı. hâsıl (ol-): (< Ar. üstü mühürlü yüzük § boy.) peygamberlerin sonuncusu. 0797. ölülerin diriltilip toplanması. buğu. F. 0796. bitme. dirilme.) yanağın özlemi. hâsıl: (< Ar. süprüntü. harem: (< Ar. gaipten gelen ses. 0809.) akılda kalan. 0800. hatm-i enbiyâ: (< F. hatt-ı dilber: (< F.) göreceği gelmek. hâtem: (< Ar. 0797. hâşâk: (< F. haste: (< F.) ümit kelimesi. 0791. 0811. açık olmayan özel yer. 0801.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 141 0790. çalı çırpı. hatm: (< Ar.) kıskançlık. ürün. 0792.) çer çöp.

) haber. kalabalığın gürültüsü. haylî: (< F. bahçe. 0832. felâket. onun hayali. hayâ: (< Ar. dedikodu. havf: (< Ar. âşığın bedeni. sevinç. arzu. çokça.) hünnap renkli dudağın hayali.) kavuşma korkusu.) ölme. taş kesilme. kaza. 0828. şaşkınlıktan donmuş.) sonbahar § âşığın yüzü. et ve kemikten sıyrılma. 0816. şaşma. dert. hemân: (< F. F.) zevk. düş. hem: (< F. hayret: (< Ar. hatt-ı müşkîn: (< F. o anda. 0826. hayât: (< Ar. hayâl (ol-): (< Ar. 0824. hayrân: (< Ar. hayâl-i la‘l-i ‘unnâb: (< yazı. madem ki. ağzı açık kalmış. sevgilinin beli. Allah korkusuyla günahtan sakınma. hoşlanma. yalnızca.) misk kokulu ve renkli ayva tüyleri. 0819.Ömer ZÜLFE 0814.) şaşkın. sıkıntı. karışıklık.) hem.) üstüne kalma. 0818. korkudan veya acıdan taş kesilme § can. korku.) hemen. talihsizlik. havâdis: (< Ar. et ve kemikten sıyrılacak kadar zayıflama. utanç. sıkılma. böylece. 0815. 0817. kavuşma ümidi. tat. 0823. dert. pay. tasavvur. hazân: (< F. 0821.) korkma. hiçbir zaman.) utanma. havâle: (< Ar. asla. helâk: (< Ar. sevgiliyi düşünme. edep. hele: madem. incelik. canlılık. hatt-ı gubâr: (< F. varla yok arasında olma § bağ. 0829.) epeyce. gubarî hat. 0825. belâ. 0834. hecr: (< Ar.) toz 0822.) dirilik.) hayal. havf-ı visâl: (< F. 0827. büyük korku. 0830. nasip. şaşırma. 0833. haz: (< Ar. âşık.) ayrılık.) şaşakalma. 0820. toz gibi ayva tüyleri. hây u hûy: gürültü. mahvolma. kavuşma arzusu. 0831. hem de. kendinden geçme. saldırma. .

hikâyet: (< Ar. (< Ar. hevâ-yı ‘ışk: (< F.) harman. 0859. öfke.) aşk arzusu.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 143 0835. asla.) direnme ve dayanma ürünü. hergiz: (< F. yok denecek kadar az. Hızr-ı lutf: (< F. sırdaş. hıdmet: (< Ar. hiçbir zaman. hırmen: (< F. 0836. 0857.) o 0848.) Hızır. ürün. 0858.) yoldaş. ansızın. sırdaş. 0862. hevâ-yı kâkül: (< F. 0837.) doğru yolu. 0853.) asla.) sıkı fıkı arkadaş. 0854. öfke. fırtınası. 0839. bağlanma. hem-râz: (< F. 143 . 0856. hırâmân: (< F. arkadaş. istek. her: (< F. 0850.) lütuf Hızır’ı. hem-nişîn: (< F.) arkadaş. aşk. hey: hey. Hak yolunu gösterme. arzu. hava § fırtına.) hiç. 0845. 0841. seslenme. 0844. hışm: (< F. Hızr: (< Ar. hîç: (< F.) sevgilinin saçının arzusu. gücü.) sonsuz istek. hırmen-i sabr u karâr: (< F. bütün. tutku. birlikte nefes alan. hem-nefes: (< F. nazlı nazlı yürüme. 0840.) ayrılık.) kâkülün arzusu. hezârân: (< F. hemân-dem: (< F. hırs: (< Ar. hevâ-yı ‘ışk-ı yâr: (< F. ayrılık acısı. heves: anda. 0861. 0852. 0855.) her. 0843.) binlerce.) istek. kıssa.) hikâye. sevgi. hizmet.) salına salına. tarla § gönül.) yoldaş. azgınlık.) arkadaş.) aşk. 0860.) iş görme. 0842.) sevgilinin aşkının arzusu. birlikte düşüp kalkan. hem-dem: (< F. 0846. aşk fırtınası. macera. hevâ: (< Ar.) kızgınlık. sevgilinin aşk fırtınası. hem-râh: (< F. aşk havası. hidâyet: (< Ar. hevâ-yı zülf-i yâr: (< F. 0847. 0849. her bir. sevgilinin saçının rüzgârı. hicrân: (< Ar. 0838. hiç bir zaman. buyruk altında olma. azgınlık. 0851.

temizlik. derin acı. yardım.) parlayan güneş § sevgili. 0885. gaddar § sevgili.) Tanrı. 0866. hûn-âb: (< F. 0889. 0874. kanı.) kanlı. 0879. hûn-rîz: (< F. 0867.) saygı.) dünyayı aydınlatan ve ısıtan güneş § sevgili.) kanlı. hōd-bîn: (< F. hurşiyd-i rahşân: (< F. yüksek iradeli birinin yardımı. hûbân: (< F. hisâb: (< Ar.) ciğer yâr: (< F. büyük acı. kana bulaşmış.) padişah tarafından bir rütbe vermek amacıyla giydirilen süslü kaftan § eski çul. hilâl kaşlı § sevgili. 0887. kuşatma. ciddiye alma.) dünyayı süsleyen güneş. hûn-ı gam-ı hecr-i yâr: (< F.) kanlı su. F. hûrî: (< F. himmet: (< Ar.) incelikleri bilen. hisâr: (< Ar. hurşiyd-i ‘âlem-tâb: (< F. hûb: (< F. hikâyet-i gam-ı hicrân-ı 0877. hil‘at: (< Ar.) sevgilinin ayrılık gamından olan kan. hudâ: (< F. hûrşiyd/hurşiyd: (< F. 0868. çalışma çabalama. 0864. 0872. öldürme.) kan.) kan döken.) hesap. hurmet: (< Ar. 0870. iyi. kan dökücü. 0873. 0882.) güzel. 0884. hurşiyd-i cihân-ârâ: (< F. 0875.) güneş § sevgili.) kendisini beğenmiş § sevgili.) cennet hatunu § sevgili. iyi. hûnî: (< F. 0865. hûn-ı ciger: (< F. saygınlık. 0881. haramlık. 0883. hûnîn: (< F.) sevgilinin ayrılık derdinin hikâyesi.) güzeller § yıldızlar. 0886.) gayret. hisâba say-: hesaba katma. hurde-dân: (< F.) güzel. 0876. zalim.) yay kaşlı. 0869. sayma. .Ömer ZÜLFE 0863. iç acısı. 0880. hilâl-ebrû: (< Ar. 0878.) incelikleri gören. hurde-bîn: (< F. hûn: (< F.) etrafı çevrili kale. hoş. saymak. kan saçan § gamze. hōş: (< F. 0888. gözyaşı § sel suyu. emek. 0871.

han.) devlet kuşu. hutbe-i ‘ışk: (< F. ıztırâb: (< Ar. hutbe: (< Ar. ırag: uzak. meydana çıkarma. 0894.) dinî öğüt. elemler. çırpınma. ayık.) sonsuz güzellik. Ferhad ile Şirin hikâyesinin erkek kahramanlarından Hüsrev § sevgili. kanıt. aşıklıkta hükümdarlık alâmeti. 0900.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 145 0890. huzzâk: (< Ar. hükümdarlık alâmeti. ‘ışk-ı dünya sevgisi.) sultan. 0891. 0898. çalkalanma. hüsn: (< Ar. ısıt-: sıcak tutmak. şarap. 0896. hurûş: (< F. hüsn-i bî-hadd: (< F. hüşyâr: (< F.) delil. 0907. hümâ-pervâz: (< F. kıvranma.) gösterme. 0902. 0908. titreme.) coşma. 0893.) işinde usta olan. buyruk. 145 . eskiden ı 0904. 0892.) hüma gibi yüksek uçan § âşık.) aşk. emir. hükm: (< Ar.) ayak bağı § mahkemelerde hak ve sahiplik göstermek üzre verilen resmi belge § ayva tüyleri.) sevgilinin aşkı § Allah aşkı. hüccet: (< Ar. ‘ışk: (< Ar. 0905. telâş. 0903. sarsılma.) hüküm. 0899. 0908. 0905. şamata. sevgi. husrev: (< F.) gönül alan güzellik. tutku. gözü başkasını görmeyecek biçimde sevme § deniz. hükümdar. 0897.) aklı başında. 0895.) acılar. ızhâr: (< Ar. kitapların başındaki süslü nesir başlangıcı.) zamane ustası. dünyaya bağlılık.) güzellik. 0901. hüsn-i dil-âvîz: (< F. i dildâr: (< F. ‘ıkâl: (< Ar. hümâ: (< F.) aşk hutbesi. ateş. sevgili. 0906. huzzâk-ı rûzgâr: (< F.

ihsân: (< Ar. 0910. 0939.) sağlamlaştırma.) ibrişim. illâ: (< Ar. imtizâc: (< Ar. seçim. 0917. 0936. sevgili.) yaptığını gizleme. insanın hamurunun yoğrulması. karşılaşma. in-: inmek. yardım. inkâr: (< Ar. 0941. içinde: sınırları dahilinde. kayırma. 0912. 0923. katlanma. içün: için. 0925. ‘îd: (< Ar. iki: iki sayısı.) bayram § kavuşma. igen: çok. iki kat. 0913. samimî olmayan. 0916.) seçme. pek çok. iki cihân: dünya ve ahiret. mutlaka. reddetme. iñlet-: inletmek. ilâhî: (< Ar.) +dan başka. iki yakası bir arada olan. ille. 0921. 0924.) iman.) suyla toprağın karışması. ‘ilâc: (< Ar. ipek ip § âşığın bedeni. 0929. 0928. yaşlı § yâr.) deneme. uygunluk. beddua.) karışma. aşağı inmek.) gücenme. lâ ilâhe illa ’llâh’taki illâ. doğru yolu gösterme. vuslat. irşâd: (< Ar.) insan. kırılma. .) ilâç. ile: ile. imtizâc-ı mâ’ u tîn: (< F.) karışma. ihkâm: (< Ar. iç-: içmek. ihtilât: (< Ar. 0918. ilet-: iletmek. gücenmek. iki yaka issi: iki yaka sahibi. birleşme. 0937. 0920. sıkıntı verme. ihtiyâr: (< Ar.0909. inanç § sevgili. katışma. 0933. inkisâr: (< Ar. 0935. 0934. zengin. içre: içinde. 0930. 0915. sızlanmak. 0940. iki dillü: iki yüzlü. iñle-: inlemek.) doğru yola iletme. âdem. meğer. ağlatmak. ulaştırmak. îmân: (< Ar. incin-: incinmek. deva. ibrişîm: (< F. 0919. 0932. insân: (< Ar. üzülmek. uyuşma. 0911. içür-: içirmek. 0911. kaynaşma. 0938. 0931. 0914. rahat. 0922. 0927.) kavuşma bayramı.) bağışlama. imtihân: (< Ar.) ey Allahım. sınama. 0926. feryat etmek. ‘îd-i vuslat: (< F.

0960. iş‘âr: (< Ar.) azla yetinme. 0962.) bir şeyi bir organ yoluyla j 0964. jeng: (< F. 147 . irtihâl: (< Ar. kûy: (< F. 0963. 0945. sevgilinin kapısı. gösterme. çalışmak. yaşayış. meydanda. köpek § âşık. sevgiliyle yaşama.) çiy § gözyaşı. şiirleri. işitme. eziyet etmek. nişan. büyüklük.) dünyanın eğlencesi. içkili eğlenme. Ka‘be: (< Ar. 0959. nazlanma.) belli. değer. beklemek. ‘işret: (< Ar. 0944.) mahallenin Kâbesi § sevgilinin mahallesi.) Kâbe § 0967. istimâ‘: (< Ar. ölme. işte bu.) yücelik. sevgilinin eğlencesi. açık.) içki içme. Ka‘be-yi sevgilinin sokağı. ‘îş ü nûş: (< Ar. apaçık. 0956.) pas § buğu. 0949. işit-: işitmek. kötülük yapmak. 0958. ‘iyân: (< Ar. 0961. it: it. güç. ağırdan alma. etkilemek. ‘isyân: (< Ar. 0955. istignâ: (< Ar. ‘izz: (< Ar. işâret: (< Ar. 0954. iz.) baş kaldırma § çöl.) dinleme. isbât: (< Ar.) göçme. duymak. jâle: (< F. ululuk. kulak verme. 0953. 0951. ‘îş-i dildâr: (< F. ter.) yücelik.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 147 0942. ‘îş-i cihân: (< F.) kanıt ve tanık göstererek doğruyu ortaya çıkarma. ‘izzet: (< Ar. iste-: arzu etmek. ölüm. aramak. eğlenme.) eğlence. işle-: içine geçmek. işbu: bu. 0950. 0965. 0947. içine işlemek. iş (geç-): eziyet.) dört büyük peygamberden biri § şairin sözleri. ‘Îsâ: (< Ar. 0957. 0948. 0952.) sevgiliyle eğlenme. hatırlatma yoluyla verilen emir. issi: sahip.) yazı ile bildirme. 0943. 0946. k 0966.

kadd-i bâlâ: (< F.) inleyen kalp. kuş kafesi § sine. alnın üstüne düşen saç § şebboy. 0987. 0970. kapılmak. 0985. yok etmek. kâfir: (< Ar. temizleme. örtücü § ayva tüyleri. 0993. . 0973. biraz.) kafes. inançsız.) ayak. sap. bel § yay. 0990. altın işlemeli de olur § gam.) bardak. kapı halkası.) ay § yüz. kabza: (< Ar. 0982. kabul edici. kadr: (< Ar.) aşkın pençesi.) boy § halka. çeng. kâl: eritme. yıldızların parlaklık dereceleri. kadd-i yâr: (< F. 0972. derece. 0977. her ne zaman.) uzun boy § sevgilinin boyu. eteği ve yeni uzun üst elbisesi.Ömer ZÜLFE 0968.) uzun boy. üzengi. uğurluluk. gönül. 0981. kaçan: ne zaman. içki bardağı.) yürek. 0983. 0980.) değer. 0974. kabr: (< Ar. kadem: (< Ar. 0979.) ay yüzlü. kad: (< Ar.) az. alın. eğri. yüzük. durmak. yay. azıcık. kalb: (< Ar. 0989. yanak.) yetenekli. kafes: (< Ar. yükseltmek. kaftân: olabilirlik. kâmet: (< Ar. kâkül: (< F. kemer. râ harfi.) Tanrı tanımaz. 0992. kâmet-i bâlâ: (< F. kamer-ruh: (< Ar. tutuk evi. uğur. avuç. 0988. kadeh: (< Ar. adım. nun. kal-: kalmak.) alın saçı. kâbil: (< Ar. arıtma. bağlanmak. itibar.) tutamak. 0969. kadar: (< Ar. 0976. 0984. kamer-tal‘at: (< Ar. kamer: (< Ar. F. ay yanaklı § sevgili.) sevgilinin boyu. beden. kaldur-: kaldırmak. rütbe. elif. 0978.) mezar. kabza-i ‘ışk: (< F. 0991.) ay yüzlü § sevgili. örten. yüzük. el. kalb-i nâlân: (< F. 0986. 0975. 0971. sultanlara ve devletin ileri gelenlerine mahsus elbise. yay.) boy. hapishane.

huzur. yetinen. kanâ‘at: (< Ar. yetinme. kanına girmek. 1016.) arzularına kavuşmuş § sevgili. karâr: (< Ar. kafatası. kâni‘: (< Ar. karşısına dikilmek. 0996. kan et-: kan dökmek. 1010. tas. 0995. kara. çanak § şarap kadehi.) kervan. kaş: kaş § yay. kamu: bütün. kârbân-ı derd: (< F. kasr-ı eflâk: (< F. 1013. kâm-rân: (< F. toprak. konak. 149 .) köşk. kâr (et-/eyle-): (< F. sevgilinin kapısı § cennet. kan: kan. ödünç alma. 1012. göklerin köşkü. dert kervanı. kara: siyah. 1018. 1007. kanı: hani. karz: (< Ar. katlanma. 1014. göz çukuru. 0997. tok gözlülük. kasd: (< Ar. 1004.) çeşitli maddelerden yapılabilen kap. 1009.) rahat. 1006. kâse-bâz: (< F. 1015. kârbân: (< F.) iş yeri. kapu: kapı. nerede. 1022.) kurma. saray. ödünç verme. 1001.) gök köşkü. karşu çık-: karşısına çıkmak.) iş.) kanaat eden.) feleklerin köşkü. karaya çıkarmak. kara kaygu: çok acı düşünce § ah dumanı. baştan başa. her nerede.) kanma. 1000. sabır. kâr-hâne: (< F. 1021. karañu: karanlık. 0999. dayanma gücü. 1003. kanı kan ile yumazlar: kan kan ile temizlenmez. kalkışma. karaya ur-: karaya vurmak.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 149 0994. kanış. kasr-ı sipihr: (< F. işlemek. görüş. kasr: (< Ar. kangı: hangi. 1005. 1020. niyet. 1011.) borç. ağırlamak. kâse: (< F. karşılamak için bir iki adım öne çıkmak. 1017. 1002. kanda: nerede. 1019. 1023.) kâseleri parmakları veya çubuklar üzerinde çevirerek gösteri yapan oyuncu. gökyüzü. karşu: karşı. uzaktan. durak.) kutlu. karaya oturmak. 1008. 0998.

1037.) varlık. kej-rev: (< F. ibare. kemâl-i kudret: (< F. 1033. kesb: (< Ar. 1031.) bütün varlık. 1027. kâinat.) söz. kesin. tasa. kemân-ebrû: (< F. diyen. kayır-: endişelenmek. kaygı. kes-: kesmek. büyüklük.) söyleyen. kelle: (< F. ateşle suyu bir araya getirme. keştî: (< F. gücün sonsuzluğu. 1052. noksansızlık. 1034. aksak. 1049. kaygu: kaygı. birliğin zıddı. kebâb: (< Ar. çevirme. 1040. katı: sert. 1030. huzur.) aşağı. kenâr bul-: kurtulmak. kenâr um-: kurtulmayı ummak. katı. 1051. 1025. 1038. kelâm: (< Ar. kej: (< F. 1035. oluşum ve dönüşüm. taş gibi.) gemi § gönül. yanlış yolda olan § felek.) yay. elde etme. kendisi. cümle. 1032. yan. 1054. 1047. 1050. kesret: (< Ar. zaman ve mekân. son § kurtuluş. kemân: (< F.) söz. 1026.) eğri. kez. kemter: (< F.) mükemmellik. kat: kat.) damla. kendü: kendi.) bağış. . boyun eğmiş.) gücün büyüklüğü. değersiz § âşık. kevn ü mekân: (< Ar. söyleyiş. 1029. 1032.) çokluk. kevn: (< Ar.) çalışıp kazanma.) kıyı. 1028. 1044. olma. büyüleyici sözler söyleme. tasa. 1045.) aksak.) yay (< Ar. selâmete ulaşmak.) ateşte veya kap içerisinde pişirilen et. 1053. kenâr: (< F. kıyıya çıkmak. 1048.) kafa.) kâinattaki çokluk. aklı yatmış. 1046. kerre: (< Ar. dert. 1043. kavl: (< Ar. kefen: (< Ar. ermişlerden ortaya çıkan olağanüstü hâller § şiir. kemâl: (< Ar. keder: (< Ar. kir. doğruluğu su götürmeyen.) kesen. kesret-i ‘âlem: (< F. tandır § ciğer. kaşlı § sevgili. 1055. 1036.) pas. kâtı‘: 1041.Ömer ZÜLFE 1024. 1039. uç.) defa. 1042.) ölünün sarıldığı bez § gömlek. eğri giden. kâyil: (< Ar. katre: (< Ar. kerâmet: (< Ar.

kuc-: kucaklamak. 1080. el verme.) aşk esrarının keyfi. sökmek. keyfiyyet: (< Ar. kıl yar-: kılı kırk yarmak.) ekinlik. eğlence.) belâ dağı. kork-: korkmak. kez: kere. 1065. yolcunun bir yerde durması. kon-: konaklamak. kopar-: koparmak. durmak. kıssa-i Mecnûn: (< F. kimse: kimse. kiştzâr-ı sîne: (< F. 1084. kop-: ayağa kalkmak. aşk sırlarının niteliği. 1077. âşığın ateşli ahı. kûh: (< F. yeterlilik. kızıl: kırmızı. 1064.) edat. kıssa-i ‘ışk: aşk kıssası. kul: kul. duman rengi § çimen ve lâleler. kadın ve erkek insan. 1071. yapabilme. kimsene: kimse. ekin tarlası § gönül. kızıl yaşıl: kızıl yeşil. 151 .) göğüs ekinliği § gönül.) nitelik. keyfiyyet-i esrâr ‘ışk: (< F. kudret: (< Ar. 1085.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 151 1056. kılıc: kılıç § ah. 1081.) delilik ve aşk ülkesi. kişver: (< F.) dağ. 1063. 1078. dirilmek. koy-: koymak. 1059. soru zamiri. 1076. kûh-ı belâ: (< F. 1083. 1072. 1060. kiştzâr: (< F. 1069. bir şeyin özü. keyif. âşığın göğsünden çıkan duman. 1079. 1082. kifâyet: (< Ar.) gam dağı. kıl: kıl. 1068. 1057.) yetişme. dikmek. 1089. 1058. esrar içenlerin içinde bulunduğu keyifli hâl. kim: ki. kimse. haşr olmak. iyice incelemek. 1086. kûh-ı gam: (< F. ayırmak. endişelenmek. 1090. saz teli. ki/kim: (< F. 1066. 1061.) dünyanın sonu. 1074. 1067. bütün insanların hesap vermek için toplanmaları.) güç. ko-: koymak. kıyâmet: (< Ar. kıl-: kılmak. bırakmak. kıssa: (< Ar. kişver-i ‘ışk u cünûn: (< F. 1070. saç teli.) ülke. 1075. 1062. yerleştirmek.) yaşanmış macera. kişi: kişi. 1088. büyük belâ § sevgili. 1087.) Mecnun’un kıssası. 1073. köle.

fikir. 1100. küll: (< Ar. kulak: kulak. çok. kulagına girme-: işitmemek. kûy-ı Leylî: (< F. Kur’ân: (< Ar. önemsememek. la‘l-i dilber: (< F.) sevgilinin sokağı.) ama. kûy-ı nigâr: (< F. 1111.) kızıl yakut. 1104. sokak. lâl: (< Ar. 1109. künc-i istignâ: (< F. kur-: kurmak. Hz. 1107. 1108. nitelik. 1113. kuvvet: (< Ar. 1103. küştgîr-i gussa: (< F. 1117.) sevgilinin dudağı. 1095. Allahın sözü.) lâle çiçeği.) sevgilinin sokağı § gül bahçesi. bileğini bükmek. 1092. kuş: kuş. göz ucuyla bakacak kadar zaman. mahalle.) köşe. bastırmak.)’in mucizesi. lâkin: (< Ar.) güreşçi. 1116. emirleri. künc-i belâ: (< F.) elifbanın yirmi altıncı harfi § zülf. m. küs-: basmak. hazırlamak. 1106.) vaz geçme köşesi. lâ: (< Ar. kuru: kuru.) İslâmın mukaddes kitabı.) Leylâ’nın sokağı. la‘l: (< Ar. 1093. l 1112. kurumuş.) an. gelincik. lâle: (< F. kûy-ı yâr: (< F. 1120. 1114. kurtar-: kurtarmak. la‘l-i cânân: (< F. lahza: (< Ar. 1119. 1115. lâm: (< Ar. künc: (< F. 1094. dili tutulmuş. kuyıl-: dökülmek. edatı. sırtını yere getirmek.Ömer ZÜLFE 1091. 1096.) belâ köşesi. yalnızlık köşesi. değerli kırmızı taş.) dilsiz. dert hücresi. 1101. gözyaşı. 1098. sevgilinin bulunduğu yer § vatan.) bütün. küştgîr: (< F. . duymamak. hücre. 1097. kûy: (< F. 1118.) güç. dert köşesi. Muhammed (s. 1110. kırmızı § dudak. ancak. 1105. yetenek.) olumsuzluk 1102.) kaygıların pehlivanı. fakat.) köy. 1099. kaçmak.) sevgilinin dudağı. kurtul-: kurtulmak.

aklı başında olmayan. lem-yezâl: (< Ar. 1142. levh: (< Ar. lu‘bet-bâz: (< Ar. geceye ait § saç. 1136. likâ: (< Ar. lîk: (< F. düz. lezzât-ı cihân: (< F. 1132. Leylî-hırâm: Leylâ gidişli. kendisinden geçmiş. 1126.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 153 1120. 1138. sayfa. 1131. 1144. lâ-yezâl: (< Ar. gizli kuklacı. yiğit § gözyaşı. hayalci. 1141.) gemi çapası. F. gizli hayal oynatıcı. 1134. ölümsüzlük suyu.) yassı. 1139. Şirin.) bir yere aldırışsız § sevgili. 153 . leb-i yâkût: (< F. 1143. 1130. 1128. yakut. kuklacı.) dudak § erguvan şarabı. lenger: (< F. 1140. 1122. 1124. sarhoş. 1137. gizli göz bağcı. leylî: (< Ar. Leylâ yürüyüşlü § sevgili.) yakışır.) kayıtsız.) yardım. leb: (< F.) Leylâ ve Mecnun hikâyesinin kadın kahramanı. bengi su. lutf: (< Ar.) yüz. 1125. inci satıcısı. 1135.) dünya yüzü.) sevgilinin dudağı § bengi su. gelgelelim. iyilik. lu‘bet-bâz-ı gayb: gaybın göz bağcısı. lâ-ya‘kıl: (< Ar. lâyık: (< Ar. m asılmak üzere yazı yazılmış plâka.) dünyanın zevkleri. leşker: (< F.) gölge oyuncusu. uygun.) tatlar. üzerine yazı yazılan düz plâka. göz bağcı.) asker. 1121.) sonsuz. dünya sayfası. 1123. can. levh-i ‘âlem: (< F. yakıcı. kırmızı renkli dudak. gece gibi karanlık.) ancak. lezzât: (< Ar.) yakut renkli dudak.) dalgın. leb-i dildâr: (< F.) sabır çapası. le’âl: (< Ar.) inciler. 1133. kalıcı. lâ’übâlî: (< Ar.) can levhası. levha-i cân: (< F. lâkin. kan kırmızı. 1129. levha: (< Ar.) sonsuz. 1127. lenger-i sabr: (< F.

1167. ma‘ârif: (< Ar. 1172. mahrem: (< Ar. 1158.) yeni ay.) bayındır.) yas.) anlam. 1150. mâh-rû: (< F. etkili düşünceler § inci.) sevilen. matlûb: (< Ar. 1171. mahşer: (< Ar. . mâh-ı nev: (< F. sevilmiş. ma‘mûre: (< Ar.) anlamlar. 1169. ma‘mûr: (< Ar.) beğenilmiş.1145. sevgili.) ustalık. 1175. 1159. mahbûb: (< Ar. servet. 1149. sebep. lâyık. ma‘mûre-i ‘âlem: (< F. sevgi. makbûl: (< Ar. eş. alt etme. güzel.) bilme. 1166.) dünya ana.) yer. bina § beden. para. ma‘mûre-i dehr: (< F. ma‘nî: (< Ar.) yüzük gibi § boy. mâh/meh: (< F. alıkoyma. 1148. ma‘ânî: (< Ar. 1155. 1154. mahabbet: (< Ar. kabul edilmiş.) dünyanın bayındır binası.) su. 1176.) ana.) engel. mâ’: (< Ar. 1164. iç yüz.) istenilen.) sinek gibi. mâder: (< F. 1156. mâh-ı tâbân: (< F. ma‘rifet: (< Ar. aranan § aşk. mânend-i meges: (< F. mâl: meni § insan. dünya. 1161. 1168. mâder-i dehr: (< F.) yılan § zülf. mât: (< Ar. 1151. hilâl § hançer. mâni‘: (< Ar. (< Ar. 1152. 1173. düş. 1146. Allah bilgisi. biliş.) elif gibi. 1174. mâr: (< F.) bayındır.) satrançta yenme. mânend-i subh: (< F. yenme.) varlık. mânend-i elif: (< F. 1157. aşk § tohum. 1165. mânend: (< F.) içli dışlı. mahal: (< Ar. 1147.) ay § sevgili. 1160. 1162. 1153. benzer. Allah’ı bilme işi § inci. mâtem: (< Ar. bilme.) sevme.) kıyamet günü toplanılacak yer.) parlak ay § sevgili. mânend-i hâtem: (< F.) gibi. yüz. 1170.) sabah vakti gibi. nutfe.) ay yüzlü § sevgili. 1163.) dünyanın yapısı. biliş.

) ay gibi güzel. oturulan yer. 1198.) okul. 1183.) yardım. 1190. âşık.) yaralanmış.) altın ve gümüşün ayarını belirlemeğe yarayan taş. A. övgü § deniz. takat. mecnûn: (< Ar. ev.) oysa ki.) güç. mehekk-i imtihân: (< F. meh-rû: (< F. ululuk. 1194.) dert ve belâ meclisi. 1186. meh-pâre: (< F. 155 .) görünme yeri. şaşakalmış. toplanılan yer. 1193. ancak. meclis-i derd ü belâ: (< F. deneme ölçüsü § sevgilinin cefa taşı.) şaşkın. 1201. hevesli. sevgili. sebep.) dünya denilen mektep. meh-cebîn: (< F. 1187. meh-likâ: (< F.) ay parçası § sevgili. yansıma yeri. parlak alınlı § sevgili. mâyil: (< Ar.) ay alınlı.) meclis.) sinek § âşık.) ay yüzlü § sevgili. 1202. yörünge. meges: (< F.) övme.) çılgın. 1196. mazhar-ı mihr-i cemâl: (< F.) güzellik güneşinin aynası § kâinattaki her zerre. 1192. medh: (< Ar. 1195. mecrûh: (< Ar. 1199. deli. 1180. mekân-ı mûr u mâr: (< F.) imtihan ölçüsü.) yönelmiş. mekteb-i dehr: (< F. korkmuş. mecd: (< Ar. 1184.) dönüş noktası. mazhar: (< Ar. eğilmiş.) dertli Mecnun. 1179. mekteb: (< Ar. 1197. fırsat. 1185. ölçü. istekli.) yücelik. 1191. ürkmüş § akıl. mecâl: (< Ar. ayna. olsa olsa. Mecnûn-ı belâ-keş: (< F. mehekk: (< Ar. 1203. meger: (< F. in. 1178. 1200. 1182. yuva. medhûş: (< Ar. Mecnun. gönül. medâr: (< Ar.) ay yüzlü § sevgili. 1189.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 155 1177.) yılan ve karıncaların yuvası § âşığın kafatası. mekân: (< Ar. 1181. meded: (< Ar. dayanak noktası. meclis: (< Ar.) yer. vasıta. meh-veş: (< F. Kays § gönül. 1188.

bıkma. 1224. mesken. dert. meşhûr-ı âfâk: (< F.) sarhoşçasına.) dünyaca tanınan. kendisinden geçmiş. melek-sîmâ: (< Ar. merâm: (< Ar. 1206. 1226. 1211. melek-manzar: (< Ar.) acıma. sığınılacak yer. usanma. gözyaşı. 1208. metn-i cemâl: (< F.) ayıplama.) sevgilinin zülfünden doğan gamın sıkıntısı.Ömer ZÜLFE 1204.) yurt. yazı.) melek yüzlü § sevgili. melâl: (< Ar.) yasaklama. 1227.) düşünce. eziyet.) istek. 1207. melâmet: (< Ar.) aşk şarabının sarhoşu. namaz kılınacak yer. 1217.) secde yeri. mest-i mey-i ‘ışk: (< F. oturulan yer § yıkık gönül. 1209. dokuma.) atasözü.) sıkıntı.) İsa (‘a. mesken: (< Ar. melâlet-i gam-ı zülf-i nigâr: (< F.)’nın annesi. usanma. hayal Meryem’i. metin: (< Ar.) güzellik metni § sevgilinin yüzü.) konak. 1225. vahdette varılacak yer. 1214.) metin. mercân: (< Ar. 1215. 1219. mest: (< F. m. engelleme. 1205. 1223.) mercan. menzil: (< Ar. 1210. meşhûr: (< Ar. mesel: (< Ar. 1216. F. kınanma.) melek görünüşlü § sevgili. kendisinden geçmişçesine. melâlet: (< Ar.) ün salmış. yalnızlık köşesi.) ev. güneş. menzil-i tevhîd: (< F. 1221. her yerde tanınan § âşık. yer. merhamet: (< Ar. 1213. 1218.) sarhoş.) sıkıntı. mescid: (< Ar. okçulukta okun düştüğü yer. önleme. denizden çıkarılan kırmızı renkli madde (el biçiminde olurmuş). me’vâ: (< Ar. bıkma. . 1222.) birlik konağı. men‘: (< Ar. Meryem-i fikr: (< F. eskiden kölelere verilen adlardan § dudak. 1212. mestâne: (< F. 1208. Meryem: (< Ar. 1220.

1234. mihmân: (< F. 1231. ülke.) konuk.) can ve gönül ülkesi. beytin her bir kanadı.) sevme.) güzellik ülkesi. yönelme. kanat. 1242. mısr-ı cemâl: (< F. mihr-i cihân: (< F.) dünyayı süsleyen güneş § top. konaklayan. 1235.) telli sazları çalmağa yarayan alet.) dert dalgası. şarap kabı. ilgi. Mısır.) şehir. mevc-i belâ: (< F. iyiliğe teşekkürde bulunma.) dünyanın güneşi. iyiliği başa kakma.) iyiliğe karşı borçlu hissetme. mey: (< F.) şarap § gözyaşı.) ülke. övgü. mihmân-hâne: (< F. 157 . meydân: (< Ar.) belâ dalgası. sıkıntılar. 1229.) atasözü gibi mısra. mısr-ı cân u dil: (< F.) Mevlevîlik yolunu tutmuş kimse § âşık.) güneş. belâ. 1232. mey-i ‘ışk: (< F. 1246. 1244. mey-hâne: (< F. 1228. mısr: (< Ar. 1236. 1230. 1251.) kapı kanadı.) meyhane. tutulma. mısra‘-ı mesel: (< F. 1241. 1249. içki içilen yer. güzellik Mısır’ı. misafirhane § dünya.) aşk şarabı. 1237.) dert. mihnet: (< Ar. 1247. akma.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 157 cennetlerden birisinin adı § sevgilinin kapısı. isteme. 1254.) dalga.) dünyayı aydınlatan ve ısıtan güneş. mısra‘: (< Ar. Mevlevî: (< Ar. 1248. milket: (< Ar. minnet: (< Ar. 1253. mihr: (< F. musibet. mey-i gül-reng: (< F. mızrâb: (< Ar. mihr-i cihân-tâb: (< F. bağlanma. can atma.) konuk evi. 1239.) geniş alan. 1252. mevc: (< Ar. sevgi. mevc-i gam: (< F. 1250. mihr-i cihân-ârâ: (< F. midhat: (< Ar.) eziyetler. meyl: (< Ar. 1233. 1240. mihen: (< Ar. 1238.) övme. dize. 1245. aşk § yüz. 1243. alın. lütuf sayma.) gül renkli şarap.

1271. mûr: (< F. mir’ât-ı ezel: (< F. beli kıl gibi ince § sevgili. mîr-i ‘âşıkân: (< F. muhtelif: (< Ar. mûnis: (< Ar.) can ve gönlün alıştığı. alışmış. yıkılmaz. zavallı.) olmayacak. mû: (< F.) arzu. compositae) sarı çiçekli bitki. can. 1265. mir’ât-ı sâf: (< F.) ezel aynası. 1260.) sevgilinin aşk sırlarının bilmecesi.) âciz. 1279. mûnis-i cân u dil: (< F. 1266. 1277. murg-ı cân: (< F. takdir edilmiş. 1264. krizantem. 1262. muglim: (< Ar. 1258.) yazılmış. 1274. kasımpatı. türlü. murg-ı cân u dil: (< F. misl: (< Ar. gizli söz.) oğlancı. orta § varlığıyla yokluğu belli olmayan.) (chrysanthemum segetum. mîr: (< F. muhkem: (< Ar. murâd: (< Ar. imkânsız.) bel. muhammer: (< Ar. 1278. miskîn: (< Ar. belirlenmiş. mu‘ammâ-yı rumûz-ı ‘ışk-ı cânân: (< F. birbirinden farklı. muhâl: (< Ar. sağlam. mû-miyân: (< F. çekinme.) kuş § gönül. lekesiz ayna § yüz. 1261.) kıl. mukadder: (< Ar. beceriksiz. 1272. dilek. 1257. . kavuşmak istenilen şey.) karınca § ayva tüyleri. istememe. 1270. kumandan.) mayalanmış. bir kişi adı çıkacak biçimde yazılan mensur veya manzum bilmece. bey. 1276. beklenti. eş. miyân: (< F. 1255.) benzer. yoğrulmuş. 1263. murg: (< F.) cilâlı. 1256. 1267.) kıl belli.) cana yakın. 1269. horozibiği.) sağlamlaştırılmış.) can kuşu.) ayna § yüz. can ve gönül dostu § sevgili. 1259.) baş.Ömer ZÜLFE ağırdan alma. 1268.) çeşit çeşit.) can ve gönül kuşu. mu‘ammâ: (< Ar. 1275. 1273.) bilmece. mir’ât: (< Ar.

) yokluk ülkesi. güneş tutulması. bol ve ucuz. (< Ar. değerli. katışık olmayan. muztarib: (< Ar. 1281. bir mescide çekilip oruç.) ibadete çekilme. mülk-i cân: (< F. 1294.) ısrarla istenen. her zaman. 1296.) son uç. ay tutulması. itibarlı.) can ülkesi. savrulan. 1302. müjgân: (< F. mücerred: kuşu.) çalgıcı. 1283. 1304. mu‘terif: (< Ar. sıyrılmış. üstün § âşık.) kirpik § iğne. murg-ı dil: (< F. 1289. 1295.) düşkün. 1303. murg-ı mahabbet: (< F. suçunu açığa vurup kabullenen. 1285.) sürekli. bilinmezlik. mülk-i hüsn: (< F.) aşk ülkesi.) alışılmış.) sönmüş. alışma.) soyunmuş. mülk-i ‘ışk: (< F. sayılır. mübtezel: (< Ar.) ülke § can ve gönül. müdâm: (< Ar. 1282.) tutulmuş.) uygun. sınır.) ölü.) itiraf eden. arzulanan. 1301. 159 .) güzellik ülkesi. mu‘teber: (< Ar.) geçer. çırpınıp duran. 1287.) gönül 1291. mutrib: (< Ar. mühr: (< F.) aşk kuşu. acısı olan. 1284. müntehâ: (< Ar. mürde: (< F. münhasif: (< Ar. mümtâz: (< Ar. münkesif: (< Ar. mülk-i ‘adem: (< F. 1305. dertli. 1293. mültemes: (< Ar. güçsüzlüğünü bildiren.) değersiz. hayal âlemi. şarkıcı.) kınanma kuşu. 1299. 1286. 1288. mu‘tâd: (< Ar. murg-ı melâmet: (< F.) mühür. kepaze § âşık. 1304. hor kullanılan. ok. mülk: (< Ar. mu‘tekif: (< Ar.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 159 1280. 1300. yalnız. alışmış § âşık. mübtelâ: (< Ar. imza. 1292. mülâyim: (< Ar. 1298. yadırganmayan § zulüm ve sitem. 1297.) seçkin. tutulmuş.) rahatsız. namaz ve zikirle meşgul olma. başarısızlığı kabul eden. tutulmuş. 1290.

birden bire. nasîhat: (< Ar. 1314.) geçme. nâm: (< F.) görünmez.) arı. kolaylıkla elde edilen.) ah ateşi. doğruluğa çağıran. tarikat piri § âşık.) ateş. İslâm’a bağlı. müşkîn: (< F. 1331.) uygunsuz. nakd: (< Ar. 1308. 1317. müşkil: (< Ar.) müslüman. ün. 1311. nabz: (< Ar. müsellem: (< Ar. 1312. 1328. hakkına düşen. sona erme. 1319. 1313. 1327. . anlamı açık. 1320.) doğru yolu gösteren. inleyen. yüz yıllık ceset. 1332. bozuk.) geçen zaman. 1322.) ad.) güç. nass: (< Ar. geçiş. acı ile çığlık atma. dindar. para § can. mürûr: (< Ar.) açıklık.) gam ateşi. 1315. nâliş: (< F. Kur’ân veya Hadis’in anlamı açık hükmü.) pay. nasîb: (< Ar. n 1316. nâlân: (< F. mürûr-ı zamâne: (< F. 1333.) ögütçü. nâsıh: (< Ar.) atardamar.) inleme.) kolay. katıksız. nâ-peydâ: (< F. gönül. müstahak: (< Ar. zamanın geçişi.) lâyık. kayıp. mürşid: (< Ar. uygun. 1310. karmaşa. 1318. 1321. mürde-i sad-sâle: (< F.) inleme. damar. kısmet. 1324.) misk renkli. teslim edilmiş. nâçîz: (< F. nâr-ı âh: (< F.) akçe. lâkap. nâr-ı gam: (< F. misk kokulu. nâb: (< F.) ansızın. zor.) verilmiş. 1325. hiç hükmünde olan § âşık. nâr: (< Ar.) değersiz. 1307. 1326. nâgehân: (< F. sızlanma. nâle: (< F. 1330. kılavuz.) inleyici. nâ-hem-vâr: (< F. 1329. yakışır.Ömer ZÜLFE 1306. cehennem § ayrılık. mumya § âşığın bedeni. buyruk altına girmiş § âşığın can ülkesi. müselmân: (< Ar. 1309.) yüz yıllık ölü. müyesser: (< Ar. 1323. iskelet.) öğüt.

1357. put gibi güzel. nâ-tüvân: (< F. nazar: (< Ar. hükmünü kaldırma. nigehbân: (< F. 1347.) nazlı. 1349. keskin bakış. yüz güzelliği. nâzenîn: (< F. 1355.) saçma.) güçsüz. saklı.) kamıştan yapılan çalgı aleti. görünmeyen. bitkin. ney: (< F. nazm: (< Ar.) pişmanlık. nây: (< F. nidâ: (< Ar. 1341. 1361. 1343.) gül yanaklı güzel § sevgili. nass-ı kâtı‘: (< F. 1336. 1351. benzemeye çalışma.) gizli.) dizme. zayıf. ses verme. inat. 1342. 1335. nev: (< F. narin § sevgili. 1356. 1338.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 161 1334. nasla sabitleşmiş hüküm § bakış. kesin kanıt. nezd. 1337.) kıyaslama.) meltem. elle çizilmiş gibi güzel. nisbet: (< Ar.) ses. sevgili. 1362. 1350. çok. nigâr: (< F. insan. kısa zaman.) yeni. düzenleme. nîş: (< F.) soluk. nesh: (< Ar. 1360. tablo gibi güzel. 1345. nece/neçe: nasıl. nev-bahâr: (< F. nefes: (< Ar. bakma.) kaldırma.) gizlilik. çirkinleştirme. 1346. nâz: (< F.) put.) bakış.) nergis çiçeği. nevâ: (< F. nây-ı nâle: (< F. ne kadar. ölçü.) sabah yeli. 1358. sabah meltemi. nedâmet: (< Ar.) baygın bakışlı nergis § göz.) iğne. an.) benzer. 161 . 1359. 1340.) bekçi § ejderha.) açık delil. nihân: (< F. birçok. 1353. 1339. nerkis: (< F. nesih yazı.) inleyiş neyi. 1352. bozma. göz atma.) ilkyaz § güzellik.) seslenme. 1354. 1339. ney. nigâr-ı gül-‘izâr: (< F. zülf. nihânî: (< F.) istemez görünme. değiştirme. nisâr: (< Ar. saçı. 1348. 1344. nerkis-i şehlâ: (< F. ince. nazîr: (< Ar. arı iğnesi § dert. nesîm: (< Ar. vezinli uyaklı söz. nesîm-i subh: (< F. eş. serpme. soluk alacak kadar kısa zaman § ah.) kamıştan yapılma üflemeli çalgı aleti § gönül.

okı-: okumak. nücûm: (< Ar. oynat-: oynatmak. od bırak-: yakmak.) ışık. sevgili. dertlere uğratmak. zayıf.) zulüm iğnesi.) sevgilinin vuslatına kanmak. ol: söndürülmek. karşı çıkma. o 1380. (< Ar. 1387. nûş (et-): (< F. 1395. 1372. leke. belirti. parıltısı. 1399. Nûh: (< Ar. hayat. nizâr: (< F. 1379.) uğursuzluk.) iz. 1389. 1370.) geçici ömür. konuşma. söyleyiş. ol-: olmak. 1393. oglan: oğlan. nizâ‘: (< Ar. 1383. 1397. 1366. geçip giden ömür. belirti. od: ateş. öl-: ölmek. 1377. nûş-ı vasl-ı yâr: (< F. belâ. 1373. nutk: (< Ar. ufalamak § öldürmek. nuhûset: (< Ar. . kana kana içmek. ögün-: övünmek. nitekim: gibi. nişân: (< F. aydınlık. 1398.) kusursuz güzelliğin ışığı. 1376.) arık. 1367.) söz. nûr-ı cemâl-i bâ-kemâl: (< F. 1390. 1381. ö 1394. 1385. parıltı.) Nuh peygamber.) benek. 1386. nokta § dağ yarası. 1365. nişâne: (< F. ok: ok § yağmur. 1384. nûr: (< Ar. 1378. 1382. ‘ömr: öğütmek. ben. 1388.) ömür. 1375. nîş-i cefâ: (< F. nûn: (< Ar. 1371. 1396. nasıl ki. kavga. 1392. 1364. 1368.) elifbanın hedef § göğüs.Ömer ZÜLFE 1363. ögüt-: teklik üçüncü kişi zamiri.) çekişme. 1391. ‘ömr-i güzerân: (< F. öldür-: öldürmek. ocak: ocak § göğüs. ocagına su kuyul-: ocağı yirmi sekizinci harfi. 1374. n’ola: ne olur. okıt-: okutmak. otur-: oturmak.) iz. otag: padişah çadırı. orta: orta.) içki içmek. beddua.) yıldızlar § güzeller. nokta: (< Ar. 1369.

1406. 1422.) gizli. Selîkî. 1413. sevgili. 1426. nihayet. 1419. perî: (< F.) meydanda. ortada. pes: (< F. pîr: (< F. pîre-zen: (< F.) yaradılışı temiz. öñ: ön.) büyük kadeh. örti: öpmek. kinden ve hainlikten temizlenmiş.) peri yüzlü § güzel.) temren § kafes demiri. pâyân: (< F. pâk: (< F. sevgili. pervâne: (< F. açıkta. kulampara. alçak.) parça. 1415. peykân: (< F.) çelik. 1417. sonuç olarak. 1411. § 1404. saklı. ihtiyar. farklı. 1412.) öyle ise. peydâ: (< F. eski çul § gam. gönül. 1418. pend: (< F. 1405. 1405. akort. âşık. pâre: (< F. 1427.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 163 1400. 1420. perîşân: (< F. dertli. pây: (< F. 1410. 1414. peymâne: (< F. pâk-meşreb: (< F.) bir müzik parçasını oluşturan seslerin bütünü. A. hil’at. pîr-i muglim: (< F.) paçavra. özge: başka. pertev: (< F. (< F. per: (< F. perde: (< F.) dağınık. 1425. (el öp-) yenilgiyi kabullenmek. perî-peyker: (< F. kök. alt üst olmuş § âşık. arka. 1401. 163 . 1424.) kocakarı. 1428. pelâs: (< F.) ışık. 1409. öte: öte. arı.) peri. peder: (< F.) ayak. örtü gökyüzü.) yaşlı. 1402. başbuğ.) son. 1403. karşı. pōlâd: (< F. sultan.) kanat. ayar. ard. 1407. peri kızı gibi güzel § sevgili. dip.) aşağı.) öğüt. parlaklık. uç. şarap kabı § gönül. pâdişâ/pâdişâh/pâdişeh: 1416.) baba. 1429. 1421.) ışığın çevresinde dönen küçük kelebek § âşık.) gömlek § kefen.) temiz. pinhân: (< F. pîrehen: (< F.) hakan. hükümdar § Allah. p yorgan. 1408. pest: (< F. 1423.) kart zampara. öp-: 1402.

1434. 1438. eğri düşünce. pür (et-): (< F. uygun. ra‘nâ: (< Ar. pür-hûn: (< F. pür-vefâ: (< F. . yardımsever § sevgili. A. çok sözünde duran § sevgili. 1435. rây-ı kej: (< F. 1440. râz-ı derûn: (< F.) gözetleyen. pûte: (< F. pür-şevk: (< F. ölüm.) sır § aşk. 1452. 1446. 1456. 1443.) Allah yolu.) güzel. gerçeklik.) doğru.) yokluk yolu. yazma.) ucuz. beleş.) râ harfi § boy. pür-lutf: (< F. koşma. nefsine kapılmış. sayı. rakam: (< Ar. 1439. 1441. rây: (< Ar. parasız. 1447.) doğruluk. râz: (< F. pür-himmet: (< F. râh-ı fenâ: (< F. birbiriyle yarışan § şeytan. râst: (< F.) çok istekli. rakîbân: (< F. rahşân: (< F. yokluk. râm: (< F. r 1437.) havayla dolu.) aşk yolu. 1433. fikir. çok heyecanlı. 1453.) düşünce. 1442. A.Ömer ZÜLFE 1430.) yol.) dolu. rakîb: (< Ar. râstî: (< F. râh-ı 1434. 1454. 1445.) vefalı.) rakipler.) ‘adem: (< F.) eğri râ harfi.) pota. râyegân: (< F. 1435. çirkin yüzlü rakip § şeytan.) aşk ve sevda potası.) parlak. rahm: (< Ar. 1455. arzulu. 1450. pür-hevâ: (< F.) yazı. A. 1451. râh-ı Hak: (< F.) acıma. arama. râh-ı ‘ışk: (< F. 1432. 1448. ölüm. coşmuş. A.) ihsanı bol § sevgili. pûte-i mihr ü mahabbet: (< F. arzuyla dolu. A. 1435. 1449. yanlış düşünce. 1457. râh: (< F. rakîb-i bed-likâ: (< F. doldurmak.) gönül sırrı § aşk. aydınlık. 1431. koruma.) araştırma.) gayreti çok. 1444. râ: (< Ar. çirkin rakip. pû: (< F.) kanlı. kanla dolu.) boyun eğme.) yokluk yolu. içinde maden eritilen tava. 1436.

) kıskanma. revân (et-): (< F. 1484. taslak. yüz § ay.) yazma. reg-i cism-i nizâr u nâtüvân: (< F. aldırışsız. 1460. 1462. rîk-i harem-i ka‘be-i kûy: (< F. rengîn: (< F. sevgilinin mahallesinin tozları.) renk. re’y ü ân: (< Ar. istiareli.) aşk yolu. ruh: (< F. vermek.) yol. rişte: (< F. 1476. reg: (< F. ruhsâr-ı ‘arak-rîz: (< F. resm: (< Ar. 1468. 1485. 1483.) dünyaya aldırmayan. reşk: (< F. 1486.) yürüyüş. desen. rîş: (< F. nefs-i natıka.) can bağı.) ruh. can ipliği.) Kâbe gibi olan sokağındaki hareminin tozları. rivâyet: (< Ar.) toz. gösterişli. 1481. 1477. F.) yaralı. 1461. 1470. 1473. 1466.) fikir ve anlayış. reh-nümûn: (< F. 1480. 1482. haber. 1463. ruhsâr: (< F. hemen. davranış. akıp giden. gül suyu. parlak. rîk: (< F.) ip. can.) terli yüz. rûh: (< Ar. canlılık § sevgili. ruh-ı mücerret. yüz § erguvan.) üzengi.) arık ve kuru bedenin damarı § ip.) ip § damar. 1478. kalender. üslûp.) erguvan şarabının rengi. ayna. 1465. 1471. bir anda. 1474. akıtmak. fitil. reftâr: (< F. sulu. çizme. rîsmân: (< F. 1479.) yanak. fikir.) akma.) akıp giden ruh § sevgili.) renkli. resim. reng: (< F. feda etmek. re’y: (< Ar. rind: (< F.) yanak. şah damar § mum fitili. reh: (< F. 165 . terli yanak § gül. 1472. 1469. 1475.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 165 1458. rişte-i cân: (< F. rikâb: (< Ar. reh-i ‘ışk: (< F.) kılavuz. parlak. reng-i şarâb-ı ergavân: (< F.) kılavuz.) görüş. 1467. akıcı. iz. eser. 1459. rehber: (< F. gitme.) damar. 1464.) söylenti. kum § salınarak edalı yürüme. rûh-ı revân: (< F.

sırlar.) doğru. rûşen: (< F. sâdık: (< Ar. sabr: (< Ar. sadef-i gûş: (< F. rûy-ı gülgûn: (< F. 1499. 1507. katlanma. 1498. 1489. rûy: (< F. rüzgâr. ayrılma günü. vakit.) sedef. rûz u şeb: (< F. rûz-ı vedâ‘: (< F. yankı § mutluluk. saç: saç § Leylâ.) gül renkli yanak. 1502.) temiz kalpli § sevgili. ruhsâr-ı cânân: (< F. çehre. kınanmış.) zaman. 1494. gül renkli yüz § gül. sabâ: (< Ar. remizler. açık.) rezil.) dayanma. 1493. 1504. 1488. gerçek. 1505. rumûz-ı ‘âlem-i gayb: (< F. 1506. parlak. rûy-ı melâmet: (< F. 1505. meydanda.) ses. bozuk kader.) bozuk zaman.) gün ve gece eşit olduğu zaman gün doğusundan esen hafif meltem.) yer yüzü. 1497. rûzgâr: (< F.) kınama yüzü. ayıplanan § âşık. sa‘âdet: zamane.) saat. (< Ar. sevgilinin yüzü § sulu. dünya. rüsvâ-yı cihân: (< F.) gün. ölüm § kum saati. rûy-ı cihân: (< F. kader.) 1507. zaman. kötü kader. rûz-ı mahşer: (< F. inci kabuğu.) yüz parça. 1492.) gece gündüz. ayıplanmış. rûzgâr-ı nâ-hem-vâr: (< F. sâde-dil: (< Ar. bağlı. 1509.) aydınlık. s 1503.) anlamı gizli sözler. 1496.) bilinmeyen âlemin sırları.) 1495.) dirilip toplanma günü. sadef: (< Ar. sadâ: (< Ar. rumûz: (< Ar. inleme.) dünyaca kınanan. sâ‘at: (< Ar.) veda günü. 1501. 1510. 1491. rûz: (< F. sad-pâre: (< F.) yüz.Ömer ZÜLFE 1487. parlaklık. F. 1500. 1511. . değersiz. 1508. hava § ah.) kulağın sedefi. 1490. rüsvâ: (< F.

zamanın sakisi. diri.) gönül sayfası. var olma. sâg: sağ. 1540. sevinç. 1537. felek.) ova. sâfî-zamîr: (< Ar. sahrâ-yı vücûd: (< F. 1534. katıksız. sâlim: (< Ar. çöl. bir tarikata girmiş. sevgili. sanem: (< Ar. 1529. güzel. 1528. bozkır. sâlik. 1539. 167 . sahrâ-yı ‘âlem: (< F. zannetmek. 1523. sâlik: (< Ar. 1518.) saray § can ve gönül. safha: (< Ar.) duru. yüz. 1530.) şarap kadehi.) yüz sayfası. safâ: (< Ar. 1519.) devran sakisi. sad-sâle: (< F. 1532. sahbâ: (< Ar. sahrâ: (< Ar. gökyüzü. 1520. berraklık. sâkin: (< Ar. varlık çölü. sâfî: (< Ar. 1535. sâgır: kadeh § kafatası.) göğüs bozkırı § âşığın göğsü.) katıksız.) gönlü temiz. 1521. 1538. göz. sâkin-i kûy-ı harâbât: (< F. temiz kalpli § sevgili. muhafaza etmek.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 167 1512. dünya. 1525.) oturan. sal-: göndermek. sâkî: (< Ar. arı. sarây: (< F.) yüz 1527. farzetmek. ikamet eden.) su dağıtan yıllık. sâf: (< Ar. bir şeyin düz yüzü.) güvende.) varlık sahrası. 1516. 1513. düşünmek. emin.) put. san: sanki. yaymak. temiz. 1533. sakla-: korumak. 1526.) meyhane sokağının müşterisi. 1531. sâl: (< F.) sayfa. safha-i hâtır: (< F. san-: sanmak. temizlik. sâgır-ı sahbâ: (< F.) arılık. bekleyen. kır. sâkî-i devrân: (< F. 1524. neşe. batakhanelere demir atmış § âşık. 1514. saçmak. 1518. sâlik-i râh-ı hakîkat: (< F.) bir yola girmiş.) hakikat yolunun yolcusu.) şarap.) yıl. esirgemek. 1536. sahrâ-yı sîne: (< F.) dünya ovası. 1522. safha-i ruhsâr: (< F. put gibi güzel § sevgili. 1515. 1517.

) şarap kadehi. avlanma. 1564. selâmet: (< Ar. selâmlama. mahallenin köpeği § dostlar.) aşk ve sevgi bitkisi. 1544. çimen.) köpek. semend-i ‘akl-ı küll: (< F. dalgıç. semen-çihre: (< F.) av.) akl-ı küllün çevik atı. garip. Selîkî: şairin mahlâsı. 1549. 1555. boylu. sebak-ı ‘ışk: (< F. sehm: (< Ar. sebze: (< F. 1551. 1560.) yasemin. seher-gâh: (< Ar.) uzun sesi. bülbül. 1545.) ok. sekâmet: (< Ar. Mevlevîlerin kendisinden geçerek dönmesi.) korku.) çevik at. sakatlık. 1562. 1548. padişah.) dönme. sebz: (< F. sebze-i mihr ü mahabbet: (< F. önem vermek. tan yeri ağarmadan önceki vakit. sarı: sarı. dert sebzesi.) aşk dersi. şarap kabı. 1554. sehm-i tîr-i hecr: (< F. 1550. düzgün ve ölçülü boylu § sevgili. 1558.Ömer ZÜLFE 1541. sekâmet-i ten-i bîmâr-ı zâr: (< F.) arık ve hasta bedenin sakatlığı.) ders. sebak: (< Ar.) çalışma. 1556. say-: saymak. selâm: (< Ar. 1543. inleme.) kurtuluş. seher: (< Ar.) sabah vakti.) yeşillik. testi. sebû: (< F. A. 1568. 1571.) gök. sebze-i endûh: (< F. semâ: (< Ar. şairin kendisi § âşık. (< F.) bozukluk. seg: (< F. sehî-kad: (< F.) yasemin yüzlü § sevgili. 1557. F. 1565. semen: (< F. gökyüzü § örtü. ermiş. sayd: (< Ar.) sokak köpeği. 1547.) selâm. 1561. 1546. 1567. 1552. çalgı 1559. semâ‘: (< Ar.) secde. 1563. seg-i kûy: (< F. sarı renkli. 1569.) yeşil. 1553. kurtulma. 1566. secde: (< Ar.) ayrılık okunun korkusu. semend: (< F. 1570. yay. . 1542.) dert bitkisi. 1567.) seher vakti.) çalgı. sa‘y: (< Ar. sâz: (< F.) ses. savt: (< Ar. yeşillik § ayva tüyleri. hastalık. çabalama. dönüş.

1589. 1577. seng-i endûh u belâ: (< F. ölçü. 1588. 1580. 1592. aşk hastalığı.) şaşkın hâlde. § şarap. ser-menzil: (< F. serv-i hırâmân: (< F. 1593.) baştan başa. sevdâ’: (< F. 1585.) soğuk. ölçü.) kafa. ser-âmed: (< F. 1573. cefa taşı § mihenk.) aşkın sevdası. sarhoş § âşık.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 169 1572. büyüklenen § sevgili. aşk hastalığı.) ağu. uçtan uca. sen: teklik ikinci kişi zamiri. 1598. çirkin. 1574.) belâ ve dert taşı § devlet tacı. seyr: (< Ar. serv-kadd: (< F. seng-i cevr: (< F. sevdâ-yı hatt: (< F. 1583. tutku.) selvi boylu § sevgili. 1575. semm: (< Ar. uç. 1581. ser-i mû: (< F. mermer. 1601.) zulüm taşı.) sel. senâ: (< Ar.) aşk. 1596.) taş. ileri gelen § sevgili. serv: (< F. ser-â-ser: (< F.) katı taş. 1597. izleme.) gezinme. seyl: (< Ar.) salınan selvi. doruk § kâse. 1576. sevgi. 1594. dik başlı. kenar. seng-i hâra: (< F. seyl-âb: (< F.) kıl ucu. 169 . 1595. ser: (< F.) gam seli. nemli.) selvi § sevgili. çanak.) sel suyu § kanlı gözyaşları. sevdâ-yı ‘ışk: (< F. seng-i cefâ-yı yâr: (< F. 1591. 1578. seng: (< F. 1582. sev-: sevmek. sı-: kırmak. 1587. övgü. zehir 1586.) övme. seyl-i gam: (< F. ser-keş: (< F. serd: (< F. ser-gerdân: (< F. başı dönmüş hâlde olan. Ar. can sıkıcı.) konak. şaşkın.) inatçı. 1579. sergeşte-hâl: (< F.) sevgilinin ayva tüylerinin sevdası. seyretme. çok az şey § sevgilinin ağzı. 1590. sevgilinin boyu.) başta bulunan. umursamaz. baş. 1584. 1600. serv-i revân: (< F. 1599.) salınan selvi.) sevgilinin cefa taşı § mihenk.) başı dönen. akar gibi giden selvi § sevgili. aşk acısı.

ateş. gökyüzü. sîne-i sûzân: (< F. soñra: sonra. 1630.) sîn harfi. bildirmek. güler yüz göstermemek. 1623. sîm-i sirişk: (< F. subh-veş: (< F. çay. sofî: (< Ar. 1629. sîne: (< F. İsa (‘a. (< F. sor-: sormak. emmek. söyin-: sönmek. sitem: (< F.) gözyaşı akçesi.) gümüş bedenli § sevgili.) kara. yakın hissetmemek. sofu. dinin kurallarına sıkı sıkıya bağlı. yer edinmek. 1628. sihr: (< Ar. 1619. 1611. siyâh/siyeh: (< F. 1633. söyle-: söylemek. saklanmak. 1605. âşığın başı. yanak. sirişk: (< F. 1614.) kara yağız. 1621. 1631. şarap. dere § âşık. 1632. subh-dem: (< F.) büyü. 1625.) tasavvuf ehli. 1615. 1627. 1622. 1608.). 1617. su: su. ayrılık. tan vakti. esmer § sevgili. soru yöneltmek. can veren. sipihr: (< F. m.) sabah vakti. su. siyeh-çerde: (< F.) eziyet. sovu-: soğumak. ocak. 1612. anlatmak.) sabahleyin. 1606.) gümüş.Ömer ZÜLFE 1602. sinmek.) gümüş bedenli § sevgili. sîm-i eşk: (< F.) yaralı göğüs § şafak. sîm: (< F. gümüş para. 1624. 1610. gözyaşı akçesi. sovukluk: soğukluk. subh: (< Ar. 1620. temren.) yanan göğüs. sitâre: sızmak. siñ-: yerleşmek. 1616. tan zamanı § âşık. ok yeri.) gözyaşı § ırmak. sîn: (< Ar. nişan. 1604. 1609. 1613. 1603. sız-: 1618. 1626.) sağlık. .) gök. kader.) yıldız. 1607. sîm-ten: (< F. meşale.) sabah vakti gibi. saksı § Cem’in kadehi. sıhhat: (< Ar. sîne-i mecrûh: (< F. kuş kafesi. sifâl: (< F. keramet. sîmîn-beden: (< F. küslük. söz: söz. yüz.) göğüs § tarla.) gözyaşı gümüşü. talih. akıp gitmek. fırın. lâkırdı § şiir. gelecekte.) çanak. ateşli göğüs.

neşe. şafak: mutlu.) yanma. han § gönül. sûz-ı dil: (< F.) söz.) ayrılık iğnesi. Süleymân: (< Ar.) gönül rahatsızlık.) yanan. sun-: sunmak. sürûr: (< Ar. ateş.) biçim. 1658. 1642. biçim. 1637. 1635. su vermek.) iğne § gamze. sür-: sürmek. 1650.) şişe. 171 . sevgilinin dudağı. 1644. 1662. 1659. gönül ateşi. sûz-ı ‘ışk: (< F.) aşk ateşi. (< Ar. 1656.) Süleyman peygamber § sevgili. şâd: ateşi. sühan: (< F. şarap şişesi. 1640. köle. görünüşler.) Hüsrev’in ateşi. 1655. mercandan tespih tanesi § kanlı gözyaşı. sûzen: (< F. sûret: (< Ar. yaşamak. 1661. görünüş. iç yangını. tespih tanesi. sûz: (< F. sultân: (< Ar.) göğüs ateşi. sultân-ı mülk-i ‘ışk: (< F. sevinç. yüz. safa sürmek.) yakıcı. kılık. 1649. şâdî: (< F.) tespih. 1652.) suretler.) sümbül § saç. sûz-ı sîne: (< F.) aşk ülkesinin sultanı § Ferhad. 1660. 1636. kıyıcı bakış iğnesi. ateşli § söz. sultan. 1647. sübha-i mercân: (< F. sûznâk: (< F. 1654. hükümdar. suhan: (< F. 1653. arz etmek. kirpik. suver: (< Ar. şiir. 1638. sula-: sulamak. ş 1661. görüntüler. 1639. 1646. sûzen-i gamze: (< F. surâhî: (< Ar.) söz. sûzen-i hecr: (< F.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 171 1634. 1648.) bakış iğnesi. 1645.) baş ağrısı. sûz-ı Husrev: (< F.) padişah.) gönül ateşi. 1657.) mutluluk.) gün doğmadan veya batmadan önce gök yüzünde görülen kızıllık § kanlı yara.) mercan tespih. şiir. sudâ‘: (< Ar. sübha: (< Ar. sünbül: (< F. 1651. 1641. sûz-ı derûn: (< F. sûzân: (< F.) sevinç. geçirmek. 1643. (< F.) sevinçli.

) yarma. 1664. şâhin: (< F. saf şarap. aşkın sultanı. 1678. cömert sultan § sevgili. 1673. 1667. şâh: (< F. şefkat: (< Ar. 1686. şem‘-veş: (< F.) elâ göz. 1665.) aşk kılıcının şehidi § âşık.) Allah yolunda öldürülen. 1687. acıyarak sevme. şarâb-ı nâb: (< F. 1675.) mum § âşık. şerâr: (< Ar. şehâdet: (< Ar.) aşk sultanı § âşık.) iyi binici. 1677.) hayalin sultanı. şakk: (< Ar.) şehir. şeh-i Yûsuf-likâ: (< F. şeb-bû: (< F.) şarap. 1688. 1671. şehitlik.) doğan § göz. şekvâ: (< Ar. 1685. iz.) yüce sultan. şehlâ: (< Ar. şeb: (< F.) erguvan şarabı § dudak.) sevgilinin aşk şarabı.) Yusuf yüzlü sultan § sevgili. inanç. beyatlı.) gece. padişah § sevgili. şâhâne: (< F. şehsüvâr: (< F. 1691.) kutlu sultan § sevgili.) acıma.) doğan § âşık. 1669. 1670. 1676. 1694. 1682. 1672. sultan. . içki § gözyaşı. tanıklık.) mum gibi.) zülf doğanı. yüz. şeh-i ‘ışk: (< F.) dal § âşığın bedeni.Ömer ZÜLFE 1663. 1668.) şahitlik. şarâb-ı ‘ışk: (< F. şarâb-ı ‘ışk-ı dilber: (< F. şâh-ı kâm-rân: (< F. şehîd: (< Ar.) şebboy § kâkül. tatlı şaşı.) arı. şehîd-i tîg-ı ‘ışk: (< F. 1692.) aşk şarabı. şâne: (< F.) kıvılcım § yıldızlar. şarâb: (< Ar. şehbâz: (< F. şeh-i ‘âlî-cenâb: (< F. âşık. 1679. 1690.) sultanlara yakışır.) hakan. 1674. 1693. şâh/şeh: (< F. 1689. 1666.) tarak.) şikâyet. şarâb-ı ergavân: (< F. 1681. şem‘: (< Ar. şehbâz-ı zülf: (< F. yarılma. şâh-ı hayâl: (< F. 1680. 1684. sızlanma. 1683. şehr: (< F. şâh-ı ‘ışk: (< F. bir şeyin doğruluğuna inanma. işaret.) aşk hakanı.

1715. tatlı ağızlı § sevgili. avlama. 173 . 1705. kırılma. Ferhad ile Şirin hikâyesinin kadın kahramanı § dudak. şikâyet-i elem-i rûzgâr: ah ateşinin kıvılcımları § yıldızlar. ad. şerh: (< Ar.) yakınma. acı. sıkıntı. 1702.) tatlı. şiddet-i hicrân: (< F.) görme. şîve: (< F. kavuşma ilâcı.) şişe. şiddet: (< Ar. 1699.) aşk arzusu.) alev. şeydâ: (< F.) zamanın dertlerinden şikâyet. tâ: +a kadar. şerâr-ı âteş-i âh: (< F. şübhe: (< Ar. sızlanma. 1707. ışık. 1701. ilâç § kavuşma. şol: şu.) eda. cam § göz. yıldız akma § parmak. 1710. şikâyet: (< Ar. şimden gerü: bundan sonra.) gönül ahının alevi § açık delil. şikâr: (< F.) akan yıldız. 1724. 1718. 1721.) şirin ağızlı. 1719. tutku.) güç. güneşin ışığı. şu‘le: (< Ar. şevk: (< Ar. açıklama. 1726.) 1709. 1706. şöyle: şu kadar. etki. tâb: (< sıcaklık.) şeytan. şîrîn: (< F. şikâyet. öylesine. âşık. 1722. şümâr: (< F.) kuşku. şerbet: (< Ar. 1716.) arzu. şühûd: (< Ar.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 173 1695.) ayrılık acısı.) kavuşma şerbeti. fazlalık. şikest: (< F.) altı. şevk-ı mihr: (< F. şîşe: (< F. şihâb: (< Ar. 1711.) kırma. F. aşırı etki. 1703. izleme. 1713.) açma.) hesap.) hararet. tutkun. 1704. 1712. şîrîn-dehen: (< F. şöhret: (< Ar.) deli divane. vuslat.) şerbet. şeytân: (< Ar. 1714. t 1725. sayı. şu‘le-i âh-ı dil: (< F. 1700.) av. şaşkın § âşık.) ün. şeş: (< F. şerbet-i vasl: (< F. kırık. 1723. anlama. şümâra gel-: hesaba katılmak. 1717. 1698. aşk. 1720. kuvvet. 1697. 1696. (< F. 1708.

Ömer ZÜLFE 1727. tarîk: (< Ar. ta‘rîf: (< Ar. 1751.) ayıplama. belli bir zamana bırakma. parlak. 1739. 1757. 1745. 1735. tâbân: (< F. 1753. ta‘mîr-i sarây-ı cân u dil: (< F. 1731. tabîb: (< Ar. 1747. tâk: (< Ar. 1755.) tel. tâc-ı devlet: (< F. dağıtma. yerme. 1740. yön. sıkıntılı. tal‘at: (< Ar. öğretme.) güzel yüz § güneş. tahayyür: (< Ar. güzellik § güneş. 1743. doğma. 1750. dayanma gücü.) rakiplerin kınaması. 1749. ta‘n: (< Ar. taraf: (< Ar.) hekim.) aşk yolu.) yüz. tap-: bağlanmak. 1736. 1746. tarîk-ı ‘ışk: (< F. kınama.) yan. 1728. 1742. saç teli. 1730. tâb-dâr: (< F. 1741.) şaşkınlık. 1754. 1737. tâc: (< Ar.) bağlama.) güç. ta’lik (askıda) yazı.) ışıklı. dağınık. paramparça.) gönül ve can doktoru § sevgili. tâkat: (< Ar. 1732. târ: (< F. 1729.) perişan. mutlu olmak.) onarma.) doğan. tâli‘: parlak. hayranlık.) can ve gönül sarayının onarımı. taht: (< F. hayret. 1734. ders verme.) hükümdar koltuğu. aydınlık yüz. alt üst. . taş: taş § nişan.) okutma.) yol. üzüntülü. 1733.) ışıklı. ta‘lîk: (< Ar. saz teli.) ayrıntılarıyla anlatma. 1738. ta‘n-ı rakîbân: (< F. 1748. onarım. dertli. tag üstü bâg ol-: keyfi yerinde olmak. tal‘at-ı hüsn: (< F. tag: dağ. ta‘mîr: (< Ar. ta‘lîm: (< Ar. tabîb-i cân u dil: (< F. bir şeye bağlı gösterme.) hükümdar başlığı. 1756. tasavvuf. 1752.) aşkın harareti. târmâr: (< F. sabır.) devlet tacı § belâ ve dert taşı. savurma. meslek.) bina kemeri § boy. tâb-ı ‘ışk: (< F. tañ: şaşma. (< Ar. tabip § sevgili. 1744. fırsat. âşıklık.

) düşme. tîg-ı âbdâr: (< F.) terazi. 1786. tîn: (< Ar. birlik. temâşâ: (< F. 1783. ten-i zâr: (< F.) baş verme. 1785.) bırakma. hacı olmak için Kâbe’nin çevresini belli kurallara bağlı kalarak dolaşma. karşılaştırmak. tennûr: (< Ar. maya. tevhîd: (< Ar.) çevresini 1771. 1762. tek ü pû: (< F. te’sîr: (< Ar. 1765. tîg-ı cefâ: (< F. terâzû: (< F.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 175 1758. tekâzâ: (< Ar. ten: (< F. terk-i ser: (< F.) koşuşturma. yaratılış. kuru vücut. beden § yılan ve karıncaların besini. 1763. iskelet. zayıf. 1774. menevişli kılıç § su. 1767. Allah’a yönelme. Allah’a yönelme.) fırın. tîg-ı cevr: (< F. tavâf: (< Ar.) çadır ipi. ten-i zerd-i dü-tâ: (< F.) yeni.) seyretme.) birleme. tecerrüd: (< Ar. 1760. sıtma. salıverme. hamur. su verilmiş kılıç.) yorum. 1778.) kılıç § gamze. kuru dal. körpe. tâze: (< F. 1776. 1773. tecrîd: (< Ar. tandır § göğüs. kıyıcı bakış.) her şeyden uzaklaşma.) zulüm kılıcı.) sıkıştırma. tîg: (< F. tefsîr: (< Ar. 1761. yaş. tıynet: (< Ar. dokunma. Kur’ân’ı anlam bakımından açıklama. 1777. terk: (< Ar. tek: yalnızca. inme.) çamur.) hararet. 1764. alçalma.) balçık parçası. tenezzül: (< Ar.) arık beden. 1769.) eziyet kılıcı. 1784.) etkileme. balçık. 1766. tartı. teb: (< F. mizan. 1779. içe işleme. kılıçla öldürmek.) her şeyden uzaklaşma. 1770. 1780. sadece. 1772. izleme. tınâb: (< Ar. su. tîg içür-: kılıç çalmak. 1768. terâzûla-: tartmak.) dolaşma. 1775.) parlak kılıç. 1781. hayal. zorlama. huy. 1782. başını feda etme. 175 .) gövde. sarı ve iki büklüm beden § sarı ibrişim. 1762.

1815. zerre. düz bir biçimde üstüne gelmek. 1815. 1800. 1798. toz kondur-: zarar getirmek. dolanmak.) ayrılık oku. tog-: doğmak.) sevgilinin ayrılık derdinin oku. 1796.) peygamberliğinde bütün dünyanın gökten yağıp yerden kaynayan suyla kaplanması. ah. tusunami. tohm: (< F.) umut tohumu. 1792. birlik. tohm-ı ümîd: (< F. 1810. toz kopar-: alt üst etmek.) Nuh (‘a. 1807.) felâketlerin topu. tokuz: dokuz. turra: (< Ar.) çabuk. 1802. 1794.) kavuşma umudunun tohumu. tudak: dudak. turak: durak. tohm-ı ümîd-i visâl: (< F. tîr-i müjgân: (< F. doğrulmak. ilişmek. 1813. 1801. çekirdek § umut. tiyzrek: çabucak. 1799. top-ı havâdis: (< F. 1809. m. sel. 1799.Ömer ZÜLFE 1787. ordunun savaş düzeni almış merkezi § bağlanmış saç. tûl: (< Ar.) ah oku. 1803. tutulmak. 1805. tîr: (< F. uç. tîr-i hicrân: (< F. toldur-: doldurmak. akrep burcu. 1791. tol-: dolmak. 1808. boylam. 1799. gülle. yığın.) ok § ayrılık. tîr-i derd-i hecr-i nigâr: (< F. tokın-: değmek. tîr-i gamze: (< F. 1811. tolaş-: belâ. 1789. sataşmak. tûfân: (< Ar.) belâ oku. tîr-i âh: (< F. topuz. yuvarlak şey. tur-: ayağa kalkmak. belirmek. kıvrımlı saç § akrep. tîr-i belâ: (< F. 1816.) tohum. 1788.) ayrılık oku. toz: toz. tolu: şarap kadehi § yağmur. . tiyz: (< F. 1806. fırtına.) kirpik okları. 1790.) keskin kıyıcı bakış oku. savaş aleti. togur-: doğurmak. topluluk. 1797. toz kaldırmak. dolaşmak. tîr-i fürkat: (< F. 1812.) alın saçı. 1804. aşk.) uzunluk. 1795. 1814. togrul-: dosdoğru olmak. 1793. top: top. dokunmak. konak.

) düşkün. 1841. usûl: (< Ar. farz +dan saymak. ele geçirmek. kırmızı renkli.) kafatası. 1847. 1827. üç sayısı. ‘ummân: (< Ar.) sanatkâr. (< Soğd. 1826. 1838. etmek. uyu-: uyumak. ur-: vurmak. 1844.) kafatası § karınca yuvası. âşık. 1821.) yol. 1839. bir meslek veya sanat dalında en üst seviyede bulunan. 1845. 1824. saklamak. tut-: tutmak. ‘unnâb: (< Ar. başına gelmek. matem tutmak. 1820. üstühvân-ı ser: (< F. 1832. ür-: üfürmek. uç-: uçmak.) hünnap. ‘ukde: (< Ar. büyük şair. ümîd: (< F. muhafaza etmek. kırmızı renkli bir yemiş § gözyaşı. 1825. üstâd: (< F. uyuma. atmak. 1829. um-: ummak. beklemek. dudak.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 177 1817. 1830. kenar. 1846. ‘uşşâk: (< Ar. 1823.) kemik.) hünnap renkli. ‘unnâbî: (< Ar. üstâd-ı bî-bedel: (< F. tuy-: duymak.) düğüm. ürk-: ürkmek. umut etmek. unut-: unutmak.) cennet. 1836. yanında götürmek. üstühvân: (< F. 1835. 1819. üstühvân-ı kelle: (< F.) engin deniz. sürmek. maruz kalmak. yukarı.) âşıklar. uçup gitmek. uyar-: ışığı yakmak. ü 1837. muallim. bırakmamak. yakışmak. ugra-: uğramak. 1843. uygun olmak. koymak. uyhu: uyku. uç: uç. 1831. uçmak: 1828. 1822. üst: üst. 1818. 177 . üç: üç. hatırlamamak. yöntem. usta. 1834. uydur-: sürüklemek. damgalamak. 1833. üftâde: (< F. ordinaryus § âşık. 1842.) eşsiz üstat. 1840. üflemek.) umut. u saymak. uy-: uymak.

) yazık. vasf-ı zât: (< F. vedâ‘: (< Ar. gül bahçesi. bulunma.) gövde. yıkılmış bina. vasl: (< Ar. 1861. 1873.) zaman. bahş etmek.) ölüm zamanı. kazandırmak. varlık. 1866. göndermek. ah. var: var. ürküntü. yurt § cennet.) saygıdeğer vasıflar. üşüşmek. tarif. 1857. fırtına. var-: gitmek.) ayrılma. visâl: (< Ar. 1851. virâne: (< F. açılmış gül § sevgilinin yüzü. vakt-i irtihâl: (< F. topluca 1849. vuslat: (< Ar. 1858. 1874. vatan: (< Ar.) birlik. 1864. galiba.) sözünde durma. varmak. 1852. gelmek.) kavuşma. velî: (< F.) yıkık. yer. 1865.) övme. sevdiğine kavuşma. 1853. vîrân: (< F. varlık. vâkıf: (< Ar. 1870. 1863. varta: (< Ar. zenginlik § aşk.) bilen. sevgilinin mahallesi. 1862. üş-: toplanmak. beden. v 1850. ver-: vermek. gelgelelim. vücûd: (< Ar.) yıkık. içinden çıkılmayacak iş. vakt: (< Ar. verd: (< Ar. 1860.) kavuşma § cennet. 1868. veh: vah.) ancak. 1869. elde eden. vefâ: (< Ar. vahdet: (< Ar. burgaç. vahşet: (< Ar. birleşme § şerbet. 1855. bağışlamak.Ömer ZÜLFE 1848.) gülen gül. vâ: (< Ar. mevcut. üzre: üzerinde. eyvah.) korku. girdap. yıkılmış. bir kimsenin özüne dair özellikler. 1871. ilâç. . 1854. 1867. 1859. 1851.) vatan.) gül. y ayrılış. ulaşma.) kavuşma. verd-i handân: (< F.) kuyu. bilgisi olan. 1856. var-ısa: olsa olsa. vasf: (< Ar. 1872.

acı çekmek. tutuşmak. 1897. yâ: seslenme. 1905. değerli bir taş. 1881.) kesin bilgi. göndermek. yana yakıla. yañak: yanak.) sözün kısası. yalıñuz: yalnız. yakın. ya: yay § kaş. yoldaş § gül. yaka: yaka. yan: yan. 1884. yad: yabancı. doğrusu. 1903. sıyrılmış. 1900.) kendisine âşık eden sevgili. yâd: (< F.) hazırlık.) eşsiz sevgili. yaban: (< F. . 1890. 1889. yarıl-: yarılmak. yarık yarık olmak. yalıñ: yalın. inşa etmek. âşığın 1892. yalıñ kılıç: kınından sıyrılmış kılıç § âşığın ateşli ahı. kapsız. 1902. örtüsüz. yana yana: yanarak.) anma. yâr-ı dil-ârâ: (< F. 1893. 1895. yahut. kır. 1886. güneş. 1887. yan. yagdur-: yağdırmak. veya. nezd. boyu. 1896. 1899. 1877. 1876. şarap. yandur-: yandırmak. şikâyet etmek. bir başına.1875. yâr: (< F. 1904. yag-: yağmak. eskiden kölelere verilen adlardan. 1898. yarak: (< F. 1879. yan-: yanmak.) sevgili. yaña: tarafa. onarmak. 1891. tutuşturmak. taraftan. umursamaz. yap-: yapmak. dert ortakları § sevgilinin mahallesindeki köpekler. yagmur: yağmur § kadeh. 1885. ok. arkadaşlar. acı çektirmek. hatırlama. 1894. mihnet. 1883. 1882. 1880. 1901.) yakut. yara: yara. 1906. dost. yak-: yakmak. 1878.) ıssız. yâr-ı bî-hemtâ: (< F. yâkût: (< Ar. 1888. ya‘nî: (< Ar. yakîn: (< Ar. yârân: (< F.) dostlar. yakın: yakın. yarak gör-: hazırlık yapmak. yandan. hattat Yâkût-ı Musta‘sımî § dudak.

1920. tarz. 1922. yet-: yetmek. yelten-: yönelmek. 1910. bir yıl. yaşıl: yeşil. ay. kaybetmek. 1918. ara ara. 1929. yel: rüzgâr. yaz-: yazmak. tekrar. deniz. üslûp. 1936. ardı ardına. . 1914. örtmek. ye-: yemek.) § sevgili. yık-: yıkmak. yıkıl-: yıkılmak. 1916. 1913. 1917. yer yüzü. 1932. 1933. 1940.) gönlü bir. ırmak. yerinden su çık-: evini su basmak. 1909. yeterli olmak. yu-: yıkamak.) Yusuf (‘a. ağırlık. toprak. özenmek. yan § güneş. tüketmek. yek-dil: (< F. yıl: yıl. yıldızı düşkün ol-: talihsiz olmak. içten. 1921. tespih tanesi. gül. 1927.Ömer ZÜLFE 1907. yele ver-: savurmak. altın. yohsa: yoksa. yön. yay: yay. 1925. bir daha. harap etmek. Yûsuf: (< Ar. yıldız: yıldız § ateş koru. yük: yük. bitirmek. 1908. kavis. 1912. mercan. m. parçalamak. kapamak. fazlalık § baş. tutulan yol. okyanus. 1915. 1934. 1928. yırt-: yırtmak. 1924. yerden götür-: yükseltmek. bir yerde kalamamak. 1935. yüz: yüz. elinden çıkmak. Yûsuf-likâ: Yusuf yüzlü § sevgili. ateş basmak. yok: yok. 1937. ara sıra. 1938. 1926. 1931. 1930. 1923. yine: yine. yetiş-: ulaşmak. yitür-: yitirmek. 1939. ayna. yat-: yatmak. 1941. katıksız seven. mahv etmek. yeri od ol-: utançtan sıkılmak. yol: yol. yum-: yummak. harap olmak. gül suyu. taraf taraf. yer yer: her taraf. yer: yer. yeterli olmak. samimî. yaş: gözyaşı § lâl. var olmayan. 1919. yazıl-: yazılmak. perişanlıktan kurtarmak. 1911. sıkıntıya düşmek.

zâhiren: (< Ar.) kendi. güçsüz. kutlu olmak. yüzi yerde: alçak gönüllü.) arı. 1969. 1944. zenbûr-ı endûh u belâ: (< F. zayıflık. 1957.) dert ve belâ arıları. za‘f: (< Ar.) tutku. katıksız altın. öz. zebûn: (< F.) güçsüz. zât-ı bî-çûn: (< F.) yara § taze gül. zerd: (< F. 1945. 1949. istek. 1943.) diken yarası § düşmanların kınaması. 1959. zâd: (< Ar. yüzi suyı yere dökil-: utanmak. dış. 1948. utanacak hâle düşmek. benzersiz.) devir. 1965. devir. eşek arısı § derd ve belâ. zamâne: (< Ar.) kanlı yara § şafak. zâr: (< F. zahm-ı hâr: (< F. z 1946. görünen âlem. bir deri bir kemik kalmış § âşık. 1966.) görünen. 1950. yüzi ak ol-: talihli. zer-i hâlis: (< F. zamân: (< Ar.) saf. zâhirî: (< Ar. görünürdeki. zâhir: (< Ar. âşığın beden rengi.) sevgilinin ok yarası. ortaya çıkmış.) zayıf. ağlayan.) azık § gam. zamane. arzu.) sarı. 1953.) görünen. zenahdân: (< F. 1962. 1956. 181 . za‘f-ı ‘ışk-ı yâr: (< F. zahm: (< F. 1951. 1967.) altın § yüz. zât: (< Ar. solgun. 1970. zayıf. zahm-ı hadeng-i yâr: (< F. ağlama. arık.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 181 1942.) çene.) zaman. küçük parçacıklar. dönmek. 1968. 1963. 1961. yüz çevür-: yüz çevirmek. mütevazi. 1958. sararmış § altın rengi. zahm-ı pür-hûn: (< F.) kâinattaki her zerre. 1960. 1954. 1952. arık.) sevgilinin aşkına olan bağlılık. zer: (< F. 1947. âşığın yüz rengi. zayıf. 1964. felek. zerrât-ı cihân: (< F.) görünüşte. yara.) zerreler.) eşsiz. za‘îf: (< Ar. vaz geçmek. inleme. Allah.) inleyen. 1955. zerrât: (< Ar. zenbûr: (< Ar. zaman.

ağız (sevgili). bekçi.) zerre gibi. 1979. yılan.) Züleyha. zülâl: (< Ar.) kayık § gönül.) karanlık yer altı hapishanesi § dünya.) yaşayış. haksızlık. tatlı su. m. zerre: (< Ar.) gönül kayığı. Allah. 1984. 1976.) çünkü.) soğuk. 1973.) zarar.) bilgili. 1974. 1983.) yücelik sahibi. dirilik. zevrak: (< Ar. dâl harfi. 1975. âşığın boyu. Zü ’l-celâl: (< Ar. Züleyhâ: (< Ar.) sevgilinin yanaklarına sarkan saçı. 1987. hayat. 1985. yanak saçı § ejderha. kara top.) altın üzengi § âşık.) anma. 1972. 1982. zülf: (< F.) yanaklara sarkan saçlar. zikr: (< Ar. . zindân: (< F.) altın. 1986. zerre-veş: (< F. 1978. zerrîn-rikâb: (< F. 1981. 1980. zû-fünûn: (< Ar. güzel. 1988.) küçük parça § güneş. altın gibi sarı. zîrâ: (< F. toz. 1977. zevrak-ı dil: (< F. zülf-i yâr: (< F. dokunma. doğan. altından yapılmış.)’un eşi.) eziyet. ziyân: (< F. bir yiyeceğin dokunması. zulm: (< Ar. lâm harfi. âşık. zulüm.Ömer ZÜLFE 1971. toz gibi. zerrîn: (< F. Yusuf (‘a. zindegâne: (< F. geçim.

1. Akl-ı küllün çevik atı binlerce ay. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 01. Ben seni övme denizinde güvendeyim. 04.10: 118b. ey kemâl-i kudretüñ vasfında ‘âlem güng ü lâl v’ey fezâ-yı midhatüñde murg-ı dil bî-perr ü bâl ‘izzetüñ sahrâsına ermez semend-i ‘akl-ı küll ger tek ü pû eylese anda hezârân mâh ü sâl sâlimem deryâ-yı medhüñ içre göñlüm zevrakı kaldı girdâb-ı tahayyürde velî sergeşte-hâl zâtuña lâyık senâ emr-i muhâl olmış-iken gece gündüz [etmede] cân u göñül fikr-i muhâl midhatüñ ser-menziline nece ere ‘aklumuz var-iken yâ bende bu deñlü ‘alâyıkdan ‘ıkâl 03. 02. 04 05 .B METİN VE ÇEVİRİ [KASİDE] [TEVHÎD] 1. 05. 01 02 03 S.10. Dünya tutkuları bana bu kadar ayak bağı olmuşken seni övme konağına aklım nasıl ersin. Ey gücünün büyüklüğünü övmede bütün yaratılmışların dilsiz olduğu ve ey övgü göğünde gönül kuşunun kolsuz kanatsız düştüğü (Allah). binlerce yıl koşuştursa da senin yüceliğinin ovasına ulaşamaz. Seni sana yakışır biçimde övmek imkânsız bir iş olmuşken can ve gönül gece gündüz imkânsızı düşünmektedir. 4b etmede: eder S. gelgelelim gönül kayığı şaşkınlık ve hayranlık burgacında başı dönmüş ve perişan bir hâlde kaldı.

06 07 08 09 10 11 12 13 Gönlü sedef gibi marifet incisiyle dolu olan. 10. Cihandaki her zerre güzellik güneşinin aynasıdır/göründüğü yerdir. aşk pençesiyle sabah vakti gibi yakasını yırtar. pür olan dürr-i ma‘ârifle derûnı çün sadef midhatüñ deryâsı içre yumdı agzın pür-le’âl zât-ı bî-çûnuñda kesret oldı aslı vahdetüñ kesret-i ‘âlem olupdur vahdetüñe yine dâl mazhar-ı mihr-i cemâlüñdür bu zerrât-ı cihân görinür her zerrede nûr-ı cemâl-i bâ-kemâl pâdişehler pâdişâhısın ki yok mislüñ senüñ milket ü ‘izzüñ olupdur bî-zevâl ü lâ-yezâl dest-i şevkuñla yakasın çâk eder mânend-i subh mihr yüzinden kime kim eyleseñ ‘arz-ı cemâl zerre gibi kimi kim yerden götürseñ mihr-ile âsmân-ı mecde olur âftâb-ı lem-yezâl hvâb-ı gafletden anı kim eyledüñ bîdâr ol gözini açar [u] görür kim bu hvâb u bu hayâl rûz-ı mahşer nâlişinde olmaya dil-teşne hîç feyz-i ihsânuñdan ol [kim] nûş ede âb-ı zülâl 07. düş neymiş görür. Her zerrede mükemmel güzelliğinin ışığı görünür. 13. kesret vahdet kaynağı oldu. 08. Sen padişahlar padişahısın benzerin yok.Ömer ZÜLFE 06. Gücün sonsuz ve ülken uçsuz bucaksızdır. Senin lütuf pınarının tatlı suyundan kana kana içenin. Kimi sevginle/güneşinle zerre gibi yerden kaldırırsan. mahşer gününün karmaşasında susuzluktan içi yanmaz. 09. Eşsiz ve akıl sır ermez varlığında. Kâinattaki çokluk da yine birliğinden izler taşır. Gaflet uykusundan uyandırdığın kişi gözünü açar hayal neymiş. (o kişi) yücelik göğünde batmayan bir güneş olur. seni övme denizi içerisinde ağzını inci dolu olduğu hâlde yumdu. Güneş/sevgi yüzünden kime güzelliğini göstersen o. 12. 11. .

19. sen beni aşk ve tutku potasında erit. Bende konuşacak güç kalmadığı o anda. peygamberlerin sonuncusu olan sevgilin Muhammed (s. Selîkî kuluna yardımını rehber edip doğru yolu göster. Ey yücelik sahibi Allah’ım. 18. yolumu kaybetmişim yardım et. 17. lütfunun Hızır’ı bana ulaşmazsa işim zor. aşk derdinin yükü altında belimi dâl (harfi) gibi büküp onu dinime devletime dâl (kanıt) yap. 185 . m. kalbimi arıtıp onu zikrinle doldur. kalmışam ‘isyân beyâbânında gümrâham meded hızr-ı lutfuñ baña erişmezse müşkil oldı hâl benden artuk müstahak olmaz hudâyâ ‘afvuña bâ‘isi anuñ günâhıysa eger yâ zü ’l-celâl bâr-ı derd-i ‘ışkuñ altında kadüm dâl eyleyüp yâ ilâhî eyle dîn ü devletüm[e] anı dâl rehber et lutfuñ hidâyet kıl selîkî bendeñe kalmaya tâ kim beyâbân-ı ēalâlet içre ēâl gıll u gışdan pâk olam tâ kim zer-i hâlis gibi pûte-i mihr ü mahabbetde beni sen eyle kâl ol habîbüñ hurmeti-y’çün k’oldı hatm-i enbiyâ gönder îmân-ıla şol dem k’ola vakt-i irtihâl kalbümi sâf eyleyüp zikrüñle pür eyle anı şol zamân kim güft ü gûya kalmaya bende mecâl 15. 14 15 16 17 18 19 20 İsyan çölünde kalmışım. Ölüm zamanı geldiği o anda. Ey Allah’ım. 16. 20. (Ey Allah’ım) Azgınlık çölünde yolunu yitirmiş bir hâlde kalmasın diye.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 185 14.)’in hürmetine beni iman ile gönder. bir kişinin günahlarının çokluğu bağışlanma sebebiyse bağışlamana benden daha muhtaç yoktur. (Ey Allah’ım) Halis altın gibi kötülüklerden temizleninceye kadar.

6. A vefasız. 3. 1. Bu dünya senin ayağının tozuna bile değmez. bana seni gerek seni. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – I tâ gördi gözüm ey şeh-i yûsuf-likâ seni etdüm bu mısr-ı cân u dile pâdişâ seni dünyâ ile terâzûladum dilberâ seni indüñ terâzûdan dilese dil n’ola seni dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni II dünyâ gibi ne deñlü olursañ da bî-vefâ dünyâ deger senüñ baña her etdügüñ cefâ olmaya hâk-i pâyuña dünyâ senüñ bahâ dünyâ nedür ki sen var-iken meyl edem aña dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni S. 3. 1.12. şaşırma gönül istiyorsa seni. 6. 4. Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni. Dünya ile kıyasladım seni a sevgili. 5. S. 2. II Dünya gibi ne denli vefasız olsan da Senin bana her ettiğin eziyet değer dünyalara. gözüm seni gördü göreli Bu can ve gönül ülkesine sultan bildim seni. 5.12.12: 278b. İndin teraziden. 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 . 4. terci‘-bend-i Selîkî I A Yusuf yüzlü sultan. Dünya nedir ki sen varken bağlanayım ona. 2. dünyâ senüñ: iki cihân S. cefâ: vefâ S.2: 9a.Ömer ZÜLFE [MUSAMMATLAR] 1. 1. Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni.

A vefasız. A sultanım. Sana kavuşmak iki cihana ağır basar. Ü.9. 5. Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni. 2. dünyâ nedür ki ben deyem ey şâh-ı nev-cüvân S. 3. IV Efendim.6: 52b. Efendim. 5.2. 1. sensiz dünya gözüme zindan görünür. 6. A vefasız.2: 14b. 2.5: 29b. bana seni gerek seni. sen varken bu dünyayı kim ne yapsın? dünyâyı kim n’eder: dünyâya kim bakar S. bana seni gerek seni. 4.3: 59a. Dünya ile seni bir anda bağışlasalar. Bu can sensiz cihanda bir soluk olsun rahat eder mi? 2: 1 S. S. 6. ola: olsa S. III Benim katımda dünyanın değeri olmazsa ne var? Er olan kişi bu dünya denilen kocakarıya bakmaz.3: 22b. Ü. 3. S. III dünyâ katumda olmaz-ısa n’ola mu‘teber bakmaz bu dehr-i pîre-zene her kim ola er sen var iken efendi bu dünyâyı kim n’eder bahş eyleyüp cihân-ıla cânâ seni eger dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni IV sensüz efendi gözüme zindân olur cihân sensüz cihânda bir nefes ârâm eder mi cân iki cihân visâlüñe olur çü râyegân dünyâ nedür ki tapam eyâ şâh-ı kâm-rân dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 A vefasız. 5 6 187 . Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni.4: 74a.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 187 1.12. dünya nedir ki ona bağlanayım. 4. bana seni gerek seni. S.

Ömer ZÜLFE 1. 1. A vefasız.12: 216b. 3.3: 22b. V hüsnüñi seyr eden gül-i ra‘nâyı n’eylesün la‘lüñ katında gonca-i hamrâyı n’eylesün gören yüzüñi nerkis-i şehlâyı n’eylesün sensüz selîkî gülşen-i dünyâyı n’eylesün dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni 2. bî-pervâ: bî-vefâ S. Ü. 6. 1 2 3 4 5 6 2. 4 5 6 .3. Ü. 4.2: 14b. S. dertlerimi söylemeğe kalkışsam. Ü. S. 2.4: 74a. Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni.3: 22b. bana seni gerek seni. Sevgiliye hasretimi. 6. 5.12: 216b.3: 59a. Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz. 1 2 3 I Sevgilinin aşk derdiyle bedenimde güç kalmadı. MK3: 99b. S.3: 59a.6. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – I za‘f-ı ‘ışk-ı yâr-ıla kalmadı tende kuvvetüm bâr-ı mihnet çekmeden iki büküldi kâmetüm yâr bî-pervâ-durur bilmez dirîgâ hâletüm gerçi yokdur bir nefes nutka mecâl ü tâkatüm söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm V Güzel yüzünü seyreden iki renkli gülü ne yapsın. S.6: 52b. Dertlerin yükünü çekmekten boyum iki kat oldu.5: 29b.2: 14b.5: 29b. S. S. Selîkî sensiz dünyanın gül bahçelerini ne yapsın.4: 74a. Sevgili umursamadığından hâlimi bilmiyor. za‘f-ı: derd-i // kuvvetüm: kudretüm S. 2. Gerçi (hâlimi) anlatacak bir soluk bile gücüm kuvvetim de kalmadı. S. Kırmızı dudağının yanında kızıl goncayı ne yapsın. 4. 3. Ü. S. 5. S.2 // yâr bî-pervâ-durur derdâ ki bilmez hâletüm S. Yüzünü gören baygın bakışlı nergisi ne yapsın.

Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz. 2. Ancak içimi dökmek için gidip ona bakınca. Buna ancak sevgili çare olur”. dertlerimi söylemeğe kalkışsam. IV O peri yüzlü ne zaman karşıdan görünse her kaçan kim ol perî-rû karşudan olsa ‘ayân S.12.12. O güneş gibi güzel dünyayı sabahleyin aydınlatınca. 1. derdimi bir tabibe açtım. 5. 3. 3. Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz.3. 4. buña: saña S. 4. dertlerimi söylemeğe kalkışsam. 6. 2. II her gece fikr eylerem ki subha erersem eger subh-dem ‘âlemlere saldukda ol hûrşiyd fer hâlümi ‘arz edem aña kûyına edüp güzer lîk varup ‘arz-ı hâl içün edüp aña nazar söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm III bir tabîbe hâlümi ‘arz eyledüm ben mübtelâ nabzuma el urdı bakdı yüzüme dedi baña derd-i ‘ışk ancak buña dildârdan olur devâ ben dedüm dermân yog-imiş kim kaçan varup aña söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm IV ol perî-peyker kaçan kim karşudan olur ‘ayân tagılur ‘aklum benüm bî-hûş oluram bir zamân II Her gece düşünürüm: Sabaha çıkarsam. 6. kim: ki S. Sevgiliye hasretimi. S.12. Nabzımı tuttu.2. 2. yüzüme baktı bana şöyle dedi: “Aşk derdi. III Ben hasta.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 189 1. erersem: erişem S. Mahallesine gidip ona hâlimi anlatayım. 1. Sevgiliye hasretimi. O zaman ben de ona: “Bu derde derman yokmuş” dedim. 5. 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 189 .

Ömer ZÜLFE

3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6.

‘aklumı cem‘ eylerem kim söyleyem hâlüm revân lîk kaldum şöyle hayrân kim nece edem beyân söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm V hâlümi bilmez benüm pes n’eylesün baña habîb bilmeyince hastenüñ derdin ‘ilâc etmez tabîb yog-imiş dermân ezelden derd-imiş baña nasîb nece ‘arz edem aña hâlüm selîkî ben garîb söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm 3. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + –
I

1. 2. 2 3

gâhi fürkat bir yañadan göñlüme verür elem gâhi hasret bir yañadan cânuma eyler sitem
Aklım gider, bir müddet kendimden geçerim. Hâlimi açıkça anlatmak için aklımı toplarım. eylerem kim: edemem kim S.2, S.4, S.6, Ü.3, Ü.5 // eyledüm kim S.12. Ancak öyle hayran kaldım ki nasıl açılayım. beyân: ‘ayân S.12. Sevgiliye hasretimi, dertlerimi söylemeğe kalkışsam, Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz. V Sevgili hâlimi bilmez, öyleyse bana ne yapsın. Hastanın derdini bilmeden tabip ilâç edemez. Dert bana ezelden nasipmiş, bu derde derman yokmuş. Bu ben garip Selîkî ona derdimi nasıl anlatayım. edem: etdüm S.12. Sevgiliye hasretimi, dertlerimi söylemeğe kalkışsam, Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz. S.1: 34b, S.7: 136b, T.4: 83b, Ü.2: 66a. I Bazan ayrılık bir yandan içimi sıkar.

4 5 6 1 2 3 4 5 6 3. 1

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

191

3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4.

gâhi mihnet bir yañadan gösterür râh-ı ‘adem gâhi gam bir yaña cânum almak ister dem be-dem dört yañadan baña olurlar havâle n’eyleyem gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam II tîr-i fürkat geh delüp bagrum derûna kâr eder hancer-i hasret geh olur sînemi efgâr eder derd ü mihnet gâh beni künc-i belâda zâr eder gâh gam göñlüme geldükçe beni bîmâr eder her biri bir yaña ‘âlemden beni bîzâr eder gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam III dil belâ bezminde her dem ney gibi nâlân olur gözlerüm yaşı şarâb olup ciger biryân olur şem‘ olup ol bezme cânum riştesi sûzân olur zerd olup beñzüm dem-â-dem gözlerüm giryân olur
Bazan özlem bir yandan canımı yakar. Bazan dert bir yandan yokluk yoluna koşar. Bazan gam bir yandan canımı almağa kalkar. dem be-dem: n’eyleyem S.7. Dört bir yandan saldırırlar ne gelir elden, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. II Ayrılık oku bağrımı delip gönlüme işler. Özlem hançeri gün gelir göğsümü deler. Bazan dertler, sıkıntılar beni belâ köşesine iter. Bazan gam gönlüme geldikçe beni hasta eder. Her biri bir yandan beni hayatımdan bezdirir, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. III Gönül belâ meclisinde her an ney gibi ağlamaklı olur. olur: olup S.7. Gözlerimin yaşı şarap ciğerim de kebap olur. Canım o meclise mum olup fitili de tutuşur. Benzim sararıp durmaksızın gözlerim yaşarır. göñlüm aña açuben gözlerüm pür kan olur T.4.

2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4

191

Ömer ZÜLFE

5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6.

‘îş içün ben bî-kes ile hem-dem ü yârân olur gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam IV olmış-iken ol perî ‘ışkuñda şeydâ bir yaña kâkülüñden var-iken başumda sevdâ bir yaña cevr ederken câna ol yâr-ı dil-ârâ bir yaña dil çekerken cevr-i agyâr-ıla gavgâ bir yaña cânumı almak içün eyler tekâzâ bir yaña gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam V ey selîkî gâhi fürkatden n’ola kılsañ figân gâhi hasretden yeridür yaşuñ olursa revân gâhi mihnetden n’ola olsañ za‘îf ü nâ-tüvân gâhi gamdan tañ mı olursa vücûduñ bî-nişân râh-ı ‘ışka girenüñ olur yolunda her zamân gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam

5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6

Eğlenmek için bu ben kimsesize yoldaş olur, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. IV Bir yandan o peri gibi güzelin aşkıyla delirmişken. Bir yandan kâkülünün sevdası başımdayken. Bir yandan o gönül alan sevgili canıma eziyet ederken. Bir yandan gönül engellerin zulmünü çekerken. Bir yandan canımı almak için sıkıştırır, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. V Ey Selîkî, artık ayrılıktan ağlarsan şaşılır mı? Ara sıra özlemle yaş akıtırsan yeridir. Dertlerden bitkin düşüp bir deri bir kemik kalsan şaşılır mı? Gam vücudundan iz bırakmasa şaşılır mı? Aşk yoluna girenin yolunda her zaman olur, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam.

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

193

1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3

4. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – I gâh fürkat bir yañadan göñlüme verür elem gâh hasret bir yañadan cânuma eyler sitem gâh mihnet bir yañadan gösterür râh-ı ‘adem gâh gam bir yaña cânum almak ister dem be-dem dört yañadan baña olurlar havâle n’eyleyem gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam II gark olup bahr-i belâya zevrak-ı dil bir yaña sînem olur âteş-i ‘ışk-ıla sûzân bir yaña yaş dökerken ey sehî-kad çeşm-i giryân bir yaña âh ederken ey kamer-ruh kalb-i nâlân bir yaña göñlümi etmek diler her biri vîrân bir yaña gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam III gördi sünbül kim perîşânam perîşândur baña bagrına dâg-ı gam urdı lâle sûzândur baña jâle sanmañ görinen nerkis de giryândur baña
Bazan dert bir yandan yokluk yoluna koşar. Bazan gam bir yandan canımı almağa kalkar. Dört bir yandan saldırırlar ne gelir elden, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. II Bir yandan belâ denizinde gönül gemisi batar. Bir yandan göğsüm aşk ateşiyle yanar. A selvi boylu, yaşlı gözlerim bir yandan yaş saçar. A ay yüzlü, inleyen kalbim bir yandan ah çeker. Her biri bir yandan gönlümü yıkmak ister, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. III Sümbül perişanlığımı görüp perişan olur bana. Lâle bağrını gamla dağlar yanar bana. Çiy sanmayın görüneni, nergis de ağlar bana.

193

Ömer ZÜLFE

4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6.

agladıgum gördi bülbül zâr u giryândur baña ‘ışk gülzârını seyr etdükçe yârândur baña gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam IV başuma üşdi benüm zenbûr-ı endûh u belâ n’eyleyem kim cânuma kâr eyledi nîş-i cefâ nûş-ı vasl-ı yâr olmadı müyesser hîç baña derdümüñ kangı birisin deyeyin ben mübtelâ eksük olmaz dâyimâ ben bî-nevâya bir belâ gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam V ‘îş-i dildârumsuz olmışdur elem ‘âlem baña leblerüñsüz içdügüm bâde olupdur semm baña hecr-ile öldüm tutar ‘ışk ehli hem mâtem baña olmadı ol mûnis-i cân u dilüm mahrem baña ey selîkî yalıñuz komaz olur hem-dem baña gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam

4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6

Ağladığımı gördü, bülbül sızlar bana. Aşk bahçesini dolaştıkça bana yoldaştır, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. IV Kaygı ve belâ arısı başıma üştü. Ne yapayım cefa iğnesi canıma geçti. Sevgiliye kavuşup kanmak bana hiç nasip olmadı. Bu ben hasta derdimin hangi birisini söyleyeyim. Bu ben gıkı çıkmayana bir belâ eksik olmaz, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam.
V

Sevgilim olmayınca âlem bana elem olur. Dudakları değmeden içtiğim şarap zehir olur. Ayrılık derdiyle öldüm âşıklar yasımı tutar. Can ve gönül dostum benimle içli dışlı olmadı. Ey Selîkî, beni yalnız bırakmaz, dert ortağı olur, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam.

Bu tehlikeden gönül daha kurtulmadan ah. 4. Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? 195 .8: 76a. bulmadın: bulmadı S. Gönül döne döne inleyip dövünüyor ki eyvah. 2.8.1: 355b. 3. 1. Zamane onu bir kez daha düşürdü eyvah. Yanan ciğerin ateşi mi diyeyim? Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? II Sevgilinin ayrılık burgacına kapılmışım eyvah. nazîre-i selîkî-i merhûm rahmetu ’llâhi ‘aleyh I Put gibi güzelin zülfünün açtığı derdin acısı mı diyeyim? Parçalanmış gönlün yaraları mı diyeyim? İnleyen ve hastalıklı vücudun illetleri mi diyeyim? zâr: yâr S. 6.8. Mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün Müctes + – + – / + + – – / + – + – / + + – I melâlet-i gam-ı zülf-i nigâr mı deyeyin cerâhat-ı dil-i zâr u figâr mı deyeyin sekâmet-i ten-i bîmâr-ı zâr mı deyeyin harâret-i ciger-i tâb-dâr mı deyeyin hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin II medâr olup baña girdâb-ı hecr-i yâr dirîg döne döne göñül eylerken âh ü zâr dirîg bu vartadan dahı dil bulmadın kenâr dirîg düşürdi bir dahıya anı rûzgâr dirîg hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin 5. 3. 6. 2. 5. 4. 5. 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 N.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 195 1. 5. S.

Tuttu sevgilinin yanağına gubârî hat getirdi. hecr: ‘ışk S. 2.Ömer ZÜLFE 1. 1. 4. 2. Sevgiliden ayrılmanın acısını tatmıştı.8. 5. 3. 6. Ayaklara düşürüp beni toz etti. 4. görüñ: göre S. Bu zamandan kime şikâyet edeyim? Sabır ve sebat harmanımı yele verdi.8. Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? V Sevgiliden ayrı kalmanın belâsı beni yerle bir etti. 1. 2. Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? IV Sevgilinin ayrılık derdinin oku içime geçti. Onunla göğsüm yaralı ve gönlüm dilim dilim dilindi. 6. 5. III belâ-yı hecr-ile olmış-iken göñül mu‘tâd bu yolda hûn-ı gam-ı hecr-i yâr-iken baña zâd bu rûzgâruñ elinden kime edem feryâd ki etdi hırmen-i sabr u karârumı berbâd hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin IV derûna geçmiş-iken tîr-i derd-i hecr-i nigâr anuñla olmış-iken sîne rîş ü dil efgâr ne toz kopardı görüñ rûzgâr-ı nâ-hem-vâr ki âb-ı ‘ârız-ı yâra getürdi hatt-ı gubâr hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin V belâ-yı hecr-i nigâr etdi hâk-sâr beni ayaklara düşürüp eyledi gubâr beni III Gönül ayrılık derdine alışmıştı. 3. Bu bozuk zaman ne tozlar kopardı görün. 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 .

5.10: 114b. 2. 3 4 5 6 6. S. Öyleyse belinin dertlerle bükülmesi neden? Gördün zamane uymadı. zulüm ve hırs ateşiyle yanmak neden? Arzularının oku hiçbir zaman hedefe ulaşmıyor.8: 4.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 197 3. 197 . Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – I âhir bu ten ki hâk ola bunca hevâ neye bir katre mâsın âteş-i hışm u cefâ neye dâyim murâduñ okı erişmez nişâneye kaddüñ hamîde oldugı gussayla yâ neye gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye II etme cidâl saña cefâ eylese felek bâr-ı belâ vü câm-ı sitem her ne gelse çek harf-i ümîdi safha-i hâtırdan eyle hakk el vermedi zamâne saña n’eyleseñ gerek 1. 3. sen uy zamaneye. Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? S. 4. I Sonunda bu beden toprak olacak. 3. gör bu zaman beni ne hâle getirdi. Umut harfini (kelimesini) gönül sayfandan kazı. hevâya uyduruben etdi bî-karâr beni selîkî n’eyledi gör kim bu rûzgâr beni hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin 6. 1 2 3 4 5 1 2 3 Arzularıma uydurup kararsız etti. bunca tutku neden? Bir damla su iken. S. 1. 4.8: 3. Belâ yükü de dert kadehi de her ne gelirse çek. 2. 4. II Felek sana zulmetse de sen ona karşı koyma. Selîkî. 5. 6.

atasözü böyledir. 3. 2. gel. 1. Gördün zamane uymadı. Gizli bir yerden can ve gönül kulağına bu ses ulaştı. III Kimse senin sözüne kulak asmıyorsa Bükemediğin bileği öp. 4. Zamanın elinden ney gibi inleme. V Bir gece belâ köşesine çekilmiştim. Çünkü zaman çığlıklarının neyine uymadı. 3. gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye III ger kavlüñ-ile eylemese kimsene ‘amel küsmedügüñ elin öpegör kim budur mesel burhân-ı kâtı‘ olsa sözüñ eyleme cedel ra‘nâ demiş bu mısra‘ı üstâd-ı bî-bedel gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye IV bagruñ delik delik ede ger devr-i bî-amân devrân elinden eyleme gel ney gibi figân uymadı nây-ı nâleñe çünkim senüñ zamân sakla usûli bozmayıgör perdeyi hemân gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye V bir gece k’olmış-ıdı yerüm gûşe-i belâ olmışdı dil zamâne belâsıyla mübtelâ hâtifden erdi gûş-ı dil ü câna bu nidâ derdi bu mısra‘-ı meseli kim selîkiyâ Zamane seninle dost olmadı (talihin yaver gitmedi) ne yaparsın. 4. sen uy zamaneye. Eşsiz üstat bu mısraı çok güzel söylemiş: Gördün zamane uymadı. sen uy zamaneye. 5. 4 5 1 2 3 4 5 1 2 3 4 5 1 2 3 . 2. 1. 3. Gördün zamane uymadı. 5. Gönül zamane belâsına tutulmuştu.Ömer ZÜLFE 5. 2. Usulü koru perdeyi asla bozma. 1. Sözün kesin bir kanıt olsa da çekişme. sen uy zamaneye. IV Bu acımasız zaman bağrını delik deşik ederse. 4.

Gördün zamane uymadı. 3. III 1. Zamane seninle dost olmadı (talihin yaver gitmedi) ne yaparsın. 5. 5. 2. Umut harfini (kelimesini) gönül sayfandan kazı.10: -. Bu dünya denilen ticarethaneye düşüp geldin. 1. I A gönül. 4. sen uy zamaneye. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – I âdem gibi dilâ çün edüp meyl dâneye geldüñ tenezzül-ile çü bu kâr-hâneye var-ısa meylüñ âh-ıla ger zindegâneye devr ü zamân ne eylese yer yok bahâneye gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye II incinme saña cevr ü cefâ eylese felek bâr-ı belâ vü câm-ı sitem her ne gelse çek harf-i ümîdi safha-i hâtırdan eyle hakk el vermedi zamâne saña n’eyleseñ gerek gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye III her dem habâb gibi igen olma pür-hevâ Bu atasözü gibi mısraı dedi: Ey Selîkî. 3. 2. Âdem gibi daneye meylettiğin için. Gördün zamane uymadı. cevri zamâne eylese yer yok bahâneye N. 4 5 7.1: 155a. II S. Zaman ne yaparsa yapsın bahaneye yer yoktur. Felek sana zulmederse incinme.10: 115a. Belâ yükü de dert kadehi de her ne gelirse çek.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 199 5. sen uy zamaneye. gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye 7. S. 1. gücenme. Gördün zamane uymadı. N. Ah ile yaşamağa meylin varsa. 4.1. sen uy zamaneye. 1 2 3 4 5 1 2 3 4 5 199 .

Gördün zamane uymadı. 1. İstediğin şey hep düşündüğün gibi olmaz.10: II. 2. 1. Gördün zamane uymadı. yok olur gider. 4. IV S. 4. Olanları zamane mi yaptı sanırsın? Edep yolunu tut.Ömer ZÜLFE 2. Bu öğüt incisini kulağına tak. 5. V S. Zaman hep senin istediğin gibi olur sanma. Öyle ki bilgi incisi olsun işittiğin her söz. Vücudunun yapısı su üstündedir. âb üzredür binâ-yı vücûduñ bulur fenâ sanma bu rûzgârı ki bâkî kalur saña devrân murâduñ üzre olur sanma dâyimâ gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye IV bârân-ı pende tut sadef-i gûşuñı müdâm tâ dürr-i ma‘rifet ola gûş etdügüñ kelâm dâyim murâduñ üzre müyesser degül merâm ta‘n eyleme zamâneye olmasa saña râm gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye V âhir gelür vücûda mukadder olan ezel devr ü zamânenüñ mi sanursın olan ‘amel âdâbı gözle bahsi ko var eyleme cedel bu dürr-i pendi gûşuña tak kim budur mesel gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye Her zaman köpük gibi çok havalı olma. sen uy zamaneye. Bu zaman (gençlik) kalıcıdır sanma. 4. karşı gelme. sen uy zamaneye. 3. sen uy zamaneye. inadı bırak. 1 2 3 4 5 1 2 3 4 5 1 2 3 4 5 .10: -. 3. 5. 2. 5. Ezelden yazılmış olan sonunda gerçekleşir. 3. Öğüt yağmuruna kulak sedefini her zaman aç. binâ-yı: fenâ-yı // fenâ: bekâ N. atasözü şöyledir: Gördün zamane uymadı. Zaman sana boyun eğmezse kızma.1.

10: -. Zamanın elinden ney gibi inleme. Usulü koru. Bunu bütün çıplaklığıyla gördüm. 4. VII bir gece k’olmış-ıdı yerüm gûşe-i belâ olmışdı dil zamâne belâsıyla mübtelâ hâtifden erdi gûş-ı dil ü câna bu nidâ derdi bu mısra‘-ı meseli kim selîkiyâ gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye N. Gördün zamane uymadı.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 201 1. VI bagruñ delik delik ede ger devr-i bî-amân devrân elinden eyleme gel ney gibi figân uymadı nây-ı nâleñe çünkim senüñ zamân sakla usûli bozmayıgör perdeyi hemân gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye VII kimse selîkî başa çıkamaz zamân-ile etdüm şühûd anı hele ‘ayn-ı ‘iyân-ile ceng ü cidâl eyleme gel re’y ü ân-ile diñle benüm nasîhatümi gûş-ı cân-ile gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye VI S. perdeyi asla bozma. Fikir yürütüp düşünerek (onunla) savaşıp çekişme.1. 2. 2. gel. 3. 5. Ey Selîkî. 1 2 3 4 5 201 . kimse zamanla başa çıkamaz. 5. Gördün zamane uymadı. sen uy zamaneye. Çünkü zaman çığlıklarının neyine uymadı. 4. Benim bu öğüdümü can kulağıyla dinle. 1. sen uy zamaneye. 3. 1 2 3 4 5 Bu acımasız zaman bağrını delik deşik ederse.

boyunu ve zülfünü düşünmekten gönlümde vâ çıkmıştır. çünkü a ay gibi güzel. Ben ah ettikçe dağlardan ardı ardına sesler geliyor. Selîkî belâ dağında göründüğünden beri Ferhad’ın dünyada yalnız adı kalmıştır. cemâlüñde dehânuñ olmadı ey meh-likâ peydâ güneş yüzinde olmazdı egerçi zerre nâ-peydâ görelden tal‘at-ı hüsnüñ görinmez gözüme hûbân ki tâli‘ olsa mihr olur nücûm ey mâh nâ-peydâ tabîbüm şerbet-i vasluñ yetişür aña dermân et ki fikr-i zülf ü kaddüñle olupdur dilde vâ peydâ işidüp nâlemi beñzer añup ferhâdı iñlerler ben âh etdükçe taglardan k’olur yer yer sadâ peydâ hemân bir adı kalmışdur cihân içinde ferhâduñ selîkî olalı kûh-ı belâda husrevâ peydâ 2. 5.Ömer ZÜLFE [GAZELİYYÂT] [Elif] 1. bir derman ol. Sana kavuşmanın şerbeti ona yeter. A sultanım. güneşin önünde zerre görünmemezlik etmezdi.1: 34a. 1 2 3 4 5 . T. ama nedense yüzünde ağzın görünmedi. 4. 1. A ay yüzlü. 3. güneş doğunca yıldızlar görünmez olur. Güzel yüzünün aydınlığını göreli güzeller gözüme görünmez. A tabibim. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. öyle anlaşılıyor ki dağlar çığlıklarımı işitince Ferhad’ı hatırlayıp inliyorlar.

Ey müslümanlar. kâfir ayva tüyleri çıkıp gönül ülkesini bastı. 1 203 . 5. Ahir zaman fitnesi ansızın ortaya çıktı. 2. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. Ne canımdan bir eser.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 203 2. S. Gönül aşkının arzusuyla seherde ah ederken sabah melteminden daha hiçbir iz yoktu. çıka şevk-ıla cânum olsañ ey cân nâgehân peydâ velî havf-ı visâlüñden olur bir tâze cân peydâ miyânuñla dehânuñ arayu cân u göñül gitdi ne cânumdan eser kaldı ne göñlümden nişân peydâ çıkup kâfir hatı dil kişverin basdı müselmânlar hemân-dem oldı aña fitne-i âhir-zamân peydâ gözümde zâhir olursa ‘aceb mi leblerüñ ‘aksi ki olur şîşede reng-i şarâb-ı ergavân peydâ selîkî yâr eşigine yüzin sürmek diler dâyim gözi yaşından olmaz lîk bir dem âstân peydâ 3. ancak kavuşma arzusuyla yeni bir canım daha ortaya çıkar. A can. 4. T. 3. 1 2 3 4 5 3. ansızın görünsen sevinçten ölür giderim. T. ne gönlümden bir iz kaldı. Selîkî sevgilinin eşiğine hep yüzünü sürmek ister.14: 80b.1: 35a.1: 35b. ancak gözyaşlarından o eşik bir türlü görünmez ki. Dudaklarının yansıması gözümde görülse şaşılır mı? Çünkü erguvan şarabının rengi şişeye yansır. 1. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – ederken şevk-ı mihrüñle göñül âh-ı seher peydâ nesîm-i subhdan hîç olmamışdı bir eser peydâ 2. Belinle ağzını ararken can ve gönül gitti.

1: 4b. 7. Yakut ve mercan onun emrinde köledir. 5. T. Ey Selîkî. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – la‘l-i dilber kim müsellemdür bu mülk-i cân aña hıdmetinde bendedür yâkût-ıla mercân aña 3. âlemdeki karalar ve denizler âşık olduğu zamanlarda ne âlem vardı. 1 . Sevgili. 6.2: 108b. ne de ay vardı. ne de karalar ve denizler. Gökler sanki bir hayal fanusu oldu. 2 3 4 5 6 7 4. gönül ve can bilinmezlik âleminin sırlarına vakıf olurlardı. Bu can mülkü sevgilinin dudağının buyruğu altındadır. Bu ağlayış ve o gülüş. eğri gidişli feleğin dönekliğinin cefalarından ciğer kanlıdır. Gönül. göz. 4. gökyüzünde ne güneş. her an orada bin türlü biçim ve görüntü ortaya çıkmaktadır. Sordukça ağzından bir haber alabilselerdi. Yüzün ve alnın gönül göğünde ay ve güneş iken. Döndükçe. onun kırmızı dudağının hasretiyle ağladığımı görüp gülüyor. 1. göñül göz berr ü bahr-i ‘âlem ‘âşık oldugı demde ne ‘âlem zâhir olmışdı ne anda bahr ü ber peydâ göñül göginde mihr ü mâh-iken alnuñla ruhsâruñ ne mihr olmışdı zâhir âsmânda ne kamer peydâ rumûz-ı ‘âlem-i gayba dil ü cân vâkıf olurdı eger sordukca agzuñdan olaydı bir haber peydâ felek gûyâ ki fânûs-ı hayâl oldı ki döndükçe olur her lahzada biñ dürlü eşkâl ü suver peydâ gam-ı la‘liyle ben agladıgum görüp güler dilber eder bu girye ol hande neçe la‘l ü dürer peydâ selîkî cevr-i devr-i çarh-ı kej-revden ciger hûndur dem-â-dem olsa çeşmümden n’ola hûn-ı ciger peydâ 4.Ömer ZÜLFE 2. Durmaksızın gözümden ciğer kanı şaşılır mı? S. ortaya birçok lâl ve inci çıkarıyor.

5.2.2: 111b.2. senin derdin ona dermandır. 2 3 A can. Yüzünü görmek fırsatı ne zaman elime geçse şaşkınlık aklımı alır. korku bana mâni olur. S.15: 57a.2. S. Aşkının derdi geldikçe hasta gönül iyileşir. kıyıcı bakışının oku canıma o kadar işledi ki yaralar ağzını açıp ona hayran kaldılar. aşk/güneşin tanıtmasaydı/ortaya çıkarmasaydı zerre gibi önemsiz olan ben zayıfı kim bilirdi.15. çünkü ona mesken ancak yıkık gönüldür. tîr-i gamzeñ cânuma şol deñlü işler geçdi kim agzın açup kaldı cânâ yaralar hayrân aña derd-i ‘ışkuñ geldügince haste dil sıhhat bulur ey tabîb-i cân u dil derdüñ-durur dermân aña genc-i hüsnüñ kim nigehbân oldı zülfüñ ejderi dilde sâkindür ki meskendür dil-i vîrân aña ey selîkî hâsıl olsun der-iseñ tohm-ı ümîd ebr-i âhuñla gözüñ yaşını kıl bârân aña 5. Ey Selîkî. gözyaşını yağmur yap. NM: II. 1 2 205 . 4 5 5. 1.1: 25b. 3a geldügince: gitdügince S. 385. T. Zülf ejderinin bekçi olduğu güzellik hazinen gönülde durur. A ay yüzlü. 5b âhuñla: çeşmüñden S. 2a zerre-veş: zerre-i S. ümit tohumu yeşersin istersen ona ahını bulut.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 205 2. S. 2. 132. A can ve gönül tabibi. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – her kaçan olsa cemâlüñ görmege fursat baña hayret alur ‘aklumı mâni‘ olur dehşet baña kim bilürdi ben za‘îfi zerre-veş nâçîz-idüm vermeseydi mihrüñ ey meh-rû eger şöhret baña 3. 4.

dehr-i dûnuñ gussasın tañ mı ferâmûş eylesem cür‘a-i câm-ı mahabbet verdi bir hâlet baña tek nazardan dûr edüp gözden bırakmasun beni bir göz ucıyla bakarsa yeter ol âfet baña ‘îd-i vuslatda elin öpdüm selîkî dilberüñ şâd u handânam ki el verdi yine devlet baña 6. yerde gökte bulmak için gözyaşı bir yana gitti. o ay parçasını. ayrılığında gözlerimin yaşını görünce nisan bulutu bir yandan.8: 67b. 3 4 5 6. engin deniz bir yandan acıyıp ağlar. 4. A dost. Sevinçli ve mutluyum devlet bana el verdi. 3. o anda hemen beden bir yana gider. Alçak dünyanın tasalarını unutsam şaşılır mı? Aşk kadehinin şarabı beni sarhoş etti. 5. parlak ay bir yandan güneş bir yandan. 1 2 3 4 . O selvi boyluyu. yanağında ve alnında kutluluğa işaret eder. can bir yana. 1. Ey Selîkî. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – ayrılup ben bir yaña gitsem o cânân bir yaña gider ol demde hemân ten bir yaña cân bir yaña yerde gökde bulmaga ol serv-kadd ü meh-veşi gözyaşı bir yaña gitdi âh u efgân bir yaña vasf eder hadd ü cebînüñde sa‘âdet ahterân mâh-ı tâbân bir yaña hurşiyd-i rahşân bir yaña acır aglar fürkatüñde gözlerüm yaşın görüp bir yaña ebr-i bahâr ey dōst ‘ummân bir yaña 4. Yeter ki bana bakmaktan cayıp beni gözden çıkarmasın. Ayrılıp ben bir yana gitsem o sevgili bir yana. kavuşma bayramında sevgilinin elini öptüm. 2. S. 5b k’erdi andan zâyil olmaz özge keyfiyyet baña NM.Ömer ZÜLFE 3. O afet bir göz ucuyla bile baksa bana yeter. Yıldızlar. çığlıklarım bir yana.

altın üzenginin ayağını öptüğünü gördüğümde. O yüce sevgili bizi hesaba katmazsa şaşılmaz. ey selîkî ‘âkıbet bir yaña eylerler beni cevr-i cânân bir yaña ta‘n-ı rakîbân bir yaña [Bâ’] 7. 1 2 3 4 5 6 207 . Ey Selîkî. Galiba yanağının yansımasıyla rahatsız oldu. 6. onun için uyku. çünkü kara sevdalı âşıklarının haddi hesabı yoktur. “Yeryüzünün parlak güneşini izleyin” diyerek akan yıldız seni gökten parmakla gösterir. dert ateşiyle ciğerim döne döne kebap oldu. senin terli yanağını görünce gül. 3.1: 56b. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – n’ola saymazsa hisâba bizi ol ‘âlî-cenâb ‘âşık-ı bî-dilleri olmışdur anuñ bî-hisâb n’ola agarsa duhân-ı âh-ı sînem göklere âteş-i gamdan ciger döne döne oldı kebâb gördi ruhsâr-ı ‘arak-rîzüñ senüñ ey gonca-leb yeri od olup hayâsından hemân oldı gül âb ‘ârızuñ ‘aksiyle yerinden su çıkdı var-ısa anuñ içün gelmez oldı çeşmüme bir lahza hvâb reşkden zerd oldı cismüm halka oldı kâmetüm şehsüvârum gördüm ayaguñ öper zerrîn rikâb seyr edüñ yer yüzinüñ hurşiyd-i rahşânuñ deyü barmag-ıla gösterür gökden seni ey meh şihâb 1. rakiplerin kınaması bir yandan beni bir yana atar/öldürür. T. A ay. A beyatlım. 2. bedenim kıskançlıktan sarardı.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 207 5. bir an olsun gözlerime uğramaz oldu. boyum bükülüp halka oldu. A gonca dudaklı. sonunda sevgilinin zulmü bir yandan. 5. 4. kıskançlık ateşiyle yanıp/kaynayıp gül suyuna dönüştü. Göğsümün ah dumanı göklere çıkarsa ne var. 5 7.

Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün Hezec – – + / + – – + / + – – + / + – – öldürmege ‘âşıklaruñı tîg ne hâcet kim gamze-i hûn-rîzüñ eder aña kifâyet cân-ısa murâduñ bu kadar cevr ü cefâdan yetmez mi aña göz ucıla bir kez işâret rîk-i harem-i ka‘be-i kûyuñla habîbüm tolaydı gözüm şîşeleri kanı o sâ‘at dilde gamuñı kalmadı inkâra mecâlüm âhumla yaşum eylediler aña şahâdet ‘ışk âteşi pinhân mı olur dilde selîkî âhum dütüni eyler-iken aña delâlet 1. 2. Gönüldeki derdini artık inkâr edemem. nerede o saat.Ömer ZÜLFE 7. ey selîkî hayretümden bakamazken yüzine görmege yârüñ cemâlin cânum eyler ıztırâb [Tâ’] 8.E. 3. T.3.3: 54a. 5. 7 8.E. Ey Selîkî.1: 83a. 1 2 3 4 5 . A. Ey Selîkî. zira ahımla gözyaşım ona tanıklık ettiler. 4. Bu kadar zulüm ve eziyet etmekle istediğin can ise ona bir kez göz ucuyla işaret etmen yetmez mi? Kâbe’yi andıran mahallenin haremindeki kumlarla göz şişelerim dolsaydı keşke. hayretten yüzüne bile bakamazken bir yandan sevgilinin yüzünü görmek için canım kıvranıp durur/acı çeker. Âşıklarını öldürmek için kılıca ne gerek var? Çünkü kan döken kıyıcı bakışların onlara yeter. ahımın dumanı yerini belli ederken aşk ateşi gönülde gizli kalabilir mi? 5a ‘ışk: dil A.

Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 2. MK2: 26b. bir gedâsın ey göñül kendüñi sultân oldı tut gam pelâsın egnüñe şâhâne kaftân oldı tut ‘âkıbet berbâd eder anı bu devr ü rûzgâr tahtuñı yel götürüp kendüñ süleymân oldı tut la‘l ü mercânına etme hvâce-i dehrüñ hased kanlu yaşlar kim dökersin la‘l ü mercân oldı tut çün gelen geçdi konan göçdi bu mihmân-hâneden bir iki gün dahı kendüñ anda mihmân oldı tut ey selîkî pâdişâh olduñ tecerrüd mülkine cismüñüñ zerd oldugın altunlu kaftân oldı tut [Hâ’] 10. gördi gamnâk oldugum oldı çün ol cânân ferah zâhirüm gamnâk olup oldı safâdan cân ferah 9. Dünya denilen tüccarın lâline mercanına özenme. gam paçavrasını sırtına sultanlara yakışır kaftan say.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 209 9. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. döktüğün kanlı yaşları lâl ve mercan say. Ey gönül. 5. bedeninin sararıp solmuşluğunu altınlı bir kaftan say. 1. her şeyden geçip Allah’a yönelme ülkesine başbuğ oldun. tahtını rüzgârın götürdüğü Süleyman say. 3. Ey Selîkî. görünüşte üzgün olsam da sevinçten canım ferahladı. S. 1 2 3 4 5 10. O sevgili. Sonunda bu zamane onu da savurur. bir iki gün kendini orada misafir oldun say. Gelen geçti konan göçtü bu misafirhaneden. 4. kendini sultan say.9: 56a. dertli olduğumu görüp sevinince. bir kölesin. 1 209 . istersen kendini.

hîç başdan çıkmaya sevdâ-yı hatt u zülf-i yâr ger olursa üstühvân-ı ser mekân-ı mûr u mâr zahm-ı pür-hûnumda zerrîn hanceri ol âfetüñ mâh-ı nevdür gûyiyâ oldı şafakda âşikâr bir kara top oldı zülfüñ baglayup alayını etmege ‘âşıklaruñ kalbini ‘ömrüm târmâr 2. gussamı ızhâr edüp yârâna vahşet vermezem yoksa hîç olur-m’ıdum ‘âlemde ben bir ân ferah nâr-ı gamdan dil yanup cân gözi aglar şem‘-veş zâhiren şevkum görüp sanur beni yârân ferah sunmadı devr içre hergiz cür‘a-i şâdî baña etmedi göñlümi bir dem sâkî-i devrân ferah ey selîkî n’ola ben agladugumca gülse yâr bülbül aglar gussadan olur gül-i handân ferah [Râ’] 11. 5. yoksa ben bu âlemde hiç neşeli olur muydum? Mum gibi dert ateşiyle içim yanıp can gözüm ağlar. Kanlı yaralarımda o afetin altın hançeri. . 1. açılıp saçılan gül ise gücükler saçar. ben ağladıkça sevgilinin gülmesine şaşılır mı? Bülbül dertten ağlar. 1 2 3 Derdimi söyleyip de dostları korkutmak istemiyorum.Ömer ZÜLFE 2. sanki şafakta görünen bir yeni aydır. Feleğin sakisi. 4. gönlümü bir an olsun neşeyle doldurmadı. 3. Ömrüm. âşıkların kalbini dağıtıp perişan etmek için zülfün. dıştan arzulu oluşumu gören dostlar beni sevinçli sanırlar. savaşa hazır kara bir bölük oldu. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 3. Kafatasım yılanların ve karıncaların yuvası olsa bile sevgilinin zülfünün ve ayva tüylerinin sevdası başımdan hiç çıkmaz. 2 3 4 5 11. Ey Selîkî. bu devir içinde sevinç kadehinden bana hiç sunmadı.2: 88b. T.

1: 157b. 6. Sevgilinin zülfünün fırtınası sabır çapasını şiddetiyle yerinden koparıp gönül kayığını karaya vurdu. 4. can ve gönül kuşu böylesine hürken zülfünün doğanıyla bir sultan onu avladı. 1 2 3 4 Gönül. Yaralı göğsümün üstünde sevgilinin altın hançeri. Aşk denizinin içinde öyle bir burgaca kapılmışım ki Nuh’un ömrü gibi ömrüm olsa kurtulamam. sanki şafakta görünen bir yeni aydır. T. n’ola dil düşdiyse zülfüñde diline şânenüñ dillere düşer bu sevdâyı kılanlar ihtiyâr murg-ı cân u dil selîkî şöyle fârig-bâl-iken eyledi şehbâz-ı zülfiyle anı bir şeh şikâr düşmişem deryâ-yı ‘ışkuñ içre bir girdâba kim nûh ‘ömri gibi ‘ömrüm olsa bulmayam kenâr 12. âşıkların kalbini dağıtıp perişan etmek için zülfün. Ömrüm. 211 . 4 5 6 12.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 211 4. savaşa hazır kara bir bölük oldu. Aşk denizinin içinde öyle bir burgaca kapılmışım ki Nuh’un ömrü gibi ömrüm olsa da kurtulamam. 1. zülfünde tarağın diline düştüyse ne var? Bu sevdaya kapılanlar dillere düşer. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – sîne-i mecrûhum üzre hancer-i zerrîn-i yâr mâh-ı nevdür gûyiyâ oldı şafakdan âşikâr bir kara top oldı zülfüñ baglayup alayını etmege ‘âşıklaruñ kalbini ‘ömrüm târmâr düşmişem deryâ-yı ‘ışkuñ içre bir girdâba kim nûh ‘ömri gibi ‘ömrüm olsa bulmayam karâr şiddetiyle lenger-i sabrı yerinden koparup karaya urdı göñül fülkin hevâ-yı zülf-i yâr 5. 2. Ey Selîkî. 3.

Ey Selîkî. gönül gemisi karaya vurup paramparça oldu. 3. bu göñül murgı selîkî şöyle fârig-bâl iken eyledi şehbâz-ı zülfiyle anı bir şeh şikâr 13. Bir gün gelir zaman/rüzgâr onu karaya çıkarır. Sağlığımda saçının ve ayva tüylerinin ıstırabı beni yedi bitirdi. Yanağındaki çukur güzellik denizinin burgacıdır. Gönül gemisi ona düştü.Ömer ZÜLFE 5.1: 160b. gam dalgasından gönül kayığı çalkalanmaktadır/acı çekmektedir. 1a benden: bizden NM // sovudı: sovurdı NM. artık kurtulmayı ummasın. 5. NM: II. Ölünce bedenimde yılanlara karıncalara yiyecek bir şey kalmadı. 4. bu gönül kuşu böylesine hürken. Ah ah rüzgâr araya soğukluk düşürdü. 2. Can sıkıcı ahlarımı işitip o sevgili benden soğudu. 2 3 4 5 . zülfünün doğanıyla bir sultan onu avladı. 911. 768. Belâ dalgası onun saçının aşkı fırtınasıyla kabarınca. T. 1 Ey Selîkî. 5 13. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – âh-ı serdüm işidüp benden sovudı ol nigâr âh kim ortaya sovukluk düşürdi rûzgâr cûş edüp zülfi hevâsından anuñ mevc-i belâ karaya urup göñül keştîsi oldı târmâr ‘ârızuñ çâhı ki bahr-i hüsnüñüñ girdâbıdur düşdi aña fülk-i dil bir dahı ummasun kenâr dirligümde yedi düketdi gam-ı zülf ü hatuñ kalmadı tende ben ölicek gıdâ-yı mûr u mâr ey selîkî mevc-i gamdan muztaribdür fülk-i dil dem gelür bir gün kenâra eltür anı rûzgâr 1.

Ömrüm. o da elimden çıktı. NM: -.E. ihtiyarım yok. 3.E. A. NM: II. 14. yüzünün sayfasının hükmünü kaldırmadan vefalı ol da aşkını ayva tüylerine bağlama. A can. NM: -. A. bir kuru dal üzerinde güller açmış der. İsteğim yârdı.2. âşıkların kalbini dağıtıp perişan etmek için zülfün. A. Feryat edersem şaşılır mı? Elimde iradem. O sultanın yanında hesaba katılmazsak ne var? Onun kara sevdalı kölelerinin haddi hesabı yok. 5.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 213 14. Ahımdan sevgilinin yakut dudağına gubârî hat geldi. arık bedenimde oklarının yarasını gören. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1.2. Gör bu rüzgâr daha ne tozlar koparacak. geldi âhumdan leb-i yâkûtuña hatt-ı gubâr göresin dahı ne tozlar kopara bu rûzgâr mihrüñi gel hattuña ta‘lîk etme kıl vefâ safha-i ruhsâruñı nesh etmedin hatt-ı gubâr oklaruñ zahmın ten-i zârumda cânâ der gören bir kuru şâh üzre olmış tâze güller âşikâr bir kara top oldı zülfüñ baglayup alayını etmege ‘âşıklaruñ kalbini ‘ömrüm târmâr ihtiyârum yâr-ıdı çıkdı elümden âh kim n’ola feryâd eylesem yokdur elümde ihtiyâr n’ola yanında şümâra gelmez-isek ol şehüñ bende-i bî-dilleri olmışdur anuñ bî-şümâr 2. 4. 1 2 3 4 5 A.1: 112a. Ayva tüyleri.E. savaşa hazır kara bir bölük oldu.2: 88b.E. 6. 912. 768. 6 213 .

16: 36a. S. şefkat ne bende sabır ve takat var. 2 3 4 5 . sevgilinin aşk şarabında başka bir hâl var. Ü. Efendim sultanımsın gidip kime yakınayım.Ömer ZÜLFE 7. bu gönül kuşu keyfince uçarken zülfünün doğanıyla şahin bakışlı bir sultan onu avladı. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – yoluñda cân verem gibi derûnumda ‘alâmet var şehîd-i tîg-ı ‘ışk olmaga göñlümde şehâdet var dökildi gözlerüm yaşı nazar kılmaduñ ey meh-rû düşüpdür yıldızum beñzer sitâremde nuhûset var beni gel öldürüp kurtar belâdan çünki ey hûnî ne sende merhamet şefkat ne bende sabr u tâkat var efendim pâdişâhumsın kime varup kılam şekvâ baña çok cevr ü zulm etdüñ saña senden şikâyet var gedâyı ‘âleme sultân u sultânı gedâ eyler şarâb-ı ‘ışk-ı dilberde selîkî özge hâlet var 1. Köleyi âleme hakan.16 // kılam şekvâ: edem şekvâyı S. S.1: 75a. 5. 4. 4a pâdişâhumsın: pâdişâhum ben S. 3. A kan dökücü. bana bakmadın. ey selîkî fârigu’l-bâl-idi murg-ı cân u dil eyledi şehbâz-ı zülfiyle anı bir şeh şikâr NM.1. 1a verem gibi: verdüm ki S.E. ey selîkî murg-ı dil ‘âlemde fârig-bâl-idi eyledi şehbâz-ı zülfüyle anı bir şeh şikâr A. Gönlümde.16. İçimde yolunda can verecekmişim gibi bir his var. Yıldızım düşmüştür. anlaşılan yıldızımda uğursuzluk var. fârigu ’l-bâl-idi dil murgı selîkî eyledi zülf şehbâzıyla bir şâhin bakışlu şeh şikâr 15.1: 31b. gözlerimin yaşı döküldü.1. Ey Selîkî. 7 15. hakanı köle eder. aşk kılıcıyla şehit olacağım inancı var. 2. A ay yüzlü. çünkü ne sende merhamet. 1 Ey Selîkî. gel beni öldürüp dertlerden kurtar. Bana çok zulmettin sana senden şikâyet var.

başında devleti var. Dedim: “Gel dirilelim hey kıyamet” dedi: “Sabr et. ne güzel davranışı ne güzel gayreti var. Felek değirmeni bu Selîkî denilen buğdayı bir gün öğütür. ama saati var.E. Beyler anlaşılan senin gözüne benzediği için şahini el üstünde tutuyorlar. hümânuñ kadd-i yâra nisbeti var ne hōş sa‘yi ne ‘âlî himmeti var dedüm gel haşr olalum hey kıyâmet dedi sabr et ki dahı sâ‘ati var başın ayag edüp varan kapuña eyü varur başında devleti var şarâbuñ yere komazlar ayagın el üstine tutarlar hurmeti var gözüñe beñzedi beñzer [o] şâhin tutar begler el üzre ‘izzeti var selîkî gendümi çarh âsiyâbı ögüdür bir gün ammâ sâ‘ati var 2. Hümanın sevgilinin boyuna özenişi var. kıymeti var. Şarap kadehini yere koymazlar el üstünde tutarlar.2: 89a. Başını ayaklar altına alıp kapına varan iyi iş yapmış olur. 5. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün Hezec + – – – / + – – – / + – – 1. 16. 215 . daha vakti var”. 6. 1 2 3 4 5 6 A. hürmeti var. 4.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 215 16. 3.

Ey öğüt veren. 5. Bunlardan başka ne yesem içsem zarar verir. 1 2 3 4 5 18. aşk şarabı adamı elbette dünyaya rezil eder. Benim derdime iyi gelen ciğer kanıyla gam ve tasadır. Selîkî’nin düşkünlüğünü görüp kınama. 4. Her ne kadar sevgilinin ok yarası beni konuşamayacak kadar zayıf düşürse de yine o sevgiliye ağzını açıp gönül hâlini söyler. . 1 T. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1.Ömer ZÜLFE 17. O ay gibi güzelin gönlümde sakladığı aşk yarasını yazık ki göğsümün yarıkları güneş gibi açığa vurur. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – beni zahm-ı hadeng-i yâr egerçi nâ-tüvân eyler velî agız açup yâra göñül hâlin beyân eyler 2. 3. Leylâ’nın mahallesinin çer çöpünden yuva yaptığı için kuşa başı üstünde yer verir. Mecnun. onu (cefa taşını) imtihan ölçüsü yapmıştır. T. 17. Sevgilinin cefa taşına altın gibi yüzümü sürsem ne var? Çünkü o gümüş bedenli. anuñ’çün murga mecnûn başı üstinde mekân eyler ki kûy-ı leylî hâşâkinden anda âşiyân eyler mülâyim derdüme hûn-ı cigerle gussa vü gamdur baña anlardan artuk ne yesem içsem ziyân eyler derûnumda nihân etdügi dâg-ı mihrin ol mâhuñ dirîgâ sînemüñ çâki güneş gibi ‘ayân eyler n’ola seng-i cefâ-yı yâra zer gibi yüzüm sürsem ki ol sîmîn-beden anı mehekk-i imtihân eyler selîkînüñ görüp rüsvâlıgın ‘ayb eyleme nâsıh mey-i ‘ışk âdemi elbetde rüsvâ-yı cihân eyler 18. 1.1: 224b.1: 224b.

1 2 3 A can. Ü4: 30a. T. degül çâh-ı zenahdânuñla cânâ halka-i zülfüñ dil ü cân murgı sen serv-i revâna âşiyân eyler dil ü cân sabr u ârâmın yitürdi mülk-i hüsnüñde göñül cânâ dehânuñla miyânuñda gümân eyler turagı cennetü ’l-me’vâ olur anuñ ki ‘âlemde varup gülzâr-ı kûyuñda saña rûhın revân eyler derûnında nihân iken yakasın subh-veş yırtup selîkî mihrin âfâka güneş gibi ‘ayân eyler 19. 2. Güzellik ülkende can ve gönül dayanma gücünü yitirdi. 4. kim gidip mahallenin güllüğünde sana ruhunu verirse onun durağı me’vâ cenneti olur. (onlar) çene çukurunla zülfünün kıvrımı değildir. Âlemde. ırmaklara âlem ovasında yer bırakmadı. 1. sabah gibi yakasını yırtıp ufuklara güneş gibi gösterir. 217 . Gözyaşım. Selîkî içinde gizlediği aşkını.1: 145a. Bana attığın taşları. 2 3 4 5 19. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – tenümden oklaruñ zahmından aksa n’ola kan yer yer ciger hûn olmış-ıdı yol bulup oldı revân yer yer şu taşlar kim baña urduñ kodum sahrâ-yı sînemde okuñ erişdügi menzilde olmaga nişân yer yer sirişküm yer komadı cûlara sahrâ-yı ‘âlemde şikâyet etmege deryâya oldılar revân yer yer 3. 5. can ve gönül kuşu sen salınan selvide kendisine yuva edinmiştir. Bedenimde oklarının açtığı yaralardan devamlı kan aksa ne var? Ciğer kan dolmuştu yol bulup oluk oluk aktı. Irmaklar şikâyet için deryaya doğru aktı. A can. okunun eriştiği yerde nişan olsun diye yer yer gönül ovasına koydum.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 217 2. 3. gönül ağzınla belinin varlığı konusunda kuşkuya düşmüştür.

onlar âşığın gönül yangınından çıkan yeşil kızıl dumanlardır. 7.Ömer ZÜLFE 4. ah ateşimden (yanıp yer yer) kalan korlardır. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – añup rengîn ruhuñ gözden akıtdum şöyle kan yer yer ki kanda bakar-ısañ bitmiş anda ergavân yer yer sular sanma akanlar bâg-ı kûyuñda benüm servüm eridüp her kişi cânın saña eder revân yer yer ‘acebdür bî-sütûn dedükleri bu kasr-ı eflâke çıkup göke direk olmışken âhumdan duhân yer yer 5. 1. her kılım ayrı bir sesle yer yer inler. 4 5 6 7 20.14: 57b. 1 2 3 Âşıkların toprağında biteni çimendeki lâleler sanma. Gamdan boyum bükülüp belâ meclisinde çeng oldu. A selvi boylum. . Renkli yanağını anıp gözümden o kadar kan akıttım ki nereye bakarsan yer yer erguvan bitmiş sanırsın. gökyüzünde her gece görünenler yıldızlar değildir. Ahımın dumanı göklere çıkıp direk olmuşken bu göklerin kasrına sütunsuz denmesine şaşılır. Boz renkli ayva tüylerin ve gül yanağının gamı benzimi güz mevsimine döndürdü. herkes canını eritip sana doğru akıtmaktadır. 3. çimende lâleler sanmañ biten hâkinde ‘uşşâkuñ çıkar sûz-ı derûnından kızıl yaşıl duhân yer yer hat-ı sebz ü gül-i haddüñ gamı beñzüm hazân etdi ger ölürsem bite hâkümde mîr-i ‘âşıkân yer yer yanup gök nâr-ı âhumdan kalupdur câ be-câ ahker degül yılduzlar ey meh her gece olan ‘ayân yer yer büküldi kâmetüm gamdan belâ bezmine çeng oldı selîkî her kılum bir savt-ıla eyler figân yer yer 20. ölürsem toprağımda yer yer kasımpatı biter. S. Ey Selîkî. A ay yüzlü güzel. 2. sokağının bahçesinde akanları sular sanma. 6.

hayalin ne zaman göğsüme konuk olursa (o zaman) ahımın ateşinden Koç burcu kebap olur.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 219 4.1: 144a. 1b âteş-i âh-ı derûnumdan: âteş-i âh-ı derûnumda NM. T. 1. 2. Ey Selîkî. 4 5 21. can hayran olur. hat-ı sebz ü gül-i haddüñ gamı beñzüm hazân etdi ger ölürsem bite hâkümde mîr-i ‘âşıkân yer yer selîkî göklere çıkdı şerâr-ı âteş-i âhum degül göklerde encüm her gece olan ‘ayân yer yer 21. gönül sarhoş. onun için gözyaşlarım sağnak yağmur gibi yağar. 2 3 4 5 219 . Ona hâlimi nasıl anlatayım. 1 Boz renkli ayva tüylerin ve gül yanağının gamı benzimi güz mevsimine döndürdü. Ne zaman ağlasam o bundan hoşlanır ve gülücükler saçar. 1277. Aşkınla bedenim toprak olursa ahirete kadar toprağımın her zerresi senin aşkından sarhoş olur. sevinç ve arzuyla çok ağlamaktayım. yüzünü görünce akıl ürkek. 5b her: kim // kim: ben NM. 3. Ey Selîkî. 5. A ay gibi güzel. 939. NM: II. ölürsem toprağımda yer yer kasımpatı biter. göklerde yer yer görünenler yıldızlar değil. Göğüs tarlasına aşk tohumunu ektim. 4. ah ateşimin göğe yükselen kıvılcımlarıdır. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – her kaçan ey meh hayâlüñ sînede mihmân olur âteş-i âh-ı derûnumdan hamel biryân olur nece ‘arz edem aña hâlüm ki görsem yüzini ‘akl medhûş u göñül bî-hûş u cân hayrân olur mihrüñ-ile hâk olursa cismüm ey meh haşre dek hâkümüñ her zerresi şevkuñla ser-gerdân olur kiştzâr-ı sînede ekdüm mahabbet tohmını gözlerüm yaşı anuñ’çün dem be-dem bârân olur ey selîkî aglaram gâyet sürûr u şevkden her kaçan kim aglasam ol hazz eder handân olur 5.

1: 144b. 931. dış görünüşünle uğraşma ey Selîkî. Gönül evinde derdin benim konuğum oldukça. çünkü ay Akrep burcuna girerse yağmur yağar. Devran sakisi kafatasımı kadeh edinirse sıkıntı meclisinde senin aşkının şarabıyla sarhoş olur. 1 . saçının ardına gizlense gözlerimden yaşlar akar.1: 145a. içini onar. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. Dışa bakma. Alnın. 1a turradan: turrada NM. 5. 1. göğüs fırınında can ve gönül tandır olur. turradan alnuñ nihân olsa gözüm giryân olur kim kamer gelseydi ‘akreb burcına bârân olur sâkıyâ yagmur gibi yagar tolular meclise gülşen-i ‘işretde göñlüm goncası handân olur hâne-i dilde gamuñ mihmânum oldukça benüm sîne tennûrında murg-ı cân u dil biryân olur sâkî-i devrân ki sâgır eyleye ser kâsesin bezm-i mihnetde mey-i ‘ışkuñla ser-gerdân olur zâhire bakma selîkî bâtınuñ ta‘mîr kıl bâtını ma‘mûr olanuñ zâhiri vîrân olur 23. 939. 4. Her kimin aşk ile gonca gibi bağrı kan olursa o. 3.Ömer ZÜLFE 22. kadehler meclise yağmur gibi yağınca eğlence yeri olan gül bahçesinde gönlümün goncası açılır. içi abad olanın dışı berbad görünür. en sonunda âlem denilen gül bahçesinde gül gibi güler. Ey saki. T. 22. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – her kimüñ kim gonca-veş ‘ışk-ıla bagrı kan olur gülşen-i ‘âlemde âhir gül gibi handân olur 2. 1261. 1278. 1 NM: II. 2 3 4 5 23. NM: II. T.

NM: II. çünkü çabuk yıkılır. 2 3 Her kimin aklı ney gibi havayla dolarsa o. 5b sûzân: giryân T. Topraktan sudan yapı yapma. her kimüñ kim ney gibi ola dimâgı pür-hevâ dem gelür bezm-i nedâmet içre ol nâlân olur şem‘ gibi zâhiren handân olur erbâb-ı şevk rişte-i cânı yanar her dem gözi giryân olur eyle ta‘mîr-i sarây-ı cân u dil k’olmaz harâb âb u gil ma‘mûresin yapma ki tiyz vîrân olur ey selîkî rûşen eyler ehl-i diller meclisin âteş-i ‘ışk-ıla şol kim şem‘-veş sûzân olur 24. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – hasret-ile aglasam cümle cihân tûfân olur derd-ile âh eylesem kevn ü mekân sûzân olur ko dil ü cân mülkini derd ü gamuñ kılsun harâb ‘âkıbet ma‘mûre-i ‘âlem kamu vîrân olur 3. Ey Selîkî. Dıştan mum gibi gülseler de (gerçekte) âşıkların içten içe can damarı yanar her zaman gözü yaşlı olur. aşk ateşiyle mum gibi yanıp tutuşan kişi âşıklar toplantısına ışık saçar. o viran kalmasın.1. can mülkünü dert ve gamın yıksın. 2. 1. 5. 4a k’olmaz: olmaz // 4b tiyz: bu T. Bırak. Er geç âlemin yapısı baştan başa yıkılır gider.1. 4. 1 2 221 . 5a meclisin: her kaçan T.1. Can ve gönül sarayını abad et. Ayrılık acısıyla ağlasam bütün âlemi tufan alır. 4 5 24. 3a olur: edüben // erbâb-ı şevk: nâr-ı şevk T.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 221 2. 940. Dert ile ah etsem kevn ü mekân yanar tutuşur. 1279. gün gelir pişmanlık meclisinde inim inim inler.1.

3 4 5 6 7 25. Ey Selîkî. çalış çabala o sultanın sokağında köle ol. A. 2.2: 89a. 1 2 Güzelliğini ben nasıl anlayayım? Çünkü yüzünü görünce akıl ürkek. bir bakışta âleme bin türlü suret gösterir. gönül sarhoş. . Ne zaman gönül evinde derdin konuğum olsa ben göğüs tandırında can kuşunu pişiririm. can hayran olur.Ömer ZÜLFE 3. 7.E. Gök çarkının çadırında bu gaybın göz bağcısı. ezel aynasında önce güzel bir yüz gösterir. çünkü o kapının kölesi olan sultan olur. hüsnüñi ben nece derk edem ki görsem yüzüñi ‘akl medhûş u göñül bî-hûş u cân hayrân olur sîne tennûrında cân murgını biryân eylerem her kaçan kim hâne-i dilde gamuñ mihmân olur hasret-i haddüñle hicrân meclisinde her gece rişte-i cânum fetîl-i şem‘-veş sûzân olur ger gamuñdan söylesem ahvâlüm ey leylî-hırâm kıssa-i mecnûn gibi ‘âlemde bir destân olur ey selîkî cehd et ol şâhuñ gedâ-yı kûyı ol kim ki ol kûyuñ gedâsı ola ol sultân olur 25. A Leylâ gidişli. 5. 1. sonra da âşığa asık surat gösterir. 6. derdinden düştüğüm hâlleri söylesem Mecnun kıssası gibi dillere destan olur. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – ‘ışk mir’ât-ı ezel bir hûb sûret gösterür lîk soñra ‘âşıka rûy-ı melâmet gösterür çâder-i çarh-ı felekden gör ki lu‘bet-bâz-ı gayb bir nazarda ‘âleme biñ dürlü sûret gösterür 4. Aşk. Yanağının hasretiyle ayrılık meclisinde her gece can damarım mumun fitili gibi yanar tutuşur.

kara sevdalı âşıklara bin türlü hâl gösterir. arkadaşız. hâkim-i ‘ışk aña hükm etse n’ola cân nakdini hatt-ı dilber cânumı almaga hüccet gösterür kimsene vâkıf degül keyfiyyet-i esrâr-ı ‘ışk ‘âşık-ı bî-dillere biñ dürlü hâlet gösterür yolına cân vermegi biz câna minnet görürüz ol bizi öldürmege bir haylî minnet gösterür âbdâr u sûznâk edüp selîkî sözlerin âb u âteş cem‘ edüp ya‘nî kerâmet gösterür [Zâ’] 26. Alçaklara süzülmeyiz. 1 2 3 Aşk hâkimi beni can parasını ödemeğe mahkûm etse şaşılmaz. Aşk esrarının keyfini (niteliğini) kimse bilmez. Bağrımızı belâ oku deldi. Selîkî sözlerini ateşli ve su gibi akıcı yapıp ateşle suyu bir araya getirir de keramet gösterir. inlesek şaşılmaz. 6. 3 4 5 6 26. A.2: 88b. Ferhatla. ama o bizi öldürmeğe bir hayli minnet gösterir.E. 5. 223 . hüma gibi yüksek uçarız. Yoluna can vermeği biz büyük lütuf sayarız. Aşk ankasını bile kapan doğanız. Mecnunla biz aşk sırlarını anlayan bir iki üç sırdaşız.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 223 3. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün Remel + + – – / + + – – / + + – – / – – yok-durur meylümüz alçaga hümâ-pervâzuz ‘ışk ‘ankâsını sayd eyleyici şehbâzuz bagrumuz tîr-i belâ deldi n’ola iñleyevüz meclis-i derd ü belâ içre neye dem-sâzuz ‘ışk esrârını ferhâd-ıla mecnûn-ıla biz añladuk bir iki üç hem-nefes [ü] hem-râzuz 4. 3. 1. çünkü sevgilinin ayva tüyleri canımı almak için senet gösterir. O. 2. Dert ve belâ meclisinde neye arkadaşız.

1. ama aşk ateşi beni yakar. ancak yaşıtlarımız arasında bugün seçkiniz. 1 Eşiğindeki köpeklerin en aşağı ve en bayağısıyız. Hiç dünyada sineğin anka avladığı görülmüş mü? 1a etme: etmez NM. Mahşer gününde kuşkusuz iman ile kalkardım. 3b hâr u has: olsa has NM. 4.4: 45a. o hüma uçuşluyu avlamağa yeltenme. Can verirken seninle bir nefes yakın/soluktaş olsaydım. Ü. 2033.Ömer ZÜLFE 4. eşigüñ itlerinüñ ahkarı vü kemteriyüz hele akrânımuz içinde bugün mümtâzuz ‘azmümüz kûy-ı nigâr olsa selîkî n’ola ger yok-durur meylümüz alçaga hümâ-pervâzuz [Sîn] 27. Gönül çan gibi çınlamağa başladı. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – ol hümâ-pervâz saydına dilâ etme heves ‘âlem içre ola mı ‘ankâ şikâr etmek meges kârbân-ı derd-ile girdüm melâmet râhına nâle vü feryâda başladı göñül gûyâ ceres şevk odı yakar beni mâni‘ degüldür gözyaşı oda yanmaz gerçi kim deryâ yüzinde hâr u has rûz-ı mahşerde kopardum şübhesüz îmân-ıla cân verürken ger senüñle hem-dem olsam bir nefes 5. Ey gönül. 3. Selîkî. 2 3 4 . 4 5 27. NM: II. gözyaşı da buna engel olamaz.1: 264a. Dert kervanıyla kınanma yoluna girdim. 1306. hüma gibi yüksek uçarız. Gerçi deniz üstündeki çer çöp ateşte yanmaz. T. sevgilinin mahallesine konmak niyetinde olsak ne var? Alçaklara süzülmeyiz. bambaşkayız. 2.

NM: II. 1306. 2. A put gibi güzel. cihan kilisesinde benim hâlimi sorarsan çan gibi her anım ağlamakla inlemekle geçmededir. ancak deli gönlümün gece gündüz ısrarla istediği budur (sana kavuşmaktır). sanki ırmak üzerindeki çer çöp gibiyim. Müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün Recez – – + – / – – + – / – – + – / – – + – uçmaga kûyuñdan yaña bu murg-ı cân eyler heves peykânlu sînem lîk aña olmışdur âhenden kafes deyr-i cihânda ey sanem sorsañ benüm evkâtumı feryâd u nâleyle geçer her sâ‘atüm gûyâ ceres çün âhumı alduñ benüm erişdi hatt ruhsâruña mir’ât-ı sâfa jeng erer zîrâ erişicek nefes gerçi visâlüñ dōstum ‘uşşâka olmışdur muhâl lâkin dil-i dîvâneye rûz u şeb oldur mültemes kûy-ı nigâra ileden yaşum-durur her dem beni oldum selîkî gûyiyâ âb-ı revân üstinde has 1. Bu can kuşu mahallene doğru uçmak hevesindedir. 3. Umarım lütfun Selîkî’ye yardım elini uzatır. Ancak temrenli göğsüm ona demirden kafes olmuştur. 225 . Sevgilinin mahallesine beni ulaştıran gözyaşımdır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 225 5. 2034. 1 2 3 4 5 Gam çölünde yakasını yırtıp acımanı umar. 4. Soluk değince parlak ayna pas tutar (buğulanır). Ey Selîkî. 5a dest-i gamda yakası feryâd edüp rahmuñ umar NM. 5. Dostum gerçi sana kavuşmak âşıklara imkânsız olmuştur. 5 28. deşt-i gamda yakasını çâk edüp rahmuñ umar umaram lutfuñ selîkîye ola feryâd-res 28. Ahımı aldığın için yanaklarını ayva tüyleri kapladı.

Firdevs cenneti kendisini sevgilinin mahallesine benzetmesin. hiç kalmadı. Ü.). Mef‘ûlü fâ‘ilâtün mef‘ûlü fâ‘ilâtün Muzâri‘ – – + / – + – – / – – + / – + – – 1. hayretten o sultana hâlini anlatamazsan bari şiirlerinle hâlini arz et. T.1. NM: -. çünkü yer ve gök arasında fark vardır. 1374. 4a ki: T. 5a harcadı: harcandı NM // 5b alup-durur: olup-durur NM. 5. firdevs kûy-ı yâra kendüyi etmesüñ ‘arz zîrâ ki farkı vardur beyne ’s-semâ’i ve ’l-‘arz dil zevrakını saldum derdâ ki bahr-i ‘ışka gerçek-imiş yok aña dünyâda tûl ile ‘arz hecrüñde sîm-i eşküm çokdur benüm ki baña ka‘be kapuñ tavâfı çokdan olup-durur farz vardum yakın ki görem yârüñ dehânını ben geldi yakîn ki yokdur bir nokta eyledüm farz sîm-i sirişki çeşmüm harcadı kalmadı hîç kan aglasa ‘aceb mi dilden alup-durur karz yazup selîkî eyle eş‘âruñ-ıla iş‘âr hayretden edemezseñ ol şâha hâlüñi ‘arz 2. Yârin ağzını görmek için iyiden iyiye yaklaştım “yoktur” dedim. 6. Gönül kayığını aşk ırmağına saldım.1: -. 29. Yazık ki.1: 288b. 2b: gerçek-imiş dünyâda yok aña tûl ile ‘arz T. Gözüm gözyaşı paralarını harcadı. Ey Selîkî. 4. Ancak bir nokta farzettim (Bir nokta kadar bile yoktur dedim.4: 61a. 1 2 NM: II. gerçekten de ona dünyada uç bucak yokmuş. T. Kan ağlasa şaşılır mı. 2177. 3. Ü4: -. Ayrılığından dolayı gözyaşı gümüşüm çoktur.1: -.Ömer ZÜLFE [Dad] 29. çünkü gönülden borç almaktadır. 3 4 5 6 . NM: -. Bana Kâbe gibi kapını dört dönmek/tavaf etmek çoktan farz olmuştur.

2234. Selîkî canını o ruha akıttı. ondan tat almağa/payını almağa bak. 1402. 5. 3. oturma. eyyâm-ı bahâr erdi al ‘îş-i cihândan haz etmez kişi bu demde gülzâr-ı cinândan haz gûş et ki ne der bülbül gül devri-durur ânî tur vaktidür oturma var alıgör andan haz toldur kadehi sâkî çün devr degül bâkî fursatdur alalum biz bu devr ü zamândan haz bî-hûde degül sofî çün ney saña aydur kim tiyzrek geçer alıgör ‘ömr-i güzerândan haz su gibi bu dem cânı bir serve revân eyle cân içre yer edüp al ol serv-i revândan haz cânını selîkî çün ol rûha revân etdi cân câna olup sürdi ol rûh-ı revândan haz 2. geçici ömrün tadına var” demiyor. 3b biz: gel NM.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 227 [Zı] 30.1: -. Kalk! Vakti gelmiştir. 2 3 4 5 6 227 . İlkyaz geldi. 4a sofî çün ney: savtı cûyuñ NM. Bülbül ne der dinle: Gül zamanı çabuk geçer. Mef‘ûlü mefâ‘îlün mef‘ûlü mefâ‘îlün Hezec – – + / + – – – / – – + / + – – – 1.1: 296a. NM: 2. dünya eğlencelerinin tadına var. 6. 1a erdi: oldı NM. NM: 3. 4. can içinde yer verip o salınan selvinin tadına var. 30. kadehi doldur. NM: 4. T. Ey saki. 2b tavr: tur NM. Ey sofi. can cana olup o akıp giden ruhun tadına vardı. Bu mevsimde canını bir selviye su gibi akıt. T. ney sana boşuna “Çabuk geçer. 1 NM: II. Fırsat varken biz bu devirden nasibimizi alalım. çünkü mevsim kalıcı değil. Bu mevsimde kişi cennet bahçelerinden bile hoşlanmaz.

4: 65b. 5. Dünyanın hay huyundan doğan baş ağrısını gidermek için. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1.4. Ü. yüzünün yansımasıyla gözyaşımdan oluşan gül suyum var benim. fikir denizinden sultanın kulağına lâyık birçok anlam incisi çıkardım. Ey Selîkî.. 2a hâkinden: hâlinden T. bir işitse. 1410.Ömer ZÜLFE [‘Ayn] 31.. T. 3 4 5 . Yalnızca veda gününde elinden öpmek bana nasip olsun yeter. 2252.1. 31. Kâse oynatıcının kâsesi galiba âşıkların toprağından. Ü. Ok gibi beni yabana atsan asla karşı çıkmam. 5a bahr-i fikretden: bahr-i fikretde NM. ok gibi atsañ yabana etmezem hergiz nizâ‘ tek elüñ öpmek nasîb olsun baña rûz-ı vedâ‘ kâse-bâzuñ kâsesi ‘uşşâk hâkinden gibi vasfuñ okındukca eyler mevlevî gibi semâ‘ eşküm ü âhum-durur râz-ı derûnı fâş eden kim demişler küllü sırrin câveze ’l-isneyni şâ‘ ‘aks-i ruhsâruñla yaşumdan gülâbum var benüm hây u hûyından cihânuñ etmege def‘-i sudâ‘ bahr-i fikretden çıkardum çok ma‘ânî dürlerin ey selîkî gûş-ı şâha lâyık etse istimâ‘ 2. Gönül sırlarını açığa vuran gözyaşım ve ahımdır. 4. 1 2 NM: II. çünkü senin adın geçtikçe kâseler Mevlevî gibi sema ediyor. çünkü “İkiyi aşan her sır yayılır” demişler.1: 297b. 3.

T.1: 304a. selvi boylu. alnım açık yüzüm ak. Onun noktası göğsümdeki taze yaradır. 1 NM: II. kûh-ı gamda ger hayâlüñ benden olmazsa ırag ey yüzi gül serv-kadd olur baña tag üsti bâg ey elif-kad gûşe-i hicrânda kaddüm oldı nûn oldı anuñ noktası sînemde olan tâze dâg subh-veş şevkuñla çâk etsem yakam incinme kim sâdıkam mihrüñde ey meh alnum açuk yüzüm ag âteş-i âh-ı dilüm yalıñ kılıcdur ey rakîb çâre yok kurtulmaga var başuñ-içün gör yarag ehl-i dil bezmin n’ola pür-şevk ederse sözleri çünki yakmışdur selîkî sûz-ı husrevden çerâg 2. 4. 4b çâre kurtulmaga var başuñ içün gör bir yarag NM. 32.4. 3b alnum açuk yüzüm: yüzüm açuk alnum T. 1a kûh: kûy T. 5. Sözleri. ayrılık köşesinde boyum nûn oldu. Sabah gibi aşkınla yakamı yırtsam incinme. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 229 [Gayın] 32. Aşkında sadıkım a ay yüzlü.1. Ü. 3. Ey rakip. Kurtulmağa çare yok. Hayalin gam dağında benden uzak olmazsa. A elif boylu.4: 66a. bana dağ üstü bağ olur (keyfim yerinde olur). 2 3 4 5 229 . Ü.1. 2299. a gül yüzlü. gönül ahının ateşi yalın kılıçtır. âşıkların meclisini aydınlatırsa ne var? Çünkü Selîkî Hüsrev’in ateşinden meşale yakmıştır. 1433. Başın için git hazırlan.

nerede o mescitlerde itikâfa çekilmelerim.1: 311a. 5. Ben senin vasıflarını hangi üslûpla anlatayım. kimisi yok der. 1 . Benim bir aşktan başka iki âlemde varlığım yok. söylenti çeşit çeşit. Ben çılgın bir âşığım benim akılla işim yok. hat getürmiş ‘ârızuñ gûyâ güneşdür münkesif turrañ altında cebînüñ san kamerdür münhasif hurde-bîn ü hurde-dânlar agzuñ-ıla belüñi kimi vardur kimi yokdur der rivâyet muhtelif ben ne resm-ile edem ta‘rîf vasf-ı zâtuñı hüsn-i bî-haddüñ gören ‘aczine olur mu‘terif levh-i ‘âlem içre birsin yok-durur mislüñ senüñ râstı bu kim ser-âmedsin sen ey kaddi elif ey selîkî sâkin-i kûy-ı harâbât olmışam kanı ol olduklarum mescidler içre mu‘tekif [Kaf] 34.Ömer ZÜLFE [Fâ’] 33. Ey Selîkî. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. 1. meyhane sokağına postu sermişim. NM: II.1: 317b. A elif boylu. Kâkülün altında alnın sanki tutulmuş aydır. İncelikleri görüp kılı kırk yaranların kimisi ağzınla belin için var. 2355. 4. Âlem levhasında birsin senin benzerin yoktur. T. sen en önde gelensin. Ayva tüyleri çıkmış yanağın sanki tutulmuş bir güneştir. 3. 1458. 33. sonsuz güzelliğini gören âcizliğini itiraf eder. doğrusu bu. 1 2 3 4 5 34. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – benem bir ‘âşık-ı şeydâ benüm ‘akl-ıla kârum yok benüm bir ‘ışkdan gayrı iki ‘âlemde varum yok T. 2.

1520. 2485. Ey Selîkî. Onun için aşkının yolunda benim sabrım kararım yok. o da elden çıktı. Gözyaşım dinmezse şaşılmaz. 5. NM: II. 1. 3. Feryatlarımı kınamayın elimde ihtiyarım yok. Dünyada yârim ihtiyarımdı. 2. T. 1 2 3 231 . Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – cismümi râh-ı fenâ içre gubâr etsem gerek yele verüp zerre zerre târmâr etsem gerek subh gibi dest-i şevk-ıla yakamı çâk edüp gün gibi ol mâha mihrüm âşikâr etsem gerek n’ola diñmezse yaşum bagrumda anuñ başı var bâg-ı kûy-ı yâra anı cûybâr etsem gerek Bulut gibi yaşlar döküp dağlara düşsem şaşılır mı? Sevgilinin zülfünün arzusuyla benim bir an durum durağım yok. 1a içre: üzre NM. bulut gibi döküp yaşlar ‘aceb mi taglara düşsem hevâ-yı zülf-i yâr-ıla benüm bir dem karârum yok vefâdur leylî mecnûn kâsesin urup şikest etmek eger ser kâsesin cevr-ile sırsañ inkisârum yok cihânda ihtiyârum yâr-ıdı çıkdı o da elden benüm ‘ayb etmeñ efgânum elümde ihtiyârum yok selîkî aldı ol dilber karâr u sabrumı elden anuñ’çün râh-ı ‘ışkında benüm sabr u karârum yok [Kef] 35. 3. 4. çünkü bağrımda onun kaynağı var. Sabah gibi arzu eliyle yakamı yırtıp gün gibi o aya aşkımı anlatmam gerek. 3b anı: eltüp NM. Kafatasımı zulüm ile kırarsan incineceğim yok. Sevgilinin sokağındaki bahçeye gözyaşımı ırmak etmem gerek.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 231 2. yele verip zerre zerre savurmam gerek. 2 3 4 5 35.1: 349b. o dilber sabrımı sebatımı elimden aldı. Bedenimi yokluk yolu içinde toz etmem gerek. Leylâ’nın Mecnun’un kâsesini vurup kırması vefa örneğidir.

gözyaşım sürekli hünnap renkli olursa şaşılır mı? Ey çalgıcı. suyunu âşıkların gözyaşı ırmağından mı alıyor? Gözümde hünnap renkli dudağının hayali kaldı. 1577. kapılar açmak/arzularına ulaşmak istersen orada boyunu halka yap. baña şol taşlar ki urduñ bir yere cem‘ eyledüm def‘-i a‘dâ-yı gama muhkem hisâr etsem gerek ey selîkî pür edüp dürlerle çeşmüm kâsesin anı ayagına ol şâhuñ nisâr etsem gerek 36. gözlerimin çanağını incilerle doldurup onu o sultanın ayağına saçmam gerek. 2. 2602. Ey felek. Gam askerini savmağa yıkılmaz bir hisar yapmam gerek. 1. bir hilâl kaşlı ay yüzlü güzele gönül verdim. . çünkü senin kapın sevgilinin dergâhıdır. 3. 5. 4 5 36. 1 2 3 4 5 Bana attığın taşları bir yere topladım. Ey Selîkî. NM: II. anlaşılan can ve gönül teline senin mızrabın dokunmuştur. Ey Selîkî. can ve gönül senin sazına eşlik ediyor. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – cûy-ı eşk-i çeşm-i ‘âşıkdan mıdur âbuñ senüñ kim cihân bâgın sular ey çarh dōlâbuñ senüñ eşk-i çeşmüm n’ola ‘unnâbî olursa dem be-dem kaldı çeşmümde hayâl-i la‘l-i ‘unnâbuñ senüñ mutribâ sâzuñ yanınca cân u dil eyler nevâ beñzer erdi cân u dil târına mızrâbuñ senüñ bir hilâl-ebrû mehe verdüm göñül kim ey felek aña nisbet zerredür mihr-i cihân-tâbuñ senüñ feth-i bâb isterseñ anda halka eyle kaddüñi ey selîkî âstân-ı yârdur bâbuñ senüñ 5. senin dolabın bütün dünya bahçesini sulayabildiğine göre.Ömer ZÜLFE 4. Ona nispet cihanı aydınlatan güneş bir zerre gibidir. Ey felek. 4.

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 233 37. pervanenin işi nerede olursa olsun (iki eli kanda olsa) ateşte yanmaktır. 1 2 3 4 5 38. 1. A sultanım. mihrini mühr etmişem cânumda ol cânânenüñ ol saçı sünbül yüzi gül gözleri mestânenüñ sûretüñ şem‘ine yanarsa dil-i şeydâ n’ola oda yanmakdur işi her kandasa pervânenüñ tolaşalı zülfinüñ bendine bu miskîn göñül bildi kim bagrı nedendür pâre pâre şânenüñ ferruh-ı ferhundenüñ ‘âlemde ag olsun yüzi göz kara kılup şehâ ‘ışkuñ odına yananuñ yanmayan şevk-ıla bilmez ey selîkî anı kim ihtiyâr-ıla degüldür cünbişi dîvânenüñ [Lâm] 38. Bu miskin gönül zülfünün düğümüne dolaşalı. 1509. 1733. aşk ile yanmayan. 2925. NM: III. o mahmur bakışlının. 233 . 2461. iki zülfün biri lâm ve bir dâl. 1 NM: II. Ey Selîkî. o sevgilinin aşkını canıma mühürlemişim. 37. 5. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün Remel + + – – / + + – – / + + – – / + + – ey elif-kad iki zülfüñ biri lâm u biri dâl oldılar hüsn-i dil-âvîzüñe anlar dahı dâl 2. tarağın bağrı neden dilim dilimdir bildi. 3. O saçı sümbülün. gözünü karartıp aşk ateşine yanan o uğurlu. o gül yüzlünün. delinin elinde olmadan delice davrandığını bilmez. Onlar da gönül çeken güzelliğine dâl (delil) oldular. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. Yüzünün mumuna yanarsa bu deli gönül şaşılmaz. 4. A elif boylu. mutlu kişinin âlemde yüzü ak olsun.

5. Var sayalım. Aşk sultanının gönlümdeki kalesi öyle sağlamdır ki felâketlerin topundan ona zerre kadar zarar gelmez. güzellik metninin şerhidir. 1. 3. ama yine o sevgili bir kere bile beni gönlüne almaz. kaskatı kesilirim. m. 1 2 3 Dudağının üzerindeki ayva tüyleri. 2791. 4. sevgiliye hâlimi anlatamam. güzellik ülkesine yine de senin gibi bir güzel gelmez. Yıllardır aşkınının derdiyle hayale döndüm. Ben sıkıntıdan toz olmuşu/gücenmişi bana hatırlatmayın. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – ger peder yûsuf züleyhâ mâder ola fî ’l-mesel gelmeye mısr-ı cemâle bir senüñ gibi güzel yûsufa hüsninde var-ısa bedel sensin dedüm işidüp ehl-i nazarlar dediler ni‘me ’l-bedel şöyle muhkemdür şeh-i ‘ışkuñ hisârı dilde kim zerrece gelmez aña tōp-ı havâdisden halel 3. 2. Ey Selîkî. ârız kelimesinin noktasıdır.) baban. Yusuf (‘a. gönül aynama sıkıntı tozu konmasın. “Güzellikte Yusuf’a bedel varsa sensin” dedim. 2 3 4 5 39. NM: III. Yanağının üzerindeki ben. Züleyha da anan olsun. şerhidür metn-i cemâlüñ [lebüñ] üstindeki hat ‘ârızuñ noktasıdur ‘ârızuñ üstindeki hâl ben melâl-ile gubâr olmışı añmañ baña kim konmasun âyine-i hâtıruma gerd-i melâl hîç bir kerre getürmez beni göñline o yâr nece yıllar-durur oldum gam-ı ‘ışkıyla hayâl ‘arz-ı hâl edemezem yâra selîkî göricek hayret alur kaluram şöyle ki dem-beste vü lâl 39. .Ömer ZÜLFE 2. Görür görmez dilim tutulur. 1669. güzellikten anlayanlar işitip “Ne güzel bedel” dediler.

Dergâhında sokağındaki köpeğin çanağı varken gönlüm Süleyman’ın saltanatıyla Cem’in kadehini istemez. A gözüm. onun binde birinin binde birini bile anlatamam/yazamam. Sıkıntı. zülfün ve ağzının düşüncesi bir âlemdir. 1. “Kan dökücü edalı bakışa gönül verdin. tasa. Ey Selîkî. tîr-i müjgânuñla sînem pür görenler der baña gamze-i hûn-rîze dil verdüñ ola mı oh mahal âstân-ı devletüñde feth-i bâb umar senüñ kalmaya tâ derbeder olup selîkî mübtezel [Mîm] 40. Aşk yoluna ayak basınca başımı terk ettim. boyun.E. kaygı ve gam altı yönden canıma saldırdılar ne yapayım.2: 90b. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – mihnet ü derd ü belâ vü gussa vü endûh u gam şeş cihetden câna oldılar havâle n’eyleyem çeşm ü kadd ü zülf ü agzuñ fikri bir ‘âlem-durur gerçi ey ‘aynum baña sensüz olur ‘âlem elem âstânuñda seg-i kûyuñ sifâli var-iken istemez göñlüm süleymân milketiyle câm-ı cem ‘ışk yolında başum gördüm ki yükdür boynuma terk-i ser kıldum tarîk-ı ‘ışka tâ basdum kadem ey selîkî biñde birin derdümüñ şerh eylesem edemezdüm biñde birin biñde bir anuñ rakam 5. Gözün. 235 . 2. 4 5 40.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 235 4. derdimin binde birini açsam. belâ. 4. 5. 3. oh demek sana lâyık mı?” derler. Aşk yolunda başımın boynuma yük olduğunu gördüm. A. Selîkî kapı kapı dolaşan horlanmış bir dilenci olmasın. dert. 1 2 3 4 5 Kirpik oklarınla göğsümü dolmuş görenler bana. Senin kutlu dergâhında kapıların açılmasını/arzularına kavuşmayı umar. gerçi sensiz bana âlem elem olur.

bu zamane. yıkılmağa yüz tutmuş imiş bildim. kimin aklı fikri ney gibi arzu ve istekle/hava dolu olursa işi pişmanlık meclisinde feryat etmekmiş bildim.1: 392b. 42. S. binâ-yı hâne-i dünyâyı bî-bünyâd-ımış bildüm fenâ taşıyla yapılmış harâb-âbâd-ımış bildüm süleymân tahtını verdi yele bu rûzgâr ey dil bu ‘âlem mülkini âhir kamu berbâd-ımış bildüm egerçi hutbe-i ‘ışkı okıtdı adına husrev velî sultân-ı mülk-i ‘ışk olan ferhâd-ımış bildüm mu‘ammâ-yı rumûz-ı ‘ışk-ı cânândan çıkardum ad cihânda kişiden bâkî kalan bir ad-ımış bildüm selîkî her kimüñ k’ola dimâgı pür-hevâ çün ney nedâmet bezm-gâhında işi feryâd-ımış bildüm 42. Dünya evinin yapısı temelsizmiş bildim. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. 41.1: 112a.E. bu âlem ülkesi baştan başa perişanmış bildim. Sevgilinin aşk sırlarının bilmecesinden ad çıkardım. Yokluk taşıyla yapılmış. Her ne kadar Hüsrev. A. Ey gönül. 1 . Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – reh-i ‘ışkında yârüñ eşk-i hûnînüm revân etdüm yüzüme bakmaz ol demden berü gûyâ ki kan etdüm 2.Ömer ZÜLFE 41.11: 54a. Ey Selîkî. 5b nedâmet: melâmet T1. 4. sanki kan döktüm. Süleyman’ın tahtını bile aldı götürdü. Sevgilinin aşk yolunda kanlı gözyaşlarımı akıttım. 1 2 3 4 5 S. O zamandan beri yüzüme bakmıyor. 5. 1. Dünyada kişiden geriye kalan bir ad imiş bildim. T. 3.6: 65b. adına aşk hutbesini okuttuysa da gel gelelim aşk ülkesine sultan olan Ferhad’mış bildim.

ihsanı bol. bir melek yüzlü. Şehir/ay içerisinde bir ay yüzlü güzeldir sevdiğim. 1 2 3 Gözlerimden damlayan kan değil. felekte bir benzeri olmayan afet güzeldir sevdiğim. A canım.. canımın cambazı üstüne çıksın da oynasın diye zayıf ve kuru bedenimin damarını ipe çevirdim. bir izle. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – şehr içinde bir kamer-tal‘at güzeldür sevdügüm yok felekde misli bir âfet güzeldür sevdügüm lâ’übâlî pâk-meşreb sâde-dil sâfî-zamîr pür-vefâ pür-lutf pür-himmet güzeldür sevdügüm yok letâfetde nazîri kimseler görmiş degül bir melek-manzar perî-peyker güzeldür sevdügüm 3. ben o ay gibi güzelin aşk yarasını o kadar açığa çıkardım ki göğsümün yarığından güneş gibi doğdu.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 237 2. Kıskancın gözüne görünmemek bir başka âlemdir. MK1: 102b. 237 . temiz seciyeli. 2 3 4 5 43. kimse böylesini görmemiştir. saf gönüllü. elinden geleni esirgemeyen bir güzeldir sevdiğim. Kayıtsız. degüldür katre katre kan dökerüm iki çeşmümden dil-i sad-pâredür kim dîdeden yâra revân etdüm temâşâ eyle kim cân-bâz-ı cânum çıkmaga cânum reg-i cism-i nizâr u nâ-tüvânum rîsmân etdüm hasûduñ gözine görinmemek bir başka ‘âlemdür anuñ’çün ben bu ‘âlemden vücûdum bî-nişân etdüm selîkî çâk-i sînemden güneş gibi ‘ayân oldı ne deñlü kim o mâhuñ dâg-ı mihrin ben ‘ayân etdüm 43. vefalı. Onun için ben bu âlemde varlığımdan iz bırakmadım. 1. samîmî. 2. Ey Selîkî. 3. 4. sevgiliye sunduğum bin parçaya bölünmüş gönlümdür.. 5. peri görünüşlü güzeldir sevdiğim. Güzellikte bir benzeri yoktur.

Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – huzzâk-ı rûzgâr sebû eylese gilüm mey-hâne gûşesinde ola yine menzilüm hâküm surâhî ede mürûr-ı zamâne ger kan akıda gözüm yine pür-hûn ola dilüm yek-dil olam yoluñda iki dillü olmayam tîg-ı cefâñ-ıla dilüm olsa dilim dilim ekdüm ümîd tohmını dil kiştzârına oldı selîkî sebze-i endûh hâsılum 5.E. güneşe “Doğ yoksa ben doğarım. Ey Selîkî.) derdi. 2.1: 127b.” (Senin kadar güzelim. Gönül tarlasına umut tohumunu ektim. içim kan ağlar. ben öyle her önüne gelen güzele tutulmam. çok güzeldir sevdiğim. . 4 5 44. elime geçen dert bitkisi oldu.Ömer ZÜLFE 4. Zamanın ustaları toprağımdan şarap testisi yapsa da yerim yine meyhane köşesi olsa. ay yüzlü güzeldir sevdiğim. A. Ey Selîkî. 1 2 3 4 Daha yüzünü göstermeden. Geçen zaman toprağımdan sürahi yaparsa yine gözüm kan çağlar. 1. bir hilâl kaşlı. 4. iki yüzlü olmasam. âfitâba tog ya togdum derdi dahı togmadın bir hilâl-ebrû kamer-tal‘at güzeldür sevdügüm ey selîkî degme bir mahbûba mâyil olmazın müntehâdur hüsn-ile gâyet güzeldür sevdügüm 44. 3. güzellikte benzersizdir. Cefa kılıcınla gönlüm dilim dilim olsa da yolunda gerçek âşık olsam.

2a dōst: rûh S. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – mülk-i ‘ışkuñ şâhıyam mihnet pelâsı hil‘atüm seng-i endûh u belâ başumda tâc-ı devletüm A.E. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün Remel + + – – / + + – – / + + – – / + + – 1. 1 239 . Ey Selîkî.1: 112a. A dost. Aşk ülkesinin şahıyım. saçın ve ayva tüylerin bırak beni öldürsün. NM: III. 2b bedenüm: kefenüm NM. 2994. ‘arz-ı hâl etmege ey şeh nece açam dehenüm ‘âleme od bıragur sûz-ı dilümden suhanum hatt u zülfüñ ko helâk eylesün ey dōst beni mûr u mâra çü gıdâ olsa gerekdür bedenüm ey semen-çihre beni öldüre ger müjgânuñ hûrîler sûzen-i gamzeyle dikerler kefenüm hamdü li ’llâh beni kûyuñda rakîbüñ göremez kim belüñ fikri-ile şöyle hayâl oldı tenüm ârzû-yı ser-i kûyıyla ölürsem yârüñ gülşen-i bâg-ı cinân ola selîkî vatanum 46. sözlerim gönül yangınının ateşlerini âleme saçar.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 239 45. sıkıntı çulu kaftanım. Belâ ve kaygı taşı başımda devlet tacım. 45. elhamdülillâh rakip beni (artık) senin sokağında göremez. dert yanmak için ağzımı ne zaman açsam. 4. 1872. A sultan. 3b hûrîler: hûblar S. 1. sevgilinin sokağının başına ulaşma arzusuyla ölürsem cennette bir gül bahçesi vatanım olur. 3211. kirpiklerin beni öldürürse huriler kefenimi bakış iğneleriyle dikerler.12. 1 2 3 4 5 46. NM: III. S. 5. A yasemin yüzlü.12: 169b. 3. Bedenim yılanlara ve karıncalara azık olsun. Senin belini düşünmekten bedenim hayale döndü. 1768. 2.12.

sel suyuyla yer yer çatlamış topraktır. 2. aşk kadehinden içmeyen benim sırrımı bilmez. NM: III.1: 440b. 1. 3509. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – yarılur yer yer yüzüm gözden akan hûn-âbdan hâkdür gûyâ ki yer yer çâk olur seyl-âbdan şevk-ı mihrüñdür beni meşhûr-ı âfâk eyleyen zerreler peydâ olur hurşiyd-i ‘âlem-tâbdan 3. bir türlü ayılmam. 4. hamdü li ’llâh her kişi vâkıf degül esrâruma câm-ı ‘ışkı içmeyen bilmez benüm keyfiyyetüm tâ ebed mest-i mey-i ‘ışkam ki hüşyâr olmazam bâde-i ‘ışk-ıla olmışdur muhammer tıynetüm ey süleymânum elüñ öpmek ümîdin edeli tâk olmışdur benüm mânend-i hâtem kâmetüm eşküm ü âhum görüp ol serv-kadd ü mâh-rû rahm ederse var aña yerden göke dek minnetüm kadd-i bâlâsınadur meylüm selîkî ol mehüñ n’ola kadrüm pest-ise ‘âlîdür ammâ himmetüm [Nûn] 47. elini öpmek umuduna kapılalı boyum yüzük gibi bükülmüştür. çünkü zerreler. ay yüzlü. Gözden akan kanlı yaştan yüzüm yer yer yarılır. Beni dünyaca meşhur eden aşkının arzusudur/ışığıdır. 2 3 4 5 6 47. 6. Ey Selîkî. sanki yüzüm. T. âlemi aydınlatan güneşle görünürler. ahlarımı görüp bana acırsa ona minnetim yerden göğe kadar olur. 5. . 2025. O selvi boylu. gözyaşımı.Ömer ZÜLFE 2. Değerim az olsa ne olur? Gayretim yüksektir. A Süleyman’ım. tutkunluğum o ay gibi güzelin uzun boyunadır. Sonsuza kadar aşk şarabının sarhoşuyum. 1 2 Elhamdülillâh sırlarımı herkes bilmiyor. Hamurum aşk şarabıyla yoğrulmuştur.

kafatasım içine karıncalar yuva yapsa bile ayva tüylerinin sevdası yine başımdan çıkmaz. hastayı sudan esirgemek olmaz. Aşkının yarası göğsümün üstünden güneş gibi doğdu. Sulu. 4. Leylâ saçlıya âşık iken Ferhad’la Mecnun’un daha adı sanı bilinmiyordu. 1. sen Şirin dilli. A can dinlencesi. Gönül. Varlık çölüne Mecnun daha ayak basmadan. devr-i hüsnüñde ko çeşmüñ uyusun nâz uyhusın hazz eder insân bahâr eyyâmı olsa hvâbdan gel içür men‘ etme tîg-ı âbdâruñdan beni ey tabîbüm hasteyi men‘ etmek olmaz âbdan ey selîkî cümle lezzât-ı cihândan geçmişem geçmedüm ammâ ki mahbûb u şarâb-ı nâbdan 48. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – çıkmaya sevdâ-yı hattuñ başdan ey ârâm-ı cân üstühvân-ı kellem içre mûrlar tutsa mekân dahı sahrâ-yı vücûda basmadın mecnûn ayak yapmış-ıdı başuma murg-ı mahabbet âşiyân ‘âşık iken sen lebi şîrîn saçı leylîye dil yog-ıdı ferhâd u mecnûndan dahı nâm u nişân subh-veş çâk-i girîbân eyledüm ey mâh-rû dâg-ı mihrüñ sînem üzre gün gibi oldı ‘ayân 4. beni mahrum etme. 3 4 5 48. 241 . ama bir türlü sevgiliden ve saf şaraptan vazgeçemedim.1: 426a.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 241 3. A tabibim. aşk kuşu başıma yuva yapmıştı. T. 1 2 3 4 Güzellik mevsiminde bırak gözün naz uykusunu uyusun. 2. İnsan bahar günlerinde uykudan hoşlanır. dünyanın bütün nimetlerinden vazgeçmişim. A ay yüzlü. 3. sabah vakti gibi yakamı yırttım. 5. Ey Selîkî. parlak (menevişli) kılıcından gel bana içir.

Ömer ZÜLFE 5. A yay kaşlı. 2. 1980. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – yog-iken ‘âlemde mecnûndan dahı nâm u nişân yapmış-ıdı başuma murg-ı melâmet âşiyân yüz çevürmez seng-i cevrüñden saña hâlis olan eyleseñ ‘âşıklara anı mehekk-i imtihân sehm-i tîr-i hecrüñ-ile ey kemân-ebrû senüñ âşiyân-ı sînemüzden ürküp uçdı murg-ı cân tâb-ı ‘ışkuñla eriyüp oldı su cismüm benüm olmışam cânâ ‘adem sahrâsına şimdi revân ey selîkî her visâlüñ bir firâkı var-dur[ur] devr-i gülde n’ola bülbül eylese âh u figân 1. bedenim aşkının hararetiyle eriyip su oldu. 3412. Ey Selîkî. NM: III. eziyet taşından yüz çevirmez. 5 49. 5. 2b eyleseñ ‘âşıkların eyle mihekle imtihân NM. yer ü göki eşk ü âhumla ser-â-ser tolduram ey selîkî yâr isterse eger ‘ışka nişân 49. her kavuşmanın bir ayrılığı vardır. 1b melâmet: melâhat NM. Onu âşıklara imtihan ölçüsü yapsan sana bağlı olan. Âlemde Mecnun’un daha adı sanı yokken kınanma kuşu başıma yuva yapmıştı. Şimdi yokluk vadisine doğru akmaktayım. 1 2 3 4 5 Ey Selîkî. A can. senin ayrılık okunun korkusuyla can kuşu göğsümüzün yuvasından ürküp kaçtı. 4. Gül mevsiminde bülbül ağlasa şaşılır mı? . sevgili aşka delil isterse yeri göğü gözyaşım ve ahlarımla baştan başa doldurayım. 3.

2110. günâh-ısa döküp gözyaşın etmek her gün âhı ben götürmez yer ü gök cânâ çog etdüm ol günâhı ben n’ola yagmur gibi yagdursa cevr okın baña dilber bulut gibi göke agdurmışam dûd-ı siyâhı ben görinen her gece gökde degüldür encüm ey meh-rû deler eflâki yer yer atdugum’çün tîr-i âhı ben ola kim bir tarîk-ıla ayagını öpem deyü neçe yıllar-durur ol servüñ oldum hâk-i râhı ben n’ola halk-ı cihân dîvânuma mâyil olur-ısa diyâr-ı nazmuñ oldum ey selîkî pâdişâhı ben 51. Olur da bir yol bulup ayağını öperim diye ben. 1a göñleksüz: göñülsüz NM. 1. 4. Dostum bu âlemde beni gömleksiz bırakan sensin. T.13: 305a. 243 . S. NM: III. ona gömlek dayanmaz. Benim attığım ah okları her taraftan göğü delmektedir. A can. 3687.13: 301a. 5.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 243 50. 3. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. her gece gökte görünen yıldızlar değildir. A ay yüzlü. Bedenim aşkının ateşiyle yanar.1: 459a. 1 S. Ey Selîkî. ben şiir ülkesinin sultanı oldum. 1 2 3 4 5 51. Bütün dünya divanıma ilgi gösterirse şaşılmaz. gözyaşı döküp her gün ah etmek günah ise o günahı ben o kadar işledim ki yer gök kaldıramaz. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – sûz-ı ‘ışkuñdan yanar döymez tenümde pîrehen dōstum sensin beni ‘âlemde göñleksüz koyan 2. nice yıllardır o selvinin yolunun tozu oldum. 50. Sevgili eziyet okunu bana yağmur gibi yağdırsa ne var? Ben kara bir dumanı bulut gibi göğe yükseltmişim.

4. çünkü geçti geçen. çünkü çimenlik sıkıntıları dağıtır. 1. ayva tüylerini görünce ayrılık kaygıları gönlümden gider.5: 23a. Sevgiliyle bir olan engellerden korkmaz. gül diken gülün dikenlerine aldırmaz. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – mâle meyl etmez bilen genc-i kanâ‘at ‘âlemin mülke bakmaz seyr eden hergiz ferâgat ‘âlemin bir olan dildâr-ıla agyârdan bâk eylemez neçeler bulmış-durur kesretde vahdet ‘âlemin 3. Selîkî’den yüzünü çevirme. A güzelliği ilkyazım. yakamı şevkuñla çâk etdüm görenler dedi kim yakasuz kor derdmend âhir seni ol sîm-ten tîr-i hicrânuñ neler geçdi baña ey kaşı yâ gerçi şimdi añmag olmaz anı kim geçdi geçen gussa-i hicrân gider dilden görince hattuñı ey cemâli nev-bahârum dâfi‘-i gamdur çimen gam yemez agyârdan hâtır-nişân eden seni zahm-ı hârı ‘aynına almaz efendi gül diken ey kamer-tal‘at selîkîden çevürme yüzüñi âftâb-ı ‘âlem-ârâ yüz çevürmez zerreden 52.5. 1a mâle meyl: mâl sayd S. ayrılığının oku bana neler geçti bir bilsen. A efendim. 6. 1 Yakamı aşkınla yırttım da görenler “A dertli. 2a şevkuñla: şevk-ıla NM.Ömer ZÜLFE 2. Sana gönül veren ağyardan incinmez.1: 439a. 5. 2 3 4 5 6 52. çoklukta birlik âlemini bulmuştur. Gerçi şimdi anmağa değmez. T. A yay kaşlı. Çok kişi. Yetinme hazinesini bilen mala bağlanmaz. S. A ay yüzlüm.5. 2 . o gümüş bedenli işte böyle seni yakasız bırakır” dediler. 2. 1b hergiz: künc S. Vazgeçme ülkesini gezen mala mülke asla dönüp bakmaz. çünkü dünyayı süsleyen güneş zerreden yüz çevirmez.

1. Aşk ile boyum halka. kabukta kalmayıp bu görünüş âlemini terk etseydin. NM: III. mana âleminden haberin olurdu. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – n’ola şâd olsam selâmuñdan senüñ ey nâzenîn kim açar cân riştesinüñ ‘ukdesin dendân-ı sîn hâk-i kûyuñla sirişküm eylemişdi ihtilât dahı olmamışdı cânâ imtizâc-ı mâ’ u tîn ‘ışk-ıla halka olup kaddüm yaşum la‘l olalı komaz elden gam beni san hâtem-i gevher-nigîn 4. T. Sîn harfinin dişi can ipinin düğümünü açıyor. âstân-ı yârı me’vâ edegör var öl diril bulmak isterseñ eger dünyâda cennet ‘âlemin ‘âlem-i ma‘nîden olurduñ haberdâr ey göñül kalmayup zâhirde terk etseñ bu sûret ‘âlemin ‘ışk-ı dildâr-ıla ‘âlemde melâmet olalı göñlüm aslâ istemez oldı selâmet ‘âlemin san halîlu ’llâhdur ki gülşen oldı nâr aña ey selîkî buldı dil fürkatde vuslat ‘âlemin 53. gam beni kaşlı bir yüzük gibi elden bırakmıyor. gönül sanki İbrahim (‘a. 3. 1 2 3 245 . 3493. 5. 2.)’dir.1: -.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 245 3. öl diril de sevgilinin eşiğini yurt edin. Gönül ayrılıkta kavuşma âlemini buldu.1: 457b. Ey Selîkî. m. su toprağa karışmamışken gözyaşım sokağının tozuna karışmıştı. 2017. A can. 6. Sevgilinin aşkı vesilesiyle âlemde aşağılandığımdan beri. 3 4 5 Dünyada cenneti bulmak istiyorsan. ateş ona gül bahçesi oldu. T. senin selâmına sevinmeme şaşılır mı? 1b riştesinüñ ‘ukdesin: ‘ukdesinüñ riştesin T. gözyaşım kızıl yakut olalı. gönlüm kurtuluş âlemine dönüp bakmaz oldu. a narin güzel. 6 53. Ey gönül.1.

talih arkadaş olmayınca sokağının Kâbe’sini tavaf etmek çalışmakla nasip olmaz. T. meydanda/şarap kabında sıkıntı pehlivanını açık düşürüp bırakıp bir ayak oyunu ile yener. hayret. 5b bir: bu NM. bir gül yanaklı ay yüzlüyü sevmedikçe. 3461. Ey Selîkî. Aşkının sevdasıyla delilikte üstat oldum. 4.1: 450a. 4a ka‘be-i kûyuñ: ka‘be-i hüsnüñ NM. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – olmışam sevdâ-yı ‘ışkuñla cünûn-ı zû-fünûn neçe yıl mecnûna ta‘lîm eylerem ders-i cünûn olur-iken dûd-ı âhum göklere yer yer direk pes ne ma‘nîden denür kasr-ı sipihre bî-sütûn dest-yârumdur sebû kim bir ayag-ıla basar küştgîr-i gussayı meydânda edüp ol zebûn ka‘be-i kûyuñ tavâfı sa‘y ile olmaz nasîb olmayınca baht hem-râh u sa‘âdet reh-nümûn 5. 3. NM: III. hem-nişîn olmak diler göñlüm ‘acebdür yâr-ıla anı bilür kim gedâlarla şeh olmaz hem-nişîn ey selîkî eşk ü âhum yeri göki tutmadı sevmeyince bir nigâr-ı gül-‘izâr u meh-cebîn 54. 4 Gönlüm. 4b gedâlarla şeh: gedâlar şâha T.1. gözyaşımla ahım yeri göğü kaplamadı. 2002. Ahım göklere çıkıp direk olmuşken bu göklerin kasrına sütunsuz denmesine şaşarım. 2b pes ne ma‘nîden döner kasr-ı sipihr-i bî-sütûn NM. Testi benim hizmetçimdir. Mutluluk yol gösterici. 5 54.Ömer ZÜLFE 4. 1. sevgiliyle oturmağa can atıyor. Yıllardır Mecnun’a delilik dersi veriyorum. 1 2 3 4 . 1a ‘ışkuñla: ‘ışk-ıla NM. kölelerin sultanlarla oturamayacağını bildiği hâlde. 2.

3. taşları döven bir kuluyum adımı Ferhad etsin. 2. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün Remel + + – – / + + – – / + + – – / – – deñ o şîrîn-dehene dünyede bir ad etsün taş dögen bir kuluyam adumı ferhâd etsün ‘arş yıkmak gibidür göñlümi yıkmasun igen ka‘be yapmak gibidür göñlümi âbâd etsün âşinâyı unıdup yadları añar-imiş biz de yad olduk aña bizi de bir yâd etsün yeterin yanmaga ‘ışk odına şimden gerü şem‘ çevürüp başına pervâneyi âzâd etsün ey selîkî gam-ı hecriyle biz öldük bâri kabrümüz üzre gelüp rûhumuzı şâd etsün 1. gitdi ferhâd-ıla mecnûn-ı belâ-keş dünyeden ey selîkî baña degdi kişver-i ‘ışk u cünûn 55.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 247 5. S.2: 52b. ayrılığının acısıyla biz öldük. Yakınlarını unutur elleri anarmış. Ey Selîkî. çünkü o dünya yapmak gibidir. Ey Selîkî. 5. 5a dünyeden: dünyede NM. çılgınlık ve aşk ülkesi bana kaldı. Aman gönlümü yıkmasın. pervaneyi sadaka verir gibi. 5 55. o sevgili bari kabrimizin üzerine gelsin de ruhumuzu şad etsin. 1 2 Belâ çeken Mecnun ile Ferhad dünyadan gitti. 4. bundan böyle mum. Gönlümü şenlendirsin. 2b ka‘be: dünye S. bu. arşı yıkmak gibidir. 3 4 5 247 . MK2: 26b.2. Biz de el olduk bizi de bir ansa ya.başında çevirip azat etsin. O bal ağızlıya söyleyin dünyada bir ad versin. Aşk ateşine yanmak için ben yeterim.

yok karârı cüst ü cûy-ı yâr eder bî-çâre su var-ısa bencileyin ‘âşık-durur dîdâra su ben za‘îfi kûy-ı yâra ileden eşküm-durur nitekim berg-i hazânı iledür gülzâra su devr-i hüsnüñde yaşum günden güne efzûn olur kim bahâr eyyâmı ola artar ey meh-pâre su hancerüñden dil safâ kesb eylese cânâ senüñ hōş gelür gâyet harâretlü olan bîmâra su ‘ârızuñ göñlüme geldükçe figân etsem n’ola nâleler peydâ olur tokındugınca nâra su dōstum dîdâruñı bir kerre görmişdür senüñ cüst ü cû eyler yine görem deyü bî-çâre su katı göñline nigâruñ hîç te’sîr eylemez âteş-i âhumdan olur gerçi seng-i hâra su 2. Ahımın ateşinden mermer su gibi oluyor. 6. A ay parçası. çünkü içi yanan hastaya su çok tatlı gelir. 4. ama sevgilinin taş yüreğine ahım tesir etmiyor. 3. 7. 5.3: 178b. Zavallı su dur durak bilmeden. çünkü ateşe su dokundukça cızırtılar gelir. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. su senin yüzünü bir kere görmüştür. ilkyazda suların coşması gibi. öteye beriye koşup sevgiliyi arıyor. A can. senin güzellik mevsiminde benim de gözyaşlarım çağlar. gönül senin hançerinden tadabilse. Güz yaprağını ırmakların güllüğe götürmesi gibi beni de sevgilinin sokağına götüren gözyaşlarımdır.E. galiba benim gibi o da sevgilinin yüzüne âşık. 56. T. Yanağın aklıma geldikçe inlesem şaşılmaz. A dostum. yine göreyim diye sağa sola koşuşturur.Ömer ZÜLFE [Vâv] 56. .3: 158b. 1 2 3 4 5 6 7 A.

kâkülünün başımdaki sevdası. gâh geh hōd-bîn olur yokdur benüm mislüm deyü gösterür ‘aksini beñzer ara mir’ât ara su sûz-ı sînem artuk olur gözlerüm dökdükçe yaş ey selîkî söyinür gerçi dökilse nâra su 57. 4b ey: ol NM. 3. 1 2 3 4 Sevgili zaman zaman “Benim benzerim yoktur” diyerek kendini beğenmişlik taslıyor. 1. 4. A kıl belli. sanki çanak içine ekilmiş bir şebboy gibidir.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 249 8. Ey Selîkî. başımın üzerindeki ah dumanım. 2242. 2. Ey Selîkî. güneş yüzünü göremediğimden beri bu dünya gözüme karanlık oldu. O büyücü göz bana öyle bir büyü yaptı ki bir an bile olsun gözüme uyku girmiyor. söze gelince kılı kırk yardırır. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün Hezec + – – – / + – – – / + – – baña sihr eyledi ol çeşm-i câdû ki bir lahza gözüme gelmez uyhu hevâ-yı kâkülüñ başumda cânâ batupdur san sifâl içinde şeb-bû güneş yüzüñi ey meh görmeyelden gözüme bu cihân oldı karañu dehânuñ kıl yarar söze gelicek meger ey mû-miyân oldı ser-i mû selîkî başum üzre dûd-ı âhum baña olmış-durur bir kara kaygu 9.1: 471a. anlaşılan bazan ayna. ağzın kıl ucu kadar küçük oldu. bazan da su ona aksini gösteriyor. T. gerçi ateşe su dökülse söner. NM: III. ama gözlerim yaş döktükçe benim göğsümdeki ateş artıyor. 8 9 57. 3956. 5 249 . A ay. A can. 5. bana bir kara kaygı olmuştur.

Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün Remel + + – – / + + – – / + + – – / + + – 1. 5. 3. Ey Selîkî. sînesin her ki nişân etmeye sen şâh okına tiyz günde göreyin ugraya allâh okına cevr-ile kaddümi ey kaşı kemân eyleme yâ korkaram ugrayasın âh-ı seher-gâh okına cânumı sûzen-i hecr-ile diküpdür tenüme yohsa karşu yine çıkmaz-ıdı ol şâh okına kâmetüm yay edüben âhum aña eyledi tîr bula her gâh tutar-ısam felegi âh okına tîr-i müjgânını vasf eyle selîkî tâ kim cân-ı ‘uşşâkda yer eyleye her gâh okına 59. Canımı ayrılık iğnesiyle bedenime iliştiriyor. Boyumu yay edip ahımı ona ok yaptı. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – yârı görince akdı yaşum sîne dâgına sular kuyıldı sabr u karârum ocagına 2. . yoksa yine o (can). 1 Ü.6: 101b. 4. 1. sabır ve sebat ocağına sular döküldü. her okunduğunda âşıkların canında yer eyleyecek biçimde anlat. korkarım. Sevgiliyi görünce gözyaşım göğüsteki yaraya aktı.1: 486a. 1 2 3 4 5 59. feleği ne zaman ah ile oka tutsam hedefi bulur. sevgilinin kirpik oklarını. Göğsünü sen sultanın okuna nişan etmeyen. A yay kaşlı. sultanın okunu karşılamağa çıkmazdı. 58. T.Ömer ZÜLFE [Hâ’] 58. seher vakti çekilen ah okuna uğrarsın. göreyim tez günde Allah’ın okuna uğrasın. zulümle boyumu yay gibi bükme.

1. A.E. canım ağzıma gelir. sana bin can ile köle olmak gerekmez mi? 251 . 1 2 3 “Bu aşkına düşmüşe ilgi göster umursamazlık etme” diyerek gözyaşım o salınan selvinin ayağına düştü. 3. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – gel beni öldür hey âfet hancer-i bürrân-ıla kurtulayın günde biñ kez ölmeden hicrân-ıla kan dahı etdümse cânâ tîg-ı cevr-ile beni kanlara gark etme kim kanı yumazlar kan-ıla tende ger biñ cânum olsa saña eylerdüm revân bende olmalu degül midür saña biñ cân-ıla 3. A can. ser-keşlik etme mâyil ol üftâdeñe deyü düşdi yaşum o serv-i revânuñ ayagına yere dökildi çeşme-i mihrüñ yüzi suyı bakup ‘arak dökerken o mâhuñ yañagına reşk-ile kan tolar dile cânum gelür lebe erdükçe sâgıruñ lebi yârüñ tudagına âh-ı selîkî geçdi tokuz çarhdan öte ol mâhuñ âh girmedi bir dem kulagına 60. gel beni keskin kılıcınla öldür de ayrılık derdiyle günde bin kez ölmekten kurtulayım. Selîkî’nin ahı dokuz kat gökten öteye geçti. Kadehin dudağı sevgilinin dudağına dokundukça içim kan dolar. ama yine de o ay yüzlü güzelin bir an olsun kulağına girmedi. O ay yüzlü güzelin terli yanağına bakınca güneş çeşmesinin yüzü suyu yerlere döküldü. 4. 5. 2. 2 3 4 5 60. Hey afet. çünkü kanı kanla yıkamazlar. Bedenimde bin canım olsa hepsini sana feda ederdim.2: 120a.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 251 2. kan etsem bile zulüm kılıcıyla beni kanlara boğma.

Misk kokulu ayva tüyleri sevgilinin dudağı üzerine geldikçe can levhasına aşk kelimesi yazılır. rindler saf şaraba canlar verirken bir de dudağının yansıması onun üstüne düşerse kan üstüne kan olur. 4. ayva tüylerin geldi onu bir de Kur’ân ile açıkladı. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – geldügince hatt-ı müşkîn la‘l-i cânân üstine yazılur harf-i mahabbet levha-i cân üstine rindler sâfî meye cânlar verürken sâkıyâ ger lebüñ ‘aksi düşerse kan olur kan üstine halka-i kâkül degül başında belki murg-ı dil âşiyân yapmışdur ol serv-i hırâmân üstine dâne dâne her ‘arak kim rûy-ı gülgûnuñda var jâledür gûyâ düşüpdür verd-i handân üstine sûznâk ü âbdâr olur selîkî sözlerüm ger gazel desem leb ü ruhsâr-ı cânân üstine 5. sevgilinin dudağı ve yüzü üzerine gazel söylesem sözlerim parlak ve yakıcı olur. Ey saki.1: 546a. T. ân [u] hüsne başka nass-ı kâtı‘-iken gamzeler geldi hattuñ anı tefsîr eyledi kur’ân-ıla şu‘le-i âh-ı dilüm yeter baña rûşen delîl ey selîkî ‘ışkı isbât eyledüm burhân-ıla 61. gönül ahının ışığı bana açık bir delil olarak yeter.Ömer ZÜLFE 4. 5b leb ü ruhsâr-ı cânân: leb-i ruhsâr-ı cânân NM. ben aşkı kanıt sunarak ispat ettim. Ey Selîkî. 2. 2384. 1. NM: III. 4254. 3. 4 5 61. bilâkis gönül kuşu o salınan selvinin üstüne yuva yapmıştır. . sanki gülen bir gülün üzerine düşmüş çiy tanesidir.13: 319a. 5. 1 2 3 4 5 Alım ve güzelliğine kıyıcı bakışların başlı başına apaçık kanıtken. Onun başındaki halka halka alın saçı değil. S. Ey Selîkî. Senin gül renkli yanağının üzerindeki damla damla her ter.

1: 554a. övünme değil.E. 1. yeni yetme ayva tüyleriyle yanağını gördüler. A. 62. 4.1: 105b. A selvi. bu gözüm gönlüm elinden dertler içinde kaldım.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 253 62.4: 77a. Sular çimenlik içinde sinecek yerler ararlar. 1 T. sevgilinin dudağını söz içinde ansam. 1 2 3 4 5 63. hâlimi kime yanayım. onu kefen içinde yüz yıllık bir ölü/mumya zannederler. T.1: 597b. Sokağın bana mesken olmuş. Ben gam dağında gece gündüz feryat ederken dünya ana daha Ferhad’ı doğurmamıştı. 5. Ey Selîkî. Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün Hezec – – + / + – – + / + – – + / + – – 1. Senden ayrı bedenimi gömleğimin içinde görenler. T. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün Remel + + – – / + + – – / + + – – / – – kûh-ı gamda ben ederken dün ü gün feryâdı mâder-i dehr togurmamış-ıdı ferhâdı 2. vatan içinde gurbet ne elem ne elem. 3. Derdimi kime ağlayayım. hecrüñde görenler tenümi pîrehen içre bir mürde-i sad-sâle sanurlar kefen içre tâze hat-ıla ‘ârızuñı gördiler ey serv sular siñecek yerler ararlar çimen içre kûyuñ baña mesken yüzüñi göremezem lîk gurbet elemi müşkil olurmış vatan içre derdümi kime aglayayın kime yanayın kaldum bu gözüm göñlüm elinden mihen içre ögünme degül âb-ı hayâtı ederem mât añsam leb-i dildârı selîkî sühan içre [Yâ’] 63. ama yüzünü göremem. bengi suyu mat ederim. 253 .

çünkü herkese alıştığı hoş gelir. 4.Ömer ZÜLFE 2. T. Bu kervanın yoldaşı sıkıntı.1: -. Bütün âşıklara doğru yolu ben göstermişim.E.4: -. basmadın dahı kadem mekteb-i dehre mecnûn sebak-ı ‘ışk okıyanuñ ben-idüm üstâdı dehenüñ fikri ile gitdi ‘adem mülkine dil yârı mihnet ceresi nâle vü gamdur zâdı hazz ederse n’ola cevr ü sitemüñden dil ü cân hōş gelür çünki şehâ her kişiye mu‘tâdı sâlik-i râh-ı hakîkat olanuñ mürşidiyem cümle ‘ışk ehline ben eylemişem irşâdı seyl-i gamla yıkılur sanma habîbüm dilde ‘ışkuñuñ gâyet-i ihkâm-iledür bünyâdı katı göñline nigâruñ eser etmez n’edem âh gerçi ki âteş-i âhum eridür pōlâdı ey selîkî reh-i ‘ışk-ıdı benüm matlûbum hamdü li ’llâh ki baña etdi hidâyet hâdî 3.1. T.E. A. yiyintisi de gamdır. 6. benim istediğim aşk yoluna girmekti. ama sevgilinin katı gönlüne bir türlü işlemez. gam seliyle yıkılacağını sanma. Gönül ağzını düşüne düşüne yokluk ülkesine gitti. T. ateşli ahım çeliği eritir.E. 8. A sevdiğim. Ah ah ne yapayım.1. Elhamdülillâh doğru yolu gösteren (Allah) bana yardım etti. 5. T. Ey Selîkî. 6 7 8 .1: -.1. gönülde aşkının yapısı son derece sağlamdır. Hakikat yoluna düşenin kılavuzu benim. 7.1. // 5b hakîkat: mahabbet A. çanı inilti. Can ve gönül eziyet ve zulmünden hoşlanırsa şaşma. // 8a matlûbum: maksûdum A. 2 3 4 5 Dünya mektebine Mecnun daha ayak basmamışken aşk dersi okuyanın üstadı ben idim.

Gönül tarlasına kavuşma umudunun tohumunu hevesle ekmiştim bir türlü ürün vermedi. 1 S. 255 .13:18a. Bir kere bana “Sev” demeğe yanaşmadı. 4. bana bir şey söyle (benimle konuş)” dedim. 64.1: 592b. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – 1. Yazık. 3. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – ‘ışk âteşiyle yakalı sînem ocagını benden uyarur ehl-i mahabbet çerâgını 2. [yandum de] baña dedüm o şeh kâyil olmadı makbûli olımadum anuñ kâbil olmadı biñ kerre secde etdüm öñinde o perînüñ bir kerre baña [sev demege] kâyil olmadı dil hırmeninde tohm-ı ümîd-i visâlini dest-i hevesle ekmiş-idüm hâsıl olmadı âhum yeli o serve eser etmedi dirîg ser-keşlik etdi veh ki baña mâyil olmadı kurtulmaz ey selîkî gumûm-ı zamâneden her kim şarâb-ı ‘ışk-ıla lâ-ya‘kıl olmadı 65. o sultan söylemedi (konuşmadı). aşk şarabıyla kendisinden geçmeyen zamanenin dertlerinden kurtulamaz. S. âşıklar kandilini benden yakarlar. Umursamadı beni. 5. Ey Selîkî. ahımın yeli o selviye eser etmedi. Kendimi beğendirmek mümkün olmadı. Göğüs ocağını ben aşk ile yaktığımdan beri.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 255 64. 1.12: 348b. “Yandım. T. O perinin önünde bin kere secde eyledim. 1 2 3 4 5 65. bana ilgi göstermedi.

hayalinin sultanı gözümde otağını kurdu. eşküm çekilse her tarafa n’ola çün tınâb dîdemde kurdı şâh-ı hayâlüñ otagını her kim kapuñı edine me’vâ senüñ şehâ ‘aynına çünki almaya firdevs bâgını cân kuşı çıkmak içün aña eyler ıztırâb cân kasdına çıkarsa o hûnî bıçagını gam başına sular kuyayın der-iseñ eger koma selîkî sâkînüñ elden ayagını 66. 3. O kanlı sevgili. 1. sabah melteminden başka beni yerden kaldıracak kimsem yok. Herşeyden el etek çekenler yokluktan başkasını ister mi? (Onu) Yer ve gökten başka bir örtü döşek hiç ısıtabilir mi? Ayaklar altında kalıp bedenim toz toprak oldu. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün Remel + + – – / + + – – / + + – – / – – ehl-i tecrîd olan ister mi fenâdan gayrı ısıtır m’örti döşek arz u semâdan gayrı kaldum ayakda gubâr oldı tenüm kimsem yok beni yerden götürür bâd-ı sabâdan gayrı kalmışam bî-kes ü bî-yâr ki yokdur hergiz togrılup baña gelür tîr-i belâdan gayrı 3. Ey Selîkî. . Öylesine kimsesiz kalmışım ki belâ oklarından başka dosdoğru bana gelen hiç kimsem yok. 4. 2 3 4 5 66. derdi ve gamı dağıtmak istersen sakinin kadehini elinden bırakma. kim kapını yurt edinirse onun gözü firdevs cennetini bile görmez. A sultan.Ömer ZÜLFE 2. MK2: 26b. 2. canı almak için bıçağını çıkarırsa can kuşu çıkmak için çırpınır. 1 2 3 Gözyaşım her tarafa çadır ipi gibi çekilse şaşılmaz. 5.

T. Âşıklıkta da ben çılgın âşık gibisi yoktur. bu gönlün ve canın pasını saf şarap ile safâ ehlinden başkası asla silemez. 257 . S. ağlarsam şaşılır mı? Havadan/beleş gelenden başka ne gelirim var? Ey Selîkî. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – hûblukda olmaya hîç sen melek-sîmâ gibi ‘ışkda bulınmaya ben ‘âşık-ı şeydâ gibi saña lâyık mı ki hem-râh olasın her dûn-ıla yalıñuz seyr eyle hurşiyd-i cihân-ârâ gibi n’ola meylüm yog-ısa dünyâ sarâyına benüm ey göñül bir meskenüm var künc-i istignâ gibi göñli alçakda yüzi yerde gerekdür dâyimâ iki yaka issi olmak isteyen deryâ gibi ey selîkî n’ola terk etsem vücûdum mülkini kâni‘em mülk-i ‘ademde olmaga ‘ankâ gibi 5. Her alçağa yoldaş olmak sana yakışır mı? Sen dünyayı süsleyen güneş gibi yalnız dolaş. 1. hâsılum âhdur ancak n’ola ger aglarsam dahı nem var gelürüm bâd-ı hevâdan gayrı ey selîkî açamaz bu dil ü cânuñ kederin bade-i sâf-ıla erbâb-ı safâdan gayrı 67. 4 5 67. 3. Ey gönül. Ey Selîkî. 2. 4.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 257 4. 1 2 3 4 5 Bütün elimde olan âhımdır. benim dünya sarayına ilgim yoksa ne var? Benim yalnızlık köşesi gibi bir meskenim var. Irmak gibi iki yaka sahibi olmak isteyenin her zaman gönlü alçakta yüzü yerde gerektir. Güzellikte sen melek yüzlü gibi hiç kimse yoktur. 5. varlık âlemini terk etsem ne olur? Yokluk ülkesinde anka gibi olmak bana yeter.13: 343a.1: 602a.

5053. 68. râh-ı hakda başuñ ayag eyle ey dil lâ gibi menzil-i tevhîde ermek isteseñ illâ gibi râst ol ey kad kanâ‘at içre mânend-i elif rây-ı kejdür kılma ham hırs içre kaddüñ râ gibi hvân-ı dehre hırs edüp hvâr olma mânend-i meges ‘izzet ehli ol kanâ‘at eyleyüp ‘ankâ gibi dem be-dem cûş u hurûş eyle hevâ-yı ‘ışk-ıla iki yaka issi olmak isteseñ deryâ gibi n’ola meylüm yog-ısa dünyâ sarâyına benüm ey selîkî meskenüm var künc-i istignâ gibi 69. Sinek gibi dünya denilen sofraya saldırıp küçük düşme. A. 1a menzil-i: menzilüñ A. Irmak gibi iki yaka sahibi olmak istersen hiç durmadan aşk arzusuyla coş. 3. Ey gönül. 2. ham hırs içinde boyunu râ gibi yapma.2: 89b.1: 602b. birlik konağına illâ gibi ulaşmak istersen Allah yolunda başını lâ gibi ayak et. 2a kad: dil A. 4. anka gibi yetinmeyi bil. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – bakmazam bâg-ı vücûda bülbül-i şeydâ gibi kâni‘em mülk-i ‘ademde olmaga ‘ankâ gibi A. 2769. Eğri bir düşüncedir. NM: III. T. 1.E. 5052. NM: III.2. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. 2769. Ey boy. 5.Ömer ZÜLFE 68. köpür. yücelerden ol.E. 2b kılma: etme A. 1 2 3 4 5 69.2.2: 89b. kanaat içinde elif gibi doğru ol.2.1: 602b. Ey Selîkî.E. Yokluk ülkesinde anka gibi olmakla yetinirim. NM. 1 . Ben çılgın bülbül gibi varlık bahçesine bakmam. T.E.E. dünya sarayına ilgi göstermiyorsam ne var? Benim gözü tokluk köşesi gibi bir konağım var.

Boyum. 259 . aşkının pençesinde yay gibi büküldükçe sevgili arzularına kapılıp ok gibi benden kaçar.2: 89b. 5. Ey Selîkî.E. Ey gönül. Kınanma ülkesini almak için aşk sultanı oldum. 3. aksalar ırmak gibi giderler. 2 3 4 5 70. yerüñ eflâk: felek yerüñ NM. göñli alçakda yüzi yerde gerekdür dâyimâ iki yaka issi olmak isteyeñ deryâ gibi varuñı terk eyle isterseñ eger yâr eşigin ol mücerred kim yerüñ eflâk ola ‘îsâ gibi n’ola meylüm yog-ısa dünyâ sarâyına benüm ey göñül bir meskenüm var künc-i istignâ gibi ey selîkî başuñ eşiginde galtân eyledüñ topuñ agdı göklere mihr-i cihân-ârâ gibi 70. her şeyden soyun. Topun dünyayı süsleyen güneş gibi göklere yükseldi. benim dünya sarayına ilgim yoksa ne var? Benim yalnızlık köşesi gibi bir meskenim var. A. 1. 3b ol mücerred: kıl tecerrüd // eflâk: felek A. başını onun eşiğine yuvarladın.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 259 2.2.E. Gözyaşlarım askerlerimdir. 4. Sevgilinin eşiğini istersen varlığını terk et. yerin İsa gibi felekler olsun. 1 2 3 Irmak gibi iki yaka sahibi olmak isteyenin her zaman gönlü alçakta yüzü yerde gerektir. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – nâr-ı gamda beñzümüñ rengin eden ayva gibi gûy-ı mihri oynadur destinde bir alma gibi ok gibi benden kaçar dilber hevâya yeltenüp kabza-i ‘ışkında ham oldukca kaddüm yâ gibi şâh-ı ‘ışkam kim melâmet mülkini almaklıga leşkerümdür gözyaşı aksa gider deryâ gibi 3. 2. Gam ateşiyle benzimi ayva gibi sarartan. güneş topunu elinde bir elma gibi oynatır.

1 2 3 4 5 Düşünce Meryem’im “Biz ona rûh üfürdük”ten konuşur (soluklanır). 5. Topun dünyayı süsleyen güneş gibi göklere yükselsin. 3. 4 5 71. Güzellikte o benzersiz sevgili gibisi yoktur. 2770. Âşıklıkta da ben çılgın âşık gibisi yoktur. Ey Selîkî. 1. Sözlerim Îsâ gibi can bağışlasa yeridir. Ey gönül. 2. başını tutup sevgilinin eşiğine at. Yerim her zaman meyhane köşesi olursa ne var? Ben garibi şarap gibi hoş tutan kimse yok ki. . 4.Ömer ZÜLFE 4. benim dünya sarayına ilgim yoksa ne var? Benim yalnızlık köşesi gibi bir meskenim var. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – hûblukda olmaya ol yâr-ı bî-hemtâ gibi ‘ışkda bulınmaya ben ‘âşık-ı şeydâ gibi başı göke erse servüñ cânı yokdur kim ola şîve vü reftârda ol kâmet-i bâlâ gibi eyledüñ encüm gibi pinhân cihân hûbânını ‘âleme pertev salup mihr-i cihân-ârâ gibi n’ola meylüm yog-ısa dünyâ sarâyına benüm ey göñül bir meskenüm var künc-i istignâ gibi gûşe-i mey-hâne olursa n’ola yerüm müdâm ben garîbi hōş tutar yok sâgır-ı sahbâ gibi 5. NM: III. Selvinin başı göğe erse de yürüyüşte ve salınışta o uzun boylu sevgili gibi olacak canı yoktur. Âleme cihanı süsleyen güneş gibi ışık saçarak dünyanın bütün güzellerini yıldızlar gibi görünmez kıldın. meryem-i fikrüm nefahtu fîhden ürür demi sözlerüm cân-bahş olursa yeridür ‘îsâ gibi terk edüp başuñ selîkî âstân-ı yâra at topuñ agsun göklere mihr-i cihân-ârâ gibi 71. 5054.

Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – derd-ile bir aglarum yok dîde-i giryân gibi bir içinde acırum yok sîne-i sûzân gibi dînüm îmânum seni benden diler kim ayıra aradan çıkmaz rakîb-i bed-likâ şeytân gibi sebze-i mihr ü mahabbetdür hemân dilde biten cevr okın yagdurdugınca üstüme bârân gibi bu ten-i zerd-i dü-tâda katre katre kanlu yaş sarı ibrişîmde oldı sübha-i mercân gibi ey selîkî göñlüme gelse hevâ-yı ‘ışk-ı yâr cûş eder yaşum o dem deryâ-yı bî-pâyân gibi 7. göñli alçakda yüzi yerde gerekdür dâyimâ iki yaka issi olmak isteyen deryâ gibi ey selîkî n’ola terk etsem vücûdum milketin kâni‘em mülk-i ‘ademde olmaga ‘ankâ gibi 72.E. 1. çirkin rakip seni benden ayırmak istiyor ve şeytan gibi aramızdan çıkmıyor. Ey Selîkî.2: 90a. sarı ibrişime dizilmiş mercan tespih gibi oldu. 6 7 72. Ateşler içinde yanan göğsüm gibi bana bir içten acıyan yok. 5. varlık ülkesini terk etsem ne olur? Yokluk ülkesinde anka gibi olmakla yetinirim. Dinim imanım. sevgilinin aşkının arzusu/fırtınası gönlüme gelse gözyaşlarım o anda okyanus gibi kabarır. Ey Selîkî. 4. Yaşlı gözlerim gibi bana içten ağlayan yok. A. 261 .SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 261 6. 2. 3. Cefa oklarını yağmur gibi üstüme yağdırdıkça gönlümde yeşeren sırf aşk ve sevgi otudur. Bu sarı ve iki büklüm bedenimde damla damla kanlı yaşlarım. 1 2 3 4 5 Irmak gibi iki yaka sahibi olmak isteyenin her zaman gönlü alçakta yüzü yerde gerektir.

Gönül bir peri aşkına düşmüş delinin tekidir şimdi. yerim meyhanedir şimdi.Ömer ZÜLFE 73. T. elimdeki de mercan tespihti. O esmer güzeli. bugün yeryüzünde bir beydir. Bir benzeri yoktur bir tanedir şimdi.1: 30b. 2a siyeh-çerde: siyeh-çihre T. Dünya köşkünü bıraktı yeri viranedir şimdi.1. Onunla aşkımız âlemlere efsanedir şimdi.1: 608a. Gönül bir peri aşkına düşmüş. A. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – düşüpdür bir perî ‘ışkına dil dîvânedür şimdi kodı ma‘mûre-i dehri yeri mey-hânedür şimdi S. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. 1 .1. Bugün âlemde bir meclisin şarabından mest olmuşum ki bir çok başlar o şarapla dönen birer kadehtir şimdi. 3. Dünya köşkünü bıraktı yeri meyhanedir şimdi. 73. Önceden yerim mescit. 4. 1 2 3 4 5 74. delinin tekidir şimdi. 5. Gül renkli şarap elimde. düşüpdür bir perî ‘ışkına dil dîvânedür şimdi kodı ma‘mûre-i dehri yeri vîrânedür şimdi bugün bir beg-durur rûy-ı cihânda ol siyeh-çerde dahı bir beñdeşi yokdur hemân bir dânedür şimdi bugün mest olmışam ‘âlemde bir bezmüñ meyinden kim neçe ser kâseler andan döner peymânedür şimdi yerüm mescid elümde sübha-i mercân-ıdı evvel mey-i gül-reng destümde yerüm mey-hânedür şimdi selîkî bir saçı leylînüñ oldum yine mecnûnı anuñla hâlümüz ‘âlemlere efsânedür şimdi 74.1: 105b.E. Ey Selîkî. 2. 3b kâseler andan: kâsesi anda T. bir Leylâ saçlının yine Mecnun’u oldum. 1.

1. yer ve gök ehline bugün destan ettiler beni. Onun aşk hikâyesi dünyada bir efsanedir şimdi. 5029. Benim bütün davranışlarım şahanedir şimdi. A sultanım. 2. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – âh kim dōlâb-veş çarh etdi ser-gerdân beni döne döne iñlerem iñletdi bu devrân beni çıkdı göñlümden gözümden âh u eşküm n’eyleyem yer ü gök ehline etdiler bugün destân beni yana yana ‘arz-ı hâl etsem ‘aceb mi ben gedâ yakdı yandurdı şehâ bu âteş-i hicrân beni 3. Ne gelir elden. gönlüm peymanedir şimdi. 2 3 4 5 75. Ey Selîkî. Gönlümden ahlarım gözümden de yaşlarım çıktı. Gönül Leylâ salınışlı bir güzelin Mecnun’u oldu. ah. NM: III. 2757. 4. Ah. yana yana içimi döksem şaşılır mı? Bu ayrılık ateşi yaktı yandırdı beni.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 263 2. bugün yeryüzünde bir beydir. 5. bu felek beni dolap gibi döndüre döndüre sersemletti. bugün bir beg-durur rûy-ı cihânda ol siyeh-çerde dahı beñdeşi yokdur hemân bir dânedür şimdi göñül bir dilber-i leylî-hırâmuñ oldı mecnûnı cihânda kıssa-i ‘ışkı anuñ efsânedür şimdi mahabbet bezm-gâhında ‘aceb mi ‘îş u nûş etsem sirişküm mey gözüm sâgır dilüm peymânedür şimdi selîkî bir şeh-i ‘âlî-cenâbuñ bendesi oldum kamu evzâ‘ u etvârum benüm şâhânedür şimdi 75. Aşk meyhanesinde içip eğlensem şaşılır mı? Gözyaşım şarap. 1 2 3 O esmer güzeli. gözüm kadeh. Bir benzeri yoktur bir tanedir şimdi. ben köle. 263 . 3. Döne döne inlerim inletti bu devran beni. karşılık beklemeden yardımda bulunan bir şahın kölesi oldum.

dostlarım görmeğe gelmiştir şimdi beni. kendi elinle bir kadeh sun da gönlümü ele al. . Ey Selîkî.Ömer ZÜLFE 4. Eşiğinde yatıyorum. 6. Sokağının köpekleri başıma üşüştü. bir tolu sun baña destüñden ele al göñlümi yeter ayaklara kodı sâkıyâ devrân beni eşigüñde yataram üşdi seg-i kûyuñ baña hasteyem kim görmege gelmiş-durur yârân beni ey selîkî kimse vâkıf degül-iken hâlüme açılursa meclis içre fâş eder dîvân beni 5. kimse hâlimi bilmiyorken meclis içinde divanım açılırsa işte o açığa vurur beni. 4 5 6 Ey saki. Bu devran yeteri kadar ayaklar altına aldı beni. Hastayım.

265 . ellemişler dün gece yârüñ gül-i handânını sayda çekmişler tutup ol ehl-i diller cânını pîr-i muglim pendidür işbu nasîhat dōstlar kucma sen düşmen olur dünyâda şehr oglanını 2. Kart zampara öğüdüdür bu öğüt dostlar: Sonradan düşman olur. s. 1 2 LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. 1.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 265 [KIT‘A] 1. sen sakın şehir oğlanını kucaklama. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. Dün gece sevgilinin gülen gülünü ellemişler. O âşıkların canını tutup avlamışlar.

Ömer ZÜLFE [BEYİTLER] 1.1: 112a. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – ey dil kayırma şiddet-i hicrâna sabr kıl âhir visâle erişür elbetde sag olan 1. 1. Sağ olan önünde sonunda sevdiğine kavuşur. .1: 112a. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – her ne dem kim hvâba varur dîde-i cânân uyur kurtulur diller belâdan fitne-i devrân uyur 3. Sevdiğim dudağını gizlice ağzıma verdi.3: 68b. A. A.E. agzuma verdi nihânîce lebin cânânum tuya agyâr deyü agzuma geldi cânum 2. N. üzülme ayrılığın şiddetine dayan. ferd Ey gönül. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün Remel + + – – / + + – – / + + – – / + + – 1. 1. 1 2.2: 86b. 1 N. Engeller duyar diye canım ağzıma geldi. ferd Sevgilinin gözleri uykuya daldığında işte o zaman fitne uyumuş olur ve gönüller belâdan kurtulur.E. 1 3.

ancak Ahmed’in yüzünü görünce parmağını kaldırdı/iman etti. Yaralı bedenimden akan sıcaktan dökülen terler değil. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. 4. 1 ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162b. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – su olup demrenüñ sûzumla sızdı çıkdı cismümden degül tebden dökilenler ‘arak cism-i figârumdan 1. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b. 1 5. 267 . kesseler şem‘üñ başın geçmezdi nâr u nûrdan barmagın kaldurdı gördükde cemâlin ahmedüñ 5. Mumun başını kesseler ışıktan da ateşten de geçmezdi. ateşimden eriyip sızan temreninin damlalarıdır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 267 4.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->